PONTUS İSYANI VE MERKEZ ORDUSU
|
|
|
- Duygu Canan Enver
- 9 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 1
2 PONTUS İSYANI VE MERKEZ ORDUSU Pontus, Samsun-Trabzon çevresinde yaşayan Rumların İlkçağda kurdukları eski bir krallığın adıdır. Sadece MÖ 281 yılında bağımsız olmuş, bu da ancak 63 yıl sürmüştür. Bu tarihten sonra hep başka devletlerin egemenliği altında varlığını sürdüren Rumlar, Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon u fethinden sonra, diğer azınlıklar gibi Osmanlı Devletinde uzun yıllar huzur ve barış içinde yaşamaya devam etmişlerdir. Yaklaşık iki bin yıl sonra yeniden bağımsız bir Pontus ülkesini kurmak için ilk girişim 1904 yılında kurulan Pontus Cemiyeti ile yapılmıştır. Yunanistan, İstanbul Rum Patrikhanesi yle işbirliği yapıp Rusya nın güneybatısında ve Kafkasya da yaşan Rumlar ile birlikte Anadolu nun diğer bölgelerinde bulunan Rumları da Karadeniz Bölgesine göç ettirerek burada Rum nüfusu azınlıktan çoğunluğa geçirmeyi amaçlamıştır. Pontus Cemiyeti, Yunanistan ın mali desteğiyle Müslümanların arazilerini Rumlara satın almak, sahte nüfus istatistikleri çıkarmak ve Rumların sahip olmak istedikleri toprakları gösteren haritaları bastırarak dağıtmak gibi faaliyetleri yürütmekteydi. Pontus Cemiyeti tarafından bastırılan bir haritaya göre, Pontus Devleti, merkezi Samsun olmak üzere, Batum dan İnebolu nun batısına kadar olan Karadeniz kıyıları ile bugünkü Kastamonu, Çankırı, Yozgat, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Gümüşhane ile kısmen de Erzincan vilayetini kapsamaktaydı. O yıllarda bölgede yaşayan Rum nüfusun Müslüman nüfusa oranının yaklaşık onda biri olduğu gerçeği kolayca göz ardı edilmiştir. Cemiyetin kuruluşunda Merzifon da faaliyet gösteren Anadolu Amerikan Kolejinin büyük katkıları olmuştur. Bu Kolejin maksadı Anadolu nun muhtelif yerlerinde bulunan orta dereceli okulların öğretmen ihtiyacını karşılamaktır. Ama asıl maksadı, bölgede bulunan Rum ve Ermenilerin milliyet duygularını yükseltmek, Türk çocuklarını kendi emelleri doğrultusunda bilinçlendirmektir. Kolejde görev yapmakta olan bir Türk öğretmenin 12 Şubat 1921 tarihinde öldürülmesi üzerine okulda yapılan aramada elde edilen bütün belgeler Pontus Devletinin kurulma hedefini doğrulamaktaydı. O yıllarda teşkilatlanan Rum çeteleri silahlanarak Müslümanlara karşı Samsun, Amasya ve Tokat çevresinde saldırmaya başlamışlardır. Rum çeteleri 1921 yılı sonuna kadar çok sayıda Türk ü öldürmüş veya yaralamış, köylerde evleri yakmış, hayvanları almış, bir çok mal ve eşyayı yağma ve tahrip etmişlerdir. Çete komutanları, birkaç Avrupa lisanını bilen ve özellikle Yunanistan başta olmak üzere diğer Avrupa devletlerinden bölgeye bu maksatla gönderilen kişilerdi. Rumlar karada bu katliamları yaparken, düşman gemileri de Karadeniz sahillerinde bir takım gösteriler yapıyor, hatta bazı noktalara asker gönderme teşebbüsünde bulunuyordu. Bu durum karşısında ciddi tedbirlerin alınması zorunlu olmuştu. 2
3 Ankara Hükümeti bunun üzerine, Sivas'ta bulunan 3.Kolorduyu, yeni kurulan Merkez Ordusu na kattı ve Komutan olarak da Nurettin Paşa yı atadı. Nurettin Paşa komutasındaki Merkez Ordusu, 1921 ilkbaharında önce Koçgiri Ayaklanmasında görevlendirildi. Nurettin Paşa, Ordu birliklerinin yanında Topal Osman gibi çetecilerden de yararlandı. Koçgiri ayaklanması sert ve sorunlu bir biçimde bastırıldıktan sonra Merkez Ordu Kumandanı Nurettin Paşa, Karadeniz deki Rum çetelerini tesirsiz hale getirmek için harekâta başladı. Rumlara karşı alınan ilk tedbir, silahların en yakın askeri birliklere teslim edilmesi isteğidir. Ancak Müslüman halk bu çağrıya uymasına rağmen hiç bir Rum silahını teslim etmediği gibi, çoluk çocuklarıyla beraber dağlara kaçıp, oraları kendilerine üs yaparak açıkça isyan ettiler. İdari önlem olarak Rumlar üzerinde etkili olan Ortodoks din adamları sınır dışı edilmiş, bir bölümü de İstiklal mahkemelerinde yargılanmış, Rum köyleri boşaltılarak burada yaşayan Rumlar Anadolu nun iç bölgelerine yerleştirilmişti. Samsun, Ordu, Amasya, Tokat ve Giresun da, 16 yaşından 50 yaşına kadar olan Hıristiyanlardan eli silah tutan Rum erkekleri iç kısımlara sürgün edilmiş ve 1901 doğumlular da askerliğe alınıp amele taburlarına gönderilmişti. Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa, mutasarrıflıklara ve askeri birliklere gönderdiği 12 Temmuz 1921 tarihli yazıyla, Rum erkeklerinin sürüleceğini ifade etmiş olsa da bazı yerlerde sürülenler tüm aile fertleri olmuştur. Eli silah tutan yaşları arasındaki Rumların iç kısımlara sevk edilmesi kararı, Rum ailelerinin parçalanmasına sebep olacağı düşüncesiyle, Rumların aileleriyle birlikte göç etmek istemeleri üzerine yaptıkları müracaat üzerine isteyenlerin söz konusu yaş haddi dışında bulunan kadın ve çocuklarını da yanlarına alarak götürebileceklerine karar verilmiştir. Ayrıca sevkiyat sırasında, lüzum üzerine erkekleri iç kısımlara sevk edilen Hıristiyanların ırz, can, mal ve her şeylerinin devletin teminatı altında bulunduğunu, buna uymayanların cezalandırılacağı önemle bildirilmişti. Bütün alınan tedbirlere rağmen Rumların iç kısımlara sevki istendiği gibi yapılamamıştır. Aileleriyle birlikte sürülen Rumların can ve mallarının korunmasını istenildiyse de bazı olumsuz gelişmelerin önü alınamamıştır. Rumların iç kısımlara sevk edilmeleri esnasında, Yunanlıların kıyıları bombalayacağı haberleri etrafta dolaşmağa başlamıştı. Böyle bir durumda her tarafın harap olacağı ve bundan büyük zarar göreceklerini düşünerek, sevkiyattan vazgeçilmesi için İçişleri Vekâletine Samsunlu elli altı kişinin imzasını taşıyan bir telgraf gönderildi. Nurettin Paşa bunun üzerine, bu kişilerin Rum taraftarı olup olmadığını araştırmak için, haklarında takibat açtırıp, ikamet ettikleri yerlerden ayrılmamalarını bildirdi. Bu şahıslar bölgede tanınan seçkin insanlar olması sebebiyle, bu uygulama Mecliste bazı milletvekilleri tarafından haksızlık olarak değerlendirildi ve Nurettin Paşa nın görevden alınması istendi. 3
4 19 MART 1921: SİVAS İSTİKLAL MAHKEMESİ ÜYESİ MUSTAFA NECATİ BEY'İN PONTUS ÇETELERİ HAKKINDAKİ KONUŞMASI (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 9.Birleşim, Gündem: 9/1) 18 Eylül Şubat 1921 tarihleri arasında beş aylık bir süre içinde görev yapan istiklal mahkemelerinin üyeleri görev yerlerinden Ankara'ya dönmüşlerdi. Mahkemelerin üyeleri ayrı ayrı toplanarak beş aylık icraatlar için raporlar hazırlamaya başladılar. Samsun, Tokat, Amasya, Çorum dolaylarında bulunan Rum çeteleri henüz daha isyan için hazırlık dönemindeydiler. Sivas İstiklal Mahkemesi bu Pontus çeteleri hakkında Meclis Genel Kurulunda önemli açıklamalarda bulundu. MUSTAFA NECATİ BEY (Sivas İstiklal Mahkemesi Üyesi): Muhterem arkadaşlarım, buradan ayrıldıktan sonra Anadolu'muzun en mühim bir noktası olan Sivas, Tokat, Amasya ve Samsun mıntıkasına vardık ve vazifemize başladık. Ne yaptıklarımızı anlatmadan evvel o mıntıkanın umumi vaziyeti hakkında biraz izahat vermek isterim. Malumunuz Merkezi Anadolu'da muhtelif şahısların idare ettiği siyasi çeteler ve milli emelimizi yıkmak için İstanbul'dan akıp gelen bir cereyanın mühim amilleri vardı. Bunlar şimdiye kadar isimleri geçen şahıslar tarafından idare olunuyordu, Çapanoğulları, Aynacıoğulları, Çerkeş Hasan, Postacı Nazım ve adamları. Henüz mıntıkamıza vardığımız zaman bunların mühim faaliyetleri görülüyordu. Bilhassa Aynacıoğulları Tokat ve civarında hakikaten tüyleri ürpertecek zulümler icra ediyorlardı ve İstanbul'un emellerine vasıta oluyorlardı. Bir taraftan da Samsun civarında Rum çeteleri memleketin asayişini yıkmak ve bu şekilde bizi emellerimize kavuşturmamak planlarını takip etmek için harekete başlamışlardı. Binaenaleyh Memleketin bu vaziyeti karşısında bize düşen mühim vazifeyi ifa için halk ile temasa geçmek ve halka hakikati anlatmak lazım geliyordu. Halkın o vakte kadar kanaati değildi, efendiler. Binaenaleyh Büyük Millet Meclisinin umumi vaziyetini ve onun Memlekete olan faydalarını görüyorlar ve Milli Ordunun hakikaten fedakâr amilleri olmaya gayret ediyorlardı. Fakat biri tarafta Rumların tesiri bir taraftan da Aynacıoğulları'nın ve başka şahısların tesiri halkın hissiyatında değişiklikler yapmıştı. Onun için halka vaziyeti anlatmak ve hakikati göstermek icap ediyordu. İlk işimiz beyannamemizi ilan ederek umumi vaziyeti, giriştiğimiz mücadelenin azametini, cephelerdeki fedakarlıkları anlatmak oldu ve sonra kaza kaza, köy köy dolaşarak devamlı halkı ikaz ettik. Efendiler şunu şerefle söylüyorum ki Milletimiz kendi ulviyet ve temiz kalpliliğine yakışacak şekilde davetlimize katılmış, her vakit göstermiş olduğu büyüklüğü göstermiştir. Efendiler, bu işler içerisinde en mühim meseleler fesat Anadolu Cemiyeti meselesi, Pontus meselesi, bir de Çapanoğlu, Aynacıoğlu meseleleridir. Efendiler, tabii bu meselelere bakamadık. Bunlara bakacağımız zaman Mahkememizin faaliyetleri tatil edilmişti. MUSTAFA BEY (Tokat): Rumlardan yakalananlar yetmiş bin lira vererek yakayı kurtarmışlar. Bunu da söyle de Yüce Heyet anlasın. 4
5 HÜSEYİN HÜSNÜ EFENDİ (Isparta): Bu gibi casusları ve asker firarilerini size kim tutar getirirdi? MUSTAFA NECATİ BEY (Devamla): Tabii o işlerle alakalı olanlar. HÜSEYİN HÜSNÜ EFENDİ (Isparta): Onlar şimdi orada mevcut değil mi? MUSTAFA NECATİ BEY (Devamla): Mevcuttur. HÜSEYİN HÜSNÜ EFENDİ (Isparta): İstiklal Mahkemesi de burada mevcuttur. Hiç korkmayalım. MUSTAFA NECATİ BEY (Devamla): Biraz da Pontus meselesinden bahsetmek isterim. Bugün Dünyada tanınmış olan hükümetler içerisinde en adil ve en fazla memleketin hak ve hayatını müdafaa eden bir hükümet varsa o da bizim Hükümetimizdir. Efendiler, Karadeniz sahilinde hayatımıza kast etmek isteyen ve milli mevcudiyetimizi yıkarak Pontus Hükümeti kurmak isteyen bir kitle vardır, Rumluk kitlesi. Bunlar Pontus teşkilatı yapmışlardı. Bunların muayyen teşkilatı, muayyen esasları ve Avrupa'dan, İstanbul'dan elde ettikleri silahları mevcuttu. Bunlar Pontus faaliyete başlamazdan evvel yakalanmış ve faillerinin büyük kısmı tevkif edilmiştir. Efendiler, bir sebep yok iken İrlanda'da milyonlarca İrlandalıyı kesmek isteyen İngilizler gibi değil, sebep mevcut iken bizim karşımızda muntazam bir teşkilat varken, onu faaliyete geçmeden yakalamadık ve hakikate uygun bir usul dâhilinde yürüdük. Binaenaleyh Yüce Meclisinizi Hükümeti bu itibarla da takdir ederim. Tabiidir ki Pontus Teşkilatı, elde edilmiş vesikalarla yakalanmış, silahlarının bir kısmı da toplanmıştır. Bunların tekrar faaliyete geçmeleri mümkündür. Fakat ona karşı Hükümetimiz uyanıktır ve icap eden vaziyeti almıştır. Arzu edilirdi ki İstiklal Mahkemesi bir müddet daha orada kalarak bu meseleyi kendisi halletsin. Fakat kararınız üzerine tabidir ki faaliyetini tatil etmiştir ve icap eden makamlara evrakları verilmiştir. Hulasa olarak şunu arz etmek isterim ki şüpheli şahıslar meselesinin halledilmesi, mevcut kanunlar ile mühim meseledir. Sonra bazı zararlı teşkilatlar meselesi de vardır ki eldeki kanun ve imkanlarla bunların halledilmesi de müşküldür. Binaenaleyh istiklal mahkemeleri yerine her halde başka bir teşkilat düşünülmelidir. 1 1 TBMM Zabıt Ceridesi (19 Mart 1921), 1.Dönem, c.9, s , 5
6 11 AĞUSTOS 1921: GİZLİ OTURUMDA İÇ GÜVENLİK HAKKINDA GÖRÜŞME (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 64.Birleşim, Gündem: 2/1) Sakarya Irmağını geçen Yunan Ordusunun taarruzuna az bir zaman kalmıştı. Ankara da Meclisin ve Hükümetin daha doğuda bir yere taşınması düşünülüyordu. Anadolu da iç güvenlik bozulmuştu. Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa nın güvenliği sağlama adına halka yaptığı baskılar iyice artmıştı. Başkomutanlık Kanunu ile beraber yürürlüğe giren milli yükümlülük çalışmalarında iyi bir düzen kurulamamıştı. Pontus çeteleri bunu fırsat bilerek faaliyetlerini artırmışlardı. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Evvela bendeniz önergemi izah edeyim. Hatalar olursa diğer arkadaşlar düzeltirler. Efendiler, bu önergeyi bize verdiren yegane sebep Memleketin her tarafında bulunan asayişsizliktir. Çok rica ederim ki bu müzakereyi tamamlayayım ve sözümü kesmeyelim. Sözlerimin iyiliği Millete aittir, fenası bana. Burada birçok dertleri ortaya koymak istiyoruz. Şurasını da arz edeyim ki bu dertler Meclisimizin zaafına değil, bilakis kuvvetli olmasına delildir. Çünkü vazifemize ehemmiyeti derecesinde sarılıp görmek istiyoruz. Efendiler, Meclisin teşekkülünden bugüne kadar Memleketin her tarafında zaman zaman isyanlar, asayişsizlikler, bilmem neler oldu. Acaba biz her vakit kabahati halkta mı ararız? Acaba memurlarımızın bunda kabahati yok mudur? Bendeniz zannediyorum ki kabahat ve kusur halkta değil, memurlardadır. Efendiler Hükümetle ahali arasında bir mukavele kabul edilir. Bu Koçgiri hadisesinden daha mühimdir. Efendiler, insanlar topluluk halinde yaşamaya başladığı zaman hiç bir şey yoktu. Birbirlerinin mallarını, canlarını, namuslarını muhafaza edemiyorlardı. Düşündüler, taşındılar, içimizden akıllı adamları getirelim, başımıza bırakalım, vazifemizi yapsın, dediler. Topladılar içlerinden akıllı kimseleri, başlarına koydular ve dediler ki biz birbirimizin malına canına taarruz ediyoruz, sizi başımıza koyuyoruz, siz bizim işlerimizi görünüz, bu taarruzlara mani olunuz. O vakit aralarında bir sözleşme yaptılar. Bu, mektup değildir, fakat bütün milletlerde bu sözleşme mevcuttur ve her hükümet buna göre hareket ediyor. Dediler ki siz bizim başımızda bulunuyorsunuz, size para vereceğiz, bir şart ile siz de bizim namusumuzu, malımızı, canımızı, dinimizi, her şeyimizi muhafaza edeceksiniz. Bugün biz de Millete karşı bir sözleşme yaptık. Ey millet, biz gittik, Ankara'da bir Hükümet kurduk, o şart ile ki namusunuzu, malınızı, canınızı, her şeyinizi muhafaza edeceğiz, size adalet dağıtacağız, dedik. İşte milletin bizden beklediği budur efendiler. Rica ederim sözlerim yanlış anlaşılmasın. Biz Milli Misakı kanımızın son damlasına kadar müdafaa edeceğiz, onu elde edeceğiz. Böyle şeyler hatıra gelmesin. Fakat bugün zavallı Milletin malını alıyoruz, canını alıyoruz, hatta ırzını yağma ediyoruz. Rica ederim, buna karşı Memleketin hangi tarafında rahat vardır? Ahaliye ne temin edebildik? Halk, Hükümete itimat ederek çarşıya çıkamıyor, tarlasına gidemiyor. Her fenalık Memleketin üzerine çökmüş, halkı bitiriyor. Halk feryat ediyor, yanıyor, hiç birisine yardım edemiyoruz. Efendiler Hükümet adeta bir hırsız çetesi gibi halkın boğazına sarılmış, her şeyini yağma 6
7 ediyor, götürüyor, vuruyor, öldürüyor, soran yok. Rica ederim, bir buçuk sene içinde halkın başına bu kadar fenalık yapılmıştır. Bunları yapan hangi bir memuru darağacına çıkardınız? Hangi bir memura ceza verdiniz? Acaba kabahatli bir memur yok mudur? Efendiler, Memlekette yapılan fenalıklar Büyük Millet Meclisi adına yapılıyor. Efendiler, bu Millet burada yalnız Büyük Millet Meclisini tanıyor. Koçgiri hadisesini, Konya hadisesini, bunlar gibi hadiseleri, bütün bunları doğuran sebepler nedir efendiler? Hepsine İngiliz parası mı gidiyor? Hayır, vallahi hepsi idaresizlik yüzünden oluyor. Efendiler, biz ne vakit Memlekette huzur ve adaleti temin edeceğiz? Daha ne vakte kadar asacağız? Soruyorum, ne vakte kadar asacaksınız? Milletin maddi ve manevi yükünü azaltalım, adalet gösterelim. Efendiler, dün burada bir şey işittim. Yanı başımızda bulunan düşman ordusuna hala Halife Ordusu adını veren adamlar varmış. Köylere bunları anlatalım. Yazıktır, günahtır. Efendiler, köylerde bunları anlatıyor muyuz? Kapanmışız burada, hiç bir vakit halkın derdiyle, köylünün derdiyle meşgul olmuyoruz. Ben zannediyorum ki bugünkü müzakere ile Büyük Millet Meclisi artık Memleketi düşünmelidir, düşünecektir. Biz bunları düşünmüyoruz, düşünmedikçe de zararlara düşüyoruz. Ölenler bizim kesemizden gidiyor. Hep biz kaybediyoruz. Memleket harabeye döndü. Bunun acil çaresini düşünelim. Biz Teşkilatı Esasiye Kanununu kabul ettik. Nasıl da şimdiye kadar tatbikine başlayamadık. Teşkilatı Esasiye Kanununa göre kayıtsız, şartsız Millet hakimdir. O halde biz salahiyetimizi ihmal ediyoruz. Biz vazifemize sahip olalım, salahiyetimize itibar edelim, Memlekete hâkim olanlar fenalık yapıyorlarsa kafalarım ezelim, efendiler. Yoksa Teşkilatı Esasiye Kanununun o maddesini kaldıralım. Efendiler, Millet azami fedakarlık gösteriyor. Bunu takdir edelim. Her taraftan gelen şikayetlerin, seçim bölgelerimizden aldığımız şikayetlerin hangisi burada dinlenmiştir? Peki, bu adamlar boş yere mi bağırıyorlar? Niçin dertlerine derman olmuyorsunuz? Geçende de burada arz etmiştim, burada bir Dilekçe Komisyonu var. Bu Komisyon bu gibi işlere baksın. Milli Yükümlülükte birçok yolsuzluklar oluyor. Efendiler, Memleketimizin her tarafında birer prenslikler kuruluyor. Bu Milletin prenslere ihtiyacı yoktur. Bu Milletin adaletli babalara ihtiyacı vardır. Dersim'de bir prens, bilmem Diyarbakır'da bir prens... Bu milletin prenslere ihtiyacı yoktur. Cephelerde kendi kendilerine vergi topluyorlar, bizim haberimiz yok. Buna razı oluyor musunuz? Ne hakla, ne salahiyetle yapıyorlar? Başkumandanlığa bir salahiyet verdik. Başkumandan emrini verir. Onlar kendi başlarına nasıl vergi toplarlar? Efendiler, diyorsunuz tahkik heyeti gönderelim, Koçkiri hadisesi için. Nurettin Paşa yı tanımam, ben lehinde değilim, aleyhinde değilim. Fakat efendiler, Nurettin Paşa orada iken kime gönderiyorsunuz, nereye gönderiyorsunuz? Kaç para eder sizin tahkik heyetiniz? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Yüce Heyetinizin göndereceği teftiş heyetine herkes boyun eğmeye mecburdur. MUSTAFA DURAK BEY (Devamla): Sizin ağzından işittiğimiz için çok teşekkür ederiz. Efendiler bunu yalnız taşradaki memurlara aramayalım, bir de burada 7
8 arayalım. Kabine zayıftır. Kabine vazifesini hakkıyla yapmıyor. İçişleri Vekâleti yoktur. Göstersinler İçişleri Vekili var mıdır, yok mudur? Bir buçuk senedir İçişleri Vekili yoktur. Memlekete bakınız, ne oluyor? Refet Paşa Hazretleri buyurdular ki Koçkiri hadisesi benim zamanıma ait değildir. Kabul ediyorum, fakat o vakit İçişleri Vekili yok mu idi, kim idi? Onu mesul edelim. Zaten Türkiye'de mesuliyet bahis mevzu olamaz. Hiç bir büyük adam görmedik ki darağacına çıkarılsın, hapsolunsun. Ne yüzle cevap vereceğiz? Millet bizden birçok şeyler soruyor. Seçim bölgemize gittiğimiz zaman o çarıklılar öyle şeyler soruyorlar ki onlara cevap veremiyoruz, şaşkına dönüyoruz. Efendiler, işittiğim eğer doğru ise Buhara'dan buraya Elçi geliyormuş. İnşallah doğru değildir. Sivas'ta soymuşlar, işte Memleketimizde ilk numune, işte Memlekette ilk asayişsizlik. (bunun aslı yoktur sesleri) Ben de böyle bir şey bilmiyorum. İnşallah yalandır. Bunlar da bizde olmaz şeyler değildir. Efendiler kabine zayıftır. Kabinede bulunan vekillerin şahsına hürmet ederim. Hepsine pek büyük hürmetler ederiz. Hiç birisiyle şahsi bir işim yoktur. Fakat vatani meselelerde herkese hücum edeceğim. Babam da olsa hücum edeceğim. Kabine çok zayıftır. Bugünün kabinesi değildir. Büyük Millet Meclisini tamamıyla temsil edebilecek, kendisine tamamıyla hürmet olunabilecek bir kabine meydana getirilsin. Ben bundan fazla sözler söylemeyeceğim. Söylersem şahsiyete girmiş olurum. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Memleketin şurasında burasında prensler olamaz. Yalnız böyle prenslik iddiasında bulunanlar varsa vaziyet Yüce Heyetinize arz olunur, derhal vaziyete el konulur. MUSTAFA BEY (Tokat): Hırsızlık yapılıyor Paşam. MUSTAFA LÜTFÜ BEY (Siverek): İşte Nihat Paşa. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Nihat Paşa prenslik mi yapıyor? Efendiler yaptığı şeyler ne ise onları söyleyiniz. MUSTAFA LÜTFÜ BEY (Siverek): Söyleyebiliriz. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Bana bir hadisesini söyleyiniz. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Bendeniz söyleyeyim. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Müsaade buyurun. Şimdi efendiler, Durak Bey buyurdular ki milli yükümlülük işlerinde yolsuzluklar olmuştur. Hatırlarsanız ben Yüce Heyetinizden rica etmiştim, herhangi bir arkadaşımız, herhangi bir kusur ve kabahat görürse derhal bana haber versin. Doğuda hakikaten buyurdukları gibi bazı şeyler olmuştur. Fakat ben bundan haberdar oldum. Benden daha evvel Milli Savunma Vekâleti haberdar oldu. Binaenaleyh yapamazsınız, çünkü biz buna izin vermiyoruz, vergi toplayamazsınız diye kendilerine ihtarda bulundum. Prenslik değildir. Nurettin Paşa gayet bağımsız hareket takip etti, biz buna itiraz ettik. Bu adam yine de benim dediğim olacaktır derse, o vakit prenslik iddiasında bulunmuş olur. Bunun prensliğe hevesli olduğuna hükmolunamaz. 8
9 MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Orada bulunan memurlar onun emri olmadıkça oradan kımıldayamıyor. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Beyefendi buyurdular ki Meclis ile Millet arasında bir sözleşme vardır. Tabii öyledir. Fakat açık ve kati söylüyorum efendiler, Millet tarafından yapılıp da... O sözleşmeyi yapan, bizimle yapanlardır. Konya da böyle, Ümraniye de böyledir, Zara da böyle, Keskin böyle, Yozgat böyle, Bala böyledir. Bunu Millet yapıyor ve bu yapılan fenalıklarda ne yazık ki düşman parmağı vardır, İngiliz parmağı vardır. Hepsinde siyasi maksatlar vardır. Ne yapalım? Bu, Milletin kaderidir. Saf millet, hakikati güç görür bir Millettir. Kandırılıyor, aldatılıyor. Düşmanlarımız bize karşı bu fenalıkları yapıyorlar. Efendiler rica ederim, bugün mevcut olan şartlarımız öncekinden daha iyidir. Evvelce daha az mı asayişsizlik vardı? Eğer karşılaştıracak olursanız aradaki farkın daha iyi olduğunu göreceksiniz. Binaenaleyh hangi hükümeti tenkit ediyorsunuz? Memleket en iyi bir şekilde idare edilmektedir. Hangi jandarmadan bahsediyorsunuz? Fırsat buldunuz ve yapmak için paranız var mıdır bunların hepsini? Umumi Vaziyeti düşünmek lazımdır. Yalnız bir hususa bakıp akıl yürütmek hata olur ye insanı doğru neticeye götürmez. Binaenaleyh Hükümet kötülük yapmış ise, bir kusur ediyorsa, diğer tarafta da kusur vardır. İnşallah denge kurulacaktır ki hepsi hallolunacaktır. Sonra çok şeyden bahsettiniz. Bendenizin düşünceme göre Yüce Heyetiniz yasama ve yürütme heyetidir. YASİN BEY (Antep): Hükümet meselesi yoktur. Bu müzakereden üç netice çıkıyor, asayişsizlik, prenslik, bir de kontrol meselesidir. Biliyoruz, alakalı makama söyledik. Askeri mıntıkalardan bütün üyeler şikayet ediyor. İçişleri Vekâletine gittikçe, mesela Sivas mıntıkasında Nurettin Paşa orada bulundukça, rica ederiz Milli Savunma Vekâletinden kati emir verilsin, Nurettin Paşa sivil idareye müdahale etmesin. Teftiş meselesidir. Teftiş heyetini bu Meclis kabul ediyor mu, etmiyor mu? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Yasin Bey bazı noktaları tespit buyurdular. Filhakika asayişsizlik vardır. Ancak bu asayişsizliklerin sebebi, düşman Ankara istikametine doğru ilerlerken, bazı yerlerde fesatçılar tekrar fesat ocağını yaktılar ve birçok propaganda yapıyorlar, Meclis dağılacak, Hükümet bitecek, gibi. Bundan siyasi istifadeler temin etmek isteyenler vardır. Bu cahil adamlar bu muvaffakiyetin ehemmiyetini vaktiyle anlayamadılar, daha sonra anladılar. Fakat fesatlarından vazgeçmediler. Bundan dolayı bu fenalıklar olmuştur. Asayişin Başkumandanlıkla da alakası vardır. Başkumandanlığın verdiği karar büyük ve seri hareketle, kuvvetle bu işi kökünden halletmektir. Bu kuvvet belki yarın tamamlanacaktır, bugün Ankara'da toplanmıştır ve yarın da tamamlanacaktır. Gideceği yere süratle erişebilmek için umumi olan tedbirler devam etmektedir. Efendiler, teftiş meselesine gelince, önergede mevzu edilen müfettişler, idari teşkilatın lüzum gösterdiği bir meseledir. Yani memleket bir takım mıntıkalara taksim edilecek, orada umumi müfettişi olacak. Bendenize kalırsa böyle alelacele bir şey 9
10 yapmaktansa, bir kanun çıkarmak lazımdır. Kanunlarımızı çıkaralım, onların icabına bakalım ve Beyefendinin buyurduğu gibi bütün bunları yapabilmek için para lazımdır. Onun için Maliye Vekilinin Yüce Heyetinizden istediği kanunlarla beraber bunları da çıkaralım. MUSTAFA BEY (Tokat): Şu Meclise geleli birçok sene oldu. Bir defa, Memlekette asayişsizliğe sebep olan memurlardır. Onları teftişe giden adamlar hırsızlık ettiler, meydandadır. Nihat Paşa hakkında burada Mazhar Müfit Bey, Malatya mebusları dehşetli şikayet ettiler. Ahmet Fevzi Paşa Hazretleri buradan kaçtılar, gittiler. Ne yapalım, Nurettin Paşa Hazretleri vardır dedi. Oraya yazdık. REFET PAŞA (İzmir): Böyle bir şey söylemedim. MUSTAFA BEY (Devamla): Neticeye bak şimdi. Sonra mutasarrıftan şikayet ettik. Mutasarrıf bizim uymayan bir adam. Bu adam Ferit Paşa nın adamıdır, Nurettin Paşa nın damadının kardeşi imiş. Erbaa'da Rumlar Müslümanları vurup kırıyor, köyleri yakıyorlar. Hükümet ya vardır yahut yoktur. Kim ise alakadar, onları yakalasın. Ne yapsanız yaren, ahbap kabinesidir. Yaren kabinesidir. (şiddetli alkışlar, gürültüler, devam sesleri) Hükümet işinde ehli aranır, akraba ve taallukat aranmaz, iş aranır. Sonra ikincisi, benim kardeşimin beş çocuğu var, dört daha dokuz kişi, Nihat Paşanın, damadının, bakmakla mükellef bulunduğu kaç kişi var? Bunların Memleketle alakası varsa ne için cepheye gidip ölmüyorlar? (alkışlar, bravo sesleri) REFET PAŞA (Devamla): İçişleri Vekili sıfatıyla ve herhangi bir sıfatla orada Nurettin Paşa vardır sözü çıkmamıştır. (alkışlar) Başkasının elini öpmektense ölmeyi tercih ederim. Binaenaleyh Nurettin Paşa, Kazım Paşa, herhangi bir paşa herhangi yanlış bir hareket yapmış ise ondan ben mesulüm. Ona ben cevap vermem. Genel Kurmay cevap verebilir. Çünkü askeri harekâta dair iştir. Af meselesinde düşünülecek bir şey de acaba bu insanlar affolunduktan sonra tekrar dağlarına giderlerse, bunlar fena adamlar olduklar için asayiş bozulur mu, bozulmaz mı? Bunu düşündüğüm zaman herhangi yeni bir Zara, yeni bir Ümraniye hadisesi olabilir. Yapacak olsak Nurettin Paşanın eli altındadır... Dediğim zaman bunu Nurettin Paşa dan sen bunu yanlış... O benim İçişleri Vekili sıfatıyla yapacağım iştir. Askeri sıfatım sebebiyle ondan rica ederek bunu sordum. Asayiş meselesini halletmek için Ordudan kuvvet ayırmaya imkan var mıdır, yok mudur demiştim kendisine. Kendisine, bunların affı halinde bunlar dağa gider mi gitmez mi? Kuvvetlerin idaresi Başkumandanlığa aittir. Eğer ben o kuvvetlerin herhangi bir hatasına göz yummuş isem o da bana aittir. Yalnız bir şey yaparlarsa gelip size şikayet etmek borcumdur. Mamafih bu kuvvetler doğrudan doğruya benim emrim altında olsun. Bu hususta hüküm Başkumandan Paşa Hazretlerine aittir. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Büyük Millet Meclisi iç asayiş bakımından zannederim ki mesuldür. Askeri harekât sırasında 180 köy yakılmıştır. Bu 10
11 mesuliyeti İçişleri Vekâleti üstlenir mi? Tasavvur buyurun ki Başkumandanlık yoktur. İç asayiş için bir kuvvet çıkaracaksınız. Baştan aşağı, tepeden tırnağa kadar mesuliyeti kabul edecek senden başka kimse yoktur. Bunun kumandasından mesul olan yine İçişleri Vekâletidir. Kanunun hükmü budur. Vazife ve salahiyetinizi kullanacaksınız, çünkü Meclise karşı mesulsünüz. REFET PAŞA (Devamla): Bütün mesuliyetleri benden fazla kabul edecek kimse yoktur. Karşınızda bir İçişleri Vekili vardır ki beline bir kılıç takmıştır, atına binmiştir, gitmiştir Konya isyanını on beş günde bastırmıştır. Ben onu yapmazsam o vakit size karşı mesul olurum. Fakat emrimdeki kuvvetler çirkin bir şey yaparsa, para çalarsa, bundan mesul ben değilim. Onu yapan mesuldür. Müsaade buyurun, benim kadar zaten Genel Kurmay Reisi de mesuldür. Çapulculuk eden bir kıtası olduğundan o da mesuldür. Askerlerle siviller arasında meydana gelecek her türlü fenalığı haber alarak muamele yapmak benim vazifemdir. Haber almaktan da mesulüm, haber almamaktan da mesulüm, yapmazsam da mesulüm. BASRİ BEY (Karesi): Müzakerenin yarına bırakılmasını teklif ederim. REFET PAŞA (Devamla): Şimdi bu akşam yine konuşalım. BASRİ BEY (Karesi): Hayır Efendim sizin için söylemiyorum. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Müzakereyi kâfi görüyor musunuz? Kâfi görüldü Efendim EKİM 1921: GİZLİ OTURUMDA MERKEZ ORDUSU KOMUTANI NURETTİN PAŞA HAKKINDA VERİLEN GENSORU ÖNERGESİNİN GÖRÜŞÜLMESİ (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 101.Birleşim, Gündem: 2/2) Karadenizli Rum çetelerinin çıkardığı isyanda ciddi asayiş problemleri yaşanmıştır. Bölgenin asayişinin sağlanması için Merkez Ordusu kurularak faaliyete geçirilmiştir. Yunan donanmasının İnebolu yu bombardıman etmesi üzerine Samsun a da çıkarma yapması ihtimaline karşı, eli silah tutan Rumların iç kısımlara gönderilmesine başlanmıştır. Bu sırada Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa nın, bazı sorumsuz yerel çeteleri kullanması üzerine bir takım olumsuzluklar yaşanmıştır. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Lazistan mebusları Ziya Hurşit ve Osman beylerin İçişleri Vekâletine verdikleri gensoru önergelerini okutuyorum. (Önergeler tutanakta yer almamaktadır.) 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (11 Ağustos 1921), 1.Dönem, c.2, s , 11
12 OSMAN BEY (Lazistan): Hükümetin bir kararı vardır ve bu kararında diyor ki sahillerde eli silah tutabilen herkesin bize karşı gelenlere karşı tedbir alması zarurettir. Bu gayet uygundur. Buna Meclisimiz de taraftardır. Yalnız bu yapılırken ve bu tatbik edilirken her tarafta bazı fenalıklar oluyor. Mesela bu tedbirleri alırken bazı kötülüklerin ne suretle ve ne şekilde türediğini arz etmek isterim. Trabzon'da Atina adında bir semt vardır ve Rumlar oturur. Burada öteden beri eli silahlı bir çete vardı. Bunların reisi Eflidis adında bir Rum'dur. Hükümetin kararı, Doğu Ordusu Kumandanı vasıtasıyla oraya bir harekete geçilmesi şeklinde idi. Şüphesiz orada bulunan silahlı Rumların bu suretle tesirsiz hale getirilmelerine karar verilmişti. Bunun için bir askeri kıta bu işe memur ediliyor. Kıta Kumandanı bir memur gönderiyor. Papazlar geliyor ve birtakım ara yere aracılar giriyor. Efendiler, Hükümet tarafından resmen oraya giden bir adamın ağzından bu sözü aldım. Kuvvet mevcut olduğu halde, o köy etrafında her yer tutulduğu halde, buraya birtakım mesul olmayan çeteler işe girişiyor. Irza geçmek, adam öldürmek hadiseleri oluyor. Derken Rumlar bu teslim kararından vazgeçiyorlar. Bu adamlar teslim olmayız deyip çoluk çocuk, kadınları terk ederek dağa çıkıyorlar. Şimdi bakınız Hükümetin kararı gayet güzel, Askerler gayet güzel işe başlamışlar, fakat birtakım mesul olmayan adamlar işe karışmışlar. Bunlar işin içerisine girerek hiç arzu edilmeyen hadiselere sebep olmuşlardır. Neticede itiraz kabul etmeyecek surette oradan temizlenmesi kolay olan ve Yunan gayelerine hizmet eden adamların dağa çıkmalarına ve Müslümanlara tecavüze başlamalarına sebebiyet vermişlerdir. Bu surette kanunsuz olarak, mesul olmayan birtakım kuvvetler işin içine girince, askere alınmış olan birtakım Müslümanların aileleri bundan zarara uğruyorlar ve bunlar tecavüze, hakarete uğruyor, adeta katlediliyorlar. Samsun mıntıkasında Rum kadınların tehciri, çocukların tehciri olduktan sonra, orada da mesul olmayanların işe karışması yüzünden birçok fenalıklar meydana gelmiştir. Merkez Ordusu Kumandanlığı tarafından bütün mıntıkalara emir veriliyor. O da diyor ki şimdi kadınlarla çocukların hepsini sürgün edeceksiniz. Bunu haber alan Samsunlular, Samsun un ileri gelenleri ve Müdafaayı Hukuk, Belediye, yani hepsi diyorlar ki zaten bunların erkeklerinin tehcirinde suiistimal olmuştur. Mesul olmayan kimselerin işe karışmış olmalarından dolayı bir kısım Rum erkekler dağlara çıkmışlardır. (Kimlerdir bu mesul olmayan şahıslar, sesleri) Söyleyeceğim, hepsini söyleyeceğim. Yalnız müsaade ediniz, endişeye lüzum yoktur. Bunlar doğrudan doğruya Hükümet Reisi Paşa Hazretlerine müracaat ediyorlar. Diyorlar ki bunları sürgün edecek olursak Samsun'un baskına uğraması ve Yunan donanmasının Samsun u işgal etmesi ihtimali kuvvetlenmektedir. O zamana göre bu bir düşüncedir. Doğru mudur, değil midir? Bu doğru olsun veya olmasın, herkesin Hükümete müracaat hakkı vardır. İstekleri ya kabul edilir yahut reddedilir. Bunların bu şekilde müracaatı üzerine, Hükümet bu meselenin ileriki bir tarihe tehir edilmesi kararını verdi. Fakat Merkez Ordusunda Kumandan bulunan Nurettin Paşa Hazretleri bunun üzerine bir telgraf çekiyor ve diyor ki siz Şehirden dışarı çıkamazsınız. Yani bu elli altı kişiye, Hükümet Reisi Paşa Hazretlerine 12
13 müracaat eden bu kişilere, siz Şehirden dışarı hiç bir yere gidemezsiniz, yani Samsun dışına çıkamazsınız, diyor. (gürültüler) EMİR PAŞA (Sivas): Yaz, yaz, Şehir dışına çıkamazsınızı, unutma. OSMAN BEY (Devamla): Rica ederim zihniyete bakınız. Siz beni çiğneyerek Hükümet Reisi Paşa Hazretlerine müracaat ettiniz, bana sormadan bunu yaptınız, ben size gösteririm, diyor. Bu, aynen böyledir efendiler ve herkesin ortasında söylenmiştir. Sonra Samsun'a geliyor. Halkın kalbini rencide etmek için ne lazımsa yapıyor. Samsun da Yalnız Müftü ile temas ediyor. Oradan da çıkıp Havza'ya geliyor. Kendisinin yanına gelenlere diyor ki ne yazık ki Samsun da bir tek Müslüman bulamadım ve onun için buraya geldim, diyor. Memleketin her yerinde fedakarlık hisleri doğarken, her yerde bunun temelleri atılırken neye istinat ediyordu? Şimdi bir adam içimizden çıkıp da beni çiğnediniz diyecek olursa, ben de sizi çiğneyeceğim diyerek ve aynı zamanda bu elli altı kişi Samsun'u temsil ediyor dersem, mübalağa etmemiş oturum zannederim. Binaenaleyh bu adamları rencide edecek olursak, Samsunluların bize karşı alacakları vaziyeti münakaşa etmeye lüzum görmüyorum. Her yer için bu böyle. Bu elli altı kişiye bu diyor ki Samsun'dan dışarıya çıkmayacaksınız. Aynı şekilde Ordu Mutasarrıfına da sen Ordu'da durmayacaksın, başka yere git, diyor. Bendeniz şu şekle göre, bu Memleketi kurtarma esasını kurmak üzere burada toplanmış olan Meclisin, bu kadar bu cinayetlere biran evvel dur demesini rica edeceğim. Çünkü bendeniz her sınıf halkla temas eden bir adamım. Bu kanunsuz muamelelerden dolayı mesuliyet, doğrudan doğruya Yüce Heyetinize aittir. Millet diyor ki biz size her türlü salahiyeti verdik. Aynı zamanda yasama ve yürütme salahiyetlerini tanıdık, sizleri en yüksek seviyeye çıkardık, ama siz orada rahat rahat oturuyorsunuz. Her ne derseniz deyiniz, yapılan zulümleri görmüyorsunuz. Fakat unutmayınız ki biz bunun hesabımı soracağız. (pek doğru, sesleri) Onun için mesele böyle. Nurettin Paşa nın daha birçok hataları var. Onları da arkadaşlar söyleyecekler. Yalnız bu elli altı kişinin içinden, Nihat Bey adında biri Emniyet Müdürlüğüne tayin ediliyor. Fakat bu adam, Nurettin Paşa nın emrinden çıkamıyor ve Nurettin Paşa ya ben Hükümetten böyle bir emir aldım, bana da müsaade et diyemiyor. Binaenaleyh mesele elimdir. Ben şahsım itibariyle, resmi salahiyeti suiistimal edip Meclise bağlıyım demekle, yalnız Mehmet i idam etmekle ve bir yüzbaşıyı vazifeden almakla, bu Memlekette mesuliyeti tatbik ediyoruz, demeyelim. En büyük paşasından en küçük köylüsüne kadar aynı muameleyi tatbik edersek o vakit ancak kurtuluşa kavuşuruz. Binaenaleyh Nurettin Paşa nın azli ve işten el çektirilmesine yüce Heyetinizin karar vermesini rica ediyorum. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Geçen sene Merkez Ordusu Kumandanlığı kuruldu ve Nurettin Paşa bunun kumandanlığına getirildi. Mıntıkasının her tarafında o zavallı halka, o şehirlere, o köylere zarar verdi. Ümraniye ve Koçgiri hadisesi oldu. Birçok Müslüman köyleri yandı. Bu yüzden yalnız Sivas Vilayeti dâhilinde birçok köyler yandı, yıkıldı. Nurettin Paşa bunlara sebep oldu. Şimdi ispat edeceğim. 13
14 Samsun, Ordu ve o havalide Pontosculardan birçok Rum vardır. Hepimizin bildiği gibi, bunlar bağımsızlık peşinde koşuyorlar ve bir Pontus Cumhuriyeti kurma arzusundalar. Nurettin Paşa Samsun'da on beş yaşından elli yaşına kadar Rum erkekleri tehcire tabi tuttu. Ondan sonra Fevzi Paşa bu Mecliste bir beyanatta bulunmuşlardı. Düşman, bu Rum düşmanlarıdır, biz de cephede intikam alıyoruz, demişlerdi. Belki bu Rum düşmanıdır. Kimsenin düşüncesine bir şey diyemem. Amasya'ya geçen Rumlar, Amerikalıların, yabancıların gözü önünde nakledildiler. Nurettin Paşa, Rum tehciri sırasında Samsun'un içinde bunlar için mesul olmayan çeteler kurdu. Bunun üzerine Rumlar dağlara çıktılar. (gürültüler, devam devam, sesleri) Eğer bu olmasaydı bir şey olmayacaktı. Tam o zamanda Nurettin Paşa nın idaresizliğinden bu Rumlar Müslüman köylerine taarruz ettiler. Şimdiye kadar otuz kadar Müslüman köyü yakılmıştır. Müslümanların erkekleri hep askerde olduğu için, kadın ve çocukları hep doğranmıştır. Bunu yaptığı zaman Nurettin Paşa ne ile uğraşmıştır? Yalnız Rum kadınlara ve çocuklara karşı en fena surette hareket etmiştir. Bunlar yapıldığı halde, asıl silahlı Rumlara bir şey yapılmamasını anlayamıyorum. Asıl silahlı Rumlar dağlarda gezliyor. Nurettin Paşa Memlekete bağlı ve Memleketini tanıyan bütün eşraf ve hatırı sayılır elli altı kişi ile uğraşmıştır. Tehcir olmuştur ve bunların hepsi Şimdi onu da arz edeceğim. Samsun mebusları vardır. Onlara sorarsınız. Ben kendi anlayışımı arz ediyorum. Samsun a geçen gün sekiz, dokuz kişilik bir Rum çetesi girdi. Müslüman köyleri yandı, müdafaa edilemedi. Eğer Rum şakiler bir fırsatını bulurlarsa Samsun'u bugün de basarlar. Fakat onları korkutan, Samsun'da bulunan ailelerinin halidir. Refet Paşa burada buyurdular. Hicaza doğru yollara bakınız. Rumlar beş dakika mesafede silahlı adamlar bırakmışlardır. Bu silahlı Rumlara hiçbir şey yapıldığı yoktur. En büyük idaresizlik burada gösterilmiştir. Nurettin Paşa nın yapabildiği iş, tehcir yapmak, namusa leke sürmek ve Meclisin şanlı tarihine leke sürmektir. Biz yarın tarih huzurunda hesap vereceğiz. Diyorlar ki bunlar Millet Meclisinin aleyhindeler. Demek ki bu adam Meclisin üstündedir ve kendisi orada bir aile hükümeti kurmuştur. Damadı Kurmay Başkanı, bir kardeşi Tokat bilmem ne mutasarrıfı ve bütün bunlarla şimdiye kadar misali görülmedik bir eşkıyalık faslı açılmıştır. Yalnız bendenizin anlayabildiğim bir şey varsa, İçişleri Vekili Bey İstanbul daki idareyi burada tatbike başladı. Nurettin Paşa bu fevkalade salahiyeti nereden aldı? Savcılarla, komiserlerle uğraşır. Ordu kumandanı sıfatıyla en ufak teferruata müdahale eder. Binaenaleyh Yüce Meclis bu adamı derhal oradaki vazifesinden atmalıdır. Bu adamın cinayetleri meydanda, şu dakika orada durması lazım değildir. Ricam budur. VEHBİ BEY (Karesi): Efendim, müzakerenin tarzının yanlış olduğunu zannediyorum. Müzakere edilen önerge İçişleri Vekâletinden soru sorulmasına dairdir. Şimdi yapılan müzakere ise askeri harekât üzerine. Bu söylenilenleri bir istişare, bir müzakere tarzında kabul etmek lazım gelir. Çünkü o Komutana salahiyetli veren Hükümettir. (Oradaki bütün ahalinin emniyet ve huzuru kalmamıştır, sesleri) 14
15 NAFİZ BEY (Canik): Efendim, mesele İçişleri Vekâletine mi yoksa başka bir yere mi aittir? Orasını bendeniz bilmem. Yalnız ortada malum olan bir mesele varsa, o da Samsun'daki Rum eşkıyaların yapmakta oldukları cinayetlerdir ve sokaklar içinde günde üç, beş cinayet olmaktadır. Mebuslardan pek çoklarına telgraf gelmektedir. Bu hal karışık bir meseledir. Bugün Yunan Ordusunun Memlekette yapmış olduğu zulmün aynısı Samsun da meydana gelmektedir. İdare memurlarının suiistimalleri yüzünden eşkıyanın zulmünün haddi hesabı yoktur. Hükümet lakayt kalmış, kötü idare meseleyi gittikçe alevlendirmiştir. Bu Komutan orada tehciri, yağmacıları müsaade ettiğinden dolayı, buna karşı orada ne gibi tedbirler alınmıştır? Bu sorulmalıdır. Suikasta uğrayan Rumlar dağa çıkmışlar, olmadık kötülükleri, haydutlukları yapmışlardır. Yetmiş, seksen köy yakılmış, çoluk çocuklara çeşitli zulümler icra edilmiştir. Bunlara şimdiye kadar Hükümet ne gibi tedbirler almıştır? MÜFİT EFENDİ (Kırşehir): Efendim, Yüce Meclisinize ilk defa olarak bir mesele arz edeceğim. Hükümetin malumatı vardır. Bendeniz hiç bir makama hitap etmiyorum. Bendeniz seçim bölgemde yapılan bu meseleden dolayı Yüce Heyetinize sırası gelmişken arz ediyorum. Hükümet gelsin, izahat versin. Şimdilik bir mesele varsa, o da Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa nın... Hükümet acaba bu Memleket içinde yapılan zulümden, cinayetlerden haberdar edilmiş de onlar bu mesele hakkında sessiz mi kalmışlardır? Evvela bu meseledeki ihtilafları halledilmek lazımdır. Meclis ondan sonra hakem vazifesi yapmalıdır. HAFIZ MEHMET EFENDİ (Trabzon): Rumları sahillerde rahatlıkla tesirsiz hale getirmek mümkündür. Fakat asıl mesele, Nurettin Paşa kendinden başka kimseyi dinlemeyen bir adam olduğu için, bugün Samsun ve Havza daki Müslüman ahali oralarda biriken beş, altı bin Rum eşkıyanın her gün tecavüzüne maruz kalmaktadır. Her gün, yani hiç bir gün yoktur ki vukuat olmasın. Daha bundan yirmi gün önce yüz elli kadar Müslüman'ı öldürdüler. Kırk kadını da alıp dağa kaçtılar. Nurettin Paşa bu hadiseleri yalnız harita üzerinde tetik ediyor. Sanki bir düşman ordusuyla cephe harbi yapıyor. Birçok hataları var ki kasten yapılsa o kadar yapılamaz ve bunları herhalde kasten yapanlardan daha fecidir. Bendiniz bir hadisenin doğrudan doğruya şahidi oldum. Haziran başında Bayram Efendi geldiler ve dediler ki Samsun un köyleri yanıyor, bu iş büyürse bize de bu yangın sıçrar. Silah toplamak için Giresun Alayının bir taburu ile davul çalarak köyleri dolaşıyoruz. Köylüler uzaktan uzağa bize ateş ediyorlar. Çünkü Rum eşkıyası bize yardım eden köyleri yok ediyor, yakıyor. Halbuki bu adamların köyü yanarsa, bu surette köyü ve ailesi yana yakıla, ellerinde de silahları kalmayacağından eşkıyanın miktarı artıyor, eşkıya oluyorlar. Emniyet müfettişliğinden azledilen Sami, İstanbul'dan gelen Altındiş gibi, Nuri gibi bir takım kişilerin etrafına toplamış. Sonra Rumeli sahiline yazdıkları tehdit haberleri ile tütünlerinizi Kibar Alizade Tevfik adına şöyle yapacağız, böyle yapacağız. Kimisinden bin lira istiyorlar, kimisinden beş bin lira istiyorlar. Bu gibi hadiseler çok oluyor. Bunları Nurettin Paşaya söyledim. Nedir bu hal Efendim? Asker bunlarla alakadar değil mi? Ben 15
16 yazıyorum, elde bir şey yoktur. O gün kasaba içinde beş kişi öldü. Gündüz Mutasarrıf bereket versin ki ayırmadı. Adeta ne düşmanlık, ne bu, ne o. Maksat, menfaat, ceplerini doldurmaktır. Bu mesele üzerinden bir kaç gün sonra askeri kumandanlardan orada bulunan binbaşı ile görüştüm. İnkar etti. Hayır, benimle alakalan yoktur dedi. Müslümanların dükkanlarından dahi alıyorlar ve çapulculuk yapıyorlar. Bir akşam, Ramazanın son günlerinde idi Maliye Vekilinin kayınbiraderi evinden korka, korka geldi. Ramazan bayramı oldu. Bayramın dördüncü günü oldu. Müslümanlar hala dükkanlarını açmıyorlar. Yağmalanacağından korkuyorlar. İçişleri Vekâletine yazıldı. Beş on kişi tevkif edildi, mesele kapandı. Fenalıklar köylerde devam ediyor. Elli yaşına kadar olan Rumların tehcir edilmesi emri geldi. Bunlar tehcire başlandılar. Bir saat mesafede kendi cepleri hesabına oraya altı yüz kişiyi hücum ediyor. Onların beş yüzü kaçıyordu. Hatta denilmiş, parası olanlardan parası alınmış o surette beş yüz kişi kaçıyordu. İki gün sonra Kavak a hücum ediyorlar. Bu hadiseyi yazdım, İçişlerine. Nurettin Paşa, getirdi Memlekete zararlı biri olan Ziya isminde birini tabur kumandanı yaptı. Nurettin Paşa denilen adam buldur. Bu adam orada durdukça Samsun ki bugün mahvolmuştur. (niçin Hükümet şimdiye kadar sessiz kalmıştır, sesleri) Belki de İçişleri Vekili bunlara razı değildir. Pek muhterem bir arkadaşımızdır. Kendisini evvelden beri tanırım. Bunlara katiyen razı değildir. Eminim, çalışıyor. Mesele budur, hakikat budur. FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Soru önergesinde en çok bahis mevzuu olan, meselenin sebeplerinin sorulmasıdır. İçişleri Vekâletine başladığım günden beri o havali hakkında araştırmamı yaptım. Mesele malumunuz eski bir meseledir. Samsun ve civarında Pontus Teşkilatı vardır. Eskiden teşekkül etmiş ve maksadı Memleketimizden ayrılmaktan ibarettir. Bu, Hükümetçe vaktiyle haber alınmış ve bunlardan en çok faal olanları yakalanmak için faaliyette bulunulmuştur. Bunun üzerine Pontus Teşkilatı daha çok şiddete başlamıştır. Bunun üzerine on beş ile elli yaş arası erkekleri tehcir etmeye karar verilmiştir. Bu yapılmıştır. Herhalde tehcirden sonra şiddet bir kat daha artmıştır ve silahsız olarak da eşkıya vardır. Samsun'u bir eşkıya meydanı haline getirmişlerdir. Tabii ki İçişleri Vekâletinin elinde mevcut jandarma kuvveti yoktur. Eşkıya üzerine az çok muvaffakiyetler elde edilmişse de şunu da itiraf etmek mecburiyetindeyim ki bütün gayretler o mıntıkada uzak kalmıştır. Öncelikle Sakarya Muharebesi esnasında toplanan kuvvetler cepheye sevk edilmiştir. Bu, İçişleri Vekâletine değil, Milli Savunma Vekâletine ait bir meseledir. Çünkü Nurettin Paşa İçişleri Vekâletine bağlı değildir. Bir de mevsim de eşkıyanın rahat hareket etmesine çok müsait bulunuyordu. Bu kış mamafih buyurdukları gibi şimdiye kadar hiç bir muvaffakiyet elde edilmiş değildir. Bu eşkıyayı yakalamak için... (gürültüler) Müsaade buyurunuz, sözümü kesmeyiniz. Nurettin Paşa nın Vekâletimiz idare amir ve memurlarına bazı müdahalesi olmuştur. Bu ahalinin doğrudan doğruya hakkı ve vazifesi bulunmakla bunu yaptıkları halde, malumunuz bunların hürriyetlerine bazı engeller konulmuştur. Ordu Kumandanı olmak salahiyetiyle değil, bu ruh hali ile gerek cevabı ve gerek ileride olabileceklerden dolayı, bendeniz vicdani kanaatim 16
17 dairesinde, bu Kumandanın değiştirilmesinden başka çare yoktur. Eğer Yüce Meclisinizin düşündüğü de böyle ise bunu beyan ediniz. Bir vaziyet arz ediyorum. Siz de bu vaziyet hakkında... HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Efendim, İçişleri Vekili Beyefendi Hükümet adına beyanatta bulundu. Yüce Meclis, İçişleri Vekiline bir ordu kumandanı vermişti. Rica ederim, bu kadar kötülüklerine, suiistimaline şahit oldunuz. Bu Kumandanı niçin tayin ettiğiniz gibi azletmiyorsunuz. FETHİ BEY (Devamla): Meclisten, azletme ve rütbe alma meselesi için izin istemiyorum. Ben fikrimi söyledim. Bildirebilirsiniz, isterseniz istediğinizi bildirmezsiniz. Binaenaleyh bu Komutanın değiştirilmesini teklif ettim. Mesele bundan ibarettir. VEHBİ BEY (Kayseri): Bu salahiyet Hükümete aittir. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Söz alanlar çoktur. VEHBİ BEY (Karesi): Sadece bir soru, Efendim. BİR MEBUS BEY: Bu salahiyeti suiistimal ettiği iddia edilen yalnız Nurettin Paşa mıdır? VEHBİ BEY (Karesi): Şimdiye kadar Hükümet hiç bir kumandanı korumadığı halde, Nurettin Paşa hakkında Hükümetin veya bu işten haberi olan İçişleri Vekilinin talebi neden neşet ediyor? FETHİ BEY (Devamla): Efendim, yanlış anlaşılıyor. Meclise bendeniz bu sebepten söylemedim. Bilakis İçişleri Vekâleti her şeyden evvel bir önerge verildiği üzere, doğrudan doğruya değiştirme cihetine gidecektir. Eğer Meclisin düşüncesi de bu şekildedir, kararımızın isabetini teyit bakımından daha müsterih olacağım. Yoksa bu mesele hakkında sizin düşüncelerinizi almak için değildir. Hükümetin verdiği karar bahis mevzuu değildir. Eğer bu salahiyeti kullanarak herkesi hapsetmek salahiyetini iddia ederse, böyle diğer kumandanlar da bu gibi salahiyeti tecavüz edenler ve suiistimal edenler olursa, İçişleri Vekâleti onlar hakkında da icap eden muameleyi yapacaktır. Vekil olduğum zamanda cereyan eden vaziyetlerin tamamından malumatım var. Daha önce olanları benden sorarsanız zannederim haksızlık etmiş olursunuz. Onların hakkında tahkikat için İçişleri Vekâletinde evrak vardır, tetkik olunur. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Başkumandan): Efendiler, mevzuu edilen kişi bir kumandan olduğu için, Hükümeti ne derece alakadar ise Başkumandanı da o derece alakadar eder. Bu hususta bir söz söylemeden evvel şu noktayı hatırlatmak isterim ki kanunda bir nokta vardır. Bu nokta, zannederim ki ilk defa olmak üzere, Meclise intikal etmiş bulunmaktadır. Efendiler, ihtilaf İçişleri Vekili ile Orduda kumanda vazifesiyle muvazzaf bir şahıs hakkında karar vermek, Genel Kurmay Reisiyle bana aittir. Nurettin Paşa diğer ordu kumandanları gibi bir ordu 17
18 kumandanıdır. Fakat pek nazik zamanlara tesadüf eden bazı hadiselerden dolayı ordu kumandanlarına iç asayişi düzeltme vazifesi verilmiştir. İç asayişten mesul olan İçişleri Vekâletidir. Fakat meydana gelen isyanlar için tabi ki ordu kuvvetine ihtiyaç vardır. Nurettin Paşa nın merkez mıntıkasında bu işe müdahale etmesi de bu sebepten dolayıdır. Nurettin Paşa nın kanunsuz hareketlerde bulunduğuna dair ihbarlar üzerine ben bunları tetkik ettim. Buna mukabil bazı kanaatler de edindim. Değiştirilmesine dair bende kanaat hasıl olmamıştır. Aynı zamanda Genel Kurmay Reisinin bahsetmesi üzerine değişik düşünceler husule geldi. Asayişin teminine muvaffak olamadığından, Nurettin Paşa nın azlini teklif etti. Tabii bu bizde de verilecek olan bir emirle yapılabilirdi. Arz ettiğim gibi tabii bizim tarafımızdan ne lazım geliyorsa o yapılacaktır. MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Elli kişiyi şehir dışına çıkmayı yasaklaması azli için kâfi değil midir? Yani kanun dışında yapılan bir fiilden dolayı? Çünkü buna cevap veriyor. Nurettin Paşa diyor ki Rum cemiyetine mensup haber veren bu altmış kişinin içinde dâhil insanlardır. Binaenaleyh berikinin sözüne ne kadar inanmak lazım gelirse... (müzakere kâfi sesleri) DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Müzakerenin yeterliliği teklif olunarak müzakere kâfi görüldü. (Tutanakta gensoru önergelerinin oylanması hakkında herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Tarihi kayıtlara göre Meclis Nurettin Paşa nın görevden alınması ve muhakeme edilmesine dair önergeyi kabul etmiştir. Bu karar üzerine Hükümet Nurettin Paşa yı görevden almış ve muhakeme edilmek üzere Ankara ya çağırmıştır.) 1 22 KASIM 1921: GÖREVİNDEN ALINAN NURETTİN PAŞA DAN GELEN TELGRAFLARIN GİZLİ OTURUMDA GÖRÜŞÜLMESİ (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 115.Birleşim, Gündem: 2/1) Bir hafta önceki gizli oturumda Nurettin Paşa nın Dersim ve Samsun daki faaliyetleri dile getirildikten sonra, Hükümet Paşa yı Merkez Ordusu Komutanlığı görevinden aldı ve muhakeme edilmesine karar verdi. Bu sırada Meclis tarafından Dersim e gönderilen İnceleme Heyeti, Koçgiri Olayını incelemeye başladı. Bunun üzerine Nurettin Paşa nın Meclise gönderdiği telgraflar, gizli oturumda görüşüldü. Görüşme çok şiddetli ve gergin bir tartışma ortamında devam etti. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Sabık Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa'dan gelen ve Yüce Meclise sunulması rica edilen iki telgraf var, okutuyorum. 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (29 Ekim 1921), 1.Dönem, c.2, s , 18
19 Başkumandanlığa 1.Başkumandanlık Makamından verilen emre uyarak Ankara ya geleceğimi telgrafla arz etmiştim. Daha sonra Genel Kurmay Reisliğinden gönderilen telgrafla muhakeme edileceğimi öğrendim ve sebebinin de kuzey mıntıkasında Pontus Rum çeteleri ve güney mıntıkasında da Kürt isyanının olduğunu anladım. Bunlar hakkında muhtelif tarihlere ait delillere göre muhakeme edilmem kanaatine varıldı ise eşkıya takibi hakkındaki iddialara karşılık vermek için vesikaları beraber getirmem isteniyor. Bu vesikaların neler olduğunun bildirilmesini rica ederim. 2. Mukaddes Dinin gayesi, Vatan ve Milletimizin kurtarılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine takviye ile fedakarca idare ettim. Bu vazifemi yerine getirirken teşkil ettiğim altı tümen kadar kuvvet ve süvariler ile Garp Cephesini takviye ettim. Merkez Ordusu mıntıkasının muhafazası, başkaca teşkil ettiğim kıtalarla temin edilmektedir. Maddi ve manevi kuvvetimle Devletin gayesi emrinde mümkün olan her şeyi yaptım ve muvaffak oldum. Bunlara karşılık muhterem Milletimin Meclisi ve Vekilleri tarafından hayatımda ilk defa olarak suçlu sandalyesine sevk ve davet olundum. Hayrette kaldım. Maruz kaldığım bu muameleden dolayı teessürlerimi arz eylerim. Buna rağmen icap ederse Dinim, Vatanım ve Milletim uğrunda tereddüt etmeden hayatımı fedaya hazırım. Fakat bugün ortada öyle bir sebep yok iken, askeri hayatı şaibesiz bulunan, ancak namus için yaşayan ve fedakarca çalışmaktan zevk alan benim gibi emektar bir Kumandanına böyle bir muameleyi reva görmek hak değildir. Böyle idare olmaz. Bu beyanat ve müdafaam yetmedi ise bana ne yapmamı bildirmenizi istirham ederim. 3.Hiç bir şekilde suçlu olmadığımı, elhamdülillah, namus, diyanet ve sadakat ile dolu bulunan hayatımın verdiği iman ve icraat ile beyan ve iddia eylerim. Eğer bilinmeyen sebeplerden dolayı suçlu olduğum düşünülüyorsa, mahkeme tarafından hakkımda verecekleri kararı kabule hazırım. Oraya mahkemeye gelmem arzu buyurursa, Kumandanlık rütbe ve kıyafeti üstümde suçlu sandalyesinde oturmak istemediğim için hayatımdan aziz tanıdığım askerlikten istifamın kabulünü istirham eder ve Cenabı Hakka sığınırım. Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin TBMM Başkanlığına İddialar hakkında Yüce Meclis tarafından tetkikat yapmak başka, muhakeme olunmak başkadır. Hayatımı Cenabı Hakka ve icap edenlere vermeye daima hazırım. Bu hususta zerre kadar endişe ve tereddüt etmem. Fakat hakkımda reva görülen muameleye karşı haysiyet ve şerefimin 19
20 muhafazası için fedakarca çalıştığım Büyük Millet Meclisinden ümit etmek hakkımdır. Herhangi bir memurun mahkeme edilmesi mevzuata göre tabii bir muamele olduğu halde, bir Ordu Kumandanının bu haktan mahrum edilmesi tabii ki muvafık olamaz. Meclisin 29 Ekim 1921 tarihli gizli celsesinde bahis mevzu olan meselede, Ordu Kumandanı ile askeri makamlar arasında ihtilaf yoktur. Kumandanın vazifeden alınmasına bu askeri makamlar icap ve lüzum gösterilmiş değildir. Muhakemeye alınmam için Hükümet karar vermemiş ve tahkikat yapılmamıştır. Memlekette askeri mevzulardan dolayı Meclise karşı yakından mesul olan Başkumandanlık ve Genel Kurmay ve Milli Savunma Vekâleti makamlarıdır. Ordu Kumandanları ise bu makamlara karşı mesul olmak suretiyle, Meclise karşı da mesuldür. Böyle olmasa idi Hükümete lüzum kalmaz ve Ordular doğrudan doğruya Meclisten emir alırlardı. Aksi takdirde tahkik ve tetkike lüzum görülmeksizin bir mebusun bir önergesi ile bir Ordu Kumandanının azli ve muhakemeye sevki kanunsuzluğa sebep olur ve bu hal ile hiç bir fert Ordu Kumandanlığının ağır vazife ve mesuliyetini üzerine alamazdı. Hakkımda Mecliste alınan bu kararın dayandığı sebeplere askeri makamlar iştirak etmemiş ve bu hususun Başkumandan Paşa Hazretleri tarafından Mecliste beyan edilmiş olması kararı, bunun usulsüzlüğünü göstermektedir. Ankara'ya gelirken lüzumlu vesikaları getirmem tavsiye buyruluyor. Bu vesikalardan maksat ne olduğu anlaşılamamıştır. Hazırlanmam için iddiaların ne olduğunun bildirilmesini rica ederim. Mecliste hakkımda verilen karar için iki sebep gösteriliyor. Birincisi, eşkıya takibinde yapılan yolsuzluklar. İkincisi de, Samsun'da bazı şahısların seyahatlerine mani olmamdır. Ordu Kumandanı bizzat eşkıya takibine vazifeli değildir. Takip vazifesi asayiş memurları olan jandarmaya, müfreze kumandanlarına aittir. Bunlardan vazifesini suiistimal eden olursa kanuni takibat yapılır. Nitekim yapılmıştır. Kanunen Ordu Kumandanına ait bir itham mahiyetinde olamaz. Bazı şahısların seyahatleri meselesine gelince, bu Pontus meselesi ile alakadardır. Yunan ve Rumlara yardım ve himaye ettikleri bu şahıslar hakkında tahkikat yapıldı. Başkumandanlığın tasvibi ile başlanmış bulunan işbu tahkikat, henüz sona ermemiştir. Bu şahıslardan Nemlizade Galip Bey Samsun'da Yunanistan lehinde propaganda yaptığından İstiklal mahkemesine verilmiş idi. Bu şahsın İstanbul'a gitmesi üzerine, diğerlerinin tahkikat neticesine kadar bir yere ayrılmamaları istendi. Harp mıntıkasında bu gibi vazifeler Ordu kumandanın salahiyeti dâhilindedir. Memleketi ikinci bir İzmir darbe ve faciasına hedef ve maruz bırakmamak için bu tedbirleri almak mecburiyetindeyiz. Binaenaleyh bu ikinci sebep de Ordu için asla suç teşkil edemez. Bu hadise Büyük Millet Meclisine, Başkumandanlığa, Genel Kurmaya, Milli Savunma ve İçişleri vekâletlerine arz olunmuş idi. Bu meselede daha fazla vesikaya lüzum ve ihtiyaç varsa, Pontus meselesine ait olup Samsun'a İstiklal Mahkemesine ait bulunan vesikalar kâfidir. Kanaatime göre Merkez Ordusunun Hükümet ile birlikte takip edilen Pontus meselesi ile meşgul olduğu Büyük Millet Meclisi tarafından fazlaca haberdar olamamıştır. Eğer Yüce Meclis 20
21 vaziyete tamamen vakıf olsaydı, Rum eşkıyasına karşı gösterilen ciddiyeti ve Samsun'daki Rum dostları hakkında gösterilen basireti tenkit değil, bilakis ve şüphesiz takdir buyurur idi. Mecliste aleyhime yapılanlar sırf şahsidir. Çünkü Rum dostları ve taraftarları olan şahıslar hakkında tahkikata mani olmak isteyenlerin başında, Garp Ordusunun Ankara istikametine çekilmesi esnasında Samsun'da Hükümeti tehdit etmiş olan Trabzon Mebusu Hafız Mehmet Efendinin gayretleri vardır. Ordu Kumandanlığı vazifemden resmen alındığımın tebliğ edilmesinden önce, Samsun a telgraflar ile Ordu Kumandanı Paşayı azlettirdiğinin muhakkak olduğunu bildirmesi dikkat çekicidir. Meselenin şahsıma ait olan kısmını ancak ve ikinci derecede görmekteyim. Zira esasen hayatımı Din, Devlet ve Milletimin yoluna feda etmiş olarak çalışan bir Kumandan olduğumdan Cenabı Allah'ın rızası ve vicdanımın huzuru bana yeter. Asıl üzüldüğüm bir nokta var ki o da benim gibi Meclisin ve Vatanın muhafazası için uğraşan bir Kumandan olduğum halde, Rum eşkıyası ve Pontus Yunan Hükümeti kurulması emelinde bulunanları himaye eden şahıslara feda edilmiş olmamdır ve Meclisin de arzu etmeyeceği bir vaziyetin ortaya çıkmış olmasıdır. Bu vaziyetin ve Yüce Meclisin kararının düzeltilmesi için telgrafımın Meclise arz edilmesini ve okunmasını istirham eder, adaletin tecellisi için ihtiramlarımı arz eylerim, Efendim. 9 Kasım 1921 Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Telgraflar okundu. Bu hususta söz istemiş bulunan arkadaşlarımıza söz veriyorum. Buyurun Hüseyin Avni Bey. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Telgraflardan birisi açık gelmiş, bu herhalde kamuoyuna aksetmiştir. Sonra Meclisin tetkikat yapmadığını söylüyor. Binaenaleyh Meclisin vazifesine tecavüz ediyor. Kumandanlarla anlaşması lazım gelirken doğrudan doğruya tenkitte bulunuyor. Herhalde bunların aleni celsede konuşulması icap eder. Biz ne yaptık? Kendisinin vazifesini iyi bir şekilde yapmadığını söyledik. Hakkında tahkikat yapıyor. Rica ederim, Yüce Meclis bugün ona mahkum olarak bakmamıştır. Giden arkadaşlarımız bunun iddia ettikleri şeyleri tayin edeceklerdir. Hakkını aramasını da Meclis iyilikle kabul eder (doğrudur sesleri) Biz onun hakkını aradığından dolayı kendisine bir şey demeyiz. HAFIZ MEHMET BEY (Trabzon): Efendiler, şimdi giden Heyet Kogkiri hadisesine ait tetkikat yapıyor. Samsun Meselesi ile alakadar değildir. Samsun meselesi için de bir heyet gönderilmesi lazım gelirse buna Yüce Meclis karar verir. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): O Heyet yalnız Koçkiri için değildir, Samsun meselesi de içindedir. (şiddetli gürültüler, hayır sesleri) Bu bir Nurettin Paşa meselesidir. HAFIZ MEHMET BEY (Trabzon): Arkadaşlar, Nurettin Paşa Hazretleri kanuna sığınarak hakkını talep ederken, kanunun bu Memlekette her şeyin üstünde 21
22 olduğunu takdir etmiş ve ona göre hareket etmiş olsaydı. Bugün bu telgrafı buraya göndererek Yüce Meclisi de meşgul etmemiş olurdu. Oralarda meydana gelen hadiseler Yüce Mecliste müzakere edildi, Hükümet de bunun üzerine kendisini vazifeden aldı. Nurettin Paşa Hazretleri Telgrafında Pontus meselesi dolayısıyla Samsun dışına çıkmalarını mani olduğu elli altı kişinin de Rum destekçileri olduklarını ve bundan dolayı bu muameleyi bunlar hakkında yaptığını söylüyor. Efendiler bu kişiler Samsun sahipleridirler. Binaenaleyh bir memur veya asker asıl Memleketin sahiplerini ihanetle itham edemez. (bravo sesleri) Nemlizade Galip Bey zannederim ki memlekette iyi bir ailedir. Tüccardır, zengindir. Binaenaleyh bu kişi hakkında Yunan propagandası yaptığı yolundaki iddiası, Nurettin Paşanın yaptığı diğer hıyanetlerin üstünde bir hıyanettir. Burada dışarıya çıkmalarını menettiği elli altı kişinin yaptıkları nedir? Hükümete telgraf vermişler, burada bu çoluk, çocuk çıkarken kasaba yanacak. Nitekim Merzifon da olduğu gibi. Binaenaleyh bunu Nurettin Paşa yanlış hareket ile ve adeta daha gizli yapılması mümkün olan tehciri kasten ve alenen onlara göstermek için yapıyor. Bu, Memleket için fenadır. Binaenaleyh bunu arz etmekten ibarettir. Bu eğer bir suç ise, yani bir insanın kanaatini yazılı olarak Hükümete arz etmek bir suç mahiyetinde ise, bunun takibi ordu kumandanına ait değildir. Memleketin Mutasarrıfı, mahkemesi vardır. Yani bu kişilerin yazdığı hadiselerin olacağını ve olmakta bulunduğunu Mutasarrıflık aynen İçişleri Vekâletine yazmıştır. Nurettin Paşa kendini müdafaa ederken diyor ki ben asayişten mesul değilim. (gürültüler) Müsaade buyurunuz rica ederim... VEHBİ EFENDİ (Konya): Reis Bey esas konuşuluyorsa bize de söz verin rica ederim. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Efendim Telgrafta şahsından bahsediyor, onun için kendisini müdafaaya mecburdur. HAFIZ MEHMET BEY (Devamla): Bu mesele hakkında benim Yüce Meclise son bir teklifim vardır. Bizim isteğimizi Hükümet tasdik etti ve Yüce Meclis de bunu aynen kabul etti. HASAN BASRİ BEY (Karesi): Efendim yalnız bir taraf dinlendi, adalet bu değildir. HAFIZ MEHMET BEY (Devamla): Evet, Nurettin Paşa asayiş, eşkıya takibi jandarmalara aittir, diyor. Halbuki o asayişi doğrudan doğruya kendi eline aldı ve mesuliyet doğrudan doğruya kendine aitti. Nurettin Paşa orada Ordu Kumandanı bulundukça ne Mutasarrıf ne de jandarma yoktu. Ben bunu teklif ediyorum. Yüce Meclis bir Heyet seçsin, Samsuna göndersin, bu meseleyi tahkik ve tetkik etsin. HASAN BASRİ BEY (Karesi): Yalnız bir taraf söylüyor. Adaletli müzakere olmuyor Efendim. OSMAN BEY (Lazistan): Efendim, Basri Beyin yalnız bir taraf söylüyor, adalet olmuyor sözünün manasını anlayamıyorum. Eğer Basri Bey söz söylemek 22
23 istiyorsa gelir kürsüde saatlerce söyler. Efendim Nurettin Paşa nın çekmiş olduğu telgrafların ücretini kendisinden almak lazım gelir. Kamuoyunu aldatıyor. Sonra haysiyetinden bahsediyorlar. Yalnız kumandanların mı bu Memlekette haysiyeti vardır? Başkasının haysiyeti yok mudur? Biz herkesin haysiyetine hürmet ederiz. Fakat onlar da bu Memleketin içerisinde, herkese hürmet etmeleri lazımdır. Halbuki onları casuslukla itham ediyorlar. Benim şerefim vardır diyor. Onun şerefi vardır da başkalarının şerefi yok mudur? Eğer namuslu bir adam ise Meclisin emrine itaat eder. HASAN BASRİ BEY (Karesi):Mecliste bulunmayan bir adamın namussuzluğundan bahsetmek doğru değildir. Bu mertliğe sığmaz, günahtır. OSMAN BEY (Devamla): Bahsetmedim efendim, etmedim, namussuzluğundan bahsetmiyorum. Yalan soyuyorsunuz. Tutanak buradadır, sözümü tekrar ediyorum, Namuslu bir adam ise itaat eder dedim. Bunu yapmadı. LÜTFİ BEY (Malatya): Herkesi müracaat hakkından mahrum mu edeceğiz? HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Rica ederim, burası mahkeme mi? OSMAN BEY (Devamla): Efendim, müsaade buyurunuz Meclis adına Koçgiri Heyetine bir telgraf veririz. O Heyet bir tahkikat yapar. Hepimiz isteriz ki bir kumandanın namusuna leke gelmesin, şeref ve haysiyetine leke sürülmesin. Binaenaleyh diğer kimselerin söylediği gibi, şüpheli diye tanıdıkları adamlar hakikaten şüpheli ise onları mahkum eder ve kurşuna dizeriz. HAMDİ NAMIK BEY (İzmit): Nurettin Paşa aleyhinde konuşanları dinledik. Rica ederim biraz da başkalarını dinleyelim. Biz doğru yola gitmiyoruz. FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Efendim, Yüce Heyetinizce Koçgiri hadisesi için seçtiğiniz Heyet yalnız Koçgiri meselesini tetkik etmek üzere gitmiştir. Nurettin Paşanın meselesinde Erzincan Mebusu Emin Bey in önergesi kabul edildi ve o önerge üzerine Nurettin Paşanın vazifesine nihayet verildi ve kendisinin de muhakemeye alınmasına lüzum görüldü. Karar bundan ibarettir. Binaenaleyh bu karardan geriye dönmeye hiç bir sebep yoktur. Hükümet bu karar üzerine kendisini muhakemeye almak üzere Milli Savunma Vekâletine havale etmiştir. Bu işin yapılacağı yer zannederim, kendisinin muhakemeye çekileceği mahkeme huzurudur. Binaenaleyh başka yapılacak muamele yoktur. (müzakere kâfi sesleri) HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Şimdi bu hususta iki teklif var. Birisinde deniliyor ki, Koçgiri heyetini Samsun hadisesine de memur edelim. Diğeri Hafız Mehmet Beyin teklifi, Yüce Meclis Samsun a ayrıca bir heyet göndersin, gerek Nurettin Paşa hakkında, gerek Nurettin Paşa'nın temas etmek istedikleri diğer kişilere ait bütün meseleleri tetkik etsin. Şimdi üç şık var. Bu meseleyi İçişleri Vekili Fethi Bey in teklifi gibi Milli Savunma Vekâletince yapılacak tahkikatın tamamlanmasına kadar tehir edelim. Bir de Koçgiri'ye giden Heyete havale edelim 23
24 iki. (kabul sesleri) Üçüncü şık, Trabzon Mebusu Hafız Mehmet Beyin teklifi gibi Samsuna yeniden bir heyet gönderelim. (ret sesleri) HAFIZ MEHMET BEY (Trabzon): Müsaade buyurunuz Efendim. Beyler, eğer Heyetin mahallinde yapacağı tahkikatta yanlık anlaşılmış, usulsüzlük yok derse, ben derhal istifa edeceğim. MUSTAFA BEY (Tokat): İstifa ile olmaz, ip, ip. HAMDİ BEY (İzmit): Anlıyorum ki gerek Hafız Mehmet Bey in ve gerek arkadaşlarının şikayet ettiği nokta, ordu kumandanlarının çok fazla salahiyetiyle icraat yapmalarıdır. Bu noktada bendeniz de hakikaten kendileriyle beraberim. Fakat ordu kumandanlarına salahiyet veren elde bir kanun vardır. Hafız Mehmet Bey e insafla sorarım ki kendileri Adliye Vekili iken Kazım Karabekir Paşa Hazretleri, Mithat Bey i yalnız bir gazeteye makale yazdığından dolayı divanı harplerde, mahkemelerde süründürmüştü. Aynı Hafız Mehmet Bey bugün... (şiddetli gürültüler) HAFIZ MEHMET BEY (Trabzon): İşi demagojiye dökmekte mana yoktur, Beyefendi. HAMDİ BEY (Devamla): O zaman Kazım Karabekir Paşa'nın da kumandanlıktan çekilmesini talep etmişlerdi. (gürültüler) Onun için efendiler, Hükümetin belli bir siyaseti olur. Mesela bir hükümet tehcire ya taraftar olur yahut olmaz. Taraftar ise verdiği emri ifa eden bir memuru azletmez. Halbuki biz öyle yapmıyoruz. Bir adama diyoruz ki ne için tehcir yapmadın, azlediyoruz. HAFIZ MEHMET BEY (Trabzon): Öyle şey yok, burada söylemediniz. HAMDİ BEY (Devamla): Vardır efendim, tehcir meselesidir. HAFIZ MEHMET BEY (Trabzon): Yok, öyle şey burada Efendim. Hangi kanun, hangi haktır. (şiddetli gürültüler) BİR MEBUS BEY: Reis Bey o söyledi, biraz da dinlesin. Bu kürsü yalnız Hafız Mehmet Bey'e mi verildi? HAMDİ BEY (Devamla): Şimdi Nurettin Paşa nın birçok fenalıklarından bahsediliyor. İhtimal ki doğrudur. Bendeniz şahsını müdafaa edecek değilim. Yalnız o zat diyor ki Nurettin Paşa nın fenalığı vardı. Mademki öyledir, arkadaşımız orada izinli idi, şimdiye kadar bize bunu yazması, anlatması lazımdı. Halbuki Nurettin Paşa müdafaasında diyor ki bunları tehcir ettiğimden dolayı burada teşekkül eden Rum Muhipler Cemiyeti, eğer doğru ise, vebali kendisine aittir bunu tetkik etmek lazımdır, buna mani olmaya kalkıştı. Sonra efendiler mesele İstiklal Mahkemesine verilmiştir. Bu meselenin içinde iki mebus mevcut olduğundan dolayı evvela Yüce Meclisten bir karar çıkması lazımdır. 24
25 HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Efendim, esasını müzakere etmiyoruz. Gönderilecek heyet seçilecek. HAMDİ BEY (Devamla): Efendim, bendeniz diyorum ki birçok şeyi biliyorum. Bunları Yüce Meclise arz edeyim. (gürültüler, dinleyelim sesleri) Mesela Nurettin Paşa Ordu Livası Mutasarrıfını tehcir aleyhinde bulunmak dolayısıyla vazifeden el çektiriyor. (gürültüler, devam sesleri) Sonra Nurettin Paşa diyor ki ben bir takım kişilerin seyahatlerini kısıtladım ve bu bence lazım idi. Fakat buradaki maksadım şu idi. Acaba bu fevkalade vaziyette her yerde birçok kimsenin seyahati kısıtlanmış mıdır? Eğer seyahati kısıtlamak bir suç ise, zannederim burada İçişleri Vekâleti seyahatinde mahzur gördüğü kişilerin seyahatlerini kısıtlıyor ve hatta en küçük memurlara varıncaya kadar lüzum görürse seyahat vesikası vermiyor. Bu bir suç mudur? Sonra Nurettin Paşa bu meseleyi İstiklal Mahkemesine havale ediyor. Yüce Meclisinizden bir karar alması mecburiyetindedir. Çünkü işi başka türlü olmaz. Binaenaleyh bendeniz arz ediyorum ki tarafsız kişilerden meydana getirilecek bir heyetin Yüce Meclisiniz tarafından gönderilmesini rica ederim. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Efendim; iki fikir var. Birisi Samsun a bir heyet göndermek, diğeri de bu işi Koçgiri Heyetine havale etmek. ABDULLAH AZMİ EFENDİ (Eskişehir): Müsaade buyurun, okunan telgrafların üzerine burada bir karar verilmek yanlıştır. Nurettin Paşa nın bunları Meclise yazmasında bir maksadı var. Arkadaşlarımızdan birisi hakkında suç duyurusunda bulunuyor ve bunu Meclise bildirmek istiyor. Bu adam ya haklıdır veya iftira ediyor. Eğer iftiracı ise cezasını çeker. Binaenaleyh bunda Meclisin bir karar vermesine lüzum yoktur. EMİN BEY (Bursa): Nurettin Paşa nın olduğu kadar arkadaşımız Mehmet Bey in de hakkı vardır. Meclise müracaat etmiştir. Binaenaleyh bunu dinleyelim. O da talep ediyor. MUSTAFA BEY (Dersim): Reis Bey müsaade buyurun, rica ederim. İstiklal Mahkemesinde bulunuyordum. İzahat vereceğim. (kâfi sesleri) HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Efendim; Heyetiniz devam etsin derse söylersiniz. Efendim müzakereye devam edeceksek söz Basri Bey indir. MUSTAFA BEY (Dersim): Efendim; meseleyi söyleyeyim. Mesele anlaşılsın. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Efendim, müzakereyi kâfi görenler lütfen el kaldırsın. Müzakere kâfi görüldü. MUSTAFA BEY (Dersim): Efendim vazifem, söyleyeceğim bunları. İspat edeceğim, rica ederim. Samsun'da, burası Pontus Hükümetidir, alçak, namussuz Türkler gidiniz, diyor. İngilizler Samsun'a gelirken Aleksandr, Hükümet Konağına geliyor ve diyor ki sizin burada yeriniz yoktur. Altmış iki bin lira topluyor. Aleksandr'ın imzası da vardır. (anlamıyoruz sesleri) Bu evrak İstiklâl Mah- 25
