EN ÂM SÛRESİ Nuzul 73 / Mushaf 6
|
|
|
- Pinar Çiçek
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 EN ÂM SÛRESİ Nuzul 73 / Mushaf 6 Surenin Adı: En âm sûresi sığırlar anlamındaki adını, icat edilmiş sahte kutsallıktan söz eden 136 ve devamındaki âyetlerden alır. Sûrede bu kelime altı kez geçer. Daha Rasulullah döneminde bu isimle anılmıştır. Surenin Nuzul Yeri ve Zamanı: Sure, Mekke döneminin sonlarında, muhtemelen 10 veya 11. yılda bir bütün olarak tek celsede indirilmiştir. 1607
2 MEKKE Mina Müzdelife Arafat KABE İlk tertiplerde Hicr-Sâffât arasına yerleştirilir. İbn Abbas tan Mücâhid yoluyla gelen ve Süyûtî nin İsnadı ceyyit, ricali sikadır dediği bir rivayet, âyetlerin Medine de indiğini iddia eder (İtkân I, 25). Mekkî ya da Medenî bir sûrenin bir kısmının farklı bir zamanda indiği iddiası önemli bir iddiadır. Zira bir pasajın Mekkî veya Medenî oluşunun yoruma katkısı, inkâr edilemez bir gerçektir. Mekki ve Medeni ayetler uslup açısından da farklılıklar içerir. Mekki Ayetler; muhatabın dikkatini çekmek için belagat öncelikli, Medeni Ayetler; ise muhteva önceliklidir. Mekki Ayetler; ağırlıklı olarak inanç ve ahlak esaslarına ilişkin iken, Medeni Ayetler; ise ibadet ve muamelat esaslarına ilişkindir. Bu türden rivayetleri, mealin girişinde serdettiğimiz beş kritere tabi tutmak gerekir: 1) Ses ve fasıla açısından: Medine de indiği iddia edilen âyetlerin son kelimeleri olan ta kılun, tezekkerun, tettekun, kendisinden önceki 150. ve sonraki 154. âyetin son kelimesi yu minûn ile ses uyumu içerisindedir. Öncesi ve sonrasıyla sûrenin ses akışına en ufak aykırılık yoktur. 2) Dil açısından: 149, 150 ve 151. âyetler kul ile başlıyor. 153, 154 ve 155. âyetler bağlaçlarla anlamı birbirine ekliyor: summe, ve, ve. Dolayısıyla hem 149, 150, 151 hem de 153, 154, 155. âyetler dil açısından birbirine bağlıdır. Bu, anlamı doğrudan etkileyen bir bağdır. Mesela 154 ün girişi, âyeti önceki pasaja doğrudan bağlar: Bereket kaynağı olan bu Kitab ı ise (ve hâzâ ) biz indirdik ki, ona uyasınız. 1608
3 3) Muhteva açısından: a) Üç âyetin içeriği ve bütüne nisbeti: Söz konusu âyetler konu bütünlüğüne sahiptir. Yasakların sınırlı olduğunu vurgulayarak bunları sayar. Bu, kendisinden önceki pasajın cevabıdır. Çünkü bu âyetlerin öncesinde (145) yasaklanmadığı hâlde hurafeye dayalı olarak haram addedilen şeyler sayılmaktadır. b) Bütünün içeriği ve parçaya nisbeti: Parçanın önünde yer alan 146. âyet bu hastalığın tarihi örneği olan Yahudilerden söz ederken, sonunda yer alan 154. âyet Musa ve Tevrat tan söz eder. Bölüm ahkâma dair oluşundan dolayı Medenî sayılıyorsa, öncesi ve sonrası da Yahudiler hakkında olduğu için Medenî sayılmalıdır. Tabii ki bu doğru değildir ün bütünün parçası olduğunu anlamanın en kestirme yolu sözkonusu âyetleri bütünden çıkardıktan sonra geriye kalanı okumaktır. 4) Üslûp açısından: Sûrenin üslûbu, benzeri tüm sûreler kadar birörnek, tüm sûreler kadar renklidir. 5) Rivayetlerin doğruluğu açısından: Ebu Ubeyd ve Taberânî nin İbn Abbas a dayanarak yaptıkları nakle göre bu sûrenin tamamı bir gecede indirilmiştir (İtkân I, 107). Benzer bir rivayet İbn Ömer den de gelmiştir. Bu görüş Atâ, Süfyan, İkrime ve el-avfî nin de görüşüdür (İbn Aşur). Beri yandan, Hz. Peygamber bazı âyetleri bazı olayların ardından okuyor, onu dinleyenlerden bazıları o âyeti orada indi zannediyordu. Bu kriterler de göstermektedir ki, bu sûre zaman açısından bir bütünlük teşkil etmektedir. Rivayetler ise sûrenin tamamının tek celsede indiğini gösterir. Surenin Konusu: Surenin ana fikri tevhiddir. Varlık, insan ve kâinat açısından tevhidi bütün boyutlarıyla işler. Evcil hayvanlar gibi ahkâma dair görülen pasajların arka planında da bir dip akıntısı gibi hep tevhid hassasiyeti yer alır. Özellikle; de Uluhiyyet, da Rububiyyet, te nübüvvet, de vahdaniyyet delilleri gösterilir de bu delilleri reddeden inkârcı tipin hastalıklı iç dünyası tahlil edilir. 118 den sûrenin sonuna kadar, yiyecekler konusundaki bâtıl inanç ve hurafeler üzerinden kitlelerin sürü psikolojisi tahlil edilir ve hurafenin tevhidin düşmanı olduğu örnekler üzerinden işlenir. Sûrede anlatılan oğul İbrahim ve baba Azer, sûrenin görünen kahramanlarıdır. Fakat asıl kahramanlar bu iki tarihi şahiyet üzerinden verilen tevhid ve şirktir. Tevhid ile şirk arasındaki mücadelenin hiç bitmeyeceği gerçeğini vahiy bu üslûpla dile getirir. Tevhid hassasiyeti, sûrenin 162. âyetinde zirveye ulaşır: De ki: Benim tüm istek ve arzum, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah a armağan olsun! 1609
4 RAHMÂN RAHÎM ALLAH IN ADIYLA ب س م للا الر ح من الر ح يم ال ذ ى خ ل ١ ا ل ح م د ل ل ق الس مو ات و ا ل ر ض و ج ع ل الظ ل م ات و الن ور ث م ال ذ ين ك ف ر وا ب ر ب م ي ع د ل ون 1 BÜTÜN HAMD gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah a mahsustur.(1) Buna rağmen tevhid hakikatini inkâr edenler, başkalarını Rablerine denk tutarlar. (2) (1) Zımnen: Bilinmeyen her şeyi temsil eden karanlık şer tanrısı değil, Allah ın yaratığıdır. Giriş âyetleri, İbn Amr ın da tesbit ettiği gibi Eski Ahid in Tekvin kitabının girişi ile konu benzerliğine sahiptir (Buhârî). (2) Allah tan bağımsız bir alan yoktur. Dolayısıyla, yokluk ve karanlığı kendisine nisbet edeceğimiz bir şer ilâhı da yoktur. و ال ذ ى خ ل ق ك م م ن ط ين ث م ق ضى ا ج ا ل و ا ج ل م س ماى ع ن د ث م ا ن ت م ت م ت ر ون ٢ 2 O dur sizi balçıktan yaratan, sonra bir ömür tayin eden; yalnızca O nun bildiği bir ömür.(3) Fakat hâlâ tereddüt içinde bocalıyorsunuz. (3) Âyetin başında insan soyunun yeryüzünde varoluşu dile getirildiği için, bu ecel i insan tekinin değil, insan soyunun yeryüzünde varoluş süresi olarak anlamak daha uygundur. و و للا ف ى الس مو ات و ف ى ا ل ر ض ي ع ل م س ر ك م و ج ر ك م و ي ع ل م م ا ت ك س ب ون ٣ 3 Oysa O, göklerde de yerde de Allah tır; (4) gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir; dahası bütün işlediklerinizle neyi kazandığınızın da farkındadır. (4) Birinci âyetin mesajıyla bağlantılı: Allah her an hayata müdahildir. و م ا ت ا ت ي م م ن اي ة م ن اي ات ر ب م ا ل ك ان وا ع ن ا م ع ر ض ين ٤ 4 Ne zaman Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmişse, ondan yüz çevirmişlerdir. ف ق د ك ذ ب وا ب ال ح ق ل م ا ج اء م ف س و ف ي ا ت ي م ا ن بٶ ا م ا ك ان وا ب ي س ت ز ٶ ن ٥ 5 Ve kendilerine gelen hakikati yalanlamışlardır. Yakında onlar, alay ettikleri şeyin ne olduğunu öğrenecekler.(5) (5) Lafzen: ne olduğunun haberi kendilerine gelecek. ا ل م ي ر و ا ك م ا ل ك ن ا م ن ق ب ل م م ن ق ر ن م ك ن ا م ف ى ا ل ر ض م ا ل م ن م ك ن ل ك م و ا ر س ل ن ا الس م اء ع ل ي م م د ر ا ارا و ج ع ل ن ا ا ل ن ا ر ت ج رى م ن ت ح ت م ف ا ل ك ن ا م ب ذ ن وب م و ا ن ش ا ن ا م ن ب ع د م ق ر انا اخ ر ين ٦ 6 Görmezler mi kendilerinden önceki nice nesilleri helâk ettiğimizi? Onları, sizi yerleştirmediğimiz verimli yurtlara yerleştirmiştik, üzerlerine semadan mütemadiyen rahmet göndermiştik, ayaklarının altından çağlayan ırmaklar var etmiştik. Ama sonunda onları günahlarından dolayı helâk ettik ve onların yerine başka nesiller var ettik.(6) (6) Nesiller anlamı verdiğimiz karn en geniş mânasıyla uygarlıklara tekabül eder. İnsan soyunu ve eylemlerini, insanın yeryüzünde varoluşuna karar veren makamın izlemeye aldığının ifadesi. 1610
5 و ل و ن ز ل ن ا ع ل ي ك ك ت ا ابا ف ى ق ر ط اس ف ل م س و ب ا ي د ي م ل ق ال ال ذ ين ك ف ر وا ا ن ذ ا ا ل س ح ر م ب ين ٧ 7 Eğer sana yazılı bir metin(7) indirseydik ve ona elleriyle dokunmuş olsalardı dahi, inkârda direnenler ısrarla derlerdi ki: Bu apaçık bir sihirden başka şey değildir! (8) (7) Kırtâs, saz bataklıklarında yetişen kamıştan mamul kağıt tomarlar. Muhtemelen Yunanca Chartes veya Latince çoğul bir form olan Chartas ile köken ortaklığına sahiptir. (8) Küfür en katı, en iflah olmaz önyargıdır. و ق ال وا ل و ل ا ن ز ل ع ل ي م ل ك و ل و ا ن ز ل ن ا م ل اكا ل ق ض ى ا ل م ر ث م ل ي ن ظ ر ون ٨ 8 Bir de, Ona bir melek indirilseydi ya? derler. Ama eğer melek indirmiş olsaydık, iş bitirilmiş olurdu ve bir daha da fırsat tanınmazdı.(9) (9) Krş. Mâide: 115 (Nuzul 108 / Mushaf 5 : Maide 115 Aşağıdadır.) ق ال للا ا ن ى م ن ز ل ا ع ل ي ك م ف م ن ي ك ف ر ب ع د م ن ك م ف ا ن ى ا ع ذ ب ع ذ ا ابا ل ا ع ذ ب ا ح ادا م ن ال ع ال م ين ١١٥ 115 Allah buyurdu ki: Ben onu size gönderebilirim; ancak ondan sonra içinizden kim nankörlük ederse, iyi bilin ki onu dünyalarda benzerine hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptıracağım! (127) (127) Mucizeden sonra inkârda ısrar edenlerin helâki ilâhî bir sünnettir (krş. En âm: 8). İnsanoğlu nadir olana karşı zaaflıdır, alışıldık mucizeleri görmez bile: Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, (insanoğlu) yanından geçip gider de, onlara dönüp bakmaz bile! (Yusuf: 105) و ل و ج ع ل ن ا م ل اكا ل ج ع ل ن ا ر ج ا ل و ل ل ب س ن ا ع ل ي م م ا ي ل ب س ون ٩ 9 Ama Biz bir melek göndermiş olsaydık, yine de onu insan(10) kılığında gönderirdik; böylece şimdi içine düştükleri şaşkınlığa onları yine düşürürdük. (10) Lafzen: erkek. Burada müşrik muhatapların dişi melek tasavvuruna ince bir gönderme ile birlikte, kendi hâllerine bakarak insan soyundan ümit kestiklerine dair zımni bir atıf da görüyoruz. و ل ق د اس ت ز ئ ب ر س ل م ن ق ب ل ك ف ح اق ب ال ذ ين س خ ر وا م ن م م ا ك ان وا ب ي س ت ز ٶ ن ١١ 10 Doğrusu senden önceki elçilerle de alay edildi. Ama onlarla alay edenler, alay ettikleri gerçek tarafından kuşatılıp yok edildiler. ق ل س ير وا ف ى ا ل ر ض ث م ان ظ ر وا ك ي ف ك ان ع اق ب ة ال م ك ذ ب ين ١١ 11 De ki: Dolaşın yeryüzünü, sonra görün gerçeği yalanlayanların sonunun ne olduğunu! لى ن ف س الر ح م ة ل ي ج م ع ن ك م ا لى ي و م ال ق يم ة ل ر ي ب ف ي ا ل ذ ين خ س ر وا ا ن ف س م ق ل ل م ن م ا ف ى الس مو ات و ا ل ر ض ق ل ل ل ك ت ب ع ف م ل ي ؤ م ن ون ١٢ 12 Kime aittir göklerde ve yerdeki her şey? diye sor! Kendisine rahmeti prensip edinen Allah a diye cevap ver!(11) Geleceğine dair hiçbir kuşku bulunmayan Kıyamet Günü nde, elbet hepinizi bir araya toplayacaktır. Kendisini kaybeden kimselere gelince: onlar artık iman etmezler. 1611
6 (11) Buradaki ala edatıyla ilgili genel bir değerlendirme için bkz. Hicr: 41. Gökler ve yer, bütün yaratılmışlar âlemini kapsayan bir anlam içerir. Zımnen: bütün bir mahlukat demektir. (Nuzul 72 / Mushaf 15 : Hicr 41 Aşağıdadır.) ق ال ذ ا ص ر اط ع ل ی م س ت ق يم ٤١ 41 (Allah) buyurdu ki: (Zaten) bu, kendim için benimsediğim en doğru yol ve yöntemdir;(32) (32) Buradaki aleyye, bazıları tarafından ileyye (bana ulaşan) ve hatta sıfat olarak aliyyun (yüce) anlamına da alınmıştır (Ferrâ). Bu tür yorumlara, çoğunlukla Allah ın şanını tenzih kaygısıyla gidildiği bilinmektedir. Kaldı ki, ala nin Allah a zamirsiz ya da zamirli izafe edildiği tüm âyetlerde mana tercihimizi teyit eder niteliktedir (bkz. En âm: 12, 54; Tevbe: 111; Yûnus: 103; Nahl: 38; Enbiya: 104; Furkan: 16; Rûm: 47). و ل م ا س ك ن ف ى ال ي ل و الن ار و و الس م يع ال ع ل يم ١٣ 13 Oysa ki, gecenin ve gündüzün koynunda yatan her şey O na aittir; ve yalnızca O dur duyulmayanı duyan, varlığın sırrını bilen.(12) (12) Duyma ve bilmenin zirvesini ifade eden belirlilik tercümeye böyle yansımıştır. ق ل ا غ ي ر للا ا ت خ ذ و ل ياا ف اط ر الس مو ات و ا ل ر ض و و ي ط ع م و ل ي ط ع م ق ل ا ن ى ا م ر ت ا ن ا ك ون ا و ل م ن ا س ل م و ل ت ك ون ن م ن ال م ش ر ك ين ١٤ 14 (Ey muhatab)! De ki: Ben gökleri ve yeri bir çekirdeği yarar gibi yarıp çıkaran(13) Allah tan başkasını mı veli edineceğim? Ki O herkesi doyurur, fakat doyurulmaya muhtaç değildir. Ben Allah a teslim olanların öncüsü olmakla emrolundum de ve sakın şirk koşanlardan olma! (13) Fâtır için bkz. Fâtır: 1 (Nuzul 42 / Mushaf 35 : Fatır 1 Aşağıdadır.) ب اع لئ ك ة ر س ا ل ا ول ى ا ج ن ح ة م ث نى و ث لث و ر ي زيد ف ى ال خ ل ق م ا ي ش اء ا ن للا ع لى ك ل ش ی ء ق د ير ١ ا ل ح م د ل ل ف اط ر الس مو ات و ا ل ر ض ج اع ل ال م 1 HAMD tümüyle, gökleri ve yeri bir çekirdeği yarar gibi yoktan var eden;(1) melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler kılan Allah a mahsustur.(2) O yaratıkların kapasitesinde dilediği artışı gerçekleştirir: (3) çünkü Allah her şeye güç yetirendir. (1) Fâtır, hem yoktan var etmeyi, hem yaratma sürecinin başlama noktasını, hem de bir çekirdeği yarma anlamıyla içindeki gizli potansiyeli açığa çıkarmayı ifade eder. (Lugat anlamı için bkz. Rûm: 30, not 8.) Zımnen: Hamd, varlık çekirdeğinin kabuğunu çatlatıp içindeki varlık ağacını yeşerten Allah a mahsustur. (2) Bazı yorumculara göre bu iki, üç ve dört yerine kullanılmıştır (Taberi). Buradaki rakamlar aritmetik değerler olarak algılanmamalıdır. Bir sınır da ifade etmezler. Devamındaki cümle bunu ortaya koymaktadır. İbn Mes ud kanalıyla gelen bir haberde Allah Rasulü Cebrail i altı yüz kanatlı olarak tasvir eder (Buhârî ve Müslim). Bununla, meleğin taşıdığı vahyin mânevî ağırlığı ifade edilse gerektir (krş. Müzzemmil: 5). Muhtemel tüm yorumlar, meleklerin mânevî varlıklar olduğu gerçeğini esas almak zorundadır. (3) Krş. O doğru yola yönelenlerin hidayetini artırır ve onlara korunma gücü bahşeder (Muhammed: 17). Bir önceki cümleyle birlikte düşünüldüğünde, melekler de dahil Allah ın yaratıkları üzerindeki aktif ve muazzam müdahalesini, dahası bu müdahaleyi sayısız yollarla uygulayacağını gösteren bir ibâre. 1612
7 ق ل ا ن ى ا خ اف ا ن ع ص ي ت ر ب ى ع ذ اب ي و م ع ظ يم ١٥ 15 De ki: Eğer Rabbime karşı gelirsem, elbet korkunç bir günün azabından korkarım. م ن ي ص ر ف ع ن ي و م ئ ذ ف ق د ر ح م و ذل ك ال ف و ز ال م ب ين ١٦ 16 O gün kim azaptan esirgenirse, kesinlikle Allah ona rahmet etmiştir. Bu ise apaçık bir kurtuluş demektir. و ا ن ي م س س ك للا ب ض ر ف ل ك اش ف ل ا ل و و ا ن ي م س س ك ب خ ي ر ف و ع لى ك ل ش ی ء ق د ير ١٧ 17 Ve eğer Allah senin zarara uğramanı isterse, Zâtından başka kimse ona engel olamaz; yok eğer senin için bir hayır dilerse, unutma ki O her şeyi yapmaya kadirdir. و و ال ق ا ر ف و ق ع ب اد و و ال ح ك يم ال خ ب ير ١٨ 18 Zira; yalnızca O dur; kulları üzerinde mutlak otorite sahibi olan; yine O dur her hükmünde tam isabet kaydeden, her şeyden henüz kaynağındayken haberdar olan. ق ل ا ى ش ی ء ا ك ب ر ش اد اة ق ل للا ش يد ب ي ن ى و ب ي ن ك م و ا وح ى ا ل ی ذ ا ال ق ر ان ل ن ذ ر ك م ب و م ن ب ل ا ئ ن ك م ل ت ش د ون ا ن م ع للا ال اة ا خ رى ق ل ل ا ش د ق ل ا ن م ا و ا ل و اح د و ا ن ن ى ب ریء م م ا ت ش ر ك ون ١٩ 19 Sor onlara; En büyük şahit kimdir? Cevap ver: Benimle sizin aranızda Allah şahittir; ve bu Kur an bana kendisiyle sizi ve onun ulaştığı kimseleri(14) uyarayım diye vahyedildi. Size de (ulaştığına göre şimdi söyleyin bakalım): Allah la birlikte başka ilâhların olduğuna gerçekten şahitlik eder misiniz? De ki: Ben buna şahitlik etmem. Ve ekle: Tek ilâh ancak O dur; ve benim Allah dışında ilâhlık yakıştırdıklarınızla hiçbir bağım yoktur. (14)..sizi ve onun ulaştığı kimseleri ifadesi, Kur an mesajının kendisine ulaşmadığı kimseler bu mesajdan sorumlu tutulacaklar mıdır? sorusunun cevabı niteliğindedir. Bu âyet dolaylı olarak bu soruya hayır der. Elbette onlar fıtrat, selim akıl, iradelerinin gereğinden hesap vereceklerdir. Belki Kur an ı ulaştırma sorumluluğu olup da ulaştırmayanlar sorumlu tutulacaklardır. ا ل ذ ين ات ي ن ا م ال ك ت اب ي ع ر ف ون ك م ا ي ع ر ف ون ا ب ن اء م ا ل ذ ين خ س ر وا ا ن ف س م ف م ل ي ؤ م ن ون ٢١ 20 Daha önce vahye muhatap kıldıklarımıza gelince: onlar onu(15) kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini kaybeden kimseler var ya: işte onlardır inanmaya yanaşmayanlar. 1613
8 (15) Buradaki o zamiri teorik olarak Hz. Peygamberi gösterebileceği gibi, vahyi de gösterebilir (krş. Bakara: 146). Birincisi benzetme mantığına daha uygundur. Zira oğullar ile Peygamber arasındaki benzerlik insanın insana benzetilmesidir. İkincisi ise bağlama uygundur. (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 146 Aşağıdadır.) ا ل ذ ين ات ي ن ا م ال ك ت اب ي ع ر ف ون ك م ا ي ع ر ف ون ا ب ن اء م و ا ن ف ري اقا م ن م ل ي ك ت م ون ال ح ق و م ي ع ل م ون ١٤٦ 146 Kendilerine vahiy tevdi edilenler, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onların çoğu, bildikleri hâlde ısrarla gerçeği gizlerler.(281) (281) İbn Abbas a göre o zamiri kıbleye işaret eder. Fakat insanın insana benzetilmesi insanın mekâna benzetilmesinden evladır. Üstelik âyette bilmeye değil tanımaya vurgu yapılmaktadır. Dolayısıyla o zamiri Rasulullah a döner. Zira onlar bir peygamber geleceğini biliyorlardı (krş. Bakara: 76, not 12). اي ات ا ن ل ي ف ل ح الظ ال م ون ٢١ و م ن ا ظ ل م م م ن اف ت رى ع ل ى للا ك ذ ابا ا و ك ذ ب ب 21 Hem, kendi uydurduğu yalanları Allah a yakıştırandan, ya da O nun mesajlarını yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Gerçek şu ki zalimler asla iflah olmazlar. و ي و م ن ح ش ر م ج م ي اعا ث م ن ق ول ل ل ذ ين ا ش ر ك وا ا ي ن ش ر ك اؤ ك م ال ذ ين ك ن ت م ت ز ع م ون ٢٢ 22 Zira o gün tümünü bir araya toplayacağız, ardından ortak koşmakta ısrar edenlere soracağız: Hani sizin (yardım edeceğini) düşündüğünüz ortaklarınız? (16) (16) Mekkeliler, ortak koştukları varlıklarda Allah la aralarında aracılık vehmediyorlardı. Râzî nin de tercih ettiği bu anlam daha isabetli görünüyor. ث م ل م ت ك ن ف ت ن ت م ا ل ا ن ق ال وا و للا ر ب ن ا م ا ك ن ا م ش ر ك ين ٢٣ 23 Bunun ardından, Rabbimiz Allah a yemin olsun ki, bizim amacımız O na ortak koşmak değildi (17) demekten başka bir fitnelik düşünemeyecekler. (17) Lafzen: biz ortak koşmadık. Tercih ettiğimiz bu anlam, âyetin iç ve dış bağlamıyla uygunluk arz eder. Onlar Allah dışındaki varlıklara aracı ve şefaatçi rolü yüklerken, bunun şefaat objesi olan varlıkları Allah a ortak koşmak anlamına geldiğini göz ardı ediyorlardı. Onun için de, bu anlama geleceğini bilmiyorduk gibi bir mazeret ileri sürecekler. Zümer 3 bunun kanıtıdır. Kendisinden sonraki hemen tüm müfessirleri bu konuda etkileyen Katade nin fitne sözcüğünü mazeret olarak algılamasının nedeni de bu olsa gerek (Taberî). Bu âyet, Mekke müşriklerinin kendilerini Hz. İbrahim in inanç vârisi olarak gördüklerine delalet eder (krş. Nahl: 35 ve Zümer: 3). (Nuzul 74 / Mushaf 16 : Nahl 35 Aşağıdadır.) و ق ال ال ذ ين ا ش ر ك وا ل و ش اء للا م ا ع ب د ن ا م ن د ون م ن ش ی ء ن ح ن و ل اب اؤ ن ا و ل ح ر م ن ا م ن د ون م ن ش ی ء ك ذل ك ف ع ل ال ذ ي ن م ن ق ب ل م ف ل ع ل ى الر س ل ا ل ال ب ل غ ال م ب ين ٣٥ 35 Bir de, Allah tan başkasına ilâhlık yakıştırmakta direnenler dediler ki: Eğer Allah dileseydi, ne biz ne de atalarımız, hem O ndan başka hiçbir şeye kulluk etmez hem de O ndan başkasının (sözüyle) hiçbir şeyi haram kılmazdık. (38) Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı; peki, bu durumda elçilere (mesajı) açık seçik bildirmek dışında başka ne düşer?(39) (38) Müşrikçe kader inancının, sahibini sadece iradesine ihanet sınırında bırakmayıp, Allah a iftira etmeye kadar götürdüğünün çarpıcı bir ifadesi (krş. En âm: 148 ve not 1). (39) Onlar ahlâkî sorumluluktan kurtulmak için kendi iradelerini reddetmeye kalksalar da, peygamberler hakikati tebliğin ötesine geçip onları zorlayamazlar. Onların bu sahte mazeretlerinin geçersizliğini ifade etmek, en tutarlı bir biçimde ancak bu tavırla ortaya konabilirdi. 1614
9 (Nuzul 77 / Mushaf 39 : Zümer 3 Aşağıdadır.) ا ل ل ل الد ين ال خ ال ص و ال ذ ين ات خ ذ وا م ن د ون ا و ل ي اء م ا ن ع ب د م ا ل ل ي ق ر ب ون ا ا ل ى للا ز ل فى ا ن للا ي ح ك م ب ي ن م ف ى م ا م ف ي ي خ ت ل ف ون ا ن للا ل ي د ى م ن و ك اذ ب ك ف ار ٣ 3 Değil mi ki böyle bir borçluluk bilincinin en saf ve samimi olanı, sadece Allah'a has kılınanıdır! O'ndan başkalarını sığınacak otorite edinenler, "Biz bunlara sadece bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz!" (derler).(4) Şu kesin ki, tartıştıkları her hususta Allah onlar arasındaki hükmü verecektir: çünkü Allah yalanı tabiat haline getiren hiçbir nankörü asla doğru yola yöneltmez. (4) Bu âyet tarih boyunca tüm şirklerin sahte mazeretini ortaya koyar. Esasen şirk Allah ın yetersizliği düşüncesinden neşet eder. Buradan anlaşılan şirke bulanmış inanç sahiplerinin şirk nesnelerini birebir Allah yerine koymadıkları gerçeğidir. Şirk koşulanların sadece aracı olduğunu onlar da itiraf etmektedirler. Bu da uzak Allah tasavvurunun bir sonucudur. ا ن ظ ر ك ي ف ك ذ ب وا ع لى ا ن ف س م و ض ل ع ن م م ا ك ان وا ي ف ت ر ون ٢٤ 24 Bak, kendi kendilerine karşı nasıl yalan söylemişler; ve yamuk tasavvurları kendilerini nasıl aldatmış! و م ن م م ن ي س ت م ع ا ل ي ك و ج ع ل ن ا ع لى ق ل وب م ا ك ن اة ا ن ي ف ق و و ف ى اذ ان م و ق ارا و ا ن ي ر و ا ك ل اي ة ل ي ؤ م ن وا ب ا ح تى ا ذ ا ج اؤ ك ي ج اد ل ون ك ي ق ول ال ذ ين ك ف ر وا ا ن ذ ا ا ل ا س اط ير ا ل و ل ين ٢٥ 25 Onlar arasında öyleleri var ki, sana kulak verir(miş gibi yapar). Fakat kalplerinin üzerine, onları hakikati kavramaktan aciz bırakan örtüler yerleştirdik, kulaklarına da kurşun.(18) Ve hakikatin bütün belgelerini görseler dâhi artık iman etmezler. Öyle ki, tartışmak için sana geldiklerinde inkâra saplanmış olanlar derler ki: Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir. (19) (18) Lafzen: ağırlık (krş. Yûnus: 42 ve Muhammed: 16). Âyette akleden kalbe örtülen örtü ve kulağa akıtılan kurşun Allah a isnat ediliyor. Bir başka yerde ise Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; artık onlar dönemezler! (Bakara: 18) buyuruluyor. Bu iki âyeti birlikte okuduğumuzda şu sonuca ulaşırız: Akletmemekte direnerek akleden kalbi atıl hâle getiren kimsenin akletme melekesi giderek ölür ve ölen aklın üzeri örtülür. Hakikati işitmemekte direnen kimsenin işitme melekeleri giderek dumura uğrar ve en sonunda kalbinin kulağı kurşun akıtılmış gibi sağırlaşır. Bu iki sonuç da Allah ın yasası gereğidir. Onun için iki fiil de âyette bu sürecin kanununu koyan Allah a isnat edilmiştir (Benzer bir yorum için bkz. Keşşâf). (19) Eskilerin masalları ile ilgili bkz. Nahl: 24 (Nuzul 69 / Mushaf 10 : Yunus 42 Aşağıdadır.) و م ن م م ن ي س ت م ع ون ا ل ي ك ا ف ا ن ت ت س م ع الص م و ل و ك ان وا ل ي ع ق ل ون ٤٢ 42 Bir de, onlar arasında sana kulak verip işitirmiş gibi yapanlar var; iyi ama, eğer akıllarını kullanmıyorlarsa sen sağırlara duyurabilir misin?(59) (59) Allah ın gör dediği yerden bakınca, bilinenden çok farklı bir özürlülük tarifi ortaya çıkmaktadır (krş. Muhammed: 16 ve En âm: 25). 1615
10 (Nuzul 92 / Mushaf 47 : Muhammed 16 Aşağıdadır.) و م ن م م ن ي س ت م ع ا ل ي ك ح ت ى ا ذ ا خ ر ج وا م ن ع ن د ك ق ال وا ل ل ذ ين ا وت وا ال ع ل م م اذ ا ق ال ان افا ا و لئ ك ال ذ ين ط ب ع للا ع لى ق ل وب م و ات ب ع وا ا و اء م ١٦ 16 Onların arasından sana kulak verir (gibi) yapanlar var; nihayet senin yanından çıktıklarında, mesajı kavramış Olanlara(18) Sahi, o demin ne dedi(!) (19) diye sorarlar. İşte, Allah ın kalplerini mühürlediği ve keyiflerine göre davranan kimseler onlardır.(20) (18) Lafzen: ilim sahibi olanlara ( İlm in tarifi için bkz. Enbiya: 74, not 2 nin devamı). (19) Ünlem işareti, üslûptaki alayı göstermek içindir (krş. En âm: 25 ve Yûnus: 42). (20) Yani: 14. âyetteki kötü eylemleri kendisine güzel görünenler. (Nuzul 74 / Mushaf 16 : Nahl 24 Aşağıdadır.) و ا ذ ا ق يل ل م م اذ ا ا ن ز ل ر ب ك م ق ال وا ا س اط ير ا ا ل و ل ي ن ٢٤ 24 Ve kendilerine Rabbiniz size ne indirdi? diye sorulduğunda, Eskilerin masallarını (28) derler; (28) Esâtir in iniş sürecinde ilk kullanıldığı yer muhtemelen Kalem sûresinin 15. âyetidir. Terkibin kullanıldığı bağlamlar göz önüne alındığında, inkârcı muhatapların öldükten sonra dirilme inancını eskilerin masalları diye adlandırdıkları anlaşılmaktadır (En âm: 25; Enfal: 31 vd). و م ي ن و ن ع ن و ي ن پ و ن ع ن و ا ن ي ل ك ون ا ل ا ن ف س م و م ا ي ش ع ر ون ٢٦ 26 Onlar hem diğerlerini ondan mahrum eder, hem de kendileri ondan yan çizerler. Başka değil, yalnızca kendi benliklerini helâke sürüklerler de bunun farkına dâhi varmazlar. اي ات ر ب ن ا و ن ك ون م ن ا ل م ؤ م ن ين ٢٧ و ل و ت رى ا ذ و ق ف وا ع ل ى الن ار ف ق ال وا ي ا ل ي ت ن ا ن ر د و ل ن ك ذ ب ب 27 Ateşin başında dikilecekleri zaman onları bir görmelisin. Derler ki: Ah, keşke hayata bir daha döndürülsek! (O zaman) Rabbimizin mesajlarını yalanlamaz, mü minlerden olurduk. 1616
11 ب ل ب د ا ل م م ا ك ان وا ي خ ف ون م ن ق ب ل و ل و ر د وا ل ع اد وا ل م ا ن وا ع ن و ا ن م ل ك اذ ب ون ٢٨ 28 Ama hayır, daha önce gizlemiş oldukları şey onlara apaçık göründü de ondan;(20) ve eğer geri döndürülselerdi, kendilerine yasaklanan şeylere yine dönerlerdi(21) şu kesin ki onlar, yalanı tabiat hâline getiren kimselerdir. (20) Bedâ lehum, âhirette için dışa döneceğini, maskelerin düşeceğini, insanın gerçek kişiliğiyle arz-ı endam edeceğini ifade eder. (21) Zımnen: Küfür sahibini kör eden iflah olmaz bir önyargıdır. و ق ال وا ا ن ى ا ل ح ي ات ن ا الد ن ي ا و م ا ن ح ن ب م ب ع وث ين ٢٩ 29 Zira, Bu dünyadakinden başka hayatımız yoktur, öldükten sonra da dirilecek değiliz demişlerdir. و ل و ت رى ا ذ و ق ف وا ع لى ر ب م ق ال ا ل ي س ذ ا ب ال ح ق ق ال وا ب لى و ر ب ن ا ق ال ف ذ وق وا ال ع ذ اب ب م ا ك ن ت م ت ك ف ر ون ٣١ 30 Yine sen onları, Rablerinin katına çıkarılıp O nun Bu gerçek değil miymiş? diye sorduğu zaman görmeliydin. Onlar, Kesinlikle Rabbimiz hakkı için öyle! diye cevap verecekler. O da diyecek(22) ki: Tadın azabı, ısrarlı inkârınıza karşılık! (22) Lafzen: dedi. Âhiret bağlamında gelen geçmiş zaman formları yaşanmışlığa değil, yaşanacak olanın kesinliğine delalet eder. ق د خ س ر ال ذ ين ك ذ ب وا ب ل ق اء للا ح تى ا ذ ا ج اء ت م الس اع ة ب غ ت اة ق ال وا ي ا ح س ر ت ن ا ع لى م ا ف ر ط ن ا ف ي ا و م ي ح م ل ون ا و ز ار م ع لى ظ ور م ا ل س اء م ا ي ز ر ون ٣١ 31 Doğrusu, Allah a kavuşacaklarını yalanlayanlar hüsrana uğrayacaklar. Kıyamet Saati ansızın geliverdiğinde, günahlarının yükünü sırtlarında taşır bir hâlde(23) diyecekler ki: Ondan mahrum kaldığımız için yazıklar olsun bize! Ah, o yüklendikleri şey ne fenadır! (23) Zımnen: Dünyada taşımadıkları sorumlulukları, âhirette sırtlarına yüklenecek. و م ا ال ح يوة الد ن ي ا ا ل ل ع ب و ل و و ل لد ار ا ل خ ر ة خ ي ر ل ل ذ ين ي ت ق ون ا ف ل ت ع ق ل ون ٣٢ 32 (Tek başına) bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden ibarettir.(24) Âhiret yurdu ise, sorumluluk bilincini kuşananlar için daha hayırlıdır: Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (24) Parantez içi açıklamamız için bkz. Ankebût: 64 ve Me aric:
