YILINDA 18 MART ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ ANMA PROGRAMI Türk'üm! Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz kimimiz gazi Hiç değişmez bu yazı Dünyada her yer geçilir belki Lakin geçilmez Çanakkale Boğazı Sayın müdürüm, Değerli öğretmenlerim, Sevgili arkadaşlar, Bugün, haksız düşman saldırılarına tam 253 bin askerimizi şehit verdiğimiz, ancak tarihe altın harflerle "ÇANAKKALE GEÇİLMEZ! " sözünü yazdığımız "ÇANAKKALE ZAFERİ" mizi kutlamak üzere toplandık. Çanakkale Zaferi'nin 95. Yıl Dönümü anısına hazırladığımız programa hoş geldiniz. Şimdi sizleri, başta Kurtuluş Savaşı kumandanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, millî şairimiz Mehmet Akif ERSOY, değerli Türk büyüklerimiz ve vatanımızın her karış toprağını kanlarıyla sulayan tüm ŞEHİTLERİ'miz adına bir dakikalık saygı duruşuna; arkasından İSTİKLAL MARŞI'mızı gür sesle okumaya davet ediyorum. Selam olsun, Çanakkale'de vatanı ve namusu için can veren şehitlere! Selam olsun, Çanakkale Gazilerine! Selam olsun selam, yüreği Çanakkale Şehitlerimizin ideali ile atan gençlerimize! Çanakkale toplu vuran yüreklerin birbirine kenetlenmiş gönüllerin zaferidir. Zira Çanakkale silahla iman gücünün çarpışmasıdır. Bu çarpışmadan imanlı yürekler galip gelmiştir. Milletimiz Çanakkale zaferi ile dini, vatanı ve namusu söz konusu olduğunda nasıl bir destan yazacağını tüm cihana göstermiştir Okulumuz öğretmenlerinden yapmak üzere, buraya davet ediyorum. günün anlam ve önemini belirten konuşmasını Kahraman Mehmetçik! Senin yerin ebediyen boş kalmayacak. 1 / 23
Senin sayende bu vatan Türk'ün oldu, Türk'ün kalacak. Senin kanınla yoğrulan bu kutsal topraklar, YEMİN EDİYORUZ!!! GÖZ DİKENLERE MEZAR OLACAK. Şimdi 9/D sınıfından Emine BULUT "Bir Yolcuya" adlı şiiri okuyacak. Ey, cihanda devir açan, devrim yapan Türkoğlu! Üç kıtada at koşturan, ışık saçan Türkoğlu! Ey mertliğe, fazilete, Hakk'a tapan Türkoğlu! Tarihinin eşi yoktur, ey kahraman Türkoğlu! sınıfından arkadaşımız "Siperden Mektup" isimli şiiri okuyacak. Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor, Bir Hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem sığmazsın. Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber, Sana kucağını açmış duruyor Peygamber Şimdi sınıfı öğrencilerinden bizlere Türk ve Japon devlet adamları arasında geçen bir konuşmayı anlatacak. Japon devlet adamlarının da vurguladığı gibi geleceğin mirasçısı olan biz genç nesillere Çanakkale Savaşı'nın bıraktığı büyük dersler vardır. Şunu unutmayalım ki: "Tarih yazılıp bir kültür ve şuur kaynağı olmadıkça aynı toprak altında kalan kıymetli madenler gibi hiçbir anlam taşımaz." "Bu Vatan Kimin" adlı şiiri okumak üzere 8-A sınıfı öğrencilerinden Fatma SELÇOK 'u buraya davet ediyorum. İşte, fırladık siperlerden. Sırtına yüklenmiş kahraman "Seyit" 276 kiloluk mermiyi. Koşuyor bataryasına ateşler içinden. 2 / 23
Denizler yanıyor, dağlar yanıyor. Zafer bizimdir artık, düşman zırhlıları batıyor. Şimdi sınıfından arkadaşımız, bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamamızı sağlayan, hürriyetimizi borçlu olduğumuz şehit ve gazilerimizden bir ismin, Koca Seyit'in öyküsünü anlatacak CEHENNEM OLSA GELEN, GÖĞSÜMÜZDE SÖNDÜRÜRÜZ, BU YOL Kİ HAK YOLUDUR, DÖNMEK BİLMEYİZ YÜRÜRÜZ. DEĞİL Mİ ORTADA BİR SİNE ÇARPIYOR, YILMAZ, CİHAN YIKILSA EMİN OL BU CEPHE SARSILMAZ. Şimdi okulumuz öğrencilerinden oluşan KINALI HASAN isimli tiyatromuzu izleyecegiz. Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal; Ebediyyen sana yok ırkıma yok izmihlal. Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal. Okulumuz sınıfı öğrencilerini "Bayrak" adlı şiiri okumak üzere buraya davet ediyorum. Çanakkale toplu vuran yüreklerin birbirine kenetlenmiş gönüllerin zaferidir. Zira Çanakkale silahla iman gücünün çarpışmasıdır. Bu çarpışmadan imanlı yürekler galip gelmiştir. Milletimiz Çanakkale zaferi ile dini, vatanı ve namusu söz konusu olduğunda nasıl bir destan yazacağını tüm cihana göstermiştir. Şimdi sınıfı öğrencilerinden "Çanakkale" adlı şiiri okuyacak. Sevgili dinleyiciler! Programımız burada sona ermiştir. Çanakkale'de kanlarını akıtıp canlarını vererek bu vatanı bizlere bırakan Çanakkale Geçilmez diyerek Türk'ün adını tarihin sayfalarına altın harflerle kazıyan tüm şehitlerimizi, gazilerimizi rahmet, hürmet ve minnetle anıyor, bizi dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyoruz. 3 / 23
4 / 23
ÇANAKKALE ZAFERİ'NİN ANLAM VE ÖNEMİ Sayın Müdürüm, Değerli öğretmenlerim ve Sevgili Arkadaşlar, Tarih boyunca hiçbir millete nasip olmayan ve yüce Türk milletinin kahraman evlatlarınca verilen bir büyük mücadelenin adıdır Çanakkale Şairin ifadesiyle, Bedr'in aslanlarının kükrediği ateşten bir imtihandır Çanakkale Kınalı kuzuların gül bahçesine girercesine şahadete atıldığı bir yerdir Çanakkale Çanakkale, öyle bir mücadeledir ki, asırlardır yorgun düşmüş bir milletin, varlığını, bağımsızlığını devam ettirme savaşıdır Osmanlı Devleti'nin yıkılış sürecinde olan bu savaş I. Dünya Savaşı'nın da önemli bir cephesini oluşturmaktadır. Bir tarafta yıllardır süren savaşların etkisiyle yorgun ve yılgın, silahları eski ve yetersiz durumda olan Osmanlı ordusu varken; diğer yanda güçlü sanayi ve teknoloji ile beslenen benzeri görülmemiş bir gücün timsali olan ve kolay zaferler peşinde koşan düşman kuvvetleri vardı. Bu sebeple zamanın en güçlü deniz filosu oluşturulmuştu. Çanakkale, denizden geçilecek ve imparatorluğun tüm direnme gücü kırılıp ülke parçalanarak müşterek hedefe ulaşılacaktı. Asırlardır hükmettiği toprakları tek tek elden çıkaran, yorgun düşmüş Osmanlı İmparatorluğu'nun o zamanki hali düşman kuvvetlerine zaferi yakın göstermekteydi. Çanakkale sırtlarında savaş başladığında düşman güçlerinde en modern kara ve deniz silahlarıyla 506 top namlusu mevcutken; bizim birliklerimizde sadece 72 top bulunmaktaydı. 506 güçlü toptan atılan korkunç mermiler boğazın iki yakasını toz-duman içerisinde bırakmıştı. Milli şairimiz bu anı ne güzel tasvir eder: Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, Atılan her lağamın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer, O ne müthiş tipidir savrulur enkaz-ı beşer. Çanakkale Zaferi'nde ilk taarruzu gerçekleştiren Nusret mayın gemisidir. Elde kalan son 26 mayınla 8-9 Mart gecesi ustalıkla yapılan bir planlamayla düşmanın kontrolü altındaki karanlık limanda gerçekleştirdiği mayın dökme harekâtı ile 24 saat içinde Marmara'da olacağı planlanan bir filoyu mağlup ve perişan ederek geri püskürtmüştür. Çanakkale Boğazı'nı denizden geçemeyeceğini anlayan düşmanın karadaki harekâtı da başarısız olmuş ve kahraman Türk askeri düşman güçlerine "ÇANAKKALE GEÇİLMEZ" dedirtmiştir. Böyle bir başarı sadece işgalcilerin güç ve gururunu değil, milletimizin makûs talihini de yenmiştir. Bu çetin mücadelede düşman güçlerinin dikkate almadıkları bir nokta vardı. O da sadece silahlar değil, onu kullanan insan ve iman gücüyle beslenen inançtı. İşte Edremitli Seyit de 270 kiloluk top mermilerini namluya sürerek adını tarihe yazdıranlardan olmuştur. Bu güç başka neyle açıklanabilir ki?... Bu inançtır ki esaret zincirini boynuna takmamış, bağımsızlığı namus ve şeref addetmiş bir ulusun istiklal ve onurunu kurtarmıştır. Türk'ün ateşten gömlek giydiği bu var olma mücadelesinde yüce Türk milleti topuyla, tüfeğiyle, kanıyla bayraklaştırmak istediği bağımsızlığı, karşısındaki muazzam güce rağmen, yılmadan ve fedakârca kazanmıştır. 5 / 23
Çanakkale Zaferi zor şartlar altında binlerce şehit verilerek kazanılmış mukaddes bir zafer olarak tarihteki yerini almıştır. Bizlere böyle bir zaferin gururunu yaşatan şehit ve gazilerimizi şükranla anıyorum. Şehitlerimizin ruhları şad olsun. Sözlerimi onlara verilecek en güzel hediyeyi veciz bir şekilde dile getiren milli şairimizin şu iki dizesi ile noktalamak istiyorum: Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber; Sana kucağını açmış duruyor peygamber 6 / 23
ÇANAKKALE Övün ey Çanakkale, cihan durdukça övün! Ömründe göstermedin bin düşmana bir gün. Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün, Başına yüz milletin birden üştüğü yersin! Sen savaşa girince mızrakla, okla, yayla. Karşına çıktı düşman çelikten bir alayla. Sen topun donanmayla, tüfeğin bataryayla, Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin! Nice tüysüz yiğitler yılmadı cenk devinden, Koştu senin koynundan çıkar çıkmaz evinden. Sen onların açtığı bayrağın alevinden, Kaç bayrağın tutuşup yere düştüğü yersin! 7 / 23
Toprağından fazladır sende yatan adamlar, Irmağın kanla çağlar, yağmurun kanla damlar. O cenkten armağandır sana kızıl akşamlar, Sen silahın inançla son sövüştüğü yersin! Bir destana benziyor senin bugünkü halin. Okurken duyuyorum sesini ihtilalin. Övün ey Çanakkale, ki sen Mustafa Kemal'in, Yüz milletle yüz yüze ilk görüştüğü yersin! KOCA SEYİT Tarihler 18 Mart'ı gösterdiğinde Çanakkale Boğazı'nın cehennemî bir hal alacağı o müthiş günün sabahı önce Fransız birlikleri, sonra da İngiliz birlikleri boğaza girerek birer tabyayı kendilerine hedef seçerler. Mecidiye tabyasının tam karşısında Quin, Elizabet ve Ocean zırhlıları tüm güçleriyle bu tabyanın başına ateşler yağdırmaktadır. Bu yoğun düşman ateşinin altında direnmeye çalışan Mecidiye tabyasının kırk yiğidi oradan oraya koşturmakta, ellerindeki topları en iyi ve hızlı şekilde kullanarak düşman donanmasına engel olmaya çalışmaktadırlar. O sırada bir top mermisi Mecidiye tabyasının ortasına düşer. Seyid Onbaşı kendisine geldiğinde arkadaşı Niğdeli Ali'den başkasını göremez. On dört şehit, yirmi dört yaralıları vardır. Fransızların dev gemisi, Ocean çevreye ateş kusmaya devam etmektedir. Seyid toplara bakar, ayakta sadece bir top sağlam kalabilmiştir. Diğerleri toprak altındadır. Sağlam topa yaklaşır ama acı gerçeği fark eder. Topun vinci kırılmıştır. Koca Seyid yerdeki mermilere bakar bir de denizde yaklaşmakta olan düşman gemilerine. Mermilere yaklaşır. Onun bu niyetini anlayan Niğdeli Ali: "Koca Seyid, kaldıramazsın!" der, ama o, bunları duymaz bile. Bir tanesi 276 kg gelen merminin yanına geldi, ellerini kartal pençesi gibi açtı ve derin bir nefes alıp besmele çekti. Ancak gres yağına bulanmış olan dev mermi ellerinden kaydı. Ellerini toprağa bulayıp bir daha kavradı ve "yâ Allah" diyerek sırtına aldı. Sendeleyerek yürüyordu. Merdivenleri çıkarken kemiklerinin çıtırtısı duyuluyordu. Son bir helmeyle mermiyi namluya sürdü. Her ikisi de görevleri başka olduğundan, nişan almakta ve yön tayininde acemiydiler, ancak uzman bekleyecek ne zaman ne de imkân vardı. Seyid, topun namlusunu düşman gemilerine doğru çevirdi. Mesafeyi bildiği kadarıyla ayarladı ve besmeleyle topu ateşledi. İlk mermi uzun düşmüştü, dolayısıyla boşa gitti. Seyid ikinci mermiyi de arkadaşının yardımıyla namluya sürüp ateşledi. Bu da kısa düştü. Üçüncü mermiyi iyi ayarlamıştı. Ve üçüncü mermi Ocean adlı donanmanın en büyük savaş gemisini isabet aldı. Geminin dümen tertibatı bozulduğu için derhal bulunduğu yerde dönmeye başladı. Etrafındaki gemiler kendilerini korumak için kaçıştılar. Ocean zırhlısı büyük bir hızla boğazın sularına gömüldü. 8 / 23
Düşmanın Çanakkale yenilgisi, Seyid Onbaşı'nın bu atışı ile başlamıştı. Bu tarihten iki gün sonra, Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa diğer komutanlarla beraber, düşmanı kaçıran Mecidiye tabyasının kahraman neferlerini kutlamaya gelmişti. Koca Seyid'in bu kahramanlığı arkadaşları tarafından Cevat Paşa'ya anlatıldı. Paşa ona, bu ağır mermiyi nasıl kaldırdığını sordu. Koca Seyid ona, nasıl kaldırdığının izahını yapamadı. "Şu mermiyi bir kez daha kaldır Senin fotoğrafını çekelim Şu millete hatıra kalsın " dediler. Koca Seyid, ne kadar uğraştıysa da mermiyi değil kaldırmak, yerinden bile oynatamadı. Utandı, mahcup oldu. Koca Seyid "O olayı tekrar yaşasam, yine aynı şekilde o mermiyi kaldırırım. Ama şunu da söyleyeyim: "O an sanki bana birileri yardım etti."" dedi. Koca Seyid'in bugün kitaplarda yer alan o dev mermiyi sırtlamış haldeki fotoğrafı asıl değil bir makettir. Bir ağaç kütüğü yontularak mermi şekline getirilmiş ve siyaha boyanarak mermiye benzetilmiştir. BİR YOLCUYA Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak, Bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın, Bir vatan kalbinin attığı yerdir. Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda, Gördüğün bu tümsek, Anadolu'nda, İstiklâl uğrunda, nâmus yolunda, Can veren Mehmet'in yattığı yerdir. Bu tümsek, koparken büyük zelzele, Son vatan parçası geçerken ele, Mehmet'in düşmanı boğduğu sele, Mübarek kanını kattığı yerdir. Düşün ki, haşrolan kan, kemik, etin, 9 / 23
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin Bir harbin sonunda bütün milletin Hürriyet zevkini tattığı yerdir. 10 / 23
11 / 23
ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi, - Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya - Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı! 12 / 23
Nerde - gösterdiği vahşetle "Bu: bir Avrupalı" Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında; Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk. 13 / 23
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ! Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil, Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil, Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. 14 / 23
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb, Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harâb. Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı: Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. 15 / 23
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam; Atılan her lâğımın yaktığı: yüzlerce adam. Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer; O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara, vâdîlere sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. 16 / 23
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere, Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!.. Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat imân? 17 / 23
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm? Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm. Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, Beşerir azmini tevkîf edemez sun'-ı beşer; Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun'-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi. Âsım'ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek. 18 / 23
Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor; Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!.. Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi... 19 / 23
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb. Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına; Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle, 20 / 23
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana... Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana. 21 / 23
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini; Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddîn'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân... Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran; O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın; Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât! Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... 22 / 23
Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber. MEHMET AKİF ERSOY 23 / 23