SÜT D RESTORASYONLARINDA
|
|
|
- Mehmed Tosun
- 9 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 TÜRK YE CUMHUR YET ANKARA ÜN VERS TES SA LIK B MLER ENST TÜSÜ SÜT D RESTORASYONLARINDA R NANO YONOMER MATERYAL VE KOMPOMER N N V VO VE N V TRO KO ULLARDA KAR ILA TIRMALI DE ERLEND LMES Zeynep Ba ak ÖKTEM PEDODONT ANAB M DALI DOKTORA TEZ DANI MAN Prof. Dr. Zeynep ÖKTE ANKARA
2
3 TÜRK YE CUMHUR YET ANKARA ÜN VERS TES SA LIK B MLER ENST TÜSÜ SÜT D RESTORASYONLARINDA R NANO YONOMER MATERYAL VE KOMPOMER N N V VO VE N V TRO KO ULLARDA KAR ILA TIRMALI DE ERLEND LMES Zeynep Ba ak ÖKTEM PEDODONT ANAB M DALI DOKTORA TEZ DANI MAN Prof. Dr. Zeynep ÖKTE ANKARA
4 i
5 ii NDEK LER Kabul ve Onay Sayfas çindekiler Önsöz Simgeler ve K saltmalar ekiller Çizelgeler i ii v vi vii ix Süt Di lerinde Restoratif Tedaviler Cam yonomer Simanlar Geleneksel Cam yonomer Simanlar çerik Sertle me Reaksiyonu Di Dokular na Ba lanma Mekanizmas Flor Sal Rezin Modifiye Cam yonomer Simanlar çerik Sertle me Reaksiyonu Di Dokular na Ba lanma Mekanizmas Flor Sal Poliasit Modifiye Kompozit Rezinler çerik Sertle me Reaksiyonu Di Dokular na Ba lanma Mekanizmas Flor Sal Nano Teknoloji Nano Dolduruculu Rezin Modifiye Cam yonomer Siman Restoratif Materyallerde Mikros nt Mikros nt Tespit Yöntemleri n Vivo Mikros nt Tespit Yöntemleri 24
6 iii n Vitro Mikros nt Tespit Yöntemleri Boya S nt Testi Restoratif Materyallerin Di Dokular na Ba lanma Dayan Mikro Gerilim Ba lanma Dayan m Testleri Restoratif Materyallerin Flor Sal yon Kromatografi Yöntemi Kompomer ve Rezin Modifiye Cam yonomer Simanlar n Mikros nt lar Ara ran n Vitro Çal malar Kompomer ve Rezin Modifiye Cam yonomer Simanlar n Ba lanma Dayan mlar Ara ran n Vitro Çal malar Kompomer ve Rezin Modifiye Cam yonomer Simanlar n Flor Sal m Özelliklerini Ara ran n Vitro Çal malar Kompomer ve Rezin Modifiye Cam yonomer Simanlar n Klinik Ba ar lar n De erlendirildi i Çal malar Amaç GEREÇ VE YÖNTEM Etik Kurul Onay Ara rman n n Vivo Bölümü Vaka Seçim Kriterleri Klinik lemler Ketac N100 Grubu Dyract Extra Grubu Ara rman n n Vitro Bölümü Restoratif Materyallerin Mikros nt n Ara lmas Restoratif Materyallerin Mikrogerilim Ba lanma Dayan mlar n Ara lmas Restoratif Materyallerin Flor Sal Özelliklerinin Ara lmas statistiksel De erlendirmeler BULGULAR Restoratif Materyallerin Klinik Ba ar lar na Ait Bulgular Restoratif Materyallerin Mikros nt Çal mas na Ait Bulgular 78
7 iv 3.3. Restoratif Materyallerin Mikro Gerilim Ba lanma Dayan m Çal mas na Ait Bulgular Restoratif Materyallerin Flor Sal Özelliklerine Ait Bulgular TARTI MA SONUÇ VE ÖNER LER 120 ÖZET 122 SUMMARY 124 KAYNAKLAR 126 ÖZGEÇM 138
8 v ÖNSÖZ Süt di i restorasyonlar nda bir nano iyonomer materyal ve kompomerin in vivo ve in vitro ko ullarda kar la lmal de erlendirilmesi konulu tezimin her amas nda bana yol gösteren, yeti memde büyük eme i geçen, tüm anlay ve ho görüsüyle deste ini hem özel hayat m hem de doktora e itimim boyunca her zaman yan mda hissetmeseydim ba aramayaca bildi im, tez dan man m say n Prof. Dr. Zeynep ÖKTE ye, Tezimin ba lang ndan bitimine kadar önerileri ve yard mlar ile bana destek olan tez izleme komitesindeki de erli hocalar m Prof. Dr. aziye ARAS ve Prof. Dr. Nurhan ÖZTA a, Ara rmam n in vitro bölümünde flor ölçümlerini gerçekle tirmemde deste ini ve yard mlar esirgemeyen Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Biyokimya Anabilim Dal Ba kan Say n Prof. Dr. Ulvi Reha F DANCI ya ve Ar. Gör. Dr. ünç MERAL e, Doktora program m süresince bana verdikleri e itim ve ilgileri nedeniyle Ankara Üniversitesi Di Hekimli i Fakültesi Pedodonti Anabilim Dal Ö retim Üyeleri ne, Her türlü yard mlar ve destekleri ile her zaman yan mda olan, ömür boyu yan mda olacaklar bildi im sevgili dostlar m Dr. Dt. Tu ba BEZG N, Mert BEZG N ve Tülin ÖCAL ba ta olmak üzere,, Dt. Gözdem ÖZÇOBANO LU na, Dt. Merve AYDIN a ve tüm asistan arkada lar ma, Tezimin yap m a amas ndaki yard mlar ndan ötürü Say n Osman DALKURT ve di er kürsü personeline, Büyük fedakarl klar ve emekleriyle bu günlere gelmemi sa layan, hayat m boyunca her konuda ilgi, destek ve sevgileriyle yan mda olan can m annem, babam ve abime, Ve beni her zaman her eyin çok güzel olaca na inand rmay ba aran e im Haluk ÖKTEM e gönülden te ekkür ederim.
9 vi MGELER VE KISALTMALAR < Küçüktür > Büyüktür = E ittir C Santigrat derece µm Mikrometre Al Alüminyum Al 2 O 3 Alüminyum oksit APF Asidüle fosfat florür Bis-GMA Bisfenol-A glisidil metakrilat Ca Kalsiyum S Cam iyonomer siman dk Dakika F Flor FE-SEM Emisyon elektron mikroskobu GC S Geleneksel cam iyonomer siman H Hidrojen HEMA Hidroksietil metakrilat La 2 O 3 Lantan oksit LED Light emitting diode mak Maksimum min Minimum mm Milimetre mm Milimolar mm 2 Milimetre kare MMC S Metal modifiye cam iyonomer siman MPa Megapaskal NaF Sodyumflorür nm Nanometre NRC Non-rinse conditioner
10 vii Ort Ortalama PEGDMA Polietilen glikol dimetakrilat PENTA Dipentaeritrol pentakrilat monofosfat ph Power of hydrogen PO 4 Fosfat ppm Parts per million RMC S Rezin modifiye cam iyonomer siman s Saniye SEM Taramal elektron mikroskobu SiO Silisyum oksit Sr Stronsiyum SrO Stronsiyum oksit TEGDMA Trietilen glikol dimetakrilat TEM Transmisyon elektron mikroskobu TMPTMA Trimetilol propan trimetakrilat UDMA Üretan dimetakrilat
11 viii EK LLER ekil 1.1. Nano büyüklü ündeki doldurucular n ematik ve transmisyon elektron mikroskopu görüntüsü 20 ekil 2.1. Ketac N ekil 2.2. Dyract Extra 54 ekil 2.3. Haz rlanan s f V kaviteler 60 ekil 2.4. Restorasyonlar n yap 60 ekil 2.5. Mikros nt de erlerinin skorlamas 61 ekil 2.6. Haz rlanan dentin yüzeyi 62 ekil 2.7. Restoratif materyalin uygulan 62 ekil 2.8. Akril blo a gömülen örnek 63 ekil 2.9. Örneklerden kesitlerin al nmas 63 ekil mm 2 lik kesitler 63 ekil Mikrogerilim test cihaz na yerle tirilen örnek 63 ekil Kopma gerçekle en örnek 63 ekil Haz rlanan test örnekleri 65 ekil Deiyonize su içine konulan örnekler 65 ekil Çal mada kullan lan yon Kromatografi Cihaz 66 ekil Kalibrasyon E risi 67 ekil Ketac N100 grubundan bir örne e ait kromatografik pikler 67 ekil Dyract Extra grubundan bir örne e ait kromatografik pikler 68 ekil 3.1. Hastan n tedavi öncesi a z içi görünümü 76 ekil 3.2. Hastan n tedavi öncesi radyografik görünümü 76 ekil 3.3. Hastan n tedavi sonras a z içi görünümü 77 ekil 3.4. Hastan n tedavi sonras radyografik görünümü 77 ekil 3.5. Hastan n 18. ay kontrolündeki a z içi görünümü 78 ekil 3.6. Hastan n 18. ay kontrolündeki radyografik görünümü 78 ekil 3.7. Servikal ve okluzalde skor 0 olan Ketac N100 grubundan kesit 80 ekil 3.8. Servikalde skor 0, okluzalde skor 1 olan Ketac N100 grubundan kesit 80 ekil 3.9. Servikal ve okluzalde skor 0 olan Dyract Extra grubundan kesit 81
12 ix ekil Servikalde skor 1, okluzalde skor 0 olan Dyract Extra grubundan kesit 81 ekil Servikalde skor 2, okluzalde skor 0 olan Dyract Extra grubundan kesit 82 ekil Çal ma gruplar nda gözlenen k k tiplerinin % da 83 ekil Tip 1 k k gözlenen Ketac N100 grubuna ait örnek 84 ekil Tip 2 k k gözlenen Ketac N100 grubuna ait örnek 84 ekil Tip 3 k k gözlenen Ketac N100 grubuna ait örnek 84 ekil Tip 1 k k gözlenen Dyract Extra grubuna ait örnek 85 ekil Tip 2 k k gözlenen Dyract Extra grubuna ait örnek 85 ekil Tip 3 k k gözlenen Dyract Extra grubuna ait örnek 85 ekil Materyallerden sal nan F miktarlar n kar la lmas 87
13 x ZELGELER Çizelge 2.1. Restoratif materyallerin içerikleri 51 Çizelge 2.2. Di lerin çal ma gruplar na göre da 52 Çizelge 2.3. Hasta de erlendirme formu 57 Çizelge 2.4. Modifiye USPHS kriterleri 58 Çizelge 3.1. Takip süresi boyunca kontrol edilen di lerin da 71 Çizelge 3.2. Takip zamanlar na göre gruplar n klinik kriterlere ait skorlar 73 Çizelge 3.3. Takip zamanlar na göre gruplarda ba ar oranlar 75 Çizelge 3.4. Restorasyonlar n mikros nt skorlar 79 Çizelge 3.5. Mikrogerilim ba lanma dayan m de erleri 82 Çizelge 3.6. Materyallerden ölçüm zamanlar na göre sal nan F miktarlar 86
14 Süt Di lerinde Restoratif Tedaviler Süt di lenme ile bunu izleyen kar k di lenme dönemleri, çocuklarda büyüme ve geli imin en aktif oldu u döneme denk gelmektedir. Çi neme fonksiyonunu yerine getirmelerinin yan s ra do ru fonasyon geli imi, dental arklar n ve çenelerin geli imine yard mc olmalar ve sürekli di lerin sürmesine rehberlik etmeleri süt di lerinin önemli görevlerindendir. Bunlar n d nda eksiklikleri, çocuklarda estetik ve psikolojik sorunlara da neden olabilmektedir. Tüm bu nedenlerden ötürü, süt di lerinin dü me zamanlar gelene dek a zda tutulmalar büyük önem ta maktad r (Ülgen, 1983; Gülhan, 1994; Fuks, 2000; Altun ve ark., 2005; Fuks, 2009). Günümüzde ilerleyen teknolojiyle beraber geli tirilen koruyucu yöntemlerle çürük insidans geli mi ülkelerde azal rken, Türkiye gibi geli mekte olan ülkelerde hala yüksektir. Bu duruma neden olan etkenlerin ba nda, gelir seviyesi dü ük ailelerden gelen çocuklar n yetersiz a z hijyeni, giderek artan fermante karbonhidrat tüketimi ve bu çocuklar n di hekimli i hizmetlerinden, koruyucu uygulamalardan yeteri kadar faydalanamamas gelmektedir. Çürük insidans ndaki bu art nedeniyle günümüzde süt di lerine restoratif tedaviler oldukça s k uygulanmaktad r (Güngör ve ark., 1999; Öztunç ve ark., 2000; Altun ve ark., 2005). Süt di leri histopatolojik ve fizyolojik özellikleri ile sürekli di lerden farkl klara sahiptir. Bu farkl klar n yan s ra çocuk hasta, restorasyon yaparken yeti kin hastaya göre hekimin daha k tl bir zaman diliminde zor çal ma ko ullar na sahip olmas na neden olmaktad r. Ayr ca süt di lerine uygulanacak restorasyonun ömrü sürekli di lere oranla daha k sad r. Tüm bu nedenlere ba olarak çürüklü süt di lerinin restorasyonunda kullan lacak materyallerde olmas istenen özellikler de sürekli di lerden baz farkl klar içermektedir (Gülhan, 1994; Frankenberger ve ark., 1997; Wendt ve ark., 1998; Thean ve ark., 2000; Gross ve ark., 2001; Küçüke men ve Erdo an, 2009).
15 2 Çocuk di hekimli inde kullan lacak ideal restorasyon materyalinin u özelliklere sahip olmas istenmektedir: Biyolojik uyumluluk, Di sert dokular na adezyon sa lanmas ile minimal kavite preparasyonunun tutuculuk için yeterli olmas ve kalan di dokusunun desteklemesi, Di in anatomik formunun geri kazand lmas, Mikros nt engelleyecek ekilde tam örtücülü ün ve kenar uyumunun sa lanmas, Yüksek a nma ve k lma direnci, Minimal polimerizasyon büzülmesi, Hem uygulama s ras nda hem de sertle me sonras nem hassasiyetinin dü ük olmas, Is sal genle me katsay n di e yak n olmas, Dü ük ve elektrik iletimi, Manipülasyon kolayl ve uygulama basamaklar n k sa, basit olmas, Sekonder çürüklerin önlenebilmesi amac yla flor (F) sal ve topikal F uygulamalar yla yeniden yüklenebilmesi, Radyoopasite, Estetik özelliklerinin yüksek olmas, Bitirme i lemlerinin basit olmas ve i lem sonunda plak birikimini engelleyecek düzgünlükte bir yüzey elde edilebilmesi, Uzun raf ömrü ve maliyetinin dü ük olmas (Ata, 1982; Anusavice, 1989; Pitt Ford, 1992; Jensen, 2001). Süt di lerinde kullan labilecek, bu özelliklerin tümüne sahip ideal bir restoratif materyal henüz bulunamam r. Ancak sürekli yeni materyaller üretilmekte, var olan materyallerin özelliklerinin geli tirilmesi için çal malar devam etmekte ve bu konuda yap lacak yeni çal malara ihtiyaç duyulmaktad r (Hickel ve ark., 1998; Bilgin, 2000; Uzer ve Türkün, 2005; Coutinho ve ark., 2009; Sidhu, 2010).
16 3 Çürük süt di lerinin restorasyonunda uzun y llar amalgam kullan lm r. Black (1917), çürük lezyonlar n restorasyonunda uyulacak temel prensipleri yüzy l önce sunmu ve bu prensipler günümüze de in kullan lm r. O dönemde amalgam n adeziv özelli i olmad ndan restorasyonun dü mesini engelleyecek tutuculu a sahip kavite formlar n öneminin üzerinde durulmu tur. Zamanla çürü ün do as n daha iyi anla lmas yla Black in korumak için geni letmek ilkesi yerini minimal invaziv yakla ma b rakm, adeziv özelli i olan materyaller geli tirilmi ve amalgama alternatifler üretilebilmi tir (Murdoch-Kinch ve Mclean, 2003). Bu duruma ek olarak; amalgam n içerdi i civan n toksisitesi ile ilgili üphelerin artmas, özellikle süt di lerindeki kullan m yayg nl n azalmas na neden olmu tur de Almanya da federal sa k yetkilileri, 6 ya ndan küçük çocuklarda amalgam n süt di i restorasyonlar nda dolgu materyali olarak kullan lmamas gerekti ini bildirmi tir (Garcia-Godoy, 2000). Benzer olarak 1995 de sveç te, amalgam n süt di i restorasyonlar nda kullan lmamas önerilmi tir (Folkesson ve ark., 1999; Hübel ve Mejare, 2003) y nda ise baz skandinav ülkelerinde amalgam n kullan süt di lerinin yan s ra sürekli di lerde de yasaklanm r (Qvist ve ark., 2010). Amalgam n kullan m yayg nl n azalmas nda toksisitesiyle ilgili üphelerin yan ra hastalar n artan estetik kayg lar n da etkisi bulunmaktad r (Frankenberger ve ark., 1997; Payne, 1999; Garcia-Godoy, 2000; Mount, 2003; Murdoch-Kinch ve Mclean, 2003). Tüm bu nedenlerden ötürü di hekimli indeki ara rmalar süt di lerinin restorasyonunda kullan labilecek yeni materyaller üzerine yönelmi, bu amaçla yap lm çal malar sonucunda 70 li y llarda cam iyonomer simanlar (C S) üretilmi tir.
17 Cam yonomer Simanlar Geleneksel Cam yonomer Simanlar lk kez 1970 li y llar n ba nda Wilson ve Kent taraf ndan kullan lan C S ler, silikat simanlar n F salma ve polikarboksilat simanlar n di dokular na kimyasal olarak ba lanma gibi olumlu özelliklerinin birle tirilmesi sonucu geli tirilerek restoratif materyallerin özelliklerine yeni bir boyut kazand rm r (Wilson ve Kent, 1972). Erken dönem C S ler, geleneksel cam iyonomer simanlar (GC S) olarak adland rlar (Walls, 1986; Swift, 1988; Van De Voorde ve ark., 1988; Wilson ve Mclean, 1988a; Croll ve Nicholson, 2002; Tyas, 2003; Berzins ve ark., 2010) çerik GC S ler, karakteristik olarak suda çözünen bir polimer asit olan likit ile toz halindeki cam partiküllerinin kar ndan meydana gelir (Croll ve Nicholson, 2002). Toz k sm, esas olarak F ba kalsiyum alüminosilikat cam partikülleri olu turur ancak kompozisyona ba olarak çinko, sodyum, potasyum, stronsiyum (Sr) ve lantan ek olarak bulunabilir (Mclean ve ark., 1994). Alüminyum oksit (Al 2 O 3 ), silisyum oksit (Si0) ve di er metal oksit, metal florür ve metal fosfatlar n 1050 o C den yüksek da eritilip so utulmas ile materyalin cam k m elde edilir. Lantan oksit (La 2 O 3 ) ve stronsiyum oksit (SrO) simana opasite özelli i katmaktad r. Tozun partikül büyüklü ü, içeri ine göre de kenlik gösterir. Eritilen cam n ezilip ütülmesi ile meydana gelen tozun partikül büyüklü ü ve da ; siman n sertle me karakteristi ini etkilemektedir. Likit olarak ise s kl kla poliakrilik asit kullan r, ancak akrilik, maleik, itakonik, vinil fosforik ve tartarik asit gibi di er baz asitlerin polimer ve kopolimerlerini de kullan labilmektedir (Crisp ve ark., 1975; Wilson ve ark., 1976; Plant ve ark., 1988; Wilson ve Mclean, 1988b; McLean, 1992; Mclean ve ark., 1994; Nicholson ve Croll, 1997; Hickel ve ark., 1998; ADA, 2003).
18 5 GC S lerin hem asit hem de cam içeri inde yap lan çe itli de iklikler ile farkl endikasyonlarda kullan labilecek materyaller geli tirilmi tir. GC S ler kullan m alanlar na göre genel olarak u ba klar alt nda s fland lm r: Tip I: Kaide siman Tip II: Restoratif simanlar a. Estetik b. Güçlendirilmi Tip III: H zl sertle en yap simanlar ve fissür örtücüler (Wilson ve Mclean, 1988a; Mclean, 1992; Tyas, 2003; Tyas ve Burrow, 2004) Sertle me Reaksiyonu Materyalin sertle me reaksiyonu toz ve likidin kar lmas yla ba layan asit-baz nötralizasyonudur. Erken sertle me reaksiyonu, restorasyonun yap takiben 4-6 dk içinde görülür. Polialkenoik asitin cam partiküllerinin yüzeyine ata sonucu kalsiyum (Ca), Sr ve alüminyum (Al) gibi iyonlar aç a ç kar. Siman n yap ndaki su, polialkenoik asitteki asidik karboksilik gruplar n iç hidrojen (H) ba lar k rarak cama daha fazla diffüze olmalar sa lar. Bu iyonlar ile asidin çapraz ba lar kurarak matriks olu turmas yla yüzeyde silikoz bir jel tabaka meydana gelir. Sertle me reaksiyonunun ba nda olu an bu jel, oldukça zay f yap ya sahip ve suda çözünürlü ü çok olan Ca poliakrilat tuz zincirlerinden olu ur. Bu ilk sertle me safhas nda siman nemle kar la rsa Al ve Ca iyonlar n ortamdan uzakla mas ile siman n yap oldukça zay flayacakt r. Yine ayn ekilde bu dönemde siman dehidrate olursa metalik tuz formasyonunun olu mas için gereken nem ortadan kalkt ndan siman n yap bozulmaktad r. Ca iyonlar, Al iyonlar ndan daha h zl kimyasal ba olu turdu undan yakla k olarak siman n sertle mesi sonras 5. dk. da ba layan ve 3 saatte sonlanan ilk sertle meden Ca iyonlar yla kurulan tuz köprüleri sorumludur. Erken sertle me reaksiyonu sonras ndaki safhada Al iyonlar ile asit aras nda çapraz ba lar olu tukça çözünürlü ü ve dayan kl daha yüksek olan Al poliakrilat zinciri meydana gelir ve siman n yap da güçlenir. Al iyonunun üç de erli olmas nedeniyle üç boyutlu kurulan ba lar, Ca iyonu ile kurulan ba lara
19 6 göre daha kuvvetlidir. Zincir olu umu devam ettikçe temasta oldu u di yap ndaki Ca ve fosfat (PO 4 ) iyonlar da reaksiyona kat r. Bu kimyasal reaksiyonun siman n uygulanmas sonras haftalar boyunca devam etti i bildirilmi tir. Al iyonlar n Ca iyonlar na göre daha yava kurdu u ba larla olu an tuz köprüleri ile siman n son sertle mesi en az 48 saat devam etti inden GC S ler kaviteye uyguland ktan sonra özellikle ilk 15 dk olmak üzere 24 saat boyunca dehidratasyona ve neme kar hassast rlar. Bu nedenle siman n sertli inin ve translusensinin korunabilmesi amac yla hem uygulanmas s ras nda izolasyona çok dikkat edilmeli hem de sonras nda uygulanacak cila, bonding ajan ya da kla sertle en dü ük viskoziteli bir rezin örtücü ile siman n kritik nem dengesi sa lanmal r. (Swift, 1988; Van De Voorde ve ark., 1988; Mount, 1990; McLean, 1992; Mount, 1994; Nicholson ve Croll, 1997; Azillah ve ark., 1998; Hickel ve ark., 1998; Tyas ve Burrow, 2004) Di Dokular na Ba lanma Mekanizmas GC S in sertle me reaksiyonu devam ederken bir yandan da di dokusuna absorbsiyon ve difüzyon ile hem polar hem de fizikokimyasal ba lanma gerçekle ir. Di dokular ile siman aras ndaki ilk kar la mada zay f H ba lar n hakim oldu u polar ba lanma görülür. Siman n asidik yap smear tabakas üzerinde self-etch ajan gibi davran rken, hidroksiapatit kristallerindeki PO 4 iyonlar taraf ndan H iyonlar zl ca tamponlan r. Daha sonra iyon difüzyonu ile ba lanma devam ederken, polialkenoik asit di dokular na s zar ve asidin karboksil gruplar PO 4 iyonlar ile yer de tirir. Bu ba lanma ile karboksil gruplar n %68 inin ba land bildirilmi tir. Di dokusundan ayr lan her PO 4 iyonu ise elektriksel dengenin sa lanabilmesi için bir Ca iyonu ile birlikte hareket eder. Bu arada poliasidin karboksil gruplar yla kollojen aras nda da tuz köprüleri olu ur. Siman taraf ndan al nan iyonlar ile di dokusuna ca ba lanan iyondan zengin bir ara tabaka olu ur. Siman ile di dokusu aras nda olu an bu ara tabakan n kal nl n kullan lan materyalin tipine göre birkaç µm aras nda de ti i ve dentinden gelen Ca ve PO 4 iyonlar ile simandan gelen Al ve F iyonlar ile siman n tipine göre Ca ve/veya Sr iyonlar ndan olu tu u bildirilmi tir. Ba lang çta H ba lar n meydana getirdi i ba lanma, zaman geçtikçe
20 7 olgunla p kuvvetlenerek polar/iyonik ba larla kuvvetlenmi kimyasal ba lanmaya dönü ür. GC S ler ile di dokular aras ndaki ba lanma iyonik de imle gerçekle ti inden bu ba lanman n kurulmas için herhangi bir adeviz ajana gerek yoktur. Ancak ba lanma sa lanacak di yüzeyinin; hem smear tabakas ndan ar nd lmas hem de yüzey enerjisinin artt lmas için çe itli asitler kullan larak temizlenmesi önerilmi tir. En fazla tercih edilen ise %10 luk poliakrilik asit olmu tur. (Swift, 1988; Wilson ve Mclean, 1988c; Mount, 1994; Tyas, 2003) Flor Sal GC S ler asit-baz reaksiyonu s ras nda ortama F iyonu salarlar. H iyonuna kimyasal benzerli i sayesinde siman n içine ve d na rahatça hareket edebilen F iyonu, sertle me reaksiyonu veya di e kimyasal olarak ba lanmada birincil bir role sahip de ildir. GC S lerin F sal iki mekanizmayla aç klanmaktad r. lk mekanizma, siman n d yüzeyinden ortama yay lan, h zl çözünme ile gerçekle en k sa süreli bir reaksiyondur ve patlama etkisi (burst effect) olarak adland r. kinci mekanizma ise daha yava ve sürekli olarak simandan iyon sal içeren reaksiyondur. GC S lerin ilk 24 saati geçen, ba lang çtaki h zl ve yüksek F sal ; sertle me reaksiyonu s ras nda cam partiküllere polialkenoik asit ata sonucu di er iyonlarla beraber F iyonlar n da aç a ç kmas yla gerçekle mektedir. lerideki a amada F sal, cam partiküllerin hidrojel matriks içindeki asitle çözünmesiyle yava ve uzun süreli olarak devam eder (Mount, 1994; Dhondt ve ark., 2001; Williams ve ark., 2001; Preston ve ark., 2003; Burke ve ark., 2006; Wiegand ve ark., 2007). GC S ler, F salmalar n yan s ra topikal F uygulamalar ile yeniden yüklenerek tekrar F salabilmektedirler. Bu özellikleri ile F reservuar gibi davranmaktad rlar. Materyalin F iyonunu yeniden yüklenmesi; geçirgenli ine ba olarak gerçekle mekte, iyonlar bu geçirgenlik oran nda siman n derinliklerine diffüze olabilmektedirler (Preston ve ark., 1999; Attar ve Önen, 2002; Preston ve ark., 2003; Wiegand ve ark., 2007).
21 8 GC S ler mine ve dentine kimyasal olarak ba lanma, F salma ve topikal F uygulamalar ile yeniden yüklenebilme, buna ba olarak sekonder çürük olu umunu önleme, monomer içermemesi sonucu polimerizasyon büzülmesi göstermeme gibi klinik avantajlara sahip olmas na kar n birçok dezavantaja da sahiptir. (Mclean ve ark., 1994; Köprülü ve ark., 1995; Azillah ve ark., 1998; Hickel ve ark., 1998; Croll ve Nicholson, 2002; Burke ve ark., 2006; Berzins ve ark., 2010). Di dokular na ba lanma kuvvetinin günümüz dentin ba lay sistemlere göre oldukça yetersiz olmas, a nma ve k lma dirençlerinin dü ük olmas ve asitle çözünürlüklerinin yüksek olmas bu dezavantajlar n ba nda gelmektedir. GC S ler, ba lanma kuvvetlerinin yetersizli i nedeniyle mikros nt da engelleyememektedir. Manipülasyonu zor olan materyalin sertle me reaksiyonunun süresi uzundur ve bu reaksiyon süresince neme ve dehidratasyona kar oldukça hassast r. Yetersiz renk seçene i ve translusensi eksikli ine ba estetik özelliklerinin yetersizli i de kullan m alanlar k tlayan di er bir olumsuz özellikleridir. GC S lerin tüm bu dezavantajlar na ba olarak direkt okluzal kuvvet alan bölgelerde, özellikle s f II restorasyonlar gibi marjinal s rt ya da insizal kenar n tekrar yap land lmas gereken kavitelerde ba ar z olduklar bildirilmi tir. (Ostlund ve ark., 1992; Mount, 1994; Frankenberger ve ark., 1997; Hickel ve ark., 1998; Espelid ve ark., 1999; Folkesson ve ark., 1999; Croll ve Nicholson, 2002; Burke ve ark., 2006; Berzins ve ark., 2010). Tüm bu dezavantajlar na ra men GC S ler, difüzyon bazl adezyon yetenekleri ve F salmalar nedeniyle di hekimli inde önemli bir yere sahip olmu tur (Lin ve ark., 1992; Hickel ve ark., 1998; Preston ve ark., 2003; Küçüke men ve ark., 2007; Berzins ve ark., 2010). Bu nedenle de günümüzde GC S lerin hala yayg n olarak kullan ld klinik durumlar bulunmaktad r: 1. Süt di lerinin restorasyonunda, a. Kooperasyon yetisi dü ük çocuklarda, b. Aktif çürüklü çocuklarda enfeksiyonun kontrol alt na al nmas amac yla, c. Fizyolojik dü mesi yak n süt di lerinin tedavisinde, d. Atravmatik restoratif tedavi tekni iyle beraber saha çal malar nda, 2. Kaide materyali olarak özellikle kompozit dolgular n alt nda,
22 9 3. Fissür örtücü olarak, 4. Restorasyonlar n tamirinde, 5. Kor yap nda, 6. Tünel restorasyonlar nda kompozit rezinlerle beraber ve 7. Yap rma siman olarak ortodontik bant ve braketler, kuron ve köprüler ile paslanmaz çelik kuronlar n yap lmas nda kullan lmaktad r. (Swift, 1988; Van De Voorde ve ark., 1988; McLean, 1992; Berg, 1998; ADA, 2003). GC S lerin olumsuz özelliklerinin geli tirilebilmesi için yap lan çal malar n sonucunda 80 li y llarda metal modifiye cam iyonomer simanlar (MMC S) üretilmi tir. Bu materyal, cam parçac klar n içine gümü gibi metal partiküllerinin eklenmesi ile elde edilmi tir. C S e gümü eklenmesi, materyalin radyoopasitesini ve nma direncini artt rm r. Ancak bu simanlar ile GC S ler aras nda, yap lan çal malarda k lma direnci bak ndan bir fark gözlenmemi, materyalin hala yüksek stres alt ndaki bölgeler için uygun olmad bildirilmi tir. Bu olumsuz özelliklerinin yan s ra siman n gri rengi de kullan s rland rmaktad r (McLean ve Gasser, 1985; Croll ve Phillips, 1986; Kilpatrick ve ark., 1995; Espelid ve ark., 1999; Marks ve ark., 2000; Croll ve Nicholson, 2002). GC S lere rezin ilavesiyle üretilen hibrit materyaller ise bu simanlar n sahip olduklar dezavantajlar n büyük oranda giderilmesini sa lam, çal malar bu yönde devam etmi tir. Günümüzde di hekimli i kliniklerinde kullan lan cam iyonomer simanlar ve hibrit materyaller u ekilde s fland lmaktad r: 1. Geleneksel cam iyonomer simanlar 2. Rezin modifiye cam iyonomer simanlar (RMC S) 3. Poliasit modifiye kompozit rezinler (Kompomerler) (Mclean ve ark., 1994; El- Kalla ve Garcia-Godoy, 1999; Preston ve ark., 2003; Küçüke men ve ark., 2007).
23 Rezin Modifiye Cam yonomer Simanlar 80 li y llar n sonlar na do ru RMC S ler, GC S yap na dü ük miktarda rezin kat lmas yla üretilmi tir. Böylece materyalin dayan kl n artt lmas, sertle me reaksiyon süresinin k salt lmas ve bu süredeki nem hassasiyetinin ve çözünürlü ünün azalt lmas amaçlanm r (Al-Obaidi ve Salama, 1996; Toledano ve ark., 1999; Irie ve Suzuki, 2000) çerik RMC S ler; yap olarak floroalüminosilikat cam, poliakrilik asit (veya bu asitin kopolimeri), metakrilat komponentleri [s kl kla hidroksietil metakrilat (HEMA) veya bisfenol-a glisidil metakrilat (B S-GMA)] gibi suda çözünebilen ve fotopolimerize olabilen hidrofilik monomerler, foto-ba lat ile suyun birle iminden olu maktad r. Materyalin yap ndaki HEMA oran de ken olmakla birlikte a rl n %5 i civar ndad r. A rl n ortalama %70 ini cam partiküller, %15 ini kla aktive olabilen asit zincirleri ve %8 ini su olu turur (Mount, 1994; Nicholson ve Croll, 1997; Toledano ve ark., 1999; Burke ve ark., 2002; Berzins ve ark., 2010; Sidhu, 2010) Sertle me Reaksiyonu Sertle me reaksiyonlar hem asit-baz reaksiyonunu hem de kla polimerizasyonu içerir. Toz-likit, çift pat sistemi ya da kapsül eklinde olan RMC S ler kar ld nda geleneksel asit-baz reaksiyonu ba lar. Bu reaksiyonu k aktivasyonu uygulanmas yla beraber rezin komponentlerin polimerizasyonu izler. Sertle mi simanda iki tür matriks bulunmaktad r; rezinin polimerizasyonu sonucu rezin matriks (HEMA matriks) meydana gelirken asit-baz reaksiyonu sonucu ise iyonik matriks (Ca ve Al polituzlar -hidrojel) olu maktad r. Materyalin yap ndaki suyun bir k sm yerine HEMA konuldu undan su miktar n azalmas na ba olarak
24 11 asit-baz reaksiyonu, GC S lere oranla oldukça yava r, bu nedenle de RMC S lerde ba lang ç sertle me reaksiyonu rezinin polimerizasyonudur. Bu durum materyalin çal ma süresinin GC S lere göre daha uzun olmas sa lar. I kla aktivasyon sonucu h zla gerçekle en polimerizasyon, asit-baz reaksiyonunu su dengesine ba sorunlardan koruyarak stabilize eder ve siman n kabul edilebilir bir sertli e ula mas sa lar. I kla sertle me sonras asit-baz reaksiyonu devam eder ancak erken dönemde GC S lere oranla kla polimerizasyon nedeniyle daha dayan kl rlar. kinci sertle me reaksiyonu olan asit-baz reaksiyonu ile polimerin yap daha da sertle erek direnç kazan r. RMC S lerin baz ticari preparatlar nda eklenen HEMA n n kimyasal aktivatörü sayesinde kimyasal rezin polimerizasyonu da (otopolimerizasyon) görülmektedir. Böylece e er k yeterli derinli e ula mazsa bile rezinin kimyasal polimerizasyonu meydana gelmekte ve simanda art k monomer kalmas önlenmektedir (Mount, 1994; Christensen, 1997; Frankberger ve ark., 1997; Azillah ve ark., 1998; Miyazaki ve ark., 1998; Burke ve ark., 2002; Croll ve Nicholson, 2002; Preston ve ark., 2003). Sonuç olarak RMC S ler üç farkl mekanizma ile sertle me reaksiyonuna girerler: 1. GC S lerin yap ta lar n olu turdu u asit-baz reaksiyonu, 2. Rezin içeri in kla polimerizasyonu, 3. Rezinin k gerektirmeyen kimyasal polimerizasyonu (Mount, 1994; Lacy ve Young, 1996; Christensen, 1997; Burke ve ark., 2002) Di Dokular na Ba lanma Mekanizmas RMC S ler di dokular na GC S lere benzer ekilde iyonik olarak ba lan r ancak bu iyonik ba lanma GC S lere oranla daha dü ük miktardad r. Asit-baz reaksiyonu sayesinde di dokular ile siman aras nda iyon de imi gerçekle mekte, poliasitteki karboksil gruplar ile kollojen molekülleri aras nda H ba lar ve metalik iyon köprüleri olu maktad r. Ayn zamanda GC S lerden farkl olarak siman n yap ndaki rezin ise dentin tübülleri içine infiltre olarak rezin taglar olu turmaktad r. Bu sayede rezinin kollojen a na ve mineye de infiltre oldu u, böylece hibrit tabaka olu turdu u
25 12 bildirilmi tir. RMC S lerin di e uygulanmas öncesinde poliakrilik ya da sitrik asit gibi zay f bir asidin restorasyon yap lacak di yüzeyine uygulanmas ile smear tabakas n kald lmas önerilmektedir. Primer kullan ile yüzeyin enerjisi artmakta, böylece dolgu materyali di dokular na iyi penetre oldu undan ba lanma kuvveti de artmaktad r. Primer olarak s kl kla poliakrilik asit tercih edilirken, ara rmac lar ve firmalar taraf ndan farkl konsantrasyonlar ve uygulama süreleri önerilmektedir. RMC S ler, hidrofilik özellikleri nedeniyle dentin bonding ajanlara benzediklerinden nemli dentine daha iyi ba lanmaktad rlar. Ancak ek bir bonding ajan kullan, F iyonunun geçi ini önleyecek bir ara tabaka olu turaca ndan önerilmemektedir (Lin ve ark., 1992; Lacy ve Young, 1996; Miyazaki ve ark., 1998; Hickel ve Manhart, 1999) Flor Sal RMC S lerin C S içeriklerine ba olarak yüksek F salma potansiyelleri bulunmaktad r. Ancak F salma miktarlar, cam partiküller ile asit aras ndaki reaksiyon d nda; F kompleksinin tipine, konsantrasyonuna, siman n yap na kat lan rezinin tipine ve miktar na da ba r. F salma miktarlar n ve mekanizmalar n yan s ra sal n ilk ba ta h zl ve yüksek oranda olup daha sonra azalarak devam etmesi de GC S lere benzerlik göstermektedir. Ayn etkenlere ba olarak F la yeniden yüklenebilme miktarlar da etkilenmektedir. Geçirgenlikleri GC S lerden az oldu undan topikal F uygulamalar sonras görülen artm F sal n yüzeye ba lanan F kaynakl oldu u bildirilmektedir (Momoi ve McCabe, 1993; Bilgin ve Özalp, 1998; Williams ve ark., 2001; Attar ve Önen, 2002; Burke ve ark., 2006; Wiegand ve ark., 2007). S ler ile rezinlerin özelliklerinin bu materyalde birle mesi GC S lere göre çe itli klinik avantajlar n elde edilmesini sa lam r. Bu avantajlar unlard r: nma ve k lma dirençleri GC S lere göre daha yüksektir. Erken dönem nem hassasiyetleri GC S lere göre daha dü üktür.
