BRAM STOKER DRAKULA TÜRKÇESĐ: PINAR GÜNCAN BRAM STOKER DRAKULA

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "BRAM STOKER DRAKULA TÜRKÇESĐ: PINAR GÜNCAN BRAM STOKER DRAKULA"

Transkript

1 Bram Stoker _ Drakula Merhabalar Buraya Yüklediğim e-kitaplar Aşağıda Adı Geçen Kanuna Đstinaden Görme Özürlüler Đçin Hazırlanmıştır Ekran Okuyucu, Braille 'n Speak Sayesinde Bu Kitapları Dinliyoruz Amacım Yayın Evlerine Zarar Vermek Değildir Bu e-kitaplar Normal Kitapların Yerini Tutmayacağından Kitapları Beyenipte Engelli Olmayan Arkadaşlar Sadece Kitap Hakkında Fikir Sahibi Olduğunda Aşağıda Adı Geçen Yayın Evi, Sahaflar, Kütüphane, ve Kitapçılardan Temin Edebilirler Bu Kitaplarda Hiç Bir Maddi Çıkarım Yoktur Böyle Bir Şeyide Düşünmem Bu e-kitaplar Kanunen Hiç Bir Şekilde Ticari Amaçlı Kullanılamaz Bilgi Paylaştıkça Çoğalır Yaşar Mutlu Not: 5846 Sayılı Kanunun "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler " bölümünde yeralan "EK MADDE Ders kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbir ticarî amaç güdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü bir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu, vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braill alfabesi ve benzeri 87matlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir."bu nüshalar hiçbir şekilde satılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz. Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur." maddesine istinaden web sitesinde deneme yayınına geçilmiştir. T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi Đşlem ve Otomasyon Dairesi Başkanlığı Ankara Bu kitaplar hazırlanırken verilen emeye harcanan zamana saydı duyarak Lütfen Yukarıdaki ve Aşağıdaki Açıklamaları Silmeyin Tarayan Yaşar Mutlu web sitesi e-posta Bram Stoker _ Drakula BORDO-^/^SIYAH DÜNYA KLASĐKLERĐ - KORKU ROMANI BRAM STOKER DRAKULA TURKÇESI: PINAR GUNCAN ; BRAM STOKER ( ): Dublin'de doğdu. Çocukluğunda geçirdiği hastalık nedeniyle yedi yaşına kadar yürüyemedi. Devlet memurluğu yaptı, tiyatro eleştirileri yazdı. Yirmi yedi yıl boyunca, aktör Henry Irving'in menajerliğini de yapan Stoker'm diğer eserleri arasında. Denizin Gizemi, Yedi Yıldız Mücevheri ve Kefenli Kadın bulunur. BRAM STOKER DRAKULA TÜRKÇESĐ: PINAR GÜNCAN BRAM STOKER DRAKULA DĐZĐ TASARIMI/KOORDĐNASYON HASAN HÜSEYĐN ARIKAN DÜNYA KLASĐKLERĐ EDĐTÖRÜ VEYSEL ATAYMAN TÜRKÇESĐ PINAR GÜNCAN

2 REDAKSĐYON OSMAN ÇAKMAKÇI TÜRKÇE REDAKSĐYON SEDAT ĐMZA SÜLEYMAN ASAF TASHĐH ESEN GÜRAY ISBN BORDO SĐYAH KLASĐK YAYINLAR BASKI: ĐSTANBUL 2006 TREND YAYIN BASIM DAĞITIM REK. ORG. SAN. TĐC. LTD. ŞTĐ MRK/MATBAA: MERKEZ EFENDĐ MH. DAVUTPAŞA CD. NO: 6/3 ĐPEK ĐŞ MERKEZĐ TOPKAPI/ĐSTANBUL-TR ŞB/YAYIN&PAZARLAMA: CAFERAĞA MH. MÜHÜRDAR CD. NO: 60/5 POSTA KODU KADIKÖY/ĐSTANBUL-TR TEL: (0216) Pbx FAKS: 10216) LOJĐSTĐK: MERKEZ EFENDĐ MH. DAVUTPAŞA CD. EMĐNTAŞ DAVUTPAŞA SAN. SĐT. NO: 532 TOPKAPI/ĐST.-TR DAVUTPAŞA VERGĐ DAĐRESĐ/VERGĐ NO: Web: HUKUK SERVĐSĐ TEL: (0216) FAKS: (0216) BORDO KORKU ROMANI BRAM STOKER (D. 8 Kasım 1847, Dublin, Đrlanda - Ö. 20 Nisan 1912, Londra, Đngiltere) Küçük yaşta geçirdiği bir hastalık nedeniyle yedi yaşma kadar yürüyemeyen yazar, azmi sayesinde Dublin Üniversitesi'ndeki öğrenimi sırasında başarılı bir atlet ve futbolcu oldu. Dublin'de devlet memuru olarak çalıştığı on yıl boyunca Mail gazetesine tiyatro eleştirileri yazdı. 1877'de ünlü aktör Sir Henry Irving'le tanışan Stoker, 1878'den itibaren yirmi yedi yıl boyunca Irving'in menajerliğini yaptı. Aynı yıl Florence Balcombe'la evlenen yazar, Londra'da yeni bir hayata başladı. 1882'de yayımladığı Under the Sunset, çocuklara yönelik seksen korkunç masaldan oluşuyordu. Snake's Pass (Yılan Yolu) 1890'da, başyapıtı sayılan Drakula ise 1897'de yayımlandı. Kendisiyle adeta özdeşleşen Drakula, 1931'de başrolünü Bela Lugosi'nin oynadığı bir filmle beyazperdeye taşındı. 1912'de ölen Stoker'ın diğer romanları arasında, The Mystery of the Sea (Denizin Gizemi; 1902), The Jewel of Seven Stars (Yedi Yıldız Mücevheri; 1904), The Lady of the Shroud (Kefenli Kadın; 1909) ve Ken Russell tarafından filme alınan The Lair of the White Worm (Beyaz Kurdun Đni; 1911) bulunur. -5- ÖNSÖZ Drakula, Đngiliz edebiyatındaki en iyi korku romanlarından biridir. Stoker, romanıyla ilgili notlar almaya ilk kez 8 Mart 1890'da, Kaptan Cook'un meşhur Pasifik yolculuklarına çıktığı yer olan Whitby'de başlamıştır. Son notunu 6 yıl sonra düşmüş ve sevgili arkadaşı Hommy Beg'e; yani çok satan bir romancı olan Hal Canie'e (Hommy Beg Man Adası'nda konuşulan dil olan Manca'da Küçük Tommy demektir) ithaf ederek romanı Jübile yılı olan 1897'de yayımlamıştır. Her ne kadar 1899'da Doubleday & Mc Clure'a kadar hiçbir Amerikalı yayıncı kitabı yayımlamak istememişse de Geç Viktoıya Çağı okuyucusu vampir hikâyelerini çok sev(er)di ve kitap Đngiltere'de çok sattı; ardından da Kıta Avrupası'nda 'Karanlıklar Prensi' anlamına gelen Makt Mgrkanna adlı ilk çevirisi, 1898'de Đzlanda'da yapıldı. Bu başlangıçtan sonra, kalitesiz, sarı kâğıda basılan Stoker'ın hikâyesi 43 dile daha çevrilmiştir. Bir önceki baskısı tükenmeden, devamlı satılan bir kitap olarak, yirminci yüzyılın popüler kültürü üzerinde önemli etki yapmıştır. Belki bir tek Mary Shelley'nin* canavarı Frankenstein istisna, Stoker'ın insanın tüylerini ürperten, kanını donduran Kont'u herhalde Batı kültürünün en popüler anti-kahramanıdır. 250'den fazla hikâye; çizgi roman ve çok sayıda film hep Konttan Mary Wollstonecraft Shelley ( ): Đngiliz yazar. Ünlü yapıtı Frankenstein or The Modern Prometheus (1818) {Frankenstein ya da Modem Prometheus, Bordo Siyah yayınlan, 2004) korku romanlarının en tanınmış-lanndandır. 1 esinlenerek doğmuştur ve Kont insanların ilgisini çekmeye, insanları korkutmaya, hatta eğlendirmeye hep devam etmiştir.

3 Ancak yazdığı romanın bütün çekiciliğine rağmen, hayatındaki olaylara bakıldığında Stoker'ın böylesine kalıcı, ölümsüz bir figür ve hikâyenin yaratıcısı olabileceğini kimse tahmin edemezdi. AngĐrlandalı bir ailenin yedi çocuğundan üçüncüsü olarak, 1847 yılında, Dublin'in kuzey banliyölerinden Clahtarfta doğan Stoker, 6 yaşma kadar dik duramıyordu. Gelgeldim sonradan Dublin'de bulunan Trinity Kolej'deki atletizm şampiyonasını bile kazanacaktı. Matematikte onur derecesi kazanan Stoker, mezun olduktan sonra 1870'te Dublin Şa-tosu'ndaki Merkez Sekreterlik Ofisi'nde, üçüncü sınıf bir kâtip olan babası Abraham'ın izinden giderek memuriyet hayatına başladı. Orada müfettiş olarak çalıştığı sırada (1872) kısa hikâyesi The Crystal Cup (Kristal Fincan) The London Society'de yayımlandıktan sonra ilk korku hikâyesi olan The Chain of Destiny (Kaderin Zinciri) dört bölüm halinde haftalık Shamrock gazetesinde 1875'te yayımlandı. Ardından da Aralık 1879'da ilk kitabı The Duties of the Inspector of Petty Services yayımlandı. Ancak o sırada Stoker'ın hayatında kesin bir değişim oldu. 1877'de yine genç bir devlet memuruyken zamanının en ünlü Đngiliz aktörü ve tiyatro yönetmeni Henry Irving'le tanıştı. Karşılaşma Ir-ving'in Trinity'de verdiği bir konferans sırasında gerçekleşti. Stoker da dışarıdan drama eleştirmeni olarak çalıştığı yerel bir gazete dolayısıyla oradaydı. Stoker, Irving'in performansından öyle etkilendi ki bir yıl içinde önce işini bıraktı, ardından da, Oscar Wilde'in* "gördüğüm en mükemmel yüze sahip, çok güzel bir kız" diye nitelediği Florence Balcombe'la evlenerek Londra'ya taşındı. Orada, hayatının kalan 27 yılında Irving'in menajerliğini yaptı. Bu sü- * Oscar Wilde ( ): Đrlandalı şair ve oyun yazan. re içinde Stoker, çocuklar için, korkunç hikâyelerden oluşan Under the Sunset adlı bir seçki ve Dra-kula'ya ek olarak 10'dan fazla kitap yayımlamayı başardı. Daha sonra 1906'da Henry Irving'le ilişkisini anlattığı, 2 ciltlik Personal Reminiscenes of Henry Irving'i (Henry Irving'in Kişisel Anılan) yazdı. Bu metinlerden bir ya da ikisi eleştirmenlerden övgü almış olsa da hiçbiri, Stoker'ın bir klasik yazacak potansiyele sahip olduğunu gösterecek kalitede değildi. 20 Eylül 1912'de, 65 yaşındayken büyük bir olasılıkla, Daniel Farson'un iddiasına göre sevgisiz, frijit bir evlilikten kaynaklanan, üçüncü derece frengiye bağlı komplikasyonlar nedeniyle ölmüş olan Stoker, ününü hep tek bir kitaba, bu yüzden şaşırtıcı olan bir kitaba borçlu olacaktır. Stoker'ın Drcücula'sını bu kadar özel yapan şeyin ne olduğunu nasıl açıklayabiliriz? Stoker'ın kitaptaki o kılı kırk yaran kurgu titizliğini saymazsak, dıştan bakıldığında mütevazı bir yeteneğe ve sınırlı bir hayal gücüne sahip bir yazara, sürükle-yiciliğini sonuna kadar korumakla kalmayıp aynı zamanda çağma ilişkin kültürel bir belge de sunan bir hikâye yazma ve hem yazıldığı döneme has endişeleri yansıtan hem de modern çağı tanımlayan sosyokültürel paradigmanın değişiminde hayati öneme sahip olan bir uğrağı belirleyen bir metin yaratma ilhamını ne vermiş olabilir diye sormak hakkımızdır. Dönem birçok düzlemde "paradigma" değişimleri ile karşı karşıyadır. Avrupa aristokrasisinin tarihsel ömrünü çoktan doldurduğu, burjuva aydınlanma hareketinin çöküş belirtileri taşıdığı, akılcı felsefelerin yerine romantik düşünce ve edebi akımların geçtiği, psikanalizin bilinçdışını keşfetmeye yöneldiği, zenginlik ile yoksulluğun akıl almaz uçurumlar oluşturduğu Đngiltere'nin Avrupa'ya armağan ettiği Victoria Çağı'nın iki yüzlü ahlakının sarsıcı entelektüel-kültürel ve pratik darbeler yediği, bilimlerin, özellikle de fizik ve kimyanın büyük adımlar atmak üzere olduğu bir dönemde bulunduğumuzu hatırlatmakta yarar var.) Victoria Çağı için bu ve tamamlayıcı koşullar altında, Stoker'ı, cinsellik ve erotizme yaklaşımı sık sık insanı utandıran boyutlara ulaşan, ama entelektüel açıdan bakıldığında provokasyon dozu oldukça yüksek, pek çok nesil için oldukça anlamlı ve etkileyici olan bir metin yaratmaya götüren; kısaca Drakula 'yi bir klasik yapan şey nedir? Yanıt kısmen, romanın merkezi bir hikâye anlatımına karşı bir yapıya sahip olmasında yatıyor. Hikâyeler, birbirini az ya da çok tanıyan farklı kişilerin tuttukları günlüklerdeki gözlem ve kayıtlarından oluşan, birbirini tamamlayan parçaları temsil ediyorlar; bu kurguda "parçalan" iyi ile kötü merkezli

