T.C. KÜLTÜRVETUR'ZM BAKANLI=I KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "T.C. KÜLTÜRVETUR'ZM BAKANLI=I KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL"

Transkript

1 Nevin Özkan 1960ylnda Atina'da dodu ylnda Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Corafya Fakültesi, 'talyan Dili ve Edebiyat Anabilim Daln'dan mezun oldu. Halen ayn üniversitede profesör olarak görev yapmaktadr. 'talyan dilinin öretimi üzerine yaymlanan kitaplar olduu gibi, çada0 'talyan 0air ve yazarlarn yaptlarnn Türkçeye kazandrlmasna katkda bulunmu0tur. Halen tarih boyunca Osmanl 'mparatorluu ile 'talyan Devletleri arasndaki ili0kiler üzerine çal0makta olan Prof.Dr. Özkan'n bu konuda çok sayda makalesi yaymlanm0tr.

2 T.C. KÜLTÜRVETUR'ZM BAKANLI=I KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜ=Ü 3015 KÜLTÜR ESERLER' D'Z'S'394 ISBN e.posta: Özkan, Nevin Modena Devlet Ar0ivi'ndeki Osmanl Devleti'ne ili0kin belgeler ( ): (Tpkbasm-Çeviri-Deerlendirme) / Nevin Özkan._ Ankara: Kültür ve Turizm Bakanl, s.; 24 cm._ (Kültür ve Turizm Bakanl yaynlar; Kütüphaneler ve Yaymlar Genel Müdürlüü kültür eserleri dizisi; 394) Esere tpkbasm belgeler eklenmi0tir. ISBN I. k.a. II. Seriler KAPAK RESM' Venedik Elçisinin Kar0lanmas (Gravür-Giovanni Bellini'ye Göre) UYGULAMA Gülay Til BASKI DÖSIMM Basmevi (0.312) BIRINCI BASKI Adet BASIM YERI,TARIHI ANKARA

3 MODENA DEVLET ARO'V''NDEK' OSMANLI DEVLET''NE 'L'OK'N BELGELER ( ) (TIPKIBASIM - ÇEV'R' - DE=ERLEND'RME) Nevin Özkan T. C. KÜLTÜR VE TURIZM BAKANLI=I YAYINLARI

4 ÖNSÖZ Bilgi ve ileti0im teknolojilerinin yol açt sorunlar alglamak kadar sunduu imkân ve frsatlar kavramak da son derece önemlidir. Çünkü gerek bili0im teknolojilerinin tehdit ve frsatlar gerekse de küresel kültür alannda yeni yöneli0leri kavramadan çada0 ve etkin bir kültür siyaseti yürütmek mümkün deildir. Bu husus ülkemiz için, dier ülkeler için olduundan çok daha önemli, çok daha ya0amsaldr.zira Türkiye'nin,Türk insannn çada0 uygarla en özgün ve zengin katks kültürel potansiyelimizden kaynaklanacak,küreselle0meye en yetkin katlmda bulunacamz alan kültür olacaktr. Kültür ve Turizm Bakanl olarak dünyadaki geli0meleri ve küreselle0menin kültürel boyutunda olup bitenleri ve yeni yöneli0leri dikkatle izliyoruz. Bakanlk olarak bir yandan yurt içinde özellikle gençlerimizin kitaplarla daha çok bulu0malarn salayacak faaliyetlere hz veriyoruz, dier yandan da yabanc ülke kamuoyunu kapsayacak 0ekilde prestij yaynlarmz sürdürüyoruz. Her alanda rekabetin artt bugünkü ko0ullarda yurt d0na dönük faaliyetlere arlk vermek ve kültürel deerlerimizin tannmasn salayacak politikalara yönelmek zorundayz. Kültür ve Turizm Bakanl olarak yayn politikamz gözden geçirip bu yakla0m çerçevesinde yeni bir politika açlm gerçekle0tiriyoruz. Hiç ku0kusuz

5 kültürümüzün seçkin örneklerini yanstan eserleri yaynlamaya devam edeceiz. Bugüne kadar üretilmi0 olan kültür-sanat yaynlarmz çada0 tantm mecralarnda deerlendirmeye öncelik vereceiz. Ayrca yaynlarmzn yurt d0nda çok daha geni0 bir okuyucu ve izleyici kitlesiyle bulu0mas için yeni yayn stratejileri geli0tirmi0 bulunuyoruz. 'nancmz odur ki, kültürel birikimimizin çada0 kültür endüstrisinin gerekleriyle uyumlu bir yakla0mla deerlendirilmesiyle, ülkemizin uluslararas saygnlna ve küresel rekabetteki konumuna önemli ve özgün bir katk ve destek salanm0 olacaktr. Erkan MUMCU Kültür ve Turizm Bakan

6 SUNUO MODENA DEVLET ARO'V''NDEK' OSMANLI DEVLET''NE 'L'OK'N BELGELER ( ) Kuzey 'talya'da Bologna ile Cenova arasnda via Emilia denen yolun önemli bir kav0anda bulunan Modena, Ortaçalarn siyasal birlikten yoksun ortamnda, yarmadada kurulmu0 olan kent devletlerinden birinin merkezi idi. Önceleri küçük bir piskoposluk iken X. yüzyln sonlarnda bamszln elde eden kent, 1288'de i0ba0na geçen Este hanedan döneminde parlak devrini ya0am0t. Siyasal rejimleri birbirinden farkl da olsa 'talyan kent devletlerinin en büyük özellikleri, ba0lca gelirlerini ticaretten salamalar, Asya ile Avrupa arasndaki ticaretle ura0malar ve bunu sürdürebilmeleri için Akdeniz'in dousunda, Ortadou'da, özellikle de Anadolu'da olup bitenlerle yakndan ilgilenmeleri idi. Daha IX. yüzylda Bizans'la yaptklar anla0malarla Levante diye anlan Dou Akdeniz'deki ticarete egemen olmaya ba0lam0lar, Haçl Seferleri ile de söz konusu bölgede ticaret merkezleri, hatta kolonileri kurmaya yönelmi0lerdi. 'talyan kent devletleri içinde Asya - Avrupa ticaretinde en büyük rolü Venedik, Cenova, Milano, Floransa, Amalfi, Pisa ve Napoli üstlenmi0lerdi. Bununla birlikte, Modena gibi, onlara göre ikinci srada saylabilecek olanlar da Anadolu'ya yerle0en Selçuklular ve Osmanllar dünyasnda olup bitenleri örenmek gereini duymu0lard. Hele 'stanbul'un Türklerin eline geçmesinden sonra bu ilgi, kendisinden ürkülen ve dü0man saylan bir devletin gücünü bilmek ve orada olup bitenleri örenmek gibi, psikolojik bir içerik de kazanm0t. Ortaçalarn en büyük diplomatik an kurmu0 olan Venedik Cumhuriyeti, bu ilgi ve izlemeyi çok yakndan ve her yönteme ba0vurarak sürdürürken, Modena da orada olanlar örenmek, ona ili0kin haberleri toplamak gereini duymu0tu

7 İşte Nevin Özkan ın ele aldığı Modena Arşivindeki belgeler, bu yönelme sonucu toplanmış bir koleksiyondur. Söz konusu belgeler, genelde Modena ile İstanbul arasındaki ilişkilerden çok, Osmanlı İmparatorluğu ndaki iç olaylar, gelişmeler, hatta elçi kabulleri, ya da şehzadelerin sünnetleri gibi, güncel ama Osmanlı nın gücünü yansıtan bilgiler içermektedir. Bize yok denecek kadar az belgenin kaldığı Selçuklular dönemi ile Osmanlı İmparatorluğu nun kuruluş yüzyıllarını aydınlatabilmek için başvurulacak kaynaklar arasında, İtalyan arşivlerinin çok büyük önem taşıdığı bilinmektedir. Ancak onlardaki belgelerin de bugün için eski sayılabilecek ve diyalektlerle dolu bir İtalyanca ile yazıldığı, bunları çözmenin oldukça büyük bir birikim ve beceri gerektirdiği de gözden uzak tutulmamalıdır. Bu nedenle, Nevin Özkan ın onları okumak ve değerlendirmek için gösterdiği çabayı takdirle anmak gerekir. Genelde belgelerin Türkçe olarak özetlerini veren Özkan, önemli gördüğü bazılarının da özgün metinlerini aktarmayı yeğlemiştir. Bunlar, araştırma yapacaklar için kaynak olarak kullanılabilecektir. Üç kıt a üzerine yayılmış Osmanlı İmparatorluğu döneminin her yönüyle aydınlatılabilmesi için, yabancı arşivlerde bulunan her dildeki belgelerin, Nevin Özkan ın yaptığı gibi, taranması ve tanıtılmasının çok yararlı bir hizmet olduğunu bir kez daha belirtmeliyiz. Şerafettin Turan 7

8 SUNUŞ Kuzey İtalya da Bologna ile Cenova arasında via Emilia denen yolun önemli bir kavşağında bulunan Modena, Ortaçağların siyasal birlikten yoksun ortamında, yarımadada kurulmuş olan kent devletlerinden birinin merkezi idi. Önceleri küçük bir piskoposluk iken X. yüzyılın sonlarında bağımsızlığını elde eden kent, 1288 de işbaşına geçen Este hanedanı döneminde parlak devrini yaşamıştı. Osmanlı Devleti nin egemen olduğu yüzyıllar boyunca diğer ülkelerle kurduğu ilişkiler konusu, ilgi çekici olma özelliğini hiç yitirmemiştir. Çeşitli ülkelerle yapılan savaşların ve bunları izleyen barışların anlatıldığı tarih kitaplarından, genel çizgileriyle bu ilişkiler hakkında bilgi edinilebilir. Ancak, Modena kenti devlet arşivlerinde önüme Türkiye ile ilgili bir dosya getirdiklerinde, bir edebiyatçı olmama karşın, çok heyecanlandığımı belirtmeliyim. Ülkemin tarihine, resmî belgeler aracılığıyla, deyim yerindeyse, zaman içinde bir yolculuk yapmak, kimi zaman sararmış, kimi zaman okunamayacak kadar silikleşmiş belgeleri defalarca okuduktan sonra bazı sözcükleri çözebilmek, yaşanmış olaylara ilk ağızdan tanık olmak, meslek yaşamımda çok duygulandırıcı anlar yaşattı. Birçok belgenin fotokopisini alarak Türkiye ye getirdim ve uzun süre üzerlerinde çalıştıktan sonra, geçmişi ile ilgili daha çok bilgi edinmek ve bazı ayrıntıları birinci elden okumak isteyen tarih tutkunlarına ilginç geleceğini düşündüğüm bu çalışmayı hazırladım. İtalyan hükümetinden aldığım bir burs ile gerçekleştirmeye başladığım bu araştırma, yaklaşık olarak iki buçuk yıl sürdü yılları arasında kalan uzun bir döneme ilişkin belgeleri kapsayan bu çalışmanın Osmanlı İmparatorluğu - İtalya ilişkileri konusunda ileride yapılacak olan araştırmalara yardımcı olacağını umud ederim. Nevin Özkan 8

9 ÝÇÝNDEKÝLER GİRİŞ / 10 BİRİNCİ BÖLÜM Osmanlı Devleti ve İtalyan Cumhuriyetleri Arasındaki İlişkiler / 14 İKİNCİ BÖLÜM Belgelerin Özeti / 26 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Tıpkıbasımı ve Çevirisi Verilen Belgeler / 114 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Belgelerin İtalyan Dili Açısından Değerlendirilmesi / 190 SONUÇ / 207 KAYNAKÇA / 208 9

10 GÝRÝÞ Kuzey İtalya da yer alan Modena, Ferrrara Dükalığı nın önemli kentlerinden biridir. Günümüzde Este hanedanı na ait birçok belgenin saklandığı bir devlet arşivinin yanı sıra, Este kütüphanesi arşivine de sahiptir. Her iki kütüphanede yaptığım araştırmalar, Osmanlı Devleti ile ilgili birçok belgenin bu arşivlerde saklandığını kanıtladı. Yine de, Venedik, Milano ve Cenova kentlerinin, gerek ekonomik, gerek siyasal nedenler yüzünden, Osmanlı Devleti açısından daha önemli oldukları; bu gerçeğin günümüzde arşivlerindeki zenginlikten de anlaşılacağı vurgulanmalıdır. Modena kenti ile ilişkiler daha geri plânda kalmışsa da, kentin arşivinde araştırmacıları ilgilendirecek belgelere rastlanmıştır. Bu çalışmada yer alan belgeler, tümüyle Modena kenti devlet arşivinden alınmıştır. İtalyan Devlet Arşivlerinin Genel Rehberi nde sayılı sayfalar arasında Modena kenti devlet arşivine yer verilmiş; Este hanedanı nın yönetimi altındaki kentin, diğer kent devletleri ile kıyaslandığında, daha az politik öneme sahip olması nedeniyle, dış ilişkilere büyük değer verdiği; Este lerin güç dengelerinin oluşturduğu karmaşık oyuna katılmayı ve varlığını sürdürmeyi bildiği; sonuç olarak uzun süre ayakta kalmayı başardığı belirtilir. Böylece, özenle seçilmiş, konuşma yetisi güçlü temsilciler; nitelikli ve deneyimli görevliler dış ilişkilerde bulundurulmuştur. Genel bir saptamayla belgeler, 1598 yılından itibaren, Ferrara nın gücünün azalmasıyla paralel olarak, nitelik ve nicelik açısından düşüş kaydeder; 1780 yılında Ercole Rinaldo nun yurt dışında mukim elçi kadrosunu kaldırması, kuşkusuz belgelerin azalmasını açıklayan bir noktadır. Tarih kayıtlarından anlaşıldığı üzere, Venedik Cumhuriyeti ile Osmanlı Devleti arasındaki yoğun ilişkilerde Ferrara Dükalığı da zaman zaman rol almıştır. Bazı belgeler tamamen Venedik Cumhuriyeti ne aittir ve, büyük olasılıkla, özgün yazışmaların kopyalarıdır. Osmanlı İmparatorluğu nu tanımak, askerî gücünü daha iyi bilmek, niyetlerini öğrenmek isteyen Dükalığı bilgilendirmek amacı taşırlar. Modena kenti devlet arşivindeki üç dosyadan en önemli ve en çok yazışma içeren, 193 sayılı İtalya Dışındaki Kent ve Ülkeler - Türkiye dosyasıdır. Dosyaya bu sayı, Modena kenti devlet arşivi tarafından verilmiştir. 55 belge içerir; bunlardan bir bölümü okunamayacak kadar siliktir, diğerleri ise, İtalyanca ve Latince veya okunaklı biçimde yazılmış ikinci bir nüsha içeren, iki kopya hâlinde yer almaktadır. Bazı belgeler ise, arşiv defterinde kayıtlı oldukları hâlde, ilgili dosyada yer almamaktadır. Bu araştırmada arşiv kayıt defterine tamamen sadık kalınmış, gerek sıralama, gerekse açıklamalarda Modena kenti devlet arşivi görevlilerinin saptadığı düzen doğrultusunda çalışılmış, kronolojik bir sıralama izlenmemiştir. Dolayısıyla bazı belgelerin eksik olduğu, bazılarının söz konusu dosyada değil, başka dosyalarda yer aldığı okuyucu tarafından gözlemlenecektir. Modena ken- 1 Guida Generale degli Archivi di Stato Italiani, vol.ii, Roma

11 ti devlet arşivinde yer alan ve Osmanlı devleti ile ilgili belgeler içeren diğer iki dosya, Doğu nun Prensleri ile Doğu nun Elçileri adlarını taşımaktadır. Her üç belgede yer alan belgelerin asıl olup olmadıklarını anlamak oldukça güçtür, zira Osmanlı ile ilgili bilgi edinmek isteyen İtalyan Cumhuriyetlerinin prensleri için, bu devlet konusunda yazılan raporların, yapılan casuslukları belgeleyen mektupların el yazısı kopyalarının bazen bir kez, bazen defalarca yapıldığı bilinmektedir. Ancak ferman eşliğinde dosyada bulunan belgelerden emin olunabileceğini, bu konuda tek bir belge ve yirmi kopyası üzerinde yaptığım bir araştırmadan edindiğim bilgi ile deneyimlediğimi ifade edebilirim. 2 Arşiv araştırmalarının ne denli güç olduğu, bir belgeye aslıdır demeden önce nasıl titiz bir çalışma yapılması gerektiği, bu konuda yıllardan beri çalışan tarih uzmanları tarafından belirtilmektedir. 3 Belgeler çoğunlukla Venedik Cumhuriyeti - Osmanlı Devleti ilişkilerini kapsamaktadır; bazıları ise Osmanlı Devleti nin diğer ülkelerle yaptıkları anlaşmalar ile ilgili raporlardır veya varılan anlaşma maddelerini Doc a bildirme özelliğini taşırlar. Dil açısından değerlendirildiklerinde, günümüz İtalyancasından farklı oldukları, dönemin arşiv dili ile yazıldıkları, kimi zaman kısaltmalardan yararlanıldığı, bazılarının bölgesel olarak kullanılan sözcükler içerdiği anlaşılmaktadır. Yöntem olarak, önce belgenin okunması, bilinmeyen sözcüklerin anlaşılmaya çalışılması, dönemin tarihsel olaylarının araştırılması yoluna gidilmiş, her belge üzerinde titiz bir değerlendirme yapılmıştır. Okunaklı belgelerin matbaa harfleriyle suretinin yazılmasına ve çevirisine geçilmiş; daha az okunabilen veya önem açısından ikinci plânda oldukları düşünülen bazı belgeler ise yalnızca özetlenmiştir. Hiç okunamayan sözcüklerin yerine üç nokta konulmuş; emin olunamayan ifadeler, soru işareti ile belirtilmiştir. Sözcüklerin belli bir biçimde anlaşılabileceği düşünüldüğünde ise, dipnot yapılmıştır. Dipnotlar, her metin için baştan başlanarak numaralandırılmıştır. Metinlerin özgün üslubuna olabildiğince sadık kalınmış, çok gerekmedikçe noktalama işaretleri eklenmemiş, büyük veya küçük harfle yazılı sözcükler olduğu gibi bırakılmıştır. Tek bir dosya içindeki belgelerin söz konusu olduğu dikkate alınırsa, konuların (tarihsel, ekonomik, aydınlatıcı bilgiler içermek gibi) çeşitliliğine ilişkin belirebilecek sorular da açıklığa kavuşur. Osmanlı Devleti ile İtalya arasındaki ilişkiler konusunda büyük çalışmaları olan değerli hocalarım Prof. Dr. Şerafettin Turan a, Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu na, Prof. Dr. Mahmut Şakiroğlu na, Prof. Dr. Melek Delilbaşı ya, Prof. Dr. Durdu Kundakçı ya, Dr. Maria Pia Pedani ye, Dr. Raniero Speelman a ve sevgili annebabama bu araştırmanın gerçekleştirilmesinde katkı ve yardımlarından dolayı teşekkürlerimi sunarım. 2 Nevin Özkan, «Venedik Senatosu Sekreteri Pietro Busenello nun Ýstanbul Gözlemleri ( ) - Lettere Informative sulle Cose dei Turchi», Osmanlý Araþtýrmalarý Dergisi, Sayý XX, Ýstanbul, 2000, s Mahmut H. Þakiroðlu, Venedik Devlet Arþivi nde Kanunî Sultan Süleyman Dönemine Ait Yeni Belgeler, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt II, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1988, s

12 Topkapı Sarayı kubbealtında sadrazamın girişi Thomas Allom

13 BÝRÝNCÝ BÖLÜM

14 OSMANLI DEVLETİ İLE İTALYAN CUMHURİYETLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER İtalyan Cumhuriyetleri ile Türkler arasındaki ilişkiler, Türklerin 1071 tarihinde Anadolu ya gelişinden bir süre sonra başlamıştır. Karadeniz, Akdeniz ve Ege Denizi kıyılarında yerleşmiş olan küçük ticaret kolonilerinin Türklerle alışverişi biçiminde başlayan ilişkiler, Selçuklular ve bunu izleyen Anadolu Beylikleri döneminde resmiyet kazanmış, zaman zaman anlaşmalar yapılmıştır. Böylece Türklerin Anadolu da karşılaştıkları ilk Avrupalılar, İtalyan kent devletlerinde yaşayanlar olmuştur yılında Söğüt kasabasında kurulan Osmanlı Devleti nin Marmara ve Ege Denizi ne doğru genişlemesi, 1354 yılında Rumeli ye geçiş ve Balkanlarda ardı ardına devam eden fetihler, Türkleri İtalyan kent devletleriyle sık sık karşı karşıya getirmiştir. Ticaret açısından bakıldığında, Hindistan ve Çin den gelen mallar, Anadolu ve Suriye kıyı kentlerindeki İtalyanlar tarafından Batı Avrupa ya sevk edilmekteydi. Kudretli donanması ve büyük deniz ticaret filosu ile İtalyan kent devletleri, çok uzun zaman Akdeniz i egemenliği altında tutmuştur. Bu konuda Ceneviz ile Venedik arasında bir rekabet vardır ve genellikle bu rekabette Venedikliler üstünlük kurmuş, ancak Osmanlıların gerek Anadolu da gerek Balkanlarda hızla genişlemesi, Venediklilerin özellikle ticari çıkarlarına büyük darbe vurmuştur. XIV. yüzyıl başlarında Avrupa da ekonomik bakımdan geri kalmış ulusal monarşiler varken, bu sırada iki İtalyan kent devleti olan Venedik ve Ceneviz; Balkanlar, Akdeniz, Ege ve Karadeniz sahasındaki Doğu ticaretine ciddi biçimde sarılmışlardır 1. Bizans İmparatorluğunun içerisinde bulunduğu ekonomik ve siyasi bunalım esnasında, Ortaçağ ın parçalanmış İtalya sında, gemiciliği ve ticareti baş uğraş olarak seçen küçük kent devletleri, Bizans İmparatorluğu ile olan ilişkilerinin akışı içinde sağladıkları haklar ve ayrıcalıklardan olabildiğince yararlanarak, İstanbul da ve Anadolu kıyılarındaki belli başlı liman kentleri ile ticaret yolları üzerindeki kentlerde yerleşmişler, kimi yerlerde de özel koloniler oluşturarak, Doğu Akdeniz Bölgesi ticaretini ellerine geçirmişlerdi. Venedik; Suriye, Mısır ve Ege deki adalarını içine alan Doğu Akdeniz Bölgesi ticaretinde egemen iken, Cenevizliler ise; Karadeniz ve Asya ya giden ticarî yollar üzerinde üstünlük kurmuşlardı 2. Cenevizliler, özellikle Latinler in İstanbul dan çıkarılması sırasında Bizans 1 Bkz. Yusuf Oðuzoðlu, Osman Gazi yi Tarih Sahnesine Çýkartan Siyasal ve Sosyal Þartlar, Osmanlý Ýmparatorluðu nun Kurucusu Osman Gazi ve Dönemi, Sempozyum Sonuç Bildirileri, Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfý Yayýný, Bursa, 1996, s Cafer Çiftçi, XIV. Yüzyýlda Anadolu da Uç Beyliklerinin Siyasî ve Ýktisadî Faaliyetleri ; Türkler, 7. Cilt, Yeni Türkiye Yayýnlarý, Ankara, 2002, s

15 İmparatorluğu na yaptıkları yardımdan dolayı geniş ayrıcalıklar kazanmışlardı. Yaptıkları yardım karşılığında, 1261 yılında, Nymphion (Kemalpaşa) antlaşmasını imzalamışlardır 3. Levante ticareti açısından çok önemli olan bu antlaşma ile, artık Cenevizliler ticarî faaliyetlerde en ön sıraları alıyorlardı. İtalyan kent devletlerinin Anadolu dan ithal ettikleri başlıca ürün buğdaydı. Ortaçağda hububat ürünleri, beslenme gibi her türlü kullanımın başında gelen iç tüketim gereksinimini karşılamanın dışında, dış ticarette gelir getiren ve aynı zamanda stratejik olarak da kullanılabilen bir madde niteliğini taşımaktaydı. Kendi üretimleri ile ülke halkını besleyemeyen Avrupa devletleri, buğday ihtiyaçlarını, hububat deposu diye tanımlanan Rusya-Romanya-Anadolu üçgenine giren bölgelerden karşılamaktaydılar. Buğdayın, Avrupalı tüccarların aradıkları en önemli ürünlerden birisi olduğunu fark eden Türk beylikleri, bu ürünün satışını kendi siyasal ilişkilerine göre gerektiğinde koz olarak kullanmışlardır 4. Özellikle Romanya ve Girit te ticaret kolonileri kurmuş Venedikliler için, Türk beyliklerinden gelen arpa, kuru sebze ve buğdayın son derece büyük önemi vardı. Bir diğer önemli hububat olan mısırın beyliklerden ihracatı durduğu zaman, Avrupa da fiyatlar üzerinde büyük artış gözlenirdi 5. Osmanlıların Batı Anadolu topraklarını ele geçirmeleri ile, İtalyan kent devletlerinin bu bölgede bulunan Türk beylikleriyle olan ilişkileri ve ticaretleri çok zor yürümüştür. Artık devletlerin gözü, doğuda güç kazanan Osmanlılara yönelmiş ve bu nedenle Levante üzerindeki diğer Türk beyliklerinin önemi azalmaya başlamıştı. Osmanlıların Gelibolu yu almaları ile birlikte, Hristiyan dünyası ilgisini Osmanlı Türkleri ne çevirmiştir. Osmanlılar Gelibolu dan geçerek Edirne ye hakim olduklarında, bölge ticaretini kontrolleri altına almışlardır. Bu durumdan en çok zarar gören, kuşkusuz İtalyanlar olmuştur 6. XIV. yüzyılın ortalarında Osmanlılar, Edremit ve Bergama topraklarını içine alan Karesi Beyliği ni ele geçirerek, onların kadırgalarına sahip olmuş, bu kadırgalarla Ege Denizi ne açılmış ve Trakya ya doğru donanma saldırılarına başlamışlardır. Bu sırada, Cenevizlilerin Karadeniz de Venediklileri bölgeden ihraç etmeye yönelik çalışmaları karşısında büyük bir savaş başlamıştır. Venedik, bu 3 Wilhelm Heyd, Yakýn - Doðu Ticaret Tarihi, Çev : Enver Ziya Karal, TTK, Ankara, 1975, s. 480 vd. 4 Þerafettin Turan, Türkiye-Ýtalya Ýliþkileri I, (Selçuklular dan Bizans ýn Sona Eriþine), Metis Yayýnlarý, Ýstanbul, 1990, s Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, Venetian Crete and The Emirates of Menteþe and Aydýn ( ),Venedik, 1983, s Mustafa Akdað, Türkiye nin Ýktisadî ve Ýçtimaî Tarihi ( ), Cilt I, Bilgi Yayýnevi, Ýstanbul, 1995, s

16 savaşta, Argonia kralı ve Bizans tahtında bulunan Kantekouzenos ile ittifak yoluna giderken, Ceneviz ise Osmanlı padişahına yıllık bir vergi ödeme koşulunu da kabul ederek, Orhan Gazi ile 1352 de bir antlaşma yapmıştır 7. Bu olay ile Osmanlı-Ceneviz dostluğunun Galata daki temelleri atılmıştır. Oluşturulan dostluğun en büyük yararı, Osmanlıların Çanakkale Boğazı nı aşıp Gelibolu yarımadasına geçişlerinde, Cenevizlilerin askerî ve sivil taşımalarda Osmanlılardan belirli bir para karşılığında, gemilerle nakil işlemlerini sağlamalarıdır. Cenevizliler ile başlayan bu ilişkiler kimi zaman iyi, kimi zaman da kötü biçimde sürerken, diğer bir İtalyan Devleti olan Venedikliler, Osmanlılar ile bir türlü dostluk anlaşması yapamamışlardır. Birçok kez bu amaçla girişimlerde bulunmalarına karşın, ancak Beyazıt zamanında bir anlaşmaya varılabilmiştir 8. Yıldırım Beyazıt, tahta geçişi ile birlikte, Anadolu daki beylikleri kendi topraklarına bağladıktan sonra, her yıl Anadolu dan Midilli, Limnos (Limni) ve Rodos adalarına gönderilmekte olan buğdayın ihracatını yasaklamış ve donanmalarını daha iyi duruma getirerek, Sakız ve Ağrıboz başta olmak üzere, birçok adaya seferler düzenlemiştir 9. Bundan sonra da Osmanlılar, Rumeli ye geçerek Gelibolu yarımadasını, tüm Trakya kıyılarını ve Dimetoka yı tamamen ellerine geçirerek, bölge ticaretini denetimleri altına almışlardır. İşte bu aşamada Doğu Akdeniz ticaretleri tamamen tehlikeye giren İtalyan Devletleri, yaptıkları sürekli girişimlerle, Osmanlı Devleti nden hak ve ayrıcalıklar alma yoluna gitmişler ve, ekonomik çıkarları doğrultusunda, dostça davranmışlardır. Özellikle Akdeniz ve Karadeniz arasındaki deniz ticareti yolunun önemli bir kapısı konumunda olan ve stratejik açıdan büyük değere sahip bulunan Gelibolu nun Osmanlıların eline geçmesi, İtalyanlar açısından bu dostluğu kaçınılmaz kılmaktaydı. Osmanlı Devleti nin, diğer beyliklere ait toprakları kendi sınırlarına katması ile birlikte, bu beyliklerin yaptıkları ticarî antlaşmalar da ortadan kalkmıştır. Ancak İtalyan devletleri, kısa sürede Osmanlı Devleti ile yakın ilişkiler kurarak, eski ayrıcalıklarını yeniden elde etme yoluna gitmişlerdir. Daha önce de belirtildiği gibi, ilk antlaşmayı Orhan Bey zamanında yapmış olan Cenevizliler, Osmanlılara karşı yakın bir konumdaydılar ve 8 haziran 1387 tarihinde, yeni bir dostluk ve ticaret antlaşması adı altında, ikinci bir ahidnâmeyi elde etmişlerdir 10. Antlaşma 7 Colin Imber, The Ottoman Empire , Ýssis Yayýnlarý, Ýstanbul, 1990, s Þerafettin Turan, Venedik te Türk Ticaret Merkezi, Belleten, Cilt XXXII, Sayý 126, TTK, Ankara, 1968, s Dukas, Bizans Tarihi, Çev: Viladimir Mirmiroðlu, Ýstanbul, 1956, s Anthony Lutrell, Latin Resposes to Ottoman Expansion Before 1389 ; The Ottoman Emirate , Crete Unýversity Press, 1993, s

17 gereğince, Osmanlı tebaası Pera ile serbest ticaret yapabilecek, ithalat ve ihracatta gümrük vermeyeceklerdi. Cenevizliler ise, belirli ayrıcalıkları almaları ile birlikte, Türk topraklarında ticaret için vergi ödemeye devam edeceklerdi 11. Ancak Osmanlıların Balkanlarda ilerlemeye başlamasıyla, Bosna Krallığı ve Sırp Despotluğu öncülüğüyle oluşturulan ittifaka, din kardeşleri Cenevizlilerin de katılması, bu antlaşmayı kısa sürede ortadan kaldıracaktı. Osmanlıların tarihleri arasında, Yıldırım Beyazıt liderliğinde Batı Anadolu da giriştikleri mücadelelerle, beylikleri kendi topraklarına katmaları, özellikle bu bölgede ticarî çıkarları fazla olan Venedik i oldukça düşündürmüştür. Daha önceki antlaşma girişimlerinde başarı sağlayamayan Venedikliler, bu kez biraz daha ciddi davranarak, Osmanlılar ile bir antlaşma yapma olanağı arıyorlardı. Sonuçta, 6 mart 1390 tarihinde Venedikliler, verdikleri bir talimat ile Francesco Querini yi Osmanlılara elçi olarak gönderdiler. Elçi, görünüşte Osmanlı Padişahına başsağlığı diliyordu, ancak gerçekte birçok ticarî hak elde etme arzusu içindeydi. Uzun görüşmelerin ardından, 21 mayıs 1390 da, Yıldırım Beyazıt üç mektup imzalayarak, olayı sonuçlandırmıştır. Mektuplardan ikisi Doc Antonio Venier e yazılmış, üçüncüsü ise Aydın oğulları topraklarının Osmanlılara bağlanmasından sonra buraların yöneticiliğine getirilen Şehzade Ertuğrul a hitaben kaleme alınmıştır 12. Bu antlaşma, herhangi bir vergi muafiyeti tanımıyor, özel ticaret merkezi açılmasını onaylamıyor ve özel yargı hakkı tanıma ayrıcalığını içermiyordu; yalnızca tek taraflı, yani Osmanlıların isteği ile olan bir yükümlülüğü taşıyordu. XIV. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti nin Anadolu da mutlak güç olarak ortaya çıkması ile, birçok ticaret merkezi ve liman, bu devletin topraklarına girmiş, aynı zamanda yeni ticarî merkezler de oluşmaya başlamıştır. Bunlardan birisi olan Bursa kenti, yüzyılın sonlarında Doğu-Batı ticaretinde önemli bir antrepo olmuştur. Bursa, kentin Osmanlılar tarafından fethinden kısa bir süre sonra, İranlı ipek tâcirleri ile Floransalı ticâret erbâbı arasında ticarî ilişkilerin gerçekleştirildiği önemli bir merkez haline gelmiştir yılında Balat, Ayasulug ve İzmir gibi Batı Anadolu kentleri Osmanlı denetimine girince, Bursa ile bu kentler arasında ticarî bir bağ oluşmuştur. Artık İran kervanları, Bursa yolu ile bu kıyı kentlerine ulaşıyor; İran ın ipek taşıyan kervanları da Trabzon yolunu izlemektense, Bursa ya giden karayolunu yeğliyordu. I. Beyazıt zamanında, Kuzey Anadolu ya yapılan se- 11 Melek Delilbaþý, Ortaçað da Türk Hükümdarlarý Tarafýndan Batýlýlara Ahidnâmelerle Verilen Ýmtiyazlara Genel Bir Bakýþ, Belleten, Cilt XLVII, Sayý 185, TTK, Ankara, 1983, s Þerafettin Turan, Türkiye- Ýtalya Ýliþkileri I, s Bkz. Mahmut H. Þakiroðlu, Bursa dan Floransa ya Ýpek Ticâreti ; Bursa, Kültür Bakanlýðý Yayýnlarý, Ankara, 1996, s

18 ferler ile Erzincan-Amasya-Tokat arasındaki kervan yolu Osmanlılara bağlanmıştı. Ayrıca güneyde Antalya ve Alanya alınarak, Hint ve Arap eşyalarının Güney Anadolu dan girdiği başlıca limanlar da ele geçirilmişti. Arap yarımadasından ve İran dan gelen tüccarlar ile, Doğu ticaretinin başlıca merkezi olan İstanbul ve Galata daki Venedik, Ceneviz ve Floransalı tüccarlar için, artık yolculuk güvenli bir hal alıyor; Bursa, Doğu eşyalarının satın alındığı ve Avrupa nın yünlülerinin satıldığı önemli bir oluşturuyordu 14. Anadolu daki bu gelişmeler ile birlikte, Osmanlıların Balkanlar da yaptıkları fetihlerle yeni ticarî yolları ve kentleri ele geçirdiklerini görmekteyiz. Filibe, Sofya, Belgrad, Sarayevo, Üsküp, Manastır, Köstence ve Rusçuk gibi ufak yerleşim birimleri, hep Osmanlılar zamanında gelişerek, büyük kent oldular. Osmanlılardan önce, Balkanlar da İtalyan Devletleri ticarî güce sahipti. İşlenmiş veya yarı işlenmiş maddeleri ithal eden İtalyanlar; deri, odun buğday, peynir, hayvanî yağ, zeytinyağı, şarap ve köle satın alırlardı. Ayrıca Sırbistan ve Bosna daki gümüş madenleri, Avrupa nın önemli derecede gümüş gereksinimini karşılardı. Ancak, Osmanlıların bu toprakları fethetmeleri ile İtalyanların elindeki ticaret, Türklerin eline geçmiştir. XIII. yüzyıldan itibaren Karadeniz in tüm üst bölgesi ile, İstanbul dan Balkanlara doğru uzanan alanın tümünde kıtalararası ticaret yapan İtalyanlar, Osmanlı Devleti nin bu topraklarda ortaya çıkışı ile birlikte, ticaret yapamaz hale geldiler. Bundan sonra yapacakları ticaret de, yalnızca Osmanlıların isteği ile tek taraflı bir iradeye bağlı kalıyordu. XV. yüzyılın başlarına gelindiğinde, Balkan yarımadasında sahip olduğu topraklar için Venedik Cumhuriyeti nin, Osmanlılara haraç ödemek zorunda kaldığı görülmektedir yılında Bizans İmparatorluğu nun rızasıyla, Bizans devleti topraklarına ait olan Selanik, Venediklilere verilmiştir ve yılları arasında Türk idaresi altında bulunan ve Osmanlılara yılda akçe ödeyen Selanik, Venedik hakimiyetine geçince, kenti İslam hukukuna göre kendi mülkü kabul eden Sultan, bu durumu kendi topraklarına bir tecavüz saymış, böylece Osmanlılar Venediklilere karşı savaşa başlamış ve bu savaş yılları arasında sürmüştür. 7 yıl süren savaş sonrası imzalanan antlaşma ile, Selanik ve çevresinde Osmanlı hakimiyetinin tanınmasına karşılık, Venedik Halil Ýnalcýk, The Ottoman Empire, The Classical Age , Trans. Norman Itzkowitz and Colin Imber, Praeger Publishers, New York-Washington, 1973, s Bu konu hakkýnda bkz. Spremýç Momcýlo, XV. Yüzyýlda Venedik Cumhuriyeti nin Þarkta Ödediði Haraçlar, Çev: Mahmut H. Þakiroðlu, Belleten, Cilt XLVII, Sayý 185, TTK, Ankara, 1984, ss

19 duka Lepanto kalesi için ve 136 duka İşkodra ve Alexio kaleleri için haraç vermek suretiyle, buradaki hakimiyetini güvenlik altına almıştır 16. Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren Venedikliler ile ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, uzun süre savaşılmış ( ), savaşın sonunda yapılan antlaşma ile Venedik Cumhuriyeti, İşkodra ve Akçahisar kentleri ile Limni ve Eğriboz adalarını Osmanlılara bırakırken; Filori tazminat ile her yıl Osmanlı hazinesine duka vergi vermeyi ve şap iltizamı bedeli olan borçlarını kabul etmiştir. Buna karşılık Türkler de Dalmaçya, Arnavutluk ve Mora da Venediklilerden aldıkları yerleri iade edeceklerdir. Bu barış antlaşması ile Venedikliler, İstanbul da sürekli olarak bir Venedik elçisi (balyoz) bulundurma hakkını da elde etmişlerdir 17. Venedik ile yeniden başlayan savaş( ), Osmanlılara Ege de Modon, Koron, Navarin, İnebahtı gibi limanları kazandırmış ve bu savaş sırasında Osmanlılar, Akdeniz de Venedik ile çarpışacak güçte bir donanma oluşturmuştur yılında Rodos u ele geçiren Osmanlı İmparatorluğu na, Barbaros Hayrettin Paşa nın 1533 yılında savaş gemileri ile katılmasından sonra, Venedik Cumhuriyeti nin Akdeniz deki mutlak egemenliği son bulmuştur. Bu dönemde Venedik Cumhuriyeti, sürekli olarak iki taraflı siyaset yürütüyor, Osmanlılara karşı olan deniz savaşlarında Şarlken ile birlikte hareket ediyor ve fırsatını yakaladığında, Osmanlı ticaret gemilerini ele geçiriyordu. Bu duruma bir son vermek isteyen Osmanlılar, bölgedeki adaları ele geçirmek amacıyla, fetih faaliyetlerini hızlandırdılar. Osmanlı donanmaları adaları birer birer ele geçirirken, müttefik devletler Osmanlı ya karşı ortak bir harekât düzenlemek için planlar yapıyorlardı. Sonuçta, Barbaros Hayreddin Paşa önderliğindeki Osmanlı donanması, Preveze önlerinde müttefik güçler ile sıkı bir savaşa başlamış ve üstün bir başarı elde etmiştir. Andrea d Oria komutasındaki Kutsal İttifak donanması, 28 eylül 1538 tarihinde Preveze de yenilgiye uğramış ve Akdeniz, Osmanlıların eline geçmiştir. Müttefiklerin içerisinde yer alan Venedikliler, bu savaştan çok zarar etmiştir. Barış koşulları gereğince Venedik Cumhuriyeti, Mora ve Dalmaçya kıyılarındaki kaleleri Osmanlılara terk ettiği gibi, altın tazminat vermek zorunda bırakılmıştır. 16 Melek Delilbaþý, Selanik in Venedik Ýdaresine Geçmesi ve Osmanlý-Venedik Savaþý ( ), Belleten, Cilt XL, Sayý 160, TTK, Ankara, 1976, s Ýsmail Hakký Uzunçarþýlý, Osmanlý Tarihi, II. Cilt, 4. Baský, TTK, Ankara, 1983, s Bu savaþa son veren andlaþma için bkz: Mahmut H. Þakiroðlu, 1503 Tarihli Türk-Venedik Andlaþmasý, VIII. Türk Tarih Kongresi, Cilt III, TTK, Ankara, 1983, ss

20 Venedik Cumhuriyeti nin yönetimindeki ( ) Kıbrıs ın Osmanlılar tarafından ele geçirilmesi, Hristiyan dünyasında büyük bir üzüntü yaratmıştır. Papa V. Pius un girişimi ile Venedik ve İspanya donanmaları güçlerini birleştirerek, 7 ekim 1571 tarihinde İnebahtı daki Osmanlı donanmasına bir baskın düzenlemiş, Osmanlı donanmasının ağır yenilgisi ile sonuçlanan bu savaşta, yirmi bin usta denizcinin kaybı, Osmanlıların Doğu Akdeniz deki üstünlüğünün sonu olmuştur yılında başlayan Girit Savaşı, iki devleti yeniden karşı karşıya getirir. Çok uzun süren ( ) bu savaş sırasında, Osmanlı donanmasının zayıflığı ortaya çıkar. Venedikliler, Girit e destek kuvvet gönderilmesini önlemek için Çanakkale Boğazı nı ablukaya alır(1650); Limni ve Bozcaada yı işgal ederek, bu boğazı kapatırlar. Ancak, 1657 yılında bu adalar geri alınarak, Venedikliler boğazdan uzaklaştırılır ve Girit in fethi 1669 yılında tamamlanır. İkinci Viyana Kuşatması nın (1683) bozgunla sonuçlanması, Osmanlı İmparatorluğu nun gerileme ve çöküşünün başlangıcı olmuştur. Bu tarihten hemen sonra, Osmanlı ya karşı Avusturya-Rusya-Lehistan ve Venedik arasında Kutsal bir ittifak (Liga) anlaşması imzalanır yılları arasında bu devletlerle yapılan savaşlarda yenilen Osmanlı Devleti ile imzalanan Karlofça Anlaşması ile, kaybedilen topraklar arasında Venedik e de Mora Yarımadası ve Dalmaçya kıyıları bırakılmıştır. Osmanlı Devleti, Karlofça Anlaşması ile ilk kez Avrupa Devletlerine toprak bırakır; ancak Mora Yarımadası, 1711 yılında Venedik ten geri alınır. Bu tarihten sonra Osmanlı İmparatorluğu ile Venedik Cumhuriyeti arasında kayda değer bir çatışma olmamıştır. Napolyon 1797 yılında Kuzey İtalya yı işgal eder. Avusturya ile 18 ekim 1797 yılında imzalanan Campoformio anlaşması ile Venedik Cumhuriyeti nin varlığına son verilir ve toprakları Avusturya ya bırakılır. Ancak altmış dokuz yıl sonra Avusturya nın yenilgisi üzerine, 1866 yılında Venedik bölgesi, yeni kurulmuş olan İtalyan Birliği ne katılır. Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin en belirgin özelliği, ticari çıkarları ele geçirme ve egemen olma savaşımıdır. Venedik, yüzyıllar boyu Doğu da elde etmiş olduğu kolonilerin, liman kentlerinin, adaların Anadolu da ve Balkan yarımadasında sürekli olarak genişleyen ve yayılan Osmanlılar tarafından ele geçirilmesi sonucu, hem yaşamsal çıkarlarını, hem de Akdeniz deki üstünlüğünü yitirmiştir. Ayrıca, Venedik, Müslüman Osmanlıların Batı ya doğru ilerlemelerine engel olmaya kendisini zorunlu görmesinin sonucu olarak, sürekli bir eziklik duygusu hissetmiştir. Ne var ki, iki ülke ilişkilerine öncülük ettiği için, çıkar gereği, ilişki kurma ve barış içinde yaşama istek ve girişimleri, Venedikliler- 20

21 den gelmiştir. Bunu sağlamak için de o devirde ahitnâme denilen barış ve ticaret anlaşmaları yapmak gerekiyordu 19. Ahitnâmeler, onları veren Padişahın işbaşında olduğu sürece geçerliydi. Bu nedenle Venediklilerle Selçuklular, Osmanlılar ve Anadolu beylikleri arasında çok sayıda ahitnâme imzalanmıştır. Başlıbaşına bir inceleme konusu olmakla beraber, ikili ilişkiler çerçevesinde büyük önem sergileyen ahitnâme konusuna, bu çalışmada kısaca değinmek gerekir. İlk olarak ve en çok sayıda ahitnâme İtalyan Devletleri ile yapılmıştır. Bunların başlıca özellikleri aşağıdadır: 1. Ticaret serbestisini düzenlerler; bu serbestlik bazen karşılıklıdır; 2. Ticarete ait vergileri düzenlerler; bu vergiler bazı yerlerde ayrıcalıklıdır. 3. Osmanlı tacirlerinin ahitnâmenin yapıldığı ülkeye ait yerlere yönelmelerine olanak verilir.(bazen karşılıklılık ilkesine uyulur); 4. Ahitnâmenin yapıldığı ülkenin vatandaşlarına bulundukları yerlerde tanınacak hak ve ayrıcalıkları belirlerler; 5. Ahitnâmenin yapıldığı ülkenin Konsoloslarına özel yargılama yetkisi verilir; 6. Ahitnâmenin yapıldığı ülkenin vatandaşlarına özel ticaret (depolar) ve ibadet yeri ayrılması öngörülür; 7. Silahlı Osmanlı gemilerinin Çanakkale Boğazı na çıkışlarını yasaklayan maddeleri içerirler (İstanbul un fethinden sonra, böyle bir madde artık ahitnâmelerde yer almamıştır). Osmanlılar ile İtalyan Cumhuriyetleri arasındaki temaslar ve ticari ilişkiler hep olumlu ve dostça bir havada olmamış, bir savaş sürecini bir barış, bir barış sürecini de bir savaş izlemiştir, çoğu kez. Barış için çok mücadele edilmiş, gerektiğinde savaşılmıştır; çünkü ticaret İtalyan devletleri için büyük önem taşımaktadır. Bursa çevresindeki küçük Osmanlı Beyliği nin giderek yayılması, Balkanlar da genişlemesi ve bir imparatorluğa dönüşmesi sonucu, sürekli olarak topraklarını ve çıkarlarını yitiren Venedik, kimi zaman yalnız, kimi zaman da diğer Hristiyan ülkelerle birlikte, Osmanlı Devleti ile çatışma ve savaşa sürüklenmiştir. Bu olgu, iki ülkenin kara ve deniz kuvvetleri arasında karşılıklı bir etkileşim oluşturmuştur. Osmanlı ordusunun karada, Venedik in de denizdeki üstünlüğü, iki tarafı birbirine örnek almaya yöneltmiştir. 19 Ahitnâme konusu için bkz: Tayyip Gökbilgin, Venedik Doju ve Leh Kralýna Verilen Bir Kýsým Ahitnâmelerin Þekil ve Muhteva Bakýmýndan Taþýdýklarý Önem ve Tarihi Gerçekler, VII. Türk Tarih Kurumu Kongresi, Cilt II, TTK, Ankara,1973, s

22 Bir deniz gücüne sahip olma gereği, Osmanlılardan önce Anadolu beyliklerince de hissedilmiş ve küçük filolar oluşturulmuştur. Ancak 1354 yılında Osmanlıların Rumeli ye geçişlerinden sonra, güçlü bir donanma yaratma, bir gereklilik haline gelmiştir. Bu yüzden Cenevizliler, Galata ve Foça kolonileri ile işbirliği yapılarak, bir donanma oluşturulmuştur. Dahası, çoğu kez bu kolonilerde yaşayanlar, gemilerde görev almıştır. Tersane kuruluşu, gemi yapımı ve gemilerin yönetiminde Ceneviz, Venedik ve diğer Latin denizcilerinden geniş ölçüde yararlanılmıştır; bunun sonucu olarak, günümüz Türkçesi ndeki denizcilik ile ilgili pek çok sözcük İtalyanca kökenlidir. 20 Osmanlı Devleti nin İtalya yarımadasında ilişki içinde olduğu prenslikler, yalnızca Venedik ve Ceneviz Cumhuriyetleri değildir. Bunların dışında diğer İtalyan devletleri olan Floransa, Napoli ve Milano ile de Osmanlılar, siyasi ve ticari ilişkiler kurmuşlardır 21. Orta çağlarda, dahası, Rönesans tan sonra İtalya, diğer Avrupa ülkelerindeki gibi dükalıklar, kontluklar, markilikler gibi küçük devletlerden oluşmaktadır. Eski Yunan da olduğu gibi, İtalya da da kent devletler vardır. Bunlardan bazıları ile Osmanlı Devleti arasında ticari ve diplomatik temsil düzeyinde ilişkiler kurulmuştur. Mukim-Elçi olmayan bu temsilciler, ülkeleri için çok önemli olan ticari bağlar kurmak, ilişkileri geliştirmek ve kişisel temaslar sağlamak üzere, zaman zaman İstanbul a gelirler ve görevleri bitince geri dönerler. Osmanlı Devleti ile ticari ilişkileri oldukça önemli olan dükalıklardan biri de, Modena idi. Bu dükalık, Milano ile Bologna arasında, tarım bakımından çok zengin, Po nehri havzasında bulunur. M.Ö. III. yüzyılda Romalılar tarafından işgal edilen kent, sömürge haline getirilir. Bölgenin yönetimi, yüzyıllar boyunca sürekli olarak el değiştirir ve iç çatışmaları sona erdirmek için 1288 yılında yönetim, Ferrara Senyörü Este ailesinden Obizzo ya verilir. Este ailesi, Ferrara, Modena, Reggio dükalıklarında, Rovigo kontluğunda ve başka topraklarda hüküm sürmüş olan bir prens ailesidir. Bu ailenin Modena daki egemenliği, 1306 yılında son bulmuş ise de, 1336 yılında yeniden kurulmuştur. Zaman zaman Papalığın, Fransızların ve Avusturyalıların işgaline uğrayan Modena, birçok kez Este ailesinin yönetimine yeniden geçmiştir yılında Kuzey İtalya yı işgal eden Napolyon, Este kontlarını, bu bölgede kurduğu Cispadana ve Cisalpina Cumhuriyetleri ile 1802 yılında kurduğu İtalya krallığına 20 Durdu Kundakçý, Ýtalyanca dan Türkçe ye, Türkçe den Ýtalyanca ya Geçmiþ Sözcükler Üstüne, Ýtalyan Filolojisi Dergisi, Yýl 10, Sayý 11, Ankara, 1978, s Osmanlý-Milano Dukalýðý ile Osmanlý-Floransa tacirleri arasýndaki iliþkiler için bkz. Franz Babinger, XV. Yüzyýlda Osmanlý Devleti-Milano Duka lýðý Ýliþkileri, Çev: Mahmut H. Þakiroðlu, Belleten, Cilt XLIX, Sayý 194, Ankara, TTK, 1985, s ; Mahmut H. Þakiroðlu, Bursa dan Floransa ya Ýpek Ticâreti, s

23 bağlı dükalıklarının yönetiminden uzaklaştırmıştır. Ancak, Napolyon un yenilgisinden sonra, Habsburg-Lorrain li IV. Francesco, Modena dükalığının yeniden başına geçmiştir ( ). Modena nın başındaki zorba yönetim, önce 1831 şubat-mart ayaklanmasına ve Merkez İtalya Birleşik Eyaletleri nin kurulmasına, daha sonra ise 1848 çatışmalarına ve Modena nın Piemonte ile birleşmesine yol açmış, Avusturyalılar, aynı yıl dükalığı yeniden kurmuşlardır. Ancak, III. Napolyon un 1859 yılında Avusturya yı yenilgiye uğratması üzerine, Kuzey İtalya daki Avusturya egemenliği sona erer. Modena Dükü V. Francesco, Avusturyalılarla birlikte kaçar ve Modena dükalığı 1860 yılının mart ayında Piemonte ile birleşir. Daha sonra ise, Kont Cavour un liderliğinde 1871 yılında birliğini tamamlayan İtalya Krallığı nın bir eyaleti olur. 23

24 Venedik Elçisinin Karşılanması (Giovami Bellini ye Göre)

25 İKİNCÝ BÖLÜM

26 BELGELERİN ÖZETİ Belge no. 1: 1 sayfa Hristiyan birliğinin bozulması sonucunda Osmanlı padişahlarının elde ettiklerinin kısa bir özeti. Belgede, 1355, 1360, 1362, 1364, 1460, 1464, 1520, 1542 ve 1493 tarihlerinde yaşanan önemli olaylar liste hâlinde kaydedilmiştir. Son üç tarihte kronolojik bir yanlışlık olduğu görülmektedir. Sıralamanın sonuna gelindiğinde, 1493 tarihi ile ilgili olayın unutulduğu ve eklenmek istendiği sonucu çıkarılabilir. Metnin tümü için bakınız: Üçüncü bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirisi verilen belgeler. Belge no. 2: Fatih Sultan Mehmet ve Hristiyanların İstanbul dan çıkarılışı hakkında, yaklaşık olarak 1453 yılına ait bir belge. Metin ilgili belgelerde yoktur. Belge no. 3: 4 sayfa İstanbul a, kenti gezip görerek bazı araştırmalar yapmak amacıyla, âdeta casus olarak gönderilen Antonio Corselli da Trani nin raporu (1485). Metnin tümü için bakınız: Üçüncü Bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirisi verilen belgeler. Matbaa harfleriyle sureti: Corselli Ant(oni)o Die XXIIIJ maij Antonio de Corsellis dettavi uno de li exploratori mandati in Constantinop(o)li siando hoge retornato dice in primis esser(e) arrivato in Andrinop(o)li dove era lo gran turcho a dí vij de marzo, stecte lí VII jorni, et llí hebbe informatione certa ch l turcho in questo anno no(n) armano. Dapoy p(er) satisfare al debito et meglio intender(e) et veder(e), se ne andò in Constantinop(o)li dove e stete jorni XXXV, explorando et investigando le cosse sotto habito et nome de mercatante, praticando con tutti, con jannizari, con Cristiani et cu(m) om(n)e sorte de gente, andando a la marina pui e pui volte, et a li altri lochi dove erano le galee et li legni del dicto gran turcho, et no(n) vede may aparechio alchuno de armare (quo)n(iam) sono tucte le galee quale sonno 26

