Arap Gurbanov ( Aşgabat, 1927 - ) Aşgabat yakınlarındaki Aşgabat köyünde doğmuştur. Ulaşılamayacak yüksek ilmi var. Aşgabat'm pedagoji lisesini /1943/ ve Moskova'daki M. Gorki adındaki Edebiyat Enstitüsü'nün iki yıllık kursunu tamamladı. 1943-1945 yıllarında Türkmenistan'ın Bakanlık binasının yanındaki Radyo yayınları komitesinde spiker, 1945 yılından 1988 yılına kadar burada redaktör ve sonra başkan olarak görev yaptı. O, "Yaz Günlerinin Birinde", "Gülnar", "Lale Çiçeği", "Görüşüp Duruyoruz", "Öğle Yağmuru", "Ateş Gibi", "Tanıdık Yüzler", "O Akşam" gibi nesir kitaplarının yazarıdır. Onun "Gülnar" adlı uzun hikayesi yazara büyük bir şöhret kazandırdı. Bu eser Türkmen ve Rus dillerinde çok sayıda yayınlandı. 1992 yılında yazarın "Seçilen Eserleri" neşredildi. Arap Gurbanov, Türkmenistan Yüksek Kurum Başkanının şeref belgesi ile ödüllendirildi. "TANIŞ YÜZLER" / povestinden bölek Şeydip, uruşdan sonkı ilkinci gışam geçip gitdi. Yaz düşdi. Yazın ilkinci şemallan adamların yüreklerini ersdirip-ersdirip gitdi. Yazın ilkinci gülleri her kime öz söygülisini yatlatdı. Menin gözüm velin Cerendedi. Haysı güle baksam Cerenimin keşbini göryerdim. Ak güller Cerenim yalı akdi. Gizil güller Cerenimin köyneği yalı gırmızıdı, Cerenimin öz eli bilen köyneğinin yakasına çeken keşdesinde ehli güllerin refiki, ehli güllerin nusgası bardı. Bu yılkı süren yerim geçen yılkıdan has köpdi. Bu yıl kakam bir gezek del, telim gezek yanıma gelip, tazece sürlen yerin ısını gana-gana ısgap gitdi. Yerin ısı kakam üçin dirilik çeşmesi, yüreğine tutarıkdı. Cerenim indi kolhozda in meşhur sağımçılarm biri bolup yetişipdi. Ol indi bir topar sağımçılara-da yolbaşçıhk edyerdi. Ol indi seğirt sağımçı dal, baş sağımçıdı. "TANIŞ YÜZLER" hikâyesinden bir bölüm Böylece savaştan sonraki ilk kış da geçip gitti. İlkbahar geldi. İlkbaharın ilk rüzgarları insanların yüreklerini değiştire değiştire gitti. Baharın ilk çiçekleri herkese sevgilisini hatırlattı. Benim gözüm sadece Ceren'deydi. Hangi çiçeğe baksam Ceren'imin yüzünü görüyordum. Ak güller Ceren'im gibi aktı. Kızıl güller Ceren'imin gömleği gibi kızıldı. Ceren'imin kendi eliyle gömleğinin yakasına yaptığı işlemede bütün çiçeklerin rengi, bütün çiçeklerin modeli vardı. Bu yıl sürdüğüm tarla geçen yılkinden daha çoktu. Bu yıl babam bir defa değil, bir çok defa yanıma gelip, yenice sürülmüş tarlanın kokusunu içine çeke çeke koklayıp gitti. Toprağın kokusu babam için dirilik kaynağı, yüreği için dayanaktı. Ceren'im çiftlikte en meşhur süt sağıcılardan biri olarak yetişmişti. O, şimdi, bir grup sağıcıya da başkanlık yapıyordu. Artık çırak değil, baş sağımcıydı.