26 13 Suda çözünürlükleri GC S lere göre daha dü ük, asitlere kar dirençleri ise daha yüksektir. Çal ma süreleri uzun, manipülasyonlar GC S lere göre kolayd r. Sertle me reaksiyon süreleri kla polimerizasyon nedeniyle GC S den daha sad r. Estetik özellikleri GC S lerden daha iyidir. Bitirme ve polisaj i lemleri ayn seansta yap labilir. F iyonu salma ve topikal F uygulamalar ile yeniden yüklenebilme özelliklerini ve di dokular na adezyon özelliklerini korumaktad rlar (Tate ve ark., 1996; Nicholson ve Croll, 1997; Miyazaki ve ark., 1998; Burke ve ark., 2002; Croll ve Nicholson, 2002; Wiegand ve ark., 2007). RMC S lerin tüm bu olumlu özellikleri ile biomimesis kural na (bir dokunun ya da parçan n orijinal özelliklerine en yak n olan ile de tirilmesi) göre çürük dentinin yeniden yap land lmas nda kullan labilecek en ideal materyal oldu u belirtilmektedir (Croll ve Nicholson, 2002). Ancak, her ne kadar RMC S lerin üretilmesi ile GC S lerin birçok istenmeyen özelli inin geli tirilmesi sa lansa da materyalin hala tam olarak çözülememi dezavantajlar bulunmaktad r. RMC S lerin rezin içeri i nedeniyle polimerizasyon büzülmesi göstermesi, kenar uyumunun tam olarak sa lanmas n ve mikros nt n engellenmesinin önüne geçmektedir. Polimerize edilmi siman n partikül boyutu nedeniyle yüzey pürüzlülü ü fazla oldu undan yap lacak polisaj n etkinli i s rl r. Materyalin sahip oldu u di er bir dezavantaj ise yap na giren su nedeniyle renk stabilitesinin kötü olmas ve buna ba olarak restorasyonlarda zamanla d kaynaklar ile boyanma görünmesidir. Ek olarak çift pat sistemine sahip olmas nedeniyle kar rma gerektiren materyalin hem içinde hava kabarc kalma riski bulunmakta hem de kaviteye ta rken el aletlerine yap mas manipülasyonunu zorla rmaktad r (Christensen, 1997; Frankenberger ve ark., 1997; Berg, 1998; Sidhu, 2010). RMC S ler 20 y a n süredir di hekimli inde; Restoratif materyal olarak; Sürekli di lerde s f III ve IV kavitelerde,
27 14 Sandviç tekni inde kompozit rezinlerle beraber, Kök çürüklerinde, Süt ve geriatrik di lenmede, Servikal erozyon, abrazyon lezyonlar nda, Kompozit rezinlerin alt na kaide materyali olarak, Fissür örtücü olarak, Yap rma siman olarak yayg n bir ekilde kullan lmaktad r (Köprülü ve ark., 1995; Croll ve Nicholson, 2002; Burke ve ark., 2006; Sidhu, 2010) Poliasit Modifiye Kompozit Rezinler 1993 de piyasaya sürülen kompomerler; C S lerin fiziksel ve mekanik özelliklerinin geli tirilmesi amac yla üretilen ve daha çok kompozit rezinlere benzer özellikler ta yan hibrit materyallerdir (Hickel ve ark., 1998; Burke ve ark., 2006; Kramer ve ark., 2006; Nicholson, 2007; Trachtenberg ve ark., 2009) çerik Kimyasal yap lar nda en az iki farkl rezin içermeleriyle kompozit rezinlere benzerken içerdikleri cam partiküller ve asidik monomerler ile C S lere benzemektedirler. Di er C S lerden farkl olarak yap lar nda su bulunmaz. Yap lar ndaki rezin matriks; üretan dimetakrilat (UDMA) ve HEMA ile bütan tetra karboksilik asitin reaksiyon ürünü olan bütan-1,2,3,4-tetrakarboksilik asit, bis-2- hidroksietilmetakrilat ester den (TCB) olu ur. Rezin k m materyalin yakla k %28 ini olu turmaktad r. Bu komponentlerin yan s ra yap lar nda, doldurucu olarak di er C S lere göre daha dü ük partikül boyutlu stronsiyum florosilikat cam, reaksiyon ba lat lar, stabilizörler ve pigmentler bulunmaktad r. Reaktif silikat camdan meydana gelen doldurucu k m siman n a rl n yakla k %70 ini olu turmaktad r. Sr gibi elementlerin doldurucuya eklenmesiyle materyalin radyoopak olmas sa lanmaktad r (Lacy ve Young, 1996; Hse ve Wei, 1997; Bala,
28 ; Tyas, 1998; Toledano ve ark., 1999; Tuluno lu ve ark., 1999; Garcia-Godoy, 2000; Burke ve ark., 2002; Nicholson, 2007; Wiegand ve ark., 2007) Sertle me Reaksiyonu TCB rezin matriksi, iki metakrilat ve iki karboksil grubu içermektedir. Kompomerlerin ba lang ç sertle me reaksiyonu kla polimerizasyondur. Materyale k uygulanmas takiben monomerler aras nda kompozit rezinde oldu u gibi çapraz ba lar olu ur ve materyalin ilk sertle me reaksiyonu gerçekle ir. Daha sonra polimerize olan materyalin a z ortam yla temas etmesi sonucu en fazla a rl n %3 ü kadar su emilimi görülür. Susuz ortamda inaktif halde olan karboksil grubu, su emilimiyle beraber H iyonlar n materyalin içine girmesiyle asit-baz reaksiyonunu ba lat r. Bu reaksiyon haftalar hatta aylar sürebilmektedir. Materyalin su emilimiyle beraber s rma dayan kl gibi baz mekanik özelliklerinin zay flad ancak bu durumun klinik kullan olumsuz etkileyecek düzeyde olmad bildirilmi tir. GC S ler ve RMC S lerden farkl olarak kla sertle me gerçekle meyen materyalde asit-baz reaksiyonu görülmez. Kompomerlerde görülen asit-baz reaksiyonu materyalin dayan kl n artmas için gerekli de il ancak F sal n gerçekle ebilmesi için zorunludur. Materyalde kla polimerizasyon öncesi asit-baz reaksiyonu görülmedi inden tek pat sistemi halindedir ve kar rma gerektirmez. (Hse ve Wei, 1997; Berg, 1998; Hickel ve ark., 1998; Tyas, 1998; Garcia-Godoy, 2000; Burke ve ark., 2002; Preston ve ark., 2003) Di Dokular na Ba lanma Mekanizmas Kompomerler di dokular na rezin uzant lar ile hibrit tabaka olu turarak ba lan rlar. Yap lar ndaki karboksil gruplar n meydana getirdi i asit-baz reaksiyonu çok dü ük düzeyde oldu undan iyon de imine ba kimyasal bir adezyon olu turmaya yeterli de ildir. Bu nedenle materyalin di dokular na ba lanmas kompozit rezinlere benzer ekilde minenin asitle pürüzlendirilmesi ve adeziv ajanlar ile sa lan r (Bala, 1998;
29 16 Preston ve ark., 2003). Kompomerlerin kendine özgü tek basamakl ba lay sistemleri, adeziv özelliklerinin yan s ra mine ve dentinin asitle pürüzlendirilmesini sa layan asidik komponentler de içermektedir. Ço u üretici firma, bu özel ba lay sistem nedeniyle kompomerin di e uygulanmas öncesi ek bir asitle pürüzlendirme yap lmas na gerek olmad belirtmi tir. Özellikle süt di lerinin mineral içeri i dü ük oldu undan asitle pürüzlendirme yapmaks n da kompomer ile di dokular aras nda kabul edilebilir bir tutuculuk sa land dü ünülmektedir. Bu durum, kooperasyonun zor sa land çocuklarda uygulama süresini k saltt ndan hekime avantaj sa lamaktad r. Ancak yap lan çal malar ile asitle pürüzlendirme sonras kompomerin hem tutuculu unun hem de kenar adaptasyonunun artt gösterilmi tir (Attin ve ark., 1996; Cortes ve ark., 1998b; Garcia-Godoy ve Hosoya, 1998; Turgut ve ark., 2001; Baghdadi, 2003). Bunun nedeni, kompomerin di yap na esasen kompozit rezinlere benzer ekilde mikromekanik olarak ba lanmas r. Asitle pürüzlendirme uygulamas yla bu ba lanman n gerçekle ece i alan artmakta, daha kal n bir hibrit tabaka olu turulmaktad r. Bu nedenle, uyum sorunu ya anmayan çocuklarda ve tutuculu un daha önemli oldu u kavite dizaynlar nda kompomerin uygulamas öncesinde asitle pürüzlendirme yap labilir (Lacy ve Young, 1996; Berg, 1998; Garcia-Godoy ve Hosoya, 1998; Hickel ve ark., 1998; Tuluno lu ve ark., 1999; Garcia-Godoy, 2000; Baghdadi, 2003; Kramer ve ark., 2006) Flor Sal Kompomerlerin yap nda kla polimerizasyon sonras su ile temas edildi inde asitbaz reaksiyonu ba lar. Bu reaksiyon s ras nda doldurucu olarak kullan lan stronsiyum florosilikat cam asit ataklar ile çözünerek F sal ba lat r. Ancak kompomerlerde görülen asit-baz reaksiyonu oldukça dü ük düzeyde oldu undan sal nan F miktar da GC S ve RMC S lere göre dü üktür. Baz kompomer tiplerine ek olarak konan F tuzlar na ra men görülen dü ük F sal, F iyonlar n polimerizasyonla birlikte rezin matriks içinde F kompleksleri eklinde hapsolmas na ve böylece sal nmas n engellenmesine ba lanm r. Ayr ca kompomerlerde S lerden farkl olarak ba lang çtaki patlama etkisi de görülmemektedir. lk 24
30 17 saatten sonra devam eden F sal da di er C S lere göre dü ük miktardad r ancak farkl olarak dü miktar dramatik bir ölçüde de ildir. Topikal F uygulamalar ile yeniden yüklenme sonras görülen artm F sal ise yine ayn ekilde di er S lere göre dü ük miktarda ve materyalin iç tabakalar na ula abilen F dan daha çok yüzeye tutunan F ile alakal r. Yeniden yüklenebilme kapasitesinin ise kompomerin içeri ine göre de ti i, daha yüksek F sal gösteren kompomerlerin daha yüksek oranda yeniden yüklenebildi i bildirilmi tir. (Berg, 1998; Bilgin ve Özalp, 1998; Preston ve ark., 1999; Karantakis ve ark., 2000; Attar ve Önen, 2002; Burke ve ark., 2002; Burke ve ark., 2006; Nicholson, 2007; Wiegand ve ark., 2007; Trachtenberg ve ark., 2009). Hem kompomer hem de RMC S ler; C S ile kompozit rezinlerin ana bile enlerini içeren hibrit materyaller olsa da içerik ve içerdiklerinin oran farkl klar nedeniyle farkl fiziksel ve kimyasal özelliklere sahip materyallerdir. Kompomer ile RMC S lerin temel farkl klar u ekilde özetlenebilir: 1. Kompomerin yap nda su bulunmaz, kla polimerizasyon sonras a z ortam ndan su emilimi görülür. RMC S in yap nda ise oran GC S e göre dü ük de olsa su bulunmaktad r. 2. Kompomerin yap nda en az iki farkl tipte olmak üzere RMC S e oranla daha fazla miktarda rezin bulunmaktad r. 3. RMC S k yoklu unda da asit-baz reaksiyonu ile sertle ebilirken kompomerde kla polimerizasyon olmazsa asit-baz reaksiyonu görülmez. Görülen bu reaksiyon ise di er C S lere göre önemsenmeyecek miktardad r (Attin ve ark., 1996; Hse ve Wei, 1997; El-Kalla ve Garcia-Godoy, 1999; Garcia-Godoy, 2000). Kompomerlerin di er C S lere göre daha yüksek oranda rezin içermeleri birçok avantaj da beraberinde getirmi tir. Bu avantajlar u ekilde s ralanabilir: Di dokular na rezin uzant lar ile hibrit tabaka olu turarak ba lan rlar. vam koyu olan materyal tek pat sistemine sahiptir ve di er C S ler gibi el aletlerine yap maz, manipülasyonu kolayd r. nma ve k lma dirençleri GC S ile RMC S lerden yüksektir.
31 18 Renk seçene i fazla olup kompozit rezinlere benzer iyi bir estetik sonuç elde edilmesini sa larlar. (Christensen, 1997; Peutzfeld ve ark., 1997; Berg, 1998; Hickel ve ark., 1998; Burke ve ark., 2006). Kompomerlerin yap sal olarak C S lerden uzak olmas, avantajlar n yan s ra beraberinde baz dezavantajlar da getirmi tir. Materyalin F salma miktar GC S ve RMC S lere oranla dü üktür. Bunun yan s ra, a nma ve k lma dirençleri kompozit rezinlerden dü ük olan kompomerler içerdikleri rezinden dolay polimerizasyon büzülmesi gösterirler. Karanl k ortamda asit-baz reaksiyonu gerçekle medi inden materyalin n ula amad derin kavitelerde kullan sorun yarat r. (Lacy ve Young, 1996; Hse ve Wei, 1997; Hickel ve ark., 1998; Burke ve ark., 2002; Burke ve ark., 2006). Kompomerler di er C S lere göre sahip olduklar birçok avantaj sayesinde piyasaya sürüldükleri tarihten itibaren h zla di hekimleri aras nda popüler bir materyal haline gelmi, özellikle çocuk di hekimli inde oldukça yayg n bir kullan m alan na sahip olmu tur. Kullan m alanlar u ekilde özetlenebilir: Süt di lerinin daimi restorasyonunda, Sürekli di lerde s f V kaviteler gibi direkt okluzal stres alt nda olmayan küçük kavitelerin restorasyonunda, Ortodontik bantlar n simantasyonunda, Fissür örtücü olarak, Süt ve sürekli di lerde restorasyonlar n tamirinde kullan lmaktad rlar (Hse ve Wei, 1997; Berg, 1998; Çehreli ve ark., 2000; Burke ve ark., 2002; Kramer ve ark., 2006; Nicholson, 2007) Nano Teknoloji Ad ndan ilk kez 1974 de söz edilen nanoteknoloji, maddeyi atomik ve moleküler seviyede kontrol etme bilimi olarak tan mlanmaktad r. Bir nanometre (nm), mikrometrenin (µm) 1/1000 dir. Genel olarak 100 nm ve daha küçük boyutta
32 19 malzeme ve ayg t geli tirmekle ilgili olan bu teknoloji, birçok alan kapsayan bir bilim dal r. Ayg t fizi i, malzeme bilimi, elektronik, kimya, biyoloji gibi bilim dallar nda nanoteknoloji çal malar yap lmaktad r. Günümüzde sa k, tekstil, elektronik, otomotiv, g da alanlar nda bu teknoloji yayg n olarak kullan lmaktad r (Mitra ve ark., 2003; Saravana ve Vijayalakshmi, 2006; Korkmaz ve ark., 2010; Uysal ve ark., 2010). Di hekimli inin çe itli dallar nda kullan lan nanoteknoloji, restoratif di hekimli inde ilk kez kompozit rezinlerde kullan lm ve materyalin fiziksel ve estetik özelliklerinin geli tirilmesi amaçlanm r. Kompozit rezinlerin içindeki doldurucular materyalin a nma direnci, ba lanma kuvveti, k lma direnci gibi fiziksel ve mekanik özelliklerinden sorumludur. Bu özelliklerin yan s ra materyalin translusensisi ve opasitesi ile bitirme i lemi sonras elde edilen yüzey özellikleri, dolay yla materyalin esteti i ve manipüle edilebilme kolayl da doldurucu büyüklü ünden etkilenmektedir. Monomerler ise polimerizasyon s ras nda hem di dokular na ba lan lmas hem de doldurucular n birbirleriyle ba olu turup yap içinde kalmas sa larlar. Rezin içerikli materyallerde kar la lan en büyük sorunlardan biri polimerizasyon büzülmesidir. Bunun önüne geçebilmek amac yla doldurucu miktar artt rarak monomer miktar n azalt lmas dü ünülmü, kompozit rezinlerde daha küçük partikül boyutuna sahip doldurucular daha yüksek miktarda kullan lm r. Doldurucu büyüklükleri, morfolojileri, miktarlar, hacimleri, da mlar ve kimyasal yap lar nda yap lan de iklikler ile çok çe itli nano dolduruculu kompozitler elde edilmi tir. Yap lan çal malarda doldurucu silika partiküllerin tek ba na (nanofil-nanomer) ya da kümeler (nanokümeler-nanocluster) halinde veya her ikisinin kombinasyonlar eklinde kompozitlere eklenmesiyle geli tirilen nano dolduruculu kompozitlerin çe itli özellikleri ara lm r ( ekil 1.1). (Ferracane, 1995; Mitra ve ark., 2003; Nalçac ve Ba, 2005; Uzer ve Türkün, 2005; Saravana ve Vijayalakshmi, 2006; Çetin ve Ünlü, 2009; Ilie ve Hickel, 2009; Korkmaz ve ark., 2010; Uysal ve ark., 2010).
33 20 ekil 1.1. Nano büyüklü ündeki doldurucular n ematik ve transmisyon elektron mikroskopu görüntüsü (Mitra ve ark, 2003) Nano dolduruculu kompozitlerde nanofiller, nanokümeler aras bo luklar doldurmakta böylece daha yo un doldurucu içeren bir yüzey elde edilmesini sa lamaktad r. A nd kuvvetler nedeniyle yüzeyden sadece nano büyüklükteki doldurucular ayr ld ndan materyalin geleneksel kompozitlere göre yüzeyi a nma sonras dahi daha pürüzsüz ve parlakt r. Ek olarak, nano partiküllerin k rma indeksleri ölçülemeyecek miktarda dü ük oldu undan gelen k nano partiküllerden direkt olarak geçerek daha translusens bir görünümün olu mas sa lar. Bu iki avantaj sayesinde nano dolduruculu kompozit rezinlerin estetik özellikleri geleneksel kompozit rezinlere göre daha geli mi tir. Ayn ekilde a z ortam ndaki normal nd kuvvetler alt nda nano dolduruculu kompozitlerde sadece gev ek ba nanokümelerin ayr lmas yla dolgunun yüzey formunun daha uzun süre korunmas sa lan r. Geleneksel hibrit ve mikrohibrit dolduruculu kompozitlerde fibröz ve dü ük yo unluklu partikül yap materyalin içindeki doldurucu yo unlu unu s rlamakta
34 21 ve manipülasyonu zorla rmaktad r. Bu nedenle ticari mikrofil kompozitler genellikle manipülasyonu kolayla rmak amac yla organik doldurucular da içermekte, bu doldurucular ise mekanik özellikleri olumsuz etkilemektedir. Nano dolduruculu kompozitlerde kullan lan küresel doldurucu partiküller ise daha yüksek doldurucu içeri i nedeniyle manipülasyonu kolayla rken mekanik özelliklerin de kötüle mesini engellemektedir (Mitra ve ark., 2003; Nalçac ve Ba, 2005; Saravana ve Vijayalakshmi, 2006; Chan ve ark., 2007; Türkün ve Çelik, 2007). Kompozit rezinlerde nano büyüklü ünde doldurucular n kullan lmas yla özetle u avantajlar elde edilmi tir: Direkt okluzal kuvvet alt nda olan bölgelerde kullan ma uygun yüksek a nma ve k lma dirençleri, Kolay ekillendirme, Üstün yüzey ve estetik özellikleri, Polimerizasyon büzülmesinde azalma (Mitra ve ark., 2003; Nalçac ve Ba, 2005; Saravana ve Vijayalakshmi, 2006; Türkün ve Çelik, 2007; Çetin ve Ünlü, 2009) Nano Dolduruculu Rezin Modifiye Cam yonomer Siman Kompozit rezinlerde görülen bu geli meler nda 2007 y nda RMC S ler ile nano doldurucular n avantajlar n birle tirildi i bir materyal üretilmi tir (Ketac N100, 3M ESPE, St Paul, USA). Bu materyalin içeri inde doldurucu olarak floroalüminosilikat cam ve iki farkl tip nano doldurucu (nanokümeler ve nanofiller) kullan lm r. Materyalin toplam doldurucu oran %69 dur. Bu oran n %27 sini floroalüminosilikat cam, %42 sini metakrilat fonksiyonlu nano doldurucular olu turmaktad r. Ortalama partikül büyüklü ü 3 µm den az olan floroalüminosilikat cam; asit-baz reaksiyonu ile F sal ndan sorumludur. Kullan lan nanofillerin boyutu ortalama 5-25 nm, nanokümelerin boyutu ise ortalama 1-1,6 µm dir. Nanofiller kimyasal olarak silika ve zirkonyumun kombinasyonundan üretilirken, nanokümeler ise silika-zirkonyum partiküllerinin gev ekçe kümelenmi halidir. çeri indeki di er komponentler ise
35 22 HEMA içeren metakrilat komponentleri, polialkenoik asit ve sudur (Anonymus, 2009). Materyal çift pat sistemidir. Özel tabanca sistemi sayesinde pat oranlar ayarlama sorunu ya anmamakta, patlar n sabit olarak 1.3/1.0 oran nda kar lmas sa lanmaktad r (Anonymus, 2009). Materyalin kendine özgü primeri bulunmaktad r. Polialkenoik asit, HEMA, su ve fotoba lat dan olu an primer; asidik yap da olup smear tabakas modifiye ederken di yüzeyinde de materyalin ba lanabilece i yeterli slanabilirli i sa lamaktad r (Anonymus, 2009). Materyal, hem asit-baz reaksiyonunun hem de kla polimerizasyonun gerçekle ti i tipik bir RMC S dir. Birinci sertle me reaksiyonu olan kla polimerizasyonu, asitbaz reaksiyonu izler ancak materyalin rezin içeri inde k aktivasyonu gerektirmeyen otopolimerizasyonu gerçekle tirecek komponentler bulunmamaktad r (Anonymus, 2009; Coutinho ve ark., 2009). Üretici firma materyalin kullan m alanlar u ekilde s ralam r: Süt di i restorasyonlar, Sürekli di lerde küçük s f I, III ve V restorasyonlar, Geçici restorasyonlar, Hasarl dolgular n tamiri, Sandviç tekni i, En az %50 koronal di yap n korundu u durumlarda kor yap (Anonymus, 2009). Materyalde nano doldurucular n kullan lmas n; yüksek doldurucu içeri ini sa layarak materyalin a nma direncinin, optik ve estetik özellikleri ile dayan kl n olumlu etkilenece i dü ünülmü tür. Bu özelliklerinin yan s ra materyalin yüksek F
36 23 sal na sahip oldu u, manipülasyonunun ve uygulanmas n kolay oldu u bildirilmi tir (Anonymus, 2009) Restoratif Materyallerde Mikros nt Di hekimli inde kullan lan restoratif materyaller ile di dokular aras nda tam bir adezyon sa lanamad ndan ba lant yüzeyinde mikro bo luklar kalmaktad r. Restoratif materyal ile kavite duvar aras bu mikroaral ktan s lar n, bakterilerin, iyonlar n ve moleküllerin geçi ine mikros nt denir (Going, 1972; Kocabalkan, 1993; Alani ve Toh, 1997; Toledano ve ark., 1999; Altun, 2004; Türkün ve Ergücü, 2004; Mali ve ark., 2006). Mikros nt etkileyen faktörler u ekilde s ralanabilir: 1. Restoratif materyal ile di dokusu aras nda fiziko-kimyasal düzeyde yeterli ba lanma sa lanamamas, 2. Di dokusunun kimyasal içeri i, 3. Restoratif materyalin a z ortam ndaki çözünürlü ü, 4. Restorasyon tekni inin hatal uygulanmas, 5. Restoratif materyaldeki boyutsal de iklikler, a. Polimerizasyon büzülmesi b. Is sal genle me c. Higroskobik genle me (Kocabalkan, 1993; Altun, 2004; Dos Santos ve ark., 2008; Gerdolle ve ark., 2008). Restorasyon yap sonras görülen mikros nt ya ba olarak zamanla postoperatif duyarl k, kenar renkle mesi, kenar k klar, s nt derinli inin fazla oldu u ko ullarda sekonder çürük ve bakteri penetrasyonu sonucu pulpada iltihabi de iklikler görülebilmektedir. Bu durum; mikros nt n, restorasyonun klinik ba ar etkileyen birincil faktörlerden biri oldu unu göstermektedir (Taylor ve Lynch, 1992; Alani ve Toh, 1997; Altun, 2004; Türkün ve Ergücü, 2004; Mali ve ark., 2006; Dos Santos ve ark., 2008; Küçüke men ve Sönmez, 2008).
37 24 Restoratif materyaller, sahip olduklar fiziksel ve kimyasal özelliklere ba olarak farkl oranlarda mikros nt gösterirler. Günümüzde sürekli olarak geli en teknolojiyle üretilen yeni materyaller ile mikros nt n en aza indirilmesi amaçlanmakta, materyallerin neden oldu u mikros nt n derecesinin ara ld birçok çal ma yap lmaktad r (Taylor ve Lynch, 1992; Alani ve Toh, 1997; Türkün ve Ergücü, 2004; Küçüke men ve Sönmez, 2008) Mikros nt Tespit Yöntemleri Restorasyonlarda görülen mikros nt n tespiti için günümüze de in birçok farkl yöntem kullan lm r. Bu yöntemler, in vivo ve in vitro mikros nt tespit yöntemleri olarak iki ba k alt nda incelenmektedir: n Vivo Mikros nt Tespit Yöntemleri z ortam nda restoratif materyalin belirli bir zaman periyodu sonras görüntüsü, renk de ikli i, radyolojik görüntüsü ve klinik olarak materyal ile dolgu aras nda devaml n bozulup bozulmad n kontrolü ile mikros nt n miktar hakk nda de erlendirme yap labilmektedir (Taylor ve Lync, 1992; Kocabalkan, 1993) n Vitro Mikros nt Tespit Yöntemleri 1. Boya s nt testi 2. Radyoaktif izotop yöntemi 3. Bakteriyel çal malar 4. Elektrokimyasal teknik 5. Kimyasal ajanlar 6. Bas nçl hava kullan 7. Nötron aktivasyon analizi 8. Yapay çürük tekni i
38 25 9. SEM (Taramal elektron mikroskobu) çal malar 10. TEM (Transmisyon elektron mikroskobu) çal malar 11. Konfokal mikroskop çal malar 12. Multi-foton lazer çal malar (Going, 1972; Charlton ve Moore, 1992; Taylor ve Lynch, 1992; Alani ve Toh, 1997; Morabito ve Defabianis, 1997; Küçüke men ve Sönmez, 2008) Boya S nt Testi n vitro tespit yöntemleri aras nda en eski ve en s k tercih edilen yöntemdir. Bu yöntemde mikros nt olma ihtimali olan yüzey d nda kalan tüm bölge boyan n geçi ini engelleyecek bir madde ile kapat p test edilecek örnek, boya solüsyonu içinde belirli bir zaman periyodu boyunca b rak r. Daha sonra örnekten al nan kesit üzerinde mikros nt n miktar mikroskop büyütmesi alt nda incelenir. Test örne i olarak en s k insan az di leri kullan rken, restoratif materyalin mikros nt de erleri en s k s f V kaviteler üzerinde ara lm r. Çal malar n büyük ço unlu unda klinik ko ullar taklit etmek amac yla örneklerin analizi öncesi mekanik ve/veya termal siklus uygulanarak restoratif materyallerde ya land rma yap lmaktad r. Ancak uygulanan ya land rma i lemlerinin a z ortam ne oranda do ru taklit edebildi iyle ilgili üpheler de bulunmaktad r (Going, 1972; Crim ve Mattingly, 1981; Taylor ve Lynch, 1992; Kocabalkan, 1993; Alani ve Toh, 1997; Türkün ve Ergücü, 2004; Dos Santos ve ark., 2008). Bu yöntemde kullan lan boyan n restoratif materyal ile di dokusu aras ndaki yüzeyden s zma miktar ; boyan n ph s na ve molekül büyüklü üne ba r. Çe itli boyalar, farkl partikül boyutu içerdiklerinden, %0,1-20 aras de en konsantrasyonlarda ve de en uygulama süreleri ile kullan lm r. %0,2-2 metilen mavisi, %2 eritrosin, %0,5-2 bazik fuksin, %50 gümü nitrat, %0,05 kristal violet, %2 anilin mavisi, %0,25 toluidin mavisi, %0,5-2 hindistan mürekkebi, %20 fluorescin, %2 Rhodamin B, %0,1 akridin turuncusu ve porsein k rm ara rmalarda kullan lm çe itli boyalard r. Türkün ve Ergücü (2004), 1997 ile 2002
39 26 llar aras yay nlanm 84 in vitro mikros nt çal mas de erlendirdikleri ara rmalar nda en s k tercih edilen boyan n çürük dentine de ba lanabilme özelli i bulunan bazik fuksin oldu unu bildirmi lerdir. Boya s nt yönteminin di er in vitro mikros nt tespit yöntemlerine göre ucuz, non-toksik ve kolay temin edilir olmas ile örneklerin görünür k alt nda kolayl kla incelenebildiklerinden i lem basamaklar n kolay olmas en önemli avantajlar r. Ancak s nt miktar tespitinin say sal bir skorlama sistemi ile yap lmas, sonuçlar n subjektif olmas na neden olmaktad r. Ayr ca kullan lan boyan n renginin stabil olmas ve restorasyon materyalleri ile kimyasal reaksiyona girmemesi önemlidir (Going, 1972; Charlton ve Moore, 1992; Taylor ve Lynch, 1992; Kocabalkan, 1993; Alani ve Toh, 1997; Türkün ve Ergücü, 2004; Küçüke men ve Sönmez, 2008) Restoratif Materyallerin Di Dokular na Ba lanma Dayan Sabitlenmi bir maddeye bir kuvvet uyguland nda bu d kuvvete kar madde içinde stres olarak adland lan bir direnç geli ir. Bu direnç, uygulanan kuvvetin iddetinde ve ters yönde olu up madde alan na da r. Bu nedenle olu an stresin miktar ; kuvvet biriminin, kuvvet uygulanan alana bölünmesiyle hesaplan r. Stres birimi genellikle megapaskal (MPa) cinsinden ifade edilir. Maddeye uygulanan kuvvetin aç na, yönüne ve say na göre stres tipleri; çekme, makaslama ve bask olarak de ir. Çekme stresi, maddenin ayn çizgi üzerinde z t yönlerde iki kuvvetin etki etmesiyle ya da bir ucu sabit maddeye di er uçtan aksi yönde kuvvet uygulanmas yla olu ur. Bask stresi ise maddeye ayn çizgi üzerinde ve birbirine do ru iki kuvvet uyguland nda ya da maddenin bir yüzünün sabitlenip di er yüzünde sabitlenen tarafa do ru kuvvet uyguland nda olu maktad r. Makaslama stresi de maddeye birbirine paralel ancak ayn çizgi üzerinde olmayan iki kuvvet uygulanmas yla meydana gelmektedir (Powers ve Sakaguchi, 2006). Günümüz adeziv di hekimli inde di dokular ile restoratif materyaller aras fizikokimyasal düzeyde ba lanma sa lanabilmekte, böylece mikros nt azalt labilmektedir. Ancak a z ortam nda; çi neme kuvvetleri ile olu an mekanik
40 27 stresler, s cakl k ve ph de imleri gibi unsurlar n etkisiyle di yüzeyi ve dolgu aras olu turulan ba lant da zamanla çe itli stresler olu maktad r. Dolgu materyallerinin bu streslere olan dayanma gücü klinik ömürlerini etkileyen faktörlerin ba nda gelir. Bu nedenle restoratif materyallerin fiziksel özelliklerinin de erlendirilmesinde ba lanma kuvvetinin ölçümü önemli bir yer tutmaktad r. Di hekimli inde kullan lan restoratif materyallerin ba lanma dayan mlar n ölçülmesinde en s k kullan lan in vitro testler makaslama (shear) ve gerilim (tensile) ba lanma dayan kl klar n ölçüldü ü testlerdir. Makaslama ba lanma dayan m testi, kuvvetin di ile restoratif materyalin ba lant ara yüzeyine paralel yönde ve sabit bir art la uygulanmas na dayal in vitro test yöntemidir. Gerilim ba lanma dayan m testi ise restoratif materyal ile di ara yüzeyine dik ve sabit h zla kuvvet uygulanmas içeren bir in vitro test metodudur. Test edilen örne in alan na göre ba lanma testleri makro ve mikro olarak ayr r. Geleneksel ba lanma dayan m yöntemleri olan makro testler, 3 mm 2 den daha büyük ba lanma alanlar içerir. Bu nedenle bu testlerde görülen kopmalar kl kla dentindeki koheziv tip k klard r ve bu tipte kopmalar restoratif materyalin adeziv kuvvetini tam olarak ortaya koyamamaktad r (Sano ve ark., 1994; Pashley ve ark., 1995; Versluis ve ark., 1997; Van Meerbeek ve ark., 2003; Cavalcante ve ark., 2006; Burke ve ark., 2008; Ermi, 2008; Özye il ve ark., 2009; Armstrong ve ark., 2010; Van Meerbeek ve ark., 2010) Mikro Gerilim Ba lanma Dayan m Testleri Restoratif materyallerin di dokular na ba lanma dayan mlar, ba lanma yüzey alan yla ters orant r. Geni alanda küçük ba lanma kuvveti görülürken küçük alanda ise yüksek ba lanma kuvveti görülür. Bu dü ünceden yola ç karak 1994 te Sano ve ark. taraf ndan olu turulan mikro gerilim ba lanma dayan m testi, geleneksel gerilim ba lanma testinin bir modifikasyonudur. Bu yöntemde 1 mm 2 den daha küçük alana sahip örnekler incelenmektedir. Böylece geleneksel makaslama ve gerilim testlerine oranla daha yüksek ve daha güvenilir sonuçlar elde edildi i bildirilmi tir. Bu test yönteminin di er ba lanma dayan m testlerine göre birçok avantaj bulunmaktad r:
41 28 1. Bir di ten çok say da örne in haz rlanabilmesi, 2. Bir di in kendi içinde ve di er di lerle kar la lmas n yap labilmesi, 3. Ba lanma yüzey alan 1 mm 2 ye kadar olan küçük örneklerin test edilebilmesi, 4. Di in farkl yüzeylerinin (periferal ya da merkezi dentin gibi) ba lanma özelliklerinin incelenebilmesi, 5. Düzensiz yüzeylerde de ba lanma testinin yap labilmesi, 6. Örnek boyutlar küçük oldu undan SEM ile incelenebilmesi, 7. Test s ras nda ba lanma ara yüzeyinde daha homojen bir stres da n olu mas yla di er test yöntemlerinde s kça görülen dentin ya da restoratif materyal içinde olu an koheziv k lman n önüne geçilmesi (Sano ve ark., 1994; Pashley ve ark., 1995; Phrukkanon ve ark., 1998; Van Meerbeek ve ark., 2003; Burke ve ark., 2008; Ermi, 2008; Özye il ve ark., 2009; Armstrong ve ark., 2010; Van Meerbeek ve ark., 2010). Yöntemin dezavantajlar ise unlard r: 1. Test örnekleri küçültüldü ünden laboratuar i lemleri zor ve hassast r. 2. Özel düzenek gerektirir MPa n n alt ndaki ba lanma kuvvetlerinin ölçümü zordur. 4. Örnekler çok küçük oldu undan kolayca deforme olabilir. 5. Örnekler dehidrate olabilir (Pashley ve ark., 1995; Van Meerbeek ve ark, 2003; Armstrong ve ark., 2010). Mikro gerilim ba lanma testleri sa lad avantajlar sayesinde günümüzde s kça tercih edilen bir yöntem haline gelmi tir (Phrukkanon ve ark., 1998; Van Meerbeek ve ark., 2003; Cavalcante ve ark., 2006; Burke ve ark., 2008; Ermi, 2008; Özye il ve ark., 2009; Armstrong ve ark., 2010; Van Meerbeek ve ark., 2010) Restoratif Materyallerin Flor Sal Di çürüklerine kar modern yakla m restoratif tedavilerin yan s ra koruyucu tedavileri de içermektedir. Bu amaçla kullan lan restoratif materyallerin çürük
42 29 önleyici özellikte olmas beklenir. Restoratif materyallerin çürük önleyici özellikleri ise içerdikleri ve ortama sald klar F miktar na ba lanmaktad r. F iyonunun çürük önleyici etkisi; mine ve dentinin asitle çözünürlü ünü azaltarak demineralizasyonun önüne geçmesi, remineralizasyonu stimule etmesi, karyojenik bakterilerin metabolizmas ve asit üretimini inhibe etmesi olarak özetlenebilir. Ancak bir restoratif materyalin F iyonu içermesi ve bulundu u ortama F sal gerçekle tirmesi çürük önleyici özellik için yeterli de ildir. Bir materyalden ideal bir F iyonu sal u ko ullarda gerçekle melidir: 1. Restoratif materyalden sal nan F un miktar çürük önleyici özellikte olabilecek kadar yüksek olmal r. 2. F un difüzyonu yava ve uzun süreli olmal r. 3. F sal nedeniyle materyal çözünmemeli, a nma ve k lma direnci gibi fiziksel özellikleri olumsuz etkilenmemelidir (Momoi ve McCabe, 1993; Yip ve Smales, 2000; Attar ve Önen, 2002; McCabe ve ark., 2002; Itota ve ark., 2004a; Markovic ve ark., 2008). Restoratif materyallerden sal nan F un miktar ve süresini etkileyen birçok faktör bulunmaktad r: 1. Materyalin içeri i, doldurucu oran, 2. Çift patl sistemlerde toz-likit oran, 3. Sertle me reaksiyonunu tipi ve süresi, 4. Materyalin kar lma metodu ve süresi, 5. Materyalin içerdi i F un kimyasal formu, 6. Materyalin yüzey enerjisi ve pörözitesi, 7. Saklama ko ullar, 8. Ortam n ph s, 9. Dolguya uygulanan bitirme i lemi, 10. Dolgunun yüzeyine cila benzeri örtücülerin uygulanmas, 11. Materyalin yüzey alan (De Moor ve ark., 1996; De Moor ve Veerbeck, 2002; Wiegand ve ark., 2007).
43 30 Restoratif materyallerin F sal takiben ortamdaki F iyonu miktar n ölçülmesinde birçok de ik yöntem kullan lmaktad r. n vitro yöntemler u ba klar alt nda s ralanabilir: 1. F iyonu seçici elektrot yöntemi 2. Spektofotometrik yöntemler 3. Gaz ve s iyon kromatografi yöntemleri 4. Alüminyum monoflorür moleküler absorbsiyon spektrometresi 5. kincil iyon kütle spektrometresi 6. Proton ak X emisyonu 7. Elektron probe mikroanalizi 8. X ak m fotoelektron spektroskopisidir (Venkateswarlu ve Vogel, 1996) yon Kromatografi Yöntemi Kromatografi, bir kar n bile enlerini, bunlara seçimsel ilgi gösteren iki ya da daha çok evreden sistemler aras nda farkl hareketlerine bakarak tan mak, gerekti inde niceliklerini belirlemek amac yla yap lan ve ay rma i lemine dayanan analitik bir yöntemdir. Kromatografik yöntemlerle, kimyasal ve fiziksel özellikleri birbirine çok yak n bile enlerden olu an kar mlar ; tümüyle, kolayca ve k sa sürede ay rmak olanakl r. Kromatografi, bir kar mdaki iki ya da daha fazla bile enin, hareketli (ta ) bir faz yard yla, sabit (durgun) bir faz aras ndan de ik zlarda hareket etmeleri esas na dayan r. Kromatografide durgun faz, bir kat veya kat yüzeyine kaplanm bir s fazd r. Durgun faz n üzerinden akan hareketli faz ise bir gaz veya s fazd r. Hareketli faz n s oldu u kromatografi türüne s kromatografi ad verilir (Anonymus, 2006). yon kromatografi yönteminde s bir materyalde bulunan iyonlar n ayr ; yüklü ve çözünebilen moleküllerin, kar t yüklü sabit iyon de im gruplar taraf ndan geri dönü ümlü tutulmas esas na dayan r. Cihazda bulunan anyon de im kolonu ile örneklerdeki anyonlar n ayr lmas sa lan rken iletkenlik dedektörü ile kromatografik pikler belirlenmektedir. Her anyonun farkl pik zaman bulunurken istenen iyonun
44 31 pik zaman n belirlenmesi için i lem öncesinde örnekten daha yüksek ve daha dü ük iyon içerikli standart solüsyonlar kullan larak cihaz n kalibrasyonu yap lmaktad r. Daha sonra örneklerin anyon ayr n yap lmas n ard ndan elde edilen pik alanlar örnekteki anyonlar n konsantrasyonunu vermektedir. F iyonunun iyi tan mlanm bir pik zaman oldu undan bu yöntem ile konsantrasyonu rahatl kla ölçülebilmektedir (Mccabe ve ark., 2002; Itota ve ark., 2004a; Anonymus, 2006). Restoratif materyallerin ortama sald F, serbest iyon ya da F kompleksleri eklinde olmaktad r. Ancak sekonder çürü e kar önleyici etkisi olan serbest F iyonlar r. Restoratif materyallerden sal nan F un miktar n belirlenmesinde s kça kullan lan yöntemlerden biri olan iyon kromatografi, F komplekslerinin miktar ölçmezken di er yöntemler ile ölçülemeyecek kadar dü ük miktardaki (0.001 ppm üzeri) serbest F iyonu miktarlar ölçebilmektedir. Bu durum tekni in en önemli avantaj r (Czarnecka ve ark., 2002; McCabe ve ark., 2002; Williams ve ark., 2002; Itota ve ark., 2004a; Li ve ark., 2007) Kompomer ve Rezin Modifiye Cam yonomer Simanlar n Mikros nt lar Ara ran n Vitro Çal malar Brackett ve ark. (1998), kompomer (Dyract) ve 2 RMC S in (Fuji II LC ve Vitremer) r di lerinde s f V kavitelerdeki mikros nt lar de erlendirdikleri in vitro çal man n sonucunda üç materyalin de s nt tam olarak önleyemedi ini ancak aralar nda istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmamas yla beraber en fazla nt n kompomer grubunda görüldü ünü bildirmi lerdir. Toledano ve ark. (1999), 2 RMC S (Vitremer, Fuji II LC) ile kompomerin (Dyract) sürekli az di lerinde s f V kavitelerdeki mikros nt kar la rm lard r. Ara lan 3 materyal içinde yap nda en az oranda rezin içerdi i bildirilen Fuji II LC nin; en az s nt gösteren materyal oldu u gözlenmi tir. En yüksek s nt de erlerinin ise en fazla rezin içeri ine sahip Dyract grubunda bulundu u ve sadece bu iki grup aras fark n istatistiksel olarak anlaml oldu u bildirilmi tir.
45 32 Ara rmac lar çal malar sonucunda; RMC S lerin kompomerlere e it oranda ya da daha az s nt ya neden oldu unu ve materyallerin içerdikleri rezin oranlar n, meydana gelen polimerizasyon büzülmesi nedeniyle mikros nt üzerinde etkili olabilece ini bildirmi lerdir. Turgut ve ark. (2001), yapt klar in vitro çal mada iki kompomerin (Dyract AP, Compoglass F) farkl yüzey pürüzlendirme tekniklerine göre süt az di lerinde s f V kavitelerdeki mikros nt de erlerini kar la rm lard r. Minede mikros nt derecelerinde gruplar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir fark gözlenmezken; dentinde fosforik asitle pürüzlendirme yap lan Dyract AP grubunda, NRC (non-rinse conditioner) uygulanan Dyract AP grubuna göre istatistiksel olarak anlaml ekilde daha az s nt meydana geldi i belirtilmi tir. Ara rmac lar çal malar nda elde ettikleri sonucun fosforik asitle yap lan pürüzlendirmenin NRC uygulamas ndan daha etkili olmas yla ilgili olabilece ini ancak yine de mikros nt azaltmada asitle pürüzlendirmenin olumlu etkisi oldu unu tam olarak ortaya koyamad klar bildirmi lerdir. Akbay Oba ve Aras (2003), in vitro çal malar nda RMC S (Fuji II LC) ile kompomerin (F2000) süt az di lerinde s f V kavitelerdeki mikros nt de erlerini kar la rm lard r. Çal ma sonucu RMC S grubunda hiçbir örnekte mikros nt ya rastlanmazken kompomer grubunda en fazla mine-dentin s na kadar uzanan nt tespit edilmi tir. Kompomer grubunda minede görülen s nt gingival kenara göre istatistiksel olarak anlaml ekilde fazla bulunurken iki restoratif materyal aras nt fark n da istatistiksel olarak anlaml oldu u bildirilmi tir. Ara lar RMC S grubundaki hiçbir örnekte mikros nt görülmemesini restorasyon yap n ard ndan üretici firma önerileri do rultusunda uygulad klar cilaya ve materyalin sertle me reaksiyonu boyunca u rad higroskopik genle meye ba lam lar, kompomer grubunda daha fazla mikros nt görülmesinin ise polimerizasyon büzülmesine ve asitle pürüzlendirme yap lmamas na ba olabilece ini belirtmi lerdir.
46 33 Ölmez ve ark. (2005), yapt klar in vitro çal mada süt az di lerinde frez ve air abrazyon ile haz rlanan s f V kavitelere uygulanan kompomerin (Compoglass F) mikros nt na asitle pürüzlendirmenin etkisini de erlendirdikleri çal malar sonucunda; gruplar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir fark olmad ve hiçbir grupta mikros nt n tam olarak önlenemedi ini belirtmi lerdir. Ara rmac lar, ayr ca tüm gruplarda minede görülen mikros nt de erlerinin dentin/sementteki mikros nt de erlerine göre daha dü ük oldu unu ve kavitelerin haz rlanma eklinin mikros nt üzerinde etkili olmad belirtmi lerdir. Ajami ve ark. (2007), in vitro çal malar nda kompomer (Compoglass F) ile RMC S in (Fuji II LC) sürekli küçük az di lerinde s f V kavitelerdeki mikros nt de erlerini kar la rm lard r. Çal ma sonucunda gingival kenarda RMC S in, okluzal kenarda ise kompomerin istatistiksel olarak anlaml ekilde daha az s nt ya neden oldu u tespit edilmi tir. Ara rmac lar bu sonucu; kompomerin RMC S e göre dentine daha dü ük, mineye ise daha yüksek bir ba lanma kuvvetine sahip olmas na ba lam lar ancak bu çal man n sonuçlar n yap lacak in vivo çal malar ile desteklenmesi gerekti ini bildirmi lerdir. Florita ve ark. (2007), kompomer (Dyract Extra) restorasyonu öncesi poliasitmetakrilat modifiye bir primerin (Vitremer primer) (asitle pürüzlendirmeyle beraber ve asitle pürüzlendirme olmaks n) uygulanmas n sürekli büyük az di lerinde f V kavitelerdeki mikros nt ya olan etkisini RMC S (Vitremer) ile kar la rmal olarak ara rm lard r. Çal ma sonucu en az s nt ; asit ve primerin beraber uyguland kompomer grubunda, en fazla s nt ise RMC S grubunda gözlenmi tir. Mine yüzeylerinde primer ile asitle pürüzlendirmenin beraber uygulanmas n s nt istatistiksel olarak anlaml ekilde azaltt belirtilirken, dentin yüzeyinde ise asitle pürüzlendirme yap lmasa dahi primer kullan n ayn ekilde restorasyonun neden oldu u s nt anlaml derecede azaltt bildirilmi tir. Ara rmac lar primer ile kompomerin kombine kullan n hem dentin hem de minede RMC S grubuna göre daha iyi sonuç verdi ini belirtmi ler ve bu sonucun uygulanan primerin kompomerin dentine olan ba lanma kuvvetini artt rmas na ba lam lard r.