27 in (Con)stantinop(o)li et in Pera, che sono circa novanta, sonno tucte vechie et male governate, et non li era ordine de calafactare 1, né altro signo de armare. Ali XXIIII de aprille siando venuta nova a la porta del gran turcho ch el tartaro piczolo, q(ua)le era recomandato del gran turcho, andando in li dí passati ad fare una correria nel paesse de Carabodan, subito li venne adosso lo gran tartaro potentissimo, trovandolo che se se ne retornava con una gran(dissi)ma preda, et de anime et de bestiame, foreno a le mano, p(er) modo ch el dicto tartaro piczolo fo morto et fracazato et morto el suo Capit(an)o generale et morto etiam suo nepote, el q(u)al succedea lo Imperio, et toltali tucta la dicta preda et lo dicto tartaro piczolo scampò solum la persona sua con cinq(ue) cavalli altri in uno castello iornate due luntano da Caffa, donde multi Jannizari et azappi, che eran fra la guardia de Caffa, sentuta la nova che questi erano a le mano, andaro tucti in fav(o)re del tartaro piczolo, donde pe(r) el tartaro grande so(no) stati tucti tagliati a pezze per luj seguitando la vittoria con potentissimo... che se ne hè venuto sí avante Caffa et tene q(ue)llo locho asidiato, donde per cotal nova lo turcho ne ha presso grand(issi)mo despiacere et subito a lí XXIIII de aprille p(re)dicto g(i)onse letera del dicto gran turcho in (Con)stantinopoli che se preparassero et metessero in ordine parcandorcee XXXXV et p(er) lo simile scrisse a Galipoli se preparasse etiam parcandorcee XV et galee dece, donde subito con gran solicitudine se calafactavano (et) se mecteano in ordine et pu(blic)a fama se dicea dicte galee andar(e) al soccorso de Caffa, et per fare dij Castelli al chili a presso al Danubio, et benché vulgarmente se ragionava et de turchi et de (chris)tiani, sentido le varie oppressione et diversi che tal armata stia p(er) el Chio, et alchuni dirano p(er) el Lingo et per el Castello de San Piero, locho de Rhodi. Donde ip(s)o Antonio visto lo motivo del aparechio de le dicte LX parcandorcee et X galee, et intesso che erano p(ar)tute alchuni sangiachi con cavalli et gente assay p(er) venire in Albania, li par(s)e subito venire qui a dire tal novo a la M(aes)tà V(ostra), et lí laixan uno Thomaso de Lezze exploratore mandato p(er) lo S(ignore) Principe de Squillaig 2 per veder(e) li progressi de le dicte parcandorcee, et veder(e) si se li carregava artelleria grossa et altre munitione de assedio, con ordine che intesse queste particularità subito volando se ne venesse p(er) terra. 1 calafatare o calefatare: ristoppare i navigli per renderli impenetrabili all acqua (kalafatlamak). 2 Squillace: nome di luogo in Calabria (Calabria da yer adý). 27

28 Et cosí dicto Antonio se partí da Constantinopoli et vènesene a la porta ad Andrinopoli, dove era la p(er)sona del gran Turcho, et lá con ogni diligentia andava inquirendo et meglio sotiglisando sapere lo soptile de la armata dove generalmente se dicea apartegliare se p(er) Caffa et fo... del beylerbei de la Grecia, q(ua)l tra a la porta secretamente da uno de li soy Janiczari intesse che se ragionava in Caffa delo dicto... secretam(en)te Caffa esser presso, dove lo dicto Antonio esser(e)... le novelle et altre cosse in la porta, fin a li vii de maggio et è arrivato orcqui dal dicto S(ignor) Principe a Lecze a li XXIIII del p(re)s(e)nte. Dice ancora lo amb(asciato)re del gran turcho, q(ua)l era retenuto dal Re de Ungaria, esser(e) retornato, el q(ua)l andò p(er) far(e) la pace, donde per lo dicto Re de Ungaria li fo resposto, che se marravigliava multo del suo S(igno)re che adomandasse pace, havendo tolto Moncastro, che sa che è suo recomandato, et Licostome, che era el suo, et che questi sono più tosto motivi de guerra che de pace, et mandòlo con Dio senza altra conclusione, dicendole che apresso mandarà lo suo amb(asciato)re, el q(ua)le de dí en dí se aspecta in Andrinopoli. Dice etiam questi jorni era estato a la porta lo amb(asciato)re del Carabodan, el q(ua)le have usato avante la audientia de li baxa de la porta queste parole, dicendo ch el gran turcho era manchatore de fede, et che traditam(en)te ha tolto q(ue)lli duy lochi al suo S(igno)re, p(er)ché suo S(igno)re havea bona pace con esso et non se guardava, et che sino lí serano retornate le dicte soy terre, no li porà dare may el suo traducto, fòli resposto da uno de dicti baxa, che q(ue)lle duy terre stavano meglio in mano del gran turcho che non del suo S(igno)re, et senza alchuna conclusione se partía, erando con dio 3, donde se ragionava che se ne andava in pressa, stornare se con li amb(asciato)ri del tartaro grande, q(ua)le se dicea venire a la porta per farli retornar(e) in drieto che non venessero avante che intrassero in lo paesse del dicto gran turcho et ragionavasse secretam(en)te ch el dicto gran turcho li havea mandato in drieto anzo che non... la venuta de dicti am(basciato)ri, et questo p(er)ché el tartaro grande el S(igno)re de nostro vide (?) lo S(igno)r de la Rossia, et lo Carabodan sonno uniti insieme(?), de la q(ua)l humilione (?) lo dicto gran Tartaro... ha havuto despiacere et no(n) ne è sta vinto forse è da leggere et<i>and<i>o (eziandio: etiam, ancora), cioé la partenza, qui sopra descritta, dell ambasciatore ottomano dall Ungheria ( Osmanlý elçisinin yukarýda anlatýlan gidiþi kastedilerek, yine, yine de anlamýnda kullanýlmýþ olabilir). 28

29 Dice ancora che questi jorni passati sonno arrivati a la porta duy amb(asciato)ri del Re de Granata, li q(ua)li li so estati davante la p(rese)ncia del p(resen)te S(ignor) Turcho, et da parte del dicto Re li hanno oferto lo dicto Regno de Granata, che li dia le soy bandere che voleno essere soy vasalli, dicendo che l dicto gran turcho voglia dare ayuto et soccorso a loro, p(er)ché non hè possibile possere più resistere contra el Re de Castiglia, che li ha in tal man(i)era restrecti et affamati, che al fine prenderà dicto Regno, et che parea a loro p(er) destorbare et divertere lo re de Castiglia da q(ue)lla Impressa, che l gran turcho devesse mover(e) guerra con la M(aes)tà del S(ignor) Re qual hè cugnato del dicto Re de Castiglia, li Bassa domandarno quanto era luntano questo Regno de Granata da Costantinop(o)li, et si era tanto da longuo quanto era Caffa, et fòli resposto che multo più et intendendo la distancia gran(dissi)ma et li passi p(er)icullosi, restò la cossa senza pu(bli)ca resposta né conclusione né exclusione, pure li amb(asciato- )ri sonno lí (e) q(ue)llo che se farà no lo sa. Siando in Salonich trobavo che se faceano bandi che qui volesse andare a li danni de li Albanessi verso la Simarca con q(ue)lli Sangiachi pagavano ducento aspri lo messe p(er) cavallo. Deposicio Antoniij de Corselli Metnin özeti: 24 mayıs 1485 tarihini taşıyan yazıdan anlaşıldığına göre, Antonio Corselli Osmanlı İmparatorluğu nun askerî gücü ve niyetleri hakkında bilgi toplamak üzere İstanbul a gönderilir. Birkaç kez İstanbul a ve Edirne ye gidip geldiğini yazan Corselli, kuşku uyandırmamak için tüccar gibi giyinir ve böylece kimliğini gizleyerek gerek donanma ve kara kuvvetleri, gerek Saray da olup bitenler hakkında kolayca bilgi sahibi olmayı başarır. Silik olduğu için bazı bölümleri çok güç okunan metne bakılırsa, Karaboğdan toprakları yüzünden Tatar İmparatoru 4 ile bazı anlaşmazlıklar yaşanmaktadır. Hayfa nın yardımına gidilir. Macaristan a gönderilen elçinin barış teklifi kabul edilmez; iki ülke arasında barıştan çok, savaşmak için nedenler bulunduğu kendisine belirtilir. Macar Kralı kısa süre içinde kendi elçisini göndereceğini bildirir; yazara göre bu elçinin Edirne ye gelişi beklenmektedir. Karaboğdan büyükelçisine topraklarında, Padişahın himayesi altında, halkın daha iyi ve rahat yaşamış olduğu bazı paşalar tarafından söylenir. Bu noktada, elçinin görüşme sonrası, İstanbul 5 kentinin kapılarında beklediği yolunda söylentiler dolaşan Tatar İmparatoru na yanaşacağından kuşkulanıldığı belirtilir. Corselli, iki 4 Kýrým Haný Mengli Giray. 5 Kapýsýnda beklediði, gerçekte Ýstanbul kenti deðil, Akkerman dýr. 29

30 elçi gönderen Granada kralının 6 Osmanlı İmparatorluğu ndan yardım, dahası, aynı bayrak altında birleşme talebinde bulunduğunu belirtir: Granada kralının Kastilya kralına 7 karşı koyacak gücü artık kalmamıştır. Ancak, aradaki uzaklık göz önüne alınarak, yardım gönderileceği yolunda elçilere açık bir yanıt verilmez. Son olarak Selânik kentine giden yazar, Arnavutlara karşı Simarca ya gideceklere ayda ikiyüz gümüş akçe ödeneceğini, bir de at verileceğini duyduğunu kaydeder. Belge no. 4: 1 sayfa Kanuni Sultan Süleyman ın Fransa kralı I. François ya yazdığı teselli mektubu (1523). Kutsal Roma - Germen İmparatoru Şarlken ile yaptığı savaşta yenilgiye uğrayan Fransa kralı I. François yı Kanuni Sultan Süleyman teselli etmek ister ve Sultan Beyazıt ile Sultan Selim zamanından beri süregelen dostluklarından da sözederek gönül rahatlatıcı bir mektup gönderir. Belge eski Fransızca ile yazılmıştır. Metnin tümü için bakınız: «Üçüncü bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirisi verilen belgeler». Belge no. 5: İki sayfa Este hanedanından II. Ercole nin, II. Sultan Selim tarafından gönderilen Hasan Çavuş u Floransa ya gitmekten vazgeçirdiğini gösteren belge (1556). Matbaa harfleriyle sureti: Hercules secundus, ferraria(e), Mutin(ae) 1, et Regij 2 Dux quartu Carnutj primus Marchio estensis, Rhodigij Gisordijq(ue) Comes 3, Carpi Principis, Provincia(ru)m Romandiole, Carfagnann 4 Dignin(tarius), Montisarguti ac Comm(a)chi D(o)m(i)nus S(erenissimus) essendo partito di Fer...il S(ign)or Cassano chiaus mandato a Noi dall(a) feliciss(im)a altezza [alt(i)ss(im)a et potentiss(im)a] del S(ign)or Sultan Selim, inviatosi per ritornarsene al suo S(ig)n(ore), giunse in Anco(na) alli X marzo, et ivi fermatosi tre giorni p(er) aspettar il m(omen)to favorevole se li è presentato p(er) quanto intendemo da lui uno certo Vicenzo de Scudi venetiano il quale ha mostrato esser mandato dal S(ign)or Duca di Firenze et p(er) quanto ci ha rifer(i)to detto S(ign)or Cassano si ha fatto precetto in voce sotto pena della disgratia di V(ostra) S(ignoria) Sultan Selim et del S(ign)or Rustam Bass(a) ch esso debba tornar n dietro [inanti di passar oltre] et andar al S(ign)or Duca di Firenze p(er) beneficio di sua Altezza et del detto S(ign)or Rus- 6 Endülüs Emevilerinden Beni Ahmer hükümdarý. 7 Ferdinand. 1 Modena kenti. 2 Reggio kenti. 3 Rodigo kenti ve (eþi Renata dolayýsýyla kendi egemenliði altýna aldýðý Fransa daki) Gisors kenti. 4 Garfagnano yöresi. 30

31 tam Bassa et perché no(n) ha parso al detto S(ign)or Cassano essendo mandato a posta per venir a noi et no(n) con altro ordine di ubbidir alle parole di p(redet)to Vicenzo, se prima non intende(v)a il n(ost)ro parere, egli è subito tornato a noi, eshibendosi di far quanto lo consigliaressimo in cio: prische havendo noi considerato ch(e) il p(redet)to precetto procedea più tosto da mera prosuntione di p(redet)to Vicenzo o per qualche suo particolare che da servitio ch egli pensasse di far... ^ S(ua) Altezza... a p(redet)to S(ign)or Rosta(m) Bassa, si ben ci siamo rimosso a q(ue)llo ch(e) altrui parea meglio di fare, nondimeno havendoci egli [in molta instanza] ricercato di dir il n(ost)ro parere [no(n) havemo voluto di...] siamo stato di opinion(e) che p(redet)to S(ign)or Cassano debba tornarsene al suo S(igno)re senza andar altro aviso ch essendo passato tra li soldati del gra(n) S(igno)re et q(ue)lli del Duca di Firenze q(ue)l ch(e) si sa l anno passato verso Piombino no(n) sapiamo si il S(ign)or suo overo il S(ign)or Rosta(m) Bassa si havessero p(er) male ch egli senza com(m)iss(io)n(e) da alcuno di essi havesse voluto andar a negotiar co(n) p(redet)to Duca di Firenze, in testimonio di ch(e) havendom(i) q(ues)to S(ignor) Cassano ricercato p(er) giustificatione sua presso il padrone le pre(sen)ti n(ost)re... patente(?) siamo stato contento compiacerlo, et così sarano sigillati del n(ost)ro consueto mediocre sigillo. Da(ta). Metnin özeti: 10 mart tarihinde Ancona kentine ulaşan ve Floransa ya doğru yola çıkmak için 3 gün boyunca uygun koşulları bekleyen, Kanuni Sultan Süleyman ın temsilcisi Hasan Çavuş un Floransa Dükü ile görüşmeler yaparak anlaşmasından kuşkulanıldığı için, Floransa kentine gidişinin engellendiği anlatılır. Hasan Çavuş un sözlerine bakılırsa, Vicenzo adında bir Venedikli Floransa Dükü tarafından gönderildiğini iddia ederek Ancona da beklemekte olan Hasan Çavuş un karşısına çıkar. Ancak Hasan Çavuş bu kente gitmek için emir almadığından, karar vermeden önce Este hanedanına ait belgenin yazarına akıl danışmayı uygun bulur. Belgeyi yazan kişi, Hasan Çavuş u Floransa ya gitmekten caydırdıklarını belirtir ve mektup böyle sona erer. Belge no. 6: 30 sayfa Kıbrıs savaşı ve Türkler karşısında Venedik deniz kuvvetlerinin faaliyetlerini anlatan belge (1570). İtalyanca yazılı metin, birden fazla, ancak düzensiz rapor içermektedir. Metinden anlaşıldığına göre, 180 kadırga, 11 kalita, 1 kalyon ve 5 gemiden oluşan Venedik donanması, 1570 yılının eylül ayında Kıbrıs a doğru yola çıkar. Bu donanmaya Katolik güçlerin (Vatikan ve İspanya) katılması söz konusudur. Ancak, süre uzar; Venedik gemilerinde hastalık ve ölüm başgösterir; kötü hava koşullarından ve yer yer yapılan çatışmalardan gemiler zarar görür. Bunun yanı 31

32 sıra, birden fazla kişiden emir almaktan hoşlanmayan Katolik yardım güçlerinin komutanları ile zaman zaman tartışmalar yaşanır. Lefkoşa nın düştüğü haberi gelince, Kıbrıs a gitmenin gereksizliği üzerinde tartışılır. Katolik güçlerden Venedik donanmasına eşlik etmeleri istenmektedir. Ne var ki, süre uzadıkça ve hava koşulları kötüleştikçe, bu isteği yerine getirme konusunda bir huzursuzluk ortaya çıkar. Kendisine yalnızca Amiral Andrea d Oria dan emir alması söylenen Sicilya Kralı nın 1 kardeşi Don Carlo, çıkan tartışmalardan sonra, general Marcantonio Colonna tarafından geri gönderilir. Osmanlı donanmasının zayıflamasını uman ve anî bir saldırı planlayan Venedik donanması, çok geçmeden boş hayaller içinde olduğunu anlar. Katolik yardım güçleri geri dönmek istemektedir. Sonunda, alınan karara göre, önce Kandiye ye, ardından da Zakinthos a kadar Venedik donanmasına eşlik edilecek, bu gemiler yalnız bırakılmayacaktır. Metinde adı geçen diğer komutanlar, Sforza Pallavicino, Jacomo Celsi, Sebastiano Veniero ve Don Cardona dır. Belge no. 7: 16 sayfa Amiral Andrea d Oria, Sebastiano Veniero, Marcantonio Colonna, Marco Quirini gibi önemli komutanların adının geçtiği ve Venedik donanmasının Kıbrıs taki askerî faaliyetlerine ilişkin rapor (1571). Arşiv kayıtlarında belge, Sebastiano Venier in, Venedik kuvvetlerinin Kıbrıs taki askerî faaliyetlerine ilişkin raporu (1571) olarak kaydedilmiştir. Ancak, belgenin incelenmesi sonucunda, yazarın Sebastiano Veniero değil, donanmaya ait başka bir komutan olduğu anlaşılmaktadır. Matbaa harfleriyle sureti: Ser(eniss)imo Principe, Anchor che io per lettere della Ser(eni)tà V(ostra) habbia inteso quella esser a pieno sodisfatta delle operationi mie, nell impresa del an(n)o passato, pur sapendo io che alcuni han(n)o publicato molte cose aliene dalla verità in pregiudicio mio, come quello che no(n) mi posso aquietar a questo, et che desidero che la Ser(eni)tà V(ostra) principalmente et questo ecc(ellentissi)mo Senato et pui tutto il resto del mondo restino intieramente chiari quale siano state le attioni mie, ho voluto oltre a quello che ho detto a bocca alla Ser(eni)tà V(ostra) darle ancho questa scrittura, nella quale si contiene la mera verità di tutto quello che si è operato nella predetta impresa, supplicandola a farla legger nel ecc(ellentissi)mo 1 Metnin ait olduðu 1570 tarihinde Sicilya, Ýspanya Krallýðý nýn bir parçasýdýr; sözkonusu olan, Ýspanya tahtýnýn Sicilya daki temsilcisidir. 32

33 Senato, et havermi per escusato s io sarò stato un poco longo, perché il negocio no(n) porta altrimente; saprà adunq(ue) la Ser(eni)tà V(ostra) che espedito ch io fui da lei p(er) andar sopra l armata con il carico di tutte le imprese che si havessero a fare in terra et con havermi ancho fatta gratia ch io havessi voto nel conseglio, me ne andai a Zara, dove era l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale con bona parte dell armata, dove ritrovai le genti che erano sotto la mia condotta, per le quali anchor no(n) erano giunte le armi che la Ser(eni)tà V(ostra) havea promesso de darle, ne finirono di giongier prima che un giorno e dua avanti la n(ost)ra partita di Zara, in bona parte ripartite sopra le galere, delle quali ve ne erano delle infettate, et sparse in varij luoghi, et che già cominciavano a morire, no(n)ostante ch io havessi supplicato l ecc(ellentissi)mo g(e)n(er)ale có mie lettere a no(n) ripartirle, sopra le galere fino alla mia giunta, acciò le havessi potuto riveder tutte insieme, et ordinarle meglio. Il che no(n) haveno potuto far in Rimini p(er) la gran fretta che mi era data di partirmi, et il simile ritrovai delle genti de gl altri collonelli che erano giunte. La prima cosa si attese a far le mostre facendo venir di mano in mano le galere con gli soldati che erano fuora, et mandandone in cambio loro via delle altre in quel mede(si)mo tempo. Né in questo tempo restai di racordare all ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale con quanto dan(n)o et pericolo stesseno tante galere unite nel porto di Zara et senza forte alcuna di exercitio. Non si tentò di far sorte alcuna d impresa per terra, perché, oltre l haver io le mie genti disarmate, quei luoghi che tenevano i turchi nel contado di Zara, oltre che son dentro a terra et l andarvi a tentarli con fanteria sola massime italiana et nova senza buona spalla di cavalleria, è cosa da pensarvi sopra, sono anche di maniera, che per battaglia di mano no(n) si può sperar di pigliarli, et oltre che le strade sono pessime p(er) condurvi artegliaria grossa, in Zara no(n) vi erano ne bestie ne altre cose necessarie per condurla, di maniera che per l impossibilità et no(n) p(er) altra cosa si restò di tentar quelle imprese; Del tardar nostro tanto a Zara, ne fu causa l aspettare che giongiesse tutta l armata con tutte le monitioni necessarie et l ordine della Ser(eni)tà V(ostra) di partirsi, che così diceva l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale haver in cómissione da lei; Partimo finalmente moltiplicando ogn hora più l infirmità et andamo a Lesena, dove si fermamo alquanti giorni, nel qual luogo si giuntorno con noi molte galere che prima no(n) vi erano, li ritrovamo anchor certe poche galere grosse et navi; mentre stemo li, l infirmità dell armata et li morti crescerono, di sorte che si cominciava a sentir qualche mancamento, si ne i Soldati come ne i galeoti; Partiti di Lesena andamo a bocca di Catharo, et lassamo di tenta(r) l impresa di Castelnovo, per no(n) esser ancho arrivate le monitioni necessarie alla espugnatione, per dubbio che l armata nemica no(n) ne sopragiongesse, et p(er) haver ordine l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale (come diceva) dalla Ser(eni)tà V(ostra) di no(n) tentar cosa alcuna qua in colfo, 33

34 per no(n) tirar qualche grosso corpo de nemici in Dalmatia, Quest(e) mede(si)me ragioni furono causa che passando p(er) andar a Corfù non si tent(ò) (a) Durazzo; Giunti che fussimo a Corfù, senza poter haver certezza dell ar(mata) nemica ne nuova delle XXIJ galere nostre che erano alla Cania con il ec(cellentissi)mo Marco Quirini al hora cap(itan)o del colfo, si attese a riveder le mostre de Soldati de quali, tra i già morti, et tra quelli che morirono mentre stessimo a Corfu, et li amalati, si trovò molto più mancamento di quello si credeva, Né minore e(ra) la strage tra i scapolli et galeoti, di sorte che nel primo consiglio che si fece di quello che si haveva a fare, proponendo l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale se si haveva a passar più inanti ò no, li Ec(cellentissi)mi Prov(vedito)ri et io stando il mancamento de galeotti, il no(n) saper dove fusse l armata nemica, la quale era più gagliarda de(lla) nostra, il non esser anchor giunte le galere grosse et (navi) con le monitioni per la guerra, et il non esser ancho venuto ad unirsi con noi il Ec(cellentissi)mo S(igno)r Marco Quirini con le sue galere di che si credeva fusse causa il s... che egli havess(e) dell armata nemica, et anche havendosi qualche speranza per le nuove che si havevano di presta unione con l armata Pontif(i)q(u)a et Cath(oli)ca fussimo di parere che p(er) al hora no(n) si passasse più inanti, ma si attendesse a rinforzar l armata de galeotti, mandandone ancho a pigliare oltre a quelli che si potevano cavar dall isola di Corfù alla Zafalonia al Zante, et anche in terra delli inimici, se ne fusse potuto havere, et persiò fu scritto alli Ec(cellentissi- )mi Rettori della Zaf(aloni)a et del Zante, che preparassero maggior numero de galeoti ch(e) fusse possibile et con queste lettere furno mandate due galere, delle megliori, con commisione in ogni modo di riportar nuova dove si trovasse l armata nemica, Tra tanto per non star in ocio, et per dar un poco di animo alli soldati, procurai d intender se li vicino vi fusse stata qualche impresa facile a riuscire, et da molti di quei greci mi fu preposta quella di malgariti, il che havendo io conferito con l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale et con il resto del cons(igli)o insieme con l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale Veniero al hora provisore g(e)n(er)ale dell isola di Corfù, et procurato di haverne informatione da più persone et separatamente l una da l altra, tutti affermorno il detto luogo de margariti esser no(n) forteza ma come una cosa lutana dal mare, dove si haveva a sbarcare poco più di due miglia, et bassissima di mure et senza fianchi, la strada d andarvi pianissima et facilissima, eccetto che li appresso al castello che vi era un poco di montata, ma che i turchi mede(si)mi l( )havevano fatta conciare, acciò che li carri vi potessero andare, et in soma impresa da hore non che da giorni, et di più si sforzavano persuadermi che fuse impresa da farsi con le scale sole senza condurvi artegl(eri)a, havuta questa informatione fu ragionato di mandar a riconoscer questo luogo, ma fu lassato di farlo perché mandandovi poca gente no(n) era altro che mandarli a manifesta perdita, mandandovene molto era proprio un avisar gli inimici de ciò che si voleva 34

35 far, acciò che si potessero provedere, et tanto più havendone tante informationi tutte conforme, così fu concluso ch io andassi con una bona banda di gente quattro pezzi di artegl(eri)a grossa et 45 Galere, con presuposto che fusse impresa de espedirsi in un subito, perché altrimenti no(n) si saria tentata, per no(n) haver anchor nuova dove si trovasse l armata nemica, anzi star in gran dubbio di essa; Hora essendo Jo andato a questa impresa col presuposto et modo ch io ho detto di sopra, et gionto al lito dove si havea a smontare, a punto nel levar del sole cominciai per non perder tempo (persuadendomi di potermi espedir quel giorno istesso) a far smontar le genti et l artegl(eri)a et di primo colpo no(n) trovai se no(n) certe poche bestie per condurla mancandomi il maggior numero di esse insieme con tutti li guastatori ch(e) mi havea promesso l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale, pur credendo io di trovar la facilità della strada che mi era stata detta inviai una grossa banda d archibusieri per serrare il detto castello, un altra parte ne mandai a certi passi dove dicevano che li poteva venir soccorso, et Jo con un altra banda havendo prima lassiati fatti dui squadroni et messa in ponto l artegl(eri)a acciò mi seguissero al meglio che si poteva, rispetto al mal ordine havevano di condurla fin a pie del monte dove si haveva a fermar con un squadrone fin a nuovo mio ordine, et l altro seguirmi per la strada ch io facessi, m incaminai insieme con l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale Venier che era meco per riconoscere il detto castello, et la strada che vi era, trovai ch(e) dal mare sino al detto castello vi erano setti miglia grosse italiane, la mittà di boniss(im)a strada et facile a condurvi l artegl(eri)a l altra mittà tanto sassosa et dirupata et con si stretti, che non solo l artigl(eri)a ma a pena li cavalli vi potevano andare, appresso al castello il quale era sopra un monte sassoso altissimo vi era una ascesa ta(n)to difficile che per menarvi artigl(eri)a vi saria voluto molti giorni, et un bonissimo n(umer)o de guastadori et spezzamonti et molta forza d huomini et d altri instrumenti necessarij a ciò, nessuna delle quali cose era con noi; Havendo io viste queste difficultà le quali (come ho detto) portavano molto tempo, ne mi parendo ragionevole un tanto tardare per no(n) haver nova dell armata nemica, (come ho detto sopra) la quale dubitavano che no(n) ci potesse sopragiungere all improviso, et anche per potere in quelli giorni che havessimo tardato quella impresa giungere tanta gente de nemici, et massime cavalleria in soccorso di detto loco stando la vicinità de molti Sangiachi, che co(n) la qual(ità) del sito, et con l agiuto delle genti del paese che haveriano havuto, saressimo stati a grandissimo pericolo di lassarvi no(n) solo l artegl(eri)a ma ancho la maggior parte se non tutta delle genti che era meco, la quale era il nervo di tutta l armata, et che perdendosi no(n) si poteva sperar di far più imp(re)sa alcuna ne in mare ne in terra, ne mi parendo ancho di tentare di pigliarlo p(er) battaglia di mano essendo il sito del castello dirupato da tutte le bande eccetto che da una sola, et essendo di bona alteza di mura et fianchegiato, et paren- 35

36 domi tropo grande il rischio al quale si prettevamo del dan(n)o che havevamo potuto ricever, rispetto al guadagno che si poteva sperare riuscendo l impresa; Havendo prima ragionato con l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale Veniero il quale era di animo che si fermassimo li quella notte sperando forsi che li nemici fussero per fuggirsene et p(er) abbandonare il castello come fecero a Sopotò, ma non mettendo io in consideratione speranze di cose di così poco fondamento, nè vedendo in che altro potesse giovare il nostro starvi quella notte, mi risolsi di no(n) voler passar più inanti in detta impresa, ma incominciai a far retirar le genti che erano venute meco al detto castello, nel meglior modo ch(e) si poteva, havendo prima mandato ordine che l artegl(eri)a ritornasse ad imbarcarsi, et al squadrone che era meco, che restasse in battaglia a piè del monte fin che tutto il resto della gente si fosse ritirata; così giunti dove eravamo sbarcati circa alle tre hore di notte rimasi il resto di quella notte in terra per voler la matina andar a ricuperar quella parte de soldati ch io havevo mandato a quei passi dove poteva venire il soccorso a gl inimici, poi che quei messi greci p(er) fargli ritirare se ne erano ritornati senza haver fatta l ambasciata per il dubbio che havevano d esser amazzati dalle genti del paese dalle quali insieme con certi cavalli turchi erano stati più volte quel giorno et quella notte detti soldati assaltati, di maniera che bisognò più tosto star in diffesa di se stessi che di quei paesi ove gli havevo mandati, li quali erano molto più di quello ne era stato detto, Venuto il giorno mandai il conte Cesare Bentivoglio b. m. 1 con una bona banda de genti per recuperargli, et Jo con il resto gli feci spalla fin dove mi parse bisogno, il qual conte gli recuperò havendo prima scaramuzzato con certi cavalli et pedoni de nemici, et così feci reimbarcar tutte le genti et me ne ritornai a Corfù non senza però haver havuto un pezzo che far, a far restar contenti di questa mia resolutione certa sorte de cervelli governati più presto dall appetito dalla poca esperienza delle cose che dalla ragione, dove fermato ch io mi fui 4 ò 5 giorni desideroso pur di operar qualche cosa in servitio della Ser(eni)tà V(ostra) essendosi proposte da quelli del paese l impresa de la Prevesa et S(an)ta Maura per facilissima, mi risolsi inanzi che si facesse altra deliberatione di andar in persona a riconoscer detti luoghi, Jl che feci in compagnia del Cl(ementissi)mo S(igno)r Prov(vedito)re Celsi, et trovai l una e l altra imp(re)sa riuscibile, ma a molto maggior forza di quella che si trovavamo noi, perciò che di X m(ila) soldati che furno imbarcati tra i morti li parte et l infermi de quali non se ne poteva valere, ne mancava un grandiss(im)o n(umer)o esseno anche la mortalità de galeoti de l armata et delli scapoli uguale et forsi maggiore di quella delli soldati alla rata, crescendo tuttavia questa nostra miseria, per queste nostre debolezze adonq(ue) lassamo di tentare l una et l altra impresa, et perché il Jl(lustrissi) 1 beata memoria oppure ben merito ( rahmetli veya saygýdeðer ). 36

37 mo cap(itan)o del colfo gionse dopo pochi giorni et si havea nuova che veniva il resto delle galere grosse con no so quante n(avi) con le monitioni, fu di novo messo in consulta quello si havea a far circa l andar inanzi con l intervento delli Cl(ementissi)mi S(igno)ri Baylo et Prov(vedito)re de l isola de Corfù et di tutti li fanò 2 et Colonelli che erano sopra l armata, nella qual consulta anchora che li Cl(ementissi)mi S(igno)ri Prov(vedito)ri Celsi Canale et certi altri et a me fusse piacciuto assai, che prima si fussemo partiti si fussero mandate a levar le ciurme dalla Zafalonia et dal Zante et anche dalle terre de nemici quelli che si fussero potuto haver et esser certificati che in quel mede(si)mo tempo fussero fatte le provisioni necessarie nell isola di Candia acciò che subito gionti no(n) havessimo a perder tempo ma operar qualche cosa in servitio della Ser(eni)tà V(ostra) affermando il Cl(ementissi)mo cap(itan)o del colfo che in Candia trovaressimo tutto quello havevamo bisogno, et in maggior quantità di quello potevamo desiderare, no(n) ostante che nel mede(si)mo tempo narrasse le molte difficultà ch egli havea trovato nel armar le XX galere ch(e) havea seco, vedendo il parer della maggior parte esser che si andasse inanzi, et massime nel Ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale affermando esser tale la mente de la Ser(eni)tà V(ostra) aconsentimo anchor noi a questa andata, nella mede(si)ma consulta fu anche rissolto che si dessero due galere delle megliori al Ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale Veniero acciò potesse con quella andar in Cipro come diceva desiderare, et per mio ricordo mi furno agionte due altre galere, che l accompagnassero in sino a Scarpanto, et che havuta qualche nuova certa del progresso de nemici la riportassero a Sua Ecc(ellen)tia così partiti Alli 23 di luglio arivamo nel porto della Suda, L ult(im)o del detto mese havendo levate per strada le ciurme della Zafalonia et del Zante, et anche certe poche delle terre de nemici, le quali però non agion(gev)ano a gran pezzo al mancamento delli morti et infermi ch ogn hora cresceva, di maniera che in 6 o 8 giorni che erano arivati nel d(ett)o porto della Suda si trovando in peggior termine che prima, et per maggior nostra miseria no(n) solo no(n) trovamo q(ue)lle gagliarde provisioni et quella buona disposition d animi che ci haveva detto il Cl(ementissi)mo cap(itan)o del colfo, ma pochissimo et quasi nissun principio di provisione, fuor che certo poco biscotto che havea fatto far il Cl(ementissi)mo S(ign)or Prov(vedito)re Mulla; di sorte che fu necessitato l Ecc(ellentissi)mo G(e)- n(er)ale a cominciar da capo per rinforzar l armata si d huomini da spada come da remo, ne meno trovamo nuova de l armata de nemici, perciò che l Ecc(ellentissi) mo G(e)n(er)ale Veniero non era andato in Cipro come havea detto d andare, ma a Nicsia 3, menando seco anche una di quelle galere che havevano da pigliar 2 fanale, lampione (fener). 3 Naxos (Nakþa). 37

38 lingua 4, et riportarla, essendo restata l altra per no(n) so quale mancamento che haveva in Candia, et per no(n) perder il tempo mentre si facevano queste provisioni, Jo proposi al ecc(ellentissi)mo g(e)n(er)ale che si rinforzassero bene 70 ò 80 galere ò quel più che ci fosse potuto, et con quelle si andasse nel arcipelago dove si fosse potuto far più danno alli nemici, et far quel tanto che il tempo et l occasione havesse portato a sua ecc(ellen)tia et quelli s(igno)ri del consiglio piacque questa opinione, ma mentre si voleva metter in executione sopragionsero lettere della Ser(eni)tà V(ostra) con la certezza della venuta delle armate Pont(ifi)ca et Cath(oli)ca, et ordine a Sua Ecc(ellen)tia che attendesse a rinforzar l armata d huomini da spada et da remo, Acciò che unite insieme queste armate si potesse senza perder tempo andar incontro agli nemici. Di maniera che lassando il primo pensiero Sua Ecc(ellen)tia voltò tutta ad attender a rinforzar l armata, et a questo effetto espedì il Cl(ementissi)mo Cap(itan)o del colfo con 20 galere accio che andando nell arcipelago procurasse di pigliar più huomini da remo che fusse possibile, alla tornata sua condusse da 300 huomini da remo essendosi insieme svaligiata l isola di Andro, con esser stato co(m)messo molte altre brutte cose, et condotte via molti giovani, come credo che la Ser(eni)tà V(ostra) havera inteso, cosa che non solo offese gli animi di tutti quei populi dell arcipelago, ma di tutti quei di Candia, ma di tutto il resto dell armata sua ecc(ellen)tia mandato via in diversi lochi per trovar gente da rinforzar l armata, et espedite due galere delle migliori che andassero alla volta di Cipro per portar nuova dell armata nemica, si rissolse di andar con la persona sua in Candia con 40 galere delle meglio in ordine, ove fin alhora non era stata fatta provisione alcuna di rilievo, lassando li Cl(ementissi)mi Prov(vedito)ri et me con il resto dell armata nel porto della Suda, con l istessa authorità ch lui have(va) acciò che havessimo a far nel territorio della Cania, et da quelle bande m(aggior) provisione d huomini che fusse possibile; Il carico di questo negocio dessimo noi al Cl(ementissi)mo S(igno)r Luca Michiel Solo, et questo per rispetto della poca intelligenza che era tra lui et il regimento della Cania, Perciò che quello che un faceva l altro lo disfaceva, Il detto S(igno)r fece ciò che pote, ma no(n) riuscirno le cose a gran longa a quello che ci era stata data intentione et che era il bisogno, perciò che molto più erano quelle che ogni giorno mancavano che quelle che venivano di novo, la cosa era ridotta in termine che volendo noi far certe exercitation p(er) disciplinar un poco quella parte d armata che havevamo in governo da 80 et ta(n)te galere che erano, a pena ne potevano uscire XXX dal porto, il resto p(er) il mancamento d huomini da remo che havevano no(n) si potevano movere dal luogo ove erano, passò tutto il mese de agosto in questi maneggi, nel fin del quale l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale ri- 4 prendere notizia (haber almak). 38

39 tornò di Candia, et in quel giorno istesso gionse l armata pont(ifi)ca et cath(oli)ca ad unirsi con noi; Il giorno seguente fu trattato in consiglio quello che si havesse a fare, nel qual cons(igli)o v intervenero ancho l ecc(ellentissi)mo s(igno)r Marc Ant(oni)o Collon(n)a(,) Il s(igno)r Gio(vanni) Andrea d Oria(,) li dui G(e)n(er)ali di Napoli et Sicilia(,) il Cl(ementissi)mo S(igno)r Prov (veditor)e Celsi, et a me no(n) pareva bene(,) ne servitio dell impresa l andare in Cipro, no(n) potendo andar di longo et coglier l armata nemica all improviso, per il mancamento che era nella nostra armata, non essendosi anchora finita executione alle p(ro)visioni preparate per rinforzarla, conoscendo la nostra armata la quale conveniva esser tarda, et per ciò di poco tempo per poter far fatti, atteso che anche il s(igno)r Gio(vanni) Andrea si lasciava intender di non poter star più con noi che eccetto il mese di settembre, saria infruttuosa per esser in poter del nemico il combattere ò non combattere, come meglio gli fusse tornato, et per esser impossibile a noi il smontar in terra et soccorrer Nicosìa ne meno fermarsi in mare per assediar quell esercito nemico che era sopra l isola, si per esser il detto esercito abondantissimo di vettovaglie, si anchor p(er) li mali tempi che si dovevano ogn hora aspettare, li quali quando fussero venuti no(n) si poteva aspettar altro che la total ruina della nostra armata, Qual impresa si havesse a tentare, havevamo tra noi diverse opinioni, le quali no(n) staro a racontare per no(n) esser tropo longo, rimettendomi alle scritture che sopra ciò sono state mandate alla Ser(eni- )tà V(ostra) Solo l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale et il Cl(ementissi)mo S(igno)r Prov(veditor)e Canale stavano fermi che si dovesse andar in Cipro mostrando una lettera della Ser(eni)tà V(ostra) con l ecc(ellentissi)mo Senato nella quale comandava che seguita l unione dell armata pont(ifi)ca et cath(oli)ca con la n(os)tra et rinforzata la n(os)tra armata di gente da spada et da remo si andasse a trovar l ar(ma)ta nemica, si profligasse et liberasse il regno di Cipro, in quel cons(igli)o no(n) fu concluso fermamente altro, salvo che si andasse in Candia et che si finisse di rinforzar la n(os)tra Armata più presto et meglio che si poteva, dove si saria dapoi fatta risolutione di q(ua)nto si havesse havuto a fare nel predetto cons(igli)o fu ancho deliberato p(er) ricordo del ecc(ellentissi)mo Collon(n)a et s(igno)r Gio(vanni) Andrea d Oria che il Cl(ementissi)mo Cap(itan)o del colfo andasse fin su l isola di Cipro acciò che in ogni modo riportasse nuova certa del progresso de nemici, poi che dalle due galere già mandate no(n) si havea potuto intender cosa alcuna di rilievo. Gionto ch(e) si fu nella città di Candia si attese dal ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale a rinforzar l ar(mata) più che si poteva, e fu fatto un altro cons(igli)o nel quale p(er)sistendo pur l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale in voler eseguir la com(m)issione della Ser(eni)tà V(ostra) la qual era interpretata da lui per ordine espresso di andar in Cipro, non ostante che fusse persuaso altrime(n)te con le ragioni dette di sopra dal Cl(ementissi)mo S(igno)r Prov(vedito)- 39

40 re Celsi et da me, li quali vedendo che l ar(mata) nostra no(n) era rinforzata come conveniva, ne vedendo anche co(n) questa andata come si fusse potuto eseguir la com(m)issione della Ser(eni)tà V(ostra) di romper l armata nemica et liberare il Regno di Cipro, non solo volessimo dir l opinione nostra a bocca ma darle ancho in scritto acciò fusse mandata alla Ser(eni)tà V(ostra) affermando il mede(si)mo l ecc(ellentissi)mo S(igno)r Marc Ant(oni)o Collon(n)a il S(igno)r Gio(vanni) Andrea d Oria e quelli altri s(igno)ri G(e)n(er)ali, essendo però la risolutione di tutti di seguirlo ovunq(ue) andasse; Fu in ultimo concluso che si andasse de longo in Cipro a ritrovar l ar(ma)ta nemica et così lassando ogni altro pensiero da banda, da tutti si attese a mettersi in ordine per questa andata, et perciò che il Cl(ementissi)mo Cap(itan)o del colfo il quale no(n) havea passato Scarpanto era già ritornato senza haver portato cosa alcuna di momento, fu di nuovo deliberato, che ritornasse fuori et che toccasse in ogni modo l isola di Cipro acciò si potesse saper qualch(e) certezza del progresso de nemici, cosa che sin al hora non si havea potuto saper, ma q(ue)sta volta anchor non passò l isola de Rodi, ne riportò cosa di più momento che la prima volta, di maniera che l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)- ale fu sforzato a mandar due altre galere delle migliori con metterci per capo il Cl(ementissi)mo S(igno)r Alovise Bembo di 6 m(ila) co(n) esp(re)ssa co(m)missione che no(n) ritornasse senza riportare notitia certa del esser de nemici, ritornò in quel mede(si)mo tempo il Cl(ementissi)mo S(igno)r Prov(vedito)re Canale il quale era stato mandato prima nel arcipelago con una banda di galere per haver huomini da remo, et ne co(n)dussò da 200 senza haver lassato in quel paese pur una minima querella della p(er)sona sua ne dell ar(mata.) Partimo di Candia et andamo a Scithia per levar certe genti p(er) rinforzar l ar(mata) et delli 5 mettersi in camino p(er) la volta di Cipro il che facemo alli 18 di Settembre con molta confusione et senza servar alcun delli ordini ch(e) erano stati dati del modo del camino, onde essendo gionti sopra l isola de Rodi parendomi che fusse cosa mal fatta et pericolosa il caminare in quel modo ne avertì l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale con una mia lettera la quale da l ecc(ellen)tia Sua fu mandata al ecc(ellentissi)mo Collon(n)a, et così la matina fu fatto cons(igli)o, nel quale fu rissolto quello si haveva a servare si nel caminare come nel combattere, il seguente giorno l ar(mata) stete ferma aspettando certe galere grosse et navi che no(n) erano gionte, et provò di mettersi in battaglia, nel qual atto si potè chiaramente cognoscer quanta inesperientia inobedienza et debolezza fusse nell ar(mata) della Ser(eni)tà V(ostra) et quello se ne poteva sperar se fussimo venuti alla giornata si come si vide anche un altra volta nel passar nostro a Modone, partimo l altro giorno alla volta di Castel razzo, et p(er) camino sopraven(n)e il Cl(ementissi)mo S(igno)r 5 di lì (oradan). 40

41 Alovise Bembo con doi caiori 6 che havea preso un voto et l altro con li huomini i quali ci detero nova della infelice perdita di Nicossia, nel tempo mede(si)mo ci sopraven(n)e una picolissima borasca la quale ne sbaratò l ar(mata) in più p(un)- ti, di maniera che fin a mezo l altro giorno no(n) potessimo trovar il g(e)n(er)al nostro il quale si si era salvato in un altro porto, et pur in quel mede(si)mo tempo che noi si riunimo co(n) sua ecc(ellen)tia ritornò il S(igno)r Gio(vanni) Andrea il quale no(n) era voluto star in alcun porto quella notte, ma se n era stato in alto mare, andamo li Cl(ementissi)mi S(igno)ri Prov(vedito)ri et Jo a ritrovar l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale nostro sopra la sua galera, il quale ci dete la nuova più particolarmente della perdita di Nicossia, et ci dimando il parer nostro sopra l andar o non andar in Cipro. Jo gli risposi che stando l ordine della Ser(eni)tà V(ostra) et del ecc(ellentissi)mo Senato il qual Sua Ecc(ellen)tia havea interpretato per ordine espresso di andar in Cipro, no(n) volevo parlargli sopra salvo attender ad obedire, il mede(si)mo dissero li Cl(ementissi)mi S(igno)ri Prov(vedito- )ri(.) Sua ecc(ellen)tia replicò che essendo sopragionta questa novità della perdita di Nicossia bisognava anchor pigliar nuovo cons(igli)o perciò che, no(n) vi era tempo di avisare sua Ser(eni)tà et aspettare altro ordine da lei, il che facemo, et a voce et in scritto come la Ser(eni)tà V(ostra) haverà potuto veder per le scritture che l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale crederò le habbia mandato, et acciò che la possa veder le mie di nuovo senza il travaglio di haver a far cercarle le ho fatto metter qui dietro a questa mia scrittura, così la prima come la seconda, l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)al nostro ci disse che voleva che andassimo su la galera dell ecc(ellentissi)mo S(igno)r Marc Ant(oni)o Collon(n)a dove si trovava il S(- igno)r Gio(vanni) Andrea d Oria et li dui G(e)n(er)ali di Napoli et Sicilia per intender il parer loro senza darle notitia del nostro, et così fu eseguito, il parer di tutti quei ill(ustrissi)mi S(igno)ri fu conforme al n(ost)ro cioè che non si dovesse continuare la nostra andata in Cipro come cosa infruttuosa ma voltarsi a tentare qualche altra impresa, come la Ser(eni)tà V(ostra) crederò ne sia stata informata dal ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale; Fatta questa rissolutione la notte seguente si mettesimo in camino per ritornar a Scarpanto al quale arivamo l altra notte, ma con l ar(mata) sbaratata in più parti da un siroco assai gagliardo che havessimo, riunitosi l ar(mata) nel porto di Tristano nella d(ett)a isola di Scarpanto, il s(igno- )r Gio(vanni) Andrea si lasciò intender di volersene ritornare sopral che passorno molte parole, et particolarmente fra l ecc(ellentissi)mo Collon(n)a et lui come so la Ser(eni)tà V(ostra) haverà inteso, La conclusion fu che l ar(mata) della Ser(eni)tà V(ostra) con l ecc(ellentissi)mo Collon(n)a si partì per l isola di Candia restando il s(igno)r Gio(vanni) Andrea in dietr(o) per non so quanti giorni, pas- 6 forse si può leggere caichi (belki «kayýklar» olarak okunabilir). 41

42 sati no(n) so che giorni giongessimo nella città di Candia, dove l ecc(ellentissi)mo General n(ost)ro deliberò andar per dar ordine alla sicurezza di quella città e di tutta l isola et al soccorso che si havea mandar a Famagosta, havendo però prima comandato che tutte le galere eccetto che certe poche ch egli havea ordinato che restassero seco dovessero andar nel porto della Suda ad aspettarlo, il che da parte delli M(agnifi)ci governatori sopra(det)ti fu obedito et da parte nó, il che è stato causa di far andar a traverso quelle galere che vi sono andate; In questo tempo gionse il s(igno)r Gio(vanni) Andrea et fermatosi lì non so che giorni prese licenza dal ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale et poi si partì; Mentre si stete in Candia il ch(e) fu più di quello che si haveria voluto per li mali tempi che ne tenero per forza, fu fatto consiglio molte volte ne quali principalmente si concluse la qualità del soccorso che si havea a mandare in Famagosta, et furno dati li ordini necessarij per l esecutione, si deliberò anchor di lassar in Candia et nella Cania più n(umer)o di soldati che si havesse potuto cavato però prima il soccorso di Famagosta, et insieme lassarvi molte monitioni et quasi tutto l apparato delle cose necessarie alla guerra che si era fatto, co(n) condittione però che dellj 7 provedessero alla Cania, la ellettione di soldati no(n) si pote farli cioè de quelli che haveano ad andare a Famagosta et a lasciarsi in Candia per esser le galere che erano sparse chi in quà chi in là, ma fu risservata di farla uniti che fussimo tutti nel porto della Suda, nelli predetti cons(igl)i fu trattato se l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)ale con tutta l ar(mata) o con la maggior parte d essa havea ad invernarsi nell isola di Candia ò no, da me fu contradetto a q(ue)sta opinione che havesse ad invernarsi parendomi che oltre che no(n) era altro ch(e) assediar quell isola di vetovaglie la quale ne havea assai poche, et il non esse(r) modo di poter rimetter in ordine l ar(mata) et supplire al gran mancamento che vi era, fusse proprio un necessitar l ar(mata) nemica ad invernarsi fuori, Il che quando fusse stato credevo fusse per esser con gran diservitio della Ser(eni)tà V(ostra) La mia opinione fu presa dalla più parte anchor che vi fussero qualche contrarij pareri, fu rissolto che Sua ecc(ellen)tia con tu(tt)a l ar(mata) se ne ritornasse in colfo restando però il Cl(ementissi)mo cap(itan)o del colfo con le galere ca(n)diote et le sforzate per pressidio di quell isola, fu anchor da me dato quell ordine che mi parve necessario circa la fortificatione di quella città, et particolarmente circa il for(t)ificar il sito di S(an)- to Demetrio che era stato lassato nella fortificatione fuori, il che però non credo che in parte alcuna sia stato fin hora eseguito, partì sua ecc(ellen)tia di Candia per andar alla Suda, havendo prima lassato che si cargassero tutte le monitioni ordinate sopra quattro navi che haveano a portar il soccorso a Fammagosta, Gionto alla Suda si sbarcò tutta la fanteria per ressignarla et pagarla, et ellegger quelli che 7 di lì (oradan). 42

43 si haveano a mandar per soccorso di Famagosta, et quelli ancho che havessero a restar nelli presidij de l isola di Candia, furno ricercati a uno per uno tutti li capitani vecchi che si contentassero di andar in Cipro, et tutti conformemente si rissolsero di non andare alle... d esser venuti per servir sopra l ar(mata) et non per andar in Cipro, et di più che le loro compagnie si trovavano tanto sminuite et tanto mal in esser che non vedevano come poter con esse far cosa che tornasse a servitio alla Ser(eni)tà V(ostra) et honor a loro, vista q(ue)sta loro renitenza, l ecc(ellentissi)mo G(e)n(er)al nostro per mio ricordo prese risolutione che si e- spedissero novi cap(itani) alli quali bastasse l animo di far le compagnie et acciò li potessero far fu preso partito di licentiar li capitani vecchi et che quelli genti si rimettessero secondo che più li piaceva con quelli novamente creatisi per andar in Famagosta come per il restar nell isola di Candia; fu anchor prohibito che alcun soldato fusse ricevuto sopra le galere et navi seno(n) quelli che havessero havuto la licenza da me; furno licentiati li capit(an)i vecchi con promettergli lo passagio et spesa sino in Italia, et a ciascun di loro fu concesso di poter menar diece homini seco delli parenti et officiali loro, Io presi cura di sotto scriver tutte le licentie loro nelle quali erano notati, non solo i nomi delli capit(an)i ma anchora delli soldati et officiali che menavano seco li quali tu(tti) furno portate al Cl(ementissi)mo S(igno)r Onfre Guistiano deputato da sua ecc(ellen)tia a far imbarcar d(ett)i capitani et soldati secondo le licentie da me, il n(umer)o di tutti questi che hanno havuto licenza da me ha passato di poco 600 homini, anchor ch(e) contra li ordini di sua ecc(ellen)tia et miei et senza saputa del ditto s(igno)r Onfre ne siano stati imbarcati molti altri di nascosto, chi per denari chi per altre cause, la causa che mi mosse a (raccoman)dar a sua ecc(ellen)tia di licentiar questi tali capitani con quel n(umer)o di officiali et soldati fu per no lassar la Ser(eni)tà V(ostra) agravata a pagarli lo stipendio loro, il quale rilevava una grandiss(im)a sum(m)a senza potersene servir in quel modo ch(e) erano in cosa alcuna, perché oltra le persone de capitani, il resto erano quasi tutti officiali a quali si dava grandissimo caposoldo senza haver a chi comandare ne chi governare, mentre si facevano queste rissigne 8, sopragionsero lettere del Cl(ementissi)mo s(igno)r Pier Hemo il quale era stato mandato da Sua ecc(ellen)tia con due galere con com(- m)issione determinata che havesse a riportar nuova certa dell armata nemica, anchor che fusse dovuto andar sino in Cipro, il quale havendo presi certi navili et havuta nuova certa de l esser de nemici avvisava la detta armata nemica giunta a Rodi, et spalmato et poi andata a Stampalia di dove rissolutamente voleva venir a trovarsi, gionte queste le(ttere) di ordine di Sua Ecc(ellen)tia tutta la gente rimbarcata di nuovo come meglio si pote per la freta che si haveva, si riducemo alla 8 rassegne (incelemeler, deðerlendirmeler) 43