4 kutuplarda toplayabiliyoruz; böylece anlatı, iyi-kötü gibi karşıt kutuplardaki güçlerin mücadelesi üzerine kurulmuş oluyor ve Stoker da, Draku-la'yı, özellikleri, eylemleri ve dış görünüşleri açısından kendisiyle her yönden çelişiyor gibi görünen, 'erkek gibi erkek' bir grup insanın arasına göndererek zamanının bu kutuplaştırma modasına uymaktadır. Vampirlik ve onun belli başlı biçimleri, her zaman, bütün kültürlerde ya da Profesör Van Helsing'in belirttiği gibi "insanın olduğu her yerde" görülmüştür. Bununla beraber vampir kültü, sıklıkla günümüzdeki AĐDS ve Hepatit-C ya da Sto-ker'm zamanındaki frengi gibi, hastalık ya da salgınların yaygın olduğu dönemlerde ortaya çıkıp durmuştur. Ama yine de şunu tekrar söyleyebiliriz: Romanın popülaritesi günümüzde olduğu gibi, geçen yüzyılın da sonlarında ve gelecekle ilgili kaygılar ile sosyal değişimlerin hissedildiği dönemlerde artmıştır, Stephen King ve Anne Rice gibi yazarların başarısının sebebi budur ve Francis Ford Cop-pola'nın 1995 yılındaki popüler filmi Bram Stoker's Drakula da bu savı doğrulamıştır. (Hatta geçen milenyumun sonunda Bela Lugosi'nin oynadığı 1931 yapımı orijinal film, deneysel besteci Philip Glass'ın modernize ettiği bir partisyonla tekrar yayımlandı.) Gotik Roman Drafcuîa'nın da merkezinde olduğu, Đngiltere'ye özgü modem vampir hikâyesi geleneği, Gotik geleneğinin bir alt türü olarak gelişmiştir. Shelley'in Frankenstein ya da Modern Prometheus romanının, edebiyatın gelişim çizgisi içinde gotic novels'm bir uzantısı olduğunu, bu Đngiliz korku türünün, 18. yüzyılda en gelişmiş aşamasını yaşadığını daha önceki önsözlerde belirtmiştik. Gotik roman, Đngiltere'de, 1760'lardan itibaren edebiyat zevkine hitap eden, hatta bu zevki belirlemeye başlayan bir türdü. Geç ortaçağdan gelen gotik üslubun süsleme tarzı, 18. yüzyılın ortasında bir bakıma başka bir alanda, edebiyatta korunmuş, ortaçağın, Katolik dininin ve batıl inançların kaleleri, şatoları, edebiyat sanatı içinde aynen postmodemin kendisinden önceki birikimlere yaptığı gibi, yağmalanmış, aklı kendine kılavuz edindiğini düşünen, "aydınlanmış" bir (burjuva, özellikle de kadın ağırlıklı) okur kitlesinde ürperti, korku ve endişe yaratma yolunda kullanılmıştır. Gotik modasının Đngiltere'deki başlatıcısı olarak kabul edilen Horace Walpole,* romanına yazdığı önsözlerden de anlaşılacağı gibi, "gotik" sıfatını (en azından ilk baskıda) kullanmaz yılında, klasikçi inşa tarzına uyarak Strawberry Hill'deki kırsal villasını "gotik" tarzda yeniden inşa ettirmiş içini de buna uygun biçimde döşettirmiş, evini ziyaretçilerin eksik olmadığı bir tür müzeye dönüştürmüştür. Gotik romanın bu ilk versiyonu, çok geçmeden dönüşümlere uğramış, doğaüstü gerçek anlamda doğrudan var olmak ya da harekete geçmek yerine, kötü niyetli, şeytani bir varlığın hileleri ya da Horace Walpole ( ): Đngiliz yazar ve sanat eserleri koleksiyoncusu. Ortaçağda geçen The Castle of Ot-ranto [Otranto Şatosu, Bordo Siyah Yayınlan, 2005} adlı korku romanıyla gotik roman modasmı başlatmıştır. bir kaçığın aracılığıyla, hatta tesadüfi bir etki sonucu ortaya çıkmaya başlamıştır. Böyle olunca da edebiyattaki korku romanında, ağırlık metafiziksel olandan psikolojik, ahlaki olana; hatta Frankens-tein'da olduğu gibi, teknolojik olana doğru kaymıştır. Tekinsiz, meşum, lanetli olan, metafiziksel bir alanın içinde, kendi yasalarının gereği hareket etmeyip, insanın akli dünyası içinde, hatta onun katkıları ve yardımıyla ortaya çıkar artık (Bkz. Frankenstein ya da Modern Prometheus). Ama işte, bu yeni tip gotik ya da korku romanında, denetlenemez olanın ortaya çıkması, daha da ürkütücü bir etki yapacaktır; çünkü o artık, başka bir dünyanın, rahatsız edilmediği sürece yerinde kalan denetlenemez varlığı değil, doğrudan akli gerçekliğin dünyasının bir ürünüdür. Bir deney, bilimin imkânlarını küstahça bir tanrılaşma isteğiyle kötüye kullanmanın ürünüdür. Sonuçta gotik tür ya da fantastik, korku türü, okur için çok daha inandırıcı hale gelecektir; çünkü artık, herhangi bir batıl inancın, akıldışı âleme ilişkin varsayımın etkisi olmadan, fantastik olan kendine doğal bir açıklama bulmuştur; bu da, hâlâ rasyonelliğe büyük bağlılık gösteren bir dünyada (Đngiltere'de) önemli bir adım olarak görülmelidir. Gene de gotik romanın bu iki türünü ya da aşamasındaki ürünleri belirleyici etmen, tekinsiz olandan, denetlenemez, meşum dünyadan gelen cazibe olmalı.

5 Şeytanın cehennemi çukurları, uçurumların karanlık derinlikleri, korkuttukları kadar sonsuz, dinmeyen bir merakın da kuyularıdır. Kaç yüzyıldır en aklı başında insanı bile içine çeken kuyuların. Gotik roman, Otranto Şatosu'ndan sonra, Radcliffe'e,* Shelley'e kadar uzanırken, gittikçe "gotik" özelliğini yitirmeye başladı; mimari, dekorasyon, mekân tümüyle belirleyici olmaktan çıkarken, geriye "korku" öğesi kaldı ve bu korku, Vathek'te olduğu gibi, masalın Şark dünyasına ya da William Godwin'in* Calep WiUiams'iyla birlikte daha modern zamanlara taşındı. Bu dönem, büyük duygusal romanın da artık tarihe karışmak üzere olduğu dönemdi; korku romanında, canavarın, tekinsiz olanın peşini bir türlü bırakmadığı "genç kız" da kaybolmaya yüz tutmuştu. (Korku sinemasının büyük bir iştahla yeniden türe soktuğu öğe!) Tehdidin hedefi olan genç kızın yerini, romantik kahraman genç adam alacaktı. Tipik romantik (genç) kahramanın öne çıkmasıyla romanların psikolojileri karmaşıklaşmış, tematik yapı daha da karmaşıklaşmıştır. Tipik romantik kahramanın dünyasında, edebiyat dehşetler kabinesi olmaktan ve genç bir kızın acılarının, korkularının, çaresizliklerinin dünyasını anlatmaktan çıkıp meşum ve denetlenemez olanı, dünyayı yorumlamanın bir simgesine dönüştürecek, insan bilincinin derinliklerine, bilinç ötesine doğru yönelecektir edebiyatın sondajı. Đlk Đngiliz vampir hikâyesi, bir keresinde Lord Byron'ın** kişisel doktorluğunu yapan, kaderi aynı Stoker gibi hep tek bir yapıtla hatırlanmak olan John Polidori tarafından yazılmış olan The Vampy-re'dir. Polidori 26 yaşında esrarengiz bir şekilde ölmüştür. 1819'da yayımlanan, ama bundan üç yıl önce, Percy Shelley'nin*** Genova Gölü kıyısındaki kiralık villasında, karısı Mary'nin Frankenstein'ı Ann Radcliffe ( ): Đngiliz yazar. Gotik öykü ve romanlarında dehşet ve gerilim sahnelerini romantik bir duyarlılıkla birleştirmedeki yeteneğiyle tanınmıştır. * William Godwin ( ): Đngiliz toplum felsefecisi ve gazeteci. Bir süre din adamlığı yapmış olmasına rağmen ateizmi, anarşizmi ve kişisel özgürlüğü savunan yazılarıyla Đngiliz romantik edebiyat akımına ortam hazırlamıştır. ** George Gordon Byron ( ): Romantik dönem Đngiliz şairi ve yergi ustası. Şiiri ve kişiliği ile Avrupalıların hayal gücünü etkilemiştir. * * Percy Bysshe Shelley ( ): Đngiliz romantik dönem şaın. yazmaya esinlendiği şartlar altında yazılmış olan ve ilk kez New Monthly Magaziride yayımlanıp daha sonra The Vampire or the Bride of the Isle (Vampir ya da Ada'nm Gelini) adı altında tiyatroya uyarlanan Polidori'nin hikâyesi iki önemli miras bırakmıştır. Vampirlere özgü o ahlaksızlığı burjuva karşıtı bir tavra büründürmüş (ondan önce vampirlerin illa bir sınıfa ait olmaları gerekmiyordu) ve 19. yüzyılın vampirlerini, hem dizginlenmemiş romantizmden duyulan korkuyla hem de ne aristokrat sosyete hanımefendilerinin ne de masum genç kızların kolay kolay karşı koyamayacağı oldukça yoğun cinsel bir potansiyelle donatmıştır. Polidori'nin bu Byronvari klişesi, 1846 yılında ortaya çıkan Varney the Vampire'in basımına kadar değişmeden kaldı. Değişik şekillerde James Madison Rymer ve Thomas Preston Priest'e eklemlenen Varney the Vampire or The Feast of Blood (Vampir Varney ya da Kan Ziyafeti) Polidori'nin kısa eserinin tersine, tipik bir Victoria dönemi romanı uzunluğundaydı. Orijinal baskısındaki kelime sayısı 'den fazladır ve toplam 868 sayfa tutar. Stoker'a esin kaynağı olmuş olsa da romanın konusunun Drakuîa'nmkiyle ortak yanı çok azdır; daha sonra göreceğimiz gibi Stoker, türe en büyük değişimi getirecek olan, okuru tedirgin edici, ürkütücü, beklenmedik bir efekt kullanma yoluna gitmiştir. Öyküsünde, Đngiltere'yi ziyaret eden Balkanlar'dan gelmiş bir vampiri, öykünün başlıca kahramanlanndan biri olan Drakula'yı karşımıza çıkartır. Öngörülemez, ne yapacağı belli olmayan, iki dünya arasında kalmış bu yaratık karşısında, elbette dönemin bilimsel imkânları da etkisiz kalır. Stoker, hikâyesinin ana konusunun büyük bölümünü, 1860 yılında The Mysterious Stranger adıyla Đngilizce'ye çevrilen anonim bir Alman hikâyesinden almış ve içine Sheridan Le Fanu'nun "Car-

6 milla"sındaki vampirlik ve lezbiyenlik karışımı kimliğinden de bazı öğeler katmıştır. Bundan başka kurmaca olmayan, gerçek hayatta karşılığı bulunan kimi kaynaklara da dayandırmıştır öyküsünü. Bunlardan birisi de Emily Gerard'ın popüler kitabı The Land Beyond the Forest'dır (Ormanın Ötesindeki Ülke, 1887). Gerard'ın metni Victoria döneminin bilinmeyen, egzotik yerler ve insanlar keşfetmeye yönelik muazzam tutkusunu edebiyatın sınırları içine çekip tatmin etmek için yazılmış sayısız seyahat kitabından biridir. Bu kitap, Sto-ker'ı, kan içen Kontu için bir model oluşturacak olan on beşinci yüzyılda yaşamış bir prensle; düşmanlarını kazığa oturtarak öldürmesiyle meşhur Kazıklı Voyvoda'yla tanıştırmıştır. (Korku ve fantastik türüne giren önceki romanlardaki açıklamalarda, özellikle seyahat romanlarının 19. yüzyılın sonuna doğru eğitici, öğretici olmaktan çıkıp "dıştaki", ilkel, uygarlıktan uzak dünyadaki tekinsiz, denetlenemez öğeyi davet edici özelliklere bü-ründüğünün altını çizmiştik. Sadece sahibinin elinden kaçıp cinayet işleyen Edgar Allan Poe* öyküsündeki maymun değil, özgün yerlerinden alınıp British Museum'a getirilen firavunlar, adasından çıkartılıp New York seyircisinin önünde zincirlere vurulup gösteri yapmaya zorlanan King Kong'lar, meşuma çıkartılan davetiyenin popüler, klasik örnekleridir.) Stoker'ın Drakula'sı, Voyvoda'nm vahşetinin ötesine geçer, ancak onun geldiği dünyanın bir bakıma belirsiz oluşu, iki dünya arasındaki sıkışmışlığı, aydınlanma Avrupası için "dış" bir coğrafyayı temsil etmesi, aklın denetim sınırlan dışında kalması, tekinsiz olanın uyanması kuralına uymaktadır. Farklılık, Kont'un, görünürde huzurlu, güvencelerle donanmış bir dünyaya, "davet edilmeyip" kendisinin gelmesinde ortaya çıkar. Denetlenemez olan, dünyanın bildik bilimsel-akli araçlarıyla geri * Edgar Allan Poe ( ): ABD'li şair, öykü yazan ve eleştirmen. Korku edebiyatı ve polisiye türünün gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. çevrilemez olan, "ülkeye sızmıştır." Bir ölümsüz olarak Drakula, sinemayı takip eden herkesin bildiği gibi, romanda iki oluş/durum arasında, tanımlana-mayan bir yerdedir: Teritorium incognito. Böyle iki oluş arasında kalmış, varlığı belirsiz biri olduğu için de ne bir gölgeye sahiptir ne de aynada bir yansımaya. Bundan da ötesi, aslında esnektir. Neredeyse sonsuz sayıda biçime girebilir, en bilinen biçimler olarak kurtlara, köpeklere ve yarasalara, en önemlisi de havadaki boşluğa ve hiçliğe ait olan gri dumana dönüşebilir; gri, renk olarak bu arada kalmışlığı ve romandaki diğer karakterlerin başlarına gelen olayları bulmaya ve onları anlamaya çalıştıkları sıradaki o belirsizlik atmosferini temsil eder. Bütün bu özellikler bir araya geldiğinde, "aklın dünyasına sızan şeyin" geri döndürülmesinin im-kânsızhğıyla birlikte tedirginlik de artacaktır. (Fre-udiyan bir okumaya bir yollama yapacak olursak, bu belirsiz mıntıkanın, pekâlâ bilinçdışının, bastırılmış arzu ve dürtülerin "coğrafyası" olarak anlaşılabileceğini söyleyebiliriz. Bilinçdışı ya da ötesi terimi; ilk kez kullanılmadan önce de elbette bilinçdışı vardı. Kendisi frengiden ölen, cinsel dürtünün dolaylı da olsa "kurbanı" olan Stoker'ın, o karşı konamaz dürtülerin geldiği yeri lanetli olanın çukuru olarak görmüş olması pekâlâ muhtemeldir.) Cinsel Kimliğin Belirsizliği Stoker'ın Drakula'sı, Doğu'yu, Batı'dan temelden farklı bir yermiş gibi tanımlayan, Batı'nın soskültürel karşı kutbu gibi görülebilecek bir yerde yaşamıyor. Hatta üç eyaletin; Transilvanya, Moldov-ya ve Bukovina'nm sınırında bir yerde yaşayarak, Drakula Şatosu'nun tam yerini belirleyebilmeyi imkânsız kılıyor. Bu nedenle Harker'ın, şatonun, ayırt edilemez konumu sayesinde bir ara bölgede, gerçeklik ile yanılsamanın arasında sıkışıp kalması be-lirlenemez bir mekân konumuna işaret eder: Ne tamamen somut olan ve konumu saptanabilen ne de olgusalın karşıtı terimlerle tanımlanabilen bir yer yaratma potansiyelini taşıdığını ileri sürdüğü Kont'la ilk tanışma sahnesi, metnin bütünü açısından bir 'metonym' yani bir allegori işlevi taşımaktadır. Hatta, Kont, geleneksel olarak belirlenmiş cinsel kimlikler arasındaki farklılıkları da flulaştırarak meseleyi biraz daha karmaşıklaştırır. Bir androjen gibi görünür, güzel biçimli ağzı ile sivri keskin dişleri, dişilliğin sembolik biçimi ile eril fallik gücün ifadesini birleştirerek,