12 (Nuzul 46 / Mushaf 70 : Mearic 42 Aşağıdadır.) ف ذ ر م ي خ وض وا و ي ل ع ب وا ح تى ي ل ق وا ي و م م ال ذ ى ي وع د ون ٤٢ 42 Artık onları kendi haline bırak; vaad edildikleri güne kavuşuncaya kadar lafa dalıp oynayadursunlar. (26) (26) Bu dünya hayatının oyun ve eğlence olduğunu ifade eden âyetler, bu âyet ışığında anlaşılmalıdır (msl. Ankebût: 64). Buna göre, tek dünyalı bir bakış açısına sahip olanlar için bu dünya bir oyun ve eğlencedir, iki dünyalılar içinse hasadı âhirette yapılacak bir tarla. (Nuzul 89 / Mushaf 29 : Ankebut 64 Aşağıdadır.) و م ا ذ ال ح يوة الد ن ي ا ا ل ل و و ل ع ب و ا ن الد ار ا ل خ ر ة ل ى ال ح ي و ان ل و ك ان وا ي ع ل م ون ٦٤ 64 Zaten (akletselerdi, bileceklerdi ki) şu dünya hayatı (tek başına) geçici bir oyun ve oynaştan başka bir şey değildir;(84) bir de hayatın öteki yüzü vardır ki, işte odur gerçek hayat: keşke bunu olsun bilebilseydiler. (84) Bu âyet Me âric 42 ışığında tek dünyalı bir hayat yaşayan inkârcıların hayat tasavvurunu red içindir (krş. En âm: 32; Muhammed: 36; Hadîd: 20). Zımnen: Mü mine oyun ve eğlence olarak bu dünyada sürdüğü hayat yeter. O fazladan bir oyun ve eğlenceye ihtiyaç duymaz. Buna ihtiyaç duyanlar, dünyaya aşırı değer yükleyenler, bir başka ifadeyle dünyaya âhiret muamelesi yapanlardır. ي ج ح د ون ٣٣ اي ات للا ق د ن ع ل م ا ن ل ي ح ز ن ك ال ذ ى ي ق ول ون ف ا ن م ل ي ك ذ ب ون ك و لك ن الظ ال م ين ب 33 Onların söylediklerinin seni üzdüğünü biliyoruz elbet. Şu bir gerçek ki, onların yalanladığı sen değilsin; bu zalimlerin asıl inkâr ettiği Allah ın mesajlarıdır. و ل ق د ك ذ ب ت ر س ل م ن ق ب ل ك ف ص ب ر وا ع لى م ا ك ذ ب وا و ا وذ وا ح تى ا تي م ن ص ر ن ا و ل م ب د ل ل ك ل م ا ت للا و ل قد ج اء ك م ن ن ب ای ء ال م ر س ل ين ٣٤ 34 Doğrusu senden önce de elçiler yalanlanmıştı. Ama yalanlandıkları hakikat üzerinde direndiler ve bu yüzden eziyete uğradılar; en sonunda kendilerine yardımımız yetişti: Zira hiçbir güç Allah ın kesin ve keskin vaadini(25) değiştiremez. Doğrusu peygamberlere dair bir kısım bilgiler daha önce de sana ulaşmıştı. (25) Kelimât ın sıradan değil, etkili, iz bırakan, kesin ve keskin sözler anlamı için bkz. Bakara: 124 (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 124 Aşağıdadır.) و ا ذ اب ت لى ا ب ر يم ر ب ب ك ل م ات ف ا ت م ن ق ال ا ن ى ج اع ل ك ل لن اس ا م ا اما ق ال و م ن ذ ر ي ت ى ق ال ل ي ن ال ع د ى الظ ال م ين ١٢٤ 124 Hani Rabbi İbrahim i(228) insanı şiddetle sarsan ağır imtihanlara(229) tabi tutmuş ve o da bu (imtihanı) hakkıyla verdiği zaman(230) demişti ki: Ben seni insanlığa önder yapacağım.(231) İbrahim: Neslimden de!? demişti.(232) Allah buyurmuştu: Sözüm (senin neslinden de olsa) zalimler için asla geçerli değildir. (233) (228) Sözün Hz. İbrahim e getirilmesi, Yahudileşen İsrâiloğullarına ata olarak Yakub da kalmayıp iki kuşak daha geriye giderek İbrahim e kadar uzanmalarını öğütlemek içindi. Eğer oraya varırlarsa kutsal ırkçılık yaparak yeni peygamberi reddetme gerekçeleri yok olacak, Hz. İbrahim de birleşen iki soyun da birbirine üstünlük iddiasının temeli kalmayacaktı. (229) Lafzen: Kelimeler. Hz. İbrahim i insanlığa önder yapan ibtila kelimât ın kök mânasında saklıdır. K-l-m kökünden türeyen tüm Arapça kelimeler güç ve şiddet ortak anlamına sahiptir (İbn Cinnî, el-hasâis I, 13 vd). Buradan yola çıkarak Hz. İbrahim in sınandığı kelimat ın katlanılması güç, insanı şiddetle sarsan imtihanlar olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bunlar; ateş, hicret ve kurban olarak sıralanabilir. 1618
13 (230) İbtela, Kur an da 4 yerde kullanılmış (Ahzab: 11; Fecr: 15, 16), tümünde de ağır imtihan ve sınama anlamı öne çıkarılmıştır. Allah ın kulunu ibtila etmesi varlıkla olabileceği gibi yoklukla, sevinçle olabileceği gibi hüzünle, vererek olabileceği gibi alarak da gerçekleşebilir. (231) Bu âyetin ilk muhatabı olan Hz. Peygamber için taşıdığı mâna elbette çok farklıdır. Maddede ve mânada atası olan Hz. İbrahim in adım adım izini takip eden Rasulullah, Mekke de çektiği sıkıntı ve ödediği ağır bedelin ardından tıpkı İbrahim gibi insanlığa önder ve örnek seçilmiştir. İlginçtir ki Kur an da yalnızca iki insan için güzel örnek ifadesi yer alır: Biri Hz. İbrahim, diğeri de Hz. Muhammed dir (Mumtehane: 4; Ahzab: 21). (232) Neslimden de ifadesini bazı müfessirler soru olarak algılamışlarsa da, cümlenin yapısı hem duaya hem de soruya elverişlidir. Biz aslındaki bu çift boyutlu anlamı tercümede de muhafaza etmeyi yeğledik. (233) Zımnen: Kendisine kötülük eden biri, insanlara önderlik ve yöneticilik yapmaya lâyık değildir. Çünkü kendisine kötülük eden başkalarına haydi haydi kötülük eder. Değilse, tarihte nice zalimler yöneticilik ve önderlik makamını lâyık olmadıkları hâlde gasbetmişlerdir. Âyetteki ahdi âhirete dair yorumlayanlar da olmuştur. Ne var ki bu ahdin, öncelikle dünyada gerçekleştiği âyetten açıkça anlaşılmaktadır. Bu âyetteki söz ile 40. âyetteki Allah ın sözü arasında bir sebep sonuç ilişkisi vardır. ل ج مع م اي ة و ل و ش اء للا و ا ن ك ان ك ب ر ع ل ي ك ا ع ر اض م ف ا ن اس ت ط ع ت ا ن ت ب ت غ ى ن ف اقا ف ى ا ل ر ض ا و س ل اما ف ى الس م اء ف ت ا ت ي م ب ع ل ى ال دى ف ل ت ك ون ن م ن ال ج ا ل ين ٣٥ 35 Eğer onların yüz çevirmeleri ağırına gidiyorsa ve senin de yeri oymaya ya da göğe merdiven dayamaya gücün varsa, haydi bunu yap da bir mucize getir bakalım! Oysa ki eğer Allah dileseydi, onların tümünü hidayet üzere buluştururdu, (ama dilemedi).(26) Öyleyse, sakın (Allah ın yasasını) bilmezden gelme! (26) Parantez içi açıklama hem sözgelimine, hem de Yûnus 99 gibi âyetlere dayanmaktadır (krş.hûd: 34). (Nuzul 69/ Mushaf 10 : Yunus 99 Aşağıdadır.) و ل و ش اء ر ب ك ل م ن م ن ف ى ا ل ر ض ك ل م ج م ي اعا ا ف ا ن ت ت ك ر الن اس ح تى ي ك ون وا م ؤ م ن ين ٩٩ 99 Ve eğer Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunan herkes topyekûn iman ederdi, (fakat bunu dilemedi). Şimdi kalkıp da, sen mi onları iman edinceye kadar zorlayacaksın? (Nuzul 70 / Mushaf 11 : Hud 34 Aşağıdadır.) و ل ي ن ف ع ك م ن ص ح ى ا ن ا ر د ت ا ن ا ن ص ح ل ك م ا ن ك ان للا ي ريد ا ن ي غ و ي ك م و ر ب ك م و ا ل ي ت ر ج ع ون ٣٤ 34 Hemben size ne kadar öğüt vermeye çalışırsam çalışayım, eğer Allah sizin yoldan sapmanızı dilemiş olsaydı (-hele ki öyle değil-),(41) benim verdiğim öğüt size hiçbir yarar sağlamazdı: O sizin Rabbinizdir, sonunda O na döndürüleceksiniz. (41) Veya: helâkinizi dilemiş olsaydı (krş. Râzî). Parantez içi açıklama hem cümlenin şartlı yapısı gereği sözgelimine, hem de Kur an ın bütününe dayanmaktadır (bkz. Bakara: 256; Kehf: 29; Nâzi ât: 3). Allah ın saptırma ve doğru yolu göstermesinde insanın tercihinin belirleyiciliği için bkz. Bakara: 27. Parantez içi açıklamanın gerekçesi, zalim kavmin 27 ve 32. âyetlerde dile gelen tavrıdır (krş. Ra d: 27, not 9). ا ن م ا ي س ت ج يب ال ذ ين ي س م ع ون و ال م و تى ي ب ع ث م للا ث م ا ل ي ي ر ج ع ون ٣٦ 36 Şüphe yok ki, sadece yürekten dinleyenler bir davete icâbet edebilir. Ölülere gelince: Onları yalnızca Allah diriltebilir; en sonunda hepsi O na dönecektir. (27) (27) Allah ın gör dediği yerden bakınca, Ölü kim-diri kim? sorusunun cevabı değişiyor. 1619
14 و ق ال وا ل و ل ن ز ل ع ل ي اي ة م ن ر ب ق ل ا ن للا ق اد ر ع لى ا ن ي ن ز ل اي اة و لك ن ا ك ث ر م ل ي ع ل م ون ٣٧ 37 Onlar Ona Rabbinden mucizevi bir belge indirilmesi gerekmez miydi? derler. De ki: Allah her tür mucizevi belgeyi indirmeye kadirdir. Fakat onların çoğu bunun bilincinde değildir. و م ا م ن د اب ة ف ى ا ل ر ض و ل ط ائ ر ي ط ير ب ج ن اح ي ا ل ا م م ا م ث ال ك م م ا ف ر ط ن ا ف ى ال ك ت اب م ن ش ی ء ث م ا لى رب م ي ح ش ر و ن ٣٨ 38 Oysa yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir varlık türü yoktur ki,(28) sizin gibi bir âlem olmasın(29) Biz ilâhî yasalarda hiçbir boşluk bırakmadık.(30) Yine en sonunda onlar, Rablerinin huzurunda toplanacaklar. (28) Âyetteki tâirin en geniş mânasıyla başta kuşlar olmak üzere uçan tüm varlıkları kapsar. Bu âyette yürüyen hayvanlar gibi uçan kuşların ve diğer kanatlı varlıkların da yeryüzüne hamledilmesi hayli dikkat çekicidir. Daha başka bazı âyetlerde atmosfer içinin gök olarak nitelendirilmesi, Kur an kozmoğrafyasının çeşitliliğine işaret eder (krş. Furkan: 25). (29) Başta Fâtiha olmak üzere Kur an da geçen âlemîn lerin kapsamına giren her sınıf mahlukat bir ümmettir. Burada ümmet, varlık türlerinden bir tür anlamına gelir. (30) Lafzen: kitapta. İbn Abbas a göre burada geçen kitap her şeyin kendisinde yazılı olduğu Allah katındaki ana bellek (ummu l- kitab) tır. Râzî nin buradaki kitabı Kur an olarak algılaması pek tutarlı görünmemektedir. Zira 35. âyette insan topluluklarının sosyolojik yasaları, 36. âyette ise insan tekinin psikolojik yasaları dile gelir. Buna göre kitâb bireysel, sosyal ve kozmik ilâhî yasalara tekabül eder. (Nuzul 40 / Mushaf 25 : Furkan 25 Aşağıdadır.) ت ن زي ا ل ٢٥ و ي و م ت ش ق ق الس م اء ب ال غ م ام و ن ز ل ال م لئ ك ة 25 İşte o gün, tüm bulutlarıyla birlikte gökyüzü param parça olacak;(33) ve melekler bölük bölük indirilecek; (33) Tekil olarak kullanılan gök, Kur an da birbirinden farklı olarak geçen üç kozmoğrafyadan en yakını olan atmosfer içi semaya tekabül etse gerektir (Atmosfer içinin gök olarak nitelendiği bir âyet için bkz. En âm: 38). Semâ, arz ın aksine eril ve etken olanı temsil eder. اي ات ن ا ص م و ب ك م ف ى الظ ل م ات م ن ي ش ا للا و ال ذ ين ك ذ ب وا ب ي ض ل ل و م ن ي ش ا ي ج ع ل ع لى ص ر اط م س ت ق يم ٣٩ 39 Mesajlarımızı yalanlayanlar, karanlığa mahkûm olmuş sağırlar ve dilsizlerdir. Allah dileyeni saptırmayı diler, dileyeni de doğru yola yöneltmeyi diler. ق ل ا ر ا ي ت ك م ا ن ا تيك م ع ذ اب للا ا و ا ت ت ك م الس اع ة ا غ ي ر للا ت د ع ون ا ن ك ن ت م ص اد ق ين ٤١ 40 De ki: Düşünsenize bir, eğer Allah ın azabına uğrasanız ya da Kıyamet Günü gelip çatsa, Allah tan başkasına yalvarabilir misiniz? Hadi (cevap verin), eğer dürüstseniz? ب ل ا ي ا ت د ع ون ف ي ك ش ف م ا ت د ع ون ا ل ي ا ن ش اء و ت ن س و ن م ا ت ش ر ك ون ٤١ 41 Aksine, yalnızca O na yalvarırsınız; O da eğer dilerse sizi yalvartan sıkıntıyı giderir; öyle ki, koştuğunuz ortakları bile unutuverirsiniz. 1620
15 و ل ق د ا ر س ل ن ا ا لى ا م م م ن ق ب ل ك ف ا خ ذ ن ا م ب ال ب ا س اء و الض ر اء ل ع ل م ي ت ض ر ع ون ٤٢ 42 Doğrusu Biz, senden önceki topluluklara da mesajlarımızı göndermiştik. Onları da şiddetli zorluğa ve darlığa(31) düşürdük ki, acziyetlerini itiraf etsinler. (31) el-be sâ korkunun baskın olduğu hayati zorluk, ed-darra ekonomik sıkıntı (Furûk). ف ل و ل ا ذ ج اء م ب ا س ن ا ت ض ر ع وا و لك ن ق س ت ق ل وب م و ز ي ن ل م الش ي ط ان م ا ك ان وا ي ع م ل ون ٤٣ 43 Onlara takdir ettiğimiz sıkıntı kendilerine eriştiği zaman acziyetlerini itiraf etmeliydiler, fakat yürekleri katılaştı. Çünkü şeytan yaptıkları her şeyi onlara güzel gösterdi. ف ل م ا ن س وا م ا ذ ك ر وا ب ف ت ح ن ا ع ل ي م ا ب و اب ك ل ش ی ء ح ت ى ا ذ ا ف ر ح وا ب م ا ا وت وا ا خ ذ ن ا م ب غ ت اة ف ا ذ ا م م ب ل س ون ٤٤ 44 Öyle ki, onlar kendilerine yapılan bütün uyarıları kulak ardı ettiler. Biz de nimet kapılarını ardına kadar açtık.(32) Onlar kendilerine verilen nimetlerin hazzıyla sermest bir hâldeyken, kendilerini apansız yakalayıverdik: İşte o vakit, tüm umutlarını yitirdiler. (33) (32) Zımnen: Darlıkla sınadıktan sonra bir de varlıkla sınadık. (33) Zımnen: Umut kesmek İblisleşmektir. Kur an da şeytan dan Allah ile ilişkisinin anlatıldığı yerlerde İblis olarak söz edilir. Eblese, umutsuzluğa düştü, umudunu yitirdi anlamına gelir (bkz. Bakara: 34). (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 34 Aşağıdadır.) و ا ذ ق ل ن ا ل ل م لئ ك ة اس ج د وا ل د م ف س ج د وا ا ل ا ابل ي س ا بى و اس ت ك ب ر و ك ان م ن ال ك اف ري ن ٣٤ 34 İşte o zaman meleklere demiştik ki: Âdem(oğlu) için emre âmâde olun! İblis(57) hariç, hepsi emre âmâde olmuştular. O (ise) emre karşı geldi, büyüklük tasladı ve nankörlerden oldu. (57) İblis, şeytanın ismi değil içine düştüğü açmazı en güzel bir biçimde ifade eden sıfatıdır. el-iblâs, belanın şiddeti karşısında düş kırıklığına uğrayarak umutsuzluğa kapılmak anlamına gelir (Râ- ğıb). Kur an da kelime bu anlamda kullanılmıştır (En âm: 44; Rûm: 12, 49). Zira onu iblisleştiren, umutsuzluktur. Allah la ilişkisinin anlatıldığı yerlerde İblis, Âdem le ilişkisinin anlatıldığı yerlerde şeytan olarak anılır (şeytan için bkz. Tekvir: 25, not 21). Sözün özü: Allah tan umut kesmek insanı iblisleştirir. ف ق ط ع د اب ر ال ق و م ال ذ ين ظ ل م وا و ال ح م د ل ل ر ب ال ع ال م ين ٤٥ 45 En sonunda(34) zulümde ısrar eden toplum(ların) kökü kesilip atıldı.(35) Neticede tüm övgüler, yalnızca âlemlerin Rabbi Allah a mahsustur. (34) Âyetin başındaki fâ edatı, normal bağlaç olmasının ötesinde kendisinden sonrasıyla öncesi arasındaki neden-sonuç, illet-hikmet bağına delalet eder. (35) Bu âyet de 35 ve 36. âyetler gibi toplumların tabi olduğu yasalara bir atıftır. Bilinen bir hakikattir ki, tabiatına yabancılaşan bireylerin baskın olduğu toplumlar, ahlâkî çözülmeye maruz kalırlar. Bu onların ve oluşturdukları uygarlıkların sonu demektir; sonunda tarih sahnesinden silinip giderler. 1621
16 ق ل ا ر ا ي ت م ا ن ا خ ذ للا س م ع ك م و ا ب ص ار ك م و خ ت م ع لى ق ل وب ك م م ن ا ل غ ي ر للا ي ا ت يك م ب ا ن ظ ر ك ي ف ن ص ر ف ا ل ي ات ث م م ي ص د ف ون ٤٦ 46 De ki: Tutun ki Allah işitme yeteneğinizi ve görme duyularınızı(36) elinizden aldı ve kalplerinizi de mühürledi; peki, onları size Allah tan başka hangi ilâh geri verebilir? Bak, mesajlarımızı nasıl da her boyutuyla açıklıyoruz? Fakat hâlâ onlar katı bir önyargıyla diretiyorlar. (36) Kur an ın belagat sırlarından biri de görme duyusunun çoğul, işitme duyusunun tekil gelmesidir. ق ل ا ر ا ي ت ك م ا ن ا تيك م ع ذ اب للا ب غ ت اة ا و ج ر اة ل ي ل ك ا ل ال ق و م الظ ال م ون ٤٧ 47 De ki: Tutun ki Allah ın azabı aniden ya da ayan açık geldi; (o zaman) hiç zalim halktan başkası helâk edilir mi dersiniz? و م ا ن ر س ل ال م ر س ل ين ا ل م ب ش ر ين و م ن ذ ر ين ف م ن ام ن و ا ص ل ح ف ل خ و ف ع ل ي م و ل م ي ح ز ن ون ٤٨ 48 Biz elçilerimizi, yalnızca müjdeci ve uyarıcı olsunlar diye göndeririz. Bundan sonra da kim iman eder ve kendini düzeltirse, işte onların gelecekten endişe geçmişten hüzün duymalarına gerek yoktur.(37) (37) Tesbit, saygı, davet ve ihtarın hepsi bir arada: İnsanın inanç özgürlüğünü tesbit, onun özgür iradesiyle yaptığı seçime saygı, bunun karşılığında tercihinin sorumluluğunu üstlenmeye davet, yanlış tercihinin kendisi için fena olacağını ihtar. اي ات ن ا ي م س م ال ع ذ اب ب م ا ك ان وا ي ف س ق ون ٤٩ و ال ذ ين ك ذ ب وا ب 49 Mesajlarımızı yalanlayan kimselere gelince: onlar yoldan çıkmaları sebebiyle azaba mahkûm olacaklar. ق ل ل ا ق ول ل ك م ع ن د ى خ ز ائ ن للا و ل ا ع ل م ال غ ي ب و ل ا ق ول ل ك م ا ن ى م ل ك ا ن ا ت ب ع ا ل م ا ي و حى ا ل ی ق ل ل ي س ت و ى ا ل ع مى و ال ب ص ير ا ف ل ت ت ف ك ر ون ٥١ 50 De ki: Size ben ne Allah ın hazineleri bana aittir, Ne de Gaybı ben bilirim diyorum; Yine size, Ben bir meleğim de demiyorum: Benim görevim, sadece bana bildirilene uymaktır! (38) De ki: Hiç görmeyenle gören bir olur mu? Siz hâlâ düşünmeyecek misiniz? (38) Sûrenin 37. âyetinde dile gelen mucize talebine red cevabı. و ا ن ذ ر ب ال ذ ين ي خ اف ون ا ن ي ح ش ر وا ا لى ر ب م ل ي س ل م م ن د ون و ل ى و ل ش ف يع ل ع ل م ي ت ق ون ٥١ 51 Kendilerini O na karşı savunacak bir dost ya da O nun katında şefaat edecek birileri olmadan Allah ın huzuruna çıkmaktan korkanları vahiyle uyar ki, O na karşı saygıda kusur etmesinler.(39) (39) Bu âyet bağlamı itibarıyla müslüman olsun ya da olmasın, ahirete iman ettiği hâlde bu imanı problemli olanlara hitap etmektedir (Taberî, Râzî ve Zemahşerî). 1622
17 و ل ت ط ر د ال ذ ين ي د ع ون ر ب م ب ال غ دوة و ال ع ش ى ي ر يد ون و ج م ا ع ل ي ك م ن ح س اب م م ن ش ی ء و م ا م ن ح س اب ك ع ل ي م م ن ش ی ء ف ت ط ر د م ف ت ك ون م ن الظ ال م ين ٥٢ 52 Ve Rablerinin rızası uğruna sabah akşam(40) O na kulluk eden (hiç) kimseyi huzurundan kovma! Ne onların yaptıkları şeyden dolayı sen hesaba çekilirsin, Ne de senin yaptıklarından dolayı onlar hesaba çekilirler. Sözün özü: onları kovarsan zalimlerden olursun.(41) (40) Yani: daima.. (41) Bizce bu âyet bir önceki âyetle doğrudan ilişkilidir. Önceki âyette, âhiret inancında pürüz olan insanların inanç problemlerinin çözümü için çaba gösterilmesi öğütlenmekteydi. Bu yüzden âyetin, esbâb-ı nüzûl rivayetleriyle sınırlanması yanlıştır. Hz. Peygamber in yoksul ve alt tabaka mensubu tabilerinin zengin Mekkelilerle diyalog yolunu açma hatırına uzaklaştırılmasına dair bu atıflar, Abese sûresinin ilk pasajında nakledilenlere benzer. Oysa ki âyette uzaklaştırılmaması istenenlerin toplumsal konumları değil de mânevî ve ahlâkî konumları dile getirilmektedir. Dolayısıyla iniş sebebi rivayetleri, âyetin içeriğiyle örtüşmemektedir. و ك ذل ك ف ت ن ا ب ع ض م ب ب ع ض ل ي ق ول وا ا ؤ ل ء م ن للا ع ل ي م م ن ب ي ن ن ا ا ل ي س للا ب ا ع ل م ب الش اك ر ين ٥٣ 53 İşte bu şekilde insanları birbiriyle sınarız ki, Acaba Allah bizi bırakıp da onlara mı ikramda bulundu? (42) diye sorsunlar. Kimin şükrettiğini en iyi bilen Allah değil midir? (42) Lafzen: aramızdan. Min beyninâ, min dûninâ vurgusuna sahip olduğu için böyle çevrilmiştir (Zemahşerî). Burada inançların aynı selim kaynaktan çıktığı hâlde, nasıl anlayış ve kavrayış farklılıklarıyla bozulduğu dile getirilmektedir. اي ات ن ا ف ق ل س ل م ع ل ي ك م ك ت ب ر ب ك م ع لى ن ف س الر ح م ة ا ن و ا ذ ا ج اء ك ال ذ ين ي ؤ م ن ون ب م ن ع م ل م ن ك م س و اءا ب ج ال ة ث م ت اب م ن ب ع د و ا ص ل ح ف ا ن غ ف ور ر ح يم ٥٤ 54 Mesajlarımıza yürekten inanan kimseler sana geldiğinde de ki: Selam olsun size!(43) Rabbiniz, rahmeti kendi zâtı için prensip edinmiştir.(44) Haberiniz olsun ki, sizden biri bilmeden bir kötülük işler ve ardından tevbe edip kendini düzeltirse, kesinlikle O nu tarifsiz bağışlayıcılığı olan eşsiz bir merhamet kaynağı olarak (bulacaktır). (43) Ya da: ne mutlu size! (44) Buradaki alâ edatıyla ilgili genel bir değerlendirme için bkz. Hicr: 41 (Nuzul 72 / Mushaf 15 : Hicr 41 Aşağıdadır.) ق ال ذ ا ص ر اط ع ل ی م س ت ق يم ٤١ 41 (Allah) buyurdu ki: (Zaten) bu, kendim için benimsediğim en doğru yol ve yöntemdir;(32) (32) Buradaki aleyye, bazıları tarafından ileyye (bana ulaşan) ve hatta sıfat olarak aliyyun (yüce) anlamına da alınmıştır (Ferrâ). Bu tür yorumlara, çoğunlukla Allah ın şanını tenzih kaygısıyla gidildiği bilinmektedir. Kaldı ki, ala nin Allah a zamirsiz ya da zamirli izafe edildiği tüm âyetlerde mana tercihimizi teyit eder niteliktedir (bkz. En âm: 12, 54; Tevbe: 111; Yûnus: 103; Nahl: 38; Enbiya: 104; Furkan: 16; Rûm: 47). و ك ذل ك نف ص ل ا ل ي ات و ل ت س ت ب ين س ب يل ال م ج ر م ين ٥٥ 55 Böylece Biz mesajlarımızı(45) ayrıntılı aktarıyoruz ki, günahı hayat tarzı hâline getirenlerin yolu açık seçik ayırt edilebilsin. 1623
18 (45) Bu son pasajlar boyunca mucize mânasındaki âyet ile mesajlar mânasındaki âyât aynı formla ifade edilir. Bunda, Hz. Peygamber den mucize isteyenlere gerçek mucize bu âyetlerdir vurgusu vardır (krş. Ankebût: 51). (Nuzul 89 / Mushaf 29 : Ankebut 51 Aşağıdadır.) ا و ل م ي ك ف م ا ن ا ا ن ز ل ن ا ع ل ي ك ال ك ت اب ي ت لى ع ل ي م ا ن ف ى ذل ك ل ر ح م اة و ذ ك رى ل ق و م ي ؤ م ن ون ٥١ 51 Ne yani! Şimdi bu ilâhi kelamı, kendilerine iletmen için sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi?(73) Elbet bunda, inanacak bir toplum için tarifsiz bir rahmet ve ilâhi bir uyarı zaten vardır. (73) Eğer birine bu vahiy mucize olarak yetmiyorsa, ona hiçbir mucize yetmez. Her peygamberin bir nübüvvet mucizesi vardır, Kur an Hz. Muhammed in nübüvvet mucizesidir. Her peygambere verilen mucize ise kendi zamanında geçerlidir. Kur an mucizesi kendisinden sonraki tüm zamanlarda geçerlidir. Kur an ın insanı dönüştürücü gücü ilk günkü gibi sürmektedir. Gerçek mucize de budur. ق ل ا ن ى ن يت ا ن ا ع ب د ال ذ ين ت د ع ون م ن د ون للا ق ل ل ا ت ب ع ا و اء ك م ق د ض ل ل ت ا ا ذا و م ا ا ن ا م ن ال م ت د ين ٥٦ 56 DE Kİ: Ben, Allah ı bırakıp yalvardığınız şeylere kulluk etmekten men olundum. (46) De ki: Sizin keyfinize uymam! (Eğer uysaydım), asıl(47) o zaman sapıtmış olurdum ve doğru yolda yürüyenlerden olmazdım! (46) Zımnen: Dua kulluk, Kulluk duadır (krş. Mü min: 60). (47) Sadece fiillerin başında gelen kad edatı, mazi fiilin başında bu ve buna benzer bir bağlamda geldiğinde bir beklentiye cevap olmanın yanında, haksız bir ithamı inkâr ve itham sahibine iade vurgularını da taşır. Burada ve özellikle izen ile birlikte kullanıldığı yerlerde asıl anlamını vermek isabetli görünüyor. Kur an söyleminin genelinde gördüğümüz üslûptaki olağanüstü nezaketin bir sonucu olarak, sapıtma ithamının söyleyenin şahsı yerine,onun çağırdığı sapıklığa iade edildiğini görüyoruz. (Nuzul 78 / Mushaf 40 : Mü min 60 Aşağıdadır.) و ق ال ر ب ك م اد ع ون ى ا س ت ج ب ل ك م ا ن ال ذ ين ي س ت ك ب ر ون ع ن ع ب اد ت ى س ي د خ ل ون ج ن م د اخ ر ين ٦١ 60 Ve Rabbiniz şöyle buyurur: Bana dua edin ki ben de kabul edeyim!(43) Bana kulluk yapmayı kendisine yediremeyenler, rezil rüsva olarak cehenneme girecekler. (43) Veya: Bana kulluğunuzla davetiye gönderin ki, ben de rahmet ve ödülümle davetinize icâbet edeyim. Ya da Elmalılı nın ifadesiyle: Benden beni isteyin size icâbet ederim, beni bulursunuz; beni bulansa her şeyi bulmuş olur. Dua kulun Allah karşısındaki esas duruşudur. Dua etmek ilâhi bir lütuftur, Duanın kabulü fazladan bir lütuftur. Dua etmek, bizzat kabul olmuş bir duadır. Allah tan isteyenin, kendisine isteği verilse de verilmese de onuru ve hatırı artar. Allah tan başkasından isteyenin isteği verilse de verilmese de onuru azalır. 1624
19 ق ل ا ن ى ع لى ب ي ن ة م ن ر ب ى و ك ذ ب ت م ب م ا ع ن د ى م ا ت س ت ع ج ل ون ب ا ن ال ح ك م ا ل ل ل ي ق ص ال ح ق و و خ ي ر ال ف اص ل ين ٥٧ 57 De ki: Çünkü ben Rabbimden gelen açık bir delile dayanmaktayım; ve siz bu tavrınızla onu da yalanlamış bulunuyorsunuz; sizin acele gerçekleşmesini istediğiniz şey (de) benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah a aittir. O, hakikati haber verecektir; zira (hak ile bâtıl arasında) en iyi hükmü O verir. ق ل ل و ا ن ع ن د ى م ا ت س ت ع ج ل ون ب ل ق ض ى ا ل م ر ب ي ن ى و ب ي ن ك م و للا ا ع ل م ب الظ ال م ين ٥٨ 58 De ki: Eğer acele gerçekleşmesini ısrarla istediğiniz şey benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızda hüküm gerçekleşmiş olurdu. Ama Allah kimin zalim olduğunu daha iyi bilir. و ع ن د م ف ات ح ال غ ي ب ل ي ع ل م ا ا ل و و ي ع ل م م ا ف ى ال ب ر و ال ب ح ر و م ا ت س ق ط م ن و ر ق ة ا ل ي ع ل م ا و ل ح ب ة ف ى ظ ل م ات ا ل ر ض و ل ر طب و ل ي اب س ا ل ف ى ك ت اب م ب ين ٥٩ 59 Zira gaybın anahtarları(48) yalnızca O nun katındadır; onu başkası değil, yalnızca O bilir. O, karada ve denizde olan-biten her şeyi bilir; Hiç bir yaprak düşmez ki O bunu bilmesin; Yerin derinliklerinde bir tek tohum, yaş-kuru(49) hiçbir şey yoktur ki O nun apaçık yasasına dahil olmasın.(50) (48) Mefâtîh ile ilgili bkz. Kasas: 76 (49) Net-brüt diye de anlaşılabilir. Zımnen: Her şey O nun yasasına dahildir. (50) Lafzen: kitapta. Buradaki kitâb ile, Allah ın ilmi ya da korunmuş levhaların kastedildiği söylenmiştir (Taberî). Fakat apaçık vasfını taşıdığı göz önüne alınırsa, bu yorumların isabetli olmadığı sonucuna varılır (38. âyetin notuna bkz). (Nuzul 67 / Mushaf 28 : Kasas 76 Aşağıdadır.) ا ن ق ار ون ك ان م ن ق و م م و سى ف ب غى ع ل ي م و ات ي ن ا م ن ال ك ن وز م ا ا ن م ف ات ح ل ت ن وا ب ال ع ص ب ة ا ول ى ال ق و ة ا ذ ق ال ل ق و م ل ت ف ر ا ن للا ل ي ح ب ال ف ر ح ين ٧٦ 76 UNUTMAYIN ki, Karun (84) da Musa kavmine mensup biriydi; fakat onların omuzlarında yükselerek haddi aştı;(85) zira Biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki, sadece anahtarlarını (86) taşımak bile güçlü kuvvetli bir müfrezeye zor gelirdi. Bir gün kavmi (87) ona dedi ki: Şımarma! Çünkü Allah şımaranları asla sevmez. (84) Karun servete sahip olmanın değil, servete ait olmanın prototipidir. Karun ismi Eski Ahid de anılmaz. Fakat Mısır da Feyyum vilayetinin kuzeybatısında bulunan dünyanın en eski tabii göllerinden biri Karun ismini taşımaktadır. Burada yapılan kazılarda Firavun (ayrıca Roma ve Kıpti) döneminden kalma eserler bulunmuştur. Aynı kaynak bu bulgulardan yola çıkarak, jeolojik araştırmaların Hz. Musa nın Firavun ve ordusundan kurtulmak için Mısır dan çıkışı deniz yoluyla değil, Karun Gölü üzerinden gerçekleştiği sonucuna varır. Muhtemelen Karun, kendi adını alan bu gölün kenarında yaşamıştır. Yine buradaki Sâğa Sarayı kalıntılarında altın heykeller bulunmuştur. (85) Beğa, haddi aştı, tecavüz etti anlamına gelir ki, buradaki taşkınlık ve tecavüz, aleyhi ile birlikte ekonomik bir sömürüye atıf olsa gerektir. (86) Mefâtih hem anahtar anlamına gelen miftâh ya da miftah ın, hem de kilit altında korunan şey, değerli eşya yani hazine anlamına gelen meftah ın çoğuludur. Bu tahlil En âm sûresinin 59. âyeti için de geçerlidir. Zımnen: Servetini veya anahtarlarını kilit altında saklıyor, aslında kendini servetine kilitliyordu; Allah batırırken ikisini de ayırmadı. (87) Karun un Hz. Musa ile akrabalık bağları olan İbranî kavmine mensup biri olduğunu îmâ etse gerektir. Bu aidiyetine rağmen Karun, haklının yanında değil güçlünün yanında yer aldı. 1625
20 و و ال ذ ى ي ت و ف يك م ب ال ي ل و ي ع ل م م ا ج ر ح ت م ب الن ار ث م ي ب ع ث ك م ف ي ل ي ق ض ى ا ج ل م س ماى ث م ا ل ي م ر ج ع ك م ث م ي ن ب ئ ك م ب م ا ك ن ت م ت ع م ل ون ٦١ 60 Nitekim, geceleyin sizi ölü (gibi) yapan ve gündüzün neler işlediğinizi bilen O dur. Sonra tayin edilen ömrü yaşamak üzere, sizi her gün hayata O geri döndürür(51) En sonunda dönüşünüz O nadır ve nihayet yaptığınız her bir şeyi size bildirecektir. (51) Krş. Nebe : 9-11 (Nuzul 47 / Mushaf 78 : Nebe 9-11 Aşağıdadır.) و ج ع ل ن ا ن و م ك م س ب ا اتا ٩ 9 Ve uykunuzu ölüm (8) (sembolü) kıldık;(9) (8) Veya, kesinti (el-kat ) kök anlamına istinaden: istirahat için ara. Fakat bu mâna, kelimenin asli mânası değildir. Nevmekum (uykunuz) kelimesi, insan uykusuna has bir özelliği ifade etse gerektir. Bu da can ile değil insana özgü ruh ile alâkalı olmalıdır (krş. En âm: 60). (9) 8. âyetteki çift yaratılış haleka fiiliyle, 9. âyetteki uykunun ölüm sembolü kılınışı ce ale fiiliyle ifade edilmiş. Halk eşyanın varoluş, tabiat, cevher ve fıtratına nisbetle, ca l ise eşyanın ahval, araz ve eylemine nisbetle kullanılır. Çift kutupluluk insanın cevheri özelliği, uyku ise arazi özelliğidir. İlki ontolojik, ikincisi biyolojiktir. و ج ع ل ن ا ال ي ل ل ب ا اسا ١١ 10 Ve geceyi tarifsiz bir örtü kıldık; (10) (10) Gecenin örtü kılınmasının üç gerekçesi vardır: Birincisi: Gecenin koynunda yapılması gereken meşru işler için bir örtü. İkincisi: Zerdüştlüğün Karanlık Tanrısı (Ehrimen) inancını red. Üçüncüsü: Gece koruyucudur: İlk muhatapların dünyasında gece saldırmak muruet e (insanlık) aykırıydı. و ج ع ل ن ا الن ار م ع ا اشا ١١ 11 Gündüzü de hayat (sembolü) yaptık. (11) (11) Hayat anlamına gelen me âş, 9. âyetteki subât ın karşıtıdır. و و ال ق ا ر ف و ق ع ب اد و ي ر س ل ع ل ي ك م ح ف ظ اة ح ت ى ا ذ ا ج اء ا ح د ك م ال م و ت ت و ف ت ر س ل ن ا و م ل ي ف ر ط ون ٦١ 61 Çünkü kulları üzerinde mutlak otorite sahibi olan yalnızca O dur.(52) İçinizden birine ölüm gelip de elçilerimiz onun canını alıncaya dek size kol kanat geren koruyucular gönderir ve bunlar hiçbir şeyi gözden kaçırmazlar. (52) Krş. Âyet 18. ث م ر د وا ا ل ى للا م و لي م ال ح ق ا ل ل ال ح ك م و و ا س ر ع ال ح اس ب ين ٦٢ 62 Sonunda onlar gerçek sahipleri olan Allah a teslim edilirler: İşte mutlak hüküm yalnızca O nundur; ve O hesabı en seri görendir. ق ل م ن ي ن ج يك م م ن ظ ل م ات ال ب ر و ال ب ح ر ت د ع ون ت ض ر اعا و خ ف ي اة ل ئ ن ا ن جين ا م ن ذ ل ن ك ون ن م ن الش اك ر ين ٦٣ 63 De ki: Siz, ta yüreğinizden eğer O bizi bu (musibet)ten kurtarırsa kesinlikle şükredenlerden olacağız diye dua ettiğinizde, karanın ve denizin görünmez tehlikelerinden sizi kurtaracak olan biri var mı? 1626
