HAC SÛRESİ Nuzul 91 / Mushaf 22

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "HAC SÛRESİ Nuzul 91 / Mushaf 22"

Transkript

1 Surenin Adı: HAC SÛRESİ Nuzul 91 / Mushaf 22 Sûre adını 25. âyet ve devamında ele alınan hac ile ilgili pasajdan alır. Bununla beraber hac bu sûreyle değil daha sonra inen Bakara ve Âl-i İmran la farz olmuştur. Sûre Hac adını daha Rasulullah ın hayatında almış görünmektedir (Ebu Davud ve Tirmizî). Surenin Nuzul Yeri ve Zamanı: Hac suresinin indiği dönem hakkında üç görüş vardır: Mekke de inmiştir. Medine de inmiştir. Bir kısmı Mekke de bir kısmı da Medine de inmiştir. İbn Abbas, Mücahid ve Ata hariç Mekkî olduğu görüşündedirler. İbn Abbas, tertibinde de sûreyi Zelzele- Hadid arasına yerleştirir. Yine İbn Abbas a dayanan Cabir b. Zeyd tertibinde hayli geç döneme, Nur-Munâfıkun arasına yerleştirilir. İbn Abbas, Dahhak ve Katade ye isnat edilen bir başka rivayete göre sûre, hariç Medenî dir. Müfessirlerin çoğu sûrenin Mekkî ve Medenî karışık olduğunu, fakat bunu belirlemenin zor olduğunu söylemişlerdir. Sûrenin girişi (muhtemelen ilk 24 âyeti) hem konu hem üslûp açısından Mekkî sûrelere benzer. Mukatil, Zemahşerî ve Râzi gibi müfessirler buna dayanarak sûreyi Mekkî sayarlar. Fakat (muhtemelen 58 ve devamındaki âyetlerle birlikte) Medine de nâzil olmuş olmalıdır. Konusunu esas alırsak, sûrenin Mekke döneminin sonlarıyla Medine döneminin başlarında indiğini söyleyebiliriz. Bazergan, Seyr-i Tâhâvvul-i Kur an da buna yakın bir sonuca varmıştır. Bu bize de isabetli görünmektedir. 1607

2 MEKKE Mina Müzdelife Arafat KABE MEDİNE 1608

3 MEDİNE Surenin Konusu: Surenin girişi insanda bir deprem etkisi yapar. Zira Kur an daki kıymet sahneleri içerisinde tereddütsüz en etkileyicilerinden biri Hac suresidir. Ey insanlık! Rabbinize karşı sorumlulukunuz farkında olun! Çünkü son saatin depremi korkunç olacaktır. O depremi gördüğünüz gün, emziren her emzikli anne emzirdiği (bebeğini) unutur; yine her gebe (o an) çocuğunu düşürür; ve insanlar sarhoş olmadıkları halde sen onları sarhoşmuş (gibi) görürsün. Fakat Allah ın azabının (ondan) daha şiddetli olduğu kesindir (1-2). Peşinden insanın elementer ve embriyolojik yaratılış sürecine geçilir (5). İlahi emeğe böylesine muhatap olmuş bir varlığı Allah başı boş bırakır mı? Bu kadar emek versin de, onu anlamsız ve amaçsız yaratsın, bu olacak şey mi? İnsanın bir yaratılış amacı vardır. Kendisine verilen hayatı ve imkanları yaratılış amacı istikametinde harcayıp harcamadığı bir gün gelecek insandan sorulacaktır. Sûre ilk 24 âyetinde, insanın ebedi istikbaline dair bilgiler vermekte ve insanı yaratılış amacına uygun bir hayatı inşa etmeye çağırmaktadır. 25. âyetle birlikte hac konusuna girmekte ve muhataplarını dinî sembollerin sembolize ettikleri hakikatler ve asıl anlamlar üzerinde durmaya çağırmaktadır. İşin gerçeği hacla ilgili semboller, gerçek anlamlarını inananların yüreğinde bulur (32). Özellikle de kurban şiarının sembolize ettiği hakikat üzerinde sıkı durulur: Onların ne etleri, ne de kanları Allah a ulaşır; fakat sizden O na ulaşan yalnızca O na karşı gösterdiğiniz derin sorumluluk bilincidir (37). 1609

4 İnsanın kökenine dair ilk pasajlarla hacdan söz eden pasajlar arasındaki örtülü bağlantı müthiştir: Hac, köklere dönmektir; baba ocağına ana kucağına geliş, insanı yeryüzünde konuk eden ilk mekâna vefa ziyaretidir. 78. âyetinde cihadı zaman ve zeminden bağımsız olarak emreden sûre (krş. Furkan: 52), 39. âyetinde savaşa ancak izin verildiğini söyleyecektir. Allah ın gör dediği yerden bakan, şöyle bir kör tarifiyle karşılaşır: Gözler kör olmaz, fakat asıl kör olan göğüslerde bulunan kalplerdir (46) âyetler arasında peygamberlik kurumuna karşı inkarcıların aldığı tavır eleştirilirken, âyetler, insanın geçici hayattaki mücadelesiyle ebedi hayatı arasında bağlantı kurar. Surenin son ayeti, her mü minin kulağına küpe olması gereken bir cümleyi haykırır; O, sizi Müslüman olarak isimlendirdi (78). Allah ın verdiği Müslüman ismini beğenmeyen ve onun yerine mezhebini, meşrebini, cemaatini, hizbini, tarikatını koyabilir. Fakat şunu iyi bilmelidir ki, Alla ın mü minler için seçip beğendiği isim Müslüman ismidir. 1610

5 RAHMÂN RAHÎM ALLAH IN ADIYLA ب س م للا الر ح من الر ح يم ي ا ا ي ا الن اس ات ق وا ر ب ك م ا ن ز ل ز ل ة الس اع ة ش ی ء ع ظ يم ١ 1 EY insanlık! Rabbinize karşı sorumluluğunuzun farkında olun! Çünkü Son Saat in depremi korkunç olacaktır!(1) (1) Vahiy dışında hiçbir kaynak, insanın ebedi istikbaline dair sahih bilgi taşıyamaz. ي و م ت ر و ن ا ت ذ ل ك ل م ر ض ع ة ع م ا ا ر ض ع ت و ت ض ع ك ل ذ ات ح م ل ح م ل ا و ت ر ى الن اس س ك ا رى و م ا م ب س ك ا رى و لك ن ع ذ اب للا ش د يد ٢ 2 O (depremi) gördüğünüz gün, emziren(2) her kadın emzirdiği (bebeğini) unutur;(3) yine her gebe kadın (o an) çocuğunu düşürür; ve insanlar sarhoş olmadıkları halde sen onları sarhoşmuş (gibi) görürsün. Fakat, Allah ın azabının (ondan) daha şiddetli olduğu kesindir.(4) (2) Murdı atin, emzirmenin niteliğine değil, emzirme fiiline delalet eder. Emzikli kadın anlamına gelen murdı yerine kapalı ta ile gelmiş olması bunun gerekçesidir. (3) Hedef dilin yetersizliği sonucu mecburen unutma karşılığı verdiğimiz zuhûl, kişinin içine düştüğü dehşet ve kaygılı durumun sonucu olan unutmaya delalet eder (Râğıb). Zuhûl, önemsememekten kaynaklanan unutma anlamına gelen nisyân dan farklıdır ve sadece burada geçer. Parantez içi açıklamalar, metindeki işaret ve ilgi zamiri mercilerinin metne taşınmasının sonucudur. (4)..kesindir karşılığı, lâkinne de mündemiç olduğu için parantez içine alınmamıştır. Buradaki azab kıyamete mahsus olan o benzeri görülmemiş azab tır (Enbiya: 103). (Nuzul 79 / Mushaf 21 : Enbiya 103 Aşağıdadır.) ل ي ح ز ن م ال ف ز ع ا ل ك ب ر و ت ت ل قي م ال م لئ ك ة ذ ا ي و م ك م ال ذ ى ك ن ت م ت وع د ون ١٠١ 103 Onları, (kıyamete mahsus) o benzeri görülmemiş dehşetli panik dâhi tasalandırmayacak;(104) zira melekler kendilerini Bu, işte size vaad edilen o (mutlu) gündür! diye karşılayacaklar. (104) Krş. Neml: 89 ve Sebe : 51. el-feza, büyük telaş, dehşete düşmek, ürkme, panik anlamlarına gelir. Kıyamette yaşanacak olan dehşetin verdiği korkunç telaşa delalet eder. و م ن الن اس م ن ي ج اد ل ف ى للا ب غ ي ر ع ل م و ي ت ب ع ك ل ش ي ط ان م ريد ١ 3 Ne ki yine de insanlar içerisinden, Allah ı bilmeden tartışma konusu yapan Ve haddini bilmez her tür şeytanın peşine takılan kimseler çıkabilmektedir.(5) (5) şeytânin deki belirsizlik çeviriye her tür olarak yansımıştır. Bunlar, görünen ve görünmeyen, somut ve soyut her tür varlıktan olabilir (Râzî). Âyette kastedilenler, Allah ın varlığını değil gücünü ve kudretini tartışma konusu yapıyorlar. 1611

6 ك ت ب ع ل ي ا ن م ن ت و ل ف ا ن ي ض ل و ي د ي ا لى ع ذ اب الس ع ير ٤ 4 (Şeytan) hakkında kayıt şöyle tutulmuştur: Elbet onu veli edinenler çıkar; Ve elbet (şeytan) o tipleri saptırır ve yakıp kavurucu bir azaba yönlendirir. ي ا ا ي ا الن اس ا ن ك ن ت م ف ى ر ي ب م ن ال ب ع ث ف ا ن ا خ ل ق ن اك م م ن ت ر اب ث م م ن ن ط ف ة ث م م ن ع ل ق ة ث م من م ض غ ة م خ ل ق ة و غ ي ر م خ ل ق ة ل ن ب ي ن ل ك م و ن ق ر ف ى ا ل ر ح ام م ا ن ش اء ا لى ا ج ل م س م ى ث م ن خ ر ج ك م ط ف ل ث م ل ت ب ل غ وا ا ش د ك م و م ن ك م م ن ي ت و فى و م ن ك م م ن ي ر د ا لى ا ر ذ ل ال ع م ر ل ك ي ل ي ع ل م م ن ب ع د ع ل م ش ي پ ا و ت ر ى ا ل ر ض ام د ة ف ا ذ ا ا ن ز ل ن ا ع ل ي ا ال م اء ا ت ز ت و ر ب ت و ا ن ب ت ت م ن ك ل ز و ب يج ٥ 5 EY insanlık! (6)Eğer (ölümden sonra) diriliş konusunda kuşku içindeyseniz, unutmayın ki Biz sizi; (İlkin) bir tür topraktan,(7) Sonra bir damlacık döl suyundan, (8) Sonra rahim cidarına asılıp tutunan döllenmiş yumurtadan, (9) Sonra (asli unsurları) oluşmuş fakat (tali unsurları) henüz oluşmamış bir ceninden yarattık: (10) Bu size (menşeinizi) açıklamak için yaptığımız (bir uyarıdır). (11) Derken; (Doğmasını) dilediğimizi belirlenmiş bir süreye kadar (annelerinin) rahimlerinde tutarız; Sonra sizi bir bebek olarak dünyaya getirtiriz; Nihayet sizler olgunluk çağına, (işte bütün bu süreçlerden geçerek) ulaşırsınız: Ama içinizden kimilerine ölüm (erken yaşlarda) tattırılır, Kimileri de ömrün en düşkün çağına kadar ertelenir; öyle ki, sonunda o, bilen biriyken hiçbir şey bilmez hale gelir. (12) Bu, şuna benzer) ki; önce yeryüzünü kupkuru bir halde görürsün; fakat ona indirdiğimiz suyun ardından canlanır, kabarır ve her türden gözalıcı bitkilerle yeşerir.(13) Sperma Yumurta Buluşması (Döllenme) 1612

7 Embriyo (Alaka): Sperma-Yumurta buluşmasıyla oluşan hücrenin ard arda mitoz bölünme geçirerek hücre sayısının artmasına denir. Hücre oluşması ile temel organların belirlenmesine kadar geçen süre Embriyo süresidir. Embriyo (Alaka) 1613

8 (6) Nida ile ilgili bir açıklama için bkz. Bakara: 21 (7) Turabin deki belirsizlik çeviriye bir tür olarak yansımıştır. Unutulmamalı ki toprak yanıp sönmüş bir ateşin küllerinden doğmuş bir hayat anasıdır. (8) Bu âyette olduğu gibi, insanın toprak türünden ve önemsiz bir su dan (Mûrselât: 20) yaratıldığını ifade eden tüm âyetlerin amacı, insanı yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmeye ikna, dolayısıyla Hesap Günü inancına davettir (krş. Bakara: 30-34; krş. İnsan: 1). Öldükten sonra dirilmeyi inkar eğiliminin, sorumluluğu inkarın bir sonucu olduğu bu üslûpla vurgulanmaktadır. (9) Alaka nın insan yaratılışının özelliğini ifade eden bir bağlamda sevgi ve alâka olarak çevrilmesi için bkz. Alak: 2. Burada kelime embriyolojik bir bağlamda geçmektedir ve vurgusu da embriyolojiktir. Arapça da sülük için bu kelimenin kullanıldığı hatırlanacak olursa, insanın dünyaya gelişiyle ilgili embriyolojik süreç içerisinde döllenmiş yumurtanın rahim duvarına asılıp tutunması ve etrafında bir kan havuzcuğu oluşması aşamasını ifade ettiği anlaşılır. (10) Mudğa, yaklaşık yedinci haftadan başlayan embriyolojik aşamayı ifade eder. Önce bir parmak boğumu uzunluğunda ve et parçası görünümünde olan cenin daha sonra yedi santime kadar gelişir. Bu aşamada başta kalp olmak üzere beyin, göz, kulak, burun gibi temel organların oluşumu tamamlanır. Sinir sistemi hızla gelişir, kol ve bacak çıkıntıları belirir. Artık kemiklerin ve kasların oluşumuna sıra gelmiştir (Bunların da dile getirildiği bir âyet için bkz. Mü minûn: 12-14). Âyetteki (kısmen) oluşmuş ve (kısmen) oluşmamış ibâresinin gerekçesi budur. (11) İnsana menşeinin ne kadar sıradan fakat potansiyelinin ve imkanlarının ne kadar muhteşem olduğu gösteriliyor. Böylece, anılmaya bile değmeyen bir durumdan yaratıklar evreninin zirvesine taşımayı dileyen Rabbine teslim olması ve kendisine yabancılaşmaması öğütleniyor. (12) Krş. Nahl: 70. Zımnen: İnsan aklı ermez olarak doğmuştu, sonunda yine başa döner. Bu, derin düşünen için yeniden dirilişin habercisidir. (13) Kuru toprağı sulayıp onun bağrında can alıcı güzellikler ortaya çıkaran kudret, insanın yaratılış sürecinde de aynısını yapmaktadır. Özetle insanı yeniden diriltecek olan da işte bu kudrettir. Toprağın ve insanın tabi olduğu bu evrensel yasayı inkar nasıl abes ise, aynı yasanın sahibi tarafından konulan insanın yeniden dirilişi yasasını inkar da öyle abestir. 1614

9 (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 21 Aşağıdadır.) ي ا ا ي ا الن اس اع ب د وا ر ب ك م ال ذ ى خ ل ق ك م و ال ذ ين م ن ق ب ل ك م ل ع ل ك م ت ت ق ون ٢١ 21 EY insanlık!(28) Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki takvaya eresiniz! (28) Ey! diye başlayan tüm cümleler çağrı (nida) cümlesidir. Her çağrıda iki taraf bulunur: Çağıran ve çağrılan. Kur an ın bir çok yerinde olduğu gibi burada da çağıran Allah, çağırılan tüm fertleriyle insan cinsidir. Nida, muhataba olur. Nida, çağıranın çağrısını işitecek kimseye yapılır. Nida, çağıranın çağrısını duyacak kadar yakın olana yapılır. Nida, çağıranla çağırılan arasındaki samimiyet ve tanışıklığa işaret eder. Nida, mutlaka ya suale cevap ya duaya icâbet gerektirir. Nida eden Âlemlerin Rabbiyse insana düşen lebbeyk demektir. (Nuzul 35 / Mushaf 77 : Mürselat 20 Aşağıdadır.) ا ل م ن خ ل ق ك م م ن م اء م ين ٢٠ 20 Sizin yaratılış sürecinizi basit ve zayıf bir sıvıdan başlatmadık mı? (5) (5) Min edatı, sürecin başlangıcına (ibtida) delalet eder. Bu âyeti Enbiya 30 ile birlikte okumak daha açıklayıcıdır: (hareket edebilen) her canlıyı sudan var ettik. (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara Aşağıdadır.) و ا ذ ق ال ر ب ك ل ل م لئ ك ة ا ن ى ج اع ل ف ى ا ل ر ض خ ل يف ة ق ال وا ا ت ج ع ل ف ي ا م ن ي ف س د ف ي ا و ي س ف ك الد م اء و ن ح ن ن س ب ح ب ح م د ك و ن ق د س ل ك ق ا ل ا ن ى ا ع ل م م ا ل ت ع ل م ون ١٠ 30 (41)HANİ, senin Rabbin melaikeye(42) Ben yeryüzünde bir halife(43) tayin edeceğim (44) dediği zaman da şöyle sormuşlardı: Yeryüzüne fesat çıkaran ve kan dökmekte olan birini mi atayacaksın; üstelik biz seni hamd(45) ile tesbih ve takdis edip dururken? (46) (Allah) cevap verdi: Şu kesin ki, ben sizin bilmediğiniz şeyleri de bilirim. (47) (41) Burada çeviriye mânasıyla değil işleviyle yansımış olan bir vav vardır. Vav ın ibtidaiyye işlevi çeviriye paragraf başı olarak yansımıştır. Bu kıssanın ana fikri şudur: İnsanın yeryüzündeki varlık amacı, ne melekliktir ne de şeytanlık; hatası ve kusuruyla insanlıktır, insanlık İşbu yüzden, insan beşer doğar, irade ve akılla insan olur. Vahiy irade ve aklı doğru kullanma talimatıdır. (42) Melâike, melek in çoğuludur. Sonundaki ta yı çoğula delalet eden müenneslik ta sı değil de allâme ve nessâbe gibi mübalağa ta sı olarak niteleyen bir ekol de vardır. Melek in türetildiği milâk bir varlığın kendisine dayandığı şeydir. Yani bir şeyin meleği onu ayakta tutan nokta/kuvvettir. Araplar şöyle der: Kâlp cesedin milakidir. Bu açıklamayı kendisine borçlu olduğumuz Râğıb, Kur an daki kullanımlarından yola çıkarak meleğin bir şeyi yönetmekle görevli ruhanî varlıklar olduğunu, dolayısıyla her melek in melâike olduğunu, lâkin her melâike nin melek olmadığını söyler. Ona göre melâike daha çok ibadet ve zikr ile meşgul olan ruhanî varlıklar demektir. Melâike nin maddî âleme ait unsurları yönetmesi gerekmez (Müfredât). Kelimenin melk ten türetilmiş olduğunu söyleyenler de kuvvet, dinamik anlamına geldiğini ifade ederler. İnsanda bir tavır ve davranışın otomat bir biçimde iyice yerleşik hâle gelmesi de aynı kökten gelen meleke sözcüğüyle ifade edilir. 1615

10 İsrâ 95 te, aynı cümle içinde hem tekil (meleken) hem çoğul (melâike) olarak gelmesi, tekil ve çoğul arasındaki bu keskin ayrıma ihtiyatla yaklaşmamız gerektiğini akla getirse de, âyetteki kullanımın tamamen farklı bir gerçeği vurgulamak olduğu açık. Râzi, Âdemoğlu nun emrine âmâde olan meleklerin özellikle yeryüzü melekleri olduğunu söyler ki, bu sözkonusu farklı gerçeğin püf noktasını teşkil eder. (43) Halife, hem ismi fail hem de ismi mef ul kalıbı. Fail olarak bir başkasına vekalet eden, Mef ul olarak bir başkasına vekalet veren. Bu ikinci anlamda insanın halifeliği nesillerin birbiri ardınca gelişidir. Çoğulu halâif tir. Hulefa ise halif in çoğuludur. Halîf ile halîfe arasında mahiyet farkı vardır: Halife, iyi olanın vekili, yardımcısı, sözcüsü, temsilcisi iken; Halif kötü olanın yerine geçen, onu temsil eden, ona vekalet eden anlamına gelir. Âyette halife her ne kadar tekil gelmişse de, tıpkı ilk atalarının adıyla anılan Türk, Ari, Sami, Mudar kavim ve kabileleri gibi Âdem de tüm insan soyunu sembolize ettiği için insan neslinin tümüne delalet eder (Zemahşerî). Kur an ın hiçbir yerinde bu kelime tekil ya da çoğul olarak Allah a izafetle kullanılmıyor. Ne ki En âm 165 te yeryüzüne izafetle yeryüzünün halifeleri olarak kullanılıyor (krş. A râf: 69; Yûnus: 73; Fâtır: 39; Sâd: 26). Bu kullanımın açıkça gösterdiği şey birinin yerine vekalet ve niyabet anlamına değil, tıpkı siyasal alanda kullanıldığı gibi tedbir ve imar anlamına geldiğidir. Özetle insan yeryüzünün kalfası kılınmıştır. (44) İnni ca ilun ibaresine inni hâlikun anlamı vermek bizce isabetli değildir. Ce ale fiili, bağlamına -aldığı mef ule- göre birden fazla anlam içeren fiillerdendir. Kur an da özellikle insanın yaratılış ve çoğalış serüveninin niceliğiyle ilgili âyetlerde ce ale fiili kullanılmaktadır. Hatta kimi âyetlerde aynı cümle içerisinde ilk yaratılışı ifade için halaka (yarattı) fiili kullanılırken (Nisâ: 1), ondan sonraki gelişim sürecini ifade için ce ale fiili kullanılmaktadır. (En âm: 1; A râf: 189; Fâtır: 11; Hucurât: 13) Halîfe/halâif in kullanıldığı tüm âyetlerde yüklem olarak ısrarla ce ale nin kullanılması dikkat çekicidir (Ca l ve halk farkı için bkz. Nebe : 9). (45) Hamd için bkz. Fâtiha: 1. (46) Burada adı geçen üç eylem de (hamd, tesbih, takdis) Kur an-ı Kerim de, şuurlusu ve şuursuzu, iradelisi ve iradesiziyle tüm varlıkların ortak eylemi olarak geçer. Hamd, tesbih ve takdis, sadece konuşan iradeli canlı olan insana has değildir. İnsan bu evrensel koroya bilinçli olarak katılırsa, insanın sesi evrenin sesiyle uyum arz etmiş olur. Kozmik uyumu bozmanın cezası, doğaya ve doğasına yabancılaşmadır. Hamd, tesbih ve takdisin üçü de namaz ibadetinde Fâtiha, tesbihat ve secde ile temsil edilmiştir. Tüm varlık kategorilerinin namazda temsil edildiğini ifade etmek için kimi alimler kıyamı dağların, rükuu hayvanların ve secdeyi de bitkilerin temsil edildiği bir ibadet olarak te vil ederler. (47) Bu âyette sembolize edilen şey, insanın Allah nezdindeki müstesna yeri ve değeridir. Bu değer, meleklerin de aday oldukları bir makama insanın lâyık görülmesiyle ifade edilmektedir. İnsan dahil hiçbir yaratık, sahip olduğu değer ve meziyetlere kendiliğinden sahip değildir. Tüm diğer varlıklar gibi insan da kerametini Allah a borçludur. و ع ل م اد م ا ل س م اء ك ل ا ث م ع ر ض م ع ل ى ال م لئ ك ة ف ق ال ا ن ب ٶ ن ى ب ا س م اء ؤ ل ء ا ن ك ن ت م اد ق ين ١١ 31 Ve Âdem e(48) tüm isimleri öğretti,(49) bunun ardından onları meleklere takdim etti ve dedi ki: Hadi, eğer sözünüzün arkasında duruyorsanız şunların isimlerini(50) bana bir bir haber verin! (51) (48) Kur an da 25 yerde geçen Âdem ismi 7 yerde Âdemoğlu (beni âdem) şeklinde gelir. el-edeme Ferrâ ya göre aracı, vesile demektir. Zemahşerî ise bu kelimenin bir toplumun lideri, öncüsü anlamına kullanıldığını söyler (Esâs I, 7). 30. âyetin dipnotunda da belirtildiği gibi bu kıssada Âdem soyunu temsilen yer almaktadır. Bu kıssanın nakledildiği âyetlerde kullanılan zamirler şaşırtıcı bir değişkenlik gösterir. 29. âyette yeryüzündeki her şeyin insan için yaratılmasından söz edilirken ikinci çoğul şahıs (siz) kullanılırken, müteakip âyetlerde Âdem e işaretle ikinci tekil şahsa (sen) geçilmekte. Daha da ilginci bu kıssanın detaylı bir biçimde aktarıldığı A râf 11 de Âdem in yaratılışı ikinci çoğul zamirle, siz: Âdem diyebileceğimiz bir formüle yol vermektedir. Kur an, Âdem için kullandığı ifadeleri insan için de kullanır (Mü minûn: 12, 13). İnsan sûresinin 2. âyetinde nutfe den aratıldığı söylenen ve türün tüm üyelerini içeren el-insan lafzı Âdem i de kapsar. (49) Öğrenme yeteneğine, hassaten eşyaya isim koyma yeteneğine delalet eder. Talim, kalıp olarak bir süreç içinde öğrenmeyi ifade eder. Ta limu l-esmâ yı en güzel Rahmân 3-4 açıklar: O insanı yarattı; ona kendini ifade etmeyi öğretti. 1616

11 Sözün özü: Bilmek içkin değil aşkın bir eylemdir. Bilgi elde edilmiş değil verilmiş bir şeydir ve kaynağı Allah tır. İnsanın şerefi Allah ın öğrencisi olmaktan kaynaklanır. Bu âyet, insanın da meleğin de bilgisinin yoktan var edilmiş (ibda) değil, alınmış ve keşfedilmiş (ahz ve keşf) olduğunu gösterir. Alınan her bilgi sonradandır, geçicidir, sınırlıdır. Ayrıca, bu âyetten yola çıkılarak dilin ilk nüvesinin fiiller değil isimler olduğu sonucuna varılabilir. (50) Buradaki aradahum eğer esmâ a dönseydi aradahâ (ve bi-esmâihâ) şeklinde gelmesi gerekirdi. Fakat bilinçli varlıklar için kullanılan formla gelmiş. Bu şu anlama gelir: burada meleklere sunulanlar isimler değil, o isimlerin bizzat müsemmalarıdır. Bunların bilinçli varlıklar olması hâlinde, insan dışında da bir çok bilinçli varlığın olması gerekirdi ki biz bunları bilmiyoruz. Bilinçliler için kullanılan zamir ve işaret isimleri, onların aklına delalet eden nitelikler için de kullanılır (msl. İsra: 36). Bu mânada esmâ akıl, gönül, duyma, işitme ve konuşma gibi bilinçli varlıkta bulunan yeti ve niteliklere delalet edebilir. Daha temelde, insana yaratılıştan verilmiş ben idrakine ve hudurî bilgiye delalet edebilir. Allah en doğrusunu bilir. (51) Akla ilk gelen soru şudur: Melekler nasıl bildi? Allah ın, görünmez varlıkları (cinler), insanlardan daha önce yarattığı Hicr 27 de ifade edilir. Bu durumda cinlerin, yeryüzünde insandan önce halife kılındığı sonucuna varılır. Cinler insandan önce böyle şeyler yapmış olmalıdırlar ki, melekler bu tecrübeye dayanarak itiraz etmiş olsunlar. Zaten şeytan ın durumu da bu açıklamayı güçlendirmektedir. Bir başka açıklama da şöyle yapılabilir: Kur an da beşerin insanlaşma sürecinin sudan başlayıp çok uzun bir aşamada (etvâr) gerçekleştiği ifade edilir (Nûh: 14). İnsan adlı canlı, kendisini insan yapan ruh üflenmeden önce kan dökmüş fesat çıkarmış olabilir. Eğer durum böyleyse, melekler bu tecrübeye dayanarak bunları söylemiş olmalıdırlar. Bu açıklamadan, bir değersizleştirme ve indirgeme operatörü olan Darwin e asla bir pay çıkmaz. Allahu a lem. ق ال وا س ب ح ان ك ل ع ل م ل ن ا ا ل م ا ع ل م ت ن ا ا ن ك ا ن ت ال ع ل يم ال ح ك يم ١٢ 32 (Melekler) cevapladılar: Sen tek otoritesin,(52) bizim Senin bize öğrettiğinden başka bir ilmimiz olamaz;(53) yalnızca Sensin her şeyi tam bilen, her hükmünde tam isabet kaydeden. (52) Burada tenzih ve takdis amaçlı kullanılmıştır. Tüm olumsuzluklardan mutlak olarak arındırma ve tüm olumlu özelliklerin en mükemmeliyle nitelendirme O nun tartışılmaz otoritesine yapılan bir vurgudur. Bu nedenle tek otoritesin şeklinde çevirdik. (53) Bu âyet, meleklerin, insanoğlu gibi bilgi üretemediklerine, sadece kendilerine verilmiş bilgiyi kullandıklarına delalet eder. ق ال ي ا اد م ا ن ب ئ م ب ا س م ائ م ف ل م ا ا ن ب ا م ب ا س م ائ م ق ال ا ل م ا ق ل ل ك م ا ن ى ا ع ل م غ ي ب ال س مو ات و ا ل ر ض و ا ع ل م م ا ت ب د ون و م ا ك ن ت م ت ك ت م ون ١١ 33 (Allah) buyurdu: Ey Âdem! şunların isimlerini onlara bildir. (54) Onların isimlerini (meleklere) bildirince de; Size dememiş miydim Ben bilirim göklerin ve yerin sırrını; gizlediklerinizin ve açıkladıklarınızın tümünü de ben bilirim diye? (55) (54) Bilginin öğretilmesi (ta lim) Allah a isnat edilirken, bilginin aktarılması (inbâ ) insana isnat edilir. Dilin insan düşüncesinin deposu olduğu hatırlanacak olursa, ilk insanın düşünce dağarcığını Allah ın doldurduğunu, yani düşüncenin ilk sermayesini insana Allah ın verdiğini ifade eder. İnsan ilk sermayenin veriliş amacına sonradan sadâkat de gösterebilir, ihanet de edebilir. (55) Bu ifade şöyle de yorumlanabilir: Ben, insanın fesatçılığı ve kan dökücülüğü konusunda açığa vurduğunuz endişeleri bildiğim gibi, kendinizi bu makama Âdem den daha lâyık görme hususunda gizlediğiniz duyguları da çok iyi bilirim. و ا ذ ق ل ن ا ل ل م لئ ك ة اس ج د وا ل د م ف س ج د وا ا ل ا ب ل يس ا بى و اس ت ك ب ر و ك ان م ن ال ك اف ر ين ١٤ 34 İşte o zaman meleklere demiştik ki: Âdem(oğlu) için emre âmâde olun!(56) İblis(57) hariç, hepsi emre âmâde olmuştular. O (ise) emre karşı geldi, büyüklük tasladı ve nankörlerden oldu. (56) Âdem i Âdemoğlu olarak çevirimiz ve bu secdenin mahiyeti için bkz. A râf: 11. (57) İblis, şeytanın ismi değil içine düştüğü açmazı en güzel bir biçimde ifade eden sıfatıdır. el-iblâs, belanın şiddeti karşısında düş kırıklığına uğrayarak umutsuzluğa kapılmak anlamına gelir (Râ- ğıb). Kur an da kelime bu anlamda kullanılmıştır (En âm: 44; Rûm: 12, 49). Zira onu iblisleştiren, umutsuzluktur. Allah la ilişkisinin anlatıldığı yerlerde İblis, Âdem le ilişkisinin anlatıldığı yerlerde şeytan olarak anılır (şeytan için bkz. Tekvir: 25). Sözün özü: Allah tan umut kesmek insanı iblisleştirir. 1617

12 (Nuzul 32 / Mushaf 76 : İnsan 1 Aşağıdadır.) ل ا تى ع ل ى ا ل ن س ان ح ين م ن الد ر ل م ي ك ن ش ي پ ا م ذ ك ور ا ١ 1 İnsanın (1) üzerinden, o tarih sahnesine çıkıncaya (kadar), tüm zamanlar içinden belirsiz ve uzun bir süre geçmemiş miydi (ki), henüz o (bu süre zarfında) anılmaya değer bir varlık bile değildi? (2) (1) İns-cinn karşıtlığı için bkz. En âm: 112. İbn Abbas İnsân ı unutmak mânasındaki nisyan a nisbet etmiştir. Ona göre insan, Allah la yaptığı sözleşmeyi unuttuğu için bu adı almıştır (Taberî, Hicr: 26 nın tefsirinde). (2) İstifham-ı takriri olan hel etâ (geçmemiş miydi), aslında kad etâ (elbet geçmişti) gibi tekit vurgusu taşır. Bunun anlamı şudur: soru, aynı zamanda cevabın ta kendisidir. Bununla insanın yokluktan varlık âlemine çıkışı da, ruh üflenmeden önceki beşer hali de kastedilmiş olabilir. Birinci ihtimalde âyet, Allah ın varlığının bedihiliğine delalet eder. Zira, yokun varlığı faile bağlıdır. Fakat âyet hiçbir şey değildi demek yerine anılmaya değer bir şey değildi diyerek ikinci ihtimali doğrulamaktadır. Yani beşer, kendisini irade ve akıl sahibi kılan ruh üfleninceye kadar anılacak bir isme sahip olmayı hak etmemişti. Doğal olarak daha eşyaya isim verme yeteneğine de (krş. Bakara: 31) sahip değildi. (Nuzul 2 / Mushaf 96 : Alak 2 Aşağıdadır.) خ ل ق ا ل ن س ان م ن ع ل ق ٢ 2 O insanı sevgi ve alâkadan yarattı. (3) (3) Alak ve alaka maddî olarak embriyo ve hücre, mânevî olarak sevgi ve ilgi-alaka anlamına gelir. Doğru tercih ikincisidir. Zira hem bu pasaj insanın embriyolojik kökenini değil mânevî boyutunu ele almaktadır, hem de âyetin başındaki el-insan dan dolayı buradaki alak ın, sadece insan soyuna ait bir şey olması gerekir. Oysa embriyolojik mânada alak (embriyo, hücre) diğer memeli canlıları da kapsayan ortak bir özelliktir. İbn Fâris el- alâka yı el-hubbu l-lazım li l-kalb (kalb için gerekli olan sevgi) diye tanımlar (Mekâyîs). İnsanın anne karnındaki embriyolojik gelişim sürecini ele alan Hac 5, Mü minûn 14, Mü min 67, Kıyame 37 den farklı olarak bu bağlamda, embriyolojik olmaktan çok ontolojik olmak durumundadır. Bunu destekleyen bir husus da geçtiği tüm diğer yerlerde (5 kez) dişil formda alakâ olarak gelirken sadece burada alak formunda gelir. İlginç bir tevafuktur ki, Allah isminin mücerredi olan e-le-he nin tüm formlarının ortak anlamı sevgi dir. Bu, gerçekten dikkat çekicidir. (Nuzul 80 / Mushaf 23 : Mü minun Aşağıdadır.) و ل ق د خ ل ق ن ا ا ل ن س ان م ن س ل ل ة م ن ط ين ١٢ 12 DOĞRUSU Biz insan türünü,(10) bir nevi(11) konsantre bir balçıktan yarattık;(12) (10) el-insan daki belirlilikten dolayı türün tüm bireylerini kapsar. (11) Bir nevi, sulâle ve tîn deki belirsizliğin anlama yansımasıdır (krş. Hicr: 26-27). (12) İnsanın embriyolojik yaratılış sürecini işleyen bu âyetler, insan var oldukça sürecek yaratılış yasasına dikkat çekmektedir. Yarattık şeklindeki geçmiş zaman kipi, yaratılış yasası takdir ettik anlamını içerir. Taberî sulâle yi hulâsa ile karşılar. Kelimenin ait olduğu fu âle vezninin bir şeyi mümkün olan en aza indirmeye" delalet ettiği hatırlanacak olursa, bizim tercih ettiğimiz konsantre kelimesi bunun en uygun karşılığıdır. Aynı veznin bir fiilin son amacına delalet etmesinden yola çıkarak da bu süzülme işleminin hayat tohumu elde etmek amacıyla yapıldığı sonucuna ulaşılmış olur. İnsanın balçıktan yaratılmasının hem elementer, hem embriyolojik hem de doğduktan sonraki biyolojik varlık süreçlerinin tamamını toprağa borçlu olduğunun bir ifadesidir (Ayrıca bkz. Hicr: 26-27). Çamur, toprakla suyun bileşimini temsil eder. İnsanı besleyen tüm bitkisel ve hayvani besinler toprak ve suyun bileşiminden elde edilmiş olur. Toprakta mevcut olan element ve minerallerin insanda da yaklaşık olarak bulunduğu gerçeği bunu doğrular. Bu âyet aynı zamanda, insanın ilk canlı dan son canlıya kadar yeryüzündeki serüveniyle, anne karnındaki spermadan doğuma kadarki serüveni arasında paralellik olduğunu da îmâ eder. 1618

13 ث م ج ع ل ن ا ن ط ف ة ف ى ق ر ار م ك ين ١١ 13 Epey sonra onu, karar kılacağı (rahimde) yer tutan bir hayat tohumu kıldık;(13) (13) Nutfe, sadece hayat suyu olan meninin adı değil, onun içindeki hayat tohumu nun, yani sperma nın adıdır. Zira rahimde sağlama alınan, meni değil ondaki hayat tohumu olan spermadır (Nutfe için bkz. Nahl: 4). ث م خ ل ق ن ا الن ط ف ة ع ل ق ة ف خ ل ق ن ا ال ع ل ق ة م ض غ ة ف خ ل ق ن ا ال م ض غ ة ع ظ ام ا ف ك س و ن ا ال ع ظ ام ل ح م ا ث م ا ن ش ا ن ا خ ل ق ا اخ ر ف ت ب ار ك للا ا ح س ن ال خ ال ق ين ١٤ 14 Daha sonra, hayat tohumundan döllenmiş hücreyi yarattık; hemen sonra döllenmiş hücreden cenini yarattık; ve ceninden de kemikleri yarattık; en sonunda kemiklere kas giydirdik; sonuçta, onu bağımsız(14) bir varlık olarak inşa ettik: işte her şeyi en güzel şekilde yaratan Allah ın(15) şanı böyle yücedir! (16) (14) Lafzen: diğer, başka. Burada anne-cenin irtibatının mucizevi tabiatına (ki anne bünyesi kendisine yabancı olan bu hücreyi tıbben kabul etmemesi lazım) ve bebeğin anneden bağımsız bir birey olarak varlık dünyasına katılmasına atıf yapılmaktadır. (15) Veya, ahsen in ism-i tafdil anlamıyla: yaratanların en güzeli olan Allah ın.. Halk bir çok yerde olduğu gibi burada da yoktan var etme (ibda) değil, var olanların terkibinden bir başka varlık çıkarma (icad) anlamındadır. Bu anlamıyla hem Allah için, hem de insan için kullanılabilir (bkz. Âl-i İmran: 49). Allah, yoktan var etmede rakipsiz, vardan var etmede emsalsizdir. Buradaki yaratma, takdir etme olarak anlaşıldığında, bu yaratılışın yasasını koyma anlamını taşır (Râzî). Bu âyet, O, sizi çeşitli aşamalardan geçirerek yaratmıştır (Nûh: 14) âyetinin açılımıdır. (16) Tebâreke, bereket ten uzama ve artma, burûk dan sebat ve devam anlamlarına gelebilir. Bu durumda mâna şöyle olur: Varlık alanındaki her türlü oluş, artış, süreklilik ve kalıcılığın kaynağı olan Allah yaratanların en güzelidir. Hicr sûresinin 26. âyeti ile birlikte düşünüldüğünde, elementer kökeni temsil eden dört unsurla embriyolojik süreci temsil eden dört unsur arasında şöyle bir eşleştirme yapılabilir: tıyn-nutfe (meni), salsal-alaka (ceninin ilk evresi), hamein mesnun-mudğa, fahhar-ızam (kemik). Birinci sürecin sonucunu ifade eden nefha-i ruh (ruh üşeme), ikinci sürecin sonu için de aynen geçerlidir. (Nuzul 74 / Mushaf 16 : Nahl 70 Aşağıdadır.) و للا خ ل ق ك م ث م ي ت و ف يك م و م ن ك م م ن ي ر د ا لى ا ر ذ ل ال ع م ر ل ك ى ل ي ع ل م ب ع د ع ل م ش ي پ ا ا ن للا ع ل يم ق د ير ٠٠ 70 Sizi de Allah yarattı, sonra canınızı alacak. İçinizden kimileri ömrün en düşkün çağına kadar ulaştırılır. Hatta öyle ki, bilirken hiçbir şey bilmez olur: (ama) unutmayın ki Allah her şeyi bilir, sınırsız kudret sahibidir.(77) (77) Mâ meleket eymânuhum, bir efendi hesabına çalışan herkesi ifade eder. Bu bağlamda patron hesabına çalışan işçiyi de kapsar. Hz. Ömer in, Allah Rasulü nün hanımlarını boşadığı haberi üzerine yaptıklarını anlattığı ünlü hadiste Rasulullah ın Bilal isimli kölesine vardım.. dediğine göre (Müslim ve Tirmizî), o dönemde hizmet görenler de köle diye anılabiliyordu. ذل ك ب ا ن للا و ال ح ق و ا ن ي ح ي ال م و تى و ا ن ع لى ك ل ش ی ء ق د ير ٦ 6 Bütün bunların (gösterdiği) nihai bir amaç(14) vardır ki, o da mutlak olanın yalnızca Allah olduğu gerçeğidir.(15) Zira sadece O dur ölüyü dirilten; ve her şeye gücü yeten de yalnızca O dur. (14) Bâ edatının gaye işlevine dayanarak (İtkân II, 184). (15) Büyümek ve gelişmek için zamana mahkûm olmak, kendi kendine yetmeyip terbiye edici bir Rabbe muhtaç olmak demektir. و ا ن الس اع ة ات ي ة ل ر ي ب ف ي ا و ا ن للا ي ب ع ث م ن ف ى ال ق ب ور ٠ 7 Hem unutma ki, Son Saat kuşku götürmez bir biçimde gelip çatacaktır; yine unutma ki, Allah kabirlerde yatan herkesi kaldıracaktır. 1619

14 و م ن الن اس م ن ي ج اد ل ف ى للا ب غ ي ر ع ل م و ل د ى و ل ك ت اب م ن ير ٨ 8 Ne ki yine de insanlar içerisinden herhangi bir bilgiye, yol gösterici bir kılavuza ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışan kimseler çıkabilmektedir. (16) (16) Krş. Lokman: 20 nin sonu. (Nuzul 75 / Mushaf 31 : Lokman 20 Aşağıdadır.) ا ل م ت ر و ا ا ن للا س خ ر ل ك م م ا ف ى الس م و ات و م ا ف ى ا ل ر ض و ا س ب غ ع ل ي ك م ن ع م ظ ا ر ة و ب اط ن ة و م ن الن اس م ن ي ج اد ل ف ى للا ب غ ي ر ع ل م و ل د ى و ل ك ت اب م ن ير ٢٠ 20 İŞTE (ey insanlar), görmez misiniz ki Allah göklerde ve yerde bulunan her şeyi emrinize âmâde kılmıştır; açıktan ve gizli olarak size nimetlerini bol bol ihsan etmiştir? (26) Ne ki yine de insanlar içerisinden herhangi bir bilgiye, yol gösterici bir kılavuza ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışan kimseler çıkabilmektedir.(27) (26) Gerçek keşif, kanunları değil, o kanunları koyanı keşfetmektir. (27) Aynı ibâre için Hac 8. ve onunla bağlantılı Hac 3. âyete bakınız. Bu âyette inkârın üç sebebi zikrediliyor: 1) Herhangi bir bilgiye dayanma ihtiyacı duymayanlar: Bir sonraki âyette bunun gerekçesi babaları taklit olarak veriliyor. Yani kafalarını kullanmayanlar. 2) Yol gösterici bir kılavuza dayanmayanlar: İlle de taklit edeceklerse, doğru yoldan giden bir rehberi izlemeleri gerekirken, yanlış rehberi izleyenler. Bunlar birincilerden daha aşağıdadırlar. 3) Bir belgeye dayanmayanlar: Kur an vahyinden önceki vahiylerden hiç birini gündemine almamış olanların tartışmak için geriye tek dayanakları kalıyor: ya Nadr b. Haris in yaptığı gibi Pers mitolojisi ya da atalar yolu nostaljisi. ث ان ى ع ط ف ل ي ض ل ع ن س ب يل للا ل ف ى الد ن ي ا خ ز ى و ن ذ يق ي و م ال ق يم ة ع ذ اب ال ح ر يق ٩ 9 Bunlar Allah yolundan çevirebilmek için gerdan kırarlar.(17) Bu tipin dünyadaki payı onursuzluktur;(18) ama Kıyamet Günü nde ona yakıp kavurucu bir azabı tattıracak (ve diyeceğiz ki): (17) Mânası konusunda farklı yorumlar yapılan sâniye ıtfihi ye Mücahid in verdiği boynunu bükmek mânasından ilhamla (Taberî). Bununla, küfürde direnenlerin insanları Allah yolundan döndürebilmek için yaptıkları işve ve cilveler dile getirilse gerektir. (18) Hızy kökünün onursuzluk anlamı ve gerekçesi için bkz. Tâhâ: 134 (Nuzul 44 / Mushaf 20 : Taha 134 Aşağıdadır.) و ل و ا ن ا ا ل ك ن ا م ب ع ذ اب م ن ق ب ل ل ق ال وا ر ب ن ا ل و ل ا ر س ل ت ا ل ي ن ا ر س و ل ف ن ت ب ع اي ات ك م ن ق ب ل ا ن ن ذ ل و نخ زى ١١٤ 134 Ve eğer Biz, onları (elçi göndermeden) (126) önce bir helâke uğratarak cezalandırmış olsaydık, bu kez de Ey Rabbimiz! Eğer Sen, şu zillet verici ve onur kırıcı duruma (127) düşmeden önce bize bir elçi göndermiş olsaydın ona hemen uyardık! diyecekleri kesindi! (128) (126) Bir sonraki cümle, buradaki o zamirinin Elçi ye gittiğini açıkça göstermektedir. (127) Nahzâ nın türetildiği hızy kökü, insan onurunun bir dış müdahaleyle ya da bir iç muhasebeyle kırılışını ifade eder. Muhtemelen ilk kullanıldığı yer burasıdır. Bağlamına göre onursuzluk, mahcubiyet, utanç anlamlarına gelir. Peygamber in şu kullanımı sözcüğün anlam alanını göstermektedir: Allah ım, bizi onursuz ve pişmanlar arasında diriltme! (Râğıb) Dilciler, kelimenin bazen tevazu çağrışımı yapan olumlu bir anlamda kullanıldığını söylese de, Kur an da hiç olumlu mânada gelmez. Kelime türevleriyle birlikte en çok Ra d sûresinde kullanılır. (128)..diyecekleri kesindi ifadesi, pekiştirme lâm ının çeviriye yansımasıdır. 1620

15 ذل ك ب م ا ق د م ت ي د اك و ا ن للا ل ي س ب ظ ل م ل ل ع ب يد ١٠ 10 İşte bu senin kendi ellerinde kazanıp getirdiklerindir; unutma ki Allah ın kullarına zulmetme ihtimali asla bulunmamaktadır! (19) (19) Çevrimizin gerekçesi, nefyin haberinin bâ ile gelmesidir. Bu, öznenin bahis konusu işi yapma imkan ve/veya ihtimalinin bulunmayışına delalet eder. Bu kalıp, olumsuzlanan şeyin kategorik olarak dışlandığını ifade eder. و م ن الن اس م ن ي ع ب د للا ع لى ح ر ف ف ا ن ا اب خ ي ر اط م ا ن ب و ا ن ا اب ت ف ت ن ة ان ق ل ب ع لى و ج خ س ر الد ن ي ا و ا ل خ ر ة ذل ك و ال خ س ر ان ال م ب ين ١١ 11 Yine insanlardan kimileri de vardır ki, Allah a (iman ve küfrü birbirinden ayıran) sınırda kulluk eder; öyle ki, eğer kendisine bir iyilik dokunsa onunla tatmin olup sevinç duyar; fakat başına bir musibet gelse yüzüstü dönüverir; dünyayı da âhireti de kaybeder: nitekim telafisi en zor kayıp da budur.(20) (20) Lafzen: en açık olanı.. Mubîn in türetildiği beyn in bu mânası için bkz. Nahl: 66 (Nuzul 74 / Mushaf 16 : Nahl 66 Aşağıdadır.) و ا ن ل ك م ف ى ا ل ن ع ام ل ع ب ر ة ن س ق يك م م م ا ف ى ب ط ون م ن ب ي ن ف ر ث و د م ل ب ن ا خ ال ا س ائ غ ا ل لش ار ب ين ٦٦ 66 Yine sizin için sağmal hayvanlarda da alınacak bir öğüt vardır: size hayvanın karnında(69) sindirilen şeylerden oluşan,(70) atıklarından ve kanından ayrışarak süzülüp gelen(71) saf ve lezzetli, sindirimi kolay bir süt içiriyoruz. (69) Lafzen: şeylerden. Mimma birleşik edatının anlam alanına sindirilen lafzı doğal olarak dahil olduğu için paranteze alma gereği duymadık. (70) Lafzen: arasından. Beyn, hem seçip ayırma hem de birleştirme ve buluşturma anlamlarına gelen zıt anlamlı bir kelimedir (Lisân). Kelimenin bu yapısı bizi sentez ve analiz zıt anlamına götürür. Bağlamına göre kimi zaman ikisinden birini, kimi zaman da her ikisini birden içerdiği görülür (krş. İtkân II, 188). Bu bağlam, kelimenin iki anlamını da kapsamaktadır: Hayvanın karnında sindirilen şeylerin posa ve atıklarıyla kana dönüşen unsurları ayrıştırıldıktan sonra, üçüncü bir unsur olarak bir de sütün süzülüp gelmesi İbaredeki min edatı, çeviriye süzülüp gelen şeklinde yansımıştır. Min beyni ibaresinin lafzî manası olan arasından karşılığı, sütün ne kan gibi zaruri, ne de atık gibi yararsız bir madde olmayıp, ikisi arasında bir mahiyette oluşuna atıf olarak da yorumlanmıştır (Esed). (71) Parantez içi açıklamamız, hem şunu, hem de bunu formundaki cümlenin söz dizimi gereğidir. Ve bağlacından sonra elde edilen rızkın hasenen (iyi, güzel, yararlı) diye nitelendirilmesinden, öncekinin zımnen de olsa bunun tersi olduğunu çıkarmak mümkündür. Said b. Cübeyr de sekeran (sarhoşluk veren) kelimesini, hasenen in zıddı olarak anlamış, İbn Abbas tan da bu yönde bir görüş aktarılmıştır (Taberî). Esasen içkinin kötülüğü Medine dönemiyle sınırlandırılamayacak bir şeydir. A raf 33 bunun delilidir. Mekkeliler de hiç kuşkusuz, her insan gibi içkinin kötülüklerini bizzat biliyorlardı. Hz. Ömer cahili hayatında da içki kullanmamakla övünürdü. Hanişerin içkinin kötülüğü aleyhine sözleri ve yergi şiirleri dilden dile okunuyordu (Umeyye b. Ebi s-salt es-sekafi örneği için bkz. İbn Kuteybe, eş-fii r-ve ş-şu arâ, Beyrut, 1405, s ). 1621

16 ي د ع وا م ن د ون للا م ا ل ي ض ر و م ا ل ي ن ف ع ذل ك و الض ل ل ال ب ع يد ١٢ 12 O kimse, Allah dışında, kendisine ne zarar veren ne de yarar sağlayan nesnelere yalvarıp durur: kişiyi (haktan) uzaklaştıran en vahim sapıklık da zaten budur. ي د ع وا ل م ن ض ر ا ق ر ب م ن ن ف ع ل ب ئ س ال م و لى و ل ب ئ س ال ع ش ير ١١ 13 (Kimi zaman da) zararı yararından daha fazla olan insanlara yalvarıp yakarır: o ne berbat efendi, o ne kötü yoldaştır! ا ن للا ي د خ ل ال ذ ين ام ن وا و ع م ل وا ال ال ح ات ج ن ات ت ج رى م ن ت ح ت ا ا ل ن ار ا ن للا ي ف ع ل م ا ي ريد ١٤ 14 Şüphesiz ki Allah; iman eden, dürüst ve erdemli davrananları zemininden ırmaklar çağlayan cennetlere yerleştirecektir: Zira Allah dilediği şeyi mutlaka gerçekleştirir. م ن ك ان ي ظ ن ا ن ل ن ي ن ر للا ف ى الد ن ي ا و ا ل خ ر ة ف ل ي م د د ب س ب ب ا ل ى الس م اء ث م ل ي ق ط ع ف ل ي ن ظ ر ل ي ذ ب ن ك ي د م ا ي غ يظ ١٥ 15 Her kim, Allah ın kendisine(21) dünya ve ahrette(22) asla (doğrudan) yardım etmeyeceğini düşünüyorsa, bir sebebe(23) tutunup göğe uzanıversin ve (Allah dışında yalvardıklarıyla ilişkiyi) kessin;(24) daha sonra görsün bu tedbiri kendisini öfkelendiren şeyin kökünü kazıyacak mı (kazımayacak mı)?(25) (21) Hu zamirinin Hz. Peygamber i gösterdiği görüşü sûrenin bağlamıyla uyuşmamaktadır. Baştan beri Hz. Peygamber e hiç atıf yapılmaması bir yana, konu tevhid muhatap da insan cinsidir. 1622

17 (22) Yani:..her zaman ve mekânda.. (23) Sebeb, hurma ağacına çıkmak için hurmanın tepesine bağlanarak aşağı sarkıtılan ipe denir. Âyet, Allah a ulaşmada doğru vesilenin dua olduğu imasını içerir. (24) Veya 31. âyetin ışığında: o ipi kessin (de kendini parçalanmak üzere yere bıraksın). Parantez içi açıklamaların gerekçesi âyetin bağlamı, özellikle de âyetlerdir. Sınırda kulluk edenlerden imanı Allah a has kılmaları istenmektedir. (25) Hel soru edatının genellikle cevabın olumluluğuna delalet ettiği hatırlanmalıdır. Keyd in müsbet anlamı için bkz. Yusuf: 76. Bu belagat şahikası âyetin konumu da, mefhumu da emeği gerektirmektedir. Birinci ve ikinci sınıfı 8 ve 11. âyetlerde dile gelen insanların bir üçüncü sınıfı da olabilir mi? Bağlaçsız gelmesi ve mine n- nâsi men.. kalıbının kullanılmaması üçüncü bir sınıf olma ihtimalini zayıflatıyor. Geriye 11. âyetteki sınırda kulluk edenler içinden birileri olma ihtimali kalıyor ki, doğrusu bu olsa gerektir. Burada resmi çizilen tip iman küfür sınırında tereddüt eden bir tiptir. Uzak tanrı düşüncesi öylesine yer etmiş ki, bu yüzden ne Allah a aracısız kulluk edilebileceğine, ne de Allah ın yardım edeceğine aklı yatıyor. Bu düşünce ile Allah ın dininden çıkmak istiyor, onu da yapamıyor. Neticede öfkeden patlayacak hale geliyor. Bu âyet işte bu tipe ironik bir îmâ ile öfkesinden kurtulmanın yolunu tarif ediyor ve zımnen diyor ki: Aracısız ne kulluk olur, ne de Allah ın yardımı gelir düşüncesini aklından kazı! Bunun tek yolu bu! Allah uzak değil, şahdamarından yakındır. Eğer bu hakikate inanmak yerine bir adım daha atınca küfre düşecekmiş gibi sınırda inanmaya devam edersen, bu seni teskin ve tatmin etmek yerine öfkelendirir. Bu takdirde işte sana öfkeden kurtulmanın kestirme yolu.. (Nuzul 71 / Mushaf 12 : Yusuf 76 Aşağıdadır.) م ع ل يم ٠٦ ف ب د ا ب ا و ع ي ت م ق ب ل و ع اء ا خ ي ث م اس ت خ ر ج ا م ن و ع اء ا خ ي ك ذل ك ك د ن ا ل ي وس ف م ا ك ا ن ل ي ا خ ذ ا خ ا ف ى د ين ال م ل ك ا ل ا ن ي ش اء للا ن ر ف ع د ر ج ات م ن ن ش اء و ف و ق ك ل ذ ى ع ل 76 Bunun ardından, (Yusuf un huzuruna getirildiler). O, öz kardeşinin yükünden önce diğerlerinin yüklerini aratarak işe başladı. Sonunda onu öz kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte Yusuf un (arzusunu gerçekleştirmek) için böyle bir planı yürürlüğe Biz koyduk. Eğer Allah böyle dilememiş olsaydı, kralın hukuk sistemine göre kardeşini alıkoyması doğru olmazdı.(76) Biz, dilediğimiz kimseyi (ilmen) kat kat yüceltiriz; fakat her bilenin üstünde her şeyi bilen bir (Allah) vardır. (76) Doğru olmazdı şeklindeki tercümemiz, Kur an daki mâ kâne li kalıbı kullanılan cümlelerin genel karakteristiğine uygundur. Bu gibi hukuki olmayan konumlarda bu kalıp düşünülemez olanı ya da yakışık almaz ve şık düşmez olanı ifade eder (bkz. Ra d: 38; İbrahim: 11; Ahzab: 36; Mü min: 78). Öte yandan, krallıkların tabiatı düşünüldüğünde, alıkoyamazdı gibi bir anlam vakıaya uygun düşmemektedir. و ك ذل ك ا ن ز ل ن ا اي ات ب ي ن ات و ا ن للا ي د ى م ن ي ريد ١٦ 16 İşte böylece Biz, bu (mesajları) hakikatin apaçık belgeleri olarak indirmiş bulunuyoruz; ama şu da bir gerçek ki, Allah isteyen kimseyi doğru yola yöneltmeyi diler.(26) (26) Çevirimizin gerekçesi olan yeşâ fiilinin çift özneyi gören konumuna ilişkin ayrıntılı bir tahlil için bkz. Yûnus:

18 (Nuzul 69 / Mushaf 10 : Yunus 25 Aşağıdadır.) و للا ي د ع وا ا لى د ار الس ل م و ي د ى م ن ي ش اء ا لى ر اط م س ت ق يم ٢٥ 25 Böylelikle Allah (insanı) mutluluk ve güvenlik zeminine çağırmakta(43) ve isteyeni dosdoğru bir yola yöneltmeyi dilemektedir.(44) (43) Bir üstteki âyetten de anlaşılacağı gibi, bizim zemin ile karşıladığımız dâr, sadece öte dünyada değil bu dünyada da insanın, kendisiyle, çevresiyle ve Rabbiyle barışık yaşadığı bir ortamın oluşturulması çağrısıdır. (44) Çevirimizin gerekçesi için Ra d 27 ve notuna bkz. Hidayet ya da dalalet, birinci çoğul şahıs kipiyle (biz) neşâ formunda gelen 19 âyetten sadece birinde kullanılır (Şûrâ: 52). Onda da mücerret olarak biz doğru yola yöneltiriz şeklinde değil, bir mef ûlü bih ile Onun için bir ışık yaratırız, dilediğimizi o ışık sayesinde doğru yola iletiriz şeklinde gelir. Bu da hedâ ve dalâl ile kullanılan yeşa fiilinin, mutlak irade sahibi Allah ile mukayyet irade sahibi insan arasında mülazemet olduğunu destekler niteliktedir. (Ayrıca iniş sürecinde ilk kullanıldığı yer olan Müddessir 31 in ilgili notuna bkz.) Bu âyetin zımni açılımı şudur: Allah herkesi ebedi saadete çağırıyor; ne var ki herkes içerisinden bu çağrıyı kabul edenleri ebedi saadetin kutlu yoluna yöneltiyor. للا ع لى ك ل ا ن ال ذ ين ام ن وا و ال ذ ين اد وا و ال اب پ ين و الن ا رى و ال م ج وس و ال ذ ين ا ش ر ك وا ا ن للا ي ف ل ب ي ن م ي و م ال ق يم ة ا ن ش ی ء ش يد ١٠ 17 Şüphesiz (sizden); iman eden kimseler, yahudileşen kimseler, Sabiiler,(27) Hıristiyanlar, Mecusiler(28) ve Şirk koşan kimseler arasındaki hükmü Kıyamet Günü Allah verecektir: kuşku yok ki Allah her şeye şâhittir. (27) Sabiiler için bkz. Bakara: 62 (28) Öğretileri Zend-Avesta da toplanan Zerdüşt ün kurucusu olduğu din. Biri iyilik tanrısı (Ahuramazda) diğeri kötülük tanrısı (Ehrimen) olan çift tanrıcı bir inançtır. Temel zaafı tanrısal bir cevher atfettiği kötülüğü meşrulaştırmasıdır. (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 62 Aşağıdadır.) ا ن ال ذ ين ام ن وا و ال ذ ين اد وا و الن ا رى و ال اب پ ين م ن ام ن ب ا لل و ال ي و م ا ل خ ر و ع م ل ال ح ا ف ل م ا ج ر م ع ن د ر ب م و ل خ و ف ع ل ي م و ل م ي ح ز ن ون ٦٢ 62 Hiç kuşkusuz; bu kitaba inanan kimselerden, Yahudileşen kimselerden,(113) Hıristiyanlardan ve Sabiîlerden(114) her kim, Allah a ve âhiret gününe inanır, ıslah edici iyilik işlerse, işte onlar için Rableri katında yaptıklarının karşılığı vardır.(115) Onlar gelecekten endişe etmeyecek, geçmişten dolayı da üzüntü duymayacaklar.(116) (113) Ellezîne hâdû formuyla gelen ibareleri, el-yehûd ya da Yehûdiyyen ile eşitleyip Yahudiler şeklinde çevirmek gramatik açıdan isabetli değildir. Nisâ 46, Mâide 41, 44, 69, En âm 146, Nahl 118 ve daha başka âyetler buradaki formun aynısıyla gelir. 1624

19 Müfessirler şu notu düşerler: Ellezîne hâdû demek yahudileşenler (tehevvedû) demektir (Râzî, Mefatîh XXX, 7). Lügatler tehevvedû fiilini sâra yehûdiyyen (yani: sonradan Yahûdî olanlar) şeklinde açıklar (Muhtaru s-sıhah). Bunun en doğru tercümesi yahudileşti dir. Ünlü Her çocuk fıtrat üzere doğar, onu anne-babası yahudileştirir hadisinde kullanılan fiil yuhevvidanihi dir (Buhârî, Cenaiz 29:91; Müslim, Kader 6). Ellezine hâdû formu, önceden Müslüman olan İsrailoğulları nın yahudileştiklerini vurgulama amacı taşır. Çevirimizin gerekçesi budur (bkz. En âm: 146). (114) Sabiîler için bkz. Mâide: 69 ve Hac: 17. Bunların tümü de Medine de inen âyetlerdir. Müşriklerin Hz. Peygamber e ve mü minlere dönek anlamına sâbiî dedikleri hadis kaynaklarında kayıtlıdır (Buhârî, Menakıb 3). Gerçekte Sâbiî Arapça değil, bu dine mensup olanların konuştuğu ve Aramca nın bir diyalekti olan Mandence dir. Suya dalmak, vaftiz olmak ya da boy abdesti almak anlamına gelen sabaa dan türetilmiş bir isimdir ve Sabiîler e komşuları tarafından verilmiştir. Burada kastedilen Harran ve Mezopotamya kökenli gnostiklerdir. Peygambere ihtiyaç olmadığını düşünüyorlar, yıldızlara akıl ve irade atfediyorlardı. (115) Lehum ecruhum daki zamirler çoğul değil de âmene fiilindeki tekil özneye uyarak lehu ecruhu şeklinde tekil gelmesi gerekmez miydi? Bu sorunun cevabı bellidir: men, ism-i mübhem olarak hepsi için de kullanılır. (116) Bu âyet benzeri olan Mâide 69. âyetle birlikte, 136. âyet ışığında anlaşılmalıdır. Bakara da Hıristiyanların Sabiîlerden öne alınması, inanç açısından Hıristiyanlığın Sabiîlikten daha öncelikli olmasıyla, Hac ve Mâide de Sabiîliğin önce gelmesi ise, zaman açısından Hıristiyanlıktan önce oluşuyla açıklanmıştır. (Besâir I, 144) Kur an hiçbir inancı ve mensuplarını sırf mensubiyetten dolayı ne toptan mahkûm eder ne de aklar (bkz. Âl-i İmran: 112; Mâide: 66-68; A râf: 159, 169,170,181; Hadîd: 28). Kitap ehline mensup oldukları hâlde doğrudan kâfir olan zümreleri açıkça vurgular (Nisâ: 150; Mâide: 71; Mâide: 73). Kur an a göre Allah a iman O nun indirdiği ilâhî mesajların tümüne ve o mesajları gönderdiği Peygamberlerin tümüne iman etmeyi içerir (bkz. Bakara: 136). Bu içeriğiyle Allah a iman eden, âhirete iman eden ve sâlih amel işleyen (bkz. Bakara: 25) herkes kurtuluşa erecektir. ا ل م ت ر ا ن للا ي س ج د ل م ن ف ى الس مو ات و م ن ف ى ا ل ر ض و الش م س و ال ق م ر و الن ج وم و ال ج ب ال و الش جر و الد و اب و ك ث ير م ن الن اس و ك ث ير ح ق ع ل ي ال ع ذ اب و م ن ي ن للا ف م ا ل م ن م ك ر م ا ن للا ي ف ع ل م ا ي ش اء ١٨ 18 (EY İNSAN!) Göklerde ve yerde bulunan herkesin, güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların ve hayvanların (ister istemez) Allah ın emrine âmâde olduğunu görmez misin? (29) İnsanlardan niceleri (bilinçli tercihlerinden dolayı ödülü hak etmiş),(30) niceleri ise azabı hak etmişlerdir. İmdi, Allah her kimi alçaltırsa artık onu kimse yüceltemez: kuşkusuz Allah dilediğini daima gerçekleştirir. (29) Parantez içi açıklama şu âyete dayanmaktadır: Oysa ki bütün göktekiler ve yerdekiler ister istemez O na teslim oldular, çünkü hepsi (sonunda) O na varacaklar. (Âl-i İmran: 83; ayrıca: Ra d: 15 ve Fussilet: 11.) Men ilgi zamiri, çoğunlukla bilinç sahibi varlıklar için kullanılır. Burada insanın da gök ve yer gibi iradesiz varlıklarla birlikte anılması, onun iradesinin görmezden gelindiği anlamını taşımamaktadır. Ancak bu, iradenin sınırlı ve kayıtlı tabiatına işaret etmektedir. İnsan, makro planda ilâhi iradenin dışına çıkamaz. İnsana bahşedilen irade ve özgürlük de, ilâhi takdirin bir parçasıdır. İnsanı var eden mutlak güç, ona varoluş amacını gerçekleştirecek imkanı bahşeden gücün ta kendisidir. İnsan, kendisine emanet edilen bu imkanı nasıl kullandığının hesabını verecektir. (30) Râzî ye göre, bu ibârenin muhtemel iki anlamından biri, kesirun mine n-nâs ibâresini mahzuf bir haberin mübtedası saymaktır. Tercihimiz bu gerekçeye dayanmaktadır. 1625

20 ذ ان خ م ان اخ ت م وا ف ى ر ب م ف ال ذ ين ك ف ر وا ق ط ع ت ل م ث ي اب م ن ن ار ي ب م ن ف و ق ر ؤ س م ال ح م يم ١٩ 19 Birbirlerine karşıt konumlarda bulunan bu iki gurup, Rableri konusunda hep çatışa gelmişlerdir. Onlardan inkarda direnenlere, ateşten elbiseler biçilecek; başlarının üzerinden yakıp kavuran bir (gam) boca edilecek: (31) (31) Başlarından aşağı boca edilen şeyin ne olduğu açıkça yer almasa da, 22. âyetten bu şeyin onları derin bir umutsuzluk ve pişmanlığa sevk eden gam ve keder olduğunu anlıyoruz. ي ر ب م ا ف ى ب ط ون م و ال ج ل ود ٢٠ 20 Bununla onların içlerinde olan her şey ve deriler eriyip akacak;(32) (32) Herhangi bir özneye nisbet etmeksizin deriler ( derileri değil) şeklindeki bu kullanım, eriyip akan bu derilerin onlara ait deriler değil, adeta bir maske gibi taşıdıkları eğreti kimlikler olduğunu akla getirir. Zımnen: Hesap Günü tüm maskeler düşecek, insanlar gerçek kimlikleriyle arz-ı endam edecekler. و ل م م ق ام ع م ن ح د يد ٢١ 21 Ve onlar(ı bağlamak) için demirden boyunduruklar olacak;(33) (33) Mekâmi, demir bukağı, metal boyunduruk anlamına gelen mekme a nın çoğuludur. Kelimenin kökeni olan kame a boyunduruk geçirdi, tasma taktı anlamlarına gelir. Âhirette bu, ya mahkemesini bekleyen suçluların tutukluluğuna, ya da azaba mahkûm olan hükümlülerin mahkûmiyetlerine delalet eder. ك ل م ا ا ر اد وا ا ن ي خ ر ج وا م ن ا م ن غ م ا ع يد وا ف ي ا و ذ وق وا ع ذ اب ال ح ر يق ٢٢ 22 Gam ve kederden (bunalıp) da ne zaman oradan çıkmak isteseler, hemen oraya geri döndürülecekler ve (onlara şöyle denilecek): Yakıp kavurucu azabı tadın bakalım! ا ن للا ي د خ ل ال ذ ين ام ن وا و ع م ل وا ال ال ح ات ج ن ات ت ج رى م ن ت ح ت ا ا ل ن ار ي ح ل و ن ف ي ا م ن ا س او ر م ن ذ ب و ل ؤ ل ؤ ا و ل ب اس م ف ي ا ح رير ٢١ 23 Buna karşın Allah; iman eden ve imanıyla uyumlu davranış sergileyenleri zemininden ırmaklar çağıldayan cennetlere yerleştirecek; orada onlar altın künye ve bilezikler takınıp incilerle bezenecekler: dahası orada sınırsız bir özgürlük üniforması taşıyacaklar.(34) (34) Veya: onların oradaki elbiseleri ipekten olacak. (Çevirimizin dilsel gerekçesi için bkz. İnsan: 12.) Bu âyette ahrette mü minlere vaad edilen bu güzellikler, dünyada bu gibi şeylerden uzak duran mü minlere gönüllü mahrumiyetlerinin bir ödülü olarak verilecektir (bkz. Kehf: 31). (Nuzul 32 / Mushaf 76 : İnsan 12 Aşağıdadır.) و ج زي م ب م ا ب ر وا ج ن ة و ح رير ا ١٢ 12 Ve sabırlarına karşılık onlara cennet bahçeleri ve tarifi imkansız özgür bir (hayat) bahşedecek. (16) (16) Veya: Tüm kinlerinden kurtulup özgür kalacaklar. 1626

21 Harîr, özgürlük anlamındaki hurr den türetilmiştir. İbn Fâris in bu kelimeye verdiği karşılık şudur: el-harîr: ve huve l-mahrûr ellezî tedahalehu ğayzun min emrin nezele bih (Başına gelen bir işten dolayı içini kaplayan kinden kurtulan kimse). Bu mâna, cennetliklerin kinden tamamen arındırılmasını da çağrıştırmaktadır (bkz. A râf: 43; Hicr: 47). Bu kelimeye genellikle verilen ipek karşılığı da hürriyetle ilişkilidir. Zira ipek giysi özgürlük ve soyluluğun simgesi gibi görülürdü. Bu yüzden harîr i, kelimenin belirsiz formunu da dikkate alarak tarifi imkansız özgür bir (hayat) diye çevirdik. Âyette iki şey vaad edilmektedir: cennet ve harir. Harir i özellikle libas tan mücerret olarak geldiği bu makamda ipek diye çevirmek eşi olan cennet le mütenasip görünmemektedir. Kaldı ki cennette ipek zaten vardır. Bu bağlamda harîr ile cennet kadar değerli olan, maddî-mânevî anlamlarıyla mutlak, mükemmel özgürlüğün kastedilmiş olması hem Kur an ın belagatine hem ilâhi ikramın mahiyetine hem de harîr in cennet ile eşleştirilmesinin münasebetine daha uygundur. Allahu a lem. (Nuzul 62 / Mushaf 18 : Kehf 31 Aşağıdadır.) ا و لئ ك ل م ج ن ات ع د ن ت ج رى م ن ت ح ت م ا ل ن ار ي ح ل و ن ف ي ا م ن ا س او ر م ن ذ ب و ي ل ب س ون ث ي اب ا خ ض ر ا م ن س ن د س و ا س ت ب ر ق م ت ك پ ين ف ي ا ع ل ى ا ل ر ائ ك ن ع م الث و اب و ح س ن ت م ر ت ف ق ا ١١ 31 İşte ayaklarının altından ırmakların çağladığı ve mutluluğun üretildiği merkezler olan cennetleri böyleleri için hazırladık. Orada onlara altın künyeler-bilezikler takılacak; Dahası ince ve kalın ipekten sırmalı yeşil elbiseler giyerek oradaki tahtlara kurulacaklar:(45) Ne güzel bir ödül ve ne hoş bir makamdır orası... (45) İdraki aşan bir âlem hakkında konuşurken zorunlu olarak başvurulan dolaylı anlatımın ifadesi olan bu kumaşlar, döneminin en gözde ve tanınan kumaşları olmalıdır ki, Ebu Ubeyde ve Ferrâ gibi ilk müfessirler bu isimleri açıklama gereği bile duymamışlardır. Cümlenin ilk kısmı edilgen yapıda (takılacak), ikinci kısmı etken yapıdadır (kurulacaklar). Etken kısım, mü minlerin amellerine karşılık olarak elde edecekleri, Edilgen kısımsa emeklerinin ötesinde Allah ın onlara armağan olarak bahşedeceği güzellikleri ifade eder. Dünyadayken mü minlerin inançları uğruna yaptıkları fedakârlıklar ve ortaya koydukları özverili tavır sonucunca tattıkları gönüllü her mahrumiyet, âhirette karşılığını bir biçimde mutlaka bulacaktır. Hz. Peygamber in erkekler için ipek ve altın gibi bir parça kadınlara özgü süs ve takı unsurlarından uzak durması ve başkalarını da buna özendirmesi, bu âyetin verdiği mesaj çerçevesinde çok daha doğru anlaşılacaktır. Sözün özü: Cennet, kalıcı güzelliklerin üretildiği merkezdir; geçici dünyevi güzelliklerden gönüllü olarak uzak duran mü mine ikram edilir. Şu bir gerçektir ki, âhiret hayatına ilişkin tüm tasvir ve tanımlamalar, mecazî olmak durumundadırlar. İnzal, sadece vahyin aşkın ilâhî kaynağından içkin insani hedefine taşınmasını değil, aynı zamanda âhiret hayatı gibi insan idrakine kapalı olan gaybî hakikatlerin beşerin bilinç düzeyine indirilmesini de ifade eder (bkz. Yusuf: 2). و د وا ا ل ى الط ي ب م ن ال ق و ل و د وا ا لى ر اط ال ح م يد ٢٤ 24 Evet, onlar düşünülüp dile gelebilir olanın(35) en iyisine yönlendirildiler; zira onlar (dünyadayken) bütün övgülere lâyık olanın (dosdoğru) yoluna yöneltilmişlerdi. (35) el-kavl, dile gelen düşünceyi de, dile gelmeyen düşünceyi de ifade eder (krş. Kehf: 39). (Nuzul 62 / Mushaf 18 : Kehf 39 Aşağıdadır.) و ل و ل ا ذ د خ ل ت ج ن ت ك ق ل ت م ا ش اء للا ل ق و ة ا ل ب ا لل ا ن ت ر ن ا ن ا ا ق ل م ن ك م ا ل و و ل د ا ١٩ 39 Oysa ki senin bağına girerken, (O nun hayata müdahil olduğunu görüp): Bu, Allah ın yaratıcı iradesiyle olur; (bu irade) ancak Allah sayesinde kullanılan bir güçle (gerçekleşir) (55) diye düşünmen gerekmez miydi? (56) Gördüğün gibi mal ve evlat bakımından senden daha güçsüzsem de, (56) Kavl düşünmek, hükmetmek, yargıda bulunmak manalarını içinde barındırır (Lisân). 1627

22 ا ن ال ذ ين ك ف ر وا و ي د ون ع ن س ب يل للا و ال م س ج د ال ح ر ام ال ذ ى ج ع ل ن ا ل لن اس س و اء ال ع اك ف ف ي و ال ب اد و م ن ي ر د ف ي ب ا ل ح ا د ب ظ ل م ن ذ ق م ن ع ذ اب ا ل يم ٢٥ 25 FAKAT; İnkarda direnenleri, Allah yolundan ve yerli-yabancı ayrımı gözetmeden bütün insanlar için tayin ettiğimiz Mescid-i Haram dan alıkoyanları,(36) Oralı olmayı sapıklığa(37) ve haksızlığa bile isteye vesile kılanları,(38) can yakıcı bir azaba terk edeceğiz.(39) (36) Buradaki sevâen (benzer bir kullanım için bkz. Enbiya: 109) eşit, benzer, denk anlamına gelir (Râğıb). Bu bağlamdaki en uygun karşılığı olan ayrım gözetmeden ifadesi, cahiliyye dönemindeki ayrımcı uygulamaya da bir atıftır. Mekke yi elinde tutan Kureyş, İbrahimi bir gelenek olan hac ibadetini, diğer kavim ve kabilelere üstünlük taslama fırsatı olarak değerlendiriyordu. Yine İbrahimi geleneğe dayanan ve mukaddes bölgenin sınırlarını ifade eden harem-hıll ayrımını, onlar Kureyş için ayrıcalığa dönüştürdüler. Mesela, kendileri vakfe için Müzdelife ye kadar çıkıyorlar, bunu harem de yaşayanlara tanınmış bir ayrıcalık olarak görüyorlar, Arafat a kadar gitme şartının dışardan (hıl) gelenleri bağladığını düşünüyorlardı. Yine kendileri elbiseleriyle tavaf ediyorlar, dışardan gelenlerin elbiseleriyle tavaf etmesini uygun görmüyorlardı. Bu da orada yaşayanlardan elbise kiralama gibi oldukça kârlı bir sektöre dönüşüyordu. Aslında bu âyet, dinî değerlerin istismarı gibi, insanlığın en kadim problemlerinden birini gündeme taşımaktadır. (37) İlhâd, amacından sapmak anlamına gelen lahd kökünden türetilmiştir (Mekâyîs). (38) Mekkeli olmayı sapıklığa ve zulme nasıl alet ettiklerinin örneği için bir önceki nota bkz. (39) Azab için muhtemelen ilk kullanıldığı Kalem 33 ün ilgili notuna bakınız. (Nuzul 79 / Mushaf 21 : Enbiya 109 Aşağıdadır.) ف ا ن ت و ل و ا ف ق ل اذ ن ت ك م ع لى س و اء و ا ن ا د رى ا ق ريب ا م ب ع يد م ا ت وع د ون ١٠٩ 109 Fakat eğer (bu davetten) yüz çevirirlerse, o zaman da de ki: Ben bu daveti hiçbir ayrım gözetmeden hepinize duyurdum; (113) ne var ki ben tehdit edildiğiniz (Hesap Günü nün) yakın mı uzak mı olduğunu da bilemem. (113) Alâ sevâ, eşit bir biçimde, dengeli şekilde.. Zımnen: hem hitaba ilişkin hem de muhataba ilişkin bir ayrımcılık gütmeden. Veya Enfâl 58 ışığında, zımnen: Kureyş kâfirlerinin de savaş hukuku açısından diğer kâfirlerden bir farkı olmadığını ifade eder. (Nuzul 7 / Mushaf 68 : Kalem 33 Aşağıdadır.) ك ذ ل ك ال ع ذ اب و ل ع ذ اب ا ل خ ر ة ا ك ب ر ل و ك ان وا ي ع ل م ون ٣٣ 33 İşte (dünyevî) mahrumiyet (29) böyle bir şeydir; ve ahiret (30) mahrumiyeti, hiç kuşkusuz daha beterdir: keşke bilmiş olsalardı. (29) Azâb ın ilk kullanıldığı iki yerden biri (diğeri Müzzemmil: 13). Kur an da azâb kelimesinin, kök anlamına nisbetle mahrumiyet anlamında kullanılmasına tipik bir örnek. Kıssa kahramanları sonunda cennete kavuştuklarına göre, burada bilinen anlamda bir azap tan değil ancak mahrumiyet ten söz edilebilir. Azab Kur an da 41 yerde geçer. Hz. Süleyman ve Zülkarneyn e isnat edilen iki yer hariç (Neml: 21; Kehf: 86-87) diğerlerinin tümünde Allah a isnat edilir. 1628

23 Azab, terk ve mahrum etmek anlamına gelen azb kökünden türetilmiştir (Lisân; Tâc; Esâs). Kelime ta zîb formunda fiilî şiddet ile buluşmuş, buradan da dayak aleti olan kamçının vurunca yakan tarafı anlamını kazanmıştır (Râ-ğıb). Her halükarda azab acının aracına değil sonucuna işaret etmekte ve nedenler değiştikçe azabın niteliği de ( azâbun elîm, azâbun muhîn, azâbun azîm, azâbun ğalîz) değişmektedir. Azab ın dünya hayatındaki Allah tarafından terk edilmişlik anlamına kullanıldığı bir yer için bkz. Sebe : 8. İnsana zor gelen ve onu hedefine ulaşmaktan alıkoyan her şey azabtır. Istılahta insanı kendi haline terk eden, hedefe ulaşmasını engelleyen, yalnız ve yardımsız bırakan bütün bunların sonucunda da mutsuz, umutsuz ve kahredici bir iç yangını ve vicdan azabına mahkûm eden durum dur (krş. Külliyyat). Azab ı, Allah la birlikte başka bir ilâh edinme! Sonra kınanmış olarak bir köşeye atılıp orada bir başına kalakalırsın (İsra: 22) âyeti ışığında anlamak gerekir. Bu durumun verdiği acı öylesine dayanılmazdır ki, bu duruma düşen kişi yok olmak gibi ölümden öte bir şeyi (sübûr) isteyecektir. Onlara Yoo! Bugün yok olmak için bir tek ölümü çağırmayın, yok olmak için tüm ölümleri çağırın! denilecek (Furkan: 14; ayrıca krş. İnşikâk: 11). (30) Âhiret için muhtemelen ilk kullanıldığı Müddessir 53 ün notuna bkz. و ا ذ ب و ا ن ا ل ب ر يم م ك ان ال ب ي ت ا ن ل ت ش ر ك ب ى ش ي پ ا و ط ر ب ي ت ى ل لط ائ ف ين و ال ق ائ م ين و الر ك ع الس ج ود ٢٦ 26 Hani Biz, İbrahim in (inşa ve ihya etmesi) için bu İbadet Evi nin yerini tesbit ettiğimiz zaman; Bana hiçbir şeyi şirk koşmadığın gibi, Mabedimi de tavaf edecekler ve (ona doğru) kıyama durup rükû ve secdeye kapanacaklar için (şirkten) temiz tutacaksın! (40) (demiştik). (40) Âyetin sonundaki Mabedimi temiz tutacaksın emrinden ve daha başka âyetlerden (Âl-i İmran: 96; İbrahim: 37), Hz. İbrahim e gösterilen mekânın, geçmişte de aynı maksatla kullanıldığı zımnen anlaşılmaktadır. Buradaki temiz tut emriyle, elbette tevhid ilkesinden sapma anlamına gelen tüm sapma ve batıl inanç kalıntılarından insanlığın bu ilk mabedini arındırma kastedilmektedir. 1629

24 (Nuzul 98 / Mushaf 3 : Al-i İmran 96 Aşağıdadır.) ا ن ا و ل ب ي ت و ض ع ل لن اس ل ل ذ ى ب ب ك ة م ب ار ك ا و د ى ل ل ع ال م ين ٩٦ 96 Zira insanlık için inşa edilen ilk mabet, Bekke deki bereketli ve bütün toplumlar için hidayet merkezi olan mabet idi. (Nuzul 65 / Mushaf 14 : İbrahim 37 Aşağıdadır.) ر ب ن ا ا ن ى ا س ك ن ت م ن ذ ر ي ت ى ب و اد غ ي ر ذ ى ز ر ع ع ن د ب ي ت ك ال م ح ر م ر ب ن ا ل ي ق يم وا ال لوة ف اج ع ل ا ف پ د ة م ن الن اس ت و ى ا ل ي م و ار ز ق م م ن الث م ر ات ل ع ل م ي ش ك ر ون ١٠ 37 Rabbimiz! İşte ben, neslimden bir kısmını ekip-biçmeye elverişsiz bir vadiye, Senin Mukaddes Beytinin yanına yerleştirdim. Ey Rabbimiz, (bunu) kulluklarını yerine getirebilsinler diye (yaptım)! (33) Artık insanların gönüllerini onlara meylettir; onları bereketli ürünlerle rızıklandır; umulur ki onlar da (bunun) şükrünü eda ederler!.., (33) Lâm, o vadide iskanın gerekçesini ifade eder. O ıssız vadiye bırakılan iki kişiden biri genç bir anne olan hicretin gelini Hacer, diğeri de yavrusu İsmail idi. Her şeyi şu küçük diyalog açıklıyor: Hacer sordu: Bizi kime emanet ediyorsun? İbrahim cevapladı: Allah a! Hacer dedi: Öyleyse sorun yok: O bize yeter! و ا ذ ن ف ى الن اس ب ال ح ج ي ا ت وك ر ج ا ل و ع لى ك ل ض ام ر ي ا ت ين م ن ك ل ف ج ع م يق ٢٠ 27 Ve insanları hacca davet et! Gerek yaya, gerekse hızlı yol alma yeteneğine sahip ulaşım araçlarına(41) binerek her bir yoldan(42) senin (çağrına) gelsinler (41) Dâmir, her tür bineğin uzun yol yeteneğini ve dayanıklılığını ifade eden bir isim-sıfat. Mü minleri hacca teşvik amacı taşır. (42) Kur an da fecc, tarik ten farklı olarak yalnızca fiziki yol için kullanılır (el-i câzu l-beyâni). ل ي ش د وا م ن اف ع ل م و ي ذ ك ر وا اس م للا ف ى ا ي ام م ع ل وم ات ع لى م ا ر ز ق م م ن ب يم ة ا ل ن ع ام ف ك ل وا م ن ا و ا ط ع م وا ال ب ائ س ال ف ق ي ر ٢٨ 28 Ki, bunun kendilerine sağlayacağı yararlara tanık olsunlar. Bir de belirlenen günlerde, O nun kendilerine rızık olarak sunduğu hayvanları (kurban ederken), üzerine Allah ın adını ansınlar: işte bunlardan siz de yiyin, zor durumdaki ihtiyaç sahiplerine de yedirin.(43) (43) Fakir ğanî nin mukabilidir. Bâis ise, aslında fakir olmadığı halde içinde bulunduğu güç şartlar yüzünden zor durumda olan kimselerdir. ث م ل ي ق ض وا ت ف ث م و ل ي وف وا ن ذ ور م و ل ي ط و ف وا ب ال ب ي ت ال ع ت يق ٢٩ 29 En sonunda, zorunlu yasaklara son verip kirlerini gidersinler; (44) adaklarını yerine getirsinler ve bu Özgürlük Evi ni tavaf etsinler.(45) 1630

25 (44) Kur an da sadece burada kullanılan tefes kelimesinin insanın kurtulması gereken kıllar, tırnak vs. gibi şeyler olduğu yolundaki bir açıklamaya rağmen (bkz. Müberred ve Kaffal den Râzî), Taberî bu ibâreyi haccın geri kalan tüm menasiki olarak yorumlar. Dolayısıyla bu, ihram yasaklarının bittiğini gösteren ve giderebilirler şeklinde de anlaşılabilecek bir ibâredir. (45) Atîk, hem hür ve bağımsız, hem kadîm hem de muteber ve saygın anlamına gelir (Lisân). Hz. Peygamberden gelen rivayetler de dikkate alındığında tercih ettiğimiz anlam öne çıkmaktadır (bkz. Mücahid ve Katade den, Taberî). ذل ك و م ن ي ع ظ م ح ر م ات للا ف و خ ي ر ل ع ن د ر ب و ا ح ل ت ل ك م ا ل ن ع ام ا ل م ا ي ت لى ع ل ي ك م ف اج تن ب وا الر ج س م ن ا ل و ث ا ن و اج ت ن ب وا ق و ل الز ور ١٠ 30 (Sözün özü) şudur ki;(46) her kim Allah ın kısıtlayıcı buyruklarına saygı gösterirse, bu Rabbi katında kendi yararına olacaktır; zaten size bildirilenler dışında kalan bütün hayvanlar size helâl kılınmıştır. Ama özellikle de putla(ştırma)dan kaynaklanan her tür (mânevî) pislikten sakının; bir de asılsız iddialardan kaçınarak,(47) (46) Zemahşerî nin zâlike ye getirdiği ikna edici açıklamaya dayanarak. (47) Zımnen: Allah adına sahte kutsallıklar ve haramlar icat etmekten sakının! ح ن ف اء لل غ ي ر م ش ر ك ين ب و م ن ي ش ر ك ب ا لل ف ك ا ن م ا خ ر م ن الس م اء ف ت خ ط ف الط ي ر ا و ت و ى ب الر يح ف ى م ك ان س ح يق ١١ 31 Batıldan yüz çevirip yalnız Allah a yöneldiğinizi ve O ndan başkasına ilâhlık yakıştırmadığınızı (isbat edin): zira Allah tan başkasına ilâhlık yakıştıran kimse, gökten düşerek un ufak olan ve saçılan parçalarını kuşların didikleyip kaptığı, ya da rüzgarın ıssız bir köşeye savurduğu nesneye benzer. ذل ك و م ن ي ع ظ م ش ع ائ ر للا ف ا ن ا م ن ت ق و ى ال ق ل وب ١٢ 32 (Sözün özü) işte şudur:(48) Allah ın sembollerine sarılarak onları yücelten herkes iyi bilsin ki, bu (semboller gerçek anlamını) kalplerde kök salan sorumluluk bilincinden alırlar. (48) Gerekçesi için bkz. âyet 30 ل ك م ف ي ا م ن اف ع ا لى ا ج ل م س م ى ث م م ح ل ا ا ل ى ال ب ي ت ال ع ت يق ١١ 33 (Sarıldığınız) bu semboller sonu yasayla belirlenmiş bir süre doluncaya kadar size yarar sağlamayı sürdürür; nihayet bu sembollerin gösterdiği güzergahı izleyenin varış yeri bu Özgürlük Mabedi olacaktır.(49) (49) Min ve ilâ edatları, bir şeyin çıkış ve varış noktalarını gösterirler. Çıkış noktası mü minin kalbindeki sorumluluk bilinci olan hac ibadetini oluşturan sembollerin gösterdiği güzergahı izleyen herkesin varıp duracağı nokta (mahill), Allah karşısındaki acziyet ve kulluğunu simgeleyen dolayısıyla tevhid akidesini sembolize eden Kâbe dir. Kökü insanın yüreğinde olan Allah a karşı borçluluk bilinci, sahibini yeryüzünün kalbi olan Kâbe ye doğru yöneltir. 1631

26 Mahill, açtı, çözdü ve oradan yükü indirdi anlamındaki halle kökünden türetilir (Mekâyîs). Mahill ismi, hem mastar olarak varış noktası belli olan bir güzergah, hem de varış zamanı ve yeri anlamlarına gelir. Buna göre, yürekten çıkıp zamanda ve mekânda özgürlüğü keşfetmek için girişilen eyleme delalet eder. Bu, aynı zamanda hac ibadetinin kapsamlı bir tanımını da ele vermektedir. و ل ك ل ا م ة ج ع ل ن ا م ن س ك ا ل ي ذ ك ر وا اس م للا ع لى م ا ر ز ق م م ن ب يم ة ا ل ن ع ام ف ا ل ك م ا ل و اح د ف ل ا س ل موا و ب ش ر ال م خ ب ت ين ١٤ 34 VE Biz, her ümmet için kurban kesmeyi bir ibadet kıldık ki, bu vesileyle O nun kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah ın ismini ansınlar.(50) Bakın, ilâhınız tek bir İlah tır; o halde yalnız O na teslim olun! Ve (sen de Ey Peygamber); O na yürekten boyun eğenleri(51) (O nun rızasıyla) müjdele! (50) Mensek, özelde hacda kesilen kurban genelde hacca özgü ibadetlerden her biri ya da bunların yeri ve zamanı anlamlarına gelir (krş. Bakara: 200 ve En âm: 162). Bu bağlamda hac ibadetinin bir parçası olan kurban kastedilmektedir. Cahiliye döneminde hac zamanı putlar için kesilen kurbana el- ıtr (veya atîre) adı verilirdi. Kur an onların yerine mensek ve türevlerini kullanarak yepyeni bir kavramlaştırmaya gitmiş ve bununla cahiliye kurban kültünden farklı olarak tevhidi bir kurban tasavvuru oluşturmayı amaçlamıştır. (51) Tercihimiz muhbıt ın kök manasına dayanmaktadır (Râğıb). (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 200 Aşağıdadır.) ف ا ذ ا ق ض ي ت م م ن اس ك ك م ف اذ ك ر وا للا ك ذ ك ر ك م اب اء ك م ا و ا ش د ذ ك ر ا ف م ن الن اس م ن ي ق ول ر ب ن ا ات ن ا ف ى ال دن ي ا و م ا ل ف ى ا ل خ ر ة م ن خ ل ق ٢٠٠ 200 (Hacca has) ibadetlerinizi(386) tamamladıktan sonra (bir zamanlar) atalarınızı andığınız gibi, hatta daha güçlü bir biçimde Allah ı anın!(387) İnsanlardan bazısı ; Ey Rabbimiz! Bize vereceğini bu dünyada ver! derler. Böylelerinin ahret nimetlerinden nasibi yoktur. (386) Menasik in kendisinden türetildiği nusuk, hacca özgü ibadetlerden her biri için kullanılırsa da, özelde kurban genelde tüm ibadetleri kapsar (196. âyete bkz). Menasik, haccı oluşturan ibadetlere verilen alem olmuştur ve hac menasiki şeklinde şöhret bulmuştur. (387) Zımnen: Atalarınızın ocağındaki külü taşırsanız âdet, közü taşırsanız ibadet olur. Cahiliyye döneminde Araplar kurban kestikten sonra şeytan taşlama mahalline gelip orada atalarının anısını tazeler, onlara ilişkin öyküler anlatırlardı (Taberî). Cahiliyye insanı ibadeti değil ibadetin ruhunu kaybetmişti. Hz. İbrahim den beri eda edilen ibadetler, aşağı yukarı biçim olarak aslını korumuş olsalar da ruh ve amaç olarak aslını kaybetmişlerdi. Bu durum da ibadetlerin âdete dönüşmesine neden olmuştu. Âdetleşen ibadette niyetler de sapmaya uğruyor, Allah emrettiği için değil atalardan öyle görüldüğü için yapılır hâle geliyordu. (Nuzul 73 / Mushaf 6: En am 162 Aşağıdadır.) ق ل ا ن ل ت ى و ن س ك ى و م ح ي ای و م م ات ى لل ر ب ال ع ال م ين ١٦٢ 162 De ki: Benim tüm istek ve arzum,(138) bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah a armağan olsun!(139) (138) Lafzen: salâtım. Burada, salât ın dua, istek, destek istemek destek vermek gibi kök anlamlarına bir atıf (bkz. Mâide: 12 ve A lâ: 15. Krş. Zâdu l-mesîr, Bakara 3 ün tefsiri). (139) Nusuk özelde kurban için kullanılsa da genelde tüm ibadetleri ifade eder (bkz. Bakara: 200, ve Hac: 34) 1632

27 Bu âyet, Kur an ın mü minlerine talim ettirdiği anddır. İnsanı Allah en güzel kıvamda yaratmış, kıvamını bulması için üstün yetilerle donatarak yolun başına bırakmıştır. Böylece insanı kendi kendisine emanet etmiştir. Eğer insan emanete sadâkat göstermek istiyorsa, kendisini Allah a adayacaktır. Zira insanın kendisini armağan edeceği ve aldanmayacağı tek kapı Allah ın kapısıdır. Allah dışındaki bir kapıya adanış bin aldanıştır. Zira insana değerini yalnızca Allah verir. Bu yüzden Allah a armağan olana fiyat biçilemez. Fiyat biçilenin ise değeri olmaz. Onu alan da çıkar, satan da. Bu âyet muhatabına bu hakikati tebliğ eder. ١٥ 35 Onlar ki, ا ل ذ ين ا ذ ا ذ ك ر للا و ج ل ت ق ل وب م و ال اب ر ين ع لى م ا ا اب م و ال م ق يم ى ال لوة و م م ا ر ز ق ن ا م ي ن ف ق و ن Ne zaman Allah anılsa kalpleri saygıyla ürperir Ve başlarına gelen şeylere sabrederler; Üstelik namazı hakkını vererek kılarlar(52) Ve kendilerine verdiğimiz rızıktan cömertçe sarf ederler.(53) (52) Salatı ikame ile ilgili bir açıklama için bkz. A râf: 170 ve Bakara: 3, ilgili notlar. (53) İnfak ın cömertçe sarf etme anlamı için bkz. Enfal: 3 (Nuzul 56/ Mushaf 07 : A raf 170 Aşağıdadır.) و ال ذ ين ي م س ك ون ب ال ك ت اب و ا ق ام وا الص لو ة ا ن ا ل ن ض يع ا ج ر ال م ل ح ين ١٠٠ 170 Ama kitaba sımsıkı sarılan ve Allah a kulluğun hakkını verenler (134) var ya: onlar iyi bilsinler ki Biz, kendilerini ve başkalarını düzeltmek için çaba gösterenlerin emeklerini zayi etmeyeceğiz. (134) Lafzen: salâtı ikâme edenler.. Burada İsrâiloğullarına mensup kimselerden söz edildiği için salât namaz dan çok kulluk ve ibadet vurgusu taşır. Salât, farklı şekil ve formlarda da olsa, tüm peygamberlerin şeriatlarında bulunan temel bir ibadettir. Namaz emrini peşinen içeren ekâmu ssalat ibaresinin, dilsel veriler dikkate alındığında, namaz aracılığıyla hedeflenen daha üst bir amaca atıf olduğu anlaşılır. Esasen salat, insanı otururken dik tutan oyluk veya ayaktayken dik tutan omurga anlamına gelen bir kökten türetilmiştir. Salat ın ikâmesi, doğrultulması ve ayağa kaldırılması anlamlarını taşır. Bir başka ifadeyle Kulun Allah karşısındaki esas duruşu dur namaz. Bu verilerden yola çıkarak salatı ikame nin, namaz kılmanın çok daha ötesinde çağrışımları olduğunu söyleyebiliriz. Kur an ın bütünü ve dilsel veriler bağlamında bu ibareyle kastedilen, namazın da kendisine ulaşmak için araç olarak kullanıldığı daha üst amaç olan kulun Allah karşısındaki esas duruşu dur. (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 3 Aşağıdadır.) ا ل ذ ين ي ؤ م ن ون ب ال غ ي ب و ي ق يم ون الص لو ة و م م ا ر ز ق ن ا م ي ن ف ق ون ١ 3 O hidayete erenler ki, idraki aşan hakikatlere bütünüyle iman ederler, namazı istikamet üzre kılarlar,(6) kendilerine sürekli lutfettiğimiz şeylerden (ihtiyaç sahiplerine) harcarlar; (7) (6) Yukîmu fiilini salât teriminin 23 yıllık nüzûl sürecinde zenginleşerek seyreden yapısına uygun olarak istikamet üzre kılarlar şeklinde çevirdik. 1633

28 Bu istikamet, Namazın tadil-i erkanından daha çok niyet ve maksadıyla alâkalıdır. Şatıbi ekame yi devamlılık olarak anlamıştır (el-muvâfakât II, 242). Salât ın ikamesi, şeklinden çok amaç ve niyetiyle ilgilidir. Mâun sûresi, bu konuda hayli açıklayıcıdır. İman ve infakın arasında namazın zikredilmesi de oldukça anlamlıdır. O hâlde namazı istikamet üzre kılmak. Namazı, 1) Uluhiyet tevhidinin bir gereği olarak salt Allah a has kılmakla; 2) Rububiyet tevhidinin bir gereği olarak da namazla sosyal hayat arasındaki doğrudan ilişkiyi kabullenmekle mümkündür (Salât hakkında bkz. A lâ: 15). (7) İnfak için nüzûl sürecinde ilk geçtiği Yâsîn: 47 nin 6 nolu notuna bkz. Bu sûrenin 219. âyetinden de anlaşılacağı gibi, başlangıçta infak, yani Allah yolunda vermek, ihtiyaçtan artanı vermek olarak meşru kılınmıştı. Medine toplumu güçlendikçe bu yükümlülük sınırlandırılmış, zekât miktarı Hz. Peygamber (s) tarafından zaman zaman yeniden düzenlenerek, nihayet 1/40 oranında istikrar bulmuştur. Bu ise, Hz. Ali nin (r) ifadesiyle cimrilerin zekâtıdır. (Nuzul 95 / Mushaf 8 : Enfal 3 Aşağıdadır.) ا ل ذ ين ي ق يم ون ال لوة و م م ا ر ز ق ن ا م ي ن ف ق ون ١ 3 Onlar; namazı hakkını vererek kılarlar(4) ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan cömertçe sarf ederler.(5) (4) Bkz. Bakara: 3; A râf: 170 (5) Yunfikûn un türetildiği kök, cömertçe ilavesini kaçınılmaz kılmaktadır (Lisân). Namaz insanın Allah a karşı sorumluluğu, Zekât insanın topluma karşı sorumluluğudur. Bu iki kanattan biri kırılırsa, diğeriyle ruh kuşu miraç menziline uçamaz (İnfâk için ilk geçtiği Yâsîn: 47 nin notuna bkz). و ال ب د ن ج ع ل ن ا ا ل ك م م ن ش ع ائ ر للا ل ك م ف ي ا خ ي ر ف اذ ك ر وا اس م للا ع ل ي ا و اف ف ا ذ ا و ج ب ت ج ن وب ا ف ك ل وا م ن ا و ا ط ع م وا ال ق ان ع و ال م ع ت ر ك ذل ك س خ ر ن ا ا ل ك م ل ع ل ك م ت ش ك ر ون ١٦ 36 Malum kurbana gelince: (54) Biz onu sizin için içerisinde nice hayırlar barındıran Allah ın simgelerinden biri olarak (ibadet) kıldık: O halde, (ön ayaklarından biri bağlanıp) sıra sıra diz çöktürülen hayvanları kurban ederken (55) Allah ın ismini anın; Nihayet onların yanı yere gelince(56) artık ondan siz de yiyin, İhtiyacını belli eden ya da etmeyen(57) herkese de yedirin: Bu böyledir; zira Biz onları sizin yararınıza âmâde kılmışızdır; umulur ki şükredersiniz. (54) Kavramsal farklılık, bu pasajda sanki iki ayrı kurban türünden söz edildiği sonucunu vermektedir. Birincisi 28 ve 34. âyetlerde behîmeti l-en âm olarak geçen kurbanlar, ikincisi 36. âyette savâffe olarak geçen kurbanlar. (55) Savâffe, sıraya girmiş, saf saf dizilmiş anlamına. İbn Abbas bu kelimeyle devenin diğer hayvanlardan farklı olan kurban ediliş şeklinin kastedildiğini söyler. 1634

29 Nahr adı verilen bu kesim şekline göre devenin ön ayaklarından biri bağlanarak diz çöktürülür, başı havada kesilirdi (Taberî). Hemen sonra gelen sırtı yere tamamen yapışınca ibâresi, bu anlamı doğrulamaktadır. (56) Develer oturur şekilde kesildiği için (a kara) yanı yere gelince kinâi ifadesi devrilip de öldüğü kesinleşince anlamına gelir. (57) 28. âyetteki ihtiyaç sahiplerine de ibâresinin açılımı. ل ن ي ن ال للا ل ح وم ا و ل د م اؤ ا و لك ن ي ن ال الت ق وى م ن ك م ك ذل ك س خ ر ا ل ك م ل ت ك ب ر وا للا ع لى م ا ديك م و ب ش ر ال م ح س ن ين ١٠ 37 Onların ne etleri, ne de kanları Allah a ulaşır; Fakat sizden O na ulaşan yalnızca O na karşı gösterdiğiniz derin sorumluluk bilincidir. Böylece onları sizin yararınıza âmâde kıldı ki, size yol gösterdiğinden dolayı Allah ın yüceliğini lâyıkıyla takdir edesiniz; (58) Ve (sen Ey Peygamber,) iyileri (O nun rızasına ermekle) müjdele! (58) Kurban ibadetinin hikmeti, eşyanın insanın emrine âmâde kılınması demeye gelen teshir sırrında yatmaktadır. Bu sırrı önceki âyette yer alan kezalike sahharnâhâ lekum ile bu âyetteki kezâlike sahharahâ lekum ibâreleri ele verir. Teshir, insanın yaratılmışlar âlemindeki şerefini gösterir. Lekum deki lâm hem insanın emrine âmâde kılınmayı hem de insan için bir yasaya bağlı olarak yaratılmayı ifade eder. Allah ın insana musahhar kıldığı her şeyin üzerinde zımnen insani hizmete mahsustur yazılıdır. Kur an a göre yıldızlar, nehirler, güneş ve ay, gece ve gündüz, yer ve gökteki her şey, denizler, kuşlar, bulutlar insanın emrine musahhar kılınmıştır. Kurbanlık hayvanlar da öyle Teshir, varlık hiyerarşisine (meratibü l-vücud) delalet eder. Kurban kesmek, Allah ın koyduğu varlık hiyerarşisine saygı göstermektir. Zira insanlığın dünü ve bugünü, varlık hiyerarşisi bozulunca başta öküz (apis) ve inek (hotor) olmak üzere emrine verilen her şeyi tanrılaştırdığının sayısız örnekleriyle doludur (A râf: 148). Mâide 103. âyet, cahiliyye insanının varlık hiyerarşisini bozma teşebbüsünü reddeder. Kurban kesen zımnen şu ahdi vermiş olur: Allah ım! Senin varlık için koyduğun sıralamayı (meratib l-vücûd) bozmayacağım! (Nuzul 56 / Mushaf 7 : A raf 148 Aşağıdadır.) و ات خ ذ ق و م م و سى م ن ب ع د م ن ح ل ي م ع ج ل ج س د ا ل خ و ار ا ل م ي ر و ا ا ن ل ي ك ل م م و ل ي د ي م س ب ي ل ا ت خ ذ و و ك ان وا ظ ال م ين ١٤٨ 148 VE Musa nın halkı onun peşi sıra, takılardan mamul ses çıkaran bir buzağı heykelini ilâh edindiler(107). Onlar, onun kendileriyle konuşmayacağını, yol da göstermeyeceğini görmüyorlar mıydı sanki! (Yine de onu) ilâh edindiler; çünkü onlar bilinci altüst olmuş kimselerdi. (108) (107) el- Icl: Muhtemelen, Kur an ın iniş sürecinde geçtiği ilk yer burasıdır. Erkek olsun dişi olsun sığır yavrusu anlamına gelen buzağı nın tam karşılığıdır. İsrâiloğullarının neden başka bir şey değil de buzağı heykeli yaptıklarının en makul açıklaması şöyle olabilir: Eski Mısır dininin en ünlü tanrılarından biri Apis (Eski Mısır dilinde hapi kutsal boğa, sığır ) adını alır. Apis e Menfis te bereket tanrısı olarak tapılırdı. Kutsal sığırlardan biri öldüğünde yerini alacak bir buzağı bulunur ve Menfis teki Apeion a (:sığır mabedi. İo Eski Mısır dilinde inek ) yerleştirilirdi. Apis rahipleri, kutsal sığırın hareketlerine bakarak kehanette bulunurlardı; bu kehanetlere hayli itibar edilirdi. 1635

30 Apis sığırları öldükten sonra görkemli bir törenle Sakkara da Sarapeum adı verilen yeraltı dehlizlerine gömülürdü. Daha sonra Osiris kültü ile Apis in birleşmesinden oluşan Serapis e tapınılmaya başlandı. Eski Ahid de Mısır çok güzel bir genç inek (Yeremya, 46:20) dendiğine göre, İsrâiloğulları içinden genç inek heykeline tapanların, aslında kendilerini tutsak eden Mısır a olan özlemlerini, önceleri sıradan bir kültiken sonradan tüm Mısır ın sembolü hâline gelen Apis heykeline taparak dile getirdiklerini düşünebiliriz. Kur an vahyi onların bu sapmalarını şiddetle yererken, sapıtan İsrâiloğulları şahsında toprak aşkının bedelinin özgürlük, iman ve insan onuru olamayacağını vurgulamış olmaktadır. (108) Zulüm, kök olarak bir şeyi yerinden etmek anlamına gelir. Bu ise öncelikle ters dönmüş bir bilincin (Nukisû alâ ruûsihim: Enbiya: 65) yanlış değerlendirmesi sonucu gerçekleşir. Ters dönmüş bir bilinç doğru algılayıp doğru göremez. Yahudileşen İsrâiloğulları, geçici de olsa işte böylesine bir bilinç alaborası sonucu kendilerini Firavun toplumunun totemleri arasında yer alan inek yavrusuna taparken buldular. Bunun bir diğer anlamı can düşmanını tanrılaştırmaktı. (Nuzul 108 / Mushaf 5 : Maide 103 Aşağıdadır.) م ا ج ع ل للا م ن ب ح ير ة و ل س ائ ب ة و ل و يل ة و ل ح ام و لك ن ال ذ ين ك ف ر وا ي ف ت ر ون ع ل ى للا ال ك ذ ب و ا ك ث ر م ل ي ع ق ل ون ١٠١ 103 Ne bahîra ve sâibe, ne de vasîle ve hâm(114) (adı altında, hayvanların bâtıl inançlarla yaratılış amacı dışına çıkarılmaları) Allah ın emri değildir. Fakat hakikati inkârda ısrar edenler, kendi uydurdukları yalanları Allah a yakıştırıyorlar. Zira onların çoğu kafalarını kullanmıyorlar. (114) Bahîra: Beş kez doğuran ve beşincisi erkek olan dişi deve. Sâibe: Başına bir iş gelenin kurtulunca saldığı adak deve. Vasile: Erkekli dişili ikiz doğuran koyunun sırf dişiye hürmeten yenilmeyip salınan erkeği. Hâm: Dölüyle on batın doğurtan erkek deve. Bunlar sahte bir kutsallık kılıfı ile tanınsın diye kulağı yarılıp salınırlar, etinden, sütünden ve tüyünden hiç kimse yararlanamazdı. Sâlih peygamberin devesi bu geleneğin köklerine işaret etse gerektir (msl. Hûd: 64). Bu sahte kutsallık özünde ilâhî hiyerarşiye müdahale anlamı taşıyordu (Hac: 36-37, not 9-11). ا ن للا ي د اف ع ع ن ال ذ ين ام ن وا ا ن للا ل ي ح ب ك ل خ و ان ك ف ور ١٨ 38 Hiç kuşku yok ki Allah inanıp güvenenleri savunacaktır; çünkü Allah ihaneti tabiyat edinen(59) hiç bir nankörü sevmez.(60) (59) Havvân (fa âl) kalıbının dildeki çağrışımına dayanarak. (60) Burada küfrün ahlâkî karşılığı olan nankörlük öne çıktığı için âmenû kelimesinde içkin olan imanın ahlâkî karşılığı güven e özellikle vurgu yapılmıştır. ا ذ ن ل ل ذ ين ي ق ات ل ون ب ا ن م ظ ل م وا و ا ن للا ع لى ن ر م ل ق د ير ١٩ 39 (İşte bu yüzden), kendilerine savaş açılan kimselere (savaş) izni verildi;(61) zira onlar zulme uğramış kimselerdi: ve elbette Allah, onlara yardım edecek güce sahiptir. (61) Savaş (kıtal) izni açıkça bu âyette yer almıştır. Fakat zımni izin daha önce inen Muhammed sûresinin 4. âyetinde verilmiş olmalıdır. Dikkat edilmesi gereken husus şudur ki, Allah kıtal e izin vermiş, cihad ı ise emretmiş tir (Bakara: 190). (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 190 Aşağıdadır.) و ق ات ل وا ف ى س ب يل للا ال ذ ين ي ق ات ل ون ك م و ل ت ع ت د وا ا ن للا ل ي ح ب ال م ع ت د ين ١٩٠ 190 SİZE karşı savaş açanlarla siz de Allah yolunda savaşın, fakat saldırganlık yapmayın! Allah saldırganlık yapanları sevmez.(366) (366) Erdemin gerçek ölçütüyle ilgili koordinatlar verildikten sonra, söz insanî erdemin en çok çiğnendiği ve haksızlık ve zulmün en çok işlendiği savaşa getirilmiştir. Kur an savaşa meşru sınırlar içerisinde izin vermiş, fakat kirli savaşa izin vermemiştir. Bu yüzden bir savaş ahlâkı geliştirmiştir. 1636

31 ا ل ذ ين ا خ ر ج وا م ن د ي ار م ب غ ي ر ح ق ا ل ا ن ي ق ول وا ر ب ن ا للا و ل و ل د ف ع للا الن اس ب ع ض م ب ب ع ض ل د م ت و ام ع و ب ي ع و ل و ات و م س اج د ي ذ ك ر ف ي ا اس م للا ك ث ير ا و ل ي ن ر ن للا م ن ي ن ر ا ن للا ل ق و ى ع زيز ٤٠ 40 Onlar ki, yalnızca Bizim Rabbimiz Allah tır dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Zira eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla savunmamış olsaydı,(62) o zaman içerisinde Allah ın adının çokça anıldığı nice manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılıp giderdi. Ama Allah kendi (dâvâsına) destek verenlere elbette yardım edecektir: çünkü Allah aklın almayacağı kadar güçlü ve yücedir.(63) (62) Bu şekilde çevirimizin gerekçesi için bkz. Bakara: 251. Eğer difâu n-nâs yerine çoğunluğun okuyuşu olan def u n-nâse kıraatı tercih edilirse, mânâ Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla def etmemiş olsaydı olur. Bu tür bir okuma, yerkürede insan nüfusu dengesinin sağlanmasına ilişkin ilâhi yasaya delalet eder. (63) Kaviyyun ve azizun isimlerinin belirsiz yapısı, çeviriye aklın almayacağı kadar şeklinde yansımıştır (Esmanın marife-nekira farkı için bkz. Tevbe: 102). (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 251 Aşağıdadır.) ف ز م و م ب ا ذ ن للا و ق ت ل د او د ج ال وت و اتي للا ال م ل ك و ال ح ك م ة و ع ل م م م ا ي ش اء و ل و ل د ف ع للا الن اس ب ع ض م ب ب ع ض ل ف س د ت ا ل ر ض و لك ن للا ذ و ف ض ل ع ل ى ال ع ال م ين ٢٥١ 251 Bunun üzerine, Allah ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Ve Davud Câlût u öldürdü, bunun ardından Allah da ona hükümranlık ve âdil hüküm liyakati verdi ve dilediklerini öğretti.(453) Eğer Allah insanların bazısını diğer bazısıyla savunmamış olsaydı,(454) yeryüzü fesada giderdi. Ve fakat Allah bütün varlıklara karşı sınırsız lütuf sahibidir. (453) Cümlenin başı Hz. Davud un peygamber seçilmesinin gerekçesini açıklar gibidir. (454) Meşru müdafaanın Allah ın bir lütfu olduğuna işarettir (krş. Hac: 40). Nafi, def u sözcüğünü difâ u okumuştur. Bu, tercihimiz olan savunma anlamını pekiştirir. Kaldı ki, Sibeveyh e göre ikisinin de anlamı aynıdır (Kurtubî). (Nuzul 114 / Mushaf 9 : Tevbe 102 Aşağıdadır.) و اخ ر ون اع ت ر ف وا ب ذ ن وب م خ ل ط وا ع م ل ال ح ا و اخ ر س ي ئ ا ع س ى للا ا ن ي ت وب ع ل ي م ا ن للا غ ف ور ر ح ي م ١٠٢ 102 Bir de ilkin iyi olan işini, kötü olan ötekisiyle karıştırıp (en sonunda) günahını itiraf eden berikiler var. Allah ın onların af taleplerini kabul etmesi beklenir; çünkü Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.(129) (129) Âyet sonlarında gelen el-esmau l-husna nın iki tür kullanımı vardır: Birincisi ğafûrun rahîmun gibi belirsiz form, İkincisi el-ğafûru r- rahîm gibi belirli form. Belirsiz formlar sıfattırlar. Failin zâtını değil vasfını ifade ederler. Yani zâta değil sıfata delalet ederler. İşte bu yüzden belirsiz geldiği yerlerde bu sıfatlar özellikle o niteliklerin kullanıldığı âyet ya da âyetler grubunda anlatılan fiille doğrudan ilişkili olarak anlaşılmalıdırlar. Yani İlâhî esmadan mücerret bir isim olarak değil, sonunda geldiği âyette anlatılan olayla bire bir ilişkili bir vasıf olarak. Fakat belirli geldiklerinde yukarıdakinin tersine sıfatlar isme dönüşür. Failin fiilini değil, zâtî özelliğini gösterirler. Sabittirler, zamana ve mekâna delalet etmezler. Bunun delili huve zamirine isnat eden hiçbir ismin belirsiz gelmemesidir (msl. Huve l-ğafuru r-rahîm). Zira huve mutlak Zât a delalet eder. Bu yüzden O na isnat eden sıfat, el takısı alarak isme yaklaşır. Bu farkın çeviriye şu ya da bu biçimde yansıması elbet gereklidir. Biz genellikle belirsiz formda kullanılan sıfatları, tarifsiz bir bağışlayıcı eşsiz bir merhamet kaynağıdır şeklinde, belirli kullanılan isimleri ise mutlak bağış sahibidir, sonsuz merhamet kaynağıdır şeklinde çevirmeye çalıştık (bkz. Kasas: 16; krş. Tevbe: 71). ا ل ذ ين ا ن م ك ن ا م ف ى ا ل ر ض ا ق ام وا ال لوة و ات و ا الز كوة و ا م ر وا ب ال م ع ر وف و ن و ا ع ن ع اق ب ة ا ل م ور ٤١ ال م ن ك ر و لل 41 Bu kimseler ki, eğer onlara yeryüzünde iktidar versek; namazı hakkını vererek eda ederler; arınmak için ödenmesi gereken bedeli öderler; iyi, doğru ve yararlı olanı emreder, kötü, yanlış ve zararlı olandan da sakındırırlar. En nihayet işlerin sonucunu belirlemek Allah a aittir.(64) (64) Benzer bir ibâre için bkz. Lokman:

32 (Nuzul 75 / Mushaf 31 : Lokman 22 Aşağıdadır.) و م ن ي س ل م و ج ا ل ى للا و و م ح س ن ف ق د اس ت م س ك ب ال ع ر و ة ال و ث قى و ا ل ى للا ع اق ب ة ا ل م ور ٢٢ 22 Ama(30) kim de bütün varlığıyla görürcesine inandığı Allah a teslim olursa, işte o kopmaz bir halkaya sımsıkı yapışmış olur: en nihayet her iş döner dolaşır, sonucunu takdir etmesi için Allah a varır. و ا ن ي ك ذ ب وك ف ق د ك ذ ب ت ق ب ل م ق و م ن وح و ع اد و ث م ود ٤٢ 42 İMDİ, eğer seni yalanlıyorlarsa, unutma ki onlardan çok daha önce Nûh, Âd ve Semud kavmi de (kendi peygamberlerini) yalanlamışlardı. 1638

33 Hz Nuh un yaşadğı Yerler (Kufe ve Cudi) Hz Hud ve Ad Kavmi 1639

34 Hz Hud ve Ad Kavmi Hz Hud ve Ad Kavmi 1640

35 Hz Hud ve Ad Kavmi Hz Hud ve Ad Kavmi 1641

36 Hz Salih ve Semud Kavmi Hz Salih ve Semud Kavmi 1642

37 Hz Salih ve Semud Kavmi و ق و م ا ب ر يم و ق و م ل وط ٤١ 43 Yine İbrahim kavmi de, Lût kavmi de, 1643

38 1644

39 1645

40 و ا ح اب م د ي ن و ك ذ ب م و سى ف ا م ل ي ت ل ل ك اف ر ين ث م ا خ ذ ت م ف ك ي ف ك ان ن ك ير ٤٤ 44 Medyen ahalisi de (öyle yapmış) ve Musa da yalanlanmıştı. Hepsinde de kâfirlere süre tanıdım, ama sonunda onları enseledim: haydi, Beni inkar nasıl olurmuş görsünler bakalım!(65) 1646

41 (65) İnkar, yani tanımazdan gelme, yok sayma. Zımnen: Felaket sizin Allah ı tanımazdan gelmeniz değil, asıl felaket O nun sizi tanımazdan gelmesidir. 1647

42 Hz Musa ve Harun un Mısır dan Çıkışı ف ك ا ي ن م ن ق ر ي ة ا ل ك ن ا ا و ى ظ ال م ة ف ى خ او ي ة ع لى ع ر وش ا و ب ئ ر م ع ط ل ة و ق ر م ش يد ٤٥ 45 İşte bu yüzden çığırdan çıkmış nice kentleri helâk ettik. Nihayet hepsi de tepe taklak gitti, şimdi yerlerinde yeller esiyor. (Geriye) terkedilmiş kuyular (kaldı); o heybetli saraylar( dan şimdi eser yok). ا ف ل م ي س ير وا ف ى ا ل ر ض ف ت ك ون ل م ق ل وب ي ع ق ل ون ب ا ا و اذ ان ي س م ع ون ب ا ف ا ن ا ل ت ع م ى ا ل ب ار و لك ن ت ع م ى ال ق ل وب ال ت ى ف ى ال د ور ٤٦ 46 İyi ama, onlar hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazlar? Bu sayede kendisiyle akledecekleri bir kalbe(66) ya da işitecekleri bir kulağa sahip olsalardı ya!(67) Ama şu da var ki; gözler kör olmaz, fakat asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir.(68) (66) Kur an, aklı tüm faaliyetlerinde serbest bırakmakla kalmayıp teşvik etmiş. Onu analoji, tümevarım, tümdengelim vs. gibi formlarla sınırlamamış, düşünme faaliyetini kalbe izafe ederek, sezgi gibi alternatif bilgi kaynaklarını da düşünme süreçlerine dahil etmiştir. Adeta Kur an bu üslubuyla, insanın bilgiyi nereden ve nasıl aldığından çok bilginin mahiyetiyle, yani hakikate tekabül edip etmediğiyle ilgilenmiştir (krş. A râf: 3, 176, ilgili notlar). (67) Aynı cümlede akleden bir kalp ile işiten bir kulak birbirlerinin yerine kullanılıyor (Benzer bir âyet için bkz. Mülk: 10). Birincisi aklı ikincisi nakli temsil ediyor. Fakat öncelik akleden kalbe veriliyor, zira o olmadan nakil işlevini icra edemez. 1648

43 (68) Vahiy özürlülük algımızı yeniden inşa ediyor. Bizim kör, sağır, dilsiz dediklerimiz vahye göre özürsüz; zira canda özür olmaz. Asıl özürlülük akleden kalpte ortaya çıkan özür: Hakkı duymayan sağır, görmeyen kör, konuşmayan dilsizdir. (Nuzul 56 / Mushaf 7 : A raf 3 Aşağıdadır.) ا ت ب ع وا م ا ا ن ز ل ا ل ي ك م م ن ر ب ك م و ل ت ت ب ع وا م ن د ون ا و ل ي اء ق ل ي ل م ا ت ذ ك ر ون ١ 3 Uyun Rabbinizin katından size indirilene! O nun dışında birtakım otoritelere de asla uymayın! (3) Ne kadar da kıt hafızalısınız! (4) (3) Zımnen: Kılavuzu vahiy olmayanın kılavuzu şeytan olur. Evliya nın tabi olmak fiiliyle kullanıldığı bu bağlamdaki en uygun karşılığı otorite dir. (4) Tezekkur, istikameti geçmişi gösteren düşüncedir ve hafızaya tekabül eder. Tedebbur, istikameti gelecek olan ve tedbir üretmeyi hedefleyen düşüncedir. Taakkul bu ikisi arasında bağ kurmak, Tefakkuh bu üçünden elde edileni şimdi ve buradaya taşımaktır. Tefekkur ise bütün bu süreçlerin tümünü kapsar. Bunların hepsi de olumlu düşünmeyi içerir ve tefa ul babından gelir. Olumsuz kullanıldığı tek yerde ise tef îl babından (fekkera) gelir (bkz. Müddessir: 18, ilgili notlar). (Nuzul 56 / Mushaf 7 : A raf 176 Aşağıdadır.) و ل و ش ئ ن ا ل ر ف ع ن ا ب ا و لك ن ا خ ل د ا ل ى ا ل ر ض و ات ب ع وي ف م ث ل ك م ث ل ال ك ل ب ا ن اي ات ن ا ف اق ص ال ق ص ل ع ل م ي ت ف ك ر ون ت ح م ل ع ل ي ي ل ث ا و ت ت ر ك ي ل ث ذل ك م ث ل ال ق و م ال ذ ين ك ذ ب وا ب ١٠٦ 176 Ki, eğer Biz isteseydik onu mesajlarımızla yüceltirdik (139) ne ki o dünyaya sarıldı ve ihtirasının peşine düştü. İşte bu yüzden böyle birinin durumu, üstüne varsan da kendi hâline bıraksan da hırlayıp duran bir köpeğe benzer. Mesajlarımızı yalanlamaya kalkanların durumu işte böyledir. şu hâlde (bu) kıssaları aktar, (140) belki üzerinde düşünürler. (141) (139) Zımnen: Eğer o mesajlarımızla yücelmeyi tercih etseydi, biz de onu mesajlarımızla yüceltirdik; ama o mesajlarımızı kullanmayı, onların üzerine basarak yükselmeyi seçti, biz de onu alçalttık. (140) Burada anlatılması istenen kıssalar bu sûre boyunca devam eden geçmiş toplumlara ait kıssalardır. Muhtemeldir ki bu kıssaların içerisine 172. âyette ve hemen üstteki âyette aktarılan mesel ve misal de girmektedir. Eğer böyleyse, Kur an kıssa derken yanlızca tarihsel olayları değil sembolik ve temsili anlatımları da kastetmektedir. (141) Tefekkür ün nüzûl sürecinde ilk geçtiği yer. Bu kalıp geçtiği on beş yerde de olumludur (Tefkîr ile farkı için bkz. Müddessir: 18). Bilgi edinme süreçlerinin tümünü ifade eder. Râzî nin de isabetle kaydettiği gibi tefekkür, aklın/kâlbin sebepler ile sonuçlar arasında bağ kurarak bilgiyi elde etme, üretme ve iletme süreçlerinin tümünü kapsar. Bu sürecin her durağı; tezekkür, tedebbür, taakkul, tefakkuh gibi farklı isimler alır ve farklı vurgular taşır (bkz. âyet 3, not 4). Düşünmenin kalbe isnadına dair bkz. Hac:

44 (Nuzul 60 / Mushaf 67 : Mülk 10 Aşağıdadır.) و ق ال وا ل و ك ن ا ن س م ع ا و ن ع ق ل م ا ك ن ا ف ى ا ح اب الس ع ير ١٠ 10 Ve ; Eğer biz (vahyi) işitmiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi kavurucu ateşe müstahak olanlar arasında bulunmazdık (15) diyecekler. (15) Zımnen: Kendimizi yakacak ateşe en yüksek bedeli ödeyenler arasında bulunmazdık. Burada iki değil üç unsur var: Vahiy, Akıl ve Çevre. İmam Cafer e atfedilen şöyle bir söz vardır: Peygamber insanın dışındaki akıl, akıl insanın içindeki peygamberdir. Duyularımızın ötesini akıl ile, aklımızın ötesini vahiy ile kavrayabiliriz. Burada duyuları çevre temsil etse gerektir. Cenneti hak edenlerin arasında olmak; duyuların doğru kullanımı açısından doğru kullanılan akıl ve doğru anlaşılan vahiy kadar önemlidir. Allah tan ödünç değerler alma (ilm) ve onlarla Allah-insan-kâinatın hakikatiyle tam uyumlu hükümlere ulaşma (hikmet) konusunda her fert (adem) aynı hakka sahiptir. و ي س ت ع ج ل ون ك ب ال ع ذ اب و ل ن ي خ ل ف للا و ع د و ا ن ي و م ا ع ن د ر ب ك ك ا ل ف س ن ة م م ا ت ع د ون ٤٠ 47 Bir de kalkmış, azabın çabuk gelmesi için seni sıkıştırıyorlar.(69) Ama Allah sözünden asla caymaz; ve unutmayın ki, Senin Rabbin katında bir gün sizin hesabınıza göre tut ki bin yıldır;(70) (69) Bkz. onun çabuk gelmesini istemenize gerek yok ki! (Nahl: 1). (70) Ke teşbih edatı çeviriye tut ki şeklinde yansımıştır. Bin rakamı, Arap dilinde sayı sıfatlarının zirvesini ifade eder. Artık ondan sonrası binin katlarıyla ifade edilir. Milyon için bin kere bin denilmesi gibi. Burada hem zamanın görece niteliğine, dolayısıyla aldatıcılığına işaret edilmiş, hem de bin rakamının kinâi anlamına imâda bulunulmuştur. Bütün bir oluşun O na yükselişi Secde: 5 te bizim hesabımızla bin yıl süren bir gün, Mearic:4 te bir günün ahiretteki karşılığı elli bin yıl, Kadr 3 te bin aydan hayırlı bir gece olarak geçtiği hatırlanacak olursa, bu tür rakamların aritmetik kesinlikten daha fazla, hesaba gelmeyecek kadar çokluk ifade ettiği anlaşılır. Bin rakamının mesela bin yıl yaşamayı istemek (Bakara: 96) gibi Kur an da kinâye olarak kullanıldığı da unutulmamalıdır (krş. Enfal: 65-66). Bu kullanımın çağrışımları arasında zaman insan içindir, Allah için değil gerçeği de bulunmaktadır. Özetle âyet zamanın görece niteliğine atıftır. (Nuzul 74 / Mushaf 16 : Nahl 1 Aşağıdadır.) ا تى ا م ر للا ف ل ت س ت ع ج ل و س ب ح ان و ت ع ا لى ع م ا ي ش ر ك ون ١ 1 Allah ın emri geldi(1) (bilin); onun çabuk gelmesini istemenize gerek yok ki!(2) Yüceler yücesi olan O, onların şirk koştukları her şeyin ötesinde aşkın ve eşsizdir.(3) 1650

45 (1) Etâ ve câe fiilleri çoğunlukla geldi şeklinde çevrilir. el-askerî nin Furûk una almadığı bu iki madde arasındaki farka dair bir açıklama şudur: etâ bu âyette olduğu gibi genellikle söz ve zaman türü soyut gelişi, câe Yusuf: 18, 72 de olduğu gibi somut ve fiziki gelişi ifade eder (İtkân II, 307). Ne var ki câe ile gelen Meryem: 43 ve Fecr: 23 ve etâ ile gelen Kasas: 30 gibi âyetler (ki başka örnekler de var) bu kurala uymamaktadır. Bu durumda önümüzde iki seçenek var: Ya bu kuralın isabetli olmadığı sonucuna varacağız, Ya da kural dışı örnekleri kuralın istisnası sayacağız. (Mesela Meryem: 43 te ikisi de hakikatin bilgisine atıfla kullanılır). (2) Çeviriye ki vurgusunu katan, ikinci cümlenin başındaki fâ dır. İronik bir îmâyı içinde barındıran bu ibare, tehdit edildikleri Hesap Günü nün çabuk gelmesini isteyen kimselere bir uyarı olarak anlaşılmalıdır (krş. Hûd: 8; Enbiya: 1, 37; Neml: 46; Ankebût: 53; Şurâ: 18). Çünkü âyet şirke dikkat çekerek bitmektedir. Bu âyeti, müslümanların yardım beklentilerine ve Hz. Peygamber in hicret talebine cevap olduğu yorumu da yapılmıştır. Bu uzak yorumu hem âyetin sonu, hem de bu âyetin bir açıklaması mahiyetindeki 33. âyet doğrulamamaktadır. (3) Çoğunluk bu cümleyi bir üsttekinin devamı olarak görüp, yuşrikûn fiilini üçüncü çoğul kipiyle tuşrikûn şeklinde okumuşlardır. Bu durumda anlam..sizin şirk koştuğunuz her şeyin.. olur. (Nuzul 57 / Mushaf 32 : Secde 5 Aşağıdadır.) ي د ب ر ا ل م ر م ن الس م اء ا ل ى ا ل ر ض ث م ي ع ر ا ل ي ف ى ي و م ك ان م ق د ار ا ل ف س ن ة م م ا ت ع د ون ٥ 5 Gökten yere kadar bütün bir oluşu O düzenler; en sonunda bütün bir oluş sizin hesabınıza göre bin yıl kadar süren bir günde (9) O na yükselir. (9) Zımnen hesabını tutamayacağınız bir sürede. Buradaki ibare, Son Saat tehdidinin yer aldığı bir bağlam olan Hac 47 de, ke benzetme edatıyla kullanılır. Bin yıl süren bir gün kullanımı tabiatıyla aritmetik değildir (Hac: 47 nin notuna bkz). Fakat bazı astrofizikçiler, bu âyeti Yunus 5 ışığında, ayın bin yıllık yolu bir günde almasından yola çıkarak, bunun ışık hızına tekabül ettiği sonucuna varmışlardır. (Nuzul 46 / Mushaf 70 : Mearic 4 Aşağıdadır.) ت ع ر ال م لئ ك ة و الر وح ا ل ي ف ى ي و م ك ان م ق د ار خ م س ين ا ل ف س ن ة ٤ 4 Bütün melaike, ruh ile birlikte, süresi (dünyaya göre) elli bin yıl olan bir günde (5) O na yükselir. (6) (5) Hac 47 de bin yıl. Zamanın görece niteliğine atıf. Yevmin, gün veya gün içinden bir an anlamına gelir. Samanyolu galaksisinin bir günü 250 milyon yıldır. Kendi etrafında dönüşünü bu sürede tamamlar. (6) Bu âyet, O na sadece güzel sözler yükselir, o sözleri yücelten ise imana uygun eylemlerdir. Gizliden gizliye çirkin tuzaklar tasarlayanlara gelince: onları şiddetli bir azap beklemektedir (Fâtır: 10) âyeti ışığında anlaşılabilir. Nadr b. Haris in, Allah ım! Eğer bu Kur an senin katından gelen bir hakikat ise üstümüze gökten taş yağdır veya bizi acı bir azaba uğrat! (krş. Enfal: 32) demesi üzerine nâzil olmuştur. Allah tan insana rahmet ve vahiy nâzil olur, insandan Allah a dua ve ubudiyet çıkar. Hayat bir miraç ve nüzulden ibârettir. (Nuzul 12 / Mushaf 97 : Kadr 3 Aşağıdadır.) ل ي ل ة ال ق د ر خ ي ر م ن ا ل ف ش ر ١ 3 O kadir-kıymet gecesi, bin aydan (6) daha hayırlıdır. (7) (6) Veya elf in mastar anlamı olan telif ve şehr in mastar anlamı olan işhar mânasıyla: İç içe geçmiş bir dolu aydınlıktan. Bin rakamı çokluktan kinaye olmakla birlikte şehr e izafe edildiğinde daha derin, daha farklı bir mânaya delalet etse gerektir. Sadece kinaye olsaydı daha çok olan min elfi senetin (bin yıldan) veya min elfi asrin (bin asırdan), hatta min elfi dehrin (tüm zamanların bin katından) buyurulurdu. Bu da buradaki kinayenin çokluğa değil, insanın ömrüne delalet ettiğini gösterir. 1651

46 (1) Yani: O ömre bedel bir gecedir. Zımnen: Ey muhatab! Kur an indiği geceye otuz bin kat değer yüklemiştir! O gecenin değeri kendinden değil vahiydendir. Zira o gece ay yılına ait bir gecedir. Ay yılı ise sabit değil dönen bir zamandır. Demek ki o mübarek gece bereketini bizzat zamandan değil, o zamanda inmeye başlayandan almıştır. Şu halde aynı Kur an senin hayatına inerse, ömrüne nasıl bereket katacağını var sen hesap et! Düşünsene aynı vahiy, İlk muhatabını Alemlere rahmet, İndiği şehri kentlerin anası, İndiği toplumu insanlığın anası (ümmet) kılmıştır! Sözün özü: İçine vahyin indiği bir gece bir ömre bedeldir. Kur an bunun tersinin de geçerli olduğunu söyler: İçinde vahyin olmadığı bir ömür bir gece kadar bereketsizdir (krş. İsra: 50-52; Tâhâ: ; Mü minûn: ). İmam Bakır a göre Enfâl 41 deki Eğer siz, Allah a ve hakkın batıldan ayrıldığı o gün, yani iki ordunun karşı karşıya geldiği gün kulumuza indirdiklerimize inanıyorsanız ibaresi Kur an ın inmeye başlamasıyla Bedir savaşının yılın aynı gününe denk geldiğine delalet eder. Bu yoruma göre Kadir gecesi savaşın gerçekleştiği 17 Ramazan dır (nkl. İbn Aşur, Duhân 3 ün tefsirinde). İmam Bakır ın bu yorumunda zannımızca Hz. Ali nin Ramazan ın 17 sinde şehid edilişinin de payı vardır ve bizce bu oldukça duygusal ve kırılgan bir yaklaşımdır. Aynı şey, Ramazan ın 17 sinde gerçekleşen Bedir zaferiyle Kadir gecesi arasında bağlantı kuran yorumlar için de söylenebilir. Kur an la sabittir ki Kadir gecesi Ramazan ayındadır: (O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, insanlığa rehber olan, bu rehberliğin apaçık belgelerini taşıyan ve hakkı batıldan ayıran Kur an işte bu ayda indirilmiştir (Bakara: 185). (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 96 Aşağıdadır.) و ل ت ج د ن م ا ح ر ص الن اس ع لى ح يوة و م ن ال ذ ين ا ش ر ك وا ي و د ا ح د م ل و ي ع م ر ا ل ف س ن ة و م ا و ب م ز ح ز ح م ن ا ل ع ذ اب ا ن ي ع م ر و للا ب ير ب م ا ي ع م ل ون ٩٦ 96 İnsanlar arasında, hayatın sadece bir türüne(166) karşı en çok ihtiras taşıyanlar olarak, onları bulursun; hatta, Allah tan başkasına ilâhlık yakıştıranlardan da daha fazla.(167) Onlardan her biri ister ki bin yıl yaşasın. Tut ki bunca ömre sahip olsun; bu dâhi onu azaptan uzak tutamaz: Zira Allah tüm yapıp ettiklerini görmektedir.(168) (166) Yani: yalnızca dünya hayatına.. Hayâtin deki belirsizlik çeviriye bir türü şeklinde yansımıştır (Bakara: 7, not 10). (167) İirk Allah tan rol çalmaya kalkışmaktan öte insanın kendisine tanrı atamasıdır. Bu durumda, atayan âmir atanan memur olmuştur. (168) İlâhî esmadan olan Basîr, â mâ nın karşıtıdır. Kip olarak ismi faildir. Mübalağa ifade eder. Tam açılımı şöyledir: Görmenin bütün anlamlarıyla, görülenin özüne nüfuz ederek, nitelik olarak derinliğine, nicelik olarak tüm ayrıntı ve cüzlerine varana dek gören ve bu iş için zaman, mekân ve alete muhtaç olmayan Zât. (Nuzul 95 / Mushaf 8 : Enfal Aşağıdadır.) ي ا ا ي ا الن ب ى ح ر ض ال م ؤ م ن ين ع ل ى ال ق ت ال ا ن ي ك ن م ن ك م ع ش ر ون اب ر ون ي غ ل ب وا م ائ ت ي ن و ا ن ي ك ن م ن ك م م ائ ة ي غ ل ب وا ا ل ف ا م ن ال ذ ين ك ف ر وا ب ا ن م ق و م ل ي ف ق ون ٦٥ 65 Sen ey Peygamber! Savaşta ölüm korkusunu yenmeleri için inananları yüreklendir(70) Eğer sizden dirençli yirmi kişi olursa, bunlar iki yüz kişiyi alt eder; yok eğer sizden yüz kişi olursa, inkârda direnenlerden bin kişiyi alt eder: çünkü onlar derin kavrayıştan mahrum bir yığındırlar.(71) (70) Harrıd: klasik yorumun teşvik et karşılığını verdiği bu sözcüğün kendisinden türediği harad, maddî ya da mânevî yok oluş, tükeniş, psikolojik çöküş, zihni direncin kırılıp yok olması anlamlarına geliyor. Marradahu nasıl onu hastalıktan arındırdı anlamına geliyorsa harradahu da onu psikolojik ve zihinsel çöküşten kurtardı anlamlarına gelir (Râğıb). (71) Klasik nesh teorisine göre, bu âyetin hükmü bir sonrakı âyetle iptal edilmiştir (mensuh). Bunun savunulabilir bir yanı yoktur. Buradaki nisbetin doğru anlaşılabilmesi için üstteki notta açıkladığımız harrıdı l-mu minin ibaresinin doğru anlaşılması şarttır. Bu ifadenin yüreklendirme amacını taşıdığı açıktır. Âyetin sonunda, bu yüreklendirmenin dayandığı mantıki nedene yer verilmektedir: Derin kavrayıştan mahrum olmak. Aslında burada, kitle psikolojisiyle hareket eden iradesiz ve bilinçsiz yığınlarla, bilinçli ve dirençli şahsiyetler arasındaki nitelik farkı dile getirilmekte, azlığına rağmen niteliğin niceliğe galip geleceği vurgulanmaktadır (krş. Bakara: 249). 1652

47 ا ل پن خ ف ف للا ع ن ك م و ع ل م ا ن ف يك م ض ع ف ا ف ا ن ي ك ن م ن ك م م ائ ة اب ر ة ي غ ل ب وا م ائ ت ي ن و ا ن ي ك ن م ن ك م ا ل ف ي غ ل ب وا ا ل ف ي ن ب ا ذ ن للا و للا م ع ال اب ر ين ٦٦ 66 Mevcut şartlarda Allah yükünüzü hafifletmiştir; zira sizin güçsüz olduğunuzu iyi biliyor: O hâlde, sizden dirençli yüz kişi çıkacak olursa, bunlar iki yüz kişiyi alt eder; ama eğer sizden bin kişi çıkarsa, Allah ın izni sayesinde iki bin kişiyi alt eder: zira Allah (hakta) direnenlerle beraberdir. و ك ا ي ن م ن ق ر ي ة ا م ل ي ت ل ا و ى ظ ال م ة ث م ا خ ذ ت ا و ا ل ی ال م ير ٤٨ 48 Ve Ben, zulme gömülüp gitmiş nice toplumlara (önce) süre tanımış, sonra enselemişimdir: nihayet dönüş Banadır.(71) (71) Zımnen: Ey insanoğlu! Allah tan kaçma, Allah a kaç! Aksi halde Allah tan kaçamazsın, sadece kaçak olarak enselenip huzura çıkarılırsın! ق ل ي ا ا ي ا الن اس ا ن م ا ا ن ا ل ك م ن ذ ير م ب ين ٤٩ 49 (EY PEYGAMBER!) De ki: Ey insanlar! şu bir gerçek ki, ben size gönderilmiş açık (sözlü) bir uyarıcıyım.(72) (72) Beni birtakım üstü kapalı ve esrarlı sözler söyleyen kahinler, şaman şairler ve hikayecilerle, mesajımı da şifre ve sırlarla dolu kehanet, ezoterik şiir ve mitolojiyle karıştırmayın. Kaynağı ve amacı hakikat olan bir mesajın kendisi de açık ve berraktır (mubin). ف ال ذ ين ام ن وا و ع م ل وا ال ال ح ات ل م م غ ف ر ة و ر ز ق ك ريم ٥٠ 50 Ve işte (Allah tan aldığım uyarı): İmanda sebat eden, O imanla uyumlu ıslah edici davranışlarda bulunan kimseleri sınırsız bir bağış ve tarifsiz güzellikte bir rızık beklemektedir.(73) (73) Mağfiretun ve kerimun deki belirsizlik, çeviriye sınırsız ve tarifsiz olarak yansımıştır. و ال ذ ين س ع و ا ف ى اي ات ن ا م ع اج ز ين ا و لئ ك ا ح اب ال ج ح يم ٥١ 51 Ama âyetlerimizi etkisiz kılmak için çaba harcayanlara gelince: işte onlar, gözlerini faltaşı gibi açacak dehşet bir ateşe duçar olacaklar.(74) (74) Cahîm ile ilgili bkz. Müzzemmil: 12 (Nuzul 3 / Mushaf 73 : Müzzemmil 12 Aşağıdadır.) ا ن ل د ي ن ا ا ن ك ا ل و ج ح يم ا ١٢ 12 (Onların hakkından geliriz), çünkü yanımızda prangalar ve gözleri fal taşı gibi açan bir ateş var; (13) (13) Muhtemelen cahîm in ilk geçtiği yer burası. Semantik dönüşümler sonucu şiddetli ateş anlamını kazanan kelimenin etimolojik kökeni göze yansıyan ya da gözden yansıyan duyusal bir yanış ve yakışla ilgilidir. Muhatabını gözü aracığıyla yüreğini yakıp tutuşturmaya elcahmetu l- ayn denilir. Bazı durumlarda gözler tutuşturulmuş iki meşale gibi yanar ve yakar. Gördüğü karşısında dehşete düşerek gözleri faltaşı gibi açılan kişi için cahhame rracul denilir (Mekâyîs ve Lisân). 1653

48 و م ا ا ر س ل ن ا م ن ق ب ل ك م ن ر س ول و ل ن ب ى ا ل ا ذ ا ت م نى ا ل ق ى الش ي ط ان ف ى ا م ن ي ت ف ي ن س خ للا م ا ي ل ق ى ا لش ي ط ان ث م ي ح ك م للا اي ات و للا ع ل يم ح ك يم ٥٢ 52 Hem senden önce kimi rasul ve nebi olarak göndermişsek, (75) (sonuç almayı) umdukları her seferinde, şeytan mutlaka onun idealindeki amaca ilişkin beklentisine gölge düşürmeye çabalamıştır.(76) Fakat Allah, şeytan ın çabasını boşa çıkarır; dahası Allah, âyetlerini kendi içinde açık ve birbirlerini açıklayıcı kılar: zira (yalnızca) Allah tır her şeyi bilen, (77) her hükmünde tam isabet kaydeden. (75) Kaynağından hedefine doğru uzayıp giden anlamına gelen risl kökünden türetilen rasul ile, bir yerden bir yere intikal anlamına gelen neb e kökünden türetilen nebi arasındaki fark şöyle açıklanabilir: Rasul de haberci öne çıkarken, Nebi de haber öne çıkmaktadır. Birincide vurgu haberi taşıyana, İkincide ise haberin kendisinedir. Usulcülerin ıstılahında da nübüvvet sadece vahye muhatap olan haberci, Risalet ise muhatap olduğu vahyi insanlara iletmekle görevlendirilen elçi için kullanılır. Buna göre; nübüvvete ilişkin ilk vahiy Oku, yaratan Rabbin adına! ( Alak: 1) ile başlayan ilk âyetler, risalete ilişkin ilk vahiy ise Sen ey içine kapanan kişi! Kalk ve insanları uyar! (Müddessir: 1-2) âyetleridir. Kur an da genellilikle Hz. Peygamberin şahsıyla ilgili hitaplarda nebi, misyonuyla ilgili hitaplarda rasul kullanılırsa da, birbirinin yerine kullanıldığı da vakidir. (76) Temenni takdir etmek anlamına alınarak Allah a isnat edilirse zımni anlam senden önceki her elçi için Allah ın korumasına muhtaç şeytan ın vesvesesine açık bir insan olarak (melek değil) göndermeyi takdir ettik (Ebu Müslim den Râzî). Temennâ ve umniyye, Nihai karar, kader, takdir, sonucu belirleyen ölçü anlamına gelen el-menâ kökünden türetilmiştir. Döl suyu na meni denilmesi de bundandır. Temenna idealindekine ulaşmak için beklenti içine girdi anlamına gelir. Hem karşılığı olan, hem de karşılığı olmayan beklenti için kullanılır. Aynı şey umniyye (ç. emaniy) için de geçerlidir. Hem olabilirlik derecesi yüksek idealler hedefleyip o amaca ulaşma umut ve arzusuna, hem de ulaşılması imkansız sahte hedefler, ham hayaller ve kuruntular peşinde koşmaya delalet eder (Lisân ve Mekâyîs). Kur an da her iki anlamıyla da kullanılmıştır. Bu âyetten de açıkça anlaşılmaktadır ki, insanın idealindeki nihai amaca ilişkin umut ve beklentileri hedefinden saptırılabilir. İdeallerine ulaşma arzusu, insanı ahlâkî ilkelerden saptıran bir tutkuya dönüşmemelidir. Hayalindeki sonucun henüz gerçekleşmemiş güzelliği başını döndürüp, kendisini yoldan alıkoymamalıdır. (77) Bu alim ismi geleceğe yönelik ideal beklenti ile alâkalıdır. Geleceğe ilişkin ideal beklentiler ve ütopik hayaller içine girenlere geleceği sadece Allah ın bildiği hatırlatılmaktadır. ل ي ج ع ل م ا ي ل ق ى الش ي ط ان ف ت ن ة ل ل ذ ين ف ى ق ل وب م م ر ض و ال ق اس ي ة ق ل وب م و ا ن الظ ال م ين ل ف ى ش ق اق ب ع يد ٥١ 53 (Allah ın) şeytan ın engel koyma çabasına (izin vermesi), yalnızca kalplerinde bir tür hastalık bulunan ve iç dünyaları kararmış olan kimseleri sınamak içindir.(78) İşte bu tür zalimler, kesinlikle derin bir yabancılaşma içindedirler.(79) (78) Kalplerinde hastalık bulunanlar ile ilgili genel bir okuma için bkz. Müddessir:

49 (79) Lafzen: derin bir kopuş.. Bu kopuşun sahibi, kendi kendine kıyan biridir (zalim). şikâk ın muhalefet, karşıtlık anlamı göz önüne alındığında, yabancılaşma en uygun karşılık gibi göründü. Zaten kelimenin semantik seyri de bizi kendi kendisiyle kavgalı mânasına ulaştırır. (Nuzul 4 / Mushaf 74 : Müddessir 31 Aşağıdadır.) و م ا ج ع ل ن ا ا ح اب الن ار ا ل م لئ ك ة و م ا ج ع ل ن ا ع د ت م ا ل ف ت ن ة ل ل ذ ين ك ف ر وا ل ي س ت ي ق ن ال ذ ين ا وت وا ال ك ت اب و ي ز د اد ال ذ ين ام ن وا ا يم ان ا و ل ي ر ت اب ال ذ ين ا وت وا ال ك ت اب وال م ؤ م ن ون و ل ي ق ول ال ذ ين ف ى ق ل وب م م ر ض و ال ك اف ر ون م اذ ا ا ر اد للا ب ذ ا م ث ل ك ذل ك ي ض ل للا م ن ي ش ا ء و ي د ى م ن ي ش اء و م ا ي ع ل م ج ن ود ر ب ك ا ل و و م ا ى ا ل ذ ك رى ل ل ب ش ر ١١ 31 Zira yalnızca melaikeyi ateşin muhafızları kıldık; ve onların sayısını inkârda ısrar edenler için bir sınav yaptık; (23) ki böylece önceki vahyin mensupları gönülden ikna olsun ve (ona) iman edenlerin imanları artsın; hem önceki vahyin mensupları hem de (bu vahye) iman edenler bütün kuşkulardan arınsın; ve kalplerinde hastalık olanlar (24) ve inkâra gömülenler ise, Allah bu temsil ile ne yapmayı diledi? diye sorsun. (25) İşte böylece Allah (sapmayı) dileyeni saptırır, (hidayeti) dileyeni ise doğru yola yöneltir. (26) Ve Rabbinin ordularını(n sayısını) Zatından başka kimse bilemez. Nihayet bunlar, (27) ölümlü insan için bir uyarı ve öğütten ibarettir. (22) Parantez içi melek/meleke açıklamamız, bir sonraki âyetin girişine dayanmaktadır. Aleyha daki zamir cehennemlik nefs e gidebilir. Bu durumda, insanın inkâr ile öldürdüğü melekelerine bir atıf var demektir. İbn Mes ud, 19 harften oluşan besmele ile bu âyet arasında bağ kurmuş, cehenneme karşı besmeleyle korunmayı tavsiye etmiştir (Kurtubî I, 92). Enes b. Malik aşer ı aşûr şeklinde çoğul olarak okumuştur. Bu durumda rakam 90 sayısını ifade eder (Râzî). Şöyle bir yorum da yapılmıştır: 19 birler basamağının en yüksek sayısı olan 9 ile onlar basamağının en düşük sayısı olan 10 un toplamıdır. Tüm sayıları kapsar (Maverdî, en-nüket, VI. 144). Bazı irfan okulu mensupları, haftanın gün ve yılın ay sayılarının toplamı olduğu için 19 un sürekli akan zaman çevrimini ifade ettiğine kaildirler. Sözün özü: 19 sayısı üzerine rakamsal spekülasyona dayalı her yorum, arkadan gelen onların sayısını bir sınav yaptık (31) âyetine çarpar. Sayıların sultasını red için bir sonraki âyet şöyle der: Rabbinin ordularını O ndan başka kimse bilemez. Müteşabihattan olan on dokuz rakamının gerekçeleri bir sonraki âyette sayılmıştır. Bunların başında Onların sayısını küfürde ısrar edenler için bir sınav kılmıştır gerekçesi gelir. Bu âyet müşriklerin Yahudilere aracılık yaptığı soruya bir cevap olarak gelmiştir. Sayısal bir değeri ifadeden çok, kalpleri İslâm a ısındırma amacı taşımaktadır. Kur an şifreli bir söz değil, kendi ifadesiyle mübin bir hitaptır. Maksadı da, bir sonraki âyette açıkça ifade edildiği gibi uyarı ve öğüt yoluyla hidayete yöneltmektir. (23) Fitne, altının sahte olup olmadığını anlamak için ateşte sınamaya verilen isim (bkz. Tevbe: 49). (24) Kullanıldığı her yerde duygu ve düşünce kirliliğini ifade eden Kalplerinde hastalık olanlar ile ilgili âyetler karşılaştırmalı olarak okunduğunda, bu zümrenin; Yan yana anıldığı münafıklardan (Enfal: 49; Ahzab: 12, 60), Kâfirlerden (Müddessir: 31), Şüphe içinde bocalayanlardan (Nûr: 50), Kalbi kararanlardan (Hac: 53) ayrı bir kategori olduğu anlaşılır. Bu kategoriye dahil olanların şifa bulması da, hastalıkları ilerlediği için manen ölmesi de mümkündür. (Bkz. Bakara: 10; Enfal: 49; Tevbe: 125; Ahzab: 12 vd.) (25) İrade, kullanıldığı 140 yerin tamamında da tıpkı akıl gibi fiil olarak gelir. Mesaj açıktır: İrade kullanılıyorsa vardır, değilse yoktur. Hepsi de mazi ve muzari kipiyle gelmiş, hiç emir kipi kulanılmamıştır. Zira irade emirle kullanılmaz. Bu Allah ın iradeye verdiği değerdir. 140 kelimeden 50 kadarı Allah için, 90 kadarı da kullar için kullanılmıştır. (26) 37. âyet ışığında anlaşılmalıdır. İnsanın hidayet ve dalaleti seçimine bağlıdır. Yehdi/yudillu men yeşa: dilediğini/dileyeni doğru yola ulaştırır/saptırır. Ra d 27, bunun en açık delilidir. Bunu, mezkur (Ra d: 27) âyette, hidayet in zıddı olan dalalet le birlikte geçince anlıyoruz: İnnallahe yudillu men yeşau ve yehdi ileyhi men enab. Bu âyet yeşa fiilinin çift özneli kullanımına güzel bir örnektir. Fakat heda/dalal sözcüklerinin özneleri Allah tır. Saptıran da, doğru yola ileten de O dur, fakat kimi? Elbette sapanı saptırır (Bakara: 26). Sözün özü: Ve eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunan herkes topyekün iman ederdi (fakat dilemedi) (Yûnus: 99). (27) Hiye dişil zamirinin mercii çoğul olarak 30. âyetteki on dokuz ve hemen öncesindeki ordular dır. Zamirin tekil olarak mercii ise sekar adıyla anılan cehennem, anlatılan kıssa, veya Kur an ın âyetleri veya 29. âyetteki levvâha olabilir. Bu Kur an ın eşsiz belagatına ve iç örgüsüne çarpıcı bir örnektir. Bu özelliğiyle bu âyet, lisan-ı hal ile ehline ve erbabına benim söyleyecek çok sözüm var der gibidir. و ل ي ع ل م ال ذ ين ا وت وا ال ع ل م ا ن ال ح ق م ن ر ب ك ف ي ؤ م ن وا ب ف ت خ ب ت ل ق ل وب م و ا ن للا ل اد ال ذ ي ن ام ن وا ا لى ر اط م س ت ق يم ٥٤ 54 Yine (bunun bir nedeni) de, bilgi ve bilginin amacını kavrayanlar(80) bu (mesajın) Rabbinden gelen hakikatin ta kendisi olduğunu anlasınlar diyedir. Bu sayede ona inanacaklar, nihayet kalpleri ona tam bir teslimiyetle yatışacaktır. Şu bir gerçek ki, Allah inanıp güvenen kimseleri dosdoğru bir yola yöneltir. (80) 'Ilm i çevirimiz için bkz. Enbiya:

50 (Nuzul 79 / Mushaf 21 : Enbiya 74 Aşağıdadır.) و ل وط ا ات ي ن ا ح ك م ا و ع ل م ا و ن ج ي ن ا م ن ال ق ر ي ة ال ت ى ك ان ت ت ع م ل ال خ ب ائ ث ا ن م ك ان وا ق و م س و ء ف اس ق ين ٠٤ 74 LUT A da sağlam bir muhakeme ve seçip ayırma yeteneği kazandıran bir bilgi tasavvuru bahşettik;(75) ve onu çirkin eylemleriyle tanınan kentten kurtardık: çünkü onlar yoldan çıkmış yoz bir kavimdi. (75) Hukm, tüm alternatifleri, içlerindeki en doğru şıkka indirgeme işlemi demektir. Aynı kökten gelen hikmet, işte bu işlemi mümkün kılan yetenektir. İbn Fâris in ilmi, yedullu ala eserin bi şşey i yetemeyyezu bihi an ğayrihi (ilim, bir şeyi, ona ait olmayandan seçip ayırmaya yarayan bir iz/alamet ve işarettir) şeklinde tarif ettiği hatırlanacak olursa, ilim, hüküm ve hikmeti birbirine bağlayan anahtarın seçip ayırma (temyiz) yeteneği olduğu anlaşılır. Sıradan bilgilerin (veri, data) vahyin ilm adını verdiği şeye dönüşmesi için, insan zihninde bir çevrim istasyonu bulunmalıdır. İşte hükm-muhakeme bunun adıdır. Bir ilâhi inşa projesi olan vahyin amacı, insan zihninde söz konusu çevrim istasyonunu inşa etmektir. Bu sayede sıradan bilgi hayatın illet, amaç ve hikmetini gösteren bir göstergeye dönüşür (krş. Yusuf: 40). و ل ي ز ال ال ذ ين ك ف ر وا ف ى م ر ي ة م ن ح ت ى ت ا ت ي م الس اع ة ب غ ت ة ا و ي ا ت ي م ع ذ اب ي و م عق يم ٥٥ 55 İnkarda direnen kimseler ise, Son Saat kendilerini ansızın gelip buluncaya, ya da (yaşama sevincinin) kökünü kurutan bir günün(81) tarifsiz azabı kendilerine kavuşuncaya kadar, bu mesajın kaynağı hakkında(82) kuşku duymaya devam edecekler. (81) Akîm, hem fail olarak soy kurutan hem de mef ul olarak soyu kurumuş anlamına gelir. Yevmin akîm, içerisinde mutluluk ve sevinçten eser kalmamış zaman demektir (Râğıb). (82) Minhu daki zamir Allah a ait olabileceği gibi, bir önceki âyetteki ennehu daki zamirin merciine de ait olabilir. İki tarafı da görecek şekilde gelmesi şöyle bir nükte içerir: mesajını inkar Allah ı inkar anlamına gelir. ي ح ك م ب ي ن م ف ال ذ ين ام ن وا و ع م ل وا ال ال ح ات ف ى ج ن ٥٦ ات الن ع يم ا ل م ل ك ي و م ئ ذ لل 56 Hakimiyetin tamamı o gün, sadece Allah a ait olacaktır. O onları yargılayıp aralarında hüküm verecektir. İşte bunun sonucunda; iman eden ve o imanla uyumlu davranış sergileyen kimseler, her tür nimetle dolu olan cennetlere yerleşecekler. اي ات ن ا ف ا و لئ ك ل م ع ذ اب م ين ٥٠ و ال ذ ين ك ف ر وا و ك ذ ب وا ب 57 Ama inkarda inat eden ve Bizim âyetlerimizi yalanlayanlara gelince,(83) işte onlar, onur kırıcı bir terkedilmişliğe mahkûm olacaklar.(84) (83) Burada çarpıcı olan iman ve sâlih amelin karşısına küfür ve tekzibin yerleştirilmesidir. Bu durumda sâlih amel, tasdikin zorunlu sonucu olup çıkmaktadır. (84) Azâb ın terk etme, alıkoyma, engel olma anlamı için bkz. Kalem:

51 (Nuzul 7 / Mushaf 68 : Kalem 33 Aşağıdadır.) ك ذ ل ك ال ع ذ اب و ل ع ذ اب ا ل خ ر ة ا ك ب ر ل و ك ان وا ي ع ل م ون ٣٣ 33 İşte (dünyevî) mahrumiyet (29) böyle bir şeydir; ve ahret (30) mahrumiyeti, hiç kuşkusuz daha beterdir: keşke bilmiş olsalardı. (29) Azâb ın ilk kullanıldığı iki yerden biri (diğeri Müzzemmil: 13). Kur an da azâb kelimesinin, kök anlamına nisbetle mahrumiyet anlamında kullanılmasına tipik bir örnek. Kıssa kahramanları sonunda cennete kavuştuklarına göre, burada bilinen anlamda bir azap tan değil ancak mahrumiyet ten söz edilebilir. Azab Kur an da 41 yerde geçer. Hz. Süleyman ve Zülkarneyn e isnat edilen iki yer hariç (Neml: 21; Kehf: 86-87) diğerlerinin tümünde Allah a isnat edilir. Azab, terk ve mahrum etmek anlamına gelen azb kökünden türetilmiştir (Lisân; Tâc; Esâs). Kelime ta zîb formunda fiilî şiddet ile buluşmuş, buradan da dayak aleti olan kamçının vurunca yakan tarafı anlamını kazanmıştır (Râ-ğıb). Her halükarda azab acının aracına değil sonucuna işaret etmekte ve nedenler değiştikçe azabın niteliği de ( azâbun elîm, azâbun muhîn, azâbun azîm, azâbun ğalîz) değişmektedir. Azab ın dünya hayatındaki Allah tarafından terk edilmişlik anlamına kullanıldığı bir yer için bkz. Sebe : 8. İnsana zor gelen ve onu hedefine ulaşmaktan alıkoyan her şey azabtır. Istılahta insanı kendi haline terk eden, hedefe ulaşmasını engelleyen, yalnız ve yardımsız bırakan bütün bunların sonucunda da mutsuz, umutsuz ve kahredici bir iç yangını ve vicdan azabına mahkûm eden durum dur (krş. Külliyyat). Azab ı, Allah la birlikte başka bir ilâh edinme! Sonra kınanmış olarak bir köşeye atılıp orada bir başına kalakalırsın (İsra: 22) âyeti ışığında anlamak gerekir. Bu durumun verdiği acı öylesine dayanılmazdır ki, bu duruma düşen kişi yok olmak gibi ölümden öte bir şeyi (sübûr) isteyecektir. Onlara Yoo! Bugün yok olmak için bir tek ölümü çağırmayın, yok olmak için tüm ölümleri çağırın! denilecek (Furkan: 14; ayrıca krş. İnşikâk: 11). (30) Âhiret için muhtemelen ilk kullanıldığı Müddessir 53 ün notuna bkz. و ال ذ ين اج ر وا ف ى س ب يل للا ث م ق ت ل وا ا و م ات وا ل ي ر ز ق ن م للا ر ز ق ا ح س ن ا و ا ن للا ل و خ ي ر الر از ق ين ٥٨ 58 BİR DE, Allah dâvâsı uğruna(85) yurdunu yuvasını terk ettikten sonra öldürülen ya da ölen kimseler var; Allah onlara mutlaka tarifsiz güzellikte bir rızık bahşedecektir: zira Allah, evet, elbet O dur rızık bahşedenlerin en hayırlısı. (85) Fî sebilillah: Lafzen Allah yolunda. Allah yolunun altyapısını insan benliğine nakşedilen fıtrat (Rûm: 30), Üstyapısını ise ilâhi bir inşa projesi olan vahiy oluşturur. Allah yolu, gerçek özgürlük olan teslimiyet e, cihanşumul barış olan silm e ve ebedi mutluluk olan selam a giden yoldur. ل ي د خ ل ن م م د خ ل ي ر ض و ن و ا ن للا ل ع ل يم ح ل يم ٥٩ 59 Kesinlikle onları hoşnut olacakları bir makama kavuşturacaktır; zira şu bir gerçek ki, Allah (onların her birinin neden razı olacaklarını) çok iyi bilen, (isyankâr kullarını cezalandırmada) hiç acele etmeyendir.(86) (86) Parantez içi açıklamalar, Alîm ve Hakîm esmasının belirsizliğine dayanır (bkz. Tevbe: 102). (Nuzul 114 / Mushaf 9 : Tevbe 102 Aşağıdadır.) و اخ ر ون اع ت ر ف وا ب ذ ن وب م خ ل ط وا ع م ل ال ح ا و اخ ر س ي ئ ا ع س ى للا ا ن ي ت وب ع ل ي م ا ن للا غ ف ور ر ح ي م ١٠٢ 102 Bir de ilkin iyi olan işini, kötü olan ötekisiyle karıştırıp (en sonunda) günahını itiraf eden berikiler var. Allah ın onların af taleplerini kabul etmesi beklenir; çünkü Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.(129) 1657

52 (129) Âyet sonlarında gelen el-esmau l-husna nın iki tür kullanımı vardır: Birincisi ğafûrun rahîmun gibi belirsiz form, İkincisi el-ğafûru r- rahîm gibi belirli form. Belirsiz formlar sıfattırlar. Failin zâtını değil vasfını ifade ederler. Yani zâta değil sıfata delalet ederler. İşte bu yüzden belirsiz geldiği yerlerde bu sıfatlar özellikle o niteliklerin kullanıldığı âyet ya da âyetler grubunda anlatılan fiille doğrudan ilişkili olarak anlaşılmalıdırlar. Yani İlâhî esmadan mücerret bir isim olarak değil, sonunda geldiği âyette anlatılan olayla bire bir ilişkili bir vasıf olarak. Fakat belirli geldiklerinde yukarıdakinin tersine sıfatlar isme dönüşür. Failin fiilini değil, zâtî özelliğini gösterirler. Sabittirler, zamana ve mekâna delalet etmezler. Bunun delili huve zamirine isnat eden hiçbir ismin belirsiz gelmemesidir (msl. Huve l-ğafuru r-rahîm). Zira huve mutlak Zât a delalet eder. Bu yüzden O na isnat eden sıfat, el takısı alarak isme yaklaşır. Bu farkın çeviriye şu ya da bu biçimde yansıması elbet gereklidir. Biz genellikle belirsiz formda kullanılan sıfatları, tarifsiz bir bağışlayıcı eşsiz bir merhamet kaynağıdır şeklinde, belirli kullanılan isimleri ise mutlak bağış sahibidir, sonsuz merhamet kaynağıdır şeklinde çevirmeye çalıştık (bkz. Kasas: 16; krş. Tevbe: 71). ٦٠ ذل ك و م ن ع اق ب ب م ث ل م ا ع وق ب ب ث م ب غ ى ع ل ي ل ي ن ر ن للا ا ن للا ل ع ف و غ ف ور 60 (Sözün özü) şudur ki;(87) kendisine yapılan saldırıya misliyle karşılık veren kimse, bunun ardından yine insafsız bir saldırıya maruz kalırsa, Allah böyle birine kesinlikle yardım edecektir: elbette Allah, affetmeyi çok seven tarifsiz bir bağışlayıcıdır. (87) Parantez içi açıklamanın gerekçesi için bkz. âyet 30 (Ayet 30 Aşağıdadır.) ف و خ ي ر ل ع ن د ر ب و ا ح ل ت ل ك م ا ل ن ع ام ا ل م ا ي ت لى ع ل ي ك م ف اج ت ن ب وا الر ج س م ن ا ل و ث ان و اج ت ن ب وا ق و ل الز ور ١٠ ذل ك و م ن ي ع ظ م ح ر م ات للا 30 (Sözün özü) şudur ki;(46) her kim Allah ın kısıtlayıcı buyruklarına saygı gösterirse, bu Rabbi katında kendi yararına olacaktır; zaten size bildirilenler dışında kalan bütün hayvanlar size helâl kılınmıştır. Ama özellikle de putla(ştırma)dan kaynaklanan her tür (mânevî) pislikten sakının; bir de asılsız iddialardan kaçınarak,(47) (46) Zemahşerî nin zâlike ye getirdiği ikna edici açıklamaya dayanarak. (47) Zımnen: Allah adına sahte kutsallıklar ve haramlar icat etmekten sakının! ي ول ج ذل ك ب ا ن للا ال ي ل ف ى الن ار و ي ول ج الن ار ف ى ال ي ل و ا ن للا س م يع ب ير ٦١ 61 Bunun (yasası) budur;(88) zira baksanıza Allah gündüzü kısaltıp geceyi uzatıyor, geceyi kısaltıp gündüzü uzatıyor! Ne var ki Allah, her (yardım çağrısını) işitir ve (haksızlığa uğrayan) herkesi görür.(89) (88) Yani: hayatın yasası.. Tıpkı gündüzle gece gibi iyi ve kötü hep var olacak, dolayısıyla iyi ve kötünün savaşı hep sürecektir. İlâhî yasa gereği bir o, bir öteki galip gelecektir. 30, 32 ve 60. âyette geçen zalike ve.. ile 61 ve 62. âyette geçen zalike bi.. ibâreleri arasındaki fark, hem bağlama, hem de vav ve be edatlarının işlevlerine uygun olarak çeviriye yansıtılmıştır. Zalike den sonraki bâ edatı öncesinde yer alan insan eylemleriyle sonrasında yer alan tabiat yasaları arasındaki nedensellik bağlantısına, oradan da bu yasaların sahibine dikkat çeker. (89) Parantez içi açıklamalar için bkz. Tevbe: 102 ve Kasas: 16 (Nuzul 114 / Mushaf 9 : Tevbe 102 Aşağıdadır.) و اخ ر ون اع ت ر ف وا ب ذ ن وب م خ ل ط وا ع م ل ال ح ا و اخ ر س ي ئ ا ع س ى للا ا ن ي ت وب ع ل ي م ا ن للا غ ف ور ر ح ي م ١٠٢ 102 Bir de ilkin iyi olan işini, kötü olan ötekisiyle karıştırıp (en sonunda) günahını itiraf eden berikiler var. Allah ın onların af taleplerini kabul etmesi beklenir; çünkü Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.(129) 1658

53 (129) Âyet sonlarında gelen el-esmau l-husna nın iki tür kullanımı vardır: Birincisi ğafûrun rahîmun gibi belirsiz form, İkincisi el-ğafûru r- rahîm gibi belirli form. Belirsiz formlar sıfattırlar. Failin zâtını değil vasfını ifade ederler. Yani zâta değil sıfata delalet ederler. İşte bu yüzden belirsiz geldiği yerlerde bu sıfatlar özellikle o niteliklerin kullanıldığı âyet ya da âyetler grubunda anlatılan fiille doğrudan ilişkili olarak anlaşılmalıdırlar. Yani İlâhî esmadan mücerret bir isim olarak değil, sonunda geldiği âyette anlatılan olayla bire bir ilişkili bir vasıf olarak. Fakat belirli geldiklerinde yukarıdakinin tersine sıfatlar isme dönüşür. Failin fiilini değil, zâtî özelliğini gösterirler. Sabittirler, zamana ve mekâna delalet etmezler. Bunun delili huve zamirine isnat eden hiçbir ismin belirsiz gelmemesidir (msl. Huve l-ğafuru r-rahîm). Zira huve mutlak Zât a delalet eder. Bu yüzden O na isnat eden sıfat, el takısı alarak isme yaklaşır. Bu farkın çeviriye şu ya da bu biçimde yansıması elbet gereklidir. Biz genellikle belirsiz formda kullanılan sıfatları, tarifsiz bir bağışlayıcı eşsiz bir merhamet kaynağıdır şeklinde, belirli kullanılan isimleri ise mutlak bağış sahibidir, sonsuz merhamet kaynağıdır şeklinde çevirmeye çalıştık (bkz. Kasas: 16; krş. Tevbe: 71). (Nuzul 67 / Mushaf 28 : Kasas 16 Aşağıdadır.) ق ال ر ب ا ن ى ظ ل م ت ن ف س ى ف اغ ف ر ل ى ف غ ف ر ل ا ن و ال غ ف ور الر ح يم ١٦ 16 (Ardından) Rabbim! dedi, Ben kendime kötülük ettim! Ne olur beni affet! (21) Bunun üzerine Allah onu affetti: çünkü O, evet O dur mutlak bağış sahibi, sonsuz merhametin kaynağı da O dur. (21) Hakkı gözeterek değil, sırf mensubiyete bakarak taraf tutmuştu. Bu kişinin gerçeğe karşı işlediği bir suçtu. Gerçeğe karşı işlenmiş her suç, aslında kişinin kendisine karşı işlenmiş bir suçtu. Burada dikkat çekilen bir kaza eseri olduğu açık olan ölüm değil, Hz. Musa nın bizden gerekçesiyle haklıya karşı haksızı savunmasıdır. Zira 17. âyet İbranî nin haksız olduğunu gösteriyor. Bu âyet zımnen her türlü asabiyeti reddediyor. ذل ك ب ا ن للا و ال ح ق و ا ن م ا ي د ع ون م ن د ون و ال ب اط ل و ا ن للا و ال ع ل ى ال ك ب ير ٦٢ 62 Bunun böyle olması (doğaldır); zira mutlak hakikat Allah ın ta kendisidir; ve onların O nun dışında yalvarıp yakardıklarıysa batılın ta kendisidir: ve şüphe yok ki Allah, yüceler yücesi, büyükler büyüğüdür. 1659

54 ا ل م ت ر ا ن للا ا ن ز ل م ن الس م اء م اء ف ت ب ح ا ل ر ض م خ ض ر ة ا ن للا ل ط يف خ ب ير ٦١ 63 (Ey insan!) Görmez misin ki, gökten su indiren Allah tır? Ki bu sayede yeryüzü yeşillenmektedir. Çünkü Allah dilediği şeyi cömertçe lütfeder, (nankörün nankörlüğünden) haberdar olur. ل م ا ف ى الس مو ات و م ا ف ى ا ل ر ض و ا ن للا ل و ال غ ن ى ال ح م يد ٦٤ 64 Göklerde ve yerde var olan her şey bütünüyle sadece O na aittir: Ve kuşkusuz Allah, elbet O kendi kendine yeterli olandır ve her tür övgüye lâyık olandır. ا ل م ت ر ا ن للا س خ ر ل ك م م ا ف ى ا ل ر ض و ال ف ل ك ت ج رى ف ى ال ب ح ر ب ا م ر و ي م س ك الس م اء ا ن ت ق ع ع ل ى ا ل ر ض ا ل ب ا ذ ن ا ن للا ب الن اس ل ر ؤ ف ر ح يم ٦٥ 65 (Ey insan!) Görmez misin ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için bir yasaya bağlayan; ve (buna) bağlı olarak denizde seyreden gemileri emrinize âmâde kılan; ve gök (cisimlerinin) O izin vermedikçe yeryüzüne çarpmasına (yasalarıyla) engel olan(90) Allah tır: şüphe yok ki Allah insanlara karşı pek şefkatli, hep merhametlidir.(91) (90) Lafzen: tutan. (91) Varlığın var ediliş sebebi ile vahyin gönderiliş sebebi aynı: İlâhî şefkat ve merhamet. 1660

55 و و ال ذ ى ا ح ي اك م ث م ي م يت ك م ث م ي ح ي يك م ا ن ا ل ن س ان ل ك ف ور ٦٦ 66 Zira size hayat bahşeden, sonra size ölümü tattıracak olan, ardından sizi diriltecek olan yine O dur. Şu bir gerçek ki insanoğlu, (bütün bunlara rağmen) nankörlükte ısrarcıdır.(92) (92) Fe ûl vezninden olan kefûr hem inkar eden hem de inkar edilen mânasını içerir. Bu şu demektir: Allah ı tanımamak Allah tarafından tanınmamayı doğurur. Asıl felaket de budur. ل ك ل ا م ة ج ع ل ن ا م ن س ك ا م ن اس ك و ف ل ي ن از ع ن ك ف ى ا ل م ر و اد ع ا لى ر ب ك ا ن ك ل ع لى د ى م س ت ق يم ٦٠ 67 BİZ her bir ümmet için Allah a kalben yaklaşsınlar diye bir ibadet yol ve yöntemi belirledik;(93) Şu halde (ey bu hitabın muhatabı), kimse seni bu konuda tartışmaya çekmesin; ve sen sadece Rabbine çağır: şu bir gerçek ki sen kesinlikle dosdoğru bir yol üzeresin. (93) Mensek için 34. âyetin notuna bkz. Mensek en geniş anlamıyla ibadet, ibadet yol ve yöntemi, yer ve zamanı demektir. Dilde her ne kadar kurbanla ilişkilendirilmişse de, bununla sınırlandırılamaz. Çünkü hacda yapılan ibadetlerin tümüne birden Kur an da (Bakara: 200) ve sünnette menasik adı verilir. Kurban ise haccı oluşturan ibadetlerden sadece biridir. Dil otoriteleri de kelimenin ilk anlamını ibadet, itaat ve Allah a yaklaşma olarak vermiştir (Mekâyîs; Lisân; Tâc). (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 200 Aşağıdadır.) ف ا ذ ا ق ض ي ت م م ن اس ك ك م ف اذ ك ر وا للا ك ذ ك ر ك م اب اء ك م ا و ا ش د ذ ك ر ا ف م ن الن اس م ن ي ق ول ر ب ن ا ات ن ا ف ى الد ن ي ا و م ا ل ف ى ا ل خ ر ة م ن خ ل ق ٢٠٠ 200 (Hacca has) ibadetlerinizi(386) tamamladıktan sonra (bir zamanlar) atalarınızı andığınız gibi, hatta daha güçlü bir biçimde Allah ı anın!(387) İnsanlardan bazısı Ey Rabbimiz! Bize vereceğini bu dünyada ver! derler. Böylelerinin ahret nimetlerinden nasibi yoktur. (386) Menasik in kendisinden türetildiği nusuk, hacca özgü ibadetlerden her biri için kullanılırsa da, özelde kurban genelde tüm ibadetleri kapsar (196. âyete bkz). Menasik, haccı oluşturan ibadetlere verilen alem olmuştur ve hac menasiki şeklinde şöhret bulmuştur. (387) Zımnen: Atalarınızın ocağındaki külü taşırsanız âdet, közü taşırsanız ibadet olur. Cahiliyye döneminde Araplar kurban kestikten sonra şeytan taşlama mahalline gelip orada atalarının anısını tazeler, onlara ilişkin öyküler anlatırlardı (Taberî). Cahiliyye insanı ibadeti değil ibadetin ruhunu kaybetmişti. Hz. İbrahim den beri eda edilen ibadetler, aşağı yukarı biçim olarak aslını korumuş olsalar da ruh ve amaç olarak aslını kaybetmişlerdi. Bu durum da ibadetlerin âdete dönüşmesine neden olmuştu. Âdetleşen ibadette niyetler de sapmaya uğruyor, Allah emrettiği için değil atalardan öyle görüldüğü için yapılır hâle geliyordu. و ا ن ج اد ل وك ف ق ل للا ا ع ل م ب م ا ت ع م ل ون ٦٨ 68 Ve eğer seninle ille de tartışmak isterlerse, onlara de ki: Allah, yaptıklarınızın (altında yatan gerçek nedenleri) çok iyi biliyor. ي ح ك م ب ي ن ك م ي و م ال ق يم ة ف يم ا ك ن ت م ف ي ت خ ت ل ف ون ٦٩ للا 69 Allah, tartışıp durduğunuz konuda Kıyamet Günü aranızdaki hükmü verecektir. ا ل م ت ع ل م ا ن للا ي ع ل م م ا ف ى الس م اء و ا ل ر ض ا ن ذل ك ف ى ك ت اب ا ن ذل ك ع ل ى للا ي س ير ٠٠ 70 (Ey bu hitabın muhatabı!) Bilmez misin ki Allah, gökte ve yerde olup biten her şeyi bilir? Çünkü bunların tamamı (yasalarla) bir bir kayıt altına alınmıştır: nitekim bu Allah için çok kolaydır.(94) (94) Zımnen: Yeri göğü başıboş ve yasasız bırakmayan, şaheseri olan insanı başıboş ve yasasız bırakır mı? 1661

56 و ي ع ب د ون م ن د ون للا م ا ل م ي ن ز ل ب س ل ط ان ا و م ا ل ي س ل م ب ع ل م و م ا ل لظ ال م ين م ن ن ير ٠١ 71 Ne ki (bazıları hem Allah a inanıp, hem de) Allah tan başka, O nun haklarında hiçbir delil indirmediği ve kendilerinin de haklarında sahici bir bilgiye sahip olmadıkları varlıklara kulluk ediyorlar. Herhalde bu zalimlerin hiçbir yardımcısı olmayacaktır. و ا ذ ا ت ت لى ع ل ي م اي ات ن ا ب ي ن ات ت ع ر ف ف ى و ج و ال ذ ين ك ف ر وا ال م ن ك ر ي ك اد ون ي س ط ون ب ال ذ ين ي ت ل ون ع ل ي م اي ات ن ا ق ل ا ف ا ن ب ئ ك م ب ش ر م ن ذل ك م ا لن ار و ع د ا للا ال ذ ين ك ف ر وا و ب ئ س ال م ير ٠٢ 72 Ve ne zaman kendilerine hakikatin apaçık belgeleri olan âyetlerimiz okunsa, inkarda direnenlerin suratlarındaki inkarı hemen fark edersin.(95) Öyle ki, neredeyse âyetlerimizi okuyanlara saldıracak gibidirler. De ki: Bakın, sizi bundan daha beter (kızdıracak) bir haber vereyim mi: O, Allah ın inkarda ısrar edenlere vaad ettiği ateştir; o ne berbat bir son duraktır! (95) Yürekteki küfrün yüze yansıması. En çok da vahiy okunduğunda içlerindeki küfür yüzlerine yansır. 1662

57 ي ا ا ي ا الن اس ض ر ب م ث ل ف اس ت م ع وا ل ا ن ال ذ ين ت د ع ون م ن د ون للا ل ن ي خ ل ق وا ذ ب اب ا و ل و اج ت م ع وا ل و ا ن ي س ل ب م الذ ب اب ش ي پ ا ل ي س ت ن ق ذ و م ن ض ع ف الط ال ب و ال م ط ل وب ٠١ 73 SİZ ey insanlık! Bir misal veriliyor, şimdi onu dinleyin: Allah dışında yalvarıp yakardığınız o varlıkların hiç biri, asla bir sinek bile yaratamazlar; bu iş için hepsi bir araya toplansa dahi Dahası, eğer sinek kendilerinden bir şey kapıp kaçacak olsa, ondan onu dâhi geri alamazlar: (zira) almak isteyen de aciz, kendisinden alınmak istenen de!(96) (96) Bu basit ama bir o kadar da harika örnek karşısında hayran olmamak elde değil. Gündelik hayatta hemen herkesin her an yaşayabileceği sıradan bir olay, Allahlı bir okumaya tabi tutulduğunda, ibretler meşheri olup çıkmaktadır. م ا ق د ر وا للا ح ق ق د ر ا ن للا ل ق و ى ع زيز ٠٤ 74 Onlar, Allah ın gücünü gereği gibi kavrayıp takdir edemiyorlar: nitekim Allah her şeye muktedir olan yüce bir otorite sahibidir. للا ي ط ف ى م ن ال م لئ ك ة ر س ل و م ن الن اس ا ن للا س م يع ب ير ٠٥ 75 (Dolayısıyla) Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Ne var ki sadece Allah her bir şeyi duyar, her bir şeyi görür.(97) (97) Zımnen: Herşeyi O nun meleklerden ve insanlardan seçtiği elçiler değil, sadece O duyar, sadece O görür. ي ع ل م م ا ب ي ن ا ي د ي م و م ا خ ل ف م و ا ل ى للا ت ر ج ع ا ل م ور ٠٦ 76 (Yine) O onların bildiklerini de bilir, bilmediklerini de: (98) neticede her iş ve oluş döner dolaşır Allah a varır. (98) Lafzen: önlerinde olanı da bilir arkalarında kalanı da. ي ا ا ي ا ال ذ ين ام ن وا ار ك ع وا و اس ج د وا و اع ب د وا ر ب ك م و اف ع ل وا ال خ ي ر ل ع ل ك م ت ف ل ح ون ٠٠ 77 SİZ ey iman edenler! Sadece (Allah ın huzurunda) eğilin! O nun sizin için koyduğu yasaya tabi olun Ve yalnızca Rabbinize kulluk edin! Bir de hayırlı işler yapın ki ebedi kurtuluşa nail olasınız! 1663

58 و ج ا د وا ف ى للا ح ق ج اد و اج ت بيك م و م ا ج ع ل ع ل ي ك م ف ى الد ين م ن ح ر م ل ة ا ب يك م ا ب ر يم و س ميك م ال م س ل م ين م ن ق ب ل و ف ى ذ ا ل ي ك ون الر س ول ش يد ا ع ل ي ك م و ت ك ون وا ش د اء ع ل ى الن اس ف ا ق يم وا ال لوة و ات وا الز كوة و اع ت م وا ب ا لل و م و ليك م ف ن ع م ال م و لى و ن ع م الن ير ٠٨ 78 Ve Allah uğrunda üstün çaba sarf ederek gereği gibi mücadele edin: O (mesajını hayata taşımak için) sizi seçti; Ve O din konusunda sizi zora koşmadı. (Sizden tek istediği) atanız İbrahim in inanç sistemine (tabi olmanız). O sizleri bundan önce de bu vahyin (gelişinden) sonra da Müslüman olarak isimlendirdi(99) ki, elçi sizin için iyi bir model ve tanık olsun, siz de insanlık için iyi bir model ve tanıklar olasınız.(100) Şu halde, artık namazı hakkını vererek kılın ve zekâtı içten gelerek verin; bir de Allah a sımsıkı bağlanın: O dur sizin tek efendiniz;(101) O ne güzel koruyup kurtarıcı, ve O ne güzel yardımcıdır! (99) Bu âyet açıkça müslüman ve islâm adlandırmasının son vahiy ve son peygamberle sınırlı olmadığını ifade eder. Tüm vahiyler islâm vahyi, o vahiylerin aslına uyan tüm mü minler müslümandır. İslâm, ezeli ve biricik hakikatin tüm zamanlardaki tezahürünün, bir başka ifadesiyle, insanlığın değişmez değerlerinin öbür adıdır. Her zaman ve zeminde yaşayan islâm cemaati için Allah ın seçip beğendiği isim müslüman ismidir. (100) Şehîd, hem şahit olan hem de şahit olunan. Burada tanıklık ve modelliğe delalet eder. Mü minin görevi hayatı imana şahit kılmaktır. Zira insan bu cihana, sahip olmak için değil şahit olmak için gelmiştir. Mü minin bu şahitliği, hem tanıklığı hem de modelliği kapsar. (101) Öyle bir efendi ki, insanı köle değil kul edinir. Dahası, kulunun özgürlüğünü kıskanmayan tek efendi O dur. 1664

TİN SURESİ. Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ. 3 Bu güvenli belde şahittir;

TİN SURESİ. Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ. 3 Bu güvenli belde şahittir; Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla 3 Bu güvenli belde şahittir; 1 4 1 İNCİR AĞACI ve zeytin (diyarı) şahittir! 4 Doğrusu Biz insanı en güzel kıvamda yaratmış, 2 İncir ile Hz Nuh un tufan bölgesi olan

Detaylı

İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler

İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler Hani, Rabbin meleklere, Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti. Onlar, Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamd

Detaylı

KUREYŞ SÛRESİ Nuzul 21 / Mushaf 106

KUREYŞ SÛRESİ Nuzul 21 / Mushaf 106 KUREYŞ SÛRESİ Nuzul 21 / Mushaf 106 Surenin Adı: Kureyş sûresi, adını, Kur an da geçtiği tek yer olan ilk âyetinden alır. Kureyş kelimesi iki köke nispet edilir. Birincisi; köpek balığı anlamına gelen

Detaylı

TEKASÜR SÛRESİ Nuzul 16 / Mushaf 102

TEKASÜR SÛRESİ Nuzul 16 / Mushaf 102 Surenin Adı: TEKASÜR SÛRESİ Nuzul 16 / Mushaf 102 Sûre tutkuyla çoğaltma anlamına gelen adını ilk âyetinden alır. Çoğaltma tutkusu sizi oyalayıp durdu, ta ki siz mezarlıklara varıncaya dek (1-2) Modern

Detaylı

ALLAH TEÂLÂ'NIN ARŞA İSTİVÂ ETMESİ

ALLAH TEÂLÂ'NIN ARŞA İSTİVÂ ETMESİ ALLAH TEÂLÂ'NIN ARŞA İSTİVÂ ETMESİ استواء االله عرشه ] تر [ Türkçe Turkish Abdurrahman el-berrâk Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 00-43 استواء االله عرشه» باللغة ال ية «عبد الر ن ال اك

Detaylı

Question. Neden Hz İsa Ruhullah (Allah ın ruhu) olarak adlandırılmıştır? Yüce Allah ın kendi ruhundan. Peygamberi Âdem e üflemesinin manası nedir?

Question. Neden Hz İsa Ruhullah (Allah ın ruhu) olarak adlandırılmıştır? Yüce Allah ın kendi ruhundan. Peygamberi Âdem e üflemesinin manası nedir? Question Neden Hz İsa Ruhullah (Allah ın ruhu) olarak adlandırılmıştır? Yüce Allah ın kendi ruhundan Peygamberi Âdem e üflemesinin manası nedir? Answer: Bazı özellikler değişik ve birçok şey ve bireylerde

Detaylı

Gizlemek. أ Helak etmek, yok etmek أ. Affetmek. Açıklamak. ا ر اد Sahip olmak, malik olmak. Đstemek,irade etmek. Seçme Metnler 25

Gizlemek. أ Helak etmek, yok etmek أ. Affetmek. Açıklamak. ا ر اد Sahip olmak, malik olmak. Đstemek,irade etmek. Seçme Metnler 25 136. Ey iman edenler, Allah'a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, uzak bir sapıklıkla

Detaylı

HER YIL KIRK HADİS 1-12. SINIFLAR

HER YIL KIRK HADİS 1-12. SINIFLAR 4O HADIS HER YIL 1-12. SINIFLAR ASFA EĞİTİM KURUMLARI 2015-2016 4 4O HADIS ASFA EĞİTİM KURUMLARI Yayın No : Yayın Yılı : 2015 ISBN : 978-000-00000-00 HER SINIFTA --- --- --- --- --- --- --- --- --- ---

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

11. Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma

11. Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma KURAN'I KERİM TÜRKÇE MEALİ (DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI) 50-KAF SURESİ Mekke'de inmiştir. 45 (kırkbeş) âyettir. "Kaf" harfi ile başladığı için bu adı almıştır. Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla. 1.

Detaylı

Durûs Kitabı 1. Cilt Gramer Kuralları. Üç Hareke

Durûs Kitabı 1. Cilt Gramer Kuralları. Üç Hareke ب س م الل ه الر ح ن الر ح ي م Durûs Kitabı 1. Cilt Gramer Kuralları Üç Hareke ا ل ر ك ات الث الث ة Kesra(Esre) - Damme (Ötre) - ف ت ح ة - (Üstün) Fetha ض م ة ك س ر ة (i) (u) (a) Sükûn(Cezm) Şedde - - س

Detaylı

AİLEYE MUTLULUK YAKIŞIR! HAYAT SEVİNCE VE SEVİLİNCE GÜZEL

AİLEYE MUTLULUK YAKIŞIR! HAYAT SEVİNCE VE SEVİLİNCE GÜZEL AİLEYE MUTLULUK YAKIŞIR! HAYAT SEVİNCE VE SEVİLİNCE GÜZEL Ey İnsanlık! Sizi bir tek canlı varlıktan yaratan, ondan da eşini var eden ve her ikisinden de bir çok erkek ve kadın üreten Rabbınıza karşı sorumluluğunuzun

Detaylı

KURAN YOLU- DERS 3. (Prof.Dr. Mehmet OKUYAN ın Envarul Kuran isimli 3 no lu dersinin ilk 50 dakikasının özeti)

KURAN YOLU- DERS 3. (Prof.Dr. Mehmet OKUYAN ın Envarul Kuran isimli 3 no lu dersinin ilk 50 dakikasının özeti) KURAN YOLU- DERS 3 (Prof.Dr. Mehmet OKUYAN ın Envarul Kuran isimli 3 no lu dersinin ilk 50 dakikasının özeti) DERSTE GEÇEN KAVRAMLAR 1) Mübin : Açık ve Açıklayan. Kur an ın sıfatlarındandır. Kur an sadece

Detaylı

Değerli Kardeşim, Kur an ve Sünnet İslam dininin iki temel kaynağıdır. Rabbimiz in buyruklarını ve Efendimiz (s.a.v.) in mübarek sünnetini bilmek tüm

Değerli Kardeşim, Kur an ve Sünnet İslam dininin iki temel kaynağıdır. Rabbimiz in buyruklarını ve Efendimiz (s.a.v.) in mübarek sünnetini bilmek tüm 11 1 Değerli Kardeşim, Kur an ve Sünnet İslam dininin iki temel kaynağıdır. Rabbimiz in buyruklarını ve Efendimiz (s.a.v.) in mübarek sünnetini bilmek tüm Müslümanların, bilhassa idareci konumundakilerin

Detaylı

KUR'AN SÛRELERİNİN RESMİ VE İNİŞ SIRALAMASI

KUR'AN SÛRELERİNİN RESMİ VE İNİŞ SIRALAMASI GÜNÜMÜZDEKİ RESMİ SIRALAMA KUR'AN SÛRELERİNİN RESMİ VE İNİŞ SIRALAMASI YAYGIN İNİŞ SIRALAMASI - OSMAN BİN AFFAN FARKLI İNİŞ (NÜZÛL) SIRALAMALARI (TERTİPLERİ) Sûre No Sûre Adı Nüzul Sırası Âyet Sayısı Nüzul

Detaylı

KUR'ANDAN DUALAR. "Ey Rabbimiz, Bize dünyada bir iyilik, ahrette bir iyilik ver. Bizi ateş azabından koru." ( Bakara- 201 )

KUR'ANDAN DUALAR. Ey Rabbimiz, Bize dünyada bir iyilik, ahrette bir iyilik ver. Bizi ateş azabından koru. ( Bakara- 201 ) KUR'ANDAN DUALAR "Ey Rabbimiz Bizi sana teslim olanlardan kıl, neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar, bize ibadet yerlerimizi göster, tövbemizi kabul et zira tövbeleri kabul eden, çok merhametli

Detaylı

İÇİNDEKİLER. Maide Suresi 116 Ve 117. Ayetlerinin Manası Nedir? Teveffi Kelimesi Ve Arap Dili. Teveffinin Manasıyla İlgili Hodri Meydan

İÇİNDEKİLER. Maide Suresi 116 Ve 117. Ayetlerinin Manası Nedir? Teveffi Kelimesi Ve Arap Dili. Teveffinin Manasıyla İlgili Hodri Meydan İÇİNDEKİLER Maide Suresi 116 Ve 117. Ayetlerinin Manası Nedir? Teveffi Kelimesi Ve Arap Dili Teveffinin Manasıyla İlgili Hodri Meydan Teveffi Kelimesi Ve Resulüllah ın Açıklaması İmam Buhari Ve Teveffi

Detaylı

Sıra no Sûre Adı. Âyet sayısı O.B.E.B

Sıra no Sûre Adı. Âyet sayısı O.B.E.B Kimi sayılar aralarında asal dır. Hangi sayıların aralarında asal olduğunu belirlemek için ortak bölenlerin en büyüğünü (O.B.E.B.) bulmak gerekir. Örnek: O.B.E.B. kavramını açıklamak için 12 ve 18 sayılarını

Detaylı

ÖNCESİNDE BİZ SORDUK Editör Yayınevi LGS Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Yeni Tarz Sorular Nasıl Çözülür? s. 55

ÖNCESİNDE BİZ SORDUK Editör Yayınevi LGS Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Yeni Tarz Sorular Nasıl Çözülür? s. 55 Tarz Sorular Nasıl Çözülür? s. 55 8 Ey insanlar! Rabbiniz birdir, atanız (Âdem) da birdir. Hepiniz Âdem densiniz, Âdem ise topraktan yaratılmıştır. Allah katında en değerli olanınız, O na karşı gelmekten

Detaylı

ICERIK. Salih amel nedir? Salih amelin önemi Zekat nedir? Zekat kimlere farzdır? Zekat kimlere verilir? Sonuc Kaynaklar

ICERIK. Salih amel nedir? Salih amelin önemi Zekat nedir? Zekat kimlere farzdır? Zekat kimlere verilir? Sonuc Kaynaklar ICERIK Salih amel nedir? Salih amelin önemi Zekat nedir? Zekat kimlere farzdır? Zekat kimlere verilir? Sonuc Kaynaklar Salih amel nedir? Salih: dogru yolda olan, fesat icinde olmayan, faydalı ve yarayışlı

Detaylı

5. SINIF DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ

5. SINIF DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ 5. SINIF DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ Allah İnancı Ünite/Öğrenme Konu Kazanım Adı KOD Hafta Tarih KD1 KD2 KD3 KD4 KD5 KD6 Allah Vardır ve Birdir Evrendeki mükemmel düzen ile Allahın (c.c.) varlığı ve birliği

Detaylı

1. BÖLÜM SAHİH FİİLLER MAZİ FİİL Fiili Mazi iki kısımdır: a) Mazi Malum b) Mazi Meçhul MAZİ MALUM: Mazi malum üç şekil üzere bulunur: gibi. آ ت ب gelir. kalıbında ف ع ل 1) gibi. ع ل م gelir. kalıbında

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

Dua ve Sûre Kitapçığı

Dua ve Sûre Kitapçığı Dua ve Sûre Kitapçığı Hazırlayan: Melike MÜFTÜOĞLU instagram.com/oyunveetlinliklerledinogretimi SÜBHANEKE DUASI Allah ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin

Detaylı

TÂĞUT KELİMESİNİN ANLAMI

TÂĞUT KELİMESİNİN ANLAMI TÂĞUT KELİMESİNİN ANLAMI ] ريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 20-432 ع لكمة الطاغوت» باللغة الت ية «مد صالح املنجد رمجة: ممد مسلم شاه مراجعة:

Detaylı

İNSAN ALLAHIN HALİFESİ Mİ? (HALEF- SELEF OLAYI) Allah Teâlâ şöyle buyurur:

İNSAN ALLAHIN HALİFESİ Mİ? (HALEF- SELEF OLAYI) Allah Teâlâ şöyle buyurur: İNSAN ALLAHIN HALİFESİ Mİ? (HALEF- SELEF OLAYI) Allah Teâlâ şöyle buyurur: و ا ذ ق ال ر ب ك ل ل م لا ي ك ة ا ن ي ج اع ل ف ي ا لا ر ض خ ل يف ة ق ال وا ا ت ج ع ل ف يه ا م ن ي ف س د ف يه ا و ي س ف ك الد م

Detaylı

Kur'an ve Anlam. Yazarlar Mürsel Ethem Yusuf Topyay Mehmet Akın. Editörler İsmet Eşmeli Mehmet Akın ISBN:

Kur'an ve Anlam. Yazarlar Mürsel Ethem Yusuf Topyay Mehmet Akın. Editörler İsmet Eşmeli Mehmet Akın ISBN: Kur'an ve Anlam Yazarlar Mürsel Ethem Yusuf Topyay Mehmet Akın Editörler İsmet Eşmeli Mehmet Akın ISBN: 978-605-2233-19-1 1. Baskı Aralık, 2018 / Ankara 2000 Adet Yayınları Yayın No: 284 Web: grafikeryayin.com

Detaylı

HAC SURESİ İniş Sırası: 103 Mushaf Sırası: 22 Medeni Sure 78 Ayettir. Rahmân ve Rahîm Allah ın adıyla

HAC SURESİ İniş Sırası: 103 Mushaf Sırası: 22 Medeni Sure 78 Ayettir. Rahmân ve Rahîm Allah ın adıyla HAC SURESİ İniş Sırası: 103 Mushaf Sırası: 22 Medeni Sure 78 Ayettir 8. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah hakkında tartışır; ne bir ilmi, ne bir yol göstericisi, ne de aydınlatıcı bir kitabı olmadan!..

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

NASR SÛRESİ Nuzul 111 / Mushaf 110

NASR SÛRESİ Nuzul 111 / Mushaf 110 NASR SÛRESİ Nuzul 111 / Mushaf 110 Surenin Adı: Sûre zafer garantili yardım mânasına gelen adını ilk âyetinden alır. İlk mushaf ve tefsirlerde bu adla yer alır. Buhârî nin Hz. Aişe den naklettiği bir rivayette

Detaylı

Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla HİCRİ 1.NCİ YILDA İNEN SURELER

Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla HİCRİ 1.NCİ YILDA İNEN SURELER 15.03.2010 Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla HİCRİ 1.NCİ YILDA İNEN SURELER Bu Yılda İnen Sureler; Muhammed Suresi Tegabün Suresi Bakara Suresi Muhammed Suresi; (Ey Muhacir ve Ensar) Ey İman edenler.

Detaylı

YILLIK DERS PLANI DERSİN ADI : KUR AN-I KERİM EK ÖĞRETİM 5.KUR (HATİM) ÖĞRETİM YILI: KURSUN ADI : KUR AN KURSU SINIF / DÖNEM :...

YILLIK DERS PLANI DERSİN ADI : KUR AN-I KERİM EK ÖĞRETİM 5.KUR (HATİM) ÖĞRETİM YILI: KURSUN ADI : KUR AN KURSU SINIF / DÖNEM :... 4 SFA SFALAR 1 6 2 6 3 6 4 6 1.Saat Fatiha + 1-4 Fatiha + Bakara 1-5 2.Saat 5-8 Bakara 30-37 3.Saat 9-12 Bakara 80-82 4.Saat 13-16 Bakara 109-112 5.Saat 17-20 Bakara 120-121 6.Saat 21-24 Bakara 151-157

Detaylı

dinkulturuahlakbilgisi.com Konu Anlatımı MELEKLER Hazırlayan Memduh ÇELMELİ dinkulturuahlakbilgisi.com

dinkulturuahlakbilgisi.com Konu Anlatımı MELEKLER Hazırlayan Memduh ÇELMELİ dinkulturuahlakbilgisi.com Konu Anlatımı MELEKLER Hazırlayan Memduh ÇELMELİ Varlıklar Âlemi Evrende bulunan varlıklar yalnızca duyularımızla algılayabildiklerimizden ibaret değildir. Âlemde görünen ve görünmeyen sayısız varlık bulunmaktadır.

Detaylı

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım. TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu

Detaylı

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016 EN GÜZEL İSİMLER O NUNDUR Aziz Müminler! Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah tır. Güzel isimler O nundur.

Detaylı

TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN. Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla

TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN. Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla (Farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Sizden kim, (o günlerde) hasta veya seferde ise o, (tutamadığı) günler sayısınca başka günlerde

Detaylı

KADINA ARKADAN YANAŞMANIN HÜKMÜ

KADINA ARKADAN YANAŞMANIN HÜKMÜ 76 KADINA ARKADAN YANAŞMANIN HÜKMÜ Kadına dübüründen yanaşmak haramdır. Dolayısıyla erkeğin kadına dübüründen yanaşması haram olup bazı imamlar bunu zina olarak değerlendirmişlerdir. Her ne kadar livata

Detaylı

Tam Fiil- Nakıs Fiil Her bir fi il içün bir merfû,yani fail (özne ) lâzımdır. Eğer fi il, o merfu ile, kelâm yönünden tamâm olup, başka bir şeye

Tam Fiil- Nakıs Fiil Her bir fi il içün bir merfû,yani fail (özne ) lâzımdır. Eğer fi il, o merfu ile, kelâm yönünden tamâm olup, başka bir şeye Tam Fiil- Nakıs Fiil Her bir fi il içün bir merfû,yani fail (özne ) lâzımdır. Eğer fi il, o merfu ile, kelâm yönünden tamâm olup, başka bir şeye muhtâc olmazsa, o fiile tam fiil, merfû una da fâ il (özne)

Detaylı

REHBERLİK VE İLETİŞİM 1

REHBERLİK VE İLETİŞİM 1 REHBERLİK VE İLETİŞİM 1 Yrd. Doç Dr. M. İsmail Bağdatlı [email protected] HİDAYET Hidâyet kelimesi türevleriyle birlikte 316 âyet- i kerimede yer almaktadır. Arap dilinde "hedâ" kökünden gelir.

Detaylı

İsra ve Miraç olayının, Mekke de artık çok yorulmuş olan Resulüllah için bir teselli ve ümitlendirme olduğunda da şüphe yoktur.

İsra ve Miraç olayının, Mekke de artık çok yorulmuş olan Resulüllah için bir teselli ve ümitlendirme olduğunda da şüphe yoktur. Alıntı; FarukBeşer İsra Suresi hicretten bir yıl önce indirilmiş. Yani Hicret yakındır ve artık Medine de Yahudilerle temas başlayacaktır. Sure sanki her iki tarafı da buna hazırlıyor gibidir. Mescid-i

Detaylı

Arapça 4 konu 4. Mukarebe, reca ve şuru fiilleri

Arapça 4 konu 4. Mukarebe, reca ve şuru fiilleri Arapça 4 konu 4 Mukarebe, reca ve şuru fiilleri Öyle demeyelim de başka fiile muhtaç fiiller diyelim isterseniz. Bunlar Türkçede anlam karşılığı olan fakat yapısal karşılığı olmayan fiiller. Bu fiiller

Detaylı

Kur an Kerim ayetlerinde ve masumlardan nakledilen hadislerde arş ve kürsî kavramlarıyla çok

Kur an Kerim ayetlerinde ve masumlardan nakledilen hadislerde arş ve kürsî kavramlarıyla çok Question Kur an Kerim ayetlerinde ve masumlardan nakledilen hadislerde arş ve kürsî kavramlarıyla çok kez karşılaşmaktayız, bu iki kavramdan maksat nedir? Answer: Kuran müfessirleri ayet ve rivayetlere

Detaylı

PEYGAMBERLERE VE İLAHİ KİTAPLARA İNANÇ 7. 10. Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler

Detaylı

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız 4. SINIFLAR (PROJE ÖDEVLERİ) Öğrenci No 1- Dinimize göre Helal, Haram, Sevap ve Günah kavramlarını açıklayarak ilgili Ayet ve Hadis meallerinden örnekler veriniz. 2- Günlük yaşamda dini ifadeler nelerdir

Detaylı

Hz. Peygamber'in ilk muhatapları olan Mekkelilerle mücadelesini anlatan Kur'ân'da tam

Hz. Peygamber'in ilk muhatapları olan Mekkelilerle mücadelesini anlatan Kur'ân'da tam 2. Ders İLK MUHATAPLAR NEDEN KUR'ÂN'A İMAN ETMEDİLER? Sahâbe demek ne demektir? 1. Beşeriyetlerin İzharı 2. Zaafiyetlerin Islahı 3. Kabiliyetlerin İnşası 4. Mesuliyetlerin İdraki 5. Rehberiyetlerin İhyası

Detaylı

Murat eğitim kurumları. Arapça 4 konu 2. İsim ve fiil cümlelerinde olumsuzluk (nefy)

Murat eğitim kurumları. Arapça 4 konu 2. İsim ve fiil cümlelerinde olumsuzluk (nefy) Murat eğitim kurumları Arapça 4 konu 2 İsim ve fiil cümlelerinde olumsuzluk (nefy) İlk önce iyi haber bu konu kolay. Bilmemiz gereken birkaç harfimiz bir de fiilimiz var. Harfler: ال, ل ن, ل م ve.لم ا

Detaylı

İmam Tirmizi nin. Sıfatlar Hususundaki Mezhebi

İmam Tirmizi nin. Sıfatlar Hususundaki Mezhebi İmam Tirmizi nin Sıfatlar Hususundaki Mezhebi İmam Ebu İsa Muhammed İbni İsa Tirmizi (209H-274H) Cami'u Sünen Tirmizi www.almuwahhid.com 1 بسم هللا الرحمن الرحيم İmam Tirmizi de kendi dönemindeki hadis

Detaylı

1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar

1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar 1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar İÇİNDEKİLER KUR AN NEDİR? KUR AN-IN AMACI? İNANÇ NEDİR İBADET NEDİR AHLAK NEDİR KISSALAR AYETLER KUR AN NEDİR? Kur an-ı Hakîm, alemlerin Rabbi olan Allah ın kelamıdır.

Detaylı

ISLAM Kim, Îslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.

ISLAM Kim, Îslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır. ISLAM Kim, Îslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır. (Al-i Imran suresi, 85) Icindekiler - Bu dine neden Islam

Detaylı

MERYEM SURESİNDEKİ MUKATTAA HARFLERİ كهيعص

MERYEM SURESİNDEKİ MUKATTAA HARFLERİ كهيعص MERYEM SURESİNDEKİ MUKATTAA HARFLERİ كهيعص Ünlü İslam bilgini Taberi, tefsirinde, mukattaa harfleri ile ilgili, Abdullah b. Abbas, Said b. Cübeyr ve Abdullah b. Mesud dan şu görüşü nakletmiştir: Her bir

Detaylı

HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI

HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI ŞEYH MUHAMMED NASIRUDDİN EL-ELBANİ 1 KİTAB VE SÜNNETE DAVET YAYINLARI 1435 HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI ŞEYH MUHAMMED NASIRUDDİN EL-ELBANİ irtibat [email protected]

Detaylı

HÜMEZE SÛRESİ Nuzul 34 / Mushaf 104

HÜMEZE SÛRESİ Nuzul 34 / Mushaf 104 HÜMEZE SÛRESİ Nuzul 34 / Mushaf 104 Surenin Adı: Adını ilk âyetinden alır. Hümeze-Lümeze gibi kavram çiftleri genelde bir mananın iki kutbunu ifade eder. Gizli-Açık, Arkadan-Önden manası kelimenin bu yapısından

Detaylı

(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. (Fâtiha, 1/5)

(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. (Fâtiha, 1/5) ا ي اك ن ع ب د و ا ي اك ن س ت ع ني (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. (Fâtiha, 1/5) 1 و م ا ا م ر وا ا ل ل ي ع ب د وا الل م ل ص ني ل ه الد ين ح ن ف اء و ي ق يم وا الص

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma! (A râf sûresi,7/205)

Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma! (A râf sûresi,7/205) Zikir, hatırlayıp yâd etmek demektir. İbâdet olan zikir de Yüce Allah ı çok hatırlamaktan ibârettir. Kul, Rabbini diliyle, kalbiyle ve bedeniyle hatırlar ve zikreder. Diliyle Kur ân-ı Kerim okur, duâ eder,

Detaylı

EN ÂM SÛRESİ Nuzul 73 / Mushaf 6

EN ÂM SÛRESİ Nuzul 73 / Mushaf 6 EN ÂM SÛRESİ Nuzul 73 / Mushaf 6 Surenin Adı: En âm sûresi sığırlar anlamındaki adını, icat edilmiş sahte kutsallıktan söz eden 136 ve devamındaki âyetlerden alır. Sûrede bu kelime altı kez geçer. Daha

Detaylı

25/12/2014 Bilgilendirme: Nur 24/35 Allah, semaların/boyutların ve arzın nuru/ışığı/enerjisidir. Onun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandile benzemesidir. Kandil, bir sırça içerisindedir. Sırça,

Detaylı

Eğitim Programları ANA HATLARIYLA İSLAM DİNİ

Eğitim Programları ANA HATLARIYLA İSLAM DİNİ Eğitim Programları ANA HATLARIYLA İSLAM DİNİ Giriş Ana hatlarıyla İslam dini programı, temel sayılan programlardan sonra daha ileri düzeylere yönelik olarak hazırlanmıştır. Bu programı takip edecek ders

Detaylı

Arap diliyle tesis edilen İslam a dair hakikatler diğer dillere tercüme edilirken zaman ve zeminin de etkisiyle gerçek anlamından koparılabiliyor.

Arap diliyle tesis edilen İslam a dair hakikatler diğer dillere tercüme edilirken zaman ve zeminin de etkisiyle gerçek anlamından koparılabiliyor. Arap diliyle tesis edilen İslam a dair hakikatler diğer dillere tercüme edilirken zaman ve zeminin de etkisiyle gerçek anlamından koparılabiliyor. Bugün her şeyi sorgulayan genç beyinlere ikna edici cevaplar

Detaylı

Kur ân-ı Kerîm sûrelerinin sondan sayılması 1

Kur ân-ı Kerîm sûrelerinin sondan sayılması 1 Kur ân-ı Kerîm sûrelerinin sondan sayılması 1 Bu bölümde Kur ân-ı Kerîm sûrelerini sondan sayalım. Örnek: Sondan birinci sûre Nâs sûresidir. Sûrenin sondan sıra numarası Sûrenin adı 1 Nâs 6 Sûrenin içerdiği

Detaylı

IÇERIK ÖNSÖZ. Giriş. Birinci Bölüm ALLAH A İMAN

IÇERIK ÖNSÖZ. Giriş. Birinci Bölüm ALLAH A İMAN IÇERIK ÖNSÖZ 13 Giriş DİN VE AKAİT Günümüzde Din Algısı Sosyal Bilimcilere Göre Din İslam Açısından Din Dinin Anlam Çerçevesi İslam Dini İslam ın İnanç Boyutu Akait İman İman-İslam Farkı İman Bakımından

Detaylı

DUALAR DUANIN ÖNEMİ Dua

DUALAR DUANIN ÖNEMİ Dua DUANIN ÖNEMİ Dua, insanda doğuştan var olan bir duygudur. Bu sebeple bütün dinlerde dua mevcuttur. Üstün bir varlığa inanan her insan, hayatının herhangi bir anında dua ihtiyacını hisseder. Çünkü her insan,

Detaylı

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir. Hastalık ve Yolculukta: Eğer bir insan hasta ise ve yolcu ise onun için oruç tutmak Kur an-ı Kerim de yasaktır. Bazı insanlar ben hastayım ama oruç tutabilirim diyor veya yolcuyum ama tutabilirim diyor.

Detaylı

Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla ESMA-İ HÜSNA 01 ER-RAB

Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla ESMA-İ HÜSNA 01 ER-RAB Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla ESMA-İ HÜSNA 01 ER-RAB ALLAH Alemlerin Rabbi Konuşuyor Nasıl Bir Allah sın İNSAN Nasıl Bir Allah sın? Sorusuna Allah ın verdiği cevap Alemlerin Rabbi olan bir Allah

Detaylı

7.SINIF SEÇMELİ KUR AN-I KERİM DERSİ ETKİNLİK (ÇALIŞMA) KÂĞITLARI (1.ÜNİTE)

7.SINIF SEÇMELİ KUR AN-I KERİM DERSİ ETKİNLİK (ÇALIŞMA) KÂĞITLARI (1.ÜNİTE) 7.SINIF SEÇMELİ KUR AN-I KERİM DERSİ ETKİNLİK (ÇALIŞMA) KÂĞITLARI (1.ÜNİTE) ÖĞRENCİNİN ADI-SOYADI: SINIFI: NO: 1 1. ETKİNLİK: BOŞLUK DOLDURMA ETKİNLİĞİ AYET-İ KERİME SÜNNET KISSA CENNET TEŞVİK HAFIZ 6236

Detaylı

Öğretim İlke ve Yöntemleri 1

Öğretim İlke ve Yöntemleri 1 Öğretim İlke ve Yöntemleri 1 Dr. Öğr. Ü. M. İsmail BAĞDATLI [email protected] EĞİTİM Bireyin kendi iradesi ile belirli bir program dahilinde davranış kazandırma, davranış geliştirme, davranış değiştirme

Detaylı

İkili Simetrik Kitap ❸

İkili Simetrik Kitap ❸ 19 lu Gruplar Halinde Sûrelerin Numaraları ve Âyet Sayıları Bu bölümde Kur ân-ı Kerîm de bulunan sûrelerin sıra numarlarını ve âyet sayılarını 19 lu gruplar halinde birlikte inceleyeceğiz. İlk 19 sûrede

Detaylı

TARIK SÛRESİ Nuzul 38 / Mushaf 86

TARIK SÛRESİ Nuzul 38 / Mushaf 86 TARIK SÛRESİ Nuzul 38 / Mushaf 86 Surenin Adı: Gecenin konuğu anlamındaki adını birinci âyetinden alır. Sema ve gece gelen konuk şahit olsun (1) Sabahı müjdelediği için sabah yıldızına da Tarık denilmiştir.

Detaylı

İsimleri okumaya başlarken- و ب س ي د ن ا - eklenmesi ve sonunda ع ن ه ر ض ي okunması en doğrusu.

İsimleri okumaya başlarken- و ب س ي د ن ا - eklenmesi ve sonunda ع ن ه ر ض ي okunması en doğrusu. س ي د ن ا و ن ب ي ن ا م ح م د صلى تعالى عليه و سل م İsimleri okumaya başlarken- و ب س ي د ن ا - eklenmesi ve sonunda ع ن ه ر ض ي okunması en doğrusu. 1 ا ب ى ب ك ر ب ن الص د يق 30 ث اب ت ب ن ا ق ر م 2

Detaylı

Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesin olarak inanırlar. Bakara suresi, 4. ayet.

Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesin olarak inanırlar. Bakara suresi, 4. ayet. BULUŞ YOLUYLA ÖĞRENME ETKİNLİK Ders: DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ Sınıf: 9.Sınıf Ünite: İslam da İman Esasları Konu: Kitaplara İman Etkinliğin adı: İlahi Mesaj Süre: 40 dak + 40 dak Yine onlar, sana indirilene

Detaylı

(Dersini sabah namazından sonra yapmanı tavsiye etmekle birlikte, sana uygun olan en münasip bir vakitte de yapmanda bir sakınca yoktur.

(Dersini sabah namazından sonra yapmanı tavsiye etmekle birlikte, sana uygun olan en münasip bir vakitte de yapmanda bir sakınca yoktur. 3 1 Değerli Kardeşim; Unutma! Dünya hayatı çabuk geçer, önemli olan bu dünya hayatında kendine, ailene, ümmete ve tüm insanlığa ne kadar faydalı olduğuna bakman ve bunun muhasebesini yapmandır. Toplumun

Detaylı

O, hiçbir sözü kendi arzularına göre söylememektedir. Aksine onun bütün dedikleri Allah ın vahyine dayanmaktadır.

O, hiçbir sözü kendi arzularına göre söylememektedir. Aksine onun bütün dedikleri Allah ın vahyine dayanmaktadır. İslam çok yüce bir dindir. Onun yüceliği ve büyüklüğü Kur an-ı Kerim in tam ve mükemmel talimatları ile Hazret-i Resûlüllah (S.A.V.) in bu talimatları kendi yaşamında bizzat uygulamasından kaynaklanmaktadır.

Detaylı

Zengin Sayılar (abundant numbers or excessive numbers) σ(n) > 2n

Zengin Sayılar (abundant numbers or excessive numbers) σ(n) > 2n Zengin Sayılar (abundant numbers or excessive numbers) n pozitif bir tamsayı olmak üzere, n nın pozitif bölenlerinin toplamı σ(n) dir. Şâyet, σ(n) > 2n ise, n zengin bir sayıdır. Örnek: 12 nı ele alalım.

Detaylı

Allah a Allah (ilah,en mükemmel, en üstün,en yüce varlık) olduğu için ibadet etmek

Allah a Allah (ilah,en mükemmel, en üstün,en yüce varlık) olduğu için ibadet etmek 1.VE EN YÜCESİ: Allah a Allah (ilah,en mükemmel, en üstün,en yüce varlık) olduğu için ibadet etmek 2.SEVİYE: Allah ın rızasını ve sevgisi kazanmak için 3.SEVİYE: Allah ın verdiği nimetlere(yaşam-akıl-yiyecekler

Detaylı

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya

Detaylı

İslâm Dininde Orman ve Suyun Önemi

İslâm Dininde Orman ve Suyun Önemi İslâm Dininde Orman ve Suyun Önemi Prof. Dr. Mehmet Emin AY Bursa İl Müftüsü 6 Şubat 2014 Perşembe İslam Dini nin Temel kaynakları olan Kur an-ı Kerim de ve Peygamberimizin Hadislerinde, Orman kavramıyla

Detaylı

YASİN SURESİ İniş Sırası: 41 Mushaf Sırası: 36 Mekki Sure 83 Ayettir. Rahmân ve Rahîm Allah ın adıyla

YASİN SURESİ İniş Sırası: 41 Mushaf Sırası: 36 Mekki Sure 83 Ayettir. Rahmân ve Rahîm Allah ın adıyla YASİN SURESİ İniş Sırası: 41 Mushaf Sırası: 36 Mekki Sure 83 Ayettir Rahmân Rahîm Allah ın adıyla 1. Ya, Sin. 2. HİKMETLİ (akıl tabiata uygun) Kur an a yemin olsun! 3. Gerçekten sen gönderilmiş elçilerdensin.

Detaylı

Ali imran 139. Gevşemeyin, hüzünlenmeyin! Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz, üstün olan sizlersiniz.

Ali imran 139. Gevşemeyin, hüzünlenmeyin! Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz, üstün olan sizlersiniz. Ali imran 139. Gevşemeyin, hüzünlenmeyin! Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz, üstün olan sizlersiniz. 122.EY İSRAİLOĞULLARI! Size lütfettiğim o nimetleri hatırlayın (bir zamanlar) sizin diğer

Detaylı

Question. Kur an ın (Defaten Ve Tedricî) İnişi. Dr.İbrahimiyan

Question. Kur an ın (Defaten Ve Tedricî) İnişi. Dr.İbrahimiyan Question Kur an ın (Defaten Ve Tedricî) İnişi Dr.İbrahimiyan Answer: Kur an-ı Kerim; aziz ve hekim Allah ın, aziz ve alîm Allah ın, diri ve yarattıklarını tedbîr eden Allah ın, rahman ve rahim Allah ın,

Detaylı

Bismillahirrahmanirrahiym Elhamdü lillahi Rabbil Alemiyn, Vessalatü vesselamu ala Rasülina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmeiyn.

Bismillahirrahmanirrahiym Elhamdü lillahi Rabbil Alemiyn, Vessalatü vesselamu ala Rasülina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmeiyn. ŞERHUL EMSİLE Bismillahirrahmanirrahiym Elhamdü lillahi Rabbil Alemiyn, Vessalatü vesselamu ala Rasülina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmeiyn. Kaynaklarda, Hz.İmam Aliyyül Mürteza (kv) efendimizin

Detaylı

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 7. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 7. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ KASIM EKİM 2017-2018 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 7. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ Ay Hafta Ders Saati Varlıklar Âlemi Meleklere İman Meleklerin

Detaylı

İman; Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe iman etmendir. Keza hayrı ve şerriyle kadere inanmandır.

İman; Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe iman etmendir. Keza hayrı ve şerriyle kadere inanmandır. »ب ن ي ال س ل م ع ل ى خ م س : ش ه اد ة أ ن ل إ ل ه إ ل الل و أ ن م ح م د ا ر س ول الل و إ ق ام الص ل ة و إ يت اء الز ك اة و ال ح ج و ص و م ر م ض ان «İslam beş esas üzerine kurulmuştur: Allah tan başka

Detaylı

Bir kişinin kalbinde iman ile küfür, doğruluk ile yalancılık, hıyanet ile emanet bir arada bulunmaz. (İbn Hanbel, II, 349)

Bir kişinin kalbinde iman ile küfür, doğruluk ile yalancılık, hıyanet ile emanet bir arada bulunmaz. (İbn Hanbel, II, 349) »ا ل م س ل م م ن س ل م ال م س ل م ون م ن ل س ان ه و ي د ه و ال م ؤ م ن م ن أ م ن ه الن اس ع ل ى د م ائ ه م و أ م و ال ه م» Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir. Mümin

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

6. SINIF DERS: DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÜNİTE:1 KONU: DEĞERLENDİRME SORU VE CEVAPLARI

6. SINIF DERS: DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÜNİTE:1 KONU: DEĞERLENDİRME SORU VE CEVAPLARI 1- Soru: Allah ın insanlar arasından seçip vahiy indirdiği kişiye ne ad verilir? Cevap: Peygamber/Resul/Nebi denir. 2- Soru: Kuran da peygamber hangi kelimelerle ifade edilmektedir? Cevap: Resul ve nebi

Detaylı

Kur'an-ı Kerimde tevafuk mucizesi Kainatta tesadüf yok, tevafuk vardır

Kur'an-ı Kerimde tevafuk mucizesi Kainatta tesadüf yok, tevafuk vardır Kur'an-ı Kerimde tevafuk mucizesi Kainatta tesadüf yok, tevafuk vardır Tevafuk birbirine denk gelmek, birbiriyle uygun vaziyet almak demektir. Tevafuklu Kur anda tam 2806 Allah lafzı pek az müstesnalar

Detaylı

Uzun ve kısa sûreler. Uzun sûreler kümesi

Uzun ve kısa sûreler. Uzun sûreler kümesi Kur ân-ı Kerîm sûrelerini iki kümeye ayıralım: 1. Uzun sûreler kümesi 2. Kısa sûreler kümesi Bu iki küme eşit sayıda sûre içersin. Kümelerden birinde bulunan sûrelerin âyet sayıları diğer kümede bulunan

Detaylı

TEOG 2. MERKEZİ ORTAK SINAVLAR DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ DERSİ BENZER SORULARI

TEOG 2. MERKEZİ ORTAK SINAVLAR DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ DERSİ BENZER SORULARI TEOG SINAV SORUSU-1 1. Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşı sebebiyle ikramda bulunursa Allah yaşlılığında ona ikram edecek kimseleri mutlaka takdir eder. Bu hadiste verilen mesaj aşağıdaki ayetlerin hangisinde

Detaylı

yoksa ziyana uğrayanlardan olursun." 7

yoksa ziyana uğrayanlardan olursun. 7 KUR'ÂN'A İMAN ETMEK, ONU TANIYIP, HÜKÜMLERİNE UYMAK * Yüce Allah, insanlara örnek ve rehber olsun diye ilk insandan itibaren peygamberler göndermiş, gerçeği ve doğruyu göstermesi için de kitaplar indirmiştir.

Detaylı

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler

Detaylı

İSLÂM DA CEZA SİSTEMİ HATA İLE ÖLDÜRME

İSLÂM DA CEZA SİSTEMİ HATA İLE ÖLDÜRME 190 HATA İLE ÖLDÜRME Hata ile öldürme iki kısma ayrılır: 1- Öldürülen kimsenin isabet alması istenmemesine rağmen ona isabet etmesi ve onu öldürmesidir. Bir ava atış yapılırken bir insana isabet etmesi

Detaylı

Ramazan ve Bayram Ramazan Ramazan Allah a yakınlaşmak için yegane bir zaman. Allah dünyada kendisi ve insanlar arasına perdeler koymuş. Bu perdeleri açmak ve aşmak, Allah a yakınlaşmak, onu hissetmek için

Detaylı

5. Ünite 1, sayfa 17, son satır

5. Ünite 1, sayfa 17, son satır EYLÜL 2014 VE ÖNCESİ TARİH BASKILI ARAPÇA IV DERS KİTABINA İLİŞKİN CETVELİ Değiştirilen kelimeler yuvarlak içinde gösterilmiştir. 1. Ünite 1, sayfa 5, son satır 4. ت ض ع أ ن ث ى الا خ ط ب وط تم وت ج وع

Detaylı

Gençlik Eğitim Programları DAVET

Gençlik Eğitim Programları DAVET Gençlik Eğitim Programları DAVET Gençlik Programları 1. HAFTA DAVET tebliğ nedir, nasıl anlaşılmalıdır? İslam a davetin anlamı Ezber ayeti: Yusuf 108 Davetçi bir Müslüman için İslam ı öğrenmenin, yaşamanın

Detaylı

MUHTASAR KUR AN RİSALESİ

MUHTASAR KUR AN RİSALESİ MUHTASAR KUR AN RİSALESİ Kur ân-ı Kerîm âlemlerin Rabbi 1 Allah (cc) katından 2 indirilmiştir 3. Âyetleri hikmetlerle dolu 4, apaçık 5 bir Kitap tır 6. Onlar Allah (cc) 'ın mesajları 7 ve belgeleridir

Detaylı

Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır.

Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır. BÜYÜKLERİN HİKMETLİDEN SÖZLERİ Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır. Buyruldu ki; Faziletli kimseler için (hiçbir yer) gurbet sayılmaz. Cahilin ise

Detaylı

BYK & ŞYK DERSLERİ. Yaptıklarına karşılık olmak üzere kendilerine nice sevindirici ve göz aydınlatıcı nimetler saklandığını hiç kimse bilemez.

BYK & ŞYK DERSLERİ. Yaptıklarına karşılık olmak üzere kendilerine nice sevindirici ve göz aydınlatıcı nimetler saklandığını hiç kimse bilemez. Ders : 8 Konu : SALiH AMEL Amel kelimesi, sevap veya günahla karşılık bulan her türlü iş, çalışma ve fiil demektir. Kur ân-ı Kerim ve hadisi Şeriflerde daha çok emir, yasak ve tavsiyeler anlamında olup,

Detaylı

AİLE KURMAK &AİLE OLMAK

AİLE KURMAK &AİLE OLMAK AİLE KURMAK &AİLE OLMAK Dr. Fatma BAYRAKTAR KARAHAN Uzman-Ankara Aile Nedir? Aile kelimesinin kökü, ğavl dir. Bu kelime, ağır bir sorumluluk altına girmek demektir. Bu kökten gelen aile ise, birini çekince

Detaylı

Tevrat ta Dabbe İncil de Dabbe İslam Kültüründe Dabbe Hadislerde Dabbetü l-arz Kur an da Dabbetü l-arz Kaynakça. Dabbetü l-arz

Tevrat ta Dabbe İncil de Dabbe İslam Kültüründe Dabbe Hadislerde Dabbetü l-arz Kur an da Dabbetü l-arz Kaynakça. Dabbetü l-arz Tevrat ta Dabbe İncil de Dabbe İslam Kültüründe Dabbe Hadislerde Dabbetü l-arz Kur an da Dabbetü l-arz Kaynakça Dabbetü l-arz Tevrat ta Dabbe Yahudi ve Hıristiyan Teolojisinde (Tanrı biliminde), İslam

Detaylı