7 Christopher Craft'in iddia ettiği gibi, figürün biseksüelliğini yansıtan pek çok işaretten en bariz olanını oluşturur. Aristokrasi ve burjuvazi ile proletarya ve köylü kitleleri arasındaki kesin sınırlan olduğu gibi, iki cins arasındaki farklılığı da katı bir kutuplaşmaya taşıyıp sınıf bilincini, cinsiyet bilincini bölen, cinsel ilişkiye ancak üremeye yönelik olduğu, bunu da kutsal Kilise'nin tayin ettiği sınırlar ve sınıflar içi evliliklerle gerçekleştiği ölçüde kabul eden Vik-torian Đngilteresi'nin "rasyonelliklerine" radikal bir şekilde karşı çıkan Drakula, böylece romanın içinde yer aldığı tarihsel dönemin, değindiğimiz ilişkilerini yansıtan hâkim paradigmalarına karşı yükselen ödünsüz bir ses özelliği kazanıyor. Dıştan bakıldığında Fin de Sieecle, yani yüzyılın sonu Đn-gilteresi zamanın diğer Batı toplumlarıyla karşılaştırıldığında nispeten daha istikrarlı bir toplumu temsil etmekteydi ve politik ve ekonomik uyuşmazlıklar genelde ülkenin kendi içindeki imkânlara ve şartlara göre halledilmeye çalışılıyordu. Đngiltere; Fransa ve Almanya'da yaşanan devrimlere, özellikle 1848 devrim hareketlerine uzaktan bakabilmiş, siyasal mücadele fiili çatışma biçiminde Ada'ya sıçramamıştı. Özellikle kadın haklan mücadelesi, kadının sosyal hayata katılma talepleri, kıta Avrupası'ndaki siyasal-sosyal talepler ile birleşip önündeki alanı genişletmeye çalışıyordu. Dinamik tartışmalar genelde geniş çaptaki toplumsal olaylar çerçevesinde meydana geliyordu ve hiçbiri cinsiyetlerle ilgili yasalar kadar mücadelenin hedefi olmamıştı. Gerçekten de, Elaine Showalter'in yazdığı gibi, Victorian Çağın armağanı olan cinsel kimlik ve davranışlarla ilgili bütün yasalar alaşağı ediliyormuş gibiydi. Örneğin 1880lerin sonunda basında, edebiyatta ve el ilanlarında evlilik ve aile ile ilgili, daha önce benzeri görülmemiş bir kamuoyu tartışması ve eleştirisi vardı. 1880'de evlilikten sonra elde edilmiş olan kazançları ve mülkü, birliktelikleri sırasında sahip oldukları şeyleri elinde bulundurma hakkını kazanmış olan kadınlar tarafından kurulan Evli Kadınların Mülkleri Hareketi gibi hareketlerin de oluşmasıyla birlikte reform, patriark (babaerkil, erkek egemen) Đngiliz hukuk sistemini etkilemeye başladı. Böylece evlilik patriark bir hegemonya ve kadının bağımlılığı üzerine kurulu bir ilişki olarak kabul edilmekten çıkarak, karı ve koca arasında eşit hakların ve görevlerin olduğu bir ilişki olarak görülmeye; 'homoseksüellik' gibi 'feminizm' (ve 'işsizlik') kavramları da ilk kez kullanılmaya başlandı. Kadın Romancılar Bu tartışmaların merkezinde sözde 'Yeni Kadın Romancılar' denen bir grup vardı. Lady Laura Ri-ding'in 1896 yılma ait Kadınlar Ne Okumalı? adlı denemesinde yazdığı gibi metinleri 'hastalıklı, karamsar, kaba (bayağı), küstah, saygısız [...] bağnaz [ve] tartışmalı olan bu romancılar, genellikle kadınların entelektüel başarılarını ve erkekler ile rekabeti savunuyorlardı; bunlar hikâyelerinde sık sık evliliğin getirdiği yıkımları ve zinayı dramatize etmekteydiler. Evlilik ve aile ile alay etmişler ve belki de hepsinden daha tartışmalısı, doğum oranının düşmesinin milli sermayenin iyi durumunu ve Đngiltere'nin ekonomik ve askeri üstünlüğünün devamlılığını sarsacağından endişelenen ülkedeki muhafazakâr grupların daha fazla ve iyi anneler talep ettiği bir dönemde, anneliğin kutsallığını sorgulamışlardır. Bu kadın romancılardan duydukları korkunun şiddetini gösteren bir işaret olarak, gelenekçiler, sık sık 'Yeni Kadınlar'ı çelişkili şekillerde tasvir etmişlerdir. Bu yeni kadınlar bir yandan sinirli bir tip, çoğunlukla anoreksik, sinir hastası, histeriye yatkın, entelektüel aktivitenin fizyolojik bütünlüğünü (fizyolojisini) zayıflattığı bir varlık olarak canlandırılırken diğer yandan, cinselliği, serbest eşliği ve hoşgörüyle karşılandığı takdirde, devlet ile kültür arasındaki bağları kopararak ve bencilce davranışları (tutumları) teşvik ederek toplumsal istikrarı sarsacak bir ilişki olarak canlandırmışlardır; çok zor kabul edilmiş olsa da bu düşünce çok açık bir şekilde Darwinci dünyanın rastgele, önüne gelen kişiden çocuk doğurma anlayışına da bir tepki içermektedir. Stoker, Mina Harker, Drakula tarafından ilk kez ısırıldıktan sonra elinde olmadan devamlı ağlarken Drakula'ya şunu söyletir: 'There now, crying again!" (Đşte gene ağlıyor) Mina günlüğüne, başına neler geldiğini çok merak ettiğini yazacaktır. Daha da önemlisi "Varney"nin izinden giden Stoker, Lucy Vestenra

8 karakteriyle ikinci bir tip çizer. Mina'ya elinde olsa üç erkekle evlenebileceğini itiraf eden, özgürlüğüne yeni kavuşmuş kadının etkilerine fazlasıyla açık olan Lucy, Drakula tarafından tatlılığı ve saflığıyla karakterize edilir; Batı'nm ideal, geleneksel kadın figürü olmaktan çıkıp on dokuzuncu yüzyıl doğa tarihçileri tarafından dünyanın o ilkel dönemindeki, herkesle seks yapan Darwinci kadınına dönüşür; böyle bir kadın, o geleneksel annenin aksine, kalpsiz, insafsız, zalim ve seks budalası, nemfoman bir varlıktır. Bu değişimle Stoker, Lucy'yi dönemin Anglo-Amerikan romanının içinde yer almaya başlayan çok sayıdaki, evli olmayan, hamile kadının arasına gönderir. Đçlerinde Elizabeth Gaskell'm romanıyla aynı adı taşıyan karakteri Ruth'un, Nathaniel Hawthorne'un, yayınevimizce yayımlanmış Kızıl Harfinin Hester Prynne'ı ve Thomas Hardy'nin 'kocasız anne'si Tess'in de bulunduğu bu kadınlar, pek çok Victoria dönemi yazarının Yahudi-Hıristi-yan Platonizmini beslemiş olan bakire kadın figürünü olduğu kadar, kadını doğa ile özdeşleştirip onun, elbette aile bağları çerçevesinde, doğurganlığını toprak ana figürü ile birleştiren imgesini de tahtından indirmek için, bireysel ve kolektif hareket ederler. Danvincilik öncesi dünya görüşünü karakterize eden insan-hayvan ilişkisindeki hiyerarşi ile birlikte erkeğin hiyerarşik üstünlüğünü ve cinsiyetlerin karşıtlığını reddeden bu figürler, geleneksel kavramlarla söyleyecek olursak, bundan böyle 'doğal' (normal) olmayan bir dünya istiyorlardı. Bu kadınlar, daha sonra Drakula'dan farklı biçimlerdeki ve büyüklüklerdeki nesnelere dönüşme ve su buharı gibi görünüp kaybolma yeteneğini almış olan Lucy gibi, temelde geç on dokuzuncu yüzyılın maddiyatçı dünya anlayışına meydan okuyan kadının temsili ve sembolik değeri üzerine nasıl bir tartışmanın sürüp gittiğini ortaya koydular. Bu evli olmayan annelerin, statüko temsilcilerinin gözünde, dünyadan talep ettikleri; tamamen değil, ama son tahlilde maddiyattır. Yerleşik düzenin ödünsüz savunucuları için, bu yeni kadınlar dünyası, yoldan çıkmış, pervers, yani sapkın bir dünyadır (Oxford'un Đngilizce Sözlüğüne göre "pervert" yoldan çevirmek, bozmak, tersine çevirmek ve dinsel bir inançtan ya da sistemden dönmek anlamlarına gelir). Bu sapkınlığın başlangıcı olan Draku-la'mn, iki dünya arasında kalmışlığından da bahsettiğimize göre, bu dünya ile ilgili söyleyebileceğimiz, onu en iyi karakterize eden şey, doğallığı bozulmuş ya da ahlaksız bir şekilde "doğal" oluşudur; (doğal kavramını birbirine zıt iki anlamda kullanmamızın temelinde, Batı kültür-düşünce dünya- sında, bir yandan, doğal olan ile tanrısal olanın aynı olduğu, dolayısıyla doğal, dürtüsel dünya ile akıl, ahlak arasında bir çatışmanın düşünülemeyeceği anlayışı ile "doğallığı", tam da yerleşik muhafazakârlığın örtbas ettiği yanın ifadesi olarak kavrayan anlayış arasındaki karşıtlık yansıyor.) Dr. Seward tarafından, 'yollarının hayata değil ölüme açılması gereken canlılara ait yeni düzenin lideri ya da bu düzenin sağlanmasına yardım etmiş olan kişi' olarak tanımlanan, yaygın bir sapkınlık duygusuyla toplumu etkileme tehdidi taşıyan Dra-kula, bu yeni yeni temsil edilen kadın figürlerinin cinsiyetlerini karmaşıklaştırmakla kalmaz, aynı zamanda romandaki Đngiltere'nin metafizik görüşlerini, Tanrı tarafından yaratılmış, rasyonel yasaların hüküm sürdüğü bir dünya tasarımını da sarsar. Geleneksel iki cinsiyet arasındaki kararsızlığı bir yana, on dokuzuncu yüzyılın kültürel toplumdışı-larının ya da Emily Bronte'nin Heathcliff i gibi Gotik geleneğin 'ötekisi'nin ve yine benzer kanaldaki geleneksel figürler olan Jane Austen'm Emma'sın-daki Frank Churchill ve George Eliofın "Middle-march"ındaki Will Ladislaw'in ardından gelen son önemli erkek figürüdür Drakula. Gizemliliği kökenlerinde taşıyan, taşkın, ölçüsüz bir hayal gücüne sahip ve bazen Heathcliff gibi histerik ve deli olan bu figürler gibi, Drakula da, romanın içindeki tek bir cinsiyeti temsil eden insanların üstünlük taslayan tavırlarına ters özelliklere sahiptir. Ve yine o figürler gibi, sabit görüşlü ve duygulan bastıran erilliğe/erkekliğe dayalı Viktoryan ideallerine karşıdır. Böyle bir toplumdışı olarak Drakula, Đngiliz yazarlarının yüzyıl boyunca, hâkim varsayımlarını ve bu varsayımları destekleyen karşıtlıkları sarstıkları düşünüldüğü için kendilerini karşı koymaya mecbur hissettikleri, yaklaşmakta

9 olan sosyal değişimin imalarını ve dinamiklerini temsil eder; değişimlerin vücut bulmuş, cisimleşmiş halidir o bir bakıma. Atlantik'in iki tarafındaki on dokuzuncu yüzyıl yazarları için, kadın haklan düşüncesi, bireyselcilik, demokratik teoriler ve romantizmin de dahil olduğu sarsıcı etkilerin ürünüydü; özelikle de jeoloji ve doğal tarih alanlarındaki radikal bilim keşifleri, Fransa ve Amerika'daki sosyal ve politik devrimler, bu düşünceleri geleneksel dünyaya ihraç etmişlerdi. Maddi evrenin yeni özelliklerini ortaya çıkarmak ve dünyanın yaşının "Kutsal Kitap"ın söylediği gibi, birkaç bin yıla değil de jeolojinin yeni bulguları doğrultusunda milyonlarca yıla yayıldığını ispat etmek ve gezegenin hareketine, hayatın kökenlerine dair yeni açıklamalar getirmek; bütün bunlar Đncil'in kültürel otoritesini tehdit eden güçlerdi. Bu yüzden oldum olası, varlıklı sınıfların erkeklerini iktidar sahibi yapan, Lucy gibi kadınları da evrensel saflığın ve Tanrı tarafından bahşedilmiş doğru'nun sembolik nesnelerine teslim eden (Maria Magdelena mitosu) sınıflı ve hi-yerarşik bir toplumun otoritesini sarsmaktaydılar. Ama bu, edebiyatta genel kavramla, "sol" siyasal bir tepki yaratmak yerine, eski toplumun muhafazakâr temellerine yönelik bir değerler kaosunun öne çıkmasına yol açacaktı. Bireyin deneyimlere açıklığım, 18. yüzyılın rasyonalizminin ve 19. yüzyıl faydacılığı ile pozitivist teorilerinin merkezinde temellenen sağduyu ve mantık idealleri yerine, deneyimin belirsizliğine ve bireysel algılar ile sezgilerin geçerliliğine bırakmaya eğilimliydiler. Hepsi deneyimin, yaşantının öznelliğine ve hakikatin (gerçeğin) metaforik ve melez olma özelliğine, olayların gidişatım ve insanların başlarına gelecek olan olayları belirleyen şeyin geleneksel sosyal itaat ve Tanrısal öngörüden ziyade, şans ve bireysel haklar olduğu ilkesine ayrıcalık tanıma düşüncesindeydi-ler. Tek sözcükle, yaşantı, özneldeneyim kutsallaş-mış, sosyal gerçeklik hor görülmüş, antisosyal bir egoizm ve ülkenin sosyal dokusunu çözümleme konusunda potansiyel olarak hiçbir şey yapmama düşüncesi yüceltilirken, her şeyin metafıziksel olarak önceden belirlendiği (metafıziksel kesinlik) düşüncesi kalbinden vurulmuştur. Bir keresinde halk arasında, ideal erkeğin tamamen ya da neredeyse tamamen eril olan, ideal kadının da tamamen ya da neredeyse tamamen dişil olan özellikleri temsil ettiğini, ancak sınır durumuna (borderline'a) yakın olan çok sayıda insanın da rahatlıkla herhangi biriyle ilişki kurabileceğini ifade etmiş olan Stoker, ilk bakışta, bizzat kendisinin temsil ettiği tartışmalı özelliklere düşman olan muhafazakârların tarafını tutuyormuş gibidir. Temsil ettiği o dinamiklere karşı, yabancı düşmanlığı kadar kadın düşmanlığı da bir tepkinin ifadesi gibi görülebilmektedir. Kendi meşguliyet alanları konusunda son derece bencil ve bireysel, yeterli mantıktan yoksun ve abartılı bir hayal gücüne sahip olduğu rahatlıkla anlaşılan Drakula'sı sonunda Đngiltere'den sürülür ve daha önce bahsettiğimiz 'erkek gibi erkek' grup tarafından yok edilir. Bu gruptaki erkekler, tek tek çeşitli mesleklere ve sosyal rollere sahip insanlardır. Kolektif olarak ise arkadaşlıklara damgasını vurmuş olan geleneksel patriark düzenin ve metafizik dünya görüşünün yeniden tesisini temsil ederler. Bir hukukçu olan genç avukat Harker ve bir bilim adamı vardır; bir psikolog olan ve Drakula'nm büyüsünün etkisindeki ruh hastası Renfield'in bakımından sorumlu Dr. Seward (Đngiltere'de psikiyatristler 'gücü kontrol etmekten yoksun' erkeklerin nevroz türünü 'borderline' olarak sınıflandırıyorlardı); Stoker'ın, ismini Lord God Almighty ve Lord Gold Aiming karışımı olarak okumamızı istediği; şefkatinin amacı sarışın saf Lucy'yi etkilemek olan, aristokratların ayrıcalıklarına ve maddi güce sahip, Lucy'nin nişanlısı Lord Godalming vardır ve nihayet, Yeni Dünya'nm, erilliğinin (virility) ve Stoker'ın Amerikalı şair Walt Whitman'da çok açık bir şekilde hayran olduğu sıkı erkek dostluklarının (homo erotik ilişkilerin) simgesi Amerikalı Quincey Morris var- dır. (Bir zamanlar Stoker'ın kendiliğinden, Whit-man'a onu öven, hiç postalamadığı bir mektup yazdığı bilinir. Daha sonra şairle tanışmıştır ve Whitman'm homoseksüel oluşu sonradan Stoker'ın cinsel eğilimleriyle ilgili spekülasyonlara yol açmıştır). Bu grubun lideri ise bir tıp, felsefe ve edebiyat doktoru ve bilgili bir sahte leagalist olarak Stoker'ın verdiği ismi hakkıyla

