Sayı/Number 11 Ocak / January 2012 ISSN
|
|
|
- Meryem Canan Çakmak
- 8 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 Sayı/Number 11 Ocak / January 2012 ISSN Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Adına Prof. Dr. Turhan KAÇAR Editörler Prof. Dr. Ceyhun Vedat UYGUR Doç. Dr. Nurten SARICA Doç. Dr. H. Aliyar DEMİRCİ Hakemli bilimsel bir dergi olan PAUSBED yılda üç kez yayımlanmaktadır. Dergide yayımlanan çalışmalardan, kaynak gösterilmek şartıyla alıntı yapılabilir. Çalışmaların tüm sorumluluğu yazarına/yazarlarına aittir. Grafik ve Dizgi Gülderen ALTINTAŞ Baskı Turkuaz Ofset Yazışma Adresi Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Rektörlük Binası Kat: 2 Kınıklı Yerleşkesi Kınıklı DENİZLİ / TÜRKİYE Tel (258) Fax. +90 (258) e-posta: [email protected]
2 Yayın Kurulu Prof. Dr. Ceyhun Vedat UYGUR Doç. Dr. Ali Rıza ERDEM Doç. Dr. Aydın SARI Doç. Dr. İsmet PARLAK Doç. Dr. Mehmet Yaşar ERTAŞ Doç. Dr. Nurten SARICA Doç. Dr. Selçuk Burak HAŞILOĞLU Doç. Dr. Şükran TOK Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali SARI Yrd. Doç. Dr. Mehmet YILMAZ Yrd. Doç. Dr. Saim CİRTİL Yrd. Doç. Dr. Türkan ERDOĞAN Dr. Coşkun DAŞBACAK Hakem Kurulu Prof. Dr. Candan TERWİEL Prof. Dr. Gülsen DEMİR Prof. Dr. Hüseyin ÖZGÜR Prof. Dr. Mehmet MEDER Prof. Dr. Muammer NURLU Prof. Dr. Mehmet Ali ÜNAL Prof. Dr. Nurgül OKTİK Prof. Dr. Sadettin SARI Prof. Dr. Ceyhun Vedat UYGUR Doç. Dr. Abdullah KARAMAN Doç. Dr. Behset KARACA Doç. Dr. Bülent GÜLOĞLU Doç. Dr. Cem BAYDUR Doç. Dr. Ensar YEŞİLYURT Doç. Dr. Feryal ÇUBUKCU Doç. Dr. Nurten SARICA Doç. Dr. Selim YILMAZ Doç. Dr. Süleyman BARUTÇU Doç. Dr. Süleyman UYAR Yrd. Doç. Dr. Abdullah ÖZDEMİR Yrd. Doç. Dr. Ayça ÜLKER ERKAN Yrd. Doç. Dr. Ayşe SAVRAN GENCER Yrd. Doç. Dr. Azer Banu KEMALOĞLU Yrd. Doç. Dr. Cumhur Yılmaz MADRAN Yrd. Doç. Dr. Filiz ACAR Yrd. Doç. Dr. Harun SULAK Yrd. Doç. Dr. Şahin BARANOĞLU Yrd. Doç. Dr. Türkan ERDOĞAN Hacettepe Üniversitesi Adnan Menderes Üniversitesi Pamukkale Üniversitesi Pamukkale Üniversitesi Gazi Üniversitesi Pamukkale Üniversitesi Akdeniz Üniversitesi Akdeniz Üniversitesi Pamukkale Üniversitesi Selçuk Üniversitesi Süleyman Demirel Üniversitesi Pamukkale Üniversitesi MuğlaÜniversitesi Pamukkale Üniversitesi Ege Üniversitesi Pamukkale Üniversitesi Marmara Üniversitesi Pamukkale Üniversitesi Akdeniz Üniversitesi Adnan Menderes Üniversitesi Adnan Menderes Üniversitesi Pamukkale Üniversitesi Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Pamukkale Üniversitesi Düzce Üniversitesi Süleyman Demirel Üniversitesi Adnan Menderes Üniversitesi Pamukkale Üniversitesi Dergimizin bu sayısına gönderilen makaleleri değerlendiren hakem kuruluna teşekkürlerimizi sunarız. Sekreterya Recep DURMUŞ Azize ŞIRALI EKMEKÇİ
3 İÇİNDEKİLER/CONTENTS Birol ERKAN...1 Türkiye İle Sınır Komşuları Arasındaki Dış Ticaretin Karşılaştırmalı Üstünlükler Perspektifinde Analizi Analysis in Comparative Advantages Perspective of Foreign Trade of Turkey and Border Countries Hakan SARITAŞ Cengiz SARAY Türk Bankacılık Sektörünün Karlılık Performansının Analizi Analysis of Profitability Performance of Turkish Banking Sector Hakan SARITAŞ Altan GÖKÇE...39 Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avrupa Birliği Ülkelerinde Yaşanan Ekonomik Krizlerin Temel Analizi: Nedenler ve Etkiler Fundamental Analysis of Economic Crisis in the United States and in European Union Countries: Causes And Effects Mustafa Zihni TUNCA - Mustafa BAYHAN...53 Kalite Fonksiyon Göçerimi Yönteminin Tedarikçi Seçiminde Kullanımı Using Quality Function Deployment Method in the Supplier Selection Sevcan GÜNEŞ-Şakir ÇAKMAK-Filiz YEŞİLYURT-Gökhan TUZCU...71 Ösys Başarısını Etkileyen Faktörlerin Analizi The Determinants of OSYS Success Yunus GÜLCÜ-Selim Adem HATIRLI...83 Doğalgaz Kullanımını Etkileyen Sosyo-Ekonomik Faktörlerin Analizi: Isparta İli Örneği An Analysis of Socio-Economic Factors Effecting the Use of Natural Gas: An Example of Isparta City Zuhal ÖNEZ ÇETİN...97 Yoksulluğu Azaltmada Yeni Bir Yaklaşım: Yoksul-Yanlı Turizm A New Approach at Poverty Alleviation: Pro-Poor Tourism Feyza TOKAT XVII. Yüzyılda Yaşamış Bir Bilgin: Hezârfen Hüseyin Efendi XVII. Century Scholar: Hezârfen Hüseyin Efendi Haldun SOYDAL-Zekeriya MIZRAK-Murat ÇETİNKAYA Makro Ekonomik Açıdan Türkiye nin Alternatif Enerji İhtiyacının Önemi From Imprantance of Alternatife Energy Need of Turkey Mehmet MEDER- Mustafa GÜLTEKİN Türkiye nin Büyük Kentlerinde Yılları Arasındaki İntihar Eğilimleri Dispositions of Suicide Between the Years in the Large Cities of Turkey Mehmet Yaşar ERTAŞ XV. - XVI. Yüzyıllarda Hambat Yöresinde Yerleşim ve Nüfus Settlement and Population in Hambat Area in the 15 th and 16 th Centuries
4 Meryem AYAN Evlilik Yoluyla Irksal ve Dini Kesişmeler Race and Religious Intersections Through Marriages Rıza SAM Şiddete Sürüklenerek Suça İtilenler: Geleceğin Suçlularını Yetiştirmek Üzerine Düşünceler Individuals Dragged by Violence and Pushed into Crime: Reflections on the Training of Tomorrow s Criminals Necla KÖKSAL Melek ÇINAR Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Bilimin Doğasına ve Öğrenme-Öğretme Sürecine Yansıtılmasına İlişkin Görüşleri Social Studies Preservice Teachers Views on Nature of Science and Reflecting Nature of Science on Learning-Teaching Process Mustafa SARICA Türkçede Eylemsilerin (Ortaçlar ve Ulaçlar) Fransızcayla İlişkili Olarak İncelenmesi Constrastive Study of Participles in Turkish in Relation with French Tuncer YILMAZ Ütopya ve Hicvin Buluşması: Samuel Butler'in Erewhon'u Where Utopia and Satire Meets: Samuel Butler's Erewhon Emre AŞILIOĞLU İlköğretim İkinci Kademe Görsel Sanatlar Dersi Programının Sanat Eğitimi İlkelerinin İncelenmesi Study of Art Education Principles of Visual Arts Curriculum in the Second Level of Primary Education
5 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa 1-22 TÜRKİYE İLE SINIR KOMŞULARI ARASINDAKİ DIŞ TİCARETİN KARŞILAŞTIRMALI ÜSTÜNLÜKLER PERSPEKTİFİNDE ANALİZİ* Birol ERKAN** Özet Türkiye nin son yıllardaki komşularla sıfır problem politikası dış ticaretine de olumlu yönde etki etmiş, sınır komşularıyla dış ticareti önemli bir gelişme göstermiştir. Çalışmanın amacı, Türkiye ve sınır komşularının açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük katsayılarını hesaplamak; söz konusu ülkelerin ihracatta avantaj ve dezavantajlarını ortaya koymaktır. Buna göre Türkiye nin özellikle tekstil iplikleri ve kumaş, hazır giyim, meyve ve sebze, seyahat eşyaları ve el çantaları ile tütün mamullerinin ihracatında sınır komşuları karşısında rekabet gücü yüksektir. Bununla birlikte, canlı hayvanlar, hayvansal ürünler, gıdalar ve yağlar, mineral yağlar, petrol ve diğer enerji ürünleri ihracatında sınır komşuları açısından genel bir karşılaştırmalı avantaj durumundan söz edilebilir. Anahtar Kelimeler: İhracat, Rekabet Gücü, Türkiye, Sınır Komşuları. ANALYSIS IN COMPARATIVE ADVANTAGES PERSPECTIVE OF FOREIGN TRADE OF TURKEY AND BORDER COUNTRIES Abstract In recent years, Turkey s zero-problem policy with neighbors has had a positive effect on its foreign trade, and Turkey s foreign trade with its border neighbors has showed an important development. The aim of the study is to calculate the revealed comparative advantage index relative to Turkey and border countries, and to presented advantages and disadvantages in export of countries in question. Accordingly, Turkey has higher competitiveness in the face of border countries in point of the export particularly in the textile yarns and fabrics, clothings, fruit and vegetable, travel goods and handbangs and tobacco products. However, in the export of live animals, animal products, foods and oils, mineral oils, petroleum and other energy products, it can be mentioned that border countries has largely comparative advantage. Key Words: Export, Competitiveness, Turkey, Border Neighbours. 1. GİRİŞ Çalışmanın ana amacı, açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük katsayılarının kullanılması suretiyle Türkiye nin ve sınır ülkelerinin ihracatındaki rekabet gücünün analiz edilmesidir. Söz konusu analiz, sözü edilen ülkelerin ihracatına mikro bazda yaklaşmakta, ürün bazlı bir rekabet profili ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, Türkiye ve sınır komşuları olan Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Azerbaycan-Nahçıvan, Ermenistan, İran, Irak ve Suriye nin Standart Uluslararası Ticaret Sınıflandırması (SITC) bazında ihracatındaki karşılaştırmalı üstünlükler ölçülmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, INTRACEN-PC TAS ve COMTRADE SITC Rev3 2 haneli verileri kullanılmak suretiyle, sözü edilen ülkelerin ihracatındaki açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük katsayıları (Balassa İndeksi-AKÜ katsayısı ve Dönüştürülmüş Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük Katsayısı-DAKÜ) hesaplanmıştır. * İzmir Üniversitesi tarafından organize edilen Bölgesel ve Küresel Dinamikler: Türkiye ve Yakın Çevresinin İktisadi ve Siyasi Meseleleri (28-29 Nisan 2011) adlı sempozyumda sunulan bildirinin revize edilmiş halidir. ** Yrd. Doç. Dr., Kilis 7 Aralık Üniversitesi M.Y.O. Dış Ticaret Bölümü Öğretim Üyesi, KİLİS e-posta: [email protected]
6 B. Erkan 2. KARŞILAŞTIRMALI ÜSTÜNLÜKLERİN (İHRACAT REKABET GÜCÜNÜN) ÖLÇÜMÜ: AÇIKLANMIŞ KARŞILAŞTIRMALI ÜSTÜNLÜKLER YAKLAŞIMI Karşılaştırmalı üstünlük kavramı uluslararası ticarette adından sıklıkla bahsedilen bir kavram olmasına rağmen, söz konusu teorik kavramın ölçülebilmesi ve ampirik bulgulara dönüştürülebilmesi bağlamında önemli eksiklikler bulunmaktadır. Söz konusu eksikliklerin giderilmesine yönelik en önemli hamle, karşılaştırmalı üstünlüklerin ve rekabet gücünün ölçümünde açıklanmış karşılaşmalı üstünlük katsayılarının (AKÜ) kullanılmasıdır (Sanidas and Shin, 2010: 8). Karşılaştırmalı üstünlükler teorisi ile karşılaştırmalı üstünlüklerin ve rekabet gücünün ölçümü arasındaki bağlantının ortaya koyulması şu sıralama ile olmaktadır: EŞ KÜ TÜT AKÜ EŞ: Ülkelerin ekonomik koşulları, KÜ: Karşılaştırmalı üstünlüklerin uluslararası örnekleri, TÜT: Uluslararası ticaret, üretim ve tüketim, AKÜ: Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük Katsayıları. Diyagrama göre, ülkelerin ekonomik koşullarınca belirlenen karşılaştırmalı üstünlükler uluslararası ticareti, üretim ve tüketimi (ihracat, ithalat) belirlemekte, bu da ülkelerin rekabet gücüne etki etmektedir (Ballance vd., 1987: 157). Açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler (AKÜ) yaklaşımı, karşılaştırmalı üstünlükleri (rekabet gücünü) ölçmede sıklıkla kullanılan yöntemlerden biridir. Bir ülkenin mal ya da sektör bazında ihracat yapısının ülkenin karşılaştırmalı üstünlüklerini, ithalat yapısının ise karşılaştırmalı dezavantajlarını yansıttığı AKÜ yaklaşımına göre; bir malın ticaret dengesinin pozitif olması durumunda o ülkenin o malın/sektörün ihracatında karşılaştırmalı üstünlüğe, tersi durumda ise karşılaştırmalı dezavantaja (rekabet gücünden yoksunluğa) sahip olduğu söylenebilir (Bekmez, 2008: 17). Açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler düşüncesi ilk olarak Liesner (1958) tarafından ortaya atılmıştır. İngiltere nin Ortak Pazar Ülkeleri ile rekabet gücünü karşılaştırmak için oluşturulmuş indeks, Balassa (1965) tarafından işlevsel hale getirilmiştir. Ülkelerin mevcut ticaret verilerinden yararlanılarak karşılaştırmalı üstünlüğünü gösteren Balassa İndeksi, ülkeler arasındaki karşılaştırmalı üstünlüğün nedenine inmeden, görünen bir avantaj farkı olup olmadığını açıklamayı amaçlamaktadır (Seymen, 2009: 237). İndeks, ülkenin belli bir sektör ihracatının toplam ihracatına oranının, aynı sektörün dünyadaki ihracatının dünya toplam ihracatına oranı olarak tanımlanabilir. Balassa İndeksi, herhangi bir malın (sektörün) ülkenin toplam ihracatındaki payının, söz konusu malın (sektörün) dünyanın (bir ülkenin veya bölgenin) toplam ihracatındaki payına oranını ifade eder. Diğer bir ifadeyle Balassa İndeksi, ülkenin bir maldaki yurtiçi uzmanlaşmasını (AKÜ indeksinin payı), dünyanın uzmanlaşmasıyla karşılaştırır (Benigno, 2005: 6). Açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük katsayısı (AKÜ), UN Statistics Office ve Standart International Trade Classification (SITC) verilerinden (UN Comtrade ve PC TAS) hesaplanabilir 1. j ülkesinin t döneminde k malındaki (sektöründeki) açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük (AKÜ) katsayısını Balassa aşağıdaki gibi formülize etmiştir (Balassa, 1965: ): AKÜ indeksinin pay kısmı, malın (sektörün) ulusal ihracattaki payını (%); payda kısmı ise, söz konusu malın (sektörün) dünya toplam ihracatındaki payını temsil etmektedir (Mykhnenko, 2005: 27). Balassa İndeksi aynı sonucu vermek üzere şu şekilde de formüle edilebilir (Mahmood, 2006: 26) (Karşılaştırmalı İhracat Performansı): ( X j / kt Xw ); j ülkesinin k malı ihracatının ülkenin kt toplam ihracatı içindeki payı (X j / t Xw ); j ülkesinin toplam ihracatının dünya t toplam ihracatı içindeki payı AKÜ katsayısının birden büyük olması, ülkenin söz konusu ürün ihracatında açıklanmış karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğunu ve 1 Formüllerde X ; ihracat, M; ithalat, t ; dönem, k ; mal (sektör), j ; ülke 1, m; ülke 2, w; dünya, u; birlik şeklinde sembolize edilmiştir. 2 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
7 Türkiye ile Sınır Komşuları Arasındaki Dış Ticaretin Karşılaştırmalı Üstünlükler Perspektifinde Analizi uzmanlaştığını ifade etmektedir (Coxhead, 2007: 1109). Daha ayrıntılı bir analizle, karşılaştırmalı üstünlüğün gücünü göstermek amacıyla Balassa nın AKÜ katsayısını 4 aşamada sınıflandırabiliriz (Hinloopen, 2001: 13): 1. Sınıflandırma 0 < AKÜ 1; Karşılaştırmalı üstünlük yoktur. 2. Sınıflandırma 1 < AKÜ 2; Zayıf bir karşılaştırmalı üstünlük, 3. Sınıflandırma 2 < AKÜ 4; Orta derecede karşılaştırmalı üstünlük, 4. Sınıflandırma 4 < AKÜ ; Güçlü bir karşılaştırmalı üstünlük vardır. AKÜ katsayılarının sıfır ile sonsuz arasında değer alması ve asimetrik olması nedeniyle, söz konusu indeks için monoton bir dönüştürülme işlemi uygulanmaktadır. Bu işlem ile bulunan AKÜ katsayısı, (AKÜ-1)/(AKÜ+1) şeklinde formülize dilebilir. Bu indekse dönüştürülmüş açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük indeksi denir (Kumar vd., 2008: 131). Bu durumda. Bu dönüştürme sonucunda uç değerler daha az ağırlıklandırılmış olacak, indeks simetrik hale dönüşecek ve sonuç -1 ile +1 arasında değer alacaktır (Filiztekin, 2006: 107). Michael E. Porter, gelişmiş ülkelerin ekonomik başarılarını nasıl sürdürebildiklerini açıklayabilmek için karşılaştırmalı üstünlükler kavramını geliştirmiştir. Porter, rakiplerinden daha düşük maliyetlerle üretebilme ve aşırı maliyetleri nedeniyle ortaya çıkan yüksek fiyatları değiştirebilme yeteneğine sahip olmak olarak iki farklı karşılaştırmalı üstünlük kavramından söz etmiştir. Söz konusu avantajlardan en az birisine sahip olunması durumunda üstün bir firma veya ülkeden söz edilebilir (Porter, 1991: ). Porter, karşılaştırmalı üstünlük kavramıyla birlikte rekabet gücü kavramından da söz etmiş 2, her ikisinin de özünde karşılaştırmalı maliyetlerin yattığını ifade etmiştir. Bu bağlamda, bir ülkenin uluslararası piyasalarda karşılaştırmalı üstünlüklerinin bulunmasının, aynı zamanda rekabet gücünün bulunması anlamına da gelebileceği söylenebilir (Utkulu, 2005: 6). 2 Günümüz dış ticaretinde karşılaştırmalı üstünlükler artık rekabet gücü kavramı ile aynı anlamda kullanılır hale gelmiştir Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlüklere İlişkin Çalışma Örnekleri J. Hinloopen tarafından yapılan çalışmada (Hinloopen, 2001: 1-50), 12 AB üyesi ülkeden Japonya ya ihraç edilen mallardaki rekabet gücü hesaplanmıştır. Araştırmada yılları arası SITC 2 haneli veriler kullanılmıştır. Balassa İndeks değerleri genel olarak 1 den büyük çıkmış, bazı ülkelerin AKÜ katsayıları yıllara göre istikrarlı durumunu sürdürmüş (Almanya gibi), bazı ülkelerin rekabet gücü ise değişken bir seyir izlemiştir (Yunanistan gibi). C. Veeramani tarafından yapılan çalışmada (Veeramani, 2006: 1-20), Çin ve Hindistan ın karşılaştırmalı ihracat performansları analiz edilmiştir. Bununla birlikte, her iki ülkenin de faktör yoğunlukları da ölçülmüştür. SITC 3 haneli mal gruplarına yönelik yapılan çalışmada; Hindistan ın tarımsal hammadde yoğun, mineral kaynak yoğun ve niteliksiz işgücü yoğun mallarda uzmanlaştığı; Çin in ise, niteliksiz işgücü yoğun ve son yıllarda azalsa da tarımsal hammadde yoğun mallarda uzmanlaştığı sonucuna ulaşılmıştır. E.N. Wolff tarafından yapılan çalışmada (Wolff, 2000: 1-33), yılları arasında 33 imalat malında 14 OECD ülkesi baz alınarak, söz konusu ülkelerin ihracat uzmanlaşma ve benzerlik dereceleri ölçülmüştür. Bununla birlikte, Kanada ve ABD nin geleceğe yönelik uzmanlaşma dereceleri tahmin edilmiştir. Sonuçta; Kanada nın ulaştırma ekipmanları, özel karayolu taşıtları, motor araçları, demir ihtiva etmeyen metal ve ağaç ürünlerinde uzmanlaştığı; ABD nin ise, uçak, profesyonel ürünler, petrol ve kömür ürünlerinde yüksek oranda nispi üstünlükleri mevcuttur. B. Yılmaz tarafından yapılan çalışmada (Yılmaz, 2003: 1-20), Türkiye nin dönemine ilişkin AB-15 ve 5 aday ülke (Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Romanya, Polonya) karşısındaki üstünlükleri açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük katsayılarıyla ölçülmüştür. SITC teknoloji sınıflandırmasına göre; Türkiye nin, kolay ve zor taklit edilen araştırma yoğun malların ihracatında karşılaştırmalı dezavantajı, hammadde ve emek yoğun mal ihracatında da güçlü bir karşılaştırmalı üstünlüğü bulunmaktadır. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
8 B. Erkan N. Şimşek, D. Seymen ve U. Utkulu tarafından yapılan çalışmada (Şimşek vd., 2007: 1-44), arasında Türkiye nin AB karşısındaki açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükleri SITC Rev 3, 3 haneli bazda teknoloji sınıflandırmasına göre analiz edilmiştir. Sonuç olarak, Türkiye nin hammadde ve emek yoğun malların ihracatında avantaja sahip olduğu görülmüştür. Sermaye yoğun malların ihracatında da mutlak olarak olmasa da, nispi anlamda üstünlük sağladığı görülmüştür. Ar-ge bazlı malların ihracatında ise karşılaştırmalı dezavantaj durumu mevcuttur. A.A. Kaya tarafından yapılan çalışmada (Kaya, 2006: 1-10), döneminde, imalat sanayi ihracatında, Türkiye nin AB-15 ve AB- 10 ile Bulgaristan, Romanya gibi aday ülkeler karşısında üstünlük sahibi olduğu endüstriler belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada SITC Rev 3, 3 haneli imalat sanayi ihracat verileri kullanılmıştır. Balassa İndeksi kullanılarak yapılan analiz sonucunda, 151 imalat sanayi alt ürün grubu içinde 53 endüstride AKÜ 1 tespit edilmiştir. Türkiye nin karşılaştırmalı üstün olduğu 53 maldan 1 i hammadde yoğun, 27 si emek yoğun, 16 sı sermaye yoğun, 9 u zor taklit edilen araştırma yoğun mallar olarak tespit edilmiştir Sınır Komşularına İlişkin Karşılaştırmalı Üstünlük Analiz Örnekleri G. Buturac, Z. Lovrincevic ve I. Teodorovic tarafından yapılan çalışmada (Buturac vd., 2004: ), Hırvatistan ın dış ticaret yapısındaki değişme, 6 Doğu Avrupa geçiş ekonomisi ülkesiyle (Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Romanya, Slovenya, Slovakya) kıyaslanarak ele alınmıştır. Söz konusu analiz yılları arasında açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük katsayıları kullanılarak teknoloji sınıflandırması bazında yapılmıştır. Hırvatistan ın, diğer komşu geçiş ekonomisi ülkeleriyle karşılaştırıldığında, 2001 yılında herhangi bir ürün grubunda karşılaştırmalı üstünlüğü olmayan tek ülke olduğu sonucuna ulaşılmıştır. rekabet avantajına sahip olduğunu ifade etmiştir (Rana, 1988: 1-21). M. Akal, 1980 den 2005 e Türkiye nin Ortadoğu sınır ülkeleriyle (Irak, İran, Suriye) olan dış ticaretinde fasıl bazında ihracat ve ithalat yoğunlaşmaları ile avantaj ve dezavantajları ortaya koymuştur. Türkiye nin bu ülkelere olan ihracatı tarımsal fasıllardan sanayi fasıllarına, emek yoğun fasıllardan sermaye ve teknoloji içeren fasıl yoğunlaşmasına kaymıştır (Akal, 2008: ). H. Atik tarafından yapılan çalışmada (Atik, 2006: 33-43), Türkiye ve komşu ülkeleri (Yunanistan, Suriye, İran) arasındaki karşılaştırmalı üstünlükler, tercihlerde benzerlik teorisi çerçevesinde panel veri yöntemi ile analiz edilmiştir. Analize dahil edilen ülkelerin ithalat değerlerinin bağımlı değişken olarak kabul edildiği modelde; ülkelerin gayrisafi yurt içi hasıla değerleri, reel döviz kurları ve ülkelerdeki kişi başına gelir seviyeleri arasındaki benzerlik derecesini gösteren Linder değişkeni bağımsız değişkenler olarak yer almıştır. Gerek komşu ülkelerin, gerekse Türkiye nin kişi başına gelir seviyeleri birbirine benzeyen ülkelerle ticaret yaptıkları ortaya çıkmıştır. G. Ayman, A. Sezer, T.A. Kılıçdağı, yıllarına ilişkin analiz yapmak suretiyle, Türkiye nin komşu ve çevre ülkelerle ilişkilerini ekonomik ve ticari açıdan incelemiş, bu yönde hazırlanmış strateji çalışmalarını değerlendirmiştir. SWOT analizi ile sektörel bazda kapsamlı analizler yapılmış ve Türkiye nin komşu ve çevre ülkelerle ilişkilerinde hangi sektörlerin ön plana çıkartılması gereği üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak; ulaştırma, enerji ve taahhüt sektörleri ön plana çıkmıştır (Ayman vd., 2007: 1-5). TÜSİAD tarafından yapılan çalışmada (2007: 1-384), başta İran ve Irak olmak üzere komşu ülkelerle olan dış ticaretin gelişimi ihracat pazarlaması bazında ele alınmıştır. Bununla birlikte, sınır komşularıyla olan dış ticaretin gelişiminde mevcut engellerin kaldırılması ve sınır ticaretinin önemi üzerinde durulmuştur. P.B. Rana, Asya-Pasifik ülkelerinin arasındaki ihracatındaki karşılaştırmalı üstünlükleri analiz etmiş, söz konusu komşu ülkelerin özellikle emek yoğun ve bazı sermaye yoğun malların ihracatında karşılaştırmalı 4 3. TÜRKİYE NİN KOMŞU ÜLKELERLE DIŞ TİCARETİNİN ANALİZİ Çalışmada, Türkiye nin komşu ülkelerle dış ticaretinin (ihracat ve ithalat) analizinin yapılması maksadıyla; öncelikle ihracatındaki Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
9 Türkiye ile Sınır Komşuları Arasındaki Dış Ticaretin Karşılaştırmalı Üstünlükler Perspektifinde Analizi ve ithalatındaki ilk 20 ülke 2004 ve 2010 yıllarına ilişkin ele alınmış, söz konusu farklılıklar sınır komşuları perspektifinde irdelenmiştir. Bununla birlikte, Türkiye nin sınır komşularıyla olan dış ticaretinin yıllar itibariyle izlemiş olduğu seyir sapma indeksi ve nüfuz indeksi analizleriyle ortaya koyulmaya çalışılmıştır Türkiye nin Dış Ticaretinde Komşu Ülkelerin Payı Komşuları ile ticaret yapabilme kabiliyeti, kapasitesi ve bu ticarete olanak sağlayacak her türlü alt yapı ve istikrar ortamı bir ülkenin ekonomik refahını etkileyen önemli unsurlardır. Ekonomik açıdan dünyanın müreffeh bölgelerine bakıldığında, ülkelerin komşum zenginse ben de zenginim mantığına sahip oldukları görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Almanya, Fransa, Hollanda, Lüksemburg ve Belçika nın Kuzey Batı Avrupa da oluşturduğu ekonomik sinerji komşu ülkeler arasında geliştirilen ortak ticaret zihniyeti ve iktisadi iş birliğinin ne denli bir refah unsuru olduğunun dünya tarihindeki en başarılı örneklerinden birisidir. Aynı şekilde ABD, Meksika ve Kanada nın NAFTA çatısı altında oluşturduğu komşu ülkeler arası ticari birlik, Meksika nın son dönemlerde gelişmekte olan ülkeler arasında ön sıralarda yer almasındaki en önemli etkenlerdendir (Eryaman, 2011: 1). Türkiye nin komşuları ile geliştirmeye çalıştığı ticari ve iktisadi işbirliği ortamının ve bu ortamın oluşturduğu zenginlik ve refah atmosferinin bölgenin potansiyelini yansıttığı söylenemez. Türkiye nin komşuları ile oluşturduğu bölgede 20. yüzyıl boyunca savaşlar, anlaşmazlıklar, siyasi karışıklık ve devrimler çok yoğun olarak yaşanmış, 21. yüzyılda da devam etmiştir. Güvenlik ve istikrarı tehdit eden söz konusu olaylar bölgesel ticaretin gelişmesini engellemiş ve iktisadi işbirliğinin istenilen seviyelere ulaşmasını engellemiştir. Bununla birlikte, her şeye rağmen, özellikle Yunanistan Tablo 1: Türkiye nin ihracatında ilk 20 ülke (1000 $) ÜLKE TOPLAM % ÜLKE TOPLAM % Almanya ,83 Almanya ,21 İngiltere ,55 Birl. Krallık ,22 İtalya ,49 İtalya ,84 A.B.D ,45 Fransa ,47 Fransa ,72 Irak ,37 İspanya ,23 Rusya ,17 Hollanda ,43 A.B.D ,36 Rusya ,33 İspanya ,25 Irak ,91 İran ,70 İsrail ,08 B.A.E ,46 Romanya ,97 Romanya ,32 Belçika ,89 Hollanda ,21 Yunanistan ,86 Mısır ,07 B.A.E ,46 S. Arabistan ,02 Bulgaristan ,32 Çin ,02 Cezayir ,30 İsrail ,86 İran ,27 Libya ,79 S. Arabistan ,23 Belçika ,75 Polonya ,11 Suriye ,65 Danimarka ,01 Nahçıvan ,41 İlk 20 İlk 20 Toplam Genel Toplam (2004 Yılı) (2010 Yılı) Toplam ,15 Genel Toplam ,00 (Kaynak: verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
10 B. Erkan ve Bulgaristan ın AB üyeliğinin bölgeye etkisi, İran ın sahip olduğu zengin yeraltı kaynaklarının öneminin daha da artması, Suriye ve Gürcistan ın yavaş fakat sağlam bir şekilde dışa açılma sürecine girmeleri bölgenin refahını ve dış ticaretini geliştirme potansiyeli anlamında umut verici olmuş, bu gelişmelerin sağladığı olumlu atmosfer ekonomik göstergelere de yansımıştır. Türkiye nin ihracatındaki ilk 20 ülke, 2004 ve 2010 yılları karşılaştırılarak incelendiğinde, Almanya nın ilk sıradaki yerini koruduğu görülmektedir. Bununla birlikte, Tablo-1 Türkiye nin sınır komşularına ihracatı bağlamında incelendiğinde önemli bir entegrasyon göze çarpmaktadır. Özellikle Irak, 2004 yılında Türkiye nin en fazla ihracat yaptığı 9. ülke (%2.91 pay) iken 2010 yılında 5. ülke (%5.37 pay) konumuna gelmiştir. İran da 2004 yılında 17. sırada iken (%1.27 pay) 2010 da 9. sırada (%2.70 pay) yer almaktadır. Suriye ve Azerbaycan-Nahçıvan 2004 de listede yer almaz iken 2010 da sırasıyla 19. ve 20. sırada yer almaktadır yılında, en fazla ihracat yapılan 20 ülkeden 13 ü batı ülkeleri iken; 2010 da söz konusu rakamın 9 a düşmüş olması, Türkiye nin ihracat eksenini Uzak Doğu, Orta Doğu ve sınır ülkeleri yönünde değiştirdiğini göstermektedir. Türkiye nin ithalatındaki ilk 20 ülke, 2004 ve 2010 yılları karşılaştırılarak incelendiğinde, Almanya ile Rusya nın yer değiştirdiği görülmektedir (Tablo-2). Bununla birlikte, Türkiye nin sınır komşularından yaptığı ithalatı bağlamında incelendiğinde; sadece İran göze Tablo 2: Türkiye nin ithalatında ilk 20 ülke (1000 $) (2004 Yılı) (2010 Yılı) ÜLKE TOPLAM % ÜLKE TOPLAM % Almanya ,83 Rusya ,64 Rusya ,26 Almanya ,46 İtalya ,04 Çin ,26 Fransa ,36 A.B.D ,64 A.B.D ,86 İtalya ,5 Çin ,59 Fransa ,41 İngiltere ,43 Iran ,12 İsviçre ,49 İspanya ,61 İspanya ,34 Güney Kore ,57 Japonya ,75 İngiltere ,52 Güney Kore ,64 Ukrayna ,07 Ukrayna ,57 Romanya ,86 Belçika ,04 Hindistan ,84 Iran ,01 Japonya ,78 Hollanda ,96 Belçika ,73 Romanya ,74 Hollanda ,7 Libya ,55 İsviçre ,7 Cezayir ,29 Polonya ,41 S. Arabistan ,26 Kazakistan ,33 Tayvan ,24 S. Arabistan ,31 İlk 20 Toplam ,25 İlk 20 Toplam ,47 Genel Toplam Genel Toplam (Kaynak: verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). 6 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
11 Türkiye ile Sınır Komşuları Arasındaki Dış Ticaretin Karşılaştırmalı Üstünlükler Perspektifinde Analizi çarpmaktadır yılında Türkiye nin en fazla ithalat yaptığı 14. ülke olan İran ın 2010 yılında 7. sırada yer alması, Türkiye açısından öneminin daha da arttığını göstermektedir. En fazla ihracat ve ithalat yapılan 20 ülke genel olarak ele alındığında, Türkiye nin sınır komşularıyla olan dış ticaretinde ihracat tarafının daha ağır bastığı görülmektedir. Keza, 2010 yılı dış ticaret rakamlarına göre (ilk 20 ülke bazında); Türkiye toplam ihracatının yaklaşık yüzde 10 unu sınır komşularına gerçekleştirirken; toplam ithalatının yüzde 4 ünü sınır komşularından gerçekleştirmektedir. Türkiye nin özellikle sınır komşusu İran ile dış ticaret hacminin önemli boyutlarda olduğu söylenebilir (2010 yılı itibariyle 10 milyar $ civarında). Tablo-3 de, Türkiye nin sınır komşularına olan ihracatının yıllar itibariyle artmakta olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, ağırlıkla doğu ve güney komşularına olan ihracatının yüksekliği ve gösterdiği ivme dikkat çekmektedir. Bu durum, son yıllarda Türk siyasetindeki ve ekonomisindeki eksen Tablo 3: Türkiye nin sınır komşularına ihracatı (milyon $) ÜLKELER Irak İran Suriye Azerbaycan-Nahçıvan Bulgaristan Yunanistan Gürcistan Ermenistan (Kaynak: ). kaymasını işaret etmektedir. Keza, AB üyesi ülkeler olan Yunanistan a ve Bulgaristan a yapılan ihracatın boyutları nispi olarak düşük olup, artış hızı son yıllarda azalmıştır. Tablo-4, Türkiye nin sınır komşularından gerçekleştirilen ithalatının da yıllar itibariyle artmakta olduğunu göstermektedir. Türkiye, en fazla ithalatı İran ve Bulgaristan dan gerçekleştirmektedir. Tablo 4: Türkiye nin sınır komşularından ithalatı (milyon $) ÜLKELER İran Bulgaristan Yunanistan Irak Azerbaycan-Nahçıvan Suriye Gürcistan Ermenistan (Kaynak: ). Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
12 B. Erkan Tablo-3 ve Tablo-4 birlikte incelendiğinde, Türkiye nin İran a (özellikle petrol ve ürünleri talebi sebebiyle) karşı önemli bir dış ticaret açığı bulunduğu görülmektedir. Söz konusu tablolarda, Türkiye nin Yunanistan ve Bulgaristan a karşı da dış açık verdiği görülmektedir. Türkiye nin, ulusal ekonomik büyüklüğü kendisinden küçük ülkeler olan Yunanistan ve Bulgaristan dan kayda değer miktarda ithalat gerçekleştirdiği düşünüldüğünde, sözü edilen ülkelere olan ihracatın ciddi oranda yetersiz olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, her iki ülkenin de AB üyesi olması, bu ülkelerle olan siyasi ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi gereğini kaçınılmaz kılmaktadır. Bu konuda, Türkiye nin AB ye ihracatında pazar çeşitlendirmesi stratejisi geliştirmesi; gerek ürün, gerekse coğrafya bazında ortaya çıkabilecek riskleri dağıtması gerekmektedir. Zira, Türkiye nin ihracatının yaklaşık yarısının gerçekleştirildiği AB içinde de Almanya, İtalya, Fransa ya yönelik bir pazar yoğunlaşması söz konusudur Türkiye nin Sınır Komşularıyla Olan Dış Ticaretinin Sapma İndeksi Ve Nüfuz İndeksi Yardımıyla Analizi Sapma indeksi ile nüfuz indeksi, ele alınan ülkelere yönelik dış ticaretteki gelişmelerle ilgili daha anlamlı sonuçlar elde edilmesini mümkün kılmaktadır. Sözü edilen indeksler, iki ülke arasındaki dış ticaretin yıllara göre gelişiminin birbirleri lehine veya aleyhine bir seyir gösterip göstermediğini ortaya koymaktadır Sapma İndeksi Yardımıyla Analiz Bir ülkenin başka bir ülkeye olan mal ihracatının, o ülke dışına olan ihracatına oranıdır. X j ülkesinin m ülkesine k malı ihracatı X j ülkesinin m ülkesi dışına k malı ihracatı Belli bir yılın (baz yılı) indeksine 100 denirse; diğer yıllarda indeks değerinin 100 den büyük çıkması, j ülkesinin k malı ihracatının m ülkesi lehine gelişme eğilimi gösterdiği anlamına gelmektedir (Yıldız ve Delice, 2001: 124). 100 den düşük çıkması ise, j ülkesinin k malı ihracatının m ülkesi dışına kaydığını gösterir. Hesaplanan sapma indeksi sonuçları, izleme ve yorumlama kolaylığı açısından ayrı bir indekse çevrilerek tablolaştırılmıştır. Tüm ülkelere ilişkin veri olması sebebiyle 2009 yılı baz yılı olarak ele alınmıştır. Türkiye nin sınır komşularına yılları arasında gerçekleştirdiği ihracata ilişkin sapma indeksi sonuçları 3, özellikle son yıllarda ihracatının sınır komşuları lehine bir gelişme gösterdiğini ortaya koymaktadır (Tablo-5). Bununla birlikte, Türkiye nin Suriye ye olan ihracatında 1998 yılı sonrası sapma dikkat çekicidir. Nüfuz İndeksi Yardımıyla Analiz Sapma indeksiyle birlikte nüfuz indeksine bakılarak, ele alınan ülkelere yönelik ihracattaki gelişmelerle ilgili daha anlamlı sonuçlar elde etmek mümkündür. Söz konusu indeks, karşı ülkenin ithalat talebindeki gelişmede diğer ülkenin rolünü ortaya koymaktadır. M m ülkesinin j ülkesinden k malı ithalatı M m ülkesinin j ülkesi dışından k malı ithalatı Belli bir yılın (baz yılı) indeksine 100 dersek; diğer yıllarda indeks değerinin 100 ün üzerinde olması, m ülkesinin ithalatında j ülkesini tercih etme eğiliminin arttığını, 100 ün altında olması ise azaldığını gösterir. Çalışmada, hesaplanan nüfuz indeksi sonuçları, izleme ve yorumlama kolaylığı açısından ayrı bir indekse çevrilerek tablolaştırılmıştır. Tüm ülkelere ilişkin veri olması sebebiyle 2002 yılı baz yılı olarak ele alınmıştır. Sınır komşularının yılları arasında Türkiye den gerçekleştirdiği ithalata ilişkin nüfuz indeksi sonuçları 4, komşu ülkelerin ithalatının yıllar itibariyle genel olarak Türkiye lehine bir gelişim gösterdiğini ortaya koymaktadır (Tablo-6). 3 Veri yetersizliği nedeniyle bazı ülkelere ilişkin tüm yıllara ait değerler hesaplanamamıştır. 4 Veri yetersizliği nedeniyle bazı ülkelere ilişkin tüm yıllara ait değerler hesaplanamamıştır. 8 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
13 Türkiye ile Sınır Komşuları Arasındaki Dış Ticaretin Karşılaştırmalı Üstünlükler Perspektifinde Analizi Tablo 5: Türkiye nin sınır komşularına olan ihracatına ilişkin sapma indeksi Ermenistan Azerbaycan Bulgaristan Gürcistan Yunanistan İran Irak Suriye (Kaynak: COMTRADE verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Sapma indeksi ve nüfuz indeksi sonuçları birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye nin son yıllardaki komşularla sıfır problem politikasının dış ticaretine de olumlu etki ettiği, sınır komşularıyla dış ticaretinin lehine bir gelişim gösterdiği ifade edilebilir. Bununla birlikte, özellikle Yunanistan ve Bulgaristan ile olan dış ticareti yıllar itibariyle Türkiye nin lehine bir gelişim göstermiştir. Türkiye nin Suriye ile dış ticaretinde ise aleyhte bir seyir söz konusudur. 4. AÇIKLANMIŞ KARŞILAŞTIRMALI ÜSTÜNLÜKLER YAKLAŞIMIYLA TÜRKİYE İLE SINIR KOMŞULARI ARASINDAKİ İHRACAT REKABET GÜCÜNÜN ÖLÇÜLMESİ Çalışmada, ülkelerin ihracatındaki açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler hesaplanırken SITC Rev3 2 haneli ihracat verileri kullanılmış, yılları arasındaki en yüksek ve en düşük değerler analizden çıkarılmak suretiyle uygun ortalama hesaplanmıştır. Açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük katsayılarına ilişkin Balassa İndeksi ve Dönüştürülmüş Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük İndeksi kullanılmıştır. Sözü edilen indekslerin tercihindeki amaç; ülkenin bir maldaki yurtiçi uzmanlaşmasını dünyanın uzmanlaşmasıyla karşılaştırmasıdır. Diğer bir ifadeyle, malın dünya toplam ihracatı içindeki payına göre ulusal ihracattaki payını tespit etmemize yardımcı olmasıdır. Elde edilen üstünlük ve dezavantaj sonuçlarına göre malların faktör donanımları, SITC Teknoloji sınıflandırması bazında (Hufbauer, 1974: 3-38) ortaya konulmaya çalışılmıştır. Komşu ülkelerden bazılarına ilişkin SITC Rev3 ihracat verileri belli yıllara ilişkin elde edilemediğinden (söz konusu ülkelerden kaynaklanan veri eksikliği nedeniyle), ortak zamanlı bir ülkeler arası kıyaslama yapılamamıştır. Yapılan analizler sonucunda, Türkiye nin SITC Rev3 2 haneli 66 mal grubundan 22 sinin ihracatında rekabet gücünün yüksek olduğu 5 görülmektedir. Bununla birlikte, Türkiye nin rekabet avantajının olduğu 22 mal grubunun ihracat rekabet gücü incelendiğinde; üstünlüklerden 5 i güçlü, 5 i orta derecede, 12 si ise zayıf derecededir. Türkiye nin, ihracatta güçlü rekabet avantajına (karşılaştırmalı üstünlüklere) sahip olduğu mal grupları SITC Teknoloji Sınıflandırması na göre analiz edildiğinde; 1 mal grubunun (05) 5 Rekabet gücünün yüksek olması; rekabet avantajının bulunduğunu, diğer bir ifadeyle ülkenin söz konusu mal grubunun ihracatında açıklanmış karşılaştırmalı üstünlüğünün olduğunu göstermektedir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
14 B. Erkan Tablo 6: Sınır komşularının Türkiye den ithalatına ilişkin nüfuz indeksi Ermenistan Azerbaycan Bulgaristan Gürcistan Yunanistan İran Irak Suriye (Kaynak: COMTRADE verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). hammadde yoğun, 3 mal grubunun (65, 83, 84) emek yoğun, 1 mal grubunun (12) da sermaye yoğun olduğu görülmektedir (Tablo-7) ve dönemleri kıyaslandığında, Türkiye nin güçlü karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu mal gruplarının tekstil ürünleri hariç üstünlük dereceleri nispi olarak azalmıştır (Tablo-7). Bununla birlikte, 83 grubu seyahat eşyası, el çantaları vb. taşıyıcı eşya ihracatında ilk dönemde görülen çok yüksek derecedeki üstünlükler ikinci dönemde dezavantaja dönüşmüştür. Tablo 7: Türkiye nin güçlü AKÜ katsayılarına sahip olduğu mal grupları Mal Grupları 83-Seyahat eşyası, el çantaları vb. taşıyıcı eşya 84-Giyim eşyası ve bunların aksesuarları 05-Meyve ve sebzeler 65-Tekstil ürünleri (iplik, kumaş, yer kaplamaları, hazır eşya) 12-Tütün ve tütün mamul ort ort. AKÜ Ort. DAKÜ Faktör Donanımı 26,06 0,46 7,75 0,76 Emek Yoğun 6,04 5,78 6,23 0,72 Emek Yoğun 7,29 4,76 6,07 0,71 Hammadde Yoğun 3,82 4,86 4,53 0,64 Emek Yoğun 5,18 3,16 4,21 0,61 Sermaye Yoğun (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). 10 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
15 Türkiye ile Sınır Komşuları Arasındaki Dış Ticaretin Karşılaştırmalı Üstünlükler Perspektifinde Analizi Suriye, özellikle canlı hayvanlar mal grubu ihracatında çok yüksek oranda açıklanmış rekabet gücüne sahiptir. Suriye, dokuma ürünlerinin hammaddesinin teşkil eden elyaf ihracatında da önemli bir rekabet avantajına sahiptir. Suriye, SITC Rev3 2 haneli 66 mal grubundan 16 sının ihracatında rekabet avantajına sahiptir. Suriye nin ihracatında rekabet avantajına sahip olduğu 16 mal grubundan 4 ü güçlü, 5 i orta derecede, 7 si ise zayıf derecededir. Suriye nin ihracatta güçlü karşılaştırmalı üstünlüklere sahip olduğu 4 mal grubu SITC Teknoloji Sınıflandırması na göre analiz edildiğinde, 3 mal grubunun (00, 33, 05) hammadde yoğun, 1 mal grubunun da (26) emek yoğun olduğu görülmektedir (Tablo-8). Grafik 1: Türkiye nin güçlü karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu mal grupları (Kaynak: COMTRADE verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Suriye nin, Türkiye den farklı olarak, özellikle canlı hayvanlar ve petrol ürünlerinin ihracatında güçlü derecede karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olması; Türkiye nin söz konusu ürünlere karşı olan yurtiçi talep fazlasını Suriye den karşılamasını optimal kılmaktadır. İran, SITC Rev3 2 haneli 66 mal grubundan sadece 4 ünün ihracatında rekabet avantajına sahiptir. Söz konusu 4 mal grubu incelendiğinde; İran ın üstünlüklerinden 1 i güçlü, 1 i orta derecede, 2 si ise zayıf derecededir. İran ın ihracatta güçlü rekabet üstünlüğüne sahip olduğu SITC 33 mal grubu faktör donanımı itibariyle hammadde yoğundur (Tablo-9). İran ın ihracat rekabet gücüne sahip olduğu mal gruplarının azlığı, özellikle de tek bir mal grubunun ihracatında güçlü üstünlüğe sahip olması, mal çeşitlendirmesinin düşüklüğünü (ürün yoğunlaşmasının yüksekliğini) işaret Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
16 B. Erkan Tablo 8: Suriye nin güçlü AKÜ katsayılarına sahip olduğu mal grupları Mal Grupları AKÜ Ort. DAKÜ Faktör Donanımı 00-Canlı hayvanlar 24,29 0,92 Hammadde Yoğun 26-Dokuma elyafı ve bunların artıkları 33-Petrol, petrol ürünleri 05-Meyve ve sebzeler 10,68 0,83 6,53 0,74 4,30 0,61 Emek Yoğun Hammadde Yoğun Hammadde Yoğun (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Grafik 2: Suriye nin güçlü karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu mal grupları (Kaynak: COMTRADE verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Tablo 9: İran ın güçlü AKÜ katsayılarına sahip olduğu mal grupları Mal Grupları AKÜ Ort. DAKÜ Faktör Donanımı 33-Petrol, petrol ürünleri 12,10 0,85 Hammadde Yoğun (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). etmektedir. Birkaç mal grubuna bağımlılık, ülkenin ihracatını riskli kılmaktadır. Diğer taraftan, İran ın stratejik bir mal grubu olan petrol ve petrol ürünleri ihracatındaki rekabet gücünün çok yüksek olması global düzeyde önemli bir avantaj olarak görülebilir. Irak, siyasi karışıklığın ve istikrarsızlığın ekonomiye yansıması sebebiyle veri kısıtının en yüksek oranda görüldüğü ülkedir. Bununla birlikte, mevcut verilerle yapılan analizler sonucunda, Irak ın SITC Rev3 2 haneli 66 mal grubundan sadece 1 inin ihracatında rekabet avantajına (güçlü derecede) sahip olduğu Tablo 10: Irak ın güçlü AKÜ katsayılarına sahip olduğu mal grupları Mal Grupları AKÜ Ort. DAKÜ Faktör Donanımı 33-Petrol, petrol ürünleri 11,65 0,84 Hammadde Yoğun (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). 12 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number
17 Türkiye ile Sınır Komşuları Arasındaki Dış Ticaretin Karşılaştırmalı Üstünlükler Perspektifinde Analizi görülmektedir. İran da olduğu gibi Irak ta da tek güçlü ihracat rekabet üstünlüğüne sahip olunan mal grubu petrol ve petrol ürünleridir (Tablo-10). Irak ın da İran gibi tek bir mal grubunun ihracatında güçlü üstünlüğe sahip olması, mal çeşitlendirmesinin düşüklüğünü (ürün yoğunlaşmasının yüksekliğini) ve ihracat riskini ortaya koymaktadır. Gerek İran ın, gerekse Irak ın petrol ürünlerinin ihracatındaki güçlü karşılaştırmalı üstünlüğü; coğrafi yakınlığın doğuracağı maliyet avantajları düşünüldüğünde, Türkiye nin söz konusu sektördeki açığını ortadan kaldırmasındaki en önemli faktörlerden birisi olacaktır. Ermenistan ın, SITC Rev3 2 haneli 66 mal grubundan 17 sinin ihracatında rekabet gücü yüksektir. Bu durum, küçük bir ekonomiye sahip olan Ermenistan için önemli derecede uzmanlaşmayı göstermektedir. Ermenistan ın ihracatında rekabet avantajına sahip olduğu 17 mal grubunun 6 sı güçlü, 3 ü orta derecede, 8 i Tablo 11.Ermenistan ın güçlü AKÜ katsayılarına sahip olduğu mal grupları Mal Grupları AKÜ Ort. DAKÜ Faktör Donanımı 11-İçkiler 16,79 0,89 Sermaye Yoğun 66-Diğer metal olmayan maddeden yapılmış eşyalar 15,45 0,88 Emek Yoğun 35-Elektrik enerjisi 13,32 0,86 Sermaye Yoğun 28-Metal cevheri, döküntüleri, Hammadde 11,97 0,85 hurdaları Yoğun 23-Ham kauçuk 10,35 0,82 Hammadde Yoğun 97-Altın, parasal olmayan 9,72 0,81 Belirtilmemiş (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). ise zayıf derecededir. Ermenistan ın ihracatta güçlü rekabet üstünlüğüne sahip olduğu 6 mal grubu SITC Teknoloji Sınıflandırması na göre analiz edildiğinde, 2 mal grubunun (28, 23) hammadde yoğun, 1 mal grubunun (66) emek yoğun, 2 mal grubunun da (11, 35) sermaye yoğun olduğu görülmektedir 6 (Tablo-11). Küçük bir ekonomiye ve ihracat potansiyeline sahip olan Ermenistan ın, özellikle güçlü ihracat rekabet gücüne sahip olduğu mal gruplarının nispi çokluğu ve söz konusu gruplara ait Balassa İndeksi ve Dönüştürülmüş AKÜ indeksi değerlerinin yüksekliği önemli bir avantajdır. Grafik 3: Ermenistan ın güçlü karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu mal grupları (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). 6 SITC 97 Altın, parasal olmayan nun faktör yoğunluğuna dair herhangi bir bilimsel veri bulunmamaktadır. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
18 B. Erkan Azerbaycan ın SITC Rev3 2 haneli 66 mal grubundan 7 sinin ihracatında rekabet avantajı mevcuttur. Azerbaycan ın ihracatında rekabet avantajına sahip olduğu 7 mal grubu incelendiğinde; üstünlüklerden 3 ünün güçlü, 1 inin orta derecede, 3 ünün ise zayıf derecede olduğu görülmektedir. Azerbaycan ın ihracatta güçlü rekabet üstünlüğüne sahip olduğu 3 mal grubu SITC Teknoloji Sınıflandırması na göre analiz edildiğinde, 1 mal grubunun (33) hammadde yoğun, 1 mal grubunun (26) emek yoğun, 1 mal grubunun da (35) sermaye yoğun olduğu görülmektedir (Tablo-12). Tablo 12: Azerbaycan ın güçlü AKÜ katsayılarına sahip olduğu mal grupları Mal Grupları AKÜ Ort. DAKÜ Faktör Donanımı 33-Petrol, petrol ürünleri 10,65 0,83 Hammadde Yoğun 35-Elektrik enerjisi 6,34 0,73 Sermaye Yoğun 26-Dokuma elyafı ve bunların artıkları 6,04 0,72 Emek Yoğun (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Türkiye nin, Azerbaycan dan yapacağı ithalat düşünüldüğünde, özellikle petrol ürünlerinin ön plana çıkması kaçınılmazdır. Gürcistan, SITC Rev3 2 haneli 66 mal grubundan 17 sinin ihracatında rekabet avantajına sahiptir. Bu durum, Ermenistan gibi küçük bir ekonomiye sahip olan Gürcistan için de önemli derecede bir uzmanlaşmayı göstermektedir. Gürcistan ın ihracatında rekabet avantajına sahip olduğu 17 mal grubu incelendiğinde; üstünlüklerden 9 u güçlü, 4 ü orta derecede, 4 ü ise zayıf derecededir. Gürcistan ın ihracatta güçlü rekabet üstünlüğüne sahip olduğu 9 mal grubu SITC Teknoloji Sınıflandırması na göre analiz edildiğinde, 5 mal grubunun (05, 06, 07, 28, 56) hammadde yoğun, 3 mal grubunun da (11, 35, 67) sermaye yoğun olduğu görülmektedir (Tablo-13). Grafik 4: Azerbaycan ın güçlü karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu mal grupları (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). 14 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
19 Türkiye ile Sınır Komşuları Arasındaki Dış Ticaretin Karşılaştırmalı Üstünlükler Perspektifinde Analizi Tablo 13: Gürcistan ın güçlü AKÜ katsayılarına sahip olduğu mal grupları Mal Grupları AKÜ Ort. DAKÜ Faktör Donanımı 11-İçkiler 24,27 0,92 Sermaye Yoğun 56-Gübreler 19,62 0,90 Hammadde Yoğun 28- Metal cevheri, döküntüleri, hurdaları 18,77 0,90 Hammadde Yoğun 35- Elektrik enerjisi 13,38 0,86 Sermaye Yoğun 06- Şeker, şeker ürünleri ve bal 8,58 0,79 Hammadde Yoğun 97- Altın, parasal olmayan 6,67 0,74 Belirtilmemiş 05- Meyve ve sebzeler 5,37 0,69 Hammadde Yoğun 07- Kahve, çay, kakao, baharat ve ürünleri 5,11 0,67 Hammadde Yoğun 67- Demir ve çelik 4,00 0,60 Sermaye Yoğun (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Gürcistan, Türkiye ve sınır komşuları içinde, güçlü ihracat rekabet üstünlüğüne sahip olunan mal grubu sayısı bazında ilk sırada yer almaktadır. Gürcistan ın, özellikle içki, gübre, metal cevheri ve elektrik enerjisi ihracatındaki önemli üstünlükleri dikkate alındığında; Türkiye nin, söz konusu ülkeyle dış ilişkilerini arttırmasının, sözü edilen ürünlerdeki mevcut/olası yurtiçi talep fazlası durumunu ortadan kaldırabilmesi ve/veya yükselen yurtiçi fiyatları aşağıya çekebilmesi bağlamında faydalı olacağını işaret etmektedir. Yunanistan ın ihracatta güçlü rekabet üstünlüğüne sahip olduğu 6 mal grubu SITC Teknoloji Sınıflandırması na göre analiz edildiğinde, 3 mal grubunun (05, 27, 42) hammadde yoğun, 2 mal grubunun (26, 84) emek yoğun, 1 mal grubunun da (12) sermaye yoğun olduğu görülmektedir (Tablo-14). Grafik 5: Gürcistan ın güçlü karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu mal grupları (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
20 B. Erkan Tablo 14: Yunanistan ın güçlü AKÜ katsayılarına sahip olduğu mal grupları Mal Grupları AKÜ Ort. DAKÜ Faktör Donanımı 12- Tütün ve tütün mamulleri 10,58 0,83 Sermaye Yoğun 42- Hazırlanmış bitkisel sıvı ve katı yağ 9,57 0,81 Hammadde Yoğun 26- Dokuma elyafı ve bunların artıkları 8,46 0,79 Emek Yoğun 05- Meyve ve sebzeler 8,24 0,78 Hammadde Yoğun 84-Giyim eşyası ve bunların aksesuarları 4,39 0,63 Emek Yoğun 27- Ham gübre ve madenler (kömür, petrol ve değerli taşlar hariç) 4,34 0,63 Hammadde Yoğun (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Yunanistan ın, özellikle tütün ihracatındaki güçlü rekabet gücü, Türkiye de son yıllarda söz konusu sektörde ortaya çıkan arz kıtlığı ve talep fazlası durumunu ortadan kaldırmasına yardımcı olacaktır. Bununla birlikte, her iki ülkenin de bazı benzer ürünlerin ihracatında rekabet avantajına sahip olması, ikili dış ticareti engellememektedir. Keza, endüstri-içi ticaret yoluyla da her iki ülkenin dış ticaret sayesinde refahında artış sağlanabilecektir. Bulgaristan, SITC Rev3 2 haneli 66 mal grubundan 33 ünün ihracatında rekabet avantajına sahiptir. Bulgaristan ın ihracatında rekabet avantajına sahip olduğu 33 mal grubu incelendiğinde; üstünlüklerden 5 inin güçlü, 8 inin orta derecede, 20 sinin ise zayıf derecede olduğu görülmektedir. Grafik 6: Yunanistan ın güçlü karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu mal grupları (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Bulgaristan ın ihracatta güçlü rekabet üstünlüğüne sahip olduğu 5 mal grubu SITC Teknoloji Sınıflandırması na göre analiz edildiğinde, 2 mal grubunun (22, 56) hammadde yoğun, 1 mal grubunun (84) emek yoğun, 2 mal grubunun da (12, 68) sermaye yoğun olduğu görülmektedir (Tablo-15). 16 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
21 Türkiye ile Sınır Komşuları Arasındaki Dış Ticaretin Karşılaştırmalı Üstünlükler Perspektifinde Analizi Tablo 15: Bulgaristan ın güçlü AKÜ katsayılarına sahip olduğu mal grupları Mal Grupları AKÜ Ort. DAKÜ Faktör Donanımı 56- Gübreler 5,69 0,70 Hammadde Yoğun 68- Demir içermeyen madenler 5,31 0,68 Sermaye Yoğun 12- Tütün ve tütün mamul. 5,27 0,68 Sermaye Yoğun 84- Giyim eşyası ve bunların aksesuarları 4,66 0,65 Emek Yoğun 22- Yağlı tohumlar, yağ veren meyveler 4,19 0,61 Hammadde Yoğun (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Bulgaristan ın özellikle hammadde ve sermaye yoğun bazı ürünlerin ihracatındaki üstünlüğü, söz konusu ürünlerin ihracatında Türkiye ye karşı olan üstünlüğü de dikkate alındığında; Türkiye ile sözü edilen ürünlerin ticaretini rasyonel kılacaktır. Grafik 7: Bulgaristan ın güçlü karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu mal grupları (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Türkiye nin ve sınır komşularının ihracat rekabet avantajına sahip olduğu mal gruplarının faktör yoğunluklarına göre sayısı toplu bir şekilde gösterildiğinde, ihracat rekabet gücüne sahip tüm mallar arasında; hammadde yoğun malların sayısı açısından Bulgaristan, sermaye yoğun malların sayısı açısından Yunanistan ile birlikte Bulgaristan, emek yoğun malların sayısı açısından Bulgaristan, kolay taklit edilebilen araştırma bazlı malların sayısı açısından Yunanistan, zor taklit edilebilen araştırma bazlı malların sayısı açısından da Ermenistan birinci sırada yer almaktadır. İhracat ürün çeşitlendirmesi bağlamında da Bulgaristan ın nispi üstünlüğü dikkat çekmektedir. Keza, Bulgaristan tüm faktör yoğunluklarının bulunduğu mal gruplarının ihracatında rekabet avantajına sahiptir. Teknolojik düzeyi ve katma değeri yüksek mal grupları olarak kabul edilen ar-ge bazlı malların ihracatında Bulgaristan (inorganik kimyasal ürünler, metal işleme makineleri), Ermenistan (fotoğraf malzemesi, optik eşya, saatler, metal işleme makineleri), Gürcistan (inorganik kimyasal ürünler, diğer taşıt araçları) ve Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
22 B. Erkan Grafik 8: Ülkelerin faktör yoğunluklarına göre ihracat rekabet avantajı (Kaynak: COMTRADE ve PC TAS verilerinden yararlanılarak tarafımızca hesaplanmıştır). Yunanistan ın (ilk şekilde olmayan plastikler, tıp ve eczacılık ürünleri) nispi üstünlüğü dikkat çekicidir. Türkiye de ar-ge bazlı bir mal grubunun ihracatında (ilk şekilde olmayan plastikler) rekabet avantajına sahiptir. Bununla birlikte, Azerbaycan, Irak, İran ve Suriye nin ihracat rekabet avantajına sahip olduğu ar-ge bazlı mal grupları mevcut değildir (Grafik-8). 5. SONUÇ Büyüme ve sanayileşme stratejisi ihracat odaklı olan Türkiye, ihracatının yarısına yakınını AB ülkelerine gerçekleştirmektedir. Bununla birlikte, Türkiye, ihracatında genel olarak piyasa çeşitlendirmesi gerçekleştirememiştir. Türkiye nin son dönemdeki dış ticaret stratejisi; gerek ürün, gerekse piyasa bazında çeşitlendirmenin arttırılması (yoğunlaşmanın azaltılması) yönündedir. Bu bağlamda, ihracat hacminin arttırılması ve piyasa çeşitlendirmesinin gerçekleştirilmesi amacına ulaşmada komşu ülkelere öncelik verilmektedir. Sapma indeksi ve nüfuz indeksi analizlerine ilişkin çalışmada elde edilen sonuçlar da söz konusu önceliklerin somut göstergeleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye nin komşu ülkelerle olan ticaretini geliştirebilmesi, söz konusu ülkelerle olan dış ticaret stratejilerini karşılaştırmalı üstünlükler bazında ele alması gereğini ortaya çıkarmaktadır. Bu perspektifte, öncelikle Türkiye nin ve komşu ülkelerinin karşılaştırmalı üstünlüklerinin yıllar itibariyle ve ayrıntılı olarak ortaya koyulması gerekmektedir. Bu bağlamda, çalışmada ürün bazlı bir yaklaşımla Türkiye ve komşu ülkelerinin SITC Rev3 2 haneli mal gruplarının ihracatındaki rekabet güçlerinin ortaya koyulması amacıyla Balassa İndeksi (AKÜ) ve Dönüştürülmüş AKÜ İndeksi hesaplanmıştır. Elde edilen veriler; gerek Türkiye de, gerekse sınır komşularının tamamında ihracat rekabet avantajına sahip olunan mal gruplarının sayısının, dezavantaja sahip olunan mal gruplarının sayısından daha az olduğunu göstermektedir. Genel bir ifadeyle, Türkiye nin ve sınır komşularının ihracatında rekabet dezavantajı hakimdir. 18 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
23 Türkiye ile Sınır Komşuları Arasındaki Dış Ticaretin Karşılaştırmalı Üstünlükler Perspektifinde Analizi Bununla birlikte, Balassa İndeksi ve Dönüştürülmüş AKÜ indeksi sonuçları SITC Teknoloji Sınıflandırması bazında ele alındığında, Türkiye nin ve tüm sınır komşularının ihracat rekabet avantajına (karşılaştırmalı üstünlüklere) sahip olduğu mal gruplarının ağırlıkla hammadde yoğun olduğu görülmektedir. Hammadde yoğun mal gruplarını emek ve sermaye yoğun mal grupları takip etmektedir. Sözü edilen ülke gruplarının katma değeri ve teknoloji seviyesi nispi olarak yüksek olan kolay ve zor taklit edilebilen araştırma bazlı malların ihracat rekabet dezavantajına sahip oldukları görülmektedir. Bu durum, hem Türkiye nin, hem de komşu ülkelerinin teknoloji ve ar-ge yönünden dışa bağımlı kalmasına ve dış ticaret hadlerinin aleyhte gelişmesine yol açmaktadır. Türkiye nin sınır komşularıyla gerçekleştirmeyi amaçladığı dış ticareti karşılaştırmalı üstünlükler bazında ele alındığında; ithalatının canlı hayvan (Suriye den), petrol ve petrol ürünleri (Suriye, İran ve Irak tan), içki, elektrik enerjisi (Gürcistan ve Ermenistan dan 7 ), ham kauçuk (Ermenistan dan), gübreler, demir 7 Türkiye nin siyasi nedenlerden ötürü mevcut durumda Ermenistan ile dış ticareti bulunmamaktadır. içermeyen madenler ve yağlı tohumlar, yağ veren meyveler (Bulgaristan dan) mal gruplarında yoğunlaşması optimal olacaktır. Keza, komşu ülkelerinin güçlü derecede ihracat rekabet gücüne sahip olduğu sözü edilen mal gruplarında Türkiye karşılaştırmalı dezavantaja sahiptir. Türkiye nin sınır komşularına gerçekleştireceği ihracatının ise daha çok seyahat eşyası, el çantaları vb. taşıyıcı eşya, giyim eşyası ve bunların aksesuarları, tekstil ürünleri (iplik, kumaş, yer kaplamaları, hazır eşya), meyve ve sebzeler, tütün ve tütün mamulleri mal grupları bazında ele alınması rasyonel olacaktır 8. Türkiye nin dış ticaretinin AB de, özellikle Almanya, İtalya, Fransa gibi pazarlar üzerinde yoğunlaşması riskli bir yapı ortaya çıkarmaktadır. Söz konusu riskin ortadan kaldırılması için öncelikle küresel bazda bir coğrafi çeşitlendirmenin ortaya koyulması (yoğunlaşmanın azaltılması); sonrasında da, AB içinde özellikle Yunanistan ve Bulgaristan gibi sınır komşularına yönelik bir dış ticaret stratejisinin geliştirilmesi gerekmektedir. 8 Bulgaristan hariç tüm sınır komşularının söz konusu mal grubu ihracatında rekabet dezavantajı bulunmaktadır. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
24 B. Erkan EK TABLO 1: SITC teknoloji sınıflandırması Hammadde Yoğun Mallar SITC 0 Canlı hayvanlar ve gıda maddeleri SITC 2 (26 hariç) Tarımsal hammaddeler SITC 3 (35 hariç) Mineral yakıtlar ve mineral yağlar SITC 4 Hayvansal ve bitkisel yağlar SITC 56 Gübreler Emek Yoğun Mallar SITC 26 Dokumaya elverişli lifler (elyaflar) SITC 6 (62, 67, 68 hariç) İmalat malları SITC 8 (87, 88 hariç) Diğer üretim malları Sermaye Yoğun Mallar SITC 1 İçkiler, tütün ve mamulleri SITC 35 Elektrik enerjisi SITC 53 Boyacılıkta kullanılan ürünler SITC 55 Uçucu yağlar, rezinoitler, parfümeri, kozmetik SITC 62 Kauçuk eşya SITC 67 Demir ve çelik SITC 68 Demir ihtiva etmeyen madenler SITC 78 Kara taşıtları Kolay Taklit Edilen Araştırma Bazlı Mallar SITC 51 Organik kimyasal ürünler SITC 52 İnorganik kimyasal ürünler SITC 54 Tıp ve eczacılık ürünleri SITC 58 İlk haliyle olmayan plastikler SITC 59 Kimyasal maddeler ve ürünler SITC 75 Büro makineleri, otomatik veri işleme makinesi SITC 76 Haberleşme, sesi kaydetme ve kaydedilen sesi tekrar veren alet Zor Taklit Edilen Araştırma Bazlı Mallar SITC 57 İlk haliyle plastikler SITC 7 (75, 76, 78 hariç) Makineler ve ulaşım araçları SITC 87 Mesleki, bilimsel ölçü ve kontrol cihazları SITC 88 Fotoğraf malzemeleri, optik eşyalar, saatler (Kaynak: Hufbauer, 1974: 3-38). 20 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
25 Türkiye ile Sınır Komşuları Arasındaki Dış Ticaretin Karşılaştırmalı Üstünlükler Perspektifinde Analizi KAYNAKÇA Akal, M. (2008). Ortadoğu Sınır Ülkeleriyle Dış Ticaret Yoğunlaşması ve Yapısal Değişim, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 7(2), Atik, H. (2006). Tercihlerde Benzerlik Teorisi: Türkiye ve Bazı Komşu Ülkelerin Dış Ticareti Üzerine Bir Analiz, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 61(2), Ayman, G., Sezer, A. ve Kılıçdağı, T. A. (2007). Avrupa Birliği ne Katılım Sürecinde Türkiye nin Komşu ve Çevre Ülkeler Politikası - Stratejik Yaklaşımlar, TÜSİAD Basın Bülteni, 1-5. Balassa, B. (1965). Trade Liberalization and Revealed Comparative Advantage, The Manchester School of Economic and Social Studies, 33/2, Ballance, R.H., Forstner, H. ve Murray, T. (1987). Consistency Tests of Alternative Measures of Comparative Advantage, The Review of Economics and Statistics, 69/2, Bekmez, S. (2008). Rekabet, Rekabet Gücü ve Rekabet Gücünü Ölçme Yöntemleri, Türkiye Avrupa Birliği Sektörel Rekabet Analizleri, Nobel, Ankara. Benigno, S. (2005). Trade and Transportation Between the United States and China, and Between the United States and India, 2006 Conference of the Society of Government Economists, Washington. Buturac, G., Lovrincevic, Z. ve Teodorovic, I. (2004). Comparison of the Structure and Development of International Trade Within the Framework of EU Enlargement: the Case of Crotia, Proceedings of the 65 th Anniversary Conference of the Institute of Economics Zagreb-Ekonomski Intitut, , Zagreb. Coxhead, I. (2007). A New Resource Curse? Impacts of China s Boom on Comparative Advantage and Resource Dependence in Southeast Asia, World Development, 35/7, Filiztekin, A. (2006). Türkiye de Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlüklerin Evrimi, Uluslararası Ekonomi ve Dış Ticaret Politikaları, 1/1, Hinloopen, J. (2001). On the Empirical Distribution of the Balassa Index, Review of World Economics, 137/1, Hufbauer, G. (1974). Specialization by Industrial Countries: Extent and Consequences, The International Division of Labour: Problems and Perspectives-International Symposium, 3-38, Germany. Kaya, A.A. (2006). İmalat Sanayi İhracatında Uzmanlaşma: Türkiye-Avrupa Birliği Analizi ( ), Ege University Working Papers in Economics 2006, 06/05, Kumar, N., Rai, A.B. ve Rai, M. (2008). Export of Cucumber and Gherkin from India: Performance, Destination, Competitiveness and Determinanta, Agricultural Economics Research Review, 21/1, Mahmood, A. (2006). Export Specialization and Competitiveness of the Malaysian Manufacturing: Trends, Challenges and Prospects, Conference on International Trade Education and Research (CITER5)- Managing Globalisation for Prosperity, 1-32, Melbourne. Mykhnenko, V. (2005). What Type of Capitalism in Eastern Europe? Institutional Structures, Revealed Comparative Advantages, and Performance of Poland and Ukraine, Centre for Public Policy for Regions (CPPR) Discussion Paper, 6, Porter, M. (1991). Towards a Dynamic Theory of Strategy, Strategic Management Journal, 12, Rana, P.B. (1988). Shifting Revealed Comparative Advantage: Experiences of Asian and Pacific Developing Countries, Asian Development Bank, 42, Seymen, D. A. (2009). Türkiye nin Dış Ticaret Yapısı ve Rekabet Gücü, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir. Şimşek, N. Seymen, D. ve Utkulu, U. (2007). Turkey s Competitiveness in the EU Market:A Comparison of Different Trade Measures, European Trade Study Group (ETSG) 9th Annual Conference, 1-44, Atina. TÜSİAD. (2007). Avrupa Birliği ne Katılım Sürecinde Türkiye nin Komşu ve Çevre Ülkeler Politikası-Stratejik Yaklaşımlar, Ankara. Utkulu, U. (2005). Türkiye nin Dış Ticareti ve Değişen Mukayeseli Üstünlükler, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir. Wolff, E. N. (2000). Has Canada Specialized in the Wrong Manufacturing Industries?, Centre for the Study of Living Standarts (CSLS) Conference on the Canada-US Manufacturing Productivity Gap, 1-33, Ottawa, Ontorio, Canada. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
26 B. Erkan Yıldız, R. ve Delice, G. (2001) Sonrasında Türkiye İhracatındaki Yapısal Değişmeler Üzerine Gözlemler, Journal of Faculty of Business, 2/2, Yılmaz, B. (2003). Turkey s Competitiveness in The European Union: A Comparison with Five Candidate Countries-Bulgaria, The Czech Republic, Hungary, Poland, Romania- and The EU15, Ezoneplus Working Paper, Fifth Framework Programme-European Commission, 12, Eryaman, H. (2011). Komşu Ülkeler İle Ticaretimiz ( ) http// files/komsu_ulkelerle_ticaretimiz.pdf. Sanidas, E. ve Shin Y. (2010). Comparison of Revealed Comparative Advantage Indices with Application to Trade Tendencies of East Asian Countries. ( ) or.kr/eng/papers(2010)/24.full.pdf. Veeramani, C. (2006). India and China:Changing Patterns of Comparative Advantage?. ( ) INTRACEN PC TAS Veri Tabanı 22 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
27 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN KARLILIK PERFORMANSININ ANALİZİ* Hakan SARITAŞ**- Cengiz SARAY*** Özet Yaşanan ekonomik krizlerden büyük darbe alan Türk bankacılık sektörünün daha sağlıklı hale getirilmesi ve sorunlarının kalıcı şekilde çözümlenmesi amacıyla, hükümet tarafından uygulanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programının ana unsurlarından birisini oluşturan Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı Mayıs 2001 de uygulamaya konulmuştur. Söz konusu program çerçevesinde gerçekleştirilen reformlar sonucunda bankacılık sektörünün karlılığında önemli iyileşme kaydedilmiştir. Bu çalışmada, Türkiye de 2002 yılı ve sonrasında yaşanan ekonomik dönüşüm sürecinde Türk bankacılık sektörünün dönemine ait karlılık performansı, oran analizi yöntemiyle banka grupları açısından incelenmiştir. Çalışma bulgularına göre, analiz döneminde genel olarak bankacılık sektörünün karlılığının arttığı ancak yaşanan küresel krizin etkisiyle 2008 yılında sektörün karlılığının düştüğü görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bankacılık Sektörü, Karlılık, Oran Analizi ANALYSIS OF PROFITABILITY PERFORMANCE OF TURKISH BANKING SECTOR Abstract The Banking Sector Restructuring Program was put into force in May 2001 in order to permanently resolve the problems of Turkish banking sector which was deeply affected by economic crises. Profitability of the banking sector has improved as a result of the reforms made within the framework of the Restructuring Program. In this study, profitability performance of Turkish banking sector for the period of is analyzed by ratio analysis. Findings of the study indicate that profitability of the banking sector increased in general in the analysis period; however it decreased in 2008 due to the global crisis. Key Words: Banking Sector, Profitability, Ratio Analysis 1. GİRİŞ Türk bankacılık sektörü, 2000 yılının Kasım ayı ve hemen ardından 2001 yılının Şubat ayında yaşanan ekonomik krizlerden ciddi derecede olumsuz etkilenmiştir. Çok sayıda banka Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu na (TMSF) devredilmiş, özel bankalar ve kamu bankalarının sermayelerinin artırılması ve yeniden yapılandırılabilmesi için yoğun çaba gösterilmiş ve büyük maliyetlere katlanılmıştır. Bu bağlamda, bankacılık sektörünün daha sağlıklı hale getirilmesi ve sorunlarının kalıcı olarak çözümlenmesi amacıyla, Mayıs 2001 de Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı hayata geçirilmiştir yılında Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı nın uygulanmaya başlamasıyla, Türkiye de bir ekonomik dönüşüm sürecine girilmiştir lı yıllar boyunca ortalama olarak yüzde 70 lerin üzerinde gerçekleşen enflasyon oranı 2004 yılı başlarında tek haneli seviyelere indirilmiş, uzun yıllar boyunca Türkiye nin en önemli ekonomik sorunu olarak kabul edilen bütçe açığı ve borç stoku konularında Avro Bölgesi ne girişin ön ekonomik koşulları olan Maastricht kriterlerinde belirtilen seviyelerin altına inilmiş, Hazine nin borçlanma gereksiniminin milli gelire oranı büyük ölçüde azalmış ve Türkiye sürdürülebilir büyüme patikasına girmiştir. * Bu çalışma Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Muhasebe ve Finansman Yüksek Lisans programında hazırlanan aynı isimli Yüksek Lisans Projesinden uyarlanmıştır. ** Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü Öğretim Üyesi, DENİZLİ e-posta: [email protected] *** Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Öğrencisi, DENİZLİ e-posta: [email protected]
28 H. Sarıtaş - C. Saray Hem genel ekonomik ortamda yaşanan dönüşüm hem de uygulamaya konan yeniden yapılandırma programı, Türk bankacılık sektöründe de büyük bir yapısal değişimi beraberinde getirmiştir yılı sonu itibarıyla bankacılık sektörü toplam varlıkları içerisindeki payı %20 seviyesine gerileyen krediler, döneminde sürekli artış göstermiş ve 2009 yılı sonu itibarıyla Krediler/ Toplam Varlıklar oranı %47,1 e yükselmiştir lı yıllar boyunca, bütçe açıklarının finansmanı nedeniyle oluşan yüksek reel faiz ortamında kamu finansmanına yönelen bankalar, 2001 yılı sonrası dönemde reel sektörü ve hane halkını finanse etmeye yönelik bir dönüşüm yaşamışlardır. 17 Aralık 2004 tarihinde Türkiye ye Avrupa Birliği ile müzakerelere başlama tarihi verilmesi ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yürütülen programın birer çapa niteliği taşımasının yanı sıra Türkiye ekonomisinde yaşanan olumlu gelişmeler, Türk bankacılık sektörüne olan yabancı ilgisinin artmasını sağlamış ve 2005 yılı ve sonrasında sektöre önemli miktarda yabancı sermaye girişi gerçekleşmiştir. Sektörde yabancı payının artması, yaşanan rekabeti artırmış ve bankaları daha verimli çalışmaya, yenilikçi ürünler ve hizmetler oluşturmaya zorlamıştır yılı sonunda 61 olan banka sayısı, satın alma ve birleşmelerin de etkisiyle 2009 yılı sonunda 50 ye gerilemiştir yılı Haziran ayında yayımlanan yeni Sermaye Yeterliliği Uzlaşısının (Basel-II) yürürlüğe girmesi, bankalarda risk yönetimi açısından önemli değişiklikleri beraberinde getirecektir. Bankaların bilanço yapılarında meydana gelen değişiklikler ve risk yönetimi alanında yapılması gerekenlerin, bankaların karlılık fonksiyonlarını geçmiş dönemlere göre farklılaştırmış olması muhtemeldir. Bankacılık sektörünün sağlam bir yapıya sahip olması, karlılık ile yakından ilişkilidir. Karlılık, oto finansman yoluyla sermaye yapısının kuvvetlendirilmesi için de gerekli bir koşuldur. Makroekonomik çevre ve yasal düzenlemeler değiştikçe bankaların kar fonksiyonları içerisinde yer alan belirleyicilerin de değişmesi mümkündür. Türkiye de 2002 yılından itibaren yaşanan makroekonomik iyileşme, bankacılık sektöründeki yeniden sermayelendirme ve yeniden yapılandırma süreçleri, sektöre olan yabancı ilgisi, artan rekabet ve Basel-II ye uyum sürecinin, sektörün karlılık fonksiyonunu etkilemiş olabileceği düşünülmektedir. Bu noktadan hareketle bu çalışmada, Türkiye de 2002 yılı ve sonrasında yaşanan ekonomik dönüşüm sürecinde Türk bankacılık sektörünün dönemine ait karlılık performansı, oran analizi yöntemiyle banka grupları açısından incelenecektir. Bu çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Girişi izleyen bölümde, Türk bankacılık sektörünün tarihsel gelişimi, dönüm noktaları, sektörü etkileyen yasal düzenlemeler ve yaşanan krizlere yer verilmiştir. Yeniden yapılandırma programı ve diğer gelişmelere değinilen bu bölüm, sektörün gelişimine genel bir bakış açısı sunmaktadır. Üçüncü bölümde banka karlılığını etkileyen faktörler açıklanmıştır. Dördüncü bölümde, Türk bankacılık sektörünün karlılık performansı oran analizi yardımıyla incelenmiştir. Son bölümde sonuç ve değerlendirmelere yer verilmiştir. 2. TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN DÖNEMİNDE GELİŞİMİ Sonrası Finansal Serbestleşme Süreci Türkiye de 24 Ocak 1980 kararları sonrasında dışa açılma, serbest pazar ekonomisine geçiş ve liberalleşmeden en çok etkilenen ve değişim içine giren sektörlerden birisi de bankacılık sektörü olmuştur li yıllarda bankacılık sektöründe uygulanan serbestleşmeye yönelik politikaların temel unsurları aşağıdaki şekilde özetlenebilir (Çankaya ve Öz, 2001: 16): Seçici kredi politikalarının kaldırılması, faiz oranlarının serbest bırakılması ve reel olarak pozitif düzeye erişmesinin yolunun açılması, sektöre yeni banka girişlerinin kolaylaştırılması, yabancı bankaların Türkiye de faaliyet göstermeleri için uygun bir ortamın hazırlanması. Bunların dışında bankacılık sektörünün uluslararası piyasalardan fon tedarik etmesi serbest bırakılmış, sektörde yer alan bankaların yabancı para cinsinden işlem yapmalarına izin verilmiş, bankaların uluslararası ölçütlere uygun yapılanma içerisine girmesine yönelik yasal düzenlemeler yapılmıştır (Çolak ve Yiğidim, 2001: 14). 24 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
29 Türk Bankacılık Sektörünün Karlılık Performansının Analizi Söz konusu düzenlemelerin hayata geçirilmesiyle, Türk bankacılık sektörü hızla genişlemiş ve 1980 yılında 43 olan banka sayısı 1990 yılı itibarıyla 66 ya yükselmiştir döneminde Türk bankacılık sektöründe yaşanan genişlemeye ilişkin bazı göstergeler Tablo 1 de yer almaktadır. Tablo 1: Türk Bankacılık Sektörü Büyüklük Karşılaştırması Milyon ABD Doları % Değişim Toplam Aktifler Toplam Krediler Menkul Değerler Toplam Mevduatlar Özkaynak+Kar Kaynak: BDDK, Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı Gelişme Raporu İhracata yönelik bir büyüme modelinin tercih edilmesi sonucu uygulamaya konulan 24 Ocak 1980 kararları ile birlikte ekonomide birçok radikal kararlar alınmış, bir yandan yeni ekonomik birimler oluşturulur iken, diğer yandan da Bankalar Kanunu gibi bankacılık sektörünü çok yakından ilgilendiren önemli düzenlemeler uygulamaya konulmuştur. Ancak bütün bu düzenlemelere rağmen, döneminde ekonomik alanda tatmin edici düzeyde olumlu sonuçların alındığını söylemek mümkün değildir. Benzer şekilde, Tablo 2 de görüleceği üzere, söz konusu dönemde bankacılık sektörü de hem özkaynaklar hem de karlılık artışı bakımından tatmin edici düzeyde bir gelişim gösterememiştir (Başak, 2009: 29). Tablo 2: Aktif ve Pasif Hesapların Banka Bilançolarındaki Ağırlığı ( ) AKTİF % Likit Aktifler 31,2 29,6 36,1 35,2 40,3 Krediler 53,7 50,0 39,1 45,5 40,6 Duran Aktifler 4,8 5,3 5,4 7,7 7,9 Diğer Aktifler 10,3 15,1 19,4 11,6 11,2 TOPLAM 100,00 100,00 100,00 100,00 100,00 PASİF % Mevduat 49,1 58,0 59,2 62,6 56,2 Mevduat Dışı Kaynaklar 6,2 13,0 8,3 14,8 19,9 Diğer Pasifler 39,2 21,1 22,5 14,7 14,8 Özkaynaklar 4,1 6,2 8,3 6,0 6,5 Kar 1,4 1,7 2,2 1,9 2,6 TOPLAM Kaynak: 50. Yılında Türkiye Bankalar Birliği ve Türk Bankacılık Sistemi, : 170. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
30 H. Sarıtaş - C. Saray Dönemi: Bankacılık Sektöründeki Kırılganlıklar ve Krizler 1990 lı yıllar boyunca Türk bankacılık sektörü; zayıf sermayeli, kamu bankalarının ağırlıklı olduğu, yüksek kur, kredi, faiz ve likidite riskleri barındıran, kurumsal yönetişim ilkelerinin yeterli ölçüde uygulanmadığı bir görünüm içerisinde olmuştur. Yapısal sorunlar, sektörün şoklar karşısındaki kırılganlığını artırmıştır. Türkiye ekonomisinde 1994 yılında yaşanan derin ekonomik kriz, 1997 ve 1998 de yaşanan Uzakdoğu ve Rusya krizleri ve 1999 yılında yaşanan deprem felaketi nedeniyle Türkiye ekonomisi ile birlikte bankacılık sektörü de olumsuz etkilenmiştir. Kasım 2000 ve Şubat 2001 tarihlerinde Türk ekonomisinde yaşanan krizler ise Türk bankacılık sektörü için büyük bir yıkım olmuştur. Türk bankacılık sektörü Kasım 2000 krizi ile faiz riskine, Şubat 2001 krizi ile de döviz kuru riskine maruz kalmış ve bilançolarında büyük zararlar oluşmuştur (Bumin, 2010: 40) Türk Bankacılık Sektöründe Yeniden Yapılandırma Yaşanan ekonomik krizlerden büyük darbe alan Türk bankacılık sektörünün daha sağlıklı hale getirilmesi ve sorunlarının kalıcı şekilde çözümlenmesi amacıyla, hükümet tarafından uygulanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programının ana unsurlarından birisini oluşturan Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı Mayıs 2001 de uygulamaya konulmuştur. Programın temel hedefi; etkin, uluslararası ölçekte rekabet edebilir ve sağlıklı bir bankacılık sistemine geçiş sağlamaktır. Programın, bankacılık sisteminin finansal ve operasyonel yapısının güçlendirilmesine yönelik uygulamalar ile bankacılık sektöründe gözetim ve denetimin etkinliğini arttıracak, sektörü daha etkin ve rekabetçi bir yapıya kavuşturacak yasal ve kurumsal düzenlemeleri içermesi hedeflenmiştir (BDDK, Yıllık Rapor, 2001: 13). Yeniden Yapılandırma Programı başlıca dört unsur üzerine oturtulmuştur. Programın ilk unsuru olan kamu bankalarının yeniden yapılandırılması çerçevesinde, kamu bankalarının sermayeleri güçlendirilmiş, görev zararı alacakları Hazine den kaynak sağlanmak suretiyle ödenmiş ve bu bankalar operasyonel açıdan yeniden yapılandırılmaya tabi tutulmuştur. Programın ikinci unsuru, TMSF ye devredilen bankaların çözümlenmesidir. Bu çerçevede 2000 ve 2001 krizlerinin öncesinde ve sonrasında TMSF ye devredilen bankalar, Hazine den sağlanan kaynaklarla yeniden yapılandırılmış, bu bankaların bir kısmı yerli ve yabancı yatırımcılara satılmış, bir kısmı da birleşme ve tasfiye yoluyla çözüme kavuşturulmuştur. Krizden zarar gören özel sermayeli mevduat bankalarının büyük ölçüde kendi kaynaklarıyla sermaye yapılarının güçlendirilmesi Programın üçüncü unsurunu oluşturmuştur. Programın son unsuru ise, bankacılık sektöründe gözetim ve denetimin etkinliğini arttıracak, sektörü daha etkin ve rekabetçi bir yapıya kavuşturacak yasal ve kurumsal düzenlemelerin gerçekleştirilmesidir (Bumin, 2010: 40) Yeniden Yapılandırma Sonrası Günümüz Bankacılık Sektörü Bankacılık sektörü özellikle 2000 ve 2001 yılında yaşanan krizlerle beraber önemli bir yapılandırma içine girmiş ve sektörü sağlıklı yapıya kavuşturacak düzenlemeler gerçekleştirilmiştir ve 4491 sayılı kanunlarda değişiklik ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile Türk bankacılık sistemi uluslararası standartlarda yasal çerçeveye kavuşturulmuştur (Gediz, 2002: 68). Yapısal reformlara önem verilmiş, bankaların aktif ve pasif dengesinin sağlanması konusunda önemli adımlar atılmıştır. Kriz sonrası alınan önlemlerle üretim ve yatırım artmış, bireysel ve kurumsal kredi talebi büyümüş, bankalar yavaş ta olsa büyüme sürecine girmişlerdir. Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasıyla sektörde konsolidasyon süreci yaşanmış, banka birleşme ve devir teşvikleriyle banka sayısı azalmıştır (BDDK, Finansal Piyasalar Raporu, 2008). Yeniden yapılandırma sonrasında bankacılık sektörüne ait göstergeler Tablo 3 te verilmiştir. 26 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
31 Türk Bankacılık Sektörünün Karlılık Performansının Analizi Tablo 3: Yeniden Yapılandırma Sonrası Banka Yapısal Göstergeleri Banka Sayısı Kamu Sermayeli Mev. Bankaları Özel Sermayeli Mev. Bankaları TMSF Yabancı Sermayeli Mev. Bankaları Kalkınma ve Yatırım Bankaları Şube Sayısı Personel Sayısı ATM Sayısı POS Sayısı (Bin) Kredi Kart Say.(Bin) Kaynak: BDDK, Finansal Piyasalar Raporu, Haziran Yeniden yapılandırma sonrasında genel ekonomik durumda yaşanan olumlu gelişmelerin de yardımıyla, bankacılık sektöründe önemli bir gösterge olan banka kredilerinin tahsilindeki gecikmeler, 2009 da global krizin etkisiyle artmış olmakla beraber, genel olarak önemli ölçüde azalmıştır. Tahsili gecikmiş alacaklara ilişkin veriler Tablo 4 te yer almaktadır. Tablo 4: Tahsili Gecikmiş Alacaklar / Brüt Krediler Sermaye Yapısına Göre Fonksiyon Grubuna Göre Ölçek Büyüklüğüne Göre Tarih Kamu Sermayeli Bankalar 8,2 36,6 9,4 4,9 3,7 4,3 Özel Sermayeli Bankalar 1,7 9 4,9 3,6 3,5 5,2 Küresel Sermayeli Bankalar 6,9 5,1 3,3 2,8 4,1 6,8 Mevduat Bankaları 4,6 18,6 6,2 3,8 3,7 5,4 Katılım Bankaları 5,3 16,7 6,5 3,8 4,5 4,8 Kalkınma Ve Yat. Bankaları 1,3 4 3,3 2,5 1,7 2,3 Büyük Ölçekli Bankalar 3 18,1 6,9 4,1 3,6 4,9 Orta Ölçekli Bankalar 5,3 20,9 3,9 2,6 3,9 6,5 Küçük Ölçekli Bankalar 6,3 8,9 5,2 3,4 4 5, yılında uygulamaya başlanılan Banka Sermayelerinin Güçlendirilmesi Programı kapsamında, bankacılık sektörü için önemli bir gösterge niteliğinde olan sermaye yeterlilik rasyosunun analiz döneminde Basel II de öngörülen %8 lik oranın çok üzerinde seyretmesi önemli bir gelişmedir. Türk bankacılık sektörü sermaye yeterlilik rasyosunun yıllar itibariyle seyri Şekil 1 de görülmektedir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
32 H. Sarıtaş - C. Saray Şekil 1: Kriz Sonrası Sermaye Yeterlilik Rasyosu Kaynak: BDDK, Finansal Piyasalar Raporu, Bankacılık sektörünün toplam aktifleri 2002 yılında milli gelirin yüzde 70 inin altındaydı yılında yüzde 87 inin üzerine çıkmıştır. Bankacılık sektörünün aktif büyüklüğünün yıllar itibariyle seyri Şekil 2 de görülmektedir. Bankacılık sektöründe aktif yapısında gelişmelere rağmen 325 milyar dolar civarında aktif toplamı ile Türk bankacılık sektörünün büyüklüğü hala Avrupa daki orta ölçekli bir bankanın büyüklüğüne ulaşmış değildir. Özellikle kredilerin artmasıyla beraber aktiflerin GSMH ye oranı %75 seviyelerindedir. Aynı oran avro bölgesinde %300 dolayındadır. Şekil 2: Bankaların Toplam Aktifleri 28 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
33 Türk Bankacılık Sektörünün Karlılık Performansının Analizi 3. BANKA KARLILIĞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER Karlılık, bankaların sektördeki rekabet pozisyonunun belirleyicilerini ve yönetim kalitesini ortaya koyar. Aynı zamanda karlılık, bankanın risk taşıma kapasitesinin ve/ veya sermayesini arttırabilme durumunun belirleyicisidir (Greuning ve Bratanovic, 2000: 83). Bankaların karlılığını etkileyen faktörlerin belirlenmesi, bankanın uygulayacağı politikanın tespiti için önemlidir. Aktiflerinden elde edilen gelirler ile pasiflerin maliyetleri ve yasal yükümlülükler arasındaki fark olarak tanımlanan net kar, bir bankanın faaliyetlerine devam edebilmesi ve en azından bulunduğu düzeyi koruyabilmesi açısından son derece önemlidir. Bir banka karlılığının düzeyini etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Örneğin; bankanın risk alma politikası ne olursa olsun, pazarın yapısı uzun vadede banka karlılıklarını etkileyen bir unsur olmaktadır. Temel olarak bir bankanın karlılığını etkileyen faktörleri, kontrol edilebilen faktörler ve kontrol edilemeyen faktörler adı altında iki grupta incelemek mümkündür. Bu bağlamda, bir bankanın faaliyet alanı, net kar marjı, ücret ve komisyonlar, mevduat ve kredi kalitesi, maliyet kontrolü (işlemsel, şube, personel vb.) gibi faktörler kontrol edilebilen faktörler arasında yer alır. Buna karşın, genel ekonomik koşullar, faiz oranları ve sektördeki rekabetin niteliği gibi faktörler ise kontrol edilemeyen faktörlerdir (Atan ve Çatalbaş, 2003: 2). Banka karlılığı aynı zamanda içsel belirleyiciler ile dışsal belirleyicilerin fonksiyonu şeklinde de ifade edilebilir. İç belirleyiciler, mikro ve bankaya özgü karlılık fonksiyonlarıdır. Dış belirleyiciler ise banka yönetimiyle ilişkili olmamakla beraber finansal kurumların performans ve operasyonlarını etkileyen ekonomik ve yasal çevreye yansımaktadır. Belli başlı içsel karlılık belirleyicileri büyüklük, sermaye, risk yönetimi ve masraf yönetimidir (Athanasoglou vd., 2006: 123). Bankanın büyüklüğü, piyasadaki ölçek ekonomisinin varlığının önemini ortaya koymaktadır. Smirlock (1985: 79), banka büyüklüğü ve karlılık arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulmuştur. Demirguc-Kunt ve Huizinga (1999) birçok finansal, yasal vb gibi diğer faktörlerin banka karlılığını etkilemesinin yanı sıra firma büyüklüğü ile karlılık arasında yakın bir ilişki bulmuşlardır. Buna ek olarak, Short a göre (1979: 212), büyüklük daha çok banka sermayesiyle yakından ilişkili olup, nispeten büyük bankalar daha ucuz sermaye tedarik etmeleriyle birlikte daha karlı gözükmektedirler. Risk yönetimi bankacılık sektörünün yapısında var olan bir ihtiyaçtır. Düşük gelir kalitesi ve düşük likidite seviyesi banka iflaslarının iki ana sebebidir. Belirsizliğin artmaya başladığı dönemlerde, finansal kurumlar portföylerini çeşitlendirmekte ve/veya likit değerlerini yükselterek riski azaltmaya çalışmaktadır Molyneux ve Thorthon a göre (1992: 1175), karlılık ile likidite seviyesi arasında anlamlı ve negatif bir ilişki vardır. Buna karşın Bourke (1989: 76) pozitif bir ilişki olduğunu belirtmiştir. Sonuçta, finansal kurumlar ne kadar çok yüksek riskli kredilere maruz kalırlarsa ödenmemiş kredilerde bir o kadar artmaktadır. Banka harcamaları başka bir önemli karlılık belirleyicisidir ve daha çok etkili yönetim kavramıyla ilişkilidir. Bourke (1989) ve Molyneux ve Thornton a göre (1992), daha iyi kalitedeki yönetim ile karlılık arasında pozitif bir ilişki bulunmaktadır. Dışsal belirleyiciler de kontrol değişkenleri (enflasyon, faiz oranı ve dönemlik çıktılar) ile piyasa karakteristiklerini gösteren pazar yoğunlaşması, sanayi büyüklüğü ve sahiplik statüsüdür (Athanasoglou vd, 2006: 123). Ayrıca karlılık değişkenleri ile makro ekonomik kontrol değişkenleri arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Buradaki makro ekonomik kontrol değişkenleri; enflasyon oranı, uzun vadeli faiz oranı ve /veya para arzındaki büyüme oranıdır. Enflasyonun banka karlılığına etkisi, bankanın ücretlerinin ve diğer işletme masraflarının enflasyondan daha hızlı bir oranda artıp artmadığına bağlıdır. Birçok çalışma enflasyon ve uzun vadeli faiz oranı ile karlılık arasında pozitif bir ilişki olduğunu göstermektedir. 4. TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜ KARLILIK PERFORMANSI Yöntem ve Veriler Bu çalışmada, Türk bankacılık sektörünün dönemine ait karlılık performansı, oran analizi yöntemiyle incelenecektir. Kolay anlaşılır olması ve basitliği nedeniyle yaygın olarak kullanılmasından dolayı bankacılık Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
34 H. Sarıtaş - C. Saray sektörünün performansının ölçülmesinde ve değerlendirilmesinde oran analizi tercih edilmiştir. Karlılık performansının analizinde birçok oran kullanılmakla beraber, burada yaygın şekilde kullanılan oranlara yer verilmiştir. Analizde kullanılan oranlar, özkaynak karlılık oranı (net kar/özkaynaklar), aktif karlılık oranı (net kar/ aktif toplamı), kredi-karlılık ilişkisi, net faiz geliri/aktif toplamı, net faiz geliri/toplam gelirler ve şube sayısı-toplam kardır. Çalışmada kullanılan veriler, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) ve Türkiye Katılım Bankaları Birliğinin (TKBB) veri kaynaklarından sağlanmıştır. Analiz kapsamında bankalar, fonksiyonlarına ve sahiplik yapılarına göre gruplara ayrılmıştır. Buna göre, bankalar; mevduat bankaları, kalkınma ve yatırım bankaları ve katılım bankaları olarak gruplara ayrılmış, mevduat bankaları ise kendi içinde kamu mevduat bankaları, yerli özel mevduat bankaları ve yabancı mevduat bankaları şeklinde üç alt gruba ayrılmıştır. Analiz döneminde faaliyette olan bankaların sayısı ve bankaların toplam aktifler içerisindeki payları banka grupları açısından Tablo 5 ve Tablo 6 da verilmiştir. Tablo 5 te görüldüğü üzere, yeniden yapılandırma sonrasında sektördeki banka sayısında azalma olmuş ve bu azalmanın büyük kısmı, sektörde gerçekleşen banka birleşmelerinden kaynaklanmıştır. Tablo 5: Türk Bankacılık Sektöründe Faaliyette Bulunan Bankalar Mevduat Bankaları Kamu Mevduat Bankaları Yerli Özel Mevduat Bankaları Yabancı Mevduat Bankaları Kalkınma ve Yatırım Bankaları Katılım Bankaları Fon Bankaları Bankacılık Sektörü-Toplam Kaynak: Türk bankacılık sektöründeki banka gruplarının payları incelendiğinde ise, mevduat bankalarının sektörde en yüksek paya sahip olduğu görülmektedir döneminde mevduat bankalarının aktiflerinin, sektörün toplam aktifleri içerisindeki payları % 89,6 dan, % 93,8 e yükselmiştir. Söz konusu dönemde, kamu sermayeli mevduat bankalarının payında küçük bir düşüş olurken, bu dönemde gerçekleşen satın almalar sonucunda yabancı mevduat bankalarının payında önemli bir artış yaşanmış ve bu grupta yer alan bankalarının payları % 3,1 den % 13,1 e çıkmıştır. Tablo 6: Türk Bankacılık Sektöründe Faaliyette Bulunan Bankaların Aktif Payları Mevduat Bankaları 89,6 91,1 93,5 93,8 94,0 93,3 93,2 93,8 Kamu Mevduat Bankaları 31,3 32,6 34,1 30,5 28,8 28,2 28,4 30,4 Yerli Özel Mevduat Bankaları 55,2 55,8 56,1 58,2 53,3 50,6 50,5 50,3 Yabancı Mevduat Bankaları 3,1 2,7 3,3 5,1 11,9 14,5 14,3 13,1 Kalkınma ve Yatırım Bankaları 4,4 4,0 3,6 3,2 3,1 3,2 3,1 3,2 Katılım Bankaları 1,8 2,1 2,3 2,5 2,7 3,4 3,6 2,9 Fon Bankaları 4,2 2,8 0,6 0,5 0,2 0,1 0,1 0,1 Bankacılık Sektörü-Toplam 100,0 100,0 100,0 100,0 100,0 100,0 100,0 100,0 Kaynak: 30 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
35 Türk Bankacılık Sektörünün Karlılık Performansının Analizi Oranların Analizi Özkaynak Karlılığı (Net Kar/Özkaynak) Türk bankacılık sektörünün özkaynak karlılık oranları, sektör ve banka grupları bazında Tablo 7 de ve özkaynak-kar ilişkisinin seyri de Şekil 3 te verilmiştir. Bankacılık sektörünün özkaynak karlılığı, döneminde dalgalı bir seyir izlemiştir yılında % 15,32 olan özkaynak karlılığı, 2005 yılında % 10,72 ye gerilemiş, yıllarında önemli bir artış göstermiş, ancak global krizin etkisiyle 2008 sonunda düşüş kaydederek % 15,56 ya gerilemiştir yılında piyasalarda izlenilen toparlanmaya paralel olarak sektörün özkaynak karlılık oranı %18,29 a yükselmiştir yılı itibarıyla banka grupları bazında, katılım bankaları % 17,36 lık özkaynak karlılık oranı ile en yüksek oranı gerçekleştirmiş, mevduat bankaları grubu içerisinde ise kamu mevduat bankaları % 22,55 lik özkaynak karlılığına sahip olmuştur yılında yabancı mevduat bankaları ve kalkınma yatırım bankaları, bankacılık sektörünün ortalaması olan % 18,29 oranının altında özkaynak karlılığı gerçekleştirmişlerdir. Tablo 7: Özkaynak Karlılığı (Net Kar/Özkaynaklar) Bankacılık Sektörü-Toplam ,66 13,58 10,72 18,73 19,63 15,56 18,29 Mevduat Bankaları 15,30 15,20 14,55 10,39 19,88 20,92 16,49 19,70 Kamu Mevduat Bankaları 15,65 18,70 26,64 21,65 25,14 26,82 22,55 27,21 Yerli Özel Mevduat Bankaları 16,00 13,92 10,31 4,73 16,88 19,93 15,85 18,50 Yabancı Mevduat Bankaları 5,91 11,16 11,86 15,55 20,54 15,22 10,51 13,07 Kalkınma ve Yatırım Bankaları 15,52 10,58 6,13 10,92 9,76 9,65 8,67 7,81 Katılım Bankaları ,06 25,65 22,31 17,36 15,96 Şekil 3: Özkaynak-Kar İlişkisi Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
36 H. Sarıtaş - C. Saray Aktif Karlılığı (Net Kar/Aktif Toplamı) Türk bankacılık sektörünün aktif karlılık oranları, sektör ve banka grupları bazında Tablo 8 de ve aktif-kar ilişkisinin seyri de Şekil 4 te verilmiştir. Türk bankacılık sektörünün aktif karlılık oranında 2008 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık % 30 oranında bir düşüş yaşanmıştır ve 2007 yıllarında sırasıyla % 2,21 ve % 2,55 lik aktif karlılık oranları kaydeden bankacılık sektörü, 2008 yılında % 1,83 lük 2009 yılında ise %2,43 lük aktif karlılık oranına sahip olmuştur yılı içerisinde, mevduat bankaları % 2,39, kalkınma ve yatırım bankaları % 3,65 ve katılım bankaları da % 2,09 luk aktif karlılık oranlarına ulaşmıştır. Mevduat bankaları grubunda en yüksek aktif karlılığa % 2,55 lik oran ile kamu mevduat bankaları sahip bulunurken, yerli özel mevduat bankaları ile yabancı mevduat bankaları, sektör ortalaması altında sırasıyla, % 2,41 ve % 1,92 lik aktif karlılık oranları gerçekleştirmişlerdir. Tablo 8: Aktif Karlılığı (Net Kar/Aktif Toplamı) Bankacılık Sektörü-Toplam 1,95 2,15 1,95 1,41 2,21 2,55 1,83 2,43 Mevduat Bankaları 1,84 2,11 1,96 1,25 2,10 2,47 1,73 2,39 Kamu Mevduat Bankaları 1,56 2,15 2,51 2,30 2,60 2,76 1,88 2,55 Yerli Özel Mevduat Bankaları 2,03 2,05 1,61 0,59 1,75 2,44 1,75 2,41 Yabancı Mevduat Bankaları 1,24 2,68 2,39 2,48 2,46 2,01 1,32 1,92 Kalkınma ve Yatırım Bankaları 4,93 4,32 2,78 5,31 4,82 4,58 4,02 3,65 Katılım Bankaları ,33 2,98 2,71 2,51 2,09 Şekil 4: Aktif-Kar İlişkisi 32 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
37 Türk Bankacılık Sektörünün Karlılık Performansının Analizi Krediler Toplamı ve Net Kar Türk bankacılık sektöründe kredi-kar ilişkisinin seyri Şekil 5 te verilmiştir. Kredi ile kar ilişkisine bakıldığında, bankaların kredi portföylerindeki genişlemeyi yüksek faiz marjlarına ve karlılığa dönüştürebildikleri görülmektedir. Bu bağlamda, bankaların izledikleri kredi politikalarının, karlılık performanslarını olumlu etkilediği söylenebilir yılı sonu ve 2008 döneminde yaşanan finansal dalgalanmalar istisnai durumları oluşturmakta olup, 2005 yılındaki dalgalanmanın akabinde karlılıkta bir önceki döneme göre %90 oranında bir artış, 2008 yılındaki finansal dalgalanma akabinde karlılıkta bir önceki döneme göre %50 oranında bir artış göze çarpmaktadır. Bu durumda finansal çalkantı döneminde yükselen faiz marjlarının bankaların karlılığına olumlu yönde etki yaptığı söylenebilir. Şekil 5. Kredi Toplamı-Karlılık İlişkisi Net Faiz Geliri/Toplam Aktifler Sektör karlılığında diğer bir ölçüm rasyosu olan net faizlerin toplam aktiflere oranı net faiz marjını vermektedir. Yıllar itibariyle sektörde bu oranın gerilediği görülmektedir. Bunun temel sebebi, kaynak maliyetinin artması diğer bir deyişle bankaların pahalı mevduat toplaması veya kredilerdeki kar marjlarının azalmasıdır. Şekil 6 da görüldüğü üzere 2002 yılında %6,01 olan sektör oranı yıllar içinde dalgalanma göstermesine rağmen 2009 yılında %4,08 e gerilemiştir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
38 H. Sarıtaş - C. Saray Şekil 6. Net Faiz Gelirleri/Toplam Aktifler Net Faiz Gelirleri/Toplam Gelirler Türk bankacılık sektöründe net faiz geliritoplam gelir ilişkisinin seyri Şekil 7 de verilmiştir. Türk bankacılık sektöründe net kar ile net faiz gelirinin seyri izlendiğinde her iki kalemde de yıllar itibari ile büyük oranda artış sağlandığı görülmektedir. Net kar kaleminde yılları arasında %726 oranında artış kaydedildiği buna rağmen faiz gelirlerindeki artışın %226 oranında kaldığı izlenmektedir. Dolayısıyla söz konusu dönem içerisinde net karın yükselmesinde faiz gelirlerinden daha çok faiz dışı net gelirlerin yükseltilmesinin etkili olduğu söylenebilir. Şekil 7. Net Faiz Geliri/Toplam Gelirler Şube Sayısı ve Toplam Kar Türk bankacılık sektöründe şube sayısı-kar ilişkisinin seyri Şekil 8 de verilmiştir. Sektör verileri incelendiğinde, sektördeki şube sayısının yıllar itibariyle arttığı görülmektedir yılında adet olan şube sayısı 2009 yılında adede ulaşmıştır. Benzer şekilde sektör karlılığının da yıllar itibariyle arttığı görünmektedir. Şube başına karlılık 2009 yılında, 2002 yılıyla kıyaslandığında %370 civarında arttığı görülmektedir. 34 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
39 Türk Bankacılık Sektörünün Karlılık Performansının Analizi Şekil 8. Şube Sayısı Toplam Kar 5. SONUÇ Türkiye de 1980 li yıllarda başlayan mali liberalizasyon süreci ile birlikte bankacılık dahil bütün mali sistemde yapısal değişiklikler uygulamaya konmuş; faiz oranları ve döviz kurlarındaki sınırlamaların kalkması da, bu yapısal değişikliklerin hızla yerleşmesinde önemli rol oynamıştır. Reform niteliğindeki bu yapısal değişiklikler, bankacılık sektörünün ve mali sistemin gelişmesini ve büyümesini sağlamıştır. Türkiye de, 1990 lı yıllardan itibaren serbestleşme ve globalleşme eğilimlerinin artması ve uluslararası piyasalarda gelişmekte olan ülkelerin öneminin artmaya başlaması nedeni ile sermaye hareketleri önemli ölçüde etkilenmiştir. Sermaye hareketlerinin gelişmekte olan ülkelere doğru yönünü çevirmesi bir yandan bu piyasalardaki gelişimi hızlandırırken diğer yandan risklerin boyutunu ve önemini değiştirmiştir. Türkiye de 1994 yılında yaşanan ekonomik krizde hızla küçülen bankacılık sisteminde öz kaynaklar erimiş ve bankacılık sistemine olan güven azalmıştır. Güvenin yeniden tesis edilmesi amacıyla bir çözüm olarak tasarruf mevduatına devlet güvencesi getirilmiştir. Ancak, bankacılık sisteminin denetiminde yaşanan zafiyetler nedeniyle sağlıklı bir yapı tesis edilememiş, tersine mali bünye sorunları daha da büyümüştür yılında başlatılan mali reformlarda bağımsız banka gözetim ve denetim sisteminin oluşturulması, banka bilançolarında şeffaflığın arttırılması ve bankaların mali bünyelerinin güçlendirilmesi amacı ile gerekli düzenlemeler yapılmıştır li yıllara gelindiğinde banka sistemi çok ciddi bir sistematik riske maruz kalmış, banka sisteminin yeniden yapılandırılması, bankaların mali bünye sorunlarının çözülmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu amaçla Bankalar Kanunu nda radikal değişiklikler yapılmış, bankaların faaliyetlerinin düzenlenmesine ve denetimine yeni bir yaklaşım getirilmiştir. Düzenlemelerde ve denetim anlayışında uluslararası kabul görmüş prensiplere önemli ölçüde yaklaşılmıştır. Bu düzenlemeler içindeki yeniden yapılandırma programı, bankacılık sisteminin mali ve operasyonel yapısının güçlendirilmesine yönelik uygulamalar ile bankacılık sektöründe gözetim ve denetimin etkinliğini artıracak, sektörü daha etkin ve rekabetçi bir yapıya kavuşturacak yasal ve kurumsal düzenlemeleri içermektedir. Türk bankacılık sektöründe gerçekleşen yeniden yapılandırma süreci, sektördeki banka sayısını azaltmanın yanı sıra, kamu bankalarının yeniden yapılandırılmasını, özel sektör bankalarının sermaye yapılarının güçlendirilmesini, TMSF bünyesine alınan veya sistemden çıkarılan 21 bankanın tasfiye, satış, devir yoluyla çözüme kavuşturulmasını Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
40 H. Sarıtaş - C. Saray ve denetim ve gözetim altyapısının güçlendirilmesini de sağlamıştır. Ekonomide yaşanan krizlerin olumsuz etkilerine maruz kalan Türk bankacılık sektörünün sorunlarının kalıcı olarak çözümlenmesi ve daha sağlıklı bir yapıya kavuşturulması amacıyla uygulamaya konulan Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı kapsamında gerçekleştirilen reformlar, bankacılık sektörünün karlılık performansını olumlu yönde etkilemiştir. Program sonrasındaki dönemde bankacılık sektörünün karlılık performansında yaşanan gelişmeler, bu çalışmada 2002 ile 2009 yılları arasındaki yıllık veriler esas alınarak fonksiyonlarına ve sahiplik yapılarına göre sınıflandırılan banka grupları bazında incelenmiştir. Yapılan analiz sonucunda, Türk bankacılık sektörünün 2007 yılına kadar karlılığında artışlar yaşandığı görülmüştür. Bu gelişmeler kapsamında, bankacılık sektörünün karlılık oranlarında yaşanan artışlar, yabancı bankaların Türk bankacılık sektörüne olan ilgisini artırmış, yüksek karlılık oranları ve sektörün gelecekteki büyüme potansiyeli, yabancı bankaları Türk bankacılık sektöründe faaliyette bulunan bankaları satın almaya yöneltmiştir. Ancak, 2008 yılında dünya ekonomilerinde ve küresel finans piyasalarında yaşanan dalgalanmaların Türk ekonomisini etkilemesi, bu yılda bankacılık sektörünün karlılığında düşüş yaşanmasına neden olmuştur. Küresel piyasalarda yaşanan dalgalanmaların sona ermesiyle ve Türk ekonomisinde büyümenin tekrar başlamasıyla, bankacılık sektörünün karlılık oranlarının 2009 yılında yükselişe geçtiği izlenmektedir. Türk bankacılık sektörünün 2009 yılındaki toplam karı, bir önceki yıla göre yaklaşık % 50 oranında artış göstererek 20,1 milyar TL ye yükselmiştir. Sonuç olarak, Türk bankacılık sektörünün genel olarak karlılık yapısının gelişimi incelenmiş olup, sektörde 2002 yılından beri artış sağlanılan karlılıkta, 2008 yılında yaşanan düşüşün küresel krize bağlı olduğu, sektörün karlılık oranının 2009 yılından itibaren tekrar yükselişe geçtiği belirlenmiştir. Bu çalışmanın, önümüzdeki dönemde karlılığın gelişimi ile ilgili değerlendirmelerde ve yapılacak çalışmalarda faydalı olabileceği düşünülmektedir. 36 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
41 Türk Bankacılık Sektörünün Karlılık Performansının Analizi KAYNAKÇA Atan, M. ve Çatalbaş, E. (2003). Ticaret Bankalarında Karlılığı Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi, VI. Ulusal Ekonometri ve İstatistik Sempozyumu, Gazi Üniversitesi, Ankara. Athanasoglou, P. P., Brissmis, S. N. ve Delis, M. D. (2006). Bank-specific, Industry-specific And Macroeconomics: Determinants of Bank Profitability, Journal of International Financial Markets, Institutions And Money. Başak, R. (2009). Ekonomik Gelişmeler ve Türk Bankacılık Sektöründe 1980 Sonrasında Yaşanan Krizlerin Analizi, İstanbul. BDDK (2001). Yıllık Rapor. BDDK (2003). Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı Gelişme Raporu-VII. BDDK (2008). Finansal Piyasalar Raporu. BDDK (2010). Finansal Piyasalar Raporu. Bourke, P. (1989). Concentration And Other Determinants Of Bank Profitability In Europe, North America and Australia, Journal of Banking and Finance. 13., Bumin M. (2009). Türk Bankacılık Sektörünün Karlılık Analizi, Maliye Finans Yazıları, Sayı 84. Çankaya, F. ve Öz, M. (2001). Türkiye de Kamu Bankalarının Özelleştirilmesi, Kamu ve Özel Sermayeli Ticaret Bankalarında Etkinlik ve Verimlilik Analizi, TBB Yayın No. 221, İstanbul. Çolak, Ö. F. ve Yiğidim, A. (2001). Türk Bankacılık Sektöründe Kriz, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara. Demirgüç-Kunt, A. ve Huizinga, H. (1999) Determinants of Commercial Bank Interest Margins and Profitability: Some International Evidence, World Bank Economic Review, XIII, 2, Gediz B. (2002). Türk Bankacılık Sektörünün Yeniden Yapılandırılması ve Çözüm Önerileri, Yönetim ve Ekonomi, Cilt No: 9, Sayı No: 1-2. Greuning, H. V. ve Bratanovic, S. B. (2000). Analizing Banking Risk, World Bank Washington D.C. Molyneux P. ve Thornton, J. (1992). Determinants of European bank profitability: A note. Journal of Banking and Finance 16, Short, B.K. (1979). The Relation between Commercial Bank Profit Rates and Banking Concentration in Canada, Western Europe and Japan, Journal of Banking And Finance, ) Smirlock, M. (1985). Evidence On The (Non) Relationship Between Concentration And Profitability in Banking, Journal of Money, Credit, and Banking Vol:17, Türkiye Bankalar Birliği (2008). 50. yılında Türkiye Bankalar Birliği ve Türk Bankacılık Sistemi, , İstanbul. (Erişim Tarihi: ) (Erişim Tarihi: ) Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
42
43 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNDE VE AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE YAŞANAN EKONOMİK KRİZLERİN TEMEL ANALİZİ: NEDENLER VE ETKİLER Hakan SARITAŞ* - Altan GÖKÇE** Özet Amerika Birleşik Devletleri nde (ABD) 2000 li yılların başında konut yatımlarına yönelik yoğun ilgi, ipotekli konut finansmanına dayalı kredilerde (mortgage) artışa neden olmuştur. Bu artış kısa vadeli istikrarsız ekonomik büyüme ile birlikte ekonomik kriz ortaya çıkarmış ve bu kriz global bir boyut kazanmıştır. Bu çalışmada ekonomik krizin ABD de büyüme, işsizlik, enflasyon oranları, kamu borç düzeyi ve bütçe dengesi gibi veriler üzerindeki etkisinin yanı sıra ABD kaynaklı ekonomik kriz ile birlikte Avrupa Birliği ülkelerinin yaşadığı yapısal ekonomik sorunlar ve etkileri incelenmiş, ekonomik göstergeler çerçevesinde krizin derinliği analiz edilmeye çalışılmıştır. Yapılan analizde, küresel krizin ülkeleri olumsuz etkilemesinin yanı sıra, ülkelerin yapısal sorunlarının ülkelerin kendi ekonomik krizlerini oluşturmada çok önemli yer tuttuğu sonucuna ulaşılmıştır. Ekonomik sorunların çözümünde yapısal reformların gerçekleştirilip etkin şekilde uygulanması önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Küresel Ekonomik Kriz, Konut Finansmanı (Mortgage), ABD, Avrupa Birliği FUNDAMENTAL ANALYSIS OF ECONOMIC CRISIS IN THE UNITED STATES AND IN EUROPEAN UNION COUNTRIES: CAUSES AND EFFECTS Abstract In the early 2000s, the intense interest in real estate investments in the USA caused an enormous increase in mortgage loans. This increase resulted in an economic crisis together with unstable short term growth and the crisis has become global. In this article, we evaluate the effects of economic crisis on economic growth, unemployment rate, inflation rate, public debt development and budget balance in the US. In addition to real estate crisis in USA, we have tried to examine structural economic problems of European Union Countries and their economic effects. We have analyzed depth of the economic crisis through economic indicators. We concluded that although global crisis adversely affects countries, structural problems of countries have great impact on creating their own economic crises. In sum, it is critically important to make and effectively implement structural reforms. Key Words: Global Economic Crisis, Mortgage Credits, USA, European Union 1.GİRİŞ 2000 li yılların başında güçlü bir yapıda olan Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi 2010 lu yıllara geldiğinde hem kendi iç dinamikleri hem de küresel ekonominin getirdikleri ile daha sıkıntılı bir yapıya bürünmüştür. Yatırımlarının büyük bir kısmını yatırım fonlarında değerlendiren Amerikan halkı 2000 li yılların başından itibaren yavaş yavaş gayrimenkul sektörüne yönelmiştir. Bu yönelişin temel nedeni alınan gayrimenkulün prim yapma olasılığının yüksekliği ve gayrimenkulün güvenilir bir yatırım çeşidi olmasıdır. Prim beklentisi ile alınan konutların alımı 2004 yılına kadar sürmüştür. Amerikan Merkez Bankası nın (FED) 2004 yılında düşük faiz politikasını bırakıp, faizleri arttırması ile konut piyasası 2000 li yılların başındaki canlılığını kaybetmiş, konut talebindeki azalma, yüksek konut fiyatlarının da paralel olarak düşmesini beraberinde getirmiştir yılında FED in *Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü Öğretim Üyesi, DENİZLİ e-posta: [email protected] ** Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İşletme Anabilim Dalı, Doktora Öğrencisi, DENİZLİ e-posta: [email protected]
44 H. Sarıtaş - A. Gökçe faizleri arttırmaya devam etmesi ve konut fiyatlarındaki düşüş, konut sahibi olanları sıkıntıya sokmuştur. Bu durum taksitlerini zor ödeyen ya da ödeyemeyen yatırımcıların konutlarını, kredi kullandıkları banka ve finans kurumlarına borçlarına karşılık devretmelerine neden olmuştur. Konutların bankalar ve finans kurumlarına devri kısa sürede tüm finans sektörünü ve reel sektörü etkilemiştir. Borcunu ödeyemeyen bu müşteri kitlesi Amerikan bankalarınca kredi riski açısından riskli müşteri yani kredibilitesi düşük müşteri (subprime credit user) olarak tanımlanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ndeki ipotekli uzun vadeli konut kredisine dayanan bu ekonomik kriz (mortgage krizi), 2007 yılının Temmuz ayının sonlarına doğru küresel bir boyuta ulaşmış ve tüm Dünya ekonomisini olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır. Amerika Birleşik Devletleri nde konut kredisi kullanıp, borcunu ödeyemeyen kesim artmış, bu durum konut kredisini sağlayan banka ve finans kurumlarını zora sokmuştur. (Babalı, 2008;1). Kullanılan konut kredileri nedeniyle sırasıyla krediyi kullananlar, krediyi sağlayan güvenilirliği sarsılan banka ve finans kurumları ve konut piyasasındaki inşaat firmaları domino etkisi ile hepsi birden zarar görmüşlerdir başı itibari ile ABD deki konut kredisi 10 trilyon Amerikan Doları büyüklüğündeydi. Verdikleri Mortgage kredileri ile birlikte satın alınan konutları dayanak gösterip, bu kredilerin geri ödemelerine güvenip büyük hacimli krediler kullanarak borçlanan bankalar, ekonomik kriz nedeniyle ödeme güçlüğü ile karşı karşıya gelmişlerdir. Bankaların yaşadığı ödeme güçlüğü 2000 li yılların başlarındaki konut değerlerinin 2007 yılına kadar erimesinden kaynaklanmıştır. Yaşanan finansal kriz daha önce belirtildiği üzere reel sektörden bağımsız kalmayıp, reel sektörü de belli bir derece etkilemiştir. Bankalar kredi politikalarını sıklaştırıp, daha fazla inceleme yaparak kredi vermeye başlamış ve bu durum da kredi muslukları kesilen reel sektör için dezavantajlı bir durum yaratmıştır. Özel banka ve finans kuruluşlarına karşı güveni sarsılan Amerikan Halkı ve atıl fon sahipleri ellerindeki tasarruflarının büyük kısmını hazine bonosuna yöneltmişlerdir. Bu durum hazine bonosu talebini aşırı derecede arttırmıştır. ABD bankaları ise daha fazla nakit bulundurup, kredi hacimlerini daraltarak bu sıkıntılı süreci geçirmeye çalışmışlardır yılında meydana gelen bu ekonomik gelişmeler doğrultusundan Amerika Merkez Bankası (FED), likidite krizi yaşayan bankalara kredi verip, bankaların rahat nefes almalarını sağlamıştır. Bu bankalara örnek olarak Bank of America, JP Morgan Chase ve Citigroup'u verilebilir. Amerikan Merkez Bankası bu süreçte mortgage kredilerinin batmasından çok kurtarılması için zaman zaman faiz indirimine gitmiştir. Kredilerin batmasının maliyeti, kurtarılmasının maliyetinden daha fazladır görüşü bu dönemde hakim olan görüştür. Ekonomik krizin büyüklüğünün tüm reel sektör ile birlikte düşünüldüğünde yaklaşık 10 trilyon ABD Doları olduğu uzmanlarca belirtilmektedir. ABD de yaşanan ekonomik sıkıntı, 2005 yılından sonra Avrupa Birliği ülkelerinde ortaya çıkan yapısal sorunlara dayalı ekonomik kriz ile birleşince küresel kriz kaçınılmaz olmuştur. Bu çalışmada ABD ve Avrupa Birliği ekonomilerinin yılı aralığındaki gelişimi, bu dönemde yaşanan krizlerin ekonomik verilere ve Dünya ekonomisine etkileri incelenmeye çalışılmıştır. 2. ABD DE YAŞANAN EKONOMİK KRİZİN ÜLKENİN FİNANSAL VERİLERİNE VE İÇ DİNAMİKLERİNE ETKİSİ Amerika Birleşik Devletleri nin yılı aralığında yaşadığı mortgage kredilerine bağlı ekonomik kriz sürecini tetikleyen en önemli finansal göstergelerden biri kamu borçlarındaki artıştır. ABD de kamu borçları temelde ikiye ayrılır. Bunlardan ilki yatırımcılara, diğer devletlere olan borçlar (bonolar, tahviller vb.), ikincisi ise devletin kendi kendisine borçlanmasıdır ki buna devlet içi borçlar (intragovernment debts) denir. Bu tarz borçlanmaya devletin, sosyal sigorta fonlarını kullanması örneği verilebilir. Kamu borçları ABD de 1980 li yıllara kadar istikrarlı bir biçimde seyrederken, yılları arası azalan oranda artışa geçmiş, yılları arası ise artan oranla artış göstermiştir yılından 2008 yılına kadar kamu borçları her yıl ortalama 500 milyar ABD Doları artmış, 2008 yılında 1 trilyon ABD Doları, 2009 da 1,9 trilyon ABD Doları, 2010'da ise 1,7 trilyon 40 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
45 Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avrupa Birliği Ülkelerinde Yaşanan Ekonomik Krizlerin Temel Analizi: Nedenler ve Etkiler ABD Doları artış göstermiştir. Kamu borç stokunun (devlet içi borçlar hariç olmak üzere) GSYİH ya oranı 2010 sonu itibariyle %62 dir. Yine 2010 yıl sonu itibariyle ABD nin sosyal sigorta gibi kurumlardan kendi kendisine borçlanması şeklindeki kamu borcunun (devlet içi borçlanma) GSYİH ya oranı ise %31 olup, 4,50 trilyon ABD Doları büyüklüğündedir ( Historicals/). Aşağıdaki tabloda yılları arası ABD deki kamu borcunun gayrisafi yurtiçi hasıla oranı yer almaktadır. Yatay eksen yılları, dikey eksen ise toplam kamu borcunu (trilyon ABD Doları cinsinden) ve Kamu Borç Toplamı/ GSYİH oranını göstermektedir yılına kadar Kamu Borcu/ GSYİH oranındaki artış sınırlı iken, periyodunda orandaki artış giderek yükselmektedir yılında yaklaşık olarak 9 trilyon ABD Doları olan kamu borç toplamı, GSYİH nin %64,4 ünü oluşturmaktadır yılı sonuna doğru ise Kamu Borcu / GSYİH oranı % 93,2 olup, son üç yılda kamu borcu yine yaklaşık olarak % 50 artış göstermiş ve 2010 yılı sonunda ortalama 13,5 trilyon ABD Dolarına ulaşmıştır. Tablo 1- ABD deki Toplam Kamu Borcunun yılları arası Gayrisafi Yurtiçi Hasılaya Oranı (Devlet İçi Borçlar dahil-milyon ABD Doları) Yıllar Toplam Kamu Borç Stoğu Toplam Kamu Borç Stoğu/GSYİH , , , , , , , , , , , , ,3 Kaynak: ABD de ekonominin gidişatı açısından bir diğer kriter de borç tavanıdır. Borç tavanı ABD Kongresi tarafından belirlenen, hükümetin ne kadar borçlanabileceğini belirleyen sınırdır. ABD de belirlenen borç tavanı yasal olarak milli gelirin %10 unu geçememektedir. Bu borçlanma ile hükümet maaşları, sağlık harcamalarını, kullandığı kredi faizleri gibi giderleri ödemektedir yılında 6 trilyon ABD Doları olan borç tavanı, 2007 yılına kadar yaklaşık 10 trilyon ABD Dolarına ulaşmış olup, 2009 yılı sonu itibariyle bu rakam 12,10 trilyon ABD Dolarıdır yılları arasında Başkan George Bush döneminde ise borç tavanı 6 trilyon ABD Dolarından 10,6 trilyon ABD Dolarına çıkmıştır yılı sonu itibariyle de ABD deki borç tavanı 14 trilyon ABD Doları na ulaşmıştır ( BPDLogin?application=np) Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
46 H. Sarıtaş - A. Gökçe Global kriz çerçevesinde, ABD bütçesindeki değişikliklere bakıldığında, 2001 yılında ABD bütçesi milyon ABD Doları fazla vermiş, ancak daha sonraki yıllarda sürekli açık vermiştir yılından 2009 yılına kadar kamu harcamaları yaklaşık olarak %6,5 artmıştır. Bu harcamalardaki artışın %1,6 sı savunma harcamalarından, %1,7 si sağlık harcamalarından, %0,6 sı sosyal sigorta harcamalarından, %1,4 si işsizlik maaşı ve gıda yardımı harcamalarından, %1,2 si de diğer harcamalardan kaynaklanmaktadır. Tablo Yılları Arası ABD nin Gelirleri, Harcamaları, Bütçe Fazlası ve Bütçe Açığı Özet Tablosu (Milyon ABD Doları) Toplam Bütçe İçi Bütçe Dışı(Sosyal Güvenlik Harcamaları) Yıl Gelirler Harcamalar Bütçe Fazlası yada Bütçe Açığı ( ) Gelirler Harcamalar Bütçe Fazlası yada Bütçe Açığı ( ) Gelirler Harcamalar Bütçe Fazlası yada Bütçe Açığı ( ) Tahmini Tahmini Tahmini Tahmini Tahmini Tahmini Kaynak: (Not: Bütçe açığı tablosunda yer alan bütçe dışı sütunu, bir zorunlu harcama olan sosyal güvenlik harcamalarını içermektedir.) ABD bütçesi 2002 yılında milyon ABD Doları toplam açık verirken, 2009 yılında milyon ABD Doları, 2010 da ise ABD Doları açık vermiştir. Bütçe açığının, ABD resmi istatistiklerine göre 2016 yılına kadar sürmesi beklenmektedir. 42 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
47 Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avrupa Birliği Ülkelerinde Yaşanan Ekonomik Krizlerin Temel Analizi: Nedenler ve Etkiler Şekil 1:Kamu Borcu Faiz Maliyetinin Yılları Arası Gelişimi Kaynak: (Not: Şekil 1 de Devlet içi borç ve devlet içi borçların faiz maliyeti hariçtir ve veriler ABD mali yıl sonu olan 30 Eylül itibari ile alınmıştır.) Bununla birlikte bütçe açığının tüketici fiyat endeksi, faiz oranları ve borçlanma maliyetleri üzerinde olumsuz etkisi görülmektedir. Şekil 1 de görüldüğü üzere 2005 yılında 181 milyar ABD Doları olan kamu borcu faiz maliyeti, 2007 yılında 239 milyar ABD Dolarına, 2008 de 242 milyar ABD Dolarına ulaşmıştır yılında ise kamu borcunun faiz maliyeti, faiz oranlarında yaşanan düşüş nedeniyle 189 milyar ABD Dolarına düşmüştür yılları arası enflasyon oranlarındaki değişim incelendiğinde, ABD de tüketici fiyat endeksinin düştüğünü görebiliriz. Bu düşüş istikrardan öte durgunluk ekonomisine gidiş yönünde sinyal vermektedir. Tablo 3 e göre 2000 yılında % 3,38 olan tüketici fiyat endeksi, 2010 yılında % 1,64 e düşmüştür yılları arasında FED in belirlediği gösterge faiz oranları (gecelik faiz oranı) genel olarak düşüş eğilimine girmiştir. FED Eski Başkanı Alan Greenspan, 2002 yılında düşük enflasyon oranlarının da etkisiyle istihdama yönelik olarak FED faizlerini %1 e kadar düşürmüştür yılları arasında düşük faiz politikaları devam etmiştir yılından itibaren düşük faiz oranlarının etkisiyle talep canlanması yaşanmış, petrol ve hammadde fiyatlarındaki hızlı artışla birlikte enflasyon baskısı başlamıştır. Petrol fiyatları 2002 yılında 20 Dolar iken 2008 in ilk yarısı itibariyle 130 Dolara yükselmiştir yılından beri FED in başkanı olan Greenspan enflasyona, faizleri yükselterek müdahale ederken 2006 yılında FED başkanlığına seçilen Ben Bernanke faizleri % 5,25 e kadar yükseltmiştir yılında yüksek faiz politikasıyla enflasyon % 2,5 e kadar düşürülmüş ancak 2007 yılında yüksek faize rağmen enflasyon baskı altında tutulamamış ve enflasyon oranı %4,1 e yükselmiştir (BDDK Çalışma Tebliği ABD Mortgage Krizi, 2008; 34) yılı sonu itibariyle faiz oranları % 5,02, 2008 sonunda %1,92, 2009 da % 0,16, 2010 yılı sonu itibariyle de % 0,18 olarak belirlenmiştir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
48 H. Sarıtaş - A. Gökçe Tablo 3: Tüketici Fiyat Endeksinin Yılları Arasında Değişimi Tablosu Yıllar Ocak Ortalama Enflasyon Oranı % 3.38% % 2.83% % 1.59% % 2.27% % 2.68% % 3.39% % 3.24% % 2.85% % 3.85% % -0.34% % 1.64% % NA Kaynak: Şekil 2: FED in Belirlediği Gecelik Faiz Oranlarının Yıllara Göre Değişimi Kaynak: H15/RIFSPFF_N.A 30 yıl vadeli Mortgage faiz oranları ise 2000 yılının sonunda % 8,06 iken 2003 yılı sonunda % 5,82 olmuştur. Bu faiz düşüşü nedeniyle 2003 ve 2004 yıllarında Mortgage kredileri en yüksek miktara ulaşmıştır. Bu yıllarda yaklaşık milyar ABD Dolarına yaklaşan krediler, 2007 yılında milyar ABD Doları seviyelerine kadar gerilemiştir. 44 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
49 Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avrupa Birliği Ülkelerinde Yaşanan Ekonomik Krizlerin Temel Analizi: Nedenler ve Etkiler Tablo 4-30 Yıl Vadeli Sabit Ödemeli Konut Finansmanı Kredi Faiz Oranları Yıllar (Yıl Sonu itibariyle) Faiz Oranı 8,06 6,97 6,54 5,82 5,84 5,86 6,41 6,34 6,04 5,04 4,69 Kaynak: H15/RMMPCCFC_N.A ABD de yılları arası işsizlik verileri incelendiğinde, işsizliğin ortalama 2000 yılında %4, 2001 de % 4,7, 2002 de % 5,8, 2003 te %6 olduğu görülebilir yılına kadar artan işsizlik oranları 2007 yılına kadar azalıp, 2008 yılında tekrar artışa geçmiştir yılında ortalama %9,3, 2010 yılında %9,6 olarak tespit edilmiştir. İşsizlik oranlarında yaşanan bu artış yaşanan ekonomik krizin en önemli göstergelerinden biridir. İşsizlik oranları hem büyüme hem de alım gücünü düşürmesi ve kapasite kullanım oranlarına etki etmesi açısından önem arz etmektedir. Tablo Yılları Arası ABD deki Aylık Olarak İşsizlik Verilerinin Değişimi Yıllar Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık ,0 4,1 4,0 3,8 4,0 4,0 4,0 4,1 3,9 3,9 3,9 3, ,2 4,2 4,3 4,4 4,3 4,5 4,6 4,9 5,0 5,3 5,5 5, ,7 5,7 5,7 5,9 5,8 5,8 5,8 5,7 5,7 5,7 5,9 6, ,8 5,9 5,9 6,0 6,1 6,3 6,2 6,1 6,1 6,0 5,8 5, ,7 5,6 5,8 5,6 5,6 5,6 5,5 5,4 5,4 5,5 5,4 5, ,3 5,4 5,2 5,2 5,1 5,0 5,0 4,9 5,0 5,0 5,0 4, ,7 4,8 4,7 4,7 4,6 4,6 4,7 4,7 4,5 4,4 4,5 4, ,6 4,5 4,4 4,5 4,4 4,6 4,7 4,6 4,7 4,7 4,7 5, ,0 4,8 5,1 4,9 5,4 5,6 5,8 6,1 6,2 6,6 6,8 7, ,8 8,2 8,6 8,9 9,4 9,5 9,5 9,7 9,8 10,1 9,9 9, ,7 9,7 9,7 9,8 9,6 9,5 9,5 9,6 9,6 9,7 9,8 9, ,0 8,9 8,8 9,0 9,1 9,2 9,1 9,1 9,1 9,0 Kaynak: Reel büyüme oranı ülkelerin ekonomik gelişimini gösteren veridir. Bu anlamda ABD de konut sektörünün en canlı olduğu döneminde büyüme oranları yüksek olup, bu büyüme oranları daha önce bahsedilen düşük mortgage faiz oranları ile desteklenmektedir yılından sonra ise mortgage kredilerinin geriye ödenme sorunu, gecelik faizlerin yıllarında yüksek olması büyüme oranlarının belli bir seviyede kalmasına neden olmuştur yılından sonra ise azalan, 2009 yılında eksi olan bir büyüme ekonomistler tarafından ABD için durgunluk ekonomisinin bir başlangıcı olarak değerlendirilmektedir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
50 H. Sarıtaş - A. Gökçe Tablo 6-ABD de Yılları Arası Reel Büyüme Oranı Yıllar Reel Büyüme Oranı 5 0,3 2,45 3,1 4,4 3,2 3,2 2 1,1 2,6 2,8 Kaynak: 3. AVRUPA BİRLİĞİ(AB) ÜLKELERİ NDE YAŞANAN EKONOMİK KRİZİN YAPISAL FAKTÖRLER ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ Amerika'da başlayan ipotekli konut finansmanına dayalı ekonomik krizin etkisi tam olarak geçmeden bazı Avrupa Birliği ülkelerinde ekonomik krizler yaşanmaya başlamıştır. İrlanda, Yunanistan, İtalya ve İspanya da ortaya çıkan ekonomik krizler genel olarak bakıldığında ülkelerin mali disiplinsizliğinden, kamu yönetiminin bütçe hedefleri ile tutarsız olmasından kaynaklanmaktadır. İrlanda, 2006 yılının sonuna doğru inşaat sektörüne yoğun bir şekilde önem verip konut inşa etmiştir. Devlet harcamalarının etkisiyle de canlanan ekonomi, konut almak isteyen yatırımcılar ve onlara konut kredisi vermek için yarışan bankalar ile hız kazanmıştır. Böylece kredi veren banka ve inşaat firmalarının hisseleri İrlanda Borsa'sında aşırı değerli hale gelmiştir yılında Amerika da ortaya çıkan konut finansmanına dayalı ekonomik kriz (mortgage krizi), dolaylı da olsa İrlanda yı etkilemiştir. Bu durumdan etkilenen yatırımcılar borsadan çıkıp, daha güvenli yatırım araçlarına yönelince inşaat firmalarının borsadaki değeri düşmüş, bu da konut sektörünü olumsuz etkilemiştir. İrlanda Borsası (Iseq) 2007 yılında % 26,3 değer kaybederek Avrupa da en kötü performans gösteren borsa olmuştur (Özcan; 8). Bu süreçte IMF ve Avrupa Birliği İrlanda için 85 milyar Euro'luk yardım paketi hazırlamıştır. İrlanda da bu çabalara paralel olarak vergileri arttırıp, tasarruf ve ücretlerde kesintiye gitmiştir. Bir diğer Avrupa Birliği ülkesi olan Yunanistan'ın yaşadığı ekonomik kriz ayrıntılı olarak incelendiğinde, birçok yapısal faktörün bu ekonomik krizi tetiklediği görülebilir. Bu faktörler kamu borç stoku, enflasyon oranı, faiz oranı ve bütçe dengesi gibi ekonomik göstergelerdir yılında Yunanistan, Euro para birimine kullanmaya başladığında, enflasyon oranı Avrupa Birliği'ndeki ülkelerin enflasyon ortalamasının üzerindeydi. Ayrıca Yunanistan'ın Avrupa Birliği ülkesi olması, bağımsız bir ülke merkez bankası olmaması, para politikasının Avrupa Merkez Bankası'nca belirlenmesi aslında bir anlamda sabit döviz kuru yönetimi ile yönetilmesi anlamına gelmektedir. Bu döviz kuru rejiminde, ülkenin Merkez Bankası nın döviz rezerv miktarı önem taşımaktadır. Eğer ülkenin döviz rezervi kritik sınırın altına düşerse, yerli para yabancı para birimleri karşısında değer kaybeder. Bu teori çerçevesinde Euro'nun değer kaybetmesi sadece Yunanistan'ı değil tüm Avrupa Birliği ni sarsacaktır. Euro'nun değer kaybetmesi durumunda faizler artacak ve Avrupa Birliği fonlarına olan güven azalacaktır. Bunu göze alamayan Avrupa Para Birliği üyeleri 25 Mart 2010 tarihinde Yunanistan'ın ekonomik durumu ile ilgili toplantı yapmışlardır. Bu toplantıda Avrupa Birliği üye ülke liderleri Yunanistan'ın ekonomik krizden kurtarılmasına ilişkin mutabakat sağlamışlardır. Bu mutabakata göre piyasa faiz oranından daha düşük bir oranla 110 milyar Euro'luk bir borç paketi hazırlanmış ve bu paket Avrupa Birliği ile IMF tarafından finanse edilmiştir. Bu paket ve önlemler bile Yunanistan'ın kronik hale gelmiş ekonomik sorunlarını düzeltmeye yetmemiştir. Yunanistan'daki kamu borçlarındaki artış, bütçe açığı ve devlet bonolarına karşı güven eksikliği bu süreci hızlandıran en önemli faktörlerdir. Daha önce belirtildiği gibi Yunanistan'ın Avrupa Birliği içinde olması ve Euro'yu kullanması, başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa Birliği ülkelerini tedirgin etmiştir ve bunun sonucunda Yunanistan 46 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
51 Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avrupa Birliği Ülkelerinde Yaşanan Ekonomik Krizlerin Temel Analizi: Nedenler ve Etkiler bonolarına olan güven eksikliği bonolardaki faiz artışını da beraberinde getirmiştir yılının Kasım ayına kadar birbirine yakın faiz oranları ile işlem gören Yunanistan, İspanya, İrlanda, İtalya, Portekiz ve Almanya bonoları daha sonra ülke risk primlerine göre ayrışmaktadır. Yunanistan ve İrlanda Bonoları 2009 yılından sonra artan bir faiz oranı trendine girmiş olup, diğer ülkeler ile farkı açmıştır yılının Eylül ayına doğru ise İrlanda Devlet Tahvili Almanya Devlet Tahvili faiz oranı farkı %1,5 olarak sabitlenirken, Yunanistan Devlet Tahvillerindeki faiz artışı durmamış, Almanya Devlet Tahvilleri ile faiz oranı farkı %3,5'a çıkmıştır. Yunanistan Devlet Tahvillerinin faiz oranın Avrupa Birliği ndeki diğer ülkelere göre yüksek olmasının ana nedeni kredi riskinin (default risk, credit risk) yüksek olmasıdır. Ülke kredi riskinin yüksek olmasının başlıca nedenlerinden biri devletin kendi çıkardığı bono ve tahvile garanti vermemesidir. Bir başka ifade ile tahvillerin ödenebilme gücünün düşük olmasıdır. Avrupa Birliği nin en güçlü ülkesi Almanya ise kredi risk bakımından en güçlü ülkelerden biridir. Almanya, kendi tahvillerine garanti vermekle birlikte ekonomik sıkıntıda bulunan Yunanistan a da mali garantörlük yapmaktadır. Bu durum Almanya nın kredi riskini en aza indirdiğinin bir göstergesidir. Almanya sadece kendi pozisyonun güçlenmesinden öte daha önce belirtildiği gibi Yunanistan dan kaynaklanan bir sıkıntının tüm Avrupa Birliği ülkelerine sıçramasını istememektedir. Yunanistan daki ekonomik kriz eğer Avrupa Kıtasına yayılırsa, bu durumda başta Almanya ve Fransa nın devlet tahvillerinin güvenirliliği sarsılacak ve faizler artacaktır. Faizlerin artması Euro nun değerinin devalüe olmasına kadar gidebilir. Bu durumun yaşanmaması ve Euro nun saygınlığı ve güvenirliliğinin korunması için Yunanistan ı kurtarmak yalnız bırakmaktan daha iyi gözükmektedir. Yunanistan ın bu durumda olmasının bir diğer nedeni de 2001 yılından sonra Avrupa Birliği ekonomi politikalarına çok bağlı olmayışıdır (CES IFO Working Papers The Greek Debt Crisis: Likely Causes, Mechanics and Outcomes, November 2010, s:4-6). Yunanistan ve İrlanda dan sonra, Avrupa da ekonomik sıkıntı yaşayan diğer ülkeler ise Portekiz ve İspanya dır. Portekiz ve İspanya nın ekonomik durumu Yunanistan kadar sıkıntılı olmasa da kamu harcamalarının yüksek olması nedeni ile onlar da büyük risk taşımaktadır. AB İstatistik Kurumu Eurostat verilerine göre özellikle Portekiz deki 2010 yılındaki bütçe açığı ve gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) arasındaki oranın % 9,8 gibi yüksek bir rakam olması ülkenin ekonomik gidişatı hakkında olumsuz bir görüntü vermektedir. Bu oranın 2011 yılında % 5,9 a düşürülmesi hedeflenmesine rağmen, 2011 in ilk altı ayında bütçe açığı / GSYİH oranının % 8,3 olduğu açıklanmıştır. Portekiz le birlikte ekonomik sıkıntı yaşayan bir diğer ülke de İspanya dır. İspanya nın bütçe açığının 2009 yılında %11, 2010 yılında ise %9,24 düzeyinde olması ülkenin ekonomik açıdan riskli olduğunun göstergesidir. İspanya da ekonomik açıdan daha iyi bir duruma gelebilmek ve bütçe açığını azaltabilmek için kamu harcamalarını azaltmayı, bazı mal ve hizmet kalemlerinde vergi oranlarını arttırmayı ve bazı kamu kurumlarını özelleştirmeyi hedeflemektedir. Aslında İspanya yı ekonomik kriz açısından Yunanistan ve İrlanda ile karşılaştırsak bile ekonomik büyüklük açısından bu iki ülkeyle karşılaştıramayız. Çünkü İspanya her iki ülkenin de hemen hemen iki katı büyüklükte bir ekonomiye sahip olup daha fazla finansal derinliğe sahiptir. Ekonomi otoritelerince, 2007 yılından itibaren İspanya'da artan kamu borçları bu sıkıntılı sürecin ana kaynağı olarak öne sürülmektedir yılında İspanya nın kamu borçlarının GSYİH ye oranı % 36 iken, 2011 yılı sonunda bu oran % 68 e yaklaşmaktadır.. Yunanistan, İspanya, İrlanda ve Portekiz gibi büyük ülkeleri içine alan ekonomik kriz Avrupa Birliği'nin genel yapısını derinden etkilemiş, ortak para birimi Euro'nun geleceğini ve değerini tehlikeye atmıştır. Yine Eurostat verilerine göre Avrupa Birliği nin genel olarak 2006 yılı kamu borcu ve GSYİH oranı %68,6 düzeyinde iken 2009 yılına gelindiğinde bu oran % 78,7 ye ulaşmıştır. Bu durum genel olarak Yunanistan ve İrlanda nın kamu borcundaki artıştan kaynaklanmaktadır. ABD ve Almanya Hükümeti sıkıntılı ülkelere kredi vererek finansal krizin aşılması için defalarca kez girişimde bulunmuşlardır. Bununla birlikte Uluslararası Para fonu da (IMF) finansal sıkıntı yaşayan ülkelere kredi vererek bu sıkıntılı sürecin aşılması için Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
52 H. Sarıtaş - A. Gökçe katkıda bulunmuştur. Avrupa Birliği nde yaşanan finansal sorunlar ile birlikte nüfusun yaşlanması, sağlık harcamalarını, emeklilere ödenen sosyal yardımlar ve maaş ödemelerini arttırmaktadır. Bu durum ülkelerin bütçelerine ek bir maliyet getirmektedir. Ülkelerin finansal durumunu analiz eden ve buna göre onları sınıflandıran uluslararası derecelendirme kuruluşları global ekonomik krizin arttığı 2010 yılında Avrupa Birliği ülkelerinden çoğunun kredi notunu düşürmek zorunda kalmıştır. Bu not indirimine giderken yapısal ekonomik sorunlar ve Avrupa Para Birimi'nin saygınlığı öncelikli olarak öne alınan kriterler olmuştur. Fitch, Moodys ve Standard and Poors Kredi derecelendirme kuruluşlarının internet sitelerindeki verilere göre 2010 yılında Yunanistan'ın uzun vadeli kredi notu Fitch tarafından BBB'den BB'ye, Standart and Poors tarafından kısa vadeli kredi notu A-2'den B seviyesine, Moodys tarafından ise devlet bonolarının görünümü A3'ten Ba1'e düşürülmüştür. Standart and Poors 2010 yılı Nisan ayında Portekiz'in uzun vadeli notunu A'dan A-'ye, Aralık ayında ise İspanya'nın uzun vadeli notunu AAA'dan AA'ya indirmiştir. Moodys de 2010 yılı Temmuz ayında Portekiz'in notunu iki derece, İrlanda nın kredi notunu bir derece indirmiştir. Moodys Aralık 2010 da çok ciddi bir karar alarak İrlanda'nın kredi notunu beş derece indirmiş ve görünümünü negatife çevirmiştir. Ekonomik açıdan sıkıntı yaşayan İrlanda'ya bir not indirimi de Kasım 201 da Standart and Poors tarafından uygulanmış ve ülkenin uzun vadeli kredi notunu (AA-)'den (A)'ya indirmiştir. Bu süreçte Macaristan, Belçika, İzlanda gibi ülkelerinde kredi notları da yapısal ekonomik nedenlerle kredi derecelendirme kuruluşlarınca indirilmiştir. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası nın 2010 Ekim ayı Dünya Ekonomik Görünümü 2010 raporuna göre birçok ülkenin borçluluk oranının gittikçe yüksek rakamlara ulaştığı ve bu durumun da Dünya ekonomisi açısından risk taşıdığı belirtilmektedir. Yunanistan, İzlanda, Portekiz, ABD, İngiltere, İrlanda, Japonya ve İspanya bu ülkelere örnek olarak verilebilir yılı ilk üç ayı sonunda ABD Dünya daki en borçlu ülke olup 13 trilyon 917 milyar Dolar toplam borcu bulunmaktadır. ABD yi sırasıyla 9 trilyon 123 milyar dolarla İngiltere ve 5 trilyon 123 milyar Dolarla Fransa takip etmektedir Avrupa Birliği Ülkelerinin İşsizlik ve Ekonomik Büyüme Oranlarında Yaşanan Değişimin Analizi Avrupa Birliği ülkeleri küresel ekonomik kriz nedeniyle gerek ekonomik büyüme gerekse işsizlik anlamında olumsuz etkilenmiştir. İşsizlik oranı anlamında Avrupa Birliği ülkeleri birbirinden farklı gelişim izlemesine rağmen, 27 ülkeden oluşan Birlik açısından genel işsizlik oranı yılları arasında önemsenecek kadar değişim göstermemesine rağmen ülke bazında ciddi değişiklikler olmuştur. Bulgaristan da 2000 yılında % 16,4 olan işsizlik oranı küresel ekonomik krize rağmen 2009 yılında % 6,8 e düşmüştür. Slovakya, Polonya ve Finlandiya da yıllar itibariyle işsizlik oranı düşen ülkelerdir. Bu olumlu durumun tersine İrlanda, İspanya, Macaristan, Lüksemburg, Portekiz, İsveç, İngiltere işsizlik oranı ciddi olarak artan ülkelerdir. Bir diğer önemli ekonomik gösterge olan ekonomik büyüme oranının (GSYİH), Avrupa Birliği ülkelerinde dönemi değişimi incelendiğinde, büyüme artış hızının tüm AB ülkelerinde genel olarak azaldığı Tablo 8 de görülebilir yılında %3,8 olan büyüme hızı, 2009 yılında -%4,3 küçülmeye dönüşmüştür. Küresel krizin etkisini görmek açısından ekonomik büyüme özellikle Avrupa Birliği nin lokomotif ülkesi Almanya açısından değerlendirildiğinde, 2000 yılında % 3,1 olan artış yerini 2009 yılında -%5,1 küçülmeye bırakmıştır. Yapısal faktörler nedeniyle ekonomik kriz yaşayan Yunanistan da da 2000 yılında %3,5 büyüme artışı olmasına rağmen, 2009 yılında -%3,3 küçülme yaşanmıştır. En çarpıcı sonuç ise ekonomik sıkıntı yaşayan İrlanda da görülmektedir yılında % 9,3 gibi yüksek bir büyüme oranı olmasına rağmen, 2009 yılında -%7 küçülme yaşanmıştır. Ekonomik büyüme aşağıdaki tabloda reel olarak değerlendirilmiştir. Enflasyon ve faiz oranları gibi göstergelerden arındırılmış olan bu kalem özellikle Euro para birimini kullanan AB ülkelerinde etkisini çok ciddi olarak hissettirmiştir. Bu ülkelerde büyüme 2000 yılında %3,8 artış gösterirken, 2009 yılında -%4,3 azalış göstermiştir. 48 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
53 Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avrupa Birliği Ülkelerinde Yaşanan Ekonomik Krizlerin Temel Analizi: Nedenler ve Etkiler Tablo 7-Avrupa Birliği Ülkelerinin Ayrı Ayrı ve Genel Olarak Yılları Arası İşsizlik Oranı Değişimi Yıllar Avrupa Birliği (27 ülke) - 8,7 8,5 8,9 9,0 9,1 8,9 8,2 7,1 7,0 8,9 Euro alanı (16 ülke) 9,3 8,4 8,0 8,4 8,8 9,0 9,0 8,3 7,5 7,5 9,4 Belçika 8,5 6,9 6,6 7,5 8,2 8,4 8,5 8,3 7,5 7,0 7,9 Bulgaristan - 16,4 19,5 18,2 13,7 12,1 10,1 9,0 6,9 5,6 6,8 Çek Cumhuriyeti 8,6 8,7 8,0 7,3 7,8 8,3 7,9 7,2 5,3 4,4 6,7 Danimarka 5,2 4,3 4,5 4,6 5,4 5,5 4,8 3,9 3,8 3,3 6,0 Almanya 8,2 7,5 7,6 8,4 9,3 9,8 10,7 9,8 8,4 7,3 7,5 Estonya - 13,6 12,6 10,3 10,0 9,7 7,9 5,9 4,7 5,5 13,8 İrlanda 5,6 4,2 2,9 4,5 4,6 4,5 4,4 4,5 4,6 6,3 11,9 Yunanistan 12,0 11,2 10,7 10,3 9,7 10,5 9,9 8,9 8,3 7,7 9,5 İspanya 12,5 11,1 10,3 11,1 11,1 10,6 9,2 8,5 8,3 11,3 18,0 Fransa 10,4 9,0 8,3 8,6 9,0 9,3 9,3 9,2 8,4 7,8 9,5 İtalya 10,9 10,1 9,1 8,6 8,4 8,0 7,7 6,8 6,1 6,7 7,8 Güney Kıbrıs - 4,9 3,8 3,6 4,1 4,7 5,3 4,6 4,0 3,6 5,3 Letonya 14,0 13,7 12,9 12,2 10,5 10,4 8,9 6,8 6,0 7,5 17,1 Litvanya 13,7 16,4 16,5 13,5 12,5 11,4 8,3 5,6 4,3 5,8 13,7 Lüksemburg 2,4 2,2 1,9 2,6 3,8 5,0 4,6 4,6 4,2 4,9 5,2 Macaristan 6,9 6,4 5,7 5,8 5,9 6,1 7,2 7,5 7,4 7,8 10,0 Malta - 6,7 7,6 7,5 7,6 7,4 7,2 7,1 6,4 5,9 7,0 Hollanda 3,2 2,8 2,2 2,8 3,7 4,6 4,7 3,9 3,2 2,8 3,4 Avusturya 3,9 3,6 3,6 4,2 4,3 4,9 5,2 4,8 4,4 3,8 4,8 Polonya 13,4 16,1 18,3 20,0 19,7 19,0 17,8 13,9 9,6 7,1 8,2 Portekiz 4,5 4,0 4,1 5,1 6,4 6,7 7,7 7,8 8,1 7,7 9,6 Romanya 7,1 7,3 6,8 8,6 7,0 8,1 7,2 7,3 6,4 5,8 6,9 Slovenya 7,3 6,7 6,2 6,3 6,7 6,3 6,5 6,0 4,9 4,4 5,9 Slovakya 16,4 18,8 19,3 18,7 17,6 18,2 16,3 13,4 11,1 9,5 12,0 Finlandiya 10,2 9,8 9,1 9,1 9,0 8,8 8,4 7,7 6,9 6,4 8,2 İsveç 6,7 5,6 5,8 6,0 6,6 7,4 7,6 7,0 6,1 6,2 8,3 İngiltere 5,9 5,4 5 5,1 5,0 4,7 4,8 5,4 5,3 5,6 7,6 Norveç 3,0 3,2 3,4 3,7 4,2 4,3 4,5 3,4 2,5 2,5 3,1 Hırvatistan ,8 14,2 13,7 12,7 11,2 9,6 8,4 9,1 Kaynak: Table_unemployment_rates.PNG Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
54 H. Sarıtaş - A. Gökçe Tablo 8: Avrupa Birliği Ülkeleri nde Reel Büyüme Oranı (GSYİH) Yüzdesel Olarak Değişimi Yıllar Avrupa Birliği (27 ülke) 3,8 2 1,2 1,3 2,5 2 3,4 3,1 0,5-4,3 1,9 1,6 Avrupa Birliği (15 ülke) 3,8 2 1,1 1,1 2,4 1,8 3,2 2,9 0,2-4,3 1,8 1,5 Euro alanı (17 ülke) 3,8 2 0,9 0,7 2,2 1,7 3,2 3 0,4-4,2 1,8 1,5 Belçika 3,7 0,8 1,4 0,8 3,3 1,7 2,7 2,9 1-2,8 2,3 2,2 Bulgaristan 5,7 4,2 4,7 5,5 6,7 6,4 6,5 6,4 6,2-5,5 0,2 2,2 Çek Cumhuriyeti 4,2 3,1 2,1 3,8 4,7 6,8 7 5,7 3,1-4,7 2,7 1,8 Danimarka 3,5 0,7 0,5 0,4 2,3 2,4 3,4 1,6-0,8-5,8 1,3 1,2 Almanya 3,1 1,5 0-0,4 1,2 0,7 3,7 3,3 1,1-5,1 3,7 2,9 Estonya 14 6,3 6,6 7,8 6,3 8,9 10,1 7,5-3,7-14,3 2,3 8 İrlanda 9,3 4,8 5,9 4,2 4,5 5,3 5,3 5, ,4 1,1 Yunanistan 3,5 4,2 3,4 5,9 4,4 2,3 5,5 3-0,2-3,3-3,5-5,5 İspanya 5 3,7 2,7 3,1 3,3 3,6 4,1 3,5 0,9-3,7-0,1 0,7 Fransa 3,7 1,8 0,9 0,9 2,5 1,8 2,5 2,3-0,1-2,7 1,5 1,6 İtalya 3,7 1,9 0,5 0 1,7 0,9 2,2 1,7-1,2-5,1 1,5 0,5 Güney Kıbrıs 5 4 2,1 1,9 4,2 3,9 4,1 5,1 3,6-1,9 1,1 0,3 Letonya 6,1 7,3 7,2 7,6 8,9 10,1 11,2 9,6-3,3-17,7-0,3 4,5 Litvanya 12,3 6,7 6,8 10,3 7,4 7,8 7,8 9,8 2,9-14,8 1,4 6,1 Lüksemburg 8,4 2,5 4,1 1,5 4,4 5,4 5 6,6 0,8-5,3 2,7 1,6 Macaristan 4,2 3,7 4,5 3,9 4,8 4 3,9 0,1 0,9-6,8 1,3 1,4 Malta : -1,5 2,8 0,1-0,5 3,7 2,2 4,3 4,4-2,7 2,7 2,1 Hollanda 3,9 1,9 0,1 0,3 2,2 2 3,4 3,9 1,8-3,5 1,7 1,8 Avusturya 3,7 0,9 1,7 0,9 2,6 2,4 3,7 3,7 1,4-3,8 2,3 2,9 Polonya 4,3 1,2 1,4 3,9 5,3 3,6 6,2 6,8 5,1 1,6 3,9 4 Portekiz 3,9 2 0,7-0,9 1,6 0,8 1,4 2,4 0-2,5 1,4-1,9 Romanya 2,4 5,7 5,1 5,2 8,5 4,2 7,9 6,3 7,3-6,6-1,9 1,7 Slovenya 4,3 2,9 3,8 2,9 4,4 4 5,8 6,9 3,6-8 1,4 1,1 Slovakya 1,4 3,5 4,6 4,8 5,1 6,7 8,3 10,5 5,9-4,9 4,2 2,9 Finlandiya 5,3 2,3 1,8 2 4,1 2,9 4,4 5,3 1-8,2 3,6 3,1 İsveç 4,5 1,3 2,5 2,3 4,2 3,2 4,3 3,3-0,6-5,2 5,6 4 İngiltere 4,5 3,1 2,7 3,5 3 2,1 2,6 3,5-1,1-4,4 1,8 0,7 İzlanda 4,3 3,9 0,1 2,4 7,8 7,2 4,7 6 1,3-6,7-4 2,1 Norveç 3,3 2 1, ,6 2,5 2,7 0-1,7 0,7 2,4 İsviçre 3,6 1,2 0,4-0,2 2,5 2,6 3,6 3,6 2,1-1,9 2,7 1,7 Karadağ : 1,1 1,9 2,4 4,4 14,7 8,6 10,6 6,9-5,7 2,5 2,7 Hırvatistan 3,8 3,7 4,9 5,4 4,1 4,3 4,9 5,1 2,2-6 -1,2 0,6 Makedenyo Cumhuriyeti 4,5-4,5 0,9 2,8 4,6 4,4 5 6,1 5-0,9 1, tahmini Kaynak: =tsieb Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
55 Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avrupa Birliği Ülkelerinde Yaşanan Ekonomik Krizlerin Temel Analizi: Nedenler ve Etkiler 4. SONUÇ 2000 li yılların başından sonra Dünya ekonomisinde oluşan sert iniş ve çıkışlar nedeniyle ABD ve AB ülkeleri istikrarlı makro ekonomik politikaları uygulayamaz duruma gelmiş, işsizlik oranları genel olarak artış eğilimine girmiştir. Ekonomi açısından en önemli kriterlerden biri olan büyüme yerini küçülmeye bırakmış, finansal piyasalar reel sektörle birlikte derin ekonomik krizden etkilenmiştir. Küresel kriz nedeniyle ülkeler arasında etkileşim yaşanmakla birlikte, ülkelerin yapısal sorunlarının ülkelerin kendi ekonomik krizlerini oluşturmada çok önemli yer tuttuğu yaygın bir görüştür. Buna İrlanda daki konut sektörüne dayalı büyüme, ABD deki konut kredisi artışı ve Yunanistan daki kamu borcu büyüklüğü gibi örnekler verilebilir. ABD de yaşanan mortgage krizinin reel sektöre yansıması ve birçok ekonomik göstergeyi etkilemesi krizin derinliğinin en önemli göstergelerinden biridir. AB ülkelerinde ise en önemli parametrenin ülkelerin kamu borç stoku ve bütçe açıkları olduğu söylenebilir. Yaşanan ekonomik krizin yapısal sorunlarının çözülebilmesi için ciddi ekonomik önlemlerin alınması, tasarruf yatırım dengesinin iyi kurulması, ülkelerin bütçe açıklarını kapatması ve en önemlisi de finansal yatırımlar üzerine değil üretime dayalı büyüme modelini benimsemesi gerekmektedir. Bu şekilde işsizliğin azaltılması, kapasite kullanım oranının artması ve artan reel büyüme hızı mümkün olabilecektir. İstikrarlı politik, sosyal ve ekonomik ortam hedefleyen Almanya, Fransa gibi gelişmiş ülkeler, sıkıntı yaşayan AB ülkelerine yardım yapmakla aslında kendi ekonomilerini korumaktadırlar. Özellikle bazı finansal çevreler, 2004 yılından sonra Yunanistan ın finansal tablolarını makyajladığını ve bunun fark edilmediğini, bu nedenle de ekonomik krizin ortaya çıktığını iddia etmektedirler. AB ülkeleri bu finansal tablo makyajlaması ile ilgili olarak Yunanistan a kızmakla birlikte Yunanistan ın iflasını istememektedirler. Çünkü Yunanistan, İrlanda gibi bir ülkenin birlikten ayrılması, diğer bir ifade ile iflası AB ülkeleri için kazançtan çok kayıp yaratacaktır. Bu nedenle Yunanistan tahvilleri Almanya tarafından alınmakta, Yunanistan ekonomisi rahatlatılmaya çalışılmaktadır. Ayrıca Yunanistan için IMF ten yardım alınması da AB için bir miktar saygınlık kaybı olarak değerlendirilmektedir. Özetle AB ülkeleri bu durumu minimum kayıpla atlatmayı hedeflemektedirler. Sonuç olarak, ABD de ve Avrupa Birliği nde yaşanan bu ekonomik kriz sadece finansal sonuçlar doğurmamakta, sosyal patlamalar ve siyasi sorunlar yaratmaktadır. Özellikle Yunanistan da yaşanan ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlar zincir etkisiyle tüm Avrupa yı hatta tüm Dünya yı etkileme gücüne sahiptir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
56 KAYNAKÇA Arghyrou, M.G. ve Tsoukalas, J. D. (2010). The Greek Debt Crisis: Likely Causes, Mechanics and Outcomes, Cesifo Working Paper, No:3266. Babalı, T. (2008). ABD Ekonomisi ve Mortgage Krizi Nereye Gidiyor Uluslararası Ekonomik Sorunlar Dergisi, Sayı: 28. T.C.Dışişleri Bakanlığı Yayını. BDDK Çalışma Tebliği.(2008). ABD Mortgage Krizi, Ankara. Birdal, M. (2009). Bir Krizin Anatomisi: ABD Mortgage Piyasasının Kurumsal Yapısı ve Krizin Dinamikleri, Anadolu International Conference in Economics, S: 1-27, Eskişehir. CES IFO Working Papers. (2010). The Greek Debt Crisis: Likely Causes, Mechanics and Outcomes, November Ekinci, A. ve Bocutoğlu, E. (2009). Genel Teori, Küresel Krizler ve Yeniden Maliye Politikası, Maliye Dergisi, Sayı:156, Karahanoğulları, Y. (2011). ABD nin Federal Bütçe Süreci, Maliye Dergisi, Sayı:160, Köse, Y. ve Karabacak, H. (2011). Yunanistan Ekonomik Krizi: Nedenleri, Etkileri ve Alınan Tedbirlere İlişkin Bir Değerlendirme, Maliye Dergisi, Sayı:160, S: Şanlıoğlu, Ö. ve Bilginoğlu, M.A. (2010). Euro Bölgesinde Yaşanan Mali Sorunlar ve Maliye Politikalarında Uyum Arayışları, Erciyes Üniversitesi İİBF Dergisi, Sayı: 35, Uluslararası Para Fonu (IMF).(Ekim 2010). World Economic Outlook. Uygur, E. (2001). Krizden Krize Türkiye:2000 Kasım ve 2001 Şubat Krizleri, Türkiye Ekonomi Kurumu Tartışma Metni, 2001/1. ( ) ( ) ( ) ( ) =tsieb020 ( ) 1Table_unemployment_rates.PNG ( ) H15/RMMPCCFC_N.A ( ) H15/RIFSPFF_N.A ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) %C4%B0rlanda.pdf ( ) ( ) ( ) ( Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
57 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa KALİTE FONKSİYON GÖÇERİMİ YÖNTEMİNİN TEDARİKÇİ SEÇİMİNDE KULLANIMI Mustafa Zihni TUNCA* - Mustafa BAYHAN** Özet Gelişen teknoloji ve buna paralel artan üretim hızıyla, ekonomiler giderek büyümekte, küresel ölçekte rekabet daha da artmaktadır. Müşteri isteklerinin gelişen teknolojiye paralel olarak gün geçtikçe artması ve çeşitlenmesi, ürün yaşam eğrilerinin de giderek kısalmasına neden olmaktadır. Ürün yaşam eğrilerinin kısalması, müşteri taleplerini çok iyi takip edip bu talepleri doğru zamanda, doğru yerde ve doğru fiyattan karşılamayı zorunlu hale getirmektedir. İşletmeler, müşteri taleplerini doğru analiz edip, bu müşteri istek ve ihtiyaçlarını karşılayacak ürün ve hizmeti zamanında müşteriye ulaştırdıkları oranda başarılı olmaktadırlar. İşletmelerin müşterilerine doğru ürünü, doğru miktarda ve doğru zamanda teslim etmeleri büyük ölçüde tedarikçilere bağlıdır. İşte tüm bu sebeplerden dolayı işletmelerin varlıklarını sürdürebilmeleri için uygun tedarikçileri seçmeleri ve ürün ve hizmetlerin sürekliliğini sağlamaları gerekmektedir. Bu çalışmada, son yıllarda genellikle ürün ve hizmet üretiminin tasarımında sıkça kullanılan metotlardan biri olan Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG) yöntemi, bir hizmet işletmesinin tedarikçi seçim probleminde çözüm olarak kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kalite Fonksiyon Göçerimi, Tedarikçi Seçimi, Tedarik Zinciri Yönetimi. USING QUALITY FUNCTION DEPLOYMENT METHOD IN THE SUPPLIER SELECTION Abstract Technological advancement and its parallel high production rate contributing more growth in world economies increases global competitiveness. The growing presence of emerging customer requirements along with advances in technology and diversification causes the shortening of product life-cycle. These new trends of shortening of product life-cycle and more diverse customers requirements call for addressing them on right time, at right place, and at right price. To succeed, organizations must have to analyze and fulfill these customers needs in shape of providing appropriate goods and services. Organizations are depended mainly on suppliers to serve the customers with right product, in right quantity, and at right time. Therefore due to these reasons, to survive, organizations have to select appropriate suppliers for the smooth provision of products and services.within the service business context as a solution for the selection of supplier, this study applied Quality Function Deployment (QFD)" method, one of the methods used in the designing of product and service. Key Words: Quality Function Deployment, Supplier Selection, Supply Chain Management. 1. GİRİŞ İşletmeler için tedarikçi seçim probleminin öneminin artması ile birlikte tedarikçi seçim probleminin çözümünde yararlanılabilecek çok sayıda model ve yöntem geliştirilmiştir. Tedarikçi değerlendirme ve seçimi ile ilgili literatürde yer alan çalışmalar incelendiğinde problemin çözümünde pek çok farklı yöntemin kullanıldığı görülmektedir. Çalışmalarda sıkça rastlanan bu yöntemler çok kriterli karar verme yöntemleri, matematiksel programlama ve maliyete dayalı modeller, istatiksel modeller olmak üzere dört sınıfta toplanabilir (Weber vd., 1991: 2-18; Youssef vd., 1994: 60-72; De Boer vd., 2001: 80-83). Tedarikçi seçim * Doç. Dr., Süleyman Demirel Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü Öğretim Üyesi, ISPARTA e-posta: [email protected] ** Sorumlu Yazar Arş. Gör. Dr., Pamukkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü, DENİZLİ e-posta: [email protected]
58 M. Z. Tunca - M. Bayhan problemi, tedarikçilerin seçiminde birden çok kritere dayalı olarak karar vermeyi gerektirdiğinden, çok kriterli karar problemi yapısındadır. Tedarikçi seçim probleminin çözümünde sıkça kullanılan; doğrusal ağırlıklandırma, analitik hiyerarşi süreci (AHS), analitik ağ süreci vb. yöntemler çok kriterli karar verme modelleri olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemlerin dışında, tedarikçi seçiminin gerçekleştirilmesinde, müşterinin istek ve beklentilerinin organizasyonun bütün fonksiyonel bileşenlerindeki ölçülebilir ürün ya da hizmet karakteristiklerine dönüştürülmesini sağlayan Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG) yönteminin de kullanıldığı görülmektedir (Gunesekaran vd., 2006; Bevilacqua vd., 2006). Bu çalışmalarda, müşteri ihtiyaçlarının öğrenilmesi aşamasında kullanılan KFG, veri madenciliği, monte carlo simülasyonları, bulanık mantık gibi farklı yöntemlerle birleştirilip çok kriterli karar verme modelleri oluşturulmuş ve bu modellerle tedarikçi seçimlerinin yapılabileceği ortaya konulmuştur. Ancak bu çalışmalarda genellikle, üretim süreçlerinin tasarımında KFG kullanılmıştır. Yaptığımız çalışmada ise bir hizmet işletmesinde tedarikçi seçimi KFG yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu yönüyle, tedarikçi seçimi probleminin çözümü ve KFG çalışmalarına bir katkı sağlaması düşünülmektedir. 2. TEDARİKÇİ SEÇİMİ İşletme ile yakın ilişki içinde bulunan en önemli çıkar gruplarından biri işletmeye üretim girdileri arz eden tedarikçiler grubudur. Tedarikçiler denince akla, işletmeye üretim girdileriyle mal ve hizmet sağlayan kişi ve/ veya kuruluşlar gelir (Şimşek, 1998: 51). Tedarikçi seçim kararı stratejik bir karardır. Tedarikçi seçim kararının etkisi uzun dönemde işletmenin performansını şekillendirmektedir. Bu nedenle tedarikçi seçimi kararı, işletmenin hedeflerine ulaşmak için belirlediği stratejiye uyum göstermelidir (Muralidharan vd., 2002: 22). Stratejik tedarikin önem kazanması ve kavramının genişlemesi sonucunda alıcı tedarikçi ilişkisi Tedarik Zinciri Yönetimi (TZY) literatüründe çok önemli hale gelmiştir. Zira tedarikçiler maliyet, kalite, zaman ve alıcı işletmelerin pazara hızlı yanıt verebilme yetenekleri üzerinde çok derin etkilere sahiptir (Chen ve Paulraj, 2004: 134). Tedarikçileri seçmek ve değerlendirmek için tek bir yöntem veya süreç mevcut olmayıp; işletmeler farklı yaklaşımlar kullanmaktadırlar. Tedarikçi değerlendirme sürecinde temel amaç işletme dışı kaynaklardan tedarik nedeniyle ortaya çıkabilecek riski azaltmak ve toplam faydayı veya değeri maksimize etmektir. Tedarikçi seçim süreci genel olarak aşağıdaki basamaklardan oluşmaktadır (De Boer vd., 2001: 7): Problemin tanımı: Tedarikçi seçim problemi tanımlanırken, satın alma sürecinde öncelikle tedarikçi seçimiyle neyin amaçlandığı ortaya konulması yani tedarikçi seçimi ile elde edilmek istenenin tanımı. Seçim kriterlerinin tanımlanması: Karar vericiler tarafından tedarikçi seçiminde kullanılacak kriterlerin tanımlanması. Potansiyel tedarikçilerin ön seçimi: İşletmeler belirledikleri kaynak kullanma stratejisi ve tedarikçi ilişkilerinde belirledikleri politikaya bağlı olarak çalışacakları tedarikçi sayısına karar vermektedir. Bu aşama, mevcut tedarikçiler arasında etkin olmayan veya satın alıcı işletme tarafından belirlenen ön seçim koşullarını yerine getiremeyen tedarikçilerin elenmesidir. Tedarikçilerin nihai seçimi: Tedarikçi seçim kriterlerine uygun tedarikçiler arasından seçim yapılması. Tedarikçi seçim probleminde, karar vericiler için tedarikçi seçim kararını karmaşık hale getiren değişik faktörler ve kriterler vardır (Weber vd., 1991: 3). Tedarikçi seçiminde kullanılacak kriterler ile ilgili en önemli çalışmayı 1966 yılında Dickson yapmıştır. Dickson ın çalışması 170 sorudan oluşan anketten oluşmaktadır; bu anket Ulusal Satın Alma Yöneticileri Birliği nin üyelerinden seçilen 273 Amerika lı ve Kanada lı satın alma elemanları ve yöneticileri tarafından cevaplanmıştır. Dickson bu çalışmasından elde ettiği sonuçlara göre tedarikçi seçimi ile ilgili 23 kriterden oluşan bir sıralama listesi hazırlamıştır (Tablo 1.) (Dickson, 1966: 5-17). 54 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
59 Kalite Fonksiyon Göçerimi Yönteminin Tedarikçi Seçiminde Kullanımı Tablo 1: Tedarikçi Seçim Kriterleri Sıra Faktör Ortalama Puan Değerlendirme 1 Kalite Çok önemli 2 Teslimat Geçmiş dönem performansı Garanti politikası Üretim yetenekleri ve kapasitesi Oldukça önemli 6 Fiyat Teknik kapasite Finansal pozisyon Prosedürlere uyum İletişim sistemi Endüstrideki yeri ve ünü İş yapma isteği Yönetim ve organizasyon Operasyon kontrol Tamir servisleri Ortalama önemli 16 Davranış Etki Paketleme kabiliyeti İşçi ilişki kayıtları Coğrafi konum Geçmiş iş tutarı Eğitim yardımları Karşılıklı düzenlemeler Düşük önemli Kaynak: (Dickson, 1966). Weber vd. (1991: 2-18) tarafından Dickson ın kriterleri baz alınarak, 1966 yılından bugüne kadar yapılmış 74 tedarikçi seçim kriter ve yöntemini içeren geniş bir derleme çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada, Dickson un kriterlerinden, net fiyat kriterinin 61 makale (%80) ile literatürde en fazla tartışılmış kriter olduğu görülmektedir. Net fiyatı, 44 makale (%58) ile teslimat, 40 makale (%53) ile kalite ve 23 makale (%30) ile üretim yetenekleri ve kapasitesi kriterleri takip etmektedir (Weber vd., 1991: 12). 3. KALİTE FONKSİYON GÖÇERİMİ Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG), ilk olarak 1960 ların sonlarında, İkinci Dünya Savaşı sonrası Japonya da Japon endüstrilerinin taklit ve kopyalama üzerine kurulu olan ürün geliştirme süreçlerini terk etmeye başlayıp orijinal ürün geliştirme süreçleri uygulamalarına başladığı dönemlerde ortaya çıkmıştır (Akao ve Mazur, 2003: 20). Bilinen ilk örnek olay çalışması 1966 yılında Japonya da bulunan Bridgestone lastik firmasında gerçekleşmiştir (Mazur, 2008: 8). Başlıca KFG tanımları şunlardır: Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG), ürün geliştirme ve üretimin diğer aşamalarında uygulanabilen, müşteri isteklerini girdi olarak alıp bunların mevcut kaynaklarla nasıl karşılanacağına cevap arayan planlama ve geliştirme aracı olup detaylı ve yapısallaşmış olmasının yanında esnek ve anlaşılması kolay bir yöntem olarak tanımlanabilir (Akao, 1990: 3; Cohen, 1995: 11; Griffin ve Hauser 1993:2). Aynı zamanda KFG, yüksek kaliteli yeni ürünlerin geliştirilmesinde ve mevcut ürünlerin yeniden tasarlanarak kalitelerinin yükseltilmesinde işletmelere yardımcı olan önemli bir araçtır (Akbaba, 2005: 41). KFG uygulamasının, tasarım ve süreç geliştirmede güçlü bir etkiye sahip olduğu Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
60 M. Z. Tunca - M. Bayhan çeşitli araştırmalarla da ortaya konulmuştur. KFG uygulamasını kullanan Japon üreticileri, mühendislik ve tasarım sürecinde %50 ye varan oranlarda düşüşler sağladıklarını belirtmişlerdir (Zairi ve Youssef, 1995: 12). KFG, fonksiyonlar arası planlama ve iletişim yöntemi sağlayan bir tür kavramsal haritadır (Hauser ve Clausing, 1988: 63). KFG, yönetimin özellikle planlama fonksiyonunu yakından ilgilendiren bir araç olup, örgüt içindeki pek çok bölümün ortak çalışmasını gerektirmektedir. KFG projesinin organizasyonu ve planlaması, uygulamanın başarısı için kritik öneme sahiptir. Proje planının iyi hazırlanmaması sonuç ve başarısını tehlikeye atabilir (Shillito,1994: 102). Tüm projelerde olduğu gibi KFG için de detaylı bir planlama yapılması gerekir. KFG çalışması aylar boyunca sürüp, çeşitli matrislerin oluşturulması ve analizini gerektirebilir. KFG sürecinde amaç, müşteri istek ve ihtiyaçlarını firmadaki tüm faaliyetlere yaymaktır. Bu amaç doğrultusunda, KFG süreci genel olarak; ürün, parça, süreç ve üretim planlamasını kapsamaktadır (Day, 1998: 111; Hauser ve Clausing, 1988: 73). Bu dört aşamalı model, American Supplier Institute (ASI) modeli olarak da adlandırılır. Şekil 1 de görüldüğü gibi bu yaklaşım dört matristen oluşmaktadır. Bu dört aşama şunlardır (Revelle vd. 1998: 6; Shillito, 1994: 2): 1. Müşteri ihtiyaçlarının, teknik veya tasarım gereksinimlerine çevrilmesi, 2. Teknik veya tasarım gereksinimlerinin ürün veya parça özelliklerine dönüştürülmesi, 3. Ürün veya parça özelliklerinin üretim işlemlerine dönüştürülmesi, 4. Üretim işlemlerinin belirli işlemler ve kontrollere dönüştürülmesi için kullanılan yapısallaştırılmış çoklu matris kullanımı. Müşteri ihtiyaçlarının teknik gereksinimlere dönüştürüldüğü ürün planlama matrisi KFG sürecinin ilk aşamasıdır. Bu aşamaya eve benzemesinden dolayı Kalite Evi adı da verilmektedir. KFG uygulamalarının büyük bir çoğunluğu, Kalite Evi olarak adlandırılan bu ilk matrisin oluşturulmasıyla sona erer. KFG metodunu uyguladığını bildiren şirketlerin ancak % 5 inin çalışmalarını Kalite Evi olarak adlandırılan ilk matrisin ötesine taşıyabildikleri bilinmektedir (Han vd., 2001: 798). Parça göçerimi matrisinde, teknik gereksinimleri gerçekleştirebilmek için hangi parçaların kullanılacağı sorusuna cevap aranır. Yani teknik gereksinimlere cevap veren parça özellikleri bulunur. Bu matriste amaç, önemli bileşenlerin belirlenmesidir. Birinci matristen alınan önemli teknik gereksinimler bu matrisin satırlarına taşınır. Parça karakteristikleri de parça göçerimi matrisinin sütunlarına yerleştirildikten sonra teknik gereksinimlerle parça karakteristikleri arasındaki ilişkiler belirlenir. Daha sonra her bir sütunun öncelikleri belirlenir. Böylelikle müşteri memnuniyetini sağlamada hangi bileşenlerin öncelikli olduğu saptanmış olur. Öncelikli parça karakteristikleri bir sonraki matrisin girdisi olacaktır (Chan vd.,1999: 2500; Hauser ve Clausing, 1988: 73). Süreç planlama matrisinde amaç süreçleri tanımlamak ve seçilen parçalar için en uygun süreci belirlemektir. Dört aşamalı matris modelinin son matrisi olan üretim planlama matrisinde ise süreç planlama matrisinden alınan temel süreçler ve önem dereceleri bu matrise taşınır. Bu matrisle üretim planlamasını gerçekleştirecek üretim işlemleri ortaya çıkmaktadır (Chan vd.,1999: 2500). Kısaca, KFG nin temeli müşteri istek ve ihtiyaçlarını, ürün tasarımına veya mühendislik karakteristiklerine, süreç planlamaya ve üretim ihtiyaçlarına uygun biçimde çevirmektir. Bunun için KFG nin temel karakteristiği, müşterinin sesini dinlemek ve bu sayede müşteri ihtiyaçlarını ortaya çıkarmaktır (Kwong ve Bai, 2002: 367) Kalite Evi Kalite Evi, KFG takımı için ürün veya hizmet tasarımı ile ilgili çok önemli bilgileri görüntülemek için kullanılan bir dizi odalardan oluşan matrisler setidir (Morris ve Morris, 1999: 132). Bu sette, müşteri istekleri ile bunları karşılamaya yönelik olarak belirlenen teknik gereksinimler ve bunlar arasındaki ilişkiler, teknik gereksinimler arasındaki olumlu ya da olumsuz korelasyonlar, ürün özelliklerini algılamaya dayalı olarak rakip ürünlerle karşılaştırma değerleri, her bir ürün özelliği için belirlenen teknik özelliklerin öncelik değerleri, rakip ürünlerin elde ettiği teknik performans ölçülerinin ve her bir teknik 56 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
61 Kalite Fonksiyon Göçerimi Yönteminin Tedarikçi Seçiminde Kullanımı Şekil 1: Dört Aşamalı KFG Süreci Kaynak: Hauser ve Clausing, 1988: 73 özelliğin geliştirilmesindeki zorluk derecesinin kayıt edildiği teknik rekabet değerleri bulunmaktadır. Basit bir kalite evi Şekil 2 de görüldüğü gibi altı ana bölümden meydana gelir (Day, 1998: 89). 1) Müşteri istek ve ihtiyaçları (Ne ler) 2) Teknik gereksinimler (Nasıl lar) 3) İlişkiler Matrisi 4) Korelasyonlar Matrisi 5) Müşteri rekabet değerlendirmesi 6) Teknik rekabet değerlendirmesi Şekil 2: Kalite Evi Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
62 M. Z. Tunca - M. Bayhan Detaylı bir Kalite Evi nin oluşturulmasında dokuz aşamadan oluşan aşağıdaki işlemlerin takip edilmesi gerekmektedir (Chien ve Su, 2003: 345; Guinta ve Praizler 1993: 24). Bunlar: 1. Müşteriler tarafından tanımlanan, ürün veya hizmet özelliklerinin listesi olan NE ler (Müşterinin Sesi), 2. Müşteri isteklerinin yani NE lerin göreli önem düzeylerini belirten Önem Dereceleri, 3. NE lerin elde edilme yolları olan NASIL lar, yani teknik gereksinimler kısmı (Firmanın Sesi), 4. Ürün/hizmet özellikleri (NE) ve bunları elde etme yolları (NASIL) arasındaki ilişki derecesini gösteren İlişki Matrisi, 5. NASIL lar arasındaki ilişkiyi gösteren Korelasyon Matrisi, 6. Rakip ürün/hizmet özellikleri ve firmanın ürün/hizmet özelliklerinin karşılaştırılmasının yapıldığı Müşteri Rekabet Değerlendirmesi, 7. Her bir NASIL için firma ve rakipleri açısından Teknik Rekabet Değerlendirmesi, 8. NASIL ların Mutlak Önem Ağırlık Değerleri, 9. Her bir NASIL ın sahip olduğu Mutlak Önem Ağırlık Değeri ne göre Normalize edilmiş Göreli Ağırlık Değerleri. Kalite Evi nin oluşturulması için gerekli bu dokuz aşama kısaca aşağıda açıklanmıştır. Kalite evi oluşturulurken, öncelikle müşteriler tarafından tanımlanan, ürün veya hizmet özellikleri ile ilgili istek ve ihtiyaçlar tespit edilir. Müşterilerden elde edilen bu bilgiler Kalite Evi nin en önemli kısmını oluşturmaktadır (Day, 1998: 19). Bu müşteri istek ve ihtiyaçları Kalite Evi nin NE ler kısmında yer alır. Bu kısma Müşterinin Sesi de denir. Müşteri istek ve ihtiyaçlarının belirlenmesi yani Müşterinin Sesi nin dinlenmesi için; anket, derin görüşme, Gemba analizi, telefonla görüşme vb. çeşitli pazar araştırma yöntemlerinden yararlanılabilir (Shillito, 1994: 146; Vonderembse ve Raghunathan, 1997: 256; Day, 1998: 32). Bu yöntemlerden hangisinin ya da hangilerinin kullanılacağına duruma göre karar verilir. Kalite Evi nin teknik bilgileri ile ilgili kısmı oluşturulurken ikinci olarak yapılması gereken müşteri isteklerini karşılayacak teknik gereksinimlerin belirlenmesidir yani müşteri istek ve ihtiyaçlarının firmanın diline (teknik gereksinimlere) dönüştürülmesidir (Revelle vd. 1998: 28). Başka bir ifadeyle, müşterilerin kendi dillerinde ifade ettikleri istek ve ihtiyaçların, firmanın ürünlerini tasarım, işleme ve üretimle ilgili olarak açıklamakta kullanacağı lisana dönüştürülmesidir. Müşteri ihtiyaçlarını karşılayacak teknik gereksinimler belirlendikten sonra, her bir müşteri gereksinimi ile yine her bir teknik gereksinim arasındaki ilişki derecesi belirlenir. Kalite evinde ilişki matrisini oluşturmaktaki amaç her bir müşteri ihtiyacını karşılayacak olan önemli teknik gereksinimlerin belirlenmesi ve bir sonraki aşamada yüksek öneme sahip müşteri ihtiyaçlarını üretime taşımak için kuvvetli ilişkiye sahip teknik gereksinimlerden yararlanmaktır (Maddux vd., 1991: 34). Teknik gereksinimler belirlendikten sonra, korelasyon matrisi oluşturulur. Korelasyon matrisi, teknik gereksinimlerin kendi aralarındaki iç ilişkilerini göstermek amacıyla kullanılır. Her bir hücre, iki teknik gereksinim arasındaki korelasyonu ifade eder. Oluşan bu matrise çatı matrisi veya korelasyon matrisi denir. İki teknik gereksinim arasında güçlü pozitif ilişki pozitif korelasyon, güçlü negatif ilişki de negatif korelasyon demektir. Pozitif korelasyon, söz konusu iki teknik gereksinimin birbirini desteklediği yani olumlu etkilediği, negatif korelasyon ise teknik gereksinimler arasında bir sorun olduğunu ve birbirleri üzerinde olumsuz etkileri olduğunu gösterir. Bu korelasyon matrisi sayesinde, teknik gereksinimlerin hangilerinin uyuşup, hangilerinin zıt düştüğü ortaya çıkmış olur. Korelasyon matrisi değerlendirilirken özellikle olumsuz ilişkiler dikkate alınır. Bir teknik gereksinimin diğer teknik gereksinim ile arasında olumsuz ilişki olması durumunda bu gereksinim için alternatifler bulunması gerekir. Uygulamalarda kalite evinde yer verilmekle beraber yapılan hesaplamalarda bu ilişkiler pek dikkate alınmamaktadır. 4. UYGULAMA Tedarikçi seçimi için KFG uygulaması, müşteri olarak firmanın tedarikçiden aldığı 58 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
63 Kalite Fonksiyon Göçerimi Yönteminin Tedarikçi Seçiminde Kullanımı mal ve hizmetten beklentileri ile tedarikçide bulunmasını istediği teknik kriterlerin tespitinin yapılmasıyla başlayıp, tedarikçi değerlendirme matrisinin oluşturulmasıyla tamamlanan bir süreçtir. Uygulama bilgisayar sektöründe faaliyet gösteren bir hizmet işletmesinde gerçekleştirilmiştir. Bu sektörün seçilmesinin nedeni, bilgisayar sektörünün çok hızlı değişen esnek bir piyasada olması ve bu piyasada bilgisayar modellerinde ve yazılımlarında sürekli bir gelişme ve değişimin mevcut olmasıdır. Böyle bir sektörde, müşteriler neredeyse günlük fikir değiştirmekte ve satın almaya karar verdiği modeli hemen satın almak istemektedir. Bu yüzden müşterinin istediği model ve kaliteyi zamanında teslim etmek büyük önem arz etmektedir. Aynı zamanda, satış sonrası servis hizmetlerindeki hız ve kalite de tedarikçi firma seçimini önemli hale getirmektedir. Çok geniş kapsamlı değerlendirme yapmadan yanlış tedarikçi seçimi halinde, istenen ürünlerin zamanında gelmemesi, hizmet/servis kalitesinde düşmeler vb. birtakım sıkıntıların doğması da kaçınılmaz olmaktadır. Bu gibi sıkıntılar, firmanın müşterilerine karşı zor durumda kalmasına, müşteri isteklerinin zamanında karşılanamamasından dolayı müşteri güveni hatta müşteri kaybına neden olabilmektedir. Bütün bu ve benzeri tedarik zincirinden kaynaklanan sıkıntıları en aza indirmek için, tedarikçi seçimi büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada tedarikten kaynaklanan sıkıntıların çözümüne yardımcı olmak amacıyla firmanın tedarikçi seçimi problemi ele alınmış ve firmaya en uygun tedarikçi tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan uygulama çalışmasında, müşteri isteklerinin, tedarikçi seçimi için gereken işlemlere dönüştürülmesinde iki aşamalı kalite evi oluşturulmuştur (Şekil 3). İlk aşamada müşteri istekleri ve bu istekleri karşılayacak hizmet gereksinimleri belirlenmiş ve müşteri istekleri ile hizmet gereksinimleri arasındaki ilişkiyi gösteren bir Hizmet Gereksinimleri Matrisi oluşturulmuştur. Bu matrisin değerlendirilmesi sonucunda müşteri isteklerini karşılayacak hizmet gereksinimlerinin müşteri isteklerini karşılamadaki önem ağırlıkları belirlenmiştir. İkinci aşamada ise hizmet gereksinimlerinin sağlanması için potansiyel tedarikçiler için öncelik değerlendirmesi yapılmıştır. Bu amaçla öncelikle her bir tedarikçinin hizmet gereksinimlerini karşılama seviyelerini gösteren Tedarikçi Planlama Matrisi oluşturulmuş, bu matrisinin değerlendirilmesi sonucunda, her bir hizmet gereksinimini karşılayacak tedarikçilerin önem ağırlıkları belirlenmiş, buna göre tedarikçi sıralaması yapılmıştır. Şekil 3: İki Aşamalı Kalite Evi Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
64 M. Z. Tunca - M. Bayhan 4.1. Müşteri İsteklerinin Tanımlanması Uygulama yapılan firma yetkilisi ile yapılan görüşmede, müşteri istekleri (Mİ) olarak tedarikçi seçiminde dikkate alınan kriterler, literatür çalışmalarından (Dickson, 1966; Ellram ve Cooper, 1990; Tan vd.,1998) elde edilen bilgiler ve firma yetkilisinin önemli gördüğü kriterler eklenerek belirlenmiştir. Müşteri istekleri, iki seviyede ele alınmış; birinci seviyede, temel kriterler, ikinci seviyede ise, birinci seviyedeki her bir temel kriter altında önem arz eden alt kriterler belirlenmiştir. Müşteri istekleri, Tablo 2 de gösterilmiştir. Tablo 2: Müşteri İstekleri 1. Seviye İstekler 2. Seviye İstekler Kalite Standartlara Uygunluk Ürün Ambalaj Kalitesi Hatalı Ürün Gönderme Oranı Web Sayfasında Ürünler Hakkında Teknik Bilgi ve Resimlerin Bulunması Maliyet Ürünün Fiyatı Satın Almada Fiyat İskontoları Nakliye Masrafları Teslimat Zamanında Teslimat Doğru Miktarda Teslimat Doğru Ürünün Teslimi Ürünü Sağlam Teslim Garantisi Hizmet Servis Kalitesi Eğitim Destekleri Ulaşılabilirlik Fiyat Tekliflerine Zamanında ve Doğru Cevap Verme Hizmet Gereksinimlerinin Tanımlanması Tedarikçiyi değerlendirme kriterleri olan hizmet gereksinimleri (HG), literatür çalışmaları (Dickson, 1966; Ellram ve Cooper, 1990; Tan vd.,1998; Bevilacqua vd., 2006) ve firma yetkilisinin önerileri doğrultusunda belirlenmiştir (Tablo 3). Tablo 3: Hizmet Gereksinimleri Teknik Kriter Kalite Sistem Belgesi Finansal Gücü ve İstikrarı Teknik Kapasite Sektör Deneyimi Lojistik Performans Tedarikçi Firmanın Yönetim ve Organizasyon Kültürü Değişimlere Cevap Verebilme Bilgi Paylaşımı Tedarikçinin Güvenirliliği Coğrafi Konum Kodu KS FG TK SD LP YO CV BP TG CK 60 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
65 Kalite Fonksiyon Göçerimi Yönteminin Tedarikçi Seçiminde Kullanımı Belirlenen her bir teknik kritere çalışmada kolaylık sağlaması için bir kod verilmiştir. Bu kriterler, Tablo 3 te gösterilmiştir Müşteri İsteklerinin Önem Ağırlıklarının Belirlenmesi 1-9 ölçeği seçilmiştir. Saaty nin geliştirdiği bu ölçekte, 1 den 9 a kadar 5 aşamalı derecelendirme yapılmıştır (Saaty ve Vargas, 2000: 6) (Tablo 4). Mİ ler için önem ağırlıklarının oluşturulmasında ilk defa Saaty (1980) tarafından önerilen Tablo 4: Önem Skalası Değerleri Değer Tanım Açıklama 1 Eşit önemli İki seçenek de eşit derecede öneme sahiptir. 3 Biraz önemli Tecrübe ve yargı bir kriteri diğerine karşı biraz üstün kılmaktadır. 5 Fazla önemli Tecrübe ve yargı bir kriteri diğerine karşı oldukça üstün kılmaktadır. 7 Çok fazla önemli Bir kriter diğerine göre üstün sayılmıştır. 9 Bir kriterin diğerinden üstün olduğunu Aşırı derecede gösteren kanıt çok büyük güvenilirliğe önemli sahiptir. 2,4,6,8 Ara değerler Uzlaşma gerektiğinde kullanılmak üzere iki ardışık yargı arasındaki değerlere karşılık gelmektedir. Kaynak: Saaty ve Vargas, 2000: 6 Mİ lerin önem ağırlıklarının belirlenmesinde, firma yetkilisinden, her bir Mİ için 1 den 9 a kadar önem değerlendirmesi yapması istenmiş ve Tablo 5 daki Mİ önem ağırlıkları elde edilmiştir. Tablo 5: Müşteri İsteklerinin Önem Ağırlıkları Kalite Maliyet Teslimat Hizmet Müşteri İstekleri (Mİ) Kodu Önem Ağırlıkları Standartlara Uygunluk SU 9 Ürün Ambalajlama Kalitesi AK 3 Geri İade Edilen Ürün Oranı İÜ 9 Ürünler Hakkında Teknik Bilgi ve Resimlerin Olması TB 8 Fiyat FY 9 Satın Alma Fiyat Iskontoları Fİ 7 Taşıma Maliyetleri TM 9 Zamanında Teslimat ZT 9 Doğru Miktarda Teslimat DM 9 Doğru Ürünü Teslim DÜ 9 Ürünü Sağlam Teslim Garantisi ST 9 Servis Kalitesi SK 9 Eğitim Destekleri ED 1 Ulaşılabilirlik UL 6 Fiyat Tekliflerine Zamanında ve Doğru Cevap verme ZC 8 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
66 M. Z. Tunca - M. Bayhan Tablo 5 te verilen Mİ lerin önem ağırlıklarının belirlenmesinde, 9 en yüksek önem derecesini, 1de en düşük önem derecesini göstermektedir Müşteri İstekleri ve Hizmet Gereksinimleri Arasındaki İlişki Matrisinin Hazırlanması Müşteri istekleri ile teknik gereksinimler arasındaki ilişkilerin gösteriminde farklı değerlendirme ölçüleri kullanılmıştır. Bunlar; ilişkinin sembollerle gösterimi, diğeri de 5-li veya 9-lu skalada sayılarla gösterimidir (Shen vd.,2001: 68-69; Lin vd., 2004: 225; Liu, 2009: 11139). Tablo 6 da müşteri ihtiyaçları ile teknik gereksinimler arasındaki ilişki derecesinin gösteriminde matriste kullanılan ilişki Tablo 6: İlişki Sembol ve Anlamları Sembol İlişki derecesi 9-lu skala 5-li skala Θ Güçlü ilişki 9 5 O Orta ilişki 3 3 Δ Zayıf ilişki 1 1 Kaynak: Shen vd.,2001: 68-69; Lin vd., 2004: 225; Liu, 2009: Mİ ve HG ler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde 9-lu skala kullanılmıştır (Tablo 7). Tablo 7: Müşteri İstekleri ile Hizmet Gereksinimleri Arasındaki İlişki Matrisinin Gösterimi Müşteri İstekleri (Mİ) Hizmet Gereksinimleri (HG) Kodu Önem Derecesi KS FG TK SD LP YO CV BP TG CK SU AK İÜ TB FY Fİ TM ZT DM DÜ ST SK ED UL ZC Burada; 9: güçlü ilişki, 3: orta derecede ilişki, 1: zayıf ilişki olarak gösterilmektedir. Hizmet gereksinimlerin mutlak önem ağırlık değerlerini hesaplarken, her bir hizmet gereksinimine ait sütunda yer alan ilişki puanları, bunların yer aldığı satırlara karşılık gelen müşteri isteklerinin yüzde önem dereceleri ile çarpılarak birikimli toplamları alınır. Böylece mutlak teknik önem değerleri elde edilmiş olur. Bu işlemin matematiksel gösterimi (3.1) formülündeki gibidir. 62 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
67 Kalite Fonksiyon Göçerimi Yönteminin Tedarikçi Seçiminde Kullanımı (3.1) Bu formülde; n: müşteri istekleri sayısını ve m: hizmet gereksinimlerin sayısını göstermek üzere, (ÖA TG ) j : j nci hizmet gereksiniminin önem ağırlığını, (ÖD Mİ ) i : i inci müşteri isteğinin yüzde önem derecesini ve İ ij : i nci müşteri isteği ile j inci hizmet gereksinimi arasındaki ilişki değerini göstermektedir. Hizmet gereksinimlerin mutlak önem ağırlık değerlerini hesaplandıktan sonra, her bir hizmet gereksiniminin mutlak önem ağırlığı, önem ağırlıkları toplamına bölünüp normalize edilerek yüzde önem dereceleri elde edilir. Bu şekilde normalize edilmiş yüzde önem değerlerinin hesaplanması, müşteri memnuniyetine en yüksek düzeyde katkıda bulunacak hizmet gereksinimlerinin belirlenmesine yardımcı olacaktır (Lowe ve Ridgway, 2000: 152). Bu işlem (3.2) formülüyle gerçekleştirilir: (3. 2) Bu formülde; m: hizmet gereksinimlerin sayısını göstermek üzere; N(ÖA HG ) i : i inci hizmet gereksiniminin önem ağırlığının normalize edilmiş değerini göstermektedir. Bu değer 100 ile çarpılarak önem ağırlıkları (%) elde edilir Hizmet Gereksinimleri Arasındaki İlişkileri Gösteren Korelasyon Matrisinin Hazırlanması İlişki matrisinde olduğu gibi bu matriste de korelasyon derecesini ifade etmek için sembol, harf ya da sayılardan yararlanılır (Bevilacqua vd., 2006: 18; Vonderembse ve Raghunathan, 1997: 258). Korelasyon derecesini belirtmekte kullanılan semboller Tablo 8 de verilmiştir. Çalışmada belirlenen HG ler arasında negatif korelasyona rastlanılmamıştır. Bu da belirlenen kriterlerin yerinde ve etkin olduğunu göstermektedir. Tablo 8: Hizmet Gereksinimleri için Korelasyon Dereceleri Korelasyon Derecesi Güçlü pozitif Pozitif Negatif Güçlü Negatif Sembol Q O Kalite evinin çatısını oluşturan korelasyon matrisi oluşturulduktan sonra kalite evi tamamlanmış olur. Çalışmanın ilk aşamasını yani birinci aşama kalite evini oluşturan Hizmet Gereksinimleri Planlama Matrisi Tablo 9 da görülmektedir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
68 M. Z. Tunca - M. Bayhan Tablo 9: Hizmet Gereksinimleri Planlama Matrisi Kalite Evinin İkinci Aşaması Olan Tedarikçi Planlama Matrisinin Oluşturulması Kalite evinin ikinci aşaması olan Tedarikçi Planlama matrisini oluşturmak için birinci aşamada kalite evi matrisinin NASIL kısmında yer alan Hizmet Gereksinimleri (HG), matrisin NE kısmında yer alırlar. Bu aşamada matrisin NASIL kısmında Tedarikçiler (T) yer alır. Bu aşamada her bir tedarikçinin hizmet gereksinimleri kriterlerini karşılama seviyelerini gösteren ilişki matrisi oluşturulur. Bu matriste, her bir tedarikçinin hizmet kriterlerini karşılama seviyesi derecelendirilir. HG ve T ler arasındaki ilişki matrisinin oluşturulmasında, birinci aşamada kullanılan Tablo 4 teki Saaty (1980) nin 1-9 lu skaladaki sayıları kullanılmış, firma yetkilisinden her bir ilişki için 1 den 9 a kadar önem değerlendirmesi yapması istenmiş ve Tablo 10 daki HG ve T ler arasındaki ilişki matrisi elde edilmiştir. 64 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
69 Kalite Fonksiyon Göçerimi Yönteminin Tedarikçi Seçiminde Kullanımı Tablo 10: Hizmet Gereksinimleri ve Tedarikçiler Arasındaki İlişki Matrisi Hizmet Gereksinimleri Tedarikçiler (T) (HG) Kodu Önem Derecesi T 1 T 2 T 3 T 4 T 5 T 6 T 7 KS FG TK SD LP YO CV BP TG CK Tablo 10 daki HG ve T ler arasındaki ilişki matrisinin oluşturulmasında; 1, en zayıf ilişkiyi ve 9 da, en güçlü ilişkiyi göstermektedir Tedarikçilerin Ağırlıklarının Hesaplanması Kalite evinin son aşaması olan tedarikçilerin önem ağırlıkları, HG satırındaki her bir kriterin önem derecesi, T sütunundaki karşılık gelen ilişki değeri ile çarpılıp, sütun toplamı alınarak hesaplanır. Bu işlemin matematiksel gösterimi formül (3.3) teki şekildedir: (3.3) Bu formülde; m, HG sayısını ve l, T sayısını ve göstermek üzere; (ÖA T ) k ; k inci T nin önem ağırlığını, (ÖD HG ) j ; j inci HG nin önem derecesini ve İ jk ; j nci HG ile k inci T nin arasındaki ilişki değerini göstermektedir. (3.3) te verilen formül yardımıyla elde edilen her bir T için önem ağırlığı, önem ağırlıkları toplamına bölünüp normalize edilerek yüzde önem ağırlıkları elde edilir. Bu işlem (3.4) formülüyle gerçekleştirilir: (3.4) Bu formülde; l, T sayısını göstermek üzere; N(ÖA T ) k, k inci T nin önem ağırlığının normalize edilmiş değerini göstermektedir. Bu değer 100 ile çarpılarak % önem ağırlıkları elde edilir. Bu değerlerin normalize edilmesi değerlendirmede kolaylık sağlamak için olup sıralamada bir değişiklik meydana getirmemektedir. T ler için normalize edilmiş % önem ağırlıkları elde edildikten sonra, Kalite Evi nin 2.matrisi olan Tedarikçi Planlama Matrisi elde edilir. Bu matris Tablo 11 de verilmiştir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
70 M. Z. Tunca - M. Bayhan Tablo 11: Tedarikçi Planlama Matrisi HG Tedarikçiler (T) Kodu Ö.D. T 1 T 2 T 3 T 4 T 5 T 6 T 7 KS FG TK SD LP YO CV BP TG CK Önem Ağırlıkları , , ,5 % Önem Ağırlıkları 17,52 17,67 14,61 13,67 10,48 10,02 16,02 Tedarikçi Planlama Kalite Evi matrisinin en alt satırında tedarikçiler (T) için % önem ağırlıkları yer almaktadır. Bu ağırlıklar, her bir tedarikçinin ilgili hizmet gereksinimlerini karşılama seviyelerinin toplamını yansıtmaktadır. Bu değerlerden hareketle, tedarikçilerin önem ağırlık sıralaması Tablo 12 deki gibidir. KFG uygulaması sonucunda, tedarikçi Tablo 12: Tedarikçi (T) Önem Ağırlıkları Sırlaması Sıra No Tedarikçi Tedarikçi Önem Ağırlığı (%) 1 T 2 17,67 2 T 1 17,52 3 T 7 16,02 4 T 3 14,61 5 T 4 13,67 6 T 5 10,48 7 T 6 10,02 değerlendirme sıralaması; T 2 T 1 T 7 T 3 T 4 T 5 T 6 şeklinde oluşur. Burada, işareti büyüklüğü değil önem derecesini göstermektedir. Yani, buradaki sıralama, tedarikçilerin büyüklük sıralaması değil, müşteri isteklerini karşılamadaki önem sıralamasıdır. Buna göre, en yüksek önem ağırlık puanına sahip 2 numaralı tedarikçi (T 2 ), tedarikçi seçiminde öncelikli olarak değerlendirilmelidir. 5. SONUÇ Bilgisayar sektöründe faaliyet gösteren bir hizmet işletmesinde yapılan tedarikçi değerlendirme sürecinde, herhangi bir sayısal değerlendirme yöntemi kullanılmadan yapılan tedarikçi değerlendirmesinde özellikle birinci aşama olan hizmet gereksinimlerinin müşteri isteklerine göre ağırlıklarının dikkate alınmadan sadece tedarikçilerin hizmet gereksinimlerini karşılayabilme yetenekleriyle değerlendirildiği görülmektedir. Sayısal bir değerlendirmeye tabi tutmadan yapılan bu 66 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
71 Kalite Fonksiyon Göçerimi Yönteminin Tedarikçi Seçiminde Kullanımı yöntemin, sadece kişisel değerlendirmelerle yapılması ve tedarikçi değerlendirme sürecini bütün detaylarıyla değerlendirmeden uzak olmasından dolayı her zaman optimum sonucu vermesi beklenmemelidir. KFG uygulaması ile yapılan tedarikçi değerlendirme sonuçlarının firma yetkilisiyle değerlendirilmesinde, sağlıklı ve rasyonel bir tedarikçi seçimi için uygulanan yöntemin faydalı olduğu ve karar vericiler için karar vermede yaşanan bazı sıkıntıları bertaraf ettiği görüşü hakim olmuştur. Çünkü, halihazırda uyguladıkları tedarikçi seçiminde, bazen tedarikte sıkıntılar yaşandığı, bunun da müşterilerine karşı ürün ve hizmetlerin zamanında teslim edilememesi gibi istenmeyen sonuçlar doğurduğu ve müşteri kaybına neden olduğu belirtilmiştir. Bu ve benzeri tedarikçi değerlendirme ve seçme yöntemlerinin işletmeler için çok önemli bir problem olan tedarikçi seçimine daha rasyonel ve optimal sonuçlar getireceği görülmektedir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
72 M. Z. Tunca - M. Bayhan KAYNAKÇA Akao, Y. (1990). Quality Function Deployment QFD: Integrating Customer Requirements Into Product Design. Cambridge, Productivity Press, New York. Akao Y. ve Mazur, G. (2003). The Leading Edge in QFD: Past, Present and Future, International Journal of Quality ve Reliability Management, 20 (1): Akbaba, A. (2005). Yeni Ürün Geliştirme Sürecinde Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG): Turizm İşletmeleri için KFG Temelli Bir Ürün Geliştirme Süreci Önerisi, Selçuk Üniversitesi Karaman İİBF Dergisi, 2 (5): Bevilacqua, M., Ciarapica, F.E. ve Giacchetta, G. (2006). A Fuzzy-QFD Approach to Supplier Selection, Journal of Purchasing ve Supply Management, 12: Chan, L. K., Kao, H.P. ve Wu, M.L. (1999). Rating the Importance of Customer Needs in Quality Function Deployment by Fuzzy and Entropy Methods, International Journal of Production Research, 37 (11): Chen, I.J. ve Paulraj, A. (2004). Understanding Supply Chain Management: Critical Research and a Theoretical Framework, International Journal of Production Research, 42(1): Chien, T.K. ve Su, C.T. (2003). Using The QFD Concept to Resolve Customer Satisfaction Strategy Decisons, International Journal of Quality ve Reliability Management, 20 (3): Cohen, L. (1995). Quality Function Deployment: How to Make QFD Work for You, Addison- Wesley Longman Inc. Day, R.G. (1998). Kalite Fonksiyon Yayılımı, Bir Şirketin Müşterileri İle Bütünleştirilmesi, Marshall Boya ve Vernik San.A.Ş.Yayınları, (Çev. Enternasyonel Tercüme Hizm.Ltd.Şti.), Cem Ofset, İstanbul. De Boer, L., Labro, E. ve Morlacchi, P. (2001). A Review of Methods Supporting Supplier Selection, European Journal of Purchasing and Supply Management, 7: Dickson, G.W. (1966). An Analysis of Vendor Selection Systems and Decisions, Journal of Purchasing, 2(1): Ellram, L. ve Cooper, M.C. (1990). Supply Chain Management, Partnerships, and the Shipper- Third Party Relationship, International Journal of Logistics Management, 1(2): Griffin, A. ve Hauser, J.R. (1993). The Voice of the Customer, Marketing Science, 12(1): Guinta, L.R. ve Praizler, N.C. (1993). The QFD Book, The Team Approach to Solving Problems and Satisfying Customers Through Quality Function Deployment, Amacom, New York. Gunasekaran, N., Rathesh, S., Arunachalam, S. ve Koh, S.C.L. (2006). Optimizing Supply Chain Management Using Fuzzy Approach, Journal of Manufacturing Technology Management, 17(6): Han, S.B., Chen, S.K., Ebrahimpour, M. ve Sodhi, M.S. (2001). A Conceptual QFD Planning Model, International Journal of Quality and Reliability Management, 18 (8): Hauser, J.R. ve Clausing, D. (1988). The House of Quality, Harvard Business Review, 66: Kwong, C. K. ve Bai, H. (2002). A Fuzzy AHP Approach to the Determination of Importance Weights of Customer Requirements in Quality Function Deployment, Journal of Intelligent Manufacturing; 13: Lin, M.C., Tsai, C.Y., Cheng, C.C. ve Chang, C.A. (2004). Using Fuzzy QFD for Design of Low-end Digital Camera, International Journal of Applied Science and Engineering, 2(3): Liu, H-T. (2009). The Extension of Fuzzy QFD: From Product Planning To Part Deployment, Expert Systems with Applications, 36: Lowe, A. ve Rıdgway, K. (2000). UK User s Guide To Quality Function Deployment, Engineering Management Journal, 10(3): Maddux, A.G., Amas R.W. ve Wyskida, A.R. (1991). Organizations Can Apply QFD As Starategic Planning Tool, Industrial Engineering, 23(9): Morris, L.J. ve Morris, J.S. (1999). Introducing Quality Function Deployment in the Marketing Classroom, Journal of Marketing Education, 21(2): Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
73 Kalite Fonksiyon Göçerimi Yönteminin Tedarikçi Seçiminde Kullanımı Muralidharan, C., Anantharaman, N. ve Deshmukh, S.G. (2001). Vendor Rating in Purchasing Scenario: A Confidence Interval Approach, International Journal of Operations & Production Management, 21(10): Revelle, J. B., Moran, J.W. ve Cox, C.A. (1998). The QFD Handbook, John Wiley and Sons, New York, NY. Saaty, T.L. (1980). The Analytic Hierarchy Process. McGraw-Hill, New York. Saaty, T.L. ve Vargas, L.G. (2000). Models, Methods, Concepts & Applications of The Analytic Hierarchy Process, Kluwer Academic Pub. Shen, X. X., Tan, K. C. ve Xie, M. (2001). The Implementation of Quality Function Deployment Based on Linguistic Data, Journal of Intelligent Manufacturing, 12(1): Shilllto, M. L. (1994). Advanced QFD, Linking Technology to Market and Company Needs, John Wiley Sons, Inc., New York. Şimşek, M.Ş. (1998). İşletme Bilimlerine Giriş, Nobel Yayın Dağıtım, 5.Baskı, Ankara. Tan, K.C., Kanan, V.R. ve Handfield, R.B. (1998). Supply Chain Management: Supplier Performance and Firm Performance, International Journal of Purchasing and Material Management, 34: 2-9. Vonderembse, M. A. ve Raghunathan, T.S. (1997). Quality Function Deployment s Impact on Product Development, International Journal of Quality Science, 2 (4): Weber, C.A., Current, J.R. ve Benton, W.C. (1991). Vendor Selection Criteria and Methods, European Journal of Operational Research,50: Youssef, M.A., Zairi, M. and Mohanty, B. (1996). Supplier Selection in An Advanced Manufacturing Technology Environment: An Optimization Model, Benchmarking for Quality Management ve Technology, 3(4): Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
74
75 ÖSYS BAŞARISINI ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN ANALİZİ Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa Sevcan GÜNEŞ* - Şakir GÖRMÜŞ** - Filiz YEŞİLYURT*** - Gökhan TUZCU**** Özet Eğitim, ekonomik faktörlerin analiz edilmesinde önemli role sahiptir. Özellikle 1980 li yıllardan itibaren içsel büyüme teorisi ile eğitim, ekonomik etkinliklerin açıklanmasında en önemli değişkenlerden biri haline gelmiştir. Bu modellerle yapılan birçok çalışmada, eğitim değişkeninin açıklayıcı değişken olarak kullanılmasına karşın, bu çalışmada eğitimi etkileyen faktörleri belirlemek için bağımlı değişken olarak kullanılmıştır. Bu çalışmada 2006 yılı için NUTS 3 düzeyinde eğitimin belirleyicileri çözümlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, okulda öğretmen/öğrenci oranı vb olanakların artmasının başarıyı olumlu etkilediğini ve mekansal etkilerin olmadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: ÖSYS Başarısı, Eğitim Harcamaları, Öğretmen Başına Düşen Öğrenci Sayısı, İller Bazında Yatay Kesit Analizi. THE DETERMINANTS OF OSYS SUCCESS Abstract Education has an important role in analyzing the economic activity. Especially after mid-1980s, with endogenous growth models, education has become one of the most important variable in explaining the efficiency. However in these models education is mostly used as an explanatory variable whereas in this study it is used as an dependent variable, to determine the influential factors of education. In this paper we attempted to analyze the determinants of education for year 2006 at NUTS 3 level. The results indicate that an increase in school physical facilities have positive impact on success and there is no spatial effect for Key Words: OSYS Success, Educational Expenditure, Teacher Student Ratio, Cross Section Analysis Based on Cities. 1. GİRİŞ Ekonomik büyüme ve kalkınmada, eğitim ve teknolojinin rolüne ilişkin çalışmalar yapan günümüz ekonomistlerinden Bradford DeLong eğitim tsunamisi olarak adlandırdığı bir olguya odaklanmaktadır. Eğitim ve buna bağlı olarak teknolojinin, büyümeye ve kalkınmaya etkisini, katlanarak büyüyen bir deprem dalgasına benzetmektedir ve bu etki giderek daha da artacaktır. Ekonomik büyümenin itici gücünün, eğitim ve teknoloji olduğunu savunan ekonomistler, insan sermayesi miktarının çok yönlü etkisine dikkat çekmektedirler. Eğitilmiş insan gücü, ülkelerin insan sermayesi miktarını artırırken, beraberinde fiziki yatırımları da artırmaktadır. Daha eğitimli insanlar, yeni teknolojilerin kullanımında ve geliştirilmesinde de başarılı olmakta ve böylelikle ekonomik büyümeyi hızlandırmaktadır. Hızlı büyüyen ülkelerle, yavaş büyüyen ülkelerde eğitim düzeyi, göz ardı edilemeyecek kadar farklıdır. * Yrd. Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi, DENİZLİ. e-posta: [email protected] ** Yrd. Doç. Dr., Sakarya Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Finansal Ekonometri Bölümü Öğretim Üyesi, SAKARYA e-posta: [email protected] *** Yrd. Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi, DENİZLİ. e-posta: [email protected] **** Yrd. Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Öğretim Üyesi, DENİZLİ. e-posta: [email protected]
76 S. Güneş - Ş. Görmüş - F. Yeşilyurt - G. Tuzcu Tüm teknolojik gelişmelerin ve yeniliklerin arkasında insan sermayesinin olduğu düşünüldüğünde, bilgiye dayalı bir ekonomide, insan gücü daha da önem kazanmaktadır. Çünkü üretimde kullanılan diğer kaynakların aksine, bilgi kullanıldıkça çoğalır ve değeri artar. Bu da ekonomik büyüme ve kalkınma üzerinde olumlu etki yaratır. İkinci Dünya Savaşında, fiziki sermayesi büyük oranda tahrip olan Almanya ve Japonya, savaşın etkisinden sahip oldukları nitelikli insan gücü sayesinde kurtulabilmiştir. İnsana yapılan yatırımlar içerisinde en önemlisi, eğitim alanına yapılan yatırımlardır. Eğitimin toplumsal getirileri denildiğinde, eğitimin topluma olan etkileri (toplumun kazanımları) anlaşılmaktadır. Örneğin eğitimli bireyler, çok çocuk yerine az çocuk tercih ederler, adaletli ve güvenli bir ortamda yaşamak isterler, insan haklarına saygı beklerler, çevre bilincine sahiptirler, farklı görüş ve inançları hoşgörüyle karşılarlar. Bu özellikler, ideal bir toplumun yaratılmasında etkilidir ve bu etki eğitimle daha da artmaktadır. Bunun yanı sıra eğitimin olanakları yetersiz olan bireyler üstündeki refah artırıcı etkisi daha büyüktür. Bilindiği üzere eğitim, farklı türlerden ve düzeylerden oluşmaktadır: Okulöncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim (genelmesleki), yükseköğretim, yaygın eğitim. Bunlar içinde toplumsal getirisi en yüksek olan ilköğretim; bireysel getirisi en yüksek olan ise yükseköğretimdir. Eğitim ekonomisi alanında yapılan araştırmalar bunu kanıtlamaktadır. Bu çalışmalardan birkaçı şöyle sıralanabilir: Thedore Schultz (1961, 1965), John Vaizey (1962), Garry Becker (1964, 1970), Martin Carnoy (1982), Psacharopoulous (1990, 1994, 2004), Bradford DeLong (2000, 2006). Benson a göre (1994, 84) ilköğretim, bir ülkenin kalkınmışlık düzeyinin en önemli göstergelerinden biridir. Taşıdığı yüksek toplumsal yarar nedeniyle devlet tarafından tam kamusal mal gibi algılanır ve bu nedenle zorunludur ve parasız olarak sunulur. Diğer yandan ortaöğretim (özellikle mesleki) ve özellikle de yükseköğretim düzeyinde artan kişisel getiriler, bu malın rahatlıkla piyasa sistemi içerisinde üretilebilmesine yol açmaktadır. Coombs ve Hallak a (1994, 92) göre ise yükseköğretimden sağlanan yararlar, ekonomik ve ekonomik olmayan ya da kişisel ve toplumsal olmak üzere değişik biçimlerde kendini gösterir. Örneğin bireyler daha iyi bir iş ve yaşam boyu daha yüksek bir kazanç, daha doyurucu bir aile yaşamına sahip olma, var olan sosyal ve kültürel çevrelerini daha da zenginleştirme ve çevrelerindeki dünyaya daha fazla katılma duygusu yollarıyla yarar sağlarlar. Diğer yandan bir bütün olarak toplum; daha iyi yaşam standardı ve daha yüksek üretimden, her düzeydeki etkili liderlik genişlemesinden ve pek çok insanda bulunan yaratıcılığın daha üst düzeye çıkarılması yoluyla kültürün zenginleşmesinden yarar sağlayabilir. Ekonomik bireyler daha iyi iş bulabilmekte, sosyal statülerini ve ekonomik durumlarını daha kolaylıkla düzeltebilmektedirler. Eğitim düzeyinin yükselmesi, toplumsal ve ekonomik gelişme sürecini hızlandırmaktadır. Eğitim bu açıdan, kişinin ve üretimin verimliliğini doğrudan etkileyen önemli bir yatırım unsuru olmaktadır. Daha fazla eğitim alınarak kişisel gelirin artacağını savunan içsel büyüme modeli, kişilerin kendilerine yaptıkları yatırımlar ile elde ettikleri gelirler arasındaki ilişkiyi açıklamaya yönelmiştir. Teoriye göre kişiler, daha iyi iş fırsatları elde etmek için, sağlık hizmetine, örgün ve yaygın eğitime harcama yaparlar. Yaptıkları bu harcamalar sonucunda kazançlarını artırma şansına kavuşurlar. Bireylerin kendilerine yaptıkları bu yatırımlar, bireyin işteki verimliliğini ve yeteneğini doğrudan artırdığı için, sonuçta ücret farklılığına neden olacaktır. Bu nedenle insan sermayesi yatırımları içinde eğitim önemli bir yer tutar ve eğitim harcamalarının, kişisel geliri belirlemede etkisi büyüktür (Schultz, 1961: 14). Eğitimin, özellikle sanayi ve hizmet sektörünün gereksinim duyduğu bilgi ve beceriye sahip nitelikli işgücünü yetiştirerek, dolayısıyla çalışanları daha verimli kılarak, ekonomik büyümeye çok önemli katkıda bulunacağı ileri sürülmüştür (Woodhall, 1979: 34). Genel hatlarıyla eğitim ile ekonomi arasındaki ilişki şu şekilde özetlenebilir. Eğitim, ekonominin gereksinim duyduğu insan gücünü bu hizmetten yararlanmanın maliyeti ile sağlar. Eğitime yapılan harcamalar, kısa dönemde tüketim özelliği taşır, uzun dönemde ise yatırım özelliği taşır. Eğitimin mikro düzeyde bireysel, makro düzeyde 72 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
77 ÖSYS Başarısını Etkileyen Faktörlerin Analizi toplumsal getiri yaratma etkisi vardır. Eğitim arzının ve talebinin ekonomiyle ve verimlilik ile ilişkisi vardır (Âdem 1993). Bu çalışmada, eğitim hizmeti üretmek için kullanılan girdilerin, eğitimin başarısı üzerindeki etkileri ekonometrik olarak analiz edilmektedir. Bu çalışmanın motivasyonu EK 4. teki tabloda görülen illerin OSYS sınav kazanma yüzdesinde görülen komşuluk ilişkisidir. Bölgesel olarak özellikle de doğu bölgesindeki illerin sınav kazanma yüzdelerinin birbirine yakın olduğunu gözlemledik.bu nedenle mekansal tahmin ile bu ilişkiyi doğrulamaya çalıştık. Çalışmanın ikinci bölümünü alanyazın taraması, üçüncü bölümünü model, veriler ve analiz sonuçları ve son bölümünü ise sonuç oluşturmaktadır. 2. ALANYAZIN Çoğunlukla psikolojik ve sosyolojik yönden ele alınan eğitim, son yıllarda ekonomistlerin ilgisini çekmeye başlamıştır. Yapılan çalışmalarda çoğunlukla okul performansını ölçme, eğitim sisteminin ve politikasının belirlenmesi konuları üzerinde durulmuştur. Eğitimin işleyişiyle ilgili çok sayıda çalışma olsa da, bu çalışmalardan net politika araçları ve sonuçları elde etmek zordur (Hanushek, 1986: 1143). Okul performansını ölçme konusunda çok sayıda çalışma yapılmasının nedeni ise, okullaşmanın toplumsal yaşamdaki uyumu ve başarıyı etkilediği konusundaki genel kanaattir. Yapılan ampirik çalışmalar, okullaşma oranlarındaki ve nüfusun eğitim düzeyindeki artışların, toplumsal yaşama kalite kattığını (okul sonrası refah düzeyine olumlu katkıları olduğunu) göstermiştir li yıllara kadar okulların sahip olduğu kaynakların, öğrenci başarısını etkileyen en önemli faktörler olduğuna inanılmıştır. Davis ve Moore (1945), Parsons (1953) ve Sorokin (1959) çalışmalarında, daha iyi olanaklara sahip öğrencilerin daha başarılı olacağını belirtmiştir li yıllardan sonra ise, ampirik çalışmaların bulguları ön plana çıkmıştır. En yaygın bulgular eğitimi, okul kaynak ve olanaklarından çok, ailenin etkilediği yönündedir(köse 1999, 1). Daha sonraki çalışmalarda ise sonuçlar çok çeşitlenmiştir. Ekonomik kaynakların yanı sıra kültür, motivasyon vb değişkenlerin etkisi de incelenmiştir. Yükseköğretim kurumlarıyla ilgili çalışmalardan olan ve üniversiteye yerleşecek öğrencilerin belirlenmesinde etkili faktörler, Coleman ın (1966) çalışmasında analiz edilmeye başlanmıştır. Bu çalışma Coleman Raporu olarak bilinen eğitimde fırsat eşitliği makalesine dayanır. Bu raporda, okullar arasındaki farklılıkların, öğrencinin performansını daha az etkilediği; oysa ki aile yapısı, gelir düzeyi ve okuldaki diğer öğrencilerin kişisel özelliklerinin başarıyı daha fazla etkilediği belirtilmektedir. Buradan çıkan sonuç, liseler arasındaki yapısal farklılıkların beklenildiği kadar etkin olmamasıdır. Bu çalışma oldukça tartışılmış, özellikle politika yapıcılar tarafından eleştirilmiştir. Brooks- Gunn ve Duncan (1997) ile Heyneman ve Loxley (1983) gibi okul başarısını etkileyen faktörleri inceleyen araştırmacılar, okullardaki yapısal değişikliklerden çok, aile etkeninin önemli olduğunu bulmuşlardır. Zamanla akademik başarıyı etkileyen okul ve aile değişkenlerinin yanı sıra diğer değişkenlere de bakılmıştır. Rothstein (2000) çalışmasında, aile, okul, arkadaş grubu, ekonomik durum ve kültür değişkenlerinin akademik başarıyı etkilediğini bulmuştur. Connoly (1998), Veenstra ve Kuyper (2004) çalışmalarında, daha bireysel özellikler olan okul davranışının, okul çevresindeki algılama farklılıklarının, okul etkinliklerine katılım ve motivasyon düzeyinin akademik başarıyı etkilediğini bulmuşlardır. Smits ve Hoşgör (2006) Türkiye de ilköğretimde ve ortaöğretimde okullaşmayı etkileyen faktörleri çözümlemişlerdir. Bu çalışma, ülkenin doğu bölgesindeki ve kırsal bölgelerdeki okullaşma sorunlarına da değinmiştir. Kız çocuklarının okullaşmasını etkileyen en önemli faktörler, ailenin eğitimi, ailenin gelir durumu, kardeş sayısı, babanın işi, annenin geleneksellik durumu ve annenin Türkçe bilip-bilmemesi olarak bulunmuştur. Erkek çocuklarının okullaşmasını etkileyen en önemli faktör ise, ailenin ekonomik durumudur. Demir (2009), gelişmişlik düzeyi düşük olan bölgelerde yapmış olduğu çalışmasında akademik başarıyı etkileyen okul kaynaklı ve aile kaynaklı değişkenleri bir arada çözümlemiştir. Şehirlerin yoksul kesimlerindeki okullarda akademik başarıyı etkileyen en önemli faktörler; öğrencilerin okulda aldığı notlar, cinsiyet, çalışma durumu, okul etkinlikleri, aile desteğinin varlığı, öğretmen davranışlarının öğrenci tarafından Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
78 S. Güneş - Ş. Görmüş - F. Yeşilyurt - G. Tuzcu algılanışı ve okuldaki arkadaş sayısı olarak bulunmuştur. Aile geçmişi ve okul kalite ölçütleri anlamlı bulunsa da, etkisi daha önce söz edilen değişkenlere oranla düşük kalmıştır. Yeşilyurt (2008) çalışmasında, illere göre ortaöğretim okullarının etkinliğini ölçmek için, illere göre öğretmen ve öğrenci sayılarını, çıktı olarak ise ÖSYS başarısını kullanmıştır. Bu çalışma sonucunda, etkinlik düzeyi açısından en düşük illerin Kastamonu, Bartın ve Sinop olduğu bulunmuştur. Alanyazında ilk çalışmalar, okulların programı ve içeriğinin, üniversiteye yerleşmeye etkisine odaklanırken, son dönemlerdeki çalışmalar, özel ve kamu okulları arasındaki farklılıkları da çözümlemeye yönelmiştir. Alexandar ve Eckland (1977), Alwin ve Otto (1977), Meyer (1970) ve Nelson un (1971) çalışmalarında, yüksek sosyal statü gruplarının bulunduğu okullarda, üniversite öğrenimi görme isteği ve üniversiteye kayıt olma daha fazla çıkmıştır li yıllardan sonra yapılan çalışmalarda, sektör içinde kıyaslamalara gidildiği görülmektedir. Coleman ve Hoffer (1987) çalışmasında, özel okulların öğrencileri üniversiteye daha etkin yönlendirdiğini savunmuşlardır. Falsey ve Heyns (1984) okulların örgüt yapısındaki farklılıkların, üniversiteye yerleşmeye etkisine bakmışlardır. Mc Donough s (1997) araştırmasında, liseden üniversiteye geçişte öncelikli olan faktörleri; rehberlik hizmetleri, etnik ve statü farklılıkları gibi boyutlarıyla incelemiştir (Hill 2008, 64). Son olarak Hill in (2008) çalışmasında, üniversiteye yerleşmedeki başarıyı etkileyen faktörler çözümlenmiştir. Çözümleme sonucunda, okulun matematik başarısı, öğrencinin ortaöğretim mezuniyet puanı ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısı gibi faktörlerin etkili olduğu bulunmuştur. Bunların yanı sıra, özel okul kamu okulu ayrımı ve öğrencinin eğitim konusundaki beklentileri gibi sosyal değişkenler de üniversiteye yerleşmede etkilidir. Üniversite talebi; bireylerin tercihlerine, eğitimin maliyetine, bu eğitimin yatırım malı olarak değerine, sahip olunan gelir ve servete göre değişmektedir. İnsan sermayesi teorisi, bu etkileri belli bir disiplin içinde çözümlemektedir. Huijsman, Kodde ve Ritzen 1986 yılında, teorik çerçevede belirlenmiş olan etkileri, bir model yardımıyla çözümlemeye çalışmışlardır. Modelde spesifikasyon hatası yapmaktan kaçınmak amacıyla çok sayıda açıklayıcı değişken kullanılmıştır. Wallace ve Ihnen (1975), Johnson (1978), Kodde ve Ritzen (1985) çalışmaları, içsel büyüme modeli ile aynı zamanda sermaye piyasası aksaklıklarına dayanmaktadır. Bu durumda kredi piyasaları önem taşımaktadır. Kredi hacmi yükseldiğinde, bireyler tüketim için ve eğitim talebi için daha fazla para elde edebilirler. Dolayısıyla eğitim için optimal talep düzeyinin burs, bağış ve borçlanma olanaklarıyla yakından ilgili olduğu bulunmuştur (Huıjsman, Kloek, Ritzen, 1986: 182). Türkiye de üniversite arzı, talebin çok altındadır. Ortaöğretimden mezun olan her öğrencinin kendini yükseköğretim görmek zorunda hissetmesi ve ülkenin sosyo-ekonomik durumu açısından yükseköğretime gelen aşırı talep, sayıları hızla artan üniversitelerde nitelik sorunu ve eğitimde kaynak ve yanlış eşleştirme sorunu yaratmaktadır. Üniversiteye giden birçok genç, mezun olduktan sonra edinecekleri iş ve sosyal statüleri ile ilgili yüksek beklentilere sahiptir. Ancak mezunlar bekledikleri kalitede ve donanımda işlere giremediklerinde ya da tamamen işsiz kaldıklarında hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Mezunların işsiz kalmalarının en önemli nedeni, yükseköğretim için belirlenen kontenjanların, popülist nedenlerden dolayı, işverenlerin gerçek taleplerinin çok üstünde belirlenmesidir. Türkiye deki üniversite arzı, üniversite talebinin çok altında olduğu için, üniversiteye girecek öğrenciler, ulusal düzeyde yapılan üniversite giriş sınavı ile belirlenmektedir. Aileler, çocuklarının daha iyi iş olanaklarına kavuşabilmesini sağlamak amacıyla, kamunun sunduğu eğitim hizmetleri dışında özel dershane, özel ders vb olanaklara başvurmaktadır. Bu tür harcamalar yoluyla, öğrencilerin üniversite giriş sınavında daha başarılı olmaları beklenmektedir. Tansel ve Bircan ın (2006) çalışmasında belirtildiği gibi, özel dershanelere yapılan harcamaların ana amacı, üniversiteye giriş sınavında başarı sağlamaktır. Anılan çalışmada, ailelerin gelir durumu ve eğitim durumu ile dershanelere yapılan harcamalar arasında pozitif ilişki bulunmuştur. Aynı çalışmada, şehirlerde yaşayan ailelerin, kırsal yörelerde yaşayan 74 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
79 ÖSYS Başarısını Etkileyen Faktörlerin Analizi ailelere oranla daha fazla dershane harcaması yaptığı bulunmuştur. Çalışmada bulunan bir diğer önemli sonuç ise, ailedeki çocuk sayısının artması ile dershane harcamalarının azalmasıdır. Bugüne kadar yapılan çalışmalar genel olarak incelendiğinde ÖSYS başarısı, sosyodemografik değişkenler (ailenin eğitim düzeyi, büyüklüğü, eğitim durumu vb) ve okul değişkenleri (öğretmen-öğrenci sayısı, sınıf büyüklüğü, yapılan harcamalar vb) ile ölçülmeye çalışılmıştır. Aynı zamanda aile yapısı, çevrede yaşayan diğer fert ve ailelerin aldıkları eğitim, ailenin meslek durumu, din, gelenekler ve okulların fiziksel olanakları ve sayısı, eğitim talebinin belirlenmesinde etkilidir. Gelirde oluşan artış ve eğitimin fiyatında olan düşüş, eğitim talebini artırmaktadır. Eğitimle ilgili yapılan çalışmalarda elde edilen sonuçlar, kullanılan örneklem, veri seti ve seçilen yöntemle çok yakından ilgilidir. Bu çalışmalar çoğunlukla, öğrenciler ve aileleri üzerinde yaptıkları anketler aracılığıyla birincil veriler kullanmışlardır. Bu nedenle elde edilen çalışmaların çoğunluğu, politika önermeleri olarak birbirinden farklı sonuçlara ulaşmıştır. 3. MODEL VE VERİ Geçmiş yıllarda akademik başarıyı ölçmeye yönelik çalışmaların birçoğu, anket yöntemiyle yapılmıştır. Bu çalışmalarda, öğrencinin okula giriş sınavlarındaki ve okuldaki başarısı, objektif ölçüm kriterlerinin yanı sıra aile geçmişi ve öğrencinin kişisel özelliklerini içeren bir dizi subjektif değişkenler ile kurulan modellerle açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada, diğer çalışmalardan farklı olarak, iller bazında ikincil makro veriler kullanılarak, illerin üniversiteye giriş sınavındaki başarısını etkileyen faktörler açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada İ.İ.B.S 3 düzeyinde (67 il) 2006 yılı verileri kullanılmıştır. Yatay kesit analizi yapılarak, başarının belirleyicileri ile birlikte iller arasında etkileşimin dolayısıyla mekansal etkilerin varlığı araştırılmak istenmiştir. Bu amaçla öncelikle EKK (En Küçük Kareler Yöntemi) ile model tahmin edilmiştir. Daha sonra mekansal ilişkilerin varlığını araştırmak için ML Yöntemi (Maksimum Olabilirlik Yöntemi) kullanılmıştır. Ek 1 de görüldüğü gibi, iller bazında mekansal etkiler bulunamamıştır. Modelde illerin üniversite giriş sınavındaki başarısını etkileyen değişkenler, 2006 yılı veri seti İ.İ.B.S 3 düzeyinde (67 il) Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) elde edilmiştir. Modelde kullanılan değişkenler Tablo 1 de görülmektedir. Bu modelde illerin gelişmişlik durumunun akademik başarıyı etkileyebileceği düşünülmüştür. Schultz un (1961) da belirttiği gibi, az gelişmiş ülkeler kaynaklarını öncelikle barınma, açlık gibi daha yaşamsal alanlara aktarırken; gelişmiş ülkeler eğitim, sağlık, teknoloji gibi alanlara aktararak hızlı kalkınmayı sürdürmektedirler. Bu da anılan ülkeler arasındaki farkların iyice açılmasına neden olmaktadır. Eğitime yapılan yatırımların optimal düzeyinin belirlenmesi, aynı zamanda ülkenin büyüme hızı ve sanayileşme düzeyine bağlıdır. Açıklayıcı değişken olarak, iller bazında sanayi anlamında sıralamayı gösteren sosyoekonomik gelişmişlik endeksi de modele dahil Tablo 1. Modelde Kullanılan Değişkenler Değişken Açıklama Kaynak Beklenen İşaret ÖSYS İller bazında ÖSYS yi kazanma oranı MEB + EĞHAR İller bazında kamunun eğitim harcaması MEB + GEEND İller bazında öğr. yılı gelişmişlik endeksi DPT + T/S İller bazında öğretmen başına düşen öğrenci sayısı MEB + DER/TOPÖĞ İller bazında toplam öğrenciler içinde, dershaneye giden öğrencilerin oranı MEB + ÖSYS = c + α 1 EĞHAR + α 2 GEEND + α 3 DER/TOPÖĞ +α 4 T/S + ε t (1) Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
80 S. Güneş - Ş. Görmüş - F. Yeşilyurt - G. Tuzcu edilmiştir. Bu bağlamda, iller bazında sanayi ve üretim açısından gelişmişliğin, ÖSYS başarısını olumlu etkileyeceği beklenmektedir ile 2006 arasında kırılma yaratacak önemli bir makro ekonomik değişiklik yaşanmaması, iller bazında GSYİH verileri olmaması nedeniyle, bu veri setinden Proxy (temsili değişken) olarak yararlanmakta sakınca görülmemiştir. İller bazında eğitim harcamaları, o ildeki eğitim ve okul standartlarını iyileştirmeye yönelik olarak yapılan harcamalar olarak düşünülmüştür. Bu nedenle eğitim harcamalarının yüksek olması, illerin ÖSYS başarısını artırıcı etkenlerden biri olarak kabul edilmiştir. İller bazında öğretmen başına düşen öğrenci sayısıda (T/S) modele dahil edilmiştir. Alanyazında ek destek alan öğrencilerin daha başarılı olduğunu gösteren çalışmaların ışığında, dershaneye giden öğrencilerin ildeki toplam öğrenciler içindeki oranı da modele dahil edilmiştir. Tablo 2: ÖSYS Başarısını Etkileyen Değişkenlerin Analizi Açıklayıcı Değişkenler EKK Sabit 0.442*** (0.000) EĞHAR 0.019*** (0.000) GEEND * (0.067) DER/TOPÖG 0.077*** (0.019) T/S 1.355*** (0.000) (0.280) Parantez içindeki değerler olasılıkları göstermektedir. *, **,*** % 10 ve % 5 ve %1 düzeylerinde anlamlı. Yukarıda kısaca değindiğimiz ÖSYS başarısını etkileyen değişkenlerin analiz sonuçları Tablo 2 de görülmektedir. Model bu alanda yapılan diğer çalışmalarla karşılaştırıldığında (0.55) açıklama gücü olarak oldukça yüksek olarak değerlendirilebilir. Regresyon analizi sonuçları, iller bazındaki kamu eğitim harcamaları ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısının, illerin ÖSYS başarısını etkileyen en önemli değişkenler olduğunu göstermektedir. Modeldeki kamu eğitim harcamaları (0.019) ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısı (1.355) değişkenleri, beklendiği gibi, illerin ÖSYS başarısını pozitif yönde etkilemektedir ve istatistiksel olarak % 1 düzeyinde anlamlıdır. Kamunun eğitim harcamaları ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısı arttıkça, illerin eğitimdeki başarısı artacaktır ki, bu teoriyle uyumludur. İller bazında dershaneye giden öğrencilerin, toplam öğrenciler içindeki oranı; iller bazında toplam derslik sayısının katsayısı değeri beklendiği gibi pozitif işaretli olmalarına karşın % 10 güven aralığında istatistiksel olarak anlamlıdır. Modeli kurarken, illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksinin, illerin ÖSYS başarısını olumlu etkileyeceği umulmuştu. Ancak değişkenin katsayısı, beklenenin aksine negatif, katsayı değeri ve istatistiksel olarak % 10 düzeyinde anlamlı çıkmıştır. Sosyo-ekonomik 76 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
81 ÖSYS Başarısını Etkileyen Faktörlerin Analizi gelişmişlik endeksi yüksek değerler alan iller, İstanbul, İzmir, Adana, Ankara, Kocaeli gibi sanayinin çok gelişmiş olduğu ve yüksek göç alan illerdir. Yüksek göç almasının, eğitimle ilgili nitelik sorunları ile başarıyı olumsuz etkilediği düşünülebilir. Bölgesel düzeyde yapılan çalışmalarda modelde mekansal etkilerin olabileceği bu nedenle etkileşimin varlığının modelde kontrol edilmesi gerektiği belirtilmektedir (Bkz. Anselin (1988). Ancak model istatistiklerinden elde edilen sonuçlara bakıldığında, öncelikle sınav kazanma başarısını etkileyen faktörlerde mekansal etki bulunamamıştır. 1 Model istatistiklerini kontrol ettiğimizde modelin açıklama gücünün yüksek olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra modelde Ramsey-Reset Değişen varyans testi sonucunda değişen varyans problemi görülmemektedir. Tahmin edilen katsayıların istikrarlılığının testi için Brown ve diğerlerinin (1975) önerdiği kümülatif toplam (CUSUM) ve kümülatif karelerin toplamı (CUSUMSQ) testleri uygulanmış ve model sonucunda katsayıların istikrarlı olduğu sonucu elde edilmiştir SONUÇ Genel olarak okul başarısını ölçmek için yapılan çalışmalarda kullanılan değişkenler iki gruba ayrılabilir. Birincisi, ölçülmesi kolay objektif ölçütlere dayanan okul, öğretmen ve sınıf donanımı ile ilgili oranlardır. Bu değişkenler, politika yapıcıları tarafından kontrol edilebilirken; aile yapısı, çocuğun kişisel özellikleri ve genetik miras sonucu belirlenen öğrenme kapasitesi gibi subjektif değişkenler ise kontrol edilemez ve tam olarak ölçülemez. Yapılan çalışmalar, genel olarak belli bir zaman diliminde yatay kesit verileri ile başarıyı ölçmeye çalışmıştır. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, eğitim süreci kümülatiftir. Geçmiş yıllarda öğrenciye verilen bir kazanım da, öğrencinin başarısında oldukça etkili olabilir. Bunun yanı sıra kullanılan değişkenlerin çoğunluğu, bu çalışmalar için özel üretilmiş değişkenler değildir. Dolayısıyla birçok değişkeni ölçmek için en uygun temsili (Proxy) değişkenler kullanılır. Bu da değerlendirme hatalarına yol açabilecek bir eksikliktir. Bugüne kadar yapılmış tüm ampirik uygulamalarda, bu konunun modellemelerle açıklanma zorluğu belirtilmiş, tam ve kesin politika önermelerinden çok, bu konuda görüş vermeleri amacıyla yapılmasına devam edilmiştir. Bu çalışmada, uygulamadan ve ölçümden kaynaklanabilecek hatalar göz ardı edilirse, okul donanım ölçütlerinin kalitesinin artırılması, öğretmen sayısının artırılması ve öğrencinin dersaneler yolu ile aldığı destekler, illerin ÖSYS başarısını artırmada en önemli politika araçları olduğu görülmektedir. 1 EK 1 de mekansal istatistik katsayıları verilmiştir. 2 EK 2 de katsayıların istikrarlılığı için CUSUM ve CUSUM of Squares test sonuçları yer almaktadır. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
82 S. Güneş - Ş. Görmüş - F. Yeşilyurt - G. Tuzcu KAYNAKÇA Âdem, M (1993). Ulusal Eğitim Politikamız ve Finansmanı, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayını. Anselin, L. (1988). Spatial Econometrics: Methods and Models, Dordrecht: Kluwer Academic Publishers. Benson, C. (1994). Eğitimin Finansmanı, Eğitim Ekonomisi-Seçilmiş Yazılar, (Çev: Y. Kavak - B. Burgaz), Pegem Yayını, Ankara. Brooks-Gunn, J. ve Duncan, G. J. (1997). Consequences of Growing up Poor, Russell Sage Foundation. Brown R.L., Durbin J., Evans J.M. (1975). "Techniques for testing constancy of regression relationships over time", Journal of the Royal Statistal Society, B, 37, Coleman, J. S. (1966). Equality of Educational Opportunity (COLEMAN) Study (EEOS), 1966 [Computer file]. ICPSR06389-v3. Ann Arbor, MI: Inter-university Consortium for Political and Social Research [distributor], doi: /icpsr Connolly, P. (2000). Racism and Young Girls Peer-group Relations: The Experiences of South Asian Girls, Sociology, 34:3: , Cambridge University Press. Coombs, P. ve Hallak, J. (1994). Bir Sistem Olarak Eğitim, Eğitim Ekonomisi-Seçilmiş Yazılar, (Çev: Y. Kavak B. Burgaz), Pegem Yayını, Ankara. Davis, K. ve Moore W. E. (1945). Some Principles of Stratification, American Sociological Review, 10: Demir, C. E. (2009). Factors influencing the academic achievement of the Turkish Urban Poor, International Journal of Educational Development 29, Demir, C. E. ve Paykoç, F. (2006). Challenges of Primary Education in Turkey: Priorities of Parents and Individuals, International Journal of Educational Development 26, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), (2003). İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması, Ankara. Hill, L. D. (2008). School Strategies and the College Linking Process: Reconsidering the Effects of High Schools on College Enrollment Sociology of Education, Vol.81, Huijsman R, Kloek T, Kodde D.A, Ritzen, J. M. (1986). An Empirical Analysis of College Enrollment in the Netherlands, De Economist 14, Nr. 2, Hanushek, E. A. (1986). The Economics of Schooling: Production and Efficiency in Public Schools, Journal of Economic Literature, Vol.24, No.3, Heyneman, P. S. ve Loxley, W. A. (1983). The Effect of Primary-School Quality on Academic Achievment Across Twenty Nine High and Low Income Countries", American Journal of Sociology, Vol. 88, Issue 6. Köse, M. R. (1999). Üniversiteye Giriş ve Liselerimiz, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 15, Psacharopoulous, G. (2004). Economics of Education: From Theory to Practice Brussels Economic Review, 47, (3-4), Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ( Rothstein, J. (2000). Conversation: Merit, Testing, and Opportunity (with Richard Rothstein). The American Prospect 11 (21), Sept. 25-Oct. 9, Sarı, R. ve Soytaş, U. (2006). Income and Education in Turkey: A Multivariate Analysis, Education Economics, Vol.14,No.2, Schultz, T. W. (1961). Investment in Human Capital. The American Economic Review, 1(2), Smits, J. ve Hoşgör, A. G. (2006). Effects of Family Background Characteristics on Educational Participation in Turkey, International Journal of Educational Development, 26, Tansel, A. ve Bircan, F. (2004). Demand for Education in Turkey: A Tobit Analysis of Private Tutoring Expenditures, Economics of Education Review 25, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ( Veenstra R. ve Kuyper (2004). Effective Student and Families: The İmportance of İndividual Characteristics for Achievement in High School, Educational Research and Evaluation, Volume 10, Number 1, (30). 78 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
83 ÖSYS Başarısını Etkileyen Faktörlerin Analizi Woodhall M. (1979). Education, Work and Employment in Developing Countries A Synthesis of Recent Research, Education, Work and Employment. International Development Research Center Manuscript Reports, Ottowa, IDRC. Yeşilyurt, M. E. (2008). Eğitim Sektöründe Etkinlik ve Mekansal İlişkiler Girdi Tıkanıklığı, Aylak Girdi ve Gizli İşsizlik, İktisat, İşletme ve Finans, 23, (263), Yükseköğretim Kurulu (YÖK) (1997). Üniversite Öğrencileri Aile Gelirleri, Eğitim Harcamaları, Mali Yardım ve İş Beklentileri Araştırması, ( Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
84 S. Güneş - Ş. Görmüş - F. Yeşilyurt - G. Tuzcu EK C U S U M 5 % S i g n i f i c a n c e EK 2 EK 3. Mekansal Otokorelasyon Sonuçları LM LAG (0.575) LM ERROR (0.601) Moran I (0.224) 80 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
85 ÖSYS Başarısını Etkileyen Faktörlerin Analizi EK 4. İller bazında ÖSYS yi kazanma oranı IL_ADI snavkazanmayzdesi Hakkari Mardin Muş Ağrı Kars Van Bilecik Bingöl Bitlis 76.5 Ş.urfa Siirt Yozgat Istanbul Çankırı Diyarbakır Sakarya Tekirdağ Giresun Kastamonu Afyon Rize Ordu Sinop Artvin Tunceli Gaziantep 79.6 Bolu Kocaeli Gümüşhane Çanakkale Edirne Adıyaman Erzurum Amasya Amasya Bursa Kırklareli 80.7 Isparta Kütahya Burdur Kmaraş Erzincan Manisa Zonguldak Malatya 82.2 Samsun Balıkesir Ankara Muğla Niğde İzmir Eskişehir Uşak Adana Elazığ Trabzon Antalya İcel Konya Kayseri Nevşehir Hatay Kırşehir Denizli Çorum Tokat 84.4 Aydın Sivas Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
86
87 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa DOĞALGAZ KULLANIMINI ETKİLEYEN SOSYO-EKONOMİK FAKTÖRLERİN ANALİZİ: ISPARTA İLİ ÖRNEĞİ Yunus GÜLCÜ* - Selim Adem HATIRLI** Özet Bu çalışmada, enerji sektörünün en aktif ve stratejik enstrümanlarından biri olan doğalgazın, dünyadaki ve Türkiye deki tarihsel gelişimi ile birlikte tüketicilerin doğalgaz kullanımını etkileyen faktörler analiz edilmiştir. Çalışmada, Isparta ilinde yaşayan ailelerin doğalgaz kullanımı tercihlerini etkileyen başlıca sosyo-ekonomik faktörlerin analizi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Logit modeli kullanılmış ve hanehalkları ile yapılan anketlerden elde edilen veriler kullanılarak model tahmin edilmiştir. Analiz sonuçlarında ailelerin aylık ortalama tüketim harcaması ve doğalgaz harcaması sırasıyla, 1464,807 TL ve 86,117 TL olarak belirlenmiştir. Doğalgaz ile ısınan ailelerin, kömür ile ısınan ailelere göre yıllık ısınma harcamalarında %23,83 tasarruf ettikleri belirlenmiştir. Analiz sonuçlarına göre, hanehalklarının doğalgazı tercih etmelerinin başlıca nedenleri önem sırasına göre, doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre kullanımının daha kolay olması, doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre çevreye daha az zarar vermesi, doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre daha güvenli ve ucuz olmasıdır. Araştırma sonuçlarına göre, gelir seviyesi arttıkça doğalgaz kullanımı yaygınlaşmaktadır. Model tahmin sonuçlarına göre, açıklayıcı değişkenlerden gelir grupları, oturulan konutun alanı, bina yaşı ve evlerin müstakil ya da apartman oluşu ile doğalgaz kullanımını arasında ters yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Doğalgaz, Logit, Talep, Isparta AN ANALYSIS OF SOCIO-ECONOMIC FACTORS EFFECTING THE USE OF NATURAL GAS: AN EXAMPLE OF ISPARTA CITY Abstract In this study, natural gas which is one of the most active and strategic energy instruments of sector has been examined. The aim of this study is to identify the factors that affect the consumers use of natural gas with the historical development of natural gas in the world and Turkey. The analysis of the main socio-economic factors that influence the use of natural gas preferences of households living in the province of Isparta has been intended. For this purpose, Logit models were used and the model was estimated with using the data, obtained from household survey. In the results of analysis, average monthly consumption expenditure and consumption of natural gas was determined as 1464,807 TL and 86,117 TL, respectively. It is determined that families using natural gas save 23, 83% from their annual heating expenditures compared with households using coal. In reference to the analysis of survey results, main reasons of preferring its usage are easier, cheaper, safer and less harmful for the environment than other fuel types. According to the survey results, the income level increases, use of natural gas in widespread increases. The explanatory variables income groups, living area of the house, age of building and detached houses or apartment buildings included in the logit were found statistically significant. According to these results, it is revealed that there is a negative relationship between the use of natural gas and age of building, living area, detached house or apartment buildings which families living in. Key Words: Natural Gas, Logit, Demand, Isparta * Öğr. Gör., Fırat Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Öğretim Görevlisi, ELAZIĞ e-posta: [email protected] ** Prof. Dr., Süleyman Demirel Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi, ISPARTA e-posta: [email protected]
88 Y. Gülcü - S. A. Hatırlı 1. GİRİŞ Tüm sektörlere vazgeçilmez bir girdi sağlayan enerji sektörü ekonomi ile birlikte büyümekte ve giderek daha pahalı hale gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin sanayileşme çabaları ve gelişmiş ülkelerdeki sosyal refah ve teknolojinin ilerlemesi; yerel, bölgesel ve küresel enerji kaynakları üzerindeki baskıyı sürekli arttırmaktadır. Enerji kaynakları arzı, Türkiye temelinde ve dünya genelinde GSMH ların yaklaşık %6-7 sini oluşturmaktadır. Enerji arzının zaman içerisinde artan talebe oranla yeterince arttırılamaması ve uzun dönemde yenilenemez enerji kaynaklarının tükeneceğinin bilinmesi, enerjinin gelecekte de önemli bir sorun olma özelliğini sürdüreceğini göstermektedir. Bu nedenlerle enerji her ülke için büyüme ve barışın tesisi açılarından stratejik öneme sahip bir sektördür. Tüm diğer gelişmekte olan ülkelerin, enerji alanında yaşadığı sorunları, Türkiye de yaşamaktadır. Özkaynaklarının yetersizliği nedeniyle dışa bağımlılığı sürekli olarak artmaktadır. Dışa bağımlılığın fazla olması, enerjinin verimli kullanılması gerekliliğinin önemini arttırmaktadır. Dünyada binlerce yıldan beri bilinmesine rağmen yaygın olarak kullanımı 1960 lı yıllarda başlayan doğalgazın Türkiye de kullanımı 1980 li yıllardan itibaren artmaya başlamıştır (Çıkış, 1991: 1). Türkiye de özellikle 1980 li yıllardan sonra meydana gelen endüstrileşme, kentleşme ve hızlı nüfus artışı gibi faktörlerin sonucu olarak doğalgaz talebinde önemli artışlar gerçekleşmiştir (Sarak ve Satman, 2003: 929). Avrupa nın en hızlı büyüyen doğalgaz pazarı olan Türkiye nin 1984 de SSCB ile yaptığı ilk doğalgaz anlaşmasından sonra Türkiye nin diğer enerji kaynaklarına göre pek çok yönden üstün olan doğalgazla tanışması ve bu enerji kaynağını benimsemesi Türkiye nin doğalgaza olan talebini hızla arttırmaya başlamıştır (Oğan, 2003: 1). Doğalgaz Türkiye de konut sektöründe büyük ölçüde yerli ve ithal kömür ile LPG yi; sanayi sektöründe ise fueloil ve LPG yi ikame etmektedir. Türkiye de doğalgazın konutlarda kullanımına ilk olarak 1988 yılında Ankara da başlanmış ve daha sonra 1990 lı yıllarda, İstanbul, Bursa, Eskişehir ve Kocaeli illerinde de doğalgaz kullanımına geçilmiştir. Isparta ilinde ise 2008 yılından itibaren doğalgazın sanayi, konut ve ticarethanelerde kullanımına başlanmıştır. Bu çalışmada, Isparta ilinde hanehalklarının doğalgaz kullanım durumları, ailelerin sosyoekonomik özellikleri ve doğalgaz kullanma ve kullanmama nedenlerinin ekonometrik olarak analizi amaçlanmıştır. Analiz sonuçları, doğalgaz kullanımının yaygınlaştırılması için ilgili sektörde faaliyet gösteren kişi ve kurumların uygulayacak oldukları politikaları belirlemelerinde doğrudan katkılar sağlayabilecektir. Isparta ilinde doğalgaz kullanımına 2008 yılında başlanmış ve geniş kitlelerin kullanımını sağlamak için halen altyapı çalışmaları devam etmektedir. Buna karşın, Isparta ilinde doğalgaz kullanan hanehalkı sayısının doğalgaz kullanabilecek hanehalkı içindeki payının oldukça yetersiz seviyede olduğu belirlenmiştir. Nitekim 2009 yılı verilerine göre Isparta ilinde adet hanehalkının doğalgaz kullanımı için altyapı çalışmalarının tamamlanmış olmasına karşın sadece %13 ü doğalgaz kullanmaktadır. 2. LİTERATÜR ÖZETİ Konuyla ilgili olarak Aras ve Aras ın (2002) Eskişehir de Konutsal Doğalgaz Talebine Ekonomik Göstergelerin ve Dış Ortam Sıcaklığının Etkileri adlı çalışmalarında, ısıtma dönemine ait aylardaki konutların doğalgaz tüketiminin tahmini için zaman serisi modeller oluşturmuşlardır. Isıtma dönemi için kurulan birinci derece otoregresif tahmin modeliyle, derece gün değeri sabit tutulduğunda, zamandaki her 1 birimlik artış karşılığında doğalgaz tüketiminin 169,959 sm 3 artacağı sonucuna ulaşmışlardır. Zaman değeri sabit tutulursa, derece gün değerinin her 1 birimlik artışında doğalgaz tüketiminin 27,918 sm 3 artması beklenmektedir. Yapılan analizler sonucu, mekân ısıtma amaçlı konutsal doğalgaz talebini etkileyen en önemli unsurun hava sıcaklığı olduğu sonucuna varılmıştır. Talebi etkileyen diğer unsurların ise, doğalgaz fiyatı, tüketici geliri ve dolar kuru olduğu sonucuna varılmıştır. Özçomak, Oktay ve Özer Erzurum İlinde Potansiyel Doğalgaz Talebini Etkileyen Faktörlerin Tespiti konulu çalışmalarında, ankete katılan 995 hanehalkından %90,2 si doğalgazı tercih edeceklerini ifade ederken geri kalan %9,8 i 84 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
89 Doğalgaz Kullanımını Etkileyen Sosyo-Ekonomik Faktörlerin Analizi: Isparta İli Örneği doğalgazı tercih etmeyeceklerini ifade etmişlerdir. İstatistikî olarak anlamlı bulunan evin niteliği değişkeni incelendiğinde hanehalklarının %12,5 i müstakil evde otururken, %87,5 i apartman dairesinde oturmaktadır. Hanehalklarının %92,9 u yaşanılan bölgede hava kirliliği olduğunu düşünürken, ankete katılan aile reisinin doğalgaz bilgisi sorulduğunda, %47,8 inin bu konuda az da olsa bilgili oldukları tespit edilmiştir. Hanehalklarının yıllık toplam ısınma giderleri incelendiğinde %53,6 sının yılda 401 ile 800 YTL arasında ve %38 inin 801 ile 1200 YTL arasında ısınma giderinin olduğu belirlenmiştir. Elde edilen olasılık oranlarına göre, hanehalkının yıllık toplam ısınma gideri doğalgaz talep olasılığını 1,001 kat arttırırken, yaşanılan bölgede hava kirliliğinin olmasının ise doğalgaz talep olasılığını 3,755 kat arttırdığı tespit edilmiştir. Hanehalkı reisinin doğalgaz bilgisi dikkate alındığında; hanehalkı reisi doğalgaz hakkında hiçbir bilgisi olmadığında doğalgaz talep olasılığı 2,353 kat, az da olsa bilgi sahibi olduğunda 6,793 kat artarken hanehalkı reisi doğalgaz hakkında yeterince bilgili olduğunda doğalgaz talep olasılığı 3,755 kat artmaktadır. Yukarıda ifade edilen değişkenler doğalgaz talep olasılığını arttırırken, evin apartman dairesi olmasının doğalgaz talep olasılığını 0,330 kat azalttığı tespit edilmiştir. Yaşar, Aydın, Erol ve Bezek (2009) Batman İlinin Doğalgaz Tahmini Tüketiminin Matematiksel Yöntemlerle Modellenmesi konulu çalışmalarında, Batman için en uygun model belirlendikten sonra, çalışmanın yapıldığı zamandan sonraki 1,5 yıl için, doğalgaz tüketim tahmini yapılmıştır. Çalışmada yapılan analizler sonucu oluşturulan model, TM=2884 1,25 * DK 0,03 * GSF 20,2 * T olarak tanımlanmıştır. Modelde R 2 %73,9 olarak hesaplanmıştır. Yıldızay (2005) Kütahya da Doğalgaz Kullanımının Hava Kalitesine Etkilerinin İrdelenmesi konulu çalışmasında, Türkiye de doğalgaz tüketiminin her geçen gün daha da büyüyen bir ivmelenme ile arttığını, bu tüketimin; enerji ve sanayi sektörü dışında özellikle konutların ısıtılmasındaki talep artışından kaynaklandığını, doğalgazın konutlarda kullanımındaki artışın hava kirliliğine karşı alınabilecek en etkili ve en kalıcı yöntem oluşundan kaynaklandığını belirtmiştir. Akay (2009) Kırıkkale-Kırşehir Bölgesinde Doğalgaz Tüketim Analizi konulu çalışmasında, Kırıkkale ve Kırşehir illerinde dağıtımı ve kullanımı yapılan doğalgazın; hanehalkı ve endüstriyel kullanımını analiz etmiştir. Yapılan araştırma sonucunda; bağlantı / hane oranları; Kırıkkale de %23,1, Kırşehir de %72,1 olarak belirlenmiş ve Kırşehir de oldukça yüksek bir doğalgaz bağlantı oranı görüldüğü tespit edilmiştir. Kullanım / hane oranları; Kırıkkale de %18,5, Kırşehir de %57,1 olarak belirlenmiş ve yine Kırşehir de doğalgaz kullanımının yüksek olduğu belirlenmiştir. Bölgede 2005 yılında m 3, 2006 da m 3, 2007 yılında m 3 ve 2008 yılında ise m 3 gaz harcandığı belirtilmiş, 2005 ve 2006 yıllarında tüketimde Kırşehir önde iken, 2007 den itibaren Kırıkkale ilinin daha çok tüketmeye başladığı sonucuna varılmıştır yılında her iki şehirde de doğalgaz daha çok sanayide kullanılırken, 2007 yılından itibaren konutlarda doğalgaz kullanımının daha yoğunlaştığı sonucuna varılmıştır. Özdemir (2006) Türkiye Doğalgaz Piyasasının Özellikleri ve Eskişehir Üzerine Bir İnceleme konulu çalışmasında, Eskişehir in, doğalgaz ile tanışan Türkiye nin beşinci şehri olduğunu ve 2006 yılı itibariyle Eskişehir ilinde doğalgaz kullanımının yaygınlığının %75 olduğunu belirtmiştir. Eskişehir ilinde 2005 yılında tüketilen doğalgazın Türkiye tüketimi içindeki payının %1,70 olduğunu belirtmiştir. Çalışma kapsamında 2006 yılı Mart, Nisan ve Mayıs ayları içerisinde 200 kişiye anket uygulanmış. Bu anket sonucunda; kira ve özellikle apartmanlarda doğal gaza geçişte yaşanan ortak karar alma sürecindeki mülkiyet sorunları ve doğalgaza geçişte karşılaşılan tesisat maliyetlerine rağmen, kiracı olduğu halde doğalgazı tercih edenlerin oranının %32 olmasının doğalgazın ekonomik ve tercih edilen bir yakıt olduğunun göstergesi olduğu ve gelir düzeyi arttıkça doğalgaza olan talebin arttığı sonucuna varılmıştır. Jaeyoung Lee (2005) Amerika da Doğalgaz Talebi konulu çalışmasında, doğalgaz talebinin 1980 deki petrol krizinden sonra artmaya başladığını ve talebin hala büyümeye devam ettiğini, sadece Texas ın İngiltere ve Japonya kadar doğalgaz kullandığını belirtmiştir. Kullanılan doğalgazın %40 ının sanayide, %22 sinin meskenlerde, %15 inin işletmelerde ve %14 ünün elektrik üretiminde kullanıldığını ve doğalgaz talebinin 2025 yılında bugüne göre %38 artacağını belirtmiştir. Honore (2006) Avrupa nın Gelecekteki Doğalgaz Talebi konulu Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
90 Y. Gülcü - S. A. Hatırlı çalışmasında, çok istikrarsız bir süreçte olduğumuzu, 2003 ile 2005 yıllarındaki gaz fiyatlarındaki artışların, Avrupa daki tüm ülkeleri yatırımları konusunda büyük sıkıntı içerisine soktuğunu belirtmiştir. Ama her ne olursa olsun kalkınmak ve gelişmek için geleceğe dönük yatırım planlarının yapılması gerektiğini ve bu süreçte gaz fiyatlarının büyük önem taşıdığını belirtmiştir. Avrupa da İtalya ve İspanya nın bu konuda oldukça yoğunlaşan ve dikkat çekici sonuçlar alan iki ülke olduğunu belirtmiştir. Yorkan (2009) Avrupa Birliği nin Enerji Politikası ve Türkiye ye Etkileri konulu çalışmasında, Avrupa Birliği nin enerji politikasının; elektrik ve doğalgaz sektörlerinde rekabete açık, şeffaf ve tamamı entegre olmuş bir iç pazarın kurulması, çevrenin korunması ve küresel iklim değişikliğiyle mücadele ve enerji arz güvenliğinin sağlanması olmak üzere üç temel prensibe dayandığını belirtmiş ve bu üç prensibin göz önüne alındığında doğalgazın bu özellikleriyle ön plana çıktığını belirtmiştir. Birliğin doğalgaz üretiminin %46 sının yerli üretime dayandığını, kalan yarısından fazlasının ithalatla karşılandığı, bu bakımlardan Türkiye ile benzerlik gösterdiğini belirtmiştir. Yılmaz (2005) Petrol ve Doğal Gaz Boru Hatları Üzerine Genel Bir Değerlendirme konulu çalışmasında, dünyada ve ülkemizde en yaygın olarak kullanılan iki yakıt türünden; petrol ve doğalgazdan bahsetmiştir. Önümüzdeki yıllarda kullanımı daha da yaygınlaşacağından, daha çok doğalgazın özelliklerinden, Türkiye de halen var olan, yapımı devam etmekte olan ve yapılacak olan boru hatlarından, doğalgazın Türkiye için ekonomik katkılarının neler olabileceği, doğalgazın verimli, etkin ve zamanında bilinçli bir şekilde kullanılabilmesi için ilgili kurumların neler yapması gerektiği üzerinde durmuştur. Doğalgazın ülkemizde tüketiminin en fazla elektrik üretimi ile sanayi sektöründe gerçekleştiğini, konutlarda ısınma amacıyla kullanımının henüz tüm illerimizde kullanılmadığından Türkiye geneli itibariyle düşük bir yüzdeye sahip olduğunu belirtmiştir. Türkiye de 1990 yılında doğalgaz tüketiminin 3,315 milyon m 3 iken, 2000 yılında 14,148 milyon m 3 olduğu belirtilmiştir. Önümüzdeki yıllarda doğalgaz kullanımının daha da yaygınlaşmasıyla, 2020 yılında doğalgaz tüketiminin 43,430 milyon m 3 olacağı tahmin edilmiştir. Türkiye nin bulunduğu coğrafi konum itibariyle, Orta Doğu ve Rusya daki rezervlerle Avrupa arasında kaynak aktarımı ve boru hatlarının uzanması için büyük öneme sahip olduğu, bu önemini avantaja çevirmesi gerektiği belirtilmiştir. Gültekin ve Örgün (1993) Doğal Gaz ve Çevre konulu çalışmalarında, son yıllarda konut ve endüstriyel alanlarda yaygın olarak kullanılan doğalgazın oluşumu üzerinde durulmuş, çevreye olan olumlu etkileri konu edilmiştir. Bileşiminde kükürt ve kükürdioksit içermemesinin diğer fosil yakıtlara göre en önemli üstünlüğü olduğunu ve başlıca bileşenlerinin atmosfer koşullarında gaz halinde bulunan metan ve etanın oluşturduğunu belirtmişlerdir. Bu açıdan, özellikle büyük metropollerde kükürt içerikli kömür ve fuel-oil yerine gerçekten çevreyi kirletmeyen doğalgazın bir alternatif enerji kaynağı olarak kullanılmaya başlandığını, rüzgârdan veya güneşten solar enerji üretme çalışmalarının hız kazandığını, ülkemizde de yoğun kentleşmeyle ortaya çıkmış bulunan hava kirliliğini gidermede doğalgazdan faydalanma yoluna gidildiğini, bu konuda olumlu sonuçlara ulaşıldığını belirtmişlerdir. Bayraç (1999) Dünya da ve Türkiye de Doğalgaz Piyasasının Ekonomik Analizi konulu çalışmasında, 1970 li yıllardaki petrol krizlerinden sonra, enerji sektörünün bağlantılarını gaz sektörü ile kademeli olarak genişletmeye başladığını ve sonucunda, doğalgazın dünyanın önemli enerji kaynaklarından biri haline geldiğini belirtmiştir. Türkiye de doğalgaz sektörünün özellikle, 1987 yılında eski SSCB den doğalgaz ithalatının başlaması ile önemli bir atılım yaptığını belirtmiştir. Türkiye nin doğalgaz talebini etkileyen en önemli unsurlardan birinin hava sıcaklığı olduğunu ve özellikle hava sıcaklığının düşük olduğu zamanlarda, özellikle konutlardaki doğalgaz talebinin arttığını belirtmiştir yılı sonu itibariyle, Türkiye nin doğalgazda kanıtlanmış rezervinin 18,1 milyar m 3, üretilebilir rezervin 12,3 milyar m 3 olduğunu ve şimdiye kadar üretilen gaz miktarının 2,9 milyar m 3, kalan üretilebilir rezervin 9,4 milyar m 3 olduğunu belirtmiştir. Türkiye de mevcut doğalgaz rezervlerinin yetersizliği karşısında, hızla artmakta olan talebi karşılamak amacıyla, giderek artan oranlarda doğalgaz ithal edilmeye başlandığını, bu gelişmelerinde enerjide dışa bağımlılığı artırdığını ve bu nedenle doğalgazın verimli kullanımı ve tasarruf 86 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
91 Doğalgaz Kullanımını Etkileyen Sosyo-Ekonomik Faktörlerin Analizi: Isparta İli Örneği olanaklarının geliştirilmesi gerektiğini belirtmiştir. 3. MATERYAL VE METOT Araştırmanın temel verilerini Isparta ili kent merkezinde ikamet eden hanehalklarından anket yöntemiyle elde edilen yatay kesit verileri oluşturmuştur. Araştırmanın anket çalışmaları 2010 yılı Nisan ayında yapılmıştır. Ayrıca, konu ile ilgili daha önce yapılmış çeşitli araştırmalar ve istatistikî verilerden de yararlanılmıştır. Örnek hacmini belirlemek amacıyla öncelikle Isparta ili şehir merkezinde bulunan doğalgaz abone sayısı tespit edilmiştir. Isparta ilinde doğalgaz dağıtıcı firması olan Torosgaz kayıtlarına göre, Isparta ili şehir merkezinde toplam 13 mahallede konuta doğalgaz bağlantısı yapılmış olup, bunların 4150 si doğalgaz aboneliği alarak kullanıma geçmiş oldukları tespit edilmiştir. Çalışmanın örnek hacminin belirlenmesinde gayeli örnekleme yöntemi kullanılmış ve bu kapsamda Isparta ilinde 235 hanehalkı ile anket uygulanarak veriler elde edilmiştir. Bununla birlikte, anketlerin değerlendirilmesi aşamasında 2 adet ankette tutarsız cevapların olduğu belirlenmiş ve toplam 233 adet anket analiz edilmiştir. Bu araştırmada Isparta ilindeki ailelerin doğalgaz kullanımını etkileyen faktörler Logit Modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Logit modelinde bağımlı değişken kesikli olup tahmin edilen olasılık değerleri 0 ile 1 arasında değişir (Greene, 2000: 110). Kümülâtif Logistic olasılık fonksiyonuna bağlı olan Logit Modeli aşağıdaki şekilde ifade edilmektedir (Gujarati,1995: 192). (1) İlgili eşitlikte; F: Kümülâtif olasılık fonksiyonu, Z i : α + β X i α : Sabit katsayı, β : Her bir açıklayıcı değişken için tahmin edilecek parametreleri, X i: i ninci bağımsız değişkeni ifade etmektedir. Bu denklemde eşitliğin iki tarafının doğal logaritması alınarak aşağıdaki denklem elde edilir: (2) Bu regresyon modelinde (Z i ) bağımlı değişkeni, belirli bir seçeneği seçmenin, seçmemeye olan oranının doğal logaritmik değerini ifade etmektedir. Diğer bir ifadeyle, logit modelinden elde edilen katsayılar, bir olayı tercih etmenin etmemeye olan olasılığını ifade etmektedir. Modele dahil edilen değişkenlerin marjinal etkilerinin hesaplanması ve sonuçlarının yorumlanması logit analizinde önemlidir. Sürekli ve kesikli değişkenler için marjinal etkiler aşağıda ifade edilen eşitlikler yardımıyla hesaplanmaktadır. Oluşturulan modele dahil edilen bağımlı ve bağımsız değişkenlerin bir kısmı, literatür özetinde değinilen konuyla ilgili daha önceki çalışmalardaki değişkenlerle tutarlılık arz etmektedir. Nitekim Özçomak, Oktay ve Özer (2005) ile Özdemir (2006) doğalgaz talebine yönelik geliştirdikleri modellerde benzer açıklayıcı değişkenlere yer vermişlerdir. Sürekli değişken: (3) Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
92 Y. Gülcü - S. A. Hatırlı Kesikli değişken: (4) Bu çalışmada, bağımlı değişken olarak, doğalgaz kullanan hanehalkları 1 ve doğalgaz kullanmayan hanehalkları ise 0 olarak kabul edilmiştir. Hanehalklarının doğalgaz kullanımını etkileyen sosyo-ekonomik faktörlerden anket yapılan kişinin eğitim durumu, aylık geliri, kişinin ev sahibi ya da kiracı oluşu, oturulan evin alanı (m 2 ), oturulan binanın yaşı ve oturulan evin müstakil ya da apartman oluşu açıklayıcı değişkenler olarak dikkate alınmıştır. Gelirin doğalgaz tercihi üzerine olan etkisini araştırmak için görüşülen ailelerin gelir grupları düşük, orta ve yüksek olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Logit analizde kullanılan bağımlı ve açıklayıcı değişkenlere ilişkin kodlamalar Çizelge 1 de verilmiştir. Çizelge 1: Değişkenlerin Tanımlaması ve Kodları Bağımlı Değişken KYÇ Hanehalklarının Kullandığı Yakıt Çeşidi Doğalgaz İse =1 diğer=0 Açıklayıcı Değişkenler GI Aylık gelir TL arasında ise =1 diğer=0 GIII Aylık gelir 2001 TL ve üzerinde ise =1 diğer=0 EDII Hanehalkı reisinin eğitimi lise ve üzeri ise =1 diğer=0 MUD Kişi oturduğu evde mülk sahibi ise =1 diğer=0 M 2 Kişinin oturduğu evin oturum alanı (metrekare) sürekli BY Bina yaşı (yıl) sürekli MUSAP Ev müstakil ise =1 diğer=0 (5) 4. ARAŞTIRMA BULGULARI VE TARTIŞMA İncelenen hanehalklarının aylık ortalama gelirleri frekans dağılımından faydalanılarak üç gruba ayrılmıştır. Birinci gelir grubunu 1200 TL/ay ve daha az, ikinci gelir grubunu TL/ay arasında; üçüncü gelir grubunu ise 2000 TL/ay dan daha fazla gelire sahip olan aileler oluşturmuşlardır. Isparta il merkezinde görüşülen hanehalkları gelirlerine göre üç gruba ayrılmıştır (Çizelge 2). 88 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
93 Doğalgaz Kullanımını Etkileyen Sosyo-Ekonomik Faktörlerin Analizi: Isparta İli Örneği Çizelge 2: Hanehalklarının Aylık Ortalama Gelirlerinin Gruplara Göre Dağılımı Gelir Grupları I. Grup II. Grup III. Grup Toplam Gelir (TL) Ortalama Aile Sayısı % 924, , , , , , , ,00 Görüşülen hanehalkları, üç gelir grubuna ayrılarak incelendiğinde, hanehalklarının %31,35 inin (73 aile) I. gelir grubunda, %36,90 ının (86 aile) II. gelir grubunda ve %31,75 inin (74 aile) III. gelir grubunda olduğu belirlenmiştir. I. gruptaki hanehalklarının aylık ortalama geliri 924,65 TL, II. gruptaki hanehalklarının 1651,16TL, III. gruptaki hanehalkarının 3013, 649 TL iken tüm hanehalklarının ortalaması ise1856,26 TL dir. Analiz sonuçlarına göre, görüşülen hanehalklarının aylık ortalama tüketim harcamasının 1464,807 TL/ay, gıda harcamasının 511,588 TL/ay, kira harcamasının 87,103 TL/ay ve elektrik ile ısınma harcamalarının 135,31 TL/ ay olduğu belirlenmiştir. Gelir seviyesi arttıkça hanehalklarının tüketim, gıda, kira, elektrik ve ısınma harcamaları artmaktadır. İncelenen hanehalklarının toplam gelirleri içerisinde elektrik ve ısınma harcamalarına ayırdıkları payın, gelir seviyesi arttıkça mutlak olarak arttığı, buna karşın oransal olarak azaldığı belirlenmiştir. Analiz sonuçlarına göre, elektrik ve ısınma harcamasının toplam harcamalar içerisindeki payı, I. gelir grubunda %13,92, II. grupta %9,06, III. grupta ise %7,46 olduğu belirlenmiştir. Tüm hanehalkları için elektrik ve ısınma harcamasının toplam harcamalar içerisindeki payı ise %9,23 olarak belirlenmiştir. Gıda harcamalarının toplam harcamalar içerisindeki payı da, gelir seviyesi arttıkça mutlak artış göstermesine karşın, oransal olarak azalmıştır. Analiz sonuçlarına göre aylık ortalama gıda harcamalarının I. grupta 358,2192 TL, II. grupta 533,7209 TL, III. grupta 637,1622 TL ve tüm aileler ortalamasında ise 511,588 TL olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, konut kira harcamasının da gelir grupları arttıkça mutlak olarak arttığı fakat tüketim harcamaları içindeki payının ise azaldığı belirlenmiştir. Analiz sonuçlarına göre görüşülen hanehalklarının yaklaşık %40 ının doğalgaz kullandığı ve yaklaşık %60 ının ise doğalgaz kullanmadığı belirlenmiştir. Araştırma bulgularına göre doğalgaz kullanan hanehalklarında ortalama gelirin I. grupta 954,68 TL, II. grupta 1638,46 TL ve III. grupta 3033,61 TL; doğalgaz kullanmayan hanehalklarında sırasıyla 901,21 TL, 1656,66 TL ve 2994,73 TL olduğu ve doğalgaz kullanan hanehalklarının aylık gelirinin ortalama 1940 TL, doğalgaz kullanmayan hanehalklarının aylık ortalama gelirinin 2012,101 TL olduğu belirlenmiştir. Gelir gruplarına göre doğalgaz kullanan hanehalklarının %34,05 i I. grupta; %27,66 sı II. grupta ve %38,29 u III. grupta yer almaktadır. Doğalgaz kullanmayan hanehalklarında bu sıralama, %29,50 si I. grupta, %43,17 si II. grupta ve %27,33 ü III. grupta yer almaktadır. Doğalgaz kullanmayan hanehalklarının tamamının ısınma amaçlı yakıt olarak kömür kullandıkları belirlenmiştir. İncelenen hanehalklarının oturdukların evlerin mülkiyet durumlarına bakıldığında, doğalgaz kullanan hanehalklarının %76,59 unun oturdukları evde mülk sahibi olduğu, %41 inin kiracı olduğu belirlenmiştir. Gelir gruplarına göre doğalgaz kullanan hanehalkarının konutlarının mülkiyet durumları incelendiğinde, I. gelir grubundaki hanehalklarının %93,75 inin, II. gelir grubundaki hanehalklarının %76,92 sinin ve III. gelir grubundaki hanehalklarının %61,11 inin oturdukları konutta mülk sahibi olduğu belirlenmiştir. Doğalgaz kullanan hanehalklarının %11,70 i müstakil evde, %88,29 u apartman dairesinde yaşamaktadır. Bu oran gelir gruplarına göre incelendiğinde; I. gruptaki hanehalklarının %78,12 si, II. gruptaki hanehalklarının tamamı ve III. gruptaki hanehalklarının %88,88 inin apartman dairesinde yaşadıkları belirlenmiştir. Doğalgaz kullanan hanehalklarının konutları ortalama Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
94 Y. Gülcü - S. A. Hatırlı 106,25 m 2 dir. I. gruptaki hanehalklarının evleri ortalama 104,21 m 2 iken, II. gruptaki hanehalklarının 100,69 m 2 ve III. gruptaki hanehalklarının ise 112,08 m 2 dir. Doğalgaz kullanan hanehalklarının oturdukları binaların yaşı ortalama 20,19 dur. Bu ortalama; I. grupta 22,75, II. grupta 17,65 ve III. grupta 18,87 dir. İncelenen hanehalklarının oturdukların evlerin mülkiyet durumlarına bakıldığında, doğalgaz kullanmayan hanehalklarının %75,53 ünün oturdukları evde mülk sahibi olduğu, %24,47 sinin kiracı olduğu belirlenmiştir. Gelir gruplarına göre mülkiyet durumları incelendiğinde ise, I. gelir grubundaki hanehalklarının %90,24 ünün, II. gelir grubundaki hanehalklarının %78,33 ünün ve III. gelir grubundaki hanehalklarının %55,26 sının oturdukları konutta mülk sahibi olduğu belirlenmiştir. Doğalgaz kullanmayan hanehalklarının %23,03 ü müstakil evde, %76,97 si apartman dairesinde yaşamaktadır. Bu oran gelir gruplarına göre incelendiğinde; I. gruptaki hanehalklarının %53,65 i, II. gruptaki hanehalklarının %85 i ve III. gruptaki hanehalklarının %89,47 sinin apartman dairesinde yaşadıkları belirlenmiştir. Doğalgaz kullanmayan hanehalklarının evleri ortalama 108,07 m 2 dir. I. gruptaki hanehalklarının evleri ortalama 101,65 m 2 iken, II. gruptaki hanehalklarının 107,58 m 2 ve III. gruptaki hanehalklarının 115,78 m 2 dir. Doğalgaz kullanmayan hanehalklarının oturdukları binaların yaşı ortalama 22,30 dur. Bu ortalama; I. grupta 27,46, II. grupta 20,65 ve III. grupta 19,36 dır. Hanehalklarının doğalgaz kullanımına geçişte yapılan masraflar; kombi masrafı, tesisat ve abonelik masrafı ve diğer masraflar olarak gruplandırılmıştır. Abonelik ücreti, Isparta ilindeki doğalgaz dağıtıcı firması olan Torosgaz tarafından 180$+KDV olarak belirlenmiştir ( html, Erişim Tarihi: ). Tesisat masrafı, konutta doğalgaz kullanımı öncesinde var olmayan doğalgaz boruları ve genel olarak apartman ya da konuta kullanım amacına uygun şekilde çekilen boru hatları ve benzeri harcamalardır. Diğer harcamalar içerisinde ise, ortak kullanım için kazan alınması ya da ortak abonelik durumunda konut başına düşen masrafları içermektedir. Analiz sonuçlarına göre, doğalgaz kullanan hanehalkları, doğalgaza geçiş için toplam ortalama olarak 3688,617 TL masraf yapmışlardır. Bu masrafın ortalama %36,14 ünü (1333,298 TL) kombi masrafı, %61,56 sını (2259,787 TL) tesisat ve abonelik masrafı ve %2,30 unu (79,574 TL) diğer masrafları oluşturmaktadır. Doğalgaz kullanan hanehalklarının oturdukları evlerin büyüklükleri de göz önüne alındığında, doğalgaza geçiş için metrekare başına 34,71 TL masraf yapıldığı belirlenmiştir. Yine doğalgaza geçişte, evin 1 metrekaresi için, 12,54 TL kombi masrafı, 21,26 TL tesisat ve abonelik masrafı ve 0,74 TL diğer masrafların yapıldığı belirlenmiştir. Bu masraf unsurları içerisinde evin büyüklüğünden en çok etkilenecek olan tesisat masrafıdır. Bu bakımdan evin alanı büyüdükçe tesisat masrafının da artması beklenmektedir. Isparta ilinde, doğalgaz 2008 yılından itibaren konutlarda kullanılmaktadır. Görüşülen hanehalklarının %11,70 i 2008 yılında, %84,04 ü 2009 yılında ve %4,26 i 2010 yılında doğalgaz kullanmaya başlamıştır. Doğalgaz kullanan hanehalklarının 2009/2010 döneminde, yıllık ortalama ısınma harcamaları 958,91 TL olarak hesaplanmıştır. Görüşülen hanehalklarından doğalgaz kullanmayanların tamamı ısınmak için kömür kullanmaktadır ve bu hanehalklarının 2009/2010 dönemi ortalama ısınma harcamaları 1258,78 TL olarak belirlenmiştir. 2009/2010 dönemi için doğalgaz kullanan hanehalklarının, ısınma harcamalarında %23,83 tasarruf ettikleri belirlenmiştir. Doğalgaz kullanan hanehalklarının 2009/2010 döneminde, yıllık ortalama tüp amaçlı doğalgaz harcamaları 74,50 TL olarak hesaplanmıştır. Doğalgaz kullanmayan hanehalklarının ise yıllık ortalama 484,57 TL olarak belirlenmiştir. 2009/2010 döneminde doğalgaz kullanan hanehalklarının, tüp yerine geçecek harcamalarında %84,63 tasarruf ettikleri belirlenmiştir. Doğalgaz kullanan hanehalklarının 2009/2010 döneminde, yıllık ortalama ısınma ve tüp yerine geçen harcamaları 1033,41 TL, doğalgaz kullanmayan hanehalklarının ise 1743,35 TL olarak hesaplanmıştır. 2009/2010 dönemi için doğalgaz kullanan hanehalklarının, ısınma ve tüp harcamalarında doğalgaz kullanmayan henehalkalrına göre %40,73 tasarruf ettikleri belirlenmiştir. Analiz sonuçlarına göre, hanehalklarının doğalgazı tercih etme nedenleri önem sırasına göre, doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine 90 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
95 Doğalgaz Kullanımını Etkileyen Sosyo-Ekonomik Faktörlerin Analizi: Isparta İli Örneği göre kullanımının daha kolay olması (4,93), doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre çevreye daha az zarar vermesi (4,93), doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre daha güvenli olması (4,63), doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre daha ucuz olması (4,38), doğalgaz kullanımının diğer yakıt çeşitlerine göre daha fazla tasarruf sağlaması (4,29) ve doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre daha verimli olması (4,22) olarak belirlenmiştir. Gelir grupları itibariyle incelendiğinde, doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre daha fazla tasarruf sağlaması (4,5) I. gelir grubunda diğer gelir gruplarından daha yüksek olması dikkat çekici bir noktadır. Daha yüksek gelir gruplarında bu oranın daha düşük olduğu görülmektedir; II. gelir grubunda 4,07 ve III. gelir grubunda 4,3. Üç gelir grubuna da bakıldığında, genel olarak hanehalklarının, doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre çevreye daha az zarar verdiğini düşünmeleri ve doğalgazın kullanımının kolay olması oldukça yüksek oranlıdır. Hanehalklarının doğalgazı tercih etmelerinde bu iki faktörün ön plana çıktığı görülmektedir. Nitekim doğalgaz kullanan hanehalklarının, ankette sorulan doğalgaz kullanma nedenlerinden birinci öncelikleri sorusuna, %37,23 ü doğalgaz kullanımının kolay oluşunun, %30,85 i doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre çevreye daha az zarar vermesinin tercihlerinde öncelikli nedenler olduğu belirlenmiştir. Analiz sonuçlarına göre, hanehalklarının doğalgaz kullanmama nedenleri, önem sırasına göre, doğalgaz kullanımına geçişin ilk yatırım maliyetinin yüksek olması (4,54), doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre pahalı olması (3,34), apartmandaki komşu evlerin tasarruf etmek istemelerinden dolayı ısınmada problem yaşanacağına inanılması (2,53), doğalgaz arzına yönelik sorunlar olabileceği (2,51), doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre daha verimsiz olması, çevredeki doğalgaz kullanıcılarının memnun olmaması (2,36), doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre daha güvensiz olması (1,89) ve apartmandaki çoğunluğun doğalgaz kullanmak istememesi (1,43) olarak belirlenmiştir. Gelir gruplarına göre bakıldığında, doğalgaz kullanmayan hanehalklarının, kullanmama nedenlerinin gruplar arasında çok farklılık göstermediği görülmektedir. Her üç gelir grubunda da çok yüksek bir orana sahip olan ilk yatırım maliyetinin yüksek oluşu; I. grupta 4,41, II. grupta 4,56 ve III. grupta 4,65 dikkat çekici bir noktadır. Doğalgaz kullanmayan hanehalklarının, doğalgazı tercih etmemesinde bu faktör ön plana çıkmaktadır. Nitekim doğalgaz kullanmayan hanehalkları, ankette sorulan doğalgaz kullanmama nedenlerinden birinci öncelikleri sorusuna, %54,67 si ilk yatırım maliyetlerinin yüksek oluşunun, %24,46 sının da doğalgazın diğer yakıt çeşitlerine göre daha pahalı oluşunun tercih etmemelerindeki öncelikli neden olduğu belirlenmiştir. Hanehalklarının doğalgaz kullanımlarını etkileyen sosyo-ekonomik faktörlerin analizi için (5) nolu eşitlik logit modeli kullanılarak maksimum olabilirlik yöntemi ile tahmin edilmiştir. Modelin tahmin sonuçları Çizelge 3 te verilmiştir. Logit modelinin başarı ölçütleri olarak genellikle modelin doğru tahmin oranı, Mc Fadden ve Pseudo belirlilik katsayıları (R 2 ) kullanılmaktadır (Greene; 2000, 100). Muhtemel olabilirlik test istatistiği (LR), modele dahil edilen değişkenlerin katsayılarının tamamının %5 önem düzeyinde anlamlı olduğunu ifade etmektedir. Analiz sonuçlarına göre, modelin doğru tahmin oranı %70, Mc Fadden ve Pseudo belirlilik katsayıları 0,06 ve muhtemel olabilirlik indeks değeri 0,003 olarak tahmin edilmiştir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
96 Y. Gülcü - S. A. Hatırlı Çizelge 3: Ekonometrik Analiz Sonuçları Değişkenler GI GIII EDII MUD M2 BY MUSAP Sabit Mc Fadden R 2 Pseudo R 2 LR Doğru Tahmin Oranı Katsayılar t-değeri P-değeri Marjinal Etki (%) 0,768 1,965 0,049* 18,60 1,100 3,015 0,002* 26,51-0,263-0,603 0,546-6,38 0,308 0,874 0,382 7,20-0,305-2,211 0,027* -0,729-0,036-1,813 0,069* -0,873-0,920-2,092 0,036* -20,01 3,171 1,940 0,052* - 0,06 0,06 21,360 0,70 *%10 önem seviyesinde istatistikî olarak anlamlıdır. Model tahmin sonuçlarına göre, aile reislerinin eğitim durumu ve ailelerin oturdukları evde mülk sahibi ya da kiracı olmaları dışındaki değişkenlerin tamamı %10 önem seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Modele dahil edilen değişkenlerden ailelerin aylık ortalama geliri ile doğalgaz kullanımı arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca, analiz sonuçları I. ve III. gelir grubundaki hanehalkarının II. gelir grubundaki hanehalklarına göre sırasıyla %18,60 ve %26,51 oranında daha fazla doğalgaz kullanımını tercih ettiklerini ortaya koymaktadır. Bu sonucun en önemli nedeni olarak II. Gelir grubunun %69,77 gibi önemli bir oranının doğalgaz kullanmaması belirtilebilir. Modele dahil edilen bir diğer değişken ise hanehalklarının oturdukları evde ev sahibi ya da kiracı olmalarıdır. Analiz sonuçları ailenin oturduğu evde mülk sahibi olması ile doğalgaz kullanımı arasında pozitif yönlü bir ilişkinin olduğunu ve mülk sahiplerinin kiracılara göre %7,20 oranında daha fazla doğalgaz kullanmayı tercih ettiklerini ortaya koymaktadır. Bu sonucun en önemli nedeni olarak, doğalgaza geçiş için yapılan ilk yatırım maliyetlerinin ev sahipleri tarafından genellikle karşılanmak istenmemesi olarak belirtilebilir. Modele dahil edilen değişkenlerden aile reislerinin eğitim durumları ile doğalgaz kullanımı arasında negatif yönlü bir değişim olduğu belirlenmiştir. Eğitim durumu lise veya daha yüksek seviyede olan ailelerin eğitim durumu liseden daha düşük seviyede olan ailelere göre %6,38 daha az oranda doğalgaz kullandıkları belirlenmiştir. Lise ve daha üzeri eğitim seviyesindeki ailelerin daha çok oturdukları evde kiracı olmalarının doğalgaz tercihlerini olumsuz yönde etkilediği düşünülmektedir. Modele dahil edilen değişkenlerden evin müstakil ya da apartman dairesi olması ile doğalgaz kullanımı arasında da negatif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Evi müstakil olanların apartman dairesinde yaşayan ailelere oranla %20,01 daha az doğalgaz kullandıkları belirlenmiştir. Modele dahil edilen değişkenlerden oturulan evin bina yaşı ve oturma alanı (m 2 ) arasında da negatif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, bina yaşı 1 yıl arttıkça doğalgaz kullanımı %0,87 ve alanı 1 m 2 arttıkça doğalgaz kullanımı %0,72 azalmaktadır. Bunun nedeni olarak, bina yaşı ve evin alanı arttıkça tesisat masrafının artacağı ve ısınmada problem yaşanacağı ve dolayısıyla doğalgaz maliyetinin yükseleceği endişesinin olması belirtilebilir. 92 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
97 Doğalgaz Kullanımını Etkileyen Sosyo-Ekonomik Faktörlerin Analizi: Isparta İli Örneği 5. SONUÇ VE ÖNERİLER Türkiye, birçok enerji kaynağında olduğu gibi doğalgazda da dışa bağımlı bir konumdadır. Ancak, doğalgazın diğer enerji kaynaklarına göre olan birçok üstünlüğünden dolayı, Türkiye de kullanımının yaygınlaştırılması; hem ülke ekonomisine, hem de hanehalklarının bireysel ekonomilerine ve çevreye olumlu katkılar sağlayacağı açıktır. Bu çalışmada, Isparta ili kentsel alanda yaşayan hanehalklarının doğalgaz kullanım durumları ve doğalgaz kullanımını etkileyen sosyo-ekonomik faktörler analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, hanehalklarının %40 ı doğalgaz kullanmaktadır. Yapılan ankette, aylık toplam tüketim harcamasında ısınma ve elektrik harcamasının payı %9,23 olarak belirlenmiştir. Analiz sonuçlarında hanehalkalarının aylık ortalama gelirleri 1856,26 TL iken aylık ortalama toplam tüketim harcaması ile ısınma ve elektrik harcaması sırasıyla, 1464,807 TL ve 135,31 TL olarak belirlenmiştir. Doğalgaz kullanan hanehalklarıyla yapılan anketlerden, doğalgaz kullanma nedenleri olarak; doğalgazın çevre dostu bir yakıt türü olması (4,93) ve doğalgaz kullanımının daha rahat olması (4,93) olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçtan, doğalgaz kullanan hanehalklarının çevreye daha duyarlı hanehalkları olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, 2009/2010 döneminde, doğalgaz kullanan hanehalklarının, ısınma harcamalarında kullanmayanlara göre %23,83 tasarruf ettikleri hesaplanmıştır. İlgili dönemde doğalgaz kullanan hanehalklarının yıllık ortalama ısınma harcamaları 958,90 TL, yıllık ortalama tüp harcamaları 74,50 TL ve yıllık ortalama ısınma ve tüp harcamaları 1033,41 TL iken doğalgaz kullanmayan hanehalklarının yıllık ortalama ısınma harcamaları 1258,77 TL, yıllık ortalama tüp harcamaları 484,57 TL ve yıllık ortalama ısınma ve tüp harcamaları 1743,35 TL olarak belirlenmiştir. Doğalgaz kullanmayan hanehalklarının ise, analiz sonuçlarına göre kullanmamalarındaki en önemli faktörün, doğalgaza geçiş için yapılan masraf (4,54) olduğu belirlenmiştir. Hanehalklarının doğalgaza geçişte ortalama 3688,617 TL masraf yaptıkları belirlenmiştir. Hanehalklarının doğalgaz kullanımına geçtikten sonra yıllık ortalama ısınma ve tüp harcamalarında %40,73 tasarruf ettikleri belirlenmiştir. Dolayısıyla, doğalgaza geçişte tek seferlik yapılan abonelik, tesisat ve kombi masraflarının yaklaşık 5,5 yılda amorti edileceği belirlenmiştir. Isparta şehir merkezinde 13 mahallede ve yaklaşık 4250 abonenin kullandığı doğalgazın kullanımının yaygınlaşması için öncelikle tüketicilerin bu konuda bilinçlendirilmeleri kaçınılmazdır. Bu anlamda, basın ve medya organlarını kullanarak tüketicileri; doğalgaza geçişle hem bireysel, hem de ülke ekonomisine katkı sağlayacakları, hava kirliliğinin giderilmesinde fayda sağlayacakları ve ısınma, mutfak ve banyo ihtiyaçlarını daha kolay şekilde giderebilecekleri konusunda bilgilendirilmeleri önem arz etmektedir. Ayrıca, hanehalklarının doğalgazı tercih etmemelerindeki en önemli faktör olarak belirlenen ilk yatırım maliyetlerinin yüksek olması konusunda da, hanehalklarına bu masraflar için taksit imkânının sağlanması ya da hanehalklarına herhangi bir ticari banka aracılığıyla kredi imkânının sağlanması durumunda, doğalgaz kullanımının artabileceği düşünülmektedir. Doğalgaz kullanımının yaygınlaştırılması konusunda belediye ve sivil kuruluşlara da bir takım görevler düşmektedir. Doğalgazın kömüre göre çevreye çok daha az zarar veren bir yakıt çeşidi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir. Hava kirliliğinin önemli bir sorun olduğu Isparta ilinde kömür kullanan konutlarda yapılabilecek olan sıkı kömür denetimleri ile hava kirliliğinin önüne geçilebilinecek olmakla birlikte ucuz fakat çevre düşmanı kömürlerin piyasadan çıkarılmasının hanehalklarını doğalgaza yönlendirebileceği düşünülmektedir. Analiz sonuçlarında doğalgaz kullanımında bireysel tercihlerin önemli olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle hanehalklarına yönelik olarak doğalgaz kullanımının maliyet bakımından avantajının yanı sıra çevre gibi faktörlere karşı üstünlüklerinin detaylı olarak anlatılması gerekir. Bir diğer ifadeyle, tüketiciler bilinçlendirilmelidir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
98 Y. Gülcü - S. A. Hatırlı Araştırma bulgularına göre doğalgaza geçiş masrafının düşürülmesinde binaların doğalgaza uyumlu şekilde inşa edilmesi oldukça önemlidir. Bu hususun, inşaat sektörünün bundan sonraki süreçte önemli bir politikası olması halinde doğalgaza geçiş maliyetlerinin yeni binalarda düşeceği ve kullanımının artacağı tahmin edilmektedir. Aynı şekilde TOKİ evlerinde ısınmanın ortak kazandan yapılıyor olmasının aylık ortalama doğalgaz harcamalarını oldukça düşürdüğü tespit edilmiştir. Doğalgazın ortak kullanımının bireysel kullanıma göre daha tasarruflu olduğu konusunda da hanehalklarının bilinçlendirilmesi durumunda kullanımının yaygınlaşacağı düşünülmektedir. 94 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
99 Doğalgaz Kullanımını Etkileyen Sosyo-Ekonomik Faktörlerin Analizi: Isparta İli Örneği KAYNAKÇA Akay, M.E.(2009). Kırıkkale-Kırşehir Bölgesinde Doğalgaz Tüketim Analizi, Elektrik Mühendisleri Odası-Ankara Şubesi, İçanadolu Yerel Enerji Forumu, Kırşehir. Bayraç, H.N. (1999). Uluslararası Doğalgaz Piyasasının Ekonomik Analizi, Türkiye deki Gelişimi ve Eskişehir Uygulaması, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir. Aras, H., Aras N. (2002). Eskişehir de Konutsal Doğalgaz Talebine Ekonomik Göstergelerin ve Dış Ortam Sıcaklığının Etkileri, Mühendis ve Makine Dergisi, Cilt: 46, Sayı: 540. Çıkış, Y. (1991). Sanayide Doğalgaza Dönüşüm ve İstanbul da Sanayinin Doğalgaz Tüketim Potansiyeli, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul. Greene, W.H. (2000). Econometrics Analysis, Englewood Cliffs, NJ: Prentice Hall. Gujarati, D.N. (1995). Basic Econometrics, Mc Graw-Hill Inc, USA. Gültekin, A.H. ve Örgün, Y. (1993). Doğalgaz ve Çevre, Çevre Dergisi, Sayı: 9. Honore, A. (2006). Future Natural Gas Demand In Europe The Importance of the Power Sector, Oxford Institute for Energy Studies, January. Jaeyoung Lee, P.E. (2005). Natural Gas Demand in USA-Why LNG&Gas Hydrate. Sarak, H. ve Satman, A. (2003). The Degree-day Method to Estimate the Residential Heating Naturel Gas Consumption in Turkey: A Case Study, Energy Magazine, Sayı: 28. Oğan, S. (2003). Mavi Akım Projesi: Bir Enerji Stratejisi ve Stratejisizliği Örneği, Stradigma Dergisi, Sayı:7. Özçomak, M.S., Oktay, E. ve Özer, H. (2005). Erzurum İlinde Potansiyel Doğalgaz Talebini Etkileyen Faktörlerin Tespiti, 7. Ulusal Ekonometri ve İstatistik Sempozyumu, İstanbul Üniversitesi. Özdemir, C. (2006). Doğalgazla İlgili Merak Edilenler, Anadolu İş Dünyası Dergisi, Eskişehir, Sayı: 12, Nisan. Yaşar, F., Aydın, H., Erol, A. ve Bezek, Ö. (2009). Batman İlinin Doğalgaz Tahmini Tüketiminin Matematiksel Yöntemlerle Modellenmesi, 5.Uluslararası İleri Teknolojiler Sempozyumu (IATS 09), Karabük. Yıldızay, H.D. (2005). Kütahya da Doğalgaz Kullanımının Hava Kalitesine Etkilerinin İrdelenmesi, (Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi), Dumlupınar Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Kütahya. Yılmaz, N.F. (2005). Petrol ve Doğalgaz Boru Hatları Üzerine Genel Bir Değerlendirme, Tesisat Mühendisliği Dergisi, Sayı: 87. Yorkan, A., (2009). Avrupa Birliği nin Enerji Politikası ve Türkiye ye Etkileri, Bilge Strateji Dergisi, Sayı:1, Konut Aboneliği, 05 Mayıs Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
100
101 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa YOKSULLUĞU AZALTMADA YENİ BİR YAKLAŞIM: YOKSUL-YANLI TURİZM Zuhal ÖNEZ ÇETİN* Özet Yoksulluğu azaltma söylemi, 1990 lardan bu yana ulus-üstü örgütlerin en önemli gündem maddesi haline gelmiş ve Yoksul Yanlı Turizmin (YYT) ortaya çıkmasının yolunu açmıştır. Bu bağlamda, turizm sektörünün yoksulluğu azaltmada bir araç olup olamayacağına yönelik ulusal ve uluslararası düzeyde yapılan birçok araştırma söz konusuysa da, bunun yeterli seviyede olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Çalışma kapsamında ilk olarak turizm ve yoksulluk arasındaki çift yönlü ilişki; turizmin yoksula sağlayacağı avantajlı ve dezavantajlı yönler üzerinden incelenecektir. Bu kapsamda yoksulun turizmden pay almasının önündeki engeller ve bunlara yönelik çözüm önerileri üzerinde durulacaktır. İkinci aşamada turizmin yoksulluğu azaltmada önemli bir sektör olduğunu savunan Yoksul Yanlı Turizm (YYT) yaklaşımının genel özellikleri ve küresel düzeyde ulus-ötesi kuruluşlar tarafından algısı üzerinden incelemelerde bulunulacaktır. Son aşamada YYT e yönelik genel eleştirel bir değerleme yapılarak, yaklaşımın güçlü ve zayıf yanları irdelenecektir. Anahtar Kelimeler: Turizm, Yoksulluk, Yoksulluğu Azaltma, Yoksul-Yanlı Turizm A NEW APPROACH AT POVERTY ALLEVIATION: PRO-POOR TOURISM Abstract Poverty Alleviation discourse has become the leading agenda of multi-national organizations since 1990s and it paves the way for the emergence of Pro-poor Tourism (PPT). At that context, whether there have been lots of researches implemented at national and international scale concerning tourism can be a tool at poverty alleviation or not; it cannot be stated that those attempts are at a required level. Within the framework of the study, two-way relation between tourism and poverty searched around tourism s advantages and disadvantages to the impoverished, in that line hinders that blocking the poor taking pie from tourism and solutive proposals towards those handicaps will be examined. At the second phase PPT approach s peculiarities and visions that supporting tourism is an influential sector at the alleviation of poverty, and its perception by multi-national agencies are searched. Lastly, a general critical evaluation of PPT approach will be made, and its strengths and weaknesses are investigated. Key Words: Tourism, Poverty, Poverty Alleviation, Pro-poor Tourism 1.GİRİŞ Global Dünya, 1980 lerden başlayarak yeniliberal politikalar ve 1990 larda küreselleşme söylemiyle birlikte sosyal, ekonomik ve politik bağlamda dönüşüm süreciyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu dönüşüm süreci insanoğlu için yeni problemler ve tehditler yaratmış, yoksulluk olgusunun ağırlaşan bir problem olarak küresel gündemin üst sıralarına yerleşmesine sebep olmuştur (Birleşmiş Milletler, 2004: 2). Uluslararası kalkınma hedefleri, Milenyum Zirvesiyle (2000) birlikte deklere edilmiş ve açıklanan sekiz temel hedeften biri de yoksulluğu azaltma stratejisi olarak belirlenmiştir. Bu sözü edilen Zirvede yoksulluk hedefi, 2015 yılına kadar yoksulluğun yarı yarıya düşürülmesi olarak açıklanmaktadır. 1 Turizm sektörü temelinde yoksulluğu azaltma söylemi, yoksul-yanlı büyüme stratejileriyle, 1990 ların sonlarında ulus-aşırı ajanslar tarafından benimsenmeye başlanmıştır. Bu doğrultuda, turizm sektörünün yoksulluğu azaltmada bir kalkınma aracı olup 1 Detaylı bilgi için bakınız; UN, UN Millennium Development Goals (MDGs). < * Araş. Gör., Pamukkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü, Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı, DENİZLİ e-posta: [email protected], [email protected]
102 Z. Önez Çetin olamayacağına yönelik araştırmalar ulusal ve uluslararası ölçeklerde yapılmaktadır ancak bu çabaların yeterli olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Turizm ve yoksulluk olgusu arasındaki ilişkinin incelenmesi, turizmin yoksulluğu azaltmada ki olumlu ve olumsuz katkılarını incelemede katkı sağlayacaktır. Ulusal hükümetler ve ulus-ötesi örgütler, turizm sektörünü genelde makro-ekonomik büyümeye olan katkısı yönünde dikkate almaktadır. Yoksulun turizm sektörüne katılmasının önünde yatan engeller, bununla ilişkili alınması gereken tedbirler turizm kalkınması kapsamında göz ardı edilmektedir. Turizm dinamiği genelde küreselleşmeye hız veren ve kalkınmada lokomotif bir sektör olarak algılanmaktadır (Plüss and Backes, 2002:9). 21. yy da, özellikle Üçüncü Dünya Ülkelerini etkisi altına alan turizm kalkınma düşüncesi, yayılmacı etki (trickle down) varsayımına dayanmaktadır. Bu düşüncenin temelinde ekonomik büyümenin faydalarının önce zengin kesimde etkisini göstereceği ve ikincil devrede zenginlerin kazanımlarını harcamalarıyla, yoksulun da bu süreçten faydalanmaya başlayacağı görüşü vardır (Kakwani and Pernia, 2000: 2). Yayılmacı kalkınma düşüncesi 1990 larla birlikte birçok eleştiriye hedef olmuştur ve yoksul-yanlı büyüme ve turizm (pro-poor growth/ propoor tourism) düşüncesinin, bu periyodun sonunda ortaya çıkmasına etki etmiştir. Bu temelde artık küresel düzeyde, ulus-üstü ajans ve örgütler tarafından yayımlanan kalkınma raporlarında, turizm sektörü yoksulluğu azaltma düşüncesinin bir aracı ve mekanizması olarak tanımlanmaktadır. Örnek olarak, 1992 Rio Zirvesinde, sürdürülebilir kalkınma küresel eylem planında turizm ve yoksulluk şu şekilde ilişkilendirilmektedir; Turizm yoksulluğu azaltmada mutlaka yardımcı bir araç olmalıdır. Sosyal ve çevresel adalet, yoksulun katılımı da bu düşüncenin temel taşlarını oluşturmalıdır. 2 Makale kapsamında öncelikle Yoksul Yanlı Turizmin 1990 larda ortaya çıkmasından önce küresel ölçekteki yoksulluğu azaltma söylemi üzerinde durulacaktır. Bu incelemeyle, yeni yaklaşımın nasıl bir sosyo-ekonomik dönüşümün sonucunda ortaya çıktığının altı çizilmiş olacaktır. İkincil olarak çalışmada 2 Deyatlı bilgi için bakınız, UN (1993). Agenda 21 turizm ve yoksulluk arasındaki çift yönlü ilişki, turizmin yoksulluğu azaltmadaki pozitif ve negatif etkileri yönünde irdelenecek, yoksulun turizme katılması noktasında karşılaştığı engeller ve bu engellere yönelik çözüm önerilerinden bahsedilecektir. Son olarak yoksul yanlı turizm söyleminin kilit unsurları detaylı bir şekilde incelenecektir. 2.YOKSULLUĞU AZALTMA SÖYLEMİ Yoksul yanlı turizm (YYT) 3 yoksul bireyler için net fayda sonuçları yaratan, spesifik bir olgu olmaktan öte, turizm kalkınmasına ilişkin bir yaklaşımdır. Yoksul Yanlı Turizm Ortaklığı (YYTO) (2011), bu yaklaşımın, turizm endüstrisi ve yoksul arasındaki bağı güçlendirdiğini vurgulamaktadır. Turizm sektörü sayesinde yoksulun kalkınma sürecine dahil olma hakkını elde ettiğini öne sürülmektedir. YYT kalkınma literatürüne ilk kez 1999 yılında girmiştir, bu dönem yoksulluğu azaltma söyleminin başat bir strateji haline geldiği on yıla denk gelmektedir. Çalışmada, YYT nin derinlemesine incelenmesinden önce, bu yaklaşımdan önceki yoksulluğu azaltma çabaları üzerinde durulacaktır. Yoksul yanlı söylem, 1980 sonrasında yapısal uyarlama politikalarına (YUP) tepki olarak tanımlanmaya başlanmıştır. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası nın (WB) izlerini taşıyan küresel ölçekli politikalar, ulus-ötesi örgütlere gelişmekte olan ülkelerin politik ve ekonomik alanlarına müdahale şansı yaratmıştır. Ancak uyarlanma politikaları ülkeler üzerinde yıkıcı etkiler bırakmıştır. Yoksulluğu azaltmaktan öte yoksulluğu içinden çıkılamayacak bir darboğaza sürüklemiştir. YUP politikaları, yeni-liberal politikalardan oluşup, serbest market ekonomisine dayanmaktadır. Özelleştirme, kamu sektörünün küçültülmesi, sosyal refah harcamalarının azaltılması temel argümanları olarak göze çarpmaktadır (Gibbon, 1992: 212). Yapısal uyarlama döneminde ulus-üstü kuruluşlar, gelişmekte olan ülkelerin yönetsel ve politik sistemlerini geri-kalmış olmakla suçlamaktadır. Ulus-aşırı örgüt politikaları 3 Yoksul Yanlı Turizm (YYT), yoksul bireylere turizmin net fayda sağlamsının yolunu arttırmayı amaçlayan turizm türü olarak tanımlanmaktadır. YYT, turizm sektörü ile yoksul bireyler arasındaki bağı arttırarak, turizmin yoksulluğu azaltmaya katkı sağlamasını amaçlamaktadır. Detaylı bilgi için bakınız, < org.uk/what_is_ppt.html> 98 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
103 Yoksulluğu Azaltmada Yeni Bir Yaklaşım: Yoksul - Yanlı Turizm şekillenirken, ülkelerin sahip oldukları kapalı ekonomik yapıları yüzünden, küresel ekonomiden pay alamadıkları ve bunun sonucunda yoksulluğa düştükleri varsayımı üzerine odaklanmaktadır ( poverty.com). 4 Bu süreçte ulus-aşırı örgütler tarafından dayatılan bu politikalar, iş gücünün birçok mücadeleyle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Yoksulun istihdamla ilintili problemlerini şu şekilde sıralamak mümkündür; hizmet sektöründe düşük ücretli işler, informal sektörün genişlemesi, geçici ve yarı-zamanlı işlerde uzun çalışma saatleri, düşük güvenlik önlemleri, kadın ve çocuk işgücünde artış. Bu problemler yoksulun yoksulluk döngüsünden çıkışını engelleyen faktörler olarak ayrıca önem arz etmektedir (Gilbert, 1997: 26-28). Gelişmekte olan ülkelere yapılan bu küresel müdahaleler yoksulluk ve gelişmiş-gelişmemiş farkının daha da artmasına sebep olmuştur. Bu noktada YUP lar sert eleştirilerin hedefi olmuş ve reform sürecine girmiştir. Sonuç olarak, İnsani Çehre ile Uyarlama (Adjustment with a Human Face) programı, diğer ulus-ötesi ajanslar tarafından da desteklenmiş ve YUP un yumuşayan yüzü olarak kendini göstermiştir (Storey vd., 2005: 30) yılında, IMF gelişmekte olan ülkelere, Yoksulluğu Azaltma Strateji Raporları (YASP) hazırlamayı önermiştir, bu raporlar daha çok YUP ların katılımcı ve yoksul-odaklı alternatifleri olarak sunulmuştur (Uluslararası İşçi Örgütü, 2006). Bir süre sonra YASP yaklaşımı yoksulluğu azaltmada yardım kuruluşlarının bir aracı haline dönüşmüştür (Norton ve Foster, 2001). Raporların temel prensibi kalkınma literatüründe yoksulluğu azaltma düşüncesine öncelik vermektir. Bu kapsamda birçok gelişmekte olan ülke YASP stratejilerini hazırlamış ve yoksulluğu azaltmaya katkıda bulunacak ekonomik sektörler arasında da turizmi sürece kritik bir endüstri olarak sürece dahil etmiştir. Bu noktada, YYT ortaklığının sözleriyle ifade etmek gerekirse, şu ana kadar olan süreç turizmin yoksul yanlı etkisinin büyük oranda anlaşılmadığını ve iyi ifade edilemediğini göstermektedir (YYTO, 2004c). Bütün 4 Detaylı bilgi için bakınız, Causes of Poverty- Global Issues < mmbrico.com> bu küresel politika önerilerinden sonra, 1990 larda ulus-aşırı ajansların yoksulluk gündeminde değişim görülmektedir. Burada değişimin en büyük nedeni yapısal uyarlama politikalarının ve yoksulluğu azaltma strateji raporlarının uygulanmasındaki başarısızlıktan ileri gelmektedir. Dünya Bankasının yılları arasında yoksulluğu azaltma yaklaşımı daha önce uygulanan stratejilerinden kaynaklanan sosyo-ekonomik hasarların giderilmesine yöneliktir den sonra Banka yayımlanan Raporlarında, ekonomik kalkınmada ve özellikle yoksullukla mücadelede sosyal boyutun önemini vurgulamaktadır. DB nın (2001) Yoksulluk Atağı (Attacking Poverty) Raporunda, yeni yoksullukla mücadele anlayışının izlerini görmek mümkündür. Rapor, etkin olduğunu savunduğu Yoksulluğu Azaltma Stratejisi önermektedir ve bu öneri sıralanan şu üç temel boyuttan oluşmaktadır; fırsatları arttırma, yetkilendirmeyi kolaylaştırmak ve güvenliği arttırmak (DB, 2000/01: 6-7, 32, 38-40). DB nın değişen yoksullukla mücadele yaklaşımı yeniden yapılandırma programlarının yıkıcı etkilerini gidermek adına ortaya atılan çabalar olarak değerlendirilebilir. Yoksul-yanlı turizm söylemi böyle bir sosyo-ekonomik dönüşümün ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Yoksulluğu azaltmadaysa yayılmacı yaklaşımların etkinsizliği gözler önüne serilmiştir. İnsani ve sosyal boyutun yoksullukla mücadelede temel taşları; katılım, yetkilendirme, çok ortaklılık gibi küresel söylemlerle atılmaya başlanmıştır. Çalışmada bu yeni kavramların etkisi ulusaşırı örgütlerin turizmle yoksulluğu azaltma politika önerileri üzerinden irdelenecektir. 3.TURİZM VE YOKSULLUĞU AZALTMA İLİŞKİSİ Dünya da birçok ülkede, özellikle gelişmemiş üçüncü Dünya ülkelerinde turizm önemli bir ekonomik sektör olarak kendini göstermektedir. Dünya Turizm Örgütü (DTÖ, 2010) ne göre 2000 yılında gelişmekte olan ülkelerde turizm, ticari sektörler arasında üçüncü grupta yer almaktadır. Turizm büyümede ve ihracat kazanımlarında bazı ülke ve bölgeler için hızlı kaynak sağlamaktadır, özellikle ellerinde az kalkınma seçeneği olan ülkeler için yoksulluğu azaltmada turizm sektörü önemli bir görev üstlenmektedir. Turizm sektörü, özellikle yoksul bireylerin yaşadığı kırsal bölgelerde Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
104 Z. Önez Çetin uygun işgücüne dayalı istihdamın arttırılması noktasında, yoksul için yaşam kaynağı haline dönüşmektedir. Bu doğrultuda, yoksulluğu azaltmada, yoksul ve turizm sektörü arasındaki çift yönlü ilişkinin incelenmesi, turizmin yoksula etkisinin avantaj ve dezavantajlı yönlerinin kavranmasında önemlidir. Ayrıca turizm sektörünün yoksula sağladığı pozitif etkinin yoksul tarafından kullanılabilmesinin önündeki engellerin açıklanması ve bu engellere yönelik çözüm önerileri geliştirilmesi gerekmektedir. Çalışmada öncelikle, turizmin yoksul üzerinde etkisi, sosyal ve ekonomik temeller üzerinden irdelenecek; sonrasında yoksulun sektöre katılım boyutunda yaşadığı engeller tartışılacaktır. Turizmin Yoksula Yönelik Ekonomik Etkileri: Turizm yoksul yerel halk için dört farklı yerel gelir yaratımı ve artırımı sağlamaktadır; bunlar, a) Formal istihdam bazında kazanılan ücretler, b) Meta satışları, hizmetler veya geçici istihdamla kazanılan kazanımlar, c) Yerel-sahipli girişimlerden doğan karlar ve temettüler, d) Kollektif gelir; bir halk girişiminden kaynaklanan karlar, özel sektör ortaklığından kaynaklı temettüler. Turizmi ekonomik boyut üzerinden değerlendirecek olursak sektör, yerel ekonomileri çeşitlendirmede önemli bir etkiye sahiptir. Yoksul ve marjinal alanlar sahip oldukları orijin, kültür, doğal hayatları ve değerleriyle turizm cazibe merkezi haline gelirler, böylece yoksulluk turizmin yarattığı yeni istihdam olanakları ve gelir yaratıcı aktivitelerle azaltılma şansını kazanır. Turist (tüketici) turizm merkezine gelir, yoksulun da içinde yer aldığı yerel halkın ürettiği mal ve servislerden satın alır (tarımsal ürünler, el ürünleri gibi). Turizm sayesindeki direkt ve direkt olmayan istihdam artırımıyla elde edilen gelir, yerel halkın gelir yoksulluğunu azaltmada olumlu bir işlev görmektedir. Buna ek olarak, turizmin yarattığı istihdam sahaları, küçük-ölçekli iş fırsatlarıyla, yüksek oranda kadın işgücüne istihdam şansı yaratmaktadır. Kadınlar yoksulluğa maruz kalan en önemli gruplardan birini oluşturduğundan, turizm yoksulluğu azaltmada önem kazanır (Shitundu, 2003: 16). Bu noktada turizm sektörü sadece kadın işgücüne değil; genç, kalifiye olmayan işgücü, tarımsal sektörde çalışanlar gibi kırılgan yerel halka turizmin sağladığı işgücü imkânlarından yaralanma fırsatı sunar ve böylece geçimlik stratejilerine katkıda bulunur. Bütün bu ekonomik olumlamalara rağmen turizm ve yoksullukla ilintili yapılan araştırmalarda görülmüştür ki turizmden elde edilen dönemsel kazançlar hane halkında sadece bir ya da birkaç çocuğun okul ücretlerini karşılamada yarar sağlamaktadır. Buna ek olarak sürdürülebilir kolektif gelir ve başarı örneklerine kolektif gelir başlığı altında çok az rastlanmaktadır (Ashley, 2000a: Shah, 2000). Bu noktada turizm sektörünün yoksul üzerindeki negatif ekonomik etkilerini şu şekilde sıralamak mümkündür; enflasyon, arazi marketlerinin yabancılar tarafından ele geçirilmesi, turizm endüstrisinin gelişimi için yoksul arazinin kamulaştırılması, yüksek turizm işlem maliyetleri, yoksul girişimcilerin endüstriye giriş engelleri: bilgi, iletişim, yoğun pazarlama. Bu problemler yerel ölçekte yoksulun ekonomik fırsatlarını eriten olgular olarak değerlendirilmektedir (Shah, 2000). Turizmin Yoksula Yönelik Sosyal Etkileri: Turizm kalkınmasında turizm merkezi için gerekli olan altyapı, ulaşım, iletişim, sağlık, su, atık, enerji gibi hizmet alanlarının yaratılması ve etkinliğinin arttırılması, yoksul halk için de elzem olan ihtiyaçlara çözüm bulma imkânı yaratmaktadır (YYTO, 2004b). Turizm kalkınması yoksulun yaşam standartlarındaki erişilebilirliklerine cevap verdiği gibi, sosyal sermaye yaratımının hızlandırılmasına öncelik tanımakta ve doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimini güçlendirmektedir. Yerel halk da genellikle turizmin diğer yaşamsal amaçlarına; kültür, kontrol duygusu, sağlıklı yaşam ve savunmasızlık hissinin azaltılması üzerinden pozitif yönde atıfta bulunmaktadır. Burada unutulmaması gereken, turizmin yoksul üzerindeki pozitif ve negatif yaşamsal etkileri durumdan duruma, insandan insana ve zamansal olarak değişmekte olduğudur (Ashley vd., 2000b: 2-3). Turizm endüstrisinin sağladığı bu sosyal avantajlara rağmen, turizm her zaman yoksulluğu azaltmada etkin olmamaktadır. Bu noktada yoksulun turizm alt-yapısına 100 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
105 Yoksulluğu Azaltmada Yeni Bir Yaklaşım: Yoksul - Yanlı Turizm erişiminin kısmi olması, yeterli turizm market bilgisinin olmayışı, aktiviteleri koordine edecek organizasyonlardan yoksun olmaları, turizmin yoksulluğu azaltmada eksik görünümü olarak göze çarpmaktadır (Walter ve Mandke, 2002). Bu sayılan engeller itibariyle, yoksulların turizmden elde ettikleri direkt fayda azalmaktadır. Bütün bu açıklamalara ek olarak, turizmin yoksulluğa olumlu yönde etki edebilmesinin şartları Yunis in (2005: 4), turizmin yoksulluğu azaltabilmesinin koşulları üzerinden açıklanacaktır: Bunlar; 1. Turizm işletmelerinde yoksullara istihdam sağlamak, 2. Turizm işletmeleri için alınacak olan mal ve hizmetlerin öncelikli olarak yoksullardan temin edilmesi, 3. Turistlere yapılacak olan direkt mal ve hizmet satışlarının yoksullar tarafından yapılması, 4. Turizm işletmelerinin (küçük ya da orta ölçekli) yoksullar tarafında kurulması, 5. Yoksulluğun azaltılması programlarının, turizm gelirleri veya karları üzerinden alınan vergilerden istifade etmesi, 6. Turizm şirketleri veya turistler tarafından, ziyaret edilen yerlerdeki sosyal projelerin (HIV/AİDS) gönüllü olarak desteklenmesi, 7. Yoksul toplumların, turizm yatırımlarından fayda sağlamaları olarak belirtilmiştir. Turizm sektörünün yoksulluğu azaltmada, yoksula sağladığı avantaj ve dezavantajlı yönler incelendikten sonra çalışmada sıra yoksulun sağlanan turizm olanaklarından faydalanabilmesinin önündeki engeller, bu engellere yönelik çözüm önerileri tartışmalarına gelmektedir. Aşağıdaki tablo yoksulun turizme katılımıyla ilintili önemli ipuçları sunmaktadır. Genel bir çıkarsama yapılacak olunursa, Yoksul-Yanlı Turizmin ortaya çıkışı turizmin yoksulluğu azaltmada araç olabilmesi adına gerçekleştirilmesi ve atılması gereken birçok yeni adım olmasından kaynaklanmaktadır. Önemle belirtilmesi gereken bir husus, açıklamalardan da anlaşılacağı üzere yoksulun turizmden net fayda sağlayabilmesinin yollarının ulusal hükümetler tarafından sağlanması gereğidir. Bu noktada, Yoksul- Yanlı Turizm Ortaklığı nın (2004a) yayınladığı raporun şu sözleri önem arz etmektedir, Turizm ekonomik kalkınma ve yoksulluk için bir şifa kaynağı değildir; turizmle kalkınma birçok sorunla karşı karşıyadır. Görüldüğü üzere yaklaşımın ortaya çıkışındaki en önemli küresel ortaklık dahi, yeni yaklaşımın yoksulluğu azaltmada her derde deva bir çare olmadığının altının çizmektedir. 4. YOKSUL - YANLI TURİZM YAKLAŞIMI Yoksul-Yanlı Turizmin, yoksulluğu azaltma kapsamında kalkınma söylemiyle güçlü bağları bulunmaktadır. Bu kapsamda, YYT tanımı ve anahtar kavramlarının açıklanması, yoksulluk ve turizmin kritik ilişkisini incelemede önem kazanmaktadır. YYT yaklaşımı, ST-EP (Sürdürülebilir Turizm- Yoksulluğu Azaltma) BM Dünya Ticaret Örgütü programı ve YYT ortaklığı çerçevesinde açıklanmaya çalışılacaktır. Araştırma işbirliği olan YYT ortaklığının üç kurumsal ortağı bulunmaktadır, bu ortaklar; Uluslararası Sorumlu Turizm Merkezi (ICRT), Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü (IIED) ve Denizaşırı Kalkınma Enstitüsü (ODI) dür. YYT ortaklığının, Yoksul-Yanlı turizm tanımı turizm ve yoksulluk ilişkisinde önemli açılımlar sunmaktadır; Yoksul-yanlı turizm yoksula net yarar sağlayan turizm olarak tanımlanmaktadır. Bu faydalar ekonomik olabileceği gibi; sosyal, çevresel ve kültürel olabilir. Fakat bu tanım turizmin göreceli fayda dağıtımı hakkında bilgi vermemektedir. Bu yüzden yoksul ne zaman turizmden semeresini alacaksa, bu turizm yaklaşımı yoksul-yanlı olarak tanımlanmış olacaktır (burada zenginin yoksuldan daha fazla yarar sağlamasının önemi yoktur). Yoksulyanlı turizm spesifik bir ürün ya da turizm sektörü değildir. Micro düzeyden makro düzeye birçok ölçekte aktivede bulunan çoğul yerel-paydaşları içermektedir. Bu paydaşlar hükümet, özel sektör, sivil toplumu içerdiği gibi, üretici ve karar verici mercideki yoksulu da kapsamaktadır (YYTO, 2001:2). YYT yaklaşımını diğer turizm anlayışlarından, ayıran fark YYT nin turizm kalkınma sürecini makro, meso ve mikro süreçler olarak değerlendirmesinden kaynaklanmaktadır. Yaklaşım çözüm önerilerini makro düzeye yönelik sunmakta fakat diğer ölçeklere pozitif etkinin büyüyerek geçeceğini savunmaktadır. YYT sadece sivil toplum örgütü ve onun Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
106 Z. Önez Çetin Tablo 1: Yoksulun Turizme Katılımı Önündeki Engeller ve Engelleri Aşacak Önlemler Yoksulun Turizme Katılımı Önündeki Engeller İnsan sermayesinde yetersizlik Sermaye, kredi yetersizliği Örgütlü formal sektör tarafından dışlanma Mekan-Turizm alanına Uzaklık Pazar gücü eksikliği Düzenlemeler ve bürokrasi Turizm pazarına yetersiz giriş Turizm pazarının ihtiyaçlarını karşılamada sınırlı kapasite Bağımsız turizmin yerli ve bölgesel düzeyde yetersiz gelişimi Devlet desteğinin örgütlü, formal örgütlere yönelmesi Engelleri Aşacak Önlemler Yoksulu hedefleyen eğitim programlarıyla (özellikle kadınların) istihdam olanaklarının arttırılması Mikro-finans olanaklarını arttırılması Yoksul üretici örgütlerini tanınması ve desteklenmesi Göreceli olarak yoksul alanlarda turizm değer ve alt-yapısının geliştirilmesi Kültürel miras, doğal hayat, toprak mülkiyet haklarının geliştirilmesi Resmi formalitelerin azaltılması, Az nitelikli iş görenleri kapsamına almayan yasaların revize edilmesi ya da kaldırılması, Turizm yasalarının yoksullar tarafından işletilen sektörleri ve faaliyetleri kapsadığından emin olunması Yerel üreticilerin turistlere doğrudan ulaşmasının sağlanması, erişim yollarına yakın konumlandırılmaları ve küçük ölçekli satıcıların desteklenmesi Kaliteyi artırmaya yönelik iş destek, arz güvenilirliği, ulaşım bağlantılarının sağlanması Yerel ve bölgesel turizmin planlama stratejilerine eklenmesi İnformal örgütlerin farkına varılmalı, planlama stratejileriyle desteklenmeli (Kaynak: Ashley vd., 2000b: 4) temsilcilerinin bir alanı olmamakla birlikte hedefi yoksula net fayda sağlamak olan bütün turizm formların kapsamına almaktadır. Merkezi hükümet, yerel yönetimler, ulusaşırı örgütler, sivil toplum kuruluşları ortak hareket etmesi gereken paydaşlar olarak nitelenmektedir (Harrison, 2008: 258). İkincil olarak YYT değerlemesinde ST-EP programı hayati bir öneme sahiptir çünkü bu platform turizm ve yoksulluk arasındaki bağı açıklamada anahtardır. Çevre ve Kalkınma Uluslararası Örgütü (IIED) ve Denizaşırı Kalkınma Enstitüsü (ODİ) programı, 1999 yılında hayata geçirmişlerdir. Programın oluşturulma hedefi; ulus-aşırı ajansların, kalkınma bankalarının var olan ve planlanan aktivitelerinin, politikalarının ve kılavuzlarının, yoksulluk ve turizm arasındaki bağı kalkınmakta olan ülkelerde kurabilmek için gözden geçirmeleridir (YYTO, 1999). ST-EP in genel amaçlarını sıralayacak olursak: Bunlar, a) İş yaratmaya yönelik ekonomik araçlar, b) Eğitim ve toplumu güçlendirmek, c) Kültür ve mirası korumak, d) Turizm imkânlarını geliştirmek, e) Yaşam standardını iyileştirmek, f) Çevresel koruma, g) Pazarlama ve promosyon olarak sıralanmaktadır. ST-EP yeni bir turizm çeşidi olmamakla birlikte; turizm olanaklarının yoksullara açılması 102 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
107 Yoksulluğu Azaltmada Yeni Bir Yaklaşım: Yoksul - Yanlı Turizm konusuna odaklanmaktadır. Programın öncelikli amacı turizmin kalkınmadaki gücünün, yoksulluğu azaltmak üzere kullanılmasının kolaylaştırılmasıdır. Programın kapsamı, hedefleri ve aktiviteleri B.M. Milenyum Zirvesi hedefleri temelinde belirlenmiştir. Programın, Milenyum Zirvesiyle en önemli kesişim noktası, yoksulluğun 2015 yılına kadar azaltılması amacında gözlemlenmektedir. Programın hedef kitlesi Dünyadaki en gelişmemiş ülkeler (özellikle Afrika) ve gelişmekte olan ülkelerde günlük 1$ altında yaşayan yoksul halk olarak belirlenmiştir (DTÖ-STEP, 2011). Bu noktada, YYT nin nasıl bir yaklaşım olduğu, hangi karakteristik özelliklere sahip olduğu ya da olmadığı, ST-EP programı ve YYT ortaklığının açıklamalarına ilaveten ve Harrison un (2008) YYT nin tanımına yönelik kategorileştirme çabası üzerinden tartışılacaktır. Tablo 2: Yoksul Yanlı Turizm Yoksul Yanlı Turizm.değildir. Anti-kapitalist Yoksul Yanlı Turizm.dır/dir. Yoksulu, ortak fayda sağlamak adına istihdam olanakları ve girişimcilik fırsatları yaratarak kapitalist markete dahil etmektir. Bu da bir anlamda özel sektör temelli ekonomik bir müdahaledir. Teori veya model Turizmden yoksula ve diğerlerine net fayda sağlamanın yollarının araştıran bir yaklaşımdır. Spesifik bir metot Sadece yoksula yönelik Sadece bireysel faydaya yönelik Sadece açlık ve gelir yetersizlikleriyle ilgili Birçok metot kullanmasına karşın, yoksula yönelik kendine özgü değer zincir ve veri toplama analizi yoktur. Yoksul olmayan kesim de turizmden orantısız bir şekilde faydalanabilmektedir. Toplumsal faydaya (su, temizlik, sağlık, eğitim, altyapı hizmetleri gibi) yöneliktir. yoksulluk : özgürlük, fırsat eşitliği, güç, beceri eğitim konularını da kapsayan geniş bir tanıma sahiptir. (Kaynak: Harrison, 2008: 856) Bu noktada YYT ile ilintili genel bir değerleme yapılacak olunursa, tablodan da anlaşıldığı üzere, YYT yaklaşımı spesifik bir teori ya da model olmadığı gibi herhangi bir teori ya da modele de bağımlılığı söz konusu değildir. Modernizasyon, az gelişmişlik, statizm ve yeniliberalizm perspektiflerinden herhangi biriyle ilişkisinin olmadığı vurgulanmaktadır. Bu turizm türü herhangi bir turizm yaklaşımına, yoksula net yarar sağladığı ölçüde benzeşebilmektedir. Benzeşebilmesinin temel öğesi hangi turizm türüne yakın olduğu ile bağlantılı değildir, önemli olan hangi oranda yoksula fayda sağladığıdır (Harrison, 2008: 858). YYT ye özgü yoksulluk ve yoksulluğu azaltma konusunda; veri toplamada, hedefleme ve analizde bir metot mevcut bulunmamaktadır. Goodwin in (2006: 1) de belirttiği gibi, yaklaşım turist gelişi, harcamaları, turizmin bölgeye etkisi hakkında çok az ipucu vermektedir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
108 Z. Önez Çetin Bunlara ek olarak, YYT toplumda sadece en yoksul kesime yönelmemektedir. Yaklaşım; elinde çok az değer ve beceri olan yoksulun, ticari sektöre katılmak ve ulaşmak için bir aracı olmasının ötesinde, yoksul olmayan kesime yönelik olarak da birçok faydaya sahiptir (Ashley vd., 2006). Yoksul ve yoksul olmayana fayda noktasında ki en önemli özellik; turizm dinamiğinin yoksul yanlı olmasının, yoksulun turizmden pay almaya başladığı ya da başlayacağı süreçte ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır. YYT ile ilintili detaylı açıklamaların ardından; Harrison un (2008: 858) ifadeleri YYT nin küresel ölçekte duruşunu sergilemekte kritiktir; YYT anti-kapitalist değildir; kapitalist market ekonomide istihdam, girişimci fırsatlar ve kolektif fayda sağlamayı amaçlamaktadır. Adilane ticaret gibi; bu da özellikle özel sektöre dayalı bir market müdahalesidir. YYT ortaklığı yayımladığı raporlarda yeni-liberal yapıları kabul etmekte ve var olan turizm endüstrisini daha yoksul-yanlı yapmaya çabalamaktadır. Bu noktada YYT nin yeni bir turizm formu olmadığı aşikârdır. Goodwin in (2008: 58) de söylemiyle var olan turizm küresel ölçekte nasıl yoksul-yanlı olacaktır sorusun cevabı bir ikilem olarak kalmaktadır. YYT yabancı sermaye değiş-tokuşuna, yeniliberal turizm gündeminde önem veren bir yapıya sahiptir. Önerilen yeni politikalar yoksulun bu sermayeden pay almasının önünün açılması hedefini taşımaktadır. YYT nin bir diğer hedefiyse yoksul ve özel sektör ortaklığını pekiştirmektir; bunun altında yatan düşünceyse özel sektörün turizm bilgisi ve markete erişebilirliğindeki öncelikten kaynaklanmaktadır. Bu temelde, ulus-üstü ajans ve örgütlerin yoksul yanlı turizme yönelik girişimleri, yoksulluk ve turizm arasındaki ilişkiyi nasıl tanımladıkları temelinde irdelenecektir Yoksul Yanlı Turizme Yönelik Küresel Girişimler 1990 lardan sonra birçok ulus-üstü kurum ve örgüt, turizmi yoksulluğun azaltılmasında bir araç olarak görmeye başlamıştır. Dünya Ticaret Örgütü nün yanı sıra Pasifik Asya Seyahat Birliği (PATA), yoksulluğu azaltmak için turizmi destekleme çabalarını aktif hale getirmiştir. PATA yayımlanan bir raporda, turizmin; eğitime, toprak reformuna, kadınların güçlendirilmesine ve bilgi teknolojisine olan katkısı ihmal edilmemelidir görüşünü vurgulamaktadır (De Jong, 2003) yılında, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, PPT/STEP projesinin bir öncüsü olarak Nepal de başlayan Kırsal Yoksulluğun Azaltılmasında Turizm (TRPAP) projesine destek olmuştur. Birleşmiş Milletler Ajanslarına ek olarak; Devlet Kalkınma Yardımı Ajansları olan; Birleşik Krallık Denizaşırı Kalkınma Enstitüsü, Hollanda Yardımlaşma Kurumu (SNV) ve İskandinav devletleri turizmin geliştirilmesi ile ilgili araştırmaları teslim almışlardır (Muqbil, 2002: 1). Bütün bu kuruluşların turizmle bağlantılarına rağmen, uluslararası düzeyde turizm ve yoksul yanlı söylemle en güçlü bağları bulunan kuruluş, Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü dür. Turizm ve yoksulluk üzerine çabaları turizmin yoksulluğu azaltma üzerindeki etkisini vurgulamada son derece önemlidir. Dünya Turizm Örgütü (DTÖ), Birleşmiş Milletlerin turizm alanında uzmanlaşmış uluslararası önemli bir kuruluşudur. Ulus-ötesi kuruluş öncelikli amaç olarak turizm sektörüyle ekonomik gelişmenin dinamiğini yakalamaya çalışmakta, bir yandan da yoksulluğu azaltma konusunda yoksul yanlı stratejilere hizmet etmektedir. DTÖ, hükümetlere yoksulluk savaşına daha uygun bir yönetim modeli kapsamında turizmle yoksulluğu azaltmaya ilişkin önerilerde bulunmaktadır; önerilen politikaların bazıları şu şekilde özetlenebilir; a) Ortaklıklar: Turizm yoluyla yoksulluğun azaltılması konusunda hükümet, sivil toplum ve özel sektör arasında ortaklıklar geliştirilmelidir. b) Adil dağılım: Turizm kalkınma stratejilerinin daha adil mal ve hizmet dağılımına odaklanvması sağlanmalıdır. c) Yerel Hareket Etmek: Ulusal politikalar desteğiyle yerel ölçekte eylemlere odaklanılmalıdır. d) Yetkilendirmek: Yoksulun bilgiye erişiminin ve kararları etkilemesinin yolları yaratılmalıdır. e) İnsan Hakları: Her türlü sömürü ve ayrımcılığın, turizm sektöründe engellenmesi sağlanmalıdır. DTÖ genel programı, az gelişmiş ülkeler 104 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
109 Yoksulluğu Azaltmada Yeni Bir Yaklaşım: Yoksul - Yanlı Turizm yararına turizm etkisini maksimum düzeye çıkaracak faaliyetler dizisini içermektedir. Yoksulluk ve turizme yönelik, 2002 den bu yana birçok rapor yayımlanmıştır. Bu raporlardan bazıları şu şekilde sıralanmaktadır; Turizm ve Yoksulluğu Azaltma (2002), Turizm ve Yoksulluğu Azaltmaya Yönelik Eylem Planları (2004), Turizm Yoluyla Yoksulluğu Azaltma-Başarı Örnekleri (DTÖ, 2010). DTÖ nün yoksul yanlı gündeminde dikkat çeken en önemli program ST-EP (Sürdürülebilir Turizm- Yoksulluğu Kaldırılması Girişimi) programı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu program daha öncede belirtildiği üzere uzun vadeli sürdürülebilir kalkınma; sosyal, ekonomik, ekolojik hedeflerine odaklanmaktadır. Özelde hedef kitle, günde bir doların altında yaşayan yoksul halka yönelik eylem planları hazırlamaktır (DTÖ, 2005). Scheyvens (2007: 244) bu noktada STEP programını şu sözlerle eleştirmektedir; DTÖ nün turizmle sektörünü kullanarak yoksulluğu azaltma söylemleri göz boyamaktan ibarettir, ulus-üstü örgütün temel amacı turizmle ekonomik büyümenin sağlanmasıdır. Son söz olarak, DTÖ yoksulluğu azaltmada sıraladığı argümanlar yerel ölçeklidir, ulusal ölçekte değişim vurgusu göz ardı edilmektedir. 5. YOKSUL YANLI TURİZME ELEŞTİREL BİR BAKIŞ Ulus-ötesi kuruluşların YYT yaklaşımı, yoksulluğu azaltma söylemine yönelik geniş ve bütünsel bir bakış açısı sergilemektedir. Birçok ekonomik olmayan fayda bu yeni turizm algısıyla vurgulanmaya başlanmıştır; bu faydalardan bazıları; kolektif yarar, kapasite artırımı, eğitim ve yetkilendirme, sosyal ve kültürel etkiler ve katılımı desteklemedir (Ashley ve Roe, 2002). Ancak bu noktada unutulmaması gereken, YYT tanımlarından da hatırlanacağı üzere yaklaşım anti-kapitalist bir düşünce üzerine inşa edilmemektedir. Yoksul Yanlı Turizm Ortaklık raporlarında da belirtildiği gibi, yeni-liberal yapılar kabul edilmekte ve bu küresel politik süreç içerisinde turizmin daha yoksul yanlı olmasının önünün açılması tartışılmaktadır. YYT nin anahtar kavramlarından bahsederken yaklaşımın bir teori ya da modele bağlı olmadığı belirtilmiştir. Ancak yoksul-yanlı turizm söylemini vurgulayan ulus-aşırı örgütlerin temel retorikleri liberal söylem üzerine kilitli durumdadır. Dünya Ticaret Örgütü gibi, küresel örgütler, esas hedefleri olan turizmle ekonomik büyüme stratejilerini, yoksul yanlı bir söyleme entegre ederek daha önce yoksulluğu azaltmada ulus-aşırı örgütlere yöneltilen eleştirilerin önünü kapatma çabası içerisindedirler. Çalışma kapsamında, yoksulluğun ulus-aşırı örgütlerin politika önerileri ile yapısal uyarlanma döneminde daha da içinden çıkılmaz bir hal aldığı görülmektedir (Zabcı, 2006: 112). Bir diğer değerleme ortaklık düşüncesiyle ilintili yapılacak olursa, yoksulluğu azaltmada yoksulyanlı turizm vurgusu kendini ortaklık fikri üzerinden tanımlamaktadır. STK, özel sektör, yerel, ulusal hükümetler ve ulus-aşırı örgütlerin turizmle yoksulluğu azaltmada paydaş oldukları açılımları yaklaşım kapsamında yer almaktadır. Ancak temel sektör olarak özel sektöre dikkat çekilmekte, özel sektör temelli ekonomik müdahalelerle yoksulun ekonomik sisteme dahil edilebileceği fikri üzerinde durulmaktadır. Burada belirtilmesi gereken nokta, yoksulyanlı turizm söyleminin özellikle gelişmekte olan ülkeler için iyimser bir senaryo olarak sunulmasıdır, ancak gözden kaçırılmaması gereken konu yaklaşımın uygulamada aksaklıklarla karşılaşmakta olduğudur. En önemli aksaklıksa sermaye birikim sürecinde küresel dinamiklerin genelde ulus-aşırı girişimlerden yana olmasından kaynaklanmaktadır. Yoksulun turizme katılmasının teşvik edilmesi, önündeki yasal, bürokratik engellerin kaldırılması, devlet tarafından desteklenmeleri önerileri iyimser atılımlar olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu rekabetçi ortamda sermaye avantajlı durumdadır ve karlı görmediği alandan çekilme serbestliği çok fazladır (Simon and Duncan, 1988: 62-64). YYT mantığı kapsamında, turizmle yoksulluğu azaltmada güçlü şirketlerin kardan ziyade, yoksulu desteklemeyi seçmelerinin nasıl sağlanacağı bir ikilem olarak kendini göstermektedir. YYT yaklaşımında, eğer yapısal değişimler yapılmaz ise, yoksulluğu azaltma ümitleri gelişmekte olan ülkeler için sonuçsuz kalacaktır. Yapısal değişimlerden kasıt, yaklaşımın öncelikle ulusal hükümetlerce içselleştirilmesi sürecinden geçmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler temelinde, net fayda-zarar Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
110 Z. Önez Çetin analizlerinin yapılması, turizm dinamiğiyle yoksulluğun azaltılması gerekli pilot yoksul kesimlerin tespiti ve öncelik hedeflerinin belirlenmesi gereklidir. Harrison (2008) nın da belirttiği gibi YYT yaklaşımı yapısal değişim ihtiyacına yönelmeden, zenginliği ve kaynakların yeniden dağıtımını adil bir şekilde sağlamadan, yeni-liberal yaklaşımı benimsemiş ve uluslararası kapitalist turizm sistemine yönelmiştir. Bu formasyona bütünleşik çözümler geliştirilmediği taktirde yoksul için çok az kaynak mevcut olacaktır. 6. SONUÇ VE ÖNERİLER Turizm sektörü stratejik bir şekilde yönetilebildiği takdirde yoksulluğu azaltmada etkin bir araç olabilmesinin ötesinde, birçok farklı yoksulluğu azaltma programının (istihdam yaratımı, kapasite artırımı, eğitim vb.) tamamlayıcısı olabilir. YYT yaklaşımı çerçevesinde yoksulluğu azaltmaya yönelik bir dizi olumlu adım mevcuttur; ilk olarak yoksulluk algısı artık sadece gelir yoksulluğu çerçevesinde tanımlanmamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma hedefleri olan sosyal, çevre, kültür boyutları temelinde de yoksulluğu azaltma stratejileri tartışılmaktadır. İkincil olarak, YYT ortaklık tanımlarından hatırlanacağı gibi, yaklaşım kavramsal olarak geniş bir yoksulluğu azaltma boyutunu ortaya koymaktadır. Bireysel fayda yerine toplumsal faydaya; gelir yetersizliklerine ek olarak da yoksulluğun insani ve sosyal boyutları olan özgürlük ve fırsat eşitliği kavramlarına atıfta bulunmaktadır. Bu kavramlara ek olarak BM ST-EP programı ve DTÖ turizm rapor ve önerileri; adil dağılım, insan hakları, yaşam standartlarını iyileştirme, eğitimle toplumu güçlendirme, yetkilendirme, katılım gibi söylemlere yer vermektedir. Pozitif yöndeki gelişmeler üzerinden değerleme yapılacak olunursa, yoksulun yetkilendirilmesi, politika oluşturma süreçlerine dahil edilmesine yönelik gelişmeler, yoksula avantaj oluşturmaktadır. Bu doğrultuda yoksulun kendi bölgesinde söz sahibi olmasının önü açılmakta ve aidiyet duygusunu perçinlemektedir. Ancak turizmin yoksulluğu azaltma üzerinde yoksul yanlı söylemle uyumlu pozitif bir dinamiğin oluşturabilmesi, yaklaşım üzerinde bir dizi eksikliğin giderilebilmesine bağlıdır. Yaklaşımın esas hedefi yoksula ve diğerlerine yani yoksul olmayan kesimi de dahil ederek, net fayda sağlamın yollarını araştırmak olarak tanımlanmaktadır. Bu doğrultuda öncelik yoksulun turizmden fayda ve çıkarımlarının önünün açılması olarak belirlenmelidir. Yoksul olmayan kesimin turizmden orantısız bir şekilde faydalanmasının yolunu tıkayacak özel önlemler üzerinde ilerlemeler kaydedilmelidir. Bir diğer eksiklik, yaklaşımın yoksulluğu azaltmaya yönelik kendine özgü değer zinciri ve veri toplama analizlerin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Yoksulun kim olduğunu bilmeden, kimlere yönelik strateji geliştirileceğinin rastgele yöntemlerle yapılması, baştan yaklaşımın atıl sonuçlar doğurmasına sebebiyet verecektir. Bunlara ek olarak, ulusal düzeyde turizm sektörü hala ekonomik gelişmenin bir unsuru olarak değer kazanmakta, yoksulluğu azaltmakta bir araç olarak algılanmamaktadır. Öncelikli olarak turizmin yoksulluğu azaltabileceği görüşü merkezi ve yerel politika oluşturucular tarafından yerel, bölgesel, ulusal düzeyde benimsenmelidir. Küresel düzeyde oluşturulan yoksul yanlı turizm söylemleri, ulusal bazda içselleştirilmediği sürece küresel bir dayatma olarak algılanması kaçınılmazdır. Son olarak, yoksulluğu azaltmanın, farklı bir turizm yaklaşımı geliştirilerek aşılacağını beklemenin iyimser bir yaklaşım olduğu açıktır, turizm sektörü yoksulluk alanında yoksula odaklı doğru stratejilerle uygulandığı takdirde, diğer yoksullukla mücadele politikalarına katkı sağlayabilecektir. 106 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
111 Yoksulluğu Azaltmada Yeni Bir Yaklaşım: Yoksul - Yanlı Turizm KAYNAKÇA Ashley, C. (2000a). The Impacts of Tourism on Rural Livelihoods: Experience in Namibia, ODI Working Paper, London: ODI, No. 128, 1-34, Ashley, C., Boyd, C. ve Harold, G. (2000b). Pro-Poor Tourism: Putting Poverty At the Hearth of the Tourism Agenda, Natural Resource Perspectives Report, March 2000, No. 51, 1-6. Ashley, C., Roe, D. ve Harold, G. (2001). Pro-Poor Tourism Strategies; Making Tourism Work For The Poor: A Review of Experience, Pro-Poor Tourism Report, No.1, Ashley, C. (2006). Participation By the Poor in Luang Prabang Tourism Economy: Current Earnings and Opportunities of Expansion, Working Paper 273, London: Overseas Development Institute. Ashley, C. ve Roe, D. (2002). Making Tourism Work for the Poor: Strategies and Challenges in Southern Africa, Development Southern Africa, 19 (1), Birleşmiş Milletler (BM) (2004). A More Secure World: Our Shared Responsibility, Report of the High-level Panel of Threats, Challenges and Change. UN Publications. DB (2000/2001). World Development Report, Attacking Poverty, Washington D.C: World Bank. DB (2001). Comprehensive Development Framework: Meeting the Promise?, CDF Secretariat. De Jong, P. (2003). PATA: Harnessing Travel and Tourism as a Leading Force for Poverty Reduction, Paper Delivered at the Second Global Summit on Peace Through Tourism, Geneva, 4-9 February. DTÖ (2005). Sustainable Tourism-Eliminating Poverty (ST-EP): An Overview, T. Sofield and J. Bauer, Sustainable Tourism Cooperative Research Centre (Australia 2005). DTÖ (2010). Report of the World Tourism Organization to the United Nations Secretary, General in Preparation for the High Level Meeting on the Mid-Term Comprehensive Global Review of the Programme of Action for the Least Developed Countries for the Decade , WTO Publications. DTÖ-STEP (2011). Overview and Mission, ST-EP Stands for Sustainable Tourism for Elimination of Poverty,< unwtostep.org/> ( ) Gibbon, P. D. (1992). The World Bank and African Poverty , Journal of Modern African Studies, 30 (2), Gilbert, A.(1997). Work and Poverty during Economic Restructuring, IDS Bulletin, 28 (2), Goodwin, H. (2006). Community Based Tourism: Failing to Deliver, 61, Brighton: Institutte of Development Studies. Harrison, D. (2008). Pro-poor Tourism: A Critique, Third World Quarterly, 29(5), Uluslararası İşçi Örgütü (ILO) (2006). Preface to Social Dialogue and Poverty Reduction Strategies, (ed.) G.J. Buckley and G. Casale, Geneva: ILO Publication. Kakwani, N. ve Ernesto, M. P. (2000). What is Pro-poor Growth?, Asian Development Review, 18 (1), Muqbil, I. (2002). Asian Development Bank Signals Funding Pull and Visa Push, Travel Impact Newswire, New Edition 15, Wednesday, April 10, Norton, A. ve Foster, M. (2001). The Potential of Using Sustainable Livelihoods Approaches, Poverty Reduction Strategy Papers, (London: ODI). Plüss, C. ve Backes, M. (2002). Red Card for Tourism? 10 Principles and Challenges for a Sustainable Tourism Development in the 21st Century, Freiburg: DANTE (NGO Network For Sustainable Tourism Development). Scheyvens, Regina (2007), Exploring the Tourism-Poverty Nexus. Current Issues in Tourism, 10 (2), Shah, K. (2000). Tourism, the Poor and Other Stakeholders: Asian Experience, ODI Fair-Trade in Tourism Paper, London: ODI. Shitundu, J. ve Luvanga, N. (2003). The Role of Tourism in Poverty Alleviation, Tanzania Research Report, Repoa Publications, (3)4, Simon, D. ve Goodwin, M. (1988). The Local State and Uneven Development: Behind the Local Government Crisis, Polity Press: Basil Blackwell. Storey, D, Bulloch, H. ve Overton, J. (2005). The Poverty Consensus: Some Limitations of the Popular Agenda, Progress in Development Studies, 5 (1), Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
112 Z. Önez Çetin Walter, J. ve Pallavi, M. (2002). Exploration of the National Policy Issues Related to the Use of Tourism Development in Poverty Reduction in Southeast Asia, Conference Proceedings, Tourism in Asia, Hong Kong Polytechnic University, Hong Kong. Yoksul Yanlı Turizm Ortaklığı (Pro Poor Tourism Partnership) (1999). Sustainable Tourism and Poverty Alleviation Study, A Report to the Department for International Development, ODI publications. YYTO (2001). Pro-Poor Tourism Strategies: Making Tourism Work for the Poor, A Review of Experience, ODI publications. YYTO (2004a). Pro-Poor Tourism Projects,PPT Info Sheets, Sheet No (12). YYTO (2004b). Tourism and Poverty Reduction: Making the Links, PPT Info Sheets, Sheet No (3). YYTO (2004c). Tourism in Poverty Reduction Strategy Papers, PPT Info Sheets, Sheet No (9). YYTO (2011). What is Pro-poor Tourism? < org.uk/what_is_ppt. html> ( ) Yunis, E. (2005). Tourism enriches? Poverty Reduction, Tourism and Social Corporate Responsibility, Presentation on 16 June 2005, Wageningen University, Netherlands. Zabcı, F. (2006). A Poverty Alleviation Programme in Turkey: The Social Risk Mitigation Project, South East Europe Review, 9(1), Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
113 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa XVII. YÜZYILDA YAŞAMIŞ BİR BİLGİN: HEZÂRFEN HÜSEYİN EFENDİ Feyza TOKAT* Özet XVII. yüzyılın ünlü bir tarihçisi ve ansiklopedist bir bilgini olan Hüseyin Efendi, Hezâr-fenn lakabı ile şöhret bulmuş ve bu lakaba yakışacak bir şekilde her biri ayrı uzmanlık gerektiren bilim dallarında önemli eserler kaleme almıştır. Hezârfen Hüseyin Efendi, Kâtip Çelebi den sonra Batı kaynaklarından faydalanan ikinci Osmanlı müellifidir. Hayatı hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadığımız Hezârfen Hüseyin Efendi nin tıp, tarih, tasavvuf, dil, coğrafya ve devlet teşkilâtı konularında eserleri vardır. Bu çalışmada Hezârfen Hüseyin Efendi nin hayatı ve eserleri farklı kaynaklardan incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hezârfen Hüseyin Efendi, XVII. Yüzyıl, Tarih Yazarları XVII. CENTURY SCHOLAR: HEZÂRFEN HÜSEYİN EFENDİ Abstract Huseyin Efendi, an eminent historiographer and scholar-encyclopaedist of the XVII. century, has found name under the pseudonym Hezâr-fenn and in a way that suits this pseudonym wrote important works in different branches of science each of which requires separate expertise. After Katip Çelebi, Hezârfen Hüseyin Efendi is the second Ottoman author benefiting from Western resources. Hezârfen Hüseyin Efendi, whose life is not known in advance, has works in various subjects as medical science, history, mysticism, language, geography, state organization each of which is a separate branch of science. In this study, the life and works of Hezârfen Hüseyin Efendi are examined from various sources. Key Words: Hezârfen Hüseyin Efendi, XVII. Century, Historiographers 1. HAYATI XVII. yüzyılın ünlü bir tarihçisi ve ansiklopedist bir bilgini olan Hüseyin Efendi, Hezâr-fenn 1 lakabı ile şöhret bulmuş ve bu lakaba yakışacak bir şekilde her biri ayrı uzmanlık gerektiren bilim dallarında önemli eserler kaleme almıştır. Bildiği Grekçe ve Latince sayesinde Kâtip Çelebi den sonra Batı kaynaklarından faydalanan ikinci Osmanlı müellifi olan Hezârfen Hüseyin Efendi nin (DİA, C 18: 544) hayatı hakkında bildiklerimiz çok azdır ve bu bilgiler de kendi eserlerindeki bilgiler ile Bursalı Mehmet Tahir ve Hilmizâde Rıfat Bey in yazdıklarından ibarettir. İstanköy (Kos) adasında doğan (Bursalı Mehmet Tahir, 1342: 244) Hezârfen Hüseyin Efendi nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Muhtasar Târih-i Umûmî de Hüseyin İbn Cafer el-istanköyî 1 Çok bilen, elinden çok iş gelen, bin hüner sahibi eş-şehir be- Hezârfenn şeklindeki kaydından baba isminin Cafer olduğunu anlaşılmaktadır. (Bursalı Mehmet Tahir, 1342: 244) Tahsiline memleketi olan İstanköy de başlayan Hüseyin Efendi, daha sonra İstanbul a gelmiş ve burada da tahsiline devam etmiştir. Fakat onun İstanbul a neden ve nasıl geldiği hakkında bilgimiz yoktur. Tahsilini bitirdikten sonra devlet hizmetine girmiştir. Devlet hizmetindeyken bir süre Divân-ı Hümâyun tercümanı Ali Ufkî Bey in yanında görev almıştır. Hüseyin Efendi nin H (M. 1669) tarihinde meydana gelen Kandiye Gazâsı (Girit in Fethi) nda bulunması da yine bu memuriyet sebebiyle olsa gerektir. O sıralarda muhtemelen defter eminliği görevinde bulunuyordu. (DİA, C 18: 544) Daha sonra ilme olan merakı sebebiyle devlet memuriyeti görevinden ayrılıp hayatını özel dersler vererek * Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Doktora Öğrencisi, DENİZLİ e-posta: [email protected].
114 F. Tokat sürdürmüş; kendisini okumaya, öğrenmeye, araştırmaya ve kitap telifine adamıştır. Hezârfen Hüseyin Efendi, ilme karşı duyduğu büyük alâka ile devrin büyüklerinin dikkatini çekmiş ve onların himayesini görmüştür. Fazıl Ahmet Paşa nın ve özellikle yeniçeri ağası ve velinimetim dediği Vezir İbrahim Paşa nın lütfuna mazhar olmuştur. (İlgürel, 1998: 5) Hezârfen Hüseyin Efendi kısa bir müddet IV. Mehmed in tarih hocalığı vazifesini de yapmıştır. Hezârfen Hüseyin Efendi ilk defa Batı kaynaklarından istifade eden ve edindiği malûmatı eserlerinde kullanan tarihçilerden idi. Bu arada, İstanbul u ziyaret eden Avrupalı âlimlerin pek çoğunu tanırdı ki, bunlar arasında Kont Ferdinand Marsigli, Demetrius Cantemir, Pétis de la Croix ve Antoine Galland ı sayabiliriz. (İlgürel, 1998: 6) Bin Bir Gece Masalları nı Fransızcaya tercüme ederek ilk defa Batı ya tanıtan Antoine Galland, Hezârfen Hüseyin Efendi ile karşılaşmalarını ve onunla ilgili düşüncelerini şöyle anlatmaktadır: 15 Eylül Cuma (1673) Büyükelçi hazretleri (Marquis de Nointel) namına Hüseyin Efendi isimli bir Türk tarihçisini ziyaret ettim. Bir Rum kilisesinden çevrilme Kilise Câmii denilen bir cami yakınında oturmaktadır. Bu camiin kapısı, dokunulmamış eski sütunlarla hâlâ süslüdür. Son Excellence namına kendisinden dostluğunu istedim ve kendisini buna hazır bulduğum hâlde, gönlünü daha fazla kazanmak üzere B. Büyükelçinin yolladığı bir çuha ve bir saten ceket verdim. O, beklemediği böyle bir şey verildiği için çok şaşırdı ve son Excellence ı bu tarz bir lütufta bulunmaya mecbur edecek hiçbir şey yapmamış olduğunu söyledi. B. Büyükelçinin ondan istediği dostluğu kendisine vermeyi arzu eylediğini ve bu hediyenin vücuda getirmiş olduğu bir tarih kitabına karşı bir takdir nişanesi olduğunu söyledim. Bunun üzerine, bana bu kadar değersiz bir şeyin bu derecede takdir edilmeye lâyık olmadığını, bu eseri asla beğenmediğinden bir yenisini yazmakta olduğunu ve yeni kitabı bitirir bitirmez son Excellence a takdim etmeyi ihmal etmeyeceğini söyledi. 16 Eylül Cumartesi (1673) Aynı Hüseyin Efendi, Excellence ı görmeye geldi. Excellence, ona sultanla vezirin yaptırmış olduğu portrelerini gösterdi. Ve Hüseyin Efendi, kendisine sofrasında yemek yediren Büyükelçinin nezaket ve ikramlarından pek memnun bir hâlde döndü. (Galland: 1998: ) Bu dostluk vesilesiyle Hüseyin Efendi birçok defa Fransa sefarethanesine yemeğe çağrılmış, bu davetlerin birinde Tenkihu t-tevârih adlı eserinin bir nüshasını Fransız elçisine hediye etmiştir. Şüphesiz ki bunların ve diğer Avrupalı arkadaşlarının yardımları sayesinde, Hezârfen Hüseyin Efendi, devrinde Garp tarihine ait kaynakların muhteviyatından istifade etmeyi ve onları kendi kitapları ile birleştirebilmeyi başarmıştır. (Lewis, 1962: 122) Mesela İtalyan coğrafyacı, tabiat bilgini ve Osmanlı askerî tarihi konusunda uzman Luigi Fernando Comte de Marsigli, L Etat Militaire de L Empire Otoman ı yazarken Hezârfen Hüseyin Efendi nin Osmanlı devlet teşkilât tarihine ait olan Telhîsü l-beyân ını Yahudi mütercim Abraham Gabai nin yardımıyla tercüme etmiş ve mezkûr eserinin özünü bu tercüme teşkil etmiştir. Fransız seyyah ve XVII. yüzyıl Fransız sefareti görevlilerinden Pétis de la Croix un Etat General de L empire Ottoman par un Solitaire Turc(Paris, 1695) u ile Giovanni Battista Donado nun Della Letterature de Turchi(Venezia, 1688) si Hezârfen in Telhîsu l- Beyân ından tercümelerle meydana getirilmiş eserlerdir. Tarihçiliğinin yanı sıra bestekârlığıyla da tanınan Kantemirogulları nın en şöhretlisi Demetrius Cantemir, ilk defa bir Batılı tarafından birinci elden kaynaklara dayanılarak yazılmış bir Osmanlı tarihi olarak bilinen History Of The Growth and Decay Of The Ottoman Empire adındaki eserini Hezârfen Hüseyin Efendi nin Tenkîhu t-tevârih-i Mülûk adlı meşhur tarihinden faydalanarak kaleme almıştır. (Özdemir, 2007: 14) İstanbul da ölen (Bursalı Mehmet Tahir,1329: 872) Hezârfen Hüseyin Efendi nin ölüm tarihi bazı kaynaklarda 1103/1691 (Babinger, 1950: 251; Lewis, 1962: 121; Yurdaydın: 1971: 134; DİA C 18: 544); bazı kaynaklarda da 1089/1678 (Bursalı Mehmet Tahir, 1342: 243) olarak geçmektedir. Bu kaynakların hiçbirinde de mezarının yeri hakkında bilgi yoktur. Hezârfen Hüseyin Efendi nin XVII. yüzyılın Osmanlı ilim ve kültür hayatında önemli bir yeri vardır. Hezârfen Hüseyin Efendi nin çok yönlü kişiliği farklı kültürlerden insanlarla iletişim kurmasını sağlamış ve tarihçi kişiliğini de desteklemiştir. Tarihî eserlerinde Yunan ve Roma tarihinden, İslam tarihinden, Osmanlı tarihinden bahsetmiş; ayrıca yaşadığı dönemin tarihî ve siyasî olaylarını da kaleme almıştır. Ama bu bilgileri yalın bir tarzda aktarmakla 110 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
115 XVII. Yüzyılda Yaşamış Bir Bilgin: Hezârfen Hüseyin Efendi kalmamış kendi görüşlerini de belirtmiştir. Telhîsu l-beyân Fî Kavânîn-i Âl-i Osman da idamın uygulanmaması, reayanın kolayca kapıkulu olabilmesi, tımarların ehil olmayanlara dağıtılması gibi konularda padişahı ve idarecileri eleştirmiştir. Hezârfen Hüseyin Efendi Kos adası doğumludur. Onun tıpçı kişiliğinin oluşmasında Kos adası doğumlu olan Hipokrat ın ve Hipokrat ın Kos adasında kurduğu Kos Tıp Okulu nun etkisi düşünülebilir. Tıp eserlerinde Yunan, Roma hekimlerinden olduğu kadar İslam tıbbının önde gelen bilginlerinden de iktibaslar yapmış ve tüm bu bilgilere kendi fikirlerini, tecrübelerini ilave etmiştir. Hezârfen Hüseyin Efendi nin başlı başına felsefeyle ilgili bir eseri olmasa da tıp ve tarih eserlerinde yeri geldikçe felsefî konulardan da bahsetmiştir. Tuhfetü l-erîbi n-nâfia li r- Rûhânî ve t-tabîb de Bukrat der ki mevcûd ve madûm olan eşyâ bulunmaz tâ kim mâzîde vücûdı bulunmadıkça lâkin ecsâm üzerine terkîb ile tefrîk müteâkib iken zann böyle ki teferruk-ı ebdân malûm olur ve mürekkeb olan mevcûd bulunur (Hipokrat der ki mevcut olan ve olmayan eşya, mazide yoksa yoktur varsa vardır; lâkin cisimler üzerinde birleşme ve ayrılma arka arkaya gelirken zannedilir ki bedenlerin (cisimlerin) ayrılması gerçekleşir ve mürekkep -bileşik- olan mevcut bulunur) 2 diyerek felsefeye olan ilgisini ve bilgisini de göstermiştir. Hezârfen Hüseyin Efendi nin tarihle ilgili kitapları, coğrâfî bilgiler de ihtiva etmektedir. Örneğin Tenkîhu t-tevârih te Çin ve Hint denizlerindeki bazı adalar ile enlem ve boylam üzerinde durmuştur. Tüm bunlara ek olarak Hezârfen Hüseyin Efendi dinî, tasavvufî, ahlâkî eserler yazacak kadar din ve tasavvuf bilgisine; karşılaştırmalı bir sözlük yazacak kadar yabancı dil bilgisine de sahiptir. Denilebilir ki Hezârfen Hüseyin Efendi gerçek bir münevver, çeşitli konularda ilim sahibi ansiklopedist bir bilgin, ünlü bir tarihçi, çok yönlü gerçek bir bilim adamıdır. 2. ESERLERİ Tevârih-i eslâfa ziyadesi ile merakı olan, geçen 2 Hezârfen Hüseyin Efendi, Tuhfetü l-erîbi n-nâfia li r- Rûhânî ve t-tabîb, Bosna Hersek Gazi Hüsrev Kütüphanesi R. 986, 6a/18-6b/1. asırlarda meydana gelen ahvâl-i beşeri tahkîk eden ve ekser-i hayâtını bu yolda sarf eden (Hilmizâde İbrahim Ri fat, 1313: 705) Hezârfen Hüseyin Efendi; tıp, tarih, coğrafya, tasavvuf, dil ve devlet teşkilatı gibi her biri ayrı bir uzmanlık gerektiren bilim dallarında önemli eserler kaleme almıştır. Bu bakımdan Hezârfenn lâkabını tam anlamıyla hak etmektedir. Eserlerinde bulunan ansiklopedik bilgiler onun bu eserleri kaleme alırken birçok kaynağa başvurduğunu göstermektedir. Örneğin Tuhfetü l-erîbi n-nâfia li r-rûhânî ve t-tabîb adlı tıbbî eserinde Hipokrat, Calinus, Aristo gibi Yunan hekimlerinin yanı sıra; İbn Sina, Razi, Zehravî gibi İslam tıbbının en önemli hekimlerinin eserlerinden de alıntılar yapmıştır. Yine Telhîsü l-beyân ı yazarken Âşık Çelebi, Şakâik, Lütfi Paşa, Ayn Ali gibi tarihçiler ile Tabakâtü l- Mâlik ve Şerh-i Siyer-i Kebîr gibi eserlerden istifade etmiştir. (İlgürel, 1998: 21) Diyebiliriz ki eserlerinin özünü muhtelif kaynaklardan toplanan bilgilerin bir araya getirilmesi ve daha sonra kendisine ait düşüncelerin aktarılması oluşturur. Eserlerinde üslûptan çok, anlama önem vermiş; genel olarak sözü fazla uzatmaktan kaçınmıştır. Hezârfen Hüseyin Efendi nin kaleme almış olduğu eserler şunlardır: 2.1. Tuhfetü l-erîbi n-nâfia li r-rûhânî ve t- Tabîb Türkçe yazılmış tıbbî bir eserdir. Bosna Hersek Gazi Hüsrev Kütüphanesi R. 986 da, Nuruosmaniye Kütüphanesi nr.3466 da, Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi nr de, Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi nr da, Mısır Millî Kütüphanesi Türkçe Yazmaları Tıbbı Türkî Talat 2 de, Reşid Efendi (Süleymaniye Kütüphanesi) 710 da, Şehit Ali Paşa (Süleymaniye Kütüphanesi) 2086 da, Millî Kütüphane nr de ve Mescid-i al- Hac Namr an-nablusi nr. 38 de nüshaları bulunmaktadır. (Osmanlı Medeniyeti Tarihi, 1999: 405; Osmanlı Tıbbî Bilimler Literatürü Tarihi, 2008: 287) Hezârfen Hüseyin Efendi, Tuhfetü l- Erîbi n-nâfia li r-rûhânî ve t-tabîb i daha önce yazdığı Lisān-ı Etıbbā isimli sözlüğün haşiyesi olarak yazmıştır. Eser makale diye adlandırılan üç ana bölümden oluşmaktadır. Eserin birinci bölümü genel tıp bilgisi ve hekimin sorumlulukları ile ilgilidir. İkinci bölüm Arap alfabetik düzeniyle yazılmış bir sözlüktür. Bu bölümde çeşitli bitki, besin, hayvansal Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
116 F. Tokat ürün ve madenlerin hangi hastalıklarda nasıl kullanıldığı anlatılır. Üçüncü bölüm kendi içinde birkaç fasl a ayrılır. Bu bölümde de yıldızlara, organlara, hıltlara (kan, safra, sevda ve balgamdan oluşan, ahlât-ı erbaa denen dört unsur) göre hastalıklar ve bunlara faydalı ilaçlar anlatılmıştır Telhîsu l-beyân Fî Kavânîn-i Âl-i Osman Osmanlı teşkilat tarihiyle ilgili bu eserini Kazasker Vişnezâde İzzetî Mehmet Efendi nin tavsiyesi üzerine kaleme almıştır. On üç bölümden oluşan eserde Osmanlı Devleti nin ortaya çıkışı, İstanbul şehrinin kuruluşu ve tarihî yapıları, saray görevlileri, Dîvân-ı Hümâyûn toplantıları, hazine gelir ve giderleri, taşra teşkilatı ve başta beylerbeyi ile sancak beyi olmak üzere taşra görevlileri, yeniçeriler ve öteki kapıkulu ocakları, Kırım hanları, sefere çıkma törenleri, saray düğünleri hakkında geniş bilgiler bulunmaktadır. Telhîsu l-beyân ın Venedik, San Marco, nr.91 de; Bibliotheque Nationale, Ancien Fonds nr.40 ta; Leningrad, Orient Institut, nr.357 de ve Bibliotheque Nationale, Supplem, turc nr.694 te olmak üzere dört yazma nüshası bulunmaktadır. (DİA, C 18: 545) Eser üzerine Sevim İlgürel in çalışması vardır. (İlgürel: 1998) Tenkîhu t-tevârih veya Tenkîhu t- Tevârih-i Mülûk Kendisine tarih dersi verdiği IV. Mehmed e sunulmuş özet hâlinde bir genel tarihtir. Bu eser o zamana kadarki bu türlü eserlerin özelliği olan olayların yıl yıl anlatıldığı analistik bir karakterde olmayıp, bir bakıma sistematik denilebilecek bir tarzda kaleme alınmıştır. Ayrıca o zamanki eserlerden farklı olarak, bu eserde, ilk defa olarak, Yunan ve Roma devirleri hakkında Yunanca ve Latince eserlerden faydalanmak suretiyle bilgi verilmiştir. (Yurdaydın, 1971:135) Bir giriş, dokuz bölüm ve iki hatimeden oluşan eserde sırasıyla İran tarihi, Sâsâniler, Batlamyuslar, Hz. Muhammed, ilk halifeler, Emevîler, Abbâsîler, Fâtımîler, Osmanlılar, Roma İmparatorluğu nun kuruluşu ve bazı ünlü Yunan filozofları, İstanbul ve Bizans İmparatorları, Çemberlitaş ve Dikilitaş, Cenevizliler in Roma yı ele geçirmesi, Çin, Maçin, Hıtay ve Hoten, Çin ve Hint denizlerindeki bazı adalar, burada yaşayan insanların kanunları, dinleri, ilim, ahlâk, örf ve âdetleriyle Amerika nın keşfi hakkında bilgi verilmiş, birinci hatimede enlem ve boylamlarla fersah ve mil üzerinde durulmuş, ikinci hatimede ise müellif cemiyet ve devlet hayatıyla ilgili görüşlerini açıklamıştır. Eserin Türkiye ve Türkiye dışındaki kütüphanelerde pek çok yazma nüshası bulunmaktadır. (Babinger, 2000: 253; DİA, C 18: 545) British Museum nr. Or te kayıtlı nüshanın müellif hattıyla yazılmış nüsha olması kuvvetle muhtemeldir. (Yurdaydın, 1971:135) Tenkîh üzerinde bilhassa batılı müelliflerin yaptığı çalışmalar dikkat çekicidir: Yunan filozofları hakkındaki bab, H.F. von Diez tarafından Denkwürdigkeiten von Asien, I, 71 vd.da; Danişmendlilere dair bab, A.D. Mortmann tarafından ZDMG, XXX, 468 vd.da yayınlanmıştır. (Şeşen, 1998: 315) Eserin bir bölümü üzerine Kerim Özdemir yüksek lisans tezi yapmıştır. (Özdemir: 2007) Muhtasar Târih-i Umûmî İsminden de anlaşılacağı gibi genel bir dünya tarihidir. Bursalı Mehmet Tahir in Osmanlı Müellifleri nde ayrı bir eser olarak adı geçse de Tenkîhu t-tevârih in bazı kısımlarının biraz değiştirilmiş şeklinden ibaret olduğu için bazı kaynaklarda ayrı bir eser olarak sayılmamaktadır. (Anhegger, 1953:365) Târih-i Devlet-i Rûmiyye Genel olarak Latin ve Yunan tarihlerinden, bazı kısımları da İslam tarihinden iktibas suretiyle meydana getirilmiştir. Bursalı Mehmet Tahir in Osmanlı Müellifleri nde ayrı bir eser olarak adı geçse de Tenkîhu t-tevârih in bazı kısımlarının biraz değiştirilmiş şeklinden ibaret olduğu için bazı kaynaklarda ayrı bir eser olarak sayılmamaktadır. (Anhegger,1953: 365) Tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi nr.2641 dedir Kâtip Çelebi nin Takvîmü t-tevârihi ne Zeyl Kâtip Çelebi nin Takvîmü t-tevârih adlı eserine yazdığı zeyldir. Bu eserin bir nüshası 112 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
117 XVII. Yüzyılda Yaşamış Bir Bilgin: Hezârfen Hüseyin Efendi Köprülü Kütüphanesi nr.1064 te kayıtlıdır. (DİA, C 18: 545) Telhîsü l-beyân Fî Tahlisi l-büldan Müellifin hayatının sonlarına doğru kaleme aldığı, İslâm devletlerinden ve ünlü hükümdarlardan bahseden otuz iki fasıl hâlinde bir eserdir. Herkesin kolayca anlayabilmesi için eserin seciden uzak sade bir dille kaleme alındığı özellikle belirtilmektedir. (DİA, C 18: 545) Nüshaları İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı nr. K 185 ve Süleymaniye Kütüphanesi Hekimoğlu nr. 788/3 te bulunmaktadır. (İlgürel, 1998: 12) Tercüme-i Lûgat-i Hindî Hüseyin Efendi nin Özbek elçisi Feyzullah Efendi nin yardımıyla meydana getirdiği, Hintçe kelimelerin Farsça ve Türkçe karşılıklarından oluşmuş bir sözlüktür. Bir nüshası Yıldız Kütüphanesi nde bulunmaktadır. (Bursalı Mehmet Tahir, 1342: 244) Lisânü l-etibbâ fî Lûgati l-edviye Türkçe bir eserdir. Hastalıkların, mizaçların, bünyelerin kısaca tarifi verildikten sonra bazı basit ilaçların adları da yer almaktadır. (Osmanlı Medeniyeti Tarihi, 1999: 421) Lisânü l-etibbâ fî Lûgati l-edviye bir tıp sözlüğüdür. Bu sözlüğün birinci kısmı Arapçadan Türkçeye; ikinci kısmı ise Türkçeden Arapçaya tıp maddelerini içine almaktadır. Eserin Şehit Ali Paşa kitaplığı nüshasını (nr.2086) incelemiş bulunan Adnan Adıvar, eserde ilaçların Yunanca isimlerine rastladığını, ancak Bursalı Mehmet Tahir in söylediği gibi İbranice ve Berberce tabirlerin bulunmadığını söylemektedir. (Adıvar, 1991:138) Kahire- Mısır Hidiv Kütüphanesi Türkçe Yazmaları 8632/1, 8632/2; Milli Kütüphâne (Çankırı İl Halk Kütüphanesi) 118/1; Türk Dil Kurumu Kütüphanesi Türkçe Yazmaları B.51; Mısır Milli Kütüphanesi Türkçe Yazmaları Lugatı Türkî 19; Reşid Efendi (Süleymaniye Kütüphanesi) 705; Hamidiye (Süleymaniye Kütüphanesi) 1041; Şehit Ali Paşa (Süleymaniye Kütüphanesi) 2086; Bağdatlı Vehbi Efendi (Süleymaniye Kütüphanesi) 1474 eserin tespit edebilen nüshalarıdır. (Doğan, 2010: 78) Fihrisü l-evrâm Çeşitli ilaçların Arapça, Farsça, İbranice ve Yunanca karşılıkları Türkçe olarak verilmektedir. (Osmanlı Medeniyeti Tarihi, 1999: 421) Adnan Adıvar, bazı kaynaklarda ayrı bir eser olarak gösterilen Fihrisü l-evrâm ın, Lisânü l-etibbâ ile aynı eser olduğunu belirtmiştir. (Adıvar, 1943: 137) Eserin Reşid Efendi (Süleymaniye Kütüphanesi) nr.705/2 de, Hamidiye (Süleymaniye Kütüphanesi) nr.1041/14 te, Bağdatlı Vehbi (Süleymaniye Kütüphanesi) nr.1474 te ve Şehid Ali Paşa nr. 2086/2 de kayıtlı nüshaları bulunmaktadır. (Türkiye Tıbbî Bilimler Literatürü Tarihi, 1984: 386) Enîsü l-ârifin ve Mürşidü s-sâlikîn Kısa anekdotlarla verilen siyasete ve ahlâka dair kuralların toplandığı bir eser olup 1090 da (1679) telif edilmiştir. Vatikan Kütüphanesi nde Vat. Turco 94 te, Süleymaniye Kütüphanesi nde Düğümlü Baba, nr.227 de ve İngiltere Millî Kütüphanesi nde Türkçe Yazmaları Or da nüshaları bulunmaktadır Câmiü l-hikâyât: Otuz sekiz hikâyeyi ihtiva eden eserin baş tarafında bir fihristi vardır. (Bursalı Mehmet Tahir, 1337: 185) İslâm dünyasında Kelile ve Dimne, Türk edebiyatında ise Hümâyunnâme adı ile tanınmış olan Beydeba ya ait ünlü Hint eserinden naklen ahlâkî ve siyasî nasihatler ihtiva eden motiflerdir. (Bursalı Mehmet Tahir, 1329: 873) Bir nüshası Topkapı Sarayı Kütüphanesi Koğuşlar Kitaplığı nr. 919 dadır Mehâsinü l-kelâm ve l-hikem fî Şerhi İsmillâhi l-a zam Tasavvufa dâir bir eser olup mukaddimesinde Nakşibendî tarikatına mensup olduğunu belirtmiştir. (Bursalı Mehmet Tahir, 1342: 244) Risâle-i Hikemiyye Bursalı Mehmet Tahir, hikmet ve ahlâk üzerine yazılmış Türkçe bir risale olduğunu belirtir ve Hezârfen Hüseyin Efendi nin kendi el yazısıyla yazdığı nüshasının şahsî kütüphanesinde olduğunu söyler. (Bursalı Mehmet Tahir, 1342: 245) Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
118 F. Tokat Şerhü l-lemati n-nûrâniyye fi l-evrâdi r-rabbâniyye Tasavvufî bir eserdir. (Bursalı Mehmet Tahir, 1342: 244) Misbâhül-Münîr fî Ehâdîsil-Beşîrin-Nezir 3 Hadis ilmi üzerine yazılmış Arapça bir eserdir. Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi nde nr.07 Ak 206/2(a) da bir nüshası vardır. Bu eserden Bursalı Mehmet Tahir ve diğer kaynaklar bahsetmemiştir. Hezârfen Hüseyin Efendi nin burada bahsi geçen eserlerinin dışında ona mâl edilen başka eserler de vardır. E. Blochet, Seyyid Ali Ekber-i Hitai nin Hitay-namesi ni (Anhegger, 1953: 365); Pétis de la Croix, Kanuni Sultan Süleyman ın Nasihat-nâmesi ni (İlgürel, 1998: 34) Hezârfen e atfetmişlerdir. Diyânet İslam Ansiklopedisi ne Hüseyin Efendi, Hezârfen maddesini yazan Mücteba İlgürel, İbn Baytar ın eserinden tercüme olan Terceme-i Müfredât adlı eseri, Adnan Adıvar ın Osmanlı Türklerinde İlim adlı eserine dayanarak Hezârfen Hüseyin Efendi ye ait göstermiştir. Ancak Adıvar, kitabında, bahsi geçen eserin müellifinin Hezârfen in çağdaşı Mehmed b. Ahmed b. İbrahim olduğunu belirtir. (Adıvar, 1949: 138) Aynı yanlışı Telhîsü l-beyân ı hazırlayan Sevim İlgürel de yapmıştır. 3. SONUÇ XVII. yüzyılın ünlü tarihçisi ve ansiklopedist bilgini Hezârfen Hüseyin Efendi, bildiği yabancı diller sayesinde hem Batı kaynaklarından hem de Doğu kaynaklarından faydalanmıştır. Toplam on altı tane eseri olan Hezârfen Hüseyin Efendi nin eserlerinden altısı tarihî, altısı dinî ve tasavvufî, üçü tıbbî, biri de dille ilgilidir. Bu eserlerden biri olan Misbâhül-Münîr fî Ehâdîsil-Beşîrin-Nezir den onunla ilgili yapılan çalışmaların hiçbirinde bahsedilmemiştir. İlk kez bu çalışmada Misbâhül-Münîr fî Ehâdîsil-Beşîrin-Nezir, Hezârfen Hüseyin Efendi nin eserleri arasında gösterilmiştir. Yine yapılan çalışmalarda onun eseri olarak belirtilen Terceme-i Müfredât, Hezârfen Hüseyin Efendi nin eseri değildir. Hezârfen Hüseyin Efendi nin hayatı ve eserleri üzerine yapılan çalışmalar genellikle onun tarihçi yönünü vurgulayan çalışmalardır. Onun tarihî eserleri kadar tıbbî, dinî, tasavvufî eserleri de araştırmacılar tarafından bilim dünyasına yeniden kazandırılmayı beklemektedir. 3 T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Türkiye Yazmaları Kataloğu, ( ) 114 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
119 XVII. Yüzyılda Yaşamış Bir Bilgin: Hezârfen Hüseyin Efendi KAYNAKÇA Adıvar, A. (1991). Osmanlı Türklerinde İlim, Remzi Yayınları, İstanbul. Anhegger, R. (1953). Hezarfen Hüseyin Efendi nin Devlet Teşkilatına Dâir Mülâhazaları, Türkiyat Mecmuası, 10 ( ), s Babinger, F. (2000). Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri, 3. Baskı, (Çev: C. Üçok), Kültür Bakanlığı Yayınları/435, Ankara. Bursalı Mehmet Tahir (1329). Hezârfen Hüseyin Efendi, Türk Yurdu, 5/1, İstanbul. (1342). Osmanlı Müellifleri III, Matbaa-i Amire, İstanbul. (1337). Hezârfen Hüseyin Efendi, Dergâh Mecmuası, 1/12, 185, İstanbul. Doğan, Ş. (2010). XVI ve XVII. Yüzyıl Türkçe Tıp Yazmalarına Genel Bir Bakış, Müjgân Cumbur Armağanı (Haz: Prof. Dr.Tuncer Gülensoy), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, s , Ankara. Galland, A. (1998). İstanbul a Ait Günlük Hatıralar 1672/1673, 3. Baskı, 2.C (Çev: N. S. Örik), TTK Yayınları, Ankara. Hilmizâde İbrahim Ri fat (1313). "Hüseyin Sehir be- Hezârfen", Ma lûmât, IV/82, İstanbul, s Türkiye Kütüphaneleri İslami Tıp Yazmaları Kataloğu Arapça, Türkçe ve Farsça (1984). (Ed: E. İhsanoğlu), IRCICA, İstanbul. Osmanlı Medeniyeti Tarihi (1999). 2. C, (Ed: E. İhsanoğlu), İstanbul. Osmanlı Tıbbî Bilimler Literatürü Tarihi (2008). (Haz: E. İhsanoğlu, R. Şeşen, M.S. Bekar, G. Gündüz, V. Bulut), ISAR, İstanbul. İlgürel, S. (1998). Hezarfen Hüseyin Efendi Telhîsü l- Beyân Fî Kavânîn-i Âl-i Osmân, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara. İlgürel, M. (1998). Hezarfen Hüseyin Efendi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 18, s , İslam Araştırmaları Merkezi, İstanbul. Menage, L.(1971). Husayn Hezârfenn, Encylopedia of Islam, (Ed: B. Lewis, V.L. Ménage, Ch. Pellat and J. Schacht), 2. Baskı, C III, s Özdemir, K. (2007). Hezarfen Hüseyin Efendi nin Tenkîhu t-tevârih Adlı Eserinin Selçukluların Zuhurundan Osmanlı Devleti nin Kuruluşuna Kadar Geçen Bölümlerinin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Manisa. Şeşen, R. (1998). Müslümanlarda Tarih- Coğrafya Yazıcılığı, İslam Tarih, Sanat ve Kültürünü Araştırma Merkezi (IRCICA), İstanbul. Yiğit, Ş. (1968). Hezarfen Hüseyin Efendi nin Hayatı ve Eserleri (Basılmamış Lisans Tezi), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Edebiyat Fakültesi Tarih Seminer Ktp., nr.1187, İstanbul. Yurdayın, H.G. (1971). İslâm Tarihi Dersleri, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Türkiye Yazmaları Kataloğu. ( ) Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
120
121 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa MAKRO EKONOMİK AÇIDAN TÜRKİYE NİN ALTERNATİF ENERJİ İHTİYACININ ÖNEMİ Haldun SOYDAL* - Zekeriya MIZRAK** - Murat ÇETİNKAYA*** Özet Hammadde ihtiyacına yönelik artışlar sanayi devrimi ile başlamaktadır. Küreselleşme ile hız kazanan uluslararası ticaret beraberinde enerji kaynaklarının önemini gittikçe güçlendirmiştir. Artan enerji ihtiyacı ülkeleri alternatif enerji kaynakları arayışına da itmiştir. Ayrıca ülkelerin enerji politikaları sadece ülke ekonomileri için değil bir ülkenin dünyadaki siyasal ve uluslararası ilişkilerdeki rolü açısından da büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada son yıllarda önemi giderek artan alternatif enerji politikalarının Türkiye ekonomisi açısından önemi incelenecektir. Alternatif enerji kaynaklarının durumu, verimliliği, Dünya ülkeleri ve Türkiye ekonomisi içindeki payı ortaya konulacaktır. Alternatif enerjinin geliştirilmesi ya da maksimum fayda sağlayacak biçimde kullanılmasına olanak sağlayacak teşviklerin uygulanması konusunda değerlendirmeler yapılarak, Türkiye nin enerji politikaları,diğer dünya ülkeleri örnekleriyle de kıyaslanmak suretiyle, çeşitli verilerle desteklenerek dünü, bugünü ve geleceği açısından ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Alternatif Enerji, Türkiye'nin Enerji Politikaları, Nükleer Enerji. FROM IMPRANTANCE OF ALTERNATIFE ENERGY NEED OF TURKEY Abstract Increases in the needs for raw materials begin with the industrial revolution. The international trade that gained momentum with globalization, increasingly strengthened the importance of energy resources. Increasing energy needs, has led countries have also sought alternative sources of energy. In addition, the countries' energy policies have a great importance not only in terms of national economies of countries and also for the role of political and international relations in the world of a country. In this study, the importance of alternative energy policies that is growing in recent years, will be examined in terms of importance for Turkey's economy. The potential of alternative energy sources, its efficiency, and its share in the world country's and Turkey economy will be introduced. By evaluating of the alternative energy development or the implementation of incentives that will provide to use maximum benefit and by supporting a variety of datas, to compare against other countries in the world by examples, Turkey's energy policies will be discussed in terms of its past, present and future. Key Words: Alternative (Renewable) Energy, Turkey s Energy Policies, Nuclear Energy 1. GİRİŞ Son iki yüzyıldaki gelişmeler, dünyada hammaddenin, enerji kaynaklarının önemini arttırmıştır. Birinci adımda sanayi devriminin gerçekleşmesi, endüstride çıktı oranlarının artmasını sağlayacak teknolojik altyapı, makine teçhizat sistemlerinin gelişmesi dünyada özellikle hammadde ihtiyaçlarını arttırmıştır.artan hammadde ihtiyacı bu ülkelerin kendi kaynakları dışında dünyanın neresinde olursa olsun hammadde elde etmek için sömürgeleştirme, gerekirse işgal etme arzusunu güçlendirmiştir.daha fazla kar elde etmek isteyen işletmeler pazar paylarını arttırmak için, dünyada toplam talebi yukarıya çekerek daha fazla tüketmeyi ve artan tüketime karşı daha fazla üreterek maksimum karı tutturabilmek için, şirket bünyelerini ÇUŞ bünyelerine taşımışlar * Yrd. Doç. Dr., Selçuk Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi, KONYA e-posta: [email protected] ** Yrd. Doç. Dr., Selçuk Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi, KONYA e-posta: [email protected] *** Yrd. Doç. Dr., Gazi üniversitesi, Bankacılık Yüksek Okulu, ANKARA e-posta: mcetinkaya@gazi. edu.tr
122 H. Soydal - Zekeriya Mızrak - Murat Çetinkaya ve dünyanın her yerinden ucuz maliyetli hammadde teminine çalışmışlardır. Jeolojik araştırmalar arttırılmış, özellikle petrol bölgeleri, bir çok Batı ülkesi tarafından tespit edilerek gelecek yüzyılda bu bölgelerdeki rezervleri kontrol etmek için siyasi organizasyonlar tasarlanmıştır. İçinde bulunduğumuz son yüzyılda küreselleşmenin artması, uluslararası ticaretin zenginleşmesi enerji ihtiyacını daha fazla arttırmaktadır. Ülkeler arası rekabet artmış, ve bu rekabeti arttırmak için mutlak surette enerji kaynaklarının kontrolünün gerekliliği ortaya çıkmıştır.fakat şu bilinmektedir ki; mevcut şartlarda enerji kaynaklarının rezervleri hem sınırlıdır, hem de dünyadan her ülkeye eşit oranda dağılmamakta, belirli bölgelerde yer almaktadır.bu nedenle, bilinen enerji kaynaklarının yerine ikame edebilecek alternatif enerji kaynakları çalışmaları hız kazanmış, özellikle gelişmiş ülkeler bu konuda çok önemli araştırma geliştirme fonu ayırmış ve deneysel çalışmalarla uygulanabilirliğini sağlamak için bir çok element üzerinde kimyasal uygulamalar ve yine doğada bulunan birçok farklı alanlardan yararlanılarak yeni enerji kaynakları yaratmanın sınırlarını zorlamaktadırlar. Türkiye açısından bu konunun önemi, gerek makroekonomik açıdan ciddi bir enerji ithalatçısı olması ve cari işlemler dengesine döviz çıkışlarının olumsuz yansıması ve bulunduğu jeostratejik coğrafi konumu enerji kaynaklarının nakline uygun olması ya da bir başka deyişle coğrafi sınırlarına yakınlığı, Türkiye nin enerji politikalarının üzerine daha fazla yoğunlaşmasını ve önem atfetmesini zorunlu kılmaktadır. Ayrıca Anadolu coğrafyasının jeofiziksel açıdan alternatif enerji kaynakları üretimine müsaitliği ve geleceğin en önemli alternatif enerjisi olup kullanılacağı kabul edilen Bor, Uranyum ve Toryum gibi kimyasal elementlerin sınırlar içerisinde dünya rezerv oranlarının ciddi bir yoğunluğuna tekabül etmesi Türkiye yi çok ciddi bir konuma getirmektedir. Bu nedenle dünyada her zaman çok önemli olan ama son yıllarda daha da artan ve özellikle gelişmiş ülkelerce birçok çalışmaya konu olan enerji konusunun dünya ve Türkiye açısından önemini değerlendirerek neler yapıldığını ve yapılması gerektiğini ortaya koyacağız. 2. DÜNYA DA ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARININ KULLANIMI Dünyada yenilenebilir enerji kaynaklarına en fazla ilgi gösteren ülkelerin başında Almanya gelmektedir.danimarka, Finlandiya, İspanya, İrlanda, Hollanda, Amerika gibi ülkeler de yenilenebilir enerjiye yoğun ilgi göstermektedir. Dünya da biyoenerjiden elde edilebilecek yıllık enerji, MW samandan, MW hayvan atıklarından, MW orman atıklarından, MW çöplerden ve MW şeker kamışı, odunsu bitkiler gibi enerji tarlalarından olmak üzere yaklaşık toplam MW gibi büyük bir potansiyele sahiptir. Biyoenerji elde etmek için harcanan enerji ve %20 dolayında bir çevrim göz önüne alındığı zaman yılda net 3000 MW gibi bir enerji elde edilebileceği açıkça görülmektedir (Fidan, 2006, s:30). Finlandiya ürettiği elektriğin %22 sini, İsveç ise %20 sini enerji ormanları yetiştirerek elde edilmektedir. Kanada ve Yeni Zelanda içinde biyoenerji kullanımı geçerli olmakla birlikte Brezilya başta olmak üzere Latin Amerika ülkelerinde de biyoenerji kullanımı giderek artış göstermektedir. Örneğin Brezilya da 6 milyon araç ta yakıt olarak şeker kamışından üretilen metanol kullanılmaktadır (Ulusaler, 2007,s:29) Dünya da toplam su miktarı milyon m3 tür. Bu su miktarının %97,5 i denizlerde ve okyanuslardaki tuzlu sulardan oluşmaktadır. Geriye kalan %2,5 lik pay tatlı su kaynağıdır ve çeşitli amaçlar için kullanılabilmektedir. Fakat tatlı su miktarının %68,7 si kutuplarda buzul kütle, %0,8 i yeraltında fosil, %30,1 i yeraltı suyu ve %0,4 ü yerüstü suyu ve atmosferik buharlardan oluşmaktadır. Dünya teorik hidrolik potansiyeli yaklaşık TWh/yıl, teknik yapılabilir hidroelektrik potansiyeli yaklaşık TWh/yıl, ekonomik olarak yapılabilirlik potansiyeli ise yaklaşık TWh/yıl dır. Bu değerin 2003 yılı itibari ile 728,5 GW kurulu gücü işletmede, 100,7 GW ı inşa aşamasındadır. Yapımı planlanan kısmı ise 337,9 GW dir. Hidroelektrik enerji bugün dünyada üretilen toplam elektrik enerjisinin yaklaşık %20 sini sağlamaktadır. AB ülkeleri içinde hidroelektriğin ulusal elektrik üretiminde %50 den fazla bir paya sahip olan ülkeler Avusturya %70, Letonya 118 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
123 Makro Ekonomik Açıdan Türkiye nin Alternatif Enerji İhtiyacının Önemi Tablo 1: Dünya Biyokütle Enerji Potansiyelinin Kıtasal/Bölgesel Dağılımı ( ) %70, İsveç %50, ve bu ülkeleri takibende Portekiz %35, Romanya %35, Slovenya %27 gelmektedir(dektmk, 2004). Tablo 2: Hidroelektrik Enerji Potansiyelinin Kıtasal/Bölgesel/Ülkesel Dağılımı Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
124 H. Soydal - Zekeriya Mızrak - Murat Çetinkaya Tablo 3: Dünya Hidroelektrik Enerji Kullanımında Başat Ülkeler (2006) Dünya da jeotermal enerjiye bakıldığında 2000 yılı verilerine göre toplam elektrik üretiminin %1,6 sı jeotermal enerjiden sağlanmaktadır. Jeotermalden elektrik üreten ülkeler arasında 2228 MWe ile ABD, 1909 MWe ile Filipinler, 785 MWe ile İtalya, 775 MWe ile Meksika, 590 MWe ile Endonezya, 547 MWe ile Japonya ilk sıralarda yer almaktadır. Çevre bilincinin gelişmesi ile jeotermal enerji dünya ülkelerinde kent ısıtmasında kullanılmaktadır. ısıtma, soğutma termalizm gibi doğrudan kullanım kapasitesi 2000 yılı itibariyle MWt e ulaşmıştır (Arslan, Darıcı, Karahan, 2001). Dünyada jeotermal enerji üretiminde ABD, Filipinler, İtalya, Meksika ve Endonezya ilk beş sırayı almaktadırlar. Dünya jeotermal ısı ve kaplıcaları sıralamasında ise potansiyel açısından ilk beş ülke ; Çin, Japonya, ABD, İzlanda ve Türkiye dir. (Ulusaler, s:29). Dünya da rüzgar enerjisi üzerine yapılan araştırmalara bakıldığında rüzgar gücünün şu anda dünyada en hızlı yayılan enerji kaynaklarından biri olduğunu göstermiştir. EWEA(Avrupa Rüzgar Enerjisi Briliği) nın yaptığı araştırmalara göre, Avrupa nın 2002 yılındaki toplam kurulu gücü MW tır. Bu rakam 1990 yılında 2160 MW, 1994 yılında 3738 MW, 1997 yılında ise 7000 MW olmuştur. Son yıllarda dünyada ortalama kurulu gücün artış oranı %34 tür. EWEA, 2010 yılında hedef olarak MW olarak belirlenmiştir. Avrupa ülkelerinde özellikle Almanya ve Danimarka da rüzgardan enerji üretimi düşüncesi sanayi safhasına gelmiştir (Nazlı,2007, s:38). Bugün dünyadaki toplam teknik olarak işe koyulabilir rüzgar kaynağı yılda TWh tir ve bu değer dünyanın 1998 yılındaki toplam elektrik tüketiminin yaklaşık 4 katıdır yılına kadar dünya elektriğinin %10 u rüzgar gücüyle sağlansa da rüzgar potansiyelinin çoğu hala kullanılmamış durumda olacaktır. Uluslar arası Enerji Ajansı na göre dünya elektrik tüketimi 2 katına çıkarken, rüzgardan elde edilecek elektriğin oranı TWh ile eş değer olan %10 rakamı şeklinde görülmektedir (Uyar, 1999). Dünya da güneş enerjisi potansiyeline baktığımızda, Dünya da güneş enerjisi tüketiminin toplam enerji içindeki payı tahminlerine bakarsak, 2010 yılı için %0,1 ve 120 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
125 Makro Ekonomik Açıdan Türkiye nin Alternatif Enerji İhtiyacının Önemi 2030 yılı içinde %1,4 şeklindedir. Avustralya, Japonya, İsrail ve ABD güneş enerjisinden yararlanan ülkelerin başında gelmektedir. İsrail de güneş enerjisi ile her yıl 300 bin ton petrole eşdeğer enerji elde edilmektedir ( Güneş pili kurulu gücü açısından bazı ülkelerin yüzdelerine bakarsak, Japonya %48.6 ile en büyük değere sahiptir, Almanya %21 iken ABD ise %16 dır. Tablo 4: Dünya Toplam Enerji Tüketimi İçerisinde Güneş Enerjisinin Yeri Şekil 1: Dünya nın Farklı Bölgelerinde Yıllık Ortalama Güneş Enerjisi Miktarı Tablo 5: Güneş Enerjisi Kullanımında Başlıca Ülkeler Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
126 H. Soydal - Zekeriya Mızrak - Murat Çetinkaya Dünya da nükleer enerji kullanımına baktığımızda dünya elektrik gereksiniminin %17sini karşılamaktadır. Ayrıca tıp ve endüstride de bir çok alanda işletilmektedir. Günümüzde 31 ülke nükleer enerji santrali işletmektedir. Dünya genelinde 1000 den fazla ticari, askeri ve araştırma amaçlı nükleer reaktör işletilmektedir yılında dünya nükleer enerji durumuna bakıldığında kurulu santrallerin net gücü MWe ve üretilen enerji 2544 TWh dir (Nalbant, 2003, s:61). ABD elektrik üretiminde nükleer enerjiyi %20 oranında kullanmaktadır. Dünya 21. yüzyıla girerken tükettiği 8.8 milyar ton petrol eşdeğerinin %7,6 sının nükleer enerjiden tüketmiştir. Nükleer enerji dünya enerji üretimimin yaklaşık olarak %7,6 sına sahiptir. Nükleer enerji santralleri için kuruluş maliyetlerinin çok yüksek olması ve atıklar sorununa kalıcı bir çözüm getirememiş olması nedeniyle giderek kullanımdan çıkartılmaktadır. Tablo 6: Nükleer Elektriğin Dünyadaki Enerji Payları (TAEK, 2000) ÜLKE Nükleer Elek. ÜLKE Nükleer Elek. Payı % Payı % Fransa 77 Finlandiya 31 Belçika 58 İspanya 27 Slovakya 53 İngiltere 23 Ukrayna 46 ABD 20 İsveç 44 Çek. Cum. 20 Macaristan 39 Rusya Fed. 15 G. Kore 39 Kanada 13 İsviçre 36 Arjantin 8 Japonya 34 G. Afrika 7 Almanya 31 Hindistan 4 Tablo 7: Dünya Nükleer Enerji Reaktörlerinin Ülkelere Göre Dağılımı (2007) 122 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
127 Makro Ekonomik Açıdan Türkiye nin Alternatif Enerji İhtiyacının Önemi 3. ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARINI İÇEREN POLİTİKALARIN İZLENMESİNİN NEDENLERİ Dünya siyasi tarihine baktığımızda, ilk çağ ve orta çağda medeniyetlerin çatışma alanlarının ve güç mücadelelerinin diğer bölgelere göre daha yüksek oranda seyrettiği Anadolu, Mezopotamya gibi önemli coğrafi alanlarda kurulan medeniyetlerin, çağına göre ticari kapasiteleri yüksek ülkeler olduğu, tarihsel verilerle bilinmektedir. Bu alanlarda, çağlar boyunca ipek gibi, buğday gibi temel gıda ve kullanım maddelerinin bulunduğu ve bunlara erişmede kullanılan yolların geçtiği artellerin hegomonyatif güç unsuru olan Hitit, Asur, Pers, Mısır gibi medeniyetlerce kontrol altına almak için ciddi mücadelelerin yapıldığı görülmektedir. Bu günün koşullarında kullanılan hammaddelere sahip olan ülkeler, dönemin zengin ve gelişmiş ülkeleri arasında gösterilmektedir. Agamennon Truva ya, Helen için değil zenginliği için gelmiştir. Şuppililuma Mısır ı kraliçenin güzelliği için değil zenginliği için istemektedir.nabukadnezzar, dünyanın ilk yer altı dağıtım kanallarını ve sulama kanallarını inşa ederek daha fazla üretimle süper güç olmuştur.ve yüzyıllar geçtikçe aslında tarih bize hiçbir şeyin değişmediğini, hammadde ve kaynaklara sahip olma savaşının bugün sadece ad değiştirdiğini, Nabukadnezzar ın Nabucco ya isim verdiğini Mezopotamya nın hala aynı mücadeleye sahne olduğunu, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerce şekillendirildiğini, Hazar havzası için yapılan mücadeleyi, kısaca tarihsel reel politiğin ve gerçeklerin değişmediğini, sadece oyuncuların ve oyun alanlarının değiştiğini görmekteyiz. Türkiye nin bulunduğu coğrafya da stratejik önemini yüzyıllar boyu kaybetmedi ve kaybetmeyecektir. Bu coğrafya yüzyıllar boyu mücadelenin ayakta kalabilmenin güç olduğu bir coğrafyanın adıdır. Kuzey Irak ta yaşanan gelişmeler ve son Ermenistan la yaşanan süreç, Hazar ve Orta doğu enerji oyunlarının birer izdüşümüdür. Ve gelecekte de tarih Türkiye yi bu oyun alanında önemli bir oyuncu olarak gösterecektir. Ülkelerin sahip oldukları enerji kaynakları üzerinde bir takım siyasi ve ekonomik içerikli oyunlarından dolayı her ülke sahip olduğu kaynaklar çerçevesinde bir strateji takip etmek zorunda kalmıştır. Mevcut kaynakların en iyi şekilde nasıl değerlendirilebileceği, petrol ve doğalgaz gibi temel enerji maddelerinin ithalinden ziyade eldeki yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi değerlendirilmesi ve dışa bağımlılığın azaltılması birincil hedef olmuştur. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneliminin temelini elbette ki enerji bağımsızlığı oluşturmaktadır. Dünya enerji ihtiyacının önemli bir bölümü fosil yakıtlar tarafından karşılanmaktadır. Ancak bu enerji çeşitlerinin rezervlerinin kısıtlı olması, çevreye zarar vermesi, dışa bağımlılık oranlarındaki artış ve ülkeler arası ilişkilerdeki belirsizlikler gibi nedenlerden dolayı yenilenebilir enerji kaynaklarına bir yönelim neredeyse zorunlu hale gelmiştir. Birincil enerji kaynaklarının ömürlerinin kısalığı da alternatif enerji arayışları içine girilmesinin en önemli nedenlerindendir çünkü bakıldığında petrolün 50, doğalgazın 70 ve kömürün 240 yıl gibi bir rezerv ömrü kaldığı öngörülmektedir. Yapılan çalışmalar güneşin ömrünün 5 milyar yıldan fazla olduğunu ortaya koyarak neden alternatif enerjilere ihtiyaç duyulduğunu açıklamaktadır. Ayrıca maliyet ve verimlilik açısından bakıldığında da %50-70 arası bir oranda verimlilik sağlanabilmektedir. SSCB nin dağılmasından sonra, ABD nin yayılmacı hamleleri çevresinde yürütülen Batı enerji diplomasisi, ilk önce Hazar ın enerji kaynaklarının güvence altına alacak üretimpaylaşım anlaşmalarının tamamlanması üzerinde yoğunlaşmış: bu bölgedeki temel üreticilerle yıllık işbirliği olanakları imza altına alındıktan, yani Batı nın 15 yıllık bir plan dahilinde tedrici olarak Kuzey Denizi kaynakları yerine geçireceği Hazar rezervleri son koz olarak masaya sürüldükten sonra, ABD, bu kez Ortadoğu kaynaklarına egemen olmak üzere harekete geçmiştir. İçinde bulunduğumuz yüzyıl enerjide geçiş yüzyılı şeklinde olacaktır yani fosil kaynaklardan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yüzyılı. Her türlü değişim ve yenilenme gibi bu sürecin de sancılı olması kaçınılmazdır. Bugün yaşanan işgaller, enerji savaşları, sahip olunan kaynakların silah olarak kullanılması birer ipucudur. Gelecek 25 yılda, enerji oldukça stratejik bir öneme sahip olmaya devam edecek, yeni gelişmekte olan ekonomiler, özellikle Asya dakiler hızlı bir biçimde büyüdükçe fosil türündeki yakıtlara Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
128 H. Soydal - Zekeriya Mızrak - Murat Çetinkaya talepleri de artacaktır. Dünya petrol piyasasının istikrarı, İran Körfezi nden kesintisiz petrol teminine bağlı olmaya ve fosil türü yakıt rezervleri jeopolitik önemini korumaya devam edecektir. ABD, Japonya ve pek çok ülkenin yanı sıra Avrupa Birliği içinde önümüzdeki yıllar enerjiye bağımlılığının artacağı yıllar olacaktır. Avrupa Birliği günümüzde hala Rusya Federasyonu ile güven sorunu yaşmaktadır. Özellikle son zamanlarda içerisinde Ukrayna ve Beyaz Rusya arasında yaşanlar, Rusya çıkışlı doğalgazın özellikle Ukrayna ve Beyaz Rusya arasında fiyatlar bakımından büyük farklılıkların olması, Ukrayna ile Rusya Federasyonu arasında hem fiyat üzerinden hem de siyasi açıdan sorunların yaşanmasının pek çok sıkıntıları gündeme getirebileceği de görülebilmektedir. Bütün bunlara bakıldığında Türkiye ye verilen önem daha da ön plana çıkmış olmaktadır. Dolayısıyla petrol ve doğalgaz için önemli bir alternatif güzergah, geçiş yolu Türkiye dir. (Ulusaler, 2007, s:28). İmzalanan Nabucco antlaşmasının dünya kamuoyunda uyandırdığı yankı Türkiye nin önemini artırmıştır.türkiye elindeki bu kozu son derece menfaatlerine uygun olarak kullandığı takdirde siyasi ve ekonomik bir çok avantajı da yaratabilecektir.özellikle sanayileşmiş Batı nın artan enerji ihtiyacı şiddeti enerjinin naklinde Türkiye yi vazgeçilmez bir konuma taşımıştır. Türkiye nin gelecek dönemde bu önemli faktörü AB giriş sürecinde ve diğer konularda çok iyi pazarlık payı olarak kullanması önemlidir. 4. TÜRKİYE NİN ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARI Türkiye de alternatif enerji kaynakları açısından özellikle iklimi ve konumu nedeniyle geliştirilebilecek başlıca kaynaklar ve özelliklerini sıralayacak olursak: Jeotermal Enerji: Yer kabuğunun derinliklerinden gelen ısının doğal olarak yer altındaki sulara akıtılması ve ısının suyun yeryüzüne ulaşması sonucunda ortaya çıkan bir enerji türüdür. Yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş basınç altındaki sıcak su, buhar ve gazın yerüstünde enerjiye dönüştürülmesi işlemi jeotermal enerjidir. Yeryüzü kabuğunun üst 5 km. sinde bulunan jeotermal enerjinin dünyadaki ham petrol ve doğal gaz potansiyelinin yaklaşık olarak 40 milyon katı olduğu bulunmuştur (Arı, 1997, s:333). Düşük sıcaklıkta olan jeotermal enerjiden ise ısıtma amacı ile yararlanıldığı da bilinmektedir. Jeotermal enerji yenilenebilir, ucuz, sürdürülebilir, güvenilir ve çevre dostu bir enerji türüdür. (Nazlı, 2007, s:43).türkiye, jeotermal enerji kaynağı açısından Avrupa da birinci, Dünya da yedinci sırada yer almaktadır. Bu nedenle jeotermal enerji kaynağının yaygın ve aktif bir şekilde kullanılması önemli bir avantaj sağlayacaktır.1962 yılından beri yapılan çalışmalarla bugüne kadar C nin üzerinde olan 170 jeotermal saha bulunmuştur. Bu sahaların çoğu Batı Anadolu da bulunmakla beraber yüksek sıcaklıklara sahiptir. Türkiye nin muhtemel jeotermal ısı potansiyeli MWt olarak öngörülmektedir (Arslan,Darıcı, Karahan, 2001) MW lik jeotermal ısı potansiyeli 5 milyon konut ısınması ve yılda 30 milyar m 3 doğalgaza karşılık gelmektedir. Jeotermal kaynaklarının hepsi değerlendirildiği zaman ekonomiye yılda 20 milyar $ lık net katkı sağlanacaktır ve şu anda jeotermal potansiyelimizin %2 si değerlendirilmektedir (Fidan, 2006, s:41). Türkiye de belirlenen jeotermal sahaların en önemlileri Denizli-Kızıldere sahası(198 C), Aydın-Germencik( C), Çanakkale- Tuzla(173 C), Aydın-Salavatlı(171 C), Kütahya- Simav(162 C) ve İzmir-Seferihisar(150 C) sahalarını gösterebiliriz. Jeotermal enerjiden elektrik üretme maliyeti nükleer enerji ve fosil yakıtlara göre ortalama olarak %80 daha ucuzdur. Türkiye de ilk jeotermal ısıtma uygulaması 1964 yılında Gönen Park Oteli nin ısıtılması ile olmuştur (Şimşek, 1998, s:28). Türkiye nin yer altı zenginliklerinin harekete geçirilmesi amacıyla ETKB bünyesinde MTA ve TKİ, MİGEM başta olmak üzere, enerji üretimi yapan kuruluşlar tarafından Türkiye Maden ve Jeotermal Kaynak Rezervlerinin Geliştirilmesi ve Yeni Sahaların Bulunması projesi 2007 yılında başlatılmıştır (Narin, 2008, s:60). 124 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
129 Makro Ekonomik Açıdan Türkiye nin Alternatif Enerji İhtiyacının Önemi Şekil 2: Türkiye Jeotermal Enerji Uygulamalarında 2013 Yılı Hedefleri Rüzgar Enerjisi: Rüzgar enerjisi atmosferdeki hava kütlesinin yatay, dikey veya çapraz olmak üzere her yönde hareket etmesi sonucu oluşan mekanik bir güçten ibarettir. Bu enerji türünden iki yöntemle yaralanılmaktadır. Rüzgarın mekanik enerjisini yine mekanik enerjiye dönüştüren sistemler ve mekanik enerjiyi, elektrik enerjisine çeviren türbinler veya elektrik jeneratöründen oluşan düzeneklerdir. Rüzgar enerjisini başka enerji şekillerine çeviren sistemler oldukça basit ve göreceli olarak ucuz oldukları için, eski teknolojilerle bile, yaygın bir şekilde kullanılması mümkün olabilmiştir (Karadaş, 2008, s:80). Ülke genelinde çok zengin bir kaynak olarak ele alınmasa da zengin sayılan rezervleri vardır. Türkiye rüzgar enerjisi potansiyeline ilişkin sağlıklı ölçüm sonuçlarına ve çıkarılmış rüzgar atlasına dayalı kesin verilere sahip değildir. Rüzgardan elektrik enerjisi sağlamak için kullanılan rüzgar enerjisi çevrim santralleri için gerekli ortalama m/sn başlangıç rüzgarı, 7 m/sn üretim hızının bulunabilirliği ve sürekliliği adına ülkemizde Marmara, Ege ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde büyük bir potansiyelimiz mevcuttur (Gençoğlu ve Cebeci, 2001, s:5).ülkemizin ekonomik rüzgar potansiyelinin 50 milyar kwh/yıl olduğu tahmin edilmektedir. Bu potansiyelin kullanılabilmesi için gereken kurulu rüzgar gücü MW dir. Bugün ölçümlerle kanıtlanmış güvenilir 12,4 milyar kwh/yıl rüzgar potansiyeli, yaklaşık 5000 MW kurulu güçle değerlendirilmek için beklemektedir. Çeşme de kurulan ilk rüzgar santrali 580 kw lık üç türbinden oluşan ilk rüzgar santralı 1988 de hizmete açılmıştır. Çeşme-Alaçatı da ise bir özel kuruluş tarafından kurulan 1,8 MW kurulu gücündeki santral 1988 de üretime başlamıştır (Atılgan, 2000, s: 36). Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
130 H. Soydal - Zekeriya Mızrak - Murat Çetinkaya Tablo 8: Türkiye de İşletmede Bulunan Rüzgar Enerjisi Santralleri Hidroelektrik Enerji: Ülkemizde son yirmi yıl içerisinde büyük hidroelektrik santralleri kurularak, bu konuda her ne kadar büyük bir ivme katedilse de sınırlar içerisinde önemli büyüklükte akarsu ve baraj göletlerine sahip ülkemizde hidroelektrik enerji santralleri sayısı arttırılabilecektir. Bu enerjinin temel kaynağının güneş enerjisi olması, Güneş in hidrolik çevriminin bir parçası olarak su kütlesinin ortaya çıkışı ile ilgilidir. Hidrolik çevrim içinde meydana gelen atmosfer kökenli su, yağış şeklinde dünya yüzeyine ulaşmaktadır. Hidroelektrik enerji üretimi, suyun sahip olduğu enerjinin bir başka enerji türüne dönüştürülmesini gerçekleştirmektedir. Dünya hidroelektrik potansiyelin büyük bir kısmını henüz kullanamamaktadır. Buna rağmen hidroelektrik enerjini küresel elektrik tüketimi bakımından tüm alternatif kaynaklar içindeki payı %90 civarındadır (Gülay, 2008, s:63). Bu enerji çeşidi diğer alternatif enerji kaynaklarına göre daha yüksek bir verimliliğe sahiptir. İlk yatırım maliyetleri bakımından küçük ölçekli hidroelektrik santraller (10 MW den küçük) daha uygun olmakla birlikte, büyük ölçekli hidroelektrik enerji santrallerinde (10 MW den büyük) elektrik üretimi daha düşük maliyetlerle gerçekleşmektedir. Buna göre; santrallerin ilk yatırım maliyeti 126 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
131 Makro Ekonomik Açıdan Türkiye nin Alternatif Enerji İhtiyacının Önemi ortalama 2.400$/MW; bu santrallerden elde edilen elektriğin birim maliyeti ise 0,03-0,04 $/MW seviyesindedir yılı için yapılan tahminlerde bu değerlerin %10 oranında düşmesi beklenmektedir (Gülay, 2008, s:69). Türkiye elektrik üretiminde kullanabileceği çok zengin bir hidroelektrik potansiyele sahiptir. Türkiye enerji stratejilerini, hidroelektrik potansiyelin tümünü en erken zamanda geliştirmek üzerine kurmalıdır (www. ressiad.org.tr). Hidrolik enerjiden çok fazla yararlanılmamakla beraber kullanılmayan büyük bir rezerv mevcuttur.ülkemizde kurulan ilk hidroelektrik santral, 1902 yılında Tarsus ta kurulan 2 kw gücündeki santraldir. Zamanla yenileri eklenen hidroelektrik santraller, ülkemizin enerji gereksiniminin çok önemli bir kısmına cevap verebilmektedirler. Ülkemiz yıllık 433 milyar kwh hidrolik enerji potansiyeline sahiptir ve bu rakam dünya rezervlerinin yaklaşık olarak %14 üne karşılık gelmektedir. Teknik ve ekonomik araştırmalar, mevcut potansiyelin %34 ünün işletilmeye hazır durumda olduğunu göstermiştir. Bu oran ülkemiz enerji ihtiyacının %35 lik bir kısmına karşılık gelmektedir. Yapılan çalışmalar, 2020 yılında hidrolik güçten yıllık 97,5 TWh enerji üretmeye yöneliktir. Aktif durumda olan 329 hidroenerji santrali sayısının 2020 yılına kadar 483 e çıkarılarak, MW olan enerji üretiminin artarak MW a yükseltilmesi amaçlanmaktadır. Türkiye de bu santrallere büyük önem verilmesinin bir nedeni de hizmet süresinin oldukça uzun olmasıdır (Bozkurt, 2008, s:82-83). Türkiye de elektrik enerjisi üretiminin %30-40 ı sudan üretilmektedir. Türkiye de radyoaktif mineral araştırmalarına 1956 yılında başlanmıştır yılında Manisa-Salihli bölgesinde tortullar içinde zenginleşmiş uranyuma rastlanmıştır. Bugüne kadarki çalışmalar sonunda ton U 3 O 8 saptanmış ve yapılan çalışmalar sonucunda yaklaşık 4000 ton U 3 O 8 rezervinin olduğu bildirilmiştir. Ülkemizde giderek artan elektrik enerjisi talebine cevap verme amacı ile yapılan planlamada ilk nükleer santralin 2005 yılında devreye girmesi ihtiyacı baş göstermiştir ve bu alandaki çalışmalara öncelik verilmiştir. Ticari nitelikte olan nükleer santrallerin yakıtı olan uranyum ülkemizde Salihli-Köprübaşı havzasında ve Yozgat-Sorgun da bulunmaktadır. Eskişehir- Sivrihisar da da önemli toryum rezervleri bulunmaktadır (Kaya, 2004, s:21). Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu enerji çeşidinin atık sorunundan dolayı tercih edilme oranı düşmekte ve kullanımı sınırlandırılmaktadır. Güneş Enerjisi: Bölgelere göre değişiklik gösteren bu enerji çeşidinin çok fazla bulunduğu ülkeleri enerji bağımlılığı gibi bir sorundan kurtarabilecek güce sahiptir. Dünya dönme ekseninin eğiminden dolayı, bölgenin enlemine bağlı olarak değişmektedir. Bu nedenle, Dünya üzerindeki her bölge ve her ülke değişik yoğunlukta Güneş ışını almaktadır. Yoğunluk ölçüsü ise bir saatte metrekareye düşen enerji değeri (KWh/m 2 ) ile ifade edilmektedir (TÇV, 2006). EİE tarafından yapılan bazı küçük projeler ile FV pil panellerinden elektrik enerjisi üretimi incelenmiş ve 1983 yılı itibariyle EİE ile Türkiye Atom Enerjisi Kurumu işbirliği ile metalyalıtkan-yarıiletken türü 2 WP gücünde bir güneş pili panelini yerli imkanları kullanarak üretmişlerdir (Atlaş, 1998, s:2). Türkiye 45 derece kuzey ve güney enlem daireleri arasındaki güneş kuşağı içinde yer aldığından dolayı güneşten faydalanabilen ülkeler arasındadır. Yıllık olarak ortalama güneş süresi h dir ve yılın %29.8 lik kısmını oluşturmaktadır. Ülkemizde kurulu 3 milyon m 2 güneşli su ısıtıcı kolektörle kullanılan güneş enerjisi 120 Btep/yıl düzeyindedir ve ekonomik potansiyelin %0.5 ine tekabül etmektedir (Kaya, 2004, s:126). Kurulu kolektör alanının en az 500 MW lık bir ısıl güce karşılıktır. Ülkemizin yıllık güneşlenme süresi ortalama 2640 saattir. En fazla güneşlenme süresi 362 saat ile Temmuz ayında, en az güneşlenme süresi ise 98 saat ile Aralık ayında görülmektedir. Nükleer Enerji: Son yıllarda önemli tartışmaların konusu nükleer enerji üzerinedir.ülkemizde bu konuda enerji Bakanlığı Sinop ta reaktör Santrali kurmak konusunda çalışmalar yapmaktadır.son derece önemli ve hassas olan nükleer enerji konusu, önemli bir alternatif enerji kaynak kullanımı konusudur.ağır radyoaktif atomların bir nötronun çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi (fizyon) veya hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması(füzyon) sonucu büyük Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
132 H. Soydal - Zekeriya Mızrak - Murat Çetinkaya Tablo 9: Türkiye nin Aylık Ortalama Güneş Enerjisi Potansiyeli Tablo 10: Türkiye nin Yıllık Toplam Güneş Enerjisi Potansiyelinin Bölgelere Göre Dağılımı bir miktarda enerji açığa çıkar ve bu enerjiye nükleer enerji adı verilir. Nükleer reaktörlerde fizyon reaksiyonu ile elde edilen enerji elektriğe çevrilir (Nalbant, 2003, s:60). Nükleer enerji petrol şoku sonrası dikkatleri üzerine çekse de çevresel etkilerinden dolayı birçok ülkede sınırlamalara dahil olarak tam olarak kullanılamamıştır. Atık sorununu henüz çözülememiş olması bu sınırlamanın nedenlerindendir. Uluslararası Enerji Ajansı nın 2030 yılına kadarki dönem için yaptığı araştırmada mevcut veriler doğrultusunda, nükleer enerji kullanımında önemli bir oranda azalma olacağına dikkat çekişmektedir. Birincil enerji payı içindeki %7 lik payının 2030 yılı itibari ile düşüş göstereceği öngörülmektedir (Pamir, 2003, s:25). Biyoenerji: Bu enerji çeşidine biomas enerji de denmekle beraber odun, atık ve alkollü yakıtlar olmak üzere topluca üç kaynaktan elde 128 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
133 Makro Ekonomik Açıdan Türkiye nin Alternatif Enerji İhtiyacının Önemi edilmektedir. Bitkilerin ve canlı organizmaların kökeni olarak bilinen biyokütle, yetiştiriciliğe dayanan, yenilenebilir, temiz ve yerel bir kaynaktır ( Erişim: ). Biomas enerjinin özünde fotosentez ile elde edilen enerji yatmaktadır. Ucuz ve çevre dostu bir enerji olmasının dışında atıklar kullanılarak üretilmesi ve depolanabilmesi bu enerjinin avantajlı özelliklerindendir. Biomas enerji kaynakları ikiye ayrılmaktadır. Klasik biomas kaynaklar; normal ormanlardan elde edilen yakacak odun ile bitki ve hayvan artıklarından oluşmaktadır. Modern biomas; enerji ormanlarından sağlanan odun, enerji hammaddesi üretimi amacı ile yetiştirilecek enerji bitkileri ve tarımsal yan ürünler ile atıkların alçak ve yüksek biomas tekniklerle değerlendirilmesi sonucu elde edilecek ısı, elektrik ve sentetik yakıt türü enerjidir. Bu enerjide yapay petrol üretmek de mümkündür. Kimya sanayinde, evlerde ısıtma işlemlerinde, aydınlanma ihtiyaçlarının karşılanmasında hatta motorlarda yakıt olarak kullanılabilme özelliğine sahiptir (Nazlı, 2007, s:53-54). Türkiye de bu alandaki çalışmalar 1970 lerin ardından başlamıştır. İlk başlarda Toprak Su Araştırma Enstitüsü ve TÜBİTAK, daha sonra ise MTA ile birlikte bazı üniversiteler bu konu ile yakından ilgilenmişlerdir(pamir, 2003, s:23). Hızla büyüyen bitkilerin hem yetiştirilip hem de yakılması ile oluşacak buhar ile elektrik enerjisinin elde edilmesi mümkün olmaktadır. Bu konuda pilot uygulamaları ülkemizde görmekteyiz. Atıklardan da enerji elde edimi söz konusudur ve bu miktar Türkiye de bulunan 2000 den fazla çöplükte kendiliğinden meydana gelen metan gazı miktarı 650 milyon m3 olarak belirtilmektedir. Buda tahmini olarak 8 milyar kwh elektrik enerjisine eşdeğer bir rakamdır. Bu yöntemle elektrik üretimi İstanbul ve Ankara çöplüklerinde kullanılmaktadır. Bunlara rağmen fosil enerji kaynaklarına oranla daha maliyetli bir kaynaktır (Bozkurt, 2008, s:73). Tablo 11: Türkiye nin Biyokütle Enerji Potansiyelinin Kaynaklara Göre Dağılımı Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
134 H. Soydal - Zekeriya Mızrak - Murat Çetinkaya Tablo 12: AB ve Türkiye nin Biyokütle Enerjisi Kullanımı ( ) 5. TÜRKİYE NİN ALTERNATİF ENERJİYE YÖNELMESİNİN EKONOMİK GEREKÇESİ Dünya üretiminin %77 si gelişmiş ülkelerce karşılanmakta ve dünya enerji kaynaklarının %6 sına sahip olan gelişmiş ülkeler, dünya enerji tüketiminin %48 sine hükmetmektedir. Bu değerlere göre, enerji kaynaklarına sahip olan az gelişmiş ülkeler, dünya ekonomik üretiminin de pay sahibi olmak ve gelişmek için enerji tüketimlerini artırmak zorundadırlar. Sanayileşmiş ülkelerde yaşayan 1 milyar civarındaki nüfus kullanılan toplam enerjinin yaklaşık %60 lık kısmını tüketirken, gelişmekte olan ülkelerde yaşayan 4 milyar civarındaki nüfus ise %40 lık bölümünü tüketmektedir. Ülkemiz kullandığı enerjinin 4 te 1 lik kısmının kendi öz kaynakları vasıtası ile karşılamakta geri kalan kısmını ise ithalat ile sağlamaktadır. Petrol ve doğalgaza tüketim açısından aşırı bir bağımlılık söz konusudur bu durumda da ülke ithalatının büyük bir çoğunluğu enerji ithalatına ödenmektedir. Yenilenebilir enerji kaynakları hızlı bir şekilde değerlendirilip kullanılırsa enerjide dışa olan bağımlılık azalacağından maliyetlerde önemli bir düşüş olacak ve dış açığımız azalacaktır. Yani jeotermal enerjinin yaygınlaştırılması, güneş, biyoenerji ve hidroelektrik gibi enerji çeşitlerinin kullanımına gereken önemin verilmesi ülkemizi enerjide %70 lere ulaşan dışa bağımlıktan kurtaracak büyük adımlardandır. Aslında ülkemize genel olarak bakıldığında yenilenebilir enerji rezervleri açısından sıkıntı olmadığı, sorunun bunları değerlendirme noktasında çıktığı görülmektedir. Türkiye mutlaka ulusal kaynaklarını geliştirmek, petrol, kömür ve doğal gaz alanında bilimsel planlamayı, uzun süreli ve kesintisiz çalışmayı, sahaların yapısını iyi bilen uzmanların varlığını, gelişen teknolojinin sürekli takibini ve uygulanabilmesini gerekli kılan ve ülkenin zor jeolojisinden dolayı güç olan yurt içi aramacılığını makro bir plan dahilinde, gerçek potansiyellerini ortaya koyarak, hızlı ve bilinçlice canlandırmak zorundadır. Aksi takdirde ithalatında tek bir ülkeye, Rusya ya bağımlı olunarak enerji ve ulusal güvenlik açısından bir başka yanlış uygulama olan, tamamı ithal doğal gazın %67 sini elektrik üretiminde; %90 ı ithal petrolün %52 sini ulaşımda kullanan bir ülkenin sağlıklı gelişmesini ve kalkınmasını beklemek gerçekçi değildir (Pamir, 2003). Türkiye deki enerji maliyetleri, dünya ortalamasının üzerinde seyrederek, ülkenin rekabet gücünü azaltmaktadır. Türkiye nin sanayide kullandığı elektrik enerjisi fiyatı da OECD ülkelerinin çok üzerinde seyretmektedir. Önümüzdeki yıllarda özellikle elektrik konusunda sıkıntılar yaşanırken, üretim, 130 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
135 Makro Ekonomik Açıdan Türkiye nin Alternatif Enerji İhtiyacının Önemi iletim ve dağıtımın birlikte planlanmaması sebebiyle iletimde de sorunlar yaşanabileceği öngörülmektedirler ( tr, Erişim: ). Petrol ihraç eden ülkelerin bir kısmı dahil olmak üzere dünya ekonomileri artan petrol fiyatları karşısında adeta çökmektedir. Yüksek petrol fiyatları dünya genelinde enflasyon artışlarına neden olmaktadır. Petrol varil fiyatındaki her 10 dolarlık artış zarar hanemize 5 milyon dolar yazmaktadır( tr ). Alternatif enerji kaynakları kullanımı gerekliliği günden güne artmaktadır. Son yıllarda Hindistan ve Çin gibi gelişen ülkelerin petrol taleplerinin artması ve ABD de başlayan ekonomik durgunluğun dünyaya yayılması, doların değer kaybı gibi nedenler petrol arz ve talep dengesini bozarak, fiyatların artmasına neden olmuştur( Türkiye, dünyaya baktığımızda hızla büyüyen enerji pazarı haline gelmiştir ve enerji sektörünün her alanında giderek artış gösteren bir taleple karşı karşıyadır. Bu konudaki tahminlere bakıldığında gelecek yıllarda enerji taleplerinde %6-8 civarında bir artış beklenmekte 2007 yılı verilerine göre 106 milyon ton olan birincil enerji tüketiminin 2010 a gelindiğinde 126 milyon tona, 2020 de ise daha da artarak 222 milyon tona çıkması beklenmektedir. Türkiye nin giderek artan enerji talebi karşısında kendi enerji kaynaklarının sınırlı olması özellikle petrol ve doğalgazda enerji kaynaklarının ithaline bağımlılığına da mecbur kalınmaktadır. Enerji ve ekonomik politikalarda kritik bir dönemde olunduğu göze çarpmaktadır. Enerji ithalatı ülkemize 2006 yılında 28,7, 2007 yılında 33,9 milyar dolara mal olmuştur. Enerji tüketiminde yerli kaynak oranlarına bakıldığında 2007 yılında %27 olduğu görülmekte ve zaten dışa bağımlılık oranının neden bu kadar yüksek olduğunu da açıklamaktadır ( enerji2023.org, Erişim: ). Makro ekonomik açıdan da Türkiye ekonomisi nde enerjinin önemli rolü gittikçe artmaktadır, Türkiye ekonomisinin yıllardır süregelen önemli bir iktisadi sorununu milli gelire oranına yüksek bir pay teşkil eden cari açığı oluşturmaktadır.özellikle ekonomik büyüme dönemlerinde paralel bir şekilde cari açık sorunu da artmaktadır. Ekonominin küçüldüğü, işsizliğin arttığı, durgun ekonomik zamanlarda da cari açık azalmaktadır.dolayısıyla; Türkiye nin makro ekonomisinde enflasyonun tek hanelere inmesi, büyüme gibi, yatırım artışı ve sanayi endeksindeki yükseliş gibi olumlu unsurlar görüldüğünde bir taraftan da ödemeler dengesi bilançosunda cari işlemler açığı, dış ticaret açığı ve bütçe açığı sürdürülemez bir büyüklüğe ulaşmaktadır.iktisadi olarak bu dengesizlik, Türkiye ekonomisini dönem dönem daha fazla borçlanmaya iterek yüksek reel faiz nedeniyle iç borç ve dış borç stoklarını yukarıya doğru kaydırmıştır. Cari açığın finansmanında yatırımlarını kısmak ve ekonomik büyümesini frenlemek istemeyen Türkiye, diğer bir alternatif olan ortalama tasarruf eğiliminin yüksek olmamasından dolayı da alternatif bir seçenek oluşturamamakla da karşı karşıyadır. Diğer açıdan,, enerji ithalatının etkisiyle cari işlemler açığının da ciddi bir yüzdesini oluşturan dış ticaret açığı, resesyona kadar önemli ölçüde artmıştır. Türkiye ekonomisi son yıllarda ihracat açısından rekor seviyelere ulaşan 100 milyar $ barajını aşmıştır.son dönemde resesyon her ne kadar bu yükselen ivmeyi tersine çevirse de Türkiye nin bulunduğu coğrafi ve ekonomik donanımı gelecek dönemde ihracatını arttırabilecek kapasiteye ulaşmasını sağlayacaktır. Fakat buradaki diğer önemli sorun ihracata paralel olarak ithalattaki yükselmedir.ithalattaki bu yükselmenin temelinde iki önemli etken vardır; Birincisi, ihracat artışı nedeniyle ihracat konusu mamullerin birçoğunun hammaddesinin dışarıdan ithal gerektirmesi ve dolayısıyla ihracat arttıkça ithalat meyilini de yükseltmektedir.ikincisi ise, yükselen sanayi üretimi ve nüfusla beraber artış gösteren enerji ithalatıdır. Ayrıca, Avrupa Birliği yolunda ilerlemek isteyen Türkiye, AB enerji politikalarını takip etmektedir. AB nin enerji politikalarının ana ekseni enerji piyasalarının serbestleştirilmesi, rekabete açılması için özelleştirilmelere oturtulmaktadır. AB, yeni üye olmak isteyen ülkelerden enerji alanlarını hızla özelleştirerek piyasa amaçları için yapısal düzenlemeleri yapmasını beklemektedir. AB nin direktifleri doğrultusunda üye ülkeler enerji piyasalarının %20 sini serbestleştirerek rekabete açmışlardır yılında en az %35 inin ve Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
136 H. Soydal - Zekeriya Mızrak - Murat Çetinkaya 2010 yılında da, tamamının piyasaya açılması özelleştirilmesi istenmektedir. Türkiye nin ulusal enerji politikasının ortaya konmasında ise Avrupa Enerji Şartı belirleyici olmaktadır. AEŞ tarafından belirlenen enerji politikalarını imzalayan tüm ülkelerin ulusal programları özelliğindedir. Enerji sektörünün temel düzenleyicisi parametresi olan rekabet kavramı için pazardaki tüm engellerin ortadan kaldırılması ve düzenlenmesi taraf olan ülkelerin sorumlulukları olarak belirtilmiştir (TESK). Kalkınma planlarına bakıldığında da enerji konusunda temel amaç ve hedefler, Kısa, orta ve uzun vadede enerji arzının kesintisiz, emniyetli, ekonomik ve sosyal kalkınmayı destekleyecek biçimde talebe zamanında ve yeterli derecede cevap verebilmek şeklinde tanımlanmıştır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) tarafından Türkiye nin enerji politikası Ülke enerji ihtiyacının amaçlanan ekonomik büyümeyi gerçekleştirecek, sosyal kalkınma hamlelerini destekleyecek ve yönlendirecek şekilde, zamanında, yeterli, güvenilir, ekonomik koşullarda ve çevresel etkileri de göz önüne alınarak sağlanması olarak belirlenmiştir (ETBK, 2009). Türkiye nin enerji tüketiminin yıllık % 6,8 artış hızı ile 2010 yılında 171,3 milyon ton eşdeğeri petrole(tep), 2020 yılında ise 298,4 milyon TEP ulaşması beklenmektedir. Dış Ticaret Müsteşarlığının, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine dayanarak hazırladığı Türkiye de Enerji Üretim ve Tüketim Beklentileri isimli rapora göre Türkiye deki genel enerji üretimi ise 2020 ye kadar ki süreçte yıllık % 4,8 artışla 70,2 milyon TEP olması beklenmektedir da enerji ihtiyacının % 65 ini ithalatla karşılayan ülkemizde bu oran, 2010 yılında % 73, 2020 yılında ise % 78 e yükselecektir(dtm). Enerji stratejik özelliği olan bir olgudur. Ülkemizde enerji konusu ve politikaları incelendiğinde, genelde enerjinin arzı birinci öncelikli olarak gündeme gelmektedir. Hızlı bir gelişme sürecinin içinde bulunan ülkemizde uzun dönemli ve kararlı enerji politikalarında eksiklikler görülmektedir. İktidardaki hükümetlere bağlı olarak değişen enerji politikaları, dünyadaki gelişmeleri ve uzun dönemli politikaları gözeten, ülkenin enerji potansiyelini göz önünde tutan, teknolojik ve ar-ge faaliyetlerini destekleyen politikalar olmaktan uzaktır. Ülkemizde öncelikle bütün yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları tespit edilerek tüketime sunulmasını amaçlayan, enerji kaynağı ve kaynak ülke çeşitlemesi özelliğini gözeten, dışa bağımlılığın sakıncalarını ülke içi önlemlerle ve stratejiler ile en aza indirgeyen, teknolojik araştırma ve politikanın benimsenmesinde yarar görülmektedir. Tablo 13. Enerji Talep Üretim- İthalat ve İhracatının Gelişimi (BİN TEP) TALEP ÜRETİM* İTHALAT İHRACAT İHRAKİYE NET İTHALAT TYÜKO**% 48,1 42,0 37,2 33,1 32,6 31,0 28,4 27,7 26,9 26,9 *Rafineri dışı üretim dahildir. **TYÜKO: Talebin Yerli Üretimle Karşılanma Oranı Kaynak: ETKB/APKK Kaynak: Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Türkiye Enerji Raporu, 2007, syf Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
137 Makro Ekonomik Açıdan Türkiye nin Alternatif Enerji İhtiyacının Önemi Tablo 14. Kontrata Bağlanmış Arz Miktarları YILLAR Cm3 RUSYA FEDERASYONU Cm3 1. LNG (M.EREĞLİSİ) CEZAYİR Cm3 1. LNG (M.EREĞLİSİ) NİJERYA Cm3 İRAN Cm3 RUSYA FED. (İLAVE)(BATI) Cm3 RUSYA FED. (KARADENİZ Cm3 TÜRKMENİSTAN (*) Cm3 AZERBAYCAN (**) Sm3 TOPLAM ARZ (*) : Doğal gaz alımı belirsizliğini korumaktadır. (**): Yıllık kontrat miktarları gaz teslimatlarının başlangıç tarihine göre değişebilecektir. Kaynak: Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Türkiye Enerji Raporu, 2007, syf.20 Son dönemlerde alternatif enerji kaynaklarının kullanımını arttırmak amacıyla, ETBK tarafından teşvik politikası yürütülmektedir.fakat yenilenebilir enerji kaynaklarının payının toplamdaki payını 2020 yılına kadar 20 bin MW ye çıkarmak isteyen Enerji Bakanlığı nın teşvikleri arttırmasına rağmen yenilenebilir enerji için yasada yapmayı planladığı değişiklikler yatırımcı firmalarca yeterli derecede görülmemiştir. Enerji fiyatlarının sabitlenmesi ve işletme sürelerinin yetersiz olduğunu söyleyen firmalar rakamların yeniden incelenmesini talep etmişlerdir. Elektrik enerjisi talebinin karşılanmasında zorluk çekildiğinin belirten Enerji Bakanlığı bu konuda yeni önlemler almaktadır. Bu bağlamda TBMM ye sunulan düzenleme ile kamunun yatırım yapmasının önündeki engel kaldırılacak enerji yatırımı yapanlara teşvik verilecektir. Yenilenebilir enerji yatırımlarına orman arazileri açılacaktır. Lisans aldığı halde yatırım yapmayanların lisansı iptal edilecek ve yeni lisans verilemeyecektir. Yeni yatırımlara teşvikler kapsamında; üretim ve otoprodüktör lisansı sahibi tüzel kişilere teşvikler sağlanacaktır. Bu kapsamda; üretim tesislerinin işletmeye giriş tarihlerinden itibaren 2012 yılı sonuna kadar iletim sistemi sistem kullanım bedellerinden %50 indirim yapılacaktır. Ayrıca, 2012 yılı sonuna kadar işletmeye girecek üretim tesislerinin yatırım döneminde, üretim tesisleri ile ilgili yapılan işlemler ve düzenlenen kağıtlar damga vergisi ve harçtan müstesna olacaktır. Düzenleme ile ayrıca, 2013 yılına kadar arz güvenliğinin sağlanması amacıyla, mevcut kapasitenin en üst düzeyde kullanılabilmesini teminen sıvı yakıtlı elektrik üretim santrallerinde kullanılan yakıtlara vergi muafiyeti getirilmektedir. Kamunun yatırım yapabilmesi ise; öngörülen tedbirlerle arz güvenliğinin sağlanamayacağının Bakanlıkça tespiti halinde, kamu elektrik üretim şirketlerine gerekli üretim tesisi yapma görevi de dahil arz güvenliği bakımından gerekli görülen tedbirleri almaya Bakanlar Kurulu yetkili olacaktır. Böylece, 2001 yılında çıkan Elektrik piyasası Kanunu nda yer alan kamunun yatırım yapması yasağı arz güvenliği gerekçesiyle kalkacaktır. Arazilerin kullanıma açılması; orman vasıflı ve ya Hazine nin özel mülkiyetinde ya da devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlardan yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretimi amacı ile kullanılacak olanlar hakkında bedeli karşılığında izin verilecektir yılının sonuna kadar devreye sokulacak tesislerden, ulaşım imkanlarından ve şebekeye bağlantı noktasına kadar olan enerji nakil hatlarından yatırım ve işletme dönemlerinin ilk 10 yılında izin, kira, irtifak hakkı ve kullanma izni bedellerine %85 oranında indirim uygulanacaktır ( haber,erişim : ). Güneş ve rüzgar enerjisi yatırımları için düşünülen teşvikler, yatırımcıların yüzünü güldürecektir. Enerji Bakanlığı ndan alınan bilgiye göre teşvikler için Avrupa ülkeleri örnek alınacaktır. Yeni yatırımlara verilecek teşvikler Türkiye şartları dikkate alınarak uygulanacaktır. Ancak, bunlar Avrupa Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
138 H. Soydal - Zekeriya Mızrak - Murat Çetinkaya ülkelerinin gerisinde olmayacak. Bakanlık yetkililerine göre söz konusu teşviklerle güneş ve rüzgar yatırımları hız kazanacaktır. Teşviklerin yatırımları zıplatacak düzeyde olmasını istediklerini belirten yetkililer rakam veya rakam aralığı vermek istemediklerini, ancak açıklandığında tatmin edici düzeyde olduğunun görüleceğini ifade etmektedir. Yeni teşviklerle ilgili çalışmalar seçimden önce yetiştirilemezse, seçim sonrası hızla Meclis gündemine taşınacaktır ( normenerji.com.tr, Erişim: ). Yeni Teşvik Taslağı Enerji Bakanlığı Birinci Seçenek Kaynağa dayalı tesis tipi İlk 10 yıl İkinci 10 yıl Hidroelektrik 6 Eurocent - Jeotermal 9 Eurocent - Fotovoltaik güneş enerjisi 28 Eurocent 22 Eurocent Yoğunlaştırılmış güneş enerjisi 24 Eurocent 20 Eurocent Biyokütleye dayalı 14 Eurocent - Çöpgazına dayalı 7 Eurocent - Enerji Bakanlığı İkinci Seçenek Kaynağa dayalı tesis tipi İlk 7 yıl İkinci 7 yıl Hidroelektrik 7 Eurocent 4 Eurocent Rüzgâr 8 Eurocent 4 Eurocent Jeotermal 10 Eurocent 7 Eurocent Kaynak: Portalı Makro ekonomik açıdan Türkiye nin belirtilen bu dengesizliğin dengeye kavuşturulmasında ve ekonomik büyümeyle beraber cari açığı artmadan iktisadi olarak borç finansmanı zorunluluğunun üzerinden kalkmasında, Türkiye nin gerek bulunduğu coğrafyanın imkanlarını kullanarak gerek enerji koridor üzerinden pay almasını gerekse alternatif enerji kaynaklarını geliştirerek bu konudaki AR-GE çalışmalarına ciddi bir bütçe ayırarak dikkatini toplaması gerekmektedir. Böylelikle dış ticaret açığı azalacak, artan ihracat oranı Türkiye nin dış ticaret fazlasını bile gerçekleştirecektir. 6. SONUÇ Dünyada, gelişen ekonomiler küreselleşmeden de faydalanarak üretim miktarlarını arttırmışlar ve bugün yıllık 60 Trilyon Doları bulan bir toplam nihai çıktı miktarına ulaşmışlardır. Artan bu Pazar payı, beraberinde rekabeti de arttırmış ve en uygun maliyetle, en uygun zamanda optimum koşullarda enerji teminini daha da güç ama bir o kadar da zorunlu hale getirmiştir. Enerji ise, bu realitenin karşısında yerkürede eşit miktarda ve adil bir coğrafi dağılımda bulunmamaktadır. Belirli bazı bölgelerde ihtiyaçtan fazla olmasına karşın, yüksek sanayi üretim kapasiteli, daha şiddetli enerji ihtiyacı duyan büyük ekonomilerde ise ağırlıklı olarak enerji darboğazı kendini hissettirmektedir. Bu eşitsizlik, küresel ekonomide büyük alan kaplayan ekonomik küresel güçlerin stratejik hedeflerini değiştirmiş ya da mevcut strateji politikalarının yoğunluğunu farklılaştırmıştır. Bugün dünyada gelişen bir çok olay, özellikle son dönemlerde bizi de yakından ilgilendiren Irak, Kafkasya, Hazar, Akdeniz Bölgeleri ndeki ekonomik, siyasi ve askeri müdahaleler, enerji pastasından pay almak ve enerji nakil hatlarının kontrolünü elde etme oyunudur. Türkiye nin coğrafi konumu bu oyun içerisinde çok önemli bir merkeze oturmaktadır.küresel güç, Türkiye ye enerji naklinin kontrolü ve güvenliğinin sağlanmasında ve böylelikle bölgedeki amaçlarını gerçekleştirmede yardımcı bir rol yüklemektedir.türkiye, enerji alanında yüklenen bu misyonu mu devam ettirecektir, yoksa kendisi bizzat oyun teorisini kuran ve gerek ekonomik gerekse siyasi çıkarlarını maksimize eden alternatiflerini mi 134 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
139 Makro Ekonomik Açıdan Türkiye nin Alternatif Enerji İhtiyacının Önemi yaratacaktır? İşte bu sorunun cevabını Türkiye ekonomisinin makro ekonomik gücü ve bunun için de; enerji olanaklarını çeşitlendirerek, o alanda yaratacağı sinerji belli edecektir. Çünkü Türkiye, sadece dünyadaki ilk yirmi büyük ekonomide olması, NATO nun ikinci büyük askeri gücüne sahip olması, bölgedeki tarihsel birikimi ve gücü, jeostratejik konumu gibi avantajlarının yanında, yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olması bakımından da önemli bir avantaja sahiptir. Ülkemizde, rüzgar, güneş, jeotermal, biyoenerji, hidroelektrik gibi bir çok alternatif enerji imkanlarının daha yüksek miktarda kullanılabilecek potansiyel mevcuttur.bu potansiyeli açığa çıkarmamız, dış ticaret açığımızın azalmasında, ödemeler dengesi bilançosunun pozitif seyrinde, enerji ihracatımızda önemli bir fark yaratacak ve ekonomik büyümemize olumlu bir etki oluşturacaktır.ayrıca, enerji ithal ettiğimiz ülkelerin zaman zaman bize karşı koz olarak kullandıkları bu özellikleri, siyasi arenada önemli bir ağırlık kaybedecektir. Son Ermenistan açılımında Azerbaycan ın doğalgaza zam tehditi, dönem dönem İran ve Rusya nın aynı şekildeki propogandaları bunun bariz örnekleridir.türkiye nin elindeki tüm alternatif enerji imkanlarını bu bağlamda değerlendirmesi ve böylelikle dışa bağımlı bir enerji alıcısı durumunun en aza indirgenmesi gerekmektedir.çünkü enerji ithalatı, otonom bir ithalattır; zorunluluk gerektirir, cari açık ve bütçe ne kadar sürdürülemez olsa da dış ticaret açığındaki risk göze alınarak gerçekleştirilmektedir. Dünya daki genel verilere bakıldığında, bugün kullanılan temel enerji hammaddelerinin stoklarının azaldığı, önemli ölçüde vurgulanmakta ve alternatif enerji arayışı daha da önemli bir seçenek haline gelmektedir. Gelecek yüzyıl, alternatif enerjilerin daha çok kullanılacağı, üretiminin arttırılacağı bir dönem olacaktır.türkiye, bu yakın geleceğe kendini şimdiden hazırlamalı, bu konuda gereken alt yapıyı kurmalı, kamunun ve bilimsel çevrelerin daha yoğun bir şekilde dikkatinin çekilmesini sağlamalı ve enerji politikalarını sağlamlaştırmalıdır. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
140 H. Soydal - Zekeriya Mızrak - Murat Çetinkaya KAYNAKÇA Altaş, H. İ. (1998). Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve Türkiye deki Potansiyel, Enerji,Elektrik, Elektromekanik-3e, Sayı:45, S:58-63, İstanbul, Bileşim Yayını. Arı, Gürkan, (1997). Jeotermal Enerjinin Kullanım Sahaları, Çevre ve Enerji Kongresi, Ankara, Tmmob Yayını. Arslan, S., Darıcı, M., Karahan, Ç. (2001). Türkiye nin Jeotermal Enerji Potansiyeli, Jeotermal Enerji Semineri. Atılgan, İ. (2000). Türkiye de Enerji Potansiyeline Bakış, Gazi Üniversitesi, Mühendislik- Mimarlık Fakültesi Dergisi, Cilt:15, no:1, s:31-47, Ankara. Bakır, N. (2004). Hidroelektrik Perspektifinden Türkiye ve AB Enerji Politikalarına Bakış (A review of Turkish and European energy policies on hydropower) tr/makaleler.php?id=20, Erişim: Bozkurt, A. U. (2008). Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Enerji Verimliliği Açısından Değerlendirilmesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir Ceylan, A. (2008). Petrol fiyatlarının Türkiye ekonomisine Etkisi, index-ekohaber-5-haberid-6018.html Prof. Dr.Ali, Erişim: DEKTMK, (2004). Elektrik Enerjisi Komisyonu Çalışma Grupları Raporu, DEKTMK Yayını, Ankara. Fidan, A. (2006). Türkiye de Enerji Tüketimi ve Ekonomik Büyüme İlişkisi, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Gençoğlu, M. T., Cebeci, M. (2001). Dünya da ve Türkiye de Rüzgar Enerjisi, Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu, İzmir. Gülay, A. N. (2008). Yenilenebilir Enerji Kaynakları Açısından Türkiye nin Geleceği ve Avrupa Birliği ile Karşılaştırılması, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir. ( nolu tez) Karadaş, F. (2008). Sürdürülebilir Kalkınma Çerçevesinde Türkiye nin Enerji Sektörü ve Politikaları, Gaziantep Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Gaziantep. Kaya, Ercan, (2004). Türkiye de Uygulanan Enerji Politikaları ve Sonuçları, Kara Harp Okulu Dergisi, Ankara. Özsabuncuoğlu, İ. H., Uğur, A. (2005). Doğal Kaynaklar Ekonomi, Yönetim ve Politika, İmaj Yayınevi, Ankara, s: Pamir, Necdet, (2003). Dünyada ve Türkiye de Enerji, Türkiye nin Enerji Kaynakları ve Enerji Politikaları, İzmir. Şimşek, Nevzat, (1998). Enerji Sorununun Çözümünde Jeotermal Enerji Alternatifi Çev-Kor Dergisi, Cilt:8, Sayı:29, (15-20), İzmir. Nalbant, Orhan, (2003). Nükleer Enerji, Toryum Elementi ve Türkiye İçin Önemi, Kara Harp Akademisi, Ankara. Narin, Müslime. (2008). Türkiye nin Enerji Yapısı ve İzleyeceği Öncelikli Politikalar, Ankara Sanayi Odası, Ankara. Nazlı, F. (2007). Petrolün Geleceği ve Türkiye nin Enerji Gerçeği, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Kocaeli. Tesk, (2009). UEAPME-SME FIT II, Eğitim Dokümanı-Eğitim Politikası. Türkiye Çevre Vakfı,(2006). Türkiye nin Yenilenebilir Enerji Kaynakları, Yayın No:175, Önder Matbaacılık, Ankara. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği, 21. Yüzyıla Girerken Türkiye nin Enerji Stratejisinin Değerlendirilmesi, TÜSİAD-T/98-12/239, İstanbul, Ulusaler, K. (Şubat/2007). Geçmiş ve Gelecek Üzerine EMOENERJİ Toplumsal Haber ve Araştırma Dergisi, Sayı:1. Uyar, T.S., Yenilenebilir Enerji, Erişim: Uyar,T.S., (1999). Türkiye Enerji Sektöründe Karar Verme ve Rüzgar Enerjisinin Entegrasyonu, Kocaeli Üniversitesi, Teknik Eğitim Fakültesi, Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynak ve Teknolojileri Araştırma Birimi, özel rapor, Ankara, Erişim: Yılmaz, D. Yılsonu enflasyon tahminini %10.6 ya yükselttik, haber,acac8469df5f4581be4d dedf.html, Erişim: Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
141 Makro Ekonomik Açıdan Türkiye nin Alternatif Enerji İhtiyacının Önemi Portalı, ( ) Enerji Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Teşvik Taslağınının Ayrıntıları Belli Oldu (2008), Dünyada Kullanılan enerji Kaynakları Güneş ve Rüzgar teşvikleri Enerji Sektöründeki Son Gelişmeler, Erişim: (2009), Eko Enerji Yatırımlarına Teşvik Geliyor Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Türkiye Enerji Raporu, 2007, syf.20. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
142
143 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa TÜRKİYE NİN BÜYÜK KENTLERİNDE YILLARI ARASINDAKİ İNTİHAR EĞİLİMLERİ Mehmet MEDER* - Mustafa GÜLTEKİN Özet Bu çalışma Türkiye nin büyük kentlerinde yaşayan bireylerin yılları arasındaki intihar eğilimlerini araştırmayı amaçlamaktadır. Türkiye İstatistik Enstitü sünün intihar istatistikleri veri tabanı baz alınarak büyük kent topluluklarının intihar eğilimlerinin tespit edilmesinden sonra bu kent toplulukları arasında ayırt edici ve riskli intihar profili temsil eden illerin intihar nedenleri ayrıca ele alınmaktadır. Büyük kentlerde son yıllarda artış eğilimi içerisinde olan intihar eylemleri toplumsal dönüşümün yıkıcı toplumsal göstergelerinden birini oluşturmaktadır. Kentsel ortamdaki intihar eylemlerinin nasıl bir toplumsal eğilim içerisinde olduğu bu çalışmada toplumsal gerçekliğin ilişkisel ve bütünsel mantığına uygun düşen bir araştırma metodu aracılığıyla inşa edilmektedir zaman diliminin son yıllarında Adana ve Gaziantep kentleri ayırt edici ve riskli intihar profillerini temsil etmektedirler. Bunun yanı sıra 2001 yılının hemen sonrasında bu kentlerde ticari başarısızlık, geçim zorluğu ve hastalık nedenli intiharların öne çıkması ekonomik krizin intiharları arttırıcı sosyal bağlamı oluşturduğunu ortaya çıkarmaktadır. Anahtar Kelimeler: Türkiye nin Büyük Kentleri, İntihar Eğilimleri, Ekonomik Kriz, Riskli İntihar Profili, Aile, Adana, Gaziantep. DISPOSITIONS OF SUICIDE BETWEEN THE YEARS IN THE LARGE CITIES OF TURKEY Abstract This study aims at investigating the suicide dispotisions of the large cities of Turkey between the years These investigations are conducted after the founding of distinctive\risky provinces with a high dispositions of suicide, in reference to the reasons of suicide in these provinces. The action of suicide with increased rates in metropoles reflect the signs of social disaster enacted by rapid social transformations. The suicide actions in urban scale are constructed according to a method of investigation in line with the relational and wholistic logic of social reality. In the last years of time series, Adana and Gaziantep provinces represent the distinctive and risky profiles of suicide. Moreover the commercial failures, economic insufficiencies, and the re-emergence of suicides caused by ilness signify the economic crisis as the social catalyst triggering the magnitude of suicide dispositions. Key Words: Large Cities of Turkey, Dispositions of Suicide, Economic Crisis, Risky Profiles of Suicide, Family, Adana, Gaziantep. 1. GİRİŞ Türkiye nin 1980 li yıllardan beri geçirmekte olduğu toplumsal, ekonomik, kültürel, teknolojik dönüşüm süreci bireylerin toplumsal konumlarında, değer yargılarında, tutum, algı ve beklentilerinde hızlı ve sarsıcı bir dönüşümü de beraberinde getirmiştir li yıllardan itibaren yüksek düzeyde artış gösteren intihar eylemleri bu sarsıcı dönüşümlerin en açık toplumsal göstergelerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Liberal ekonomik politikaların yoğun biçimde toplumun tüm kurumlarına nüfuz ettiği bir ortamda bireylerin ekonomik konumlarındaki ani değişimler, bu değişimlerden dolayı bireylerin yeni duruma adapte olmakta güçlük çekmeleri, geleneksel aile yapılarının tahrip olmasıyla beraber bireylerde yoğun biçimde gözlenen bireyselleşme ve bencilleşme, tüm illerde * Prof. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi, DENİZLİ e-posta: [email protected] ** Araş. Gör., Pamukkale Üniversitesi, Fen -Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü, DENİZLİ e-posta: [email protected]
144 M. Meder - M. Gültekin artış gösteren intihar eğilimlerinin toplumsal zeminini betimlemektedir. Son yıllarda yüksek düzeyde artış gösteren intihar eylemleri gerek büyük kent ölçeğindeki yerleşimlerde gerekse daha küçük ölçekli yerleşimlerde kendini gösterebilmektedir. İntihar eylemleri üzerine gerçekleştirilen çalışmalar niceliksel olarak az olmakla beraber yazılı ve görsel medyada sürekli yer etmesi ve konuyla ilgili bilimsel çalışmaların yavaş yavaş artmaya başlaması intihar olgusunun kamuoyumun gündemini yoğun biçimde meşgul etmesini beraberinde getirmektedir. Türkiye de intihar olgusu büyük ölçüde sosyoloji, psikoloji ve psikiyatri disiplinlerinin kendilerine özgü araştırma metotlarıyla ele aldığı bir araştırma alanıdır. Bu konuya ilişkin yapılan yüksek lisan tezleri, doktora tezleri, makaleler ve kitaplar mevcut olmakla beraber yapılan çalışmaların gittikçe artmaya çalışması Türkiye de intihar oranlarının son yıllarda istatistiklerde dikkat çekici biçimdeki artışıyla büyük ölçüde ilişkilidir. Muğla, Batman, Van, Elazığ, Eskişehir, Adıyaman, Kütahya, Denizli illeri üzerinden intihar olgusunu ele alan bazı çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar değerli olmakla beraber Türkiye deki büyük kent ölçeğindeki intiharlar bu çalışmada ilk kez bütünsel ve ilişkisel bir araştırma metoduyla ele alındığından bu düzeyde yapılmış olan çalışmalara anlamlı bir katkı sunabilecek mahiyettedir. Toplumun aktörleri ve kurumlarıyla ilişkisel biçimde kendini yeniden-ürettiği kırsal ve kentsel yapılaşmaların ekonomik, demografik, kültürel ve teknolojik düzeylerde birbirlerine karşıt ve aynı zamanda birbirlerini tamamlayıcı sosyo-mekânsal birimler olması gelişme sürecini geçiren toplumların yapısal eğilimlerinden birini oluşturmaktadır. Türkiye toplumunda son yıllarda dünya ekonomik trendine uygun olarak ekonomik ve kültürel yönelimli neo-liberal politikaların uygulamaya geçirilmesi kırsal alandan birçok düzeyde farklılaşan metropoliten ölçekli kentlerde yaşayan aktörlerin toplumsal konumlarında sarsıcı, yerinden edici ve bunaltıcı birçok ani dönüşüme yol açarak intihar vakalarının yüksek oranlarda artış eğilimi olmasının toplumsal bağlamını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda büyük kentlerde yüksek düzeyde yaşanan toplumsal dönüşümler burada yaşayan aktörlerin toplumsal tabakalaşma içerisindeki konumlarında ani değişimlere, gündelik hayatlarında yaşanan dönüşümleri anlamlandırma işlevi gören kültürel değer noktalarının hızla dönüşmesine ve kırsal yardımlaşma ve dayanışma bağlılıklarının zayıflamasına yol açmaktadır. Büyük ölçüde kent merkezli toplumsal dönüşümlerin aktörlerde yarattığı, izole edilme, dışlanma, statü kaybı, bireyselleşme eğilimleri aktörlerin intihar eylemlerinin yüksek düzeylerde artış eğilimi içerisinde olmasının da toplumsal göstergelerini oluşturmaktadır. Bu araştırmada kentsel gelişme sürecini yoğun biçimde yaşayan birçok toplumda mevcut bulunan yüksek düzeyde artış eğilimindeki intiharların, Türkiye deki sekiz büyük kent üzerinden toplumsal gerçekliğin bütünsel ve ilişkisel mantığına uygun biçimde matematiksel bir model olarak temsil eden mütekabiliyet analizi (correspondence analyze) aracılığıyla inşa edilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmamızda bu temel amaçtan hareketle Türkiye de zaman dizisinde meydana büyük ölçekli kentlerdeki intiharların nasıl bir eğilim içerisinde olduğuna ve bu kentler arasında ayırt edici ve riskli 1 intihar profillerine sahip kentlerdeki bireylerin intihar nedenlerinin nasıl bir eğilim içerisinde olduğuna cevap aranmaktadır. Araştırma Türkiye de yılındaki intihar eğilimlerinin sekiz büyük kent üzerinden mütekabiliyet analizi aracılığıyla keşfedilmesi ve bu kentler arasında ayırt edici ve riskli intihar profilini temsil 1 Çalışmamızda bazı metropoliten iller ve yıllar mütekabiliyet analizi aracılığıyla riskli ve ayırt edici olarak nitelendirilmiştir. Riskli ve ayırt edici sözcüğünün seçiliş sebebi; makalenin ilerleyen bölümlerinde sekiz metropoliten il arasında Adana ve Gaziantep illerinin diğer illerle zaman dilimi içerisinde mütekabiliyet analizi aracılığıyla ilişkisel bir haritada temsil edildiğinde, bu illerdeki bireylerin özellikle ekonomik kriz yılını takip eden yıllarda ve mezkur zaman diliminin son yıllarında ekonomik temelli intiharlarının diğerleriyle kıyas edildiğinde kendini ayırt eden ve gelecekteki intihar eylemleri açısından ciddi riskler taşımasına vurguyu belirginleştirmek içindir. Bununla beraber çalışmamızda yer alan mütekabiliyet haritalarında zamansal serilerin intihar nedenleriyle olan ilişkiselliği ortaya konularak hangi intihar nedenlerinin hangi yıllarda yüksek risk taşıdığının anlaşılmasında keşifsel bir değeri olduğu da vurgulanması gereken diğer önemli bir noktadır. 140 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
145 Türkiye nin Büyük Kentlerinde Yılları Arasındaki İntihar Eğilimleri eden kentlerdeki intihar eden bireylerin intihar nedenleri yle sınırlandırılmaktadır. Bu araştırmanın ampirik malzemesini Türkiye İstatistik Kurumu nun yıllarına ait İntihar İstatistikleri kitapçığında yer alan veri tabanı oluşturmaktadır. Araştırmamızın intiharları incelediği zaman dizisi ( ), 2001 ekonomik krizi ve krizi takip eden yılları da içermektedir. Bu açıdan bu çalışma ekonomik kriz gibi toplumsal altüst oluşlara yol açan ekonomik çalkantıların ortaya çıktığı bağlamın intiharlara yansımasının nasıl olduğunu anlamamız açısından manidardır. İntiharların son yıllarda artış eğilimi içerisinde olduğuna ilişkin yazılı ve görsel medyada yer alan haberler özellikle olayın kısa bir süreliğine sansasyonelleştirilerek geçiştirilmesine yol açmakta, akademik alanda ise intihar eylemlerinin ilişkisel biçimde inşa edilmeyen kategorik veriler üzerinden yorumlanması intihar eylemlerinin anlaşılmasını metodolojik açıdan güçleştirmektedir. Bu çalışma ise Türkiye deki sekiz büyük kentin zaman dizisindeki intihar eğilimlerini bütünsel ve toplumsal gerçekliğin ilişkisel mantığına uygun bir araştırma metoduyla ele almaktadır. 2. KENTSEL/METROPOLİTEN ORTAMIN İNTİHARLA İLİŞKİSİ İntihar eylemlerinin toplumsal yaşamı belirgin biçimde bölen kentsel ve kırsala ait toplumsal ortamlarda ortaya çıkma sıklığı ve yoğunluğu kendine özgü toplumsal yapılaşmalar oluşturan bu mekânsal birimlerin oluşturduğu toplumsal kişilik tipleriyle yoğun biçimde ilişkilidir. Kentsel toplumsal ortam; idari örgütlenmenin karmaşık yapısı, gelişmiş sanayi yapıları, yüksek düzeyli toplumsal tabakalaşma/sınıfsallaşma örüntüleri, sürekli artan nüfus kitleleri ve bireyler arası ilişkilerin ikincil ilişkilerce belirlendiği özgün toplumsal yapılaşmalarla kendine özgü toplumsal kişilikleri meydana getirmiştir. Kent sosyolojisinin temel figürlerinden Simmel Metropol ve Tinsel Hayat adlı yazısında metropol kişiliğin zihinsel temelini, sinirler üzerindeki uyarıcılığın yoğunluğunun iç ve dış uyarıcılardaki hızlı ve kesintisiz değişimin oluşturduğunu ve kentsel ortamın iktisadi, mesleki ve toplumsal hayatın hızında ve çeşitliliğinde bireylerdeki ruhsal hayatın duyusal temellerince kırsal hayatıyla derin bir karşıtlık oluşturduğunu (Simmel, 2003: 86) ileri sürmüştür. Simmel in kentsel hayatın kendine özgü toplumsal yapılaşmasıyla oluştuğunu betimlediği toplumsal kişilik tipi, kentsel ortamlarda yoğun biçimde gözlenen intiharların hızını arttıran sosyo-mekânsal zeminin açıklanabilmesinde analitik gücü yüksek tahlillerinden birini sunmaktadır. Amerika nın önemli kent bilimcilerinden olan Louis Wirth, kentsel bireyin ekonomik, siyasal, eğitimsel, dinsel alanlardaki gönüllü örgütlerin etkinlikleri aracılığıyla toplumsal kişiliğini ifade ettiğini, statü kazandığını ve eylemlerini sürdürdüğünü vurgulamıştır. Bununla beraber farklı işlevlerle karakterize edilen örgütsel yapının kendisine bağlı kişilerin uyumunu ve ruhsal dengesini kendi başına sağlayamadığı koşullarda, intihar, kabahat, suç, bozulma olaylarının kentsel yaşamda kırsal yaşamdan daha belirgin olmasının kente özgü örgütsel yapıların bireyleri uyumsuzlaştıran ve bütünden koparan bir yaşam sunmasından kaynaklandığını (Wirth, 2002: 104) ileri sürmüştür. Kentsel ortamların ayırt edici yapısal özelliklerinden biri bütün toplumsal kurumları, toplumsal grupları ve bireylerin toplumsal konum ve zihinsel durumlarını doğrudan etkileyen ekonomik çöküş veya ekonomik refah ın büyük ölçüde yaşandığı toplumsal mekânlar olmasıdır. Durkheim, İntihar (1897) adlı başyapıtında intiharların sadece ekonomik çöküşle birlikte değil, ekonomik refahı birdenbire arttıran mutlu bunalımlarda bile artışa geçtiğini ileri sürerek intihara ilişkin yaygın kanaatleri çürütmeye girişmiştir. Ekonomik çöküntü durumunda intihar oranlarının artmasını mevcut toplumsal konumlarının altına düşmesiyle sonuçlanan bireylerin isteklerinin azalması ve kendilerini daha çok denetlemek zorunda kalmalarıyla ilişkilendirir. Toplum bu bireyleri yeni yaşama uyarlamayı alışık olmadıkları özdenetimi gerçekleştirmelerini öğretemedikleri için yeni durum onları intihara götürecek acıların kaynağını oluşturmaktadır (Durkheim, 1992: ). Durkheim in intihar teorisini döneminin istatistikleriyle yeniden gözden geçiren Halbwachs, yüksek intihar oranlarına yol açan birkaç faktörün kent yaşamının kendine özgü özellikleriyle birleştiğini vurgulamıştır. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
146 M. Meder - M. Gültekin Almanya daki döneminde iş indeksindeki dalgalanmalar ile intiharlar arasındaki ilişkiyi analiz ederek Durkheim in sosyal değişimle intihar arasındaki ilişkiyi doğrulayan Halbwachs ekonomik kriz dönemlerinde intihar oranlarının yükseliş eğilimine girdiğini kanıtlayarak kentsel ortamın ayırt edici özelliklerinden olan sosyal izolasyon un intiharı arttırıcı etkide bulunduğunu ileri sürmüştür (Giddens, 1965:7). Bireylerin kıra göre büyük ölçüde birbirlerinden uzaklaştığı, yalnızlaştığı bir ortamı betimleyen kentsel ortam cemaatsi ilişkilerin hakim olduğu kırsal ortama zıt biçimde intiharları hızlandıran bir toplumsal ilişki biçimi yaratmaktadır. Chicago sosyoloji ekolünün temsil ettiği ekolojik yaklaşımın makro araştırma gündemini kentsel büyüme ve bu büyümenin kentte yarattığı sosyal düzensizlik eğilimleri oluşturmuştur. Kentin ürettiği karmaşık ve farklılaşmış toplumsal ortam, kentsel büyümenin sürekli yeniden ürettiği anormallikleri de beraberinde getirmektedir. Kentsel ortam hastalık, suç faaliyetleri, ahlaksızlık ve akıl hastalığı vakalarının yanı sıra, intihar vakalarını da beraberinde getirerek (Kushner, 1991: 64-65; Kivisto, 2008: içinde Park ve Miller, 1921) bu durum anormalliklerin yüksek düzeylerde artış göstermesine yol açmaktadır. Kentsel ortama özgü hareketlilik ve anonimliğin sosyal olarak izole edici eğilimi güvensizlik, tanınmamışlık, tedirginlik ve yalnız kalmışlık hissi üreterek bireyde gösterilebilecek üç yönelimden biri olan intihar eylemiyle sonuçlanmaktadır. (Douglas, 1967: 96). Kentsel ortamda oluşan intihar eylemlerine zemin hazırlayan toplumsal kişilik tiplerini doğrudan veya dolaylı biçimde ele alan yukarıdaki klasik yaklaşımlar kent bağlamında intihar eylemlerini çalışan birçok araştırmacıya bilimsel dayanak noktasını oluşturmuşlardır. Bu yaklaşımların temelde ileri sürdüğü tezler şu şekilde özetlenebilmektedir: Kentsel ortama has hız ve değişim itibariyle kentsel bireyin kır insanıyla oluşturduğu derin karşıtlık, çeşitli toplumsal kurumların bireylerin uyumunu ve bütünleşmesini sağlayamaması, ekonomik refah ve ekonomik çöküş dönemlerinde aktörlerin yaşadıkları ani toplumsal konum değişimi ve beraberinde getirilen yeni duruma adaptasyon sorunları, kentsel ortamın fiziksel/ toplumsal yapılaşması gereği ürettiği sosyal izolasyon ve kente özgü hareketlilik ve anonimliğin aktörlerde yarattığı tedirginlik, yalnızlaşma ve güvensizlik intihar eylemlerinin anlaşılmasındaki bağlantılı/ilişkili olunan toplumsal olgu ve süreçleri oluşturmaktadır. Buraya kadar intihar eyleminin kentsel ortamla ilişkisinin temel yaklaşımlarca nasıl ele alındığına yer verilmiştir. Türkiye nin büyük kent yerleşimlerindeki intihar eylemlerinin son yıllarda nasıl bir eğilim içinde olduğunu anlayabilmek için toplumsal dünyanın işleyiş mantığına uygun biçimde bütünsel ve ilişkisel olarak nasıl inşa etmek gerekmektedir. Bu çalışmada, TÜİK in yılları arasındaki İntihar İstatistikleri ndeki veri tabanından yararlanılarak Türkiye deki sekiz büyük kentin, zaman dizisinde yer alan yıllarla nasıl bir intihar eğilimi içerisinde olduğuna ve bu yıllarda ayırt edici intihar profillerine sahip olan büyük kentlerin intihar nedenleri ile ilişkili olarak nasıl bir eğilim içerisinde olduğuna bütünsel ve ilişkisel bir araştırma metodu olan mütekabiliyet analizi aracılığıyla cevap aranacaktır. 3. ARAŞTIRMANIN METODU Sosyal bilim araştırmalarının araştırma nesnelerini ele alırken içine düştükleri yaygın epistemolojik açmazlardan en önemlisi salt teorik ya da kavramsal araçlara dayanan teorisist araştırma tarzının ya da kapsamlı veri setlerini herhangi bir teorik araştırma modeli ya da kavramsal araçla ilişkilendirmeden yapılan ampirisist araştırma tarzının hâkim olmasıdır. Bourdieu nun ampirik araştırmadan yoksun teori boştur, teoriden yoksun ampirik araştırma kördür (Bourdieu, 2007: 35) önermesi sosyal bilim araştırmalarının salt teorik ya da salt ampirik araştırmaya kayan sahte/yanlış metodolojik araştırma tarzlarının aşılması bakımından temel bir epistemolojik/ metodolojik ilke işlevini görmektedir. Sosyal bilim çalışmalarında karmaşık ve kapsamlı veri setlerinden kategorik çözümlemeler yapılmasına olanak sağlayan değişik pozitivist tekniklerin en önemli zaafı kategorileştirilmiş verilerin ilişkisel anlamları temsil edememesidir (Löfgren, 2007, Güvenç ve Kirmanoğlu, 2009: 10-11). Tözsel kategorileştirmeye dayanan 142 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
147 Türkiye nin Büyük Kentlerinde Yılları Arasındaki İntihar Eğilimleri bu tekniklerde olguların sosyal dünyanın gerçekliğine uygun biçimde karşılıklı ilişkiler içinde kazandığı anlama göre değil de, çoğunlukla kendi içlerinde kapalı ve birbirleriyle ilişkilendirilmeyen kategorilerce değerlendirilmektedir. Bu çalışmada Türkiye de yılları arasında meydana gelmiş kapsamlı veri setine dayanan intihar istatistiklerine karmaşık veri setlerinden çapraz tabloların indirgenmesi yoluyla sosyal dünyanın işleyiş mantığına uygun biçimde ilişkisel haritalar üretmeye olanak sağlayan mütekabiliyet analizi uygulanmaktadır. Mütekabiliyet analizi 2 karmaşık veri setlerinden kategorik çözümleme yapılmasına izin veren ender istatistiki çözümleme tekniklerden biridir. Çalışmamızda kullanılan mütekabiliyet analizi, karmaşık veri setlerinden çapraz tabloların indirgenmesi yoluyla ilişkisel haritalar kurulmasına imkan vermektedir. Araştırmamızda ilişkisel ve bütünsel araştırma metodunu çalışmalarında uygulayan ve bu araştırmanın temel metodolojik referansı olarak seçilen Bourdieu nun bu metodu çalışmalarında niçin kullandığına ilişkin açıklaması manidardır: Çoklu regresyon çözümlemesi yerine daha çok mütekabiliyet (correspondonce) çözümlemesini kullanmamın nedeni, bu tekniğin felsefesinin, bana göre, toplumsal dünyanın gerçekliğine tam olarak karşılık gelmesidir. Bu, benim tam da alan nosyonuyla yapmaya çalıştığım gibi, bağıntı terimleriyle düşünen bir tekniktir (Bourdieu ve Wacquant, 2003: ). Çalışmamızda ilk olarak yıl kategorileri ( ) ile Türkiye deki sekiz büyük kent arasındaki anlamlı ilişkiler, ikinci olarak ise büyük kentler arasında ayırt edici intihar profiline sahip illerin resmi intihar nedenleri arasındaki anlamlı ilişkiler mütekabiliyet analizi aracılığıyla bulunmaya çalışılmış ve mütekabiliyet haritaları (correspondence maps) aracılığıyla görselleştirilmiştir. 2 Mütekabiliyet (correspondence) analizinin Pierre Bourdieu nun çalışmalarındaki kullanımlarına örnek olarak özellikle şu iki eser verilebilir. Bkz. Homo Academicus, Stanford: Stanfor University Press, 1988; Distinction, A Social Critique of the Judgment of Taste, Londra: Routledge and Kegan Paul, YILLARINDA TÜRKİYE DEKİ BÜYÜK KENTLERİNDEKİ BİREYLERİN İNTİHAR EĞİLİMLERİNİN MÜTEKABİLİYET HARİTALARININ (CORRESPONDENCE MAP) ANALİZİ VE YORUMU Türkiye coğrafyasında zaman dizisinde meydana gelen metropol intiharlarının ilişkisel ve bütünsel bir mantıkla keşfedilebilen mütekabiliyet haritası şu şekilde okunmaktadır: Aşağıdaki mütekabiliyet haritasında kare ile temsil edilen noktalar yılları, daire ile temsil edilen noktalar ise Türkiye nin metropoliten illerini temsil etmektedir. Mütekabiliyet haritasında intiharların meydana geldiği yıllarla ( ) metropoliten iller arasındaki ilişkiler ve mesafeler 3 ortaya konulmuştur. On bir yıllık sürede metropoliten illere göre farklılaşmada illerin yarısından fazlası haritanın ikinci boyutunda farklılaşırken, diğer kalan iller ise haritanın birinci boyutunda farklılaşmıştır. On bir yıllık sürede bazı yıllarda ayırt edici bir intihar yoğunluğu gösteren bazı metropoliten illerin çoğunluğu ikinci boyutta üzerinde farklılaşmıştır. Metropoliten illerin büyüklüğüne ve intihar yoğunluklarına duyarlı mütekabiliyet haritaları özellikle zamansal seriler üzerinde uygulandığında intihar eğilimlerinde risk li metropoliten il ve yıl kategorilerinin tespit edilmesinde keşifsel değere sahiptir. Türkiye nin en büyük metropollerinden olan İstanbul ve İzmir illeri Kocaeli iliyle birlikte haritanın birinci boyutunda farklılaşmaktadır. Diğer metropoliten iller olan Bursa, Eskişehir, Ankara, Adana ve Gaziantep illeri ikinci boyutta farklılaşmakta ve bu boyutta açıklanabilmektedir. İstanbul 2004 ve 2007 yıllarının ortasına yakın bir konum tutarak bu yıllarda beklenenin üzeri 4 nde bir intihar 3 Mütekabiliyet analizindeki ilk analizin çapraz tablosunu satır ve sütunlarının Türkiye metropolleri ve zaman dilimi ni içeren yıllar oluşturmaktadır. Bu metropoliten iller mütekabiliyet analizinden sonra paint programı aracılığıyla harita haline getirilerek görselleştirilmiştir. Haritada iller birinci boyuta işaret eden apsis (x) eksenine, yani birinci boyuta göre ve ikinci boyuta işaret eden ordinat (y) eksenine göre pozisyon almaktadır. İllerin tümünü bütün ve ilişkisel biçimde aynı anda görmemize olanak sağlayan bu haritadaki iller ve yılların konumları illerdeki bireylerin intihar eylemlerindeki eğilimlerinin birbirleriyle ve yıllarla olan yakın veya uzak konumuna gönderme yapmaktadır. 4 Mütekabiliyet analizi sonucu elde edilen bulgular yön belirtir ki kare (signed square) aracılığıyla tablo Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
148 M. Meder - M. Gültekin yoğunluğuna erişmiştir. İzmir ili 2000 ve 2003 yıllarına yakın hem yakın bir konum almış, hem de ayırt edici biçimdeki intihar yoğunluğuyla öne çıkmıştır. Kocaeli ili ise 2000 yılına daha yakın bir konum almanın yanı sıra 2003 yılında da beklenenin üzerinde bir intihar yoğunluğunu temsil etmiştir. Haritanın ikinci boyutunda farklılaşan metropoliten iller ise yıllara göre şu şekilde farklılaşmaktadır. Bursa ili 2000, 2001 ve 2002 yıllarına yakın bir konum almakla beraber özellikle ekonomik kriz yılını (2001) takip eden 2002 yılında ayırt edici biçimde öne çıkmıştır. Eskişehir ili de 2002 yılında beklenenin üzerinde bir intihar yoğunluğunu temsil etmiştir. Türkiye nin İstanbul dan sonra ikinci en büyük metropolü olan Ankara ise 1999 ve 2002 yıllarının ortasında konum almakla beraber beklenenin üzerinde bir ayırt edicilikteki intihar yoğunluğunu temsil etmiştir. Gaziantep ve Adana ili de haritanın ikinci boyutunda farklılaşmakta ve zaman dizisindeki son yıllarda beklenenin üzerinde bir ayırt ediciliğe sahip olduklarından risk taşıyan metropoliten iller olarak haritada okunabilmektedir. Gaziantep ili 2004 ve 2009 yıllarında beklenenin üzerindeki en ayırt edici intihar yoğunluğunu temsil etmiştir. Adana ili ise 2005 ve 2006 yıllarında beklenenin üzerindeki en ayırt edici intihar yoğunluğunu temsil etmektedir. Araştırmamızda zaman diliminde büyük kent yerleşimlerinde intihar etmiş bireylerin mütekabiliyet analizi aracılığıyla intihar eğilimleri ortaya çıkarılmıştır. Araştırmanın bundan sonraki aşamalarında Adana ve Gaziantep kentinin bahsedilen zaman dilimlerinde intihar nedenleriyle ilişkili olarak mütekabiliyet haritası ayrı olarak düzenlenmektedir. 0 değerinin altında olanlar intihar yoğunluğunun diğer yıllarla ilişkisel biçimde inşa edildiğinde beklenen düzeyin altında bir yoğunluğunu taşıdığını temsil etmekte, 0 ın üzerinde ve bazen çok üzerindeki değerler mezkur illerde beklenen intihar yoğunluğunun üzerinde ve hatta ayırt edici bir değer taşıdığına işaret etmektedir. Bu çalışmada her mütekabiliyet haritasından sonra büyük kent yerleşimlerinin yılları arasındaki intihar eğilimlerinin yön belirtir ki-kare tabloları ve bu iller arasında ayırt edici intihar eğilimini temsil eden Adana ve Gaziantep illerinin yön belirtir ki-kare değerlerine yer verilmiştir. Bu değerlere bakıldığında, neden bazı yıllarda veya neden bazı intihar nedenlerinde bahsedilen illerin beklenenin üzerinde veya beklenenin altında bir değeri temsil ettiği daha anlaşılır olacaktır. ayrı çıkarılmıştır. Bu iki ilin seçilmesinin başlıca nedeni; Adana ve Gaziantep illerinin araştırmamızdaki zaman diliminin özellikle son yıllarında diğer illerle ilişkiselliği ortaya çıkarıldığında ayırt edici biçimde öne çıkarak günümüzde intihar eğilimleri açısından ciddi riskler taşımasıdır. Odak noktamızı bu iki ile kaydırmamızın başlıca sebebi bu olmakla beraber, çalışmanın daha ileri bir safhaya taşınması için bu iki ilin bahsedilen zaman dilimleri içerisinde hangi intihar nedenlerince risk taşıdıkları ve bu risklerin çevreleyen sosyal bağlamın ne olduğuna ilişkin temel bulgulara erişmemizi sağlamasıdır Yıllarında Riskli Büyük Kentleri Temsil Eden Gaziantep ve Adana İllerindeki Bireylerin İntihar Nedenlerine Göre Mütekabiliyet Haritasının Analiz ve Yorumu Adana Kenti Türkiye nin büyük kentleri arasında zaman dizisinde ayırt edici ve riskli bir intihar profilini temsil eden Adana ilinde meydana gelen intiharların hangi nedenlere göre intihar eğilimleri sergilediğini ilişkisel ve bütünsel bir mantıkla keşfedilebilen mütekabiliyet haritası şöyle okunmaktadır: Aşağıdaki mütekabiliyet haritasında kare ile gösterilen noktalar yıllar ı temsil etmekte, daire ile gösterilen noktalar ise intihar nedenleri ni temsil etmektedir. Haritada intiharların meydana geldiği yıllarla intihar nedenleri arasındaki ilişkiler ve mesafeler ortaya konulmuştur. Adana ilinde on bir yıllık süre diliminde intihar nedenlerine göre farklılaşmada bazı intihar nedenleri birinci boyutta farklılaşırken, bazıları ise ikinci boyutta farklılaşmaktadır. On bir yıllık sürede bazı yıllar da ayırt edici intihar eğilimi gösteren diğer, öğrenim başarısızlığı, geçim zorluğu, ticari başarısızlık nedenli intiharlardan ilk üçü haritanın ikinci boyutu üzerinde farklılaşmıştır. Mütekabiliyet haritalarında zamansal serilerin intihar nedenleriyle olan ilişkiselliği ortaya konulduğunda hangi intihar nedenlerinin hangi yıllarda yüksek risk taşıdığının anlaşılmasında keşifsel değere sahiptir. Ekonomik kriz yılı olan 2001 yılında Adana ili geçim zorluğu ve diğer nedenli intiharlara 144 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
149 Türkiye nin Büyük Kentlerinde Yılları Arasındaki İntihar Eğilimleri Harita1: Yıllarına Göre Türkiye Metropollerinin İntihar Eğilimleri en yakın konumu alarak beklenenin üzerindeki ayırt edici intihar eğilimini temsil etmiştir. Adana ilinde ticari başarısızlık nedenli intiharlar 2008 yılına en yakın konumu alarak beklenenin üzerindeki ayırt edici intihar eğilimini temsil etmiştir. Bunun yanı sıra ticari başarısızlık nedenli intiharlar yılları arasında beklenenin üzerinde olan bir intihar yoğunluğunu temsil etmiştir. Öğrenim başarısızlığı nedenli intiharlar ekonomik kriz yılını takip eden 2002 yılına en yakın konumu alarak beklenenin üzerindeki ayırt edici intihar eğilimini temsil etmiştir. Aile geçimsizliği nedenli intiharlar ise yıllarına yakın bir konum alarak beklenenin çok az üzerinde bir ayırt edicilikle intihar yoğunluğunu temsil etmiştir. Hastalık nedenli intiharlarda 2002 ve 2003 yılları yakın bir konumu temsil etmiştir. Hissi ilişki ile istediği ile evlenememe nedenli intiharlar 1999 yılına yakın bir konumu temsil etmiştir. Bilinmeyen nedenli intiharlar da 2005 ve 2009 yılları arasına yakın konumu alarak özellikle bu yıllarda beklenenin üzerinde bir intihar yoğunluğunu temsil etmişlerdir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
150 M. Meder - M. Gültekin YILLARA GÖRE TÜRKİYE METROPOLLERİN İNTİHAR EĞİLİMLERİ: YÖN-BELİRTİR Kİ-KARE 5 DEĞERLERİ İTİBARİYLE YILLAR METROPOLLER İzmir 8,10 17,41 0,74 0,01 0,51-0,16-0,43-3,16-1,98-2,27-6,33 Eskişehir 0,74 0,91 0,24 3,73-3,40 0,00-0,74 0,01-0,23-0,90 0,05 Kocaeli 3,81 0,75-0,71-0,99-1,53 1,30 0,08 0,09-2,09-0,24 0,61 Ankara 1,62 0,69 4,19 4,53 0,16-0,69-4,67 0,00-7,25-0,66 0,00 Bursa 3,02-6,28-0,73 5,12 0,00-2,67 0,76-3,20 0,19 2,44 0,00 Gaziantep -0,54 0,81-3,55-0,13-6,77 0,69 6,58-0,65 7,33 4,13-6,93 İstanbul -4,46-1,28-0,02-9,17 1,34 0,80 1,10 2,91 2,50-0,88 0,36 Adana -25,18-21,49-2,32 0,16 0,01 0,05-0,23 1,41 2,88 11,11 15,48 5 Çalışmamızda sınıflama etkinliği sırasında ve mütekabiliyet analizi sonuçlarının temsilinde kullanılan Yön Belirtir Ki Kare tabloları pozitivist metodolojide satır ve sütun toplamları üzerinden yapılan oransal tabloların düşük temsil etkinliğinin giderilmesi ve bir çapraz tablodaki değişkenlerin yapının bütünü içindeki yoğunluk düzeyleri açısından ele alınabilmesi için Gatrell tarafından geliştirilmiştir. Bu yöntem Güvenç ve Işık (1996: 15-19) tarafından geliştirilerek pozitivist metodolojideki temsil sorunları önemli ölçüde aşılmaya çalışılmıştır. Güven ve Işık tarafından geliştirilen Yön Belirtir Ki Kare tabloları bu çalışmada mütekabiliyet analizi sonuncunda inşa edilen intihar haritasını yoğunlukları itibariyle görselleştirmeye çalışmaktadır. Tabloda bizim tarafımızdan renklendirilen hücreler şunu imlemektedir: Koyu renkle boyanan değerler (bu grafikleme sisteminde 0 değeri beklenen düzeye ait değeri ifade ediyor) beklenen değerin üzerinde olan ve ayırt ediciliğe sahip intihar yoğunluklarını temsil etmektedir. Daha açık renk tonuyla boyanan değerler ise beklenen düzeyin biraz altında ve çok altında olan yoğunluk değerlerini temsil etmektedir. Adana ilinde yıllarındaki intiharların nedenleriyle ilişkili biçimde görülmesine imkan tanıyan mütekabiliyet haritasına ilişkin şu yorumlar yapılabilmektedir: Adana ilinde ayırt edici intihar nedenlerinden olan ekonomik alan 6 ın geçinme ve sermaye edinme stratejileriyle ilişkili olan geçim zorluğu ve ticari başarısızlık nedenli intiharlar, ekonomik kriz yılları ve bu yılları takip eden bazı yıllarda kendisini yoğun biçimde hissettirmiştir. Büyük kent yerleşimlerinin mekânsal, fiziksel, sosyal tabakalaşma yapılaşmaları kırdan büyük ölçüde farklılaşan ve başlıca sermaye tipi olan ekonomik sermaye nin yüksek düzeyde yoğunlaşmasını meydana getirmektedir. Türkiye nin Cumhuriyet tarihi boyunca geçirdiği en derin ekonomik kriz olan 2001 ekonomik krizi nin büyük kent profiline sahip Adana da gerçekleşen intiharları ayırt edici biçimde etkilediği çıkarsanabilmektedir. Ayrıca kriz yıllarını takip eden birkaç yıl içerisinde sağlık kökenli sorunlar nedeniyle intihar etmiş bireylerin öne çıkması, Türkiye çapında bireylerin bedenlerinde kronik acılara ve ağrılara sebep olan hastalıkların iyileştirilmesine ve intiharı önleyici sosyal önleme hizmetler ve politikalar geliştirilmesi konusunun Adana ilinde kendini açık bir şekilde göstermesine izin vermektedir. 6 Ekonomik alan sosyolog Pierre Bourdieu nun metateorisinde; faillerin, grupların ve kurumların ellerindeki mal ve paralardan oluşan ekonomik sermaye edinme stratejilerinin geçtiği başat mücadele alanına gönderme yapmaktadır. Detaylı bilgi için Bkz. Göker, 2007: Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
151 Türkiye nin Büyük Kentlerinde Yılları Arasındaki İntihar Eğilimleri Harita 2: Yıllarında Adana İlinin Nedenlerine Göre İntihar Eğilimleri Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
152 M. Meder - M. Gültekin İntihar Nedenleri İl ve Yıllar ARASINDA ADANA İLİNİN NEDENLERE GÖRE İNTİHAR EĞİLİMLERİ: YÖN-BELİRTİR Kİ-KARE DEĞERLERİ İTİBARİYLE Bilinmeyen Hissi İlişki İle İst. Evlenememe Aile Geçimsizliği Hastalık Öğrenim Başarısızlığı Ticari Başarısızlık Geçim Zorluğu Adana_2004 6,10 0,33 0,37-0,63 1,82-0,20-7,20-0,92 Adana_2005 6,40 1,52-0,25-2,04-0,07-0,52 0,01-4,53 Adana_2009 7,72-3,06-1,92 1,06-2,03-0,88-0,44-0,19 Adana_2006 1,90-0,02 0,96 0,62-0,04-4,39-1,82-2,61 Adana_2007 3,48-0,11-0,23 0,00-1,83-1,74 0,00-0,06 Adana_2008-0,11 0,38-0,05-0,55 0,00 17,31-0,44-0,88 Adana_2003-4,46-1,65 0,32 2,74 4,19 0,00-0,01 0,00 Adana_ ,38-0,01 0,22 1,66 10,12 0,09 0,00 0,88 Adana_ ,49 2,50 0,12-0,13-0,04 0,20 5,82 0,20 Adana _2000-4,46-0,26 1,31-0,01-0,52 1,04 1,07 1,04 Adana_ ,73-0,39-0,38-0,09-1,72 0,17 10,72 29,22 Diğer Gaziantep Kenti Büyük kentler arasında Adana ilinin yanı sıra ayırt edici ve riskli bir intihar profilini temsil eden bir diğer il ise Gaziantep tir. Bu ilin mütekabiliyet haritası şu şekilde okunmaktadır: Aşağıdaki mütekabiliyet haritasında kare ile gösterilen noktalar yıllar ı temsil etmekte, daire ile gösterilen noktalar ise intihar nedenleri ni temsil etmektedir. Haritada intiharların meydana geldiği yıllarla intihar nedenleri arasındaki ilişkiler ve mesafeler serimlenmiştir. Gaziantep ilinde on bir yıllık süre diliminde intihar nedenlerine göre farklılaşmada bazı intihar nedenleri birinci boyutta farklılaşırken, bazıları ise ikinci boyutta farklılaşmaktadır. On bir yıllık sürede bazı yıllar da ayırt edici intihar eğilimi gösteren diğer ve öğrenim başarısızlığı nedenli intiharlar haritanın ikinci boyutu üzerinde farklılaşmıştır. Mütekabiliyet haritaları zamansal serilerin intihar nedenleriyle olan ilişkiselliği ortaya konulduğunda hangi intihar nedenlerinin hangi yıllarda yüksek risk taşıdığının anlaşılmasında keşifsel değere sahiptir. Ekonomik kriz yılı olan 2001 yılında Gaziantep geçim zorluğu nedenli intiharlara en yakın konumu alarak beklenenin üzerindeki ayırt edici (distinctive) intihar eğilimini temsil etmiştir. Gaziantep ilinde diğer nedenli intiharlar ekonomik kriz yılını takip eden 2002 yılına en yakın konumu alarak beklenenin üzerindeki ayırt edici intihar eğilimini temsil etmiştir. Bilinmeyen nedenli intiharlar ise 2004 ve 2005 yılları arasında bir konum alarak beklenenin üzerindeki intihar yoğunluğunu temsil etmiştir. Ticari başarısızlık nedenli intiharlar 2001 ve 2003 yıllarına yakın bir konum alarak beklenenin biraz üzerindeki intihar yoğunluğunu temsil etmiştir. Öğrenim başarısızlığı nedenli intiharlar 2000 yılına olan en yakın konumu alarak beklenenin üzerindeki intihar yoğunluğunu temsil etmiştir. Hissi ilişki ile istediği evlenememe nedenli intiharlar 2003 yılına olan en yakın konumu olarak beklenenin üzerindeki intihar yoğunluğunu temsil etmiştir. Aile geçimsizliği nedenli intiharlar 2000 yılına yakın bir konumu alarak beklenenin üzerindeki intihar yoğunluğunu temsil etmiştir. Hastalık nedenli intiharlar ise 2000 ile 2003 yılları arasına yakın bir konum alarak beklenenin üzerindeki intihar yoğunluğunu temsil etmiştir. Gaziantep ilinin yıllarındaki intiharların nedenlerine ilişkin oluşturulan mütekabiliyet haritasından şu yorumlar yapılabilmektedir: Gaziantep ilinde de Adana iline benzer biçimde ekonomik alan ın geçinme ve sermaye edinme stratejileriyle ilişkili olan geçim zorluğu ve ticari başarısızlık nedenli intiharlar, bireylerin mevcut toplumsal konumlarında sarsıcı değişimlerin yaşandığı ekonomik 148 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
153 Türkiye nin Büyük Kentlerinde Yılları Arasındaki İntihar Eğilimleri kriz yılı ve bu yılı takip eden bazı yıllarda kendisini yoğun biçimde hissettirmiştir. Bu da Türkiye nin Adana ilindeki ekonomik temelli intihar eğilimlerine zemin oluşturan 2001 ekonomik kriz yılı ve bu yılı takip eden yılların Gaziantep ilindeki intiharlarda büyük bir rolü olduğunu gözlememize izin vermektedir. Ayrıca hastalık nedenli intiharların kriz yılları civarında ayırt edici biçimde öne çıkması, Gaziantep ilinde de Adana iline benzer biçimde intiharı önleyici sosyal hizmet ve politikaların görece gelişmemiş bir alan olduğunu ve dolayısıyla büyük ölçekli kentler arasında Gaziantep in belirgin bir örneği temsil ettiğini gözlememize izin vermektedir. Harita 3: Yıllarında Gaziantep İlinin Nedenlere Göre İntihar Eğilimleri Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
154 M. Meder - M. Gültekin ARASINDA GAZİANTEP İLİNİN NEDENLERE GÖRE İNTİHAR EĞİLİMLERİ: YÖN-BELİRTİR Kİ-KARE DEĞERLERİ İTİBARİYLE İntihar Nedenleri Diğer Geçim Zorluğu Ticari Başarısızlık Öğrenim Başarısızlığı Hissi İlişki İle İst. Evlenememe Aile Geçimsizliği Hastalık Bilinmeyen yılları Gaziantep_ ,96 2,05 0,67-0,08-0,60 0,00 0,96-12,95 Gaziantep_2001-0,07 13,28 1,84 0,00 1,60 0,00-0,56-9,98 Gaziantep_2003 1,10 0,06 0,67 0,33 4,02-0,08 2,71-12,95 Gaziantep _2000-0,01-0,03 0,74 4,73-1,52 3,99 2,30-8,90 Gaziantep_ ,38 1,75-0,02 0,30 1,88 1,95 0,00-5,67 Gaziantep_2008 1,60-1,50 0,00-1,53 0,51 0,47-1,84 0,67 Gaziantep_2009 0,02-0,26-0,25 0,00-0,57 0,01-3,18 5,75 Gaziantep_2004-2,37-0,23-0,64 0,89-2,78-0,15-0,06 7,12 Gaziantep_2007-2,82-0,09-0,81-1,19-0,33-1,28 1,03 4,72 Gaziantep_2005-0,90-4,35-0,02-0,25 0,89-2,20-0,11 9,16 Gaziantep_2006-1,64-0,53-1,39-0,69-0,84 0,00 0,02 5,80 5. SONUÇ Bu çalışma ilişkisel ve bütünsel bir araştırma metodu olan mütekabiliyet analizi (correspondence analysis) aracılığıyla ilk olarak zaman dizisinde Türkiye deki metropoliten illerin intihar eğilimlerini, ikinci olarak ise ortaya çıkan bulgulardan yola çıkarak bu iller arasında ayırt edici ve riskli intihar profili taşıyan Adana ve Gaziantep teki intiharların nedenlerini ortaya koymaktadır. Sırasıyla Akdeniz ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri içerisinde yer alan Adana ve Gaziantep illeri zaman diliminin son yıllarında öne çıkan intihar oranlarıyla sonraki yıllar açısından intihar eylemleri bağlamında riskli büyük kentleri temsil etmişlerdir ekonomik kriz yılları ve bu yılı takip eden bazı yıllarda Adana ili, ekonomik alandaki sermaye mücadelelerinin ve risklerinin yüksek düzeyde olabileceği büyük kent profilini temsil etmesiyle beraber geçim zorluğu, ticari başarısızlık ve hastalık nedenli intiharların ayırt edici biçimde öne çıktığı illerden birini temsil etmiştir. Bunun yanı sıra Adana ilinde kriz yıllarını müteakip yıllarda öğrenim başarısızlığı nedenli intiharların ayırt edici biçimde öne çıkması manidar gözükmektedir. Gaziantep ili de özellikle ekonomik kriz yılı ve kriz yılını takip eden yıllarda geçim zorluğu, ticari başarısızlık ve hastalık nedenli intiharlarıyla öne çıkmakla beraber son yıllarda bilinmeyen nedenli intiharlarda ayırt edici biçimde öne çıkmasıyla önümüzdeki yıllar açısından bir diğer riskli intihar profilini temsil etmektedir. Ayrıca İzmir, Eskişehir, Ankara ve Bursa illeri de ekonomik kriz yıllarında beklenen düzeyin üzerinde intihar yoğunluklarını temsil etmiştir. Türkiye nin en büyük metropolü olan İstanbul ili son yıllardaki intihar eğilimleriyle riskli bir döneme girdiğinin işaretlerini aynı eğilime sahip Kocaeli yle birlikte vermektedir. Bu çalışma kısaca; Türkiye deki toplumsal dönüşümün temel mekânlarından olan büyük kentlerde yoğun biçimde gözlenen ekonomik alandaki krizin (2001 ekonomik krizi) intihar eylemlerinin nedenlerini açıklama noktası önemli bir toplumsal bağlamı oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Bununla beraber Adana ve Gaziantep başta olmak üzere İstanbul ve Kocaeli kentlerinin gelecek dönemdeki intihar eylemleri açısından son dönemdeki beklenen düzeyin üzerindeki artışla beraber riskli intihar profillerini temsil ettiği gözlenmektedir. 150 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
155 Türkiye nin Büyük Kentlerinde Yılları Arasındaki İntihar Eğilimleri KAYNAKÇA Bourdieu, Pierre (2003). Düşünümsel Antropoloji İçin Cevaplar, 1. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul. Bourdieu, P. (2007). Vive La Crise!: Sosyal Bilimde Heteredoksi İçin, Ocak ve Zanaat: Pierre Bourdieu Derlemesi, (Ed: G. Çeğin, E. Göker, A. Arlı, Ü. Tatlıcan), İletişim Yayınları, İstanbul. Calhoun, C. (2007). Bourdieu Sosyolojisinin Ana Hatları, Ocak ve Zanaat: Pierre Bourdieu Derlemesi, (Ed: G. Çeğin, E. Göker, A. Arlı, Ü. Tatlıcan) İletişim Yayınları, İstanbul. Devlet İstatistik Ensitüsü (2001). İntihar İstatistikleri 1999, Ankara. Devlet İstatistik Ensitüsü (2002). İntihar İstatistikleri 2000, Ankara. Devlet İstatistik Ensitüsü (2003). İntihar İstatistikleri 2001, Ankara. Devlet İstatistik Ensitüsü (2004). İntihar İstatistikleri 2002, Ankara. Douglas, D. J. (1967). The Social Meanings Of Suicide, 1. Baskı, Princeton University Press, New Jersey. Durkheim, E. (1992). İntihar, İmge Kitabevi, 1.Baskı, İmge Kitabevi, Ankara. Giddens, A. (1965). The Suicide Problem in French Sociology. The British Journal of Sociology, 16, 1, pp Göker, E. (2007). Ekonomik İndirgemeci mi Dediniz?, Ocak ve Zanaat: Pierre Bourdieu Derlemesi, (Ed: G. Çeğin, E. Göker, A. Arlı, Ü. Tatlıcan), İletişim Yayınları, İstanbul. Güvenç, M., H. Kirmanoğlu. (2009). Türkiye Seçim Atlası ( ), 1.Baskı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul. Güvenç, Murat., O. Işık. (1996). İstanbul u Okumak: Statü Konut Mülkiyeti Farklılaşmasına İlişkin Bir Çözümleme Denemesi, Toplum ve Bilim, Birikim Yayınları, İstanbul. Kivisto, P. (2008). Sosyolojinin Temel Kavramları, (Çeviren: İhsan Çapcıoğlu-Sefer Yavuz) Birleşik Yayınevi, Ankara. Kushner, I. H. (1989). American Suicide, Rutgers, The State University,1. Baskı, United States of America. Löfgren, K. (2007). Pierre Bourdieu, Mütekabiliyet Analizi ve İstatistik Eğitimi, Ocak ve Zanaat: Pierre Bourdieu Derlemesi, (Ed: G. Çeğin, E. Göker, A. Arlı, Ü. Tatlıcan), İletişim Yayınları, İstanbul. Simmel, G. (2003). Modern Kültürde Çatışma, 1. Baskı, İletişim Kitabevi, İstanbul. Türkiye İstatistik Kurumu (2006). İntihar İstatistikleri 2003, Ankara. Türkiye İstatistik Kurumu (2007). İntihar İstatistikleri , Ankara. Türkiye İstatistik Kurumu (2007). İntihar İstatistikleri 2006, Ankara. Türkiye İstatistik Kurumu (2008). İntihar İstatistikleri 2007, Ankara. Türkiye İstatistik Kurumu (2009). İntihar İstatistikleri 2008, Ankara. Türkiye İstatistik Kurumu (2010). İntihar İstatistikleri 2009, Ankara. Wirth, L. (2002). Bir Yaşam Biçimi Olarak Kentlileşme, 20. Yüzyıl Kenti, (Ed: Bülent Duru, Ayten Alkan), İmge Yayınları, Ankara. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
156
157 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa XV.-XVI. YÜZYILLARDA HAMBAT YÖRESİNDE YERLEŞİM VE NÜFUS Mehmet Yaşar ERTAŞ* Özet Hambat, günümüzde Bozkurt ve Çardak ilçelerinin yer aldığı ovanın adıdır. Bu isim, Çardak kervansarayının bir diğer adı olan Hanabad isminin değişimiyle ortaya çıkmıştır. Bu ova, Osmanlı Devleti nin klasik döneminde kendi başına müstakil bir ünite olmayıp Hamit sancağına bağlı Erle nahiyesinin bir parçası durumundadır. Bu çalışma ile XV. ve XVI. yüzyıllarda Hambat ovasındaki yerleşimlerin lokalizasyonu yapılmış, tahrir defterlerinden elde edilen verilerle yörenin sosyal ve nüfus yapısı ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Hambat, Çardak, Bozkurt, Tahrir Defterleri, Osmanlı, Nüfus. SETTLEMENT AND POPULATION IN HAMBAT AREA IN THE 15 th AND 16 th CENTURIES Abstract Hambat is the name of the plain between the towns of today s Bozkurt and Cardak. The name is derived from Hanabad which is an alternative name of Cardak caravanserai. This plain was a part of Erle of Hamit province in the Ottoman classical age. This study reveals settlement and population in Hambat plain in the 15 th and 16 th centuries according to cadastral survey registers. Key Words: Hambat, Çardak, Bozkurt, Tahrir Registers, Ottoman, Population. GİRİŞ Hambat ovasının XV. ve XVI. yüzyıllardaki sosyal, ekonomik ve idari durumunu ortaya koymak için temel kaynak Başbakanlık Osmanlı Arşivi ndeki tahrir defterleridir. Bu defterlerden ilki, 30 numaralı tapu tahrir defteridir. Defter, kataloglarda 1501 tarihli gösterilmiş olmasına rağmen yapılan incelemeler sonucu defterin gerçek tarihinin yılları arasında olması gerektiği anlaşılmıştır. Buna karşın araştırmacılar defteri kullanırken 1478 tarihini esas almışlardır. İkinci defter, tapu tahrir 121 numaralı defterdir ve 11 Ekim 1522 tarihlidir. Tapu tahrir 1089 numaralı üçüncü defter ise 1568 tarihlidir. XV. yüzyılın son çeyreğinden XVI. yüzyılın ortalarına kadar Hambat ovasındaki yerleşimler hakkında ayrıntılı bilgiler sunan her üç defterde de Hambat ovasının Hamit sancağındaki Erle kazasına bağlı olduğu görülmektedir. Erle kazasının sınırları, iki ayrı coğrafi bölgeden oluşmaktadır. Birinci bölge, Yeşilova dan Burdur gölü istikametindeki çizginin kuzeyinde kalan kısımdı. Bugün Erle ovası olarak bilinen Salda gölü ile Yarışlı gölü arasındaki ova Erle kazasına bağlı değildi. Burası Yavice nahiyesi olarak Karaağaç-ı Gölhisar kazasına bırakılmıştı. 1 İkinci bölge ise Salda gölünün kuzeybatı istikametindeki dağlık arazi ile Hambat ovasından oluşmaktaydı. Birçok Türkmen aşiretinin yaşam sahası olan Söğüt, Düden ve Şaryeri köylerini de içine alan bu dağlık arazinin Karaağaç-ı Gölhisar kazası ile sınırını Elmadağ ı oluşturmaktaydı. Günümüzde bu bölge Çardak ve Bozkurt ilçelerinin sınırlarına dahildir 2. Erle, 1478 ve 1522 yılında kaza olarak geçmesine rağmen 1568 senesinde nahiye olarak kaydedilmiştir. Bu durum, başlangıçta büyük bir idari bölge olan Erle nin sonradan 1 Yavice, XVI. Yüzyılın başında Karağaç-ı Gölhisar kazasına bağlanmıştı. BOA, TD, 121, s.50; 438 Muhâsebe-i Vilâyet, 1993: Çardak ve çevresinin idari tarihi için bk. Kodal, 2006: * Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, DENİZLİ e-posta: [email protected]
158 M. Y. Ertaş küçüldüğü anlamına gelmez. Aksine, Erle XVI. yüzyılın ortalarında hem nüfus hem de ekonomik olarak daha da büyümüştür. Karışıklığın sebebi, Osmanlı taşra yönetiminde kaza ile nahiyenin bütünüyle birbirinden farklı olmamasıyla ilgilidir. Çünkü aynı tarihli birçok kayıtta ve hatta aynı defter içinde bile aynı yer hem kaza hem de nahiye olarak geçmektedir. Yine de Osmanlı tarihçilerinin genel görüşüne göre, kaza ticari ve kültürel bir merkez çevresinde toparlanmış olan yerleşimlerden oluşan ve nahiyeden daha büyük bir idari ünitedir. Ancak, hiçbir merkez kasaba ve şehri olmaksızın kaza olarak belirlenmiş köy grupları da bulunmaktaydı. Hamit sancağına bağlı Karaağaç-ı Gölhisar ve Erle kazalarını bu gruba örnek göstermek mümkündür. 3 Kaza adı olmasına rağmen söz konusu yüzyıllarda Erle 4 isimli belli bir yerleşim yeri yoktur. Günümüzde Erle, Salda ile Yarışlı gölü arasındaki mıntıkanın ve ovanın adı olarak bilinmektedir. Ancak, Erle adı incelediğimiz dönemde bugünkünden daha farklı bir bölgeyi ifade etmek için kullanılmıştır. XVI. yüzyılda Erle, Salda ile Yarışlı gölü arasındaki ovanın hemen kuzeyindeki Dereköy, Beyköy, Alanköy, Akçaköy, Örencik ve Bayındır köyleri ile Akgöl ü içine alan bölge ile Hambat yöresini içine alan coğrafyanın adıdır. Erle kazasının, merkezi bir kasabası veya nefs i bulunmamaktaydı. Bununla birlikte, Osmanlı tahrirlerinde, kaza merkezinin veya merkez hüviyetindeki köyün, kaza başlığı altında ilk sırada verildiği göz önüne alındığında Erle nin 1478 deki merkezi köyü, en büyük köy olmamasına rağmen Kaya köydür. 5 Kaya köyü, kazanın merkezi köy olma hüviyetini XVI. yüzyılın ilk yarısında da 3 Bu konudaki değerlendirmeler için bk. Ertaş, 2007:27-31; Ünal, 1999: 26; Göyünç, 1969: 38, Arıkan, 1988: Osmanlı Türkçesi nde هلريا biçiminde yazılmasından dolayı kaza adı bazı çalışmalarda İrle ve Irle şeklinde ifade edilmiştir. (Son Teşkilat-ı Mülkiyede Köylerimizin Adları, İstanbul, 1928, s.588; 438 Muhâsebe-i Vilâyet, 1993:.8 vd; Arıkan, 1988: 38 vd.). Ancak, ( ا ) ten sonraki (ė) harfi Türk dilindeki i, ı vokalini verdiği gibi kapalı e (ى) yi de karşılamaktadır. Yöre halkının ağzında Erle olarak telaffuz edilmesi de göz önüne alındığında kaza adının Erle olduğunu kabul etmek daha doğru olur tarihli tahrire göre Erle kazasının en büyük köyü Çavdur un yetişkin erkek mevcudu 63, ikinci sırada Beyler köyünün 55, Kaya köyünün ise 37 dir. BOA. TT. 30, s sürdürmüştür. Ancak, 1568 yılındaki tahrirde Erle Kazası merkez köyünün değiştiği görülmektedir. TT 1089 numaralı defterde, Kaza-ı Erle başlığından hemen sonra Beyler köyünün kaydı yapılmıştır 6. Bu da 16.yüzyılının ortalarından itibaren kaza merkezinin Hambat ovasına taşındığını gösterir. Erle kazasına bağlı olan Hambat ovasında tımar rejimi uygulanmaktaydı. Her ne kadar, kaza sivil bir idari yapı olarak doğrudan merkeze bağlı olsa da, toprak tasarrufu ile bağlantılı raiyyet hukukunun varlığından dolayı daha çok mali ve askeri bir ünite görünümündedir. Bu modelde, mülkiyeti devlete ait olan toprağın tasarrufu ve yararlanma hakkı köylüye bırakılmış; toprağın şenlenmesi ve üretimin devamı hedeflenmişti. Sözleşme gereğince, köylü toprağını satamazdı. Bununla birlikte, tahıl üretimini etkilemediği ve arazinin mîri karakterini bozmadığı sürece, tımar sahibi köylünün tarımsal faaliyetine müdahale etmezdi. 7 Eyalet ordusunun temel çekirdeği olan tımarlar mevcut köy, çiftlik ve mezra sınırları dikkate alınarak belirlenmişti. Tımarlı sipahinin yetkili olduğu bölgede esas sorumluluğu, kendine yazılan köylüleri ve onların her türlü haklarını korumak ile sefere çağrıldığında orduya katılmaktan ibaretti. Ancak, tımarlı sipahiler, köylünün tarımsal faaliyetlerine müdahale etmemekle birlikte üretim kaybına ve miri arazi rejimini ihlal edecek hiçbir gelişmeye müsaade etmezlerdi. Hambat köylerinden Dutluca, Panbuklu, Gemiç ve Çardak 1478 de Hamit sancakbeyine ait has köylerindendi. Ancak, bu köyler 1522 tahririnde tımara dönüştürülerek sipahilere dirlik olarak verilmiştir. Beyler, Ilıcan, Beküş, Karağıl ve Söğüd köyleri ise her üç tahrirde de tımar köyü olarak görülmektedir de Hambat köylerinin tımarı, sekiz sipahiye verilmişti yılında ise tımarların ufalması sebebiyle Hambat ta bulunan sipahi sayısı da artmıştır. Hambat ın tek vakıf köyü olan Çaltu ise sonradan tımara dönüşmüştür. 6 BOA. TT. 1089, s Osmanlılarda devlet mülkiyetindeki arazilerin tasarrufu ve tımar rejiminin uygulamasını için bk. İnalcık, 2000: Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
159 XV. - XVI. Yüzyıllarda Hambat Yöresinde Yerleşim ve Nüfus Hambat Köyleri Hambat ovasındaki yerleşim, çok eskilere dayanmaktadır. Ovadaki höyükler, buradaki iskânın tarih öncesi dönemlere kadar gittiğini göstermektedir. Ancak, XV. yüzyıldaki iskân merkezlerinin tümü Türk dönemine aittir. XI. yüzyıldan itibaren bölgede yoğun bir Türkmen nüfusu birikmişti. Konar-göçer olan Türkmenlerin, yaylak-kışlak hareketlerini sürdürdükleri kırsal alanlardaki yerleşmeleri XIII. yüzyılda başlamış ve zamanla tarımsal faaliyetlerle birlikte daha da yoğunlaşmıştır. 8 Hambat ovası ve ovayı çevreleyen dağlardaki daimi iskân merkezlerinin oluşumu büyük oranda tamamlanmıştı. Ancak, Çardak, Düdendelüsü gibi cemaatlerin yerleşik hayata geçmesi bir sonraki yüzyılda gerçekleşmiştir. Hambat taki yerleşim dokusu, tarım ve hayvancılıktan önemli ölçüde etkilenmiştir. XV ve XVI. yüzyılda köylerin dağılımına dikkat edildiğinde, köylerin ekseriyetle dağ eteklerine ve dere kenarlarına kuruldukları görülmektedir. Böyle bir yayılımda birinci neden hayvancılıktır. Her ne kadar yörük cemaatleri yerleşik hayata geçseler de yaylakkışlak hareketlerine devam etmişlerdir. Yine birçok köy, Söğüt Dağı eteklerinden kuzeye akışlı akarsu kenarlarında kurulmuştur. Ilıcan, Gemiç, Yekiç ve Çaltu köyleri ise ovada kurulmuştur. Hambat ovası XV ve XVI. asırlarda idari bir bölge olmadığı için ova ve çevresindeki köylerin tam olarak tespitini yapmak oldukça güçtür. Tahrir defterlerinde kayıtlı Erle kazasına bağlı köylerden günümüze ulaşamayan ve yeri tespit edilemeyen köylerin, Hambat bölgesinde olma ihtimali problemin asıl kaynağıdır. Tahrirlerde aynı sipahiye verilen köylerin peş peşe yazılmaları ve bu köylerin birbirlerine yakın olma ihtimali köy mevkilerinin tespitinde bazı ipuçları verse de güvenilir değildir. Bununla birlikte, defterlerdeki köy ve mezra kayıtlarında bazı küçük bilgiler, iskân merkezinin tespitini kolaylaştırmaktadır. Mesela, 1478 de ayrı bir köy olan Karağıl ın mezraya dönüştükten sonra Çardak a bağlı olduğu bilgisi, 9 bu köyün Çardak yakınlarında bulunduğuna bir delildir. Öyük eş-şehir Beyyeri Mezrası ise 8 Wittek, 1986: 1-10; Gökçe, 2000: mezra -ı Karaağıl nezd-i karye-i Çardak BOA. TT. 121, s Panbuklu karyesine bağlıydı. 10 O halde mezra, Panbuklu köyü civarında olmalıydı. Beyler, Ilıcan, Gemiç, Tutluca, Söğüd, Çaltu ve Çardak gibi köylerin günümüzde de varlığını devam ettirmelerinden dolayı yerleri bilinmektedir. Ancak Örenlü (Ürünlü), Üreklü, Panbuklu, Kozluca gibi köylerin yeri tespit edilememiştir. Bu çalışmada, Hambat yöresinde olduğu kesinleşmiş köyler değerlendirilmeye alınmıştır de Hambat ın en büyük yerleşim merkezi olan Beyler köyü, aynı zamanda Erle kazasının Çavdur dan sonra ikinci büyük köyüdür. XVI. yüzyılda Beyler, daha da büyüyerek kazanın en büyük köyü konumuna gelmiştir de büyüklüğü Düdendelüsü ve Çardak a kaptırsa da kazanın merkezi köy hüviyetine kavuşmuştur. Köydeki vakıflar 11 ve din görevlileri ile kadızâdeler dikkate alındığında, kazanın idari olduğu kadar kültürel merkezinin de Beyler olduğu ortaya çıkmaktadır de köyde yalnızca 1 imam, 1 muhassıl (öğrenci) bulunurken 12, 1522 de ilim tahsil eden muhassıl sayısı 5 e, imam sayısı 3 e yükselmiştir. Ayrıca, 1 müezzin ve 1 de hatip görev yapmaktaydı de ise köyde 2 imam 1 hatibin yanı sıra 4 kadızâde ikamet etmektedir 14 ki bu da Erle kadısının Beyler de oturduğunu akla getirmektedir. Bu bilgiler ışığında, XVI. yüzyıl ortalarında sosyal, ekonomik ve kültürel şartların belirlediği kaza merkezinin Beyler köyü olduğu rahatlıkla söylenebilir. Çardak köyü ise 1478 de hem Erle kazasının hem de Hambat ın en küçük köylerinden birisidir. 4 hanesi olan köyde 1 muhassıl, 1 imam ve 5 sipahizâde oturmaktadır yılında hane sayısı daha da azalmış, 1 e düşmüştür. Buna mukabil sipahizâde sayısı 12 ye yükselmiştir. 16 Bu nüfus niteliği, Çardak ın XV. ve XVI. yüzyıldaki statüsünü ortaya koymaktadır. Raiyyeti bulunmayan bir 10 mezra -ı Öyük eş-şehir Bey Yeri nezd-i karye-i Panbuklar, BOA. TT. 1089, vr Erle deki en önemli vakıflar Onacık Zaviyesi, Gölcük teki Şeyh İshak Zaviyesi vakıflarıdır. Beyler köyünde ise Muslihiddin oğlu İskender Halife nin inşa ettirdiği cami ve medreseye ait vakıflar dikkat çekmektedir. BOA. TT. 1127, vr.16b-17b. 12 BOA. TT. 30, s BOA. TT. 121, s BOA. TT. 1089, vr. 66b-67a. 15 BOA. TT. 30, s BOA. TT. 121, s Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
160 M. Y. Ertaş köyde imamın, müezzinin ve sipahizâdelerin varlığı Çardak ın stratejik konumuyla ilgilidir. Kervansaray çevresinde küçük bir yerleşim yeri olan Çardak bir derbenttir. Kütahya- Denizli istikametindeki tarihi yolun üzerinde Sarıkavak Geçidi ni kontrol etmek, yolcuların güvenliğini sağlamak ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere Selçuklular tarafından inşa edilmiş olan Çardak Kervansarayı, Osmanlı döneminde de önemli bir işleve sahipti ve askeri bir üs niteliğindeydi. Sarıkavak Geçidi nin güvenliğini sağlamak için Osmanlı yönetimi, kervansarayın etrafını şenlendirmeyi hedeflemiş ve Çardak köyü ne derbent statüsü vererek köylüleri birçok mali mükelleften muaf tutmuştur. İdarenin çalışmaları sonucu Çardak yörükleri köye yerleştirilmiş 17 ve Çardak yüzyılın başında yalnız bir haneye sahipken 50 yıl sonrasında Hambat ın en kalabalık köyü haline dönüşmüştür. XVI. yüzyılda Hambat ın en büyük köylerinden biri de Söğüd dür. Yüksek yerleşimi sebebiyle köyde tarımın yanı sıra hayvancılık ve arıcılık yapılmaktaydı. Gölcük de Hambat ın önemli köylerinden birisidir. XVI. yüzyıl başlarında küçülme yaşasa da tarihleri arasında kazanın orta büyüklükteki köylerinden biri olmuştur. Gölcük, tahıl üretimi, bağ ve bostanın yanı sıra diğer köylerden farklı olarak badem üretimiyle öne çıkmıştır. Çardak la birlikte ovanın kuzey tarafında kalan nadir köylerden olan Tutluca da büyük köylerdendir. XVI. yüzyılda tahıl üretimi, küçükbaş hayvancılık ve arıcılıkla geçimini sağlayan köylüler küçük de olsa bağ ve bostanla uğraşmaktaydılar. Tutluca köyünün 1522 ve 1568 yılı arasında özellikle bağcılıkta büyük ilerleme sağlayarak Hambat ovasının en büyük üzüm üreticisi konumuna gelmesi dikkat çekicidir. Ova köylerinden Ilıcan köyü ise Hambat ın iskân merkezi olarak sürekliliğini koruyan köylerden biri olmuştur. Tahıl üretiminin yanı sıra bağ ve bostana dayalı bir ekonomiye sahip Ilıcan köyü, 1478 den 1568 yılına kadar hem nüfusu hem de üretimi açısından istikrarlı bir köy görünümündedir de köy olan Çaltu, 17 Çardak yörükleri yerleşik hayata geçmeden önce derbentçilikle görevlendirilmişlerdi. XVI. Yüzyılın ilk yarısında ise yörükler bütünüyle Çardak a yerleşmişlerdir. BOA. TT. 121, s.160; 438 Muhâsebe-i Vilâyet: 262; Arıkan, 1988: 92. XVI. yüzyılın başında sakinlerinin dağılması üzerine mezra haline gelmiş, fakat 1568 de tekrar köy hüviyetine kavuşmuştur. Bugün, Acıgöl kenarındaki Gemiş köyü 1478 tahririnde Gemiç adıyla mirliva hassı olarak kaydedilmiş 40 hanesiyle, Beyler den sonra Hambat ın ikinci büyük köyüdür. 18 Ancak, sonraki 1522 ve 1568 tarihli tahrirlerde doğrudan Gemiç köyüne rastlanılmamaktadır tarihli TT nolu defterdeki karye-i Yekiç nâm-ı diğer Gemiç kaydı, 19 bu tarihte Gemiç köyünün diğer bir adının Yekiç olduğunu gösteriyor. Fakat, 1478 de Gemiç in yanı sıra Yekiç adlı başka bir köyün varlığı üsteki bilgiyle çelişmektedir. Bu bilgiler ışığında, ya 1478 de birbirine yakın iki ayrı köy olan Yekiç ve Gemiç köylerinin, 1522 de Gemiç köyünün boşalması üzerine Yekiç adıyla birleşmiş olduğu ya da aynı köy olmasına rağmen tımara verilirken hisselere ayrılarak iki veya daha fazla dirlik sahibine verilmiş ve bu sebeple iki ayrı köy ismiyle kaydedilmiş olduğu varsayılabilir. Ancak bu bildiride Gemiç ve Yekiç köyleri defterdeki kayıtlara bağlı kalınarak 1478 tarihinde iki ayrı köy olarak kabul edilmiştir tahririnde köy olarak deftere kaydedilen Panbuklu (Panbuklar), Beküş ve Karaağıl köyleri günümüze kadar varlığını sürdürememiştir. Ancak, bugün Panbuklu adında bir köy olmamasına rağmen, bu köyün ismi mevki ve dere adı olarak günümüze kadar yaşamıştır. Dolayısıyla, köyün yerini tespit etmek de kolaylaşmaktadır. Söğüd den İnceler ile İnceler Tekkesi köylerinin arasından ovaya doğru inen Pamuklu deresi ve İnceler yakınındaki Pamuklu Havuzu ve mevkii, köyün yerini de ortaya koymaktadır. XV. yüzyıldan itibaren sürekli büyüme gösteren ve XVI. yüzyıl ortalarında Gölcük ve Söğüt kadar büyük bir köy olan Panbuklu nun bu tarihten sonra ortadan kalkması oldukça zor görünmektedir. Büyük ihtimalle, bu köy isim değiştirerek İnceler e dönüşmüş olabilir. İnceler adının ne zamandan beri kullanıldığı ve niçin bu adın konulduğu bilindiği taktirde problem de çözülebilecektir. Panbuklu köyünün hemen yanı başında kurulan varlıklı bir beyin İnceler adıyla anılan çiftliğinin zamanla büyüyerek köyün esas merkezi haline dönüşmesi sonucu, 18 hass-ı mirlivâ, karye-i Gemiç, BOA. TT. 30, s BOA. TT. 1089, vr. 69b. 156 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
161 XV. - XVI. Yüzyıllarda Hambat Yöresinde Yerleşim ve Nüfus Panbuklu köyünün de zamanla İnceler olarak anılmasına yol açmış olması muhtemeldir. Beküş köyü ise 1478 de köy iken 20 sonradan sakini kalmadığı için mezraya dönmüştür. Mezraya dönüştükten sonra arazisinin, Beyler köyü ve yörükler tarafından ekilmeye devam etmesi 21 bu köyün de Beyler in yakınında olduğuna işarettir. Sonradan mezraya dönüşerek ortadan kaybolan bir köy de Karaağıl köyüdür. Karaağıl mezra olarak Çardak a bağlı olduğuna göre bu köy de Çardak yakınlarında olmalıdır. Köy yerleşimleri dışında, Hambat birçok mezra ve yaylak gibi geçici iskân yerleri bulunmaktaydı. Bunlardan en önemlileri önceleri köy olup sonradan mezraya dönüşen Beküş ve Karaağıl gibi yerlerdir. Ayrıca, Ilıcan a bağlı Okçılar ve Panbuklu ya bağlı Öyük eş-şehir Beyyeri adlı mezralar bulunmaktaydı. Öyük adıyla bilinen bu mezra, XVI. yüzyılda yörükler ve dervişler tarafından ekilmekteydi. 22 Dervişlerin bu mevkide ziraat yapmaları zamanla buranın bir tekke hüviyetine kavuşmasına yol açmış olmalıdır. Derviş ve tekke kelimeleri bugünkü İncelertekkesi adlı köyü çağrıştırmaktadır ve bu köyün, XVI. yüzyıldaki Öyük eş-şehir Beyyeri adlı mezra olma ihtimalini akla getirmektedir. Yine, Tekkeköy ün İnceler e bağlı, Öyük ün de Pambuklar köyüne tabi bir mezra olması ve köyler arasındaki ilişkilerin benzerliği Öyük mezrasının gelişerek Tekkeköy e dönüştüğüne dair tezi güçlendirmektedir. Günümüzde Hambat ovasında bulunan Cumalı, Çambaşı, Yenibağlar, Başçeşme ve Sözköy köylerine dair XV. ve XVI. yüzyılda herhangi bir kayda rastlanmadı. Bu köyler, sonraki dönemlerde ortaya çıkmış olmalıdır. Hambat sahasında 1478 tahririnde 12 köy bulunurken, 1522 yılında 4 köy, ahalisi kalmadığı için mezraya dönüşmüş ve köy sayısı 8 e düşmüştür yılında mezra olan Çaltu, 1568 de tekrar köy olunca daimi iskân sayısı 9 a yükselmiştir. Hambat Yöresi nin Nüfusu Nüfus, sınırları belli bir alanda, belirli bir tarihte yaşayan insan sayısı demektir. Bir bölgedeki 20 BOA. TT. 30, s mezra -ı Beküş tabi -i karye-i m. (mezbur) karye-i Beyler ve yörükler eker, BOA. TT. 121, s yörükân ve dervîş-i kızıl zirâ at eder, BOA. TT. 121, s.153. sosyal ve ekonomik gelişmenin takip edilebilmesi, o yörenin nüfus özelliklerinin bilinmesi ile mümkündür. Nüfusun dağılışı, gelişimi, hareketliliği, dini ve etnik özellikleri bir bölgedeki toplumsal yapıyı ortaya koymamızı sağlar. 23 XVI. yüzyılda Hambat ovası ve çevresindeki nüfusun özellikleri hakkında bilgi alabileceğimiz yegâne kaynak ise tapu tahrir defterleridir. Ancak bu defterler günümüzdeki nüfus sayımlarına benzemez ve birçok açıdan eksiktir. Bu defterler, vergi mükelleflerinin yanı sıra vergiden muaf olan imam, hatip, müezzin, zaviyedâr, şeyh gibi din görevlilerini; devlet memurlarını, askerleri ve çalışamayacak durumda olan sağır, topal ve ihtiyarlar gibi bütün erkeklerin mevcudunu vermektedir. Bu sebeple, en azından yetişkin erkek sayısı için güvenilir bir nüfus istatistiği sunmaktadır. Ancak, askerler, kadınlar ve çocukların sayısını ihtiva etmediği için bölgenin toplu nüfusunu belirleyebilmek güçtür. Tahrir defterlerinde, erkek sayısı için nefer, muaf zümrelerin dışındaki evli erkekler için ise hane deyimi kullanılmıştır. 24 Nüfus istatistikleri için eksik olsa da tahrir defterleri araştırmacılar için vazgeçilemeyen en değerli kaynak durumundadır. Defterdeki verilerden yola çıkan araştırmacılar bir yerleşim merkezinin toplam nüfusunu tespit etmek için çeşitli yöntemler geliştirmişlerdir. Barkan ın kullandığı bir hanenin 5 kişiden oluştuğu varsayımı genel kabul görmüştür. Bununla birlikte, hane için 7, 6, 4.5 ve 3.5 gibi farklı katsayılar da kullanıldığı gibi hiçbir katsayı kullanmadan doğrudan vergi nüfusu da esas alınmıştır 25 Kabul edilen katsayılar ve kullanılan yöntemlerin tümü toplam nüfus hakkında tahmini bir sayı ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, Hambat ovası ve çevresindeki toplam nüfus ve nüfus özellikleri değerlendirilmiştir. Toplam nüfusu bulmak için genel kabul gördüğü gibi hane sayısı 5 katsayısı ile çarpılmıştır. Bunun yanı sıra yarısının evli olduğu düşüncesiyle muaf sayısının yarısı da 5 ile çarpılmış ve çıkan sonuca mücerred (bekâr erkek) sayısı eklenmiştir. 23 Nüfus özellikleri ile ilgili değerlendirmeler için bk. Gümüşçü, 2001: Hane deyimi hakkında bk. Göyünç, 1979: Ünal, 1999: 71. Hane katsayılarının kullanımı için bk. Gümüşçü, 2001: Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
162 M. Y. Ertaş Grafik 1: yılları arasında Hambat taki Hane, Mücerred ve Muaf sayısının Değişimini Gösterir Grafik. Tablo 1: XV. ve XVI. Yüzyıllarda Hambat Yöresindeki Çift, Nim Çift ve Bennak Topraklarının Yüzdelik Durumu 1478 % 1522 % 1568 % Çift Nim çift 52, Bennak 34, , 1522 ve 1568 tarihli tahrir defterlerinin verileri, bize Hambat köylerindeki nüfus değişimini takip etme imkânı vermektedir yılında Hambat köylerinde 223 nefer bulunmaktaydı. Bunlardan 184 ü hane, 18 i mücerred, 21 i muaf kişilerden oluşmaktaydı. Tahmini toplam nüfus ise 1003 kişidir yılına gelindiğinde önemli bir düşüş dikkati çekmektedir sayımında nefer sayısı 12 kişilik bir artışla 235 e çıkmıştır. Mücerred sayısı 53 e ve muaf sayısı da 49 a yükselmiş olmasına rağmen bir önceki sayıma göre 51 hane azalmıştır. Hambat taki aile sayısı % 27 oranında azalmış olması toplam nüfusu doğrudan etkilemiştir den 1522 yılına gelindiğinde, tahmini nüfus 867 ye gerilemiş ve 136 kişi azalmıştır. Bu da toplam nüfusun % 13.2 düşmesi demektir. Toplam tahmini nüfustaki azalma ile hane sayısındaki azalmanın birbirine paralel olması gerekirken yukarıdaki bilgilere göre dikkat çekici bir fark görülmektedir. Bunun en büyük sebebi, haneyi oluşturan vergi mükellefi köylü ailelerin yerlerini terk ederken, Hambat Yöresinde çoğunluğu sipahizâde olan muaf sınıfı ile bekâr sayısının artmasıdır. Tablo II: XV. ve XVI. Yüzyılda Hambat Bölgesindeki Köylerin Toplam Tahmini Nüfusu 26 Tarih Nefer (Erkek) Hane Mücerred (Evli Erkek) (Bekar) Muaf Kişiler Tahmini Nüfus Bu tabloda henüz yerleşik hayata geçmemiş Çardak yörüklerinin nüfusu dâhil değildir. 158 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
163 XV. - XVI. Yüzyıllarda Hambat Yöresinde Yerleşim ve Nüfus Tablo 3: Hambat Yöresinin XV. XVI. Yüzyıllarda Tahmini Nüfus Artışı KÖYLER Yıllık Artış % Yıllık Artış% Beyler Çardak , Yekiç Gölcük Söğüt ,5 12 Ilıcan Panbuklu Gemiç Çaltu 41 mezra Beküş 36 mezra -- mezra Kara Ağıl 30 mezra -- mezra Yörükan-ı Çardak Tutluca Toplam Yıllık Artış Her iki sayımdaki köylerin nüfus değişimine bakıldığında, bu azalmanın genel olmadığı ve nüfus hareketliliğinin her köyde farklı yaşandığı görülmektedir. Mesela, Panbuklu ve Gölcük te önemli ölçüde azalma dikkat çekerken Beyler, Yekiç ve Ilıcan da ise artış söz konusudur. Gemiç köyü ise ortadan kalkmış görünüyor ile 1522 yılları arasında 44 yıllık süre zarfındaki bu azalma köy sayısına da yansımıştır. Yukarıda belirtildiği gibi köy sayısı 12 iken 8 e düşmüştür. Çaltu, Beküş ve Karağıl köyleri mezraya dönüşürken, Gemiç köyü tamamen yok olmuştur. Hambat köylerindeki bu nüfus azalması doğum ve ölüm oranları ile alakalı değildir. Yapılan araştırmalarda, XV. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğunu da içine alan Akdeniz coğrafyasında büyük bir nüfus artışı olduğu tespit edilmiş olmasına 27 rağmen Hambat köylerindeki nüfus azalması dikkat çekicidir. Ancak bu düşüş, yalnız Hambat la sınırlı değildir. Hambat ın bağlı olduğu Erle Kazası başta olmak üzere Hamit sancağına bağlı birçok kazada da dikkat çekici bir nüfus kaybı söz konusudur. Mesela, Erle kazasının 467 olan hane sayısı % 20 lik bir azalma ile 372 ye düşmüştür. Yine, Gölhisar da % 18, Keçiborlu da % 11,5 ve Gönen de % 11,7 oranında hane sayısı azalmıştır. Bununla 27 Fernand Braudel in öncülük ettiği nüfus çalışmalarında XV. yüzyılın sonları ve XVI. yüzyıl boyunca nüfusun her yerde arttığı görülmüştür. Braudel, 1989: ; Ünal, 1989: 56-75; Kütükoğlu, 2002: 23-41; Arıkan, 1988: birlikte, Burdur, Uluborlu ve Isparta kazalarının olağan nüfus artışı devam etmiştir. Yukarıdaki bilgiler ışığında, Hambat köylerindeki yaklaşık % 27 lik nüfus kaybı oldukça yüksek görünmektedir. Erle kazasında hane sayısındaki düşüşün % 20 ye çıkmasında Hambat köylerindeki boşalma etkili olmuştur. Osmanlı Devleti nde ve Akdeniz devletlerinde nüfus 28 artış eğiliminde olmasına rağmen Hambat köylerinde ve çevredeki nüfus kaybı normal değildir. Nüfusun azalmasında köylerin boşalması temel faktör olduğu yukarıda belirtildi. Ancak köylülerin yerlerini terk etmelerinin önemli sebepleri olmalıdır. İnsanların oturdukları evlerini, sürdükleri tarlalarını bırakıp başka yere gitmelerinde pek çok sebep olabilir. Ancak, bu sebeplerin en önemlisi herhalde sosyal huzursuzluklardır tahririnde 40 hanesiyle Beyler den sonra ikinci büyük köy olan Gemiç köyü 1522 tahririnde yer almamıştır. Bu tarihte Gemiç köyü tamamen ortadan kalkmış olmalıdır. Ancak köye dair hiçbir kayıt olmadığı için köyün ortadan kalkma sebebini de öğrenemiyoruz. Yine, 1522 tarihli defterdeki Çaltu ile ilgili kayıtta, Çaltu nun daha önceden köy olduğunu ancak sakinlerinin dağıldığı belirtilmiştir. 29 Beküş ve Karaağıl ın mezraya dönüşmesinin sebebi de belli değildir. 28 Bu dönemde, Osmanlı ülkesi ve Avrupa daki nüfus artış oranları için bk. Arslan, 2001: köhnede karye olub reayası perakende olmağın BOA. TT. 121, s Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
164 M. Y. Ertaş XV. yüzyıl sonunda veya XVI. yüzyılın hemen başında özellikle Hamit sancağında büyük sosyal huzursuzluklar yaşanmıştır. Toplumsal krize dönüşen ve çok sayıda köyün boşalmasına yol açan asıl sebep ise önemli bir kısmının konar-göçer şeklindeki geleneksel hayatlarını devam eden Hamit Türkmenlerinin Sünni itikattan ziyade heterodoks inanç taşımalarıdır. XV. yüzyılın ortalarından beri Hamit sancağında, Osmanlı nın en büyük siyasi rakibi olan Safevi ailesinin yani Erdebil Tarikatı nın büyük bir nüfuzu vardı. Safevi Devleti kurulduktan sonra, Anadolu da yaşayan bağlılarını etkilemek ve Osmanlı aleyhinde propaganda faaliyetlerini yürütmek için yoğun bir faaliyete girişmiştir. İran dan gönderilen halifeler birer casus gibi bölgedeki halkı Osmanlı ya karşı kışkırtırken Safevi hanedanına bağlığını pekiştirmiştir. II. Bayezid in olayların farkına vardıktan sonra önlem alması da bu gelişmeleri önleyememiştir. Öyle ki, Hamit ve Teke bölgesindeki Türkmenler Şah İsmail için asker kaydedilmekte ve vergi mukabilinde maddi destek göndermekteydiler. Osmanlı yönetimi, tehlikenin büyümesi üzerine Kızılbaş Türkmenleri veya Şah İsmail in müridleri için Mora ya sürgün kararı çıkartmıştır. Ancak, Şah İsmail in halifeleri, Türkmenler arasında büyük bir ordu toplayarak, Osmanlı ordusuna karşı mücadeleye başlamışlardı yılındaki Şahkulu İsyanı ise bölgede daha büyük bir yıkıma yol açmıştır. Kendisinin mehdi olduğunu ve memleketin kendisine ait olduğu iddiasıyla büyük bir isyan başlatan Şahkulu, Hamit sancağında Gölhisar ve Burdur kazasını basmış ve çok sayıda reayayı esir almıştı. 30 Güçlükle bastırılan ayaklanma sonucunda, çok sayıda Kızılbaş, köylerini bırakarak İran a göçmüştür. Bölgede hem siyasi hâkimiyetini hem de sükuneti sağlamak isteyen Osmanlı yönetimi, çok sayıda Kızılbaşı ülkenin başka bir yerine sürgün etmiştir. 31 Bu ayaklanma Erle kazasını da oldukça fazla etkilemiştir. Erle nin Kızılbaş olan birçok köylünün yerlerini terk ettiğine dair tahrir defterlerinde kayıt düşülmüştür. Mesela, Kozluca köyü için, köhne defterde karye olub reayası surhser (Kızılbaş) olmağın mezra kaydolundu 32 ifadesi yer almıştır. Hambat 30 Öz, 1997: ; Celalzâde, 1990: Solakzade, 1989: ; Arıkan, 1988: 20-22; Hinz, BOA. TT. 121, s köylerinden XVI. yüzyıl başlarında mezraya dönüşen Çaltu, Beküş ve Karaağıl ile Gemiç köylerinin sakinlerinin niçin dağıldıklarına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Hambat köylerindeki bu nüfus azalmasının, Şahkulu ayaklanmasıyla birlikte ortaya çıkan sosyal ve ekonomik bunalımla yakından alakalı olduğu kesindir 33. Hambat köylerinin nüfusu, yüzyıl başındaki küçülmeye rağmen 1522 yılından sonra büyük bir artış göstermiştir de 235 olan nefer sayısı, 1568 de 536 ya; 133 olan hane sayısı ise 1568 de 323 e yükselmiştir. Aynı şekilde mücerred ve muaf sayısında da büyük bir artış söz konusudur de 53 olan mücerred kaydı 144 e, 46 olan muaf sayısı da 69 a yükselmiştir. 867 olan 1522 yılının tahmini nüfusu ise 1568 de yani 46 yıl sonra 1968 olmuştur. Bu hesaplamalara göre Hambat bölgesindeki nüfusun yarım yüzyıllık bir periyodda % 126 oranında bir artış yakaladığı görülmektedir. Bu artış, Osmanlı ülkesindeki nüfus artış oranlarına paralel gibi görünse de biraz yüksektir ve Hambat taki gerçek nüfus eğilimini göstermez. 34 Çünkü 1522 de yerleşik olmayan ve toplam tahmini nüfus içinde değerlendirmediğimiz Çardak yörüklerinin 1568 de yerleşik hayata geçmeleri nüfus değerlerini de önemli ölçüde etkilemiştir de 39 hane, 37 mücerred ve 25 muaf olmak üzere toplam 101 nefere sahip olan Çardak yörüklerinin tahmini nüfusu 310 kişidir. Bu nüfusun Beyler köyündeki gibi % 67 lik bir artış gösterdiğini kabul edersek Çardak yörüklerinin sayısı yaklaşık 200 kişilik bir artışla aşağı yukarı 500 kişiye ulaşmaktadır. Bu hesaplama gerçeğe yakındır. Çünkü 1522 de tahminen 42 kişinin oturduğu Çardak ın nüfusu yörüklerin buraya yerleşmesi üzerine 562 kişi artarak 1568 de 604 e yükselmiştir. Eğer, 1568 yılına ait tahmini toplam nüfus değerlerinden 500 kişiyi çıkartılırsa, Hambat kırsalındaki yerleşik nüfusun XVI. yüzyıl ortalarındaki gerçek artış oranına ulaşılabilir. 33 Safevi Devleti yle ilişkileri dolayısıyla Hamit ve Teke sancaklarından yapılan sürgünler ve Şah Kulu ayaklanması sebebiyle vuku bulan göçler hakkında bk. Karaca (2002), Karaca (2005) ve Ertaş (2007) yılları arasında Geyve kazasında % 79; Beypazarı kazasında % 85; Taraklı kazasında % 93; Bursa kazasında % 104 artış söz konusudur. Kütükoğlu, 2002: 24. Anadolu daki diğer kazaların XVI. yüzyıldaki nüfus artış değerleri için bk. Gümüşçü, 2001: Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
165 XV. - XVI. Yüzyıllarda Hambat Yöresinde Yerleşim ve Nüfus Grafik 2: 1478 Yılı Nüfusunun Köylere Dağılımı Grafik 3: 1522 Yılı Nüfusunun Köylere Dağılımı Grafik 4: 1568 Yılı Nüfusunun Köylere Dağılımı Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
166 M. Y. Ertaş 1968 kişiden 500 ü yörüklerin karşılığı olarak hesap dışı tutulduğunda 1568 de toplam tahmini nüfus 1468 eder. Bu hesaba göre Hambat köylerinin yılları arasındaki 46 yıllık dönemdeki nüfus artışı ortalama % dir. Eğer Çardak yörüklerinin 1522 deki 301 kişilik mevcudu toplam nüfusa eklenirse 1522 deki toplam tahmini nüfus 1168 edecektir. Bu değer üzerinden nüfus değişimi hesaplandığında ise nüfus artış oranı % 92 olacaktır. Bu artış da çevre kazalardaki artış oranıyla paraleldir. Bu konuda, Hamit sancağına ait diğer kazalarına ait nüfus değişimine bakmak faydalı olacaktır ile 1568 tarihleri arasında yani 46 yıllık bir dönemde Karaağaç-ı Gölhisar kazası % 82, Uluborlu % 82, Keçiborlu % 62, Burdur % 60 ve Gölhisar % 56 oranında nüfus artışına sahne olmuştur. Bu bilgiler çerçevesinde, Hambat bölgesindeki % 70 ile 90 arasındaki nüfus artışının normal olduğu söylenebilir. Grafik 5: Hambat Köylerinin Toplam Tahmini Nüfus Seyri Köyler bazında nüfus değişimine bakıldığında Beyler köyü tahmini nüfusu % 67 lik bir artışla 331 den 554 e yükselmiştir. Çardak köyü ise XVI. yüzyılda en hızlı büyüme kaydeden köydür. Çardak yörüklerinin yerleşmesi üzerine köyün, 42 olan nüfusu % 1338 lik bir artışla 604 e yükselmiştir. Panbuklu köyü de çok büyük bir büyüme göstermiş % 440 lık bir artışla 1522 de 22 olan nüfusu 1568 de 119 olmuştur. Gölcük köyünün nüfus artışı ise % 116 ile Hambat ın genel nüfus artışının üzerinde seyretmiştir. Söğüt, Ilıcan ve Yekiç ise bu sürede nüfuslarını kaybetmişlerdir. Grafik 6: Köylerin XV.-XVI. Yüzyıl Nüfusu 162 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
167 XV. - XVI. Yüzyıllarda Hambat Yöresinde Yerleşim ve Nüfus Hambat ta gerek dini gerek askeri görevleri dolayısıyla vergiden muaf olan önemli sayılabilecek oranda bir nüfus vardır de 24 nefer olan muaf zümre toplam neferin yaklaşık % 10 una tekabül etmektedir de ise muaf sınıfın sayısı daha da artmış ve toplam nefer sayısının yaklaşık % 25 ine ulaşmıştır de ise bu oran % 14 e inmiştir. Muaf zümrenin en önemli grubu sipahizâdelerdir. XV. yüzyıl sonunda 7 kişi olan sipahizâdelerin sayısı, XVI. yüzyılda 50 kişiye çıkmıştır. Muaflar içinde, dördü Beyler de ikamet eden kazanın idari ve adli amiri olan kadının çocukları bulunmaktaydı. Dini görevli olarak imam, hatip ve müezzin mesleğini icra edenler de her türlü vergiden muaftılar. Bunların dışında defterlerde kaydedilmiş önemsiz sayıda kör, yatalak hasta ve ihtiyar gibi üretime katılamayacak derecede güçsüz kişiler ile medresede ilim tahsil ettiği için kendisinden vergi alınmayan, 1478 de 3, 1522 de ise 10 muhassıl (öğrenci) bulunmaktaydı. Tablo 4: Hambat Yöresindeki Muaf Zümre Muaf Zümreler alil 1 1 Ama 1 Hatib 2 1 İmam Kethüda Muhassıl Pîr-i fâni Ser-piyade Sipâhi-zâde sipahi mütekaid Zâviyedar Kadızâde TOPLAM Grafik 7: Hambat Yöresindeki Muaf Zümrelerin Yılları Arasındaki Dağılımı Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
168 M. Y. Ertaş Tablo 5: Muaf Zümrenin Köylere Dağılımı My Beyler Çardak Yekiç Gemiç Gölcük Çaltu Söğüt Ilıcan Yörükan-ı Çardak TOPLAM Grafik 8: Hambat Yöresindeki Muaf Zümrenin Köylere Dağılımı Hambat ve çevresinde yerleşik konar-göçer şeklinde yaşayan yörüklerden en önemlisi Çardak yörükleridir. Çardak yörüklerinin nüfus bilgileri, yukarıda değerlendirilmişti. Bununla birlikte, Hambat taki birçok mezra ve çiftlikte yörüklerin tarımla uğraştıklarına dair kayıtlar vardır. Hangi yörükler olduğu belirtilmese de, bu kayıtlar bölgedeki zirai faaliyetlere yönelen yörüklerin yerleşik hayata geçiş sürecini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Hambat taki nüfusa bakıldığında reayanın tümünün Müslüman olduğu görülüyor. Hiçbir defter ve kayıtta gayrimüslim yaşadığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. SONUÇ XV. ve XVI. yüzyılda Hamit sancağına bağlı Erle nahiyesi iki ayrı coğrafi bölgeden oluşturulmuştur. Bunlardan ilki Yeşilova dan Burdur gölü istikametindeki çizginin kuzeyinde kalan kısım ikincisi ise Salda gölünün kuzeybatı tarafındaki dağlık arazi ile Hambat ovasıdır. Bu durum Hambat yöresinin başlı başına özgün bir yerleşme ve nüfus alanı olarak değerlendirilme imkanı vermektedir. Hayvancılığın temel iktisadi faaliyet olması hasebiyle köylerinin büyük kısmı dağ eteklerinde kurulmuş olan Hambat ta tespit edilebilen ova köylerinin sayısı birkaç taneyle sınırlıdır. Hambat ın nüfus verileri incelendiğinde şehir niteliğine sahip büyük bir yerleşimin mevcut olmadığı görülmektedir. Buna karşın Beyler, Söğüd, Çardak, Ilıcan köyleri hem nüfus hem de iktisadi faaliyetler açısından XVI. yüzyılda öne çıkan, kazanın büyük köylerdir ile 1568 tarihleri arasında Hambat taki nüfus değişimi incelendiğinde yörenin toplam nüfusu ile köy nüfuslarının birbirine paralel 164 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
169 XV. - XVI. Yüzyıllarda Hambat Yöresinde Yerleşim ve Nüfus olmadığı anlaşılmaktadır deki kazanın toplam nüfusu 1522 yılına gelindiğinde, -Çardak yörükleri nüfusa dahil edilmediğinde- % 13 azalma göstermiştir. Halbuki aynı dönemde büyük köylerden Beyler, Ilıcan, Yekiç, Çardak ve Söğüt te dikkat çeken artışlar söz konusudur. Bu durum XVI. yüzyılın hemen başındaki Kızılbaş isyanları ve bu isyanlar sebebiyle ortaya çıkan sosyal krizlerle yakından alakalıdır. İsyanlara karışan ve Safevi Devleti ne bağlılıklarını izhar eden köylülerin göç etmeleri ya da devlet tarafından Rumeli ye göçürülmeleri bazı köylerin ortadan kalkmasına veya nüfuslarını önemli ölçüde azalmasına yol açmıştır. XVI. yüzyılda ise nüfus hem yöre genelinde hem de köy bazında yüksek bir artış göstermiştir. Nüfusa ilişkin verilerden, tamamı Müslüman olan Hambat halkının büyük bir kısmının çift çubuk sahibi, vergi mükellefi reaya olduğu anlaşılmaktadır. Sipahizâdeler ve dini görevliler ile öğrencilerden oluşan muaf zümrenin toplam nüfus içindeki payı da küçümsenmeyecek miktardadır. Konargöçer olarak ise yalnızca yörükan-ı Çardak ın ismi geçmektedir. Tablo 6: 1478 Hambat Köylerindeki Neferlerin Dağılımı Nefer Evli Bekar Muaf Toplam (Erkek Sayısı) (Hane) Beyler Çardak Yekiç Gemiç Gölcük Çaltu Söğüt Pambuklu Beküş Kara Ağıl Ilıcan Yörükan-ı Çardak Dutluca TOPLAM 1094 Tablo 7: 1478 Hambat Köylerindeki Neferlerin Dağılımı Nefer Evli Bekar Muaf Toplam (Erkek Sayısı) (Hane) Beyler Çardak Yekiç Gemiç Gölcük Çaltu Mezraya dönüşmüş Söğüt Pambuklu Beküş Mezraya dönüşmüş Kara Ağıl Mezraya dönüşmüş Ilıcan Yörükan-ı Çardak Dutluca TOPLAM 1171 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
170 M. Y. Ertaş Tablo 8: 1568 Hambat Köylerindeki Neferlerin Dağılımı Nefer Evli Bekar Muaf Toplam (Erkek Sayısı) (Hane) Beyler Çardak Yekiç Gemiç -- Gölcük Çaltu Söğüt Pambuklu Beküş Mezraya dönüşmüş Kara Ağıl Mezraya dönüşmüş Ilıcan Yörükan-ı Çardak Dutluca TOPLAM Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
171 XV. - XVI. Yüzyıllarda Hambat Yöresinde Yerleşim ve Nüfus KAYNAKÇA Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Tapu Tahrir Defterleri (BOA. TT.) nr: 121, 30, 1089, Başbakanlık Osmanlı Arşivi, 438 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Anadolu Defteri (937/1530), I, Kütahya, Kara-Hisâr-ı Sâhib ve Sultan-önü, Hamîd ve Ankara Livâları, Ankara Arıkan, Z. (1988). XV-XVI. Yüzyıllarda Hamit Sancağı, İzmir. Braudel, F. (1989). Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, I, (Çev: M. A. Kılıçbay), İstanbul. Ertaş, M.Y. (2007). XV.-XVI. Yüzyıllarda Karaağaç-ı Gölhisar (Acıpayam) Kazası, İstanbul. Gökçe, T. (2000). XVI ve XVII. Yüzyıllarda Lâzıkiyye (Denizli) Kazâsı, Ankara. Gökbilgin, M.Tayyib, Nahiye, İslam Ansiklopedisi, IX, s Göyünç, N. (1969). XVI. Yüzyılda Mardin Sancağı, İstanbul. Göyünç, N. (1979). Hane Deyimi Hakkında, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, (İsmail Hakkı Uzunçarşılı Armağanı), 32, İstanbul, s , Gümüşçü, O. (2001). XVI. Yüzyıl Larende (Karaman) Kazasında Yerleşme ve Nüfus, Ankara. Hinz, W. (1948). Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd (çev. T. Bıyıklıoğlu), Ankara. İnalcık, H. (2000). Osmanlı İmparatorluğu nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi ( ), I, İstanbul. Karaca, B. (2002). XV. ve XVI. Yüzyıllarda Teke Sancağı, Isparta. Karaca, B.(2005). Osmanlı Devleti nde Konar-Göçer Zümrelerin (Yörükler) Safevi Devletiyle İlişkileri, Arayışlar-İnsani Bilimler Araştırmaları, 14, s Kodal, T. (2006). Denizli nin İlçelerinden Çardak ın İdarî Serüveni: Denizli ye Bağlanması ve İlçe Haline Gelmesi, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 19, s Kütükoğlu, M. (2002). XVI. Asırda Tavas Kazası nın Sosyal ve İktisâdi Yapısı, İstanbul. Son Teşkilat-ı Mülkiyede Köylerimizin Adları, İstanbul, Ünal, M.A. (1989). XVI. Yüzyılda Harput Sancağı ( ), Ankara. Ünal, M.A. (1999). XVI. Yüzyılda Çemişgezek Sancağı, Ankara. Wittek, P. (1986). Menteşe Beyliği, inci Asırda Garbî Küçük Asya Tarihine Ait Bir Tetkik, (Çev: O.Ş. Gökyay), Ankara. Arslan, H. (2001). 16. yy. Osmanlı Toplumunda Yönetim, Nüfus, İskan, Göç ve Sürgün, İstanbul. Öz, B. (1997). Alevilik İle İlgili Osmanlı Belgeleri, İstanbul. Celalzâde Mustafa (1990). Selim-Nâme, (Haz: A.Uğur ve M.Çuhadar), Ankara. Solakzade Mehmed Hemdemi Çelebi (1989). Solakzade Tarihi, I, (Haz: Vahid Çabuk), Ankara. Hinz, W. (1948=.Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, (Çev: T.Bıyıklıoğlu), Ankara. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
172
173 EVLİLİK YOLUYLA IRKSAL VE DİNİ KESİŞMELER Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa Meryem AYAN* Özet Irkçılık ve din arasındaki ilişki, ırkçılığın ve dinin yabancı" diye adlandırılan insanlara karşı korku olarak bilinen ksenofobi (yabancı düşmanlığı) olarak sayıldığı zamanın derinliklerine kadar gider. John Bunyan, Din bir insanın sahip olabileceği en iyi zırhtır, ama aynı zamanda en kötü pelerindir, demiştir, çünkü evlilik yoluyla gerçekleşen dini etkileşimlerde dinlerini birbirlerine ve evlatlarına karşı bir pelerin ya da bir zırh olarak kullanmak çiftlerin bileceği bir iştir. Din nasıl kullanılırsa kullanılsın, dini kesişmeler; ksenofobinin başka bir şekli olabilir veya bu kesişmeler farklı kültür, ırk ve ülkeler arasındaki kesişim ve etkileşimlerle yeniden şekil almaya başlayan kültür, ırk ve milli kimlik uğruna başkacılık yaratabilir. Bu yazıda, evlilik yoluyla ırk ve dini kesişmelerle gelen olası çeşitliliği tartışarak farklı etnik ve ırksal grupların arasındaki ırksal ve dini etkileşim ile milletler arası evlenme üzerine odaklanmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Ksenofobi, Irkçılık, Din, Dini Kesişmeler, Irksal Evlilikler. RACE AND RELIGIOUS INTERSECTIONS THROUGH MARRIAGES Abstract The relationship between racism and religion goes back to the depths of past when racism and religion were a kind of xenophobia involving the fear of persons labeled as foreign. John Bunyan has said, Religion is the best armor that a man can have, but it is the worst cloak, because in religious interactions through marriages it is up to the couples to use their religion as a cloak or an armor against each other and their offspring. How ever religion may be used, religious intersections can be another form of xenophobia or altruism for the sake of the organization of culture, racial and national identity that has begun to be reshaped by the intersections and interactions between different cultures, races and countries. This paper aims to focus on the race and religious interactions and intermarriages between different ethnic and racial groups, by discussing the possible diversities that will come with race and religious intersections through marriages. Key Words: Xenophobia, Racism, Religion, Religious Intersections, Racial Marriages. Din bir insanın sahip olabileceği en iyi zırhtır, ama aynı zamanda en kötü pelerindir, John Bunyan * Yrd. Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi, DENİZLİ e-posta: [email protected]
174 M. Ayan EVLİLİK YOLUYLA IRKSAL VE DİNİ KESİŞMELER Irkçılık ve din arasındaki ilişki, ırkçılığın ve dinin yabancı diye adlandırılan insanlara karşı korku olarak bilinen ksenofobi (yabancı düşmanlığı) olarak sayıldığı zamanın derinliklerine kadar gider. John Bunyan, Din bir insanın sahip olabileceği en iyi zırhtır, ama aynı zamanda en kötü pelerindir, demiştir, çünkü evlilik yoluyla gerçekleşen dini etkileşimlerde dinlerini birbirlerine ve evlatlarına karşı bir pelerin ya da bir zırh olarak kullanmak çiftlerin bileceği bir iştir. Din nasıl kullanılırsa kullanılsın, dini kesişmeler; ksenofobinin başka bir şekli olabilir veya bu kesişmeler farklı kültür, ırk ve ülkeler arasındaki kesişim ve etkileşimlerle yeniden şekil almaya başlayan kültür, ırk ve milli kimlik uğruna başkacılık yaratabilir. Bu yazıda, evlilik yoluyla ırk ve dini kesişmelerle gelen olası çeşitliliği tartışarak farklı etnik ve ırksal grupların arasındaki ırksal ve dini etkileşim ile milletler arası evlenme üzerine odaklanmayı amaçlamaktadır. Tarihsel olarak eski dönemlerden itibaren bütün toplumların, kültürel, sosyal, bölgesel, dini ve ırksal faktörlerden dolayı evlilik yoluyla milletler arası ırksal ve dini kesişmelere karşı oldukları görülmektedir. Irkçılık, yabancı olan ve tam anlamıyla yabancı oldukları yüzlerinden okunan diğer ırktaki insanlardan korkmak olarak bilinen ksenofobinin özel bir şeklidir (Zindler, 2006;1). Yabancılıkları yüzlerinden okunan ırklar; Zenciler, Asyalılar ve Yerliler olarak adlandırılır çünkü fiziksel görünüşleri onları her zaman Beyazlardan ayırır ve ksenofobiyi harekete geçirerek onları yabancı/diğerleri yapar. Geçmişte ksenofobi, koloni ve kabilelerde yaşayan çeşitli küçük grupların yalnızlığını göstermek için kullanılırdı, ama bu günlerde ksenofobi, diğer ülke ve ırktaki insanlardan şiddetli bir şekilde korkmak ve nefret etmek olarak tarif edilmektedir. Temel olarak ksenofobi, aynı ülkede yaşayıp farklı etnik geçmişi olan insanlar ve farklı ülkelerden olup bir milletin kültürel, ırksal ve milli kimliğini yeniden şekillendirmeye başlayan evlilik yoluyla kesişen ve etkileşen insanlar arasındaki ayrımı belirginleştirir. Geçen on yılda ksenofobi, bizim ve onların arasındaydı, ama bugün ksenofobi, ben ve sen arasındadır çünkü farklı etnik ve ırksal köken ve kültürlerden olan insanlar, açıkça kabul etmeseler de, birbirlerinden korkmaktadırlar. Aslında, bir insanın başka birinin kültürel ve ırksal tavırlarına, özellikle de katı bir dini aileden geliyorsa, dine adapte olması çok zordur bu da korku ve endişe yaratmaktadır. Ksenofobi birbirlerinden farklı olan çeşitli küçük grupları birbirlerinden ayrı tutmaya yardımcı olarak gruplaşmaların oluşmasına yol açmıştır. Bu nedenle, topluluklar hayatta kalma veya yok olma mücadelesi etmek yerine; gruplalar olarak ya hayatta kalmış ya da yok olmuşlardır (Zindler, 2006;2). Böylece, toplu bir şekilde hayatta kalma mücadelesindeki başarı için grup sınırları, grup içinde uyum ve işbirliği gerekliliği ve bir kabiledeki bireyleri bir tür süper organizmaya, kolektif bir oluşa, (Zindler, 2006;1) dönüştürmek için ve grupta uyum ve işbirliği yaratmak amacıyla din gerekli bir unsur haline gelmiştir. Aslında, din eskiden de şimdi de insanoğlunu, bütün varlıkları ve evrendeki her şeyi bir bütün olarak birleştiren bir bağ olmuştur. Başka bir deyişle, Din, kültürel geleneğin bir muhafızı ve mevcut durumun koruyucusudur (Porterfield, 2002;15). Aslında din ve ksenofobi değişen insanlık tarihi boyunca birliktedirler, çünkü ksenofobi / korku yabancı gruplarda ayrımcılıklara sebep olurken, din grup içinde uyuma ve işbirliğine yardımcı olmuştur. Nitekim dinler, ırksal başlangıçların izlerini ve ırksal çizgiler boyunca bazı öz tanımlamanın derecesini gösterir, çünkü geçmişteki kabileler tarafından uydurulmuş tanrı ve tanrıçaların ırksal özellikleri, onların yaratıcılarının ırksal özellikleriyle çakışmaktadır. Örneğin, Afrika tanrılarının siyahî olduğuna inanılır, Asyalıların tanrıları doğuludur ve Kafkaslıların tanrıları beyaz olarak tanımlanır. Bu yüzden, knesofobi (yabancı düşmanlığı) ile çerçevelenmiş tarih boyunca insani değerlendirmede ırk ve dini etkileşim ve kesişmeler vardır. Özellikle evlilik yoluyla ırk ve dini kesişmelerin diğer ülkelerle karşılaştırıldığında ayrı bir portre çizdiği çok kültürlü, çok etnik kökenli, çok dinli ve türlü ırkları barındıran Amerika da din özgürce yaşanabilir ama ırkçılık hâlâ bir sorundur. Gerçekte, Irkçılık nedir? ve Irk nedir? soruları sürekli sorulan sorulardır. Irk, insan ilişkilerinin temel düzenleme prensibidir. 170 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
175 Evlilik Yoluyla Irksal ve Dini Kesişmeler Herkesin kendini biyolojik ve karakteristik olarak diğerlerinden ayıran bir ırkı vardır ve bu ırklar potansiyel olarak birbirleriyle çatışma halindedir (Root, 1992;12). Irkın ten rengiyle ve birinin atalarının coğrafi kökenleriyle alakası vardır. Bu durumda birden fazla ırksal ataya sahip olan insanların bir problemi vardır ve bu problem tek bir ırk kimliğini seçerek çözülebilir. Irk esas olarak sosyo-politik bir kurgudur (Root, 1992: 13). Buna ilaveten son araştırmalar, ırkın esasen biyolojiyle değil de kültür ve sosyal yapıyla ilgili olduğunu göstermiştir. Genetikçi King in belirttiği gibi: Hem bir ırkı ne meydana getirir hem de bir insan nasıl ırksal farklılığı tanır soruları kültürel olarak saptanmıştır. İki bireyin kendilerini aynı ya da farklı ırktan olarak saymaları onların genetik özelliklerinin benzerlik derecelerine bağlı değil, tarihin, geleneğin ve kişisel öğreti ve deneyimlerin onları aynı ya da farklı gruba bağlı olduklarını saymalarını sağlayıp sağlamadığına bağlıdır Bir alt türü başkasından ayrı koymak için nesnel sınırlamalar yoktur (Root, 1992:16) Irksal sınıflandırma süreci coğrafya, kültür ve aile bağları ile başlayıp ekonomi ve politikadan biyolojiye kadar ilerler (Root, 1992: 17) çünkü; ırklar yerlerine, kültürel adetlerine, sosyal bağlılıklarına ve biyolojik özelliklerine göre tanımlanır. Aslında insanoğlu yerliler (Kızılderililer), Asyalılar (Sarı Irk) Afrikalılar (Zenciler) ve Avrupalılar (Beyaz Irk) olmak üzere dört farklı ırka ayrılabilir. Yaygın olan görüş, ırkları farklı sınıflar olarak görmektedir, çünkü geçmişte bir zamanlar; fiziksel özellikleri, kalıtımsal faktörleri ve karakter özellikleri birbirinden tamamen farklı olan belirgin ve saf ırklar vardı. (Root, 1992:14). Fakat geçen yıllar içinde ırklar arası evliliklerin kesişmesiyle ayrımlar yaratan bazı etkileşimler fiziksel özellikler, kalıtımsal faktörler ve karakter özellikler saflıklarını kaybetmeye başladığı için daha zorlu hale geldi, çünkü fiziksel özellikler, kalıtımsal faktörler ve karakter özellikler saflıklarını kaybetmeye başladılar. Dahası; ırklar hakkında en önemli şey soyların temeline dayanan sınırlardır. Geçmişte ırklar arasındaki sınırlar mensuplarına seçme şansı -vermiyordu, fakat son zamanlarda farklı ırklardan insanlar sınırları aşmaya başladı. Bu yüzden şimdilerde biyolojik özelliklere göre ırksal sınıflar arasında büyük bir örtüşme vardır. Örneğin beyaz ve zenci nüfus ten rengi konusunda birbirinden farklıdır, fakat Amerika da beyaz olarak sınıflandırılan bireylerin çoğu zenci olarak sınıflandırılan bazı insanlardan daha koyu bir tene sahiptir ya da bu tam tersidir. Böyle adlandırılan ırklar biyolojik olarak sınıflandırılmamış toplumsal olarak ayrılmışlardır ve mevcut ırk sınıflandırılması toplumsal bir kavramdır biyolojik değil. Karma ırkların insanları, bugün, geçmişini benimseme hakları vardır, fakat geçmiş yıllarda ırksal sınırlardan, farklılıklardan dolayı onların geçmişlerini kabullenmeleri için çok az hakları vardı. Birey Zenci Japon birleşimi çifte azınlık olduğunda tabii ki tercihler çoğaltıldı. Açıkça bütün karma ırklar için etnik kimlik; karma topluluklar olduğu gerçeği ve ortak mirası paylaştıkları etnik gruplardan hiçbirinin tamamen kabul etmeme gerçeğinden dolayı daha beter olmuştur. (Root, 1992: 252). Genellikle Amerika da etnik kimlik ayrımı atalara ait ırk ve din çizgilerine göre yapılır. Bu yüzden birey Amerikan doğumlu orada yetişmiş ve yıllar önce Amerika ya göç etmiş ataların soyundandır demek yerine Zenci, Yahudi, İtalyan, Çinli Amerikalı olarak adlandırılır. Amerika da doğmak eğitilmek ve yaşamak onları saf Amerikalılar yapmaz. Onlar hâlâ kendi etnik ve ırksal gruplarının üyesi ve bu yüzden Afra-Amerikan biri Amerikan Yahudi ya da Çin Amerikalı İspanyol kökenli biri ile evlenirse bu milletler arası evlenmedir, kendi ırkları içinde evlenme eğilimleri olan azınlıkların içevlilikleri değildir. (Gonzales,1992: 7). Bu milletler arası evlilikler, ırksal kişilerin belirgin ırksal ve dinsel görünümlerini saklayacaktır. Aslında Amerika dünyada sadece etnik olarak değil, kültürel ve dinsel olarak (da) farklı bir yerdir ki bu yer farklı görüşlerin, dinlerin ve felsefelerin etkileşim içinde olduğu ve değişim içinde olduğu bir arada var olduğu, etkileşim içinde olduğu ve değişim içinde olduğu bir yerdir. Din konusunda şaşırtıcı inanç farklılıkları ve adetler vardır, çünkü Amerika Hıristiyanlığın birçok şekline Budizm e ve Yahudiliğe dünyadaki herhangi bir yerden daha fazla ev sahipliği yapmıştır. (Porterfield, 2002:1). Amerika her şeyin özgürce yapılabildiği ve denendiği bir yer olmasına rağmen birçok özgürlükten dolayı hâlâ yabancı korkusu var, çünkü ırksal ve dinsel olarak karışmış insanlar ırklar üzerindeki sosyal düzene karşı koyar; Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
176 M. Ayan ırksal ve etnik topluluk sınırlarını yok sayar, topluluklar arası ilişkileri zorlar ve ırksal olarak karışmış insanların geleceğini tehdit eder (Root, 1992: 3). Kısaca Amerika nın yabancılara karşı fobisi vardır, ama dinsel olarak özgecidir. Irkları karışmış olan nüfusun ortaya çıkması ırksal ve dinsel belirsizliklerden dolayı Amerika nın yüzünü değiştirmektedir ırksal ve dinsel belirsizliklerden dolayı. Sayısı artmakta olan çok ırklı insanlar Biz kimiz? ve Ben neyim? sorularını sorarlar. Bu sorular ırksal sınırların ve kimlik sorunun çözülmesi beklenen Amerika da soruldu ve hâlâ sık sık sorulmaktadır, fakat Amerika da dinin çok belirgin sınırları yoktur. Bu yüzden Amerikan Hıristiyanlar, Yahudiler, Müslümanlar, Hindular ve Budistler kendi dinsel geleneklerinin evrenselliğini vurgular. Amerika da din özgürlüğü olmasına rağmen kimlik krizini çözme problemi var ve milletlerarası evlilikler bu sorunu daha da çıkmaza sokmuştur. Milletlerarası evlilik arttığından, yapılan evliliklerdeki ayrılıklar ve anlaşmazlıklar gitgide daha fazla uyuşmazlık ve mutsuzluk yaratmaktadır. (Sung, 3). Bu yüzden vurgulanabilir ki Amerika da milletler arası evlilikler dini sebeplerden ziyade daha çok etnik ve ırksaldır dini sebeplerden ziyade, çünkü etnik kökenler dinden daha önemlidir kimlik krizi sorgulamasında. Amerikan dini, dinsel özgürlük, birey deneyimleri, aile hayatı ve sosyal devrim olmak üzere dört kilit konu esasına dayanır. Bu dört unsur birbirleriyle denge içinde bir aradadır, çünkü dini özgürlük için yeni fırsatlar bireyciliğin yeni biçimlerine yol açtımış ve bu bireyselliğin yeni formu aile hayatında yeni fikirlere ilham vermiştir ve sosyal devrim yapan Amerika, gençlerine kendi koşullarına göre evlenme izni veren ilk ülkelerden biri olmuştur (Kirkendall ve Gravat, 1984:50). Fakat 17.ve 18.yy.larda Amerikan gençliği bugünlere oranla kısıtlanmıştır. Başka bir deyişle kendi eşlerini seçme özgürlüklerine sahip değillerdi çünkü ırklar ve dinler arası evlilikler kabul edilemezdi, fakat sonraki yüzyıllarda dinler arası evlilikler diğerlerinden daha kabul edilir durumdaydı (duruma gelmiştir). Örneğin, bir Metodist Presbiteryen ile evlenirse çok fazla şey söylenmezdi, ama Katolik Yahudi evlilikler tasvip edilmezdi ve dinler arası evlilikler bir dini insanın agnostik ya da ateist ile evlenmesinden daha iyi kabul edilirdi (Kirkendall ve Gravat, 1984: 50). Bu anlayış büyük çoğunlukla sosyal endüstriyel ve çevresel değişiklerle yıllar geçtikçe değişti. 20. yüzyıl sonlarında dini ve ırksal uygunsallık ve kan bağı olan aile bağlarından çok bireyselcilik, coğrafi değişiklik ve insan ihtiyaçlarının tatminine odaklanılmıştır. Böylece gençler kendi ırk ve kültürel geleneklerinin dışında bir yaşam tecrübe edinip özgürce eş seçebilirler. Sonuç olarak, milletler arası evlilik çoğalmaya başladı. Amerika daki milletler arası evlilik önce, ırkçı gruplar yerleşmelerini ilk yıllarda içevlilikleri uygulamışlardır, fakat ırkçı guruplar sosyal alanda kabul gördüklerinden içevliliklerinin karşıtı olan dışevliliğe bir geçiş olmuştur. Dışevlilik ırkçı gurupların kendi gruplarından değil de diğer başka ırkların mensuplarıyla evlenme eğilimini gösterirler. Aslında, Afrikalı, Asyalı, Meksikalı ve Beyazların arasındaki yasal evlilikleri engelleyen aynı yasalar vardı, fakat 60 lı yılların sonunda bütün anti-melez yasaları çeşitli eğilimlerle ortadan kaldırıldı. Irk utancından kaçmak ve azınlık durumlarını gizlemek için milletler arası evlilik gelişti. Aslında çoğalan bu milletler arası evlilik olayı kimlik bunalımı sorgusundaki sosyal bir olgudur. Diğer bir deyişle milletler arası evlilik gelecek kuşakların sosyal sorunu olacaktır. Evlilik kurumu geçmiş yıllarla kıyaslandığına büyük bir değişime uğramıştır, çünkü evlilik ebeveyn söylemlerinin kesin ve dominant olduğu ailesel bir ilişkiyken, son zamanlarda evlilik eşlerin birbirlerini tamamlamasıdır (Sung, 1990: 116), çünkü evlilikte eş ırk din ya da kültürel farklılıklar gözetmeksizin sadece çekicilik, kişilik ya da romantizme göre seçilmektedir. Aslında, geçmişte evlilik ciddi bir müesseseydi. Sınıf, din, gelir, aile adı ve hatta başlık parasındaki benzerlikler gibi pratik düşüncelere dayanan kararları olan aileler tarafından eşler sadece üreme amaçlı seçilirlerdi. Aileler çocuklarına kendi etnik gruplarını korumak için ihanet bile ederlerdi. Bu şartlar altında genç insanların kendi müstakbel eşlerini seçme şansları yoktu. Eğer genç kendi ırkı dışından biriyle evlenme cesaretini gösterirse bu büyük bir problem yaratırdı. Bu milletler arası evlenme yüzünden evlatlarını ret bile edebilirlerdi. Yahudiler bu yeni evli çiftleri ölmüş sayarak onlar için yas tutarlardı. Toplum melez ırklarının bütün 172 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
177 Evlilik Yoluyla Irksal ve Dini Kesişmeler olduğunu düşünür ve bu milletler arası evlenmede iki grup tarafından çekilen ama hiçbir grup tarafından kabul edilmeyen çiftler kimlik bunalımı ve sosyal gizlilik gibi sorunlar yaşarlardı (Sung, 1990: 1). Kimlik kaybı her etnik grup için en büyük kaygı olduğundan milletler arası ve ırklar arası evlilik onları her zaman korkutmuştur. Bu yüzdendir ki grup dışı olduğu kadar grup içi evlilikler de kesinlikle ret edilmiştir. Bu reddedilmeler yüzden ırklar arası evli çiftler ve çocuklar manevi acı çekerler. Böylece, psikolojik ve duygusal bazı sorunlar yaşarlar. Çünkü dini, kültürel, ırksal farklılıklarının herhangi bir soruna yol açıp açmayacağını merak ederler. Çocukları kendi içlerinde bir bölünme yaşayacaklar mı? Farklı iki ırkın arasında kalarak sosyal ve psikolojik sorunlar yaşayacaklar mı? Aslında, milletler arası evlenme içevlilikten daha zordur (Sung, 1990: 117), çünkü karma soydan gelen çocuklar her iki tarafı da seçmekte zorlanırlar. Böylece ırksal olarak karmaşık, dinsel olarak ise kaybolmuş hissederler ve ailelerinin dini ve ırkı arasında bir seçim yapmak yerine, ikisini de reddederek kendilerine yeni bir kimlik bulmayı tercih ederler. Dahası, milletler arası evlenmenin artmasında rol alan en önemli sebeplerden biri gençleri geleceğin ırklar arası, etnikler arası, dinler arası asi ve itaatsiz bireyler yapan bu karmaşadır. Aslında, bu asi davranışlar karma kuşağın başka bir ırktan eş seçmesinde ve milletler arası evlilikleri tercih etmesindeki başlıca sebeptir. Kuramcılara göre genelde milletler arası evliliği tercih edenler iki gruba ayrılır. İlk grup isyanı, nevrotiği, kendinden nefreti, sosyal tırmanışı yenilikçiler maceracıları ve cesurları içerir. İkincisinde ise toplumdan etkilenmeyen ve rahatsız olmayan alışılmamış bir grup vardır( Sung,1990: 21). Açıkçası isyan milletler arası evliliğin ortak özelliği olarak görünmektedir, çünkü aileye, topluma, ırka, kurumsal geleneklere ya da kendi geçmiş yaşantılarına isyan ediyor olabilirler. Kimseye kızgın olmadıkları zaman bile ailelerinin anlaşmalı evlilikleri ya da ırksal ve dinsel tercihlere zorlanmaları onların kendi ailelerinin isteklerine isyankâr olmalarına sebep olur. İlk gruba ait olan ve milletler arası evliliği tercih edenler aslında kendilerinden nefret edenler değil başka bir ırkın karşı cinsine ilgi duyanlardır (Sung, 1990: 21). Örneğin, siyah saçlı, zeytin tenli, tahta göğüslü, kısa bacaklı, geniş burun delikli Çinli bir bayan, siyah gözlü, siyah saçlı, ince ve çelimsiz bir vücudu olan Çinli bir erkek yerine mavi gözlü, sarı saçlı, güçlü ve kaslı Amerikan bir adamdan etkilenebilir. Dahası siyah tenli, kıvırcık saçlı bir Afrikalı bir kadın, Afrikalı bir erkek yerine Amerikalı beyaz bir adamdan hoşlanabilir ya da bu durum tam tersi de olabilir. Böylece kendinden nefret edenler, isyankâr olanların ve eşlerini seçmekte özgür olanların tercih ettiği milletler arası evlilik Amerika ve dünyanın her yerinde bu evlilik türünü arttırmıştır. Eş seçme özgürlüğü, komşuna güvenebilirsin etnik anlayışını kendin yap etniğine çevirmiştir (Kirkendall ve Gravat, 1984: 278). Bu etnik anlayış biz ve onlar arasında olan yabancı düşmanlığından ben ve sen e çevirmiştir çünkü problemler toplumsal olarak değil bireysel olarak ele alınmaya başlanmıştır. Diğer bir deyişle ailesine karşı çıkarak eşini seçen bir kişi ailesi tarafından tamamen dışlanır. Böylece aileler ve ırklar arasındaki yabancı korkusu sen ve ben arasındaki yabancı korkuna dönüşmüştür çünkü tecrübesiz genç çiftler çocuklarının kişiliklerinde belirsizlik ve ikilem yaratan dini kültür ve ırklarını yine kendi çocuklarına empose etmeye çalışmışlardır. Aslında bu çiftler çocuklarını bir seçim yapmak için zorlarlar ya da onları kendi hallerine bırakırlar. Bunların ikisi kimliğin önemli unsurlarını korumak yerine ırksal ve dinsel yabancı düşmanlığı gizliliğini artırır. Her ne kadar çok köklü, karışık insanların yeri olan Amerika ırksal yabancı düşmanlığını gizlemiş ve ırklar arası milletler arası evlenmenin kapılarını açmış gibi görünse de orada hâlâ kişisel ve ırksal düzeylerle ilgili sorunlar var, çünkü beyaz Amerikalıyı, siyah Amerikalıyı, Kızılderilili, Çinliyi, Japonu, Koreliyi, Meksikalıyı, Malezyalıyı, Hinduları, içeren birçok birleşimleri kapsayabilen ırklar arası evliliklerle karşılaştırdığımızda siyah ve beyaz evlilikler çok nadirdir. Siyahlar ve beyazlar arsındaki nadirlik Kalmijn tarafından belirtilmiştir: Evlilikteki özel, güçlü siyah beyaz renk düzeni Amerika toplumundaki ırk farklılığının üç ana özelliğini özetler. Renk sırası ırksal önyargıların üst derecelerine bağlanmıştır. Bu ikametgâh ve okul ayrımının güçlü örneklerinin doğal bir sonucudur ve bu kısmen de ekonomik Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
178 M. Ayan alandaki ırksal eşitsizliğin uzun tarihinin mirasıdır (Kalmijn, 1993: 119). Afrikalı Amerikalılar birçok beyazın Afrikalı Amerikalılara karşı önyargıyla baktırılan ve ırkçığın bazı grupların kalıtımın bir sonucu olup diğer grupların üstün olduğu bir inancı olduğu beyaz bir toplumda yaşarlar. Devam eden ırkçılığın karşısında, tüm Afrikalı Amerikalılar küçültülmüş durumlarından psikolojik bir duygu hissetmeli, dominant gruptan düşmanlığı saptırmalı ve ırksal bariyerleri birçok geniş alanda ve durumda görüşmelidirler. Bir diğer açık ırkçılık fikirleri daha çok kısıtlanmış kazanç kapasitesi anlamındaki ekonomik eşitsizlik ve devam eden ırkçılık, ayrımcılık ve ekonomik yetersizlik bağlamında olan Afrikalı Amerikalarının evliliklerinin iş imkânlarıdır (Knox ve Schacht, 1999: 134). Fakat Afrikalı aileler beyaz ailelerden daha kabul edicidirler bu yüzden Afra-Amerikan eşleri tipik olarak Afra-Amerikan eşleri kabul eden beyaz eşlerin ailelerinden daha çok beyaz eşleri kabul ederler. Dahası devam eden ırk görüşlerine rağmen, ırkçı yabancı düşmanlığı, nefret, önyargılar yerine birbirini seven insanlar dolayısıyla siyahlar ve beyazlar arasındaki milletler arası evlilikler oluyor. Aslında milletler arası evlilik iki kültürün birleşmesi değil fakat çok kültürlü olandır (Sung, 1990: 40) ve şu inkâr edilemez ki fiziksel özellikler, değerler, dinler, beklentiler, gelenekler ve alışkanlıkların farklılığından dolayı iki ırk arasındaki milletler arası evlilikler yanlış anlama, çelişki, sorun ve problemler yaratabilirler. Kültürler arası evliliklerin büyük sorunlarından bir tanesi de iletişimdir (Markoff, 1977: 51), çünkü evlilik eşler arasında iletişim ister böylece düşüncelerini ve duygularını birbirlerine açıklayabilirler. Bu yüzden çiftler arasında genel bir dil yoksa bu iletişim eksikliğine sebep olacaktır. Yüz ifadeleri, mimikler ve fiziksel temas gibi vücut dili yardımcı olabilir, fakat kısıtlanabilir ve yanlış anlaşmaya sebep olabilir. Kültürel ve dinsel değerler de sorunlara yol açabilir. Örneğin Protestanlar, Katolikler ve Yahudiler Amerika da genişçe kabul edilen dinlerdir, fakat her ne kadar Hıristiyanlık bazı Çinliler tarafından kabul edilmişse de bu dinlerin hiç birine uymuyor. Çinli insanlar için din, bireyin etnik kimliğinin bir parçası olmak yerine, daha çok kişisel bir olaydır. Yani dine karşı tutumları toleranslıdır. Aslında, Amerika da başka bir dinden insanla evlenmek farklı bir ırktan ya da ulustan biriyle evlenmekten daha az problemlidir. Fakat asıl sorun milletler arası evli çiftlerin çocuklarıdır. Çünkü böyle çocukların kimlik sorunları vardır. Hangi gruba ait olduklarından emin olamadıkları gibi hiçbir grup tarafından da kabul edilmezler. Bir yere ait olmama hissi yabancılaşma ve kendine olan güvenin az olduğu hissini yaratır (Sung, 1990: 100). Böyle çocuklar melez, sıra dışı insan, soyu karmadır. Aileler arasında çocuğun hangi kültürde büyütülmesi, hangi dine ve geleneğe bağlı kalması gerektiğiyle ilgili görüş ayrılıkları olabilir. Fiziksel özellikler başka sorunlara neden olabilir. Çocuk anneye ya da babaya benzemeyebilir ve bu da onun kendini farklı hissetmesine ve kendi kimliğinden emin olmamasına yol açabilir. Bu faktörler çocuğun sosyal davranışlarını etkileyen kişilik bozukluklarına sebep olabilir (Sung, 1990: 100). Bir çocuk iki ailenin ortak ürünüdür. Böylece farklı ırksal soylardan olduklarında, çocuk iki ırkın karışımıdır ne tamamıyla Çinli ne de siyah, ne İspanyol kökenli ne de Kafkas tır. Böylece aileler ne umduklarını bilmezler çünkü çocuk onların çocuğu gibi görünebilir de görünmeyebilir de. Çocuk ailesi gibi görünmüyorsa yabancı, çocuğun annesi yerine anneyi bebek bakıcı ya da hemşire sanabilir. Aileler çocuklarına kültürel mirası öğretirken problemleri olabilir. Çünkü kültürel ve dinsel değerler tecrübe edilmeden benimsenemez. Farklı dinsel geçmişlerden gelen aileler din seçimini çocuğa bırakırlarsa, çalışmalar gösteriyor ki çocuk hiçbir din olmadan büyüyecektir (Sung, 1990: 100). Böylece milletler arası evlilik yapan aileler çocuklarına kültürel ve dinsel mirası göstermeliler ki çocuk kendini kültürel olarak kökleşmiş hissetsin. Sonuç olarak, milletler arası evlilikle bölünen aileler çocuklarını büyütürken önemli bir rol oynarlar çünkü kültürel mirasta olduğu gibi dinlerini bir zırh mı yoksa cübbe mi yapmak onlara kalmıştır. Eğer ırksal ve kültürel mirastan konuşmazlarsa ve din seçimini çocuklara bırakırlarsa bu koruyucu olmayacaktır bu bir zırh olmayacak fakat belirsizliğe, şüpheye, agnostikliğe sebep olacak gerçekleri saklayan bir pelerin olacaktır. İşte bu yüzden ırklar arası ve etnikler arası evli çiftlerin gelecekteki dinsel 174 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
179 Evlilik Yoluyla Irksal ve Dini Kesişmeler ve ırksal seçimi gelecekteki kültürel, ırksal ve ulusal kimlik krizinin oluşumunda yabancı düşmanlığı ya da fedakârlık seçimi olabilir. Böylece, farklı etnik ve ırksal gruplar arasındaki dinsel etkileşimler ve milletler arası evlilikler evlilik yoluyla dinsel bölünmeleri gösteren bir zırha ya da pelerine dönüşebilen farklılıklar sunabilir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
180 M. Ayan KAYNAKÇA Gonzales, Jr., Juan, L.(1992). Racial and Ethnic Groups in America. U.S.A: Kendall/Hunt Publishing Company. Kalmijn, M. (1984). Trends In Black/White Intermarriages. Social Forces, 1993, Kirkendall, L. A. ve Gravatt, A. E. (1984). (eds) Marriage and the Family in the year New York: Prometheus Books. Knox, D. ve Schacht, C. (1999). (eds). Marriage and Family. U.S.A: Wadsworth Publishing Company, Markoff, R. (1977). Intercultural Marriage: Problem Areas In Adjustment in Intercultural Marriage Edited by Wen-Shing Tseng, et al. Honolulu: University of Hawaii Press, Porterfield, A. (2002). (ed), American Religious History. Massachusetts; Blackwell Publishers. Root, M. P. (1992). (ed), Racially Mixed People in America, Newbury Park, London, New Delhi; Sage Publications, Inc,. Sung, B. L. (1990). Chinese American Intermarriage. New York: Center for Migration Studies, Zindler, F. R. (2006). Race and Religion U.S.A: American Atheists Inc. 176 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
181 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa ŞİDDETE SÜRÜKLENEREK SUÇA İTİLENLER: GELECEĞİN SUÇLULARINI YETİŞTİRMEK ÜZERİNE DÜŞÜNCELER Rıza SAM* Özet Belli bir toplum içerisindeki bireylerin hareket etme tarzlarına bakıldığında, bu hareketlerin gelişigüzel olmaktan çok, norm yönelimli oldukları söylenebilir. Bunun nedeni, mevcut değerler ile ilişkilidir. Çünkü her değer, kültür mirasının devredileceği toplumsal tiplerin yetiştirilmesine hizmet etmektedir. Ancak bu değerler, çocukların, yeniyetmelerin ve gençlerin aşırılıklarının dizginlenmesinde ve sapkın bir davranışın cezalandırılması gerektiğinde çok önemli bir yol gösterici olur. Kısaca davranışları düzenleyici değerler, standart bir şiddet normu olarak, cezanın nasıl ve ne şekilde uygulanması gerektiğini belirlemektedir. Fakat böyle bir uygulamada anormal olanın normalleşmesi tehlikesi vardır. Böyle bir tehlikenin hangi boyutlarda olduğunun görülmesi ve karşılaşılan değerlere takınılan tavırların karşılanma biçimlerine odaklanılmasını gerektirmektedir. Bu amaçla yapılan çalışmada bir şiddet ortamında maruz kalarak suça itilenlerin, birbirinden farklı hareket etme biçimlerinin temelinde yatan nedenler ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Saldırganlık, Kutsanmış Şiddet, Negatif Öğrenme, Davranış Düzenleyicileri. INDIVIDUALS DRAGGED BY VIOLENCE AND PUSHED INTO CRIME: REFLECTİONS ON THE TRAİNİNG OF TOMORROW S CRİMİNALS Abstract When individuals in society act in a certain style, these movements, can be said to be the norm-oriented rather than random. The reason is related to current values. Because each value, serves the training of social types transferred to cultural heritage. However, these values, in excessing and punishing deviant behavior of children and young people is a significant guide. In short, the regulatory behavior of values, as "a standard norm of violence" determines how and in what form the penalty should be applied to. But there is danger of normalizing what is abnormal in such a practice. Values seen and faced the danger of such a persona is what size you require a focus on attitudes of meeting formats. For this purpose, a study should be conducted for those exposed to crime, to act in different formats that are tried to be the underlying causes. Key Words: Violence, Aggression, Sacred Violence, Negative Learning, Behavior Modifiers. GİRİŞ İnsan yavrusu dünyaya bir aile ortamında gözlerini açar ve bu ortamın etkilerine maruz kalır. Zamanla idrak ve kavrama kabiliyetinin gelişmesiyle, biyolojik yeteneklerini etkisine maruz kaldığı aile ortamıyla ilişkilendirerek, içinde yer aldığı dünyaya kendince bir anlam kazandırmaya çalışır. Burada önemli olan, çocuğun aile içindeki ilişki ve etkileşimlerinde yetiştiriliş tarzı itibariyle sağlıksız telkinlerle karşı karşıya kalıp kalmadığıdır. Eğer kalınmışsa, yetişkinlik dönemlerinde bu olumsuz telkinlerin etkileri toplumun devamlılığını tehdit edebilecek boyutlarda kendini gösterebilir. Nitekim bugün giderek sayısal bir artış gösteren ve geleceğin teminatı olarak görülen çocukların önemli bir bölümünün farklı derece ve yoğunlukta gelecekteki olası tehlikeleri başlatabilecek bir potansiyele sahip oldukları * Pamukkale Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi, DENİZLİ e-posta: [email protected]
182 R. Sam gözlenmektedir. Bu nedenle çocukların toplum için kabul edilebilir ve toplumsal ideallere uygun bir biçimde davranışlar kazanabilmeleri için, çocuk ve aile ilişkilerinde ortaya çıkması muhtemel sorunların çok iyi etüt edilmesi ve anlaşılması gerekmektedir. Bu gerçekleştirildiği takdirde soruna yerinde ve zamanında müdahale edilebilir. Aksi bir durumda sorun birikimsel olarak artmaya devam edecektir ve her artış istenilmeyen gerginliklerin yaşanılmasına yol açacaktır. Bu çalışma içerisinde de bir bütün olarak çocukların şiddet eğilimleri ailenin değer aktarıcılığına bağlı koşullandırmaları açısından ele alınmakta ve değerlendirilmektedir. Ailede Negatif Sosyal Öğrenme Süreci Belli bir aile ortamında dünyaya gözlerini açan insan yavrusunun toplumun arzu ettiği bir bireyi haline gelebilmesi, bir yerde, onun, toplumsallaşma süreci içerisinde edindiği davranışların örgütlü toplum yapısı içerisinde de onaylanması koşuluna bağlıdır. Bu anlamda toplumun her üyesi için, doğup büyüdükleri sosyo-kültürel yapı ve yapılaşmalar içerisinde kendilerinden ne beklenilip ne beklenilmeğinin bilinmesinin büyük bir önemi bulunmaktadır. Buna göre, toplumun kendilerinden ne istenildiğini bilenler ve bu istekler doğrultusunda bir ödev ve sorumluluk bilincinde hareket edenler toplumsallaşma sürecinin başarılı örnekleri olarak kabul edilirler. Ancak toplumda, olumlu davranış kalıplarının ödüllendirilmesi kadar şiddete yönelik öğrenilen olumsuz davranış kalıplarının sürekli taklit edilip pekiştirilmesine de prim tanınmaktadır. Bu durum, başarılı bir toplumsallaşmanın gerçekleştirilmesinde ciddi bir engel teşkil etmektedir. Çünkü insan yavrusu, toplumsallaşma sürecinin ilk ve en önemli basamağı olan aile ortamında, gücü elinde bulunduranı model almakta ve bu modelle kendini özdeşleştirmektedir. Kısaca çocuk, ailesinde model aldığı ve özdeşleştiği gücün tüm olumsuzluklarının uygulandığı şekliyle uygulayıcısı olmaktadır. Şiddet konusunda yapılan araştırmaların bulgularında da bu durumu açıkça görmek mümkündür. Özellikle şiddet uygulayan ailelerde, çoğunlukla çocukların babalarının saldırgan davranışlarına tanık oldukları, şiddet davranışı patlak verdiğinde ya bir köşede unutuldukları ya da ayırıcı olarak karı-koca kavgasının içine sokularak yan tutmaya zorlandıkları saptanmıştır. Anılan bu durum, gelişme çağında şiddetin etkilerine maruz kalan çocukların, toplumda şiddet üretme açısından kritik bir rol oynayabileceklerini ifade ve işaret etmektedir. Nitekim uzun süre şiddet uygulanan ailelerde büyüyen erkek çocukların ergenlik çağına geldiklerinde saldırgan davranışlar göstererek, babalarının annelerine uygulamış oldukları baskı ve şiddetin benzerlerini kız kardeşlerine yöneltmeye başlamalarının gözlenmesi, bu görüşü doğrular niteliktedir (Özgüven, 2001: 301). Sutherland ve Gressey nin yapmış oldukları araştırmalarda da bu hususa fazlasıyla dikkat çekilmektedir. Özetle, aile içerisinde belli bir şiddet veya suçlu davranış örneklerinin görülmesi halinde, olumsuz nitelikte ve onaylanmayan davranış örüntülerinin iletişim süreci içerisinde diğer insanlarla olan karşılıklı ilişki sonucu öğrenildiği savunusu yapılmaktadır (Sutherland-Gressey, 1955). Aynı şeylerin bir başka benzerine, çocukların aileleri ve sosyal çevreleri tarafından ihmal edildiklerinde bu boşluğun, çocuğun negatif ya da başarısız bir şekilde toplumsallaşmasını belirleyen birbirinden farklı sosyolojik gruplar tarafından doldurulması sırasında da rastlanmaktadır. Başka bir ifade ile çocukların ihmali, birçok durumda karmaşık sonuçlara yol açan uzun bir sürecin ortaya çıkışını işaret etmektedir (Gutterman, 1999: 853). Çünkü ihmal, çocuğun güce dayalı birbirinden farklı nam salmış rol modeli edinme sürecini hızlandırmaktadır. Bu süreçte çocuklar, her zaman yankı uyandırmış, şarkılara, öykülere konu olmuş, belli bir mücadeleye katılmış, direnç göstermiş hatta yiğitçe ölmüş olanlarla özdeşim kurmaya yönelmektedir (Fanon, 2001: 109). Ancak bu sürecin beliren çok önemli bir tehlikesi vardır. Bu tehlike, daha çok gerçekle kurguyu birbirinden ayırmakta zorlanan çocukların, rol modeli olarak içselleştirdikleri ve benimsedikleri karakterlerin oynadıkları rollere kendilerinin talip olmaları ve bunu gerçekleştirmeyi istemelerinde ortaya çıkar. Bunun nedeni ise, çocukların, verilen mesajlar üzerinden kendilerine biçilmiş bir rolü oynamaya davet edildiklerini düşünmüş olmalarıdır. Nitekim ülkemizde bu anlamda, 178 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
183 Şiddete Sürüklenerek Suça İtilenler: Geleceğin Suçlularını Yetiştirmek Üzerine Düşünceler birbirinden farklı televizyon kanalında yayınlanmakta olan diziler ve çizgi filmler, çocukların kendilerini davet edilmiş bir rolü oynamayı düşünmelerine fazlasıyla albenili veri sunmaktadır. Örneğin Miroğlu, Ezel, Polat, Çakır, Memati, Ateş ve Selami, Adanalı ve Ankaralı Polisler, Kurşun Bilal vb. dizi karakterleri, nam salmış rol modelleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Buradaki tehlike, dizi kahramanlarının kurgusal davranışlarının gerçeğin kendisiyle yer değiştirmiş bir biçimde algılanmasıdır. Bu algılamada çocuklar, yeniyetmeler ve gençler, dizi kahramanlarının kendilerine verdikleri veciz ifadeler ve mesajlarla bir anlamda özdeşim kurmakta ve dizi kahramanlarının oynadıkları role, kendilerini, gerçekle kurguyu birbirinden ayıramama noktasında fazlasıyla kaptırmaktadırlar. Örneğin bir dizideki jeneriklere geçmiş bir ifadede şöyle denilmekteydi: bir rüzgâr nereden eserse essin, ne kadar şiddetli olursa olsun bir kayadan tozdan başka ne alabilir (Kurtlar Vadisi Dizisi). O halde, her şeyin üstesinden gelmek, kaya gibi güçlü olmayı gerektirmektedir. Çünkü kayadan, sadece üzerindeki tozdan başka bir şey alınamamaktadır. Bu nedenle, kendinden bir şey alınmasını istemeyenler, kendilerini kaya gibi güçlü olmak zorunda hissetmeye başlamaktadır. Aynı şeyleri, çizgi kahramanları ve oyuncak karakterleri üzerinden de ele almak mümkündür. Örneğin, Bakukan Savaşçıları, Cille, Speider Man, Tirol Efsanesi, Manyetik Halka, Rakumların Savaşı, Element Avcıları, Taşın Sırrı, Pokemon (Pocket Monster-Cep Canavarı), Süpercan, Harika İşler Takımı, Virüs Saldırısı, Transformers vb. çizgi kahramanları ve oyuncak karakterleri de tıpkı dizi karakterlerinde olduğu gibi nam salmış modeller olarak çocukların, yeniyetmelerin ve gençlerin karşısındadır. Bu çizgi karakterleri üzerinden de şu mesajlar verilmektedir: karşı saldırıya geç zafer senin olsun, kapışmalar kadim kurallara göre yapılacak, kötü adamlara dersini verelim, tarafını seç, iyiler ve kötüler arasındaki savaşın kaderini sen belirle, gezegeni kurtarmaya hazır ol, denilmektedir. Ayrıca, barışın, adaletin ve cesaretin gücünün, ancak insanüstü özelliklere sahip olunduğunda ve bunun bir ekip işi olarak yapıldığında gerçekleşebileceği telkininde bulunulmaktadır. Bu emir cümleleriyle yapılan telkin ve önerilerin etkisinde kalan çocukların, yeniyetmelerin veya gençlerin bir süre sonra negatif öğrenme nedeniyle kendilerini, bir kanun koyucu, yargıç, kurtarıcı, kahraman, adalet dağıtıcısı veya cezalandırıcı olarak görmeleri kaçınılmazdır. Çünkü burada kötülük konusunda trajik bir sorumluluk yüklenmektedir. Bu nedenle, bahsi geçen trajik sorumluluğu bir ödev ahlakı üzerinden öğrenerek içselleştiren ve uygulamaya koyanların her biri, birer adalet arayıcısı ve dağıtıcısı veya bir cezalandırıcı olarak, kendileri dışındaki güvenlik güçlerine ihtiyaç duymayan illegal anlamda yok edici bir güce dönüşmektedir. Burada beliren sorun sosyal öğrenmenin negatif yönüdür. Kısaca, olumlu yönde edindiğimiz ve onaylanan bütün davranışlarımız gibi olumsuz yönde olan ve onaylanmayan davranışlarımızın da öğrenilmiş olmasıdır. Böyle bir negatif öğrenme sürecinde, özellikle suç teknikleri yanında suçluluğun nasıl rasyonalize edileceği, utanç duygusunun ne şekilde nötrleştirileceği gibi suçun psikolojik yönleri de öğrenilmektedir (İçli, 2004: 111). Örneğin, sorumluluğun reddi, verilen zararın, mağdurun reddedilmesi, suçlayanın suçlanması ve onur kazanma istemi, suç işleyenin suçunu mazur gösterecek negatif sosyal öğrenmeye bağlı nötrleştirme teknikleridir (Attar, 1994: 21 22). Buna göre, tüm olumsuz nitelikteki saldırgan davranışların meşru bir savunma olarak görüldüğü, güçlü olanın daima haklı kabul edildiği, karşıt tepkiler kurularak bunun haklılaştırıldığı, örneğin, benden çalınanın hakkım olarak geri aldım denildiği her durumda aslında anormal olanın normalleştirilmeye çalışılması söz konusudur. Böylelikle her suçlu, suçlu davranışını daha güçlü şükran duyguları üzerinden idealleştirmektedir (Kernberg, 2003: ). Bu ifadelerden hareketle, bir biçimde aileleri içerisinde otoriteyi model alarak veya nam salmış rol modelleriyle kendilerini özdeşleştirerek birbirinden farklı nitelikteki öldürme, yaralama, şiddet ve cezalandırma teknik ve yöntemlerini öğrenen çocuklar, yeniyetmeler ve gençlerin, hayatlarının belli bir döneminde kendi otoritelerini tesis etmeye yönelebilecekleri söylenebilir. Çünkü anormal Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
184 R. Sam olanın normalleştirilmesi ve normal kabul edilmesi, onun uygulanmasını kolaylaştıran en önemli etkendir. Örneğin bu anlamda yiğitler namıyla anılır sözünü anormali normalleştiren olumlu bir bakış tarzı olarak düşünmek mümkündür. Bu olumlu bakış tarzı, namıyla anılanların bir rol modeli olarak seçilmelerine ve onların tüm yapıp etmelerinin sorgusuz sualsiz kabullenilmesine uygun bir zemin hazırlamaktadır. Doğal olarak, sorgu sual sormayanlar ve nam salmış rol modellerinin yaptıklarını bir ödev olarak kabullenenler, bir süre sonra kendilerini sorgulayıcı konumunda görmeye başlamakta, dolayısıyla da bir sorgulayıcı olarak kendilerinden sorgu sual sorulmasını istememektedir. Çünkü onlar, bu aşamada kendilerini, bir kanun koyucu olarak görmeye başlamaktadırlar. Bu bağlamda, kanun koyucuya ve kanuna her karşı geliş, kendilerini kanun koyucu, adalet dağıtıcısı, kahraman, koruyucu veya cezalandırıcı ilan edenlerin, her karşılaştıkları durum veya olaydan kendilerine vazife çıkaracak şekilde illegal bir güvenlik gücü olarak görevlerini kendi bildikleri şekliyle yapmaları ve sorun gördükleri şeyi halletmeleri kaçınılmazdır, denilebilir. Meşrulaştırılmış Şiddeti Onaylayan Kültür Değerlerinin Aktarılması Şiddetin, saldırganlığın ve suçlu davranışın öğrenilmesi, sadece, doğal bir aile ortamındaki tartışma ve çatışmalara bağlanamayacağı gibi çocukların, yeniyetmelerin ve gençlerin nam salmış rol modelleriyle özdeşleşmeleri üzerinden de açıklanamaz. Bunun çok daha derinlerde yatan bir nedeni olmalıdır. Bu nedenle şiddet, saldırganlık ve suçlu davranışın açıklanması ve tanımlanmasında içinde yaşanılan yerin özellikleri, yapısı ve bu yapıda geleceğin kültür mirasının bırakılacağı tiplerin oluşumunu sağlayan kültür kodlarının çok ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Böylelikle hangi davranışın saygın, onurlu ve yerine getirilmesi gereken zorunlu bir görev kabul edildiği ya da canice gerçekleştirilen bir eylem biçimi olduğu ortaya konulabilir. Bu bağlamda, çocukların, yeniyetmelerin ve gençlerin şiddete, saldırganlığa veya suçlu bir davranışa yönelirken, onu, bir amaç mı yoksa bir araç için mi kullanmış oldukları aydınlatılmalıdır. Çünkü genel olarak bu türdeki davranışların bir amaç haline getirilmesi kınanmakta iken, araç olarak kullanılabileceği durumlar kabul edilebilir bulunmaktadır. Araç ve amaç arasındaki farkı, ringde birbirine yumruk atan boksörlerle, sokakta kavga eden iki kişinin arasında geçen yumruk dövüşüne bakarak çıkarmak mümkündür. Boksörlerin birbirlerine karşı uyguladıkları saldırı ve şiddette maçı ve ekmeğini kazanmak için belli kurallar dâhilinde karşısındakine zarar verilmesi söz konusudur. Buna karşın ikinci seçeneğin temelinde bir başkasını sadece incitmek ve ona zarar vermek yer almaktadır. Aynı farklılık, bıçağını hastasını iyileştirmek için kullanan bir doktorla, insanları öldürmek için kullanan bir katil arasında yapılabilecek bir karşılaştırmadan da elde edilebilir. Bu bağlamda meşru şiddetin veya saldırganlığın, gayri meşru şiddet ve saldırganlığa göre daha sınırlı ve belli, formel olarak daha organize edilmiş ve düzenlenmiş olduğu söylenebilir (Corbin, 1989: 45). Ancak burada yapılan ayrım çok keskin değildir. Çünkü her toplumun kültür kodları ve insan yetiştirme düzeni birbirinden farklılık göstermektedir. Kısaca bir toplumda amaç olan bir şey, bir başka yapı ve yapılanma içerisinde araç olabilmektedir. Buna göre her toplumun, şiddeti, saldırganlığı hatta suçlu davranışları meşru sayabileceği ve onların her birini meşru bir yönde kullanabileceğine yönelik haklı gerekçeler gösterebileceği sonucuna ulaşılabilir. Kuşkusuz toplumun, onaylanmayan bir davranışı haklı gerekçeler göstererek onaylamasında en büyük destekçisi, bazı bilim insanlarınca da en küçük devlet olarak kabul edilen ailedir. Çünkü aileler, geleceğin yetişkinlerine belli değerleri aşılarken ve kodlarken, aynı zamanda onları, aşıladıkları ve kodladıkları değerler çerçevesinde de düşünmeye sevk etmektedir. İşte bu noktada bir davranışın meşru veya gayrı meşru bir eylem biçimi olarak kabul edilişi, ailenin bu kültür kodlarını başlı başına bir değer olarak gelecek nesillere aktarıcılığı esnasında belirginlik kazanmaktadır. Örneğin aileler tarafından çocuklarda belirli bir kimlik edinmenin gerekli bölümünü oluşturabilmek için kötü nesneleri, gerçek düşmanlara ya da kötü ötekilere dönüştürmek üzere çaba sarf edilmektedir. Bu çabaları sayesinde aileler, dost ve düşman kavramları arasında belirgin bir ayrım yaratmakla birlikte 180 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
185 Şiddete Sürüklenerek Suça İtilenler: Geleceğin Suçlularını Yetiştirmek Üzerine Düşünceler aynı zamanda gelecek nesilleri, kendileriyle benzerlik içerisinde olanlara merhametli ve sevecen; bunun dışında kalan ötekilere ise acımasız ve saldırgan davranmaları yönünde koşullandırmış olmaktadırlar. Böylelikle toplumun her bir üyesinin kendilerini bir taraftan kim olmadıklarıyla tanımlamaları sağlanırken, diğer taraftan düşmanla uyuşabilecekleri psikolojik bir ilişkinin başlamasının önüne geçilmektedir (Robins- Post, 2001: ). Doğal olarak böyle bir yapı ve yapılanma içerisinde edinilen kodlar ve meşru görülen kültür değerleri, gelecek nesillerin tüm hayat alanlarının merkezine içselleştirilmiş bir biçimde getirildiğinde, artık, bedenlerini bir silah gibi kullanabilen Haşşaşiyun Savaşçıları yla her an karşılaşabiliriz, demektir. Bahsi geçen savaşçılara Dünya da olduğu kadar Türkiye özelinde de rastlamak mümkündür. Örneğin ilk etapta okuduğumuz andımızın bir mısrasında varlığım varlığına armağan olsun, denilmektedir. Ayrıca sevgi ve sevincimiz ısırarak, dişleyerek, yeme eylemiyle gösterilmektedir. Bu sevgi ve sevincin daha coşkun ve taşkın hali ise, maçlardan çıktıktan sonra veya düğünlerde silahlardan etrafa saçılan mermi kovanlarından net bir biçimde anlaşılabilir. Bunun yanı sıra aynı savaşçıları, bir yiğitlik gösterdikleri için şeref payelerinin verilmesinde veya bir aile şerefinin ihlalinde lekenin temizleyicisi olarak da görmek mümkündür. Çünkü at, avrat ve silah çok önemli bir kültür kodu ve değeri olarak içselleştirilmiştir. Böyle bir kültür, yiğitlerinden, düşmanın uykuda olduğu anlarda bile kuşkucu bir biçimde hareket etmelerini beklemektedir. O halde yiğit olmak, kuşkucu hareket edilmediği ve bu uğurda her türlü fedakârlık yapılmadığı sürece elde edilememektedir. Buna göre, sosyal öğrenmenin negatif etkisini yadsımamakla birlikte sadece Tv de taş atanları gördüğümüz için taş atmadığımızı ya da nam salmış rol modellerine bakarak silaha sarılmadığımızı söyleyebiliriz. Böyle bir davranışta bulunma nedenimiz, yani yeri geldiğinde her şeye düşman olabilecek bir yok edici olmamız, bize, şeref olarak algılatılan kültür kodlarından kaynaklanmaktadır. Nitekim kültürümüzde de kurban olmanın özel bir anlamı bulunmaktadır. Bu özel anlam kendini, bizde, yakıp yıkmadığımızda, yok etmediğimizde bir suçluluk ve utanç duygusu olarak göstermektedir. Böyle bir duygu, örneğin kınalı eller, kınalı başlar, kınalı kuzular, on beşliler, yüz yirmiler ve gidenlerin türkülerinde yer alanların üzerinde belli bir kolektif ruhun oluşumda etkili olduğu kadar aynı zamanda onları, belli bir yönde ivmelendiren bir güç olmuştur, denilebilir. Kısaca bu duygu, hem kurban edilenin ve yitik olanın trajik sorumluluklarını göstermekte hem de onların trajik sonları hakkında bir fikir vermektedir. Bu nedenle günümüzde suç sosyolojisi ile ilgili literatürde de şiddet, saldırganlık ve suçlu davranışların tanımlanması ve açıklanmasında, sosyal yapı ile birlikte sosyal çevreyle olan eklemlenme mekânlarının çok ciddi bir biçimde analiz edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Özellikle sosyal yapı, kültür kodları, sosyal çevre düzeni ve düzensizliklerinin şiddete, saldırganlığa ve suça teşvik edici momentler tesis ettiği ve bu eğilimleri arttıran bir matris çizdiği üzerinde durulmaktadır (Bortner, 1988: 220). Bunun yanı sıra bahsi geçen yerlerde yapılan incelemelerin merkezi yörüngesinde kolektif bilincin kuvvetli ve somutlanmış yatkınlıklarını ihlal eden fiillerin doğasına ilişkin çözümlemeler fazlasıyla yer almaktadır (Wacquant, 2007). Kısaca, bahsi geçen kültür kodlarının içselleştirilme ve onların harekete geçirme biçimi, aynı zamanda suç işleme fırsat ve imkânları bakımından suça teşvik edici bir rol oynamaktadır (Brantingham- Faust, 1976: ). O halde, bütün bu ifadelerin ışığı altında şiddet, saldırganlık ve suçlu davranışın tanımlanmasında, ait olduğu kültür dokusu, yapısı, çevresi, kültür kodları dikkate alınmadan yapılan her açıklama, sınıflama ve kavramsallaştırmanın eksik olduğu söylenebilir. Çünkü normallik, anormallik, meşruluk, gayri meşruluk veya kutsanmışlık bu yapıya göre belirlenmektedir. Bunu daha da aydınlatmak ve işlevsel kılabilmek ise belli bir toplum veya topluluk değerleriyle karşılaşılmasını ve karşılaşılan değerlere takınılan tavırların karşılanma biçimlerine odaklanılmasını gerekmektedir. Böyle bir odaklanma gerçekleştirildiğinde birbirinden farklı hareket etme biçimlerinin temelinde yatan nedenler de ortaya konulmuş olabilir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
186 R. Sam Geleneksel Eğitim Aracı Olarak Şiddet ve Saldırganlık Bilindiği gibi toplum ve toplulukların devamlılığını sağlayan en önemli ilişki, toplum ve topluluklara ait kültürel birikimin genç kuşaklara aktarılması süreci içerisinde ele alınmaktadır. Kısaca eğitim kavramıyla tanımlanmaya çalışılan bu süreç, fert ve toplum ihtiyaçlarına yönelik sağlıklı bilgi, değer ve davranışların kazandırılması sürecidir. Ancak bu süreç, aynı zamanda gelecek nesillerin örgütlü toplum yapısı ve hayatına uyum sağlaması ve alıştırılması sırasında hem gönüllülük esasına göre istendik davranışları sergiledikleri ve ödüllendirildikleri hem de gerektiğinde cebirsel uygulamalara başvurularak cezalandırıldıkları bir süreçtir. Kuşkusuz bu sürecin de en önemli aktörü, ailedir. Toplumumuzda genel anlamda dayağın reddedilmediği, onun, yeri geldiğinde bir ceza aracı olarak kullanıldığı bilinen ve kabul edilen bir görüştür. Özellikle yapılan araştırma ve incelemelerde de çocukların yaramazlığı ya da söz dinlememelerinde dayağa başvurulduğu, onun meşru sayıldığı ve geleneksel eğiticilik işlevine sığınılarak haklı çıkarılmaya çalışıldığı gözlenmektedir (Özgüven, 2001: ). Nitekim kızını dövmeyen dizini döver, ben ağlayacağına sen ağla şeklindeki veciz ifadeler, bu haklılaştırmayı doğrular niteliktedir. Denilebilir ki, dayağın veya şiddetin daha okul öncesi dönemde başlayan biçimsel olmayan düzeydeki bu haklılaştırım tarzı, çocukların okul çağına gelmesi sırasında da bu kez formel bir yapıda devam ettirilmektedir. Öyle ki ebeveynler, çocuklarını ilköğretime kayıt ettirip öğretmenlerine teslim etmeye gittiklerinde eti senin kemiği benim demektedirler. Buna göre dayak veya şiddet, biçimsel olan ve olmayan her iki yapıda da çocukları baskı altına alıcı ve onları disipline edici bir araç olarak görülmektedir. Burada beliren sıkıntı, gelecek nesillerin büyümeye, konuşmaya ve yürümeye başladığı andan itibaren baskı altına alan ve benliği daraltan bir kişilik sistemine girmiş olmalarıdır. Bunun temelinde ise, ailelerin çocuklarının uysallık ve boyun eğmelerini ödüllendirmeleri; buna karşın, hareketlilik ve canlılıklarını ayıplarla denetim altına alarak, onları cezalandırmaya çalışmaları yer almaktadır (Tezcan, 1987: 158). Burada düşünülen, uygulamaya konulan dolayısıyla da haklılaştırılmaya çalışılan şey, bu yolla, gelecek nesillerin tüm yaşamları boyunca eğitim yoluyla gerçekleştirilecek toplumsallaşma süreçlerinin şiddetin etkisi altında disipline edilmesi, onların yeri geldiğinde hem fizik hem de psikolojik olarak olgunlaşmalarının sağlanmasıdır (Teber, 1990: 93). Ancak böyle bir eğitim anlayışı, ezeli veya hayali düşmanların yaratılmasına, kişilerin kendinden ve başkalarından nefret duymalarına, dolayısıyla da sürekli kin besleme duygusuyla hareket etmeye eğilimli bireylerin çoğalmalarına uygun bir zemin hazırlamaktadır. Kısaca itaatkâr bir düzen ve düzenekte yetiştirdiğimiz gelecek nesillerden, gelecekte, boyun eğişe dayalı itaatkârlıklarının beklenilmeyen etkilerini görmek mümkündür. Unutulmamalıdır ki, dilsiz ve sessiz bıraktıklarımız ilk elde ortam sessizliğini bozarak ve dilsizliğe başkaldırarak kendilerini göstermektedirler. Bu da şiddeti doğurmakta; şiddetin kendisi de beraberinde zoru ve tahakkümü getirmektedir (Çetinkaya, 1995: 8). Çünkü boyun eğiş, kişiyi, teslim olduğu iktidarı ele geçirmesi yönünde motive etmektedir. Bir başka ifadeyle boyun eğenler, kendilerine bunu yapanlara bir anlamda senin iktidarından pay almak istediğim için boyun eğiyorum demektedirler. Gerçi bu yolla, kişinin tabi oluşunun yarattığı kendilik nefretinin üstü örtülmektedir, ancak nefretin kendisi bu kez, yorulmak bilmeden üretilen düşmanlara çevrilmektedir. Diğer bir deyişle, üretilen düşmanlar, kişilerin kendi iktidar gereksinmelerine ve kendilerinden nefret etmeye yol açan ele geçirmelere çok uygun gelebilecek gerekçeler oluşturmaktadır (Gruen, 2004: ). Böylelikle bu durumun süreklilik kazanması ve yapısallaşmasıyla birlikte toplumda hınç a dayalı rahatsızlar ciddi biçimde artmaya başlamaktadır. Kısaca, Shakespeare nin Macbeth e söylettiği şu veciz ifade gerçekleşmektedir: kötü başlayan şeyler, kendilerini hastalık olarak daha da güçlendirirler (Kierkegaard, 2007: 118). O halde, burada korku yoluyla bastırılan, dizginlenen yaşama yönelik itkiler ne kadar çok baskı altına alınır ve engellenirse, aynı şekilde yıkıma yönelik itkilerin de o kadar güçlü olabileceği gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Buradaki şiddetin, nefretin 182 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
187 Şiddete Sürüklenerek Suça İtilenler: Geleceğin Suçlularını Yetiştirmek Üzerine Düşünceler ve yıkıcılığın daha çok yaşanmamış bir yaşamın sonucu olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Başka bir ifade ile belli bir gücün etkisiyle yaşamın baskı altına alınmasına yol açan bireysel ve toplumsal koşullar, belli düşmanlık eylemlerinin kendilerine ya da başkalarına yönelik beslendiği kaynağı oluşturan bir yıkım tutkusunu yaratmaktadır (Fromm, 1993: 163). Özellikle burada gücün kendisinin, sıklıkla nefretten doğması ve nefretle birlikte çoğalarak büyümesinin çok önemli problemleri ve tehlikeleri doğurabileceği üzerinde durulmalıdır. Çünkü kullanılan güç, kendisinin başlı başına bir çekim merkezi haline gelmesiyle birlikte, kendimizden olduğu kadar kendi dışımızdaki her şeyden nefretimizin de en derin ifadesi olmaya başlamaktadır. Yani güç, bir süre sonra birbirimizi ve kendimizi öldürmekte kullandığımız en önemli araç haline gelmektedir. Kısaca kendilerine hükmedilenler, önce kendilerine hükmederek içe dönük, sonrasında ise başkalarının hayatlarına hükmederek dışa dönük güç uygulamak suretiyle sürekli olarak sadece öldürmek için yeni insanların bulunduğu bir kısırdöngüyü harekete geçirmiş olmaktadırlar (Sartwell, 1999: ). Böyle bir tutkunun yeri geldiğinde toplumun bütününü de tehdit edebilecek bir yapıya bürünebileceği ihtimal dâhilindedir, denilebilir. O zaman, aile üzerinden doğabilecek tehdit ve tehlikelerle karşılaşılmaması için her şeyden önce en küçük devlet olarak kabul edilen ailenin geleceğe sağlıklı bir şekilde taşınabilmesini sağlayacak uygulamalar özenle yerine getirilmelidir. Aile İçi İlişkilerde Şiddet ve Saldırganlığın Bir İletişim Dili Olarak Kullanımı Ebeveynlerin çocuklarıyla olan ilişkilerinde iletişimi gerçekleştirecek olan dilin kullanılma tarzı, hem iletişimin sürekliliğinin sağlanmasında hem de çocuklara belli bir karakter formasyonunun kazandırılması açısından hayati bir önem taşımaktadır. Başka bir ifade ile dilin kullanılma tarzı, çok önemli bir biçimlendirme şeklidir. Yeri geldiğinde sınırları çizmekte, içte veya dışta kalışımızı işaret etmekte ya da belli bir şekilde şiddetin ve saldırganlığın ifade edilmek istendiği en önemli araç haline gelmektedir. Bu bağlamda Bourdieuvari söylemde de dilin kendisi, kullanılma tarzına bağlı olarak başlı başına bir iletişim aracı olarak görülmekle birlikte aynı zamanda baskı ve şiddetin de en önemli araçlarından biri sayılmaktadır (Topper, 2001: 45). Özellikle erkekler arasındaki rekabet ilişkisinde geçerli olan ve onların belli bir nam almalarını sağlayan bir tür iletişim biçimidir (Marvin, 1989: 156). Ancak burada dilin kullanım tarzına bağlı olarak gösterilen baskı ve şiddetin niteliği ile ilgili olarak bir ayrıma gitme zorunluluğu vardır. Bunları, simgesel, tepkisel ve yok edici olmak üzere ele almak mümkündür. Simgesel şiddet, genelde itaat olarak algılanmayan itaatleri, kolektif beklentilere ve toplumsal olarak aşılanmış inançlara dayanarak çekip çıkaran şiddettir (Bourdieue, 1995: 188). Başka bir deyişle simgesel şiddet, meşru sayılan ve şiddet olarak kabul edilmeksizin varlığını sürdüren bir şiddet formudur. Özellikle de şiddetin nazik ve görünmez bir formu olarak maruz kalmaktan çok tercih edileni imlemektedir (Bourdieue, 1999: 192). Bu şiddet türüne Türk kültür tarihi içerisinde erkek çocuklarının belli bir yaşa geldiklerinde bir isim alabilmek ve bu isimle çağrılabilmek için cesaret gösterisinde bulunmalarının şart koşulması örnek gösterilebilir. Çünkü bu cesaret gösterisini başarılı bir şekilde tamamlayanlar isim hakkını elde etmekteydiler. Kısaca buradaki şiddet, hayatın idamesini sağlamaya yarayacak olan yeteneklerin sergilenmesinde kullanılabilecek bir araç konumundadır. Buna karşın tepkisel şiddet, bir insanın kendisinin ya da başkasının yaşamını, özgürlüğünü, onurunu ve malını korumak için kullandığı şiddettir. Bu türde gerçekleşen şiddet, ölümden ziyade yaşamın hizmetindedir; amacı da yıkım değil, korumadır. Tepkisel şiddette temel amaç, tehdidin getirdiği zararı başka yöne çevirmektir. Burada şiddetin savunulmasının nedeni, yaşamın sürdürülmesi yönünde bir fonksiyon görmüş olmasından kaynaklanmaktadır (Fromm, 1994: 19). Bu şiddet türüne de yine bir önceki örnekte olduğu gibi Türk kültür tarihinde yapılan bir uygulamayı örnek gösterebiliriz. Örneğin Eski Türklerde, savaşa sürekli hazır bulunulması için yalnız ordunun değil tüm toplum üyelerinin de içinde bulunduğu barış zamanlarında düzenlenen av partileriyle Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
188 R. Sam veya cirit oyunlarıyla sürekli kondisyonlarının yüksek tutulmaları söz konusudur. Burada da içinde yaşanılan kültürün öngördüğü şekliyle maruz kalınan şiddet, belli kazanımların elde edilmesi ve yeteneklerin yaşamın sürekli bir kararlılıkta sürdürülerek savunulabilmesi için geliştirilmesine yöneliktir. Yok edici şiddetin temelinde ise, kasten zarar vermek ve öç almak vardır. Bu şiddet türü, kurban ya da kısas yasası şeklinde kendini göstermektedir. Temel olarak, ayakta kalmasını ve dengesini sağlamak için değerlerini korumaya çalışan toplum ve toplulukların reflekslerini ifade etmektedir. Burada hayatta kalma kuralı emredici biçimde işlemektedir. Özellikle değerleri tehlikeye sokan ve onların işleyişine zarar veren eylemlere karşı toplum ve topluluğun korunmasını sağlama almak amacıyla olası suç ya da suçların ne olduğunu anlamaya çalışmadan önce onlarla savaşılmaktadır (Picca, 1995: 19). Bu şiddet türüne de günümüzdeki terör eylemlerini, bombalama faaliyetlerini, töre cinayetlerini, kan davalarını ve vandalizme dayalı tüm eylem biçimlerini örnek olarak gösterebiliriz. Burada öldürmek, yakıp yıkmak, yok etmek bir tür kendini doğrulama yolu haline gelmektedir. Bu şiddetin uygulayıcılarını bir tür ölümsever kişi olarak tanımlamak mümkündür. Bu kişiler için kesin olan ve ısrarla istenen tek şey, denetleyemedikleri yaşamı denetim altında tutmak için yaşamı ölüme dönüştürmektir (Fromm, 1994: 25 30). Bu ifadelerin ışığı altında belli bir aile ortamında çocuklarla kurulacak iletişimi başlatacak olan dilin kullanılma tarzının aynı zamanda çocuklarda buyurgan eğilimleri başlatabileceği, onlara militarist bir bakış açısını kazandırabileceği, itaate odaklı hareket eden ve müsemması olmayan otoriter kişilikleri inşa edebileceği ve hiçbir şekilde inisiyatif kullanamayan tiplerin oluşumuna uygun bir zemin hazırlayabileceği sonucuna ulaşılabilir. O halde, bir dilin içerisinde emir kipli ifadeler ne kadar çok sayıda ve çeşitte ise, hükmetmeye, boyun eğdirmeye dayalı buyurgan eğilimler de o kadar fazladır, denilebilir. Böyle bir durumda şiddeti bir iletişim dili olarak yaşayan ve kullananların gelecekte sergileyecekleri eğilimlerinin daha saldırgan ve fanatik nitelikte olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Şiddet ve Saldırganlığın Problemlerin Çözümünde Bir Yöntem Olarak Kullanılması Demokratik kültür değerlerinin yeşermediği, etik düzeyde kişiler arasında kendi farklılıklarından kaynaklanan diyaloğa dayalı bir fark yaratılamadığı ve düşüncelerin özgürce yaşanılmadığı bir yerde beliren sorunların çözümü için şiddet ve saldırıya başvurmak çok önemli bir yöntem olarak görülmektedir. Kuşkusuz böyle bir yönteme sıkça başvurmasının arka planında ailedeki negatif öğrenme süreci, meşrulaştırılmış kültür değerleri, aile yapısı, eğitim anlayışı, iletişimi sağlayan dilin kullanılma tarzı ve birbirinden farklı hizaya getirme stratejileri vb. belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu uygulamaları ve stratejileri, daha çok yapıcılık ve yaratıcılıktan ziyade yok ediciliğin hâkim olduğu yerlerde görmek mümkündür. Ayrıca bu şiddete, yaşanılan ülkenin savaş veya sömürge halinde olması durumunda da rastlanılmaktadır. Kısaca bu yöntemle, herkesin özgürce sesini duyurabilmesinin önüne daha yüksek perdeden bir sesin çıkarılmasıyla geçilmektedir. Başka bir ifadeyle en yüksek perdeden çıkarılan sesle, bütün diğer sesler susturulmaktadır. Ne yazık ki, gelecek nesiller, toplumsallaşma sürecinin her aşamasında bu uygulama ve stratejilerin birer canlı tanığıdır. Bu uygulamanın ilk başladığı yer ise aile ortamıdır ve bu ortamda ilk elde suskunluk ödüllendirilmektedir. Bu anlamda sürüden ayrılanı kurt kapar ve söz gümüşse sukut altındır şeklindeki veciz ifadelere, bu ödüllendirmenin dışa yansıma biçimleri veya örnekleri olarak bakılabilir. Unutulmamalıdır ki, her ödüllendirme kendini daha da taçlandıracak ve bulunduğu yeri haklılaştıracak mekanizmaları işlevsel kılmaktadır. Nitekim günümüzde de çok sayıda ülkede şiddet ve saldırganlığa, onların doğaları gereği araçsal bakılmaktadır. Öyle ki, tüm diğer araçlar gibi, şiddet ve saldırganlığın da her daim amacın rehberliğinde ve onunla birlikte meşrulaştırılmaya ya da haklılaştırılmaya gereksinim duyduğu vurgusu yapılmaktadır. Burada şiddet ve saldırganlığın, sadece açık değil aynı zamanda mevcut olduğu ve her amacın aracı haklı kıldığına değinilmektedir (Arendt, 1997: 57 58). Bu anlamda belli bir gruba giren kişilerin kendilerini ifade etmelerinde ya da 184 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
189 Şiddete Sürüklenerek Suça İtilenler: Geleceğin Suçlularını Yetiştirmek Üzerine Düşünceler başkaları tarafından tanınmak ve onaylanmak istemeleri durumunda, şiddet ve saldırganlığa yönelmek suretiyle, bunu, yaşadıkları sorunların veya anlaşmazlıkların çözümünde başarılı bir yöntem olarak kullanılmaları kaçınılmazdır, denilebilir. Buna göre, iletişime açık olmayan, sürekli boyun eğen, öğrenilmiş çaresizliği yaşayan ve bağımlı bir kişiliğe sahip olan herkeste şiddete ve saldırganlığa yönelim, kendini ifade etme biçimi olduğu kadar başkaları tarafından tanınmanın ve onaylanmanın gerçekleşebilmesi için bir önkoşul oluşturmaktadır (Michaud, 1997: ). Böylelikle kendini ifade ederek tanınma için yapılan ve dönüştürülen her mücadele, aynı zamanda hayatın idamesi için de bir mücadeleye dönüşmektedir (Türkdoğan, 1996: 146). Bunun yanı sıra geleneksel kültür kodları ve eğitim anlayışı gereği üretilen ve çoğaltılan düşmanlar üzerinden başvurulan bu yöntem, insanlara, kendi gerçeklerinden, iç hayaletlerinden hatta kendi iç nefretlerinden kaçmalarının da bir yolunu sunmaktadır (Gruen, 2004: 188). Ancak bu yönteme uzun süre devam edilmesi durumunda bu yöntemi tatbik edenlerin algılamaya bağlı olarak gerçeklerden bağının kesilmesi tehlikesiyle karşılaşılmaktadır. Özellikle uygulayıcılarının uzun vadede Skinner in deyimiyle özgür ve onurlu davranış yanılgısına düşmekten kendilerini kurtarmaları mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, Arendtvari söylemde kötülüğün olağanlığı denilen şey gerçekleşmektedir (Michaud, 1997: 93). Şiddet ve Saldırganlığa Yönelimde Davranış Düzenleyicilerinin Etkisi Ailedeki gelenek ve görenekler, yaşanılan yerdeki çevresel tutum ve değerler, çocuk yetiştirme düzeninde uygulanan disiplin ya da terbiye etme tarzları, çocukların algılanma biçimleri, içinde bulunulan mekân içerisinde nasıl hareket edilmesi gerektiği ile ilgili olarak davranışları düzenleyen normları inşa etmektedir. Ancak davranışları düzenleyen bu normlar, çocukların, yeniyetmelerin ve gençlerin aşırılıklarının dizginlenmesinde, onların sapkın nitelikteki davranışlara yönelmelerinin engellenmesinde talim ve terbiyecilik rolünü yerine getirmekle birlikte, aynı zamanda bir ihlalde bulunulduğunda veya sapkın bir davranışın cezalandırılması gerektiğinde çok önemli bir yol gösterici konumundadır. Kısaca davranışları düzenleyici normlar, yeri geldiğinde cezanın nasıl ve ne şekilde uygulanması gerektiğini belirlemektedir. Nitekim bu konuyla ilgili zaman zaman çeşitli nedenlerden ötürü hasımlar arasında şiddetli kavgaların olması, namus ve şerefin lekelenmesi durumunda kalındığında çocukların saldırganlaştıklarını, şiddete yöneldiklerini hatta suç işlediklerini, gelenek, görenek ve çevresel değerlerle birlikte ailenin yönlendiriciliğinde yapılan telkinlerle gerçekleştirildiğini gösteren çok sayıda örnekle karşılaşılabilir. Örneğin Türkiye nin kırsal kesimlerinde değerlerin derin bir kuşatıcılığı altında yaşayan geniş ailelerin çocuklarını kanlılarından öç almaya teşvik ettikleri saptanmıştır. Özellikle bu teşvikte bulunan aileler çocuklarından hasımlarıyla giriştikleri mücadelelerde kısasın kıyamete bırakılmamasını, kanın kanla ödenmesini istemektedirler. Çoğu zaman bir duygu sağanağı altında yapılan bu şartlandırmalar, çocukların yerine getirecekleri trajik görevi, bir şeref ve haysiyet meselesi olarak algılamalarına neden olmaktadır (Tezcan, 2000: 109). Böylelikle aile üyelerinden biri öldürüldüğünde çok küçük yaşlarından itibaren ailenin diğer üyelerinin sürekli ikaz, teşvik ve telkinini gören çocuklar, kanlarını yerde bırakmayacak şekilde bir hareket tarzını geliştirmeye koyulmuş olurlar. Başka bir ifadeyle kendilerine çileci bir ideal sunulan gelecek nesillerden, çektikleri acıları anlamlı bir şekilde gerekçelendirebilecekleri tepkilerde bulunmaları beklenilmektedir (Bernstein, 2010: 158). Bu beklentilerin somut bir biçimde gerçekleştiği yerlerde aynı zamanda nefretin kendisi de güçlü akılcılaştırmaların eşliğinde karmaşık bir saldırganlık duygusu ve yıkım arzusu olarak kendini göstermektedir (Kernberg, 2000: 44). Nitekim kurban olarak görülenlerden fiziksel ve psikolojik uzaklığın arttırılmasıyla zalimleşmek daha kolay hale gelmeye başlamaktadır. Bir anlamda kötülüğü yapanlar, bu sayede yaptıklarının sonucuna tanık olma derdinden kendilerini kurtarmaktadır (Bauman, 1997: 200). Burada vahim olan şey, şiddeti veya yok edici eylemi gerçekleştirenlerin daha 18 yaşına gelmemiş, yani reşit olmamış çocuklara bir Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
190 R. Sam silah verilerek işletilmesidir. Bunun nedeni, yaş küçüklüğünün cezai sorumluluk üzerindeki hafifletici etkisinden ileri gelmektedir (Yavuzer, 1998: 59 62). Dolayısıyla çocuklar tam da bu noktada Aristoteles in deyimiyle adeta kendilerini dama oyununda tek başına öne sürülen bir taş olmaktan veya avlanmayı bekleyen yabanıl bir hayvan gibi hissetmekten kurtaramamaktadırlar (Keane, 1998: 69). Kısaca çocuklar, yeniyetmeler ve gençler, feda edilmiş olan seçilmiş kurbanlar veya yaşanan sorunların aşılmasında kullanılacak günah keçisi ilan edilen birer şamar oğlanıdırlar. Kuşkusuz çocukların, yeniyetmelerin ve gençlerin, birer seçilmiş kurban olarak böyle bir trajik görevi yerine getirmelerinde, onların, tıpkı yetişkinler gibi davranmaları gerektiği yönündeki beklentileri yerine getirebilecek algılamaların veya bakış tarzlarının etkisinde çok fazla kalmış olmalarıdır. Böyle bir değer sistemi ve yapısı içerisinde egemen konumda olan zihniyet, kurban olarak seçtiklerinden, kendileri için öngördükleri rolleri oynamalarını beklemektedir. Bu zihniyet, çocukların fiziksel, sosyal ve psikolojik nitelikte olası sorunlarını bir sorun olarak görmediği gibi aynı zamanda bu sorunların çözümüne katılım sağlamak suretiyle vakit ayırmayı bir lüks saymaktadır. İşte bu nedenledir ki, çocukların daha ilk fizyolojik değişmeye başladığı zaman dilimleri, aynı zamanda onların, evlenme çağına girdiğinin bir habercisi olmaya yani, çocukluktan genç erkekliğe, yetişkinliğe veya gelin kızlığa geçilmiş olduğunun işaretçisi olarak değer kazanmaya başlamaktadır. Burada önemli olan ve çocuklardan beklenen şey, onların, erkeklik ve kadınlıkla ilgili rol ve tutumlarını büyük bir olgunlukla oynamalarıdır. Bütün bunlar ise, çocuğun veya gencin duygularını bastırmayı, içine gömmeyi, az konuşup çok düşünmeyi ve kararlarında tutarlı olmayı küçük yaşlarından itibaren öğrenmek zorunda bırakmaktadır (Çelebi, 1990: ). Burada unutulmaması gereken şey, minyatür yetişkin olarak algılanan, özellikle yetişkinlerin güç ve otoritelerinin olduğu yerlerde, onların suç etkinliğine kurban olarak katılmaları gerektiği düşünülen çocukların, bir süre sonra kaçınılmaz bir biçimde bu etkinlikleri taklit etmeye başlamalarıdır. Başka bir ifadeyle çocuklar, daha önceleri yetişkinlerin güç ve otoritelerine dayalı olarak gerçekleştirdikleri suç etkinliklerini, gelecekte kendileri güçlü bir yetişkin ve otorite haline geldiklerinde bu sefer kendi dışında olan başkaları tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünmektedirler (Postman, 1995: ). Yıkıcı değerler üzerinden gerçekleşen böyle bir döngüde asıl tehlike kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar ve bu nedenle de sınırsız bir şekilde güçlü olmak isteyenlerdir. Çünkü böyle bir istek bir süre sonra münferit terörizm gibi tamamen olumsuz bir biçim alabilmektedir (Eaglaton, 2004: 226). Bu olumsuz biçimin daha geniş ölçekte gerilla savaşına ve en uç noktasında konvansiyonel bir savaş haline gelebilmesi de her daim mevcuttur (Schlesinger, 1994: 147). O halde, bu ifadelerin ışığı altında bütün bunları bir şekilde öğrenen çocukların minyatür birer yetişkin olarak hayatın tüm acımasızlığı ve şiddetini öğrendikleri sonucuna ulaşılabilir. Çünkü kendilerine önerilen rolleri yerine getiremeyenler, bundan korkanlar veya rollerini reddedenler, toplum veya topluluk içerisinde olumlu bir değer atfedilen yiğit, mert ve delikanlı sıfatlarıyla anılmamış olmanın ağır baskı ve basıncını üzerlerinde hissetmeleri kaçınılmazdır. Dolayısıyla çocuklar bu ağır baskı ve yaptırımdan kurtulabilmek için kendilerine öngörülen sıfatlarla anılabilmek adına gerektiğinde şiddet veya suç davranışında bulunmaktan çekinmezler. SONUÇ Günümüzde gerek Dünya da gerekse Türkiye de yaşanan hızlı değişimler sorun çözücü olduğu kadar aynı zamanda sorun yaratıcı bir niteliktedir. Genel anlamda hızlı değişimler sonucu yaşanan sorunlar, değişime adapte olmak isteyenlerin kendilerini yeterli teçhizat ile teçhiz edememelerinden kaynaklanmaktadır. Başka bir ifade ile kendilerini bir şekilde değişime adapte edemeyenler, onun neden olacağı sarsıntıları ve gerilimleri yaşamak zorunda kalmaktadır. Denilebilir ki bu sarsıntı ve gerilimlerin en önemli odağını çocuklar, yeniyetmeler ve gençler oluşturmaktadır. Çünkü içinde yaşadıkları toplum veya topluluğun en uç noktasında yer almakta ve en savunmasız biçimiyle yaşamaktadırlar. Bu nedenle, çocuklar, yeniyetmeler ve gençlerdeki şiddet ya da suç eğiliminin ortaya çıkmasını ivmelendiren aile ve aileye bağlı değişkenlerin incelenmesinin büyük bir önemi vardır. 186 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
191 Şiddete Sürüklenerek Suça İtilenler: Geleceğin Suçlularını Yetiştirmek Üzerine Düşünceler Nitekim bugün içinde yaşanılan yüzyılın bir şiddet veya suç yüzyılına dönüştüğü gerçeğine dikkat edildiğinde anılan değişkenlerin neden incelenmesi gerektiği kendiliğinden anlaşılabilir. Çünkü geçmişteki izlenimler ve elde edilen kazanımlar, daha sonra iyi veya kötü yönde yaşanacakların çok önemli bir habercisi konumundadır. Bu en veciz biçimde, ne ekersen onu biçersin ya da rüzgâr eken fırtına biçer sözleriyle özetlenebilir. Zaten günümüzde yaşanılanlar da bu veciz ifadelerin bir yansımasıdır, denilebilir. Bir başka ifadeyle gelecekte kültür mirasını bırakacağımız nesilleri, mezar kazıcılarımız olarak kendi ellerimizle yetiştiriyoruz. O halde, olumsuz ve elverişsiz çevre şartlarının geçerli olduğu yapı ve yapılanmalar içerisinde yetiştirilen nesiller, ait olduklarını düşündükleri yapılardaki yaşadıkları dışlanmışlıkları ve baskıları, kendilerini bu yapılarla bütünleştirmek isteyenler üzerinde de yaşatmaya adaydırlar. Çünkü aman dileyenler bir şekilde gelecekte aman dilettirmekten kendilerini alamayacaklardır. Bu durum, içinde yaşanılan yerde başlı başına bir şiddet veya suç normunun oluştuğunu işaret etmektedir. Dolayısıyla bu olumsuz durumun yaşanılması istenmiyorsa toplumda ve onun en küçük yapı taşı olan ailelerde yapıcı nitelikte değerler inşa edilerek bunun eğitimi verilmelidir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
192 R. Sam KAYNAKÇA Arendt, H. (1997). Şiddet Üzerine, (Çev: B. Peker), İstanbul: İletişim Yayınları. Attar, H. (1994). Eğitim Ve Çocuk Suçluluğu, İzmir: Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 76. Bauman, Z. (1997). Modernite Ve Holacaust, (Çev: S. Sertabiboğlu), İstanbul: Sarmal Yayınları. Bernsteın, R. J. (2010). Radikal Kötülük: Bir Felsefi Sorgulama, (Çev: N. Erdoğan-F. Deniztekin), İstanbul: Varlık Yayınları. Bortner, M. A. (1988). Delinquency And Justice, Usa: Mcgraw-Hill Book. Bourdıeu, P. (1995). Pratik Nedenler: Eylem Kuramı Üzerine, (Çev: H. Tufan), İstanbul: Kesit Yayınları. Bourdıeue, P. (1999). Outline Of A Theory Of Practice, Cambridge: Cambridge University Press. Brantıngham, P. J.-Faust, F. L. (1976). A Conceptual Model Of Crime Prevention, Crime And Delinquency, (22), Corbin, J. (1989). İspanya da Ayaklanmalar : Antropolojik Açıdan Şiddet, (Yay. Haz. David Riches), (Çev: D. Hattatoğlu), İstanbul: Ayrıntı Yayınları. Çelebi, N. (1990). Köy Gençlerinin Sorunları, Aile Yazıları III, (Der. Beylü Dikeçligil), Ankara: Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Yayınları. Çetinkaya, H. (1995). Umudumuzun Cellâdı Kimliklerimiz, Ankara: Bilim Ve Sanat Yayınları. Eagleton, T. (2004). Kuramdan Sonra, (Çev: U. Abacı), İstanbul: Literatür Yayınları. Fanon, F. (2001). Yeryüzünün Lanetlileri, (Çev: Lütfi F. Topaçoğlu), İstanbul: Avesta Yayınları. Fromm, E. (1993). Özgürlükten Kaçış, (Çev: Selçuk Budak), Ankara: Öteki Yayınevi. Fromm, E. (1994). Sevginin Ve Şiddetin Kaynağı, (Çev: Y. Salman-N. İçten), 6. Basım, İstanbul: Payel Yayınevi. Gruen, A. (2004). Normalliğin Deliliği: Hastalık Olarak Gerçekçilik-İnsandaki Yıkıcılık Üzerine Bir Kuram, (Çev: İ. İgan), 3. Basım, İstanbul: Çitlenbik Yayınları. Gutterman, N. B. (1999). Enrolment Strategies İn Early Home Visitation To Prevent Physical Child Abuse And Neglect And The Universal Versus Targeted Debate: A Metaanalysis Of Population Based And Screening-Based Programs. Child Abuse Neglect, 23 (9): İçli, T. G. (2004). Kriminoloji, Ankara: Martı Kitap ve Yayınevi. Keane, J. (1998). Şiddetin Uzun Yüzyılı, (Çev: B. Peker), Ankara: Dost Kitabevi Yayınları. Kernberg, O. F. (2000). Sapıklıklarda ve Kişilik Bozukluklarında Saldırganlık, (Çev: M. B. Büyükkal), İstanbul: Metis Yayınları. Kernberg, O. F. (2003), Aşk İlişkileri: Normallik Ve Patoloji, (Çev: A. Yılmaz), 2. Basım, İstanbul: Ayrıntı Yayınları. Kıerkegaard, S. (2007). Ölümcül Hastalık Umutsuzluk, (Çev: M. M. Yakupoğlu), 4. Basım, Ankara: Doğu Batı Yayınları. Marvın, G. (1989). İspanyol Boğa Güreşinde Şeref, Haysiyet Ve Şiddet Sorunu, Antropolojik Açıdan Şiddet, (Yay. Haz. David Riches) (Çev. Dilek Hattatoğlu), İstanbul: Ayrıntı Yayınları. Mıchaud, Y. (1997). Şiddet (Çev: B. Peker), İstanbul: İletişim Yayınları. Özgüven, İ. Ethem (2001), Ailede İletişim Ve Yaşam, Ankara: Pdrem Yayınları. Pıcca, G. (1995). Kriminoloji (Çev: E. Erbaş), 2. Basım İstanbul: İletişim Yayınları. Postman, N. (1995). Çocukluğun Yokoluşu (Çev: K. İnal), Ankara: İmge Kitabevi Yayınları Ronıns, R.S.-Post, J. M. (2001). Politik Paranoya: Nefretin Psikopolitiği (Çev: İnci Kurmuş), İstanbul: Doğan Kitapçılık Yayınları. Sartwell, C. (1999). Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik (Çev: A. Yılmaz), İstanbul: Ayrıntı Yayınları. Schlesınger, P. (1994). Medya, Devlet ve Ulus: Siyasal Şiddet Ve Kolektif Kimlik (Çev: M. Küçük), İstanbul: Ayrıntı Yayınları. Sutherland, E. H.- G. (1955). Principles Of Criminology, Chicago: J. P. Lippincott Co. Teber, S. (1990). Politik Psikoloji Notları, İstanbul: Ara Yayınları. Tezcan, M. (1987). Kültür ve Kişilik, Ankara: Bilim Yayınları. Tezcan, M. (2000). Türk Aile Antropolojisi, Ankara: İmge Kitabevi. Topper, K. (2001). Not So Trifling Nuances: Pierre Bourdieue, Symbolic Violence And The Perversions Of Democracy, Constellations Volume 8, Number I, Pp Türkdoğan, O. (1996). Sosyal Şiddet ve Türkiye Gerçeği, İstanbul: Timaş Yayınları. 188 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
193 Şiddete Sürüklenerek Suça İtilenler: Geleceğin Suçlularını Yetiştirmek Üzerine Düşünceler Wacquant, L. (2007). Urban Outcasts: Toward A Sociology of Advanced Marginality, Cambridge: Polity Press. Yavuzer, H. (1998). Çocuk ve Suç, 9. Basım, İstanbul: Remzi Kitabevi. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
194
195 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMEN ADAYLARININ BİLİMİN DOĞASINA VE ÖĞRENME-ÖĞRETME SÜRECİNE YANSITILMASINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ * Necla KÖKSAL** - Melek ÇINAR*** Özet Bu çalışmanın amacı; sosyal bilgiler öğretmen adaylarının bilimin doğasına yönelik görüşlerini belirlemek, bilimin doğası ile ilgili konuların sınıf içi uygulamalardaki gerekliliğine ve bu konulara lisans derslerinde yer verilmesine ilişkin düşüncelerini açığa çıkarmaktır. Nitel bir durum çalışması olan araştırmada iç içe geçmiş tek durum deseni kullanılmıştır. Araştırma Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilgiler Eğitimi Anabilim Dalı nda öğrenim gören ve araştırmaya gönüllü katılan üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinden toplam on bir öğrenciyle yürütülmüştür. Katılımcıların; bilimin ve bilimsel bilginin özelliklerini açıklayabildikleri, bilimin doğasına yönelik bir bakış açısına sahip oldukları, toplumun bilim üzerindeki etkilerini örneklendirebildikleri görülmektedir. Ancak bilimin doğasına ilişkin kavramları tanımlamada güçlük yaşadıkları görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bilim, Bilimsel Bilgi, Bilimin Doğası, Sosyal Bilgiler, Öğretmen Adayı SOCIAL STUDIES PRESERVICE TEACHERS VIEWS ON NATURE OF SCIENCE AND REFLECTING NATURE OF SCIENCE ON LEARNING-TEACHING PROCESS Abstract The purpose of this study was to investigate the views of pre-service teachers on the nature of science, need of the nature of science in the classroom practices, and teaching nature of science at the undergraduate programmes. This research is a case study in which embedded single case design was used. This research was conducted eleven voluntary pre-service teachers who are third and fourth grade students at Pamukkale University, Faculty of Education, and Department of Social Studies Education. Participants had a point of views about nature of science, and gave examples to explain the effects of societies on science. In contrast, they had difficulties to define the concepts of nature of science. Key Words: Science, Scientific Knowledge, Nature of Science, Social Studies, Pre-service Teacher GİRİŞ Sosyal bilgiler toplumun ve bireyin gereksinimlerine yanıt verecek insan gücünün yetiştirilmesine olanak veren ve öğrenenlerin toplumsal konularda bilgi, beceri ve tutum kazanmalarını sağlayan bir alandır. Sosyal bilgiler toplumsal gerçekle kanıtlamaya dayalı bağ kurma süreci ve bunun sonunda elde edilen dirik bilgiler dir (Sönmez, 2005: 17). Milli Eğitim Bakanlığı (2005) tarafından geliştirilen ilköğretim programlarında sosyal bilgiler aşağıdaki gibi tanımlanmıştır: bireyin toplumsal varoluşunu gerçekleştirebilmesine yardımcı olması amacıyla; tarih, coğrafya, ekonomi, sosyoloji, antropoloji, psikoloji, felsefe, siyaset bilimi ve hukuk gibi sosyal bilimlerin ve vatandaşlık bilgisi konularını yansıtan öğrenme alanlarının bir ünite ya da tema altında birleştirilmesini içeren, insanın sosyal ve fiziki çevresiyle etkileşiminin geçmiş, bugün ve gelecek bağlamında incelendiği, toplu öğretim anlayışından hareketle oluşturulmuş bir ilköğretim dersi (s: 8) * Bu çalışmanın bir bölümü 18. Eğitim Bilimleri Kongresinde sözlü bildiri olarak sunulmuştur. ** Yrd. Doç. Dr., Necla Köksal, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi, DENİZLİ e-posta: [email protected] *** Melek Çınar, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi, DENİZLİ e-posta: [email protected]
196 N. Köksal - M. Çınar Sosyal bilgiler içeriğini sosyal bilimlerden almaktadır. Sosyal bilimlere ait olgular, bilgiler, kavramlar, genellemeler büyük ölçüde sosyal bilgilerin içeriğini meydana getirmektedir (Öztürk, 2009: 17). Sosyal bilimler olayların nedenleri ile ilgilenir ve anlamlandırmanın önemini vurgular. Öntaş (2010) siyasi yapının, eğitim kurumuyla birlikte sosyal bilimler üzerinden toplumsal dönüşümü hedeflediğini ve bu amaçla sosyal bilimler eğitimi verildiğini ileri sürmüştür. Eğitim kurumlarında verilen sosyal bilgiler dersi ile bireylere kazandırılması amaçlanan değerleri NCSS (Amerika Birleşik Devletleri Sosyal Bilgiler Ulusal Konseyi) özgürlük, adalet, eşitlik, insan onuru, çeşitlilik, doğruluk, sadakat, gizlilik, sorumluluk, uluslararası insan hakları, hukukun üstünlüğü ve otorite olarak belirlemiştir. Milli Eğitim Bakanlığı (2005) sosyal bilgiler programında verilen değerleri; aile birliğine önem verme, adil olma, bağımsızlık, barış, özgürlük, bilimsellik, çalışkanlık, dayanışma, duyarlılık, dürüstlük, estetik, hoşgörü, misafirperverlik, sağlıklı olmaya önem verme, saygı, sevgi, sorumluluk, temizlik, vatanseverlik ve yardımseverlik olarak belirlemiştir. Ercan (2001) ise sosyal bilgiler dersinin kazandırmayı amaçladığı değerleri evrensel ve ulusal değerler olarak iki bölümde ele almıştır. Bu değerlerin demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri, uygarlık, barış, bilim ve bilimsel düşünce, eşitlik, çevre duyarlılığı, sanat, sevgi gibi evrensel değerlerin yanında millet, devlet, vatan, ordu, cumhuriyet, ulusal simgeler, kahramanlık, dil, gelenek ve görenekler gibi ulusal değerleri de içerdiğini ileri sürmüştür (s. 15). Ercan ın sınıflamasında evrensel değerler içinde yer alan bilim ve bilimsel düşünce, eğitimin evrensel boyutlarda ele alındığı ve ülkelerin bütünleşme çabaları içerisinde olduğu bilgi çağında bireylerin sahip olması gereken önemli değerler olarak görülmektedir. Sosyal bilgiler öğretiminde amaçlara ulaşmak ve belirlenen değerleri bireylere kazandırmak için yaygın olarak kullanılan üç yaklaşım bulunmaktadır. Bunlar: Vatandaşlık aktarımı olarak sosyal bilgiler öğretimi, sosyal bilim olarak sosyal bilgiler öğretimi ve yansıtıcı inceleme olarak sosyal bilgiler öğretimidir (Barrr, Bart ve Shermis, 1978; Naylor ve Diem, 1987; Chapin ve Messick, 1999; akt: Doğanay, 2009). Birinci yaklaşımdaki bir sosyal bilgiler programının içeriğinde öğrencinin; geçmişi öğrenme, geçmiş ve gelecekle gurur duyma, sorumluluk alma, uygun davranışlar sergileme ve otoriteye bağlılık kazanımlarına ulaşması hedeflenir ( Safran, 2008). İkinci yaklaşım; sosyal bilimlere ait bilgi, beceri ve değerlerin kazandırılmasının etkili vatandaşlık için en iyi hazırlık olduğu varsayımına dayanır (Öztürk, 2009: 5). Üçüncü yaklaşımda amaç öğrencilerin bireysel ve toplumsal problemleri tanımlama, analiz etme ve karar verme becerilerini geliştirmektir (Safran, 2008). Bu amaca ulaşmak için öğrencilerden sahip olması beklenen beceriler; okuma-yazma becerisi, farklı kaynaklardan bilgiyi kullanma becerisi, problemleri belirleme ve çözme becerisi, bilgiyi yorumlama becerisi ve değerlerle ilgili durumları belirleyebilme ve çözüme ulaştırabilme becerisidir (Safran, 2008). İlköğretim sosyal bilgiler programında yer alan bilim, teknoloji ve toplum öğrenme alanı ile öğrenenlerin; bilim ve teknolojideki gelişmeleri, yaşamımızdaki yeri ve önemini, bilimin insanlığa sunduğu bilgilerin teknolojiye dönüştürülerek toplumun yararına kullanılmasını öğrenmeleri hedeflenmiştir. Konuyla ilgili olarak Çelikcan (2011) bilim, teknoloji ve toplum öğrenme alanının atıl bilgilerin ezberlendiği üniteler silsilesi olmaktan çıkarılması, öğrencilerin geçmişte yaşamış bilim insanlarının yaşamından ve ideallerinden ilham aldığı ve kendi projelerini yaptığı bir ders haline dönüştürülmesi (s. 164) gerektiğini ileri sürmektedir. Bireylerin ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda gelişimine devam eden bilim, toplumların da gelişmesine ve değişmesine katkı sağlar. Bilimin sahip olduğu değişim ve gelişim özellikleri ona ilişkin bir tanımın yapılmasında farklılıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İçeriğini sosyal bilimlerden alan sosyal bilgilerde, üzerinde durulan konular arasında sosyal bilgilerin doğası ve bilimin doğası yer alır. Bilimsel bilginin gelişiminin doğasında olan değerler ve varsayımlar (Lederman, 1992) olarak tanımlanan bilimin doğası; bilim tarihi, sosyolojisi ve felsefesi gibi alanları kapsayan araştırmalarla bilimin ne olduğunu, nasıl çalıştığını, bilim insanlarının rolünün ne olduğunu ve toplumun bilimsel çabalara karşı yaklaşımlarını açıklayan bir alandır (McComas, 2000; akt: Corcoran, 2009). 192 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
197 Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Bilimin Doğasına ve Öğrenme-Öğretme Sürecine Yansıtılmasına İlişkin Görüşleri Bireylerin bilimsel çalışmalar hakkında uzman olmalarını beklemek çok gerçekçi olmaz. Ancak temel düzeyde, özellikle öğrenenlerin bilimin doğasına ilişkin bileşenleri öğrenmeleri ve yorumlamaları ile mümkün olabilecektir. Bilimin doğasına ilişkin önerilen yedi bileşen şu şekilde sıralanmaktadır: Bilimsel bilgi kesin değildir, değişebilir; bilimsel bilgi deneyseldir; bilimsel bilgi özneldir (kuram yüklü); bilimsel bilgi yaratıcı ve hayal gücüne dayalı bir girişimdir; bilimsel bilgi sosyal ve kültürel olarak yapılandırılmıştır; gözlem ve çıkarım arasında fark vardır; bilimsel kuram ve kanunlar arasında hiyerarşik bir ilişki yoktur (AAAS,1989; AAAS, 1993; Lederman, 2007; Ben-Ari, 2005; McComas, 2003; akt: Tira, 2009). Bilimin doğasının öğretimi ile ilgili farklı yaklaşımların uygulandığı öğretmen adayları ile yapılan çalışmalar (Abd-,El-Khalick, 2001; Liu ve Lederman, 2002; Küçük, 2006; Beşli, 2008; Seung ve diğerleri, 2009; Ponsnanski, 2009) ve bilimin doğasına ilişkin öğretmen, öğrenci ve öğretmen adaylarının görüşlerinin alındığı betimsel çalışmalar (Çepni, 1998; Macaroğlu ve diğerleri, 1998; Taşar, 2003; Kang ve diğerleri, 2005; Walls, 2009) oldukça fazladır. İmamoğlu ve Çeken (2001) bilimin doğası içinde yer alan bilim tarihi ile ilgili yaptıkları çalışmada ilköğretim sosyal bilgiler dersinin bilim tarihi açısından fen ve teknoloji dersi ile ilişkisine bakmışlardır. Dokuman incelemesi tekniği ile yapılan çalışmada, 4-7. Sınıflarda her iki dersin programlarında, birbiri ile eşgüdüm içinde olmayan bilim tarihi ile ilgili pek çok kazanımın var olduğu ve bunların yeterince birbirini desteklemediği sonucuna ulaşılmıştır. Arı (2010) fen bilgisi ve sınıf öğretmenliği adaylarının bilimin doğası hakkında bilim insanının karakteristik özellikleri, bilimsel bilginin sosyal yapısı, bilimsel bilginin doğası konularında görüşleri belirlemeye çalışmıştır. Çalışmanın sonucunda öğretmen adaylarının bilimin doğası konusunda kavram yanılgılarına sahip oldukları bulunmuştur. Öğretmen adayları bilimsel kararlar, bilimin öznelliği, bilimsel modellerin doğası, hipotez, teori ve kanunlar arasındaki ilişki ve bilimsel yöntem konularında geleneksel (yetersiz) görüş belirtirken bilim insanının kişisel özellikleri, bilimsel bilginin geçiciliği ve araştırmalar için bilimsel yaklaşım konularında çağdaş (gerçekçi) görüş belirttikleri görülmüştür. Öğretmen adaylarının bilimin doğası hakkında görüşlerinin alındığı çalışmalarda, katılımcıların konuyla ilgili genel bilgilerinin olmasına rağmen kavramlarla ilgili yanılgılarının olduğu görülmektedir. Abd-El-Khalick ve diğerleri (1998), öğretmen adaylarının bilimin doğası hakkındaki görüşleri ve bunları sınıf içi uygulamalara nasıl yansıttıklarını incelemiştir. Bilimin doğası hakkında çalışmada, sınıf uygulamasıyla ilgili bir modeli içeren doğrudan etkinlik tabanlı bir yaklaşımı kapsamaktadır. Bu çalışmanın sonuçları, öğretmenlerin bilimin doğası unsurlarından beşi hakkında yeterli bilgiler gösterdiği fakat çoğunun kendi bilimin doğası unsurlarını öğretim uygulamalarına transfer etmekte başarısız olduklarını ortaya koymuştur. Akerson ve diğerleri (2000) yaptıkları çalışmada, öğretmen adaylarına bilimin doğasının öğretiminde doğrudan-yansıtıcı yaklaşımın etkisini değerlendirmişlerdir. Araştırmada, Lederman ve Abd-El-Khalick (1998) tarafından geliştirilen ve doğrudan-yansıtıcı yaklaşımla öğretmen adaylarına bilimin doğasını öğretmeyi amaçlayan bir dizi etkinlik kullanılmıştır. 50 öğretmen adayının katıldığı çalışmada veriler açık uçlu soruların yer aldığı anket ve yarı yapılandırılmış görüşmelerle toplanmıştır. Öntest ve son-test sonuçlarına göre bilimin doğası ile ilgili bazı bileşenler hakkında katılımcıların görüşlerinde olumlu gelişmenin olduğu, fakat bazı bileşenler ile ilgili görüşlerindeki değişimin tutarlı olmadığı belirlenmiştir. Posnanski (2009) yapılandırmacılığı benimseyen öğretmenlerin profesyonel gelişimleri ile bilimin doğasına dayalı bilgi oluşturulması arasında bir ilişki olması gerektiğini ileri sürmektedir. Yapılandırmacılığa dayalı öğretmen eğitiminde; katılımcılar, kendi öğretmen davranışlarını etkili bir biçimde analiz etmek ve öğrencilerin öğrenmelerini destekleyecek farklı stratejiler seçmek için bilgi kazanmaktadırlar (Posnanski, 2009). Bilim öğretiminde olumlu değişikler için öğretmenler bilimin içeriğini ve pedagojik formasyonlarını yapılandırmacı bir yaklaşım altında gerçekleştirmelidirler (Loucks- Horsley ve Stiles, 2001; akt: Posnanski, 2009). Yapılandırmacı yaklaşımda, öğrenenler deneyimlerini anlamlandırmak için araştırma yaparlar ve kendi bilgilerini yapılandırırlar (Campoy, 2005). Öğrenenlerin yaptıkları Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
198 N. Köksal - M. Çınar araştırmalarla bilgiye ulaşmanın yollarını keşfetmeleri ve bilime daha bilinçli yaklaşmaları amaçlanmaktadır öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan öğretim programları yapılandırmacı yaklaşıma dayalı olarak geliştirilmiştir. Sosyal bilgiler dersinde öğrenenlere eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme, problem çözme, karar verme ve bilişsel farkındalık gibi becerilerin kazandırılması ve öğrenenlerin bilimsel bilgiye ulaşmak için problem çözme basamaklarını takip etmeleri beklenmektedir. Araştırma basamakları temel olarak John Dewey nin (1910) yansıtıcı düşünme modelini izler. Bunlar; problemin belirlenip açıklanması, hipotezlerin kurulması, verilerin toplanması, hipotezlerin test edilmesi için verilerin incelenip yorumlanması ve sonuçlara ulaşılması (MEB, 2005). Bireysel ya da toplumsal bir problemi çözmek için; öğrenenin bilimsel süreç basamaklarını izlemesi, bu süreçte yaratıcı fikirler ortaya atması, elde ettiği sonuçlara eleştirel bakabilmesi onun bu becerileri kazandığına ilişkin nesnel bulgular olacaktır Araştırmanın Amacı Sosyal bilgiler öğretim programının genel amaçları içinde; bilim ve teknolojinin gelişim sürecini ve toplumsal yaşam üzerindeki etkilerini kavrayarak bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanır (11) ve bilimsel düşünmeyi temel alarak bilgiye ulaşma, bilgiyi kullanma ve üretmede bilimsel ahlâkı gözetir (12) amaçları (MEB, 2005: 2) yer almaktadır. Bu amaçlar, öğretmenlerin bilimle ilgili olarak öğrencilere kazandırmaları beklenen özelliklerdir. Ayrıca programda öğrencilere doğrudan verilecek beceriler arasında; araştırma becerisi, problem çözme becerisi, karar verme becerisi, gözlem becerisi ve değişim ve sürekliliği algılama becerisi gibi bilimin doğasının öğrenilmesinde işlevsel hale getirilebilecek beceriler bulunmaktadır (MEB, 2005). Belirlenen özellikleri, bilgi ve becerileri öğrencilere kazandırarak onlarda bilimin doğasına ilişkin olumlu tutum geliştirmeleri beklenen öğretmen adaylarının öncelikle kendilerinin yeterli bilgiye sahip olmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, lisans programında farklı derslerde öğrendikleri bilimle ilgili konuların onlarda bilimin doğası hakkında bir farkındalık oluşturması beklenmektedir. Bu çalışmada sosyal bilgiler öğretmen adaylarının bilimin doğasına yönelik görüşlerini belirlemek, bilimin doğası ile ilgili konuların sınıf içi uygulamalardaki gerekliliğine ve bu konulara lisans derslerinde yer verilmesine ilişkin düşüncelerini açığa çıkarmak amaçlanmıştır. 2. YÖNTEM Araştırmanın Modeli Bilimin doğasına yönelik sosyal bilgiler öğretmen adaylarının görüşleri derinlemesine ve ayrıntılı bir şekilde ele alındığı için bu araştırmada çalışmaya konu olan durumun bütüncül olarak yorumlanabilmesi amacıyla durum çalışması nitel araştırma yöntemi olarak kullanılmıştır. Bir konunun, bir olayın ya da bir kişinin ayrıntılı olarak incelendiği durum çalışmasında zengin ve detaylı veri elde edilir (Patton, 1987; Bogdan ve Biklen, 1998). Araştırma Yin (2003) tarafından önerilen durum çalışması desenlerinden iç içe geçmiş tek durum desenine göre yapılandırılmıştır. Bu desende, tek durum içinde çoğu kez birden fazla alt tabaka ya da analiz birimi olabilmektedir (Yıldırım ve Şimşek, 2005: 291). Araştırmada çalışılan bilimin doğasının sosyal bilgiler öğretmen adayları ile çalışılması tek bir durum olarak ele alınmış, üçüncü ve dördüncü sınıflar da alt analiz birimlerini oluşturmuştur. Alt analiz birimlerinden elde edilen bulgularla bütüncül sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır Katılımcılar Araştırma, öğretim yılında, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sosyal Bilgiler Eğitimi Anabilim Dalı nda öğrenim gören öğretmen adayları ile yürütülmüştür. Katılımcılar amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme ile belirlenmiştir. Ölçüt örnekleme yöntemindeki anlayış, daha önceden belirlenmiş ya da araştırmacı tarafından oluşturulan ölçütleri karşılayan bütün durumların çalışılmasıdır (Yıldırım ve Şimşek, 2008). Bu bağlamda; bilimin doğasına ilişkin kuramsal bilgi kazandıran Bilim Teknoloji ve Sosyal Değişme, Bilimsel Araştırma Yöntemleri, Bilim Tarihi, Arkeoloji, Sosyoloji, Antropoloji, Sanat ve Estetik derslerini ve bilimin doğası ile ilgili konuların uygulamasına ilişkin deneyim kazanma olanağı veren okul deneyimi ve öğretmenlik 194 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
199 Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Bilimin Doğasına ve Öğrenme-Öğretme Sürecine Yansıtılmasına İlişkin Görüşleri uygulaması derslerini almış olmak birer ölçüt olarak belirlenmiştir. Öğretmen adaylarının lisans derslerinde aldıkları kuramsal bilgi ile uygulamalı derslerde kazandıkları deneyimin bilimin doğasına ilişkin öğrenmelerine katkısını belirlemek için görüşmeler, belirlenen ölçütleri karşılayan üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencileriyle yapılmıştır. Araştırmaya gönüllü olarak üçüncü sınıflardan dört kadın ve iki erkek, dördüncü sınıflardan bir kadın ve dört erkek olmak üzere toplam on bir öğretmen adayı katılmıştır. Çalışmaya katılan öğretmen adaylarının her birine bir kod verilerek katılımcılar araştırma raporunun tümünde aynı kısaltmalarla tanımlanmıştır. Üçüncü sınıf öğretmen adayları ile yapılan görüşmeye G3, dördüncü sınıf görüşmesine ise G4 kodu verilmiştir. Katılımcıların birbirinden ayırt edilebilmesi için ise kodlar K1 den K6 ya kadar her bir katılımcı için ayrı ayrı belirlenmiştir Veri Toplama Aracı Araştırmada veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Katılımcıların bilimin doğası ile ilgili kuramsal bilgilerini grup içerisinde daha rahat ifade edebilecekleri düşünüldüğünden odak grup görüşmesi yapılmıştır. Görüşmelerde kullanılmak için geliştirilen görüşme formu öğretmen adaylarının bilimin doğası hakkındaki bilgilerini ve bilimin doğası ile ilgili konuların gerekliliğine ilişkin düşüncelerini açığa çıkarmak amacıyla iki bölümden oluşacak biçimde yapılandırılmıştır. Görüşme formunun ilk bölümünde; bilim nedir, bilimsel modellerin özellikleri nelerdir, kuram ve kanun arasındaki farklar nedir, bilimde deney ve gözlemin yeri nedir, bilimde hayal gücü ve yaratıcılığın önemi nedir?; ikinci bölümde ise bilimin doğası ile ilgili konulara derslerinizde yer veriliyor mu, hangi derslerinizde yer veriliyor ve bilimin doğası ile ilgili konuların öğretilmesinin gerekli olduğunu düşünüyor musunuz, niçin? vb. biçimindeki sorulara yer verilmiştir. Görüşme formunun geliştirilmesi sürecinde üç eğitim programları ve öğretim, bir sosyal bilgiler ve bir fen bilgisi alanında olmak üzere toplam beş uzmanın görüşlerinden ve alanyazından yararlanılmıştır. Alan eğitimcilerinin ve program geliştirme uzmanlarının görüşleri doğrultusunda tekrar düzenlenen görüşme formunda on üç açık uçlu soru yer almıştır. Yapılandırılmış ortamlara göre daha doğal ve bireysel görüşmelere göre daha rahat ortamların olduğu odak grup görüşmesi, ılımlı ve tehditkâr olmayan bir ortamda önceden belirlenmiş bir konu hakkında algıları elde etmek amacıyla dikkatle planlanmış tartışmalardır (Marshall ve Rossman, 1999; Yıldırım ve Şimşek, 2008). Odak grup görüşmeleri altı üçüncü sınıf ve beş dördüncü sınıf öğretmen adayı ile iki oturumda gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler ortalama 40 dakika sürmüş ve katılımcıların izniyle ses kaydı yapılmıştır Verilerin Çözümlenmesi Öğretmen adaylarının bilimin doğası hakkındaki görüşlerini belirlemek amacıyla toplanan verilerin çözümlenmesinde içerik analizi kullanılmıştır. Kodlama yoluyla verilerin altında yatan kavramları ve bu kavramlar arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmak (Yıldırım ve Şimşek, 2008: 227) amacıyla tümevarımcı yaklaşım temele alınmıştır. İki gruptan elde edilen veri seti yazılı hale getirildikten sonra bütünlüğü sağlamak amacıyla birkaç kez okunmuştur. Araştırmacılar tarafından ayrı ayrı kodlanan veri setinde tutarlığın sağlanması için bir araya gelen araştırmacılar kodlanan anlamlı veri birimlerini gözden geçirmişlerdir. Farklı biçimlerde kodlanan anlamlı veri birimlerinde uzlaşılan noktalar temalara ulaşmada temel alınmış, diğer kodlar ise göz ardı edilmiştir. Temaların ve temalar altında yer alan kodların iki grup arasında nasıl açığa çıktığına ilişkin benzerlikler ve farklılıklar karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Araştırmanın geçerliğini arttırmak amacıyla; Araştırmanın modeli, katılımcıları, veri toplama araçları, veri toplama süreci, verilerin çözümlenmesi ve yorumlanması ile bulguların nasıl düzenlendiği ayrıntılı bir biçimde tanımlanmıştır ve görüşme formunun geliştirilmesinde ilgili alanyazın incelenerek zengin veri toplanmasını sağlayabilecek kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. Araştırmanın güvenirliğini sağlamak amacıyla; veri toplama aracının geliştirilmesinde uzmanlardan yardım alınmıştır, bulguları sunarken alıntılar yorum yapılmadan doğrudan verilmiştir ve veri seti iki ayrı araştırmacı tarafından kodlanarak ortak kodlara ulaşılmıştır. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
200 N. Köksal - M. Çınar 3. BULGULAR Bilimin Tanımı Öğretmen adaylarına bilimin tanımı sorulduğunda, bilimin ne demek olduğunu bildikleri ama tam olarak bilimsel bir tanım yapamadıkları, tanım yapmaktan çok bilimin özelliklerini sıraladıkları görülmektedir. Ancak dördüncü sınıfların üçüncü sınıflara göre daha kapsamlı açıklama yapabildikleri belirlenmiştir. İki grup da bilimin birikimli olarak ilerlediğini ve sistematik bilgilerden oluştuğunu ileri sürmüştür. G3K4 bilimin birikimli olarak ilerlediğini Birikimli ilerleme gibi bir özelliği var yani bilimin. şeklinde ifade ederken, G4K2 de düşüncelerin şeylerin sistemleşmiş bir halidir mesela yani yaşamımızda herhangi bir ne olursa sistemli bir hale getirdiğimizde aslında bilimin bir boyutunu gerçekleştirmiş oluruz. diyerek bilimin sistematik bilgilerden oluştuğunu ileri sürmüştür. İki grubun ileri sürdüğü bu ortak görüşlerden farklı olarak üçüncü sınıf öğretmen adaylarından G3K1 in bir yığın araştırma biçimindeki açıklaması ile bilimin araştırmaya dayalı olduğunu belirtmiştir. G3K3 ise bilimde gözlem ve deneyin önemini hani gözlem ve deney sonucu elde ediliyor ifadesi ile ortaya koymuştur. G3K1 in yaptığı Neden sonuç var, karşılaştırmalar var şeklindeki açıklama bilimin neden sonuç ilişkisi kurma ve karşılaştırma yapma özelliğine vurgu yapmaktadır. Ayrıca bilimin objektif ve değişebilir olması gerektiğini G3K şu şekilde ifade etmiştir: [Bilimin] objektif olması mesela, tarafsız olması. Ya da bir şeyin herhangi bir bilimsel bilginin zamanla değişebileceği. Dördüncü sınıf öğretmen adaylarından G4K3 ün bir şeyi kanıtlamak ve somut verilerle onu hani gözler önüne serebilmek. ifadesi ile G4K5 İn merak ve bu meraka dayalı olarak bir arayış içerisine girmektir bence. ifadesi üçüncü sınıf öğretmen adaylarından farklı olarak bilimin kanıtlanabilirlik özelliğinin olduğunu ve merak sonucu oluştuğunu göstermektedir. Toplumun Bilim Üzerindeki Etkileri Toplumun bilim üzerindeki etkileri nelerdir? sorusuna ilişkin olarak öğretmen adaylarının konuyu gelişmiş ve gelişmemiş toplumlarda ortaya çıkan etkiler olarak iki boyutta ele aldıkları görülmektedir. Gelişmemiş toplumlarda dinin bilimin gelişmesini engelleyen önemli bir unsur olduğu G3K1 tarafından şu şekilde ifade edilmiştir: Gelenekselcilik ve din biraz daha otoriter biraz daha daha ön planda olduğu için bilime bence çok fazla pay ayrılmıyor hatta düşünüyorum Bu görüşe paralel olarak G4K4 de Yanlış görüşlerden dolayı. Yani dine dayalı görüşlerden dolayı. Dinin bilimi istemediği gibi saçma görüşlerden dolayı bazı dönemlerde geri kalmıştır biçimindeki açıklaması ile G3K1 i desteklemiştir. Bu ortak görüşlerin yanı sıra üçüncü sınıf öğretmen adaylarından G3K5, gelişmemiş toplumlarda ekonomik güçlüklerin bilimin gelişmesini engellediğini ekonomisi düşük olan toplumlar daha bilime hiçbir şekilde bakamıyor çünkü adam zaten karnı aç kendinin karnı aç olduğu için çocuğunun bilimsel bir faaliyette bunmuş bulunmamış olumlu hiçbir şekilde bir önemi yok biçiminde dile getirmiştir. Dördüncü sınıf öğrencilerinden G4K3 toplum kısır bakıyorsa at gözlükleriyle ya hani öyle bakıyorsa bilimin gelişmesi pek mümkün görünmez. Eğer, toplum yeniliklere açıksa ya da hani bir şeylere açıklık konusunda meyil veriyorsa bilim ancak öyle gelişir bence. şeklindeki açıklaması ile toplumun gelişime açık olmasının bilimin ilerlemesine katkı sağladığını savunmuştur. Bilimin Toplum Üzerindeki Etkisi Toplumun bilim üzerindeki etkilerinden sonra bilimin toplum üzerindeki etkileri konusunda öğretmen adayları bilgisayar ve internet kullanımının bilgiye ulaşmayı kolaylaştırarak toplumun gelişmesine olumlu katkı sağladığını ileri sürmüşlerdir. G3K1 ün Bir interneti ele alırsak, şu anda insanlar uzak diye bir şey yok. Hani toplum artık bunu kabullenmiş durumda. Hatta beğeniyor. Her evde artık bir bilgisayar var. ve G4K3 ün Bilim toplumu nasıl etkiler, ıı çok etkiler, olumlu yönde etkilerine baktığımızda aslında bu birazda insanların kullanışlarıyla ilgili galiba bilgisayarı iyi kullanırsak o derece toplum için faydalı olur. biçimindeki ifadeleri bilimin toplumları belirtilen konuda olumlu yönde etkilediğine ilişkin dikkat çekici birer örnektir. Bilimin toplum üzerindeki etkileri konusunda üçüncü sınıf öğretmen adaylarından G3K2 bilgisayar ve internet kullanımının yukarıda belirtilen olumlu özelliğinin yanı sıra Böyle 196 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
201 Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Bilimin Doğasına ve Öğrenme-Öğretme Sürecine Yansıtılmasına İlişkin Görüşleri ilişkileri azalttı. Ve şey bilgisayarı bir kere takılınca kitliyor kendini oturuyorsun, insanlar böyle daha soysal yerine asosyal olmaya başladılar. İlişkiler böyle daha azaldı. şeklindeki ifadesiyle bireylerin sosyalleşmesinde olumsuz etkileri olduğunu ileri sürmüştür. Bilimsel Bilginin Özellikleri Bilimin tanımı ile ilgili soruda tanım yapmakta zorlanan öğretmen adaylarının daha çok bilimin özelliklerini söyledikleri belirlenmiştir. Katılımcılar bilimsel bilginin özelliklerini evrensel olması, neden-sonuç ilişkisi içerisinde birikimli olarak ilerlemesi, objektif, kanıtlanabilir ve uygulanabilir olması biçiminde sıralamışlardır. Daha sonra yöneltilen Bilimsel bilginin özellikleri nelerdir? sorusuna da benzer yanıtlar verdikleri ve bunun yanı sıra G3K1 İn Kesinlik arz etmiyor. Değişebilir. ifadesi ve G4K4 ün Yeri geldiği zaman değişebilir olmalı. ifadesi ile en önemli özellik olarak bilimsel bilginin yeri ve zamanı geldiğinde değişebilir olması gerektiğini ileri sürdükleri görülmüştür. Katılımcılar bilimsel bilginin değişebilir özelliğinin eski bilginin yanlışlığının keşfedilmesi sonucunda gerçekleşebileceğini ileri sürmüşlerdir. G3K2 Yarın bir gün belki başka bir teori ortaya gelebilir burada mesela gözlem hatası olabilir ya da gözlem araçları yetersiz olabilir, yani yanlış yorum olabilir bunlardan dolayı değişiyor yani. ifadesiyle ve G4K4 de Değişir hocam bilimsel bilgiler. Baktığımız zaman paradigmalar var, o onu çürütüyor mesela, yeni bir şey ortaya atıyor, o da çürütülüyor... ifadesiyle kuram ve paradigmaların yeniden yorumlanması ya da çürütülmesiyle bu değişimin sağlanabileceğini belirtmişlerdir. Bilimde Deney ve Gözlemlerin Yeri Öğretmen adayları bilimde deney ve gözlemlerin kullanılması konusunda iki farklı görüş belirtmişlerdir. Üçüncü sınıf öğretmen adaylarından G3K4 bilimsel bilgi elde etmek için zaten temel kriterler ön şartlar, mutlaka deney ve gözlem yapmaktır. Deney ve gözlem yapmadan asla biz olayları ya akıl süzgecinden, filozofların yaptığı gibi bir akıl süzgecinden geçirerek yapabiliriz deneysiz ya da sadece olayları işte mitlerle, efsanelerle, kutsal şeylerle açıklayabiliriz. açıklaması ile deney ve gözlemlerin bilimsel bilgiye ulaşmayı sağladığını ileri sürmüştür. Farklı bir görüş olarak dördüncü sınıf öğretmen adaylarından G4K5 deney ve gözlemlerin bilginin kanıtlanmasını sağlamak için gerektiğini şu şekilde ifade etmiştir: bilimsel bilginin en önemli özelliklerinden birisi dedik nesnellik kanıtlanabilirlik dedik, bunu kanıtlayabilmek için de arayış içerisine girip deney proje gibi yöntemlerle kanıtlayabiliriz. Bilimsel Modellerin Özellikleri Bilimsel modellerin özellikleri hakkında iki grubun farklı yanıt verdiği görülmektedir. Üçüncü sınıflar modellerin gerçeğin birebir kopyası olmadığını ileri sürerek bilimsel modellerin doğru bir özelliğine değinmişlerdir. G3K5 gerçeğin aynısı olamaz. Mesela bir insan haritayı çizerken santimin farklı çizebilir, onun kabartmalarını farklı yapabilir. Bu yönde gerçeğin aynısını yansıtmayabilir. diyerek her bir modelin birbirinin aynısı olamayacağını belirtmiştir. Ancak dördüncü sınıflardan G4K1 ve G4K3 Bu modeller bir nevi gerçeğin kopyasıdır. biçimindeki açıklamaları ile modellerin gerçeğin aynısı olduğunu savunmuşlardır. Bu durum onların yaygın bir kavram yanılgısına sahip olduklarını göstermektedir. Bilimsel Yöntem Bilimsel yöntem nedir? sorusuna katılımcılar bilimsel yöntem ile olaylara doğru ve objektif çözümlerin bulunabileceğini ve tarafsız bilgilerin elde edilebileceğini ileri sürmüşlerdir. Bu görüşe ilişkin G3K4 Olayları doğru ve objektif çözümler elde etmek için kullanılır. Deney yaparken olabilir. Araştırma yaparken mesela. Tarih hakkında bir konu hakkında araştırma yaparken bunları kullanabiliriz. diyerek bilimsel yöntemin kendi alanında nasıl kullanılabileceğini belirtmiştir. Öğretmen adayları bilimsel yöntemin ne amaçla kullanıldığının yanı sıra bu yöntemin uygulamadaki farklılıklarına ilişkin de görüş belirtmişlerdir. G4K3 ün yaptığı İlkeler belki aynıdır ama gidiş o yöntemler değişebilir. Bilgileri toplama mesela, bilgiyi internetten de toplayabilir, gider yerinde de toplayabilir mesela bu toplama şekli değişebilir. açıklama bilimsel yöntemin ilkelerinin aynı olmasına rağmen kişilerin uygulama aşamalarında Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
202 N. Köksal - M. Çınar farklı basamakları izleyebileceği görüşünü desteklemektedir. Kuram ve Kanun Arasındaki Fark Kuram ve kanun arasındaki farka değinildiğinde her iki gruptaki öğretmen adaylarının kuramın ve kanunun birbirinden farklı olduklarını bildikleri ama ikisi arasındaki farkı tam olarak ortaya koyacak bilimsel bir açıklama yapamadıkları görülmektedir. G3K4 ün Teori de aslında uygulanabilir ama kesinleşmemiş şeyi ifade ederken kanun kesinleşen hani biraz daha objektif, biraz daha ne biliyim evrensel bir şey diye kabul edebiliriz. yaptığı bu açıklama ile kanunların kuramlardan daha yüksek bir statüde olduğu yönünde bir kavram yanılgısına, G4K1 in de Kanunların olabilmesi için kuramların olması lazım. Farklı bilim adamları, farklı kuramlar ortaya atar. Kuramlar üzerinde çalışmalar yapar. Kanıtlanabilirliğini ölçer. Kanıtlayabilirse kanun olur. biçimindeki bu açıklaması ile kanun ve kuram arasında bir hiyerarşinin olduğu yönünde bir kavram yanılgısına sahip olduğu görülmektedir. Bilimde Hayal Gücü ve Yaratıcılığın Önemi Bilimde hayal gücü ve yaratıcılığın önemi hakkında yalnızca üçüncü sınıfların anlamlı görüşler belirttikleri, ancak dördüncü sınıfların açıklamalarının konudan uzak olduğu belirlenmiştir. Öğretmen adayları bilimde hayal gücü ve yaratıcılığın başarıyı arttırdığını ve bilimde ilerlemeyi sağladığını ileri sürmektedirler. Bu konuya ilişkin olarak G3K1 hayal bence çok önemli, ne biliyim kafasında ne kadar tasarlarsa, kendini orada ne kadar hissederse yapacağını ne kadar düşünürse bence o kadar başarılı olur. diyerek hayal gücü ile başarı arasındaki ilişkiye dikkat çekerken G3K5 de bir öğrenciye yaratıcılık konusunda bir şey vereceksek, o öğrenciyi ilk önce o yapacağı şeyi zaten hayalinde kurması gerekir ki onu tasarlayıp yaratıcılık olarak dökmesi gerekiyor. ifadesiyle bireylerin yaratıcılığının hayal gücünün desteklenmesiyle mümkün olabileceğine vurgu yapmaktadır. Bunun yanı sıra hayal gücü ve yaratıcılığın desteklenmesiyle bilimde ilerlemenin gerçekleşebileceğini belirten G3K4 ün açıklaması şu şekildedir: G3K4: yaratıcılığı ve hayal gücüne siz ket vurmazsanız, engellemezseniz, tam tersi desteklerseniz bu tür şeyleri şu anda insanoğlu uzaya çıkabilir evrene çıkabilir birçok şeyi yapabilir. Bilim ve Sanatın Benzerlik ve Farklılıkları Bilim ve sanatın benzerlik ve farklılıkları konusunda öğretmen adayları bilim ve sanatın birbirinden farklı olduğunu, bilimin tarafsız olduğu ve kesinlik içerdiğini ama sanatın özgün ve kişisel olduğunu belirtmişlerdir. G3K1 in Bilim biraz daha tarafsız, kesinlik arz eden bir şey. Sanat özgündür, kişisel[dir]. biçimindeki bu görüşünde bilimin nesnelliğine sanatın ise öznelliğine vurgu yaptığı görülmektedir. Dördüncü sınıflar da bilim ve sanat arasındaki benzerlik ve farklara ilişkin olarak; bilimin belli bir temele ve kanıtlanmış bilgiye dayandığını fakat sanatta böyle bir özelliğin aranmaması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. G4K2 nin kimisi sübjektif, kendi duygu düşüncelerini ön plana çıkararak bir sanat eseri ortaya çıkarabiliyor. Bilime baktığımızda mesela, temellendirilmiş bir bilginin ortaya çıkarılmaya çalışıldığını görmekteyiz. ifadesi ve G4K4 ün. [Sanatta] da hayal gücüyle oluşuyor bilim de hayal gücüyle oluşuyor ama sanatın kanıtlanması gerekmez mesela bir tablo oluşturuyor onun güzelliğini, en güzel olduğunu kanıtlamasına gerek yok. ifadesi bilimin kanıtlanabilirlik özelliği ile sanatın öznellik özelliğini desteklemektedir. Derslerde Bilimin Doğası Öğretmen adayları lisans eğitiminde aldıkları derslerde bilimin doğası ile ilgili konulara yeterince yer verildiğini belirtmişlerdir. Katılımcıların görüşleri doğrultusunda bu derslerde bilimin doğasına ilişkin konulardan daha çok bilimin tarihsel gelişimine ve bilimsel yönteme değinildiği belirlenmiştir. G3K1 in Coğrafya dersinde, coğrafyacılar, ilk haritayı çizenler, günümüze kadar o kadar çok kişi gördük ki yani baya var yani. Tarihçiler açısından da gördük. ifadesiyle bilimin tarihsel gelişimine ve G4K4 ün de bilimin ne olduğu, neyi ortaya koymuş geçmişten günümüze kadar hangi ürünleri ortaya koymuş, ne tür araştırmalar yapılmış, araştırma yöntemleri falan öğrendik. ifadesiyle hem bilimdeki gelişmelere hem de kullanılan araştırma yöntemlerine derslerde yer verildiği anlaşılmaktadır. Bilimin Doğası ile İlgili Konuların Gerekliliği Bilimin doğası ile ilgili konulara derslerinizde yer verilmesinin gerekli olduğunu düşünüyor musunuz? sorusuna öğretmen adaylarının 198 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
203 Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Bilimin Doğasına ve Öğrenme-Öğretme Sürecine Yansıtılmasına İlişkin Görüşleri olumlu yanıt verdikleri görülmektedir. Öğrenme-öğretme sürecinde bu konulara yer verilmesinin öğrencinin cesaretlenmesine ve özgüvenin artmasına katkı sağlayabileceği görüşü ileri sürülmektedir. G3K4 Bu konular çok önemli konular, bilimin tarihsel gelişimini izlemeden bilmeden, adamlar nasıl yaratıcı düşünmüş farklı düşünmüş, toplumu nasıl karşısına almış cesaret göstermiş bunları öğrencilerin bilmesi, cesaretlenmesi yani kendine güven hissetmesi gerekiyor. bu açıklamasında bilimin doğası ile ilgili konuların öğretilmesiyle öğrencilerin bilimsel çalışmalar yapmaları için cesaret kazanacaklarını vurguladığı görülmektedir. Bunun yanı sıra, G3K4 bilimin doğasıyla ilgili konulara derslerde yer verildiğinde; bilimde yaratıcılığın, özgün düşünmenin ve araştırma isteğinin artacağını şu şekilde ifade etmiştir: G3K4 bunlar [bilimin doğası ile ilgili konular] çok gerekli şeyler, yani biz bunlara derslerimizde programlarımızda yeterince yer vermezsek biz ne bilim bekleriz ne yaratıcılık ne özgün düşünme ne de araştırma ruhu taşıyan bir öğrenci. Üçüncü sınıf öğretmen adaylarından G3K1 Burada gördüğümüzü orada [ilköğretimde] uygularsak, onlara [öğrencilere] öğrendiklerimizi yansıtabilirsek onlar da gelecekte bunu uygulayacaklardır. Bilime katkıda bulunabileceklerdir. Belki de bir bilim adamı bilim insanı yetiştirebileceğiz. biçimindeki açıklamasıyla bilimin doğasının lisans programlarında öğretilmesinin kendi meslek yaşamlarında uygulama fırsatı verebileceği ile ilgili farklı bir görüş belirtmiştir. Dördüncü sınıf öğretmen adayları bilimin doğası ile ilgili konuların gerekliliğine ilişkin üçüncü sınıf katılımcılar ile benzer görüş belirtmişlerdir. Ancak katılımcılar konuyla ilgili olumlu görüş belirtmelerinin nedenlerini açıklamada yetersiz kalmışlardır. Bu kapsamda katılımcılardan G4K3 yaptığı bilim kısmı öğretilmeli çünkü günümüzde yaşanan gelişmelerin nereden geldiğini bilirsek eğer, onları anlamamız ya da anlamaları [öğrencilerin] daha kolay olur. açıklamada bu konulara kendi derslerinde yer verildiğinde bilimsel gelişmeleri ve bu gelişmelerin tarihsel sürecini anlamada kolaylık sağlayacağını belirtmiştir. 4. SONUÇ VE TARTIŞMA Sosyal bilgiler öğretmen adayları ile yapılan bu çalışmada katılımcıların bilimin doğasına ilişkin konular hakkındaki düşünceleri açığa çıkarılmıştır. İlk olarak araştırmada, öğretmen adaylarının bilimin tanımını yapmakta güçlük çektikleri, bilimin tanımı ve bilimin özellikleri kavramlarına ilişkin yanılgılarının olduğu belirlenmiştir. Benzer sonuçların elde edildiği çalışmalarda katılımcılar bilimin; bir uzmanlık alanındaki bilgi bütünü olduğunu, zamanla değişebileceğini ve ilerleyebileceğini, gözlemlere dayanan, bireysel fikirlerin ve yanlılığın olmadığı bir çalışma alanı olduğunu belirtmişlerdir (Arı, 2010, Köksal, 2010, Ayvacı, 2007, Lederman, Abd-El-Khalick, Bell, and Schwartz, 2002). Toplumun bilim üzerindeki ve bilimin toplum üzerindeki etkisi hakkında öğretmen adaylarının tamamının bu iki kavramın birbirini etkilediği yönünde olumlu görüş belirttiği sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcılar toplumun değişime ve gelişime açık olmasının hem bilimdeki ilerlemeyi hem de toplumsal gelişmeyi destekleyeceğini belirterek konuyu örneklerle somutlaştırmışlardır. Bilimin ilerlemesinde ve bir toplumun gelişiminde rol oynayan unsurlardan dine ve ekonomik özelliklere değinilmiştir. Ayrıca teknolojik gelişmelerin bilimsel çalışmaları kolaylaştıracağı, bireylerin ve toplumun gelişimine katkı sağlayacağı görüşü ileri sürülmüştür. Doğan Bora (2005) ortaöğretim fen branşı öğretmen ve öğrencileri ile yaptığı araştırmasında katılımcılar, bilimsel araştırmaların dini ve ahlaki görüşlerden etkilendiğini söylemişlerdir. Dinin bilimsel araştırmalardaki etkisine ilişkin bu sonuç araştırma bulguları ile benzerlik göstermektedir. Ancak Nuangchalerm (2009) tarafından yapılan çalışmada bazı katılımcıların bilimsel çalışmalar sonunda elde edilen ürünlerin toplumu, kültürü ve yaşam biçimini olumsuz etkileyeceğini belirtmeleri araştırmada ulaşılan sonuçlar ile örtüşmemektedir. Bilimsel modellerin özellikleri hakkında üçüncü ve dördüncü sınıfların görüşleri arasında fark olduğu ortaya çıkmıştır. Üçüncü sınıflar bilimsel modellerin gerçeğin bir kopyası olmadığını belirterek bu konuda doğru bilgiye sahip olduklarını, ancak Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
204 N. Köksal - M. Çınar dördüncü sınıflar bunun aksini savunarak konuyla ilgili yanlış öğrenmelerinin olduğunu açığa çıkarmışlardır. Arı (2010) fen bilgisi ve sınıf öğretmenliği adaylarının bilimin doğası hakkındaki görüşlerini belirlediği çalışmasında; bilimsel modellerin doğasına ilişkin fen bilgisi öğretmen adaylarının bilimsel modellerin gerçeğiyle birebir aynı olmayacağını ama yüksek oranda yansıtacağını, sınıf öğretmen adaylarının ise bilimsel modellerin gerçeğin kopyaları olduğunu ve gerçeği çok yüksek oranda yansıttığını belirttikleri sonucuna ulaşmıştır. Fen bilgisi öğretmenleri, öğretmen adayları ve öğrenciler ile yapılan çalışmalarda katılımcıların bilimsel modellerin gerçeğin birebir kopyası olduğuna ilişkin yanlış bilgiye sahip oldukları belirlenmiştir (Aslan, 2009, Özcan, 2009, Doğan Bora, 2005, Ryan and Aikenhead, 1992). Öğretmen adaylarının büyük çoğunluğunun bilimsel yöntemi kullanma amacını doğru ifade ettikleri görülmüştür. Bunun yanı sıra, katılımcıların bilimsel yöntemin uygulanmasında bireysel farklılıkların olabileceğini açıklamaları dikkat çekicidir. Arı (2010) nın öğretmen adayları ile yaptığı karşılaştırmalı çalışmada bilimsel yöntemin kullanılış amacına ilişkin benzer sonuçlara ulaştığı belirlenmiştir. Katılımcılar bilimsel yöntemi bilimsel bilgiye ulaşmak için kullanılan araç-gereç ve bu yöntemi araştırmada kullanılacak yol, harita olarak tanımlamışlardır. Bazı katılımcıların bilimsel yöntemin her bilim insanına özgü olduğunu vurgulayarak var olan bilim insanı kadar bilimsel yöntem olduğunu iddia etmeleri bu çalışmanın uygulamada ortaya çıkan bireysel farklılıklar sonucu ile örtüşmektedir. Akçay (2007) ın fen bilgisi öğretmen adayları ile yaptığı deneysel çalışmada, katılımcılar uygulama öncesi kendilerine yöneltilen bilimsel yöntemi adım adım izlenecek bir yol ve kurallar olarak tanımlamışlardır. Ancak uygulama sonrası hiçbir katılımcının bu açıklamayı yapmadığı belirlenmiştir. Elde edilen bu sonuç sosyal bilgiler öğretmen adaylarının ileri sürdüğü, bilimsel yöntemin uygulanmasında izlenecek adımların bireyler arasında değişebileceği sonucuyla farklılık göstermektedir. Kuram ve kanun arasındaki farka ilişkin dikkat çeken nokta, öğretmen adaylarının iki temel kavram yanılgısına sahip olmalarıdır. Katılımcılar teorilerin yeterince kanıtla desteklendiğinde kanun olacağına, yani teori ve kanun arasında hiyerarşinin olduğunu ve kanunların teorilerden daha yüksek bir statüde olduğunu (Doğan ve diğerleri, 2009: 25) ileri sürmüşlerdir. Öğretmen adayları ile yapılan çalışmalarda Köksal (2009) ve Beşli (2008) benzer sonuçlara ulaşmışlardır. Öğretmen adaylarının, bilimsel bilgilerde hipotezden teoriye ve kanunlara giden hiyerarşik bir yapılanma olduğunu savunarak adayların geleneksel bir anlayışa sahip olduklarını belirlemişlerdir. Ochanji (2003) nin biyoloji ve kimya öğretmen adayları ile yaptığı araştırmada, adayların kanun ve kuram arasındaki benzerlik ve farklılıkları açıklamakta güçlük çektikleri, katılımcıların anket ve görüşme sonuçları arasında tutarlılığın olmadığı tespit edilmiştir. Aslan, Yalçın ve Taşar (2009) yaptıkları araştırmada öğretmenlerin büyük çoğunluğunun bilimsel kuram ve yasaların birbirine dönüşemeyeceği, bunların her ikisinin farklı türden bilimsel bilgiler olduğu görüşüne sahip olmadıklarını belirlemişlerdir. Öğretmen ve öğretmen adayları ile yapılan çalışmaların yanı sıra ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri ile yapılan araştırmalarda da benzer sonuçlara ulaşılmıştır (Muşlu, 2008, Doğan Bora ve diğerleri, 2006). Bilimde hayal gücünün ve yaratıcılığın önemini vurgulayan öğretmen adayları, bu kavramları başarı ve bilimde ilerleme ile ilişkilendirerek açıklamışlardır. Bilimsel bilginin bireylerin hayal gücü ve yaratıcılıklarını kapsadığını ileri süren Lederman, Abd-El-Khalick, Bell, and Schwartz (2002) bilimin içerdiği kuramsal konuları açıklayan bilim insanın yaratıcı olması gerektiğini savunmaktadır. Akçay (2007) ın yaptığı deneysel çalışmada, ön uygulama sonuçlarına göre katılımcıların büyük çoğunluğunun (%91) bilim insanlarının bilimsel çalışmalarının her aşamasında hayal gücü ve yaratıcılığa başvurduğu görüşü açığa çıkmıştır. Adayların bu görüşlerini ön uygulamada örneklerle destekleyemedikleri ancak deneysel çalışma sonunda örnekler verebildikleri belirlenmiştir. Benzer bir çalışmada Köksal (2009) katılımcıların hayal gücü ve yaratıcılıkla ilgili soruyu yanıtsız bıraktıklarını belirtmiştir. Fakat katılımcılardan biri hayal gücünün bilim için gerekli olduğunu ve planlamada kullanılabileceğini belirtirken 200 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
205 Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Bilimin Doğasına ve Öğrenme-Öğretme Sürecine Yansıtılmasına İlişkin Görüşleri uygulama aşamasında çok da kullanılan bir durum olmadığını ifade etmiştir. Lisans programlarında bilimin doğası ile ilgili derslerin yeterli olduğuna tüm katılımcıların olumlu görüş belirtmeleri dikkat çekicidir. Öğretmen adayları bilimin tarihsel gelişimi, bilimsel yöntem ve bilim insanları ile ilgili konulara derslerinde yeterince yer verildiğini açıklamışlardır. Ancak araştırmada ulaşılan sonuçlara göre; bilimin tanımı, bilimsel modellerin özellikleri, kuram ve kanun arasındaki farkın belirlenmesi gibi bilimin doğasına yönelik konularda ortaya çıkan kavram yanılgıları katılımcıların görüşünü desteklememektedir. Akçay (2007) ın araştırma sonuçları bir dönemlik dersin bilim tarihinin öğretiminde yetersiz bir süre olduğunu göstermiştir. Akçay bu sonuca göre bilim tarihi ve bilimin doğası derslerinin bir yıllık bir eğitimi kapsamasını önermiştir. Böylece öğretmen adaylarının bilimsel bilgini özellikleri hakkında daha derinlemesine bilgi edineceklerini ve tarih ve felsefe gibi konuları içeren araştırmalarda görev alabileceklerini belirtmiştir. Ayrıca bilim sosyolojisi gibi bir dersin programlarda yer almasını önermiştir. İki araştırmadan elde edilen sonuçların benzerliği doğrultusunda, sosyal bilgiler lisans programlarında ilgili derslerde bilimin doğasını kapsayan konuların daha ayrıntılı işlenmesi önerilebilir. Öğretmen adayları bilimin doğasına ilişkin konuların lisans derslerinde yer alması gerektiğini belirtmişlerdir. Bu konular öğretildiğinde, öğrencilerin araştırma yapmak için cesaretlenebileceği, özgüvenlerinin ve yaratıcılıklarının gelişebileceği ileri sürülmüştür. Wong (2002) bilimin doğasının öğrencilere iyi bir şekilde öğretilmesinin, toplumların değişmesine neden olan bilginin yaşamsal önemini de kavratacağını belirtmiştir (Akt. Doğan Bora, Arslan ve Çakıroğlu, 2006). Toplumların değişiminde ve gelişiminde önemli bir konu olan bilimin doğasının öğretmen adaylarına öğretilmesi gelecekte onların da kendi öğrencilerine öğretebilmeleri için önemli bir fırsat sağlayacaktır. Bu bağlamda, lisans eğitimindeki bilgilerini meslek yaşamlarında uygulayacak bireyler olarak öğretmen adaylarının aktif katılımı destekleyen, zengin öğrenme ortamlarında eğitim almaları sağlanmalıdır. Lisans programında topluma hizmet uygulamaları dersinde olduğu gibi farklı derslerde de projelerde yer almaları ve projelerini paylaşacakları ortamlar sağlanmalıdır. Sosyal bilgilerde bilimin doğası ile ilgili konuların öğretmen adaylarına kazandırılması amacıyla deneysel çalışmaların yapılması önerilebilir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
206 N. Köksal - M. Çınar KAYNAKÇA Abd-El-Khalick, F. Bell, R. L. ve Lederman, N. G. (1998). The Nature Of Science And İnstructional Practice: Making The Unnatural Natural, Science Education, 82, Abd-El-Khalick, F. (2001). Embedding Nature Of Science İnstruction İn Preservice Elementary Science Courses: Abandoning Scientism, but Journal of Science Teacher Education. 12 (3), Akerson, V. L. Abd-El-Khalick, F.ve Lederman, N. G. (2000). Influence of a Reflective Explicit Activity-Based Approach on Elementary Teachers Conceptions of Nature of Science, Journal of Research in Science Teaching, 37(4), Akçay, B. (2007). Inservice Science Teachers Views About the Nature of Science, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Dergisi. 5, (2). Arı, Ü. ( 2010). Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarının ve Sınıf Öğretmen Adaylarının Bilimin Doğası Hakkındaki Görüşlerinin İncelenmesi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Fırat Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü. Elazığ. Aslan, O. (2009). Fen ve Teknoloji Öğretmenlerinin Bilimin Doğası Hakkındaki Görüşleri ve Bu Görüşlerin Sınıf Uygulamalarına Yansımalar, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Gazi Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü. Ankara. Aslan, O., Yalçın, N. ve Taşar, M. F. (2009). Fen Ve Teknoloji Öğretmenlerinin Bilimin Doğasına Yönelik Görüşleri, Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. 10 (3), 1-8. Ayvacı, Ş. (2007). Bilimin Doğasının Sınıf Öğretmeni Adaylarına Kütle Çekim Konusu İçerisinde Farklı Yaklaşımlarla Öğretilmesine Yönelik Bir Çalışma, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Karadeniz Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü. Trabzon. Beşli, B. (2008). Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarının Bilim Tarihinden Kesitler İncelemelerinin Bilimin Doğası Hakkındaki Görüşlerine Etkisi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü. Bolu. Bogdan, R. C. Ve Biklen, S. K. (1998). Qualitative Research for Education: An Introduction to Theory and Methods. Boston, MA: Allyn & Bacon. Büyüköztürk, Ş. (2009). Bilimsel Araştırma Yöntemleri, Ankara: Pegem A Yayıncılık. Campoy, R. (2005). Case Study Analysis İn The Classroom Becoming A Reflective Teache,. California: Sage Publications. Corcoran, D. A. (2009). The Relationship Among Elementary Teachers Knowledge of Nature of Science Content Background,and Attitutdes Toward Science. Depertment of Science Teaching, Syracuse University. Çelikcan, Ş. (2011). Sosyal Bilgiler Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar-II. (Ed. R. Turan, A. M. Sünbül, H. Akdağ). Ankara: Pegem Akademi. Çepni, S. (1998). Fizik Öğretmen Adaylarının Temel Terimlerdeki Yanılgılarının Akademik Başarılarına Etkileri, Milli Eğitim Dergisi, 138, Doğan Bora, N. (2005). Türkiye Genelinde Orta Öğretim Fen Branşı Öğretmen ve Öğrencilerinin Bilimin Doğası Üzerine Görüşlerinin Araştırılması, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü: Ankara. Doğan Bora, N. Arslan, O., Çakıroğlu, J. (2006). Lise Öğrencilerinin Bilimin Doğasına Bakış Açıları, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 31, Doğanay, A. (2009). Sosyal Bilgiler Öğretimi, (Ed. C. Öztürk). Ankara: Pegem Akademi. Ercan, İ. (2001). İlköğretim Sosyal Bilgiler Programlarında Ulusal ve Evrensel Değerler, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Çanakkale. İmamoğlu, H. V. ve Çeken, R. (2011). İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersinin Bilim Tarihi Açısından Fen ve Teknoloji Dersi İle İlişkilendirilmesi Üzerin Disiplinlerarası Bir Bakış, ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi 2 (3), Kang, S. Scharmann, L. C. Ve Noh, T. (2005). Examining Students Views on the Nature of Science: Results from Korean 6th, 8th, and 10th Graders, Science Education, Karasar, N. (2009). Bilimsel Araştırma Yöntemleri, Ankara: Nobel Yayıncılık. Köksal, M. S. (2009). Dicipline Depent Understanding of Graduate Students in Biology Education Depertment About the Aspect of Nature of Science, Eğitim ve Bilim, 2010, 35, 157. Küçük, M. (2006). Bilimin Doğasını İlköğretim 7. Sınıf Öğrencilerine Öğretmeye Yönelik Bir Çalışma, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Karadeniz Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Trabzon. 202 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
207 Sosyal Bilgiler Öğretmen Adaylarının Bilimin Doğasına ve Öğrenme-Öğretme Sürecine Yansıtılmasına İlişkin Görüşleri Lederman, N.G (1992). Students and Teachers Conceptions of the Nature of Science: A Review of the Research, Journal of Research in Science Teaching, 29, Lederman, N. G., Abd-El-Khalick, F., Bell, R. L., ve Schwartz, R. S. (2002). Views of the Nature of Science Questionaire: Toward Valid and Meaningful Assessment of Learners Conceptions of the Nature of Science, Journal of Research in Science Teaching, 39 (6), Liu, S. ve Lederman, N.G. (2002). Taiwanese Gifted Students Views of Nature of Science. School Science and Mathematics, 102(3), Macaroğlu, E, Taşar, M.F. ve Çataloğlu, E. (1998, April). Turkish Preservice Elementary School Teachers Beliefs About the Nature of Science, Paper Presented at the Annual Meeting of the National Association for Research in Science Teaching, San Diego, CA. Marshall, C. Ve Rossman, G. B. (1999). Designing Qualitative Research. 3 Edition. Thousand Oaks, London: Sage Publications. MEB (2005). İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı, Ankara, Milli Eğitim Bakanlığı. MEB (2005). İlköğretim Fen ve Teknoloji Dersi Öğretim Programı, Ankara, Milli Eğitim Bakanlığı. Muşlu, G ). İlköğretim 6. Sınıf Öğrencilerinin Bilimin Doğasını Sorgulama Düzeylerinin Tespiti ve Çeşitli Etkinliklerle Geliştirilmesi, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, İstanbul. NCSS. Social Studies Standards, (Erişim tarihi: ). Nuangchalerm, P.(2009). Preservice Teachers Perception about Nature of Science, The Social Studies 4, (5), Ochanji, M.K. (2003). Learning to Teach the Nature of Science: A study of Preservice Teachers, (Unpublished PhD. Dissertation). Syracuse University, New York. Öntaş, T. (2010) İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersinde Yapılandırmacı Yaklaşım İle Dizgeli Eğitimin Öğrenci Erişi Arasındaki Fark, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Hacettepe Üniversitesi. Ankara. Özcan, M.B. (2009). Tarihsel yaklaşımın 7. Sınıf Öğrencilerinin Bilimin Doğasıyla İlgili Görüşlerini Geliştirmeye Etkisi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Abant İzzet Baysal Üniversitesi. Bolu. Öztürk, C. (2009). Sosyal Bilgiler Öğretimi, (Ed. C. Öztürk). Ankara, Pegem Akademi. Patton, M. Q. (1987). How to Use Qualitative Methods in Evaluation. Newbury Park, CA: Sage. Posnanski, T., J. (2009). Developing Understanding of the Nature of Science Within a Professional Development Program for İnservice Elementary Teachers: Project Nature of Elementary Science Teaching, Journal of Science Teacher Education 21, Ryan, A.G., ve Aikenhead, G.S. (1992). Students Preconceptions about the Epistemology of Science, Science Education, 76, Safran, M. (2008). Özel Öğretim Yöntemleriyle Sosyal Bilgiler Öğretimi, (Ed. B. Tay ve A. Öcal). Ankara: Pegem Akademi. Seung, E., Bryan, L. A. ve Butler, M. B. (2009). Improving Preservice Middle Grades Science Teachers Understanding of the Nature of Science Using Three İnsturcional Approaches, Journal of Science Teacher Eduacation, 20, Sönmez, V. (2005) Program Geliştirmede Öğretmen El Kitabı, Ankara, Anı Yayıncılık. Tasar, M.F. (2003). Teaching History and the Nature of Science in Science Teacher Education Programs, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Dergisi, 13(1), Tira, P. (2009). Comparing Scientists Views of Nature of Science Within and Across Disciplines, and Levels of Expertise. Department of Curriculum and Instruction, School of Education. Indiana University. Türk Dil Kurumu (TDK). (2010). Güncel Terimler Sözlüğü, (Erişim tarihi: ) Walls, L. (2009). A Critical Hermeneutic Study: Third Grade Elementary African American Students Views of the Nature of Science, (Unpublished PhD Thesis). Indiana: Purdue University. Yıldırım, A. ve H. Şimşek. (2005). Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri, Ankara, Seçkin Yayınevi. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
208
209 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa TÜRKÇEDE EYLEMSİLERİN (ORTAÇLAR VE ULAÇLAR 1 ) FRANSIZCAYLA İLİŞKİLİ OLARAK İNCELENMESİ Mustafa SARICA* Özet Bu çalışma, eylem kökenli niteleyicilerden oluşan dil olaylarını araştırmayı amaçlar. Eylemsilerin Türkçe ve Fransızcada kendine özgü işlevleri ve özellikleri vardır. Ayrı dillerdeki ortak işlevleri üstlenen yapılar incelendiğinde benzer ve benzemez durumlara rastlanılması olağandır. Eylem türünden belirticilerin ad ya da eyleme dönük niteleyici işlevli olarak kullanılması pek çok dilin ortak davranışıdır. Dillerin evrensel davranışları arasında görülen eylemsiler, bütün ortak yönlerine karşın, her konu ve konumda eşit ve denk örneklere sahip değildir. Anadildeki bütün dilbilgisel önbilgiler öğrenilen dilin algılanmasında belirleyici ve hazırlayıcı olmakla birlikte yanıltıcı da olmaktadır. İki ya da daha çok dil arasındaki doğrusal araştırmalar aynı konunun değişik dillerdeki işleyiş ilkelerini belirleme açısından büyük önem taşır. İki dilin eylemsilerinin ortak yanları yanında benzemeyen yönlerine de rastlanılır. Niteleyici işlevli bu kişisiz eylem biçimi, eyleme niteleyici özelliği katar ve Fransızcada tür ve kişi açısından uyuma girer. Olağan bir eylem özelliği olarak bir nesnesi vardır ve ulaç işlevi için bu eylemsi başına bir en birimi alır. Niteleyici işlevli bu yapılar Türkçede kişi ekleri Fransızcada ise kişi adıllarını alırlar. Her iki dilde de olumlu ve olumsuz kullanımları söz konusudur. Eksilti ile niteledikleri ad kaldırıldığında ad görünümü kazanırlar. Eylemsilerin Türkçe ve Fransızcadaki ortak işlevlerine karşın, her dilin kendi kullanım koşulları olduğu gözlenir. Diğerlerinden değişik olarak, niteleyici kökenli eylemsiler, Fransızcada her zaman nitelenin sonuna eklenir ve önlerine bir pekiştirme belirteci alabilirler. Bu araştırma ortaç ve ulaç işlevli eylemsilerin kullanımları konusunda, Türkçe ve Fransızcanın tutumunu incelemeye yöneliktir. Anahtar Kelimeler: Participe Gérondif, Participe Présent, Participe Adjectival, Ortaç, Ulaç, Bağfiil, Eylemsi, Zarffiil, Sıfatfiil. CONSTRASTIVE STUDY OF PARTICIPLES IN TURKISH IN RELATION WITH FRENCH Abstract This work has the aim to treat the facts resulting language skills of verbal origin. Verbal in the Turkish and French have their own functions and features. While examined common functions in different languages, it is usual to encounter related situations between two languages. For many languages it is a common behavior to use as adjective and gerund some indicators resulting from verbs. Seen between the universals of languages, the participles are not in equal and balanced position despite all the common aspects. All the grammatical perceptions in mother tongue are useful and preparative but are also misleading while learning a foreign language. Linear researches between two or more languages are of great importance to identify principles for the functioning of different languages. There are similarities beside different attitudes of the two languages. This impersonal modal form in adjective function provides verb by the characteristics of an adjective and agrees in gender and number in French. For the normal features of the verb, it receives a supplement and is also used as gerunds by adding "en" before the verb. These structures in adjectival form, accept the marks of possession in Turkish and possessive pronouns in French. They allow the affirmative and negative in both languages. When they skip by the ellipse the name which they qualify, they give the aspect of name character. Despite the common function as participles exercise in Turkish and French, each language has its way of fulfilling the role of 1 Le sujet des infinitifs a été étudié dans l article intitulé Formes verbales nominalisés en turc et en français dans la revu internationale Turkish Studies Pour plus de détails voir: SARICA, M., 2009, Formes verbales nominalisées en turc et en français, Turkish Studies (International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic) Volume 4/3 Spring * Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü, Öğretim Üyesi, DENİZLİ. e-posta: [email protected]
210 M. Sarıca participles. Unlike the others, participles adjective is always situated at the end of skilled word and can be preceded by an adverb of intensity in French. This work undertakes to study the attitude of the Turkish and French concerning the use of words based on adjective and gerund. Key Words: Participle, Verbal Noun, Gerund, Adjective, Verbal, Verb, Adverb, Indicator Ce travail a pour l objectif de traiter les faits de langues résultants des qualifications d origine verbale. Les participes ont leur propre manière de qualifier en turc et en français en fonction d adjectif, de participe présent et de gérondif. On observe des similitudes à côté de différentes attitudes entre les deux langues. Cette forme modale impersonnelle à la fonction adjectivale, fournit le verbe par les caractéristiques d un adjectif et s accorde en genre et en nombre en français. Par les traits du verbe normal elle reçoit un complément et s utilise aussi comme gérondif par l ajout de «en» devant la forme verbale. Ces structures, à la forme adjectivale, acceptent les marques de possession en turc et les pronoms possessifs en français. Elles autorisent la forme affirmative et négative dans toutes les deux langues. Quand on omet par l ellipse le nom qu elles qualifient, elles donnent l aspect du caractère nominal. Malgré la fonction commune que les participes exercent en turc et en français, chaque langue a sa manière de remplir le rôle de participes. A la différence des autres, les participes adjectivales se place toujours à la fin du mot qualifié et peut être précédé par un adverbe d intensité en français. Ce travail se charge d étudier l attitude du turc et du français vis-à-vis de l emploi des verbes en fonction d adjectif et de gérondif. LES PARTICIPES EN TURC DE TURQUIE : Pour le temps passé : (-miş, -dik) : Ils permettent d adjectiviser une forme verbale au temps passé. Ces deux marqueurs sont utilisés pour exprimer le temps passé avec ou sans nom. L emploi sans nom est considéré comme un choix elliptique. Exemple : kır-ıl-mış bardak = verre cassé casser-voix-part verre Cette forme peut se munir aussi de la marque de négation : Exemple : kır-ıl-ma-mış bardak = verre non cassé Casser-voix-nég-part verre tanı-dık müşteri = client connu connaître-part client tanı-ma-dık müşteri connaître-nég-part client client non connu gör - ül - me - dik bir güzel - lik voire-voix- nég -nom. un beau-dér. Une beauté jamais vue Ces formes sont aussi utilisables dépourvues de noms. bir tanıdık = quelqu un connu bir düşmüş = un misérable bir tanınmış = un célèbre Les formes utilisées avec le suffixe dik prennent les marques de possession et sont préférées surtout pour traduire les pronoms relatifs du français. Ce type d emploi est aussi 206 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
211 Türkçede Eylemsilerin (Ortaçlar ve Ulaçlar) Fransızcayla İlişkili Olarak İncelenmesi appelé «quasi proposition» par certains linguistes. temps indiqué par ce marqueur est le même avec celui de la conjugaison de l aoriste utilisé dans la forme verbale simple et composée. Exemple : Oku-duğ-um kitap lire-part-1ps livre = le livre que j ai lu Exemple : ak-ar su = l eau qui coule (toujours) couler-part-ø3ps bul-duğ-um yüzük = la bague que j ai trouvée trouver-part-1ps bague görür göz = l oeil qui voit (toujours) voir-part- Ø3ps konuş-tuğ-unuz kız= la fille avec laquelle vous avez parlé parler-part-2pp fille git-tiğ-i okul = l école où il va aller-part-3ps konuş-tuk-ları parler-part-3pp konu = le sujet dont ils parlent La consonne [k] du suffixe dik devient [ğ] devant une voyelle qui suit. Ces formes nominalisées des verbes permettent de former des phrases complexes. Comme elles prennent facilement des marques de possession, elles deviennent simplement modulables et maniables. Même une proposition subordonnée (une quasi proposition) puis qu elle est déclinable comme un simple nompeut être aisément l objet de la proposition principale Pour l aoriste : (-r) : Il permet de composer des participes au temps qui couvre tout le temps. Ce marqueur représenté ici par une seule consonne se munit d une voyelle dans la composition. La voyelle du radical du verbe précise celle du marqueur qui le suit. Ceci peut être ou une suite de voyelles antérieures ou une suite de voyelles postérieures dues à l harmonie vocalique. Le Il est aisément utilisé pour l expression de la forme négative du participe. Mais l aoriste ne s exprime que par la marque de négation en turc standard de Turquie. Le suffixe (-r) disparaît complètement à la forme négative comme on voit ci bas. bul-un-maz trouver-voix-nég produit ürün = un produit introuvable kır-ıl-maz cam = le verre incassable casser-voix-nég verre = Pour le présent : (-En) : Il permet de composer des participes au temps présent. Ce suffixe est presque l équivalent de l adjectif verbal du français soit par sa morphologie soit par sa fonction. Quand on utilise un verbe ayant une voyelle postérieure dans le radical, la prononciation phonétique de cette structure devient juste comme celle du français. Exemple : büyüle-y-en kız = une fille charmante charmer-lia-part fille Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
212 M. Sarıca çevrele-y-en tepe-ler = collines environnantes environner-lia-part colline-pl düşün-en penser-part homme-pl adam-lar = les hommes pensants konuş-an kadın = femme parlante parler-part femme Comme le marqueur dik, cet élément de participe permet aussi de traduire les pronoms relatifs construits avec «qui». Mais le turc fait avec une structure nominalisée ce que le français fait avec une forme verbale. oublier-voix-nég-lia-part souvenir-pl Le dernier exemple présente une formule avec une forme négative. Il est assez fréquent de rencontrer les formes négatives de ces structures et très intéressant aussi de voir les marques de voix s insérer dans ces compositions. On y voit surtout la voix passive précéder ce marqueur. L exemple suivant démontre l utilisation d une forme nominalisée en fonction et en qualité de pronom relatif en français. Yap-abil -eceğ-in-i bil-i-yor-um. Faire- pouvoir nom.-poss2s.acc savoir-prog-pps Exemple : uç-an kuş-lar = les oiseux qui volent voler-part- Ø3ps gez-in-en öğrenci-ler = les étudiants qui se promènent se promener-voix-part Pour le futur : (-EcEk) : Il permet de composer des participes. Ce marqueur s emploie aussi dans la construction de la forme verbale simple et composée. Il peut prendre les marques casuelles et la marque de négation. Exemple : kirala-n-acak louer-lia-part ev = la maison qui sera louée maison Je sais bien que tu pourras faire. 2. LE GERONDIF EN TURC DE TURQUIE : Les gérondifs de liaison : (-Ip) : Il permet de former un gérondif qui connecte une action à la suivante. Comme il a rempli aussi une fonction de liaison, la conjonction «et» ne peut pas s insérer entre ces deux structures verbales. Le même sujet gère ces deux actions. Exemple : Cüzdan-ı-n-ı unut-up git-miş. Porte-feuille-1ps-lia-acc oublier-part- Ø3ps partir-passé- Ø3ps Oubliant son portefeuille, il est parti. Ou, il a oublié son portefeuille et il est parti. utan-ıl-acak davranış = une action répugnante avoir honte-voix-part Sonunda kaç-ıp kurtul-du. A la fin fuyer-part- Ø3ps se sauver-passé- Ø3ps unut-ul-ma-y-acak inoubliables anı-lar = des souvenir 208 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2011
213 Türkçede Eylemsilerin (Ortaçlar ve Ulaçlar) Fransızcayla İlişkili Olarak İncelenmesi A la fin, il s est sauvé en fuyant. Ou, A la fin, il a fui et s est sauvé (-ErEk) : Il permet aussi de former un gérondif qui raccorde une action à la suivante. Le même sujet accomplit toutes les deux actions. Un seul pronom se charge de deux opérations. La plupart du temps, le turc n utilise même pas un pronom détaché et une marque de personne située à la fin du verbe conjugué se charge la fonction. Au cas où il s agissait une troisième personne, on n y voit rien comme agent. Mais cette absence de marqueur signale la troisième personne de singulier. Exemple : Ağla-y-arak oda-m-a anlat-tı. gel-di ve herşey-i Pleurer-lia-part bureau-1ps-dat venir-passé-ø3ps et toutacc raconter-passé- Ø3ps Il est venu dans mon bureau tout en pleurant et il a tout avoué. Le marqueur (-ErEk) se diffère du (-Ip) sur l expression du temps et sur la réalisation de l action..c est la différence majeure entre ces deux. Le (-ErEk) exprime une action qui accompagne simultanément la véritable opération verbale. Tandis que le (-Ip) précède toujours le prédicat verbal de la proposition principale. Donc, il ne s agit pas du tout d une simultanéité entre ces deux formes verbales Les gérondifs d état : (-E) : Ce suffixe permet de composer des structures répétitives qui décrivent fortement le prédicat de la proposition. Cette fonction itérative soutient l action beaucoup plus forte que les marqueurs du gérondif cités depuis le début. Mais, on aperçoit du redoublement que l action se réalise étape par étape. Exemple : Koş-a koş-a ev-e gel-di. Courir-part courir-part maison-dat venir-passé- Ø3ps Il est venu en courant à la maison. Yaralı-y-ı sürü-y-e sürü-y-e götür-ü-yor-lar-dı. Blessé-lia-acc trainer-part trainer-part emmener-lia-prog-pl-passé- Ø3ps Il emmenait le blessé en traînant. La répétition peut parfois changer de verbe : Exemple : Irmak-ta düş-e kalk-a ilerli-yor-lar-dı. Rivière-loc tomber-part relever-part avancer-prog-pl-passé- Ø3ps Tombant et redressant, ils avançaient dans la rivière. Gid-e gel-e yol-lar-ı öğren-di-m. Aller-part venir-part route-pl-acc connaître-passé-1ps Allant et revenant, j ai connu les routes Les gérondifs d adversatif : (-meden) : On peut considérer ce suffixe comme le contraire du (-ErEk). Car, l action qui précède cette fois ne se réalise jamais. Le prédicat verbal s effectue malgré la négation de l action première. En fait, le constituant me du suffixe (-meden) est bien la marque de négation de la forme verbale en turc. Exemple : Bugün yemek ye-meden git-ti. Aujourd hui repas manger-part partir-passé- Ø3ps Il est parti aujourd hui sans avoir mangé. Nous le traduisons en français avec le participe passé. Parce que la version turque révèle un passé sans utiliser morphologiquement un élément de temps. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
214 M. Sarıca Nous mettons en clair cette situation avec un deuxième exemple. Kaybet-tiğ-in yüzüğ-ü bul-ma-dan gel-me. Perdre-part-2ps bague-acc trouver-nég-part v e n i r - nég- Ø3ps Ne reviens pas sans avoir trouvé la bague que tu as perdue (-meksizin) : Le turc reforme ici-bas la même expression en le révélant cette fois au temps présent. Comme le suffixe ci-dessus, cette formule composée aussi ne contient aucun élément qui précise le temps. Mais la structure neutre de l infinitif qui compose ce suffixe formé de deux unités morphologiques révèle plutôt le présent ou pour mieux dire l aoriste. Donc, nous y sentons le présent à partir de cette unité. C est bien ce facteur qui sépare ce suffixe de l autre. Examinons l exemple ci-dessous : Exemple : Bugün yemek ye-mek-sizin gitti. Aujourd hui repas manger-inf-sans partir-passé- Ø3ps Il est parti aujourd hui sans manger. Ici, nous attirons l attention sur la ressemblance entre les constituants de ces deux marqueurs. Tous les deux contiennent un constituant en apparence de (-me) et (-mek). Mais, il n y a aucune relation morphosémantique entre les deux. Le premier provient de la marque de négation et l autre de la marque de l infinitif. Donc, c est l apparence qui trompe et la diversité permet d exprimer le présent et le passé Les gérondifs de temps: (-IncE) : Il s agit toujours d une proposition principale et d une proposition subordonnée. Naturellement, notre marqueur se situe dans la proposition subordonnée. Il se charge d encadrer le temps du prédicat de la proposition principale. Exemple : Ben-i gör-ünce saklan-dı. Moi-acc voir-part se cacher-passé- Ø3ps Il s est caché au moment où il m a vu. La traduction n est pas l équivalent exact de ce qui se passe en version turque. C est un vrai adverbial de temps. Les expressions telles que «lorsque» et «quand» se traduit en turc par l intermédiaire de ce marqueur. Mais nous savons assurément que c est une structure d origine verbale munie d une marque (-IncE). Un autre exemple est le suivant : Yağmur yağ-ınca herkes ev-i-n-e dön-dü. Pluie tomber-part chacun maison-3ps-lia-dat rentrerpassé- Ø3ps Chacun s est retourné chez lui quand la pluie a commencé à tomber. Comme on le voit, le prédicat de la proposition principale suit obligatoirement celui de la proposition subordonnée. Dans cette formule, nous pouvons changer les personnes, mais la forme adverbiale reste intacte toujours (-dikçe) : Ce marqueur aussi avance une certaine condition et rattache à la forme verbale adverbiale, la réalisation du prédicat de la proposition principale. Exemple : Çalış-tıkça daha başarılı ol-acak-sınız. Travailler-part plus gagnant être-futur-2pp Vous allez gagner tant que vous avez travaillé. 210 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2011
215 Türkçede Eylemsilerin (Ortaçlar ve Ulaçlar) Fransızcayla İlişkili Olarak İncelenmesi Ici, réussir dépend de travailler. Donc, il s agit d une condition dans cette phrase. Faire le premier apportera le deuxième. Mais, la condition précise aussi le temps de gagner, de réussir (-IkEn, -ken) : Cet ancien verbe ou cette unité à l état de marqueur signale une simultanéité avec une action qui se réalise, s est réalisée et se réalisera. Là, Il s agit toujours au moins de deux verbes différents qui accomplissent son action à la même période du temps. Ces verbes peuvent avoir des sujets mêmes ou différents. Les énonces construits par ce marqueur se porte en français à l aide des formules telles que quand, au moment où, et lorsque. Pour mieux voir le cas examinons les exemples : pronom+verbe». Voyons les exemples. Exemple : Yoksul çocuk bak-tı. yalvar-ır-casına göz-ler-im-e Pauvre enfant supplier-aor-part œil-pl-1ps-dat regarder-passé- Ø3ps Le pauvre enfant a regardé dans mes yeux comme s il suppliait. Quand on regarde la structure du gérondif ci haut, nous y apercevons la marque de l aoriste s insérer dans le verbe. Oui ce suffixe peut s exister ensemble avec les suffixes de la forme verbale simple et composée. De ce point de vue, il diffère des autres gérondifs. La négation est aussi le sujet de cette formulation. Exemple : Sen gid-er-ken biz gel-i-yor-du-k. Toi partir-aor-gèr nous revenir lia-prog-passé-1pp Sokak-lar-da durma-ma-casına koş-u-yordu. Rue-pl-loc s arreter-nég-part courir-lia-progpassé- Ø3ps Quand tu pars, nous revenions. Il ya des cas où les deux verbes ont un sujet commun. Yürü-r-ken Marcher-aor-gèr En marchant, il boitait. topallı-yor-du. boiter-prog-passé- Ø3ps Les gérondifs de comparaison: (-cesine) : Ce genre de gérondifs peut s appeler aussi «gérondifs de manière». Car, ce marqueur explicite la qualité et la manière de l action de la proposition principale. Mais, il faut aussi citer le détail que le procès du prédicat de la proposition subordonnée raconte quelque chose qui n est pas réalisée. C est pour cela que nous traduisons en français ce type d expressions avec les formules «comme si + Il courait sans s arrêter dans les rues. Les formes nominalisées du verbe en turc de Turquie disposent encore plusieurs moyens de s exprimer. Mais, il n est pas évident de toucher toutes les formules qui existent actuellement. Pour permettre une vue généralisée et condensée, nous nous essayons de donner un tableau récapitulatif en y insérant aussi les marqueurs non étudiés. 3. CONCLUSION Nous devons préciser que toutes les formes nominalisées du verbe en turc de Turquie ne consistent pas à ce que nous venons d expliquer avec les exemples. Nous avons préféré à exposer celles qui sont les plus fréquentes en turc actuel. A côté de ces formes citées et analysées, il existe aussi un bon nombre de marqueurs qui permettent d exprimer tel ou tel détail. Dans le cadre d un article, nous avons voulu donner les marqueurs et les exemples typiques qui clarifient le mieux la situation. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
216 M. Sarıca En résumée, le turc dispose aussi de la tripartition (infinitif, participe, gérondif) qui existe dans les langues indo-européennes. De plus, on observe une pluralité riche pour le participe et le gérondif dont nous n avons pas pu suffisamment parler. Donc notre article ne couvre que les marqueurs de participe et de gérondif qui existent en turc. En turc, toute forme nominale peut simplement se verbaliser et vice versa. Les marqueurs magiques peuvent transformer une forme nominale en verbe, puis en nom et de nouveau en verbe. Et ce sont des opérations très fréquentes. La fonction des formes nominalisées se précise d après leurs positions dans les phrases. La situation et leurs relations avec les autres unités syntaxiques les rendent «participes» ou «gérondifs». Donc, une forme ne naît pas en participe ou gérondif. Quand une forme dite participe perd son nom, elle devient un nom dans la phrase. Mais nous devons parler en réserve que cette attitude peut s attacher aussi à l interprétation selon laquelle ce n est qu un emploi elliptique pour certains linguistes. La voix, la personne, et l aspect peuvent aussi l objet des formes nominalisées du verbe. Comme on a vu dans les exemples, les marques de voix s insèrent, les marques de personne s ajoutent à ces structures. Certaines formes du gérondif prennent même les marques de la forme verbale simple et composée. Une étude plus détaillée peut apporter plus de clarté à cette conduite générale de nombreuses langues. Dans les recherches prochaines, on doit se concentrer aussi sur le fait que pourquoi les langues- n ayant pas une parenté linguistique directe- pouvaient se nourrir des sources tellement similaires. TABLEAUX RECAPITULATIFS DES FORMES NOMINALISEES DU VERBE EN TURC DE TURQUIE INFINITIFS Infinitifs Exemples Français Aspects -mek gel-mek venir neutre, présent -me gel-me venir passé -Iş gel-iş venir manière -meklik gel-meklik venir passé PARTICIPES Participes Exemples Français Fonctions-Aspects -miş tüken-miş ürün produit fini passé -dik tanı-dık kimse quelqu un connu passé -En Uç-an kuş oiseau volant aoriste -EcEk Ol-acak iş fait qui va se dérouler futur -r tutar el la main tenante aoriste -Esi Öpülesi el la main qu on doit baiser aoriste GERONDIFS Gérondifs Exemples Français Aspects -Ip gel-ip venant passé -ErEk gel-erek en venant présent -iken gel-ir-ken en venant présent -E gel-e gel-e à force d aller présent -meden gel-meden sans être venu passé -meksizin gel-meksizin sans venir présent -IncE gel-ince au moment où il est venu futur -dikçe gel-dikçe tant qu il est venu passé -cesine gel-ir-cesine comme s il venait irréel 212 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2011
217 Türkçede Eylemsilerin (Ortaçlar ve Ulaçlar) Fransızcayla İlişkili Olarak İncelenmesi BIBLIOGRAPHIE Banguoğlu, T. (1940). Ana Hatlarıyle Türk Grameri, Istanbul. Banguoğlu, T. (1990). Türkçenin Grameri, Ankara. Bayraktar, N. (2004). Türkçede Fiilimsiler, TDK, Ankara. Bilgin, M. (2006). Anlamdan Anlatıma Türkçemiz, Anı Yayınları, Ankara. Bozkurt, F. (1990). Türkçe Çağdaş Bilgisi, Istanbul. Bozkurt, F. (1995) Türkiye Türkçesi, Istanbul, Cem Yayınevi. Crystal, D. (1992). An Encyclopedic Dictionary of Language and Languages, WileyBlackwell, Oxford. Demircan, Ömer, (2004). Türkiye Türkçesinde Kök-Ek Bileşmeleri, Papatya Yayıncılık, İstanbul. Deny, J. (1921). Grammaire de la langue turque, dialecte osmanli, Paris. Ducrot O. ve Schaeffer J.-M. (1995), Nouveau Dictionnaire Encyclopédique Des Sciences Du Langage, Paris, Editions Du Seuil. Gencan, T. N. (1975). Dilbilgisi, TDK, Istanbul. Hacıeminoğlu, N. (1984). Yapı Bakınından Türkçede Fiiller, Istanbul. Hengirmen, M.( 1995). Türkçe Dilbilgisi, Engin Yayınevi, Ankara. Korkmaz, Z. (1995). Türk Dili Üzerine Araştırmalar, TDK, Ankara. Meillet, A. (et m. Cohen), (1952). Les langues du monde, Paris. Sarıca, M., (1999). Les marqueurs modo-temporels dans la forme verbale compsée en turc de Turquie, Septentrion. Tekin,T., Ölmez, M. Les langues turques Türk Dilleri (Edition bilingue), Simurg, Ankara. Zeynep K. (1995). Türkçede Eklerin Kullanış Şekilleri ve Ek Kalıplaşması Olayları, TDK, Ankara Zülfikar, H. (1991). Terim Sorunları ve Terim Yapma Yolları, TDK, Ankara. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
218
219 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2011, Sayfa ÜTOPYA VE HİCVİN BULUŞMASI: SAMUEL BUTLER IN EREWHON U Tuncer YILMAZ* Özet Batı Edebiyatı tarihinin en eski türlerinden ikisi hiciv ve ütopyadır. Her ne kadar bu iki tür birbirinden ayrı bir tarihsellik göstermiş olsalar da zaman zaman yolları kesişir. Zira ütopya yazarları çoğu zaman yaşadıkları toplumu hicvetmek ve daha iyi toplumlar kurgulayabilmek üzere yapıtlarını yazarlar. On dokuzuncu yüzyıl İngiliz roman yazarı Samuel Butler, Erewhon adlı yapıtında içinde yaşadığı Viktorya toplumunu hicvetmek için hayali bir ülke kurar ve İngiltere de yaşanan toplumsal sorunları biraz çarpıtarak tıpkı burada yaşanıyormuş gibi anlatır. Bu çalışma ütopya ile hiciv arsındaki tarihsel ilişkiyi incelemekte ve günümüzde bütün edebi çevrelerce bir hiciv yapıtı olarak kabul edilen Erewhon un ütopya edebiyatına özgü özelliklerini ve yapıtın bir ütopyacı hiciv örneği olduğunu ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Samuel Butler, Erewhon, Hiciv, Ütopya, Ütopyacı Hiciv, Viktorya Toplumu. WHERE UTOPIA AND SATIRE MEETS: SAMUEL BUTLER S EREWHON Abstract Satire and utopia are two of the oldest genres of Western Literature. Although these two genres follow different paths within the history of literature, they occasionally come across. Thus, utopian writers often write their work in order to satirize the society in which they live and design better ones. Nineteenth century English novelist, Samuel Butler creates an imaginary country in his novel called Erewhon, and he satirizes the social problems of England as if they were lived in this imaginary country. This study aims at analyzing the historical relationship between utopia and satire, pointing out the utopian features of Erewhon, which is accepted as a work of satire by almost all literary circles, and trying to show in what ways the work is a utopian satire. Key Words: Samuel Butler, Erewhon, Satire, Utopia, Utopian Satire, Victorian Society. Edebiyat tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Batı edebiyatının geçmişine bakıldığında, birbirinden bağımsız iki tür gibi görünen ütopya ve hiciv, isimleri tam olarak bu biçimde anılmasa bile Antik Yunan da, yani hemen hemen aynı dönemde edebiyat sahnesinde boy gösterir ve binlerce yıldır bu gelenek içerisinde varlıklarını sürdürürler. Bu varoluş çabası içerisinde yolları zaman zaman kesişen bu iki tür kimi zaman aynı edebi yapıt içerisinde izlenebilirler. Thomas More un Ütopya sı, (1516) Jonathan Swift in Güliver in Serüvenleri (1735) gibi yapıtlar bunun bilinen örneklerindendir. Her ne kadar yazarların amacı var olan toplumları hicvetmek olsa da, bunu yaparken ütopya türünün özelliklerinden yararlanırlar. Dolayısı ile her iki tür bir bakıma iç içe geçer ve aralarındaki sınırlar bulanıklaşır. Bu iki türün birleşmesinden ortaya çıkan melez türe ise ütopyacı hiciv ismini vermek yanlış olmayacaktır. Bu çalışmanın amacı, 19. yüzyıl İngiliz yazarlarından Samuel Butler ın hemen herkes tarafından bir toplumsal hiciv yapıtı olarak kabul edilen Erewhon (1872) adlı romanında ütopya türünün izlerini sürmek ve yapıtın ütopyacı hicve bir örnek teşkil ettiğini ortaya koymaktır. Ütopya sözcüğü edebiyat dünyasına Thomas More un ölümsüz yapıtı Ütopya ile girer. Sözcük eski Yunanca olumsuzluk ön eki olan ou ile yer anlamına gelen yine Yunanca bir isim olan topos sözcüklerinin birleşiminden meydana gelir. Bu nedenle ütopya hiçbir yer ya da olmayan yer anlamına gelebilir. *Arş. Gör., Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü, ERZURUM. e-posta: [email protected].
220 T. Yılmaz Kısaca ütopya hem hiçbir yerdir (outopia), hem de iyi bir yerdir (eutopia) (Kumar, 2005: 9). Zira Yunanca εὖ ön eki iyi ya da güzel anlamına gelir. Sözcüğün anlamının More un hümanist çevresince oldukça iyi anlaşıldığı söylenebilir. Zira kitabın İspanyolca baskısına bir önsöz yazan Fransisco de Quevedo onu tanımlarken böyle bir yer yoktur (de Quevedo, 1932: ) der. 16. yüzyılın sonuna gelindiğinde sözcük İngilizce de kullanılan bir isim haline gelir ve 18. yüzyılda artık iyi ya da arzu edilen toplumları anlatan edebi yapıtları tanımlayacak bir biçimde daralır (Manuel ve Manuel, 1979: 12). Bu anlamda, Samuel Butler ın adını hiçbir yer anlamına gelen İngilizce nowhere sözcüğünün hatalı da olsa anagramından alan yapıtı Erewhon türün geleneğini içeriği olduğu kadar ismi ile de yaşatır. Soyut anlamda ütopyacılık daha mükemmel bir toplum kurma ya da keşfetme arzusu (Clayes, 1997: xiii) olarak tanımlanabilir. Bu tanım ütopyanın erken dönem örnekleri için geçerlidir, çünkü bunların çoğu hâlihazırda var olan toplumlara daha kusursuz bir alternatif sunmayı amaçlarlar. Bu nedenle, gerçekte var olan sistemleri eleştirerek yeni bir sistem sunmak ütopya edebiyatının her zaman bir parçası olmuştur. Dolayısıyla, ütopya yapıtlarının ana teması var olan ve düşlenen toplumlar arasındaki gerilim ve farklılıklardır (Wuckel, 1986: 75). Ancak çağdaş ütopyalarda resmedilen ütopya toplumu var olana iyi bir alternatif olmak zorunda değildir. Hatta bazı durumlarda ütopya çok daha kötü toplumları ele alır. Bu türden yapıtlara anti-ütopya ya da distopya adı verilebilir. Bu anlamda ütopyacılığın ya da ütopya edebiyatının kesin bir tanımını yapmak oldukça zordur. Ütopya ile insanın daha iyi bir yaşama duyduğu özlem birleştiğinde ise Altın Çağ, Yeryüzü Cenneti, Talihli Adalar, Kutsal Adalar, Mutlu Öteki Dünya gibi birçok karmaşık imge ortaya çıkar. Bu bağlamda Batı edebiyatının ilk örneklerinden biri Hesiod a aittir. Hesiod a göre: Olympos da ölümsüzler ölümlülerden oluşan altın bir nesil yaratırlar ve onlar da tıpkı tanrılar gibi yaşarlar. Ne kalplerinde bir acı, ne yaşlanmanın getirdiği sorunlar, ne de el ve ayaklarında güçsüzlükler olur. Çok çalışmak nedir bilmezler ve sürekli festivaller düzenleyerek eğlenirler. Öldüklerinde ise uykuya dalmış gibidirler (Hesiod, 1959: 31-3). Bu dönem mitolojik kaynaklara göre insan neslinin beşinci çağı, bilimsel kaynaklara göre ise demir çağı olarak kabul edilir. Lionel Trilling e göre bu dönem güzel bir rüyadır ve Dostoyevski nin Yeraltından Notlar ı (1864) ortaya çıkıp her şeyi altüst edene kadar sürer (Trilling, 1972: 46). Olasılıkla, Hesiod un öyküsünün değişik versiyonları kendisinden çok önce de ağaçlarda keklerin yetiştiği, ırmaklarından şarapların aktığı sihirli ülkeler olarak halk masallarında anlatılır. Öyle ki, Antik Yunan da bazı yazarlar bu temaları, Altın Çağ edebiyatını hicvetmek için oldukça sık kullanırlar (Elliott, 1970: 5). Bunun örneklerinden biri Teleclides de görülebilir: İlk başta, tıpkı suyun birinin ellerini sarması gibi, bütün varlıklar arasında barış vardı. Yeryüzü ne korku ne hastalık üretirdi ve ihtiyaç duyulan bütün her şey kendiliğinden ortaya çıkardı. Her ırmaktan şaraplar akardı ve arpalı kekler insanların ağızlarına girebilmek için buğdaylı keklerle yarışırlardı...ve balıklar, insanların evlerine gelerek kendilerini kızartırlar, sonra da sofralarına kendiliklerinden servis edilirlerdi... ve kızarmış ardıç kuşları ve sütlü kekler insanların boğazlarından aşağı doğru uçarlardı (Lovejoy ve Boas: 1935: 40-1). Ütopyaların geçmişine bakıldığında, Altın Çağ kadar önemli olan bir başka edebiyat geleneği de Cockaigne öyküleridir. Bir dönem Batı edebiyatına damgasını vuran Cockaigne öyküleri birçok yöresel farklılıklar gösterseler de temelde hep aynı benzerlikleri taşırlar. İngiliz edebiyatına ait olan ve 14. yüzyılın başlarına tarihlendirilen bu türden bir öyküde Cockaigne in Cennet ten bile daha güzel olduğu vurgulanır. Buna göre Cockaigne de kızarmış kazlar ne kadar leziz olduklarını bağıra bağıra havada uçuşurlar. Nehirlerden yağ, süt, bal, şarap akar ve şehvetli rahipler işveli rahibeleri kırlarda kovalarlar. Burada kavga, acı ve ölüm yoktur. Her zaman gündüzdür ve asla gece olmaz. İnsanlar istedikleri şeyden istedikleri kadar alabilirler, çünkü doyana kadar yemek en doğal haktır. Cockaigne de zaman ve mekân sınırlaması yoktur(morton, 1952: ). Öte yandan, bu yapıtın da büyük bir bölümü hiciv de içerir (Elliott, 1970: 6). Genel olarak bakıldığında, Altın Çağ ve Cockaigne ütopya edebiyatının entelektüel arkaplanını oluşturur. Bu durumu Antik Yunan edebiyatında da görmek olasıdır. Platon un Devlet i bunun en belirgin örneklerinden biridir. Platon yapıtta altın, gümüş, pirinç 216 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
221 Ütopya ve Hicvin Buluşması: Samuel Butler in Erewhon u ve demir imgelerini Hesiod dan uyarlar. Öte yandan, Altın Çağ ın tarihsel gerçekliğine olan inanç zaman içerisinde yıkılmaya başladığında, mitin ideal unsurlarının çoğu insanın varlığına ve onun gerçekliğine daha çok yakınlaşarak yeni bir boyut kazanır. Özellikle düşünürler ve yazarlar geri gelmesi artık olası olmayan geçmişin ideal yaşam düşüncesini kullanarak gelecekteki dünyanın nasıl olabileceğini ya da en azından nasıl olması gerektiğini kurgulamaya başlarlar. Bu bağlamda mit, ulaşılabilir gerçeklik için bir destek sağlar. Bir mit olan Altın Çağ ile bir kavram olan ütopyanın ikisi de insanın tarih boyunca arzu ettiği ve ulaşmaya çalıştığı daha iyi ve daha mutlu bir yaşama dair hayallerinin yansımalarıdır. Başka bir deyişle, kökenlerinde her ikisinin de amaçları aynıdır. Ancak kökenlerinin aynı olması işlevlerinin de aynı olmasını gerektirmez. Örneğin; Platon Devlet te adaletin anlamını araştırmakla işe koyulup bir ideal toplumsal düzen, yani ütopya tasarlar. Ancak David Hume a göre gerçekten böyle bir ideal toplum düzeni sağlanabilirse Platon un araştırmasının temeli olan adalete ihtiyaç kalmayacaktır (Hume, 1964: 179). Böyle ideal toplumda adalet yalnızca içi boş bir kavram olarak kalacaktır. Öyleyse, tasarlanan toplumlarla gerçek toplumlar arasında farklılıkların bulunması kaçınılmazdır. Gerek Devlet te, gerekse bazı başka ütopyalarda çalışmak insanların yapabileceği en kutsal görevlerden biri sayılır. İdeal toplumun varlığı ve geleceği bir anlamda o toplumun bireylerinin çalışmalarına ve üzerlerine düşen görevleri yerine getirmelerine bağlıdır. Öte yandan Cockaigne çalışmanın ve güçlüğün olmadığı bir toplumdur. Bu noktada Sebastian de Grazia Ütopya kültürün sahibidir, Cockaigne ise folklora aittir (de Grazia, 1962: 382) diyerek ikisi arasında belirgin bir ayırım yapar yılları arasında Batı Avrupa da yaşanan ve o zamandan beri kültürel bir yeniden doğuş olarak adlandırılan sosyal, ekonomik, siyasal ve estetik değişimler, özellikle İtalya, Fransa ve İngiltere de yeni entelektüel vurguların ortaya çıkmasına neden olur. Bu değişimler ütopya edebiyatının da çoğalmasına ve çeşitlenmesine yardımcı olur. Ortaçağ a özgü öteki dünya ve cennet bahçeleri gibi düşünceler yerlerini bu dünyaya ait olan coğrafi, siyasal, hatta tarihsel ütopyalara bırakır (Johnson, 1968: 131). Rönesanstan sonra coğrafi keşiflerin de hızla artması, Avrupalıların ufukların ötesinde bulunabilecek olası ütopyalara karşı ilgilerini uyanık tutmalarına neden olur. Özellikle Yeni Dünya olarak adlandırılan Amerika kıtasının ve buradaki Maya, İnka gibi eski medeniyetlerin keşfi, buralardaki insanların dış dünyadan habersiz yaşamları, kendilerini birçok Avrupalı gezginin yazarın yapıtlarında çalışmanın ve hastalığın olmadığı, ilkel ama mutlu toplumlar olarak gösterir. Bunlar arasında en önemlilerinden biri de Elizabeth dönemi gezginlerinden Richard Hakluyt un Voyages adlı yapıtıdır. Bu dönemde Platon ve Aristoteles den etkilenen Elizabeth dönemi yazarlarının siyasal ütopyalara yöneldikleri de görülür. Bunlar arasında Francis Bacon un gelecekte çok daha mutlu bir İngiltere yi anlatan New Atlantis i ve Sir John Harrington ın Oceana sı oldukça önemlidir. Rönesans dönemi Hümanist yazarlarının ütopyaya bakışlarının görece olumlu olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yazarların çoğu insanın başarı için sahip olduğu potansiyelden, entelektüel ve toplumsal birikimlerden, ve insanların bu potansiyellerini ortaya koymaları durumunda toplumların ulaşabileceği refahtan ve mutluluktan söz ederler. Kısaca bunlar, iyi bir düzenin, sistemleşmenin ve kurumsallaşmanın yeryüzünde cenneti kurmaya yeteceğine inanırlar. Öte yandan, 18. yüzyıla gelindiğinde birçok Neoklasik yazar seleflerinin görüşlerini benimsemekten uzaktırlar. Dahası, insana şüphe ile yaklaşmaya başlarlar. Reform ve Karşı-Reform gibi 17. Yüzyıl hareketleri, Fransa ve İsveç in bağımsızlık savaşları, ticari düşmalıklar ve İngiltere de yaşanan kanlı Cromwell dönemi gibi olaylar entelektüellerin insan ve toplum hakkındaki ümitlerinin oldukça kırılmasına neden olur. Ütopyalar artık en iyi ve ideal olanı değil, kötüyü ve olmaması gerekeni de irdelemeye başlar. Bu dönem ütopya edebiyatı yapıtlarının temaları insan yaşamının çirkin, kaba ve kısa olduğudur. Thomas Hobbes ve Jonathan Swift Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
222 T. Yılmaz gibi yazarlar ütopya edebiyatının yöntemlerini kullanarak toplumu eleştirir ya da hicvederler. 19. yüzyılda geçmişe oranla bir tür ütopya edebiyatı patlaması yaşanır (Baker, 1976: 252). Viktorya dönemi özellikle doğal bilimlerde birçok gelişmeye sahne olur ve bu durumun yansımaları dönemin edebiyatında görülür. Örneğin, Darwin in düşünceleri birçok yapıtın ilham kaynağı olur (Otten, 1990: 160). Dönemin yeniliklerinden bir diğeri de önceleri yalnızca doğal bilimlerle sınırlı olan bilimsel yöntemlerin toplumsal ve siyasal bilimlerce de kullanılmaya başlamasıdır. Buna örnek olarak Marx ve Engels in yapıtları gösterilebilir. Belki de bu nedenden dolayı, bazı eleştirmenler ütopya edebiyatını bilim kurgu edebiyatının bir alt kategorisi olarak görürler. Gerçekte, teknolojik gelişmelerin ışığında akla gelebilecek olası gelecek senaryoları ile bunların bir toplum üzerinde yaratabileceği sosyal ve siyasal etkiler arasında bir bağ kurmak hiç de zor değildir. Hem bu bağlantı, hem de fen bilimleri ile sosyal bilimler arasında yapılan ayrım Wuckel in bir edebi tür olarak ütopya anlayışına etki eder ve Wuckel ütopya yapıtlarını olası toplumları keşfeden edebi yapıtlar olarak tanımlar (Wuckel, 1986: 47). Öte yandan, Viktorya döneminde yalnızca bilimsel ve teknolojik gelişmeler yaşanmaz. Dönemin bir başka özelliği de toplumsal şüpheciliğin ve karmaşanın en üst seviyede yaşanmaya başlamasıdır. Bu kaos ortamı da modern ütopyaların ya da distopyaların ortaya çıkması için zemin hazırlar. Her ne kadar kusursuz toplumlar düşlemenin temelinde bunların en azından bir kısmının gerçekleşebileceği ümidi yatıyor olsa da, distopya yapıtları insanlara karşı büyük oranda güvensizlik duyar ve toplumu olası kötü gelecek hakkında uyarmayı amaçlar. Bu olumsuz eğilimleri zaten Viktorya toplumunda da görmek olasıdır ve bu yüzden dönemin romanları yalnızca kusursuz toplumları resmetmezler. Günümüzün ütopya yazarları sözcüğün etimolojik anlamını oldukça iyi bilmelerine rağmen yapıtların hemen hepsi toplumsal gözlem yapmaktan ileri gitmez (Hutchinson, 1985: 170). Bu anlamda bazı eleştirmenler sözcüğün kusursuz ideal toplumları temsil ettiğini savunurken diğerleri de bunun tam karşıtı toplumları resmeden distopyalar (Negley ve Patrick, 1952: 298) ya da anti-ütopyalar üzerinde dururlar. Öte yandan, ütopya yazarları tipik bir biçimde toplumsal, ekonomik ve etik konular üzerine yoğunlaşırlar ve hangi anlamda olursa olsun mutluluğu ararlar. Sözcüğün kökenine geri dönüldüğünde, iyi ve kötünün ötesinde, ütopya ve distopya kavramlarının her ikisinin de temelde aynı oranda ütopya türünün özelliklerini taşıdığını söylemek olasıdır. Çünkü her ikisi de temelde düşünülebilir toplumları resmetmeyi amaçlar, ancak aralarındaki temel fark toplumun değişik kutuplarına yönelmiş olmalarıdır. Bu noktada Hutchinson, ütopya teriminin anlamının yanlış bir biçimde bu derece daraltılmasının en büyük nedenlerinden biri olarak Thomas More un Ütopya sının konuya temel olarak alınması ve bunun yarattığı karışıklık olarak görür (Hutchinson, 1985: 171). Çünkü More un yapıtında ütopya herkesin mutlu bir biçimde yaşadığı kurgusal ideal dünyanın adıdır. Dolayısıyla, ütopya terimi söz konusu olduğunda, ilk akla gelen, kullandığı yöntem, dil ve malzeme bakımından çok daha geniş bir anlam taşıyan bir edebi tür olan ütopya değil, yalnızca ideal toplumları resmeden ve daha dar bir anlama sahip olan terim akla gelir(hutchinson, 1985: 171). Zira, More un yapıtının tam adı da Türkçe ye Toplumsal Yaşamın en iyi Devleti ve yeni bir ada olan Ütopya Hakkında diye çevrilebilecek olan De optimo rei Publicae statu deque nova insula Utopia dır. Bu durumda birçok kişinin toplumsal yaşamın en iyi devleti tanımı ile ütopya teriminin anlamını eşleştirmesi oldukça anlaşılabilir bir durumdur. Öte yandan R. S. Sylvester, yapıtın başlığının iki parçalı olmasının yapıtı incelerken de iki farklı konuya odaklanmayı gerektirdiğini savunur(sylvester, 1977: 290-2). More un ideal bir toplum resmetmek amacıyla Ütopya adlı adayı kurgulaması, bir anlamda yapıtın kahramanı olan gezgin Hythlodaeus un coğrafi bir keşif yapması anlamına gelir. Keşfedilen bu ada dünyanın görece uzak bir bölümünde konumlanmış ve daha önceleri varlığı bilinmeyen gizemli bir yerdir. More un yaşadığı dönem göz önüne alındığında, teknolojinin yeni yeni gelişmeye başlayıp denizaşırı seyahatlerin fazla yaygınlaşmadığı 218 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
223 Ütopya ve Hicvin Buluşması: Samuel Butler in Erewhon u düşünülürse, Avrupa toplumlarının dünyanın çok büyük bir kısmına henüz yabancı olduğu anlaşılabilir. Bu anlamda, böyle imgesel bir adayı ya da ülkeyi dünyanın başka bölgelerine konumlandırmak yazar açısından da oldukça güvenli bir seçimdir. More un yapıtının ardından bilinmeyen yerlere yapılan geziler ütopya edebiyatının en belirgin özelliklerinden biri haline gelir. Ayrıca, ütopyacı serüvenciler yalnızca yeryüzünde değil zaman içerisinde de çok uzak geçmişe ya da geleceğe yolculuklar yapabilirler. Ancak genellikle sözde bir gezgin bir biçimde bazen şans eseri, bazen de dehası sayesinde bu bilinmedik yeri keşfeder ve öyküsünü insanlara anlatabilmek için yeniden geri gelir (Hutchinson: 1985: 172). Ütopyalar genellikle zamandan ve mekândan bağımsız ülkelerdir. Bu nedenle yazarlarının naklettiği varsayımsal bir zamanda varsayımsal bir mekânda yer alır. Guillaume Budé Ütopya nın ilk baskılarından birine yazdığı önsözde ütopyanın hiçbir yer olamayacağını, bu nedenle de gerçekleşmesinin olası olmadığını söyler. Ütopyanın bu olumsuz yönüne ve imkânsızlığına vurgu yapan Louis Marin, onun süreksizliğinden, bulanıklığından, kararsızlığından, ötekiliğinden ve boşluğundan yakınır. Yine de Marin, bu terimlerin tamamını ütopyanın nötr bir tür olması gerektiği gerçeğine dayandırarak ütopyanın karşıtlıkların hem arasında hem de dışında bulunan bir sıfır noktası olarak adlandırılabileceği ve bu yolla anlaşılabileceğini savunur (Marin, 1984: xiii). Fredric Jameson ise Greimas ın göstergebilimsel dörtgenini kullanarak iki zıt terimin yalnızca karmaşık ya da sentez bir kavram değil aynı zamanda diğer bir çift bağımsız kavram oluşturacağını, bundan da yine nötr bir durumun ortaya çıkacağını savunur. Bu bağlamda ütopyacı söylem hem yazarın içinde yaşadığı toplumun zıtlıklarına göndermede bulunan hem de bir ütopyacı alt metin oluşturan nötrleştirme süreci halini alır (Jameson, 1977: 9). Buna karşın, nötr bir sıfır noktası oluşturmak yerine zıt iki kutup ortaya atan Richard Helgerson, yazarın kendi dünyasında var olan ve onu derinden rahatsız eden bir tek unsurun reddinin neden olacağı başka bir model öne sürer. Önce akıl dünyayı bir tek noktaya indirger ve bu noktadan reddetme yoluyla başka bir dünya yaratır (Helgerson, 1982: 107). Erewhon bir ütopyacı hiciv yapıtı olarak, hicvin birçok özelliğini taşıdığı gibi ütopyanın kuralları ve çerçevesi içerisinde yazılmıştır (Bosch, 2002: 3). Roman birçok eleştirmen tarafından ütopya değil de distopya olarak adlandırılsa da genel anlamda hem olumlu anlamda kullanılan ütopya, hem de olumsuz anlamda kullanılan distopya terimlerinin her ikisini de kapsayan bir edebi tür olan Ütopyanın birçok özelliğini taşır. Erewhon da tıpkı güçlükle ülkeye giden ve orda bir süre yaşayıp gözlem yaptıktan sonra yine güçlükle oradan kaçmayı başaran romanın hem başkişisi hem de öyküleyicisi John Higgs in gözlemlerini anlatır. Higgs yapıtın hemen başında İngiltere de kazanabileceğinden daha fazla para kazanabilmek amacıyla İngiltere nin çok yakın bir zamana kadar bilinmeyen kolonilerinden birine göç ettiğini ve olayların da burada başladığını anlatır. Higgs ısrarla bu koloninin hangi yarı kürede olduğu, oraya ulaştığında mevsimin ne olduğu gibi soruları cevapsız bırakacağını çünkü bunu yapmasının bu yerin gizliliği için iyi olacağını düşündüğünü (Butler, 1970: 40) söylese bu koloninin Samuel Butler ın kendisinin de yaşamış olduğu Yeni Zelanda olduğu bugün herkesçe kabul edilir. Ayrıca, Butler ın yaptığı birçok betimleme Yeni Zelanda da kurulan Canterbury Settlement adlı yerleşim birimiyle büyük oranda benzerlikler gösterir. Martin Parker ın The Dictionary of Alternatives: Utopianism and Organization adlı sözlüğünde Erewhon, Samuel Butler tarafından yazılan ve ilk kez 1872 yılında yayımlanan bir Ütopyacı-hiciv (aynı zamanda büyük olasılıkla DİSTOPYA) (Parker, Fournier ve Reedy, 2007: 89) olarak tanımlanır. Herbert M. Vaughan ise Ütopyacılığı bir siyasal etik olarak tanımlar ve Erewhon u bunun bir temsilcisi olarak kabul eder (Vaughan, 1967: 188). Ona göre roman, yazarın sosyal devlet, din yasalar ve benzeri konuları kendi düş gücünde yarattığı bir Ütopyada eleştirmesidir (Vaughan, 1967: 188). Roman gerçekten de İngiliz toplumunun aile, eğitim sistemi, kilise ve adalet sistemini yerden yere vurur. Viktorya dönemi İngiltere sinde aile kavramı bireylerin kimliklerinin belirlenmesinde önemli rol oynayan bir kurum olarak ele alınır (Lamonica, 2003: 36). Bu Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
224 T. Yılmaz bağlamda ailenin yapısı ve mensubu olduğu toplumsal sınıf, bireyin aile ortamı, alacağı eğitim, çevresi ve arkadaşları gibi gelişimine etki edebilecek birçok unsurun belirlenmesinde etkindir. Öte yandan, Viktorya dönemi aile yapısı yadsınamaz bir biçimde ataerkildir (Nelson, 2007: 122). Bu nedenle tıpkı Butler ın ailesinde olduğu gibi birçok ailede çocukların eğitimlerine nerede devam edeceklerine, nasıl bir yaşam süreceklerine, hatta hangi mesleği seçeceklerine babaları karar verir. Bu durum bazı çocuklar tarafından kabul edilir ve sorun olmazken bazılarınca reddedilir ve aile bireyleri arasında kapanması zor uçurumlara neden olur. Butler ın ailesinin yaşamına ve yapıtlarına olan etkisi ise daha çok ikinci seçenekteki gibi olur. Geoffrey Wagner Butler ın Erewhon u anonim olarak yayımlamasının nedenlerinden birinin yazdıklarıyla babasını kızdırma korkusu olabileceğini savunur (Wagner, 1965: 379). Dahası, Butler Erewhon da ebeveyn sözcüğünde sevgi mucizeleri yaratacak hiçbir tılsım yoktur (Butler, 1970: 176) der. Kısaca, aile içinde ya da baba ve oğul arasında iyi ilişkilerin kurulduğu bir örnek vermiş olsa da, bunu evrensel bir gerçek olarak kabul etmediği açıktır. Erewhon da Butler ın hicvinin hedefindeki bir diğer kurum da Kilise ve onun temsil ettiği dini değerlerdir. 19. yüzyılın başından itibaren yaşanan toplumsal karmaşa ve bilimsel gelişmeler insanlara din inancını daha yüksek sesle sorgulama cesareti verir. Butler ın çocukluk ve gençlik yıllarında Viktorya dönemi Ortodoksluğu birçok entelektüel tarafından sorgulanmaya ve eleştirilmeye başlar. Yine de Butler ın din ile ilgili görüşlerinin sarsılması ve kökten değişmesinin nedeni bu eleştirilere kulak vermesi değildir. Çünkü hem çocukluk yıllarında, hem de üniversite yıllarında bu konuda eğitim alır ve hiçbir şüphe ya da kopuş göstermez. Butler ın düşüncelerini asıl değiştiren, bir din adamı olarak atanmasını beklediği sırada Londra da yoksulların yaşadığı bir çevrede öğretmenlik yaparken bazı öğrencilerinin vaftiz edilmediğini fark etmesidir. Ancak asıl önemli olan şey öğrencilerin vaftiz edilmemesi değil, onların da vaftiz edilenlerden hiçbir farkının olmamasıdır. Bu olay onun aklında birçok soru işareti oluşmasına neden olacak ve sonunda din adamı olmaktan vazgeçerek insan ruhlarına çobanlık etmek yerine gerçek koyunlara gerçekten çobanlık yapmak üzere Yeni Zelanda ya gidecektir. Kısaca, Butler ın inancını yıkan kendi deneyimleri ve cevapsız sorularıdır. Butler ın bu düş kırıklığı dini konuları birçok hicvinin merkezine koymasına neden olur. Yazarın kendi geçmişinin yapıtında bu denli etkili olması ütopyacı hicvin tarihselliği açısından da ayrıca önemlidir. Örneğin, Erewhon da Higgs aynı yerde çalıştığı ve daha sonra Erewhon u bulmak üzere birlikte yola çıktığı bölgenin yerlilerinden olan Chowbok u vaftiz ederek Hıristiyanlaştırmak ister:...onu görünüşte zaten can atmakta olduğu Hıristiyanlık dinine gerçekten geçirebilmek için bütün kalbimle çalıştım, ancak bunun onun o aptal doğasının derinlerine indiğini düşünemiyorum. Kamp ateşimizin yanı başında ona dini öğretir, anne tarafından bir dekanın torunu olmam nedeniyle zaten vakıf olduğum istavrozun ve özgün günahın gizemlerini açıklardım, babamın İngiliz Kilisesi nin bir din adamı olduğu gerçeğinden söz etmeye bile gerek yok. Bu yüzden, bu görev için yeterince donanımlıydım ve bu eğilimimin asıl nedeni bu mutsuz yaratığı sonsuz işkenceden kurtarmaya duyduğum gerçek arzudan çok, Aziz James in verdiği, bir günahkârı (Chowbok kesinlikle öyleydi) dindarlaştıran kimsenin birçok günahından arınacağı konusundaki sözü hatırlamamdı. Bu nedenle, Chowbok u dine döndürmemin bir dereceye kadar kendi geçmiş yaşamımın düzensizliklerini ve kusurlarını telafi edeceğini... düşündüm. Gerçekte, onu bir keresinde, elimden geldiği kadar, vaftiz edecek kadar ileri gittim... Misyonerlerin gerek bebekleri gerekse yetişkinleri Hıristiyanlaştırırken en önce gelen seromoni olması gerektiğini düşündüğüm vaftiz etmeyi ihmal etmelerinin büyük dikkatsizlik olduğunu düşündüm; ve ikimizin de karşı karşıya olduğumuz riskleri fark ettiğimde daha fazla beklememeye karar verdim. Neyse ki saat henüz on iki olmamıştı ve onu (sahip olduğum tek alet olan) maşrapayla saygılı bir biçimde, etkili olduğundan emin olarak, vaftiz ettim. Ardından onu inancımızın daha derin gizemleri hakkında eğitmeye ve onu yalnızca ismiyle değil, özünde de iyi bir Hıristiyan yapmaya koyuldum. Chowbok a öğretmek çok zor olduğu için başarısız olduğum bir gerçektir. Gerçekte, daha onu vaftiz ettiğim günün akşamında yirminci kez içkimi çalmaya çalışması onu düzgün vaftiz edip edemediğim konusunda beni endişeye düşürdü (Butler, 1970: 63-4). Bu parçadan da açıkça anlaşılacağı gibi Butler, bir insanın Hıristiyan olmasının ya da vaftiz edilmesinin onun doğasını değiştireceği, ya da onu daha iyi bir kimse yapacağı inancıyla açıkça alay eder. Dahası, her ne kadar kendilerini adamış gibi görünseler de din adamlarının asıl 220 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
225 Ütopya ve Hicvin Buluşması: Samuel Butler in Erewhon u amacının, kaybolan ruhları kurtarmaktan çok kendi ruhlarını kurtarmak olduğunu gözler önüne serer. Kısaca, kendi dini yaşamlarını ve geleceklerini garanti altına almak için bu insanların cehaletinden yararlanırlar. Butler ın dini hedef alan eleştirisi vaftiz ile sona ermez. Hıristiyan din adamları ve onların ikiyüzlülüğü de Butler ın hedefleri arasındadır. Nesiller boyu din adamları yetiştiren bir aileden gelen, kendisi de bu alanda eğitim alan ve dindar olduğunu kabul eden Higgs bunun en açık örneklerinden birisidir. Frederick Harris e göre Butler ın çoğu yapıtının kahramanlarını dindar kişiler olarak göstermesinin nedenlerinden bir tanesi kendisinin de bu tür bir kafa yapısına sahip olmasıdır (Harris, 1916: 75). Her ne kadar neredeyse ideal bir kahraman olarak tanıtılsa da, Higgs de diğer Viktorya dönemi din adamlarının ikiyüzlülüğüne, para ve şöhret hırsına sahiptir. Higgs, Erewhon a ilk ulaştığında kendisini tutsak olarak alıkoyan insanların yaşam biçimleri üzerinde kısa bir inceleme yaptıktan sonra hangi topluma ya da etnik kökene sahip oldukları üzerinde düşünmeye başlar: Onların, büyükbabam ve babamın sözünü ettikleri, bilinmeyen bir ülkede var olan ve Filistin e dönecekleri günü bekleyen İsrail in kayıp on kabilesi olma olasılıkları var mıydı? Benim ilahi bir güç tarafından onların Hıristiyanlaştırılmasına vesile olmak üzere tasarlanmış olmam olası mıydı? Oh, bu nasıl bir düşünceydi!... Onlarda Museviliğe özgü hiçbir şey görünmüyordu: burun yapıları belirgin bir biçimde Yunandı, dudakları da dolgun olmalarına karşın Musevi dudağı değildi... Onlarla davranışlarını incelemek için yetecek kadar uzun zaman geçirmedim, ancak bende hiç dindar insanlarmış gibi bir izlenim bırakmadılar. Bu çok doğaldı: kayıp on kabile daima acınacak bir biçimde dinsiz olmuştu. Peki, ben onları değiştirebilir miydim? İsrail in kayıp on kabilesinin tek gerçekliği bilmesini sağlayabilir miydim: bu gerçekten bir zaferin ölümsüz taçlandırılması olurdu!... Bu bana bundan sonraki dünyada nasıl bir konum kazandırmazdı ki; ya da hatta bu dünyada! Böyle bir şansı kaçırmak ne büyük bir aptallık olurdu! Havariler kadar yüksek olmasam da onların yanında bir mevkide olurdum kesinlikle küçük peygamberlerin üzerinde ve Musa ve İsaiah dışındaki Eski Ahit yazarlarından daha yukarıda (Butler, 1970: 75-6). Bu metinden de anlaşılabileceği gibi Higgs in asıl istediği bu insanların ruhlarını huzura kavuşturmaktan çok hem yaşadığı dünyada zengin ve tanınmış olmak, hem de öteki dünyada peygamberlere eş bir konuma gelmektir. Dolayısıyla, Viktorya dönemi insanının maddeci ve bireysel düşünme biçimi toplumun her kademesinden insanı etkisi altına alır. Bu maddi ve manevi güç istenci içerisinde olan insanlar için karşılığını alabilmeleri durumunda yapamayacakları hiçbir şey ve düşemeyecekleri hiçbir durum yoktur. Nitekim Higgs, bundan emin olması durumunda sahip olduğu her şeyi bir an bile düşünmeden feda edebileceğini (Butler, 1970: 76) söyler. Öte yandan karşılaştığı bu insanların İsrail in kayıp on kabilesi olmaması olasılığı da Higgs i endişelendirmeye başlar: Ancak heyecanım yatışmaya başladı ve her şeye rağmen bu insanların kayıp on kabile olmayabileceğini düşündüm; böyle bir durumda, beni bu kadar sıkıntı ve tehlikeye sokan para kazanma umutlarımın, ülkenin kaynaklarının çoktan bu insanlar tarafından zapt edilip tüketilmiş olma gerçeği karşısında yok olmasından ancak pişmanlık duyardım(butler, 1970: 76-7). Maddeci bir dindar olarak Higgs in asıl amacı para kazanmaktır ve yaşadığı her şeyin nedeni bu hırstır. Gerçekte o insanların kim oldukları ve neye inandıkları pek umurunda değildir. Eğer İsrail in kayıp on kabilesi değillerse neye inanırlarsa inansınlar Hıristiyan yapmasının da bir önemi yoktur, çünkü onlar toplumda İsrail kabileleri kadar büyük bir etki yapmayacaklardır ve onun zengin olmasına yardım etmeyeceklerdir. Oysa, gerçek bir dindar olarak her kim olurlarsa olsunlar onları Hıristiyan yapmasının Tanrı katında en az İsrail kabilelerini Hıristiyan yapması kadar değerli olduğunu bilir. Bir başka bölümde de Higgs, zimmetine para geçirme hastalığına yakalanan ve tedavi görmekte olan Bay Nosnibor un misafiri olarak evine davet edildiğinde bunu kabul etmek istemez: Böyle bir şey yapmamalıyım daha en baştan makul insanların gözündeki yerimi tehlikeye atmak ve eğer İsrail in kayıp on kabilesi iseler onları Hıristiyan yapma, değilseler de onlar üzerinden para kazanma şansımın ölüm borusuna üflememeliyim. Hayır! (Butler, 1970: 92). Higgs Erewhon halkı için zimmetine para geçirmenin insanları toplumda küçük düşürecek bir davranış değil de tedavisi mümkün olan bir tür hafif hastalık olduğunu bilmediği için Bay Nosnibor un misafiri olmasının toplumda kendisini de küçük duruma düşüreceğinden endişelenir. Gerçekte Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
226 T. Yılmaz asıl endişesi, bu küçük düşme sonucunda para kazanma olasılıklarının azalmasıdır. Butler bu düşüncesini belki de en kısa ve öz bir biçimde İngiltere den insanların Erewhon a gitmeleri için geçerli olabilecek en iyi gerekçenin ruhları kurtarmakla kendi ceplerini doldurmayı bir arada ve aynı anda yapabilecek olmaları (Butler, 1970: 257) olduğunu söyler. Öte yandan, Butler ın Hıristiyanlığın dogmalarına karşı yaptığı hicvin özünün romanın Müzikal Bankalar (Musical Banks) adlı bölümünde bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bölümde Butler, kilise adına çalışan din adamları ile çok da dindar olmayan sıradan insanların inançları arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri ortaya koyar. Yazar Erewhon halkıyla İngiliz halkı arasında hiçbir organik bağ kurmama geleneğini bu bölümde de bozmasa da Erewhon un sözü edilen Müzikal Bankaları kuşkusuz İngiltere Kiliselerini temsil ederler. İnsanların yaptıkları iyiliklerin karşılığında kazandıkları sevaplar olarak düşünülebilecek olan bu bankaların paraları gündelik yaşamda geçersizdir. Ancak toplumda saygı görmek isteyen herkes cüzdanında bu bankaların paralarından bir miktar bulundurmak zorundadır. Dolayısıyla, hemen hemen herkes bu bankalara hesap açtırır. Yine de asıl sahip olmak istedikleri diğer bankaların parasıdır. Öyle ki, bu Müzikal Bankaların yöneticileri ve çalışanları dahi maaşlarını kendi bankalarının para birimleri üzerinden almazlar (Butler, 1970: 138). Tıpkı inanan ancak ibadet etmeye pek vakit bulamayan insanlar gibi Erewhon halkı da bu bankaları gerçekten destekler (Butler, 1970: 141), ancak hesapları ile ilgili işlem yapmak için neredeyse hiç bankaya uğramazlar. Butler ın kendi ailesiyle yaşamış olduğu tatsız deneyimler bu bölümde de kendisini gösterir. Higgs bu bankalar hakkında gözlemler yaparken ailelerin ilerde oğullarının bazılarının (belki de tek oğullarının) bu bankaların birinde veznedar olarak çalışabilmesi için pozisyon satın aldığına (Butler, 1970: 146) şahit olur. Yazarın kendisinin de çocukluğundan itibaren fikri dahi alınmadan din adamı olmak üzere yetiştirilmiş olduğu düşünüldüğünde, bu durumdan duyduğu memnuniyetsizlik daha iyi anlaşılacaktır. Dahası, bu işe girildiği vakit artık geri dönüş yoktur ve bu işi yapmaya başlayan kimse için başka bir iş yapmak olası değildir. Butler bu noktada hem kendisi, hem de bir din adamı olan babasının durumunu da Erewhon lu banka çalışanları üzerinden değerlendirerek hicveder: Bir adamın yüz ifadesi onun yeminidir; onun içinde bulunan ruh güzelliğinin, ya da güzellik istencinin, dışa vuran ve görünür olan simgesidir; ve bu adamların çoğuna baktığımda, onların yaşamlarında doğal gelişimlerini engelleyen birşeyler olması gerektiğini, ve eğer başka bir meslek yapıyor olsalardı daha sağlıklı birer dimağları olacağını düşünmekten kendimi alamadım. Onlar için her zaman üzgündüm, çünkü her on vakanın dokuzunda onlar iyi niyetli insanlar olurlardı; çok az maaş alan gruptaydılar; yaradılışları kanunen her türlü şüpheden uzaktı; ve fedakârlıklarını ve cömertliklerini gösterdikleri kaydedilmiş sayısız durum vardı; ancak muhakeme yeteneklerinin daha tam gelişmediği bir yaşta ihanete uğrayarak yanlış bir konuma getirilme talihsizliğini yaşarlardı (Butler, 1970: 144-5). Kısaca, Butler hem babasının hem de kendisinin din adamı olmak üzere nasıl yetiştirildiklerini, ve bu eğitime onların henüz gerçekleri anlayabilecek yaşa gelmeden başlandığı için başka şanslarının kalmadığını, bu yüzden de ne kadar iyi insanlar olurlarsa olsunlar hep yoksul ve fedakâr insanlar olarak kalacaklarını söyler. Daha da kötüsü, eğer bir gün aldatıldıklarını anlarlarsa ve bunun için geç olmuşsa bu kez bir de mutsuz olacaklardır. Butler ın babası bunu anlamakta belki de geç kalır ve bu durum onun başta Butler olmak üzere aile bireyleri ile ilişkilerinde güçlükler yaşamasına neden olur. Erewhon un hicvettiği bir başka toplumsal yapı da eğitim sistemidir. Tarihsel açıdan bakıldığında, Alman üniversitelerinde fen bilimleri ve muhasebe gibi uygulamada yeri olan türden eğitim verilirken Viktorya dönemi İngiliz üniversitelerinde Anglikan Kilisesi nin denetiminde Latince, Eski Yunanca, antik tarih gibi dersler okutulmaktadır. Bu eğitim sisteminin en önemli sorunlarından biri, Platon un filozof yönetici tanımına da uygun olarak İmparatorluğu yönetmek üzere insan yetiştirmek için tasarlanmış olmasıdır. Öte yandan, bu sistem sanayi toplumunun gereksinimlerini göz ardı etmekte ve karşılayamamaktadır. Fabrikaları tasarlamak ve geliştirmek için saygın üniversitelerde eğitim görmüş çok sayıda filozof yöneticiye değil, teknik donanıma sahip yetişmiş kimselere 222 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
227 Ütopya ve Hicvin Buluşması: Samuel Butler in Erewhon u ihtiyaç vardır. Butler bu eğitim sistemini Viktorya dönemi eğitim sisteminin bir sunumu yoluyla eleştirir. Bu eleştiri, bu okullarda okutulan konular ve yazarın onların lehine yaptığı tartışmalarda oldukça belirgindir: Mantıksızlık fakültelerinin kasıtlı gelişimi üzerine yapılan tartışmalar çok daha inandırıcıydı. Ancak burada, varsayımbilimi çalışmalarını meşru kılan ilkelerden ayrıldılar; çünkü varsayımbilime addettikleri önemin temeline sıra dışı olana hazırlaması gerçeğini koyarlarken, Mantıksızlık çalışmalarını olayların günlük kullanımı için gerekli olan yetenekleri geliştirmek için temel oluşturuyordu (Butler, 1970: 186-7). Mantıksızlık fakültelerinin kurulması ve gelişmesi ile ilgili mazeretleri bir bakıma inandırıcıdır, ancak bunu temellendirmek isterken de varsayımbilimi temellendirmek için ortaya attıkları mazeretlerle çelişirler. Varsayım bilimi öğrencilerini sıra dışı olana hazırlamak için kurduklarını söylerken Mantıksızlık fakültelerini de olayların günlük ve pratik uygulamalarını incelemek üzere kurduklarını söylerler. Öyle ki, bütün öğrenciler varsayımbilimde ilerlemeden önce Tutarsızlık (Inconsistency) ve Kaçamak Yanıt (Evasion) kürsülerinde sınanırlar. Onlara göre insan kendine yalnızca aklı kılavuz alırsa yaşam çekilmez olur. Zor durumlarda akıl insana ihanet eder. Bu durumun, John Stuart Mill ve Jeremy Bentham ın düşüncelerini açık bir biçimde eleştiren bir tür yalancı-faydacılık olduğu söylenebilir. Erewhon halkı arasında gençliğin mi, yoksa yaşlılığın mı daha iyi olduğu konusunda bitmeyen bir tartışma vardır. Genel eğilim ise bütün gençlerin mümkün olduğunca çabuk yaşlandırılması gerektiği yönündedir. Yine de, bazıları bunu kabul etmeyip eğitimin asıl amacının yaşlıları mümkün olduğu kadar genç tutmak olduğunu savunurlar. Bir hafta yaşlıların, diğer hafta gençlerin egemen olması gerektiğini savunurlar. Bu ikisi arasındaki sınır ise 35 yaştır. Ayrıca gençlerin yaşlılarla dalga geçmesine de izin verirler. Higgs bunu İngiltere de kadın hakları ile ilgili giderek artan çatışmalara (Butler, 1970: 180) benzetir. Yeniden ütopya edebiyatına dönülecek olursa, Klaus Simonsen ütopyaları üçe böler: Bunlar Jonathan Swift in yapıtının en önemli temsilcisi olduğu Güliverci, ütopya toplumunu gerçekten inşa etmek üzere kurgulanan Platonik ya da Baconcu, son olarak da gerçek anlamda ütopyacı (Simonsen, 1974: 251). Daha sonra da Erewhon u Viktorya toplumuyla mizahi bir biçimde alay eden ve ona pedagojik yönlendirmelerde bulunan düzeltici ya da ütopyacı hiciv olarak tanımlar (Simonsen, 1974: 252). Joy Palmer ise romanın bir ütopya mı, anti-ütopya mı, yoksa bir hiciv mi olduğuna karar vermenin eleştirmenler açısından oldukça zor olduğunu, ancak kendisine göre her üç türün de özelliklerini bir arada bulundurduğunu ileri sürer (Palmer, 2001: 139). Öte yandan Everett Bleiler romanı gerçek bir Ütopya yapıtı olarak görmez, çünkü ona göre yapıtta resmedilen toplum fazla dağınık ve tutarsızdır (Bleiler, 1990: 113). Ancak yine de Butler ın romanı yazarken Ütopya edebiyatının yöntemlerini kullandığı açıktır. Butler Erewhon u tek bir parça halinde yazmaz. Yapıtın belli bölümlerinde daha önceden yazmış olduğu denemelerin özetlerini de kullanır, bu yolla eski düşüncelerini yeni bir bağlamda tekrar ele almış olur (Baker, 1976: 247). Yine de Erewhon iyi yapılandırılmış, uyumlu bir toplum değildir, çünkü Butler romanda alternatif görüşler ortaya atmaktansa Viktorya dönemi İngiliz toplumunu hicvetmeyi yeğler. Öte yandan yazar bu durumu romanın hemen başında okuyucuyla paylaşmak yerine onun dikkatini tam aksi yöne çekerek yapıtın ideal bir toplumu resmettiği duygusunu uyandırır. Günümüz okuru için ütopya edebiyatı bilindik bir türdür. Butler yapıta bu türün özelliklerine uygun bir biçimde başlar. Anlatıcı türün doğasına uygun bir biçimde bir serüvene atılır ve bunu yaparken amacı dünyanın bilinmeyen bir bölümünde keşifler yapmaktır. Yine türün özelliklerine uygun bir biçimde anlatıcı dünyanın geri kalanından izole edilmiş ve kendi kuralları içerisinde gelişmiş yabancı bir toplumla karşılaşır. Kendisi bu toplumu tanımaya ve anlamaya başladıkça onu tanımlamaya ve üzerine yorumlar yapmaya başlar. Bu noktada okuyucu kendisi için yabancı ya da yeni olan bir takım olumlu ve arzu edilebilir yapılarla karşılaşmayı bekleyebilir. Higgs in Erewhon hakkındaki ilk izlenimi özellikle olumludur: Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
228 T. Yılmaz Çan tıngırtılarıyla uyandım ve yukarı baktığımda yanı başımda otlayan dört ya da beş keçi gördüm. Ben hareket eder etmez yaratıklar sonsuz bir merak ifadesiyle kafalarını bana doğru çevirdiler. Kaçıp gitmediler, ancak tamamıyla hareketsiz kalarak, tıpkı benim onlara yaptığım gibi, her yandan bana bakmaya devam ettiler. O sırada konuşma ve gülüşme sesleri duyuldu, on yedi on sekiz yaşlarında, bellerinde bir kuşak olan keten gabardinden kıyafetler giymiş iki sevimli kız ortaya çıktı. Beni gördüler. Oldukça sessiz bir biçimde oturdum ve sıra dışı güzelliklerinden büyülenmiş bir biçimde onlara baktım. Bir an için büyük bir şaşkınlık içinde önce bana, sonra da birbirlerine baktılar; ardından korkudan küçük bir çığlık attılar ve olanca hızlarıyla kaçtılar (Butler, 1970: 71). Bu satırlarda yazar, Erewhon un ideal bir toplum olabileceği imgesini yaratan oldukça iyimser ve pastoral bir ton kullanır. Her ne kadar daha sonra romanı bir Ütopyadan çok anti-ütopyaya dönüştürecekse de, yapıtın bu türün özelliklerini gösterdiği yadsınamaz. Örneğin suçluların tedavi edilip hastaların cezalandırıldığı gibi gerçekler, Erewhon un ahlaki açıdan ne kadar bozulmuş bir toplum olduğunu gösterir. Roman ilerledikçe okur Erewhon toplumunun tarihi ve düşünce yapısı hakkında bilgiler edinmeye başlar ve çok geçmeden Viktorya dönemi İngiltere si ile paralellikler yakalamaya başlar. En sonunda da romanın amacının kendi toplumlarının olumsuz yanlarını hicvetmek olduğunu anlar. Öte yandan, Butler ın kendi toplumunu hicvetmenin yanında ideal toplumun olasılığını da sorguladığı açıktır. Ancak bu konuda yazarın iyimser olduğunu söylemek oldukça zordur. Öncelikle, insanların gelişmeye yatkın olmadıklarına vurgu yapar. Bunu daha iyi anlayabilmek için anlatıcı konumunda olan Higgs in rolüne bakmak gerekir. Butler hiçbir okurun içinde yaşamak istemeyeceği bir toplum resmeder. Gerçekte bu toplum İngiliz toplumunun bir yansıması olduğu için, okur kendi toplumunun eksik ve kötü yanlarını keşfeder ve bir anlamda bunları değiştirmek ve düzeltmek için bir istek duyar. Bu bağlamda Higgs, bu eleştiriyi yapan kişi olarak olası çözümleri de sunması gerekirken bunu yapmaz. Tek çözüm önerisi, Viktorya dönemi İngiltere sinin ahlak kurallarının Erewhon toplumuna uygulanması gerektiğidir ki bu da pek işe yarar bir çözüm olarak görünmez. Romanın sonunda buradan kaçması ise okurda kendi toplumlarının düzeleceğine ilişkin inancın azalmasına, hatta yok olmasına neden olur. Bu durum Ütopya toplumlarında durağan ve dış etkenlerden kolayca etkilenip değişmeyen bir toplumsal düzenin var olduğu (Ferns, 1999: 22) gerçeği ile uyum gösterir. Erewhon toplumu kapalı bir toplumdur. Bu da Ütopya toplumlarının başka bir özelliğidir. Bu açılardan bakıldığında Erewhon un Ütopya edebiyatının özelliklerini taşıdığı söylenebilir. Simon Dentith Ütopya edebiyatının en temel özelliklerinden birinin, kendisine esin kaynağı olan özgün toplumsal yapının tersine çevrilmesi olduğunu söyler (Dentith, 1995: 138). Erewhon un İngilizce tersten hiçbir yer anlamına gelen adı bile başlı başına bir tersine çevirmedir. Romanda geçen Nosnibor, Thims, Senoj, Ydgrun gibi pek çok isim de yine bildik İngiliz isimlerinin tersine çevrilmiş biçimleridir. Dentith e göre Erewhon, kaynağını aldığı Viktorya toplumunun bir tersine çevrilmesidir (Dentith, 1995: 139). Aslında içerisindeki hiciv unsuru o kadar güçlüdür ki onun bir Ütopya olup olmadığı bile tartışılabilir, ancak romanda hem hicvin hem de Ütopyanın bozulmaz bir işbirliği içerisinde olduğu açıktır (Dentith, 1995: 139). Romanda imgelenen ütopik dünya var olan dünyaya hicivsel bir ışık tutar ve gerçekte her iki tür de, var olan dünyadan duyulan memnuniyetsizliğin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Erewhon un Ütopya ve hicvi görünen yüzeysel anlamdan çok daha derin bir biçimde birleştirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Metin ironik olanla gerçek olan arasında öyle hızlı değişimler gösterir ki, oldukça dikkatli bir okuma gerektirir. Hatta bazen okur romanın ideal olanı sunan gerçek bir Ütopya mı, yoksa romana esin veren Viktorya toplumunun ironik bir betimlemesi mi olduğu konusunda şüpheye düşebilir. Gerçekte Erewhon un bunların her ikisi de olduğu söylenebilir. Romanda tersine çevirme ile ilgili en çarpıcı örneklerden biri hastaların cezalandırılması, suçluların ise tedavi edilmesidir. Yine de Butler bu sapkın ahlaki yargıyı bir biçimde savunuyor görünür: Aslında, ister insan ister hayvan olsun, bu hoşnutsuzluk, hatta iğrenmenin talihliler tarafından talihsizlere karşı hissedilmesi, herhangi bir toplum için yalnızca doğal değil, aynı zamanda arzulanan bir şeydir (Butler, 1970: 104). 224 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
229 Ütopya ve Hicvin Buluşması: Samuel Butler in Erewhon u Darwinci mantığa oldukça uygun düşen bu parçanın Erewhon toplumunun ütopyacı arzularını da açığa çıkardığı bir gerçektir. Erewhon halkı fiziksel olarak güçlü ve çekicidir. Dahası, metinde geçen doğal sözcüğü, Erewhon halkının doğa kanunlarına göre yaşama arzusunu da açığa çıkarır. Darwin in evrim kuramına da gönderme yapan bu sözcük aynı zamanda geleneksel Ütopya edebiyatının da bir yansıması olarak görülebilir, çünkü klasik ütopya geleneği kendisine doğal dünya düzeni ve yaşamını zemin olarak seçer (Dentith, 1995: 140). Klasik ütopyaların çoğunlukla pastoral uzamlar kullanmasının nedenlerinden birinin de bu doğallık arayışı olduğu söylenebilir. Kısaca, Viktorya toplumunun bu türden tersine çevirmeler yoluyla hicvedilmesi Erewhon un başka bir ütopik özelliğidir. Zira Butler ın biyografisini yazan Lee E. Holt, Erewhonlular öyle mutlu, öyle sağlıklı ve öyle çekiciler ki, bu onları Viktorya döneminin pastoral Ütopya idealine yaklaştırır (Holt, 1988: 26) der. Willem Gerard Bekker ise Ütopya geleneğini kaçış Ütopyası ve yeniden yapılandırma Ütopyası olarak ikiye ayırır (Bekker, 1966: 150). İlki daha edebi ve daha huzurlu bir ortamdır ve Erewhon kesinlikle böyle bir yer değildir. İkincisi ise bazen romansı da işin içine katarak içinde yaşayacak ve orada gelişecek insanların ihtiyaçlarına da uygun olarak daha iyi bir çevrenin yeniden yapılandırmasını amaçlar. Bu bağlamda, daha iyi yerine daha kötü bir çevrenin yapılandırıldığı Erewhon, tersine çevrilmiş bir Ütopyadır (Bekker, 1966: 150). Patrick Parrinder a göre eğer bir topluma ziyaretçiler sık sık gelip gidebiliyorlarsa o toplum ütopya/distopya değildir (Parrinder, 2005: 5). Tıpkı ütopyalar gibi distopyaların da (anti-ütopya, ütopyacı hiciv) iyi organize edilmiş ve yerleşmiş bir düzeni olması gerekir, çünkü aksi takdirde orada yalnızca gözlem yapmak için bulunan gezgin kendi geçmişinin ve geleneklerinin etkisiyle o toplumu da etkileyebilir. Parrinder 19. yüzyıl ütopya/ distopyalarının birtakım belirgin özelliklerini şu biçimde açıklar:...öyküleyici bakış açısı dışsaldır ve olay örgüsü bir gezi yazısı ya da macera öyküsününküne benzer. Kahraman ütopya olduğu varsayılan toplumu ziyaret eder, orada aşık olur bu öyküler hem egzotik hem de cinsel romanslardır ve, birçok durumda, öyküsünü anlatabilmek için kıl payı kaçmayı başarır. Kahraman değişmez bir biçimde erkektir, ütopyaya hem girişi hem de ordan çıkışı çetin ve meydan okuyucudur. Ütopya/ distopya toplumunun doğası ona açık bir şok yaşatır; ilk başta bu yalnızca yabancı ve tuhaftır, ancak kahramanın ora hakkındaki bilgisi ne kadar artarsa o kadar tehditkâr ve korkunç bir hal alır. Oranın sakinleri bu zavallılıklarından habersiz mutludurlar...(parrinder, 2005: 6-7). Yine Parrinder a göre Erewhon tam anlamıyla bir seyahat romanıdır ve kahramanın dünyanın bilinmeyen bir bölgesine yaptığı egzotik bir geziyi ve burada yaşadığı inanılmaz serüvenleri anlatır. Romanın başkişisi olan Higgs in Erewhon a ulaşması hiç de kolay olmaz. Kolonide çalışmakta olduğu koyun çiftliğinden bölgenin yerlilerinden biri olan Chowbok ile birlikte etrafı keşfetmeye çıkar ve birkaç gün sonra Chowbok devam etmekten korktuğu için kendisini terk ederek kaçar. Bu noktadan sonra keşfe yalnız başına devam etmeye karar veren Higgs in Erewhon a ulaşması yaklaşık beş bölümde anlatılır (Butler, 1970: 48-70). Bu oldukça çetin geçen bir yolculuk olur ve yol boyunca Higgs zaman zaman geri dönmeyi düşünür birkaç kez de ölümle burun buruna gelir. Erewhon a ulaşmak çok zordur, belki de bu nedenle daha önce dış dünyadan buraya ulaşan olmamıştır. Higgs in Erewhon dan ayrılması da aynı oranda güç olur. Romanın sonlarına doğru her şeyin aleyhine döndüğü ve yakalanıp hapse atılacağı bir anda pratik zekâsı sayesinde elinde bulunan değişik malzemelerden bir sıcak hava balonu yapmayı başararak adadan Erewhonlu sevgilisi Arowhena ile birlikte kaçmayı başarır. Ancak bu kez balon denize düşer ve ikisi okyanusun ortasında açlık susuzluk ve sıcaktan ölümle burun buruna gelirler. Neyse ki tam ümitlerinin tükendiği bir anda yakınlardan geçmekte olan bir İtalyan gemisi onları fark eder ve kurtulmayı başarırlar (Butler, 1970: ). Ütopyaların bir başka özelliği de kahramanın ya da öykülemecinin içine girdiği topluma tamamen yabancılaşması, ya da o toplumda bir öteki olarak değerlendirilmesidir. Bu durum onun dışarıda kalması ve daha sağlıklı bir gözlem yapması açısından yaşamsal olduğu kadar o topluma karışıp onların toplumsali ahlaki ve dini değerlerinde ve yaşam biçimlerinde değişiklik yapmaması için de bir o kadar önemlidir. Genellikle Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
230 T. Yılmaz ütopya metinlerinin başkişileri içine girdikleri ütopya toplumuna yabancıdırlar ve oraya geldikleri dış dünyanın iyi öğretilerine sahiptirler (Rogan, 2009: 311). Jennifer Speake ise kahramanın ütopya toplumunda yabancı olmasının işlevselliğine değinir ve bu durumda kahramanın bir yandan bu toplumu okura anlatırken öbür yandan okurun da aşina olduğu kendi toplumu ile arasındaki benzerlikleri ve farklılıklara değinerek bir çeşit karşılaştırma yaptığını söyler (Speake, 2003: 1227). Bu yolla okur da iki farklı toplumsal yapıyı birbiriyle karşılaştırma fırsatı bulur. Higgs de Erewhon toplumu içerisinde bu tür yabancılaşma ve öteki leşme yaşar. Öncelikle, Erewhonlular ın tenleri oldukça koyu renktedir, ancak yine de Güney İtalya ya da İspanya da yaşayanlar kadar değil. Erkekler pantolon yerine Arapların giydiklerine benzer kıyafetler giyerler (Butler, 1970: 71). Öte yandan Higgs onlardan çok farklıdır ve kendisi onları gördüğünde ne kadar şaşırmışsa onlar da onu gördüklerinde o kadar şaşırırlar: Onları en çok rengim şaşırtmışa benziyordu, çünkü açık renk saçlarım, mavi gözlerim ve canlı bir görüntüm vardı (Butler, 1970: 72). Higgs bu konuya daha sonra yeniden değinerek belki de onu öldürmemelerinin en büyük nedeninin sarı saçları ve açık renk saçları olduğunu (Butler, 1970: 83) söyler. Çünkü Erewhon da bu çok büyük bir ayrıcalıktır. Hatta daha sonra sırf sarı saçlarını kral ve kraliçe merak ettiği için, sırf saati var diye atıldığı hapishaneden çıkarılarak başkente götürülür (Butler, 1970: 91). Ne var ki Higgs in Erewhonlular dan farkları yalnızca dış görünüşü ve giysileri değildir. Bunlardan daha derinde dünya görüşü, olaylara bakış açısı, yetiştirilme biçimi, gelenekleri, görenekleri, değer yargıları ve içinde yaşamaya alıştığı toplumsal yapı gibi farklılıkları vardır ve bunlar dış görünüşten çok daha önemlidir. Zira, her iki toplum hakkında karşılaştırma yapmasını ve sahip olduğu argümanları ortaya koyarak asıl anlatmak istediği şeyleri anlatarak okuru istediği noktaya çekmesini sağlayacak olan bu farklılıklardır. Bu türden toplumlar arası bir karşılaştırma ütopyanın en çok kullandığı yöntemlerden biridir ve belki de bir edebi tür olarak ütopyanın en önemli amacıdır. Zaten Higgs de roman boyunca Erewhon ve Avrupa toplumları arasında bu karşılaştırmaları sık sık yapar: Yemek pişirme ve yeme biçimleri Avrupaiydi...evdeki herşeye ne kadar çok bakarsam o kadar çok Avrupa benzeri özellik görüyordum; duvarların üstüne Illustrated London News ve Punch tan sayfalar yapıştırılmış gibiydi... yine de herşey az da olsa farklıydı... Oraya ilk vardığımda etraftaki bitkilerin ve kuşların İngiltere dekilerle çok ortaklıklarının olması beni mutlu etmişti...ingiltere dekilerin aynısı değillerdi, yine de onlara çok benziyorlardı... burada olmak herşeyin çok tuhaf göründüğü Çin ya da Japonya da olmak gibi değildi (Butler, 1970: 74-5). Higgs Erewhon halkını yakından tanımaya başladıkça yalnızca bitki örtüsü ve hayvanlar arasında değil, onların gelenekleri ile Avrupa gelenekleri ya da yaşam biçimleri arasında da karşılaştırmalar yapmaya başlar. Örneğin, Erewhon halkının toplumsal yaşamını ilk gözlemlemeye başladığında İngiltere nin birkaç yüzyıl önceki durumuna benzetirken, gerçekte teknolojiye İngiltere den çok daha önce sahip olmalarına rağmen yaşanan bir iç savaş sonunda bütün makinaları yasaklayarak en ilkel yaşam biçimine döndüklerini öğrenince ilk yaptığı yorumun yanlış olduğunu fark eder(butler, 1970: 85). Bu karşılaştırmanın örnekleri roman boyunca Erewhon Müzikal Bankaları ile İngiliz Kilisesi, Erewhon ve İngiliz adalet sistemi gibi birçok toplumsal konuda sürer gider. Parrinder a göre ütopyaların belirleyici özelliklerinden bir tanesi de gizliliktir (Parrinder, 2005: 7). Bu toplumlarda kabul edilemeyecek ama sakinlerinin de bilmemesi gereken bir şeyler vardır. Erken dönem ütopyalarında gizlilik bir dereceye kadar makuldür. Örneğin Devlet te Sokrates yöneticilerimiz insanlarının iyiliği için makul dozda yanlışlık ve aldatmaca bulacaklardır (Platon, 2008: 126) der. Ancak geç dönem ve çağdaş ütopyalarda bilgiye ulaşma özgürlüğü vazgeçilmez bir unsurdur. Hicivci ütopya da ziyaretçisini açık yürekliliği ile etkileyebilir. Bu tür romanlarda bir çeşit tur rehberi görevi yapan kahraman ya da anlatıcı, buradaki toplumsal karışıklıkları aktarmaya oldukça isteklidir ve bu açık sözlülüğün yardımını görür. 19. yüzyıl ütopyalarında ya da ütopyacı romanslarında toplumların sırları genellikle aşk ilişkilerine dayandırılır ve bu da türün en belirgin özelliklerinden bir tanesidir. Ziyaretçinin bu türden gönül meselelerine olan ilgisini toplumun sırları ile ilişkilendiren tür, romansın gidişatını tehdit eden mantıksal akışı ortadan kaldırarak yapıtın bir distopya ve romans olarak kalmasını garanti altına alır 226 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
231 Ütopya ve Hicvin Buluşması: Samuel Butler in Erewhon u (Parrinder, 2005: 8). Sonuç olarak da bu aşk ilişkisi genellikle kötü bir sonla biter. Kısaca, ütopyalarda aşk ilişkileri gayrimeşru bir biçimde yaşanamaz. Öte yandan, distopyada kadın kahraman gelen ziyaretçi ile bu türden bir ilişki içine girmemelidir ancak hemen her yapıtta bu gerçekleşir. Bir Ütopyalı kadın bu duruma asla düşmez, çünkü toplumda cinsel özgürlük en kusursuz biçimi ile yaşanmaktadır. Ayrıca, distopyada kahramanın hem bir ziyaretçi hem de bir yabancı olması nedeniyle bu türden bir ilişki için uygunsuzluğu daha en baştan belirlenir. Kurgusal Yeni Dünya kadınları genellikle gerek ahlaki, gerekse maddesel açıdan İngiliz erkeklerine eş olmak konusunda başarısız olurlar (Archibald, 2002: 6). Ancak kahraman, oldukça saf bir biçimde toplumun bu yasaklarından habersizdir. Erewhon da da Higgs kendisini misafir eden Nosnibor ailesinin küçük kızı Arowhena ya aşık olur. Ancak bu ilişki de diğer distopya ilişkileri gibi gayrimeşrudur. Erewhon da Higgs in henüz bilmediği yazılı olmayan toplumsal kurallar vardır ve buna göre Higgs eğer bu aileden birisine âşık olacaksa ya da onunla evlenecekse bu Arowhena değil onun ablası olan Zulora olmalıdır. Çünkü toplumsal gelenekler kardeşlerin sırayla büyükten küçüğe doğru evlenmelerine izin vermektedir. Ancak Higgs bu duruma razı olmaz ve romanın sonunda ülkeden sevdiği kadın olan Arowhena ile kaçmak zorunda kalır. Öte yandan, bu ilişkinin yasak olması gerçeği ikisinin peşini bırakmaz ve romanın devam kitabı olan Erewhon Revisited de (1901) Arowhena nın İngiliz toplumuna uyum sağlayamaması, İngilizce yi dahi öğrenememesi, yaşadığı bunalımlar ve erken yaşta ölmesi anlatılır (Butler, 1920: 5-6). Bu nedenle bu aşk ilişkisinin mutlu bir biçimde bittiği söylenemez. Erewhon, Viktorya dönemi ütopyaları içinde en çarpıcı olanlarından bir tanesi olarak görülebilir. Romanın bazı özellikleri onu dönemin diğer ütopya ya da distopya yapıtlarından ayırır. Örneğin, yukarıda da sözü edildiği gibi Higgs in Erewhon a ulaşana kadar geçen yolculuğu yaklaşık altı bölüm sürer ve bu romanın bir çeyreği anlamına gelir. Ancak her ne kadar uzun olsa da, Arnold Van Gennep ve Victor Turner gibi eleştirmenler bu yolculuğu ve geçiş sürecini de dönemin diğer ütopyaları ile birlikte aynı kalıp içerisine yerleştirirler ve bu türden yolculuklar sonunda ütopyayı keşfetmeyi bir çeşit geçiş ritüeli olarak adlandırırlar. Van Gennep bu ritüeli üç aşamaya böler: önbilinç (ayrılma ritüeli), bilinç (geçiş ritüelleri) ve son-bilinç (birleştirme ritüelleri) (van Gennep, 1997: 11-21). Victor Turner ise bilinç ritüelleri üzerine yoğunlaşır ve bunların bir çeşit geçiş mi yoksa arada kalış mı olduğu sorununa cevap arar. Ona göre bu geçiş aşaması hem bireylerin hem de toplumların kendilerini sorgulayıp ve keşfettikleri, toplumsal kategorilerin değersizleştirildiği, dönüştürüldüğü, durdurulduğu, sınırların sıvılaştırıldığı, aşıldığı, bulanıklaştırıldığı ve kimlik sembollerinin ortadan kaldırılarak yerlerine yenilerinin getirildiği bir dönemdir (Myerholt vd., 1987: 381-2). Bu bakış açısına göre edebi ütopyaları ya da distopyaları yalnızca okumak bile bir çeşit bilinç ya da farkındalık deneyiminin yaşanmasına yardımcı olabilir. Dahası, Turner bu bilinçliliği yoldaşlık ve hiyerarşinin olmadığı toplumlar ile ilişkilendirir, ancak bazı durumlarda bilinçliliğin bireyin topluma yabancılaşması ve ona savaş açması gibi yan etkilerinin de bulunabileceğini ekler (Turner, 1974: 285). Ancak bu noktada anlaşılması gereken, bu bilinç ve farkındalık deneyimini yaşayacak ve kendi kimliği ile bir çatışmaya girecek olanın ütopya ya da distopyanın sakinleri değil, oraya bir biçimde gelen bir gezgin ya da maceraperest, ya da kısaca okur olduğudur. Turner a göre tarih boyunca var olan hemen her türlü spontane toplumun kaderi bazı insanların çöküş ya da yok oluş dedikleri yapılanma ve yasalar ın egemen olduğu devletler haline gelmektir ve en hiyerarşi karşıtı ütopya toplumları dahi bu türden bir çöküş ve yok oluşa meyillidir (Turner, 1977: 132). Bölünme, geçiş ve yeniden birleşme aşamalarından geçmiş olabilirler, ancak ziyaretçilerin karşılaştığı çağdaş vatandaşlar büyük olasılıkla kendi geçmişlerini tarih kitaplarından ve derslerinden öğrenirler. Kısaca, ütopya ya da distopya mecazi bir gelecek toplumunu temsil eder ve gezginin buraya yaptığı yolculuk ve en sonunda ülkeye girişi toplumun tarihinin hızlandırılmış bir biçimi halini alır (Parrinder, 2005: 11). Nasıl ki toplum zaman içerisinde değişik aşamalardan geçerse gezgin ya da ziyaretçi de yolculuğu boyunca bu türden aşamalardan geçer. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
232 T. Yılmaz Viktorya dönemi distopya yapıtlarında bu türden bir yapı kurmak olasıdır. Parrinder, Van Gennep ve Turner ın modelinden de yararlanarak bu yolculuk dönemini beş farklı aşamaya böler. Birinci aşamada kahraman içinde yaşadığı toplumun değer yargılarından ayrılır ve bir tür yalnızlık ve diğerlerini reddetme dönemi yaşar. İkinci olarak ise aşmasının yasak olduğu bir sınırı geçer. Bu onun için aynı zamanda eski dünyanın sonu ve yeni dünyanın başlangıcıdır (van Gennep, 1997: 15-7). Üçüncü aşamada anlatıcı dünyalar arasında ilerlemenin bilincine ulaşır ve bu noktada zamandan bağımsız olur. Turner bunu zamanın hem içinde hem de dışında olan bir an olarak adlandırır. Dördüncü aşamada gerçekleşen bilinç ya da farkındalık anı oldukça çetin ve saldırgandır. Bu bir mucizeler anıdır ve burada tanrıları, ataları ya da yeraltından gelen güçleri temsil eden maskeli figürler değişik biçimlerde gezginin karşısına çıkarlar. Son aşamada ise geçiş ritüeli sembolik olarak önce ölerek ardından yeniden canlanma anıdır ve insan ölerek küçük bir çocuk olarak canlanır (Turner, 1974: 238-9) Öte yandan, eğer ortada bir yeniden doğma ya da ikinci bir yaşam varsa, bu ikinci bir ölüm olacağı anlamına da gelebilir (Parrinder, 2005: 11). Bu yöntem Erewhon da izlenecek olursa, birinci aşamanın Higgs in, çalıştığı koyun çiftliğinden izin alarak koloninin yerlilerinden olan Chowbok ile birlikte koloninin bilinmeyen yönlerini keşfe çıkması ve daha sonra Chowbok tarafından terkedilerek yolculuğunda yalnız kalması (Butler, 1970: 53) olduğu söylenebilir. Higgs in ikinci aşamada geçtiği yasak sınır ise büyük olasılıkla Erewhon a girmeden önce karşılaştığı büyük heykellerden oluşan ve İngiltere deki Stonehenge e benzeyen halkadır. Van Gennep e göre bu tür yapıtlarda heykellerin ya da bu türden yapıların kullanılması gizemli ya da geçilmesi yasak olan bir sınırı temsil eder (van Gennep, 1997: 16-7). Van Gennep in birçok biçimde görülebileceklerini söylediği bu türden figürler Erewhon da çok büyük, korkunç ve canavarlara benzeyen heykeller olarak betimlenir. Bunlar, her biri yüzlerinde korkunç bir biçimde farklı ifadeler taşıyan on büyük yapıdır (Butler, 1970: 66-7). Üçüncü aşama olan zamandan bağımsız olma aşamasını ise Higgs Sanırım bayılmış olmalıyım, çünkü bir süre sonra kendimi hasta ve soğuktan donmuş bir biçimde yerde otururken buldum (Butler, 1970: 66) biçiminde açıklar. Dördüncü aşamada sözü edilen maskeli imgeler yukarıda sözü edilen heykeller topluluğudur ve Higgs bunları şeytanlar topluluğu (Butler, 1970: 67) olarak adlandırır. Son olarak da Higgs, bir ölüm ve yeniden doğum deneyimi yaşar. Bu aşama da Higgs in heykellerin hemen önünde bayılması ve daha sonra hem hasta hem de üşür bir biçimde yeniden uyanmasıdır. O artık küçük bir çocuktur. Eğer distopya okurun önüne bir bilmece koyuyorsa onun bunu çözeceğinden emin olmak ister (van Gennep, 1997: 17). Bu bağlamda yazar hem bilmeceyi soran, hem de gizemli kişidir. Öte yandan, distopyada bu bilmece yalnızca okura değil, aynı zamanda öyküyü aktaran gezgine de sorulmuş gibidir, çünkü distopyaya girmesi ile birlikte cevabını bilmediği sorular önünde yükselmeye başlar. Erewhon un gizemleri ise Higgs daha ülkeye adımını atmadan, gördüğü heykellerle başlar ve bu imgesel ülkenin bilmeceleri çözülmek bir yana, yapıt ilerledikçe Müzikal Bankalar, Mantıksızlık Üniversiteleri, Makinalar Kitabı, doğmamışlar dünyası ve bunlar gibi daha birçok bilmecenin üst üste yığılmasıyla içinden çıkılmaz bir hal alır. Ancak yapıtın Hayvan Hakları, Bitki Hakları gibi bazı bölümleri ve Nosnibor ya da Thims gibi bilindik İngiliz isimlerinin tersine çevrilerek kullanılması bazı eleştirmenler tarafından gülünç bulunur, hatta distopyadan çok çocuk edebiyatı olduğunu iddia edenler olur. Örneğin, Peter Raby insanın romanı okurken Viktorya İngiltere sine sanki bir dizi görüntüleri bozan aynadan bakmakta olduğunu, ancak her aynanın görüntüyü farklı bir biçimde bozduğunu söyler (Raby, 1991: 127). J. C. Garrett ise ülkenin girişindeki heykelleri uygunsuz bulur, çünkü bunlarla ne Erewhon toplumu ne de görüntüsü arasında hiçbir tatmin edici bağ kurmak olası değildir (Garrett, 1984: 27). Öte yandan, yukarıda sözü edilen bilinçlilik mantığına göre, Erewhon toplumunun bir anahtarı varsa bu anahtar bu heykellerdir. Konu ile ilgili akla gelen ilk yorumlardan bir tanesi heykellerin dini bir anlamlarının olabileceğidir. Peter Raby bunların insanlar tarafından, edinilen gelenekleri ve törelerini koruması için kurulan ürkütücü tanrılarının birer temsilcisi 228 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
233 Ütopya ve Hicvin Buluşması: Samuel Butler in Erewhon u olduklarını söyler (Raby, 1991: 126). Dwight Culler ise bunları Museviliğin ünlü On Emri ile ilişkilendirir (Culler, 1968: 234). Parrinder in bu heykeller ile ilgili yorumu ise diğerlerinkinden farklıdır ve onların (özellikle yüzlerindeki değişiki ifadeler nedeniyle olsa gerek) hem bütün acıları ve budalalıkları ile insanlık tarihini hem de tanrıları temsil ediyor olabileceklerini savunur. Ona göre bu heykeller bir yandan barbar geçmişi, bir yandan da çağdaş medeni toplumları temsil ederler (Parrinder, 2005: 16). Hepsi oturuyordu, ancak ikisi düşmüştü... İnsanın altı ya da yedi katı büyüklüğündeydiler, çok eskiydiler, aşınmışlardı ve üzerlerinde yosun büyümüştü... Bir tanesi öfkeli bir biçimde kuduruyordu, acı ve büyük umutsuzluk içindeymiş gibi; öteki kıtlıktan ölmüş gibi yan yatmıştı; bir diğeri kaba ve aptal görünüyordu, ancak takınılabilecek en aptal sırıtmaya sahipti-bu da düşmüştü ve bu düşüşle oldukça gülünç görünüyordu- hepsinin ağızları az ya da çok açıktı ve onlara arkadan baktığımda kafalarının oyuk olduğunu gördüm... Şeytanın kalplerine bu heykelleri dikme isteğini koyduğu insani olmayan yaratıklar, onların kafalarını bir tür kilise organına çevirmişti ve bu yolla ağızları rüzgârı yakalayıp onun esintisiyle sesler çıkarıyordu (Butler, 1970: 66-7). Parrinder, dikkatli incelenirse bu heykellerin Erewhon un çağdaş toplumunun da iki dikkat çekici özelliği ile ilişkilendirilebileceğini söyler. Bunlardan birincisi toplumun makineleşmeyi yasaklayarak makinaları yok etmesi, ikincisi ise toplumda sağlığın, gücün ve fiziksel güzelliğin önemidir (Parrinder, 2005: 17). Zira Higgs de romanda, heykellerin iki farklı işlevleri olduğunu, bunlardan birinin dışarıdan gelerek toplumu rahatsız edebilecek yabancılara bir çeşit uyarı, ikincisinin ise hastalık ve fiziksel bozukluk tanrılarının gönlünü almak üzere kurban verilen yer olduğunu söyler. Rivayete göre Erewhonlular eski zamanlarda Chowbok un atalarından en çirkin olanlarını burada kurban vererek çirkinliğin ve sakatlığın kendi toplumlarına gelmesini engellemeye çalışırlar (Butler, 1970: 96). Sonuç olarak, edebiyat çevreleri tarafından on dokuzuncu yüzyılda yazılmış en önemli hiciv yapıtlarından birisi olarak kabul edilen Erewhon un bir edebi tür olarak ütopyanın birçok özelliğini taşıdığı söylenebilir. Bu noktada, Batı edebiyatının en köklü ve en önemli türlerinden olan ütopya ve hicvin bu yapıtın bünyesinde birleşerek birbirlerinin özelliklerinden yararlandıklarını söylemek sanırız yanlış olmayacaktır. Yapıtta, içinde yaşadığı İngiliz toplumunun çarpıklıklarını ve düzensizliklerini ortaya koyup bunları hicvetmeyi amaçlayan Butler, ütopya türüne özgü birtakım kuralları da kullanarak yapıta ayrı bir boyut katmayı başarmıştır. Bu bağlamda yapıt bir yandan hem hiciv hem de ütopya, öte yandan da ne hiciv ne de ütopyadır. Bu nedenle Erewhon u ütopyacı hiciv olarak değerlendirmek ve öyle adlandırmak sanırız en doğrusu olacaktır. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
234 T. Yılmaz KAYNAKÇA Archibald, D. C. (2002). Domesticity, Imperialism, and Emigration in the Victorian Novel, University of Missouri Press, Columbia. Baker, E. A. (1976). The History of the English Novel, Volume X: Yesterday, H. F.&G. Witherby, LTD, Londra. Bekker, W. G. (1966). An Historical and Critical Review of Samuel Butler s Literary Works, Haskell House, New York. Bleiler, F. E. (1990). Science-Fiction: The Early Years, The Kent State University Press, Kent. Bosch, S. Utopian Novels in England: Three Comments on the Possibility and Desirebility of Utopia, Seminer Bildirisi, Universitat Postdam, Institut für Anglistik/Amerikanistik Hauptseminar: Victorian Novels. Butler, S. (1970) Erewhon or Over the Range, Penguin Books, London.. (1920). Erewhon Revisited, E. P. Dutton & Company, New York. Clayes, G. (1997). Modern British Utopias , Cilt , Pickering&Chatto, London. Culler, A. D. (1968). The Darwinian Literature and Literary Form, The Art of Victorian Prose, (Edt: G. Levine ve W. Madden), Oxford University Press, New York. Dentith, S. (1995). Imagination and Inversion in Nineteenth Century Utopian Writing, Anticipations: Essays in Early Science Fiction and its Precursors, (Edt: D. Seed), Liverpool University Press, Liverpool. Elliott, R. C.(1970). The Shape of Utopias, The University of Chicago Press, Chicago. Ferns, C. S. (1999). Narrating Utopia: Ideology, Gender, Form in Utopian Literature, Liverpool University Press, Liverpool Garrett, J. C. (1984). Hope or Disillusion: Three Versions of Utopia: Nathaniel Hawthorne, Samuel Butler, George Orwell, University of Canterbury Press, Christchurch. Grazia, S. (1962). Of Time, Work and Leisure, Twentieth Century Fund, New York. Harris, F. (1916). Samuel Butler, Author of Erewhon: The Man and His Work, Dodd, Mead and Company, New York. Helgerson, R. (1982). Inventing Noplace, or the Power of Negative Thinking, Genre 15. Hesiod. (1959). The Works and Days, University of Michigan Press, Ann Arbor. Holt, L. E. (1988). Samuel Butler, Twayne Publishers, Boston. Hume, D. (1964). Of Justice, The Phlosophical Works, (Edt: T. H. Green ve T. H. Grose, Scientia Verlag Aalen, Darmstadt). Hutchinson, S. (1985). Mapping Utopias, Modern Phillology, Cilt. 85, No. 2, , The University of Chicago Press. Jameson, F. (1977). Of Islands and Trenches: Naturalisation and the Production of Utopian Discourse, Diacritics 7, 4-6. Johnson, J. W. (1968). Utopian Literature: A Selection, Random House Publishing, New York. Kumar, K. (2005). Ütopyacılık, (Çev. A. Somel), İmge Kitabevi, Ankara. Lamonica, D. (2003). We are Three Sisters : Self and Family in the Writing of the Brontes, University of Missouri Press, Columbia ve Londra. 230 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
235 Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa İLKÖĞRETİM İKİNCİ KADEME GÖRSEL SANATLAR DERSİ PROGRAMININ SANAT EĞİTİMİ İLKELERİNİN İNCELENMESİ Emre AŞILIOĞLU * Özet Bu araştırmanın amacı; ilköğretim ikinci kademe Görsel Sanatlar Dersi Programı na yön veren ilkelerin ne ölçüde uygulanabildiğini öğretmen görüşlerinden de yararlanılarak belirlemek ve programın geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunmaktır. Araştırmada içerik çözümlemesinin yanı sıra öğretmen görüşlerinden de yararlanılmıştır. Program öğretim ilkeleri bakımından ideali yansıtmaktadır. Ancak sınıf mevcutlarının kalabalık ve haftalık ders saatinin yetersiz olması, okullarda bu derse ait atölyelerin bulunmaması derse yönelik olumsuz tutum gibi nedenler programın etkililiğini engellemektedir. Başlıca öneriler; dersin merkezi sınavların baskısından kurtarılması, haftalık saatinin artırılması, öğretmenlere sanat eğitiminin önemi konusunda duyarlık kazandıracak hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim verilmesidir. Anahtar Kelimeler: Görsel Sanatlar Dersi, Sanat Eğitimi, Yaratıcılık. STUDY OF ART EDUCATION PRINCIPLES OF VISUAL ARTS CURRICULUM IN THE SECOND LEVEL OF PRIMARY EDUCATION Abstract The aim of this study is to define applicability of principles conducting Visual Arts Curriculum in the second level of primary education by making use of teachers views, and to present suggestions for the development of the curriculum. In the study, the researcher used the teachers ideas as well as content analysis. In terms of the education principles, the curriculum contains the ideal principles of Art Education. However, some reasons, such as crowded classes, insufficient class hours and lack of workshops in the schools and negative attitudes towards the subject, prevent the effectiveness of the curriculum. Main suggestions are to liberate the subject from the pressure of centrally administered examinations, increase the number class hours and organise pre-service and in-service training to provide consciousness of teachers towards the importance of art education. Key Words: Visual Arts Lesson, Art Education, Creativity. 1. GİRİŞ Güzeli arama insan doğasının en önemli özelliklerinden biridir. Bu arayış ilk insanlardan bu yana süregelmiştir. Yazmadan önce çizmeye ve boyamaya başlayan insan, resmi duygularını anlatmada bir araç olarak kullanmıştır. Sanat tarihçilerinin bir kısmına göre bu resimler ona doğayla olan savaşında büyüsel bir güç sağlama, bir kısmına göre de, tamamen yaşadığı mekânları güzelleştirme amacıyla yapılmıştır. Hangi teoriye inanırlarsa inansınlar bütün sanat tarihçileri, insanların bu resimleri yaparken estetik bir kaygı da güttükleri konusunda birleşmektedirler. Sanat, hem kişinin yaratıcı gücünü geliştirmek, hem de insanlık niteliklerini yüceltmek için güçlü bir araçtır. Sanatçı duyarlığı, düşünüşü ve yorumlayışıyla dikkat çeker, öteki insanlardan ayrılır. Çünkü o toplumun ve yurdunun insanlarının özlemlerini, ihtiyaçlarını en iyi duyan ve sezen kişidir (Kavcar, 1999: 2). Güçlü imgeler edinmek, bu imgeleri ayrıştırıp birleştirilerek renk, biçim, doku, form, uzam gibi sanatsal değerlerle düşünme ve nitelikli * Arş. Gör., Mardin Artuklu Üniversites,i Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü, MARDİN. e-posta: [email protected] Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
236 E. Aşılıoğlu sonuçlara yönelik sorun çözme ussal bir uğraştır (Aypek Arslan, 2010: 1081). Bu nedenle pek çok toplum sanata ve çocukların sanatçı duyarlılığıyla yetişmesine büyük önem vermektedir. Günümüzde birçok eğitimci çocuk eğitiminde sanatın öğrenme sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğuna inanmaktadır. Danko-McGee ve Slutsky e göre, sanat; çocukların yeni bilgiler keşfetmelerine, bu bilgileri ve duyguları görsel biçimlere çevirmelerine olanak sağlayan yollardan birisi olduğu için eğitim programının en önde gelen öğesidir. Gardner ise, görsel sanatların, bizi görsel düşünmeye yönelttiği için önemli olduğunu belirtmektedir. Ona göre sanat anlamın kavranabilmesini ve ifade edilebilmesini sağlayan özel bir düşünme biçimidir (Danko-McGee ve Slutsky, 2003; Gardner, 1990, akt: Shillito ve diğerleri, 2008: 3). Sanat eğitimi; bireyin yetenek ve becerilerini ortaya çıkarmaya yardım etmenin yanı sıra, soyut kavramları algılamasını, nesneler arasında ilişkiler kurmasını, esnek, akıcı ve orijinal düşünmesini kolaylaştırır. Duygularını, görüşlerini malzemeye aktarırken yeni deneyimler yaşamasını olanaklı kılar. Sanat onun zihinsel yetileriyle birlikte duygu yanını da geliştirir. Yetkin e (1968 :129) göre, yarını yüklenecek olan çocuklarımızı eksiksiz ve tam yetiştirmek istiyorsak, akılcılığın ve objektif düşüncenin gelişimini; duyarlılığın, hayal gücünün ve kişisel dünyanın gelişimi ile dengelemek; bilimle sanatın temelinde yaratıcılık yattığına göre, her iki güçten de çocukları ve gençleri faydalandırmanın sayısız yararı vardır. Yükselme, ancak iki kanatla uçma ile mümkün olabilir. Bu bakımdan okullarımızda fen ve sosyal bilimlerin yanı sıra sanat eğitimine de önem vermek gerekmektedir. Rehberlik anlayışını oluşturan ilkelerde de; bireyin bütün kapasiteleriyle geliştirilmesinin önemine vurgu yapılır. Bedensel, zihinsel, toplumsal, duygusal vb bütün kapasitelerini kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda en uygun bir düzeyde geliştirmesi için ona yardım etmenin önemine işaret edilir. Bu kapasitelerden birini de, onun sanatsal yönü oluşturur. Sanat bilincinin temellerinin çocukluk döneminde atılması, ilköğretim döneminde verilen görsel sanatlar dersinin gerekliliğini ve önemini artırmaktadır. Sanatın en yeni biçimleriyle, erken yaşlarda tanıştırılan bireyler, çağcıl sanatlara hoşgörü geliştirir ve doğru estetik yargılara daha kolay ulaşır (San, 1997 akt: Kurtuluş, 2000). Çocuk, daha küçük yaşlardan itibaren, sanat eğitimi programlarıyla; yapıcı ve üretici olarak rol aldığı, imgelemini ve tasarımlama gücünü geliştiren çeşitli sanatsal uğraşlar yanında, sanatın yaş ve olgunluk düzeyine göre kendisini ilgilendirebilecek pek çok alanına da izleyici, değerlendirici ve gereğinde eleştirici olarak katılır. Böylece o, sanatın insan yaşamındaki yerini daha iyi algılar (San, 1983: 139). Çağdaş sanat eğitimiyle; sanat denen çok yönlü ve boyutlu olguyu ve sanat sorunlarını tüm biçimleriyle yaşatarak eğitilen çocuk ve gencin, olay ve olguları çok yönlülükleri ve boyutlulukları içinde görüp yorumlaması ile olay ve olguları kavraması kolaylaşır. Yeniliklere, çağdaş her türlü gelişmeye, yeni biçimlere ve biçimlendirmeye açık hale gelir. Çağındaki toplumsal ve kültürel değişmeleri anlaması kolaylaşır. Hoşgörülü, aynı zamanda dinamik bir kişiliğe sahip olur. Görüldüğü gibi ilköğretimde sanat eğitimi önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Bu bakımdan ilköğretim okullarında uygulanan Görsel Sanatlar Dersi programının öğretim ilkeleri ve uygulamalarının incelenmesi, bu dersin programının geliştirilmesi ve daha etkili bir sanat eğitimi için ilk adımı oluşturmaktadır. 2. AMAÇ Bir eğitim programında yer alan öğretim ilkeleri aynı zamanda o programın dayandığı eğitim ilkelerini yansıtır. İlke; karar ve eylemlerin tutarlı biçimde değerlendirilmesine olanak sağlayan ve her türlü tartışmanın dışında genel kabul gören ana kural olarak tanımlanır (Sözer: 2006). Öğretimde ilke ise kısaca öğrenmeyi sağlamada etkili olduğu tartışmasız kabul edilen kurallar olarak ifade edilebilir. Araştırma; ilköğretim okulları ikinci kademede uygulanan Görsel Sanatlar Dersi Programı na hangi ilkelerin yön verdiğini, bu ilkelerin ne ölçüde uygulanabildiğini öğretmen görüşlerinden de yararlanılarak belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. 232 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
237 İlköğretim İkinci Kademe Görsel Sanatlar Dersi Programının Sanat Eğitimi İlkelerinin İncelenmesi 3. YÖNTEM Bu araştırma bir yandan içerik çözümlemesine diğer yandan nitel araştırma tekniklerine uygun olarak gerçekleştirilmiştir. İlkönce Görsel Sanatlar Dersi Programının içeriği ve öğretim ilkeleri içerik çözümlemesiyle incelenmiş, programın öğretim ilkelerinin uygulanmasında karşılaşılan sorunları belirlemek için öğretmen görüşlerinden yararlanılmıştır. Programın uygulanmasına ilişkin veriler; öğretim yılı güz yarıyılında, Ankara, Diyarbakır ve Mardin il merkezlerindeki ilköğretim okullarında görev yapan toplam on iki Görsel Sanatlar Dersi öğretmeninden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. 4. İLKÖĞRETİM İKİNCİ KADEME GÖRSEL SANATLAR DERSİ PROGRAMI İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı nın 2006 yılında aldığı bir kararla ilköğretim okullarında okutulan Resim-İş dersi Görsel sanatlar ve Teknoloji Tasarım adı altında iki derse dönüştürülmüştür. Bu arada resim dersinin hedefleri ve içeriğinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Talim Terbiye Kurulunun tarih ve 111 sayılı kararı ile İlköğretim ikinci kademe (6, 7 ve 8 sınıflar) Görsel Sanatlar Dersinin haftada bir saat olarak okutulması kabul edilmiştir. Çakır İlhan (2000 : 399), iki binli yılların başlarında haftada iki saat olan resim dersi ile çocukların yaratıcılıklarını geliştirmenin güç olduğuna dikkatlerimizi çekerken, estetik ve yaratıcılık eğitiminin tüm öğretim programlarında yer alması gerektiğini belirtmektedir. Bu belirlemenin üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra Görsel Sanatlar Dersinin haftalık süresinin de bir saate indirilmiş olması oldukça düşündürücüdür. İlköğretim görsel sanatlar dersi programının genel amaçları; bireysel ve toplumsal, algısal, estetik ve teknik amaçlar olmak üzere dört başlık altında toplandığı görülmektedir (MEB, 2008 : 10): Bireysel ve toplumsal amaçlar kısaca şu şekilde özetlenebilir: Öğrenciye, yaşamı, doğayı gözlemleme duyarlılığı, seçme, ayıklama birleştirme, yeniden organize etme becerileri kazandırmak. Onun yeteneklerini fark etmesini, kendine güven duygusu kazanmasını sağlamak. Görsel biçimlendirme çalışmaları ile kendini ifade etmesini, ulusal ve evrensel sanat eserleri ile sanatçıları tanımasını sağlamak. İş birliği yapma, paylaşma, sorumluluk alma, kendine ve başkalarına saygı duyma bilinci kazandırmak. Algısal amaçlar ise: Öğrencinin algı birikimini ve hayal gücünü geliştirmek, görsel algı ve birikimlerini sanatsal anlatımlara dönüştürebilmesine olanak sağlamak, bilgi ve birikimlerini sanatsal uygulamaya dönüştürme yeteneği ile birlikte yeni durumlar karşısında özgün çözümler geliştirme becerisi kazandırmak şeklinde özetlenebilir. Estetik amaçların ağırlıklı olarak şu noktalarda toplandığı görülmektedir: Öğrencinin, sanatın bir değer olduğunu kavramasını sağlamak. Ona sanat eserinden ve doğadan haz alma ve onları koruma bilinci, görsel sanatlar sevgisini hayatın her alanına yansıtabilme duyarlılığı ve bunu davranış biçimi haline getirebilme yeterliliği kazandırmak. Onu, insan eliyle üretilen nesneleri estetik birikimini kullanarak değerlendirebilir duruma getirmektir. Teknik amaçlar ise; öğrenciye doğada gördüklerini, her türlü araç gereci kullanarak, görsel anlatım diline dönüştürme becerisi kazandırmak. Onu farklı tekniklerin sağlayacağı anlatım zenginliğine farkına vardırabilmek, ona amacına uygun malzemeyi seçme, malzemeden anlam yaratma becerisi kazandırmak, kullandığı tekniklerin dışında yeni teknikler arama isteği ve cesareti kazandırmaktır. 5. İLKÖĞRETİM İKİNCİ KADEME GÖRSEL SANATLAR DERSİ PROGRAMI ÖĞRETİM İLKELERİNİN İNCELENMESİ Görsel Sanatlar Dersi öğretim programında bu dersin öğretim ilkeleri ise şu şekilde sıralanmıştır (MEB, 2008 : 11): Her çocuk yaratıcıdır. Her çocuk farklı algı, bilgi, sezgi, duygu dünyası ve geçmiş hayat tecrübesine sahiptir. Uygulamalarda bireysel farklılıklar göz önünde bulundurulur. Uygulamalarda, görsel sanat alanlarına yönelik iki ve üç boyutlu çalışmalar ile çoklu ortam çalışmalarına yer verilir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
238 E. Aşılıoğlu Görsel sanatlar dersi, diğer disiplinlerle birlikte eğitim amaçlarındaki bütünlüğü kurmaya veya bireyin kendini gerçekleştirmesine katkıda bulunur. Dersin işlenişi, ilgi çekici hale getirilen öğrenme-öğretme yöntem ve teknikleriyle zenginleştirilir. Görsel sanatlar dersi çocuğu temel alır. Öğrenme-öğretme süreci, çocuğun kendine özgü algılama ve anlamlandırma evreni içinde, gelişim basamaklarına göre düzenlenir. Değerlendirmede öğretmen, her çocuğun gelişim sürecini, bireysel farklılıklarını, öğrenme-öğretme sürecine katılımını ve sınıf içi performansını göz önünde bulundurur. Bu öğretim ilkeleri incelendiğinde; her çocukta yaratıcı bir potansiyelin var olduğu ve geliştirilebileceğine ilişkin bir anlayışın programa yansıdığı görülür. Bir başka deyişle programda her çocuğun yaratıcı, farklı algı, bilgi, sezgi, duygu dünyası ve geçmiş hayat tecrübesine sahip olduğu kabul edilmektedir. Birçok yazara göre yaratıcılık, görevin bağlayıcılığı dâhilinde yeni ve orijinal ürün ortaya koyma kapasitesidir (Lubart and Georgsdottır 2004: p. 25). Torrance da (1963: 7), yaratıcılığı genellikle süreç ya da ürün terimleriyle açıklamaktadır. Ona göre yaratıcılık, bazen geleneğin karşıtıdır. Gelenek, kimseyi rahatsız etmeden beklenen davranışların sergilenmesi olarak tanımlanabilir. Buna karşılık orijinal fikir, farklı bir bakış açısı, problemin çözümü için farklı bir yol gerektirir. Bu tanımlamadan yola çıkarak yaratıcılık; bir süreç ve bu süreç sonunda özgün bir ürün ortaya koymak olarak ifade edilebilir. Bu süreç, akıl yürütme ve işlem basamaklarını içerir. Ürün kısmı ise kesinlikle özgün olmalıdır. Ürünün özgünlüğü onun yeni, benzersiz, işlevsel ve tutarlı olması ile ilgilidir. Yaratıcı etkinlikte akıl yürütme yolları, duyuşsal ve kültürel özellikler; bilimsel, sanatsal ve kültürel alanların tamamında sentezlenir. Söz konusu özgün ürün, bu sentezlemenin sonucunda ortaya çıkar (Sönmez, 1993: 146). Ancak kişinin yaratıcı olması için yalnızca sentezci olması yeterli değildir. Çünkü sentez becerisi olan kişi sadece yeni bir fikir üretebilir. Fakat onu çözümleyip aktaramaz. Kişinin aynı zamanda analitik beceriye de sahip olması gerekir. Fakat bu da tek başına onun yaratıcı olması için yeterli değildir. Analitik becerisi olan kimse başkalarına ait fikirlerin inanılmaz bir çözümleyicisi olabilir ama yaratıcı fikirler ortaya koyamaz. Diğer yandan sadece pratik becerisi olan kimse ise müthiş bir aktarıcı (satıcı) olmaktan öteye gidemez. O halde kişinin yaratıcı olabilmesi için sentezci, analitik ve pratik beceriler arasında bir denge kurabilmesi gerekir (Sternberg, 1996: 3). Sanatsal yaratmada da durum aynıdır. Bu süreç; iyi gözlem yapabilme, herkesin göremediği ilişki ve bağlantıları görme, farklı bağıntılar kurma ve bunları sanatın diliyle anlatmayı gerektirir. Çocukta yaratıcılık; merak duygusu, güdülenme, düş gücü, ıraksak düşünme, imgeleme gücü, sezgi yeteneği, bağımsız ve çok yönlü düşünebilme, farklı değerlendirme ve yorumlar yapabilme, analitik düşünme ve sentez yapabilme gibi özelliklere bağlı olarak gelişir. Aile ve okuldaki eğitimde çocuğun bu özelliklerini ortaya koyabilmelerine fırsat verildiği ve bu yeteneğin gelişmesi için ortam yaratılabildiği ölçüde yaratıcılığının gelişmesi de söz konusu olur. Bu bağlamda Görsel Sanatlar dersi programında Her çocuk yaratıcıdır. tümcesiyle vurgulanan ilkenin, öğrencilerin alışılagelmiş kalıp düşüncelerden kurtulmalarını, nesne ve olayları değişik açılardan görme ve algılamalarını, bunlar arasında yeni bağlar kurabilmelerini, olayları, olguları çizgi ve rengin anlatım olanaklarından yararlanarak, özgün bir biçimde anlatmalarını geliştirme bakımından önemli olduğu söylenebilir. Programda Görsel Sanatlar dersinin öğretim etkinliklerinde öğrenciler arasında bireysel ayrılıklara dikkat edilmesine özel bir vurgu yapıldığı da görülmektedir. Bu anlayış öğretimde bireysel ayrılıkların öğrenme üzerindeki etkileri konusundaki bilimsel çalışmalara, özellikle de son yıllarda ünlü Amerikalı eğitimci Gardner ın çoklu zekâ olarak adlandırdığı kuramına dayanmaktadır. Gardner ın çoklu zekâ kuramına göre her birey birbirinden farklı sekiz zekâ alanına sahiptir. Ancak bireyler farklı zekâ alanlarına sahip olmakla birlikte bu alanlardaki kapasiteleri de farklılık göstermektedir. Dolayısıyla eğitimde yapılması gereken, bireyleri eğitim yoluyla 234 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
239 İlköğretim İkinci Kademe Görsel Sanatlar Dersi Programının Sanat Eğitimi İlkelerinin İncelenmesi geliştirirken birbirine eşitlemek değil, zekâ alanlarına göre sahip oldukları kapasiteleri en iyi şekilde kullanabilir duruma getirmektir. Bu zekâ alanlarından biri de görsel uzamsal zekâdır. Bireyin görsel uzamsal dünyayı doğru bir şekilde algılaması, bunları dönüştürebilme yeteneği olarak tanımlanan (Armstrong, 2009: 7) görsel uzamsal zekâ alanı, yüzey ve onun içinde bilginin kullanımını gerektiren durumları, farklı derinlik ve açılardan formlar tasarlama yeteneğini kapsar (Ayaydın ve diğerleri, 2009 : 186). Hiç kuşkusuz bu alandaki yeteneğin kullanılmasında bireysel kapasitelerin dikkate alınması gerekir. Çocuğun öğretim sürecinde farklı özellikleri bakımından dikkate alınması çocuğa görelik olarak adlandırılan öğretim ilkesinin de gereğidir. Görsel Sanatlar dersi programı aynı zamanda sözünü ettiğimiz bu ilkeye göre tasarlanmıştır. Bu ilkeye göre düzenlenen öğretim etkinliklerinde; bir yandan çocuğun düzeyine uygun yaşantılara yer verilirken diğer yandan bu yaşantıların tatmin edici olmasına dikkat edilir. Böylece çocuk gözlem yapma, farklılıkları keşfetme, algıladıklarını çizgi ve renkle ifade etme, bir başka forma çevirme konusunda deneyim kazanır. Dolayısıyla hem görsel-uzamsal alandaki kapasitesini doğru ve etkili bir şekilde kullanır hem de sanatsal alandaki yeteneğini isteyerek katılacağı yaşantılar yoluyla geliştirme fırsatı bulur. Bu gelişim onun gelecekte üstleneceği çeşitli roller ile ilgili duyarlık kazanması açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu ilke ile çocuğun sanatsal yaratıcılık alandaki gelişimi yaparak yaşayarak öğrenmeye dayandırılmış olmaktadır. Yaparak yaşayarak öğrenme bireye beceri kazandırmanın yanı sıra onu düşünme, algılama ve yorumlama gücü bakımından da geliştirir. Yaparak yaşayarak öğrenme sırasında bireyin daha çok sayıda duyu organı öğretim sürecine katılır. Böylece algılama güçlenmiş olur. Diğer yandan bu eğitimin sanat eğitiminin bir gereği olarak çok yönlü yaşantılar yoluyla ve zengin bir öğrenme çevresi içinde gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Programda yer alan bir başka ilkede de, görsel sanat alanlarına yönelik iki ve üç boyutlu çalışmalar ile çoklu ortam çalışmalarına yer verilmesidir. İki boyutlu olarak; çizgi çalışmaları (kurşun kalem, pastel, tebeşir, gazlı kalem, çöp mürekkep, kâğıt vb. malzemeyle) ve boyama çalışmaları yaptırılabilir. Öğretim etkinliklerinde üç boyutlu çalışmalar olarak da; yoğurma maddeleri ile serbest biçimlendirme (kil, kâğıt hamuru, plastik vb.) ve yapısal çalışmalara (ahşap, metal, mukavva, her çeşit kâğıt, atık malzemeler, tekstil atıkları ve diğer sanayi atıkları vb.) ve eksiltme (yontma) çalışmalarına yer verilebilir (Gel, 1996: 45; Terwiel, 2010 : 36). Çizimler, tablolar ve baskılar derinlik ve uzaysal boşluğun iki boyutlu bir şekilde ortaya çıkarıldığı çalışmalardır. Bazı sanat çalışmaları da gerçek uzaysal boşluğa ve derinliğe sahiptir. Yükseklik, genişlik ve derinliğe sahip olan bu çalışmalar, üç boyutlu çalışmalar olarak bilinir. (Mittler ve Ragans, 1999; akt: Çapar, 2008 : 115). Üç boyutlu çalışmalar boşlukta biçimlendirilir ve her açıdan tasarlanabilir. Kullanılan malzemeler, çocukların biçimi, derinliği, boşluğu ve dokuyu keşfetmeleri için deneyim sağlar. Çoğu üç boyutlu sanat etkinliğinde odak noktası dokunma, görme ve hissetmenin duyusal elemanları üzerindedir (Edwards, 2002 : ; akt: Çapar, 2008 : 115). Görsel Sanatlar Dersi programındaki bir başka ilke de diğer derslerle bütünlük sağlanarak bireyin bir bütün olarak geliştirilmesini ve böylece kendini gerçekleştirmesini öngörmektedir. San a göre (1983: 140), sanat eğitimi ve özellikle görsel sanatlar eğitimi yoluyla çocuk ve gencin olay ve olguları değişik yön ve boyutlarıyla görüp, yorumlaması, kavraması, yeniliklere ve çağdaş her türlü gelişmeye, her tür yeni biçim ve biçimlendirmeye açık bireyler olarak yetiştirilmesi gerekir. Böylece onların hem bilim ve teknolojide hem de toplumsal ve kültürel değişme süreçlerindeki yeni gelişmeleri anlamaya yatkın bir kişilik geliştirmeleri kesinleşir. Bu bakımdan öğrenciler değişik derslerde kazandığı bilgi ve deneyimleri Görsel Sanatlar dersinde kullanma konusunda teşvik edilmelidir. Örneğin, öğrencilerin Türkçe dersinde okudukları bir metin ya da bir şiir biçimlendirme çalışmaları için imgesel düşünmelerini harekete geçirmede kullanılabilir. Matematik dersinde edinecekleri boyut, simetri, denge, derinlik vb. bilgiler, tasarımlarında etkili olabilir. Böylece bir yandan bilim ile sanatsal yaratma arasında bağ kurulurken diğer yandan bilişsel, duyuşsal Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
240 E. Aşılıoğlu ve estetik duyarlılık yönlerinden gelişmeleri sağlanabilir. İnsanın kendini gerçekleştirmesi bütün kapasitelerini en iyi ve en verimli şekilde kullanabilmesine bağlıdır. Bir başka deyişle insan hem bilişsel hem duyuşsal hem de psikomotor beceriler bakımından gelişmek zorundadır. Genel öğretim ilkeleri arasında yer alan Bütünlük İlkesi çocuğun eğitilecek yönlerinin bir bütün olarak alınıp değerlendirilmesine dayanır. Çocuk bedensel ve ruhsal kuvvetler (düşünce, duygu, irade gibi) bakımından bir bütün olarak ele alınmalı ve her yönü dengeli olarak eğitilmelidir. Zaten bedensel ve ruhsal kuvvetler sürekli olarak birbirlerini etkilerler ve birbirine bağlıdırlar. Sadece bedeni geliştirip zihni ve ahlâkî yönler geliştirilmezse veya bunun tersi durumlarda dengesiz; hem topluma hem de kendine zararlı olabilecek insanlar yetişmiş olur (Ergün ve Özdaş, 1997). Görsel Sanatlar Dersi işlenirken dersi ilgi çekici hale getirmek için farklı yöntem ve teknikler kullanılmasını öngörülmektedir. Bireyin eğitim yoluyla istenilen özellikleri kazanabilmesi o özelliklere uygun öğrenme yaşantıları geçirmesine, uygun yaşantılar ise uygun öğrenme ortamı oluşturulmasına bağlıdır. Bu ortamı oluşturma strateji ve tekniklerle yakından ilgilidir. Her şeyden önce kullanılan tekniklerin öğrencilerin ilgi çekici deneyimler geçirmesine hizmet edecek nitelikte olması gerekir. Programda bu hususa da dikkat edildiği görülmektedir. Programda değerlendirmenin her çocuğun gelişim sürecini, bireysel farklılıklarını, öğrenme öğretme sürecine katılımını ve sınıf içi performansının esas alınarak yapılması ilkesine yer verilmiştir. Bu ilkeye göre; görsel uzamsal zekâ bakımından öğrencilerin aynı olmadıkları kabul edilmekte, değerlendirmenin öğrencilerin kendi içlerinde sağladıkları gelişmeye göre yapılması esas alınmaktadır. Öğrencileri birbirleriyle kıyaslayarak değil potansiyellerini kullanabilme düzelerine bakarak değerlendirme günümüzde genel kabul gören önemli bir eğitim ilkesidir. Bu ilkenin de genel öğretim ilkeleriyle tutarlı olduğu söylenebilir. 6. GÖRSEL SANATLAR DERSİ PROGRAMININ UYGULANILMASINDA KARŞILAŞILAN BAŞLICA GÜÇLÜKLER Programın öğretim ilkelerinin yerinde ve genel öğretim ilkelerine uygun olmasına karşılık uygulanmasında bazı güçlükler yaşanmaktadır. İdeal olarak belirlenen bu ilkelerin uygulanabilmesi için her şeyden önce sınıf mevcutlarının kalabalık olmaması gerekmektedir. Öğrencilerin tanınması ve onların bireysel ayrılıklarına uygun bir öğretim ortamı yaratılması için bu zorunludur. Oysa istisnalar dışında, Türkiye de ilköğretim okullarındaki sınıflar oldukça kalabalıktır. Milli Eğitim Bakanlığının sınıf mevcutlarına ilişkin verilerine göre, derslik başına ortalama Şanlıurfa da 63, Gaziantep te 53, Diyarbakır ve Van da 52, Şırnak ta 50, Hakkari ve Batman da 47, Adana da 46, Ağrı da 45, Bursa da 42 öğrenci düşüyor (okulweb.meb.gov.tr/09/12/423231/ birleştirilmis.html-). Diyarbakır il merkezindeki ilköğretim okullarında kendileriyle görüştüğümüz görsel sanatlar dersi öğretmenleri, sınıfların kalabalık olmasını, bu dersin hedeflerinin gerçekleştirilmesi önünde bir engel olarak gördüklerini belirtmiştir. Öğretmenlerin görsel sanatlar dersinde karşılaştığı önemli güçlüklerden biri de ilköğretim ikinci kademe sırasında öğrencilerin girdikleri Seviye Belirleme Sınavı ile daha sonra girdikleri Orta Öğretim Kurumları Sınavı dır. Anne-babalar çocuklarının iyi bir ortaöğretim kurumuna girmesini istediğinden çocuklarının sınava hazırlanma dışında, özellikle de sınavda puan getirmeyeceğini düşündükleri Görsel Sanatlar vb. derslere zaman harcamasını gereksiz görmektedirler. Anne-babaların talepleri ve bazı öğretmen ve okul yöneticilerinin sözü edilen sınavlarda başarının etüt ve test çözme ile mümkün olabileceğine ilişkin düşünceleri, bu ders için ayrılan sürenin sıklıkla etüt ve test çözme amacıyla kullanılmasına neden olmaktadır. Görsel Sanatlar Dersi öğretmenlerine göre diğer branşlardaki öğretmenlerin çoğu bu dersi çocuğa fazla bir şey kazandırmayan boş zaman faaliyeti olarak görmektedir. Bu konuda Yolcu (2009) tarafından sınıf öğretmeni adaylarının sanata ilişkin dersler bağlamında hazırbulunuşluk düzeylerini belirlemek amacıyla yapılan bir araştırmada, sınıf öğretmeni adaylarının bu konularla ilgili 236 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
241 İlköğretim İkinci Kademe Görsel Sanatlar Dersi Programının Sanat Eğitimi İlkelerinin İncelenmesi hazırbulunuşluk düzeylerinin yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu araştırmada elde edilen bu bulgu da yukarıda belirtilen yargıyı destekler niteliktedir. Bu konuda görüştüğümüz bir görsel sanatlar dersi öğretmeni; Ne yazık ki SBS öğrenci üzerinde yeterince baskı kurduğundan öğrenci diğer alanlara kendini istem dışı kapatmıştır. şeklinde cevap verirken bir başka öğretmen; velilerin ve öğrencilerin yetenek derslerini boş ve yararsız görmesinin karşılaşılan sorunlardan birisi olduğunu belirtmektedir. Bazı öğretmenler Milli Eğitim Bakanlığı nın resim-müzik gibi dersleri yeterince önemsemediğini, bu derslerin haftada bir saat olarak okutulmasının yeterli olmadığını belirtmektedir. Her ne kadar bir yıl Görsel Sanatlar, ertesi yıl Müzik dersi okutmak koşuluyla okul yönetimlerinin bu süreyi iki saate çıkarmaları mümkün olsa da, yaygın uygulama bu dersin haftada bir saat olarak okutulması şeklindedir. Program incelendiğinde etkinlik alanlarının görsel sanatlarda biçimlendirme, müze bilinci ve görsel sanat kültürü gibi değişik alanlarda yoğunlaştığı ve bu etkinlikler sonucunda çok sayıda öğrenci kazanımına yer verildiği görülmektedir. Haftada bir saat olarak okutulan bir derste bu kadar çok kazanımın gerçekleşmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Öğretmenlere göre; Görsel Sanatlar Dersinde öğrencilere genellikle iki boyutlu çalışmalar yaptırılmaktadır. Ancak bu çalışmaların uygun koşullarda ve yeterli düzeyde olmadığı, görüşmeler sırasında, pek çok öğretmen tarafından dile getirilmiştir. Uygulamaların daha uzun sürmesi, öğrencilerin ihtiyaç duyulan malzemeleri temin edememesi, okulda uygun ortamın olmaması gibi nedenlerden dolayı üç boyutlu çalışmalar neredeyse hiç yapılmamaktadır. Görüşme yapılan öğretmenlerin sayıca önemli bir kısmı, öğrencilerin müze bilinci edinmelerine olanak sağlayacak, müze gezilerine yeterince yer verilemediğini belirtmektedirler. Bu durumun nedenleri olarak; haftalık ders saatinin yetersizliği, ulaşım aracı temin etme güçlüğü, velilerden izin alamama vb. gösterilmektedir. Ayrıca öğrencilerin görsel sanatlar kültürü edinmelerine katkıda bulunacak etkinliklerden; sanat sergilerini gezmelerine, sanat eserlerini incelemelerine yeterince yer verilmediği anlaşılmaktadır. Gel in (1996), sanat eseri inceleme çalışmalarının; ülkemizde ilk ve ortaöğretim kurumlarında hemen hemen hiçbir okulda yapılmayan, ancak yapılması gereken çalışmalar olduğu yönündeki belirlemesi, araştırmamızın bu konudaki bulgularıyla benzerlik göstermektedir. Görüldüğü gibi pek çok uygulamada Görsel Sanatlar dersinin haftalık süresinin az olması engelleyici bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımdan Türkiye ile dünyadaki bazı ülkelerin bu derse ayrılan süre bakımından karşılaştırılması yararlı olacaktır. Türkiye de Görsel Sanatlar Eğitimi dersine ayrılan sürenin çok az olmasına karşılık, Amerikan eğitim sisteminde bu ders için ayrılan süre Türkiye nin üç katıdır. Ayrıca bu ülkede okul ortamındaki fiziki koşulların, öğretmen yeterliklerinin ve mali desteğin programın gereklerini karşılayacak biçimde düzenlendiğini de belirtmek gerekir (Aykut, 2006 : 40). Japon okullarındaki Görsel Sanatlar dersi çizim, resim, kolaj, baskı, seramik ve üç boyutlu inşa çalışmaları ağırlıklıdır. Ortaokullarda güzel sanatlar dersi haftada iki, ayrıca yine ortaokullarda ev sanatları (işleri) dersi haftada iki saat olarak okutulmaktadır. Tüm sınıflar için kısa alıştırma seyahatleri programa alınmıştır. Japonya da öğrencileri hayvanat bahçesinde, parklarda, akvaryumlarda, balık marketlerinde, limanlarda, gemi yapımı alanlarında, müzelerde, tapınaklarda çizer ve boyarken görmek alışılmış bir görüntüdür (özellikle 1-9 yaşlarına kadar) (Wachowiak, 1984:180; akt, Aypek Arslan, 2010: 1082). Fransa da sanat eğitimi yaş grubu için hazırlanan öğretim programına yerleştirilmiştir. Bu yaş grubundan uygulanan eğitim sanat yoluyla eğitim dir (Aypek Arslan, 2010 : 1081). Örneklerden de anlaşılabileceği gibi dünyanın pek çok ülkesinde sanat eğitimi, özellikle de görsel sanatlar eğitimine özel bir önem verilmekte, bu eğitimin gerektirdiği koşullar yaratılmaktadır. Türkiye de ise bazı okullarda bu dersin öğretmenleri ve okul yöneticilerinin duyarlılığı sonucu ortam oluşturma konusunda az da olsa olumlu örneklere rastlanmaktadır. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
242 E. Aşılıoğlu Bununla birlikte, bu ders yaygın olarak amaç ve ilkelerine uygun olmayan ortamlarda, yetersiz araç-gereçlerle yapılmakta ya da yapılıyor görüntüsü verilmektedir. Araştırma için görüşleri alınan öğretmenlere göre, bu ders için okullarda uygun ortam olmaması, yani dersin atölye yerine normal sınıflarda yapılması, araç-gereçlerin yetersiz olması ya da bulunmaması dersin gerektiği gibi işlenmesi açısından önemli bir sorun oluşturmaktadır. Özellikle üç boyutlu çalışmalar yok denecek kadar az uygulanmaktadır. Hiç kuşkusuz her ders, hatta her konu o ders ya da konuya uygun ortamlarda uygulanırsa amaçların gerçekleşmesi mümkün olur. Bu bakımdan, uygulanan yöntem ve teknikler dikkate alındığında, diğer pek çok dersten önemli ölçüde ayrılan görsel sanatlar dersi için okullarda uygun sınıflar (atölye) oluşturulmasının ne kadar önemli olduğu anlaşılır. Öğretmenler, bu derste kullanılacak malzemelerin öğrenciler tarafından, aile bütçesine getirdiği yük nedeniyle, temin edilememesinin öğretimde karşılaşılan bir başka güçlük olduğunu belirtmektedir. Bu olumsuzluğu gidermenin yolu olarak, öğrencilere okul yönetimlerince ya da okul aile birliği tarafından malzeme desteği sağlanmasının yararlı olacağı görüşündedirler. 7. SONUÇ Sanat eğitiminin bireyin içinde yaşadığı dünyayı kavramasında, karşılaştığı problemleri çözmesinde, gördüğü, hissettiği şeylere karşı reaksiyon göstermesinde son derece önemli bir işlevi vardır. Bu eğitim bireyin bir bütün yönleriyle gelişmesinin önemi düşünüldüğünde, birey ve toplum için can damarı niteliğindedir. Bu araştırmanın bulgularına göre, ilköğretim okulları Görsel Sanatlar Dersi Programının öğretim ilkelerinin genel öğretim ilkelerine uygun olduğu ve ideal olanı yansıttığı söylenebilir. Ancak Görsel Sanatlar Dersi ile ilgili mevcut uygulamaların bu ilkelere uygun olmadığı/olamadığı görülmektedir. Her şeyden önce bu ders bireysel farklılıkların dikkate alınmasını sağlayacak küçük gruplarla eğitim yapmayı gerektirir. Fakat sınıf mevcutlarının kalabalık olması ve bu ders için ayrılan sürenin haftada bir saat olarak sınırlandırılması hem öğretmenin öğrencilerle yeterli düzeyde ilgilenmesini hem de öğrencilerin çeşitli etkinlikler yoluyla bu alandaki yeteneklerini geliştirmesini engellemektedir. Sanat eğitiminin kendine özgü yasaları ve ilkeleri, farklı yöntem ve teknikler kullanmayı, müze ziyaretleri, gözlem gezileri, atölye çalışmaları gibi etkinliklerden yararlanmayı ve uygun öğrenme çevresi oluşturmayı zorunlu kılmaktadır. Buna karşılık ilköğretim okullarımızdaki öğretim ortamları ve okul yöneticilerinin genellikle bu derse yönelik olumsuz tutumları engelleyici bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün bunlardan da önemlisi, Türkiye de, giderek artan ölçüde, okulların çocuğu hayata hazırlamaktan çok sınavlara hazırlama gibi bir işlev üstlendiği görülmektedir. Eğitim yoluyla kazanılan değerler sınav odaklı olarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme de daha çok bilişsel özellikler üzerinden yapılmaktadır. Anne-babalar ve öğretmenlerin büyük bir bölümü Görsel Sanatları; sınav başarısına hiçbir katkısı olmayan, gereksiz bir ders olarak görmekte, bu dersin kazanımları konusunda çocukları güdüleme ihtiyacı hissetmemekte, derste kullanılacak malzemeler için kaynak ayırmayı gereksiz bulmaktadırlar. 8. ÖNERİLER Anne babalar, televizyon ve diğer kitle iletişim araçlarından yararlanılarak, görsel sanatlar dersinin önemi konusunda eğitilmelidir. Hangi branştan olursa olsun bütün öğretmenlere Görsel Sanatlar Dersinin önemi konusunda tutum kazandıracak, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim etkinlikleri düzenlenmeli ve onların bu dersin önemine ilişkin duyarlılıklarını geliştirmelidir. Bu dersin haftalık saati amaçlarına gerçekleştirmeyi sağlayacak düzeye getirilmelidir. (öğretmenlerin görüşü en az haftada iki saat olması yönündedir.) Dersler biçimlendirme, görsel sanat kültürü ve müze bilinci kazandıracak şekilde yapılmalıdır. Bu amaçla atölye çalışmalarının yanı sıra, gezi, gözlem, müze ziyaretleri gibi etkinliklere ağırlık verilmelidir. 238 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2012
243 İlköğretim İkinci Kademe Görsel Sanatlar Dersi Programının Sanat Eğitimi İlkelerinin İncelenmesi Okullarda en az bir sınıf atölye olarak düzenlenmeli ve Görsel Sanatlar dersinin uygulamaları bu atölyelerde yapılmalıdır. Bu ders için, okullara tıpkı ücretsiz kitap dağıtımında olduğu gibi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından malzeme desteği sağlanabilmelidir. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11,
244 E. Aşılıoğlu KAYNAKÇA Armstrong, T. (2009). Multiple Intelligences in the Classroom, 3.rd. edition, ASCD, Alexandria, Virginia, U.SA. Ayaydın, A., Vural, D.Ü., Tuna, S., Yılmaz, M.G. (2009). Sanat Eğitimi ve Görsel Sanatlar Öğretimi, (Edts: Ali Osman Alakuş ve Levent Mercin), Pegem Akademi Yayınevi, Ankara. Aykut, A. (2006). Günümüzde Görsel Sanatlar Eğitiminde Kullanılan Yöntemler, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. S: 21, Aypek Arslan, A. (2010). Ülkemizde ve Yurt Dışında İlköğretim Düzeyinde Görsel Sanatlar Eğitimi, 9. Ulusal Sınıf Öğretmenliği Eğitimi Sempozyumu (20-22 Mayıs 2010), Elazığ, 2010, s Çapar, M. (2008). İlköğretim İkinci Kademe Görsel Sanatlar Eğitimi Dersinde Üç Boyutlu Çalışmaların Önemi, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt: 3, S: 35, Ergün, M. ve Özdaş, A. (1997). Öğretim İlke ve Yöntemleri, İstanbul, metod01.htm, ( ) Gel, Y. (1996). Sanat Eğitimi ve Yaratıcılık, Çağdaş Eğitimde Sanat, Demet Yayıncılık, İstanbul.. İlhan, A. Ç. (2000). Çocuk Kitaplarının Sanat Eğitimi Açısından Değerlendirilmesi. I. Ulusal Çocuk Kitapları Sempozyumu, Ankara: AÜEBF ve TÖMER Dil Öğretim Merkezi Yayınları, Kavcar, C. (1999). Edebiyat ve Eğitim, Üçüncü Basım, Engin Yayınevi, Ankara. Kurtuluş, Y.(2000). Lise Resim Dersi Öğretim Programının Çağdaş Sanatsal Eğitim Bağlamında Değerlendirilmesi, Milli Eğitim Dergisi, yayim.meb.gov.tr/dergiler/148/14.htm, ( ). Lubart, T.I. and Georgsdottır, A. (2004). Creativity: Developmental and Cross-Cultural İssues, Creativity: When East Meets West, Editors: Sing Lau, Anna N. N Hui and Grace Y. C. N.G.. World Scientific Publishing Company, Incorporated. River Edge, NJ, USA. MEB.(2008) Görsel Sanatlar Dersi (1-8. Sınıflar) Öğretmen Kılavuz Kitabı, Milli Eğitim Bakanlığı Yayımlar Dairesi İstanbul MEB (2009) Sınıf Mevcutları okulweb.meb.gov.tr/09/12/423231/birleştirilmis.html- Erişim: ( ) San, İ. (1983) Kültür Aktarımı ve Çağdaş Kültür Sorunu İçinde Sanat Eğitiminin Yeri, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, c: 16, 2, Shillito, S; Beswick, K. ve Baguley, M. (2008). The Aim of Art Education: An Analysis of visual art in Tasmania s Essential Learnings Curriculum. Australian Online Journal of Arts Education. edu.au/arts-ed/education/teach-research/arts.../4-1.pdf -, ( ) Sternberg, R J. ve Williams, W. M. (1996). How to Develop Student Creativity, Association for Supervision Curriculum Development, Alexandria, Virginia, USA. Sönmez, V. (1993). Yaratıcı Okul, Öğretmen, Öğrenci, Yaratıcılık ve Eğitim, Türk Eğitim Derneği Yayınları, Ankara. Sözer, E. (2006) Sosyal Bilgiler Öğretiminde İlke, Strateji Yöntem ve Teknikler. kitap/ioltp/2295/unite05.pdf Erişim Tarihi 15.Eylül.2010 Terwiel, Dizdar, C. (2010). Okul Öncesi Sanat Eğitiminde Bir Malzeme Olarak Kil in Yeri, e-kitap, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Yayınları, No: pdf/826.pdf. Erişim Tarihi: 26 Şubat 2012 Torrance, E. P. (1963). What Research Say To Teachers: Creativity in The Classroom, ed.gov/ericdocs/data/ericdocs2sql/content_storage_01/ b/80/36/d1/34.pdf ( ) Yetkin, S.K. (1968). Güzel Sanatların Eğitimdeki Yeri, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 1, S: 1, Yolcu, E. (2009). Sınıf Öğretmeni Adayılarının Sanata İlişkin Dersler Bağlamında Hazırbulunuşluk Düzeylerinin İncelenmesi, The First International Congress of Educational Research, 1-3 May 2009, Educational Research Association, Çanakkale, oc.eab.org.tr/egtconf/pdfkitap/ pdf/30... ( ). 240 Pamukkale University Journal of Social Sciences Institute, Number 11, 2011
245 PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ DERGİSİNE MAKALE GÖNDERME KOŞULLARI Dergi Politikası Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (PAUSBED) sosyal bilimler alanlarıyla ilgili üretilen nitelikli yazıların yer aldığı akademik bir yayındır. PAUSBED Hakemli bir dergidir. Dergiye yayımlanmak üzere gönderilen çalışmalar, ismi gizli tutulan ve yayın kurulunca belirlenen, alan uzmanı hakemler tarafından değerlendirmeye alınır. PAUSBED Ocak, Nisan ve Ağustos aylarında olmak üzere yılda üç kez yayımlanır. PAUSBED in yayın dili Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Almancadır. Türkçe çalışmalar için Türk Dil Kurumu tarafından yayınlanan İmla Kılavuzu, yabancı dillerdeki yazılar için o dillerin dilbilgisi kuralları esas alınır. Ayrıca, yabancı diller bilim dalına (İngiliz Dili ve Edebiyatı, Fransız Dili ve Edebiyatı, Alman Dili ve Edebiyatı vb.) ait çalışmalar haricindeki bütün bilim dallarında yabancı dilde yazılan çalışmaların Türkçesinin de gönderilmesi gerekmektedir. Dergiye Gönderilen Çalışmaların Yazımında Uyulması Gereken Kurallar 1. Gönderilen çalışmaların daha önce başka bir yayın organında yayımlanmamış olması veya yayın için değerlendirme aşamasında bulunmaması gerekir. Bir kongre, sempozyum ve toplantıda sunulmuş veya tez olarak kabul edilmiş çalışmalar, yayın kurulu tarafından uygun görülmesi durumunda, tarih ve yer bildirmek şartı ile yayımlanabilir. Bu konudaki her türlü sorumluluk yazarlara aittir. 2. Gönderilen çalışmalar, editörler tarafından ön incelemeye alınacak; şekil şartlarını sağlayamayan çalışmalar hakem değerlendirme sürecine alınmayacaktır. 3. Yazarlar çalışmalarını yayımlanmak üzere PAUSBED e göndermekle telif haklarını, PAÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesindeki PAUSBED e devretmiş olurlar. Yayımlanan çalışmaların telif hakkı dergiye aittir ve referans gösterilmeden aktarılamaz. 4. Dergide yayımlanan çalışmaların bilimsel, içerik, dil ve hukuki sorumluluğu yazar/yazarlarına aittir. Ancak, yazıların İngilizce ve Türkçe kısımları alan uzmanları tarafından dilbilgisi açısından incelenecek ve gerekli görülürse yayın kurulunun onayı ile söz konusu değişiklikler yapılabilecektir. 5. Yazılar A4 boyutundaki kağıdın sayfanın iki yanından 2.5 cm, üstünden ve altından 5 cm. boşluk bırakılarak, Tek satır aralıkla, 11 punto ve Times New Roman harf karakteri kullanılarak yazılmalıdır. Yazılar sağ alt köşeye sayfa numarası eklenerek gönderilmelidir. Çalışmanın tamamı, özet ve kaynakçayla beraber 25 sayfayı geçmemelidir. Yazılar dizgi, düzeltme ve baskı işlerinin hızlandırılması açısından bilgisayarlarda yaygın olarak kullanılan yazım programı ile (Word for Windows) yazılmalı ve biri yazarı tanıtıcı bilgileri içeren, bir diğeri yazarı tanıtıcı bilgileri içermeyen iki kopya halinde elektronik ortamda dergiye gönderilmelidir. 6. İlk başlık metnin yazıldığı dilde, 11 punto, tamamı büyük harflerle, ortalanarak ve koyu yazılmalıdır. 7. Başlığın altına yazar/yazarların isimleri ortalanarak, 10 punto ve koyu yazılmalıdır. Yazar isimlerine dipnot (*) eklenmeli, dipnotta yazarın akademik unvanı, çalıştığı kurumun adı, adresi ve e-posta adresi belirtilmelidir. 8. Yazar isimlerinin altına, çalışmanın yazıldığı dilde 100 kelimeyi geçmeyecek şekilde özet yazılmalıdır. Özette çalışmanın amacı, içeriği ve sonuçları hakkında kısa açıklayıcı bilgiler bulunmalıdır. Özetin altında anahtar kelimeler (3-8 kelime) verilmelidir. Çalışma Türkçe ise Türkçe anahtar kelimelerin altına, İngilizce başlık, İngilizce özet ve anahtar kelimeler yazılmalıdır. Eğer çalışma yabancı dille yazılmışsa, ikinci başlık Türkçe olmalı ve Türkçe özet ve anahtar kelimeler yer almalıdır. Özetler 10 punto ve tek satır aralığıyla yazılmalıdır. 9. Çalışmalar yazım planı doğrultusunda bölüm ve alt bölüm başlıkları olarak 1.25 cm girinti bırakılarak yazılmalı ve çalışma ana konu ve alt konuları 1., 1.1, şeklinde en fazla dört düzeye kadar numaralandırılmalıdır. Birinci düzey başlıkların tamamı büyük harfle olmalıdır. Diğer düzeydeki başlıkların bütün kelimelerinin ilk harfleri büyük diğer harfler ise küçük olmak üzere, 11 punto ve koyu olarak yazılmalıdır. Numaralandırma Giriş ve Sonuç bölümlerinin başlıkları da dahil bütün başlıklarda yapılmalıdır. 10. Yazılarda paragraflar 1.25 cm girinti bırakılarak oluşturulmalı ve aralarında satır boşluğu bulunmamalıdır. 11. Tablo ve şekillerdeki yazılar, 10 punto ve tek satır aralığında olmalıdır. Tablo ve şekillerin sayfanın kenarlarının dışına taşmaması sağlanmalıdır. Tablo başlıkları tablonun içeriğini anlatacak şekilde yazılmalı, numaralandırılmalı ve tablonun üst tarafında verilmelidir. (Tablo 1: İşçilerin kararlara katılma düzeyleri). Tablo başlığı ikinci satıra sarkıyor ise ikinci satır Tablo numarası hizasından sonra başlamalıdır. Tablo eğer başka bir çalışmadan aktarılmış ise ayrıca tablonun altına, alıntı yapılan kaynak gösterilmelidir. Kaynak verilirken Kaynak: Yazarın Soyadı, kaynağın basım tarihi: Tablonun kaynaktan alındığı sayfa sayısı yada sayfa aralığı (Kaynak: Solak, 2006: 25-26). Tablo sadece yatay çizgiler kullanılarak oluşturulmalıdır. Şekillerde kullanılan başlıklar da şeklin içeriğini anlatacak şekilde yazılmalı, numaralandırılmalı ve şeklin altında verilmelidir. (Şekil 1: Gelirin yıllara göre dağılımı). Eğer şekil başka bir kaynaktan aktarıldıysa, şekil açıklamasının altına kaynakla ilgili bilgi verilmelidir. (Kaynak: Solak, 2006: 12). 12. Kaynaklar metnin içerisinde gösterilmelidir. Eğer kaynaktan hiçbir değişiklik yapmadan birebir Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 11, 2011
246 alınmış ise yapılan aktarmanın tamamı tırnak işareti içerisinde gösterilmelidir. Eğer alıntının miktarı birkaç cümleden daha fazla ise, yapılan alıntı sağ ve soldan 1.25 cm girinti verilerek 10 puntoyla yazılmalıdır. Kaynak göstermeyle ilgili örnekler aşağıda verilmiştir. Tek yazarlı kaynak gösterme:. küresel dünya sisteminde hakim olan güç merkezleri, kendi gerçeklerini genelleştirip evrensel insan gerçekleri haline getirmektedir (Wallerstein, 2000: 206). İki yazarlı kaynak gösterme:.. gerekli olduğu düşünülen/tartışılan kişilik özellikleriyle ilgili yoğunlaşma göze çarpmaktadır (Bayraktaroğlu ve Kutaniş, 2003: 45). İkiden fazla yazarla kaynak gösterme: yapılacak yardıma ilişkin yeni öneriler sunan fikir sahipleri, sosyal girişimcilere örnek olarak verilebilir (Thompson vd., 2000: ). Birden fazla kaynaktan yapılan alıntıyı gösterme:.insan ilişkileriyle ilgili ilk çalışmalar Hawthorne Çalışmalarıyla ortaya konulmuştur (Etzioni, 1964:32; Sofer, 1972: 64). 13. Kaynakçada kaynağın yazarının önce soyadı, sonra isminin sadece baş harfleri yazılmalıdır. Kaynaklar soyadların baş harfleri dikkate alınmak kaydıyla harf sırasına göre sıralanmalı ve başka herhangi bir numaralandırma yapılmamalıdır. Eğer kaynağın künyesi ikinci satıra taşıyorsa ikinci satıra 1.25 cm içerden başlanılmalıdır. Kaynak gösterimi aşağıdaki örneklere göre yapılmalıdır. Kitap kaynak gösterme Eroğlu, F. (2006). Davranış Bilimleri, 7. Baskı, Beta, İstanbul. Çeviri yapılmış kitabı kaynak gösterme Salam, M. A. (1990). Güneyin Gelişmesinde Bilim, Teknoloji ve Bilim Eğitimi Üzerine Notlar, (Çev: O. Düzgüneş), Kültür Bakanlığı Yayınları/1261, Bilim ve Teknoloji Yayınları Dizisi-5, Ankara. Editörlü kitaptaki bölümü kaynak gösterme Nohria, N. (1996). Is a Network Perspective a Useful Way of Studying Organizations?, Network and Organizations: Structure, Form, and Action, (Ed: N. Nohria and R.G. Eccles), Harvard Business School Press, Boston Makale kaynak gösterme Gebrekidon, D. A. ve Awuah, G. B. (2002). Interorganizational Cooperation: A New View of Strategic Alliances: The Case of Swedish Firms in the International Market, Industrial Marketing Management, 31/8, pp: Sempozyum kitabında yayınlanmış makaleyi kaynak gösterme Muller, A. L. ve Ryan, R. M. (2001). The Mind s Outer Eye. In Alaska Symposium on Perspectives. Vol. 43: Perspectives on perspective (pp ). University of Alaska Press. Konferansta sunulmuş ancak yayınlanmamış makaleyi kaynak gösterme Shimahara, N. K. (1983, November 18). Mobility and education of Buraku: The case of a Japanese minority. Paper presented at the annual meeting of the American Anthropological Association, Chicago. Yayınlanmamış tezi kaynak gösterme Roberts, M. B. (2001). Land Use and the Law. (Yayınlanmamış Doktora Tezi). Illinois Üniversitesi Internetteki makaleyi kaynak gösterme Lessing, J. P. (2001). The physics of cultural magnets. Journal of Anthropological Studies, 8, Retrieved July 3, 2002, lessing.html. ( ) Internet dokümanını kaynak gösterme Petrie Environmental Watch Center. (2002). Recent conservation legislation. ( ) htm. 14. Çalışmalar iki kopya halinde pausbed@ pamukkale.edu.tr adresine gönderilmelidir. Kopyalardan birisinde ayrı bir kapak sayfası hazırlanmalı kapak sayfasında; çalışmanın başlığı, yazarın adı-soyadı, adresi ve telefonu ile birlikte görev yaptığı kurum yazılmalıdır. 15. Yazar gönderdiği çalışmayla ilgili olarak, bilimsel ahlâk kurallarına uyulduğunu ve çalışmanın başka herhangi bir yerde yayınlanmadığını beyan eden dilekçe formunu derginin web sayfasından temin ederek eksiksiz doldurmalı ve imzalayarak nolu fax numarasına yollamalıdır. 16. Dergiye gönderilen yazıların dergi kurallarına göre düzenlenmiş olması gereklidir. Yayın alt komisyonu, yazım kurallarına uymayan yazıları yayınlamama veya düzeltmek üzere yazara iade etme yetkisine sahiptir. 17. Dergide yayınlanan çalışmalardaki görüşlerin sorumluluğu yazarlarına aittir. Metinlerin yayın ve telif hakkı dergiye aittir. Yayınlanan her yazı için o yazının yazarına/yazarlarına ilgili dergiden birer adet gönderilecektir, ayrıca telif ücreti ödenmeyecektir.
247 PAPER GUIDELINES FOR THE JOURNAL OF SOCIAL SCIENCES INSTITUTE OF PAMUKKALE UNIVERSITY Journal Policy PAUSBED is an academic journal that gives place to the articles of quality in fields of social sciences. It is a journal with referees. The articles sent to be published in the journal shall be evaluated by the referees who are specialized in the field concerned and whose names are not revealed. The journal is published biannually, in January and July. The language of the journal is Turkish, English, French and German. İmla Kılavuzu, published by Turkish Language Association, is used for the papers in Turkish; as for the papers in English, French and German, the grammar rules and principles of the language in question shall be used. In addition, it is obligatory that Turkish versions of the articles in foreign languages in all the fields, excepting for the fields in foreign languages such as English, French and German Language and Literature, should be sent. The following are to be obeyed in the papers: The Rules to Follow in the Papers 1. It is necessary that papers submitted to the journal should not be previously published, nor should they be under consideration and evaluation for publication in other journals. If the articles have been presented as a paper at a congress, symposium and meeting beforehand or accepted as a thesis, they may be published on the condition that they are introduced along with the date and place of their presentation and admitted by the Board. Any responsibility on this subject concerns the author(s). 2. Submitting their papers to be published in PAUSBED within the body of Social Sciences Institute of Pamukkale University, the authors agree to give the copyright of the papers to PAUSBED within the body of Social Sciences Institute of Pamukkale University. The copyright of the papers published belongs to the journal and cannot be transferred without showing a reference. 3. Scholarly, contextual, lingual and legal responsibility of the papers published in the journal belongs to the author(s) of the paper in question. 4. The papers should be written on one side of an A4 paper with 2,5 cm margin on right and left sides of page and 5 cm margin on the bottom and top of the page. 11-point Times New Roman should be used and a single space should be left between the lines. Page numbers should be placed on the right lower corner. The whole of the paper, together with the abstract and bibliography, should not exceed 25 pages. The papers should be written in Word for Windows software program as it is commonly used in computers in order to accelerate the procedures of composition, correction and publication. Also, it should be sent to the journal via in two copies, one with a page that describes the author and the other without it. 5. The title should be written with bold and capital letters in 11-point in the language of the paper. 6. The title should be followed by an abstract of the paper and key words (3-8 words). If the paper is Turkish, the title, abstract and keywords should also be written in English. If the paper is written in a foreign language, the second title should be Turkish and Turkish abstract and key words should take place below the title. The abstract should be written in 10-point and a single-space format. 7. The title, name and surname of the author(s) should be written in the middle below the title. The sign (*) should be placed at the end of the names to describe the institution, address and address of the author(s) at the bottom of the first page. 8. The papers should be written in accordance with the above guidelines and titles and subtitles should be written with a 1,25-cm indent. The main topic and sub-topics of the paper should be numbered in four levels at most as 1., 1.1, and The title in the first level should be wholly written in capital letter. The first letters of all the words of the titles in the other levels should be written in capital letter and the others in small letters; they should all be in 11-point and bold. Numbering shall be done in all the titles, including those of the introduction and conclusion parts. 9. The writings in tables and figures should be written with single space and within the limits of the text. Title of the table should be numbered and given just above the top of the table in such a way as to give the content of the table. If the title of the table requires a second line, it should be aligned with the table number. If the table has been transferred from another paper, the reference should be given below the table. Reference: Surname of the author, Date of publication: The number or interval of the pages that contain the table (Reference: Solak, 2006: 25-26). Table should be made just by using horizontal lines. The same is true of the figures, as well. The title of the figure should be numbered and given below the figure in such a way as to give the content of the figure. If the figure has been transferred from another paper, the reference should be given below the figure as follows (Reference: Solak, 2006: 12). 10. References should be shown within the text. If the quotation is taken from the reference without any change in it, namely in the same way as it is in the original, the whole of the quotation should be given in quotation marks. If the quotation is
248 longer than a few sentences, it should be written in 10-point with a 1,25-cm indent from the right and left. Some examples concerning the references and quotation are given below: Quotation from a single author:. küresel dünya sisteminde hakim olan güç merkezleri, kendi gerçeklerini genelleştirip evrensel insan gerçekleri haline getirmekte (Wallerstein, 2000: 206). Quotation from two authors:..gerekli olduğu düşünülen/tartışılan kişilik özellikleriyle ilgili yoğunlaşma göze çarpmaktadır (Bayraktaroğlu and Kutaniş, 2003: 45). Quotation from more than one author: yapılacak yardıma ilişkin yeni öneriler sunan fikir sahipleri, sosyal girişimcilere örnek olarak verilebilir (Thompson et al., 2000: ). Quotation from more than one reference:.insan ilişkileriyle ilgili ilk çalışmalar Hawthorne Çalışmalarıyla ortaya konulmuştur (Etzioni, 1964: 32; Sofer, 1972: 64). 11. Showing the references in the bibliography should be made as follows: Referring a book: Eroğlu F. (2006). Davranış Bilimleri, 7. Baskı, Beta, İstanbul. Referring a book that has been translated: Salam M.A. (1990). Güneyin Gelişmesinde Bilim, Teknoloji ve Bilim Eğitimi Üzerine Notlar, (Çev: O. Düzgüneş), Kültür Bakanlığı Yayınları/1261, Bilim ve Teknoloji Yayınları Dizisi-5, Ankara. Referring an article: Gebrekidon D.A., & G.B. Awuah (2002). Interorganizational Cooperation: A New View of Strategic Alliances: The Case of Swedish Firms in the International Market, Industrial Marketing Management, 31/8, pp: Referring a part in an edited book: Nohria Nitin (1996), Is a Network Perspective a Useful Way of Studying Organizations?, Network and Organizations: Structure, Form, and Action, (Ed: N. Nohria and R.G. Eccles), Harvard Business School Press, Boston. Referring an article published in a symposium book: Muller, A. L., & Ryan, R. M. (2001). The mind's outer eye. In Alaska Symposium on Perspectives. Vol. 43: Perspectives on perspective (pp ). Fairbanks: University of Alaska Press. Referring an article presented in a conference but not published: Shimahara, N. K. (1983, November 18). Mobility and education of Buraku: The case of a Japanese minority.. Paper presented at the annual meeting of the American Anthropological Association, Chicago. Referring an unpublished dissertation: Roberts, M. B. (2001). Land use and the law.. Unpublished doctoral dissertation, University of Illinois. Referring an article on internet: Lessing, J. P. (2001). The physics of cultural magnets. Journal of Anthropological Studies, 8, Retrieved July 3, 2002, from lessing.html. Referring an internet document: Petrie Environmental Watch Center. (2002). Recent conservation legislation.. Retrieved August 3, 2002, from legislation/2.htm. 12. The papers shall be sent to the address [email protected] in two copies. A separate cover should be prepared for either of the copies and the title of the article, the name and surname of the author(s), address, telephone number and institution should be stated in it. A cover page will not be prepared for the other copy, nor will any information of the author(s) be included on the first pages of the article. 13. The author should obtain the petition form from the web page of the journal, in which to assure us that ethical rules have not been violated in writing the article and the paper has not been published anywhere else. After signing the form, he shall send it to the fax number It is necessary that the papers submitted to the journal should be arranged according to the journal guidelines and made ready for publication. The subcommittee of the journal has the right not to publish the papers that do not conform to the journal guidelines and or to return it back to the author for him/her to revise it. Responsibility of the views in the papers published in the journal belongs to the author(s). Copyright and publication right of the texts belong to the journal. For each paper published, the author(s) of that paper shall be sent a copy of the journal in which that paper is published. No copyright fee shall be paid to the author(s) or anyone else.
249 PAMUKKALE UNIVERSITÄT ZEITSCHRIFT DER INSTITUT FÜR SOZIALWISSENSCHAFT Politik der Zeitschrift PAUSBED ist eine akademische Zeitschrift, indem Beiträge aus dem sozialwissenschaftlichen Fachgebiet bewertet werden. Die Beiträge werden von einer Beirat bewertet, deren Namen der Öffentlichkeit geschlossen ist. PAUSBED erscheint zweimal im Jahr, jeweils zur Monatsmitte Januar und Juli. PAUSBED verlangt Beiträge in Türkisch, Englisch, Französisch und Deutsch. Beim Verfassen der Arbeit wird auf eine angemessene Sprache sowie auf einwandfreie Rechtschreibung und Zeichensetzung zur Beachtung empfohlen. Grundsätzliche Anmerkungen 1. PAUSBED beansprucht unveröffentlichte Beiträge. Falls die Beiträge vorher veröffentlicht worden waren, werden sie von der Beirat bewertet und je nachdem veröffentlicht oder nicht. 2. Da die Rechte für die Beiträge, die abgegeben sind, PAUSBED übertragen sind, dürfen sie ohne Erlaubnis oder ohne Quellenangabe nicht nochmal veröffentlicht werden. 3. Nach Quellenangaben und Inhalt tragen die Autoren die Verantwortung selbst. 4. Format für den Fließtext: DIN A4; Seitenränder: Links: 2.5 cm, rechts: 2.5 cm, oben 5 cm, unten: 5 cm; Umfang von 25 Seiten; Schriftgröße 11 Punkt und Proportionalschrift Word for Windows. Zwischen den Absätzen ist ein Abstand mit einer Leerzeile verlangt. Die Beiträge per elektronischer Post senden siehe Absatz Die Überschrift des Beitrags wird in großen Buchstaben, Schriftgröβe 11 Punkt und im Fettdruck formatiert verlangt. 6. Nach der Überschrift des Beitrags werden eine kurze Zusammenfassung und Schlüsselwörter zwischen 3 bis 8 Wörter verlangt. Die zweite Überschrift wird in kurzer Zusammenfassung, die Schlüsselwörter in türkischer Sprache und in Schriftgröße 10 Punkt verlangt. 7. Der akademische Titel, Name Familienname des Verfassers soll unter der Überschrift mit (*) markiert sein. Das Abteil, die Adresse und die -Adresse des Verfassers werden am Ende des Papiers mit einer Fuβnote verlangt. 8. Zwischen einer Kapitelüberschrift und dem Beginn des Textteils ist ein Abstand von 1.25cm. Kennzeichnung der Gliederungspunkte sind Ziffernkombinationen zu verwenden: 1, 1.1, 1.1.1, , (max. bis 4). Die Kapitelüberschriften können in einer größeren Skalierung, bei den anderen Gliederungen nur die Anfangsbuchstaben groß geschrieben werden. (Fettdruck, 11 Punkt) 9. Tabellen werden mit einer fortlaufenden Nummerierung verlangt. Die Tabellenüberschrift muss oberhalb der Tabelle stehen. (Tabelle 1: İsçilerin kararlara katılma düzeyleri). Die Fußnoten bzw. Quellenangaben sind unterhalb anzugeben. (Quelle: Solak, 2006: 25-26). Abbildungen und Tabellen werden fett-kursiv verlangt. Abbildungen werden auch mit einer fortlaufenden Nummerierung aber unterhalb der Abbildung verlangt. (Abbildung l: Gelirin yıllara göre dağılımı). Falls die Abbildungen aus anderen Quellen stammen, sind die Quellen wie folgt anzugeben. (Quelle: Solak, 2006: 12). 10. Fußnoten und Anmerkungen sind durchgehend zu nummerieren und im Text hochzustellen. Bei originaler Wiedergabe beginnt der Text der Fußnote mit... Die Fußnotentexte müssen auf derselben Seite stehen wie die Zitate. Anmerkungen (Erläuterungen, Kommentierungen,...) erfolgen in den entsprechenden Fußno ten auf derselben Seite mit dem Seitenrand: Links: 1.25 cm, rechts: 1.25 cm und Schriftgröße 10 punkt.beispiele für Quellenangaben wie folgt: Einzel Autoren:... küresel dünya sisteminde hakim olan güç merkezleri, kendi gerçeklerini genelleştirip evrensel insan gerçekleri haline getirmekte (Wallerstein, 2000:206). Zwei Autoren:... gerekli olduğu düşünülen/ tartışılan kısık özellikleriyle ilgili yoğunlaşma göze çarpmaktadır (Bayraktaroğlu ve Kutaniş, 2003:45). Mehrere Autoren:... yapılacak yardıma ilişkin yeni öneriler sunan fikir sahipleri, sosyal girişimcilere örnek olarak verilebilir (Thompson vd., 2000: ). Mehrere Quellenangaben:... insan ilişkileriyle ilgili ilk çalışmalar Hawthorne (çalışmalarıyla ortaya konulmuştur (Etzioni, 1964:32; Sofer, 1972:64). 11. Quellenangaben: Bücher: Eroğlu F. (2006). Davranış Bilimleri, 7. Baski, Beta, İstanbul. Übersetzte Bücher: Salam M.A. (1990). Güneyin Gelişmesinde Bilim, Teknoloji ve Bilim Eğitimi Üzerine Notlar, (Çev: O. Düzgünes), Kültür Bakanlığı Yayınları /1261, Bilim ve Teknoloji Yayınları Dizisi 5, Ankara. Beiträge: Gebrekidon D.A.& G.B. Awuah (2002). "Interorganizational Cooperation: A New View of Strategic Alliances: The Case of Swedish Firms in the International Market", Industrial Marketing Management, 31/8, pp: Bücher von Herausgeber: Nohria Nitin (1996), "Is a Network Perspective a Useful Way of Studying Organizations?", Network and
250 Organizations: Structure, Form, and Action, (Ed: N. Nohria and R.G. Eccles), Harvard Business School Press, Boston. Symposium Sammelband : Muller, A. L. & Ryan, R. M. (2001). The mind's outer eye. In Alaska Simposium on Perspectives. Vol. 43: Perspectives on perspective (pp ). Fairbanks: University of Alaska Press. Beiträge aus einem Konferenzsammelband: Shimahara, N. K. (1983, November 18). Mobility and education of Buraku: The case of a Japanese minority. Paper presented at the annual meeting of the American Anthropological Association, Chicago. Veröffentlichte Doktorarbeit: Roberts, M. B. (2001). Land use and the law. Unpublished doctoral dissertation, University of Minois. Beiträge aus elektronischer Zeitschrift: Lessing, J. P. (2001). The physics of cultural magnets. Journal of Anthropological Studies, 5, Retrieved July 3, 2002, from lessing.html. Elektronisches Dokument: Petrie Environmental Watch Center. (2002). Recent conservation legislation.. Retrieved August 3, 2002, from legislation/2.htm. 12. Die Beiträge sind in zweifacher Ausfertigung (Ausdrucke, Kopien) an die Adresse pausbed@ pamukkale.edu.tr zu senden. Für einen Beitrag wird ein Titelblatt verlangt, in dem das Generalthema des Beitrags, Name- Familienname, Adresse, Telefonnummer und -Adresse des Verfassers angegeben sind. 13. Von dem Verfasser wird eine Eiderklärung verlangt, dass der Beitrag im Rahmen der akademischen Ethik, Prinzip der Objektivität, Ehrlichkeit, Überprüfbarkeit der angewandten Arbeitsmethoden, Prinzip der Vollständigkeit und der Übersichtlichkeit zustimmt. Das Verpflichtungsschreiben ist unter der Web Adresse zu finden. Die Faxnummer für das Eiderklärung: Der Beirat hat das Recht auf Korrektur vom Verfasser zu verlangen. Die Beiträge, die in PAUSBED veröffentlicht sind, gelten als eigentliche Urheber der Beiträge. Falls der Beitrag veröffentlicht wird, wird dem Verfasser eine Zeitschrift per Post geschickt.
251 NORMES REDACTIONNELLES POUR LE JOURNAL DE L INSTITUT DES SCIENCES SOCIALES DE L UNIVERSITE DE PAMUKKALE Politique du Journal Le Journal de L Institut des Sciences Sociales de L Université de Pamukkale (PAUSBED) est une publication académique où on peut publier des articles qualifiés dans le domaine de sciences sociales. PAUSBED est un journal réfèré. Les articles envoyés au journal en vue d etre publié sont appréciés par un jury de science dont les noms ne sont pas dits. PAUSBED est publié, deux fois par an, en janvier et en juillet. PAUSBED est publié en quatre langues; Turc, Anglais, Français, et Allemand. Pour les articles en Turc, on prend en considération Le Guide de Ponctuation (İmlâ Kılavuzu) de l Institution de la Langue Turque; et pour les articles en langues étrangères, les spécifications rédactionnelles et grammaticales de ces langues. En outre, tous les articles des autres domaines écrits en langues étrangères se doivent être envoyés avec leurs traductions turques, sauf les langues et littératures étrangères; Anglaises, Françaises, Allemandes, Spécifications Rédactionnelles obligatoires. 1. les articles ne doivent pas être déjà publiées dans un autre journal ou envoyées à un jury. Les articles, déjà présentées comme communication dans un congrès, un symposium, ou un colloque, déjà acceptées comme thèse, à condition de dire la date, le lieu et d etre vue conformes à la publicaton par les éditeurs, se peuvent être publiées. Toute responsabilité en incombe aux auteurs. 2. Les auteurs qui envoient leurs articles, en vue d être publiées, à PAUSBED, accordent leurs droits d auteur à PAUSBED, au sein de L Institut des Sciences Sociales de L Université de Pamukkale. Les droits de copyright des articles publiées appartiennent au journal et elles ne se peuvent pas être transbordées sans s y réfèrer 3. La responsabilité des études (la reponsabilité scientifique, juridique, du contenu et du langage des articles publiés dans le journal) incombe aux auteurs. L éditeur n est aucunement responsable. 4. La police de caractère unique pour les rédactions est: Times New Roman, Taille de police: 11. Les rédactions doivent être écrites sur la seule face du papier de taille A4 avec 2.5 cm de deux cotés et 5 cm du haut et du bas, et avec une ligne d intervalle, et avec les numéros de pages centralisés à droite. Le total de l article ne doit pas dépasser 25 pages y compris le résumé et les références. Les rédactions (articles) doivent être envoyées au format électronique, au journal en fichier Word (Word For Windows) pour faciliter l indexation, la correction et l édition composant de deux exemplaires dont l un, contenant les informations sur l auteur. 5. Le titre de l article doit être en taille 11, en gras, et en grand caractères majuscules et en langue de l article. 6. Après le titre, doivent être cités les mots clés (3-8 mots). Si la langue de l article est Turc, le titre, le résumé et les mots clés doivent être écrits en anglais. Si celui-ci est en langue étrangère le deuxième titre, résumé, et mots clés doivent être en Turc. Le résumé doit être écrit avec une ligne d intervalle en taille Le nom, le prénom et le titre de l auteur /ou auteurs doivent être écrits sous le titre au centre, avec un post-scriptum (*) sur les noms, et sur le bas de la page doivent être cités l appartenance, l adresse et l adresse de l auteur. 8. Les châpitres et les sous-châpitres des articles doivent être écrits, d après le plan rédactionnel, avec 1,25 cm d anse et les sujets primaires et secondaires de l article doivent être numéroté jusquà quatre niveau au maximum comme 1., 1.1, Tous les titres de niveau primaire doivent être en majuscules, et pour les autres, seules les primières lettres des mots, en majuscules, les restes en miniscules, en taille 11 et en gras. Ils doivent être aussi tous numérotés, y compris les titres des sections d introduction et de conclusion. 9. Les rédactions sur les tableaux et les figures doivent être citées avec une seule intervalle sans déborder le texte. Le titre du tableau doit être noméroté et cité au dessus, et expliquer le contenu de celui-ci. ( Tableau 1: Les niveaux de participation des ouvriers aux décisions). S il déborde en deuxième ligne celle-ci doit être commencée du même alignement avec le numéro du tableau. Les références doivent être écrites comme: Référence: Nom de l auteur, Date d édition de la référence, les nombres ou les intervalles des pages de la référence dont le tableau a été tiré. ( Référence: (source:) Solak, 2006: ). Le tableau doit être composé avec des lignes horizontales. Le même cas est valable pour les figures. (= ce qui est le même pour les figures) Le titre de la figure doit être numéroté et cité cette fois-ci sous la figure et également expliquer le contenu de celle-ci. (Figure 1: Dissémination du revenu d après les années). Si la figure est tirée d une autre source(référence) on doit donner une information sous l explication de la figure. (Source(Référence): Solak, 2006: 12). 10. Les références doivent être citées dans le corps du texte. Si la citation est tirée sans aucun changement de la référence(source) elle doit être écrite entre guillemets, et que celle-ci est plus de quelques phrases elle doit être écrite en taille 10, avec 1,25 cm d anse de droite et de gauche. On peut voir ci-dessous les exemples de références:
252 Référer un seul auteur:...küresel dünya sisteminde hakim olan güç merkezleri, kendi gerçeklerini genelleştirip evrensel insan gerçekleri haline getirmekte (Wallerstein, 2000: 206). Référer deux auteurs:... gerekli olduğu düşünülen/tartışılan kişilik özellikleriyle ilgili yoğunlaşma göze çarpmaktadır (Bayraktaroğlu et Kutaniş, 2003: 45). Référer plus de deux auteurs:...yapılacak yardıma ilişkin yeni öneriler sunan fikir sahipleri, sosyal girişimcilere örnek olarak verilebilir (Thompson etc., 2000: ). Citation plus de deux sources:... insan ilişkileriyle ilgili ilk çalışmalar Hawthorne Çalışmalarıyla ortaya konulmuştur (Etzioni, 1964: 32; Sofer, 1972: 64). 11. Les références doivent être citées dans la bibliographie comme les suivants: Référer un livre : Eroğlu F. (2006). Davranış Bilimleri, 7. baskı, Beta, İstanbul. Référer un livre traduit : Salam M.A. (1990). Güneyin Gelişmesinde Bilim, Teknoloji ve Bilim Eğitimi Üzerine Notlar, (Trad: O. Düzgüneş), Kültür Bakanlığı Yayınları/1261, Bilim ve Teknoloji Yayınları Dizisi-5, Ankara. Référer un article: Gebrekidon, D.A., & G.B. Awuah (2002). Interorganizational Cooperation: A New View of Strategic Alliances: The Case of Swedish Firms in the International Market, Industrial Marketing Management, 31/8, pp: Référer un châpitre d un livre éditorial: Nohria Nitin ( 1996 ), Is a Network Perspective a Useful Way of Studying Organizations?, Network and Organizations: Structure, Form, and Action, (Ed: N. Nohria and R.G. Eccles), Harvard Business School Press, Boston. Référer un article publié dans un livre de symposium: Muller, A. L., & Ryan, R. M. (2001) The mind s outer eye. In Alaska Symposium on Perspectives. Vol. 43: Perspectives on perspective (pp ). Fairbanks: University of Alaska Press. Référer un article présenté dans une conférence mais non publié: Shimahara, N. K. (1983, Novembre 18). Mobility and education of Buraku: The case of Japanase minority.. Paper presented at the annual meeting of the American Anthropological Association, Chicago. Référer un thèse de doctorat non publié: Roberts, M. B. (2001) Land use and the law.. Unpublished doctoral dissertation, University of Illinois. Référer un article tiré de l internet: Lessing, J. P. (2001). The physics of cultural magnets. Journal of Anthropological Studies, 8, Retrieved July 3, 2002, from lessing.html. Référer un document tiré de l internet: Petrie Environmental Watch Center. (2002). Recent conversation legislation.. Retrieved August 3, 2002, from Les articles doivent être envoyés à l adresse suivante en deux copies, pausbed@pamukkale. edu.tr Dans l une des copies, il doit exister une page de couvercle sur laquelle doivent se trouver le titre de l article, les nom, et prénom, , l adresse, le téléphone et l appartenance institutionnelle de l auteur, dans l autre, il n existera pas une page de couvercle et les informations sur l auteur. 13. L auteur doit envoyer au numéro de fax une requête tirée de la page web du journal, remplie sans défaut et signée, déclarant qu il respecte dans son article, les normes éthiques scientifiques et que celui-ci n a pas été déjà publié dans un autre journal. 14. Les articles envoyées au journal doivent être arrangées d après les spécifications rédactionnelles du journal et prêtes à être publiées. Le sous-comité de publication a le droit de ne pas publier ou de renvoyer des articles non pas conformes aux spécifications rédactionnelles à l auteur pour la correction. La responsabilité des pensées dans les articles appartient à leurs auteurs. Les droits de publications des textes et le droit de copyright(auteur) appartiennent au journal. Pour chaque article à etre publié, il sera adressé un journal à l auteur / ou auteurs et il ne sera pas payé un frais de copyright.
TÜRKİYE İLE SINIR KOMŞULARI ARASINDAKİ DIŞ TİCARETİN KARŞILAŞTIRMALI ÜSTÜNLÜKLER PERSPEKTİFİNDE ANALİZİ*
Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 11, 2012, Sayfa 1-22 TÜRKİYE İLE SINIR KOMŞULARI ARASINDAKİ DIŞ TİCARETİN KARŞILAŞTIRMALI ÜSTÜNLÜKLER PERSPEKTİFİNDE ANALİZİ* Birol ERKAN**
DİYARAKIR DIŞ TİCARETİ 2014
DİYARAKIR DIŞ TİCARETİ 2014 Nisan 2015 Hikmet DENİZ İçindekiler 1. İhracat... 2 1.1. İhracat Yapılan Ülkeler... 3 1.2. 'ın En Büyük İhracat Partneri: Irak... 5 1.3. İhracat Ürünleri... 6 2. İthalat...
T. C. KARACADAĞ KALKINMA AJANSI Diyarbakır Yatırım Destek Ofisi
İçindekiler 1.... 2 1.1. Yapılan Ülkeler... 4 1.2. 'ın En Büyük Partneri: Irak... 5 1.3. Ürünleri... 6 2. İthalat... 8 2.1. İthalat Yapılan Ülkeler... 9 2.2. İthalat Ürünleri... 10 3. Genel Değerlendirme...
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2016 MAYIS AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU. İTKİB Genel Sekreterliği Hazırgiyim ve Konfeksiyon Ar-Ge Şubesi
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2016 MAYIS AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU Haziran 2016 2 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2016 MAYIS İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME Yılın İlk 5 Ayında %7,5
İÇ TİCARET MÜDÜRLÜĞÜ. HAZIRLAYAN : CENK KADEŞ Ekonomik Araştırmalar Şefi
İÇ TİCARET MÜDÜRLÜĞÜ HAZIRLAYAN : CENK KADEŞ Ekonomik Araştırmalar Şefi 2012 YILI ADANA DIŞ TİCARET RAPORU İhracatçı Birliklerinden elde edilen veriler doğrultusunda, 2012 yılında ihracatımız yüzde 9,2
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2014 MART İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2014 MART AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İİTKİİB GENEL SEKRETERLİİĞİİ AR & GE VE MEVZUAT ŞUBESİİ Niisan 2014 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2014 MART İHRACAT PERFORMANSI
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü 2016 Mayıs Ayı İhracat Bilgi Notu
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü Mayıs Ayı İhracat Bilgi Notu TDH Ar&Ge ve Mevzuat Şb. İTKİB Genel Sekreterliği DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜMÜZÜN YILI MAYIS AYI İHRACAT PERFORMANSI yılı mayıs ayında, Türkiye
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2017 ARALIK AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU. İTKİB Genel Sekreterliği. Hazırgiyim ve Konfeksiyon Ar-Ge Şubesi.
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2017 ARALIK AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU Hazırgiyim ve Konfeksiyon Ar-Ge Şubesi Ocak 2018 Hazırgiyim ve Konfeksiyon Ar-Ge Şubesi 1 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2017
Endişeye mahal yok (mu?)
tepav Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Endişeye mahal yok (mu?) Güven Sak İstanbul, 19 Ekim 2011 1960 1965 1970 1975 1980 1985 1990 1995 2000 2005 2010 Reel milli gelir (1960=100) www.tepav.org.tr
İÇ TİCARET MÜDÜRLÜĞÜ. HAZIRLAYAN : CENK KADEŞ İç Ticaret ve Ekonomik Araştırmalar Şefi
İÇ TİCARET MÜDÜRLÜĞÜ HAZIRLAYAN : CENK KADEŞ İç Ticaret ve Ekonomik Araştırmalar Şefi 2013 YILI Ocak-Mart Dönemi ADANA DIŞ TİCARET RAPORU Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde bulunan İhracatçı Birliklerinden
2018 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU
2018 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU ATSO AR-GE VE DIŞ İLİŞKİLER BİRİMİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2018
DIŞ TİCARET ENSTİTÜSÜ WORKİNG PAPER SERİES. Tartışma Metinleri WPS NO/ 185 / DÜNYADA ve TÜRKİYE DE MOBİLYA SEKTÖRÜNÜN ULUSLARARASI TİCARETİNİN
DIŞ TİCARET ENSTİTÜSÜ WORKİNG PAPER SERİES Tartışma Metinleri WPS NO/ 185 /2018-05 DÜNYADA ve TÜRKİYE DE MOBİLYA SEKTÖRÜNÜN ULUSLARARASI TİCARETİNİN İNCELENMESİ ve DEĞERLENDİRİLMESİ Fatih ÇALIŞKAN 1 1
2014 EKİM DIŞ TİCARET RAPORU
2014 EKİM DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2014 EKİM / TÜRKİYE
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü 2015 Haziran Ayı İhracat Bilgi Notu
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü Haziran Ayı İhracat Bilgi Notu Tekstil, Deri ve Halı Şubesi İTKİB Genel Sekreterliği 07/ DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜ YILI AYI İHRACAT PERFORMANSI yılı Haziran ayında, Türkiye
2014 TEMMUZ DIŞ TİCARET RAPORU
2014 TEMMUZ DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2014 TEMMUZ /
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü
2015 Deri ve Deri Ürünleri Sektörü 2015 Mayıs Ayı İhracat Bilgi Notu Tekstil, Deri ve Halı Şubesi İTKİB Genel Sekreterliği 06/2015 DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜ 2015 YILI AYI İHRACAT PERFORMANSI 2015 yılı
2018 AĞUSTOS DIŞ TİCARET RAPORU
2018 AĞUSTOS DIŞ TİCARET RAPORU ATSO AR-GE VE DIŞ İLİŞKİLER BİRİMİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2018
ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012
ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012 29. Uluslararası Tekstil Makineleri Fuarı 4. İstanbul Teknik Tekstiller ve Nonwoven Fuarı 9. Uluslararası İstanbul İplik Fuarı Hazırlayan TEKNİK Fuarcılık
2017 ŞUBAT DIŞ TİCARET RAPORU
2017 ŞUBAT DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2017 ŞUBAT / TÜRKİYE
2014 MAYIS DIŞ TİCARET RAPORU
2014 MAYIS DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2014 MAYIS / TÜRKİYE
SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİ VE SERAMİK SAĞLIK GEREÇLERİ SEKTÖRÜNDE DÜNYA İTHALAT RAKAMLARI ÇERÇEVESİNDE HEDEF PAZAR ÇALIŞMASI
SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİ VE SERAMİK SAĞLIK GEREÇLERİ SEKTÖRÜNDE DÜNYA İTHALAT RAKAMLARI ÇERÇEVESİNDE HEDEF PAZAR ÇALIŞMASI ORTA ANADOLU İHRACATÇI BİRLİKLERİ GENEL SEKRETERLİĞİ Seramik sektörünün en
2017 NİSAN DIŞ TİCARET RAPORU
2017 NİSAN DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2017 NİSAN / TÜRKİYE
TR 71 BÖLGESİ 2013 YILI İHRACAT RAPORU AHİLER KALKINMA AJANSI
TR 71 BÖLGESİ 2013 YILI İHRACAT RAPORU AHİLER KALKINMA AJANSI NİSAN 2014 İçindekiler 2013 YILI İHRACAT RAKAMLARI HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME... 3 2013 YILI TR 71 BÖLGESİ İHRACAT PERFORMANSI... 4 AKSARAY...
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2012 NİSAN İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ NİSAN AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İİTKİİB GENEL SEKRETERLİİĞİİ AR & GE VE MEVZUAT ŞUBESİİ Mayııs HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN NİSAN İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA
T.C. GIDA TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI
T.C. GIDA TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ ve DIŞ İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ EKONOMİK VE TEKNİK İLİŞKİLER DAİRE BAŞKANLIĞI 2015 YILI OCAK DÖNEMİ DIŞ TİCARET VERİLERİ Hazırlanma Tarihi: 27 Şubat
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü Aralık Ayı İhracat Bilgi Notu TDH Ar&Ge ve Mevzuat Şb. İTKİB Genel Sekreterliği DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜ YILI AYI İHRACAT PERFORMANSI yılı Aralık ayında, Türkiye nin
2016 MAYIS DIŞ TİCARET RAPORU
2016 MAYIS DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2016 MAYIS / TÜRKİYE
2016 YILI İPLİK İHRACAT İTHALAT RAPORU
2016 YILI İPLİK İHRACAT İTHALAT RAPORU Haziran 2017 İçindekiler Yönetici Özeti... 2 1. Dünya İplik İhracatı... 3 2. Türkiye nin İplik İhracatı... 5 Yıllar İtibariyle İhracat ve Pay... 5 Başlıca Ülkeler
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2011 OCAK - ARALIK İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2011 ARALIK AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İİTKİİB GENEL SEKRETERLİİĞİİ AR & GE VE MEVZUAT ŞUBESİİ Ocak 2012 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2011 OCAK - ARALIK İHRACAT
2013 AĞUSTOS DIŞ TİCARET RAPORU
2013 AĞUSTOS DIŞ TİCARET RAPORU A.T.S.O DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2013 AĞUSTOS/
2015 EYLÜL DIŞ TİCARET RAPORU
2015 EYLÜL DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2015 EYLÜL / TÜRKİYE
2019 MART DIŞ TİCARET RAPORU
2019 MART DIŞ TİCARET RAPORU ATSO AR-GE VE DIŞ İLİŞKİLER BİRİMİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2019
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü 2017 Ekim Ayı İhracat Bilgi Notu
2017 Deri ve Deri Ürünleri Sektörü 2017 Ekim Ayı İhracat Bilgi Notu TDH Ar&Ge ve Mevzuat Şb. İTKİB Genel Sekreterliği DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜMÜZÜN 2017 YILI EYLÜL AYI İHRACAT PERFORMANSI 2017 yılı
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü 2015 Nisan Ayı İhracat Bilgi Notu
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü Nisan Ayı İhracat Bilgi Notu Tekstil, Deri ve Halı Şubesi İTKİB Genel Sekreterliği 05/ DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜ YILI AYI İHRACAT PERFORMANSI yılı Nisan ayında, Türkiye
2015 MAYIS DIŞ TİCARET RAPORU
2015 MAYIS DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2015 MAYIS / TÜRKİYE
OCAK 2012 AKİB GENEL SEKRETERLİĞİ
OCAK 2012 AKİB GENEL SEKRETERLİĞİ SANAYİ UYGULAMA ŞUBESİ AKİB TEKSTİL VE KONFEKSİYON SEKTÖRLERİ İHRACAT RAKAMLARI DEĞERLENDİRMESİ Hazırlayan: Mehmet ÖZÇELİK / Uzman Yrd. TEKSTİL VE KONFEKSİYON SEKTÖREL
OCAK-AĞUSTOS 2017 DÖNEMİ TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ
14.09.2017 OCAK-AĞUSTOS 2017 DÖNEMİ TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ Türk Karayolu Taşımacılarının Gittiği Ülkelerin Tümü Türk İhracat Taşımalarında Yoğunluk Haritası İHRACAT TAŞIMALARI Geçen yıl Ocak-Ağustos
2015 AĞUSTOS DIŞ TİCARET BÜLTENİ 30 Eylül 2015
2015 AĞUSTOS DIŞ TİCARET BÜLTENİ 30 Eylül 2015 Ağustos 2015 Dış ticaret istatistiklerine ilişkin veriler Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 30 Eylül 2015 tarihinde yayımlandı. TÜİK, Gümrük ve
2018 OCAK DIŞ TİCARET RAPORU
2018 OCAK DIŞ TİCARET RAPORU ATSO AR-GE VE DIŞ İLİŞKİLER BİRİMİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2018
2013 YILI OCAK-HAZİRAN DÖNEMİ ADANA DIŞ TİCARET RAPORU. HAZIRLAYAN : CENK KADEŞ Ekonomik Araştırmalar Şefi
2013 YILI OCAK-HAZİRAN DÖNEMİ ADANA DIŞ TİCARET RAPORU HAZIRLAYAN : CENK KADEŞ Ekonomik Araştırmalar Şefi İhracat: 2013 YILI ADANA DIŞ TİCARET RAPORU Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde bulunan İhracatçı
2016 TEMMUZ DIŞ TİCARET RAPORU
2016 TEMMUZ DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2016 TEMMUZ /
CAM SANAYİİ. Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi
CAM SANAYİİ Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006 T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi TÜRKİYE'DE ÜRETİM Cam sanayii, inşaat, otomotiv, meşrubat, gıda, beyaz eşya, mobilya,
2014 YILI OCAK-HAZİRAN DÖNEMİ ADANA DIŞ TİCARET RAPORU. HAZIRLAYAN : CENK KADEŞ Meslek Komitesi ve Kararlar Şefi
2014 YILI OCAK-HAZİRAN DÖNEMİ ADANA DIŞ TİCARET RAPORU HAZIRLAYAN : CENK KADEŞ Meslek Komitesi ve Kararlar Şefi İhracat: 2014 YILI ADANA DIŞ TİCARET RAPORU Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Haziran ayı sonu
TEKSTİL SEKTÖRÜNÜN 2014 YILI MART AYI İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME
TEKSTİL VE HAMMADDELERİ SEKTÖRÜ 2014 MART AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İTKİB GENEL SEKRETERLİĞİ AR & GE VE MEVZUAT ŞUBESİ NİSAN 2014 TEKSTİL SEKTÖRÜNÜN 2014 YILI MART AYI İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME
Tekstil ve Hammaddeleri Sektörü 2015 Yılı Eylül Ayı İhracat Bilgi Notu
Eylül 2015 Tekstil ve Hammaddeleri Sektörü 2015 Yılı Eylül Ayı İhracat Bilgi Notu Tekstil, Deri ve Halı Şubesi İTKİB Genel Sekreterliği 10/2015 TEKSTİL VE HAMMADDELERİ SEKTÖRÜ 2015 YILI EYLÜL AYI İHRACAT
2016 ŞUBAT DIŞ TİCARET RAPORU
2016 ŞUBAT DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2016 ŞUBAT / TÜRKİYE
Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri Sektör Raporu 2010
Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri Sektör Raporu 2010 Avrupa kıtasından Amerika kıtasına, Orta Doğu Ülkelerinden Afrika ülkelerine kadar geniş yelpazeyi kapsayan 200 ülkeye ihracat gerçekleştiren
2017 YILI TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRME RAPORU
Uzman - Berkalp Kaya 23.01.2017 [email protected] 2017 YILI TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRME RAPORU Türk araçlarının taşımacılık yaptığı ülkelerin harita üzerinde gösterimi. İHRACAT TAŞIMALARI
2014 MART DIŞ TİCARET RAPORU
2014 MART DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2014 MART / TÜRKİYE
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü 2015 Mart Ayı İhracat Bilgi Notu
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü Mart Ayı İhracat Bilgi Notu Tekstil, Deri ve Halı Şubesi İTKİB Genel Sekreterliği 04/ DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜ YILI AYI İHRACAT PERFORMANSI yılı Mart ayında, Türkiye
2014 OCAK DIŞ TİCARET RAPORU
2014 OCAK DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2014 OCAK / TÜRKİYE
2015 EKİM DIŞ TİCARET RAPORU
2015 EKİM DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2015 EKİM / TÜRKİYE
HALI SEKTÖRÜ. Kasım Ayı İhracat Bilgi Notu. TDH AR&GE ve Mevzuat Şb. İTKİB Genel Sekreterliği. Page 1
2016 HALI SEKTÖRÜ Kasım Ayı İhracat Bilgi Notu TDH AR&GE ve Mevzuat Şb. İTKİB Genel Sekreterliği Page 1 HALI SEKTÖRÜ 2016 KASIM AYI İHRACAT PERFORMANSI 2016 yılı Ocak-Kasım döneminde Türkiye nin toplam
2017 AĞUSTOS DIŞ TİCARET RAPORU
2017 AĞUSTOS DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2017 AĞUSTOS
OCAK-EYLÜL 2017 DÖNEMİ TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRMESİ
12.10.2017 OCAK-EYLÜL 2017 DÖNEMİ TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRMESİ Türk İhracat Taşımalarında Yoğunluk Haritası İHRACAT TAŞIMALARI Geçen yıl Ocak-Eylül toplamına bakıldığında 2016 yılında 849.247
TÜRKİYE PLASTİK SEKTÖRÜ 2014 YILI 4 AYLIK DEĞERLENDİRMESİ ve 2014 BEKLENTİLERİ. Barbaros Demirci PLASFED - Genel Sekreter
TÜRKİYE PLASTİK SEKTÖRÜ 2014 YILI 4 AYLIK DEĞERLENDİRMESİ ve 2014 BEKLENTİLERİ Barbaros Demirci PLASFED - Genel Sekreter 2013 yılı, dünya ekonomisi için finansal krizin etkilerinin para politikaları açısından
HALI SEKTÖRÜ. Ocak Ayı İhracat Bilgi Notu. TDH AR&GE ve Mevzuat Şb. İTKİB Genel Sekreterliği. Page 1
2018 HALI SEKTÖRÜ Ayı İhracat Bilgi Notu TDH AR&GE ve Mevzuat Şb. İTKİB Genel Sekreterliği Page 1 HALI SEKTÖRÜ 2018 OCAK AYI İHRACAT PERFORMANSI 2017 yılında Türkiye nin toplam ihracatı 2016 yılına kıyasla
AKDENİZ İHRACATÇI BİRLİKLERİ TEKSTİL VE HAMMADDELERİ SEKTÖRÜ İHRACAT RAKAMLARI DEĞERLENDİRMESİ
EKİM 2017 AKDENİZ İHRACATÇI BİRLİKLERİ TEKSTİL VE HAMMADDELERİ SEKTÖRÜ İHRACAT RAKAMLARI DEĞERLENDİRMESİ Hazırlayan: Cemile ASKER TEKSTİL VE HAMMADDELERİ SEKTÖRÜ TÜRKİYE VE AKİB DEĞERLENDİRMESİ Türkiye
2014 YILI ADANA DIŞ TİCARET RAPORU
2014 YILI ADANA DIŞ TİCARET RAPORU HAZIRLAYAN : CENK KADEŞ Meslek Komitesi ve Ekonomik Araştırmalar Şefi YAZI İŞLERİ VE KARARLAR MÜDÜRLÜĞÜ 2014 YILI ADANA DIŞ TİCARET RAPORU Dış Ticaret: Türkiye İstatistik
* Ticaret verileri Nace Revize 2 sınıflandırmasına göre 45 ve 46 kodlu sektörleri içermektedir. Kaynak: (Türkiye İstatistik Kurumu, u)
1.1. Ticaret Türkiye ye paralel olarak TR82 Bölgesi nde de hizmetler sektörünün ekonomideki payının artmasıyla öne çıkan alanlardan biri de ticarettir. 2010 TÜİK Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistiklerine
2017 MAYIS DIŞ TİCARET RAPORU
2017 MAYIS DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2017 MAYIS / TÜRKİYE
ÇORAP SEKTÖRÜ 2016 YILI VE 2017 OCAK AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU
ÇORAP SEKTÖRÜ YILI VE OCAK AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İTKİB GENEL SEKRETERLİĞİ HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON ARGE ŞUBESİ Şubat ÇORAP SEKTÖRÜNÜN YILI VE OCAK AYI İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME
2014 EYLÜL DIŞ TİCARET RAPORU
2014 EYLÜL DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2014 EYLÜL / TÜRKİYE
2019 ŞUBAT DIŞ TİCARET RAPORU
2019 ŞUBAT DIŞ TİCARET RAPORU ATSO AR-GE VE DIŞ İLİŞKİLER BİRİMİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2019
2017 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU
2017 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2017 HAZİRAN
2014 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU
2014 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2014 HAZİRAN
Türkiye Geneli 2016 Yılı Ocak - Aralık Sektörel Bazda İhracat Rakamları Değerlendirmesi
3-4 Türkiye Geneli 2016 Yılı Ocak - Aralık Sektörel Bazda İhracat Rakamları Değerlendirmesi 5 Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektörü 2016 Yılı Ocak - Aralık İhracatında Ürün Grubu Değerlendirmesi 6 Hazır Giyim
2014 NİSAN DIŞ TİCARET RAPORU
2014 NİSAN DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2014 NİSAN / TÜRKİYE
HALI SEKTÖRÜ. Nisan Ayı İhracat Bilgi Notu. TDH AR&GE ve Mevzuat Şb. İTKİB Genel Sekreterliği. Page 1
2017 HALI SEKTÖRÜ Nisan Ayı İhracat Bilgi Notu TDH AR&GE ve Mevzuat Şb. İTKİB Genel Sekreterliği Page 1 HALI SEKTÖRÜ 2017 NİSAN AYI İHRACAT PERFORMANSI 2017 yılı Ocak-Nisan döneminde Türkiye nin toplam
2016 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU
2016 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2016 HAZİRAN
2017 OCAK DIŞ TİCARET RAPORU
2017 OCAK DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2017 OCAK / TÜRKİYE
AKDENİZ İHRACATÇI BİRLİKLERİ TEKSTİL VE HAMMADDELERİ SEKTÖRÜ
KASIM 2017 AKDENİZ İHRACATÇI BİRLİKLERİ TEKSTİL VE HAMMADDELERİ SEKTÖRÜ İHRACAT RAKAMLARI DEĞERLENDİRMESİ Hazırlayan: Cemile ASKER TEKSTİL VE HAMMADDELERİ SEKTÖRÜ TÜRKİYE VE AKİB DEĞERLENDİRMESİ Türkiye
2015 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU
2015 HAZİRAN DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2015 HAZİRAN
2017 ARALIK DIŞ TİCARET RAPORU
2017 ARALIK DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2017 ARALIK /
TÜRK İNŞAAT MALZEMELERİ. Tahsin ÖZTİRYAKİ Yönetim Kurulu Başkanı İstanbul Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği
TÜRK İNŞAAT MALZEMELERİ TANITIM STRATEJİSİ Tahsin ÖZTİRYAKİ Yönetim Kurulu Başkanı İstanbul Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği 2009-2010 İNŞAAT MALZEMELERİ TANITIM STRATEJİSİ PROJE AMACI
TEKSTİL SEKTÖRÜ İHRACAT DEĞERLENDİRME RAPORU
TEKSTİL SEKTÖRÜ İHRACAT DEĞERLENDİRME RAPORU OCAK-HAZİRAN 2011 DÖNEMİ AKİB GENEL SEKRETERLİĞİ SANAYİ UYGULAMA ŞUBESİ Hazırlayan: Burcu ŞENEL / Uzman 1 İÇİNDEKİLER I. 2011 OCAK-HAZİRAN DÖNEMİ TÜRKİYE İHRACATI
Deri ve Deri Ürünleri Sektörü 2018 Ocak Ayı İhracat Bilgi Notu
2018 Deri ve Deri Ürünleri Sektörü 2018 Ocak Ayı İhracat Bilgi Notu TDH Ar&Ge ve Mevzuat Şb. İTKİB Genel Sekreterliği DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜMÜZÜN 2017 YILI ARALIK AYI İHRACAT PERFORMANSI 2018 yılı
TEMMUZ 2018 TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRME RAPORU
TEMMUZ 2018 TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRME RAPORU 2018 yılı içerisinde Türk araçlarının karayolu ile taşımacılık yaptığı ülkelerin harita üzerinde gösterimi OCAK-HAZİRAN 2018 İHRACAT VERİLERİ
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2012 TEMMUZ İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2012 TEMMUZ AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İİTKİİB GENEL SEKRETERLİİĞİİ AR & GE VE MEVZUAT ŞUBESİİ Ağusttos 2012 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2012 TEMMUZ İHRACAT PERFORMANSI
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2015 ARALIK AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2015 ARALIK AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU Ocak 2016 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2015 ARALIK İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME 2015 Yılında 17 Milyar Dolarlık
Türkiye Geneli 2012 Yılı Ocak - Aralık Sektörel Bazda İhracat Rakamları Değerlendirmesi
3-4 Türkiye Geneli 2012 Yılı Ocak - Aralık Sektörel Bazda İhracat Rakamları Değerlendirmesi 5 Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektörü 2012 Yılı Ocak - Aralık İhracatında Ürün Grubu Değerlendirmesi 6 Hazır Giyim
Reel Efektif Döviz Kuru Endekslerine İlişkin Yöntemsel Açıklama
Reel Efektif Döviz Kuru Endekslerine İlişkin Yöntemsel Açıklama İstatistik Genel Müdürlüğü Ödemeler Dengesi Müdürlüğü İçindekiler I- Yöntemsel Açıklama... 3 2 I- Yöntemsel Açıklama 1 Nominal efektif döviz
2018 NİSAN DIŞ TİCARET RAPORU
2018 NİSAN DIŞ TİCARET RAPORU ATSO AR-GE VE DIŞ İLİŞKİLER BİRİMİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2018
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2015 EYLÜL AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2015 EYLÜL AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU Ekim 2015 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2015 EYLÜL İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME 2015 Ocak-Eylül Döneminde
2018 MAYIS DIŞ TİCARET RAPORU
2018 MAYIS DIŞ TİCARET RAPORU ATSO AR-GE VE DIŞ İLİŞKİLER BİRİMİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2018
2014 ARALIK DIŞ TİCARET RAPORU
2014 ARALIK DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2014 ARALIK /
2018 TEMMUZ DIŞ TİCARET RAPORU
2018 TEMMUZ DIŞ TİCARET RAPORU ATSO AR-GE VE DIŞ İLİŞKİLER BİRİMİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2018
Dış ticaret göstergeleri
75 76 Dış ticaret göstergeleri Milyon $ 3 25 71,8 9 8 7 2 6 15 5 4 Oran (%) 1 3 5 2 1 198 1981 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 199 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2 21 22 23 24 25
SERAMİK SEKTÖRÜ NOTU
1. Dünya Seramik Sektörü 1.1 Seramik Kaplama Malzemeleri SERAMİK SEKTÖRÜ NOTU 2007 yılında 8,2 milyar m 2 olan dünya seramik kaplama malzemeleri üretimi, 2008 yılında bir önceki yıla oranla %3,5 artarak
plastik sanayi PLASTİK SEKTÖR TÜRKİYE DEĞERLENDİRMESİ VE 2014 BEKLENTİLERİ 6 AYLIK Barbaros DEMİRCİ PLASFED Genel Sekreteri
plastik sanayi 2014 TÜRKİYE PLASTİK SEKTÖR DEĞERLENDİRMESİ VE 2014 BEKLENTİLERİ 6 AYLIK Plastik Sanayicileri Derneği Barbaros DEMİRCİ PLASFED Genel Sekreteri Barbaros DEMİRCİ PLASFED Genel Sekreteri Türkiye
2016 AĞUSTOS DIŞ TİCARET RAPORU
2016 AĞUSTOS DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2016 AĞUSTOS
2017 EYLÜL DIŞ TİCARET RAPORU
2017 EYLÜL DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2017 EYLÜL / TÜRKİYE
HALI SEKTÖRÜ. Mayıs Ayı İhracat Bilgi Notu. TDH AR&GE ve Mevzuat Şb. İTKİB Genel Sekreterliği. Page 1
2017 HALI SEKTÖRÜ Mayıs Ayı İhracat Bilgi Notu TDH AR&GE ve Mevzuat Şb. İTKİB Genel Sekreterliği Page 1 HALI SEKTÖRÜ 2017 MAYIS AYI İHRACAT PERFORMANSI 2017 yılı Ocak-Mayıs döneminde Türkiye nin toplam
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2018 OCAK AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU. İTKİB Genel Sekreterliği Hazırgiyim ve Konfeksiyon Şubesi
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2018 OCAK AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU Hazırgiyim ve Konfeksiyon Şubesi Şubat 2018 Hazırgiyim ve Konfeksiyon Ar-Ge Şubesi 2 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2018 OCAK
2016 EKİM DIŞ TİCARET RAPORU
2016 EKİM DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2016 EKİM / TÜRKİYE
ÜLKELERĠN KARġILAġTIRMALI ĠHRACAT PERFORMANSLARININ AÇIKLANMIġ KARġILAġTIRMALI ÜSTÜNLÜK KATSAYILARIYLA BELĠRLENMESĠ: TÜRKĠYE-SURĠYE ÖRNEĞĠ
ZKÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 8, Sayı 15, 2012 ZKU Journal of Social Sciences, Volume 8, Number 15, 2012 ÜLKELERĠN KARġILAġTIRMALI ĠHRACAT PERFORMANSLARININ AÇIKLANMIġ KARġILAġTIRMALI ÜSTÜNLÜK KATSAYILARIYLA
2015 OCAK DIŞ TİCARET RAPORU
2015 OCAK DIŞ TİCARET RAPORU ATSO DIŞ TİCARET SERVİSİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2015 OCAK / TÜRKİYE
2018 MART DIŞ TİCARET RAPORU
2018 MART DIŞ TİCARET RAPORU ATSO AR-GE VE DIŞ İLİŞKİLER BİRİMİ *Tablo ve listeler TİM ve TUİK istatistikleri ihracat ve ithalat verilerine göre ATSO- Dış Ticaret Servisi tarafından derlenmiştir. 2018