Başlığam sözünde tapıldı. Cerene-de, manada okuva girmeğe kömek berdi. Yene velin men okuv meselesinde Cerenin işleğini ödep bilmedim. Ol menden ulı zatlara garaşyardı. Ol meni sungat ussatlarının biri bolup yetişer diyip umıdı bardı. Ol menin talantıma, ukıbıma ulı sarpa goyardı. Sonun üçin-de ol menin sungat uğrundan okuva girmeğimi maslahat cdyerdi. Emma men kolhoz bilen, oba adamları bilen, toprak bilen şeyle bir ısnışıpdım velin, olardan üzne ökece minudam onup bilmeceğime gözüm yetip durdı. Olardanam beter Cerenimden üzne gezip bilcek deldim. Onson olam, menem oba hocalık tehnikumına okuva girdik. Men indi arkayındım. Ceren bilen bir kolhozda işleyerdim, bir tehnikumda okayardım. Bir öyden girip, bir önden çıkyardım. Men öz çaklayşıma göre, kolhozın in gerekli adamlarının biridim. Sürüm gutardı velin, meni kombayna geçirdiler. Orak orcak kombaynları birkemsiz remont edip, yığıma tayğar edip goyduk. Sergey ağa mana: - Yığım başlananda sen Ocar ağanın kombaynmda işlemeli bolarsın, diydi. Ocar ağa di yenin şeyle bir onat adamdı. Onun fronta giden beş oğlundan dine yekecesi gaydıp geldi. Gaydıp gelen oğlunun adına Halli diyerdiler. Ocap ağa Kombaynın maşinistidi, men bolsam şturvalçıdım. Ocar ağanın menin işleyşime gövni yetyerdi. "Sen okuvına üns ber" diyyerdi. "İndi kolhozın bar işini tehnika çözer. Onson universal mehenizatorlar gerek bolar. Sana gövnüm yetyer, sen tehnikanı erbet görenok. Senden bir zat çıkar" diyyerdi. Umuman kolhozın adamları onatdı. İşimem şovunadı. Cerenem, menem indi on sekiz yaşapdık, Toy meselesini çıngartmağa vagt yetipdi. Bossan ece Ceren ikimizin toyumıza öz toyı deldir öydenokdı. Toyun uğrunda iki yana at çapyardı. Bir yerden mata tapıp getirip beryerdi. Onı Cerenin boyuna denep, biçip beryerdi. Cerenin özem ecemden galan el bilen sürülyen tikin maşınım hali-şindi şarladıp, sürüp otırdı. Cerenin coraları bolsa, heli-şindi onun yanına onun yanına gelip, goltuğındakı yağlıcağm içinde geyimini tikip getirip gidyerdiler. Bizin toy etme meselemiz illerinke garanda üytgeşiğrek boldı. Gelnem öz öyümizden edinyerdik. Gızam öz öyümizden çıkaryardık. Onson gizin geycek geyminem, gelin geycek eşiğinem özümiz tapmalıdık. İne, şu meselede-de Bossan ece bize ulı kömek etdi. Ol sonda kakama garap: - Nazar ağa, sonun ikisem sizin özünizde bar bolaymasın? diydi. Kakam gövünsiz güldi-de: Başkan, sözünde durdu. Ceren'e de bana da okula gitmemiz için yardımcı oldu. Fakat ben okul meselesinde Ceren'in gayret ve çalışmasına ulaşamadım. O, benden büyük şeyler bekliyordu. Benim sanat ustalarından biri olarak yetişeceğim konusunda ümidi vardı. Benim kabiliyetime, anlayışıma büyük saygı duyuyordu. Bunun için de, sanat okullarından birine girmem konusunda beni yönlendiriyordu. Ama ben çiftlik ile, köy insanlarıyla, toprakla öyle bir ısınmıştım ki bunlardan ayrı bir dakika bile yaşayamayacağımı hissediyordum. Bundan da kötüsü Ceren'imden ayrı kalamayacaktım. Daha sonra o da, ben de köy ekonomi teknik okuluna girdik. Artık rahattım. Ceren'le aynı çiftlikte çalışıyordum, bir teknik okulda okuyordum. Bir evden girip öbür evden çıkıyordum. Sezinlediğime göre, çiftliğin en gerekli insanlarından biriydim. Ekim işi bitti fakat, beni biçer döğere geçirdiler. Biçer döğer ve orakları kusursuz tamir edip, haşata hazırladık. Sergey Ağa bana: - Hasat başladığında sen Ocar Ağa'nın biçer döğerinde çalışırsın, dedi. Ocar Ağa dedikleri adam, öyle iyi bir adamdı ki... Onun cepheye giden beş oğlundan sadece biri dönüp geldi. Bu oğlunun adına Halli diyorlardı. Ocar Ağa, biçer döğer kullanıcısıydı, ben ise çarkçıydım. Ocar Ağa, benim çalışmamdan memnundu. "Sen okuluna önem ver" diyordu. "Çiftliğin işlerini teknik çözer. Ondan sonra uzman makinacılar gerekir. Senden memnunum, tekniğini kötü bulmuyorum. Senden her şey olur." diyordu. Çiftlikte çalışanlar genellikle iyi insanlardı. İşim de kolaylaşmıştı. Ceren de, ben de on sekiz yaşındaydık. Düğün meselesini hayata geçirme vakti gelmişti. Bossan Ece, Ceren'le düğünümüzü kendi düğünüymüş gibi