26 kemesindedir. Efendim Mondros Ateşkesinden sonra İngilizler Samsun'a çıkarken Aleksandr buraya geliyor, çıkınız buradan, Hükümet kurdum, bu Belediye Dairesi de Pontus Hükümetinindir, diyor. Rica ederim, dinleyiniz bunu. Yüz on iki kişi ayni şey ile Merzifon'da teşkilât yapılmış. Bunları ortaya çıkardık. Bu evrakları tamamen Nurettin Paşa ya devrettik. Sonra Aleksandr'ı beraat ettiriliyor ve serbest bırakılıyor. Eline de kağıt veriyorlar. Rica ederim, mahkeme gidiyor, Aleksandr'ı yakalıyor. Açık celsede muhakeme ederken Aleksandr diyor ki bu kağıt bana otuz bin liraya mal olmuştur. İkinci günü yirmi üç kişiyi idam ediyorlar. Nedir bu? Artık üst tarafına vicdanınız hâkim olsun. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Efendim; müsaade buyurunuz. Samsun'a bir Heyet göndermek var. Samsun'a bir Heyet gönderilmesini oylarınıza arz edeceğim. Kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın. Lütfen indiriniz. Koçgiri ye giden Heyete bu işin de havale edilmesini arzu edenler lütfen ellerini kaldırsın. Koçgiri Heyetine havalesinde daha fazla oy var Efendim. HAFIZ MEHMET BEY (Trabzon): O halde emir verelim, evvela Trabzon'a gitsinler. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Efendim, bu mesele de bu şekilde son buldu. Koçgiri Heyetine yazarız, Samsun meselesini de tahkik edeceksiniz deriz. Eğer Koçgiri Heyeti iş çoktur derse, o vakit Yüce Meclisinize arz ederiz ARALIK 1921: RUM, PONTUS PROPAGANDASI HAKKINDA VERİLEN SORU ÖNERGESİNİN GÖRÜŞÜLMESİ VE İÇİŞLERİ BAKANI ALİ FETHİ BEY İN AÇIKLAMALARI (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 136.Birleşim, Gündem: 7/3) Bir hafta önce Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa, Samsun ve civarında aldığı sert tedbirler nedeniyle eleştirilmişti. Hükümet, Nurettin Paşa nın bu uygulamalarını tasvip etmemiş, Meclisin baskısı da etkili olmuş ve Nurettin Paşa yı Merkez Ordusu Komutanlığından almıştı. Ama Hükümet o bölge hakkındaki bazı gerçekleri Meclise açıklamak ihtiyacını hissetti. Türk Ordusu Yunanlılarla ölüm kalım mücadelesi yaparken, arkasındaki tehlikeyi görmemezlikten gelemezdi. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Efendim, İzmit Mebusu Sırrı Beyefendinin Pontus meselesi hakkında da bir soru önergesi var. Müsaade buyurursanız ona da cevap ve tafsilat vereyim. İçişleri Vekâleti bu Pontus adı altında yapılmış olan birçok faciayı, zulmü ve Müslümanlara yapılan tecavüzlerin mahiyetini burada müzakere etmeyi uygun görmektedir. Dünya Harbi başladığı zaman düşmanlarımızın 1 TBMM Zabıt Ceridesi (22 Kasım 1921), 1.Dönem, c.14, s , 26
27 Memleketimizde bulunan yerli Rumlara ve bilhassa sahillerimizde bulunan Hıristiyan ahaliye Memleketi parçalamak için her türlü teşvik ve yardımı yaptıkları bilinmektedir. Bilhassa Karadeniz sahillerindeki Rumlar, bu düşmanlarımızdan aldıkları kuvvete dayanarak çeteler kurmuşlar, casus teşkilatı yapmışlar ve Ordumuzdaki Hıristiyan askerler birer birer firar etmeye ve bir kısmı düşman ordusuna katılmaya başlamıştır. Çar orduları Doğu Anadolu yu istila edip Trabzon'a kadar geldikleri zaman, bu Rum çetelerini Ordumuza karşı sevk etmiş ve bu suretle düşmanla çarpışmakta olan Ordumuzun arkasını Rum çeteler tehdit etmeye başlamıştı. Bu teşkilat o kadar ileri gitti ki yavaş yavaş bu işlerin içinde bulunanlar Memleketimizin bir kısmını parçalayarak Pontus adıyla ayrı bir Hükümet kurmak hülyasına daldılar. Mondros Ateşkesi ilan olunduktan sonra bu hayal büsbütün kuvvet buldu ve başta İstanbul Patrikhanesi olmak üzere derhal bu teşkilata destek verilerek, Avrupa'ya birtakım heyetler gönderildi. Efendiler ondan başka gerek İstanbul'da ve gerek Samsun'da gazetelerle propagandaya başladılar. Aynı zamanda Rusya'dan gelen birçok Rumlarla Samsun havalisindeki Rum çoğunluğu meydana getirmek için çalıştılar. Bütün bu faaliyetlerde, yerli Rumlar, Yunan Hükümetiyle resmen birlikte çalışıyorlardı. Yunan Hükümeti bu teşkilata açıkça yardım etmiştir ve yerli Rumlar düşmanlılarımızla açıkça birlik olmuşlardır. Efendiler Ateşkesten sonra biliyorsunuz ki her tarafta birtakım yabancı subaylar dolaşmaya başladılar ve Yunan subayları da Samsun'a ve o civar yerlere teftiş bahanesiyle geldiler. Fakat onların maksatları teftiş değildi, oradaki Rumları ayaklandırmaya çalışmak ve Hükümete karşı isyana teşvik etmekten ibaretti. Ayrıca Rum harp gemileri sahillerimizi dolaştığı sırada Rumlardan Kurulu heyetleri gemilerine aldılar, Avrupa'ya, Atina'ya gönderdiler, oralarda propagandalarına devam ettiler. Ateşkes şartlarını kontrol bahanesiyle birtakım İngiliz subayları Samsun'a gelmişti. Bunlar açıkça oradaki Rumları Hükümet aleyhine kışkırttılar. Birtakım askeri harekâtlar yaparak Müslümanların maneviyatlarını, morallerini zayıflattılar. Bununla da yetinmeyerek Müslümanlardan ileri gelenleri birer birer tevkif etmeye başladılar. Ellerine geçirdiklerini de harp gemilerinin ambarlarında hapsettiler. Bu şekilde Amasya ve Çarşamba taraflarında faaliyette olan çetelere, Samsun'da on bin silah dağıttılar. Diğer yerlerde yine gizlice silah dağıttılar. Bundan başka çeteler öteden beri zaten faaliyetteydiler. Ateşkesten sonra sayıları daha çok arttı. Bütün papazlar, bütün Rum muallimler, tüccarlar bu gayenin gerçekleşmesi için yardım ettiler. Kiliselere, mekteplere, birtakım binalara Pontus arması taktılar. Pontus şarkıları ile mektep çocuklarını sokaklarda dolaştırdılar. Bütün bu memleketi parçalamak hususunda düşmanlarla birlikte olarak yerli Rumların gayretlerine karşı İstanbul Hükümeti ne yazık ki bir şey yapmadı. O zaman iktidarda bulunanlar Memleketin menfaatlerini düşünmekten çok birtakım entrikalarla meşgul oldular. Daha doğrusu düşman kuvvetlerine yaslanarak kendi Milletleri aleyhine yürümek isteyen alçaklardan ibaretti. Bunlar bu gibi hareketlere karşı lakayt kaldılar. Ondan sonra efendiler bildiğiniz üzere Büyük Millet Meclisi Hükümeti kuruldu. Bütün bu Memleketi parçalamak hususundaki düşmanlarımızın emel ve gayeleri bizde uyanmaya 27
28 sebep oldu. Bu uyanış üzerine Pontus faaliyetleri birden bire durdu. Fakat bu durgunluk geçici idi. Hakikatte bunlar yine kiliselerde, mekteplerde, kulüplerde devamlı faaliyetten geri kalmıyorlardı. Birtakım Rum çeteler dağlara yerleşmiş ve civarındaki Müslüman ahaliye sarkıntılık etmekten geri kalmıyorlardı. Yine bütün bu çeteler Rum köylerinden her suretle yardım alıyorlardı. Bizim askerlerimiz o zaman düşmanla meşguldü. Tabii bu eşkıyayı bastırmak için kuvvet bulunamamıştı. Ondan sonra Yunan Ordusunun ileri harekâtı başladı. Yunan Ordusunun bu ileri harekâtı üzerine bu Pontus teşkilatının aleti olan çeteler ayaklanarak Memleketi büsbütün parçalamak zamanının geldiğini düşündüler ve harekâta başladılar. Birtakım bahanelerle, birtakım tehditlerle Müslüman ahaliye baskı yapmaya kalkıştılar, hatta kendilerine para yardımı yapmalarına teklife bile cüret ettiler. Binaenaleyh o zaman Hükümet hakikaten ciddi bir tehlike karşısında bulundu. İngilizler tarafından Samsun'a altı bin silah gelmişti. Kaçak şekilde Rum eşkıyanın elde ettiği silahların miktarı tabii bundan daha fazla idi. Böyle büyük bir düşman kütlesini Ordunun arkasında bırakmak ve onların faaliyetine ilgisiz kalmak doğru değildi. Bunun için Hükümetçe düşünülen tedbir, oradaki Rumları toplamak ve on sekiz yaşından elli yaşına kadar olanları başka yerlere sevk ederek, askerimizin arkasındaki tehdidi ortadan kaldırmaktı. O zaman düşman donanması Karadeniz sahilinde gövde gösterisi yapıyor ve bazı noktalara asker çıkartmak teşebbüsünde bulunuyordu. Sahillerimizi muhafaza eden müfrezeler, bir taraftan düşmana karşı müdafaa etmeye çalışırken, diğer taraftan arkaları bu çeteler tarafından tutuluyordu. Bu vaziyeti devam ettirmeye hiçbir hükümet izin veremezdi. Avrupa hükümetleri kendi emniyetlerini muhafaza etmek için bundan daha sert tedbirlere başvuruyorlar. Bunun üzerine on sekiz yaşından elli yaşına kadar olan Rumların başka yerlere sevkine ve silahlarının da toplanmasına karar verildi. İlk icraat olmak üzere Samsun'da silahların toplanması için Merkez Ordusu Kumandanlığına ve mahalli idareye talimat verildi. Fakat Samsun Şehrinde silahların teslimi hususunda verilen emre Hıristiyan ahali katiyen riayet etmemiş ve ellerindeki silahlardan bir tanesini bile hükümete vermemiştir. Bunun üzerine Pontusçuluk faaliyetleri yaptıkları bilinen birtakım kişiler tevkif edildi. Rumlar bunu yanlış anlayarak veya bahane ederek hepsi çoluk çocuklarıyla dağlara firar ve açıkça Hükümetimize karşı isyan ettiler ve memleketin mevcudiyetine silahla kast ettiler. Bu dağlar hakikaten gayet büyük ve geniş dağlardır. Bu dağlardan civardaki Müslüman köylerine devamlı tecavüze başladılar. Tabii ki bu tecavüzlere mani olmak için Hükümet asker sevk etmeye mecbur oldu. O zaman bu dağları tutmuş olan çeteler, yüz seksen veya iki yüz mevcutlu, elli, altmış çeteden ibaretti. Kumandaları yabancı ve Yunan subayları idi. Uzun süren askeri harekât esnasında bu çetelerin bir kısmı imha edildi. Yakalananların hepsi Yunan üniformalı idi. Bu çetelerin bir kısmı halen dağlardadır ve civar Rum köylerinden ve kendi teşkilatlarından yardım görmektedirler. Yapılan bu askeri harekât esnasında Samsun, Giresun, Ordu, Trabzon, Amasya ve Tokat dâhilindeki kiliselerde ve Rum mekteplerinde, Pontusçuluğun Yunanlılarla müştereken hareket ettiklerine dair vesikalar elde edildi. Samsun Metropolithanesinin yevmiye 28
29 defterinde bu çetelere yapılan masraf açıkça görülmüştür. Merzifon Amerikan Mektebinde Türkçe Muallimi olan Zeki Bey bir gün mektep bahçesinde dolaşmakta iken kendi talebesi tarafından gayet feci bir şekilde katledilmiştir. Bu hadise Hükümetin dikkatini çekmiş ve Amerikan Mektebinde derhal inceleme yapılmıştır. İnceleme neticesinde bunun bir Amerikan Mektebi olmayıp Pontus Hükümeti için teşekkül eden mükemmel ve siyasi bir kulüp olduğu anlaşılmıştır. Birçok Pontus armaları, Yunan bayrakları ve vesikalar elde edilmiştir. Tabii ki Memleketi parçalamak için bir eşkıyalık merkezi halini alan ve mektep olmaktan çok uzak olan bu bina derhal kapatılmıştır. Elde edilen bu vesikalar üzerine Pontus fikrinin tertipçileri ve teşvikçileri yakalanarak İstiklal mahkemesine sevk edilmişlerdir. İstiklal mahkemesinde bunların usulüne göre muhakemeleri yapılmış ve haklarında lazım gelen cezalar verilmiştir. Bu hususta daha fazla malumat almak isterseniz, İstiklal mahkemelerindeki dosyalara bakabilirsiniz. Bu çetelerin bütün bu eşkıyalıkları esnasında Müslüman köylerine ve yaylalarına yaptıkları tahribat çok fazladır. Birçok köyler, vahşice yakılmış, ahalisi katledilmiş, kadın, çoluk çocuğa feci şekilde tecavüz edilmiştir. Bugün orada üç yüz Müslüman şehit olmuş ve üç bin ev yakılmış ve yıkılmıştır. ALİ RIZA EFENDİ (Amasya): Hala dağlarda eşkıya dolu, katiyen asayiş yoktur, ne yapılıyor? ALİ FETHİ BEY (Devamla): Daha fazla tafsilat almak isterseniz, arz ettiğim gibi, İstiklâl mahkemesinde buna dair daha teferruatlı malumat vardır. Oraya müracaat edebilirsiniz. SIRRI BEY (İzmit): Bu hadiselerde de düşmanlarımız medeniyet âlemi nazarında kabahati bizde göstermek için birçok suçlamalarda bulunacaklardır. Bazı hadiseleri çarptırarak, hiç suçumuz olmadığı halde aklımıza gelmeyen birçok faciayı Türk yaptı diyerek, Dünya kamuoyu karşısında bizi suçlayacaklardır. Biz her nedense haklarımızın müdafaası usulünü bilmiyoruz, yapmıyoruz ve öğrenemedik. Düşünelim, Yunanlılar tarafından yapılan bu faciaların yüzde biri bizim tarafımızdan yapılmış olsaydı Avrupa kamuoyu ne kadar galeyana gelir. Hakikatleri duyuramıyoruz, gazetelerimiz susuyor, Avrupa'daki adamlarımız susuyor, Hükümetimiz susuyor. Gönül arzu ederdi ki bu facialar şimdiye kadar kitap şeklinde yayınlansın, tesiri olsun, olmasın, Avrupa'ya dağıtılsın. Binaenaleyh Hükümete rica ediyorum. Nasıl hakikatlerin vesikalarını toplamak için bu kadar çalışmışlarsa, aynı şekilde bu hakikatleri Avrupa'ya duyursunlar, ancak o vakit vazifelerini tam yapmış olurlar. İleride sulh masasına oturduğumuz zaman bu vesikalara, kitaplara çok ihtiyacımız olacaktır. HAŞİM BEY (Çorum): İstanbul daki Halife, İslam Âlemine karşı bu hadiseleri protesto etmeliydi. Medeniyet Âlemine değil, İslam Âlemine ilan etmeliydi. SIRRI BEY (Devamla): Muhterem gazetecilerimizden Ahmet Emin Bey bir makalesinde diyor ki harp yalnız muharebe meydanında kazanılmaz, gazetelerde, 29
30 kitaplarda da kazanılmalıdır. Ümit ederim ki onun bu sözünü benim gibi, Hükümetimiz de okumuşlardır. İşte bu Yunan faciası Avrupa'ya bildirilmelidir. İçişleri Vekili Fethi Beyefendinin bu eksiğimizi kapatacağını beklemek hakkımızdır. Pontus meselesi hakkında da Vekil Bey yeteri kadar beyanatta bulundular. Ona ilave edecek bir sözüm yoktur. Fakat bir broşür halinde Avrupa'ya yayınlanmasında fevkalade faydalı olacağını düşünüyorum. (kâfi sesleri) DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim, şimdi gündemin diğer maddesine geçiyoruz OCAK 1922: GİZLİ OTURUMDA MÜSTAFA KEMAL PAŞA NIN MERKEZ ORDUSU KOMUTANI NURETTİN PAŞA HAKKINDA BEYANATI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 145.Birleşim, Gündem: 2/1) 29 Ekim 1921 tarihli gizli oturumda Nurettin Paşa nın Dersim ve Samsun daki faaliyetleri dile getirildikten sonra Meclisin kararı doğrultusunda, Hükümet Paşa yı görevinden almış ve muhakeme edilmesine karar vermişti. Nurettin Paşa, yaptıklarının ayaklanmaları bastırmak amacıyla haklı olarak yapılan askeri harekâtlar olarak değerlendirdi ve bu şekilde kendini savundu. Mustafa Kemal Paşa da konunun Meclis tarafından tekrar ele alınmasını istedi. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Müzakerelere başlıyoruz. Nurettin Paşa nın evrakı okunacaktır. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Başkumandan): Efendim, hatırınızdadır ki sabık Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa, Samsunda bazı kimselerin seyahatlerine mani olduğundan dolayı arkadaşlardan birisinin bir önergesi vardı. Aynı zamanda Nurettin Paşa nın bu hareketini kanunsuz gördüğü için oradan alınmasını İçişleri Vekâleti tebliğ etmişti. Bu mesele Mecliste müzakere edildiği sırada Merkez Ordusunun salahiyetleri Nurettin Paşa dan alındı. Nurettin Paşa hakkında bazı şeyler söylendikten sonra, muhakemeye alınması için Yüce Meclis tarafından bir karar alındı. Alınan bu karar Hükümet tarafından yerine getirilmiştir. Kendisi işten el çektirilmiştir ve muhakeme edilmek üzere Ankara ya çağrılmıştır. Kendileri buraya geldikten sonra Başkumandan sıfatıyla bendenize müracaatı vardır. Diyor ki Yüce Meclisin hakkımda vermiş olduğu kararın teferruatını burada tamamen öğrendim. Ancak bu kararın neden verildiğini, yani gerekçesini tamamen anlayamadım. Rica ederim bu kararın sebepleri hakkında beni aydınlatınız. Yüce Heyetinizce kabul edilmiş olan sebepler ve mütalaa, Muhakemat Şubesine havale edilmiştir. Bu havale olunan hususları bendeniz de incelettirdim Yüce Heyetinize 1 TBMM Zabıt Ceridesi (29 Aralık 1921), 1.Dönem, c.15, s , 30
31 karar verdiren on muhtelif sebep vardır. Biri Samsun'da bazı kişilerin Samsun dışına çıkmalarının yasaklanmasıdır. Nurettin Paşa bu on sebebe dair birer, birer teferruatlı bir yazı yazmış ve bendenize göndermiş. Bu yazıda yer alan itiraz ettiği sebepleri baştan nihayete kadar okudum ve Hükümete takdim ettim. Onlar da baştan nihayete kadar okudular. Bu yazı muhtelif meselelere de temas ediyor. Bu meselelerin hepsi de mühimdir, başlı başına mühimdir, Pontus meselesi gibi. Benim edindiğim kanaat şudur ki Yüce Heyetinizce verilmiş olan bu karar biraz ağır bir karar olmuştur. EMİN BEY (Erzincan): Nurettin Paşa'nın muhakemeye alınması benim bir önergemle açılan müzakere neticesindedir. Bu önergemin müzakeresi İçişleri Vekilinin güvenoyu alması ve Nurettin Paşa nın azledilerek muhakemeye alınması ile neticelenmiştir. Nurettin Paşa Merkez Ordusu Kumandanlığından azledilmiştir. Şimdi muhakeme meselesi kalıyor. Başkumandanlık Makamına soruyorum, bu karar ağır mıdır? Eğer ağır ise ve bunu Başkumandanlık bize izah ederse tabiidir ki yapılacak teklif Meclisçe kabul olunabilir. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Efendim, bendeniz Nurettin Paşa nın yazısını tetkik ettikten sonra Tahkik Heyeti ile de müzakere ettim. Onlara bu husustaki kanaatlerini sordum, onlar da bu kararın ağır olduğunu söylediler. Binaenaleyh Yüce Heyetinize arz ederim ki bu karar ağırdır. Nurettin Paşa vazifeden azlettirilmiştir, bütün kararlarınız tatbik edilmiştir. Mamafih bunu adaletli bir şekilde değiştirmek de yine Yüce Heyetinizin elindedir. Nasıl münasip görürseniz öyle yaparsınız. Müsaade buyurursanız bir şey daha arz edeyim. Mevzubahis olan mesele, Pontus meselesi vesairedir. Bu, adeta bir tarihçe oluyor. Zannederim Tetkik Heyetinin raporları da tetkikten geçirilirse münasip olur zannederim. VEHBİ BEY (Karesi): Düşmanlarımızın fitnelerine karşı gayet mühim vesikalar vardır, kitap tarzında yayınlanıp dağıtılmalıdır. YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Gazetelere tebliğ edilmiştir. BİR MEBUS BEY: Mademki mühim meseleler vardır, okunsun. YUSUF İZZET PAŞA (Bolu): Pontus Tahkik Heyeti adına söz isterim. Arkadaşlar, ben dâhil beş kişiyi Koçgiri Tahkik Heyeti olarak oraya gönderdiğiniz malumdur. Heyetimiz oradaki vazifesini tamamlayarak tahkikatımızın neticesini tespit ettik. Fakat daha henüz raporumuzun esası hazırlanmamıştır. Heyetimizin diğer iki üyesi buraya gelir gelmez raporumuzu takdim edeceğiz. Ancak şimdiden iki cümleden ibaret bir hulasa arz edebilirim. Nurettin Paşa Hazretleri esasen Hükümetten aldığı fevkalade salahiyet ile hareket etmiştir. Vazifesi ayrıca aldığı emirleri yapmaktan ibarettir. Benim bu söylediklerimin takdiri Yüce Heyetinize aittir. 31
32 EMİN BEY (Erzincan): Usule ait bir şey arz edeceğim. Kendisine olan itimadımız var olmakla beraber, zannederim bu yazının kendisi tarafından mütalaası doğru olmaz. Çünkü müştekilerden birisi de Ziya Bey dir. Dikkatinizi çekerim. HAKKI HAMİ BEY (Sinop): Nurettin Paşa Hazretlerinin verdiği yazının tetkik için Tetkik Heyetine verilmesini rica ederim. SALİH EFENDİ (Erzurum): Bendeniz de usul hakkında bir şey arz etmek istiyorum. Nurettin Paşa hakkındaki söylenenler ya doğrudur veya değildir. Binaenaleyh Nurettin Paşa hakikaten namuslu bir askerdir, geçmişi de düzgündür. Hakkında yapılacak tahkikatın iyi bir şekilde yapılmasını istirham ederim. Ben kanaatimi arz edeyim. Nurettin Paşa nın Samsun mıntıkasındaki harekâtından dolayı askerlik vazifesinden dolayı muhakemesi icap ediyorsa muhakemesinin Askeri Harp Divanında yapılması lazımdır. Bu yazı da gayet uzundur. Bu yazıyı ilk defa Milli Savunma Komisyonuna havale edelim. (gürültüler, okuyacağız sesleri) Okunmasın demiyorum, yani okunduktan sonra Komisyona gitmesi lazımdır. Bunu onlar tetkik etsinler. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, birçok söz isteyen arkadaşlarımız var. Yazı okunduktan sonra müzakereye devam edelim. HAFIZ MEHMET BEY (Trabzon): Müsaade buyurun efendiler, görüyorsunuz ki bu yazı burada okumakla bitecek bir iş değildir, kanaatindeyim. (şiddetli gürültüler) Bunu Komisyon okusun, bir rapor yazsın, ondan sonra buraya gelsin. Eğer burada okumak lazım geliyorsa, mesele karanlık kalacak. VEHBİ BEY (Karesi): Biz Nurettin Paşa hakkında karar verirken arkadaşlarımızdan edindiğimiz malumata göre kararımızı verdik. Efendiler bir adam dinlenmeden asılmaz, neden bunu dinlemeyelim. Her ne ise bu yazıyı bir kere okumak lâzımdır. Bir kere mahkum ettiğimiz adamın cevabını dinleyelim. 1 (Nurettin Paşa nın savunma niteliğinde olan yazısı okundu. Bu yazı tutanakta yer almamaktadır. Daha sonra oturuma son verildi. Bir gün sonra 17 Ocak 1922 tarihinde yapılan gizli oturumda görüşmeye devam edildi.) MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa ile alakalı mevzu üzerindeki müzakereye devam ediyoruz. Nurettin Paşa'nın cevabı okundu, birçok vesikalar daha var, onları da okumaya lüzum var mı? OSMAN NURİ BEY: Hepsi okunsun. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): 30 arkadaş söz aldı. Leh veya aleyhte olanları ayırırsak iyi olur. 1 TBMM Gizli Celse (16 Ocak 1922), 1.Dönem, c.2, s , 32
33 EMİN BEY (Erzincan): Evvela, isimleri geçen arkadaşlara söz vermek uygun olur. HAKKI HAMİ BEY (Sinop): Bendeniz meselenin içinde olduğum için söyleyeyim, Yüce Heyetin fikrine uygun olursa bu mesele ile lüzumsuz yere günlerce uğraşmaya meydan kalmaz. Müdafaa hakkına hürmetim vardır. Efendiler dünden beri Nurettin Paşa nın müdafaasını dinliyoruz. Yüce Meclis tarafından tahkikat için vazifelendirilmiş bir heyet var. Tahkikatını tamamlamış ve Nurettin Paşa ya ve icap eden diğer kişilere sorular sorarak tahkikat yapmıştır. Her şahsın müdafaa yapmaya hakkı var. Bendeniz arzu ederdim ki bu müdafaa yazısı Tetkik Heyetine verilir, Heyet bunları tetkik ve raporunu tanzim eder. Dün bunu Yüce Heyetinizden istirham ettim. Dün bu yapılmadı ve bir gün kaybettik. (münakaşalar, gürültüler) Bununla vakit geçirmekte bir fayda yok. EMİR PAŞA (Sivas): Koçgiri'ye ait meselede Hakkı Hami Bey in dediği doğrudur. Fakat Samsun meselesi tahkik edilmiş değildir. Benim bir önergem var, on beş günden beri duruyor, okunmamıştır. O önergem okunsun. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Başkumandan): Arkadaşlar Nurettin Paşa hakkında muhakemeye sevk kararı verilmiştir. Önce bu kararı değiştiriniz ve sonra yine bu yazıları Tahkik Heyetine havale ediniz. (gürültüler) HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Hükümetin iknası üzerine bunları yaptım diyorsa, evvela Hükümeti muhakemeye alırız, sonra onu bırakırız. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Hükümetin teklifi yalnız bir noktaya aittir, yani Samsun'daki seyahatlerine mani olunan kişilere aittir ve İçişleri Vekilinin Yüce Heyetinizden talebi, Nurettin Paşa nın işten el çektirilmesine aittir. Bu da yapılmıştır. Nurettin Paşa nın muhakemeye alınmasının on sebebi vardır. Bu on madde, müzakere esnasında söylenmiştir ve Yüce Heyetiniz de bu on madde üzerine böyle bir karar almak mecburiyetinde kaldı. Binaenaleyh İçişleri Vekiline ait olan meselede, İçişleri Vekili haklı olabilir. İçişleri Vekili isterseniz... HAFIZ MEHMET BEY (Trabzon): Memleket halkına namussuzlukla itham var. (gürültüler) Ben de varım... (gürültüler) MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Oturunuz, konuşalım. Zannederim Efendim, bu iş olunurken yanlış anlaşılmış olacak. Nurettin Paşa şöyledir, böyledir dememiştir. Şöyle ve böyle istihbarat vardır, bu şekilde birçok şeyler isnat ettiler, bunları da işittikten sonra meseleye temas etmek ve tahkik etmek mecburiyetini hissettim, fenalıkların kime ait olduğunu anlamak için, meydana çıkarabilmek için tahkikata lüzum gördüm ve bu tahkik esnasında da o kişilerin seyahatlerine mani oldum...demiştir. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Söz istiyorum. (oya sesleri, gürültüler) 33
34 ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Samsun'da seyahat hürriyetleri kısıtlanmış olan elli altı kişinin bu şekilde bir baskı altına alınması hakkında bir soru önergesi verilmişti. Bu önergenin müzakeresinde bendeniz dedim ki Nurettin Paşa nın yaptığı bu muamele keyfidir ve kanunsuzdur. Bu keyfi ve kanunsuz muamelesini düzeltmesini kendisinden rica ettim. Fakat düzeltmedi. Bunun için Hükümete vazifesinin değiştirilmesini talep etmiştim ve bunun üzerine mesele Mecliste söz konusu oldu ve malum olan hararetli münakaşa neticesinde Nurettin Paşa nın azliyle beraber muhakemeye alınmasına dair karar verildi. (gürültüler) Nurettin Paşa'nın bu muamele üzerine yazdığı yazıyı okuduk. Çeşitli mevzulardan bahisle birer, birer ve teferruatlı cevap veriyor. Bunun yanında bendenizin ileri sürdüğüm seyahat hürriyeti meselesinde görürsünüz ki bu yapılan muameleyi daha ileriye götürüyor. (alkışlar, bravo sesleri) Orada bulunan ahaliyi şahıs, zaman ve mekan tayin etmeksizin Rum muhbiridir bunlar menfaatleri için Vatanı satarlar, şahsi menfaatleri için Rumların arkasından giderler veya Rum Pontus Hükümetinin lisanında Türkçe lisanı dahi kabul edilmesinin bahsederler gibi umum ve gayet ağır ithamlarda bulunmak bir kumandanın zannedersem liyakatine uygun değildir. Bu Mecliste hazır bulunmayan ve haklarında böyle umumi şekilde ithamlarda bulunulan şahısların haklarını İçişleri Vekili olarak müdafaa etmek ve onlar hakkında söylenen ve bu kadar vesika göstermekte iken yalnız şahsi ifadeyle... (bravo sesleri, alkışlar) Koca bir memleket halkına, müftüsüne eşrafına ve itibarlı kimselere ağır surette leke sürmek uygun değildir. Binaenaleyh meseleyi bir kere daha tetkik edelim. Samsun'da ve bütün Karadeniz sahilinde bulunan bütün Rumların iç mıntıkalara sevk edilmeleri için Hükümetten karar alınmış ve bu karar kendisine tebliğ olunmuştu. Bu bütün Rumlar ifadesinden istifade ederek kadın, çocuk ve ihtiyarları da sevk etmek zannederim Hükümetin kararına muhalif bir hareket olur. Merkez Ordusu Kumandanı, Rum kadınları, çocukları ve ihtiyarları sürgün edince, tabii haklı olarak orada bulunan ahali memlekette karışıklık olacağını, hatta Yunan donanmasının oraya gelerek bombardıman edebileceğini ve bu şekilde memleketin harap ve perişan düşeceğini zannetmişlerdir. Onlar Hükümetten rica etmişler, bir telgraf göndermişler, bu telgraf dikkate alınmış ve Samsun'da bulunan kadın ve ihtiyarların sevkinden vazgeçilmiştir. Bu telgrafı imza edenler elli altı kişidir. Bu telgraf yazıldıktan ve Samsun'da bulunan Rum ve Ermeni ihtiyar ve kadınları yerlerinde bıraktırdıktan sonra Nurettin Paşa birtakım hatalara düşmüş ve tahkikata başlamıştır. Bu telgraf gönderen adamları takip etmeye teşebbüs etmiştir. Buradaki izahatında ifade ettiği bunların Rum muhbirleri olduğu ve hatta Pontus Hükümetinin danışmanlığını iftiharla kabul ettiklerini ileri sürmüştür. Şimdi bir defa tetkik etmek lazım gelir ki bu hareketleri Nurettin Paşa bu telgrafın Hükümete yazılmasından sonra mı yaptı, daha önce mi yaptı? Sonra yaptı ki yalnız telgrafı imza edenler hakkında takibat yapmıştır. Bunlar sıkıyönetim kararnamesine muhalif olarak bir şeyler yapmışlarsa onlara ceza vermek lazım gelir. Yahut Pontusçuluk edenler varsa onların cezasını vermek lazım gelir. Yoksa Hükümete telgraf çekme suçundan dolayı elli altı kişiye Şehirden dışarı çıkmayacaksınız gibi kanunen yeri olmayan bir cezayı tatbik etmek doğru değildir. 34
35 Rum kadın ve çocukları meselesi bundan ibarettir. Kendileri diyorlar ki bu salahiyetim dâhilindedir. Bendenize kalırsa hiç bir sebep olmadan, hiç bir kanuna dayalı olmayarak, sıkıyönetim kararnamesine göre karar almadan böyle alelade yalnız telgraf imza ettiklerinden dolayı bu adamların böyle suçlanması uygun olamaz. Böyle hudutsuz bir salahiyet kimseye verilmemiştir. Eğer salahiyeti varsa, o da ancak bir sebep üzerine ve bir suç üzerine Memleketin mevcudiyetini tehlikeye düşürecek bir şey üzerinedir, yoksa telgrafı imza ettiklerinden değil. Ancak kendileri diyorlar ki ben orada bulunan sıkıyönetim amiri ve ayrıca harp mıntıkası kumandanı idim ve bütün tedbirleri almak hususunda kanuni salahiyetim vardır ve bu salahiyete dayanarak bu adamların bir müddet seyahatlerine mani oldum. Nurettin Paşa nın bu hareketi kanunsuz olmakla beraber, bana göre kendisinde mevcut olduğunu sandığı salahiyeti kullanmış olmasından ileri geliyor. Bu hususta kendisine ihtar da yaptık. Bu hareketinde ısrar etti. Bu adamların seyahat hürriyetini kısıtladığı için bendeniz azledilmesini talep ettim. Diğer hususlar hakkında Yüce Heyetinizin kanaati nedir bilmiyorum. Yine bu noktada düşüncem aynıdır ve bundan dolayı Kumandanı muhakemeye almak doğru mudur, değil midir, burasını... (gürültüler, Meclis karar verdi sesleri) Gelelim Ordu Mutasarrıfı iken Samsun Mutasarrıflığına tayin ettiğimiz Faik Bey hakkında Nurettin Paşa nın Rum muhbiri dediği meseleye. Bu Mutasarrıf burada mevcut olmadığı için onu müdafaa ve bu husustaki hakikatleri söylemek hakkımdır, vazifemdir. Faik Bey bugün mevcut olan idarecilerimizin en namuslusu ve işinin ehlidir, doğru olanlarından birisidir. Kendisi Ordu'da iken bizzat tehciri kendisi yapmıştır. Rum kadın ve çocukların sürülmesi meselesine itiraz etmiştir. Eğer ısrar edecek olursanız ben size istifamı veririm demiştir. Yoksa Rum tehcirine muhalifmiş ve Rum muhbiriymiş, bunların hiç birisinin asıl ve esası yoktur. Bu Mutasarrıfın oraya tayin olunduğundan beri oradaki iyi idaresinden ve Rum eşkıyasına karşı gösterdiği şiddeti tavrından ben Vekâletim adına kendisine müteşekkirim ve bugün orada isteyen Rumları, kendi teklifleri üzerine bizzat sevk etmektedir. Bu adam Rum muhbiri olsa idi, Rum taraftarı olsa idi, bugün bu tedbirleri alamazdı. Bu kişi hakkında da Nurettin Paşa nın ifadesi mübalağalıdır. Şimdi efendiler, diğer hususlar hakkında Yüce Heyetinizin oraya gönderdiği bir tahkik heyeti vardır. Bu heyet tahkikatını yapmıştır. Raporunu da takdim etmek üzeredir. Binaenaleyh o hususta bendeniz söz söylemeyeceğim. Tahkikatı bizzat yapan arkadaşlar buradadır. Benim şikayet ettiğim mesele Samsun'daki elli altmış kişi meselesidir. Onlara keyfi bir muamelede bulunulmuştur. Bunun düzeltilmesini rica ettiğim halde, Nurettin Paşa yapmakta ısrar etmiştir. Bundan dolayı bir Ordu kumandanını muhakemeye almak uygun mudur, değil midir? LÜTFÜ BEY (Malatya): Bu kişilerin seyahatlerine mani olunması ister kanuna muhalif, ister uygun olsun. Lakin siz Koçgiri hadisesi üzerine Elazığ ve Malatya mıntıkalarındaki seyahatlere niçin mani oldunuz. 35
36 ALİ FETHİ BEY (Devamla): Tarafımdan hiç bir kimsenin hiç bir seyahatine mani olunmamıştır. Bu hususta seyahat talimatnamesi hükümlerinden başka hiç bir şey tatbik olunmamıştır. HOCA ŞÜKRÜ EFENDİ (Karahisar): Hükümet, seyahat vesikasını kaldırdığı halde hala harp mıntıkasında bulunan birtakım köylülerin seyahatlerine mani olunuyor. Bunlar kanuni midir? ABDULLAH AZMİ EFENDİ (Eskişehir) Tahkikat evrakını Heyet istiyor, ben tahkikatı tamamlayacağım, diyor. Reis Paşa Hazretlerinin teklifleri de verilen muhakeme kararını kaldıralım ve neticeye kadar böyle kalsın, şeklindedir. Binaenaleyh müzakerenin buna göre yapılması lazımdır. Eğer müzakereyi başka noktalardan açarsak dağılır. (gürültüler) EMİR PAŞA (Sivas): Hoca Efendinin şahsına dokunmadığı için öyle söylüyor. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Başkumandan): Arkadaşlar, iki fikir ortaya çıkmış oluyor. Bu evrak, Tahkik Heyetine verilsin, Heyet tetkik etsin. Arzu buyrulursa yazılar Yüce Heyetiniz tarafından okunduktan sonra oraya verilebilir. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Ancak bu meselenin tetkiki için geçecek zamanı bilemiyoruz. Bu süre içinde muhakeme kararını değiştirebiliriz. Arkadaşlar, bir şey daha arz edeyim. Bu evrak içinde önergeler var ve bunları verenler de Hafız Mehmet Bey le, Emin Bey dir. Bunların her vakit söz söylemek hak ve salahiyetleri saklıdır. Onlar tabii önergelerini müdafaa edebilirler. Diyorlar ki neticede bu muhakeme kararının değiştirmek taraf tutarlılık olur. (gürültüler, oya sesleri) Bu önergeleri kabul edenler, kabul edilmiştir. 1 (Nurettin Paşa nın suçsuz olduğunu savunan Mustafa Kemal Paşa nın Meclisin askerlik görevine son verilmesi kararının çok ağır olduğunu belirtmesi üzerine, Nurettin Paşa cezalandırılmamıştır. Nurettin Paşa Merkez Ordusu Komutanlığından alınmış ve yeni bir görev verilmediği için Kastamonu Taşköprü de bulunan kızının yanına gidip Batı Cephesi Birinci Ordu Komutanlığına tayin olduğu güne kadar orada kalmıştır.) 1 TBMM Gizli Celse (17 Ocak 1922), 1.Dönem, c.2, s , 36
37 10 HAZİRAN 1922: PONTUS MESELESİ HAKKINDA VERİLEN GENSORU ÖNERGESİNİN GİZLİ OTURUMDA GÖRÜŞÜLMESİ (1.Dönem, 3.Yasama Yılı, 51.Birleşim, Gündem: 2/1) 1904 yılında kurulan Rum Pontus Cemiyeti, Anadolu'nun düştüğü kötü durumdan faydalanarak harekete geçmişti. İtilaf Devletleri'nin Yunanlıları desteklemesinden cesaret alan Rum çeteleri, Anadolu'nun kuzeyinde Türkleri yok etmeye başlamışlardı. Samsun, Merzifon, Tokat, Vezirköprü, Çarşamba, Terme, Ladik ve Amasya yörelerinde Rumlara karşı mücadele için yeterince kuvvet ayrılamaması nedeniyle isyanın bastırılması gecikmiş ve Mecliste sert tartışmalar yaşanmıştı. (Yirmi gün önce, 18 Mayıs 1922 tarihindeki gizli oturumda gensoru önergesi okunmuş ve gündeme alınması kabul edilmişti.) RAUF BEY (Başkan Vekili): Efendim Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey ve arkadaşlarının İçişleri Vekâleti tarafından cevaplanmasını istedikleri bir gensoru önergesi var. Bu önergenin bazı maddelerinin bugün aleni celsede okunmasında belki milli menfaatlerimizi ihlal eder mahiyette bazı ifadeler var kanaati hasıl oldu bende. Aynı zamanda Şükrü Beyefendi de celsenin kısmen gizli, kısmen aleni olmasını istedi. Önerge bir kere gizli celsede okunsun ve sonra Yüce Heyetiniz gizli veya aleni celse olmasını karar versin. 1 (Ali Şükrü Bey'in gensoru önergesi, o tarihteki gizli oturumda okundu. Yirmi gün sonra, 8 ve 10 Haziran 1922 tarihlerindeki oturumlarda önergenin Trabzon Müdafaayı Hukuk Cemiyeti hakkındaki ilk altı maddesi görüşüldü. Sonra gizli oturuma geçildi ve...) RAUF BEY (Başkan Vekili): Efendim, Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey ve arkadaşlarının İçişleri Vekâleti hakkında verdiği ve 8 Haziran 1922 tarihinde gündeme alınan gensoru önergesinin Pontus meselesi ile alakalı kısmının müzakeresine başlıyoruz. Bu önergenin Trabzon Müdafaayı Hukuk Cemiyeti ile alakalı olan ilk altı maddesinin müzakeresi bugünkü aleni celsede tamamlandı. Şimdi 7.Maddeden itibaren diğer maddelerini müzakere edeceğiz. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Reis Bey, usul hakkında söz söyleyeceğim. RAUF BEY (Başkan Vekili): Hatırlanması için önergenin Pontus meselesiyle alakalı maddeleri okunsun da ondan sonra, Efendim. 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (18 Mayıs 1922), 1.Dönem, c.3, s , 37
38 TBMM Başkanlığına Kanaatime göre İçişleri Vekili Fethi Beyefendinin Memleketi iyi bir şekilde tanıyamaması, halkın ruh halini bilmemesi ve hatta uzun müddet dışarıda bulunması dolayısıyla milli teşkilatımızın teferruatını kavrayamamış bulunması yüzünden, bugüne kadar müsamahası önünde cereyanına müsaade ettiği kanunsuz, yolsuz ve istiklal mücadelemizin ruhuna uymayan icraatın bir müddet daha devamını milli menfaatlerimize aykırı gördüğümden aşağıdaki on bir maddenin acilen cevaplandırılmasını teklif ederim. (Bu gensoru önergesinin ilk altı maddesi Trabzon Müdafaayı Hukuk Cemiyeti hakkındadır.) 7.Bir siyasi lüzum üzerine sahillerden iç mıntıkalara nakilleri emredilen Hıristiyanlardan asıl tehlikeli olan bazı kimselerin Trabzon'da alıkonulmaları ve bazılarının da İstanbul'a gitmelerine müsaade edilmesi. Merkezden verilen emre göre Akçaabat Kazasından içerilere sevk edilmek istenilen ve kardeşi Amasya İstiklâl Mahkemesince idama mahkum edilmiş bulunan Enfiyecioğlu, Vali tarafından kafileden alınmak suretiyle ve Akçaabat ahalisinin itirazlarına rağmen Trabzon'da alıkonulmuştur. Mondros Ateşkesinden sonra Trabzon'da görülen bir mahkeme sırasında, şimdiden sonra Türklerin buralarda hayat hakkı yoktur, buraları Pontus Hükümetine aittir diyen ve bu ifadesi mahkeme kayıtlarında bulunan genç bir komiteci Dava Vekili Akrididi nin İstanbul'a gitmesine müsaade edilmiştir. 8.Hükümet, yine bir siyasi lüzum üzerine bugüne kadar Rumların dışarıya gitmelerine müsaade etmediği halde, son zamanlarda Samsun'a giden İçişleri Vekili Bey in bir hayli Rum ailelerinin İstanbul'a gitmelerine müsaade etmesi ve müsaade edilen ailelerin Yelkencioğulları, Andavallıoğulları ve Enfiyecioğulları gibi hem pek zengin, hem de Pontusçuluğun öncüleri olan ve bir kısmının Amasya İstiklal Mahkemesinde ihanetleri kesinleşip, cezalarını çeken ailelerden olması. 9. Trabzon'da meydana gelen hadiseleri yakından tetkik etmek üzere Trabzon'a giden İçişleri Vekili Beyefendinin, halk ile zerre kadar temasa lüzum görmeksizin yalnız Vali Vekili olan Kumandanla görüşmekle yetinmesi. 10.Bilhassa Pontusçu Rum eşkıyasının yakalanması maksadıyla Canik havalisine gitmiş olan İçişleri Vekili Beyefendinin dönüşünde o havali mebuslarına ancak sekiz yüz kadar ve çeşitli mahallere dağılmış Rum eşkıyası mevcut olduğunu söylemesine rağmen, Tokat havalisinde ve hatta Tokat şehrine iki üç saat mesafede bulunan bir çok Müslüman köylerinin bu eşkıya tarafından yakılması, ve halen bu şakilerin Erbaa ve Samsun havalisinde, hatta Samsun'a girmeye göze aldıracak derecede cüretli bir şekilde eşkıyalığa 38
39 devam etmeleri. 11.Canik havalisindeki eşkıyalığa mani olmak maksadıyla o havaliye seyahat etmiş olan İçişleri Vekili Beyefendinin icraatı hakkında şimdiye kadar Yüce Meclise izahat vermemesi. Trabzon Mebusu Ali Şükrü ve 16 arkadaşı RAUF BEY (Başkan Vekili): İçişleri Vekili Ali Fethi Beyefendi hakkında Tokat mebusları Rıfat ve Hamdi beylerin de aynı meseleye dair önergeleri var. Bunları da okutuyorum. (Bu önergeler tutanakta bulunmamaktadır.) ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Efendim, gensoru önergemi Yüce Heyetinize takdim ettiğim gün iyi hatırlarsınız ki Pontus meselesi ayrılmış değildi. Yalnız bendeniz Pontus meselesinin bilhassa şu zamanda aleni celsede müzakere edilmesini uygun görmediğimi arz ettim. Geçen gün aleni celsenin nihayetinde demiştim ki İçişleri Vekili Beyefendinin Trabzon Müdafaayı Hukuk Cemiyeti hakkında verdikleri cevap üzerine benim de beş on dakikalık sözlerim vardır, bu itibara alınsın ve söz verilsin demiştim. O zaman daha sonraki celsede konuşursun denildi. Karar Yüce Heyetinize aittir. Zannediyorum ki karar da bu şekilde verilmiştir. RAUF BEY (Başkan Vekili): Ali Şükrü Bey, Perşembe günü bazı ifadeleri olduğunu söylediler ve İçişleri Vekili Beyefendinin sözlerine cevap olmak üzere söz söyleyeceğini ifade etmişti. Bu ifadelerini tekrar ifade ediyor. Ali Şükrü Bey'in ilave beyanatını aleni celsede söylemesini kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın. Kabul edildi. Şimdi gizli celsede İçişleri Vekili Beyefendinin beyanatıyla müzakereye başlıyoruz. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Efendiler, önergelerde yer alan ithamları tek tek tahkik ettim. Bunları sırasıyla Yüce Heyetinize arz edeceğim. Evvela Tokat Mebusu Rıfat Bey le Hamdi Bey in Pontus meselesine dair vermiş oldukları gensoru önergelerinde diyorlar ki... Rumları yeniden artan bir öfke ve kin ile Müslümanların başına bela etmelerinin sebebini Vekil Bey den sorarız. Bundan maksatları anlaşıldığına göre, bendeniz Rumları yeni baştan bu Milletin başına bela etmek istediğimi, söylemektir. Eğer münakaşayı bu yola dökmek istiyorlarsa bunu itiraf etmeye mecburum ki bu bir demagojiden ibarettir. Fakat demagoji ile davanın kazanılamayacağını iddia ediyorum. Cenabı Hakka şükrederim ki kendileri de önergelerinin metninde sözlerini birkaç defa yine kendi yazılarıyla tekzip etmişlerdir. Demişlerdir ki Dünya Harbi başladığından beri bu Pontus eşkıyalarının Müslümanlara yapmakta oldukları zulümlere nihayet vermek 39
40 maksadıyla üç liva mebusları toplanmışlar ve bazı kararlar almışlardır. Binaenaleyh bendeniz Rumları bu Milletin başına bela etmedim ve edemezdim. Böyle ağır ve ikiyüzlü bir ithamda bulunmak zannederim vicdani olmasa gerek. Bu arkadaşlara şunu hatırlatmak isterim ki o zamandan şimdiye kadar sekiz sene geçmiştir ve orada bulunan Rumların adedini yalnız Samsun livası dahilinde seksen beş bin Rum vardır. Binaenaleyh sekiz seneden beri Memleketin başına hakikaten bela olmuş olan bu Rumları biran evvel temizlemek için bendeniz zannediyorum ki şimdiye kadar yapılmış olanların en tesirlilerini ben yaptım ve şimdi ispat edeceğim ki bu hususta hamdolsun bir dereceye kadar muvaffak oldum. Bu bahse geçmeden evvel Ali Şükrü Bey in vermiş olduğu önergesinde gizli celsede müzakere edilmesi lazım gelen maddelere temas etmek isterim. O maddelerden birisi de geçen gün Yüce Meclisinize söz vermiştim. Samsun'da bazı sebeplerden yüzünden sokakların gelip geçmeye kapatıldığı hakkında bir madde vardı. Bunu aleni celsede arz ederim. Trabzon'da da vardır. Efendiler, bu muamele geçen senenin Temmuz ayında yapılmıştır. Binaenaleyh, bendeniz henüz Ankara'ya gelmediğim bir zamanda olmuştur ve henüz Ankara'da değilken meydana bu gibi meseleleri bana yüklemesinler. Ali Şükrü Bey in önergesinin 7.Maddesindeki iddialardan biri şöyledir. Bir siyasi lüzum üzerine sahillerden iç mıntıkalara nakilleri emredilen Hıristiyanlardan asıl tehlikeli olan bazı kimselerin Trabzon'da alıkonulmaları ve bazılarının da İstanbul'a gitmelerine müsaade edilmesi. Merkezden verilen emre göre Akçaabat Kazasından içerilere sevk edilmek istenilen ve kardeşi Amasya İstiklal Mahkemesince idama mahkum edilmiş bulunan Enfiyecioğlu, Vali tarafından kafileden alınmak suretiyle ve Akçaabat ahalisinin itirazlarına rağmen Trabzon'da alıkonulmuştur. Malumunuz geçen senenin Haziran ayında Yunan gemileri Karadeniz'de bazı limanlarımızı topa tutmuştu. Bunun üzerine Hükümet sahilde bulunan Rumlardan yaş arasında bulunanlardan eli silah tutanların iç kısımlara nakilleri için bir karar aldı. Bu karar Temmuz ayında Şark Cephesi Kumandanlığı tarafından Trabzon Tümen Kumandanlığına tebliğ olundu. Bunun üzerine Tümen Kumandanı bu tedbirleri almak için bazı ihtiyatlara müracaat etmiştir. O vakit Tümen Kumandanı Albay Seyfi Bey idi. Bu meseleyi büyük bir şehirde tehcir şekline sokmamak için Tümen Kumandanı bir tedbir düşünmüş. Askerlik Kanunu gereğince Müslüman ve Hıristiyan askerlik yaşına gelmiş bütün erkekleri Trabzon'da bir hafta içinde, köylerde on beş gün içinde askerlik şubelerinden askeri vesika almalarını ve aksi takdirde vesika almayanların kaçak sayılarak vesikasızların Tümenin en uzak noktalarına sevk edileceği ilan olunmuş. Bundan maksat da bu şekilde vesika almayacak olan Hıristiyanları uzak yerlerde tutmaktır. Bu ilan yapıldıktan sonra Trabzon'da vesika alanlar almış, fakat alanların miktarı çok az olmuştur. Tümen Kumandanı Hıristiyan mahallerinde vesika kontrolü yaptırmış ve vesikası olmayanları da derhal uzak yerlere sevk ettirmiştir. İşte 40
41 mebus arkadaşlarımızın şikayet ettiği muamele bundan ibarettir. Esas itibariyle takdir edilecek bir tedbir olan bu muamele, benim Ankara ya gelmemden önce olmuştur. Esasen buna cevap vermek mecburiyetinde olmamakla beraber, Yüce Meclisinizi aydınlatmak için arz ettim. İşte bu şekilde Trabzon un Hıristiyan mahallelerinden 439 Hıristiyan askere alınmış, 256 kişi kamyonlarla, 173 kişi de yaya olarak sevk edilmiştir. Mesele bundan ibarettir. Bir siyasi lüzum üzerine sahilden içerilere sevk edilmelerine karar verilen Hıristiyanların asıl tehlikeli olan bir takım tahsilli kimselerin Trabzon'da alıkonulmaları ve diğerlerinin İstanbul'a gitmesine müsaade edilmesi ve buna benzer olarak Enfiyecioğlu adında birinin de Akçaabat Kazasının itirazına rağmen Trabzon'da alıkonulmasıdır. Bu muameleden zerre kadar haberim yoktur. Yalnız Trabzon'dan aldığım telgrafta, Enfiyecioğlu Mardıros'un diğerleri gibi içerilere sevk edildiği, yazılıyor. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Tarihi kaç Efendim? ALİ FETHİ BEY (Devamla): 3 Nisan 1922 tarihlidir. Kafileden alındığına dair malumatı da sordum. Telgrafta diyor ki Enfiyecioğlu Akçaabat Kazasında Dünya Harbindeki Rus istilasında Müslüman ahalinin pek çoklarına yardım ettiğinden dolayı, onların müracaatları üzerine evvela Vali Hazım Bey tarafından alıkonulmuştu, sonra da diğerleri gibi 24 Nisan tarihinde sevk edilmiştir. Kış esnasında sevkiyata ara verilmişti. Yollar karla kaplı olduğu için nakliyat yapılamamıştı. İnsani olarak sevkiyat ilkbaharda tekrar başlamıştır. İşte ilkbahardaki sevkiyat sırasında Enfiyecioğlu da diğerleri gibi nakledilmiştir. Önergenin 7.Maddesindeki bir diğer iddia da şudur. Mondros Ateşkesinden sonra Trabzon'da görülen bir mahkeme sırasında, Şimdiden sonra Türklerin buralarda hayat hakkı yoktur, buraları Pontus Hükümetine aittir diyen ve bu ifadesi mahkeme kayıtlarında bulunan genç bir komiteci Dava Vekili Akrididi nin İstanbul'a gitmesine müsaade edilmiştir. Efendiler, bence Mondros ateşkesinden sonra her Hıristiyan ın ne dediğinin ve ne gibi harekâtta bulunduğunun hepsini bilmek imkan haricindedir ve bilemem. Yalnız Trabzon Valisinden Kasım ayında şu telgraf alınmıştı. Osmanlı Bankası Trabzon Şube Müdürlüğü tarafından bazı işleri halletmesi için İstanbul a gönderilmesini istedikleri Bankanın Hukuk Müşaviri Akrididi İnsitat Efendi ye izin istenmiş ve tarafımızdan izin verilmiştir....izin o zamanki Vali Hazım Bey tarafından veriliyor. Tabii o yerin valisi, bu adamın dediğini ve hayatının ne şekilde olduğunu herkesten çok daha iyi tahkik etmesi ve bilmesi lazımdır. Böyle seyahat müsaadelerini Müsteşarımız olan Hamit Bey e havale etmiştim. Hamit Bey Trabzon Valiliğinde bulunmuş ve Trabzon un vaziyetini bilen biridir. Hamit Bey benim adıma bu Akrididi Efendi ye İstanbul'a 41
42 gitmesi için müsaade etmiştir. Bu şahsın vaziyetini Müsteşar bilmez ve Trabzon Valiliğinde bulunan Hazım Bey de bilmez ise bu hususta bana yüklenecek bir kusur yoktur ve olamaz. Müsteşar da, Vali de o zaman beni ikaz etmemişlerdir. Sonra şunu arz etmek isterim ki Osmanlı Bankası bugün Memleketimizde bir büyük bir mali müessesedir. Zannederim ki Maliye Vekâleti bu Bankanın yardımlarından istifade etmektedir. Osmanlı Bankasının isteklerini karşılamak ve kolaylık göstermek için Maliye Vekâletinden bize tavsiyeler vardır. Bankanın Hukuk Müşaviri sıfatıyla bazı mali ve hukuki muameleleri halletmesi için İstanbul'a gitmesi istenilen bu Afrididi'yi bu sıfatla bize ve Bankaya yardımcı olmak üzere gönderdik. Bize düşmanca bir vaziyet almış olan bu adamı kasıtlı olarak İstanbul'a gönderilmiş şeklinde göstermek, hakikati başka bir şekilde göstermek demektir ki bu doğru değildir. İSMAİL ŞÜKRÜ EFENDİ (Karahisar): Sonra gelmiş mi, gelmemiş mi? ALİ FETHİ BEY (Devamla): Bilmiyorum, İçişleri Vekâleti artık bu adamın hal ve harekâtını devamlı takip edecek mi? 8.Maddeyi okuyorum. Hükümet, yine bir siyasi lüzum üzerine bugüne kadar Rumların dışarıya gitmelerine müsaade etmediği halde, son zamanlarda Samsun'a giden İçişleri Vekili Bey in bir hayli Rum ailelerinin İstanbul'a gitmelerine müsaade etmesi ve müsaade edilen ailelerin Yelkencioğulları, Andavallıoğulları ve Enfiyecioğulları gibi hem pek zengin, hem de Pontusçuluğun öncüleri olan ve bir kısmının Amasya İstiklal Mahkemesinde ihanetleri kesinleşip, cezalarını çeken ailelerden olması. Şurasını arz etmek isterim ki siyasi lüzum üzerine Hıristiyanların seyahatleri için bazı şartlar vardır. Fakat hiç bir Hıristiyan ın dışarıya gitmesine mani olacak bir kayıt yoktur, bu husustaki itirazları katiyen doğru değildir ve bu doğru bir hareket olamaz. Pekala bilirsiniz ki pek çok arkadaştan bu hususta bazı müracaatlara yapılmıştır. Bazı Hıristiyanların fakirliklerinden dolayı başka yerlerde çalışmak istemeleri üzerine, bunların Ankara'dan İstanbul'a veya başka bir yere gitmesine dair bir çok müracaatlar vardır. Bu müracaatların hepsini dikkate almaya mecburuz. Hakikaten hastalığından dolayı tedavi veya ameliyat için İstanbul'a gitmesi lazım olan bir adam varsa, İstanbul'a gitmesine mani bir hal yoksa, bu adamın polisçe şüpheli bir hali mevcut değilse, bu adama izin verilmemesine ben vicdanen razı değilim. Böyle adamları da göndermek mecburiyetindeyim ve bunun aksini söylemek insani değildir. Avrupalıların bizim hakkımızda Hıristiyanlar için, ithamlarına maruz kalırız. Binaenaleyh polisçe vaziyeti tetkik edilerek ve gitmelerinde bir mahzur olmadığı bilinen, özellikle hamile kadınların bazıları bu söyledikleri aileler içinde İstanbul'a gitmelerine zaruret varsa, bazı kadınların gitmeleri ve bu da mahallinin gösterdiği lüzum ve icap üzerinedir. Bendeniz Samsun'da iken müsaade ettim ve burada iken de bu gibi vaki olan müracaatlara da halen müsaade etmekteyim. Çünkü bunun aksine bir hareketi, hem vicdanca 42
43 ve insaniyetçe aykırı bulurum. İzin verilenlerin Andavallıoğulları gibi bir takım ailelere mensup oldukları söyleniliyor. Kocasının veyahut erkeklerinin yapmış oldukları suçlardan dolayı bunların ailelerini cezalandırmak zannederim uygun değildir. SÜLEYMAN BEY (Canik): Mebus arkadaşlardan tavassutta bulunanlar var. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Süleyman Beyefendi Hazretleri, siz dört Ermeni nin İstanbul'a gitmesi için bendenize müracaatta bulundunuz ve ben bunları İstanbul'a gönderdim. Şimdi bunların neden İstanbul'a gönderildiklerini soruyorsunuz ve önergeye imza atıyorsunuz. Sizin bu tarzdaki hareketiniz ne kadar uygun ve makbul ise tabii diğer arkadaşların da tavassutları o kadar uygundur zannederim. (bravo sesleri) SÜLEYMAN BEY (Canik): Rica ederim, nasıl müracaat ettiysem ayrıca söyleyeceğim. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Ali Şükrü Bey, gensoru önergesinin 9.Maddesinde şöyle diyor. Trabzon'da meydana gelen hadiseleri yakından tetkik etmek üzere Trabzon'a giden İçişleri Vekili Beyefendinin, halk ile zerre kadar temasa lüzum görmeksizin yalnız Vali Vekili olan Kumandanla görüşmekle yetinmesi. Bu katiyen doğru değildir. Bendeniz Trabzon'a gittiğim zaman Trabzon un hamiyetli ahalisi beni çok iyi karşıladılar ve Belediyeye gittim. Belediyede memleketin eşrafı ve ileri gelenleri ile görüştüm. Ahali ile temas etmek için başka bir yol yoktur zannederim. Belediyede herkesi kabul ettim ve Hükümete geçtim. Orada bana müracaat eden herkesi kabul etmekten başka, halkla temas için başka bir yol bilmiyorum. Dükkan, dükkan gezip herkesin hatırını sormak da zannederim bir İçişleri Vekili için mümkün değildir. Burada kendilerinin kastettikleri Müdafaayı Hukuk Reisi Hacı Ahmet Efendi ile Belediye dairesinde görüştük. Belediye Reisine müteşekkirim, bana evlerine aldılar. Onun evinde bir saat kadar görüştüm. Beni Müdafaayı Hukuk Cemiyetinde bir ziyafete davet ettiler. Düşündüm ve bu daveti kabul etmemek için kendimce bir mazeret buldum. Çünkü bu ziyafetin masrafı Müdafaayı Hukuk Cemiyetinin bütçesinden karşılanacak ve hesap defterine İçişleri Vekili için ziyafet masrafı diye yazılacaktı. Ben bunun için kabul etmedim. (alkışlar) İşte halk ile temas etmemek meselesi, bu ziyafeti reddetmem yüzünden çıkmıştır. Mekteplerine gittim, Müftü Efendiye gittim, resmi dairelere gittim, Vilayette ilan ettim ve kim arzu ederse bana gelsin ve halini arz etsin dedim. Halkla temas için başka ne yapacağımı bilmiyorum, bir çare varsa lütfen bildiriniz de şayet başka bir maksatla seyahate çıkarsam o şekilde hareket edeyim. Şimdi gelelim Pontus meselesine. Bendeniz İçişleri Vekili olduğum zaman Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa vardı ve doğrudan doğruya mesul olan 43
44 makam orası idi. Merkez Ordusunun eşkıya takibi salahiyeti sivil idareye devrolunduktan sonra gayet itinalı bir şekilde bu işle meşgul oldum. Askerlerin azlığından bahsedildi. Oradaki askeri kıtaları takviye edilecek ve bunların giyecek ihtiyaçları mahalli idareler tarafından karşılanacak diye karar alındı. Eşkıyanın takibi yaprak mevsiminden itibaren, ormanların yapraklanması mevsiminden itibaren başlanacaktı. Bendeniz sekiz seneden beri devam eden Pontus vahşetinin imhası için gösterdiğim itinayı göstermek için Ocak ayı sonunda seyahate karar verdim. Merkez Ordusuna emirler verildi. Ne yazık ki ben Keskin'e vardığım zaman, takviye edilecek yeni askerlerin silah altına alınmadığı ve buna Merkez Ordusunca lüzum gösterilmediğini anladım ve bunu Genel Kurmaya bildirdim. O andan itibaren yeni askerler silah altına alınmaya başlanmıştı. Merzifon ve Havza'ya vardığım zaman Merkez Ordusunun bu işi bir haysiyet meselesi haline koydukça bu işin doğru gitmeyeceğini söyledim. Orada gerek ahalinin ve gerek askerin itimadına sahip olan bir şahsın Tümen Kumandanı unvanıyla tayin olunmasını ve Merkez Ordusu teşkilatının lağvedilmesine lüzum gösterdim. Zaten evvelce de Merkez Ordusu teşkilatına nihayet vermek Yüce Meclisin arzusu olduğundan Merkez Ordusu kaldırıldı ve Cemil Cahit Bey Tümen Kumandanlığına tayin olunmuştur. İşe Cemil Cahit Bey in Tümen Kumandanlığına tayininden itibaren başlamıştır. O zamana kadar hep zorlukla mücadele etmeye mecbur kaldım. 22 Şubat 1922 tarihinde umumi harekâta başlandı. Evvela Rum eşkıyanın en çok oyalandığı Noyan Dağına hareket yapıldı ve bu hareket tekrar edildi, bir daha tekrar edildi, ondan sonra diğer mıntıkalarda da hareket yapıldı. Ondan sonra Tavşan Dağı istikametinde harekât yapıldı. Halen askeri harekât devam etmektedir. Bendeniz Rum eşkıyalarını bu Milletin başına musallat etmedim, aksine askeri kıtalarımızı onların başına musallat ettim. Merkez Ordusunu eşkıyayı tesirsiz hale getirdiği halde, kişi de bendenizin zamanına aittir. Efendiler on beş bin kişinin elde edilmesi büyük bir meydan muharebesidir. Bizim orada bulunan Tümenimiz devamlı gece ve gündüz demeyerek, dağ, dere demeyerek, kış, yağmur demeyerek Rum eşkıyasının arkasını bırakmamış ve takip etmiştir. Bizden de tabii zayiat olmuştur. Bizden zayiat bu nispette değildir, gayet azdır. İşte efendiler, bendeniz bu şekilde eşkıyayı bu Milletin başına musallat ettim. Yaptığımız takip esnasında erzak depolarını tamamen tahrip ettik. Onlar kendilerine güzel barakalar kurmuşlardı ve rahat, rahat yaşamakta idiler. Hatta etrafında ziraat de yapıyorlardı. Şimdi bunlara hiç bir erzak bırakılmamış ve bunları aç bir halde bıraktık. Aç bırakmak en tesirli bir tedbirdir. Fakat bu tedbirin mahzurlu tarafları da var. Aç kalan bu adamlar etrafa saldırmakta erzak tedarik etmek için tecavüzler yapmaktadır. Fakat şu fark ile ki bundan evvelki tecavüzlerde köyler tamamıyla yakılır ve köyün dahilinde bulunan hayvanlar, buğdaylar götürülürdü. Şimdi ise eşkıyanın tecavüzleri ahali tarafından şiddetle karşı konulmaktadır. O taraflarda öteden beri eşkıyalık eden Hasan Çavuş adında bir şaki vardır. Bu adam son zamanlarda şiddetli bir takibata maruz kaldı ve otuz sekiz adamıyla beraber Hükümete teslim oldu. Orada bulunan Jandarma kumandanı ile uzun boylu görüşmüştür ve bazı tekliflerde bulunmuştur. 44
45 Hasan Çavuş un Rumlar üzerinde bir nüfuzu olduğunu, bunlara karşı aldığı vaziyetlerden anladım. Onun ve adamlarının yardımıyla dağa çıkmış olan Rum eşkıyaları takip edilmiştir. Hasan Çavuş'un söylediğine göre bir iki köy teşkil edecek Rum eşkıyası kadın ve çocukları ile dağdadır ve teslim olmak istiyorlardı. Bunların vaziyeti hakkında Hasan Çavuş diyor ki, -Hükümet Rumları iskana müsaade ettiği takdirde Çete başları Pandelli, Aristo, Sokrat ve adamları ile birlikte teslim olacaklardır....bu Rum milleti kamilen açtır ve bunlardan teslim olup gelmiş olanların ifadeleri bunu tamamıyla teyit etmektedir. Bunlar dağlarda uzun müddetten beri otla ve yabani meyvelerle beslenmişlerdir. Hatta teslim olanlara Amerikan Yardım Heyeti tarafından Samsun'da sıcak çorba veriliyor. Bunlar hayli zamandır otlarla beslenmeye alıştıkları için çorba, ekmek, yemek yediklerinde hasta oluyorlar ve günde, görenler söylüyor, otuz kırk kişi ölüyor. Eli silah tutanlar ise çalıp götürebildikleri bir kaç koyun sürüsü ile beslenmektedirler. Bunların miktarı hakkında bilgim yoktur. Komisyon bunların miktarlarını yedi, sekiz yüz kişi kadar olduğunu yazıyordu. Samsun Mutasarrıfı, Rum asilerin kâfi miktarda yakalandığını ve bu mıntıkada kalan Rumların yüzde beş ve hatta bundan da az olduğunu beyan ediyor. Bundan evvelki nüfusu evvelce arz ettiğim gibi Samsun Livası dahilinde seksen beş bin kadar Rum vardı. Şimdi yüzde beşe indiğini yazıyor. Demek ki yaptığımız askeri harekât neticeler vermiştir. Fakat diyorlar ki bu eşkıya bitmedi, niçin bitirmediniz? Ali Şükrü Bey in önergesinin 10.Maddesini okuyorum. Bilhassa Pontusçu Rum eşkıyasının yakalanması maksadıyla Canik havalisine gitmiş olan İçişleri Vekili Beyefendinin dönüşünde o havali mebuslarına ancak sekiz yüz kadar ve çeşitli mahallere dağılmış Rum eşkıyası mevcut olduğunu söylemesine rağmen, Tokat havalisinde ve hatta Tokat şehrine iki üç saat mesafede bulunan bir çok Müslüman köylerinin bu eşkıya tarafından yakılması, ve halen bu şakilerin Erbaa ve Samsun havalisinde, hatta Samsun'a girmeye göze aldıracak derecede cüretli bir şekilde eşkıyalığa devam etmeleri. Efendiler, benim vazifem eşkıyayı bitirinceye kadar takibe devam etmektir. Şimdiye kadar aldığım tedbirlerde ne gibi kusur olmuştur ve şimdiye kadar iyi netice vermemiş midir, vermeyecek midir? İyi netice verecektir ve inşallah bu şekilde devam edecek olursa bunları tamamen imha edeceğiz. Fakat bunun pek çabuk bitmeyeceğini bu işi bilen arkadaşlar pekala bilirler ki bir çete bile senelerce takip edildiği halde yakalanamaz. Değil ki böyle dağlarda ve ıssız mıntıkalara dağılmış olan bir eşkıyalar iki, üç ay zarfında tamamen oraları taramanın imkanı yoktur. Benim vazifem bana verilmiş olan kuvvetlerle eşkıyayı takip edip yakalamaktır. Bu hususta kusur ve ihmal gösterenleri şiddetle cezalandırmaktır. Zannederim bu hususta kusur etmedim. Her nerede kusur etmiş isem lütfen 45
46 söylensin. Efendiler, bu takipler neticesinde şimdiye kadar eşkıyanın hepsi yakalanamamıştır ve yakalanamaz da. Eşkıya bu üç livaya dağılmış, gayet sarp ve dağlık mıntıkada bir takım ormanlara ve mağaralara gizlenmiştir. Bütün eşkıyayı ben iki ay içinde yakalayamam. Bu hususta ümit besleyenler varsa fazla ümitlere kapılmış olacaktır. Fakat şunu da ifade ederim ki aldığımız tedbirler gayet tesirlidir. Yalnız Tokat civarında bir dereceye kadar bu tedbirler fazla netice verememiştir, onu da itiraf etmek mecburiyetindeyim. Oraya gönderdiğim Mutasarrıftan memnun olmadım ve oraya şimdi daha dirayetli bir mutasarrıf gönderiyorum. Bu mutasarrıfın hatasını tamir ettirmek için elimden gelen tedbirleri de müracaatta kusur etmedim. Tümen Kumandanına rica ettim ve kendisi bizzat oraya gitti ve takip neticesinde iyi neticeler alındı. Tokat taki takipte gerek mağaralarda ve gerek diğer yerlerde 726 asi tesirsiz hale getirilmiştir. Püskürtülen ve dağıtılan asilerden kaçmaya muvaffak olabilenlerin takip ve yakalanmaları için Piyade Kumandanı Zühtü Bey in emrindeki müfreze takibe devam etmektedir. Bu sırada Subay Vekili Sivaslı İsmail Hakkı Efendi ile Üsteğmen Abdüsselam Efendi ile birlikte 25 asker şehit olmuştur. 19.Süvari Alayından Asteğmen İskender Efendi ile birlikte 54 yaralı vardır. İşte efendiler, eşkıya takibi bu şekilde yapılıyor. Şimdi bu kadar şehit vermiş olan ve bu kadar eziyete katlanmış olan kıtalarımızın verdikleri raporlar sahtedir, yalandır diye bir takım ithamlar altında kalmalarını hiç bir zaman kabul etmem ve bunu şiddetle reddederim, efendiler. Hiç bir zaman düşmanla çarpışmaktan ve bu hususta kanını dökmekten çekinmeyen subaylarımızın ve askerlerimizin, yalan ve sahte raporlar göndererek sizleri aldatacaklarına ihtimal veremiyorum. MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar) Buna ihtimal veren var mı Efendim? ALİ FETHİ BEY (Devamla): Gensoru önergelerine göre ihtimal verenler vardır. Efendiler diyorlar ki bir takım ihtiyarlar ve kadınlar Hükümete sığınmıştır, fakat diğerleri dağlardadır. Bizim askerlerimizi şehit edenler ve yaralayanlar Rum ihtiyarları ve Rum kadınları mıdır? Ama onlarında bu işlerde rolü vardır. Rica ederim ihtiyar ve kadın deyip geçmeyiniz. Bilhassa bu üç liva mebusları pekala bilirler ki vaktiyle bu köylere yapılmakta olan tecavüzlerde, Rum eşkıyasının bir hareket tarzı vardı. O da işgal etmek istedikleri ve silahla basmak istedikleri köyü derhal ablukaya alırlar, ansızın gayet şiddetle bir yaylım ateşine maruz bırakırlar, zavallı ahali birden bire telaşa düşer, bu telaştan istifade ederek bunların beraberlerinde getirdikleri ve aciz dedikleri kadın ve silahsız bir takım erkekler derhal evlerin içerisine girerler, ne kadar mal, erzak varsa sırtlarına yükleterek giderler. Bundan başka gizli ve sapa yerlerde eşkıyanın yiyeceği buğday için tarla sürmek, tarla yetiştirmek için hep bu aciz kadınlar denilenler tarafından yapılır. Bunların teslim olmasına eşkıya mani oluyor ve bunları kurşunla tehdit ediyordu. Çünkü bunlar işlerine yarıyor. Hatta misal olmak üzere Bafra civarında bir mağara vardır. Zannedersem Asacık isminde bir mağara. O mağaraya çıkılması gayet zordur. Yirmi, otuz metre yüksekte, sarp bir kayanın içerisine açılmış bir deliktir. Kendileri iple çıkıyorlarmış. O mağaranın içerisinde silahlı eşkıya ile beraber 46
47 silahsız bir takım kadın ve çoluk, çocuk ve erkek vardır. Bunların teslim olmaları için ikaz ettik. Esasen daha önce yapılan takiplerde bu mağaraya girilmeye çalışılmış ve neticede yorgunluk olduğu için bırakıp gidiyorlarmış. Bunlar da eskisi gibi gelip gidecektir düşüncesiyle teslim olmadılar ve hiç bir kimsenin teslim olmalarına müsaade etmediler. Hatta bir kaç defa gel, gel teslim olacağız diye söz vermelerine rağmen gene de teslim olmadılar ve kurşun attılar. Bu defa mağarayı eşkıya teslim oluncaya kadar başından ayrılınmamasını emrettik. Kırk gün sonra teslim olmaya mecbur oldular ve bunların içinde kadın, çoluk, çocuk ve erkek vardı. Eğer bunlar kendi arzuları ile bu kadın ve çoluk, çocukları teslim edecek olsalardı, hemen teslim ederler ve mağaradaki erzakları da kendilerine daha fazla yeterdi. Neticede tamamen teslim oldular. Muhterem arkadaşımız Ali Şükrü Beyefendi Hazretleri Ilgaz hadisesinden bahsettiler. Samsun ve Bafra taraflarındaki eşkıya takibimiz sırasında bir Rum çetesi ya ölüm veya kurtuluş diyerek silahlarıyla ve iki papazın da beraber olduğu halde Kızılırmak ı geçmişler, Ilgaz Dağı na çıkmışlar. Orada ufak bir çatışma oldu. Eşkıyadan dört kişi öldürüldü ve bizim jandarmalardan da dört kişi şehit oldu. Bunun üzerine derhal Kastamonu Jandarma Alay Kumandanı Üsteğmen Tevfik Bey i takip kumandanı yaptım ve civarda ne kadar jandarma kuvvetimiz varsa hepsini bu çetenin arkasına saldırdım. Yedi defa çatışma olmuş ve neticesinde eşkıyadan elli kişi öldürülmüş ve sekiz jandarma kayıp verilmiştir. Biliyorsunuz ki Ilgaz Dağ silsilesi Karadeniz sahiline paralel uzanır ve sarp bir dağ sırasıdır. Eşkıya daima ormanlarda saklanırlar ve askerle temas ettikleri vakitte bir iki kurşun atıp derhal kaçmaktan başka bir şey düşünmüyorlar. En sonra tamamıyla imha etmeye muvaffak olunmuşsa da bunlardan firar edenlerin izleri takip edilmektedir. Yolunu şaşıranlar teslim olmuşlardır, bir çokları da ölmüşlerdir. Bunlara mensup Vezirköprülü Dimitri yaralı olarak yakalanmıştır. Dimitri nin ifadesine göre 3 Mayıs 1922 tarihinde Karadere'nin Erenler mevkiinde müfrezelerimizle çatışmadan sonra arkadaşlarını kaybetmiş ve tek başına kalmıştır. Arkadaşlarının da tamamen dağılıp buluşamadıklarını ve altısı silahlı, ikisi kadın, ikisi papaz olmak üzere on dört kişi olduklarını ve kendilerinin on dört gündür ot yiyerek karınlarını doyurdukları ve iki gün evvel Karadere'de kestikleri bir manda ile beslendiklerini söylemiştir. Dimitri yaralarına aldığı iltihaptan dolayı ölmüştür. 5 Mayıs sabahı da dağılan eşkıyadan iki silahlı ve diğer ikisi silahsız olan eşkıyanın dolaştıkları haber alınması üzerine müfrezemiz tarafından ikisi ölü, ikisi yaralı ele geçirilerek Bolu'ya sevk edilmiştir. Karadere'nin Erenler mevkiinde müfrezelerle çatışırken yollarını kaybetmiş ve Karadeniz mıntıkasındaki gayet kesif ormanlıklarda oyalanmakta olan asileri müfrezelerimiz şiddetle takibe devam etmektedir. Efendiler, işte bu çete arz ettiğim gibi elli kişi kadar takip olunmuştur. Geri kalanı da yollarını şaşırmış, ormanlarda otlarla beslenmeye mecbur olmuşlardır. Pekala biliyorsunuz ki böyle dağlık mıntıkada bir çeteyi tamamen istediğiniz anda imha etmek güçtür. Burada şehit ve yaralı olan subay ve askerlerimizin kahramanca mücadelelerini yad etmek ve gösterdikleri gayret ve faaliyeti takdir etmek lazımdır. Yoksa böyle teessüf etmek lazım gelmez. 47
48 Evet kıtalarımızın karşılaştıkları zorluklardan bahsedeyim. Kastamonu Takip Alayı Kumandanı diyor ki, -Bize teslim olan asilerin paraları olsa bile, civar köylerin fakir olması sebebiyle yiyecek bulma hususunda zorluk çekilmektedir. Askerlerimizin de beslenmesi çok zordur....binaenaleyh, biz de bunun için Milli Savunma Vekâletine müracaat ederek askerlerin yiyecek ihtiyaçlarını temine çalıştık. Binaenaleyh, bu kadar zorluklarla çalışmakta olan askerlerimizin muvaffakiyetlerini teessüf ile değil, takdir ve şükran yad ederim. Bu hususta ne yazık ki önerge sahiplerinin fikirlerine katılamıyorum. Başka efendiler Pontus meselesine ait hatırıma cevap olarak başka bir şey gelmiyor. Söz alarak fikirlerini beyan edecek arkadaşlarımın sorularına cevap vermeye hazırım, Efendim. MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Yakalanan bu çetelerin bir kısmının dağlarda otlamak suretiyle perişan olduğunu söylüyorsunuz, bir kısmının da Yunan Ordusuna katıldıklarını söylüyorlar. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Bu malumatınızı nereden aldığınızı sormak istiyorum? MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar) Şuradan, buradan. ALİ FETHİ BEY (Devamla): O halde yanlıştır. Size şimdi Takip Kumandanının yazdığı raporu okudum. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Söze başlarken İçişleri Vekili Fethi Beyefendi, Pontus meselesi Dünya Harbi zamanından beri olan bir meseledir ve tabii onların hesabını ben veremem, demiştir. Evet efendiler, bu acı Pontus meselesi o zamandan beri devam edip gelmektedir. Fakat o zamanlar Pontus, Pontusçuluk ne olduğu o zamanın hükümetince anlaşılmamıştır. Fakat bizim zamanımızda Milli Hükümetimiz zamanında bunların hepsi anlaşılmış ve bütün mahiyetiyle meydana çıkmıştır. Binaenaleyh, yara tetkik edilip, teşhis edilip meydana çıktıktan sonra tedavi tatbik edilir. Ne olduğu belli olmayan bir hastalığa tatbik olunacak tedavi o zaman yapıldığı gibi bir takım ara sıra yapılan ve esaslı şekil tatbik edilmeyen bir çok tedbirlerdir ve şimdiye kadar da böyle olmuştur. Fakat zannediyorum ki yaranın mahiyeti tamamen anlaşılmıştır, ne gibi bir gayeye çalıştıkları öğrenilmiştir. Bunların Avrupa'daki destekçilerinin kimler olduklarını ve nasıl çalıştıklarını biliyoruz. Binaenaleyh bunlarla mücadele için bizim yapacağımız gayret o zamanki hükümetlerin yapacağı gayretin iki misli olması lazım gelir. Çünkü o zamanki vaziyetimiz daha elverişli idi. O zaman bizim arkamızda olan Almanya bize her istediğimizi veriyordu. Fakat şimdi biz kendi yağımızla kavruluyoruz. Evvelce de burada İçişleri Vekili Beyefendi tarafından ilkbahar gelmeden evvel Pontus eşkıyalarının imhası hakkında söz verilmiş idi. Öyle zannediyorum buna karşı kâfi kuvvetimiz yok. Çoğu kuvvetimizi Garp Cephesine 48
49 gönderdik, nasıl yapalım demişlerdi. Hatta bu celsede Genel Kurmay Reisi Fevzi Paşa Hazretleri de bulunmuştu. Fevzi Paşa Hazretleri itiraz etmişler, kâfi askerimiz yoktur, paramız yoktur, demişlerdi. O mıntıka ahalisi elbiseleri biz vereceğiz demişler ve yalnız Samsun yirmi bin lira vermiştir. Kendi asayişleri için ve zulümden kurtulmak için cebinden, varından, yoğundan artırılmış ve verilmiş şeyler ne için verilmiştir? Bu mesele ilkbahardan evvel basılması için verilmiştir. BİR MEBUS BEY: Daha evvel de kırk bin lira verilmiştir. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Hükümetin umumi bütçeden harcayarak bu işi bastırmak vazifesinde iken, cephede uğraşması ve bir çok mesele ile uğraşması sebebiyle ahali kalkmış kendi ihtiyacını düşünmüş, tabii ki kendi huzur ve asayişini temin için Milli Yükümlülük için verdiklerine ilave olarak büyük fedakarlık etmiş, bu parayı çıkarmış vermiş ve kırk bin lira Samsun vermiş, bu parayı. Tabii ilkbaharda bir çok ev yanmasın ve tarlasında mahsul yanmasın diye vermiştir. Bu olmamıştır efendiler ve Pontus felaketi halen devam etmektedir. EMİN BEY (Canik): Onu bendeniz izah edeceğim. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Efendiler, evet eşkıyanın sığındığı mıntıka gayet geniştir ve dağlıktır. Fakat herkes bilir ki dağlarda gizlenen eşkıyayı takip etmek için yaprakların olmadığı zaman aranır. O zaman da asker Ilgaz'dan Mudurnu'ya kadar, bilmem nereye kadar gider. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Gider amma telef olur. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Telef olur benim nazarımda tek bir askerin kıymeti vardır. Hükümet vazifesini yapsaydı, biçare jandarmalar da şehit olmazdı, eşkıya vaktiyle imha edilmiş olsaydı. Efendiler, benim için tek bir askerin bile kıymeti vardır. Düşman karşısında Vatan vazifelerini yaparken şehit olan kahramanların, idaresizlik yüzünden telef olmaları çok üzücüdür. Trabzon dan dört yüz kilometrelik bir mesafeden batıya geçecek kadar bir gevşek idareden istifade eden bu adamların gelip burada cepheye gitmeleri lazım gelen bir çok askerimizi şehit etmeleri çok üzücüdür. Yoksa müfrezelerin kahramanlığını Fethi Bey kadar bendeniz de biliyor ve fevkalade takdir ediyorum. Mesele bu değildir. Bendenizin önergemin 7.Maddesine geliyorum. Burada demiştim ki efendiler, Bir siyasi lüzum üzerine sahillerden iç mıntıkalara nakilleri emredilen Hıristiyanlardan asıl tehlikeli olan bazı kimselerin Trabzon'da alıkonulmaları ve bazılarının da İstanbul'a gitmelerine müsaade edilmesi. Geçen ki izahatta Fethi Beyefendiye bir soru sormuştum, Fethi Bey den sonra bendeniz de izah etmiştim. Fethi Bey demişlerdi ki, eğer malumatım olmuş olsaydı koymazdım. Her halde Fethi Bey zannediyorum, bu umumi izahat üzerine kimler gitmiş diye sorar ve anlayabilirdi. Bendenizin önergeye koyduğum iki misal bu 49
50 tarzda yapılan suiistimallerin bir numunesi olarak konulmuş idi. Tabii bir gazete gibi yazamazdım. Fethi Beyefendi bendenizin tahsilli ve tehlikeli Rumlar dediğim kimlerdir ve bunlardan Trabzon'da kimler vardır, kimler yoktur diye bir kere sormuşlar mıdır? Bendeniz diyorum ki öteden beri Pontusçulukla canımızı almak için uğraşan bu adamlardan bir kısmı hamdolsun elimize geçip, Amasya İstiklal Mahkemesi tarafından bu cezalarını görmüşlerse de bunlardan daha kötüleri halen orada oturmaktadır. Efendiler, evet iç kısımlara sevk olunanlar vardır. Duvarcı Dimitri, Kiryaku bilmem ne gibi tahsilli Rumlar tarafından oynatılan cahil sersemlerdir. Yani dünyadan habersiz, hayvan gibi insanlar ve yalnız idare olunan insanlardır. Asıl imha edilecek olanlar sahillerde kalmıştır. Asıl imhadan maksat, onların akıl hocalarıdır. Eğer Yüce Heyetiniz arzu buyurursanız isimlerini birer, birer okuyabilirim. (hay hay sesleri) Efendiler, bilirsiniz ki siyaset âleminde en büyük rol oynayanlar gazete ve matbaa sahipleridir. Size soruyorum, Serasoğlu Dimitri ile Serasoğlu Yorgaki gibi gazeteciler halen matbaalarıyla meşgul olmaktadırlar. Fakat şeklin bu vaziyete geleceğini bilseydim, bunların bastıkları ve dağıttıkları beyannameleri buraya getirirdim ve siz de ne şekilde çalıştıklarını anlardınız. Sonra Yuvanidi, Andon Pandeli Trabzonlular bunun ne olduğunu bilirler, Dişçi Başeroğlu Manunuki Avrupa'da tahsil etmiştir komiteci değildir Vaftalioğlu Vasil, Çekiloğlu İlya, Veled Kamzam ve Kirsaoğlu Hacı Panayuti Pançu halen Belediye Meclis üyesidir ve devamlı Vali Beyefendiye ziyafetler vermektedir. MAHMUT CELAL BEY (Saruhan): Bunu Belediyeye kim seçmiştir? ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Onu arz edeceğim. RAUF BEY (Başkan Vekili): Efendim, hatibin sözünü kesmeyiniz, bana söyleyiniz. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Anastas Kiryaku, Nikolaki Mihaildi, Simonoğlu Anastas, Camcı Vasil, Eftiyadi ve Kokidi asılmıştır. Kokidi'nin damadı Kosti Kokidi gençtir ve halen Trabzon'dadır. Bendeniz Trabzon'da iken Kosti Kokididi nin Pontus Cemiyetinin hukuk müşaviri olduğunu işitmiştim. Bu adam bugün Trabzon'da hala oturmaktadır. Efendiler rica ederim, bendeniz burada, Trabzon'da tahsilli Rumların alıkonulduğunu söylemiştim. Zannediyorum ki İçişleri Vekili Beyefendi bunların orada niçin alıkonulduklarını sorması icap ederdi. Şunu da arz edeyim ki Trabzon da sokakların neden yasak edildiğini, İçişleri Vekili Beyefendi tabii oradan aldıkları malumata dayanarak, şüphesiz bu Rum tehciri ile alakadar buluyor ve bu hali de tebrik edilecek bir tedbir olmak üzere Yüce Heyetinize arz ediyordu. Efendim, belki bunların tehirci sırasında böyle tedbirler alınmıştır. Fakat bendenizin söylediğim, kendimin de orada bulunduğum zaman, maksatsız olarak yapılmış ve hatta bir kaç kişiyi yakalayıp para sızdırmak için yapılmış bir şeydir. Bunu Kumandan yapmamıştır, o da başka meseledir. Filan ve filan yerde birtakım asker kaçakları vardır diyerek onları aramak Hükümetin vazifesidir. Fakat asker kaçağını arayacağım diye koca bir memleketin bütün bir sokakları kesilemez ve ticari hayatı biran için olsun durdurulamaz. Efendiler, kendim orada iken, olmuş bir vaka ki Trabzon Mebusları da nasıl muhterem bir adam olduğunu pekala bilirler, 50