10 taşıyan, pek çok konuda çok bariz bir biçimde Drakula'nın zıddı ve ikizi olan Dr. Abraham Van Helsing'dir. Anlatıcı Perspektifi Stoker'ın hikâye anlatım stratejisinde, anlatıcı daha girişte "teknik' bir çözümle sözü ben-anlatıcı-lara bırakır. Drakula metni, çoğunlukla bir şekilde olayın yan zincirlerini oluşturan tek tek gözlem ve yaşantıların dizisinden oluşur. Bu hikâyeler boyunca araya kitabın önemli karakterleri tarafından tutulmuş günlükler, gazete kupürleri (tabii ki Drakula'nın bizimle sadece bir defa; Mina'yı baştan çıkartmayı başardığında, okura hitap eder gibi konuştuğu zamanı bunun dışında tutuyoruz), mektuplar, gazete makaleleri, seyir defterleri ve bire bir yapılan görüşmeler girer. Bu anlatılardan bazıları üçüncü tekil kişi anlatıcının koyduğu tanım başlıklarına göre, steno makinesi ile yazılmış, bazıları ise bir fonografa* sesle dikte edilmiştir. Bütün bu birinci tekil kişi anlatımları 19. yy. pozitivistleri arasında da büyük ölçüde paylaşılan, gerçekliğin, gözlemlediğimiz ve sonra da inanç ve titizlikle kaydettiğimiz şeyle uyumlu olduğu düşüncesine dayanır ve bize tartışılmaz gerçekliğe tanıklık etme ve onu kaydetmiş olma izlenimi vermeye yöneliktir. Dönemin pozitivist dil anlayışında, kelimelerin anlamlarının doğadan, maddesel dünyanın özünde olan bir * Thomas Edison tarafından 1877'de icat edilen, özel bir madde üzerine tespit edilmiş sesleri tekrarlayan cihaz, ses yazan, gramofon. bağlantıyla türedikleri varsayılıyordu. Harker'a göre -giderek artan bir oranla diğerleri için de- düşünce ve olayları bir dil üzerinden ifade etmek, özellikle de o dil yaygın bir kültürel anlatım olarak ortaya çıkmış gibi görünen şeyin bir parçası olarak belirdiğinde, sadece belleğin zinde tutulmasına bir aracı olmakla kalmıyor, aynı zamanda yazanı da ruhsal olarak sağlıklı tutan bir etmen oluyordu. Bu da yine "'dışarıda' katı (cisimsel/maddesel/bütün halinde) bir dünya var ve biz onu en ince ayrıntısına dek öğrenebilir ve kayıt edebiliriz" düşüncesini güçlendirir. Stoker'ın yazıya dökülmüş sözcükleri onun grubu için sözle ifade bulmuş şeklinden daha önemliydi. Dil'in bir işaretler sistemi olduğunu, anlamın sabit olmadığını, 'dil'in, ötesinde ya da dışında bir dünya ile özsel bir bağlantıdan çok işaretler arası ilişkinin bir fonksiyonunun sonucu olduğunu söyleyen 'göstergebilim' tarafından reddedilen bu eski bakış açısını sanki onaylar gibi Drafcuia'daki tek tek karakterler ağır, ama emin bir şekilde kişisel kayıtlarını birbirleriyle paylaşırlar. Toplumsal, kültürel, ahlaki yapılan yoluyla görünüşe göre potansiyel olarak kişiye göre değişebilen, güvenilmez çeşitli söylentilerden uyumlu tek bir anlatım çıkartırlar: Sonuçta parça parça, kişilere dağıtılmış anlatıcı rolleri, öznel deneyimi belirleyici kılma eğilimine bağlı kalan bir anlatı çıkartır karşımıza. Bu parça parça "tespitleri" birleştiren eksen ise elbette Drakula ile kurulan doğrudan ya da dolaylı ilişkidir. Öte yandan "birleşme" hem anlatıyı toparlar hem de içerik düzleminde anlamsal bir sonuç koyar ortaya: Başarıları Drakula'nın sapkınlığı karşısında kültürel bir birlikteliği yapılandırmanın halen mümkün olduğuna da işaret eder. Aynca bu, baş kahramanların romanda intikamlarını makul bir eylemler serisine indirgemelerini mümkün kılar ve bu şekilde onu (Drakula'yı) engelleyip, alt ederler. Bu anlatım stratejinin asıl sonucu, romandaki biçimsel söylem yapısının, doğru ve objektif önermelerin ve nesnelerin rasyonel açıklamalarının mümkün olduğuna bizi inandırması tek tek kişilerin verdiği bilgi ve açıklamaların, genel, objektif doğru gibi sunulabilmesini sağlamasıdır. Neredeyse "bilimsel" tespitler yapan bir metne dönüştürür bu teknik Drakula'yı. Mina'nm Kont'u arayan erkek kolektifçe dışta bırakılmasını da bu bağlamda algılayabiliriz. Diğerlerinin haberini gazetelerden ilk öğrenenlerden biri olarak Mina romanda ilk defa bu erkek grubunun eylemlerinin dışında bırakılır. Sebep onun bir kadın olmasından dolayı bu tür işler için ya da onları ilgilendiren tartışmalar için özellikle uygun olmamasıdır. Gelgelelim bunun sonucunda Drakula geldiğinde Mina yalnız ve korumasız kalır; kendisini koruyacak gardiyanlar o sırada Kont'u aramak üzere "Carfax"ta, onun sayfiye evinde olacaklardır. Onların ihtiyacı geleneksel cinsiyet ayranını tekrar kurmak, yoluna sokmaktır. Bu ihtiyaçlarından dolayı Mina'mn Drakula'nın bir kurbanı olmasına göz yumarlar. Roman boyunca, karakterler bir çeşit araştırmaya

11 girdiklerinde Stoker karşımıza birtakım olaylar çıkartır. Bunlar çoğunlukla fiziksel olarak kaçış yollarının arandığı araştırmalardır. Aranılan gerçek bir anahtardır. Örneğin Harker, Drakula'nın bedenini araştırarak onun kalesini kilitleyip kendisini özgür bırakacak bir anahtar bulmaya yeltenir. Bununla birlikte, Stoker'ın araştırmaları farklı bir tür kaçışı temsil eder. Burada da aranılan gene gerçek 'yazınsal' bir anahtardır belki; ama söz konusu olaylarda aranılan anahtar, ayrıca metafo-rik bir anlam da taşır. Bu, bir ipucu verir, aranılan şeyin anlamını keşfetme arzusunu gösterir; dünyayı kontrol etme arzusuna, onu yeniden düzeltme ve Drakula'nın bir şekilde temsil ettiği sapkınlıktan kurtarma isteğine işaret eder. Ve romanın sonunda Mina'mn yardımıyla erkekler bu metaforik anlamdaki "anahtar"ı bulmuşa benzerler. Drakula'yı kavrarlar. Onun hareketlerini çözerler ve bu sayede Drakula'yı bulup altederler. Gene de, erkekler (Van Helsing'in gözlemlediği gibi) anahtarla -durumlarına çözüm olacak en olası şeyle- karşılaştıkları anda, bir defa daha zaferlerini karakterize edip, inanç sistemlerini yeniden yapılandırır gibi rahatsız edici ve ve genel olarak sezilmemiş ironik bir durum yaşarlar. Drakula'nın Piccadilly'deki evine girmek ve Kontun içinde isti-rahatte olabileceği eski tabutları yok etmek için bir zamanlar bir şeyleri restore etmiş olan bir kilit ustasını yanlarına alıp eve girmeleri gerekir. Erkekler illegal girişimlerini gizlemek şöyle dursun, planlarını gün boyunca yoldan geçenlerin önünde uygularlar. Yine de bu stratejiyi uygularken kendi rasyonel önermeleriyle ters düşerler. Yaptıklarına tanık olanları başarılı bir şekilde eğlendirerek muhafazakâr, gerici inanışlarını, bilinen, görünen şeylerin gerçekliğinde sergilerler. Ev gerçek sahiplerinin eline geçtiğinde, diğer bir deyişle sahibi olmadıkları halde eve kabul edildiklerinde, onlar da ironik bir biçimde düşmanlarıyla ittifak kurmuş olurlar. Veysel Atayman Ocak 2005, Đstanbul Bu belgelerin art arda neye göre sıralandığı okurken anlaşılacaktır. Modem inançların ön kabullerine neredeyse aykın olan bir öykünün basit bir gerçek olarak ön plana çıkması için bütün gereksiz konular aradan çıkanlmıştır. Seçilen bütün kayıtlar hem tam gününde tutulduğu, hem de bun-lan yazanın bakış açısından ve bilgi sınırlan çerçevesinde yazıldığı için, geçmişe dair anlatılarda belleğin yanılabileceği hiçbir yer yoktur. BĐRĐNCĐ BÖLÜM JONATHAN HARKER'IN GÜNLÜĞÜ (Steno* ile tutulmuştur) 3 Mayıs, Bistritz" - Mayıs'ın l'inde, akşam saat 8:35'te Münih'ten ayrıldık, ertesi sabah erken saatlerde Viyana'ya vardık; aslında 6:46'da varmamız gerekiyordu, ama tren bir saat geç kalkmıştı. Trenden ve caddelerde yaptığım küçük yürüyüşte görebildiğim kadarıyla Budapeşte*** harika bir yere benziyor. Geç vardığımız ve mümkün olduğunca zamanında yola çıkacağımız için istasyondan fazla uzaklaşmaya korkmuştum. Ayrıca burada Batı'dan ayrılıyor da Doğu dünyasına geçi-yormuşuz gibi bir izlenime kapılmıştım; asil bir genişliğe ve derinliğe sahip Tuna**** Neh- Söylenen sözleri söylendiği kadar çabuk yazmaya elverişli, kısa ve yalın işaretlerden oluşan yazı yöntemi. Bristia olarak da anılan ve bugün Macaristan'ın doğusunda bir şehir olan Bistritz Transilvanya'ya bağlıdır. "Ormanın Ötesindeki Ülke" anlamına gelen Transil-vanya, Romanya'nın orta ve kuzeybatı kısımlarında yaylalık bir bölgedir. Stoker'ın zamanında bir Macar eyaleti olan Transilvanya esas olarak meyve bahçeleri, buğday tarlaları ve üzüm bağlarıyla ünlüdür. Budapeşte: Macaristan'mn başkenti olan Budapeşte bir endüstri şehridir. Tuna Nehri'nin sağ kıyısında bulunan Buda 1867'de başkent olmuş ve 1872'de sol yakadaki Peşte ile birleşmiştir. Tuna: Avrupa'daki en uzun ikinci nehir. Kaynağını Kara Ormanların doğu tepelerinden alan. Buda ile Peşte'yi ayıran nehir; Romanya sınırlan içinden Karadeniz'e dökülür.

12 ri'nin üzerindeki muhteşem köprülerin en Batılı olanları bile, sanki bizi Türk egemenliğinin geleneklerine götürüyordu. Neredeyse zamanında yola çıktık ve akşam karanlığı bastırdıktan sonra Klausenburgh'a* ulaştık. Burada, geceyi Royale Oteli'nde geçirdim. Akşam yemeğinde, ya da daha doğrusu son gece yemeğinde, kırmızı biberle pişirilmiş tavuk yedim; tadı çok güzel ama susatıcıydı. [Not Mina için tarifi al.) Garsona sordum; buna paprika hendl dendiğini, ulusal bir yemek olduğunu ve Karpatlar'da her yerde bulabileceğimi söyledi. Çat pat Almancamın burada çok işe yaradığını gördüm; işin doğrusu, bu kadarcık da olsa Almanca da bilmeseydim ne yapardım, bilmiyorum. Londra'dayken biraz boş zaman bulduğumda British Museum'a** gitmiş, kütüphanede, Transilvanya hakkındaki kitapları ve haritaları karıştırmıştım; ülkenin bir soylu-suyla görüşeceğim için burası hakkında ön bilgi edinmenin kaçınılmaz bir önemi olduğunu düşünmüştüm. Đsmini verdiği bölgenin ülkenin en doğu ucunda, Karpat Dağlan'nın ortasında, Transilvanya, Moldavya ve Buko-vma'nın*** yani üç devletin tam sınırında (Av- Klausenburgh: Transilvanya'da bir şehir, günümüzde eyalet başkenti olan şehrin adı Cluj'dür. ** British Museum: Đngiltere'nin en büyük müzesi olan British Museum 1759'da Bloomsbury'deki Montagu House'da açılmıştır. Stoker. Doğu Avrupa ve efsaneleriyle ilgili araştırma yapmak için, müzenin 1857'de eklenen yuvarlak okuma odasını kullanmıştır. ** Önceden prenslik olan Moldavya 1861'den 1940'a kadar Romanya'nın doğu eyaleti olarak kalmıştır. Önceden Avusturya'ya ait olan Bukovina ise kuzeydoğu Romanya'da bir bölgedir. rupa'nın en yaban ve en az bilinen kısımlarından biri) bulunduğunu öğrendim. Bu ülkeyle ilgili olarak bizim ordu donatım tetkik haritalanyla* kıyaslanabilecek bir harita bulunmadığından, Drakula Şatosu'nun tam yerini veren herhangi bir harita ya da çalışma bulamadım; ama ismini Kont Drakula'nın verdiği karakol kasabası Bistritz'in oldukça iyi bilinen bir yer olduğunu öğrendim. Yolculuklarımı Mina'ya anlatırken buraya bazı notlar düşeceğim. Transilvanya halkı, dört ayrı ulustan oluşuyor: Güneyde Saksonlar ve bunlarla karışmış olan, Dacian'ların soyundan gelen Wal-lach'lar; batıda Magyar'lar ve doğuyla kuzeyde Szekely'ler.** Ben Atilla ile Hunlann soyundan geldiklerini iddia eden Szekely'lerin arasına gidiyorum. Bu doğru olabilir çünkü Magyar'lar on birinci yüzyılda ülkeyi fethettiklerinde Hunlann buralarda yerleşmiş olduğunu görmüşler. Dünya üzerinde bilinen bütün batıl inançların, sanki hayali bir girdabın merkezi gibi Karpatlar'ın oluşturduğu at nalının içine toplandığını okudum; eğer böyleyse, çok ilginç bir ziyaret olabilir. [Not: Kont'a bütün batıl inançları sormalıyım.) Yatağım yeterince rahattı, ancak gördü- * Askeri haritalar. ** Saksonlar: On iki ve on üçüncü yüzyıllarda Transilvan-ya'ya yerleşen Batı Almanya halkı. Wallach'lar: Önceden Wallachia Prensliği, şimdi ise Romanya'nın güney eyaleti olan bölgede yaşayanlar. Dacian'lar: Genel olarak Romanya'nın şimdiki topraklarına denk düşen eski bir bölgenin halkı. Magyar'lar: Aynı zamanda güneybatı Sibirya'da bulunan, Macaristan nüfusundaki en kalabalık etnik grup. Szekely'ler: Transilvanya'mn eski bir ailesi. ğüm tuhaf rüyalar yüzünden hiç iyi uyuyamadım. Bütün gece boyunca penceremin altında bir köpek uluyup durdu; bununla bir ilgisi olabilir; ya da paprika yüzünden olabilir, çünkü sürahimdeki bütün suyu içtiğim halde hâlâ susuzluğum geçmemişti. Sabaha karşı daldım ve kapımın durmadan vurulmasıyla uyandım; demek ki o sırada derin bir uyku-daymışım. Kahvaltıda yine paprika, mamaliga dedikleri mısır unuyla yapılan bir çeşit lapa ve impletata dedikleri, kıymayla doldurulmuş patlıcandan* yedim ki bu çok güzel bir yemekti {Not: Bunun da tarifini al.) Kahvaltımı aceleye getirmek zorunda kaldım; çünkü tren sekizden biraz önce kalkacaktı ya da daha doğrusu öyle olması gerekiyordu. Yine de 7:30'da apar topar istasyona gittikten sonra tren hareket edene kadar bir saatten fazla bir