düşünüyordu. Düğünle ilgili her işe koşturup duruyordu. Bir yerden kumaş alıp getiriyor, onu Ceren'in üzerinde deneyip dikiyordu. Ceren hala annemden öğrenip kullandığı dikiş makinasını kullanıyordu. Ceren'in arkadaşları ise, ona yardım etmişler, elbisesini dikip bohçalayıp getirmişlerdi. Bizim düğün meselemiz ellerinkine göre biraz farklı oldu. Gelini, kendi evimizden alıyorduk. Kızı da kendi evimizden çıkarıyorduk. Bundan başka kızın giyeceklerini de en gerekli eşyalarını da kendimiz yapmalıydık. İşte, bu konuda da Bossan Ece bize çok yardım etti. Bossan Ece, babama bakıp: - Nazar Ağa, bunun ikisi de sizde var olmasm? dedi. Babam isteksizce güldü de:
- Bah, Bossan, ol zatlar bizde nireden bolsun? diydi. - Ayna pahırm uruşdanam ön bir gizil kürteni yığnap yörenini bilyen. Şol sapar men ondan: "Ayna, munın neme? diyip soranımda: "Ay, Bossan, bilip bolmaz, gelin dağı edineysek diyip yığnap yöriin" diyipdi. Hanı, sandıkdır çuvallarınızı govıca barlan. Kim bilyer, belkem, bir yerde düyrlenip yatan bolsa bildinmi? Siz kürteni tapsafiız, şaylı tahya tapmak menin bilen. Ceren can gelin bolansoîî on-on beş günden son ızma gaytarıp alayarın. Öyümizin goşlarını döküşdirdik velin, bağtımıza sandığın düybünden çıkaydı. Kürte dağam del. Köz yalı gızanp dur! Şeyle bir nağışları bar velin, yöne sığırıp yüzüne seredip oturmalı. Sonda kakam: - "Gelin edincek bilen at alçağa hudayın özi yetişermiş" diyenleri çm-ov, diydi. Eytdi-beytdi toy meselemiz güyze golaylaşdı. Toyda öldürilcek malımıza çenli tayındı. İndi toy senedini bellep, tamş-bişle habar bereymesi galıpdı. Şol günlerin birinde Bossan ece oslanmadık habar getirdi. - Ceren can, senin ağan gaydıp geleyen yalıla, diydbçerenin y UZ i üytğep gitdi. - Sen om nirede gördün? - Menin özüm-e göremok velin, iller-e görüpdir. - Kim ol iller? - Altıncemal bilen Bessir ikisi görüpdir. - Nirede görüpdirler? - Gicesine-he, öz öylerinde yatıp-turyarmış. Gündizlerine-de köplenç Seyit köplerde bolyamışın diyip gürrün edyerler. Ceren gözüni teğelep, ep-esli saldım geplemen oturdı. Ondan son: - Ay, bu bir yalan gürrün bolaymasın, diydi. - Men-e onçasını aydıp bilcek del, Ceren can. İllerden eşden zadımı aydyan. Eğer gelenem bolsa, gelmediğem bolsa, bir neme etiyacı elden bermeli deldiğini aytcak bolyan. - Etiyacı elden berip bermen, onun etcek zadı nememiş?! - Adamın içini bilip bolyarmı, Ceren can! "Adam alası içinde, yılan alası daşında" diyipdirler. - Onun menin bilen hiç hili dahıllı yeri yok ahınn? - Name diysenem ağandır. - Ağam bolup, neme, ol meni ekledimi, sakladımı? Eğnime eşik etdimi? Ol mana hayır del, zelel etdi. Ağası gaçgak diyen yaman adın eyesi etdi. Öyüne il-gününe, ehli tohum-ticine isnat ge- - Vah, Bossan, o şeyler bizde nerden olsun? dedi. Bossan Ece: - Dinleyin, Bîçârenin savaştan önce altından bir elbise aldığını biliyorum. O zaman ben ona: "O ne?" diye sordum. O da: "Ey, Bossan, belli mi olur. Bir gün bir gelinimiz olursa diye alıyorum." demişti. Hadi, sandık ve çuvallarınızı iyice arayın. Kim bilir, belki de, bir yerde katlanmış duruyordur, anladınız mı? Siz elbiseyi bulursanız, bezekli bulmak benim işim. Ceren can gelin başlık olduktan on on beş gün sonra gelir, geri alırım." dedi. Evdeki bütün eşyaları ortaya döktük, şansımızdan elbise sandığın dibinden çıktı. O, eski değildi. Köz gibi kızarmaktaydı! Öyle nakışları vardı ki, sadece ıslık çalıp hayranlıkla seyretmeli. Bunun üzerine babam: - "Gelin alacakla at alacağa Allah yardım edermiş" dedikleri gerçekmiş dedi. Öyle böyle derken düğün günümüz sonbahara yakın bir tarihe kararlaştırıldı. Düğünde kesilecek hayvana kadar her şey hazırdı. Şimdi sadece düğün tarihini kararlaştırıp tanıdıklara, yakınlara haber verilmesi kalmıştı. O günlerden birinde Bossan Ece beklenmedik bir haber getirdi. - Ceren can, ağabeyin dönmüş geliyor, dedi. Ceren'in yüzü değişti. - Sen nerede gördün? - Ben görmedim ama görenler var. -Kim o? - Altıncemal ile Bessir görmüşler. ait - Nerede görmüşler? - Geceleri onların evinde yatıp kalkıyormuş. Gündüzleri