51 Trabzon ulemasından Müderris Ruşen Efendi bu yüzden camii şerife girememiştir. Şadırvanda abdest aldıktan sonra camiye sokmamışlardır. Mesele bu kadar şiddetli olmuştur. Efendiler, tabii İçişleri Vekili Beyefendinin sorduğu soru üzerine orası, mesele böyle olmuştur, şöyle olmuştur diyecek. Meselenin asıl ruhu, gensoru icap ettiren sebep kimlerse, hangi makam ise bu soruları onlara sorması ve onlardan aldığı malumatı Meclise arz etmesidir, başka bir şey değildir. Mesela bendeniz, Trabzon Tümen Kumandanı Sabit Bey in yapmış olduğu şeylerden şikayet etmiştim ve bu şahıs şimdi de orada Vali Vekili bulunuyor. Bu işler Vali Vekilinden soruluyor. İçişleri Vekili Bey ondan aldığı telgrafları, cevapları burada okuyor. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Bendeniz bu meseleleri kendilerinden sormadım. Oraya bir Tahkik Heyeti gitmiştir. O heyetin tahkikat raporuna dayanarak bunları arz ediyorum. Bu tahkikat raporu, müştekilerin ifadeleri üzerine yapılmış bir rapordur. Yoksa Vali Vekilinin sözleri üzerine yapılmış bir rapor değildir. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Efendim, ne demek istediğim anlaşılmadı. Değirmendere'deki bakkal meselesini, Beyefendi Hazretleri kime sormuşlardı? Onu da sorarım, demiştiniz, demek ki sordunuz. Eğer koyunlar meselesinin de sorulmuş olduğunu söylemiş olsaydılar. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Koyunlar meselesi tahkikat raporunda var mı, yok mu, iyice bilmiyorum. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): İşte sorulan sorular, asıl işle alakadar olanlardandır. Yalnız İçişleri Vekili Beyefendi geçen de ve bugün de ısrar ettiği bir nokta vardır ki benim zamanıma ait olmayan işleri bana yüklüyorlar, ben bunlardan dolayı katiyen mesul değilim, diyorlar. Bendeniz de geçenlerde bu nokta hakkında izahat vermiştim. Makam makamdır, şahıs katiyen bahis mevzu değildir. TUNALI HİLMİ BEY (Bolu): A! ne demek? (ne demek sesleri) ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Resmi muamele yazıldığı zaman İçişleri Vekâletine diye mi yazılır, İçişleri Vekili filan beyefendiye diye mi yazılır? İçişleri vekili filan beye diye doğrudan doğruya yazılmaz. TUNALI HİLMİ BEY (Bolu): Gensoru Vekil için verilir. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Affedersiniz öyle ise anlayamamışsınız. Bir vekil, bir vekâleti devraldığı zaman tabiidir ki bütün muameleleri de devralır ve onların içerisinde fenaları varsa onları düzeltmek vazifesidir. Binaenaleyh, o fenalıkları düzeltmezse o mesuldür. Evet İçişleri Vekili Bey, Tümen Kumandanının yaptığı fenalıklardan dolayı mesul değildir. Fakat o Kumandanın yaptığını arz ettiğim suiistimal hakkında arz ettiğim noktalar açık ise o Kumandanı halen orada Vali Vekili olarak bırakmak elbet bir kabahattir. Fakat suiistimal kendi zamanlarında olmuştur, tarih ile ispat edeceğim. Tarih olmasa bile, mademki Tümen Kumandanının yaptığı işler bir çok şikayete sebep olmuştur, o Kumandanının 51
52 bugün İçişleri Vekili Beyefendinin itimadını kazanmış bir Vali Vekili olarak çalıştırılması sebebiyle onun yaptığı işlerden İçişleri Vekili mesuldür. Silah kullanabilecek olan Rumların İç mıntıkalara sevk edilmeleri için emir verildiğini ve Trabzon büyük olduğu için mahallelerin arandığı hakkında filan da izahat verdiler. Maalesef Trabzon o kadar büyük değildir, çünkü büyük kısmı yanmıştır. Efendiler, hepiniz de bilirsiniz ki taşradaki şehirlerde Rum mahalleleri ayrıdır. Müslüman mahalleleri ile bir değildir, ayrıdır. Rum mahallelerinde arama yapılması sırasında şehrin tamamında yolları kesmeye lüzum yoktur. Bendeniz değil tehcir, nakliye vasıtaları tedarik etmek için bile yolların kesildiğini görmüşümdür. Yani halk bir koyun sürüsüdür. Trabzon dahilindeki Rumlar zaten bir yere gitmemiştir. İsimlerini okudum, en fenaları bile gitmemiştir. Binaenaleyh, zaten böyle Rumları sevk etmek için fevkalade tedbir almaya lüzum yok idi. Asıl bendenizin söylediğim, kendim orada bulunduğum için, güya saklanmış olan Yahya Kahya yı bulmak için şehrin yollarını kapatmak meselesidir. Efendim, Enfiyecioğlu 24 Nisan tarihinde İçerilere sevk edilmiştir, diye İçişleri Vekili Beyefendi cevap almışlar. Efendim, Enfiyecioğlu nun biri Amasya'da asılmıştır. Bu Enfiyecioğlu oraya henüz gelmiş olan Vali nin değil, Akçaabat Kaymakamın gösterdiği lüzum üzerine sevk edilen elli altmış kişilik bir kafileyle sevk edildiler. Bu Enfiyecioğlu Trabzon'a geliyor, kafilenin diğerleri kış olmasına rağmen sevk olunur. Enfiyecioğlu kışın şiddetine maruz kalmasın diye insani hislerle gönderilmiyor. Enfiyecioğlu kürklü bir insandır, kışın çıplak ve yalın ayak diğer halkı göndermemek lazım gelecekti. Trabzon gazeteleri yazmıştır, burada da Yenigün Gazetesi yazmıştır. Bunlara rağmen yine gönderilmemiştir. Bu Enfiyecioğlu nun ne kıymeti vardır bilmiyorum. Bendeniz bunu anlayamadım. İstanbul a giden Akrididi ye de zannederim iki veya üç ay izin verilmiştir. O vakitten beri beş altı ay oldu, gelmemiştir. Akrididi bugün Pontusçuluk için bir mağaza açmıştır. Kimin kefaletiyle gitmiştir? Efendim, onu da arz edeceğim. O zamanki Trabzon Valisi Hazım Bey in hanımı Hıristiyan dır. Tarih kadın parmağıyla dönen yolsuzlukların, bir çok hadiselerin şahididir. Bundan on sene evvel, beş sene evvel Trabzon Valisi Hazım Beyefendi henüz o kadar zaafa düşmemişti ve o kadına hâkimdi. Fakat bugün ona mahkumdur. İşte Enfiyecioğlu nu kurtaran da o kadındır. Diğer adamların gitmemesine sebep olan da yine o kadındır. Kadın kendi hesabına gayet iyi yapmıştır, çünkü onlar kendi dinindendir. Acaba Vali Bey kadın nüfuzuna kapılarak bu işi bu şekilde yapması doğru olmuş mudur? Bendenizce doğru olmamıştır. Doğru olmadığını da inşallah ispat edeceğim. Valiyi gönderen kim olursa olsun demin de arz etmiştim, bugün ondan mesul olacak o makamda İçişleri Vekilidir. Efendim, İçişleri Vekili Beyefendinin ifadelerindeki tenakuzu işaret ederek geçeceğim. İçişleri Vekili Beyefendi, Enfiyecioğlu nun Akçaabat kazasından sevk edildiği zaman kış mevsimi idi, sert hava şartları itibariyle ve insani bir his ile... ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Öyle demedim, öyle bir şey demedim. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Yani kış münasebetiyle ilkbahara bıraktım dediniz, bende öyle kaydettim. Demedinizse o başka. Fakat şunu arz ediyorum ki bu insani 52
53 histen o kafile faydalanamamıştır, yalnızca Camcıoğlu balosunda bulunan bu Enfiyecioğlu faydalanmıştır. Yani o akşam müştereken bir balo vermişlerdi. Vali Bey hanımı ile oraya gitmiştir. Vali Beyefendinin yani açık söyleyeyim, para filan aldı demiyorum, bu hatırımdan bile geçmez. Yalnız zaafından dolayı ve hanımı için bu işi yapmıştır. Şikayetler ve gazetelerde çıkan feryatlar ve buradan yaptığımız itirazlar dolayısıyla bu adamı nihayet göndermiştir. Akrididi meselesine gelince, Akredidi Trabzon'da bulunduğum bir sırada izin almıştır. Vapura binerken haber alınmıştır. İçişleri Vekâletine telgraf çekilmiştir. O vapura binerken gidişine mani olmak için Vali yi görebilecek kadar vakit bulamamıştır. Gümrükten mal kaçırır şeklinde izin alması, gitmesi falan bir anda olmuş ve vapura atlamıştır. Efendiler, hakikaten doğrudur, bize yeteri kadar yardım eden Osmanlı Bankası na bizim de bazı kolaylıklar sağlamamız icap eder. Bu siyaset meselesidir. Fakat Akrididi gibi Avrupa'da Yunanistan'da tahsil görmüş, devamlı Pontus komiteciliği ile meşgul olmuş ve hatta o kadar büyük cesaretle hareket etmiştir ki Trabzon da bir Türk mahkemesine, -Buralarda sizin bulunmaya hakkınız yoktur....demiş ve ifadesi tutanağa geçmiş bir alçaktır. Efendiler böyle bir hain İstanbul'a giderse, zannederim bize rahmet okumaz. Orada onların ne yaptıklarını görüyoruz. NURİ BEY (Bolu): İstanbul'da zaten öyle alçak çok, bir de o katılsın ne olur? ALİ ŞÜKRÜ BEY Trabzon): O halde hepsini de bırakınız, hepsi de gitsin. Akrididi geçici olarak bir mesele için, mahalli bir meselenin halli için izin istemiştir. Bu adamın ne işle meşgul olduğunu sormuştum, bu hususta aldığım telgrafları kaybettim. Gelen telgrafta filan yerde yazıhane açmıştır, arı kovanı gibi işletmektedir diye. Bunu İstanbul gazetecileri de yazmışlardır. Ona da geleceğim. Pontus a hizmet edenlerle birlikte çalışmaktadır. Bu adam bizim aleyhimizde halen propaganda etmektedir ve buna da İçişleri Vekâleti izin vermiştir. Şimdi Efendim, İçişleri Vekili Beyefendi buyurdular ki, -Hıristiyanların dışarıya gitmesi meselesi, esas itibariyle kati bir karara ait değildir, karar idari......filandır diye bir şeyler söylediler, söylediklerini tam kaydedemedim. Efendiler, şimdi Samsun mebuslarını şahit gösteriyorum. Bilhassa bırakınız alelade zamanlarda yaptıklarını, bu inkılap zamanında para olarak epeyce yardım eden Nemlizade Celal Bey e kulağını tedavi ettirmek için İstanbul a gitmesine izin vermediler. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Ben Akrididi ye de izin vermedim. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Siyaset sebebiyle dediniz. Avrupa'da tahsil gören Nemlizade Celal Bey adındaki genç bir kişi sol kulağını kaybetmiştir. Çünkü izin alamamıştır. Sağ kulağını kurtarabilmek için çeşitli ricalar neticesinde izin 53
54 alabilmiş ve şimdi İsviçre'dedir. Efendiler, Samsun'daki bu adamların gitmesi gazetelere geçmiştir ve icap ederse okuyacağım ve gazetelerde başmakaleler de bunlar üzerine yazıldı. Efendiler, propagandanın büyük bir silah olduğunu hepimiz takdir ediyoruz ve yapamadığımıza üzülüyoruz. Efendiler, propaganda iki çeşittir, lehte ve aleyhte. Aleyhte olan aksi propagandadır. Biz kendimizin iyi adam olduğumuzu ve ne kadar doğru olduğumuzu ispat etmek için ne kadar çalışırsak aleyhimizde bulunacakları o kadar mani olmaktır. Hükümetin ister kati, ister idari ve siyasi bir mahiyette bir kararı olsun. Buradan Hıristiyanların Avrupa'ya gitmemesi gayet doğru bir siyasettir ve takdir edilir. Binaenaleyh, zaten aleyhimizde bir propaganda yapıp zaten bir dereceye kadar öteden beri yapılan propagandalarla Avrupalıların, güya yeni birtakım efsaneler ve hikayelerle Avrupa kamuoyunu doldurmak doğru değildir ve Hükümetin bunları göndermemek hususunda aldığı karar gayet doğrudur, efendiler. Herkes bilir ki geçen gün bir mebus arkadaşımız söylemiştir, Samsun'da da ve diğer bazı yerlerde bazı Rum aileler vardır ki kişi başı için bin, iki bin lira para verip gitmek isteyenler vardır. Fakat Hükümet bu hususta sert şekilde davranacağını bilen memurlar, suiistimal yapıp kimseyi gönderemiyorlar. Fakat isimlerini saydığım ve adetlerini bildirdiğim zannediyorum ki on beş aile, tabii adedini Samsun mebusları daha açık söyleyeceklerdir, burada da izahat vereceklerdir, Şekuroğlu gibi aileler öteden beri o kadar can atıkları halde, memurlar cesaret edip İstanbul'a bunları gönderememişlerdir. Fakat Fethi Beyefendi Hazretleri Samsun'a gittikleri zaman o ailelere müsaade etmiş ve o aileler gitmiştir. Diyebilirim ki Pontusçulukla alakası olduğundan dolayı bu ailelere mensup yakalanan asiler idama mahkumdur, idam edilmiştir. Efendiler, hepiniz insansınız, hislerinize sorarım. Bu tarzda bir aile İstanbul'a giderse, Dünya nın neresine giderse gitsin ne yapar? Oğlunu kaybetmiş, damadını kaybetmiş, evladını kaybetmiş, eşini kaybetmiş bu aile gider de rast gelenin ayaklarına kapanır da hallerini anlatırsa... EMİN BEY (Canik): Nitekim öyle yapmışlardır. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): İstanbul gazeteleri Pontus aileleri diye yazmış ve bizim gazeteler de kısmen bunlardan almıştır. Efendiler, Pontus asilerinin takibi iki üç seneden beri devam ediyor. Mektupla haber vermek imkanı her zaman mevcuttur. Çünkü sahilimiz geniştir. Çarşamba Irmağı ağzına Alda Vapuru yanaşmış ve belki de cephane çıkarmıştır. Sonra yine aldığım bir mektupta bir arkadaşım yazmıştır. Samsun'da on beş gün evvel Balık gölü önünde, Bafra limanında on beş gün kadar açıkta bir gemi bekliyordu. Efendiler, zannediyorum ki o gemiden sahile inenler olmuştur ve bir şeyler almışlardır. Bilmiyorum, inşallah almamışlardır. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Ne zaman? ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Bombardımandan on beş gün evvel. Gidip, gelen kayıkçılar vardır, bunlar görmüşlerdir. Geceleri sahile inen adamlar varmış. Denizler elimizde değildir, ne yazık ki. Doksan bin Rum un kesilmesi iddiası, bu 54
55 Rum ailelerin İstanbul'a gittikleri tarihten sonra ortaya çıkmıştır. Eğer Times Gazetesine Pontus katliamı diye mektup yazan bir Rum olduğunu duymuş olsaydım, derdim ki bunlar mutlaka gönderilen ve daha evvelce gönderilmiş olan adamlardan birisidir. Gazete elimde yoktur. Bilmiyorum, çünkü buraya gelmiyor. Sonra İstanbul gazetelerinde görülmüştür. İstanbul gazeteleri yazmıştır ki gelen bazı Rumlar burada Pontusçuluk propaganda yapmaktadırlar. Bunu yapanlar buradan giden Rumlardır ve bu Rumların Trabzon'dan çıkmasına müsaade edenlerdir. Yalnız Vekil Beyefendi hastalık dolayısıyla, insani bir hisle diye söylediler, yani hastalık için gönderiyoruz dediler. Efendiler, bendeniz Vekil Beyefendiye söylerim ki o şekilde hasta olanlar, ihtiyar olanlar vardır, onlar da gitmek isterler. İdama mahkum edilmeyen bir çok adamlar da vardır. Abanozların anneleri 75 yaşındadır, İçişleri Vekili Fethi Beyefendi den bilhassa izin istemiştir ve vermemiştir. Telgrafı aradım, bulamadım. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Öyle bir şey yoktur. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): O halde bendeniz bir telgraf çekerim ve cevabını alır, Yüce Heyetinize arz ederim. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Kati olarak tekzip ederim. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Hatta Hafız Mehmet Bey e gelen mektupta yazıyor, vereme yakalanmış bir genç kıza müsaade edilmemiştir. Belki İçişleri Vekili Bey in malumatı yoktur. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Hayır Efendim. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Beyefendi siz söylediniz. Herkes gelip doğrudan söylemez, bir ricacı vasıtasıyla. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Hükümetten başka bir aracı kabul etmem. Kim o aracı? ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Mutasarrıftır efendim. Bu ailelerin hepsi hastalıklı mıdır, orasını bilmiyorum. Yalnız şurasını ilave etmek isterim ki efendiler, köylerde, şehirlerde bulunan halk yığın, yığın camilere doldurulup yakıldığı bir sırada masumların ırzları... edildiği bir zamanda, Vatana hıyanet edenlere benim insani hislerim mevcut değildir, efendiler. Hastalıktan geberseler bile zerre kadar üzülmem. Bizim bu tarafta Müslümanlar mahvolmaktadır. Efendiler, benim bu insani hislerim yoktur. Açık ve aleni olarak söylüyorum. Fakat İçişleri Vekili Beyefendi ihtimal daha fazla merhametlidir, yufka yüreklidir. Bendeniz de böyle bir kalp yoktur. Bu cinayetleri işleyenlere, melanete ortak olanlara, bizi imha etmek isteyenlere karşı merhamet hissi besleyemem, Efendim. YAHYA GALİP BEY (Kırşehir) Siyasi meselelere aileler karıştırılmazsa daha iyi olur. 55
56 ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): İçişleri Vekili Beyefendi, şu son zamanlarda köy yanmamıştır, dediler. Yanmıştır efendiler, binlerce Müslüman sürülmüştür, efendiler, yine şehit edilmiştir. Bugün elimde iki raporum vardı, fakat kaybettim, ne olmuştur bilmiyorum. Fakat bugün evrakım kaybolmuştur, o rapor da onların içinde idi. Bunların birisinde diyor ki efendiler... ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Hangisi ise söyleyin, takdim edeyim. O kadar telaşa lüzum yok. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Pontus teşkilâtına mensup olan Rumlara kati takip yapılsa bunların bir tanesi kalmaz. Arkadaşlarımın arzu ettiği şekilde ve halka yaptırdıkları fedakarlık şeklinde şiddetle takip yapmış olsalardı zannederim ki ilkbahar geldiğinde bugünkü vaziyet olmayacaktı. Yine o raporlara istinaden söylüyorum ki bizim gensoru önergemizi verdikten sonra yedi yüz kişi ölmüştür. Yani bu önergeyi takdim ettiğim zamandan sonraki raporlardan birisinde gördüm. Gelen raporlardan bunu hepiniz biliyorsunuz ve bunu ben açıkça söylüyorum. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Doğru değildir. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Ben öyle söylüyorum, siz de cevap verirsiniz. Bizim istediğimiz şey şu zamanın icabına göre seri ve kati icraattır. Çünkü bunda hakkımız vardır, çünkü Hükümet ne istemişse verilmiştir. Bunun için devamlı takibat lazımdır. On sene sürse bile devam edilir. Efendiler, bendeniz siyaset meselesinde her türlü ihtimalin dikkate alınması kanaatindeyim. Ilgaz Dağı Garp Cephesine yakındır. O sahadan kalkıp düşmana katılabilirler. Sonra bendeniz İçişleri Vekili Beyefendinin bilhassa Trabzon'a gittiği zaman yalnız Vali Vekili olan Tümen Kumandanı Bey'le temas etmekle yetindiğini ve halkla temas etmediğini söylemiştim. Vekil Beyefendi de temas ettim ve hatta bazı ahali tarafından da alkışlandım, dediler. Efendiler, bu gayet tabiidir. İçişleri Vekili gibi memleketin büyük bir makam adamı bir yere giderse halk akın, akın gelir. Trabzonluların esasen âdeti böyledir. Vekil Bey in söyledikleri doğrudur, gitmiştir efendim. Bendenizin bahsettiğim mesele, o halk meselesi değildir. Orada mesele vardır, onu tahkike gitmiştir. Burada bendeniz, icap eden şey nedir? Ne olduğunu söyledim. İçişleri Vekili Beyefendinin bizzat görüp geldikten sonraki icraatını görmek mecburiyetindeyiz demişlerdi. Zannederim bu işi yakından görmek üzere gitmiştir. Rica ederim memleketin en büyük reisinin bir tahkikat için bir yere gitmesi o meselenin ehemmiyetini gösterir. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): O mesele ne imiş? ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Oraya tahkikata giden bir İçişleri Vekili Beyefendi... ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Ne imiş o mesele? ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): İşte bu Trabzon meselesidir, bildiğinizi söyleyiniz. 56
57 MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Meselenin askeri mahiyetini söyleyiniz de ondan sonra izah ediniz, Efendim. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Bendeniz neticesini arz ettim. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Hepsini söylemeli, burası Millet kürsüsüdür. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Bendeniz hepsini söyledim. Eğer noksan kalmış ve izah edilecek bir şey varsa, onları da izah ederim, onları da söylerim. Yani Trabzon meselesini, Müdafaayı Hukuk meselesini askeriyenin yapmış olduğu yolsuzlukları evvelce izah ettim. Diğer meseleleri yakından tahkik yapmak üzere Samsun'dan oraya gitmişlerdir. Binaenaleyh bendenizin halk ile temas etmemiştir dediğim bu mesele ile alakası bulunanlarla temas ve tahkikat icra etmek meselesidir. Binaenaleyh, bunları yalnız Tümen Kumandanının kendisiyle görüştüğü şahıslarla görüşmüştür. Ben bilmiyorum ne olduğunu memleket uyumaz. Böyle şahıslar memlekete geldiğinde memleket bilir. Yani memleket uyumaz, iftihar etmelisiniz, gaflet içinde değildir. İçişleri Vekili Beyefendi Trabzon da ahalinin bir kısmını dinlememiştir ve hiç görüşmemiştir. Evet Hacı Efendi gidip görüşmüştür. Bu sırf memlekete gelen büyük muhterem bir memuru nezaket icabı hoş geldiniz demek için gitmesinden ibarettir. Vazifemiz hoş geldiniz diye gelmektir. Onun için zannediyorum ki memleketi iyi tanıyan bir adam bir yere gittiği vakit, yani vilayetin merkezine gitmiştir, vilayetin yalnız merkezini değil bilhassa vilayetin her tarafına gitmelidir. Maalesef görüşmesi lazım gelirdi, görüşmemiştir. Yani bendenizin söylemiş olduğum temas bu idi. Yoksa kendilerinin buyurdukları gibi bakkala, çakkala gidip de görüşmesi değildir. Ben bunu kastetmedim. Trabzon ahalisini tamamını temsil eden Vilayet Meclisi üyeleriyle görüşmemiştir. Sonra efendiler, üzüldüğüm bir cihet vardır ki Trabzon'u tanıyanlar Trabzon halkının ne kadar misafirperver olduğunu bilirler. İçişleri Vekili Beyefendiye verilecek ziyafetin bin misli büyüklüğünde bir ziyafeti burada bulunan vatandaşlar masrafını karşılayabilirler. Vekil Beyefendi yapılacak masrafın nereden verileceğini nereden biliyordu ki verilmeyen bir ziyafetin masrafının nereden verileceğini düşünmüş ve o ziyafete gitmemiş. Belki Ahmet Efendi kendi kesesinden o ziyafeti veriyordu. Trabzon'da verilen ziyafetler için Müdafaayı Hukuk binasından elverişli bina yoktur. Hükümetten gelirler, Tümenden gelirler ve orada ziyafet verirler. Efendim, müsaade buyurun, gelen misafirin şekline ve mahiyetine göre Müdafaayı Hukuktan da verilirdi, Tümenden de verilirdi, şahsen de verilirdi. Müsaade buyurun, rica ederim bunu adi ve şahsi bir mesele saydınız. Ben buna mühim olarak bakıyorum, en mühim bir mesele sayıyorum. Çünkü bu kürsüden, halk efendidir, denilmiştir. Efendiler, bu teşkilatın esasını kuran Erzurum ve Sivas kongrelerinde uzun müddet çalışarak namusu ile takdir edilmiş ve Kongre tarafından Müdafaayı Hukuk Cemiyetine üye seçilmiş ve memlekette on beş sene Belediye Reisliği yapmış bu kadar muhterem bir şahsın, Hacı Ahmet Efendi nin davetine icabet etmemiştir. Efendiler, bendeniz Halk Hükümetinin İçişleri Vekili olduğunu hatırlatmak isterim. Binaenaleyh, mesele görüşmek 57
58 meselesidir, ziyafet ve yemek meselesi değildir. Binaenaleyh Vekil Beyefendinin kendileriyle görüşmediklerinden dolayı halk buruk olmuştur. Binaenaleyh, kürsüde söylenilen ve hepimizce tasdik edilen kaidelere uymadığı için söylüyorum. Yanlış gördümse kabahat bana aittir. RAUF BEY (Başkan Vekili): Efendim, söz Rıfat Bey indir. RİFAT BEY (Tokat): Efendim, bu Samsun. Amasya, Tokat sancaklarında yayılmış olan Rum eşkıyalarının biraz tarihçesini anlatayım da Yüce Meclis bu meseleyi anlasın. Dünya Harbinin ilk senesi sonunda, malum ya o zamanlarda Rumlar da askere alınmışlardı. Bu askere alınanlar Rumların tamamı firar ettiler ve geri geldiler. Karadeniz sahillerinin Ruslar tarafından işgali üzerine Çar Hükümeti bunlara silah dağıttı. Bu firariler ta Samsun ile Çarşamba arasından Yeşilırmak a ve Tokat a kadar bütün arazi ormanlık bir dağlıktır. Bu mıntıkada yetmiş, seksen bin nüfusa sahip Rum köyleri vardır. Bunlar tamamıyla silahlanmışlardır, bomba bile vardı. Bunlar hırsızlık yapıyorlardı. O zaman Müslüman köylerinde de asker kaçakları vardı. Bazı asker kaçakları bunlara karşı köylerini koruyorlardı. Ara sıra çatışma da oluyordu ve birbirlerini öldürüyorlardı. Sonra efendim, Mondros Ateşkesi oldu. Bundan sonra bu Rumlara karşı gayet ihmalkar bir siyaset takip edildi. Rumlara ilişilmeyecek, denildi. Rumlara ilişilirse Hükümet zarar görecek, denildi. Rumların yaptığı cinayetleri Hükümet bu sebeple görmemezlikten geldi. Bunlar Hükümetin bu zaafından faydalandılar. Ötede beride, artık Dünyada bir insan nasıl öldürülürse, kazıklamak, ağaca bacağından asmak, yakmak, türlü, türlü işkencelerle kıyıda, bucakta öldürdüler. Ne bir savcı gidebilir, ne bir jandarma gidebilirdi. Orada ölenler toprak yüzü görmemişlerdir, toprağın üzerinde çürümüşlerdir. Hele Yeşilırmak a atılan Müslümanların sayısını Allah bilir. Yani bu zulüm o kadar çoktur ki Hükümet bilmiyor, Efendim. Bendenizi Rum meselesiyle alakadar olmak üzere Erbaa Kaymakamlığına gönderdiler. Mutasarrıf ile Jandarma Kumandanı oturuyorlardı. Dediler ki, -Rumların yaptığı cinayetleri biraz görmeyiver, -Niçin, -Öyle siyasetimiz var,...dediler. Rumların yaptığı hırsızlıktan, cinayetten dolayı bir çok Müslüman'a iftira edilmiş ve bu Müslümanlar Rumların yerine hapsolmuşlardır. Ferit Paşa Hükümeti zamanında böyle bir şeydi. Müslüman ahali daha önceleri Boyalarcık Dağı ndan odun keserlerdi, hayvanlarını otlatırlardı. Beş senedir oradan ne bir hayvan otlatılabildi, ne bir odun kesilebildi. 23 Mayıs tarihli aldığım mektupta yine bir kaç köyü soymuşlar, kadınları kesmişler. Sonra Serpin köyü var bu dağlar içinde yüz elli hanelik bir köy. Bunlar askerden kaçırdıkları Rum delikanlılarla bu köyü beş saattir zapt etmişler, Köyün etrafına siper kazmışlar. Geçen gün geldiler, Köyün beş yüz hayvanını aldılar, götürdüler. İşte bu şekilde bütün köylerde, ne kadar köy varsa, bu Dağdan mahrum kaldılar, istifade edemediler. Niksar'a giden bir yol 58
59 vardır. İçişleri Vekili Beyefendi sorsun, bu yolun üzerinden beş senedir insan geçmemiştir, ot bitmemiştir, devletin postası üzerinden geçmemiştir. Yani bu yol halen bugün açılmamıştır. Rum meselesi bitmemiştir, efendiler. Fethi Bey buyuruyorlar ki iki köy kalmıştır. Daha Tokat'ın bir deresinde yedi yüz ölü var. Üç sancakta sekiz yüz silahlı Rum eşkıya kaldı, diyor. Yalnız Tokat'ta yedi yüz ölü, yüz elli yaralı var. Bir köyden sekiz yüz elli asi adam tutulursa, bunu siz hesap ediniz. Bunu arz etmekten maksadım, Yüce Heyet meselenin ehemmiyetini anlasın diyedir. Efendiler biliyorsunuz ki Ateşkesi takip eden zamanlarda Hükümet gayet zayıftı. Biz şimdi zannediyoruz ki artık bu Rumların takip edileceği zamanlar gelmiştir, Ordumuz hamdolsun kuvvetlenmiştir. İçişleri Vekili Beyefendi ile Genel Kurmay Reisini buraya çağırdık, kendilerine mesele budur, halkın artık çekecek hali kalmamıştır, dedik. Emniyet yok, asayiş yok, köyden köye kimsenin gitmesinin imkanı yok, bu ne olacak dedik. Sonra Fethi Beyefendi kendileri buyurdular, bizzat gidip kendim bu harekâtın başında bulunacağım, dedi. Dedik ki bunların herhalde Marttan evvel işlerinin bitmesi lazımdır. Marttan sonraya kalırsa her taraf ormanlıktır, onun için her halde Marttan evvel bitsin dedik. Hay, hay buyurdular. Eğer böyle dememiş olsaydılar biz başka bir tedbir düşünürdük, veya yağmur duasına gider gibi bir dağın başına çekilir dua ederdik, başımızdan şu Rum eşkıyasını kaldır Allahım, diye. (gülüşmeler) Ne diyelim, güvendiğimiz bir Hükümet var, o da bakmazsa bizim işimiz duaya kalır. Sonra Fethi Beyefendi, Merkez Ordusu meselesi var, o engel oluyordu, dediler. Halbuki Merkez Ordusu lağvedildi ve eşkıya takibi mutasarrıflıklara verildi. Bundan sonra ona göre hareket edin denildi. Şimdi diyor ki bu Merkez Ordusu meselesi engel oldu, bunu hallettim ve şu kadar uğraştım ve bu işi üzerime aldım, diyor. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Başka şey söyledim Efendim, anlayamamışsınız. RİFAT BEY (Devamla): Dağa çıkan Rumlarda iki kısım aile vardır. Birisi, o Rumların içerisinde silahlı olanların aileleri, diğer aileler de silahlı kocası, kardeşi bulunmayan aileler. Silahlı Rumlar, diğer aileler gitsin, dediler. Çünkü onlar hem ayak bağı oluyorlar ve hem de yiyeceklerine ortak oluyorlardı. İşte o aileler dağdan indiler ve bize sığındılar. Teslim olmasalardı açlıktan öleceklerdi. Silahlı Rumlar onları atınca, ayakları serbest kalınca, kimisi ormana, kimisi şu, bu dağa dağıldılar. Takibat da Samsun'dan başladı. Fakat burada verilen kararda harekâtın her yerde birden başlaması idi. Samsun'da daha önce başlamıştır. Tokat a iki yüz askeri olan bir tabur geldi. Tokat Mutasarrıfı Fethi Bey e yazdı, bu tabur gitmesin, burada kalsın dedi. bu tabur on dört gün orada kaldı. Harekât her yerde birden başlayacaktı. Birden başlamadığı için bu takibatta hata oldu ve Rumların da o ayak bağı olanları teslim oldular. Bütün eşkıya serbest kaldı. Serbest kalınca fazla bir kin ile bize musallat olmaya başladılar. Eğer onlar teslim olmamış olsalardı, ihtimal ki on beş, yirmi gün sonra açlıktan silahlı olanlar da teslim olacaklardı. Ben Tokat'taydım, Rum aileleri teslim almayacaktık. Ekmek yedirmeden başka bir şeye yaramazdı çünkü. Daha Rumların ne yapacağını ileride göreceksiniz. Bugün o Rumlara yakın olan bütün köylüler kaçıyorlar. İçişleri 59
60 Vekili Fethi Bey, bu harekâtın başında bizzat bulunacaklarını vaat ettikleri halde niçin bulunmamışlardır? Eğer vaat etmeselerdi yağmur duasına çıkardık. Askeri harekât mıntıkanın her noktasından birden başlayacaktı, neden aynı anda başlamadı? Askerin miktarı da ona göre tespit edilecekti, niçin ona göre hareket edilmedi? Bu bir kaç gün içerisinde Sabri Deresinde yedi yüz kadar Rum'un öldürüldüğünü söylediler, silahlı mı idi yoksa silahsız mı idi? Bunlardan silah elde edilmiş midir? (gürültüler, ayak patırtıları) İneyim mi aşağı? (devam sesleri) Benim için iş kolay. Duadan başka ne yapalım. Hükümet dinlemez, Meclis de dinlemezse başka kim dinleyecektir Efendim. Mustafa Bey, benim dediğimde Hükümetin resmi raporlarına inanmayınız diye hem doğru insanlardan sana yazdılar, götür de göster diyen sen değil misin? Tokat Mutasarrıfı telgraf haberleşmesi neticesinde defalarca istifa etmiş, istifasında ısrar etmiş ve kabul edilmiştir. MUSTAFA VASFİ BEY (Tokat): Şimdi ben de söz isterim, sırası geldi. RİFAT BEY (Devamla): Mutasarrıfın istifasının sebebi nedir? Bunları soruyorum. Başka söyleyeceğim bir şey yoktur. SÜLEYMAN BEY (Canik): Efendiler, bendeniz Samsun'un Mebusuyum. Buradan Fethi Beyefendi ile beraber gittim. Biraz önce Samsun da kendisine yaptığım müracaatımın ne olduğunu söylemesini rica ettim, fakat söylemediler. Bendeniz söyleyeceğim. Bendeniz Fethi Bey in şimdiye kadar sağlam bir İçişleri Vekili olduğunu zannederdim. Şimdi efendim, buradan Samsun'a vardıktan bir kaç gün sonra Rumlar bendenize geliyorlar. -Aman İstanbul a gitmek için bize müsaade alınız. -Ben böyle işe karışmam,...dedim. Tekrar geldiler, birisi ihtiyardı. İstanbul'dan bir sene misafir olarak evvel gelmişler, sonra yollar kapanmış, bunlar orada kalmışlar. Yine bir gün geldiler, ağladılar. Aldık biz bunların isimlerini, Vekil Beye müracaat ettik, -Bunlar gelmişler, ağlıyorlar, müsaade istiyorlar. -Süleyman Bey, böyle diyenler çok oluyor, çok doğrudur,...dedi. Fakat işitiyorum ki bir günde on kişi gönderilmiştir. Orada bendenizi hep tanıyorlar, Ermeniler tanıdığı gibi Rumlar da beni tanıyorlar. Her gün müracaat oluyor. Hatta Helvacıoğlu Vasilaki isminde ihtiyar bir adam ağlayarak gelmiştir, -Benim oğlum Venizelos'un oğlu değil, torunu değil, Lloyd George'un yeğeni değil. Bunun ne kabahati vardır? Buraya bir çok kimseler geldi bu, niçin gelmiyor, -demiştir. Ona yine ret cevabı vermiş, buna izin verdirmemiştim. Sonra buraya geleceğimiz gün canım sıkıldı. Çünkü Pontusçuluk yapan Yelkenci Yani filan, bunlar izin alıp gitmişler. Buraya geleceğim gün, Fethi Bey e dedim ki, 60
61 -Bendeniz bu memleketliyim. Sizin yüzünüze ufacık bir leke gelmesini istemem. Eğer ufak bir şüpheniz varsa hakkımda tetkikat yapınız. ben ne beyden, ne paşadan şahsıma hiç bir şey beklemek ümidiyle bu Meclise gelemedim Hiç bir siyasi fırkaya bağlı değilim. Meclise hepimizin toplanmaktaki gayemiz milli gaye içindir. Beni bir yere mutasarrıf yapınız dersem beni kovunuz. Pontusçu ailelerden hasta olanlara merhamet ve şefkatten dolayı müsaade edilir mi, buna müsaade edildikten sonra memnuniyetin manası nedir?...dedim. Buna sinirlendiler. Memleketimizde çocukların gözleri oyuldu, hayvan gibi boğazlandı, yüz kişi hükümet önüne getirilip fotoğrafları çıkarıldı. Sonra Pontusçu ailelerden birisine müsaade ederlerse, bu kadarcık bir soruyu sormaya hakkım yok mu idi? Rica ederim, fakat yine kendilerine hak veriyorum. Kendilerine söyleyeceklerim bundan ibarettir. RAUF BEY (Başkan Vekili): Buyurun, Muhittin Baha Bey. MUHİTTİN BAHA BEY (Bursa): Trabzon Müdafaayı Hukuk meselesi aleni celsede tekrar müzakere edileceği için, ona dair söz hakkımı muhafaza ediyorum. Evvelki günden devam eden gensoru meselesinde başlıca dikkatimi çeken üç nokta var. Biri Trabzon Müdafaayı Hukuk Heyetinin haklarına taarruz edilmesi meselesi. Bu, aleni celsede müzakere edilecek. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Reis Bey, onun müzakeresi kâfi görüldü. MUHİTTİN BAHA BEY (Bursa): Diğeri Pontus meselesi. Fethi Beyefendi Samsun'a gittikleri zaman hasta olan bazı Rum kadınlarının İstanbul'a gitmesine müsaade ettiklerini söylediler. Bunların İstanbul'a gitmesiyle İstanbul'da Pontus meselesi ortaya mı çıkmıştır? Bu kadınların İstanbul'a gitmesi Memleket için felaket mi olmuştur. Eğer hakikaten böyle ise, ben de Fethi Beyefendiye gensoru önergesi verenlerle, onun hakkında iyi, kötü söz söyleyenlerle beraberim. Hiç de böyle değildir, Pontus meselesi çok önce çıkmıştır ve Avrupa, Amerika her yer bu işle alakadardır. Binaenaleyh, bu kadınların İstanbul'a gitmesi başlı başına bir suç değildir. Bu, olsa, olsa bir icraat hatasıdır. Ben öyle düşünüyorum. Eşkıya meselesine gelince, Fethi Bey in burada okuduğu liste aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. Bu liste lazım geldiği gibi dinlenmemiştir. Buna ilave edecek bir şey bulamıyorum. Efendiler, Fethi Bey i ben Mecliste bir veya iki defa görmüş ve konuşmuş bir adamım. Fakat Fethi Beyefendinin şahsiyetlini çoktan beri tanıdığım için bir vicdani vazife olarak söyleyeceğim. Fethi Bey, Memlekete fenalığı dokunacak bir şey yapmaz. Efendiler, herhangi bir hatadan dolayı şu veya bu adamı batırmak ve öldürmek istiyorsak, bunu icap edecek harekâtı yapmayı uygun görüyorsak, yarın bu Memlekette iş görecek adam kalmayacaktır. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Asıl o zaman iş göreceğiz. MUHİTTİN BAHA BEY (Devamla): Şahıslara ayrı, ayrı hepimizin hürmet etmesi lazımdır. 61
62 ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Memlekete hürmetsizlik değil, bu. MUHİTTİN BAHA BEY (Devamla): Demek istiyorum ki gensoru niçin verilmiştir? Bir hata vardır. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Bilmeyerek yapılmıştır. MUSTAFA BEY (Tokat): Dinleyiniz yahu! MUHİTTİN BAHA BEY (Devamla): Sert ifadeler kullanmak, sonra Trabzon'dan gelen her hangi bir telgrafın sandalye kavgası şeklinde burada okunması, belki yanlış anlamalara sebep olmuştur. Bendenizce Fethi Bey in yaptığı bir icraat hatasıdır ve bundan dolayı memlekete zarar da gelmiş değildir. Bu zararlar zaten vardı, eşkıya meselesi, Pontus meselesi zaten biliniyordu ve İçişleri Vekâleti bunu takip ediyordu. Memleketin bugünkü şartlarına göre ancak bu kadar yapılabilirdi. Bundan fazla bir şey yapılamazdı. Bu jandarma ile, bu kuvvet ile bu kadar yapılırdı. Binaenaleyh, bu yapılanların haricinde şey istemek hiç olmazsa adalete uygun değildir. Ben kendi hesabıma İçişleri Vekili Fethi Bey e verilen gensorunun reddedilmesi taraftarıyım. HALİL İBRAHİM BEY (Antalya): Efendim, bendenizin söyleyeceğim sözler de aleni celseye aittir. Fakat Muhittin Baha Bey in kanaatine katılamıyorum. Şunu arz etmek isterim ki herhangi bir Vekile itimat etmekle beraber yine itimadımız yok olabilir. Ama ona karşı hürmetimiz baki kalmalıdır. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Ağır bir sözüm varsa ben şimdiden geri alıyorum. İSMAİL ŞÜKRÜ EFENDİ (Karahisar): İçişleri Vekili Beyefendiye öteden beri olan hürmetim, şu bir iki günkü beyanatları karşısında bir kat daha artmıştır. Kendisinin güçlü bir adam olduğuna dair olan kanaatim de kaybolmamıştır. Yalnız bir iki noktayı işaret etmek isterim. Bendeniz anladım ki şu zaman için Büyük Millet Meclisinin, İçişleri Vekâletinden yerine getirmesini istediği vazifeler için maalesef Ali Fethi Bey in gücü yetmez. HACI ŞÜKRÜ BEY (Diyarbakır): Bu Vekil kim olabilir Hoca Efendi? İSMAİL ŞÜKRÜ EFENDİ (Devamla): Müsaade buyurun, bir mebus olmam sebebiyle Vekil Bey in tabiidir ki bilmeyerek yapmış olduğu hataları söylemek bendenize büyük bir borçtur ve vazifedir. Önerge sahipleri adına Ali Şükrü Bey de İçişleri Vekili Ali Fethi Bey de kendi kanaatlerini Meclise haklı göstermekte büyük bir maharet gösterdiler. Bu vaziyette bunların arasında hakem vazifesi yapmak bize düştü. Yalnız bu vesile ile bu mühim mesele hakkında bir iki soru sormak isterim. Enfiyecioğlu evvela tehcirden muaf tutulmuş ve sonra tehcir edilmiş. Acaba bunun sebebi ne idi? Bu Hükümetin hatası mıdır, yoksa Trabzon Valiliğinin hatası mıdır? Her iki vaziyette de Vekil Bey in mesul olması lazım gelir. Yalnız bu mesuliyetin derecesi, vekillik makamından ayrılmasını gerektirir mi gerektirmez mi? İkincisi efendim, Osmanlı Bankasının Hukuk Müşaviri olan o komiteci Rum a 62
63 İstanbul a gitmesi için müsaade edilmiş, ona müsaade edilirken düşünülmesi icap ederdi. Vekil Bey bu kusurun kendisinde olmadığını beyan ederken bir şey söylememişti. Ben bu vazifeyi Vali Hamit Bey e havale ettim dediler. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Kusur varsa bendedir. Hamit Bey e yüklemek için söylemedim. İSMAİL ŞÜKRÜ EFENDİ (Devamla): Şunu arz etmek isterim ki maiyetindeki memurların hata yapmış olması, kendisini temize çıkarmaz. Yoksa filan yerde filan şey olmuş, alelade olan şeylerdir, demesi bendenizce uygun değildir. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Yalnız Müdafaayı Hukuk için olursa mesul değilim, çünkü geçen siz öyle buyurdunuz. İSMAİL ŞÜKRÜ EFENDİ (Devamla): Geçen gün ben Müdafaayı Hukuk tarafını müdafaa etmedim, yani taraf tutmadım. Onlar kontrol edilsin, yalnız onların haysiyetlerini rencide edecek şekilde kontrol edilmemesi taraftarıyım, dedim. Çünkü onların Vatana yaptıkları hizmetleri düşündüm. Yoksa Müdafaayı Hukuk cemiyetleri ne yaparsa yapsın demek istemedim. Bendeniz o meselede Fethi Beyefendiye iştirak ederim ve hiç bir kimse kendisini kanuni mesuliyetten kurtaramaz. Yalnız bu meselede kendisinde bir hatası olmakla beraber, bendenizin kanaatime göre, kendisinin hatası o kadar fazla değildir. Asıl hatayı bendeniz, isyan mıntıkası içindeki birtakım Rum kadınlarının hastalık sebebiyle İstanbul a gitmelerine izin vermiştir. İnsaniyetin de bir derecesi vardır. Bu hareket siyasi bir zarar vermemiş olsa da ihtimal dahilinde olduğu için büyük bir hatadır. Deniliyor ki böyle her icraat tenkit edilecek olursa, Mecliste bu işleri yapacak adam bulunamaz. Eğer her vekâletin hatasına görmemezlikten gelirsek de Memleket harap olur, Memleket çöküşe gider. Bugün hatalar bu kürsüden söylenmelidir. MUHİTTİN BAHA BEY (Bursa): İcraat hatası dedim. İSMAİL ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Hiç kimse Fethi Bey bilerek bunu böyle yapmıştır, demiyor. Ben de diyorum ki içtihat hatası olarak bunu böyle yapmıştır. Kendileri insani muamele, dedi. Burada bir tezat yaptı ve dedi ki bu kadınların böyle namuslu olduklarına kanaat getirilmiş, müsaade edilmiştir. Bunu derken iyi düşünmeliydi. On sekiz senelik bir faaliyete sahip Pontus eşkıyaları var. Anadolu'da şimdiye kadar böyle bir eşkıya teşkilatı doğmamıştır. Böyle on sekiz senelik bu isyana, kadınların, çocukların da karışmadıklarını kim söyleyebilir? Orada Vali bulunan bir memurun bunu düşünmesi ve anlaması lazımdır. Biz ne zamanda yaşıyoruz? Bu zamanda daima tedbirli ve dikkatli olmalıyız. Bu zamanda her adama istediği yere seyahat etmesine, mektupların sansürsüz gönderilmesine Hükümet müsaade edecek olursa bu memleketi harap olur. (hayır sesleri, gürültüler) Gürültü yapabilirsiniz arkadaşlar. Benim düşüncelerim sizlere ters gelebilir. Gerçi bir mebusun mektubu sansür olamaz. BİR MEBUS BEY: Fakat bir Pontusçunun olur. 63
64 İSMAİL ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Evet bir Pontusçunun ve daha bilmem hüviyeti meçhul adamların mektupları sansür ediliyor diye Hükümeti tenkit etmek doğru olamaz. Arkadaşlar, bu yarım adalet değildir. (bravo sesleri) Burada muhterem Fethi Beyefendi dedilerdi ki asiler bir köyü bastıkları vakit yağma için silah atıyorlar, kadınları da evleri soyuyorlar. Demek ki benim bu kanaatimi kendisi ispat etmiş oluyor. O halde bunlara karşı kararlı olsalardı, kendi ağızları ile itiraf etmiş oldular. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Hayır, hayır. O Aziz Çavuş... İSMAİL ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Pontusçulara yapılan insani muamele, Aziz Çavuş a da yapılmalıydı. Burada diyor ki İçişleri Vekili, Aziz Çavuş u askeriye hapsetti, ben mesul değilim. (alkışlar) Hayır, İçişleri Vekili mesuldür. Hükümet Pontus meselesinden biran evvel kurutmak mecburiyetindedir. Sadece mesuliyet İçişleri Vekilinin değil, ona istediği kuvvetleri vermeyen diğer vekâletlerin de mesuliyeti vardır. Şimdi burada bir şey daha arz edeceğim. Buyuruyorlar ki Merkez Ordusu zamanında şu kadar bin hane yanmıştır. Fakat ben idareyi aldığım zamanda beş yüz küsur hane yanmıştır, diyor. Rica ederim, fark zamanlarla ölçülecek olsaydı, Anadolu'da bir tek köy kalmazdı. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Zaten kalmadı. İSMAİL ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Elbette o asiler kendi bulundukları mıntıkaların civarını yakacaklar da, sonra uzak yerleri yakmayacaklar mı? Eğer bunu kendisinin başarılarına bir delil şeklinde gösteriyorsa bu, hatadır. Meclis bunu kabul etmez ve yutmaz. İşte insani muamele, binlerle haneleri söndüren Pontusçulara ve mensuplarına yapıldı. İnsani muameleyi asıl Müslüman ahaliye tatbik etmek lazım idi, niçin yapılmadı? Çünkü birtakım Müslümanların rencide edildiği söyleniyor. İçişleri Vekili, azınlıkları her birinin fikrini bilen bir adam olması lazım gelir. Maalesef iyi niyetine, iyi idaresine rağmen, Fethi Beyefendinin azınlıkların vaziyetlerini bilmediğini bu mesele göstermiştir. TUNALI HİLMİ BEY (Bolu): Görünen köy kılavuz istemez, Hocam. İSMAİL ŞÜKRÜ EFENDİ (Devamla): Sonra efendiler, bendeniz nasıl görmek isterim, İçişleri Vekili Anadolu dan dışarıya bir kuş uçurtmasın, hiç bir haber dışarıya çıkartılmasın. Maalesef böyle olmuyor, efendiler. ALİ BEY (Karahisar): Mümkün mü? İSMAİL ŞÜKRÜ EFENDİ (Devamla): Gazetecilerin cepheye gitmelerine izin veriliyor. Onlar da casusluk yapıyorlar. Bendeniz cepheyi çok kıskanırım. İstanbul' dan bir gazeteci geliyor, cephe gezdiriliyor efendiler, ben buna razı değilim. Gizli celsede bu kadar söyleyeceğim. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): O gazeteciye ben dedim cepheye gideceğiz, diye. Bunda İçişleri Vekiline ait bir şey yoktur. 64
65 İSMAİL ŞÜKRÜ EFENDİ (Devamla): Yalnız burada Öğüt Gazetesinde çalışan bir gazeteciye müsaade ediliyor, gidiyor İngilizlere casusluk ediyor. Bendenizce Anadolu'ya giren bir daha dışarıya çıkmamalıdır. İstanbul'a gidip gelmek en namuslu tüccarlara bırakılmalıdır. Çünkü iktisadi vaziyetimiz için lazımdır. Hatta bunların da şeytanlıktan, fesatlıktan uzak bulunanlarına müsaade etmelidir. Bendenizin kanaatime göre İçişleri Vekili Meclisin itimadını kaybetmiştir. (gürültüler) HASAN FEHMİ BEY (Maliye Vekili): Osmanlı Bankasının memurlarına lazım gelen yardım ve kolaylıkların sağlanması için Maliyeden devamlı yazı yazıldığını Fethi Beyefendi buyurdular, hakikaten doğrudur. Malumunuz Osmanlı Bankası Devletin resmi bir bankasıdır ve hatta Hazinesidir. Ondan başka da bugün imtiyazlı devlet bankası adıyla başka bir müessesemiz yoktur. Malumunuz Memleketimizde para havaleleri yapılacak, Osmanlı Bankasından başka bir müessesemiz yoktur. Trabzon'da, Erzurum'da bulunan bir parayı lüzumu anında Ankara'ya veya Garp Cephesine nakledebilmek için, postalarımıza kalırsa bir buçuk ayda havale etmenin imkanı yoktur. Halbuki mali vaziyetimizi biliyorsunuz ki her yerde mevcut olan paramızdan yirmi dört saat evvel istifade etmek mecburiyetindeyiz. Bunun için Anadolu dahilinde bulunan banka şube müdürlerinin cesaretiyle havale ve avans muamelelerinde yardımlarda bulunuyorlar. Tüccarlarımıza yaptıkları yardımlar da başkadır. Onun için Osmanlı Bankası şubelerinde çalışan, Vatana hıyanet faaliyeti olmayan ve siyasetle meşgul olduklarına dair elimizde bir şüphe bulunmayan memurları hakkında lazım gelen kolaylıkların sağlanması için diğer vekaletlere yazılar yazılmıştır. Hatta bu ricamı bugün de tekrar ederim. Banka müdürleri, müdür yardımcıları, veznedarları, muhasebecileri Dünya Harbinden bugüne kadar askerlikten tecil edilmişlerdir. Müsaadenizle bir iki noktaya daha temas edeyim. Trabzon'da kalan Rumlardan Panço nun Rus işgali zamanında Müslümanlara nasıl yardımcı olduğunu Trabzonlular çok iyi bilirler. Panço orada belediye meclis üyesi seçilmiştir. Fakat Rumlar ayaklandıkları vakit Panço da yerin dibine girmiş olmalıdır. Panço, bu meselelerle alakadar olacak bir şahsiyet değildir. Belki bütün Müslümanların Rus istilası zamanında emniyet ve itimadını kazanmıştır. Rus istilası zamanında Rumları teşvik edenlerle, Pontusçuluğu musallat edenlerle açıktan açığa mücadele etmiş bir şahsiyet idi. Trabzon'a gittiğim zaman gördüm ki bütün Müslümanlar Panço'nun hizmetlerini takdir ediyorlardı. Trabzon dan İstanbul'a Hükümetin izni ile gidenlerin sayısı, firar ederek gidenlerin binde ikisi kadardır. Karadeniz de düşman donanması bulunduğu müddetçe yalnız Rumların İstanbul'a firarı değil, gümrükten çok şeyler kaybediyoruz. Müsaadenizle bir parça da Pontus meselesine temas edeceğim. Mondros Ateşkesinden sonra her tarafta, bilhassa Karadeniz sahilinde Rumların yoğun olduğu mahallerde, Trabzon, Samsun ve kısmen Giresun da siyasi bir teşkilatın silahlanarak dağlara, kırlara çıktığını hepimizin biliyoruz. Bu Pontus çetelerini temizlemek için Yüce Mecliste çok konuştuk. Ama o zamanlar onların üstüne gönderecek kafi miktarda kuvvet 65
66 bulamadık. Nihayet münasip bir zamana tehir edelim kararını biz verdik. Hatta Hasan Basri Beyefendi, Balıkesir'den Bursa'dan aldıkları mektupların tesiri altında bir gün bu kürsüde o kadar üzülmüşlerdi ki Rumluk adı altında ne varsa imha edelim, demişti. HASAN BASRİ BEY (Karesi): Şimdi de aynı kanaatteyim. HASAN FEHMİ BEY (Devamla): Ben zannediyorum ki Meclisimizde Rum dostluğunu, hatırından ve hayalinden geçiren bir arkadaşımız olduğunu düşünemem. Ermeni tehciri yapıldığı vakitte Memleketin dört tarafı muazzam ordularla çevrilmiş ve tehcirin ne demek olduğunu Ermeniler bilmediğinden, birden tatbik edilmişti. Pontus meselesini halletmek için Hükümetimiz karar verdiği vakit iki sene evvelinden Rumlar silahlanmış, dağlara, kırlara yayılmışlardı. Biz müdafaa vaziyetinde idik. Yani diğer tehcirler gibi ani ve birden yapılacak bir vaziyette değildik. BİR MEBUS BEY: İyi idare etseydik olurdu. HASAN FEHMİ BEY (Devamla): Fethi Beyefendi Samsun'a giderken o havali mebuslarından olduğum için kendilerinden rica ettim. -Burada bu iş için silah altına davet edilen yeni askerlerin bu işe kâfi gelip, gelmeyeceğine ben şahsen şüpheliyim, icap ederse Şark Cephesinden kuvvet nakledilmesi için Genel Kurmaydan talepte bulunalım,...dedim. İçişleri Vekili Fethi Bey buna teşebbüs ettiler. Zaman ve hadiseler benim bu fikrimin icrasına elvermedi. Yani Pontus meselesini daha ani ve seri olarak halledebilmek için bir çare bulunamadı. Genel Kurmay bu fikrimi uygun bulmadı ve bulamazdı da. Bendenizce Pontus meselesinin bugüne kadar neden halledilemediğini değil, bugün çaresi nedir, bunu düşünür lazım gelen kati kararı verirsek daha hayırlı bir iş yapmış oluruz. Bu mesele, Dünya Harbinde bir tümenimizi o mıntıkada zapt etti ve zaman oldu ki bir alayımız bir yerden bir yere gidemeyecek bir hale geldi. Ateşkesten sonra da Pontus asileri o mıntıkaya adeta hâkim olacak bir vaziyete geldiler. Bunun için, bu işi esasından halletmek için çare nedir ve ne lazımdır, para hususunda ve asker hususunda ne yapmalıdır, ne gibi tedbirlere ihtiyaç vardır, bunlara karar verirsek, bu meseleyi kökünden halletmiş oluruz. Son zamandaki vaziyet, altı ay evveline göre her halde yüzde seksen azalmıştır. Fakat neden yüzde yirmisi kalsın? Bunu tamamen halletmek için her ne lazımsa düşünmemiz lazımdır. (bravo sesleri) Bendenizce lazım olan tedbirlerin ne olduğunu bir tarafa bırakıp da bir şey yapıldı, yapılmadı gibi müzakereler faydasızdır. Tenkit hakkımızdır, fakat fazlası Memleket için faydalı bir netice vermez. Gensoru önergesinde en dikkat çekici noktalardan birisi, Pontus meselesinin biran evvel tamamlanamadığı, bir diğeri de İstanbul'a bazı Rumların nasıl gittiklerine dairdir. Bendeniz de diyorum ki kaçarak, firar ederek, denize giren ve yüzerek yabancı vapurlarına binen ve bu şekilde İstanbul'a kaçan, oradan vekaletname gönderip Samsun'daki beş yüz bin liralık malını mülkünü 66
67 Amerikalılara bilhassa sattıran Rumlar mevcuttur. Bunlar kimin izin vesikası ile gitti, rica ederim. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): İzin verilenlerden bahsediyoruz. HASAN FEHMİ BEY (Devamla): Trabzon'da müstakil olarak yalnız iki Rum mahallesi vardır, diğerleri karışıktır. Yani şehirde her hangi bir sebeple arama yapılacak olsa, şehrin Kavak Meydanına ve Değirmendere ye nöbetçi koymadıkça arama yapılmasına imkan yoktur. Çünkü öyle bazı şehirlerde olduğu gibi, Trabzon, Rum Ermeni mahalleleri karışıktır. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Mahalleler semt, semttir. Memleketimi sizden daha iyi bilirim. HASAN FEHMİ BEY (Devamla): Rica ederim Şükrü Bey, mesele memleketi iyi bilip bilmemek meselesi değildir. Her halde Trabzon'u ben de çok iyi bilirim. Denizin kıyısında müstakil iki Rum mahallesi vardır. Fakat o da yine Müslüman mahalleleri ile çevrilidir ve diğer mahalleler karışıktır. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Yani mahalleler karışıktır, evler karışık değildir, HASAN FEHMİ BEY (Devamla): Bazı mahallerde hatta evler de karışıktır. NUSRET EFENDİ (Erzurum): Arama meselesine bendeniz de vakıfım. Trabzon'a geldiğim akşam Değirmendere'ye giden yol üzerinde bulunan askerlerin oraya giden mahalleri abluka altına aldığını gözlerimle gördüm. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Sen de yanlış söylüyorsun, Hocam. RAGIP BEY (Amasya): Efendim, bendeniz seçim mıntıkama ait bazı şeyler söyleyeceğim. Vekil Bey, vazifeye başladığı zaman toplu olarak köyler yakılmamıştır, tek tük haneler yakılmıştır, dediler. Halbuki Vekil Beyefendi Amasya'dan ayrıldıktan sonra Abacı Köyü iki yüz, üç yüz kişilik bir Rum kafilesi tarafından basılarak yakılmışmış, bir kaç şehit verdirilmiş ve hayvanların tamamı götürülmüştür. Bu, kendi ifadeleri ile tezat teşkil ediyor. Halbuki bu köyde de asker mevcutmuş. Asker mevcut olduğu halde yatıp uyuyormuş. Yani eşkıya, Hükümeti uykuda bulmuş. Yine kırk, elli kişilik bir çete Kınacak Köyünü basınca, ahali tarafından gördükleri karşılık üzerine ve daha sonra asker de yetişerek çeteler köye girememişler, fakat köyün yayılan bütün hayvanlarını almışlar ve götürmüşlerdir. Yine bu sene Ramazan içerisinde Gümüşhacıköy Kazasının Çat Köyünü basmışlar, oradan da oldukça ehemmiyetli miktarda hayvan sürülerini alıp götürmüşlerdir. Bunlar, Vekil Beyefendi buraya teşrif ettikten sonra olmuştur. Sonra Beyefendi, sekiz yüz kadar silahlı eşkıya kalmıştır, dediler. Bendeniz buna karşı bir hikaye nakledeceğim. İçişleri Vekili Ali Fethi Beyefendi, Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa vazifede iken sormuş, -Ne kadar Rum eşkıyası kalmıştır? 67
68 -Silahlı olarak Pontus mıntıkasında sekiz yüz kadar silahlı eşkıya kaldı,...demiş Nurettin Paşa. -Pekala sekiz yüz eşkıya nerede, hangi yerlerde tespit edebiliyorsunuz, -Bunlar göçebe halinde dolaşıyorlar, yerleri bilinmiyor,...diye cevap almış. Yine bugün buyuruyorlar ki sekiz yüz eşkıya kalmıştır. Demek oluyor ki sekiz yüz eşkıyadan, Vekil Beyefendinin burada beyanatta bulunduğu zamana kadar, hiç bir kimse öldürülmemiştir. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): O zaman söylediğimi tekrar ettim. RAGIP BEY (Devamla): Şimdi ne kadar kalmıştır, Beyefendi? ALİ FETHİ BEY (Devamla): Bilmiyorum, nereden bileyim. YAHYA GALİP BEY (Kırşehir): Eli ile saymadı ya, bunu ne bilsin. RAGIP BEY (Devamla): Arz edeyim Efendim, bundan bir ay evvel seçim mıntıkasından dönmüş olan bir arkadaşımız, bu eşkıyayı takip eden Kumandan, silahlı eşkıyayı iki bin tahmin ediyorum, demiştir. Sonra ben bugün iddia ediyorum ki, iki bin değildir, dört bindir. Çünkü, bunun safhaları pek uzundur, her Rum un elinde bir silah değil iki silah mevcuttu. Acaba üç aydan beridir kaç silah almışlardır. Bu kadar eşkıya yakalanıyor, yok ediliyor, ama eşkıyanın silah mevcudu eksilmiyor. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Sopa ile harp ediyorlar. RAGIP BEY (Devamla): Demek oluyor ki miktarını tayin ve tespit edemiyor. Beyefendi yalnız kendisine verilen malumata göre hareket ediyorlar. Yozgat'tan telgrafla Erbaa eşrafını, Müftüsünü isim vererek Amasya ya gelmelerini emrediyorlar. Bunlar Amasya'ya geliyorlar, Vekil Bey de Havza da olduğu için oraya gidiyorlar, görüşüyorlar. Daha sonra Erbaa'ya uğrayacağına söz veriyor. Sonra oraya uğramıyor. Bu eşkıyanın takibinde o mıntıkanın vaziyetini bilen adamların mütalaalarını almak için oraya gitmezse bu iş olmaz. Bendenizin kanaatim budur. Vekil Bey Erbaa ya gitmeyi tenezzül etmemiştir. İş bundan ibarettir. TEVFİK RÜŞTÜ BEY (Menteşe): Arkadaşlar, bu dakikaya kadar söylenilen sözleri dinledim. Hiç bir vekile bu kadar hak vermemiştim. İçişleri Vekilini haklı görüyorum. (gürültüler) Denildiği gibi Pontus meselesi mühimdir, büyüktür ve bunun hemen halledilmesi lazımdı. Bu, cidden doğru bir şeydir. Biz meseleleri muhakeme ederken o andaki istek ve ihtiyacımızı değil, zaman, mekan ve imkanları göz önünde bulundurmalıyız. İhtiyaç için elden gelen yapılabilir. Bizim İzmir'e kavuşmamıza da çok ihtiyacımız vardır. (gürültüler) Biz onların karşısında ancak zaman, mekan ve imkanı gösterip, onların bize verdiklerini iyi kullandığımızı 68
69 gösterebilirsek alnımız açık olarak çıkarız, gösteremezsek hatalı, alnımız yere düşmüş olarak çıkarız. Bu memlekette eşkıya takibi hususunda en salahiyet sahibi bir kaç kişi varsa, biri de Fethi Bey dir. (gürültüler) Rica ederim dinleyiniz. Bugün hala mevcut Pontus meselesinin devam ettiği hakikattir. Ama bunun üstesinden zamanı, mekanı ve imkanı gelmeden baş edilemez. Bu tabii kanunlara karşı koyacak kuvvet yoktur. Eğer olsaydı bu kadar kuvvet toplayan Avrupa milyonlarla kuvvetleri cephelere sevk edebilir ve gönderebilirdi. Trabzon daki bazı Rumlara İstanbul a gitmeleri için izin verilmesi meselesine gelince. Bu yapılan elbette uygundur. Biz Osmanlılar olarak kuruluşumuzdan beri Hıristiyan azınlıkların haklarına o kadar riayet ettik ki bugün Avrupa'ya karşı alnımız açık bulunuyor ve her azınlığa haklarını verdiğimizi iddia edebiliyoruz. (gürültüler) Müsaade ediniz, size şahidi olduğum hadiseyi söyleyeyim: Rus Elçisi Aralof cepheye gitmiş ve orada Paşa Hazretlerine tesadüf etmiş. Ona anlattığı hikayelerden bir hadise çok dikkatimi çekti. O hadise sebebiyle Milletlimle iftihar ettim. Bilmem Konya taraftarında bir yerde vaktiyle Çarlığın zulmünden kaçmış Rus muhacirler dinini ve ayni zamanda lisanını muhafaza etmek şartıyla bugüne kadar yaşamışlar ve yaşıyorlarmış. Aralof bunun için bütün Anadolulara minnettar kalmış. Biz bu akıldan dönmeyiz. (gürültüler) Fena adamları kaçırmak, tıpkı iyi adamlara zulmetmek kadar suçtur. Eğer bugün fenalıklardan bahsedenler varsa bunların fenalıklarını neden şimdiye kadar haber vermediler. EMİN BEY (Canik): Gavurların içinde suçsuzlar varsa. TEVFİK RÜŞTÜ BEY (Devamla): O vakit bir şey demem. Bugün izin verilip gönderilenler içinde fenalığı olmuş kimse yoktur. Ben herkesin kalbinden geçen şeyleri bilemem. Yoksa kuşkulanmaya lüzum yoktur. Söylenenleri dinledim ve anladım ki Fethi Bey İçişleri Vekaletine getirilmemiş olsaydı, Samsun bombardıman edilirken biz çok acı şeyler görmek üzereymişiz. Onları öğrendim ve bir defa daha İçişleri Vekili Fethi Beyefendiye teşekkür ediyorum. EMİN BEY (Canik): Muhterem arkadaşlarım, arkadaşım Tevfik Rüştü Bey in parlak beyanatından sonra benim konuşmam pek sönük olacaktır. Yalnız aramızda şu fark olacaktır ki ben vesikalara dayanarak Pontus meselesini izah edeceğim ve herhalde benimki kuvvetli olacaktır. Muhterem arkadaşlarım, 1915 tarihinden beri, yani mektepten mezun olduğumdan beri, Rumluk meselesini içinden bugüne geldim. O tarihten beri ve kanunun bana verdiği salahiyetle Amasya İstiklal Mahkemesinde şimdiye kadar maalesef bunların hakkında tatbik edilmeyen kanun hükümlerini tatbik ederek, dört yüze yakın Pontus üyesini idama mahkum etmiş biri olmam sebebiyle, herhalde Pontus meselesini çok iyi bildiğimi takdir edeceksiniz. (tabii sesleri) Muhterem arkadaşlarım, Fethi Beyefendinin buradaki beyanatını duyduktan sonra hatırıma ne geldi bilir misiniz? Memleketim Rum asilerinden kurtulmuş da benim haberim yok, ben duymamışım. Halbuki maalesef hakikat böyle değildir. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Memlekette asi kalmamıştır, demedim. 69
70 EMİN BEY (Devamla): Müsaade buyurunuz Efendim, ben sizi hürmetle dinledim. Gösterdiğiniz yazılara göre kalmamış demektir. Bendeniz sizleri çok üzmek istemem. Derin, büyük ve elim bir mesele üzerinde tamamıyla hakikati olduğu gibi göstermek için Pontus meselesi hakkında izahat vereceğim. Bazı arkadaşlar meselenin hakikatini bilmedikleri için, gayet tafsilatlı olarak bu meselenin tarihçesini, maksat ve gayesini, iç ve dış teşkilatını, bu teşkilatla alakadar olanların kimler olduğunu anlatacağım. Anlatırken de elimde bulunan üç yüze yakın vesikadan bazılarının, bazı kısımlarını okuyacağım ve İçişleri Vekilinin beyanatına cevap vereceğim. Muhterem arkadaşlarım, Paris'te Umum Merkezi bulunan Pontus Cemiyetinin basıp dağıttığı ve Karadeniz mıntıkasındaki her Rum un evine bir tane gönderdiği şu haritada gördüğünüz gibi Pontus, Zonguldak'tan başlayarak Batum a kadar olan mıntıkaya verilmiş olan bir isimdir. Zonguldak, Sinop, Samsun, Trabzon, Gümüşhane livaları ve içeride Yozgat, Çorum, Amasya, Tokat ve Sivas ı ihtiva etmek üzere şu haritayı yapmışlar ve bu gaye uğruna çalışmak üzere faaliyete başlamış bir teşkilattır. Arkadaşlarım pek güzel buyurdular, bu teşkilat faaliyete 1914 yılından itibaren başlamıştır. Bu yerlerde aynen bizim Müdafaayı Hukuk Cemiyetini kopya ederek bilhassa Mondros Ateşkesinden sonra livalarda heyet merkezleri, kazalarda idare heyetleri, İstanbul'da temsil heyeti olmak üzere teşkilatlarını tamamlamışlardır. Bu teşkilatın ehemmiyet ve büyüklüğünü göstermek için müsaadenizle bir şey okuyacağım. HACI TEVFİK EFENDİ (Çankırı): Müsaade buyurunuz Efendim, bugün vakit geçiyor, rica ederim. İçişleri Vekilini mesul edecek ne ise beyanatınızı ona göre veriniz, rica ederim ve daha iyi olur zannederim. (devam sesleri) Bunu gazetelerde de okuduk. EMİN BEY (Devamla): Efendim, müsaade buyurun. (devam sesleri) Yani Hoca Efendi maneviyatımı kırdı, Hoca efendi sizden beklemezdim. Efendim, mesele gayet basittir. Bu meseleyi dinlemeyen ve buna ehemmiyet vermeyen arkadaşlar lütfen dışarı çıkar ve dinlemeyebilir. Fakat buna ehemmiyet verenler, Vatanın bir ismini alakadar ettiği için burada dinleyebilirle. HACI TEVFİK EFENDİ (Çankırı): Okuyabilirsiniz Efendim. Fakat bunun aslını gazetelerde gördük, vaktimizi boşa harcamayalım. ALİ VASAF BEY (Genç): Biz bu meseleler için buraya geldik, kanun filan yapmak için gelmedik (devam sesleri) EMİN BEY (Devamla): Peki Efendim, okuyorum. Pontus Cemiyeti önce her bir liva ve kaza için bir amir seçecektir. Bu amirin reisliğinde Cemiyetin Umum Merkezi ile doğrudan doğruya temas etmeyecek ve Umum Merkezin Reis ve üyelerini tanımayacak olan liva ve kaza idare heyetleri teşkil edilecektir. Bu idare heyetleri Umum Merkezin mühürü ile mühürlenmiş ve gönderilmiş emirleri yerine getireceklerdir. Şayet liva veya 70
71 kaza amiri diye seçilmiş olan şahıs Cemiyetten ayrılacak olursa, Umum Merkez bunun yerine başkasını seçecek, şayet idare heyetindeki üyelerden bir kaçının değiştirecekse, o zaman reis onları seçilecektir. Her liva ve kaza heyeti, bir toplantı ile o yerdeki Rum nüfusuna göre onbaşılar seçecek ve bunların isimlerini Umum Merkeze bildirecektir. Cemiyetin içinde haberleşme, Umum Merkezin mühürü olan mektuplarla yapılacaktır. Her onbaşı bulunduğu mahalle veya köyden on Rum genci seçecektir. Bu gençler o onbaşının bölüğü olacak ve bulundukları mahallenin veya köyün emniyetini sağlayacaklardır. Umum Merkezin emrini yerine getirmeyenler, Umum Merkez tarafından cezalandırılacaklardır. Bütün üyeler İncil üzerine yemin edeceklerdir. Yemin şöyledir. Hazreti İsa adına, sır tutacağıma ve verilen emirleri harfiyen yerine getireceğime, milletimin müdafaasını memnuniyetle yapacağım, hatalarım yüzünden veya vazife yapmamam yüzünden tayin olunacak cezayı şimdiden kabul ettiğime, yemin ederim. Gizli sırları ifşa edenler veya yeminden dönenler, ihanet edenler kurulan mahkemelerde cezalandırılacaklardır. Gizli mahkemeler, Umum Merkez tarafından tayin olunmuş bir reis ve dört üyeden teşekkül edecektir. Yirmi yaşından itibaren her Rum genci silahlandırılacaktır. Bu Rum gençleri de şöyle yemin edeceklerdir. Milliyetimizin fikirleri ile alakalı olan vazifeleri, sadakatle, itaatle, ölmeyi göze alarak ve sır saklayarak yerine getireceğime ve yapmadığım takdirde vereceğiniz cezayı tereddütsüz kabul edeceğime, Teslis adına yemin ederim. Maksat ve gayesini biraz evvel arz ettiğim gibi bu mübarek Vatanımızın bu mıntıkasında bir Rum cumhuriyeti kurmak için çalışan bir teşkilat mevcuttur. Bu teşkilatı, her yerdeki Metropolitlerin ruhani liderleri idare ediyorlar. Buna bir misal vesikayı okuyorum. Samsun'da Muhterem Peder İskopos Efendi Hazretlerine, Şerefli Efendim, çeteler diyorlar ki paramız da yoktur, bize lazım olan cephaneyi gönderiniz. Vaziyetten yüce şahsınızı haberdar ederim. Bunun gibi vesika pek çoktur. Bunun altında mühürü, imzası mevcuttur. Bunlar aynı zamanda dışarıdaki teşkilata da ehemmiyet veriyorlar. Bunun da merkezi Atina dır. HAKKI BEY (Van): Haberleşme Rumca mıdır? 71
72 EMİN BEY (Devamla): Rumcadır Efendim. Bu teşkilat herhangi bir şekilde, bizim zayıf olduğumuz bir zamanda bize hücum ederek derhal Yunanistan a ilhak etmek gayesine göredir. Bunun için de bir çok vesika var, okumak istemiyorum. EMİR PAŞA (Sivas): Rica ederim, bir tanesini okuyun, canım. EMİN BEY (Devamla): Okuyayım Paşam. Trabzon Metropoliti Hazretlerine, Pontus un istilası hakkındaki emirlerinizi sabırsızlıkla bekliyoruz. Emrinizin gecikmeyeceği kanaatindeyiz. Atina bölükleri toplanmış vaziyettedir. Bunların arasında bizim Yorgi de vardır ve tam bir asker sıfatıyla mevcuttur. Askeri vazifesini çok iyi yaptığı için liyakat nişanı almıştır. Aynı zamanda kendilerinin kuvvet ve kudretiyle belki muvaffak olamayacaklarını düşündüklerinden bazı Müslümanlardan da yardım ve destek görmek ümidiyle beyannameler dağıtıyorlar. O beyanname burada mevcuttur. Karadeniz'deki Türk Hemşerilerimize, Sizler İstanbul Hükümetinden yıllardır zulüm gördünüz? Halbuki bizim emelimiz yine Türk ve Rum hakimiyetidir. Kuracağımız devlette Reisicumhur bizden olacak, yardımcısı sizden olacaktır. Binaenaleyh İstanbul Hükümetiyle münasebetinizi kesiniz. Ankara Hükümeti de sizi mahvetmek istiyor. Halbuki bizim maksadımız Memleketimizi kurtarmaktır. Gelin beraber çalışalım. Buna dair de birçok vesika vardır. Aynı zamanda yabancılara kendilerinin kuvvet ve kudreti hakkında malumat verebilmek için muntazam programlar yapıyorlar. Size bunların birini okuyayım. Hiriyantüs Efendiye, Amerikalılar sizinle temas ediyor, geliyor, görüyorsunuz. Onlarla temas etmekten çekinmeyiniz. Onlara vaziyetinizi gösteriniz ve kuvvetlerinizin miktarını da söyleyiniz. Onlar bize düşman değildirler. Bizim kurtuluşumuzu istiyorlar. Fakat bugünkü günde vaziyetleri itibariyle bir şey söyleyemiyorlar. Sizin gayretiniz, faaliyetiniz devam ettikçe ki mutlaka bir gün buna ulaşacağız. Binaenaleyh teşkilatımız hakkında onlara malumat verebilirsiniz. Bu ve buna benzer üç yüz küsur vesikadan anlaşılıyor ki hayatımıza, dinimize, namusumuza ve mevcudiyetinize olan kasıtları pek müthiştir beyefendiler. Bunları okuyup da titrememek ve bunları şimdiye kadar anlayamamak mümkün değildir. Muhterem arkadaşlarım, çok temenni ederim ki bir heyet kurulsun, bu vesikalar basılsın ve dağıtılsın. Bu yapılırsa çok iyi olacaktır. 72
73 HAMDİ BEY (Genç): Tabii bunları işittiğimiz için memnun olduk. Fakat şimdiye kadar neye haberdar edilmedi. Bunu bu kadar geciktirdiğiniz için teessüf ederim. EMİN BEY (Canik): Benim elimde değildir efendim, niçin böyle dersiniz. Bunu Hükümet yapacak. HAMDİ BEY (Genç): Eğer daha önceden bildirseydiniz iyi olurdu. Böyle bir senedir gecikmemeliydi. EMİN BEY (Devamla): Şimdi efendim, Vekil Beyefendi ile bir noktada ayrılıyorum. Bendeniz de Samsun'da nüfus kaydından anladığıma göre Müslüman, Rum vardır. Vekil Bey seksen bin filan diyorsunuz. Buna göre Rum nüfusu üzerine dikkatinizi bilhassa çekerim. Bunun üzerinde mukayese yapacağım. Bendeniz Memleketimin bugünkü vaziyetine tabii ki çok üzülüyorum ve bunun devam etmemesi için yine çırpınırım. Vekil Beyefendinin şahısları katiyen bahis mevzu değildir. Onun zamanında olmuş, olmamış diye katiyen düşünmüyorum. Şimdi Efendim, Samsun Livası dahilinde Mondros Ateşkesine kadar öldürülen Müslümanların sayısı 588, yakılan ev sayısı 760. FERİT BEY (Çorum): Ne vakitten beri? EMİN BEY (Devamla): 1914'den beri. Eşyası gasp edilerek yakılan çiftlikler 19'dur. Eşyası gasp edilen ve tamamen yakılan köyler 11, eşyası gasp edilerek kısmen yakılan köyler 21, yağma olunan ev 145 dir ve bunlar resmi kayıtlardır. Oradaki Jandarma Kumandanlığının ve Hükümetin resmi kayıtlarıdır. Gasp edilen para lira, merkep 906, manda 1.788, öküz 1.337, sığır 2.476, koyun 9.036, mısır ve arpa kilo, at 487 adetten ibarettir. Yani 1914 yılından Ateşkese kadar kayıp listesi budur. Belki bundan fazlası da olmuştur. Çünkü bu ancak Hükümetin resmi kayıtlarıdır. Benim bildiğim Ateşkes imzalandığı zaman Samsun ve civarında eşkıyalık yapan dört bin Rum vardı. Bu malumatı bizim o zaman orada bulunan Rum hafiyelerimizden aldık. Bildiğimiz gibi Hükümetçe görülen lüzum üzerine Rumlar iç kısımlara nakledilmeye. Bu nakil sırasında görülen bazı idaresizlikler sebebiyle, bunları güya bizim tamamıyla imha edeceğimiz kanaatini verdi. Kadın, ihtiyar ve çocuklarıyla birlikte Rumlar dağlara kaçtılar. Hükümetin resmi kaydıyla arz ediyorum, Giresun, Ordu livalarındaki Rumlar da dahil olmak üzere iç kısımlara naklolunan Rumların miktarı kırk beş bin kişidir. Şimdi Samsun'da ihtiyar, kadın ve çocuk beş bin nüfus Rum vardır. Bafra da kalmamıştır. Diğerleri ya içerilere naklolunmuştur, ya da dağlara kaçmıştır. Dağlarda altı bin silahlı Rum vardır geri kalanı silahsızdır. Beyefendiler İçişleri Vekili Beyefendinin dedikleri gibi dağlarda çatışmalar vardır. Fakat dağlarda bulunan Rumların yüzde doksan dokuzu silahsızdır. Yakalanan eşkıyaların çoğunda silah alınamamıştır. Çünkü Apostol öldürülmüştür veya yakalanmıştır, fakat silahını Nikola almıştır. Halbuki biz onların ellerinden silahını almak suretiyle bu işi halledebiliriz. Beyefendiler, bu mücadele sekiz seneden beri devam ediyor. Fakat bilhassa bir seneden beri şiddet en son noktasına gelmiştir. Yalnız sekiz 73
74 seneden beri verdiğimiz kayıplar yetmemiş gibi bugün de böyle giderse sizi elemle, hüzünle söylerim ki Samsun Livası dahilinde tek bir Müslüman kalmayacaktır. Buralarda taarruza maruz kalmamış, hayvanları gasp edilmemiş ve yakılmamış bir tek Müslüman köyü yoktur ve bu ahalinin zenginleri daha içerilere girmektedirler. Biz sekiz seneden beri devam eden eşkıyalığın bilhassa son devrinde aldığı şekil itibariyledir ki İçişleri Vekiline bu hususta gensoru önergesi verdik. Ben de biliyorum ki mücadele devam ediyor ve kuvvetlerimizin başında bulunan Kumandan pek muhterem, namuslu ve çok çalışmış bir askerdir. (kimdir o sesleri) Cemil Cahit Bey. İçişleri Vekilinin zamanında yakılan köyler şunlardır, Esenler, Ortaklar, Abacı, Kabaceviz, Canikli, Ayazma. Bu köyler nüfusça da kayıp vermişlerdir. Daha umumi söylemek için şunu arz edeyim ki Bafra Kazasının yakınından geçen Kızılırmak ın sağ sahilinde yalnızca Gazibey Köyü kalmıştır, başka hiç bir Müslüman köyü kalmamıştır. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Yani Kızılırmak ın sağ sahilinde hiç Müslüman köyü kalmamış mı diyorsunuz? EMİN BEY (Devamla): Üç, dört kalmıştır. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Ben gördüm, vardı. EMİN BEY (Devamla): Siz Gazibey den geçtiniz. Dört köy kalmıştır. BİR MEBUS BEY: Tamamı kaç köydür? EMİN BEY (Devamla): Otuz beş. Rica ederim, bu meseleye daha fazla bir ehemmiyet verilseydi, bir iki tümenimiz gelip cepheyi takviye etseydi olmaz mı? Oradaki ahali ziraat edemez, aç kalırsa devlete vergi veremez. İçişleri Vekili Beyefendi buyuruyorlar ki herhalde şimdiki hal eskisinden daha iyidir. Hayır beyefendiler, hayır. Size Samsun'dan aldığım mektuplarla ispat ederim ki bugün vaziyet dünden daha kötüdür. Mektuplarında bize soruyorlar, mebus efendiler ne yapıyorsunuz, ne uyuyorsunuz, biz boğazlandıktan sonra mı uyanacaksınız? Yarın veya bir sonraki gün sizlere Bafra Bidayet Mahkemesinin Bafra Rumları hakkındaki ifadelerini bilhassa arz ederim, duyarsınız ve zaten biz onları biliyoruz. Rumlara niçin teslim olmuyorsunuz dediğimiz zaman, -Biz hiç bir vakitte teslim olmayız. Bizim ölmekten başka bir gayemiz yoktur....demişlerdir. Bunlar teslim olmaz ve olmayacaklardır. Sonuna kadar devam ediyorlar ve edecekler. Bunu bana binlerce Rum cesaretle söylemiştir. Vekil Beyefendi dediler ki aldığımız tedbirlerle bu işi bitireceğim. Hayır Beyefendiler, bu tedbirler kâfi değildir. Bu iş biter, fakat o havalide de bir tek Müslüman ve Müslüman köyü kalmaz. Halbuki asıl maksadımız bu değildir ve kendileri de bunu takdir ederler zannederim. Beyefendiler, buraya fazla bir kuvvet gönderip işi bitirmek daha iyi değil midir? TEVFİK RÜŞTÜ BEY (Menteşe): Bu bir Hükümet meselesidir. 74
75 EMİN BEY (Devamla): Bendeniz de zaten onu söylüyorum. TEVFİK RÜŞTÜ BEY (Menteşe): Çok güzel. O halde önce umumi bir hükümet sistemi, idare mekanizması kuralım. EMİN BEY (Devamla): İçişleri Vekili dediler ki raporlar sahte olamaz. Benim de gönlüm sahte demeye razı değildir. Fakat beyefendiler, mesela bundan evvel Samsun'da Tümen Karargahında nöbet bekleyen bir asker dağdan inen asiler tarafından öldürülmüştür. Fakat raporda denilmiştir ki tüfeğiyle oynarken kazaen ölmüştür. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Ne zaman oldu? EMİN BEY (Devamla): İki ay evvel. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Hayır, çok eski bir hadisedir. Kumandan İsmail Hakkı Bey zamanındadır. EMİN BEY (Devamla): Ama hadise böyledir. İHSAN BEY (Cebelibereket): Rapor Fethi Bey in değildir. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): İki ay evvel böyle bir hadise olmamıştır, eskidir. EMİN BEY (Devamla): Yani sizin zamanınızda değil mi? ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Evet. EMİN BEY (Devamla): İşte maksat da budur. Maksadım bazen böyle oluyor demekten ibarettir. Beyefendiler Amasya İstiklal Mahkemenin, Samsun'daki Pontus Merkez Heyeti üyeleri oldukları için idama mahkum ettiği bazı ailelerin İstanbul'a gitmesi meselesine gelelim. Beyefendiler bu aileler içinde şüpheli olan ve herhangi bir mahkemeye sevk edilmeleri lazım gelen bazı kadınlar mevcuttur. Bunu bizim mahkememiz yapacaktı. Dosyalar Amasya da olduğu için size o kadınlarla alakalı vesikayı gösteremiyorum. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Niye mahkum etmediniz? EMİN BEY (Devamla): Arz edeyim, biz vesikaları tasnif edip, dosya açıyor ve sırasıyla muhakemelerini yapıyorduk. O dosya en sonraya kalmıştı. Ne yazık ki Amasya İstiklal Mahkemesi kapatıldığı zaman o dosyalar Hükümete devredilmiştir. Beyefendiler, bir defa şu noktayı bilhassa kaydetmek isterim, mahkemeden daha evvel gördüklerim, bildiklerim bana göre mahkemeden daha iyi netice verdiği için ve meselenin vaziyetini vesikalardan daha iyi anladığım için buraya geldiğimde muhterem arkadaşlarıma, Amasya, Samsun, Tokat ın vaziyetini izah ettim ve buna biran evvel çare bulunması lüzumu hakkındaki kanaatimi arz ettim. Zaten onlar da o kanaate sahiptiler ve arkadaşlarımın çok güzel izah ettiler. Hükümetimizin İçişleri Vekili sadece bu işi halletmek için o havaliye gidince, halkın maneviyatını bozmuş olur. İçişleri Vekili bu işi bitirmek imkanını görmüyorsa idi gitmemeleri icap 75