21 ق ل و ال ق اد ر ع لى ا ن ق ل للا ي ن ج يك م م ن ا و م ن ك ل ك ر ب ث م ا ن ت م ت ش ر ك ون ٦٤ ي ب ع ث ع ل ي ك م ع ذ ا ابا م ن ف و ق ك م ا و م ن ت ح ت ا ر ج ل ك م ا و ي ل ب س ك م ش ي اعا و ي ذ يق ب ع ض ك م ب ا س ب ع ض ا ن ظ ر 64 De ki: Sizi ondan ve diğer tüm sıkıntılardan kurtaracak olan yalnızca Allah tır; ama hâlâ Allah tan başkasına ilâhlık yakıştırmayı sürdürüyorsunuz. ك ي ف ن ص ر ف ا ل ي ات ل ع ل م ي ف ق ون ٦٥ 65 De ki: Size üstünüzden ya da ayaklarınızın altından azap gönderme ya da sizi birbirinize düşürüp paramparça bir toplum hâline getirme gücü yalnızca O nundur. (53) Bak, iyice kavrasınlar diye mesajlarımızı nasıl çok boyutlu dile getiriyoruz? (53) İlki doğal felaketlere, ikincisi sosyal felaketlere işaret eder. و ك ذ ب ب ق و م ك و و ال ح ق ق ل ل س ت ع ل ي ك م ب و ك يل ٦٦ 66 O hakikatin ta kendisi olduğu hâlde, senin hitap ettiğin toplum bunu yalanlıyor. De ki: Ben size korumalık yapmakla yükümlü değilim. (54) (54) Buradaki vekîl, Türkçe de kazandığı anlamda değil, gelmesi muhtemel azaba karşı koruma sorumluluğu anlamındadır. Bu türden her âyet irade özgürlüğüne ilâhî saygıyı ifade eder. ل ك ل ن ب ا م س ت ق ر و س و ف ت ع ل م ون ٦٧ 67 Her haberin bir gerçekleşme süreci vardır; zaman gelecek, (bunu) siz de öğreneceksiniz.(55) (55) Sözgeliminden zımnen:..fakat iş işten geçmiş olacak. و ا ذ ا ر ا ي ت ال ذ ين ي خ وض ون ف ى اي ات ن ا ف ا ع ر ض ع ن م ح تى ي خ وض وا ف ى ح د يث غ ي ر و ا م ا ي ن س ي ن ك الش ي ط ان ف ل ت ق ع د ب ع د الذ ك رى م ع ال ق و م الظ ال م ين ٦٨ 68 ÂYETLERİMİZ hakkında ileri-geri konuşanları gördüğün zaman, onlar başka konulara geçinceye kadar sen onlardan uzak dur! Ama eğer şeytan sana bunu unutturursa, hiç değilse hatırladıktan sonra, zulme gömülmüş böylesi bir toplulukla birlikte bulunma! و م ا ع ل ى ال ذ ين ي ت ق ون م ن ح س اب م م ن ش ی ء و لك ن ذ ك رى ل ع ل م ي ت ق ون ٦٩ 69 Gerçi, sorumluluk bilincini kuşananlar onlardan hiçbir şekilde sorumlu değildirler; fakat bir hatırlatmadır, umulur ki saygıda kusur etmezler. و ذ ر ال ذ ين ات خ ذ وا د ين م ل ع ابا و ل اوا و غ ر ت م ال ح يوة الد ن ي ا و ذ ك ر ب ا ن ت ب س ل ن ف س ب م ا ك س ب ت ل ي س ل ا م ن د ون للا و ل ى و ل ش ف يع و ا ن ت ع د ل ك ل ع د ل ل ي ؤ خ ذ م ن ا ا و لئ ك ال ذ ين ا ب س ل وا ب م ا ك س ب وا ل م ش ر اب م ن ح م يم و ع ذ اب ا ل يم ب م ا ك ان وا ي ك ف ر و ن ٧١ 70 Dünya hayatına dalarak eğlenceyi ve geçici zevklerini din hâline getiren kimseleri kendi hâline bırak.(56) Fakat şunu da onlara hatırlat ki, her insan işlediklerine karşılık ipotek altına alınacak,(57) ve ne kendisini Allah a karşı koruyacak, ne de kayıracak kimsesi olacaktır. Ve kendisi için en yüksek fidyeyi verse bile, bu ondan asla kabul edilmeyecektir. 1627
22 İşte bunlardır işlediklerine karşılık ipotek edilecekler; ısrarlı inkârları sebebiyle onlar (gelecek için) yakıp kavurucu bir (umutsuzluk) zehiri içecekler, (geçmiş için) şiddetli bir azap çekecekler.(58) (56) Bu ibarenin iki anlamı vardır: Dinlerini oyun ve eğlence hâline getiren kimseler veya Oyun ve eğlenceyi din hâline getiren kimseler. Râzî, Kurtubî, Ebussuud ve Âlûsî bu ikinci anlamı alternatif bir anlam olarak anarlar. (57) Kur an da sadece bu âyette gelen en tubsele ve ubsilû kelimelerini ikisi de Arapça kökenli olan rehin ve hapis ile karşılamak, çeviride eşdeğerliliğe aykırıydı. Biz de, kaynak dildeki nadir kelimeye hedef dilde nadir karşılık ilkemiz gereği ipotek ile karşıladık. (58) Yani: Geçmişleri azap, gelecekleri serap olacak. Bu ibare, Allah dostları için Kur an da muştulanan onlar gelecekten dolayı endişe, geçmişten dolayı hüzün duymayacaklar ifadesinin zıddı olarak okunabilir. ق ل ا ن د ع وا م ن د ون للا م ا ل ي ن ف ع ن ا و ل ي ض ر ن ا و ن ر د ع لى ا ع ق اب ن ا ب ع د ا ذ دين ا للا ك ال ذ ى اس ت و ت الش ي اط ين ف ى ا ل ر ض ح ي ر ان ل ا ص ح اب ي د ع ون ا ل ى ال د ى ائ ت ن ا ق ل ا ن د ى للا و ال دى و ا م ر ن ا ل ن س ل م ل ر ب ال ع ال م ين ٧١ 71 DE Kİ: Biz, Allah ı bırakıp da bize ne faydası dokunan ne de zarar veren şeylere mi yalvaralım? Ve tıpkı bizimle gel! diye kendisini doğru yola çağıran arkadaşları dururken şeytanların ayartmalarına kapılıp dünyevi zevklerin peşine tutkulu bir biçimde takılan kimse gibi, Allah bizi doğru yola ilettikten sonra topuklarımız üzerinde gerisin geri mi dönelim? De ki: Hiç şüphe yok ki yegâne rehberlik Allah ın rehberliğidir(59) ve Biz Âlemlerin Rabbine kayıtsız-şartsız teslim olmakla emrolunduk; (59) Nahivcilere göre bu ibaredeki el-hudâ haber, hudallah ise mübtedadır. Bu yaklaşım bir ifadenin gramerini mânasına önceleyen bir yaklaşımdır. Her tür hidayetin Allah a atfı Kur an daki uluhiyet anlayışına en uygun olandır ve bunun için de hudallah terkibini haber, el-huda lafzını ise mübteda olarak okumak Kur an ın genel üslûbuna daha uygun düşmektedir. Arap dilinin büyük otoritesi Sîbeveyh (ö. 180/769) el-kitab ında şöyle der: Nahivcilerin çoğunluğu bir ifadenin gramerini düzelteceğim diye anlamını göz ardı ederler. Hâlbuki sözün anlamı irabından çok daha önemlidir. İbn Hişam da şöyle der: Metnin irabını gözeten dilciler mânanın gereğini göz ardı ettiler (nkl. İtkân II, 261). Nahivcilerin ön kabulleri dışına çıkmak zorunda kaldığımız çeviri örneklerimizin gerekçesi budur. و ا ن ا ق يم وا الص لوة و ات ق و و و ال ذ ى ا ل ي ت ح ش ر ون ٧٢ 72 Ve namazı hakkını vererek kılmak(60) ve O na karşı sorumluluk duymakla Çünkü sonunda huzurunda toplanacağınız varlık yalnızca O dur. (60) Teslimiyet insanın Allah a karşı esas duruşu, Namaz bu duruşun pratiğidir (Salât için bkz. A lâ: 15). 1628
23 (Nuzul 9 / Mushaf 87 : A la 15 Aşağıdadır.) ى ١٥ و ذ ك ر اس م ر ب ف ص ل 15 Rabbinin adını hatırda tutan da, salata duran da (kurtuluşa erecek). (15) (15) Veya: namaz kılan. Dahası, kök anlamının yardımıyla: destek olan veya esas duruşunu koruyan. Sâlât ı sadece namaz ile karşılamak yerine, asli haliyle bıraktık. Zira salat, Kur an da gerçek bir çokanlamlı kavram olarak yer alır. Ekâme fiili ile birlikte namaz ibadetini hakkını vererek kılmak, Mâide 12 de destek, Mâide 58 de din ve dindarlık, Mâide 106 de davet, Nûr 41 de kuşların salatı olarak yaratılış amacına uygun hareket etmek, Meryem 59 da ibadet ve daha başka mânalarda kulanılmıştır (bkz. Bakara: 3, ; Mâide: 58, ; Mâ ûn: 4, ). Burada zikr ile yan yana kullanıldığı için ikinci bir mef ul ile geldiği Tâhâ 14 teki ekimi s-salâte li-zikrî (adımın anılıp şanımın yücelmesi için tüm destek ve çabanı seferber et) ibaresini andırmaktadır. A lâ sûresinin 9 ve 10. âyetindeki zikrâ ve men yahşa ile teki men tezekkâ ve sallâ arasında sıkı bir irtibat vardır. Salât ın gerçek anlamını bulmamızda bu pasajdaki kavramsal karşıtlıklar yol göstericidir. Men yahşâ (10) ile el-eşkâ (11) nasıl zıddiyet ilişkisine sahipse, Yaslâ (12) ile sallâ (15) da kökenleri bir olmasına rağmen mânaları zıttır. Birincisi ateşi desteklemek için cehennemin göbeğine dikilmeyi İkincisi ise Allah a özünde kendine- destek için esas duruşu korumayı ifade eder. Zımnen: Cehennemle doğrulmak istemeyen namazla doğrulsun mesajını içerir. Zira salleytu l- ûd, değneği ateşte doğrulttum demektir. es-salvu, insanın dik oturmasını sağlayan oyluklar veya dik yürümesini sağlayan omurga anlamına gelir (Lisân ve Tâc). Allahu a lem. و و ال ذ ى خ ل ق الس مو ات و ا ل ر ض ب ال ح ق و ي و م ي ق ول ك ن ف ي ك ون ق و ل ال ح ق و ل ال م ل ك ي و م ي ن ف خ ف ى الص ور ع ال م ال غ ي ب و الش اد ة و و ال ح ك يم ال خ ب ير ٧٣ 73 Zira; Gökleri ve yeri gerçek bir amaca mebni olarak yaratan O dur. O ne vakit Var ol! derse, (varlık) hemen varoluş sürecine girer: O nun sözü (sanal değil) tahakkuk eden bir gerçekliktir.(61) Ve Sur çalındığında, otorite yalnızca O na ait olacaktır. O gerçekliğin algılanamayan kısmını da, algı kapsamına giren kısmını da bilendir: O her hükmünde tam isabet edendir, Her şeyden haberdar olandır. (61) Kavluhu l-hakk, maddî dünyanın sanallığına dair eşyanın hakikatini yok sayan tüm spekülatif yaklaşımları kökten dışlayan bir ifadedir. و ا ذ ق ال ا ب ر يم ل ب ي از ر ا ت ت خ ذ ا ص ن ا اما ال اة ا ن ى ا ريك و ق و م ك ف ى ض ل ل م ب ين ٧٤ 74 HANİ bir zamanlar İbrahim babası Azer e(62) demişti ki: Sen putları mı ilâh ediniyorsun? Görüyorum ki, sen ve toplumun apaçık bir sapıklık içindesiniz! (62) Kitab-ı Mukaddes e göre Terah, Eusebius a göre Aser (Athar). Yaklaşık MÖ (veya 2300) civarında Ur da yaşamış bir saray heykeltıraşı. Bir Keldani devleti olan Ur, Ur- Nammu tarafından kurulmuştu. Muhtemelen Nemrud ismi de buradan mülhemdi. 1629
24 Urluların binlerce putu arasında Ay Tanrısı olan Nannar ve Güneş Tanrısı olan şamaş en ünlüleri idi. Ayrıca yıldızlara da perestiş ediyorlardı. Pasajın ilerleyen âyetlerinde Hz. İbrahim in yaratan değil yaratılan olduğunu isbat ettiği ay-güneş-yıldız teslisi, işte içinden çıktığı toplumun putlaştırdığı bu unsurlardı. 1630
25 1631
26 و ك ذل ك ن رى ا ب ر يم م ل ك وت الس مو ات و ا ل ر ض و ل ي ك ون م ن ال م وق ن ين ٧٥ 75 İşte böylece biz, İbrahim e göklerin ve yerin hükümranlığı hakkında bir bakış açısı kazandırdık ki, kalben mutmain kimselerden olsun.(63) (63) Îkân ile ilgili bkz. Bakara: 4 (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 4 Aşağıdadır.) و ال ذ ين ي ؤ م ن ون ب م ا ا ن ز ل ا ل ي ك و م ا ا ن ز ل م ن ق ب ل ك و ب ا ل خ ر ة م ي وق ن ون ٤ 4 Ve onlar sana indirilene iman ederler, senden önce indirilene de; âhiretin varlığına dair ilâhî habere mutmain bir kalple inanmıştırlar.(9) (9) İman kalbin yönelişi, İkân yöneldiği şeyden kalbin tatmin olmasıdır. Kalp îkân ile tatmin olunca iman o kalpte harekete geçer ve o tatmin duygusu sahibinde bir meleke hâline gelir. Meleke hâline gelen iyilik, adeta sahibini koruyan bir meleğe dönüşür. Bu sonuç, hem hidayet nimetinin hem de Allah ın insana verdiği değerin büyüklüğünü gösterir. Yazılı âyetler iman âyetleri, Kevni âyetler ikân âyetleri dir. (İlgili bir not için bkz. Câsiye: 4, not 4.) ف ل م ا ج ن ع ل ي الل ي ل ر ا ك و ك ابا ق ال ذ ا ر ب ى ف ل م ا ا ف ل ق ال ل ا ح ب ا ل ف ل ين ٧٦ 76 Ve gece karardığında bir yıldız gördü ve haykırdı: Benim Rabbim bu! (64) Fakat yıldız batınca dedi ki: Ben batanları sevmem.(65) 1632
27 (64) Farklı kelam ekolleri, kendi savundukları tenzih ve ismet doktrinleri doğrultusunda bir anlam üretebilmek için bu ibareyi soru formuna çevirerek, alternatif anlam arayışına girmişlerdir. Bu ibare her türlü teolojik tartışmadan ve mülahazadan uzak bir biçimde okunduğunda bu anlama gelmektedir. Kaldı ki, Hz. Peygamber den bunun aksi bir anlamı destekleyen herhangi bir rivayet de nakledilmemiştir. Metnin görünen anlamını destekleyen Taberî nin naklettiği İbn Abbas kaynaklı rivayet, bazı müfessirler tarafından sırf Eş ari doktrinine aykırı olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir (bkz. Râzî). Ne ki, bu ibareyi soru formuna taşımak bizi daha başka problemlerle yüz yüze getirecektir. 77. âyetin sonundaki batınca dedi ki: Doğrusu, eğer Rabbim beni doğru yola iletmezse, ben de kesinlikle sapıtan kimselerden olurdum! ifadesi, benim Rabbim bu ibarelerini istifhâmî ya da inkârî yapmaya yetmez, ancak Hz. İbrahim in, kendisini dinleyen bir guruba gerçek Allah inancını öğretebilmek için, tek kişilik bir temsil sergilediği akla gelebilir. Bu âyetlerin Hz. İbrahim in imana davetini dile getiren 74 ve 75. âyetlerin ardından gelmesi, onun bu ilâhî yöntemi yine bir sevk-i ilâhî ile uyguladığını gösterir. 83. âyette geçen huccetuna dan (isbat yöntemimiz) yola çıkarak, bu yöntemin Allah ın kendi zâtına ait bir yöntem olduğunu anlıyoruz. Dolayısıyla bunun doğruyu bulmak için entelektüel bir muhakeme ve görünenlerden görünmeyene ulaşma yöntemi olduğu da anlaşılmış olmaktadır. Buradan hareketle, uluhiyyet ve vahdaniyeti kavramak ve isbat etmek için kullanılan bu muhakeme tekniğiyle amaçlanan sonuca bakmak en doğru yaklaşım olacaktır. (65) Ben batanları sevmem in zımni karşılığı şudur: iman etmek sevmektir; inandığınızı sevgi dünyanıza dahil etmek, hatta hakim etmektir. ف ل م ا ر ا ال ق م ر ب از اغا ق ال ذ ا ر ب ى ف ل م ا ا ف ل ق ال ل ئ ن ل م ي د ن ى ر ب ى ل ك ون ن م ن ال ق و م الض ال ين ٧٧ 77 Sonra ayın doğuşunu görünce İşte Rabbim bu! dedi. Fakat o da batınca dedi ki: Doğrusu eğer Rabbim beni doğru yola iletmeseydi, ben de kesinlikle sapıtan kimselerden olurdum! 1633
28 ف ل م ا ر ا الش م س ب از غ اة ق ال ذ ا ر ب ى ذ ا ا ك ب ر ف ل م ا ا ف ل ت ق ال ي ا ق و م ا ن ى ب ریء م م ا ت ش ر ك ون ٧٨ 78 Nihayet güneşin doğuşunu gördü ve Benim Rabbim bu; (zira) bu en büyüğü! dedi. Fakat o da kaybolunca Ey kavmim! diye seslendi, Ben sizin şirk koştuğunuz şeylerde yokum! (66) (66) Kuşeyri Hz. İbrahim in tevhide yürüyüşü sırasındaki üç durak olan yıldız, ay ve güneş sembollerini İslâm ın üç bilgi sistemine tatbik eder: Akıl temeli üzerine kurulu Burhan Bilgi Sistemi. Vahiy temeli üzerine kurulu Beyan Bilgi Sistemi. Sezgi temeli üzerine kurulu İrfan Bilgi Sistemi (Risâle, Kahire, 1991, s. 287). ا ن ى و ج ت و ج ى ل ل ذ ى ف ط ر الس مو ات و ا ل ر ض ح ن ي افا و م ا ا ن ا م ن ال م ش ر ك ين ٧٩ 79 Artık ben, her türlü bâtıldan yüz çevirerek bütün varlığımla gökleri ve yeri yaratana yöneldim; ve ben O ndan başkasına ilâhlık yakıştıranlardan değilim!(67) (67) Allah Rasulü nün belli bir dönem namazların girişinde subhâneke yerine okuduğu âyettir. و ح اج ق و م ق ال ا ت ح اج ون ى ف ى للا و ق د دين و ل ا خ اف م ا ت ش ر ك ون ب ا ل ا ن ي ش اء ر ب ى ش ي اپا و س ع ر ب ى ك ل ش ی ء ع ل اما ا ف ل ت ت ذ ك ر ون ٨١ 80 Ve toplumu onunla tartışmaya girdi. Dedi ki: Beni doğru yola ileten O olduğu hâlde, siz Allah hakkında hâlâ benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin şirk aracı kıldığınız şeylerden korkmuyorum; Rabbimin dilemediği hiçbir şey gerçekleşmez, Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatır: siz hâlâ bunu düşünemiyor musunuz? 1634
29 و ك ي ف ا خ اف م ا ا ش ر ك ت م و ل ت خ اف ون ا ن ك م ا ش ر ك ت م ب ا ل ل م ا ل م ي ن ز ل ب ع ل ي ك م س ل ط ا انا ف ا ی ال ف ر يق ي ن ا ح ق ب ا ل م ن ا ن ك ن ت م ت ع ل م ون ٨١ 81 Hem ben Allah a ortak koştuğunuz şeylerden neden korkacakmışım? Üstelik siz, Allah katından geçerli bir deliliniz olmadığı hâlde Allah a şirk koşmaktan korkmazken? Şu hâlde eğer biliyorsanız, iki taraftan hangisi kendini güvende hissetmeye daha lâyıktır, (söylesenize)? ا ل ذ ين ام ن وا و ل م ي ل ب س وا ا يم ان م ب ظ ل م ا و لئ ك ل م ا ل م ن و م م ت د ون ٨٢ 82 İmana ulaşan ve imanlarına zulüm(68) bulaştırmayanlar var ya: işte onlardır güvene lâyık olanlar; zira onlar doğru yoldadırlar. (68) Rasulullah, buradaki zulm sözcüğünü şirk olarak tefsir etmiş ve buna da Lokman 13 ü delil göstermiştir (Buhârî ve Müslim). Âyetin ibadet ya da isyanla değil imanla ilgili olan bağlamı bu rivayeti destekler (Râzî). (Nuzul 11 / Mushaf 61 : Lokman 13 Aşağıdadır.) و ا ذ ق ال ل ق من ل ب ن و و ي ع ظ ي ا ب ن ی ل ت ش ر ك ب ا ل ل ا ن الش ر ك ل ظ ل م ع ظ يم ١٣ 13 Hani Lokman oğluna öğüt verirken şöyle diyordu: Yavrucuğum!(13) Allah tan başkasına ilâhlık yakıştırma! Çünkü her tür ilâhlık yakıştırma gerçekten de korkunç bir zulümdür. (14) (13) Binlerce yıl önce gök kubbeye salınmış bu altın öğütleri ölümsüzleştiren Kur an, adeta tüm muhataplarına, sadece Lokman ın oğlu Ankâ değil Hepiniz Lokman ın çocuklarısınız demektedir. (14) Sahabenin inen vahyi hayata koyma konusundaki ciddiyetini tüm çıplaklığıyla ortaya koyan olaylardan biri, bu âyet sebebiyle yaşandı. Âyet inince sahabeyi bir endişe kapladı. Allah Rasulü ne gelip dediler ki: İmana zulüm karıştırmamaya hangimizin gücü yeter ki?! Allah Rasulü buyurdular: Bakın, bu zulüm sizin anladığınız zulüm değil; Lokman ın şu sözünü işitmez misiniz? dedi ve bu âyeti okudu (Buhârî, Tefsir 6:20). 1635
30 و ت ل ك ح ج ت ن ا ات ي ن ا ا ا ب ر يم ع لى ق و م ن ر ف ع د ر ج ات م ن ن ش اء ا ن ر ب ك ح ك يم ع ل يم ٨٣ 83 İşte bu, toplumuna karşı kullanması için İbrahim e verdiğimiz isbat yöntemimizdi.(69) Biz, dilediğimiz kimseyi derece derece (hakikate) yüceltiriz.(70) Hiç şüphesiz senin Rabbin her hükmünde tam isabet edendir, her şeyi tarifsiz bilendir. (69) Bu isbat yöntemi, hem her insana olduğu gibi Hz. İbrahim e de doğuştan verilen muhakeme yeteneğine, hem de bir sevk-i ilâhîye delalet edebilir. Fakat âyetler, bu yöntemi Hz. İbrahim in ilâhî gözetim altında uyguladığını düşünmemizi gerektirir. (70) Burada, Hz. İbrahim i Allah ın varlığına ve birliğine ulaştıran muhakeme sırasında Mutlak Hakikate ulaşmada basamak olarak kullandığı araçlara bir atıf yapılmaktadır. و و ب ن ا ل ا س حق و ي ع ق وب ك ل ا د ي ن ا و ن و احا د ي ن ا م ن ق ب ل و م ن ذ ر ي ت د او د و س ل ي م ن و ا ي وب و ي وس ف و م و سى و ر ون و ك ذل ك ن ج ز ى ال م ح س ن ين ٨٤ 84 Ona İshak ı ve Yakub u bağışladık; ve daha önce Nûh u ilettiğimiz gibi hepsini de doğru yola ilettik. Onun neslinden Davud u, Süleyman ı, Eyyub u, Yusuf u, Musa yı ve Harun u (seçtik).(71) İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz; (71) Bu isimler, Hz. İbrahim in Bakara 124 te dile gelen duasına Allah ın bir icâbeti gibidir. 1636
31 (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 124 Aşağıdadır.) و ا ذ اب ت لى ا ب ر يم ر ب ب ك ل م ات ف ا ت م ن ق ال ا ن ى ج اع ل ك ل لن اس ا م ا اما ق ال و م ن ذ ر ي ت ى ق ال ل ي ن ال ع د ى الظ ال م ين ١٢٤ 124 Hani Rabbi İbrahim i(228) insanı şiddetle sarsan ağır imtihanlara(229) tabi tutmuş ve o da bu (imtihanı) hakkıyla verdiği zaman(230) demişti ki: Ben seni insanlığa önder yapacağım.(231) İbrahim: Neslimden de!? demişti.(232) Allah buyurmuştu: Sözüm (senin neslinden de olsa) zalimler için asla geçerli değildir. (233) (228) Sözün Hz. İbrahim e getirilmesi, Yahudileşen İsrâiloğullarına ata olarak Yakub da kalmayıp iki kuşak daha geriye giderek İbrahim e kadar uzanmalarını öğütlemek içindi. Eğer oraya varırlarsa kutsal ırkçılık yaparak yeni peygamberi reddetme gerekçeleri yok olacak, Hz. İbrahim de birleşen iki soyun da birbirine üstünlük iddiasının temeli kalmayacaktı. (229) Lafzen: Kelimeler. Hz. İbrahim i insanlığa önder yapan ibtila kelimât ın kök mânasında saklıdır. K-l-m kökünden türeyen tüm Arapça kelimeler güç ve şiddet ortak anlamına sahiptir (İbn Cinnî, el-hasâis I, 13 vd). Buradan yola çıkarak Hz. İbrahim in sınandığı kelimat ın katlanılması güç, insanı şiddetle sarsan imtihanlar olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bunlar ateş, hicret ve kurban olarak sıralanabilir. (230) İbtela, Kur an da 4 yerde kullanılmış (Ahzab: 11; Fecr: 15, 16), tümünde de ağır imtihan ve sınama anlamı öne çıkarılmıştır. Allah ın kulunu ibtila etmesi varlıkla olabileceği gibi yoklukla, sevinçle olabileceği gibi hüzünle, vererek olabileceği gibi alarak da gerçekleşebilir. (231) Bu âyetin ilk muhatabı olan Hz. Peygamber için taşıdığı mâna elbette çok farklıdır. Maddede ve mânada atası olan Hz. İbrahim in adım adım izini takip eden Rasulullah, Mekke de çektiği sıkıntı ve ödediği ağır bedelin ardından tıpkı İbrahim gibi insanlığa önder ve örnek seçilmiştir. İlginçtir ki Kur an da yalnızca iki insan için güzel örnek ifadesi yer alır: Biri Hz. İbrahim, diğeri de Hz. Muhammed dir (Mumtehane: 4; Ahzab: 21). (232) Neslimden de ifadesini bazı müfessirler soru olarak algılamışlarsa da, cümlenin yapısı hem duaya hem de soruya elverişlidir. Biz aslındaki bu çift boyutlu anlamı tercümede de muhafaza etmeyi yeğledik. (233) Zımnen: Kendisine kötülük eden biri, insanlara önderlik ve yöneticilik yapmaya lâyık değildir. Çünkü kendisine kötülük eden başkalarına haydi haydi kötülük eder. Değilse, tarihte nice zalimler yöneticilik ve önderlik makamını lâyık olmadıkları hâlde gasbetmişlerdir. Âyetteki ahdi âhirete dair yorumlayanlar da olmuştur. Ne var ki bu ahdin, öncelikle dünyada gerçekleştiği âyetten açıkça anlaşılmaktadır. Bu âyetteki söz ile 40. âyetteki Allah ın sözü arasında bir sebep sonuç ilişkisi vardır. و ز ك ر ي ا و ي ح يى و ع ي سى و ا ل ي اس ك ل م ن الص ال ح ين ٨٥ 85 Ve Zekeriyya yı, Yahyâ yı, İsa yı ve İlyas ı(72) da (seçtik): hepsi de dürüst ve erdemli kimselerdendi. (72) İlyas için bkz. Sâffât: 123. MÖ arasında, zamanın moda sapması olan Baal putçuluğuna karşı destânî bir mücadele verdi. (Nuzul 66 / Mushaf 37 : Saffat 123 Aşağıdadır.) و ا ن ا ل ي اس ل م ن ال م ر س ل ين ١٢٣ 123 ŞÜPHE yok ki İlyas da elçilerden biriydi. (43) (43) İsrâiloğulları peygamberlerinden Elijah (I. Krallar 17 ve II. Krallar 1-2). MÖ. 9. yüzyılda Kral Ahab zamanında Kuzey İsrâil krallığına gönderildi, ardından Elişa (Elyesa) geldi. و ا س مع يل و ال ي س ع و ي و ن س و ل و ا طا و ا ك ل ف ض ل ن ا ع ل ى ال ع ال م ين ٨٦ 86 İsmail i, Elyesa yı, Yûnus u ve Lût u da (seçtik). Ve Biz onlardan her birini çağının diğer insanlarına üstün kıldık. 1637
32 1638
33 و م ن اب ائ م و ذ ر ي ات م و ا خ و ان م و اج ت ب ي ن ا م و د ي ن ا م ا لى ص ر اط م س ت ق يم ٨٧ 87 Onların atalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden kimilerini de İşte onların hepsini Biz seçtik ve dosdoğru bir yola yönelttik. ذل ك د ى للا ي د ى ب م ن ي ش اء م ن ع ب اد و ل و ا ش ر ك وا ل ح ب ط ع ن م م ا ك ان وا ي ع م ل ون ٨٨ 88 Bu Allah ın rehberliğidir: O bununla kullarından dilediğini doğru yola ulaştırır. Eğer onlar şirk koşmuş olsalardı, yapmış oldukları her şey kesinlikle boşa gitmiş olurdu. ا و لئ ك ال ذ ين ات ي ن ا م ال ك ت اب و ال ح ك م و الن ب و ة ف ا ن ي ك ف ر ب ا ؤ ل ء ف ق د و ك ل ن ا ب ا ق و اما ل ي س وا ب ا ب ك اف ر ين ٨٩ 89 (Ne ki) Biz onlara; vahiy, (onunla) hükmedecek yetenek ve peygamberlik verdik. Şimdi eğer ötekiler bu hakikatleri inkâr etmekte direniyorlarsa, iyi bilsinler ki Biz onlara asla nankörlük etmeyecek insanları vekil kılmışızdır; ا و لئ ك ال ذ ين د ى للا ف ب دي م اق ت د ق ل ل ا س پ ل ك م ع ل ي ا ج ارا ا ن و ا ل ذ ك رى ل ل ع ال م ين ٩١ 90 İşte şu Allah ın doğru yolu gösterdiği insanları O hâlde sen de onların rehberliğine uy!(73) (Ve) de ki: Sizden bunun için bir karşılık beklemiyorum. Unutmayın ki o, bütün insanlığa bir öğütten ibarettir! (74) (73) Hakikat kesintisiz, sürekli akan bir nehir gibidir. Ne yenidir, ne eskidir: eskimezdir. (74) Zikrâ: İlâhî bir yadigar. و م ا ق د ر وا للا ح ق ق د ر ا ذ ق ال وا م ا ا ن ز ل للا ع لى ب ش ر م ن ش ی ء ق ل م ن ا ن ز ل ال ك ت اب ال ذ ى ج اء ب م و سى ن و ارا و ادى ل لن ا س ت ج ع ل ون ق ر اط يس ت ب د ون ا و ت خ ف ون ك ث ي ارا و ع ل م ت م م ا ل م ت ع ل م وا ا ن ت م و ل اب اؤ ك م ق ل للا ث م ذ ر م ف ى خ و ض م ي ل ع ب ون ٩١ 91 Onlar Allah hiç bir insana hiçbir şey indirmemiştir derken Allah ı hakkıyla takdir edemediler.(75) De ki: Kim indirdi Musa nın insanlara bir ışık ve rehber olarak getirdiği ve sizin papirüs parçalarına dönüştürdüğünüz, çok gizlediğiniz hâlde sadece gösteriye açtığınız, sizin ve atalarınızın bilmediği birçok şeyi kendisi sayesinde öğrendiğiniz kitabı? Allah tır! diye cevap ver! Sonra da bırak, daldıkları boş laflarla oyalanıp dursunlar. (75) Allah ı hakkıyla takdir etmek, Allah ın hakkını bilmekle olur. Allah ın hakkını bilen, Allah a hakkını teslim eder. Bunun bir tek yöntemi vardır: Allah a kayıtsız şartsız teslim olmak. Yani müslüman olmak, Allah a hakkını teslim etmektir. 1639
34 و ذ ا ك ت اب ا ن ز ل ن ا م ب ار ك م ص د ق ال ذ ى ب ي ن ي د ي و ل ت ن ذ ر ا م ال ق رى و م ن ح و ل ا و ال ذ ين ي ؤ م ن ون ب ا ل خ ر ة ي ؤ م ن ون ب و م ع لى ص ل ت م ي ح اف ظ ون ٩٢ 92 Bu da, şehirlerin anasında(76) ve onun çevresinde bulunanları uyarman için indirdiğimiz, bereket kaynağı, kendisine kadar gelen hakikatleri doğrulayan ilâhî bir kelamdır. Ahirete inanan kimseler buna da inanırlar. (Allah a karşı esas duruş olan) namazlarını (77) muhafaza edenler de işte onlardır. (76) Bu âyetin indiği bölgede anakent Mekke idi. Çünkü tüm Arabistan da taşıdığı tarihî, dinî ve ticarî misyon gereği Mekke, kelimenin tam anlamıyla bir merkez işlevi görüyordu. Bir çağın anakenti o çağı yöneten merkezdir. Bu âyet, ilâhî mesajın taşınacağı öncelikli mekân neresidir sorusuna bir cevap teşkil etmektedir. Ummu l-kura ifadesi Mekke nin kutsallığıyla ilgili değildir. Bölgedeki merkezi yerleşim yeri olmasıyla alâkalıdır. (77) İkâme fiiline isnat edilmeden yalınkat kullanılan salat larda, kelimenin kök anlamına istinaden kulun Allah karşısındaki esas duruşu vurgusu baskındır (krş. A lâ: 15). 1640
35 MEKKE Mina Müzdelife Arafat KABE (Nuzul 9 / Mushaf 87 : A la 15 Aşağıdadır.) ى ١٥ و ذ ك ر اس م ر ب ف ص ل 15 Rabbinin adını hatırda tutan da, salata duran da (kurtuluşa erecek). (15) (15) Veya: namaz kılan. Dahası, kök anlamının yardımıyla: destek olan veya esas duruşunu koruyan. Sâlât ı sadece namaz ile karşılamak yerine, asli haliyle bıraktık. Zira salat, Kur an da gerçek bir çokanlamlı kavram olarak yer alır. Ekâme fiili ile birlikte namaz ibadetini hakkını vererek kılmak, Mâide 12 de destek, Mâide 58 de din ve dindarlık, Mâide 106 de davet, Nûr 41 de kuşların salatı olarak yaratılış amacına uygun hareket etmek, Meryem 59 da ibadet ve daha başka mânalarda kulanılmıştır (bkz. Bakara: 3, ; Mâide: 58, ; Mâ ûn: 4, ). Burada zikr ile yan yana kullanıldığı için ikinci bir mef ul ile geldiği Tâhâ 14 teki ekimi s-salâte li-zikrî (adımın anılıp şanımın yücelmesi için tüm destek ve çabanı seferber et) ibaresini andırmaktadır. A lâ sûresinin 9 ve 10. âyetindeki zikrâ ve men yahşa ile teki men tezekkâ ve sallâ arasında sıkı bir irtibat vardır. Salât ın gerçek anlamını bulmamızda bu pasajdaki kavramsal karşıtlıklar yol göstericidir. Men yahşâ (10) ile el-eşkâ (11) nasıl zıddiyet ilişkisine sahipse, Yaslâ (12) ile sallâ (15) da kökenleri bir olmasına rağmen mânaları zıttır. Birincisi ateşi desteklemek için cehennemin göbeğine dikilmeyi İkincisi ise Allah a özünde kendine- destek için esas duruşu korumayı ifade eder. Zımnen: Cehennemle doğrulmak istemeyen namazla doğrulsun mesajını içerir. 1641