de çoğunlukla Seyit körlerde ka lıyormuş diye anlatıyorlar. Ceren şaşkınlıkla gözlerini açıp uzun süre hiç bir şey söylemedi. Ondan sonra: - Ay, bunlar yalan olmasın, dedi. - Ben o kadarını bilemem, Ceren can. El lerden duyduğumu söyledim. Gelmiş de olsa gel memiş de olsa, bir müddet itiyadı elden bı rakmamak gerektiğini söyleyeceğim. - İtiyadı elden bırakırım bırakmam, onun ya pacağı neymiş ki? - İnsanın içindekini bilmek mümkün mü, Ceren can! "İnsanın alası içinde, hayvanın alası dı şında" demişler. - Onun benimle hiç bir ilgisi yok ki? - Ne dersen de ağandır. - Ağam olsa ne olacak? Beni yetiştirdi mi, bü yüttü mü? Sırtıma elbise aldı mı? O, bana iyilik değil, kötülük etti. Ağası kaçak dedirtip kötü bir ad sahibi etti. Evinin, ilinin, bütün akrabalarının yüz karası oldu. Vah, babamın hayatta olmayışı ya-
tirdi. Vah, kakamın diri deliliği yakyar-la. Ol dağı diri bolyanlığında onun gözünde ot yakdırardı. - Pelinden gaydan bolsa bildirimi? - Ay, nebileyin, Bossan ece, onun yalı adam lar pelinden gaydaysa ne yağşı. Sizin ehlinizin göz dikip oturan sığrınızı parçalap, öldürip, etini alıp giden adam pelinden gaytmaz. - Olam bir işi gaydan, bağtı gara adam eken... Om huday üryandır, yoğsam beytmez. - Onun yalı peli bozuk adamını huday netsin?!... - Ay, onsoiîam biz bu yerde pılan zat diyip otıns velin, ol del bolmağam ahmal. Dünyede mefizeş adam gıtmı? Başga birini soldur öydüp yören bolmaklaram mümkin. - Hanı, öyümizde yatıp-turyarmış diyyeler diydin-e?.. - Ay, hava, sonun yalam-a gürrün edyerler. Ay, onsonam boş duran tam bolsa, del adamlaram gelip yatsa, yatar turar gidiberer-de. Edil "gurt ağzasan gurt geler" diyenleri boldı. Şol gürründen üç gün geçenden son, ağşamaralar Cerenin ağasının özi öyümize geleydi. - Salavmaleykim. - Valeykim essalam, diyip, kakam onun. sa lamını aldı. -Giç yağşı. Ona "gelen yağşı" diyip coğap berenbolmadı. - Gurgun otırmısınız? - Ş ükür. Ol edil donurlan yalı bolup, gapmıfi önünde yüzümize seredip durdı. - Ceren can!.. Sen burdamıdın? Men velin, seni gözlep, dünyeni elek eden yalı eledim. Tüveleme, tüveleme, sen-e ullakan giz bolayıpsın. Men seni şol kiçicikken görşüm ahırın. Hadi, ya nıma gel, men seni onatea bir smlayın. Gel, men seni bir gucaklap, bağrıma basaym. Ol şey diyip de, goltuğındakı ak, kirli halfasını yerde goyup, Cerene tarap iki elini uzatdı. Menin gövnüme Ceren tarsa yerinden turağa-da, onun yanına ığlap barar öytdüm. Ceren velin, sarsmadam. Yüzüni aşak salıp oturışma öz ağasına sen barmısınam diymedi. - Ceren, neme, sen menden yadırgacak bolyarmm? Sen öz çiğim ahırın. Hanı, tur, yanıma gel. Yere aydıldam, Cerene aydıldam birdi. Ceren yerinden gozğanayınam diymedi. - Asıl, şey diysene?!.. Senem menden yüz övürdim diysene!?.. Menin yalı garamafiday barmıkan? Menin indi dünyede yekece arzuvım galıpdı. Olam sendin. Sana govşusam, Ceren canı tapıp, yamaşğandan bir adam yalı yaşasam diy- kıyor ya. Sağlığında da bu durum onu huzursuz ediyordu. - Yaptığından vazgeçtiğini öğrendin mi? - Yo, nerden bileyim, Bossan Ece, onun gibi insanlar yaptığından pişman olsa ne iyi olur! Her kesin gözü gibi baktığı sığırları parçalayıp, öl dürerek etini alıp giden insan, yaptığından piş manlık duymaz. - O pişmanlık duyan, bahtı kara biriymiş... Ona Allah vurmuş, yoksa böyle yapmazdı. - Onun gibi kalbi kötü insanı Allah ne yap sın?!... - İşte, hala böyle konuşup duruyoruz. Deli ol mamak elde değil. Dünya da böyle insan az mı? Başka birini ona benzetmeleri, o zannetmeleri de mümkün. - Hani, evimizde yattı, kaldı diyorlar, de miştin?... - Evet, öyle anlatıyorlar. Velev ki boş duran dolu olsun. Yabancılar da gelir yatar, kalkar gider. Aynı, "kurdun adını ansan kurt gelir" dedikleri gibi. Bu sohbetten henüz birkaç gün geçmişti ki akşam saatlerinde Ceren'in abisi eve geldi. - Selâmünaleyküm. Babam : - Ve aleykümesselâm, deyip onun selamını aldı. Ona "konuk iyidir, gelen iyi biridir" diye düşünüp selam veren olmadı. - İyi misiniz, sağlığınız yerinde mi? - Şükür. O, donmuş bir halde kapının önünde durup