13 süre vagonda oturmak zorunda kaldım. Öyle ki, Do-ğu'ya doğru gittikçe trenler daha fazla rötar yapıyor sanki. Kim bilir Çin'de nasıldır? Bütün gün türlü türlü güzelliklerle dolu bir ülkede ağır ağır ilerledik. Zaman zaman küçük kasabalar ya da eski missal kitaplarında** gördüklerimize benzer dik tepeler üzerine kurulmuş şatolar görüyorduk; zaman zaman da her iki yanlarındaki geniş, taşlı kenarlarından anlaşıldığı üzere büyük sellere maruz kaldığı anlaşılan nehirler ve ırmaklar boyunca ilerliyorduk. Bir ırmağın kıyılarından taşması için hem epeyce su hem * Tavuk, balık veya sığır etinden yapılan ve dolmalarda kullanılan bu kıymada çok fazla baharat bulunur. ** Katolik kilisesinde Asai Rabbani ayini kitabı, dua kitabı. de güçlü bir akıntı gerekir. Her istasyonda her tür kılıkta insan, bazen de kalabalıklar oluyordu. Kimileri tıpkı bizim oralarda ya da Fransa ve Almanya'dan geçerken gördüğüm köylüler gibiydi; kısa ceketler, yuvarlak şapkalar ve ev yapımı pantolonlar giymişlerdi, ama kimisi de çok değişikti. Kadınlar yanlarına yaklaşmadığınız sürece güzel görünüyordu, ama belleri pek biçimsizdi. Hepsinin şu ya da bu türden uzun, beyaz kollu gömlekleri vardı ve çoğu, bale giysilerindeki gibi aşağı sarkan, üzerlerinde bir sürü şerit bulunan büyük kemerler takmışlardı, ama elbette altlarında iç eteklikleri vardı. Gördüğümüz en garip tipler; büyük kovboy şapkaları, kocaman, bol, kirli-beyaz pantolonları, beyaz keten gömlekleri ve her yerine pirinç çiviler çakılmış, neredeyse bir ayak genişliğindeki kocaman, ağır deri kemerleriyle diğerlerinden daha vahşi görünen Slovaklar'dı. Pantolonlarını içine soktukları uzun çizmeler giyiyorlardı ve uzun, siyah saçları, gür, siyah bıyıkları vardı. Çok değişik görünüyorlardı ama ilgi çekici bir yanlan yoktu. Sahne üzerinde, eski Şarklı harami çeteleri olarak görülebilirlerdi. Bununla birlikte bana bunların oldukça zararsız oldukları, hatta kendi haklarını bile savunamadıklan söylendi. Çok ilginç, eski bir yer olan Bistritz'e vardığımızda alacakaranlığın karanlık tarafın-daydık. Hemen hemen sınırda olduğu için -çünkü Borgo Geçidi buradan Bukovina'ya açılır- çok fırtınalı bir geçmişi vardı ve kesinlikle bu geçmişin izlerini taşıyordu. Elli yıl önce, bir dizi büyük yangın çıkmış ve bunlardan beşi korkunç bir hasara neden olmuştu. On yedinci yüzyılın başında, şehir üç hafta kuşatma altında kalmış ve savaş kayıplarına ek olarak bir de açlık ve hastalıktan dolayı toplam kişi hayatını kaybetmiş. Kont Drakula bana Golden Krone Oteli'ne gitmemi önermişti ve ülkenin bütün âdetlerini elimden geldiğince görmek istediğimden, tamamıyla eski tarzda bir otel bulmak beni çok sevindirdi. Beni bekledikleri belliydi; çünkü kapıya yaklaştığımda geleneksel köylü elbiseleri içinde -hem önünde hem arkasında olmak üzere, neredeyse iffetli demlemeyecek kadar dar, renkli kumaştan iki uzun önlükşen şakrak, yaşlıca bir kadınla karşılaştım. Yaklaştığımda başını eğdi ve şöyle dedi: "Herr Đngiliz?" "Evet," dedim, "Jonathan Harker." Kadın gülümsedi ve onu kapıya kadar takip eden beyaz gömlekli yaşlı bir adama bir şeyler söyledi. Adam gitti ve biraz sonra elinde bir mektupla geri döndü. Dostum, -Karpatlar'a hoş geldiniz. Sizi heyecanla bekliyorum. Bu gece iyi uyuyun. Posta arabası, yarın saat üçte Bukovina'ya doğru yola çıkacak; sizin için bir yer ayırttım. Arabam sizi Borgo Geçidi'nde bekleyecek ve sizi bana getirecek. Londra'dan buraya kadar yolculuğunuzun keyifli geçtiğini ve benim güzel topraklarımda kalmanın hoşunuza gideceğini umuyorum.- Dostunuz, Drakula. 4 Mayıs - Otel sahibinin de Kont'tan, arabada benim için en iyi yeri ayırtmasını belirten bir mektup aldığım öğrendim; ama ayrıntılar hakkında sorular sorduğumda biraz ağzı sıkı çıktı ve Almancamı anlamıyormuş gibi davrandı. Bu doğru olamazdı, çünkü o zamana kadar söylediklerimi son derece iyi anlıyordu; en azından sorularımı anlıyormuş gibi yanıtlıyordu. O ve karısı -yani beni karşılayan yaşlı kadın- birbirlerine korkmuş gibi bakıyorlardı. Adam, paranın mektupla gönderildiğini ve bütün bildiğinin bu olduğunu geveledi. Ona Kont

14 Drakula'yı tanıyıp tanımadığını ve bana onun şatosuyla ilgili bir şeyler söyleyip söyleyemeyeceğini sorduğumda hem o hem de karısı haç çıkardılar ve hiçbir şey bilmediklerini söyleyerek daha fazla konuşmayı reddettiler. Yola çıkma vakti çok yaklaştığından başka hiç kimseye bunu soracak zamanım yoktu; her şey çok esrarengizdi ve hiç de huzur verici sayılmazdı. Tam ben yola çıkmadan önce yaşlı kadın odama geldi ve isterik bir şekilde şunları söyledi: "Gitmeniz şart mı? Ah, genç Herr, gitmeniz şart mı?" O kadar heyecanlıydı ki, bildiği azıcık Almanca'yı da unutmuşa benziyor; benim hiç bilmediğim başka bir dille karışık konuşuyordu. Söylediklerini ancak bir sürü soru sorarak anlayabildim. Ona hemen gitmek zorunda olduğumu ve önemli bir işim olduğunu söylediğimde bu sefer: "Hangi günde olduğumuzu biliyor musunuz?" diye sordu. Mayısın dördü olduğunu söyledim. Kafasını iki yana sallayarak: M^^W "Ah, evet! Bunu biliyorum," dedi. "Bunu biliyorum! Ama ne günü olduğunu biliyor musunuz?" Hiçbir şey anlayamadığımı söyleyince devam etti: "Aziz George gününün arifesindeyiz. Bu gece saatler gece yansını vurduğunda dünya yüzündeki bütün kötü güçlerin ortaya çıkacağını bilmiyor musunuz? Nereye gittiğinizi, ne yaptığınızı biliyor musunuz?" Kadın felaket endişeliydi. Onu rahatlatmaya çalıştım, ama bu bir işe yaramadı. En sonunda dizleri üzerine çökerek bana gitmemem, hiç olmazsa bir iki gün bekleyip öyle yola çıkmam için yalvarmaya başladı. Bütün bunlar çok saçmaydı, ama yine de kendimi pek rahat hissetmiyordum. Bununla birlikte, yapılması gereken işlerim vardı ve hiçbir şeyin beni engellemesine izin veremezdim. Bu yüzden kadını ayağa kaldırmaya çalıştım ve elimden geldiğince ciddi bir tavır takınarak ona teşekkür ettiğimi, ama görevimi yerine getirmemin şart olduğunu ve gitmek zorunda olduğumu söyledim. Sonunda ayağa kalktı, gözlerini sildi ve boynundan bir haç çıkararak bana uzattı. Ne yapacağımı bilemiyordum, çünkü Đngiliz Kili-sesi'ne bağlı biri olarak* bana bu tür şeylerin bir bakıma putperestlik olduğu öğretilmişti, ama bu kadar iyi niyetli ve böyle bir ruh hali içindeki yaşlı bir kadını reddetmek kabalık olurdu. Yüzümdeki kararsızlığı görmüş olsa gerek ki, tespihi boynuma astı ve "Annenizin * Viktoryen Anglikanlan Katolik andaçları ve ritüellerin-den hiç hoşlanmazlardı. Özellikle de 1830'lar ve 1840'larda Oxford Hareketi bazı Katolik pratiklerini değiştirmeye çalışmıştı. hatın için," diyerek odadan çıktı. Günlüğün bu kısmını, elbette ki yine geç kalan arabayı beklerken yazıyorum ve haç hâlâ boynumda. Yaşlı kadının korkusundan mı kaynaklanıyor, bilmiyorum; ama içim pek rahat değil. Bu defter, Mina'ya benden önce ulaşırsa, ona vedam olsun. Đşte araba da geliyor! 5 Mayıs. -Şato- Sabahın griliği geçti ve güneş uzaktaki sivri karaltılarla dolu ufukta yükseldi; ufuk çok uzakta olduğundan ve bu nedenle de büyük şeylerle küçük şeyler birbirine kanştığı için bu sivri sivri şeylerin ağaç mı, tepe mi olduğunu anlayamıyorum. Uykum yok ve uyanana kadar kimse bana seslenmeyeceğinden doğal olarak uykum gelene kadar yazacağım. Not edecek bir sürü tuhaf şey var ve bunları okuyanlar Bistritz'den ay-nlmadan önce çok ağır bir yemek yediğimi sanmasınlar diye, yemekte tam olarak ne yediğimi belirteyim: "Soyguncu bifteği" dedikleri basit bir yemekten yedim -kırmızı biberle çeşnilendirilmiş ve Londra usulü, ateşte kızartılmış jambon, soğan ve sığır eti! Şarap, dilde tuhaf bir kekrelik bırakan, ama tadı fena sayılmayacak olan Golden Mediasch idi. Bundan sadece birkaç bardak içtim ve başka bir şey de yemedim. Arabaya bindiğimde arabacı henüz yerini almamıştı ve onun ev sahibesiyle konuştuğunu gördüm. Arada sırada bana baktıklanna göre belli ki benim hakkımda konuşuyorlardı. Kapının dışındaki bankta oturan birkaç kişi de -bunlara "laf taşıyan" anlamına gelen bir isim veriyorlar- gelip onlan dinlediler ve sonra bana baktılar -çoğunun yüzünde bir acıma ifadesi vardı. Sık sık tekrarlanan birçok sözcük duydum; bu sözcükler yabancı dillerdeydi, çünkü kalabalıkta birçok ulustan insan vardı; bu yüzden çantamdan usulca çok dilli

15 sözlüğümü çıkardım ve bu kelimelerin anlamlarına baktım. Beni neşelendirmediklerini söylemek zorundayım çünkü sözcüklerin arasında Ordog- Şeytan, pokolhennem, stregöica-c&dı, biri Slovakça, öbürü de Sırpça olmak üzere ikisi de aynı anlama; yani kurt adam ya da vampir anlamına gelen vrolok ve vlkoslak vardı. [Not Bu batıl inançları Kont'a sormalıyım.) Yola çıktığımızda, han kapısında toplanmış ve o ana dek kayda değer bir derecede genişleyen kalabalıktaki herkes haç çıkarıp iki parmaklarını bana doğru uzattı. Biraz güçlükle de olsa yol arkadaşlarımdan birine, bunun ne anlama geldiğini sordum; başta cevap vermeye niyeti yoktu, ama Đngiliz olduğumu öğrendikten sonra bu işaretin kem gözlere karşı bir büyü ya da tılsım gibi bir şey olduğunu söyledi. Tam da tanımadığım bir adamla buluşmak üzere bilmediğim bir yere gitmek üzere yola çıktığım sırada, bu benim için pek de hoş değildi; ama herkes öyle iyi kalpli, öyle mazbut ve öyle anlayışlı görünüyordu ki, etkilenmekten kendimi alamadım. Garip tiplerden oluşan kalabalığıyla hanın avlusunu son görüşümü hiç unutmayacağım; arkalarında gür zakkum yapraklan ve avlunun ortasına yerleştirilmiş yeşil saksılarda portakal ağaçlarıyla, geniş kemerli kapıda durmuş, hepsi de haç çıkanyor- du. Sonra, geniş, dizden sıkmalı keten pantolonu -bunlara gotza diyorlararabanın önündeki koltuğu tamamıyla örten arabacımız, koca kırbacını, aynı hizada duran dört tıknaz atın sırtında şaklattı ve yola koyulduk. Kısa bir süre sonra, yoldaki manzaranın güzelliği sayesinde hayaletlerle ilgili korkularımı unuttum, ama yol arkadaşlarımın konuştuğu dili ya da daha doğrusu dilleri bilseydim, bunlan o kadar kolay aklımdan çıka-ramayabilirdim. Önümüzde ormanlar ve ağaçlarla dolu eğimli, yeşil bir arazi uzanıyordu; orada burada ağaç kümeleri ya da boş yan duvarlannı yola doğru çevirmiş çiftlik evleriyle taçlandırılmış dik tepeler uzanıyordu. Her yer şaşırtıcı bir şekilde meyve tomurcuk-lanyla kaplıydı -elmalar, erikler, armutlar, kirazlar- ve ilerledikçe, ağaçların altındaki yeşil çimenlerin, yere dökülmüş taçyaprakla-nyla bezendiğini görebiliyordum. Yol, "Mittel Land" denilen bu yeşil tepelerin arasına dalıp çıkıyor; çimenlerle kaplı dönemeçlerde kayboluyor ya da düzensiz bir biçimde yayılan, ara sıra tepelerin yamaçlarından alev dilleri gibi aşağı akan çam ormanlarıyla kapanıyordu. Yol engebeliydi, ama biz yine de hummalı bir aceleyle uçarcasına ilerliyorduk. O sırada bu acelenin ne anlama geldiğini anlayamamıştım, ama belli ki, arabacı bir an önce Borgo Prund'a* ulaşmaya niyetliydi. Bana bu yolun yazın şahane olduğunu, ama kışın ya- * Romanya'daki bir köy ve demiryolu kavşağı olan, Bist-rita yakınlarında bulunan Prundul-Bârgâului'nin Macarca ismi olan Borgöprund'un Đngilizce versiyonu. ğan karlardan sonra henüz onanlmadığını söylediler. Bu bakımdan, Karpatlar'daki diğer yolların genel durumundan farklıydı, çünkü burada yolların iyi durumda tutulmaması eski bir gelenekti. Eskiden Hospadar'lar;* yolları onanrlarsa, zaten bir saldın fırsatı kollayan Türklerin, buradan yabancı birlikler geçirilecek diye bunu bir savaş vesilesi saymalann-dan ve kendi elleriyle savaşa davetiye çıkarmaktan çekindikleri için yollan onarmazmış. Mittel Land'in kabank, yeşil tepelerinin ötesinde, Karpatlar'ın doruklarına çıkınca ormanlarla kaplı yüksek yamaçlar başladı. Sağımızda ve solumuzda yükseliyorlar; tam üzerlerine düşen ikindi güneşi bu güzelim otlakla-nn bütün muhteşem renklerini ortaya çıkan-yordu. Zirvelerin gölgesinde kalan yerlerde koyu mavi ve mor, çimenlerle kayalann birbirine karıştığı yerlerde yeşil ve kahverengi renkli ve bunlar ufukta kaybolunca karşımıza çıkan yalçın kayalıklardan ve karlı doruklardan oluşan sonsuz ve görkemli bir manzara... Ara sıra dağlann içinde derin yanklar görülüyordu; güneş batmaya başladığında bunların arasından, aşağı dökülen suyun beyaz pınltısını görüyorduk. Bir tepenin dibinden süzüldüğü-müzde karla kaplı bir dağ zirvesini görünce -yılan gibi kıvrımlı bir yolda ilerlediğimiz için tam karşımızdaymış gibi görünüyordu- yol ar-kadaşlanmdan biri koluma dokundu: "Bak! isten SzekF -'Tann'nın Koltuğu"-dedi ve saygıyla haç çıkardı. Sonu gelmeye- On beşinci yüzyılla 1866 yıllan arasında Wallachia ve Moldavya'yı hâkimiyet altında tutanlar.