36 Zira salleytu l- ûd, değneği ateşte doğrulttum demektir. es-salvu, insanın dik oturmasını sağlayan oyluklar veya dik yürümesini sağlayan omurga anlamına gelir (Lisân ve Tâc). Allahu a lem. و م ن ا ظ ل م م م ن اف ت رى ع ل ى للا ك ذ ابا ا و ق ال ا وح ى ا ل ی و ل م ي و ا ل ي ش ی ء و م ن ق ال س ا ن ز ل م ث ل م ا ا ن ز ل للا و ل و ت رى ا ذ الظ ال م ون ف ى غ م ر ات ال م و ت و ال م لئ ك ة ب اس ط وا ا ي د ي م ا خ ر ج وا ا ن ف س ك م ا ل ي و م ت ج ز و ن ع ذ اب ال ون ب م ا ك ن ت م ت ق ول ون ع ل ى للا غ ي ر ال ح ق و ك ن ت م ع ن اي ات ت س ت ك ب ر ون ٩٣ 93 Allah hakkında yalan uyduran ya da kendisine hiçbir şey indirilmediği hâlde Bana da indirildi diyen ve Allah ın indirdiğine benzer şeyleri ben de indirebilirim iddiasında bulunan kimseden daha tahripkar biri olabilir mi? Ölüm sancısıyla kıvranırken melekler ellerini uzatarak Ruhlarınızı teslim edin! Allah a doğru olmayan şeyler atfettiğiniz ve O nun mesajlarına karşı kibrinizden dolayı bugün onur kırıcı bir cezaya çarptırılacaksınız! dediklerinde, bir görmeliydin o zalimleri! و ل ق د ج ئ ت م ون ا ف ر ادى ك م ا خ ل ق ن اك م ا و ل م ر ة و ت ر ك ت م م ا خ و ل ن اك م و ر اء ظ ور ك م و م ا ن رى م ع ك م ش ف ع اء ك م ال ذ ين ز ع م ت م ا ن م ف يك م ش ر كٶ ا ل ق د ت ق ط ع ب ي ن ك م و ض ل ع ن ك م م ا ك ن ت م ت ز ع م ون ٩٤ 94 Ve (Allah diyecek ki): İşte şimdi bize yapayalnız geldiniz, Tıpkı sizi ilk yarattığımız gibi; Dahası, size verdiğimiz her şeyi arkanızda bıraktınız. Sizin lehinize Allah a ortak olduğunu sandığınız o şefaatçilerinizi neden şimdi yanınızda göremiyoruz? Artık aranızdaki bütün bağlar kopmuştur ve bütün dost sandıklarınız sizi yapayalnız bırakmıştır. ا ن للا ف ال ق ال ح ب و الن وى ي خ ر ج ال ح ی م ن ال م ي ت و م خ ر ج ال م ي ت م ن ال ح ی ذل ك م للا ف ا نى ت ؤ ف ك ون ٩٥ 95 KUŞKUSUZ; Allah tır tohumu ve çekirdeği yaran, bir süreçte ölüden diriyi var eden ve diriden ölüyü çıkaran.(78) İşte budur Allah! Peki, nasıl oluyor da böylesine savruluyorsunuz! (78) İnne edatının yapısı gereği nasbettiği ismine tümleç vurgusu yüklemek gerektiği için, bu tür cümleler genellikle devrik çevrilmelidir. Bu tarz bir çeviri, Allah ı, Allah yarandır gibi mahdut bir eylemiyle tanımlamak yerine, eylemi Allah tan bağımsız algılamama amacına matuf olan Allah tır yaran gibi doğru ve hikmetli bir yaklaşımı da öne çıkarmaktadır. Arap dilinde isim süreklilik ve sabitliğe delalet ederken fiil bir süreç içinde yenilenmeye ve değişkenliğe delalet eder (İtkân II, 316). Âyette; Ölüden diriyi çıkarmak fiille (yuhricu) ifade edilmiş, çünkü hayata gelmenin yasası bir sürece bağlı olarak sürekli yenilenme ve değişimdir. Diriden ölüyü çıkarmak ise isim (muhricun) olarak gelmiştir, çünkü ölmek hayata gelmek gibi zorunlu bir sürece bağlı kılınmamıştır. Bir süreçte ifadesi, fiil formunun bu özelliliğinin çeviriye yansımasıdır. 1642
37 ف ال ق ا ل ص ب ا و ج ع ل ال ي ل س ك انا و الش م س و ال ق م ر ح س ب ا انا ذل ك ت ق د ير ال ع ز يز ال ع ل يم ٩٦ 96 O dur tan yerini ağartan ve geceyi dinlenme vakti, güneşi ve ayı zamanı tayin ölçüsü kılan.(79) Bunlar, her şeyi bilen sonsuz kudret sahibinin iradesiyle tayin ve tesbit edilmiştir. (79) Bir önceki ve bir sonraki âyet de dikkate alındığında, burada sayılan şeyler insana olan yararları açısından ele alınmıştır. و و ال ذ ى ج ع ل ل ك م الن ج وم ل ت ت د وا ب ا ف ى ظ ل م ات ال ب ر و ال ب ح ر ق د ف ص ل ن ا ا ل ي ات ل ق و م ي ع ل م ون ٩٧ 97 Dahası, karanın ve denizin zifiri karanlığında onlara bakıp yolunuzu bulabilesiniz diye sizin için yıldızları var eden O dur. Doğrusu Biz bu mesajları öğrenmeye gönüllü olanlar için açıklıyoruz. و و ال ذ ى ا ن ش ا ك م م ن ن ف س و اح د ة ف م س ت ق ر و م س ت و د ع ق د ف ص ل ن ا ا ل ي ات ل ق و م ي ف ق ون ٩٨ 98 Yine O dur sizi bir tek canlıdan ortaya çıkaran; ve (her biriniz için) geçici ve kalıcı bir yer (tayin eden).(80) Doğrusu Biz bu mesajları kavrama yeteneği olan insanlara açık ve anlaşılır kılıyoruz. (80) Taberî, Ebu Ubeyde den naklen mustekar ın babanın sulbü, mustevda ın annenin rahmi olduğu görüşünü nakleder. İbn Abbas, Mücâhid ve Said b. Cübeyr in yaklaşımları bunun tam tersidir (Taberî). Geçici yer-kalıcı yer ile anne karnı-hayat, dünya-âhiret kastedilmiş olabileceği gibi, insanın beşerî/geçiciruhanî/kalıcı boyutu da kastedilmiş olabilir. Yahut erkek-dişi, sperma-yumurta. Bazısının hanesi var, bazısı gurbette şeklinde de anlaşılabilir (krş. Hûd: 6 ve Muhammed: 19). (Nuzul 70 / Mushaf 11 : Hud 6 Aşağıdadır.) و م ا م ن د اب ة ف ى ا ل ر ض ا ل ع ل ى للا ر ز ق ا و ي ع ل م م س ت ق ر ا و م س ت و د ع ا ك ل ف ى ك ت اب م ب ين ٦ 6 Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızık açısından Allah a bağımlı olmasın. Zira O, her canlının konup eğleşeceği yeri de göçüp yerleşeceği yeri de iyi bilir Bütün bunlar kesin ve net bir yazılım ve yasayla(11) kayıt altına alınmıştır. (12) (11) Kitabun mubîn, Levh-i Mahfuz dur (Burûc: 22, not 17). Bu tamlama ilk bakışta önümüze şu problemi çıkarır: Hem bilinmezlik mânasındaki belirsizlik, hem apaçıklık mânasındaki mubîn lik: nasıl oluyor? İki ihtimal var: Ya Allah için ayan açık, insan için akıl sır ermez bir yazılımla korunmuş.., Veya hem lazım hem müteaddi olan mubîn in özünde açık ve dâhi açıklayıcı olan çift yönlü tabiatına istinaden Göstergeleriyle insana açık, özüyle Allah a açık bir yazılımla korunmuş.. Her hâlükarda belirsiz olarak geldiği bu ve buna benzer bağlamlarda özellikle ilâhî yazılım a ve oluş-bozuluş yasalarının kayıtlı tabiatına delalet eder (msl. Neml: 75; Sebe : 3). Bu ilâhî yazılımın kaynağı Yâsîn: 12 de imâmin mubîn (ana bellek) olarak beyan edilir. (Nuzul 92 / Mushaf 47 : Muhammed 19 Aşağıdadır.) ف اع ل م ا ن ل ا ل ا ل للا و اس ت غ ف ر ل ذ ن ب ك و ل ل م ؤ م ن ين و ال م ؤ م ن ات و للا ي ع ل م م ت ق ل ب ك م و م ث ويك م ١٩ 19 Ve (sen ey Nebi): unutma ki Allah tan başka ilâh yoktur! İmdi sen, hem kendi hatan için, hem de mü min erkekler ve mü min kadınların (hataları) için af dile!(22) Zira Allah gezip dolaştığınız yeri de, gelip durduğunuz yeri de bilir.(23) 1643
38 (22) Krş. Kendi hatan için af dile (Mü min: 55). (23) Veya zımnen: Akıl yürütmelerinizi de, o akıl yürütmeleriniz sonucunda varmak istediğiniz noktayı da bilir. Krş. O, her canlının konup eğleşeceği yeri de, göçüp yerleşeceği yeri de iyi bilir (Hûd: 6). و و ال ذ ى ا ن ز ل م ن الس م اء م ا اء ف ا خ ر ج ن ا ب ن ب ا ت ك ل ش ی ء ف ا خ ر ج ن ا م ن خ ض ارا ن خ ر ج م ن ح باا م ت ر اك ابا و م ن الن خ ل م ن ط ل ع ا ق ن و ان د ان ي ة و ج ن ات م ن ا ع ن اب و الز ي ت ون و الر م ان م ش ت ب اا و غ ي ر م ت ش اب ا ن ظ ر وا ا لى ث م ر ا ذ ا ا ثم ر و ي ن ع ا ن ف ى ذل ك م ل ي ات ل ق و م ي ؤ م ن ون ٩٩ 99 O dur gökten yağmuru indiren. İşte Biz bu yolla her tür bitkiyi tomurcuklandırdık, ondan da yemyeşil bir çim meydana getirdik, ondan ise birbiri üzerine binmiş tahıl taneleri çıkarıyoruz. Yine hurma ağacının tomurcuğundan sık salkımlı hurmalar, üzüm bağları, 1644
39 1645
40 zeytin ve nar ağaçları; (81) biri diğerine çok benzeyen ve biri diğerinden çok farklı. (82) Ürün verdiği ve olgunlaştığı zaman meyvesine bakın! Hiç kuşkusuz bütün bunlarda inanacak insanlar için derin mesajlar vardır. (81) Zeytin vahdeti, nar kesreti temsil eder. Nar holografik bir meyvedir. Her bir tanesi bütünü temsil ettiği gibi, bütün de taneyi temsil eder. Kesrette vahdetin timsalidir. (82) İkisi de kendi başına yetişir ve kültür bitkisi değildir. Fakat ikisinin de tadı, şekli, rengi, kullanım alanı farklıdır. و ج ع ل وا ل ل ش ر ك اء ال ج ن و خ ل ق م و خ ر ق وا ل ب ن ين و ب ن ات ب غ ي ر ع ل م س ب ح ان و ت ع ا لى ع م ا ي ص ف ون ١١١ 1646
41 100 Fakat görünmez varlık türlerine Allah a denk bir makam yakıp yakıştırdılar, oysa ki onları da O yaratmıştı. Bir de cehaletleri yüzünden O na oğullar ve kızlar peydahladılar. O nun aşkın ve yüce olan zâtı, insanların her tür tasavvur ve tahayyüllerinin üzerindedir. ب د يع الس مو ات و ا ل ر ض ا ن ى ي ك ون ل و ل د و ل م ت ك ن ل ص اح ب ة و خ ل ق ك ل ش ی ء و و ب ك ل ش ی ء ع ل يم ١١١ 101 Gökleri ve yeri, örneksiz yaratandır. O nun hiçbir zaman bir eşi olmadığı hâlde nasıl çocuk sahibi olabilir? Kaldı ki, her şeyi yaratan O dur ve O her şeyi bilmektedir. 1647
42 ذل ك م للا ر ب ك م ل ا ل ا ل و خ ال ق ك ل ش ی ء ف اع ب د و و و ع لى ك ل ش ی ء و ك يل ١١٢ 102 İşte Rabbiniz Allah budur: O ndan başka ilâh yoktur, her şeyin yaratıcısıdır. O hâlde yalnızca O na kulluk edin! Çünkü O dur her şeyi koruyup gözeten. ل ت د ر ك ا ل ب ص ار و و ي د ر ك ا ل ب ص ار و و الل ط يف ال خ ب ير ١١٣ 103 Hiçbir beşeri görüş ve tasavvur O nu kuşatamaz, fakat O her türlü beşeri görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır(83) Yalnızca O dur her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan.(84) (83) O nun zâtı insanın sadece göz ufkunu aşmaz, aynı zamanda tasavvur ve tahayyül ufkunu da aşar. (84) Latîf ismi Habîr ile birlikte geldiğinde, ikincisi birincisini açıklar. ق د ج اء ك م ب ص ائ ر م ن ر ب ك م ف م ن ا ب ص ر ف ل ن ف س و م ن ع م ى ف ع ل ي ا و م ا ا ن ا ع ل ي ك م ب ح ف يظ ١١٤ 104 Doğrusu, Rabbinizden size (vahiy gibi) bir bilinç kaynağı gelmiştir.(85) Artık kim (vahyin gösterdiği hakikati) görmek isterse kendi lehine, kim de körlüğü tercih ederse kendi aleyhinedir. Ben sizi engelleyecek değilim.(86) (85) Besâir için bkz. A râf: 203 ve İsra: 102, notlar. (86) Tefsirler, hafîz sıfatını rakîb anlamına alarak, bu âyeti ya da en azından âyetin son cümlesini Hz. Peygambere atfetmişlerdir. Âyetin ait olduğu pasajda söyleyen Allah tır ve bunu değiştirecek başkaca bir gerekçe de bulunmamaktadır. Âyetin bu son cümlesi ise Allah ın insana verdiği iradeyi yok saymayacağına, onun seçimine saygı göstereceğine, önce akıl verip sonra da yokmuş gibi davranmayacağına delalet eder ve bunu en güzel veren anlam da şudur: Ben sizi engelleyecek değilim. Çünkü hıfz zarar veren şeyleri engellemeyi de içerir. (Nuzul 56 / Mushaf 7 : A raf 203 Aşağıdadır.) اي ة ق ال وا ل و ل و ا ذ ا ل م ت ا ت م ب اج ت ب ي ت ا ق ل ا ن م ا ا ت ب ع م ا ي و حى ا ل ی م ن ر ب ى ذ ا ب ص ائ ر م ن ر ب ك م و ادى و ر ح م ة ل ق و م ي ؤ م ن ون ٢١٣ 203 Ve sen onlara istedikleri âyeti getirmediğin zaman hemen derler ki: Onu (Rabbinden) almak için çabalasaydın ya! De ki: Ben yalnızca Rabbimden bana vahyedilene uyarım: bu (vahiy) Rabbiniz katından gelen bir bilinç kaynağıdır; (165) inanacak bir toplum için de kapsamlı bir doğru yol haritası ve bir rahmet pınarıdır. (165) Besâir (t. basîret) aklın, eşyanın hakikatini kavrama hâlini ifade eder. Muhtemelen bu formla kullanıldığı ilk yer burasıdır. Fiziki bir görmeden daha çok bir içgörü, farkındalık ve bilinçlilik hâlini ifade eder. Aktif yapıda olan kelime kullanıldığı hemen her yerde vahye, özellikle de vahyin özneliğine delalet eder (bkz. İsra: 102, not 4). (Nuzul 68 / Mushaf 17 : İsra 102 Aşağıdadır.) ق ال ل ق د ع ل م ت م ا ا ن ز ل ؤ ل ء ا ل ر ب الس مو ات و ا ل ر ض ب ص ائ ر و ا ن ى ل ظ ن ك ي ا ف ر ع و ن م ث ب و ارا ١١٢ 102 (Musa) dedi ki: Doğrusu (muhatabına) basiret kazandıran bu (vahyi), (122) göklerin ve yerin Rabbi dışında kimsenin indiremeyeceğini sen de çok iyi biliyorsun; ve ben de ey Firavun, senin artık iyice tükenip bittiğini düşünüyorum! (122) Nüzûlde ilk geçtiği yer olan A raf 203 te açıkladığımız besâir, aktif yapıda olduğu için, pasif yapıda olan mubsıraten den farklı olarak (bkz. İsra: 59, not 2) kullanıldığı hemen tüm yerlerde (A râf: 203; Kasas: 43; Câsiye: 20) risaletin nedeni olan vahye, özellikle de onun muhatabını inşa edici özne oluşuna (huden ve rahmeten) dikkat çeker. 1648
43 و ك ذل ك ن ص ر ف ا ل ي ات و ل ي ق ول وا د ر س ت و ل ن ب ي ن ل ق و م ي ع ل م ون ١١٥ 105 İşte böylece Biz, mesajlarımızı çok boyutlu olarak dile getiriyoruz ki Sen dersini almışsın! desinler; dahası öğrenmeye gönüllü bir topluluğa onu açıklayabilelim. ا ت ب ع م ا ا وح ى ا ل ي ك م ن ر ب ك ل ا ل ا ل و و ا ع ر ض ع ن ال م ش ر ك ين ١١٦ 106 Sen Rabbinden sana vahyedilene uy -O ndan başka ilâh yoktur- ve başkalarına ilâhlık yakıştıranlardan yüz çevir! و ل و ش اء للا م ا ا ش ر ك وا و م ا ج ع ل ن اك ع ل ي م ح ف ي ا ظا و م ا ا ن ت ع ل ي م ب و ك يل ١١٧ 107 Eğer Allah (aksini) dileseydi, onlar (Allah a rağmen) şirk koşamazlardı.(87) Ne Biz seni onlara muhafız yaptık, Ne de sen onları korumakla yükümlüsün.(88) (87) Bu ibarenin eliptik karakteri göz ardı edildiğinde, Kur an ı kendi kendisiyle çelişir göstermek işten bile değildir. Zira 148. âyette müşriklerin ağzından Eğer Allah dileseydi biz şirk koşmazdık ifadesi yerilerek nakledilir. Dolayısıyla âyet Yûnus 99 gibi âyetler ışığında anlaşılmalıdır. Parantez içi açıklamaların gerekçesi budur. (88) Olumsuzluk edatının haberi ba ile gelirse, olumsuzlanan işin istenilse dâhi yapılmasının imkan ve/veya ihtimalinin yokluğuna delalet eder. Bir eylemi fiille reddetmek onu öznenin zâtından değil sıfatından nefyetmektir. Fakat ism-i faille nefyetmek onu öznenin zâtından nefyederek imkan ve ihtimali dışlamaktır. Dolayısıyla sen onları korumakla yükümlü değilsin anlamının, istesen de koruyamazsın anlamını içerdiği kabul edilmelidir. و ل ت س ب وا ال ذ ين ي د ع ون م ن د ون للا ف ي س ب وا للا ع د اوا ب غ ي ر ع ل م ك ذل ك ز ي ن ا ل ك ل ا م ة ع م ل م ث م ا لى ر ب م م ر ج ع م ف ي ن ب ئ م ب ما ك ان وا ي ع م ل ون ١١٨ 108 Allah tan başkalarına yalvarıp yakaranlara sövmeyin ki, onlar da cehaletin verdiği nefretle Allah a sövmesinler:(89) Zira Biz her topluma kendi yaptıklarını güzel gösterdik.(90) Sonuçta onlar Rablerine dönecekler: İşte o zaman yaptıkları kendilerine bir bir haber verilecektir. (89) Dilbilgisi kuralları dikkate alındığında âyetin doğru çevirisi budur. Âyet doğrudan Allah tan başka kimselere dua edenlere sövmeyi yasaklamaktadır, onların Allah ın astı olarak telakki ettiklerine değil. Davette küfür ve hakaret, Küfür ve hakarette ise davet yoktur. Zira bu hem duyguları incitir, hem de savunulan değerleri küfür ve hakarete açık hâle getirir. (90) Zımnen: şirki anlayışla karşılamayın, fakat şirke bulaşmış insanın durumunu anlamaya çalışın! و ا ق س م وا ب ا ل ل ج د ا ي م ان م ل ئ ن ج اء ت م اي ة ل ي ؤ م ن ن ب ا ق ل ا ن م ا ا ل ي ات ع ن د للا و م ا ي ش ع ر ك م ا ن ا ا ذ ا ج اء ت ل ي ؤ م ن ون ١١٩ 109 Şimdi kendilerine bir mucize gösterilmesi hâlinde bu vahye iman edeceklerine dair var güçleriyle yeminler ediyorlar. De ki: Tüm mucizeler Allah katındadır! Ve farkında değil misiniz ki,(91) onlara bir mucize gelmiş olsaydı dâhi yine de inanmazlardı. (91) Alternatif anlamları: iyi bildiğiniz bir şeydir ; ya da Ah, bilemezsiniz siz (İbn Atıyye); veya siz farkına varamazsınız (Zemahşerî). 1649
44 و ن ق ل ب ا ف پ د ت م و ا ب ص ار م ك م ا ل م ي ؤ م ن وا ب ا و ل م ر ة و ن ذ ر م ف ى ط غ ي ان م ي ع م ون ١١١ 110 Biz de onların gönüllerini ve gözlerini çeviriverirdik, tıpkı ilk başta ona inanmadıkları konumda olduğu gibi; ve Biz onları küstahça taşkınlıkları içinde kör ve şaşkın debelenmeye terk ederiz. و ل و ا ن ن ا ن ز ل ن ا ا ل ي م ال م لئ ك ة و ك ل م م ال م و تى و ح ش ر ن ا ع ل ي م ك ل ش ی ء ق ب ا ل م ا ك ان وا ل ي ؤ م ن وا ا ل ا ن ي ش اء للا و لك ن ا ك ث ر م ي ج ل ون ١١١ 111 Eğer Biz onlara melekleri indirmiş olsaydık, ölüler de onlarla konuşmuş olsalardı, (gerçeği isbat edecek) her şeyi de onların önüne sermiş olsaydık, Allah dilemedikçe yine de iman etmezlerdi.(92) Fakat onların çoğu (bunu) bilmezden gelirler. (92) Allah insanın hidayetini ne zaman diler? sorusunun doğru cevabı bellidir: İnsan dilediği zaman (bkz. Muhammed: 17; Bakara: 26; Nûr: 21 ve ilgili notlar). (Nuzul 92 / Mushaf 47 : Muhammed 17 Aşağıdadır.) و ال ذ ين ا ت د و ا ز اد م ادى و اتي م ت ق وي م ١٧ 17 O doğru yola yönelenlerin hidayetini artırır(21) ve onlara korunma gücü bahşeder. (21) Yani: O yolda yürüme kapasitesini. Krş. O yaratıkların kapasitesinde, dilediği artışı gerçekleştirir (Fâtır 1). Kur an daki tüm Allah dileyeni/dilediğini doğru yola yöneltir formundaki âyetler bu âyet ışığında anlaşılmalıdır. (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 26 Aşağıdadır.) ا ن للا ل ي س ت ح ي ى ا ن ي ض ر ب م ث ا ل م ا ب ع وض اة ف م ا ف و ق ا ف ا م ا ال ذ ين ب ذا م ث ا ل ي ض ل ب ك ث ي ارا و ي د ى ب ك ث ي ارا ام ن وا ف ي ع ل م ون ا ن ال ح ق م ن ر ب م و ا م ا ال ذ ين ك ف ر وا ف ي ق ول ون م اذ ا ا ر اد للا و م ا ي ض ل ب ا ل ال ف اس ق ين ٢٦ 26 Allah bir sineği ya da ondan da küçüğünü misal vermekten haya etmez.(35) İman edenlere gelince: onlar iyi bilirler ki, o, Rableri katından gelen hakikattir. Küfre saplananlara gelince: Allah bu örnek ile ne demek istedi? derler. Bununla Allah bir çoğunu saptırırken bir çoğunu da doğru yola yöneltir. Ve fakat yoldan çıkmışlardan başkasını kesinlikle saptırmaz.(36) (35) Burada asli mastar olan darb yerine yapma mastar olan en yadribe gelmesi, verilen misalin amaç değil araç olduğuna delalet eder. Maksad sözün tüm imkanlarını kullanarak insanın hakikati görmesini sağlamaktır (krş. İşârât). (36) Bu âyet, çift özneyi gören yeşâ fiillerini çevirimizin gerekçelerinden birini teşkil eder. Mesela yudillu men yeşâ ibarelerini Allah sapanın/sapmak isteyenin sapmasını diler şeklinde çevirdik. Bu âyet bu tür kalıpları açan bir âyettir. Zira Allah yoldan çıkmışlardan başkasını saptırmaz (krş. Ra d: 27, not 9). (Nuzul 97 / Mushaf 24 : Nur 21 Aşağıdadır.) ي ا ا ي ا ال ذ ين ام ن وا ل ت ت ب ع وا خ ط و ات الش ي ط ان و م ن ي ت ب ع خ ط و ات الش ي ط ان ف ا ن ي ا م ر ب ال ف ح ش اء و ال م ن ك ر و ل و ل ف ض ل للا ع ل ي ك م و ر ح م ت م ا ز كی م ن ك م م ن ا ح د ا ب ادا و لك ن للا ي ز ك ى م ن ي ش ا ء و للا س م يع ع ل يم ٢١ 21 SİZ ey iman edenler! Şeytanın adımlarını izlemeyin! Kim şeytanın adımlarını izlerse, iyi bilsin ki (şeytan) sadece hayasızlığı ve akl-ı selime aykırı olanı emreder. Ve eğer Allah ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti bulunmamış olsaydı, sizden hiç kimse ebediyen (günahtan) arınamazdı. Lakin Allah (arınmak) isteyen kimseyi arındırmayı diler;(25) zira Allah (arınmak isteyen herkesi) çok iyi işitir ve çok iyi bilir. (25) İbare, gerek yeşâ fiilinin iki özneyi de gören konumu dolayısıyla, gerek hidayet ve dalalet üzerine genel bir okuma yoluyla olsun (krş. Kehf: 29; Müzzemmil: 19; İnsan: 29; Tekvir: 28) bu şekildeki bir çeviriye izin vermektedir (Benzer bir kullanım için bkz. Yûnus: 25 not 9 ve Ra d: 27 not 9). Nihayet, âyetin sonunda yer alan Allah ın işitme ve bilmesine ilişkin cümle, işitilecek ve bilinecek bir durumun varlığına delalet eder. İşte bu, gerçek günaha bulaşanlar arasından arınmak isteyen kimselere ve onların arınma iradesine yönelik bir atıftır. Parantez içi açıklama bu mülahazalara dayanır. 1650
45 و ك ذل ك ج ع ل ن ا ل ك ل ن ب ى ع د وا ا ش ي اط ين ا ل ن س و ال ج ن ي وح ى ب ع ض م ا لى ب ع ض ز خ ر ف ال ق و ل غ رو ارا و ل و ش اء ر ب ك م ا ف ع ل و ف ذ ر م و م ا ي ف ت ر ون ١١٢ 112 Ve böylece Biz, görünür-görünmez şeytanları(93) her peygambere düşman kıldık. Onlar aldatmak amacıyla birbirlerine yaldızlı yalanları telkin ediyorlar.(94) Ama eğer Rabbin dileseydi, onlar bunu yapamazlardı:(95) o hâlde onlardan da, uyduruk teorilerinden de uzak dur! (93) İns ve cin 18 yerde birlikte kullanılır. Birlikte kullanıldığı yerlerde genellikle görünen-görünmeyen iradeli varlık çiftini ifade eder. İns in kökü olan uns, yakın olan, bilinen, görülen dir ki vahşî olanın karşıtıdır (İnsan için bkz. Asr: 2). Nasıl ki ins in karşıtı cinn ise, İnsan ın (aslı insiyân) karşıtı da cânn dır. Toplum u ifade eden nâs ise ferd in karşıtıdır. Görünen şey yakınlık ve ilgi, görünmeyen şey korku ve kaygı nedenidir. Birlikte geldiği her yerde iradeli varlıkların hepsi vurgusunu taşır. Görünen kısmında bir numarayı insân, Görünmeyen kısmında bir numarayı cânn temsil eder. Âdem ve şeytan karşıtları da bu çiftle alâkalıdır. İns-cinn karşıtlığı mesela Rahmân sûresinin tekrar âyetlerindeki kumâ zamirlerinde olduğu gibi bir hakikatin iki yüzünü ihsas eder (krş. İnsan: 1). (94) Bu telkinin vesvese olduğunu, daha önce indiği kesin olan Nâs sûresinden anlıyoruz (krş. âyet: 121). (95) Sözgeliminden:..ama dilemedi. Kötülüğün hep var olacağına dair yasaya atıf. (Nuzul 13 / Mushaf 103 : Asr 2 Aşağıdadır.) ا ن ا ل ن س ان ل ف ى خ س ر ٢ 2 Elbet insanoğlu (2) tarifsiz bir kayıptadır; (3) (2) Kur an da İnsan ile, cinn in karşıtı ins ten ve ferd in karşıtı nâs tan farklı olarak bireysel ve toplumsal sorumlulukları olan medeni yaratılışlı, irade ve bilinç sahibi varlık kastedilir (bkz. En âm: 112). (3) Yani, insanlık cevheri kaybolduğu zaman insan kaybolmuştur. Zımnen: Cennet ne kadar büyük bedel ödenirse ödensin yine de ucuz, Cehennem ne kadar küçük bedel ödenirse ödensin yine de pahalıdır. Dolayısıyla hasılatı cehennem olan bir ömür kaybedilmiştir. Husr, sadece dört yerde maddî çağrışımı da bulunan kaybı ifade eder. Geri kalan 60 kullanımın tümü, buradaki gibi mânevî ve uhrevî kaybı ifade eder. Sûrede sayılanlar birbirinin sebep ve sonucudur: İman ameli, Amel daveti, Davet sabır ve sebatı gerekli kılar. 1651
46 (Nuzul 32 / Mushaf 76 : İnsan 1 Aşağıdadır.) ل ا تى ع ل ى ا ل ن س ان ح ين م ن الد ر ل م ي ك ن ش ي اپا م ذ ك و ارا ١ 1 İnsanın (1) üzerinden, o tarih sahnesine çıkıncaya (kadar), tüm zamanlar içinden belirsiz ve uzun bir süre geçmemiş miydi (ki), henüz o (bu süre zarfında) anılmaya değer bir varlık bile değildi? (2) (1) İns-cinn karşıtlığı için bkz. En âm: 112. İbn Abbas İnsân ı unutmak mânasındaki nisyan a nisbet etmiştir. Ona göre insan, Allah la yaptığı sözleşmeyi unuttuğu için bu adı almıştır (Taberî, Hicr: 26 nın tefsirinde). (2) İstifham-ı takriri olan hel etâ (geçmemiş miydi), aslında kad etâ (elbet geçmişti) gibi tekit vurgusu taşır. Bunun anlamı şudur: soru, aynı zamanda cevabın ta kendisidir. Bununla insanın yokluktan varlık âlemine çıkışı da, ruh üflenmeden önceki beşer hali de kastedilmiş olabilir. Birinci ihtimalde âyet, Allah ın varlığının bedihiliğine delalet eder. Zira, yokun varlığı faile bağlıdır. Fakat âyet hiçbir şey değildi demek yerine anılmaya değer bir şey değildi diyerek ikinci ihtimali doğrulamaktadır. Yani beşer, kendisini irade ve akıl sahibi kılan ruh üfleninceye kadar anılacak bir isme sahip olmayı hak etmemişti. Doğal olarak daha eşyaya isim verme yeteneğine de (krş. Bakara: 31) sahip değildi. و ل ت ص غى ا ل ي ا ف پ د ة ال ذ ين ل ي ؤ م ن ون ب ا ل خ ر ة و ل ي ر ض و و ل ي ق ت ر ف وا م ا م م ق ت ر ف ون ١١٣ 113 Zaten onların bundan amacı, âhirete inanmayanların gönüllerini o (yaldızlı yalanlarla) çelmektir ki, berikiler ondan hoşlansınlar ve ulaşmak için çabaladıkları kötü sonuca ulaşabilsinler. (96) (96) Ağacın ya da yaranın kavlayan kabuğu anlamına gelen iktiraf, genellikle olumsuz anlamda kullanılır (Râğıb). Bu âyet bir üstteki âyetle bağlantılı olarak, âhirete inanmayan kimselerin parlak ve yaldızlı teorilere aldanarak, kendilerini aldatan görünür görünmez şeytanların ekmeğine yağ sürdüğünden söz eder. Esed, 112. âyette yer alan aldanışa atıf olan ileyhi ve yerdavhu daki zamirleri, ikna edici bir delil sunmadan Allah a ait olarak yorumlar. Ne var ki, âyetin muhtevasını tersine çeviren böyle bir tasarrufun güçlü bir karineye dayanması şarttır. ا ف غ ي ر للا ا ب ت غ ى ح ك اما و و ال ذ ى ا ن ز ل ا ل ي ك م ال ك ت اب م ف ص ا ل و ال ذ ين ات ي ن ا م ال ك ت اب ي ع ل م ون ا ن م ن ز ل م ن ر ب ك ب ال ح ق ف ل ت ك ون ن م ن ال م م ت ر ين ١١٤ 114 (De ki): Hakikati açık ve net bir biçimde ortaya koyan bu ilâhî kelamı size gönderen O iken, (iyi ve kötüyü belirlemede) O ndan başka bir hakem mi arayayım? Dahası kendilerine önceden vahiy emanet ettiklerimiz bilirler ki, bu (Kur an) Rabbin tarafından indirilmiş olan bir hakikattir: öyleyse (ey muhatab), sakın kuşku duyanlardan olma! و ت م ت ك ل م ت ر ب ك ص د اقا و ع د ا ل ل م ب د ل ل ك ل م ات و و الس م يع ال ع ل يم ١١٥ 115 Zira Rabbinin sözü aslına sadık olarak (yerine ulaşmış) ve adâletle uygulanmıştır: O nun sözlerini alıp da yerine başka bir söz koyacak hiçbir güç yoktur: Zira her şeyi işiten, her şeyi bilen sadece O dur. و ا ن ت ط ع ا ك ث ر م ن ف ى ا ل ر ض ي ض ل وك ع ن س ب يل للا ا ن ي ت ب ع ون ا ل الظ ن و ا ن م ا ل ي خ ر ص ون ١١٦ 116 Eğer yeryüzünde yaşayan kitlelerin ardına düşersen seni Allah yolundan saptırırlar: Onlar yalnızca bâtıl inancın(97) peşinden giderler ve onlar sadece kitle psikolojisiyle(98) hareket ederler. (97) Zann, burada bâtıl inanç anlamında kullanılmaktadır. Bununla, yığınların sırf yaygın bâtıl inançlara ve varsayımlara dayalı olarak ortaya koydukları iyi ve kötü, helâl ve haram, sevap ve günah ölçütlerinin keyfiliğine dikkat çekilmektedir. Bu cümleden olarak cahiliyye Araplarının birtakım hayvanları bâtıl inançlarla kutsayarak onların etini yemeyi kendilerine yasaklamaları zikredilebilir. Devamındaki âyetler bunun ifadesidir. 1652