yüzümüze baktı. - Ceren can! Sen burda miydin? Ben seni bul mak için dünyayı elekle eler gibi eledim. Ne hoş, ne güzel, sen de yetişkin bir kız olmuşsun. Seni en son gördüğümde küçücüktün. Haydi, yanıma gel, sana iyice bir bakayım. Gel, seni kucaklayıp bağ rıma basayım. O, bunları söyledikten sonra koltuğundaki beyaz, kirli torbayı yere bırakarak iki elini Ceren'e doğru uzattı. Ceren'in hemen yerinden kalkıp ona doğru koşacağını zannediyordum. Fakat Ceren umursamadı bile. Başını önüne eğip öyle bir oturuş oturdu ki, ağasına "sen mi geldin?" bile demedi. - Ceren, sen niçin beni garipsiyorsun? Öz kar deşim değil misin? Haydi, kalk, yanıma gel. Ha duvara söylenmiş ha Ceren'e... Ceren yerinden kıpırdamadı bile. - Bir şey söylesene?!..ben, senden yüz çe virdim, desene?!.. Benim gibi kara talihli var mı ki?.. Benim bu dünyadaki tek arzum, sendin. Sana ka vuşmaktı. Sana kavuşsam, seni bulup tekrar insan gibi yaşasam diyordum. Ceren can sen düşün
yerdim. Ceren can, sen düşün ahırın. Yerin yüzünde senden başga hiç kimim galmadı. Senem şeylesin öydüp, yatsam-tursam kelleme gelmeycrdi. Bcydenindcn, gel, meni öldür. Ol dik duran yerinden özüni aşak goybcrdi. İki eli bilen gözlerini tutdı. Şeyle dayav, ullakan adamın ağlayışını ilkinci gezek görşümdi. Gözünde yaş barmı, ya-da yokmı, doğrısı, om sayğanp bilmedim. Yene iki eğni silkinip-silkinip gidiyerdi. Kete-kete bolsa, özüne düybünden gelişmeyen ünçecik ses çıkarıp, edil ki cicik çağacıl yalı socap-socap ağlayardı. Kakam ona dözmezçilik etdimi, nememi: - Uh adam bcydip durmaz, hanı geç, çay iç, diydi. Ol ep-esli salım şol oturışını üytgetmen oturdı. Son keçenin üstüne geçdi. Men sonda onun yüz-gözüne sın etdim. Gözlerinde bir katrada yaş görmedim. Gözlerinin içi gurıdı, şöhlesizdi. Gözlerini gırpman seredyerdi. Sovuk, pervaysız bakışı öli adamın gözlerini yadına salyardı. Ganlan zeherlenen bolara çemeli, yüzi bir garalıp, bir göğerip görünyerdi. Günlerinde sesi gırık çıkdı. - Nazar ağa, Ceren canı eklep-saklapsınız, adam edipsiniz. Yaşınız uzın bolsun. Tanrı sak lasın!.. - Ah, hova, Ceren can indi yetişdi-le. Onun indi hiç kime azarı yok-la, diyip, kakam onun yü züne seretmen coğap berdi. Ol bolsa, başdakı ahenifide sözüni dovam etdirdi. - Görüp dursınız, menem bir bağtı gara adam boldum. Men ölümden gorkdum. Uruşdan diri galmak isledim. Men başda yurdam, ehli önki düzgünlcrem gutarandır öyütdim. Hay diymen nemetsler gelen öyütdim. Şeydip, ile masğara bol dum. Urşam yatar yerde yatmadı. Netcek, oba aralaşıp, aç ölmezlik üçin ocuk-bucuk zatlaram al malı boldı. inha, indi ulı biabrayçılık-da. Etcek zadın yok. Öz-özünem öldüreyibem bolanok. Hökümetimizem zor eken. Biz bilen defi bolup dur madı. Günemizi geçdi oturıberdi. Men indi gaçgağam del, zadam. Türmeden kanun boyunca çıkıp gaytdım. Ol goltuğından ullakan köne gapcık çıkardıda, onun içinden bir bölek kağız çıkarıp, kakama uzatdı. - Yine, boşanlığımın hatı. - Ay, men hatını neme edeyin. Şeyle-de man yan. - Inansan, ağam, menin yağdayım-a şeyle. İndi menin dünyede yekece adamım galdı. O-da Ceren can. İndi biz dine Ceren can ikimiz bolup galdık. Men şu vağta çenli nirede bolsamam, yatsam- tursam Ceren canı pikir edip gezdim. Sona artık. Yeryüzünde senden başka kimsem kalmadı. Kırk yıl düşünsem senin böyle davranacağın aklıma gelmezdi. Böyle davranmaktansa, gel beni öldür, daha iyi. O, dimdik ayakta durmaktayken bîmen kendini yere bırakıverdi. İki eliyle yüzünü kapattı. Böyle güçlü kuvvetli bir adamın ağlayışını ilk defa görüyordum. Gözünde yaş var mıydı, yok muydu? Doğrusu bunu anlayamadım. Fakat iki omzu da zangır zangır titriyordu. Ara sıra da derinlerden gelen incecik bir ses çıkararak, tıpkı ufacık bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Babam buna dayanamadı mı, nedense : - Koca insan böyle yapar mı? Haydi, geç, çay iç, dedi. O, hiç bir şey demedi. Duruşunu hiç de ğiştirmeden olduğu yere çöktü, sonra da yavaşça keçenin üstüne geçti. Bu arada onun yüzüne gö züne baktım. Gözlerinde bir damla bile yaş yoktu. Gözlerinin içi