44 bocca del porto in quel miglior ordine che si poteva per diffendersi quando fussimo stati assaltati, et in questo tempo gionse il ditto Cl(ementissi)mo S(igno)r Piero il quale affermava a bocca quanto havea scritto, fu stato conseglio di quello si havea a far, co(n) intervento no solo dell ecc(ellentissi)mo Collon(n)a del g(e)n(er)ale delle galere di Malta di tutti i senò 9 dell ar(mata) ma di molti altri Senatori che si trovavano sopra la detta armata, et perché alhora no(n) si pote concluder cosa alcuna fu riordinato il conseglio ameza notte, nel quale fu rissoluto da quasi tutti quelli che vi si ritrovorno che fusse bene rispetto alla debolezza et disordine della nostra armata a partir li la matina et ridurla nel porto della Cania, et li apresso, et quanto prima Sua Ecc(ellen)tia si partisse con detta armata, et se ne ritornasse in colfo, et acciò che lo potesse far più espeditamente, io mi offersi di restarmene in dietro con tre altre galere apresso la mia, et non mi partir sin ch io non haverò espedite et imbarcate tutte le genti per il soccorso di Famagosta, et quelle anchora che havessero a restare nelli presidij di Candia, con questa rissolutione partì l ar(mata) nostra la matina per la Cania di dove Sua Ecc(ellen)tia dato ordine a quelle cose che si havea a dare partì insieme con l ecc(ellentissi)mo Collon(n)a rimanendo io ne la Cania per eseguir quanto era stato ordinato, le rissegne di questi soldati furno fatte per mano del Cl(ementissi)mo Prov(veditor)e della Cania et conte Ludovico nil mercato alli quali sua ecc(ellen)tia ne havea dato il carico, et del Collonello Lanbeccari messovi da me intervenendovi anchor per la più parte alle ras(segne) di quei soldati che havevano ad andar a Famagosta, l ecc(ellentissi)mo Generale Veniero et il s(igno)r Pall(avici)no Rangoni il n(umer)o de quali che havevano ad andar a Famagosta fu da 1700 in circa, Quelli che haveano da restar sopra di Candia da 800 gente veramente assai buona, ma che haveria potuto ess(ere) meglio in ordine, et che havea patito assai; Queste genti furno imbarcate sopra le galere candiote et sforzate et ch(e) restavano per pressidio di quella isola, et consignate al Cl(ementissi)mo Cap(itan)o del colfo acciò le conducesse alle navi sopra alle quali havevano ad esser imbarcate et condotte a Famagosta, le quali erano restate in Candia lassando però in Candia quelle che erano deputate a restarvi, si come ancho v era restata un altra parte per pressidio della Cania; tutte queste genti furno date sotto l obedienza del ecc(ellentissi)mo Veniero in caso che fusse voluto andare a Famagosta, altrimenti che havessero a star a l obedienza del Cl(ementissi)mo Cap(itan)o delle navi essendo già morto il s(igno)r Pall(avici)no Rangoni, perché tale era l ordine lassatomi da Sua Ecc(ellen)tia espedite q(ue)ste cose et dato anche quel ordine che mi parve necessario alla reparatione della Cania, mi partì con le tre galere lassatomi, et me ne veni de longo a Corfù dove trovai Sua Eccellenza gionta no(n) so q(ua)nti giorni inanzi 9 forse si può leggere signori (belki «beyler» olarak okunabilir). 44

45 dove havendo dato ordine di tutto quello che si havesse a far per la reparatione di quella fortezza, ne vedendo in che poter più servir in quel luogo no(n) vi rimanendo gente con che farlo, et essendo già partito da Corfù l ecc(ellentissi)mo Collon (n)a pregai S(ua) Ecc(ellen)tia che si contentasse ch io me ne venisse sino a Zara p(er) riveder(e) le cose di Dalmatia et aspettar li l aviso di q(ua)nto mi comandasse la Ser(eni)tà V(ostra) mi partii con questa intentione da Corfu et me ne veni co(n) diversi successi sino a Lesena, dove trova(n)domi aggravato dell infermità la quale è nota alla Ser(eni)tà V(ostra) mi fermai molti giorni, poi me ne veni a Zara come havea ordine da q(ue)lla, per dar q(ue)lli ordini c(irc)a alla fortificatione di quella città che fussero convenuti, come feci al meglio che potei, no(n) mi potendo levar di letto, ragionando di tutto quello che faceva bisogno col Cl(ementissi)mo Prov(veditor)e Foscarini g(e)n(er)ale di Dalmatia, Il che haveria ancho fatto col s(igno)r Giulio qua(n)do fosse stato in termine che si havessimo potuto parlare; et lassandovi secondo l ordine della Ser(eni)tà V(ostra) Genesio ingegniero informatissimo di tutto quello che si havea da far, partito da Zara me ne son venuto di longo a Venetia restando aggravato di modo che fin hora no(n) ho potuto in modo alcuno venir in persona a far riverenza alla Ser(eni)tà V(ostra) et darle conto delle attioni mie, come continuamente è stato il mio maggior desiderio(.) Dat In Venetia... XXVİJ Aprile M. D. LXXJ Metnin özeti: Belgeyi kaleme alan ve görevli olarak Venedik donanması ile Akdeniz e açılan komutan, dönüşte, karşılaştığı durumları Doc a rapor eder. İlk olarak donanmanın bir bölümü ile Zara ya gider, burada donanmanın geri kalanını beklemeye koyulur. Doc un kendisine göndereceğini söz verdiği gemiler, donanmanın Zara dan hareketinden ancak bir - iki gün önce oraya varabilir. Böylesi çok geminin Zara limanında birarada uzun süre bulunmasını sakıncalı gören komutan, Lesena ya doğru yola çıkar. Gemilerde hastalık başgösterir ve ölüm olayları gitgide artar. Lesena dan Catharo ya gidilir. Castelnovo yu ele geçirme plânlarından vazgeçilir, çünkü gerekli silâh ve askerî teçhizat henüz kendilerine ulaşmamıştır. Düşman kuvvetlerini Dalmaçya ya çekmemek için körfezde hiçbir girişimde bulunulmaması kararı alınır ve Korfu ya gidilir. Burada asker toplamaya başlanır ve Kefalinia ile Zakinthos adalarından da insan gücü sağlanmaya çalışılır. Düşman donanmasının nerede olduğu yolunda bilgi edinmek üzere iki gemi gönderilir. Bu arada askere moral vermek için basit bir girişimde bulunmak istenir ve pek koruması olmayan, kolayca ele geçirilecek bir yer bulunur. Ancak, az asker göndermenin onları ölüme sevketmek olacağı; çok asker göndermenin ise düşman kuvvetlere saldırı amacını açıkça belli etmek anlamına geleceği düşünülür

46 gemi ve 4 batarya ile raporu yazan komutanın gitmesine karar verilir. Ancak, umulduğundan daha güçlü çıkan kale ve çevredeki kasabalar, onu Korfu ya geri çekilmek zorunda bırakır. Asker kaybetme korkusu ile başka girişimlerde bulunmaktan da vazgeçilir. Gemilerin geri kalan bölümünün gerekli askerî teçhizat ile gelmekte olduğuna ilişkin bir haber ulaşır. Girit adasına gidilip gerekli malzemelerin oradan sağlanacağı yolunda karar alınır. General Veniero ya Kıbrıs a gitmesi için iki kalyon verilir; yazarın emrindeki donanmaya da iki kalyon eklenir. Bu son iki gemi Kerpe ye kadar gidecek, düşman kuvvetleri hakkında bilgi topladıktan sonra bu bilgileri Doc a aktaracaklardır. 23 temmuz tarihinde Suda limanına ulaşılır. Zakinthos ve Kefalinia dan asker toplanmıştır, ancak bu kişilerin sayısı hasta ve ölüleri telâfi etmeye yetmez. Suda ya gelindiğinin haftasında durum öncekinden kötüdür; umulan malzeme ve moral Kerpe de bulunmamıştır. Donanmanın yeniden güçlendirilmesi gerekmektedir; düşman hakkında bilgi de henüz elde edilememiştir. Bunun üzerine, general Veniero Kıbrıs a gitmekten vazgeçer. Yazar ise kalyonu güçlendirip takımadalara gitmeyi önerir, burada düşman daha büyük zarara uğratılabilecektir. Yapılan toplantıda öneri kabul görür, ancak bu arada Venedik Prensliği nden takviye güçlerin geleceği ve beklenilmesi yolunda emirler içeren bir mektup gelir. Yazar, Andros adasının yağmalandığından; kendisinin ve bazı yöneticilerin Suda da kaldığından; eldeki 80 kalyondan ancak 30 adedinin, kürekçi yetersizliği nedeniyle, limandan çıkabildiğinden söz eder. Tüm ağustos ayını harekât hazırlığı ile geçirdiklerini kaydeden yazar, aynı gün hem Katoliklerin donanmasının kendileriyle birleşmek üzere geldiğini, hem de Girit e giden generalin geri döndüğünü belirtir. Kıbrıs a gitmek için zamanın uygun olmadığı kanısındadır. Ancak Venedik ten gelen mektup ışığında toplanan konsey, Kıbrıs a donanmayla gidip, Ada yı kurtarmak amacındadır. Metinden anlaşıldığına göre, yazar ve bazı generaller bu görüşte değildir; donanmanın yeterince güçlü olmadığını ve düşmanı yenemeyeceğini düşünmektedirler. Düşman donanmasının gerçek gücünü öğrenmeye yönelik tüm girişimlerin sonuçsuz kaldığı, bu durumun yazarı tedirgin ettiği anlaşılmaktadır. Rodos adasına kadar gelinir, ancak yazara göre pek temkinli bir ilerlemeden söz edilemez. Yazar durumu yazı ile bazı generallere bildirir. Bunun üzerine toplantı yapılır. Bu arada, girişilen çarpışmalardan askerî güçlerinin ne denli zayıf olduğu ve askerlerin deneyimsizliği ortaya çıkar. Modon dan geçilir ve Meis adasına doğru yol alınır. Lefkoşa nın Türklerin eline geçtiği öğrenilir ve kopan fırtınada gemiler büyük zarar görür. Generallerden biri karaya çıkmak yerine denizde kalmayı yeğler; bir diğeri ise bir limana sığınır. Yine Kıbrıs a gitmek veya gitmemek sorusu gündeme gelir. Tüm generaller gitmekten vazgeçerek bunun yerine başka bir girişimde bulunmayı yeğlediklerini açıklarlar. 46

47 Böylece (önceki gece geldikleri Kerpe yönünde) geri dönüş yolculuğu başlar. Ancak çıkan güçlü bir rüzgâr yüzünden ne yapmaları gerektiği konusunda bir kez daha toplantı yapmaları gerekir. Giovanni Andrea birkaç gün kalıp beklemeyi yeğler; general Colonna ise Girit e hareket eder. Yazar kaç günde Girit e ulaştıklarını bilmediğini belirtir. Bu kentin güvenliğini sağlama ve Magusa ya yardım gönderme konuları gündeme gelir. Gemilerin bir bölümü generali beklemek üzere Suda ya gönderilir; bazı yetkililer bu emirlere uyar, bazıları ise uymaz. Bu arada Giovanni Andrea döner, izin alır ve yeniden yola çıkar. Kötü hava koşulları yüzünden Girit te umulduğundan daha uzun süre kalınır. Magusa ya gönderilecek yardım konusunda birçok toplantı yapılır ve yardımın gerçekleşmesi için gerekli emirler verilir. Ne kadar askerin Girit te kalacağı, ne kadarının Magusa ya gönderileceği uzun uzun tartışılır, ancak gemiler değişik yerlere dağılmış olduğundan, karar istendiği gibi gerçekleştirilemez. Bir generalin tüm donanma veya donanmanın bir bölümü ile Girit te kışı geçirip geçiremeyeceği tartışılır. Yazar, kışı Girit te geçirmeye karşı çıkar ve görüşü toplantıda kabûl edilir. Ardından yazar, Girit in güçlendirilmesi emrini verir. Ancak raporunda bu emrin daha yerine getirilmediğini belirtmektedir. Magusa ya yardım etmek üzere dört gemi, top ve cephane yüklenerek adaya gönderilir. Suda ya varınca, piyadelere paraları ödenir; Magusa ya gidecek olanlar ile Girit te kalacak olanlar ayrılır. Kıbrıs a hangi eski kaptanların gitmek istediği araştırılır. Ancak artık hiçbiri Kıbrıs a gitmek düşüncesinde değildir; gemilerde görev yapmak üzere geldiklerini; güçlerinin azaldığını ve bu şekilde başarısız olacaklarını düşündüklerini söylerler. Bunun üzerine, eski kaptanların görevlerine son verilir, ancak İtalya ya dönüşlerinin sağlanacağı belirtilir. İsterlerse yanlarında (akraba veya birlikte çalıştıkları kişiler arasından) on kişi götürebileceklerdir. Bu kişilerin kaydını tutma görevi, yazara verilir. Gemilere - bu kişilerin dışında kalanların - izinsiz binmemesi emredilir. Gemilere bineceklerin sayısı altıyüzü biraz geçer. Bir süre sonra, birçok kişinin gemilere izinsiz bindiği anlaşılır. Denize açılınır, ancak düşman gemilerin saldırısı ile karşılaşılır. Bunun üzerine yapılan toplantıda yazar üç kalyon ile Girit te kalmayı, Magusa yı kurtarmak için gerekli askeri adaya göndermeyi önerir. Böylece, bir kısım asker Girit te kalır. Magusa ya yaklaşık bin yediyüz asker gönderilir, Girit te ise sekizyüz kişi kalır. Tüm bu askerler, gerekirse Magusa ya götürülmek üzere, general Veniero nun komutası altında bırakılır, zira bu arada bir üst düzey yetkili ölmüştür. Yazar, Hanya nın onarımı için gerekli talimatları verdikten sonra, üç kalyon ile yola çıkar ve Korfu ya varır. Korfu kalesinin onarımı için gerekli emir verilmiştir. Ancak bu işi yapacak insan bulunmadığını belirten yazar, Zara ya gidip gelecek talimatları orada beklemeyi yeğlediğini bildirir. 47

48 Lesena ya varınca hastalanır; uzun süre burada kalır. Sonunda Dalmaçya kıyılarında Zara ya ulaşır. Kentin güçlendirilmesi için gerekli emirleri verir, ancak ayakta duracak hâli kalmamıştır. Zara da uzun süre kalmadan, Venedik e geri döner. Hastalığı tam olarak geçmediği için raporunu sözlü olarak sunamayıp, yazılı olarak gönderdiğini belirterek, yazısına son verir. Öyle görülüyor ki yazar, Girit adasının başkenti Kandiye kentinin adını tüm adayı belirtmek için kullanmıştır. Ada nın batı bölümündeki en önemli kent ise Hanya dır. Belge no. 8: birlik ile ilgili rapor. İspanya kralı II. Filip ile III. Emanuel arasında kurulan Raporun tarihi 1581 olabilir; kayıtlarda yanlışlıkla 1981 olarak gözükmektedir. Metin 193 numaralı zarfta değildir; arşiv kayıt defterinde belirtilen 346 numaralı sayfada da yer almamaktadır. Belge no. 9: 7 sayfa Sultan III. Mehmet in oğlunun At Meydanında yapılan sünnet düğününü ayrıntılı olarak anlatan rapor (1582). Aynı konu için bakınız belge no. 27. Matbaa harfleriyle sureti: Lug(lio) Diedi conto à V(ostra) S(ignoria) di quanto era seguito nella piaza dell Hypodromo fin sabato notte del passato, et hora continuerò et resto fin questo dì. Dominica à dieci andorno l Amb(asciato)re et Bailo venet(ia)ni alli Bascià, che erano nel palio loro all Hypodromo; et fatto gli uffizij che si dovevano con lor S(igno)rie et havuto grate corrispondenze, venimmo al n(ost)ro paleo, ove fu portato l ordinario mangiare di galline, castrato, agnello, rosti e lessi, risi acconci in diverse maniere, alcune cose di pasta melate, et altri condimenti a lor uso, et sorbetto per bere, ut che fu continuato sempre fino à dieci di questo, che cessò il mangiar pubblico; Vedemmo molte corrarie 1 di cavalli barbari, molte musiche à loro uso, che apresso di noi sono sgarbatissime; uno, che havendo asceso una lunga antenella; nel venire à bassa à mezo camino, cade et si struppiò tutto; si diede da mangiare al popolo come di sopra; et nel fine si vide la caccia di porci, lupi, lepri, et volpi, che fu molto godevole, la notte si fecero fuochi et s abbruciorno tre gran castelli con molti altri fuochi artifitiali. Li 11 il lune mat(ti)na si diede da mangiar nella piaza publica, nel modo à punto detto di sopra à tutti li spachi con li capi loro al n(umer)o di 4 m(ila) à quali era accomodato sotto le sud(det)te 1 lo scorrere (hýzla geçiþ). 48

49 tende l istesso ordine di vivande, che ho descritto nell altra parte et con l istessa maniera da loro espedito. Comparvero doppo mezzo dì in campagna cento cavalieri parte vestiti di Deli, parte con liurie 2, e parte nel modo di Rumelia; questi corsero un dopo l altro à questo modo. Era nel mezzo dell Hypodromo piantato un antenna molto longa, con un pomo dorato nella cima di essa, e da l una parte et l altra pur à dretturá erano piantati due mano di taglieri con un poco di nero in mezzo sopra bachetti alti da terra sei quarti; et all incontro di esse stava steso in terra un busto di legno fingendo un huomo, li quali segni era(no) distesi per ordine l uno da l altro un buon trar di mano, correva il cavaliero per drèttura di questi segni, et nel principio del corso messe mano alla spada, tirò un colpo al busto et subito rimessa al suo luogo tirava una freza in alto al pomo dell antenna, et poi subito ripresa un altra dal carcasso la tirava all altro segno, quasi vicino al fin del corso, il che fu fatto da tutti sempre a tutta corsa, poi corsero con le freze solam(en)te trahendo nel primo segno la prima, et con presteza repigliando un altra la traheva nell antenna, et poi faceva il medesimo nell ultimo segno, sempre à tutta briglia, et ritornaro(no) à far li stessi effetti, con la mano sinistra. Corsero poi col scudo; alcuni trahendo le frezze con la destra, trahevano il scudo con la sinistra; et rimettendo il scudo nella destra, tiravano la frezza con la sinistra, facendo questi effetti in una corsa contin(ua)ta et altri con la spada et con la frezza, rimettendo il scudo alla destra, e alla sinistra faceva(n) cose maravigliose; altri poi doppo tratta la frezza missero mano alla spada, et levandosi da cavallo toccavano con un piede la terra, et tiravano un colpo, et rimessisi subbito a cavallo con molta destrezza, tiravano un altra frezza al segno nel fine del suo corso, il che facevano così dalla parte destra come sinistra, et certo che poche erano le botte, che andassero fallite, havendo alcuni in una corsa accolti tutti i segni, eccetto il pomo, ma gli furono molto vicini, si come molto furon buone quelle botte, che correndo un doppo l altro avanti il segno si voltavano con la vita indietro, e tiravano le frezze di dietro cogliendo il segno con molta maraviglia d ogn uno. Erano poi dui sopra un cavallo i quali nel mezzo della corsa smontavano l uno di quà e l altro di là tenendosi con la mano all arcione, e toccata la terra col piede havendo l altro in staffa si rimettevano a cavallo tutti duoi con tanta agilità; e accomodam(en)to che parevano un solo, dui altri in più corse fecero cose maravigliose, chi stando dritti in piedi su la sella trahevano dardi; e poi con la testa su la sella et con li piedi in alto, et facendo delle tombole da groppa in sella, et di sella in groppa fornivano sempre le corse sempre à tutta briglia et hebbero molti donatini quelli che si portorono così honoratam(ent)e da S(ua) M(aes)tà che è stata sempre intenta à tutte queste cose; si diede secondo l ordinario da mangiare al popolo, stendendo 2 forse si può leggere livree (belki «üniforma, özel kýyafet» olarak okunabilir). 49

50 in terra gran quantità di cadinetti di risi, con un pan sopra, et poi le stuore per la longheza di la piaza con carne di manzo in pezi di sopra, e à suon di trombe e tamburi tutto il popolo si dava all arma et alla rapina, che in un subito levavano il tutto, il che si ha continuato fare dal principio di queste feste fin alla fine a questo modo(.) La notte si fecero li medesimi fuochi detti di sopra fin all hore 5 di notte, alli quali è stata sempre presente S(ua) M(aes)tà et la piazza et li palchi sempre pieni di gente. Li 12 il Martì comparvero gl istessi cavalieri doppo il mezzo dì, i quali divisi in due cornette l una con banderuole rosse et l altra con Zalle 3 fecero nella detta campagna molte mostre, caraguoli 4 et altri effetti cavallereschi, s accomodarono per lungo il campo di quà et di là in lunga righa, et spronati li cavalli passavano nel medesimo ordine in righa l uno tra mezzo a l altro senza confusione, tenendo una bacchetta con la mano alta in guisa di ferirsi, si messero doppo haver consumato molto tempo in questi effetti, à tirar d arco et à far l istesse cose di hieri, si diede il mangiare ordinario la sera, et la notte essendo state fin(i)te le sette torri che sono nel fine di questa città dalla parte di ponente le abbrugiorno una doppo l altra contanti fuochi artificiati che pareva che l aria ardesse d ogni canto, ci fu la festa dell Agà di Janizzari. Li 13 et 14 perché non comparve in piazza cosa alcuna non dirò altro, se nonchè questo giorno si diede da mangiare la mattina sotto le tende nel med(esi)mo ordine detto di sopra à tutti li bombardieri, topighi, et altri della militia al n(umer)o di 3 m(ila) persone con il medesimo n(umer)o di vivande, et la sera poi si diede l ordin(ari)o mangiare al popolo, ma la notte si fecero molti fuochi tra quali fu abbrugiata una montagna fatta fare dal Cap(itan)o del mare alli schiavi; questa era alta una picha et più, portata nuda in un canto della piazza, et in detto loro coperta, et fornita pian piano di tutti li fuochi che gl andavano, i quali furon veram(en)te in grandis(si)ma quantità, ma fecero pocha riuscita, rispetto all expettatione che si haveva di essa, perciò che essendo condotta in mezzo la piazza da schiavi, che finsero esser tirata da dui serpi se gli diede il fuoco à due hore di notte, che in un subito l accese tutta, et li fuochi tutti senza niuno intervallo di tempo si sparsero con tanta furia, che empì la piazza et l aria tutta di fuoco, et si consumò subito et si abbrugiornò delli altri castelli che riuscirono meglio, et alcuni huomini finti à cavallo, ma pieni di fuocho artificiato si cacciavano tra le genti, et le rocchette et altri fuochi, ch erano accomodati in essi facevano tra loro il suo corso. Si vide apparir poi un gran padiglione nel mezzo della piazza tutto di fuoco talm(en)te unito insieme, che non eccedeva la sua forma, et era così limpido et chiaro, che diede molto appiacere all occhio; et essendo durato per un quarto d hora s estinse subito. Il sabato li 16 fu data da disna- 3 gialle (sarý). 4 caracolli: conversioni; rivolgimenti di truppe a cavallo da imo a sommo (atlý birliklerin savaþta saldýrý durumunda uyguladýklarý stratejiler; atlý birliklerin gidip-dönmeleri). 50

51 re 5 nella piazza sotto le sud(det)te tende, che erano per ogni due mattine drizzate, et poi levate dalli schiavi christiani del S(ulta)n(o), al capitano del mare, alli fanò 6, alli provigionati in mare, et à tutte le sue genti, che fu bellis(si)mo da vedere per l ordine che si tenne nel dispensar le vivande, come fu detto di sopra, et per la quantità delli invitati, che eccedevano il n(umer)o di 5 m(ila) à quali fù suministrata molta robba da mangare, ne vi avanzò cosa alcuna. Il doppo disnare fin sera non si vide altro, che molti à far giochi di mano, et altre momarie di Zaratani 7, si come anco passò la domenica li 17 senza alcuna cosa degna di scrittura, si diedero le ordinarie mangie al popolo, et si fecero gl ordin(a)rii fuochi artificiati di notte, tra quali si vide un bellissimo effetto di due gallere grandi com una gondola, che con fuochi artificiati combatterono per più d un hora insieme, con così bell artificio, che diede al popolo grandissimo appiacere, p(er)che essendosi a pocho à pocho avvicinati, si vide, che l una vinse l altra in modo tale che l arse tutta, et questa vittoriosa fece poi con i fuochi molta allegria, il che è seguito sotto il poggio del Sig(no)r che è stato tutte le notti assistente a questi fuochi non ne perdendo alcuno, di quali più che d ogn altra cosa ne sentì grandissimo appiacere et contento. Il lunì li 18 doppo l haver dato da disnare sotto le tende al n(umer)o di 4 m(ila) persone comparvero in campagnia cinquanta huomini del Beglierbei della Grecia à cavallo parte armati, e parte nó i quali doppo haver corso l anello che era piantato sopra una bacchetta alto da terra sei quarti, corsero l un contra l altro à campo aperto con le lancie con le grappelle, et con le targhe grandi fatte in ali à modo loro nelle quali nascondevano tutta la vita, et ricevevano con esse la botta della lancia, corsero come dico al n(umer)o di 30 di questi tutti senza elmo, et alcuni ancho à capo nudo ad uno per uno ma non si vide botta alcuna da cavaliere, et havendo corso cinq(ue) mano nè gl ultimi s urtarono li cavalli spalla con spalla in modo che caderono tutti in terra, et uno d essi restò ferito, gl altri poi non fecero botta di considerazione, perché apena si toccavano; finite queste corrarie si diede la mangia ordinaria, et poi il S(igno)re stando nel poggio gettò danari, ove concorse popolo infinito, gettò delle tazze d argento al n(umer)o di 30, et al n(umer)o di 4 m(ila) ducati in aspri, et saini da 5 > 1/~ l una 8, l istesso fecero la madre et la moglie nell altro poggio, et fu con grandissimo applauso del popolo. Li restanti giorni fino alli 7 di luglio, per ché non seguì cosa che si possi almeno aguagliarla alle pred(et)te mi è necess(ari)o passarle con brevità, oltra quanto è stato fatto da quel turcho che scrissi nelle precedenti, che fece prova di leccare il 5 da desinare (yiyecek). 6 fanali, lampioni (fenerler). 7 buffonerie dei ciarlatani (þarlatanlarýn yaptýðý komiklikler). 8 può indicare peso o misura (aðýrlýk veya ölçü ifade edebilir). 51

52 ferro affocato. Costui essendosi ignudo disteso interra con la pancia in sù, fu portata da otto huomini con le stanghe una gran pietra, et gli fu posta sopra la pancia, la quale sopportò tanto, che tre, e quattro huomini passorono di sopra via dall una parte all altra, et si giudica che vi fusse tra le sue gambe alcuna cosa che la sostenesse, perché si vedeva, che mentre gl huomini salivano sopra ella si piegava verso là dove montavano e smontavano, ma con tutto ei fu posta elevata così subito, che da niuno è stato affermato haver veduto cosa alcuna; gli fu posto poi sopra la pancia un gran Zocho 9, et con le mannare 10 da dui turchi fu fatto in pezzi. Oltra questo tutti questi giorni, e anco li precedenti comparvero all Hippodromo tutte le arti di questa città di Const(antinopo)li et di Pera quanto più pomposam(en)te che puotero vestiti d oro et di seta, e massime gl orefici li gioiellieri, quelli del beristino, et altri simili artisti, erano ornati di molti ori, e gioie, et massime li putti perciò che cadauna di queste arti havea da 500/fin 1500/e 2000 putti tutti benissimo vestiti et adornati di perle e gioie nel modo a punto che si vedono li...il giorno del corpus D(omi)ni, in quelle che vi intervennero li greci, come gli orefici, li sarti, li mercanti di vino, li taverneri, le maestranze di murari e marangoni 11, pescatori et altri simili, erano per tre, quattro in cinq(ue) mille huomini per arti, tutti vestiti alla curta di rosso, con berretti... nel modo di quei della Rumelia, con arcobuso et samitarra 12 di che erano stati accomodati da Jannizari, come genti più d ogn altra da loro amata, dicendo esser del sangue portavano tutte queste arti dui etri soleri 13 per una, sopra i quali si essercitava l arte sua, questi circondavano tutta la piazza, poi affermatisi dinanzi il palazo del S(ign)or che stava sempre presente nel suo poggio per vederli, cantavano le sue lodi, et poi offeriva à S(ua) M(aes)tà quello bello e più diligente che usciva dalle mani loro, cadaun arte per l opera sua, a quali era poi mandato dal S(ign)or due e tremille aspri in donativo; e il poggio ch io dico cop(er)to di sopra di piombo à mezza piramide, et ha dinanzi et dalle bande vedri in modo che poco si può vedere S(ua) M(aes)tà sentando poi bassa, e tanto spinge in fuori, che quattro persone ivi possono star comodamente(.) Tra li sud(det)ti comparvero nelli primi giorni li Perotti più pomposam(- en)te d ogn altri vestiti, però che erano nella campagna tutti li Nobili et principali di Pera, che à gara l uno dell altro procurorno d andar vestiti d oro, et adornati di gioie quanto più puotero al n(umer)o di 200/Questi volendo rapresentare una Novizza all Hippodromo, scelsero tredeci d(e)llj più bellj gioveni di Pera, uno di quali vestito pomposamente come Novizza fu accomodato sotto un baldochino 9 pezzo grosso di legno da ardere (kütük). 10 manarete; scuri (baltalar). 11 falegnami (marangozlar). 12 scimitarra (hançer). 13 solai; palchi; tavolati (tahtalar). 52

53 portato da quattro di questi primati, innanzi e doppo li quali erano gl altri dodici vestiti da donne, che furono per tali da tutto il popolo creduti, queste tutte haveano il suo compagno apresso, et gionti dinanzi al S(ign)or fecero un bellis(si)mo ballo al modo greco, che satisfece grandemente à S(ua) M(aes)tà et al popolo, essendo con loro 200 greci vestiti con casacchine rosse e cure, che fecero dinanzi à S(ua) M(aes)tà un bell(issi)mo ballo con molto ordine et alcune forze d Hercole assai leggiadram(en)te(.) Continuorno le altre arti fino à sera che il S(ign)or gettò poi danari in gran copia, essendosi radunato sotto il poggio molta gente, et gettò anco delle coppe d argento et delli sultanini, che si dice essere stato p(er) 5 m(ila) ducati. Sono comparsi questi giorni à squadra à squadra molti che si fecero turchi, li quali sono di quelli che si pigliano di anno in anno p(er) questo S(igno- )re et conservati fin questo tempo, per ostentatione, et molti altri dispersi, et vagabondi, et mal andati che non sanno a che appigliarsi tutti vestiti di grisi 14 bianchi all ungara, ma sono genti della Bossina dell Albania, et della Rumelia(.) Questi doppo ritagliati dentro del palazzo del Sig(no)re et molti altri nell Hypodromo publico dinanzi al Re si mandavano con un capeghi, cioè portiero, à farli dar l habito et la Talma, et sono stati al n(umer)o di X m(ila) in c(irc)a che ho veduti; et si presentavano à questo modo venivano in moltitudine come le pecore dinanzi al palazzo, tenendo sempre alzato il dito indice, et stavano fermi fin che un capeghi del signore veniva à levarli, et condurli poi per esser retagliati come ho detto di soprà. In questi giorni si sono anco presentati tutti quelli che volevano dare roccà 15 o supliche à S(ua) M(aes)tà per la comodità grandissima che haveano di darle, et per la certezza che haveano che fussero letti, perché presentandosi dinanzi al palazzo e tenendo con la mano alta il roccà veniva un capighi, che gli levava il roccà et lo portava al S(igno)re il quale lo leggeva im(m)ediato et espediva col medesimo capighi al bassà perché fusse data essecutione, et di questi ogni dì multiplicava il numero. Li Mag(nifi)ci Bassà et altri S(igno)ri hanno presentato questi giorni à S(ua) M(aes)tà oltra le altre cose secrete di molta importantia, cavalli bellissimi guidati à mano all Hippodromo à vista d ogn uno. La Sig(no)ra Relitta di Gio(vanni) Miche(le) per ordinario ogni dui giorni ha mandato dentro 25 e 30 huomini con una cesta per uno di confetture, condim(en)ti frutti, et altre delicatezze da mangiare. - Il sabato a 7 poco di bello seguì nell Hippodromo, facendosi allegrezza di dentro perciò che alle 23 hore, dovendosi come si ha havuto per veridica relatione, ritagliare il figliuolo, fu chiamato Mehemet bassà, che era prima beglierbei della Grecia, il quale essendo grato al Principe, s accostò à lui et lo condusse in 14 grigio (gri). 15 in ottomano «rik a»: documento scritto in modo formale da presentare alle autorità (rik a). 53

54 una camera trattenendolo con parole molto dilettevoli, poi gli chiese licentia à dover fare quello che importavà per essecutione delle leggi, e per satisfatione, e contento delle Maestà de suoi genitori, et facendoli dire l Alla İlla là, gli slacciò davanti; et si dice che col coltello che havea pronto per questo effetto destramente et presto lo ritagliasse p(u)nto tre sole persone, che fecero fede del ritaglio del figliuolo, il quale lacrimò un poco, seben si dice che sia stato senza dolore, ma messolo sopra un superbis(si)mo letto alla cura di confidenti suoi, andò il bassà à basiar la mano al Sig(no)re et à darli la buona nuova dell effetto, il quale gli donò immediato 20 m(ila) cechini 16, la sua veste che portava all hora, et altre/20/veste molto superbe, mandò poi esso bassà alla Sultana madre sopra una tazza d oro il coltello insanguinato, la quale gli rimandò la tazza con 10 m(ila) cechini, la Sultana moglie medesimam(en)te lo ha presentato di 4 m(ila) cechini et di 10 vesti honoratissime, et le sultane delli mag(gio)ri visiri l hanno medesimam(en)te anch esse presentato di danari e gioie: et il Sig(no)r questa sera ha gettato al popolo quattro some d aspri, et molte tazze d argento(.) S accesero et arderono tutta notte li quattro cerei, che ho menzonati nella precedente mia, et si fecero infiniti fuochi artificiati, con grandissimo strepito di tamburi trombe et simili instrumenti, e durò questa festa tutta la notte. La domenica mattina li otto si consumò da molti che fecero diverse buffonarie, ma il doppo mangiar comparvero al n(umer)o di 40 cavalieri, che havendo prima corso con l arco, e tentato di dar nel pomo della sud(det)ta antenna si missero poi a correr l un contra l altro à campo ap(pun)to nel modo apunto detto di sopra co(n) le targhe che correndo coprivano tutta la vita, et coglievano in essa il colpo d(el)la lancia(.) Ma havendo corso fino à dieci di loro, venero li seguenti dui ad incontrarsi contanto impeto che ruppero lela(n)cie, et li cavalli urtatisi testa con testa caderono morti, et uno di essi cavalieri gravem(en)te offeso, l altro si è salvato gagliardamente, con quali finì la festa(.) Ma la notte s accesero medesimam(en)te i cerei, et si fecero infiniti fuochi artificiati e molto dilettevoli; Il lunì li 9 doppo disnare comparvero in piazza il falconier del Re il figliuolo del g(ra)n(de) Mehemet bassà, et molti S(igno)ri d importantia, che scaramucciorno insieme col tirarsi dardi l un contra l altro uscendo ad uno, à dui, a tre(,) à quattro per volta, comparvero questi con bellissimi cavalli molto ben all ordine, et li mutavano ogni due carriere 17, mostrandosi tanto lesti, e pronti nel tirar il dardo e schifar quello del nimico, che furono reputati per bravi cavalieri, il che fecero così per la presentia del Re come delle sultane, correndo il figliuolo di... della sultana madre da lei amato, et favorito molto(.) La notte si 16 zecchini: ducati d oro veneziani, coniati a Venezia nel XVI. Secolo (Venedik te XVI. yüzyýlda basýlan altýn paraya verilen ad). 17 corse dei cavalli (at koþusu). 54

55 continuò accender li cerei, et à consumar gli altri fochi artificiati con abbruciar, animali, castelli, et varie forme di cose dilettandosi Sua Maestà grandem(en)te di essi(.) Et perché in questo giorno forniscono li 40 giorni ordinarij delle feste, il S(ign)or per certi rispetti, et per accomodare anco li Janizzari, che si sono sollevati, ricercando il lor presente per queste feste di mille aspri per testa, ò accrescimento di due aspri al giorno, le ha prorogate per altri dieci giorni, ma il mangiar publico solito mandarsi come di sopra dissi, cessò questo giorno, et anco gl Amb(asciato)ri de principi restorno d andare alle feste. In questi giorni essendo venuta certa nuova di Persia travagliosa, et che dispiacque à questi, tennero ristretto l Amb(asciato)r persiano con la sua Corte, et per dispregio disfecero il suo palco fatto all Hippodromo a ponto all incontro il palazzo regio, et lo tengono anco tuttavia ristretto non riuscendo il dissegno loro(.) Martede li 10 non si vide altro che 80 cavalli benissimo all ordine che si missero à scaramucciare dal mezzo giorno fino alla sera con il tirarsi dardi alla moresca nel modo di quelli di hieri, ma con maggior demostration di ferirsi, ritenendosi quelli di hieri per la qual(i)tà de personaggi che incontravano(.) La notte si fecero li soliti fuochi, presente il Sig(no)- re il figliuolo, la madre, la moglie, et le sultane. Mercorì si vide passare d intorno intorno l Hippodromo apresso mille persone, che con timpari, liuti, flauti, et altri istrumenti à loro uso facevano grandis(si)mo strepito, raggiando, che così certo posso dire, che cantando con grandissima dissonantia, et doppo girato l Hippodromo a dui a dui si partirono(.) Vennero poi li lottatori del Sig(no)r che nudi fecero di fortezza e destrezza bellis(si)me prove procurando di metter l un l altro con la schena in giù per restar vittoriosi: hebbero un donativo dal bassà di due mille aspri, e si partirono, comparvero alquanti spahi poi à cavallo à scaramucciare con li dardi, che consumorno il restante del tempo; si diede la mangia al popolo, et la notte si fecero li soliti fochi astante infinita gente. Il mercorì à VI la mattina passò quieta, ma il doppo mangiar comparvero du cento cavallj i quali fecero molte corrarie, in diversi modi, giocando anco à i dardi(.) Si piantò poi nel mezzo della piazza la fortezza di Cars del Persiano, à punto nel modo che ella sta piena di fuochi artificiati la quale essendo stata da turchi combattuta fù finàlm(en)te da turchi presa et arsa, ma perché sopra i merli di essa stavano finti alcuni Persiani per la diffesa sua(,) tutti accomodati con fuochi artificiati, questi non si puotero abbrugiare, con tutto che da turchi gli fusse sumministrato il fuoco(.) Et per che turchi pigliorno per augurio d importantia questo accidente, chiamorno il mastro dell opera et ricercatoli la causa, li fu resposto, che quelli erano stati bagnati dalla pioggia che fece quello dì, se ben pochis(si)ma, et che la polvere non haveva potuto fare il suo corso, questa fattione fù appresentata da Assan bassà figliuolo che fù di Mehemet bassà, grato assai à questa porta. Il turco poi di notte sopra la corda fece prove maravigliose, delle quali il sig(no)r compiacendosi molto vi stette pre- 55

56 sente fin passata la mezza notte, con suo grandissimo gusto, et hebbe costui per haversi portato così bene tante volte, da sua Maestà molti aspri in donativo; et dalli S(igno)ri bassà delle vesti(.) Nelli dì seguenti fin li 18 non si è veduto altro, se non dalle 20 hore in poi à comparire li medesimi cavalli sudetti à scaramucciare et con li dardi à ferirsi fino à sera, che si fecero poi li soliti fuochi, per 5 e 6 hore continue. Mercore li 19 pocho di bello si vide all Hippodromo, ma all hora ventitre seguì poi un caso di molta importantia, perciò che il subassi di Constantin(opo)- li passando per strada vidde un greco taverner con alcuni spahi, et volendolo far battere, uno spahi delli 500, usciti novam(en)te dal serraglio pregava il subassi à non permetter questo, e luj sprezando il spahi ordinò alli Janizari della sua guardia che battessero anch esso, il che fu fatto immediato, et accolto il spahi nella testa fu morto, all hora il subassi si ritirò(.) Et li Janizzari per la moltitudine che si radunò, si missero in fuga, ma essendo seguitatj dalli altri spahi, e molta gente furon presi, et legati li Jannizari furno condotti dalli spahi col corpo morto all Hippodromo dinanzi al Re(.) Ma non così tosto gionti si sollevorno li Jannizzari contra di questi, et accresciuti dall altra parte li spahi vennero all armi, onde il primo visir e gl altri bassà col beglierbei della Grecia discesi i loro palchi si messero tra quelle genti gridando sempre, et procurando qua(n)to più fosse possibile di acquietare il romore, et perché quelli dalle scuffie, che son quei gioveni che servono la persona del Re erano discesi per aiuto delli spahi, il bassà subbito spintosi alla porta li persuase à tornar sù dicendoli che il rumore era di già cessato, et fece serrar la porta(.) Poi vedendo il visir che il novo Agà di Jannizari in certo modo fomentava in quella occasione li Jannizari dando causa più tosto di tumulto, che altrim(en)te gli disse parole molto ingiuriose, et che male faceva l off(es)o suo(.) Et di nuovo ritornato alle genti fece tanto che li separò, con tutto ciò ne son restati morti 15 in maggior parte spahi, et molti feriti, e se non vi si fussero interposti questi personaggi, et che la cosa fusse stata più per tempo, succedeva certo la maggior tagliata tra li Janizzari e spahi, che mai s havesse inteso, et qualche travaglioso effetto che sarebbe stato di perpetua memoria(.) Ma la notte et il valor delli Bassà estinse un ta(n)to fuoco; et il subassi fu pregionato, il qual si dice che capitara male: - Li 20 di ord(i)ne di Sua Maestà fu dismesso l Agà di Jannizari, et posto in loco suo l Emir Alem, che è quello che porta lo stendardo di S(ua) M(aes)tà et che dà il stendardo à tutti gl eletti Bassà(,) Sanzacchi, et a altri gradi di questo Imperio, il quale immediato nel pub(bil)co Hippodromo usò verso li Jannizari tutti parole di molta autorità, et assai amorevoli, chiamandoli sempre fratelli, che se gl acquistò tutti(.) Et il loco suo ha havuto Mamut Agà fig(lio)lo di...della Sultana Madre da lei amato(.) La Notte si hanno fatti assai fuochi, et nel fine fu fatta una baruffa da molti per robbare li legnami et altro che li sostenevano. Tutto hoggi li 21 et hieri ancora s attende, et si ha atteso a gran furia à portar via la robba del sig(no)re al 56

57 serraglio Novo di Sua Maestà havendosi fornito questo tanto insorevol feste, le quali à quelli che sono stati sempre serrati, et che non hanno veduto una momaria di Zarratanj hanno apparso superbissime et ill(ustrissi)me et Sua Maestà domani per quanto si dice si transferirà dall Hippodromo al serraglio novo, ma per tempo per non entrar in Maestà; et la fameglia tutta via s invia in detto serraglio: - Dalle Vigne di Pera à 21 di luglio Metnin özeti: Belge 21 temmuz 1582 tarihini taşımaktadır. Yazar, belgenin başında, daha önce anlatmaya başladığı sünnet düğünü ile ilgili bilgiler vermeyi sürdüreceğini belirtir. Rapor, ayın dokuzu, cumartesi günü kesildiği yerden başlamaktadır. Pazar günü yazar, Venedik büyükelçisi ile birlikte At Meydanı nda kendilerine ayrılan bölüme gittiklerini, orada hazır bulunan paşalara gerekli saygı gösterilerinde bulunduklarını ve yerlerini aldıklarını anlatır. Ardından ikramlar başlar; çeşitli leziz yiyecek ve içeceklerin uzun uzadıya sunulduğunu ve sipahilerin geçit yaptığını, şarkıların söylendiğini belirtir. Akşam havai fişek gösterileri yapılır ve üç kale aydınlatılır. Ayın onbiri, pazartesi sabahı, meydanda kendilerine ayrılan çadırlarda bulunan dörtbin sipahiye yiyecek dağıtılır. Öğleden sonra, Rumeli âdetlerine göre giyinmiş değişik kıyafetler içinde yüz süvari meydanın ortasında, uzun bir direğin tepesine yerleştirilmiş altın elmayı ve insan büstü görünmündeki nişan tahtasını hedef alarak, bir ellerinde kılıç, ötekinde ok, at üstünde hızla ilerler ve hedefi vurmaya çalışır; yazar, bu askerlerin çok iyi nişancı olduğunu belirtir. Ardından meydana gelen iki çift süvari, at üstünde çeşitli gösteriler yapar; kâh ayağa kalkar, kâh oturur, kâh takla atar ve yazarın büyük beğenisini kazanır. Töreni baştan sona büyük dikkatle izlediği belirtilen Padişah, bu süvarilere ödüller verir ve yine meydana birçok yiyecek getirilir. Yiyecekler hemen tüketilir ve akşam havai fişek gösterileri yapılır. Padişah gece de bu kalabalık meydandadır ve gösterileri izler. Ayın onikisi, salı günü öğleden sonra aynı süvariler gösteriler yapmak üzere yine meydana gelir; iki gruba ayrılırlar ve biri diğerinin arasından göze hoş görünen bir biçimde, karışıklık yaratmadan geçer; ok atma gösterileri de yapılır. Halka yapılan yiyecek ikramından sonra, kentin doğu sınırındaki Yedikule aydınlatılır; havai fişek gösterisi öyle görkemlidir ki, yazar âdetâ göğün yandığını belirtir. Bu, Yeniçeri Ağası nın törenidir. Ayın onüçü ve ondördü çok önemli birşey olmaz; sabah çadırlarda üçbin kişiden oluşan bombacı ve topçulara olağan yiyecek ikramı yapılır; akşam halka yiyecek dağıtılması emri verilir; gece ise fener alayı vardır: deniz kuvvetleri komu- 57

58 tanı tutsaklara bir çeşit dağ yaptırır ve bu yapay dağ meydana, iki yılan tarafından getiriliyormuşcasına, sürünerek çektirilir. Ne var ki, yazara göre, istenilen sonuç alınamaz: onca güçlükle oluşturulan ve getirilen yapay dağ gecenin ikisinde ateşe verilince, birdenbire alev alır; tüm meydanı duman kaplar ve dağ hemen yanıp biter. Oysa başka bazı kulelerin yakılışı daha başarılı biçimde gerçekleşir ve halka doğru meşalelerle at süren göstericiler yazara daha etkileyici gelir. Ayın onaltısı, cumartesi günü, iki günde bir Hristiyan tutsaklar tarafından düzeltilen çadırlar altında, deniz kuvvetleri komutanı ile maiyetine ve beşbini aşkın sayıdaki insana, görülmeye değer bir ziyafet verilir. Yemekten sonra akşama kadar kayda değer birşey yapılmaz, bu kişiler çeşitli oyunlarla zaman geçirir. Ayın onyedisi, pazar günü de böyle geçer; halka yine olağan yiyecek dağıtımı yapılır; gece fener alayı düzenlenir. Bu fener alayı sırasında, gondol büyüklüğünde iki kalyon bir saatten fazla süreyle savaştırılır; biri diğerini yener; yenilen gemi tümüyle yanar ve gösteri halkın büyük beğenisini kazanır. Yazar, tüm fener alaylarına katılan Padişahın bu son gösteriden çok memnun kaldığını anlatır. Ayın onsekizi, pazartesi günü, çadırlar altında dörtbin kişiye yemek verildikten sonra, Rumeli Beylerbeyi nin elli adamı meydanda belirir. Kimi silâhlıdır, kimiyse değil. At üstünde, başlıksız otuz asker gösteriler yapar; olağan yemek dağıtım yapılır; Padişah para atar ve büyük bir kalabalık koşarak gelir; ardından otuz gümüş fincan ile dörtbin Venedik parası değerindeki gümüş sikkeyi halka atar. Padişahın annesi ve eşi de diğer bölmeden para atar ve halk alkışlar. Yedi temmuza kadar kayda değer birşey olmadığını anlatan yazar, kızgın demir yalayan bir göstericiden ve, yere yatırılıp karnının üstüne bir odun parçası yerleştirildikten sonra, buna basarak üç, dört kişinin geçtiği bir diğer göstericiden sözetmeden duramaz. Yazar, bu son göstericinin bacaklarına bir destek yerleştirildiğinden kuşkulansa da, pek birşey anlayamaz, çünkü göstericinin yanındaki kişiler çok hızlı hareket etmektedir. Gösterinin son bölümünde, göstericinin karnına yerleştirilen büyük bir tahta parçası, iki Türk tarafından elle kırılır. Bu günlerde İstanbul ve Beyoğlu ndaki tüm zanaatkârlar sırmalı ipek giysiler içinde resmi geçit yapar. Özellikle kuyumcular ve gençler taşlı takıları ile dikkat çeker. Her zanaat kolunu beşyüz ilâ bin beşyüz, ikibin genç temsil eder. Ardından kuyumculuk, terzilik, balıkçılık, şarapçılık, marangozluk yaptığı belirtilen Rumlar resmi geçite katılır. Yine her zanaat kolunu üç, dört ya da beşbin kişi temsil eder: şık, genellikle de kırmızı giysili ve Rumeli geleneğine uygun biçimde başlarında bere olan, ok ve hançer taşıyan bu kişiler Padişahın önüne gelince, Padişaha övgüler dile getirir, zanaatlarının en güzel örneklerini kendisine sunar, karşılığında bu zanaatkârlara iki - üçbin gümüş sikke gönderilir. Yazar bu noktada 58

59 Padişahın At Meydanı nda bulunduğu yeri anlatmaya koyulur: Üstü kurşunla kaplı, yarım piramit biçiminde bir mekândır. Dışarıdan içeriyi görmek çok güçtür ve içeride dört kişi rahatlıkla oturabilir. Resmi geçitin ilk günlerinde Beyoğlu sakinleri, birbirleriyle yarış edercesine şık ve süslü giysiler içinde, gösterişli takılarıyla, Padişahın önüne gelir. Yaklaşık ikiyüz kişilik bir grup, içlerinden onüç kişiye kadın elbisesi giydirir; bunlardan birine gelin süsü vererek taht-ı revana oturtur ve Padişahın önüne kadar gelinir; halk kadın giysili kişinin aslında erkek olduğunu anlamaz. Gösteri Rum usulü çok güzel bir dans ile tamamlanır, Padişah çok memnun kalır. Akşama kadar eğlenceler sürer ve Padişah halka para, gümüş fincanlar ile beşbin Venedik parası karşılığında olduğu sanılan sultanî altın sikkeler atar. Yazar, sözünü ettiği günlerde Bosna, Arnavutluk ve Rumeli den birçok işsiz güçsüzün veya gezginin Türk 18 olmak için büyük topluluklar hâlinde geldiğini; genellikle Macarlar gibi giyinmiş olan bu kişilerin sünnet edildiğini ve Padişahın huzuruna getirildiğini; böylece Türk olan onbin kişiyi gördüğünü anlatır. Aynı günlerde bazı kişiler Padişahtan yazılı olarak bazı isteklerde bulunur, kapıcılar tarafından Padişaha sunulan bu dilekçeler, içerdikleri istekler yerine getirilmek üzere paşalara havale edilir. Yüksek rütbeli paşalar ve diğer beyler, birçok değerli eşyanın yanı sıra, herkesin gözü önünde At Meydanı na getirdikleri son derece güzel atları da Padişaha sunar. Giovanni Michele nin eşi iki gün boyunca yirmibeş, otuz adamla çeşitli meyveler, reçeller ve leziz yiyeceklerle dolu sepetler gönderir. Yedi temmuz, cumartesi günü, At Meydanı nda neşeli bir hava vardır: bir şehzadenin sünneti yapılacaktır ve eski Rumeli Beylerbeyi Cerrah Mehmet Paşa bu görev için çağırılır. Büyük bir onur olan sünneti yapma görevini yerine getirmek üzere Mehmet Paşa gelir; önce şehzade ile hoşca sohbet ederek onu bir odaya götürür; delikanlı kelime -i şehadet getirdikten sonra da onu sünnet eder. Delikanlı biraz ağlar, ancak sünnetin acısız olduğunu söyler. Mehmet Paşa iyi haberi vermek ve elini öpmek üzere Padişahın huzuruna çıkar. Padişah hemen kendisine yirmibin altın akçe, yirmi çok güzel giysi ile üstündeki giysiyi armağan eder. Ardından Mehmet Paşa, şehzadeyi sünnet etmekte kullandığı bıçağı altın bir kâseye koyar ve Valide Sultana gönderir; kâse kendisine onbin altın akçe ile dolu olarak geri gelir; Padişahın eşi de, aynı biçimde, dörtbin altın akçe ile on adet çok şık giysi armağan eder. Yüksek rütbeli vezirlerin eşleri de Mehmet Paşa ya gerek para, gerek mücevherler verir. Padişah aynı gece halka para ve gümüş fincan atar; dört adet meşale tüm gece boyunca yanar; davullar çalar, havai fişek gösterileri yapılır. 18 Bu paragrafta iki kez Türk sözcüðünün, Müslüman anlamýnda kullanýldýðý görülmektedir. 59