47 (98) Yahrusûn, sahte ve aldatıcı olanın peşinden gidenler anlamına. Körü körüne taklit ve bilinçsizce hareket edenlere atıf (Taberî ve Râzî). Kitle psikolojisi güdüleme ve şartlandırmalara dayandığı için, bu şekilde bir çeviri bize âyetin maksadına daha uygun göründü. ا ن ر ب ك و ا ع ل م م ن ي ض ل ع ن س ب يل و و ا ع ل م ب ال م ت د ين ١١٧ 117 Hiç kuşkusuz senin Rabbin, kimin kendi yolundan saptığını kimin de doğru yolda olduğunu en iyi bilendir. اي ات م ؤ م ن ين ١١٨ ف ك ل وا م م ا ذ ك ر اس م للا ع ل ي ا ن ك ن ت م ب 118 O hâlde, üzerine Allah ın adının anıldığı şeylerden yiyin; (99) tabi ki O nun âyetlerine içten inanıyorsanız! (99) Bir sonraki âyetle birlikte zımnen: İnsan kim adına yaşıyorsa, onun adına hayvan kesmiş olur. و م ا ل ك م ا ل ت ا ك ل وا م م ا ذ ك ر اس م للا ع ل ي و ق د ف ص ل ل ك م م ا ح ر م ع ل ي ك م ا ل م ا ا ض ط ر رت م ا ل ي و ا ن ك ث ي ارا ل ي ض ل ون ب ا و ائ م ب غ ي ر ع ل م ا ن ر ب ك و ا ع ل م ب ال م ع ت د ين ١١٩ 119 Kaldı ki Allah, -mecbur kaldığınız hâller dışında- yasakladığı şeyleri size ayrıntılı olarak açıkladığı hâlde,(100) O nun adının üzerlerine anıldığı şeyleri niçin yemiyorsunuz? Fakat (bu tür konularda) birçokları, sahih bir bilgiye dayanmaksızın sırf kendi kişisel görüşleriyle (yasak alanını genişleterek) başkalarını saptırmaktadır: Kuşkusuz Rabbin haddini aşanları çok iyi bilmektedir.(101) (100) Ayrıntılı olarak açıklandığı ifade edilen şeylerin, bu sûreyle neredeyse eşzamanlı olarak inen Nahl: âyetlerde yer aldığı görülmektedir. Sûre olarak En âm ın Nahl den önce indiği yaygın olarak kabul görse de, en azından bu âyetlerin Nahl sûresinin ilgili âyetlerinden sonra indiği kesindir. (101) Bu âyet eşyada asıl olanın mubahlık olduğu ilkesine zemin teşkil eden âyetlerin başında gelir (krş. Âl-i İmran: 93). Burada vahiy, açıkça yasak sınırlarının keyfî ve bâtıl inanca dayalı olarak genişlemesine karşı çıkıyor. Yasakların ayrıntılı olarak açıklandığını ifade eden âyet, bunların dışında kalanları haram saymada ısrar edenleri açıkça yeriyor. Bu âyette haddi aşma ifadesi, genel kullanımın aksine yasak sınırlarını genişletme, Allah ın haram kılmadıklarını haram kılma eylemine karşılık olarak kullanılıyor. (Nuzul 74 / Mushaf 16 : Nahl Aşağıdadır.) ف ك ل وا م م ا ر ز ق ك م للا ح ل ا ل ط ي ابا و اش ك ر وا ن ع م ت للا ا ن ك ن ت م ا ي ا ت ع ب د ون ١١٤ 114 Haydi, siz hem Allah ın size verdiği rızıkların helâl ve temiz olanlarından yiyin, hem de onun nimetlerine şükredin! Tabi ki, gerçekten yalnızca O na kulluk etmek (istiyorsanız) ا ن م ا ح ر م ع ل ي ك م ال م ي ت ة و الد م و ل ح م ال خ ن ز ير و م ا ا ل ل غ ي ر للا ب ف م ن اض ط ر غ ي ر ب اغ و ل ع اد ف ا ن للا غ ف ور ر ح يم ١١٥ 115 (Ki) O size yalnızca; Leşi, Kanı, Domuz etini ve Allah tan başkası adına kesilen (hayvanı) haram kılmıştır!(126) Fakat mecbur kalan kişi, haddi aşıp zorunlu miktarı geçmeden (yemişse), bilsin ki Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (126) Bu dört yasak için bkz. Bakara: 173, ilgili notlar. 1653
48 Bu yasakların Kur an da geliş süreci ve kapsamıyla ilgili kısmen ayrıntılı bir açıklama En âm sûresinin 145. âyetinin ilgili notunda yapılmıştı. Kur an, tüm iniş sürecine yayılan bu tür âyetlerle, insanlar tarafından, dindarlık gösterisi olarak yasakların genişletilip bunun da Allah a izafe edilmesine ilkesel olarak karşı çıkar (A râf: 32; En âm: 151; ayrıca krş. Bakara: 173; En âm: 145; A râf: 33). Çünkü, Allah tarafından yasaklanan şeylerin tamamı vahiyle açıklanmıştır (En âm: 119). Bu sûrenin 9. âyetinde açıkça belirtildiği gibi başta insan olmak üzere tüm varlığa; değer ve konum biçme, onun amaçlarını tayin etme, iyi ya da kötüyü belirleme yetkisi Allah a aittir âyette de ifade edildiği gibi, Allah tarafından çizilmiş haram kapsamını her genişletme girişimi, vahiy tarafından bir yetki gasbı olarak değerlendirilmektedir. Bir dindarlık gösterisi olarak dâhi yasakların genişletilmesine izin vermeyen Kur an, bu âyetin sonunda olduğu gibi zorunlu hâllerde ilâhî yasakların geçici olarak askıya alınmasını, bu konudaki ilkeler zincirine eklemiştir. Bu da muhatabı, din insan içindir temel kuralına götüren bir yaklaşımdır. و ل ت ق ول وا ل م ا ت ص ف ا ل س ن ت ك م ال ك ذ ب ذ ا ح ل ل و ذ ا ح ر ام ل ت ف ت ر وا ع ل ى للا ال ك ذ ب ا ن ال ذ ين ي ف ت ر ون ع ل ى للا ال ك ذ ب ل ي ف ل ح ون ١١٦ 116 Artık, dillerinizle yalan beyanda bulunup, üstelik uydurduğunuz yalanı (da) Allah a isnat ederek Bu helâldir, bu da haramdır! demeyin! Çünkü uydurdukları yalanı Allah a isnat edenler asla kurtuluşa eremezler. (Nuzul 98 / Mushaf 3 : A-i İmran 93 Aşağıdadır.) ك ل الط ع ام ك ان ح ل ا ل ب ن ى ا س ر اي ل ا ل م ا ح ر م ا س ر اي ل ع لى ن ف س م ن ق ب ل ا ن ت ن ز ل الت و رية ق ل ف ا ت وا ب الت و رية ف ات ل و ا ا ن ك ن ت م ص اد ق ين ٩٣ 93 Tevrat indirilmeden önce İsrâil(oğullarının)(83) kendisine haram kıldığı şeyler dışında bütün yiyecekler İsrâiloğullarına helâl idi.(84) De ki: Hadi, eğer sözünüzün eriyseniz, getirin Tevrat ı da onu gösterin! (83) Buradaki İsrâil den kasıt İsrâiloğulları olsa gerektir. Yahudiler, kendileri için İsrâil adını yalın olarak kullanırlar. Tefsirlerde, İsrâil den kastın Yakub peygamber olduğuna dair rivayetler gelmişse de, bu kesin bir delile dayanmaz. Bu konudaki rivayetler -her ne kadar Hakim İbn Abbas a atfedilen bazı rivayetlerin sıhhatine hükmetmişse de- İsrâiliyyat menşelidir. Hz. Yakub un Allah la sabaha kadar güreşip onu yendiği türünden Allah ı cisimleştiren rivayetler de bu çerçevede anlatılır (Menâr). (84) Mü min İsrâiloğullarının Yahudileşme göstergelerinden biri olan gösterişçi sahte dindarlığın rolüne dair dikkat çekici bir örnek. و ذ ر وا ظ ا ر ا ل ث م و ب اط ن ا ن ال ذ ين ي ك س ب ون ا ل ث م س ي ج ز و ن ب م ا ك ان وا ي ق ت ر ف ون ١٢١ 120 Ve günahın açığını da gizlisini de bırakın! Unutmayın ki, günahkar kimseler işledikleri yüzünden cezalandırılacaktır. و ل ت ا ك ل وا م م ا ل م ي ذ ك ر اس م للا ع ل ي و ا ن ل ف س ق و ا ن الش ي اط ين ل ي وح ون ا لى ا و ل ي ائ م ل ي ج اد ل وك م و ا ن ا ط ع ت م و م ا ن ك م ل م ش ر ك ون ١٢١ 121 Üzerine Allah ın adı anılmayıp (başkasının adı anıldığı için) fısk olduğu muhakkak olan şeylerden yemeyin! (102) Ve şeytanlar kendi dostlarına, sizi (iyi ve kötüyü belirleme konusunda) tartışmaya çekmeyi telkin ederler;(103) ve eğer onlara uyarsanız, hiç kuşkusuz siz Allah tan başkasına ilâhlık yakıştırmış olursunuz. (102) Ya da: Üzerine Allah ın adının anılmadığı şeylerden yemeyin, muhakkak bu fısktır. Fakat bu tür bir çeviri dil açısından problemlidir. şöyle ki: Bu ibareyi oluşturan iki cümleden birincisi fiil ikincisi isim cümlesidir. Bu ikisinin arasında bağlaç bulunmaktadır. Dilde farklı türde iki cümleyi birbirine atfetmek hoş karşılanmamıştır. Bu da iki cümle arasındaki vav ın atıf ya da başlangıç vavı olma seçeneklerini zayıflatmaktadır. Geriye vav ın hâl olma seçeneği kalmaktadır ki; bu en isabetli seçenektir ve tercihimiz de bu gerekçeye dayanmaktadır (bkz. İtkân II, 322; krş. Râzî). Dahası burada ifade edilenle Allah tan başkası adına kesilenlerin haram kılındığını ifade eden bu sûrenin 145. âyeti arasındaki farklılık da böylece giderilmiş olmaktadır. 1654
49 Bu anlama göre kesilen bir hayvanda, üzerine Allah ın adının anılmış olması değil, O ndan başkası adına kesilmemiş olması yeter-şart olarak görülmektedir. Allahu a lem. (103) Bu ifade, insanın kendisine en yakın duyguları olan şeytani ve ayartıcı güdülerini de doğal olarak kapsamaktadır. Burada insan, kendisine sürekli kötülüğü telkin eden benliğinin çekim alanına girme tehlikesine karşı uyarılmaktadır. ا و م ن ك ان م ي اتا ف ا ح ي ي ن ا و ج ع ل ن ا ل ن و ارا ي م ش ى ب ف ى الن اس ك م ن م ث ل ف ى الظ ل م ات ل ي س ب خ ار ج م ن ا ك ذل ك ز ي ن ل ل ك اف ر ين م ا ك ان وا ي ع م ل ون ١٢٢ 122 HİÇ (manen) ölüyken hayat verdiğimiz ve insanlar arasında yolunu bulması için kendisine ışık tuttuğumuz kimse, içinden çıkma imkanı bulamayacağı(104) zifiri karanlıklara gömülüp giden kimse gibi olur mu?(105) İşte inkârcılara yaptıkları böyle güzel görünür. (104) Nefyin haberi bâ ile gelirse imkan ve/veya ihtimal yokluğuna delalet eder. (105) Allah ın gör dediği yerden bakınca ölüm ve hayatın tarifi değişiyor. Tıpkı burada olduğu gibi. و ك ذل ك ج ع ل ن ا ف ى ك ل ق ر ي ة ا ك اب ر م ج ر م ي ا ل ي م ك ر وا ف ي ا و م ا ي م ك ر ون ا ل ب ا ن ف س م و م ا ي ش ع ر ون ١٢٣ 123 Ve böylece her ülkede, entrika ve hile düzenini kuran düzenbaz suçluları oranın el üstünde tutulan kimseleri yaparız: Fakat çevirdikleri entrikalar yalnız kendi aleyhlerine olur da, onu dâhi anlamazlar. ح ي ث ي ا ج ر م وا ص غ ا ر للا ا ع ل م ج ع ل ر س ال ت س ي ص يب ال ذ ين و ا ذ ا ج اء ت م اي ة ق ال وا ل ن ن ؤ م ن ح تى ن ؤ تى م ث ل م ا ا وت ى ر س ل للا ع ن د للا و ع ذ اب ش د يد ب م ا ك ان وا ي م ك ر ون ١٢٤ 124 Ne zaman onlara bir âyet gelse, Allah ın peygamberlerine verdiklerinin benzeri bize de verilmedikçe inanmayız derler. (Oysa ki) risaletini kime vereceğini en iyi bilen Allah tır. Suç işlemekte ısrar edenler, Allah katında aşağılanacak ve entrikalarından dolayı şiddetli bir azaba çarptırılacaklardır. ف م ن ي ر د للا ا ن ي د ي ي ش ر ص د ر ل ل س ل م و م ن ي ر د ا ن ي ض ل ي ج ع ل ص د ر ض ي اقا ح ر اجا ك ا ن م ا ي ص ع د ف ى الس م اء ك ذل ك ي ج ع ل للا الر ج س ع ل ى ال ذ ين ل ي ؤ م ن ون ١٢٥ 125 Allah kimi doğru yola ulaştırmak isterse, onun kalbini teslimiyet için genişletir; kimin de sapmasına izin verirse, onun kalbini de adeta göğe tırmanıyormuş gibi daraltıp sıkıştırır(106) İşte böylece Allah, inanmamakta direnen kimseleri dehşet bir ıstıraba(107) sürükler. (106) İrtifa arttıkça oksijenin azaldığı gerçeği üzerinden, inkârcının iç daralmasının tasviri. (107) Rics in irticâs mânasını önceleyerek (Zemahşerî). و ذ ا ص ر اط ر ب ك م س ت ق ي اما ق د ف ص ل ن ا ا ل ي ات ل ق و م ي ذ ك ر ون ١٢٦ 126 Ve bu Rabbinin dosdoğru yoludur. Doğrusu Biz mesajlarımızı, ders alacak insanlara(108) açık ve net olarak anlatıyoruz. (108) 97 ve 98. âyetlerde hitap tefakkuh edenlere iken, burada tezekkür edenleredir. Çünkü ilkinde dile gelen derin düşünülerek sonuca varılabilecek maddî varlıklar, burada dile gelense hidayet ve nübüvvet gibi ancak vahyin hatırlatmasıyla (zikr) ulaşılabilecek mânevî değerlerdir. 1655
50 ل م د ار الس ل م ع ن د ر ب م و و و ل ي م ب م ا ك ان وا ي ع م ل ون ١٢٧ 127 Rableri katında barış ve saadet yurdu onların olacak; ve O, yapıp ettiklerinden dolayı onların velayetini üstlenecek. و ي و م ي ح ش ر م ج م ي اعا ي ا م ع ش ر ال ج ن ق د اس ت ك ث ر ت م م ن ا ل ن س و ق ال ا و ل ي اؤ م م ن ا ل ن س ر ب ن ا اس ت م ت ع ب ع ض ن ا ب ب ع ض و ب ل غ ن ا ا ج ل ن ا ال ذ ى ا ج ل ت ل ن ا ق ال الن ار م ث ويك م خ ال د ين ف ي ا ا ل م ا ش اء للا ا ن ر ب ك ح ك يم ع ل يم ١٢٨ 128 Yine O, onların tümünü bir araya topladığı o gün, Ey görünmez (şerli) varlıklarla aynı safta duranlar! Siz insanlardan birçoğuna epey çektirdiniz! (diyecek). Onlara yakın olan insanlarsa; Rabbimiz! Biz birbirimizden epey yararlandık, nihayet senin bizim için tayin ettiğin sürenin sonuna geldik! diyecekler. (Ve) O, Ateş sizin içinde yerleşip kalacağınız ikametgahınız olacaktır; tabii ki Allah aksini dilemedikçe (109) diyecektir. Kuşkusuz Rabbin her hükmünde tam isabet eder, her şeyin hakikatini bilir. (109) Cehennemliklere ilişkin bu istisna cümlesinin cennetlikler söz konusu olduğunda kullanılmaması, cehennemin dâru t-terbiye olduğu görüşünün teyidi sayılabilir (bkz. Hûd: ). (Nuzul 70 / Mushaf 11 : Hud Aşağıdadır.) خ ال د ين ف ي ا م ا د ام ت الس مو ات و ا ل ر ض ا ل م ا ش اء ر ب ك ا ن ر ب ك ف ع ال ل م ا ي ريد ١١٧ 107 Rabbin aksini dilemedikçe, gökler ve yer orada durduğu sürece onlar da orada kalmayı sürdürecekler (121) Unutma ki senin Rabbin dilediğini yapan (Allah)tır. (121) Bu ve buna benzeyen En âm 128, Hûd , Nebe 23 gibi âyetlerden yola çıkan bazı otoriteler, cehennem azabının uzun süre devam ettikten sonra sona ereceği görüşüne varmışlardır. Sahabeden Hz. Ömer, Abdullah b. Mes ud, Ebu Hüreyre, Ebu Said el-hudrî ve daha başkaları; tabiinden Abd b. Humeyd, İshak b. Rahuye, Hasan el-basrî, Hammad b. Seleme gibi otoriteler de aynı görüştedirler (İbn Kayyım, Hadi l-ervâh ilâ biladi l Efrâh, Dımaşk, 1419, s ). Taberî (ö. 310/922) de aynı görüşü işler (Tefsir). Cennet ve Cehennem konusundaki en çaplı eserlerden birine imza atmış olan İbn Kayyım el-cevziyye (ö. 751/1350) bu görüşü hocası İbn Teymiyye (727/1328) ve daha başkalarından nakleder (ay). Yukarıdakilere ilaveten sahabeden Hz. Ali, İbn Abbas, Abdullah b. Amr, Cabir b. Abdullah, tabiinden şa bi, mutasavvıf Mevlana Celaleddin er-rumi (672/1273), İbnu l-vezir (840/1436), çağdaşlarımızdan Musa Carullah ve İsmail Hakkı İzmirli de aynı görüştedir (Y. fi. Yavuz, DİA, Azap md. IV, 305; B. Topaloğlu, Cehennem md. VII, ). Taberî, bu âyetin tefsirinde yukarıda adı geçen sahabilerin ve tabiin otoritelerinin içerisinde huld (bkz. Bakara: 39) ve ebed geçen tüm âyetlerin bu âyetle tahsis edildiğini savunduklarını dile getirir. Âlemin sonsuzluğu düşüncesini başta Gazali olmak üzere hemen tüm İslâm kelamcıları küfür olarak görmüşlerdir. Âyete dönecek olursak: bu âyetin gaybi birer hakikat olan cennet ve cehennemin sonsuzluk-sonluluk tartışmalarıyla doğrudan bir ilgisi olmasa gerektir. Verili âlemde en uzun ömürlü nesneler yer ve göklerdir. İnsan tasavvurunun lâyıkıyla algılamaktan aciz olduğu âhiret hayatının uzunluğu, insanın bilip tanıdığı en uzun ömürlü nesneler üzerinden anlatılmaktadır. Elbette Allah en doğrusunu bilir. و ا م ا ال ذ ين س ع د وا ف ف ى ال ج ن ة خ ال د ين ف ي ا م ا د ام ت الس مو ات و ا ل ر ض ا ل م ا ش اء ر ب ك ع ط ا اء غ ي ر م جذ وذ ١١٨ 108 Ve bahtiyar olanlara gelince: işte onlar da Rabbin aksini dilemedikçe, gökler ve yer orada durduğu sürece içerisinde yerleşip kalacaklar: kesintisiz bir bağış olarak!..(122) (122) Kur an daki göndermelere bakarak cennet ve cehennemin bu dünyada kurulacağı söylenebilir. Bazı müfessirler bu âyettekilerin, içinde yaşadığımız yer ve gökler değil âhirete ait yer ve gökler olduğunu dile getirirler. 1656
51 Fakat, söz konusu yer ve göklerin şu anda içinde yaşadığımız yer ve göklerin değiştirilmiş biçimi olacağı İbrahim 48 de dile getirilmektedir (Bu konudaki itirazlara verilmiş bir cevap için bkz. İbn Teymiyye, et-tefsiru l-kebîr V, 51). و ك ذل ك ن و ل ى ب ع ض الظ ال م ين ب ع اضا ب م ا ك ان وا ي ك س ب ون ١٢٩ 129 Ve işte Biz, işledikleri yüzünden zalimleri birbirine böyle musallat ederiz. ي ا م ع ش ر ال ج ن و ا ل ن س ا ل م ي ا ت ك م ر س ل م ن ك م ي ق ص ون ع ل ي ك م اي ات ى و ي ن ذ ر ون ك م ل ق اء ي و م ك م ذ ا ق ال وا ش د ن ا ع لى ا ن ف س ن ا و غ ر ت م ال ح يوة الد ن ي ا و ش د وا ع لى ا ن ف س م ا ن م ك ان وا ك اف ر ين ١٣١ 130 (Allah diyecek ki): Ey görünmeyen ve görüneniyle tüm iradeli varlık türleri!(110) Kendi içinizden, mesajlarımı size anlatan ve bu gününüzle karşılaşacağınız konusunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?(111) Onlar: Biz kendi aleyhimize şahitlik yaparız! diyecekler; zira bu dünya hayatı onları aldatmıştır; ve böylece onlar kendilerinin inkârcı olduklarına yine kendileri şahitlik yapmış olacaklar. (110) İns ve cinn e verdiğimiz görünen ve görünmeyen anlamı için 112. âyetin notuna bkz. Âşerahu, biriyle birlikte oldu, onun safında yer aldı (Lisân). Bu âyetle birlikte 128. âyette de aynı form kullanılmaktadır. (111) Bu âyet insan ve cinlere kendi içlerinden, eğer bunları iki ayrı tür sayarsak kendi türlerinden peygamber gönderildiğini açıkça ifade eder. ذل ك ا ن ل م ي ك ن ر ب ك م ل ك ال ق رى ب ظ ل م و ا ل ا غ اف ل ون ١٣١ 131 Bunun nedeni şudur: bir toplumun bireyleri (ilâhî sınırlardan) habersiz oldukları sürece, senin Rabbin o (tür) toplumları işledikleri yanlışlar sebebiyle asla helâk etmez.(112) (112) Krş. Hicr: 4; İsra: 15; Tâhâ: 134; şu arâ: 108; Kasas: 59. İnsanların akıbetlerini onların özgür tercihleri belirlemektedir. Bu, Allah ın koyduğu bir yasadır. Bu tercihi ortaya koyabilmeleri için de iyi-kötü, doğru-yanlış, hak-bâtıl hakkındaki esas kriterleri öğrenecekleri bir yol haritasına ihtiyaçları vardır. O yol haritası ilâhî mesajlardır. Âyetteki helâk toplum, ülke, uygarlık vurgusuna sahip el-kurâ için geçerli olan dünyevi helâktir. (Nuzul 72 / Mushaf 15 : Hicr 4 Aşağıdadır.) و م ا ا ل ك ن ا م ن ق ر ي ة ا ل و ل ا ك ت اب م ع ل وم ٤ 4 Zira Biz hiçbir memleketi, (önceden) bilinip anlaşılan ilâhî bir vahye muhatap kılmadıkça helâke sürüklememişizdir. (3) (3) Bu anlamı, aynı gerçeği farklı formlarla dile getiren En âm: 131; İsra: 15; Tâhâ: 134; şu arâ: 208 ve Kasas: 59. âyetlerle karşılaştırınız. Bu karşılığı, maksadı lafız ve manaya hakem kılarak kitâbun ma lûm ibaresinin doğru anlamına ulaşan Muhammed Esed e borçluyum. (Nuzul 68 / Mushaf 17 : İsra 15 Aşağıdadır.) م ن ا ت دى ف ا ن م ا ي ت د ى ل ن ف س و م ن ض ل ف ا ن م ا ي ض ل ع ل ي ا و ل ت ز ر و از ر ة و ز ر ا خ رى و م ا ك ن ا م ع ذ ب ين ح تى ن ب ع ث ر س و ا ل ١٥ 1657
52 15 Kim doğru yola yönelirse, iyi bilsin ki o sadece kendisi lehine yönelmiş olacaktır; kim de saparsa, unutmasın ki o da yalnızca kendi aleyhine sapmış olacaktır: zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz; üstelik Biz, bir elçi gönderinceye kadar asla (bir toplumu) azaba sürüklememişizdir. (Nuzul 44 / Mushaf 20 : Taha 134 Aşağıdadır.) و ل و ا ن ا ا ل ك ن ا م ب ع ذ اب م ن ق ب ل ل ق ال وا ر ب ن ا ل و ل ا ر س ل ت ا ل ي ن ا ر س و ا ل ف ن ت ب ع اي ات ك م ن ق ب ل ا ن ن ذ ل و ن خ زى ١٣٤ 134 Ve eğer Biz, onları (elçi göndermeden) (126) önce bir helâke uğratarak cezalandırmış olsaydık, bu kez de Ey Rabbimiz! Eğer Sen, şu zillet verici ve onur kırıcı duruma (127) düşmeden önce bize bir elçi göndermiş olsaydın ona hemen uyardık! diyecekleri kesindi! (128) (126) Bir sonraki cümle, buradaki o zamirinin Elçi ye gittiğini açıkça göstermektedir. (127) Nahzâ nın türetildiği hızy kökü, insan onurunun bir dış müdahaleyle ya da bir iç muhasebeyle kırılışını ifade eder. Muhtemelen ilk kullanıldığı yer burasıdır. Bağlamına göre onursuzluk, mahcubiyet, utanç anlamlarına gelir. Peygamber in şu kullanımı sözcüğün anlam alanını göstermektedir: Allah ım, bizi onursuz ve pişmanlar arasında diriltme! (Râğıb) Dilciler, kelimenin bazen tevazu çağrışımı yapan olumlu bir anlamda kullanıldığını söylese de, Kur an da hiç olumlu mânada gelmez. Kelime türevleriyle birlikte en çok Ra d sûresinde kullanılır. (128)..diyecekleri kesindi ifadesi, pekiştirme lâm ının çeviriye yansımasıdır. (Nuzul 51 / Mushaf 26 : Şu ara 208 Aşağıdadır.) و م ا ا ل ك ن ا م ن ق ر ي ة ا ل ل ا م ن ذ ر ون ٢١٨ 208 Dahası, Biz bir ülkeyi helâk etmeden önce illa ki uyarıp (Nuzul 67 / Mushaf 28 : Kasas 59 Aşağıdadır.) و م ا ك ان ر ب ك م ل ك ال ق رى ح تى ي ب ع ث ف ى ا م ا ر س و ا ل ي ت ل وا ع ل ي م اي ات ن ا و م ا ك ن ا م ل ك ى ال ق رى ا ل و ا ل ا ظ ال م ون ٥٩ 59 Ama senin Rabbin hiçbir ülkeyi, onların ana kentine kendilerine mesajlarımızı okuyup açıklayan bir elçi göndermedikçe asla helâk etmemiştir.(71) Zaten Biz başkalarını değil, sadece fertlerinin (birbirine) zulmettiği toplumları helâk etmişizdir.(72) (71) Krş. Hûd: 117. (72) Hz. Ömer in Adâlet mülkün temelidir sözü, İbn Teymiyye nin Devlet küfürle değil zulümle yıkılır sözü, hep bu gibi âyetlerin inşa ettiği bir aklın ürünüdür. Değil mi ama: Adâlet devletin imanıdır. و ل ك ل د ر ج ات م م ا ع م ل وا و م ا ر ب ك ب غ اف ل ع م ا ي ع م ل ون ١٣٢ 132 Zira herkes, ancak yaptıklarına bakılarak sınıflandırılır. Rabbin ise, onların yapıp ettiklerinden habersiz değildir. و ر ب ك ال غ ن ى ذ و الر ح م ة ا ن ي ش ا ي ذ ب ك م و ي س ت خ ل ف م ن ب ع د ك م م ا ي ش اء ك م ا ا ن ش ا ك م م ن ذ ر ي ة قو م اخ ر ين ١٣٣ 133 Ve yalnızca Rabbindir kendi kendine yeten, rahmet sahibi olan. O dilerse tıpkı sizi başka insanların soyundan var ettiği gibi, sizi ortadan kaldırıp sonra da dilediğini sizin yerinize geçirir.(113) (113) Krş. Fâtır: (Nuzul 42 / Mushaf 35 : Fatır Aşağıdadır.) ا ن ي ش ا ي ذ ب ك م و ي ا ت ب خ ل ق ج د يد ١٦ 1658
53 16 Dilerse sizi ortadan kaldırır ve yerinize yeni bir topluluk getirir: (29) (29) Ya da: yepyeni bir yaratılışa sahip varlık türü getirir. Halk ın farklı anlamları ve benzer bir âyet için bkz. İbrahim: 19-20, not 2. و م ا ذل ك ع ل ى للا ب ع ز يز ١٧ 17 Zira bu Allah a asla güç gelmez. ا ن م ا ت وع د ون ل ت و م ا ا ن ت م ب م ع ج ز ين ١٣٤ 134 Kaçış yok: tehdit edildiğiniz şey mutlaka gerçekleşecektir: ve siz ona asla engel olamayacaksınız. ق ل ي ا ق و م اع م ل وا ع لى م ك ان ت ك م ا ن ى ع ام ل ف س و ف ت ع ل م ون م ن ت ك ون ل ع اق ب ة الد ار ا ن ل ي ف ل ح الظ ال م ون ١٣٥ 135 De ki: Ey halkım! Siz kendinize yakışanı yapın! Ben de görevimi yapıyorum ve nasıl olsa zamanla anlayacaksınız kimin mutlu sona ulaşacağını! Kesin olan şu ki; zalimler asla mutluluğa ulaşamayacaklar. م م ا ذ ر ا م ن ال ح ر ث و ا ل ن ع ام ن ص ي ابا ف ق ال وا ذ ا ل ل ب ز ع م م و ذ ا ل ش ر ل ا ل ى للا ك ائ ن ا ف م ا ك ان ل ش ر ك ائ م ف ل ي ص و ج ع ل وا ل ل و م ا ك ان ل ل ف و ي ص ل ا لى ش ر ك ائ م س اء م ا ي ح ك م ون ١٣٦ 136 ALLAH IN yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan bir pay ayırıp, bâtıl inançlarına(114) göre dediler ki: Bu Allah a aittir, bu da (Allah a) koştuğumuz ortaklarımıza. (115) Oysa ki ortakları için olan Allah a ulaşmıyor, fakat Allah için olan ortaklarına ulaşıyordu: ne berbat muhakeme tarzları var! (114) Bu bağlamda bâtıl inanç vurgusu taşıyan zu m için bkz. Teğabün: 7 (115) Şirkin Allah ı inkâr olmayıp, hak-bâtıl şirketi olduğunun açık delillerinden biri. (Nuzul 93 / Mushaf 64 : Tegabun 7 Aşağıdadır.) ز ع م ال ذ ين ك ف ر وا ا ن ل ن ي ب ع ث وا ق ل ب لى و ر ب ى ل ت ب ع ث ن ث م ل ت ن ب ؤ ن ب م ا ع م ل ت م و ذل ك ع ل ى للا ي س ير ٧ 7 Hakikati inkara şartlanmış olanlar yeniden diriltilmeyeceklerini sandılar.(8) De ki: Hayır! Rabbime andolsun ki kesinlikle diriltileceksiniz; sonra yaptıklarınız bir bir gösterilecek: zira bu Allah a çok kolaydır. (8) Z am ve zu m, insanın kendisini ikna ettiği tumturaklı yalan anlamına gelir. Kur an da geçtiği 14 yerde de olumsuz mânada kullanılır. şureyh, Her şeyin kinayesi var, yalanın kinayesiz am dır der. و ك ذل ك ز ي ن ل ك ث ير م ن ال م ش ر ك ين ق ت ل ا و ل د م ش ر ك اؤ م ل ي ر د و م و ل ي ل ب س وا ع ل ي م د ين م و ل و ش اء للا م ا ف ع ل و ف ذ ر م و م ا ي ف ت ر ون ١٣٧ 137 Dahası, (Allah a) koştukları ortaklara (olan inançları), şirk koşanların çoğuna çocuklarını öldürmeyi bile güzel gösterir;(116) işte böylece onları yok oluşa sürükler ve değer sistemlerini yozlaştırır. Ne ki, eğer Allah dileseydi yine de bunları yapamazlardı(117) Şu hâlde onlardan da, uyduruk teorilerinden de uzak dur. (116) Güzel göstermenin putlara isnat edilmesi, şirk koşanların kendi tasavvurlarının kendilerine kurduğu tuzağı ifade eder. Zira putlar özne değildir. Vesvese budur ve bu gibi âyetlerin tümü böyle anlaşılmalıdır. (117) Sözgeliminden:..fakat şirkin ve küfrün varlığına izin vermeyi diledi (krş. Yûnus: 99). (Nuzul 69/ Mushaf 10 : Yunus 99 Aşağıdadır.) 1659
54 و ل و ش اء ر ب ك ل م ن م ن ف ى ا ل ر ض ك ل م ج م ي اعا ا ف ا ن ت ت ك ر الن اس ح ت ى ي ك ون وا م ؤ م ن ين ٩٩ 99 Ve eğer Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunan herkes topyekûn iman ederdi, (fakat bunu dilemedi). Şimdi kalkıp da, sen mi onları iman edinceye kadar zorlayacaksın? و ق ال وا ذ ا ن ع ام و ح ر ث ح ج ر ل ي ط ع م ا ا ل م ن ن ش اء ب ز ع م م و ا ن ع ام ح ر م ت ظ ور ا و ا ن ع ام ل ي ذ ك ر ون اس م للا ع ل ي ا اف ت ر ا اء ع ل ي س ي ج ز ي م ب م ا ك ان وا ي ف ت ر ون ١٣٨ 138 Onlar bâtıl inançlarına göre dediler ki: Şu hayvanlar ve ekinler kutsaldır, bizim izin verdiklerimiz dışında hiç kimse onlardan yiyemez! Yine falanca türden hayvanlara yük vurulması haram kılınmıştır! (118) Ve birtakım hayvanlar da vardır ki onlar üzerine Allah ın adını anmazlar, (bâtıl inançlarını) asılsız yere O na isnat ederler. Zamanı gelince iftiralarından dolayı cezalandırılacaklar. (118) İnsan her şeyin ölçüsüdür diyen hümaniter mantık egemen olduğunda, insanoğlunun kendi elleriyle kendi başına ne işler açacağına dair yaşanmış bir örnektir (krş. Mâide: 103). (Nuzul 108 / Mushaf 5 : Maide 103 Aşağıdadır.) ال ك ذ ب و ا ك ث ر م ل ي ع ق ل ون ١١٣ م ا ج ع ل للا م ن ب ح ير ة و ل س ائ ب ة و ل و ص يل ة و ل ح ام و لك ن ال ذ ين ك ف ر وا ي ف ت ر ون ع ل ى للا 103 Ne bahîra ve sâibe, ne de vasîle ve hâm(114) (adı altında, hayvanların bâtıl inançlarla yaratılış amacı dışına çıkarılmaları) Allah ın emri değildir. Fakat hakikati inkârda ısrar edenler, kendi uydurdukları yalanları Allah a yakıştırıyorlar. Zira onların çoğu kafalarını kullanmıyorlar. (114) Bahîra: Beş kez doğuran ve beşincisi erkek olan dişi deve. Sâibe: Başına bir iş gelenin kurtulunca saldığı adak deve. Vasile: Erkekli dişili ikiz doğuran koyunun sırf dişiye hürmeten yenilmeyip salınan erkeği. Hâm: Dölüyle on batın doğurtan erkek deve. Bunlar sahte bir kutsallık kılıfı ile tanınsın diye kulağı yarılıp salınırlar, etinden, sütünden ve tüyünden hiç kimse yararlanamazdı. Sâlih peygamberin devesi bu geleneğin köklerine işaret etse gerektir (msl. Hûd: 64). Bu sahte kutsallık özünde ilâhî hiyerarşiye müdahale anlamı taşıyordu (Hac: 36-37). و ق ال وا م ا ف ى ب ط ون ذ ا ل ن ع ام خ ال ص ة ل ذ ك ور ن ا و م ح ر م ع لى ا ز و اج ن ا و ا ن ي ك ن م ي ت اة ف م ف ي ش ر ك اء س ي ج ز ي م و ص ف م ا ن ح ك يم ع ل يم ١٣٩ 139 Yine onlar şu (çarpık) iddiada bulundular: Şu hayvanların karnında olan yavrular canlı doğarsa yalnızca erkeklerimize ait olup kadınlarımıza yasaklanmıştır; Ama ölü doğarsa, hepsi de ona ortak olacaklardır. Allah onları bu tür isnatlarından dolayı cezalandıracaktır: Çünkü O her hükmünde tam isabet kaydeder, tarifsiz bir bilgiyle bilir. ق د خ س ر ال ذ ين ق ت ل وا ا و ل د م س ف اا ب غ ي ر ع ل م و ح ر م وا م ا ر ز ق م للا اف ت ر ا اء ع ل ى للا ق د ض ل وا و م ا ك ان وا م ت د ين ١٤١ 1660
55 140 Gerçekte hüsrana uğrayan kimseler, cehaletleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah ın kendilerine rızık olarak bağışladıklarını Allah a iftira olan (hurafelerle) haram kılanlardır: Onlar sapmışlardır ve doğru yolu da bulamamışlardır. و و ال ذ ى ا ن ش ا ج ن ات م ع ر وش ات و غ ي ر م ع ر وش ات و الن خ ل و الز ر ع م خ ت ل افا ا ك ل و الز ي ت ون و الر م ان م ت ش اب اا و غ ي ر م ت ش اب ك ل وا م ن ث م ر ا ذ ا ا ث م ر و ات وا ح ق ي و م ح ص اد و ل ت س ر ف وا ا ن ل ي ح ب ال م س ر ف ين ١٤١ 141 Ve O dur insan eliyle yetiştirilen ve kendi başına yetişen bahçeleri(119) bağları, hurmagilleri, çeşit çeşit ürün veren tarlaları, biri diğerine çok benzeyen ve biri diğerinden çok farklı(120) zeytingilleri ve narı var eden. Her biri ürün verdiğinde ürünlerinden yiyin ve hasat günü (yoksullara) haklarını verin; fakat israf etmeyin: Unutmayın ki O israfçıları sevmez.(121) (119) Taberî nin İbn Abbas tan naklen aktardığına dayanarak. Lafzen çardaklı ve çardaksız anlamına gelen ma ruşâtin ve ğayra ma ruşâtin ibaresi, bir sonraki âyetin başında yer alan hamûleten ve ferşen ibaresiyle ilginç bir uyum oluşturmaktadır. Bu dikkate alındığında, bu ibareye yerde yetişen gövdesiz ve ağaçta yetişen gövdeli bitkiler anlamı da verilebilir (Celâleyn). (120) Bu ifade için bkz. En âm: 99 (121) İsraf, amaçsızca saçıp savurmaktır (İsra: 26). 1661
56 1662