kuru ve ışıksızdı. Gözlerini kırp madan bakıyordu. Soğuk, umursamaz ve ilgisiz bakışı, bir ölünün gözlerini hatırlatıyordu. Kanı zehirlenmişlerinkine benzeyen yüzü, bir kararıyor, bir morarıyordu. Konuşunca sesi çatlak çıktı: - Nazar Ağa, Ceren cana bakıp bü yütmüşsünüz, adam etmişsiniz. Ömrünüz uzun olsun, teşekkürler! Babam, onun yüzüne bakmadan : - Evet, Ceren can şu anda yetişkin bir kız. Artık kimseye yükü yok, diye cevap verdi. O, ilk konuştuğundaki tonda sözünü devam ettirdi: - Biliyorsunuz, ben, kara bahtlı bir adamım. Ölümden korktum, savaştan sağ kurtulmak is tedim. Başta yurdun, sonra da bütün yönetimin kaybedildiğini zannettim. Ah vah demeden bütün Almanların geleceğini zannettim. Bu şekilde korkak davranarak ele maskara oldum. Savaş bir yerde durmadı. Ne yapılabilir? Köy karışmış. Açlıktan öl memek için ufak tefek şeyler almak gerekti. İşte, şimdi de rezalet. Yapacak bir şey yok. Kendimi öl dürmem de imkansız. Hükümet de yumuşadı. Bizim yaptığımız hainliği bize yapmadı. Suçumuzu bağışladı. Şu anda kaçak değilim, hürüm. Hapisten kanun kararıyla serbest bırakılıp çıktım. Koynundan büyük, eski bir para kesesi çıkarıp içinden bir takım kağıtları aldı, babama uzattı..- İşte, serbest bırakılma belgem. - Yahu, ben bu belgeyi ne yapayım. Söy lediklerine onları görmeden de inanıyorum. - Ağam, anlattıklarıma inanırsın inşallah, sana durumumu arz ettim. Durumum işte bu. Şu anda dünyada tek yakınım var. O da Ceren can. Kala kala Ceren canla ikimiz kaldık. Bu güne kadar ne rede olursam olayım, ne yaparsam yapayım
govuşsam, sonun yüzüni görsem başga armanım yokdı. İne, indi şol arzuvıma-da yetdim. İller eline bir zat düşse iyerdi, içerdi. Men velin iyibem bil mezdim, içibem. Artdıranca zadımı yığnap, bukup goyardım. Şeydip ep-eslice pul topladım. Ceren cana gerek ol-bu zatları satın aldım. Ol içi zatlı ep-eslice haltanı Cerenin önüne okladı. - ine, sonun içinde üç mine golay pul, dakınar yalı şay-sep bardır. Al-da çiğim, bukcacığıfida goy. Son gerek bolar. İndi neme, azatlığa çıkdım. Olmesek işlerin. Seni hor etmen, Ceren can! Ceren heliden beri geplemen oturanam bolsa, ellerinin sandırap biçak gaharının gelyendiğini bilip durdum. Ol ağasının yüzüne seretmen şeyle diydi: - Artık, sen şu tayık meni görmeğe geldinmi ya-da başga-da matlabın barmı? - Bah, Ceren can, can cici. mende başga nehili matlab bolsun! Dine sen diyip, seni göreyin diyip geldim. Nazar ağa sağ bol aytmağa, onsonam ondan sorap, seni alıp gaytmağa geldim. Görüp dursun-a, gapımızı el açıp, el- yapyar. Şonı aç mağa geldim. Kakamın, ecemin ocağı öçüp git mesin diyip geldim. - Haçandan beri beyle rehimli, beyle akıllı boldun? Haçandan beri yadına men düşdi? - Sen her vagt yadımdasm, çiğim. - Men senin yadındadım diysene!?.. Bir vagt gül yalı gelneceme azar berip, onun gözyaşını köpdirtmedifi. Ahırın, onun öyden çıkıp gitmeğine sebep boldun. Şonda-da men yadındamıdım?! Vatanın üstüne düşman çozanda, iller fronta git seler, sen çöle tarap gaçğak bolup gitdin. Sonda da men yadındamıdım?!... İller hem çağa eklep, hem kolhoza kömek berip, özlerinin in gımmat zatlarını fronta iberyerkeler, sen gelip yetim çağacıkların ırsgalcıklarmı vağşılarça talap gidyerdin. Şonda-da men yadındamıdım?! Senin gaçğak talançı bolup çıkanına namıs edip, ağlap,ağlap ölçek bolanımda-da, yadındamıdım?... He... Sen asıl, ağzından kesip, mana pul, şay-sep yığnadım diy sene!?... Ol senin yığnan zatların del, oları safla, galınımm ucundan Seyit körler berip goyberdi. Sen eyyem meni onun Ballı diyen necis oğluna satmağın sövdasını edip yörsüfi. Men senin ye rinde bolan bolsam öz bacımın sövdasını etmeğe gelmezdim-de, kolhozdan iş sorap barardım. İşlep, gara derimi saçıp, ilin önünde öz günemi yuvmağa çalışardım. İlin inamına gircek bolardım. Men senin yerinde bolan bolsam, baylığı bacımın Ceren can hiç aklımdan çıkmadı. Ona kavuşmaktan yüzünü görmekten başka arzum yoktu. Şimdi bu dileğim de gerçekleşti. Eller, eline bir kuruş geçti mi yer içerdi. Fakat ben, yiyemez, içemezdim. Artırdıklarımı bir