60 Ayın sekizi, pazar günü yemekten sonra kırk süvari meydana gelir; önce okla koşarlar, direkteki elmayı vurmaya çalışırlar, ardından birbirlerine doğru koşmaya başlarlar. Yazar meydanda yaşanan kazayı da ayrıntılı biçimde nakleder: Bir gösteri sırasında iki at birbirine öylesine büyük bir şiddetle çarpar ki, ikisi de ölür, süvarilerden biri ağır yaralanır, diğeri ise kazayı cesurca atlatır, böylece gösteri sona erer. Gece yine eğlenceli havai fişek gösterileri yapılır ve meşaleler yakılır. Ayın dokuzu, pazartesi, yemekten sonra Doğancıbaşı, Mehmet Paşa nın oğlu ve birçok önemli bey meydana gelir ve cirit atmaya başlarlar. Yazar, ikili, üçlü veya dörtlü gruplar hâlinde, at üstünde yapılan cirit oyunlarından çok etkilenir ve meydandaki kişilerin ne denli başarılı olduğunu vurgular. Gece yine fener alayı yapılır, meşaleler yakılır ve Padişah bu gösterilerden büyük keyif alır. Yazar, kırk günlük eğlencenin bittiğini, ancak başkaldıran Yeniçerileri sakinleştirmek için törenin on gün daha uzatıldığını, halka yemek dağıtımının ise artık kesildiğini belirtir. Büyükelçilerin törenlere katılması da böylece sona erer. Bu arada İran dan hoş olmayan bazı haberlerin geldiğini belirten yazar, bu haberler üzerine Osmanlıların İran Büyükelçisi ile beraberindeki heyetteki davetli sayısını az tuttuklarını ve törenleri izlemek için onlara ayrılan mekânı kaldırdıklarını anlatır. Ayın onu, salı günü, seksen süvari meydana gelir ve öğleden sonradan akşama kadar cirit atar. Gece olağan havai fişek gösterileri yapılır. Padişah, eşi, Şehzade, Valide Sultan ve diğer sultanlar gösterileri izler. Çarşamba günü At Meydanı nın çevresinden yaklaşık bin kişinin geçtiği görülür. Çeşitli müzik âletleri çalan bu kişiler, yazara göre büyük gürültü çıkararak şarkılar söyler ve At Meydanı nın çevresinden geçtikten sonra, ikişer ikişer dağılır. Ardından güreşçiler gelir ve güzel gösteriler yapar. Paşa güreşçilere ikibin akçe verir. Bunu sipahilerin cirit gösterisi izler, halka yine yemek verilir ve gece olağan havai fişek gösterileri, fener alayları yapılır. Çarşamba günü sabahı sakin geçer, ancak öğleden sonra ikiyüz atlı meydana gelir; koşarak birçok gösteriler yapar; meydanın ortasına Kars kalesini temsil eden bir kale dikilir; ateşe verildiği hâlde bazı bölümleri alev almaz. Bunun nedenini araştırmak için mızıka şefi çağrılır ve o günkü yağmurdan dolayı ıslanan tahtalara fişeğin etki etmediği öğrenilir. Metinden anlaşıldığına göre, bu bilgiler, Sarayda çok saygın bir kişi olduğu yazarca belirtilen Mehmet Paşa nın oğlu Hasan Paşa tarafından kendisine verilir. Gece ip üstünde cambaz oynar, yazarı etkileyen çeşitli gösteriler yapar; geceyarısından sonraya kadar meydanda kalan Padişah da bu gösteriyi çok beğenir ve ödül olarak cambaza altın akçe verir. Paşalar da cambaza birçok giysi armağan eder. İzleyen günlerde, ayın onsekizine dek cirit gösterileri sürer. Gece beş, altı saat boyunca fener alayları yapılır. 60

61 Gözlemci, ayın ondokuzu, çarşamba günü olağan gösterilerin yanı sıra, ilginç bir olayın meydana geldiğini yazar: saat yirmiüçte, İstanbul Subaşısı 19 yoldan birkaç sipahi ile birlikte geçen bir Rum taverna sahibini görür; Subaşı taverna sahibini dövdürmek ister. Saraydan daha yeni çıkmış olan beşyüz sipahiden biri, böyle bir hareket yapmaması için kendisine yalvarır. Subaşı, sipahiye hakaret eder ve onun da dövülmesini, korumacılığını yapan yeniçerilere emreder. Emir yerine getirilir; başından darbe alan sipahi ölür, Subaşı çekilir; toplanan kalabalığı gören yeniçeriler dağılır. Ancak sipahiler yeniçerileri izler, yakalar ve ölü sipahinin bedeni ile birlikte Padişahın huzuruna gelinir. Bunu gören yeniçeriler, sipahilere karşı ayaklanır, öfkeleri artan sipahiler de silâhlarına davranır. Bu durum karşısında Sadrazam, diğer Paşalar ve Rumeli Beylerbeyi meydana iner ve kalabalığı yatıştırmak için bağırarak araya girerler. Padişahın korumalarının da yerlerinden ayrılmış olduğunu gören Paşa, korumaları görev yerlerine dönmeye ikna eder, olayın bittiğini söyler ve kapıyı kapattırır. Bu karışıklıkta Yeniçeri Ağası nın durumdan yararlanarak, yeniçerileri başkaldırmaya kışkırttığını gören Sadrazam,Yeniçeri Ağası na ağır hakaretlerde bulunduktan sonra kalabalığın arasına döner ve onları ayırmayı başarır. Toplam olarak, çoğunluğu sipahilerden oluşan, onbeş kişinin öldüğü, birçok kişinin yaralandığı olay, yazara göre, zamanında araya girilmese, çok daha büyük boyutlara ulaşacak, yeniçeriler ve sipahiler arasında gelmiş geçmiş en büyük ve kanlı kavga yaşanacaktı. Bunun üzerine Subaşı hapse atılır, Yeniçeri Ağası görevden alınır, yerine Emir Âlem getirilir. Yazarın anlatımına bakılırsa, Padişahın sancağını taşıyan kişi olan Emir Âlem, kardeşlerim diye hitab ettiği tüm Yeniçerilerin sevgi ve saygısını tatlı diliyle kazanır. Onun yerine de, Valide Sultan tarafından çok sevilen Sancaktar Mahmut Ağa getirilir. Gece yine fener alayları düzenlenir; gecenin sonunda kalabalık bir topluluk odun çalmak için kavga eder. Özellikle ilk kez izleyenler için çok ilginç ve görkemli olarak tanımladığı töreni anlatmayı bitirirken yazar, Padişahın ertesi gün yeni Saraya döneceğini belirtir ve «Vigne di Pera, 21 temmuz 1582» tarihini kaydeder 20. Tarih kaynaklarına göre, III. Mehmet, yılları arasında yaşamıştır; Padişahlık yaptığı dönem ise yılları arasında kalan süredir. Bu durumda 1582 yılında III. Mehmet değil, III. Murat padişahtır. 19 Emniyet Müdürü. 20 Galata sýrtlarýnýn Pera baðlarý kýsmý, günümüzde Beyoðlu. 61

62 Belge no. 10: Macaristan işgali altındaki Fillek kalesinin kuşatılmasını temsil eden gravür (1593) Kuşatma altındaki kaleden Türklerin çıkışını açıklamalar vererek gösteren gravür, dosyadaki belgeler arasında bulunmaktadır. Bakınız: Üçüncü Bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirileri verilen belgeler. Belge no. 11: 5 sayfa III. Mehmet in sefere çıkmak üzere İstanbul dan yola çıkışı ile ilgili belge (1596). İstanbul dan yola çıkan Sultanın Edirne ye gidişi ayrıntılı biçimde anlatılır; konvoya eşlik edenlerin sayısı verilir; Belgrad da toplanabilecek altıyüz bin kişinin varlığından sözedilir; ancak savaşa hazır asker sayısının daha da çok olduğu belirtilir. Yazı 20 haziran 1596 tarihini taşır. Belge no. 12: 11 sayfa Osmanlı - Lehistan savaşı (1621). Metnin özeti: İki farklı belge söz konusudur; her ikisi de Latincedir. İlk belge üç sayfadır, Leh kralı ile Türk İmparatoru arasında imzalanan barışın koşulları başlığına sahiptir. Krakow da yazılmıştır, 29 ekim 1621 tarihini taşır ve Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan arasındaki savaştan sonra yapılan barışın oniki maddesini içerir. Türklerin barış istediği ve elde ettiği ifade edilir. Metin, rapor olma ve özel bilgiler taşıma niteliklerinden yoksundur, tümüyle anlaşma metnidir. Özgün metin değildir, kopyadır. 1 Vezir-i Azam Dilaver Paşa nın girişimleri ile gerçekleştirilen anlaşmanın bazı önemli maddeleri aşağıdadır: İki taraf adil biçimde görüşmüştür. Barışın ve güvenliğin sağlanması için Osmanlılar Lehistan kalesine bir çavuş göndermeli, karşı taraf da aynı biçimde karşılık vermelidir. Barış yapmak ve imzalamak için İmparatorluk önemli bir temsilcisini göndermelidir. 1 Ayný konu için bkz:dariusz Kolodziejczyk,»Ottoman Polish Diplomatic Relations, th Century», Brill, Leiden, 2000, s ve s Anlaþmanýn Osmanlý versiyonu, Hotin kalesi altýnda, Leh kralý ile yapýlan barýþ anlaþmasýnýn metnini hazýrlayan iki tarafa mensup devlet adamlarýnýn «mufassal ve meþru mühürleriyle» onanan metni kullanan Vezir-i Azam Dilaver Paþa nýn mektubuna dayandýrýlýyor. Bu metin, Feridun Bey Münþaatý nda yer alýyor. Kullanýlan belge, budur(a.g.y.,s. 381). Eldeki Latince belge ile Lehçe den Ýngilizce ye çevirisi yapýlmýþ olan belge karþýlaþtýrýldýðýnda, Latince belgenin maddeler hâlinde yazýlmýþ olduðu ve ayný sýralamayý izlemediði görülmüþtür. Ayrýca, bazý yüksek rütbeli Leh idarecilerin adlarý (ör. Mikolaj Lesniowski, Pawel Dzialynski, Jan Dzialynski ve Mikolaj Kossokowski) Latince belgede yer almamakta, bu kiþilerden, «meslektaþlarýmýz ve ekselanslarý» ifadesiyle söz edilmektedir (a.g.y., s. 379). 62

63 Barışı bozacak kişilere karşı önlemler alınmalıdır. Ulaklar, Tatarlar, Kırımlılar gibi tüm halklar huzursuzluk çıkarmadan, tarlalara ve hayvanlara saldırmadan yaşamalıdır. Türkler, Tatarların Okzaconia ya 2 geçişini engellemelidir. Sınır bölgelerindeki tarlaların sınırları belirlenmelidir (balıkçılar ve avcılar bu kapsamın dışında kalmalıdır). Eğer, bir şekilde, Kırım Hanı askerleriyle Türklere yardıma giderse veya Osmanlılar Lehistan Krallığı nın topraklarına girmeye kalkarsa, kimseye zarar verilmemelidir. Krallığın sınırlarını daha açık biçimde çizmek için hem Türk, hem Lehistanlı uzmanların görüşü alınmalıdır. Anlaşma nın sona erdirilmesiyle Hotin, istila dan önceki koşullara uygun biçimde, herşeyi ile birlikte, zamanın Moldavyalı yöneticisine geri verilmelidir. Barış anlaşmasında, ayrıca, Kırım Hanı ile ilgili vergiler de belirtilmektedir. Dostlarımızın dostu, düşmanlarımızın düşmanı olunmalıdır. İkinci belge de 1621 tarihini taşır ve 8 sayfadır. «Osmanlıların savaş düzeni ve Türklerin sefere gidişi ile ilgili düşünceler» başlığını taşır. Alt başlıklar ise şöyledir: Lehistan a sefere gidecek olan Osmanlı İmparatoru nun orduyu hazırlaması; Lehistan savaşı konusunda Osmanlı İmparatorlarına kehanetler; Osmanlılarla ilgili kehanetler; Şeyh Mahmut efendi ve yanıtı; Padişahın rüyası; Padişahın bir elçisinin rüyası; Osmanlıların Lehistan savaşına gitmelerinin nedenleri; Osmanlıların Lehistan savaşındaki ordu düzeni - kesin sayılar ile - verilmiştir. 7 mayıs - 9 haziran tarihleri arasında Carogrado kalesinden Edirne ye yapılan Osmanlı seferi günce biçiminde aktarılır. Sultanın İstanbul u korumak için kentte bıraktığı askerlerin sayısı belirtilir; her gün ne yapıldığı anlatılır. Güncede ayrıca civarda yapılan çarpışmalar yazılmıştır ve Varşova dan 26 ağustos tarihinde yazılan mektupta Lehistanlılar, Kazaklar, Tatarlar, Macarlar ile ilgili ayrıntılı bilgi verilir. 2 Özi, Dinyeper, Turla ise Dinyester. 63

64 Belge no. 13: 7 sayfa Sultan I. Mustafa nın Lehistan kralı Zigsmund ile yaptığı kapitülasyonlar (1623) 1. Eski takvime göre 1032; yeni takvime göre 1623 yılına ait olduğu anlaşılan belge, Osmanlı padişahı I. Mustafa tarafından yazdırılmıştır. Söz konusu kral, III. Zigsmund dur.uzunca bir giriş bölümünden sonra, kapitülasyonların neler getireceği üzerinde durulur. En önemli maddeler şöyle sıralanabilir: - Artık Karadeniz e Kazakların geçmesine izin verilmeyecek, Lehistan daki Kazakların Moskova dakilerle birleşmesi engellenecektir. - Osmanlılar Lehistan topraklarına hiçbir zarar vermemiştir; aynı biçimde, Moldavyalılar, Akkerman ın askerleri ve Osia lılar tarafından da Lehistan topraklarına zarar verilmemelidir.tatarların oturduğu, sınırdaki bu topraklar sınır görevlileri tarafından çok iyi korunmaktadır; görevlerini iyi yapmayanlar cezalandırılacak, ya da görevden alınacaktır. - Bundan böyle Moldavya voyvodası Tatarlara veya Lehistan da yağmalama yapmaya gidenlere geçiş izni vermeyecektir. Bunun aksini uygulayan, cezalandırılacaktır. - Moldavya da artık Tatarların oturmasına izin verilmeyecektir. Eskiden olduğu gibi, Kırım Hanı na 2 her yıl verilen armağanların, alışıldığı biçimde verilmesine devam edilecektir. Âdet olduğu üzere, Kırım Hanı da, Lehistan ın gereksinimi olduğunda, ordusuyla yardıma gelecektir. - Herhangi bir Hristiyan prens, ya da Osmanlı İmparatorluğu nun düşmanı olan bir hükümdar, İmparatorluğa karşı harekete geçerse, Lehistan Kralı bu kişiye yardım etmemelidir. Bu noktada I. Mustafa, Dostlarımın dostu, düşmanlarımın düşmanı olmalısınız ifadesini kullanır. Erdel valisi Betlem Gabor un da Osmanlı İmparatorluğu nun dostları arasında sayıldığı belirtilir. Osmanlı ordusu herhangi bir yere sefere çıktığında, Lehistan Kralının yardım göndermesi beklenmektedir. 1 Bu belge, daha önce yapýlmýþ olan Hotin anlaþmasýnýn yinelenmesi niteliðindedir. «Kapitülasyon» sözcüðü, burada anlaþma anlamýndadýr. Ayný konu için bkz : Dariusz Kolodziejczyk,»Ottoman- Polish Diplomatic Relations, th Century», Brill, Leiden, 2000, s ve s Bu yapýtta yazar, özgün belgenin Türkçe hazýrlandýðýný ve Ýtalyanca kopyasýnýn bulunduðunu ifade eder (a.g.y., s. 388), nitekim elimizdeki belgenin kopya olduðu, belgeye not düþülerek belirtilmiþtir. Eldeki Ýtalyanca belgenin adý geçen yapýttaki Ýngilizce versiyonu ile karþýlaþtýrmasý yapýlmýþ, maddelerin ayný sýrayý izlemediði gözlemlenmiþtir. Ayrýca, gümrükler alýndýktan sonra, çeþitli adlar altýnda alýnan ek paralarýn talep edilmemesine, bu baðlamda III. Mehmet zamanýndaki ticaret izni kurallarýnýn uygulanmasýna iliþkin madde, Kolodziejczyk in yayýmladýðý Ýngilizce versiyonda varken, elimizdeki Ýtalyanca belgede yoktur(a.g.y., s. 400). 2 Canbey Giray. 64

65 - Erdel, Moldavya ve Eflâk 3 voyvodaları ve ileri gelenleri bazen yanlış davranışlarda bulunmaktadır: isyan çıkarıp, ardından Lehistan topraklarına kaçar, burada kale ve toprak satın alırlar. Bu kişiler, yakalanarak Osmanlı İmparatorluğu na geri gönderilecektir. - Bu kapitülasyonlarda belirtilen koşullar yerine getirildikten sonra, tutsaklardan ülkelerine geri dönmek isteyenlerin iadesi karşılıklı olarak gerçekleştirilecektir. - Her iki tarafın tüccarları gerekli koşulları yerine getirirse, hiçbir zarara uğramaksızın, hem deniz, hem de karadan rahatça ticaret yapabilecektir. - Her iki tarafın elçileri ve diğer temsilcileri, yanlarında can güvenliklerini sağlamakla yükümlü bir mektup olmaksızın, rahatça yolculuk edebilecek, hiçbir şekilde zarara uğratılmayacaktır. - Her iki tarafın tüccarları ticaret yapmaya gittikleri ülkede öldükleri taktirde, mal varlıkları, varislerine ulaştırılmak üzere, beraberlerindekilere teslim edilecektir. - Borçlu bir Osmanlı vatandaşı Lehistan topraklarına kaçtığı taktirde, orada mahkemeye çıkarılacak, yargılanacak ve gerekli cezaya çarptırılacaktır. - Hiç kimse bir diğerinin borçlarından sorumlu tutulmayacaktır. - Bu barış sürdükçe, hiç kimse iki tarafın elçilerinin yolculuk etmesine engel çıkarmayacak, bu temsilciler sınıra geldiklerinde, güvenliklerini sağlamak amacıyla, kendilerine gerekli sayıda koruma görevlisi eşlik edecektir. - Toprak ağaları tarafından yapılan zararlar ve hırsızlıkla ele geçirilen mallar geri ödenecektir. - Her iki tarafın tüccarları, alım - satım işlerinde anlaşmazlığa düşerse, yalancı tanıkların işe karışmasını engellemek için, o bölgenin valisinin onayı alınmadan konu ile ilgili hiçbir karar verilmeyecektir. - Silistre ve Akkerman liman ve sınırlarındaki yöneticiler, Osmanlılara ait paralı tutsaklara ve her iki tarafın tüccarlarına Lehistan a geçiş izni tanımayacaktır. Eğer herhangi bir yerde bu tutsakların dolaştığı görülürse, bu kişiler iade edilecektir. - Osmanlı vatandaşı çobanlar Lehistan a geçiş yapacakları zaman, geçişlerini ve koyun sayısını o bölgenin valisine bildirecek, böylece bu kişilere hayvanlarını otlatma izni alınacaktır. Çobanlar hayvanlarını kaybederlerse, o bölgenin yöneticileri hayvanları bulup iade etmekle yükümlüdür. 3 Eflâk, bugünkü Romanya nýn güneyinde idi. 65

66 - Gerek barış, gerek savaş zamanında yolculuk edenlerin atlarına yeniçeriler tarafından el konulmayacaktır. - Her iki tarafın tüccarları, her zaman olduğu gibi geçiş ücreti ödeyecektir. - Lehistan Kralının hükmü altındaki Ermeni ve diğer Hristiyan tüccarlar Moldavya ya veya Osmanlılara ait başka bir yere ticaret yapmak amacıyla giderlerken, herkesin kullandığı yolları seçecek ve hiçbir tehlikeyle karşılaşmadan gidecekleri yere ulaşacaktır. Bu kişilere zarar verecek olanlar cezalandırılacaktır. - Kurallara uygun davranarak yolculuk eden tüccarlar, hiçbir şekilde rahatsız edilmeyecektir. Ne İstanbul, ne Bursa, ne de Edirne de bu kişilerden para ya da mal talep edilmeyecektir. - Yukarıda belirtilen koşullar yerine getirilirse, iki tarafın halkı huzur içinde yaşayacak, hiçbir aksilikle karşılaşmayacaktır. Belge no 14: 1 sayfa Sultan I. İbrahim in girişeceği sefer için gerekli erzakın önceden sağlanmasına ilişkin fermanı (1644). Sultan I. İbrahim in 1 sayfa tutan fermanının İtalyanca çevirisidir. Bu fermanda 1644 yılının sonunda girişeceği sefer için orduya gerekli erzakın Kilikya sancağındaki Hristiyanlarca sağlanması için emir gönderilmektedir. Söz konusu edilen, Girit savaşı olmalıdır. Belge no. 15: 2 sayfa»türk Sultanı ile savaş - Onyedinci yüzyıl» adlı belge. Metinle ilgili belge başka dosyada bulunmaktadır ve «Kent ve Ülkeler, Roma» - seri numarası 102/ XIV 1 adı altında kayıtlıdır. Matbaa harfleriyle sureti: Invito al Re per la Pressa contra il Turco Il Nuntio di V(ostra) S(anti)tà m ha fatto informare delle Commissioni, che hà da lei ricevute d invitare il Pr(inci)pe al socorso della Christianità contro le forze, che prepara il Turco à danno di essa, e di essortarmi congiuntamente à contribuire dal canto mio appresso S(ua) M(ae)stà a questa grande, e gloriosa attione; Mi duole in estremo (Beatissimo Pr[inci]pe) che una grave, e lunga indispositione, che mi tiene oppresso da molti mesi in quà mi tolga il modo di sentire il d(et)to Nuntio, e di conferire seco sopra i paterni e Santissimi pensieri della S(anti)tà Vostra de quali hò non dimeno parlato al Pr(inci)pe con quella forza, che 1 Dosyanýn özgün adý: Documenti di città e stati (ROMA), «Sacra Congregazione dei Riti», n. serie 102- n. specie XIV. 66

67 il Zelo di V(ostra) S(anti)tà hà inspirato alla mia debolezza; E non dubito punto, che S(ua)a M(aes)tà non habbia quelle megliori intentioni, che si possono desiderare in un occasione così importante, e che saranno praticabili doppo una si lunga, e dispendiosa guerra in un Regno, che hà bisogno di riposo, e di Sollevamento; Mà p(er) quello riguarda la propria persona, io mi sento così animato dalla pastorale applicatione che hà la S(anti)tà Vostra à questa Speditione contro l Inimico comune, che non potendo contenermi dentro à termini Soli, ch ella mi prescrive, come à Ministro del Pr(inci)pe, Io prescrivo à me stesso un obbligo più particolare come à Card(ina)le Sopra di cui la Bontà Divina hà fatto piovere una infinità di gratie, e vengo ad offerire riverentemente à V(ostra) S(anti)tà la Somma di Seicentomila lire che io ritraggo volentieri da i risparmij, che hò fatti Sopra la merce di di cui m hà colmato la Reale Munificenza di S(u)a M(aes)tà Christianissima, e che io apunto andavo riservando p(er) impiegarli lodevolmente, Supplico humilmente V(ostra) S(anti)tà à compiacersi di ricevere benignamente questo picciolo tributo, che io rendo alla S(anti)tà Vostra la quale potrà commandare dove, et à Chi si doverà Sborsare il d(et)to danaro, che io farò eseguire Subito l ordine Se Dio vorrà conservarmi in vita; Mà quando piacesse alla M(aes)tà Divina di disporre di me altrimenti, à che io Sono disposto, e preparato, questo legato Si troverà nel mio testamento, et il danaro Sarà egualmente pronto anco doppo la mia Morte; E frà tanto prostrato à i piedi di V(ostra) S(anti)tà le domando con ogni maggior humiltà, ò Sia p(er) questa, o p(er) l altra vita, la Sua Santissima beneditione. Dal Bosco di Vincenne 6 Marzo 1661 Metnin özeti: 6 mart 1661 tarihini taşıyan mektup, büyük olasılıkla Vatikan dan gelmektedir; Hristiyanlığın gücünü artırmak üzere, Osmanlı İmparatorluğu na karşı bir Prensi kendileri ile birleşmeye çağırır. Mektubu alan kişi, birkaç aydır rahatsız olduğu için bu çağrıya kişisel olarak katılamayacağını üzüntüleriyle bildirir. Ancak Prense konuyu açtığını rapor eder ve böylesi büyük bir projeden heyecan duyduğunu belirtir. Kendi servetinden altıyüzbin lireti hemen ve seve seve vermeye hazır olduğunu açıklar; bu yüklü miktarı bu dâvâya bağışlamayı vasiyet edeceği için, öldüğü taktirde bile para Türk e karşı birleşme talep eden kişiye verilecektir. Metnin tümü için bakınız: «Üçüncü bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirisi verilen belgeler». Belge no. 16: 6 sayfa Fransız büyükelçisi Feriol un Sultan II. Mustafa tarafından 1700 yılında İstanbul da kabûl edilmemesi ve kılıcını bırakmaktansa, verilen armağanları reddetmesi anlatılmaktadır. 67

68 Matbaa harfleriyle sureti: Relazione di quanto successe al Sig(no)r Feriol Ambasc(iato)r di Francia il giorno delli 6 Genaro 1700 in Cost(a)n(tino)poli, in occasione della sua udienza. Nella seconda piazza del Gran Serraglio, a mano sinistra, si vede una camera, dove hanno pransato assieme il Gran Visire, e l Ambasc(iato)r di Francia. Finito il pranso l Ambasciatore si portò all estremità di detta piazza, ove si pose a sedere col Sig(no)r Alessandro Mauro Cordato. Espose egli al med(esim)o Ambasciatore riverentemente, che si compiacesse deporre la spada, come hanno fatto gli Ambasciatori di qualunque altra Nazione, ma gli rispose l altro, che non poteva deporre la spada, senza prima deporre la vita, e l honore. Soggiunse all hora il Mauro Cordato l huomo d honore deve accomodarsi all usanza di quel luogo, nel quale si trova, e V(ostra) Ecc(ellen)za non sarà giamai biasimata nel fare una cosa, ch hanno fatto tutti gl altri Ambasc(iato)ri Riprese l Ambasc(iato)re, che il suo antecessore era stato ammesso all udienza del Gran Sig(no)re con la spada al fianco, e ch egli non poteva ritirarsi dal suo lodevole esempio. Udito ciò disse il Mauro Cordato, Io giuro a V(ostra) Ecc(ellen)za, che alcun Ambasc(iato)re sin ad hora non è stato, ne si portarà per l avvenire alla presenza del mio Re con la spada. Soggiunse l Ambasc(iato)re ci è stato però il mio antecessore. In questo si ritirò il Mauro Cordato, et andò alla Camera, ove si tratteneva ancora il Gran Visire, et in meno d un ottavo d hora, ritornato all Ambasc(iato)re, così disse(:) Il Gran Visire giura p(er) la sua testa. che ne al tempo suo, nè de suoi Predecessori è stato introdotto alla presenza del Re alcun Ambasc(iato)re colla spada, ne per l avvenire si darà in conto alcuno quest esempio. In oltre promise il Gran Visire di scrivere al Re di Francia, con dargli avviso dell istanza, che V(ostra) E(ccellenza) ha fatta della costanza, ch ha usato nel mantenerla, e come alle persuasioni del Gran Visire si è finalm(en)te risolto di tralasciare l impresa, mentre ha sentito con giuramento, che nessun Ambasciatore è stato, ne sarà introdotto alla presenza del Re colla spada. Rispose all hora l Ambasc(iato)re(:) Io non posso deporre questa spada, senza offender in qualche maniera l honore del mio Re. L honore del vostro Re ripigliò il Mauro Cordato, è sì grande, e sì ben fondato, che non ha bisogno d esser sostenuto dalla vostra spada. Riprese ancora l Ambasc(iato)re questa spada è sagrificata all honore del mio Re. Partì di nuovo il Mauro Cordato, s abboccò col Gran Visire, e poi, venuto novamente all Ambasc(iato)re, così prese a dire(:) Io prego quanto so, e posso V(ostra) E(ccellenza), che non voglia con un insolita dimanda turbare la bella pace, e l antica concordia, che sempre più si conferma fra queste formidabili Potenze. Io parlo a V(ostra) E(ccellen)za col cuore aperto, e da vero amico. Il Gran Visire gode di veder V(ostra) E(ccellenza) 68

69 Ambasc(iato)re in Costantinopoli. Il mio Re ama grandemente il vostro, e perciò comparte a noi, come suo Ambasc(iato)re, gl honori consueti, e non consueti ancora, ma in quanto alla spada non si può derogare all antica usa. Replicò all hora l Ambasc(iato)re(:) perché son Ministro d un Re amico, fo istanza d esser ammesso colla spada, non farei questo passo, se fossi Ambasc(iato)re d un Re nemico. Questo non è il tempo, soggiunse all hora il Mauro Cordato con molto sdegno, d esaminare ciò, che richiede l amicizia, si deve guardare solamente ciò, che conviene, e che vuole l istanza, del resto il mio Re non teme la spada di chiunque sia amico, o nemico. Ciò detto partì il Mauro Cordato, ritornò dal Gran Visire, e poi venne di nuovo all Ambasc(iato)re, accompagnato da sette vecchioni, e parlò di questa maniera: Sig(no)re Ambasciatore questi sono gl huomini, a quali è dato l officio di condurre gl Ambasciatori avanti il mio Re, sono vecchi, come V(ostra) Ecc(ellen)za vede, e tutti concordemente giurano, che al suo tempo non è stato introdotto alcun Ambasc(iato)re avanti il suo Re colla spada: Rispose l Ambasciatore, vi è però stato il mio antecessore: Con viso alquanto inasprito soggiunse il Mauro Cordato(:) Io non voglio dire se il suo Antecessore habbia seco portata la spada, non voglio indentrarmi a mentirlo, dico solamente, che se l ha portata, ha fatto ciò furtivamente. Si faccia, come a loro piace, soggiunse l altro, purche io habbia l intento a non deporre la spada. Sorridendo rispose il Mauro Cordato, non si può fare furtivamente ciò, che s è posto pudicamente in letigio. In somma replicò l Ambasc(iato)re Io sono un huomo militare la spada, è la principal parte del mio vestito, non la porto p(er) ornamento, come fanno gl huomini togati, et il deporre la spada è il med(esim)o per me, che privarmi delle mie vesti, l uno, e l altro non può farsi senza perdita d honore. Passò un altra volta il Mauro Cordato, parlò col Gran Visire, e ritornò all Ambasc(iato)re, e sedendo al suo fianco disse V(ostra) E(ccellenza) si consigli con questi Nobili Sig(no)ri, che gli sono d intorno, bilanzino bene l affare, e son certo, che finalmente conosceranno, che non può concedersi la dimanda, che fa di portare seco la spada. Soggiunse l Ambasc(iato)re, questi Sig(no)ri sono dottati di prudenza altissima a darmi (quando il tempo lo richiedesse) un ottimo Consiglio, ma in una cosa tutta aperta, e chiaramente palese, non devo cercare il Consig(l)o d alcuno. Guardi replicò il Mauro Cordato, Guardi V(ostra)E(ccellenza) a ciò, che fa mi creda, ch io gli parlo sinceramente, e da affezionatissimo amico. Mentre così contendevano da mano destra, cioè dalla porta del Serraglio venne un vecchio riccam(en)te vestito con un bastone d argento in mano, et arrivato alla presenza delli sopradetti, disse Ghidelum, cioè andiamo, il che udito, senza parola s alzò l Ambasc(iato)re, e s inviò al Serraglio. Entrò nel serraglio colla spada al fianco, e pervenuto all anticamera del Gran Sig(no)re se gli presentò avanti un huomo, che fece atto di levargli la spada, il che vedendo l Amb(a)sciatore, disse non sarà 69

70 mai vero, che io deponga la spada dal fianco, se prima non depongo la vita, e nel med(esim)o punto fece atto di deporre la veste, solito regalo degli Ambasc(iato)ri, il che veduto da uno dei Bassà, disse, che vadi in mall hora. Così depose la veste, ordinò alli suoi, che medesimam(en)te erano stati regalati, facessero lo stesso, e senza partecipare la dissens(io)ne alla gente di fuori, partì l Ambasc(iato)re con li suoi a cavallo, così che si sparse voce, che fosse fatto tutto ciò, che apparteneva all udienza. Poco doppo si seppe, come stava il fatto, e si penetrò pure l ordine dato dal Gran Sig(no)re di restituir all Ambasc(iato)re li suoi regali, come in fatto successe. Ha immediatam(en)te spedite le notizie più distinte al Re, et attende con impatientia le risposte. Metnin özeti: Fransız büyükelçisi Feriol, 6 ocak 1700 tarihinde Padişah tarafından kabûl edilmesinden önce, Sadrazam ile Sarayın ikinci meydanında, sol tarafta bir odada yemek yer. Yemek sonrasında büyükelçi, sarayda tercüman olduğu anlaşılan Alessandro Mavrokordato ile birlikte, sözü edilen meydanın bir ucuna çekilir. Alessandro Mavrokordato büyükelçiye nâzikçe kılıcını bırakmasını söyler. Büyükelçi, selefinin böyle birşey yapmadığını, dolayısıyla kendisinin de yapamayacağını belirtir. Bunun üzerine, birkaç kez Sadrazama danışan Mavrokordato, böyle bir durumun söz konusu olamayacağını, hangi ülkenin büyükelçisi olursa olsun, Padişahın huzuruna çıkacak temsilcinin kılıcını hep bırakmış olduğunu ve bundan sonra da hep bırakacağını söyler. Gerginleşen hava içinde iddialaşmayı sürdüren büyükelçiyi ikna etmek üzere, yedi yaşlı görevli getirilir ve bu kişilerin yaşından da anlaşılacağı gibi, uzun yıllardan beri Sarayda görevli oldukları, şimdiye kadar hiçbir büyükelçinin Padişahın huzuruna kılıcıyla girdiğini görmedikleri anlatılır. Şerefini temsil eden ve askerî kimliğinin bir parçasını oluşturan kılıcını bırakmamakta direnmeyi sürdüren Fransız büyükelçisi Feriol ü almaya, gösterişli giysili ve gümüş bastonlu bir yaşlı görevli gelir. Padişahın huzuruna çıkmadan önce, kılıcını almak isteyen bu görevliye de karşı çıkan büyükelçi Feriol, kendisine ve beraberindeki heyete armağan edilen giysileri çıkarıp, huzura çıkmadan, odayı terk eder. Armağanlar arkasından gönderilir ve Fransa Kralı durumdan haberdar edilir. Anlaşıldığına göre, belge kaleme alındığında, Fransa Kralının yanıtı beklenmektedir. Metnin tümü için bakınız: «Üçüncü bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirisi verilen belgeler». Belge no. 17: 16 sayfa Venedik balyosu Giulio Giustinian ın İstanbul a girişini anlatan belge («8 ekim 1703, İstanbul» tarihini taşımaktadır). Bu belge, yalnızca Balyos un İstanbul da karşılanışı değil, Padişah tarafından kabul edilişi ve 8 ekim - 26 kasım günleri arasındaki kısmî olaylara ilişkin bir 70

71 rapordur. Belirtilmesi gereken önemli bir nokta, Balyos un gerçek adının Ascanio olduğu ve Giulio adını seyrek kullandığıdır. 1 Matbaa harfleriyle sureti: A dì 8 8bre 1703 Cost(a)n(tino)p(o)li Destinato li otto d Ottobre l ingresso dell E(ccellentissi)mo Sig(no)r R(everend)o Giulio Giustinian Bailo, in altri tempi decretato d altre supreme Ambasciarie, che sostenè con indicibile Onore et imparegiabile grandezza, volle anche in questa, et principalm(en)te in una tall occasione dar un saggio della sua magnificenza e grandezza. A quest effetto pose in ordine vicino à 100 Livree, comprese 16 con guarnition d oro, cioè 40 Portalett(er)e, 30 Staffieri di seguito, et 10 p(er) assistere nel Bailaggio, cinque condottieri da Cavalli da Maneggio, et sei altri chiamati satiri destinati con Livree alla lunga p(er) stare dintorno al Cavallo del E(ccellentissim)o Bailo, e due Paggi; p(er) nobilitare poi maggiorm(en)te un simile ingresso l E(ccellentissi)mo...S(igno)r Amb(asciat)or Soranzo mandò anch esso 12 gentilhuomeni della sua Corte con 14 Staffieri con livreè parimenti di guarnition d oro. Vènero poi tratti le mercanti Nationalli, e Capitanij delle Navi mercantili - ogn uno con il proprio Cavallo, e servitore, fatti poscia passare à Costantinopoli insieme con gl altri spediti dal Gran Sig(no)re la marchia della Corte: Disposto in questa maniera il seguito l E(ccellenza) S(ua) con Dogalina di Brocato doro fodrata d Armelini, e Beretta à Zozzè, con scarpe rosse all uso de Generali postosi entro una Letica, ò seggetta coperta di Veluto creme con passamani doro s inviò con il sud(det)to accompagnam(en)to: al Zapanà luoco dove è il Canalle; che serve di passaggio à Costan(tino)p(o)li; dove ritrovato un Caichio reggio con un stratto di Veluto cremeze portato à quest effetto con stracino pendente nell acqua, con il seguito d altri 60 Caichi, che servivano p(er) il trasporto di tutta la Corte si trasferì di là dall Arsenale sù spiagia della Città. Tratanto mentre passò faccia ai nostri Vasselli Mercanti fù da esso salutato con replicati tiri di tutta la Batteria, overo Moschettaria, come anco da Vasselli Francesi p(er) ordine del suo Amb(asciato)re rillevando anch essi una stima particolare di questa sud(det)ta Raprezentanza sù la sud(det)ta spiaggia eravi un Chiosco dove stavano attendendo S(ua) E(ccellenza) il Chiaus Bassì con 200 Chiauzi et il Vaivoda di Galatà, con 100 cavalli mandati dal Gran Sig(no)re dove parimente eravi il Spai Bassà, et un Sziorbagi 2, cioè Collonello de Gianizzeri con 300 d essi. Pui appena zionto 3 fù incontrato nello smontare dal Segretario, e dragomano di Francia spedi- 1 bkz. Tommaso Bertelè, «Il Palazzo degli Ambasciatori di Venezia a Costantinopoli e le Sue Antiche Memorie», Bologna, 1932, s. 256 ve Çorbacý. 3 appena giunto (varýr varmaz). 71

72 ti dal loro Amb(asciato)re con 12 Gentil huomeni, e 24 Staffieri, et alcuni Camerieri p(er) corteggio di S(ua) E(ccellenza) in una tale occasione; ò quali terminato un breve complimento li venero incontro il sudetto Chiaus Bassì, et Vaivoda, cioè Governatore di Galatà ambi con veste non troppo lunga guarnita d oro, et un Caftan cioe sottoveste che sono soliti portare nelle Fontioni 4 del Gran Sig(no)re. Fatti lingua del Dragomano li complimenti fù condotto nel Chiosco ivi vicino, e pocco discosto dall Arsenal Reggio, dove postosi à sedere li fù portato la conserva, Caffe, Sorbetto acqua odorifera, a profumo, ceremonie tutte, che praticano con persone di rilevata conditione; formatosi ivi p(er) pocco tempo si diposero di 100 Cavalli con l ordine del grado d ogn uno de la Corte distribuita ne proprij posti, et si cominciò à dar principio alla marchia nel seguente ordine. Doppo d essi 300 Jianizzeri à piedi con sue Mitre in Testa, come fecero anco nell ingresso del Gran Sig(no)re. Dietro Marchiavano li 80 Portalett(er)e con le loro Livree alla Schiavona, fascia di seta, e bereton lungo. Seguivano poscia 68 Staffieri trà quali 16 con Livree guarnite d oro di S(ua) E(ccellenza) senza risparmio, e piuma sopra il Cappello 14 con Livree da Campagna secondo l uso, 14 dell E(ccellentissi)mo Soranzo, con livree parimenti di guarnition d oro, e 24 dell Amb(asciat)or di Francia alla destra de n(ost)ri. Dietro vi comparivano li 5 Cavalli da maneggio di S(ua) E(ccellenza) ricamente bordati, e superbam(en)te forniti con valdrappe 5 di ricamo d( )oro in rilievo parte alla Turca, e parte alla Francese, che comparivano assai p(er) la maestà anche de Cavalli condotti da 5 Satiri vestiti à Livrea alla lunga, con lunghissimi berettoni in testa. Venivano li Chiausi tutti à Cavallo in numero di 200 con gran turbanti in testa, che sono soliti portare in Divano. Ve(ni)vano dietro d essi li Camerieri di Francia, e di S(ua) E(ccellenza) Bailo a Cavallo. Seguivano doppo li Greci del Fanari in buon numero tutti à Cavallo. Subito dietro comparivano due paggi con Livree guarnite tutte d( )oro à Cavallo. con due da lo ferrieri Turchi, che li stavano à canto del Cavallo. Marchiavano li 6 giovini di lingua vestiti alla Turcha. 4 funzioni (törenler). 5 gualdrappe (süslü at eðerleri). 72

73 V erano doppo li 7 Dragomani, cioè 5 de nostri, uno di Francia, e l altro dell E(ccellentissi)mo Soranzo. Doppo seguivano il Spai Bassà, et il Sorbagi, cioè Collonello de Gianizzeri, ambi sopra Cavalli ben bordati, e ricamente forniti. Si vedeva poscia comparire sopra un nobiliss(i)mo, e superbissimo Cavallo inviatoli dal primo Visir l E(ccellentissi)mo S(igno)r R(everend)o Giustinian Bailo preso nel mezzo dal Chiaus Bassì, e Vaivoda di Galatà, stando d intorno al Cavallo, ch era d estraordinaria grandezza 6 Satiri tre p(er) parte con livrea alla lunga. Seguivano ad esso li 3 Segretarij di Francia, dell E(ccellentissi)mo Soranzo, e dell E(ccellentissi)mo Bailo. Dietro poi seguivano li 12 Gentil huomeni dell Ambasciatore di Francia et altri de nostri. Erano poi concorsi tutti li nostri Nationalli, e di Francia p(er) ordine del loro Amb(asciato)re e Capitanij di Nave anch essi à Cavallo, vezaregiavano insieme p(er) far comparire ancho dal canto loro pomposo quest ingresso, havendo ogn uno d essi Cavalli con riche valdrappe, et un servo al loro canto, come pure tutti gl altri spediti dal Gran Sig(no)re, che trà tutti nella Marchia si potevano computare al numero di 600. Infatti è stato talle quest ingresso considerato in qualunque parte, che secondo l attestatto de più avanzati non è statto il simile da 50 anni fin hora presente. Con l ordine sudetto si passò p(er) Galatà, ed era dove erano affolate le persone sopra le finestre p(er) il tratto di tremiglia di marchia, e da essi lodata con loro stupore. Nel passare di nuovo li Vasselli Mercanti dell una, e l altra natione ripigliorono, e reiterorono i tiri di tutta la batteria con honore indicibile di S(ua) E(ccellenza) medesimo. Giunti nel Bailaggio, con tutto il sud(det)to accompagnam(en)to si ritrovorono distinte in due salle preparate due grandiss(i)me e sontuosiss(i)me Tavole; nella prima salla v era una lunga tavola con cinquanta piatti, ò vogliam dire Barili carichi di confetture d ogni sorte di Francia, e di Venetia, e dalla parte d essi v erano 60 barilli dall una, et altri 60 dall altra con conditi, et altre robbe dolci. Dà un canto poi della sud(det)ta Salla eravi una gran Bottigliaria con acque d ogni sorte, Sorbetti, Rosolini, Mozzati, et altri liquori il tutto senza risparmio, et in grand abbondanza. 73

74 Nell altra Salla più indentro eravi una tavola simile, mà di riffreddi, cioè con pastizzi, piati in adobbo, Persuti 6, e Mortadelle ben aggiustate in n(umer)o di 60 piatti, e da un canto d essa eravi un altra Botigliaria compagna con Liquori, et ogni sorte di Vini. Fu ameno tutto il seguito de Nationali, et altri dell Ecquipaggio alla prima Tavola di confetture, delle quali appena n hebbe assagiato S(ua) E(ccellenza) p(er) invitare gli altri a far il simile, che con evidente impeto rigettorono sopra d esso in maniera, che furono lanciati à terra quelli apparati con discipamento, e profusione, et si dubitava, che oltre un talle inconveniente in quella confusione non fossero levati i piati, il che anche sarebbe sucesso sè non fosse statto impedito da molti della Corte, che se n erano aveduti. Il simile succese della Bottigliaria con il dicapito delli Cristalli, che tutti cadero rotti in terra, con un spargimento di Licquori, ne quali andavano à nuoto le confetture. Tratanto acciòche non accadesse il simile nell altra tavola si rinchiusero le porte, e doppo lo strepito, e cessati, che furono li tumulti, e sminuita quella gran moltitudine si assisero alla seconda Tavola carica lautam(en)te di rifreddi persone più qualificate, le quali hebbero campo di stare in continua allegria doppo che l E(ccellenza) S(ua) si hebbe ritirato nelle proprie stanze. All hora poi con ordine proseguì tutta la Tavola, et si cominciò con Rosolini, rinfreschi d acque e di liquori à profondere, e tratenere quel nobile accompagnam(en)to. Si seguitò in questo modo tutto quel giorno con la maggior pompa e magnificenza, et con brindesi, e con replicati sbari di Masechi 7 accompagnati con il viva de convitati, resi più strepitosi con la rottura de Cristalli; in maniera che terminatà la tavola, dalla quale non si è raccolta cosa alcuna, havendo lasciato il tutto in libertà del popolo terminò alle hore due di notte la profusione del Vino, p(er) il quale lasciò considerare quanti sijno statti quelli, li quali hanno dormito stesi in terra p(er) tutto il corso della notte. Tratanto li 4 soggetti Turchi, cioé il Chiaus Bassi, Vaivoda, Spai Bassì, e Sziorbagi furono condotti in una stanza ricam(en)te fornita d un richissimo Sofà, dove erano preparate confetture, Conditti, Caffe, Schiocolate et acqua d ogni sorte con gran magnificenza. Per li 200 Chiaus, 200 Gianizzeri, et altri Turchi erano preparate nella Corte due lung(h)is(si)me Tavole, con un sontuosiss(i)mo apparato d ogni sorte di robba fatto da Turchi medesmi, havendo sei giorni avanti preso 8 Cuochi Turchi, li quali lavororono continuam(en)te e zenza risparmio. Li Staffieri poi di Francia al n(umer)o di 24 et 14 dell E(ccellentissi)mo Soranzo, et altri Ministri esteri, cioé Polonia, Inghilterra, furono ammessi ad altra tavola carica di robba diverza, cioè di Vitelli rosti, e lessi, pastizzi, saladi, e fomaghi piazentini, con vinì generosi in gran abbondanza, che facevano rissonare p(er) ogni parte viva la Se- 6 prosciutti (jambonlar). 7 Mazenghi: grande, magnifico (büyük, muhteþem). 74

75 r(enissi)ma Rep(ubbli)ca di Venetia, et il Sig(no)r Bailo Giustiniani. Terminate alle due di notte tutte le fontioni sud(det)te si prepar(ò) la Tavola di S(ua) E(ccellenza) R(everend)o con n(umer)o 50 possate, et essendo l E(ccellenza) S(ua) strazzo lasciò in libertà la med(esi)ma ritirandosi nelle sue camere; onde tutti p(er) il corso della notte hebbero campo di stare in continua allegria; et il Simile si fecce alla seconda Tavola al n(umer)o di 20 et alla terza al n(umer)o di 100 così alla quarta p(er) tavola, et quest allegria continuò fino al levar del sole. - A dì 12 8bre (ottobre) Questa mattina il Gran Sig(no)re si portò alla Moschea, et veram(en)te porta la spesa 8 partirsi da Venetia p(er) vedere tal fontione benche così incognita. Il Paese è bello, è buono, mà non è p(er) Galant huomeni, et la peste va crescendo in Galatà. A dì 21 Detto Questa mattina capita in questo Porto la Nave due Santis, ciòè il San(to) Dom(eni)co à hore 12 che doppo haver fatto il solito saluto à questa Fortezza hà pur fatto 5 tiri p(er) valutare S(ua) E(ccellenza), et ogn uno sbalzò dal letto, et io mi portai al Zapanà p(er) far capitare tutte le lettere à S(ua) E(ccellenza). A dì 24 Detto La Peste stà vicino al nostro Palazzo, ciòè nella Casa di Mon(signo)r Vescovo appresso del Sig(no)r Amb(asciat)or di Francia, et questa mattina ne sono sepolti due, hò che bella Tragedia, et che nobili passatempi si trovano in questo Paese. L E(ccellentissi)mo Soranzo attende aviso dalle due Navi, che devono capitar à momenti dal Tenedo, che già 40 giorni si portorono à Napoli p(er) provedere quanto teneva di bisogno, et quando n haverà l aviso si allestira p(er) la sua partenza, onde si fà conto partirà frà un meze. A dì 27 Detto Hieri mi portai in Costantinopoli, et essendo giorno di Venerdi che il Gran Sig(no)re si porta alle Moschee. Alla porta del Seraglio intesi, e vidi passar i Cavalli del Gran Sig(no)re con molto del suo ecquipaggio, dicendomi, che p(er) esser giorno piovoso si portava in Barca, onde non persi tempo, et lo vidi con gran contento, ne si può negare, che non rendi una gran Maestà quel Monarca drento 9 d un gran superbo Bragantino con remi 24 tutto coperto doro, et il suo Baldachino ricamato di gioie di valore, et poi vedendolo con quel maestoso abito 8 vale la pena (zahmete deðer). 9 dentro (içinde). 75

76 et con quella quantità di Pietre pretiose, che ladornano, mà particolarm(en)te in petto, et nel mezzo del fronte del suo Turbante, il tutto rende gran meraviglia, et chi non vede non può concepire quanto sia il valore, che porta seco, non parlo per il suo seguito, mentre ogn uno può imaginarsi, quanto grande si sij 10. A dì 28 8bre (ottobre) Dimani à Dio piaccendo si porterà alla prima udienza del Gran Visire l E(ccellenza) S(ua) con l istessa Cavalcata il giorno del suo ingresso; et partirà di Casa à hore dirdotto 11, et benché io habbi tutte l incombenze della Casa, spero poter andar anch io in Cavalcata.- A dì 29 8bre (ottobre) Questa mattina S(ua) E(ccellenza) è statto all Udienza del Gran Visir. Tutta la Nattione, Greci, et Hebrei Veneti, et altri s(igno)ri Esteri si sono radunati in Bailaggio, come il N(ostro) H(onorato) R(everendo) Costantin Memo, et il N(ostro) H(onorato) R(everendo) Pietro Bembo, et tutti sono statti tratenuti sino alle hore 19 ima., con Cicolata, Rosolini, et Caffè in abbondanza, alla servitù qual era assai numerosa segli è datta la sua colatione, ciòe robbe salade, et formaggio, e buon Vino. A hore 19 S(ua) E(ccellenza)a parti di Casa p(er) terra con l ordine gìà praticato ciòè 8 Gianizzeri, avanti puoi 4 Portalecd. e Livree di S(ua) E(ccellenza), quelle di seta avanti, poi quelle doro doi Camerieri del Zecretario 4 di S(ua) E(ccellenz)a, et io con un offiziale, poi 6 Giovini di Lingua 6 Dragomani, Zecretario Padre, e figlio, poi S(ua) E(ccellenza) con li due Paggi, che tenevano sopra la Veste, poi seguiva li due Gentil huomeni sud(det)ti, et il Ragionato, e Capellano, il medico, et un Cap(itan)o Perreghino 13 e... niari, et ogn altro del seguito e mercanti, mà tutti con bell ordine à due à due, che per verità faceva molto bene, essendo il popolo concorso p(er) dove si passò. Vicino al Zapanà vi stavano 60 Caichi pronti, sopra quali s imbarcarono, mà con qualche confusione, et pericolo, mà io però fui il primo con due soli amici, et mi feci buttar al luogo destinato dove si tratenevano li comandanti Turchi p(er) ricevere S(ua) E(ccellenza), et vi stavano pure 100 Turchi à Cavallo, et 60 Cavalli insellati p(er) la Corte di S(ua) E(ccellenza). Li Vascelli Veneti salutarono S(ua) E(ccellenza) nel passaggio con gran salva di canonate, et gionto, che fu in terra fù riceputo (ricevuto), et complimentato con soliti regali all uso Turchesco, et S(ua) E(ccellenza) fece una bel(l)iss(i)ma oratione in Camera al Gran Visir, 10 quanto grande si sia (ne kadar büyük olduðunu). 11 forse si può leggere diciotto (belki «onsekiz» olarak okunabilir). 12 forse si può leggere Portalettere (belki «Ulak» olarak okunabilir). 13 forse si può leggere Pellegrino (belki» Hacý» olarak okunabilir). 76

77 quale ricercò il nome di quei P(ri)n(ci)pi, che si sono salvati in Venetia dalle Guerre d Italia, et familiarm(en)te con somo suo contento discorreva. Il detto è un nobile Vecchio, e corte(si)ss(i)mo et mostra essere ben inclinato alla quiete, et alla Rep(ubbli)ca. Il Caftan, che hà datto in tal fontione vale al più sei Reali l uno. Assai numerosa, et quieta fù la Cavalcata, quale si terminò con infinito concorso p(er) tutte le stradde, come nel Palazzo del Visir; si rimontò dipoi il Caichio et si ritornò al Zapanà, et fù S(ua) E(ccellenza) replicatam(en)te salutato dall oltradette Navi, et alle hore 22 S(ua) E(ccellenza) andò à Tavola con li due Nobili oltradetti, et 30 altri s(igno)ri. A dì 31 Detto A hore 17 è gionta in Porto la superba Bastarda con Cap(itan)o Bassà cìoè Gente con tutta l Armata somla 14 cìoè Gallere n(umer)o 18, et n(umer)o 6 de Grossi Vascelli da Guerra, quali vengono dal Mar Nero. Li detti Legni si sono posti tutti in bell ordinanza, et il Cap(itan)o Bassà si portò dal Gran Sig(no)re qual stava in luogo destinato p(er) attenderle alla Marina app(ress)o il Seraglio e doppo d haver esposto la sua oratione li fù p(er) ordine del Gran Sig(no)re posto il Caftan, et immediate sbarò 15 tutta la Moschetaria, mà p(er) ordine, et doppo fece il simile li Vascelli, che p(er) dir la verità fù il tutto ben disposto, et fù d amiratione p(er) la gran quiete. Stando nella mia Camera io vidi il tutto con distintione. Doppo pranzo capitò in Bailaggio tutti gli Instrum(en)ti del Gran Visire, cìoè Flauti, Trombe, e Tamburi con altro all uso Turchesco, et fecero tenue armonie p(er) un hora, e datali la buona mano si licentiorono. Frà due giorni s attende tutto il rimanente dell armata dal Mar Bianco, qual è assai più numerosa della detta. 2 Novembre S attende dalla Porta stabilita la giornata d andar dal Gran Sig(no)re mà si crede non seguirà che in giornata, che il Gran Tesoriere si troverà pronto p(er) Far le paghe à Gianizzeri p(er) far spirare la sua grandezza, et con un pocco di quiete. Fui questa mattina à vedere à sortir dal Seraglio il Gran Sig(no)re p(er) portarsi ad una delle Moschee à Cavallo come giorno di Venerdi destinato p(er) la sua conservatione, et quando haverò tempo in tal giorno non mancher(ò) d andarvi, mentre il tutto è di gran amiratione, et porta la spesa d incomodarsi p(er) vederlo. A dì 11 Detto Continue stravaganze e mutationi si vedono in questo Paese, et questa mattina è statto p(er) ordine del Gran Sig(no)re mandato in sequestro in una Città 14 forse si può leggere somma, cioé, al completo (belki «tüm, bütünüyle» olarak okunabilir). 15 sparò (ateþ etti). 77