57 (Nuzul 73 / Mushaf 6 : En am 99 Aşağıdadır.) و و ال ذ ى ا ن ز ل م ن الس م اء م ا اء ف ا خ ر ج ن ا ب ن ب ات ك ل ش ی ء ف ا خ ر ج ن ا م ن خ ض ارا ن خ ر ج م ن ح باا م ت ر اك ابا و م ن الن خ ل م ن ط ل ع ا ق ن و ان د ان ي ة و ج ن ات م ن ا ع ن اب و الز ي ت ون و الر م ا ن م ش ت ب اا و غ ي ر م ت ش اب ا ن ظ ر وا ا لى ث م ر ا ذ ا ا ث م ر و ي ن ع ا ن ف ى ذل ك م ل ي ات ل ق و م ي ؤ م ن ون ٩٩ 99 O dur gökten yağmuru indiren. İşte Biz bu yolla her tür bitkiyi tomurcuklandırdık, ondan da yemyeşil bir çim meydana getirdik, ondan ise birbiri üzerine binmiş tahıl taneleri çıkarıyoruz. Yine hurma ağacının tomurcuğundan sık salkımlı hurmalar, üzüm bağları, zeytin ve nar ağaçları; (81) biri diğerine çok benzeyen ve biri diğerinden çok farklı. (82) Ürün verdiği ve olgunlaştığı zaman meyvesine bakın! Hiç kuşkusuz bütün bunlarda inanacak insanlar için derin mesajlar vardır. (81) Zeytin vahdeti, nar kesreti temsil eder. Nar holografik bir meyvedir. Her bir tanesi bütünü temsil ettiği gibi, bütün de taneyi temsil eder. Kesrette vahdetin timsalidir. (82) İkisi de kendi başına yetişir ve kültür bitkisi değildir. Fakat ikisinin de tadı, şekli, rengi, kullanım alanı farklıdır. (Nuzul 68 / Mushaf 17 : İsra 26 Aşağıdadır.) و ات ذ ا ال ق ر بى ح ق و ال م س ك ين و اب ن الس ب يل و ل ت ب ذ ر ت ب ذ ي ارا ٢٦ 26 (Ey insan!) Yakınlık sahiplerine hakkını ver; düşküne ve yolda kalmışa da Fakat sakın ola ki (elinde avucunda olanı) amaçsız bir biçimde saçıp savurma! و م ن ا ل ن ع ام ح م ول اة و ف ر اشا ك ل وا م م ا ر ز ق ك م للا و ل ت ت ب ع وا خ ط و ات الش ي ط ان ا ن ل ك م ع د و م ب ين ١٤٢ 142 Ve yük taşımaya elverişli olan ve olmayanıyla(122) hayvanlardan, Allah ın size rızık olarak verdiklerini yiyin ve şeytan ın izinden gitmeyin: Unutmayın ki o sizin apaçık düşmanınızdır. 1663
58 (122) Ferşen, yaygı ve sergi anlamına gelir. Karnı yere yakın olduğu için yük vurmaya elverişli olmayan hayvanlardan kinaye kullanılmış olmalıdır. Kimileri lafzî anlamdan yola çıkarak yününden sergi, döşek yapılan karşılığını verir. Biz, bu ibareyle yukarıdaki âyette yer alan ma ruşâtin ğayra ma ruşâtin arasındaki benzerlikten yola çıkarak bu anlamı tercih ettik. ث م ان ي ة ا ز و اج م ن الض ا ن اث ن ي ن و م ن ال م ع ز اث ن ي ن ق ل الذ ك ر ي ن ح ر م ا م ا ل ن ث ي ي ن ا م ا اش ت م ل ت ع ل ي ا ر ح ام ا ل ن ث ي ي ن ن ب ؤ ن ى ب ع ل م ا ن ك ن ت م ص اد ق ين ١٤٣ 143 (Sayısı) sekiz(e ulaşan dört) çift (hayvanın da insana yasak olduğunu iddia ettiler): Koyun ve keçinin iki cinsinden her biri. Sor (onlara): O nun haram kıldığı, çiftlerin erkekleri mi, yoksa dişileri mi? Bir de şu: (yasak), dişilerin rahimlerinde bulunan yavruları da kapsıyor mu? Hadi, bilgiye dayalı bir haber verin bana; tabi ki iddianızın arkasında duruyorsanız? و م ن ا ل ب ل اث ن ي ن و م ن ال ب ق ر اث ن ي ن ق ل الذ ك ر ي ن ح ر م ا م ا ل ن ث ي ي ن ا م ا اش ت م ل ت ع ل ي ا ر ح ام ا ل ن ث ي ي ن ا م ك ن ت م ش د اء ا ذ و صيك م للا ب ذ ا ف م ن ا ظ ل م م م ن اف ت رى ع ل ى للا ك ذ ابا ل ي ض ل الن اس ب غ ي ر ع ل م ا ن للا ل ي د ى ال ق و م الظ ال م ين ١٤٤ 144 Deve ve sığırın iki cinsinden her biri(ni de haram sayarlar). Sor (onlara): O nun haram kıldığı çiftlerin erkekleri mi, yoksa dişileri mi; ya da (yasak) dişilerin rahimlerinde bulunan yavruları da kapsıyor mu? Ya yoksa, Allah bütün bunları yasaklarken siz şahit miydiniz? Hiçbir gerçek bilgiye dayanmaksızın, insanları saptırmak amacıyla, kendi uydurdukları yalanı Allah a isnat edenden daha zalim biri olabilir mi?(123) Bakın, Allah zalim bir topluma rehberliğini bahşetmez. (123) Zımnen: En çirkin iftira, Allah adına uydurulan iftiradır. ق ل ل ا ج د ف ى م ا ا وح ى ا ل ی م ح ر اما ع لى ط اع م ي ط ع م ا ل ا ن ي ك ون م ي ت اة ا و د اما م س ف و احا ا و ل ح م خ ن ز ير ف ا ن ر ج س ا و ف س اقا ا ل ل غ ي ر للا ب ف م ن اض ط ر غ ي ر ب اغ و ل ع اد ف ا ن ر ب ك غ ف ور ر ح يم ١٤٥ 145 De ki: Bana vahyedilenler içerisinde; leş ya da akan kan veya domuz eti ki o katıksız pistir-, yahut amacından saptırılarak Allah tan başkası adına kesilen kurban dışında, yemek isteyen için(124) yasak olan hiçbir şey göremiyorum.(125) Fakat çaresiz kalan kimse, hakka tecavüz etmeden ve zaruret sınırını aşmadan (yemişse), unutma ki Rabbin tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. 1664
59 (124) Yenilmesi kesin yasak olan bu dört madde dışında kalanlarla ilgili kişisel ya da toplumsal alışkanlık ve tercihleri dikkate alan bir ifade için bkz. A râf: 157 (125) Bu dört madde, bu âyetten sonra sırasıyla inen Nahl 115 ve Bakara 173 de innemâ hasr edatıyla gelmiştir. Burada hasr edatının yerini lâ..illâ.. ile yapılan nefy-isbat cümlesi almıştır. Çok daha sonra inen Mâide 3 ile bu dört yasak pekiştirilmiştir. Bu sonuncu âyetin öncekilerden tek farkı leş sınıfına giren kimi hayvan ölümlerini isim isim sayarak detaylandırmasıdır. Bu dört âyetin de belagat çatısı yasakları genişletmek değil sınırlandırmak üzerine inşa edilmiştir. Bu sûrenin ana teması da icat edilmiş sahte kutsallar ve sahte haramlara karşı Allah ın sınırlarını vurgulamaktır. Söz konusu iki sahte icat, sonuçta sahte bir dindarlık üretmektedir (krş. Yûnus: 59; Bakara: 78). (Nuzul 56 / Mushaf 7 : A raf 157 Aşağıdadır.) ا ل ذ ين ي ت ب ع ون الر س ول الن ب ى ا ل م ى ال ذ ى ي ج د ون م ك ت و ابا ع ن د م ف ى الت و رية و ا ل ن ج يل ي ا م ر م ب ال م ع ر وف و ي ن ي م ع ن ال م ن ك ر و ي ح ل ل م الط ي ب ات و ي ح ر م ع ل ي م ال خ ب ائ ث و ي ض ع ع ن م ا ص ر م و ا ل غ ل ل ال ت ى ك ان ت ع ل ي م ف ال ذ ين ام ن وا ب و ع ز ر و و ن ص ر و و ات ب ع وا الن ور ال ذ ى ا ن ز ل م ع ا و لئ ك م ال م ف ل ح ون ١٥٧ 157 Onlar ki, ellerindeki Tevrat ve İncil de tanıtılmış bulacakları Rasul ün, o Kitap Ehli nden olmayan (116) peygamberin izinden gidecekler; (o peygamber) onlara; iyiliği emredip kötülükten sakındıracak, (117) temiz ve yararlı şeyleri onlara helâl kılıp pis ve zararlı şeyleri onlara yasaklayacak; (118) sırtlarına vurulmuş olan yüklerini indirip öteden beri (özgürlüklerine) vurulan zincirleri çözecek. Sonuçta ona inanan, onu el üstünde tutup destekleyen ve ona yücelerden bahşedilen ışığın (119) ardına onunla birlikte düşenler kurtuluşa erişen kimseler olacak. (116) Lafzen: ümmî olan. Kur an da sadece bu ve müteakip âyette geçen en-nebiyyu l-ummî, Hem Ehl-i Kitab a mensup olmayan Peygamber, Hem de Okur-yazar olmayan Peygamber anlamına gelebilir. Ümmi sözcüğünün yalnızca okur yazar olmayan anlamıyla sınırlanamayacağı Kur an la sabittir. Cuma 2 ışığında; Tevrat ı bilmeyen, bir kutsal kitaba muttali olmayan vurgusu zaten vardır. Fakat Kur an kitap ehli arasında bulunduğu hâlde kitaptan uzak durup elleriyle yazdıklarına itibar eden ümmilerden söz ettiği gibi (Bakara: 78-79), Kitap ehlinin dışında kalanları da ümmi olarak nitelemektedir (Âl-i İmran: 20, 75). Bu ibare, ticaret yapacak kadar rakam değerli harf sistemi olan ebcede vakıf olsa da, en azından vahyin ilk yıllarına kadar okur-yazar olmadığı bilinen Rasulullah ın bu özelliğine dikkat çekiyor olabilir. En doğrusu, Ankebût 48. âyetin ışığında, buradaki ümmi liğin, her iki anlamı da içine alacak bir çağrışıma sahip olduğunu düşünmektir. (117) Peygamberin vasıfları arasında sayılan iyiliği emredip kötülükten sakındırma işi, aslında Kur an ın inşa etmek istediği insan tipinin bir özelliğidir. Bu tip; Sorumluluk bilincine sahip olduğu için sorumlu davranan, Nesne değil özne ve Birey değil şahsiyet olan sorumlu ve Sosyal bir kişiliktir. Buradaki ma ruf ve munker terimleri akli alana dahildir. Ma ruf aynı zamanda iyi, meşru ve yararlıyı, Munker kötü, gayrı meşru ve zararlıyı temsil eder. Ma ruf kendi içinde zorunlu olan ve olmayan diye iki kısma ayrılır. Münker de işleyenle birlikte başkalarına da zarar veren ve sadece işleyene zarar veren diye ikiye ayrılır. Birincisini nehyetmek ikincisinden önceliklidir. (118) Bu âyet Mâide 3, En âm 145, Bakara 173, Nahl 115 ışığında anlaşılmalıdır. İmam şafiî, vahiy ile toplumsal vakıa, bir başka ifadeyle örf arasındaki münasebete işaret ederken, Hz. Peygamber tarafından bazı şeylerin, Arapların yememesi sebebiyle haram, bazı şeylerin de yemeleri sebebiyle helâl kılınmış olduğunu belirtir. 1665
60 A râf sûresinin 157. âyeti vesilesiyle, el-habâis i bir bakıma Arapların yemediği şeyler ; et-tayyibat ı da yemiş oldukları şeyler olarak anlamlandırmaktadır Bu itibarla Hz. Peygamber, parçalayıcı dişi (en-nâb) olan yırtıcı hayvanın yenilmesini men etmiş, fakat parçalayıcı dişi olduğu hâlde sırtlanın (ed-dabu ) yenilmesini de onlara helâl kılmıştır. Çünkü Araplar onu yiyorlar, ama pis ve necis bularak yasak addettikleri aslanı, kaplanı ve kurdu yemiyorlardı (el-müzenî, Muhtasaru l-müzenî, Beyrut, ty., s ). Öyle ki, İmam şafiî tarihsel ve tamamen yerel olan bu durumdan şöyle bir ilke çıkarma yoluna bile gider: Hakkında haram ve helâl kılan bir nassın bulunmadığı şeye şöyle yaklaş: eğer Araplar onu yiyor idiyseler, o helâl ve onlarca tayyibat olan şeyler arasındadır. Çünkü onlar hoşlandıkları şeyi helâl addediyorlardı. Necis olduğu gerekçesiyle yemedikleri şeyler ise el-habâis in anlam alanına girer (Muhtasar, s. 286). (119) Lafzen: nûr. Bu kelimeyi Türkçe karşılığı olan ışık diye çevirmemiz, nûr un kaynak dildeki mecazî çağrışımlarını çeviride de elde edebilme amacına matuftur. (Nuzul 74 / Mushaf 16 : Nahl 115 Aşağıdadır.) ا ن م ا ح ر م ع ل ي ك م ال م ي ت ة و الد م و ل ح م ال خ ن ز ير و م ا ا ل ل غ ي ر للا ب ف م ن اض ط ر غ ي ر ب اغ و ل ع اد ف ا ن للا غ ف و ر ر ح يم ١١٥ 115 (Ki) O size yalnızca; Leşi, Kanı, Domuz etini ve Allah tan başkası adına kesilen (hayvanı) haram kılmıştır!(126) Fakat mecbur kalan kişi, haddi aşıp zorunlu miktarı geçmeden (yemişse), bilsin ki Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (126) Bu dört yasak için bkz. Bakara: 173, ilgili notlar. Bu yasakların Kur an da geliş süreci ve kapsamıyla ilgili kısmen ayrıntılı bir açıklama En âm sûresinin 145. âyetinin ilgili notunda yapılmıştı. Kur an, tüm iniş sürecine yayılan bu tür âyetlerle, insanlar tarafından, dindarlık gösterisi olarak yasakların genişletilip bunun da Allah a izafe edilmesine ilkesel olarak karşı çıkar (A râf: 32; En âm: 151; ayrıca krş. Bakara: 173; En âm: 145; A râf: 33). Çünkü, Allah tarafından yasaklanan şeylerin tamamı vahiyle açıklanmıştır (En âm: 119). Bu sûrenin 9. âyetinde açıkça belirtildiği gibi başta insan olmak üzere tüm varlığa değer ve konum biçme, onun amaçlarını tayin etme, iyi ya da kötüyü belirleme yetkisi Allah a aittir âyette de ifade edildiği gibi, Allah tarafından çizilmiş haram kapsamını her genişletme girişimi, vahiy tarafından bir yetki gasbı olarak değerlendirilmektedir. Bir dindarlık gösterisi olarak dâhi yasakların genişletilmesine izin vermeyen Kur an, bu âyetin sonunda olduğu gibi zorunlu hâllerde ilâhî yasakların geçici olarak askıya alınmasını, bu konudaki ilkeler zincirine eklemiştir. Bu da muhatabı, din insan içindir temel kuralına götüren bir yaklaşımdır. (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 173 Aşağıdadır.) ا ن م ا ح ر م ع ل ي ك م ال م ي ت ة و الد م و ل ح م ال خ ن ز ير و م ا ا ل ب ل غ ي ر للا ف م ن اض ط ر غ ي ر ب اغ و ل ع اد ف ل ا ث م ع ل ي ا ن للا غ ف ور ر ح يم ١٧٣ 173 O, size yalnızca(320) Leşi,(321) Kanı,(322) Domuz etini(323) ve üzerine Allah tan başkasının adı anılarak kesilen hayvanı haram kıldı.(324) Kim bunlara mecbur kalırsa -iştahı kabarmadan ve haddi aşmadan- ona bir günah yoktur: Allah tarifsiz bağışlayıcıdır, eşsiz merhamet kaynağıdır. (320) İnnemâ edatı, açıktır ki burada yalnız bunlar haram kılındı anlamını verir ve parantezi kapatır. Taberî, Kurtubî ve şevkanî de böyle yorumlamışlardır. Edat inne ma şeklinde ayrıldığı zaman, mâ ilgi zamiri anlamı alır. Bu takdirde sınırlama ifade etmeyeceği açıktır. Lâkin bu görüş âyetin bağlamına aykırıdır (krş. En âm: 145). (321) Boğazlanmadan herhangi bir sebeple ölen hayvan leş (meyte) hükmündedir. Hangi durumlarda ölen hayvanların etinin yenmeyeceği Mâide 3 te bu dört unsur sayıldıktan sonra açıklanır. En âm 145, Mâide 3, Nahl 115 ve bu âyet aynı yasağı farklı bağlamlara ilişkin olarak zikreder. Avlanarak öldürülen hayvanlar leş hükmünde değildirler. Buna deniz hayvanlarının avı da dahildir. Bu konu Mâide 96 da açıklanmıştır. 1666
61 (322) Araplar öteden beri akmış kanı pıhtılaştıktan sonra kebap yapıp yerlerdi (Kurtubî). Yenilmesi yasak olan kanın akan kan olduğu En âm 145 te açıklanmıştır. Bu da gösteriyor ki yürek, dalak, ciğer ve et üzerinde bulunan ve usulde umumi belva tabir edilen kanlar yasak kapsamında değildir (bkz. Kurtubî). (323) Domuz eti yasağının Allah ın kuldan gerekçesiz bir talebi olduğu, gerekçesinin Allah a malum olduğu, bir gerekçe üzerine bina edilen bir yasak olmadığı söylenmiştir. Fakat En âm 145 teki iğrençlik (rics), bu yasağın illeti olarak anlaşılabilir. Allah en doğrusunu bilir. (324) Bu ibarede el takısı yerine geçen ve geçişliliği güçlendirmek amacıyla kullanılan bihi, Allah tan başkası ibaresinin önünde gelirken; Mâide, En âm ve Nahl sûrelerinde ardından gelmektedir. Tıpkı mefulün failden, hâlin hâl sahibinden, zarfın amilinden önce gelmesinde olduğu gibi, burada fiil makamında olan bu edatın önce gelmesinin amacı da habere dikkat çekmek ve yasağın özelliğini vurgulamaktır. Zımnen: Allah bu yasak üzerinde titizlenmenizi istiyor. Burada haram kılınan Allah tan başkasının adı anılarak kesilen ifadesini, Mâide 3 teki putperestçe semboller adına kesilen hayvanlar ifadesi açıklar. Âyet açık ve net olarak Allah tan başkası adına kesilen hayvanın etini yemeyi haram kılmıştır. Burada şu soru akla gelebilir: Allah tan başkası adına kesilmeyen ve fakat üzerine Allah ın adı da kasıtsız olarak anılmayan hayvanın durumu nedir? Kur an da böyle bir yasaktan söz edilmediği için haramdır denilemez. Üzerine Allah ın adını anın! emriyle gelen tek âyet Mâide 4 tür ve o da av hayvanlarının avladıklarıyla ilgilidir. (Nuzul 108 / Mushaf 5 : Maide 3 Aşağıdadır.) ح ر م ت ع ل ي ك م ال م ي ت ة و الد م و ل ح م ال خ ن ز ير و م ا ا ل ل غ ي ر للا ب و ال م ن خ ن ق ة و ال م و ق وذ ة و ال م ت ر د ي ة و الن ط يح ة و م ا ا ك ل الس ب ع ا ل م ا ذ ك ي ت م و م ا ذ ب ح ع ل ى الن ص ب و ا ن ت س ت ق س م وا ب ا ل ز ل م ذل ك م ف س ق ا ل ي و م ي ئ س ال ذ ين ك ف ر وا م ن د ين ك م ف ل ت خ ش و م و اخ ش و ن ا ل ي و م ا ك م ل ت ل ك م د ين ك م و ا ت م م ت ع ل ي ك م ن ع م ت ى و ر ض يت ل ك م ا ل س ل م د ي انا ف م ن اض ط ر ف ى م خ م ص ة غ ي ر م ت ج ان ف ل ث م ف ا ن للا غ ف ور ر ح يم ٣ 3 ÖLÜ HAYVAN, Kan, Domuz eti, Allah tan başkası adına kesilenler;(5) bir de; Boğulan, Dövülerek öldürülen, Düşerek ölen, Boynuzlanarak öldürülen(6) Ya da henüz canlıyken kestikleriniz hariç vahşi bir hayvan tarafından parçalanan hayvanlar ve Putperestçe semboller(7) üzerine kesilenler, Ayrıca attığınız zarla geleceğe ilişkin kehanette bulunmak(8) size haram kılınmıştır.(9) Bütün bunlar birer sapmadır. Bugün, inkâra saplananlar, dininiz(i terk edeceğiniz)den umutlarını tamamen kesmişlerdir: O hâlde, onları gözünüzde büyütüp de saygınlaştırmayın! Yalnız Beni tazim edip, Bana saygı duyun!(10) Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım;(11) ve (Allah a) teslimiyeti sizin için hayat tarzı olarak benimsedim.(12) Günaha gönüllü koşmaksızın kim hayatî bir zaruretten dolayı zorda kalırsa, iyi bilsin ki Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (5) Hayvan bile olsa can değerlidir ve hayatın sahibi el-hayy olan Allah tır. (6) en-natiha: Boynuzlanarak ölen hayvan. Basralılara göre mef ul olan bir isim fail yapılacaksa, sonuna isimleştirme te si getirilir (mentuh: natîh/a) gibi. Sıfat tamlamalarının, mevsufun hazfi ile gelmesi durumunda da bu kural geçerlidir: lihyetun dehîn/ e (yağlı sakal) ve aynun kehîl/e (sürmeli göz) anlamını mevsufu hazfederek ve bir te ekleyerek elde edebiliriz. Kûfelilere göre, Arap lar feîle kalıbına uygun kelimeleri bir isme sıfat yaptıkları zaman te leri düşürürler: aynen kehîlen. Fakat eğer mevsuf hazfedilirse onlar da te yi şart görürler (Taberî). Râzî: en-natîha, elmevkuze, el-mütereddiye kelimelerinin sonundaki te yi koyunu niteleyen sıfat olarak tarif eder. Ona göre te dişillik alametidir. Burada galibiyet kuralı geçerlidir. Araplar genelde boynuzlanmış koyunu yerlerdi. (7) Nusub (t. nâsıbeh), müşrik Mekke toplumunun üzerinde hayvanları boğazladıkları sunaklar (Râğıb). Bu yalnızca kurban kesmek biçiminde değil, oraya izafe edilen sahte kutsallıktan yararlanmak için hayvan kesimi yapmak biçiminde de gerçekleşiyordu. (8) Lafzen: çektiğiniz fal oklarıyla kısmet tesbiti yapmak. Açıktır ki, bu tür bâtıl anlayışlar, insanın irade ve gayretini yok edici bir işlev taşırlar. Aslında yasaklanan geleceğe ilişkin kehanette bulunmaktır. (9) Haram kılınanlarla ilgili âyet için bkz. En âm: 165; ayrıca 90. âyetin ilgili notlarına bkz. 1667
62 (10) Sûrenin muhtevasına, sahih rivayetlere ve yaygın görüşe göre Kur an dan son inen âyet budur (Buhârî, Îman 33; Müslim, Tefsir 3-5). (11) İtmam, bir şeyin aslının (cevherinin) tamamlanmasıdır. İkmal, asıl tam olmakla birlikte noksan olan detayının (arazının) tamamlanmasıdır. İnsanlığın değişmez değerlerinin tümü olan İslâm son mesajla hem nitelik hem nicelik olarak kemale ulaşmıştır. Nimet ise, asıl olarak kemale ulaşmış fakat fer olarak çatısı kurulup siz kemale taşıyın denilmiştir. Bu da tamamlanmış olan asıldan yola çıkılarak yapılacaktır. Kelâle ve faizle ilgili âyetlerin bu âyetten sonra indiği görüşünü kabul edersek, dinin ikmaliyle dinin esaslarının kastedildiğini düşünmemiz şart olur. (12) Meşhur rivayete göre bu âyet, Nebi nin vefatından 81 gün önce kurban bayramı arefesinde nâzil olmuştur. (Nuzul 69 / Mushaf 10 : Yunus 59 Aşağıdadır.) ق ل ا ر ا ي ت م م ا ا ن ز ل للا ل ك م م ن ر ز ق ف ج ع ل ت م م ن ح ر ا اما و ح ل ا ل ق ل للا ا ذ ن ل ك م ا م ع ل ى للا ت ف ت ر ون ٥٩ 59 Sor (onlara): Ya Allah ın sizin yararlanmanız için ikram ettiği, sizin de (keyfî olarak) bir kısmını haram bir kısmını helâl saydığınız rızıklar hakkında ne dersiniz? (76) De ki: Size Allah mı izin verdi, yoksa siz Allah a iftira mı ediyorsunuz? (77) (76) İcat edilmiş sahte haramlar ile ilgili bir not için bkz. Mâide: 87-88; ayrıca bkz. En âm: 145. (77) Kur an haram alanının keyfî olarak genişletilmesini Allah a iftira saymaktadır. (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 78 Aşağıdadır.) و م ن م ا م ي ون ل ي ع ل م ون ال ك ت اب ا ل ا م ان ى و ا ن م ا ل ي ظ ن ون ٧٨ 78 Onların içerisinde ümmiler de var.(137) Onlar kitabı bilmezler, sadece birtakım kuruntulara sahipler; ve onlar (gerçekleri bilmiyor) yalnızca zannediyorlar.(138) (137) Kur an da ummî terimi genellikle kitap ehli olmayanlar için kullanılır (krş. Âl-i İmran: 20, 75; Cuma: 2). Kök anlamı annesinden doğduğu gibi kalan dır. Şu hâlde burada geçen Yahudilerin ümmileri ne demektir? Bunların Yahudileşmiş Araplar olma ihtimali yüksektir âyetin nüzûl sebebi olarak gösterilen çocuğu olmayan ailelerin adak adaması sonucunda doğan çocukların Yahudi ailelere verilme yöntemi, bunların nasıl Yahudileştikleri sorusunun muhtemel cevaplarından biridir. (138) Kur an, kuruntu ürünü bâtıl inanç ile cehalet arasında doğrudan bağ kuruyor. Buradan, tüm hurafelerin de çıkış noktasının söz konusu cehalet olduğunu anlıyoruz. Zımnen: Vahiysiz ve kitapsız dindarlık, açığını sahte kutsallar icat ederek kapatır. Zira taklide dayalı akide zanna mahkûmdur. Vahye tabi olmayanın vehim ve kuruntusunu dinleştirmekten başka yapacağı bir şey yoktur. و ع ل ى ال ذ ين اد وا ح ر م ن ا ك ل ذ ى ظ ف ر و م ن ال ب ق ر و ال غ ن م ح ر م ن ا ع ل ي م ش ح وم م ا ا ل م ا ح م ل ت ظ ور م ا ا و ال ح و اي ا ا و م ا اخ ت ل ط ب ع ظ م ذل ك ج ز ي ن ا م ب ب غ ي م و ا ن ا ل ص اد ق ون ١٤٦ 146 Yahudileşenlere(126) tırnaklı her tür hayvanı haram kıldık; ve onlara ineğin ve koyunun sırt, bağırsak ve kemik yağları dışında kalan içyağlarını da haram kıldık: Onları, değer yıkıcılıkları yüzünden işte bu şekilde cezalandırdık: çünkü Biz, kesinlikle sözümüze sahibiz.(127) (126) Ellezine hâdû formunu Yahudiler ya da Yahudi olanlar yerine Yahudileşenler şeklinde çevirmek, dil, âyetin bağlamı, Kur an ın düşünce sistematiği ve tarihsel gerçeklik açılarından isabetli ve hatta zorunludur. 1668
63 1) Dil açısından: Bazı alimler bu formu tehevvedû (Yahudileşenler) ile karşılar (Râzî, Cuma: 6 nın tefsiri) Zebîdî bu kelimeye keynûnet değil sayrûret anlamı vererek ey sâra yahudiyyen (sonradan yahudileşen) anlamı verir (Muhtaru s-sıhah). Ayrıca Hz. Peygamber in Her çocuk fıtrat üzere doğar, onu ebeveyni Yahudileştirir (Buhârî ve Müslim) hadisindeki yuhevvidânihi ibaresi de yahudileştirir anlamına gelir. 2) Âyetin bağlamı, müslüman İsrâiloğullarının Yahudileşmesinden söz ediyor ve bu âyette sayılan yasakların gerekçesi aynı âyetin sonunda açıkça yer alıyor: İşte onları, değer yıkıcılıkları yüzünden bu şekilde cezalandırdık. Bunun anlamı, Müslüman olan İsrâiloğulları Yahudileştiği için demektir. 3) Kur an a göre tüm peygamberler islâmın peygamberi, tüm vahiyler islâmın vahyi, tüm vahiy mensupları da müslümandırlar. Dolayısıyla islâm ve müslüman dışındaki tüm isimlendirmeler sonradan tedarik edilmiştir. 4) Yahudilik, Babil dönüşüne tekabül eden MÖ. 6. yüzyıldan itibaren icat edilmiş kurmaca bir kimliktir. Dinî olmaktan çok siyasî ve sosyaldir. Hz. Musa ve İbranilerle ilişkisi de kurmaca ve yapaydır. Hatta, gerçek Museviliği kundaklayarak onun enkazı üzerine eklemlenmiştir. Kur an ın kullandığı bu form, aynı zamanda bunun icat edilmiş bir kimlik olduğunu îmâ eder. Çevirimiz, ifadenin bu tür yan anlamlarını hedef dile taşıma gayretinin ürünüdür (Konuyla ilgili ayrıntılı bir çalışma için bkz. Yahudileşme Temayülü, İstanbul, 1995). (127) Krş. Âl-i İmran: 93; Nisâ: 160. Eski Ahid de yenilmesi serbest ve yasak olanlar: Tesniye, 14:1-19, Levililer; 11 (93):9, ve Bu yasaklarla İbranî ırkının genetik yapısı arasında bir alâka kurulabilir. ف ا ن ك ذ ب وك ف ق ل ر ب ك م ذ و ر ح م ة و اس ع ة و ل ي ر د ب ا س ع ن ال ق و م ال م ج ر م ين ١٤٧ 147 Ve onlar seni yalancılıkla itham ederlerse de ki: Rabbiniz sınırsız merhamet sahibidir; ama günaha gömülüp gitmiş insanları cezalandırması da kaçınılmazdır. س ي ق ول ال ذ ين ا ش ر ك وا ل و ش اء للا م ا ا ش ر ك ن ا و ل اب اؤ ن ا و ل ح ر م ن ا م ن ش ی ء ك ذل ك ك ذ ب ال ذ ين م ن ق ب ل م ح تى ذاق وا ب ا س ن ا ق ل ل ع ن د ك م م ن ع ل م ف ت خ ر ج و ل ن ا ا ن ت ت ب ع ون ا ل الظ ن و ا ن ا ن ت م ا ل ت خ ر ص ون ١٤٨ 148 ALLAH A ortak koşanlar derler ki: Eğer Allah dileseydi, ne biz ne de atalarımız şirk koşmazdık; dahası (O nun helâllerinden) hiçbir şeyi haram kılmazdık. (128) Onlardan öncekiler de hakikati işte bu mantıkla yalanladılar; ta ki azabımızı tadıncaya kadar... De ki: Elinizde bize sunabileceğiniz güvenilir bilgiye dayalı herhangi bir belge var mı? Siz yalnızca hurafenin peşinden gidiyorsunuz ve sadece kitle psikolojisiyle hareket ediyorsunuz.(129) (128) Cahilin inancı arttıkça sapmasının da artacağının en tipik delili: Kadere iman perdesi altında Allah a iftira eden mantık işleniyor. (129) Krş. Zuhruf: 20; Nahl: 35 ve 116. âyet, notlar. (Nuzul 83 / Mushaf 43 : Zuhruf 20 Aşağıdadır.) و ق ال وا ل و ش اء الر ح من م ا ع ب د ن ا م م ا ل م ب ذل ك م ن ع ل م ا ن م ا ل ي خ ر ص ون ٢١ 20 Bir de onlar; Eğer Rahmân dileseydi asla biz onlara tapmazdık (17) dediler; ne ki onlar, buna dair bir bilgiye sahip değiller: onlar sadece sürü güdüsüyle hareket ediyorlar.(18) 1669
64 (17) Veya: Eğer Allah dileseydi bizim onlara tapmamıza mani olurdu. Savrulmuş aklın Allah a iftira anlamına gelen kader inancı. (18) Yahrusûn tam da bu anlama gelir (bkz. En âm: 116, not 7) âyetlerde dile getirilen atalar yolunu taklit, onların sürü güdüsüyle hareket etmelerinin bir sonucudur. (Nuzul 74 / Mushaf 16 : Nahl 35 Aşağıdadır.) و ق ال ال ذ ين ا ش ر ك وا ل و ش اء للا م ا ع ب د ن ا م ن د ون م ن ش ی ء ن ح ن و ل اب اؤ ن ا و ل ح ر م ن ا م ن د ون م ن ش ی ء ك ذل ك ف ع ل ال ذ ي ن م ن ق ب ل م ف ل ع ل ى الر س ل ا ل ال ب ل غ ال م ب ين ٣٥ 35 Bir de, Allah tan başkasına ilâhlık yakıştırmakta direnenler dediler ki: Eğer Allah dileseydi, ne biz ne de atalarımız, hem O ndan başka hiçbir şeye kulluk etmez hem de O ndan başkasının (sözüyle) hiçbir şeyi haram kılmazdık. (38) Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı; peki, bu durumda elçilere (mesajı) açık seçik bildirmek dışında başka ne düşer?(39) (38) Müşrikçe kader inancının, sahibini sadece iradesine ihanet sınırında bırakmayıp, Allah a iftira etmeye kadar götürdüğünün çarpıcı bir ifadesi (krş. En âm: 148 ve not 1). (39) Onlar ahlâkî sorumluluktan kurtulmak için kendi iradelerini reddetmeye kalksalar da, peygamberler hakikati tebliğin ötesine geçip onları zorlayamazlar. Onların bu sahte mazeretlerinin geçersizliğini ifade etmek, en tutarlı bir biçimde ancak bu tavırla ortaya konabilirdi. (Nuzul 74 / Mushaf 16 : Nahl 116 Aşağıdadır.) و ل ت ق ول وا ل م ا ت ص ف ا ل س ن ت ك م ال ك ذ ب ذ ا ح ل ل و ذ ا ح ر ام ل ت ف ت ر وا ع ل ى للا ال ك ذ ب ا ن ال ذ ين ي ف ت ر ون ع ل ى للا ال ك ذ ب ل ي ف ل ح ون ١١٦ 116 Artık, dillerinizle yalan beyanda bulunup, üstelik uydurduğunuz yalanı (da) Allah a isnat ederek Bu helâldir, bu da haramdır! demeyin! Çünkü uydurdukları yalanı Allah a isnat edenler asla kurtuluşa eremezler. ق ل ف ل ل ال ح ج ة ال ب ال غ ة ف ل و ش اء ل ديك م ا ج م ع ين ١٤٩ 149 De ki: İyi bilin ki, yalnız Allah katındadır hakikatin en kesin delili; ve O dileseydi, hepinizi doğru yola yöneltirdi. اي ات ن ا و ال ذ ي ن ل ق ل ل م ش د اء ك م ال ذ ين ي ش د ون ا ن للا ح ر م ذ ا ف ا ن ش د وا ف ل ت ش د م ع م و ل ت ت ب ع ا و اء ال ذ ين ك ذ ب وا ب ي ؤ م ن ون ب ا ل خ ر ة و م ب ر ب م ي ع د ل ون ١٥١ 150 De ki: Haydi, Allah ın bütün bunları haram kıldığına tanıklık eden şahitlerinizi getirin bakalım! Eğer onlar yalan yere tanıklık ederlerse sakın onların bu tanıklığını onaylama ve mesajlarımızı yalanlayanların ve âhirete inanmayanların keyfî düşüncelerine uyma! Zira onlar, mevhum güçleri Rablerine denk tutuyorlar. ق ل ت ع ال و ا ا ت ل م ا ح ر م ر ب ك م ع ل ي ك م ا ل ت ش ر ك وا ب ش ي اپا و ب ال و ال د ي ن ا ح س ا انا و ت ق ت ل وا ا و ل د ك م م ن ا م ل ق ن ح ن ن ر ز ق ك م و ا ي ا م و ل ت ق ر ب وا ال ف و اح ش م ا ظ ر م ن ا و م ا ب ط ن و ل ت ق ت ل وا الن ف س ال ت ى ح ر م للا ا ل ب ال ح ق ذل ك م و صيك م ب ل ع ل ك م ت ع ق ل ون ١٥١ 151 De ki: Gelin, Allah ın size neyi haram ve dokunulmaz kıldığını(130) aktarayım: O ndan başka şeylere kesinlikle ilâhlık yakıştırmayın; anne-babaya iyi davranın; rızkınıza ortak çıkar endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin,(131) zira sizin de onların da rızkını Biz veriyoruz; açık ya da gizli, sizi mahcup edecek bir günaha yanaşmayın; haklı bir gerekçeye dayanmaksızın Allah ın kutsal saydığı insan hayatına kıymayın(132) Allah size işte bunları emretti ki aklınızı kullanabilesiniz. 1670