köşeye koyardım. Bu şekilde epeyce para biriktirdim. Ceren cana lazım olur diye şunları satın aldım. İçi bir şeylerle dolu torbayı Ceren canın önüne attı. - İşte, torbanın içinde üç bine yakın para, ta kınmak için de zinet eşyası var. Kardeşim, bunları al da bohçacığına koy. Sonra lazım olur. Artık ser bestim. Ölmez sağ kalırsam, ömrüm vefa ederse çalışır, seni kötü durumda bırakmam Ceren can!. Ceren, başından beri konuşmadan oturuyordu. Fakat, ellerinin titremesinden çok fazla sinirlendiği belli oluyordu. Ağasının yüzüne bile bakmadan şöyle dedi: - İyi, sen şimdi beni görmeye mi geldin? Başka isteğin var mı? - Canım kardeşim Ceren can, benim başka ne isteğim olsun! Sadece seni görmek için geldim. Nazar Ağa'ya teşekkür etmeye, sonra da onun iz niyle seni alıp gitmeye geldim. Görmüyor musun, kapımızı el açıp kapatıyor. Onu açmaya geldim. Babamın, anamın ocağı sönüp gitmesin diye' gel dim. : - Ne zamandan beri böyle akıllı, böyle mer hametli oldun -? Ne zamandan beri ben aklına düştüm? - Sen her zaman aklımdasın kardeşim. - Ben senin hep ha fırındaydım, öyle mi?!.. Bir zamanlar gül gibi anama ıztırap çektirip göz yaşlarını kurutmadın. Sonunda evden çıkıp git mesine sebep oldun. O zaman da ben hatırında mıydım? Vatanın üstüne düşman hücum ettiğinde, herkes savaşa giderken sen çöllere kaçtın. O zaman da ben hatırında mıydım? Eller hem çocuk yetiştirip hem çiftliğe yardım ederken, en kıymetli yavrularını gönderip mallarını savaş için feda edi yorken sen de bu yetim çocukların rızklarını vah şiler gibi çalıyordun. O zaman da ben aklında mıy dım? Senin kaçak, soyguncu olduğun zamanlar utancımdan ağlayıp ölmek istediğimde de aklında mıydım?..hıı... Benim için para, takı biriktirdiğini söylüyorsun. Asıl baklayı ağzından çıkarsana. Onlar, senin biriktirdiğin şeyler değil. Onları sana, başlık parası yerine Seyitkörler verdi. Sen, uzun sü redir beni, onun Ballı denen pis oğluna verme sevdasındasın. Ben senin yerinde olmuş olsam ba cımın sevdasını düşünmeye gelmezdim de çiftlikten iş istemeye giderdim. Çalışıp, kara derimi eritip elin önünde suçumu affettirmeye çalışırdım. İnsanların güvenini kazanmaya uğraşırdım. Ben,
galınından gözlemen, halal zehmetden gözlerdim. Men özümi satdırman. Ondan tarap hatırcem bolay. Kimi söysem sona bararın. Men eyyem birini söydüm, şona-da barcak. Cerenin bu sözlerini eşidip, Artığın tüysi üytgedi. Gözleri aç möceğinki yalı çıranın yağtısına mefizep bir ağarıp, bir göğerip göründi. - Sen, Ceren, aybımı yüzüme basma. Onsuzam öz gönemi özüm bilyen. Kim kovsa-da, senin meni kovmağa hakin yokdur. Bu yere men dine sen diyip geldim. Seni bağtlı etmek üçin gel dim. - Sen meni bağtlı etmek üçin gelcnok. Sen menin bağtımı yatırmak üçin geldin. - Seyitlerin nchili adamdığını sen bilmescnem men bilyen. Olar önden gclyen gurplı abraylı adamlar. Olara düşüp bilsen armanın neme? - Menin dereğime sen barıpsın, bolyar-da şol. - Menin bilen gürleşişin nehili? Men senin ağan ahırın?!... - Sen menin ağam delsin? - Ağandırın. - Ağam delsin. - Ölsenem ağandırın. Sen hakda il başga ki şiden soramaz. Menden sorarlar. - İlin gürrünini etme.... - Ol neme üçin? - İl-gününi satanınam bir il-güni bolyarmı? - Sen çağa bolma, Ceren. Ağan bir zat di yeninde he diyerler. - Ağam il fronta gideninde çöle gaçıp giden güni öldi. - Onda sen hezir menin bilen gitcek del-de, şeylemi? - Senin bilen hiç haçanam gitmen, Artık. - Ökünersin. -Ökünsemökünipler geçeyin. - Erbet bolar. Ceren!... Kakam durup bilmedi. Artığın dikan yüzüne seretdi-de: - Neme, şol bir zadı gaytalap otırsın. Ol sana gitmeceğini aytdı ahırın, diydi. Menem durup bil medim. - Sen göreris, beyi eki diyen bolup, Cerene haybat atma. Senden gorkyan adam yok. Beyle batır bolyan bolsan batırlığını fronta görkezmeli ekenin. Artık birden yerinden turdı. Ahmır bilen hırçını dişledi. Cerene bakıp: - Sana samsıcak giz diyerler, diydi. Ceren Ar tığın getiren haltasını önüne okladı. - Ekit, senem, munam gözüm görmesin!... Bar, nireden alan bolsaü, sona eltip ber. senin yerinde olsam, zenginliği bacımın başlık parasından beklemez, helal kazançtan beklerdim. Ben, kendimi sattırmam. Bunu, kesin olarak böyle bil. Kimi seversem ona varırım. Birini seviyorum ve ona varacağım. Ceren'in bu sözlerinden sonra Artık'ın yüzü değişti. Gözleri aç kurdun gözleri gibi, lambanın ışığı gibi bir ağarıp bir kızardı. - Sen, Ceren, ayıbımı yüzüme vurma. Söylemescn de ben suçumu biliyorum. Kim kovsa olur ama senin beni kovmaya hakkın yok. Ben bu raya sadece senin için geldim. Seni bahtlı etmek için geldim. - Hayır, sen bunun için gelmedin. Sen beni bahtsız etmek için geldin. - Seyitlerin nasıl insanlar olduğunu sen bil miyorsan da ben biliyorum. Onlar eski, zengin ve şöhret sahibi insanlar. Onlara düşsen, daha ne is tersin? - Benim yerime sen varmışsın, o da olur. - Benimle nasıl konuşuyorsun? Ben, senin ağan değil miyim?!... - Sen benim ağam değilsin. - Ağanım. - Ağam değilsin. - Ölsem de ağanım. El, senin hakkında başka kimseye bir şey sormaz. Benden sorarlar. - Elin lâfını etme. - Niçin? - Halkını satanın bir halkı olur mu? - Çocuk olma Ceren. Ağan bir şey söy lediğinde evet denir. - Ağam, halkımız savaşa gittiğinde çöle kaçıp gittiği gün öldü. - Yani sen şimdi benimle gitmeyeceksin, öyle mi? - Seninle hiç bir zaman gitmem, Artık. - Pişman olursun. - Pişman olursam pişman olur giderim. - Kötü olur, Ceren!.. Babam duramadı. Artık'ın yüzüne dik dik baktı ve: - Niçin sürekli aynı şeyi tekrarlayıp du ruyorsun? O sana gitmeyeceğim söyledi ya, dedi. Ben de dayanamadım. - Sen görürsün şeklinde Ceren'e gözdağı verme. Senden korkan yok. Madem bu kadar yi ğittin, yiğitliğini savaşta gösterseydin ya. Artık birden yerinden kalktı. Eseftendi, pişman oldu. Ceren'e bakıp: - Sana aptal kız derler, dedi. Ceren, Artık'ın getirdiği torbayı önüne fırlattı. - Götür, seni de bunu da gözüm görmesin!.. Git, nerden aldıysan oraya götür, ver.
Artık gahardan yana yarılaycak bolyardı. Ol indi başda gapıdan gelen Artığa menzenokdı. Dişlerini gıcap, barımızın üstüne topularlı göründi. - Sen Cerencik, gatı gitme. Men entek dirikem sana öz diyenimi etdirerin. Sen bilip goy, öleysenem bucağaz oğlanla durmuşa çıkmarsın. Ol senin başını aylapdır. Bular seni eşek yalı işledip, indcm yetişeninden son özlerine gelinlik almak isleycrler. Olara muğt hızmatker, muğt gelin ge rekmiş. Olar seni yer urup, yurtda galan yetimdir öytdiler. Yok, yok, men om etdirmen. Men di rikem sen yetim dclsin. Senin ağan bar. Hava, hava ağap bar. Men bar, meni... Men buların gö zünde ot yakdırarın. Eşidyefiizmi, ot yakdırarın!... Hanı, köp aytdırma-da, tur-da önüme düş!.. Kime aydılyar, Ceren!... Tur diyilyer, sana! Artık Cerene tarap topuldı. Kakam onun golundan yapışdı. Men onun yakasından tutdum. Artık gorkdı. Biz om yeneris öytdi. - Bağışlan, gızmalık edipdirin, diydi. Men işi gaydan bilen den bolman!.. Artık yüzüni tutup ağladı. Son halfasını goltuğına gısdı-da, sessiz çıkıp gitdi. Artık, kahrından çatlayacak gibi olmuştu. O, ilk gelen ve kapıdan giren Artık'a benzemiyordu. Dişlerini gıcırdatıp hepimizin üstüne saldıracak gibi duruyordu. - Cerencik, sınırı aşma. Ben henüz ha yattayken söylediğimi yaptırırım. Sen bunu bil, ölsem de buncağız oğlanla evlenemezsin. O, senin başını döndürmüş. Bunlar seni eşek gibi ça lıştırıp, şimdiye kadar yetiştirdikleri için ken dilerine gelin almak istiyorlar. Onlara bedava hiz metkâr, ucuz gelin lazımmış. Onlar seni yerin vurduğu, kimsesiz kalan yetim zannettiler. Hayır, hayır, ben bunu yaptırmam. Ben sağken sen yetim sayılmazsın. Senin ağan var. Evet, evet, ağan var. Ben varım, ben!.. Ben, onlara rahat huzur vermem. Duydunuz mu, huzur vermem!.. Haydi, çok ko nuşturma da, kalk, önüme düş!.. Kime söy lüyorum, Ceren!.. Kalk deniliyor, sana!.. Artık, Ceren'e doğru atıldı. Babam onun koluna yapıştı. Ben yakasından tuttum. Artık korktu. Biz onu yeneriz zannetti. - Bağışlayın, hiddet gösterdim, dedi. Şimdi söylediklerimi geri alsam da bir şey değişmez, değil mi?! Artık yüzünü kapatıp ağladı. Sonra da torbasını koltuğuna kıstırdı ve sessizce çıkıp gitti.