76 ederdi. Bugün maalesef Samsun ve havalisinde, Rum çetelerini İçişleri Vekili bile geldi halledemedi, deniliyor. Bu iyi bir kanaat değildir. (çok fena sesleri) Amasya İstiklal Mahkemesindeki dosyalarda bir çok mektuplar var. Misal olarak bir mektupta şöyle diyor. Rum aileleri İstanbul a gitmeye devam ediyorlar. Fakat on beş günden beri şimdilik giden yoktur. Yalnız bendenizin bildiğim, yeniden Rum ailelerinden altı, yedi aile İstanbul a gitmek için çalışıyor. Bakalım bunlara izin verilecek mi? Bu Rum ailelerden duyduğuna göre beş altı yüz liradan üç bin liraya kadar rüşvet alınıyormuş. Burada bir iki kişi varmış, bir iki kişi de Ankara'da varmış. Para alındıktan sonra buradan Ankara'ya yazılıyormuş. Bunların gerek mebuslardan, gerekse Hükümetten nüfuzları varmış. Bu şekilde bazı Rum ailelerine şöyle izin alıyorlarmış. Bu adamlar, mebus veya Hükümetteki idareciye diyorlar ki Rum ailelerinden burada sizi bilen filan İstanbul a gidecektir. Bu kişi Millet ve Hükümet aleyhinde bulunmamıştır, buna izin almanızı rica ederim, diyormuş. Bu söze itimat eden mebus veya idareci, İçişleri Vekiline, böyle bir kadın var, bunun İstanbul a gitmesinde mahzur yoktur, buna müsaade ediniz, diyor. Parayı buradakilerle Ankara'daki adamlar taksim ediyorlarmış. Bu işten ne Hükümetin, ne de mebusların haberi var. Beyefendiler, müsaade ediniz, şimdiye kadar ben herhangi bir Rum a iyilik yapmış bir insan değilim ve buna yeminliyim. İHSAN BEY (Cebelibereket): İfadeleriniz bunu anlatıyor. EMİN BEY (Devamla): Hayır müsaade buyurun arz edeyim. Samsun mebuslarına hitap değildir. Bunun İstanbul a gitmesinde bir mahzur yoktur deniliyor ve sonra müsaade olunuyor. Bu vaziyette ben o Rum kadınından beş yüz lira almış oluyorum. (izah ediniz sesleri) BİR MEBUS BEY: Mebus dediniz, izah ediniz. RAUF BEY (Başkan Vekili): Ne mebusların haberi var, ne de Hükümetin. EMİN BEY (Devamla): Mesela burada bir şirket var. Buraya Rum kadınları geliyor, pazarlık yapıyorlar. Mesela... (gürültüler, devam sesleri) Mesela herhangi birine yazılıyor. HAŞİM BEY (Çorum): Yazanlar kim, buradaki muhatap kim? EMİN BEY (Devamla): Mesele bundan ibarettir. Bundan sizin katiyen malumatınız yoktur. Esasen buna tenezzül etmezsiniz. İstanbul'a izin alıp gitmek isteyen bazı Rumların müracaatları dikkate alınmıştır. Fakat buna bazı arkadaşlar tavassut etmişlerdir. Kim bu Rum'lar için müracaat etmişse o arkadaşlar izah etsinler. Samsun'da tanıdıkları ve samimiyetine güvenerek bu gibilerin İstanbul'a 76
77 gitmelerine tavassut edenleri tahkik ederler. Kimin müracaat ettiğini Vekil Beyefendi tahkik etsin. Bu ailelerin gitmesine içimizde tavassut eden varsa işte arkadaşlarımızın namusuyla oynanmıştır. O arkadaş müracaat edip tahkik etsinler. Mesele basittir. Muhterem arkadaşlar, İçişleri Vekili bilmiyorum biraz fazla olur, fakat herkes hissiyatını söylüyor. Ben kendilerine hürmet ederim. Maksadım şahsi değil, Memlekettir. Memleketim dünden daha fenadır, aldığım mektuplardan anlıyorum. Rica ederim, bu Pontus belasını başımızdan defetmek ve buna biran evvel çare bulmak lazımdır. Bugüne kadar bir takım idaresizlikler olmuştur. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Ne gibi idaresizlikler, Efendim? EMİN BEY (Devamla): Dedikoduya meydan verilmiştir. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): İdaresizlik hususunda mı söylüyorsunuz? EMİN BEY (Devamla): Bir tanesini söyledim, Beyim. ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Eşkıyayı takip hususunu söyleyiniz. EMİN BEY (Devamla): Daha fazla kuvvet gönderilseydi tabii iş bu dereceye gelmezdi. Binaenaleyh bendenizin söyleyeceklerim şimdilik bu kadardır. RAUF BEY (Başkan Vekili): Buyurun Fethi Bey. (müzakere kafi sesleri) ALİ FETHİ BEY (İçişleri Vekili): Efendiler, Canik Mebusu Emin Bey in son temas ettiği hususa cevap vermeden geçmek istemiyorum. Çünkü gayet yumuşak bir lisan ile gayet ağır ve o kadar namus ile alakası olan bir meseleden bahsettiler ki buna cevap vermek mecburiyetindeyim. Kendileri Samsun'dan aldıkları miş mış ile filanla ve Türkçesi pek kuvvetli olmayan mektup okudular. Uzun müddetten beri Amasya İstiklâl Mahkemesinin Reisi olarak bir çok şahısların hak ve hukuku ile alakadar olan Canik Mebusu Emin Beyefendi Hazretlerinden, gerek bazı mebus arkadaşlarımı ve gerekse benim şahsımı ve Samsun'da bulunan hayali bir şirketi zan altında bulunduracak bir vesikayı, böyle Millet Meclisi kürsüsünden okunmasını kendisine yakıştıramadım. Kendileri Samsun Mebusudurlar, her vakit işi tahkik edebilirler, meseleyi tahkik edeceğim demişlerdi. Bu meseleyi derhal tahkik etmeleri ve ondan sonra namusa ait bu meseleyi burada söylemeleri daha uygun olurdu. Öyle zannederim, öyle bir şirket var mıdır, bilmiyorum, katiyen yalandır efendiler. Bana hiç bir kimse kesinlikle filan adamı gönderiniz, falan adamı gönderiniz diye müracaat etmemiştir. Hepinizin tanıdıkları vardır, size de müracaat ediliyor, sizler de bana müracaat ediyorsunuz. Fakat bir şirket varmış ve Samsun'da bir şubesi varmış gibi, her gidenden şu kadar para alınıyormuş, diye birtakım ağır ithamlarla bu Meclisin kürsüsünden ileri sürmek doğru değildir. EMİN BEY (Canik): Bunları ben uydurmadım, Beyefendi. 77
78 ALİ FETHİ BEY (Devamla): Siz uydurmadınız, fakat mektubu yazan adam uydurmuş ve bu mektubu tahkik etmeden burada bu sözü söylemeniz doğru değildir. Bunu, siz benden daha iyi bilirsiniz zannederim. EMİN BEY (Canik): İsim vermedim, Beyefendi. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Bendenizi kastetmediniz, teşekkür ederim. Şahsıma karşı hürmet beyan ettiniz, minnettarım. Fakat bugün herkesin ne düşüneceğini bilmiyorum. Uzaktan olsa da üzerime bir şüphe yüklenmesini kabul edemem. Herkes memleketine olan sevgi ve bağlılığı ile iftihar eder. Ben de hislerimi o uğurda feda etmek isteyen bir adamım. (şiddetli alkışlar) Yoksa öyle Rumların paralarına, filanlarına tamah edecek bir adam değilim. EMİN BEY (Canik): Size değil Beyefendi. Sizi kastetmedim, rica ederim. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Ben ne böyle bir şeyi kabul ederim ve ne de gayri meşru emeli olan şahısların elinde oyuncak olurum. Onu da size temin ederim. Evet geçen gün de yani bundan evvel de arz ettim. Muhterem arkadaşım Süleyman Beyefendi bir kaç kişi için müracaat etti, ondan sonra sizin de pek çok sevdiğiniz bazıları müracaat ettiler. Bir kısmını ret, bir kısmını da kabul etmeye mecbur kaldım. Çünkü bunların elinde getirdiği vesika tabip raporuna dayalı hastalık, tedavi veya ameliyat olunması için İstanbul'a gitmesini lüzum gösteriyordu. Binaenaleyh, bu arkadaşlarımın hiç birisine zerre kadar bir leke sürdürülmesine razı değilim, Emin Beyefendi. EMİN BEY (Canik): Müsaade buyurun Beyefendi, bir şey arz edeyim. Sizden bahsetmedim. Samsun'da bunu bilmeyen yoktur. Böyle bir fikir vardır, tahkik buyurursunuz. Yalnız bir mektupla olsa bendeniz okumazdım. Fakat beş, altı mektupla ve gazetelerde tekrar ediliyor. Rica ederim, bunu tahkik buyurunuz. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Meseleyi gayet imalı bir tarzda söylediniz de onun için. EMİN BEY (Canik): Hayır, vallahi billahi, namussuzum Beyefendi, öyle bir şey hatırıma gelmemiştir. (mesele kalmadı sesleri) ALİ FETHİ BEY (Devamla): Bu bahse burada nihayet verdikten sonra, şimdiye kadar söz almış olan muhterem arkadaşların sözlerine birer birer cevap vermek istiyorum. Muhterem arkadaşımız Ali Şükrü Bey dediler ki, -İlkbahardan evvel neden eşkıyayı tamamıyla imha etmediniz....buna Canik Mebusu Emin Beyefendi de iştirak ettiler ve dediler ki, -Tedbirsizlik olmuştur, eşkıya takip edilmemiştir, daha fena olmuştur....bu soruların cevabı, kuvvet meselesidir. Evet, eşkıyayı takip edip, yakalamak için müracaat edilecek çare kuvvetten başka bir şey değildir. Fakat efendiler, 78
79 bugün biz kuvvetimizi Ege de Yunan cephesi karşısında mı bulunduracağız, yoksa Memleketin içerilerine mi göndereceğiz? Her halde bu hususta daha salahiyetli olarak söz söyleyeceklerin hakkına tecavüz etmek istemiyorum. Fakat bugün benim bildiğime göre, Memleketin istikbali ve kurtuluşu bugün Garp Cephesinde hallolunacaktır ve Cepheyi bugün herhangi bir şekilde zayıf düşürmek katiyen uygun değildir. Genel Kurmay bu hususta azami fedakarlığı yapmıştır ve bize bir kaç süvari alayı tahsis etmiştir. Bunun haricinde ayrıca cepheden Pontus eşkıyasını yok etmek için bir kuvvet istemeye bendenizin cesaretim yoktur. Yarın, bir şey olursa, Allah korusun fena bir hal olursa o vakit diyecekler ki harp sanatı gereğince bütün kuvvetlerimizi en ehemmiyetli yerlerde bulundurmak lazım iken, İçişleri Vekilinin talebi üzerine kuvvetlerimizi parça, parça dağıttık, bunun için bu mesele böyle oldu, diyecekler. Ben böyle maddi ve manevi bir mesuliyetin altında kalabileceğim. Genel Kurmay Reisi Paşa Hazretleri tarafından eşkıyanın takibi için verilen kuvvetleri bendeniz teşekkürle karşılamak mecburiyetindeyim. Fakat imkan müsait oldukça bu kuvvetleri artırmak için çalıştım ve gördüm ki bundan fazlasının imkanı yoktur. Onun için bununla yetinmeye mecbur oldum. Sadece mesele Pontus meselesi olsaydı ve yalnız bu eşkıyaları yakalamak için bütün kuvvetleri kullanabilseydik, elbette o zaman dedikleri doğru olurdu. Fakat Yunan karşımızda dururken, neden Garp Cephesinden kuvvet almadınız, eşkıyayı bugüne kadar niçin yok etmediniz demek bugünkü vaziyete göre doğru olmaz zannederim. RİFAT BEY (Tokat): Oradaki kuvvet çok azdır. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Beyefendi, galiba benim söylediklerimi anlamadınız. Bendeniz dedim ki ne tedbir tavsiye ediyorsunuz? Dediler ki kuvvet. İşte kuvvet tedbirine karşı da arz ettiğim bundan ibarettir. Efendiler, bendeniz mevcut olan kuvvet ile elde edilen neticeyi şükranla kabul ederim. Şimdiye kadar elde ettiğimiz netice, on beş, on altı bin kişi eşkıyayı tesirsiz hale getirdik. Eğer sizler bunu kâfi görmüyorsanız, bu kadar kuvvetle daha parlak netice alınır diyorsanız, derhal kararınızı veriniz ve daha iyi iş görecek bir arkadaşı İçişleri Vekâletine getiriniz. Ben de ona makamımı terk etmeye derhal hazırım ve bu şekilde yükten kurtulmuş olurum. Onun için lütfen siz kararınızı veriniz. Fakat doğrusunu söylemek lazım gelirse, bendeniz bu kadarını yapabildim ve zannederim ki bugünkü kuvvetle bundan fazlası da yapılamaz. Ali Şükrü Bey arkadaşımız, -Ilgaz meselesinde en üzücü olan şey, orada yedi kişinin kaybıdır,...dediler. Hakikaten çok az da olsa kayıp, fevkalade üzücüdür. Fakat silahlı eşkıyayı takip ederken kayıp vermemenin imkânı var mıdır? Eğer bir çare bulan varsa veya Ali Şükrü Bey in aklına gelmişse söylesinler, o çareyi tatbik edelim ve kayıp vermeyelim. RAUF BEY (Başkan Vekili): İçişleri Vekilinin söylediklerini çok yakın olmama rağmen bazen duyamayacağım kadar gürültü oluyor, rica ederim dinleyiniz. 79
80 ALİ FETHİ BEY (Devamla): Ali Şükrü Bey, tahsilli olup da Trabzon'da kalmış, içerilere gönderilmemiş olan Rumların isimlerini okudular. Onlardan birisi hakkında Trabzon u iyi bilen Maliye Vekili Hasan Beyefendi burada lazım gelen malumatı verdi. Bir matbaacıdan bahsettiler. Hakikaten şimdiye kadar ben öyle zararlı bir adamın orada kalmasını, bendeniz kendilerinden duymadım. Hakikaten zararlı ise bunu bir dakika bile Trabzon'da tutmakta bence katiyen hiçbir fayda yoktur. Derhal içeriye sevk etmek lazımdır. Binaenaleyh bunları ben orada bırakmak ve himaye etmek maksadında değilim. Gelelim Efendim ziyafet meselesine. (gürültüler) Müsaade buyurun. Trabzon a gittiğimde Müdafaayı Hukuk Cemiyetinin ziyafetini kabul edecek bir vaziyette değildim. Bunu isterdim, çünkü güzel tatlılar ve börekler yiyecektim ve sonra da burada Ali Şükrü Bey in bu sorusuna cevap vermekten kurtulmuş olacaktım. Fakat ne yapayım ki ziyafeti veren heyet hakkında tahkikat yapılmaktadır. Hükümetin haysiyeti ve şerefi adına bu ziyafete katılmayı münasip görmedim. Şunu söylemek istiyorum ki Şükrü Beyefendinin halk ile temastan maksatları, yalnız Müdafaayı Hukuk üyesi olan dört beş kişi ise bendeniz o kanaate katılmıyorum. Halk dediğimiz zaman, bir takım eşrafı ve bir takım adamları saymıyorum, asıl halkı sayıyorum. (bravo sesleri, alkışlar) Bu vesile ile kendilerine hatırlatmak istiyorum ki vekiller bütün halkın vekilleridir. Halk, yalnız Müdafaayı Hukuk Heyeti değildir. Binaenaleyh bu sebeple Müdafaayı Hukuk Heyetinin ziyafetini kabul etmemiş isem, Halk Hükümetinin İçişleri Vekili olduğumu kendilerinden çok hatırladığımdan ileri gelmiştir. NURİ BEY (Bolu): İskele hükümetini de dikkate almanız lazımdı. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Rıfat Beyefendinin iddialarına geliyorum. Niksar ile Tokat arasındaki yol kesilmiş, sekiz yüz silahlı demişim. Halbuki bu yanlış, tekrar ediyorum. Efendiler, o zaman söyledim dedim ki bunu tahmin etmek güçtür. Benim tahminime göre bu kadar silahlı olması lazım gelir. Sekiz yüz kişi az bir kuvvet değildir. Bu bir tahminden ibarettir. Her gün eşkıyalar yakalanıyorlar, öldürülüyorlar, biz nasıl tahmin ederiz. Bunların içerisinde silahlı olanlar azdır. Fakat bunlar ötekilere yardımcı olarak bulunuyordu ve birinin silahı düşecek olursa diğeri alıyor ve karşı koyuyor. Sonra ele geçen silahların bir kısmı, biliyorsunuz ki ahalimiz de alıyorlar. Herkes silahı kendine alıyor. Askerlerden de ellerine geçen silahları ya para ile yahut hediye olarak arkadaşlarına veriyorlar. Binaenaleyh, resmi makamlara gelmekte olan silahların miktarı gayet azdır. Rıfat Beyefendi, -Marttan evvel bu eşkıya yakalayacağınızı vaat etmiştiniz,...dedi. Eşkıyayı bitirmek için çalışmayı vaat ettim ve çalıştım. Yoksa kim vaat edebilir ki ben Marttan evvel, filan müddete kadar tamamen imha edeceğim, diye. Ben böyle vaat etmedim. Samsun'da iken bir beyanname yayınladım ve dedim ki, -Bir hafta içinde Hükümet eşkıyaya karşı askeri harekata Hükümete teslim olacaklar varsa, derhal teslim olsunlar. başlayacaktır. 80
81 ...Bunun üzerine bazıları teslim oldular. Bunların bazıları iç mıntıkalara sevk edildiler, bir kısmı da şurada, burada yerleştirildi, bundan ibarettir. 14 Martta oradaki taburun devamlı harekâtta bulunmasını emrettim. Bir tabur Sivas'tan getirttik. Ondan evvel iki yüz kişilik bir jandarma kuvvetini de Sivas'tan getirtmiştik. Ondan sonra devamlı Erbaa'ya emirler verdirdim. Yalnız Marttan evvel verilen emirler değildir, ondan evvelki emirleri bilmiyorsunuz. RİFAT BEY (Tokat): Ondan evvel emir verilmemiştir. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Yanlıştır efendim. Bundan sonra diyorlar ki Marttan sonra bir daha harekât yapılamaz ve bir faydası yoktur, ağaçlar yapraklanacak. Fakat biraz düşünseydiniz, şu son Mayıs ayı içinde takip ve imha edilenleri, bu sözleri söylemezdiniz. Rıfat Bey, benim niçin harekatın başında bulunmadığımı sordu. Ben müfrezenin veya tümenin kumandanı olarak bulunamam. Bendeniz takip harekâtına istikamet vermek için gittim. Mesuliyet benim üzerimdedir ve bugün yine benim üzerimdedir. Bütün müfrezelerin başında İçişleri Vekilinin bulunmasının imkanı yoktur ve bunda bir fayda da yoktur. Samsun'a gideceğim zaman Hüseyin Avni Bey ile münakaşa yaptığımı biliyorsunuz. Uzun uzadıya Samsun'a gitmem ve Vehbi Beyefendiye vekâlet vermem tenkit edilmiş ve derhal vekillik vazifemden ayrılmam teklif edilmişti. Ben eşkıya takibi için Samsun'a gittiğim halde, burada Hüseyin Avni Bey in tenkitlerine hedef olmuştum. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Sevdiğimizdendir. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Çok teşekkür ederim. Bu sevginize bir parça da başka arkadaşlarınız katılsın. (gülüşmeler) Samsun'da meşgul olacaktım ve arzunuza göre Tokat'a, Erbaa'ya gitmeyi ben de arzu ederdim ve oranın ahalisiyle de müşerref olmak isterdim. Fakat yolda iken Vehbi Beyefendi bana telgraf gönderdi ve dediler ki, -Aman biran evvel geliniz İçişleri Vekâleti bütçesi reddolunmak üzeredir, İçişleri Vekili geldikten sonra müzakere edilecektir diyorlar, her şeyi bırakınız geliniz....bu, benim kabahatim değildir, Meclisin kabahatidir. YAHYA GALİP BEY (Kırşehir): Meclisin asabiyetidir. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Evet efendim, Tokat'a gitmek isterdim, hatta daha ileri gitmek isterdim. Amasya'da bir gün kalmıştım, Mutasarrıfın ısrarı üzerine. Ne yapayım başka vaktim yoktu. Ancak bir gün kalabildim. Askeri harekât meselesinde diyorlar ki neden harekâta her yerden başlanmadı? Bu da bir fikirdir. Fakat bu hususta askeri uzmanların fikrine daha fazla inanırım. Uzmanlar, -Daima kuvvetlerinizi daha tehlikeli yerlere sevk ediniz ve onları mahvettikten sonra diğer tarafa gidiniz, yoksa bütün kuvvetinizi parça, parça dağıtacak olursanız her yerde zayıf düşersiniz ve hiç bir netice elde edemezsiniz, 81
82 ...diyorlar. Biz bu askeri uzmanların fikirlerine göre hareket ettik. Kuvvetlerimizi topladık ve evvela Bünyan gibi ve sonra yerlere ve sonra diğer mıntıkalara kuvvetimizi sevk ettik. Yoksa kendilerinin zannettikleri gibi öyle parça, parça yüzer, iki yüzer kişilik müfrezelerimizi sevk etmiş olsaydık bu neticeyi elde edemezdik. Pontus meselesine ait vesikaları toplayıp yayınlayınız, deniliyor. Bu hususta yazılmış bir kitap vardır. O kitabı Fransızcaya tercüme ettirmek için iki buçuk ay evvel İstanbul'a gönderdik, orada hazırlanıyor. Sonra İçişleri ve Dışişleri vekâletlerinin müştereken kurduğu bir komisyon, bütün vesikaları toplamakla meşguldür. Emin Beyefendiye rica ederim, ellerinde daha çok vesika varsa onları da bize versin. Bunu da bittiği zaman kitap halinde basıp, dağıtacağız. Tokat Mutasarrıfının istifasının sebebi soruluyor. Tokat Mutasarrıfı hastalığı sebebiyle bana istifasını göndermiştir. Bundan başka bir şey varsa bilmiyorum, resmi olarak böyledir, başka bir şey yoktur. Muhterem arkadaşımız Karahisar Mebusu Şükrü Efendi hakkımda müspet ifadelerde bulundular. Kendilerine müteşekkirim. Bu hususta affedemeyeceği bir takım hatalarımı da söylediler, o da Enfiyecioğlu meselesidir. Yani Enfiyecioğlu adındaki Rum kafileden ayrılmış, dediler. Müsaade buyurun arz edeyim. Valinin ifadesine göre, Akçaabat Kazasına müracaatı üzerine kafileden ayrılmıştır. Valinin bu husustaki sözlerine itimat etmek mecburiyetindeyim. Ondan sonra Trabzon Valisi Hamit Bey mesuldür demişim. Hayır, katiyen böyle bir şey olmamıştır, bu hatırımdan bile geçmemiştir. Bütün mesuliyeti bana aittir. Bu adam eğer fena adam olsaydı Hamit Bey in izin vermemesi lazım gelirdi,dedim. Bir de İstanbul'a Pontuscu ailelerin gitmesi meselesidir. Hükümete resmen yapılan müracaatlar üzerine bazı şahıslara verilmiş izinler vardır. Eğer binlerce müracaatların hepsine izin verseydik, aleyhimize bir cereyana ve propagandalara vesile olurduk. Akrididi adında bir Rum a izin vermişiz de Aziz Çavuş u hapsetmişiz. Efendiler böyle bir mukayese yanlıştır. Biz Müslüman ahaliye izin vermekte zerre kadar zorluk çıkarmadık ve bu gibilere tamamen izin veriyoruz. Aziz Çavuş un bir hadiseye karışması ile Akrididi'nin İstanbul'a gitmesi ayrı meselelerdir. Eğer Müslüman birini İstanbul'a izin vermiyorsak o zaman onu söylemeye hakkınız vardır. Sonra dediler ki binlerce ocağı söndüren Pontusçulara böyle muamele etmişiz. Yaptığımız muamele, bize silah çekenlere silahla karşılık vermemizden ibarettir? Fakat hasta ve zayıf bir iki kadına yapmış olduğumuz muameleyi, bütün Rumlara yapılmış olarak düşünmek doğru olamaz. Emin Bey, -Dağlarda altı bin, sekiz bin kadar silahlı asi var, fakat hep silahsızlar yakalanıyor....diyor. Peki Efendim, öyle ise bunun silahlıları nereye saklanıyor ve bu yaralılar neredeler? Bu düşüncenin inceliğini bendeniz pek anlamıyorum. EMİN BEY (Canik): Öyle demedim ki. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Silahsızlarla oluyor dediniz. EMİN BEY (Canik): Hayır Efendim öyle demedim, Apostol'un yerine Nikola silahı alıyor dedim. 82
83 ALİ FETHİ BEY (Devamla): Çok rica ederim siz Amasya İstiklal Mahkemesi Reisi olduğunuz zaman bunlara cezalarını vermeliydiniz ve böyle yanlış hareketlere sevk etmemeliydiniz. EMİN BEY (Canik): Çok güzel cevap verdiniz. Vazifeyi size devrettik Beyefendi. ALİ FETHİ BEY (Devamla): Efendiler, Pontus meselesinde izin verilmiş olan bazı şahıslara dair vaziyet bundan ibarettir. Bugünkü kuvvetlerle ve şartlarla en iyi bir şekilde vazife yapılmıştır. Fakat efendiler, herkes kendi gücünde iş yapabilir. Karahisar Mebusu Şükrü Beyefendinin buyurdukları bu yük ağırdır. Rica ederim daha güçlü birini bulursanız derhal kırmızı oy veriniz ve bendenizi lütfen kurtarınız. RAUF BEY (Başkan Vekili): Efendim, müzakerenin yeterliliğine dair önergeler var. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Efendim icap derse üç gün daha devam edeceğiz. (gürültüler) BASRİ BEY (Karesi): Gürültü yapılacaksa biz de yapalım, Reis Bey. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Efendiler dün şurada bir karar verdiniz, dönüyor musunuz kararınızdan, soruyorum? RAUF BEY (Başkan Vekili): Efendim müsaade buyurun, gizli celsenin yeterliliği hakkında önergeler var. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Müsaade buyurun Efendim söz söyleyeyim. Efendiler burada İçişleri Vekili Beyefendi bir çok söz söyledi ve herkese tek, tek cevap verdi. Şimdi efendiler, bendeniz herkes cevap versin demiyorum. Fakat bazı hususları eksik söylediler ve bazı ithamlarda bulundular. Aleyhinde bulunanlardan birisinin söz söylemesi lazım mıdır, değil midir? Artık siz takdir buyurun. Vekil Bey, bu kürsüden burada soruyorum, diye bendenize soru sordular. Benim de buna cevap verme hakkım var. Bendeniz diyorum ki bu mesele hakkında bu itibarla müzakere kâfi değildir. (kâfidir sesleri) Rica ederim hak ve hakikat meydana çıkmalıdır. Eğer bu müzakereye kâfi denecek olursa bu iş kalır. (şiddetli gürültüler) RAUF BEY (Başkan Vekili): Gizli celsedeki bu müzakerenin yeterliliğini kabul edenler lütfen ellerini kaldırsınlar. Çoğunlukla gizli müzakere kâfi görülmüştür. Şu noktayı da arz etmek isterim ki gizli celse de bahis mevzu olan ve müzakerenin yeterliliği ile neticelenen hususlar, aleni celsede bahsedilemez. Böyle olduğu zaman her türlü salahiyetimi kullanarak konuşana mani olurum. Bu hususta arkadaşlarımın dikkatli davranmasını rica ederim. Efendim gizli celseye nihayet verilmiş ve aleni celseye geçilmiştir. 1 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (10 Haziran 1922), 1.Dönem, c.2, s , 83
84 (Ara verilmeden açık oturuma geçilir. Önce gündemde bulunan başka iki madde görüşülür ve...) RAUF BEY (Başkan Vekili): Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey ve arkadaşlarının İçişleri Vekili hakkında vermiş oldukları gensoru önergesinin müzakeresine devam ediyoruz. Önergeler var okutacağım. TBMM Başkanlığına İzahat kafidir. İçişleri Vekiline itimat oyu vererek gündeme geçilmesini teklif eyleriz. 10 Haziran 1922 Karahisar Mebusu Ali ve 15 arkadaşı TBMM Başkanlığına Mesele anlaşıldığından müzakere kâfidir. Her iki gensoru meseleleri hakkında haklı olan İçişleri Vekili Fethi Bey hakkında itimat oyu verilmesini teklif eylerim. 10 Haziran 1922 Genç Mebusu Hamdi TBMM Başkanlığına Müzakere kâfidir. İçişleri Vekili Fethi Beyefendinin verdiği izahat kâfi olmakla kendilerine itimat oyu verilmesini teklif eylerim. 10 Haziran 1922 İzmir Mebusu Mahmut Esat Saruhan Mebusu Avni TBMM Başkanlığına İki günden beri devam eden müzakere kâfidir. Yomra hakkında Ali Şükrü Bey in okuduğu telgraf yeni bir hadisedir. Bunun ayrıca tahkiki şartıyla İçişleri Vekili Ali Fethi Bey e itimat oyu verilmesini teklif ederim. 10 Haziran 1922 Bursa Mebusu Operatör Emin 84
85 TBMM Başkanlığına Müzakere kâfidir. Gensoru önergesine karşı verilen izahat, meseleyi tamamıyla açıklamıştır ve İçişleri Vekâleti hakkındaki itimadı takviye etmiştir. Binaenaleyh gündemin müzakeresine geçilerek İçişleri Vekili Fethi Bey e itimat oyu verilmesini teklif eylerim. Muş Mebusu Ahmet Hamdi TBMM Başkanlığına İçişleri Vekili Fethi Beyefendinin gensoru önergesi için verdiği izahat kâfidir ve kanaat hasıl olmuştur. Kendilerine itimat oyu verilerek gündemdeki maddelerin müzakeresine geçilmesini teklif eyleriz. Kütahya Mebusu Cevdet ve 4 arkadaşı RAUF BEY (Başkan Vekili): Fethi Beyefendi bu önergelerden hangisini tercih ediyorsunuz? ALİ FETHİ B. (İçişleri Vekili): Efendim, son okuduğunuz önerge hariç hepsinin manası zannederim aynı. Kütahya Mebusu Cevdet Beyefendinin verdiği önergeyi kabul ediyorum. RAUF BEY (Başkan Vekili): Efendim, bir önerge daha var. Ad okunarak oylama yapılsın deniliyor. Kabul edenler, kabul edilmiştir Efendim. İçişleri Vekili Fethi Beyefendiye itimat verecekler beyaz, vermeyecekler kırmızı oy pusulası bırakacaklardır. Oylamaya başlıyoruz. (Ad okunarak oylama yapıldı. Oylar sayıldı ve...) RAUF BEY (Başkan Vekili): Efendim, 163 üye oy kullanmıştır. 56 kırmızı, 11 çekimsere karşı 117 beyaz oy kullanılmış ve İçişleri Vekili Ali Fethi Bey e itimat edilmesi kabul edilmiştir. (alkışlar) 1 1 TBMM Zabıt Ceridesi (10 Haziran 1922), 1.Dönem, c.20, s , 85
86 26 AĞUSTOS 1922: PONTUS İSYANI HAKKINDAKİ ÖNERGELERİN VE KANUN TASARISININ GİZLİ OTURUMDA GÖRÜŞÜLMESİ (1.Dönem, 3.Yasama Yılı, 88.Birleşim, Gündem: 2/2) Büyük Taarruz hazırlıklarının hızla devam ettiği günlerde İç ve Doğu Anadolu'daki askeri birlikler Batı Cephesine kaydırılmıştı. Pontus İsyanından henüz bir sonuç alınamamışken Orta Karadeniz'deki askeri birlikler de gizlice Batı'ya kaydırıldı. Bundan habersiz olan milletvekilleri gizli oturumda önerge üstüne önerge verdiler ve Pontus İsyanı ile ilgili bir kanun teklifi hazırlanarak görüşülmeye başlandı. Ama Büyük Taarruzun başladığı haberi Hükümet tarafından duyurulunca hava birden değişi. (Bir hafta önce, 19 Ağustos 1922 tarihindeki gizli oturumda...) DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim Malatya Mebusu Sıtkı, Tokat Mebusu İzzet, Tokat Mebusu Mustafa ve İzmir Mebusu Sırrı beylerin Amasya'dan gönderdikleri Pontus teşkilatı hakkında bir şifreli telgraf aldık. Bunun aleni celsede okumak ve karar vermek uygun olup olmadığına dair karar vermek de Yüce Heyetinizin hakkıdır. Binaenaleyh müsaade buyurursanız okuyalım ve burada bunu halledelim. Uzun bir şey değil bir sahifeden ibarettir. Eğer aleni celsede okunsun derseniz, aleni celsede okuruz. Binaenaleyh aynı telgrafı İçişleri ve Adalet komisyonlarına da göndermişler. İçişleri Komisyonu Mecliste okunsun diye bize vermişlerdir. Telgrafı okutuyorum. TBMM Başkanlığına Kolay ve mümkün iken lüzumlu tedbirler alınmadığı için cüret ve gaddarlıklarını son dereceye vardıran Pontus teşkilatına mensup eşkıyanın son günlerde Müslüman can ve malına yaptıkları suikastlar halkın maneviyatını tamamıyla sarsmıştır. Bir iki alay askere de karargâh olan kaza merkezlerinden itibarlı şahısları pervasız bir şekilde dağa kaldırılmaları, Hükümeti hiçe saymaları, esasen müteessir olan Müslümanları üzüntüye sevk etmiştir. Köyleri baştanbaşa yakılan çiftçiler, çiftlikleri yağma edilen eşraf, malları gasp olunan tüccar, velhasıl her sınıf halk artık bu işin neticeye varmasını ümit etmekten başka çare kalmadığını söylemeğe başlamışlardır. Her türlü müdafaadan imkânlarından mahrum, köylerin ise izlerini Hükümete ihbar ve yardım etmek ve istedikler kışlık erzak ve levazımı hazırlamak suretiyle, ancak tecavüzlerden korunabilecekleri zeminde maruz kaldıkları eşkıya tehdidini ister istemez kabul etmeye başlamaları, vaziyetin ehemmiyet ve vahametini pek fazla artırmıştır. Bu faciaları yakından gören bizler Büyük Millet Meclisinin şimdiye kadar haberi olmadığı vaziyetlerden haberdar etmeyi vazife bildik. Kendi adına hareket eden kuvvetler elinde huzur, ahalinin haklarını ne mertebe korumakta olduğunun söylenilmesini mebusluk vazifesi bildik. Vaziyeti doğrudan doğruya Yüce Meclise arz ederek Pontus sahası mebuslarından bir heyetin seçilerek hemen eşkıyanın kol gezdiği mahallere gönderilmesi lüzumu vazife bildik. Bu şekilde 86
87 ısrarla iddia edildiğine göre hadiselerin cereyanı hakikatin aksine bir mahiyette Yüce Meclise kandırmayı cüret edenler var ise Memlekete pek tehlikeli tesirler yapacak bu esef verici hareketi yapanları meydana çıkarılarak, Milletin bu yüzden sıkıntıya uğrayan hissiyatını takviye ve kuvvetlendirmek gerekir. Hükümete karşı muvaffakiyetle muhafaza olunan şekavet silahları tarihin her devresinde celp etmiş, müdafaaya sebebiyet vermiş olduğundan bu meseleyi bir an evvel nihayete erdirmek Millet ve Memleketin mukadderatını bizzat üzerine almış bulunduran Yüce Meclisin takdirine kalmıştır. Vaziyet Yüce Meclis Reisliği ile İçişleri, Adalet, Milli Savunma komisyonlarına ayrı ayrı arz edilmiştir. 27 Temmuz 1922 Malatya Mebusu Sıtkı Tokat Mebusu İzzet 87 Tokat Mebusu Mustafa İzmir Mebusu Sırrı DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Telgraftan haberdar oldunuz. (Fethi Bey'e havale sesleri) Şimdi efendim, müsaade buyurun. Yüce Heyetinizin vereceği bir karar var. Bir kere aleni celsede müzakeresini kabul ediyor musunuz? (hayır sesleri) O halde gizli celsede müzakeresini kabul edenler lütfen el kaldırsın. Kabul edilmiştir. Malumunuz olduğu üzere evvelki gün verilen bir kararınız vardır. Asıl bugünkü gündem bütçenin müzakeresidir. Bugün bütçenin müzakeresine mi başlayalım, yoksa bu telgrafın müzakeresine mi? Bu telgrafın bugün müzakeresini kabul edenler lütfen el kaldırsın. Kabul edilmiştir. O halde müzakereye başlıyoruz. EMİN BEY (Erzincan): Bu da Amasya ve Tokat havalisinde olan Pontus isyanı müzakeresidir. Kaldı ki bunun için Hükümetin de bir teklifi vardır, bir jandarma kadrosu meselesi var. Bunu onunla birleştirerek müzakere edecek olursak ikisi de birden çıkmış olur ve hem de daha iyi olur. RİFAT BEY (Tokat): Başta jandarma mesailinin müzakere edilmesine zaten karar verdik. Onunla birlikte müzakere yapalım. SELAHATTİN BEY (Mersin): Reis Beyefendi, müsaadenizle bir kelime söylemek isterim. Ortada bir teklif ve arkadaşlarımızın da bir telgrafı var. Epey vakit oldu. Bunlardan bizim malumatımız kâfi derecede yoktur. Binaenaleyh İçişleri Vekili Beyefendi vaziyeti bize izah ederlerse, ne oluyor, ne bitiyor, onu anlarız ve ondan sonra söz söyleriz. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Tabii efendim, ilk söz İçişleri Vekili Bey'indir. ATA BEY (İçişleri Vekâleti Vekili): Tokat'tan çekilen... (işitmiyoruz sesleri) Benim sesim de çıkmıyor, efendim. Bu telgraftan benim anlayabildiğim, orada eşkıyalık eden Pontus Rumlarının yapmış olduğu fenalıklar, bilmiyorum güya oradaki mutasarrıfların Hükümete bildirilmemelerinden şikâyet ediliyor. Öyle değildir. Orada ne olmuşsa mutasarrıflıklar olduğu gibi meseleyi bildiriyorlar. Eşkıya hakikaten pek çok zulüm yapmıştır. Hakikaten oralardaki ahaliye fenalık yapıyorlar. Dağlarda çalışan ahaliden fidye talep ediyorlar. Yolsuzluk vardır,
88 intizamsızlık çoktur, fenalık bundan ileri geliyor. O havalideki jandarma kuvveti kâfi olmadığından dolayı, mevcut jandarma kuvvetine üç bin jandarma kuvvetinin ilavesini teklif ve talep ettim. Eşkıyanın takibi için 10.Tümen memur edilmişti. Bu iş de hakikaten askerler çalışmıştır. Fakat altı aydan beri bir fayda temin edilememiştir. Biz bunları da itibara alarak burada evvelce istediğimiz jandarma kuvvetinin verilip verilmeyeceğini bilmiyoruz. Yalnız orada üç bin askerlik bir kuvvet verilmiştir. Bu kuvvetle Amasya, Samsun, Tokat dahilindeki eşkıyanın yakalanması için lazım gelen tedbirleri aldık ve bunlar için lazım olan paranın verilmesine de Maliye Vekili Bey mahalline tebliğ etti, çalışılıyor, takip ediliyor. Hükümetçe lazım gelen muamele yapılıyor ve hükümetçe mümkün olabilen tedbir yapılmıştır. BİR MEBUS BEY: Tokat ve Amasya'ya kuvvet sevk olunmuş mudur? ATA BEY (Devamla): Olunuyor, ve olunmaktadır. HAMDİ BEY (Amasya): Olunmaktadır değil mi efendim? Hâlbuki Rumlar altı yedi aydan beri orada yapmadığı kötülük bırakmadılar. Bu olunuyor, olundu sözü nedir efendim? Olundu sözünü ne vakit işiteceğiz? ATA BEY (Devamla): Efendim, evvelce vardı. Olunuyor, olunmaktadır sözü yeni değişiklerden ileri gelmektedir. Yani aslında vardı, orada kuvvet vardı ve bu kuvvet de artırılmıştır. HAMDİ BEY (Amasya): Değiştirilecek bir kuvvetle Rum eşkıyalarının takibine imkân yoktur. Halk bitmiştir, mahvolmuştur. ATA BEY (Devamla): Eşkıya hakikaten böyle değiştirilmiş bir kuvvetle yakalanabilir mi, yakalanamaz mı meselesini İçişleri Vekâleti düşünerek Yüce Meclisinize üç bin jandarma kuvvetinin oradakilere ilavesini talep etmiştir. Takibat yapmak ve lazım gelen yerlere karakollar teşkil etmek, sonra bir kısım kuvvetle seyyar müfreze şeklinde bu teklifi yaptı. Teklif kabul olunduğu surette bu üç bin jandarmayı bu üç liva dâhilinde kullanılacaktır. NEŞET BEY (İstanbul): İşittiğime göre Tokat ve havalisindeki kuvvetlerin bu işte istihdamı için sizin tarafınızdan emir verilmiş ve bunun lüzum olmadığı da Jandarma Dairesince size arz edilmiş ve bundan dolayı aranızda ihtilaf varmış. Böyle bir şey mevcut mudur? ATA BEY (Devamla): Hayır efendim. Nasıl olabilir? NEŞET BEY (İstanbul): Sizin tarafınızdan oradaki kuvvetlerin işe girişmemesi için, dağılması için emir verilmiş midir? ATA BEY (Devamla): Neredeki kuvvetler için? Hayır efendim, böyle bir ihtilâf yoktur. Amasya, Tokat oralardaki kuvvetler mi? NEŞET BEY (İstanbul): Evet efendim. 88
89 ATA BEY (Devamla): Hayır efendim, öyle bir muamele yoktur. Jandarma Dairesi İçişleri Vekâletine bağlı bir dairedir. Nasıl olabilir? YASİN BEY (Gaziantep): İçişleri Vekili Bey, bir tümen vardır orada buyurdular. Bu tümen kaç aydan beri vardır? Yiyecek tahsisatını kim verdi? ATA BEY (Devamla): Efendim, bu yeni tümen İçişleri Vekâletinin emrine yeni verilmiştir. Yani benim zamanımda verildi. Fakat ben vekâlete geldiğimde anladım ki orada bir tümen vardır ve oranın muamelelerini tetkik ettiğim zaman da tümen hareket etsin dendiğinde, tümen kumandanı yiyecek için şu kadar kuruş lazım, verilmiyor diye söylemiş. Biz de tabii Maliye Vekâleti ile görüştük, Maliye Vekâleti ödeme emrini verdiği halde, oranın Maliye Müdürlüğünde para yokmuş denildi. Ona karşı Ankara'dan tekrar olmak üzere Maliye Vekâleti tebliğ etmiştir. OPERATÖR EMİN BEY (Bursa): Efendim, gerek arkadaşlarımızın bu telgrafından ve gerek İçişleri Vekili Bey'in ifadesinden anlaşılıyor ki jandarma kuvvetinin kâfi miktara çıkacağı anlaşılıyor. Teklif ettiği şey pek doğrudur. Evvela onu müzakere edelim, vakit geçmesin ve bu mesele halledilsin. Yoksa günlerce müzakereden bir fayda temin edilemez. VEHBİ EFENDİ (Konya): Jandarmadan hiç istifade olunmaz, para boşa gider. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim, iki teklif oldu. Jandarmanın artırılması hakkındaki tasarı gelmiş, bunun müzakeresi ile beraber onu müzakere edelim. Eğer kabul ederseniz birleştirerek müzakere ederiz. Bunu onunla beraber müzakeresini kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın... HASAN BASRİ BEY (Karesi): Efendim, biraz müzakere edelim. Belki makul bir teklif ortaya çıkar. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Oya koyacağım. Şimdi buradaki teklifin birleştirilerek müzakeresini kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın. Kabul edilmiştir. O halde onu da beraber müzakere edeceğiz. HASAN FEHMİ BEY (Maliye Vekili): Reis Bey şimdi müzakere edecek miyiz, yoksa... DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Şimdi onu söyleyeceğim, efendim. HASAN FEHMİ BEY (Devamla): Efendim eğer gizli celseye devam edilmeyecek ise, para meselesini ve bugün oradaki askeri kıtaya verilmek üzere, izahatta bulunacağım. Onun için gizli celsede cevap vermek mecburiyetindeyim. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim müsaade buyurunuz, verilen karar gereğince... HASAN FEHMİ BEY (Devamla): Gizli celseye temas eden kısmı vardır. 89
90 DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim, şimdi karar verilen mesele üzerine biz jandarmaya üç bin kişi ilavesine dair olan kanun tasarısının müzakeresini kabul ettik. Bunun da şimdi müzakeresini kabul etmiştiniz. Jandarmaya ait olan Tahsisat Kanununun da müzakeresine başlayacağız. Şimdi gizli celse de mi olsun, aleni celsede mi olsun? (aleni olsun sesleri) RAUF BEY (Vekiller Heyeti Reisi): Bu münasebetle Pontus meselesinden uzun uzadıya bahsedilmesi tabiidir. Aleni celsede bilhassa bu zamanda teferruatı ile Pontus meselesini bahis mevzu etmek doğru değildir. Eğer Pontus meselesi bahis mevzu olacaksa jandarma bütçesinin de aleni celsede müzakere olunmasına Hükümet taraftar değildir. REFET PAŞA (İzmir): Evvela bilinmesi lazım gelen bir mesele vardır. Orada bir tümen vardır, ben Pontus meselesini biliyorum. İçişleri Vekili Bey acaba üç bin jandarma ile yapacağını taahhüt ediyor mu, etmiyor mu? DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim müzakere esnasında konuşacağız. REFET PAŞA (Devamla): Efendim, bütçe meselesi değildir, jandarma meselesi değildir. Pontus meselesidir. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim müsaade ediniz, söz isteyenleri kaydedeyim. Şimdi tatil etmedik, müzakere edeceğiz. Efendim jandarmaya üç bin asker ilavesine dair olan kanun tasarısının müzakeresine başlayacağız. Bunun gizli olması için kararınızı alacağız. Gizli olmasını kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın. Kabul edilmiştir. Üç bin jandarma ilavesine dair olan tasarının tamamının müzakeresine başlıyoruz. Aynı zamanda bugünkü telgraf da müzakere edilecektir. RIFAT BEY (Tokat): Sekiz aydan beri Pontus meselesi ile uğraşıyoruz. HASAN FEHMİ BEY (Maliye Vekili): Efendim, Samsun ve havalisindeki Pontus meselesi, asayiş meselesi, eşkıyalık meselesi hulasa Rum meselesidir. Hatırlarsınız ki Dünya Harbinin ikinci senesinden başlayarak Mondros Ateşkesi devresi ve milli teşkilatı dahil olduğu halde bugüne kadar devam eden bir meseledir. Zaman, zaman tümenler, alaylar, mühim kuvvetler orada bulundurulmuş ve fakat tamamıyla bertaraf edilmemiştir. Ben tahsisat hakkındaki teklife imza etmedim. Bütçe Komisyonunda tetkik edildiği gün hasta idim, yatıyordum ve bunun müzakeresi o güne tesadüf etti, telefon ettiler, çağırdılar, hasta idim gelemedim. Tabi bunu tehir etmediler, bunun için kanaatimi orada arz edemedim. Fikrimi Yüce Heyetinize arz ediyorum ve hakem heyeti sizsiniz. Böyle mühim kuvvetlerle sekiz seneden beri bertaraf edilmeyen bir işin, iki bin jandarma ile yapılacağına kanaatim yoktur. İkincisi orada daimi bir tümen kadar askeri bir kuvvet bulunduğu halde bu kuvvetin bertaraf edemediği bir işi jandarmanın bertaraf edeceğine ben ümitli olamadım. Bir de şekil meselesi, malumunuz bütçe bir bütündür. Gelir ile gider arasındaki açığın nispeti daima Maliye Vekâletinin 90
91 gözünün önünde bulundurabilmek için her vekâlete bazı salahiyetler verilmiştir. Her vekâlet masrafa ait cetvellerini bir zamanda Maliye Vekâletine gönderir. Maliye Vekâleti onları tanzim eder ve Devletin bütçesini Yüce Heyete sevk eder. Bu muamelede Maliye Vekâletinin tasdiki alınmadığı için bu kanun tasarısını imza etmedim. Orada askeri kuvvetin parasızlık yüzünden bir şey yapmadığı yolunda bazı haberler alınıyor. Esasen asıl eşkıyalığın müzmin olan kısmı Tokat, Amasya, Samsun, yani bu üç livadadır. Bu livaların bütçe gelirleri hem tümenin ve hem de jandarmanın ihtiyaçlarını temine kâfi gelmiyor. İşte bunun içindir ki, Maliye Vekâleti orada Pontus meselesi ile meşgul olan kuvvetin masrafları için vergi, Reji İdaresi, Düyunu Umumiye'den yapılan yardım liradır. Garp Cephesi hesabına göre tam iki tümenin masrafına kâfi bir paradır. İşte bu paranın miktarı da bence malum olduğu için, bu para meselesi değil, jandarmanın azlığı meselesi değil, işi esasından halledecek esaslı bir teşkilata veya daha büyük bir kuvvete ihtiyaç vardır. (doğru sesleri) İşte bu yüzden ben o tasarıyı imzalamadım. Meseleyi esasından halletmek için iki, üç aylık bir masrafı icra edip esasından işi halledebilecek, mümkün ise, bir tedbir düşünmek lazımdır. Çeşitli yerlerden üç bin jandarma alarak onları Pontus mıntıkasına göndermek İçişleri Vekâletinin salahiyeti dahilindedir ve diğer vilayetlerden de bu üç bin jandarmayı oraya gönderebilir. Fakat ben zannediyorum ki tümenlerin yapamadığı bu iş üç bin jandarma ile yapılamayacaktır. Eğer yapılacağı kanaati Yüce Mecliste var ise ilave buyurun, parası için de bir çare düşünelim. Ya bir vergi koyarak veya bütçe açığından, buna da kambur üstüne kambur diye koyalım. Son meselenin para meselesi olmadığını arz ettim. RIFAT BEY (Tokat): Elhamdülillah sekiz aydan beri bu meseleye Meclisi alakadar ettik. Bugün minnettar ve müteşekkirim. Söylemedik, müracaat etmedik bir yer bırakmadık. Başkumandan'a da yazı verdik. Gruplara da yazılar verdim. Uzun uzadıya anlattım. Niçin bu Rumlar takip edilemiyor? Fakat anlatamadım. Elhamdülillah bugün bahis mevzu oldu ve Meclis alakadar oldu, minnettarım. Rumların zulmünden bahsetmeyeceğim. Artık bunu bütün arkadaşlar biliyor. Son aldığım mektupta bir köyü bastırmışlar, Nahiye Müdürü de korkarak gitmemiş, şehitler tespit edilmemiştir. Çünkü oraya gitmeye korkmuşlardır. Çünkü Rumlar bir yere ayakbastılar mı Hükümetten hiç kimse oraya gitmez. Ne savcı, ne jandarma, kimse gitmez, Cesetler bir yığın teşkil eder ve çürür, kimse bakmaz. Bu bugün değil, dört beş seneden beri böyledir. Şimdi bu kadar kuvvet varken bu Rumlar niçin takip edilemiyor? Bu kadar alaylar, tümenler, jandarmalar varken ve Millet bu kadar para verirken bu Rumlar niçin takip edilip de yakalanmıyor? Bunun sebebi nedir? (gürültüler) Sebebini arz edeyim, dört arkadaşımızın Tokat'tan yazdıkları gibi resmi makamlardan gelen raporlar yalandır. Geçen gensoru müzakeresinde de bu raporlar yalandır, dedim. Mesela gelen bir raporda Rumlardan sekiz yüz ölü şu kadar yaralı vardır gibi katiyen mübalâğalı şeyler vardır. Bunların aslı esası yoktur. Ben gittiğimde kırk ölü var ve filan Rum evinde Rum ölü vardır, dediler. Gittim baktım, ölen bir kadındır. Bu raporlar bu kadar mübalâğalı ve yalandır. 91
92 Şimdiye kadar Rumlarla çatışma olup bir bomba, bir silah atılmamıştır. Çünkü bu Rumların takip edildiklerinden haberdar eden kimseler vardır ve bunlara erzak filan yardım edenler vardır. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Müsaade buyurun efendim, biraz açıklayarak söyleyin lütfen. HASİP BEY (Maraş): Bu kimseler resmi vazifeliler mi, değil mi? RIFAT BEY (Devamla): Onu sonra söylerim. Evvela bu sebepler ortadan kaldırılmadıkça bu Rumlar katiyen yakalanamazlar. Çünkü onları takip eden kuvvetlerinin hareketinden onlara haber verenler vardır, öteden beri haber veren vardır. Size filan yerden şu kadar kuvvet geliyor diye haber gider. Onlar da başka yerlere giderler. Sonra derler ki filan mıntıkalar boştur, filan, filan evler boştur, basabilirsiniz. Onlar da geliyorlar o köyü basıyorlar. Onun için onlara yardım edenler vardır. Evvela onlar yakalanmalıdır. Diğer meseleye gelince... REFET PAŞA (İzmir): Bilmemiz için bunların kim olduklarını söylemeniz lazım gelir. MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar) Sebeplerin bilinmesi ve yaranın tedavi edilmesi lazımdır. Celse gizlidir, kimdir onları söyleyin. (gürültüler, söyle sesleri) ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Rıfat Bey söyle, gizlilik üzerine iş olmaz. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim sözünü kesmeyin, karşılıklı konuşulmasın rica ederim. RIFAT BEY (Devamla): Efendiler, bunu Mecliste söyleyemem. Bir kaç arkadaş seçiniz, onlara söyleyeyim. (aaa sesleri) Bir kaç resmi makama söyledim, aldıran olmadı. (korkuyor sesleri) Neden korkacağım, kâinatta kimseden korkmam. (gürültüler) DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Rica ederim, sözünü kesmeyin. Rıfat Bey karşılıklı konuşmayınız. Siz söyleyiniz, onlar dinlerler. RIFAT BEY (Devamla): Efendim, evvela Tokat'tan gelen telgrafın tahkiki için İstiklal Mahkemesine bir suretinin veriyorum. En mühim mesele onun içerisinde. İkinci mesele... (birinciyi anlamadık sesleri) DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Söyletmek için zorlama yoktur. Deminden beri arkadaşlarımız söylediler. Devam edin Rıfat Bey ve nutkuna devam edecektir, tabii buyurun. RIFAT BEY (Devamla): Bu Rum meselesi, üç livadaki bugünkü mesele değildir, efendim. Dünya Harbinin ikinci senesinde başlamıştır. Günden güne şiddetlenerek bugüne kadar devam ediyor. Bu böyle iken Tokat'ta silah toplamak için ilk defa ilan ettiler ve üç defa silah topladılar. Kimin elinde silah varsa getirecek, getirmezse idam edilecek dediler. Tümen kumandanı Cemil Cahit Bey isminde 92
93 birisi, Tokat'ı müdafaa eden o milli kuvvetlerin elindeki silahları bile aldılar. Nezir Bey isminde bir alay kumandanı, kendisi de eşkıya takibine vazifeli olduğu halde, Tokat Sancağı dahilindeki köylerin birinde bir adet silah yoktu, gençler kollarını sallaya sallaya geziyorlardı, Rumlar da köyleri gelip yakıp, yakıp gidiyorlardı. Bir kere Cemil Cahit Bey ve Nezir Bey'den, niçin Tokat dahilindeki silahları aldıkları sorulsun. Rica ederim, niçin almışlar? Yani öteki yerlerde Samsun'dan almadılar, Sivas'tan almadılar, buradan niçin aldılar? Niçin Tokat'ta üç defa silah topladılar. Rum çetelerini takibe vazifeli oldukları halde silah çıkanlarını idam edeceklerini ilan ettiler. Sonra efendim, şimdi geleceğim jandarma teşkilatı meselesine. Eğer şimdi bu istenilen üç bin jandarma yedi silsilesinde bir suçu olmayacak, mesele bununla bitmez. Çünkü şimdiye kadar bununla bir şey çıkmadı. Yirmi beş yaşından yukarı otuz beş yaşından aşağı olmayacak diye birçok kayıtlar var, efendim. O şartlarla jandarma yapacaklarsa hiç bir şey çıkmaz. Öteden beri asker firarileri takibinde kendi cesaretini göstermiş adamlardan ve memleketin eşrafından jandarma yapılıp da bunlardan seçilirse, iyi para verilirse bu iş iki ayda biter. Yoksa böyle Umum Jandarma Kumandanının, bilmem ne kumandanının emri altında, bilmem ne ile yine askerle eşkıya takibi yapılmaz. Böyle boru ile moru ile Rumlar tepelenemezler. Canım Tokat'ın içinde yüz tane silahlı Rum var efendim, fakat bütün köyleri yakıyor, Müslümanları korkutuyorlar. Hem kasabaya bir saat mesafede, yarım saatlik yerlerde. Eğer bu jandarmanın da, şimdiki jandarmalar gibi altı yüz kuruş maaşı altı ay verilmezse bu yapacağınız jandarmalar da Rumların değil ama Milletin başına bela olur. Jandarma bir köye gitti mi efendim, bunu bir nimetini biliyor, şunu getir diyor, bunu getir diyor, eşkıyadan daha fazla zulüm ediyor. Yüce Meclisten istirham edeceğim ki eğer bu üç bin jandarmayı kabul edecek olursanız, ya bankadan veya diğer yerlerden parasını temin etmeli. Bundan böyle maaşlarını vermeyecek olursanız, diğer jandarmalar gibi olacaksa bunun menfaatinden daha çok zararı olur. Çünkü efendiler, aç kimse ölmeye gitmez. Çünkü benim evimde çoluk çocuğum aç olduktan sonra, silah çekte öl denirse, billahi de ölmem, tallahi de ölmem. Niçin öleyim efendiler? Aç efendim, aç? Ha, evvela ver parayı, sonra ver eline silahı. Bir jandarma bunun için gidip de ölmüyor. Parayı verdin mi silahı eline verirsin gider, vurur. Böyle veresiye iş olur mu? Sonra Maliye Vekili Bey buyuruyor ki bu üç sancağın vergi gelirleri oraların masrafına yetmiyormuş. HASAN FEHMİ BEY (Maliye Vekili): Üç sancağın aşar vergisi tahsilâtı Düyunu Umumiye İdaresinin olduğu için, Maliyeye kalan diğer gelirler masraflarına kâfi gelmedi, dedim. RIFAT BEY (Devamla): Bir yerde asayiş olmazsa, o memlekette para da olmaz. Mesela odunun olduğu yerde Rumlar var. Oduncu oraya gittiği zaman merkebini alıyor, kendisini de kesiyorlar. Bugün iki yüz kuruşa odun yok. Asayiş mevcut olmayınca Rumlara yakın yerlerden odun alamayacak. Çünkü odunu almak için cesaret edilemeyecektir. Rumlar gelirleri de gasp ediyorlar. (çareyi söyle sesleri) 93
94 Çareyi söyleyeyim, efendim. Evvela amirlerin kollarını, kanatlarını kırmalı (kimdir amirler sesleri) Söyleyemeyeceğim. EMİN BEY (Erzincan): Azizim, açıkça söyle ki anlayalım. RIFAT BEY (Devamla): Şimdi bu amirler, bir de yapılacak jandarmaları... (amirleri söyle sesleri, gülüşmeler) Canım, durun efendim. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Devam edin Rıfat Bey, söyleyeceğim, söylemeyeceğim demeyin rica ederim. RIFAT BEY (Devamla): Jandarma kanununa göre, bilmem neler olmayacak değil, maaşlarının her ay muntazaman verilmesi ve yerli ahaliden yapılması ile olur. Böyle olursa olur. Böyle olmayacak olursa hiç bir şekilde olmaz. Bundan başka türlü olamaz. Sonra bu üç sancağın hatta kendi sancağımızın ne vergi vermeye, ne de para vermeye hali kalmamıştır, bütün mahvolmuştur. Köyün çiftçileri kapıdan dışarı çıkamıyorlar. ATA BEY (İçişleri Vekâleti Vekili): Efendim, Maliye Vekili Beyefendi buyurdular ki Adana Vilayetinde ihtiyaçtan fazla jandarmamız vardır. Buradan veya başka yerlerden alınarak oraya verilebilir. Adana vilâyetinin jandarmasının diğer vilâyetlerden fazla olmasının esbabı cümlenizce malumdur. Oranın evvelden olan ehemmiyetine ve nezaketine binaen fazla jandarma konmuştu. Üç bin jandarma bu işi yapamaz buyurdular. Eğer mal vaziyet buna müsait ise beş bin jandarma verin, on bin jandarma verin. Biz bu kadar kuvvetin ilâvesini uygun gördük. Askerin yapamadığını jandarma yapabilir mi? Bu da bir mesele. Sonra oradaki kuvvet eşkıya takibinde muvaffak olur mu olmaz mı buyurdular? Bunlar hakikaten tetkik olunacak meselelerdir. Binaenaleyh İçişleri Vekâleti, Tokat, Amasya, Samsun dahilindeki jandarmaların oraların asayişe kâfi gelmediği için bu üç bin jandarmayı talep etmiştir. (iş görebilecekler mi sesleri) Rıfat Bey de buyurdular ki buradaki işin bitmesi için birtakım sebepler vardır. Onlar kalkmalıdır. Fakat o sebep olanlar kimlerdir, onları söylemediler ki ona göre bir cevap vereyim. Binaenaleyh Vekâlet o havalideki jandarma kuvvetinin artırılmasını ve jandarma maaşlarının bin beş yüz kuruş olmasını talep ediyor. Jandarmaya verilen tahsisat kâfi gelmiyor. Hatta buna ilave olmak üzere Adana ve havalisi jandarmaları maaşlarına zam istiyor. Çünkü İskenderun'daki fazla maaş alırken, ona komşu olan bir vilayetin jandarmasının az para ile geçinmesi katiyen mümkün değildir. Bunu da Adana, Maraş, Antep, Urfa, Mardin havalisindeki jandarma maaşlarının gönüllü jandarma maaşı nispetinde verilmesini Yüce Heyetinize arz ediyorum. REFET PAŞA (İzmir): İskenderun'dakiler gibi mi? ATA BEY (Devamla): Şüphesiz efendim. Onlara da bütçe müsait ise verilmelidir. MAZHAR MÜFİT BEY (Hakkari): Yani bu üç bin jandarma ile Pontus meselesini tamamen halledilebileceğine inanıyor musunuz? 94
95 ATA BEY (Devamla): Efendim, hepiniz de bilirsiniz ki üç bin jandarma takibatı temin edecektir. İşe yarayacak şekilde jandarma tanzim olunursa ve maaşları muntazaman verilirse, ehemmiyetle idare olunursa, elbette ve elbette eşkıya yok edilecektir. Fakat jandarma gittiği yerlerde maaş alamazsa, istediği adamların alınmasına müsaade olunmazsa biz nasıl yapalım? İBRAHİM BEY (Karesi): Bundan bir kaç zaman evvel Amasya'dan bir adam bana geldi ve dedi ki, -Amasya Mutasarrıfının Pontus'çularla beraber mesai ettiğine ettiğine dair İçişleri Vekâletine, Başkumandanlığa çeşitli telgraflar verildi. Eğer bu hususta söylediklerim hakikat çıkmazsa beni idam edin....demiş ve sesini duyuramamıştı. Bu adam istiklal mahkemesinin seçilmesinden sonra gitti. (bu kim sesleri) Hüdaverdi isminde biridir. Bu ne oluyor? HAMDİ BEY (Amasya): O adam alçaktır, namussuzdur, iftiracıdır. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Karşılıklı konuşuluyor efendim, müsaade buyurun. İBRAHİM BEY (Devamla): Mademki bu adam iftiracıdır, Amasya Mutasarrıfı hakkında ifadede bulunan bu adamın cezalandırılması lazım gelir. ATA BEY (Devamla): Bunu ilk defa işitiyorum. Yalnız bildiğim bir şey varsa Amasya Mutasarrıfının eşkıyanın takibinde gösterdiği gayreti diğer arkadaşlar göstermemiştir. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Müsaade buyurun, daha çok sorular var. ATA BEY (Devamla): Bu tahkik edilecek olan... FAİK BEY (Cebelibereket): Bazı şartlar buyurdular, vekil beyefendi. Üç bin jandarma şu şartlarda olacak olursa bu işi yaparım dediler. Halbuki bu işi yapacak olan İçişleri Vekâletidir. Binaenaleyh şartınız efendim, para meselesidir. Yani jandarmanın maaşı bin beş yüz kuruştan aşağı olmamak üzere verilirse bu mesele hallolunur, diyor. Bunu taahhüt ediyor musunuz? ATA BEY (Devamla): Taahhüt etmemek mümkün mü? ATIF BEY (Beyazıt): Diğerlerinden bir farkı olmayacak mı? Biz onlara fazla maaş veremeyiz. ATA BEY (Devamla): Onu istikbal bize gösterecektir. ATIF BEY (Beyazıt): Yalnız bu iş için mi tahsis edeceksiniz? ATA BEY (Devamla): Evet, bu iş için. SELAHATTİN BEY (Mersin): Müsaade buyrulur mu? Efendim, yeniden asker alma meselesi biraz zamana dair meseledir. Meselâ üç bin askerin kaydı ne kadar 95
96 sürecek? İstihdamına, toplanmasına kadar geçecek müddet epey bir zamandır. Sonra subay bulacaksınız, bunlar memleketi iyice bir tetkik edecek ki faydalı olabilsinler. O subay oraları anlayabilinceye kadar üç ay geçer. Onun için bana göre bu tedbirler faydalı bir tedbir olmakla beraber derhal netice verecek değildir. Halbuki Ordumuz üç ay sonra oraya daha fazla kuvvetler de gönderebilir. Takip alaylarını bir parça sıkmak sonra bu sene Ağustos nihayetinde mektepten çıkacak veya çıkmış olan sınıf subaylar oraya göndermelidir. Evvelce bunu görüşmüştüm, gayri mümkün değildir zannederim. ATA BEY (Devamla): Ayırmak mümkün değildir, beyefendi. SELAHATTİN BEY (Mersin): Acaba bu şekilde şimdiden beş altı yüz kişi ayıramaz mısınız efendim? ATA BEY (Devamla): Ayırmanın imkânı yok, beyefendi. SELAHATTİN BEY (Mersin): Kayseri'den Giresun'a gönderilen askerler ne oldu? ATA BEY (Devamla): Jandarmaya olan ihtiyacımız o kadar fazladır ki bir yerden alırsak diğer yer boş kalıyor. Binaenaleyh böyle bir takibata üç bin askerden az giderse, iyi takibat yapılmaz. SELAHATTİN BEY (Mersin): Müsaade buyurur musunuz? Kuvvetin faydası olduğunu inkar etmem. Ben öyle arzu ederdim ki Jandarma Umum Kumandanı bu meseleler hallolunmadan oradan gelmesin. Ne işleri var? Haydi siz mühim meselelerden dolayı Merkezde bulunuyorsunuz ve ayrılamıyorsunuz. Fakat Umum Jandarma Kumandanı orada asayişin teminine başında bulunması gerekir. ATA BEY (Devamla): Beyefendi, yalnız Jandarma Kumandanının tesiri olacaksa gitsin. İcap eden kuvvetler verilirde eğer, oradaki kumandanlar onu idare edemezse, kumanda edemezse bizzat Jandarma Umum Kumandanı, bizzat İçişleri Vekili gider ve gitmesi lazım gelen her fert gider. Fakat elde lazım olan kuvvet bulunmazsa bir şahsın, iki şahsın gitmesiyle ne gibi bir şey olabilir? SELAHATTİN BEY (Mersin): Efendim, ben sizin yerinizde olsam yüz bin lira, seksen bin lira Meclisten kredi alırım. Bu mesele hallolunur, mesele yalnız para meselesidir. Para ve adam meselesidir. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim müsaade buyurun, müzakere usulüne dair bir şey arz edeceğim. Yirmi iki arkadaş daha söz almıştır. (söz söyleyeceğiz sesleri) Müsaade buyurun efendim, söylemeyeceksiniz demiyorum. Bu yirmi iki arkadaş söz almıştır ve altı arkadaş soru sormak için söz söylemiştir. Bu soru, cevap meselesinde devam edip gidecek miyiz? (hayır sesleri) Yirmi iki arkadaşın sırasını taarruz olur. Mesela, ikinci söz söyleyecek Ziya Hurşit Bey'dir. Şimdi bir soru sorulur veya sorulmaz diye İç Tüzükte bir açıklık yoktur. Teamül olmuştur. Söz Ali Bey'in, buyurunuz. 96
97 ALİ BEY (Karahisar): Hükümetlerin var oluş sebebi, halkın huzur, asayiş ve emniyetini temin etmektir. Yani huzur, asayiş ve emniyet varsa Hükümet de var demektir. Bizim Memleketimizde halk öteden beri devamlı asayişsizlikten, huzursuzluktan şikayet etmektedirler. Binaenaleyh haklıdırlar. Asayişin olması için Hükümet teşkilatının muntazam olması lazım gelir. Bir kere bizim Memleketimizde idari taksimat gayet iptidai bir şekildedir. Yani sancaklar kazalara ayrılmış, kazalar da büyük miktarda nahiyelere ayrılmış, nahiyeler de birçok köylerden meydana gelmiştir. Köylerde alelade ayak yürüyüşüyle nahiyelere bağlıdır. Belki Köy Nahiye Kanununun yapılmasından sonra asayişin başka şekilde temini çaresine bakılabilir. Fakat hali hazırda asayişin temini için ne yapılmak lazım gelecektir? Bu hususta biraz tecrübe görmüş olmam itibariyle daima bu gibi işlerle uğraşmakla vakit geçirmişimdir. Malumunuz eşkıyalık üç türlüdür, adi, adli, siyasi eşkıyalıklar. Adi eşkıyalıkta alelade birtakım kaçakların şurada burada saklanması ve fırsat düştükçe vukuat yapmasından ibarettir. Bunu adi jandarma kuvvetleri yakalayabilir. Çünkü bunlar için yataklık, kılavuzluk gibi yardım edenler bulunamaz. Bunların yakalanmaları kolaydır. Bir de Adli, yani çeteleşmiş eşkıyalık vardır ki birçok eşkıyaların onu, yirmisi, otuzu bir araya gelip eşkıyalık etmesidir. Bunların yakalanması oldukça mühim bir meseledir. Çünkü bunlar her şeyden evvel hayatlarının teminini dikkate alırlar ve kendilerine istikamet verirler. Hayatlarının temini için evvela emin yerler, yataklar lazımdır. Kendilerine tehlike teşkil edebileceklerin imhası için çalışırlar. Jandarmanın, nahiye müdürünün, ağaların ve eşrafın, bu gibi kendilerine mani olmak isteyenlerin vücudunu kaldırmak isterler. Fakat bunlar hiç bir zaman doğrudan doğruya jandarma ile karşılaşmak, çatışmak vurmak hatırlarından geçmez. Bunlar yalnız kendilerini koruma vaziyetinde kalırlar ve şayet mecbur edilirlerse çatışmayı uzatırlar, fırsat bulurlarsa savuşurlar. Fırsat buldukça yol kesmek, insanları dağa kaldırmak gibi kendilerine müsait gördükleri vukuatları yaparlar. Bir de siyasi eşkıyalık vardır ki malumunuz bir siyasi maksadı takip ederek ve o siyasi maksadın temini için devamlı çalışmaktır. Bunun için de bu eşkıyalıkla mücadelenin daha başka şekilde olması ve bunların mahiyetinin o suretle dikkate alınması lazımdır. Bunların evvela beslendikleri kaynakları dikkate almak lazımdır. Silah ve cephane nereden tedarik ediyorlar, yiyeceklerini nereden tedarik ediyorlar, kılavuzları nerededirler ve nasıl yaşıyorlar, ne türlü hareket ediyorlar? Bunlar dikkate alınır ve ona göre de bir takibat tasavvur edilir. Şimdi bu gibi siyasi eşkıyalıkla hareket edenler için bitmek, tükenmek, nihayete ermek yoktur. Çünkü bir taraftan bir kısmı vurulmakla beraber diğer taraftan o maksadı devam etmek için yerine başkaları geçer ve devamlı eşkıyalık devam eder. Şimdi bizim meselemiz Pontus meselesi, bu üçüncü çeşit eşkıyalıktır, hususi mahiyeti vardır ve tabiatıyla fevkaladedir. Binaenaleyh bunlarla mücadele için fevkalade tedbirler almak lazım gelir. Şimdiye kadar dinlediğimiz ve aldığımız malumata göre Pontus hadiseleri alelade jandarmaya ilaveten alelade askeri kıtalarla takibat yapılması fevkalade değildir. Adeta jandarma kuvvetini bir yere kadar takviye etmekten ibaretti. Jandarmalar malumunuz bir defa çok vazifeleri vardır. Bunların idari vazifeleri, haberleşme işleri vardır ve bilhassa 97
98 Memleketimizin vesaiti az olduğu için devamlı bunlarla uğraşırlar ve hiç bir vakit asıl vazifeleri olan asayişle uğraşamazlar. Asayiş meselesine Memleketimizin jandarma teşkilatı yetmez ve yetemeyecektir. Binaenaleyh jandarmalardan böyle fevkalade vazife ile asayişin teminini beklemek doğru değildir. Askeri kıtaların yapabileceği takibata gelince, malumunuz alay, tabur, bölük gibi kuvvetler her hangi bir istikamete bir ormanı, bir mıntıkayı tetkik etmek üzere keşif kolu sevk edilir, bölüklere istikamet verilir. Bir bölük veya bir tabur bir köyden kalkıyor alelade bir yolu, muayyen bir istikameti takip ederek bir yere varıyor. Akşam olunca tabii ya bir köyde kalacak veya bir ormanda, geceyi geçirecektir ve ertesi gün de bir yolu takip ederek gidecektir. Diğer askeri kıta da bu şekilde ilerliyor, yani pek açık bir şekilde kollar açık olarak hareket ediyor, eşkıya bundan haberdar oluyor. Belki biraz dikkatsizlik dolayısıyla bir yerde tesadüf ederse onu vurabilmek kalıyor. Yani askerin hareketi hiç bir vakit eşkıya hareketini tamamen mani olabilecek bir şekilde değildir. Sonra şimdiki askeri kıtalarda genç ve daha çok acemi ve tecrübesiz subaylar vardır, asker de böyledir. Eşkıyayı takip etmek için maharetle, dikkatle, ihtisasla hareket lazım olduğu gibi eşkıyaya tesadüf ettikten sonra eşkıyayı öldürebilmek de ikinci bir meseledir. Çünkü eşkıya daha mahir, daha uyanık ve hayatını ucuz satmak istemeyen adamlardan meydana gelmiştir. Binaenaleyh alelade karşısına çıkacak bir kuvvet eşkıyayı öldüremez ve ortadan kaldıramaz. Kısa söylüyorum. Bunun için ne yapmak lazımdır? Bu takip fevkalade bir vaziyettir. Bunun için fevkalade vaziyet almak, fevkalade tedbirler almak lazımdır. Bu takibatın bir merkezi, sevk ve idare edecek bir yeri olmadığı anlaşılıyor. Bu alelade kuvvetleri sevk ve idare edebilmek için mutlaka onların başlarına hareketlerine ve ahaliye karşı olan muamelelerine dikkat edecek ve eşkıyaya karşı yapılacak harekâta nezaret etmek için makam ve amir lazımdır. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Efendim, adam vardır. ALİ BEY (Devamla): Bunun da olmadığı anlaşılıyor. Şimdi bir defa bu eşkıyayı takip etmek için mütehassıs bir kuvvet ve subaylar lazımdır ve sırf eşkıya takibine mahsus olmak üzere bir kuvvet lazımdır. O kuvvetin yanında vaktiyle Rumeli'de, şurada burada çalışmış, bu işle tecrübe edinmiş subay ve kumandanlar lazım. Sonra bu kuvvetleri iyi sevk ve idare edecek mahiyette bir heyet lazımdır. Malumunuzdur ki idare amirleri ile askeri heyetleri eşkıya takibi gibi hususlarda fevkaladede birbirleriyle anlaşamazlar. Mutasarrıf bir tarafa çeker, jandarma bir tarafa hareket ettirir. Onun için jandarma başka türlü hareket ediyor. Onun için o mıntıkaya memurlar ile askerlere hâkim olacak bir heyet lazımdır, bunu ben böyle düşünüyorum. Jandarmadan bir, idare memurlarından bir, iki üç kişilik bir kafile heyeti teşkil etmeli. Fakat bunlar memleketin en namuslu, itimat edilir ve ihtisası olan kimselerden ve uğraşabileceklerden kurulmalıdır. HAMDİ BEY (Biga): Bir mütehassıs da Meclisten olursa (sözü kesme sesleri) ALİ BEY (Devamla): Bunlar aynı salahiyet ve aynı oya sahip olmak üzere müştereken ve anlaşarak sevk ve idare etmelidir. Mesela Amasya' nın herhangi 98
99 bir mıntıkasından hareket eden kıtayı sevk ve idare ederken Samsun'a bir emir vermek. Diyarbakır'a bir yere emir vermek... Yani bu üçü bir komisyon halinde tebliğ etmeli ve o makamlar ve o mıntıkalar da bunların emirlerini kabul etmeli ve mukabil harekât yapmalı. Bunlar için de bir harp divanı veya bir istiklal mahkemesi lazımdır. Onlar doğrudan doğruya oraya bağlı olarak kanuni muamele yaptırmalıdırlar. Sonra bazı hususlar hakkında oradan emir almalıdırlar. Sonra bunlara lazım gelen kuvveti vermek için şimdi Hükümeti üç bin kişilik bir jandarma teşkilini istiyor. Bence üç bin kişilik jandarma yerine bir alay, üç taburdan yani yedişer yüz mevcutlu üç taburlu bir alay teşkil edilirse ve bu taburların birer bölüğü süvari, mitralyöz filan verilmek suretiyle, yani Genel Kurmaydan veya Milli Savunmadan onun icabına göre anlaşılarak taburlar teşkil edilir ve bunların başında da en iyi mütehassıs bir alay kumandanı lazımdır. Yoksa başka şekilde bu jandarma ile ve diğer vasıtalarla Hükümetin bu işi başa çıkarabileceğine inanmıyorum. Öteden beri dinliyorum ve ısrar ediyorum. Eğer Yüce Heyetiniz uygun bulursa Hükümetin talebi Milli Savunma ve İçişleri komisyonlarına havale edilsin. Bu iki komisyon birleşsinler, derhal esaslı bir teşkilat, bu arz ettiğim şekilde veya oranın vaziyetine uygun bir şekilde bir teşkilât, yapsınlar. Fakat bu işe devam etmek şartıyla. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): İçişleri Vekili, Jandarma Umum Kumandanı gittiler. Bilmem ki ne oldu? REFİK ŞEVKET BEY (Saruhan): Efendim hepimizin yüreğini yakan bir Pontus meselesi vardır. Çok şükür ki bugün bu tamamıyla açılmıştır. Fakat ihtisasa hepimiz kanaat getirdik ki bu meselenin kökünden halledilmesi meselesi tamamıyla bir ihtisas meselesidir. Bu mesele ihtisas meselesi olduğuna göre, bunun kökünden koparılması ve lazım gelen hususları temin için, Ali Bey'in dediği gibi mütehassısların mütalaalarına ihtiyaç vardır. Kim olabilir bu mütehassıslar? İdare memurluğunda bulunanlar, askeriyede bulunanlar veya bu hususta mahalli malumatı bulunanlardır. Ali Bey'in teklifi gayet yerindedir, salahiyetli bir kumandan tayini lazımdır ve tayin edelim. (yeni baştan mı sesleri) Evet, yeni baştan. Bu meselenin hallini Milli Savunma ve İçişleri komisyonlarına havale edelim. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Reis Bey, bugüne kadar bir şey yapılmamış mıdır? Bunları tamamıyla bırakıp yüz üstü geçeceğiz değil mi? Anlayamıyorum, bu işi niçin bırakacağız? Sebep olanlar kimlerdir, sebep nedir? Anlayalım. RAUF BEY (Vekilleri Heyeti Reisi): Efendim, Refik Şevket Bey arkadaşımız Pontus meselesinin komisyonlara havale suretiyle hallini teklif ettiler. Yüce Heyetiniz meselenin esaslı bir şekilde hallini arzu ediyorsa, Milliye Savunma Vekili Paşa Hazretleri ile İçişleri Vekili Beyefendi bir proje tertip etsinler, Hükümetçe düşünülsün. Sonra bunu Yüce Heyetinize teklif edelim. (hay hay, uygundur sesleri) Ondan sonra icabına bakarsınız. (hayır sesleri) 99
100 DURSUN BEY (Çorum): Efendiler, Pontus meselesi olanca faciası ile bugün Yüce Meclisinizin malumu oldu. Bu Pontus meselesi üzerinde herkes bildiğini ve hususiyle alakadar olanlar gördüğünü burada enine boyuna söylemelidir. Komisyon mu her ne teşekkül edecek ise ondan sonra olmalıdır. Efendiler, Pontus meselesi bir kaç aydan beri en şiddetli bir şekle gelmiştir. İşte arkadaşlarımıza gelen mektuplara ve hususi istihbaratımıza göre Çorum kısmen Amasya, Tokat, Samsun livaları ateşler içinde yanıyor. Yine bugün bir arkadaşımız meseleyi kurcalamamış olsaydı Tokat'ta bulunan arkadaşlarımız bu meseleye dair bir ay evvel Hükümetin dikkatini çekecek olan o telgrafı göndermemiş olsaydılar, ihtimal ki Yüce Meclis bir sene daha Pontus meselesiyle alakadar olmayacak ve bu mesele de daha müzmin bir halde girecekti. Şimdiye kadar bunun halledilememesinin sebebi jandarmaya maaş verilememiş olduğundan, şöyle veya böyle olduğundan bahsedildi. Zannedersem bu maaş verilememe meselesi beş, altı aylık bir meseledir. Halbuki iki sene evvel dolgun dolgun maaşlar verildiği, her türlü tahsisat verildiği halde yine Pontus meselesi halledilmedi. Çünkü Hükümet bu mesele ile alakadar olmadı. İçişleri Vekâleti iki seneden beri Memleketin asayişine karşı lakayttır. Yalnızca hadiseler İçişleri Vekâletine ihbar edilir ve o ihbar ile bir malumat ortaya çıkar, dosyasına girer, işte o kadar. Yakın vakitlere kadar lanetle andığımız istibdat devrinin iki hususiyeti vardı, birisi adliyesi, diğeri de asayişi. Bugün biz o devrin adliyesini tesis etmek, asayiş hususundaki zihniyeti meydana getirmek için, asırlar demeyeyim, senelere muhtacız. Yine istibdat devrinde Memleketin en ücra bir yerinde, alelade bir cinayet işlenirse hemen Hükümetin haberi olurdu. Bunun üzerine o mesele halledilinceye kadar jandarma subayları, idare memurları o mıntıkada katiyen kasabada durmazlar, failin peşi sıra giderler ve yakalayıncaya kadar uğraşırlardı. Acaba şimdi gerek jandarma kuvvetimiz, gerekse idare memurlarımız ve her ikisinin alakadar olduğu İçişleri Vekâleti bu gibi meselelerde memleketin mevcudiyeti, istikbaliyle alakadar mıdır? Yine bu kürsüden en salahiyetli olan İçişleri Vekili Pontus meselesini halledeceğim dedi ve gitti, aylarca oralarda dolaştı, acaba ne yaptı? HAMİT BEY (Trabzon): Burada yaptım demişti ve güvenoyu almıştı. DURSUN BEY (Devamla): O İçişleri Vekiline güvenoyu verecek misiniz? (verildi sesleri) Yine onun tayin etmiş olduğu memurları yerlerinde bırakacak mısınız? HAMDİ BEY (Tokat): Onu bırakınız, burada mesele bitmiş, demişti. DURSUN BEY (Devamla): İçişlerinin takip edeceği zihniyet bu şekilde devam edecek olursa daha pek çok büyük hadiseler karşısında kalacağız. Bunun çok uzak olmadığına inanıyorum. İşte Çankırı hadisesi. Efendiler rica ederim. Çankırı'ya iki üç saat mesafede yetmiş atlı eşkıya çetesi çıkıyor, yolcuları tehdit ediyor, saatlerce tutuyor. Bu üç dört günlük bir meseledir. Orada mutasarrıf yok mu, jandarma kuvveti yok mu? Bu yetmiş atlı nereden gelmiş ve kimlerdir ve kimlerin hesabına geziyorlar? Acaba Pontus'taki mesele ile bu yetmiş atlının bir alakası var mıdır, yok mudur? Bunlar anlaşılmalıdır ve bu hadiseleri tetkik etmek 100
101 mecburiyetindeyiz. Bu meselenin halline gelince, bu ne asker meselesidir, ne kuvvet meselesidir. Ancak bir idare ve zihniyet meselesidir. O idare, o zihniyet meselesidir ki iki seneden beri fena yollara gittik ve bu eşkıyalara kudret ve kuvvet verdi. Eğer başında bu mesele ile ve ciddi olarak alakadar bulunsaydık ve vukuat baş gösteren yerlere de derhal ehemmiyetle kuvvetler sevk edilseydi, bundan sonra da köylerde rahat ve sakin bulunan ve sırf köyü muhafaza için bulunan elli, altmış haneli bir köyde üç, beş silah o namuslu ahalinin elinden zorla alınmamış olmalıydı. İşte bunun neticesidir ki dağlarda gezen ve köylere gelemeyen eşkıya, ahalinin silahı elinden alındıktan sonra köylere tecavüze başladı. Sonra köyler boştur, köyü müdafaa edecek kuvvet kalmamıştır. Silahlı, silahsız, kör, topal, fakir, genç, ihtiyar demedik hepsini topladık Garp Cephesine gönderdik. Köylerde altmışlık, yetmişlik bir kaç ihtiyar, sonra kadın, çoluk, çocuktan başka kimse kalmadı. Köy müdafaaya açıktır, değil elli, altmış kişilik Rum çetesi, yirmi haneli her hangi bir köye silahlı iki adam gelse o köyü yakar, yıkar gider. Nitekim ki böyle oluyor. Hükümet bu dahili asayişsizliğe bu derece lakayt kalırken, öyle emin olsun ki ve bunu bilsin ki cephe de o nispette zayıflıyor. Bendenizin cephenin kuvvetini askerin çokluğunda değil, cephe gerisinde ailesini, çoluğunu, çocuğunu düşünmeyen ve çoluk çocuğunun köyünde emniyet ve rahat içinde yaşayacağına emin olan askerler beklerim. Halbuki askerler köylerde asker ailelerinin ki hepsi asker ailesidir, hiç asker vermeyen hane yoktur, asayişin olmadığını, ailelerinin çocuklarının tehlikede olduğunu ve belki de tehlikeye düşmüş olduğunu biliyorlar. Rica ederim maneviyatları bu derece endişe içerisinde bulunan bir askerden ne beklersiniz? Gözü daima arkadadır. Önündeki düşmanı görmez. Biz dahili asayişi ne derece temine muvaffak olursak, ne derece inzibat altına alırsak o derece cepheyi kuvvetlendirmiş oluruz. Bugün Pontus meselesi diyoruz, olabilir ki bu mesele arkadaşlarımızdan bazılarının ima etmiş olduğu gibi daha başka hadiseler ve başa çıkamayacağınız anarşiler meydana getirmesin. Pontus meselesi Sivas Vilayetinin güneyine doğru yayıldığı gün sizi pek büyük, içinden çıkamayacağınız hadiseler karşılayacaktır. Elli altmış kilometre kalmıştır. Oraya geçti mi başka şekil alacaktır. Çünkü Yüce Meclisiniz bugüne kadar bile Koçgiri hadisesinin sebep ve mahiyetine vakıf değildir. O göründüğü gibi basit bir mesele değildir. Meselenin derinliğine nüfuz edilmemiştir ve halen de bilinmiyor. MEHMET VEHBİ EFENDİ (Konya): Dursun Bey tahkik memurları gönderdik rapor verecekler, okuruz. DURSUN BEY (Devamla): Memlekette asayiş meselesini halledebilmek için ben açık söylerim bugün Anadolu'nun son vazıyetidir, bu hali ve bu vaziyeti tutabilirsek yaşayacağız ve bunu tutmak için de son derece çalışacağız. Bu Hükümet meselesidir. Bunun içinde Memlekette Milletin ruhu ile uygun bir kuvvet bir Hükümet vücuda getirirseniz bu halledilmez bir mesele değildir. Bu ne komisyon meselesidir, ne de asker meselesidir. Esaslı bir Hükümet, halka dayanan bir Hükümet ve halka şefkat elini uzatıp onu okşayan, zalim şeklinde değil, şefkatli bir şekilde okşayan bir Hükümet vücuda getirirseniz bu mesele hallolur ve siz de 101
102 burada yaşar ve ilelebet tarihin şükranına mazhar olursunuz. Aksi halde tehlike yakındır, yani uzak değildir. HASAN BEY (Trabzon): İzah ediniz ki anlayalım. DURSUN BEY (Çorum): İki senelik hadiseleri takip ve tetkik ederseniz anlamış olursunuz. REFET PAŞA (İzmir): Benden evvel söz söyleyen arkadaşlarımın fikirlerine iştirak ederim. Dahili asayiş meselesi cephe meselesinin esasıdır. Ben İçişleri Vekili iken de burada söylemiştim. Cephede firar olursa, mesul, cephe kumandanı değil, Milli Savunma Vekili değil, Başkumandan değil, benim demiştim. Çünkü cephede askeri bağlamak hiç bir kumandanın, hiç bir subayın kârı değildir. Şimdiki muharebeler insanları zincirlemekle olmaz. Elverir ki asker, geride Hükümetin kuvvet ve kudretini bilsin ve geride yaşayamayacağını, yakalanacağını anlayarak ileriye gitsin ve elverir ki ilerideki asker geride bulunan ailesinin ırz ve namusunun, can ve malının emniyette olduğunu bilsin ve orada dursun ve geniş bir kalp ve vicdanla orada uğraşsın. Eğer askerin buna itimadı bulunmaz ve içeride asayiş olmazsa cephede kuvvet kalmaz. Bu bakımdan mesul olan yalnız ve yalnız İçişleri Vekâletidir. Beyefendiler, orta yerde bahis mevzu olan mesele yalnız Pontus meselesi değildir. Memleketin baştan aşağı asayiş meselesidir. Pontus meselesi alelade hallolunacak bir meseledir. Evvelki gün burnunuzun dibinde Çankırı'dan buraya gelen yolcular soyulmuştur. Ben iki defa İçişleri Vekilliği ettim ve aynı zamanda İstanbul'da Umum Jandarma Kumandanlığında da bulundum. Şimdi Umum Jandarma Kumandanlığı makamında bulunan ve onun etrafındaki heyet benim emrinde idi. Umum Jandarma Kumandanlığında olan muameleleri tamamıyla bilirim. Bu efendiler yazıcıdırlar ve yazıcıdan başka bir şey değildirler. Otururlar, yazarlar, yazarlar, telgraf çekerler, çekerler. Nihayet sıkıldıkları zaman da bir tasarı hazırlarlar, ne dersiniz? Bir kanun tasarısı, bir bütçe, üç bin jandarma isterler, bilmem ne kadar para. Bilirler ki siz ne üç bin jandarma verirsiniz ve ne de para. Onları yazıp kaydederler. OSMAN BEY (Kayseri): Sen de yapamadın. REFET PAŞA (Devamla): Bu üç bin jandarmayı verseniz ki bunlar bir defa altı aydan evvel toplanamaz, giydirilemez, sevk edilemez ve bunları idare edecek subay bulunamaz. Aynı zamanda jandarma olmaya uygun üç bin kişi de bulunamaz. Bugünkü açılan mekteplerden üç bin jandarma değil, ancak üç jandarma çıkıyor. Bu kolay bir şey değildir ve efendiler bu meselenin üç bin jandarma ile hallolunacağını kabul ederseniz Pontus meselesi altı ay daha uyumuştur. Beyefendiler, Pontus meselesi bir buçuk seneden beri vardı ve efendiler Pontus meselesi Dünya Harbinin ikinci veya üçüncü senesinde çıkmıştır ve çıkaranlar da oradaki Osmanlı vatandaşı Rumlar değildir. Ben Pontus mıntıkasında bulundum ve bizzat çalıştım. Bunu burada söylemek kendimi methetmek için değildir. Bunu çıkartanlar Türk Hıristiyanlar değildir, orada 102
103 Patrikhanenin, şunun bunun eli vardır. Fakat daha büyük sebep bizim elimizde olmuştur. Efendiler, orada benim bildiğim mühim mevkide bulunanlar bu işin en büyük sebebi olmuştur. Çalmak, çırpmak, ırza geçmek için her şey yapılmıştır. Bu mesele İstanbul zamanına aittir. Bizim zamanımıza ait değildir. Sonra beyefendiler Mondros Ateşkesinden sonra Umum Jandarma Kumandanı olduğum zaman iki meselenin karşısında idim. Birisi Balıkesir, Bandırma meselesi, diğeri de Pontus meselesidir. Balıkesir, Bandırma meselesi için gittim, hallettim. Pontus meselesini halletmeye hayatım müsait olmadı, çekildim. Fakat daha Milli Mücadelenin başında kolordu kumandanı olarak oraya gittiğimde gördüm ki har gün Sivas'tan, Samsun'dan Kavak'a giden yol üzerinde en az kırk kişi soyuluyordu. Samsun mebusları buradadırlar, bilirler. Orada kaldığım kırk, kırk beş gün içinde aldığım tedbirler sayesinde o yol üzerimde bir tek hadise olmamaya başladı ve etrafta da aynı zamanda soygunlar kesildi. Beyefendiler, bu hal bir sene devam etti. Bir sene içinde orada bir tek hadise olmadı. Şimdi Pontus meselesini bu haliyle uyudu diye bırakmak doğru mu idi? Hayır bırakmak lazım değildi, doğru değildi ve nasıl ki ben orada istifa edeceğim gün bir adım atacak idim. Fakat vaziyet mani oldu, oradan ayrıldım yapamadım. Fakat halletmek mutlaka lazım idi, ama yapamadım. Zira vaziyet müsait değildi. Öpemeyeceğin eli kes derler, kesmeye karar verdiğin zamanda da tamamıyla kes derler. Biz kâfi kuvvetle meseleyi halletmedik, işin içine kâfi olmayan kuvvetlerle girdik ve kâfi olmayan bir güçle hareket ettik. Uyur yılanın kuyruğuna bastık, uyandırdık ve sonra nihayet günün birinde İçişleri Vekili ile Umum Jandarma Kumandanı oraya gitti. Efendiler, zannediyorum buradaki izahatı benden iyi bilirsiniz, fakat bu izahat hiç de doğru çıkmadı ve bu işi ben altı ay evvelinden biliyordum. Fakat vaziyet kendi kendine açığa çıksın diye sesimi çıkarmadım. Orada ne yazık ki İçişleri Vekilinin bulunduğu müddetçe yedi şahıs öldürülmüştür. Bunda İçişleri Vekili suçlu değildir. İçişleri Vekili aldığı tedbirleri tetkik etseydi bu hataya düşmezdi. İçişleri Vekili aldığı raporları buraya getirmiştir ve lüzum görmemiştir ki acaba bu raporlar ümitsizce mi yazılmıştır, tasdik etmek lazım mıdır, değil midir diye tetkike lüzum görmemişlerdir. İşte onun hatası bundan ibarettir. BİR MEBUS BEY: Zaten bundan kendisi mesuldür. REFET PAŞA (Devamla): O günden bugüne kadar hadiseler artarak devam ediyor. Şimdi beyefendiler, altı aydan yahut sekiz aydan beri yeni bir değişiklik görmedim. Altı ay daha bu halin devamı uygun mu değil mi? Buna siz hükmedersiniz. Mesele iyi değildir, mesele çirkindir ve mesele her gün daha fazla büyüyor. Mesele gerilere yayılıyor ve orası yalnız Pontus Hıristiyanları için değil, Müslümanlar için de karışıklık yuvası oluyor. Oradan dağılan yeni kollar öteyi beriyi fesat götürüyor. Üç bin jandarma ile bu meselenin hallolunup olunmayacağını münakaşa etmiyorum. Zira ne vakit toplanacağını bir türlü düşünemiyorum. Aynı zamanda ben bu üç bin jandarmanın ne şekilde istihdam edileceğini de biliyorum. Zira Umum Kumandanlığa kadar jandarmalık etmiş bir kimseyim ve tabii bu mevzuda herkesten daha fazla söz söyleme hakkına sahip bir kimseyim. Onun için 103
104 diyebilirim ki bu kuvvetin üçü oraya gidecek, dördü beriye gidecek, diğeri kaymakamın evine hizmetçi olacaktır. Ondan sonra da mesele hallolunmayacak ve bu üç bin jandarma da arada gidecektir. (çaresi sesleri) Çaresi beyefendiler, bu bir idare meselesidir. Kuvvet bence ikinci derecededir. Belki bu adamlar silah patlatılmadan dağdan aşağı indirilebilirler. Fakat bu doğru değildir. Onun için benden evvel söz söyleyen arkadaşımın yalnız bir fikrine iştirak edemeyeceğim. Bu da yalnız kumanda, iştirak kabul etmez. Böyle Ali Bey arkadaşımızın dediği gibi bir asker, bir idare memuru, bir adliye memurundan kurulan bir heyet tarafından idare edilsin, deniyor ki bu doğru değildir. Zira arz ettiğim gibi kumanda iştirak kabul ermez. Başkumandanlık Kanununda da bağırmıştım ve kavga öyle nezaketle yürümez, kavga deli bir pençe ile olur demiştim. Onun için ister askerden gönderin, ister idare kısmından gönderin bu mesele da asıl iş bir hâkim ve kuvvetli bir el, kuvvetli bir zihniyet ve tamamen itimat edilecek bir şahsiyettir. Eğer itimat edeceğiniz bir şahsiyet göndermezseniz, arkasından üç gün sonra kuyu kazacaksınız ve burada bir istiklal mahkemesi, hazırlayacaksınız. Onun için adam akıliı itimat ediniz, Meclis içinden veya dışından bir arkadaş bulunuz. Rütbesine, kıdemine bakmayın, sivil olsun, asker olsun, ne olursa olsun. Eğer askerden korkarsanız idare memurlarından olsun, bir adam bulunuz ve oraya gönderiniz. Onu yalnız bir yere değil, neresini ıslah etmek istiyorsanız oranın bir hududunu çiziniz. Mesela Amasya Samsun, Tokat sancakları gibi isyan ocağı olan bu üç yerin idare ve askeriyesini bu şahsiyetin eline veriniz. Beyefendiler, yaptığım işi, işleri söylemek istediğim gibi, yaptığım fenalıkları da söylemek isterim. Benim bu Memlekete yaptığım fenalık şudur ki o da vaktiyle vilayetler vardı. Bu vilayetler niçin vilâyet olmuş, ben bunu anlayamadım. İçişleri Vekili olduğum zamanda düşündüm ki eğer biz Isparta'yı Konya'dan ayırıp başka yere verelim dersek Konyalılar kavga edecek. Onun için her sancağı müstakil yapmak prensibini takip ettim. Maksadım evvela her sancağı müstakil yaptıktan sonra, makul bir tarzda bunları birleştirerek yeniden büyük vilayetler tanzim etmek idi. Başını yaptık, fakat nihayetini getiremedik. Günün birinde buraya bir kanun ile geldim, çabuk dediniz hemen getirdim. Bilmiyorum ben de ne oldum, buradan bir yere gittim, bilmem nereye gittim. Bu suretle Umumilik Müfettişlik Kanunu kaldı. Efendiler böyle bizim Memleketimiz buradan idare edilemez. Fakat İçişleri Vekâletini yapacak adam yoktur, bunların içinde tabii ben de dahilim. Çünkü ben de iki defa İçişleri Vekilliği yaptım. Binaenaleyh. İçişleri Vekilliği yapmış olan arkadaşlarım bana hiç darılmasınlar, zira kendimden de bahsediyorum. Onun için ben Van'ı bilmiyorum, ben Bitlis'i bilmiyorum, ben Harput'u bilmiyorum, gitmedim. Benim bilmediğim yer için benden nasıl fikir istersiniz? Bu, herhangi bir kimsenin bir doktora gidip de ben hastayım bana ilaç verin demesine benzer. Halbuki doktor benim hastalığımın ne olduğunu ne bilsin. Şimdi efendiler, Samsun, Tokat, Amasya sancaklarının idari ve askeriyesinin bir ele verilmesinden bahsettiğim için bu meseleyi bahis mevzu ettim. Bence mesele Pontus meselesi değildir, Memleketin baştan aşağı yıkılan ve berbat olan umumi asayişidir. Bugün bir tarafa adım atamazsınız. Asayiş o kadar berbattır. Fakat İçişleri Vekâleti ben bu işi buradan idare ederim derse hata eder. 104
105 Siz bir an evvel Memleketin muhtaç olduğu Umumi Müfettişlik Kanununu kabul edin, taksimatını yapın. Memleketin kendine mahsus mıntıkalarını ayırın. Mesela Samsun, Tokat, Sivas, Çorum ve havalisinde, her nasıl taksimat yapacaksınız, bugün elinizde bir müfettiş bulunmuş olsaydı bu iş böyle olmazdı ve zaten o adam jandarmasını, polisini toplardı. Herhangi bir hedefe doğru kuvvetli bir yumruk indirir ve bu işi bizden evvel görür. Biz ise burada ne yapalım diye düşünüyoruz. Hastalığı bilen var mı? Yoldan gelip geçen bir kaç arkadaş vaziyeti görüp bize telgraf çekiyor. Yani Samsun'dan geçerken yolda onları görüyor. Buna göre burada karar verebilmek mümkün müdür? Tabiidir ki değildir. Esas itibariyle Memleketin umumi asayişini, Hükümetin kuvvetini, kudretini ve hâkimiyetini temin etmek isterseniz umumi müfettişlik kanununu dikkate alınız. O kanun berbat olabilir. O kanunun kimin tarafından yapıldığını münakaşa etmeyiniz. Mesele o kanunun filan kişi tarafından yapılması değildir. Varsın o kanun yapılsın. Bir şey arz edeyim ki geçen defada bunun için bozulmuş idi umumi müfettişlik veya umumi valilik ki bu tabiri kabul ederseniz daha doğru olur. Fakat umumi valiliği içimizden mi yapalım diye düşünülmüş ve bunun için bu kanun şimdiye kadar tehir etmiştir. Bu bir idare memurluğudur. Nitekim orduların kumandasını alelade birisine vermediğimiz gibi, onlardan daha büyük olan umumi vilayetlerin idaresini de şunun bunun eline veremeyiz. Hepimiz eşitiz amenna, fakat hakta karşı eşitiz. Ben nasıl hukuki sahada hukuk tahsil etmiş bir kimse ile iddia edebilirim ki benim hukukta hiçbir malumatım yoktur. Şimdi onu da dikkate alalım ve Memleketi şeyden kurtaralım. Ondan sonra bugün için ise onları yapıncaya kadar zaman geçirmemek için, oraya bir adam bulun ve gönderin? Oraya gitsin askeriyeyi ve idareyi eline alsın. Ona geniş salahiyet verin ve kendisine itimat edin. Bu adam orada hemen işe başlasın. Kuvvet meselesine gelince, oradaki iş üç bin kişilik asker ile belki bir tümen ile görülebilir ve belki de bir tabur ile de olabilir. Bin asker bile bu iş için kâfidir. Biz Rumeli'de çok vaziyetler gördük. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Paşam bunların hepsi vardı ve kuvvet de vardı. Hatta yirmi bin kişilik bir kuvvet de vardı. REFET PAŞA (Devamla): Evet, fakat ne yazık ki takip edilemedi. Her şey ehline verilmelidir, ehil olmayana değil. HAMDİ BEY (Amasya): Siz Samsun' da, Tokat'ta, Amasya'da bulundunuz, bu meseleye vakıfsınız ve Millet bugün bu işin hallini arzu ediyor. Rica ederim bu meseleyi siz kabul ediniz. Bu, Milletin hayati meselesidir. (bravo sesleri) HÜSEYİN BEY (Elazığ): Reis Efendi Hazretleri, bir önergem vardır. Onu lütfen okuyunuz, çok rica ederim. REFET PAŞA (Devamla): Teveccühünüze çok teşekkür ederim. Fakat ben çok hastayım. YAHYA GELİP BEY (Kırşehir): Hava değişikliği olur Paşa Hazretleri. 105
106 REFET PAŞA (Devamla): Müsaade buyurunuz sözümü tamamlayayım. MAZHAR MÜFİT BEY (Hakkari): Hastalığınız burada boş durduğunuzdandır. (kabul buyurunuz) REFET PAŞA (Devamla). Müsaade buyurun beyefendiler, üç bin asker mi lazımdır, jandarma mı lazımdır? Bu ancak orada bulunup vaziyeti görmekle olur. Beyefendiler, ben İçişleri Vekili Bey'e başka bir soru soracağım. İçişleri Vekili Bey bütçesini yaptıktan sonra Pontus için üç bin jandarma lazım olduğunu hissetmiş ve yeniden bir bütçeye fevkalade tahsisat konması talebinde bulunmuştur. Pontus meselesi çıkalı, bütçe çıkalı ne kadardır? Bir buçuk seneden beri devam eden Pontus meselesinin lüzumu halledilmesini, hazır Vekil Bey'e söylemiyorum çünkü daha dün geldi ve yarın gidecektir. Vekil Bey esasen vekâleten dün geldi, Vekilin vekilidir, yarın gidecektir. Fakat orada bulunan kumandanlar, memurlar bu alakadar olan insanların yüzünden şimdiye kadar bu işi halledemiyoruz. Bize top gönderin, bize para gönderin. Biz de bunları gönderdiğimiz halde bir şey yapamıyoruz, biz aciziz iş yapamıyoruz, dediler mi? Hayıf öyle demeyip de bugün yüz, beş yüz kişi, yarın üç yüz kişi öldürdük, bu kadar kişi kestik diye bizi aldattılarsa, bu adamı yakalayınız, ne için yalan söylemiştir, niye Yüce Heyetinizi aldatmıştır diye hesap sorunuz. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Güvenoyu almak için bunlar söylenmiştir. (gürültüler) REFET PAŞA (Devamla): Bu işle alakadar ve meşgul olan kimseler var ise ne için onlar bizi aldatmışlardır? Bizden şimdiye kadar bir şey istediler mi, yoksa şimdiye kadar bize uzun boylu haberlerle Hükümetin resmi tebliğlerinden takip ettim her gün astılar, her gün kestiler. Ne bitmez tükenmez adam varmış ve bu adam parasız bir şey yapamaz, oraya gidecek adama para ister, para ister, para ister. Parayı her şey için ister ve havale değil, boş havale değildir. Oraya gitmek için para ister, maddi para ister. Daha buradan çıkmazdan evvel bankaya onun hesabına elli, yüz bin lira avans koymalı ve havalesi olmalıdır ve oraya gittikten sonra Tiflis'teki Dışişleri Temsilcisi gibi, öteden beriden para bulmak ile uğraşmasın. O şahsa çok rica ederim, her kim ise ister hariçten, ister Meclisten olsun, parayı bankada görmeden adımını atmasın. HASAN FEHMİ BEY (Maliye Vekili): Paşa Hazretleri, kürsüden ifade ettiğim rakam Düyunu Umumiye'den, Reji'den, vergi gelirlerinde, mal sandıklarının tahsilatından verilen paradan başka nakit olarak verilen paradır, hakiki paradır, havale değildir. Üç yüz seksen dokuz bin küsur liradır, Mart'tan beri. REFET PAŞA (Devamla): Benim söylediğim sahte havale meselesi Maliye Vekiline ait değildir. Havaleden bahis olunduğu için havale değil, paradır dedim. 106
107 Sonra bu gibi işlerde hususi tahsisat 1 kullanılır. Beyefendiler, geçen gün burada hususi tahsisat için ağız kavgası oldu. Birisi gelip de benden beş lira mükafat aldıktan sonra ve benden senet aldıktan sonra, bu şekilde eşkıyanın mükafatını kestirmek istemem. Gidecek adama hususi tahsisattan para veriniz. Ne yapın, yapın, takviye edin, meseleyi halletsin. Orada bu kuvvetini de bulur. Bence bu kuvvet az bir şey değildir. Fakat çok da değildir. İcap ederse daha fazla kuvvet almalı, böyle üç bin kişi ile bu meselenin hallolunacağına aldanmamalı. Oraya evvela geniş salahiyetle bir adam göndermeli. Ondan sonra umumi müfettişlik kanununa bir netice vermeli. Çünkü memleket baştan aşağı karışıklık içerisindedir ve mesele gittikçe artıyor arkadaşlar. ALİ BEY (Karahisar): Efendim, Paşa Hazretleri kumanda işinin karışılmasını kabul etmez, bir heyetle takibat yapılmaz, dediler. Takip heyetinden maksat bütün Pontus havalisinde olan malumatı toplamak ve o malumat dairesinde askeriyeye bir istikamet vermektir. Böyle bir heyete ihtiyacı katiye vardır. Çünkü kumandan da nasıl olsa maiyetinde birçok subaylar filan heyetler toplamak mecburiyetindedir. Ondan başka heyet, daima herkesin nazarında masum kalmak için heyet lazımdır. Çünkü görüyorsunuz, daima bu hususta söz oluyor. Bir kumandan olacak olursa Nurettin Paşa'yı temsil edecektir, aynı şartlara sahip olacaktır. (bravo sesleri) REFET PAŞA (İzmir): Efendim, bu meselede benim söylemek istediğim söz gayet basittir. Askerlik hiç bir vakit iştirak kabul etmez. Başta kumanda bir olur. Onun maiyetinde istihbarat heyeti de olur, başka heyetler de olur. Yalnız bir değil, daha başka birçok insanlar bulunur. Fakat muhtelif insanların muhtelif kanaatleri içerisinde harekete geçmek meselesine gelince, bu tehlikeli bir şeydir. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Efendiler bir buçuk saatten beri bu kürsüden pek acı hadiselerden bahsediliyor ve tabii biz bunlardan müteessir oluyoruz. Benden evvel söz söyleyen arkadaşlar bu meselenin Pontus meselesi değil, umumi asayiş meselesi olduğunu söylediler ve hiçbirimizden de hiç bir itiraz sesi yükselmedi. Demek kabul edildi ki Memlekette asayiş yoktur. Binaenaleyh bu feci hal karşısında arkadaşlarımın vicdanen müteessir olduğu kadar ben de müteessir ve azap içinde kaldım. Yalnız memnun olduğum bir husus varsa iki gün, iki gece burada uğraşıp söylediğim zihniyet meselesi ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı müteşekkirim. Beyefendiler, yangın başladıktan sonra o yangını söndürmek lazımdır. Eşyasını vesairesini araştırmak ikinci meseledir. Bunu ben kabul ediyorum. Fakat aynı zamanda sebepleri itibariyle söz söylenmeyecek olursa aynı hataya düşmemizin ihtimali fazladır. Beyefendiler, en salahiyetli olan şahıs bu kürsüden demiştir ki lazım gelen tedbirler bitmiş, açlıktan ölmek üzeredirler ve pek az zamanda ele geçerler. Ben de ne zaman biter diye sormuştum. 1 Örtülü ödenek 107
108 ÖMER LÜTFİ BEY (Karahisar): Müdafaa edildi, güvenoyu aldı, beyaz kazandı. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Müsaade buyurunuz efendim, böyle dediği halde, bugün görüyoruz ki daha bu işin başındayız ve daha feci bir şekilde. Bu mesele yalnız Pontus sahasında değil, daha başka sahalara doğru da gitmektedir. Sonra burada Maliye Vekili Bey'in gayet açık söylediği gibi gönderdiğiniz, bütçe dahilinde bulunan masrafın haricinde nakit olarak da üç yüz doksan bin lira para sarf edilmiştir. Bu da heder olmuştur. Netice ne olmuştur? Sıfır. Neticede o arkadaşımız burada güvenoyu almıştır. Söylemekten maksat efendiler, bu tarzda bir zihniyet devam edecek olursa, o gün bir ay sonra Trabzon'da da aynı hal ortaya çıkacaktır. Cebimde mektuplar vardır. Fakat zamanı değildir, okuyamayacağım. Çünkü arkadaşlarımdan, mebuslardandır. Hepiniz bilirsiniz orada meydana gelen bir cinayet münasebetiyle buraya çekilen telgrafları. Bir çok arkadaşlar okumuştur. Hafız Mehmet Bey tedbirli bir arkadaştır, namuslu bir zattır. Kendileri de şöyle iddiada bulunmuştur ve demiştir ki bunun önünü almazsalar sonu vahimdir. Trabzonlular vazifelerini kendileri yapmak istiyorlar. Fakat Hükümet vazifesini yapsın, dediler. Fakat efendiler ne olmuştur? Trabzon'daki hadiseleri çıkaran zihniyetin tesiriyle vaktiyle Trabzon'da Kuva-yı Milliye'ye hizmet eden adamlardan birçoğu dağlara çekilmiş, neticeyi beklemektedirler, hazır vaziyetindedirler. Sonra Rizeli mebuslara soruyorum, Mataracı Mehmet denilen adam bugün nerededir? Dağdadır. Bugün şehre inmemektedir. Çünkü Yahya Kaptan öldürüldüğü gibi, sonra Tarsus'ta bulunan Rıza'nın öldürüldüğü gibi kendisinin de öldürüleceğine inanmıştır. Bu bir zihniyet icabından sistematik bir hareket olduğuna kanidirler ve kendisini korumak, için yanındaki adamları almış köyünde oturmuş, şehre inememiş dediler. Sonra Trabzon'da efendiler, rica ederim, Topçu Parkı ile Kışla arasındaki karakolun arasında üç adam öldürülüyor ve her birisinin üzerinde on bin lira bulunuyor. O vakitten beri iki ay geçtiği halde halen bir netice elde edilememiştir. Bu ne demektir efendiler? Bunu gören halk... ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Asker elbiseli ve maskeli adamlar, vurmuşlardır. Vuranlar gözlerini mendil ile kapatmışlar. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Müsaade buyurun efendim, halk bu tarzda feci cinayeti yapanları değil yakalamak, ufacık bir iz bile elde edilemediğini görüyor. Ne yazık ki şimdi yeni bir usul çıkmış. Adana'da da birisini öldürmüşler, katil diye oğlunu tutmuşlar. Burada da birisini öldürmüşler, sen öldürdün diye manevi evladını tutmuşlar. Şimdi tahkikatı saptırmak için başka bir yoldan gitmek moda mıdır bilmem? DR. TEVFİK RÜŞTÜ BEY (Menteşe): Heyetiniz ne yapıyor? ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Heyetin ne yaptığını bilmiyorum. MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Tahkikat marifet ve kabiliyet meselesidir. 108
109 ALİ ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Müsaade buyurunuz efendiler, bugün benim korktuğum Pontus meselesi, bilinen bir meseledir. Fakat bu meselede Hükümetin aczini görenler başka yerde başka meseleler çıkarmak isterler ve belki muvaffak da olabilirler. Şimdiye kadar söylemiyordum. Fakat ben inanmıyorum. Nereden isyan çıkarsa Hükümetin idaresizliğinden çıkar diyorlardı. Buna inanamıyordum. Fakat bu seferki Trabzon meselesinde buna kanaat getirdim. Eğer Trabzon ahalisinin dirayeti, metaneti olmasa, eğer Trabzon ahalisinin şu Meclisin bir iş göreceğine kanaati olmasaydı efendiler, Trabzon bugün kana boyanmıştı, yapılan idaresizlikler yüzünden. Fakat elhamdülillah Trabzonlular tedbirlidir, akıllıdır. Aynı zamanda Trabzon meselesi hakkında çektikleri telgraflarla diyorlar ki, -Büyük Millet Meclisine itimadı vardır. Her şeyi adaletle tahkik edip hakikati meydana çıkaracaktır....şimdi efendim, zannediyorum ki bu mesele hakkında fazla söylenecek söz yoktur. Biz hâlâ öteden beri şikâyet etmekte olduğumuz kırtasiyecilikle vakit geçirmekteyiz. Hiç bir Vekâlet hakkıyla vazifesini düşünüp ifa etmiyor. Eline gelen evrakı havale ile vazifesini bitmiş sayıyor. Binaenaleyh evvela bu zihniyeti kaldıralım ve sonra Refet Paşa Hazretlerinin teklif ettiği müfettişi umumilik kanunu yapalım. Bugünkü acil işi görebilmek için de benim aklıma gelen tedbir, ahalinin elinden silahları almak değil, bilakis ahaliye silah vermektir. Efendiler, ahaliyi koruyamıyorsunuz, ahalinin evini yaktırıyorsunuz, ahalinin ırzını, namusunu müdafaa edemiyorsunuz ve ellerindeki iki üç çakıyı da alıyorsunuz. Ahali kendisini müdafaa edemiyor. Siz herhangi bir kuvvet hazırlarsanız hazırlayınız ve ne gibi ıslahat yaparsanız yapınız her şekilde sizin kuvvetiniz o kadar sahayı koruyacak derecede, tamamıyla iş görecek bir halde ve mahiyette olamaz. Siz ahaliye silah vermelisiniz ki bu köyün yanından kaçan eşkıya öteki köyün yanında da duramayacağını anlamalıdır. Köylünün ve ahalinin elinde silah bulunmalı ve köyünün yanından veya ötesinden geçecek olan eşkıyayı silahı sayesinde oradan geçirmemelidir. Eşkıya her tarafta mevcut böyle bir tedbire kani olursa, belki teslimi tercih eder. Binaenaleyh bence eğer Hükümetin elinde ahaliye dağıtılacak silah yoksa serbest bıraksınlar, ahali silah bulur alır. Fakat Hükümetin elinden bu silahı almayacağına emin olmalıdır. Ahaliye bu emniyeti vermelidir ve ahali de silahlanmalıdır. Efendiler, biliyorsunuz ki Ninsantos hayali Pontus hükümetini reisi idi, asılmıştı ve Trabzon'da idi. Fakat Rumlar Trabzon'da ayağa kalkıp da bir rol oynayamadılardı. Çünkü Müslüman halk tepeden tırnağa kadar silahlı idi. Binaenaleyh ahaliden silah toplayacağımıza ahaliye silah dağıtalım. Bir taraftan Hükümet takibatını yaparken diğer taraftan ahali de lazım gelen yardımı yapsın. Bu itibarla bugünkü acil vaziyete çare bulmak için ben de Paşa Hazretlerinin teklifine iştirak ediyorum. Bu havaliye geniş salahiyetle bir şahıs gönderilmelidir ve fenalığın önüne bir an evvel geçmelidir. Fakat aynı zamanda bizi yalan yanlış havadislerle oyalayanlar ve Milletin hiç olmazsa yarım milyon lirasını bu yolda heba ederek çok kan dökülmesine sebebiyet verenler de herhalde mesul olmalıdır. Eğer bunu aramazsak biz de vazifemizi ifa etmemiş oluruz. 109
110 HASAN BASRİ BEY (Karesi): Efendim, mesele zannederim ki oldukça anlaşıldı. Bu meseleyi bugün de iyi bir neticeye bağlamadan bırakacak olursak, saatlerden beri devam eden mesaimiz yine heder olmuş olacaktır. Onun için rica ederim, bu mesele ne şekilde halledilecekse derhal bugün neticelensin. Ben şimdiye kadar söz söyleyen üyelerden, yalnız bazılarının fikirlerine iştirak edeceğim. Refik Şevket Bey bu meselenin bir salahiyet ve ihtisas meselesi olduğunu söylediler. Bu hususta bizim salahiyetimiz ve ihtisasımız yok ise de Refet Paşa Hazretlerinin beyan buyurdukları bir mıntıkada bulunmam itibariyle ve birçok gördüklerimiz olduğu için onlara dayanarak burada bazı açıklamalarda bulunacağım. İçişleri Vekili Beyefendi Pontus teşkilatını yok etmek üzere emirleri altında bir tümen bulunduğunu söylediler. Sonra Refet Paşa Hazretleri de salahiyetli bir kumandanın idaresi altında olmak üzere muntazam silahlı bir kuvvetin sevki suretiyle bu derdin önüne geçilebileceğini beyan buyurdular. Efendiler, Refet Paşa Hazretlerinin bahsettikleri Bandırma, Balıkesir, Gönen havalisinde ve bilhassa Mondros Ateşkesinden sonra devam eden müthiş eşkıyalık ocağını söndürmek üzere bizzat Refet Paşa Hazretleri de Balıkesir'e kadar teşrif ettikleri ve birçok kuvvetler sevk ettikleri halde, maalesef hiç bir şey yapamamışlardır. Hatta ben o vakit Kayseri'de idim, belki Refet Paşa Hazretleri adi ufak gazetelere ehemmiyet veriyorlarsa hatırlarlar ki kendilerinin bu kürsüde söylediklerinden dolayı ben Balıkesir'de bir şey yapamadıklarına dair gazetemde yazmıştım. Böyle tümen, jandarma bizim memlekette eşkıyayı yok edemez. Buna imkân yoktur. Bizim havalide vaktiyle toplar vardı, mitralyözler vardı, her şey vardı. Fakat eşkıyalığı halletmek mümkün olamamıştı. Efendiler Samsun. Amasya ve Tokat mebuslarının... MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Hükümetten kimse kalmadı, mızıka çalıyor, herkes dışarıda... HASİP BEY (Maraş): İçişleri Vekili yok. EMİN BEY (Bursa): Bu mesele ile alakadar olmuyorlarsa o başka. HASAN BASRİ BEY (Karesi): Efendim, Refet Paşa Hazretlerini severim. Fakat hakikati daha çok severim. Refet Paşa Hazretleri Umum Jandarma Kumandanı bulundukları zaman, maksadım kendilerini tenkit değil, vaziyeti tenkittir. Umum Jandarma Kumandanı bulundukları zaman, Livamız dahilinde ve bilhassa Bandırma ve Gönen civarında şiddetle devam eden eşkıyalığı yok etmek üzere Livamıza bir tümen asker gönderdi. Amasya, Samsun ve Tokat mebuslarına hakikaten çok acıyorum. Biz de o vakit İstanbul Hükümetine karşı bugünkü halden daha elim olmak üzere yalvarıyorduk, aman bu tümeni buradan alınız diye. Anlatamadık, dinletemedik. Bugün bundan dolayı halen İstanbul Hükümetine kinliyiz. Efendiler, bu tümende bulunan bazı subaylar vardı ki bunlar düğün yaptılar, bütün eşkıyayı davet ettiler. Onlar bir çok hediye getirdiler. O adamlar müthiş şekilde zengin oldu. 110
111 REFET PAŞA (İzmir): Tümenin Kumandanı kimdi? HASAN BASRİ BEY (Devamla): Tümen Kumandanı değil, subaylardı. REFET PAŞA (İzmir): Demek ki tümenin kumandanı yoktu. Refet Paşa ile münasebeti yanlış anlaşılıyor. HASAN BASRİ BEY (Devamla): Hayır efendim. REFET PAŞA (İzmir): O vakit alay kumandanı idim. HASAN BASRİ BEY (Devamla): Zannediyorum, Jandarma Umum Kumandanı olduğunuz sırada idi. REFET PAŞA (İzmir): Zan mı ediyordunuz? HASAN BASRİ BEY (Devamla): Evet kuvvetle zannediyorum. Belki sizin malumatı yoktu. Bendeniz gizli celse olduğu için şey ediyorum. Sonra efendim, bilhassa bizim havalide Çepniler vardır, Refet Paşa Hazretleri bilirler. Bunlar daha ziyade eşkıyalığa eğimli adamlardır. Çepnilerin içinden şebekeler icat ve teşkil edildi. Bu şebekeler bir taraftan eşkıyalık etti, bir taraftan zavallı masum köylüleri soydular. Bunu Mazhar Müfit Beyefendi de bilirler. Bütün bizim Karesi mebusları bu söylediklerimiz tasdiki için hazırdırlar. Efendiler, bizim o vakitten beri yanan yüreklerimiz bugün yüzde bin kuvvetle ve katiyetle iddia ediyorum ki Ali Beyefendinin tasvir buyurdukları gibi eşkıyalığın askeriye ile yok edileceğine kani değildir. Filhakika Millet Refet Paşanın teşriflerini âdeta bir kurtarıcının teşrifi gibi düşünüyordu. Maalesef o usul ile askeriye usulü ile eşkıyalığı yok etmek istedikleri vakit, Balıkesir'e kadar teşrif buyurdular. Ben de gazeteci idim. Kendileri istasyonda bulunuyorlardı. Tabii bizim gazete alelade bir gazete değildi. Ses Gazetesi, belki hatırlarında ufak bir iz bırakmıştır. Bazı nüshalarını takdim ettim. O nüsha liva dahilinde devam eden eşkıyalığa dair uzun uzadıya malumat veriyor. Fakat bu usul ile askeriye usulü ile eşkıyalığı yok etmek isteyen o vaktin Umum Jandarma Kumandanı Refet Paşa Hazretleri de muvaffak olamamışlardır. İstanbul, Balıkesir, Bandırma'da eşkıyalık meselesi halledildi diye beyanatta bulundukları zaman, ben gazetemde cevap vermiştim ve kendilerine de bir gazete göndermiştim. Hakikaten Refet Paşa Hazretleri haklıydı. Eşkıyalık yok edilmiş gibiydi. Çünkü Refet Paşa Hazretlerinin maiyetlerinde bulunan Manyaslı Hasan Bey ismindeki birinin yardımlarıyla o meşhur eşkıya en müthiş fenalığı yapmıştı. Efendiler, bizim söyleye söyleye duyuramadığımız kati kanaatimize göre, eşkıya yalnız şekilde yok edilebilir. O da ahalinin kuvveti vasıtasıyla, ahaliyi yardım etmesi suretiyledir. Ahaliden eşkıya yakalayan veya öldürenlere para mükafatı vermelidir. VEHBİ EFENDİ (Konya): En doğrusu budur, efendim. HASAN BASRİ BEY (Devamla): Efendiler, soruyorum o havali mebuslarına, orada bulunan adamlara tecavüz oluyor mu, olmuyor mu? (imkânı yok sesleri) Acaba en 111
112 çok tecavüz silahları alınmış olan masum kardeşlerimize karşı olmuyor mu? Rica ederim ahaliyi, bilhassa o havalinin ahalisine yardım edelim, onlara salahiyet verelim. Eşkıyayı yok etmek mubahtır diyelim, para mükafatı verelim. Efendiler, demin Dursun Bey pek acı bir ihtimalden bahis buyurdular. Ben de bu ihtimal karşısında titriyorum. Bugün davanın son safhasına geçmiş olan ve Hakkın yardımıyla bu davayı herhalde zaferle neticelendirecek olan Ordumuzun cephe gerisindeki bu vaziyetin devamı Memleket için en büyük tehlikedir. Kuvvetli bir hükümet, zamanın ve ihtilâlın mahiyetini layıkıyla takdir etmiş, idrak etmiş bir hükümet lâzımdır. Daha doğrusu mevcut hükümeti tahrik etmek, faaliyete getirmek lâzımdır. Efendiler, ben bu şartlar altında eşkıyanın öteden beri yok edileceğine inanmıyorum. Eşkıya İlyas'ın affı müzakere olunurken ben burada söylemiştim. Böyle memleket dahilinde eşkıyalık devam ediliyorken, Memleketi yakıp yıkarken İçişleri Vekili Ankara'da oturamaz. Canlı bir İçişleri Vekili burada duramaz. Bunun imkânı yoktur. (berbat etti sesleri) Ehli olmazsa hakikaten berbat eder ve öyle İçişleri Vekili varsa hemen onu değiştirmelidir. Katil İlyas affedildiği ve kendisine tebliğ edildiği halde soruyorum, bu af kendisini düzeltmiş midir? Hayır, düzeltmemiştir. Efendiler biz yaşamamalıyız. Böyle ciğeri beş para etmeyen bir eşkıya karşısında aciz kalan Hükümet yerinde durmamalıdır. Hatta biz de durmamalıyız. (doğru sesleri) Bazı zavallı arkadaşlarımız bir heyet gönderin diyorlar. Rica ederim, bir çok heyetler gönderdik. Acaba bu heyetlerin raporları burada okundu mu ve bunların gösterdikleri lüzuma göre burada kararlar alındı mı? (hayır sesleri) Fakat efendiler, iş meydanda duruyor. Pek mühim anlarda, mühim hadiseler olurken biz eşkıyayı affediyoruz. Bütün sözler temenniden ibaret kalıyor. Hakiki icraat bugün fiilen Büyük Millet Meclisinin elinde değil. Hükümetin elindedir. Refet Paşa Hazretleri üç bin jandarma hakkında ihtisasına dayanarak cevap verdiler. Bundan fazla cevap, verilecek söz yoktur. Üç bin jandarmayı teşkil etmek için altı ay lazımdır dediler. Belki öyledir, fakat ben bu şartlar altında altı ay değil, bir seneyi bile kâfi görmüyorum. Acaba yarınımızın ne olacağını biliyor muyuz efendiler? Hulasa şimdiki sistemle, şimdiki zihniyetle, şimdiki şartlarla eşkıyalığın kalkacağına inanmak saflıktır. Bu şartlar altında eşkıyalık kalkmaz. Bu işi ancak Yüce Meclis Hükümetten çok usta, çok kurnazca ve çok tedbirlik bir şekilde bitirir ve Memleketi de kurtarır. REFET PAŞA (İzmir): Bereket versin ki benim bahis mevzu olan şeyim ne Vekâletim zamanına ve ne de Büyük Millet Meclisi zamanına aittir. Fakat biraz bahis mevzu edeyim. Basri Beyefendi çok iyi buyurdular. Hakikaten Dünya Harbi esnasında pek fena bir hal alan Balıkesir ve havalisi 41.Tümene verilmişti. Ben Umum Jandarma Kumandanı olduğum zaman bu kuvvetin yarısının eşkıyaya verilmiş ve yarısının da dağılmış olduğunu öğrendim. Kırk kişilik bir çete İzmir ve Balıkesir hattında Balıkesir'e gelen trenleri durdurmuş, bir kaç saatte yirmi bin lira almışlardı. Bu kadar bir müddet içinde yirmi bin lira alan asileri gören askerler de eşkıyalık etmeyi tercih etmişlerdir ve onlar da eşkıyaya katılmışlardı. Tarihin meçhul kalmış olan bir safhasına temas ediyoruz. Mondros Ateşkesine kadar 112
113 Memleket makinesini idare eden Hükümetin büyük çarklarından birisi, diğer büyük çarklardan birisi aleyhinde Balıkesir mıntıkasında bir fırıldak döndürmek istemiştir. Bu siyasî olan şeyin içine Reşit Bey'in kardeşi Ethem Bey girişmiş ve orada asayişsizlikler baş göstermişti. Böyle bir zamanda orada vazifelendirildim. O zaman da Devletin elinde tek bir asker, tek bir jandarma yoktu. Ben oraya gittiğim zaman her gün Bandırma'ya gelen insanlardan on kişinin kulağını kesik buluyordum. Ben bir yaver ve bir asker ile bu şartlar dâhilinde işe başladım ve her gün dağa kaldırılmak tehlikesi mevcuttu. Çünkü Kasabanın içinde de eşkıya geziyordu. Şahsiyetimizin tesiriyle, nasıl ki insan şahsiyetinin tesiriyle Demirci Efe'ye hâkim olur, nasıl ki şahsiyetiyle asi Ethem Bey'e hâkim olur, nasıl ki zihniyetiyle zeybeklere hâkim olur, ben de yalnız yedi yüz lira sarf ederek vaziyete hâkim oldum. Dört yüz Arnavut asiyi vapura doldurdum, İstanbul'a götürdüm. Belki Basri Beyefendi bunu da bilir. Ben orada jandarma ve askerlik teşkilatı tesis edinceye kadar hiç olmazsa, insanların kulaklarının kesilmesine geçici olarak mani oldum. Hükümete verdiğim raporda eşkıya ile ateşkes yaptım, ateşkesten sonra harbe girişeceğiz, bana para veriniz, bana para verip de kuvvet teşkil ve memleketin asayişini temin edeceğim bir sırada Umum Jandarma Kumandanlığından çekildim. Mesele bu tarzdadır. Basri Bey'in bunda kısmen değil, belki tamamen hakkı vardır. Fakat söylediğim gibi, ben işe başladığım zaman, eşkıya ile ateşkes yaptım, yok etmedim. Eşkıyayı dağdan indirdikten sonra çekildim. Basri Beyefendi bir şeyden bahsettiler, memur gönderiyoruz, tahkikat yaptırıyoruz, raporlar geliyor, raporları okumuyoruz bile, dediler. Efendiler, heyet raporlar yapacak, raporlar buraya gelecek, burada okunacak; sonra burada bir şey bilmeyen bizler yanlış kararlar vereceğiz, mesele halledeceğiz. Efendiler bu merkeziyetçilikten biraz ayrılalım. Biraz işi mahallerinde hallettirmek yoluna ehemmiyet verelim. Gelecek raporlar üzerine bir şeyler yapmaktansa umumi müfettişlik kanunu gibi kanunlar kabul edelim. Bu suretle merkeziyetçilikten biraz ayrılalım. Mahalline fazla salahiyet verelim ve Pontus meselesi için de mahallinde iş görecek insanlar bulalım. HASAN BASRİ BEY (Devamla): Bir cümle arz edeceğim. Evet, o Arnavutlar tekrar eşkıyalığa başlamış ve tekrar Memleketi ateşlemişlerdir. (bu mesele geçti sesleri) EMİN BEY (Erzincan): Efendim, bizim Hükümetimizin bir hususiyeti var. O da ahaliye karşı zulüm ile muamele yapmak, zalimlere karşı hoşgörülü davranmaktır. Efendiler, bu Meclis açılmazdan evvel ahali tamamen silahlı idi. Bunu hiç birimiz inkâr edemeyiz. Efendiler, bizi bu Meclise onlar sevk ettiler, onlar bizi seçtiler ve buraya gönderdiler. Biz onların nesinden korktuk ki elinden daha sonra silahlarını toplarken neden eşkıyanın ellerinden silahlarını toplamak cesaretini gösteremedik? İşte hastalığın en büyüğü budur. Dikkat ediniz, her nerede silah toplanmış ise ora halın üzerine birçok eşkıya musallat olmuştur ve orada şekavet her yerden fazla artmıştır. Fakat her nerede ahali silahlı kalmıştır, oraya bir fert tecavüz edememiştir. Çünkü ahali kendisini müdafaa etmiştir. Sonra eşkıyayı yok etmeye hiç zannetmem ki muntazam kuvvetler muvaffak olabilsin. Bunu Rumeli'de tatbik 113
114 etmişler, muntazam askeri kıtalar teşkil etmişler, fakat en nihayet çete teşkilatı yapmak mecburiyetinde kalmışlardır. Eşkıyayı yok edecek ancak eşkıyadır. Bunu da yapabilecek olan mahallin vaziyetini bile halktır. Asayişi buradan temin etmek iddiasından bir dakika vazgeçelim. O salahiyeti tamamıyla mahallerine verelim. Ahalinin ellerinden aldığımız silahları kendilerine iade edelim ve ahaliyi Basri Beyin buyurdukları gibi eşkıyayı takip vazifesi verelim. Bakınız o memlekette eşkıyalık kalacak mıdır? Bugün buradan Kayseri'ye, Kayseri'den Sivas'a, Sivas'tan Erzincan'a hiç kimse gidemiyor. Kimin haddine ki kafile halinde olmaksızın Sivas'tan Harput'a veya Mardin'e gitsin. Fakat ne oluyor biliyor musunuz? Oradan birimiz geçiyoruz, daha büyük olduğumuz halde eşkıyayı takip ederek elinden gasp etmiş olduğu eşyayı almıyoruz, o civar halkın üzerine bir de biz musallat oluyoruz. Bir defa da biz soyuyoruz. Bence yapılacak tedbir ne askeriye ne jandarma... Ha jandarma meselesi efendiler, pekâlâ bilirsiniz ki Memleketin her tarafında jandarma karakolları vardır. Fakat nedir bu jandarma karakolları bilir misiniz? VEHBİ EFENDİ (Konya): En büyük hırsızlıklar orada oluyor. EMİN BEY (Devamla): Efendiler, jandarmaya karakol derler, orada bir bina yaparlar ve o binanın içerisine beş, sekiz jandarma koyarlar. Oraya gelen eşkıya ise elli sekiz, altmış sekiz, hatta yüz elli sekizdir. O eşkıya akşam karakola gelir, selamünaleyküm der, onbaşı veya çavuş hatta subay mecburdur ona eyvallah demeye. Şimdi edendim, bakınız bizim jandarma nasıl eşkıya oluyor? O yüz elli sekiz kişi açtır, onbaşı bir kaç jandarma alır, civar köye gider. Oradan on okka bulgur, beş okka yağ, iki koyun getirir. O eşkıyanın güzelce karnını doyurur. İşte jandarma da bir eşkıya oldu. Çünkü hiç hakkı olmadığı halde köylerden yağ, koyun topladı, vesaire yaptı getirdi, eşkıyanın karnını doyurdu. Eşkıya karnı doyduktan sonra oradan gider. Ertesi günü mıntıka kumandanı kazadaki jandarma kumandanına veya livadaki jandarma kumandanına bir rapor verir. -Hamdolsun mıntıkamda asayiş mükemmel ise de filan taraftan bir eşkıya kuvvetinin geçtiği istihbaratı alınmıştır....der ve vazifesini ifa etmiş sayılır. (çare, çare sesleri) Binaenaleyh çare mahalline salahiyet vermek, asayişi mahalline bırakmaktır. Eğer mahallinde eli silah tutacak adam yoksa yine jandarmalara verip o mahallin amirinin emrine terk etmek ve işi bitirmek lazımdır, başka çare yoktur. (müzakere kâfidir sesleri) OPERATÖR EMİN BEY (Bursa): Müzakerenin yeterliliği aleyhinde söz söyleyeceğim. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Müsaade buyurun, müzakerenin yeterliliği hakkında önergeler var, oya arz edeceğim. OPERATÖR EMİN BEY (Bursa): Müzakerenin yeterliliği aleyhinde söz söylemek istiyorum. Müsaade buyurun, Pontus meselesi dolayısıyla haberdar olduğum bir 114
115 hakikati arz etmek isliyorum, Bundan hem Hükümet, hem de Yüce Meclisinizin de haberdar olmasını isliyorum. Müsaade buyurursanız söylerim, müsaade etmezseniz söylemem. (söyleyiniz sesleri) DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim müzakerenin yeterliliğini oylarınıza arz ediyorum. FEYZİ EFENDİ (Malatya): Müzakerenin yeterliliği aleyhinde söz söyleyeceğim. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Memleketin umumi asayişi, ordu ve hayatımızla alakadar olan bir meseleyi neden iki gün müzakere etmeyelim? Bu nasıl olur? Rica ederim. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim, müsaade buyurun, önergeyi oya koymaya mecburum. Ben vazifemi yapıyorum, kabul edip etmemek Yüce Heyetinize aittir. Efendim, müzakerenin yeterliliğini kabul edenler lütfen el kaldırsın. Kabul edilmemiştir efendim. Buyurun Memduh Bey. MEMDUH BEY (Giresun): Muhterem efendiler, vaktiyle Pontus hadisesinin olduğu havalide üç buçuk sene kadar oldukça mühim bir kuvvet arasında mühim bir mevkide bulunduğum için ve bu kere de seçim mıntıkamdan dönerken oradaki tahkikatım neticesi olarak, bu mesele hakkında söz söylemeğe mecbur kaldım. Orada bulunan Pontus eşkıyasının takibi için mevcut askeri kıta kâfi değildir. Bu iş askerin bugünkü vaziyetiyle halledilemeyeceği gibi ileride de bu vaziyet devam ettikçe halledilemez. Sebebi ise bir tabur asker otuz kırk kişiden ibaret olan çetelerle baş edemez. Zira bunlar ufak ufak kıtalar halinde bulunurlar. Her tarafı kapalı arazi dâhilinde herhangi hâkim bir noktada askerlerin harekâtını kontrol ederler. Hâlbuki bir tabur asker harekete geçtiği zaman, yalınız patikadan ibaret olan yollardan geçmek için o arazide bir yürüyüş koluna geçiyor ve yarım saatlik uzun bir zincir teşkil ediyor ve bunu eşkıya her taraftan istediği gibi görüyor ve şüphesiz kaçıp kurtuluyor. Bugünkü subay ve askerlerin vaziyeti bu işi görebilecek bir surette değildir. Binaenaleyh bunun yerine o mahalde vaktiyle ben de bulunduğum zaman kumanda ediyordum ve bu kuvvet azdı ve fakat o kuvvet ile bugünkü bir Tümen Kumandanından fazla şöhretim vardı. Hatta bir Fransız subayı geldi, beni o şöhretimden dolayı alıp Malta'ya götürmek istedi. Takibat, ufak bir kıta ile yapılmış olduğundan muvaffakiyet oldu. Bugün gösterecekleri fevkalade hizmetleri Yüce Meclis görecektir ki bunlar yerli ahalidir. Bunlar kendi köylerinde silahlı bir çetedir. Bunlar ırzlarını, kendilerini kendileri müdafaa ediyorlar. Milli heyecanları vardır. Bunlar orada bir teşkilâta tabi tutulur da Pontus aleyhine takibata sevk edilirse emin olunuz ki üç bin jandarmadan daha çok iş görürler. Sonra efendiler Giresun, Ordu ve kısmen Tokat Livasının Reşadiye Kazası civarındaki asayişi ihlal eden bir çete vardır. Bu çete vaktiyle Pontusçular aleyhine kullanılmıştır ve Jandarma Kumandanının ve o havalinin ahalisinin baskısı üzerine bu çete vaktiyle Rumlar aleyhine çalışmış ve birçok muvaffakiyetler temin etmiştir. Bu Sonyarioğlu İzzet Çetesi müsaade buyurunuz, ben buraya gelirken
116 HAMDİ BEY (Tokat): Vazgeçiniz çete meselesinden, İzzet'i biliyoruz. MEMDUH BEY (Devamla): Ben söyleyeyim, siz de vazgeçiniz. Neden vazgeçiyoruz? (gördük efendim, gördük sesleri) HAMDİ BEY (Tokat): Gördük efendim, biliyoruz bahis mevzu ettiğiniz İzzet'i biliyoruz. MEMDUH BEY (Devamla): Tanınan bu çete vaktiyle Rumlar aleyhine çalışmış, muvaffak da olmuştur. Fakat bu adamı onlar köyüne gittiği vakit o jandarma kumandanı, asker kaçağı bahanesiyle bunu lüzumsuz yere baştan çıkarmış. Evinde otururken, evini basmış, dağa fırlatmış, şimdiye kadar Rumlar aleyhinde çalışmış ve Giresun Livasında Mesudiye Kazası vardır ki bu kaza bilhassa Pontusçular aleyhine çalışan bir kazadır. İşte bu Mesudiye Kazası ihmal edilmiştir. Bu Kazanın aleyhine bazı harekât almıştır. Orada bulunan bazı idare memurları Rumlara himaye ettiklerinden bu çetenin takibine gitmişlerdir. Bu çete oldukça mühim bir kuvvettir. Hemen aşağı yukarı yüz elli mevcudu vardır. Binaenaleyh Hükümetin her an için işine yarayan bir kuvvettir. Gerek bunun ve gerek o civarda bulunan daha ona benzer üç, beş yüz kişiden o havalide yalnız firarilerin, sonra Havza, Samsun havzasında bulunan teşkilata tutularak Pontus aleyhinde atılması fevkalade fayda temin eder. Bir de bir mesele daha vardır. Bunların birisi de bu şaki denilen kuvvetler iyi kumandanlar tarafından idare edilirse bunların muvaffak olmaları mümkündür ve tedricen muntazam bir kıta halini de alabilir. Bir gün bakarsınız ki muntazam ve bir intikam hissiyle dolu oldukları halde müthiş işler yaparlar. Nitekim bunun için bazı tedbirler alınır ve alınmakta imiş. BİR MEBUS BEY: Kıs gelince öyle imiş efendim. MEMDUH BEY (Devamla): Söz söylüyorum, siz de gelin söyleyin. Bu çetelerden birçokları Pontus çetelerine karşı kullanılmaya razıdırlar. Bugün Pontus havalisi bir hükümet halindedir. Bunların arazisi vardır, teşkilâtı büyüktür. Bugün Pontusçuların hududu vardır. Bunu bilmek lazımdır. Nisan dahilinde ahali kuvvetlerini ve bu cesur kuvvetleri oraya götürüp... Asker bugün bakıyorsunuz ki hepsi birden harekete geliyorlar, üç gün sonra eşkıya yani o hudut dâhilide istediği gibi yiyeceğini temin ediyor, her şeyini buluyor. Binaenaleyh bir de önerge veriyorum. Sonyarioğlu'nun ve diğerlerinin de kanun lehine dönmeleri mümkündür. Gerek bunlarla ve gerek köy ağalarıyla da görüştüm, anladım ki güzel bir teşkilat yapılır da işe başlanırsa emin olunuz ki üç bin kişilik jandarmadan daha iyi bir iş görülmüş olur. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim, daha beş kişi söz almıştır. Saat altıya geliyor. Pazartesi günü toplanmak üzere celseyi tatil ediyorum. 1 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (19 Ağustos 1922), 1.Dönem, c.3, s , 116
117 (İki gün sonra, 21 Ağustos 1922 tarihindeki gizli oturumda...) MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, Pontus meselesi hakkında umumi müzakereye devam ediyoruz. Söz Müfit Efendi'nin. MÜFİT EFENDİ (Kırşehir): Efendim, Pontus meselesi hakkında birçok arkadaşlarımız kendi malumatlarına ve idare ve emniyet hizmetlerinde çalışmış olmalarına dayanarak Yüce Meclisinize bazı beyanatta bulundular. Bunlardan Karahisar Mebusu Ali Bey, Memleketin içerisinde daimi surette cereyan etmekte olan eşkıyalığı ilmi olarak sınıflandırarak, bunların çareleri hakkındaki kendi kanaatlerini de Yüce Meclisinize arz ettiler ve dediler ki, -Eşkıyalık üç kısımdır, adi, adli ve siyasi eşkıyalık....ben Ali Beyefendinin taksim etmiş olduğu bu üç kısım eşkıyalığa ahalinin hepsini tesirli kılan bir meseleden daha bahisle bir şey ilave edeceğim, onun adına da maalesef resmi eşkıyalık diyeceğim. Malumunuz adi eşkıyalık bazı ufak, tefek, bazı eşek hırsızlarının yapmış olduğu eşkıyalıktır. FEYYAZ ALİ BEY (Yozgat): Ne İçişleri Vekili var, ne Hükümet Reisi var, Bu mevzu Hükümete aittir. MÜFİT EFENDİ (Devamla): Siyasiye eşkıyalık, doğrudan doğruya bir emel, bir maksat takip etmek hususunda ittifak etmiş yüz, iki yüz, üç yüz kişinin daimi surette Devleti bunaltmak suretiyle birtakım gayelerini elde etmek için yaptıkları eşkıyalıktır. Asıl Milletin bugün kurtulmak istediği mesele o resmi eşkıyalık meselesidir. Bütün millet kendi askeriyle, kendi jandarmasıyla, mevcudiyeti ve varlığı ile bu eşkıyalığı defetmek mecburiyetindedir. Çünkü kendisinin vatanından bir kısmını ayırmak veya kendisinin istiklaline darbe vurmak veya kendisinin mevcudiyetini sona erdirmek emelleriyle toplanmış birtakım kitlelerin takip ettikleri gayedir. Resmi eşkıyalık hususunda arz edeceğim maddelerden biri, bugün orduyu beslemek, memurların maaşlarını temin etmek için geceli, gündüzlü, kadınlı, erkekli çalışan, bize paralarını veren halkın köyden şehre gelememesi, evinde ailesiyle huzur içinde yatamaması, ondan sonra Devlete vermeye mecbur olduğu borcunu verirken bir de o borcu tahsil eden mültezimlerin elinde, bu halkın malı hatta ırzı, canı daimi surette tehdit altında bulunduğunun ispatı meselesidir ki bu mesele bizi en fazla alakadar edecek meseledir. Mesela aşar vergisinin toplama işini iltizam suretiyle Hükümet satıyor. Satın alan mültezim mesela bir kasabayı bin beş yüz liraya iltizam ettikten sonra, o kasabaya aşarı toplamak için adamın kolcuları o köye gidiyor. Halkın üzerinden bu vergiyi fazlasıyla tahsil ediyorlar. Bu şekilde köylülerimiz bağlarını sökmüş, ağaçlarını yıkmış, harap etmişlerdir. Bundan dolayı yapılan müracaatlar yine acaba o mültezimlere karşı ne gibi bir kanun hükmü tatbik edilmiş ve halk bu gibi eşkıyalıklardan kurtarılmıştır? Almış olduğu buğdayı, arpasını kaldırmak ve yine Hükümete karşı borçlu olduğu miktarı seve seve evinde bırakacağı fazla miktarı satmaya acaba neden dolayı
118 YASİN BEY (Antep): Aşar meselesi müzakere edilirken bunu dinleriz. MÜFİT EFENDİ (Devamla): Aşar meselesine kadar dinlemeye mecbur değilsek, köylünün o şekilde parasını, aşarını, malını alırsak ve böyle harp ettireceğim dersek, zulümden başka bir şey yapmış olmayız. Yalnız siyasi mevcudiyetimizi tehlikeye koyan Pontuscularla uğraşmak lazım değildir. Köylünün bütün mevcudiyetini muhafaza etmek için, onun bütün malını, canını, ırzını muhafaza etmekle mükellefiz. İşte bu mesele mademki burada bahis mevzu oluyor. Mademki memleketin emniyet ve asayişi bahis mevzu oluyor. Bu gibi meselelerle alakadar olmayıp, köylüyü ve köylünün üzerinde sülük gibi yapışıp onların kanlarını emmek isteyen memurlar hakkında yapılacak muameleyi yapmakta gösterdiğiniz ihmalkarlıktır. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, rica ederim Pontus hakkında söyleyiniz. MÜFİT EFENDİ (Devamla): Ben maksadımı Yüce Heyetinize misallerle arz etmeyeceksem buradan ineyim. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim Pontus meselesi bahis mevzudur. MÜFİT EFENDİ (Devamla): Rica ederim Pontus meselesi nasıl bahis mevzu ise Anadolu meselesi de öyle bahis mevzudur. Halkın Milli Yükümlülük emirleri gereği vermiş olduğu yüzde kırk zahirenin daha sonra mültezim tarafından köylüye mahsup ettirmesi lazım geldiği halde mültezim ben yüzde kırk borcumu mahsup ettiremedim, diye köylüden ayrıca yüzde kırk bedel olarak köylüye zulmettiği ve köylü Hükümete müracaat ettiği zaman köylünün müracaatı itibara alınmalıdır. Bu mahsulü mültezim kendi alacağına mahsup ettirdiği halde köylüye katiyen mültezimden kendisinin fazla verdiğini diyerek, köylüye fazla mahsup, zahireyi tahsil ettirmeyerek kendisinden tahsil ettirmediği halde, efendi bu zulümdür. Köylü bize itaat etmezse hakkı var mıdır, yok mudur efendiler? (doğru sesleri) Öyle ise resmi eşkıyalık meseleleri, doğrudan doğruya, halkın haklarını kendilerinin eline verilen kanun dairesinde idare etmeyen bir takım idari ve adli memurlar tarafından meydana gelmektedir. Zira o köylü eşkıyaya gelip de sana veya Hükümete haber verdiği zaman, köylünün malını, canını gasp ederler. Bir şey yapamazsın, sen de böyle asayiş beklersin. Evet Pontus meselesi hakikaten mühim, bizim bütün hayatımıza kastedilmiş ve bizim mahvımıza çalışılmış bir mesele olduğunda hepimiz müttefikiz. Bundan kurtulmak için jandarma mı, asker mi, başka kuvvet mi ne sarf edilmek icap edecekse Hükümetin düşünmesi lazım gelir. Hükümet buraya bir proje ile geliyor. Diyor ki bana üç bin jandarma tahsisatını veriniz, ben bu üç bin jandarma ile Pontus denilen meseleyi halledeceğim, söndüreceğim. Bu tahsisatı, üç bin jandarmayı istemekle beraber, Yüce Heyetiniz Hükümetin bu talebini uygun görmeyerek diyor ki sen bu usul ile Pontus meselesini söndüremezsin. Bir arkadaşımız bir şekil gösteriyor. Diğeri başka bir şekil gösteriyor. Şimdi Hükümet diyor ki falanın gösterdiği şekli müzakere etmek için 118
119 teklifi geriye veriniz, biz alalım. Bu neden oluyor? Doğrudan doğruya Hükümetin bu şekilde halletmeye çalıştığı bir meseleyi ya kendisi düşünmeyerek, vakit bulmadan buraya geldi, veya bunları kendi arasında müzakere etmeden doğrudan doğruya bir mesele olarak bize verdiği anlaşılıyor. Böyle şeyler Hükümet meselesi olmamalıdır. Hükümet böyle bir şeyi bahis eylediği zaman bunu kendisine mal etmemelidir. Çünkü bizimle Hükümet arasında asla fark yoktur. Şimdi Hükümet düşüncesinde katiyen ısrar etmelidir. Şimdi üç bin jandarma on beşer lira maaş vermek suretiyle, acaba Pontus meselesini Anadolu'da diğer eşkıyalık meselelerini söndürebilecek mi, söndüremeyecek mi? Benim geçen seneden beri şahidi olduğum jandarmaların yapmış olduğu takibat ve vaziyetleri bu işin üzerine gitmemek, gidememek meselesidir. Yani jandarmalar gitmiyor, gidemiyor efendiler. Eşkıya bir tarafta bulunduğu zaman, jandarma diğer tarafa gidiyor. Pontus meselesinin hallini istemeliyiz. Fakat Pontus meselesi öyle zannediyorum ki, beş günde, beş ayda halledilecek bir mesele değildir. Bu esaslı bir teşkilattır ve senelerden beri devam ediyor. Jandarma bu meseleyi halledemez. Gelelim diğer fikre, o da bu işi ahaliye gördürmek meselesidir. Ben bu meselede biraz tereddüt edeceğim. Evladının eline silah veren baba, evlâdı ihtimal ki o silahı kullanmayı öğretmediğinden dolayı kendisini bir tehlikeye koymak meselesi bahis mevzu olabilir. Köylülerimize vereceğimiz bu silahlar öyle zannediyorum ki yarın karşısında husumet ettiği bir adam aleyhinde kullanılarak başka fenalıklara sebep olabilir. Bunun kati surette aleyhindeyim. Yalnız, ahali ile iş gördürecek dereceye kadar inmiş isek o vakit Hükümete lüzum yoktur. HASAN BASRİ BEY (Karesi): İnmek değil, çıkmaktır o. MÜFİT EFENDİ (Devamla): Eğer ahalinin bu meseleyi halledeceğini ve bu seviyede olduğunu biliyorsan kabul ediyorum ve biz o seviyeye geldiğini kabul ediyorsak hata ediyoruz zannediyorum. Çünkü ahaliden vaktiyle kendisinde mevcut bulunan silahları toplamak için bu Mecliste uzun uzadıya müzakere ve münakaşa cereyan etti ve zannediyorum ki o vakit bütün arkadaşlarımız hep birlikte düşünerek silahları almaya karar verdi ve gidip o silahları alabilmek ve lazım gelen nasihatleri vermek için heyetler de çıkardık. Biz bundan iki sene evvel vaziyetimizi, halimizi gözümüzün önüne getirirken, belki soba borularını top diye gösterdiğimiz, iğne ile kuyu kazdığımız zamanda burada elimizde silah olmadığı bir zamanda silahlarını toplayıp cepheye gönderilmesine karar vermiş olduğumuzu unutmayalım. O silahları alıp cepheye verdiğimiz halde, bugün ahaliye silah dağıtarak bu meseleyi söndürmek için acaba bu fikir bize nereden geldi? Ahali iki sene içinde bu meseleyi halletti ve Hükümetimiz bugün bütün askerini, bütün silahlarını alıp, artık bu silahlara ihtiyaç kalmadı ise bunları sahiplerine iade etmeğe taraftarım.. Fakat bu silahlar vasıtasıyla bunlara asayiş temin etmek noktasından biraz tereddüt ediyorum. Yalnız olsa olsa bizde kır bekçileri tabir ettikleri, köy bekçilerine silah veririz. Zaten bir kanun vardır böyle iki üç tane bekçi daha ilavesi suretiyle Hükümetin nezareti altında bir kaç adam 119
120 bulundurulursa o köy bekçileri de köylerine gelen eşkıyadan mallarını çalan hırsızlara karşı koyabilirler. MEMDUH BEY (Ergani): Köylerde altmış, yetmiş kişi vardır. MÜFİT EFENDİ (Devamla): Ben zannediyorum ki köylerde altmış kişi kalmamıştır. Zannederim altmış kişi dediğimiz kadınlardan ibarettir. MEMDUH BEY (Ergani): Altmış kişi firari vardır. MÜFİT EFENDİ (Devamla): Eğer sen firarilerle bu memleketi müdafaa ettirmek ve o firarilerle eşkıyayı takip ettirmek ve o firarilerle Pontus isyanını söndürmek istiyorsan, firariler suçludurlar. Suçlu ile bir cürüm söndürülmez efendi. (bravo sesleri) Biz emin olalım ki bugün hizmetini, vazifesini ifa etmeyen herhangi bir sebepten dolayı vazifesinden korkarak kaçmış olan adamlar suçludurlar. Bu suçlularla gidip diğer suçluları yakalatmaya çalışmak gibi fena bir şeyden daha büyük bir şey olamaz. (doğru sesleri) Bu daha büyük bir dert çıkarmak demektir. REFET PAŞA (İzmir): Hükümet mefhumuna aykırıdır. MÜFİT EFENDİ (Devamla): Şimdi efendim, bu mesele hakkında pek çok söz söylendiği için yalnızca muhterem üyelerden istirham edeceğim bir nokta vardır. Bu meseleyi Hükümetin kendisinin halletmesi gerekir. Benim söyleyeceğim budur. Bunu Hükümete terk etmeliyiz. VEHBİ EFENDİ (Konya): Efendim Müfit Efendinin buyurduğu gibi, pek çok söz söylendi. Yalnız benim söyleyeceğimin birincisi, bu bir şahıs meselesidir. İşinizin başına iyi bir adam bulun ve o adam bu meseleyi halleder gelir. Öyle bir şahsiyet bulunuz ki bu adam gitsin bu meseleyi halletsin gelsin ve o şahsiyet bunun ehli ve erbabı olsun. Birinci mesele bu. İkinci mesele efendiler, bu gibi eşkıyalıkları asker bastıramaz. Bunun imkânı yoktur. Çünkü dokuz taşa birden sıçrayan bir herife karşı sağ dur, selam dur karşı konulamaz. Halbuki bu iş merasim işi değildir. TAHSİN BEY (İzmir): Askerlik merasim işi değildir. VEHBİ EFENDİ (Devamla): Rica ederim askerlik merasimleridir. Onun için asker karşısında olan bu adamlara başı bozuk lafı kullanılır. REFET PAŞA (İzmir): Bir soru soracağım. Acaba Vehbi Efendi Hazretleri Demirci ve Ethem çetelerinin, Konya isyanını bastırmalarına ne derler? Yoksa muntazam bir asker mi isterdi? VEHBİ EFENDİ (Devamla): O başka meseledir, Paşa Hazretleri. Onlar dağa çıkmış değillerdi, karşı geliyorlardı. Bu mesele başkadır. Şimdi efendiler, jandarmanın da bu meseleyi halledemeyeceğine kanaatim vardır. Bu da olamaz. Şimdi ne kalıyor. O bulacağımız şahsa geniş salahiyet ve o şahsiyet teşkilât yaparak buna karşı ne gibi tedbirler lazımsa başı bozuğu, başı bozukla karşılaşmaktan başka çare yoktur. 120
121 ÖMER LÜTFİ BEY (Karahisar): Hiç kimse gitmez. VEHBİ EFENDİ (Devamla): Gider efendim gider. Efendiler burada üç söz söylesek söz tükenmez, bitmez. Bunu uygun olan ise, dünden bir arkadaşın teklif ettiği gibi, İçişleri, Milli Savunma komisyonları birleşerek bu kürsüden söylenen sözlerden bir hülasa alarak bir şey yapsınlar, getirsinler bize. Ondan sonra halledelim. Yoksa böyle akşama kadar, söyleyelim. Halbuki memleketin o tarafı yanıp gidiyor. Bu tarafı başka bir şey oluyor. Onun için bunu komisyonlara havale edelim. Bu iki komisyonun birleşip de bunu halletmesini uygun buluyorum. İLYAS SAMİ EFENDİ (Muş): Efendim, hep maziden ibret alıyoruz. Maalesef ölüler dirilere daima tesirini yapıyor. Ölülerle sağlar yaşayamaz. Yeni yeni adımlar atmak lüzumu karşısındayız. Daima günleri böyle geçirmişiz. Asıl ben ona acıyorum. Bu kürsüye çıkanlar çareden bahsetmeliler. Mademki bu bahse girmişiz, esasa girmeli. İlk yapacağımız iş, Büyük Millet Meclisinin oradaki bütün memurların azletmek, yapabilir misiniz? Bakınız ben bu memurların hiç birisini tanımam. Hiç birisi ile alakam yoktur. Yüce Meclisin alakadar olduğu bu asayiş meselesiyle iki seneden beri... (gürültüler) Asıl çare bu değildir. Asıl çareyi söyleyeceğim. Bu benim zihnime geliyor ki iki seneden beri Meclisi bu Pontus meselesi uğraştırıyor. Hükümetin oralarda Mutasarrıfı var mı? Var. Valisi var mı? Var. Muhtelif livalarda mühim memurları var. Yalnız memurlar sandalyelerde oturmak için. Yoksa gel Ahmet, Mehmet şu meseleyi halledeceksin demiş de ne yaptın diye sormuş mu? Daima anane ile yürümeği ayağımıza bağlamışız. Başka türlü hareket edemeyiz. Lakin ben asıl çare nedir, diyorum. Ben artık on dört senedir Hükümetten bıkmış bir arkadaşınızım. Ordu orada mukaddes vazifesini ifa ederken, bizde burada işimizi yapalım, bu dahili emniyeti tutalım, demek için içimizde askeri teşkilatçı var, İdari teşkilatçı var, hepsi var. Pontus bahis mevzu olduğu zaman gariptir size bir hikaye arz edeceğim, fakat iki kelimelik bir hikayeciktir. Bana Tunuslu bir arkadaşım dedi ki İstanbul'a ayağımı bastığımdan itibaren benliğimi unutuyorum. Çünkü kendi kendine farklı farklı söz söyleyen çok. Efendim bendeniz dünden bu gün iyiyim. Ben diye ortaya kendisini atan, ben bu işin ehliyim diyecek adam yok. Ben Yüce Meclisinize hitap ediyorum, bir şahıs çıkıp da bir fert ki üç yüz adamı şahit gösterecek bir adam, esiri ruha malik olmazsa işgal edemez. Bunları defterine kaydedecek adam mesuliyet de yapamaz. Onun isteyeceği parayı vermeli, böyle bir adam ki İçişleri Vekilinden daha fazla iş yapar. Binaenaleyh burada bu suretle halen ve gelecek nesle tutanaklarda miras bırakacak, ben bu işi yapacağım ve şu şu şartları istiyorum diyecek bir adam yoksa, biz de bu davaya, bu işe paydos diyelim, gidelim. EMİN BEY (Canik): Efendim, ben dertten bahsetmeyeceğim. Çünkü o kâfi derecede hepimize malum oldu. Beyefendiler bilir misiniz ki bu jandarma tahsisatı Meclise nasıl gelmiştir? Demek istiyorum ki Hükümet bu mesele ile meşgul olmamıştır ve olmuyor, olmayacaktır. Bu kanaati sizde hasıl etmek için müsaadenizle bir iki söz söyleyeceğim. Rica ederim, arz ediyorum. İçişleri Vekili 121
122 Fethi Beyefendi gensoru müzakeresi neticesinde buradan güvenoyu aldıktan sonra, çok isterdim ki burada bulunsunlar ve aradan yirmi gün geçtikten sonra yükselen feryatlar, müracaatlar üzerine tekrar Amasya, Tokat ve Sivas mebusları ile toplanarak kendilerini de davet etmişler ve lütfen gelmişlerdir. Hatta ben kendilerine söyledim, -Olan oldu, güvenoyu aldınız, çoğunluğun vermiş olduğu güvenoyu itimattır. Bizi de güvenoyu vermiş olarak düşününüz. Fakat güvenoyu almakla bu mesele halledilmiş demek değildir. Rica ederim bu mektupları sizinle biraz okuyalım ve siz de bundan sonra olsun bir çare düşünürsünüz....dedim. Arkadaşlardan bir kaçının biraz asabiyetle konuşmaları üzerine bu muhterem şahısla aramızda şöyle bir konuşma geçti. -O halde bir daha gensoru önergesi veriniz. -Beyefendi çok rica ederiz, gensoru falan demiyoruz. Lütfen bundan sonra Memleketi kurtaracak iseniz bunun hakkında bize izahat veriniz. Vazgeçtik bir ümit vermesinden. -Hükümet acizdir, oradaki askeri kıta alınacaktır. Yarın veya diğer gün gelecektir, ordu kadrosuna dahildir, vaziyet budur. -Aman Beyefendi, biz bunu bilmiyorduk, eğer askerler de oradan alınacak olursa ne olacaktır? Bunun için bir şey düşünmediniz mi? -Hayır düşünemeyiz. Çünkü elim, kolum bağlıdır, başka şey yapmak imkânı yoktur. -Jandarma, vesaire ile burasını takviye etseniz nasıl olur? -Düşüneyim bakayım, bir proje yapayım. -Bu kadar yapılacak bir şeyi kabul ettiremezseniz, çok rica ederiz lütfen biraz evvel, bir hafta içinde bunu tertip ediniz, arkadaşlara rica ederiz elbette onların da bizim kadar yürekleri sızlıyor, bu meseleye vakıftırlar....işte malum olan şekilde komisyonlara gittik. Arkadaşlara rica ettik, nihayet bunun üzerine bir proje buraya kadar gelmiştir efendiler. Beyefendiler, eh ne yapacağız, her gün mektup, her gün telgraf, her gün feryat. Sonra bize diyorlar ki bizi düşünmüyorsunuz bizim derdimize çare yok mudur? Ne yapalım, nereye müracaat edelim, diye feryat ediyorlar ve soruyorlar. Beyefendiler acaba bu eşkıya şimdiye kadar niçin yok edilmemiştir? Buna dair malumatınız var mıdır? (hayır sesleri) Binaenaleyh bunu anladıkça bundan sonra da yok edileceğine kani değilim, beyefendiler. Benim bildiğim, malumat budur. Amasya İstiklâl mahkemesine gittiğimiz günden itibaren, orada bulunan kıta kumandanı ile, mutasarrıfı ile Samsun'da keza Mutasarrıf ile Kumandan ile müştereken Hükümete her gün müracaat ettik, arzu buyurursanız okuyabilirsiniz. Her gün vaziyeti izah ettim, her gün şu, şu, şu yapılırsa önüne geçilebilir diye yazdım, hiç birisine cevap dahi 122
123 alınmamıştır. Oranın memurlarını, kumandanlarını değiştirmekle oradaki bu zaafın önüne geçebilir misiniz? Bu hal devam edecektir. Binaenaleyh ben öteden beri şöyle düşünüyordum. Oradaki kumandanın her bir söylediğini İçişleri Vekili Beyefendi her ne şekilde olursa olsun kabule mecbur olsun. İçişleri Vekili veya Genel Kurmay Reisi bu işin şeyini dinlemezse bundan daha büyük bir mani yoktur. Fakat acaba bugün böyle biri oraya gitse onu kâfi olabilir mi? Olamaz Beyefendiler. Çünkü İçişleri Vekili de gitmiştir ve giderken bu işi de bitireceğim demiştir. Halka bunu söylemiştir, fakat bitirememiştir. Halk ne diyor Beyefendiler, aldığımız mektuplarda ne diyorlar, bilir misiniz beyefendiler? Biz bu meseleden ümidi kestik ve biz bu Pontus Rumlarının kurbanı olacağız. Çünkü İçişleri Vekili dahi bunu bitirememiştir ve bu kanaat umumileşmiştir. Efendiler bu kanaati herhangi bir kimse gitmiş olsa bunu silemez. Binaenaleyh beyefendiler eğer böyle bir kimse bulabilir veya Yüce Meclisiniz herhangi bir arkadaşa bu kudret ve kuvveti verebilirse ya şahsiyet sahibi olup dinlettirebilir veya bu işe Yüce Meclisiniz bir arkadaş bulup gönderirse, bu işi halle doğru giderse ikinci bir mesele kalıyor. O da halkın bize karşı olan itimadını tekrar kazanmaktır. Bunu da zannımca söylemiyorum. Buraya gidecek arkadaşlar tahsisat ister, falan hatırıma getirmiyorum. Herhalde o muhitin mebusları da kısmen oraya gitmelidirler. Oranın eşrafıyla, halkıyla temas etmelidirler, onlar da dört el ile bu işe sarılabilirler. Burada Yüce Heyetiniz de o işi tamamıyla takip etsin. Ben başka türlü hal imkânı bulamıyorum. Ben demiyorum ki mutlaka şu veya bu hal yapılsın. Oraları Memleketimizin biliyorsunuz en güzel bir muhitidir. Bereketli, her şeyi varken oradan maalesef ne tütün alınabilir, ne ziraat yapılabilir. Hiç bir şey yapılamıyor. Gece halk uyuyamıyor. Her şey bütün bütün mahvoluyor. Rica ederim, o halde biz neyi kurtaracağız? Biz şurada ne için çalışıyoruz? Ne için burada toplandık, rica ederim? Şurada üç buçuk Rum'u yakalayamazsak biz niçin buraya geldik, niçin para alıyoruz, maaş alıyoruz? Rica ederim, ben bir de önerge veriyorum. İster komisyona gitsin, ister Hükümetten de bir iki vekilin katılmalarıyla Yüce Meclisten üç beş üye ayırarak bir esas dairesinde bir şey halledip ve bu meseleye her halde netice versin, çok yalvarırım. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, müzakerenin yeterliliği hakkında bir önerge var. (Hayır, kâfi sesleri) REŞİT AĞA (Malatya): Beyefendiler, şimdi müzakere olunan Samsun, Amasya, Tokat'taki Pontus meselesidir. Fakat asayişsizlik her tarafta vardır. Hatta benim seçim mıntıkamda, Besni Kazasına yüz otuz eşkıya gelmiş, yolları kesmişti. Hükümet ültimatom vermişti. Yazdılar, çizdiler, şimdi orada eşkıya kalmamış, İsa toprağına 1 gitmiş, İsa toprağı oraya on iki saatlik, sanki Avrupa toprağına gitmiş. Yani bunu arz etmekten maksat, bunları jandarma ile yok etmek mümkündür. 1 Kapadokya olabilir. (CÇ) 123
124 Yalnız oraya gidecek, yani bunların üzerine gidecek kumandan bilmelidir ki bu vazifeyi ifa edemediği zaman idam olunacaktır. Bunu katiyen bilmelidir. Seferberlik içinde beyefendiler elli kişilik çete üzerine iki tabur asker geldi, topu ile, tüfeği ile dört ay orada oturdular, mızıkalar çaldılar, rakı içtiler ve askerler ötede beride gezdiler, eşkıyayı yok edemediler. Şimdi efendiler hakkıyla vazife ifa edecek olursa bu iş olur. Yalnız İçişleri Vekili jandarmanın azaltılması için müracaat ediyor. Yani bu işin yapılıp yapılmayacağını bilmem. Yalnız kadro noksandır, kadro noksanın ikmal edilmesini rica ediyor. Madem ki asayiş, inzibat kadronun noksanlığından ileri geliyor. Bundan dolayı kabul buyurunuz, ama olur olmaz. Bunu bilmem. (gürültüler) Ahalinin canını, namusunu muhafaza için üç bin jandarmanın masrafını kabul edelim. (gürültüler) MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Müzakerenin yeterliliği hakkında söz söyleyecektiniz. Halbuki asayişten bahsediyorsunuz. REŞİT AĞA (Devamla): Müzakerenin yetersizliği hakkında söz söylemek için asayişten bahsedeceğim. (gürültüler; ayak patırtıları) İSMAİL SUPHİ BEY (Burdur): Maksadın ne ise onu söyle. REŞİT AĞA (Devamla): Maksadım müzakere kâfi değildir. (haa sesleri) Benim arz ettiğim, yani bunların üzerine giden kumandanlar namuslu olmalıdır. Böyle olursa hepsi de yok edilir. Pontus meselesi yeni çıkmamıştır, geçen sene çıkmıştır. (gürültüler, ayak patırtıları) MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Önergeleri okutuyorum. TBMM Başkanlığına Müzakere kâfidir. Milli Savunma ve İçişleri komisyonlarının müştereken, Hükümetin de katılmasıyla, bu meseleyi tetkik ederek bu hususta alınacak tedbirleri Meclise arz eylemeleri lüzumunu teklif ederim. İstanbul Mebusu Ali Rıza MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, ayrıca on beş kadar önerge var. Bunların istekleri hemen hemen hepsi de birdir. Şimdi yalnız müzakerenin yeterliliği hakkındaki fıkrayı oya koyuyorum. Müzakerenin müzakerenin yeterliliğini kabul edenler, Büyük çoğunlukla kabul edilmiştir. Diğer önergeleri okutuyorum. 124
125 TBMM Başkanlığına Müzakere kâfidir. Pontus eşkıyasının tamamen tesirsiz hale getirilmesi için Yüce Meclise teklif eylemek üzere Maliye ve İçişleri vekilleriyle Meclis üyelerinden üç üyeden meydana gelen bir komisyon kurulmasının karara alınmasını talep ve teklif eyleriz. Canik Mebusu Emin Canik Mebusu Süleyman Amasya Mebusu Hamdi Canik Mebusu Şükrü TBMM Başkanlığına Hepimizin malumu olduğu üzere ve Hükümetin de itiraf ettiği gibi Memleketin her tarafında asayişsizlik vardır. Bu halin devamı maazallah umumi gayemize zarar getireceğinden bunun bir an evvel önüne geçilmek için aşağıdaki tekliflerimiz acilen karara alınmasını teklif eyleriz. 1. Samsun, Tokat, Amasya civarındaki asayişi temin etmek ve bilhassa bu mesele ile alakadar olmak üzere Yüce Meclisten bir heyetin hemen seçilerek gönderilmesi ile bu heyetin mahallinde göstereceği lüzum üzerine lazım gelen tedbirlerin alınarak neticeye varılması, 2. Memleketin iç ve dış mukadderatıyla doğrudan alâkadar olan ve yasama ve yürütme salahiyetlerine sahip bulunan Yüce Meclisin Memleketin her tarafına müfettişler göndererek, yani Memleketin mıntıkalara ayrılması ile Yüce Meclisten üçer kişilik birer heyetin seçilmesi ve umumi huzur ve istikrarın temini, 3. Yüce Meclis tarafından gönderilecek teftiş heyetlerinin vazife ve salâhiyetleri hakkında bir kanun tanzim tasarısı tanzim etmek üzere Milli Savunma, İçişleri ve Adalet komisyonlarından dörder kişinin seçilmesiyle on iki kişiden meydana gelen bir hususi komisyonun teşkili ve nihayet üç gün içinde kanun tasarısının Yüce Heyete takdimini umumi selamet adına rica ederiz. (gürültüler) Erzurum Mebusu Mustafa Durak ve 41 arkadaşı MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Rica ederim mühim hususlar var. Efendim, iyi dinleyiniz. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Önergem hakkında izahat vereceğim Reis Bey. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim müsaade buyurun, bir kere önergeler okunsun da söz vereceğim. 125
126 TBMM Başkanlığına Müzakere kafidir. Pontus eşkıyalığının süratle yok edilmesi ve asayişin temini için lazım gelen tedbirlerin kırk sekiz saat içinde müzakere edilmeden tespiti ve Yüce Meclise arz eylemek üzere Milli Savunma ve İçişleri komisyonlarınca Meclis üyelerinden mütehassıs dörder kişinin seçilmesiyle sekiz kişilik bir geçici komisyonun kurulmasını ve keyfiyetin oraya havalesini teklif eylerim. Burdur Mebusu İsmail Soysallı TBMM Başkanlığına Tokat, Amasya havalisinde Pontusçuların Müslüman ahaliye yaptıkları feci tecavüzleri malumdur. Oradaki ahalide ise lüzumu kadar silah ve cephane bulunamadığı için kendilerini tamamıyla müdafaa ve muhafaza edememekte ve bu vaziyetin tesirinde köyler cayır cayır yakılmakta olduğu haber alınmıştır. Binaenaleyh oradaki köyler için telafisi mümkün olmayan feci bir istikbal olacaktır. Bu hale karşı eşkıyanın tecavüzlerine maruz mahaller ahalisine Hükümet vasıtasıyla dağıtılmak üzere Meclisçe münasip buyrulacak kâfi miktar silah ve cephanenin Milli Savunma Vekâletinden sevk edilmesinin karara alınmasını teklif eylerim. Mardin Mebusu Necip TBMM Başkanlığına İçişleri ve Maliye vekillerinin teklifi ve beyanatıyla söz söyleyen üyelerin mütalaalarını tetkik neticesinde yapılacak muameleyi tespit etmek ve Yüce Meclise sevk etmek üzere müzakere olan meselenin İçişleri ve Milli Savunla komisyonlarına havale edilmesini teklif ederim. İstanbul Mebusu Ali Rıza TBMM Başkanlığına Pontus meselesinin halledilmesi, mütehassıslar tarafından tespit olunacak mütalaa ile mümkündür. Meclisimiz eşkıyalığın imhasında Devlet ve Millete hizmetler etmiş tecrübeli mütehassıslara sahiptir. Bu sebeple bu müzmin ve Milletimiz için gün geçtikçe felaketli olan derde seri ve kati bir tedbir bulmak ve önümüzdeki Pazartesi toplantısında arz edilmek üzere bu hususun İçişleri ve Milli Savunma komisyonlarının toplanmasıyla müzakeresinin karara 126
127 alınmasını teklif ederiz. İçel Mebusu Ali Sabri Karahisar Mebusu İsmail Şükrü Saruhan Mebusu Refik Şevket TBMM Başkanlığına Pontus eşkıyası takibinde arazinin vaziyeti ve Rum eşkıyanın teşkilatı hakkında malumat sahibi oldukları için mahallinde yapılacak çete teşkilatı daha iyi netice verir. Binaenaleyh Pontus havalisindeki Türk eşkıyasının kullanılması kabul edilerek, buna o civardaki silahlı firarilerin de katılmaları ile bir teşkilat yapılmasını arz ve teklif ederim. Giresun Mebusu Memduh (ret, ret, Allah göstermesin sesleri) TBMM Başkanlığına Pontus meselesini halletmek üzere İçişleri Vekâleti emrine silahlandırılmış bir askeri kıta verildiği ve yüz binlerce lira masraf harcanıldığı halde hiç bir şey yapılamamasına, bilakis Pontusçuların zulmünün pek acıklı bir şekilde devamına sebebiyet verenlerle, eşkıyalığın yok edilmesi için icap eden tedbirlerin İçişleri ve Milli Savunma vekaletlerinde tespit ve müzakere edilmesini Umum Heyetinize arzını teklif ederim. İstanbul Mebusu Ali Rıza TBMM Başkanlığına Pontus meselesi hakkında Yüce Meclis esasen malumat sahibi olduğundan müzakerenin yeterliliğiyle, meselenin halli için tedbirlerin tespitini teklif ederim. Milli Savunma ve İçişleri vekilleriyle Meclisten mütehassıs olmak üzere ve eşkıya hususunda tecrübesi olan Refet Paşa Hazretlerinden bir komisyonun üç gün içinde vereceği kararın Yüce Meclise arz edilmesi ve ona göre karar verilmesini teklif ederim. Lazistan Mebusu Osman Nuri 127
128 TBMM Başkanlığına Pontus yarasının kapatılması hakkında aşağıda yazdıklarımın dikkate alınmasını teklif ederim. 1. Pontus haritasına dahil mahallere ait bir umumi valilik kurulması ve tam salahiyetle münasip birine verilmesi 2. Ailelerini Rum intikamına terk etmemek gibi bir his ile son defa silahlarıyla firar edenlerin affedilmelerini ve bunlardan kurulacak bir iki alayın mahallinde istihdamı, 3. Pontus meselesine yardım edenlerin derhal istiklal mahkemesine verilmesi, 4. İstiklal mahkemesine salahiyet verilmesi 5. Müslüman ahaliden bazılarının kefaletle salıverilmeleri. (ret, ret sesleri) TBMM Başkanlığına Bursa Mebusu Operatör Emin Gerek eski vaziyeti ve gerek şimdiki haliyle mühim bir askeri kuvvete sahip olan Pontus teşkilâtının imhası için burada tedbirler alınması için gene bir netice çıkmayacağından, yerinde tetkikat yapmak ve ne gibi tedbirler alınmasına lüzum olduğunu Meclise bir raporla bildirmek ve ona göre hareket edilmek üzere Samsun, Tokat ve Amasya havalisine Meclis üyelerinden mütehassıs iki kurmay asker üyenin gönderilmesini teklif ederim. Kütahya Mebusu Cemil TBMM Başkanlığına Pontus meselesinin kesin olarak halledilmesi hakkında yapılan müzakereyi ve verilen önergeleri tetkik ve hülasa etmek ve bu hususta yapılması lazım gelen hususları kararlaştırarak Perşembe günü Yüce Heyete arz etmek üzere İçişleri ve Milli Savunma komisyonlarından seçilecek üçer üye ile Milli Savunma ve İçişleri vekillerinin iştirakiyle teşekkül edecek komisyona havale buyrulmasını teklif ederim. Erzurum Mebusu Hüseyin Avni 128
129 TBMM Başkanlığına Pontus eşkıyasının tesirsiz hale getirilmesi hakkında şaki ve canilerden kurulacak hiç bir kuvvetin hizmet edemeyeceği on senelik tecrübelerden anlaşılmıştır. Binaenaleyh bu meseleye Meclis bizzat el koyarak, salahiyet sahibi bir kumandanın gönderilmesi lüzumunun tasvip edilmelini teklif eylerim. 129 Batum Mebusu Edip VEHBİ BEY (Bitlis): Efendim, hepsi aynı mahiyettedir. Komisyona gönderilmesini teklif ediyorum. TBMM Başkanlığına Tokat, Amasya, Samsun havalisinde faaliyet gösteren Rum eşkıyası bilhassa bu sıralarda kışlık yiyecek ihtiyaçlarını temin etmek için tecavüz ve cinayetlerini iyice artırmıştır. Her gün çeşitli tecavüz ve tahribatlarıyla ocak yakan bu eşkıya yüzünden artık Millet ve Memleketin sabır ve tahammülü kalmamıştır. İki gündür Yüce Mecliste müzakere edilen bu husus hakkında Hükümetin bir karar vererek hemen fiiliyata başlamasını Memleketin selameti adına arz ve teklif eylerim. Tokat Mebusu Hamdi MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, önergeler bazı farklarla iki kısımdır. Birisi doğrudan doğruya İçişleri, Milli Savunma ve Bütçe komisyonları ile birlikte bir heyette tayin ve tetkik etmektir. Birisi de o havali mebuslarından bazılarının malumatlarından istifade olunmak üzere orada bulunmaları hakkındadır. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Önergemi izah edeceğim Reis Bey. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Ben evvela arz edeyim, ondan sonra izah edersiniz efendim. Önergelerde Refet Paşa veya Ali Beyefendi gibi bazı şahıslar da gösteriliyor ve binaenaleyh önergelerin hemen tamamı bu meselenin komisyonlarda tayin ve tespitine dairdir. Yalnız Durak Bey'in önergesinde çok fark vardır. Durak Bey doğrudan doğruya bugün önergeler komisyona verilmeksizin Meclisten bir heyet seçelim, o havaliye gitsin, tetkik etsinler, icap eden tedbirleri buraya bildirsinler, ondan sonra karar verilsin, diyor. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Öyle değil efendim, öyle değil. Efendiler müsaade buyurunuz izah edeyim. Kabul ve ret Yüce Heyetimizin kararına uyarız. Biz buraya bir önerge verdik, imzamız kırk bir üye ile beraberdir. Efendiler, biz bu Hükümeti kurduğumuz gün buraya toplandığımız gün acaba kanun hâkimiyetinden başka bir karar aldık mı? Hayır efendiler, katiyen böyle bir karar almadık ve böyle bir karırımız da yoktur. Memleketin inzibatından, asayişinden,
130 iktisadından, nafıasından, harbinden, velhasıl her şeyinden mesulüz. Bundan başka bir şey yoktur. Padişah biz, kuvvet biz, her şey biziz. Kuvvet bizim, kudret bizim, her şey bizim. Fakat hiç bir şey de yaptığımız yok. Burada gözlerimiz kapalı oturuyoruz. Mesuliyetimizi idrak edelim, efendim. Affınıza sığınarak biraz da kaba olursa benim kusuruma bakmayınız. Mesuliyetimiz çok büyüktür. Çok büyük bir yük altında bulunuyoruz. Fakat ne yazık ki anlayamıyorum. Mesuliyeti idrak mi edemiyoruz, yoksa ediyoruz da mühimsemiyor muyuz? Nasıl oluyor da böyle oluyor? Efendiler rica ederim. Memleketin her tarafında asayişsizlik kol geziyor. Bu, Hükümetin de itirafıdır. Bunu inkâr edecek hiç bir tarafımız kalmamıştır. Bilhassa Pontus meselesi bir buçuk seneden beri devam edip gelmektedir. Efendiler, diyorsunuz ki mesele anlaşılmıştır. Rica ederim, hanginizin esaslı malûmatı var? Çıkınız buraya da malumatınızı söyleyiniz. Hiç birinizin yok efendiler. Eğer İçişleri Vekili Beyefendi burada Pontus meselesi hakkında kati ve tam bir izahatta bulunursa ben suçluyum. Orada ne olduğunu o da bilmiyor. Bunu şimdi İçişleri Vekili de ondan evvelki Vekil de bilmiyor. Nitekim Refet Paşa Hazretleri bu kürsüde itiraf buyurdular. Daha evvel İçişleri Vekili Fethi Beyefendi de bu kürsüden dedi ki bin yedi yüz kişi öldürdük. Bin bilmem kaç kişi açlıktan öldü ve bilmem ne oldu ve altı ay sonra hepsi açlıktan ölecekler, dediler. Çelişkiye bakınız rica ederim. Hükümette bazı arkadaşlarımız bize bu gibi meselelerde göz boyuyorlar ve bizi aldatıyorlar. HAMDİ BEY (Canik): Biz de aldanıyoruz. MUSTAFA DURAK BEY (Devamla): Efendiler, bu dünyada da ahrette de biz mesulüz. Allah da, kul da bunları bizden soracak. HAMDİ BEY (Tokat): Göz boyayanlara güvenoyu verdik. MUSTAFA DURAK BEY (Devamla): Efendiler; biz bugün çok büyük mesuliyet altındayız. Memleketin asayişini, inzibatım, huzurunu yerine getirmek için her fedakârlığı, her şeyi yapacağız. Fakat biz yapacağız. Bizden başka bir kuvvet yok. İşte efendiler; görüyorsunuz ki bu gibi işleri Hükümete havale ettiğimiz halde yapamıyorlar. Çok rica ederim, üç seneden beri Memlekette yapılan yolsuzluklardan dolayı şimdiye kadar kaç kişiye ceza verilmiştir? Ceza verdikleri bir adamı gösteriniz, meydana koyunuz. Memleket baştan ayağa kadar yanıyor. Efendiler, biz buradan kalkıyoruz bugün işgalimizde olan Memleketimizin yarısını kat ederek Memleketin ta öbür tarafına gidiyoruz. Yani memleketin hemen ikide biriyle temas ediyoruz. Buradan kalkıp Kars'a kadar gidiyoruz. Bitlis'e, Diyarbakır'a kadar gidenler de vardır. Efendiler, emin olunuz doğru söylüyorum. Acı gelmesin, çünkü doğru söz acıdır. Halk bizden zarar görüyor, bir saat evvel ölüp gitmemizi istiyor. Çünkü işe sahip değiliz, Milletin şikâyet edecek bir yeri yoktur. Bunu size ispat edeyim. Hanginiz bir seçim mıntıkasına gitmiş olsanız ve kendilerine bir şey sormuş olsanız, hiçbiri cevap vermek tenezzülünde bulunmuyor, efendiler. Hanginiz Memleketin yarası hakkında bir şey yazmışsınız da cevabını almış mısınız? Söyleyin, halk bağırır, memleket bağırır, mebus bağırır, belediyesi 130
131 bağırır, o memleketi temsil eden idare meclisi de bağırır, fakat buradan çıkar çıkmaz kimse cevap vermez ve dikkate almaz. Fakat, mesuliyet bizim omuzlarımızdadır. Efendiler, Türkçede meşhur bir söz vardır ve doğrudur, davul bizim boynumuzda, tokmak başkalarının elindedir. İSMAİL ŞÜKRÜ EFENDİ (Karahisar): Nasıl yapalım, onu söyleyin. MUSTAFA DURAK BEY (Devamla): Yapmak kolaydır. Şimdi teklif ediyorum, kabul veya ret Yüce Heyetinize aittir. Efendiler, bugün Memlekette bir yolsuzluk, bir asayişsizlik görüyoruz, bilhassa Pontus meselesi. Bir buçuk senedir mutasarrıf bir kumandan, alay kumandanları birer kumandan, bölük kumandanları birer kumandan, jandarma kumandanları birer kumandan, ne başı belli, ne ayağı belli. Ne dahiliyenin haberi var, ne bilmem kumandanın haberi var. Ne kaymakamın, ne mutasarrıfının... Ne yapmak lâzım gelir? Efendiler, çok rica ederim vazifemizi müdrik olalım. İçimizden güvendiğimiz arkadaşlardan, itimat ettiğimiz arkadaşlardan üç kişi seçelim, gitsinler, bizzat orada bulunsunlar. Aynen hadiseleri takip ve tahkik etsinler. Ne gibi tedbirlere İhtiyaç vardır, onu görsünler ve o tedbirleri orada alsınlar. O arkadaşlarımızın buraya yazacaklarını ve orada müracaat edeceklerini biz de itibara ve dikkate alalım. Yoksa oradan bağırsınlar, bağırsınlar; biz de cevap vermeyelim, sonra onlar da müteessir olsunlar ve dönüp gelsinler. Bu daha bir meseledir. Fakat her halde mademki dışarıda yapılan her bir kötülük bizim adımıza, Büyük Millet Meclisi adına anılıyor, Büyük Millet Meclisi bunu kanıyla temizlemelidir, böyledir başka türlü çaresi yoktur. Efendiler, jandarma teşkilâtı hakkında üç bin jandarma alınması hakkında buraya bir kanun geliyor. Orada bir tümenimiz var, acaba o askeriyemiz orada neden bir şey yapamıyor. İçişleri Vekili Bey buna dair izahat versinler. Hiç bir şey yapıldığı yoktur. Yapamazsın ki herkes kendisine bir mıntıka ayırmış, orada duruyor. Pontusçuların adedini otuz bin kişi diyen var. Yani adedi belli değil. Ben bu miktarı biraz abartmalı görüyorum. İSMAİL SAFA BEY (Mersin): Benim işittiğime göre Tokat havalisinde altmış kişi varmış. MUSTAFA DURAK BEY (Devamla): Samsun'dan geçtiğimde bununla alakadar oldum. Hükümetin Pontusçularla bir ateşkesi vardı ve bunu orada bulunan bir salahiyetli biri bana söylemişti. İçişleri Vekâletinde bir dosyada varmış. MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): İçişleri Vekili bunu inkâr etmiyor ki. MUSTAFA DURAK BEY (Devamla): O salahiyetli şahıs bana, -Şimdilik Çarşamba tarafındakilerle ateşkes yaptık. İki yüz elli silahın yüz ellisini bunlardan aldık. Geriye kalan silah bunlarda kalacaktır. Bunlar köylerine gidecek, oturacaklar, bir fenalık yapmayacaklar. Hatta şehre gelmelerine müsaade edildi. Jandarma nöbetçileri altında şehre geliyorlar, erzaklarını ve ihtiyaçlarını alıp köylerine geri dönüyorlar. 131
132 ...demişti. Eğer bu resmi şahsın bana söylediği doğru ise, niçin telâş ediliyor? Demek ki ortalıkta kimvurduya gidiliyor. Ortalıkta bir şey yoktur. Buna bir netice verelim, üç yüz doksan bin lira sarf edilmiş. Ortalıkta fol yok yumurta yok. Bu ne iş, bu nasıl idaredir, Allah aşkına. Evet efendiler; bu sözleri burada çok söylüyoruz. Fakat tesiri olmuyor. Allah tesirini halk etsin. Bu kürsüden indiğimiz vakit bunu diyoruz, sonra hepimiz gidiyoruz. Fakat halk böyle düşünmüyor; halk soruyor, soruyor ve bizden soracaktır, neticede daha fazla soracak ve bizi mesul tutacaktır. Bu işi yapalım ve bir an evvel çaresiz olalım. Önergemin ikinci kısmı Pontus haricinde Memleketin her tarafındaki yolsuzluklar, her tarafındaki asayişsizliğe aittir. Bu asayişsizlik bugün, dün değil; hayli zamandan beri devam ediyorlar. Efendiler, bizim memurlarımız yirmi seneden beri birçok inkılâplara maruz kalmış, çeşit, çeşit hükümetlerin kudreti altında kalmış memurlarımızdır. Efendiler, bunların içinde ihtimal iyi ve dürüst olanlar vardır. Bunlar Memlekette inzibat ve asayişi temin için kâfi değillerdir. Bunlar memlekette vurgunculuğun ve rüşvetin önünü alamazlar. Ekserisi hırsızdır, ekserisi namussuzdur, halkı ezicidir. Ekserisi gece ve gündüz halkı mahvetmek taraftarıdır, ona çalışırlar. Bir köyü mahveder, fakat oradan on kuruşluk bir menfaati kendine bilirler. Bunların yanında kontrol lazımdır. Kontrolsüz bu işi idarenin imkânı yoktur. İster istemez o şekle gireceksiniz. Bunun için Memleketin her tarafına müfettişler gönderiniz. Çünkü halk Yüce Meclisin gönderdiği arkadaşlara itimat eder. Fakat taşradaki memurlara emniyet ve itimadı yoktur. Çünkü çok aldanmıştır ve daima aldanıyor. Memleketi mıntıkalara ayırınız ve her birine üçer arkadaş gönderiniz. Bunlar halk ile temas eder, memurların başında bir kontrol olur. Halkın dertlerini anlar, şikâyetlerini buraya yazar ve mümkün olduğu kadar dertlerine bir çare bulurlar. Efendiler, hulasa olarak şunu arz edeyim ve sözüme nihayet vereyim. Birçok kanunlar yapmışız ki dolaplarda, köşelerde çürüyor, fareler yiyor. Bunlarla uğraşacağımıza içimizden on on beş arkadaşımız çıksa da Memleketin yaralarını görseler, raporlarını tanzim etse ve Meclisi de bundan raporlarla haberdar etseler fena mı olur? Bunda fenalık var mıdır? Çok rica ederim, bunu itibara alınız. Bizim kurtuluşumuz buradır, başka türlü çare yoktur. Yoksa vebali büyük olur. Vebal cümlemizin boynundadır, vesselam. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim İzmir Mebusu Tahsin Beyin bir takriri var. 132
133 TBMM Başkanlığına Hükümet halkın can, mal ve ırz dokunulmazlığına şiddetle mesuldür. Gerek Pontus ihtilâlı ve gerek bütün Memleketteki asayişsizlik Hükümet için büyük bir mesuliyettir. Mutasarrıfları dağa kaldıracak, sağlık memurlarını öldürecek kadar her şeyi yapan eşkıyalık, Hükümet için esef vericidir. Memleketin mukadderatına hâkim olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, köyler yanarken, köylünün mal ve canı yok olurken, Allah'a ve millete karşı olan vazife ve vicdani mesuliyet dâhilinde Hükümete verdiğimiz bir ay müsaade, Pontus ve umumi asayiş hususunda istediği salahiyeti kendisine veriyoruz. Ne yapmak lazım ise yapıp, şu bir ay içinde Pontus meselesini bitirmez ve umumi asayişi temin etmezse Hükümet kati olarak ve şiddetle mesul tutulacak ve cezalandırılacaktır. İzmir Mebusu Tahsin RAUF BEY (Vekiller Heyeti Reisi): Efendim, bana da bu samimi sohbete katılma hakkını verirsiniz. (hay hay sesleri) İki gündür devam eden bu müzakerenin esası, İçişleri Vekâleti Vekili arkadaşınız Ata Beyefendinin, üç bin mevcutlu bir jandarma kuvveti için tahsisat teklif etmesi ile başlamıştır. Üyelerin bu husustaki beyanatlarının mühim bir kısmını dikkatle dinledim. Efendiler, Pontus havalisinde hakikaten elim bir vaziyet vardır. Fakat bu yakın bir zamanda ortaya çıkmış bir vaziyet değildir. Bu havalide sekiz, on senedir devam eden ve fakat ne yazık ki bugün daha elim bir vaziyet gösteren bir eşkıyalık, siyasi bir hıyanet ve Memleketin bir kısmını Vatandan ayırmaya müteşebbis bir kötülük teşkilatı vardır. Bunu hepiniz biliyorsunuz. Fakat devam eden bu müzakeratın şekil değiştirmiş olduğunu hissediyorum. Zannediyorum ki ve hepimiz müttefikiz ki Memlekette bugün hakim olan şey harp halidir. Çalışmalarımızın yüzde yetmiş beşinin hali Vatanımızı kuvvetli bir ordu ile istila etmeye çalışan düşmanı hak ile yeksan etmek hususunda olduğuna zannederim arkadaşlarım benimle müttefiktir. Harp hali devam ettikçe, Durak Bey'in, bir şey yapamıyoruz şeklindeki ifadelerini kabul ediyoruz. Biz bir şey yapamıyoruz efendiler, o da para yapamıyoruz. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Asayiş de yapamıyoruz. RAUF BEY (Devamla): Asayişin de dayandığı en mühim nokta paradır. Durak Bey arkadaşımızın ifadesindeki bazı hususları fikren iştirak ettiğimi arz ve ifade etmek isterim. Ama Durak Bey'in memurlar hakkındaki söyledikleri sözler çok ağırdır. Memleketimizde on aydır maaş almayan memurlar yine de hamiyetle ve fedakârlıkla vazifelerine çalışmaktadırlar. Bu memurların hepsi hakkında Memleketi, Milleti ezmek için çalışıyorlar demek zannederim Durak Bey'in insafıyla izah edilemez. Memurların içerisinde böyle bir iki kişi olabilir. Fakat rica ederim Durak Beyefendi bugün sizin Hükümetinizin, Meclisinizin memuru olarak 133
134 bu vatanda fedakârca bir şekilde çalışan memurların tamamı için Milleti eziyorlar, mahvediyorlar demek doğru mudur? Zannederim hiç doğru değildir. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Hepsi için demedim. (çoğunu dedin sesleri) RAUF BEY (Devamla): Hükümetiniz Pontus faciasının muhtelif safhalarını bilmektedir. Yine Hükümetiniz, İçişleri Vekâleti Vekili Ata Bey'in teklifi üzerine üç bin kişilik bir jandarma kuvveti ile orada mevcut kıtaların takviyesini uygun görmüş ve Yüce Heyetinize arz etmiştir. Yine arz ettiğim gibi, evvelce orada mevcut ve daha kuvvetli olan kıtalar kış esnasında takibat yapmış ve maalesef muvaffak olamamışlardır. Bugün yine tekrar ediyorum her şeyden evvel karşımızda büyük bir ordu ile Memleketimizi istila etmek ve Memleketimizi esaret altına almak isteyen bir Yunan düşmanı vardır, evvela ve daima dikkatte bulundurulacak o düşmandır. Asayiş meselesine gelince, efendiler birbirimizden saklamaya hacet yoktur. Bu, para meselesidir. Çünkü on, on iki aydır maaş alamayan jandarmamız vardır. Mamafih bu yoksulluk nispetinde ve imkân dâhilinde gece ve gündüz çalışıldığına da ben inanıyorum. Eğer bunun aksine falan mutasarrıf, falan memur, falan jandarma kumandanı vazifesini yapmıyorsa, bu dakikadan itibaren en şiddetli takibatı yapacağız. Fakat efendiler, şahıs göstermeden umumi olarak söz söylenecek olursa, bugünkü halin icabı olarak çok bu tutanaklarda kayıt ile kalır, ileriye geçemez. Çünkü imkânsızlık vardır. Biz imkânı olan şeyleri düşünelim. Jandarmalar eşkıya ile mücadele etmiyor, kaçıyor, bu işi ahali yapsın diyorlar. Ahalinin eşkıya ile mücadele edeceğini kim temin eder ve bunu ahaliden nasıl isteyebiliriz? TAHSİN BEY (İzmir): Maliye Vekili yalnız üç yüz doksan bin lira verdim, diyor. RAUF BEY (Devamla): Evet, müsaade buyurun o para verilmiştir ve orada kıtalara sarf edilmiştir. Çünkü orada büyük bir kuvvet vardır. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Demek para veriliyor. Mesele o değil mi? RAUF BEY (Devamla): Hayır efendim, orada ki takibat azami derecede yapılmıştır. Tahsin Beyefendi, bir ay içinde bu eşkıya meselesinin halledilmesi için Hükümet taahhüt etsin diyorlar. TAHSİN BEY (İzmir): Evet efendim, öyle istirham ediyoruz. RAUF BEY (Devamla): Eğer bu işi bir ay içinde bitirmeyi yapacak varsa, ben bu işin kendilerine verilmesini Yüce Heyetinize teklif ederim. Efendiler bir kimse diyemez ki bir ay içerisinde, iki ay içerisinde, üç ay içersinde veya muayyen bir zamanda bu işi tamamıyla halletmek mümkündür. Efendiler, Tahsin Beyefendi zannederim bu gibi hususlarda birçoklarından daha fazla tecrübelidir. Rumeli'de eşkıyalık senelerce devam etti ve yüz bin kişilik bir ordu Rumeli'de bu eşkıyalıkla uğraştı ve bir netice alamadı. Bunu Tahsin Beyefendi pekâlâ bilirler. Bir ay içinde Pontus meselesi halledilemez ve oradaki eşkıyalık bitirilemez. 134
135 TAHSİN BEY (İzmir): İfade gayet yanlıştır. O, eşkıyalık değil, ihtilâldır. Pontus meselesi bir ihtilâldır. İhtilâllar da bir aydan fazla devam etmez. RAUF BEY (Devamla): Bu hal sekiz senedir devam ediyor. TAHSİN BEY (İzmir): Bu ihtilâldır efendim. RAUF BEY (Devamla): Müsaade buyurun, siz de gelir buradan söylersiniz efendim. Bu hal Dünya Harbinin başından beri devam eden bir eşkıyalıktır, isterseniz siz ihtilâl deyin. İhtilâlın bir aydan fazla devam etmeyeceği kaidesini ben de biliyorum. TAHSİN BEY (İzmir): Fakat fena oluyor. RAUF BEY (Devamla): Tabii fena oluyor. Fakat ne yapalım da bunu bir ay içinde halledelim? Eğer Tahsin Beyefendi bu eşkıyalığı bir ay içinde halletmeyi yapabilirlerse, bu hususu kabul buyurmalarını kendilerinden rica ederim. TAHSİN BEY (İzmir): Ben Mecliste iki gündür arkadaşlarımızın geçirdiği elem ve üzüntüleri söylüyorum. RAUF BEY (Devamla): O üzüntüleri Hükümetiniz de bu vazifeyi başladığı andan itibaren hissediyor. TAHSİN BEY (İzmir): Hayır efendim, fakat bir şey yaptığı da yok. RAUF BEY (Devamla): İçişleri Vekilinin fikrine Hükümetiniz de iştirak ediyor. Maliye Vekili Beyefendi de para yoktur diyor. İçişleri Vekili Beyefendi de bana üç bin jandarma verin, bu hususta azami faaliyetle çalışacağım diyor. Fakat hiç bir zaman şu kadar zamanda imha edeceğim demiyor ve diyemez, çünkü imkânı yoktur. Vaziyet budur, bunun için daha etraflı düşünelim. Bunun hakkında Yüce Heyetiniz bir karar versin. SELAHATTİN BEY (Mersin): Bu kuvveti kullanacak kimdir, paşam. RAUF BEY (Devamla): Müsaade buyurunuz efendim, Genel Kurmay ile İçişleri Vekâletinin görüşmeleri üzerine bu kuvvetler İçişleri Vekâletinin emrine verilmiştir, vaziyet budur. HAMDİ BEY (Tokat): Üç bin tane değil, beş bin jandarma verelim. Pontus meselesinin bir senede, iki senede arkasını alamazsınız. Yalnız bir şey olabilir. Milli bir teşkilat yapılır, verilecek bu üç bin tüfeğin yarısı halkın namuslu kısmına dağıtılırsa mevzii müdafaa yapılmış olur. O vakit halk da kurtulur ve zannederim Pontus eşkıyaları bir sene içinde yok edilmiş olur. RAUF BEY (Devamla): Halka emirlerle falan yerde, falan karakolda bekleyeceksin, sonra taarruz edeceksin şeklinde idare edemeyeceğine Hükümet inanıyor. Sizin söylediğinize Hükümet olarak katılamayız. Bu hususta kâfi derecede zannederim 135
136 söz söylendi. Hükümetin fikri de malumdur. Önergeler de okundu, çok rica ediyorum. Hükümet bu meselede aynı Yüce Meclis kadar çok müteessirdir. TBMM Başkanlığına Pontus meselesinin halledilmesi hakkında cereyan eden müzakereyi ve verilen önergeleri tetkik ve hulasa etmek ve yapılması lazım gelen hususları kararlaştırarak Perşembe günü Yüce Heyete arz etmek üzere İçişleri ve Milli Savunma komisyonlarından seçilecek üçer üye ile Milli Savunma ve İçişleri vekillerinin katılmalarıyla teşekkül edecek komisyona havalesini teklif ederim. 21 Ağustos 1922 Erzurum Mebusu Hüseyin Avni OPERATÖR EMİN BEY (Bursa): Efendim, önergemde ifade edilmemiş olan bazı noktalar vardır. İzah edeceğim, müsaade buyurunuz. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim; yirmi bir önerge vardır. Hepsinin izahatına başlanacak olursa... OPERATÖR EMİN BEY (Bursa): Efendiler; içimizde Pontus'çuları himaye edenler vardır. Söyletmezseniz günahı boynunuzadır. (sözünü geri al sesleri) Hayır almıyorum, ispat edeceğim. Neden hakikatleri dinlemek istemiyorsunuz? (gürültüler, devam sesleri) Arkadaşlar, sözümü gayet kısa keseceğim. Heyecanlandım, bir şey söyledim. Şimdi ifademi düzelteceğim. Rica ederim, söylediğimi Yüce Heyetiniz, Hükümet ve Amasya'da işe başlayacak olan İstiklal Mahkemesi lütfen dikkate alsın. Şimdi efendim, asıl söylemek islediğim nokta, gayet ağır bir söz söylettirdiniz, evvela onu düzelteceğim. Pontus'çuları her taraftan, dâhilden, hariçten himaye ediyorlar. Hariçten malumu âliniz olduğu üzere, İngilizler Samsun'dan silah dağıtıyorlar. Dâhilden de bunların pek çok kuvvetli destekçileri vardır. Nurettin Paşanın dosyasını tetkik etmek salahiyetini lütfen veriniz, birçok hakikat meydana çıkacaktır. İçişleri Vekili Fethi Bey Samsun'a gittiği zaman misafir olduğu evde bir takım Rum hizmetçi kızları varmış, hepimizin evinde olduğu gibi. (hah sesleri) Bir hafta orada uzun uzadıya müzakereler cereyan etmiş, şuradan takibe çıkacağız, buradan çıkacağız gibi birçok planlar tertip edilmiş, şöyle yapacağız, böyle yapacağız, denmiş. Hep bu planlar Rum eşkıyasına o Rum kızları vasıtasıyla gitmiş. Sonra efendim, Samsun veya Amasya Mutasarrıfının, affediniz, Memleket işidir açık arz edeceğim, hanımı bir dönmeymiş. 1 Bu hanım vasıtasıyla her halde kendi Rum Milletine bağlıymış ki dakikası dakikasına eşkıyaya haber verirmiş. Bunu da Hükümetin dikkatine arz edeceğim. Sonra eşkıyadan meşhur Kör Vasil isminde bir herif varmış. Hükümetin 1 Sonradan Müslüman olma. 136
137 beyannamesi üzerine Kör Vasil'in kızı ihbar üzerine Şehre girdikten sonra jandarma dairesi bunu yakalamak üzereymiş. Burada bulunduğu için söyleyeceğim, Samsun Mebusu Süleyman Bey'in müdahalesi üzerine Kör Vasil'in kızı jandarma dairesinden alınmış ve sonra serbest bırakılmıştır. Doğrudan doğruya babasına gitmiş ve bütün harekâtı açıklamıştır, bu madde bir. Binaenaleyh ikinci madde, Kızılırmak Nehrinden eşkıyaya bir kayık dolusu silah gelmiş ve jandarma tarafından yakalanmıştır. Sonra efendim, bu silahlar Müdafaayı Hukuk Teşkilatınındır, değildir diye birçok müzakereler cereyan etmiş, Müdafaayı Hukuk üyelerinden birisi arkadaşlarını toplamış, aman arkadaşlar bu silahları kendimize mal edelim, ahalinin falan diyelim demişlerse de arkadaşları katiyen kabul etmemişler. Yine arkadaşımız Süleyman Bey'in müdahalesi üzerine mesele öylece kalmıştır. Dikkatinize arz ediyorum, ne yapmak icap ediyorsa yapınız. Eğer fazla söyletmek istiyorsanız söyleyeyim. (söyle sesleri) Son defa Garp Cephesine gönderilmesi sebebiyle iki alay cepheye sevk edilen askerlerden birçoğu Bafralı ve Çarşambalı imiş. Bu adamlar bugün Pontus'çulara karşı silah kullanıyorlardı. Tabii onların oradan ayrılmasıyla beraber en evvel Rum eşkıyasının intikam hedefi olacaklar onların aileleridir. Şu firar halini mazur görün. Onlar hakkında bir umumi af ilan ediniz. Bunlar yine Milli Savunma emrine verilerek yine oralarda istihdam edilmelidirler. Sonra arkadaşlar, Refet Paşa Hazretleri dün kesemediğiniz eli öpün demişlerdi. Bu pek doğrudur. Bu, Refet Paşa Hazretlerinin sözü değil, fakat tekrar ettiği bir sözdür. Mebus Selahattin Beyefendi orada kolordu kumandanı idi. İşte Selahattin Bey'in yaptığı, kesemediği eli öpmüştür. Yani teşkilatı tamamlayamamış, müdafaa vaziyetinde kalmıştı. Sonra Nurettin Paşa'ya az veya çok salahiyet verildi, işe el koydu. Pontus meselesini onun hakikaten bastıracağına imanım vardı. Fakat her nasılsa o zaman bazı arkadaşlarımız bizi yanlış yollara sevk ettiler, Nurettin Paşa aleyhine bir karar verdik ve o adamı ezdik. Pontus meselesi de uyudu. Pontus meselesinde birinin, kendisi burada bulunmadığı için ismini söylemeyeceğim, yüz bin lira vekâlet ücreti aldığı söyleniyor. Binaenaleyh o kişinin zan altında kalması doğru değildir, binaenaleyh İstiklâl Mahkemesine tebligat yapılsın, gerek Nurettin Paşa dosyalarını tetkik etsin ve gerek Süleyman Bey arkadaşımızı şayet bunu bana ihbar eden yalan söylememiş ise ben de bunu Yüce Heyetinize suçlu olarak teslim ederim ve ben de yanlış söylediğimden dolayı Yüce Heyetinizden af dilerim. Beni mazur görünüz. (alkışlar) MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Süleyman Beyin şahsına dair söz söylenmiştir, söz veriyorum. SÜLEYMAN BEY (Canik): Şimdi rica ederim, buraya geldiğim günden beri ikinci defa kürsüye çıkıyorum. Rica ederim sessizce dinleyiniz. Şimdi bir Kör Vasil'in kızından bahsettiler. Samsun'un Jandarma Kumandanı gayet dürüst ve namuslu bir askerdir. Bakınız mesele nasıl olmuştur, ben buradan izinli olarak gittiğimde ahaliyi ve askerleri dinledim. Gözümle askerin eşya sattıklarını gördüm. Bir asker bir Hıristiyan azizin resmi almış, adi ağaç üzerine yapılmış yaldızlı ve yağlı boya 137
138 bir resim satıyor. Bunları bir Samsunlu polis ile yakaladık. İsmail Bey'e gittim. Bak isim ile söyleyeceğim. Çünkü isim diyorsunuz, söyletmiyorsunuz. Bu bilmem nedir, teferruattır diyorsunuz, maziye karışmış diyorsunuz, hiç bir şey söyletmiyorsunuz. Karanlıkta hiç bir şey kalmasın. Çünkü ben gayet namuslu bir adamım. EMİN BEY (Canik): Süleyman Bey gayet namuslu bir arkadaşımızdır. Bu mesele hakkında Rumların aleyhine çalışanların birisi budur. Nasıl olur da böyle itham ediliyor? SÜLEYMAN BEY (Devamla): Tümen Kumandam İsmail Bey'e gittim. Aramızda şöyle bir konuşma oldu. -Memleket nasıldır, Pontus'çular ne şekildedir, dağlarda ne var? -Bir şey yok, bir şey yok. İnşallah bir iki aya kalmaz, bitiririz. -Ahali böyle demiyor ama. -Emin olunuz onlar edepsizdir, yalan söylüyorlar....dedi. Sekiz on gün mü geçti yalan söylemeyeyim, bir akşam saat bir buçukta Çiftlik tarafından yani Çarşamba istikametinden bir silah patırtısı duyduk. Sekiz silahlı çete gelmiş, askeriye kapısındaki nöbetçiyi vurmuşlar ve sekiz evi yakmışlar. Bereket versin ki o esnada Bafra'da takipte bulunanlar olmasaydı bunun önü alınamayacaktı. Sekiz eşkıya elde edilmiştir. Sonra Müdafaayı Hukuk Reisi ile beraber yine Jandarma Kumandanının yanına gittik. -Tümen kapısında bulunan nöbetçi askeri geliyorlar, vuruyorlar. Sonra nöbetçi silahı karıştırırken kazaen patlamış deniliyor. Bunu da siyaseten kabul edelim. Fakat o çeteyi, o vuranı niçin tutmuyorsunuz?...dedim. Vallahi efendim, işte böyle oldu, falan derken daha sonra Nurettin Paşa geldi. Müdafaayı Hukuk binasında görüştük. Nurettin Paşa ile aramızda şu konuşma geçti. -Efendim, Pontus'çulara ahaliden yardım edenler var. -Vardır, efendim. -Nasıl olur? -Çünkü sizin gönderdiğiniz kumandanlar eşkıyanın malını, parasını yağma ediyorlar, ellerine geçeni alıp götürüyorlar. Bunu gören halk bunlardan bize fayda yoktur. Nikoli benim komşumdur, onlar bana bir şey yapamaz, ne isterse veririm diyor....böyle dediğim vakit Nurettin Paşa sustu. Ertesi günü gittiğimde Nurettin Paşa, -Süleyman Bey, siz kumandanlar için şöyle böyle dediniz, isimlerini veriniz. 138
139 -Benim söylediğim bütün kumandanlar için değildir. Namus ve haysiyetiyle cephede çalışan kumandanları biz biliyoruz. Hatta askerine varıncaya kadar. Fakat onların muvaffakiyetlerinden kendilerine pay çıkarmak isteyen bazı namussuzlar onlara dahil değildir. Siz benden isim istiyorsunuz, o halde buyurun size Demir Ali Bey'in ismi veriyorum....dedim. Demir Ali Bey Samsun ve havalisinde almış olduğu hayvanları Ankara'ya kadar getirmiş ve satmıştır. O vakit arkadaşım Şükrü Bey'le Fevzi Paşa'ya gittik. On sekiz beygir de Demir Ali Bey'in yanındaydı. O taburun binbaşısı idi. Taburun binbaşısı beni burada gördü, gel Bey, şu çavuşu görüyor musun? Bu umumi bir derttir. Yalnız Pontus meselesi değildir. Yüz elli liraya Çarşamba'dan Kavak'a gelirken bir at almıştır ve bu adamın o askerlerden tanıdıkları harekette iken Tümen Kumandanı İsmail Bey bunun tevkif emrini veriyor. Demir Ali Bey Kaymakam, gel bizim evde yat diyor ve bu tarafa gelirken gidiyor, evinde yatıyor. Rica ederim efendiler, hangimiz şurada yüz elli liraya bir at satın alırken düşünmeyiz. Acaba bir çavuş bu parayı nasıl buluyor ve bu çavuşu bu adam nasıl kaçırıyor ve bu çavuş subay olmuştur, efendiler. Şükrü Bey'le Fevzi Paşa'ya birlikte gittiğimiz vakit Kâzım Paşa, Fevzi Paşa tevkif edelim dediler. Yok dedim, ihtimal ki bize söyledikleri yalandır, tevkifini Samsun Tümen Kumandanlığından sorunuz ve bu adama hissettirmeyiniz. Çünkü bu hissederse kaçar ve biraz müsamaha ederseniz Demir Ali Bey bunu subay yapacak demiştim ve hamdolsun ki en sonunda subay olarak ve eli kelepçeli olduğu halde Samsun'a gelmiştir. Daha sonra İstiklal Mahkemesi adi mesele olduğundan beraat ettirmiştir. Bunu anlayamadım, hatta bu adamın şahitleri vardır hâlâ. Trabzon Mebusunu vuranların Hasan Çavuş'un arkadaşları olduğunu söylüyorlar. Samsun'a Fethi Bey'le gittiğimizde, baktım çarşıda biri geziyor. Ahaliden bazısı şikâyet etti. Kumandan Cemil Cahit Bey'e dedim, o da dedi mahkemeye müracaat edin, dedi. Hiç bir yere müracaat edemezler, bu meseleyi yapan askeridir denildi. Binaenaleyh bir mahkemeye müracaat ettiremezsek nasıl olur dedi? Evet dedim, kendisine kefalet edildiğinden, emniyet ve itimat edildiğinden bir de sivil muhafız veriniz, bunun üzerine haberim olmayınca bir şey daha yapamazsın, dedi. Ben yalan soyuyorsam buradayım. Sonra Kör Vasil'in kızı meselesini arz edeyim. (Asıl mesele o sesleri) Ben Samsun'a gittiğimde ora halkı beni daha küçükten beri ceddimi, babamı hepsi tanır bazı adamlar var sizi görmek istiyorlar, dediler. Bunun üzerine Halil Bey'le birlikte konuştuk gittik ve bu adamlarla Çukurpınar mevkiinde görüştük. Yalnız gitmedim efendiler. Şimdi Adana'ya gitmiş ismi Topçu Yüzbaşısı Cemal Beydir. Onunla birlikte gittik. Bu Efendiyi hizmetinize alırsanız çok büyük hizmet edecektir dediğimde aman bunlar şarlatandır, demişti. Onun üzerine rica ederim, bir de bu şarlatanı tecrübe ediniz, demiştim. Nurettin Paşa'nın yüz altmış dört firariyi meydana çıkarttım diye iftihar ettiği muvaffakiyet bu subay sayesindedir. Haksızlık yapmasınlar, günahtır. Evet dikkat buyurunuz bu da nasıl çıkmıştır? Kör Vasil meselesi, bu esasen Kör Vasil değildir. O eşkıyanın ismi Sava'dır. Binaenaleyh o tahliye ettirilen Kör Vasil'in değil, Sava'nın kızıdır. Şimdi 139
140 Cemal Bey'le beraber gittik. Cemal Bey sivil idi. Hatta Abdülkerim isminde bir de emir eri vardı. O dahi sivil idi. Cemal Bey dedim, siz askeriyle görülecek yerlere dikkat ediniz. Peki dedik ve gittik. Rum köyü Gürpınar denilen bir dere içerisinede, bağırdık, çağırdık bunun üzerine bir kadın çıktı. Anlattılar, görüştüler. Nihayet çetenin bulunduğu köyden üç el silah atıldı Fakat o vakit fark ettik ki etrafımız sarılmış bulunuyordu. Bundan sonra kırk elli kişi bize doğru gelmeye başladılar, hepsi de silahlıydılar. Bizim elimizde ise hiç bir şey yoktu. Yakına gelin, dedim. Ben sizin hepinizi biliyorum, bizim silahımız falan yoktur, dedik. O arkadaşlara söyleyin, onlar gelmesinler. Kendileriyle görüşmeye başladık. Kandırıldıklarından ve Samsunlu idam edilen tüccarların bunları aldattıklarından ve o zamana kadar rahat yaşamakta olduklarından ve buna sebep olan medeni zannettikleri İngilizlerin size de bize dinsizlik getirdiklerinden bahsettiler. Bunun üzerine Samsun'a İngilizlerin çıktığında artık sahibimiz geldi diye Hazreti İsa'yı bile unuttunuzdu dediğim vakitte hüngür hüngür ağladılar. Bu hali şimdi Adana'da bulunmakta olan Cemal Bey de görmüştür. İçerisinden birisi silahını attı. Efendi seninle ben şimdi gideceğim, dedi. Yok dedim, şimdi ben seni götüremem. Hükümetle konuşmalıyım, oradan alınacak emri size söylemeliyim, birbirimizi aldatacak bir şey yok, dedim. Bunun üzerine tekrar görüştük. Bunlar arkadaşlarımızla görüşelim dediler, pekâlâ dedim. Bunları arkadaşlarınıza anlatınız, dedim. Ben de sizin için, insaniyete hizmet için çalışacağım dedim. Bir ihtiyar ot koparmak bahanesiyle eğildi, konuşturmuyorlar, çete reislerinden halk korkuyor dedi ve o da ağlamaya başladı Rus Harbinde de böyle olmuş, evvela anlamamışlar, sonra gelmişler, toprağı oymuşlar. Hükümet bak bize tarla verdi, biz meydana geldik. Allah senden razı olsun. Bir takım böyle şeyler daha söyledi. Sözünü tamamlayamadı, o sıra birisi ne yapıyorsunuz, dedi. Demir Ali Bey işte buradan geçti. Ben şu çalının içinde idim. Niye vurmadın dedim. Niye vurayım, kime rast gelirse ona fenalık yapıyor, mal eline geçerse alıp gidiyor, dedi. Cemal Bey yanımızda olduğu halde akşama bir Müslüman köyüne indik. O gece o köyde kaldık. İhtiyar bir adama bir takip müfrezesi geldiğinde niçin yardım etmiyorsunuz, dedim. Ah efendi dedi, gelenler bize çete nerede diye sormuyorlar ki. Bize, gavurun parası var mı, kızı var mı? Bunu soruyorlar. Baba yanımızda bir asker olsaydı bu sözü söylemezdin ya, dedim. Allah belasını versin dedi. Sonra efendim, yine Cemal Beyle Samsun'a döndük. Biz Rum köyünde iken Sava, Samsun'da benim kızım var, orada hiç bir Hıristiyan bırakılmamış doğru mu, kızımın ismini yazayım arayın, dedi. Peki, yaz bakalım, sana haber veririz dedim. İsmini yazdı, geldik Halil Beye söyledik. Bunun üzerine kızı çağırdılar. Kadının gözüne baktığımda bakışları, tavırları hoşuma gitmedi. Halil Bey'e bunu gönderme dedim. Ben geldikten sonra Halil Bey göndermiş. Halil Bey, bir gavur daha giderse gitsin ne olacak, falan demiş. Ben buraya geldikten sonra gönderildiğini haber aldım. Mesele budur. Daha başka bir şey varsa söylesinler, ben buradayım. MÜFİT EFENDİ (Kırşehir): Yüz bin lira meselesine, dava vekili arkadaşlarımızdan biri var, ismim isteriz. 140
141 OPERATÖR EMİN BEY (Bursa): Yüzbaşıdan Hükümet izahat istesin, İstiklal Mahkemesi izahat alsın. (bir de silah meselesi vardı sesleri) SÜLEYMAN BEY (Canik): Silah meselesini anlayamadım, söyleyiniz. ABDULKADİR KEMALİ BEY (Kastamonu): Yunanlılar adına silah gelmiş, sözde siz kurtarmışsınız. OPERATÖR EMİN BEY (Bursa): İbrahim Bey isminde Samsun'dan bir jandarma subayından sorulacak. Bafra'ya gelen bir sandık silah meselesini Müdafaayı Hukuk vasıtasıyla bu meseleyi kapatmışsınız. SÜLEYMAN BEY (Canik): Demek bu meseleyi ben kapatmışım. OPERATÖR EMİN BEY (Bursa): Evet. SÜLEYMAN BEY (Devamla): Şimdi silah meselesini size arz edeyim. Biz İçişleri Vekili Fethi Bey'le beraber gittiğimizde Habil Bey isminde birisi silah kaçırmış ve bu adama izin vermişler, Trabzon'a gidiyor diye işittim. Trabzon'a değil İstanbul'a gitmiş. Silah da gelmiş diye bir söz olmuştur. Ben Tümen Kumandanı İsmail Bey'e dedim ki hadiseyi asker ahaliye, ahali de askere atıyor. Birbirlerini suçluyorlar. Ben tetkike gideceğim, dedim. Müdafaayı Hukuk Reisi de benimle beraberdi. Müdafaayı Hukuk adamlarından on iki kişi hazırladık ve bunlara dedim ki ne bulursanız Müdafaayı Hukuka getireceksiniz, para bulursanız helal olsun. Ufak bir kurşun kalemi de bulursanız getireceksiniz. Müdafaayı Hukukta cephane yoktu. Tümen Kumandanı dedi ki Osmanlı silahı yok, Rus silahı vereyim dedi. Biz de pekâlâ dedik. Batum'dan bir motorlu tekne gelmişti, cephane getirmişti. O adamları gönderdik. Gittiler, ertesi günü de sekiz tane kestiler ve kulaklarını getirdiler. Bir iki gün sonra, hatta birisi kolundan vurulmuştu, hastanede yatıyordu. Askeriye bunu gördüğü vakit, bunu gönderdiğimiz subay odun ticareti yapıyor. O gün bir ihbar yapar, bunlar eşkıyalık yapıyor diyerek Müdafaayı Hukuk adamlarından dört adama atarlar sopayı, atarlar hapse. Müdafaayı Hukuk Reisi haber alır ve bize haber verir. Müdahale ettik ve bıraktırdık. Bu silah meselesi bu kadardır, adi bir meseledir. Bunun haricinde bir şey varsa ben yine buradayım. Halil Bey Hükümet binasının karşısında bakkallık eden bir Ermeni, içeride hapis bulunan bir Ermeni ile bundan haber alır. Gardiyan yanında görüşüyor. Bir subay bunları içeri atıyor, Halil Bey görüyor. Kanun harici hapis ve tevkifi hiç kimse yapamaz. Ben de lazım gelen muameleyi yaptım, haydi git oğlum işine bak diyor. Giderken tekrar çağırıyor, gel oğlum buraya diyor. Dinleyiniz ki bunlar esasa aittir. Eğer mümkün ise dağdaki çetelere yazınız bu adamlara assınlar. Ben de kurtulmaları için gayret edeyim diyor, yazıyor. Ermeni çetesinden bir mektup geliyor. Efendi sizi bize birisi anlattı, emrinize amadeyiz diyor ve Ermeni çeteleri takibe hazır iken bu kere o bir taraftaki subay diyor ki Rum çetelerine silah veren Ermeni çeteleri olduğu tahakkuk etmiştir. O taraftaki Rumlar gelip Çarşamba'ya teslim olmaktayken İsmail Bey bunu haber aldığından merkezde Nurettin Paşa'ya haber veriyor. Orada askeri harekâtta bulununuz diyor. Biz diyoruz, aman İsmail 141
142 Bey. Hayır emir aldım. Mademki teslim oluyorlar, gelsinler bana teslim olsunlar, diyor. Gelenler bakıyor ki iş berbattır, tekrar dağa kaçıyor ve tekrar mektup yazıyorlar. Süleyman Bey'e diyorlar ki Süleyman Bey, eğer sen insaniyet için çalışmak istiyorsan kendi adıma size tavsiye edeyim... YUSUF ZİYA BEY (Bitlis): Kâfi efendim, kâfi. (izah etsin sesleri) SÜLEYMAN BEY (Devamla): Ankara'ya gidiniz çalışınız, demiş. Halbuki ben O Rumlarla görüştükten sonra demişlerdi ki Hükümet isterse Memleket haricine gidelim. TAHSİN BEY (İzmir): Bunları can kulağıyla dinlemek lazımdır, muvaffakiyetsizliğin esası işte buradadır. SÜLEYMAN BEY (Devamla): Hükümet isterse Memleket haricine gidelim. İsterse asker olanları askere alsın ve hapis bulunanları sürgün etsinler. Hükümet bizi kabul ederse biz teslim oluruz. Ben bunları telgrafla Yüce Meclisinize yazdım ve cevabını Çorum'da aldım. İçişlerinin ve Hükümetin kabul edilmediğini buradan Paşa Hazretleri bildiriyordu ve Nurettin Paşa bunların imhası lazım gelir demişti. Ben de bunlarla o vakit görüştüğüm zaman, sulh meselesi vardı. Eğer sulh olsaydı yanlarındaki Yunan askerleriyle bu Rumlar silah omuzda Samsun'a ineceklerdi. (kâfi sesleri) Yalnızca Pontusçuluğu bize dayatan Emin Bey'dir. Her halde onu iyice dinleyiniz. (gürültüler) BİR MEBUS BEY: İsim bahis mevzu oldu, söylesin. (Şiddetli gürültüler) MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Mademki bir mesele ortaya atılmıştır. Muhakkak bir şubeye havale edilir ve tahkikat yapılır. Başka türlü olamaz. (gürültüler) MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendiler; bu şekilde müzakere edilemez; rica ederim gürültü yapmayınız. FEYZİ EFENDİ (Malatya): Reis Efendi, müzakere kâfidir. Akşam oldu, yarın müzakere edelim. MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Reis Efendi, her halde bir şubeye havale etmek lazımdır. Bu şube meselesidir. Şubeye verilir. Bunun için burada muhbir de dinlenecek, hepsi de dinlenecektir. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Efendim, mesele pek çirkindir. Bir arkadaşımız itham ediliyor. Bunun bir şubeye havalesi doğru ve lazımdır. (şiddetli gürültüler) EMİN BEY (Canik): Arkadaşlar, rica ederim ya Canik mebuslarını buradan kovarsınız ve yahut da bu mesele halledilecektir. Binaenaleyh ya bunu hallediniz, ya heyetten ihraç edilelim. MUSTAFA BEY (Dersim): Umum Milletin mukadderatıyla uğraşılıyor. 142
143 OPERATÖR EMİN BEY (Bursa): Ne bağırıyorsun be herif. Ben de bağırırım. Sen ne oluyorsun? Susunuz. (şiddetli gürültüler) MUSTAFA BEY (Dersim): Hiç bir Anadolulu yoktur böyle. (sürekli gürültüler) MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, sükuneti muhafaza etmezseniz celseyi tatile mecbur kalacağım. (gürültüler) Celseyi beş dakika tatil ediyorum. (Ara verilir. Aradan sonra...) MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim celseyi açıyorum. Müzakereye devam ediyoruz. Buyurun Müfit Efendi. MÜFİT EFENDİ (Kırşehir): Beyefendiler, istirham ederim. Sohbet olarak demin de arz ettim. Fakat şimdi resmen arz ediyorum. Burada bulunan üyeler birbirlerinden farkı olmayan bir vücuttur. Bu bir vücuda karşı yapılan bir taarruz demektir. Elimizde bir kanunumuz var. Birine bir suç yüklendiği zaman, eğer ispat edecek delil yoksa savcılar onun hakkında takibat yaparlar. Bugün burada bizim gibi muhterem olan Emin Bey, arkadaşlarımızdan Süleyman Bey'e ve ismini vermediği bir arkadaşımıza bir suç isnat etti ki bu suç hepimize aittir. Bu arkadaşımız elindeki delilleri Meclise arz etmelidir. Emin Bey'in suçlaması hükümsüzdür. Çünkü elinde delil yoktur. Ancak ortada bir şey isnat eden, bir arkadaşımızı lekelemek isteyen bir arkadaşımız vardır. Emin Bey kendisini kurtarabilmek için, bugün arkadaşlarının haysiyetini muhafaza edebilmek için, bu davasını ispat edebilmek için bu mesele bir şubeye verilmelidir. Rica ederim serinkanlılıkla bu teklifimi kabul buyurun da mesele halledilsin. Her iki taraf da kendisini temizlesin. OPARATÖR EMİN BEY (Bursa): Deminki heyecanım oldukça yatıştı. Onun için size serinkanlılıkla izahatta bulunacağım. Bu kürsüye çıktığım zaman nasıl gürültü içinde ve heyecan içinde arz etmiştim. Tutanaklarda duruyor ve okunacak kadar zaman geçmemiştir. Söylediklerimi hatırlıyorum. Yüz bin lira vekâlet ücreti aldı denilen arkadaşımız ve gerekse diğer arkadaşımıza yüklediğim iddialar inşallah tahakkuk etmez. İnşallah ben de kendilerinden özür dilerim. Onları bana söyleyen adamı da sizlere teslim ederim. İtham ettiğim yoktur. Çok rica ederim tahkikat yapılsın. Şubede ben bu ifadelerimi tekrar edeceğim ve bir taraftan da aynı zamanda Hükümet takibatta bulunsun. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): İçimizde himaye edenler var, dedin. OPARATÖR EMİN BEY (Devamla): Vatana ihanet eden kim olursa olsun ceza görmelidir. Bu mesele memleket meselesidir. Eğer yaptıysa Süleyman Bey arkadaşımızın ipini ben çekerim. (değilse seni ne yapmalı sesleri) Değilse yine huzurunuzda kendisinden özür dilerim. (şiddetli gürültüler) MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Müsaade buyurunuz efendim. Bu kadar gürültü ile hiçbir iş yapmanın imkânı yok. Böyle nice celseler geçirdik. Biraz sükunetinizi muhafaza ediniz. Rica ederim, telâş buyurmayın, burada söylenenler 143
144 anlaşılsın. Biliyorsunuz ki bir arkadaş, diğer arkadaş hakkında bazı beyanatta bulunmuş, sonra arkadaş da çıktı evet ben böyle duydum, bu tetkik olunsun diyor. Şubeye havalesini kendisi de kabul ediyor. Hakikaten İç Tüzük gereğince böyle bir suçlama olduğu zaman bir şubeye havale olunur. Bunun Meclis arzu ederse şube o arkadaşları dinler, tahkikat ve tetkikatını yapar ve neticeyi bir raporla Yüce Heyetinize arz eder. HASAN FEHMİ BEY (Gümüşhane): Reis Beyefendi, imza altında bir şikâyet olmayınca şubeye verilemez. (şiddetli gürültüler) MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Hasan Beyefendi, rica ederim susunuz. İmza atılacak bir şikayet yoktur. Burada ağzı ile söyledi. (tutanağa geçmiştir sesleri) HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Efendiler, müsaade buyurun Emin Bey bir arkadaşımız hakkında fena muamele haber veriyor. Şimdi bu arkadaşlarımız halen mahiyeti anlaşılmadığı için o muhbirler kimse, Emin Bey'e söyleyenler hakkında ifadeleri alınıp imzalatılmadığı takdirde, arkadaşlarımız şüphe altındadır. Bunun aksini kimse iddia edemez. Emin Bey bu sözü söylemekle şimdi zannediyorum ki bir mecburiyet karşısındadır. İhbar eden kim ise o adamı meydana vermelidir. O adam hakkında tahkikat yapılacaktır. Acaba böyle bir adam mevcut mudur, yoksa Emin Bey iftiracı mevkiine düşecektir. Emin Bey'in o adamı meydana vermesi kendi menfaati icabıdır. Mesele böyledir. Binaenaleyh tahkikata başlayacağımız nokta bu olacaktır. Emin Bey o adamı ya verecektir yahut iftiracı olduğunu kabul edecektir. Süleyman Bey'e karşı Emin Bey ispat ederim demiştir. İspat etmesine göre şimdi o adam meydana atılmalı. Emin Bey adamı meydana çıkardığı takdirde iftiracı mevkiinden çıkar, ihbarcı olur. O adam da davasını ispat ederse kurtulur. Veyahut da Emin Beye söylediğini ispat edemez, Emin Bey ispat edemediği takdirde bu meselenin halli budur. Şubeye gidecek adam yoktur, yalnız o adam vardır. ZİYA HURŞİT (Lazistan): Emin Bey'dir. HÜSEYİN AVNİ BEY (Devamla): Emin Bey muhbir olmak dolayısıyla... FEYYAZ ALİ BEY (Yozgat): Muhbir değil beyefendi, muhbir değil. İçimizde Pontus'çuları müdafaa edenler vardır, diye kanaatini söylemiştir, HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): O ikinci bir meseledir. FEYYAZ ALİ BEY (Yozgat): Açıkça söylenmiştir. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Bu dakikada ispat edecektir. Bu dakikada hallolmazsa herkes ağzına geleni, işittiklerini söyleyerek, herkesi şüphe altında bırakır. Çok hata olabilir. Belki suiistimal olabilir, belki hırsızlık olabilir. Kanuna mebuslar için bu kaide niçin konmuş. Bence soğukkanlılıkla yapılacak budur, başka şey yoktur. 144
145 MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim: söz Şükrü Beyindir. ŞÜKRÜ BEY (Canik): Efendim, Emin Bey Süleyman Bey arkadaşımızın ismini vererek iddialarda bulundu. Hüseyin Avni Bey'in izah ettikleri gibi, hep istirham ederiz bu iddialarını ispat etsin. Aramızda Pontus'çuları muhafaza edenler var, demiştir. Müslümanlar da himaye ediyorlar demiştir. Biz Samsun mebusları tamamıyla, katiyen temin ediyoruz. Samsun muhitinde ve İslam sıfatında bir fert yoktur bu namussuzluğu kabul edecek. Bunu katiyen kabul etmeyiz. Yani kim iddia edecek olursa olsun reddederiz. Sonra efendim, Emin Bey bir tahkik evrakından bahsettiler. Eğer arzu ediyorlarsa bu bahsi tekrar edelim. Bu evrak üzerinde Mecliste haftalarla müzakere cereyan etmiştir. Bilmiyorum şimdi zamanımız buna müsait midir? Emin Bey bu iddialarını ispat etsinler. Kimdi, kimin tarafından söyleniyor? Böyle ortaya çıkıp da falanca şöyle demiş, böyle yapmış olmaz Süleyman Bey pek namuslu ve muhterem tanınmış bir adamdır. (çok namusludur sesleri) Buna bu kürsüden her arkadaşımı da şahit gösteririm. Bütün Samsunlular bunu söyleyecektir. Bütün Canik ahalisi Süleyman Bey lehinde burada benim söylediğim sözleri söyleyecektir. Bu böyledir. Sonra efendim, Samsun veya Tokat mutasarrıflarının birisinin dönme bir kadın tuttuğu söylenildi. Fakat her ikisi de yok. Samsun mutasarrıfı bekardır, evli değildir. Amasya mutasarrıfının hanımı ise Müslümandır, Samsunludur. Musa Paşa'nın kızıdır. Böyle şunun, bunun aleyhinde söz söylemek doğru olamaz efendiler. Herkesin namusuyla, haysiyetiyle uğraşılmasın istirham ederim. EMİN BEY (Canik): Dün Pontus meselesi bahis mevzu olduğu esnada muhterem Ali Beyefendiye müracaat ve istirham etmiştim. İhtiyaç görülürse, yani arkadaşlarımız uygun görürse ve biz rica edersek teşrif eder misiniz, demiştim. Bana bir arkadaş demişti ki Ali Bey'i mi lekeleyeceğiz? Rica ederim, pek hakları varmış. Bu Memlekete hizmet edenler hep böyle mi olacak? Bu Memleketin evlatlarını daima lekeletmek midir vazifemiz, rica ederim? Samsun'lu Süleyman Bey kendisi söylememiştir ve söylemez. Çünkü onun kalbi pek temizdir, vicdanı pek yüksektir. O söylememiştir. Müsaadenizle ben söyleyeceğim. Samsun'da iken, daha Kuva-yı Milliye teşkilatı hiçbir tarafta yok iken, Süleyman Bey çalışmış ve Süleyman Bey Rumlar tarafından idama mahkûmdur. Bu uğurda her türlü fedakarlığı gözüne almıştır. Bütün ticaret ve servetini bu uğurda mahvetmiştir. Böyle bir adama Pontusçu demek nasıl olur da kabul olunabilir? Beyefendiler, cüretle söylüyorum, eğer Süleyman Bey'e dair bir şey varsa ben istifa edip gideceğim. Bana lüzumu yoktur bu vazifenin. Süleyman Bey katiyen temizdir. Sonra efendim Hafız Mehmet Bey meselesi var. Rica ederim şu veya bu şahsın veya herhangi birinin dostu vardır, düşmanı vardır. Hafız Mehmet Bey para almamıştır. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): O sözü namusun kıymetini bilmeyenler söyler. EMİN BEY (Devamla): Hafız Mehmet Bey Rumlardan on bin lira, yüz bin lira para almamıştır. Ben daha buradan giderken bu sözü işitmiştim. Bazıları propaganda 145
146 yapıyorlardı. Ben gittim tahkik ettim, sordum soruşturdum, katiyen yalandır. Olan ve herkesçe bilinen meseleleri burada söyleyenleri kirletmek için mi geldik buraya? Bu mesele halledilmelidir, ispat edilmelidir. Biz Samsun mebusları, zannederim, Şükrü Bey adına da söylüyorum, biz Samsun mebusları istifa edeceğiz. BİR MEBUS BEY: Trabzon mebusları da istifa edecekler. HAKKI HAMİ BEY (Sinop): Efendim, mesele asabiyet gösterecek bir şekilde olduğu için tabii biraz asabiyet gösteriliyor. Bu kürsüden söylenecek sözler arkadaşlarımızdan herhangi birisinin hıyanetle itham edecek bir mahiyette söylenmeseydi çok doğru idi ve doğrusu da budur. Gerçi bu kürsüden söylenen sözlerden dolayı bir kimsenin mahkemeye verilmesi doğru değildir. Fakat hıyanet itham edilirken, gerek Mecliste ve gerek hariçte Vatana Hıyanet Kanununa göre iftira edenlere ceza verilir. Bu bir mebus olsa da suçtur ve mahkemeye gönderilmesi lazım gelir. Bu her halde halledilecektir. Fazla vakit kaybetmek, fazla münakaşa ve asabiyet göstermeye lüzum görmüyorum. Bunun en doğrusu bir şubeye havale etmektir. FEYYAZ ALİ BEY (Yozgat): Kimin aleyhine şubeye havale etmek? HAKKI HAMİ BEY (Devamla): Müsaade buyurun efendim, Emin Bey buraya ilk çıktıkları vakit hepiniz de dinlediniz ve tutanaklarda mevcuttur. Efendiler, Pontus'çuları muhafaza edenler vardır, dedi. (içimizde dedi sesleri) Pontus'çuları muhafaza etmek diye suçladığı bir Süleyman Bey, bir de Hafız Mehmet Bey arkadaşımız vardır. Onun için yapılacak en basit ve en doğru bir şekil bunun doğrudan doğruya, kura ile bir şubeye havale edilmesidir. Doğru, doğru değil, onu bilmem. Benim arz etmek istediğim mesele zaman zaman birbirimizi hıyanetle itham etmeyelim. Sonra da efendim, itham ettim ama sözümü geri aldım şeklinde haysiyetimizi küçük düşürmeyelim. İstirham ederim, Reis Bey'in teklif ettiği gibi bir şubeye havale olunsun. İftiracı veya ihbarcı vaziyetinde olan Emin Bey'dir. İddiasını Emin Bey de ispat etsin. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Ben havale olunacak filan bey, filan bey demedim. Ne olursak olalım, bu gibi meseleler bir günde, beş günde yüz elli, iki yüz kişilik Meclisin içinde hallolunamaz. MÜFİT EFENDİ (Kırşehir): Bir nokta hakkında söyleyeceğim. İç Tüzük gereğince mebus arkadaşlarımız hakkındaki yapılacak tahkikat, yasama vazifesinden ibarettir. Emin Bey arkadaşımız doğrudan doğruya filan yerden duydum, bu böyledir diye söylemesi itibariyle bu iddialarının sahibi olmuştur. Men sebeke men bellaga, sana kim tebliğ ediyorsa söven odur. Başka bir şey değildir. Binaenaleyh Emin Bey'in bu iddiasının sabit olabilmesi için şubeye gitmelidir. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendiler, esasen ben bu noktayı, aynı şeyi arz ettim. 146
147 HASİP BEY (Maraş): Müfit Efendi Hoca'nın sözüne karşıyım. Hoca Efendi Hazretleri yahut Hüseyin Avni Bey buyurdular ki şubeye gitsin, bu mesele orada halledilsin. Niçin beyefendi şubeye gitmeli? Emin Bey burada iddiada bulundu. İspat etmeli ki Süleyman Bey ile diğer arkadaşlar gitmelidir. MÜFİT EFENDİ (Kırşehir): Aynı fikirdeyiz. HASİP BEY (Maraş): Müsaade buyurun, Emin Bey davasını hiç bir delile dayandırmadı. MÜFİT EFENDİ (Kırşehir): Canım, bizim söylediğimizi söylüyorsun. HASİP BEY (Maraş): Başkalarından işittiğini söyledi. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Hasip Bey'in söylediği şeyde ayrı bir şey yok. Aynı şeyi söylüyorlar. (gürültüler) Müsaade buyurun, rica ederim. Arkadaşlarımız arasında böyle bir şey olmuş, bunun tahkiki lazım olduğunda herkes aynı fikirdedir. Şimdiye kadar burada, ispat eder, etmez meselesi yoktur. Efendim, şimdi bu meselenin bir şubeye havalesini kabul edenler lütfen el kaldırsın. (Emin Bey'in aleyhinde sesleri) Kabul edilmiştir, kurayla şubeyi tayin edeceğiz. Kura çekiyorum. Beşinci Şubeye çıktı. Beşinci Şubeye havale edelim, efendim. MÜFİT EFENDİ (Kırşehir): Diğer meseleleri oya koyunuz. Asıl mesele kaldı, Reis Bey. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, asıl mesele kaldı. Bu araya girmiş bir mesele idi. Asıl mesele Pontus meselesi idi. Hüseyin Avni Bey'in önergesini tekrar okutuyorum. TBMM Başkanlığına Pontus meselesinin halledilmesi hakkında cereyan eden müzakereyi ve verilen önergeleri tetkik ve hulasa etmek ve yapılması lazım gelen hususları kararlaştırarak Perşembe günü Yüce Heyete arz etmek üzere İçişleri ve Milli Savunma komisyonlarından seçilecek üçer üye ile Milli Savunma ve İçişleri vekillerinin katılmalarıyla teşekkül edecek komisyona havalesini teklif ederim. 21 Ağustos 1922 Erzurum Mebusu Hüseyin Avni MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Bu önergeyi kabul edenler lütfen el kaldırsın. Büyük çoğunluk ile kabul edildi. Kabul edilen bu önerge ile verilen diğer önergelerin de kurulacak komisyona havale edilmesi isteniliyor. Müsaade 147
148 buyurunuz, diğer önergeleri de o komisyona havale edelim. Bunu kabul edenler el kaldırsın. Kabul edilmiştir, efendim. 1 (Beş gün sonra, 26 Ağustos 1922 tarihindeki gizli oturumda...) VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Askeri vaziyet hakkında beyanatta bulunmak üzere buyurunuz Rauf Beyefendi. RAUF BEY (Vekilli Heyeti Reisi): Efendim, Yüce Heyetinizce malûmdur ki geçen sene düşmanın Hükümet Merkezimiz Ankara yı işgal ile Ordumuzu dağıtmak kastıyla yapmış olduğu taarruzu, Sakarya boylarında durdurmuştuk. O günlerden sonra bugüne kadar kati bir netice almak için Ordumuzu kuvvetlendirmek ile meşguldük ve düşman ile yakın temas halinde bulunuyorduk. Bugün Genel Kurmay Başkanımız Fevzi Paşa Hazretlerinden aldığım telgraftan anlaşılacağı üzere Ordumuz bu sabah Yunan mevzilerine taarruza başlamıştır. (Allah muvaffak etsin, sesleri) Efendiler, Milletimizin ve fedakâr halkımızın her türlü zorlukların üstesinden gelerek ortaya çıkardığı kahraman Ordumuz, Dünyada misali bulunmayan kabiliyetli ve fedakâr insanlardan teşekkül etmiştir. Kendilerine cevaben, Hükümet adına ve Yüce Heyetiniz adına ve Millet adına şükranlarımızı arz ettiğim gibi, bu taarruzlarından dolayı Millet ve Memleketin tamamıyla hemfikir olduğunu arz ederim. (şüphesiz, sesleri) Davamız haktır, arzumuz ilahi adaletin yerine gelmesinden başka bir şey değildir. Milletimiz her türlü istiklale hak kazanmıştır. Derhal istiklal hakkımız düşmanlarımızın gazabından kurtarılacaktır. Cenabı Hak her türlü takdirin üstünde bulunan kahraman Ordumuza her türlü muvaffakiyet ihsan buyursun. (amin, sesleri) Muvaffak olacağız. (inşallah, sesleri) Ordumuzun, azami fedakarlık gösteren Ordumuzun en yakın bir zamanda kati zafere ulaşmasını Cenabı Haktan niyaz eylerim. Bu hususta dua edilmesini, yardım ve zafer için teklif eylerim. Efendim müsaade buyurursanız bir noktayı da Yüce Heyetinize arz etmek istiyorum. O da Ordumuzun Allahın yardımlarına dayanarak taarruz ettiğini arz ettim. Bizim taarruzumuzun son derece gizli tutulması askeriyenin icabıdır. Yalnız harp başlamıştır, şeklinde dışarıya malumat verebiliriz. Bunu da Yüce Heyetinize arz ediyorum. (pek doğru, sesleri) VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim gizli celse bitmiştir, celse alenidir. SELAHATTİN BEY (Mersin): Pontus meselesi var efendim, gizli celsede müzakere edilecekti. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, gündemde, fakat bugün müzakere edilmek üzere kararlaştırılmıştı, zannediyorum. O halde gizli celse devam etsin. Pontus meselesinin müzakeresine başlayalım, uygun görüyorsanız. (uygundur 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (21 Ağustos 1922), 1.Dönem, c.3, s , 148
149 sesleri) Efendim mesele hakkında birçok sözler söylendi, başka söz söyleyecek var mı efendim? HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Kanun tasarı hakkında söyleyeceğiz, efendim. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Daha başka söz isteyen var mı? (tasarı okunsun sesleri) TBMM Başkanlığına Yüce Mecliste cereyan eden müzakereler ve kabul buyrulan önergeler neticesinde teşekkül eden Komisyonumuz, Yüce Meclisin Pontus mevzuundaki kanaatleri, önergeler ve alakalı evrakı tetkik, İçişleri ve Milli Savunma vekillerinin izahatları ile gereğini müzakere etti. Pek mühim masraflar harcanmış, pek çok da emek sarf olunmuş iken eşkıyalığın senelerden beri devam edip pek çok ailenin, evin, barkın sönmesinin ve ağır maddi zararlara meydan verilmesinin sebepleri enine boyuna tetkik ve tahkik edildi. Bunun neticesinde Komisyonumuz eşkıyalığın süratle ortadan kaldırılarak, asayiş, emniyet ve istikrarı temin etmeyi itibara alarak aşağıda yazılı Kanun Tasarısını hazırlayıp Yüce Meclise arz etmeyi münasip görmüştür. Komisyon Reisi Tahsin Üye Ömer Lütfi KANUN TASARISI Raportör Üye Vasıf Üye Ali 149 Üye Mustafa Durak Üye Atıf Madde 1. Canik, Amasya ve Tokat sancaklarında Vatanın bölünmesi gayesi için eşkıyalık yapan fesada mani olmaya, huzur ve asayişin temin ve istikrarına dair işlere ve vazifelere mükellef olmak üzere "Amasya ve Havalisi Takip Kuvveti Kumandanlığı" unvanıyla geçici olarak bir kumandanlık kurulmuştur. Madde 2. Bu Kumandanlığa doğrudan doğruya Büyük Millet Meclisi üyelerinden biri gizli oyla ve mutlak çoğunluk ile seçilir. Bu Kumandanlık doğrudan doğruya İcra Vekilleri Reisliğine bağlı bulunur. Madde 3. Büyük Millet Meclisi üyelerinden gizli oyla ve mutlak çoğunluk ile seçilecek üç üye bu Kumandanlık refakatine memur edilir. Bu üyelerin vazifeleri aşağıdadır. A) Eşkıyalığa mani olmaya ve asayişi sağlamaya ait tedbirleri almak, istihbarat ve muhakemeye sevk etmek, hususlarında danışma mahiyetinde olmak üzere Kumandanlığa fikir verme ve yardımda bulunmak. B) Kumandanlık emir ve kararlarının tatbikine nezaret etme, takip kıtalarının ve memurların vazifelerine ait icraatlarını denetleme ve teftiş gibi işlerde Kumandanlıkça
150 verilecek vazifeleri ifa etmek. Madde 4. Takip Kuvveti Kumandanlığı emrine verilmiş vazifelerin gerektirdiği hususi teşkilatı ve lüzumu kadar seçilmiş takip kıtaları verilir. Bu kıtaların vazifeleri Kumandanlıkça tanzim ve Hükümetçe tasdik edilerek, ayrıca bir hususi talimatname hazırlanır. Madde 5. Takip Kuvveti Kumandanlığı, eşkıyalığın yok edilmesi, asayiş ve istikrarın temini için şüpheli şahısları tek tek veya toplu olarak sürgün etmeye ve ahaliyi eşkıyaya karşı korumak için lüzum gördüğü tedbirleri almaya salahiyetlidir. Madde 6. Takip kuvvetlerinin kurularak acilen vazifeye başlaması için lüzumlu olan masraflar Milli Savunma bütçesinden hemen temin olunacağı gibi, istihbarat ve mükafat gibi bazı masrafların da münasip bir miktarı avans olarak Kumandanlık emrine verilir. Madde 7. Takip Kuvveti Kumandanlığı mıntıkasında ve civarında olup eşkıya takibi işlerine tabi bulunan liva ve kazalardaki bütün memurlar, eşkıya takibi ve asayişin temini için Kumandanlıkça verilen emir ve kararları tehir etmeksizin yapmaya mecburdurlar. Kumandanlık emir ve kararlarını yerine getirmede ihmal eden, vazifede gevşeklik veya yanlış hareketi görülen memurlar Kumandanlığın talebiyle haklarında lüzumuna göre kanuni takibat yapılmak üzere derhal azledilirler. Kumandanlık fevkalade haller karşısında bu gibilerine derhal işten el çektirmek salahiyetine sahiptir. Madde 8. Kumandanlığın yapacağı vazifeleri kolaylaştırmak için lüzum görülecek bir talimatname Hükümet tarafından tanzim edilir ve Kumandanlığa verilir. Madde 9. Kumandanlığın icraatına dair Hükümet tarafından Meclise her on beş günde bir malumat raporu takdim olunur. Madde 10. Bu kanun yayınlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer. Madde 11. Bu kanunun yürürlülüğü İcra Vekilleri Heyetine aittir. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Buyurun Hurşit Beyefendi. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Efendim bu mesele neden bu kadar devam etti? Bu kangren neden üretildi? Bunda tabii mahalli idari ve askeri makamların ve Merkezi Hükümetin birçok hataları vardır. Bunda doğrudan doğruya Yüce Meclis de ve ben de dahil olduğum halde hepimiz müttefikiz. Pontus meselesi nasıl başladı, gayesi ne idi ve ne oldu? Efendiler, Pontusçuların haritaları pek büyüktür. Büyük bir saha dahilinde müstakil bir Karadeniz Cumhuriyeti kurmak isteyen Rumlar 1900 tarihinden beri propagandalar, teşkilatlar, mektepler, köy taburları yaptılar. Bunları hepimiz biliyoruz. Bunlar o zamandan bu zamana kadar yok edilemedi. Nihayet geçen sene bu Pontus ocağını tamamen söndürmek için işe 150
151 başlanıldı. Fakat bu Pontus köylerinin yanmasına ve Pontusçuların dağa çıkmasına rağmen yine de Pontus ocağını Hükümet söndürememiştir. Bilakis başka bir yara açmıştır. Çünkü Amasya, Tokat mebusları bilirler ki Samsun ve havalisinden tehcir edilen Rumlar ve Rum aileleri Tokat ile Amasya arasında taarruza uğramışlardır. O zaman onların yanlarında malları, canları vardı. Belki kadınları falan vardı. Efendiler bunlar otuz bin hanedirler ve sığınacak yer ararlar. Bunlar Divriği'de, Arapkir'de, Keban Madeni'nde birleşmişlerdir. Para kazanırlar, ticaret ediyorlar. Samsun'da ailelerine gönderiyorlar, yaşıyor ve yaşayacaklardır. Yarın harp bitince yine köylerinde oturacaklardır. Emin olunuz ki bunların zararlarından fazla bizim zararımız vardır. Hükümet asıl Pontus ocağını söndürmeğe muvaffak olamamıştır, hatası vardır. Hükümet bu ocağı söndüremedikten başka orada bir yara açmıştır. Milyonlarca lira kıymetinde Türk ve Müslüman malı ve aynı zamanda birçok Türk kanı gitmiştir. Aynı zamanda bu mesele Avrupa'ya karşı tuhaf bir vaziyettir. Bu tehcir neden yapılmıştır ve bu yapılan şeyler Avrupa'ya birçok yaygaralarla gitmiştir. Aynı zamanda tehcir yapılırken Hükümet birçok masraflar harcamıştır. Sonra birçok asker bulunduğu halde köyler yakılmıştır. Bu yapılanlar ve masraflar ancak Pontus ocağını söndürmek içindi. Acaba Pontus ocağı söndürülebildi mi? Samsunlular bilirler, 1879 Rus Harbinde Rumlar birçok şeyler yapmışlar ve kalkıp Rusya'ya gitmişlerdir. Bir müddet sonra gelmişlerdir ve tekrar yerleşmişlerdir. Şimdi tehcir ettiğimiz adamlar ne oldu? Şimdi gittiler, Malatya'ya şuraya, buraya. Binaenaleyh tehcir gayet acele ve hiç bir tecrübe görmeden, tecrübesiz olarak yapılmıştır. Bunun mesulü ve faili kim ise bunun cezası verilmelidir. Yüce Meclis bunu tahkik edip bu kadar yanan can ve malın yok olmasına sebep olanlar kim ise bunları bulup cezalandırılmalıdır. Orada yalnız bir hadise vardır. Birçok köyler yanıyor, Rum eşkıyası taarruz ediyor. Bunu ne suretle şey edeceğiz. Göndereceğimiz tahkik heyeti bunları yakından görüp Hükümete söylemelidir. Orada vaziyet o kadar kolay değildir. Takiplerini gördük, kumandanlık vardı, müfrezeleri vardı ve takibat yapılıyordu. Hakikaten buna rağmen yine muvaffak olunamamıştır. Çünkü güçtür efendiler. Büyük ve sarp, kayalık ve dağlık bir mıntıka dahilinde malını ırzını kaybetmiş bir halk ve hayatını da her zaman tehlikede görüyor. Elinde de silâhı vardır. Bunu öldürmek gayet güçtür. Geçen de Süleyman Bey arkadaşım anlattı. Samsun'un içerisine sekiz şaki girmişti. Bütün Samsun halkı uğraştı. Jandarması, polisi hepsi uğraştı, eşkıyanın bulunduğu evlere ateşe verdiler kırk elli tane ev yaktılar, nihayet eşkıyalar ateşin içinde yandılar. Fakat birçok Müslümanlar da öldüler. Ateşler içerisinde mukavemet ediyorlar ve dehşetli bir harpcağız yapıyorlar. İrlanda misalini görüyoruz. Efendiler, emin olunuz bir yerin nüfuzu Hükümetini tesis eden kuvvet iyi değildir. Yani bir kazanın kırk jandarması var, kaymakamı var. Bu sayede o kazayı idare eder. Yoksa bir kere halk artık son dereceye gelip elinde silahıyla dağa çıkarsa artık onu bir daha mağlup etmek için fevkalade uğraşmak lazımdır. Tarihte bütün bu misaller görülüyor. Bir eşkıya çetesinin ne kadar uzun zamanlar şakilik ettiği görülüyor. Bu hadiseler yalnız Samsun'da bu yoktur, Giresun'da da vardı. Orada tehcir yapıldı. Acaba onlar dağa 151
152 neden çıkmadı? İşte bunu tahkik heyeti tahkik edip meydana çıkarmalıdır. O zaman eşkıyalığın ve yanan köylerin sırları ortaya çıkar. Orada dağa çıkamadılar. Hepsi oradan defolup gitmişlerdir. Orada hiç bir Müslümanın burnu kanamadı. Samsun mıntıkasında böyle olmamıştır. (mesela sesleri) Olmamasının sebebi kumanda edilmemesidir. Meselâ İçişleri bir adam gönderir, mutasarrıf vekâletten bir talimat alır, bir subay Genel Kurmay'dan ayrı bir talimat alır. Birisi çıkar ben kumandanım, benim daha fazla salahiyetim var, ben yapacağım der. Çıkan başka bir adam bir komite teşkil eder. Adamın biri kırk bin balya tütünü diğerlerine satış yapar, Amerika Konsolosluğunun önünde adam öldürür. Tabii Hükümet o zaman Hükümet olarak vazifesini idare etmemiştir. Çete olsaydı daha iyi idare edebilirdi. Beş altı elden iş yapılırsa işler böyle olur. Mesele meydandadır. Binaenaleyh Yüce Meclisten herhangi bir tahkik heyetinin bu işe vazıyet etmesi lazımdır. Eşkıya takip işlerine gelince, Hükümet vaziyeti değiştirmelidir. Hükümet bize izah etmelidir. Bize demelidir ki şu şekilde elimizden geldiği kadar çalışıyoruz, demelidir. Sözüm bundan ibarettir. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Efendim, Hükümetin vazifesinde muvaffak olamadığı bellidir. Şurada en çok iki, üç bin kişilik dağa fırlamış insanlar vardır. Bu adamlar hakkında uzun müddet takibat yapıldı. Fakat maalesef muvaffak olunamadı. Düşmanın iki üç misli kuvvet gönderildi, giden kuvvetler düşmanın tahribatından başka o yerleri de kül haline koydu. Hükümet bir program çizip de Meclise gelmemiştir. Bize üç bin jandarma verirseniz, biz bu işi yapacağız mahiyetinde dediği söz bu Meclisi ümitsiz bıraktı. Efendiler; iki üç bin adam dağa çıkmış ve kendi ihtiyaçları için Müslümanların ırzını, malını yağma eden canavar gibi insanlar dolaşmaktadır. Bunlar her şeyden vazgeçmiş yalnız intikam hissiyle yaşıyorlar. Hiç bir emelleri kalmamış hatta kendileri için takip ettikleri emellerinin söndüklerine de inanıyorlar. Orada Pontus Devleti kurmak imkân haricindedir. Şimdi böyle kimseler dağ başında ne dereceye kadar Türk kanı içmekle yaşayabileceklerdir. Bugün bunlar üzerine yürüteceğimiz kuvvetler, burada fikir olarak mahalli kuvvetler teşkil edilecektir. Biz biliyoruz ki teşkil edeceğimiz kuvvetler ne kadar intikam altına soksanız ölmezler. Onlar da gitse yine böyle yanmış, yakılmış insanları soyarlar. Nitekim bunun takipte bulunan misalleri vardır. Jandarma gönderiyorsunuz bunlar da böyle yalnız her taraftan ani bir kudretle bir hücum tertibi yapılmak için bugüne kadar bir plân yapılmamıştır. Ufak ufak kuvvetler gittiği zaman o iki üç bin kişi köylere dağılmış, yağmaya başlamışlar, filan işte böyle bir vaziyet. İki bin kişi üçer yüz, beşer yüz taksim olunarak her gün on köy yakmak suretiyle bir intikam hissiyle bütün insanları orada kesmektedir. Ben bugün buna inanıyorum ki bir Rum'a karşılık iki Türk ölmüştür. Fakat böyle hakikat olduğu halde Avrupa bunu bilmiyor, feryat ediyor. Bir heyet göndermek istiyor. Bu vaziyet karşısında Hükümet daha fazla siyasi cereyanlardan haberdar etmelidir. Onlar bu Memlekette yapılacak takibatta zarara meydan kalmamak için şu limanlardan şu müddet zarfında defolup gidecekler. HAFIZ HAMDİ EFENDİ (Biga): Onun hatasını gördük, Hüseyin Avni Bey. 152