16 cekmiş gibi görünen yolda kıvnla kıvnla ilerledik; güneş, arkamızda gittikçe alçaldı ve akşam gölgeleri sürünerek gelip çevremizi kuşattı. Dağın karlı doruğu günbatımını hâlâ üzerinde tuttuğu ve zarif, soğuk pembe bir ışık yansıtır gibi göründüğü için güneşin al-çaldığı daha da çok belli oldu. Ara sıra Çek-ler'in ve Slovaklar'ın yanından geçiyorduk; hepsi de görülmeye değer kıyafetler içindeydi, ama guatrın acı verici bir şekilde yaygın olduğunu fark ettim. Yol kenannda pek çok haç vardı ve yanlanndan geçerken bütün yol arkadaşlarım da haç çıkanyordu. Ara sıra bir türbenin önünde diz çökmüş, erkek ya da kadın köylüler görüyorduk; bunlar kendilerini ibadetlerine öyle kaptırmışlardı ki, dış dünyayı ne duyuyor ne de görüyorlar; biz geçerken arkalarını dönüp bakmıyorlardı bile. Benim için bir sürü yeni şey vardı: Örneğin, ağaç gövdelerine yığılmış saman öbekleri, şurada burada, yapraklann zarif yeşil rengi arasında gümüş gibi parlayan beyaz dallanyla çok güzel, salkım salkım huş ağacı kümeleri. Ara sıra bir leiterwagoriun yanından geçiyorduk -yolun engebelerine uyum sağlaması için yılan gibi kıvrılabilen uzun bir omurgası olan sıradan köylü arabalanydı bunlar. Elbette, bunun üzerinde, evlerine dönen bir grup köylü oturuyordu; Çekler'de beyaz ve Slovak-lar'da renkli koyun pöstekileri oluyordu; Slovaklar, ucunda bir balta olan uzun değneklerini kargı taşır gibi taşıyorlardı. Akşam bastırdıkça hava soğumaya başladı ve ortalığa giderek daha da hâkim olan alacakaranlık, ağaç- lann, meşelerin, kayınların ve çamların kasvetli görüntüsünü tek bir karanlık sis örtüsüne dönüştürdü, ama tepelerin arasından derinlere inen vadilerde, biz Geçit'e doğru çıktıkça, beklenildiğinden daha uzun süredir yerde kalan karların üzerinde, ara sıra kara-köknarlar görünüyordu. Yolumuz zaman zaman, karanlıkta üzerimize kapanıyor gibi görünen çam ormanlarının içinden geçtiğinde ve alçalan günbatımı, Karpatiar'ın arasındaki vadilerde hiç durmaksızın dolaşır gibi görünen hayaletimsi bulutlan tuhaf bir rölyefe çevirdiğinde, etraftaki bazı ağaçların üzerine serpiştirilmiş büyük gri kütleler, adeta akşamın erken saatlerinde doğan düşünceleri ve korkulu kuruntuları sürdüren tuhaf ve kasvetli bir etki yaratıyordu. Zaman zaman da tepeler öyle dikleşiyordu ki, sürücümüzün telaşına karşın, atlar mecburen ağır ağır ilerleyebiliyorlardı. Arabadan inip bizim oralarda yaptığımız gibi kayalıkların arasında yürümek istedim, ama arabacı bu fikri duymak bile istemedi. "Hayır, hayır," dedi; "burada yürüyemezsiniz; köpekler çok vahşidir." Sonra korkutucu bir şaka yapmış gibi bir edayla ekledi: -çünkü öbürlerinin onaylayan gülümsemelerini görmek için arkasına bakmıştı- "Yatana kadar bu türden şeylerle zaten yeterince karşılaşabilirsiniz." Arabacı yalnızca bir kere, o da bir dakikalığına, lambalarını yakmak için durdu. Hava daha da karardıkça, yolcular arasında bir huzursuzlanma başlar gibi oldu; birbiri ardına sürücüyü daha hızlı gitmeye ikna et- meye çalışıyorlardı. Arabacı uzun kamçısıyla atlara acımasızca vurdu ve yüreklendirici vahşi haykırışlarla onları daha fazla çaba göstermeleri için cesaretlendirdi. Sonra karanlığın içinden, sanki tepelerin içinde bir yarık varmış gibi, önümüzde gri ışıktan bir leke gördüm. Yolcuların heyecanı daha da arttı; çılgın araba, kocaman gri yaylan üzerinde sarsıldı ve fırtınalı bir denizde bir oraya bir buraya savrulan bir kayık gibi sallandı. Tutunmak zorunda kaldım. Yol biraz düzleşmişti ve uçarcasına ilerliyorduk. Sonra dağlar, iki taraftan da sanki bize yaklaştı ve üzerimize ka-panacakmış gibi görünmeye başladı; Borgo Geçidi'ne giriyorduk. Yolculardan birkaçı bana sırayla hediyeler verdiler; hiçbir şekilde itiraz kabul etmez bir içtenlikle ısrar ettiler; bu hediyeler kesinlikle tuhaf ve farklıydı, ama her biri basit bir iyi niyetle, ince sözler, kutsama ve Bistritz'deki otelin dışında gördüğüm korku ifade eden hareketlerin garip bir kanşımıy-la verilmişti -haç çıkarma ve kem gözlere karşı koruma işareti. Sonra, biz hızla ilerlerken, sürücü öne doğru eğildi ve yolcular, başlanın arabanın iki tarafından da dışanya doğru uzatarak büyük bir merakla karanlığa baktılar. Çok heyecan verici bir şeyin olduğu ya da beklendiği açıktı; ama bütün yolculara teker teker sormama rağmen hiçbiri bana en ufak bir açıklama yapmadı. Bu heyecan, kısa bir süre devam etti ve en sonunda, doğu

17 tarafından dışa doğru açılan geçidin önümüzde uzandığını gördük. Tepemizde, kara kara bulutlar dolaşıyordu ve her an patlayacakmış gi- bi ağır, sıkıntılı bir hava vardı. Sanki sıradağlar iki atmosferi birbirinden ayırmış gibiydi ve şimdi biz göklerin gürlediği atmosfere girmiştik. Ben de şimdi dışarı bakıyor, beni Kont'a götürecek olan aracı arıyordum. Her an, simsiyah havanın içinden lambaların parıltısını görmeyi bekliyordum, ama her yer zifiri karanlıktı. Görünürdeki tek ışık, içinden yorulmuş atlarımızdan çıkan buharın beyaz bir bulut halinde yükseldiği, kendi lambalarımızın titrek ışığıydı. Şimdi önümüzde beyaz beyaz uzanan kumlu yolu görebiliyorduk, ama üzerinde herhangi bir araç falan yoktu. Yolcular rahatlayıp içlerini çekerek arkalarına yaslandılar; sanki benim hayal kırıklığımla alay ediyorlardı. Yapmam gereken en iyi şeyin ne olduğunu düşündüğüm sırada sürücü saatine bakıp öbür yolculara benim duyamadığım bir şey söyledi, -öyle kısık ve alçak bir tonla konuşmuştu ki- ama adamın "Zamanından bir saat erken," dediğini zannediyordum. Sonra bana dönüp benimkinden daha kötü bir Al-manca'yla şunları söyledi: "Burada araba yok. Herr'i bekleyen kimse yok yani. Kendisi şimdi Bukovtna'ya gelsin ve yarın ya da ertesi gün geri dönsün; ertesi gün olsa, daha iyi olur." O konuşurken atlar kişnemeye, burunlarından solumaya ve vahşi bir şekilde ileri atılmaya başladılar; öyle ki, arabacı onları gemlemek zorunda kaldı. Sonra hepsi birden haç çıkaran köylülerden yükselen çığlıklar korosunun eşliğinde, dört atlı hafif bir araba arkamızdan gelip bize yetişti ve bizim yanımızda durdu. Lambalarımızın ışığı üstlerine düştüğünde atışkömür karası, çok güzel hayvanlar olduğunu görebiliyordum. Atlan, uzun kahverengi sakallı, sanki yüzünü bizden gizlemek istermiş gibi kocaman, siyah bir şapka giymiş, uzun boylu bir adam sürüyordu. Yalnızca, bize döndüğünde lambanın ışığında kırmızı gibi görünen, bir çift çok parlak gözün ışıldadığını görebildim. Sürücüye şunları söyledi: "Bu akşam erkencisiniz, dostum." Sürücü kekeleyerek: "Herr Đngiliz'in acelesi var," diye cevap verdi yabancıya. "Sanırım bu yüzden onu Bukovina'ya götürmek istiyordunuz. Beni kandıramazsın, dostum; ben çok şey bilirim ve atlarım da hızlıdır." Konuşurken gülümsüyordu ve lambanın ışığı, haşin görünüşlü bir ağzı aydınlattı; dudakları çok kırmızı, keskin hatlı, dişleri de fildişi kadar beyazdı. Yol arkadaşlarımdan biri yanındakine Burger'in Lenore'undan dizeleri fısıldadı: Denn die Todten retten schnell. -(Çünkü ölüler çabuk yol alır.) Garip arabacı belli ki, bu sözleri duymuştu, çünkü parıltılı bir gülümseyişle gözlerini kaldırıp baktı. Yolcu aynı anda hem haç çıkararak hem de iki parmağını uzatarak yüzünü çevir- Lenore, Alman şair, Gottfried August Burger ( ) tarafından yazılmış, 1773 yılında basılmış, ünlü bir şiirdir. Đngilizce'ye 1796 yılında William Taylor tarafından çevrilmiştir. Harker şiirin nakaratı olan "ölüler hızlı sürer," dizesini yanlış alıntılamıştır (orijinali "the dead ride fast" olan dize, Harker'ın alıntısında "the dead travel fasf'e dönüşmüştür). di. "Bana Herr'in bagajını verin," dedi sürücü ve çantalarım aşırı bir çeviklikle dışarı çıkarılıp hafif arabaya konuldu. Sonra posta arabasından indim; adamın arabası, bizim arabanın yanında durduğundan sürücü bana yardım etmek için elini uzattı ve ben kolumu çelikten bir şeyin kavradığını sandım; bu adam şaşılacak derecede güçlü olmalıydı. Tek bir söz etmeden dizginleri şakırdattı, atlar döndü ve Ge-çit'in karanlığına doğru yol aldık. Arkamı dönüp indiğim arabaya baktığımda, lambaların yaydığı ışıkta atların solumalarından çıkan buharları, arabanın ve içinde haç çıkaran önceki yol arkadaşlarımın siluetini gördüm. Sonra sürücü kamçısını şaklattı ve atlan dehledi; atlar da Bukovina'ya doğru hızla yola koyuldu. Karanlığın içinde kaybolduklarında garip bir ürperti hissettim ve içimi bir yalnızlık duygusu kapladı; ama bu arada omuzlarımın üzerine bir pelerin, dizlerimin üstüne de bir battaniye atıldı ve sürücü mükemmel bir Al-manca'yla şunları söyledi: "Geceler soğuk olur, mein Herr ve efendi Kont bana, size iyi bakmamı emretti. Koltuğun altında bir matara slivovitz (ülkeye özgü erik konyağı) var,

18 ihtiyacınız olursa diye." Konyaktan hiç içmedim, ama bütün o süre boyunca orada olduğunu bilmek rahatlatıcıydı. Kendimi biraz garip hissediyordum; epey de korkuyordum. Başka bir seçenek olsaydı, bu bilinmeyen gece yolculuğuna çıkmaktansa onu denerdim sanırım. Araba hızlı bir şekilde dümdüz ilerliyordu, sonra tam bir dönüş yaptık ve başka bir düz yol boyunca ilerlemeye başladık. Sanki aynı yerde dönüp duruyor-muşuz gibi geliyordu bana; bu yüzden bir daha oraya gelip gelmeyeceğimizi anlamak için dikkat çeken bir noktayı seçtim ve gerçekten de aynı yerde dönüp dolaştığımızı anladım. Arabacıya bütün bunların ne demek olduğunu sormak isterdim, ama bunu yapmaktan gerçekten korkuyordum; çünkü bu, oyalanıp zaman kazanmak için yapılıyorsa benim ye-rimdeki birinden gelecek herhangi bir itirazın hiçbir işe yaramayacağını düşünüyordum. Bununla birlikte, az sonra ne kadar zaman geçtiğini merak ettim. Bir kibrit yaktım ve ale-viyle saatime baktım; gece yansına birkaç dakika vardı. Bu bende şok etkisi yarattı; çünkü sanırım, o çevrede gece yansıyla ilgili olan batıl inancın üzerimdeki etkisi son tecrübelerimle daha da artmıştı. Endişe içinde bekledim. Sonra yolun aşağılannda, bir çiftlik evinde bir köpek ulumaya başladı -sanki korkudan kaynaklanıyormuş gibi uzun, acı dolu bir inleyiş. Bu sesi başka bir köpeğin sesi takip etti, sonra bir başkasının, sonra yine bir başkasının; ta ki, o anda Geçit'te hafif hafif esen rüzgârla kulaklarıma gelen vahşi bir uluma başlayana kadar; gecenin karanlığında aklın alabileceği kadanyla, bu uluma sanki civardaki her yerden geliyordu. Đlk ulumayla birlikte, atlar gerilip şaha kalkmaya başladı, ama arabacı onları yatıştıracak bir şeyler söyledi ve sakinleştiler, ama aniden karşılanna çıkıp onları korkutan bir şeyden kaçıyorlarmış gibi titreyip terliyorlardı. Sonra, uzaklardan, her iki yanımızdaki dağlardan çok daha yüksek ve çok daha keskin bir uluma sesi -kurt ulumaları- gelmeye başladı. Bu, atları da beni de aynı şekilde etkiledi; çünkü onlar geri çekilip çılgın gibi şaha kalkarken -öyle ki, arabacı geri dönmemeleri için müthiş gücünü sonuna kadar kullanmak zorunda kalmıştı- ben de arabadan atlayıp kaçmayı düşünüyordum. Bununla birlikte, birkaç dakika içinde, kulaklarım seslere alıştı; atlar giderek sakinleştiler ve sürücü de aşağı inip önlerinde durabildi. Atlan okşayıp yatıştırdı ve kulaklanna bir şeyler fısıldadı; at terbiyecilerinin bu hareketlerinin son derece işe yaradığını duymuştum; gerçekten de onun okşamalanyla atlar, hâlâ titriyor olmalarına rağmen tekrar baş edilebilir bir hale geldiler. Sürücü tekrar koltuğuna oturdu ve dizginleri sallayarak büyük bir hızla yola çıktı. Bu sefer, Geçit'in en ucuna vardıktan sonra, aniden, keskin bir şekilde sağa sapan dar bir yola girdi. Kısa sürede çevremizi ağaçlar sardı, bu ağaçlar ara sıra bir tünelden geçiyormuşuz gibi yolun üzerinde bir kemer oluşturuyorlardı ve sonra tekrar büyük, kaşlarını çatmış kayalar gözüpek bir şekilde iki tarafımızı çevrelemeye başladı. Korunaklı bir yerde olmamıza rağmen, artan rüzgârın sesini duyabiliyorduk, çünkü kayaların arasından inleyip ıslıklar çalarak içeri süzülüyor, hızla yanlarından geçtiğimiz ağaçların dallan birbirine çarpıyordu. Hava gittikçe daha da soğudu ve toz gibi incecik bir kar yağmaya başladı; öyle ki, biraz sonra hem biz hem de çevremizdeki her şey beyaz bir örtünün altında kalmıştık. Sert rüzgâr hâ- lâ köpeklerin ulumalarını kulaklarımıza kadar getiriyordu, ama ilerledikçe bu ses zamanla hafifledi. Kurtların uluması ise sanki dört bir yanımızı sarmışlar gibi gittikçe daha yakından geliyordu. Ben dehşet dolu bir korkuya kapılmıştım ve atlar da bu korkumu paylaşıyordu; ama arabacı hiç etkilenmemişti. Durmadan kafasını bir sağa bir sola çeviriyordu, ancak ben karanlıkta hiçbir şey göremiyordum. Ansızın, sol tarafımızda zayıf, titrek, mavi bir alev gördüm.* Bunu aynı anda sürücü de gördü; hemen atları durdurdu ve yere atlayarak karanlığın içinde kayboldu. Ne yapacağımı bilemiyordum ve kurtlann uluması yaklaştıkça şaşkınlığım daha da artıyordu; ama ben böyle endişe içindeyken sürücü ansızın ortaya çıktı, tek bir söz etmeden yerine oturdu ve yolculuğumuza devam ettik. Uyuyakalmışım ve