47 34 Xie ve ark. (2008), çal malar nda ak kan kompozit (Aelite), kompomer (Dyract AP) ve GC S in (GlasIonomer) sürekli küçük az di lerinde s f V kavitelerdeki mikros nt de erlerini ve materyallerin dentine ba lanma kuvvetlerini kar la rm lard r. Stereomikroskop incelemesi sonucu çal mada kullan lan hiçbir restoratif materyalin mikros nt tam olarak engelleyemedi i ancak en fazla mikros nt n GC S grubunda görüldü ü, kompomer ve kompozit gruplar aras nda ise anlaml bir fark bulunmad bildirilmi tir. Gerdolle ve ark. (2008), RMC S (Fuji II LC), kompomer (Compoglass F), ormoser (Admira) ve kompozit rezinin (Filtek P60) sürekli büyük az di lerinde s f V kavitelerdeki polimerizasyon büzülmelerini ve mikros nt lar de erlendirdikleri in vitro çal ma sonucunda; materyaller içinde en az s nt n kompozit rezin ve ormoser gruplar nda, en fazla s nt n ise kompomer grubunda tespit edildi ini bildirmi lerdir. Ara rmac lar çal malar sonucunda; kompozit rezin ve ormoserin özellikle genç hastalarda yap lacak sürekli di lerin restorasyonlar n daha uzun ömürlü olmas için tercih edilmesi gerekti ini belirtmi lerdir. Özel ve ark. (2009), farkl nano dolduruculu restoratif materyallerin (Ketac N100, Filtek Supreme XT Flow, Filtek Supreme XT) küçük az di lerinde Er:YAG lazer ve frezle haz rlanan s f V kavitelerdeki mikros nt de erlerini kar la rm lard r. Ketac N100 ün lazer sonras uyguland grup hariç tüm gruplarda minede semente göre istatistiksel olarak anlaml ekilde daha az s nt tespit edilmi tir. Tüm gruplar kar la ld nda ise lazerle haz rlanan kavitelerde frezle haz rlananlara oranla minede daha fazla s nt görüldü ü bildirilmi tir. Sementte ise Ketac N100 ile Filtek Supreme XT Flow gruplar nda lazer ve frez kullan aras nda bir fark bulunmam r. Frez kullan lan gruplarda restoratif materyaller aras nda istatistiksel olarak bir fark bulunmazken lazer kullan lan kavitelerde sementte Ketac N100 grubunun, Filtek Supreme XT grubuna göre daha az s nt ya neden oldu u bildirilmi tir. Ara rmac lar Ketac N100 ün fiziksel ve kimyasal özelliklerinin incelendi i ba ka çal ma bulunmad ve gelecekte bu materyalle ilgili yap lacak yeni çal malara ihtiyaç oldu unu belirtmi lerdir.
48 35 Delme ve ark. (2010), çal malar nda 4 farkl GC S (Ketac Fil Plus, Ketac Molar, Ionofil Molar, Ionofil Molar Quick) ile RMC S in (Photac Fil) büyük az di lerinde lazer ve frezle haz rlanan s f V kavitelerdeki mikros nt lar na %25 lik poliakrilik asit (Ketac conditioner) kullan lmas n etkisini incelemi lerdir. Çal ma sonucunda; tüm gruplarda sementte görülen s nt n mineden daha fazla oldu unu, kavitelerin haz rlan ekli mikros nt ya etki etmezken poliakrilik asit kullan n mikros nt (Ionofil Molar grubu hariç) azaltt ve en az s nt n RMC S grubunda görüldü ünü belirtmi lerdir Kompomer ve Rezin Modifiye Cam yonomer Simanlar n Ba lanma Dayan mlar Ara ran n Vitro Çal malar Attin ve ark. (1996), 3 RMC S (Fuji II LC, Vitremer ve Photac-Fil), 3 kompomer (VariGlass VLC, Dyract, Ionosit Fil), kompozit rezin (Blend-a-lux) ve GC S in (ChemFil Superior) pürüzlendirme yap lan ve yap lmayan (fosforik asit, poliakrilik asit) s r di lerinin mine yüzeylerine gerilim ba lanma dayan mlar incelemi lerdir. Çal ma sonucunda GC S grubu hariç tüm gruplarda pürüzlendirilmi mine yüzeyine olan ba lanma kuvvetleri istatistiksel olarak anlaml ekilde daha yüksek bulunmu tur. RMC S ve kompomer gruplar nda kompozit rezinden daha dü ük, GC S den ise daha yüksek ba lanma kuvveti elde edilirken kompomer gruplar n pürüzlendirme sonras ba lanma de erlerinin RMC S gruplar ndan daha yüksek oldu u bildirilmi tir. Ara rmac lar çal malar sonucunda; özellikle kompomer uygulamas öncesi asitle pürüzlendirme i leminin yap lmas n ba lanma dayan artt rd bildirmi lerdir. El-Kalla ve Garcia-Godoy (1998), 3 kompomer (Compoglass, Dyract ve Hytac) ile RMC S in (Vitremer) süt ve sürekli di lerin dentinine olan makaslama ba lanma kuvvetlerini ve bu ba lanman n yap inceledikleri in vitro çal malar sonucunda; hem süt hem de sürekli di lerde en yüksek ba lanma de erlerini Dyract grubunda, en dü ük ba lanma de erlerini ise Compoglass grubunda bulduklar bildirmi lerdir. Materyallerin süt di i dentinine olan ba lanma kuvvetlerinin ise istatistiksel olarak
49 36 anlaml ekilde sürekli di lere k yasla daha yüksek oldu unu belirtmi lerdir. Tüm gruplarda en fazla gözlenen k k tipi koheziv olarak belirlenmi tir. Mikromorfolojik incelemede tüm gruplarda dentine olan adaptasyonun kaliteli oldu u gözlenirken hiçbir grupta dentin tübüllerinde hibrit tabaka olu umuna ya da derin rezin penetrasyonuna rastlanmam, bu durum kompomer gruplar nda dentin yüzeyinde asitle pürüzlendirme yap lmamas na ba lanm r. Cortes ve ark. (1998b), iki kompomerin (Dyract ve Compoglass), sürekli di lerde asitle pürüzlendirilmi ve pürüzlendirilmemi mine yüzeyi ile herhangi bir pürüzlendirme i lemi uygulanmayan dentine olan makaslama ba lanma dayan kl klar sürekli di ler üzerinde ara rm lard r. Ara rma sonucunda asitle pürüzlendirilmi mine yüzeyine olan ba lant da istatistiksel olarak Dyract daha ba ar iken, pürüzlendirilmemi mine yüzeyine olan ba lant da Compoglass daha ba ar bulunmu tur. Her iki restoratif materyal için de asitle pürüzlendirilmi mine yüzeyine olan ba lant de erleri pürüzlendirilmemi mine yüzeyine göre daha yüksekken aradaki fark yaln zca Dyract grubunda istatistiksel olarak anlaml bulunmu tur. Dentine ba lanma kuvvetlerinde ise iki grup aras nda anlaml bir fark tespit edilmemi tir. Burrow ve ark. (2002), GC S (Fuji IX), RMC S (Fuji II LC) ve 2 rezin bazl dentin bonding ajan n (NRC ile birlikte Prime&Bond NT ve Single Bond) süt ve sürekli az di lerinin dentinine olan mikro gerilim ba lanma dayan kl klar kar la rm lar ve materyallerin ba lanma özelliklerini emisyon elektron mikroskobunda (FE-SEM) incelemi lerdir. Çal ma sonucunda tüm materyallerde sürekli di lerin dentinine olan ba lanma kuvvetleri, süt di lerine oranla yüksek bulunmu ancak materyal gruplar n kendi içlerindeki kar la rmalar nda bu fark istatistiksel olarak anlaml bulunmam r. En dü ük ba lanma kuvveti GC S grubunda, en yüksek ba lanma de erleri ise rezin bazl adeziv sistemlerin kullan ld gruplarda bulunmu tur. GC S ve RMC S gruplar nda s kl kla restoratif materyalin koheziv k gözlenirken, di er iki adeziv sistemde ba lanma yüzeyinde meydana gelen adeziv k k gözlenmi tir. FE-SEM incelemesinde ise GC S ve RMC S lerin dentine ba lanmalar s ras nda hibrit tabaka benzeri yap olu tu u,
50 37 rezin bazl adeziv sistemlerde ise hibrit tabaka olu umunun tam olarak izlenebildi i bildirilmi tir. Ara rmac lar çal malar sonucunda, süt ve sürekli di lerin restorasyonunda GC S yerine RMC S lerin ya da rezin bazl sistemlerin tercih edilmesi gerekti ini bildirmi lerdir. Prabhakar ve ark. (2003); kompozit (Filtek P60), kompomer (F 2000) ve RMC S in (Vitremer) süt ve sürekli di lerin minesine olan makaslama ba lanma kuvvetlerini kar la rmal olarak de erlendirmi lerdir. Ara rma sonucunda süt di lerinde en yüksek ba lanma de eri RMC S grubunda bulunurken sürekli di lerde en yüksek de er kompozit rezin grubunda bulunmu tur. Kompomer grubunun ise hem sürekli hem de süt di lerinde en dü ük ba lanma kuvveti de erlerine sahip oldu u belirtilmi tir. Ara rmac lar, RMC S grubunda elde edilen bu yüksek ba ar n materyalin hem mikromekanik olarak hem de iyon de imi ile di dokusuna ba lanmas n sonucu oldu unu, kompomer grubundaki görülen ba ar zl n ise materyalin uygulanmas ndan önce asitle pürüzlendirme yap lmamas na ba oldu unu belirtmi lerdir. Özer ve ark. (2003), 3 kompozit rezin (Valux Puls, Herculite, Clearfil AP-X), kompomer (Dyract) ve RMC S in (Vitremer) sürekli az di lerinin farkl bölgelerindeki dentine (bukkal ve okluzo-servikal) makaslama ba lanma dayan kl klar kar la rd klar in vitro çal mada; tüm gruplar n bukkal dentine ba lanma kuvvetlerinin okluzo-servikal dentine göre daha yüksek bulundu unu ancak bu fark n sadece Valux Puls, Clearfil AP-X ve Vitremer gruplar nda anlaml oldu unu bildirmi lerdir. Gruplar aras kar la rmada her iki dentin yüzeyinde de en az ba lanma kuvvetine sahip grubun Vitremer grubu oldu u, di er gruplar aras nda ise istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmad bildirilmi tir. Ara rmac lar çal malar sonucunda rezin içerikli materyallerin farkl dentin bölgelerindeki performanslar n ara laca yeni in vivo ve in vitro çal malara ihtiyaç oldu unu bildirmi lerdir. Baghdadi (2003), kompomerin (Dyract AP), süt ve sürekli di lerin dentin yüzeylerine olan makaslama ba lanma dayan kl na fosforik asitle pürüzlendirme
51 38 ile NRC uygulamas n etkisini incelemi lerdir. Çal ma sonucunda, hem süt hem de sürekli di lerde asitle pürüzlendirme yap lan gruplarda ba lanma de erlerinin daha yüksek oldu u ancak bu durumun sadece süt di lerinde istatistiksel olarak anlaml oldu u bildirilmi tir. Süt ve sürekli di lere olan ba lanma dayan kl klar aras nda ise anlaml bir fark bulunmam r. Stereomikroskop incelemesi sonucu NRC kullan lan gruplarda tüm k k tipleri adeziv tip olarak belirlenirken asitle pürüzlendirme yap lan grupta hem koheviz hem adeziv tipte k klar gözlendi i bildirilmi tir. Sürekli di lerde daha s k kar k tip k k, süt di lerinde ise adeziv tip k görüldü ü belirtilmi tir. Ara rmac lar çal malar sonucunda NRC kullan n asitle pürüzlendirme kadar etkin olmad belirtmi lerdir. Akbay Oba ve ark. (2003), RMC S (Fuji II LC) ile kompomerin (F2000) süt az di lerinin mine ve dentinine olan makaslama ba lanma dayan kl klar kar la rd klar çal ma sonucunda; kompomerin mineye ba lanma kuvvetinin RMC S grubuna göre istatistiksel olarak anlaml ekilde yüksek oldu unu, iki grubun dentine ba lanma kuvvetleri aras nda ise bir fark bulunmad bildirmi lerdir. Kompomerin mineye ba lanma kuvveti, dentine ba lanma kuvvetinden daha yüksek bulunurken RMC S grubunda mine ve dentine ba lanma kuvvetleri aras nda fark gözlenmemi tir. Yap lan stereomikroskop incelemesi sonucu kompomer grubunda daha çok kar k tip k lma gözlendi i, RMC S grubunda ise adeziv tip k a daha çok rastland bildirilmi tir. Çal ma sonucunda kompomerin RMC S e göre daha yüksek ba ar gösterdi i bildirilmi tir. Suwatviroj ve ark. (2004), yapt klar in vitro çal mada kompozit rezin (Filtek P60) ve RMC S in (Fuji II LC) süt di i dentinine olan mikro gerilim ba lanma dayan kl klar kar la rm lard r. Çal mada ayr ca RMC S in ba lanma kuvvetine kavite haz rlama ajan (Cavity Conditioner) kullan n etkisi de incelenmi tir. Materyallerin mikro gerilim ba lanma dayan mlar n ölçülmesinin ard ndan örneklerin k lma yüzeyleri SEM de incelenmi tir. Çal ma sonucunda; tüm gruplar aras nda ba lanma kuvveti ve k k tipleri aç ndan istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmad, kavite haz rlama ajan kullan n smear tabakas n tam olarak uzakla lmas sa layamad, bu nedenle de RMC S in ba lanma
52 39 dayan kl na etkisi olmad, en s k görülen k k tipinin ise tüm gruplarda parsiyel adeziv ve parsiyel koheziv k k oldu u bildirilmi tir. Xie ve ark. (2008), in vitro çal malar nda ak kan kompozit (Aelite), kompomer (Dyract AP) ve GC S in (GlasIonomer) üçüncü büyük az di lerinde s f V kavitelerdeki mikros nt lar ve bu di lerin dentinine olan mikro gerilim ba lanma kuvvetlerini kar la rm lard r. Çal ma sonucunda en yüksek ba lanma de eri kompozit grubunda, en dü ük de er ise GC S grubunda bulunmu tur. Kompozit ve kompomer gruplar nda neredeyse tüm örneklerde adeviz k k görülürken GC S grubunda s kl kla koheziv k k görüldü ü bildirilmi tir. Coutinho ve ark. (2009), nano dolduruculu RMC S in (Ketac N100), primer (Ketac N100 Nano Primer) kullan larak ya da kullan lmadan mine ve dentine olan mikro gerilim ba lanma kuvvetini ve ba lant yüzeyinin özelliklerini RMC S (Fuji II LC) ve GC S (Fuji IX GP) ile kar la rmal olarak ara rm lard r. Çal ma sonucunda en yüksek ba lanma de erleri RMC S grubunda elde edilmi, Ketac N100 grubunda bulunan de erler GC S grubundan yüksek olsa da aralar nda istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmam r. Primer uygulanmam Ketac N100 grubunun ba lanma de erleri, primer kullan lan gruptan istatistiksel olarak anlaml ekilde daha dü ük bulunmu tur. Ara rmac lar çal malar sonucunda Ketac N100 ün dentin ve mineye GC S ler kadar etkin bir ba lanma gösterdi ini ancak muhakkak primer ile birlikte kullan lmas gerekti ini ve materyalin fiziksel ve kimyasal özelliklerinin incelendi i yeni çal malara ihtiyaç oldu unu belirtmi lerdir. Uysal ve ark. (2010), nano dolduruculu kompozit (Filtek Supreme) ve nano dolduruculu RMC S in (Ketac N100) ortodontik braket simantasyonundaki makaslama ba lanma dirençlerini konvansiyonel bir ortodontik bonding ajan (Transbond XT) ile kar la rmal olarak de erlendirdikleri çal ma sonucunda; en yüksek ba lanma direnci Transbond XT grubunda bulunurken, iki nano dolduruculu grup aras nda istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmam r. Ara rmac lar, Ketac N100 ün geleneksel ortodontik bonding ajan ndan daha dü ük de olsa
53 40 ortodontik braket simantasyonu için yeterli makaslama ba lanma kuvvetine sahip oldu unu bildirmi lerdir. Korkmaz ve ark. (2010), çal malar nda nano dolduruculu RMC S in (Ketac N100) üçüncü büyük az di lerinin bukkal dentin yüzeyine olan makaslama ba lanma dayan kl nano dolduruculu kompozit (Filtek Supreme XT), nano dolduruculu ak kan kompozit (Filtek Supreme XT Flow) ve 2 farkl tip adeziv sistemle (Adper SE Plus, Adper Single Bond 2) kar la rmal olarak de erlendirmi lerdir. Çal ma sonucunda en yüksek ba lanma kuvveti; çift a amal bir self-etch adeziv olan Adper SE Plus ile birlikte kullan lan nano dolduruculu kompozit rezin grubunda bulunmu tur. Ketac N100 ün ise tüm gruplar içinde en dü ük ba lanma kuvvetini gösterdi i bildirilmi tir. Tüm gruplarda en fazla adeziv k k olu tu u gözlenmi tir Kompomer ve Rezin Modifiye Cam yonomer Simanlar n Flor Sal m Özelliklerini Ara ran n Vitro Çal malar Akal ve ark. (1996), yapt klar in vitro çal mada kompomer (Dyract), GC S (Chelon-Fil) ve F içerikli bir kompozit rezinin (Tetric); deiyonize suda F sal m miktarlar, iyon seçici elektrot yöntemi ile 1 y l süreyle kar la rmal olarak de erlendirmi lerdir. Çal ma sonunda, GC S grubundan ilk 24 saatlik ölçümde en yüksek F de erlerinin elde edildi i, 7. günden sonra sald F iyonu miktar n kompomer grubunun alt na dü tü ü, 6. aydan sonra ise GC S grubunda di er iki gruba k yasla belirgin bir dü gözlendi i belirtilmi tir. Kompomer grubunda ise 9. aya kadar F sal m miktarlar kompozit rezinden fazla iken 9. aydan sonra kompozit rezin grubuna göre dü gözlendi i bildirilmi tir. Bir y n sonunda; her üç materyalin de hala F iyonu sal yapt, ancak en fazla de erlerin kompozit rezin grubunda görüldü ü ve bunu kompomer grubunun takip etti i bildirilmi tir. Bilgin ve Özalp (1998), kompomer (Dyract), RMC S (Vitrebond) ve GC S in (Kromoglass) deiyonize sudaki F salma miktarlar ve yeniden yüklenebilme kapasitelerini 28 güne kadar iyon seçici elektrot yöntemi ile kar la rd klar çal ma
54 41 sonucunda; tüm ölçüm yap lan periyotlar içinde en yüksek F de erlerinin 24. saatte ölçüldü ünü, en yüksek F miktar n GC S grubunda, en dü ük miktar n ise kompomer grubunda bulundu unu bildirmi lerdir. Topikal F uygulamas nda %2 lik APF jel (asidüle fosfat florür jel) ve NaF (sodyumflorür) solüsyonlar kar la lm, 5. gün hariç tüm ölçüm yap lan zamanlarda APF jel uygulanan gruplar n F salma miktarlar n, NaF uygulanan gruplardan daha yüksek bulundu u bildirilmi tir. Ara rmac lar çal malar sonucunda; incelenen üç materyalin de F sal yapt ve yeniden yüklenebildi ini, özellikle yüksek çürük aktivitesine sahip çocuklarda topikal F uygulamalar yla beraber kullan labileceklerini bildirmi ler ancak uzun süreli klinik takipli çal malarla materyallerin çürükten koruyucu özelliklerinin ara lmas gerekti ini belirtmi lerdir. Attar ve ark. (1999), GC S (Chemfil Superior), RMC S (Vitremer) ve kompomerin (Compoglass F) deiyonize sudaki F salma miktarlar 15 güne kadar iyon seçici elektrot yöntemi ile de erlendirdikleri çal malar nda tüm gruplarda birinci gün sonunda en yüksek de erde ölçülen F miktarlar n zamanla azald, tüm ölçümlerde en yüksek konsantrasyonun GC S grubunda, en dü ük konsantrasyonun ise kompomer grubunda görüldü ünü bildirmi lerdir. Preston ve ark. (1999), çal malar nda RMC S (Vitremer), kompomer (Dyract), 2 GC S (Chemfil ve Ketac Fil) ve kompozit rezinin (Heliomolar) yapay tükürükte 57 güne kadar sald klar F miktarlar ve NaF solüsyonu ile yeniden yüklenme kapasitelerini kar la rm lard r. Çal ma sonucunda hem en fazla F sal hem de en fazla yeniden yüklenebilme kapasitesi RMC S grubunda görülmü tür. Di er tüm materyallerde belirli bir oranda yeniden yüklenme görülürken özellikle kompozit rezin grubunda bu oran oldukça dü ük bulunmu tur. Ara rmac lar; NaF uygulamas ndan 24 saat sonra GC S lerden ve hibrit C S lardan serbestlenen F iyonu miktar n oldukça dü tü ünü ancak di macunu gibi F lu ürünlerin kullan yla yeniden yüklenebilen materyallerin restorasyonlarda kullan n sekonder çürü ü önlemede etkili bir yöntem olabilece ini bildirmi lerdir.
55 42 Karantakis ve ark. (2000), MMC S (Argion), 2 RMC S (Vitremer ve Fuji II LC), kompomer (Dyract) ve kompozit rezinden (Tetric) deiyonize suda, yapay tükürükte ve laktik asit solüsyonunda sal nan F miktarlar 112 güne kadar de erlendirdikleri çal malar sonucunda; F sal n tüm materyallerde ilk 24 saatte en yüksek de erde oldu unu, materyaller aras nda ise en fazla F sal n MMC S grubunda oldu unu ve bu grubu s ras yla RMC S, kompomer ve kompozit rezin gruplar n izledi ini belirtmi lerdir. En fazla F miktarlar tüm gruplarda laktik asit solüsyonunda elde edilirken deiyonize su ve yapay tükürükte ölçülen F miktarlar benzer bulunmu tur. Ara rmac lar, MMC S grubunda elde edilen yüksek F de erlerinin, materyalin mikropörözitesinin di er materyallere göre yüksek olmas na ba oldu unu belirtmi lerdir. Yip ve Smales (2000), yapt klar in vitro çal mada kompomer (Dyract) ve 3 RMC S in (Fuji II LC, Photac-Fil ve Vitremer) deiyonize sudaki F sal m miktarlar 253 güne kadar iyon seçici elektrot yöntemi ile kar la rm lard r. Çal mada en fazla F sal Photac-Fil grubunda görülmü, bu grubu Fuji II LC ve Vitremer gruplar izlemi tir. Dyract grubundaki F sal ise tüm RMC S gruplar ndan dü ük bulunmu tur. Bu nedenle ara rmac lar yüksek çürük riski bulunan bireylerde restoratif materyal olarak RMC S lerin tercih edilmesi gerekti ini vurgulam lard r. Williams ve ark. (2001), 2 MMC S (HiDense ve KetacSilver) ile RMC S in (Fuji II LC) yapay tükürük ve deiyonize sudaki F sal m miktarlar 2,7 y la kadar iyon seçici elektrot yöntemi ile de erlendirdikleri çal malar nda, Fuji II LC ile HiDense nin F salma de erlerinin benzer oldu unu, en az F iyonu salan grubun ise KetacSilver oldu unu bildirmi lerdir. Yap ve ark. (2002), in vitro çal malar nda kompomer (Dyract AP), RMC S (Fuji II LC), GC S (Fuji II Cap) ve giomerin (Reactmer) deiyonize sudaki F salma miktarlar 28 güne kadar kapiller elektroforez sistemi kullanarak kar la rm lard r. Çal ma sonucunda ara rmac lar, GC S ve RMC S gruplar nda ba lang çta patlama etkisinin görüldü ünü ancak kompomer ve giomer gruplar nda bu durumun görülmedi ini belirtmi lerdir. Ölçümlerin ilk gününde en fazla F miktar
56 43 GC S ve RMC S gruplar nda bulunurken, 7. günde giomer grubunda istatistiksel olarak anlaml ekilde daha fazla F sal gözlendi i bildirilmi tir. Ancak 28. günde giomer grubunda bulunan F miktar n belirgin ekilde dü tü ü ve en az F konsantrasyonu bulunan grup oldu u bildirilmi tir. 14., 21. ve 28. günlerde ise en fazla F salma miktar RMC S grubunda bulunmu tur. Attar ve Önen (2002), 2 kompozit rezin (Tetric ve Valux Plus), 2 kompomer (Compoglass ve Dyract) ve GC S in (Ceramfil ) 60 güne kadar deiyonize sudaki F sal m de erlerini ve materyallerin NaF solüsyonu uygulamas sonras yeniden yüklenebilme kapasitelerini kar la rd klar çal malar sonucunda; en fazla F sal n tüm materyallerde ilk gün gözlendi i, en fazla F sal GC S grubunda görülürken bu grubu s ras yla Compoglass ve Dyract gruplar n takip etti i bildirilmi tir. Valux Plus grubunda ise ölçülebilir bir F miktar tespit edilemezken NaF uygulamas sonras da yeniden yüklenme gözlenmedi i belirtilmi tir. Di er tüm gruplarda ise ölçülen F miktarlar n NaF uygulamas sonras ilk 48 saat için artt, en yüksek yeniden yüklenme kapasitesinin ise GC S grubunda oldu u belirtilmi tir. Ara rmac lar, bulduklar sonuçlar ile materyallerin çürük önleyici etkinliklerinin ne ölçüde uyumlu oldu unun in vivo çal malar ile ara lmas gerekti ini bildirmi lerdir. Akbay Oba ve Aras (2004), kompomer (F2000) ile RMC S in (Fuji II LC) deiyonize suda 5 aya kadar F sal ve yeniden yüklenebilme özelliklerini yapt klar in vitro çal mada incelemi lerdir. En yüksek F de erleri tüm gruplarda 24 saat sonunda elde edilmi, RMC S grubunda elde edilen de erler kompomer grubuna göre anlaml derecede yüksek bulunmu tur. Ancak iki grup aras ndaki bu fark 7. günden sonra anlaml yitirmi tir. APF jel ile yeniden yükleme sonras her iki grupta da artan F sal m miktarlar n ise 20. günde yükleme öncesi düzeye tekrar dü tü ü belirtilmi tir. Ara rmac lar hem RMC S hem de kompomer gruplar nda sal nan F miktar n 4 gün sonra h zla dü tü ünü, bu durumun da bu iki materyalden gerçekle en F sal n GC S lerde oldu u gibi kütlesel difüzyondan daha çok yüzeyde olu an CaF kristallerinin çözünmesine ba oldu unu bildirmi lerdir. Bu
57 44 nedenle de kompomer ve RMC S lerin GC S gibi yava sal m sistemleri olarak de erlendirilmesinin hatal olaca belirtmi lerdir. Itota ve ark. (2004b), yapt klar in vitro çal mada giomer (Reactmer Paste), kompomer (Dyract AP) ve kompozit rezinin (Xeno CF), deiyonize sudaki F salma miktarlar ve yeniden yüklenebilme kapasitelerini de erlendirdikleri çal malar nda toplam F miktarlar iyon seçici elektrot yöntemiyle, serbest F iyonu miktarlar ise iyon kromatografi yöntemi ile ölçülmü tür. Toplam F ve serbest F iyonu miktarlar ; hem ba lang çta hem de topikal F uygulamas sonras giomer grubunda en fazla bulunmu tur. Ek olarak bu grupta yeniden yüklenme sonras ölçülen toplam F miktar n serbest F iyonu miktar ndan istatistiksel olarak anlaml ekilde yüksek oldu u belirtilmi tir. Kompozit rezin grubunda ise F de erlerinin ba lang çta en dü ük olup topikal F uygulamas sonras kompomer grubu ile benzer oranda oldu u belirtilmi tir. Hem kompomer hem de kompozit rezin gruplar nda yeniden yüklenme sonras ölçülen serbest F iyonu ve toplam F iyonu miktarlar aras nda bir fark bulunmam r. Giomer grubunda elde edilen yüksek F salma ve yeniden yüklenebilme kapasitesi, materyalin florlanm cam doldurucular n yan s ra yap nda içerdi i cam iyonomer matrikse ba lanm r. Silva ve ark. (2007), GC S (Ketac-Fil Plus), 2 RMC S (Vitremer, Fuji II LC) ve 2 kompomerin (Freedom, Fluorofil) farkl saklama ko ullar ndaki (deiyonize su/ ph siklusu- ph.4,6) mikrosertli ini ve F salma miktarlar kar la rm lard r. 15 gün süren ph siklusu ve ölçümler sonucu Ketac-Fil Plus ve Fluorofil materyallerinin deiyonize suda; Vitremer, Fuji II LC ve Freedom materyallerinin ise asidik ph da di er solüsyona göre daha fazla F sald bildirilmi tir. Ara rmac lar, çal malar sonucunda materyallerin F salma miktarlar n farkl saklama ko ullar nda de ti ini, bu nedenle yap lacak in vitro çal malarda a z ortam en iyi ekilde taklit edecek ko ullar n sa lanmas n önemli oldu unu bildirmi lerdir. Gjorgievska ve ark. (2008), GC S (Fuji IX), RMC S (Fuji II LC), kompomer (Dyract AP) ve kompozit rezinin (Unifil flow); genç sürekli ve süt di lerinde s f V kavitelerde (pürüzlendirme yap larak ya da yap lmadan) restoratif materyal olarak
58 45 kullan ld klar nda sal nan F ve Al miktarlar, yapay tükürükte spektrofotometre yöntemiyle incelemi lerdir. Ara rma sonucunda; tüm materyallerden hem F hem de Al sal gerçekle ti i, en fazla iyon salma miktar n GC S grubunda, en az miktar n ise kompozit rezin grubunda görüldü ü bildirilmi tir. Tüm materyallerin süt di lerindeki iyon salma miktarlar n (özellikle Al iyonu için) genç sürekli di lere oranla daha fazla oldu u, örneklerin pürüzlendirilmesinin ise iyon sal na etki etmedi i belirtilmi tir. Ara rmac lar iki di lenme aras bu fark n, sürekli di lerde matürasyon tamamlanmad için iyon tutulumunun fazla olmas na ba oldu unu belirtmi lerdir. Al-Naimi ve ark. (2008), in vitro çal malar nda GC S (Ketac-Fil Plus), giomer (Reactmer), kompomer (Dyract AP), RMC S (Fuji II LC) ve kompozit rezinden (UniFil-S) farkl ph lara sahip (ph:3,8 ve ph:7,1) taze tükürükte sal nan F miktarlar n biofilme olan etkisini incelemi lerdir. Ara rmac lar çal malar soncunda; en fazla F miktar n asidik ko ullarda GC S grubunda, nötral ko ullarda ise RMC S grubunda ölçüldü ünü bildirmi lerdir. En az F miktarlar ise asidik ortamda giomer grubunda, nötral ortamda kompozit rezin grubunda görülmü tür. En fazla bakteriyel geli imin de nötral ko ullarda saklanan GC S grubunda görüldü ünü, bu nedenle restoratif materyallerden sal nan F un antibakteriyel etkinlikte birincil faktör olmad bildirmi lerdir. Markovic ve ark. (2008), yapt klar in vitro çal mada 2 GC S (Fuji Triage, Fuji IX GP) ve 3 RMC S in (Fuji VIII, Fuji II LC, Ketac N100) farkl saklama ortamlar nda (1:salin, 2:asidik solüsyon/ph:2,5, 3:asidik solüsyon/ph:5,5, 4:NaF solüsyonu) yüzeylerinde bulunan F miktarlar ve yüzey özelliklerini kompozit rezinle (Heliosel F) kar la rmal olarak de erlendirmi lerdir. SEM incelemesi sonucunda, tüm saklama ortamlar nda tüm C S lerin yüzeylerinin kompozit rezine göre anlaml derecede yüksek oranda F konsantrasyonuna sahip oldu u, ph n n 2,5 oldu u solüsyonda ise kompozit rezin ve Ketac N100 gruplar n yüzeylerinde de iklik gözlenmezken di er gruplarda çok say da bo luk, çatlak ve mikropörözite olu tu u belirtilmi tir.
59 Kompomer ve Rezin Modifiye Cam yonomer Simanlar n Klinik Ba ar lar n De erlendirildi i Çal malar Mass ve ark. (1999), yapt klar retrospektif çal mada kompomerin (Dyract) süt az di lerindeki klinik ba ar amalgamla (Nogamma 2) kar la rmal olarak 42 çocukta 107 s f II restorasyon üzerinde incelemi lerdir. Restorasyonlar; 6 ayl k periyotlarla 36 aya kadar, modifiye USPHS (ABD Halk Sa Servisi) kriterleri kullan larak klinik ve radyografik olarak de erlendirilmi tir. Tüm kontrollerde, de erlendirilen tüm restorasyonlar klinik olarak kabul edilir bulunmu, herhangi bir k ya da sekonder çürük olu umuna rastlanmam r. Çal ma sonucunda, amalgam grubunda 6 restorasyonda gözlenen ta nl k nedeniyle kompomerin süt di leri için daha uygun bir restoratif materyal oldu u belirtilmi tir. Espelid ve ark. (1999), in vivo çal malar nda süz az di lerinde s f II kavitelerde RMC S (Vitremer) ile MMC S in (Ketac-Silver) klinik ba ar kar la rmal olarak de erlendirmi lerdir. Toplam 98 di in dahil edildi i ara rmada restorasyonlar USPHS kriterleri ile 36 ay takip edilmi tir. Çal ma sonucunda MMC S grubunda 13 di ; kenar bütünlü ünde bozulman n tek ba na ya da sekonder çürükle beraber görülmesine ba olarak, RMC S grubunda ise 1 di sekonder çürü e ba olarak ba ar z bulunmu tur. Ara rmac lar iki restoratif materyal aras ndaki bu fark n istatistiksel olarak anlaml oldu unu ve süt az di lerinde s f II restorasyonlar için MMC S lerin uygun olmad belirtmi lerdir. Folkesson ve ark. (1999), in vivo çal malar nda RMC S in (Vitremer), süt az di lerinde s f II restorasyonlardaki ba ar 174 di üzerinde, modifiye USPHS kriterleri kullan larak 3 y ll k takip süresiyle ara rm lard r. 1. y l 13, 2. y l 6 ve 3. l 7 di te ba ar zl k görülmü ve bu durumda en büyük nedenin sekonder çürük ve retansiyon kayb oldu u bildirilmi tir. Welbury ve ark. (2000), kompomer (Dyract) ile GC S in (Chemfil Superior) süt az di lerinde s f I ve s f II kavitelerdeki klinik ba ar, modifiye USPHS kriterleri kullan larak toplam 112 di üzerinde kar la rm lard r. Çal ma sonucunda; 42
60 47 ayl k ara rma süresince kompomer grubunun GC S grubuna göre istatistiksel olarak anlaml ekilde daha iyi performans gösterdi ini, bu nedenle de kompomerin GC S e oranla süt di i restorasyonlar na daha uygun oldu unu bildirmi lerdir. Gross ve ark. (2001), çal malar nda 2 kompomerin (Hytac ve Dyract) süt az di lerinde s f II restorasyonlardaki klinik ba ar 24 ayl k takip ile kar la rm lard r. Çal ma sonucunda, ba ar zl k oran Dyract grubunda %4, Hyract grubunda %7 bulunurken bu fark n istatistiksel olarak anlaml olmad belirtilmi tir. Ara rmac lar yüksek çürük aktivitesine sahip bir popülasyonda dahi kompomerin süt di lerinin s f II restorasyonlar na uygun oldu unu bildirmi lerdir. Croll ve ark. (2001), yapt klar retrospektif çal mada RMC S in (Vitremer) süt di lerindeki klinik ba ar ara rm lard r. Toplam 864 restorasyon, modifiye USPHS kriterlerine göre de erlendirilmi ve ba ar oranlar 3 y n sonunda s f III restorasyonlarda %100, s f V restorasyonlarda %98, s f I restorasyonlarda %92,6 ve s f II restorasyonlarda %93,3 olarak bulunmu tur. Ara rmac lar çal malar sonucunda; RMC S lerin süt di lerinin daimi restorasyonunda kullan labilecek ba ar bir materyal oldu unu belirtmi ler ve elde ettikleri yüksek ba ar oranlar tek bir hekimin tüm dolgular standart bir teknikle yapmas na ba lam lard r. Bilgin ve ark. (2002), yapt klar in vivo çal mada kompomerin (Dyract) süt az di lerinde s f I ve s f II restorasyonlardaki klinik ba ar modifiye USPHS kriterlerini kullanarak toplam 62 restorasyon üzerinde 2 y ll k takiple de erlendirmi lerdir. 2 y l sonunda tek yüzlü restorasyonlar n tümü, incelenen tüm kriterler aç ndan ba ar bulunmu tur. ki yüzlü restorasyonlarda ise 2 y l sonunda sadece 4 restorasyon kenar bütünlü ünde bozulma nedeniyle ba ar z bulunmu, hiçbir restorasyonda anatomik form bozuklu u ya da sekonder çürük olu umu görülmemi tir. Ara rmac lar çal malar sonucunda, Dyract in süt az di lerinin daimi restorasyonunda kullan lmaya uygun bir materyal oldu unu bildirmi lerdir. Duggal ve ark. (2002), 2 y l takipli in vivo çal malar nda kompomer (Dyract) ile amalgam n (Contour) süt az di lerinde s f II kavitelerdeki klinik ba ar 24 ay
61 48 boyunca USPHS kriterleriyle 156 restorasyon üzerinde de erlendirmi lerdir. Çal ma sonucunda ara rmac lar, kompomerin amalgama göre tüm parametrelerde istatistiksel olarak anlaml olmasa da daha iyi performans gösterdi ini bu nedenle amalgama alternatif olabilece ini bildirmi lerdir. Hübel ve Mejare (2003), yapt klar in vivo çal mada GC S (Fuji II) ile RMC S in (Vitremer) süt az di lerinin s f II restorasyonlar ndaki klinik ba ar, modifiye USPHS kriterleri kullan larak, toplam 115 restorasyon üzerinde 3 y ll k takiple de erlendirmi lerdir. Çal ma sonucunda RMC S grubunda ba ar oran %94 iken GC S grubunda bu oran %81 bulunmu, gruplar aras ndaki bu fark n istatistiksel olarak anlaml oldu u bildirilmi tir. Her iki grupta da en s k kar la lan ba ar zl k nedenleri retansiyon kayb ve sekonder çürük olu umudur. Ara rmac lar, GC S restorasyonlar nda ba ar zl k görülme riskinin RMC S lere göre 5 kat fazla oldu unu, bu nedenle RMC S lerin süt az di lerinin restoratif tedavisinde GC S lere tercih edilmesi gerekti ini bildirmi lerdir. Pascon ve ark. (2006), iki kompomer (Dyract AP, F2000) ile kompozit rezinin (Heliomolar) süt di lerinde s f I ve s f II restorasyonlar ndaki kinik ba ar toplam 79 restorasyon üzerinde USPHS kriterleri kullan larak 2 y ll k takiple kar la rm lard r. 12. ay sonunda F2000 in kenar uyumu bak ndan, 24. ayda Dyract AP nin kenar renkle mesi ve sekonder çürük olu umu, F2000 in ise renk uyumu ve kenar uyumu aç ndan Heliomolar a göre istatistiksel olarak anlaml ekilde daha iyi performans gösterdi i bildirilmi tir. Heliomolar grubunun çal mada en kötü performans göstermesi nedeniyle ara rmac lar süt di lerindeki kullan n dikkatle de erlendirilmesi gerekti ini belirtmi lerdir. Croll ve Berg in (2007), nano dolduruculu RMC S olan KetacN100 ile yapm olduklar deneysel amaçl olgu sunumu, materyalle ilgili literatürdeki tek klinik uygulamad r. Bu olgu sunumunda; 5 ya ndaki hastan n iki süt az di ine Ketac N100 kullan larak s f II restorasyon yap lm ve 14 ay sonras nda yap lan kontrolde restorasyonlar n klinik durumunun ba ar oldu u bildirilmi tir. Ara rmac lar
62 49 materyalin süt di lerinin tedavisinde di er restoratif materyallere alternatif olabilece ini ancak yeni klinik çal malara ihtiyaç oldu unu bildirmi lerdir. Daou ve ark. (2009), yapt klar in vivo çal mada RMC S (Fuji II LC), kompomer (Dyract AP), yüksek viskoziteli C S (Fuji IX) ve amalgam n (Permite C) klinik ba ar, yüksek çürük aktivitesine sahip 45 çocuk hastan n toplam 149 di ine yap lan s f I ve s f II restorasyonlar üzerinde, modifiye USPHS kriterleri kullan larak kar la rm lard r. 2 y ll k takip sonucu, amalgam ile kar la lan 3 restoratif materyal aras nda de erlendirilen tüm kriterlerde istatistiksel aç dan anlaml bir fark gözlenmezken, yaln zca kompomer grubunda amalgam grubuna göre istatistiksel olarak anlaml derecede kenar bütünlü ünde daha fazla bozulma ve renkle me görülmü tür. Gruplar n kendi içinde kar la rmas nda ise kompomer, S ve RMC S lerin 1. ve 2. y l kontrolleri aras nda kenar bütünlü ü, anatomik form ve kenar renkle mesi bak ndan istatistiksel olarak anlaml derecede bozulma gözlenmi tir. 2 y l sonunda kabul edilemez-charlie skoru, yaln zca s f II restorasyonlarda toplam 9 restorasyona (4 Dyract AP, 1 Fuji II LC, 2 Fuji X, 2 Permite C) verilmi tir. Çal ma sonucunda RMC S in yüksek çürük aktivitesine sahip çocuk hastalar n s f I ve II restorasyonlar nda en iyi sonuçlar gösterdi i ancak çal maya dahil edilen tüm restoratif materyallerin s f I ve s f II kavitelerde kullan labilece i bildirilmi tir. Dos Santos ve ark. (2009), klinik çal malar nda kompomer (Freedom), RMC S (Vitremer) ve kompozit rezinin (TPH Spectrum) süt az di lerinin bizotajl s f I ve II kaviterlerindeki ba ar 48 ayl k takiple de erlendirmi lerdir. Restorasyonlar 12.,18., 24., 36.ve 48. aylarda modifiye USPHS kriterlerine göre de erlendirilmi tir. Çal ma sonucunda; restoratif materyaller aras nda istatistiksel bir fark bulunmad, ancak s f I restorasyonlar n s f II restorasyonlara göre anlaml derecede daha ba ar bulundu u bildirilmi tir. Qvist ve ark. (2010), süt di lerinde s f I ve II restorasyonlarda RMC S (Fuji II LC, Photac-Fil, Vitremer), kompomer (Dyract, Dyract AP, Compoglass), GC S (Ketac- Molar, Ketac-Fil) ve amalgam n klinik ba ar 4 farkl çal mayla ara rm, daha
63 50 sonra bu çal malardan elde edilen sonuçlar beraber de erlendirmi lerdir (Qvist ve ark., 2004a, 2004b, 2004c). Takip süreleri; ilk 3 çal mada 7-8 y l, son çal mada ise 5 y l olan ara rman n sonucunda s f I restorasyonlar n s f II restorasyonlara göre anlaml derecede daha ba ar oldu u bildirilmi tir. Materyallerin s f II restorasyonlar ndaki ortalama sa kl ömür sürelerine bak ld nda ise kompomer, RMC S ve amalgam gruplar nda bu süre benzer ekilde yakla k 4 y l, GC S grubunda ise di er gruplardan anlaml ekilde daha dü ük, 1,4 y l olarak belirlenmi tir Amaç Süt di lerinin restoratif tedavilerinde çok uzun y llar boyunca kullan lan amalgam yerini yeni geli tirilen dolgu materyallerine b rakmaktad r. 70 li y llarda piyasaya sürülen GC S lerin olumsuz özelliklerinin giderilmesi amac yla yap lan çal malar sonucu RMC S ler ve daha sonraki y llarda da kompomerler üretilmi tir. deal dolgu materyali aray lar sürerken nanoteknolojinin de geli mesiyle nano dolduruculu rezin bazl materyaller gündeme gelmi tir. Nano büyüklü ündeki doldurucular n kompozit rezinlere eklenmesiyle materyalin fiziksel ve estetik özelliklerinde geli meler elde edilmi, kompozit rezinlerde elde edilen bu geli melerin nda 2007 y nda RMC S in yap na nano doldurucular n eklenmesiyle Ketac N100 materyali, ilk nano dolduruculu RMC S olarak piyasaya sürülmü tür. Ancak piyasaya yeni sürülen bu materyalin fiziksel, kimyasal özellikleri ve klinik performans hakk nda oldukça az çal ma bulunmaktad r. Bu nedenle çal mam zda nano dolduruculu RMC S in; süt di lerinde s f II kavitelerde restoratif materyal olarak klinik ba ar n yan s ra; mikros nt n, mikro gerilim ba lanma dayan kl n ve materyalden sal nan F miktar n kompomerle kar la rmal olarak incelenmesi amaçlanm r..
64 51 2. GEREÇ VE YÖNTEM Bu ara rma; nano dolduruculu RMC S (Ketac TM N100, 3M ESPE, St Paul, USA) ile kompomerin (Dyract Extra, Dentsply, Konstanz, Almanya) süt az di lerinde restoratif materyal olarak ba ar in vivo ve in vitro ko ullarda kar la rmak üzere iki bölümde yürütüldü. Restoratif materyallerin içerikleri Çizelge 2.1 de verilmektedir. Çizelge 2.1. Restoratif materyallerin içerikleri Restoratif Materyal Ketac N100 (3M ESPE) Ketac N100 Nano Primer (3M ESPE) Dyract Extra (Dentsply) Prime&Bond NT (Dentsply) çerik Floroalüminosilikat cam, iki farkl tip nano doldurucu (nanokümeler ve nanofiller), HEMA, polietilen glikol dimetakrilat (PEGDMA), B S-GMA, trietilen glikol dimetakrilat (TEGDMA), polialkenoik asit ve su HEMA, su, polialkenoik asit, fotoba lat Sr, Al, Sodyum, Florosilikat cam, Stronsiyum florid, B S- GMA, UDMA, TEGDMA, trimetilolpropan trimetakrilat (TMPTMA), TCB, dimetilamino benzoik asit etil ester, kamforokinon Dipentaeritrol pentakrilat monofosfat (PENTA), UDMA, T- rezin, D-rezin, Rezin-R5-62-1, nanofiller, fotoba lat lar, stabilizatör, aseton, cetylamine hidroflorid
65 Etik Kurul Onay Ara rma için gerekli olan etik kurul onay, Ankara Üniversitesi Di Hekimli i Fakültesi Ara rma Etik Kurulu Ba kanl ndan al nd (129/2 Say ; ). Ara rman n in vivo bölümüne dahil edilen tüm çocuklar n ebeveynlerine, ara rma hakk nda bilgi verilip gerekli izin al nd ktan ve ayd nlat lm onam formlar imzalat ld ktan sonra klinik i lemlere geçildi. Ara rman n in vitro bölümünde fizyolojik dü me zaman geldi i için ya da ortodontik nedenle çekilen süt di leri kullan lan çocuklar n ebeveynlerine de ara rma hakk nda bilgi verilip gerekli izin al nd ve ayd nlat lm onam formlar imzalat ld Ara rman n n Vivo Bölümü Ara rman n in vivo bölümü; Ankara Üniversitesi Di Hekimli i Fakültesi Pedodonti Anabilim Dal klini ine ba vuran ve herhangi bir sistemik rahats zl bulunmayan, ya lar 6 ile 10 aras de en (ortalama 7,69), 15 i k z 11 i erkek toplam 26 çocuk üzerinde gerçekle tirildi. Bu çocuklarda klinik ve radyografik muayene sonucu dentin çürü ü te hisi konan toplam 104 süt az di i çal ma kapsam na al nd. Ara rmaya dahil edilen di lerin da Çizelge 2.2 de gösterilmektedir. Çizelge 2.2. Di lerin çal ma gruplar na göre da SÜT V SÜT IV TOPLAM ALT ÜST TOPLAM
66 Vaka Seçim Kriterleri Klinik ve radyografik muayene sonucu; alt ya da üst çenesinde, en az 2 adet kar kl birinci ya da ikinci süt az di inde iki yüzlü dentin çürü ü bulunan hastalar çal maya dahil edildi. Bu ilk seçim kriterlerine ek olarak ara rmaya dahil edilecek di lerde tedavi öncesi yap lan klinik muayenede; Spontan veya kal provake a hikayesi, perküsyon veya palpasyon hassasiyeti, apse, fistül, ödem olu umu gibi pulpal ya da periodontal hasar gösterecek bir semptomun bulunmad, Çürük lezyonun içine tüberküllerin dahil olmad, Çürü ün di etinin alt na do ru geni lemedi i, Restore edilecek bölgede proksimal kom ulu un oldu u, Normal fizyolojik dü me zaman na 18 aydan fazla zaman kald tespit edildi. Di lerin te his filmi olarak al nan bite-wing radyograflar ile yap lan radyografik muayenesinde ise di lerde; Çürü ün derinli inin dentinin ½ sini geçmedi i, Apikal ya da furkal bölgesinde lezyon görülmedi i, Fizyolojik kök rezorpsiyonunun kökün 2/3 ünü geçmedi i, Patolojik internal ya da eksternal kök rezorpsiyonu bulunmad tespit edildi. Yukarda belirtilen kriterler göz önüne al narak ara rma kapsam na al nan her hastan n bir çift simetrik di i, ara rman n amac na uygun olarak olu turulan iki çal ma grubuna rastgele da ld. Bir gruptaki di lere Ketac N100 ( ekil 2.1), di er gruptaki di lere ise Dyract Extra ( ekil 2.2) kullan larak s f II restorasyon yap ld.
67 54 ekil 2.1. Ketac N100 ekil 2.2. Dyract Extra
68 Klinik lemler Ara rmada kullan lan tüm el aletleri, frezler, siman camlar ve pamuk peletler otoklavda (Nüve OT_012, zmir, Türkiye) sterilize edildi, aeratör ve angldruva ise dezenfektan solüsyon (Mikrozit AF Liquid, Schülke&Mayr GmbH, Zürih, Almanya) ile dezenfekte edildi. Hasta anamnez bilgilerinin, klinik ve radyografik de erlendirmelerin bulgular hasta de erlendirme formuna (Çizelge 2.3) kaydedildi. Muayenenin tamamlanmas n ard ndan tedavi öncesi, gerekli görüldü ünde infiltratif lokal anestezi ya da mandibuler sinir blo u anestezisi (Ultracain DS ampul, Aventis Pharma, stanbul, Türkiye) uyguland. Tedavi uygulanacak di lerde yüksek devirli su so utmal alet (aeratör) ve elmas fissür frezler (ISO 3098, KG Sorensen, Brezilya) kullan larak, sa lam fissürlerin korunmas na dikkat edilerek s f II kaviteler haz rland. Daha sonra çürük dentin, dü ük devirli alet (angludruva) kullan larak, tungsten karbid rond frezler (ISO , Meisinger, Almanya) ile temizlendi. Haz rlanan kaviteler; geleneksel s f II kavite olup korumak için geni letmek ilkesine uymasa da derinli i ve geni li i direkt okluzal stres alt ndaki bölgelerde ve istmusta ez az 1,5 mm, di er bölgelerde ise en az 1 mm olacak ekilde haz rland, kavite kenarlar na bizotaj uygulanmad Ketac N100 Grubu Haz rlanan kavitelere matriks ve kaman n yerle tirilmesinin ard ndan üretici firman n talimatlar do rultusunda materyalin kendi primeri (Ketac TM Nano Primer, 3M ESPE, St Paul, USA) kaviteye uyguland, 15 s beklenip 10 s hafif hava ile kurutuldu ve LED cihaz (Freelight 2 Elipar, 1200 mw/cm 2, 3M ESPE, rlanda) ile 10 s polimerize edildi. Ketac N100 ün iki pat homojen bir k vama gelinceye kadar 20 s kar larak haz rland, daha sonra 2 mm lik tabakalar halinde kaviteye uyguland ve her tabaka LED cihaz ile 20 s polimerize edildi. Restorasyonlar n bitirme
69 56 lemleri ve polisajlar, diskler (Sof-Lex TM, 3M ESPE, Almanya) kullan larak yap ld Dyract Extra Grubu Haz rlanan kavitelere matriks ve kaman n yerle tirilmesinin ard ndan kavite %37 lik ortofosforik asit (ETCH-37 TM, Bisco, Inc., Schaumburg, USA) ile 20 s pürüzlendirildi, 20 s y kan p 5 s hava spreyi ile hafifçe kurutuldu. Kaviteye bonding ajan (Prime & Bond NT, Dentsply, Konstanz, Almanya) uygulan p 20 s beklenmesinin ard ndan hava spreyi ile en az 5 s kurutuldu, daha sonra 10 s LED cihaz ile polimerize edildi. Ard ndan kaviteye Dyract Extra 2 mm lik tabakalar halinde uyguland ve her tabaka 20 s LED cihaz ile polimerize edildi. Restorasyonlar n bitirme i lemleri ve polisajlar, disk kullan larak yap ld. Yap lan restorasyonlar; 3., 6., 12. ve 18. aylarda modifiye USPHS kriterlerine göre klinik olarak de erlendirildi (Ryge, 1980) (Çizelge 2.4). Radyografik inceleme, kontrollerde bite-wing radyograflar ile yap ld ve restore edilen di ler sekonder çürük olu umu aç ndan de erlendirilip, tüm bulgular hasta de erlendirme formuna kaydedildi. Restorasyonlar n kontrolünde kullan lan herhangi bir modifiye USPHS kriterinden en yüksek skoru (anatomik form-3, kenar bütünlü ü-4, kenar renkle mesi-3, sekonder çürük-2, yüzey düzgünlü ü-3) alan restorasyon ba ar z olarak de erlendirildi ve çal ma d b rak ld.
70 Çizelge 2.3. Hasta de erlendirme formu 57
71 58 Çizelge 2.4. Modifiye USPHS kriterleri Anatomik Form 1. Restorasyon anatomik bütünlük içindedir. 2. Restorasyonun anatomik bütünlü ü bozulmadan devaml bozulmu ancak kaybolan madde miktar dentin veya kaideyi aç a ç karmam r. 3. Dentin veya kaide aç a ç kacak kadar restoratif madde kayb bulunmaktad r. Kenar Bütünlü ü 1. Gözlenebilen bir çatlak bulunmamaktad r. 2. Gözlenebilen bir çatlak bulunmakta ancak dentin veya kaide aç a ç kmam ve restorasyon mobil de ildir. 3. Mine-dentin s na ula an bir çatlak bulunmaktad r. 4. Restorasyon k lm, yerinden oynam, k smen veya tamamen kaybolmu tur. Kenar Renkle mesi 1. Kenar renkle mesi bulunmamaktad r. 2. Kenar renkle mesi bulunmakta ancak pulpa yönündeki kenar boyunca penetre olmam r. 3. Pulpa yönündeki kenar boyunca renkle me bulunmaktad r. 1. Çürük bulunmamaktad r. Sekonder Çürük 2. Restorasyona kom u çürük bulunmaktad r. Yüzey Düzgünlü ü 1. Mineye yak n yüzey düzgünlü ü bulunmaktad r. 2. Yüzey pürüzlüdür. 3. Yüzeyde çukurcuklar bulunmaktad r.
72 Ara rman n n Vitro Bölümü Ara rman n in vitro bölümünde materyallerin mikros nt, süt di i dentinine olan mikro gerilim ba lanma dayan kl ve F sal özellikleri ara ld Restoratif Materyallerin Mikros nt n Ara lmas Materyallerin süt di i restorasyonlar ndaki mikros nt n ara labilmesi için 10 adet çekilmi süt az di i kullan ld. Çürük, çatlak, k k, hipomineralizasyon ya da yap sal herhangi bir bozukluk olmayan di ler çal ma kapsam na al p üzerlerindeki yumu ak dokular ve birikintiler temizlendikten sonra deney yap lana kadar distile su içerisinde oda s cakl nda bekletildi. Di lerin bukkal ve palatinal yüzeylerine, gingival kenar mine-sement s ndan 1 mm yukar da olacak ekilde, mezio-distal geni li i 3 mm, derinli i 2 mm ve uzunlu u 2 mm olan standart s f V kaviteler haz rland ( ekil 2.3). Aeratör kullan larak, elmas fissür frezlerle haz rlanan kavitelerin boyutlar periodontal sond ile ölçülerek kontrol edildi ve her 5 preperasyonda bir kullan lan frez de tirildi. Her iki yüzünde kavite aç lan di lerin bir yüzeyine Ketac N100, di er yüzeyine Dyract Extra çal man n in vivo bölümünde anlat ld ekilde uyguland ( ekil 2.4). Bitirme i lemlerinin ard ndan di ler salin solüsyonu içinde, etüvde 37 0 C de 24 saat bekletildi. Daha sonra a z ortam n taklit edilebilmesi amac yla di lere C de 60 s, 10 s transfer süresi ve C de 60 s olmak üzere 1000 kez tekrarlanan termal siklus uyguland.
73 60 ekil 2.3. Haz rlanan s f V kaviteler ekil 2.4. Restorasyonlar n yap Termal siklusun ard ndan di lerin kökleri bal mumu ile kapat ld ve daha sonra di ler akril bloklara kronlar d ar da kalacak ekilde gömüldü. Restorasyon kenarlar 2 mm aç kta kalacak ekilde tüm di yüzeyleri ve akril ile birle im bölgeleri iki kat t rnak cilas ile izole edildi. %0.5 lik bazik fuksin solüsyonu içinde 24 saat süreyle 37 0 C de bekletilen di ler boyadan ç kart p akan su alt nda y kanarak t rnak cilas yla bal mumundan ar nd ld. Ard ndan di ler mikrocut kesim cihaz (Micracut PreC Sion Cutter, Metkon Instruments LTD, Bursa, Türkiye) ile bukko-lingual yönde kesilerek ikiye ayr ld. Mikros nt de erlendirmesi A.Ü. Di Hekimli i Fakültesi, Protetik Di Tedavisi Ara rma Laboratuar nda bulunan stereomikroskop (Leica MZ12, Meyer Instruments, Houston, TX, USA) alt nda X40 büyütmede incelenerek yap ld.
74 61 Kavitelerin hem okluzal hem servikal kenarlar ndaki s nt miktarlar u skalaya göre belirlendi ( ekil 2.5): 0: S nt yok, 1: Aksiyal duvar n 1/3 üne kadar s nt var, 2: Aksiyal duvar n 2/3 üne kadar s nt var, 3: Tüm aksiyal duvar boyunca s nt var, 4: Kavite taban na ula an s nt var. ekil 2.5. Mikros nt de erlerinin skorlamas Restoratif Materyallerin Mikrogerilim Ba lanma Dayan mlar n Ara lmas Materyallerin süt di i dentinine olan mikrogerilim ba lanma dayan mlar n incelenmesi için çekilmi 20 adet çürüksüz süt az di i kullan ld. Di lerin okluzal mine dokusu elmas disk ile su alt nda uzakla ld ktan sonra 600 grit silikon karbit mpara, tek bir do rultudaki hareketle uygulanarak standart bir smear tabakas olu turuldu ve düz orta tabaka dentin yüzeyleri elde edildi ( ekil 2.6). Örnekler aras standardizasyonun sa lanabilmesi amac yla tüm örneklerden radyografi al narak kalan dentin kal nl n miktar kontrol edildi. Daha sonra di ler rastgele olarak iki gruba ayr ld :
75 62 1. Ketac N100 Grubu: Ketac Nano Primer ve 3 mm çap nda, 5 mm yüksekli inde silindir effaf plastik kal plar içine yerle tirilen Ketac N100, çal man n in vivo bölümünde anlat ld gibi dentin yüzeylerine uygulanarak polimerize edildi. 2. Dyract Extra Grubu: Asitle pürüzlendirmenin ard ndan Prime&Bond NT ve plastik kal plar içine konan Dyract Extra, çal man n in vivo bölümünde anlat ld gibi dentin yüzeyine uygulanarak polimerize edildi ( ekil 2.6). ekil 2.6. Haz rlanan dentin yüzeyi ekil 2.7. Restoratif materyalin uygulan Örneklerin 24 saat 37 0 C de distile su içerisinde etüvde bekletilmesinin ard ndan örnekler, L eklindeki akril bloklara uzun eksene dik ve restoratif materyallerin üst yüzeyleri d ar da kalacak ekilde gömüldü ( ekil 2.8). Daha sonra örnekler mikrocut kesim cihaz na yerle tirilerek bukkulingual yönde 4, meziodistal yönde 4 kesim yap ld ( ekil 2.9). ki grupta da di lerden elde edilen 1mm 2 lik 2 kesit testte kullan lmak üzere ayr larak her grupta 20 örnek olmas sa land ( ekil 2.10). Daha sonra elde edilen örnekler siyanoakrilat yap (Zapit, Dental Ventures of America, Corona, USA) ile mikrogerilim test cihaz na (Micro Tensile Tester, T Ki, Bisco, Schaumburg, USA) yap p kopma gerçekle ene kadar örneklere 1 mm/dk h z ile gerilim kuvveti uyguland ( ekil 2.11, ekil 2.12). Örneklerin lmas için gerekli olan kuvvet Newton cinsinden kaydedilip daha sonra MPa ya çevrildi.
76 63 ekil 2.8. Akril blo a gömülen örnek ekil 2.9. Örneklerden kesitlerin al nmas ekil mm 2 lik kesitler ekil Mikrogerilim test cihaz na yerle tirilen örnek ekil Kopma gerçekle en örnek
77 64 Örneklerin kopma yüzeyleri stereomikroskop alt nda X20, X50 ve X70 büyütmede incelendi. K lma yüzeyleri 4 tipte de erlendirildi: Tip 1: Koheziv rezin k. Restoratif materyalin kendi içinde görülen k lma. Tip 2: Adeziv k k. Restoratif materyalle di dokusu aras nda ba lant bölgesinde görülen k lma. Tip 3: Kar k k k. Tip 4: Koheziv dentin k. Di dokusunun kendi içinde görülen k lma Restoratif Materyallerin Flor Sal Özelliklerinin Ara lmas Ara rman n bu bölümünde dolgu materyallerine ait örneklerin olu turulmas amac yla her grupta 10 ar adet olacak ekilde teflon kal plar kullan larak 1 mm derinlikte ve 10 mm çap nda disk eklinde test örnekleri haz rland ( ekil 2.13). Restoratif materyaller, üretici firman n do rultusunda haz rlan p teflon kal plar içine dolduruldu ve yüzeylerinin düzgün olabilmesi amac yla teflon kal plar n alt ve üst yüzeylerine effaf bant ve siman camlar yerle tirilmesinin ard ndan LED cihaz ile polimerize edildi. Örnekler 37 0 C de 24 saat nemli ortamda bekletilerek sertle me reaksiyonlar n tamamlanmas sa land. Etüvde bekletilmelerinin ard ndan örneklerin her biri ayr deney tüplerinde 5 ml deiyonize su içine konuldu ( ekil 2.14), 24 saatin sonunda sudan ç kar lan örnekler deiyonize su ile y kan p 5 ml deiyonize su içeren yeni bir tüpün içine at ld. Solüsyonlar, ilk hafta her gün, daha sonra ise 14., 21. ve 28. günlerde de tirildi.
78 65 ekil Haz rlanan test örnekleri ekil Deiyonize su içine konulan örnekler Dolgu materyallerinden haz rlanan örneklerden deiyonize suya sal nan F iyonu miktarlar 1.,2.,3.,4.,5.,6.,7.,14.,21. ve 28. günlerde iyon kromatografi yöntemi kullan larak ölçüldü. F ölçümleri Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dal Kromatografi Laboratuvar nda bulunan iyon kromatografi sistemi (Dionex BioLC, Surrey, ngiltere) kullan larak yap ld ( ekil 2.15). yon kromatografi sisteminde örneklerin çal lmas ndan önce, 0,0; 0,3; 0,6;
79 66 1,25; 2,5; 5,0 ve 10 ppm F iyonu içeren bir dizi standart kullan larak sistem kalibre edildi ve günlük çal ma standartlar ile kalibrasyon e risi kontrol edildi ( ekil 2.16). Örneklerin sakland solüsyonlar 0,45 µm membran filtrelerden geçirilerek sisteme Dionex AS otomatik yükleyici ile aktar ld. Kromatografik analizde 9 mm sodyum karbonat (Na 2 CO 3 ) mobil faz ile Dionex AS9HC anyon de im kolonu ve Dionex ASRS II membran bask lay kullan larak örnekteki anyonlar n ay sa lan p iletkenlik dedektörü ile olu an kromatografik pikler belirlendi ( ekil 2.17 ve ekil 2.18). Elde edilen pikler Chromeleon 6.7 yaz ile integre edilerek sonuçlar ppm cinsinden hesapland. ekil Çal mada kullan lan yon Kromatografi Cihaz
80 67 ekil Kalibrasyon E risi ekil Ketac N100 grubundan bir örne e ait kromatografik pikler
81 68 ekil Dyract Extra grubundan bir örne e ait kromatografik pikler 2.4. statistiksel De erlendirmeler Bu çal mada elde edilen verilerin analizi Statistical Package for the Social Sciences yaz (SPSS 12 for Windows, SPSS Inc., Chicago, Illinois,USA) kullan larak yap ld. Restoratif materyallerin süt az di lerindeki klinik ba ar n kar la lmas nda tan mlay istatistikler frekans da olarak gösterildi ve McNemar testi ile de erlendirildi. Grup içi ba ar oranlar n kontrol zamanlar na göre yap lan kar la rmalar nda Bonferroni Düzeltmesine göre p<0,0042 için sonuçlar istatistiksel olarak anlaml kabul edildi. ki grubun kontrol zamanlar boyunca gruplar aras klinik kriterler ve ba ar oranlar aç ndan kar la lmas nda ve süt IV ile süt V nolu di lerin ba ar oranlar n kar la lmas nda Bonferroni Düzeltmesine göre p<0,0125 için sonuçlar istatistiksel olarak anlaml kabul edildi. Restoratif materyallerin süt az di lerindeki mikros nt miktarlar n kar la lmas nda verilere ili kin yüzde da mlar verildi ve de kenlere ili kin normallik testleri Shapiro-Wilk testi arac ile yap ld. Veriler normal
82 69 da m göstermedi i için Fisher s Exact testi ile de erlendirip p<0,05 oldu unda bulunan fark istatistiksel olarak anlaml kabul edildi. Restoratif materyallerin süt az di lerinin dentinine olan mikro gerilim ba lanma dayan mlar n ve k k tiplerinin kar la lmas nda Mann-Whitney U testi kullan ld, p<0,05 oldu unda bulunan fark istatistiksel olarak anlaml kabul edildi. Restoratif materyallerden sal nan F iyonu miktarlar n kar la lmas nda ise tan mlay istatistikler F miktarlar için ortanca ( yüzdelik) biçiminde gösterildi. Grup içi ölçüm zamanlar ile F miktarlar aras fark Wilcoxon aret testiyle de erlendirildi, Bonferroni Düzeltmesine göre p<0,0006 için sonuçlar istatistiksel olarak anlaml kabul edildi. Ölçüm zamanlar boyunca iki grup aras F sal m miktarlar n fark ise Mann Whitney U testiyle de erlendirildi, Bonferroni Düzeltmesine göre p<0,005 için sonuçlar istatistiksel olarak anlaml kabul edildi.
83 70 3. BULGULAR Bu bölümde nano dolduruculu RMC S ile kompomerin süt az di lerinde restoratif materyal olarak ba ar in vivo ve in vitro ko ullarda kar la rd z çal mam n bulgular s ras yla verilecektir: 3.1. Restoratif Materyallerin Klinik Ba ar lar na Ait Bulgular Çal man n in vivo bölümünde restorasyonlar n kontrolünde kullan lan herhangi bir modifiye USPHS kriterinden en yüksek skoru (anatomik form-3, kenar bütünlü ü-4, kenar renkle mesi-3, sekonder çürük-2, yüzey düzgünlü ü-3) alan restorasyon ba ar z olarak de erlendirilmi ve çal ma d b rak lm r. 18 ayl k takip süresi boyunca kontrole gelmeyen hasta olmam, kontrol seans nda fizyolojik dü me zaman na ba olarak a zda bulunmayan di ler kay p olarak kaydedilmi tir. Takip zamanlar na göre her iki grupta kontrol edilen di lerin say ve da Çizelge 3.1 de verilmi tir. Her iki grupta 52 di üzerinde ba lanan çal mam zda 18 ay sonunda Ketac N100 grubunda 3 restorasyon ba ar z olmu, 8 di fizyolojik dü me zaman na ba olarak kaybedilmi, 41 restorasyon ise ba ar bulunmu tur. Dyract Extra grubunda ise 1 restorasyon ba ar z olurken 9 di fizyolojik dü me zaman na ba olarak kaybedilmi, 42 restorasyon ba ar bulunmu tur.
84 71 Çizelge 3.1. Takip süresi boyunca kontrol edilen di lerin da 3.Ay 6.Ay 12.Ay 18.Ay Kontrol edilen di say Ketac N100 Grubu (n=52) Ba ar Ba ar z Kay p Kontrol edilen di say Dyract Extra Grubu (n=52) Ba ar Ba ar z Kay p De erlendirilen tüm ba ar kriterleri aç ndan takip zamanlar nda iki grupta elde edilen skorlar Çizelge 3.2 de verilmi tir. Bu kriterler yönünden çal mam n sonuçlar incelendi inde; Ketac N 100 grubunda 3 restorasyon, 6., 12., 18. aylarda kenar bütünlü ünde (skor 4) ve anatomik formda (skor 3) bozulma nedeniyle ba ar z bulunmu tur. Bu restorasyonlar n d nda 6. ayda; 1 restorasyonda kenar bütünlü ü (skor-2) ve anatomik formda bozulma (skor-2), 8 restorasyonda kenar renkle mesi (skor 2) gözlenmi tir. 12. ayda; 1 restorasyonda yüzey düzgünlü ünde bozulma (skor 2) ve 21 restorasyonda kenar renkle mesi (skor-2) gözlenmi tir. 18. ayda ise; 22 restorasyonda kenar renkle mesi (skor-2) gözlenmi tir. Ba ar z say lan 3
85 72 restorasyon d ndaki tüm restorasyonlar klinik olarak kabul edilebilir durumda bulunmu tur. Dyract Extra grubunda ise 1 restorasyon 6. ayda kenar bütünlü ünde (skor 4) ve anatomik formda (skor 3) bozulma nedeniyle ba ar z bulunmu tur. Bu restorasyon nda hiçbir restorasyonda anatomik form, kenar bütünlü ü, yüzey düzgünlü ü ve kenar renkle mesi aç ndan hiçbir takip zaman nda hasar gözlenmemi tir. ki grup aras nda anatomik form, kenar bütünlü ü ve yüzey düzgünlü ü aç ndan hiçbir takip zaman nda istatistiksel olarak anlaml bir fark tespit edilmemi tir (p>0,0125). Ara rmam zda inceledi imiz di er bir kriter olan sekonder çürü e ise her iki grupta da hiçbir hastada rastlanmam r. Kenar renkle mesi kriteri aç ndan ise Ketac N100 grubu, 12. ve 18. aylarda Dyract Extra grubuna göre istatistiksel olarak anlaml ekilde daha ba ar z bulunmu tur (p<0,0125 ve p<0,0125).
86 73 Çizelge 3.2. Takip zamanlar na göre gruplar n klinik kriterlere ait skorlar Klinik Kriterler Anatomik Form Kenar Bütünlü ü Takip Zamanlar 3.Ay 6.Ay 12.Ay 18.Ay 3.Ay 6.Ay 12.Ay 18.Ay Skor Dyract Extra Ketac N100 Grubu Grubu 1 52/52 (%100) 52/52 (%100) /52 (%98,1) 50/52 (%96,2) 2-1/52 (%1,9) 3 1/52 (%1,9) 1/52 (%1,9) 1 50/50 (%100) 48/50 (%96,0) 2-1/50 (%2,0) 3-1/50 (%2,0) 1 42/42 (%100) 40/42 (%95,2) 2-1/42 (%2,4) 3-1/42 (%2,4) 1 52/52 (%100) 52/52 (%100) /52 (%98,1) 50/52 (%96,2) 2-1/52 (%1,9) /52 (%1,9) 1/52 (%1,9) 1 50/50 (%100) 48/50 (%96) 2-1/50 (%2,0) /50 (%2,0) 1 42/42 (%100) 40/42 (%95,2) 2-1/42 (%2,4) /42 (%2,4)
87 74 Çizelge 3.2. Devam Takip zamanlar na göre gruplar n klinik kriterlere ait skorlar Kenar Renkle mesi Sekonder Çürük Yüzey Düzgünlü ü 3.Ay 6.Ay 12.Ay 18.Ay 3.Ay 6.Ay 12.Ay 18.Ay 3.Ay 6.Ay 12.Ay 18.Ay 1 52/52 (%100) 52/52 (%100) /52 (%100) 44/52 (%84,6) 2-8/52 (%15,4) /50 (%100) 29/50 (%58,0) 2-21/50 (%42,0) /42 (%100) 20/42 (%47,6) 2-22/42 (%52,4) /52 (%100,0) 52/52 (%100,0) /52 (%100,0) 52/52 (%100,0) /50 (%100,0) 50/50 (%100,0) /42 (%100,0) 42/42 (%100,0) /52 (%100,0) 52/52 (%100,0) /52 (%100,0) 52/52 (%100,0) /50 (%100,0) 49/50 (%98,0) 2-1/50 (%2,0) /42 (%100,0) 42/42 (%100,0) Çal ma gruplar nda takip zamanlar na göre ba ar zl k oranlar kümülatif olarak hesaplanm, her iki grubun takip zamanlar na göre ba ar yüzdeleri Çizelge 3.3 te verilmi tir.
88 75 Çal ma sonucunda Süt IV ve V numaral di lerin ba ar oranlar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmam r (p>0,0125). Grup içi de erlendirmede her iki grubun da kontrol zamanlar ndaki ba ar oranlar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmam r (p>0,0042). Gruplar aras de erlendirilmelerinde ise, 18 ay sonunda Ketac N100 grubunda ba ar oran %93,2 olarak bulunurken bu oran Dyract Extra grubunda %97,7 olarak bulunmu tur. Tüm takip zamanlar boyunca her iki grup aras ba ar oranlar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmam r (p>0,0125). Çizelge 3.3. Takip zamanlar na göre gruplarda ba ar oranlar Takip Zamanlar Ketac N100 Grubu n/(%) Dyract Extra Grubu n/(%) p 3.Ay 52/ 100,0 52/ 100,0-6.Ay 51/ 98,1 51/ 98,1 1, Ay 49/ 96,1 50/ 98,0 1, Ay 41/ 93,2 42/ 97,7 0,625 ekil da tüm süt IV ve V no lu di leri olmak üzere toplam 8 süt az di i çal maya dahil edilen bir hastan n klinik ve radyografik görüntüleri verilmi tir. Hastan n sa alt ve üst, IV ve V no lu di lerine Ketac N100; sol alt ve üst, IV ve V no lu di lerine Dyract Extra ile restoratif tedavi yap lm r. 18 ay sonunda sa alt IV
89 76 no lu di teki restorasyon k a ba olarak ba ar z bulunmu, di er tüm restorastonlar ba ar bulunmu tur. ekil 3.1.Hastan n tedavi öncesi a z içi görünümü ekil 3.2.Hastan n tedavi öncesi radyografik görünümü
90 77 ekil 3.3. Hastan n tedavi sonras a z içi görünümü ekil 3.4. Hastan n tedavi sonras radyografik görünümü
91 78 ekil 3.5. Hastan n 18. ay kontrolündeki a z içi görünümü ekil 3.6. Hastan n 18. ay kontrolündeki radyografik görünümü 3.2. Restoratif Materyallerin Mikros nt Çal mas na Ait Bulgular Materyallerin mikros nt özellikleri; her örnekten al nan iki kesitte hem servikal hem okluzal kenarda de erlendirilmi, ayn restorasyona ait iki kesitin skorlar aras ndan daha yüksek olan istatistiksel de erlendirmeye dahil edilmi tir. Her iki
92 79 grupta da 10 ar örne in bulundu u boya s nt deneyi sonucu elde edilen de erler Çizelge 3.4 de görülmektedir. Çizelge 3.4. Restorasyonlar n mikros nt skorlar Skorlar Okluzal 0 Servikal Okluzal 1 Servikal 2 Okluzal Servikal 3 ve 4 Okluzal Servikal Dyract Extra Grubu (n=10) Ketac N100 Grubu (n=10) Okluzal kenarda Ketac N100 grubunda 3 örnekte s nt (skor 1) saptanm ken Dyract Extra grubunda hiçbir örnekte s nt gözlenmemi, iki grup aras ndaki bu fark istatistiksel olarak anlaml bulunmam r (p>0,05). Servikal kenarda Ketac N100 grubunda hiçbir örnekte s nt ya rastlanmazken Dyract Extra grubunda 2 örnekte (skor 1 ve 2) s nt tespit edilmi, bu fark istatistiksel olarak anlaml bulunmam r (p>0,05). Her iki grubun grup içi kar la lmalar nda servikal ve okluzal kenarlarda görülen nt miktarlar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmam r (p>0,05).
93 80 ekil 3.7 de Ketac N100 grubuna ait 0 skoru alan, ekil 3.8 de 1 skoru alan örneklerin stereomikroskop görüntüleri görülmektedir. ekil 3.7. Servikal ve okluzalde skor 0 olan Ketac N100 grubundan bir kesit ekil 3.8. Servikalde skor 0, okluzalde skor 1 olan Ketac N100 grubundan bir kesit
94 81 ekil de Dyract Extra grubuna ait 0,1 ve 2 skorlar alan örneklerin stereomikroskop görüntüleri görülmektedir. ekil 3.9. Servikal ve okluzalde skor 0 olan Dyract Extra grubundan bir kesit ekil Servikalde skor 1, okluzalde skor 0 olan Dyract Extra grubundan bir kesit
95 82 ekil Servikalde skor 2, okluzalde skor 0 olan Dyract Extra grubundan bir kesit 3.3. Restoratif Materyallerin Mikro Gerilim Ba lanma Dayan m Çal mas na Ait Bulgular Mikro gerilim ba lanma dayan m testi sonucu Ketac N100 grubunda ortalama ba lanma de eri 13,8 MPa bulunurken, Dyract Extra grubunda bu de er 44,6 MPa olarak bulunmu tur. statistiksel de erlendirme sonucunda Dyract Extra grubunun ba lanma kuvveti de erlerinin Ketac N100 grubundan anlaml derecede yüksek oldu u saptanm r (p<0,05) (Çizelge 3.5). Çizelge 3.5. Mikrogerilim ba lanma dayan m de erleri Mann-Whitney U n Ort Ortanca Min Mak ss z p Ba lanma Dayan m De eri Ketac N100 Grubu Dyract Extra Grubu 20 13,8 12,7 9,0 23,2 3, ,6 45,6 29,1 65,2 10,7-5,41 p<0,05
96 83 lma gerçekle en örneklerin stereomikroskop alt nda incelenmesi sonucu Ketac N100 grubunda 6 örnekte (%30) tip 1 (koheziv rezin), 13 örnekte (%65) tip 2 (adeziv) ve 1 örnekte (%5) tip 3 (kar k) k k gözlenirken, Dyract Extra grubunda 8 örnekte (%40) tip 1, 8 örnekte (%40) tip 2, 4 örnekte (%20) ise tip 3 k k gerçekle ti i saptanm r ( ekil 3.12). Her iki grupta da tip 4 (dentin içi koheziv) k k gözlenmemi tir. ki grup aras nda k k tipleri aç ndan istatistiksel bir farkl k bulunmazken gruplar n grup içi de erlendirilmesinde ba lanma kuvvetleri ile k k tipleri aras nda da istatistiksel bir anlaml k saptanmam r (p>0,05 ve p>0,05) Tip1 (Koheziv Rezin) Tip 2 (Adeziv) Tip 3 (Kar k) Dyract Extra Ketac N100 ekil Çal ma gruplar nda gözlenen k k tiplerinin % da
97 84 ekil te Ketac N100 grubuna ait tip 1, 2 ve 3 k k gözlenen örneklerin stereomikroskop görüntüleri görülmektedir. ekil Tip 1 k k gözlenen Ketac N100 grubuna ait örnek (D:Dentin, R: Rezin) ekil Tip 2 k k gözlenen Ketac N100 grubuna ait örnek ekil Tip 3 k k gözlenen Ketac N100 grubuna ait örnek
98 85 ekil de Dyract Extra grubuna ait tip 1, 2 ve 3 k k gözlenen örneklerin stereomikroskop görüntüleri görülmektedir. ekil Tip 1 k k gözlenen Dyract Extra grubuna ait örnek ekil Tip 2 k k gözlenen Dyract Extra grubuna ait örnek ekil Tip 3 k k gözlenen Dyract Extra grubuna ait örnek
99 Restoratif Materyallerin Flor Sal Özelliklerine Ait Bulgular Dyract Extra ve Ketac N100 gruplar ndan ölçüm zamanlar nda sal nan ortalama F miktarlar Çizelge 3.6 da verilmi tir. Grup içi de erlendirilmede ölçüm yap lan zamanlar ile F düzeyleri aras nda istatistiksel olarak anlaml bir ili ki bulunmam r (p>0,0006). Çizelge 3.6. Materyallerden ölçüm zamanlar na göre sal nan F miktarlar Ölçüm Zamanlar Ketac N100 Grubu ort (mak-min) (ppm) Dyract Grubu ort (mak-min) (ppm) 1.gün 3,2236 (2,88-3,39) 0,3879 (0,31-0,42) 2.gün 0,6025 (0,55-0,70) 0,1991 (0,16-0,23) 3.gün 0,3645 (0,33-0,42) 0,1911 (0,16-0,24) 4.gün 0,2849 (0,25-0,32) 0,1039 (0,09-0,13) 5.gün 0,3088 (0,29-0,32) 0,0957 (0,09-0,11) 6.gün 0,2398 (0,23-0,28) 0,1060 (0,08-0,13) 7.Gün 0,2239 (0,20-0,24) 0,0959 (0,08-0,10) 14.Gün 1,0023 (0,90-1,19) 0,1172 (0,09-0,14) 21.Gün 0,6990 (0,64-0,82) 0,0918 (0,08-0,11) 28.Gün 0,2622 (0,25-0,31) 0,0447 (0,04-0,05) Gruplar aras F sal m miktarlar n kar la lmas nda ise tüm ölçüm zamanlar nda Ketac N100 grubunda bulunan F miktarlar Dyract Extra grubundan istatistiksel olarak anlaml ekilde yüksek bulunmu tur (p<0,005) ( ekil 3.19).
100 ekil Materyallerden sal nan F miktarlar n kar la lmas 87
101 88 4. TARTI MA Kompozit rezinlerin ve C S lerin geli tirilmesi ile çürüklü di lerin tedavisinde bak aç de mi, restoratif tedavilerde geleneksel yakla m terk edilerek materyallerde kaybolan dokunun yerini doldurmas ndan daha fazla özellik aranmaya ba lanm r (Burrow ve ark., 2002; Gerdolle ve ark., 2008). Özellikle C S ler; mine ve dentine kimyasal olarak ba lanabilmelerinin yan s ra F salmalar ve topikal F uygulamalar ile yeniden yüklenebilmeleri, buna ba olarak sekonder çürük olu umunu önlemeleri ve kompozit rezinlere göre uygulama basamaklar n daha az hassasiyet istemesi gibi sebeplerden ötürü çocuk di hekimli inde önemli bir yere sahip olmu tur. Ancak C S lerin fiziksel özelliklerinin yetersizli i direkt okluzal kuvvet alan bölgelerde klinik kullan mlar s rland rm r. 80 li y llar n sonlar na do ru üretilen RMC S ler ve 90 l y llarda üretilen kompomerler, yüksek fiziksel özelliklerinin yan s ra C S lerin sahip oldu u avantajlar da korumalar nedeniyle hekimlerin ilk tercihi haline gelmi tir (Al-Obaidi ve Salama, 1996; Toledano ve ark., 1999; Irie ve Suzuki, 2000; Prabhakar ve ark., 2003; Küçüke men ve ark., 2007). deal bir restoratif materyalden di dokular n yap sal, mekanik ve fiziksel özelliklerini en iyi ekilde taklit etmesi beklenmektedir. Günümüzde üretici firmalar sürekli olarak daha dayan kl, ba lanma kapasitesi daha yüksek, daha az mikros nt ya neden olan ve uygulan n daha kolay oldu unu iddia ettikleri adeziv materyalleri piyasaya sürmektedir (Uzer ve Türkün, 2005; Coutinho ve ark., 2009; Sidhu, 2010; Uysal ve ark., 2010). Bu ideal dolgu materyalleri aray lar içinde 2007 y nda, RMC S e nano doldurucular n eklenmesiyle nano-ionomer olarak adland lan yeni bir materyal üretilmi tir. Üretici firma, bu materyalin yüksek nma direnci, F sal ve estetik özelliklere sahip oldu unu, materyalin manipülasyonunun ve uygulanmas n kolay oldu unu belirtmektedir (Anonymus, 2009). Yeni ya da modifiye edilmi bir materyal piyasaya sürüldü ünde rutin kullan ma geçmeden önce materyalle ilgili baz sorular n cevap bulmas önemlidir. Bu sorular
102 89 materyalin fiziksel özelliklerinin kullan m amac için yeterli olup olmad, materyalin hali haz rda kullan lan materyallere göre avantaj sa lay p sa lamad, kullan n güvenilirli i ve kolayl, belirli bir zaman periyodunda performans n ba ar olup olmad ve maliyetidir (Knibbs, 1997). Yap lan kaynak taramas sonucu Ketac N100 ün bu özellikleriyle ilgili yeterli say da in vivo ve in vitro çal ma olmad görülmektedir. Bu nedenle ara rmam zda nano dolduruculu RMC S olan Ketac N100 ün süt di lerinde restoratif materyal olarak kullan n etkinli inin, in vivo ve in vitro ko ullarda, süt di lerinde restoratif materyal olarak ba ar kan tlanm olan kompomerle kar la rmal olarak incelenmesi amaçlanm r. Restoratif di hekimli indeki sürekli ve h zl ilerlemeye materyallerin klinik kullan na uygunlu u aç ndan yap lan de erlendirme süreçleri yeti ememekte ve hekimlerin materyaller aras nda tercih yapmalar zorla maktad r. Bu nedenle yeni restoratif materyallerin özelliklerinin incelenebilmesi için klinik çal malardan daha çok laboratuar çal malar na a rl k verilmektedir. Böylece piyasaya yeni sürülen materyallerin fiziksel ve kimyasal özellikleri ve klinik kullan ma uygun olup olmad klinik ara rmalara göre daha h zl de erlendirilebilmektedir (Abate ve ark., 1997; Turgut ve ark., 2001; Güven ve Altun, 2007). Restoratif di hekimli indeki en büyük problemlerden biri restoratif materyallerin di dokular na tam olarak ba lanamamas ndan ya da olu an ba lant n bozulmas ndan kaynaklanan ve pulpa iltihab na kadar giden bir tabloya neden olabilen mikros nt r. Günümüzde kullan lan materyallerin hiçbirinin mikros nt tam olarak engelleyemedi i ve çe itli derecelerde s nt gösterdikleri bildirilmektedir (Pashley, 1990; Ferrari ve ark., 1998). Mikros nt nedeniyle di te olu an hasar genellikle yava ilerlemekte ve sonuçlar geç ortaya ç kmaktad r (Payne, 1999). Restorasyon yenilenmelerinin yakla k %30 unun mikros nt ya ba oldu u bildirilmektedir (Hakimeh ve ark., 2000). Bu nedenlerle mikros nt n bir restoratif materyalin klinik ömrünü belirleyen en önemli etkenlerden biri oldu u belirtilmektedir (Alani ve Toh, 1997; Cortes ve ark., 1998a; Van Meerbeek ve ark., 2003; Altun, 2004; Mali ve ark., 2006; Özel ve ark., 2009; Delme ve ark., 2010).