153 HÜSEYİN AVNİ BEY (Devamla): Bu adamlar yine dağın başına çıkmazlar mı? Efendiler dağlarınıza sahip olun, dağlarınızın başını serbest bırakmayın. Bir de şu sulh anında bir avuç kalmış insanların, bir avuç kalmış insan kütlesinin Avrupa'ya fena tesir yaparak sulhta bizim de emelimize tesir yapmasın. Bunu yapmakla beraber bir taraftan da dört kişilik bir heyet gönderelim. Oradaki Müslüman ve Hıristiyan köylüler arasındaki huzursuzluğu gidermek için üç kişilik bir heyet gitmiştir. Diğeri de efendiler ister Meclis tarafından, ister Hükümet tarafından bir heyet gönderilsin. Fakat bunda muvaffakiyet hâsıl olmadığı gün tepelerine binmek için tereddüt edilmemelidir. İkinci husus acizler kısmıdır. Aciz ve düşkünler kısmının benim halkımla anlaşabilmesi için aradaki huzursuzluğu söndürmek için Meclis vaziyet etmiştir. Bu insani hizmetleri yapan heyetler gönderilmiştir. Tabii bunların içinde papazlardan falan ikinci, üçüncü derecede adamlar olur. Bunun aciz olanlar kısmını köylere yerleştirmek ve sonra bir Avrupa'dan bir adam geldiği zaman Müslümanlara karşı yapılan zulmü daha iyi anlatmak, daha iyi söz söylemek için bizim lisanımızı serbest bırakmaktır. Asıl mesele eşkıyalığın yok edilmesidir. İnşallah Ordumuzun yakında temin edeceği zafer bunların hepsini söndürecektir. Fakat bir de siyasi husustur, bu da herhalde hâkimiyet iddia eden milletler için lüzumludur. Ben hakikat adına söylüyorum iki yapacaktır. Rumlar da bu eşkıyadan usanmıştır. Çünkü onlar da böyle usanmış, onlar da üretimden, ticaretten mahrum, yoksa böyle hayatı bahasına Müslüman köylerini yakmak ve yağma etmekle bunun hududu yoktur. Onlar da usanmıştır. Onlara yardımcı olan Rum kitleleri de usanmıştır. Bugün dağa çıkmış insanları dağıtıp da Memleketimize ve dağlarımıza sahip olup üçünü, beşini bir araya getirip teşkilatımızı milli gayemizi vermeliyiz. Hükümetin bundan sonraki yapacaklarının muvaffakiyetini bilmiyorum. Fakat bu takibat uğrunda birçok ev ve barkın söneceğine inanıyorum. Bu herifler her gün için daha fazla zulüm yapmayı artıracaklardır. Görüyorsunuz ki bir seneden beri üç bin denilen şey yine bu gün beş bin üzerinde yaşıyor. Her gün bizim himayesizliğimiz neticesi olarak orada Müslüman kardeşlerimiz yanıp yıkılıyor ve malları gidiyor, mahvoluyor. Birçok kardeşlerimiz kesiliyor, arz ettiğim gibi buna nihayet vermenin bir çaresine bakalım. TAHSİN BEY (İzmir): Reis Efendi Hazretleri, Milli Savunma ve İçişleri vekilleri de hazır bulunsalar daha iyidir, çünkü bu Hükümet meselesidir. MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): En mühim bir meseledir, bulunmalıdırlar. TAHSİN BEY (İzmir): Esasen aleyhinde söyleyecekler de maksat üzerinde söyleyeceklerdir. Binaenaleyh Hükümetin bulunması her halde icap eder. YASİN BEY (Gaziantep): Reis Efendi Hazretleri, Komisyon raporu okundu. Bu meselenin müzakeresinde en fazla alakadar olan Milli Savunma ve İçişleri vekilleri mevcut değildirler. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Çağrıldılar efendim. 153
154 REFİK ŞEVKET BEY (Saruhan): Efendim, bu kanun tasarısının bir kanun mahiyetinde olmadığı fikrindeyim. Memlekette bir Pontus meselesi vardır. Bunun şimdiye kadar olduğu gibi birçok misalini bildiğimiz eşkıyalıktan farkı yoktur. Arnavutluk'ta, Arabistan'da olsun, Memleketimizin diğer kısımlarında olsun, meydana gelen eşkıyalıktan hiç bir farkı olmadığına göre, zaten Hükümetin varlık sebebi Memlekette inzibat ve asayişin temini olduğuna göre böyle bir kanunun aleyhindeyim. Çünkü buna ait olmak üzere Türkiye kanun koleksiyonu, birçok tehdit edici cezalarla, kanunlarla doludur. Bu tasarıda idari tedbirler kanun şekline sokmuştur. Bunlar esasen Hükümetin yapması gereken vazifeleridir. Bunlar şimdiye kadar yapılmış olduğu halde, yapılmaması meselesi kanunların noksan olduğundan değil, kanunu tatbik edenlerin vazifelerini tam olarak yapmamış olmalarından ileri gelebilir. Sonra efendiler, Dünya Harbinin mesuliyeti içerisinde, Türk Milletine yüklenen kabahatlerin en büyüğü nakil ve tehcir gibi hadiselerdir. Yüce Heyetinize arz ediyorum senesinin Ağustosunda bulunuyoruz. Sürgün olmuyor mu, oluyor. Fakat Meclis bundan mesul değildir. Bunu böyle bırakınız. Tarihte kendi imzamız ile kanun mahiyetinde bunu üzerimize almayalım. Çünkü ileride bizim için mesuliyet sebebi bir itham ve iddia olur. HASAN BASRİ BEY (Karesi): Hem de acizlik eseri olur. REFİK ŞEVKET BEY (Devamla): Evet çok büyük acizlik eseridir. Efendiler, memleketim hepinizin bildiği Çakırcalı Mehmet Efe'nin memleketidir. Bu sebeple muhtelif imha tedbirlerinin tatbik sahası olmuştur. Eşkıyaya yataklık edenlerin bazılarının mahkemeye verildiklerini, bazılarının Selanik'e sürgün edildiklerini gördük. Bu gibi meselelerde neticeye bakılır. Netice iyi olursa o vakit aferin denilir. Netice kötü olursa o vakit mesul olunur. Hadiseler bazen düşünemeyeceğimiz tedbirleri icap ettirir ki elimizi kolumuzu bağlamış oluruz. Yüce Meclisin bu mesuliyeti kabul etmesi, şahısların harekâtından ortaya çıkacak olan mesuliyeti de kabul etmek demektir. Yüce Meclisin yasama ve yürütme salahiyetlerinin üzerinde olması, Hükümet işlerinin müdahalesini gerektirmez. Yani Hükümet içinde Hükümet tesisini icap ettirmez. Efendiler hiç bir zaman o fevkalade salahiyetin içerisinde ev yakmak, ev yıkmak, kasten adam öldürmek ve adam sürgün etmek salahiyeti yoktur. Fevkalade salahiyet demek, en çok memurlar üzerinde azami nüfus sahibi olmak demektir. Bunu yapmakta ne mana var? Her hangi bir kumandan kendi maiyetindeki subayı derecesine göre açığa çıkarabilir. Keza bir vali bir mutasarrıfı, bir kaymakamı işten el çektirebilir. Efendiler, bu kanun gereğince mutlaka işi Meclisten bir üyeye ve mutlaka Meclisten üç kişilik bir heyete havale edersek öyle zannediyorum ki eşit haklara sahip olan ve yekdiğeri üzerine amirlik, memurluk mevkiinde bulunmayan bu şahıslar arasında ortaya çıkacak herhangi bir ihtilafın halledilmesi bir Pontus meselesi kadar ehemmiyetli olacaktır. Bir tarafın verdiği, diğer tarafın yazdığı cevaplarla meseleyi halletmekten zannederim esas davayı kaybedeceğiz. Hâlbuki biz meseleyi kökünden bitirmek istiyoruz. Bunun için ne yapmak lâzım? Bence Hükümetimize yol göstererek sen bu işi yapacaksın diyebilirsek, vazifemizi yapmış ve teferruata da girmemiş oluruz. 154
155 Diyelim ki bu işin imhasında üç vekâlet alakadardır. Topu, tüfeği, harp malzemesi Milli Savunma, parası Maliye, sevk ve idaresi de İçişleri Vekâletine aittir. Bu üç Vekâlet bu işin halledilmesinden müştereken mesuldürler. Bu işleri yapacak olan da Hükümettir. Bir talimatname ile Meclis kararnamesiyle bu kanun olamaz. Bu dava hallolunmadığı takdirde büyük bir mesuliyetin Meclisin olacağı ve tarih nazarında mesul olacağını zannediyorum. Üç dört seneden beri suiistimal ede ede kaşarlandıklarını işittiğimiz adamların suiistimallerinden dolayı ortaya çıkan bu mesuliyetin böyle Meclise yüklenmesi endişesini doğrusu kendi hesabıma kabul edemem. Onun için Hükümete kati tebligat yapalım, bu işi halledecek ve halletmesi için muntazam bir program ile bize gelsinler. Üç bin jandarma ile bu işin başarılamayacağını Hükümette anlamıştır zannederim. Gelsinler biz kendilerine para ve salahiyet verelim, onlar da çalışsınlar. Bu tasarı bir kanun olamaz. Bunlar idari tedbirlerdir. Vazifesini yapmasını bilen biri kumandan olsun, sivil olsun. Bunu yapabilir. HASAN BASRİ BEY (Karesi): Hatta Meclis bundan haberdar bile olmamalıdır. REFİK ŞEVKET BEY (Devamla): Evet efendim doğrudur. Onun için ben bir önerge takdim ediyorum. YAHYA GALİP (Kırşehir): Efendim, bu meselenin lehindeyim. Bugün Milletin mukadderatıyla alakadar olan doğrudan doğruya Yüce Meclisinizdir. Hükümeti tayin eden Yüce Meclisinizdir. Hatta diyeceğim ki ücra bir yerde bir fakire yapılan ufacık bir hakaretten dolayı mesul yine Yüce Meclisinizi teşkil eden mebuslardan her biridir. Bu Pontus meselesi pek çok evvel başlamış, fakat zannederim ki bizim Meclisimiz ta Nurettin Paşa meselesi bahis mevzu oluncaya kadar Pontus meselesinden haberdar değildi ve Mecliste buna dair bir müzakere cereyan etmemişti. Pontusçular bir teşkilat yapacaklar, bir hükümet teşkil edecekler, şunu yapacaklar, bunu yapacaklar diye bunları işitiyorduk. Fakat tehcir meseleni işitemedik. Öyle görüyorum ki buna Meclisin doğrudan doğruya el koymada yerden göğe kadar haklıdır. Yalnız Komisyonun yapmış olduğu kanun tasarısının bazı maddelerini tenkit edeceğim. Efendiler, Emin olunuz ki her ne fenalık çıkmış ise fevkalade salâhiyet sözünden çıkmıştır. Ben anlamıyorum, bir memleketi ihya edecek o memleketteki kanunlardır, imha edecek de kanunsuzluktur. Fevkalade salahiyet demek, mutlaka keyfi adam asmak, beldeleri tahrip etmek, önüne gelen evleri yıkmak, kâinatı felaket içinde bırakmak demektir. Çünkü bunu misallerini çok gördük. Bunlara sebebiyet veren de fevkalade salahiyettir. (aleyhinde oluyor sesleri) Hayır lehindeyim efendim. Buna Meclisin vazıyet etmesi taraftarıyım. Şimdi efendim Kumandan Pontus'çuları takip edenlere emir veriyor. Şöyle yapmayın, böyle yapın diyor. Halbuki burada bir İstiklâl Mahkemesi var. Bu gibi işlere o mahkeme vazıyet etmelidir. Halbuki orada tehcir yapılıyor, ev yakılıyor. Bu neden oluyor? Çünkü o işlerle meşgul olanlar çaldığı eşyanın hesabını vermemek için o evleri yakıyorlar. Pontus için fenalık çıkartanlardan daha çok bizim içimizde telefat olmuştur. Bizim kendi içimizden onların eşya ve mülklerinden on misli daha 155
156 çok gitmiştir. Pontusçuları tehcir edeceğim diyerek yanı başındaki köylerin mal ve eşyası da gasp edilmiştir. Bu mesele mühim bir şeydir. Evet, Meclis bu işe el koymalıdır. Meclis oraya bir heyet göndermelidir. Rica ederim takip kumandanı ve fevkalade salahiyet ne demektir? Bunun da manası yoktur. Evet, Meclis bunu ya içersinden seçer veya Hükümet seçip Meclisinize arz eder. Fakat bu heyette adliye yoktur ha. Adliyeyi katiyen bu heyete koyamayız. Zira Adliye hiç bir heyetin tesirinde olmaz. Adliye hariç olmak üzere maliyesi, askeriyesi, polisi, jandarması nesi varsa o heyete verilir. Bu heriflerin maksatları nedir? Mutlaka Pontus'u canlandıracağız diye mi eşkıyalık ediyorlar? Şimdiki yaptıkları vaziyet bu mudur? Hayır, herifler yaşayacağım diyorlar. Ölecek isem ben de karşımdakini öldüreceğim, yaşayacaksam, karşımdakileri soyacağım, diyor. Şimdi iki husus var, ya siz bizimle beraber değilseniz. Çünkü vatanda sizinle beraber oturuyoruz. Yahut biz sizler gibi vatanımızı parçalayacak herifler ile birleşmeyeceğiz demeli. Vatanın menfaatlerinde müşterekiz, namusluca oturursanız buyurun demek lazım gelir. Bunları kabul ettikten sonra, onların kafasını kesmek alçaklıktır. Bunu Hükümet kabul etmez. Bu işi kim yapacaktır? Bugün tamamıyla anlaşılmıştır ki İçişleri vazifesini ifa etmemiştir. Eğer ettim der ise ben kendisine soruyorum. Bir haftadan beri bu mesele burada müzakere ediliyor. Acaba bu müddet zarfında mahalleri ile ne şekilde muhaberatta bulunmuşlarıdır? Acaba Mutasarrıfın, Jandarma Kumandanının fikri nedir? Bunu sormuşlar mı? Hayır, sormamışlar, anlamamışlar. Efendiler, kabahat nerededir? Kabahat amir olan şahsın güvenilir olmamasıdır. Biz ne yaparsak yapalım bizim değirmenlerimiz kendi kendilerine dönmez. Mutlaka o el onun sapına yapışacak ki çevirebilsin. Böyle olmadığı takdirde seksen tane memur, doksan tane müsteşar olsun fayda vermez. Binaenaleyh netice itibariyle benim bulduğum şekil, dört kişilik bir heyet gitsin, askeriyeden istedikleri kadar kuvvet alsınlar, icap ederse jandarmaya müracaat etsinler. İcap ederse ahali ile tam etsinler. Bu meseleyi her ne şekil ve suretle olursa olsun ortadan kaldırsınlar. Üç bin jandarma isteniyor. Zannedersem bu üç livadaki köyleri tetkik edersek üç bin köyden fazladır. Her köye bir jandarma mı konacak ki üç bin jandarma isteniyor? Bana öyle geliyor ki Jandarma Kumandanı üç bin jandarmaya lüzum göstermiştir? İçişleri Vekili bu lüzum üzerine bunu takip ediyor. Oraya birisini göndermek ve ona fevkalade salâhiyet vermeye taraftar değilim. Sonra tehcir meselesine gelince, herkes şahit olsun ben kimsenin tehcirine taraftar değilim. Çünkü on on iki sene kadar sürgün yerlerinde kaldım. Sürgün mıntıkaları Memleketin içine büyük bir bombadır. Bunun asarı kötülüklerini biliyorum. Kaç sene sonra ödeyebileceğiz? Ben buna katiyen taraftar değilim. Suçlu olanları da mahkeme seçmeli, masum olanları da mahkeme seçmelidir. Benim fikrim budur. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Aleyhinde söyleyeceklere söz verdim, lehinde söyleyeceklere de söz veriyorum. Buyurun Hakkı Hami Bey. HAKKI HAMİ BEY (Sinop): Efendiler, tehcir yapılır mı, yapılmaz mı? Tehcir yapılabilir, fakat bizim yaptığımız gibi tehcir yapılırsa maalesef diyeceğim, bizim 156
157 gibi daima yüzü kara olur. Eğer tehcir cana kastetmek için yapılacak olursa işte efendiler o gayet çirkin bir meseledir. Bütün dünya nazarında bizleri lekeler. Zira o zaman Hükümet kendini müdafaa edemez. Gözümle gördüm, öyle fenalıklar yapılmıştır ki efendiler bugün memurlarımızın yaptığı fenalığı emin olunuz, İngiliz'ler yapmaz. Kavaklı hadisesini biliyorsunuz. Bu hadisede yaralanmış olanlar, Sivas'a geldiği zaman yaralılarla yaralı olmayanları bir köye doldurmuşlar. Orada bulunan Amerikan Temsilci Jandarma Kumandanına gidiyor ve bu yaralıları, buradan alıyor hastaneye götürüyor. Tedavi ettiriyor ve yapılan facianın fotoğraflarını eline alıyor, Amerika'ya götürüyor. Bunu orada bulunan ve evvelki Jandarma Kumandanının yerine geçen Kumandan söylemiştir. Sonra ben gözlerimle gördüm. Kasten yapılıyor gibi on on beş yaşlarında ve hatta altı yedi yaşlarındakileri ayrı, ihtiyarları da ayrı olmak üzere bütün kadınları öğle üzeri şiddetli fırtınalı, karlı, rüzgârlı havada Osmanlı Bankası ile bizim oturduğumuz daire arasında bir çeyrek, yarım saat durdurduktan sonra, çeşitli işkenceler yapmak suretiyle fotoğraflarını alıyorlar. Bunu telefonla Mutasarrıfa söyledim, polis müdürüne söyledim. -Siz İngilizler hesabına mı çalışıyorsunuz. Ne olur yarım saat rahatınızı kaybetseniz de şafak sökmeden bunları yerleştirseniz....dediğim halde ne yazık ki bu hal devam etmiştir. Efendiler, isterse hepiniz oraya gidiniz, onlarla beraber gidecek misiniz? Tabii gidemeyeceksiniz. Emin olunuz onlar soyulacaktır, dövülecektir, her şey yapılacaktır. Irzlarına tecavüz edilecektir, öldürülecektir. Hem de götürülüp bizim düşmanlarımızın önüne atılacaktır. MUSTAFA SABRİ EFENDİ (Siirt): Öldüreceğiz ya, tohumluk diye mi besleyeceğiz? HAKKI HAMİ BEY (Sinop): Rica ederim Hoca Efendi, ben de sizin gibi bunların zararlı olduğunu bilirim. Fakat tahkik heyeti göndereceğiz deniliyor. Cevap veriniz, Efendi. MUSTAFA SABRİ EFENDİ (Siirt): Memurlar İngilizler kadar fenalık yapmış sözünü geri alınız. HAKKI HAMİ BEY (Sinop): Efendiler, Yahya Galip Beyefendinin bir sözü var. Tehcir yapmayalım diyor, rica ederim İstiklâl Mahkemesi var. Mahkemelerimiz var, tehcir niye yapılır. İBRAHİM SÜREYYA BEY (Saruhan): Hangi mahkeme kanunlarıyla? HAKKI HAMİ BEY (Devamla): Yoksa böyle Süreyya Beyefendi sizin dediğinizi ben de söylerim. Fakat rica ederim maziyi unutmayalım, üç yüz kişi oturup da ve hissiyat üzerine söz söylesin, hususunu ben de sizin kadar bilirim. Fakat rica ederim Memleketi yıkan, bu hale getiren kimseler Avrupa'da, bilmem nerelerde dolaşıyorlar. Bu zavallı Millet onların yaptığı fenalıkları telafi için çalışıyor. 157
158 RAGIP BEY (Kütahya): Onlar öyle yapmasaydı sen bu kürsüde oturamazdın. (gürültüler) HAKKI HAMİ BEY (Devamla): Efendiler, bu hareket tarzı Memleket için zararlıdır. Bu benim kanaatim. Biz maziden ders almak istemiyoruz. Sizin kanaatinize de hürmet etmek vazifemdir. Fakat efendiler rica ederim gözümüzü yummayalım. Ben mazi üzerine söz söylüyorum. RAGIP BEY (Kütahya): Hakkı Hami Bey, siz de maziyi kurcalamayın. Mevzuya ait mütalaada bulununuz. HAKKİ HAMİ BEY (Devamla): Torunlarımıza ikinci bir şey mi terk edeceğiz? Onun için efendiler, böyle yapılacak olan bir harekâtta ne kadar itina edilse mutlaka yolsuzluk olacaktır. Meclisin bizzat el atması fenadır. Sonra kim kimi tahkik edecek? Onun için kumandan tayin etmek ve bu hususta lazım gelen tedbirler için mevcut kanunlar kâfidir. Bu kanunlar varken filan kanun vardır, fakat o tatbik edilmedi diye ikinci bir kanun mu yapalım? Böyle demek kadar, bir adam tayin edin demek kadar, mantıksızlık olmaz. Bence bugün eminim ki mevcut kanunlar tatbik edilsin, sizin bu kanunu çıkarmak suretiyle yapacağınız tedbirler kadar orada asayiş icra edilir. Fakat rica ederim. Üç kişi göndereceğiz, orada ne yapar, efendim. Göndereceğiniz bu üç kişinin hakikaten bu ateşi söndüreceğine inanıyorsanız, istirham ederim İçişleri Vekili buradadır. O yerinde durayım diye ısrar etmiyor. İş orada değildir. Çankırı'da, Ilgaz'da vukuat oluyor. Oraya da bir heyet gönderin rica ederim. Orayı söndürmeye üç kişi gönderiyoruz. Diğer tarafa da mı bir heyet gönderelim? Beri tarafta bir şey olsa bir kumandan oraya, diğer tarafta bir şey olsa bir kumandan oraya gidiyor. Öyle ise İçişleri Vekâletini lağvedelim, Hükümetin manası yoktur, Hükümeti kaldıralım. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Hükümet Meclis'tir, Meclis... HAKKI HAMİ BEY (Devamla): Beyefendi Hükümet Meclis'tir demek bir mana ifade etmez. Hükümet varsa böyle bir kanun yapmak gerekmez. Ben bunun aleyhindeyim. Herhangi bir vekil vazifesini ifa etmiyorsa çekil deriz. O yeri ona tapu ile vermedik. Emin olunuz ve o işi yapacağını iktidar sahibi olan herhangi bir arkadaşı oraya getiririz. Rica ederim niçin asabiyet gösteriyorsunuz? Tehcir mi lazım, nakil mi lazım her ne icap ederse sonra o adam yapar. Salahiyet verildikten sonra içinizden kim olsa bunu yapar. Eğer kendi vicdani kanaati uygun görürse tatbik eder, yapar, görmezse oradan çekilir. Yerine başkası gelir. Bu meseleyi Meclis katiyen üzerine almasın. Hatta Komisyon bile Meclis yürütmeye karışmaz diyor. Hâlbuki 5.Madde gereğince karışması manasızdır. Yukarıda karışır diyor, aşağıda karışmaz diyor. Binaenaleyh maddelerde tezat vardır. Binaenaleyh Komisyon bile burada beyanatta bulunan arkadaşlarla birliktedir. TAHSİN BEY (Komisyon Reisi): Değildir. HAKKI HAMİ BEY (Devamla): Rica ederim, fikrindedir. 158
159 TAHSİN BEY (Komisyon Reisi): Değil, değil... HAKKİ HAMİ BEY (Devamla): Rica ederim değil diyorsunuz, fakat yazdığınız burada, yukarıda Meclisi Âli karışmaz deniliyor. TAHSİN BEY (Komisyon Reisi): Reis Beyefendi Hazretleri, Komisyon adına ayrı ayrı cevap vereceğim. Fakat müsaade buyurur musunuz? Şimdiye kadar olan beyanata iki üç kelime ile cevap vermek isterim. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Hepsine bir cevap verirsiniz. TAHSİN BEY (Komisyon Reisi): Hepsine bir vereceğim. Fakat iki üç kelime ile bir meseleyi arz edeceğim. Bu mesele üç dört gündür burada bahis mevzu olduğu sırada Yüce Meclisinizde başka bir ruh hali görülüyordu. Hatta doğrudan doğruya mutasarrıfların azline kadar gidildi. Bu mesele hakkında son celsede yirmi üç önerge verilmişti. Bu önergelerden on yedisi doğrudan doğruya Yüce Meclisin bu meseleye el koyması hakkındadır. Bilhassa Durak Bey ve arkadaşlarının önergesi kırk bir imzalıdır, bu hususu teklif ediyor. Meclisiniz, eğer İçişleri Vekilinin üç bin jandarma ile bu işin üstesinden geleceği hakkındaki teklifini Yüce Meclisiniz kabul etseydi, buyurun yapın derdi. Mesele de biterdi. Bu mesele hakkında enine boyuna tetkikat yaparak bize bir talimatname veya bir kanun, bir şey tanzim ederek versinler, tarzında bir teklif vardı. Biz de bunun üzerine toplandık ve bu kanun tasarısını meydana getirdik. Hâlbuki şimdiki konuşmalardan anlıyorum ki bu iş Hükümete verilsin merkezine dönüyor. O zaman bu işi Meclis yapacaktır. Artık Hükümete emniyetimiz yoktur, zira şimdiye kadar bir şey yapmamıştır, demiştiniz. Şimdi de eğer yine o fikirde iseniz bunun hazırlanması için biz de işimizi gücümüzü iki gün bırakarak hayli uğraştık. Komisyona İçişleri ve Milli Savunma vekillerini çağırdık, geldiler ve uzun tahkikat yaptık. Samsun'da seksen bin Rum varmış, Tokat'ta on bir bin Rum varmış, Amasya'da şu kadar varmış, sekiz bin firari varmış, bunun şu kadarı silahlıymış filan... Sonra 25 Ekime kadar bin beş yüz kişi öldürülmüş, ondan sonra da beş bin küsur kişi ölü ve diri elde edilmiş dört bin dört yüz kişi teslim olmuş ve on yedi bin kişi de bu ayaklananların arasından ayrılmış. Bu tarzda birçok malûmat aldık ve ondan sonra bu kanun tasarısını tanzim ettik. Eğer tekrar bu tarzın aleyhinde bir çere yan varsa beyhude yere müzakere ile uğraşmayalım. YASİN BEY (Gaziantep): Efendim, mesele gayet basittir. Burada ne kadar söz söylenmiş olsa, müzakere boşunadır. Hükümet yapacağını teklif etti, Meclis kabul etmedi. Komisyon yeni bir yol buldu. Hükümet bunu kabul ediyor mu, etmiyor mu? Jandarma teklifinde ısrar ediyor mu, etmiyor mu? Bu anlaşılsın, mesele çabuk biter. ŞEREF BEY (Edirne): Efendiler, meşru Hükümete karşı silah elinde dağa çıkmış bir eşkıya çetesi var, meselenin ruhu bu. Bu eşkıya meselesi memleketin asayişine dair bir meseledir. Bunun için ne yapalım? Biliyorsunuz ki inşallah bu ümmetin kurtuluş günü gelmiştir, bunu görüyorsunuz. Hesaplaşma günü 159
160 geldiğinde bütün haklarımızı alacağız, ona da şüphemiz yoktur. Hesap meydanına alnı açık çıkmak da iyi bir şeydir. Pontus meselesini ben de işitiyorum ve işittim. Tokat, Amasya ve Samsun'lu arkadaşlarımı ve diğer üyeleri dinledim ki o civarda kül ateş saçan bir isyan var. Ne Müslüman köyü bırakmışlar, ne Hıristiyan köyü bırakmışlar. Lüzumsuz yere Müslümanlar durup dururken o Hıristiyanların köylerini yıkmış değildirler. Ortada bir taarruz olmuş; Hıristiyanlar Müslümanların köylerini yakmış onlar da o köyü yakmış, bu köyü yakmışlar. Hasan veya Hükümet yakmış yıkmış, onu bilmem. Şimdi bilinen bir mesele varsa o da milli Hükümetin idaresinde bulunan Pontus'ta şu kadar yıkılmış köy var, şu kadar insan öldürülmüş ve tehcir edilmiş diye birçok lâflar var. Bütün bunlar; bu sözler bize karşı sorulacaktır. Bu sözlere karşı bu Milletin, yani milli Hükümetin tarihi bir cevap vermek mecburiyetindedir. Bu cevabı verebilmek için de ilk vazife vesika toplamak ve hazırlamaktır. Nitekim efendiler misal ile arz edeyim, General Totleben 1 Dağıstan köylerinden sekiz yüzünü tıraş etmiştir. Fakat tıraşını nasıl yapmıştır? Vesika toplamıştır. Bu iş sorulduğu zaman işte vesikası demiştir. Yine General Hofman Buhara'da binlerce Tatar ve Kırgızları topa tutmuş, köylerini yakmış, yıkmış, fakat vesikaya bağlamıştı. Sebebi efendiler, bir eve giren koca bir yılanı o ev halkı nasıl ezerse, böylece memleket içerisinde meşru bir Hükümete karşı isyan edenlerin de kafasını Hükümet öylece ezer. Bu hususta bağışlama ve şefkatin yeri yoktur. Binaenaleyh evvela benim Meclisten ricam, milli Hükümetin durup dururken tehcir yaptığını, evlerini ve köylerini yaktığını göstermeyecek şekilde vesikaların hazırlanmasıdır. Bu şarttır efendiler. Dünya kamuoyuna karşı bu meseleden dolayı biz hesap vereceğiz. Bu hesabı verirken elimizde vesika bulunmalıdır. Eşkıyalık meselesinde en fazla felakete maruz kalan bizim memleketimizdir. Oradaki, memleketimizdeki eşkıyaları takip eden, yok eden ve emin olunuz ki bu hususta büyük dirayetler, varlıklar, büyük himmetler gösteren arkadaşlarımız içimizdedir. İşte sayıyorum, Tahsin Beyefendi, Ali Beyefendi... İşte Tahsin Bey Nahiye Müdürlüğünden başlamış, Valiliğine kadar eşkıya takip etmiştir, elinde silahı ve ayağında çarığı ile... Eşkıya nasıl yakalanır onu bilirler. Şaki denilen şey efendiler, öyle konuşmayla, müzakereyle, şöyle yapalım, böyle yapalım ile yok edilmez, böyle şaki öldürülmez. Nerede şaki bulursan kafasını ezersin, tepelersin. Bunun ikinci bir şekli yoktur. Şimdi orada eşkıya türemiş, bu meseleyi bitirmek İçişleri Vekâletinin vazifesidir. Evet efendiler, bakınız orada eşkıyayı takibe memur olan kumandanın burada bir arkadaşımıza yazdığı sözleri işte aynen okuyorum, -İçişleri Vekili benden bu iş hakkında tedbir soruyor. Ben de İçişleri Vekilinden bunlar hakkında takip ettiği siyaseti soruyorum. YASİN BEY (Gaziantep): O Kumandan Cemil Cahit Bey değil mi? 1 18.Yüzyılda Kafkasya'yı işgal eden Rus Ordusunun Komutanı. 160
161 ŞEREF BEY (Devamla): Ben isim söylemiyorum, ben bir arkadaştan okuduğum mektubu söylüyorum. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Allah hayırlı etsin. ŞEREF BEY (Devamla): Efendiler, bu eşkıyalık Memlekete bir bela, Vatanın orta yerinde alevlerini göğe saçarak çıkan bir yangındır. Bu yangını herkes gidip sopası ile söndürmek mecburiyetindedir yahu. Bunun başka şekli yoktur. Sonra bu yangın kendi kendine bırakılınca müzminleşen bir yangındır. Yangının bir elim manası vardır ki o da yangının bir milli niyet şekline girmesidir. Milli boya altında dış tahriklerle bir şekil altına girmiştir. Binaenaleyh bu iyi midir, fena mıdır? Bunu bir misal ile izah edeyim ki dehşettir. Gayrovar'da yalnız bir tek ilk mektep açılmış ve altmış iki sene sonra Bulgaristan teşekkül etmiştir. Romanya'dan yalnız bir tek kuvvet geçmiştir. Altmış iki sene sonra bütün Bulgaristan'da milli gaye teşekkül etmiştir. Onun için bu yangın da bir mefkûre yangınıdır. Bu mefkûre yangınını söndürüp İslam diyarından atmalıdır. Sonra diyorlar ki bunları öldürmek ezmek şey etmek, efendiler. General Totloben Dağıstan köylerini kuşattığı zaman toplarını ateşlemiş üç yaşında, iki yaşında ve anasının memelinde bulunan çocuklara kadar hepsini öldürmüştür. Keza Kırgızların içerisinde yine böyle yapmıştır. Bunlar, tarihi hakikatlerdir. Bunları kimse soramaz hiç kimse diyemez ki bir devlete sen bunları niçin öldürdün, diye. SOYSALLI İSMAİL SUBHİ BEY (Burdur): Kırgızlar hakkındaki söylediğiniz yanlıştır. Onlar işyarı etmemişler, harp etmişlerdir. ŞEREF BEY (Devamla): Yani yapmıştır, binaenaleyh efendiler daha ötesi şimdi isyan etmiş bir adamı tehcir etmeyelim, öldürmeyelim, bunları ben dinlemem. Dünya Harbinde yapılan tehcirde isyan edenlerin hepsini öldürmeliydik. Fakat öldürdükten sonra kapılarına bir kilit koymalıydık. Neticede şöyle demeliydik ki bunlar Hükümete isyan etmişti, işte vesikaları. Fakat iğneden ipliğine kadar malları buradadır, demeliydik. Böyle lazımdı. O halde bu meselede biz İçişleri Vekiline mi işi verelim, Milli Savunmaya mı havale edelim, demek manasızdır. Milli Hükümetin İçişleri Vekili bu kürsünün üzerinden ben Pontus meselesini halledeceğim demiştir. Sizden tahsisat almış, oraya gitmiştir. Maiyetindeki adamlarla bu işe el koymuştur. Fakat İçişleri Vekili ne yapmıştır? Bir şey yapmamıştır. Yaptığını da anlayamadım. Binaenaleyh şimdi Hükümet dururken, Meclisin buna el atması doğru mudur? Bu işin doğrudan doğruya bir kumandana verilmesi taraftarıyım. Çünkü o kumandan demir elini bu işe koymalıdır. Fakat efendiler, Meclisin kararıyla Hasan Efendi arkadaşımız, Mehmet Bey arkadaşımız gitsin demek, doğru değildir. Umumi Müfettişlik Kanunu vaktiyle çıkmış olsaydı hiç bunlara lüzum kalmazdı. Burada Hükümet dururken ey Hükümet sen bunu yapamıyorsun ben bunu yapacağım demek doğru değildir. Hükümetin bir haysiyeti vardır. Hükümetin kuvveti vardır. Yalnız Hükümet bir programla gelir ve der ki ben bu işi yapacağım ve şu kadar müddet zarfında bu işi şu şekilde halledeceğim, der. Biz onun tayin ettiği yolu dinleriz. Ona yardım ederiz. Bu doğrudur. Buna sözüm 161
162 yoktur. Yoksa buradan Hasan Bey gitsin, Hüseyin Bey gitsin. Bu doğru değildir. Buna taraftar değilim. RAGIP BEY (Kütahya): Efendim, malumunuz Pontus meselesi fevkalade hadiseler hükmüne geçmiştir. Fevkalade hadiselerde fevkalade tedbirler alınmadıkça önüne geçmenin imkânı yoktur. Nitekim Hükümet şimdiye kadar doğrudan doğruya basit tedbirlerle hareket ettiğinden ve fevkalade tedbirler almadığından ancak zaman zaman yaparak daha ilerisine gitmesinden dolayıdır ki bir iş yapamamıştır. İçişleri Vekili Fethi Bey bizzat oraya gitmiş ve takibat ve tetkikat icra ederek bize gelmiştir. Pontus meselesini bitiriyorum ve bitireceğim demişti. En son Pontus meselesi cidden siyasi ve asayiş bakımından feci bir manzara almıştır. Bu fevkalade hadiseye karşı, fevkalade tedbirler alınmazsa maalesef bu hadise cidden beklemediğimiz bir netice verir. (ya muvaffak olmazsan sesleri) Hükümet bu hadiseyi halletmekle mükelleftir. Yüce Meclisin bunu başkalarının üzerine atması ile bir takım lüzumsuz ananelerle ihmal ederse, vazifenin en mühim kısmını ihmal etmiş demektir. Çünkü hadise yalnız dâhili bir hadise mahiyetinde değildir. Aynı zamanda Avrupa'yı da alakadar etmektedir. Bu kadar mühim bir hadise karşısında Hükümetin vazifesi şudur, Meclisin vazifesi şudur. Meclis tarih karşısında böyle faydasız ve manasız müzakereyle hadiseyi ihmal etmesi çok feci bir meseledir. Binaenaleyh bu hadiseye karşı fevkalade tedbirler alarak bir an evvel bunun halli lazımdır. Fakat vaziyete göre hadiseye uygun gelir veya gelmez. MÜFİT EFENDİ (Kırşehir): Hepsine uygun gelir. RAGIP BEY (Devamla): Hatta bu itibarla yani bu kanun tasarısı Meclisi Âlinize geçenlerde verilen kanunların bir hulâsası olmak itibariyle müzakerat için esastır. Ancak muhterem arkadaşlarımızdan bazıları gayet mühim bir meseleye temas ettiler. Hükümetle muhabere vaziyeti nasıl olacaktır? Tehcir bunun içerisinde nasıl olmalıdır? Binaenaleyh İstiklâl Mahkemesinin salahiyeti ne olacaktır? Bu kadar fevkalade salâhiyete sahip bir kumandan gittiği için... Yani vekiller arasındaki münasebat... Bunlar maddeler üzerinde münasip bir şekilde yazılabilir. Fakat öyle zannediyorum ki bu kanun tasarısı fevkalade hadiseye karşı, fevkalade tedbirler için lazımdır. Efendiler, bu eşkıya takibi eğer Millete dayanmazsa, Millet bu takip kudretinin yardımcısı olmazsa, Hükümetin yapacağının ve fevkalade salahiyetli kumandanın yapacağının zerre kadar tesiri olmaz. Sebebini izah edeyim, bugün efendiler öyle zannediyorum ki o muhiti bilmem, fakat kendi muhitimdeki hadiselere göre söyleyeceğim. Orada Pontus eşkıyasını muhafaza eden, onları gizleyen, onlara ekmek veren, onları hiç sevmeyen yerli ahali ile köylülerdir. Çünkü onların şerrinden korktukları için böyle yapmaya mecburdurlar. Sebebi ise Hükümetin takibatından şimdiye kadar netice çıkmamış ve Hükümetten kâfi ümit etmiş olduklarındandır. Bütün eşkıya mıntıkalarında da hal böyledir. Hükümetin takibatından ümidini kesen ahali eşkıyaya yardım eder. Bugün Pontus hadiselerinin cereyan ettiği mahallerde mesele bundan başka bir şey olmadığı 162
163 kanaatindeyim. Fakat kendileri bilirler. Binaenaleyh evvela ahaliyi tatmin ederek bu mesele ile alakadar kılmalıdır. O zaman ahaliye emniyet gelir ki Hükümet bunları yok edecektir. O vakit ahali onlara yardım etmez. Takip kuvvetleriyle birleşir ve bir an için bu mesele de halledilir. MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Muhterem arkadaşlar, Pontus hadisesi cidden Memleketimizin üç livasını tedirgin etmiş, ateş ve felaket içinde bırakmıştır. Bunun içindir ki bugüne kadar oradaki eşkıyalığı, oradaki yangını söndürmek için alınan tedbirler tesirli olamamıştır. Bunun sebebini Hükümetin bu işleri ciddiyetle takip etmemesinde görüyorum. Yani bugüne kadar İçişleri Vekâleti bu mesele hakkında layıkıyla malumat edinememiş ve layık olduğu derecede bu işleri takip edememiştir. Sonra bir takım adamlar gönderiyor. O adamlar evvela keselerini dolduruyor, yağma yapıyorlar. Sonra yapmış olduğu suçun delillerini ortadan kaldırmak için yangınlar çıkartıyorlar. Bu fenalıkları yapan adamlar hakkında İçişleri Vekâletine soruyorum, ne yapmıştır ve kimi mesul etmiştir? Bir zaman sormuştuk buradan, o makamın Müsteşarı demişti ki onun hakkında biz tahkikat yapıyoruz. Tahkikatımızın neticesinde o adamı mesul edeceğiz. Bilmiyorum, bu tahkikat nasıl tahkikattır ki henüz bitmedi? Bugüne kadar o adam mesul edilmedi? Bu adam gözümüzün önünde koca bir ticarethane açtı. Yani İçişleri Vekâleti fenalığı yapanları mesul etmemesinde aramalıdır. Fenalık yapanlar, bu memlekette mesul edilmedikçe her giden adamlar keselerini dolduracaktır. Yangın sönmeyecektir ve bu şekilde raporlarla İçişleri Vekâleti ve biz kandırılmış olacağız. Hatırlarsınız İçişleri Vekili Fethi Bey'in gensoru müzakeresi esnasında, edindiğiniz malumat yanlıştır, size yalan söylüyorlar demiştim. Hayır demişti, daha sonra yalan olduğu ortaya çıkmıştı. İşin ciddiyetle tutulmasını, bu yangının söndürülmesi için en mühim şart farz ediyorum. Ciddi tutulmak için görüyorum ki bu işe Yüce Meclisin el atması lazımdır. Niçin Yüce Meclis tarafından o fenalıkları yapanları mesul etmediğinden dolayı İçişleri Vekâletine bir şey yapmamıştır? Niçin Yüce Meclisin malumatı olmadan bir takım adamlar kesilmiş, evler yıkılmış, onun faciası karşısında hepimiz titriyoruz. Niçin o adamları Hükümet mesul etmemiştir? Niçin biz onları mesul etmediğinden dolayı Hükümeti mesul etmek cihetine gitmemişiz? Kim elimizi ayağımızı bağlıyordu? Binaenaleyh işi ciddi tutmak lazımdır. İşin ciddi tutulması için de bu meseleye herhalde Yüce Meclisinizin el koyması icap eder. Yalnız bu bir kanun mahiyetinde mi olmalıdır, yoksa bir talimat şeklinde mi olmalıdır? Bendeniz kanun şeklinde olmasına taraftar değilim. Eşkıyalık gibi şeyler için Meclis kanun yapmaz. Onun kanunları vardır. O kanunlara göre iş yapılır. Oraya bir İstiklal Mahkemesi gönderdik, onun fevkalade salahiyeti vardır. Burada müzakere edeceğimiz proje, Hükümete verilecek bir yol olmalıdır. Biz o projeyi müzakere etmeliyiz ve tamamen o mahiyette olmalıdır. Bu şekilde hareket edeceksiniz demeliyiz. Meclis bu hadiseyi takip için bir murakıp, iki murakıp gönderebilir. Bu murakıplar aynı zamanda pek mühim olan bu facianın sebep ve hadiselerini takip ve tetkik etmek salahiyetini verir. Böyle bir hazırlığa bugün olduğu kadar yarın da fevkalade lüzum vardır. Eğer bunları bugünden 163
164 hazırlamazsak yarın herhangi bir sulh masasına oturduğumuz zaman önümüze çıkacak meselenin bilhassa azınlıklar meselesi olacağını bugünden görüyorum. Eğer Yüce Heyetinizce bu projenin müzakeresi kabul edilirse bunu orada söyleyeyim daha uygun olur. Benim söyleyeceğim bu kadardır. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, bir şey rica edeceğim, evvelce Pontus meselesi hakkında bir çok arkadaş söz söyledi. Bugün müzakere ise bu kanun tasarısının kabul ve reddi içindir. Yoksa şu mesele şöyle gelmiş, böyle gitmiş gibi şeyler zannederim zaten söylenildi. Bir de söylemiş olan sözlerin tekrar olunmamasını rica ederim. Çünkü biz burada günlerce vakit geçiriyoruz. Orada yangın yanıyor. Bunun için boşa zaman geçirmeyelim. HÜSEYİN BEY (Elazığ): Efendim bir kere Hükümet bu mesele hakkında fikrini söylesin. İçişleri Vekili kürsüye çıksın. Bunu kabul edip etmediğini beyan etsin. Beyhude yere söz söylenmesin. İçişleri Vekili ya kabul ediyorum veya etmiyorum desin. Herkes de ona göre söz söylesin. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Sizden mütalaa istiyorlar, buyurun Ata Bey. ATA BEY (İçişleri Vekâleti Vekili): Efendim bu mesele Yüce Meclisinizde Tokat'tan gelen bir telgraf münasebetiyle bahis mevzu olmuştu. (daha evvel sesleri) Maksadım evvelden bahis mevzu olmadığını iddia etmek değildir. Yani son defa olarak bu meselenin açılmasına bu telgraflar sebep oldu. Hususi Komisyonun hazırlamış olduğu kanun tasarısı hakkında İçişleri Vekili sıfatıyla bu gibi vazifeleri doğrudan doğruya Hükümet yerine getirir ve salahiyetli olan İçişleri Vekâletidir, dedim. Meclisin böyle bir işe el koyması doğru olmaz, dedim. Her vakit için Yüce Heyetiniz herhangi bir şekilde tahkikat icrasını emredebilirler. Hiç bir vakit Hükümet ona karşı değildir. Fakat asıl mesele orada eşkıyalık eden adamların yakalanması meselesidir. Hükümet bunun için düşündüğü tedbirleri Yüce Meclisinize arz etmiştir. Şeref Beyefendi bir şey buyurdular. Güya oradaki kumandandan Hükümet tedbir soruyormuş. İçişleri Vekâleti o kumandandan tedbir sormamıştır. Kumandan tarafından da böyle bir soru sorulmuş ve telgraf da alınmış değildir. Hükümet oradaki kumandana ki zaten bu meselenin mevcut jandarma kuvvetiyle yapılamayacağı için bundan bir kaç sene evvel 10.Tümen bu vazife ile vazifelendirilmiş ve İçişleri Vekâletinin emrine verilmişti. Tümenin daha sonra değiştirilmesi, benim Vekâlete geldiğim zamana rastlar. Orada jandarma kuvvetinin eşkıyayı yok etmeye kâfi olamayacağını gördüğümden dolayı jandarmaya destek olacak bir kuvvetin lüzumu hususunda ısrar ettim. Zannederim bir kuvvet bulunduracaklarını temin ettiler. Sonra zannederim ikmal ettiler. BİR MEBUS BEY: Zan ile söz söylenir mi? ATA BEY (Devamla): Efendim, emir verilmiştir. Fakat askeri kıta bir yerden emir verilir, hareket eder. Zannederim bugüne kadar onu ikmal ettiler. Malumunuz olduğu üzere bir askeri kıtanın hazırlanması bir dakika içinde olamaz. Şimdiye kadar yapılan takibatın acil ve kati bir netice vermemesinin araştırarak bilhassa 164
165 yiyecek meselesine ehemmiyet vererek, bu hususta haberleştim. Tümen kumandanına dedim ki ne kadar kuvvet veriyorsunuz diye liste istedim. İçişleri Vekâletinin yapacağı tebligata uymalarının, o dairede hareket etmelerinin kumandanlığa tebliğini Genel Kurmay'dan rica ettim. Malumunuz askeri kıtalar askeri makamların emrinde daha dikkatle vazife ederler. Böyle bir savsaklamaya mahal kalmamak için emir verilmesini rica ettim. Emri de verdiler. Binaenaleyh Hükümetin bugüne kadar aldığı tedbirler bundan ibarettir. Fakat hepinizin de malumudur ki askeri kıtanın icabında kaldırılmasını düşünen İçişleri Vekâleti oradaki mıntıkayı kuvvetsiz bırakmayı hiç bir vakit istemediğinden dolayı esas jandarma kuvvetinin bir an evvel tamamlanmasını ve üç bin jandarmanın ilaveten bilhassa Rum eşkıyası için istihdam edilmek üzere Yüce Heyetinizden üç bin jandarma tahsisatı istedik. Bunun için alınması gereken tedbirleri de Yüce Meclisinize arz ettik. RASİM BEY (Cebelibereket): Reis Bey, müsaade buyurunuz bir şey soracağım. Bütün bu söyledikleriniz bilinen şeylerdir. Bunların hiç birisi yüreğimizi rahatlatmıyor. Yapılan kanuni tasarısı hakkında fikriniz nedir? Yüce Meclis bunu istiyor. Bunu bildiriniz, yoksa söyledikleriniz masaldır. Oradaki kıtanın beslenmesi şudur, falan budur, bunlar masaldır. ATA BEY (Devamla): Benim söylediklerim masal değildir. RASİM BEY (Devamla): Evet masaldır. ATA BEY (Devamla): Reis Bey, söylediklerim masal değildir. İçişleri Vekâletinin söyledikleri masal olamaz. Bunlar hakikate dair sözlerdir, resmidir. Eğer masal söylüyorsam, eğer burası masal söylenecek yer ise rica ederim... (sözünü geri alsın sesleri) ATIF BEY (Beyazıt): Geri alıyor efendim, masaldan maksadı muamelelerdir. Yoksa Vekil Beyin söyledikleri değil. Esasa ait sözler söyleyiniz, diyorlar. ATA BEY (Devamla): Efendim, esasa ait sözüme başlarken ilk cümlede söyledim. İçişleri Vekâleti, bu işin mesulü olduğundan yapabileceğine inanıyor. Bunu şimdi de Yüce Heyetinize arz ediyorum. Yüce Heyetiniz bu tedbirleri eksik görüyorsa, bununla bir iş görülemeyeceğine inanıyorsa ne yapılmak lazım geldiğini bir yazı ile Hükümete bildirmesi ile ona göre hareket ederiz. Yoksa Yüce Heyetiniz herhangi bir meseleye dair bir kanun yaparsa, bunun için ayrı ayrı tedbirler almaya kalkışacak olursa Hükümetin manası kalmaz, kanaatindeyim. Bunu daha tafsilatlı olarak Hususi Komisyona arz ettim. Ayrıca Şeref Bey, bu mesele gayet mühim bir meseledir, buna ait vesikaları toplamalı ve yaptığı harekâtın meşruiyetini ispat etmelidir, dedi. Hükümet buna dair olan vesikaları toplamıştır ve icap ettiği gibi lazım gelen tafsilatı da bastırıp dağıtacaktır. Yani hiç birini ihmal etmemiştir. Başka söyleyeceğim söz yoktur. 165
166 EMİN BEY (Canik): Efendim, İçişleri Vekili Beyefendi, benim teklif ettiğim üç bin jandarma ile alakalı kanun tasarısını kabul ederseniz ben bu işi tamamlayacağım, demek istiyor. Ben Beyefendiye, bu işi tamamlayamadığı takdirde şahsen mesuliyet kabul ediyor mu diye soruyorum. ATA BEY (Devamla): Efendim, hiç bir İçişleri Vekili, ben bu işi şu müddet içinde neticelendirebilirim, diyemez. Yüce Heyetinizden tekrar tekrar rica ederim, katiyen yanlış yola gidiyoruz. Bu mesele bir itimat meselesidir. Bu mesele hepimizi alakadar eden bir meseledir. Demir pençeli, kuvvetli, kudretli bir şahıs aranıyor. Anlıyorum ki bütün bu müzakere bunun için oluyor. Yüce Heyetin içinden gizli oyla seçeceğiniz kuvvetli bir arkadaş kim ise İçişleri Vekâleti makamına o şahıs getirilsin de böyle hukuk esaslarına aykırı bir vaziyet ortaya çıkmasın. O kuvvetli arkadaş kim ise ben şu dakikada Yüce Heyetinizden istirham ediyorum, makamımı o şahsa terk etmekle en büyük vazifemi yapmış olurum. Buna bir karar veriniz, ne şekilde olacak, ne olacak, içimizde en ehil kim ise rica ediyorum o şahıs gelsin bu işle uğraşsın ve bu makama otursun. Hemen icap eden işi yapsın. İçişleri Vekilinden sen bu işi kaç ayda yapacaksın diye sormak doğru değildir. Bir takım imkânlar lazımdır. Evvelâ onlar verilmelidir. Gün tayin olunamaz. Bir kuvvet ile alakalı bir meseledir. SELAHATTİN BEY (Mersin): Efendim, Yüce Heyetinizin böyle bir zamanda fazla vaktini almak istemem. Beni bu mesele için söz söylemeye ancak bir husus sevk etti. O da bunun siyasi mesele olduğudur. Memleketimizde yüz seneden beri zaman zaman her tarafta türeyerek nihayet o yerlerin kopmasına sebep olacak hadiselere benzeyen siyasi bir hadise gibi görünüyor, bu Pontus hadisesi. Binaenaleyh bundan elli sene evvel Hersek için, Girit için, yüz sene evvel Mora için, kırk beş sene evvel Epir için, Bulgaristan için, o zamanki devlet adamları neler düşündüler ve fakat bunların hiç birisi fayda etmeyerek o kıtalar birer birer Memleketimizden ayrıldılar. Korkuyorum ki Pontus meselesi de iki seneden beri işin müzmin bir hale getirilmesi ve işe yalnız mevzii bir hadisedir denilerek, ne yaparsak yanımıza kâr kalır denilmesi zannederim ki elimizden bu yeri de kaybettirecektir. Elimizde tarih var efendiler, tarihe bakalım. Yüz elli seneden beri nerelerden kalktık, nereye geldik, nereye gidiyoruz. Tam bundan yüz sene evvel Epir meselesine, daha doğrusu orada Yunanistan'a temel atılmıştır. Epir'de ortaya çıkan küçük bir fikir nüvesinin büyüyerek bir milleti idare etmesi yüzünden bugün ortaya çıkan Yunanistan, şimdi Anadolu'nun göbeğinde bizimle harp ediyor. Efendiler bu bizim adaletimiz ve bizim dar zihniyetimizin sebep olduğu felaketler şimdiye kadar yalnız böyle bir Yunanistan vücuda getirmesi değildir yılında Odesa'da nüvesini görüyoruz. Aynı sene içinde Eflak'a giriyorlar. Müslüman ahaliyi katlediyorlar ve Romanya Devleti kuruluyor. O zaman Romanya bize ait bir yerdi. Biz nereden nereye gidiyoruz. Ufak bir Mısır meselesi 1831 yılında başladı. Yedi sene içinde Mehmet Ali Paşa'nın Mısır Ordusu Kütahya'ya kadar geldi. Az kaldı Osmanlı Hükümeti ortadan kaldırıyordu. Bu Hükümet başka vaziyetlere yani bu tarihte pek fena vaziyetlere girdi yılında Hersek isyanı oldu, biliyorsunuz 166
167 efendiler. Hükümet bu işi bastırmak için o zaman Ali Paşa, Server Paşa, Gazi Ahmet Muhtar Paşa gibi bir çok meşhur kumandanlara sahiptik. Bunlar işin ne olduğunu biliyorlardı. Fakat nedir o işleyen makine? Bünyemizde bir hastalık var. Tedavi edemedik, oralara hâkim oldular. En nihayet ondan sonra başlayan Bulgar isyanı ile bu yerleri elimizden aldı, götürdü. Yüz seneden beri zaten zayıflamış ve asri ihtiyaçlardan uzak kalmış olan Milletimiz devamlı Avrupa'nın baskısı altındadır. Bu adamlar diyorlar ki sizden ıslahat bekliyoruz. Bunlar bahanedir efendiler. Ben de görüyorum, fakat efendiler istemekte haklıdırlar. Biliyorsunuz Tanzimat'ın ilanı ile ırz, mal ve namus emniyeti 1839 yılında ilan olundu. Hâlbuki bizim bin üç yüz senelik Kanunumuz var. Tanzimat'la kimsenin malı yağma edilmeyecek, rüşvete asla itibar olunmayacak, denildi. Bunlar tarihimizin karşısında. Şu hakikat meydandadır ki iyi bir idare tesis edememişizdir. 1878, 1890, 1891, 1892, bu tarihlerde Memleketin her tarafı cayır cayır yanıyordu. Bulgaristan içinde de bu ateşler vardı, Sırbistan'da da vardı, Bosna ve Hersek'te de vardı. Hükümet bu vaziyet karşısında Memleketi ıslah etmekten başka çaresi olmadığını söyledi. Memleketin ileri gelenleri evvela Kırım Harbinde buna başvurdular. Daha evvel Sultan Mahmut baş vurdu. Ordu yapmak ve şunun bunun elinden idareyi almak ve Hükümeti kuvvetlendirmek istedi, yapamadı. Daha evvel bir Padişah bunun için şehit oldu. Yani yüz, yüz yirmi senedir ıslahata, ilerlemeye gitmek istendi ise de yeterli derecede idare kurulamadı. İdaremizdeki kusur bu şekilde görüldükçe bizim üzerimize Avrupa devletleri hücum edeceklerdir. Islah ettirmek isteyeceklerdir. Bunda hakları var mıdır? Vardır. Vatandaş diye bize dört el ile sarılan halkın ırz, namus ve malını muhafaza hususunda vazifemizi kâfi derece yapamamışızdır. Fenalık edenler başkadır, onları öldürmek hakkımızdır. Efendiler, tedbirleri istediğiniz kadar alınız. Şimdiye kadar Samsun'da bir şey var mıydı? Ne oldu, bu kendiliğinden mi oldu? Elbette biz biliyoruz ki bunlar Yunanlılar tarafından tezgâhlanıyor. Bunların teşkilatları, gayeleri, idealleri var. Dünya Harbinde, Mondros Ateşkesinde İngilizler geldi ve daha şımardılar. Fakat sonra bunların önüne biraz geçildi. Bunlar yüz bulamıyordu ve nihayet bunlar durdu. Bir şey yapılmıyordu. Ne oldu da bu yılan ayağa kalktı. Demek ki bunlar kaldırıldı. Buna sebep, bunlar bilinmelidir. Acaba Büyük Millet Meclisinin arzusu mudur ki bütün gayrimüslimler kalmasın, göğe kadar sürülsün. Dünyanın karşısında böyle bir vaziyette yaşar mıyız? Bu olabilir mi? Yani ben ortada hallolunacak iki esas görüyorum. Bu işin esastan ibaret olduğu için bu esası ortaya koymak istiyorum. Mazur görünüz bizim milli hayatımız bu hususların halledilmesidir. Efendiler bir Hükümet, bir İslam Hükümeti, bir Osmanlı Hükümeti, ne deseniz deyiniz, bir Türkiye Hükümeti, kendisinin emri altında bulunan, din, cins ve mezhep ayrımı göstermeksizin bütün vatandaşların Hükümetidir. Yoksa yalnız Müslümanların Hükümeti midir? Biz niçin imha siyaseti ortaya koyuyoruz. Yani imha şekilde başka türlü olur. Bunun şekilleri vardır. Bunların yolları vardır. OSMAN BEY (Kayseri): Yağma siyasetidir, imha değil. 167
168 SELAHATTİN BEY (Devamla): Efendiler, evet yağma siyasetidir. İmha siyaseti değildir. İmha siyaseti böyle olmaz. Binaenaleyh ortada lekelenen kimdir efendiler? Zavallı Millettir. Bırakınız onları, bakınız işte Lloyd George'un bize karşı iddialarına bakınız. -Yüz sene evvelki, iki yüz sene evvelki Türk'lerden bahsetmiyorum. Bundan yirmi, otuz sene evvelki Türk'lerde de bir zihniyet vardır. Onların yegâne siyasetleri katliam ve tehcirdir. Hıristiyanları bunların eline bırakamayız. İzmir'i onların eline artık veremeyiz diyor. Yunanistan'ın Türkiye'nin İzmir'i tahliyesi hakkındaki teklife icabet etmemesi doğrudur. Çünkü oradaki beş yüz bin Hıristiyanı kimlere bırakacak. Yunanistan oraya kimler tarafından girmişti. Hepimizin tarafından birer heyet olarak girmiştir....diyor. Sulh için Pontus meselesinden dolayı yapılan harekâtın ortaya verdirilen yaygarası, ihtimal ki öyle değildir. Fakat ortaya verilen yaygara ile siz orada böyle yaptınız. Burada da böyle yapacaksınız, diyorlar. Muhtariyet mümkün müdür? Yunanistan bunu üç yüz seneden beri niçin yapmadı. Neden onların eline bu delilleri ve bu vesikaları verdik. Efendiler hangi milletin tarihinde öldürmek ne derece kadar iftihar vesilesi olabilir. Bu, böyle değildir. İlimle idarenin muhtelif yolları vardır. (Yunan da yaptı sesleri) Onlar medeni surette yapmışlardır ve böyle yağlı boya şeklinde yapılmamıştır. Yani efendiler mesele budur ki... TAHSİN BEY (Komisyon Reisi): Efendim, Bulgarlar, Sırplar, Yunanlılar da böyle yaptılar. SELAHATTİN BEY (Devamla): Efendim, ben anladığım kadarını ve ileride bu husustan dolayı başınıza örülecek çorabı gösteriyorum. Çünkü biz bugün sulhumuzu kendimiz elde edeceğiz. Kendimiz yaşayacağız ve bütün asri vaziyetleri kendimiz yaparız. Kimseyi bırakmayınız. Tamam, hepsini öldürünüz. Bunlara hiç bir diyeceğim yoktur. Ben de size iştirak edeceğim. Ben de beraber aletiniz olacağım. Fakat ya siz böyle değilseniz, hayatınız onların elinde ise ve sizin bütün ihtiyaçlarınız oradan gelirse yaşamanız için, harp etmeniz için iğnenizi bile oradan alıyorsunuz. Efendiler siz dinen, ırken, vicdanen, ilmen Avrupa medeniyetinin bağımlısı kalmışsınız. Bu şekilde dünyadan ayrı nasıl yaşaya bileceksiniz? Etrafınızda bir Avrupa medeniyeti gibi deniz şeridinin kenarında bir adalet Hükümeti mi kuracağız, bir Millet mi olacağız, yoksa biz mıntıkamızda gayrimüslim olarak bir ferdi bırakmayarak, gayrimüslim itibariyle hepsini mahvedecek bir insan topluluğu muyuz? Binaenaleyh biz birincisini yapmak, ikincisinden sakınmak istiyoruz. İkincisinin yolunda yapılan bu facia sizin arzunuzla, rızanızla mıdır? Değilse bu arzunuz ve rızanız aksine olan bu hareketi kim yaptı? Mesele budur. Yüce Meclis daha bunu bilmiyor. MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Hükümet bile bilmiyor. SELAHATTİN BEY (Devamla): Ha demek ki kitap yazılmamıştır. Acaba bir çok senedir, bu kitabın yayınlanmamasındaki kusur nedir? Rica ederim, bütün 168
169 dünyanın Amerikalıların raporlarıyla, onların ellerine bir çok deliller verdik. Efendiler bizim Memleketimiz hakkında bundan otuz, otuz beş sene evvel metot, iki usul ortaya konmuştu. İki Avrupa devletinden biri Türkiye'yi tutmak ve himaye etmek lazımdır demiştir. Bu zihniyet meselesidir. Hıristiyanlara bulundukları mıntıkalarda ayrı idare vermelidir, demişti. Tarihe bakacak olursanız yüz senedir Bulgaristan'da, şurada, burada, ötede, beride yaptıkları şey nedir? Yarın Pontus'ta yapmak isteyecekleri nedir? Efendiler size bu siyasi meseleyi söyleyerek, vazifemizin ne kadar dakik olduğunu ve meseleyi ne gözle ve nasıl yapmak ve nereye gitmek lazım olduğunu arz etmek istiyorum. TAHSİN BEY (Komisyon Reisi): Şey tedbirini de lütfen... SELAHATTİN BEY (Devamla): Tedbirini de söyleyeceğim. Hükümetin en esaslı olarak bir noktayı kendi kanaatimce söylemek istiyorum. Efendim tedbir hususunda ancak tabii elinde bulunan Meclisin kendisine verdiği vesikaların elinde olması dolayısıyla, Komisyonun fikri olmak üzere bir kanaati esas almıştır. Ben bunu tenkit etmeyeceğim. Yalnız bir çok arkadaşlarımızın burada söylediği gibi bir kanun ile bir mıntıkada asayişin temini için bir Hükümetin, bir Meclisin doğru gördüğü bir işe Hükümetin serbest hareket etmesini lüzumlu görenlerdenim. Bir de şunu düşününüz ki kanlı ve azacık geri bir safhadır. Bu safhaya Meclisin biraz temas etmesi bilmem nasıl olur? Meclisin vaziyeti ne hale gelir. Avrupa yarın sulh meselesini müzakere esnasında delege olarak kiminle konuşacak, sizlerle mi? Hayır. Eğer Binaenaleyh meselede Ali, Veli gitsin diye tarafınızdan tayinde isabet olabilir. Bu isabet Hükümette de olabilir. Binaenaleyh esasta Hükümetle birleşip kendisine yol çizebiliriz. Fakat icraatta onu serbest bırakırız. Onun için ben üç nokta üzerinde Yüce Meclisinizin dikkatini çekmek istiyorum. Bunun için de bir önerge yazdım. Bu işi böyle üç bin jandarma ile yapmak, meseleyi altı ay sonraya bırakmaktır. Bunun için de vaktimiz yoktur. Hükümetin mesuliyetine verilmelidir. Yani Hükümet bir Kumandan tayin etsin, ona muayyen bir salahiyet versin, yaptırsın. Bu meselenin halli yalnız kanla değil, kılıçla değil, siyasetle de olur. Mümkün olduğu kadar Hükümet iki noktadan çalışmalıdır. Kan dökmeye meydan bırakmamalıdır. Vatandaş kanı dökülmesin. Benim kanaatim budur. Fakat eğer bu olmazsa silah elinde dağdan inmeyenlere süratle muamele edilsin, Bu halde Hükümet dünya kamuoyunda da haklı gösterilmiş olsun. Yapacağı işi sonuna kadar bitirmeli ve harbin neticesine kadar orada hiç bir şey kalmamalıdır. O halde asayiş meselesinin Hükümete bırakılması lazımdır. Benim bu husustaki fikrim bundan ibarettir. İkincisi, arz ettiğim gibi jandarma ile değildir. (Hükümet jandarma ile yapar sesleri) Öyle değil beyefendiler, izah olunan esas dairesinde olacağı açıktır. Burada kendileri de buyurdular ki Yüce Meclis bize herhangi bir usul verir, biz onu yaparız. Filhakika pek doğrudur. Yol, usul hususunda Vekillerin Yüce Meclis ile jandarma meselesinde hemfikir olmaları bütün bütün boş bir söz değildir. Büyük görüyoruz. Hakikaten büyüktür, benim o hareket mıntıkasında bulunan yerlerden gelen tanıdığım kimseler vardır. Onlardan anlıyorum ki bakılmazsa fena olacağını açık bir surette söylüyorlar. 169
170 REFİK ŞEVKET BEY (Saruhan): Komisyon raporunda sürgün de var. Raporun aleyhinde bulundunuz. SELAHATTİN BEY (Devamla): Fikir olarak söylüyorum. Hükümetin çekingenlik göstermemesi lazımdır. Bu hususta çalışmalı ve mümkün olduğu kadar vatandaşların kanlarının dökülmesine mani olmalıdır. Binaenaleyh ancak Hükümet bu şekilde olursa bir şeye karar verebilir. (gerekçeyi yaz sesleri) Yani ben öyle uzun gerekçe yazamıyorum, af buyurunuz. Gerçi buyurdular ki istihbarat dairesinde bunun klişelerini toplamışlar, basacaklar. Efendiler geç kaldık. Bu geç kalmamızın sebebi olarak İzmir'de bir muhtariyet teşekkül etmiştir. İyonya Devleti kurulmak istenmektedir. Bunlar aleyhimizde böylece daha bir müddet, aleyhimizde daha neler teşekkül edecektir? İşte sulhu tehir ettiren sebepler bunlardır. Efendiler, sulhu daima aleyhimize yaptıracak ve azınlıklara verilecek teminat diyorlar. Burada Lloyd George Konferansta, azınlıkları himayesine müsaade istiyoruz diyor. Yani Memleketin bir adım daha istiklalimizin önüne set olarak atıyoruz. Kendimizi anlatmağı bilmediğimizden meseleyi karanlıkta bırakmamızdır. Biz de karanlıktayız efendiler. Müslüman köyleri kim bilir ne olmuş, bunun hakkında ne biliyoruz? Bir beyaz kitap, bir kırmızı kitap elimizde olsun, yani bir şey bilelim. Bu Hükümet kayıt ile, muamele ile hiç bir iş yapamaz. Bunları bilmek isteyen ben, bunları görüyorum. Bunu asıl Meclis bilmeli ve anlamalıdır. İki sene evvel orada bir tavuk hırsızlığı olmazken bu ateşi kim yakmıştır? Bunu anlamak lazımdır. Bu Hükümet niye yapamadı? Bu meydana çıkmalıdır. TAHSİN BEY (Komisyon Reisi): Selahattin Beyefendi, müsaade buyurunuz, Lloyd George'un o nutku Memleketimizdeki azınlıkları himaye etmek değildir. Bu bir kozdur. Eğer koz olmasaydı bir tarafta İzmir, Aydın havalesinde, öte tarafta, beri tarafta, binlerce, yüz binlerce masum kanı dökülürken İngilizler de onun için bir kelime sarf edebilirlerdi. Koz üzere konuşalım. Binaenaleyh Beyefendi bugünkü vaziyet, o günkü vaziyet değildir. Ayrıca siz buyurursunuz ki Mora'da şöyle bir hal vardı, dikkat edilmedi, idare edilmedi, evet efendim, Halet Efendi hınzırı o zaman Hükümet vazifesine karışmasa Hüsrev Paşa Yunanlıları bırakıp da Tepedelenli ile uğraşmasaydı bu hal olmayacaktı. Mısırlı İbrahim Paşa İstanbul'a gel emrini almasaydı bu iş çabuk biterdi, rica ederim. Yani buyuruyorsunuz ki bu işler olmasaydı böyle olmazdı ve iş de bu vaziyete gelmezdi. Hiç kimse gidip de çoluk çocuk katilliği yapmaz Beyefendi. Bugün o vaziyette değildir. SELAHATTİN BEY (Devamla): Rica ederim, benim söylediğim tarihidir. Şimdi efendim üçüncü meseleyi nasıl idare edeceğiz. Bu Memlekette iyi bir idare tesis meselesidir. Asıl şu üçüncü mesele en mühim ve esaslıdır. Efendim evvelce Refet Paşa Hazretleri beyanatta bulunmuş ve meselenin en canlı noktasına temas buyurmuşlardı. Yüce Meclis iki üç senedir aynı fikirde olduğu halde meydana bir şey getirilememiştir. Vekillerimizin çok meşguliyetleri vardır. Çabuk değişiyorlar, idaremizde devam ve istikrar yoktur. Filhakika Amasya'da bir Kumandan bu işleri takip ediyordu. Çektik aldık, sonra yabancı bir kimse geldi, bu işi yeteri kadar 170
171 kavrayamadı. Bir çok adamların eline bıraktı. Bu böyle merkezden idare edilemezdi. İçişleri Vekili sonra oraya gitti, sekiz gün oturdu geldi, böyle olamaz. Bunun gitmesi ve gelmesi de hatadır. Neden biz bu işin başında bulunarak bu meseleyi halledecek bir adam bulunduramıyoruz? Neden buraya bir müfettiş göndermiyoruz? Bunun için uzun bir kanun çıkmasına lüzum yoktur. Benim buradaki teklifim, o mıntıkaya nüfuz sahibi münasip bir şahsın seçilmesidir. Bu işi Hükümete bırakmak, bir umumi müfettiş tayini ile bu salahiyeti ona bırakmak ve binaenaleyh bütün bu facianın ne olduğunu bütün vesikalarıyla gösterilerek yapılan icraatın ve buna Yüce Meclisin memur edilmesi taraftarıyım ki bu şekilde sulh masasına bir şekil hazırlayalım. Teklifimi de takdim ediyorum. TAHSİN BEY (Komisyon Reisi): Yüce Meclis el koysun, efendim. RAUF BEY (Dışişleri Vekâleti Vekili): Efendim, Selahattin Beyefendi arkadaşımız kıymetli beyanatı arasında İngiltere Hükümeti Başvekili Lloyd George'un nutkundan bahsettiler. Dışişleri Vekâleti Vekili sıfatıyla şunu arz ederim ki o nutuk o derece samimiyetsiz ve o derece ihtimal haricindedir. Efendiler, Mondros Ateşkesinden bugüne kadar Memleketimizde cereyan eden hadiselerin kaynağı zannederim Memlekette şurada burada ortaya çıkan kötü idareden çok Memleketimizi bir an evvel mahvetmeye çalışan yabancı tesirlerde aramak lazım gelir. İzmir de Dünya Harbinde bile Hıristiyanlar belki lüzumundan fazla denecek derecede korunduğu halde Ateşkes şatlarına aykırı olarak İzmir'e Yunanlıları saldırttılar. Bu sırada Müslümanları boğazlatan kimlerdir? Hıristiyanlar için bir tehlike mi vardı? Hayır katiyen böyle bir şey yoktu. Bunun böyle olmadığı tarafsız temsilcilerin raporları ile sabittir. Efendiler, Müslümanları boğazlattılar, onların namuslarına itimat eden bu millet silahını Ateşkese koyduğu imzaya sadık kalmak için eli kolu bağlı olarak üzerine saldırttılar. Bu Millet bu kadar faciaya şahit olduktan sonra içindeki, onların haricinde olduğunu bildiği insanlara karşı eli kolu bağlı olarak ırzını, namusunu teslim edebilir miydi? Edemezdi, etmiyor ve etmeyecektir. Bundan maksadım Selahattin Beyefendinin yapanlardan, memleket dâhilinde de yanlışlık varsa tahkikat yapılıp sebep olanların cezalandırılmaması değildir. Söylemek istediğim, Lloyd George'un beyan ettiği şey bir madalyonun bu bir yüzü ise öteki de diğer yüzüdür. Bugüne kadar efendiler, Türk Milleti yalnız istiklalini istedi, yalnız ırz, namus ve mukaddesatının muhafazasını istedi ve ısrar etti. Fazla bir şey istemediği halde sulhu tehir ettiler ve meşum vasıtalarla aramıza nifak sokmaya çalıştılar. Biliyorsunuz sükûnet arzu etliğimiz Pontus meselesinde hiç arzu etmediğimiz halde donanmalarıyla gelip sahillerimizi bombardıman etiler. Efendiler, bu kadar kötülüğe maruz bırakılmak istenilen bu Millet de insandır, herhalde insan olarak muhakeme etmelidir. Nefsini müdafaadan başka bir şey yapmıyor. Milyonlarca silahlara ve ordulara sahip bir düşman ordusunu buraya saldırttıktan sonra hatta içerlere kadar, kalbine kadar gönderdiği casus teşkilatıyla baskıya çalışırken tabiidir ki cebir ve şiddet kullanılacaktır. İngiltere tarihini tetkik buyurun, medeniyet asrı denilen yirminci asırda tatbik edilen Hükümet tedbirlerini göz önüne getiriniz. Efendiler Hindistan'daki hadiselerden bahsetmeyelim. 171
172 Hemcinsleri olduğunu ve yalnız aralarında dil farkı olduğunu iddia eden İngilizlerin İrlanda meselesini tetkik edelim. Çiftlik binalarında birbirlerini yakıyorlar. Kiliselerini tahrip ediyorlar, herkes birbirlerini öldürüyor ki İngilizler istiklalini muhafaza etsin ve İngiliz hâkimiyeti altında kalsın diye yapıyorlar. Yoksa dört beş milyondan ibaret olan İrlanda'nın istiklâlini niçin vermiyorlar? Bugün İrlandalı olarak Amerika'da on beş milyon nüfus varsa, İrlanda adasında dört, beş milyon insan vardır. Gerisi Amerika'ya kaçmıştır. Bu on beş milyon neden Amerika'ya kaçmıştır, adaletten mi kaçmışlardır? Muhakkak olarak zulümden kaçmışlardır, imha siyasetinden kaçmışlardır. (çok doğru sesleri) İngiltere kuvvetiyle dünyaya hâkim olmak için, bu zulmü yapması haklı görülür de biz ırzımızı, malımızı müdafaa için lazım olan tedbirleri almakla neden haklı olmamalıyız. SELAHATTİN BEY (Mersin): Bendeniz tedbir alınması aleyhinde söylemedim. RAUF BEY (Devamla): Size söylemiyorum. Lloyd George'un nutkuna karşı söylüyorum. SALAHATTİN BEY (Mersin): Çok arzu ederdim ki bu beyanatınız aleni celsede söylenmeliydi. (keşke sesleri) RAUF BEY (Devamla): Efendim, müsaade buyurunuz. Biz inşallah gayemizi sözle değil, fiille elde edeceğiz. (inşallah sesleri) Ordumuzun elindeki silah bu hakkı bize verecektir. Bu hakkımızı elde ettiğimiz zaman Türk'lerin asaleti, Türk'lerin medeniyeti hep meydana çıkacaktır. Efendiler, Allah muhafaza etsin o güne kavuşmaktan bizi menedecek herhangi bir sebep hâsıl olmasın. Öyle bir vaziyet hâsıl olursa ne kadar mert, ne kadar şeci ve ne kadar da adil olsak, öyle bir vaziyete düştüğümüz zaman her türlü şey bizim aleyhimizdedir. Onun için benim arkadaşlarımdan isteğim şudur, birlik ve beraberliğimizi kaybetmeyerek, gayemizde tereddüt etmeyerek yürüyelim. Ara sıra fenalık yapılmıyor değil, yapılıyor. Bu bizim aile fenalığımızdır. Suçluları bulacağız, tepeleyeceğiz. Asıl düşmanlar ki her halde bizi yurtlarımızdan, vatanımızdan ayırmak istiyorlar. Her türlü imkânlarla bizi yurdumuzdan koparıp atmak, tren istasyonları boyunda hamal gibi çalıştırmak istiyorlar. Bunların sözlerine, telkinlerine ehemmiyet vermeyelim. Muvaffak olacağız, ondan sonra inşallah bunu onlara ispat edeceğiz. Mazur görünüz, belki biraz uzun söyledim. Zannederim ki hissiyatınıza tercüman oldum. Selahattin Beyefendinin hakiki ve samimi ifadeleri vardır, bunları da dikkate almalıyız. Vaki olmuş fenalıklar varsa bunlara mahal vermemeliyiz. Müsebbiplerini tecziye etmelimiz. Ecnebilerin katiyen hakkı müdahaleleri olmamalıdır. Bir noktayı daha söylediler. O da tahkikat meselesine temas buyurdular. Efendim, tahkikat meselesinin bir başlangıcı vardır. Malumunuz yine İngilizler zaman kazanmak ve meseleyi uzatmak siyaseti icabı konferanslardaki neticesizlik oldukça ortaya bir mesele atarak fenalığı şey ederek ve kati neticeyi almaktan mahrum edilerek devam ederken, azınlık hakları bahis mevzu olurken, İstanbul'da, Trakya'da şikâyetler üzerine, Trakya'da tahkikat yapılsın diye Kızılay'a bir müracaat olmuştu. Meselenin tamamı budur. Daha sonra tarafsız devletler temsilcilerinden bir heyet göndermek efendim, Yüce Heyetinize tafsilatıyla arz etmek zamanı gelince 172
173 dosyası ile gelip arz edeceğim. Bunlar bazı muayyen olan noktalarda tahkikat yapalım dediler. Bizim tarafımızdan yine temayül hissetmeyince, ondan da vazgeçtiler. Resmen tebligat yapmadılar. Binaenaleyh meseleyi merkezi İsviçre'de bulunan Kızılhaç Merkezine havale ettiler. Bundan on gün evvel, bu merkeze mensup bir delege İstanbul'daki temsilcimize geldi, müracaat etti, Fakat müracaatı resmi bulmadık. Çünkü imza konmuş bir teklif mahiyetinde değildi. Güya şifahi beyanatta bulunmuş ve güya İtalya ve Fransa hükümetleri bu şekli kabul etmişler, üyelerinin çoğu İsveçli olmak ve içerlerinde İsveç ve Amerikalı birer de üye olmak üzere İzmir'de, Trakya'da ve Anadolu'da tahkikat değil, mezhep dayanışmasının tetkiki için heyet adı altında Memleketimize ve işgal edilen araziye girmek için müracaat ettiler. Tabii bundan maksat hakiki bir rapor meydana gelecektir. Azınlık hakları bahis mevzu olunca tabii bu bir vesika olarak ortaya, hakikat olarak ortaya konacaktır. Şimdi bu kabul edilmiş mi, edilmemiş mi? Daha muamele tamam olmadığı için Hükümetin kati fikridir. Tamamıyla ve katiyetle karar verilmeden Yüce Meclisinizden habersiz hareket edilemez. Muamele tamam edilince Yüce Heyetinize arz edilecektir. Yalnız şunu söyleyebilirim ki resmi bir tebligat gibi gösterilmiştir. Aynı temsilci Yunanistan'a da gitmiştir. Aynı teklif ile bir malumat daha vardır. İstanbul'daki bir Cemiyetin Trakya faciasından bahsetmesi üzerine Kızılhaç Yunanistan'a müracaat etmiştir. Yunanistan'dan olmaz cevabı almıştır ve bunu resmi beyanat olarak yazmıştır. Tahkikat meselesi bu safhadadır. Bunun üzerinde bundan fazla söz söylemeyi lüzumsuz bulurum. Çünkü bir fayda tasavvur etmiyorum ve mahrem olarak arz ediyorum. SELAHATTİN BEY (Mersin): Arz ettiğim teklifi uygun buluyor musunuz? Yüce Meclisin bu işe girmemesi, Komisyon raporunda ifade edilen asayişi Hükümete bırakması, oraya muayyen bir salahiyetle bir müfettiş gönderilmesi ve asayiş hususunda bir yazının Hükümete havale buyrulmasıdır. Bu üç noktayı kabul buyuruyor musunuz? RAUF BEY (Devamla): Efendim, bu hususta benim fikrim, Amasya'ya bir İstiklal Mahkemesi gönderildi. Oraya varmak üzeredir zannediyorum. İstiklal mahkemeleri bu gibi mahallin icap ettirdiği hususları tetkik salahiyetine sahiptir. Eğer ayrıca İstiklâl Mahkemesinden başka bir heyet gönderilirse, arada vazife itibariyle zannederim karışıklık olabilir. SELAHATTİN BEY (Mersin): Ben heyet göndermek meselesini arz etmiyorum. Burada üç kişilik bir heyet vesika toplama, istihbarat başında bulunsun diyorum. Bence böyle bir heyet teşkiliyle olabilir. RAUF BEY (Devamla): O halde tahkikat heyeti değildir. Bu vesikaları toplayıp hadiseleri tespit etmek için bir komisyon şekli verilebilir. Bence bunda bir mahzur yoktur. Ben bunu teşekkürle kabul ederim. 173
174 SELAHATTİN BEY (Mersin): Asayiş meselesini Hükümetin eline bırakıyoruz. Lazım olan icraatı harbin nihayetine kadar bitirmek, meseleyi yalnız teskin değil, tatmin etmektir. RAUF BEY (Devamla): Efendim, Hükümet mutlak ve mutlak orada önüne gelen her insanı asidir diye tepelemek için düşünmüyor. Katiyen prensibimiz bu değildir. Prensibimiz, milli Hükümetimize, milli teşkilatımıza silah kullanarak muhalefet ve mukavemet eden ve Vatanımızın bir bölümünü Vatandan ayırmaya çalışan bir hizbe karşı yapacağımız bir harekâttır. Bu insanları bu Memlekette yaşatmak demek, Memleketin kalbinde yılan beslemek demektir. Bu da Millete ve Memlekete hıyanet demektir. Gayemiz budur. Bunun haricinde Meclisimizin kanunlarına, Milletimizin ananelerine ve vatanperverlik hislerine, bizimle iştirak eden kimselere karşı aynı muhabbeti besleriz. Bu hissi gördüğümüz zaman kendilerine silah yerine kucak gösteririz. Fakat şu şartla ki arz ettiğim gibi Memleketin kanunlarına, Milletin kendilerine gösterdiği kardeşliğe fiilen iştirak etmelidirler. Meclisten ayrıca bir heyet seçilir, bir kumandan ve diğer biri yerine bir müfettiş verilirse zannediyorum ikilik husule getirir. Şunu arz etmek isterim ki Hükümet, Yüce Meclisin seçtiği bir heyettir. Komisyonun kanun tasarısında ifade edilen heyetin Meclis üyelerinden seçilmesini ben ikilik olarak görüyorum. Bunu Yüce Heyetinize arz etmek mecburiyetindeyim. Hariçten herhangi bir kumandanın icraatındaki zaafı olabilecek bir misal teşkil eder. Nurettin Paşa hadisesini doğru veya yanlış olarak muhakeme etmiyorum. Yüce Heyetinize teklif ediyorum, Komisyonunuz tetkik etsin, neticeyi Yüce Heyetinize arz edelim, uygun bulursanız kabul edersiniz veya kabul etmezsiniz. Benim hülasa olarak arz etmek istediğim, Yüce Meclis bu işe vaziyet olursa bu işten çekilmek lazım gelir. Bu gayet basit bir kaidedir. VASIF BEY (Sivas): Beyefendi benim bir sorum var, anket meselesi. Basım Umum Müdürlüğü bir kitap yapmak ve yayınlamak istiyordu. RAUF BEY (Devamla): Efendim, buyurduğunuz vazife Basın Umum Müdürlüğüne havale edilmiştir. Umum Müdürlük bazı vesikaları ve fotoğrafları aldırıp kitaba kitaba koymayı uygun görmüştür. Bunları son tahkikatım neticesi klişeleri hazır edilmiş ve buraya gönderilmek üzere İzmit'e kadar gelmiş olduğunu anladım. Fakat henüz basılmaya başlanmamıştır. MÜFİT EFENDİ (Kırşehir): Beyanatınızdan anladım ki müzakere etmekte olduğumuz kanun tasarısına Hükümet taraftar değildir. RAUF BEY (Devamla): Öyledir. MÜFİT EFENDİ (Devamla): Ancak Hükümet Pontus meselesinin halli için Meclisten bir yol göstermesini istediğini hissettim. Rica ederim Pontus hakkında başka bir yol göstermeye lüzum var mıdır? Maksat anlaşılmamış mıdır? 174
175 RAUF BEY (Devamla): Efendim, malumunuz mesele, Amasya'daki üyelerimizin çektikleri telgraf ve İçişleri Vekilinin Pontus'ta kullanmak içi üç bin jandarma istemesi yüzünden çıkmıştır. Efendim bugün mesele kuvvet ve para meselesidir. Bugün oraya salahiyetli ve kudretli gönderilecek şahsiyet meselesidir. Bu halde efendim Yüce Meclisinizin bu parayı Komisyon vasıtasıyla tespit ederse ve nasıl kullanılacağı hususunda yol gösterirse iyi olur. Eğer bunu uygun görmüyorsanız Hükümete biz şunu şunu istiyoruz, bunu yapın dersiniz. Mademki mesele Hükümete intikal etmiştir, Hükümet bunun esaslarını düşünür ve yapabileceğini Yüce Heyetinize arz eder. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Beyefendi, bir şey soracağım fakat bu soruma ne siz, ne de arkadaşlarım birden bire bir heyecan göstermesinler. Fakat şunu biraz anlamak isterim. Affınıza sığınarak soruyorum, Hükümetimizin şekli nedir, tespit edilmiş midir? RAUF BEY (Devamla): Hükümetimizin şekli, Yüce Meclisinizin yasama ve yürütme hususlarında vekillerinizdir. MUSTAFA DURAK BEY (Devamla): Hayır, böyle değildir. Hükümetimizin şekli meşruti midir, yoksa başka bir şekil midir? (gürültüler) Dünyanın hangi memleketindeki şekilde... (gürültüler, o da var sesleri) Rica ederim heyecan göstermeyiniz, bunu anlamak istiyorum. (gürültüler) Daima Meclisten filan arkadaş, filan yere gönderelim... RAUF BEY (Devamla): Sorduğunuz şey Hükümetin ne sekilide olduğudur. Onu da cevap verdim. İtimat buyurmazsanız o başka. Yüce Meclisinizin kabul ettiği bir Teşkilatı Esasiye Kanunu vardır. O Teşkilatı Esasiye Kanunu gereğince Memleketi idare etmeye imkân ve zaman buldukça çalışıyor. MÜFİT EFENDİ (Kırşehir): Nevi şahsına münhasır. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Şimdiye kadar emsali yok bu şeyin... RAUF BEY (Devamla): Nevi şahsına münhasır diye şimdiye kadar bir şeyden bahsetmedik. Yalnız Yüce Meclisinizin kabul buyurduğu bir Teşkilâtı Esasiye Kanunu vardır. Hükümetiniz o imkân dairesinde çalışıyor. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum). Ben bu hususta bir kaç söz söylemek isterim, müsaade ediniz. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, müsaade buyurun beyefendiler. On iki arkadaşımızın sözü var. Şimdi bir de Durak Bey söz istiyor, on üç. Müzakerenin yeterliliğine dair de bir önerge vardır. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Ben bu meselenin aydınlanması için söz istiyorum. Bu meseleyi halletmek için bir kaç söz söyleyeceğim. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, Durak Bey on üç arkadaş söz istediler. 175
176 RIFAT BEY (Tokat): Efendim; müzakerenin yeterliliği aleyhinde söyleyeceğim. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Beyefendiler, yeterlilik önergesi var. Müzakerenin yeterliliği aleyhinde söz istiyorsunuz. Sonra gelen önergeler var. Olacak mesele malumdur rica ederim. Buyurun Emin Bey. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Efendim, bu mesele için söz vermediniz mi? EMİN BEY (Erzincan): Efendim mesele anlaşılmamıştır. Daha doğrusu neticelenmemiştir. Sebebi de şimdi elde bir kanun tasarısı var. Ben bu esas hakkında söz söylemeyeceğim. Söz almıştım, tasarının aleyhindeyim. Bir de Hükümete havale edelim meselesi vardır. (gürültüler) Hükümete verilmemesi sebebi de geçen gün bahsolundu. Dediler ki üç bin jandarma birden alınmaz. Efendiler üç bin jandarma birden alınmaz, fakat bin beş yüz ve iki bin jandarma birden alınabilir. Yani jandarma alınmasının imkânı vardır ve mevcuttur. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Müzakerenin yeterliliği aleyhinde söyleyiniz. EMİN BEY (Devamla): İşte bunun için söyledim, söyleyeceğim söz budur. RIFAT BEY (Tokat): Müzakerenin yeterliliği aleyhinde söyleyeceğim. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Yeterlilik hakkında bir kişi söyler. RIFAT BEY (Tokat): Evvelce ben söz istemiştim. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Rıfat Bey, rica ederim. RİFAT BEY (Tokat) : Biz bu memleketle alakadarız Hoca Efendi. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Kim söylerse söylesin, benim için bir menfaat var mı? Senden evvel Emin Bey söz istedi. RİFAT BEY (Tokat): Müzakere kâfi değildir. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Müzakerenin yeterliliği hakkında bir önerge var, evvelâ onu oya koyacağım. Ondan sonra bir kaç tane önerge var. İsterseniz okutturayım. (lüzum yok sesleri) Şimdi evvela bu müzakereyi kâfi görenler el kaldırsın. Müzakere kâfi görülmüştür. Ondan sonra efendim bir kaç tane takrir vardır. Hulasası Selahattin Beyefendinin beyanatı esnasında anlaşıldı. Hepsi bir manaya varıyor ki Pontus meselesinin hallini Hükümete verelim. Meclis buna vaziyet etmesin. Şimdi bu hususu kabul edenler el kaldırsın. Kabul edilmiştir. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Başka bir husus var, Reis Bey. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): O halde bu kanun tasarısının mahiyeti kalmamıştır. Ondan sonra Hüseyin Avni, Selahattin, Refik Şevket ve İbrahim beylerin önergeleri var. Bunların dördü de aynı manadadır. 176
177 MAZHAR MÜFİT BEY (Hakkari): Mademki meselenin Hükümete verilmesine karar verdik, önergeleri de verelim. MUSTAFA DURAK BEY (Erzurum): Altı ay devam eder. Yazınız, tarihe geçsin, Hükümet bu İşi yapamaz. VEHBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim, dikkate alınmak üzere bu önergelerin Hükümete havalesini kabul edenler lütfen el kaldırsın. Kabul edilmiştir. Efendiler sabahtan beri siz söylüyorsunuz, Divandan da iki kelime dinleyiniz. Seferberlik ilanında ismini unuttuğum, Avrupa krallarından birisi, -Haydi ahali kiliseye gidiniz, kapanınız secdeye, yalvarınız Allah'a....demişti. Şimdi zannederim saat ona geldi. Bundan sonra başka müzakereye bakmayacağız. Bu gizli celse başladığında Hükümet Reisi Rauf Beyefendi müjdeyi vermişti, Ordumuz taarruza başlamış. Haydin camiye gidin, kapanın secdeye, Allahın yardımını isteyiniz. (alkışlar) 1 (Beş ay sonra, 25 Ocak 1923 tarihindeki gizli oturumda...) ALİ FUAT PAŞA (Başkan Vekili): Efendim, rica ederim müsaade buyurun. Bir tezkere daha vardır. Bursa Mebusu Operatör Emin ve Canik Mebusu Süleyman beyler hakkında şube raporu vardır, okuyacağız. TBMM Başkanlığına Bursa Mebusu Operatör Emin Bey'in 21 Ağustos 1922 tarihinde yapılan gizli celsede, içimizde Pontusçuları himaye edenler var, şeklindeki beyanatından sonra kürsüye çıkarak ve isim vererek Canik Mebusu Süleyman Bey aleyhinde yaptığı suçlama üzerine vaziyetin tetkik ve tahkiki için çekilen kurada 5.Şubeye havalesi kararlaştırılmıştı. O günkü gizli celseye ait tutanak sureti mütalaa olunduktan sonra hadisenin hazırlık mahiyetinde tahkik edilmesi için Şube üyelerinden Saruhan Mebusu Refik Şevket, Karesi Mebusu Ali, Gaziantep Mebusu Yasin ve Kayseri Mebusu Ahmet Hilmi beyler bu işe memur edilmişlerdir. Bu isimler tarafından Şubeye verilen 23 Eylül 1922 tarihli tahkikat raporu şubenin 16 Ekim 1922 tarihli toplantısında mütalaa olundu. Tahkikata göre Bursa Mebusu Operatör Emin Bey'in söylediği veya söylemek istediği şeylerin esas itibariyle beş noktaya dayandığı anlaşıldı. 1. Meclis üyeleri içinde Pontusçuları himaye edenler olduğu, 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (26 Ağustos 1922), 1.Dönem, c.3, s , 177
178 2. İçişleri Vekili Fethi Bey'in Samsun'da misafir olduğu evde hizmetçi Rum kızları bulunduğundan, bunlar vasıtasıyla kararlaştırılan tedbirlerden eşkıyaya günü gününe malumat gittiği, 3. Samsun veya Amasya Mutasarrıfının hanımı dönme olduğundan bunun vasıtasıyla Pontusçulara haber gönderildiği, 4. Samsun Mebusu Süleyman Bey'in sürgün edilmesine mani olduğu Kör Vasil'in kızının babasına giderek casusluk yaptığı, 5. Rum eşkıyasına gelen bir kayık silaha Süleyman Bey'in müdahale ettiği,...maddeleridir. Bu maddeler hakkında Emin Bey'den alınan ifade ile Süleyman Bey'in müdafaasından aşağıdaki netice hâsıl olmuştur. Emin Bey'in, Süleyman Bey hakkında bazı malumatı olup bunu Mecliste arz eylediği beyan olunmuş ve bu beyanatından başka töhmet altında bırakacak başka bir şey ilave edilmemiştir. Fethi Beyin misafir olduğu eşraftan birisinin evinde hizmetçi Rum kızları bulunduğundan bunlar vasıtasıyla eşkıyaya haber gitmesi ihtimal dâhilinde olduğunu beyan ederek, bu kızlar hakkında casusluk yapıldığı kesinleşmemiştir. Tutanakta ismi geçen Amasya veya Samsun mutasarrıfı diye bahsedilenin Samsun Mutasarrıfı olduğu ve kadının da hanımı olmayıp, metresi bulunduğu ifade edilerek bu da tahmin derecesinde gösterilmiştir. Canik Mebusu Süleyman Beyin, ismi Kör Vasil değil Kör Sava'nın kızının tehcirine mani olduğu yolundaki iddiası da kanaat edinilecek bir mahiyette görülememiştir. Silah meselesinde anlaşılır ve sağlam bir neticeye varılmamakla beraber eşkıyaya silâh geldiği de tahakkuk edememiştir. Süleyman Bey'in eşkıya ile temasa gelmesi ise iyi niyetle ve alakalı makamların malumatı dâhilinde olup, edindiği kanaatini yine alakalı makamlara bildirdiği anlaşılmıştır. Netice olarak Şubemiz tarafından yapılan tahkikatın seyir ve cereyanına ve Operatör Emin Bey'in tahkikat münasebetiyle verdiği izahata göre Canik Mebusu Süleyman Bey'in hakkındaki iddiaları ispatlamak için kâfi kanuni deliller bulunamamıştır. Meclis kürsüsünde yapılan beyanatların serbestliği meşru bir hak olduğundan Mebus Süleyman Bey'e isnat edilenlerden ve Operatör Emin Bey'in beyanatından dolayı mahkemeye sevklerini icap edecek sebep olmadığına oybirliği ile karar verilerek, Meclis Umum Heyetine arz olunur. 16 Ekim Şube Reisi Mustafa ALİ FUAT PAŞA (Başkan Vekili): Efendim, 5.Şubenin Operatör Emin Bey'le Süleyman Bey hakkındaki raporunu kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın. Kabul 178
179 edilmiştir. Gizli celseden aleni celseye geçilmesini kabul edenler lütfen el kaldırsın. Kabul edilmiştir OCAK 1923: PONTUS RUMLARINA AİT EL KONULMUŞ DEVELER HAKKINDA VERİLEN SORU ÖNERGESİNE MALİYE BAKANI HASAN FEHMİ BEY'İN CEVABI (1.Dönem, 3.Yasama Yılı, 176.Birleşim, Gündem: 3/18) 1920 Yılında Amasya'da vatana ihaneti suçundan Aleksandros adında bir Rum, İstiklal Mahkemesi tarafından idam edilmiş ve ona ait yüz altmış devenin müsaderesine karar verilmişti. Bu sırada iç isyanlar patlak verdi. Çerkez Ethem Bey adamlarıyla Yozgat İsyanını bastırmak için buralara kadar geldi. Hazinenin malı olan bu develer, oradaki amir ve memurların ihmali veya kastı sonunda kayboldu. Bir kaç milletvekili altı aydır bu suiistimalin ortaya çıkması için gayret sarf ediyordu. (Altı ay önce 19 Temmuz 1922 tarihindeki gizli oturumda Milli Savunma Bakanlığı bütçesi görüşmeleri sırasında...) DURSUN BEY (Çorum): Başınızı ağrıtmazsam bir mesele arz edeceğim. Bundan birçok netice çıkartılabilir. Hükümetin sahip çıkması lâzım gelen 160 deve, evvelki sene Alaca'da birisinde emaneten bulunuyordu ki OSMAN BEY (Kayseri): Serbestçe söyleyiniz. DURSUN BEY (Devamla): Müsaade buyurun, serbestçe söyleyeceğim. Arz ettiğim 160 deveye hiç hakkı olmayan birisi sahip çıktı ki bugün halen bu develer onun mülkiyetindedir. (kimdir ismini söyleyiniz, sesleri) Söyleyeceğim Efendim. Malumunuz Ethem'in isyanından sonra Yozgat ve havalisinde Ethem'in mallarını alıp Ankara da satan bir adamı İstanbul da idi. İstiklal Mahkemesi bu adam hakkında hüküm verdi. Daha sonra İstanbul'dan Samsun'a gelen bu adam yakalandı ve buraya gönderildi. Ben o zaman Çorum'da bulunuyordum. Bu adam Samsun'dan Çorum'a kadar yirmi kadar jandarmanın muhafazası altında geldi. O günlerde ben de iznim bitmişti, tesadüfî olarak peşi sıra bendeniz de buraya geliyordum. Sungurlu'ya ulaştığımızda, Kaymakamlığa bunu serbest bırakın diye bir telgraf geldi. HAŞİM BEY (Çorum): Nereden? DURSUN BEY (Devamla): Müsaade buyurun. Bunun üzerine o adam serbest bırakıldı ve serbestçe buraya kadar birlikte geldik. Burada da görüşüldü, 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (25 Ocak 1923), 1.Dönem, c.3, s , 179
180 konuşuldu, ne yaptı, ne etti bilmiyorum. Nihayet buradan da kurtulup gitti. Samsun'lu Aleksandros'a ait olan develeri Alaca'da deveciler işletiyorlardı. Bu adam Samsun'a giderken Çorum Mutasarrıflığına hitaben bir telgraf veriliyor. Alaca'da filan yerde, filancanın 160 devesi vardır, bu adama teslim ediniz, deniliyor. Bunun üzerine develeri teslim alıyor ki ben beş, altı ay sonra bunu öğrendim. İBRAHİM BEY (Karesi): Bir şey sorabilir miyim? DURSUN BEY (Devamla): Ben komisyon kâtip üyesi değilim. İBRAHİM BEY (Karesi): Öyle ama bu beyanatınızdan bir şey anlamıyoruz ki. DURSUN BEY (Devamla): Müsaade buyurun Efendim, arz edeyim. Alaca Kaymakamlığında Çorum Mutasarrıflığından verilen telgraf mevcuttur. Arzu buyrulursa talep eder görürsünüz. Hükümetin... KAZIM PAŞA (Milli Savunma Vekili): Dursun Beyefendi, vaziyeti açıkça izah ediniz ki arkadaşlar aydınlansınlar. DURSUN BEY (Devamla): Müsaade buyurun, neticede arz edeceğim. O adam seferberlikte de burada nakliye müteahhidi idi ki o zaman birçok dalavereleri, ihanetleri vardır. Ben geldiğim zaman gerek İçişleri Vekâletine, gerekse Kazım Paşa Hazretlerinden evvelki Milli Savunma Vekili Paşa'ya meseleyi anlattım. Bunun üzerine Samsun'dan o adamı buraya getirttiler. Uyuşmuşlar, görüşmelerden sonra bırakıp gittiği gibi, develer de yine kendi elinde kaldı. Yine aynı şey, niye tutuklandı, niye serbest bırakıldı? RİFAT BEY (Tokat): Hesapları görmeye gitti, bir şey değil. DURSUN BEY (Devamla): Develerin bu adama verilmesi hakkında İstiklal Mahkemesinin de, Çorum mutasarrıflığı yazı işleri kaleminde bir telgrafı mevcuttur. Arzu ederseniz getirtir görürsünüz. TEVFİK EFENDİ (Çankırı): Biraz açık söyleyin, develer kimin, deveci kim? DURSUN BEY (Devamla): Buraya gelin teslim edin, emrini veren de İstiklal Mahkemesidir. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Hangi İstiklal Mahkemesi? DURSUN BEY (Devamla) Ankara ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Ankara İstiklal Mahkemesi nasıl olur da Çorum Mutasarrıflığına emir verebilir? DURSUN BEY (Devamla): Buraya getirtmek için emir veriyor. İstiklal Mahkemesi Ehem'le birlikte diye getirtiyor. Sonra efendiler, nakliyat işleri 180
181 EMİN BEY (Canik): Biz, Amasya'da Aleksandros denilen adamı idama mahkûm etmiştik. İdam hükmü yerine getirildi ve bu develerin müsaderesine karar verildi. Binaenaleyh, bu develer Hazinenindir. İfadenizden develere birinin müdahale etmiş olduğu anlaşılıyor ki bu mühim bir meseledir. Milli Savunma Vekili Paşa Hazretlerinin izahat vermelerini rica ederim. BESİM BEY (Kastamonu): Acaba develer hayatta mı, değil mi? DURSUN BEY (Devamla): Arz etmek istediğim, nakliyat meselesinde de görülüyor ki birçok idaresizlik ve suiistimal var. Binaenaleyh bunun önüne geçmek lazımdır. Sonra bütçede tasarruf yapılmak deyip duruyoruz. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Buyurun İhsan Bey. İHSAN BEY (Cebelibereket): Efendim, Arif Aslan Bey in Aleksandros adında bir Rum un yanında develeri varmış. Arif Aslan Bey bir meseleden dolayı Ankara İstiklal Mahkemesine gelmiş, onun için bir defa Samsun'dan tutuklanarak getirilmiş, iade edilmiş, tekrar bir defa daha gelmiş, bununla görüşülmüş ve uyuşulmuş tekrar gitmiş, bunun üzerine Ankara İstiklal Mahkemesi. Çorum Mutasarrıflığına telgraf çekmiş ve Aleksandros Efendi nin develerini Arif Aslan Bey e veriniz denmiş. Bunlar söylenirken ben Mecliste değildim. Sonradan, yapılan müzakereyi bana söylediler. Onun için Dursun Bey den rica ediyorum, beyanatları bu yolda mıdır? Lütfen bunu evvelâ bana söylesinler. Yani bana nakledilen gibi midir? DURSUN BEY (Çorum): Biraz noksanı vardır. Arif Aslan Bey, asi Ethem Yozgat ve havalisine gidip de oradaki ganimetlerini toplayıp buraya getirirken Ethem'le münasebet peyda ediyor. Otuz beş bin koyunu Sungurlu ve Çorum havalisinden, beş bin karasığırı, hepimizin gözü önünde buna kaldı. Bunun vasıtasıyla bunlar satıldı, eritildi. Arif Aslan'a gerek hayvanların bedeli ve gerek eşya bedeli teslim edildi. Ethem'in alayına levazım, teçhizat almak üzere tarafından bu paralarla Arif Aslan İstanbul'a gönderildi. Kumaş aldı, şöyle böyle etti. İstanbul'da bulunduğu sırada Ethem İsyan etti. Arif Aslan'ın bundan haberi yok. Samsun'a çıktı geldi. O çıkmazdan evvel geldiğinde tevkif edin diye buradan emir verilmişti. On jandarma ile Samsun'dan Çorum a geldi. Çorum'da birçok tanıdığı olduğu halde o derece tedbir alındı ki kimse ile görüştürmediler. Sonra yola çıktı. Ankara'dan telgraf verdiler, serbest bırakınız diye. ÖMER LÜTFİ BEY (Amasya): Bu telgraf kimden geldi. DURSUN BEY (Devamla): Ben de peşi sıra geldim. Serbest olarak geldi. Ticarethanesi temin edildi. ÖMER LÜTFİ BEY (Amasya): Canım bu telgraf nereden geldi, Ankara'dan kimden? DURSUN BEY (Devamla): Müsaade buyurunuz, en salahiyetli bir zattan. 181
182 İHSAN BEY (Cebelibereket): Beyefendi Hazretleri, en salahiyetli dediğiniz Mustafa Kemal Paşa mı, mahkemeden mi, Meclisten mi, yüksek makam neresidir, bunu söyleyiniz. DURSUN BEY (Devamla): Ticarethanesi filân mühürlendi ve nihayet serbest bırakıldı gitti. Müsaade buyurun, giderken oraya Amasya İstiklâl Mahkemesinde Pontus meselesinden dolayı idam edilen Aleksandros'un Çorum'da 160 devesi vardı. Tabii ki Amasya İstiklal Mahkemesi kayıtlarında develerinin de hükümet adına emanete alınması kararı vardır. Bir müddet sonra buradan Aslan Arif Bey e develerin teslim edilmesi için emir verildi ve teslim edildi. Bugüne kadar çalışıyor. Çorum'da dosyaları vardır. O zaman Çorum Mutasarrıfı Cemal Bey, şimdi Çankırı'da mutasarrıftır. Bizzat teslim eden Alaca kaymakamı Sait Bey dir. Muamele nasılsa resmen İçişleri Vekâleti vasıtasıyla gönderildi. İHSAN BEY (Cebelibereket): Yani Efendim, İstiklâl Mahkemesi tarafından şifreli telgraf verildi, öyle mi? DURSUN BEY (Çorum): Evet, öyledir. İHSAN BEY (Cebelibereket): Efendim, iki seneye yakın bir zamandır Yüce Heyetinizin gördüğü lüzum üzerine en ağır bir vazifeyi itimadınız üzerine almış, iki senedir Meclisinizin iki adım kadar uzağındaki binada vazifesin yapmış olan Ankara İstiklâl Mahkemesi ki bulunduğu yer Karaoğlan çarşısıdır. Bunu hepiniz bilirsiniz. Mahkememiz isterdi ki harekâtının kontrolü lüzumu hissedilsin ve evrakı tetkik edilsin. Bunu çok arzu ederdik ve affınıza sığınarak söylüyorum, açık söylüyorum. Ankara İstiklâl Mahkemesi kimse ile anlaşmamıştır. Ankara İstiklâl Mahkemesinin Reisi sıfatıyla arz ediyorum ki anlaşmak kelimesi kabul edilemez. (bravo sesleri) Efendiler, böyle imalı sözler, çekinilecek sözlerdendir. Bir adama bir mahkemeye uyuşmuş, anlaşmış diyorsunuz. O mahkemenin kuvvet ve kudretini idam ediyorsunuz veyahut idam ediliyor. Buna manevi cinayet derler. Tasvip ettiğiniz bütün kanunlara göre, bir şüpheliyi mahkemeye verirsiniz, tutuklanır, iddianame okunur, tutuklu icap ederse avukat tutar. Gösterilen şahitler dinlenir. Tutuklu savunmasını yapar ve ondan sonra hüküm verilir. Yoksa nasıl olur, bir arkadaşınız çıkar da uyuştunuz, anlaştınız diyebilir. Rica ederim. Bu, ahlaka aykırıdır. Rica ederim bunu, bu Efendinin sözlerini reddediyorum. DURSUN BEY (Çorum): Müsaade ediniz. İHSAN BEY (Devamla): Ben fazla lakırdı dinleyemem, ben uyuşmam, anlaşmam. Siz uyuşursunuz, anlaşırsınız. Hiç dinlemiyorum. DURSUN BEY (Çorum): Ben de sizi hiç dinlemiyorum. İHSAN BEY (Devamla): Efendim; uyuşmayı ve anlaşmayı İstiklâl Mahkemesi yapmaz ve anlaşmamıştır. Ölümden korkmaz, bir İstiklâl Mahkemesidir. İki senedir bir kusurunu bulsaydınız her şeyi yapardınız, niçin yapmadınız? Uyuşmuş, anlaşmış böyle uydurulmuş lakırdı söylenmez. Efendiler, Arif Aslan Bey adında bir 182
183 adam, malları haczedilerek Ethem'in yağmalayıp, Anadolu'dan soyup sattığı eşya ile alakadardır, diye mahkemeye verildi. Mahkeme adaletin tezahürü ve cidden yarasının sızılarına iştirak ettiği mazlum Anadolu köylüsünün hakkının tezahürü için elden geldiği kadar uğraşmıştır. Fakat adaletin tezahürü aynı zamanda efendiler, koyunlar gelmiş dediler, burada bir çiftlikte koyunlar satılıyor, Arif Aslan Bey i çağırın deniliyor, koridorda söylüyorlar. Çağırdık bu adamı, sen koyun satmışsın bu koyunların parasını ne yaptın dedik. Ben koyun satmadım, Çerkeş Ahmet adında Ethem'in amcası mı varmış ne imiş, o sattı gitti, dedi. OSMAN BEY (Lazistan): Kara bıyıklı, uzun boylu bir adamdır. İHSAN BEY (Devamla): Katırlar varmış bunları sürmüş götürmüşsünüz, dedik. Katır, matır meselesi yoktur, dedi. Ne vardır, mesele nedir, bize söyle dedik. Dedi ki ben İstanbul'a gidiyordum, Ethem'in babası bana üç bin lira verdi. Reşit Bey benim askerime matara, kaput, karavana getireceksin dedi, ben giderken bana 23 parça malı verdiler. Halıyı götürdüm, İstanbul'da sattım, eşya aldım, eşyayı da Samsun'da el koydular, dedi. Bu kadar mı dedik. Evet, bu kadar, dedi. Efendiler soruyorum, rica ederim bu işle alâkadarsınız. Arif Aslan Bey şu cinayeti yapmıştır, Ethem'le beraberliği vardır diye dört beş ay uzun uzadıya aleni devam eden muhakemesinde herhangi bir zat bize geldi de, bir madde gösterdi mi? İhbar etti mi ve bir delil gösterdi mi? Dursun Beyefendiye soruyorum, yasama ve yürütme salahiyetine haiz bir mebus olmak sıfatıyla bugüne kadar niçin sabretmişlerdir? Niçin şimdi Milli Savunma bütçesi tetkik edilirken bunu ortaya döküyor? O zaman mahkeme açıktı. Arif Aslan burada muhakeme edilirken niçin gelip de haber vermemiş, niçin bunu, bunu yapmıştır, diye gelip de söylememiş? Dursun Bey in bunu haber vermesi vazifesi değil midir? İçinizde var mıdır Arif Aslan Bey hakkında bir delil bulan ve şikâyet eden? Olmayınca ne yapalım muhakeme işini bir ticaret meselesine döktüler. Bir hukuk davası mahiyetini alınca geçen sene on numaralı bir kararname ile gizli bir celse yaptık, bu bizim salahiyetimiz haricine çıkmıştır, hukuki bir mesele halini almıştır, bunu adliye mahkemesine havale etmek lazımdır, dedik. Mahkeme karar verdi, dosyası ile beraber Arif Aslan'ı adliye mahkemesine havale ettik. Telgraf meselesi bahis mevzu olduğu zaman hayret ettik. Koştum Cevdet Bey i gönderdim, Hüseyin Bey i gönderdim, evrak yok. Adliye Mahkemesine gönderilmiş. Amma telgraf var mı? Kâtibi buraya çağırttım. Ne telgraf var, ne bir şey var efendiler. O halde hâlâ mahiyetini anlayamıyorum meseleyi netice itibariyle İstiklal mahkemesi salahiyeti haricine çıkmıştır. Bu geçen sene olmuştur. Böyle bir davayı anlaşmalar, uyuşmalar tarzında ve böyle bir kayıtla ve benim burada olmadığım bir sırada Yüce Heyetinize söylemeyi ben nasıl telâkki ederim? Efendiler, iftihar etmelisiniz ki iffetine bu derece kıymet veren bir mahkemeyi istihdam ediyorsunuz. Efendiler mahkememiz İstiklal Harbine canını feda ederek girmiş heyetten müteşekkildir. Ankara İstiklal mahkemesi iki senedir yüz elli adım karşınızda vazife ediyor ve Karaoğlan çarşısındadır. Böyle bulunmayan hataları, görülmüş, anlaşılmış gibi kayıtlarla ve böyle hiç bir mana ifade etmeyen karanlık sözler söylemeyi ben bir mebusun mertliğiyle katiyen 183
184 münasip göremem. Efendiler Ankara İstiklal mahkemesi kimse ile anlaşmamış ve uyuşmamıştır. DURSUN BEY (Çorum): Uyuşmalar sözü İstiklal mahkemesine ait bir eleştiri değildir. Mevzu olan deve meselesidir. İHSAN BEY (Devamla): Mahkememize deve meselesi gelmemiştir. Mahkememiz deve meselesi ile uğraşmamıştır Efendim. DURSUN BEY (Çorum): O zamanki Çorum Mutasarrıfı Çankırı'da, teslim eden Alaca kaymakamı orada, tahkik edersiniz, işte bu kadar, mesele tahakkuk eder. Sonra Emin Bey bu mesele ile alâkadardır. Lütfen izah buyursunlar. EMİN BEY (Canik): Müsaade buyurursanız müzakereye geçmezden evvel bir mesele açılmıştı ve bu mesele anlaşılmalıdır. Bendenizin bildiğim bir hakikat var. Samsun'da Pontus Komitesine mensup olduğu için tevkif edilerek Amasya'ya getirilmiş olan ve orada muhakeme edilerek idamına karar verilen Aleksandros'un develerine mahkeme aynı zamanda müsadere kararı vermiştir ve bu develer Hazinenin olmuştur. Kararını veren biziz, muhakeme eden biziz. Develere el konulmuş ve nakliyatta kullanılmıştır. Bu böyle olduğu halde bugün bu develerin Arif Bey adında bir adamın elinde bulunmasındaki sebep nedir? Neden dolayı eline geçmiştir? Mesele budur ve bu halledilmelidir. Mahkemenizin kararı üzerine develer Hazinenindir. Bunu aramak bizim vazifemizdir ve benim için de ilelebet bir vazifedir. Bu develer ne olmuştur? Ya öldü, Milli Savunma Vekili Paşa Hazretleri buraya gelir, develeri aldık öldü der veyahut mevcuttur der. Bunun üçüncüsü yoktur. Bendeniz burada İstiklal Mahkemesinin bu işle alâkadar olduğunu bilmiyorum ve zaten münasebeti de yoktur. Kararını biz verdik. İstiklal Mahkemesi filana teslim edin diyemez, çünkü kararını biz verdik. Öyle bir şey olsa biz verecektik ki bu da olamaz. Kararını biz verdikten sonra, nasıl olur da emir verebilirler? Binaenaleyh efendiler, develerin kıymeti üç veya dört yüz bin liradır. Bunları aramalıyız. Bizi tatmin etmelidirler. Yoksa ben daima feryat ederim. Bu anlaşılmalıdır. KAZIM PAŞA (Milli Savunma Vekili): Efendim bu, deve meselesini tahkik edeceğim ve Yüce Heyetinize arz edeceğim. (anlayamadık, sesleri) Efendim bilgim yok. Mahkeme kararı ile askeriyeye verilmiş iken, başkasının mülkiyetinde olmasını anlayamam. İnceler, arz ederim. Şüphesiz böyle ise doğru bir iş değildir. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Bir mesele mevzu oldu. Arkadaşımız uyuşma dedi, diğer arkadaşımız ret etti, sonra öteki ona iade etti. Bu mesele halledilmelidir. Başkanlık Divanına havale edersiniz. Herkesin namusu ile oynanılmaz, rica ederim, bunu halledin. HÜSEYİN BEY (Elazığ): Reis Beyefendi Hazretleri, bendenizin deve meselesine dair iki sözüm var. (gülüşmeler) Efendiler Dursun Bey arkadaşımız dediler ki Çorum Mutasarrıflığına buradan bir telgraf yazılmıştır ve bunu da buradan İstiklâl 184
185 Mahkemesi yazmıştır. Şunu arz etmek isterim ki İstiklâl Mahkemesinin ne Çorum Mutasarrıflığına ne de diğer bir livalara telgraf göndermesi yoktur. Şu halde böyle bir şey yazılmamıştır. Dursun Bey arkadaşımız bu meseleyi başka suretle söyledi. DURSUN BEY (Çorum): Bu meseleyi burada uzatmayalım. Çorum Mutasarrıfı orada, teslim eden Alaca Kaymakamı Sait Bey orada. İhtimal ki ben de yanılmış olabilirim. Bu develer verilmiştir, gitmiştir. Buna teslim edin diye verilen telgrafı bulup, anlamak çok kolaydır. 1 (Beş gün sonra, 24 Temmuz 1922 tarihindeki gizli oturumda Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa Bakanlığının bütçesi ile ilgili eleştirilere cevap verirken...) KAZIM PAŞA (Milli Savunma Vekili): Sonra Dursun Beyefendi develerden bahsettiler. Bu develer hakkında şimdiye kadar topladığımız malumatı arz edeyim. Amasya'dan, Samsun'dan bu kadar bir malumat alabildik. Mamafih Amasya ve Samsun'a yazılan telgraflara daha cevap gelmemiştir. Yalnız bizim Vekâlette mevcut olan ve bu develer hakkında geçmiş olan evrak ve muameleleri arz ediyorum. Oralardan gelecek cevaplar Yüce Heyetinizi daha fazla tatmin edecek vaziyet de ise onu da sonra arz ederim. Aleksandros'a ait 82 deve varmış. Bunlara Hükümet el koymuş, askeriye değil. Amasya İstiklal Mahkemesi 13 Aralık 1921 tarihli telgraf üzerine bunları serbest bırakmış. Bunu Milli Savunmaya bildiren Çorum Mutasarrıfıdır. Buradan biz Çorum Mutasarrıfına sormuşuz. Orada deve var, cepheye göndermek istiyoruz. Demiş ki burada vardı ama İstiklal Mahkemesince serbest bırakıldı. Bizim tarafımızdan cereyan eden muamele budur. İhtimal orada bulunan arkadaşlarımız bu hususta daha fazla malumat verirler. HASAN BEY (Trabzon): Acaba bu develer, mahkeme tarafından Vatana hıyaneti suçu ile idam edilen Aleksandros'a ait olmadığı araştırılarak asıl sahibine iade şeklinde mi olmuştur, yoksa Aleksandros a ait olduğu sabit olduğu halde Amasya İstiklal Mahkemesi, bu develeri serbest mi bırakmıştır? Burası karanlık kalıyor, aydınlatılsın. KAZIM PAŞA (Devamla): Müsaade buyurun, bunu bize Mutasarrıf yazıyor ve öyle anlaşılıyor ki İstiklal Mahkemesi ile aralarında bir yazışma olmuş ki ya bunları serbest bırakın veyahut el koyun deniliyor. Bizim Vekâletin bu meseleye ait haberi budur. Mutasarrıfının bize yazdığı bir yazı üzerine bir telgrafta, emir buyurduğunuz 82 deveyi serbest bıraktım diyor. BİR MEBUS BEY: Neresi yazmış? 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (19 Temmuz 1922), 1.Dönem, c.3, s , 185
186 KAZIM PAŞA (Devamla): Amasya İstiklâl Mahkemesi Reisi yazmış. İhtimal oranın mebusları bu hususta daha fazla izahat verirler ve aydınlatırlar. Bizim bundan hiç bir malumatımız yoktur. İstiklal Mahkemesi develeri teslim ediniz diyor ve develer teslim ediliyor. Çorum İstiklal Mahkemesi bu develeri sahipsiz olarak gösteriyor. Bir defa istiklal Mahkemesi bunları sahibine iade edin demiş. Ondan sonra, zamanla Çorum Menzil Müfettişi bu devleri sahipsiz anlamış. İhtimal o zaman idam mı edilmiş bilmiyorum. Aleksandros'a ait 76 deve imiş, kayıtlara yazılmış ve cepheye sevk edilmiş. (kaç deve, sesleri) Yetmiş altı deveden elli dokuz deve olduğunu bildiriyor. MUSTAFA BEY (Dersim): Yüz küsur devedir Paşam. KAZIM PAŞA (Devamla): Bizim Vekâletteki kayıtlarda 82 deve yazıyor. Şimdi buradaki arkadaşların beyanatı üzerine Amasya Mutasarrıfına ve Samsun Hat Kumandanına yazdım ki bu Arif denilen kişi develeri kendisi mi almıştır ve kaç devesi vardır ve ne zaman ve ne suretle tedarik etmiştir? Bunu tahkik edin ve bana bildirin dedim. Bunun cevabını daha almadım. Bu tabii kâfi değildir. Hatta beni de tatmin etmemiştir. Yalnız Amasya İstiklal Mahkemesine ait olan kısım için Emin Bey bir şeyler söyleyebilir. Bizde mevcut olan malumat budur. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim, siz bu hususta izahat vermek istiyor musunuz? Aynı zamanda İhsan Bey de izahat vermek istiyorlar. EMİN BEY (Canik): Şimdi söyleyeyim Efendim. Paşa Hazretleri henüz bu meseleye vakıf olmamıştır. Bu meselede Aleksandros tevkif edildiği vakitte... (işitilmiyor kürsüye çık, sesleri) DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim, Paşa Hazretleri daha sözlerini bitirmediler. Daha sonra İhsan Bey le ikiniz izahatınızı söylersiniz. HASAN BEY (Trabzon): Reis Bey, bu mesele daha hallolmadı. Paşa Hazretleri bu husustaki malumatın kendilerini dahi aydınlatmadığını buyurdular. Bilmeyen mesele için söylemeye hacet yoktur. KAZIM PAŞA (Milli Savunma Vekili): Peki Efendim, öyle ise izahatlarından sonra söyleyeyim. EMİN BEY (Devamla): Şimdi efendim, bu Aleksandros tevkif edildiği zaman (işitilmiyor, yüksek söyleyin, sesleri) Aleksandros, Pontus meselesinden dolayı tevkif edilmişti. Tahkikat başladı. Bu esnada Çorum Mutasarrıfından, mahkemeniz tarafından tevkif edilen Aleksandros'a ait develer vardır. Ne yapalım dediler? Mahkeme bu adama serbestsin, dedi. Yani bu adam hakkında mahkemenin bir hükmü yoktur ve develere dair de bir dava yoktur. Develer hakkında mahkemenin alakası yoktur, serbesttir, adamın avukatı varsa istediği muameleyi yapsın, develer hakkında mahkemenin kararı yoktur, istediğini yapsın serbesttir, demiştik. Ondan sonra mahkeme muhakemesini yapmıştır. Gerek bu adamın, gerekse İstanbul'da firarda bulunan kardeşinin idamına mahkememiz karar vermiştir. 186
187 Mahkeme ilk kararlarında müsadere kararı vermemiştir. Yalnız gıyabi kararlarında hem idam kararı vermiştir, hem de bütün mal ve mülkünün müsaderesi kararını vermiştir. Demek oluyor iki kardeş hakkındaki karar üzerine biraderi ile müşterek olan bu develer mahkemenin kararı altına girmiştir. Mahkeme bu kararını verdikten sonra, herkes biliyor ki malı, mülkü satılıyor ve bunlar Hazinenindir. Halbuki daha sonra Dursun Bey in söylediklerine göre bu develer Arif Bey adında birinin eline geçmiş. Hâlbuki ben burada itiraz etmiştim. Çünkü meselenin şekli arz ettiğim gibidir. Buyurdukları emir daha mahkeme kararını vermeden Çorum Mutasarrıfının bunları sorması üzerine verilen emirdir. Fakat mahkeme kararını verdikten sonra, bunlarla alakadar farz ediyordu. Fakat alakadar olmadıklarını şimdi anlıyoruz ve bunlar tamamıyla Hazineye aittir. (bu develer ne kadardır, sesleri) Ne kadar olduklarını kati olarak bilmiyoruz. 160 diyorlar, 180 diyorlar, 200 diyorlar. KAZIM PAŞA (Milli Savunma Vekili): Mutasarrıfın yazdığı 82 dir. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Daha sonra Çorum Mutasarrıflığında tahkikat yapılmış mıdır? Soruyorum. KAZIM PAŞA (Devamla): Evet yapılmıştır. HASAN BEY (Trabzon): Mesele şimdi anlaşılmıştır. Develer Aleksandros un mahkemesinden önce Arif Bey in eline geçmiştir. Hükümden sonra develerin Arif Bey in elinde olduğu ve onun malı zannedildiği için Aleksandros ve kardeşine ait olmadığı sanılmış ve müsaderesi lazım gelen eşya arasına alınmamıştır. Böylece develer Arif Bey in elinde kalıyor. EMİN BEY (Canik): Tabii ki böyledir, Efendim. KAZIM PAŞA (Devamla): Efendim, bunlardan üç tanesi gelmiş ve cepheye gitmiştir. İHSAN BEY (Cebelibereket): Muhterem efendiler, Birkaç gün evvelki gizli celsede bahis mevzu olmuştu. O zaman bir arkadaş eminiz ki ifadesinin yanlış tetkikat üzerine olduğu bugün anlaşılıyor. Arkadaşımız dedi ki Arif Aslan adında bir kişi Ankara İstiklal Mahkemesine iki defa çağrılmış, burada görüşülmüş, anlaşılmış, uyuşulmuş, sonra Çorum'a bir telgraf çekilmiş. Denmiş ki Aleksandros adında bir adamın develeri vardı. Bu develeri Arif Aslan'a teslim edin ve teslim edilmiş. Arkadaşımızın bu sözlerini hatırlamışsınızdır. Zira bendenizden fazla sizleri bu mesele heyecanlandırmış ve üzmüştür. Çünkü bir arkadaşınızın imalı sözler sarf etmesinden, benden fazla sizlerin müteessir olacağınız tabiidir. Bunun üzerine ilk işimiz Çorum un eski Mutasarrıfına bir telgraf çekmek oldu. Dedik ki size bir telgraf gelmiş, bu telgrafta Aleksandros'a ait develer Arif Bey e teslim edilsin denmiş, böyle bir telgraf size geldi mi, geldi ise hangi makamdan gelmiştir ve tarihi nedir bildiriniz diye bir telgraf çektik. Bu telgrafı şimdi aradım, fakat üzerimde bulamadım, fakat methi aklımda. Cevabını da bazı arkadaşlarla beraber okuduk. 187
188 Mutasarrıf diyor ki Aleksandros adında Amasya İstiklal Mahkemesi tarafından idama mahkûm edilen ve malları haczedilen, yani burada Emin Beyefendiyi bir noktada aydınlatmak istiyorum ki Mutasarrıf Beyden gelen telgrafta deniliyor ki idama mahkûm edilen ve haczedilen Aleksandros'a ait burada deve bulunduğunu bize ihbar ettiler. Bunun üzerine biz de mahkeme ile uzun uzadıya yazışmalarımız cereyan etti, diyor. Telgrafın metnine göre hüküm verildikten sonra haber almışlar ve ondan sonra haber göndermişler. EMİN BEY (Canik): Hayır, hayır. İHSAN BEY (Devamla): Telgrafın metnini siz de okudunuz ya. EMİN BEY (Canik): Okudum, amma metin böyle değildir. İHSAN BEY (Devamla): Gelen telgrafı aradım, fakat yanımda bulamadım. Ama benim hatırımda kalan budur. Bu herhalde incelenecek bir meseledir. Telgrafta diyor ki uzun uzadıya yapılan yazışmalar neticesinde mahkeme Aleksandros un develerle alakası olmadığını bildirdi ve biz de develeri serbest bıraktık, Arif Aslan adında bir adamın ne adı geçmiş ve ne de ismi bizce malumdur, diyor. Sonra bir tarihte Milli Savunma Vekâletinden bir telgraf aldık, bu telgrafta 150 devenin mahkûm Aleksandros'a ait iken Arif Aslan adına birisi tarafından el konulmuş, bu muamele nasıl cereyan etmiştir bize bunu bildirin diye soruldu, diye telgraf devam ediyor. Mutasarrıflık verdiği cevapta, 48 deve olduğunu ve Amasya İstiklal Mahkemesine bildirdiklerini, Mahkeme ile yapılan yazışmalar neticesinde Mahkemenin develerle alakası olmadığını anladık ve serbest bıraktıklarını anladık, diye yazıyor. BİR MEBUS BEY: Kırk sekiz mi dediniz? İHSAN BEY (Devamla): Ya kırk sekiz veya elli sekizdir. Yani bunu söylemekten maksadım, bir kere daha Ankara İstiklal Mahkemesinin bu develerle alakadar olmadığını arz etmek içindir. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim anlaşılıyor ki bu develer hakkında (Mustafa Bey izahat versin sesleri) MUSTAFA BEY (Dersim): Beyler esasen Aleksandros'un işlerine bakan Arif Aslan'dır ve onunla da gece gündüz oturan yine budur. Şimdi de defterleri yoklayalım. Aleksandros un kendi malı olarak on, on beş bin liralık malı vardır, Hatta bu develer Alacada fabrikatör Ateşoğlu nun develeridir ve bunlara da ahali iki bin liraya kadar taliptir. Bunlar nerededir, nereye gitmiş? Ben burada ihbar ettim. Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa'ya da ihbar ettim. Hatta bu ihbar üzerine Merkez Ordusu develeri alıp kaçtığından dolayı gerek mahkeme ve gerek ordu mahkûm ederek bir subay ordudan attı. Develerin yalnız elli ikisi Çorum'a geliyor. Burası emir veriyor, ama Milli Savunma develerin Aleksandros'un veya başkasının olduğunu bilmiyor. Menzil Müfettişliğine emir veriyor ki oradaki cephaneleri derhal ilk vasıta ile gönderiniz. Menzil Müfettişliği de elli iki deveyi 188
189 buraya gönderiyor. Develer de buradan cepheye gidiyor. Develerin geri kalanı da bugün Arif Aslan Bey in mülkiyetindedir. İslerseniz Paşa Hazretleri müsaade etsinler, bendeniz Aleksandros'un devecilerini getireyim. Bu develer nerede kalmıştır. Hükümette mi kalmış, ihtimal o zaman başkaları mı kaçırdı? O zaman develer sahipsiz kaldı ve yahut uçmuş mu oldu, torbaya mı girdi? Onun için devecileri getirtelim, kaç deve cepheye gitmiştir ve kaç deve buraya gelmiş uyuz olmuş ölmüştür, belli olur. Bendeniz Paşa Hazretlerine devecilerin isimlerini vereyim, tahkikat yapsınlar, mesele hallolsun. SALİH EFENDİ (Erzurum): Reis Bey müsaade buyrulur mu? Bu mesele de gayet mühim bir şey arz edeceğim. Bu develer için bundan iki ay evvel bin lira nakliye için bu Arif Aslan'a para veriliyor. O halde demek ki aynı zamanda Hükümeti dolandırarak para almış oluyor. Bu adam başka bir adamın hem devesine hem el koyuyor, hem de hükümeti dolandırıyor. KAZIM PAŞA (Milli Savunma Vekili): Efendim; Mustafa Bey in verdiği izahata göre, askeriye haberi olduğu halde, kendisine Hükümet tarafından nakliye ücreti veriliyor. Doğrudan doğruya biz bir şey almıyoruz. Hükümetin gönderdiği develeri biz alıyoruz. Şimdi bu Arif Aslan'a ait olup askeriyenin elinde para ile çalışan bazı develer varmış ve bu develerin arkadaşlarımızın anlattığına göre Hazineye ait olması lazım gelirmiş. Acaba bu develer kanunen Hazineye mi aittir, yoksa yine Arif Aslan ın mıdır? Bunu burada bilmek mümkün değildir. Ben mahalline Mutasarrıfa yazdım. Bu Arif Aslan'ın elindeki develer kimindir ve eline ne suretle gelmiş olduğunu sordum. Tabii neticeyi alınca kendim tetkik edeceğim. Hukuk Müşavirliğine evrakı verip tetkik ettireceğiz. RİFAT BEY (Kayseri): Hukuk müşavirine lüzum yoktur, emir vereceksiniz. Hırsız, bu herif, emir verin gelsin bu adam. KAZIM PAŞA (Devamla): Bu işe vakıf olan malumatı olan arkadaşlarımız malumatlarını beyan ederler. Kanunen, hukuken bu adamın elinden develer alınmak lazım gelirse develer alınır. O develer bizimdir, alın dersiniz. Derhal alınırsa bu defa da kendi kendinize ne suretle aldınız diye arkadaşlar tenkit ederler. Eğer bu işin burada hal ve tespiti arzu olunuyorsa şimdi hüküm verin. Şimdi karar verin, şimdi Mutasarrıfa telgraf yazayım ve bu adamı memnuniyetle getireyim. OSMAN BEY (Kayseri): Develerle beraber gelsin. KAZIM PAŞA (Devamla): Burada böyle bu işin halli mümkün değildir. DR. MAZHAR BEY (Aydın): Bu adam çalmakta gayet usta bir adam. OSMAN BEY (Kayseri): Bu adam şimdiye kadar otuz, kırk bin lira para almıştır, buna meydan vermemek lazımdı. 189
190 KAZIM PAŞA (Devamla): Tahkik ederiz, ona göre muamele yaparız. Şüphesiz ben arzu eder miyim ki bize ait olan deveyi para ile çalıştırsın. Nasıl olur? Muameleye göre cezasını veririz. Müsaade ederseniz Efendim, cevaplarıma devam edeyim. (devam sesleri) Oradan gelecek cevap üzerine Yüce Meclise yine netice hakkında malumat arz edeceğim. OSMAN BEY (Kayseri): Deve meselesi hallolmamıştır. KAZIM PAŞA (Devamla): Bu bizim ise, tabii bizim develer. OSMAN BEY (Kayseri): On bin, on beş bin liralık mal vardır. Paşa Hazretleri. 1 (Üç gün sonra, 27 Temmuz 1922 tarihindeki oturumda...) DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Pontus meselesinden idama mahkûm Aleksandros'a ait develerle, Arif Aslan adındaki şahsa dair Kütahya Mebusu Cemil Bey in önergesi var. Tahkikatın devamını talep ediyor. Bunu da Milli Savunma Vekâletine gönderiyoruz. CEMİL BEY (Kütahya): Efendim söz istiyorum. Milli Savunma Vekâleti zaten tahkikat yapıyor. Ben Genel Kurulun bir karar vermesini istiyorum. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Genel Kurulun kararına lüzum yoktur. CEMİL BEY (Kütahya): İçişleri Vekâletine havale edilsin. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): İki vekâlete de göndeririz. 2 (Altı ay sonra, 18 Ocak 1923 tarihindeki oturumda Maliye Bakanı Hasan Fehmi Bey Bakanlığı ile ilgili soru önergelerini cevaplandırırken...) CEMİL BEY (Kütahya): Efendim, Aleksandros'un ortadan sırra kadem basan yüz altmış devesi hakkında altı ay önce verdiğim bir soru önergem vardı. HASAN FEHMİ BEY (Maliye Vekili): Bu develer meselesinin tetkikatı Milli Savunma Vekâletine aittir. Vekil Kazım Paşa Hazretleri ile bu konuyu üç defa konuştum. Buyurdular ki ben bu meseleyi takip ediyorum. İstiklal mahkemesinin evrak dosyası Menzil Kumandanlığına gitmiş, oradan da Orduya gitmiş, bilmem nereye gitmiş. Zannediyorum ki Milli Savunma Vekâletinde bulunan evrak üzerine Maliye Vekâleti bir izahat arz edemez. CEMİL BEY (Kütahya): Müsaade buyrulur mu? İki kelime söyleyeyim. Bu develer Milli Savunma Vekâletine gitsin, nereye giderse gitsin, Hazinenin malıdır. Siz bu develeri, Maliye Vekâleti geliri olarak tespit etmekle mükelleftiniz. Bu develerin 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (24 Temmuz 1922), 1.Dönem, c.3, s , 2 TBMM Zabıt Ceridesi (27 Temmuz 1922), 1.Dönem, c.22, s. 6, 190
191 arkasını takip etmediğinizden dolayı kanuni vazifenizi yerine getirmemiş oluyorsunuz. Binaenaleyh, sorumlusunuz ve bu develeri meydana çıkartmaya mecbursunuz. Milli Savunma Vekâletinden sormaya mecburiyetiniz bana kalırsa bu fazladır. HASAN FEHMİ BEY (Devamla): Develerin ya Maliyenin eline veya Hazineye geçtiğine, ne bir hüküm ve ne de bir karar gelmeden, develerin isminden, cisminden Maliye Vekâleti haberdar olmadan Vekâlet ne diyebilir? 1921 senesinde böyle deve muamelesi geçmiş, Çorum'da veya İskilip'te, Menzil Kumandanlığında bu develer havaya uçmuş, Maliye Vekâleti bunu nereye gelir kaydedecek ve nereye mahsup edecek? Bir defa ilgili vekâlet tahkikat yapacak ve yaptıracak, netice belli olacak, ondan sonra Maliye Vekâleti işe müdahale edecek, gelir kaydedecek, ondan sonra mahsup edecek. 1 (İki gün sonra, 27 Temmuz 1922 tarihindeki oturumda Başkan Vekili Musa Kazım Efendi oturumu açar açmaz, Cemil Bey oturduğu yerden ayağa kalkarak ) CEMİL BEY (Kütahya): Efendim, benim sorularıma ait Perşembe günü Maliye Vekili Bey tarafından verilen cevaplar tutanağa tam olarak geçmemiştir. Bu sorular üçtü. Birisi tedavülde olan madeni paraların kanuni müddetinin bittiği hakkında idi. Bundan sekiz ay evvel tedavül müddeti hakkında Maliye Vekâleti tarafından Meclise bir tasarı verilmiş ve bu sekiz ay müddet zarfında hâlâ Meclisten çıkmamış. Şu hale göre demek ki madeni paralar hâlâ kanunsuz tedavül ediyor. İkincisi, işgal altında kalmış ve işgal altında bulunduğu müddetçe düşman tarafından kendilerine emekli maaşı verilmemiş ve pek sefil bir halde yaşamış olan emeklilere aitti. Tabii Maliye Vekili Bey buna uygun cevap verdi. Bana bir kanunla müsaade verilmedikçe ben, bu gibi emeklilere para veremem, dedi. Evet, kendisi bunda haklıdır. Üçüncüsü, Amasya istiklâl Mahkemesi tarafından Vatana ihanet sebebiyle idama mahkûm edilen Aleksandros'a ait yine o mahkeme kararıyla bütün malları Hazine tarafından müsaderesi neticesi olarak Aleksandros'a ait olan yüz altmış devenin ve mallarının ne olduğu ve nereye gittiğidir. HAMDİ BEY (Bingöl): Bu mesele kapanmıştı, yeniden soru mu soruluyor? CEMİL BEY (Devamla): Maliye Vekâleti acaba bunları niçin takip etmiyor? Bu develerin Hazinenin malı olduğu hakkındaki soruma Maliye Vekili Bey, bu mesele hakkında Milli Savunma Vekâletiyle görüştüğünü, fakat Milli Savunma Vekili Paşa Hazretlerinin burada olmamasından dolayı hakiki malûmat alamadığını beyan etti. Demek ki, bu üçüncü sorunun cevabı henüz ikmal edilmedi. Bu üçüncü sorumu yeniden sormak için Muhterem Vekilin bir gün geldiğinde yeniden cevap vermesi lazımdır. Binaenaleyh bunlardan ikisi dünkü tutanağa geçmemiş olduğundan düzeltilmesini teklif ediyorum. 1 TBMM Zabıt Ceridesi (18 Ocak 1923), 1.Dönem, c.26, s , 191
192 MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Dünkü oturuma ait tutanağın düzeltilmesine lüzum görmüyorum. Tutanağı aynen kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın. Tutanak aynen kabul edilmiştir. CEMİL BEY (Kütahya): Reis Bey dünkü tutanakta benim sorularıma verilen cevaplardan ikisi zikredilmiyor, onların tutanağa ilave edilmeleri lâzım gelir. (develer ne oldu sesleri) HASAN FEHMİ BEY (Maliye Vekili): Efendim müsaade ederseniz bu meselenin aydınlanması için maruzatta bulunacağım. Soru cevap meselesi bitmiştir. Deve meselesini Milli Savunma Vekâleti takip ediyor, inceleniyor. Başından beri bu mesele için Yüce Meclisinizde umumi bir şekilde müzakere cereyan etti ve Milli Savunma Vekili Paşa Hazretleri burada uzun uzadıya izahat verdi ve araştırıp Meclise bilgi vereceğini de söyledi. Maliye ayrıca takip ediyor. Fakat evrak Milli Savunmada olduğu için biz, henüz bu işi araştıracak bir halde değiliz. Bizde evrak ve vesika da yok. Evvelâ İstiklâl Mahkemesinin verdiği kararları ihtiva eden evrak Meclis tedir. Lütfen bu hükmün bir suretini Maliyeye gönderiniz. Milli Savunma da o dosyayı aldıktan sonra aleyhinde dava açılacak bir şahıs olursa ona göre takibatta bulunuruz. Henüz evrakın muamelesi Milli Savunmada ikmal edilmeden ve bize netice hakkında katî bir malûmat gelmeden Maliye Vekâleti ne yapacaktır? FEYYAZ ALİ BEY (Yozgat): Deve, cebe girmez, koyna girmez. YAHYA GALİB BEY (Kırşehir): İstenirse iğnenin gözünden bile geçer. MAZHAR MÜFİT BEY (Hakkâri): Maliye Vekili Beyefendinin beyanatı iyi, hepsi iyi, peki ya develer nerede? CEMİL BEY (Kütahya): Maliye Vekilinin dediği gibi, İstiklâl Mahkemesi kararını buldurarak Maliye Vekâletine gönderiniz. MUSA KAZIM EFENDİ (Başkan Vekili): Efendim; Maliye Vekâleti isterse evrakın sureti Mecliste mevcuttur. Dosyası verilir. Burada evrakın gönderilmesine karar verilmez. Efendim, gelen yazıları okuyorum. 1 (1922 yılı yazında, önce Büyük Taarruzun hazırlıkları ve sonra Büyük Zaferle birlikte Yunan Ordusunun Anadolu'dan çıkarılması sürecinde Pontus sorunu ile fazla ilgilenilemedi. Mudanya Ateşkes Anlaşmasından sonra Pontus harekâtına yeniden başlandı ve 1923 yılının ilk aylarına kadar sürdürülen mücadele neticesinde Pontus çetelerinin isyanı tamamen bastırıldı. Sonunda yıllardan beri Pontus hayali ile yaşayan Rumların elebaşları tamamen yok edildiler. Bir çıban başı olarak yıllardır süren Pontus sorunu kökünden halledildi. Lozan Antlaşması ile birlikte kabul edilen Mübadele Sözleşmesi hükümlerine göre bölgedeki Rum çetelerinden başka, Anadolu içlerinde 1 TBMM Zabıt Ceridesi (20 Ocak 1923), 1.Dönem, c.26, s. 425, 192
193 oturmak zorunda bırakılan Rum kadın ve çocukları da 1923 yılı başlarında vapurlara bindirilerek Yunanistan a gönderildiler.) İÇİNDEKİLER 19 MART 1921: SİVAS İSTİKLAL MAHKEMESİ ÜYESİ MUSTAFA NECATİ BEY'İN PONTUS ÇETELERİ HAKKINDAKİ KONUŞMASI AĞUSTOS 1921: GİZLİ OTURUMDA İÇ GÜVENLİK HAKKINDA GÖRÜŞME EKİM 1921: GİZLİ OTURUMDA MERKEZ ORDUSU KOMUTANI NURETTİN PAŞA HAKKINDA VERİLEN GENSORU ÖNERGESİNİN GÖRÜŞÜLMESİ KASIM 1921: GÖREVİNDEN ALINAN NURETTİN PAŞA DAN GELEN TELGRAFLARIN GİZLİ OTURUMDA GÖRÜŞÜLMESİ ARALIK 1921: RUM, PONTUS PROPAGANDASI HAKKINDA VERİLEN SORU ÖNERGESİNİN GÖRÜŞÜLMESİ VE İÇİŞLERİ BAKANI ALİ FETHİ BEY İN AÇIKLAMALARI OCAK 1922: GİZLİ OTURUMDA MÜSTAFA KEMAL PAŞA NIN MERKEZ ORDUSU KOMUTANI NURETTİN PAŞA HAKKINDA BEYANATI HAZİRAN 1922: PONTUS MESELESİ HAKKINDA VERİLEN GENSORU ÖNERGESİNİN GİZLİ OTURUMDA GÖRÜŞÜLMESİ AĞUSTOS 1922: PONTUS İSYANI HAKKINDAKİ ÖNERGELERİN VE KANUN TASARISININ GİZLİ OTURUMDA GÖRÜŞÜLMESİ OCAK 1923: PONTUS RUMLARINA AİT EL KONULMUŞ DEVELER HAKKINDA VERİLEN SORU ÖNERGESİNE MALİYE BAKANI HASAN FEHMİ BEY'İN CEVABI [email protected] Bu kitabın her hakkı Cengiz Çetintaş' a aittir. Bilgiler kaynak gösterilmek koşuluyla eposta, fotokopi vb yoluyla gönderilebilinir veya çoğaltılabilinir. Ancak bilgilerin tümü dergi, kitap veya benzer şekillerde yayımlanamaz. 193
SAMSUN BAHRİYE MEKTEBİ
SAMSUN BAHRİYE MEKTEBİ BAKİ SARISAKAL SAMSUN BAHRİYE MEKTEBİ 1880 yılının başında Samsun da açıldı. Üçüncü Ordu nun sorumluluğu altındaydı. Okulun öğretmenleri subay ve sivillerdi. Bu okula öğrenciler
ESAM [Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi] I. Dünya Savaşı nın 100. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu
ESAM [Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi] I. Dünya Savaşı nın 100. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu -KAPANIŞ KONUŞMASI- M. Recai KUTAN 7 Kasım 2014 I. DÜNYA SAVAŞININ 100. YILDÖNÜMÜ ULUSLARARASI
SAYFA BELGELER NUMARASI
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... SAYFA BELGELER NUMARASI 1. 27 Ekim 1922 tarihinde İsmet Paşa nın Dışişleri Bakanlığına ve Fevzi Paşa nın Batı Cephesi Komutanlığına atanması... 1 2. İstanbul daki mevcut
İÇİNDEKİLER... SAYFA NUMARASI 1. Genelkurmay Başkanlığının Afyon ve Kocaeli mıntıkalarındaki duruma dair 3 Ekim 1921 tarihli Harp BELGELER
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... BELGELER III SAYFA NUMARASI 1. Genelkurmay Başkanlığının Afyon ve Kocaeli mıntıkalarındaki duruma dair 3 Ekim 1921 tarihli Harp Raporu... 1 2. Ali İhsan Paşa nın Güney
Vergi incelemesinden maksat, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamaktır.
Vergi İncelemeleri Vergi incelemesinden maksat, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamaktır. İncelemeye yetkili olanlar tarafından lüzum görüldüğü takdirde inceleme,
İSTANBUL ANADOLU CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI NA. : Şüpheli hakkında suç duyurusu dilekçemizin sunumudur.
İSTANBUL ANADOLU CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI NA Müşteki Vekilleri Şüpheli Konu Müsnet Suç : (T.C.:.)./ 3 Ümraniye İstanbul : Av. Aytekin TETİK & Av. Ahmet AYDIN - Adres Antette :...T.C.:2...2 Üsküdar İstanbul
BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi
2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de
Milli varlığa yararlı ve zararlı cemiyetler
On5yirmi5.com Milli varlığa yararlı ve zararlı cemiyetler Milli varlığa yararlı ve zararlı cemiyetler nelerdir? Yayın Tarihi : 12 Kasım 2012 Pazartesi (oluşturma : 12/22/2018) Cemiyetler-Zararlı ve Yararlı
KÖY İÇME SULARI HAKKINDA KANUN
3287 KÖY İÇME SULARI HAKKINDA KANUN Kanun Numarası : 7478 Kabul Tarihi : 9/5/1960 Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 16/5/1960 Sayı : 10506 Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 41 Sayfa : 1019 Kanunun
MİLLİ MÜCADELE TRENİ www.egitimhane.com
MİLLİ MÜCADELE TRENİ TRABLUSGARP SAVAŞI Tarih: 1911 Savaşan Devletler: Osmanlı Devleti İtalya Mustafa Kemal in katıldığı ilk savaş Trablusgarp Savaşı dır. Trablusgarp Savaşı, Mustafa Kemal in ilk askeri
KURTULUŞ SAVAŞINDA BİR VATANDAŞIMIZIN UÇAK BAĞIŞI
KURTULUŞ SAVAŞINDA BİR VATANDAŞIMIZIN UÇAK BAĞIŞI Süreyya Hami ŞEHİDOĞLU ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 24, Cilt: VIII, Temmuz 1992 Nafiz KOTAN İsmail Habip, Kurtuluş Savaşı nı anlatırken:...
9 EYLÜL 1922 BAKİ SARISAKAL
9 EYLÜL 1922 BAKİ SARISAKAL 9 EYLÜL 1922 Güzel İzmir imizin kurtuluşu, bugün doksan birinci yılına basıyor. Bu mutlu günü anarken, harp tarihinde eşi görûlmiyen Başkomutanlık Meydan Muharebesindeki geniş
Fikret BABAYEV * * Azerbaycan Anayasa Mahkemesi Başkanı
Fikret BABAYEV * Sayın Başkan, değerli katılımcılar! Öncelikle belirtmek isterim ki, bugün bu faaliyete iştirak etmek ve sizlerle bir arada bulunmak benim için büyük bir mutluluktur. Bu toplantıya ve şahsıma
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ MUSTAFA KEMAL İN SAMSUN A ÇIKIŞI GENELGELER KONGRELER
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ 1919-1922 MUSTAFA KEMAL İN SAMSUN A ÇIKIŞI GENELGELER KONGRELER Milli mücadele Hazırlık Dönemi Kronoloji 19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal in Samsun a Çıkışı 28 Ocak 1919 Havza Genelgesi
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ü Ölümünün 78. Yılında Saygı ve Minnetle Anıyoruz
ANMA PROGRAMI 1. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı 4 2. Çeşitli Yönleriyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk 10 (Yrd. Doç. Dr. Levent KALYON) 1. Resimlerle Atatürk 15 2. Kendi sesiyle Atatürk 18 2 Beni görmek
Filmin Adı: Şaban Oğlu Şaban. Oyuncular: Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Adile Naşit, Şener Şen. Filmin Yönetmeni: Ertem Eğilmez. Senaryo: Sadık Şendil
1 Filmin Adı: Şaban Oğlu Şaban Oyuncular: Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Adile Naşit, Şener Şen Filmin Yönetmeni: Ertem Eğilmez Senaryo: Sadık Şendil Müzik: Kemani Sebuh Efendi- Kürdilihicazkar Longa Filmin
29 EKİM TÖRENLERİ. Cumhuriyet Bayramı Republic Day OFFICIAL HOLIDAY. Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi
29 EKİM TÖRENLERİ Cumhuriyet Bayramı Republic Day OFFICIAL HOLIDAY Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi 1923 Cumhuriyet ilân edildi. Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk
TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME
TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME Bu sözleşme, ILO'nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmesinden biridir. ILO Kabul Tarihi: 18 Haziran 1949 Kanun Tarih
DENETİM MESLEĞİNDE MEVZUAT PARADOKSU - YETKİ PAYLAŞIMI. Prof. Dr. Ünal TEkİNaLP. İhsan Uğur DELIkaNLI Yücel akdemir Nazmi karyağdi
4/28/11 12:00 PM Page 67 DENETİM MESLEĞİNDE MEVZUAT PARADOKSU - YETKİ PAYLAŞIMI Prof. Dr. Ünal TEkİNaLP kürşad Sait BaBUçcU İhsan Uğur DELIkaNLI Yücel akdemir Nazmi karyağdi GENEL OTURUM II 1 u?nal tekinalp:layout
HÜRRİYET İLKOKULU EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI KUTLAMA PROGRAMI
HÜRRİYET İLKOKULU 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI KUTLAMA PROGRAMI 1 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLAMA PROGRAMI Sayın Müdürüm, Saygı Değer Öğretmenlerim,Kıymetli
OSMANLI BELGELERİNDE MİLLÎ MÜCADELE VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
T.C. BAŞBAKANLIK DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın Nu: 88 OSMANLI BELGELERİNDE MİLLÎ MÜCADELE VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK A N K A R A 2 0 0 7 1 P r o j e Y ö n e t i c
Vatan istilacılarına isyan edenlerin kırık utangaç hali, benim için, ibadetle olanların sert ve dik tavırlarından iyidir.
Şeyh Şamil (k.s) in Sözleri Kahrolsun Sefil Esaret! Yaşasın Şanlı Ve Güzel Ölüm! Vatan istilacılarına isyan edenlerin kırık utangaç hali, benim için, ibadetle olanların sert ve dik tavırlarından iyidir.
2018-LGS-İnkılap Tarihi Deneme Sınavı 9
2018-LGS-İnkılap Tarihi Deneme Sınavı 9 1. Mudanya Mütarekesi, Yunanlıların aslında Osmanlı Devleti nin paylaşımı projesinde bir alet olduğunu, arkalarındaki gücü İngiltere başta olmak üzere İtilâf devletlerinin
KURTULUŞ SAVAŞI ( ) Gülsema Lüyer
KURTULUŞ SAVAŞI (1919-1922) Gülsema Lüyer KURTULUŞ SAVAŞI (1919-1922) Mondros Mütarekesi ve Mütareke Sonrası Genel Durum İşgaller ve Kurtuluş Savaşı Hazırlık Evresi T.B.M.M. nin Açılması Düzenli Ordu Hazırlıkları,
KURTULUŞ SAVAŞI KARTPOSTALLARI MEHMED İN HİKAYESİ *
ÇTTAD, X/23, (2011/Güz), s.s.187-232 Albüm KURTULUŞ SAVAŞI KARTPOSTALLARI MEHMED İN HİKAYESİ * Kurtuluş Savaşı nın bitmesinin hemen ardından, verilen bu büyük mücadeleyi kamuoyuna anlatmanın bir aracı
ÖNSÖZ 3 EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YAZISI 5 İÇİNDEKİLER 7-12 KANUNLAR VE KAYNAKLAR 13-15 BİRİNCİ BÖLÜM Genel Bilgiler 17-29 1. Dersin adı ve konusu 17
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ 3 EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YAZISI 5 İÇİNDEKİLER 7-12 KANUNLAR VE KAYNAKLAR 13-15 BİRİNCİ BÖLÜM Genel Bilgiler 17-29 1. Dersin adı ve konusu 17 2. Dersin amacı ve planı 18 3. CMH ve Hukuk
Harf üzerine ÎÇDEM. Numara
Harf üzerine ÎÇDEM A Numara Adliyenin manevi şahsiyetini tahkir... 613 G Ağır Tehdit 750 Aleniyet deyim - kavram ve unsuru... 615 Anarşistlik - kavram ve suçu 516 Anayasa Nizamı 558 aa Anayasa Nizamını
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 5
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 5 BAKİ SARISAKAL SELANİK Selanik 26 Mayıs: Selanik Limanında Padişahın Gelişini Bekleyen Selanik Valisi İbrahim Bey ve Hükümet Erkânı Selanik Limanında Padişahı Bekleyen
Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm:
Hatim-i Esam hazretleri, hocası Şakik-i Belhi hazretlerinin yanında 33 sene kalır, ilim tahsil eder. Hocası, bu zaman içinde ne öğrendiğini sorduğu zaman, sekiz şey öğrendiğini söyler ve bunları hocasına
T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK
T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) ESAS N0:2009/191 03.08.2012 TUTANAK 27.07.2012 tarihli oturumda saat 19.27 sıralarında Mahkeme Başkanı tarafından duruşmanın
Aç l fl Vural Öger Çok değerli misafirler, Konrad-Adenauer vakfının 23 senedir yapmış olduğu bu gazetecilik seminerinde son senesinde bizim de k
Çok değerli misafirler, Konrad-Adenauer vakfının 23 senedir yapmış olduğu bu gazetecilik seminerinde son 10-11 senesinde bizim de katkılarımızın olması bizi her zaman çok mutlu ediyor çünkü Avrupa da yaşayan
Cumhuriyet Halk Partisi
1 Cumhuriyet Halk Partisi 29 Ekim 1923, saat 20.30 Tarih : 28.10.2011 29 Ekim 1923, Türkiye tarihinin dönüm noktalarından biriydi. TBMM de saat 20.30 u gösterirken Anayasa da gerekli değişiklikler yapıldı,
Bu durumun, aşağıdaki gelişmelerden hangisine ortam hazırladığı savunulabilir?
1)Birinci İnönü Savaşının kazanılmasından sonra halkın TBMM ye ve düzenli orduya güveni artmıştır. Bu durumun, aşağıdaki gelişmelerden hangisine ortam hazırladığı savunulabilir? A)TBMM seçimlerinin yenilenmesine
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan
EFENDİLER! YARIN CUMHURİYETİ İLAN EDECEĞİZ.
1 ALTERNATİF AKIM Excellence and innovation built into every design. EFENDİLER! YARIN CUMHURİYETİ İLAN EDECEĞİZ. ALTERNATİF AKIM 2 1914-1918 Dünya Savaşı Bu savaş dünyada bazı şeylerin değişmesine sebep
4081 SAYILI ÇİFTÇİ MALLARININ KORUNMASI HAKKINDA KANUN UYGULAMASI
4081 SAYILI ÇİFTÇİ MALLARININ KORUNMASI HAKKINDA KANUN UYGULAMASI 4081 Sayılı Kanun; Çiftçi mallarının korunması esaslarını düzenlemek üzere 10.07.1941 tarihinde yayımlanmıştır. Kanun Hükümleri; -Köy sınırları
Sultanım, müsaade buyurun, ben İstanbul'un çevresini dolaşıp, mevcut suları bir inceleyeyim!.
HEY GİDİ KOCA SİNAN.. MEKANIN CENNET OLSUN!.. Kanuni Sultan Süleyman devri.. O vakitler İstanbul da su sıkıntısı var.. Problemi çözmek için Sultan Süleyman, Mimar Sinan ı makama çağırır ve Mimarbaşı, milletin
SELANİK ALMANYA VE FRANSA KONSOLOSLARININ ÖLDÜRÜLMESİ 1876
SELANİK ALMANYA VE FRANSA KONSOLOSLARININ ÖLDÜRÜLMESİ 1876 BAKİ SARISAKAL SELANİK ALMANYA VE FRANSA KONSOLOSLARININ ÖLDÜRÜLMESİ 1876 Bosna-Hersek ve Bulgaristan olaylarının devam ettiği sırada Selanik
Seyyid Abdülkadir Geylâni hazretleri küçük yaşta iken, annesinden Bağdat a giderek ilim öğrenmesi için izin ister.
Yalan Söylemeyen Çocuk Seyyid Abdülkadir Geylâni hazretleri küçük yaşta iken, annesinden Bağdat a giderek ilim öğrenmesi için izin ister. Annesi: Ey benim gözümün nûru ve gönlümün tâcı evladım, Abdülkâdir
Devletin Şefleri Cumhurbaşkanları
Devletin Şefleri Cumhurbaşkanları Cumhuriyetin kuruluşu Anadolu insanının iman, namus, bağımsızlık, özgürlük, vatan ve millete sevgi ile bağlılığının inancı ve iradesi ile kendisine önderlik yapan Mustafa
BAŞBAKAN YARDIMCISI HAKAN ÇAVUŞOĞLU, BATI TRAKYALI GENÇLERLE YTB DE BULUŞTU Cuma, 13 Nisan :47
Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığında, Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneğinin girişimleriyle Yunanistan'dan gelen Batı Trakyalı öğrencilerle
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ BİRİNCİ BÖLÜM TEDBİRE İLİŞKİN ARA KARAR NIZAMI KURBANOV BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2015/17968) Karar Tarihi: 2/12/2015 BİRİNCİ BÖLÜM ARA KARAR Başkan ler : Burhan
KRONİK 1957 YILI MEVZUATI [*]
KRONİK! 1957 yılı mevzuatı; II. Mahkeme içtihatları; m. Eser tahlil ve tenkitleri. 1 1957 YILI MEVZUATI [*] (l/vti/1957 31/XII/1957) A) Kanunlar; B) T.B.M.M. kararları; C) Tefsirler; D) Nizamnameler; E)
BATI CEPHESİ'NDE SAVAŞ
T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK TEOG ÇIKMIŞ SORULAR - 3. ÜNİTE Batı cephesinde Kuvâ-yı Millîye birliklerinin faaliyetlerini ve düzenli ordunun kurulmasını değerlendirir.türk milletinin Kurtuluş Savaşı
ABD NİN KURULMASI VE FRANSIZ İHTİLALİ
ABD NİN KURULMASI VE FRANSIZ İHTİLALİ 1215 yılında Magna Carta ile Kral,halkın onayını almadan vergi toplamayacağını, hiç kimseyi kanunsuz olarak hapse veya sürgüne mahkum etmeyeceğini bildirdi. 17.yüzyıla
II. MEŞRUTİYET DÖNEMİ
II. MEŞRUTİYET DÖNEMİ 1908 II. Meşrutiyete Ortam Hazırlayan Gelişmeler İç Etken Dış Etken İttihat ve Terakki Cemiyetinin faaliyetleri 1908 Reval Görüşmesi İTTİHAT ve TERAKKÎ CEMİYETİ 1908 İhtilâli ni düzenleyen
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ÎLE FEDERAL ALMANYA CUMHURİYETİ ARASINDA 16 ŞU BAT 1952 TARİHÎNDE ANKARA'DA AKDEDİLMİŞ OLAN TİCARET ANLAŞMASINA EK PROTOKOL
-. '. ' J ı 156 16 Şubat 1952 tarihli Türkiye Batı - Almanya Ticaret ve ödeme Anlaşmalarına Ek 21 Aralık 1954 tarihli Protokollerle Ekleri Mektupların Tasdikine dair Kanun (Resmî Gazete ile ilâm.- 2.II.
İLK TÜRK DEVLETLERİNDE HUKUK
İLK TÜRK { DEVLETLERİNDE HUKUK Hukuk Anlayışı Hukuk fertlerin bir arada barış ve güven içinde yaşamasını sağlamak amacıyla oluşturulan hak ve kanunların bütünüdür. Bir devletin uzun ömürlü olabilmesi için
BURSA SU VE KANALİZASYON İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.NCİ HUKUK MÜŞAVİRLİĞİ KURULUŞ-GÖREV VE YETKİ YÖNETMELİĞİ
BURSA SU VE KANALİZASYON İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.NCİ HUKUK MÜŞAVİRLİĞİ KURULUŞ-GÖREV VE YETKİ YÖNETMELİĞİ Genel Kurul tarafından kabulü; Karar Tarihi : 24.02.1992 Karar No. : 15-5 Kuruluş Madde 1 Bursa
http://www.cengizcetintas.com/index.html
http://www.cengizcetintas.com/index.html 1 SAKARYA ZAFERİ Kütahya-Eskişehir Savaşından sonra Sakarya Nehri Doğusuna çekilmiş olan Türk Ordusu, güneyden kuzeye doğru yüz kilometre boyunca savunma durumuna
Dönem : 4 Topiant, : 3 MİLLET MECLİSİ S. Sayısı : 194'e 2 nci Ek
Dönem : 4 Topiant, : 3 MİLLET MECLİSİ S. Sayısı : 194'e 2 nci Ek 2 ve 4ncü Maddelerinin Değiştirilmesine, Değişik 60 nci ve Bu Kanuna Bir Ek Madde ile Bir Geçici Madde İlâvesine Dair nın C. Senatosunca
VATANA İHANET KANUNU VE İSTİKLAL MAHKEMELERİ
CENGİZ ÇETİNTAŞ TBMM Tutanaklarında Kurtuluş Savaşı: 9 TBMM Tutanaklarında VATANA İHANET KANUNU VE İSTİKLAL MAHKEMELERİ (1920-1923) http://www.cengizcetintas.com [email protected] 1 TBMM Tutanaklarında
Mustafa Kemal Atatürk ün Hayatı
Mustafa Kemal Atatürk ün Hayatı 1881 de Selanik te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Efendi dir. Sırasıyla, Mahalle Mektebi, Şemsi Efendi Okulu, Selanik Mülkiye Rüştiyesi, Selanik Askeri Rüştiyesi,
Almanya'da Yaşayan Trabzonsporlu Taraftarın 61 Plakanın İlginç Azmin Hikayesi
Almanya'da Yaşayan Trabzonsporlu Taraftarın 61 Plakanın İlginç Azmin Hikayesi Yüksekova ve Cizre nin il yapılacağı duyuldu, 70 küsur ilçe Ben de istiyorum diye ayağa kalktı. Akhisar, Tarsus, Nazilli, Alanya,
Sirküler Tarihi : Sirküler No : 2017/098
Sirküler Tarihi : 16.12.2017 Sirküler No : 2017/098 7061 SAYILI KANUNLA 213 SAYILI VERGİ USUL KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER DEĞİŞİKLİK I MADDE 16-4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 101
Seda DUNBAY Avukat. Türk Parlamento Tarihinde Yasama Sorumsuzluğu ve Dokunulmazlığı ( )
Seda DUNBAY Avukat Türk Parlamento Tarihinde Yasama Sorumsuzluğu ve Dokunulmazlığı (1876-1995) İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...VII İÇİNDEKİLER... IX GİRİŞ...1 BÖLÜM I Parlamento Üyeliğinin Tarihsel ve Siyasal Olarak
İÇİNDEKİLER... SUNUŞ III
SUNUŞ İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER... III BİRİNCİ BÖLÜM SİYASİ, COĞRAFİ DURUM VE ASKERÎ GÜÇLER 1. Siyasi Durum... 1 a. Dış Siyasi Durum... 1 b. İç Siyasi Durum... 2 (1) Birinci Dünya Savaşı Öncesi Osmanlı Devleti
3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun bu hükmünden yola çıkarak, İçişleri Bakanlığının emniyet ve asayişi sağlamada, yürütme organları olarak
J.T.G.Y.K. 1 Amaç MADDE 1 - Bu Kanun, Türkiye Cumhuriyeti Jandarma Teşkilatının görev, yetki ve sorumluluklarına, hizmetin getirdiği bağlılık ve ilişkilere, teşkilat ve konuşa ait esas ve usulleri düzenler.
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf...
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf... 7 a. Fransız-Rus İttifakı (04 Ocak 1894)... 7 b. İngiliz-Fransız
HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 3.Ders. Dr. İsmail BAYTAK. HAÇLI SEFERLERİ Nedenleri ve Sonuçları
HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 3.Ders Dr. İsmail BAYTAK HAÇLI SEFERLERİ Nedenleri ve Sonuçları Hristiyanlarca kutsal sayılan Hz. İsa nın doğum yeri Kudüs ve dolayları, VII. yüzyıldan beri Müslümanlar ın elinde
Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..
28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri
"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."
Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir
CAN ATAKLI SAAT SAAT AÇIKLADI...
CAN ATAKLI SAAT SAAT AÇIKLADI... Gazeteci Can Ataklı darbe gecesini aydınlatmaya kararlı. Ataklı yine flaş değerlendirmelerde bulundu. Habertürk TV'de Didem Arslan Yılmaz'ın sunduğu 'Türkiye'nin Nabzı'
İCRA VEKİLLERİ HEYETİ (Bakanlar Kurulu) KANUNU
1 İCRA VEKİLLERİ HEYETİ (Bakanlar Kurulu) KANUNU 23 Nisan 1920 tarihinde açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, milli egemenlik prensibini kendisine siyasi ve hukuki temel edinmiş, kuvvetler birliği esasına
Onlar konuşur, AK Parti yapar
Onlar konuşur, AK Parti yapar Nisan 21, 2015-8:15:00 AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, AK Parti'nin vadettiği şeyleri kesinlikle yapacağının altını çizdi. Davutoğlu, Ankara Atatürk Spor
20 Derste Eski Türkçe
!! 20 Derste Eski Türkçe Ders Notları!!!!!! Cüneyt Ölçer! !!! ÖNSÖZ Türk Nümismatik Derneği olarak Osmanlı ve İslam paraları koleksiyoncularına faydalı olmak arzu ve isteği île bu özel sayımızı çıkartmış
Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;
Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin
B.M.M. Yüksek Reisliğine
SıraNQ 139 Askerî hastanelerde bulunan hasta bakıcıları ile hemşirelere bir nefer tayını verilmesi hakkında m numaralı kanun lâyihası ve Millî Müdafaa ve Bütçe encümenleri mazbataları T.C. Başvekâlet Muamelat
Madde 1 - Köylerin içme ve kullanma suyu ihtiyacı, DSİ Umum Müdürlüğü tarafından temin ve tedarik olunur.
KÖY İÇME SULARI HAKKINDA KANUN Kanun Numarası: 7478 Kanun Kabul Tarihi: 09/05/1960 Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 16/05/1960 Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 10506 KANUNUN ŞÜMULÜ Madde 1 - Köylerin
"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu
- Aman ormancı, yaman ormancı Bıraktın bizde derin bir acı - Dua ile bisiklet gider mi?... - Özbek Paşa'dan AKP falı... Ve - Bush'tan "beni kimse sevmiyor" sendromu RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender
Başbakan Yıldırım, 25. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı sonrası basın çadırını ziyaret etti
Başbakan Yıldırım, 25. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı sonrası basın çadırını ziyaret etti Ekim 23, 2016-8:39:00 Başbakan Binali Yıldırım, "Peşmerge güçleri Başika kasabasını DEAŞ'tan temizlemek için
ATATÜRK. Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde
ATATÜRK Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanımdır. Doğup büyüdüğü Selanik, o dönemde önemli bir kültürel merkezdi. XIX. yüzyılın son çeyreğinde
Osmanlı dan Cumhuriyet e Adım Adım!
Osmanlı dan Cumhuriyet e Adım Adım! Eskiden devletimizin adı Osmanlı Ġmparatorluğu idi. Başımızda padişah vardı. Egemenlik haklarımız padişahın elindeydi. Başkentimiz Ġstanbul du. 19 Mayıs 1919 da Mustafa
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ASKERLİK HAYATI
T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK TEOG ÇIKMIŞ SORULAR - 1. ÜNİTE Atatürk ün askerlik hayatı ile ilgili olay ve olguları kavrar. Örnek olaylardan yola çıkarak Atatürk ün çeşitli cephelerdeki başarılarıyla
Ölülerin muayenesi ve defin ruhsatlarının verilmesi, fert. toplum ve çevre sağlığının açısından önem arz etmektedir.
Ölü Defin Ruhsatları Hakkında Genelge Tarihi:01.05.2000 Sayısı:5852-2000/41 T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü SAYI : B100TSH0100005/5852 KONU : Ölü Defin Ruhsatları ANKARA 01.05.2000
1895: Selanik Askeri Rüştiyesi ni bitirdi, Manastır Askeri İdadisi ne girdi.
ATATÜRK KRONOLOJİSİ 1881: Selanik te doğdu. 1893: Askeri Rüştiye ye girdi ve Kemal adını aldı. 1895: Selanik Askeri Rüştiyesi ni bitirdi, Manastır Askeri İdadisi ne girdi. 1899: Mart 13: İstanbul Harp
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan
KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA
KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini
ASKİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ HUKUK MÜŞAVİRLİĞİ KURULUŞ GÖREV VE YETKİ YÖNETMELİĞİ
ASKİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ HUKUK MÜŞAVİRLİĞİ KURULUŞ GÖREV VE YETKİ YÖNETMELİĞİ T.C. ANKARA BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ BELEDİYE MECLİSİ Karar No: 81 23.02.2004 - K A R A R - ASKI Genel Müdürlüğünün 1. Hukuk Müşavirliğinin
RE SEN TAAHÜTNAME VE KEFALETNAME
RE SEN TAAHÜTNAME VE KEFALETNAME 1- Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörlüğünce lisansüstü öğrenim görmek üzere.üniversitesi Rektörlüğüne gönderileceğimden, aşağıdaki şartların aynen kabulüne ve iş bu
GİRESUN BELEDİYESİ RUHSAT VE DENETİM MÜDÜRLÜĞÜ
GİRESUN BELEDİYESİ RUHSAT VE DENETİM MÜDÜRLÜĞÜ MÜDÜRLÜĞÜN KURULUŞU : Müdürlüğümüz 5393 sayılı Belediye Kanununun 15 nci maddesi gereği aynı kanunun 49 ncu maddesine istinaden Belediye Meclisinin 03.02.2005
http://www.cengizcetintas.com/index.html
1 http://www.cengizcetintas.com/index.html TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NİN AÇILIŞI VE BİRİNCİ TBMM HÜKÜMETİ İstanbul'un İtilaf askerleri tarafından resmi olarak işgal edildiğini öğrenen Mustafa Kemal
TERCÜME-İ HALİMDEN BİR HÜLASA.
TERCÜME-İ HALİMDEN BİR HÜLASA TERCÜME-İ HALİMDEN BİR HÜLASA Vefatımda varislerim bu hûlâsadan küçük bir hûlâsa çıkarırlar. Arabi 1313, Rumi 1312 ve Miladi 1896 senesi Ramazan-ı Şerifin birinci gecesi
TEMEL HUKUK DERS NOTLARI SON HAFTA. Öğr. Gör. Erkan ÇAKIR
TEMEL HUKUK DERS NOTLARI SON HAFTA Öğr. Gör. Erkan ÇAKIR ANAYASANıN TEMEL ILKELERI 2 1. madde Türkiye devleti bir cumhuriyettir. 2. Madde Cumhuriyetin nitelikleri Cumhuriyetçilik Başlangıç ilkeleri Atatürk
Cumhuriyet Halk Partisi
1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı
MARUF VAKFI İSLAM EKONOMİSİ ENSTİTÜSÜ AÇILDI
MARUF VAKFI İSLAM EKONOMİSİ ENSTİTÜSÜ AÇILDI Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Maruf Vakfı Genel Merkezinin Açılışına Katıldı. Maruf Vakfı Genel Merkez açılışı, Vakfımızın Zeytinburnu ndaki merkezinde
Veda Hutbesi. "Ey insanlar! " Sözümü iyi dinleyiniz! Biliyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.
Veda Hutbesi Peygamberimiz Vedâ Hutbesinde buyurdular ki: Hamd, Allahü Teâlâya mahsûstur. O'na hamd eder, O'ndan yarlığanmak diler ve O'na tövbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından
BÜYÜK TAARRUZ DUMLUPINAR ZAFERİ VE MUDANYA ATEŞKES ANLAŞMASI
1 BÜYÜK TAARRUZ DUMLUPINAR ZAFERİ VE MUDANYA ATEŞKES ANLAŞMASI İtilaf devletleriyle iki buçuk ay boyunca devam eden görüşmelerden ateşkes ve barış ile ilgili olumlu bir sonuç çıkmadı. Bütün barış yolları
T.C İnkılap Tarihi Ve Atatürkçülük
T.C İnkılap Tarihi Ve Atatürkçülük 2015-2016 T.C İnkılap Tarihi Ve Atatürkçülük Arif ÖZBEYLİ Türkiye Büyük Millet Meclisi nin Açılması Meclis-i Mebusan ın dağıtılması üzerine, Parlamento nun Mustafa Kemal
En büyük gücümüz teşkilatlarımız
En büyük gücümüz teşkilatlarımız Temmuz 28, 2012-11:30:21 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, ''10 yıldan beride bu tarihe layık olmak için takımımızın başı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde
Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)
Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923) Lozan Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı nı sona erdiren antlaşmadır. Bu antlaşma ile Misak-ı Milli büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Şekil 1. Kasım 1922 de Lozan Konferansı
Atatürk ün İstifaları
Yılmadan Yorulmadan Dr. Sıtkı Aydınel Atatürk ün İstifaları 12 Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, meslek hayatı boyunca doğruluğuna inandığı idealleri ve düşünceleri uğruna gerektiğinde görevlerinden ve
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan
MILLET MECLISI TUTANAK DERGİSİ. 24 ncü Birleşim. 4. 12. 1975 Perşembe
DÖNEM: 4 CİLT: 14 TOPLANTI: 3 MILLET MECLISI e TUTANAK DERGİSİ 24 ncü Birleşim 4. 12. 1975 Perşembe İÇİNDEKİLER Sayfa I. Geçen tutanak özeti 222 II. Yoklama 222 III. Seçimler 222 1. Millet Meclisi Başkanı
34 NOLU SÖZLEŞME ÜCRETLİ İŞ BULMA BÜROLARININ KAPATILMASI HAKKINDA SÖZLEŞME
34 NOLU SÖZLEŞME ÜCRETLİ İŞ BULMA BÜROLARININ KAPATILMASI HAKKINDA SÖZLEŞME Aynı konudaki 96 sayılı sözleşmenin onaylanması sonucu yürürlükten kalkmıştır ILO Kabul Tarihi: 8 Haziran 1933 Kanun Tarih ve
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ PAKETİ Ne getiriyor, Ne götürüyor? Onur Bakır Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Uzmanı
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ PAKETİ Ne getiriyor, Ne götürüyor? Onur Bakır Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Uzmanı TOPLUM BİR NOKTADA HEM FİKİR PEKİ AMA NASIL: ÜÇ TEMEL SORU Toplumun görüşleri alındı mı? Katılımcı
Bağdat Cad. No:108/B D:26 Fenerbahçe Kadıköy İSTANBUL. : Bilirkişi 2. Ek Rapor ve Ayrık 2. Ek Rapora Karşı Beyanlarımızdan İbarettir.
24 MAYIS 2011. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞI NA 200/. ESAS DAVALILAR VEKİLİ : 1-2-.. : Av. AHMET AYDIN Bağdat Cad. No:108/B D:26 Fenerbahçe Kadıköy İSTANBUL DAVACI :. SİGORTA A.Ş. VEKİLİ :