19 durmadan aynı rüyayı gördüğümü sanıyorum, çünkü aynı şey sürekli tekrar ediyordu ve şimdi geri dönüp baktığımda bu bana korkunç bir kâbus gibi geliyor. Bir keresinde alev yolun o kadar yakınında belirdi ki, çevremizdeki karanlığa rağmen sürücünün hareketlerini izleyebiliyordum. Hızla, mavi alevin yükseldiği yere doğru gitti -ışık çok zayıf olmalıydı, çünkü çevresindeki alanı hiç aydınlatmıyor gibiydi-ve birkaç taş toplayarak bunları belli bir şekilde dizdi. Bir keresinde garip bir optik yanılsama ortaya çıktı: Arabacı benimle alev Ortaçağ folkloründe vebadan ölenlerden mavi bir alev yayıldığına inanılır. Ejder avcısı ve Hıristiyan şövalye Aziz George'un anıldığı 23 Nisan'daki Aziz George Günü arifesiyle ilişkili olarak gizemli nitelikler kazanır. arasında duruyor, ancak alevi görmemi engellemiyordu, hayaletimsi, titrek ışığı sürekli görebiliyordum. Bu beni korkuttu, ama sadece bir anlığına olduğu için karanlıkta zorlanan gözlerimin beni yanılttığını düşündüm. Bir süre sonra mavi alev falan kalmadı ve karanlığın içinden hızla ilerledik; kurtların ulumaları sanki hareket eden bir çember halinde bizi takip ediyorlarmış gibi sürekli çevremizdeydi. En sonunda bir an geldi ve arabacı bu sefer her zamankinden daha uzağa gitti, onun yokluğunda atlar her zamankinden çok daha kötü titremeye, kişnemeye ve adeta korku çığlıkları atmaya başladılar. Ben bunun için bir neden göremiyordum, çünkü kurtların ulumaları tamamen kesilmişti; ama tam o sırada ay, kara bulutların arasından sıyrılarak çamlarla kaplı bir kayalığın tepesinde yükseldi ve ay ışığının altında, kırmızı dilleri ağızlarından dışarı sarkmış, beyaz dişli, uzun ve kaslı bacaklı, gür kıllı kurtların bir halka şeklinde çevremizi sarmış olduğunu gördüm. Üzerlerindeki vahşi ve gaddarca havadan ve uludukları zamanki durumdan yüz kat daha dehşet verici bir sessizlikti bu. Kendimi korkudan felç olmuş gibi hissettim. Bir insan, ancak gerçekten de bu türden bir korkuyla karşılaştığında benim o anda neler hissettiğimi anlayabilir. Ansızın, kurtlar sanki ay ışığı üzerlerinde özel bir etki yaratmış gibi ulumaya başladılar. Atlar tepinip gerilediler ve acınası bir şekilde gözlerini devirerek çaresizce etraflarına bakın-dılar, ama kanlı canlı bir dehşet çemberi dört bir yanlarını kuşatmıştı ve ister istemez bu çemberin içinde kalmak zorundaydılar. Yanımıza gelmesi için arabacıya seslendim, çünkü bana öyle geliyordu ki, tek kurtuluş şansımız arabacının geri dönmesi ve hareket edip çemberi yarmamızdı. Gürültünün bir yandan kurtlan korkutmasını bir yandan da arabacının arabaya yaklaşması için bir fırsat yaratmasını umarak bağırıp arabanın yan tarafına vuruyordum. Oraya nasıl geldiğini bilmiyorum, ama buyurgan bir tonda yükselen sesini duydum ve sesin geldiği yöne baktığımda onun yolun üzerinde durduğunu gördüm. Uzun kollarını, elle tutulup gözle görülemez bir engeli kenara itiyormuşçasına salladı ve kurtlar geri geri çekilmeye başladılar. Tam o sırada ayın önünden kara bir bulut geçti ve bir kez daha karanlıkta kaldık. Sürücünün tekrar arabaya tırmandığını gördüğümde kurtlar ortadan kaybolmuştu. Bu o kadar garip ve esrarengiz bir durumdu ki, içimi dehşet verici bir korku kapladı ve korkudan ne konuşabildim ne de kıpırdayabildim. Şimdi, gökyüzünde dolaşan bulutlar ayı örttüğü için tam bir karanlık içinde ilerlerken, sanki zaman hiç geçmiyordu. Yukarı tırmanmaya devam ettik, ara sıra hızlı inişler yapıyor, ama genelde sürekli yukarı çıkıyor-duk. Ansızın, sürücünün, atlan bakımsız bir şatonun avlusuna sokmakta olduğunu fark ettim; şatonun yüksek, siyah pencerelerinden hiç ışık gelmiyordu ve kınk, mazgallı burçlan ay ışığıyla aydınlanan gökyüzüne doğru sivri sivri yükseliyordu. ĐKĐNCĐ BÖLÜM JONATHAN HARKER'IN GÜNLÜĞÜ (Devam) 5 Mayıs - Uyuyakalmış olmalıyım, çünkü tam olarak uyanık olsaydım, böylesine olağanüstü bir yere yaklaştığımızı kesinlikle fark ederdim. Avlu, karanlıkta gözüme epeyce büyük göründü. Belki de avludan dışarıya, yüksek, yuvarlak kemerlerin altından pek çok karanlık açıldığından gerçekte olduğundan daha da büyük görünüyordu. Avluyu henüz gün ışığında göremedim.

20 Araba durduğunda sürücü aşağı atladı ve inmeme yardım etmek için elini uzattı. Yine olağanüstü gücüne dikkat etmekten kendimi alamadım. Eli gerçekten de, istese benimkini ezip parça parça edebilecek çelik bir mengeneye benziyordu. Sonra çantalarımı çıkardı ve yanıma bıraktı; eski, üzerine büyük demir çiviler çakılmış, devasa bir taştan yapılmış, dışan doğru çıkıntı yapan kocaman bir kapının yanında duruyordum. O loş ışıkta bile taşlarda iri oymalar olduğunu, ama oymaların zaman ve kötü hava koşullarının etkisiyle çok fazla yıpranmış olduğunu görebiliyordum. Ben kapının önünde durunca, sürücü zıplayarak yine arabadaki yerine geçti ve dizginleri salladı; atlar öne doğru atılarak yola koyuldu ve karanlık alanlardan birinden aşağı doğru giderek gözden kayboldular. Ne yapacağımı bilmediğimden olduğum yerde sessizce bekledim. Kapıda ne zil ne de tokmağa benzer bir şey vardı; bu koca duvarlardan ve karanlık pencerelerden sesimi içeri duyurabilmeme de imkân yoktu. Beklediğim bütün o süre bana hiç bitmeyecekmiş gibi geldi ve içime şüpheler ve korkular üşüştü. Nasıl bir yere, ne türden insanların arasına gelmiştim? Ne gibi korkulu bir maceraya atılmıştım? Bir yabancıya Londra'daki bir mülkün satın alındığını açıklamaya gönderilen bir müşavir avukat* kâtibinin sıradan hayatında alışılmış bir olay mıydı bu? Müşavir avukat kâtibi! Bu Mina'nın hoşuna gitmezdi. Müşavir avukat... Çünkü Londra'dan ayrılmadan önce sınavımın başarılı geçtiğini ve artık tam bir müşavir avukat olduğumu öğrenmiştim! Uyanık olup olmadığımı anlamak için gözlerimi ovuşturmaya ve kendimi çimdiklemeye başladım. Bütün bunlar bana korkunç bir kâbus gibi geliyor ve haddinden fazla çalıştığım bir günün sabahında ara sıra yaşadığım gibi birdenbire uyanıp kendimi, günün ilk ışıklan pencereden içeri girmeye çalışırken evimde bulmayı umuyordum. Ama etim çimdikleme testine yanıt verdi ve gözlerim de aldanmıyordu. Gerçekten de uyanıktım ve Karpatlar'daydım. Elimden gelen tek şey, sabırlı olmak ve sabahı beklemekti. * Or). Solicitor (müşavir avukat) Đngiltere'de avukatlar için davayı hazırlayan, ama kendisi mahkemeye pek çıkmayan avukat. Tam ben bu karara varmışken birisinin güçlü adımlarla, büyük kapının arkasına yaklaştığını duydum ve kapının çatlaklarından, yaklaşmakta olan bir ışığın pırıltısını gördüm. Sonra zincirlerin şangırtısını ve açılan sürgülerin takırtısını duydum. Uzun zamandır kullanılmamış bir kilidin yüksek, gıcırtılı sesiyle bir anahtar çevrildi ve kocaman kapı içeri doğru açıldı. Đçeride, uzun boylu, yaşlı bir adam duruyordu; uzun beyaz bıyığı güzelce kesilmişti ve adam herhangi bir yerinde, başka renkten tek bir nokta bile olmaksızın tepeden tırnağa siyahlara bürünmüştü. Elinde antika gümüş bir lamba tutuyordu ve lambanın herhangi bir şişesi ya da karpuzu olmamasına rağmen içinde bir alev yanıyor; lambadan yayılan ışık, açık kapının cereyanında titreşiyor, uzun, titrek gölgeler oluşturuyordu. Yaşlı adam sağ eliyle nazik bir hareket yaparak beni içeri davet etti ve mükemmel bir Đngilizce'yle, ama garip bir tonlamayla şunları söyledi: "Evime hoş geldiniz! Özgürce, kendi iradenizle girin!" Beni karşılamak için öne doğru tek bir adım bile atmadı, eliyle yaptığı karşılama işareti onu taşa çevirmişçesine bir heykel gibi olduğu yerde durdu. Bununla birlikte, eşikten adımımı atar atmaz, heyecanla ileri doğru atıldı ve elini uzatarak, beni irkilten bir kuvvetle elimi sıktı; bu elin buz gibi soğuk olması -yaşayan bir adamın değil de, sanki daha çok bir ölünün eli gibiüzerimdeki irkilmeyi çoğalttı. Sonra: "Evime hoş geldiniz," dedi. "Rahatça girin. Sağ salim evinize dönün. Ve getirdiğiniz mutluluğun bir kısmını ardınızda bırakın!" Tokalaşırken hissettiğim kuvvet arabacının tokalaşmasında dikkatimi çeken kuvvete çok benziyordu; arabacının yüzünü görmediğimden bir an için karşımdakinin de aynı insan olabileceği kuşkusuna kapıldım; bu yüzden, emin olmak için sordum: "Kont Drakula?" Yanıtlarken nezaketle başını eğdi. "Ben Drakula. Ve size, evime hoş geldiniz, diyorum Bay Harker. Đçeri girin; geceleri hava soğuk olur ve sizin yemek yiyip dinlenmeye ihtiyacınız olmalı."

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014 BİLİMKURGU: BAŞKA BİR VAROLUŞ MÜMKÜN Bilimkurgu bir bakışa göre Samosata lı Lukianos tan (M.S. 2. Yüzyıl) bu yana, başka bir bakışa göre ise 1926 yılında yayımcı Hugo Gernsbeack in scientifiction kelimesini

Detaylı

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ 7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ Estetik ve Sanat Felsefesi Estetiğin Temel Soruları Felsefe Açısından Sanat Sanat Eseri Estetiğin Temel Kavramları Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar Ortak Estetik

Detaylı

Erasmus programı ile gidilebilecek en iyi 10 şehir

Erasmus programı ile gidilebilecek en iyi 10 şehir 1 / 6 2014/11/14 17:03 Erasmus programı ile gidilebilecek en iyi 10 şehir Öykü Çetin Radikalist / 09/11/2014 Erasmus projesi her yıl yüzlerce öğrenciye farklı ülkelerde eğitim alma fırsatı sunuyor. Peki,

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ 6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ OKUMA KÜLTÜRÜ (5 EYLÜL - 21 EKİM) - Konuşmacının sözünü kesmeden sabır ve saygıyla dinler. - Başkalarını rahatsız etmeden dinler/izler. - Dinleme/izleme yöntem ve tekniklerini

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

ÖZEL ÖĞRETİM KURSU TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI-I ÇERÇEVE PROGRAMI. :Tercih Özel Öğretim Kursu :Kesikkapı Mah. Atatürk Cad. No.

ÖZEL ÖĞRETİM KURSU TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI-I ÇERÇEVE PROGRAMI. :Tercih Özel Öğretim Kursu :Kesikkapı Mah. Atatürk Cad. No. ÖZEL ÖĞRETİM KURSU TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI-I ÇERÇEVE PROGRAMI 1.KURUMUN ADI 2.KURUMUN ADRESİ 3.KURUCU TEMSİLCİSİ ADI :Tercih Özel Öğretim Kursu :Kesikkapı Mah. Atatürk Cad. No.79 Fethiye /MUĞLA :ARTI ÖZEL

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 Hayatı ve Edebi Kişiliği İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826 da İstanbulda doğdu. 13 Eylül 1871 de aynı kentte öldü. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829 da Osmanlı Rus savaşı

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

Kanserli Hasta Yönetiminde Danışman Hemşirenin Rolü

Kanserli Hasta Yönetiminde Danışman Hemşirenin Rolü Kanserli Hasta Yönetiminde Danışman Hemşirenin Rolü Yük. Hem. Gül Şav Özaydemir Danışman Hemşire EUKAM E.Ü.T.F. Radyasyon Onkolojisi ABD XIX. Ege Onkoloji Günleri 6-7 Nisan 2015 İzmir «Kanserle mücadele

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

METİNLERİ SINIFLANDIRILMASI

METİNLERİ SINIFLANDIRILMASI Türk ve dünya edebiyatında ortaya konan eserler, amaçları ve içerikleri açısından farklı özellikler taşırlar. Bu eserler genel olarak üç ana başlıkta toplanır. Ancak son dönemde bu sınıflandırmaların sınırları

Detaylı

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır.

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır. Dersin Adı Tema Adı Kazanım Konu Süre : İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi : İnsan Olmak : Y4.1.2. İnsanın doğuştan gelen temel ve vazgeçilmez hakları olduğunu bilir. : Doğuştan Gelen Haklarımız :

Detaylı

KANATLI KELİMELER UÇUŞAN HİKAYELER

KANATLI KELİMELER UÇUŞAN HİKAYELER KANATLI KELİMELER UÇUŞAN HİKAYELER Burçin BAŞLILAR Sınıf Öğretmeni burcinbaslilar@terakki.org.tr SUNUM İÇERİĞİ Yaratıcılık Nedir? Neden Yaratıcı Yazma? Yaratıcılığı Engelleyen Faktörler Yaratıcı Yazmaya

Detaylı

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller Y jenerasyonunun internet bağımlılığı İK yöneticilerini endişelendiriyor. Duygusal ve sosyal becerilere sahip genç profesyonel bulmak zorlaştı. İnsan

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ BESYO TME-110 TEMEL MÜZİK EĞİTİMİ 1.HAFTA

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ BESYO TME-110 TEMEL MÜZİK EĞİTİMİ 1.HAFTA YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ BESYO TME-110 TEMEL MÜZİK EĞİTİMİ 1.HAFTA Hayatta müzik gerekli değildir. Çünkü hayatın kendisi müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildir. Eğer söz konusu olan

Detaylı

8. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

8. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ 8. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ * Koyu renkle yazılmış kazanımlar; ulusal sınavlarda (SBS...gibi) sınav sorusu olarak çıkabilen konulardır; diğer kazanımlarımız temel ana dili becerilerini geliştirmeye

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI YENİLEŞME DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU KAZANIMLAR.Osmanlı Devleti ni güçlü kılan sosyal, siyasi düzenin bozulma nedenlerini.batı düşüncesine,

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU Yaş Dönem Özellikleri BÜYÜME VE GELİŞME Gelişme kavramı düzenli, sürekli ve uyumlu bir ilerlemeyi dile

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1

HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 Psikoanalitik Halkbilimi Kuram ve Yöntemleri DR. SÜHEYLA SARITAŞ 2 KONULAR Psikoanalitik Halkbilimi Kuram ve Yöntemleri Kurucuları ve Okullar ( W. Wundt Okulu,

Detaylı

Dünyanın İşleyişi. Ana Fikir. Oyun aracılığıyla duygu ve düşüncelerimizi ifade eder, yeni anlayışlar ediniriz.

Dünyanın İşleyişi. Ana Fikir. Oyun aracılığıyla duygu ve düşüncelerimizi ifade eder, yeni anlayışlar ediniriz. fırsatlara erişmek, barış ve Aile ilişkileri kimliğimizin oluşmasına katkıda bulunur. Binaların içindeki ve çevresindeki alanlar ve tesisler, insanlarin bu binaları nasıl kullanacağını belirler. Oyun aracılığıyla

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20 Düğünlerde Takılan Sahte Paralar Yüksek eğitimini tamamlamış, babası ticaretle uğraşan, annesi ise bir bankada görevli bulunan bir ailenin tek kızıydı. Okul arkadaşı ile evlenmeye karar vermişlerdi. Damat

Detaylı

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER Fowler ın kuramını oluşturma sürecinde, 300 kişinin yaşam hikayelerini dinlerken iki şey dikkatini çekmiştir: 1. İlk çocukluğun gücü. 2. İman ile kişisel

Detaylı

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana.

