enim Sevgili Kırmızı Tramvayım! dediklerim ner den baksanız altmış yıl öncesinin işi... Çocukken canımız sıkılın u ca ne güzel aramızda tramvaycılık oynardık. Hele hele akraba çocukları bizim evde bir araya gelmişsek... irimiz vatman olurduk, bir başkamız biletçi... Uzunca bir çamaşır ipinin iki ucunu düğümleyip içine girerek gerdik mi, ipin içi, vatmanı önde, biletçisi arkada, olurdu Özlemin Tadı aşkadır Eser Tntel size bir güzel tramvay! Akraba kızları da takıp takıştırırlar, kollarında bebekleri, bu tramvayın yolcuları olurlardı. Vatman olan, sanki önünde tahta topuzlu hız reostası varmış gibi tramvayı sürmeye başlar, bir yandan da bir terane tutturup aşağıdaki tekerlemeyi söylemeye koyulurdu: Dan dri dan dan! Çekilin yoldan! Geliyor vatman!" Vatman mı kim? Tramvayın sürücüsü... 57
ü tü n D ü n ya A ra lık 2 0 0 3 Üst kattaki sofada beş, altı çocuk bağrışa çığrışa sıkılıncaya dek koşar dururduk işte! en çoğu zaman biletçi olurdum. Sözüm ona duraktan binen akraba kızlarına bilet keserdim. ileti nereden mi bulurdum? Her akşam babamın atmayıp getirdiği kullanılmış biletler ne güne duruyor? izim kızların uzattığı sözde paraları alır, karşılığında da o biletlerden verirdim. azen de iskemleleri yerde uzunlamasına arka arkaya yere yatırıp tramvay yaptığımız olmaz değildi. Demek istediğim, o yıllarda İstanbullu çocukların günlük yaşamında tramvayın vazgeçilmez bir yeri vardı... Tıpkı büyüklerin yaşamında da tramvayın yerinin vazgeçilmez oluşu gibi... İstanbul da hemen hemen her yere hep tramvayla gidilirdi. Çünkü otobüs yok denecek denli azdı. Taksiler ise ancak cebinde fazla parası olanlar içindi. Tramvayın işlemediği akırköy, Yeşilköy, ya da Kartal, Pendik gibi uzak yerlere ulaşmak için de banliyö trenlerine binmek gerekirdi. oğaz köylerine Şirket-i Hayriye nin, Adalar a Modalar a da Şehir Hatları İşletmesi nin vapurları çalışırdı... Sizin anlayacağınız bizler hep tramvay çocuğu idik. Ne yapalım? Gözümüzü açtığımızda, tramvayı görmüştük! İstanbul da ilk atlı tramvay Azapkapı-Ortaköy arasında çalışmış. Yıl: 1871... 43 yıl sonra çağ dışı kaldığının herkes farkına varmış olacak ki, yerine 1914 te elektrikli tramvay konmuş. abam, 25 Ocak Pazar günü, Karaköy meydanında, Şehremini Vekili, yani elediye aşkanı Yardımcısı edri ey in de hazır bulunduğu törende nasıl nutuklar atıldığını, hacıların hocaların ellerini gökyüzüne kaldırıp açarak bu yeni icadın halkımıza hayırlı olması için nasıl dualar ettiklerini, kocaman burma boynuzlu koçların rayların üstünde nasıl kurban edildiğini anlatmaktan kendini alamazdı. edri ey, halka hitap ederek şunları söylemiş: Artık yokuşlarda değiştirilen atlar, nefir çalarak koşan vardacılar, sürücülerin kırbaç şakırtıları tarihe karışıyor. ugünden itibaren asrı, güzel tramvaylara kavuşuyoruz. Hayırlı ve uğurlu olsun! izim kuşak atlı tramvayı hiç bilmez. Doğduğunda elektrikli tramvayı hazır buldu. Elektrikli tramvayın ömrü İstanbul tarafında 196ı yılının 12 Ağustos gününe kadar aralıksız 47 yıl sürdü. Anadolu yakasında ise 1928 de çalışmaya başlayan tramvaylar, 1907 de tümüyle kaldırılıncaya dek 39 yıl hizmet etti. Yerine konan 101 arabalık troleybüs filosunu ise çoktan unuttuk bile... Günümüzde ise artık varsa metro, yoksa hızlı tramvay... Ve de oğaz ın altından tüp geçit!!! G ençlere çocukluğumun o güzel tramvaylarını anlatmak kolay değil! ereket, eyoğlu nda Taksim-Tünel arasındaki nostaljik hatta üç tanesi çalışıyor da, gençler tramvayın nasıl bir taşıt aracı olduğunu görüyorlar. Görmekle de kalmıyor, her fırsatta da biniyorlar! 58