65 (130) Harrame, hem yasak kıldı hem de dokunulmaz kıldı anlamına gelir. Aslında her yasak zımni bir dokunulmazlığı içerir. Haramlığın temelinde de hürmete riayet yatar. Harama yaklaşmamak; hem Allah ın hürmetine, hem eşyanın hürmetine hem de insanın kendi hürmetine riayettir. (131) İmlâk konusunda bkz. İsra: 31 (132) Krş. İsra: 33; Furkan: 68. Kürtajı da bu yasak kapsamında değerlendirmek gerekir. (Nuzul 68 / Mushaf 17 : İsra 31 Aşağıdadır.) و ل ت ق ت ل وا ا و ل د ك م خ ش ي ة ا م ل ق ن ح ن ن ر ز ق م و ا ي اك م ا ن ق ت ل م ك ان خ ط اا ك ب ي ارا ٣١ 31 Şu hâlde, çocuklarınızı rızkınıza ortak olur (45) endişesiyle ördürmeye kalkmayın! Onları da sizi de besleyecek olan Biziz: şüphesiz onları öldürmek büyük bir cürümdür. (46) (45) Emleka nın enfeka vurgusundan yola çıkarak. (46) Açlık korkusu insanı evlat katili yapar. Zira açı doyurmak mümkün, açgözlüyü doyurmak imkansızdır. Açgözlülüğün temelinde açlık korkusu yatar, onun da temelinde Allah a güvensizlik. (Nuzul 68 / Mushaf 17 : İsra 33 Aşağıdadır.) و ل ت ق ت ل وا الن ف س ال ت ى ح ر م للا ا ل ب ال ح ق و م ن ق ت ل م ظ ل و اما ف ق د ج ع ل ن ا ل و ل ي س ل ط ا انا ف ل ي س ر ف ف ى ال ق ت ل ا ن ك ان م ن ص و ارا ٣٣ 33 Yine haklı bir gerekçeye dayanmaksızın Allah ın dokunulmaz kıldığı hiçbir cana kıymayın! Zira haksız yere canına kıyılan kim olursa olsun, (47) işte onun velisine (eşdeğer bir ceza konusunda) yetki tanımışızdır; fakat o katl cezasında (belirlenen) sınırı aşmasın; (48) Şu da bir gerçek ki, zaten o yardıma mazhar olmuştur. (49) (47) Lafzen: kimin canına haksız yere kıyılmışsa.. Bizim çevirimiz, âyetin devamına, dış bağlama ve vahyin ilkelerine uygundur (bkz. Bakara: 178). Yani: yoksul ya da zengin, güçlü ya da güçsüz, fark etmez anlamındadır. (48) Eşdeğer bir ceza (kısas), Bakara 178 de kasten adam öldürme suçunun cezası olarak öngörülür. Aynı ceza türünün önceki vahiylerde de bulunduğuyla ilgili bkz. Mâide: 45. Tanındığı ifade edilen yetkinin üst sınırı budur, fakat maktulün velisi isterse, aynı âyette diyet alarak katilin suçunun dengi olan cezayı bağışlama yetkisi de verilmiştir (Bakara: 178, ilgili notlar). Burada bir cana karşılık bir can sınırının aşılıp güçlünün güçsüze, varsılın yoksula karşı intikam amaçlı bir katliam yapması yasaklanmaktadır (krş. Bakara: 178, ilgili notlar). (49) Mücahit buradaki o zamirinin cinayet kurbanını gösterdiği görüşündedir (Taberî). Fakat dilsel açıdan, zamir veliyi gösterir. Kaldı ki, bu ibareyi kendisinden önceki cümleden koparmak için inne den önce bir bağlaç da kullanılmamıştır. Taberî de bunu tercih eder. (Nuzul 40 / Mushaf 25 : Furkan 68 Aşağıdadır.) و ال ذ ين ل ي د ع ون م ع للا ا ل اا اخ ر و ل ي ق ت ل ون الن ف س ال ت ى ح ر م للا ا ل ب ال ح ق و ل ي زن ون و م ن ي ف ع ل ذل ك ي ل ق ا ث ا اما ٦٨ 68 Yine onlar ki: Allah la beraber bir başka ilâha yalvarıp yakarmazlar; meşru ve haklı bir gerekçeye dayanmaksızın(82) Allah ın dokunulmaz kıldığı cana kıymazlar; zina da etmezler! Zira, her kim bunları yaparsa günaha batmış olur. (82) Krş. En âm: 151; İsra: 33. و ل ت ق ر ب وا م ال ال ي ت يم ا ل ب ال ت ى ى ا ح س ن ح تى ي ب ل ا ش د و ا و ف وا ال ك ي ل و ال م يز ان ب ال ق س ط ل ن ك ل ف ن ف اسا ا ل و س ع ا و ا ذ ا ق ل ت م ف اع د ل وا و ل و ك ان ذ ا ق ر بى و ب ع د للا ا و ف وا ذل ك م و صيك م ب ل ع ل ك م ت ذ ك ر ون ١٥٢ 152 Rüştüne erinceye kadar, lehine olmadıkça yetimin malına dokunmayın; 1671
66 (Maddî mânevî her alanda) ölçüp tartarken hikmet ve hakkaniyeti gözetin; (bilin ki) Biz insana gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz; Ve biri hakkında konuşacaksanız yakınınız da olsa âdil olun; Ve Allah la olan sözleşmenize sadâkat gösterin!(133) Bütün bunları Allah size emretti ki, sorumluluğunuzu aklınızdan çıkarmayasınız. (133) Bu iki âyette çizilen kırmızı çizgiler ve konulan ilâhî sınırlar, adeta insan hayatının tüm alanlarını kapsamaktadır. İnsan-Allah, Ebeveyn-evlat, Ebeveyn-çocuk, İnsan-insan ilişkilerine dair sınırlar çizildi. Bunlar, akidevî, fıtrî, insanî ve tabiî alanlara dair çizgilerdi. Ardından; ahlâkî ve ekonomik çizgiler çizildi. Aslında burada yasaklanan şeylerin ortak noktası, tümünün de insan fıtratını bozan şeyler olmasıdır. Âyetin sorumluluk bilincine vurgu yaparak bitmesinin sebebi, bütün bu yasakların insandaki sorumluluk duygusunu öldürmesidir. İşte asıl felaket budur. و ا ن ذ ا ص ر اط ى م س ت ق ي اما ف ات ب ع و و ل ت ت ب ع وا الس ب ل ف ت ف ر ق ب ك م ع ن س ب يل ذل ك م و ص يك م ب ل ع ل ك م ت ت ق ون ١٥٣ 153 Zira işte Benim dosdoğru yolum budur: Öyleyse bu yolu izleyin ve farklı yollara sapmayın ki, sizi O nun yolundan uzaklaştırmasınlar! Bütün bunları Allah size emretti ki, O na karşı saygıda kusur etmeyesiniz.(134) (134) Sûrenin âyetlerinin Medenî olduğuna ve Mekkî olan sûreye sonradan yerleştirildiğine ilişkin rivayetin çürütülmesine dair bir iç bağlam kritiği için, bu sûrenin giriş kısmına bakınız. ث م ات ي ن ا م وس ى ال ك ت اب ت م ا اما ع ل ى ال ذ ى ا ح س ن و ت ف ص ي ا ل ل ك ل ش ی ء و ادى و ر ح م اة ل ع ل م ب ل ق اء ر ب م ي ؤ م ن ون ١٥٤ 154 (BİLİNEN sürecin) ardından, iyilikte sebat edenlere nimetimizi tamamlamak, (gereken) her şeyi iyice açıklamak ve bir yol haritası ve bir rahmet olmak üzere Musa ya ilâhî kelamı bağışladık ki, (en sonunda) Rableriyle buluşacaklarına inansınlar! و ذ ا ك ت اب ا ن ز ل ن ا م ب ار ك ف ات ب ع و و ات ق وا ل ع ل ك م ت ر ح م ون ١٥٥ 155 İşte bu da Bizim indirdiğimiz mübarek bir kelamdır: şu hâlde ona uyun ve sorumluluk bilincini kuşanın ki rahmete nail olasınız. ا ن ت ق ول وا ا ن م ا ا ن ز ل ال ك ت اب ع لى ط ائ ف ت ي ن م ن ق ب ل ن ا و ا ن ك ن ا ع ن د ر اس ت م ل غ اف ل ين ١٥٦ 156 (Bir de) Sadece bizden önce yaşamış iki topluluğa ilâhî mesaj indirilmişti ve biz onların öğretilerinden haberdar değildik demeyesiniz; اي ات للا ا و ت ق ول وا ل و ا ن ا ا ن ز ل ع ل ي ن ا ال ك ت اب ل ك ن ا ا دى م ن م ف ق د ج اء ك م ب ي ن ة م ن ر ب ك م و ادى و ر ح م ة ف م ن ا ظ ل م م م ن ك ذ ب ب و ص د ف ع ن ا س ن ج ز ى ال ذ ين ي ص د ف ون ع ن اي ات ن ا س وء ال ع ذ اب ب م ا ك ان وا ي ص د ف ون ١٥٧ 157 Ya da, Eğer bize de ilâhî bir kelam indirilmiş olsaydı onlardan daha sıkı uyardık (demeyesiniz). İşte size de Rabbinizden hakikatin açık belgesi, yol haritası ve rahmet gelmiştir. Bu durumda, Allah ın âyetlerini yalanlayandan ve ona karşı katı davranandan daha zalim biri olabilir mi?âyetlerimize karşı katı davrananları, bu kaskatı davranışları yüzünden şiddetli bir azapla cezalandıracağız! 1672
67 ل ي ن ظ ر ون ا ل ا ن ت ا ت ي م ال م لئ ك ة ا و ي ا ت ى ر ب ك ا و ي ا ت ى ب ع ض اي ات ر ب ك ي و م ي ا ت ى ب ع ض اي ات ر ب ك ل ي ن ف ع ن ف اسا ا يم ان ا ل م ت ك ن ام ن ت م ن ق ب ل ا و ك س ب ت ف ى ا يم ان ا خ ي ارا ق ل ان ت ظ ر وا ا ن ا م ن ت ظ ر ون ١٥٨ 158 Onların, meleklerin kendilerine (ölüm) getirmesinden ya da Rabbinin (azabının) gelmesinden, veya Rabbinin (haber verdiği) kimi (helâk) işaretlerinin gelmesinden başka neyi beklemeye hakları var?(135) Rabbinin kimi işaretlerinin geldiğini haber vereceği o gün, daha önce inanmamış, yahut inandığı hâlde imanının hayrını görmemiş olan kimseye imanı hiçbir yarar sağlamaz.(136) De ki: Bekleyin (o kaçınılmaz günü)! Ama asla unutmayın: Biz de bekliyoruz! (135) Bu işaretlerin helâk değil kıyamet işaretleri olduğunu söyleyenler varsa da Kur an, kıyametin ansızın geleceğini defaatle ifade etmiştir. Ansızın gelenin işareti olmaz (bkz. A râf: 187; Nahl: 77; Tâhâ: 15; Ahzab: 63; Muhammed: 18). (136) Lafzen: imanıyla bir iyilik ortaya koymamış. Eyleme dönüşmemiş, Sahibinin yüreğine yük olan iktidarsız bir iman kastediliyor. (Nuzul 56 / Mushaf 7 : A raf 187 Aşağıdadır.) ي س پ ل ون ك ع ن الس اع ة ا ي ان م ر سي ا ق ل ا ن م ا ع ل م ا ع ن د ر ب ى ل ي ج ل ي ا ل و ق ت ا ا ل و ث ق ل ت ف ى الس مو ات و ا ل ر ض ل ت ا ت يك م ا ل ب غ ت اة ي س پ ل ون ك ك ا ن ك ح ف ى ع ن ا ق ل ا ن م ا ع ل م ا ع ن د للا و لك ن ا ك ث ر الن اس ل ي ع ل م ون ١٨٧ 187 SANA soruyorlar: Son Saat ne zaman gelip çatacak? diye. Cevap ver: Onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır; Oonun vaktini O ndan başka ortaya koyacak kimse yoktur: O bütün ağırlığıyla göklerde ve yerde kopacak, sizi haberiniz olmadan ansızın yakalayacaktır. Sanki senin ısrarla o bilginin peşine düşüp elde etmen mümkünmüş gibi, onu sana soruyorlar. (155) De ki: Onun gerçek bilgisi yalnızca Allah katındadır, ne ki insanların çoğu bunu bilmezden geliyor. (Nuzul 74 / Mushaf 16 : Nahl 77 Aşağıdadır.) و ل ل غ ي ب الس مو ات و ا ل ر ض و م ا ا م ر الس اع ة ا ل ك ل م ح ال ب ص ر ا و و ا ق ر ب ا ن للا ع لى ك ل ش ی ء ق د ير ٧٧ 77 İmdi, göklerin ve yerin gaybını (bilmek) yalnızca Allah a mahsustur: Nitekim Son Saat in gelip çatması, sadece bir göz açıp kapamak gibi veya daha da kısa bir zamanda vuku bulacak. Unutmayın ki her şeyi yapmaya kadir olan yalnızca Allah tır. 1673
68 (Nuzul 44 / Mushaf 20 : Taha 15 Aşağıdadır.) ا ن الس اع ة ات ي ة ا ك اد ا خ ف ي ا ل ت ج زى ك ل ن ف س ب م ا ت س عى ١٥ 15 Çünkü, her ne kadar son saati (herkesten) gizli tutmuşsam da, herkese çabasının karşılığı verilsin diye Son Saat kesinlikle gelecektir. (Nuzul 105 / Mushaf 33 : Ahzab 63 Aşağıdadır.) ي س پ ل ك الن اس ع ن الس اع ة ق ل ا ن م ا ع ل م ا ع ن د للا و م ا ي د ريك ل ع ل الس اع ة ت ك ون ق ري ابا ٦٣ 63 İNSANLAR sana Son Saat hakkında soruyorlar. De ki: Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Sana kim bildirebilir ki: Son Saat belki yakındır, (belki de uzak)? ا ن ال ذ ين ف ر ق وا د ين م و ك ان وا ش ي اعا ل س ت م ن م ف ى ش ی ء ا ن م ا ا م ر م ا ل ى للا ث م ي ن ب ئ م ب م ا ك ان وا ي ف ع ل ون ١٥٩ 159 Hakikati paramparça edip fırkalara taraftar olanlara gelince: Senin onlar için yapabileceğin bir şey yok. Zira onların işi yalnız Allah a kalmıştır: Sonunda Allah onlara yaptıklarının hesabını soracaktır. م ن ج اء ب ال ح س ن ة ف ل ع ش ر ا م ث ال ا و م ن ج اء ب الس ي ئ ة ف ل ي ج زى ا ل م ث ل ا و م ل ي ظ ل م ون ١٦١ 160 Kim (İlâhî mahkemeye) bir iyilikle gelirse yaptığının on katını kazanacaktır;(137) ama kim de bir kötülükle gelirse onun aynısıyla cezalandırılacaktır: fakat hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır. (137) Hasene ye fazlasıyla kıymet biçileceği muştusu (Hasenât ve sâlihât farkı için bkz. Asr: 3). Yunus 26 daki ziyâde nin bir açılımı niteliğindedir. Rakam bildirilmesi, insan zihninin çalışma yasasıyla alâkalı bir teşvik ifadesidir. Matematiğin diliyle söylersek: Ölçülemeyen değerlendirilemez, değerlendirilemeyen artırılamaz. Eylem kalitesinin artması için ölçme ve değerlendirme yeteneğinin önemine dikkat çekilmektedir. (Nuzul 13 / Mushaf 103 : Asr 3 Aşağıdadır.) ا ل ال ذ ين ام ن وا و ع م ل وا الص ال ح ات و ت و اص و ا ب ال ح ق و ت و اص و ا ب الص ب ر ٣ 3 Ancak, Allah a inanıp güvenenler, (4) Erdemli ve sorumlu davrananlar; (5) yani (6) Birbirlerine hakkı tavsiye edenler (7) ve Sabrı tavsiye edenler (8) bundan müstesnadır. (9) (4) Kurtuluşun temel şartı ikidir: İman ve Onun üzerine bina edilen sâlih amel. Amelin üzerine bina edildiği iman, insanlığın belli bir zaman ve mekânıyla sınırlı bir iman değil, insan soyunun tamamını kapsayan bir imandır. Böyle bir imanın ait olduğu İslâm ın tarifi, insanlığın değişmez değerleri olan ezeli ve biricik hakikat olmalıdır. 1674
69 (5) Farklı formlarla birçok yerde gelen amilu s-sâlihât ( amelen sâlihan) terkibi Kur an ın 23 yıllık iniş sürecinde farklı vurgular kazanır. Vahyin ilk yıllarındaki vurgusu sorumlu davranış tır. Bu davranış, Bakara 2 den yola çıkarak hidayetten önceki takvâ diyebileceğimiz sorumluluk bilincine ve ahlâkına dayanır. Erdemlilik ve dürüstlüğü ifade eder. İlerleyen yıllarda vahiy Allah ın razı olup olmadığı, imana yaraşan ve yaraşmayan eylemleri beyan ettikten sonra sâlih amel terkibi Allah ın razı olduğu imana uygun davranış vurgusunu kazanmıştır. İslâm cemaatinin iktidar yıllarını teşkil eden Medine de ise aynı terkip sahibini ve başkalarını ıslah edici iyilikler vurgusuna ulaşmıştır. Aslında bu son vurgu sâlihât kelimesinin asli vurgusudur ve imkanla orantılı olarak her dönemde sâlih amelin ana hedefini ifade eder. Sûrenin son âyetindeki hakkı ve sabrı tavsiye sâlih amelin mükemmel bir örneğidir. Başta iman olmak üzere Allah a itaat, namaz kılmak ve zekât vermek gibi hukukullah ile ilgili ibadetler bu yüzden Kur an tarafından sâlihât tan değil hasenât tan sayılmıştır (Hûd: 23 ve Bakara: 277). Fakat hasenât, sosyal amaçları geçekleşince sâlihât vasfını da kazanır. Mâ ûn sûresi, namaz ibadeti özelinde, hasenât ı sâlihât a tebdil etmenin formülünü sunar (krş. Mâ ûn: 5). Hasenât a bire on vaad edilirken (En âm: 160), sâlihât a kesintisiz nimet ve cennet vaad edilmektedir (msl. Tîn: 6; Burûc: 11). Hasenât sahipleri seyyiât ı örtülmekle müjdelenirken, Sâlihât sahipleri canlıların en iyisi olmakla müjdelenir (Furkan: 70; Beyyine: 7). Hz. Peygamber e nisbet edilen Bir saatlik âdil yönetim altmış yıllık nafile ibadetten hayırlıdır (Taberânî, el-kebir) hadisi, sâlihât ile hasenât arasındaki büyük farka dair nebevi bir okumadır. (6) Sâlih amel in mahiyeti göz önüne alındığında, bu vav ın tefsiriyye vurgusu daha isabetli gibidir. Âyetteki dört unsurdan ilk ikisi asli son ikisi talidir. Hakkı ve sabrı tavsiye, aslında sâlih amelin açılımı ve iki örneğidir. Benzer formdaki Tîn: 6 da tercihimizi teyit eder (bkz. Bir önceki not). (7) Hakkı tavsiye etmek, zımnen: İnançta tevhidi, Eylemde sâlihât ve adâleti tavsiye etmektir. Hakikati, hakkın yolunu, hakka ve hukuka riayeti tavsiye etmektir. (8) Zımnen: Hakkı tavsiye etmenin bedeli vardır, bu bedeli ödemek gerektiğinde sabır tavsiye edenler... Bu sabrın tarifini de verir: Sabır, hak ve hakikat üzerinde direnmek, düzeltme işinden vazgeçmemektir. Hz. Ali şöyle der: Sabretmek dert yanmaktan daha çok yorar. Bu tavsiye, daha sonraları el-emr bi l-ma ruf ve n-nehy ani l-münker emrine dönüşecektir (A râf: 157; Âl-i İmran: 104, 110, 114; Tevbe: 112). Hatta bir âyette el-emr bi l-maruf un ardından sabır emredilir (Lokman: 17). Beled 17 ile bu âyet arasında açık bir benzerlik vardır. Bu da sabrın aynı zamanda bir merhamet olduğunu gösterir. Sabr üç ayrı edatla üç ayrı mâna kazanır: an ile hakta direnmek, alâ ile bela ve sıkıntıya göğüs germek, lâm ile ibadet, hak, hayır ve adâlette sebat mânaları kazanır. Burada bâ ile gelmiştir ve bu üç mânayı da kuşatmıştır. Sabır izzet ve şeref verir. Ne ki zillet ve mezellete düşürüyor, o sabır değil acziyettir. Sabır, omuzladığı hayat emanetini sahibine zayi etmeden ulaştırmak için götürürken, rüzgar tersinden esmeye başladığında; geri adım atmamak, yükü atmamak, yolu satmamak, yola yatmamaktır. Kişinin hakikate olan sadâkati, onun uğruna ödemeyi göze aldığı bedelle orantılıdır. (9) Sözün özü şudur: Yalnızca iman edip sâlih amel işlemek kişiyi iyi yapar, hakkı ve sabrı tavsiye etmek ise kişiyi aktif iyi yapar (krş. Müddessir: 2). Kurtuluşun anahtarı aktif iyilerin elindedir. Asr sûresinin son âyeti, toplumun ıslahının sadece emir ve yasaklarla değil, iman ve sâlih amel sahiplerinin hakkı ve hakta direnişi tavsiyesi ile sağlanacağını ifade eder. Kurtulmak için; Sadece inanmak yetmez, Islah edici eylemler yapmak, Bu cümleden olarak hakkı ve hakta direniş demeye gelen sabrı tavsiye etmek gerekir. Bunlar imanın gereğidir. Bunu yapmayan fert veya toplum, isterse mü min olsun, hüsrandan kurtulamaz (krş. Enfal: 25). Ey Rabbimiz! Bizi ziyanda olanlardan ve ziyankâr olanlardan kılma! 1675
70 ق ل ا ن ن ى دين ى ر ب ى ا لى ص ر اط م س ت ق يم د ي انا ق ي اما م ل ة ا ب ر يم ح ن ي افا و م ا ك ان م ن ال م ش ر ك ين ١٦١ 161 DE Kİ: Kuşku yok ki, Rabbim beni dosdoğru bir yola yöneltti; her türlü sapmadan uzaklaşan ve Allah tan başkasına ilâhlık yakıştırmayan İbrahim in değişmez değerleri (temsil eden) yoluna. 1676
71 1677
72 ر ب ال ع ال م ين ١٦٢ ق ل ا ن ص ل ت ى و ن س ك ى و م ح ي ای و م م ات ى ل ل 162 De ki: Benim tüm istek ve arzum,(138) Bütün ibadetlerim, Hayatım ve Ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah a armağan olsun!(139) (138) Lafzen: salâtım. Burada, salât ın dua, istek, destek istemek destek vermek gibi kök anlamlarına bir atıf (bkz. Mâide: 12 ve A lâ: 15. Krş. Zâdu l-mesîr, Bakara 3 ün tefsiri). (139) Nusuk özelde kurban için kullanılsa da genelde tüm ibadetleri ifade eder (bkz. Bakara: 200, ve Hac: 34) Bu âyet, Kur an ın mü minlerine talim ettirdiği anddır. İnsanı Allah en güzel kıvamda yaratmış, kıvamını bulması için üstün yetilerle donatarak yolun başına bırakmıştır. Böylece insanı kendi kendisine emanet etmiştir. Eğer insan emanete sadâkat göstermek istiyorsa, kendisini Allah a adayacaktır. Zira insanın kendisini armağan edeceği ve aldanmayacağı tek kapı Allah ın kapısıdır. Allah dışındaki bir kapıya adanış bin aldanıştır. Zira insana değerini yalnızca Allah verir. Bu yüzden Allah a armağan olana fiyat biçilemez. Fiyat biçilenin ise değeri olmaz. Onu alan da çıkar, satan da. Bu âyet muhatabına bu hakikati tebliğ eder. (Nuzul 108 / Mushaf 5 : Maide 12 Aşağıdadır.) و ل ق د ا خ ذ للا م يث اق ب ن ى ا س ر اي ل و ب ع ث ن ا م ن م اث ن ى ع ش ر ن ق ي ابا و ق ال للا ا ن ى م ع ك م ل ئ ن ا ق امت م الص ل و ة و ات ي ت م الز كوة و ام ن ت م ب ر س ل ى و ع ز ر ت م و م و ا ق ر ضت م للا ق ر اضا ح س انا ل ك ف ر ن ع ن ك م س ي پ ات ك م و ل د خ ل ن ك م ج ن ات ت ج رى م ن ت ح ت ا ل ن ار ف م ن ك ف ر ب ع د ذل ك م ن ك م ف ق د ض ل س و اء الس ب يل ١٢ 12 İŞTE onlar arasından her deliğe girecek on iki kişiyi(19) gönderdiğimiz zaman, Allah İsrâiloğulları ndan da kesin taahhüd almış ve buyurmuştu ki: Kuşkusuz Ben sizinleyim: Eğer; salât ı doğru-dürüst eda eder,(20) arınmak için karşılıksız yardımda bulunur, düşmanlarını engelleyerek elçilerimi desteklerseniz;(21) Allah a da (güveninizi isbat etmek için) gönüllü olarak borç verirseniz, kesinlikle kötülüklerinizi örterim ve sizi zemininden ırmaklar çağlayan cennetlere koyarım. İçinizden her kim de bundan sonra inkâr ederse, kesinlikle o doğru yoldan sapmış olur. (19) Çevirimiz nakîb in kök anlamına dayanmaktadır (Bahr ve Müfredât). (20) Salât, bu ve daha başka âyetlerde bir ritüel olmanın ötesinde; Allah a, peygamberlerine, dinine verilen desteği ve Arka çıkmayı da içine alacak bir biçimde, Tüm hayatı kuşatan bir bilinçlilik hâli olarak karşımıza çıkmaktadır. Krş. O, sizi üzerinize indirdiği vahiyle destekleyip ayakta tutar (salât eder)... (Ahzab: 43); şanımın yücelmesi için tüm destek ve çabanı seferber et (Tâhâ: 14); Şüphesiz Allah ve Melekler Peygamber e salât ederler (desteklerler); ey iman edenler, siz de Peygamber e salât edin (destekleyin) (Ahzab: 56); Kitab dan sana vahyedileni ilet ve salâtı ikame et (ona destek vererek ayağa kaldır) (Ankebût: 45). 1678
73 Örnek âyetlerin notlarına, ayrıca Bakara 45 ve Mâide 58 in ilgili notlarına bkz. (21) Ta azzur, Kur an da A râf sûresi 156. âyette yardım etme fiiliyle birlikte, Fetih sûresi 9. âyette ise yüceltmek, el üstünde tutmak fiiliyle birlikte kullanıldığına göre, bunların dışında bir anlama sahip olmalıdır. Kelimenin aslı engelleme dir. Tercihimizin gerekçesi budur. (Nuzul 9 / Mushaf 87 : A la 15 Aşağıdadır.) ى ١٥ و ذ ك ر اس م ر ب ف ص ل 15 Rabbinin adını hatırda tutan da, salata duran da (kurtuluşa erecek). (15) (15) Veya: namaz kılan. Dahası, kök anlamının yardımıyla: destek olan veya esas duruşunu koruyan. Sâlât ı sadece namaz ile karşılamak yerine, asli haliyle bıraktık. Zira salat, Kur an da gerçek bir çokanlamlı kavram olarak yer alır. Ekâme fiili ile birlikte namaz ibadetini hakkını vererek kılmak, Mâide 12 de destek, Mâide 58 de din ve dindarlık, Mâide 106 de davet, Nûr 41 de kuşların salatı olarak yaratılış amacına uygun hareket etmek, Meryem 59 da ibadet ve daha başka mânalarda kulanılmıştır (bkz. Bakara: 3, ; Mâide: 58, ; Mâ ûn: 4, ). Burada zikr ile yan yana kullanıldığı için ikinci bir mef ul ile geldiği Tâhâ 14 teki ekimi s-salâte li-zikrî (adımın anılıp şanımın yücelmesi için tüm destek ve çabanı seferber et) ibaresini andırmaktadır. A lâ sûresinin 9 ve 10. âyetindeki zikrâ ve men yahşa ile teki men tezekkâ ve sallâ arasında sıkı bir irtibat vardır. Salât ın gerçek anlamını bulmamızda bu pasajdaki kavramsal karşıtlıklar yol göstericidir. Men yahşâ (10) ile el-eşkâ (11) nasıl zıddiyet ilişkisine sahipse, Yaslâ (12) ile sallâ (15) da kökenleri bir olmasına rağmen mânaları zıttır. Birincisi ateşi desteklemek için cehennemin göbeğine dikilmeyi İkincisi ise Allah a özünde kendine- destek için esas duruşu korumayı ifade eder. Zımnen: Cehennemle doğrulmak istemeyen namazla doğrulsun mesajını içerir. Zira salleytu l- ûd, değneği ateşte doğrulttum demektir. es-salvu, insanın dik oturmasını sağlayan oyluklar veya dik yürümesini sağlayan omurga anlamına gelir (Lisân ve Tâc). Allahu a lem. (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 200 Aşağıdadır.) ف ا ذ ا ق ض ي ت م م ن اس ك ك م ف اذ ك ر وا للا ك ذ ك ر ك م اب اء ك م ا و ا ش د ذ ك ارا ف م ن الن اس م ن ي ق ول ر ب ن ا ات ن ا ف ى الد ن ي ا و م ا ل ف ى ا ل خ ر ة م ن خ ل ق ٢١١ 200 (Hacca has) ibadetlerinizi(386) tamamladıktan sonra (bir zamanlar) atalarınızı andığınız gibi, hatta daha güçlü bir biçimde Allah ı anın!(387) İnsanlardan bazısı Ey Rabbimiz! Bize vereceğini bu dünyada ver! derler. Böylelerinin ahiret nimetlerinden nasibi yoktur. (386) Menasik in kendisinden türetildiği nusuk, hacca özgü ibadetlerden her biri için kullanılırsa da, özelde kurban genelde tüm ibadetleri kapsar (196. âyete bkz). Menasik, haccı oluşturan ibadetlere verilen alem olmuştur ve hac menasiki şeklinde şöhret bulmuştur. (387) Zımnen: Atalarınızın ocağındaki külü taşırsanız âdet, közü taşırsanız ibadet olur. Cahiliyye döneminde Araplar kurban kestikten sonra şeytan taşlama mahalline gelip orada atalarının anısını tazeler, onlara ilişkin öyküler anlatırlardı (Taberî). Cahiliyye insanı ibadeti değil ibadetin ruhunu kaybetmişti. Hz. İbrahim den beri eda edilen ibadetler, aşağı yukarı biçim olarak aslını korumuş olsalar da ruh ve amaç olarak aslını kaybetmişlerdi. Bu durum da ibadetlerin âdete dönüşmesine neden olmuştu. Âdetleşen ibadette niyetler de sapmaya uğruyor, Allah emrettiği için değil atalardan öyle görüldüğü için yapılır hâle geliyordu. (Nuzul 91 / Mushaf 22 : Hac 34 Aşağıdadır.) و ل ك ل ا م ة ج ع ل ن ا م ن س اكا ل ي ذ ك ر وا اس م للا ع لى م ا ر ز ق م م ن ب يم ة ا ل ن ع ام ف ا ل ك م ا ل و اح د فل ا س ل م وا و ب ش ر ال م خ ب ت ين ٣٤ 34 VE Biz, her ümmet için kurban kesmeyi bir ibadet kıldık ki, bu vesileyle O nun kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah ın ismini ansınlar.(50) Bakın, ilâhınız tek bir İlah tır; o halde yalnız O na teslim olun! Ve (sen de Ey Peygamber); O na yürekten boyun eğenleri(51) (O nun rızasıyla) müjdele! 1679
74 (50) Mensek, özelde hacda kesilen kurban genelde hacca özgü ibadetlerden her biri ya da bunların yeri ve zamanı anlamlarına gelir (krş. Bakara: 200 ve En âm: 162). Bu bağlamda hac ibadetinin bir parçası olan kurban kastedilmektedir. Cahiliye döneminde hac zamanı putlar için kesilen kurbana el- ıtr (veya atîre) adı verilirdi. Kur an onların yerine mensek ve türevlerini kullanarak yepyeni bir kavramlaştırmaya gitmiş ve bununla cahiliye kurban kültünden farklı olarak tevhidi bir kurban tasavvuru oluşturmayı amaçlamıştır. (51) Tercihimiz muhbıt ın kök manasına dayanmaktadır (Râğıb). ل ش ريك ل و ب ذل ك ا م ر ت و ا ن ا ا و ل ال م س ل م ين ١٦٣ 163 Uluhiyyetinde O nun ortağı yoktur: Ben işte bu tevhid ile emrolundum; ve ben varlığını kayıtsız şartsız Allah a teslim edenlerin öncüsü olacağım! ق ل ا غ ي ر للا ا ب غ ى ر باا و و ر ب ك ل ش ی ء و ل ت ك س ب ك ل ن ف س ا ل ع ل ي ا و ل ت ز ر و از ر ة و ز ر ا خ رى ث م ا لى ر ب ك م م ر ج ع ك م ف ي ن ب ئ ك م ب م ا ك ن ت م ف ي ت خ ت ل ف ون ١٦٤ 164 De ki: O her bir şeyin Rabbi iken, şimdi ben Allah tan başka bir Rab mi arayacağım? İnsanların işledikleri kötülükler yalnızca kendilerini bağlar; zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz.(140) Sonunda hepiniz Rabbinize döneceksiniz; işte o zaman O, ihtilafa düştüğünüz hakikatlerin içyüzünü size bildirecektir. (140) Vizr in, mânevî yüke delalet ettiği yerlerde sorumluluk anlamı için bkz. Tâhâ: 87 (Nuzul 44 / Mushaf 20 : Taha 87 Aşağıdadır.) ق ال وا م ا ا خ ل ف ن ا م و ع د ك ب م ل ك ن ا و لك ن ا ح م ل ن ا ا و ز ا ارا م ن زين ة ال ق و م ف ق ذ ف ن ا ا ف ك ذل ك ا ل ق ى الس ام ر ی ٨٧ 87 Onlar (kendilerini) şöyle savundular: Biz sana verdiğimiz sözü kasıtlı olarak çiğnemedik; fakat (Mısır) halkının ziynet eşyalarına (haksız yere) konmanın vebalini taşıyorduk; ama biz onları (sorumluluktan kurtulmak için) kaldırıp attık, (68) bunun üzerine Sâmirî de (onları alıp ateşe) attı. (69) (68) Evzar (t. vizr) çoğul geldiği hemen her yerde günah, vebal anlamında kullanılmıştır (bkz. En âm: 164). Anlaşılan o ki, İsrâiloğulları kuyumculuk sanatında mahir olmaları nedeniyle Mısır yerlileri tarafından kendilerine sipariş ya da emanet edilen zinet eşyalarını Mısır dan çıkarken iade etmedikleri gibi, diğer zinet eşyalarını da yağmalamışlardı (Çıkış, 3:21-22). İçine düştükleri vicdan azabından kurtulmak için onları kaldırıp attıkları, âyetten anlaşılmaktadır. (69) Vicdan azabı sonucu ziynet eşyalarını elden çıkaranların eylemi kaldırıp attı anlamına gelen kazefe fiiliyle ifade edilirken, Sâmirî nin eylemi (almak için) attı, bıraktı anlamına gelen elka fiiliyle ifade edilmiştir. Bu da iki eylem arasındaki mahiyet farkını göstermektedir ki, parantez içi açıklamamız -bağlamla birlikte bu dilsel veriye dayanmaktadır. و و ال ذ ى ج ع ل ك م خ ل ئ ف ا ل ر ض و ر ف ع ب ع ض ك م ف و ق ب ع ض د ر ج ات ل ي ب ل و ك م ف ى م ا اتيك م ا ن ر ب ك س ريع ال ع ق اب و ا ن ل غ ف و ر ر ح يم ١٦٥ 165 Çünkü O, sizi yeryüzüne mirasçı kılmış ve bahşettiği nimetlerle sizi sınamak için bir kısmınızı diğerlerinizden derecelerle üstün kılmıştır. Kuşkusuz Rabbin karşılık vermede çok seridir: Fakat, bununla birlikte O gerçekten tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. 1680
HER YIL KIRK HADİS 1-12. SINIFLAR
4O HADIS HER YIL 1-12. SINIFLAR ASFA EĞİTİM KURUMLARI 2015-2016 4 4O HADIS ASFA EĞİTİM KURUMLARI Yayın No : Yayın Yılı : 2015 ISBN : 978-000-00000-00 HER SINIFTA --- --- --- --- --- --- --- --- --- ---
KURAN YOLU- DERS 3. (Prof.Dr. Mehmet OKUYAN ın Envarul Kuran isimli 3 no lu dersinin ilk 50 dakikasının özeti)
KURAN YOLU- DERS 3 (Prof.Dr. Mehmet OKUYAN ın Envarul Kuran isimli 3 no lu dersinin ilk 50 dakikasının özeti) DERSTE GEÇEN KAVRAMLAR 1) Mübin : Açık ve Açıklayan. Kur an ın sıfatlarındandır. Kur an sadece
İsimleri okumaya başlarken- و ب س ي د ن ا - eklenmesi ve sonunda ع ن ه ر ض ي okunması en doğrusu.