78 sopra il mar nero l Agà Generale de Gianizzeri con haver pur conferito la Carica ad altro sogetto. Questo Gran Sig(no)re mostra d haver gran spirito, et à puoco à poco si crede che mutterà tutte le Cariche, quali furo dispensate dalli sollevati, benche dal med(esi)mo li furono confermate, mà hora che si trova in posesso con destrezza, et qual che pretesto fà ellettione d altri soggetti di sua sodisfattione, come hà fatto del sudetto et Chiaus Agà; senza alcun strepito, dubitandosi taci 16 lo stesso il Gran Visir, e pure li detti ministri erano inclinati alla quiete. A hore dirdotto habbiamo scoperto con Canochiali nel Seraglio due appicati con abiti, cìoe veste assai nobile, et con pelle, che si credono soggetti grandi. Si dice pure, che il Gianizzero Agà sia statto condotto nelle sette Torre, et vi sìa ordine di farli la Testa: tutti tremano, et è credibile che consigliandosi il Gran Sig(no)re Nuovo col deposto, che si trova in Seraglio, et con la Regina Madre tutti, questi principali Ministri, che erano capi de ribelli, quali tutti volevano morta la Regina Madre sudetta. Otto giorni sono il sud(det)to Agà banchettò sul Mar Bianco il Gran Sig(no)re, et li fece regalo d una nobiliss(i)ma Schiava, due Cavalli, con Gioiello, et altro di gran valore p(er) som(m)a di 200 Mille Scudi, et anco di più, et quando il detto sperava d esser Gran Visir è statto levato dalla Carica, et anco privato di vita, onde è meglio esser mendichi, che Gran Comandanti, et anco Gran Sig(no- )re di questo Paese. A dì 13 Novembre Questa mattina s è fatto il primo Divano del Gran Sig(no)re, cìoè il congresso de principali Ministri, onde il Gran Sig(no)re stabilito in Trono, et nell istesso tempo hà fatto dar le paghe di quanto andavano creditori, et anco p(er) tutto il corrente meze a tutti li Gianizzeri che sono 8000 con gran eviva il Gran Sultano Achmet terzo. S attende aviso dalla Porta p(er) quando si doverà andar all udienza, et si crede in breve. Doppo pranzo è capitata una Saicha in Porto dando haviso essersi perso da fiera borasca sul Mar Nero Sessanta Saiche cariche di Grano, Buttiro, Oglei, et altro. La funtione de Gianizzeri fu fatta con gran quiete ne si poteva far di più bello. E statto nel tempo istesso all udienza del Gran Sig(no)re l Amb(asciato)re del Gran Can de Tartari, qual s atrova in Costantinopoli Visir, et è da credere che il Gran Sig(no)re sia assai à Casa - - A dì 18 Detto Gran stravaganze, e mutationi si vedono à nostri giorni in questa Reggia, che p(er) verità meritano conservarne eterna memoria. Dietro dissi haver il Gran Sig(no)re privato di carica molti principali ministri con ordine, che immediate fossero condoti nelle Sette Torri, dove pure li sia tagliato la 16 forse si può leggere tace (belki»susuyor» olarak okunabilir). 78

79 Testa, et si dubitava sucedere il simile al Gran Visir, mà poi p(er) haver il Gran Sig(no)re ordinato Divano, stabilitosi in Trono, et fatte le paghe à Gianizzeri di 4 Millioni di Piastre si teneva p(er) certo non vi fosse altre novità. Questa mattina p(er) ordine del Gran Sig(no)re si portò il Gran Visir in Seraglio al suo posto solito, dove improvisam(en)te li capitò un comandamento dal Gran Sig(no)re di dover subito ritirarsi da quel posto, et poi fù consegnato in mano dal Cappigi, e Boia del Seraglio, che fa credere vi sij ordinar Levarli la testa; fù subito dichiarato Gran Visir Hassan Bassà Caimechan della Staffà del Gran Sig(no)re, et Visir e di Banca, quale è pur Cognato del Gran Sig(no)re vivente, e del deposto, et è molto ben affetto à tutto il Popolo p(er) le sue degne maniere, che tale mutatione rende stupore, e terrore universale, nè si può penetrare chi sia quello che sugerischi al Gran Sig(no)re quanto esso fa essequire senza dilatione, mà generalm(en)te si crede sia tutto opera del Gran Sig(no)re deposto, et della Regina Madre, mentre p(er) altro questo Gran Sig(no)re regnante p(er) esser statto sempre in sua vita serato, et senza praticare alcuno è imposibile, che hora habbi tanta politica, et tanto spirito, come lo dimostra nel suo comando. Mauro Cordato, che p(er) ordine del Gran Visir deposto, et del popolo ribello se li doveva far la Testa, che p(er) tal causa esso fugì hora viene chiamato alla Corte; et intanto il di lui figliolo esercita la di lui carica di primo Dragomano della Porta. Questo nuovo governo tiene neccesità del sud(det)to p(er) esser huomo di gran valore, et spirito con tener sotto gl occhi tutto il Mondo, et il suo fine Dio sà qual sarà. L armata del Mar Bianco non è ancorà gionta in Porto, mà s attende à momenti, et à Senione s atrova tre gran Nave da Guerra Inglese, quali convogliano 8 Vascelli mercantili in quel Porto, et in questo sene atrovano 9 mercantili de Francesi, de quali tre erano alla Vella, ma inteso il sud(det)to aviso sono ritornati al suo posto, et così questi come altri temono molto à partire, con danno di questi Mercanti. Si dice pure che nel Porto di Livorno vi siano dieci Vasselli Olandesi, et Inglesi da Guerra onde si vive con gran timore p(er) la Francia, tanto più, che si tiene p(er) certo, che l Arciduca Carlo incoronato Rè di Spagna p(er) l assistenza del Re di Portogalo s imposesserà della Monarchia della Spagna; d Italia si fà inoltre discorsi mà non se gli prestano credenza. Hieri sera morè di peste la Moglie del Sig(no)re Dragoman Costantin Naum n(ost)ro di Corte, quale stà pocco lontano di nostra Casa, et questa mattina segl è scoperto la peste à lui med(esi)mo, onde s è fatto rezerar in una Casa con assistenza, et segli aplicherà ogni rimedio avanti, che il male s avanzi maggiorm(en)te, et è miracolo che tutti noi non habbiamo prezo il male, mentre era ogni giorno à tavola con S(ua) E(ccellenz)a. Il Nuovo Gran visir è quello, che si trovava in Sio p(er) Comandante zìoè Bassà di quella Piazza, et p(er) tal perdita esso è statto molti anno lontano di Costan(ti)n(o)poli, essendovi ordine di farli la Testa, mà la Moglie lo rimisse in gratia, et il detto sogetto non è 79

80 gran Soldato benche fù quello si partì d Adrinopoli con huomeni, et andò ad incontrare l Armata de ribelli à n(umer)o di 80 e più milla, non p(er) combatere, mà p(er) passegiare, et essebirli quanto pretendevano, mà si può chiamare fortunato mentre con maniere, e promesse acquietò quel Popolo così numeroso, et volubile, et hora in fatti non corrisponderlo - A dì 19 Detto Questa mattina il Gran Sig(no)re hà fatto un nuovo Divano dove hà dichiarito un nuovo Muftì cioè Papa de Turchi, et è la suprema Carica di questa Monarchia, essendo quando il Muftì và avanti del Gran Sig(no)re il detto Gran Sig(no)re si leva in piedi, et và ad incontrarlo alla Porta della Camera, et li bacia la mano. Il deposto è statto consegnato alle Guardie p(er) il che assai si dubita, et il Gran Sig(no)re non scherza mà fà opera da quel ch è. Vi restano ancora due Comandanti Ministri principali, cìoe li due Cadicerchier 17 quello di Notolia, et altro di Romelia, et questi comandano, e fanno assoluta giustitia l uno p(er) tutto il Mar Nero, et in terra, et l altro p(er) il Bianco. Carica assai gelosa, et importante, mà anco di questi si dubita essendo statti delli solevati. Doppo pranso s è publicato un Comandam(en)to p(er) ordine del Gran Sig(no)re p(er) tutte le strade, proibendo à chi si sia il pipare 18 p(er) strada, nelle Botteghe, et sopra alle Porte, e balconi di loro caze sotto pena della Vita- A dì 21 Detto Vi sono chi spera, che il Mufti ritorni nella sua Carica. Questa sera siamo statti à render la visita all E(ccellentissi)mo Soranzo, et di sua partenza non sene parla. Il Sig(no)re Dragoman Grande pure dà aviso, che sia statto confermato il Muftì nella sua Carica, che può essere, mà non si crede, et il detto hà datto speranza che Dom(eni)ca sarà li 25 si porterà S(ua) E(ccellenza) all udienza del Gran Sig(no)re. Il Gran Visir p(er) hora si trova vivo, essendo statto condoto prigione, mà maggiorm(en)te si dubita della sua vita. Fatto la visita del Gran Sig(no)re si farà quella poi del Gran Visir, et altre - A dì 24 Detto Questa sera è morto di peste il dispensiere, et spendidore di Francia et io hieri mattina fui con lo stesso à spendere, et à bere il Caffe, e Rosolino à Casa, e pure in hore 20 è morto. Questa mattina è statto spedito il Gran Visir deposto à Sio confinato in Vita in quella Fortezza; et Deodato, cheri 19 trateneva al suo servitio hora è Paggio del Gran Sig(no)re, et sono dieci giorni, che fù circonciso - 17 Cadiasker o Cadileschiere (Kadýasker). 18 fumare (tütün içmek). 19 che ieri ( ki onu dün). 80

81 A dì 25 Detto Hieri pure doppo pranso volendosi portar p(er) far quatro passi il Padre David, et il Sig(no)re Cap(itan)o Zorzetto, che si tratiene in Corte dell E(ccellentissi)mo Soranzo, et il Sig(no)re Cavaletti Cancellier inferiore di Venetia verso il Campo de Morti pozzo (pocco) lontano da stradda drita dal Soranzo sono statti incontrati da 6 Leventi, quali levorono la Spada d Argento al Cavaletti, et con qualche legnata fecero correre i sudetti verso la loro Casa, succedendo giornalm(en)te simili insolenze, onde si và con gl occhi bassi. A dì 26 Detto L E(ccellentissi)mo Soranzo si partirà p(er) le prossime feste di Natale mentre si vede qualche aggravato p(er) la sua mossa. Il Gran Sig(no)re non fà scarzezze di lasciarsi vedere mentre giornalmente si porta in Caichio, et và passato l Arsenale à tirar d Arco con imparar altri giuochi all uso Turchesco. Cavellotti hà ricuperato la Spada p(er) mezzo d un nostro gianizzero con il regalo di tre Aspri - Metnin özeti: Metinde Venedik Balyosu Giulio Giustinian nın İstanbul a gelişi anlatılıyor. Aynı heyette, büyük olasılıkla sekreterlik görevinde bulunan yazar, gözlemlerini ayrıntılı biçimde ve kültürel farklılıklar üzerinde durarak aktarıyor. 8 ekim 1703 tarihinde Venedik Balyosu nun kente gelişi ile başlayan anlatım, 26 kasım tarihinde sona eriyor. Bu süre içinde kentte yaşanan veba salgını, en yakındaki kişilerin, örneğin bir tercümanın ölümü, hayretle dile getiriliyor. Venedikli ünlü Soranzo ailesine ve İstanbul daki tüm etkinliklerine büyük önem veriliyor, örneğin rapor gözlemcinin 26 kasım tarihinde, Soranzo nun Noel kutlamaları için Venedik e döneceğini bildirmesiyle sona eriyor. İstanbul da süregelen karışıklıklar, ayaklanmalar dile getiriliyor; 25 kasım günü yemekten sonra kısa bir yürüyüş için dışarı çıkan ve mezarlık yakınında dolaşan Venedikli temsilcilerin yolunun altı «Levent» tarafından kesildiği, temsilci Cavaletti nin elinden gümüş kılıcının alındığı ve sopalarla kovalandıkları anlatılıyor. Yazar, bu tür olayların o günlerde sık yaşandığını belirtiyor. Ne var ki ertesi gün, raporda en son tarihi taşıyan 26 kasım 1703 günü, Cavaletti nin kılıcının tanıdık bir Yeniçeri sayesinde üç altın karşılığında geri alındığı vurgulanıyor. Tanık olduğu olayları anlatışından, gözlemcinin uzun süre İstanbul da yaşadığı ve tüm anlattıklarını birinci elden aktardığı kesinlik kazanıyor. Giulio Giustinian ın kente girişi, karşılanışı, tüm askerî düzen ve disiplin, hayranlık duygularıyla kaleme alınıyor. Venedik Balyosu nun üç mil boyunca coşkulu gösteriler ile karşılandığını belirten yazar, gemilerin de top atışlarıyla bu 81

82 törene katıldığını, Giulio Giustinian ın Çavuş Başı ile Galata nın idarecisi olan Voyvoda arasında kente girişini anlatıyor. Tüm askerî erkânın sayısı ve kıyafetleri ayrıntılı biçimde aktarılıyor. Ardından verilen ziyafet, yiyecek ve içeceklerin bolluğu ve çeşitliliği, üzerinde durularak dile getiriliyor. 7 ekim 1703 cuma günü kente giden gözlemci, Sarayın kapısından geçerken, Padişahın namaza gitmek üzere çıktığını görüyor. Sultanın etkileyici maiyeti ve değerli taşlarla süslü, gösterişli giysisi karşısında beğenisini gizleyemiyor. 29 ekim 1703 tarihinde Sadrazam tarafından kabûl edilmek üzere heyetin toplandığını, altmış kayıkla karşıya geçtiklerini, Balyos un Sadrazamın huzurunda güzel bir konuşma yaptığını, yaşlı ve soylu görünümlü Sadrazam ın barıştan yana ve Venedik Cumhuriyeti ne olumlu bakan bir kişi olduğunu belirten gözlemcinin aktarımlarına bakılırsa Sadrazam, İtalya daki savaşlardan sağ çıkan Venedikli prenslerin adlarını ve hatırlarını sorma inceliğini de gösteriyor. 31 ekim 1703 günü gemilerin Kaptan Paşa komutasında Karadeniz den geldiğini, Kaptan Paşa nın Padişah tarafından kabûl edildiğini, huzurunda bir konuşma yaptığını, gemilerin top atışında bulunduğunu ve kendisinin tüm olup bitenleri odasından izlediğini yazıyor. Yemek sonrası Sadrazam ın müzisyenleri, Balyos un bulunduğu yere gelip bir saat boyunca çalıyorlar. İki gün içinde deniz kuvvetlerinin geri kalanının Akdeniz den gelmesinin beklendiği belirtilen raporda, gelecek gemilerin sayıca daha fazla olacağı bildiriliyor. 2 kasım 1703 günü Venedik Balyosu nun Padişahın huzuruna çıkmayı beklediğini kaydeden gözlemci, bu görüşmenin gecikeceğini düşündüğünü yazıyor. Haznedar Başı nın Yeniçerilerin maaşlarını dağıtacağını, böylece büyüklüğünü hissettireceğini ve ortalığı sakinleştireceğini anlatıyor. Bu arada cuma namazı için Saraydan çıkan Padişahı yeniden görüyor ve büyük hayranlık duyuyor; böylesi bir töreni görebilmenin her türlü zahmete değdiğini yazıyor. 11 kasım günü ülkede sürekli değişikliklerin yaşandığını, Yeniçeri Ağası nın Karadeniz de açıklanmayan bir yere gönderildiğini, ancak gerçekte kafasının kesilmesi emriyle Yedikule ye götürüldüğü yolunda söylentilerin dolaştığını; bu Padişahın çok yürekli olduğunu; yavaş yavaş tüm diğer görevlerde de değişikliklere gideceğinin düşünüldüğünü; dürbünle bakarak Saray da iki kişinin asılmış olduğunu gördüklerini, bunların iyi giyimli olduğunu; herkesin korku içinde bulunduğunu belirtir. Padişahın değiştiğini, yeni Sultanın 20 eskisine 21 danıştığını; 20 III. Ahmet. 21 II. Mustafa. 82

83 Valide Sultanın 22 ölümünü isteyerek ayaklananların başında en önemli vezirlerin bulunduğunu yazan gözlemci, güçlü olup can korkusu içinde yaşamaktansa, yoksul olmayı yeğlediğini belirtmeden edemez. 13 kasım 1703 tarihli raporunda, tahta çıkan yeni Sultanın III. Ahmet olduğunu ve o gün ilk Divanı topladığını yazan Venedikli gözlemci, 8000 yeniçeriye aylıklarını ödeyen Padişahın,»Çok Yaşa!» sesleri ile karşılandığını kaydeder. İstanbul da bulunan Kırım Hanı nın 23 Padişahın huzuruna çıktığını; Padişahın oldukça rahat tavırlar içinde olduğunu belirtir. 18 kasım 1703 tarihinde gözlemci, kentte büyük tarihi değişiklikler yaşandığını, bunların kaydedilmesi gerektiğini belirtir. Birçok vezirin görevden alınıp Yedikule ye, kafalarının kesilmesi emriyle götürüldüğünü, ancak aynı akibetin Sadrazam için söz konusu olmadığını sandığını yazar; çünkü divan oluşturulmuş, yeniçerilere dört milyon değerinde akçe ödenmiştir. Ancak 18 kasım sabahı Sultanın emriyle Sadrazam 24 Saraya götürülür, herzamanki yerini almasına karşın, yine Padişahın emriyle, Sarayın celladı olarak tanımlanan Kapıcı Başına teslim edilir. Yerine Damat Hasan Paşa Sadrazam ilân edilir. Bu kişinin şimdiki ve eski Padişahın eniştesi olduğu kaydedilir. Bu noktada, yeni Padişahın o âna dek hep başkalarından uzak ve kapalı biçimde yaşadığı, dolayısıyla politika konusunda pek bilgi sahibi sayılamayacağı, tüm bu olan bitenlerin içinde eski Padişahın ve Valide Sultanın parmağının olabileceği Venedikli gözlemcinin dikkatinden kaçmaz. Önceki Sadrazam tarafından görevinden alınan ve kafasının kesilmesi istendiği için kaçan tercüman Mavrokordato, yeniden göreve çağrılır. Bu süre içinde Sarayın ilk tercümanı sıfatıyla, babasının görevini oğlu sürdürmüştür. Akdeniz den beklenen gemilerin henüz İstanbul a ulaşmadığı; buna karşılık Livorno limanında on Hollanda ve İngiliz gemisinin bulunduğu; Fransa için büyük korku duyulduğu; Portekiz Kralının desteklediği Arşidük Şarl ın İspanya Kralı ilân edileceğine kesin gözüyle bakıldığı; böylece tüm İspanya monarşisini ele geçireceği söylentileri dolaşmaktadır. Yeni atanan Sadrazamın eski Sakız Adası komutanı olduğu, dolayısıyla uzun süredir İstanbul dan uzak yaşadığı; kafasının kesilmesi emriyle bu Adaya gönderildiği, ancak eşinin araya girmesiyle affedildiği; askerlik konusunda pek yetenekli sayılamayacağı kaydedilir. Gözlemci, 19 kasım 1703 tarihinde yeni bir Şeyhülislâm 25 atandığını bildirirken, Osmanlı İmparatorluğu nda bu görevin önemine de değinir: Şeyhülislâm içeri girdiğinde, Padişah odanın kapısına kadar gelerek, kendisini karşılar ve elini 22 Rabia Gülnuþ Sultan. 23 III. Saadet Giray ( ). 24 Niþancý Ahmet Paþa. 25 Ýmamzâde Mehmed. 83

84 öper; Şeyhülislâm geçerken - Padişah bile - kalkarak selâm verir. Eski Sadrazamın gardiyanlara teslim edildiği, dolayısıyla sağlığından ve geleceğinden kuşku duyulduğu belirtilir. Eski önemli görevlilerden kala kala Anadolu ve Rumeli beylerbeyleri kalmıştır; bunlar karada ve denizde güvenliği sağlamakla görevli kişilerdir. Yemekten sonra yeni bir duyuru ile, tütün içilmemesi konusunda Padişahın fermanının yayınlandığını anlatan yazar, sokaklarda, dükkânlarda, kapı önlerinde, balkonlarda tütün içilmesinin yasaklandığını, cezasının ölüm olduğunu aktarır. 21 kasım 1703 tarihinde eski Şeyhülislâmın yeniden göreve döneceği söylentileri dolaşmaktadır. Eski Sadrazam daha yaşamaktadır, ancak öldürüleceğinden kuşku duyulur. 24 kasım 1703 tarihinde yazarın önceki sabah gördüğü, dahası, birlikte kahve içtiği Fransız mâlî yetkili vebadan ölür. Eski Sadrazam Sakız Adası ndaki kaleye, ömür boyu sürgüne gönderilir. 25 kasım 1703 tarihinde biraz hava almak ve kısa bir yürüyüş yapmak üzere sokağa çıkan Venedikli temsilcilerin altı «Levent» tarafından yolu kesilir ve Elçilik kâtibi Cavaletti gümüş kılıcından olur. 26 kasım 1703 tarihinde, tanıdık bir yeniçeri sayesinde gümüş kılıç sahibini bulur: karşılığında, Venedikli temsilcilerce üç akçe ödenmiştir. Padişahın her gün kayıkla geçtiğinin görüldüğü, Türklere özgü oyunlar öğrenmeye gittiğinin söylendiği aktarılır. Görüldüğü gibi, son derece açık bir anlatım ile kaleme alınan bu notlar, gerek zamanın Venedik heyetinin Osmanlı İmparatorluğu hakkındaki düşünceleri, gerek Osmanlı İmparatorluğu nun içinde bulunduğu siyasal ve toplumsal olaylara ışık tutması açısından çok ilginçtir. Yazarın tarih bilinci, içinde bulunduğu dönemi haklı biçimde önemli ve kaydedilmeye değer olarak nitelemesi, rapora daha büyük bir ciddiyet ve nesnel bakış açısı getirmiştir. Metnin tümü için bakınız: «Üçüncü bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirisi verilen belgeler». Belge no. 18: 3 sayfa Türklerle Avusturyalılar arasında yapılan Ziştovi Antlaşması 1 (1791) Osmanlý - Avusturya savaþýna son veren antlaþma, tarihinde Ziþtovi de imzalanmýþtýr. 84

85 Metin başka dosyada bulunmakta, «İtalya dışındaki Kent ve Ülkeler - Almanya» adı altında, 182/4 sayı ile yer almaktadır. 2 Matbaa harfleriyle sureti: Nel Messaggier Modenese in data 21 Settembre 1791 e segnato num(ero) 38 si legge quanto segue, cioè = Vienna 5 Settembre. In uno de passati giorni arrivò qui da Sistow il Sig(no)r Timoni, Interprete Austriaco, colla Ratifica data dal Gransignore alla poi anzi conchiusa Pace. Il cambio delle due Ratifiche si fece a Sistow il 23 Agosto. Il Trattato di Pace segnato il 4 del detto Mese contiene i seguenti Articoli. I. Dovrà esservi una Pace costante e generale fra i due Imperii per Mare e per Terra con totale dimenticanza dell accaduto; e perciò tutti i Sudditi Musulmani potranno ritornare alle loro Case, sebbene si fossero dichiarati contro la Porta. II. Le due Altre Parti Contraenti accettano per base della Pace lo stretto in statu quo, come lo era il 9 Febbraio 1788, confermando il Trattato di Belgrado del 18 Settembre 1739, la Convenzione del 5 Novembre del detto Anno, quella del 2 Marzo 1741, l Atto del 25 Maggio 1747, la Convenzione del 7 Maggio 1775 rispetto alla cessione della Burovina, e quella del 12. Marzo 1776 rispetto alle Frontiere della detta Provincia. III. La Porta rinnova in ispecialità l Atto obbligatorio dell 8 Agosto 1783 circa la Navigazione dei Bastimenti Austriaci, promettendo loro perfetta sicurezza contro i Corsari Barbareschi, ed altri Sudditi Turchi, e bonificandone i danni che cagionassero. La Porta rinnova ancora la Convenzione del 24 Febbraio 1784 pel libero Commercio, e la Navigazione de Sudditi Imperiali sopra tutti i Mari e Fiumi della Porta; e così pure conferma il Firmano del 4 Dicembre 1786 per il libero trasporto da un luogo all altro di Buoi, Porci, Pecore ecc. IV. All incontro la Corte Imperiale promette di restituire alla Porta tutte le Provincie, Città, Fortezze e Palanche conquistate durante la Guerra dagl Imperiali, senza eccezione, e smembramento alcuno, ristabilendo le antiche Frontiere sul piede in cui erano il 9 Febbraio 1788 insieme coll Artiglieria che vi si trovava. V. La stessa restituzione devesi intendere di Choczim colla Roja, subito che sarà fatta la Pace colla Moscovia, senza che la Corte Imperiale possa prestarle o direttamente o indirettamente alcuna assistenza. 2 Dosyanýn özgün adý: Documenti di città e stati (GERMANIA), n. serie 182- n. specie IV. 85

86 VI. Saranno nominati due Commessarii, ai quali, dopo la Ratificazione diquesto Trattato, si dovrà restituire la Valacchia, come pure i cinque Distretti della Moldavia. Le altre restituzioni si avranno a fare entro lo spazio di due Mesi; essendo necessario un tal tempo per demolire i nuovi Lavori, e ritirare l Artiglieria, e i Bagagli. VII. La Porta si obbliga di restituire gratis entro il termine di due Mesi gli Schiavi Sudditi Imperiali ovunque esistenti, eccettuati quelli che si sono resi Musulmani. VIII. I Sudditi dei due Imperii, che durante la Guerra hanno cambiato domicilio, non potranno essere reclamati dai naturali loro Sovrani; ma quelli che avranno possessioni nei due Imperii dovranno rinunziare o all una, o all altra possidenza. IX. Per il bene del Commercio, potranno i Sudditi Austriaci riassumere i loro affari là ove gli hanno lasciati avanti la Guerra, e potranno essere sicuri dell appoggio dei Tribunali Ottomani. X. I Comandanti delle Fortezze saranno garanti di ogni disordine, e dovranno punire chiunque turbasse la pubblica tranquillità. XI. Dovranno essi proteggere altresì i rispettivi Sudditi, che viaggiano da un Paese all altro per i loro affari. XII. Riguardo al libero esercizio della Religione Cattolica, la Porta rinnova l Articolo nono del Trattato di Belgrado, e li successivi Firmani. XIII. Le due Corti si spediranno dei Ministri di secondo rango, tanto a cagione della rinnovazione della Pace, che per l avvenimento al Trono de rispettivi Sovrani. XIV. Le rispettive Ratificazioni dovranno essere cambiate in quattordici giorni, ed anche prima, se si potrà. - Metnin özeti: 21 eylül 1791 tarih ve 38 sayılı Messaggier Modenese gazetesinden aktarılan bir haberde, 4 ağustos 1791 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya arasında imzalanan Ziştovi Antlaşması nın maddeleri sıralanmaktadır. Bu Antlaşmaya göre, geçmişte yaşananlar unutulacak; karada ve denizde barışa uyulacaktır. Müslüman halk evine rahatça geri dönecek; her iki İmparatorlukta evi olanlar ikisinden birini seçecek; Osmanlı İmparatorluğu iki ay içinde Avusturyalı savaş tutsaklarını (Müslüman olanlar hariç) geri verecek; Avusturya 86

87 savaşta ele geçirdiği tüm eyaletleri, kentleri, kaleleri geri verecek; Avusturya İmparatorluğu na ait gemiler rahatça ve güvence içinde Osmanlı İmparatorluğu na ait deniz ve nehirlerde seyredebilecek; Avusturyalı tüccarlar savaş öncesindeki ticari etkinliklerine devam edebilecekler; bir ülkeden diğerine yolculuk edenlerin can güvenliği kale komutanlarınca sağlanacak; atanacak iki görevliye Eflâk ile Moldavya daki beş yer anlaşmanın onaylanmasından sonra, öteki yerler ise iki ay içinde geri verilecek; her iki İmparatorluk da, yenilenen barış nedeniyle, karşılıklı olarak birbirleri nezdine elçiler gönderecektir. Metnin tümü için bakınız: «Üçüncü bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirisi verilen belgeler». Belge no. 19: 29 sayfa Osmanlı Sultanları ve özellikle Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki Osmanlı askerî ve malî düzeni hakkında bilgiler (tarihsiz). Toplam otuz sayfalık metnin yazarının sözettiği en geç tarihli olay, Osmanlı donanması ile Papalık, Venedik ve İspanyol ittifakı donanması arasında 7 ekim 1571 tarihinde yapılan İnebahtı 1 savaşıdır. Yaklaşık olarak 1573 yılında yazılmış olmalıdır. İlk on sayfada Osman bey den Sultan I. Süleyman a kadar Osmanlı Sultanları tanıtılmıştır. Bu süreçte Türklerin İran a kadar tüm kentleri ele geçirdikleri, Macaristan a ve Transilvanya ya 2 tamamiyle egemen oldukları, hatta Doğu Hint Adaları nda «kapıları», yani limanları olduğu belirtilmektedir. Daha sonra, Sultan I. Süleyman dönemindeki Osmanlı saray ve devlet örgütüne değinilmektedir. Yazarın derin gözlemlerinin olduğu dikkate alınacak olursa, bu dönemde uzun süre İstanbul da kaldığı söylenebilir. Önce, genel Osmanlı düzeni anlatılmakta, kadılardan, sancaklardan, subaşılardan sözedilmektedir. Özellikle ordunun finansmanı üzerinde durulmuştur. Askerî kadronun gelir kaynaklarına değinilmiştir. Metnin içinde, kimi zaman, başka konular da ele alınmıştır. Örneğin yazar, Kırım dan, Hazar denizinden, Sultan Süleyman ın bu bölgeye ilişkin politikasından sözetmiştir. Metnin içinde, özel bir başlık altında, denizlerdeki faaliyetlere değinilmiştir. İnebahtı ve Preveze deniz savaşları anlatılmış; Osmanlı Kaptan Beylerinin ve Gelibolu Sancakbeyi nin gelirleri belirtilmiştir. Bu arada, yine farklı bir konu olarak, defterdardan ve mali işlerden uzun uzun sözedilmiştir. Yazar, İstanbul kenti, kapıları ve tersane hakkında da bilgi vermektedir. Son bölümde, Sultan Süleyman a ilişkin bilgiler verilmekte, Avrupa tarafında Belgrad, Viyana ve Buda ya açılan seferler anlatılmaktadır. Metnin sonunda ise, Sultan Süleyman ın (Sufiler hariç) her tarafla iyi ilişkiler içinde olduğu kaydedildikten 1 Ýtalyanca adý ile Lepanto. 2 Erdel. 87

88 sonra, 1499 yılına geri dönülmüştür. Bu bağlamda, Şah İsmail den de yaklaşık bir buçuk sayfa kadar sözedilir. Belge no. 20: 11 sayfa Kandiye de izlenecek yönteme ilişkin bir Venedik soylusuna öğütler - Türklerin askerî gücünün sayısal aktarımı (tarihsiz). Maddeler biçiminde öğütlerin sıralandığı belgenin başında eksiklik vardır. İki ayrı el yazısının dikkat çektiği metinde, Türklerin Girit seferi öncesinde Ada nın savunmasına yönelik aldıkları stratejik ve askerî önlemler sıralanmıştır. Özellikle Kandiye Kalesi üzerinde durulmuştur. Kalenin sağlam taşlardan yapılmış olduğu ve kale meydanında kenti savunacak yeterli güç birikiminin bulunduğu belirtilmiştir. Türklerin yelkenli gemilerini rüzgâr mevsiminde Ada ya çıkış yerinde yeterince tutamayacakları tahmin edilmektedir. Bu yüzden, ya kuşatmadan vazgeçecekleri, ya da kara güçlerini bırakarak, deniz gücünü geriye çekecekleri belirtilmektedir. Türklerin yaklaşık altıbin kişilik bir kara gücü tutabilecekleri tahmin edilir. Ancak, bu gücün gereksinimlerini sağlamak bağlamında sorun yaşanacağı ileri sürülmektedir. Oysa, Venedikliler kendilerini daha avantajlı görürler. Atlı birlikler için kırsal kesimde tahıl yetiştirilebilir. Ayrıca, Osmanlılar tüfek menzillerine giremeyecektir. Venedikliler, Hanya limanına Türklerin yerleşmesini engelleyebileceklerini düşünmektedir. Zira liman ağzı iki gemiyle kapatılabilir ve üç - dört mil ötesine topçu bataryaları yerleştirilebilir. Belge no. 21: 8 sayfa Şah İsmail, Sufilik ve bazı Osmanlı Sultanları hakkında genel değerlendirmeler içeren belge (tarihsiz). Metnin içeriği Şah İsmail ve faaliyetleri ile ilgiliyken, belge, Birçok padişah hakkında özet bilgi olarak arşiv kayıtlarında yer almaktadır. Metinde, Şah İsmail in Safevi devletini kurmasından önceki olaylardan başlayarak, Osmanlı Sultanı I. Selim ile 1514 yılında Çaldıran savaşını yapmasına kadar geçen olaylar anlatılmaktadır. Bir bakıma Safevi tarikatının doğuşu, bu tarikatın Sufi - Türkmen çevrelerini etkilemesi ve bununla ilgili olarak Anadolu ve Orta Doğu da yaşanan iç gelişmeler dile getirilmiştir. Şah İsmail in faaliyetlerinden ayrıntılı olarak söz edilmiş, Safevilerin İslâmi konumları anlatılmıştır. Şah İsmail in Tebriz ve Şiraz ı ele geçirmesi; Horasan, Bağdat, Trabzon arasındaki faaliyetleri anlatılmıştır. Bu gelişmeler karşısında Osmanlı Sultanı II. Beyazıt ın tutumu ve Sufilik yaptığından kuşku duyduğu kişiyi Yunanistan a, Arnavutluk a ve başka yerlere sürgün etmesi yazılmıştır. Metnin son bölümünde, Yavuz Sultan Selim - Şah İsmail savaşından, Selim in Tebriz e girmesinden, orada Şah İsmail in eşlerinden ikisini tutsak almasın- 88

89 dan ve zanaatkârı İstanbul a götürmesinden söz edilmiştir. Bu sayı, aşağıda ayrıntılı olarak adı verilen Membré nin yapıtının 163.üncü sayfasında 3000 olarak kaydedilmiştir. Belgenin bazı sayfaları, özellikle de başlangıç ve son bölümü, eksiktir; Michele Membré nin, Relazione di Persia (Napoli, 1969) adlı kitabı ile karşılaştırması yapılmış, bu konuya ilişkin bilgiler, gerekli noktalarda dipnotlar ile belirtilmiştir. Uzun yıllar Venedik Cumhuriyeti adına tercüman olarak görev yapan ve Türkçe yi çok iyi bildiği belirtilen Membré nin yukarıda sıkça söz konusu edilen yapıtı incelendiğinde, gerçekte eldeki raporun, İstanbul un kalburüstü ailelerinden birinden gelen Teodoro Spandugnino tarafından derlendiği ortaya çıkar 1. Raporunu sunarken, yılları arasında Parma Dükü olacak Alessandro Farnese ye hitaben kaleme aldığı mektupta, 1537 yılında Roma ve Venedik e bir yolculuk yaptığını, Şah İsmail, Şah Tahmasp, Sufilik ve Osmanlı İmparatoluğu ile ilişkiler konusunda gerekli bilgileri Giovanni Rota adında bir doktordan aldığını, Venedik te Erdebil de doğan bir İranlı bulup ona okuttuğunu ve tamamlattığını belirten yazar, bu raporda, aynı zamanda, Sah İsmail in ülkesinin geleneklerini ve savaşma yöntemlerini de açıklayacağını vurgular. Amacı, gücünden korkulan Osmanlı İmparatorluğu na karşı, Şah İsmail in ülkesi ile Venedik Cumhuriyeti nin birleşmesini sağlamaktır. Raporun, Şarlken ile Fransa nın yeniden yakınlaştığı dönemde, yaklaşık olarak 1538 yılının mayıs-haziran aylarında kaleme alındığı sanılmaktadır. Aynı yılın yaz aylarında tamamlanan yazının bir kopyası Fransa veliahtına gönderilirken, bir diğerini de Spandugnino, elden, Papa üçüncü Paul e götürmüştür. Aynı yazı, ilk olarak, 1551 yılında Floransa da basılmıştır 2, Venedik te Museo Correr ve Biblioteca Marciana da kopyaları bulunmaktadır. Membré nin kitabının Giriş bölümünü hazırlayan G. Scarcia, bu çalışma ile eksiklikleri gidermeyi amaçladıklarından, yukarıda sözü edilen her iki el yazmasından da faydalandıklarını belirtir. 3 Metnin tümü için bakınız: Üçüncü bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirisi verilen belgeler. 1 Bu çalýþmada, genel anlamda Membré nin yapýtýna deðinildiði için, alýntý yapýlýrken onun adýný kullanmanýn uygun olacaðý düþünülmüþtür. 2 bkz. Membré (a.g.y., s. XXXVIII) : I Commentari di Theodoro Spandugino Cantacuscino Dell Origine dei Principi Turchi, et de Costumi di Quella Natione, Firenze, bkz. Membré, a.g.y., s. XXXVIII. 89

90 Belge no. 22: 2 sayfa Türke karşı yapılacak sefer hakkında genel değerlendirmeler içeren belge (tarihsiz). Metin Latincedir. Raporda Vatikanın ve bazı kardinallerin adı geçer. Çok zalim Türk tiranı na karşı üç sefer düzenlenmesi gerektiği üzerinde durulur. Metin yazarına göre, bu seferler, hem denizden, hem de karadan gerçekleştirilmelidir. Belge no. 23: 3 sayfa Türklere karşı oluşturulacak ittifakın gerekçelerinin incelendiği bir değerlendirme raporu (tarihsiz). Metin Latincedir. Kutsal Roma - Germen İmparatorluğu döneminde, Türklere karşı bir Haçlı Seferi düzenlenmesinin gerekçeleri dinsel bir yaklaşımla sıralanmıştır. Belge no. 24 : 4 sayfa Kullanılacak (ateşli) silâhların sayısı ve listesi ile ilgili belge (tarihsiz). Bu belge, teknik nitelikli olup, lojistik bilgiler ile kullanılabilecek top, tüfek ve genel anlamda ateşli silâhlarla ilgili sayılar içermektedir. Pek düzenli olmayıp, kişisel not değerindedir. Belge no. 25: 11 sayfa Hristiyan prenslerin Türklerle yapmayı düşündükleri savaşa ilişkin gözlemler içeren belge (tarihsiz). Metin Latince yazılmıştır. Metnin genelinin dinsel içerikli olması, büyük bir olasılıkla, kaleme alan kişinin Papalığa mensup olabileceğini gösterir. Türklere karşı yapılması düşünülen genel bir Haçlı seferine ilişkin stratejik bir rapor hazırlanmıştır. Yazar önce inanç, finansman ve düzenli bir ordudan oluşan üç olguyu dile getirir. Sonra ayrıntılara iner. Karada ve denizde yapılması gereken savaşlarda kullanılacak araç ve gereçler sıralanır; karada piyade ve süvarilerin nasıl düzenlenmesi gerektiği belirtilir. Savaşın deniz boyutu daha ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Ancona limanında toplanacak müttefik donanma, Dalmaçya kıyılarına saldıracaktır. Ayrıca, Tuna üzerinden de gemilerle saldırıya geçilmesi plânlanmıştır. Haçlı deniz gücüne Venedik, Galya, İspanya, Portekiz ve Fransa nın da büyük gemilerle katılması beklenmektedir. Belge no sayfa Bir Padişahın, Roma ve Bohemya kralı Ferdinand a yolladığı, savaş tehdidi içeren mektup (tarihsiz). Osmanlı Padişahı, daha önce dostu iken, kendisinden ayrılan Kralı sen gözünü bizim kalemize diktin suçlamasıyla tehdit eder. Osmanlı olarak kendilerini hiç rencide etmediklerini, oysa Ferdinand ın, başka kralları dinleyerek, öngörüsüz davrandığını belirttikten sonra, büyük tehditler savurur. Kralı Doğu dan Batı ya izleyeceğini; kendisinin ve halkının korku içinde yaşamaya mahkûm olduğunu 90

91 söyler: Senin çarmıha gerilmiş Allah ından hiç korkumuz yok. O senin yardımına gelemeyecek dedikten sonra, ağır hakaretlerde bulunur. Mektubun yazılış amacının bu gergin ve savaş kokan durumu bildirmek amacı taşıdığı anlaşılmaktadır. Metnin ikişer sayfalık iki yazı biçiminde oluşu, bir yazının diğerinin kopyası olabileceğini düşündürür. Belge no. 27: 9 sayfa Padişahın üç oğlunun sünnet törenindeki şenlikleri anlatan rapor. Belgenin özgün başlığı, Kesim hakkında İstanbul dan rapor dur. Belge, Kanunî Sultan Süleyman dönemine aittir. Padişahın üç oğlu, Mehmet, Mustafa ve Selim in sünnet düğünleri anlatılmaktadır ve belge tarihi 1530 olmalıdır. 1 Matbaa harfleriyle sureti: M(esser) Franc(esc)o mio m(agnifi)co sapendo V(ostra) S(igno)ria nel farsi nova degna da esser intese, et massime di trionfi ò altre feste soline 2, che dalli Principi vengono fatte, essendo hora occorso di qui simil materia non mi ha parso mancar di notificarvile per l(ette)re, poi che a bocca mie dinegato al p(res)e(n)te far tal offittio accio poi ni possiate far participi di questo li amici, et parenti Vostri havete adunq(ue) a saper come questo Ser(enissi)mo Gran S(igno)r havendo deliberato circoncider tre suoi ill(ustrissi)mi fig(liuo)li giusta il dito della sua legge mandò questi passati mesi a far intendere p(er) tutti li sui Regni, et stati alli governatori et capi di quelli. Il far di tal solenità p(er) quanto mi intendo non più accaduto in questa città di Costantinopoli et così in segno d Amore verso l Ill(ustrissi)ma Sig(no)ria Nostra driciò di lì a Venetia un suo Ambassator, come sapete a notificarli tal circoncisione, con invitarla alla festività di q(uel)la(.) Alli 21 veram(en)te del passato, si dette principio a questa solenità in il Podromò, che e una piazza con un campo tre volte quasi lungo come la piazza di S(an) Marco, et largo come una volta e metà. Dove ci sono due guilie, una di una pietra sola l altra di diverse pietre, una colona, sopra la quale vi è un cavallo, et uno Hercule a piedi di bronzo tolti da Buda nel ultimo aquisto fatto p(er) questo Sig(no)r in quel Regno, et molte altre colone pocco distante una dall altra che sono vestigii di edifizj superbi, fatti dall Imperatori Greci. Si ridussino li m(agnifi)ci Bassà, et tutti li altri che hanno grado andando sotto alcuni pavioni estessi in la piazza t(ra) li quali vi erano tre aquistati p(er) presente Sig(no)re et suo padre, zoe 3 1 bkz. Metin And, «Osmanlý Tasvir Sanatlarý», Cilt I, Minyatür, T. Ýþ Bankasý Yayýnlarý, Ýstanbul, 2002, s vd. 2 solenne (görkemli). 3 cioè (yani). 91

92 uno che fù di Usan Cassan 4, l altro del Sofi. Il terzo del 9. Soldan Ganzi 5. In la piazza restorono posti in diversi canti li ganizzeri, che è la militia à piedi, et li spachi che è quella da cavallo, con tanto silentio, che era una cosa mirabile da vedere. A 3 in 4 hore del giorno, vine 6 il S(igno)r a questo loco solo à cavallo(,) fu contrato da dai detti m(agnifi)ci Bassà Aias, et Cassin, in el camino a piedi et era sua M(aes)tà vestita di uno duliman di raso limòncin, et con il caftà di raso crimisin attorno del quali vi era un friso di ricamo d oro adornato di zogli 7 e largo una quarta sopra un Cavallo bais chiaus 8, qual al suono dell istrumenti che erano in esso Podromó, non potè contenersi nelli piedi, ma quodamodo balava tutta(,) ma era retinuto 9 da sua M(aes)tà con tanta destrezza che più desidirar non si potrïa(.) Avanti di lei erano condoti a mano quatro corsieri insellati con fornimenti di grandiss(im)a valuta, da dietro tre altri, ma vi erano persone in sella(,) cioè tre schiavi del S(igno)r(:) uno haveva l arco et frezze(;)l altro portava una valisi di ristagno d oro et il terzo alc(u)ni vasi d oro d aqua. A piedi vi erano due cento stafieri, con li archi, et frezze in mano. Intrò in el Podrom... et si li fù in contra il m(agnifi)co İmbrain Bassà facendoli riverentia, al quali da sua M(aes)tà li fù risposto, acostandosi a mano sinistra alla briglia, et con questo ordine: la fu accompagnata al loco diputatto p(er) lei, à vedere le feste, che è un coperto di tavole lungo passa 34 e largo 20; infodrato di dintro di ristagno d oro, et in el pavimento tapidi ecc(ellentissi)mi con uno mastabo coperto di veludi stratagliati d oro dove sinta(?) sua M(aes)tà anchor, che habbia appresso esso mastabo una sedia d oro adornata di molti zogli, posta, che la fù al suo loco furno posti ad ordine. In la piazza li presenti che venivano fatti a sua M(aes)tà quali li capizi li portavano, trati di mano dalli S(igno)ri di quelli che li havevano mandati, et il primo in ordinanza era quello del m(agnifi)co Ibrain Bassà portato da persone 260 et giudicato valer da ds 10 35, in quaranta mile anchor che altri dicono de più di 50 m(ila), erano in quello prima quatro libri scritti cio è l Arcoran miniato d oro di grandiss(im)a valuta, poi una cassetta d oro con zoglie di valuta de 7 in 8 m ds (,) poi XI Garzoni belliss(i)mi vestiti di seda, con alcuni cerchi d oro in testa di valuta de 400 in 500 ds, et venti di alcuni cinturi d arzinto larghe una quarta(,) apresso vi era ristagni d oro, veludi, rasi et damaschini, et in fine quindici corsieri: dietro a questo veniva quello delli due altri Bassà; ma fu molto minor numero del primo, tuttavia giudicato l uno p(er) l altro, fu stimato valer da 15 in 20 m(ila) 4 potrebbe essere Uzun Hasan ( Uzun Hazan olabilir). 5 forse si può leggere Capsomgauri («Memluklu Sultaný Kansu Gavri» olarak okunabilir). 6 venne (geldi). 7 gioie, gioielli; si scrive anche come zoglie (mücevherler). 8 baþçavuþ. 9 era ritenuto (tutuluyordu). 10 forse si può leggere denari (belki para olarak okunabilir). 92

93 ds tra pan(n)i d oro et di seda solam(en)te, poi seguivano quelli dilli m(agnifi)ci Belierbi 11 dilla Grecia et Natolia, molto più honorati delli duo passati, essendovi in questi arzinti, et cavalcature poi quello dill Aga di Giannizzeri, et di mano in mano, secondo li gradi loro, pò in li ultimi fu quello del R(everen)do Gritti et dilli clar(issi)mi oratori, et Baijlo n(ost)ro, furno in tutto alla suma di presenti 2200, quali viduti dal Sig(no)r dalla fenistra andorno poi tutti quelli che havivanno fatto li presenti a basciar la mano a sua M(aes)tà midisimam(en)te andorno li n(ost)ri oratori, et Baijlo a far tal offizzio, et con questo si ritornò tutti alli suoi lochi, cio è, li dui m(agnifi)ci Bassa con li altri eccetto il m(agnifi)co Ibrain, che restò con il S(igno)r alli pavioni, et alla n(ost)ra stantia diputatta pur in esso Podromo, p(er) vedere le feste, et si disnó 12 havendossi tutta la vivanda dilla cucina del S(igno)r fatta nel campo del detto Podromò, et il tutto in porcelane a(bo)ndantem(en)te. Il giornò seguente non fù altra solenità, che di accetar presenti, et quelli che apresentorno in ditto giorno furno li m(agnifi)ci Bezim Bassa, et suo fig(liuo)- lo Zimel anchor lui Bassà, et li presenti fatti in questo giorno non furno meno dilli precedenti, et poi si disnó ut supra. La persona veram(en)te dil Ser(enissi)mo Sig(no)r non è ritornato più al suo seraglio, ma è habitatto in la casa dil m(agnifi)co Ibrain p(er) tutta la festa la qual casa è pocco discosta da esso Podromó(.) Il mercor dì si ripossi. La giobbia veram(en)te che fu l ultimo dil mese, si dette principio alla festa et corse con tante sutili 40 del ordine di chiaus, et altri vestiti in habitto da mamaluchi, primam(en)te corsero tutti in seme poi appartadi 20 p(er) parte, venero uno contra l altro poi p(er) traverso(,) rompendosi le lanze nel costato, poi ad uno p(er) uno, in forma di giostra presoniera et in fine tutti ad uno tratto, incontrandosi, che fu bella cosa da vedere, dilla destrezza, et agilità loro, in governar il cavallo, et attirar, con la lanza. Finitto che hebbero questo gioco, smontati da cavallo andornò verso il loco del S(igno)r et buttatisi p(er) terra basiandóla con la mano(,) fecero riverentia a sua M(aes)tà. Dapoi vi furno dui castelli di legno dipinti fatti a modo di dui fortezze, in li qualli vi erano bon numero di persone vestitti alla ongarescha qualli uscieno fora, tratti prima molti schiopi, da un canto, et dall altro, et qui scaramuzorno, in seme, mostrando di far fatto d armi, giocando poi di spada et brocolier, poi con due spade, et poi con lanza, dove stettero, su questi giochi p(er) più di due hore, cercando l una parte, et l altra, di rubarsi le fort(e)zze, con le schale, et altro, come si suol far nella guerra et dispogliati di questi vestimenti ponendosi li suoi da gianizzeri, che da questo ordine fù fatto tal 11 Beylerbeyi. 12 si desinò (yemek yendi). 93

94 gioco, andorno poi a far la solita riverentia al Sig(no)r et con questo si finì la festa p(er) quel giorno, nel qual fu il convito alli ganizzeri, che furno al n(umer)o di m(ille), pur in esso Podromò sotto li pavioni et e da saper che oltra li conviti a giorno p(er) giorno, sempre hanno mangiato lì in el Podromò li m(agnifi)ci Bassà Belierbei Agà di ganizzari, et tu... li gradi, et cusi li n(ost)ri oratori, havendo la vivanda dalla cucina com... e detto, che certo ad uno giorno p(er) l altro mangiavano in ditto loco di Podromò da X m(ila) persone. Alli doi del presente, che fu il secondo di dilla festa, prima furno fatti in el spatio largò dil Podromò due muraglie et cadauna di esse haveva 8 castelletti, et quivi venero pur dell ordine delli gianizzeri armati alla francha bon n(umer)o di persone, con lanze in mano, et fecero una corieria atorno ditti castelli, quali al continuo trahivano schiopi, et se venivano ad incontrar ditti tanti p(er) parte prima con dette tante, poi si misero a giochar di scimitara, et ancho manilandole quasi ad un tratto, con tanta facilitta, che era maraviglia a vedere, in fine fecero una scaramuza, rompendo le lanze in la vitta, et finitto il gioco si vestirno dilli loro habiti, et andorno a far riverentia al Sig(no)r ut supra. Introrno poi nel campo 28; a cavallo dell ordine delli spadolani, che sono gente da cavallo della prima militia, cio è giovini, et in questo pri(m)o ordine posso esser da persone... m alli qualli in questi dì si li diva 13 il mangiare del Sig(no)r et questi giocorno con lanza(,) ma ad un( )altra forza(,) rompendosi le lanze nel petto(,) mostrando fortezza in no(n) moversi di sella(,) nel qual gioco vi sterono 14 p(er) una bona hora(,) poi se ne andorono a far riverentia al Sig(no)r et poi si inviorono al convitto. Alli 4, fu fatti giochi d andar sopra la corda, asendendo facile et descendendo con gran agilità, et in questo dì fu fatto il convitto alla stalla del Sig(no)r alli sellari favri, et altri mestieri, che seguitano la corte et ancho alli bombardieri, che furno un infinitto n(umer)o di persone(,) le qual arte in tutti quelli giorni dille feste, hanno fatto diverse momarie, con condur cadaun la sua arte, cio è, animali huomini formati come si usano nelle momarie delle nostre bande. Dopoi il disnar furno posti da mille piati di pietra(,) pieni di risi et mille in essa piazza del Podromò qual( )erano coperti ca da uno con una fugazza, li qualli dalla gente minuta furno mesi a sacco che fu molto bel veder, et in questo giorno furno conduti in essa piazza diversi animali del sig(no)r cio è, doi elefanti(,) sei leoni leompardi, et una tigre, li qual elefanti sono venuti, et dopoi imbardati(,) uno coperto di veludo cremesin, et l altro di veludo verde di sopra à modo di Castello con tre persone sopra. 13 si dava (veriliyordu). 14 restarono (kaldýlar). 94

95 Alli, 6, del mese fu il quinto alli selletari, et in questo dì fu la festa di andar pur sopra la corda(,) ma altre persone poi alcuni, che mostrorono forteza nella loro persona, chi di romper con la mano una maza di mortaro di bronzo, et portar una antenella sopra le spalle, et in capo mutandola senza tocar con la mano, et chi far romper sassi sopra il corpo, che chi non vide questi effetti giudicava, che si scriva cose vane pur è così la verità. In fine dapoi il disnar(,) furno posti di pietra al n(umer)o dilli altri con l istessa vivanda, che furno messe a scacco, come l altre, cosa che tanto dilettò al Sig(no)r che in questo istesso giorno fece che il m(agnifi)co Ibrain Bassà al populo soltanini d oro, et aspri d arzinto per la summa di ds Alli 9 mangiorno di sopra dal S(igno)r li m(agnifi)ci Bassà(,) li Belierbe Agà con alcuni altri primari, un( )altra festa fu nel Podromò, che d andar sopra la corda(,) momarie, di mestieri di Giudei, Griechi, schiavi, et altra sorte di p(er)sone, non mancando po dilli pazzi(,) da questi tenuti p(er) santi quali si chiamano al dervis, fù et in la piazza una bissa formata che butava fuoco p(er) la bocca, di passa 12 longa, che à farla montò ds 300; Mandò in questo giorno sua M(aes)tà il presente all ill(ustrissi)mi fig(liuo)li che furno cavalli tre, alcuni cariazzi di roba, et certe berete d oro con zoglie, che hanno da portar in testa. Alli X li predetti ill(ustrissi)mi fig(liuo)li venero alla presentia del S(igno)r, et li andò al levar di casa il m(agnifi)co Aga di Giannizzeri(,) il mastro di stalla del S(igno)r et molti altri dilli grandi, qualli venero a cavallo sopra tre corsieri(,) tutti bianchi adunmodo(.) Vestitto il magior, che ha nome sultan Mustafa(,) di etta di anni, 12, di uno dulimano di raso limoncino, et il caftà di veludo crimisino, con un friso atorno di troncafilla d oro con zoglie(,) con la sua samitara d oro al lato(.) Il secondo di etta di anni 8, che ha nome Sultan Maomet(,) vestitto di un caftà di raso crimisin con un friso atorno d oro pur con zoglie(.) Il terzo di etta di anni 6, nominato Sultan Selin(,) haveva il cafta d oro azimino con zoglie(.) Il duliman era di raso limoncino et con la sua samitara come li altri dui ill(ustrissi)mi fi(gliuo)lli, et portavano in capo le berete d oro ricamate di zoglie; che li mandó il S(igno)r inanzi nel Podromo(,) si li fecero in contra tutti li offitiali dilla corte del S(igno)r à farli riverentia, et da loro li venia risposto, et prima dal maggior qual non mancho, con li ganizzeri far quel offittio nel passare, in salutarli p(er) farseli benivoli, appreso di una assisa dove si va al locho del Sig(no)r si apresentorono li dui m(agnifi)ci Bassà, Aias et Cassin(,) facendo riverentia a loro Ill(ustrissi)me S(igno)rie(,) poi un poco più di sopra di essa assisa(,) il m(agnifi)co Ibrain(,) qual era in mezzo dilli dui m(agnifi)ci Belerbei, fece l estesa riverentia et postosi avanti li accompagnò 95

96 alla presentia del S(igno)r(,) con il quale staran(n)o fino alla loro circoncisione, che sara giobia 15 proxima alli 14 del mese, di notte venendo il venire 16, in la qual not(t)e si fara magior solenitta, di fochi et luminare di quello (che) è statto fatto tutte queste altre passate, che si hano brusato in esso Podromò castelli di legno(,) pieni di rochette, con altri animali(,) pieni di fochi artificiati et molto meglio posto di quello si fa da nui, et si continuarà cusi la festa, fino alla circoncisione, et anco qualche dì dopoi. Non voglio anco restar di dirmi che questi ill(ustrissi)mi fi(gliuo)lli sono di aspetto bel(l)issimi(,) bianchi di carne, et certo di una indozza p(er)fetta, qualli havevano li capeli fori della testa, et li dui minori biondi(,) li qual seli tagliarano il dì della circoncisione(,) p(er)ché van(n)o quasi tutto il capo rasi li dui sono fratelli verrini, et l altro d un( )altra don(n)a, quale sono tutte vive, ma questa dilli dui è l amata del Sig(no)r. Metnin özeti: Venedik Cumhuriyeti temsilcisi olduğu anlaşılan gözlemci, raporunu yazmaya başlarken, Padişahın üç oğlunu sünnet etme kararı almasından ve Venedik Cumhuriyeti ne sünnet düğünü daveti götürmek üzere büyükelçi göndermesinden sözeder. At Meydanı nda yapılacak töreni ayrıntılı biçimde anlatırken, Padişahın öğleden sonra saat üç - dört sularında meydana geldiğini belirtir. Yeniçerilerin ve süvarilerin meydanda sessizce yer alışı, yazarı etkiler. Padişahın oturacağı koltuğun kıymetli taşlarla süslü oluşunu ve yerlere halılar serildiğini anlatan yazar, Padişaha gelen armağanları Venedik parasına çevirerek kaydeder ve en değerli armağanın İbrahim Paşa dan geldiğini vurgular. Ayaz Paşa ve Kasım Paşa nın Saraydaki önemli kişilerden olduğu belirtilir. Çeşitli armağanlar arasında, altın kapaklı bir Kur an da bulunmaktadır. Anadolu ve Rumeli Beylerbeyleri ve Yeniçeri Ağası nın armağanları ile sonlara doğru, Venedik Cumhuriyeti nin armağanları sunulur. Tören bitiminde armağan sunanlar Padişahın elini öpmeye gider, Venedik Balyosu da saygıda kusur etmeyip, bu âdete uyar. Padişah ertesi gün de armağanları kabûl etmeye devam eder; yazar, bir önceki gün kadar armağan geldiğini belirtir. Gözlemciye göre, gelen armağanların toplam sayısı ikibin ikiyüzdür. Çarşamba günü dinlenilir; perşembe günü oyunlar ve eğlence yeniden başlar. Cirit oyunları yapılır; meydanın ortasına getirilen, çok güzel boyanmış kaleler birbirleriyle savaşır, biri diğerinin kalesini ele geçirmeye çalışır,kalenin birinin içinden Macar giysili kişiler çıkar. Oyunun bitiminde kıyafetlerini değiştirip, kendi giysilerini giyen yeniçeriler, Padişaha saygılarını sunmaya gider ve o gün meydan- 15 giovedì (perþembe). 16 venerdì (cuma). 96

97 daki üçbin kişilik yeniçeri topluluğuna ziyafet verilir.tüm bu zaman boyunca, Padişah Saraya dönmez, eğlenceleri izler ve yaklaşık onbin kişiye meydanda yemek dağıtımı yapılır. Meydanda kurulan sekiz kuleli iki sur üzerinde Frenk silâhlarıyla çarpışan yeniçeriler, gösteri yaptıktan sonra, ip cambazı ilginç bir gösteri sunar; tüm meslek grupları (zanaatkârlar) hünerlerini gösterir, bombacılara, eğercilere, ahırcılara Sultanın ahırlarında yemek dağıtılır. Ardından iki fil, altı arslan ve bir kaplan meydana getirilir. Biri kırmızı, diğer yeşil kadife örtü ile süslü filler üzerinde çeşitli cambazlıklar yapılır; üzerlerinde üç insan, yazarın deyişine göre - kule kurar gibi - gösteri yapar. İlerleyen saatlerde, ateş yutma ve, bugünkü deyişle karate diye nitelendirilebilecek, bedeniyle taş kırma gibi bazı ilginç gösteriler de yapılır. Gösterilerin sonunda İbrahim Paşa meydana 1000 Venedik parası değerinde altın ve gümüş sikkeler atar. Venedikli gözlemci, törene katılmayan birinin inanamayacağı kadar ilginç, ancak gerçek gösteriler gördüğünü belirtmeden edemez. Saat dokuzda Paşalar ve Anadolu ve Rumeli Beylerbeyleri ile yemek yenilir, sonra bazı gösteriler daha izlenir. Padişah saat onda oğullarını aldırtmaya Yeniçeri Ağası ile Ahırcıbaşıyı 17, birçok yüksek rütbeli kişiyle birlikte gönderir. Atlar, süslü giysiler ve taşlı altın berelerle delikanlıları almaya giderler. Üç şehzadenin meydana girişinden çok etkilenmiş olduğu anlaşılan yazar, beyaz atlar üzerindeki delikanlıları ayrıntılı biçimde anlatır: İlki, şehzade Mustafa dır; 12 yaşındadır, limon rengi saten elbise giymiştir, kaftanı kırmızı kadifedendir.yanında altın işlemeli kılıcı, başında ise altın işlemeli takkesi vardır. İkinci şehzadenin adı Mehmet tir; 8 yaşındadır, kırmızı kaftanı, kardeşi gibi altın kılıcı ve işlemeli takkesi vardır. Üçüncüsü, şehzade Selim, altı yaşındadır. Limon renkli saten giysi üzerine, altın renkli kaftan giymiştir. Kılıcı ve takkesi de altın işlemelidir. Meydanda yerlerini aldıktan sonra, tüm devlet erkânı, önem sırasına göre, şehzadelerin önünden geçerek onları selâmlar. Şehzadeler selâma karşılık verir ve resmi geçitin sonunda iki Beylerbeyinin ortasındaki İbrahim Paşa, şehzadeleri sünnet gerçekleşene kadar kalacakları yere, Padişahın yanına götürür. Sünnetin bir sonraki hafta, perşembe günü saat ondörtte yapılacağı bildirilir. Bu arada havaî fişek gösterilerinin ve çeşitli ışık oyunlarının Venedik te olduğundan daha iyi biçimde yapılacağını sandığını yazan gözlemci, törenlerin sünnet gerçekleştikten sonra da süreceğini kaydeder. Bu gözlemine bakılarak, yazarın daha önce de çeşitli törenlere katıldığı, havaî fişek gösterileri izlediği, İstanbul da oldukça uzun süredir bulunduğu anlaşılır. Yazar son olarak şehzadeleri beyaz tenli, güzel delikanlılar olarak niteler; ikisinin aynı, birinin başka anneden olduğunu, her iki eşin de yaşadığını, ancak iki şehzadenin annesi olan eşin, Padişahın gözdesi olduğunu belirtir. 17 Resmî ünvaný Mir-i ahýr veya Mirahur, yani Ahýrbeyi. 97

98 Kısacası, sünnet düğünü, İstanbul da At Meydanı nda (Hipodrom) yapılır. Tüm devlet protokolü törene katılır, şehzadelerin meydana getirilişi ve burada yerlerini alışları, devlet protokolünün tören sırasındaki selâmlaşmaları ayrıntılı olarak kaydedilmiştir. Birkaç gün süren şenlikler sırasında ilginç gösteriler düzenlenir. Büyük bir sirk gösterisinin yanı sıra, ip üstünde gösteri yapan cambazlar; ağzından ateş çıkaran adamlar gösteri yapar. Bedenleri ile taşları kıran adamlar görülür; bu gösteri, bir anlamda karate olarak tanımlanabilir.tören sırasında at üstünde cirit gibi oyunlar oynanır. Rapor sahibi İtalyan, tüm oyunları ayrıntılı olarak yazarken, ilginç bir gösteriye de yer verir: Meydanda kurulu, boyalı, tahtadan iki kule vardır. Birinin içinden Macar giysili insanlar çıkar; savaşı andıran görüntülerle, kılıç-kalkan oyunu oynarlar. Yeniçerilerin oyunlarını sergileyen göstericiler, kılıçları çok hayret verici biçimde, büyük bir ustalıkla kullandıktan sonra, normal giysilerini giyip, Padişahın önünde selâm verirler. Yazar, törene katılan protokolü ayrıntılı olarak tanımlar. Günde onbin kişiye yemek çıkarıldığı belirtilir. Ayrıca, sünnet sırasında, havaî fişek gösterileri de yapılır. Sünnet olan şehzadeler ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Şehzadeler beyaz tenli ; sünnet günü traş olmalarına karşın, güzel saçları takkelerinden taşmış, sarışın, güzel çocuklardır. İkisi gerçek kardeştir, büyük şehzade başka bir eştendir. Ancak, küçük şehzadelerin annesinin padişahın gözdesi olduğu vurgulanır. Belge no. 28: Erdel Prensi nin Padişaha hesap vermesini anlatan belge (tarihsiz). Belge ilgili dosyada yer almamaktadır. Belge no. 29: 9 sayfa Türk ordusu hakkında bir yazı (tarihsiz). Belge, Kanunî Sultan Süleyman dönemine ilişkindir. Matbaa harfleriyle sureti: Delle armate, et de gli esserciti fu sempre la fama magg(iore) del vero, da che nasce che i conduttieri di queste, et di quelle si sieno sforzati farsi tenere in così fatta estimat(a) che grande riputatione ne potessero acquistare, per mezzo della quale poi rimanessero nell opinione del mondo aggrandite le forze loro, et si rendessero spaventevoli. Questa opinione si è introdutta ne gli animi de gli huomini il più delle volte dalla novità, et dal caso, come ne fatti della casa ottomanase vede, la quale inviata nel corso de felici avvenimenti, può facilm(en)te rendere al mondo tutti i disegni suoi pieni di spavento, et di stupore. Questo si vede nel rumore della presente armata, il quale è che quel S(igno)re mandi fuori così gran numero de vaselli lunghi, e quadri, et sopra essi così grosso essercito che si possa temere ch egli habbi dissegno di fare impresa di molta importanza. Da che 98

99 nasce che tutti i liti d Italia, et di Spagna, et le Isole de n(ost)ri mari vengano di questi apparati non poco à temere, ma come sia questo timore vano, è superstizioso, spero brevem(en)te et con sì buone ragioni dimostrare che non sola morte vi restarà commodo rimedio, ma ancora si farà chiaro che le forze che à noi si rendono spaventevoli non si habbino punto à temere. L fama universale per gli avisi di Costantinopoli che l armata uscire debba di quella città in numero di 150 galere comprese le guardie dell arcipelago, e seco molte navi grosse galeazze, palandarie, e caramussalli per l art(iglie)rie munitioni, e vettovaglie, et che levare debba 40 (mila) spacchi, giannizzeri, gianizzerotti, et esapi, et che poi s habbi à giuntare co(n) vasselli di Tripoli, et d Alghieri i quali potranno essere in numero di 60 tra grandi e piccioli, atteso che da Tripoli ponno 1 uscire vinti tra galere, e galeotte, et di Alghieri et di Bona sin al numero di quaranta, che tutti insieme sin al numero di 210 vasselli da remo, et 40 quadri potran(n)no levare si grosso essercito, che basti à tentare qualsivoglia impresa non pur nell Isole, do(ve) essendo sig(no)ri del mare(,) non ponno temere che possi 2 venire soccorso, ma anc(ora) in terra ferma senza poter havere incontro di forza nemica che impedire gli possi. Non è dubbio alcuno che quando si trovasse armata così potente quel S(igno)re insieme, non fosse bastante à porre spavento à i liti d Italia, et di Spagna, et di fare sicura preda d alcune isole del n(ost)ro mare; Ma non parrà questo apparato verisimile à chi ha notitia delle porte maritime che quel s(igno)r si trova al presente non punto magg(io)ri di quelle de tempi passati, ancor che vi sian cors(i) gli acquisti delle galere delle cose del Gerbe, et Sicilia perché si sà che sono morti da cinquemilla de suoi schiavi, et che da dui anni in quà gli sieno fuggite sei tra galere, et galeotte armate de migliori schiavi ch egli havesse, à che s aggiugne che resti privo de marioli huomini di buona voglia destinati à vogare, le quali cose hanno minuito l armata sua, et fanno che delle vittorie passate gli resti poco avanzo, l visto havemo che ne tempi, ch egli era più ricco di q(ues)ta commodità, come fu doppo la presa d Africa, essendo oltraggiato da quell offesa, et che desiderava non pur vendicarsi, ma dare all invittiss(im)o Cesare saggio della sua possanza, mandò fuori armata di 1 14 vasselli, la quale fama sparsa di molti giorni inanzi correva di 150 galere; et 20 mabone 3, che poi con fatt(i) di gran lunga minori della sua aspettat(io)ne ritornata à suoi porti uscì l anno seg(uen)te con maggior fama, et forza minore. Ne hebbe ardire di tentare impresa nel Regno di Napoli, dove promessi gli erano aiuti, et favori. Il med(esim)o seguì la terza volta sopra i dissegni di Corsica, et ultimam(en)te chiamata all impresa de forti di Villafra... havendo fatto uscire voce di molti vasselli quadri, comparve solam(en)te 1 possono uscire (çýkabilirler). 2 possa venire soccorso (yardým gelebilsin). 3 maona; imbarcazione da trasporto piuttosto grossa (mavna). 99

100 con... galere, con le quali à guisa di Corsaro attese à depredare le coste di (Na)poli, et Minorica; Dico per q(ues)to che non habbi à passare questa armata il numero di cento galere, comprese quelle che possi ritirare dalle guardie de suoi stati, Ne credo già che egli sia p(er) lassarli senza guardie(,) per non dare libertà à Corsari cristiani di poterli in assenza dell armata sicuramente molestare: Che poi s habbia à congiung(er) con l armata di Tripoli, et d Alghieri, esser può vero in parte(,) ma credere non si de(v)e che habbino à restare que duo lochi princip(ali) sprovisti in tutto d huomini; et vasselli, lasciando commodità al nimic(o) d offenderli all improvista; Havendo à temere non solo di noi, ma (de) Mori ancora che in secreto gli sono nimici: Oltra di ciò non hanno Rais piacere di trovarsi in armata(,) sì per paurira di perdere li loro schiavi, de quali il Bassa suole il più delle volte privarli, sì ancora p(er)ché non siano privi della commodità di rubbare separatam(en)te, se obligo di tanti tributi, che à generali si sogliono dare(.) Quando dunque l armata Turchesca(,) con l aiuto de Corsali di Barbaria esca fuori in numero di 130 vasselli da remo(,) sarà tutto quello che per hora si possi fare. Che poi la venghi accompagnata da vasselli quadri per le commodità che già si son dette, difficile è à coloro che usi nell armate di mare san(n)o di quanto travaglio sieno i ram(m)orch(i) ne lunghi viaggi, i quali sono bastanti non pur à minare le nove galere, et disarmarle, ma ancora le vecchie, et se ciò pare danno picciolo, seguirà quest altro magg(iormen)te che navigandosi con rammorchi p(er) costa nimica, daran(n)o occ(assio)ne i rammorchi di prolungar il viaggio, et successivam(en)te l impresa, et talvolta l armata sarà sforzata (a) perderli, ò lasciarli andare ad altro camino, d onde no(n) siano per rihaverli di molti giorni, né per servirsene al bisogno, et così perdersi la speranza, et commodità de gli aiuti loro, come successe in q(uan)to al Principe d Oria nel fatto della Prevesa, che havendo fondata la speranza della sua vittoria nelle forze delle genti spag(no)le che si trovavano sopra le navi, nel morire il poco vento che all hora spirava, morì insieme il fine della buona fortuna che promessa s havea, et in quello à Serse, che persa l armata(,) perdè l essercito(,) né haveria perso l armata delle galere, se li vasselli quadri l havessero potuto seguire. Ammettere si potrebbono 4 i rammorchi, quando s havesse à navigare per paese amico, et in poco traietto, et non altrimenti. Dirassi dunq(ue) ch(e) l apparecchio delle navi sia più tosto per dare timore così à terra ferma, come all Isole, in maniera che havendo à provedersi in tante parti, venghino à rimanere le forze più disunite, e minori, ch(e) per seguirla quali esser possino i dissegni sua, se ne potrà trattare p(er) conietture in quella guisa che si suol fare di tutte le cose del mondo, che pur molte volte s incontrano, cadendo bene spesso ne gli animi de gli huomini communi quello 4 ammettere si potrebbero (kabul edilebilirdi; izin verilebilirdi). 100

101 stesso che gli Principi sotto silenzio, et secreto consiglio haveran(n)o determinato sono tuttavia i pareri diversi, alcuni per il regno di Napoli per la vicinanza del passaggio(,) che breve resta dalla Vellona in Puglia, che commodità grand(issi)ma dona all armata di servirsi de vasselli quadri per havere cavalli(,) vittovaglie, munit(io)ni, et soccorso di giorno in giorno di nova gente, quando fosse bisogno, altri per Sicilia valendosi delle med(esi)me ragioni, altri per Malta, dove già ci discostiamo dalle c(ommo)dità de navili quadri: altri per Sardegna, dove per la vicina(nza) di Bona restaria l armata soccorsa di vittovaglie, altri per Corsica, nella q(u)ale per i presenti tumulti possi facilm(en)te havere mano, et altri finalmente per alcuna delle Isole di Maiorica(.) Sopra quali pareri prima che discorrere farassi questa premissione, et ne nascerà non picciola facilità alle n(ost)re conclusioni: Malvolontieri il Turco, come pur è uff(ici)o d ogni prudente Cap(itan)o(,) pone l essercito suo all espugnat(io)ne di presidio in terra ferma, dove gli possi venire opposito di contrario essercito, et mass(imo) di cav(alle)ria armata, che quantunque succedesse bene sotto l Imperio di Mahomet al general suo Acomat la impresa d Otranto fu perché si trovava il Re Ferrando impedito delle guerre di Toscana, et era sì debole di forze, et privo di soccorso de vicini potentati, ch hebbe tempo i Turchi d espugnare quella città deboliss(im)a et male provista p(er)ch egli havesse forze d opporsi: Ha considerat(io)ne anco d havere la provisione delle vittovaglie sì vicina, ch(e) essendo detenuto dall impresa più lungamente del suo pensiero, haver le possi senza molta dilat(io)ne et pericolo, per l(o) p(iù) si conosce che non habbi dissegno sopra il regno di Napoli, et Sicilia dove sono le cav(alle)rie armate, et fanterie sì buone, che senza aiuti forestieri resisteran(n)o alle forze Turchesche con havere le fortezze alle marine buone, e ben fornite. Per Sardegna si può dire la med(esim)a ragione, et questa insieme che non habbi à servirsi di vasselli quadri à sì lungo viaggio, et la commodità di Bona a Vegata 5 di sopra, quando venisse l armata p(er) lunga, et impensata detent(io)ne in nec(cessi)tà di vittovaglie saria debole, et non verrebbe à supplire, che quantunque l armata sia solita di portare seco vittovaglie per tre mesi, intendesi questo p(er) le ciurme, et gente ord(ina)ria ma non per l essercito. Il q(u)al tempo di tre mesi si consuma in viaggio, tra venirsene, et tornarsene à casa, et ogni poco tempo che la soggiorni di più senza havere commodità de vasselli quadri carichi di vittovaglie che la soccorrano, verrebbe in necessità tale che non fuor Bona(,) ma tutta la Barbaria non saria bastante à rimediarci. Non si ha manco à temere di Corsica per havere le piazze delle marine forti, et delle quali già habbi fatto prova in tempo, che restandoli tutta l Isola amica(,) solam(en)te colui si diffese contro 5 forse si può leggere allegata di sopra (belki, bir anlam deðiþikliðiyle, yukarýda belirtilen olarak okunabilir). 101

102 il furore delle due armate, et quando vi havesse intelligenza, poco aiuto può sperare da coloro che saran(n)no intenti alla difesa propria. La Spagna rendono sicura le proprie forze sue. Restano hora solam(en)te in dubio Malta, Goletta, et Minorca, alle cui imprese si può credere che il gran S(igno)re sia persuaso dalli dui Re di Tripoli, et Algieri, inchinando ogn uno al commodo suo(,) particolare quel di Tripoli à Malta, et alla Goletta, et quel d Alghieri alla Minorca: Il quale(,) per vendetta dello scorno ricevuto sotto Orano, et della presa del Pegnone(,) temendo forsi anc(or)a d(e)lle cose sue si sia forzato tirare l animo di quel P(rincip)e à mandar fuori l armata, et insieme proposta l impresa di Minorica(,) già una volta saccheggiata come facile, et commoda poi per la vicinanza d Algieri, et p(er) il picciolo tratto di qui in Spag(n)a ad infestare tutta quella costa, et già si sa che sin d(a)l mese di Gen(nai)o hà mandato la sua galera bastanza di 51 banchi armata di 216 de migliori Christiani che havesse in prese(n)te al G(ran) Turco col suo fig(liuo)lo per sollecitarlo d armare. All impresa di Malta concorrono molte cause, prima li Rais, et schiavi che vi sono captivi, che con molta stanza sup(plica)no il loro S(igno)re a liberarli, proponendo l impresa facile p(er) havere quell Isola poc(a) gente, picciole fortezze, buonj, et sicuri porti, et egli all incontro s habbi persuaso d acquistarsi il paradiso p(er) via di q(ues)ta liberat(io)ne. Vi s aggiungono i Giudei che han(n)o gli appalti di Aless(and)ria(,) i quali ricevendo ogni giorno infiniti danni dalle galere de Cav(alie)ri(,) hanno dimandato con molta istanza quella impresa, et p(er) essa offerto 200 m (...) Il Dragut col cons(igli)o del quale si governeran(n)o in parte queste cose, favorirà con tutte le ragioni che potrà q(ues)ta risolu(tione,) sì per havere il governo suo più quieto, come anco per l(a) speranza di potere con quella commodità depredare i(l) Regno di Sicilia, nella quale deliberat(io)ne caderei io più to(sto) che in alc(un)a altra, poi che la Goletta non ha seco tanta facilità per la fortezza sua, per il buon presidio, et per l aiuto, che il Re di Tunisi gli porgerebbe, dubitando di se stesso, et che persa la Goletta non cadesse egli ancora in servitù, et restasse privo di quel Regno del quale da già tanti anni è hereditario, et chi è chi dubita ch egli non ami più tosto d essere tributario al Re Cat(toli)co che schiavo al gran S(igno)re? Potrebbesi dire ancora che irritatosi il gran Turco da la presa del Pegnone è posto dal nome dell armata Cat(toli)ca che fù l anno passato di cento galere, et molti vasselli quadri in sospetto di maggiori danni habbi espedito l armata sua à contrapeso della Cristiana(,) à fine che ritenendosi sopra di sé(,) no(n) habbi ardire di te(n)tare altra cosa: Hor com si sia, se l impresa ha da farsi sopra noi, si può giudicare che sia destinata per Malta: Alla difesa potrebbe succedere il remedio facile, et forsi ancora sofficiente p(er) offendere l armata Turchesca, perch(é) radunando il Re Cat(toli)co l armata sua con l aiuto de Principi amici suoi(,) sarà al meno di cento galere forzate, le quali quanto migliori siano di q(ue)lle armate di novo, et di buona voglia, lo sa chi è essercitato nelle cose di 102

103 mare, et sopra d esse potrà mettere buon numero de soldati Spag(no)li et Italiani(,) huomini usi p(er) molti viaggi alle navigat(io)ni(,) dove all incontro gli spacchi, et giannizzeri(,) soldati usi solamente à gli esserciti di terra(,) ne le battaglie navali si renderan(n)o inutili, et quando occorresse trovarsi le due armate insieme p(er) l avantaggio che la Cristiana haverà di buone galere atte à fare forza di caricare, et fuggire et di migliore gente p(er) combattere, non haverà timore d assalire la Turchesca quantunq(ue) in numero de vasselli ava(n)taggiosa. Doverà q(ues)ta armata C(ristia)na fermarsi al Faro di Messina, et ivi aspettare i progressi dell altra, et secondo il partito che gli sarà presentato, seguirla semp(re) alla coda, in modo ch(e) ella possi sapere i progressi di questa. S haveriano à dishabitare tutte le terre maritime deboli et nelle fortezze ridurre gagliardi presidi, ragunare le milit(ie) delle Cav(alle)rie et Fanterie nel mezo dell Isole, come ne Regni di Sicilia, et Sardegna, perché ad ogni aviso restino commode à soccorrere le fortezze assalite in quale parte si sia; perché havendo l armata à perdere tempo all espugnat(io)ne delle terreforti, non so come possa assicurarsi di tenere l essercito in terra, et l armata in mare sprovista, et con sospetto d essere assalita dall armata Cristiana(.) Così ritenendola in timore(,) non pur non osarà tentare le fortezze, ma indebolit(a) dal travaglio del lungo viaggio, darà forsi occ(asio)ne con havere molte galere... 6 all armata n(ost)ra d offenderla spesso con prenderli alla coda quando una, et quando un altra galera, et che per questo con danno e scorno(,) se si habbi à ritornare onde si partè. Mi estenderei più oltre, ma temo fastidire V(ostra) S(ignoria) alla quale non desidero se non servire, et le bascio le mani. Metnin özeti: Yazar, Doc a yazdığı anlaşılan bu raporda, Osmanlı ordusunun gücünün abartıldığını belirtir. İtalya ve İspanya kıyıları ile adalarda Osmanlı gemilerinden korkulmaktadır. Ancak bu korku yersizdir, ne de olsa Osmanlı donanması Afrika nın alındığı zamandaki kadar güçlü değildir, en fazla yüz adet kalyona sahip olmalıdır. Ancak, Hristiyan korsanlara meydanı boş bırakmamak için, donanmanın koruma görevini yapan gemileri vardır. Osmanlı donanması, Trablus ve Cezayir deniz kuvvetleri ile gücünü birleştirebilir, bu olasılık kısmen doğru olabilir, çünkü Osmanlılar bu iki yeri asker ve gemiden yoksun bırakmayacaklardır. Aksini yapmak, düşmanı teşvik etmek olacaktır. Raporda, Osmanlıların yalnızca Hristiyanlardan değil, Mağriplilerden de çekindiği belirtilir; Mağripliler onların gizli düşmanıdır. Mağripli Reisler, donanmada olmaktan pek hoşlanmazlar 7, çünkü tutsaklarını kaybedeceklerinden korkarlar. Genellikle Paşalar, Reisleri tutsaksız 6 forse si può leggere in alto mare (belki açýk denizde olarak okunabilir). 7 Reisler, baþka bir deyiþle Amiraller, komuta altýnda çalýþmaktan deðil, korsanlýktan hoþlanýrlar. 103

104 bırakırlar; Reisler hem tek başlarına çalmanın rahatlığından yoksun olmak istemezler, hem de generallere belirli bir miktar para ödemek zorunda kalmazlar. Barbar korsanların katkısı ile Osmanlı donanmasının ortalama yüz otuz savaş gemisi olduğu hesaplanabilir. Çok sayıda çekdiri bulundurmak uygun değildir, çünkü bu gemiler hem yolculuğu yavaşlatır, hem de bazen onları bırakmak gerekeceğinden pek yararlı olamazlar. Bu noktada, Prens Andrea D Oria nın Preveze de başına gelenler örnek gösterilir. Prens D Oria İspanyol kuvvetlerine çok güvenmiştir, ancak rüzgâr kesilince donanmasının şansı da dönmüştür. Çekdiriler ancak dost ülkelerin sularından geçerken ve kısa yolculuklarda elverişlidir. Yazara göre, Osmanlılar karada kurmaya pek ilgi göstermezler, çünkü karşılarına güçlü bir ordu çıkabilir. Raporda Otranto savaşından söz edilir. Savaşın böyle sonuçlanmasında Kral Ferrando nun 8 Toscana bölgesinde savaşmakta olmasının etkisi büyüktür. Böylece Osmanlılar, kötü korunan ve zayıf olan kenti kolayca ele geçirmişlerdir. Osmanlıların Napoli Krallığı ve Sicilya ile ilgilenmedikleri, bu topraklarda yeteri sayıda piyade ve süvarinin bulunduğu bildirilir. Kısacası, Napoli Krallığı ve Sicilya, kimsenin yardımı olmaksızın kendini savunabilecek güçtedir. Sardunya için de aynı şey söylenebilir. Korsika adasına gelince; bu ada için de endişeye kapılmak yersizdir. Oysa Malta nın, Tunus taki Goletta nın ve Minorka nın durumu tehlikededir. Durumun böyle olmasında Trablus ve Cezayir beylerinin etkisi büyüktür: Trablus, çıkarları için Malta ve Goletta nın; Cezayir ise Minorka nın alınmasını istemektedir. Minorka zaten bir kez yağmalanmıştır, Cezayir e yakın olduğu için sefere elverişli bir konumdadır; ocak ayından beri bölgeye gemi gönderilmiştir. Malta nın alınması için de çok neden vardır. Herşeyden önce, Reis ve orada tutuklu bulunan tutsaklar, efendilerine kendilerini kurtarması için yalvarıp yakarmaktadır. Ada nın kolay ele geçirilebileceğini, orada yaşayan insanların sayısının az olduğunu ve Ada nın iyi bir kapı oluşturacağını ileri sürerler. Efendileri de, Malta yı kurtararak Cennete gitmeye hak kazanacağına inandırmıştır kendini. İskenderiye de iş yapan Yahudiler, her gün süvariler tarafından zarara uğratıldıklarını belirtip, Malta nın kurtarılmasına yardım edecekleri konusunda söz vermişler, dahası para yardımı teklif etmişlerdir. Osmanlı Sultanı, geçen yıl yüz kalyondan oluşan Hristiyan donanmasına karşılık olarak gemilerini göndermiş olmalıdır; Pegnone nin alınmasından sıkıntı duymuştur ve daha fazla zarara uğramak istememektedir. 8 Sözü edilen, Aragon Hanedaný ndan Kral Ferrante veya, diðer adýyla, Ferrando dur. 104

105 Bu noktada, yapılacak girişimin Malta ile ilgili olacağı öngörülmektedir. Yazara göre, Osmanlı donanmasını altetmek güç olmayacaktır. Katolik Kral dostlarıyla gücünü birleştirirse, donanımlı en az yüz kalyona sahip olacaktır; bu gemiler geçmişteki gemilerden daha iyi donanımlı olacak ve bu gemilerde çok sayıda, deneyimli İspanyol ve İtalyan askeri bulunacaktır. Yazara bakılırsa, eldeki verilerden bu sonuca kolayca varılabilir. Çarpışmalarda Osmanlı sipahi ve yeniçeriler, karada savaşmaya alışık olduklarından, denizde başarısız olacaklar; Hristiyan donanmasının takibe ve kaçmaya daha uygun gemilere sahip olduğu görülecektir. Çok sayıda gemisi ve deneyimli askerleriyle Osmanlı donanmasına çekinmeden saldıracak olan Katoliklerin donanması, ayrıca, Messina Feneri nde bekleyecek, diğer gemilerin kaydedeceği gelişmeleri izleyecek, durum gerektirirse, donanmanın arkadan gelen diğer gemileri ile birlikte hareket edecektir. Tüm zayıf kıyı kentleri boşaltılacak, kalelerdeki garnizonların sayısı azaltılacaktır. Sicilya Krallığı ve Sardunya Adası nda yapıldığı gibi, piyade ve süvariler tüm adaların merkezinde biraraya getirilecek, böylece yardım isteği geldiği anda, bu hazır kuvvetler hemen harekete geçebileceklerdir. Sonuç olarak, uzun süren yolculuktan yorgun düşecek olan Osmanlı donanması, kendini nerede ve nasıl savunacağını bilemeyecek, Hristiyan donanmasının kalyonları, Osmanlı donanmasının peşinde olacaktır. Yazar, Doc u sıkmaktan korktuğu için daha fazla yazmak istemediğini belirterek raporunu bitirir. Belge no. 30: 10 sayfa Petervaradin in 1687 yılında alınmasından sonra Türk ordusunun durumu hakkında görüşler içeren belge (tarihsiz). Macar sınırında bulunan Petervaradin Kalesini Türklerin 1687 yılında almasından sonra yapılan stratejik bir değerlendirme raporudur. Bu sıralarda Innocenzo XI. Papa dır. Raporda tarih yoktur ve belirleyici derecede önemli siyasal adlar yer almaz, ancak raporu yazan kişi çok değerli jeo-politik değerlendirmeler yapmaktadır. Önce Türklerin Petervaradin i neden almış olabileceği üzerinde durur. Bu noktada, Viyana nın, Zagreb in ve Yukarı Macaristan ın olası durumu belirtilir. Bölgedeki kalelerin, aralarındaki uzaklık göz önünde bulundurularak değerlendirmesi yapılır. Ayrıca, Osmanlıların müttefiki olan Tatarların olası müdahalesinin sonuçları üzerinde tahmin yürütülür. Belge no. 31: 25 sayfa Türk İmparatorluğunun gücü ve durumu hakkında bir belge (tarihsiz). Benzer ad ile kayıtlı belgelerde olduğu üzere, metinde Osmanlı İmparatorluğu nun yapısı ve gücü hakkında ayrıntılı biçimde bilgi verilmektedir. Belge şu anda elimizde değildir. 105

106 Belge no. 32: Osmanlı Sultanları hakkında tarihi bilgiler içeren belge (tarihsiz). Belge ilgili dosyada bulunmamaktadır. Belge no. 33: Türk Elçisinin Fransa kralına övgülerini içeren belge (tarihsiz). Belge ilgili dosyada bulunmamaktadır. Belge no. 34: a. 2 sayfa Osmanlı donanması hakkında İspanyolca bir belge. Tarihsiz belgede, Rüstem Paşa nın kardeşi Sinan Paşa nın donanma komutanı olduğundan ve nisan ayının ortalarında donanma ile harekete geçeceğinden söz edilir. Donanmanın hazırlanması ve malî işlerinin düzenlenmesi, maddeler hâlinde belirtilip, gerekli paranın hazinede bulunduğu kaydedilir. Osmanlıların en azından elli gemisinin daima hazır bulunduğu; donanmada yaklaşık 80 kalyon tipi gemi ile 225 adet yelkenli gemi bulunduğu belirtilmektedir. b. 1 sayfa 1515 tarihli İtalyanca bir Venedik belgesi. Şah İsmail ve sufizmden söz eden belgede, ayrıca, Cem Sultan ın Roma da Papa VI. Alessandro nun elinde tutuklu olarak bulunduğuna da değinilir. Belgenin birçok sayfası eksiktir ve imza taşımamaktadır. Belge no. 35: 9 sayfa Sultan I. Selim in Lehistan kralı Zigsmund a yazdığı mektup (şubat 1512). Birden fazla elyazısı ile Latince kaleme alınmış olan belgeler, birbirinden ayrı parçalardan oluşmaktadır. Dört ayrı mektup vardır. Üç sayfa olan birinci mektupta, Çavuş Mehmet 1 ve Lehistan kralı Zigsmund un adları geçer. İki ülke arasındaki ilişkiler üzerinde durulur; Mehmet in öldüğü yılın ekim ayından söz edilir. Mektup 1468 yılında kaleme alınmıştır. Bir sayfa olan ikinci mektup, silik olduğu için tam olarak okunamamaktadır. Üçüncü mektup, Osmanlı İmparatoru tarafından İmparator Car(o)lo ya yazılmıştır. İki sayfadan oluşmaktadır. Fransa, Almanya, İspanya İmparatorlarından; Macaristan krallığından ve Bâb- ı Âli ye bir haberci gönderildiğinden söz edilir. Metinden anlaşılacağı üzere, bu imparatorlar ile görüşmeler yapılmıştır. 3 sayfadan oluşan dördüncü mektubu ise Osmanlı sultanı, Kral Ferdinand a yazmıştır. Osmanlı İmparatorluğu, kutsal meleğin ve kılıcının gücü ile birçok yeri ele geçirmiştir. Yine de o topraklarda yaşayanlara bazı kaleler bırakılmış ve ayrıcalıklar tanınmıştır. Fransa İmparatorundan dost 1 Metin okunaklý deðildir; söz konusu edilen kiþinin adý, Mahmut olabilir. 106

107 olarak söz edilir.yazı, savaş sonrası dönemde yazılmış görünmektedir; yapılması ve ödenmesi gerekenler belirtilir. Padişah, İmparatorluğunun kapısının dostlara her zaman açık, düşmanlara ise kapalı olduğunu vurgular. Belge no. 36: 3 sayfa yılları arasında Padişah olan Sultan I. Selim in yılları arasında Venedik Doc u olan Leonardo Loredan a gönderdiği mektubu içeren belge (3 ağustos 15...). Sicilya dan dönen iki Osmanlı gemisi ile ilgili olarak, Korfu adası civarında cereyan eden bir olay sonucu ortaya çıkan anlaşmazlık konu edilir. Gemi ile nakledilirken tefecilere bırakılan kalayın geri alınmasında anlaşmalara uyulmadığından yakınılır. Belge no. 37: 2 sayfa Kanuni Sultan Süleyman ın Avusturya İmparatoru Ferdinand a yazdığı mektup (1520). Kanuni Sultan Süleyman mektubunda dostça bir ifade kullanır ve Avusturya ya savaş açmak niyetinde olmadığını açık biçimde belirtir. Gerçek düşmanı, Türk e karşı savaşa gidelim diyen İspanya Kralı ve Macaristan daki ayaklanmacılardır. Kendisine elçi gönderen Avusturya Kralı Ferdinand a yazdığı mektupta, Kaptan - ı Derya İbrahim Paşa nın donanmayı savaşa hazırladığını; İspanya Kralına savaş açacağını; ayrıca, Macaristan da olup bitenlerden rahatsızlık duyduğunu; Elçisini göndererek dostluk gösteren Kral Ferdinand ile bir sorunu olmadığını; aralarındaki iyi ilişkilerin devamını arzu ettiğini bildirir. Metnin tümü için bakınız: Üçüncü bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirisi verilen belgeler. Belge no. 38: 2 sayfa Sultan I. Süleyman ın bir Fransız elçisinin Osmanlı topraklarına girmesine izin veren mektubu (ağustos 1553). Metnin özeti: Fransız elçisinin güvenilir adamı Vincenzo, önemli bir görev için, beş kişilik elçilik heyeti ile birlikte, Osmanlı topraklarından geçecektir. Belge, yol boyunca kendisinin ve heyetinin can ve mal güvenliğini sağlamayı amaçlamaktadır. 1 Metnin tümü için bakınız: Üçüncü bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirisi verilen belgeler. 1 Ayný konu için bakýnýz: belge no. 55 a. Ayrýca, Mario Grignaschi, «Les Documents Ottomans Conservés Aux Archives de la Maison d Este a Modena», IX. Türk Tarih Kongresi, II. Cilt, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1988, s Grignaschi nin makalesinden anlaþýldýðý üzere, Modena kenti, Este kütüphanesi arþivinde de ayný konu ile ilgili belgeler vardýr ve «Busta 1612 Levante» adý altýnda kayýt edilmiþtir. Ferrara dükü II. Ercole nin Fransýz elçisi aracýlýðýyla yaptýðý talebe, Padiþahýn yanýt niteliðindeki fermaný sözkonusudur. 107

108 Belge no. 39: 1 sayfa Sultan II. Selim in İspanyol donanması kaptanı Don Garzia ya yazdığı mektup (1567). Mektupta, Cezayir Beylerbeyi ni sağ salim Cezayir e götürmek için eşlik eden Osmanlı kalyonlarının geçişine izin verdiği için İspanyol Deniz Kuvvetleri Komutanı Don Garzia ya teşekkür edilmektedir. Kendisinden her zaman memnun olunduğu belirtilir. Belge no. 40: 2 sayfa III. Murat ın Eflâk Prensine yazdığı mektup (1580). Dosyada metin, İtalyanca ve Latince olarak, iki kopya hâlinde bulunmaktadır. Sultan II. Selim in oğlu Sultan Murat, Eflâk prensini, babasının yerini alması ve voyvoda ilân edilmesi için, Bab - ı Âli ye davet etmektedir. Dostluk havasında kaleme alınan mektuba göre, istek Fransa Kralından gelir. Petrasco nun oğlu Pietro ya imparatorluk mührünü almak üzere Saraya gelmesi buyrulur. Belge no. 41: 2 sayfa III. Murat ın Erdel Prensi II. Sigismondo ya, Erdel e ilişkin yazdığı mektup (1590). Latince olan mektupta aşağıdaki ifade kullanılır: «Kapıma gönderdiğin habercinden herşeyi öğrendim. Sultan Süleyman Viyana kralıyla savaş yaptığında, seleflerim seninkileri sağ kolları gibi görmüştü. Yaptığımız tüm seferlerde bizden yardımlarını esirgemediler. Hep bizimle dost oldular. Sen de böyle davranırsan, barış konusunda yazdıklarına sadık kalırsan, sana da aynı biçimde karşılık vermeye hazırım. Hem Beylerbeyi, hem de diğer görevlilerle topraklara hiçbir zarar vermemeleri ve tebaaya iyi davranmaları konusunda görüştüm. Sen de kendi tebaanla görüş ve halkıma zarar gelmemesini sağla. Tanrı adına yemin ediyorum ki, sözümü tutacağım: barışı bizzat ben sağlayacağım. Bana yazdığın üzere, bu konuda yardımcı olursan, krallığında uzun yıllar huzur içinde yaşayacaksın. Belge no. 42: 4 sayfa Sultan I. Ahmet in Avusturya İmparatoru Mathias a Edirne den gönderdiği mektup (şubat 1614). Padişahın Avusturya İmparatoru na yazdığı mektupta, Erdel konusundaki tutumunu açıkça belli eden ifadeler vardır, örneğin: Komşum ve yakın dostum Mathias, aramızdaki kapitülasyon anlaşması 20 yıl sürecek. Bu anlaşmanın benim gayretimle gerçekleştiğini anımsatmak isterim. Erdel bize bağlı bir ülke. Eskiden beri oraya kendilerinden Voyvodalar atadık. Onlar da bu durumdan memnunlar. Erdel de Gabriel Batori adlı bir adam zorbalık yapmıştır, biz de onu cezalandırmak için bölgeye askerî güç gönderdik. Onun 108

109 yerine, bölgenin yerli beylerinden en uygun kişi olan Gabor u bey seçtik. Ancak, Erdel deki iç karışıklıklar devam ediyor; bu sorunun bir an önce çözülmesini istiyoruz. Belge no. 43: 2 sayfa Sultan I. Mustafa nın Lehistan İmparatoru III. Zigsmund a gönderdiği mektup (1618). Latince olarak yazılan mektupta Padişah, Lehistan Kralına savaş ilân eder. Padişah bazı şartlar öne sürmekte, istediği toprakları belirtmekte ve Lehistan Kralından din değiştirmesini istemektedir. Ne denli güçlü olduğundan söz eden Sultan I. Mustafa, Lehistan Kralının bunu yakında kendi gözleriyle göreceğini açıkça söyler ve herşeyi yakıp yıkacağını sözlerine ekler. Metnin tümü için bakınız: Üçüncü bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirisi verilen belgeler. Belge no. 44: 3 sayfa Osmanlı Sultanı IV. Mehmet in Fransa Kralı XIV. Louis e gönderdiği sanılan mektup ve bu mektubun yanıtı olduğu düşünülen 1 belge (1669 -Paris teki nüshasından İtalyanca olarak rapor edilmiştir). Osmanlı Sultanı, Fransa kralından izin almadan Girit adasına gelen paralı asker Fransızların cezalandırılmasını sert bir dille talep eder. Böyle bir haberin İtalya da ve Modena gibi bir arşivde bulunması, dikkat çekicidir. Padişah IV. Mehmet in, Fransa Kralına yazdığı sanılan mektupta sert bir üslûp kullanmıştır: Girit teki Kandiye kalesini aldık. Benim gazabıma uğramak istemiyorsan, Ada daki askerlerini çek.yaptığımız önceki anlaşmaya uymanı bekliyorum. Bil ki artık Kandiye Muhammet in toprağı olmuştur. Hristiyan dünyasının üzerine gazabımı çekmemek için taahhüdünü yerine getir. Fransa Kralı XIV. Louis nin yanıtı olduğu düşünülen mektupta da aynı derecede sert ifadeler yer almaktadır: Ey Tiran, bil ki senin tehditlerine yalnızca gülüyorum. Sen bu savaşa 2, Ada nın sahibi olan Venedik Cumhuriyeti ne hiçbir savaş ilânında bulunmadan giriştin. Şu andan itibaren aramızdaki tüm anlaşmaları feshettim. Bu anlaşmalarımız ya ticari mahiyettedir, ya da Hristiyan hacıların güvenliği için yapılmıştır. 1 İtalyanca metinde, gerek IV. Murat ın mektubu, gerek XIV. Louis nin yanıtı için olası ifadesi kullanılmıştır. Ancak Modena arşiv kayıtında bu sözcüge yer verilmemiştir. 2 Girit savaşına. 109

110 Öyle bir savaşa hazırlan ki, ben yaşadıkça sürecek. Kandiye yi sana bırakacağımı sanma sakın. 3 Belge no. 45: 1 sayfa Sultan IV. Mehmet in Fransa Kralına gönderdiği dostluk mektubu (tarihsiz). Belge Fransızca yazılmıştır. Mektubu sunan büyükelçi, Fransa Kralına ve Mareşal Villeroy a Osmanlı İmparatorluğu na gösterdikleri dostluktan ötürü Sultanın memnuniyetini belirtir. Belge no. 46: Sultan IV. Mehmet in İmparatora yazdığı mektup (tarihsiz). Belge ilgili dosyada bulunmamaktadır. Büyük olasılıkla mektup Avusturya İmparatoruna yazılmıştır. Belge no. 47: 1 sayfa Arnavutluk Sancakbeyi Ethem Bey in mektubu (1485). Mart 1485 tarihli mektup, İtalyancadır. Ethem Bey, açık konuşacağını, bunun karşı tarafı rahatsız etmemesi gerektiğini öncelikle belirtir. Arnavutluk topraklarında halkın ayaklandığını, böyle bir zamanda gemi ve asker göndererek yanlış yapıldığını; beklemenin daha doğru bir davranış olacağını yazar. Belge no. 48: 2 sayfa Giacomo Abram ın Giorgio Jaxi lehine yazdığı mektup ve aldığı yanıt (12 mart nisan 1490). Her iki mektup da İtalyanca dır. İlk mektup 12 mart 1489 tarihini taşımaktadır ve bir para sorunu için yazdığını belirten Giacomo Abram, bir miktar parayı şu anda Roma da bulunan bir kişiye verdiğini, ancak yerine ulaşmadığını bildirir. 12 nisan 1490 tarihli, yanıt niteliği taşıyan diğer belgede ise, mektubu yazan kişi suçsuz olduğunu, parayı alıkoymadığını, sözkonusu parayı bir yol bulup, yazdığı kişinin eşine ulaştıracağını belirtir. Belge no. 49: 4 sayfa Sofì Rimel in mektubu (1429). Belge iki Latince mektuptan oluşur. Her ikisi de 1429 yılında yazılmıştır. İlk mektup, Filippo nun oğlu Carolo ya hitaben kaleme alınmıştır. Resmi yazışma 3 Girit savaşı ve Kandiye nin teslimi için bakınız: İsmail Hakkı Uzunçarşılı, a. g. y., Cilt III, Kısım 1, s ve Encyclopaedia of Islam, Cilt VI, E. J. Brill, Leiden, 1995, s Fransa ile İlişkiler için bakınız: T. Yılmaz Öztuna, Başlangıcından Günümüze Kadar Türkiye Tarihi, Hayat Kitapları, Tarih Serisi, Cilt 9, Hayat Yayınları 1966, s

111 diline uygun düşen bir selâmlama ile başlar. Bir kralın gücünden, Tanrı yardımı ile yapabileceklerinden söz edilir. Nisan ayında Hristiyanlar ve Müslümanlar arasında olası bir savaşa değinilir. Hristiyan güçler arasında anlaşmaya uymayan olursa, oyunbozan sayılacaktır. Macar Kralı na hitaben yazılan ikinci mektup konu açısından öncekinin devamı gibidir. Sanki birşeyleri anımsatmak için kaleme alınmıştır. Gerek barışta, gerek savaşta yardım eden bir devletten söz edilir. Yine nisan ayının önemi vurgulanır. Hristiyan krallar uzun bir aradan ve savaşlardan sonra, barışa kavuşacaklardır. Belge no. 50: 5 sayfa Mehmet Paşa nın İmparator II. Maximilian a mektubu (ocak 1576). Tarihten anlaşıldığına göre, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa kastedilmektedir. Resmi dille yazılan mektup, Latincedir ve dostluk ifadeleri içeren bir giriş kısmı ile başlar. Galya Kralı nın Lehistan Kralı ilân edilmesinden ve Erdel voyvodası Stefano dan söz edilir. Stefano nun babası Osmanlılarla dost olmuştur ve barış yapmıştır. Bir Osmanlı paşasının yöneticilik yaptığı yere, Balsa adında biri tarafından asker gönderilmesinden, toprakların istilâ edilmesinden, çıkan çatışmalarda iki kişinin kafasının kesilmesinden söz edilir. Mektupta herkesin kralın emirlerine uyması istenmektedir. Lehistan Kralı nı ele geçiren Kırım Hanı nın onu serbest bırakmak için para istediği; babasının isteğine karşı gelen Kırım Hanı nın oğlunun Lehistan topraklarını tehdit ettiği yazılır. Belge no. 51: 4 sayfa Sultan II. Osman ın ölümü 1 üzerine tercüman Dasquier Michele nin mektubu (25 haziran 1622). Yeni arşiv kayıtlarında belge, 3 sayfa olarak görülmektedir. Pietro Paolo di Melii nin 25 haziran 1622 tarihli mektubuna ek olarak yer almaktadır Lehistan seferi başarısız geçer. Ödüllendirilmeyen yeniçeriler, Sultan II. Osman a karşıdırlar. Sultan Mekke ye, Hacca gitmeye karar vermiştir. Sonunda yeniçeri ve sipahiler ayaklanır; Sultan 20 mayıs 1622 tarihinde boğularak öldürülür. Ardından, Sultan Mustafa saklandığı kuyuda bulunarak tahta çıkarılır. Huzursuzluk devam etmektedir; Lehistan savaşı sırasında Vezir -i Âzam olan Hü- 1 Modena arşiv kayıtlarında bu belgede, yanlışlıkla, Sultan I. Mustafa nın ölümü ifadesi yer almaktadır. 111

112 seyin Paşa da öldürülür. Kentin kapıları üç gün kapalı kalır; Davut Paşa Vezir - i Âzam ilan edilir. 2 Belge no. 52: 4 sayfa Türk Serdar ına Navarin halkı adına Sefer in mektubu (8 haziran 1686). Navarin kuşatma altındadır, kuşatmanın dokuzuncu günüdür. Kent halkı Türklerden yardım beklemektedir. Kente Mahmut Paşa nın hâlâ yardım göndermemiş olmasından yakınılmaktadır. Türk Serdarından, bu mektupta yazılanlara uyarak bir an önce yardıma gelmesi istenir. Daha önce Koron da yaşanılan kötü deneyimlerin yeniden yaşanılmasının istenmediği dile getirilmiştir numaralı belgeler ilgili dosyada bulunmamaktadır. Belge no. 55: 5 sayfa İki ferman ve çevirileri. a. 2 sayfa Bir ferman ve İtalyanca çevirisi (1552). Metnin özeti: Yolculuk edecek olan Vincenzo di Scudi ve arkadaşlarının gidiş - gelişlerinde bir zorluk çıkartılmaması, bu kişilerin ve atlarının rahatsız edilmemesi, tüm gereksinimlerinin karşılanması, kendisine ve yanındakilere yiyecek ve içecek verilmesi, atlarının yolda ölmesi durumunda para karşılığında at satılması için gerekli kolaylıkların gösterilmesi konusunda çıkartılan ve İstanbul dan Raguza ya, tüm sancaklar ile kadılara duyurulacak olan bir fermandır. Fermanın Fransız elçisinin isteği üzerine çıkartıldığı anlaşılmaktadır. Eski takvimle 960 yılının Recep ayının tarihini taşır. b. 3 sayfa Bir ferman ve İtalyanca çevirisi ile temize çekilmiş kopyası (tarihsiz). Macaristan Kralı Ferdinand a gönderilen ferman, tehdit niteligi taşımaktadır. Padişah, tüm Almanya yı almaya karar verdiğini bildirir. Ayrıca, Macaristan a el koymaya kalkışan Krala savaş ilân eder; onu olabilecek en kötü biçimde öldüreceklerini açıkça yazar. Metnin tümü için bakınız: Üçüncü bölüm - Tıpkıbasımı ve çevirisi verilen belgeler. 2 Aynı konu için bakınız: Encyclopaedia of Islam, Cilt VIII, a. g. y., s. 182 ve İsmail Hakkı Uzunçarşılı, a. g. y., Cilt III, Kısım 1, s İtalyanca kaynak, I. Mustafa nın saklandığı kuyuda bulunduğunu belirtirken, Ismail Hakki Uzunçarşılı nın yukarıda söz konusu edilen yapıtına göre, I. Mustafa iç haremde bulunmuştur. 112

113 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Venedik Elçisinin Karşılanması (Giovanni Bellini ye Göre) 113

114 TIPKIBASIMI VE ÇEVİRİSİ VERİLEN BELGELER Bu bölümde en okunaklı belgelerin tıpkıbasımı sunulacak, tümüyle çevrilen metinlerin çevirisi verilecektir. Belge no. 1: 1 sayfa Hristiyan birliğinin bozulması sonucunda Osmanlı padişahlarının elde ettiklerinin kısa bir özeti. Metnin çevirisi: 1355 Orcam Paşa 1 Avrupa dadır. Buraya İmparator Giovanni Cantacuscino ya karşı Paleolog Giovanni tarafından çağrılmıştır Gelibolu nun ele geçirilişi Türklerin Avrupa daki ilk zaferi Bulgarlar tarafından Sırp despotu Teodor a karşı kışkırtılan Murat 3 Edirne yi alır. Arnavutluk taki beyleri kovar ve Arnavutluk topraklarının büyük bölümünü işgal eder Paleolog Dimitri tarafından oğlu Tomaso ya karşı Mora ya çağrılan Mehmet 4 bu toprakları ele geçirir Dükün oğulları tarafından Bosna ya çağrılan Padişah, bu toprakları ele geçirir Erdel voyvodası Giovanni Sepus un çağrısı üzerine Buda ya 5 gelen Kanuni Sultan Süleyman, Macaristan ı haraca bağlar Küçük Stefano yu veliaht kraldan korumak bahanesiyle, vasisi Georgio nun ricası üzerine bu topraklara 6 geri dönen Padişah, buranın büyük bölümünü ele geçirir Macar kralına karşı Angilo Franchipane tarafından Segna ya çağrılan Beyazıt 7, bölgenin ve Franchipane in çıkarlarına uygun davranmayarak Hırvatistan ı tahrib eder. Belge no. 3: 4 sayfa İstanbul a, kenti gezip görerek bazı araştırmalar yapmak amacıyla, âdeta casus olarak gönderilen Antonio Corselli da Trani nin raporu (1485). 1 Orhan Gazi. 2 Bulgarlarý yenerler. 3 I. Murat. 4 Fatih Sultan Mehmet. 5 Budapeþte ye. 6 Macaristan a. 7 II. Beyazýt. 114

115 Belge no. 4: 1 sayfa Kanuni Sultan Süleyman ın Fransa kralı I. François ya yazdığı teselli mektubu (1523). Belge no. 10: Macaristan işgali altındaki Fillek kalesinin kuşatılmasını temsil eden gravür (1593). Belge no. 15: 2 sayfa Türk Sultanı ile savaş - Onyedinci yüzyıl adlı belge. Belge no. 16: 6 sayfa Fransız büyükelçisi Feriol un Sultan II. Mustafa tarafından 1700 yılında İstanbul da kabûl edilmemesi ve kılıcını bırakmaktansa, verilen armağanları reddetmesi anlatılmaktadır. Belge no. 17: 16 sayfa Venedik balyosu Giulio Giustinian ın İstanbul a girişini anlatan belge ( 8 ekim 1703, İstanbul tarihini taşımaktadır). Belge no. 18: 3 sayfa Türklerle Avusturyalılar arasında yapılan Ziştovi Antlaşması (1791). Belge no. 21: 8 sayfa Şah İsmail, Sufilik ve bazı Osmanlı Sultanları hakkında genel değerlendirmeler içeren belge (tarihsiz). Matbaa harfleriyle sureti: Maumetho, quale da Turchi e Mori é riverito p(er) profetta loro grandiss(im)o, esso Maumetho hebbe uno germano co(n)sobrino 1 nomato Hali(,) q(u)ale p(er) essere rimasto orfano piccolino fu nutrito da Maumetho et alenato et hebbelo Maumetho sempre in honore et osservatia et deteli una suo figliola p(er) moglie: Et p(er) ch(e) da Maumethani sonno gra(n)deme(n)te riiveritj, et honorati, quelli ch(e) p(er) dritta linea sonno discesi si de Maumetho como de Hali et li discesi da loro li Turchi chiamavano sciti, li Mori chiamavano Seriffi, et hannoli ambidua in gra(n)diss(im)a rivirenza; Persi ch(e) al p(u)nto sj adimandano Sophi(,) hanno in più rivirenza Hali ch(e) Maumetho(;) da questo Hali p(er) dritta linea disce(n)de seic Aider, qual era s(igno)re de uno picolo loco di P(er)sia nomato Ardueli, et fu homo religioso, como seria 2 apresso noj, uno abbate. Et p(er) intendere ampl(i)ame(n)te di tutto; Seic vol dire ap(re)sso i Turchi e Mori di q(ue)lla natione uno ch abbi cura de a(n)i(m)e como é dir tra noi Piovano; Sach é tittolo solito darsi a figlioli de Impa(ra)torj, Re o gra(n)diss(im)i como è solito dirsi in Spagna don: Et p(er) q(ue)sto il Turcho como il Sophi nel p(re)ambulo di li suoi privileggij sempre dicono Sach, et poi metteno il nome loro; Scit apreso Turchi si attribuisse a q(ue)lli ch(e) sonno 1 cugino da parte di madre. 2 sarebbe. 115

116 discesi da Maumetho, como di sopra dissi, Scitani loro adima(n)dano il diavolo, Cam vol dire Imperatore; condichiar apresso Turchi si adima(n)da lo Impa(ra)tore, Padisach vol dire regna(n)te(,) Sultan, anchora si attribuiva a q(ue)llo del Chayro, da qui nasce ch(e) in le parte orie(n)tale alli s(igno)ri si attribuisse il nome Sultan, et q(ue)sto basti qua(n)to a titoli di Maumethani. Dico adunque Seic Aider fu ho(mo) di santa et honesta vita reputato, et existimato da loro Maumethani, immodo ch(e) Usumcassano grandiss(im)o Re d(ei) Persi vede(n)do costui essere dottiss(im)o et di bona vita, et disceso dal loro Profetta, Hali, essendo povero S(igno)r no(n) sprezò il gra(nde) Re Usumcasssano di darli una sua figliola p(er) moglie(,) qual Usumcassano havea havuta con una figliola dello Impa(ra)tor di Trapesunda; qual Mehemeth secondo, Impa(ra)tor d(ei) Turchj, li ma(n)dò a donare della qual naque Sac Ismael qual etiam da ta(n)to di m(o)re è di stirpe nobiliss(im)o. Il padre di q(ues)to Sac Ismael Seic Aider qua(n)to p(er) vital corso li fu co(n)cesso quase ogni diligentia in nutrirlo et erudirlo in ornatj costumi, como in bone littere, max(imo) nella loro religgione, Il qual si dice p(er) astrologica scientia de la natività del figliolo h(ab)ere conosciuto dovere ad essere ho(mo) grandiss(im)o Et essaldador della loro casa, no fu perho 3 al misero pre 4 co(n)cesso molto a instruirlo(,) per hoch 5 Jacobech figliolo di Usumcassano qual in breve te(m)po successe al Pre nel regno(,) el suo cognato ta(nt)o hebbe in odio, Et p(er)seguito ch(e) lo uccise, et tuolseli q(ue)llo poco paese ch(e) luj signoreggiava, esse(n)do suo figliolo Sach İsmael d anni otto in circha, si il picolino p(er) timor di morte fu costreto a fugir in Leziam cita 6 di una provintia detta Gelam 7 propinqua a mar Caspio di onde vengono a Noj le sede Lezi. Et Tracazj 8 (.) jvi dimoro p(er) alcunj annj ap(re)sso uno S(igno)re detto Bircali. Et in q(ue)sto tempo ch(e) fu anni otto, et più(,) mai volse 9 gustar cibo di corte per preghi e persuasioni li fussero fatte. Solum vivea di q(uan)to p(er) Dio li era co(n)cesso, et q(uan)to ad ogni mensa li avanzava tutto, j(n)terum luj p(er) Dio a poveri donava(.) Egli era di statura piccolino(,) di abitudine grasso(,) di forma assai honesta, qua(n)do luj puoi fu sig(no)re(,) in iustitia severiss(im)o in ta(n)to ch(e) quasi tuttj li capi suoi costituiti al governo d(i) diverse cita et provincie, q(u)ale luj havea trovato loro haver usurpato li beni 3 perciò. 4 padre. 5 perciò che. 6 Lezian città, secondo il libro di Michele Membré, «Relazione di Persia (1542)», Napoli, Istituto Universale Orientale, Napoli, 1969,p.147 e secondo Piemontese, è Lahican (op.cit. p. 211). 7 Gelan, secondo il libro di Michele Membré, op.cit.,p sono tipi di stoffa; secondo Piemontese, lezi è un tipo di seta proprio di Lezian(Lahican), mentre tracazi dovrebbe essere stoffa fatta di fili di seta grezza (op.cit. p. 211 e p. 229 rispettivamente). 9 volle. 116

117 de privatj p(er)sone, over commesso altri delittj, tutti li fece morir; et posti altri in loro loco, fu etia(m)dio liberaliss(im)o qua(n)to dir si possa, no accumulava thesorj (e) ric(c)hez(z)e; Ne punto q(ue)lle ap(rez)zava ta(n)to spendeva, et spa(n)deva, ch(e) molti judicorno luj h(ab)ere notitia delli oculti deposti thesori, e q(uan)to oro li faceva mestier a sua posta far cavare; bevea vino, e mangiava carne porcina, cosa ch(e) la legge Turchescha no p(er)mette, Et in q(ue)sta et altre cose sono differendi Turchj, e qua(n)to me disse uno suo domesticho(,) nel tempo ch(e) detto İsmael visse(,) facea alenar qualch(e) porcho grasso et metevali il nome dello Impa(ra)tor Turcho, et chiamavalo il co(n)dichiar Baiasit; il co(n)dichiar Selim, havea piacer d ogni op(er)a virtuosa si di mano, como de ingegno, qua(n)do li veniva ap(re)sentata una cosa degna la pagava il duplo, et il tripro del precio, et maj da luj se partite alcuno se no co(n)te(n)to, et sattisfatto, era adorato da la sua ge(n)te p(er) proffeta immodo ch(e) Il tapedo dove luj si ingenochiava il dì de la loro Pasqua a far le oratione sopra(,) finita l oratione, era tagliato minutame(n)te a pezj, et lo teniva(n) come é costume tenire le reliquie de sa(n)ti tra Christianj, egli p(er) più sua reputatione no(n) si lasciava vedere, se no(n) co(n) la facia cop(er)ta et velata(,) in libidine assai honesto(,) attento li costumj del paese. Et per dichiarir meglio na(n)tj ch(e) si proceda in narar li suoj ammira(n)di segni, dechiararemo la caggione ch(e) sonno adima(n)dati Sophi: E da sape(re) ch(e) q(ues)to nome de Sophi é derivato dalla loro religione, ch(e) no(n) vol, et coma(n)da p(er) espresso ch(e) p(er) humilità portino sesse salvo di lanna: però ch(e) in lingua Arabica soph é adima(n)data la lana della q(u)al la loro setta, sophi(,) sono adima(n)dati, debbeno vivere in povertá, et astine(n)tia de cibo, et co(n)tinue vigilie, et orationi anchora ch(e) p(er) molti di loro cotalco mal si osservij(;) alcunj li chiamano Ardueli, p(er) ch(é) como di sopra dissi(,) suo Pre havea signoreggito uno Paese nomato Ardueli, dal q(u)ale essi Sofiani sono etia(m) Arduelie nomati sono anchora da alcuni detti; et naserj 10 p(er) ch(é) loro Usanza é portare u(n)a bereta divisa in dodeci falde, et naser in Arabico significa dodeci qual bereta p(er) esser in tuttj universal(men)te rossa(,) in lingua Turcha, si adima(n)da chisilbas, ch(e) vol dire capo rosso sì ch(e) questa setta p(er) diversi accide(n)tj ha sortito vario nome et q(ue)sto basti q(uan)to a voler intender q(ue)sto nome, de Sophj. Dico adunque ch avendo dimorato Sach İsmael apresso per Camli 11 in Lezia(n) annj otto(,) venne a morte suo materno cio 12, et capital nemico 10 enasferi, secondo il libro di Michele Membré, op.cit., p Percanli, secondo il libro di Michele Membré, op.cit., p zio. 117

118 Jacobech qual como disopra dissi haveali morto il Pre, et usurpatoli il stato, p(er) la cuj morte il regno di Persia tutto fu in arme, et in ta(n)te co(n)traversie, et guerra ch(e) in meno d(i) detti anni, se mutò cinque volte in stato regale, p(er) il ch(é) morto il Capital nemico, et occupato li esserciti nelle co(n)tinue guerre fra loro, fu a Sach İsmael facil il ritornar alla Patria, et esse(n)do sommame(n)te amato, et riverito da suoj(,) il rihaver il dominio del suo stato (,) qual ottenuto, et ivj alg(u)anto dimorato(,) raguno 13 U(n)o poco di essercito, se trece(n)to huomenj essercito si può chiamare, andossene ad U(n)a città detta Sumachie, non molto dista(n)te da suoj co(n)fini ch é uno loco, dove ve(n)gono a noj le sede grosse, Canari, et talanj et mamodei 14, et quella all improviso subito prese, et saccheggiò, et puose a foco, et fiama, piutosto miracolosame(n)te cha p(er) forze luj, si attrovasse. Peroch(e) q(ue)lla terra et paese, dovea esser sufficie(n)te resistere ad u(n)o pote(n)te essercito de più de cavallj tre millia, et fatto q(ue)sto crebbe la fama sua immodo ch(e) d(i) moltj locj e Paesi co(n)corevano a luj p(er) giornata huomenij assai di sua setta et religione, et q(ue)sto p(er) ch(e) loro trovavano p(er) suoj librj dovere venir uno proffeta di loro religione cha ad acrescerla, et esaltarla(.) Onde é da advertire la setta Maumettana essere divisa in setta(n)tado sette principale, como si attesta nel arcoranno 15 loro legge, dove soggiu(n)ge ch(e) d(i) lle setta(n)tado sollo una ne va al paradiso, et il restante al foco infernale, et lassa indeterminato qual sij q(ue)lla ch(e) co(n)duchi al paradiso, et di qui vene ch(e) ciascuno tiene la sua essere la buona delle q(u)ale setta(n)tado, la setta Sophica é una, et credeno loro q(ue)sta solla co(n)dur li homenj al paradiso, et dicono il sopranomato Sac İsmael esser stato ma(n)dato da Iddio p(er) notificarlo a tutti, ampliarla e magnificarla, et le setta(n)ta una restanti fu(n)dalme(n)talme(n)te destruere(;) di qua venne ch llo essercito d(i) Sac İsmael tutto era sanza stipendio alcuno, como si fa tra noj la cruciata, et perho da diverse parti d(e)ll P(er)sia co(n)corseno a luj homenj della sua propria relliggione co la famiglia, et facultà: Vedendo q(ue)sto Sac İsmael crescire l essercito suo da puoi la vittoria de Sumachie, ch(e) fu tra pedonj e cavalj fino al numero de mille, hebbe ardire di venire in Tauris città, nobiliss(im)a, et sede delli regali di Persia, et animosame(n)te assaltar el Re Aluant che all hora era residente in quella et co(m)batter co luj, il qual havea oltra li pedoni da cavali cinquemilla truppello, et vinsello, et otten(n)e il dominio d(i) Tauris, dove affirmatosi fece gra(n)diss(im)a crudelità delli Turcomanj; et soldatj di quello Paese, no(n) solu nelli homenj ma anchora nelli fanciulj, et servj, q(u)ali in diversi 13 raduno. 14 sono tipi di stoffa. 15 il Corano. 118

119 modi fece morire, et p(er) ch(e) altra vendetta no(n) potea fare di Jacobech suo materno cio, essendo luj morto q(u)ale como già dissi li uccise Il Pre, et tolseli il stato andossene al monume(n)to suo qual era somptuoso, et magnifico, ci come 16 a ta(n)to Re si conveniva, qual tutto fece ruinare, et fracassare, sì ch(e) no(n) rimase del detto vestiggio alcuno, et trattj lj ossa d(i) la tomba gli fece abruggiare, et spargere, le cenere al ve(n)to, il ch(e) entendendo la mi(no)re sorella del detto Jacobech ch(e) co(n) il figliolo proprio İsmael si attrovava(,) p(re)se baldanza p(er) esser suo figliolo, et p(er) esser d etta adolesce(n)te, riprenderlo di tal fatto, q(u)al ripentio li 17 fu tanto grave e molesta, ch(e) fece pigliar la propria m(ad)re et ucciderla, alcunj dicono luj co(n) le sua propria mani, haverla uccisa. Cresciva p(er) le gra(ndi) crudeltade da lui usate verso Turcomanj, et soldati(,) di giorno in giorno, lo essercito suo, et facevassi più numeroso, et pote(n)te, no(n) perho p(er) q(ues)to fu invelito de a(n)i(m)o Aluant Re 18 ne etia(m) p(er) esser stato vinto in guerra, et espulso d(a)l Regno, anzi co(n) gra(nde) cuore, et sollecitudine. P(re)parato uno novo essercito, maggior del primo, et favorito da tuttj li sig(no)ri, et soldati del paese, il q(u)al messo in pu(n)to, se ne venne alla volta del Tauris, et ivj propinguo ma(n)dò a diffidare Sophi, Sach İsmael(,) alla ca(m)pagna(,) seco(n)do l a(n)tiquo costume delli essercitj Persianj(,) q(u)ali si schivano co(m)battere in le terre, p(er) no dannificarle; et disco(n)zarle, et chi é in quella vencitor é S(igno)re del Paese. Il ch(e) inteso(,) il fortunatiss(im)o Sophi ragunò tutto l essercito; q(u)al no(n) era apena p(er) il terzo di numero a q(ue)llo dello Re Aluant, ando animosame(n)te ad investirlo; et vinselo, fracassolo, et ucciselo co(n) la maggior parte dello exercito; riportò preda assaj: pochi ca(m)porno 19. La q(u)al cosa misse ta(n)to terrore nelli annimij de Turcomanj(,) ch(e) sono S(igno)ri de Ville(,) Chastilla, et Paesj, ch(e) loro segono 20, et como obligati al servitio del Re di Persia di co(n)dursi cavallj como homenj 21 a piedi al serviggio del Re; corerzi si chiamava(n) li stipe(n)diatj, como nella vita di Sac Tamas amplame(n)te dirò; ne le loro ordina(n)ze, et nomi delli loro Capitanj; questi Turcomanj como udivano il nome d(e)l Sophi(,) tremebo(n)di fugivano, ne atrovavano loco, dove a loro paresse essere sicurj(.) Ritornò Sa(c)ismael vittorioso detro a Tauris co(n) ta(n)ta gloria, et fama, ch(e) doppo q(ue)sta vittoria, molto più ch(e) prima di sua ge(n)te, et setta a luj co(n)correvano, intanto ch(e) in pochj jorni crebbe l exercito suo ad numero de sej milla, et più. 16 siccome. 17 a Sac Ismael, secondo il libro di Michele Membré, op.cit.,p si legga come Re Aluant non si scoraggiò. 19 scamparono. 20 si legga come ville, castelli e paesi che loro possiedono. 21 si legga condur sì cavalli come uomini. 119

120 Hora advene 22 ch(e) intende(n)do Amurathcam essere stato morto il suo co(n)sobrino overo Nepote Aluant Re(,) al q(u)ale luj d accordo havea cesso il stato [suo] de Tauris, et tolto luj il stato di una città nobiliss(im)a di Persia detta Sciras, la q(u)ale de finissimj acciali é abo(n)datiss(im)a et lavora eccele(n) tiss(-im)ame(n)te d ogni sorte armatura, si de homenj come de cavallj imbardattj ch(e) io no(n) me te(n)go sufficie(n)te ad esprimerlo: Intesa la stragge(,) villipe(n)dio et uccisione fatta per Sac İsmael de turcomani, et delle sue donne, et figlioli(,) prudentiss(im)o in arme, conosce(n)do ch(e) q(uan)to più dimorava far exercito co(n)tra custuj, ta(n)to più sue forze si aumentavano(,) deliberò mettere in p(ron)to q(uan)to più p(re)sto fosse possibile u(n)o pote(n)tiss(im)o exercito, così fece co(n)tra detto Sophi(.) Racolse tutte le sua forze insiema et prude(n)tiss(im)ame(n)te pensa(n)do se una sol volta son vencitor co(n)tra il Sophi serò 23 poi sanza contraditio(ne) alcuna di tutta Persia restabilito monarcha et fermo S(igno)re et così era se le cose p(er) voto succedevano, racolse in pochi giorni uno bello rico, et pote(n)tissimo exercito de cavalli dodecimilla cop(er)ti de finiss(im)e, sple(n)didiss(im)e, et sumptuosissimame(n)te lavorate armature(,) gra(nde) coppia de pedoni ne le bataglie esperti; et preso luj co l exercito il camino verso Tauris, et menò secco secondo l antiqua co(n)suetudine de Persiani tutte le sue don(n)e; famiglie(.) Il ch(e) vene(n)do all orecchio de Sac İsmael como draco furibo(n)do, et leone innanimato quasi in U(n)o momento ragunò il suo piccolo exercito, tra pedoni e cavallj no(n) era più d(i) otto milla(,) molto di forze, et numero disguale al predetto Amurathcam(;) et ta(n)to era avido alla bataglia ch(e) no(n) puotè sostenere di aspettare lo nemico suo in Tauris ch(e) venisse a luj, ma, arditame(n)te li andò inco(n)tro verso Sciras, le q(u)ale dua Città sono di dista(n)za da Zornate 24 vinte(.) Et ta(n)to caminorno 25 l un e l altro exercito ch(e) se inco(n)trorno 26 quasi a meggio 27 camino; dove Sac İsmael, no(n) osta(n)te ch(e) fosse di forze lo(n)game(n)te dispare allo exercito di Amurathca(m,) tamen p(ront)o fu ad assalire et ferrire, et nel p(rim)o co(n)flitto il Sophi tene la peggior parte, et fu morto assai della sua ge(n)te, la q(u)ale p ho 28 mai voltò le spalle, p(er) ch(é) no(n) p(er) oro o stato ma p(er) la fede co(m)batte(v)ano(,) teme(n)do alcuno di loro la morte, p(er) ch(é) tengono q(ue)lla condurli alla vera via del paradiso, como cingiari 29 al co(n)tinuo 22 avvenne. 23 sarò. 24 giornate. 25 camminarono. 26 si incontrarono. 27 mezzo. 28 però. 29 cinghiali. 120

121 impetuosissimame(n)te co(m)battevano, et calpesta(n)do li corpi morti de lloro compagni senza terrore alcuno se metteano la ove più folta era la bataglia(.) Et ta(n)to longame(n)te pugnarono, et fra(n)chame(n)te(,) ch(e) rupero, et fracassorno 30 tutto l exercito d Amurathca(m), cosa invero più tosto miracolosa, et divina ch(e) umana(;) et la uccisio(ne) fu innumerabile(.) P(ri)ggioni no(n) si salvò alcuno salvo a q(ues)ta fiata, le don(n)e(,) le q(u)ale a diversi della sua ge(n)te marito (,) feceno 31 grandiss(im)a preda de cariaggi, nobiliss(ime) arme, et p(e)santiss(im)i cavallj; Amurathca(m) se ne fuggì alla volta di Bagdet; seguendo l animoso Sophi la vettoria(,) drizò e l camino suo verso Sciras co(n) lo suo exercito dove in pochj giorni p(er)vene, et entrò in detta città, et ottene il d(omi)nio senza co(n)traditione alcuna, dove p(er) essere città abu(n)da(n)te d arme, et co(n)tinuame(n)te a fortificar lo exercito suo dimorò moltj mesi, de(n)tro, et qui incominciò l exercito suo a farsi innumeroso più del solito, sì ch(e) p(er)venne a numero de più de cinq(u)antamilla(.) Et q(ue)llo ch(e) prima era q(u)asi d arme privo(,) fecessj di q(ue)lle ornatiss(im)o, et splendido(.) Sì ch(e) chiu(n)que il vedea cosa mirabile, et dillectevole 32 et indicava: Hora non resta(n)do al Sophi nel Regno di P(er)sia più nemico alcuno di co(n)to salvo uno sig(no)re, et Cappitano d(i) molta ardita ge(n)te ch(e) teniva sette castella nomato Pcali 33, q(u)al p(er) il suo munitiss(im)o et fortiss(im)o sitto alcuno Re di P(er)sia, ne ancho Usu(m)cassano l havea potuto expugnare, deliberò p(re)ndere q(ue)sta degna imp(re)sa(.) La q(u)ale no(n) li fu facile pho ch(e) 34 vi stete più d annj dua in continue pugne, et ossedione 35 di q(ue)lle ne le q(ua)le furon morti assai delli suoi(,) pure final(men)te espugnòli tuttj sette et tornò [furioso] vittorioso co(n) grandiss(im)a p(re)da: Prese dimpoi 36 molte gra(nde) città ne la Media et P(er)sia, tra q(u)ale è una nomata Here 37 (,) città gra(n)diss(im)a(;) drizò puoi lo suo camino verso Strava et Corosam, et nel camino espugnò una munitiss(im)a Rocha d(i) uno Capo de Turchomanj, el q(u)ale rubava qua(n)ti mercha(n)ti passavano d(i) lì p(er) venir in Tauris. Et de tal vittoria reportò gra(nde) thesoro, et coppia de più sorte sede, le q(u)ali detto S(igno)re et Capo alla Zornata 38 havea tolto a diversi mercha(n)tj; costui fu uno fortunatiss(im)o, et gra(nde) Prencipe. Havendo como ho detto preso, et Thauris, et Sciras(,) 30 fracassarono. 31 fecero. 32 dilettevole. 33 si legge come Bacaturali nel libro di Michele Membré, op.cit., p perché. 35 assedio. 36 da allora in poi. 37 Hera. 38 battaglia. 121

122 Bagdet ch(e) senza co(n)trasto da puoi la morte de Amurathca(m) qual Bagdet é lu(n)tano da Thauris jornate vintecinq(ue) p(er) mezo della qual passa lo Eufrate al p(o)nte chiamato Satsuj(;) Et co(n)q(ui)stò moltj altri luoghi dirò d(i) alcuni q(u)ali sonno li principali e più nomati(,) cioé Sirva(n), Tani Thebes 39, Cumissana 40, Sinam, Dangos, Trabath, Hisaurcheri, Corasam, Carsuim, Sultanir, Obechi 41, Bergesi, Emedom, Cassam 42, Gias 43, Seraslai 44, Rimerda(n) 45, Sari, Pest, Rovesserlem 46, Jeru(n), Lachisam 47, Timiza(n), Machimdera(n), Zebechelu 48, Bachu, et moltj altrj luoghi ch(e) sup(er)flua saria 49 il raco(n)tarli(;) fecessi gra(n)diss(im)o Sig(no)re drizò l a(n)i(m)o a cose gr(an)de, et bench(é) la Soria era ne que tempi del soldano(,) volse mover guerra al Turcho, che era Sulta(n) Baiasit, et ma(n)dò u(n)o nomato, Serefbej cappitano co(n) vinttj milla cavallj alla volta della Natolia(;) Baiasit Impa(ra)tor de Turchj ma(n)dò U(n)o Ali Bassa Eunucho(,) quale si opose al Cap(itan)o del Sophi ch(e) era partito della Mesopotamia, et venuto ap(re)sso Aleppo, et entrato nel paese del Turcho p(er)vene fino ad uno loco, nomato, Anguri, in una campagna ivj propinqua et co(m)batorno(.) Et lì nel primo assalto Serefbei fu morto da la artiglieria de Turchi(.) Tenuta secreta la morte degli altri Capitanj, quasi nel declinar del sole fù il seco(n)do fatto d arme, Persiani co(m)batendo virilme(n)te ruppero, et fracassorno il campo tutto delli Turchi, morse 50 il Bassa, et [circa] circa quattromilla Samzachi 51, et circa trentamilla Turchj furo(no) morti(.) Li Persiani havuta la vettoria se rettirorno alle loro case loro in Persia, et se Serefbej loro capitano no(n) fosse stato morto(,) haveriano 52 fatto cose gra(n)de; ma(n)dò puoi Sach İsmael uno altro Cap(ita)no alla volta della Trapesso(n)da, et Gurgura bej, Re de Giorgianj ch(e) era socero d(e) fr(ate)llo d(e)ll ava del Sophi li dette el passo, entrò nel Regno di Trapesso(n)da, abruggiò, sacheggiò più lochi, et carichi di spoglie tornorono adietro(.) Baiasit Impa(ra)tor de Turchi dubita(n)do ch(e) q(ue)sta religgione de Sophi no(n) multiplicasse ta(n)to ch(e) subvertisse la loro 39 nel libro di Membré, si legge Tunigehebes, op. cit., p nel libro di Membré, si legge Cumisahan, op. cit., p nel libro di Membré, si legge Obecherin, op. cit., p nel libro di Membré, si legge Cassan, op. cit., p nel libro di Membré, si potrebbe identificare con Iasiras, op. cit., p nel libro di Membré, si potrebbe identificare conlaiserin, op. cit., p nel libro di Membré, si potrebbe identificare con Rimetadan, op.cit.,p nel libro di Membré, si potrebbe identificare con Reversalen, op. cit., p nel libro di Membré, si potrebbe identificare con Laduzan, op. cit., p nel libro di Membré, si potrebbe identificare con Zebelchellei, op. cit., p sarebbe. 50 morì. 51 Sangiachi. 52 avrebbero. 122

123 leg(g)e Maumethana p(er)ch(é) il forzo delli homenj litteratj aderisseno alla opinione del Sophi, cacciò de l Asia, cioé Nattalia da sedecimilla homenj dottj, et suspettj della setta Sophiana, et co(n)finòli ne le extreme parte, de la Grecia, como Peloponesso(,) Albania, et alcuni altri lochi delli co(n)fini(.) Morto Baiasit successe Selnn 53 suo figliolo q(u)al di puoj morti, et estirpati da luj ben ve(n)ti della sua casata(,) la prima imp(re)sa ch(e) fece(,) andò contro ad esso Sac İsmael: venuto Selinn Impa(ra)tor in la Natolia si mosse, et andò alla volta della Mesapotamia; et vole(n)doseli opponer Sac İsmael furono alle manj trova(n)dosi il Sophi co(n) pocha ge(n)te fece alcune scharamaze 54 (.)Il Sophi no(n) volse fare al modo qua(n)do co(m)bat(t)è co(n) Amurathca(m) ni mettersi a p(er)iculo della fortuna, é di combatere(,) p(er) ch(é) se gli p(er)deva(,) p(er)deva il regno(;) andò ritira(n)dosi, et p(er)dendo del terreno Immodo ch(e) Selinn entrò in Tauris et stetevi da giorni XIIIJ. Et batetè 55 moneda dentro, et pigliò due co(n)cubine ch(e) erano di Sac [Jsalm] smael 56 in Tauris, et co(n)dusselle [co ] secco, trasse fuorj, trasse fuorj da circa tre millacinquece(n)to maestri de diverse arte, et co(n)finòli a Constantinopoli(.) Perse al hora il Sophi Caraemith in Mesopotamia; et alcuni altri luoghi ch(e) fino al p(rese)nte Solima(n) possede (.) Sac İsmael partito Selinn da Tauris tornò, et ricupò 57 Tauris(.) Selinn dipuoi l imp(re)sa di P(er)sia volendoli un altra volta ritornare, il soldano nomato Capsomgauri vene a co(n)flitto (co(n) detto Turcho. Çeviri: Türkler ve Mori ler 58 tarafından en büyük peygamber olarak saygı gören (Muhammet,) Muhammet in Ali adında yeğeni olan bir damadı vardı, küçükken öksüz kalan Ali, Muhammet tarafından yedirilip içirildi ve yetiştirildi ve Muhammet ona daima saygı duydu ve bir kızını kendisine eş olarak verdi: Muhammet ten ve Ali nin soyundan doğrudan bir bağ ile gelenler Müslümanlar tarafından çok saygı görür ve onların soyundan gelenleri Türkler şii diye adlandırır, Mori ler ise onlara şerif der, ve her ikisini de çok sayarlar 59 ; kendilerini sufi olarak adlandıran Persler, Muhammet ten ziyade Ali ye saygı gösterirler. Doğrudan doğruya bu Ali nin soyundan şeyh Haydar gelir, (o) İran da Ardueli 60 adında küçük bir yerin 53 Selim. 54 scaramuccie. 55 battè. 56 Ýsmael. 57 recuperò. 58 Özellikle Ýspanya ile Kuzey Afrika da yaþayan Müslümanlar için Haçlý Seferleri zamanýnda kullanýlmaya baþlanan ad. 59 Halîfe Ali nin oðlu Hüseyin in soyundan gelenlere seyit veya seyyid denilir; diðer oðlu Hasan ýn soyundan gelenlere ise þerif denilmektedir. 60 Erdebil; günümüz Ýran Azerbeycaný nda bir kent. Erdebil. 123

124 beyiydi ve dindar bir kişiydi, bizdeki manastır başrahibi gibiydi. Ve herşeyi geniş biçimde anlayabilmek için; Türkler ve o milletin Mori leri nezdinde Şeyh, bizdeki Piovano 61 ünvanı gibi, ruhla ilgilenen kişi demek; Şah, imparator, kral veya (başka) büyüklerin oğullarına verilen ünvan, İspanya da don denildiği gibi: Ve bu yüzden Türkler, Sufi gibi, ayrıcalıklarının göstergesi olarak daima önce şah diyorlar, sonra da adını söylüyorlar; Türkler nezdinde şii, yukarıda dediğim gibi, Muhammet in soyundan gelenler için söyleniyor, bizim diavolo dediğimize scitani diyorlar, Cem 62 imparator demek; Türkler nezdinde imparatora hüdavendigâr deniyor, Padisac(h) yönetici demek, Sultan, Kahire ninkine de bu ad veriliyordu, Doğu da beylere Sultan adının verilmesi buradan geliyor, ve bu kadarı Müslümanların ünvanları için yetsin. Böylece diyorum ki Şeyh Haydar aziz ve dürüst yaşam süren bir kişi olarak Müslümanlarca bilindi ve sayıldı, öyle ki Perslerin büyük kralı Usumcassano 63 onun çok bilgili ve iyi yaşam süren biri olduğunu gördü ve Peygamberleri Ali nin soyundan geldiği için, yoksul bir bey olduğu hâlde onu küçümsemedi, büyük kral Uzun Hasan Trabzon imparatorunun bir kızından olma kızını 64 ona verdi; Türklerin İmparatoru II. Mehmet onu kendisine gondermişti 65 ; buradan Şah İsmail doğdu, böylece çok soylu ve geleneklerine bağlı bir ailedendi. Bu Şah İsmail in babası şeyh Haydar tüm yaşamı boyunca neredeyse tüm azmiyle onu besledi ve güzel alışkanlıklar konusunda eğitti, örneğin edebiyatta, özellikle kendi dinleri konusunda(;) astroloji bilimi sayesinde oğlunun çok büyük adam olacağını ve soylarını yücelteceğini doğumundan beri bildiği söylenir. Ancak, zavallı babaya onu eğitme fırsatı fazla verilmedi, böylece Uzun Hasan ın oğlu Jacobech 66 kısa süre içinde krallıkta babasının yerine geçti ve eniştesinden öylesine nefret etti ve onu izledi ki onu öldürdü, ve yönetimi altındaki az sayıdaki toprağı ondan aldı; oğlu Şah İsmail yaklaşık sekiz yaşındaydı, ölüm korkusundan Hazar denizi yakınlarındakigelam 67 eyaletinde Leziam 68 kentine kaçmak zorunda kaldı, Lezi ve Tracazj ipeklileri bize buradan gelmekte. Burada birkaç yıl boyunca Bircali 69 adındaki bir 61 Yüksek rütbeli rahip. 62 Gerçekte Han. 63 Uzun Hasan. 64 Halime Begüm. 65 Michele Membré de II. Mehmet ile ilgili kýsým yok (a.g.y., s.147); Giovanni Battista Ramusio nun yapýtýna göre, Trabzon Ýmparatoru Caloianni, II. Mehmet in gücünden korktuðu için, Toros ve Pers Kralý Hasan Bey e yaklaþmak ister ve Despinacaton adlý kýzýný Hasan Bey e eþ olarak verir (bkz. Navigazioni e Viaggi Cilt III, Einaudi ed., Torino, 1980, s ) 66 Yakup bey. 67 Hazar denizi kýyýsýndaki Gilan eyaleti. 68 Lahican. 69 Mirza Ali. 124

125 beyin yanında kaldı. Ve sekiz yılı aşkın süre boyunca, tüm ricalar ve ikna çabalarına karşın bir daha saray yiyeceklerini tatmak istemedi. Yalnızca Tanrı nın ona nasip ettiği ile yaşıyor, her öğünde herşey artıyor, hepsini yoksullara veriyordu(.) Ufak tefek yapılıydı(,) genellikle şişmandı(,) çok dürüsttü, kendisi bey olunca adalet konusunda çok sert oldu(,) öyle ki özel kişilerin mallarını ele geçirdiğini veya başka suç işlediğini saptadığı(,) çeşitli kent ve eyaletlerin idaresinde görev yapan yöneticilerin neredeyse tümünü öldürttü; yerlerine başkalarını getirdi, sözcüklere sığamayacak kadar eli açıktı, para biriktirmezdi; çok harcardı, ve dağıtırdı(.) Birçokları gizli, saklı hazinelerin yerini bildiğini düşünürdü ve dilediği gibi gereksinim duyduğu altınları alıverirdi; şarap içerdi ve domuz eti yerdi, Türk yasası buna izin vermez, bu konuda ve başka şeylerde Türkler farklı, ve bir uşağının söylediğine bakılırsa 70 (,) bu adı geçen İsmail yaşadığı dönemde birkaç iri domuz yetiştirmiş ve onlara Türk imparatorunun adını koymuş, ve onu hüdavendigar Beyazıt diye çağırırmış; Selim gerek el emeği olan, gerekse zekâ ürünü her erdemli işten zevk alırdı, değerli bir şey ona sunulduğunda fiyatının iki, üç katını öderdi ve yanından memnun kalmadan çıkan olmazdı, halkı tarafından Peygamber sayılırdı(,) öyle ki onların Paskalya gününde 71 vaaz vermek üzere üstünde diz çöktüğü halı(,) vaaz bitince küçük parçalar hâlinde kesilirdi ve adet olduğu üzere, Hrıstiyan azizlere ait parçalar gibi saklanırdı, O daha ziyade saygınlığı adına yüzü kapalı ve örtülü biçimde görünürdü(,) cinsel istekleri konusunda çok dürüsttü ve ülkenin geleneklerine dikkat ederdi. Ve işaretlerini 72 daha iyi açıklamak için, neden sufi diye adlandırıldıklarını açıklayacağız: Bilinmesi gerekir ki bu sufi adı onların dininden kaynaklanır, alçakgönüllülük adına yalnızca yün giymelerini açıkça emreder: mezhepleri sufi adının geldiği suf, Arap dilinde yün demektir, yoksulluk içinde yaşamalıdırlar, perhiz yapmalıdırlar, sürekli olarak uykularından fedakarlık yapmalıdırlar, vaaz vermelidir(;) birçokları bunları tam olarak yerine getirmez(;) Bazıları onlara Ardueli ler 73 der, çünkü yukarıda dediğim gibi(,) babaları Ardueli adında bir ülkeyi yönetmişti, bu yüzden sufiler bazıları tarafından hâlâ Ardueli ler olarak adlandırılır; Ve naserj diye adlandırılırlar(,) oniki kıvrımlı bir bere takma gelenekleri vardır, naser 74 Arapça 70 Membré nin yapýtýnda uþak haber kaynaðý olarak belirtilmiyor, bu konuda açýkça bilgi verilmiyor, duyabildiðim kadarýyla ifadesi kullanýlýyor (a.g.y.,s. 149). 71 Ramazan. 72 Membré de olaylarýný, a.g.y., s Erdebîlliler. 74 Gerçekte, isna aþere (ithna ashar veya, diþi hâliyle ithnata asharat) Arapça da oniki demek. Ancak, naser sözcüðü, kazanmak, yenmek anlamýndaki nasara filli ile baðlantýlý olabilir, veya Hristiyan anlamýndaki naseri sözcüðü ile iliþkilendiribilir; Suriye deki þii kökenli Nusayri mezhebi de akla gelen olasýlýklar arasýndadýr. 125

126 oniki demektir(,) bu bere kıpkırmızıdır(,) Türk dilinde kırmızı kafa anlamına gelen kızılbaş adını alır(;) böylece bu mezhep çeşitli değişiklikler yüzünden birçok ada sahip oldu ve bu kadarı, sufi adının anlamını anlamaya yetsin. Diyorum ki(,) Şah İsmail Lezia(n) da Camli 75 nin yanında sekiz yıl oturduktan sonra, dayısı ve baş düşmanı Jacobech öldü(,) yukarıda dediğim gibi babasını öldürmüş ve devleti elinden almıştı, bu ölüm üzerine tüm Pers krallığı silâhlanmış, birçok karışıklık ve savaş çıkmıştı, öyle ki(,) belirtilen süreden daka kısa zaman içinde beş kez krallık devletine dönüşmüştü, böylece baş düşman ölünce, ordular kendi aralarındaki savaşlarla uğraşırken vatanına geri dönmek(,) Şah İsmail için kolay oldu, çok sevildiği ve sayıldığından geri aldığı ülkesinin yönetimini de ele geçirdi, burada bir süre oturduktan sonra küçük bir ordu topladı, üçyüz adama ordu denebilirse, sınırlarından pek uzak olmayan(,) Sumachie adında bir kente gitti, buradan bize kalın ipekliler ve çeşitli kumaşlar gelir, burayı hemen aldı, yağmaladı, yakıp yıktı, kendi gücü sayesinde değil de(,) daha ziyade mucize eseri oldu, o kent ve yer üçbinden fazla atlıdan oluşacak çok güçlü bir orduya karşı koyabilecek güçteyken(.) Ve bu olay ününü öyle büyüttü ki(,) birçok yer ve ülkeden kendi mezhebi ve dininden çok sayıda insan her gün koşup geliyordu, böyle oluyordu(,) çünkü kitaplarına göre kendi dinlerinden bir Mehdi gelecek, dinlerini geliştirecek, yüceltecekti(.) Burada belirtmek gerekir ki(,) Muhammet in dini yetmişiki ana mezhebe ayrılır, yasaları olan Kuran ın doğruladığı gibi(;) ve devamında diyor ki(,) bu yetmişikiden yalnızca biri Cennet e gider geri kalanlar Cehennem ateşine(.) Ve hangisinin Cennet e götüren olduğunu belirtmez, bu yüzdendir ki(,) her biri kendisininkinin yetmişiki (mezhep) içinde en iyisi olduğunu varsayar, sufi mezhebi bunlardan biridir(;) onlar yalnızca bu mezhebin insanları Cennet e götüreceğine inanırlar, yukarıda sözü edilen Şah İsmail in bunu herkese bildirmek, dinlerini yaymak ve yüceltmek ve geri kalan yetmişbiri kökünden yok etmek için Tanrı tarafından gönderildiğini söylerler(;) bu yüzden Şah İsmail in tüm ordusu maaşsızdı, bizde Haçlı seferlerinde olduğu gibi, bunun için İran ın çeşitli yerlerinden insanlar aileleri ve mal varlıklarıyla koşarak geldiler: Sumachie zaferinden sonra ordusunun büyüdüğünü(,) piyadeleri ve süvarileri ile bin kişi olduğunu gören Şah İsmail, Pers krallarının ikametgâhı olan çok soylu Tauris 76 kentine gelme yürekliliğini gösterdi, ve o zaman bu kentte oturmakta olan Kral Aluant a 77 şiddetli bir saldırı düzenledi ve onunla savaştı, ki onun (Kral ın) piyadelerinin yanı sıra beşbin atlıya sahip birliği vardı, onu yendi ve Tauris i ele geçirdi, burada kendini kanıtladıktan sonra Türkmenlere ve o ülkenin askerlerine büyük zulüm 75 Membré nin yapýtýna göre, Percanli, a.g.y., s. 150; Bircali olarak okunabilir. 76 Tebriz kenti. 77 Yakup Bey in oðlu Murat. 126

127 yaptı; yalnızca erkekleri değil, çocukları ve uşakları da çeşitli biçimlerde öldürttü, zira başka türlü intikam alamıyordu, Jacobech söylediğim gibi ölmüştü, babasını öldürdü(;) ve devleti elinden aldı(,) bir krala yakışır biçimdeki görkemli anıtına gitti, herşeyi yakıp yıktırdı, öyle ki sözü edilenden hiçbir iz kalmadı, mezardan kemiklerini çıkartarak onları yaktırdı, küllerini rüzgâra karşı serptirdi, oğlu İsmail ile birlikte olan Jacobech in küçük kız kardeşi bunu duydu, delikanlılık çağında oğlu olduğu için bu olaydan ötürü onu azarlama yürekliliğini gösterdi, bu durum ona 78 öyle ağır ve can sıkıcı geldi ki, öz annesini yakalattı ve öldürttü, bazıları kendi elleriyle öldürdüğünü söylerler. Türkmenlere ve askerlere karşı uyguladığı zulüm yüzünden ordusu günden güne artıyordu, daha kalabalık ve güçlü oluyordu, ama Kral Aluant ne bu yüzden, ne savaşta yenik düştüğü için, ne de krallığından kovulduğu için yürekliliğini yitirdi. Hemen ve yürekli biçimde, ilkinden daha büyük yeni bir ordu kurdu, tüm beylerin, ve ülkedeki askerlerin desteğiyle, hazırlanınca Tauris e geldi ve o yakınlarda(,) eski ordu geleneğine uygun olarak sufi Şah İsmail i savaş alanına çağırttı: Persler, kentlere zarar vermemek ve tahrip etmemek için, kentlerde savaşmaktan kaçınırdı(.) Ve bunda galip gelen ülkenin efendisi olacak(tı). Bu konuda anlaşılınca çok şanslı olan Sufi tüm orduyu topladı; sayıca Kral Aluant un ordusunun üçte biri bile değildi, onu ezmek üzere yüreklilikle gitti ve onu yendi, paramparça etti, onu ve askerlerinin büyük bölümünü öldürdü; çok büyük ganimet getirdi: çok az kişi kurtuldu(.) Bu(,) kentlerin kalelerin ve kasabaların efendisi olan Türkmenlerin ruhunda büyük korku yarattı(,) ki bunlar Pers kralının hizmetine atlılar ve piyadeler götürmekle yükümlüydüler; maaşlılara corerzi 79 denilirdi, Şah Tamas ın 80 yaşamında bunu geniş olarak anlatacağım; altları ve kumandanlarının adlarıyla(.) Bu Türkmenler Sufinin adını duyar duymaz(,) titreyerek kaçıyorlardı, yeterince emin bir yer bulamıyorlardı(.) Zafer kazanan Şah İsmail Tauris e öyle bir şan ve şöhretle döndü ki(,) bu zaferden sonra(,) halkı ve mezhebinden olanlar(,) ona önceden olduğundan daha fazla koşuyordu(.) Bu arada ordusu birkaç gün içinde altıbini aştı. Tauris in idaresini verdiği yeğeni Aluant ın öldüğünü duydu Amurathcam 81, bol miktarda ince çelik bulunan İran ın çok soylu bir kentini(,) Şiraz ı ondan almıştı, burada ifade edemeyeceğim kadar mükemmel biçimde her tür asker ve at zırhını yaparlar (.) Şah İsmail in Türkmenlere yaptığı katliamı(,) aşağılamayı ve tüm kadınlarını, çocuklarını öldürdüğünü duydu(,)silâh kullanmada çok başa- 78 Þah Ýsmail e. 79 gerçekte kurci denirdi. 80 Þah Tahmasb. 81 Akkoyunlu Murat bey. 127

128 rılı biriydi, kalıp ona karşı ordusunu kurmaya devam ettikçe gücünün artacağını bildi(,) olabildiğince kısa zamanda çok güçlü bir ordu hazırlamaya karar verdi, adı geçen Sufi ye karşı böyle yaptı(.) Tüm gücünü bir araya topladı ve çok ileri görüşlü biçimde değişmez düşündü(:) Bir kez Sufi yi yenersem(,) tüm İran ın karşı koyma olmaksızın tek yöneticisi ve efendisiyim ve isteklere göre olaylar gerçekleşseydi(,) durum böyle olacaktı, birkaç gün içinde güzel(,) zengin ve çok güçlü bir ordu topladı(,) son derece zarif(,) görkemli ve göşterişli biçimde işlenmiş zırhı olan oniki bin süvarisi (vardı) ve piyadenin büyük bölümü savaş deneyimine sahipti; orduyla birlikte Tauris e doğru yola koyuldu, eski Pers geleneklerine göre yanında tüm kadınlarını, ailesini götürdü. Bu Şah İsmail in kulağına gelince(,) gözü dönmüş ejderha, ve şevke gelen arslan gibi(,) neredeyse bir dakikada küçük ordusunu toparladı, piyade ve süvarileriyle toplam gücü sekizbinden fazla değildi, daha önce sözü edilen Amurathcam a ne güç ne de sayıca eşitti(;) öylesine savaşa susamıştı ki(,) düşmanını Tauris te beklemeye dayanamadı, yüreklilikle ona doğru Şiraz a gitti, bu iki kentin arasındaki uzaklık yirmi gün(dür.) Ve her iki ordu da öyle çok yürüdü ki(,) neredeyse yarı yolda karşılaştı; burada Şah İsmail Amurathcam ın ordusu karşısında eşit olmayan güçte olmasına karşın(,) saldırmaya ve yaralamaya hazırdı(;) çatışmada Sufi kötü durumda kaldı, adamlarının çoğu öldü, ancak asla sırtlarını dönmediler 82, zira ne altın(,) ne devlet için, (yalnızca) inançları için çarpışıyorlardı(,) hiçbiri ölümden korkmuyordu, çünkü bunu(,) onları Cennete götüren gerçek yol kabûl ediyorlar, yaban domuzları gibi sürekli saldırarak savaşıyorlardı, ve arkadaşlarının ölü bedenlerini çiğneyerek(,) korkusuzca(,) savaşın en yoğun olduğu yere gidiyorlardı(.) Ve öylesine uzun ve dürüstçe dövüştüler ki(,) Amurathcam ın tüm ordusunu mahvettiler, bu oldukça mucizevi birşeydi; insan işi olmaktan çok tanrısaldı, katliam sayılamayacak kadar büyüktü(.) Hiçbir tutsak kurtulamadı bu kez, kadınları kendi halkından olmayan kişilerle evlendirdi(,) arabalar, çok soylu silâhlar, ve çok ağır atlar büyük ganimet oluşturdu; Amurathcam Bağdat a doğru kaçtı(.) Zaferin izindeki yürekli Sufi ordusuyla Şiraz a doğru yöneldi(,) birkaç gün içinde oraya ulaştı, kente girdi, hiçbir karşı koyma görmeden yönetimi ele geçirdi, çok sayıda silâha sahip olan kentte ordusunu güçlendirmeyi sürdürmek için birçok ay kaldı, burada ordusu alışılagelinmişin üstünde kalabalıklaşmaya başladı, öyle ki sayı ellibine ulaştı(.) Ve önceleri silâhlardan yoksun olan 83 (,) şimdi süslemeli ve çok güzel silahlara sahip oldu(.) Öyle ki onu 84 gören görülmeye değer ve çok hoş buluyor, parmakla gösteriyordu: Şimdi Sufi ye (karşı) Pers krallığında bir bey dışında ciddiye alınacak düşman kalmamıştı(.)p(er)cali nin 85 yedi kalesi vardı ve 82 kaçmadýlar. 83 ordu. 84 orduyu. 128

129 çok yürekli adamların kumandanıydı, çok güçlü ve korunan konumu dolayısıyla hiçbir Pers kralı, Usumcassano bile(,) onu yenememişti(;) bu zorlu girişime karar verdi(.) Bu kolay olmadı, çünkü orada iki yıldan fazla sürekli savaştı, onlardan 86 bazılarını kuşattı(,) birçok adamı öldü(,) sonunda yedisini (de) ele geçirdi(,) ve büyük ganimetle(,) (kızgın) 87 muzaffer geri döndü: ondan sonra Med topraklarında (?) ve İran da (daha) birçok büyük kent ele geçirdi, bunların arasında çok büyük bir kent olan Here 88 (var,) sonra yönünü Strava ya ve Horasan a çevirdi, yürüyüşü sırasında çok iyi korunan ve bir Türkmenbaşı na ait olan bir kaleyi ele geçirdi(,)tauris e gelmek için oradan geçen tüm tüccarları soyan bir kişiydi bu. Bu seferden büyük hazine ve sözü edilen Bey ve Baş ın savaşlarda birçok tüccardan aldığı çeşitli ipeklileri getirdi; bu çok şanslı ve büyük bir prensti. Dediğim gibi Tauris i, Şiraz ı, Bağdat ı almıştı, (Bağdat) ki karşı koyma olmaksızın (alınmıştı,)amurathcam ın ölümünden sonra, (bu kent) Tauris ten yirmibeş gün uzaklıktadır(,) Satsuj adındaki köprüyle Fırat geçer içinden 89 (;) bununla birlikte söyleyeceğim birçok başka yeri (,) bazıları çok önemli ve bilinen yerlerdir(,)yani Şirvan, Tani Thebes 90, Cumissana 91, Sinam, Dangos, Trabath 92, Hisaurcheri, Horasan, Carsuim, Sultanir 93, Obechi 94, Bergesi, Emedom, Cassam 95, Gias 96, Seraslai 97, Rimerda(n) 98, Sari, Pest, Rovesserlem 99, Jeru(n), Lachisam 100, Timiza(n), Machimdera(n) 101, Zebechelu 102, Bachu 103 ve anlatması gereksiz olacak daha nice yerleri ele geçirdi(;) çok büyük bey oldu ve gözünü yükseklere dikti ve o zaman Suriye nin Padişah a ait olmasına karşın Türk e savaş açmayı istedi, ki o Sultan Beyazıt idi ve Şeref bey adında bir kumandanı yirmibin atlıyla Anadolu ya yolladı(;) Türklerin imparatoru Beyazıt(,) Hadım Ali Paşa adında birini gönderdi(,) Mezapotamya dan yola çıkan 85 Membré nin yapýtýna göre Bacaturali, a.g.y., s kalelerden. 87 metinde sözcüðün üstü çizili durumda. 88 Herat kenti. 89 Zap suyu 90 Membré nin yapýtýna göre Tunigehebes, a.g.y.,s Jam kenti olabilir. 91 Kum kenti. 92 Turbet kenti. 93 Sultaniye kenti. 94 Membré nin yapýtýna göre, Obecherin, a.g.y., s Membré nin yapýtýna göre, Cassan, a.g.y., s Membré nin yapýtýna göre, Iasiras, a.g.y., s Membré nin yapýtýna göre, Laiserin, a.g.y., s Membré nin yapýtýna göre, Rimetadan, a.g.y., s Membré nin yapýtýna göre, Reversalen, a.g.y., s Daha önce Leziam olarak geçen Lahican olabilir. 101 Mazenderan olabilir. 102 Membré nin yapýtýna göre, Zebelchellei, a.g.y., s

130 sufi kumandanına karşı durdu, Halep yakınlarına geldi, Türk ün ülkesine girdi(,) Anguri 104 adında bir yere kadar geldi, o yakınlardaki bir alanda çarpıştılar(.) İlk saldırıda Şeref bey Türklerin topçu ateşiyle öldü(.) Ölümü diğer kumandanlardan gizli tutuldu, neredeyse güneş batarken ikinci kez silâhlı saldırıya geçildi, Persler yiğitçe savaştılar(,) Türklerin alanını yakıp yıktılar(,) Paşa öldü, yaklaşık dörtbin sancakbey ve yaklaşık otuzbin Türk öldü(.) Zafer kazanan Persler evlerine, İran a geri çekildiler, eğer kumandanları Şeref bey ölmemiş olsaydı(,) büyük işler yaparlardı(.) Sonra Şah İsmail Trabzon a başka bir kumandan 105 gönderdi, Sufi nin atasının erkek kardeşinin kayınpederi olan Gürcü kralı Gurgura bey onun geçmesine izin verdi, Trabzon daki krallığa girdi, yaktı, birçok yeri yağmaladı, çok sayıda ganimetle geri döndüler(.) Türklerin imparatoru Beyazıt bu sufi dininin Muhammet in yasasını alt üst edecek kadar artmasından kuşku duydu(,) okumuş insan gücünün Sufi nin görüşünü kabul edeceği endişesi ile (onları) Asya dan attı, yani onaltıbin okumuş ve sufi olduğundan kuşkulandığı adamı Anadolu dan çıkarttı, ve onları(,) Mora yarımadası gibi(,)yunanistan ın en uzak köşelerine(,) Arnavutluk a ve bazı başka yerlere sürdü(.) Beyazıt ölünce yerine oğlu Selim geçti(,) kendi soyundan yirmi kişiyi öldürttükten sonra(,) yaptığı ilk girişim Şah İsmail e karşı gitmek oldu: İmparator Selim Anadolu ya gelince harekete geçti ve Mezapotamya ya doğru gitti; Şah İsmail ona karşı koymak isteyince karşılaştılar, Sufi nin yanında az sayıda adam vardı(;) birkaç çarpışma yaptı(.) Sufi(,) ne Amurathcam ile savaştığındaki gibi davranmak istedi(,) ne de riske atılmak ve savaşmak(,) çünkü eğer kaybederse krallığı kaybedecekti(.) Geri çekilmeye ve toprak kaybetmeye başladı(,) öyle ki Selim Tauris e girdi. Ve orada xiiij gün kaldı. Orada para bastı ve Tauris te Şah İsmail in eşi olan iki kadını aldı, onları beraberinde götürdü, çeşitli zanaatlardan üçbinbeşyüz ustayı aldı, oradan aldı, ve onları İstanbul a sürdü(.) O zaman Sufi Mezapotamya da Caraemith i 106 ve Süleyman ın bugün bile sahip olduğu diğer bazı yerleri kaybetti(.) Selim Tauris ten ayrılınca Şah İsmail geri döndü ve Tauris i geri aldı(.) Selim İran girişiminden sonra bir kez daha oraya dönmek istedi. Capsomgauri 107 adındaki sultan sözü edilen Türkle anlaşmazlık yaşadı Bakü kenti. 104 Gerçekte Koyluhisar olmalý. 105 Membré nin yapýtýna göre, Þah Ýsmail önce Scitanculi adýnda bir komutaný Anadolu ya yollar, Scitanculi Türklere karþý zafer kazanýr, Hadým Ali Paþa ölür. Ancak, bu yiðit savaþçýnýn Ýran dan Türkiye ye gitmekte olan bir tüccar kafilesini soyduðunu öðrenen Þah Ýsmail, onu yakalatýp öldürtür. Ardýndan, Þeref bey adýnda bir komutaný Trabzon a yollar (a.g.y., s ). 106 Karaâmid; bugünkü adý ile Diyarbakýr. 107 Memluklu sultaný Kansu Gavri. 108 Padiþah Yavuz Sultan Selim ile yaptýðý Mercidabýk savaþýnda yenilir ve ölür. 130

131 Belge no. 37: 2 sayfa Kanuni Sultan Süleyman ın Avusturya İmparatoru Ferdinand a yazdığı mektup (1520). Metnin çevirisi: Sultan Süleyman Evrenin yaratıcısı Tanrı adına, yeryüzü ve gökyüzü yaşamının yaratıcısı adına, hep yanımda olmasını dilediğim peygamber adına, Ben ki imparatorların imparatoruyum, kralların kralıyım, efendilerin efendisiyim, yeryüzünde, Tanrı nın gölgesi altında İmparatorum; önce Akdeniz in, sonra büyük denizin, Karadeniz in (efendisiyim); Rumeli, Anadolu, Karaman ve Amasya vilâyetlerinin (efendisiyim); Büyük İskender in tüm ülkesinin, Babil in, Şam ın, Halep in, büyük Kahire kentinin, kutsal Lamech evinin 1, ayrıca büyük Amman eyaletinin, büyük ve küçük Arabistan ın, tüm Tatar ülkesinin ve sonsuz sayıda birçok ülkenin; bunların yanı sıra, bana vergi ödeyen birçok ülkenin İmparatoru, Kralı ve Efendisiyim; Sultan Beyazıt ın oğlunun oğluyum, Sultan Süleyman ım, yenilmez İmparatorum; sana yazıyorum, sen ki Avusturya Kralı Ferdinand sın, bilesin ki bahtı açık ve yenilmeyen kapıma gönderdiğin Elçi Leonardo Nugamo geldi, bil ki ben Tanrı adına ve Tanrı yanı başımda, emrimdeki tüm beyler ve tutsaklar ve muhteşem, yenilmez ordumla savaşa hazırlandım, hile ile toprakları tahrip eden ve bana karşı geldiğini söyleyen İspanya Kralı na, ve böylece yenilmez ordumla topraklarımdan geçerken söz ettiğim Elçini gördüm ve konuşma gereksinimi duyduğunu, sayısız askere sahip ordumun eşsiz Kaptan - ı Deryası İbrahim Paşa bana bildirdi - Tanrı onu korusun. Herşeyi öğrendikten sonra sana yanıt veriyorum ki, ne sana, ne başkasına bir kastım var, yalnızca İspanya Kralına ve Macaristan Krallığı nın ayaklanmacılarına karşıyım, ki onları yenilmez muhteşem kılıcımla ele geçirdim, bir de Türk e karşı gidelim diyerek günah işleyenlere karşıyım, ve Macaristan ı kurtarmak için şimdi, son derece güçlü imparatorluk kuvvetlerim, sözünü ettiğim mükemmel donatılmış ordumla gelecek ve, söylediğim gibi, İspanya Kralına karşı gideceğim. O da şerefli bir erkeğe yaraşır biçimde ordusuyla savaş alanına gelsin. İmparatorluk kuvvetlerim ve Tanrı bizimle olacak, kimin daha çok yanında olduğunu gösterecek ve böylece ikisini de bileceğiz; ve sen, Ferdinand, dostluk niyetiyle adamını benim talihli kapıma gönderdiğin için bil ki dürüstçe dost olmak isteyen hiç kimseye ne ters davrandım, ne de davranacağım, çünkü bizim yasalarımız böyle buyurur, iyi niyetle dostluk aramayı (şart koşar), topraklarımdaki tüm konfedere devletlerin uyduğu koşullara saygı göstermeyi şart koşar; sana kendi adamını gönderiyorum, ona her türlü ikramı yaptım ve onu sana hayır dualarımla gönderiyorum. Peygamberin takvimine göre 900 2, İstanbul. 1 Mekke olabilir. 2 Hicrî 900 tarihi 1520 tarihinin karþýlýðý deðildir; söz konusu edilen, tarih Hicrî 926/927, olmalýdýr. 131

132 Belge no. 38: 2 sayfa Sultan I. Süleyman ın bir Fransız elçisinin Osmanlı topraklarına girmesine izin veren mektubu (ağustos 1553). Matbaa harfleriyle sureti: Solyman siac figliuolo de Soltan Selim Imperator felice, et vittorioso Alli molto honorati et degni s(igno)ri sangiacchi essistenti da Constant(inopo)li per in fino a Ragusa, ch(e) li honori suoi stiano per semp(re), et alli Ecc(ellen)ti, colmi de sapientia et di eloquentia, ottimi s(igno)ri giudici, et Caddi essistenti in le giurisdittioni et Territorij delli sopradetti sangiacchati, ch(e) la scientia luoro sia in augum(en)to./. gionto ch(e) sara il p(rese)nte felice et altiss(i)mo mio segno vi sia noto qualm(en)te l Ambas(sad)or di Franza, ch(e) al p(rese)nte dimora alla eccelsa mia porta, manda per un suo importante S(er)vitio il suo huomo nominato Vincenzo co(n) cinque persone suo compagni, Adunq(ue) com(m)ando nel andar et ritornar suo, per tutti quelli luochi sottopuosti a, noi ch(e) li p(resen)ti entraranno per il passaggio suo, cosi nelli alloggiam(en)ti, come per la strada, ne a essi, ne a sue cavalcadure niuno no(n) permettera di darli impazzo, et co(n) li suoi dan(a)ri li provederete del viver; et quelle cavalcadure ch(e) romagneran(n)o 1 per la strada per stracchezza, co(n) li suoi dan(a)ri li farete provisione d altro, Per ciò no(n) li darete per modo niuno impazzo ne fastidio, acciò ch(e) a salvam(en)to siano aviati, et cosi per aviso vi sia dando fede al mio nobile segno, Scritto nella luna de regiep. 960., ch(e) fà al mittmo Christiano nel mese di Agosto. A Constant(inopo)li Metnin çevirisi : Süleyman Şah, mutlu ve muzaffer Padişah Sultan Selim in oğlu İstanbul dan Raguza ya dek uzanan şerefli ve saygıdeğer sancakbeyleri, itibarınız daim olsun; sözü edilen sancakların yönetimindeki toprakların bilge, mirkelam ve muhterem yargıçları ile kadıları, ilim ve irfanınız artsın; buyruğumdur: Bilesiniz ki, hâlihazırda benim yüce kapımda mukim Fransız Büyükelçisi, önemli bir göreve Vincenzo adlı adamını beş kişiyle birlikte gönderiyor, bu durumda gidiş ve gelişinde, bizim egemenliğimiz altındaki, geçecekleri, kalacakları tüm yerlerde, sokaklarda, ne onlara, ne atlarına kimse zorluk çıkartmasın, paraları karşılığında onlara yiyecek sağlayasınız; yorgun düşüp yollarda kalacak atları yerine, bedeli karşılığında, onlara başka hayvan sağlayasınız, yolculularını sağlıklı olarak yapmaları amacıyla, hiçbir biçimde onlara zorluk çıkartmayasınız, canlarını sıkmayasınız. 1 rimarranno (kalacaklar). 132

133 960 yılının Recep ayında yazıldı (Hristiyan takviminde 1553 yılının ağustos ayının karşılığıdır). İstanbul Belge no. 43: 2 sayfa Sultan I. Mustafa nın Lehistan İmparatoru III. Zigsmund a gönderdiği mektup (1618). Belge no. 55: 5 sayfa İki ferman ve çevirileri. a. 2 sayfa Bir ferman ve İtalyanca çevirisi (1552). Matbaa harfleriyle sureti: p(er) Il viaggio di Vincezio de Scudi Da Constantinopoli In fino a Ragusa tutti q(ue)sti miei Schiavi S(igno)ri ch(e) sono su q(ue)sta strada sia fatto intender della mia Ecc(el)sa porta q(ue)llo ch(e) d( ) amb(a)sc(iata) di franza si parte uno ch(e) ha nome Vi(n)cezo 1 co(n) cinq(ue) compagni p(er) il q(u)ale uno p(erme)sso quivi e stato mandato, et com(m)ando ch(e) nel andar ~ ritornar ogni uno ch e sotto la mia podesta cioe sa(n)zachi ~ cadi p(er) la strada loro et i Suoi Cavalli ch(e) nissuno no(n) li dia fastidio; co(n) i suoi danari ch(e) li diano da ma(n)giar ~ da ber q(ue)llo ch(e) li bisogna, et se li restasse qualch(e) Cavallo p(er) strada co(n) li suoi danari gliene dobbiate trovar. Et ch(e) i(n) nissu(n) luogo no(n) li lasciate far oltraggio ch(e) vadino sani ~ salvi - ~ cosi Vi facciamo... Il p(rim)o della luna d Rezep 960. Da Co(n)sta(n)tinopoli Metnin çevirisi: Vincenzio di Scudi nin yolculuğu hakkında İstanbul dan Raguza ya kadar bu güzergâh üstünde bulunan tüm kölelerime, beylerime yüce kapım tarafından bildirilir ki, Fransız Büyükelçiliği nden Vi(n)cezo adında bir kişi beş adamıyla birlikte yola çıkıyor. Bu yazı, egemenliğim altındaki herkese, yani sancakbeylerine, kadılara onlar hakkındaki izin buyruğumdur(:) Gidiş-gelişlerinde, yollarda, kendilerine ve atlarına zorluk çıkartılmamasını emrediyorum; paraları karşılığında kendilerine gerekli yiyecek ve içecek sağlansın, ve atları yolda kalırsa, para karşılığında onlara at bulunsun. Ve hiçbir yerde onlara zarar verilmesin, sağ salim gitsinler. Size 960 yılın Recep ayının ilk günü. İstanbul dan b. 3 sayfa Bir ferman ve İtalyanca çevirisi ile temize çekilmiş kopyası (tarihsiz). 1 Yolculuk yapacak kiþinin adý, metinde iki yerde farklý yazýlmýþtýr. Özgün metne sadýk kalmak için, deðiþiklik yapýlmadan, olduðu gibi aktarýlmýþtýr. 133

134 Belge No

135 Belge No

136 136

137 137

138 138

139 Belge No

140 Belge No

141 Belge No

142 142

143 Belge No

144 144

145 145

146 146

147 147

148 148

149 Belge No

150 150

151 151

152 152

153 153

154 154

155 155

156 156

157 157

158 158

159 159

160 160

161 161

162 162

163 163

164 164

165 Belge No

166 166

167 Belge No

168 168

169 169

170 170

171 171

172 172

173 173

174 174

175 Belge No

176 176

177 177

178 Belge No

179 179

180 Belge No

181 181

182 Belge No. 55 (a) 182

183 183

184 Belge No. 55 (b) 184

185 185

186 186

187 187

188 Avrupalı bir elçiyle görüşme

189 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA)

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) Osmanlı devletinde ülke sorunlarının görüşülüp karara bağlandığı bugünkü bakanlar kuruluna benzeyen kurumu: divan-ı hümayun Bugünkü şehir olarak

Detaylı

AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ

AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ 1. Osmanlı İmparatorluğu nun Gerileme Devrindeki olaylar ve bu olayların sonuçları göz önüne alındığında, aşağıdaki ilişkilerden hangisi bu devir için geçerli

Detaylı

İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf...

İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf... İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf... 7 a. Fransız-Rus İttifakı (04 Ocak 1894)... 7 b. İngiliz-Fransız

Detaylı

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiyenin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ V GİRİŞ 1 A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 BİRİNCİ BÖLÜM: AVRUPA SİYASAL TARİHİ 1 2 I.

Detaylı

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir?

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir? DÜNYA GÜCÜ OSMANLI 1. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında ve Osmanlı İmparatorluğu nun Yükselme döneminde Anadolu daki zanaatkarlar lonca denilen zanaat gruplarına ayrılarak yöneticilerini kendileri seçmişlerdir.

Detaylı

Fevzi Karamuc;o TARIH 11 SHTEPIA BOTUESE LIBRI SHKOLLOR

Fevzi Karamuc;o TARIH 11 SHTEPIA BOTUESE LIBRI SHKOLLOR Fevzi Karamuc;o TARIH 11 SOSYAL BiLiMLER LiSESi DERS KiTABI SHTEPIA BOTUESE LIBRI SHKOLLOR Prishtine, 2012 ic;indekiler I ÜNiTE: BÜYÜK COGRAFYA KESiFLERi 3 1. BÜYÜK COGRAFYA KESiFLERi 3 A. COGRAFYA KESiFLERi

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN 7. ERKEN MODEN DÖNEMDE SİYASAL DÜŞÜNCE 7 ERKEN MODEN DÖNEMDE

Detaylı

YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH BÖLÜMÜ LİSANSÜSTÜ PROGRAMLARI

YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH BÖLÜMÜ LİSANSÜSTÜ PROGRAMLARI YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH BÖLÜMÜ LİSANSÜSTÜ PROGRAMLARI TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS Tezli yüksek lisans programında eğitim dili Türkçedir. Programın öngörülen süresi 4

Detaylı

Musul Sorunu'na Lozan'da bir çözüm bulunamadı. Bu nedenle Irak sınırının belirlenmesi ileri bir tarihe bırakıldı.

Musul Sorunu'na Lozan'da bir çözüm bulunamadı. Bu nedenle Irak sınırının belirlenmesi ileri bir tarihe bırakıldı. MUSUL SORUNU VE ANKARA ANTLAŞMASI Musul, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanmadan önce Osmanlı Devleti'nin elinde idi. Ancak ateşkesin imzalanmasından dört gün sonra Musul İngilizler tarafından işgal edildi.

Detaylı

HAÇLI SEFERLERi Orta Çağ'da Avrupalıların Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresini geri almak için

HAÇLI SEFERLERi Orta Çağ'da Avrupalıların Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresini geri almak için HAÇLI SEFERLERi Orta Çağ'da Avrupalıların Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresini geri almak için düzenledikleri seferlere "Haçlı Seferleri" denir. Haçlı Seferlerinin

Detaylı

Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Hadrianopolis ten Edrine ye : Bizans Dönemi.......... 4 0.2 Hadrianopolis Önce Edrine

Detaylı

MİLLİ MÜCADELE TRENİ www.egitimhane.com

MİLLİ MÜCADELE TRENİ www.egitimhane.com MİLLİ MÜCADELE TRENİ TRABLUSGARP SAVAŞI Tarih: 1911 Savaşan Devletler: Osmanlı Devleti İtalya Mustafa Kemal in katıldığı ilk savaş Trablusgarp Savaşı dır. Trablusgarp Savaşı, Mustafa Kemal in ilk askeri

Detaylı

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı III. ÜNİTE TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI VE İLK TÜRK DEVLETLERİ ( BAŞLANGIÇTAN X. YÜZYILA KADAR ) A- TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI I-Türk Adının Anlamı

Detaylı

Şehir devletlerinin merkezlerinde tapınak bulunurdu. Yönetim binası, resmî yapılar ve pazar meydanları tapınağın etrafında yer alırdı.

Şehir devletlerinin merkezlerinde tapınak bulunurdu. Yönetim binası, resmî yapılar ve pazar meydanları tapınağın etrafında yer alırdı. M.Ö 2000 den itibaren Eski Yunan da ve Ege de polis adı verilen şehir devletleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan en önemlileri Atina,Sparta,Korint,Larissa ve Megara dır. Şehir devletlerinin merkezlerinde tapınak

Detaylı

AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere,

AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere, COĞRAFİ KEŞİFLER 1)YENİ ÇAĞ AVRUPASI AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere, Türklerden Müslüman

Detaylı

A) Siyasi birliklerini geç sağlamaları. B) Sömürge alanlarını ele geçirmek istemeleri. C) Sanayi devrimini tamamlayamamaları

A) Siyasi birliklerini geç sağlamaları. B) Sömürge alanlarını ele geçirmek istemeleri. C) Sanayi devrimini tamamlayamamaları 1. Almanya ve İtalya'nın; XIX. yüzyıl sonlarından itibaren İngiltere ve Fransa'ya karşı birlikte hareket etmelerinin en önemli nedeni olarak aşağıdakilerden hangisi gösterilebilir? A) Siyasi birliklerini

Detaylı

KARALARIN VE DENİZLERİN HÂKİMİ OSMANLI

KARALARIN VE DENİZLERİN HÂKİMİ OSMANLI Karaların ve Denizlerin Hâkimi Osmanlı İstanbul un Fethi İkinci Mehmet tahta geçer geçmez ilk iş olarak sosyal ve ticari açıdan son derece önemli olan İstanbul u almaya karar verdi. İstanbul u almak istemesinin

Detaylı

Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir.

Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir. Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir. Kuzeyde Sırbistan ve Kosova batıda Arnavutluk, güneyde Yunanistan,

Detaylı

A. Sırp İsyanları B. Yunan İsyanları

A. Sırp İsyanları B. Yunan İsyanları A. Sırp İsyanları B. Yunan İsyanları SIRP İSYANLARI Osmanlı İmparatorluğu na 15. yüzyılın ortalarında katılan Sırbistan da, İmparatorluğun diğer yerlerinde olduğu gibi, âdil bir yönetim kurulmuştu. Sırp

Detaylı

Fevzi Karamw;o TARIH 10 SHTEPIA BOTUESE

Fevzi Karamw;o TARIH 10 SHTEPIA BOTUESE Fevzi Karamw;o TARIH 10 FEN LisESi DERS KiTABI SHTEPIA BOTUESE LIBRI SHKOLLOR Prishtine, 2012 i

Detaylı

Kalem İşleri 60. Ağaç İşleri 61. Hünkar Kasrı 65. Medrese (Darülhadis Medresesi) 66. Sıbyan Mektebi 67. Sultan I. Ahmet Türbesi 69.

Kalem İşleri 60. Ağaç İşleri 61. Hünkar Kasrı 65. Medrese (Darülhadis Medresesi) 66. Sıbyan Mektebi 67. Sultan I. Ahmet Türbesi 69. İÇİNDEKİLER TARİHÇE 5 SULTANAHMET CAMİ YAPI TOPLULUĞU 8 SULTAN I. AHMET 12 SULTAN I. AHMET İN CAMİYİ YAPTIRMAYA KARAR VERMESİ 15 SEDEFKAR MEHMET AĞA 20 SULTANAHMET CAMİİ NİN YAPILMAYA BAŞLANMASI 24 SULTANAHMET

Detaylı

Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu nun bir kuruluşudur. Mahmutbey mh. Deve Kald r mı cd. Gelincik sk. no:6 Ba c lar / stanbul, Türkiye

Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu nun bir kuruluşudur. Mahmutbey mh. Deve Kald r mı cd. Gelincik sk. no:6 Ba c lar / stanbul, Türkiye Zehra Aydüz, 1971 Balıkesir de doğdu. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü nü bitirdi. Özel kurumlarda Tarih öğretmenliği yaptı. Evli ve üç çocuk annesi olan yazarın çeşitli dergilerde yazıları

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

Elveda Rumeli Merhaba Rumeli. İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa.

Elveda Rumeli Merhaba Rumeli. İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa. Elveda Rumeli Merhaba Rumeli İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa. Hamdi Fırat BÜYÜK* Balkan Savaşları nın 100. yılı anısına Kitap Yayınevi tarafından yayınlanan Elveda Rumeli Merhaba

Detaylı

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu Prof. Dr. Bülent Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü E-posta : byilmaz@hacettepe.edu.tr

Detaylı

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013 Başkent Pekin Yönetim Şekli Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 Nüfus 1,35 milyar GSYH 8,2 trilyon $ Kişi Başına Milli Gelir 9.300 $ Resmi

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI FAS KRALLIĞI ÜLKE RAPORU

İZMİR TİCARET ODASI FAS KRALLIĞI ÜLKE RAPORU İZMİR TİCARET ODASI FAS KRALLIĞI ÜLKE RAPORU ULUSLARARASI İLİŞKİLER MÜDÜRLÜĞÜ AĞUSTOS 2014 Hazırlayan: Zeynep Küheylan Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü Uzman Yardımcısı TEMEL BİLGİLER Ülke Adı: Fas Krallığı

Detaylı

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ DERS NOTLARI VE ŞİFRE TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ EMEVİLER Muaviye tarafından Şam da kurulan ve yaklaşık

Detaylı

ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU

ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU DAĞLIK KARABAĞ SORUNU DAR ALANDA BÜYÜK OYUN ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU Avrasya Araştırmaları Merkezi USAK RAPOR NO: 11-07 Yrd. Doç. Dr. Dilek M. Turgut Karal Demirtepe Editör Eylül 2011

Detaylı

İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI

İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI Kelime anlamı İki nehrin arası olan Mezopotamya,

Detaylı

GÖÇ DUVARLARI. Mustafa ŞAHİN

GÖÇ DUVARLARI. Mustafa ŞAHİN Mustafa ŞAHİN 07 Eylül 2015 GÖÇ DUVARLARI Suriye de son yıllarda yaşanan dram hepimizi çok üzmekte. Savaştan ötürü evlerini, yurtlarını terk ederek yeni yaşam kurma ümidiyle muhacir olan ve çoğunluğu göç

Detaylı

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ YAYIN LİSTESİ

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ YAYIN LİSTESİ AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ VE YAYIN LİSTESİ 1. Adı Soyadı : Muharrem KESİK İletişim Bilgileri Adres : Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Telefon : (0212) 521 81 00 Mail : muharremkesik@gmail.com 2. Doğum -

Detaylı

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST 1 1) Türklerin Anadolu ya gelmeden önce

Detaylı

Kent Devleti nden Akdeniz İmparatorluğuna: İtalya da Fetih ve Genişleme

Kent Devleti nden Akdeniz İmparatorluğuna: İtalya da Fetih ve Genişleme Kent Devleti nden Akdeniz İmparatorluğuna: İtalya da Fetih ve Genişleme Geçmiş İ.Ö. 5. yüzyıldan 3. yüzyıla kadar Roma, bir yandan sınıf çatışmalarına sahne olurken öte yandan İtalya yarımadasındaki diğer

Detaylı

KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI. M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014

KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI. M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014 KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014 İNCE GÜÇ VE KAMU DİPLOMASİSİ ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI TÜRKİYE NİN ULUSLARARASI ÖĞRENCİ PROGRAMLARI

Detaylı

ÖĞRENME ALANI: BİREY VE TOPLUM ÜNİTE 1: İLETİŞİM VE İNSAN İLİŞKİLERİ 7. sınıf

ÖĞRENME ALANI: BİREY VE TOPLUM ÜNİTE 1: İLETİŞİM VE İNSAN İLİŞKİLERİ 7. sınıf 08-11.10.201 0.09/01-04.10.201 2-27.09.201 09-20.09.201 TED KDZ. EREĞLİ KOLEJİ VAKFI ÖZEL ORTAOKULU 201 2014 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI ÖĞRENME ALANI: BİREY VE TOPLUM ÜNİTE 1: İLETİŞİM VE İNSAN İLİŞKİLERİ 7.

Detaylı

Konuşulan Dil Türkiye Türkçesinin Sahası Cuma, 02 Ağustos 2013 15:27

Konuşulan Dil Türkiye Türkçesinin Sahası Cuma, 02 Ağustos 2013 15:27 Türk dünyasının batı kanadında, Balkanlar da konuşulan Türk ağızları, konuşan nüfus ve yaygınlık bakımlarından Türk yazı dillerinin en büyüğü olan Türkiye Türkçesinin ağızlarıdırlar. Balkan Türkleri, bu

Detaylı

II. MAHMUT (1808-1839) DÖNEMİ TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ

II. MAHMUT (1808-1839) DÖNEMİ TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ II. MAHMUT (1808-1839) DÖNEMİ TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ Halk arasında gâvur padişah ve püsküllü bela olarak adlandırılan padişah II.

Detaylı

Edirne Tarihi - Edirne nin Yaşadığı İşgaller. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Tarihi - Edirne nin Yaşadığı İşgaller. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Tarihi - Edirne nin Yaşadığı İşgaller Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Edirne nin Yaşadığı İşgaller - Dört İşgal Dönemi........ 4 0.2 İlk Rus İşgal

Detaylı

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik OSMANLI YAPILARINDA İZNİK ÇİNİLERİ Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik Çinileri, KültK ltür r Bakanlığı Osmanlı Eserleri, Ankara 1999 Adana Ramazanoğlu Camii Caminin kitabelerinden yapımına 16. yy da Ramazanoğlu

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

Roma ve Bizans Dönemi Tarihi Eserleri. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Roma ve Bizans Dönemi Tarihi Eserleri. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Roma ve Bizans Dönemi Tarihi Eserleri Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Antik Yerleşimler......................... 4 0.2 Roma - Bizans Dönemi Kalıntıları...............

Detaylı

TARİH BOYUNCA ANADOLU

TARİH BOYUNCA ANADOLU TARİH BOYUNCA ANADOLU Anadolu, Asya yı Avrupa ya bağlayan bir köprü konumundadır. Üç tarafı denizlerle çevrili verimli topraklara sahiptir. Dört mevsimi yaşayan iklimi, akarsuları, ormanları, madenleriyle

Detaylı

2. GENEL BİLGİLER TABLOSU (2012)

2. GENEL BİLGİLER TABLOSU (2012) T.C. EKONOMİ BAKANLIĞI 2013 A. MISIR GENEL BİLGİLERİ 1. HARİTA ve BAYRAK 2. GENEL BİLGİLER TABLOSU (2012) Nüfusu : 85 milyon Yüzölçümü : 1.001.450 km 2 Dil : Arapça Din : Sünni Müslüman %90, Kıpti %9,

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ

AVRUPA BİRLİĞİ VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ AVRUPA BİRLİĞİ VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ BULGARİSTAN ÜLKE RAPORU Şubat 2009 B.Ö. 2 I. GENEL BİLGİLER Resmi Adı : Bulgaristan Cumhuriyeti Yönetim Şekli : Parlamenter Cumhuriyet Coğrafi Konumu : Avrupa

Detaylı

1-MERKEZ TEŞKİLATI. A- Hükümdar B- Saray

1-MERKEZ TEŞKİLATI. A- Hükümdar B- Saray 1-MERKEZ TEŞKİLATI A- Hükümdar B- Saray MERKEZ TEŞKİLATI Önceki Türk ve Türk-İslam devletlerinden farklı olarak Osmanlı Devleti nde daha merkezi bir yönetim oluşturulmuştu.hükümet, ordu ve eyaletler doğrudan

Detaylı

ve AHLAK BÝLGÝSÝ TESTÝ

ve AHLAK BÝLGÝSÝ TESTÝ SOSYAL BÝLGÝLER - DÝN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BÝLGÝSÝ TESTÝ 1 [ 9 ] A kitapçýðý soru numarasý B kitapçýðý soru numarasý 1[9] Anadolu uygarlýklarýndan Ýyonyalýlar denizcilik ve deniz ticaretiyle uðraþmýþlardýr.

Detaylı

TÜRK BİLİMLERI VE ÇAĞDAŞ ASYA BİLİMLERİ BÖLÜMÜ. ID Başlık ECTS

TÜRK BİLİMLERI VE ÇAĞDAŞ ASYA BİLİMLERİ BÖLÜMÜ. ID Başlık ECTS TÜRK BİLİMLERI VE ÇAĞDAŞ ASYA BİLİMLERİ BÖLÜMÜ ID Başlık ECTS 1 Yarıyıl 70001 Α Türk Dili I Biçimbilim ve Sözdizimi 70001 Β Türk Dili I Okuma - Anlama ve Yazılı Anlatım Becerileri 70001 C Türk Dili I-

Detaylı

Fiziki Özellikleri. Coğrafi Konumu Yer Şekilleri İklimi

Fiziki Özellikleri. Coğrafi Konumu Yer Şekilleri İklimi KİMLİK KARTI Başkent: Roma Yüz Ölçümü: 301.225 km 2 Nüfusu: 60.300.000 (2010) Resmi Dili: İtalyanca Dini: Hristiyanlık Kişi Başına Düşen Milli Gelir: 29.500 $ Şehir Nüfus Oranı: %79 Ekonomik Faal Nüfus

Detaylı

T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI I. YARIYIL II. YARIYIL Adı Adı TAR 501 Eski Anadolu Kültür 3 0 3 TAR 502 Eskiçağda Türkler 3 0 3 TAR 503 Eskiçağ Kavimlerinde

Detaylı

Türkiye ve Avrupa Birliği

Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği İlişkisi Avrupa Birliği 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması'yla Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında doğdu. Türkiye 1959 yılında bu topluluğun

Detaylı

KADIN ESERLERİ KÜTÜPHANESİ VE BİLGİ MERKEZİ VAKFI

KADIN ESERLERİ KÜTÜPHANESİ VE BİLGİ MERKEZİ VAKFI Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı Yayınları : 40 Kadınların Belleği Dizisi No : 8 Yayına Hazırlayan A. Oğuz İcimsoy PROJE DESTEĞİ FİNLANDİYA BÜYÜKELÇİLİĞİ Baskı ve Cilt: Hanlar Matbaası

Detaylı

TEOG Tutarlılık. T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük

TEOG Tutarlılık. T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 2015-2016 8. Sınıf TEOG Tutarlılık T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Sorularımızın TEOG sorularıyla benzeşmesi, bizler için olduḡu kadar, bu kaynaklardan beslenen yüz binlerce öḡrenci ve yüzlerce kurum

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Ercan KARAKOÇ Yıldız Teknik Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Bölümü

Yrd. Doç. Dr. Ercan KARAKOÇ Yıldız Teknik Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Bölümü Yrd. Doç. Dr. Ercan KARAKOÇ Yıldız Teknik Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Bölümü Önce gelen: V. Murat 30 Mayıs 1876 31 Ağustos 1876 Osmanlı Hanedanı ve Hilafet II. Abdülhamit 31 Ağustos

Detaylı

Salih Uygar KILINÇ Avrupa Birliği - EUROCONTROL Sivil Havacılık Düzenlemeleri ve Türkiye

Salih Uygar KILINÇ Avrupa Birliği - EUROCONTROL Sivil Havacılık Düzenlemeleri ve Türkiye Salih Uygar KILINÇ Avrupa Birliği - EUROCONTROL Sivil Havacılık Düzenlemeleri ve Türkiye 1944 Şikago/ICAO Sivil Havacılık Rejimi Avrupa Birliği Sivil Havacılık Düzenlemeleri - Tek Avrupa Hava Sahası I

Detaylı

Eylül 2013 B.H. AB VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ

Eylül 2013 B.H. AB VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ KIBRIS RUM KESİMİ ÜLKE RAPORU Eylül 2013 B.H. AB VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ I.GENEL BİLGİLER Resmi Adı : Kıbrıs Cumhuriyeti Yönetim Şekli : Cumhuriyet Coğrafi Konumu : Akdeniz deki beş büyük adadan

Detaylı

Dil Araştırmaları Sayı: 6 Bahar 2010, 237-241 ss.

Dil Araştırmaları Sayı: 6 Bahar 2010, 237-241 ss. Dil Araştırmaları Sayı: 6 Bahar 2010, 237-241 ss. ADAMOVIĆ Milan, (Çeviren Aziz Merhan) Floransalı Flippo Argenti nin Notlarına Göre (1533) 16. Yüzyıl Türkçesi, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara. 2009.

Detaylı

ŞANLIURFA YI GEZELİM

ŞANLIURFA YI GEZELİM ŞANLIURFA YI GEZELİM 3. Gün: URFA NIN KALBİNDEN GÜNEŞİN BATIŞINA GEZİ TÜRKİYE NİN GURURU ATATÜRK BARAJI Türkiye de ki elektrik üretimini artırmak ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi ndeki 9 ili kapsayan tarım

Detaylı

Svl.Me.Alev KESKİN-Svl.Me.Betül SAYIN*

Svl.Me.Alev KESKİN-Svl.Me.Betül SAYIN* Svl.Me.Alev KESKİN-Svl.Me.Betül SAYIN* * Gnkur.ATASE D.Bşk.lığı Türk kültüründe bayrak, tarih boyunca hükümdarlığın ve hâkimiyetin sembolü olarak kabul edilmiştir. Bayrak dikmek bir yeri mülkiyet sahasına

Detaylı

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ. Doç.Dr. Yunus KOÇ

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ. Doç.Dr. Yunus KOÇ HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ Doç.Dr. Yunus KOÇ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI ÖĞRETİM ÜYESİ SAYILARI/İSTATİSTİKLER Görevlendirme: 1 profesör (yabancı

Detaylı

ÜLKE RAPORU. Mayıs 2013. Eylül 2013 Ç.Ö. AB VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ

ÜLKE RAPORU. Mayıs 2013. Eylül 2013 Ç.Ö. AB VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ MONAKO ÜLKE RAPORU Mayıs 2013 Eylül 2013 Ç.Ö. AB VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ 2 I.GENEL BİLGİLER Resmi Adı : Monako Prensliği Yönetim Şekli : Anayasal Monarşi Coğrafi Konumu : Fransa nın güneydoğusunda,

Detaylı

2) Osmanlı Eyaletinden Üçüncü Bulgar Çarlığına, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1996

2) Osmanlı Eyaletinden Üçüncü Bulgar Çarlığına, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1996 Doğum Tarihi ve Yeri: 10.02.1960- Sivas Eğitim Üniversite: Lisans: İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi, 1976-1980 Yüksek lisans: İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi,

Detaylı

Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)

Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923) Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923) Lozan Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı nı sona erdiren antlaşmadır. Bu antlaşma ile Misak-ı Milli büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Şekil 1. Kasım 1922 de Lozan Konferansı

Detaylı

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU 4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU Yeni Dönem Türkiye - AB Perspektifi Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Fırsatlar ve Riskler ( 21-22 Kasım 2013, İstanbul ) SONUÇ DEKLARASYONU ( GEÇİCİ ) 1-4. Türkiye

Detaylı

TUR 1 - ĠSTANBUL KLASĠKLERĠ

TUR 1 - ĠSTANBUL KLASĠKLERĠ TUR 1 - ĠSTANBUL KLASĠKLERĠ Yarım Gün Yemeksiz Sabah Turu Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları nın yönetildiği, Tarihi Yarımada nın kalbi olan Sultanahmet Meydanı. İmparator Justinian tarafından 6. yüzyılda

Detaylı

Denizlerimizi ve Kıyılarımızı Koruyalım

Denizlerimizi ve Kıyılarımızı Koruyalım Denizlerimizi ve Kıyılarımızı Koruyalım Denizlerimiz ve kıyılarımız canlı çeşitliliği bakımından çok zengin yerler. Ancak günümüzde bu çeşitlilik azalma tehlikesiyle karşı karşıya. Bunun birçok nedeni

Detaylı

TÜRKĠYE ve DÜNYA BAĞCILIĞI. Dr. Selçuk KARABAT 1

TÜRKĠYE ve DÜNYA BAĞCILIĞI. Dr. Selçuk KARABAT 1 TÜRKĠYE ve DÜNYA BAĞCILIĞI Dr. Selçuk KARABAT 1 Bağcılığın Tarihi Dünya da çok geniş bir alanda yapılmakta olan bağcılıkta asma veya omca (Vitis sp.) denilen bitki yetiştirilmektedir. Milyonlarca yıl öncesine

Detaylı

AB CUSTOMS AGENCY ACADEMY

AB CUSTOMS AGENCY ACADEMY Özet Beyan 2013 AB Gümrük Müşavirliği ve Danışmanlık A.Ş Uzmanları Tarafından Hazırlanmıştır Tüm Hakları Saklıdır. https://www.abcustoms.eu SUNUŞ Dış ticaret mevzuatı sıklıkla revizyona tabi tutulması

Detaylı

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 STRATEJİK VİZYON BELGESİ ( TASLAK ) TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - Arjantin İlişkileri: Fırsatlar ve Riskler ( 2014 Buenos Aires - İstanbul ) Türkiye; 75 milyonluk

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 1995-2008 2008-2014 Profesör Tarih/Yakınçağ Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. 2014

ÖZGEÇMİŞ. 1995-2008 2008-2014 Profesör Tarih/Yakınçağ Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. 2014 ÖZGEÇMİŞ 1.Adı Soyadı : MUZAFFER TEPEKAYA 2.Doğum Tarihi : 20.10.1962 3.Unvanı : Prof. Dr. / Tarih Bölümü 4. e-mail : muzaffer.tepekaya@cbu.edu.tr Öğrenim Hayatı: Derece Alan Üniversite Lisans Tarih Selçuk

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı DÜNYA - SİYASET 2012 yılının Şubat ayında Tunus ta yapılan Suriye nin Dostları Konferansı nın ikincisi Nisan 2012 de İstanbul da yapıldı. Konferansta Esad rejimi üstündeki uluslararası baskının artırılması,

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ

AVRUPA BİRLİĞİ VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ İSTANBUL TİCARET ODASI AVRUPA BİRLİĞİ VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞUBESİ YUNANİSTAN ÜLKE RAPORU Ocak 2009 T.K. 1 I. GENEL BİLGİLER Resmi Adı : Yunanistan Yönetim Şekli : Parlamenter Demokrasi Coğrafi Konumu

Detaylı

Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları,

Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları, Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları, Bugün, ulusal savunmamızın güvencesi ve bölge barışı için en önemli denge ve istikrâr unsuru olan Türk Silahlı Kuvvetleri nin etkinliğini ve

Detaylı

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Dr. Ahmet Emin Dağ İstanbul, 2015 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Detaylı

Bilgiye Erişim Merkezi

Bilgiye Erişim Merkezi Bilgiye Erişim Merkezi 90 BİLGİYE ERİŞİM MERKEZİ Ülkeler ana örgütlenme ve politikaları yanında kurum ve kuruluşlarıyla bir bütündür. Kurum ve kuruluşların hizmet ya da üretim olarak yapıp etmeleri o ülkenin

Detaylı

Yard. Doç. Dr. Ali AHMETBEYOĞLU

Yard. Doç. Dr. Ali AHMETBEYOĞLU Yard. Doç. Dr. Ali AHMETBEYOĞLU 1964 yılında Kayseri de dünyaya gelen Ali Ahmetbeyoğlu, 1976 yılında Kayseri Namık Kemal İlkokulu ndaki, 1979 yılında Kayseri 50. Dedeman Ortaokulu ndaki, 1982 yılında ise

Detaylı

FAYLARDA YIRTILMA MODELİ - DEPREM DAVRANIŞI MARMARA DENİZİ NDEKİ DEPREM TEHLİKESİNE ve RİSKİNE FARKLI BİR YAKLAŞIM

FAYLARDA YIRTILMA MODELİ - DEPREM DAVRANIŞI MARMARA DENİZİ NDEKİ DEPREM TEHLİKESİNE ve RİSKİNE FARKLI BİR YAKLAŞIM FAYLARDA YIRTILMA MODELİ - DEPREM DAVRANIŞI MARMARA DENİZİ NDEKİ DEPREM TEHLİKESİNE ve RİSKİNE FARKLI BİR YAKLAŞIM Ramazan DEMİRTAŞ Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi, Aktif Tektonik

Detaylı

3 1 0 2 20 BUĞDAY RAPORU

3 1 0 2 20 BUĞDAY RAPORU 0 1 Dünya buğday üretimi, üretim devlerinden biri olan ABD nin yaklaşık 4 milyon tonluk üretim azalmasına rağmen bu sene ekili alanların ve verimin artmasıyla paralel olarak Ağustos ayı verilerine göre

Detaylı

Dış Ticaretin Gelişimi Bölgesel Yaklaşımlar Anket Sonuçları AVRUPA

Dış Ticaretin Gelişimi Bölgesel Yaklaşımlar Anket Sonuçları AVRUPA Dış Ticaretin Gelişimi Bölgesel Yaklaşımlar Anket Sonuçları AVRUPA I. Ticaret Müşavirleri Konferansı 25-30 Nisan 2011 28 Nisan 2011 TİM Dış Ticaret Kompleksi Fırsatlar Bölgenin potansiyeli en yüksek pazarı

Detaylı

KRUVAZİYER TURİZMİNDE DÜNYA VE İZMİR, TÜRKİYE KRUVAZİYER PLATFORMU NUN ÇALIŞMALARI

KRUVAZİYER TURİZMİNDE DÜNYA VE İZMİR, TÜRKİYE KRUVAZİYER PLATFORMU NUN ÇALIŞMALARI KRUVAZİYER TURİZMİNDE DÜNYA VE İZMİR, TÜRKİYE KRUVAZİYER PLATFORMU NUN ÇALIŞMALARI DÜNYA KRUVAZİYER PAZARI NEREYE GİDİYOR? Hazırlayan: Mine Güneş Kruvaziyer destinasyonlar içerisinde, son yıllara kadar

Detaylı

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük DİRİLİŞİN DESTANI: SAKARYA

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük DİRİLİŞİN DESTANI: SAKARYA 1 Kütahya- Eskişehir Savaşı nda ordumuz Sakarya Nehri nin doğusuna çekilmişti. 2 TEKÂLİF-İ MİLLİYE NİN SAKARYA SAVAŞI NA ETKİSİ Tekâlif-i Milliye kararları daha uygulamaya yeni başlandığı için Sakarya

Detaylı

YUNUS EMRE ENSTİTÜSÜ DÜNYANIN HER YERİNDEYİZ!

YUNUS EMRE ENSTİTÜSÜ DÜNYANIN HER YERİNDEYİZ! YUNUS EMRE ENSTİTÜSÜ DÜNYANIN HER YERİNDEYİZ! 2009 yılında faaliyetlerine başlayan Yunus Emre Enstitüsünün bugün itibariyle dünyanın birçok yerinde kültür merkezleri bulunuyor. Afganistan - Kabil Almanya

Detaylı

AKDENİZ DE COĞRAFYA, TEKNOLOJİ VE SAVAŞ:

AKDENİZ DE COĞRAFYA, TEKNOLOJİ VE SAVAŞ: sakarya üniversitesi ilahiyat fakültesi dergisi 12 / 2005, s. 227-233 kitap tanıtımı AKDENİZ DE COĞRAFYA, TEKNOLOJİ VE SAVAŞ: Araplar, Bizanslılar, Batılılar ve Türkler John H. Pryor (trc. Füsun Tayanç

Detaylı

Türkiye'nin En İyi 10 Üniversitesi

Türkiye'nin En İyi 10 Üniversitesi On5yirmi5.com Türkiye'nin En İyi 10 Üniversitesi İşte Türkiye nin En İyi 10 Üniversitesi Yayın Tarihi : 18 Ocak 2012 Çarşamba (oluşturma : 7/2/2016) Türkiye de her geçen gün yeni bir üniversite açılıyor.

Detaylı

Edirne Köprüleri. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Köprüleri. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Köprüleri Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Edirne Köprüleri......................... 4 0.1.1 Gazimihal Köprüsü.................... 4 0.1.2 Beyazid Köprüsü.....................

Detaylı

Gelişmelerin Şekillendirdiği Bir Bilim Olarak Arşivcilik ve Arşivcilik Eğitimi

Gelişmelerin Şekillendirdiği Bir Bilim Olarak Arşivcilik ve Arşivcilik Eğitimi Gelişmelerin Şekillendirdiği Bir Bilim Olarak Arşivcilik ve Arşivcilik Eğitimi İshak KESKİN İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü ishakkeskin@hotmail.com Sunuş Planı Tarihsel

Detaylı

RAKAMLARLA DÜNYA, TÜRKİYE VE İZMİR KRUVAZİYER TURİZMİ

RAKAMLARLA DÜNYA, TÜRKİYE VE İZMİR KRUVAZİYER TURİZMİ DÜNYA KRUVAZİYER PAZARI NEREYE GİDİYOR? Hazırlayan: Mine Güneş / İzmir Ticaret Odası Kruvaziyer Sorumlusu Uzman RAKAMLARLA DÜNYA, VE İZMİR KRUVAZİYER TURİZMİ Kruvaziyer destinasyonlar içerisinde, Büyüme

Detaylı

Orta Asya Türkleriyle ilgili yukarıdaki kavramlardan hangisi varlığı sürekli olmayan toplumsal ve siyasal birimi ifade eder?

Orta Asya Türkleriyle ilgili yukarıdaki kavramlardan hangisi varlığı sürekli olmayan toplumsal ve siyasal birimi ifade eder? KPSS TARİH DENEME SINAVI 1: I- Orhun Anıtları II- Yenisey Yazıtları III- Manas Destanı Yukarıdakilerden hangisi veya hangileri Kırgız Türklerine aittir? A- Yalnız ll B-l ve ll C-ll ve lll D-l ve lll E-Yalnız

Detaylı

AKÇAABAD VAKFIKEBĠR NÜFUS KÜTÜĞÜ - (1835-1845)

AKÇAABAD VAKFIKEBĠR NÜFUS KÜTÜĞÜ - (1835-1845) AKÇAABAD VAKFIKEBĠR NÜFUS KÜTÜĞÜ - (1835-1845) C. Yunus Özkurt Osmanlı döneminde ilk genel nüfus sayımı, II. Mahmud döneminde 1831 (Hicri: 1246) yılında alınan bir karar ile uygulanmaya başlamıştır (bundan

Detaylı

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Hanlığı ve Kazakistan konulu bu toplantıda Kısaca Kazak

Detaylı

KAMU KURUM VE KURULUŞLARININ YURTDIŞI TEŞKiLATI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME

KAMU KURUM VE KURULUŞLARININ YURTDIŞI TEŞKiLATI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME 207 KAMU KURUM VE KURULUŞLARININ YURTDIŞI TEŞKiLATI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME Kanun Hük. Kar. nin Tarihi : 13/12/1983 No : 189 Yetki Kanununun Tarihi : 17/6/1982 No : 2680 Yayımlandığı R.G. Tarihi

Detaylı

Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Tarih geçmiş hakkında eleştirel olarak fikir üreten bir alandır. Tarih; geçmişteki insanların yaşamlarını, duygularını, savaşlarını, yönetim

Detaylı

İÇİNDEKİLER. Sunuş... 1. Konu... 2. Proje Koordinatörü ve Uygulayıcı Kurum... 2. Tarih ve Yer... 2. Amaç ve Hedefler... 3. Katılımcılar...

İÇİNDEKİLER. Sunuş... 1. Konu... 2. Proje Koordinatörü ve Uygulayıcı Kurum... 2. Tarih ve Yer... 2. Amaç ve Hedefler... 3. Katılımcılar... İÇİNDEKİLER Sunuş... 1 Konu... 2 Proje Koordinatörü ve Uygulayıcı Kurum... 2 Tarih ve Yer... 2 Amaç ve Hedefler... 3 Katılımcılar... 3 Yöntem... 3 Kapsam... 4 Projede Görevli Personel... 5 SUNUŞ 21. Yüzyıl

Detaylı

ALTIN MÜCEVHERAT. Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi

ALTIN MÜCEVHERAT. Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi ALTIN MÜCEVHERAT Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006 T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi ALTIN MÜCEVHERAT Türk altın mücevherat üretim geleneği çok eskilere dayanmaktadır.

Detaylı

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 29 KASIM 2013 Saat: 12.00

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 29 KASIM 2013 Saat: 12.00 T.C. 8. SINIF I. DÖNEM ORTAK SINAVI 29 KASIM 2013 Saat: 12.00 İTALYANCA 1-10. sorularda boş bırakılan yerlere uygun gelen kelime ya da ifadeyi işaretleyiniz. 4. Il calcio è... popolare... pallacanestro?

Detaylı

Resmi Adı : Sudan Cumhuriyeti (Güney tarafı 9 Temmuz 2011 tarihinde Kuzey den ayrılarak Güney Sudan Cumhuriyeti ni oluşturmuştur)

Resmi Adı : Sudan Cumhuriyeti (Güney tarafı 9 Temmuz 2011 tarihinde Kuzey den ayrılarak Güney Sudan Cumhuriyeti ni oluşturmuştur) Sudan ve Seramik Sektörü Bilgi Notu GENEL BİLGİLER Resmi Adı : Sudan Cumhuriyeti (Güney tarafı 9 Temmuz 2011 tarihinde Kuzey den ayrılarak Güney Sudan Cumhuriyeti ni oluşturmuştur) Resmi Dil : Arapça (resmi

Detaylı

Üniversitelerin İç ve Dış Yazışmaları Takibi ve Arşivlenmesi

Üniversitelerin İç ve Dış Yazışmaları Takibi ve Arşivlenmesi Sayfa 1 / 9 Üniversitelerin İç ve Dış Yazışmaları Takibi ve Arşivlenmesi 2013 Sayfa 2 / 9 Yazan(lar) : Tarih : Nuray Altunay Yazı İşleri Sorumlusu Nihal Kalaycı Strateji Geliştirme Daire Başkan V. Tarih

Detaylı