Hiçbir seferinde de boş gidip gelmiyor bu tramvaylar... akmayın bugünkülerde mevki farkı filan olmamasına... O zamanlar tramvaylar birinci ve ikinci mevki olmak üzere iki sınıftı. irinci mevkiler hep kırmızı olurdu, ikinci mevkiler de hep açık yeşil... irinci mevkiler 1, 3, 5, 7 gibi hep tek numaralıydı; ikinci mevkiler de 2, 4, 6, 8 gibi çift numaralı... T ram vaylardan motoru olanına motris denirdi, motoru olmayıp bir motrisin peşine bağlananlara da römork... u römorklar hep ikinci mevki vagonlar olurdu. ir motrisin peşine iki römork takılmış üçlü tramvaylar yalnız Eminönü-ebek hattında çalışırdı. iz öğrenciler gibi tek bir kuruşun bile hesabını yapanlar, sabırla ikinci mevki tramvayın gelmesini beklerlerdi. ugün bakıyorum da bu tramvaylara, ne denli küçükmüş demekten kendimi alamıyorum... ir yanda önden arkaya doğru altı sıra halinde iki kişilik, öte yanda tek kişilik koltuklar... irinci mevkilerinki suni deri kaplı, ikinci mevkilerinki e n im S e v g ili K ırm ız ı T ram v ay ım! tahta ızgara... Ayaktakilerin tutunmaları için bu koltukların üst köşesinde sarı madenden tutamaklar, ve de tavandan sarkan kayışlar vardı. Koltukların arasında önden arkaya doğru yan dönüp geçebileceğiniz darlıkta bir boşluk (Kaysızlıktan ötürü tramvayların sür'ati yarıya indikten sonra:) iletçi uyurun, tramvayla götürelim!.. Yolcu Yağma yok, benim acele işim var!.. uzanırdı... Dar olmasına karşın, bu boşlukta iki kişi yine de pek âlâ sıkışabilirdi. İçeride, tavana yakın bir yerde sağlı sollu uzanan bir ip vardı. Aslında, bu bildiğimiz ip değil, <26/10/94 59
ü tü n D ü n ya A ra lık 2 0 0 3 bir tür kalınca sırımdı. Durakta inmek mi istiyorsunuz? Hemen bu sırıma uzanır, üst üste iki kez çekerdiniz. Sahanlıktaki çan çalınca vatman önündeki reostanın kolunu döndürerek tramvayın hızını keser, sonra da fren çarkını çevirerek durdururdu. İnenler inip, binenler de bindi mi, bu kez çanın kayışına uzanıp bir kez çeken biletçi olurdu. Niçin mi? Vatmana Tamam! Şimdi kalkabilirsin! diyebilmek için... Ne de güzel bir görünüşü vardı, şu bizim İstanbul tramvaylarının... Karşıdan göründüğü zaman, onu nasıl da güzel yüzlü bir insana benzetirdim! Hem de gözlerinin içi gülen bir insana... İnanın, dünyanın en sevimli tramvayları, bizim İstanbul tramvaylarıydı. Sanki kaşları, gözleri, ağzı, burnu varmış gibi gelirdi bana... u sevimli görünüş ne kara trenin somurtuk suratlı lokomotifinde vardı, ne de o devrin taksilerinde... Ama tramvayda, bal gibi vardı işte! u sevimliliği daha sonraları ne Münih teki tramvaylarda bulabildim, ne de İsviçre dekilerde... Aslında iki başlı bir araçtı tramvay. Hangi tarafa gidiyorsa, orası başı sayılırdı. Harbiye, Taksim gibi büyük son duraklarda tramvay rayların üzerinde kulak tırmalayan gıcırtılar çıkartarak döner, böylece yüzü gideceği yöne çevrilmiş olurdu. Ama Tünel ya da Maçka