SOSYO-TARİHSEL PERSPEKTİF SÜRECİ İÇİNDE AŞK SOSYOLOJİSİ Emine Öztürk

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "SOSYO-TARİHSEL PERSPEKTİF SÜRECİ İÇİNDE AŞK SOSYOLOJİSİ Emine Öztürk"

Transkript

1 SOSYO-TARİHSEL PERSPEKTİF SÜRECİ İÇİNDE AŞK SOSYOLOJİSİ Emine Öztürk

2 3 SOSYO-TARİHSEL PERSPEKTİF SÜRECİ İÇİNDE AŞK SOSYOLOJİSİ CİNİUS YAYINLARI İNCELEME ARAŞTIRMA ELEŞTİRİ Babıali Caddesi, No. 14 Cağaloğlu - İstanbul Tel: (212) (212) Emine Öztürk SOSYO-TARİHSEL PERSPEKTİF SÜRECİ İÇİNDE AŞK SOSYOLOJİSİ Yayına hazırlayan: Zeynep Aytekin Kapak tasarımı: Diren Yardımlı Dizgi: Neslihan Yılmaz Emine Öztürk BİRİNCİ BASKI: Mart, 2013 ISBN Baskı ve cilt: Cinius Sosyal Matbaası Çatalçeşme Sokak No:1/1 Eminönü, İstanbul Tel: (212) Sertifika No: EMİNE ÖZTÜRK, 2013 CİNİUS YAYINLARI, 2013 Tüm hakları saklıdır. Bu yayının hiçbir bölümü yazarın yazılı ön izni olmaksızın, herhangi bir şekilde yeniden üretilemez, basılı ya da dijital yollarla çoğaltılamaz. Kısa alıntılarda mutlaka kaynak belirtilmelidir. Printed in Türkiye

3 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...7 GİRİŞ...9 I. BÖLÜM Aşkın Tarifi Ve Medeniyet Tarihindeki Şekillenişine Kısa Bakış Aşk Ve Flört, Bu İki Kavramı Birbirinden Ayırmamızı Sağlayan Temel Kavramlar Ergenliğin Verileri Ve Bu Dönemde Cinsiyet Duygusunun Şekillenişi Toplumsal Cinsiyet Kavramı Ve Bu Kavramın Oluşumunda Etkin Olan Diğer Kavramlar Flört Ve Aşk Kavramları Ve Bu İki Kavramın Arasındaki Temel Farklar...31 II. BÖLÜM Aile Faktörü (Anne Ve Babanın Tutumunun Etkisi) Flörte Etkisi Aşkın Sınıfsal Temeli Ya Da Aşkın Ekonomik Faktörü Cinsiyet Faktörü: Sosyal Değişmenin Toplumsal Cinsiyet Kavramının Muhtevasında Meydana Getirdiği Değişim Ve Toplumsal Cinsiyet Kavramının Aşk Ve Flört Olgularına Etkisi...57 SONUÇ KAYNAKÇA

4 ÖNSÖZ Bu çalışmanın yapılmasının öncelikli amacı, Aşkın acaba bir sosyolojisi var mıdır? sorusuna cevap aramak, diğer bir amacı da yaşanan lakayt ilişkilerin pek çoğunun aşk olmadığını, sadece Peyami Safa nın tabiriyle, Birer aşk stajı ndan ibaret olduğunu, gerçek aşkı yaşama anlama ve anlamlandırmanın zorluğu karşısında ürken bireylerin, aşk olmayan, aşkvari geçici duygularla ömür tüketmeyi tercih ettiklerini ortaya koymaktır. Çalışmanın birinci bölümünde aşkın tariflerine ve medeniyet tarihindeki değişik şekillenişlerine yer verilmiştir. Sonraki bölümlerinde flört ve aşk kavramlarını birbirinden ayırmamızı sağlayan temel özellikler ve bu özellikleri belirleyen temel kavramlar ele alınmış ve bu kavramlardan, özellikle, toplumsal cinsiyet kavramı ve bu kavramın aşk olgusunun ortaya çıkışına etkisi anlatılmaya çalışılmıştır. En son bölümde ise aşk olgusunun ortaya çıkışına etki

5 8 Emine Öztürk eden sosyo-psikolojik faktörler ve aşkın sosyal-psikolojik temeli incelenmeye çalışılmıştır. Umarız alanında faydalı bir çalışmaya imza atabilmişizdir. GİRİŞ İnsan, Kuranı Kerim in de belirttiği gibi bir erkekle bir dişiden yaratılmış ve daha sonrasında bir aile, kabile, millet ve en son aşmasında da bir devlet oluşturmuş olan bir varlıktır. İnsanın aile olabilmesinin en temel şartı olan cinsler arası duygusal akış ve bu akışa ad olan aşk olgusu dünya tarihi boyunca tartışma konusu olagelmiş bir sosyal olgudur. Yunus un deyişiyle, Aşk imiş her ne var alemde Gerisi bir kıyl-ü kal imiş ancak. Kıylü kal olmaksızın aşk olmalı demek lazım gelir ki; aşk bir mihnetin, bir zorluğun bazen bir imkansızlığın her şeyi mümkün kılmanın adıdır. İşte bu düşüncelerle bu araştırmaya başladık ve hedefimiz aşkı: aşk olmayanın aşk olmadığını anlatmaktır. Bu hedefimize, yani aşkı flört ve benzeri sadece cinsellik kokan diyaloglardan ayırma hedefine ve gençlere bu hedefi anlatmak gayesine ulaştığımız takdirde aşk gerçek yerine ve hak ettiği yere ulaşmış olacaktır, zira bu araştırmanın hedefi aşkı yerlerde sürünmekten kurtarıp hak ettiği yere oturtmaktır.

6 I. BÖLÜM 1. Aşkın Tarifi ve Medeniyet Tarihindeki Şekillenişine Kısa Bakış Ahmet Cevizci, Felsefe Sözlüğü nde aşkı şöyle tarif ediyor: İnsanı belli bir varlığa, bir nesneye ya da evrensel bir değere doğru sürükleyip bağlayan gönül bağı. İnsan tarafından temelde kendisi dışındaki en yüce varlığa, varlıklara veya güzelliğe duyulan yoğun ve aşırı sevgi. 1 Cevizci aşkla ilgili ayrıca şunları söylüyor. Bir kavram olarak aşk, felsefeye din yoluyla, özellikle de dünyanın, varoluşçu tanrının yaratıcı eylemiyle açıklandığı ya da Yaratıcının yarattığı varlığın bütününü ya da bir parçasını seven en yüce güç olarak görüldüğü zaman girmiştir. Aşk bundan bağımsız olarak felsefeye, ahlaksal problemler açısından da konu olmuştur. İnsanoğlunun en güçlü itkilerinden biri olan aşk, akıllı bir varlık olarak insan, düşünme ve akıl yürütme kapasitelerini gerçekleştirmek durumundaysa eğer, kontrol edilmesi gereken bir güç olarak düşünülmüştür. 2 İleride daha ayrıntısıyla anlatacağız ancak görüldüğü (1) Haluk Özbay /Emine Öztürk, a.g.e., s. 45 (2) Ahmet Cevizci, Felsefe Sözlüğü, Aşk Maddesi, Paradigma Yay., İstanbul / Eylül 2000, s. 87

7 12 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 13 gibi aşkın ilahi, felsefi, insanı aşan bir yönü vardır. Bundan başka, insani düzlemde yaşanan aşk da oldukça ciddidir. Meydan Larousse aşkı şöyle tarif ediyor: Bir cinsi diğerine yönelten bedeni veya ruhi güçlü duygu. 3 Meydan Larousse ayrıca Cenap Şahabettin ve Ahmet Hamdi Tanpınar ın aşka yönelik şu iki tarifine dikkat çeker: Aşk kalbimizin saygısız misafiridir, bize sormadan gelir; bize sormadan gider. (Cenap Şahabettin). Aşk, çekici bir kimseye veya bir şeye karşı kalbin atışı. (A. H. Tanpınar) 4 Meydan Larousse Descartes ın aşk anlayışını da şöyle özetliyor: XVII. yüzyılda (Descartes) aşkın iki çeşidini birbirinden ayırıyordu. a) İyilik etmeye götüren aşk (Baba nın çocuklarına olan sevgisi); b) Elde etmeye götüren aşk (Bir sarhoşun şaraba olan sevgisi.) 5 Meydan Larousse a göre filozoflardan bir kaçının aşk anlayışı ise şöyle: Sokrat, Platon, Aristo, Stoacılar ve Plutharkos için aşk en yüce, en ulvi duygu. Platon ise aşkı güzelliğin doğurduğu bir çekicilik olarak tanımlıyordu. Nietzsche, Schopenhauer ve Hartmann ise soyunu sürdürmek amacıyla insana kurulan tuzak olarak tanımlıyorlar. 6 Ahmet Cevizci Batı geleneğindeki aşk anlayışını şöyle anlatıyor: Batı geleneğinde; Platonik aşk, Hıristiyanlığın aşk anlayışı, Romantik aşk, ve nihayet Freudçu aşk olmak üzere dört aşk anlayışından söz edilebilir. 7 İşin söylencesel yanı bir kenara bırakıldığında Eski Yunan da sevgi üstüne konuşulduğu zaman kusursuz bir güzellik, tam bir uyum arandığını görmek mümkün, Sokrates in Diotima adlı kadınla yaptığı bir konuşmada bunun izlerini görüyoruz. İnsanın salt güzellikle karşı karşıya geldiği an yok mu (3) Meydan Larousse, Aşk Maddesi, c. II, s. 225 (4) Meydan Larousse, gös. yer, s (5) Meydan Larousse, gös.yer, s. 226 (6) Meydan Larousse, gös.yer, s. 226 (7) Ahmet Cevizci, gös. yer, s. 87 sevgili Sokrates, işte yalnız o an için insan hayatı yaşanmaya değer! Günün birinde onu görünce hiç sayarsın artık altınları, süsleri, püsleri. Düşün ne olur bir görebilirse insan güzelliğin kendini, her şeyden soyunmuş, arınmış, katkısız. Pagan dünyasında kadın ve erkeğin aşkı, içerdiği tüm yan anlamlara karşın gerçek anlamda aşktır ve son derece de doğaldır. Oysa Hristiyanlığın Batı da iyice egemen olduğu Ortaçağ boyunca aşk, tenin, şeytan tarafından baştan çıkarılması sonucu duyduğu günahkar bir istek olacaktır. İnsanın cennetten kovulmasına neden olan ilk günahın sahibi olarak kadınlar da, şeytanın kolayca baştan çıkarabileceği, sakınılması gereken varlıklardır. Günahkar aşk yerine kutsal evlilik bağı onaylanır. İyi erdemli bir kadın sevgili değil, ancak anne olabilir. Kilisenin dayattığı bu ahlak anlayışı soylu sınıflar arasında geçerli gibi görünürken, halk arasında daha gevşek bir yapı söz konusudur. Halk arasında Trubodarlar ın çalıp söyledikleri aşk öyküleri, aşk şiirleri dillerden dillere gezip söyleniyordu. 8 Bu aşk öykülerinden birkaçını flörtün yaşanma biçimini anlattığımız zaman örnek olarak vereceğiz. Pagan ve Hristiyan aşk anlayışını az da olsa gördükten sonra Freud un aşk anlayışına biraz göz atalım. Burada Freudçu aşka ya da Freud un aşk anlayışına kendi satırlarından biraz göz atalım. Bir türünde aşık olmak doğrudan cinsel doyumu hedefleyen, cinsel güdülerin nesneye yüklenmesinden başka bir şey değildir; bu yükleme bu hedefe ulaşıldıktan sonra ortadan kalkar; sıradan tensel [cinsel] sevgi denen şey de budur. Ama bilindiği gibi libidonal durum nadiren bu kadar basittir. Giderilen ihtiyacın yeniden canlanacağı kesindir; bunun, cinsel nesneye daha kalıcı bir yükleme yapıp tutkulu aralarda da, Sevmeye yönelik ilk güdü (8) Gökhan Tok, Eski Ama Eskimeyen Masal Tarih Boyunca Aşk, Bilim ve Teknik, Mayıs 2001, s

8 14 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 15 olması gerekliliğine kuşku yok. 9 Freud un kendi aşk anlayışını sevgi ve cinsel arzuyu eşleyerek özetlediği yukarıdaki satırlardan sonra Batı geleneğine damgasını vuran bu dört aşk anlayışının ortak özelliklerini Ahmet Cevizci nin satırlarından şöyle özetleyebiliriz. Söz konusu dört aşk anlayışından her biri belli bir aşk türü için ön plana çıkarılsa da, genel olarak aşk ya da aşkın doğası üzerine bir teoridir. Ortak noktaları, aşkı yaşamda önemli olan her şey için bir anahtar olarak görmeleridir. 10 Burada Hristiyanlığın aşk anlayışını en iyi biçimde yansıtmasından dolayı Aziz Augustinus un aşk yorumuna bir kaç satırla değinmek gerekliliğine inanıyorum. Aşkın konusu farklı şeyler olabilmekle birlikte, aşkla daha çok sevgiliye ve tanrıya duyulan aşk anlatılmak istenmiştir. Nitekim Patristik felsefenin büyük düşünürü Aziz Augustinus a göre, insan zorunlu olarak ve kaçınılmaz bir biçimde sorar. İnsanın kendi kendisini aşmasından başka bir şey olmayan aşkı insan için kaçınılmaz kılan şey, insanın kusurlu ve eksik bir varlık olmasıdır. Aşkın, Aziz Augustinus a göre, insanın hangi bakımdan eksik olduğunu gösteren farklı nesneleri vardır. Buna göre; insan maddeyi, fiziki varlıkları, başka insanları ve hatta kendisini bile sevebilir. İnsan bütün bunlardan belli bir ölçüde doyum sağlayabilir, zira dünyada var olan her şey, iyiliğin bizzat kendisi olan Tanrı dan geldiği için iyidir. İnsan aşkının son ve en büyük nesnesi, Augustinus a göre Tanrı dır. Çünkü insanın doğası o şekildedir ki; yalnızca sonsuz bir varlık olan Tanrı, ondaki sonsuzluk ihtiyacını kavrayabilir, insana en yüksek doyum ve mutluluğu sağlayabilir. 11 Ahmet Cevizci, İslam kültür çevresindeki aşk anla- (9) Sigmund Freud, Uygarlık Din ve Toplum, çev. Selçuk Budak, Öteki Yay., Ankara 1997, s (10) Ahmet Cevizci, gös. yer, s. 87. (11) Ahmet Cevizci, gös. yer, s. 87 yışından da şöyle bahsediyor. İslam kültür çevresinde ise aşk, daha çok tasavvuf felsefesinde ortaya çıkmıştır. Tasavvuf anlayışına göre, Allah evreni, gizli bir hazine iken tanınmayı ya da güzelliğini seyretmeyi sevdiği için yaratmıştır. Bundan dolayı evrenin yaradılış, varoluş nedeni bilgi ve sevgidir. Bu anlayışa göre, evren mutlak güzellik olan Allah ın güzelliklerini yansıtan bir aynadır. Bu nedenle güzele aşık olan insan, gerçekte Allah ın güzelliğine aşık olmaktadır. Mutasavvıflar, bu anlayışa bağlı olarak gerçek aşkla geçici aşk arasında bir ayrım yaparlar. Geçici aşk, bir güzele gönül vermek, ona vurulmaktır. Yani bütün özlem duygularının tutkuyla bir kişiye yöneltilmesidir. Söz konusu geçici aşk, gerçek aşk için bir köprü olma işlevi görür. Çünkü aşk aşığın gözünden tüm varlıkları, gönlünden bütün istatistikleri siler, boşaltır; sevgiliden başka bir varlık ve istek bırakmaz. Bu duygunun evrimiyle kişi güzelden güzellere, güzellerden güzelliğe, insanlığa ve dünyaya geçer. Böylece, aşığın gözünde sevgili yalnızca bir simge durumuna gelir. Yaradılışı, yaradılıştaki hikmetleri, kudreti görmeye; yaratılanı sevmekten, onda yok olmaktan, yaratılanı sevmeye, onda yok olmaya yönelir. İşte bu yönelişle kişi geçici aşktan gerçek aşka Allah aşkına yönelir. 12 Ahmet Cevizci nin yukarıdaki satırlarını destekler mahiyette İslam Tasavvuf ekollerinin en önemlilerinden olan Mevleviliğin bilhassa Osmanlı, daha sonra da Cumhuriyet Türkiye sindeki önde gelen isimlerinden olan Tahirü l-mevlevi nin Mesnevi ye yazdığı şerhin ilk cildinde Mevlana nın aşka dair yazdığı 10. beyitteki mısralarını şöylece şerh ettiği görülüyor. Mevlana nın beytinde aşk şöyle anlatılıyor: Neydeki ateş ile meydeki kabarış, hep aşk eseridir Küntü kenzen mahfiyyen. Ben bir gizli hazine idim bilinmek istedim; bilinme- (12) Ahmet Cevizci, gös. yer, s

9 16 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 17 ye muhabbet ettim ve halkı yarattım. diye ehl-i tasavvuf arasında pek meşhur bir hadis-i kutsi vardır. Bu hadisin delaletine göre muhabbet iptida haktan zuhur eylemiş ve bütün kainatın icadına sebep olmuştur. Binaenaleyh mevcut alemler içerisinde aşkın yabancısı olabilecek bir zerre bile yoktur. Herkesin halince vardır bir tecelligahı aşk Bisutun Ferhad a kuh-i tur şeklin gösterir. Fakat her mahlukun aşkı kendi istidadına ve zevkine göredir. Bir bülbülün gül yaprakları arasında gizlenerek hazin hazin ötmesi de aşk eseridir olduğu gibi, merkebin tozlarda yuvarlanarak acı acı anırması da aşk eseridir. Keza bir arifin halvethanesinde mest-i cemal olarak tatlı tatlı ağlaması, zil zurna bir sarhoşun fuhuşhane kapısında naralar atması yine aşk sesleridir. Fakat tabir caizse birinciler; aşkı hezari, ikinciler aşkı hımari(eşek)dir. Aşk bir manayı layu raf ki, cümle alemi Zevku mikdarınca sekranu huruşan eyliyor. Aşk bir, lakin anlayış farkı dolayısıyla sevgili çeşitlidir. Daha doğrusu o çeşitli sevgililer, maşuku yeganenin muhtelif surette mazharlarıdır. Beyti şerifin mutasavvıfane tevili lazımsa; arifin kalbini yakıp inleten ve kalbindeki esrarı cuşu huruşa getiren de yine aşktır denilebilir. Malumdur ki Aşk lafzı (sarmaşık) demek olan (ışk) kelimesinden alınmıştır. Sarmaşık sarıldığı yeri nasıl istila ederse, aşk da girdiği kalbi hatta insan vücudunu ihata etmesi dolayısıyla aşk tesmiye edilmiştir. Aşk, muhabbetin seveni kavraması, bütün vücuduna yayılması, adeta onu sarmaşık gibi sarmasıdır. Hazret-i Şeyh tarifine misal olmak üzere Züleyha dan kan alındığı vakit sıçrayan kanın (Yusuf) ismini nakşettiğini, Hallac-ı Mansur un elleri ayakları kesildiği zaman kanın Allah lafzı şerifini yazdığını naklediyor. 13 Böylece Tahiru l Mevlevi ye göre aşk insanın damarlarında kan gibi akan, sarmaşık gibi insanın vücudunu saran bir histir. Buna göre herkes aşkı kendi halince yaşar, ancak Descartes ın elde etmeye götüren aşkla, iyilik etmeye götüren aşk şeklindeki ayrımını Tahiru l Mevlevi de aşkı hezari, aşkı hımari şeklinde yapıyordu. Aşkı ister mecazi ve ilahi; geçici ve gerçek yahut hezari ve hımari ayıralım, ister ayırmayalım, ilahi aşka giden yolun da mecazi aşktan geçtiğini kabul ediyorsak; aşk bu dünyanın, bu hayatın bir gerçekliğidir. Hem her dönemde ve her toplumda farklı farklı yaşanan bir gerçekliktir. Bu yaşanan gerçekliği Peyami Safa 1955 senesinde Milliyet gazetesinde yazdığı bir köşe yazısında şöyle anlatıyor. Aşk (daima gerçeğinden, halisinden, sahicisinden söz ediyorum) kendi kendimizle de sevgilimizle de mücadeleye izin vermez. Aşk inanmanın şiiridir. Aşk çirkin bulmaz. Aşk iğrenmez. Aşk küçümsemez. Aşk bencilliğin, kendini sevgiliden üstün görmenin tam zıddıdır. Aşk, istemez yalnız verir. Kısacası aşk mücadele değil yalnız ahenktir. El ve eldiven gibi, birbirine geçmiş iki kalbin tam uygunluğudur. El ve eldiven gibi de değil, el ve derisi gibi haz baygınlıkları verici bir ateş. Aşk iki saz arasında bir düodur. Bazen icra sırasında sazlardan birinin akordu düşebilir. O zaman, çalınan parçanın hareketi sona erinceye kadar, parmakların bu akortsuzluğu telafi edecek bir virtüözlük hüneri göstermesi lazımdır. Aşk siteme bile tahammül etmez. Son derece nazik hatırlatmalar yeter de artar bile. Aşk bunun için ilahidir. Üst tarafı argonun aşıktaşlık dediği aşk stajlarıdır ki, birçoklarımızın ömrü bu acemice stajlarla geçer. 14 (13) Tahiru l Mevlevi, Şerh-i Mesnevi, Selam Yay., Ahmet Said Matbaası, İstanbul 1963 s (14) Peyami Safa, Kadın Aşk Aile, Ötüken Yay., İstanbul 1976, s

10 18 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 19 Yaptığımız bütün aşk tariflerinin konumuzla ilgili tarafı şudur ki; insanlık ve edebiyat tarihinin de bize açıkça gösterdiği gibi aşkvari bir gerçekliğin insan ruhunda açığa çıktığı ve insan hayatında yaşanmaya başlandığı evrenin gençlik dönemidir, gençlerin aşkvari bir münasebetle tanışıklıkları da flörtvari münasebetlerle gerçekleşmektedir. Ancak Peyami Safa nın da belirttiği gibi gençlik çağındaki bu duygusallıklar çoğunlukla aşkvari, aşk benzeri duygusallıklardır, yani hakiki aşk olmaktan ziyade Peyami Safa nın deyişiyle aşk stajları dır. Sırf cinsel ve tensel olan bir münasebetle, duygusallığın ağırlıkta olduğu; hayale dayanmayan; sevdiği insanı tüm gerçekliğiyle birlikte sevebilme yetisi ile kurulmuş; yalan ve riyadan uzak hakiki bir sevginin karıştırılmaması, karıştırılmaması için de kıyaslanmaması, kıyaslanmaması için de hangi münasebetin macera, hangi münasebetin hakiki dostluk ya da arkadaşlık, hangi münasebetin hakiki sevgi olduğunun anlaşılması gerekir. Bu tarz münasebetlerin gençliğin hayatına getiri ve götürülerini de daha iyi hesaplayabilmek için dünya edebiyat tarihindeki aşk hikayelerine kısaca göz atalım. Gökhan Tok, Eski Ama Eskimeyen Masal Tarih Boyunca Aşk adlı makalesinde pek çok aşk hikayesine değinmekle beraber özellikle üç öyküye vurgu yapıyor: Orfeus ve Eurydike, Tristan ve İsolde, bir de Resul ile Şahsenem örnekleri. Kısaca bahsetmek gerekirse Orfeus çok iyi bir müzisyendir; Eurydike adlı bir kıza aşıktır; bu kızla evlenir, ancak bir yılan sokmasıyla Eurydike ölünce yeraltına ve ölüler ülkesine sevdiğini almaya giden Orfeus ölüler ülkesinin Tanrısı Hades i karısını geri almaya ikna ettiği anda dönüp Eurydike bakınca onu kaybeder. 15 Ya da kendisini Cornwall kralına istemeye gelen kralın yeğeni İsolde ye, aşk iksirini yanlışlıkla içerek aşık olan Tristan, ve aynı şekilde içtiği iksirle Tristan a aşık olan İsolde; onların Kral Mark a ve Tristan ın ilerideki kıskanç karısına karşı verdikleri mücadele neticesinde ölmeleri hakkındaki hazin öykü veya hikayede adı Aşık Garip diye geçen ve düşünde dervişin verdiği badeyi içip Şahsenem e aşık olan Rasul un Şahsenem e kavuşmak yolunda verdiği mücadele ve neticede ona kavuşmasına dair öykü. 16 Bir şeyi açıkça ortaya koyuyor ki; edebiyat tarihindeki öykülerin çoğu henüz evlenme çağındaki gençler arasında geçen ve tasavvufun geçici aşk dediği aşktır. Söz konusu aşk öykülerinin dilden dile dolaşmasını sağlayan Ortaçağ Avrupa sında Trubodarlar olması gibi, Osmanlı da yahut Osmanlı öncesi Türk toplum ve devletlerinde de bu işi, Halk Aşıkları, Türk Ozanlar üstlenmişlerdi. Karacaoğlan bu halk aşıklarının en ünlülerindendi. Araştırmaya başlarken o dönem aşk anlayışının daha çok platonik olduğunu ya da olması gerektiğini düşünüyor, araştırmayı derinleştirdikçe anladım ki aşkın hem evrensel hem de devirden devire, toplumdan topluma değişen iki ayrı yönü vardı. Gerçek aşk olsun olmasın bu tarz hikayeler her devir ve toplumda vardı; bu konuda toplumun genel yapısı ve tutumu ne kadar katı ve engelleyici olursa olsun, bazen toplumsal değer ve normların da göz ardı edilmeleri suretiyle bu tarz münasebetler; Peyami Safa nın tarif ettiği gerçek aşka uysun uymasın, yani çoğu zaman bir cinsel birliktelik mahiyetinde olmak üzere; hemen her toplumda yaşanabiliyordu. Beni bu münasebetlerin çoğunlukla seviyeden uzak yaşandığına inandıran pek çok saik olmakla beraber bu saiklerin başında Karacaoğlan ın şiirleri oldu. Karacaoğlan flörtvari bir münasebeti şiirlerinden birinde şöyle anlatıyor. (15) Gökhan Tok, gös.yer, s. 43 (16) Gökhan Tok, gös.yer, s

11 20 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 21 Ala gözlerini sevdiğim dilber Senin bakışların bana yan gider On beşinde bir güzeli sevmeyen Bu dünyaya hayvan gelir bön gider Karacoğlan der ki böyle oluptur Ala gözün kan yaş ile doluptur Ol asırdan beri adet oluptur Ergen kızlar yiğitlerle yan gider 17 Karacoğlan la ve onun aşk anlayışıyla ilgili aşağıdaki satırlar hem onun bazen flörtün de ötesine geçen çapkınlıklarını hem de her devirde var olan cinsel birlikteliklerin aslında nasıl da zaman ve mekan fark ettirmeksizin; nasıl da hedonistçe yaşandığını açıkça ortaya koyuyor. Karacoğlan ın şiirindeki temel konu aşktır. Denilebilir ki tabiat bu aşkın dekoru, özlemler ve ayrılıklar da onun tuzu biberi gibidir. O kendi aşkını söylerken aslında gerçek ve katıksız olan insan sevgisini dile getirir. Dahası onun gönlünde platonik aşka hemen hemen yer yoktur. Gördüğü her güzele karşı istek dolu, karşılaştığı her dilbere gönülden tutkun ve hepsiyle senli benlidir. Karacoğlan a göre insan hayatında sevmek ve sevişmekten daha önemli bir şey yok gibidir. Bütün davranışların temelinde aynı şey yatar. Bu bakımdan Karacaoğlan ı Freud a ilham veren fikirlerin ve hislerin ilk tespitçisi, uygulayıcısı saymak herhalde yanlış olmasa gerek. Türkmen oymakları içerisinde tabiatla baş başa katı kurallar ve yasaklar dışında ömür süren şairimiz için bu tür duygu ve düşünceleri tabii karşılamak lazım. 18 (17) Müjgan Çunbur, Karaco ğlan, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ankara / Aralık 1985, s. 185 (18) Mustafa Necati Karaer, Karac oğlan, Tercüman 1001 Temel Eser, Kervan Ki- Gerçekten de Karacaoğlan her gördüğü güzelin saçına, kaşına, gözüne, bakışına şiirler söylüyordu. Onun sevgi anlayışında asla platonikliğe yer yoktu. Aşağıdaki dizeleri buna en iyi örnektir: Sabahtan uğradım ben bir güzele Ala gözlerini sevdiğim dilber Taramış zülfünü dökmüş bir yana Salıvermiş ince belin üstüne Bir hoş bir hoş durur eda naz gibi Arkasında saçı tel tel saz gibi Has bahça içinde top nergiz gibi Karalar mı geydin alın üstüne 19 Toplumsal değer ve normları çiğnemek bahasına da olsa görüldüğü üzere bireyler kimi zaman son derece hedonist bir tavırla aşkı yaşayabiliyorlar. Böyle bir konuda önemli olan, kişide aşk, sevgi gibi kavramların nasıl oluştuğudur. Bu kavramlar özellikle bizim toplumumuzda çok sağlıklı bir biçimde oluşmamakta; genelde bu konulardaki bilgilerini sağlıklı mercilerden almadıklarından bireyler cinsellikle ilgili konularda yeterli düzeyde ve sağlıklı bilgi sahibi olamamaktadırlar. Konuyla ilgili önceden yapılmış olan ve bizim daha sonra değindiğimiz diğer anket çalışmaları da doğrulamaktadırlar. Sevgi, aşk, flört gibi kavramların yaşanmasına bireyde bu kavramların var olmasına asıl vesile olan toplumsal cinsiyet kavramının bireyde oluşumudur. Konunun daha iyi anlaşılması açısından toplumsal cinsiyet kavramını bireyde oluşumuna iyice bakmak gerekir. tapçılık Ofset A. Ş., s (19) Müjgan Çunbur, a.g.e, s. 180

12 22 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ AŞK ve FLÖRT, BU İKİ KAVRAMI BİRBİRİNDEN AYIRMAMIZI SAĞLAYAN TEMEL KAVRAMLAR 1. Gençlik ve Ergenlik a) Gençlik: Gençliğin şimdiye kadar üzerinde kesinlikle uzlaşılan ve tartışmasız kabul edilen diyebileceğimiz bir tanımı kuşkusuz ki yapılmamıştır. Biz şu ana kadar yapılan tanımlardan birkaçını vermeye çalışacağız. Genç veya gençlik kelimesi İngilizcedeki Young, teenager, youth 20 kelimelerine karşılık gelmektedir. Kelimenin Arapça karşılığı ise, şab, feta, şebab 21 sözcükleridir. Ancak genç kelimesi gerçekte bugün kullandığımız insanoğlunun hayat bütünlüğü içinde yer alan çocuklukla gençlik arasındaki dönemi ifade etmek için kullanılmamıştır. Kelime Farsça bir isim olup, hazine, define 22 anlamına gelmektedir. Aslında gençliğin Tanrı nın insana bahşettiği en önemli hazinelerden biri olduğu da su götürmez bir hakikattir. Genç; buluğa erme ile başlayan fizyolojik ve biyolojik değişmeyi içeren bireyi sosyal olgunluğa hazırlayan bir yaş dönemi 23 ve bu dönemin tüm özelliklerini gösteren kişi. Gençlik ise belirgin ve görünür özellikleriyle gençlerden oluşan toplumsal kategoridir. 24 Gençliği Haluk Özbay ve Emine (20) Redhouse, İngilizce Türkçe/Türkçe İngilizce Sözlük., Milliyet Yay. İstanbul-1992, s. 831 (21) Serdar Mutçalı, Arapça-Türkçe Sözlük, Dağarcık Yay, İstanbul/Aralık 1995 s (22) Ferit Develioğlu, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lugat, Aydın Yay., Ankara 1997, s. 284 (23) Birsen Gökçe; Evlilik Kurumuna Sosyolojik Bir Yaklaşım, Aile Yazıları 4, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yay., Ankara 1991, s (24) İsmail Doğan, Sosyoloji, Sistem Yay., İstanbul / Ocak 2000, s. 379; Haluk Özbay Emine Öztürk, Gençlik, İletişim Yay., Yeni Yüzyıl Kitaplığı, s. 12; Mary. J. Gander Harry W. Gardiner, Çocuk ve Ergen Gelişimi, Yayına Hazırlayan: Bekir Onur, çev. Ali Dönmez, Nermin Çelen ve Bekir Onur, İmge Kitabevi Yay., Ankara 1998, s. 404; Hüseyin Peker, Din Psikolojisi, Aksiseda Matbaası, Samsun 2000 s Öztürk, ortak olarak yazdıkları Gençlik adlı eserlerinde şöyle tanımlamışlardır. Gençlik dönemi bireyin biyolojik ve duygusal süreçlerindeki değişikliklerle başlayan cinsel ve psiko-sosyal olgunluğa doğru gelişmesiyle sürerek, bireyin bağımsızlığını ve sosyal üretkenliğini kazandığı, belirlenmemiş bir zamanda sona eren kozmolojik bir dönemdir. Bu döneme hızlı fiziksel ve sosyal değişiklikler eşlik eder. Gençlik insan hayatının en heyecanlı, en deli dolu, en enerjik evresi olarak ifade olunmakla kalmaz; aynı zamanda bir toplumun, bir ülkenin geleceğini tesis edecek olan sosyal bir grup olarak da tanımlanır. Ergenlik: Gençlik tabiri genellikle halk tabanında kullanılan bir adlandırma olup, psikologlar gençlik dönemini genellikle, erinlik ya da ergenlik tabiriyle ifade ederler ve şu şekilde tanımlarlar: G. Stanley Hall ergenliği fırtına ve stres zamanı olarak betimledi ama bu görüş yeni araştırmalarla desteklenmedi. Ergenlik başkaları tarafından değişik biçimlerde de tanımlandı. Psiko Seksüel gelişmelerin dört evresinin sonuncusu... (Blos, 1962, s. 1); İnsanda, bireyin yetişkine özgü ayrıcalıklarının kendisine verilmediğini hissettiği zaman başlayan, yetişkinin tüm gücü ve toplumsal konumu toplum tarafından bireye verildiği zaman sona eren gelişim dönemi... (Seig, 1971, s. 338); Genç yetişkine değişik yetişkinlik rollerini vatandaşlık sorumluluğunun sonuçlarına katlanmak zorunda kalmadan denemesine izin verildiğinde yaşanan yetişkinlik rollerini normatif bunalım... (Schtz, 1972, s. 323) Mary J. Gander ve Harry W. Gardiner in Blos, Seig ve Schutz dan yaptığı yukarıdaki ergenlik ile ilgili tanımların ve benim daha önce gençlikle ilgili olarak verdiğim tanımların ortak noktalarına göz atacak olursak gençliği daha iyi anlayabiliriz kanaatindeyiz.

13 24 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 25 Bu ortak noktalar şunlardır; Gençlik veya ergenlik dönemi; 1-Biyolojik ve fizyolojik değişimlerin yaşandığı, 2-Cinsel psiko-seksüel ve bunların etkisiyle de duygusal değişimlerin yaşandığı, 3-Cinsel olgunluğa ulaşmak yolunda hazırlanıldığı, 4-Sosyal olgunluğa ve sosyal üretkenliğe ve bu çerçevede de yetişkinliğe doğru bir hazırlığın, değişimin ve gelişimin yaşandığı dönem. Tanımlardaki tüm bu ortak özellikler gösteriyor ki neticede gençlik; biyolojik, fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik pek çok değişimin bir arada görüldüğü, bu nedenle de doğal olarak duygusal açıdan oldukça sancılı anların yaşandığı bir dönemdir. b) Flört: Gençlik döneminin anlamını az da olsa idrake fırsat bulduktan sonra şu soruyu sorarız: Peki ya flört nedir; ya da flörtün genç için gençlik için önemi nedir? Bu kelime İngilizce flirt kelimesinin Türkçe yazılışından başkası değildir. Bu kelimenin İngilizce sözlüklerdeki anlam sütunu aşağıdaki tanımları ihtiva etmektedir. Oynaşmak, fingirdeşmek, cilveleşmek, flört etmek, kur yapmak, karşı cinsten birisiyle onun ilgisini ve dikkatini çekecek biçimde konuşmak, davranmak. 25 Flört etmek, kur yapmak, fırlatmak, hızlı hareket ettirmek, iki yana sallamak, fırlamak. 26 Fırlatmak, hızlı hızlı sallamak, kur yapmak, flört etmek. 27 Ayrıca bu kelimeden türeyen, a) Flirtation sözcüğü Ciddi olmayan kısa aşk macerası, bir şeye duyulan geçici ilgi ilişki b) Flirtatious kelimesi de, Civelek, oynak, (25) Longman Metro, Büyük Sözlük İngilizce - Türkçe / Türkçe - Türkçe, s. 549 (26) Redhouse, a.g.e., s. 220 (27) Oxford Resimli Ansiklopedik Sözlük, Yayına Hazırlayanlar: J. Coulson, C. T. Carr, Lucy Hutchinson ve Dorothy Eagie, çev. Resuhi Dikmen başkanlığındaki bir yayın kurulu, c. II, s. 634 fingirdek, flörtçü, sürekli birileriyle flört eden ve flörtümsü anlamlarına gelmektedir. Bu kelimenin isim hali olan, flirt sözcüğü de, Civelek kadın, flörtçü kız ya da oynağın teki gibi anlamları ihtiva ederken bu kelimenin, with ile kullanılışı da, bir şey hakkında pek ciddi olmaksızın şöyle bir düşünmek, ya da hafife almak, oynamak, gereksiz yere tehlikeye atılmak gibi anlamları içinde barındırmaktadır. 28 Meydan Larousse ise flörtü şöyle tanımlıyor; a) Kadınla erkek arasındaki duygusal ilişki, b) Karşı cinsten biriyle duygusal ilişki kurmak, c) Flört eden kimse, d) Tam olarak bağlanmadan siyasi bir görüşe, bir memlekete yaklaşma, 29 Bundan başka Memduh Özakman flörtün etimolojik kökeni ile ilgili şunları söylüyor. Flört sözcüğü bazı ansiklopedilerde aslı Fransızca olan ama artık İngilizce olarak bilinen bir sözcük olarak o ansiklopedilerde Çiçeklerle süslemek, Tatlı sözler söylemek ya da Boş şeylerden söz etmek anlamına gelen Fransızların fluerettir sözcüğünü, İngilizlerin flirt şekline büründürdüğü belirtilir. Yani bugün bizim Türkçe flört şeklinde yazıp dile getirdiğimiz şey flört önceleri, Genç kız ve delikanlıların birbirlerine aşk sözleri söylemeleri, karşılıklı kur yapmaları demek oluyordu. O günlerde flört sözcüğünün bugün bizim algıladığımız anlamda, cinsellikle hiçbir ilgisi yoktu. Sonraları, toplumların cinselliğe bakış açısı değiştikçe cinsel ilişkiyle sonuçlanmayan her türlü sevgi münasebetlerinden sayılmaya başlandı. 30 Memduh Özakman ın bahsettiği, Genç kız ve erkeğin aşk üzerine söyleşmeleri, anlamı tuhaftır ancak bizim Klasik Edebiyatımızdaki bir nazım biçimi olan gazelin anlamıyla birebir örtüşmektedir. Nitekim Meydan (28) Longman Metro, gös. yer (29) Longman Metro, gös.yer (30) Memduh Özakman, Flört, Saypa Yay., Ankara 1997, s. 7

14 26 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 27 Larousse da gazel için şu söyleniyor: Arap dilinde tatlı tatlı söyleşme, sevgi üstüne konuşma 31 Bu tesadüfi eşanlamlılık ufak ve önemsiz gözükse de aslında önemli bir gerçeğe vurgu yapar. O gerçekte şudur: Aşk, sevgi ve cinsler arası duygusallık her ne kadar birbirinden farklı yaşantılar iseler de bunun da ötesinde bu yaşantılar aynı zamanda evrensel birer gerçektirler. Ancak bu evrensel yaşantılar toplumların sosyal normlarına, sosyal değerlerine, ahlak anlayışlarına, hukuk sistemlerine, ailevi terbiye metotlarına ve toplumların kendilerine has pek çok sosyal kuruma göre toplumdan topluma farklı şekiller alır; farklı şekillerde yaşanırlar. Yani cinsler arası duygusallık, flört, aşk ya da sevgi her toplumda vardır ancak bunun yaşanış biçimi toplumdan topluma değişir. Burada şunu ısrarla vurgulamak lazımdır ki flört benzeri tecrübeler çoğunlukla ergenlik/erinlik denen dönemle geç ergenlik/genç yetişkinlik denen dönemler arası ve bu dönemlerde yaşanan tecrübelerdir. 3. ERGENLİĞİN VERİLERİ ve BU DÖNEMDE CİNSİYET DUYGUSUNUN ŞEKİLLENİŞİ Bu tecrübelerin neden bu dönemde yaşandığı konusunda ısrarla durmak gerektiği kanaatindeyim. Ergenlik Çağı (adolescence) ı Feriha Baymur, Genel Psikoloji adlı eserinde şöyle açıklıyor: Ergenlik çocukluk ile yetişkinlik arasında uzanan ve aşağı yukarı yaş arasını kapsayan bir geçiş dönemidir. Ergenliğin ilk yılları, ki bu döneme erinlik de denir, hızlı bir büyüme zamanıdır. Özellikle kol ve bacak gibi vücudun uzun kemiklerindeki büyüme dikkati çeker. Bedendeki bezlerin hormon adı verilen salgıları önemli gelişmelere yol açar. Bu gelişmeler sayesinde birey çocukluktan çıkıp fizyolojik bir temele dayanır. Bu deği- (31) Meydan Larousse, Büyük Lugat ve Ansiklopedi, c. VII, s. 162 şiklikler birçok gelişme ödevlerinin oluşmasına yol açar. 32 Bu dönemdeki gelişme ödevlerinden konumuz açısından en önemli olanları hızla gelişen ve oranları değişen bedene uyum gösterme, yaşıtlar arasında bir yer edinebilme, evlenmeye ve aile kurmaya hazırlanma ve uygun bir hayat felsefesi ile birlikte kişisel değer duygusunu oluşturma 33 şeklindeki gelişme ödevleridir. Bundan sonra gelen ve 18 ila 35 yaşlar arasındaki dönemi de Feriha Baymur genç yetişkinlik dönemi olarak ifade eder. Bu dönemin gelişme ödevlerinden en önemlileri olarak, Bir eş seçme, evlendiği kişi ile hayatını sürdürebilme, ana-baba olma, çocuk yetiştirme, evi idare edebilme 34 gibi gelişme ödevlerini vurgulayarak konumuza ışık tutmaktadır. Aynı iki gelişme çağını ergenlik dönemi adı altında toplayan ve bu dönemin üç ayrı safhadan oluştuğunu anlatan Haluk Özbay ve Emine Öztürk bu dönemi Ön ergenlik, Erken ergenlik ve Geç ergenlik olmak üzere üç başlık altında incelerler. 35 Ön ergenliği ise şöyle tanımlarlar: Kendi cinsinden özel bir kişiye, yakın bir arkadaşa ve sırdaşa duyulan ilginin belirginleştiği, kişinin bedenini tanımak için aynaları kullandığı, başkalarının gözünde nasıl olduğunu merak ettiği ve kurduğu yakın arkadaşlıklar vasıtasıyla hem kendi olumsuz yönlerini fark ettiği, liderlik ve grup içi roller gibi kavramların ilk geliştiği dönemdir. 36 İşte tam bu dönemde yani gencin yavaş yavaş sosyalleşmeye başladığı bu ergenlik döneminde birincil ve ikincil cinsiyet özellikleri denen bir dizi bedensel gelişim yaşanır ki bundan sonra genç bir cinsel olgunlaşma sürecine girer. Bu birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerini Mary J. Gander ve Harry W. Gardiner şöyle anlatıyorlar: (32) Meydan Larousse, c.vii, 420 (33) Ferihe Baymur, Genel Psikoloji, İnkılap Yay., İstanbul, s. 62 (34) Feriha Baymur, a.g.e., s. 62 (35) Feriha Baymur, a.g.e., s. 63 (36) Haluk Özbay / Emine Öztürk, a.g.e., s

15 28 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 29 Birincil cinsiyet özellikleri, (Erkeklerde penis ve testisler, kızlarda yumurtalıklar, klitoris, vajina ve rahim) ve ikincil cinsiyet özellikleri, (Kadınlarda göğüslerin gelişimi, her iki cinste koltukaltı kılları ve erkeklerde yüz kılları) 37 İşte bu cinsiyet özelliklerinin bireyde açığa çıkmasıyla yavaş yavaş bireyde, Gerçek cinsel ilgi ortaya çıkmaya başlar ve cinsel davranışlar şekillenir. 38 Ancak toplumun cinselliğe bakışı, cinsellikle ilgili konuların toplumda kötülük, namussuzluk gibi aşağılanmalarla eşanlamlı kullanılması nedeniyle bu dönemde genç hissettiği arzuyu ne yapacağını bilemez hale gelir. Diğer kişilerle ilişkileri anlamsızlaşır, yakınlık ve güvenlik gereksinimleriyle bağdaşmayan bu duygu reddedilir ya da arzu duyacağı nesnelerle yalnızlıktan kurtulmak için gereksinim duyacaklarını ayırabilir. Bu da kişilik gelişiminin bu döneminde ciddi sorunlara neden olabilir. 39 Haluk Özbay ve Emine Öztürk erken ergenlik dönemi hakkındaki yukarıdaki tespitlerinden sonra geç ergenlik dönemi ile ilgili de şunları söylerler. Kişi cinsel davranışına ilişkin tercihini yaptığında ve bunu yaşamının geri kalan kısmına nasıl yerleştireceğini fark ettiğinde geç ergenlik dönemine adım atar. Bu dönem, gencin, diğer insanların yaşama dair görüşleri, kişiler arası ilişkilerindeki problemleri ele alış biçimleri ile tanışıklığını arttırdığı, daha fazla eğitim olanağı bulduğu, yaşamdaki yolunu çizdiği, diğer insanlarla karşılaştırarak deneme yanılma yoluyla kendi sınırlarını genişletme olanağı bulduğu bir dönemdir. Geç ergenler kanun nazarında reşit sayılırlar, kültürün gerektirdiği sorumluluğu yüklenmeleri beklenir. Şansları varsa gelişimleri sürer; izler, formüle eder ve değerlendirirler, kariyer çizgilerini planlarlar. 40 (37) Haluk Özbay /Emine Öztürk, a.g.e., s. 19 (38) Mary J. Gander ve Harry W. Gardiner, a.g.e., s. 43 (39) Haluk Özbay / Emine Öztürk, a.g.e., s. 21 (40) Haluk Özbay /Emine Öztürk, a.g.e., s. 21 Görüldüğü üzere genç bu dönemde hayatla, kendiyle, toplumla, yaşıtlarıyla, hayatın problemleriyle yeni tanışıklık etmekte, hemhal olmaktadır yukarıda da söylenildiği gibi kendi sınırlı kişisel deneyimiyle ortak değerler sistemini yeni bütünleştirmekte, toplumda yerini yeni yeni almaktadır. 4. TOPLUMSAL CİNSİYET KAVRAMI ve BU KAVRAMIN OLUŞUMUNDA ETKİN OLAN DİĞER KAVRAMLAR Gencin kendini bile yeni tanımaya başladığını söylediğimiz erken ergenlik döneminde bu cinsiyet özelliklerinin ortaya çıkmasından, gencin değişen bedeninde kendini bir yabancı gibi hissetmesinden, ortaya çıkan zahiri değişiklikler sebebiyle çevresinin de gençten yavaş yavaş yetişkin rollerini benimsemesini beklemesinden kaynaklanan çeşitli değişimler duygusal, toplumsal ve psikolojik çeşitli yaşanmışlıklar, çeşitli kavramlar hayatında kendini göstermeye başlar. Bunlar flört, aşk, sevgi, cinsel kimlik duygusu, sosyal cinsel rol, toplumsal cinsel rol, büyütüldüğü cinsel kimlik, cinsel nesne tercihi, toplumsal cinsiyet gibi kavramlardır. Bu kavramlardan birkaçını hem konumuzu daha iyi bir zemine oturtmak hem de konuyu daha iyi tartışabilmek için tanımlarıyla birlikte bilmek gerekliliği duyuyoruz. -Cinsiyet (Sex): Kişinin kadın ya da erkek olarak gösterdiği genetik, fizyolojik ve biyolojik özelliklerdir. -Toplumsal Cinsiyet (Gender): Kadının ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rol ve sorumluluklarını ifade eder. Toplumsal cinsiyet biyolojik farklılıklardan dolayı değil, kadın ve erkek olarak toplumun bizi nasıl gördüğü, algıladığı, nasıl düşündüğü, nasıl davranmamızı beklediği ile ilgili bir kavramdır. 41 (41) Ayşe Akın, Toplumsal Cinsiyet Kavramı ve Sağlığa Etkileri, s. 1.

16 30 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 31 -Cinsel Kimlik Duygusu: Kendini dişi veya erkek hissetme. -Sosyal Cinsel Rol: Toplumda kadın ya da erkekten beklenen rollere uygun davranışları benimsemiş olmak. -Toplumsal Cinsel Rol: Erkek ya da kadın gibi yaşamak giyinmek. -Büyütüldüğü Cinsel Kimlik: Kız veya erkek olarak büyütülmüş olmak. 42 Burada bir de flört, aşk ve sevgi arasında ne gibi benzerlikler ve farklar bulunduğuna biraz değinmek gerektiği kanaatindeyiz. Memduh Özakman gibi değişik psikologlar her ne kadar flörtü bir ciddiyeti içinde barındırması gereken bir münasebet olarak tanımlıyorlarsa da gerek kelimenin etimolojik kökeninde gerekse sosyal hayata yansıyan yönünde bir lakaytlık açıkça göze çarpmaktadır. Kelimenin with ile kullanımı, Bir şey hakkında pek ciddi olmaksızın şöyle bir düşünmek anlamını ya da kelimenin türemiş bir şekli olan, flartatious sözcüğü de, civelek, oynak gibi anlamları kendi içinde barındırıyor. Bu da şunun ilk göstergesi sayılabilir ki flört hadisesi daha başlangıçta bir lakaytlık içinde başlamaktadır; ancak daha sonra çok az miktarda ciddi ilişkiye dönüşen münasebetler dışında, genel de gayriciddi biçimde devam eder; çoğu zaman başladığı gibi biter. İleride bu konuya dönecek olmakla beraber şurası bir gerçektir ki insan hayatı lakaytlığa gelmez; ciddiyetsizliği kaldırmaz; kaldıracak kadar önemsiz değildir. Burada asıl konumuzu oluşturan mesele şudur: Flört, aşk yahut sevgi ile aynı mıdır; aynıysa neden, ayrıysa neden? Bu ayrımı ya da ayniyeti sağlayan nedir? Eğer genç, flört benzeri bir tecrübe yaşamışsa bu tecrübenin gencin ilerideki yaşamındaki rolü ne olmuştur ya da ne olabilir? Böyle bir tecrübenin olumlu ya da olumsuz ne gibi etkileri (42) Haluk Özbay / Emine Öztürk, a.g.e., s vardır; eğer flört etimolojik kökeninde olduğu gibi lakaytlık ile başlayan bir münasebet ise bu münasebetin gencin ileriki yaşamında onun önüne çıkaracağı sorunlar, gencin ruhunda oluşturabileceği tahribatlar yahut toplumsal hayatta yol açabileceği sorun ve tahribatlar nelerdir, neler olabilir? İşte tüm bu sorun ve sorulara cevap bulabilmek için hem konuyu doğru anlamaya ve ortaya koymaya, çalıştık. Flörtün üç tanımını sunduk Bu tanımlar şunlardır: - Ciddi niyeti olmayan aşıkane davranış, - Kadınla erkek arasındaki duygusal alanda gerçekleşen ilişki, - Kadınla erkek arasındaki duygusal alanı aşan ilişki. Biz bu tanımlardan en gerçekçi olanı, yani flörtün sosyal hayattaki cereyan ediş biçimine en çok uyanı, bilhassa sonunun ne olacağı belli olmayan, çoğu zaman yalnızca bir arkadaşlık gibi başlayıp sonu evlilikle bitebilmekle beraber bitmeyebilecek de olan, temelde duygusal bağlamda olması düşünülen ama duygusal alanı çoğunlukla aşabileceğinin insanlık tarihi boyunca tecrübe edildiği kısacası sonunun ne olacağının asla belli olmadığı tanımı, yani, Ciddi niyeti olmayan aşıkane davranış ı daha doğru bulmaktayız. 5. Flört ve Aşk Kavramları ve Bu iki kavramın arasındaki temel farklar Ancak yukarıda verilmiş olan flörtle ilgili tanımlar aşkı ve gerçek sevgiyi tanımlar mı? Buna objektif bir gözle bakan herkesin vereceği cevabı biz de veriyoruz: Hayır. Ancak araştırmanın objektivitesi noktasında bu meselenin iyice irdelenmesi gerekir. Aşkın tanımları ve yaşanış biçimleriyle flörtün yaşanış biçimleri arasındaki farkın yahut benzerliğin -eğer benziyor ise- iyice ortaya konması gerekir. Ne var ki burada aşkı tanımlamaya kalkışmayacağız, sadece

17 32 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 33 onu anlamak için ellerimizi ona uzatmaya çalışacağız; belki bir kenarına dokunabiliriz diye. Zira aynı zamanda kainat yaratıldığından beri aşkı dört başı mamur tarif eden yoktur; olmayacaktır da. Toplumsal cinsiyet kavramının tam olarak tahlilini ve bunun sosyal hayata etkisini açıklayabilmek için öncelikle bu kavramın tam olarak tarifini yeniden vermemiz gerekmektedir. Toplumsal Cinsiyet (Gender): Kadının ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rol ve sorumluluklarını ifade eder. Toplumsal cinsiyet kadın ve erkek olarak toplum tarafından nasıl görüldüğümüzü, algılandığımızı, nasıl düşünüp nasıl davranmamızın beklediğini tanımlayan bir kavramdır. 43 Toplumsal cinsiyet yalnız kadın ve erkeklerin biyolojik farklılıklarına vurgu yapmaz; aynı zamanda kadınlar ve erkekler arasındaki ruhsal, toplumsal ve kültürel farkları dikkate almaktadır. Giddens ın anlatısına göre çocuklar beş altı yaşına gelinceye kadar kişinin toplumsal cinsiyetinin değişmediğini, herkesin bir toplumsal cinsiyeti olduğunu bilmezler. 44 Toplumsal cinsiyetin oluşumuna ve gelişimine katkıda bulunan iki bilim adamının görüşü oldukça dikkat çekicidir. Bunlardan biri hepimizin bildiği Freud un bu konuya ilişkin yorumlarıdır. Öncelikle şunu vurgulamak lazımdır ki Freud bu konuda daha çok monist bir yaklaşım sergiler. Buna göre, Bütün zihinsel ve ruhsal yaşantılar mental enerjinin kullanımından ibarettir. Freud un anlattıklarına göre organizma dengede olduğu zaman mutludur. Doyum bulduğu zaman haz duyar ve bunu yaşam boyunca hep arar. (43) Ayşe Akın, Üreme Sağlığına Giriş Katılımcı Rehberi, Toplumsal Cinsiyet Kavramı ve Sağlığa Etkileri, T.C. Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü Katılımcı Kitabı, Ankara, 2009, s. 14. (44) A. Giddens, Sosyoloji, çev. Hüseyin Özel Cemal Güzel, Ayraç Yay., Ankara 2000, s. 100 Gerilim doyumsuzluğun ve bazı şeylerin noksan olduğunun işaretidir. İşte organizma bunu kapatmaya çalışır. Gerilim sonucu biriken enerjiyi boşaltma ve huzura kavuşma savaşındadır. İnsan davranışlarında görülen bozukluklar mental enerjinin yeterli biçimde kullanılmaması, bloke olması, saplanması dolayısıyla kişinin gerginliğinin, huzursuzluğunun sonucudur. Freud İçgüdüsel Kuram ında, libido ve gelişimini ele alır. Bir canlı türünün öğrenme gerekmeden örgütlü, uyuma yararlı, sürekli olarak bir amaca yönelik davranmasını sağlayan içsel güce İçgüdüsel Kuram denir. Freud a göre doğuştan var olan içgüdüler gelişmeyle ayrışır. İçgüdülerin yaşamın ilk beş altı yılına kadar gelişmesi söz konusudur. İşte organizma bunu kapatmaya çalışır. Psikanalitik gelişimin temeli çocuklukta atılır. Yani buna göre toplumsal cinsiyet ergenlikten önce gelişir ve oluşur. Çocuk daha dünyaya geldiği ilk anda libidonun gücüyle hareket etmeye başlar; çocuğun tüm bedeni libidoya doyum sağlayabilecek niteliktedir. Bu ilkel doyum birçok dönem geçirerek toplumsal bir nitelik kazanır. Freud toplumsal cinsiyetin bu oluşum sürecini dört döneme ayırır. Bu dönemler bir buçuk yaşına kadar süren, doyumun ağız dudaklar ve dilde odaklandığı, amacın dışkılama ve tahrip olduğu oral dönem; bir buçuk yaşından üç yaşına kadar süren, doyumun kaslarda odaklandığı, amacın dışkılama ve tahrip olduğu, çocuğun kendi eğilimleriyle çevre eğitimi arasında bulunduğu anal dönem; beş-yedi yaş arası süren, üretra ve penis olmak üzere iki döneme ayrılan, doyum kaynağını idrar yolları, penis ve klitorisin oluşturduğu fallik dönem ve son olarak toplumsal bağlantı ve ilişkilerin kurulduğu, cinsel rollerin sağlamlaşıp pekiştiği, kişilik gelişmesinin tamamlandığı dönem olan gizlilik dönemleridir. Üretken dönemden gizlilik dönemine geçilirken insan yaşamında önemli karmaşalar vardır. Çocuk

18 34 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 35 anne babasına sevgiyle bağlanır. Çocuğun kendi cinsinden farklı olan anne babaya bu tür sevgiyle bağlı olması gizlilik döneminde kaybolur. Çözümlenip kaybolmazsa bu bağıntılar patolojik durumları, yani Freud un ifadesiyle Oedipal ve Euktra karmaşaları oluşturur. 45 İşte yukarıdaki bu durumlar sebebiyle, yani insanların var olan çok çeşitli cinsel isteklerini homoseksüel, biseksüel ilişki gibi ilişkilerde yasadışı-ahlakdışı biçimde ne olursa olsun tatmin yoluna gittiklerinden, Freud insanlara çok biçimli sapıklar diyordu. 46 Freud un yorumundan daha fazla kabul edilebilir olan yorum da Nancy Chodorow a ait yorumdur. A. Giddens toplumsal cinsiyetin oluşumuna yönelik bu ikinci yorumu şöyle naklediyor: Toplumsal cinsiyetin gelişimini inceleyen pek çok yazar Freud un yaklaşımını kullanmışlarsa da, bu yaklaşımı kimi önemli açılardan değiştirmişlerdir. Bunlardan biri de, sosyolog Nancy Chodorow dur. Chodorow, kendisini kadın ya da erkek olarak görmeyi öğrenmenin, bebeğin erken bir yaşta anne babasına bağlanmasıyla ortaya çıktığını ileri sürmektedir. Chodorow, babanın yerine annenin önemini Freud un yaptığından çok fazla vurgulamaktadır. Bir çocuk, yaşamın ilk dönemlerinde, annenin kendi üzerindeki etkisinin kolayca en baskın etki olması nedeniyle, anneye duygusal olarak bağlanma eğilimi taşımaktadır. Bu bağlanma, ayrı bir benlik duygusuna erişmek için bir noktada koparılıp, çocuk, daha az sıkı bir bağımlılık içine girmelidir. Chodorow, bu kopuş sürecinin erkek ve kız çocuklarında ayrı ayrı yollardan gerçekleştiğini ileri sürmektedir. Kızlar annelerine yakın olmayı sürdürürler, örneğin anneyi kucaklama, öpme, onun yaptıklarına öykünme olanaklarına sahip olarak. (45) Gülgün Yanbastı, Kişilik Kuramları, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay., Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir-1996, s (46) A.Giddens, a.g.e., s. 107 Anneden kesin kopuş olmaması yüzünden, kız çocuk, sonra da yetişkin kadın, başka insanlarla daha bağlantılı bir benlik duygusunu geliştirir. Kadının kimliğinin, bir başkasının kimliğiyle kaynaşmış, onunkine bağımlı olma olasılığı daha fazladır: İlk olarak annesininkine, daha sonra erkeğinkine. Chodorow a göre bu, kadınlardaki duyarlılık ve duygusal sevecenlik özelliklerini ortaya çıkartır. Erkek çocuklar bir benlik duygusunu, kendilerinin başlangıçtaki anneye yakınlıklarını kökten bir biçimde söküp atarak, kendi erkeklik anlayışlarını kadınsı olmayandan türeterek yadsıma yoluyla elde ederler. Onlar kız kardeşler gibi ya da anasının kuzusu olmamayı öğrenirler. Bir sonuç olarak, erkek çocukları, başkalarıyla yakın ilişki kurabilmekte görece daha kratersizdirler; dünyaya bakmanın daha çözümsel yollarını geliştirirler. Kendi yaşamlarına ilişkin olarak, başarı üzerinde duran daha etken bir bakışı benimserler; ne var ki; kendilerinin ve başkalarının duygularını anlayabilme yeteneklerini bastırmışlardır. 47 Yukarıdaki yorumlara bakılacak olursa Chodorow daha haklı gözüküyor ve açıklamaları oldukça yerinde, zira bir Türk atasözü şöyle diyordu. Kız anadan öğrenir biçki biçmeyi, oğlan babadan öğrenir sofra açmayı. İnsan yaşamındaki yaşamsal pek çok pratikte olduğu gibi kız kendisini anneyle özdeşleştirerek kadın kimliğini kazanıyor ve böylece hayatını önce bir anneye sonra bir kocaya duygusal bağlarla bağlanarak geçiriyor; erkek ise ilerideki yaşlarda anneden koparak ya babaya yönelik bir özdeşleşmeyle ya da kendi başınalıkla kimliğini kazanıyordu. Ama ne olursa olsun, Freud un dediği gibi kız babaya, erkek de anneye yönelik bir cinsel istekle bir yaklaşım geliştirmiyordu. Tam tersine kız kendini anneyle özdeşleştirerek, oğlan da babayla özdeşleştirerek kadın ve erkek kimliklerini, bu arada (47) A.Giddens, a.g.e., s. 105

19 36 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 37 anne babadan toplumsal değer ve normları da toplumsal cinsiyetle birlikte öğreniyorlardı. Toplumsal cinsiyeti, anne ve babanın dışında, bir de yazılı kültür aktarımları olarak kabul edilebilecek ders kitaplarından başlamak üzere bütün kitaplar, çocuklukta gene masal kitaplarıyla birlikte tanışageldiğimiz masal, efsane, destan gibi özellikle toplumlarda çoğunlukla önceki kuşaklardan dinlenerek öğrenilen ve mitsel özellikler içeren mitolojik bir takım öyküler, ayrıca radyo, televizyon gibi işitsel ve görsel iletişim araçları ve özellikle son yıllar için söz edilebilecek internet de etkilemektedir. Buna örnek olmak üzere Giddens küçük çocuklara yönelik olarak şunları söylüyor: Yirmi beş yıl önce, Lonere Weitzman ve meslektaşları, okul öncesi çocuklar için en çok kullanılan kimi kitaplardaki toplumsal cinsiyet rollerinin çözümlerini yapmışlar, ve toplumsal cinsiyet rolleri arasında açık farklılıklar bulmuşlardır. (Weitzman ve diğerleri 1972) Öykü ve resimlerde, kadınlara 11 e 1 gibi bir oranla ağır basan erkekler çok daha ağırlıklı bir yer tutmaktaydı. Toplumsal cinsiyet kimlikleri olan hayvanlar da dahil edildiğinde, bu oran 95 e 1 idi. Kadınların ve erkeklerin etkinlikleri de farklılaşmaktaydı. Erkekler serüven türü uğraşlar ile bağımsızlık ve güç gerektiren ev dışı etkinlikleri gerçekleştirmekteydiler. Kadınlar söz konusu olduğunda, edilgin ve çoğunlukla ev işleriyle uğraşıyor olarak sergilenmekteydiler. Kadınlar, erkekler için yemek pişirip temizlik yapar ya da onların eve dönüşünü beklerlerdi. Çözümlenen bütün kitaplarda, evi dışında bir mesleği olan hiçbir kadın yoktu. Buna karşın erkekler savaşçı, polis, yargıç ve kral idiler. Daha yakın zamanlarda yapılan araştırmalar durumun biraz olsun değişmiş olduğunu düşündürse de, çocuk yazınının çoğunluğunun büyük ölçüde aynı olduğunu göstermektedir. (Davies, 1991) Örneğin masallar, cinsiyete ve kızlarla erkeklerden sahip olmaları beklenen amaçlar ile hedeflere yönelik olarak, geleneksel bir tutum benimsemektedirler. Prensim bir gün gelecek, bunun anlamı, bir kaç yüzyıl öncesindeki peri masalları türlerindeki gibi, yoksul bir aileden gelen bir kızın talih ve servet düşleyeceğidir. Bugün bunun anlamı romantik aşkın idealleriyle daha bağlantılı hale gelmiştir. 48 Aynı tarzda Türkiye de yapılmış bir araştırma çocuklara kitaplarla empoze edilen ve bu yolla oluşturulan toplumsal cinsiyet konusuna Firdevs Gümüşoğlu tarafından kaleme alınan, Cumhuriyet Ders Kitaplarında Cinsiyet Rolleri başlıklı makaleyle ışık tutuyor. Bu araştırma arasını kapsamaktadır. Araştırmada kullanılan örnek kitaplar ise Köy Kıraatı, Okuma Kitabı, Türkçe, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler, Tarih, Aile Bilgisi, Ev Ekonomisi ve Uygulaması, Yurt Bilgisi, Yurttaşlık Bilgisi kitaplarıdır. 49 Bu makalede anlatılanlara göre 1930 lu ve 1940 lı yıllardan 1945 yılına kadar kaleme alınan kitaplarda yaratılmaya çalışılan kadın imgesiyle 1945 tarihinden sonra yazılan ders kitaplarındaki kadın imgesi arasında büyük bir fark ortaya çıkmıştır ten önce anneye, ülkenin kuruluşuna katkıda bulunması açısından önemli işlevler yüklenirken ve aile içi geleneksel roller yoğun olarak vurgulanmazken; bu tarihten sonra artan sayıda örnekle, kadınların asıl görevinin evi, ailesi olduğu ders kitaplarına girdi yılı 5. Sınıf Okuma Kitabı nda on iki yıl içinde kadının statüsü hakkında yapılanlar şöyle anlatılıyor. Eskiden kadın kapalı yaşar, bir iş tutmaz, erkeğin eline bakardı. Şimdi kadın özgürlüğüne kavuşmuştur. Erkek gibi açık geziyor, çalışıyor, kazanıyor. Cumhuriyet bunlardan başka ona komutaya saylav ve (48) A.Giddens, a.g.e., s. 101 (49) Firdevs Gümüşoğlu, Cumhuriyet Döneminin Ders Kitaplarında Cinsiyet Rolleri ( ), 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler, Bilanço 98, Tarih Vakfı Yay ve Türkiye İş Bankası Yay. ortak yayını, İstanbul / Ekim 1998, s. 101

20 38 Emine Öztürk AŞK SOSYOLOJİSİ 39 belediyeye aza olmak hakkını da vermiştir ki bu pek çok ileri memleket kadınının elde edememiş olduğu haklardır. Ancak 1945 lerden sonra ders kitaplarında resmedilen kadın tipini 1982 Hayat Bilgisi ders kitabındaki şu örnek gayet iyi açıklamaktadır. ki, bu faktörlerin etkileri toplumdan topluma, insandan insana, devirden devire değişmekle beraber bu faktörler her iki cinsten gençler arasındaki münasebeti az ya da çok her dönemde, her yerde, her toplumda etkilemiştir ve etkilemektedir. Turşu Annem turşuyu kurdu Sarımsakları soydu Domates biberleri Suyun içine koydu Kışın korunmak gerek Annem ördü yün yelek Dolaptan çıktı hemen Palto, atkı, eldiven Babam harcadı para Aldı bana kundura 50 Yukarıdaki şiirlere göre anne yalnız yemek yapar, yün eğirir, ev işi yapar, baba ise dışarıda çalışır, para kazanır ve o parayı harcar. Bu fikir yeni yetişen çocuğun kafasına işlenerek eğer kız ise annesi gibi bir anne, erkek ise babası gibi bir baba olması istenir, böylece yazılı materyal yoluyla toplumsal cinsiyet oluşturulmuştur bile. Firdevs Gümüşoğlu nun yorumları ideolojik izler taşısa da kadın veya erkek kimliğini oluşturmada bu tarz eğitimin rolü sanırız inkar edilemez. Ancak burada bizim için asıl önemli olan gencin bu oluşturulmak istenen toplumsal cinsiyet rolleri karşısında aldığı tavır ve bu sosyal belirlenmişliklerin genci yahut gençliği nasıl etkilediğidir. Bu etki ancak flörtü etkileyen faktörleri açıklamakla anlaşılacaktır. Bunları açıklamadan şunu kesinlikle bilmek lazımdır (50) Firdevs Gümüşoğlu, a.g.m., a.g.e., s

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER Fowler ın kuramını oluşturma sürecinde, 300 kişinin yaşam hikayelerini dinlerken iki şey dikkatini çekmiştir: 1. İlk çocukluğun gücü. 2. İman ile kişisel

Detaylı

Soru: Tanrı tasavvuru ne demektir?

Soru: Tanrı tasavvuru ne demektir? Tanrı Tasavvuru Soru: Tanrı tasavvuru ne demektir? Peker e göre: Kişinin bebekliğinden itibaren, zeka gelişimine, edinmiş olduğu bilgi ve yaşantısına göre, Tanrı yı zihninde canlandırması, biçimlendirmesi

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

ÜNİTE PSİKOLOJİ İÇİNDEKİLER HEDEFLER GELİŞİM PSİKOLOJİSİ I

ÜNİTE PSİKOLOJİ İÇİNDEKİLER HEDEFLER GELİŞİM PSİKOLOJİSİ I HEDEFLER İÇİNDEKİLER GELİŞİM PSİKOLOJİSİ I Gelişim Psikolojisinin Alanı Gelişim Psikolojisinin Temel Kavramları Gelişimi Etkileyen Faktörler Gelişimin Temel İlkeleri Fiziksel Gelişim Alanı PSİKOLOJİ Bu

Detaylı

Yaşam Boyu Sosyalleşme

Yaşam Boyu Sosyalleşme Yaşam Boyu Sosyalleşme Lütfi Sunar Sosyolojiye Giriş / 5. Ders Kültür, Toplum ve Çocuk Sosyalleşmesi Sosyalleşme Nedir? Çocuklar başkalarıyla temasla giderek kendilerinin farkına varırlar ve insanlar hakkında

Detaylı

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU Yaş Dönem Özellikleri BÜYÜME VE GELİŞME Gelişme kavramı düzenli, sürekli ve uyumlu bir ilerlemeyi dile

Detaylı

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ Psikoloji RPD 101 Not III Uz. Gizem ÖNERİ UZUN Kişilik Gelişimi Kişilik Nedir? *Kişilik, bireyin iç ve dış çevresiyle kurduğu, diğer bireylerden ayırt edici,

Detaylı

3-6 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

3-6 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ 3-6 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ GELİŞİM NEDİR? Gelişim, Çocuğun hareket etmeyi, Düşünmeyi, Hissetmeyi, Başkalarıyla ilişki kurmayı öğrendiği, ileriye doğru giden bir değişim sürecidir. Gelişim ana rahminde

Detaylı

DEĞİŞEN ANNE BABA ROLLERİ

DEĞİŞEN ANNE BABA ROLLERİ DEĞİŞEN ANNE BABA ROLLERİ Çağdaş kuramlar kişiliğin kalıtımla getirilen bir takım özellikler ve çevreyle kurulan etkileşimler sonucu oluştuğunu ileri sürmektedir. Aile, hem kalıtımla aktarılan özellikler

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

Aşk Her Yerde mi? - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Aşk Her Yerde mi? - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Aşk, üç harften oluşan, ancak herkes için ayrı bir anlam taşıyan dev bir sözcük. Yüzyıllarca şairlerin, filozofların, bilim adamlarının tanımlamaya çalıştığı, herkesin kendince yaşadığı, yaşamak istediği

Detaylı

SAYI : 5 AYLIK BÜLTENLER SERİSİ KONU : ERGENLİK OCAK, 2008 ERGENLİK

SAYI : 5 AYLIK BÜLTENLER SERİSİ KONU : ERGENLİK OCAK, 2008 ERGENLİK SAYI : 5 AYLIK BÜLTENLER SERİSİ KONU : ERGENLİK OCAK, 2008 Ergenlik Dönemi Nedir? ERGENLİK Sayın velimiz, bu ayki bültenimizde gelişim çağının en önemli dönemlerinden biri olan ergenlik çağını konu alıcaz.

Detaylı

DERS ÖĞRETİM PLANI TÜRKÇE. 1 Dersin Adı: PSI Dersin Kodu: Gelişim Psikolojisi (Sosyoloji) 3 Dersin Türü: Zorunlu. 4 Dersin Seviyesi: Lisans

DERS ÖĞRETİM PLANI TÜRKÇE. 1 Dersin Adı: PSI Dersin Kodu: Gelişim Psikolojisi (Sosyoloji) 3 Dersin Türü: Zorunlu. 4 Dersin Seviyesi: Lisans DERS ÖĞRETİM PLANI TÜRKÇE 1 Dersin Adı: PSI 1074 2 Dersin Kodu: Gelişim Psikolojisi (Sosyoloji) 3 Dersin Türü: Zorunlu 4 Dersin Seviyesi: Lisans 5 Dersin Verildiği Yıl: 1 6 Dersin Verildiği Yarıyıl: Bahar/II.yarıyıl

Detaylı

ARKADAŞ SEÇİMİNİN ÖNEMİ

ARKADAŞ SEÇİMİNİN ÖNEMİ ARKADAŞ SEÇİMİNİN ÖNEMİ Değerli anne babalar; Her insan, yaşamını sürdürmek ve gelişmek için başka insanlara ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçları karşılamak için arkadaşlık ilişkileri, sosyal alandaki en önemli

Detaylı

PSİKOLOJİK REHBERLİK BÖLÜMÜ DANIŞMANLIK VE. Gamze EREN Anaokulu Uzman Psikoloğu

PSİKOLOJİK REHBERLİK BÖLÜMÜ DANIŞMANLIK VE. Gamze EREN Anaokulu Uzman Psikoloğu PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BÖLÜMÜ Gamze EREN Anaokulu Uzman Psikoloğu İÇERİK Rehberlik Birimi Tanıtımı Gelişim Dönemleri ve Okula Uyum Süreçleri Öğrencilerimizin; Zihinsel, bedensel, sosyal ve

Detaylı

Ders İzlencesi Eğitim Yılı ve Güz Dönemi Program adı: ÇOCUK GELİŞİMİ PROGRAMI

Ders İzlencesi Eğitim Yılı ve Güz Dönemi Program adı: ÇOCUK GELİŞİMİ PROGRAMI Ders İzlencesi 2016 2017 Eğitim Yılı ve Güz Dönemi Program adı: ÇOCUK GELİŞİMİ PROGRAMI Dersin adı: Genel Psikoloji Dersi veren öğretim görevlisi: Gözde AKKAYA Dersin veriliş şekli: Yüz yüze Dersin genel

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ A u ok na lu ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ - MART 2014 ANAOKULLARI BÜLTENİ ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ Okul öncesi dönem, gelişimin hızlı olması ve

Detaylı

1. BÖLÜM ÇOCUK PSİKOLOJİSİNE GİRİŞ

1. BÖLÜM ÇOCUK PSİKOLOJİSİNE GİRİŞ İÇİNDEKİLER 1. BÖLÜM ÇOCUK PSİKOLOJİSİNE GİRİŞ ÇOCUK PSİKOLOJİSİNDE GELİŞİM MODELLERİ... 3 ÖĞRENME TEORİSİ MODELİ... 4 BİLİŞSEL GELİŞİM MODELİ... 5 İNSAN GELİŞİMİNİ VE PSİKOLOJİSİNİ AÇIKLAYAN TEMEL KURAMLAR...

Detaylı

Ders Adı : DİN PSİKOLOJİSİ Ders No : Teorik : 3 Pratik : 0 Kredi : 3 ECTS : 4. Ders Bilgileri. Ön Koşul Dersleri

Ders Adı : DİN PSİKOLOJİSİ Ders No : Teorik : 3 Pratik : 0 Kredi : 3 ECTS : 4. Ders Bilgileri. Ön Koşul Dersleri Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : DİN PSİKOLOJİSİ Ders No : 00004003 Teorik : 3 Pratik : 0 Kredi : 3 ECTS : 4 Ders Bilgileri Ders Türü Öğretim Dili Öğretim

Detaylı

Selam vermekle karşımızdaki kimseye neyi ifade etmiş oluruz?

Selam vermekle karşımızdaki kimseye neyi ifade etmiş oluruz? DEĞERLER EĞİTİMİ SELAMLAŞMA Selam ne demektir? Selâm, kelime olarak; huzur, barış, sağlık ve iyi dileklerini sunma anlamlarına gelir. Selamlaşmak; insanların karşılıklı olarak birbirlerine sağlık, huzur,

Detaylı

TERAKKİ VAKFI ÖZEL ŞİŞLİ TERAKKİ ANAOKULU 2031-2014 EĞİTİM YILI Bilgi Bülteni Sayı:7 4 5 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM BASAMAKLARI

TERAKKİ VAKFI ÖZEL ŞİŞLİ TERAKKİ ANAOKULU 2031-2014 EĞİTİM YILI Bilgi Bülteni Sayı:7 4 5 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM BASAMAKLARI TERAKKİ VAKFI ÖZEL ŞİŞLİ TERAKKİ ANAOKULU 2031-2014 EĞİTİM YILI Bilgi Bülteni Sayı:7 4 5 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM BASAMAKLARI Okul öncesi dönem genel anlamda tüm gelişim alanları açısından temellerin atıldığı

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ 7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ Estetik ve Sanat Felsefesi Estetiğin Temel Soruları Felsefe Açısından Sanat Sanat Eseri Estetiğin Temel Kavramları Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar Ortak Estetik

Detaylı

O Gelişim, organizmanın döllenmeden başlayarak bedensel, zihinsel, dil, duygusal ve sosyal yönden en son aşamaya ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme

O Gelişim, organizmanın döllenmeden başlayarak bedensel, zihinsel, dil, duygusal ve sosyal yönden en son aşamaya ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme BİREY GELİŞİMİ O Gelişim, organizmanın döllenmeden başlayarak bedensel, zihinsel, dil, duygusal ve sosyal yönden en son aşamaya ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme kaydeden değişimidir. O Gelişim; organizmanın

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Evliliğin Yazısız Kuralları!..

Evliliğin Yazısız Kuralları!.. On5yirmi5.com Evliliğin Yazısız Kuralları!.. Evlilik insan hayatının en önemli dönüm noktası. Peki iyi günde kötü günde evlilik nasıl olmalı? Aklınızdaki bütün sorulara bu röportaj cevap verecek!.. Yayın

Detaylı

DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜZERİNE YRD.DOÇ.DR. ÖZGÜR GÜLDÜ

DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜZERİNE YRD.DOÇ.DR. ÖZGÜR GÜLDÜ DAVRANIŞ BİLİMLERİ ve İLETİŞİM DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜZERİNE YRD.DOÇ.DR. ÖZGÜR GÜLDÜ Davranış Bilimleri üzerine Davranış Bilimleri insan davranışını, davranışa etki eden toplumsal, psikolojik, grupsal ve

Detaylı

...Bir kitap,bir mesaj!

...Bir kitap,bir mesaj! ...Bir kitap,bir mesaj! Bu dünyada ne yapıyorum sorusuna yanıt veren bir kitap Tüm soru ve şüphelerınize yanıt verebilecek bir kitap. Bu kitap sizin doğal olarak Tanrı dan ayrı olduğunuzu anlatacak, ancak

Detaylı

FK IX OFFER BENLİK İMAJ ENVANTERİ

FK IX OFFER BENLİK İMAJ ENVANTERİ FK IX OFFER BENLİK İMAJ ENVANTERİ 1- Beni çok iyi tanımlıyor 2- Beni iyi tanımlıyor 3- Beni az çok iyi tanımlıyor 4- Beni pek tanımlamıyor 5- Beni zaman zaman hiç tanımlamıyor 6- Beni hiç tanımlamıyor

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI. BABALAR ve ERGENLER

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI. BABALAR ve ERGENLER rt O ku ao l ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI BABALAR ve ERGENLER PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ - OCAK 2013 Babalar ve Ergenler Evet, yanlış duymadınız! Bu ayki bültenimizde ergenlerin gizli kahramanlarından

Detaylı

EDİTÖRDEN. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olan ergenlik, insan hayatının en

EDİTÖRDEN. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olan ergenlik, insan hayatının en İÜifâ/ Ergenleri Bilgilendirme ve Farkındalık Kazandırma Eğitim Programı EDİTÖRDEN Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olan ergenlik, insan hayatının en önemli dönemidir denilebilir. Bedendeki hızlı

Detaylı

MİTOLOJİ İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR

MİTOLOJİ İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR MİTOLOJİ İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR Mit, Mitoloji, Ritüel DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 Kelime olarak Mit Yunanca myth, epos, logos Osmanlı Türkçesi esâtir, ustûre Türkiye Türkçesi: söylence DR. SÜHEYLA SARITAŞ

Detaylı

Sosyal psikoloji bakış açısıyla İş Sağlığı ve Güvenliği İle İlgili Kurallara Uyma Durumunun İncelenmesi. Prof. Dr. Selahiddin Öğülmüş

Sosyal psikoloji bakış açısıyla İş Sağlığı ve Güvenliği İle İlgili Kurallara Uyma Durumunun İncelenmesi. Prof. Dr. Selahiddin Öğülmüş Sosyal psikoloji bakış açısıyla İş Sağlığı ve Güvenliği İle İlgili Kurallara Uyma Durumunun İncelenmesi Prof. Dr. Selahiddin Öğülmüş Canlılar hayatta kalmak için güdülenmişlerdir İnsan hayatta kalabilmek

Detaylı

AİLEYE MUTLULUK YAKIŞIR! HAYAT SEVİNCE VE SEVİLİNCE GÜZEL

AİLEYE MUTLULUK YAKIŞIR! HAYAT SEVİNCE VE SEVİLİNCE GÜZEL AİLEYE MUTLULUK YAKIŞIR! HAYAT SEVİNCE VE SEVİLİNCE GÜZEL Ey İnsanlık! Sizi bir tek canlı varlıktan yaratan, ondan da eşini var eden ve her ikisinden de bir çok erkek ve kadın üreten Rabbınıza karşı sorumluluğunuzun

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

Kadir CANATAN, Beden Sosyolojisi, Açılım Yayınları, 2011, 720 s. İstanbul.

Kadir CANATAN, Beden Sosyolojisi, Açılım Yayınları, 2011, 720 s. İstanbul. KİTAP TANITIM VE DEĞERLENDİRMESİ Devrim ERTÜRK Araş. Gör., Mardin Artuklu Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü. Kadir CANATAN, Beden Sosyolojisi, Açılım Yayınları, 2011, 720 s. İstanbul. Beden konusu, Klasik

Detaylı

ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM

ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM Zihinsel engelli çocukların cinsel gelişim aşamaları normal çocukların cinsel gelişim aşamaları ile aynıdır. Cinsel eğitimin en büyük amacı,çocukluktan yaşamın

Detaylı

THE ARRAY CHARACTERS AS ROLE MODELS OF THE HIGH SCHOOL STUDENTS ORTA ÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNİN YENİ ROL MODELLERİ OLARAK DİZİ KARAKTERLERİ

THE ARRAY CHARACTERS AS ROLE MODELS OF THE HIGH SCHOOL STUDENTS ORTA ÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNİN YENİ ROL MODELLERİ OLARAK DİZİ KARAKTERLERİ THE ARRAY CHARACTERS AS ROLE MODELS OF THE HIGH SCHOOL STUDENTS This research searchs about the array characters as role models of the high school students. This research is a survey study about this subjcet,

Detaylı

SEVGİ. Doğduğumuz gün içgüdüsel olarak annemize babamıza sarılır onların yanında olmak

SEVGİ. Doğduğumuz gün içgüdüsel olarak annemize babamıza sarılır onların yanında olmak Pekşen 1 Hakan Pekşen TURK101-Sec.43 21101395 Vedat Yazıcı 21.12.2014 SEVGİ Doğduğumuz gün içgüdüsel olarak annemize babamıza sarılır onların yanında olmak isteriz. Bu eylem sevginin en saf, en doğal ve

Detaylı

İNSANIN YARATILIŞ'TAKİ DURUMU

İNSANIN YARATILIŞ'TAKİ DURUMU 25 Ders 3 İnsan Bir gün ağaçtan küçük bir çocuk oyan, ünlü bir ağaç oymacısı hakkında ünlü bir öykü vardır. Çok güzel olmuştu ve adam onun adını Pinokyo koydu. Eserinden büyük gurur duyuyordu ama oyma

Detaylı

DERS : ÇOCUK RUH SAĞLIĞI KONU : KİŞİLİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

DERS : ÇOCUK RUH SAĞLIĞI KONU : KİŞİLİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER DERS : ÇOCUK RUH SAĞLIĞI KONU : KİŞİLİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER A) BİYOLOJİK ETMENLER KALITIM İÇ SALGI BEZLERİ B) ÇEVRE A) BİYOLOJİK ETMENLER 1. KALITIM Anne ve babadan genler yoluyla bebeğe geçen özelliklerdir.

Detaylı

"ben sana mecburum, sen yoksun."

ben sana mecburum, sen yoksun. Ad-Soyadı: Kübra Nur Akkoç Numara: 21302138 Ders - Şube: Türkçe 101-19 Öğretmen: Başak Berna Cordan Tarih: 17.11.2014 "ben sana mecburum, sen yoksun." Kavuşulamayandı. Erişilemeyen hedefti, sonu mutlu

Detaylı

İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ

İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ KISA ÖZET

Detaylı

Bu yaklaşımlar anne babaların kafasını oldukça meşgul eden şu soruyu akla getiriyor:

Bu yaklaşımlar anne babaların kafasını oldukça meşgul eden şu soruyu akla getiriyor: Uzm. Psikolog Nuray ÖZBEN AVŞAR Anne - baba - çocuk ilişkisinin son yıllarda hızlı bir değişim içerisine girmiş olduğu gözleniyor. Hızla gelişen dünya ile hayata bakış açıları her geçen gün gelişiyor ve

Detaylı

İSTEK ÖZEL ACIBADEM ORTAOKULU 2013-2014 PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BÖLÜMÜ

İSTEK ÖZEL ACIBADEM ORTAOKULU 2013-2014 PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BÖLÜMÜ İSTEK ÖZEL ACIBADEM ORTAOKULU 2013-2014 PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BÖLÜMÜ Bireyin çocukluktan yetişkinliğe geçerken biyolojik, psikolojik ve sosyal yönden geliştiği bireyselleştiği, toplumsallaştığı

Detaylı

DEĞERLERİN ÇOCUKLARA AKTARIMI

DEĞERLERİN ÇOCUKLARA AKTARIMI TERAKKİ VAKFI ÖZEL ŞİŞLİ TERAKKİ ANAOKULU 2013-2014 EĞİTİM YILI Bilgi Bülteni Sayı:5 DEĞERLERİN ÇOCUKLARA AKTARIMI Değerler bizim hayatımıza yön veren davranışlarımızı şekillendiren anlam kalıplarıdır.

Detaylı

DOÇ. DR. DOĞAN GÖÇMEN DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ FELSEFE BÖLÜMÜ

DOÇ. DR. DOĞAN GÖÇMEN DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ FELSEFE BÖLÜMÜ DOÇ. DR. DOĞAN GÖÇMEN DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ FELSEFE BÖLÜMÜ Felsefe neyi öğretir? Düşünme söz konusu olduğunda felsefe ne düşünmemiz gerektiğini değil, nasıl düşünmemiz gerektiğini öğretir. Mutluluk

Detaylı

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü Kadına Şiddet Raporu 1 MİRBAD KENT TOPLUM BİLİM VE TARİH ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ KADINA ŞİDDET RAPORU BASIN BİLDİRİSİ KADIN SORUNU TÜM TOPLUMUN

Detaylı

KANSER HASTALIĞINDA PSİKOLOJİK DESTEĞİN ÖNEMİ & DEPRESYON. Uzm. İletişim Deniz DOĞAN Liyezon Psikiyatri Yük.Hem.

KANSER HASTALIĞINDA PSİKOLOJİK DESTEĞİN ÖNEMİ & DEPRESYON. Uzm. İletişim Deniz DOĞAN Liyezon Psikiyatri Yük.Hem. KANSER HASTALIĞINDA PSİKOLOJİK DESTEĞİN ÖNEMİ & DEPRESYON Uzm. İletişim Deniz DOĞAN Liyezon Psikiyatri Yük.Hem. Onkoloji Okulu İstanbul /2014 SAĞLIK NEDİR? Sağlık insan vücudunda; Fiziksel, Ruhsal, Sosyal

Detaylı

Doç.Dr. Hacer HARLAK - Psikolojiye Giriş I

Doç.Dr. Hacer HARLAK - Psikolojiye Giriş I Doç.Dr. Hacer HARLAK - Psikolojiye Bağlanma bebekle annesi veya bakımveren arasında varolan ve yaşam boyu da varolacak olan bağdır. Yaşamın ilk altı ayında oluşur. Harry Harlow bebek maymunları doğumdan

Detaylı

ÇOCUĞUNUZUN İŞİTMESİ NORMAL Mİ?

ÇOCUĞUNUZUN İŞİTMESİ NORMAL Mİ? ÇOCUĞUNUZUN İŞİTMESİ NORMAL Mİ? Cerrahi Servisler İnsanlar duyuları aracılığı ile dış dünyayı algılar, ruhsal, zihinsel, sosyal gelişimini sağlar. Duyulardan birinin eksikliği, algılamanın bütünlüğünü

Detaylı

Öğr. Gör. Özlem BAĞCI

Öğr. Gör. Özlem BAĞCI Öğr. Gör. Özlem BAĞCI Çocuğun kas gelişimini sağlayan, enerjisinin boşalmasına yol açan oyun, arkadaşları ile iletişimi ve işbirliğini de sağlayarak onun dünyasını biçimlendirir. Piaget e göre oyun, çocuğun

Detaylı

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder. Karşınızdaki kişinin ismine bakarak onun hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Bunun için söz konusu isimdeki fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal enerji sembollerinin açıklamalarına bakmak gerek. İsimdeki

Detaylı

OKUL ÖNCESİNDE OYUN VE HAREKET ETKİNLİĞİ

OKUL ÖNCESİNDE OYUN VE HAREKET ETKİNLİĞİ OKUL ÖNCESİNDE OYUN VE HAREKET ETKİNLİĞİ Oyun bir çocuğun en önemli işidir. Çocuklar oyun ortamında kendilerini serbestçe ifade edip, yaşantılarını yansıtırlar ve dış dünyaya farketmeden hazırlık yaparlar.

Detaylı

GELİŞİM PSİKOLOJİSİ KONULARI. Yrd. Doç. Dr. Dilek SARITAŞ-ATALAR

GELİŞİM PSİKOLOJİSİ KONULARI. Yrd. Doç. Dr. Dilek SARITAŞ-ATALAR GELİŞİM PSİKOLOJİSİ KONULARI Yrd. Doç. Dr. Dilek SARITAŞ-ATALAR GELİŞİM Döllenme ile başlayıp yaşam boyu devam eden DEĞİŞME ve HAREKET örüntüsüdür. OLGUNLAŞMA; Genetik kodlamanın idare ettiği her bir bireye

Detaylı

SORU : CEVAP: SORU: CEVAP:

SORU : CEVAP: SORU: CEVAP: SORU : Yediemin deposu açmak için karar aldım. Lakin bu işin içinde olan birilerinden bu hususta fikir almak isterim. Bana bu konuda vereceğiniz değerli bilgiler için şimdiden teşekkür ederim. Öncelikle

Detaylı

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR!

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! Şehir ve Medeniyet İÇGÜDÜSEL DEĞİL, BİLİNÇLİ TERCİH: ŞEHİR Şehir dediğimiz vakıayı, olguyu dışarıdan bir bakışla müşahede edelim Şehir denildiğinde herkes kendine göre bir

Detaylı

DAVRANIŞ BİLİMLERİNE GİRİŞ

DAVRANIŞ BİLİMLERİNE GİRİŞ DAVRANIŞ BİLİMLERİNE GİRİŞ DAVRANIŞIN TANIMI Davranış Kavramı, öncelikle insan veya hayvanın tek tek veya toplu olarak gösterdiği faaliyetler olarak tanımlanabilir. En genel anlamda davranış, insanların

Detaylı

DUYGUSAL ZEKA. Birbirinden tamamen farklı bu iki kavrama tarzı, zihinsel yaşantımızı oluşturmak için etkileşim halindedirler.

DUYGUSAL ZEKA. Birbirinden tamamen farklı bu iki kavrama tarzı, zihinsel yaşantımızı oluşturmak için etkileşim halindedirler. 0212 542 80 29 Uz. Psk. SEMRA EVRİM 0533 552 94 82 DUYGUSAL ZEKA Son yıllarda yapılan pek çok çalışma zeka tanımının genişletilmesi ve klasik olarak kabul edilen IQ yani entelektüel zekanın yanı sıra EQ

Detaylı

SEVGİNİN GÜCÜ yılında Manisa da doğan İlhan Berk, Türk şiirinin en üretken, usta şairlerinden

SEVGİNİN GÜCÜ yılında Manisa da doğan İlhan Berk, Türk şiirinin en üretken, usta şairlerinden Kavrama 1 ECE KAVRAMA 21102516 TURK 101 Ali TURAN GÖRGÜ SEVGİNİN GÜCÜ 1918 yılında Manisa da doğan İlhan Berk, Türk şiirinin en üretken, usta şairlerinden biridir. Şiirlerinde genellikle değişim içinde

Detaylı

Kohlberg e Göre Ahlak Gelişimi Kohlberg ahlak gelişiminin gelenek öncesi, geleneksel ve gelenek sonrası olmak üzere üç düzey içinde gerçekleştiğini

Kohlberg e Göre Ahlak Gelişimi Kohlberg ahlak gelişiminin gelenek öncesi, geleneksel ve gelenek sonrası olmak üzere üç düzey içinde gerçekleştiğini Kohlberg e Göre Ahlak Gelişimi Kohlberg ahlak gelişiminin gelenek öncesi, geleneksel ve gelenek sonrası olmak üzere üç düzey içinde gerçekleştiğini öne sürmektedir. Her düzey kendi içinde iki ayrı aşamada

Detaylı

KAVRAMLARIN ANLAMINI KARŞITLARI BELİRLER

KAVRAMLARIN ANLAMINI KARŞITLARI BELİRLER KAVRAMLARIN ANLAMINI KARŞITLARI BELİRLER Rıza FİLİZOK Kastım odur şehre varam Feryad ü figan koparam Yunus Emre Büyük dilbilimci Saussure ün dilin bir sistem olduğunu ve anlamın karşıtlıklardan (mukabil/opposition)

Detaylı

8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ

8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ 8-9 YAŞ ÇCUKLARININ YAŞ DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ VE OKUL-ÖDEV ÇALIŞMALARI ÖZEL ANTALYA ENVAR İLKOKULU 8-9 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM DÖNEMLERİ ÖZELLİKLERİ ÇOCUKLARIMIZIN GELİŞİM DÖNEMİ ÖZELLİKLERİNİ BİLMEK NE

Detaylı

Benjamin Beit-Hallahmi, Prolegomena to The Psychological Study of Religion, London and Toronto: Associated University Press, 1989.

Benjamin Beit-Hallahmi, Prolegomena to The Psychological Study of Religion, London and Toronto: Associated University Press, 1989. Ç. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 2, Temmuz-Aralık 2002 KİTAP TANITIMI Yrd. Doç. Dr. Hasan KAYIKLIK Çukurova Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Benjamin Beit-Hallahmi, Prolegomena to The Psychological

Detaylı

Hatta Kant'ın felsefesinin ismine "asif philosopy/mış gibi felsefe" deniyor. Genel ahlak kuralları yok ancak onlar var"mış gibi" hareket edeceksin.

Hatta Kant'ın felsefesinin ismine asif philosopy/mış gibi felsefe deniyor. Genel ahlak kuralları yok ancak onlar varmış gibi hareket edeceksin. Diğer yazımızda belirttiğimiz gibi İmmaunel Kant ahlak delili ile Allah'a ulaşmak değil bilakis O'ndan uzaklaşmak istiyor. Ne yazık ki birçok felsefeci ve hatta ilahiyatçı Allah'ın varlığının delilleri

Detaylı

Kasım Rehberlik Bülteni VELİ EĞİTİM REHBERİ. Okul Öncesi Dönemde Cinsel Gelişim

Kasım Rehberlik Bülteni VELİ EĞİTİM REHBERİ. Okul Öncesi Dönemde Cinsel Gelişim Kasım 2016 Rehberlik Bülteni VELİ EĞİTİM REHBERİ Okul Öncesi Dönemde Cinsel Gelişim OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE CİNSEL GELİŞİM Küçük çocuklar, kendi bedenleriyle çok ilgilidirler. Okul öncesi çocuk, çevredeki

Detaylı

II. KADEME) 11 14 Yaş Dönemi Özellikleri (ERİNLİK BULUĞ ÇAĞI)

II. KADEME) 11 14 Yaş Dönemi Özellikleri (ERİNLİK BULUĞ ÇAĞI) II. KADEME) 11 14 Yaş Dönemi Özellikleri (ERİNLİK BULUĞ ÇAĞI) Fiziksel Gelişim Bu dönemdeki çocukta, ilköğretimin II. Kademesine geç uyum sağlama görülebilir. Hem bedensel hem de psikolojik açıdan birçok

Detaylı

Ç O C U K L U K T A A R K A D A Ş İLİŞ K İLERİ

Ç O C U K L U K T A A R K A D A Ş İLİŞ K İLERİ Ç O C U K L U K T A A R K A D A Ş İLİŞ K İLERİ Dr. Sirâl ÜLKÜ Çocuklar Arkadaşlığı Nasıl Tanımlıyorlar? Günümüzde, özellikle rehberlik gibi psikolojik hizmet alan- 'arında, hizmet götürülen bireylerin

Detaylı

R E H B E R L İ K B Ü L T E N İ - 1

R E H B E R L İ K B Ü L T E N İ - 1 1886 ÖZEL GETRONAGAN ERMENİ LİSESİ R E H B E R L İ K B Ü L T E N İ - 1 2010 2011 Bilgili olduğumuz oranda özgür oluruz. Sokrates 9. S ı n ı f l a r LĠSELĠ OLMAK ve REHBERLĠK SERVĠSĠNĠN TANITIMI Sevgili

Detaylı

Yukarıdaki soru, bu yazının meselesini tüm boyutlarıyla içermese de konuyla ilgili karşılaştığım soruların özünü teşkil etmektedir.

Yukarıdaki soru, bu yazının meselesini tüm boyutlarıyla içermese de konuyla ilgili karşılaştığım soruların özünü teşkil etmektedir. Evlilik öncesi cinsel ilişki, bir mesele olarak, pek çok insan açısından spesifik bir önem taşımamaktadır. Ancak, konuyla ilgili bana gelen sorular, psikolojik danışma seanslarında karşılaştığım hikâyeler,

Detaylı

ARAŞTIRMANIN KAPSAMI. Saha Tarihi: 9-10 Nisan 2011. 134 ilçe. 35 il. 200 mahalle/ köy. 2366 görüşme

ARAŞTIRMANIN KAPSAMI. Saha Tarihi: 9-10 Nisan 2011. 134 ilçe. 35 il. 200 mahalle/ köy. 2366 görüşme ARAŞTIRMANIN KAPSAMI Saha Tarihi: 9-10 Nisan 2011 35 il 134 ilçe 200 mahalle/ köy 2366 görüşme ARAġTIRMANIN KAPSAMI Türkiye nüfus 73,7 milyon 15-30 YaĢ nüfus 17,3 milyon Araştırma saha uygulama Araştırma

Detaylı

Hani annemin en büyük yardımcısı olacaktım? Hani birlikte çok eğlenecektik? Kardeşime dokunmama bile izin vermiyor. Kucağıma almak da yasak.

Hani annemin en büyük yardımcısı olacaktım? Hani birlikte çok eğlenecektik? Kardeşime dokunmama bile izin vermiyor. Kucağıma almak da yasak. Bu ayki rehberlik bülteni konumuz Kardeş Kıskançlığı hakkındadır. Sizlere çocuğunuza bu süreçte nasıl yardımcı olabileceğiniz ile ilgili önerilerimiz olacaktır. KARDEŞ KISKANÇLIĞI Neler olduğunu hiç anlamıyorum!

Detaylı

DAVRANIŞ BİLİMLERİ TIPSAL PSİKOLOJİYE GİRİŞ. Doç. Dr. Lü)ullah Beşiroğlu

DAVRANIŞ BİLİMLERİ TIPSAL PSİKOLOJİYE GİRİŞ. Doç. Dr. Lü)ullah Beşiroğlu DAVRANIŞ BİLİMLERİ TIPSAL PSİKOLOJİYE GİRİŞ Doç. Dr. Lü)ullah Beşiroğlu DAVRANIŞ (Behavior): Organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak gözlenebilen tüm etkinlikleridir. Duygular, tutumlar, zihinsel süreçler

Detaylı

G İ R İ Ş. SBÖ115 SOS. PSİ. - Prof.Dr. H. HARLAK

G İ R İ Ş. SBÖ115 SOS. PSİ. - Prof.Dr. H. HARLAK G İ R İ Ş 1 İnsanın duygu düşünce ve davranışları başka insanlardan nasıl etkilenir, onları nasıl etkiler? İnsanlar birbirlerini nasıl algılar? İnsanlar birbirlerine karşı niçin dostluk veya düşmanlık

Detaylı

WILHELM SCHMID Arkadaşlıktaki Saadete Dair

WILHELM SCHMID Arkadaşlıktaki Saadete Dair WILHELM SCHMID Arkadaşlıktaki Saadete Dair WILHELM SCHMID 1953 te Almanya da Bavyera-Süebya (Schwaben) bölgesinde doğdu. Berlin, Paris ve Tübingen de felsefe eğitimi aldı. Çeşitli Alman üniversitelerinde

Detaylı

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Aile Bülteni. Çocuk ve Cinsellik

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Aile Bülteni. Çocuk ve Cinsellik Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Aile Bülteni Çocuk ve Cinsellik Cinsel kimlik kişinin ait olduğu cinsi bilme hissidir. Cinsel kimlik gelişimi, doğumla başlayan ve yetişkinliğe kadar devam eden

Detaylı

Sevgili dostum, Can dostum,

Sevgili dostum, Can dostum, Sevgili dostum, Her insanı hayatta tek ve yegâne yapan bir öz benliği, insanın kendine has bir kişiliği vardır. Buna edebiyatımızda, günlük yaşantımızda ve dini inançlarımızda çeşitli adlar vermişlerdir.

Detaylı

SINIF YÖNETİMİNİN TEMELLERİ

SINIF YÖNETİMİNİN TEMELLERİ SINIF YÖNETİMİNİN TEMELLERİ Yrd. Doç. Dr. Çetin ERDOĞAN cerdogan@yildiz.edu.tr Sınıf Nedir? Ders yapılır Yaşanır Zaman geçirilir Oyun oynanır Sınıf, bireysel ya da grupla öğrenme yaşantılarının gerçekleştiği

Detaylı

İNSAN İLİŞKİLERİ VE ÖĞRENCİ

İNSAN İLİŞKİLERİ VE ÖĞRENCİ İNSAN İLİŞKİLERİ VE ÖĞRENCİ Doç. Dr. Süleyman Çetin ÖZOĞLU İnsan İlişkileri Nedir? İnsan ilişkileri çerçevesindeki düşüncelerimiz insan a ilişkin düşüncelerimizden ayrılamaz. İnsan'ı biyolojik, psikolojik

Detaylı

Ramazan ve Bayram Ramazan Ramazan Allah a yakınlaşmak için yegane bir zaman. Allah dünyada kendisi ve insanlar arasına perdeler koymuş. Bu perdeleri açmak ve aşmak, Allah a yakınlaşmak, onu hissetmek için

Detaylı

DİNİ GELİŞİM. Bilişsel Yaklaşım Çerçevesinde Tanrı Tasavvuru ve Dinî Yargı Gelişimi

DİNİ GELİŞİM. Bilişsel Yaklaşım Çerçevesinde Tanrı Tasavvuru ve Dinî Yargı Gelişimi DİNİ GELİŞİM Bilişsel Yaklaşım Çerçevesinde Tanrı Tasavvuru ve Dinî Yargı Gelişimi Bilişsel Yaklaşımda Tanrı Tasavvuru 1. Küçük çocuklar Tanrı yı bir ruh olarak düşünürler, gerçek vücudu ve insani duyguları

Detaylı

ÖZEL EGEBERK ANAOKULU Sorgulama Programı. Kendimizi ifade etme yollarımız

ÖZEL EGEBERK ANAOKULU Sorgulama Programı. Kendimizi ifade etme yollarımız Disiplinlerüstü Temalar Kim Olduğumuz Bulunduğumuz mekan ve zaman Kendimizi ifade etme Kendimizi Gezegeni paylaşmak Bireyin kendi doğasını sorgulaması, inançlar ve değerler, kişisel, fiziksel, zihinsel,

Detaylı

Medeniyet Okulları REHBERLİK SERVİSİ SUNAR..

Medeniyet Okulları REHBERLİK SERVİSİ SUNAR.. Medeniyet Okulları REHBERLİK SERVİSİ SUNAR.. ÖĞRENCİLERDE PERFORMANS, MOTİVASYON VE BAŞARI GELİŞTİRME TEKNİKLERİ Skeçler, Testler, Video çekimleri Başarıya Ulaşmak İçin HEDEF BELİRLEMEK PLAN OLUŞTURMAK

Detaylı

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ANAOKULU PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK SERVİSİ VELİ BÜLTENİ MAYIS -2012 ÇOCUK VE KİTAP "EĞİTİM YAŞAM İÇİNDİR" 2 ÇOCUK VE KİTAP Önceleri çocuk için kitap bir oyuncaktır.

Detaylı

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU YAŞ DÖNEM ÖZELLİKLERİ 5-8 YAŞ GRUBU YAŞ DÖNEM ÖZELLİKLERİ Bilişsel Gelişim Dil Gelişimi Fiziksel Gelişim

Detaylı

Çocuğum Ergen Oldu 2013 / 2014 SAYI: 20. Haftanın Bazı Başlıkları

Çocuğum Ergen Oldu 2013 / 2014 SAYI: 20. Haftanın Bazı Başlıkları 2013 / 2014 SAYI: 20 Haftanın Bazı Başlıkları Çocuğum Ergen Oldu TED İstanbul Koleji Ulusal Forumu ve Öğrencilerimizin Örnek Çalışmaları Yüzmede Başarılı Sonuçlar Pamporovo Kayak Kampı 3. Sınıflar Arası

Detaylı

Şeb-i Arus İstanbul da: Mevlana nın vuslat gecesi bu yıl yine aşkın başkentinde!

Şeb-i Arus İstanbul da: Mevlana nın vuslat gecesi bu yıl yine aşkın başkentinde! Şeb-i Arus İstanbul da: Mevlana nın vuslat gecesi bu yıl yine aşkın başkentinde! İstanbul, bu yıl ikinci kez Mevlana Celaleddin-i Rumi nin ölüm yıldönümü olan Şeb-i Arus törenlerine ev sahipliği yapıyor.

Detaylı

21.10.2009. KIŞILIK KURAMLARı. Kişilik Nedir? Kime göre?... GİRİŞ Doç. Dr. Halil EKŞİ

21.10.2009. KIŞILIK KURAMLARı. Kişilik Nedir? Kime göre?... GİRİŞ Doç. Dr. Halil EKŞİ KIŞILIK KURAMLARı GİRİŞ Doç. Dr. Halil EKŞİ Kişilik Nedir? Psikolojide kişilik, kapsamı en geniş kavramlardan biridir. Kişilik kelimesinin bütün teorisyenlerin üzerinde anlaştığı bir tanımlaması yoktur.

Detaylı

Hayırların babası olarak anılan,

Hayırların babası olarak anılan, Rukiye ÖZ Koruyucu Aile Bu Çocuklar Bizim Değerlerimiz Hayırların babası olarak anılan, kimsesizlere sahip çıkan 2. Murat ın Döneminde Halka hizmet, Hakk a hizmettir anlayışı ile güzel hayırların yapıldığı

Detaylı

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ARAP DİLİ VE EDEBİYATI I İLH 103 1 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu

Detaylı

TURK101 ÇALIŞMA 6 ZEYNEP OLGUN MAKİNENİN ARKASI

TURK101 ÇALIŞMA 6 ZEYNEP OLGUN MAKİNENİN ARKASI TURK101 ÇALIŞMA 6 ZEYNEP OLGUN 21400752 MAKİNENİN ARKASI Fotoğraf uzun süre düşünülerek başlanılan bir uğraş değil. Aslında nasıl başladığımı pek hatırlamıyorum, sanırım belli bir noktadan sonra etrafa

Detaylı

ÖN ERGENLİK DÖNEMİ. Siz de Çocuktunuz. Sizde Ergendiniz

ÖN ERGENLİK DÖNEMİ. Siz de Çocuktunuz. Sizde Ergendiniz ÖN ERGENLİK DÖNEMİ Siz de Çocuktunuz Sizde Ergendiniz Çocuğum; Çok alıngan,derslerine olan ilgisi de azaldı. Son zamanlarda çok sinirli,her dediğime bağırarak cevap veriyor. Ve benzeri düşünceler içinde

Detaylı

OYUN VE ÇOCUK. -Çocuğun iç dünyasını anlayabilmek. -Çocuğun olayları anlamasına yardım etmek. -Çocuğa olaylarla baş etme becerileri kazandırmak

OYUN VE ÇOCUK. -Çocuğun iç dünyasını anlayabilmek. -Çocuğun olayları anlamasına yardım etmek. -Çocuğa olaylarla baş etme becerileri kazandırmak OYUN VE ÇOCUK Oyun oynamak çocukluk çağına özgü psikolojik, fizyolojik ve sosyal içerikli bir olgudur. Oyun hem zihinsel gelişimin aynası olan hem sosyal becerilerin öğrenildiği hem de duygusal boşalımın

Detaylı

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ Psikolojik Danışma ve Rehberlik RPD 201 Not I Uz. Gizem ÖNERİ UZUN Çağdaş Eğitim *Toplumların ihtiyaç ve beklentileri durmadan değişmiş, eğitim de değişen bu

Detaylı

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım.

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım. 1. Soru Kitap okumak insanı özgürleştirir. Okuyan insan yeni düşünceler edinir, zihnine yeni pencereler açar. Okumak olaylara bakış açımızı bile etkiler. Kalıplaşmış salt düşünceler, yerini farklı ve özgür

Detaylı

kavramının inşa edilmesi

kavramının inşa edilmesi B E N L İ K kavramının inşa edilmesi Ben kimim? Doç.Dr. Hacer HARLAK - Sosyal Psikoloji I sorular sorular - sorular Siz diğerlerinden farklı mısınız, yoksa benzer mi? Herkes için aynı kişi misiniz? (Eğer

Detaylı

KİŞİLİK GELİŞİMİ. Carl Rogers & Abraham Maslow

KİŞİLİK GELİŞİMİ. Carl Rogers & Abraham Maslow KİŞİLİK GELİŞİMİ Carl Rogers & Abraham Maslow 1 CARL R. ROGERS(1902 1987) 2 CARL ROGERS IN YAŞAMI Illinois de 8 Ocak 1902 de katı dini görüşleri olan çiftçi bir ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya geldi.

Detaylı

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Çocukları günlük bakımcıya veya kreşe gidecek olan vede başlamış olan ebeveynlere Århus Kommune Børn og Unge Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Tyrkisk, Türkçe 9-14 aylık çocuklar hakkında durum ve

Detaylı

DARICA ANADOLU LİSESİ 9. SINIF REHBERLİK PLANI

DARICA ANADOLU LİSESİ 9. SINIF REHBERLİK PLANI OCAK ARALIK KASIM EKİM EYLÜL AY HAFTA DARICA ANADOLU LİSESİ 9. SINIF REHBERLİK PLANI ETKİNLİKLER YETERLİK ALANLARI KAZANIM NUMARASI VE KAZANIMLAR UYGULAMA Öğrencilerle tanışılması, okulun tanıtılması,

Detaylı