103 90 Günümüze de in materyallerin mikros nt n in vivo ve in vitro olarak çe itli yöntemlerle de erlendirildi i görülmektedir. n vitro mikros nt tespit testleri, restoratif materyallerde klinik artlarda gözlenecek mikros nt ve materyalin örtücülü ü hakk nda bilgi verecek önemli yöntemlerdir (Salama ve ark., 1995; Cortes ve ark., 1998a; Türkün ve Ergücü, 2004; Mali ve ark., 2006; Gerdolle ve ark., 2008). Bu testler, a z ortam na ait ve sonucu etkileyebilecek bireye özgü faktörlerin elimine edilmesiyle sonuçlar n daha standart olmas sa lamaktad r (Pashley, 1990; Barnes ve ark., 1993; Cortes ve ark., 1998a). Bu nedenle çal mam zda materyallerin mikros nt özellikleri in vitro ko ullarda incelenmi tir. Ancak mikros nt tespit testlerinde örneklere ya land rma yap p yap lmamas, seçilen kavite dizayn, restoratif materyallerin uygulan ekli, kullan lan boyan n tipi ve seçilen mikros nt de erlendirme kriterleri gibi yöntem farkl klar çal malarda birbirinden farkl sonuçlar n elde edilmesine neden olarak birbirleri ile yaslanmalar zorla rmaktad r (Taylor ve Lynch, 1992; Türkün ve Ergücü, 2004). Mikros nt n in vitro olarak tespitinde en s k tercih edilen yöntem; uygulanmas kolay ve k sa olan ve güvenilir sonuçlar veren boya s nt testidir (Charlton ve Moore, 1992; Taylor ve Lynch, 1992; Kocabalkan, 1993; Alani ve Toh, 1997; Morabito ve Defabianis, 1997; Türkün ve Ergücü, 2004). Çal mam zda boya olarak molekül çap, bakteri ve ürünlerinden küçük olan %0,5 lik bazik fuksin solüsyonu kullan lm r (Al-Obaidi ve Salama, 1996; Alani ve Toh, 1997; Tulga ve Sar, 2000; Türkün ve Ergücü, 2004; Mali ve ark., 2006). Kaynak taramas nda mikros nt n in vitro tespitinde s kl kla s f II ve s f V kavitelerin tercih edildi i görülmektedir (Turgut ve ark., 2001; Türkün ve Ergücü, 2004; Ölmez ve ark., 2005; Ajami ve ark., 2007; Florita ve ark., 2007; Xie ve ark., 2008; Özel ve ark., 2009; Delme ve ark., 2010). Süt di lerinde, farkl histomorfolojik özelliklerinden dolay restorasyonlarda daimi di lere oranla daha s k ba ar zl k gözlenmektedir. Çocuklarda daha fazla görülen servikal lezyonlar ise mine, dentin ve sement dokular n birle imini içermeleri, bu bölgedeki minenin ince olmas, prizmalar n do rultusu ve devaml cep s ak n olmas gibi nedenlerle
104 91 mikros nt dan daha fazla etkilenmektedir. Bu sebeplere ek olarak servikal bölgenin sürekli maruz kald abfraksiyon kuvvetleri de bu bölgeye yap lan restorasyonlardan uzun vadede yüksek klinik ba ar elde edilmesini zorla rmaktad r (Ferrari ve ark., 1998; Altun, 2004; Türkün ve Ergücü, 2004; Uzer ve Türkün, 2005; Xie ve ark., 2008; Delme ve ark., 2010). Bu nedenlerle çal mam zda materyallerin mikros nt, daha önce bu konuda yap lan çal malara benzer ekilde, s f V restorasyonlar üzerinde incelenmi tir (Toledano ve ark., 1999; Turgut ve ark., 2001; Akbay Oba ve Aras, 2003; Ölmez ve ark., 2005; Ajami ve ark., 2007; Florita ve ark., 2007; Gerdolle ve ark., 2008; Xie ve ark., 2008; Özel ve ark., 2009; Delme ve ark., 2010). z ortam ndaki de imleri mikros nt direkt olarak etkileyen bir faktör oldu undan, bu de imlerini taklit ederek di dokular ile restoratif materyal aras termal ekspansiyon katsay lar n ili kisini göstermeyi amaçlayan termal siklus, in vitro mikros nt çal malar n ço unda uygulanmaktad r. Ancak termal siklus uygulamas n a z ortam na uygunlu u konusunda ara rmac lar aras nda fikir ayr bulunmaktad r. Birçok ara rmac, gün boyu a z içinde görülen s cakl k de imlerinin restorasyonlar üzerindeki etkisinin göz ard edilemeyece ini belirtmi tir. (Wendt ve ark., 1992; Alani ve Toh, 1997; Hakimeh ve ark., 2000; Mali ve ark., 2006; Xie ve ark., 2008; Dos Santos ve ark., 2009). Ancak bu s cakl k farkl klar n in vitro ko ullarda do ru bir ekilde taklit edilemeyece ini bildiren ara rmac lar da bulunmaktad r (Salama ve ark., 1995; Al-Obaidi ve Salama, 1996; Cortes, 1998a). Palmer ve ark. (1992), a z içinde ula labilen en dü ük ve en yüksek cakl n 1 0 C ±1 0 C ve 58,5 ±3,3 0 C oldu unu, fakat bu de erlere gün içinde ender ula ld ve bu durumun oldukça k sa süreli oldu unu bildirmi lerdir. Bu nedenle yüksek s cakl k farkl na sahip iki banyo aras nda k sa transfer süresi kullan lmas n materyal üzerinde klinik artlarda gözlenmeyecek bir termal stres olu turdu u belirtilmektedir. Yap lan çal malarda termal siklusun uygulanaca banyo s cakl klar n C ile C aras nda de irken en s k olarak C s cakl klar n kullan ld görülmekte ve bu derecelerin a z içi ortam taklit edebilecek en yüksek ve en dü ük
105 92 cakl k dereceleri oldu u bildirilmektedir. Çal malarda bekleme süresi 15 s ile 3 dk aras nda de mekle birlikte a z içi dokular n yüksek s cakl klara 3 dk gibi uzun sürelerde dayanamayaca belirtilmekte, bu nedenle de ço unlukla 30 s ve 60 s lik sürelerin tercih edildi i görülmektedir (Wendt ve ark., 1992; Brackett ve ark., 1998; Turgut ve ark., 2001; Akbay Oba ve Aras, 2003; Uzer ve Türkün, 2005; Ajami ve ark., 2007; Florita ve ark., 2007; Xie ve ark., 2008; Özel ve ark., 2009). Termal siklusun say n ise mikros nt de erlerinde istatistiksel olarak anlaml bir farka neden olmad belirtilmektedir (Mandras ve ark., 1991; Alani ve Toh, 1997; Cenci ve ark., 2008). Çal mam zda da termal siklus, bu bilgilerin nda C lik banyo solüsyonlar ve 10 s transfer süresi kullan larak, 60 s lik bekleme süresiyle 1000 siklus olarak uygulanm r. Çal mam z sonucunda mikros nt de erleri aç ndan iki materyal aras nda istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmam r. Okluzal kenarda Ketac N100 grubunda 3 örnekte s nt saptan rken Dyract Extra grubunda hiçbir örnekte s nt gözlenmemi tir. Servikal kenarda ise Ketac N100 grubunda hiçbir örnekte s nt ya rastlanmazken Dyract Extra grubunda 2 örnekte s nt tespit edilmi tir. Materyaller kendi içinde de erlendirildi inde anlaml olmamakla birlikte Dyract grubunda servikal kenarda, Ketac N100 grubunda ise okluzal kenarda daha fazla s nt tespit edilmi tir. Her iki grupta da saptanan boya s nt lar n hiçbirinin yan duvar n ½ sini geçmedi i görülmü tür. Mikros nt n temel nedenleri aras nda di dokular ile restoratif materyal aras ndaki termal genle me katsay farkl, rezin içerikli materyallerde gözlenen polimerizasyon büzülmesi ve restorasyonun hatal uygulanmas say lmaktad r. Ayr ca restorasyon yap sonras maruz kal nan termal, mekanik ve kimyasal etkenler de restoratif materyalin klinik ba ar etkilemektedir (Wendt ve ark., 1992; Kocabalkan, 1993; Toledano ve ark., 1999; Altun, 2004; Xie ve ark., 2008; Özel ve ark., 2009). Bu etkenlerin d nda di yap n kimyasal de kenli i de uygulanan materyallerin ba lanma dayan mlar de tirerek restoratif materyalin kenar örtücülü ünü ve buna ba olarak klinik ömrünü etkileyen önemli bir faktör
106 93 olarak görülmektedir (Al-Obaidi ve Salama, 1996; Turgut ve ark., 2001; Gerdolle ve ark., 2008). RMC S ler, di dokular na iyon de imi ile ba land klar ndan mikros nt n kompomere göre daha az olaca dü ünülmektedir. Ayr ca materyalin, dentinin slanabilirli inin ve organik içeri inin fazla olmas na ba olarak servikal bölgeye daha iyi ba lanabildi i bu nedenle de mikros nt n okluzal bölgeye göre daha az görüldü ü bildirilmi tir (Al-Obaidi ve Salama, 1996; Akbay Oba ve Aras, 2003). RMC S restorasyonlar nda gözlenen mikros nt ya etkili oldu u dü ünülen ba ka bir etken de materyalin gösterdi i higroskobik ekspansiyondur. RMC S lerin, yap lar nda bulunan HEMA n n hidrofilik özelli i nedeniyle restorasyonun yap takip eden özellikle ilk 24 saat olmak üzere 5-7 gün içinde h zl su absorbsiyonu göstererek bir hidrojel gibi davrand, bu higroskobik ekspansiyon ile mikros nt n tam olarak engellenmese de azalt ld bildirilmektedir (Irie ve Suzuki, 1999; Toledano ve ark., 1999; Irie ve Suzuki, 2000; Akbay Oba ve Aras., 2003). Bu nedenle in vitro çal malar sonucu elde edilen mikros nt de erlerine materyallerin mikros nt testi yap lmadan önce su içinde bekletildikleri sürenin de etkili oldu u bildirilmi tir. Test öncesi 1-2 günlük bekleme süresinde materyalde görülmesi beklenen higroskobik ekspansiyonun tamamlanmad bu nedenle de mikros nt de erlerinin daha yüksek bulunabilece i bildirilmektedir (Toledano ve ark., 1999). Ancak RMC S lerin özellikle dentin dokusuna kompomerlere oranla daha iyi ba land görü ünü desteklemeyen ara rmalar da bulunmaktad r. Lim ve ark. (1999), RMC S in (Fuji II LC) mine kenarlar ndaki mikros nt dentin kenarlar ndan daha dü ük bulmu lar ve bu sonucu; restoratif materyal ile di dokusu aras olu an absorbsiyon tabakas n zay f yap na ba lam lar, bu tabakan n mikros nt artt rd ve yaln zca dentin ile restoratif materyal aras nda olu tu u belirtmi lerdir.
107 94 RMC S in pörözlü yap ve mikroçatlakl yüzeyi de mikros nt olumsuz yönde etkiledi i dü ünülen bir ba ka faktördür (Payne, 1999; Akbay Oba ve Aras, 2003). Ayr ca manipülasyonu oldukça zor olan RMC S lerin kondansasyon eksikli ine ba olarak restorasyon içinde bir çok hava bo lu u kald bildirilmi tir (Altay ve Çehreli, 1997; Morabito ve Defabianis, 1997). Salama ve ark. (1995), çal malar nda kompomer (Vari Glass VLC) ile 2 RMC S in (Vitremer, Photac-Fil) sürekli küçük az di lerindeki s f V kavitelerde ba lant yüzeyini SEM de incelemi ler, yaln zca Vitremer grubunda di yüzeyi ile restorasyon aras mikro bo luk olu tu unu bildirmi lerdir. Çal mam zda da benzer ekilde stereomikroskop incelemesi ras nda Ketac N100 grubunda birçok örnekte restorasyon içinde hava bo lu u kald saptanm ve bu duruma Dyract grubunda rastlanmam r. Ancak çal mam z sonucunda bu durumun saptanan s nt de erleri aç ndan iki grup aras nda anlaml bir fark yaratmad görülmü tür. Restorasyonlarda gözlenen mikros nt miktar na etkili oldu u dü ünülen bir di er faktör ise restoratif materyalin içerdi i rezin miktar r. Materyallerin di dokular na ba lanma dayan kl klar, polimerizasyon büzülmesiyle olu an stresi ilk sertle me reaksiyonu s ras nda dengeleyemedi inde di dokusu ile restoratif materyal aras nda mikroaral k olu maktad r (Turgut ve ark., 2001; Gerdolle ve ark., 2008). Bu nedenle kompomerlerin yüksek rezin içeri ine ba olarak görülen polimerizasyon büzülmesi nedeniyle RMC S lerden daha fazla s nt ya neden oldu unu bildiren çal malar bulunmaktad r (Toledano ve ark., 1999; Akbay Oba ve Aras, 2003; Ajami ve ark., 2007). Servikal bölgedeki minenin daha ince ve k lgan olmas, dentin kanallar n konumu ve yo unlu u, dentin kanallar n say n az ve organik yap n fazla olmas nedeniyle bu bölgede mikros nt n daha fazla görüldü ü belirtilmektedir (Üçta ve ark., 1999). Özellikle rezin içeri i yüksek kompomer gibi materyallerin servikal kenarda kristal yap n yetersizli i nedeniyle istenilen düzeyde bir mikromekanik ba lanma gösteremedikleri bu nedenle de kavitenin servikal kenarlar nda okluzal kenara oranla daha yüksek mikros nt görüldü ü bildirilmi tir (Toledano ve ark., 1999; Evancusky ve Meiers, 2000; Gerdolle ve ark., 2008; Xie ve ark., 2008). Ajami
108 95 ve ark. (2007), çal malar sonucunda gingival kenarda RMC S in (Fuji II LC), okluzal kenarda ise kompomerin (Compoglass F) daha az s nt ya neden oldu unu ve bu sonucun kompomerin RMC S e göre dentine daha dü ük, mineye ise daha yüksek bir ba lanma kuvvetine sahip olmas na ba oldu unu belirtmi lerdir. Çal mam z sonucunda da istatistiksel olarak anlaml olmasa da ara rmac lar n sonuçlar na benzer bulgular saptanm r. Toledano ve ark. (1999), 2 RMC S (Vitremer, Fuji II LC) ile kompomerin (Dyract) mikros nt lar kar la rd klar çal malar nda en dü ük s nt de erlerini yap nda en az oranda rezin içeren Fuji II LC grubunda, en yüksek s nt de erlerini ise en fazla rezin içeri ine sahip Dyract grubunda bulduklar bildirmi lerdir. Ara rmac lar çal malar sonucunda RMC S lerin kompomerlere e it oranda ya da daha az s nt ya neden oldu unu ve materyallerin içerdikleri rezin oranlar n, meydana gelen polimerizasyon büzülmesi nedeniyle mikros nt üzerinde etkili olabilece ini bildirmi lerdir. Gerdolle ve ark. (2008) ise, yapt klar çal mada kompozit rezin (Filtek P60), ormoser (Admira), kompomer (Compoglass F) ve RMC S lerin (Fuji II LC) gösterdikleri polimerizasyon büzülmesi ile mikros nt miktarlar aras ndaki ili kiyi incelemi ler ve yüksek polimerizasyon büzülmesi de erlerinin zay f kenar bütünlü ü sa lama ile direkt sonuçland gösterememi lerdir. Ara rmac lar restoratif materyallerin adezyon mekanizmas ile restorasyonun ömrü aras ndaki ili kinin yaln zca polimerizasyon büzülmesi ile aç klanamayaca ; olu an mikro bo lu un büyüklü ünün, restoratif materyalin ya da ba lanma alan ndaki bozulman n, kaide materyallerinin ya da smear tabakas n çözünürlü ünün de hesaba kat lmas gerekti ini bildirmi lerdir. Kompomerlerin yap lan çal malarda yüksek rezin içeri ine ra men beklenenden daha az mikros nt göstermesi, beraberinde kullan lan adeziv ajanlar sayesinde olu an mikromekanik ba lanman n kuvvetine ba lanmaktad r (Morabito ve Defabianus, 1997; Mount, 1999; Akbay Oba ve Aras, 2003). Kompomerlerin di dokusuna olan mikromekanik ba lanma kuvvetinin RMC S lere göre daha iyi oldu u
109 96 konusunda ara rmac lar aras nda görü birli i bulunurken bu ba lanmaya asitle pürüzlendirmenin etkisiyle ilgili farkl görü ler bulunmaktad r (Salama ve ark., 1995). Baz ara rmac lar özellikle süt di lerinde kompomer restorasyonu öncesi asitle pürüzlendirme yap lmas na gerek olmad bildirirken (Cortes ve ark., 1998a; Üçta ve ark., 1999), baz ara rmac lar ise asitle yap lan pürüzlendirme sonras materyalin hem mineye hem de dentine olan demineralizasyon derinli inin, olu an hibrit takaban n kal nl n ve böylece mikromekanik ba lanman n artt bildirmektedir (Abate ve ark., 1997; Brackett ve ark., 1998; Ferrari ve ark., 1998; Turgut ve ark., 2001). Xie ve ark. (2008) ise, kompomerlerin ba lanma kapasitelerinin yüksek olmas n yan s ra dü ük elastisite modülleri ve oklar absorbe edebilme yeteneklerinin de önemli bir faktör oldu unu, bu özellikleri sayesinde okluzal kuvvetlerin restorasyon üzerinde yaratt stresi daha iyi kar lad klar, buna ba olarak da mikros nt n daha az görüldü ünü bildirilmi lerdir. Tüm bu ara rmalar incelendi inde RMC S ler ile kompomerlerin mikros nt kar la rmas yla ilgili ara rmac lar aras nda tam bir görü birli i olmad görülmektedir. Çal mam zdan elde etti imiz sonuç ise kompomer ve RMC S lerin mikros nt lar benzer bulan çal malarla uyumludur (Brackett ve ark., 1998; Toledano ve ark., 1999). Bir materyalin klinik kullan ma uygunlu una karar verirken di dokular na ba lanma kuvveti de erlendirilmesi gereken önemli di er bir kriterdir (Akbay Oba ve ark, 2003; Özer ve ark., 2003; Güven ve Altun, 2007; Korkmaz ve ark., 2010). Restoratif materyaller ile di dokular aras güçlü ve sa lam bir ba lanma kurulmas sadece mekanik özellikler aç ndan de il biyolojik ve estetik özellikler aç ndan da gereklidir. Ba ar bir ba lanma ile sa lanan kenar uyumu; mikros nt azaltarak kenar renkle mesinin, pulpa iltihab n ve sekonder çürü ün önüne geçmektedir (Üçta ve ark., 1999; Çehreli ve ark., 2003; Korkmaz ve ark., 2010).
110 97 Restoratif materyallerin adeziv özelli ini de erlendirmenin en kolay yolu in vitro ba lanma testleridir. Ancak ara rmac lar, di dokusu ile restoratif materyal aras nda gerçekle en ba lanman n karma k bir kavram oldu unu ve materyalin klinik ko ullardaki davran yla kolayca ili kilendirilemeyece ini belirtmi lerdir (Özer ve ark., 2003). Ayr ca materyallerin ba lanma kuvvetini ara ran çal malarda farkl test yöntemlerinin uygulanmas nedeniyle oldukça büyük de kenlik gösteren sonuçlar ortaya ç kmakta, bu nedenle de materyalin ba lanma kuvveti ile ilgili kesin bir bilgi elde edilememektedir (El-Kalla ve Garcia-Godoy, 1998; Burrow ve ark., 2002; Akbay Oba ve ark., 2003; Güven ve Altun, 2007). Van Meerbeek ve ark. (2003) ise, laboratuar çal malar yla beraber yürütülen klinik çal malar n sonuçlar na bak ld nda in vitro ara rmalar n materyalin klinik ba ar hakk nda do ru ve yeterli bilgi verebilece ini belirtmi lerdir. Ayr ca deney ko ullar n klinik çal malara oranla daha standardize olmas ; mine, dentin ve semente ba lanma kuvvetlerinin ayr ayr de erlendirilebilmesi nedeniyle in vitro ba lanma dayan m testleri restoratif materyallerin adeziv özelliklerinin incelenmesinde ve di er materyaller ile kar la lmas nda en geçerli yöntem olarak görülmektedir (Bordin- Aykroyd ve ark., 1992; Phrukkanon ve ark., 1998; Akbay Oba ve ark, 2003; Özer ve ark., 2003; Güven ve Altun, 2007; Ermi, 2008). Bu nedenlerle çal mam zda Ketac N100 ün süt di ine ba lanma kuvveti Dyract Extra ile kar la rmal olarak in vitro ko ullarda ara lm r. Di hekimli inde kullan lan restoratif materyallerin ba lanma dayan kl klar n ölçülmesinde en s k tercih edilen in vitro testlerden biri gerilim ba lanma dayan m testidir. Bu testin ilk kez Sano ve ark n n 1994 de tan tt ekilde mikro boyutta örnekler kullan larak yap lmas yla geleneksel dayan m testinde s kça gözlenen dentindeki koheziv tip k klar azalmakta, böylece materyalin adeziv kuvveti daha do ru bir ekilde ortaya konabilmektedir. Ayr ca tek bir di ten birden fazla örnek al nabilmesi kar la rman n daha do ru yap labilmesini sa lamaktad r. Çal mam zda bu bilgilerin do rultusunda son dönem ara rmalarda daha s k tercih edilen bir yöntem olan mikro gerilim ba lanma testi uygulanm r (Phrukkanon ve ark., 1998; Burrow ve ark., 2002; Van Meerbeek ve ark., 2003; Cavalcante ve ark.,
111 ; Burke ve ark., 2008; Ermi, 2008; Coutinho ve ark., 2009; Özye il ve ark., 2009; Armstrong ve ark., 2010; Van Meerbeek ve ark., 2010). Yüksek su, organik içeri i ve tübüllerden olu an mikro yap yla canl bir doku olan dentin ile restoratif materyal aras ndaki ba lanma, mineye göre daha zor sa lanmaktad r. Ayr ca materyallerin kaviteye yerle tirilmelerinin ard ndan polimerizasyon büzülmesine kar koyabilmeleri için dentin dokusundan olu an kavite duvarlar na yeterli bir kuvvette ba lanmas gerekmektedir (Özer ve ark., 2003; Korkmaz ve ark., 2010). Bu nedenle restoratif materyallerin dentin dokusuna ba lanma kuvvetlerinin de erlendirilmesi önemlidir. Ancak ara rmalarda farkl dentin bölgeleri üzerinde çal lmas dentin tübüllerin konumu nedeniyle ayn materyal için birbirinden farkl sonuçlar n elde edilmesine neden olmaktad r. Özer ve ark. (2003), çe itli restoratif materyallerin okluzal ve bukkal dentin yüzeyine makaslama ba lanma kuvvetlerini inceledikleri çal malar n sonucunda tüm materyal gruplar nda okluzal yüzeydeki ba lanma de erlerini bukkal yüzeyden daha dü ük bulmu lar, bu durumun dentin tübüllerinin yerle iminin sonucu oldu unu bildirmi lerdir. Ba lanma kuvveti dentindeki Ca seviyesine ba olup, bu seviyenin pulpaya do ru azalmas yla ba lanma kuvveti de dü mektedir. Süt di lerinin geni pulpa hacmi nedeniyle testte kullan lan örneklerin restoratif materyal uygulanan dentin yüzeylerinin farkl derinlikte olabilece i, bu durumun da örneklerde gözlenen farkl ba lanma kuvvetini aç klad belirtilmektedir. Okluzal dentin yüzeyinin nemlili inin ve geçirgenli inin farkl k göstermesinin de ba lanma kuvvetlerinde farkl sonuçlar elde edilmesine neden olabildi i dü ünülmektedir (Prabhakar ve ark., 2003; Suwatviroj ve ark., 2004). Süt di lerinde düz bir yüzey elde etmek için kald lan di dokusu nedeniyle pulpaya fazla yakla labilece i, bu durumun da ba lanma kuvveti üzerinde etkili olabilece i bildirilmektedir (Akbay Oba ve ark., 2003). Ancak Burrow ve ark. (2002), pulpan n (eksfoliye olmu ya da dü me zaman gelmi süt di leri kullan ld nda kök uçlar n aç k oldu u ya da köklerinin olmad dü ünülürse) d ortamla ili ki içinde olmas sebebiyle pulpa boynuzlar na yak n dentinin nemlili inin ba lanma kuvvetine etkisi olamayaca bildirmi lerdir.
112 99 Bu bilgilerin do rultusunda çal mam zda materyallerin dentin dokusuna ba lanma kuvvetleri incelenmi, çürüklü dentin yüzeyinin kimyasal özellikleri de kenlik gösterebilece inden (Suwatviroj ve ark., 2004), çürüksüz süt di lerinin okluzal dentin yüzeyleri örnek olarak kullan lm r. Ayr ca süt di lerinde dentin çürü ü nedeniyle aç lan kavitelerin yüzeyel dentinde s rl kalamayaca dü ünülerek örneklerde orta dentin tabakas üzerine restoratif materyal uygulanm r. Standardizasyonun sa lanabilmesi amac yla tüm örneklerden radyografi al narak kalan dentin kal nl n miktar kontrol edilmi tir. Düz dentin yüzeyi olu turulmas sonras nda ise örneklerin yüzeylerinde restoratif i lemlere geçilmeden önce 600 gritlik z mpara ile smear tabakas olu turulmu tur. Bu ekilde olu turulan smear tabakas n frezle haz rlanan kavitelerde olu an tabakaya oldukça benzer oldu u, dentinin geçirgenli inin %93 azald bildirilmi tir (Watanabe ve ark., 1994; Baghdadi, 2003). z ortam nda gün boyu görülen sal de ikliklerin, materyallerin ba lanma kuvveti üzerinde olumsuz etki gösterebildi i bilinmektedir. Çal malarda termal siklus uygulamas ile materyallerin uzun dönemdeki adeziv özellikleri hakk nda bilgi edinilebilmektedir. Ancak termal siklusun materyalin ba lanma kuvvetine etkisi hakk nda ara rmac lar aras nda hala kesin bir görü birli i bulunmamaktad r. Bu nedenle ara rmam zda son dönemde yap lm benzer çal malar örnek al narak termal siklus uygulanmam r (Fritz ve ark., 1997; Almuammar ve ark., 2001; Burrow ve ark., 2002; Akbay Oba ve ark., 2003; Baghdadi, 2003; Özer ve ark., 2003; Suwatviroj ve ark., 2004; Xie ve ark., 2008; Korkmaz ve ark., 2010). Mikro gerilim ba lanma testinde örnekler a nd lm ve a nd lmam olmak üzere iki tipte haz rlanabilmektedir. Kum saati eklinde a nd lan örnekler ile ba lant ara yüzeyinde daha fazla yo unla streslerin olu mas sa lamak amaçlanmaktad r. Ancak bu yöntemde örneklerin haz rlan çok hassas oldu undan hatal bir nd rma ile ba lant ara yüzeylerinde defektler olu abilmekte ve daha küçük streslerde kopma de erleri görülebilmektedir. A nd lmam örneklerin haz rlanmas nda ise hatal bir kuvvet olu ma riski ortadan kalkmakta, ek olarak örnek haz rlama süreci daha kolay ve h zl olmaktad r. (Phrukkanon ve ark., 1998;
113 100 Van Meerbeek ve ark., 2003; Cavalcante ve ark., 2006; Burke ve ark., 2008; Ermi, 2008; Özye il ve ark., 2009; Armstrong ve ark., 2010; Van Meerbeek ve ark., 2010). Bu nedenlerle ara rmam zda mikro gerilim ba lanma dayan m testi a nd lmam örnekler üzerinde gerçekle tirilmi tir. Materyallerin ba lanma kuvveti de erlerinin tek ba na materyalin fiziksel özellikleri ile ilgili yeterli bilgi vermedi i, örneklerin k lma tiplerinin belirlenmesinin de önemli oldu u belirtilmekte ve yap lan birçok ara rmada k k tiplerinin incelendi i görülmektedir (El-Kalla ve Garcia-Godoy, 1998; Burrow ve ark., 2002; Akbay Oba ve ark., 2003; Baghdadi, 2003; Suwatviroj ve ark., 2004; Xie ve ark., 2008; Korkmaz ve ark., 2010). Bu nedenle çal mam zda k lma gerçekle en örnekler stereomikroskop alt nda k k tipinin belirlenmesi amac yla incelenmi tir. Çal mam z sonucunda dentine ortalama ba lanma dayan m kuvveti Ketac N100 grubunda 13,8 MPa, Dyract grubunda ise 44,6 MPa olarak bulunmu tur. Ba lanma kuvvetleri aras ndaki bu fark istatistiksel olarak anlaml bulunmu tur. Çal mam zda elde etti imiz bu sonuç; literatürde kompomerlerin di dokular na ba lanma kuvvetinin RMC S lere oranla daha yüksek oldu unu bildiren çal malar ile uyumludur (Attin ve ark., 1996; Kielbassa ve ark., 1997; El-Kalla ve Garcia-Godoy, 1998; Almuammar ve ark., 2001; Özer ve ark., 2003). Çal mam zda Dyract Extra grubunda bulunan ba lanma de erleri; Ketac N100 grubundan yüksek olmas n yan s ra kompomerlerle ilgili yap lm di er çal malara oranla da yüksektir. Bu durumun nedenlerinden birinin seçilen test metodu oldu unu dü ünmekteyiz. Daha küçük örnek alanlar n kullan lmas, daha yüksek ba lanma kuvvetleri elde edilmesine neden olmaktad r (Sano ve ark., 1994; Phrukkanon ve ark., 1998; Burrow ve ark., 2002). Kompomer grubunda elde edilen yüksek ba lanma de erlerinin bir di er sebebinin materyalin uygulanmas öncesi smear tabakas n asitle pürüzlendirme ile uzakla lmas oldu u dü ünülmektedir. Restoratif materyalin smear tabakas na mikromekanik olarak ba lanmas ve alttaki dentin dokusuna penetrasyonunun
114 101 azalmas nedeniyle ba lanman n olumsuz etkilendi i bildirilmi tir (Van Meerbeck ve ark., 1998; Üçta ve ark., 1999; Uzam ve ark., 2000; Baghdadi, 2003). Bu nedenlerle ideal ve uzun ömürlü bir ba lanman n sa lanabilmesi için günümüzde ço u ara rmac smear tabakas n tamamen uzakla lmas yla difüzyonla gerçekle en mikromekanik ba lanman n güçlendirilmesi konusunda hemfikirdir. Kompomerler içerik ve fizikokimyasal özellikleri itibariyle kompozit rezinlere daha yak n oldu undan asitle pürüzlendirme yap lmas yla ba lanma kuvvetinin artt dü ünülmektedir (Cortes ve ark., 1998b; Üçta ve ark., 1999; Uzam ve ark., 2000; Baghdadi, 2003; Van Meerbeek ve ark., 2003). Kompomerler mikromekanik kilitlenmenin sa lanabilmesi için kompozit rezinlere benzer ekilde ara bir adeviz ajana ihtiyaç duymaktad rlar (Hickel ve ark., 2005). Üretici firmalar kompomerin tek a amal bir uygulama olan zay f asit ile adeziv ajan bir arada içeren kendine özgü primeri ile kullan lmas önermektedir. Asitle pürüzlendirmeye göre daha yüksek ph ya sahip olan bu primer; mine ve dentine ayn anda uygulanarak smear tabakas çözmekte, bir yandan dentinde yüzeysel bir demineralizasyon sa larken di er yandan içerdi i monomerler bu yüzeye penetre olmaktad r (Van Meerbeck ve ark., 1998; Üçta ve ark., 1999). Ancak bu sistemlerin dezavantaj smear tabakas demineralize ederek alt dentin tabakalar na ula malar n gerekmesidir. Bu durumda olu abilecek hibrit tabaka derinli i, smear tabakas n kal nl ndan ve olu ma eklinden direkt olarak etkilenmektedir (Baghdadi, 2003). Tüm pürüzlendirme tekni iyle elde edilen geleneksel hibrit tabaka olu umunda rezin, demineralize olmu kollojen fibrillerini ku att ndan stres uyguland nda ortaya ç kan kuvveti iki yap beraber kar lamaktad rlar. Primerin tek ba na kullan nda ise ortaya ç kan hibrit tabakan n tam olarak uzakla lamam smear tabakas içindeki k sm ile hibrit tabaka aras ndaki tek ba rezin olmakta ve tüm stresi tek ba na kar lamaktad r. Bu durum düzensiz olu an hibrit tabaka üzerinde düzensiz bir stres olu mas na neden olmaktad r (Baghdadi, 2003). Birçok ara rmac yapt klar in vitro çal malar ve SEM incelemeleri sonucu kompomerlerin yaln zca kendi primerlar kullan ld nda smear tabakas n bir miktar kald labildi ini, asitle pürüzlendirme uygulamas ile ise smear tabakas n kald lmas n yan s ra primerlar n kollojen a ve dentin kanallar na
115 102 infiltrasyonunun artt bu nedenle de ba lanma dayan mlar n artt belirtmi tir (Cortes ve ark., 1998b; El-Kalla ve Garcia-Godoy, 1998; Abdalla, 2000; Uzam ve ark., 2000; Baghdadi, 2003). Luo ve ark. (2000), kompomerlerin yaln zca primer kullan ld nda da di dokular na ba lanabildi ini, ancak ba lanma kuvveti materyalin polimerizasyon büzülmesini kar lamaya yetmedi inden dolgu ile di aras nda mikrobo luklar meydana geldi ini belirtmi lerdir. Asitle pürüzlendirme sonras de ik kimyasal ve morfolojik özellikler gösteren bir yüzeye sahip heterojenik dentin tabakas olu maktad r. Her iki özelli in de ba lanma üzerine etkisi oldu u bilindi inden asit uygulamas sonras ayn çal ma içinde örnekler aras nda bile birbirinden farkl ba lanma kuvvetlerinin bulunmas beklenen bir sonuçtur (Baghdadi, 2003). Çal mam zda kompomer grubunda örneklerde bulunan farkl ba lanma dayan kl klar bu durumla aç klanabilir. Ek olarak hem çal malar aras nda hem de çal ma içi materyallerde elde edilen de ken ba lanma kuvvetlerinin; örneklerin bekletildi i ortam, süre ve dentinin kalitesi gibi faktörlere de ba oldu u bildirilmektedir (Akbay Oba ve ark., 2003; Suwatviroj, 2004). Çe itli kompomerler aras nda ba lanma kuvvetlerinin farkl bulunmas nda ise materyallerin farkl oranlardaki rezin içeriklerinin etkili oldu unu bildirilmektedir (Almuammar ve ark., 2001; Prabhakar ve ark., 2003). RMC S lerin ise kompomerlerden farkl olarak di dokular na esas ba lanmas kimyasal olup bunun yan s ra daha dü ük düzeyde mikromekanik ba lanma gösterirler. Materyalin dentin dokusuna asit-baz reaksiyonu sonucu olu an kimyasal ba lanmas nda, yap nda bulunan HEMA n n dentinin slanabilirli ini ve böylece materyalin di dokusuna penetrasyonunu artt rmas da rol oynamaktad r. Mikromekanik ba lanman n ise RMC S lerin yap nda bulunan ve pürüzlendirme ajan gibi davranan poliakrilik asitin dentin dokusunda olu turdu u demineralizasyona ba oldu u dü ünülmektedir (Almuammar ve ark., 2001; Akbay Oba ve ark., 2003). RMC S lerin hem mineye hem de dentine kompomere e ya da daha yüksek ba lanma kuvvetiyle ba land gösteren çal malarda bu durumun RMC S lerde
116 103 kimyasal ve mikromekanik ba lanman n beraber görülmesine ba oldu u bildirilmektedir (Akbay Oba ve ark., 2003; Prabhakar ve ark., 2003). Ancak bu çal malarda kompomer gruplar nda asitle pürüzlendirme yap lmad ve bu durumun sonucu de tirebilecek bir etken oldu u da belirtilmi tir. RMC S ler her ne kadar kimyasal ba lanmayla beraber mikromekanik ba lanma gösterseler de poliakrilik asitin smear tabakas ve dentin tübülleri içindeki smear tabakas uzant lar tam olarak uzakla ramamas nedeniyle görülen mikromekanik ba lanma dü ük düzeydedir (Almuammmar ve ark., 2001). Bu nedenle RMC S lerin ba lanma kuvvetinin artt lmas için poliakrilik asit gibi zay f bir asitten meydana gelen kavite haz rlama ajan uygulamas ile mikromekanik kilitlenmenin güçlendirilmesi amaçlanmaktad r. Ancak bir çok çal mada kavite haz rlama ajan kullan lmas na ra men smear tabakas n tam olarak kald lamad bu nedenle de zay f bir hibrit tabaka ile k sa rezin uzant lar olu tu u ya da hiç olu mad bildirilmi tir (Abdalla, 2000; Burrow ve ark., 2002; Suwatviroj ve ark., 2004). Çal mam zda da benzer ekilde Ketac N100 grubunda kendi kavite haz rlama ajan kullan lmas na ra men dü ük ba lanma de erleri elde edilmesi Ketac N100 ün Dyract Extra ya göre daha yetersiz bir rezin ba lant kurulmas yla aç klanabilir. Nitekim Ketac N100 ün ba lanma dayan kl ara ran Coutinho ve ark. (2009), çal malar nda TEM incelemesi sonucu materyalin mine ve dentin yüzeylerine demineralizasyon veya hibrit tabaka olu umu olmaks n oldukça yüzeysel ba land belirtmi lerdir. Ara rmac lar Ketac N100 ün GC S lere e ancak geleneksel RMC S lerden dü ük olan ba lanma kuvvetinin de bu duruma ba oldu unu bildirmi lerdir. Ayr ca di yüzeyinde demineralizasyon gerçekle medi inden materyalin mikromekanik ba lanmas n da di yüzeyinde yaln zca frez nedeniyle olu an pürüzlülük ile sa land belirtilmi tir. Bu çal mada Ketac N100 ün dentin dokusuna ba lanma kuvveti ara rmam zla ayn test yöntemi ile incelenmi, farkl olarak sürekli di dentin yüzeyleri kullan lmas na ra men benzer bir ba lanma kuvveti de eri (12,6 MPa) elde edilmi tir.
117 104 Korkmaz ve ark. (2010), benzer ekilde Ketac N100 ün sürekli di lerinin dentin yüzeyine olan ba lanma alan SEM de incelemi ler ve dentin tübüllerinin içinde rezin uzant bulunmad belirtmi lerdir. Çal malar nda makro makaslama ba lanma dayan m testi uygulad klar ndan sonuçlar direkt olarak kar la rmam z mümkün olmasa da ara rmac lar çal mam za benzer ekilde dü ük ba lanma kuvveti bulduklar belirtmi lerdir. Yap lan çal malarda C S ve RMC S lerde daha s kl kla materyalin kendi içinde gözlenen koheziv k k olu tu u bildirilmekte ve bu durumun bu materyallerin tipik bir özelli i oldu u belirtilmektedir. Burrow ve ark. (2002), çal malar nda RMC S in süt di i dentinine olan ba lanma dayan kl çal mam zdan daha yüksek olarak 16.0 MPa bulmu lar ve bu yüksek ba lanma de erleriyle beraber örneklerde daha s k olarak koheziv k k görüldü ünü bildirmi lerdir. Bu durumun materyalin di dokusuna ba lanma kuvvetinin kendi iç koheziv dayan kl ndan daha yüksek oldu unu gösterdi ini belirtmi lerdir. Ek olarak ba lanman n mekanizmas n sadece bu ekilde aç klanamayaca, di dokusu ile restoratif materyal aras nda elastisite modülleri farkl olan; materyal, hibrit benzeri tabaka, demineralize dentin ve dentin gibi çe itli tabakalar n bulundu una dikkat çekmi lerdir. Ayr ca C S lerin her zaman yap lar n içinde hava bo luklar n kald, bu durumun da daha fazla koheziv k k olu mas na neden oldu unu bildirmi lerdir. Attin ve ark. (1996) ise, yapt klar çal mada kompomerlerde makaslama ba lanma testi sonucu daha yüksek oranda gözlenen koheziv ve kar k k k tiplerinin nedeninin materyalin ba lanma kapasitesinin ölçülmesine kendi iç makaslama kuvvetinin engel olmas oldu unu belirtmi lerdir. El-Kalla ve Garcia-Godoy (1998), dentin ya da restoratif materyalde koheziv k n daha s k görülmesinin materyalin iç dayan kl n dü üklü üne ya da ba lanma kuvvetinin materyal içi dayan kl ktan yüksek olmas na ba olabilece ini bildirmi lerdir. Çal mam z sonucu RMC S grubunda daha dü ük ba lanma kuvveti de erleriyle beraber istatistiksel olarak anlaml olmamakla beraber daha fazla oranda (%65) adeziv k k gözlenmi tir. Ketac N100 ile ilgili yap lm di er çal malarda da
118 105 benzer olarak en bask n gözlenen k k tipinin adeziv tip oldu u bildirilmi tir (Coutinho ve ark., 2009; Korkmaz ve ark., 2010). Daha yüksek ba lanma kuvvetlerinin materyalde koheziv k k olu mas na izin verdi i dü ünüldü ünde çal mam n sonuçlar n RMC S in adeziv ba lanma kuvveti ile ilgili daha do ru sonuçlar verdi ini dü ünmekteyiz. Dyract Extra grubunda ise e it oranda ve di er tiplerden daha s k koheziv rezin (%40) ve adeviz tip (%40) k k gözlenmi tir. Bu duruma materyalin kendi iç kuvveti ile dentine ba lanma kuvvetinin yak n olu uyla aç klanabilir. Mikro gerilim ba lanma testi sonucunda Ketac N100, Dyract Extra ya göre anlaml derecede daha ba ar z görülse de adezyonda görülen ba ar zl n en önemli sonucu olan mikros nt testinin bulgular göz önüne al nd nda materyaller aras nda istatistiksel bir fark olmad görülmektedir. Bu durumda Ketac N100 ün süt di i dentinine olan ba lanma kuvvetinin Dyract Extra ya oranla dü ük olsa da mikros nt engellemek için yeterli oldu u söylenebilir. Ba lanma dayan kl ve mikros nt n yan s ra restorasyonlar n klinik ömrünü belirleyen di er bir önemli unsur sekonder çürük olu umudur. Yetersiz ba lanma kuvveti nedeniyle di dokular ile restoratif materyal aras nda olu an bo luktan mikroorganizmalar n ve ürünlerinin s zmas yla olu an sekonder çürük, restorasyonun yenilenmesinden di in kayb na kadar giden bir tabloya neden olabilmektedir (Yap ve ark., 2002, Burke ve ark., 2006). Sekonder çürük olu umunun önüne geçilebilmesi amac yla restoratif materyallere en s k olarak çürük önleyici etkinli i iki temel mekanizma ile aç klanan F iyonu eklenmektedir. Fizikokimyasal mekanizma ile tükürükte bulunan serbest F iyonlar dü ük konsantrasyonlarda bile demineralizasyonu önlemeye yard mc olmakta, biyolojik mekanizma ile ise yüksek konsantrasyondaki F iyonlar mikrofloran n metabolizmas inhibe etmektedir (Gjorgievska ve ark., 2008). Bu nedenle restoratif materyallerin çürük önleyici özelli i, içerdi i F iyonu miktar n yan s ra materyalden gerçekle ecek F iyonu sal n uzun süreli ve etkin düzeyde olmas na ba lanmaktad r. Günümüzde C S lerden kompozit rezinlere kadar F sal yapabilen
119 106 çok çe itli materyaller bulunmakta, bu materyallerin F salma kapasiteleri; içerdikleri F iyonunun miktar ve kimyasal formu, rezinin tipi ve miktar ile sertle me reaksiyonlar gibi faktörler nedeniyle oldukça de kenlik göstermektedir (Yap ve ark., 2002; Attar ve Turgut, 2003; Akbay Oba ve Aras, 2004; Itota ve ark., 2004a; Burke ve ark., 2006; Wiegand ve ark., 2007). Ara rmac lar, dolgu materyallerinden sal nan F miktar, materyalin fiziksel ve kimyasal özellikleri olumsuz etkilenmeden, ne kadar fazla ise minedeki remineralizasyon ve mikroorganizmalar üzerindeki etkinin de o kadar fazla olaca bildirmi lerdir (Attar ve ark., 1999; Preston ve ark., 1999; Yap ve ark., 2002; Preston ve ark., 2003; Markovic ve ark., 2008). Preston ve ark. (2003), ayn s fa ait materyallerin dahi farkl miktarlarda F sal gösterdiklerini, bu nedenle de çürük aktivitesi yüksek bireylerde uygulanacak restoratif materyal seçilirken materyal türü seçmek yerine yüksek oranda F sal /re arj yapt kan tlanm belirli bir materyalin tercih edilmesinin daha do ru oldu unu belirtmi lerdir. Materyallerden sal nan F miktarlar hem in vivo hem de in vitro olarak incelenebilmektedir. n vivo çal malarda tüketilen yiyecek ve içecekler, tükürü ün yap ve ph s, hastan n f rçalama al kanl ve buna ba olarak olu an plak ve pellik n yap gibi birçok faktör F sal etkiledi inden çal malar n standardizasyonunu sa lamak oldukça güç olmaktad r (Wiegand ve ark., 2007). Bu nedenle restoratif materyallerden sal nan F iyonu miktar n incelenmesinde daha s k olarak in vitro yöntemler kullan lmaktad r. n vitro yöntemler içinde ise F iyonu seçici elektrot yöntemi ve iyon kromatografi yöntemi en s k kullan lan yöntemlerdir (Mccabe ve ark., 2002; Yap ve ark., 2002; Itota ve ark., 2004a). yon elektrodu yönteminde serbest F iyonlar yla beraber F komplekslerinin miktar da ölçülmekte ve bu iki yap birbirinden ay rt edilememektedir. Ancak di yüzeyi taraf ndan al nan ve hidroksiapatit kristalinin yap na kat lan, bu nedenle de çürük önleyici etkiden esas olarak sorumlu olan serbest F iyonlar ; tek ba na iyon kromatografi yöntemi ile di er teknikler ile ölçülemeyecek kadar dü ük miktarlarda (0.001 ppm üzeri) olsa dahi tespit edilebilmektedir (Czarnecka ve ark., 2002; Mccabe ve ark., 2002; Williams ve ark., 2002; Itota ve ark., 2004a; Li ve ark., 2007). Bu nedenle
120 107 çal mam zda Ketac N100 den sal nan F miktar Dyract Extra ile kar la rmal olarak iyon kromatografi yöntemi ile ara lm r. n vitro F tayini yap lan çal malarda restoratif materyallerin F sal n ölçülebilmesi amac yla en s k olarak deiyonize su ya da yapay tükürük kullan lmaktad r. A z ortam n taklit edilmesi amac yla kullan lan yapay tükürük, baz sorunlar da beraberinde getirmektedir. Yapay tükürü ün yo unlu unun fazla olu u ve yüzeyde pellik l olu mas na neden olmas, distile suya oranla daha az F sal n görülmesine neden olmaktad r. Williams ve ark. (2001), yapay tükürükte bulunan F miktarlar nda deiyonize suya göre %17-25 lik bir dü oldu unu bildirmi lerdir. Ayr ca tükürü ün ph s, yap nda bulunan ve F iyonu ile reaksiyona girip sal engelleyen katyonlar n miktar ile enzimler gibi bireyler aras nda farkl k gösteren etkenler çal malarda kullan lan yapay tükürükler aras nda da farkl k göstermekte; bu durum da çal malar n sonuçlar n de kenlik göstermesine neden olmaktad r. Bekletme ortam olarak yapay tükürük kullan lmas n bir di er olumsuz yan ise ba lang çta materyallerden dü ük oranda sal nan F miktarlar yapay tükürükte daha da azalmakta ve k sa sürede ölçülebilir limitin alt na dü mektedir. (Akal ve ark., 1996; Preston ve ark., 2003; Akbay Oba ve Aras, 2004; Wiegand ve ark., 2007). Bu nedenle çal mam zda restoratif materyaller deiyonize su içerisinde bekletilmi, ilk hafta her gün yap lan ölçümler daha sonra 28. güne kadar haftada bir tekrarlanm r. Çal mam z sonucunda en yüksek F sal m miktarlar her iki grupta da ilk 24 saatte bulunmu tur. Patlama etkisi, Ketac N100 grubunda belirgin olarak gözlenirken Dyract Extra grubunda gözlenmemi tir. Her iki grupta da anlaml olmamakla beraber F sal m miktarlar n zamanla azald gözlenmi tir. Gruplar aras kar la rmada ise tüm ölçüm zamanlar nda Ketac N100 grubunda bulunan F sal m miktarlar Dyract Extra grubundan istatistiksel olarak anlaml düzeyde yüksek bulunmu tur. RMC S lerin, GC S lere benzer ekilde iki mekanizma ile F sal yapt bilinmektedir. lk mekanizma, sertle me reaksiyonuyla beraber ilk 24 saatte materyalin yap n stabil olmamas na ve yüzeye ba F iyonlar n ayr lmas na
121 108 ba olarak görülen sal md r (Attar ve Önen, 2002; Yap ve ark., 2002; Akbay Oba ve Aras, 2004; Gjorgievska ve ark., 2008). Bu mekanizma nedeniyle C S esasl tüm materyallerde en yüksek F sal ilk 24 saatte gözlenmektedir. Özellikle GC S ler ile RMC S lerde asit-baz reaksiyonuna ba olarak görülen bu patlama etkisine kompomerlerde rastlan lmamaktad r. Bu durumun sebebi kompomerlerin ilk sertle me reaksiyonu olan kla sertle me süresince tamamen kompozit rezin gibi davranarak yap na su girmeden önce asit-baz reaksiyonun gözlenmemesi ve buna ba olarak da materyalden F iyonlar n serbestle ememesidir (Attar ve Önen, 2002; Akbay Oba ve Aras, 2004; Wiegand ve ark., 2007). Çal mam zda da yap lan ara rmalara benzer ekilde Dyract Extra grubunda patlama etkisi gözlenmemi ayr ca bu grupta ilk 24 saatte sal nan F miktar n Ketac N100 e göre daha az oldu u saptanm r (Bilgin ve Özalp, 1998; Attar ve ark., 1999; Yip ve Smales, 2000; Attar ve Önen, 2002; Attar ve Turgut, 2003; Akbay Oba ve Aras, 2004). Ba lang çta görülen bu yüksek F sal ndan sonra ise materyalin yap nda olu an hidrojel matriks içindeki asidik su ile çözünen cam partiküller; kütlesel olarak difüzyonla F iyonunun sal nmas na, böylece daha uzun süreli ve stabil bir faza geçilmesine neden olurlar. Kompomerlerde patlama etkisinin görülmemesinin yan ra ilk 24 saatten sonra devam eden F sal ndaki dü miktar dramatik bir ölçüde olmay p daha stabil devam eder. Ancak yine de kompomerlerin bu dönemde sald klar F miktar RMC S ve GC S lere göre daha dü üktür. Bu durumun bir sebebi materyalin yüksek rezin içeri inin yan s ra yap nda gerçekle en asit-baz reaksiyonunun RMC S lere oranla oldukça zay f olmas r (Akbay Oba ve Aras, 2004). Ayr ca F iyonlar n kla polimerizasyonla beraber materyalin yap n içinde F kompleksleri eklinde hapsoldu u ve kompomerlerden sal nan F miktar n azalmas na neden oldu u belirtilmektedir (Bilgin ve Özalp, 1998; Attar ve ark., 1999; Karantakis ve ark., 2000; Akbay Oba ve Aras, 2004; Wiegand ve ark., 2007). n vitro ara rmalarda bulunan F miktarlar yöntem farkl klar ndan, bekleme solüsyonundan ve haz rlanan örneklerin hacim ve alanlar ndan etkilendi inden ara rmalar aras nda direkt olarak bir kar la rma yap lamamaktad r. Ancak yine de günümüze de in yap lm birçok in vitro çal mada yukar da anlat lan bilgilerle
122 109 uyumlu ve çal mam za benzer ekilde RMC S lerin kompomerlere oranla daha fazla F sal yapt bildirilmektedir (Bilgin ve Özalp., 1998; Attar ve ark., 1999; Yip ve Smales, 2000; Yap ve ark., 2002; Attar ve Turgut, 2003; Akbay Oba ve Aras, 2004; Silva ve ark., 2007). Bu nedenle özellikle yüksek çürük aktivitesine sahip bireylerde ve sekonder çürük riski yüksek bölgelerde kompomerlerin yerine RMC S lerin tercih edilmesi önerilmektedir (Attar ve ark., 1999; Yip ve Smales, 2000). Materyallerden sal nan F miktarlar etkileyen di er bir faktör de ortam n ph s r. Hem RMC S lerin hem de kompomerlerin ph dü tükçe daha fazla F sald klar, bu durumun da materyalin matriks yap ile doldurucular aras ndaki ili kinin dü ük ph da bozulmas na ba oldu u bildirilmektedir. Bu nedenle de materyallerden sal nan F miktar n a z ortam nda, asidik plak ve hidrolitik enzimlerin varl nda artaca dü ünülmektedir (Karantakis ve ark., 2000; Attar ve Önen, 2002; Attar ve Turgut, 2003; Akbay Oba ve Aras, 2004; Wiegand ve ark., 2007). Al-Naimi ve ark. (2008) yapt klar çal mada GC S ve RMC S lerin, kompomer ve kompozit rezinlere oranla asidik ortamdan daha fazla etkilendiklerini, bu durumun da yap lar nda daha az rezin olmas na ba oldu unu belirtmi lerdir. Markovic ve ark. (2008), yapt klar in vitro çal mada ph farkl n 2 GC S (Fuji Triage, Fuji IX GP), 3 RMC S in (Fuji VIII, Fuji II LC, Ketac N100) yap na olan etkisini kompozit rezinle (Heliosel F) kar la rmal olarak de erlendirmi lerdir. Ketac N100 ün yap nda asidik solüsyon içinde bekletildi inde kompozit rezine benzer ekilde herhangi bir de iklik gözlenmezken di er gruplarda çok say da bo luk, çatlak ve mikropöröziteye rastland belirtilmi tir. Bu çal madan elde edilen bulgular n nda; Ketac N100 ün yap n dü ük ph da bozulmamas n, materyalin klinik kullan nda di er RMC S lere göre bir avantaj sa layaca dü ünülebilir ancak yap lacak in vivo ve in vitro çal malarla bu sonucun desteklenmesi gerekti ini dü ünmekteyiz. z ortam nda çürük önleyici etkinli in görülmesi için gerekli olan minimum F konsantrasyonu henüz bilinmemekle beraber dü ük konsantrasyonlarda da olsa uzun süreli F varl n demineralizasyon-remineralizasyon dengesini remineralizasyon lehine kayd rd dü ünülmektedir (Akal ve ark., 1996; Yap ve ark., 2002; Akbay
123 110 Oba ve Aras, 2004). Ayr ca hastalar n su, di macunu gibi çe itli kaynaklardan düzenli olarak F ald klar dü ünüldü ünde yeniden yüklenme kapasitesine sahip dolgu materyallerinin dü ük miktarda da olsa sald klar F iyonunun çürü ü önlemede etkili olaca dü ünülmektedir (Preston ve ark., 2003; Akbay Oba ve Aras, 2004). Çal mam z sonucunda Ketac N100 ün tüm ölçüm zamanlar nda Dyract Extra dan daha fazla F sal yapt ve F salma kapasiteleri yüksek materyallerin daha fazla yeniden yüklenebilme kapasitesine sahip oldu u göz önüne al nd nda Ketac N100 ün sekonder çürük riski yüksek bölgelerde ve yüksek çürük riskine sahip bireylerde Dyract Extra ya göre daha ba ar sonuçlar verebilece i dü ünülebilir. Yeni üretilen restoratif materyallerin fiziksel ve kimyasal özelliklerinin in vitro olarak ara lmas n yan s ra in vivo ko ullarda performanslar n de erlendirilmesi büyük önem ta maktad r (Pascon ve ark., 2006; Dos Santos ve ark., 2009). Laboratuar çal malar ile özellikleri hakk nda genel bilgi edinilen materyalin; klinik çal malarla spesifik bir kullan m alan ndaki ba ar oran, ba ar zl na neden olan ana sebepler, kullan m kolayl ve klinik ömrü hakk nda bilgi edinilmesi sa lanmaktad r (Kilpatrick, 1993; Knibbs, 1997; Gross ve ark., 2001; Pascon ve ark., 2006; Akbay Oba ve ark., 2009; Dos Santos ve ark., 2009; Sidhu, 2010). Ayr ca klinik çal malar; materyal rutinde kullan ld nda elde edilecek ba ar tam olarak yans tmasa da, a z ortam restorasyon üzerinde etkili olabilecek tüm de kenleri içerdi inden gerçe e en yak n sonuçlar n elde edilmesini sa lamaktad r (Papagiannoulis ve ark., 1999; Gross ve ark., 2001). Bu nedenle çal mam zda Ketac N100 materyalinin in vitro ko ullarda ara lan mikros nt, mikro ba lanma dayan ve F sal özelliklerinin materyalin klinik performans ile beraber de erlendirilmesi amaçlanm r. n vivo çal malarda kar la rmal olarak incelenen restoratif materyallerin ayn z ortam nda test edilmesi (split-mouth); beslenme, f rçalama al kanl, bireyin çürü e yatk nl ve yap lan koruyucu uygulamalar gibi dene e ait fizyolojik özelliklerin ve çevresel etkenlerin her iki çal ma grubu için de standardize edilebilmesine olanak sa lamakta, bu nedenle de çal malarda ço unlukla tercih edilmektedir (Espelid ve ark., 1999; Mass ve ark., 1999; Welbury ve ark., 2000;
124 111 Gross ve ark., 2001; Duggal ve ark., 2002; Hübel ve Mejare, 2003; Turgut ve ark., 2004; Pascon ve ark., 2006; Daou ve ark., 2009; Dos Santos ve ark., 2009; Ertu rul ve ark., 2010). Çal mam zda da her hastan n kar kl en az bir çift di ine restorasyon yap lm ; di ler rastgele olarak Ketac N100 ve Dyract Extra gruplar na dahil edilmi tir. Çocuklarda birinci büyük az di lerinin sürmesiyle beraber di ler aras nda kontaklar olu makta ve bu dönemden sonra da en s k olarak ara yüz çürüklerine rastlanmaktad r. Ara yüz çürüklerinin restorasyonlar nda, tek yüzlü restorasyonlara göre direkt okluzal kuvvet alan bir bölgede olduklar ndan daha fazla ba ar zl k görülmektedir (Daou ve ark., 2009; Dos Santos ve ark., 2009; Qvist ve ark., 2010). Süt di lerinde restoratif materyallerin klinik ba ar lar n de erlendirildi i birçok çal mada bu nedenlerle s f II kaviteler tercih edilmektedir (Espelid ve ark., 1999; Folkesson ve ark., 1999; Mass ve ark., 1999; Gross ve ark., 2001; Duggal ve ark., 2002; Hübel ve Mejare, 2003; Qvist ve ark., 2004a; Turgut ve ark., 2004; Akbay Oba ve ark., 2009; Dos Santos ve ark., 2009; Ertu rul ve ark., 2010). Çal mam zda da materyallerin klinik ba ar dentin çürü ü bulunan süt az di lerinde s f II restorasyonlar üzerinde ara lm r. Çal malarda restorasyonlar n çürük veya dolgu yenileme nedeniyle yap lmas, ayn materyal için farkl sonuçlar elde edilmesine neden olmaktad r. Qvist ve ark. (2004a), özellikle retrospektif çal malarda restorasyonlar n yap m nedeniyle ilgili yeterli bilgi verilmedi ini ve dolgu yenilenmesi sonras nda ba ar zl k riskinin artt belirtmi lerdir. Bu nedenle çal mam zda yaln zca çürük nedeniyle restorasyon yap gerektiren di ler çal maya dahil edilmi tir. Çal man n klinik bölümünde restorasyonlar n yap m a amas nda üretici firman n önerilerine uyulurken sadece Dyract Extra grubunda üretici firma önerisinden farkl olarak daha önce bahsedilen bilgilerin nda kaviteler fosforik asitle 20 s pürüzlendirilmi tir.
125 112 Son y llarda yap lan klinik çal malarda rubberdam uygulanmas n; pamuk tampon ve tükürük emicinin tek ba na kullan lmas na göre daha iyi izolasyon sa lad ndan tercih edildi i görülmektedir. Ancak çocuklarda kooperasyonu olumsuz etkilemesinin ve süt di lerine rubberdam tak lmas n zor olmas n yan s ra rubberdam kullan lmas kliniklerde rutin olarak uygulanmad ndan daha gerçe e yak n sonuçlar n elde edilebilmesi amac yla çal mam zda rubberdam kullan lmam r. Yap lan kaynak taramas nda süt di lerinin restoratif tedavisiyle ilgili çal malar n bir k sm nda da rubberdam kullan lmad görülmektedir (Folkesson ve ark., 1999; Welbury ve ark., 2000; Bilgin ve ark., 2002; Duggal ve ark., 2002; Hübel ve Mejare, 2003; Qvist ve ark., 2004a; Qvist ve ark., 2004b; Turgut ve ark., 2004; Kramer ve ark., 2006; Akbay Oba ve ark., 2009; Ertu rul ve ark., 2010; Qvist ve ark., 2010). Süt di lerinin ömrünün k sa olmas çal malarda takip sürelerinin de k sa olmas na neden olmaktad r (Hübel ve Mejare, 2003). Mass ve ark. (1999), süt az di lerinde yapt klar 36 ay takipli çal malar nda restorasyonlar n büyük ço unlu unu 1 ve 2 y l aras nda kontrol edebildiklerini belirtmi lerdir. Qvist ve ark. (2004b) ise, 8 y ll k çal malar nda kontroller boyunca takip edilen hasta say nda h zl bir dü gerçekle ti ini, 2 y l sonunda %50, 5 y l sonunda %10, 8 y l sonunda ise yaln zca %2 restorasyonun a zda ve fonksiyonda oldu unu bildirmi lerdir. Ara rmac lar bu durumun, materyallerin ba ar zl na de il süt di lerinin do al ya am döngüsüne ba oldu unu bu nedenle de süt di lerine yap lan bir restorasyon için ortalama takip süresinin 2 y l oldu unu belirtmi lerdir. Çal mam zda restorasyonlar 18 aya kadar takip edilmi, takip zamanlar olarak 3., 6., 12. ve 18. aylar belirlenmi tir. Takip kriterleri olarak ise kenar bütünlü ü ve renkle mesi, yüzey düzgünlü ü, anatomik form ve sekonder çürük olu umu kriterlerini içeren ve yap lan klinik çal malar n ço unlu unda tercih edilen modifiye USPHS kriterleri kullan lm r (Espelid ve ark., 1999; Folkesson ve ark., 1999; Mass ve ark., 1999; Papagiannoulis ve ark., 1999; Welbury ve ark., 2000; Croll ve ark., 2001; Bilgin ve ark., 2002; Hübel ve Mejare, 2003; Turgut ve ark., 2004; Kramer ve ark., 2006; Pascon ve ark., 2006; Akbay Oba ve ark., 2009; Daou ve ark., 2009; Dos Santos ve ark., 2009; Ertu rul ve ark., 2010).
126 113 Restoratif materyallere ili kin yap lan klinik çal malara bak ld nda sonuçlar n; takip süresi, örneklem büyüklü ü, tedaviyi yapan hekim say, preperasyon yap ve restoratif materyalin uygulanmas s ras nda uyulan protokoller ile de erlendirme ve ba ar z say lma kriterleri gibi etkenler sebebiyle de kenlik gösterdi i görülmektedir. Bu etkenler, farkl sonuçlar elde edilmesinin yan s ra çal malar n birbirleri ile direkt olarak kar la lmalar da engellemektedir (Sidhu, 2010). Genel olarak retrospektif ve çok merkezli çal malarda daha yüksek ba ar zl k oranlar elde edildi i görülürken, kontrollü prospektif çal malarda ve restorasyonlar n tek bir hekim taraf ndan yap ld çal malarda sonuçlar za benzer ekilde daha dü ük ba ar zl k oranlar bulundu u bildirilmektedir (Mass ve ark., 1999; Croll ve ark., 2001; Gross ve ark., 2001). Benzer materyaller üzerinde yap lan çal malar aras nda kar la rma yap rken kar la lan en büyük sorunlardan biri fizyolojik olarak kaybedilen di lerin farkl de erlendirilmesidir. Baz çal malarda kontrol seans nda a zda bulunmayan restorasyonlar, bir önceki kontrolde ba ar oldu undan ayn ekilde ba ar kabul edilmektedir. Ancak bu durumun eksfoliye olurken restorasyonlar n ba ar ya da ba ar z oldu u bilinemeyece inden çal ma sonucunda ba ar oran n yan lt ekilde daha yüksek görünmesine neden oldu u bildirilmektedir (Folkesson ve ark., 1999). Bu nedenle ara rmam zda kontrol seans nda a zda bulunmayan di ler de erlendirmeye al nmayarak çal ma d b rak lm r. Ancak bu di lerin çal ma b rak lmas n da çal ma sonunda elde edilen ba ar zl k oran n göreceli ekilde daha yüksek olmas na neden oldu u ve takip süresi artt kça bu fark n daha belirgin hale geldi i bildirilmektedir (Folkesson ve ark., 1999). Çal mam zda en fazla di kayb 12. ve 18. aylar aras nda gözlenmi ve bu durum ba ar yüzdelerine etki etse de bu fark n istatistiksel olarak anlaml olmad görülmü tür. Çal malarda kar la lan di er bir sorun ise ba ar z say lma kriterleridir. Baz ara rmalarda ba ar zl k kriteri olarak restorasyonun tamir ya da yenilenme gerektirmesi esas al nmaktad r. Ancak ara rmac lar, ba ar z oldu u halde fizyolojik dü me zaman yak n oldu u için tamir edilmeyen/yenilenmeyen restorasyonlar n da ba ar z say lmas gerekti ini ya da bu durumdaki
127 114 restorasyonlar n say n ve oran n belirtilmesi gerekti ini bildirmi lerdir (Folkesson ve ark., 1999). Bu nedenle çal mam zda di lerin dü me zaman na kalan süreye bak lmaks n de erlendirilen herhangi bir kriterden en yüksek skoru alan restorasyon ba ar z olarak kabul edilmi tir. Süt di lerinde yap lan restorasyonlar n klinik ba ar n ve ömrünün; materyalin fiziksel ve kimyasal özellikleri, restorasyonun yap m tekni i, materyalin a z ortam nda kald termal, mekanik ve kimyasal uyaranlardan etkilenmesi gibi birçok faktöre ba oldu u bilinmektedir (Dos Santos ve ark., 2009). Kompomerlere ve RMC S lere bu faktörlerin etkisinin ve materyallerin klinik ba ar n de erlendirildi i çal malara bak ld nda ba ar oranlar n % aras nda de ti i görülmektedir (Espelid ve ark., 1999; Folkesson ve ark., 1999; Mass ve ark., 1999; Papagiannoulis ve ark., 1999; Welbury ve ark., 2000; Croll ve ark., 2001; Gross ve ark., 2001; Bilgin ve ark., 2002; Duggal ve ark., 2002; Hübel ve Mejare, 2003; Qvist ve ark., 2004a; Turgut ve ark., 2004; Hickel ve ark., 2005; Kramer ve ark., 2006; Akbay Oba ve ark., 2009; Daou ve ark., 2009; Ertu rul ve ark., 2010). Klinik çal mam z sonucunda 18 ay sonunda klinik olarak kabul edilir restorasyonlar n oran Ketac N100 grubunda %93,2, Dyract Extra grubunda ise %97,7 olarak bulunmu, tüm takip zamanlar boyunca iki grubun ba ar oranlar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir fark tespit edilmemi tir. Takip edilen kriterler yönünden çal mam n sonuçlar incelendi inde Ketac N100 grubunda ba ar z say lan 3 restorasyon d nda, 1 restorasyonda 6. ayda kenar bütünlü ü (skor-2) ve anatomik formda (skor-2) hafif düzeyde bozulma, 1 restorasyonda ise 12. ayda yüzey düzgünlü ünde bozulma (skor-2) gözlenmi tir. Dyract Extra grubunda ise ba ar z olan 1 restorasyon d nda hiçbir restorasyonda anatomik form, kenar bütünlü ü ve yüzey düzgünlü ü aç ndan hasar gözlenmemi tir. ki grup aras nda anatomik form, kenar bütünlü ü ve yüzey düzgünlü ü aç ndan hiçbir takip zaman nda istatistiksel olarak anlaml bir fark tespit edilmemi tir. Ara rmam zda inceledi imiz di er bir kriter olan sekonder çürü e ise her iki grupta da hiçbir hastada rastlanmam r.
128 115 Kompomer ve RMC S lerin incelendi i klinik çal malar de erlendirildi inde en fazla görülen ba ar zl k nedenlerinin kenar bütünlü ünde bozulma ve sekonder çürük olu umu oldu u görülmektedir (Folkesson ve ark., 1999; Papagiannoulis ve ark., 1999; Croll ve ark., 2001; Duggal ve ark., 2002; Hübel ve Mejare, 2003; Qvist ve ark., 2004a; Turgut ve ark., 2004; Kramer ve ark., 2006). Restoratif materyalin ba lanma dayan kl n zaman içinde mekanik ve termal streslere ba olarak bozulmas, kenar uyumunun mikro k klar olu arak bozulmas ile sonuçlanmaktad r (Dos Santos ve ark., 2009). Kenar uyumunda görülen bu bozulmayla beraber restoratif materyal ile di dokusu aras nda olu an bo luk ise mikros nt görülmesine neden olarak sekonder çürük olu ma riskini artt rmaktad r. Dos Santos ve ark. (2009), sekonder çürük olu umu ba lamas yla da materyalin ba lanma dayan kl n daha da dü tü ünü bu nedenle restorasyonlar n bu iki ba ar zl k kriterinin birbiriyle ili kide oldu unu belirtmi tir. Retansiyon kayb na ba olarak restorasyonun ba ar zl yla sonuçlanan kenar bütünlü ünde bozulmada bir di er etken ise kavitenin dizayn r (Dos Santos ve ark., 2009). Papagiannoulis ve ark. (1999), süt di lerinde s f II restorasyonlarda Dyract in klinik ba ar oran 24. ay sonunda %90 bulduklar çal ma sonucu elde ettikleri bu yüksek retansiyon oran, kavite dizaynlar n Black prensiplerine uygun olmas na ba lam lard r. Turgut ve ark. (2004) ise, ara rmalar nda kompomerin (Dyract AP) asitle pürüzlendirme yap lmas na ra men klinik ba ar zl k oran %12,5 olarak bulmu lar ve bu yüksek ba ar zl k oranlar nda kavite dizaynlar n retantif olmamas n etkisi oldu unu belirtmi lerdir. Hübel ve Mejare (2003), RMC S in (Vitremer) süt az di lerinin s f II restorasyonundaki klinik ba ar 3 l sonunda %94 olarak bulmu lar, ba ar zl n önüne geçilebilmesi için kavitelerin mekanik retansiyona izin verecek formda haz rlanmas gerekti ini belirtmi lerdir. Çal mam zda da özellikle kompomer grubunda kenar bütünlü ünde bozulma oranlar n dü ük olmas nda asitle pürüzlendirme yap lmas na ba olarak materyalin ba lanma kuvvetinin artmas n etkili oldu unu ve bunun yan s ra; her iki grupta da haz rlanan kavitelerin okluzal yüzeyde yard mc kavite içermeleri nedeniyle daha retantif olmas n da ba ar artt rd dü ünmekteyiz.
129 116 Her ne kadar çal mam n in vitro bölümünde Ketac N100 ün Dyract Extra ya göre anlaml derecede yüksek F salma kapasitesine sahip oldu u görülse de çal mam zda her iki grupta da sekonder çürük görülmedi inden bu durumun materyallerin klinik ba ar na olan etkisini belirleyemedik. Sekonder çürük olu umu; tek bir etkene ba olarak ortaya ç kmay p hasta ve restoratif materyalle ili kili birçok faktörden etkilenmektedir (Sidhu, 2010). Bu nedenle sekonder çürük olu umunun önlenmesinde materyallerin F sal m kapasitelerinin yan s ra restorasyonlar n kenar uyumunun ve bütünlü ünün korunmas n da oldukça etkili oldu u (Daou ve ark., 2009) göz önüne al nd nda; çal mam zda bu kriterlerden elde edilen yüksek ba ar oranlar n da sekonder çürük gözlenmemesinde rolü oldu unu dü ünmekteyiz. Bu kriterlerin yan s ra sekonder çürük olu umu üzerinde hastalar n çürük aktivitelerinin de etkili oldu u belirtilmektedir (Croll ve ark., 2001). Her ne kadar çal mam za dahil edilen hastalar n çürük risk tayinleri yap lmam olsa da hastalar n zlar ndaki tüm çürüklü di ler tedavi ba lang nda restore edilmi, hastalara ve ailelerine oral hijyen e itimi verilmi, ayr ca düzenli olarak kontrol alt nda olan hastalar oral hijyen konusunda tüm takip kontrollerinde motive edilmi tir. Bu durumda hastalar n ba lang çta yüksek de olsa çürük aktivitelerinin dü mesi çal mam z boyunca sekonder çürük görülmemesinde etkili olabilir. Yap lan çal malarda kompomer ve RMC S lerin klinik olarak ba ar zl na neden oldu u bildirilen di er bir faktör ise dü ük a nma dirençleridir (Croll ve ark., 2001; Duggal ve ark., 2002; Qvist ve ark., 2004a). Materyallerin zamanla kompozit rezinlere ve amalgama oranla daha fazla a nmas ; yüzey düzgünlüklerinin, anatomik formlar n ve kenar bütünlüklerinin bozulmas yla sonuçlanmaktad r. Her ne kadar süt di lerinin fizyolojik olarak a nmas, yap lan restorasyonlarda görülen a nman n etkilerini sürekli di lere göre k sa olan klinik ömürleri süresince azatlasa da (Dos Santos ve ark., 2009) bir çok çal mada kompomer ve RMC S lerin okluzal kuvvetlerle dentin ya da kaide materyali aç a ç karacak kadar a nmas yla yüksek oranda ba ar zl k görüldü ü bildirilmektedir (Papagiannoulis ve ark., 1999; Croll ve ark., 2001; Duggal ve ark., 2002). Ancak materyallerde a nman n de erlendirilmesi subjektif olup restorasyonun anatomik formundaki de ikliklere bak larak karar verildi inden çal malar aras nda kar la rma yapmak
130 117 güçle mektedir. Ayr ca kompomerle ilgili bu sorunun kar la ld çal malarda materyal olarak Dyract in kullan ld görülmektedir (Papagiannoulis ve ark., 1999; Duggal ve ark., 2002; Qvist ve ark., 2004a). Çal mam zda kulland z Dyract Extra, Dentsply firmas taraf ndan piyasaya sürülen 3. jenerasyon bir kompomer olup ilk iki jenerasyona göre (Dyract, Dyract AP) a nma direnci daha yüksek olmas na ba olarak çal mam zda bu gruptaki restorasyonlarda anatomik form ya da yüzey düzgünlü ünde bozulma gözlenmedi ini, Ketac N100 ün ise yüksek nano doldurucu içeri iyle a nma direncinin artmas, bu grupta yüzey düzgünlü ü ve anatomik form kriterlerinde yüksek ba ar elde edilmesini sa lad dü ünmekteyiz. Çal malarda de erlendirilen di er bir kriter, direkt olarak materyalin ba ar zl ile sonuçlanmasa da kenar renkle mesidir. Kenar renkle mesi di dokular ile restoratif materyal aras nda olu an ba lanman n ba ar zl nedeniyle olu an mikros nt n bir sonucudur (Tyas, 1998; Pascon ve ark., 2006). Bu nedenle kenar renkle mesi gözlenmesi; restorasyonlarda kenar bütünlü ünde bozulma nedeniyle sekonder çürük olu ma riskini ve klinik ba ar zl k görülme riskini artt rmakta, ayn zamanda materyalin estetik uyumunun da zay flamas na neden olmaktad r (Sidhu, 2010). Çal mam zda kenar renkle mesi bak ndan Ketac N100 grubunun 12. ve 18. aylarda Dyract Extra grubuna göre istatistiksel olarak anlaml ekilde daha ba ar z oldu u gözlenmi tir. Ketac N100 grubunda 6. ayda restorasyonlar n %15,4 ünde, 12. ayda %42 sinde ve 18. ayda ise %52,4 ünde kenar renkle mesine rastlan rken Dyract Extra grubunda tüm takip zamanlar nda hiçbir restorasyonda kenar renklenmesi gözlenmemi tir. Çal mam n in vitro bölümünde Dyract Extra n n ba lanma kuvvetinin Ketac N100 e göre anlaml derecede yüksek oldu u göz önüne al nd nda klinikte elde etti imiz bu sonuç beklenen bir durumdur. Ancak materyallerin in vitro ko ullarda neden olduklar mikros nt kar la rd zda aralar nda istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmam olmas Ketac N100 materyalinin di dokular na olan ba lanmas n zamanla ve a z ortam nda termal streslerin yan s ra mekanik kuvvetlere maruz kald kça bozuldu unu ve buna ba olarak gerçekle en mikros nt sonucu kenar renkle mesinin ortaya ç kt dü ünmekteyiz. Her ne kadar bu durum 18 ayl k takip süresi boyunca Ketac N100
131 118 grubunda elde edilen ba ar oranlar na etki etmemi olsa da daha uzun takip sürelerinde bu durumun materyalin klinik ba ar olmusuz etkileyebilir. Bu nedenle gelecekte Ketac N100 materyalinin mikros nt n incelenece i in vitro çal malarda termal streslerin yan s ra mekanik streslerin de restorasyon üzerine etkisinin incelenmesi, in vivo çal malar n ise daha uzun takip süresine sahip olmas gerekmektedir. Süt di lerinde kullan lacak bir restoratif materyalde olmas gereken di er bir önemli özellik de materyalin kolay manipüle edilerek h zl bir ekilde uygulanabilmesidir (Kilpatrick, 1993; Mass ve ark., 1999; Duggal ve ark., 2002). Her ne kadar Ketac N100 materyalinin asitle pürüzlendirme basama n olmamas uygulama süresini kompomere göre k saltsa da kullan m öncesi kar rma gerektirmesi hava kabarc olu mas na neden olabilmektedir. Ayr ca materyal; Dyract Extra ya göre oldukça yap kan bir k vamda olup zor ekillendirilmekte ve kondanse edilebilmekte, bu nedenle de s f II restorasyonlarda gingival basamakta bo luk kalmamas için oldukça özenli bir çal ma gerektirmektedir. Bu nedenle de restorasyonlar n yap ve bitirme i lemi kompomer restorasyonlar na göre daha uzun sürmektedir. Bu durum Ketac N100 ün çocuk hastalarda kullan s rland racak dezavantajlar n ba nda gelmektedir. Ketac N100 materyali ile ilgili kaynak taramas nda bulunan tek klinik çal ma, Croll ve Berg in (2007) 2 süt di ine yapt klar s f II restorasyonlar içeren olgu sunumudur. Ara rmac lar 14 ayl k takip periyodu sonucu restorasyonlar ba ar bulmu, materyalin nano doldurucular sayesinde kazand üstün özellikler ile özellikle ön grup di lerde hekimlerin s kça tercih edece i materyal haline gelece ini söylemi lerdir. Ancak üphesiz tek bir olgu üzerinden bu sonuca varmak mümkün de ildir. Ayr ca çal mam z sonucu materyalde en fazla görülen bozulman n kenar renkle mesi oldu u göz önüne al nd nda materyalin esteti in önemli oldu u olgularda ve ön di lerin restorasyonunda kullan lamayaca dü ünmekteyiz. Çal mam z sonuçlar de erlendirildi inde; Ketac N100 ün ba lanma kuvveti in vitro ko ullarda mikros nt önlemeye yeterli düzeyde gibi görülse de zamanla
132 119 z ortam ndaki mekanik, kimyasal ve termal streslerle kenar renkle mesi göstermesi bu ba lanma kuvvetinin klinik ko ullarda mikros nt n önüne geçemedi inin bir i aretidir. Ayr ca kenar renkle mesi materyalin ön grup di lerde kullan lmas engellerken manipülasyonunun zorlu unun ise s f II kavitelerde kullan güçle tiren bir etkendir. Bu sonuçlar n nda her ne kadar materyallerin klinik ba ar lar aras nda bir fark bulunmasa da; Ketac N100 ün rutin klinik kullan mda Dyract Extra ya alternatif olamayaca dü ünmekteyiz. Ancak yine de Ketac N100 ün Dyract Extra ya göre yüksek F sal m de erlerine sahip olmas, çürük riski yüksek bireylerde kullan nda önemli bir avantaj sa layabilir. Bu nedenle yüksek çürük riskine sahip hasta gruplar nda yap lacak uzun dönem takipli çal malara Ketac N100 ün klinik ba ar n ara lmas na ihtiyaç bulunmaktad r.
133 SONUÇ VE ÖNER LER Ketac N100 materyalinin süt az di lerinde restoratif materyal olarak kullan Dyract Extra ile kar la rmal olarak inceledi imiz çal mam zda materyallerin mikros nt, ba lanma dayan ve F sal m özellikleri in vitro olarak, materyallerin süt az di lerinde s f II restorasyonlardaki klinik ba ar ise in vivo olarak 18 ay takiple de erlendirilmi tir. Çal man n in vivo bölümü sonucunda; Birinci ve ikinci süt az di lerinin klinik ba ar lar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir farkl k bulunmam r (p>0,0125). ki grup aras nda anatomik form, kenar bütünlü ü ve yüzey düzgünlü ü aç ndan hiçbir takip zaman nda istatistiksel olarak anlaml bir fark tespit edilmemi tir (p>0,0125). Sekonder çürü e ise her iki grupta da hiçbir hastada rastlanmam r. Kenar renkle mesi kriteri aç ndan Ketac N100 grubu, 12. ve 18. aylarda Dyract Extra grubuna göre istatistiksel olarak anlaml ekilde daha ba ar z bulunmu tur (p<0,0125 ve p<0,0125). Her iki grubun grup içi de erlendirilmesinde, tüm takip zamanlar ndaki ba ar oranlar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir farkl k bulunmam r (p>0.0042). Ketac N100 ve Dyract Extra n n gruplar aras de erlendirilmesinde, tüm takip zamanlar nda klinik ba ar lar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir farkl k bulunmam r (p>0,0125). Çal mam n in vitro bölümü sonucunda; Ketac N100 ile Dyract Extra n n s f V restorasyonlardaki mikros nt lar aras nda hem servikal hem de okluzal kenarda istatistiksel olarak anlaml bir farkl k bulunmam r (p>0,05). Her iki grubun grup içi de erlendirilmesinde, servikal ve okluzal kenarlar aras nda mikros nt aç ndan istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmam r (p>0,05).
134 121 Ketac N100 ün süt di i dentinine olan ba lanma kuvveti (13,8 MPa) Dyract Extra ya (44,6 MPa) göre anlaml derecede dü ük bulunmu tur (p<0,05). Ketac N100 grubunda %30 oran nda koheziv rezin, %65 oran nda adeziv ve %5 oran nda kar k k k gözlenirken, Dyract Extra grubunda %40 oran nda koheziv rezin, %40 oran nda adeziv, %20 oran nda ise kar k k k gerçekle ti i saptanm r. ki grup aras nda k k tipleri aç ndan istatistiksel bir farkl k bulunmazken gruplar n grup içi de erlendirilmesinde ba lanma kuvvetleri ile k k tipleri aras nda da istatistiksel bir anlaml k saptanmam r (p>0,05 ve p>0,05). Ketac N100 ün distile suda sald F miktarlar tüm ölçüm yap lan zamanlarda Dyract Extra ya göre anlaml derecede yüksek bulunmu tur (p<0,005). Grup içi de erlendirmede, ölçüm zamanlar ile F sal m miktarlar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir ili ki bulunmam r (p>0,0006). Tüm bu bilgiler nda, Ketac N100 ün in vitro ba lanma de erleri ve in vivo olarak neden oldu u kenar renkle mesi göz önüne al nd nda süt di lerinde kullan yla Dyract Extra dan daha iyi bir ba ar sa lamayaca dü ünmekteyiz. Ancak Ketac N100 ün yüksek F salma kapasitesinin yüksek çürük aktivitesine sahip çocuklarda avantaj sa layaca dü ünülürse arka grup di lerde, direkt okluzal kuvvet alt nda olmayan bölgelerde kullan labilece i kan nday z.
135 122 ÖZET Süt Di i Restorasyonlar nda Bir Nano yonomer Materyal ve Kompomerin n Vivo ve n Vitro Ko ullarda Kar la lmal De erlendirilmesi Çal mam zda nano-iyonomer olan Ketac N100 ün; süt di lerinde s f II kavitelerde restoratif materyal olarak klinik ba ar ile in vitro ko ullarda mikros nt, mikro gerilim ba lanma dayan kl ve F sal özelliklerinin kompomerle (Dyract Extra) kar la rmal olarak incelenmesi amaçlanm r. Çal mam n in vivo bölümünde restoratif materyallerin klinik ba ar ; ya lar 6 ile 10 aras de en 26 çocuk hastan n ikiyüzlü dentin çürü ü bulunan 104 süt az di i (54 süt IV, 54 süt V) üzerinde gerçekle tirilmi tir. Yap lan restorasyonlar tedaviden sonra 3., 6., 12. ve 18. aylarda modifiye USPHS kriterleri kullan larak klinik ve radyografik olarak de erlendirilmi tir. Çal mam n in vitro bölümünde, restoratif materyallerin mikros nt boya s nt test yöntemi ile çekilmi 10 adet süt az di inde s f V kaviteler üzerinde de erlendirilmi tir. Materyallerin süt di i dentinine olan ba lanma kuvveti mikrogerilim ba lanma dayan m testi ile 20 adet çekilmi süt az di inde okluzal orta dentin üzerinde de erlendirilmi tir. Restoratif materyallerden sal nan F miktarlar ise toplam 20 adet disk (1mm derinlikte, 10 mm çap nda) üzerinde iyon kromatografi yöntemi ile 1-7., 14., 21. ve 28. günlerde yap lan ölçümler ile de erlendirilmi tir. Bu çal mada elde edilen verilerin analizi SPSS 12 for Windows yaz kullan larak yap lm r. Restoratif materyallerin klinik ba ar McNemar testi ile de erlendirilmi tir. Grup içi ba ar oranlar n kontrol zamanlar na göre yap lan kar la rmalar nda Bonferroni Düzeltmesine göre p<0,0042 için, kontrol zamanlar boyunca gruplar aras kar la lmas nda ise p<0,0125 için sonuçlar istatistiksel olarak anlaml kabul edilmi tir. Restoratif materyallerin mikros nt miktarlar Fisher s Exact testi, mikro gerilim ba lanma dayan kl klar Mann-Whitney U testi ile de erlendirilmi, p<0,05 oldu unda bulunan fark istatistiksel olarak anlaml kabul edilmi tir. Restoratif materyallerden sal nan flor iyonu miktarlar n de erlendirilmesinde grup içi ölçüm zamanlar na göre sal nan flor miktarlar Wilcoxon aret testiyle de erlendirilmi, Bonferroni Düzeltmesine göre p<0,0006 için sonuçlar istatistiksel olarak anlaml kabul edilmi tir. Ölçüm zamanlar boyunca iki grup aras flor sal m miktarlar n fark ise Mann Whitney U testiyle de erlendirilmi, Bonferroni Düzeltmesine göre p<0,005 için sonuçlar istatistiksel olarak anlaml kabul edilmi tir. Çal mam n in vivo bölümü sonucunda; birinci ve ikinci süt az di lerinin klinik ba ar lar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir farkl k bulunmam r (p>0,0125). Anatomik form, kenar bütünlü ü, sekonder çürük ve yüzey düzgünlü ü bak ndan iki grup aras nda tüm takip zamanlar nda istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmam r (p>0,0125). Kenar renkle mesi bak ndan Ketac N100 grubu, Dyract Extra grubuna göre 12. ve 18. aylarda istatistiksel olarak anlaml derecede ba ar z bulunmu tur (p<0,0125 ve p<0,0125). Çal mam zda restoratif materyallerin klinik ba ar 3., 6., 12. ve 18. aylarda de erlendirildi inde; Ketac N 100 grubunda s ras yla %100; %98,1; %96,1; %93,2; Dyract Extra grubunda ise %100; %98,1; %98,0; %97,7 olarak bulunmu, grup içi ve gruplar aras ndaki ba ar oran farkl klar hiçbir takip zaman nda istatistiksel olarak anlaml bulunmam r (p>0,0042, p>0,0125).
136 123 Çal mam n in vitro bölümü sonucunda; materyallerin mikros nt lar aras nda hem servikal hem de okluzal kenarda istatistiksel olarak anlaml bir farkl k bulunmam r (p>0,05). Her iki grubun grup içi de erlendirilmesinde, servikal ve okluzal kenarlar aras nda mikros nt aç ndan istatistiksel olarak anlaml bir fark bulunmam r (p>0,05). Ketac N100 ün süt di i dentinine olan ba lanma kuvveti (13,8 MPa), Dyract Extra ya (44,6 MPa) göre anlaml derecede dü ük bulunmu tur (p<0,05). Ketac N100 grubunda yüksek oranda adeziv tip, Dyract Extra grubunda ise koheziv rezin ve adeziv tip k k gözlenmi tir. Grup içi de erlendirmede, her iki grupta da ba lanma kuvveti ile k k tipi aras nda istatistiksel olarak anlaml bir ili ki bulunmam r (p>0,05). Ketac N100 ün sald flor miktarlar tüm ölçüm yap lan zamanlarda Dyract Extra ya göre anlaml derecede yüksek bulunmu tur (p<0,005). Grup içi de erlendirmede, ölçüm zamanlar ile flor sal m miktarlar aras nda istatistiksel olarak anlaml bir ili ki bulunmam r (p>0,0006). Çal ma sonucunda; Ketac N100 ün in vitro ba lanma de erleri ve in vivo olarak neden oldu u kenar renkle mesi göz önüne al nd nda süt di lerinde kullan yla Dyract Extra dan daha iyi bir ba ar sa lamayaca dü ünülmektedir. Ancak Ketac N100 ün yüksek flor salma kapasitesinin yüksek çürük aktivitesine sahip çocuklarda avantaj sa layaca dü ünülürse arka grup di lerde, direkt okluzal kuvvet alt nda olmayan bölgelerde kullan labilece ini dü ünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: Flor sal, kompomer, nano-iyonomer, mikrogerilim ba lanma dayan, mikros nt.
137 124 SUMMARY In Vivo and In Vitro Comparative Evaluation of a Nano-Ionomer Material and a Compomer In Prtimary Teeth Restorations The aim of this study was to make a comparative evaluation of Ketac N100, a nano-ionomer, and compomer (Dyract Extra) in terms of clinical success in class II restorations of primary teeth and in vitro microleakage, microtensile bond strength and F release properties. In the in vivo part of the study, clinical success of restorative materials were evaluated in 104 primary teeth (54 first primary teeth and 54 second primary teeth) with dentine caries of 26 children, between the ages 6-10 years. Restorations were evaluated clinically and radiographically with reference to modified USPHS criteria at 3, 6, 12, and 18 months. In the in vitro part of the study, microleakage of restorative materials was assessed with dye penetration test method on class V cavities of 10 extracted primary molars. Tensile bond strength of materials was assessed with microtensile bond strength test on occlusal flat mid-dentin of 20 extracted primary molars. The amounts of F released from materials were measured by ion chromatography at 1-7, 14, 21 and 28 days, on 20 disk specimens (with a depth of 1 mm and a diameter of 10 mm). Statistical analysis of all data was performed using SPSS 12 for Windows. Clinical success of restorative materials was statistically analyzed using McNemar test. According to Bonferroni correction; p<0,0125 for comparison of intra-group success rates and p<0,0125 for comparison of inter-group success rates among follow-up periods were considered statistically significant. Statistical analysis of microleakage and microtensile bond strength of restorative materials was done with Fisher s Exact and Mann-Whitney tests, respectively, and p<0,05 was considered statistically significant. Intra-group statistical analyses of F amounts released from materials among test periods were performed using Wilcoxon Signed-rank test and p<0,0006 was considered statistically significant. Inter-group statistical analyses of F amounts released from materials among test periods were performed using Mann Whitney U test and p<0,005 was considered statistically significant. In the in vivo part of the study, no significant differences were found between clinical success rates of first and second primary molars (p>0,0125). Statistical analysis revealed no significant differences among each evaluation period between groups in regard to anatomic form, marginal integrity, secondary caries and surface texture (p>0,0125). Ketac N100 group was found less successful than Dyract Extra group at 12 and 18 months in terms of marginal discoloration (p<0,0125 and p<0,0125). The evaluation of overall success of the restorative materials at the 3rd, 6th, 12th and 18th months showed success rates for Ketac N100 and Dyract Extra as %100; %98,1; %96,1; %93,2 and %100; %98,1; %98,0; %97,7, respectively. Statistical analysis of intra-group and inter-group success rates of the materials showed no significant differences in follow-up examinations (p>0,0042, p>0,0125). In the in vitro microleakage study, no significant difference was found between groups (p>0,05). Also there was no significant difference between cervical and occlusal leakage of groups (p>0,05). Bond strength of Ketac N100 (13,8 MPa) to primary tooth dentin was found significantly lower than Dyract Extra (44,6 MPa) (p<0,05). While adhesive failure was the most common
138 125 failure type in Ketac N100 group, cohesive resin and adhesive failures were generally observed in Dyract Extra. There was no significant relationship between bond strength and failure type (p>0,05). Amounts of F released from Ketac N100 was found significantly higher than Dyract Extra in all test periods (p<0,005). No significant difference was found between amounts of F among test periods in inter-group analyses (p>0,0006). In conclusion; when in vitro bond strength and marginal discoloration seen in vivo in Ketac N100 group is taken into consideration, we think that Ketac N100, as a restorative material in primary teeth, failed to prove as successful as Dyract Extra did. However, high F release capacity of Ketac N100 can be useful in children with high caries activity. Ketac N100 can be used in posterior teeth and regions not directly affected by occlusal forces. Key words: Compomer, floride release, microleakage, microtensile bond strength, nanoionomer.
139 126 KAYNAKLAR ABATE, P.F., BERTACCH, S.M., POLACK, M.A., MACCH, R.L. (1997). Adhesion of a compomer to dental structures. Quintessence Int., 28: ABDALLA, A.I. (2000). Morphological interface between hybrid ionomers and dentin with and without smear-layer removal. J Oral Rehabil., 27: ADA COUNC L ON SC ENT C AFFA RS. (2003). Direct and indirect restorative materials. J Am Dent Assoc., 134: AJAM, B., MAKAREM, A., N KNEJAD, E. (2007). Microleakage of class V compomer and light-cured glass ionomer restorations in young premolar teeth. J Mash Dent Sch., 31: AKAL, N., ÖZTA, N., ÖLMEZ, A., PARLATAN, K. (1996). Üç restoratif materyalin uzun süreli florid sal n in vitro olarak de erlendirilmesi. G Ü Di hek Fak Derg., 13: AKBAY OBA, A., ARAS,. (2003). Fuji II LC ve F2000 in mikros nt özelliklerinin ara lmas. G Ü Di hek Fak Derg., 20: AKBAY OBA, A., ARAS,. (2004). Fuji II LC ve F2000 den fluor iyonu sal ve yeniden yüklenebilme özelli inin de erlendirilmesi. A Ü Di Hek Fak Derg., 31: AKBAY OBA, A., ARAS,., ÖZTA, D. (2003). Fuji II LC ve F2000 in süt di i mine ve dentinine adezyon özelliklerinin in vitro ko ullarda kar la lmas. G Ü Di hek Fak Derg., 20: AKBAY OBA, A., SÖNMEZ, I.S., SARI, S. (2009). Clinical evaluation of a colored compomer in primary molars. Med Princ Pract.,18: AL-NA, O.T., ITOTA, T., HOBSON, R.S., MCCABE, J.F. (2008). Fluoride release for restorative materials and its effect on biofilm formation in natural saliva. J Mater Sci Mater Med., 19: AL-OBA, F.F., SALAMA, F.S. (1996). Resin-modified glass ionomer restorations in primary molars: a comparison of three in vitro procedures. J Clin Pediatr Dent., 21: ALAN, A.H., TOH, C.G. (1997). Detection of microleakage around dental restorations: a review. Oper Dent., 22: ALMUAMMAR, M.F., SCHULMAN, A., SALAMA, F.S. (2001). Shear bond strength of six restorative materials. J Clin Pediatr Dent., 25: ALTAY, N., ÇEHREL, Z.C. (1997). Compomers: A potential substitute for resin composites in preventive resin restorations. H Ü Di Hek Fak., 21: ALTUN, C. (2004). Restoratif di hekimli inde mikros nt. Gülhane T p Derg., 46: ALTUN, C., GÜVEN, G., BA AK, F., AKBULUT, E. (2005). Alt -onbir ya grubu çocuklar n a z-di sa yönünden de erlendirilmesi. G Ü Di hek Derg., 47:
140 127 ANONYMUS. (2006). Ion exchange principles and methods. Eri im: [ C D0EC6/$file/ AA.pdf]. Eri im tarihi: ANONYMUS. (2009). Technical product file ketac. Eri im: [ mws/mediawebserver?66666uuzjcfslxttmxttoxtvevuqecuzgvs6evs6e ]. Eri im tarihi: ANUSAVICE, K.J. (1989). Criteria for selection of restorative materials: Properties versus technique sensivity. In: Quality Evaluation of Dental Restorations. Criteria for placement and replacement, Ed.: K.J. Annusavice. Chicago: Quintessence Publishing co, Inc, Chapter 1. ARMSTRONG, S., GERALDEL, S., MA A, R., RAPOSO, L.H., SOARES, C.J., YAMAGAWA, J. (2010). Adhesion to tooth structure: a critical review of "micro" bond strength test methods. Dent Mater., 26: e ATA, P. (1982). Di hastal klar patolojisi ve tedavisi. In: Konservatif Di Tedavisi, Ed.: P. Ata. stanbul: stanbul Yenilik Bas mevi, Bölüm 2. ATTAR, N., K REM TÇ, A., ÖNEN, A. (1999). Farkl yap daki cam-iyonomer dolgu maddelerinin k sa süreli florür sal mlar n invitro olarak incelenmesi. H Ü Di Hek Fak Derg., 23: ATTAR, N., ÖNEN, A. (2002). Fluoride release and uptake characteristics of aesthetic restorative materials. J Oral Rehabil., 29: ATTAR, N., TURGUT, M.D. (2003). Fluoride release and uptake capacities of fluoridereleasing restorative materials. Oper Dent., 28: ATT N, T., BUCHALLA, W., HELLW G, E. (1996). Influence of enamel conditioning on bond strength of resin-modified glass ionomer restorative materials and polyacidmodified composites. J Prosthet Dent., 76: AZ LLAH, M.A., ANST CE, H.M., PEARSON, G.J. (1998). Long-term flexural strength of three direct aesthetic restorative materials. J Dent., 26: BAGHDAD, Z.D. (2003). Bond strengths of Dyract AP compomer material to dentin of permanent and primary molars: phosphoric acid versus non-rinse conditioner. J Dent Child (Chic)., 70: BALA, O. (1998). Poliasit-modifiye kompozit rezinler (kompomerler) literatür taramas. Eri im: [ Eri im tarihi: BARNES, D.M., THOMPSON, V.P., BLANK, L.W., MCDONALD, N.J. (1993). Microleakage of Class 5 composite resin restorations: a comparison between in vivo and in vitro. Oper Dent., 18: BERG, J.H. (1998). The continuum of restorative materials in pediatric dentistry--a review for the clinician. Pediatr Dent., 20: BERZ NS, D.W., ABEY, S., COSTACHE, M.C., W LK E, C.A., ROBERTS, H.W. (2010). Resin-modified glass-ionomer setting reaction competition. J Dent Res., 89: LG N, Z. (2000). Pedodontide rezin modifiye cam iyonomer simanlar ve kompomerler. A Ü Di Hek Derg., 27: LG N, Z., ÖZALP, N. (1998). Fluoride release from three different types of glass ionomer cements after exposure to NaF solution and APF gel. J Clin Pediatr Dent., 22:
141 128 LG N, Z., ÖZALP, N., SARI,. (2002). Süt az di lerinde Dyract in 24 ayl k klinik de erlendirilmesi. A Ü Di Hek Fak Derg., 29: BLACK, G.V. (1917). Excavation of cavities by classes. In: A Work On Operative Dentistry, Volume Two: The Technical Procedures In Filling Teeth, Ed.; G.V. Black. Chicago: Medico-Dental Publishing Company, p: BORD N-AYKROYD, S., SEFTON, J., DAV ES, E.H. (1992). In vitro bond strengths of three current dentin adhesives to primary and permanent teeth. Dent Mater., 8: BRACKETT, W.W., GUNN N, T.D., G LPATR CK, R.O., BROWN NG, W.D. (1998). Microleakage of Class V compomer and light-cured glass ionomer restorations. J Prosthet Dent., 79: BURKE, F.J., FLEM NG, G.J., OWEN, F.J., WATSON, D.J. (2002). Materials for restoration of primary teeth: 2. Glass ionomer derivatives and compomers. Dent Update., 29: 10-4, BURKE, F.J., HUSSA N, A., NOLAN, L., FLEM NG, G.J. (2008). Methods used in dentine bonding tests: an analysis of 102 investigations on bond strength. Eur J Prosthodont Restor Dent., 16: BURKE, F.M., RAY, N.J., MCCONNELL, R.J. (2006). Fluoride-containing restorative materials. Int Dent J., 56: BURROW, M.F., NOPNAKEEPONG, U., PHRUKKANON, S. (2002). A comparison of microtensile bond strengths of several dentin bonding systems to primary and permanent dentin. Dent Mater., 18: CAVALCANTE, L.M., ERHARDT, M.C., BEDRAN-DE-CASTRO, A.K., P MENTA, L.A., AMBROSANO, G.M. (2006). Influence of different tests used to measure the bond strength to dentin of two adhesive systems. Am J Dent., 19: CENC, M.S., PERE RA-CENC, T., DONASSOLLO, T.A., SOMMER, L., STRAPASSON, A., DEMARCO, F.F. (2008). Influence of thermal stress on marginal integrity of restorative materials. J Appl Oral Sci., 16: CHAN, K.S., LEE, Y.D., N COLELLA, D.P., FURMAN, B.R., WELL NGHOFF, S., RAWLS, H.R. (2007). Improving fracture toughness of dental nanocomposites by interface engineering and micromechanics. Eng Fract Mech., 74: CHARLTON, D.G., MOORE, B.K. (1992). In vitro evaluation of two microleakage detection tests. J Dent., 20: CHR STENSEN, G.J. (1997). Compomers vs. resin-reinforced glass ionomers. J Am Dent Assoc., 128: CORTES, O., GARC A, C., PEREZ, L., PEREZ, D. (1998a). Marginal microleakage around enamel and cementum surfaces of two compomers. J Clin Pediatr Dent., 22: CORTES, O., GARC A, C., PEREZ, L., BRAVO, L.A. (1998b). A comparison of the bond strength to enamel and dentin of two compomers: an in vitro study. ASDC J Dent Child., 65: COUT NHO, E., CARDOSO, M.V., DE MUNCK, J., NEVES, A.A., VAN LANDUYT, K.L., PO TEV N, A., PEUMANS, M., LAMBRECHTS, P., VAN MEERBEEK, B. (2009). Bonding effectiveness and interfacial characterization of a nano-filled resinmodified glass-ionomer. Dent Mater., 25: CR M, G.A., MATT NGLY, S.L. (1981). Evaluation of two methods for assessing marginal leakage. J Prosthet Dent., 45:
142 129 CR SP, S., FERNER, A.J., LEW S, B.G., W LSON, A.D. (1975). Properties of improved glass-ionomer cement formulations. J Dent., 3: CROLL, T.P., BAR-Z ON, Y., SEGURA, A., DONLY, K.J. (2001). Clinical performance of resin-modified glass ionomer cement restorations in primary teeth. A retrospective evaluation. J Am Dent Assoc., 132: CROLL, T.P., BERG, J.H. (2007). Resin-modified glass-ionomer restoration of primary molars with proximating Class II caries lesions. Compend Contin Educ Dent., 28: CROLL, T.P., N CHOLSON, J.W. (2002). Glass ionomer cements in pediatric dentistry: review of the literature. Pediatr Dent., 24: CROLL, T.P., PH LL PS, R.W. (1986). Glass ionomer-silver cermet restorations for primary teeth. Quintessence Int,. 17: CZARNECKA, B., L MANOWSKA-SHAW, H., N CHOLSON, J.W. (2002). Buffering and ion-release by a glass-ionomer cement under near-neutral and acidic conditions. Biomaterials., 23: ÇEHREL, Z.C., AKÇA, T., ALTAY, N. (2003). Bond strengths of polyacid-modified resin composites and a resin-modified glass-ionomer cement to primary dentin. Am J Dent., 16 Spec No:47A-50A. ÇEHREL, Z.C., YAZ, R., GARCIA-GODOY, F. (2000). Effect of 1.23 percent APF gel on fluoride-releasing restorative materials. ASDC J Dent Child., 67: ÇET N, A.R., ÜNLÜ, N. (2009). One-year clinical evaluation of direct nanofilled and indirect composite restorations in posterior teeth. Dent Mater J., 28: DAOU, M.H., TAVERN ER, B., MEYER, J.M. (2009). Two-year clinical evaluation of three restorative materials in primary molars. J Clin Pediatr Dent., 34: DE MOOR, R.J., VERBEECK, R.M. (2002). Effect of encapsulation on the fluoride release from conventional glass ionomers. Dent Mater., 18: DE MOOR, R.J., VERBEECK, R.M., DE MAEYER, E.A. (1996). Fluoride release profiles of restorative glass ionomer formulations. Dent Mater., 12: DELME, K.I., DEMAN, P.J., DE BRUYNE, M.A., NAMMOUR, S., DE MOOR, R.J. (2010). Microleakage of glass ionomer formulations after erbium:yttrium-aluminiumgarnet laser preparation. Lasers Med SciMar., 25: DHONDT, C.L., DE MAEYER, E.A., VERBEECK, R.M. (2001). Fluoride release from glass ionomer activated with fluoride solutions. J Dent Res., 80: DOS SANTOS, M.P., PASSOS, M., LU Z, R.R., MA A, L.C. (2009). A randomized trial of resin-based restorations in class I and class II beveled preparations in primary molars: 24-month results. J Am Dent Assoc., 140: DOS SANTOS, P.H., PAVAN, S., ASSUNÇAO, W.G., CONSAN, S., CORRER- SOBR NHO, L., S NHORET, M.A. (2008). Influence of surface sealants on microleakage of composite resin restorations. J Dent Child (Chic)., 75: DUGGAL, M.S., TOUMBA, K.J., SHARMA, N.K. (2002). Clinical performance of a compomer and amalgam for the interproximal restoration of primary molars: a 24- month evaluation. Br Dent J., 193: EL-KALLA, I.H., GARCIA-GODOY, F. (1998). Bond strength and interfacial micromorphology of compomers in primary and permanent teeth. Int J Paediatr Dent., 8:
143 130 EL-KALLA, I.H., GARCIA-GODOY, F. (1999). Mechanical properties of compomer restorative materials. Oper Dent., 24: 2-8. ERM, R.B. (2008). Kullan lan test araçlar n mikrogerilme ba lanma dayan ölçümlerindeki etkisinin de erlendirilmesi. H Ü Di Hek Fak Derg., 32: ERTU RUL, F., ÇO ULU, D., ÖZDEM R, Y., ERS N, N. (2010). Comparison of conventional versus colored compomers for class II restorations in primary molars: a 12-month clinical study. Med Princ Pract., 19: ESPEL D, I., TVE T, A.B., TORNES, K.H., ALVHE M, H. (1999). Clinical behaviour of glass ionomer restorations in primary teeth. J Dent., 27: EVANCUSKY, J.W., ME ERS, J.C. (2000). Microleakage of Compoglass-F and Dyract-AP compomers in Class V preparations after salivary contamination. Pediatr Dent., 22: FERRACANE, J.L. (1995). Current trends in dental composites. Crit Rev Oral Biol Med., 6: FERRAR, M., V CH, A., MANNOCC, F., DAV DSON, C.L. (1998). Sealing ability of two "compomers" applied with and without phosphoric acid treatment for Class V restorations in vivo. J Prosthet Dent., 79: FLOR TA, Z., HA DUC, C., ROM NU, M., S NESCU, C., ROM NU, R., K GYOS, A. (2007). Class V compomer restorations: the effect of RMGI primers on microleakage. Eur Cell Mater J., 13: 16. FOLKESSON, U.H., ANDERSSON-WENCKERT, I.E., VAN D JKEN, J.W. (1999). Resinmodified glass ionomer cement restorations in primary molars. Swed Dent J., 23:1-9. FRANKENBERGER, R., S NDEL, J., KRAMER, N. (1997). Viscous glass-ionomer cements: a new alternative to amalgam in the primary dentition? Quintessence Int., 28: FR TZ, U., GARCIA-GODOY, F., F NGER, W.J. (1997). Enamel and dentin bond strength and bonding mechanism to dentin of Gluma CPS to primary teeth. ASDC J Dent Child., 64: FUKS, A.B. (2000). Pulp theraphy in the primary and young permanent dentitions. Dent Clin North Am., 44: FUKS, A.B. (2009). Süt di lenmede pulpa tedavisi. In: Çocuk Di Hekimli i Bebeklikten Ergenli e. Ed.: J.R. Pinkham, P.S. Casamassim, D.J. McTigue, H.W. Fields, A.J. Nowak. 4. Bask. Ankara: Atlas Kitapç k, Bölüm 22. GARCIA-GODOY, F. (2000). Resin-based composites and compomers in primary molars. Dent Clin North Am., 44: GARCIA-GODOY, F., HOSOYA, Y. (1998). Bonding mechanism of Compoglass to dentin in primary teeth. J Clin Pediatr Dent., 22: GERDOLLE, D.A., MORT ER, E., DROZ, D. (2008). Microleakage and polymerization shrinkage of various polymer restorative materials. J Dent Child (Chic)., 75: GJORG EVSKA, E., N CHOLSON, J.W., GJORGOVSK, I., ILJOVSKA, S. (2008). Aluminium and fluoride release into artificial saliva from dental restoratives placed in teeth. J Mater Sci Mater Med., 19: GO NG, R.E. (1972). Microleakage around dental restorations: a summarizing review. J Am Dent Assoc., 84:
144 131 GROSS, L.C., GR FFEN, A.L., CASAMASS MO, P.S. (2001). Compomers as Class II restorations in primary molars. Pediatr Dent., 23: GÜLHAN, A. (1994). Di sürmesi ve bozukluklar. In: Pedodonti, Ed.: A. Gülhan. stanbul: stanbul Üniversitesi Rektörlü ü Bas mevi, Bölüm 2. GÜNGÖR, K., TÜTER, G., BAL, B. (1999). E itim düzeyi ile a z sa aras ndaki ili kinin de erlendirilmesi. G Ü Di hek Fak Derg., 16: GÜVEN, G., ALTUN, C. (2007). Restoratif di hekimli inde ba lanma kuvveti testleri. Türk Di hek Derg., 67: 4-8. HAK MEH, S., VA DYANATHAN, J., HOUPT, M.L., VA DYANATHAN, T.K., VON HAGEN, S. (2000). Microleakage of compomer class V restorations: effect of load cycling, thermal cycling, and cavity shape differences. J Prosthet Dent., 83: CKEL. R., DASCH. W., JANDA, R., TYAS, M., ANUSAV CE, K. (1998). New direct restorative materials. FDI Commission Project. Int Dent J., 48: CKEL, R., KAADEN, C., PASCHOS, E., BUERKLE, V., GARCIA-GODOY, F., MANHART, J. (2005). Longevity of occlusally-stressed restorations in posterior primary teeth. Am J Dent., 18: CKEL, R., MANHANT, J. (1999). Glass-ionomers and compomers in pediatric dentistry. In: Advences in Glass Ionomer Cement, Ed.: C.L. Davidson, I.A. Mjör. Chicago: Quintessence Publishing co, Inc, Chapter 11. HSE, K.M., WE, S.H. (1997). Clinical evaluation of compomer in primary teeth: 1-year results. J Am Dent Assoc., 128: HÜBEL, S., MEJARE, I. (2003). Conventional versus resin-modified glass-ionomer cement for Class II restorations in primary molars. A 3-year clinical study. Int J Paediatr Dent., 13: 2-8. IL E, N., H CKEL, R. (2009). Investigations on mechanical behaviour of dental composites. Clin Oral Investig., 13: IR E, M., SUZUK, K. (1999). Water storage effect on the marginal seal of resin-modified glass-ionomer restorations. Oper Dent., 24: IR E, M., SUZUK, K. (2000). Marginal seal of resin-modified glass ionomers and compomers: effect of delaying polishing procedure after one-day storage. Oper Dent., 25: ITOTA, T., CARR CK, T.E., RUSBY, S., AL-NA, O.T., YOSH YAMA, M., MCCABE, J.F. (2004a). Determination of fluoride ions released from resin-based dental materials using ion-selective electrode and ion chromatograph. J Dent., 32: ITOTA, T., CARR CK, T.E., YOSH YAMA, M., MCCABE, J.F. (2004b). Fluoride release and recharge in giomer, compomer and resin composite. Dent Mater., 20: JENSEN, M.E. (2001). Dentin bonding agents. In: Esthetic Dentistry/A Clinical Approach To Techniques And Materials, 2nd ed. Ed.: K.W. Aschheim, B.G. Dale. St. Louis: Mosby-Year Book Inc, p: KARANTAK S, P., HELVATJOGLOU-ANTON ADES, M., THEODOR DOU-PAH, S., PAPADOG ANN S, Y. (2000). Fluoride release from three glass ionomers, a compomer, and a composite resin in water, artificial saliva, and lactic acid. Oper Dent., 25: 20-5.
145 132 ELBASSA, A.M., WRBAS, K.T., HELLW G, E. (1997). Initial tensile bond strength of resin-modified glass ionomers and polyacid-modified resins on perfused primary dentin. ASDC J Dent Child., 64: LPATR CK, N.M. (1993). Durability of restorations in primary molars. J Dent., 21: LPATR CK, N.M., MURRAY, J.J., MCCABE, J.F. (1995). The use of a reinforced glassionomer cermet for the restoration of primary molars: a clinical trial. Br Dent J., 179: KN BBS, P.J. (1997). Methods of clinical evaluation of dental restorative materials. J Oral Rehabil., 24: KOCABALKAN, E. (1993). Di hekimli inde mikros nt ve tespit yöntemleri. Atatürk Üni Di Hek Fak Derg., 3: KORKMAZ, Y., GURGAN, S., F RAT, E., NATHANSON, D. (2010). Shear bond strength of three different nano-restorative materials to dentin. Oper Dent., 35: KÖPRÜLÜ, H., GÜRGAN, S., ONEN, A. (1995). Marginal seal of a resin-modified glassionomer restorative material: an investigation of placement techniques. Quintessence Int., 26: KRAMER, N., GARCIA-GODOY, F., RE NELT, C., FRANKENBERGER, R. (2006). Clinical performance of posterior compomer restorations over 4 years. Am J Dent., 19: KÜÇÜKE MEN, Ç., ARAS,., KÜÇÜKE MEN, H.C. (2007). Süt di lerinde, RM-CAM iyonomer siman n ba lanma direncinin de erlendirilmesi. Türk Di hek Derg., 69: KÜÇÜKE MEN, Ç., ERDO AN, Y. (2009). Süt ve daimi di lerde ba lay ajanlar n etkinli i, biyouyumlulu u ve sitotoksisitesi. S D Ü T p Fak Derg., 16: KÜÇÜKE MEN, C., SÖNMEZ, H. (2008). Microleakage of class-v composite restorations with different bonding systems on fluorosed teeth. Eur J Dent., 2: LACY, A.M., YOUNG, D.A. (1996). Modern concepts and materials for the pediatric dentist. Pediatr Dent., 18: , S., HOBSON, R.S., BA, Y., YAN, Z., CARR CK, T.E., MCCABE, J.F. (2007). A method for producing controlled fluoride release from an orthodontic bracket. Eur J Orthod., 29: M, C.C., NEO, J., YAP, A. (1999). The influence of finishing time on the marginal seal of a resin-modified glass-ionomer and polyacid-modified resin composite. J Oral Rehabil., 26: N, A., MCINTYRE, N.S., DAV DSON, R.D. (1992). Studies on the adhesion of glassionomer cements to dentin. J Dent Res., 71: LUO, Y., TAY, F.R., LO, E.C., WE, S.H. (2000). Marginal adaptation of a new compomer under different conditioning methods. J Dent., 28: MAL, P., DESHPANDE, S., S NGH, A. (2006). Microleakage of restorative materials: an in vitro study. J Indian Soc Pedod Prev Dent., 24: MANDRAS, R.S., RET EF, D.H., RUSSELL, C.M. (1991). The effects of thermal and occlusal stresses on the microleakage of the Scotchbond 2 dentinal bonding system. Dent Mater., 7: 63-7.
146 133 MARKOV C, D.L.J., PETROV C, B.B., PER C, T.O. (2008). Fluoride content and recharge ability of five glassionomer dental materials. BMC Oral Health., 28: 8:21. MARKS, L.A., VAN AMERONGEN, W.E., BORGME JER, P.J., GROEN, H.J., MARTENS, L.C. (2000). Ketac Molar Versus Dyract Class II restorations in primary molars: twelve month clinical results. ASDC J Dent Child., 67: 37-41, 8-9. MASS, E., GORDON, M., FUKS, A.B. (1999). Assessment of compomer proximal restorations in primary molars: a retrospective study in children. ASDC J Dent Child., 66: MCCABE, J.F., CARR CK, T.E., S DHU, S.K. (2002). Determining low levels of fluoride released from resin based dental materials. Eur J Oral Sci., 110: MCLEAN, J.W. (1992). The clinical use of glass-ionomer cements. Dent Clin North Am., 36: MCLEAN, J.W., GASSER, O. (1985). Glass-cermet cements. Quintessence Int., 16: MCLEAN, J.W., N CHOLSON, J.W., W LSON, A.D. (1994). Proposed nomenclature for glass-ionomer dental cements and related materials. Quintessence Int., 25: TRA, S.B., WU, D., HOLMES, B.N. (2003). An application of nanotechnology in advanced dental materials. J Am Dent Assoc., 134: YAZAK, M., IWASAK, K., SOYAMURA, T., ONOSE, H., MOORE, B.K. (1998). Resin-modified glass ionomers: dentin bond strength versus time. Oper Dent., 23: MOMO, Y., MC CABE, J.F. (1993). Fluoride release from light-activated glass ionomer restorative cements. Dent Mater., 9: MORAB TO, A., DEFAB AN S, P. (1997). The marginal seal of various restorative materials in primary molars. J Clin Pediatr Dent., 22: MOUNT, G.J. (1990). Restorations of eroded areas. J Am Dent Assoc., 120: MOUNT, G. J. (1994). Buonocore Memorial Lecture. Glass-ionomer cements: past, present and future. Oper Dent., 19: MOUNT, G.J. (1999). Glass ionomers: a review of their current status. Oper Dent., 24: MOUNT, G.J. (2003). Minimal Intervention Dentistry: Rationale Of Cavity Design. Oper Dent., 28: MURDOCH-K NCH, C.A., MCLEAN, M.E. (2003). Minimally invasive dentistry. J Am Dent Assoc., 134: NALÇACI, A., BA, B. (2005). Nano-hibrit bir kompozit rezinin yüzey sertli inin in vitro olarak incelenmesi. A Ü Di Hek Fak Derg., 32: CHOLSON, J.W. (2007). Polyacid-modified composite resins ("compomers") and their use in clinical dentistry. Dent Mater., 23: CHOLSON, J.W., CROLL, T.P. (1997). Glass-ionomer cements in restorative dentistry. Quintessence Int., 28: OSTLUND, J., MÖLLER, K., KOCH, G. (1992). Amalgam, composite resin and glass ionomer cement in Class II restorations in primary molars--a three year clinical evaluation. Swed Dent J., 16: 81-6.
147 134 ÖLMEZ, A., NURHAN, O., HALUK, B., D LEK, T. (2005). Microleakage of compomer restorations in primary teeth after preparation with bur or air abrasion. Oper Dent., 30: ÖZEL, E., KORKMAZ, Y., ATTAR, N., B ÇER, C.O., FIRATLI, E. (2009). Leakage pathway of different nano-restorative materials in class V cavities prepared by Er:YAG laser and bur preparation. Photomed Laser Surg., 27: ÖZER, F., ÜNLÜ, N., ENGÜN, A. (2003). Influence of dentinal regions on bond strengths of different adhesive systems. J Oral Rehabil., 30: ÖZTUNÇ, H., HAYTAÇ, M.C., ÖZMER Ç, N., UZEL, I. (2000). Adana ilinde 6-11 ya grubu çocuklar n a z-di sa durumlar n de erlendirilmesi. G Ü Di hek Fak Derg., 17: 1-6. ÖZYE L, A.G., GÜNAL,., BELL, S., ESK TA ÇIO LU, G. (2009). ki Farkl Ba lanma Dayan Testinin Kar la lmas (Mikroshear ve Mikrotensile). S Ü Di Hek Fak Derg., 18: PALMER, D.S., BARCO, M.T., B LLY, E.J. (1992). Temperature extremes produced orally by hot and cold liquids. J Prosthet Dent., 67: PAPAG ANNOUL S, L., KAKABOURA, A., PANTALEON, F., KAVVAD A, K. (1999). Clinical evaluation of a polyacid-modified resin composite (compomer) in Class II restorations of primary teeth: a two-year follow-up study. Pediatr Dent., 21: PASCON, F.M., KANTOV TZ, K.R., CALDO-TE XE RA, A.S., BORGES, A.F., S LVA, T.N., PUPP N-RONTAN, R.M., GARC A-GODOY, F. (2006). Clinical evaluation of composite and compomer restorations in primary teeth: 24-month results. J Dent., 34: PASHLEY, D.H. (1990). Clinical considerations of microleakage. J Endod., 16: PASHLEY, D.H., SANO, H., C UCCH, B., YOSH YAMA, M., CARVALHO, R.M. (1995). Adhesion testing of dentin bonding agents: a review. Dent Mater., 11: PAYNE, J.H. (1999). The marginal seal of Class II restorations: flowable composite resin compared to injectable glass ionomer. J Clin Pediatr Dent., 23: PEUTZFELDT, A., GARCÍA-GODOY, F., ASMUSSEN, E. (1997). Surface hardness and wear of glass ionomers and compomers. Am J Dent., 10: PHRUKKANON, S., BURROW, M.F., TYAS, M.J. (1998). The influence of cross-sectional shape and surface area on the microtensile bond test. Dent Mater., 14: PITT FORD, T.R. (1992). The restoration of teeth, 2.nd Ed. Oxford: Blackwell Scientific Publications, p: PLANT, C.G., KN BBS, P.J., TOB AS, R.S., BR TTON, A.S., R PP N, J.W. (1988). Pulpal response to a glass-ionomer luting cement. Br Dent J., 165:54-8. POWERS, J.M., SAKAGUCH, R.L. (2006). Mechanical Properties. In: Craig's Restorative Dental Materials, Ed: J.M. Powers, R.L. Sakaguchi. St Louis: Mosby Elseiver, Chapter 4. PRABHAKAR, A.R., RAJ, S., RAJU, O.S. (2003). Comparison of shear bond strength of composite, compomer and resin modified glass ionomer in primary and permanent teeth: an in vitro study. J Indian Soc Pedod Prev Dent., 21: PRESTON, A.J., AGALAMANY, E.A., H GHAM, S.M., MA R, L.H. (2003). The recharge of esthetic dental restorative materials with fluoride in vitro-two years' results. Dent Mater., 19: 32-7.
148 135 PRESTON, A.J., H GHAM, S.M., AGALAMANY, E.A., MA R, L.H. (1999). Fluoride recharge of aesthetic dental materials. J Oral Rehabil., 26: QVIST, V., LAURBERG, L., POULSEN, A., TEGLERS, P.T. (2004a). Class II restorations in primary teeth: 7-year study on three resin-modified glass ionomer cements and a compomer. Eur J Oral Sci., 112: QV ST, V., MANSCHER, E., TEGLERS, P.T. (2004b). Resin-modified and conventional glass ionomer restorations in primary teeth: 8-year results. J Dent., 32: QV ST, V., LAURBERG, L., POULSEN, A., TEGLERS, P.T. (2004c). Eight-year study on conventional glass ionomer and amalgam restorations in primary teeth. Acta Odontol Scand., 62: QV ST, V., POULSEN, A., TEGLERS, P.T., MJÖR, I.A. (2010). The longevity of different restorations in primary teeth. Int J Paediatr Dent., 20: 1-7. RYGE, G. (1980). Clinical Criteria. Int Dent J., 30: SALAMA, F.S., R AD, M.I., ABDEL MEG D, F.Y. (1995). Microleakage and marginal gap formation of glass ionomer resin restorations. J Clin Pediatr Dent., 20: SANO, H., SHONO, T., SONODA, H., TAKATSU, T., C UCCH, B., CARVALHO, R., PASHLEY, D.H. (1994). Relationship between surface area for adhesion and tensile bond strength--evaluation of a micro-tensile bond test. Dent Mater., 10: SARAVANA, K.R., V JAYALAKSHM, R. (2006). Nanotechnology in dentistry. Indian J Dent Res., 17: DHU, S.K. (2010). Clinical evaluations of resin-modified glass-ionomer restorations. Dent Mater., 26: LVA, K.G., PEDR, D., DELBEM, A.C., CANNON, M. (2007). Microhardness and fluoride release of restorative materials in different storage media. Braz Dent J., 18: SUWATV ROJ, P., MESSER, L.B., PALAMARA, J.E. (2004). Microtensile bond strength of tooth-colored materials to primary tooth dentin. Pediatr Dent., 26: SW FT, E.J. (1988). An update on glass ionomer cements. Quintessence Int. 19: TATE, W.H., FR EDL, K.H., POWERS, J.M. (1996). Bond strength of composites to hybrid ionomers. Oper Dent., 21: TAYLOR, M.J., LYNCH, E. (1992). Microleakage. J Dent., 20: THEAN, H.P., MOK, B.Y., CHEW, C.L. (2000). Bond strengths of glass ionomer restoratives to primary vs permanent dentin. ASDC J Dent Child., 67: TOLEDANO, M., OSOR O, E., OSOR O, R., GARCIA-GODOY, F. (1999). Microleakage of Class V resin-modified glass ionomer and compomer restorations. J Prosthet Dent., 81: TRACHTENBERG, F., MASEREJ AN, N.N., SONC, J.A., HAYES, C., TAVARES, M. (2009). Does fluoride in compomers prevent future caries in children? J Dent Res., 88: TULGA, F., SARI,. (2000). In vivo and in vitro comparative evaluation of the effect of thermocycling on marginal leakage. Balk J Stom., 4: 22,26. TULUNO LU, Ö., ÜÇTA LI, M.B., ÇEL K, H.H. (1999). Poliasit Modifiye Kompozit Rezin (kompomer) Dolgu Materyallerinin, Süt Ve Sürekli Molarlara Adaptasyonuna, Farkl Adheziv Sistemlerin Etkileri. Turkiye Klinikleri J Dental Sci., 5:
149 136 TURGUT, M.D., TEKÇ ÇEK, M.U., ATTAR, N., SARGON, M.F. (2001). Microleakage of two polyacid-modified resin composites under different conditioning methods in primary teeth. ASDC J Dent Child., 68: TURGUT, M.D., TEKÇ ÇEK, M.U., ÖLMEZ, S. (2004). Clinical evaluation of a polyacidmodified resin composite under different conditioning methods in primary teeth. Oper Dent., 29: TÜRKÜN, L.., ÇEL K, E.Ü. ( 2007). Antibakteriyal adeziv ile uygulanan kompomer ve nanofil kompozit r estorasyonlar n bir y ll k klinik performans. G Ü Di hek Fak Derg., 24: 1-8. TÜRKÜN, L.., ERGÜCÜ, Z. (2004). Estetik restoratif materyallerin mikros nt çal malar nda kullan lan gereç ve yöntemlerinin kar la lmas. G Ü Di hek Fak Derg., 21: TYAS, M.J. (1998). Clinical evaluation of a polyacid-modified resin composite (compomer). Oper Dent., 23: TYAS, M.J. (2003). Milestones in adhesion: glass-ionomer cements. J Adhes Dent., 5: TYAS, M.J., BURROW, M.F. (2004). Adhesive restorative materials: a review. Aust Dent J., 49: UYSAL, T., YA CI, A., UYSAL, B., AKDO AN, G. (2010). Are nano-composites and nano-ionomers suitable for orthodontic bracket bonding? Eur J Orthod., 32: UZAMI, M., K REM TÇ, A., SARGON, M. (2000). Farkl yüzey haz rlama i lemlerinin süt di i dentin-rezin arayüzüne etkisi:sem çal mas. H Ü Di Hek Fak Derg., 24: UZER, E., TÜRKÜN, L.. (2005). Poliasit modifiye kompozit rezin ile nano dolduruculu bir kompozit rezinin kenar s nt lar n kar la lmas. A Ü Di Hek Fak Derg., 32: ÜÇTA LI, S., TULGA, F., ÖZER, L. (1999). Süt ve sürekli molarlar n restorasyonunda iki farkl ba lay ajan sisteminin kompomer dolgu materyalinin adaptasyonuna etkisi. T Klin J Dental Sci., 5: ÜLGEN, M. (1983). Koruyucu ortodontik tedavi. In: Ortodontik Tedavi, Ed.: M. Ülgen. Ankara: Ankara Üniversitesi Bas mevi, Bölüm 2. VAN DE VOORDE, A., GERDTS, G.J., MURCH SON, D.F. (1988). Clinical use of glass ionomer cement: a literature review. Quintessence Int., 19: VAN MEERBEEK, B., DE MUNCK, J., YOSH DA, Y., INOUE, S., VARGAS, M., JAY, P., VAN LANDUYT, K., LAMBRECHTS, P., VANHERLE, G. (2003). Buonocore memorial lecture. Adhesion to enamel and dentin: current status and future challenges. Oper Dent., 28: VAN MEERBEEK, B., PERD GAO, J., LAMBRECHTS, P., VANHERLE, G. (1998). The clinical performance of adhesives. J Dent., 26: VAN MEERBEEK, B., PEUMANS, M., PO TEV N, A., M NE, A., VAN ENDE, A., NEVES, A., DE MUNCK, J. (2010). Relationship between bond-strength tests and clinical outcomes. Dent Mater., 26: e VENKATESWARLU, P., VOGEL, G. (1996). Fluoride analytical methods. In: Fluoride in Dentistry, Ed.; O. Fejerskov, J. Ekstrand, B.A. Burt. Copenhagen: Munksgaard, p:
150 137 VERSLU S, A., TANTB ROJN, D., DOUGLAS, W.H. (1997). Why do shear bond tests pull out dentin? J Dent Res., 76: WALLS, A.W. (1986). Glass polyalkenoate (glass-ionomer) cements: a review. J Dent., 14: WATANABE, I., NAKABAYASH, N., PASHLEY, D.H. (1994). Bonding to ground dentin by a phenyl-p self-etching primer. J Dent Res., 73: WELBURY, R.R., SHAW, A.J., MURRAY, J.J., GORDON, P.H., MCCABE, J.F. (2000). Clinical evaluation of paired compomer and glass ionomer restorations in primary molars: final results after 42 months. Br Dent J., 189: WENDT, L.K., KOCH, G., BIRKHED, D. (1998). Replacements of restorations in the primary and young permanent dentition. Swed Dent J., 22: WENDT, S.L., MCINNES, P.M., D CK NSON, G.L. (1992). The effect of thermocycling in microleakage analysis. Dent Mater., 8: EGAND, A., BUCHALLA, W., ATT N, T. (2007). Review on fluoride-releasing restorative materials--fluoride release and uptake characteristics, antibacterial activity and influence on caries formation. Dent Mater., 23: LL AMS, J.A., B LL NGTON, R.W., PEARSON, G.J. (2001). A long term study of fluoride release from metal-containing conventional and resin-modified glass-ionomer cements. J Oral Rehabil,. 28: LL AMS, J.A., B LL NGTON, R.W., PEARSON, G.J. (2002). The glass ionomer cement: the sources of soluble fluoride. Biomaterials.,23: LSON, A.D., CR SP, S., FERNER, A.J. (1976). Reactions in glass-ionomer cements: IV. Effect of chelating comonomers on setting behavior. J Dent Res., 55: LSON, A.D., KENT, B.E. (1972). A new translucent cement for dentistry. The glass ionomer cement. Br Dent J., 132: LSON, A.D., MCLEAN, J.W. (1988a). Scientific and clinical development. In: Glass Ionomer Cement, Ed.: A.D. Wilson, J.W. Mclean. Chicago: Quintessence Publishing Co, Chapter 1. LSON, A.D., MCLEAN, J.W. (1988b). Composition. In: Glass Ionomer Cement, Ed.: A.D. Wilson, J.W. Mclean. Chicago: Quintessence Publishing Co, Chapter 2. LSON, A.D., MCLEAN, J.W. (1988c). The setting reaction and its clinical consequences. In: Glass Ionomer Cement, Ed.: A.D. Wilson, J.W. Mclean. Chicago: Quintessence Publishing Co, Chapter 3. E, H., ZHANG, F., WU, Y., CHEN, C., L U, W. (2008). Dentine bond strength and microleakage of flowable composite, compomer and glass ionomer cement. Aust Dent J., 53: YAP, A.U., THAM, S.Y., ZHU, L.Y., LEE, H.K. (2002). Short-term fluoride release from various aesthetic restorative materials. Oper Dent., 27: P, H.K., SMALES, R.J. (2000). Fluoride release from a polyacid-modified resin composite and 3 resin-modified glass-ionomer materials. Quintessence Int., 31:
151 138 ÖZGEÇM I. REYSEL B LG LER Ad : Zeynep Ba ak Soyad : Öktem Do um yeri ve tarihi : Ordu, Uyru u : TC Medeni durumu : Evli leti im adresi : Ya amkent Mah. 7/33 Çayyolu Yenimahalle/Ankara Telefon : : [email protected] II. M Ankara Üniversitesi Di Hekimli i Fakültesi Pedodonti A.D., Ankara Hacettepe Üniversitesi Di Hekimli i Fakültesi, Ankara Ordu Anadolu Lisesi, Ordu Ordu Anadolu Lisesi, Ordu Eylül lkö retim Okulu, Ordu Yabanc Dil ngilizce III. ÜNVANLARI 2003 Di Hekimi
152 139 IV. MESLEK DENEY Ankara Üniversitesi Di Hekimli i Fakültesi Pedodonti AD., Ara rma görevlisi Ankara Üniversitesi Di Hekimli i Fakültesi Pedodonti AD., Doktora ö rencisi V. ÜYE OLDU U B MSEL KURULU LAR Türk Pedodonti Derne i VI. B MSEL LG ALANLARI Uluslararas Dergilerde Yay mlanan Makaleler: 1. Öktem, ZB., Çetinba, T., Özer, L., Sönmez, H. (2009). Treatment of Aggressive External Root Resorption with Calcium Hydroxide Medicaments: A Case Report. Dent. Traumatol., 25: Özer, L., Öktem, ZB., Küçükyavuz, Z. (2010). Effects of Deep Sedation on Behavioral Changes in Children Undergoing Treatment with or without Extraction. Pediatric Dent., Kabul tarihi: Ulusal Dergilerde Yay mlanan Makaleler: 1. Öktem, ZB., Özer, L. (2009). Komplike kron k klar nda vital pulpa tedavisi: Olgu sunumu. ADO Klinik Bilimler Dergisi., 3: Bilimsel Toplant larda Takdim Edilen ve Bildiri Kitab nda Bas lan Poster ve Sunumlar: 1. Gergin, B., Öktem Z.B., Batak, B., Özer, L., Ünsal, E., Akaltan, F. Papillon- Lefevre Sendromu: Olgu Sunumu. Türk Periodontoloji Derne i 40. Bilimsel Kongresi, zmir, Türkiye, 2010.
153 Öktem, Z.B., Özer, L., Küçükyavuz, Z. Çocuklarda dental tedavilerde uygulanan derin sedasyon yönteminin etkinli inin ve güvenilirli inin de erlendirilmesi. Türk Pedodonti Derne i 16. Ulusal Kongresi, zmir, Türkiye, Öktem Z.B., Gergin, B., Batak, B., Özer, L., Ünsal, E., Akaltan, F. Papillon- Lefevre Sendromu: Bir Olgu Sunumu. Türk Pedodonti Derne i 17. Ulusal Kongresi, Mardin, Türkiye, Öktem, Z.B., Özer, L., Sönmez, H., Özçobano lu, G. Kuron k klar nda vital pulpa tedavisi: Olgu sunumu. Ege Bölgesi Di hekimleri Odalar Uluslararas Bilimsel Kongre ve Sergisi, Fethiye, Türkiye, Özer, L., Öktem, ZB., Küçükyavuz, Z. The effects of extraction on recovery characteristics in deeply sedated pediatr c patients. The 22nd Congress of the International Association of Paediatric Dentistry, Munich, Germany, Öktem, Z.B., Özer, L., Sönmez, H. ntrüzyon sonras h zl geli en eksternal kök rezorpsiyonunun kalsiyum hidroksit içerikli gutaperka ile tedavisi: Olgu raporu. Türk Pedodonti Derne i 6. Ulusal Sempozyumu, Isparta, Türkiye, VI. MSEL ETK NL KLER Kat ld Bilimsel Sempozyum ve Kongreler Türk Pedodonti Derne i 17. Ulusal Kongresi May s, Türkiye, 2010, Mardin. Türk Pedodonti Derne i 16. Ulusal Kongresi May s, Türkiye, 2009, Çe me. Türk Pedodonti Derne i 6. Ulusal Sempozyumu May s, Türkiye, 2006, Isparta.
Cam İyonomer Hibrit Restorasyonlar
Cam İyonomer Hibrit Restorasyonlar Prof. Dr. L. Şebnem Türkün Cam iyonomer simanların aşınmalarının fazla olması ve translüsentlik eksiklikleri sebebiyle geliştirildiler 1. REZIN MODIFIYE CIS 2. POLIASIT
Cam İyonomer Hibrit Restorasyonlar
Cam İyonomer Hibrit Restorasyonlar Prof. Dr. L. Şebnem Türkün Cam iyonomer simanların aşınmalarının fazla olması ve translüsentlik eksiklikleri sebebiyle geliştirildiler. 1. REZIN MODIFIYE CIS 2. POLIASIT
2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 2. SINIF RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ TEORİK DERS PROGRAMI
2. SINIF RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ TEORİK DERS PROGRAMI 1. hafta Konservatif Diş Tedavisine giriş, Diş yüzeyi terminolojisi 2. hafta Kavite sınıflandırması ve kavite terminolojisi (Sınıf I ve II kaviteler)
KAPLAMA TEKNİKLERİ DERS NOTLARI
KAPLAMA TEKNİKLERİ DERS NOTLARI PVD Kaplama Kaplama yöntemleri kaplama malzemesinin bulunduğu fiziksel durum göz önüne alındığında; katı halden yapılan kaplamalar, çözeltiden yapılan kaplamalar, sıvı ya
Elektro Kaplamada Optimum Ko ullar
Elektro Kaplamada Optimum Ko ullar Metal kaplama yüzeyine kaplama yap lan malzeme özelliklerini de tirir. Malzeme yüzeyinde iç gerilmenin ve pörözitenin meydana gelmedi i iyi bir ba lant (yap ma) olmas
T.C. EGE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
T.C. EGE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ PEDİATRİK DİŞHEKİMLİĞİNDE FİBERLE GÜÇLENDİRİLMİŞ KOMPOZİTLERİN AŞIRI KRON HARABİYETİ GÖSTEREN DİŞLERDEKİ BAŞARISININ İNCELENMESİ Doktora Tezi Dişhekimi
Veri Toplama Yöntemleri. Prof.Dr.Besti Üstün
Veri Toplama Yöntemleri Prof.Dr.Besti Üstün 1 VERİ (DATA) Belirli amaçlar için toplanan bilgilere veri denir. Araştırmacının belirlediği probleme en uygun çözümü bulabilmesi uygun veri toplama yöntemi
Structur. Structur 2 SC / Structur Premium. Structur İLE mükemmel GEÇİCİLER
Structur 2 SC / Structur Premium Structur İLE mükemmel GEÇİCİLER BASİT UYGULAMA Hastalarınızın protetik tedavilerinde güvenilir materyallere ihtiyaç duyarsınız, özellikle geçici tedavi döneminde. Hastanın
ASİT JEL TEKNİK ŞARTNAMESİ
ASİT JEL TEKNİK ŞARTNAMESİ - Ürün şırınga formunda olmalıdır. - Ürün şırınga içinde kalan miktar görülebilecek yapıda olmalıdır. - Ürün ambalaj miktarında en az 3 ml olmalıdır. - Ürün mavi renkte olmalıdır.
ÖLÇÜ TRANSFORMATÖRLERİNİN KALİBRASYONU VE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
447 ÖLÇÜ TRANSFORMATÖRLERİNİN KALİBRASYONU VE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR Hüseyin ÇAYCI Özlem YILMAZ ÖZET Yasal metroloji kapsamında bulunan ölçü aletlerinin, metrolojik ölçümleri dikkate alınmadan
ARAŞTIRMA RAPORU. Rapor No: 2012.03.08.XX.XX.XX. : Prof. Dr. Rıza Gürbüz Tel: 0.312.210 59 33 e-posta: [email protected]
ARAŞTIRMA RAPORU (Kod No: 2012.03.08.XX.XX.XX) Raporu İsteyen : Raporu Hazırlayanlar: Prof. Dr. Bilgehan Ögel Tel: 0.312.210 41 24 e-posta: [email protected] : Prof. Dr. Rıza Gürbüz Tel: 0.312.210 59 33
MasterFlow 920 AN (Eski Adı Masterflow 920 SF)
TANIMI MasterFlow 920 AN, metakrilat esaslı, iki bileşenli, yüksek performanslı, stiren içermeyen, özel bir tabanca ile kolaylıkla uygulanan, macun kıvamında ankraj ve montaj malzemesidir. STANDARTLAR
Dişhekimi. Telio. Tek elden geçici restorasyon. Telio CAD. Telio LAB. Telio CS
Telio Tek elden geçici restorasyon Dişhekimi Telio CAD Telio LAB Telio CS Telio Geçici restorasyonlar için 3 lü çözüm Her isteğe cevap verebilen komple bir sistem Geçici restorasyonların önemi gittikçe
ÇÖKELME SERTLEŞTİRMESİ (YAŞLANDIRMA) DENEYİ
ÇÖKELME SERTLEŞTİRMESİ (YAŞLANDIRMA) DENEYİ 1. DENEYİN AMACI Çökelme sertleştirmesi işleminin, malzemenin mekanik özellikleri (sertlik, mukavemet vb) üzerindeki etkisinin incelenmesi ve çökelme sertleşmesinin
MALZEMELERİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ
MALZEMELERİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ (Ders Notu) Manyetik Özellikler Doç.Dr. Özkan ÖZDEMİR MANYETİK ÖZELLİK Giriş Bazı malzemelerde mevcut manyetik kutup çiftleri, elektriksel kutuplara benzer şekilde, çevredeki
BAĞDAT CADDESİ LEVENT ACARKENT www.dentram.com
BAĞDAT CADDESİ LEVENT ACARKENT www.dentram.com Yüzünüzü güldüren uzmanlık ve teknoloji DENTRAM Dentram Diş Tedavi Kliniği, 1994 yılında Bağdat Caddesi nde, Ortodonti Uzmanı Dr. Aylin Sezen Yalçın ve Çene
T.C. ÇANAKKALE ONSEK Z MART ÜN VERS TES
T.C. ÇANAKKALE ONSEK Z MART ÜN VERS TES 1 2 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Strateji Geli tirme Daire Ba kanl Tel: (286) 218452 Faks: (286) 218451 E-posta: [email protected] http://strateji.comu.edu.tr/
3- Kayan Filament Teorisi
3- Kayan Filament Teorisi Madde 1. Giriş Bir kas hücresi kasıldığı zaman, ince filamentler kalınların üzerinden kayar ve sarkomer kısalır. Madde 2. Amaçlar İnce ve kalın filamentlerin moleküler yapı ve
EĞİTİM BİLİMİNE GİRİŞ 1. Ders- Eğitimin Temel Kavramları. Yrd. Doç. Dr. Melike YİĞİT KOYUNKAYA
EĞİTİM BİLİMİNE GİRİŞ 1. Ders- Eğitimin Temel Kavramları Yrd. Doç. Dr. Melike YİĞİT KOYUNKAYA Dersin Amacı Bu dersin amacı, öğrencilerin; Öğretmenlik mesleği ile tanışmalarını, Öğretmenliğin özellikleri
YAPILARDA DERZLER VE SIZDIRMAZLIK MALZEMELERİ
YAPILARDA DERZLER VE SIZDIRMAZLIK MALZEMELERİ Genel: Derz sözcüğü bir sistemi oluşturan parçaların birleştirildiği, yapıştırıldığı çizgi şeklindeki bölümleri tanımlar. Derzler dar ya da geniş, yatay ya
SÜREÇ YÖNETİMİ VE SÜREÇ İYİLEŞTİRME H.Ömer Gülseren > [email protected]
SÜREÇ YÖNETİMİ VE SÜREÇ İYİLEŞTİRME H.Ömer Gülseren > [email protected] Giriş Yönetim alanında yaşanan değişim, süreç yönetimi anlayışını ön plana çıkarmıştır. Süreç yönetimi; insan ve madde kaynaklarını
YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI ENGELLİLER DANIŞMA VE KOORDİNASYON YÖNETMELİĞİ (1) BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI ENGELLİLER DANIŞMA VE KOORDİNASYON YÖNETMELİĞİ (1) BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 (Değişik:RG-14/2/2014-28913) (1) Bu Yönetmeliğin amacı; yükseköğrenim
DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog
DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog KONYA KARAMAN BÖLGESİ BOŞANMA ANALİZİ 22.07.2014 Tarihsel sürece bakıldığında kalkınma,
Tarifname DENTİN FORMASYONUNU TEŞVİK EDEN BİR KOMPOZİSYON
1 Tarifname DENTİN FORMASYONUNU TEŞVİK EDEN BİR KOMPOZİSYON Teknik Alan Buluş, dentin formasyonunu teşvik etmeye yönelik oluşturulmuş bir kompozisyon ile ilgilidir. Tekniğin Bilinen Durumu 1 Günümüzde
PROF.DR.L.ŞEBNEM TÜRKÜN
CAM İYONOMER SİMANLAR Prof. Dr. L. Şebnem Türkün 1972 de Wilson ve Kent tarafından bulundu ve 1974 de Mc Lean ve Wilson tarafından geliştirildiler. Toz ve likitten oluşurlar. İlk geliştirilenler, Alüminyum
SAN 2009 DÖNEM 2009 YILI N SAN AYI BÜTÇE AÇI I GEÇEN YILIN AYNI AYINA GÖRE YÜZDE 12 ORANINDA B R AZALMA GÖSTEREREK 947 M LYON TL YE NM R.
SAN 2009 DÖNEM 2009 YILI N SAN AYI BÜTÇE AÇI I GEÇEN YILIN AYNI AYINA GÖRE YÜZDE 12 ORANINDA B R AZALMA GÖSTEREREK 947 M LYON TL YE NM R. 2009 YILI N SAN AYINDA BÜTÇE G DERLER GEÇEN YILIN AYNI AYINA GÖRE
İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ BİLGİSAYAR MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ BİLGİSAYAR SİSTEMLERİ LABORATUARI YÜZEY DOLDURMA TEKNİKLERİ
İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ BİLGİSAYAR MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ BİLGİSAYAR SİSTEMLERİ LABORATUARI YÜZEY DOLDURMA TEKNİKLERİ Deneyde dolu alan tarama dönüşümünün nasıl yapıldığı anlatılacaktır. Dolu alan tarama
ÇALIŞAN SAĞLIĞI BİRİMİ İŞLEYİŞİ Hastanesi
KİHG/İŞL-005 19.08.2009 07.08.2012 2 1/8 GÜNCELLEME BİLGİLERİ Güncelleme Tarihi Güncelleme No Açıklama 11.11.2009 1 Belge içeriğinde ve belge numarasında değişiklik yapılması 07.08.2012 2 Komite, başlık,
BOYAR MADDELERDE AKTİF KARBONUN ADSORPLANMA ÖZELLİĞİNE HİDROJEN PEROKSİTİN ETKİSİ
TÜBİTAK BİDEB KİMYA LİSANS ÖĞRENCİLERİ KİMYAGERLİK, KİMYA ÖĞRETMENLİĞİ, KİMYA MÜHENDİSLİĞİ BİYOMÜHENDİSLİK ARAŞTIRMA PROJESİ KİMYA 3 (Çalıştay 2012) KİMYA PROJE RAPORU GRUP AKTİF PROJE ADI BOYAR MADDELERDE
YÖNETMELİK. a) Basamak kontrolü: On beş basamaklı IMEI numarasının son basamağının doğruluğunun kontrolünü,
27 Haziran 2009 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 27271 YÖNETMELİK Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan: ELEKTRONİK KİMLİK BİLGİSİNİ HAİZ CİHAZLARA DAİR YÖNETMELİK BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak,
DÜNYA KROM VE FERROKROM PİYASALARINDAKİ GELİŞMELER
DÜNYA KROM VE FERROKROM PİYASALARINDAKİ GELİŞMELER Dünyada üretilen krom cevherinin % 90 ının metalurji sanayinde ferrokrom üretiminde, üretilen ferrokromun da yaklaşık % 90 ının paslanmaz çelik sektöründe
Üniversitelerde Yabancı Dil Öğretimi
Üniversitelerde Yabancı Dil Öğretimi özcan DEMİREL 1750 Üniversiteler Yasası nın 2. maddesinde üniversiteler, fakülte, bölüm, kürsü ve benzeri kuruluşlarla hizmet birimlerinden oluşan özerkliğe ve kamu
RİSKLİ YAPILAR ve GÜÇG
RİSKLİ YAPILAR ve GÜÇG ÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI Doç.. Dr. Ercan ÖZGAN Düzce Üniversitesi YAPILARDA OLU AN R SKLER N NEDENLER GENEL OLARAK 1. Tasar m ve Analiz Hatalar 2. Malzeme Hatalar 3. çilik Hatalar
Karıştırcılar ve Tikinerler
Karıştırcılar ve Tikinerler Giriş Begg Cousland ve Jiangsu New Hongda Group 2002 yılından beri beraber çalışmaktadır. Bu zamandan beri Begg Cousland mist gidericileri Jiangsu New Hongda tarafından Çin
5. ÜNİTE KUMANDA DEVRE ŞEMALARI ÇİZİMİ
5. ÜNİTE KUMANDA DEVRE ŞEMALARI ÇİZİMİ KONULAR 1. Kumanda Devreleri 2. Doğru Akım Motorları Kumanda Devreleri 3. Alternatif Akım Motorları Kumanda Devreleri GİRİŞ Otomatik kumanda devrelerinde motorun
Üç-fazlı 480 volt AC güç, normalde-açık "L1", "L2" ve "L3" olarak etiketlenmiş vida bağlantı uçları yoluyla kontaktörün tepesinde kontak hale gelir
Kontaktörler Röle kontakları üzerinden büyük bir miktar elektrik gücü anahtarlamak için kullanıldığında kontaktör terimi ile adlandırılır.. Kontaktörler tipik olarak çoklu kontaklara sahiptir ve kontakları
01 OCAK 2015 ELEKTRİK AKIMI VE LAMBA PARLAKLIĞI SALİH MERT İLİ DENİZLİ ANADOLU LİSESİ 10/A 436
01 OCAK 2015 ELEKTRİK AKIMI VE LAMBA PARLAKLIĞI SALİH MERT İLİ DENİZLİ ANADOLU LİSESİ 10/A 436 ELEKTRİK AKIMI VE LAMBALAR ELEKTRİK AKIMI Potansiyelleri farklı olan iki iletken cisim birbirlerine dokundurulduğunda
KALİTE HER ZAMAN PAHALI DEĞİLDİR. Dünyanın 4. Büyük fabrikası teknolojinin önünde
Japon dizayn ve teknolojisi ile üretilmiş çevre dostu klimalar artık Türkiye de KALİTE HER ZAMAN PAHALI DEĞİLDİR Dünyanın 4. Büyük fabrikası teknolojinin önünde 30.000 kişinin çalıştığı ve Sektöründe ilk
CAM İYONOMER SİMANLAR ŞEBNEM TÜRKÜN. Prof. Dr. L. Şebnem Türkün
CAM İYONOMER SİMANLAR Prof. Dr. L. Şebnem Türkün 1972 de Wilson ve Kent tarafından bulundu ve 1974 de Mc Lean ve Wilson tarafından geliştirildiler. Toz ve likitten oluşurlar. İlk geliştirilenler, Alüminyum
ELEKTRO KAZANIM (ELEKTROW NN NG)
ELEKTROMETALÜRJ Cevher veya metal içeren her çe it ham madde içindeki metaller elektrikenerjisinden faydalanmak suretiyle üretmeye Elektrometalürji denmektedir. Gerçekte elektrometalurji, elektrokimyan
Alasim Elementlerinin Celigin Yapisina Etkisi
Alasim Elementlerinin Celigin Yapisina Etkisi Karbonlu çeliklerden normal olarak sağlanamayan kendine has özellikleri sağlayabilmek amacıyla, bir veya birden fazla alaşım elementi ilave etmek suretiyle
Saplama ark kaynağı (Stud welding) yöntemi 1920'li yıllardan beri bilinmesine rağmen, özellikle son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır.
SAPLAMA KAYNAĞI Saplama ark kaynağı (Stud welding) yöntemi 1920'li yıllardan beri bilinmesine rağmen, özellikle son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Arkın metalleri ergitme özelliğinden yararlanarak
Bu konuda cevap verilecek sorular?
MANYETİK ALAN Bu konuda cevap verilecek sorular? 1. Manyetik alan nedir? 2. Maddeler manyetik özelliklerine göre nasıl sınıflandırılır? 3. Manyetik alanın varlığı nasıl anlaşılır? 4. Mıknatısın manyetik
Diş Dokularına Adezyon ve Dentin Bağlayıcı Sistemler (2)
Diş Dokularına Adezyon ve Dentin Bağlayıcı Sistemler (2) Prof. Dr. L. Şebnem TÜRKÜN Asitleme ve yıkamadan sonra, bağlayıcı ajan nemli dentine uygulanmalı. Kollagen fibriller arasında 15-20nm aralığı koruyup
Emilebilir, Mikro gözenekli Doğal Epitelyum Eşdeğeri Sentetik Yanık ve Yara Tedavi Ürünü GEÇİCİ DERİ EŞDEĞERİ
Emilebilir, Mikro gözenekli Doğal Epitelyum Eşdeğeri Sentetik Yanık ve Yara Tedavi Ürünü UYGULAMA VİDEOSU LİTERATÜR GEÇİCİ DERİ EŞDEĞERİ SUPRATHEL Geçici Deri Eşdeğeri İle Yenilikçi Yanık ve Yara Tedavisi
Ara rma, Dokuz Eylül Üniversitesi Strateji Geli tirme Daire Ba kanl na ba
1.1 Ara rman n Amac Ara rmada, Dokuz Eylül Üniversitesi Strateji Geli tirme Daire Ba kanl na ba olarak hizmet vermekte olan; 1. Bütçe ve Performans Program ube Müdürlü ü 2. Stratejik Yönetim ve Planlama
KAVRAMLAR. Büyüme ve Gelişme. Büyüme. Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır.
KAVRAMLAR Büyüme ve Gelişme Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır. Büyüme Büyüme, bedende gerçekleşen ve boy uzamasında olduğu gibi sayısal (nicel) değişikliklerle ifade edilebilecek yapısal
NIR Analizleri için Hayvansal Yem ve G da Numunelerinin Haz rlanmas
NIR Analizleri için Hayvansal Yem ve G da Numunelerinin Haz rlanmas Çiftlik hayvanlar yeti tiricili inde yem kalitesinin belirleyici etkisi vard r. Ancak, yüksek kaliteli yem besicilik maliyetlerini önemli
Döküm. Prof. Dr. Akgün ALSARAN
Döküm Prof. Dr. Akgün ALSARAN Döküm Döküm, sıvı haldeki akıcı olan malzemelerin, üretilmek istenen parçanın biçiminde bir boşluğa sahip olan kalıplara dökülerek katılaştırıldığı bir üretim yöntemidir.
Banka Kredileri E ilim Anketi nin 2015 y ilk çeyrek verileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankas (TCMB) taraf ndan 10 Nisan 2015 tarihinde yay mland.
21 OCAK-MART DÖNEM BANKA KRED LER E M ANKET Doç.Dr.Mehmet Emin Altundemir 1 Sakarya Akademik Dan man nin 21 y ilk çeyrek verileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankas (TCMB) taraf ndan 1 Nisan 21 tarihinde
SİİRT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar. Amaç
SİİRT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Siirt Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama
YAZILI YEREL BASININ ÇEVRE KİRLİLİĞİNE TEPKİSİ
YAZILI YEREL BASININ ÇEVRE KİRLİLİĞİNE TEPKİSİ Savaş AYBERK, Bilge ALYÜZ*, Şenay ÇETİN Kocaeli Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü, Kocaeli *İletişim kurulacak yazar [email protected], Tel: 262
Sinterleme. İstenilen mikroyapı özelliklerine sahip ürün eldesi için yaş ürünler fırında bir ısıl işleme tabi tutulurlar bu prosese sinterleme denir.
Sinterleme? İstenilen mikroyapı özelliklerine sahip ürün eldesi için yaş ürünler fırında bir ısıl işleme tabi tutulurlar bu prosese sinterleme denir. Sinterleme Mikroyapı Gelişimi Özellikler! Sinterlemenin
Proteinler. Fonksiyonlarına göre proteinler. Fonksiyonlarına göre proteinler
Proteinler Canlılarda miktar olarak en çok bulunan biyomoleküllerdir. Amino asit birimlerinden oluşurlar Yapısal ve işlevsel olabilirler Genlerle aktarılan kalıtsal bilginin ortaya çıktığı moleküllerdir.
ÖĞRETMEN KILAVUZU İNCE FİLM DALGA KILAVUZLARI VE SOL JEL SÜRECİ
NTSE - Nano Technology Science Education Proje No: 511787-LLP-1-2010-1-TR-KA3-KA3MP ÖĞRETMEN KILAVUZU İNCE FİLM DALGA KILAVUZLARI VE SOL JEL SÜRECİ İçindekiler 1. Öğretmenler için Önsöz 2. Giriş 3. Öğrenme
Yapı ve Deprem Yönetmelikleri, alan kullanım yönetmeliklerinin gözden geçirilmesi ve gerekiyorsa yeniden düzenlenmesi
Afet Yö netimi İnsan toplulukları için risk oluşturan afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılması, afetlere karşı hazırlıklı olunması, afet anında hızlı ve etkili bir kurtarma, ilk yardım, geçici barındırma
Oksijen, flor ve neon elementlerinin kullanıldığı alanları araştırınız.
Oksijen, flor ve neon elementlerinin kullanıldığı alanları araştırınız. 3.2 KİMYASAL BAĞLAR Çevrenizdeki maddeleri inceleyiniz. Bu maddelerin neden bu kadar çeşitli olduğunu düşündünüz mü? Eğer bu çeşitlilik
Ürün Teknik Bilgi Formu
Ürün Teknik Bilgi Formu Toz Boyalar Interpon APP 120 Ürün Tan Interpon APP 120 serisi çeli in korozyon direncini geli tirmek için tasarlanan toz boya astarlar r. Interpon APP 120 serisi epoksi-polyester
T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI TIPTA UZMANLIK KURULU. Endodonti Uzmanlık Eğitimi Müfredat Oluşturma ve Standart Belirleme Komisyonu
T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI TIPTA UZMANLIK KURULU Endodonti Uzmanlık Eğitimi Müfredat Oluşturma ve Standart Belirleme Komisyonu Endodonti Uzmanlık Eğitimi Çekirdek Eğitim Müfredatı 2011 Ankara 1 TUK Endodonti
Doç. Dr. Mehmet Durdu KARSLI Sakarya Üniversitesi E itim fakültesi Doç. Dr. I k ifa ÜSTÜNER Akdeniz Üniversitesi E itim Fakültesi
ÜN VERS TEYE G R SINAV S STEM NDEK SON DE KL E L K N Ö RENC LER N ALGILARI Doç. Dr. Mehmet Durdu KARSLI Sakarya Üniversitesi E itim fakültesi Doç. Dr. I k ifa ÜSTÜNER Akdeniz Üniversitesi E itim Fakültesi
Proje Tasarım Esasları Prof. Dr. Akgün ALSARAN. Temel bilgiler TÜBİTAK Üniversite Öğrenci Projesi Hazırlama
Proje Tasarım Esasları Prof. Dr. Akgün ALSARAN Temel bilgiler TÜBİTAK Üniversite Öğrenci Projesi Hazırlama İçerik Giriş Proje amacı Yöntem ve metotlar Örnek 2 Giriş 3 Alt Sorunlar Odaklama ve sorun analizi
TEMİZ SU DALGIÇ POMPA
TEMİZ SU DALGIÇ POMPA MODEL RTM860 TANITMA VE KULLANIM KILAVUZU 1 CİHAZIN ÜNİTELERİ HORTUM BAĞLANTISI POMPA EMİŞ TABANI ELEKTRİK KABLOSU ÇALIŞTIRMA ANAHTARI Teknik Özellikler Ana voltaj 230 V Frekans 50
TEK BİLEŞENLİ SELF-ETCH BONDİNG
FOSFORİK ASİT JELİ 1. Kavitelerde tabanı ve duvar kısımlarını asitleme amacıyla kullanılmalıdır. 2. Fosforik asit oranı %36 olmalıdır. 3. Jel kıvamında olmalıdır. 4. Şırınga bazında olmalı ve şırıngalar
YÜZEY SERTLEŞTİRİCİ BİR AJANIN ALÇI MODEL YÜZEYİNE ETKİLERİNİN İNCELENMESİ* Cihan AKÇABOY** Sevda SUCA** Caner YILMAZ*** GİRİŞ
G.Ü. Dişhek. Fak. Der. Cilt VI, Sayı 1, Sayfa 203-211, 1989 YÜZEY SERTLEŞTİRİCİ BİR AJANIN ALÇI MODEL YÜZEYİNE ETKİLERİNİN İNCELENMESİ* Cihan AKÇABOY** Sevda SUCA** Caner YILMAZ*** GİRİŞ Protetik laboratuar
SİRKÜLER. 1.5-Adi ortaklığın malları, ortaklığın iştirak halinde mülkiyet konusu varlıklarıdır.
SAYI: 2013/03 KONU: ADİ ORTAKLIK, İŞ ORTAKLIĞI, KONSORSİYUM ANKARA,01.02.2013 SİRKÜLER Gelişen ve büyüyen ekonomilerde şirketler arasındaki ilişkiler de çok boyutlu hale gelmektedir. Bir işin yapılması
HEMŞİRE İNSANGÜCÜNÜN YETİŞTİRİLMESİ VE GELİŞTİRİLMESİ
HEMŞİRE İNSANGÜCÜNÜN YETİŞTİRİLMESİ VE GELİŞTİRİLMESİ Doç. Dr. Ülkü TATAR BAYKAL İÜ Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi Hemşirelikte Yönetim Anabilim Dalı ve Yönetici Hemşireler Derneği Yönetim Kurulu
AYDINLATMA DEVRELERİNDE KOMPANZASYON
AYDINLATMA DEVRELERİNDE KOMPANZASYON Dünyamızın son yıllarda karşı karşıya kaldığı enerji krizi, araştırmacıları bir yandan yeni enerji kaynaklarına yöneltirken diğer yandan daha verimli sistemlerin tasarlanması
1.Temel Kavramlar 2. ÆÍlemler
1.Temel Kavramlar Abaküs Nedir... 7 Abaküsün Tarihçesi... 9 Abaküsün Faydaları... 12 Abaküsü Tanıyalım... 13 Abaküste Rakamların Gösterili i... 18 Abaküste Parmak Hareketlerinin Gösterili i... 19 2. lemler
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Değerlendirme Notu Sayfa1
Sağlık Reformunun Sonuçları İtibariyle Değerlendirilmesi 26-03 - 2009 Tuncay TEKSÖZ Dr. Yalçın KAYA Kerem HELVACIOĞLU Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Türkiye 2004 yılından itibaren sağlık
Temiz Enerji Kaynaklar Uygulamalar. Pamukkale Üniversitesi Temiz Enerji Evi Örne i
Temiz Enerji Kaynaklar Uygulamalar Ege Bölgesi Enerji Forumu Pamukkale Üniversitesi Temiz Enerji Evi Örne i Eylem YILMAZ ULU, Harun Kemal Öztürk, Ahmet Y lanc, Engin Çetin, Mahmut Hekim, Görkem anl, Sinan
Doç.Dr.Mehmet Emin Altundemir 1 Sakarya Akademik Dan man
214 EK M-ARALIK DÖNEM BANKA KRED LER E M ANKET Doç.Dr.Mehmet Emin Altundemir 1 Sakarya Akademik Dan man nin 214 y dördüncü çeyrek verileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankas (TCMB) taraf ndan 9 Ocak 215
www.absyapi.com.tr www.geoplast.com.tr
Binicilik alanları için zemin stabilizasyon ızgarası www.absyapi.com.tr www.geoplast.com.tr RUNFLOOR AVANTAJLAR Izgaranın %85 düzeyindeki geçirgenliği ve su geçirir alt tabaka sayesinde çamuru ortadan
KAMU İHALE KURULU KARARI. Toplantıya Katılan Üye Sayısı : 7 : Elektrik ihtiyacının temini.
Toplantı No : 2011/047 Gündem No : 2 Toplantıya Katılan Üye Sayısı : 7 Gündem Konusu : Elektrik ihtiyacının temini. Elektrik piyasası ve ilgili mevzuatındaki değişiklikler ve gelişmeler sonrasında, 4734
AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ
i AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ TRAKTÖR AKS MİLİNİN YORULMA ANALİZİ MUSTAFA PERÇİN 120712010 YALÇIN DEMİRER 120712021 DANIŞMAN PROF. DR. SÜLEYMAN TAŞGETİREN Afyon
INSURAL* ATL ALUMİNYUM VE ÇİNKO İÇİN YALITKAN POTA ASTARLARI. Kolay astarlama. Yüksek enerji tasarrufu. Yüksek mekanik mukavemet
BOYA FİLTRASYON BESLEYİCİ SİSTEMLERİ OCAK VE POTA ASTARLARI METALURJIK VE DÖKÜM KONTROL SISTEMLERI REÇİNELER POTALAR INSURAL* ATL ALUMİNYUM VE ÇİNKO İÇİN YALITKAN POTA ASTARLARI Kolay astarlama Yüksek
HAYALi ihracatln BOYUTLARI
HAYALi ihracatln BOYUTLARI 103 Müslüme Bal U lkelerin ekonomi politikaları ile dış politikaları,. son yıllarda birbirinden ayrılmaz bir bütün haline gelmiştir. Tüm dünya ülkelerinin ekonomi politikalarında
Analiz aşaması sıralayıcı olurusa proje yapımında daha kolay ilerlemek mümkün olacaktır.
Analiz Raporu Kısa Özet Her geçen gün eczanecilik sektörü kendi içerisinde daha da yarışır hale geliyor. Teknolojinin getirdiği kolaylık ile eczane otomasyonu artık elinizin altında. Çoğu eczacılar hastalarına
ANKARA EMEKLİLİK A.Ş GELİR AMAÇLI ULUSLARARASI BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU ÜÇÜNCÜ 3 AYLIK RAPOR
ANKARA EMEKLİLİK A.Ş GELİR AMAÇLI ULUSLARARASI BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU ÜÇÜNCÜ 3 AYLIK RAPOR Bu rapor Ankara Emeklilik A.Ş Gelir Amaçlı Uluslararası Borçlanma Araçları Emeklilik Yatırım
Yakıt Özelliklerinin Doğrulanması. Teknik Rapor. No.: 942/7193278-00
Müşteri : Kozyatağı Mahallesi Sarı Kanarya Sok. No: 14 K2 Plaza Kat: 11 Kadıköy 34742 İstanbul Türkiye Konu : Seçilen Yakıt Özelliklerin Belirlenmesi için Dizel Yakıtlara İlişkin Testlerin, Doğrulanması
HAM PUAN: Üniversite Sınavlarına giren adayların sadece netler üzerinden hesaplanan puanlarına hem puan denir.
YGS / LYS SÖZLÜĞÜ OBP (ORTA ÖĞRETİM BAŞARI PUANI): Öğrencinin diploma notunun diğer öğrencilerin diploma notlarına oranıdır. En az 100 en çok 500 puan arasında değişen bu değer, öğrencinin başarısı okulun
SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN. GYODER ZİRVESİ nde YAPTIĞI KONUŞMA METNİ 26 NİSAN 2007 İSTANBUL
SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN GYODER ZİRVESİ nde YAPTIĞI KONUŞMA METNİ 26 NİSAN 2007 İSTANBUL Sözlerime gayrimenkul ve finans sektörlerinin temsilcilerini bir araya
YÖKAKADEMİK (Yükseköğretim Akademik Arama Sistemi)
YÖKAKADEMİK (Yükseköğretim Akademik Arama Sistemi) YÖKAKADEMİK (Yükseköğretim Akademik Arama), Türk yükseköğretiminde görev yapan akademisyenlere ait kişisel akademik bilgilerin ve bilimsel / akademik
Kıbrıs ın Su Sorunu ve Doğu Akdeniz in Hidrojeopolitiği
Kıbrıs ın Su Sorunu ve Doğu Akdeniz in Hidrojeopolitiği Dursun Yıldız SPD Başkanı 2 Nisan 2016 Giriş Gelişmenin ve karşı duruşun, doğuya karşı batının, kuzey kıyısına karşı güney kıyısının, Afrika ya karşı
MADENCĠLĠK SEKTÖRÜNDE SU KĠRLĠLĠĞĠ KONTROLÜ YÖNETMELĠĞĠ UYGULAMALARI
TC. TEKĠRDAĞ VALĠLĠĞĠ Ġl Çevre ve Orman Müdürlüğü MADENCĠLĠK SEKTÖRÜNDE SU KĠRLĠLĠĞĠ KONTROLÜ YÖNETMELĠĞĠ UYGULAMALARI 12 OCAK 2011 MALKARA/TEKĠRDAĞ SU KĠRLĠLĠĞĠ: Yeryüzündeki sular, güneşin sağladığı
MasterFlow 916 AN. Polyester Esaslı, Ankraj Harcı. Tanımı
Polyester Esaslı, Ankraj Harcı Tanımı MasterFlow 916 AN, polyester esaslı, iki bileșenli, özel bir tabanca ile kolaylıkla uygulanan, macun kıvamında ankraj ve montaj malzemesidir. Test & Standartlar n
Enfeksiyon Kontrolünde Uzman. Düşük Isı H2O2 Gaz Plazma Sterilizatörü
Düşük Isı H2O2 Gaz Plazma Sterilizatörü Söz... Üstün kaliteli plazma sterilizatörü Renosem Hakkında RENOSEM, enfeksiyon önleme, mikrobiyal azalma sonucunu getiren yenilikçi Düşük Isılı Plazma Sterilizatörü
YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ
YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA VE UYGULAMA ÇİFTLİĞİ YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç Madde 1- Bu yönergenin amacı, Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) ne ait tarla arazisi,
YÖNETMELİK. a) Çocuk: Daha erken yaşta ergin olsa bile 18 yaşını doldurmamış kişiyi,
27 Mart 2012 SALI Resmî Gazete Sayı : 28246 Bingöl Üniversitesinden: YÖNETMELİK BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ ÇOCUK ARAŞTIRMA VE REHBERLİK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak
ÖNSÖZ. Sevgili MMKD üyeleri,
İçindekiler ÖNSÖZ... 2 GİRİŞ... 3 Genel Kurul Toplantısı... 3 Yönetim Kurulu nda Üye ve Görev Değişiklikleri... 3 MMKD Stratejik Plan Çalışması... 3 PROJELER... 4 Kapılar Müzecilere Açık Projesi... 4 Derneklere
Topoloji değişik ağ teknolojilerinin yapısını ve çalışma şekillerini anlamada başlangıç noktasıdır.
Yazıyı PDF Yapan : Seyhan Tekelioğlu [email protected] http://www.seyhan.biz Topolojiler Her bilgisayar ağı verinin sistemler arasında gelip gitmesini sağlayacak bir yola ihtiyaç duyar. Aradaki bu yol
YENİLENEBİLİR ENERJİDE EĞİTİM
YENİLENEBİLİR ENERJİDE EĞİTİM Enerjinin Önemi Enerji, Dünyamızın en önemli ihtiyaçlarından biridir. Türkiye nin son otuz yılda enerji talebi yıllık ortalama %8 artış göstermiştir.ülkemiz elektrik enerjisinin
GEKA NİHAİ RAPOR TEKNİK BÖLÜM. 1. Açıklama
GEKA NİHAİ RAPOR TEKNİK BÖLÜM 1. Açıklama 1.1.Proje Ortaklarının Adları: Uzman Klinik Psikolog Özge Yaren YAVUZ ERDAN, Uzman Klinik Psikolog Elvan DEMİRBAĞ, Uzman Klinik Psikolog Nilay KONDUZ 1.2.Nihai
YERLİ ÜRETİCİLER TARAFINDAN ÇİN HALK CUMHURİYETİ MENŞELİ PVC İTHALATINA YÖNELİK YAPILAN KORUNMA ÖNLEMİ BAŞVURUSUNUN GİZLİ OLMAYAN ÖZETİ
YERLİ ÜRETİCİLER TARAFINDAN ÇİN HALK CUMHURİYETİ MENŞELİ PVC İTHALATINA YÖNELİK YAPILAN KORUNMA ÖNLEMİ BAŞVURUSUNUN GİZLİ OLMAYAN ÖZETİ 1. GİRİŞ... 1 2. BAŞVURUYA İLİŞKİN GENEL BİLGİLER... 1 2.1. Başvurunun
CAM İYONOMER YAPIŞTIRMA SİMANI
CAM İYONOMER YAPIŞTIRMA SİMANI 1. Kendiliğinden polimerize olacak ışık uygulaması gerektirmeyecektir. 2. Florid salınımı yapacaktır. 3. Dentine bağlanma kuvveti en az 3 Mpa olacaktır. 4. Diş sert dokuları
BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (BAKA) KALKINMA AJANSI DESTEKLERİ
BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (BAKA) KALKINMA AJANSI DESTEKLERİ Sinan MESUTER Eylül 2012 SUNUM PLANI I. PROJE TEKLİF ÇAĞRISI YÖNTEMİYLE SAĞLANAN DOĞRUDAN FİNANSMAN DESTEĞİ II. DOĞRUDAN FAALİYET DESTEĞİ
Araştırma Notu 15/177
Araştırma Notu 15/177 02 Mart 2015 YOKSUL İLE ZENGİN ARASINDAKİ ENFLASYON FARKI REKOR SEVİYEDE Seyfettin Gürsel *, Ayşenur Acar ** Yönetici özeti Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan enflasyon
BÜTÜNSEL KAL TE VE SÜREÇ Y LE T RME
BÜTÜNSEL KAL TE VE SÜREÇ Y LE T RME Amaç: Kat l mc lara bütünsel kalite ve bunun kurumlarda yarat laca geli im ihtiyac hakk nda geni bilgi vermek, yap labilecek uygulamalar hakk nda yöntemler sunmak. çerik:
APF VE NOTRAL FLUORIDIN CAM IYONOMER SİMAN YÜZEYİNDEKİ ETKİSİNİN TARAMALI ELEKTRON MİKROSKOBUNDA İNCELENMESİ
İ Ü Diş Hek Fak Der 1995: 29: 198 203 APF VE NOTRAL FLUORIDIN CAM IYONOMER SİMAN YÜZEYİNDEKİ ETKİSİNİN TARAMALI ELEKTRON MİKROSKOBUNDA İNCELENMESİ Tevfik Akıncı 1 Ayşegül Yaşar Aykut 2 Elif Sağlam Güzeltırpan
LDPE/EVOH Harmanlarının Hazırlanması, Karakterizasyonu ve Bazı Özellikleri
LDPE/EVOH Harmanlarının Hazırlanması, Karakterizasyonu ve Bazı Özellikleri Melike Demirci, Nevra Ercan, Ali Durmuş, Ahmet Kaşgöz * İstanbul Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Kimya Mühendisliği Bölümü,
Deprem Yönetmeliklerindeki Burulma Düzensizliği Koşulları
Deprem Yönetmeliklerindeki Burulma Düzensizliği Koşulları Prof. Dr. Günay Özmen İTÜ İnşaat Fakültesi (Emekli), İstanbul [email protected] 1. Giriş Çağdaş deprem yönetmeliklerinde, en çok göz önüne