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana. Konu: "Woyzeck ve "Matmazel Julie Adlı Eserlerde Kullanılan İmge ve Simgelerin Eserlerin Tezlerine Katkısı Adı-Soyadı: Halil İbrahim Yüksel No: 149 Sınıfı: 11-D WOYZECK VE MATMAZEL JULIE DE İMGE VE SİMGE

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com GÜNLÜK (GÜNCE) 1 GÜNLÜK Öğretmeye bağlı, gerçekçi anlatım türlerinden biri olan günlükler, bir kişinin önemli ve kayda değer bulduğu olayları, gözlem, izlenim duygu düşünce ve hayallerini günü gününe tarih

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

Beyin Cimnastikleri (I) Ali Nesin

Beyin Cimnastikleri (I) Ali Nesin Beyin Cimnastikleri (I) Ali Nesin S eks, yemek ve oyun doğal zevklerdendir. Her memeli hayvan hoşlanır bunlardan. İlk ikisi konumuz dışında. Üçüncüsünü konu edeceğiz. 1. İlk oyunumuz şöyle: Aşağıdaki dört

Detaylı

Türk Toplumunda Adlar ve Soyadları (Sosyo-Kültürel ve Dilbilimsel Bir Yaklaşım) 1

Türk Toplumunda Adlar ve Soyadları (Sosyo-Kültürel ve Dilbilimsel Bir Yaklaşım) 1 Diyalog 2014/2: 110-114 Türk Toplumunda Adlar ve Soyadları (Sosyo-Kültürel ve Dilbilimsel Bir Yaklaşım) 1 Umut Balcı, Batman Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı

Detaylı

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Çocukları günlük bakımcıya veya kreşe gidecek olan vede başlamış olan ebeveynlere Århus Kommune Børn og Unge Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Tyrkisk, Türkçe 9-14 aylık çocuklar hakkında durum ve

Detaylı

İSTANBUL DA GENÇLER ARASINDA CİNSELLİK ARAŞTIRMASI RAPORU

İSTANBUL DA GENÇLER ARASINDA CİNSELLİK ARAŞTIRMASI RAPORU İSTANBUL DA GENÇLER ARASINDA CİNSELLİK ARAŞTIRMASI RAPORU Kültegin Ögel Ceyda Y. Eke Nazlı Erdoğan Sevil Taner Bilge Erol İstanbul 2005 Kaynak gösterme Ögel K, Eke C, Erdoğan N, Taner S, Erol B. İstanbul

Detaylı

Konsept Yorum 200 EYLÜL 2010

Konsept Yorum 200 EYLÜL 2010 Konsept Yorum 200 EYLÜL 2010 Var olduğundan bu yana çevre şartlarına göre şekillenen fiziksel, yapısal ve davranışsal değişimleri ile türünü güçlendirerek sürdüren canlılar arasında insan, bu doğal değişimlerle

Detaylı

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ I.SINIF I.YARIYIL FL 101 FELSEFEYE GİRİŞ I Etik, varlık, insan, sanat, bilgi ve değer gibi felsefenin başlıca alanlarının incelenmesi

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

QARESMA* TEORİNİN GÜCÜNÜ KEŞFETMEK İÇİN YÖNTEM. * Qualitative Archaeological Research for Marketing

QARESMA* TEORİNİN GÜCÜNÜ KEŞFETMEK İÇİN YÖNTEM. * Qualitative Archaeological Research for Marketing QARESMA* TEORİNİN GÜCÜNÜ KEŞFETMEK İÇİN YÖNTEM 1 Çıkış Noktası: Felsefi Temellere inmek hep unutuluyor. Soru işareti yeterince derine konmuyor. Ludwig Wittgenstein? 2 Ratatuy Yemek gurusu Anton Ego Linguini

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I Ş U B A T 25.02.203 / 0.03.203 8.02.203 / 22.02.203 Tel : 0 26 39 59 38 Faks : 0 26 334 96 96 http://pamem.meb.k2.tr ÖĞRETİM YILI : 202 / 203 İN ADI : DİN KÜLTÜRÜ VE MESLEK AHLAKI ÖĞRETMENLERİ : YAVUZ

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma İÇİNDEKİLER Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma 1. FELSEFE NEDİR?... 2 a. Felsefeyi Tanımlamanın Zorluğu... 3 i. Farklı Çağ ve Kültürlerde Felsefe... 3 ii. Farklı Filozofların Farklı Felsefe Tanımları... 5 b.

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ

2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ OKULA UYUM OKULUM, BEN VE ARKADAŞLARIM Okulunu tanıma Okulunun ismini söyleme Öğretmen ve arkadaşlarını tanıma Okulda çalışanları gözlemleme

Detaylı

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE Doç. Dr. Mutlu ERBAY İstanbul 2013 Yay n No : 2834 İletişim Dizisi : 97 1. Baskı - Şubat 2013 İSTANBUL ISBN 978-605 - 377-858 - 5 Copyright Bu kitab n bu bas s n n Türkiye deki yay

Detaylı

www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort +90 444 1 352 /elaresort

www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort +90 444 1 352 /elaresort +90 444 1 352 www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort /elaresort Zarafet ve kaliteyle zenginleşen kusursuz bir dünya... L U X U R I S M Luxurism, sadece bir kelime değil; mükemmelliğin heyecan

Detaylı

Bırakın doğa evinize gelsin!

Bırakın doğa evinize gelsin! Unica Class Bırakın doğa evinize gelsin! Gerçek malzemeler ile doğal tasarım 444 30 30 www.schneider-electric.com.tr Doğal bir özlem Modern hayat genellikle varlığımızın orijinal, gerçek ve saf yapıtaşlarını

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

Russell ın Belirli Betimlemeler Kuramı

Russell ın Belirli Betimlemeler Kuramı Russell ın Belirli Betimlemeler Kuramı Russell ın dil felsefesi Frege nin anlam kuramına eleştirileri ile başlamaktadır. Frege nin kuramında bilindiği üzere adların hem göndergelerinden hem de duyumlarından

Detaylı

Fotoğraf Ders Notları Mustafa Eyriboyun ZKÜ - 2009

Fotoğraf Ders Notları Mustafa Eyriboyun ZKÜ - 2009 Fotoğraf Ders Notları Mustafa Eyriboyun ZKÜ - 2009 Bu sunum, İFSAK Temel Fotoğraf Semineri Ders Notları esas alınarak hazırlanm rlanmıştır. 2005 yılında y www.fotokritik fotokritik.com internet sitesinden

Detaylı

geliştirmemize yardımcı olur.

geliştirmemize yardımcı olur. 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; PYP disiplinler üstü temaları ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Yaratıcı Drama Nedir? Yaratıcı dramanın katılanlara etkisi erken yaşta tanışmış olmaya bağlıdır. Okulöncesi dönemden başlayarak, öğrenme ortamının içine kendiliğinden alınan drama etkinlikleri; tıpkı iyi

Detaylı

1824 yılında Paris Salonu'nda John Constable'ın eserleri sergilendi. Ressamın, kırsal manzaraları bazı genç meslektaşlarını etkiledi.

1824 yılında Paris Salonu'nda John Constable'ın eserleri sergilendi. Ressamın, kırsal manzaraları bazı genç meslektaşlarını etkiledi. Çağdaş Dünya Sanatı 1824 yılında Paris Salonu'nda John Constable'ın eserleri sergilendi. Ressamın, kırsal manzaraları bazı genç meslektaşlarını etkiledi. Bu genç ressamlar, şekilciliği reddedip doğadan

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI 6+1 Analitik Yazma Modeli ile Düşlerimin Peşinde Selda AKTAŞ Nergiz İLİMEN ÇALIŞMANIN AMACI Öğrencilerin sıkıcı, kendini tekrarlayan, monoton yazılar yazmak yerine özgün, akıcı,

Detaylı

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR TEST NO TEST ADI 1 EDEBİYAT TARİHİ / TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER 1.Edebiyat tarihinin uygarlık tarihi içindeki yerini.edebiyat tarihinin

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

ÖYKÜ NÜN GÜNLÜĞÜ GÜNLÜĞÜM

ÖYKÜ NÜN GÜNLÜĞÜ GÜNLÜĞÜM ÖYKÜ NÜN GÜNLÜĞÜ Merhaba arkadaşlar, adım Öykü ilköğretim 2. sınıf öğrecisiyim. Gün içinde düşüncelerimi, duygularımı, hissettiklerimi yazdığım bir günlük defterim var. Günlük defterime bugün not aldığım,

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları ÇALIŞMA KAĞIDI - 1 Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların başına, yanlış olanların başına ise çiziniz. İlk cümle size yardımcı olmak için örnekte gösterilmiştir.

Detaylı

TARİHSEL BİR VARLIK OLARAK İNSAN İNSAN HAKLARI

TARİHSEL BİR VARLIK OLARAK İNSAN İNSAN HAKLARI T.C. MALTEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İNSAN HAKLARI ANABİLİM DALI TARİHSEL BİR VARLIK OLARAK İNSAN VE İNSAN HAKLARI Mehmet Ali UZUN Prof. Dr. Betül ÇOTUKSÖKEN İstanbul, Aralık 2011 GİRİŞ

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni Sayı:1 Nisan 2015 1 KİTAP VE KÜTÜPHANENİN ÖNEMİ 3 2014-2015 KÜTÜPHANE ORYANTASYONUMUZ 5 KÜTÜPHANEMİZ 8 OKUMA ŞENLİĞİMİZ 10 BRITANNICA ONLINE 12 SEVİM AK

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

Medyada Riskler. Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr

Medyada Riskler. Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr Medyada Riskler Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr Plan Tarihsel arka plan: Çocukların medya kullanımı Günümüzde medya ve çocuk Medyada çocukları

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin

SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin (kısa adı ile SAM-DER in) davetlisi olarak 2010 yılında kurulduğu dönemde Sam-der e geldim ve büyük

Detaylı

Arnavutça (DİL-2) Boşnakça (DİL-2)

Arnavutça (DİL-2) Boşnakça (DİL-2) Arnavutça () Programın amacı, Arnavut dili, kültürü, tarihi ve edebiyatını tanıyan bu alanda çalışma yapacak nitelikte bireyler yetiştirmektir Metinlerinden yola çıkarak Arnavut dilinde metin okur ve yazar,

Detaylı

Delal Arya HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Sedat Girgin PERA GÜNLÜKLERİ. 5 Basım SIRLAR OTELİ. 2. Kitap

Delal Arya HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Sedat Girgin PERA GÜNLÜKLERİ. 5 Basım SIRLAR OTELİ. 2. Kitap Delal Arya Resimleyen: Sedat Girgin PERA GÜNLÜKLERİ SIRLAR OTELİ HEYECANLI KİTAPLAR Serüven 5 Basım 2. Kitap Delal Arya Resimleyen: Sedat Girgin PERA GÜNLÜKLERİ SIRLAR OTELİ 2. Kitap Yayın Koordinatörü:

Detaylı

Pepee den Önce Pepee den Sonra P.Ö- P.S

Pepee den Önce Pepee den Sonra P.Ö- P.S Pepee den Önce Pepee den Sonra P.Ö- P.S KİM BU PEPEE? YIL 2007, Bir düşümüz var: Türk çizgi filmi yapmak Bu da düşümüzün rakamsal temeli: Türkiye de milyonlarca çocuk var. Binlerce yıllık anlatı kültürü

Detaylı

TÜRKÇE MODÜLÜ BİREYSEL EĞİTİM PLANI (TÜRKÇE DERSİ) (1.ÜNİTE) GÜZEL ÜLKEM TÜRKİYE

TÜRKÇE MODÜLÜ BİREYSEL EĞİTİM PLANI (TÜRKÇE DERSİ) (1.ÜNİTE) GÜZEL ÜLKEM TÜRKİYE (1.ÜNİTE) GÜZEL ÜLKEM TÜRKİYE KISA DÖNEMLİ MATERYAL YÖNTEM- i doğru kullanır. 1 2 3 4 Söylenen sözcüğü tekrar eder. Gösterilen ve söylenen nesnenin adını söyler. Gösterilen nesnenin adını söyler. Resmi

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

Üç duygusal/duyumsal çıkış

Üç duygusal/duyumsal çıkış Şen Şen Bir Psikoterapi Mümkün Mü? İlker ÖZYILDIRIM Üç duygusal/duyumsal çıkış Cem yılmaz Sıkıcılaşan/ monotonlaşan psikoterapi dili Dertli olmak & derdi olmak Şen: Neşe, kahkaha, sevinç, coşku Kalabalık,

Detaylı

BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik

BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik BURCU ŞENTÜRK 1984 yılında Eskişehir de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü nü bitirdi. ODTÜ Sosyoloji Bölümü nde yüksek

Detaylı

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) 10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) Estetik, "güzel in ne olduğunu soran, sorguluyan felsefe dalıdır. Sanatta ve doğa varolan tüm güzellikleri konu edinir. Hem doğa hem de sanatta. Sanat, sanatçının

Detaylı

Web adresi. Psikolojiye Giriş. Bu Senin Beynin! Ders 2. Değerlendirme. Diğer şeyler. Bağlantıya geçme. Nasıl iyi yapılır. Arasınav (%30) Final (%35)

Web adresi. Psikolojiye Giriş. Bu Senin Beynin! Ders 2. Değerlendirme. Diğer şeyler. Bağlantıya geçme. Nasıl iyi yapılır. Arasınav (%30) Final (%35) Psikolojiye Giriş Web adresi Bu Senin Beynin! Ders 2 2 Değerlendirme Arasınav (%30) Diğer şeyler Bağlantıya geçme Final (%35) Haftalık okuma raporları (%15) Nasıl iyi yapılır Kitap inceleme (%20) Deneye

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

çocukların çok ilgisini çekti. Turdan sonra çocuklar müzedeki atölyede

çocukların çok ilgisini çekti. Turdan sonra çocuklar müzedeki atölyede Yaz Sanat Kulübü 2010 Mavi Kalem Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Fener-Balat bölgesinde yaşayan çocuklar ve kadınlar için eğitim, kişisel gelişim ve sağlık gibi konularda projeler yürütüp kültürel

Detaylı

A NEW LIFE STYLE IN THE WORLD NEW S 15

A NEW LIFE STYLE IN THE WORLD NEW S 15 A NEW LIFE STYLE IN THE WORLD NEW S 15 index Mira Avangarde Trend Combo Angel 4-7 8-13 14-19 20-27 28-35 Nazar Eslem Ottoman 36-41 42-47 48-53 Chester Dilara Lady 54-61 62-67 68-73 4 5 Hayal kurmak önemlidir.

Detaylı

İHTİŞAMLI BİR SATIŞ OFİSİNE DAVETLİSİNİZ

İHTİŞAMLI BİR SATIŞ OFİSİNE DAVETLİSİNİZ DEKOMEKAN 78 İHTİŞAMLI BİR SATIŞ OFİSİNE DAVETLİSİNİZ 79 Binanın yapılması kadar satılması da önemli bir aşama. Bu aşamada ağırladığınız konuklarınızı yaşayacakları ortamın kalitesi hakkında bilgilendirmeniz,

Detaylı

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ANAOKULU PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK SERVİSİ EYLÜL 2012 VELİ BÜLTENİ ÇOCUKLARDA OKUL KORKUSU

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ANAOKULU PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK SERVİSİ EYLÜL 2012 VELİ BÜLTENİ ÇOCUKLARDA OKUL KORKUSU ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ANAOKULU PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK SERVİSİ EYLÜL 2012 VELİ BÜLTENİ ÇOCUKLARDA OKUL KORKUSU OKUL KORKUSU Her yıl milyonlarca çocuk okula başlayıp, neşeyle devam ederken

Detaylı

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA Zehra İpşiroğlu ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA Resimleyen: Gözde Bitir Bu kitabın ilk baskısı ÇYDD için Toroslu Kitaplığı tarafından yapılmıştır. Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Düzelti: Leyla Nebioğlu Kapak

Detaylı

Havacılıkta İnsan Faktörleri. Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA

Havacılıkta İnsan Faktörleri. Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA Havacılıkta İnsan Faktörleri Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA BÖLÜM 2 Düşünen ve Hisseden Varlık İnsan İkinci Kısım: Sosyal İnsan Geçen Hafta GEÇEN HAFTA Yanlılık BU HAFTA Sosyal Etki Tartışma Issız bir adada

Detaylı

Twi$er: @acarbaltas @BaltasBilgievi

Twi$er: @acarbaltas @BaltasBilgievi Twi$er: @acarbaltas @BaltasBilgievi REKABETE HAZIRLIK KENDİ YILDIZINI YAKALAMAK Prof. Dr. Acar Baltaş Psikolog 28 Şubat 2014 MOTİVASYON Davranışa enerji ve yön veren, harekete geçiren güç Davranışı tetikleme

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı