Mehmed Uzun ( )

Benzer belgeler
Mehmed Uzun ( )

Mehmed Uzun ( )

Mehmed Uzun ( )

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Şiir BEZ BEBEKLE KUKLASI. 2. basım. Resimleyen: Burcu Yılmaz

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

KIRMIZI KANATLI KARTAL

Meh med Uzun ( ) Meh med Uzun un Ya pıt la rı:

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır.

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Betül Tarıman. Öykü GÖKYÜZÜ PRENSİ PO İLE KÜÇÜK KIZ. 2. basım. Resimleyen: Uğur Altun

Ramazan Alkış. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Pirinç. Erkan. Pirinç (Garson taklidi yaparak) Sütlükahve söyleyen siz değil miydiniz? Erkan

Gülmüştü çocuk: Beni de yaz öyleyse. Yaz ki, kaybolmayayım! Ben babamı yazmamıştım, kayboldu!

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

Yüreğimize Dokunan Şarkılar

MİRKET NİNELER. Parti Veriyor

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Tanşıl Kılıç. Roman ŞEKERLİ SİNEK. 12. basım. Resimleyen: Vaqar Aqaei

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Öykü ORMANDAKİ DEV. 4. basım. Resimleyen: Reha Barış

Berk Yaman. Demodur. Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır

2016 Tudem Edebiyat Ödülleri Öykü Yarýþmasý Mansiyon Ödülü

Yayınevi Sertifika No: Yayın No: 238. HALİM SELİM İLE 40 ESMA Mehmet Yaşar

BARIŞ BIÇAKÇI Aramızdaki En Kısa Mesafe

Kuğu Gecesi. Ferda İzbudak Akıncı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Derleyen: Nezir Temur Resimleyen: Mert Tugen

Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK. Resimleyen: Vaghar Aghaei

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Müslim Uyğun. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Mehmet Aydın 5. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Küçüklerin Büyük Soruları-2

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

SEN SURAT OKUMAYI BİLİR MİSİN?

A2 DÜZEYİ A KİTAPÇIĞI NOT ADI SOYADI: PASAPORT NO:

Güzel Bir Bahar ve İstanbul

Eğitim Öğretim Yılı OKUL ÖNCESİ DÜŞÜNEN ÇOCUKLAR EĞİTİM SETİ YARIM GÜNLÜK PLAN ÇİZELGESİ

çölde ormanda 3.Sınıf Deneme Sınavı Bu bölümde TÜRKÇE dersinden 15 soru sorulmuştur. Bu soruları formda Türkçe bölümüne işaretlemelisin.

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

BU AY ÖĞRENDİKLERİMİZ ATATÜRK Atatürk kim olduğunu hatırladık. Atatürk ün hayatını inceledik. Atatürk ün kişisel özelliklerini ifade ettik. Atatürk ün

Birbirimize anlatacağımız ne çok şey var; düşündünüz mü? İşte bu yazma nedenlerimden biri. İlki...

Haydi Deniz Kıyısına! Şimdi okuyacağınız hikâye Limonlu Bayır

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA

AYLA ÇINAROĞLU. Şiir Gemisi

HAYAT BENİM BİLDİĞİM KADAR MI?

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır.

Belmin Dumlu SAVAŞKAN,

BİR ÇOCUĞUN KALBİNE DOKUNMAK

Herkes Birisi Herhangi Biri Hiç Kimse

Herkese Bangkok tan merhabalar,

Cem Akaş BUMBA İLE BİBU. Resimleyen: Reha Barış

YALNIZ BİR İNSAN. Her insanın hayatında mutlaka bir kitap vardır; ki zaten olması da gerekir. Kitap dediysem

Bilgi güçtür. Sevdiğiniz kişiyi dinleyin ve kendinizi eğitin.

Her gun. yeni bir. macera

YALÇIN ÖZDOĞAN. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süreyya Berfe. Şiir ÇOCUKÇA. 2. basım. Resimleyen: Burcu Yılmaz

Bir Şizofrenin Kendisine Sorulan Sorulara Verdiği 13 Rahatsız Edici Cevap

ÖZEL EFDAL ANAOKULU EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ DENIZYILDIZI GRUBU KASIM AYI BÜLTENİ

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

tellidetay.wordpress.com

tellidetay.wordpress.com

Riksgränsen deki mültecilerin hepsi İsveç e sığınma başvurusu yapmış. Ancak çoğu,

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Cihan Demirci. Şiir ŞİİR KÜÇÜĞÜN. 2. basım. Resimleyen: Cihan Demirci

KASIM AYI VELİ BÜLTENİ

İNSANIN YARATILIŞ'TAKİ DURUMU

AYLA ÇINAROĞLU. Mavi Boya

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 4 YAŞ GÖKKUŞAĞI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI. Tekerlemeler: Kartal ve tırtıl tekerlemelerini öğreniyorum.

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ Seçme Şiirler. Gülten Akın

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

2015, Tudem Eğitim Hizmetleri San. Tic. A. Ş. 1476/1 Sok. No:10/51 Alsancak-Konak/İZMİR

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Eski Dostum Kertenkele

Adım Tomas Porec. İlk kez tek boynuzlu bir at gördüğümde sadece sekiz yaşındaydım, bu da tam yirmi yıl önceydi. Küçük bir kasaba olarak düşünmeyi

Deneyler ve Hayaletler

MERAKLI KİTAPLAR. Alfabe

Yayınevi Sertifika No: Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS

DESTANLAR VE MASALLAR. Samed Behrengi KÜÇÜK KARA BALIK. Masal. Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez

Turkiye' ye dönmeden önce üniversiteyi kazandığımı öğrenmistim. Hayatımın en mutlu haberini de orada almıştım.

Yapı Kredi Yayınları Canlar Ölesi Değil / Demet Taner. Kitap editörü: Murat Yalçın. Düzelti: Filiz Özkan. Tasarım: Nahide Dikel

Bilmeceli-Bulmacalı-Oyunlu. Namaz Kitabım. Bilal Yorulmaz

EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU KASIM AYI BÜLTENİ

Hans Christian Andersen Tahsin Yücel ( Ayşın Delibaş Eroğlu (

BAHARA MERHABA. H. İlker DURU NİSAN 2017 İLKOKUL BÜLTENİ

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

Bu kitabın sahibi:...

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

SAFTİRİK Greg in Günlüğü HEY GİDİ GÜNLER!

Senin Yolun. Ömer Ekinci

Arkadaşınız Kutsal Ruh

Bu konuda daha kim bilir ne yöntemler bulunacak? Tüm Kişisel Gelişim Uzmanı Meslektaşlarımı ve dostlarımı WC-TERAPİ çalışmalarına bekliyorum!

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

Boylesine bir emek hic bir maddi karsilikla elde edilemez... ILKYAR gonulluleri boylesine essiz birliktelikler yasiyorlar ilkyar lari ile...

KAHRAMANMARAŞ PİAZZA DA AYDİLGE RÜZGARI ESTİ

Özlemle Anıyoruz. Robot Kulübü * Ahşap Boyama * Ebru Sanatı * Hayat Güzeldir * Gizli Gelen Davetiye. Bu Hafta Neler Oldu?

ÇALIŞKAN ARILAR EKİM AYI EĞİTİM PROGRAMI 1.HAFTA NELER ÖĞRENECEĞİZ HAFTANIN KONUSU:OKULUMUZ

Transkript:

Mehmed Uzun (1953-2007) MODERN Kürt edebiyatının yaratıcılarından Mehmed Uzun, 1953 yılında Siverek te doğdu. 1977 yılından ülkeye döndüğü 2006 Temmuz una dek Avrupa da, İsveç te yaşadı. Kürtçe, Türkçe ve İsveççe edebi çalışmalarıyla çokdilli, çokkültürlü bir yazar olan Mehmed Uzun, uzun yıllar İsveç Yazarlar Birliği yönetim kurulu üyeliği yaptı. Ayrıca İsveç ve Uluslararası PEN kulüplerinde aktif olarak çalıştı. İsveç ve Dünya Gazeteciler Birliği üyesiydi. Kürtçe yedi roman yazan Mehmed Uzun un romanları başta Türkçe olmak üzere birçok dile çevrildi, halen çevriliyor. Denemeleri de çeşitli dergi ve gazetelerde yirmiye yakın dilde yayınlandı. Mehmed Uzun, Aşk Gibi Aydınlık-Ölüm Gibi Karanlık romanı ve Nar Çiçekleri adlı deneme kitabı ile ilgili olarak 2001 baharında yargılandı ve beraat etti. Aynı yıl Türkiye Yayıncılar Birliği nin her yıl verdiği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü nü; roman sanatına ilişkin belirleyici katkılarından dolayı Berlin Kürt Enstitüsü nün Edebiyat Ödülü nü; yarattığı edebiyat ve sözün özgürlüğüne ilişkin duruşundan dolayı İskandinavya nın en önemli ödüllerinden Torgny Segerstedt Özgürlük Kalemi Ödülü nü; 2002 de İsveç kültür yaşamına sunduğu değerli katkılarından dolayı İsveç Akademisi nin Stina-Erik Lundeberg Ödülü nü; 2005 yılında ise Irak Kürdistan Bölgesi Onur Ödülü nü ve Diyarbakır Belediyeleri Onur Ödülü nü aldı. 11 Ekim 2007 tarihinde, uzun süreden beri mücadele ettiği mide kanserine yenik düşerek, yaşama veda etti. Yaşar Kemal in Kürt romanının dilinin dikenli yolunu açmıştır dediği Mehmed Uzun, sanatıyla ölümsüzlüğe erişebilen ender sanatçılardan biridir. Mehmed Uzun un Yapıtları: Tu (Sen), Roman, 1985; Mirina Kalekî Rind (Yaşlı Rind in Ölümü), Roman, 1987; Siya Evîne (Yitik Bir Aşkın Gölgesinde), Roman, 1989; Rojek Ji Rojên Evdalê Zeynikê (Abdal ın Bir Günü), Roman, 1991; Destpêka Edebiyata Kurdî (Kürt Edebiyatına Giriş), İnceleme, 1992; Hêz û Bedewiya Pênûsê (Kalemin Gücü ve Görkemi), Denemeler, 1993; Mirina Egîdekî (Bir Yiğidin Destanı), Destan-Ağıt, 1993; Världen i Sverige (Tüm Dünya İsveç te), Edebiyat Antolojisi, M. Grive ile Birlikte, 1995; Antolojiya Edebiyata Kurdî (Kürt Edebiyatı Antolojisi), Antoloji, iki cilt, 1995; Bîra Qederê (Kader Kuyusu), Roman, 1995; Nar Çiçekleri, Deneme, 1996; Ziman û Roman (Dil ve Roman), Söyleşiler, 1997; Bir Dil Yaratmak, Söyleşiler, 1997; Dengbêjlerim, Deneme, 1998; Ronî Mîna Evînê-Tarî Mîna Mirinê (Aşk Gibi Aydınlık-Ölüm Gibi Karanlık), Roman, 1998; Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler, Deneme, 2002; Dicle nin Sesi I - Hawara Dîcleyê (Dicle nin Yakarışı), Roman, 2002; Dicle nin Sesi II - (Dicle nin Sürgünleri), Roman, 2003; Ruhun Gökkuşağı, Anlatı, 2005; Küllerinden Doğan Dil Ve Roman, Söyleşi, 2005; Bir Romanın Hatıra Defteri, Günlük, 2007.

Yaşlı Rind in Ölümü Mehmed Uzun Özgün Adı: Mirina Kalekî Rind İthaki Yayınları: 444 Yayına Hazırlayan: Abidin Parıltı Kapak Tasarımı: İthaki Yayınları Grafik Uygulama: İthaki Yayınları 13. Baskı, Ekim 2017, İstanbul ISBN: 975-273-245-3 Sertifika No: 11407 Mehmed Uzun, 2005 Selim Temo, 2006 İthaki, 2015 Yayıncının yazılı izni olmaksızın alıntı yapılamaz. İthaki TM Penguen Kitap-Kaset Bas. Yay. Paz. Tic. Ltd. Şti. nin yan kuruluşudur. Caferağa Mah. Neşe Sok. 1907 Apt. No: 31 Moda, Kadıköy - İstanbul Tel: (0216) 330 93 08 348 36 97 Faks: (0216) 449 98 34 editor@ithaki.com.tr www.ithaki.com.tr www.ilknokta.com Kapak, İç Baskı: Deniz Ofset Matbaacılık Gümüşsuyu Cad. Topkapı Center, Odin İş Merkezi No: 403/2 Topkapı-İstanbul Tel: (0212) 613 30 06 - Faks: (0212) 613 51 97 Sertifika No: 29652

Mehmed Uzun YAŞLI RİND İN ÖLÜMÜ Kürtçeden Çeviren SELİM TEMO

.

Yaşlı Rindler Osman Sebrî, Cegerxwîn, M. Hesen Hişyar, Hêmin, Feqî Husên, Şêx Îzeddîn Huseynî ve Efîf Huseynî ye; Yaşlı Rind i esinledikleri için, teşekkürle... Üstad Cegerxwîn in anısına... Mısırlı Yusuf un kumaşı Kenan da çıktı meydana Aydınlattı zindanları o sümbül ve elma meltemi Ve o kilit anahtarsız açıldı bizim kalbimizde, Melayê Cizîrî

.

I Onu, o korku dolu gecenin şafağında tanıdım. O gece sınırı arkamızda bırakıyorduk... Yüzümüzü uğura çevirmiştik, sırtımızı feleğe... Hayat, tesadüflerin güzel renkleriyle boyanmış bir tablodur sözü ne kadar da doğru... Eğer hayatımda yeni bir sayfa açan ve hâlâ daha nasıl olduğunu anlayamadığım o gecenin şafağını görmemiş olsaydım, kuşkusuz tablomda onun fırça izleri olmayacaktı. Kimbilir, belki de o canlı, güzel renklerin yerinde toprak rengi bir renk olacaktı. Ölü ve hayattan, güzelliklerden uzak bir renk... 7

(Şimdi bir parantez lazım bana. Doğrudan seninle konuşmalıyım, Yaşlı Rind. Şunları yazarken, birlikte geçirdiğimiz günler, birbirimize söylediğimiz şeyler, sen ve anın yağmur damlaları gibi dans ediyorlar masamın etrafında. Sen, yüzün, yüzünün hatları, çizgiler ve güzel gülüşün, uzaklaşıyorsunuz benden. Ama anılar daha bir belirginleşip öne çıkıyorlar. Evet, yağmur damlaları gibi... Evet, masamın etrafında yağan şey yağmur. Pek çok kez rüyalarımda yanında oluyorum. Ya da hep seni düşünüyorum... Her şey planladığımız gibi olsaydı, seni birkaç kez daha görebilseydim ve kolumu kanadımı kıran şeyler böyle art arda gelmemiş olsaydı, yine böyle anı damlaları altında kalır mıydım acaba, bunu bilmiyorum. Ve fakat şimdi, son rüyamdan sonra iyice anlıyorum ki seni ve birlikte geçirdiğimiz günleri yazmam lazım... Mecburum buna, hem çaresi de yok; sözcüklere, cümlelere sığınıp anıların, rüyaların iri damlalarından bir ark, bir kanal kazmalı, bir yol bulmalıyım. Başka çaresi yok; artık sözcükler masa lambamın üstüne konmalı ya da etrafında uçuşmalı ki rüyalarımı, daha doğrusu rüyalarını aydınlatabilsinler. Son rüyamda yavaş yavaş gözden kayboluyordum... Sis duman içindeki el değmemiş bir kanaldaydık. Uğraşıp didiniyor, oradan çıkmak için bir yol bulmaya çalışıyorduk. Kanalın iki tarafındaki ağaçlar, dallar, yapraklar üstümüze üstümüze geliyor, yolumuzu kapatıyorlardı. Gece değildi, ama güneş ışıkları da görünmüyordu. Işıklar ağaçların, dalların, yaprakların arasından sızıp bize ulaşmaya çalışıyorlardı. Başardıklarını, gözlerimi kamaştırdıklarını söyleyemeyeceğim. Ortalık o kadar karanlıktı ki, korkuya kapılmamak elde değildi. Evet, orası karanlık, sisli, dumanlı bir yerdi. Son derece dar, dolambaçlı bir kanaldı ve içinde gür bir su çağıldıyordu. İçinden yürümek güçtü yani. Sanırım su da te- 8

miz, duru bir su değildi. Suyun üstünde balıklar, tuhaf yaratıklar vardı. Görebildiğim kadarıyla farklı farklıydılar. Aç balıklar, aç yaratıklar bizi kolluyorlardı... Bir de altımızda geniş, tahtaya benzer bir şey vardı. Suyun üstündeydi, biz de onun üstündeydik. Çok iyi hatırlayamıyorum, ama sanırım altımızdaki şey çok büyük, deri ciltli bir kitaptı. Evet evet, bir kitaptı... Ellerimizdeki uzun değneklerle hem yaratıkları uzak tutmak, hem de kendimize yol açmaya çalışıyorduk... Bu korkulu yolculuğun ne kadar sürdüğünü bilmiyorum, ama türlü tehlikeleri atlattıktan sonra, sonunda kanalın ağzına ulaştık. Kanalın hemen ötesinde ağaçlar, bitkilerle dolu küçük bir ada vardı. Arkasında ise ucu bucağı olmayan bir deniz başlıyordu. Deniz parıldıyordu önümüzde. Adayı arkamızda bıraktıktan sonra önümüz açıktı artık, karanlık kanaldan, tuhaf yaratıklardan uzaklaşmıştık ve artık yüzümüzü aydınlığa çevirecektik... Ama o an, adanın yanından geçerken hiç beklemediğim bir şey oldu; sen adaya çıktın. Beni yalnız bıraktın. Yollarımız burada ayrılıyor artık, dedin. Oraya, denizle ufkun birleştiği yere kadar gelemem. Ne yazık ki buna takatim yok. Şaşırmıştım. Sıkıntıyı, güçlüğü arkamızda bırakmıştık, dupduru denize doğru birlikte açılacağımızı sanmıştım. Öfkelendim önce, sonra da seni birlikte gitmeye ikna etmeye çalıştım. Ama bir şey söylemedin, gülümsedin sadece. Cevabın sessiz, sözsüz bir gülümsemeydi. Sonunda iyi bir neden bulmuş gibi sordum sana: İyi ama ya şu deri şey, altımızdaki sal?.. Şu şey, bizi azgın, kuduruk yaratıklardan kurtaran bu değerli sal, senin değil miydi?.. Gülümsedin yine, ve: 9

Artık ona ihtiyacım yok, sende kalsın, senin olsun, dedin. Bu sözlerden sonra dönüp yavaş yavaş ağaçların arasında kayboldun. Evet, son rüyam kısaca böyleydi. Ama buna benzeyen pek çok rüya gördüm ben. Bir tanesinde de beni alıp bir ormana götürüyordun. Orman son derece büyüktü ve türlü renklerle parıldıyordu. Orada da beni bırakıp kayboluyordun. Bunu da anlayamamıştım, neden böyle yapıyordun? Ben orada da hayret verici bir şey gördüm yine; ağaçların yaprakları aslında birer kitap sayfasıydılar. Ormanı aydınlığa boğan şey, o sayfalardı. Evet, ağaçların sayfalarıydı... Yukarıda sözünü ettiğim rüya da bu tür rüyalara eklenince, sözcüklere, cümlelere sığınmaya karar verdim. Beni anılara, rüyalara düşman olan şu dış dünyadan bir tek sözcükler ve cümleler koruyabilirdi. Sözcükler, yalnızca sözcükler unutuş fırtınasının, rüzgarının azgın dalgalarına karşı durmamda yardım edebilirdi. Yalnız sözcükler bana siper olabilirdi... Ama şimdi söylemem gerekir ki, aslında ne yapacağımı,sana olan borcumu nasıl ödeyeceğimi ve sana nasıl ulaştıracağımı bilmiyorum. Bu cümleleri yazarken ikide bir şu kısacık cümle çıkıyor ağzımdan: Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim... Bu kısa cümleden başka bir şey söyleyemiyorum. Evet, Nisan çiyinin damlaları gibi içtenlikle, heyecan ve hüzünle bunu söyleyebiliyorum ancak: Teşekkür ederim, teşekkür ederim... ) Ülkemi terk ediyordum. Yolcuydum. Kısacık bir yolculuk! Yalnız yolculuğun son durağı pek seçilmiyordu. Öyle, evet... ülkemden uzaklaşıp sis ve duman arkasındaki yeni 10

bir dünyaya doğru gidiyordum. Yalın, somut dünyamı, şehirleri, caddeleri, evleri, insanları, güzellikleri, kötülükleri, dostlukları ve düşmanlıklarıyla olduğu yerde bırakıyor, göğün arkasında karanlık bir çizgi gibi görünen yerlere doğru gidiyordum. Yeni yerlere, yeni diyarlara gidecek, sonra eski dünyama geri dönecektim!.. (Yaşlı Rind, biliyorum ki şimdi burada, masamın yanında olsaydın gülerdin bu sözlerime. Ama ülkemi terk ettiğimde, yukarıdaki cümlenin anlamını bilmiyordum elbette. Yolculuğun, şu gitmek ve gelmek adlı iki sözcüğün macera, üzüntü, hüzün ve ölümle dolu olduğunu nereden bilecektim ki! Bu yolculukta az, ama çok az mutluluk da olduğunu nereden bilecektim ki? Dönüşün gittikçe daha da güçleşeceğini nereden bilecektim ki! Evet, ülkemi terk etmem gerekiyordu. Kaçmam gerekiyordu. Ama her yolculuğu güzel bir şiir olarak gördüğüm için bu yolculukta da heyecan verici bir yan yok değildi. Yalnız edebi kitaplardan bildiğim kıtaya gidiyordum. Çoktandır görmek istediğim o kıta; Avrupa! Masallardan biliyordum ki her gezi, her gidiş, her yolculuk güzel bir şiir gibi dalgalanır yürekte ve güzel, yeni şeyler keşfetme imkanı sunar. Hem masallarda şöyle denmiyor muydu: Bütün iyi, süslü, güzel şeyler yolculuklarda olgunlaşır. Ülkemi terk ettiğim için üzülüyordum. Ama yolculuğun heyecan ve merakının, özgürlük ve yeni güzellikler bulmamı sağlayacağına inanıyordum. Aynı şekilde güzelliklerle birlikte muzaffer dönecektim ülkeme. Yabancı güneşleri damla damla içecek, yabancı yıldızların nasıl parıldadığını görecek, yabancı insanları, yabancı söz ve dilleri tanıyacak ve sonra, bütün bunlardan sonra dünyama geri dönecektim. Ama bir şeyi hesaba katmamış, unutmuştum; ya yolcu- 11

luğun sonu gelmeseydi? Ya hep sürseydi? Ya yolculuğumun dönüşü olmasaydı? Ya tekrar dünyama dönemeseydim?.. O zaman?..) Macerayla daha yolculuğun başında karşılaştım. Mecburen bir yolu olması gereken yolculuk için tehlikeli bir yolu seçtim. Yakın bir dostumla birlikte sınırı geçecektim. Dostum yardım etmek için benimle geliyordu. Fedakarlık yapıyor, bana yardımcı olmak istiyordu. Şimdi, burada, arkamızda kaç sınır bıraktığımızı, kaç sınır geçtiğimizi doğru dürüst bir biçimde dile getirebileceğimi sanmıyorum doğrusu... Aynı şekilde o zamanlar ne hissettiğimi, aklımdan nelerin geçtiğini de. Yaşanmış anların bazı duygu ve sezgilerini sonradan sözcüklerle canlandıramayız. Öyle görünüyor ki insan yaşamalı ve yalnız kendine, evet yalnız kendine saklamalı. Ne yazık ki sözcüklerin, cümlelerin gücü her şeyi yeniden yaratma noktasına ulaşabilmiş değil henüz. Ama geceydi. Her şey kederli, dokunaklı bir sessizlik içindeydi. Karanlık gecenin yıldızları bize gülümsemelerine rağmen, insan onların ezgin, yürek yakıcı bir biçimde gurbetin stranını 1 söylediklerini düşünmeden edemiyordu. Çevremizdeki kurbağalar da aynı şekilde acıklı bir çığlık ve inleyişle ses çıkarıyorlardı. Ben mi böyle hayal edip kurguluyordum, yoksa böyle bir şey gerçekten vardı ve ben de bu kedere mi katılıyordum, bilemiyorum. Dudaklarımda şiir dizeleri ve ceketimin sol göğüs cebinde kırmızı bir gül; dostumla yürüyordum. Ceket cebimin, kırmızı gülün altında kalbim atıyordu. Bir sonbahar gecesiydi. Gece, geleceğin keder, korku ve bilinmezlik rüzgarıyla savruluyordu... 1 Kürt halk ezgisi. çn. 12

Saatler süren bir yürüyüşten sonra sınırın öbür tarafına geçtik. Bu yürüyüş zamanın ve hayatın sıfır noktası üzerindeydi. Hem zaman, hem de hayat o sıfır noktasında duruyordu. Sınırı geçtiğimizde tekrar bir zaman ve hayat noktasına ulaşmış olduk. Bu arada, sınırı arkamızda bıraktığımızda döndüm ve bir kez daha baktım arkama. Karanlıkta, benden azıcık uzakta birkaç ağacın karaltısı vardı. Ağaçlar yan yana sıralanmışlardı; sırt sırta vermişlerdi sanki. Hafif bir rüzgar sallıyordu yapraklarını. Birer boynu bükük gibi bize doğru eğilmişlerdi. Yıldızlar şimdi daha az ve daha ölgündüler. Uykuya dalan yıldızlar gülümsemiyorlardı artık... Kurbağa gırıltıları kesilmişti. Kederle birkaç defa soluk alıp verdim; gece rüzgarının bana kadar getirdiği kokuyu içime çekmek istedim... Oradan uzaklaşmak istemiyordum. Dostuma rica ettim, orada biraz oturalım, dinlenelim istedim. Daha iyi bir yer aramadan hemen oracıkta soğuk toprağa oturduk. Dostum oturduğumuz süre boyunca hiç konuşmadı, çevresine bakındı sadece. Ben de sessiz kaldım. Hakkında konuşacak hiçbir şey gelmiyordu aklıma. En iyisi sessiz kalmaktı. O kısacık sürede arkamda bıraktığım dünyanın pek çok şeyi bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Beynimde bir depremin dalgalandığı açıktı, ne olduğunu iyice anlayamadığım bir deprem... Depremin gittikçe genişleyen yolları, kavşakları, çatlakları beni allak bullak ediyordu. Çok iyi anlayamıyordum, ama sanırım orada, beynimdeki depremin yol ve kavşaklarında acı ve kederler, heyecanlar, sancılar, hüzünler ve mutluluklar vardı. Evet deprem, değişik duyguların, birbirine karışmış türlü duyguların depremi olmalıydı... Dostumun sesiyle yeniden olduğum yere, sınır çizgisine döndüm. Gidelim istiyordu. Gece bitmeden oradan uzak- 13

laşmamız gerekiyordu. Ayağa kalkarak yola koyulduk yine. Dostumun söylediğine göre oralarda, yakınlarda bir yerde bir köy vardı. Önce o köye gidecek, sonra da yolumuza devam edecektik. Şimdi sınırın öbür tarafındaydık. Şimdi daha rahat, daha özgür, daha korkusuzduk. (Buyur Yaşlı Rind!.. Farkında mısın? Şimdi yine bir şeyleri bir araya getiriyor ve bir şeyler söylüyorum... O günün günbatımını hatırlıyor musun?.. Köyün dışında oturmuştuk ve ben sana güneşten söz etmiştim. Güneş kırmızı bir tepsi gibiydi karşımızda. Batıyordu. Şimdiymiş gibi hatırlıyorum, şöyle demiştim: İnsanların güneşle ilişkileri şimdi daha iyi. Teknolojik gelişmeler sayesinde insanlık güzel güneşi daha iyi tanıyor. Ardından insanlıkla güneş arasındaki ilişkileri madde madde saydım. Beni sabırla dinlediğini, sözümü tamamlamamı beklediğini görünce şöyle dedim: Teknoloji ve ilerlemenin şimdi insanın daha çok hizmetinde olması iyi bir şey... Konuştuğunda yüzünü asla konuştuğun kişiye dönmezdin. Ama o an yüzünü bana dönerek şöyle dedin: Durmadan daha iyi, daha olumlu, daha güzel... deyip duruyorsun. Neye göre daha iyi, neye göre daha güzel? Kıstasların neler? Sesinden öfkeni, kızgınlığını belli etmek istemediğin anlaşılıyordu. Ama bir cevap da bekliyordun benden. Neye göre? Ben de çok iyi bilmiyordum bunu; neye göre? İkinci Dünya Savaşı, diye başladım bir şey söylemek için, o zaman durum çok daha kötüydü. İnsanın yarattığı şey, insanı kıvrandırıyor, öldürüyordu. Ha... al sana beklenen cevap! O zaman canım sıkıldı: 14

Başka bir örnek de verebilirdim, dedim. Aklıma bu örnek geldiği için ben de hemen söyledim. Fark etmez, dedin. Örneğini kabul ediyorum. Ama başka bir örnek verseydin de durum değişmezdi. Örnekte bir yanlışlık yok, cevabın yanlış. Yanlışlık düşünmende, hissetmende. Sen ya da siz, yani senin gibi hep daha iyi, daha makbul deyip duranlar, yalnızca en kötü, en mundar şeyi düşünüyor, bir onu mühim buluyorsunuz. Ama böyle mi olmalı? İnsan, insanın bugün içinde olduğu durumu en kötüyle karşılaştırırsa, elbette, aslında olması gereken şey olmuş olur! İnsanın istediği şey yani. O günleri görmediğin için İkinci Dünya Savaşı günlerini tam anlamıyla hissedemezsin, nasıl bir dönem olduğunu anlayamazsın. O günler Allah ın belası günlerdi, cehennem günleriydi. İnsan da, insanlık da, dünya da çıldırmıştı. Savaş bir Azrail gibi dalmıştı insanların arasına... bir kurdun bir sürüye dalması gibi. Azrail in siyah ve korkunç kılıcıyla yarılıyordu insanlığın kalbi. Umutlar talan edilmişti. Azrail ve torunları acılarla, trajedilerle keyifleniyorlardı; acı ve sızı sınırsız bir şenliğe dönüşmüştü. Alman devletinin siyah, gamalı haçı aşkı, merhameti, dili ve kalbi öldürmüştü. Bugünmüş gibi aklımda hâlâ, o zamanki Berlin Belediye Başkanı şöyle demişti bir gün: Yahudiler gaz borçlarını ödeyemiyorlar. Borçları çok yüksek. Çünkü gazla intihar ediyorlar... Evet, öyle bir dönemdi. O kara, o sıska adam ki insana, insanlığa egemen olmak için milyonlarca insan öldürdü, bir bıçak gibi saplandı kalbimize. Kalbimiz hâlâ o ölümcül bıçak yüzünden yaralıdır. Bu bıçağı kalbimizden çıkarıp atacağımız yerde, bıçak kadar acıtmayan şeyleri kabulleniyoruz. Hem de ne şükürlerle!.. Sözün orasında yorulmuştun, Yaşlı Rind. Kahrolası bı- 15