gibi son duraklarda caddenin darlığı nedeniyle dönemezdi. Dönemeyince de tramvayın başı arka, arkası baş haline getirilirdi. Nasıl mı? Çok basit: 60 Vatman hız reostasının kolu ile yan aynasını yerinden çıkarttığı gibi arka tarafa yürür, elindekileri yerlerine takarak arabanın arkasını ön yapardı işte! Aslında değişen tramvay değil, vatmanın yeri olurdu. iletçinin görevi ise koltukların tutamaklarından tutup tutup çekerek yüzünü gidiş yönüne çevirivermekti. u arada artık vatman mı olur, yoksa biletçi mi, hangisi ise aşağıya atlayıp tepedeki arşeyi kayışına asılarak geriye çekerdi ki, havai hattan cereyan alan arşe ters ters gitmesin... irinci sınıfta ilk sökmeyi başardığım cümlelerin başında, tramvay vagonlarının dört kapısının yambaşında yazan Asılmak tehlikeli ve memnudur! uyarısı olduğunu çok iyi anımsıyorum. ir de, gerektiği zaman ön camda indirilen iki tabela: Depoya gider! ile Dolmuştur... Sokakta, genç bir kızı rahatsız eden birileri oldu mu, onlara seslenmeden edilemezdi: Asılmayalım! Depoya gider! diye... Tramvaylar çoktan kaldırıldı, ama İstanbul kokan bu argo deyim hâlâ yaşamakta devam ediyor. Uzaktan yaklaşmakta olan tramvayın nereye gittiğini fark edip görmek için üstlerinde değişik renklerde hat tabelaları olurdu. u tabelalarda bir de hat numaraları bulunurdu. Anımsadığım kadarıyla Harbiye-Fatih tramvaylarınınki düz yeşil (12), Ortaköy-Aksaray mki sarı-kırmızı (23), ebek- Eminönü nünki düz sarı (22), Yedikule-Sirkeci ninki düz beyazdı (33). Kırmızı, Şişli nin rengiydi. La-
e n im S e v g ili K ırm ız ı T ram v ay ım! civerdin Maçka nın, sarının da Kuıtuluş un rengi olduğu gibi... abam, daha da eskiden pek çok kimsenin okuma yazma bilmediği göz önüne alınarak, bu tabelalara birer simgesel resim konduğunu söylerdi. Aklımda yalnız Topkapı nınki kalmış: ir top resmi! ir de yan yana yedi kule... Yedikule semti için... Ama ben görmedim, benim çocukluğumda bunlar çoktan kaldırılmıştı. Hani, Hâtemî nin ünlü beyti vardır: Tiz-i reftâr olanın pây in e dâm en dolaşır / Erişir menzil-i m aksûduna âheste giden diye... Hızlı gidenin ayağına etekleri dolaşır, ama yavaş giden gideceği yere selâmetle varır gibilerden... Tramvaylar da bu hikmetteki gerçeğe uyarcasına, düz yolda, en fazla 40 km. kadar hızla giderlerdi. Hatta, belki daha da yavaş... Hele Şişhane Yokuşu na geldikleri zaman solukları kesilir; o upuzun ve dimdik yokuşu, hayli zorlanarak çıkarlardı. Igınaaa... Dıgınaaa diye oflayıp pohlayarak tırmanmaları görülecek şeydi. Yine de, her seferinde, tırmanmayı başarırlardı. Hiçbir yokuşta bizleri yarı yerde bıraktıklarını anımsamıyorum. Yavaş da gitseler, kalabalık da olsalar, arada bir kaza da yapsalar, İstanbul halkı çok sevmişti tramvaylarını... Hele hele biz çocuklar! u nasıl bir sevgiyse, nerede, ne zaman olursa olsun, tramvaycılık oynamaktan geri kalmazlardı! Sorarım size, günümüzde hangi taşıt aracı yıllar öncesinin kırmızılı, yeşilli tramvayları denli seviliyor? Hiç biri! Kanıtı mı? Hiç gördünüz mü siz günümüzde çocukların aralarında kendilerinden geçercesine metroculuk, hızlı tramvaycılık, ya da ne bileyim tüp geçitçilik oynadıklarını?» EserTutel@butundunya.com.tr 61 Kişisel Arşivlerde İstanbul elleği