س ي د ن ا و ن ب ي ن ا م ح م د صلى تعالى عليه و سل م İsimleri okumaya başlarken- و ب س ي د ن ا - eklenmesi ve sonunda ع ن ه ر ض ي okunması en doğrusu. 1 ا ب ى ب ك ر ب ن الص د يق 30 ث اب ت ب ن ا ق ر م 2
Değerli Kardeşim, Kur an ve Sünnet İslam dininin iki temel kaynağıdır. Rabbimiz in buyruklarını ve Efendimiz (s.a.v.) in mübarek sünnetini bilmek tüm
11 1 Değerli Kardeşim, Kur an ve Sünnet İslam dininin iki temel kaynağıdır. Rabbimiz in buyruklarını ve Efendimiz (s.a.v.) in mübarek sünnetini bilmek tüm Müslümanların, bilhassa idareci konumundakilerin
11. Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma
KURAN'I KERİM TÜRKÇE MEALİ (DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI) 50-KAF SURESİ Mekke'de inmiştir. 45 (kırkbeş) âyettir. "Kaf" harfi ile başladığı için bu adı almıştır. Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla. 1.
Öğretim İlke ve Yöntemleri 1
Öğretim İlke ve Yöntemleri 1 Dr. Öğr. Ü. M. İsmail BAĞDATLI [email protected] EĞİTİM Bireyin kendi iradesi ile belirli bir program dahilinde davranış kazandırma, davranış geliştirme, davranış değiştirme
KURAN DA TEKRARLANAN AYETLER
KURAN DA TEKRARLANAN AYETLER İmran AKDEMİR 2013 (Güncelleme 2018) TEKRAR EDEN 97 AYET Kuran ın 97 ayeti diğer ayetler gibi Kuran da sadece bir kez bulunmaz, tekrar ederler. Bu 97 ayetten birçoğuna 2 kez
(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. (Fâtiha, 1/5)
ا ي اك ن ع ب د و ا ي اك ن س ت ع ني (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. (Fâtiha, 1/5) 1 و م ا ا م ر وا ا ل ل ي ع ب د وا الل م ل ص ني ل ه الد ين ح ن ف اء و ي ق يم وا الص
TİN SURESİ. Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ. 3 Bu güvenli belde şahittir;
Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla 3 Bu güvenli belde şahittir; 1 4 1 İNCİR AĞACI ve zeytin (diyarı) şahittir! 4 Doğrusu Biz insanı en güzel kıvamda yaratmış, 2 İncir ile Hz Nuh un tufan bölgesi olan
Question. Neden Hz İsa Ruhullah (Allah ın ruhu) olarak adlandırılmıştır? Yüce Allah ın kendi ruhundan. Peygamberi Âdem e üflemesinin manası nedir?
Question Neden Hz İsa Ruhullah (Allah ın ruhu) olarak adlandırılmıştır? Yüce Allah ın kendi ruhundan Peygamberi Âdem e üflemesinin manası nedir? Answer: Bazı özellikler değişik ve birçok şey ve bireylerde
KUREYŞ SÛRESİ Nuzul 21 / Mushaf 106
KUREYŞ SÛRESİ Nuzul 21 / Mushaf 106 Surenin Adı: Kureyş sûresi, adını, Kur an da geçtiği tek yer olan ilk âyetinden alır. Kureyş kelimesi iki köke nispet edilir. Birincisi; köpek balığı anlamına gelen
Allah, ancak samimiyetle ve kendi rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder. (Nesâî, Cihâd, 24)
ع ن ت م يم الد ار ى أ ن الن ب ص ل الل ع ل ي ه و س ل م ق ال :»الد ين الن ص يح ة «ق ل ن ا: ل م ن ق ال :»لل و ل ك ت اب ه و ل ر س ول ه و ل ئ م ة ال م س ل م ني و ع ام ت ه م.«Temîm ed-dârî anlatıyor: Hz. Peygamber
Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma! (A râf sûresi,7/205)
Zikir, hatırlayıp yâd etmek demektir. İbâdet olan zikir de Yüce Allah ı çok hatırlamaktan ibârettir. Kul, Rabbini diliyle, kalbiyle ve bedeniyle hatırlar ve zikreder. Diliyle Kur ân-ı Kerim okur, duâ eder,
DUALAR DUANIN ÖNEMİ Dua
DUANIN ÖNEMİ Dua, insanda doğuştan var olan bir duygudur. Bu sebeple bütün dinlerde dua mevcuttur. Üstün bir varlığa inanan her insan, hayatının herhangi bir anında dua ihtiyacını hisseder. Çünkü her insan,
Kur an-ı Kerim de Geçen Ticaret, Alım-Satım, Satın Alma Ayetleri ve Mealleri
Kur an-ı Kerim de Geçen Ticaret, Alım-Satım, Satın Alma Ayetleri ve Mealleri ب س م االله ار ح م ن ار ح يم ي و م ي ج م ع ك م ل ي و م ال ج م ع ذ ل ك ي و م الت غ اب ن Toplanma günü için sizi bir araya getireceği
Durûs Kitabı 1. Cilt Gramer Kuralları. Üç Hareke
ب س م الل ه الر ح ن الر ح ي م Durûs Kitabı 1. Cilt Gramer Kuralları Üç Hareke ا ل ر ك ات الث الث ة Kesra(Esre) - Damme (Ötre) - ف ت ح ة - (Üstün) Fetha ض م ة ك س ر ة (i) (u) (a) Sükûn(Cezm) Şedde - - س
REHBERLİK VE İLETİŞİM 1
REHBERLİK VE İLETİŞİM 1 Yrd. Doç Dr. M. İsmail Bağdatlı [email protected] HİDAYET Hidâyet kelimesi türevleriyle birlikte 316 âyet- i kerimede yer almaktadır. Arap dilinde "hedâ" kökünden gelir.
Ne kadar kötü ب ئ س Temel-esas. Alçattı-küçük
اب ت ل ى İmtihan etti أ ت م Tamamladı ذ ر ي ة Zürriyet-nesil إ م ام ا Önder م ث اب ة Sevap-dönüş yeri ي ن ال Ulaşıyor أ م ن ا Emniyet yeri م ص ل ى Namazgâh ط ه ر Temizle طمائ ف ي Taife Kendini ibadete
Dua ve Sûre Kitapçığı
Dua ve Sûre Kitapçığı Hazırlayan: Melike MÜFTÜOĞLU instagram.com/oyunveetlinliklerledinogretimi SÜBHANEKE DUASI Allah ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin
MEKANLAR - toplu halde - www.behcetoloji.com
MEKANLAR - toplu halde - www.behcetoloji.com Bahçe ب ي ت Ev ج ر د ين ة Oda م ن ز ل Ev غ ر ف ة Oda د ار Ev ح ج ر ة Oda م س ك ن Ev ا وض ة Mutfak ع م ار ة Apartman م ط ب خ Lavabo ب ن اء Bina م غ س ل Bodrum
İmam Tirmizi nin. Sıfatlar Hususundaki Mezhebi
İmam Tirmizi nin Sıfatlar Hususundaki Mezhebi İmam Ebu İsa Muhammed İbni İsa Tirmizi (209H-274H) Cami'u Sünen Tirmizi www.almuwahhid.com 1 بسم هللا الرحمن الرحيم İmam Tirmizi de kendi dönemindeki hadis
Bir kişinin kalbinde iman ile küfür, doğruluk ile yalancılık, hıyanet ile emanet bir arada bulunmaz. (İbn Hanbel, II, 349)
»ا ل م س ل م م ن س ل م ال م س ل م ون م ن ل س ان ه و ي د ه و ال م ؤ م ن م ن أ م ن ه الن اس ع ل ى د م ائ ه م و أ م و ال ه م» Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir. Mümin
KADINA ARKADAN YANAŞMANIN HÜKMÜ
76 KADINA ARKADAN YANAŞMANIN HÜKMÜ Kadına dübüründen yanaşmak haramdır. Dolayısıyla erkeğin kadına dübüründen yanaşması haram olup bazı imamlar bunu zina olarak değerlendirmişlerdir. Her ne kadar livata
TAHRÎM SÛRESİ Nuzul 113 / Mushaf 66
TAHRÎM SÛRESİ Nuzul 113 / Mushaf 66 Surenin Adı: Haram kılmak, haram saymak mânasına gelen Tahrîm adını ilk âyetinden alır. Sen Ey Peygamber! Şlerinden bir kısmının rızasını kazanmak çin, neden Allah ın
Kur ân-ı Kerîm den İçinde Hitabı Geçen Ayetler 2/Bakara 104: 2/Bakara 153: 2/Bakara 172 2/Bakara 178 2/Bakara 183
Page 1 of 23 Kur ân-ı Kerîm den İçinde ي ا ا ي ه ا ال ذ ين ا م ن وا Hitabı Geçen Ayetler 2/Bakara 104: Ey iman edenler! (Peygamber e) Râ inâ (bizi gözet/güt) demeyin; (bize bak anlamında) Unzurnâ deyin
EV SOHBETİ DERSLERİ. Biz insanı en güzel biçimde yarattık. (Tîn, 95:4)
Ders: 15 Konu: İSLAM A GİRİŞ Bundan önceki derslerimizde İman ve İmanın şartları ile alakalı bilgileri içeren dersler hazırladık ve kardeşlerimizle buluşturduk. Bundan sonra ki derslerimizde ise, İslam
HER YIL KIRK HADİS 1-12. SINIFLAR
4O HADIS HER YIL 1-12. SINIFLAR ASFA EĞİTİM KURUMLARI 2015-2016 4 4O HADIS ASFA EĞİTİM KURUMLARI Yayın No : Yayın Yılı : 2015 ISBN : 978-000-00000-00 HER SINIFTA --- --- --- --- --- --- --- --- --- ---
Damla Yayın Nu: Editör Mehmet DO RU. Dil Uzman lyas DİRİN. Görsel Tasar m Uzman Cem ÇERİ. Program Gelifltirme Uzman Yusuf SARIGÜNEY
ا ب ع ق ظ ل ز ك İMAM HATİP LİSELERİ MESLEKİ ARAPÇA 9 Öğrenci Çalışma Kitabı ج ن 9 ل ث ان و ي ات ال ئ م ة و ال خ ط باء ا لل غ ة ال ع ر ب ي ة ك ت اب الت د ر يب ات Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye
KUR'ANDAN DUALAR. "Ey Rabbimiz, Bize dünyada bir iyilik, ahrette bir iyilik ver. Bizi ateş azabından koru." ( Bakara- 201 )
KUR'ANDAN DUALAR "Ey Rabbimiz Bizi sana teslim olanlardan kıl, neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar, bize ibadet yerlerimizi göster, tövbemizi kabul et zira tövbeleri kabul eden, çok merhametli
İman; Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe iman etmendir. Keza hayrı ve şerriyle kadere inanmandır.
»ب ن ي ال س ل م ع ل ى خ م س : ش ه اد ة أ ن ل إ ل ه إ ل الل و أ ن م ح م د ا ر س ول الل و إ ق ام الص ل ة و إ يت اء الز ك اة و ال ح ج و ص و م ر م ض ان «İslam beş esas üzerine kurulmuştur: Allah tan başka
Anlamı. Temel Bilgiler 1
Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,
Hz. Peygamber'in ilk muhatapları olan Mekkelilerle mücadelesini anlatan Kur'ân'da tam
2. Ders İLK MUHATAPLAR NEDEN KUR'ÂN'A İMAN ETMEDİLER? Sahâbe demek ne demektir? 1. Beşeriyetlerin İzharı 2. Zaafiyetlerin Islahı 3. Kabiliyetlerin İnşası 4. Mesuliyetlerin İdraki 5. Rehberiyetlerin İhyası
yoksa ziyana uğrayanlardan olursun." 7
KUR'ÂN'A İMAN ETMEK, ONU TANIYIP, HÜKÜMLERİNE UYMAK * Yüce Allah, insanlara örnek ve rehber olsun diye ilk insandan itibaren peygamberler göndermiş, gerçeği ve doğruyu göstermesi için de kitaplar indirmiştir.
HAC SURESİ İniş Sırası: 103 Mushaf Sırası: 22 Medeni Sure 78 Ayettir. Rahmân ve Rahîm Allah ın adıyla
HAC SURESİ İniş Sırası: 103 Mushaf Sırası: 22 Medeni Sure 78 Ayettir 8. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah hakkında tartışır; ne bir ilmi, ne bir yol göstericisi, ne de aydınlatıcı bir kitabı olmadan!..
TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN. Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla
TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla (Farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Sizden kim, (o günlerde) hasta veya seferde ise o, (tutamadığı) günler sayısınca başka günlerde
Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu
Question Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu belirtir misiniz? Kur an ın lafızdan soyut olduğu bir merhale var mıdır? Answer: Her şeyin lâfzî
BAZI AYETLER ÜZERİNE KÜÇÜK Bİ R TEFEKKÜR ( IV)
BAZI AYETLER ÜZERİNE KÜÇÜK Bİ R TEFEKKÜR ( IV) ي و ه و ال ذ ي م د األ ر ض و ج ع ل ف يه ا ر و اس اث ن ي ن ي غ ش ي الل ي ل الن ه ا ر إ ن ف ي ذ ل ك م ت ج او ر ات و ج ن ات م ن أ ع ن اب و ز ر ع و ن يل ص ن و
ي ا ا ي ه ا ال ذ ين ا م ن وا ك ت ب ع ل ي ك م الص ي ام ك م ا ك ت ب ع ل ى ال ذ ين م ن ق ب ل ك م ل ع ل ك م ت ت ق ون
ي ا ا ي ه ا ال ذ ين ا م ن وا ك ت ب ع ل ي ك م الص ي ام ك م ا ك ت ب ع ل ى ال ذ ين م ن ق ب ل ك م ل ع ل ك م ت ت ق ون Ey iman edenler! Allah a karşı gelmekten sakınmanız (takva vasfı kazanmanız) için oruç,
5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.
TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu
Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır.
BÜYÜKLERİN HİKMETLİDEN SÖZLERİ Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır. Buyruldu ki; Faziletli kimseler için (hiçbir yer) gurbet sayılmaz. Cahilin ise
2015 YILI MEZİTLİ MÜFTÜLÜĞÜ
5 4 3 2 1 2 2015 YILI MEZİTLİ MÜFTÜLÜĞÜ CAMİLERDE AYET VE MEALİ OKUMA PROJESİ KAPSAMINDA HAZIRLANAN ŞUBAT AYI GÜNLÜK AYET VE MEALLERİ ق ل أ ت ح آج ون ن ا ف ي ه للا و ه و ر ب ن ا و ر ب ك م و ل ن ا أ ع م
(Dersini sabah namazından sonra yapmanı tavsiye etmekle birlikte, sana uygun olan en münasip bir vakitte de yapmanda bir sakınca yoktur.
3 1 Değerli Kardeşim; Unutma! Dünya hayatı çabuk geçer, önemli olan bu dünya hayatında kendine, ailene, ümmete ve tüm insanlığa ne kadar faydalı olduğuna bakman ve bunun muhasebesini yapmandır. Toplumun
5. Ünite 1, sayfa 17, son satır
EYLÜL 2014 VE ÖNCESİ TARİH BASKILI ARAPÇA IV DERS KİTABINA İLİŞKİN CETVELİ Değiştirilen kelimeler yuvarlak içinde gösterilmiştir. 1. Ünite 1, sayfa 5, son satır 4. ت ض ع أ ن ث ى الا خ ط ب وط تم وت ج وع
Cihad Gönderen Kadir Hatipoglu - Şubat :23:10. Cihad İNDİR
Cihad Gönderen Kadir Hatipoglu - Şubat 15 2018 14:23:10 Cihad İNDİR ي ا أ ي ه ا ال ذ ين آ م ن وا ه ل أ د ل ك م ع ل ى ت ج ار ة ت نج يك م م ن ع ذ اب أ ل يم : ت ؤ م ن ون ب الل ه و ر س ول ه و ت ج اه د 
NASR SÛRESİ Nuzul 111 / Mushaf 110
NASR SÛRESİ Nuzul 111 / Mushaf 110 Surenin Adı: Sûre zafer garantili yardım mânasına gelen adını ilk âyetinden alır. İlk mushaf ve tefsirlerde bu adla yer alır. Buhârî nin Hz. Aişe den naklettiği bir rivayette
Tedbir, Tevekkül Ve Kader Anlayışımız Gönderen Kadir Hatipoglu - Ağustos :14:51
Tedbir, Tevekkül Ve Kader Anlayışımız Gönderen Kadir Hatipoglu - Ağustos 26 2015 06:14:51 Kainatı yoktan var eden ve bizlere rahmetiyle, sevgisiyle ve şefkatiyle muamele eden Yüce Mevla mıza bizlere bahşetmiş
EV SOHBETLERİ AT. Ders : 6 Konu : Kitaplara İman. a) Kitaplara Topyekün İman
Ders : 6 Konu : Kitaplara İman a) Kitaplara Topyekün İman İmanın şartlarından bir tanesi de Allah ın insanlara yine insanlar arasından seçtiği peygamberleri vasıtasıyla kitaplar gönderdiğine iman etmektir.
Gizlemek. أ Helak etmek, yok etmek أ. Affetmek. Açıklamak. ا ر اد Sahip olmak, malik olmak. Đstemek,irade etmek. Seçme Metnler 25
136. Ey iman edenler, Allah'a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, uzak bir sapıklıkla
Onlardan bazıları. İhtilaf ettiler. Diri-yaşayan. Yüce. Sen görüyorsun ت ر dostlar. ..e uğradı
Onlardan bazıları م ن ه م Peygamberler ر س ل ك ل م Konuştu د ر ج ات Dereceler آ ت ي ن ا Verdik أ ي د ن ا Destekledik İhtilaf ettiler اخ ت ل ف وا Diledi ش اء م ن ه م Onlardan bazıları ي ر يد İstiyor أ ن
Kur an-ı Kerim den Seçme Metinler
Kur an-ı Kerim den Seçme Metinler احمد سداد اوستون ١٤٣٣-2012H Đçindekiler Fatiha 1-7... 1 Bakara 1-5... 2 Bakara 6-12... 3 Bakara 21-22... 5 Bakara 30-32... 6 Bakara 40-45... 7 Bakara 152-157... 9 Bakara
TEKASÜR SÛRESİ Nuzul 16 / Mushaf 102
Surenin Adı: TEKASÜR SÛRESİ Nuzul 16 / Mushaf 102 Sûre tutkuyla çoğaltma anlamına gelen adını ilk âyetinden alır. Çoğaltma tutkusu sizi oyalayıp durdu, ta ki siz mezarlıklara varıncaya dek (1-2) Modern
M VE NAZARDAN KORUNMA VE KURTULMA YOLLARI. lar aha beteri. dir veya 7 2. Y. 4. a bakarak " " dersek h 6. olarak sadaka verme.
M VE NAZARDAN KORUNMA VE KURTULMA YOLLARI lar aha beteri dir... 1. -3-5 veya 7 2. Y 3. : me sem. 1 (B bir olmaz) 4. a bakarak " " 5. sek, dersek h 6. olarak sadaka verme. 2 3 k, iyilik yapmak, anaya -
İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016 EN GÜZEL İSİMLER O NUNDUR Aziz Müminler! Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah tır. Güzel isimler O nundur.
İşte bu peygamberler. (ki) biz bazısını bazısına üstün kıldık. Onlardan bazısı Allah ile konuştu. Ve bazısını derecelerle yükseltti
İşte bu peygamberler (ki) biz bazısını bazısına üstün kıldık Onlardan bazısı Allah ile konuştu Ve bazısını derecelerle yükseltti İsa İbn-i Meryem e beyyineler verdik Ve onu Ruhul Quds ile destekledik Eğer
Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları
Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Kur ân-ı Kerim de Oruç Ey müminler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günler içinde Oruç tutmanız farz kılındı. Umulur ki, bu sayede, takva mertebesine
DUA KAVRAMININ ANLAMI*
DUA KAVRAMININ ANLAMI* A. SÖZLÜK VE TERİM ANLAMI Sözlükte; çağırmak, seslenmek, davet etmek, istemek ve yardım talep etmek anlamlarına gelen dua, din ıstılahında; Allah ın yüceliği karşısında insanın aczini
40 HADİS YARIŞMASI DİKKAT 47'DEN 55'E KADAR Kİ HADİSLERİN ARAPÇA METİNLERİ DÜZELTİLMİŞTİR. SINIFI 5-6,7-8 1-) 9-10,11-12 SINIFI 5-6,7-8 2-) 9-10
DİKKAT 47'DEN 55'E KADAR Kİ HADİSLERİN ARAPÇA METİNLERİ DÜZELTİLMİŞTİR. 5-6, 1-), 5-6, 2-) 5-6 3-) 40 HADİS YARIŞMASI 5-6, 4-) 5-6, 5-) 5-6, 6-) 5-6, 7-) 5-6, 8-) 5-6, 9-) 5-6, 10-) 5-6, 11-) 5-6, 12-)
YÂSÎN SÛRESİ Nuzul 39 / Mushaf 36
YÂSÎN SÛRESİ Nuzul 39 / Mushaf 36 Surenin Adı: Sûre, İbn Abbas a göre ey insan anlamına gelen Yâsîn adını ilk âyetinden alır. Hz. Peygamber in sûreyi bu adla andığına dair rivayet vardır (Ebu Davud). Buhârî
HADDİNİ BİLMEMEK YA DA İSTİDRAC
Niyeti temiz olan ve haddini bilen bir Müslüman, başarıya, nîmete karşı şükrünü edâ edemez ise, Allah (CC) o kişiyi bir mahrûmiyete, bir sıkıntıya mâruz bırakır. Meselâ, dikkat ediniz, bir başarıya imzâ
األصل الجامع لعبادة هللا وحده
األصل الجامع لعبادة هللا وحده İBADETİN MANASI Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a) www.almuwahhid.com 2 بسم هللا الرمحن الرحيم Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a) diyor ki: 1 Sana, tek olan Allah a ibadetin
Peygamberlerin Kur an da Geçen Duaları
Peygamberlerin Kur an da Geçen Duaları DUA NIN ÖNEMİ و اذ ك ر ر ب ك ف ى ن ف س ك ت ض ر ع ا و خ يف ة و د ون ال ج ه ر م ن ال ق و ل ب ال غ د و و ا ل ص ال و ل ت ك ن م ن ال غ اف ل ي ن Hem Rabbini, içinden yalvararak
SON GÜN. için/içinde KURAN-HABER DE EZAN MUCĐZESĐ
SON GÜN için/içinde KURAN-HABER DE EZAN MUCĐZESĐ Ezan Mucizesi 1 Burada, yüce Al-lah tarafından hz. Muhammede (a.s.) öğretilip hediye edilmiş olan o mübarek Ezanda saklı olan 19 kodlu, en muazzam Simetrik
Kur an-ı Kerim den Seçme Metinler
Kur an-ı Kerim den Seçme Metinler احمد سداد اوستون ١٤٣٤-2013K Đçindekiler Fatiha 1-7... 1 Bakara 1-5... 2 Bakara 6-12... 3 Bakara 21-22... 5 Bakara 30-32... 6 Bakara 40-45... 7 Bakara 152-157... 9 Bakara
Bayram hutbesi nasıl okunur? - İlyas Uçar - Ebû Rudeyha - Evvâh - Kişisel Bilgi Sitesi
Allâhu Ekber Allâhu Ekber Allâhu Ekber Allâhu Ekber Lâ ilâhe illallâhü vallâhü Ekber. Allâhu Ekber ve lillâhil'hamd, Allâhu Ekberu kebiiraa velhamdülillahi kesiiraa ve sübhaanallaahi bükratev ve esıila
İSLÂM DA CEZA SİSTEMİ HATA İLE ÖLDÜRME
190 HATA İLE ÖLDÜRME Hata ile öldürme iki kısma ayrılır: 1- Öldürülen kimsenin isabet alması istenmemesine rağmen ona isabet etmesi ve onu öldürmesidir. Bir ava atış yapılırken bir insana isabet etmesi
Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti
Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler
LİVATA HADDİ (EŞCİNSELLİĞİN/HOMOSEKSÜELLİĞİN CEZASI)
Livata Haddi 71 LİVATA HADDİ (EŞCİNSELLİĞİN/HOMOSEKSÜELLİĞİN CEZASI) Livatanın cezası zina cezasından farklıdır. Her ikisinin vakıası birbirinden ayrıdır, birbirinden daha farklı durumları vardır. Livata,
AÇIKLAMALI SÛRE MEÂLLERİ
BİLİM ve İNSAN VAKFI ELMALILI HAMDİ YAZIR KUR AN AKADEMİSİ KUR ÂN-I KERÎM EĞİTİM ve ÖĞRETİM PROGRAMLARI TASHÎH-İ HURÛF DERSLERİ AÇIKLAMALI SÛRE MEÂLLERİ Hazırlayan : Yrd. Doç. Dr. Fatih Çollak 1 I) SÛRENİN
AİLEYE MUTLULUK YAKIŞIR! HAYAT SEVİNCE VE SEVİLİNCE GÜZEL
AİLEYE MUTLULUK YAKIŞIR! HAYAT SEVİNCE VE SEVİLİNCE GÜZEL Ey İnsanlık! Sizi bir tek canlı varlıktan yaratan, ondan da eşini var eden ve her ikisinden de bir çok erkek ve kadın üreten Rabbınıza karşı sorumluluğunuzun
BYK & ŞYK DERSLERİ. Yaptıklarına karşılık olmak üzere kendilerine nice sevindirici ve göz aydınlatıcı nimetler saklandığını hiç kimse bilemez.
Ders : 8 Konu : SALiH AMEL Amel kelimesi, sevap veya günahla karşılık bulan her türlü iş, çalışma ve fiil demektir. Kur ân-ı Kerim ve hadisi Şeriflerde daha çok emir, yasak ve tavsiyeler anlamında olup,
Ders :24 Konu: ASABİYYET, IRKÇILIK ve İSLAM DAKİ YERSİZLİĞİ
Ders :24 Konu: ASABİYYET, IRKÇILIK ve İSLAM DAKİ YERSİZLİĞİ İslam dini insanların aynı kökten geldiğini bildirdikten sonra, birbirinden uzaklaşarak kabileler, kavimler, ırklar oluşturan insanoğlunun, bu
Arkadaşınız UNITE OGRENCI RAPORLARI VE YANIT KAĞITLARI. ICI P.K. 33 Bakırköy / İstanbul
115 Yardımsever Arkadaşınız UNITE OGRENCI RAPORLARI VE YANIT KAĞITLARI Yerel ICI Bürosu Adresi: ICI P.K. 33 Bakırköy / İstanbul 116 ÖĞRENCİ RAPORU HAKKINDA TALİMATLAR Her üniteyi çalıştıktan sonra o ünitenin
خطبة الحاجة النساء: ٤/۲(
خطبة الحاجة ن س ت غ ف ر ه و ن ع وذ ب ا ل ل م ن ش ور ر أ ن ف س نا و م ن و ين ه ن س ت ع و ن ح م د ه إ ن ال ح م د ل ل س ي ئا ت أ ع م ال نا م ن ي ه د ه ا ل ل ف ل م ض ل ل ه و م ن ي ض ل ل ف ل ها د ي ل ه و أ
9. CÜZ KURAN OKULU KURAN-DER HASAN TEMUR
9. CÜZ KURAN OKULU HASAN TEMUR KURAN-DER 1 Qavminden Müstekbir MELE ler dediler Muhakkak seni ve iman edenleri çıkaracağız ey Şuayb Şehrimizden Yada bizim milletimize döneceksin (Şuayb) Dedi; biz istemiyor
ARAF SURESİ İniş Sırası: 39 Mushaf Sırası: 7 Mekki Sure 206 Ayettir. Rahmân ve Rahîm Allah ın adıyla
ARAF SURESİ İniş Sırası: 39 Mushaf Sırası: 7 Mekki Sure 206 Ayettir 187.SANA kıyamet saatini soruyorlar; Gelip çatması ne zamandır? diye. De ki: Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde oluşturacak
Kur'an ve Anlam. Yazarlar Mürsel Ethem Yusuf Topyay Mehmet Akın. Editörler İsmet Eşmeli Mehmet Akın ISBN:
Kur'an ve Anlam Yazarlar Mürsel Ethem Yusuf Topyay Mehmet Akın Editörler İsmet Eşmeli Mehmet Akın ISBN: 978-605-2233-19-1 1. Baskı Aralık, 2018 / Ankara 2000 Adet Yayınları Yayın No: 284 Web: grafikeryayin.com
7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız
4. SINIFLAR (PROJE ÖDEVLERİ) Öğrenci No 1- Dinimize göre Helal, Haram, Sevap ve Günah kavramlarını açıklayarak ilgili Ayet ve Hadis meallerinden örnekler veriniz. 2- Günlük yaşamda dini ifadeler nelerdir
Kur an Anahtarı احمد سداد اوستون
Kur an Anahtarı مفتاح القرآن احمد سداد اوستون ١٤٣٤-2013 Takdim Maksat: Bu kitabın maksadı Kur an-ı Kerim i asgari seviyede anlayabilmek için gerekli kelime bilgisini ve temel dilbilgisi kurallarını vermektir.
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de
8. CÜZ KURAN OKULU HASAN TEMUR KURAN-DER
8. CÜZ KURAN OKULU HASAN TEMUR KURAN-DER 1 Şayet onlara melekleri indirsek Ve ölüler onlarla konuşsalar Ve her şeyi onların önünde toplasak Allah ın dilediği müstesna iman etmezler Fakat çoğunluğu cahilliklerine
Îman, Küfür ve Tekfir 2
Îman, Küfür ve Tekfir 2 Bizi yoktan var eden Allah Teâlâ ya sonsuz hamt eder, onu tanımamak ve ona karşı nankörlük etmekten ona sığınırız. Hakla batılı, helal ile haramı ayırmak için gönderilen Hz. Muhammed
MÜ MİN SÛRESİ Nuzul 78 / Mushaf 40
MÜ MİN SÛRESİ Nuzul 78 / Mushaf 40 Surenin Adı: Sûre, İslâm coğrafyasının batısında 28-45 arasındaki kıssaya istinaden Mü min, doğusunda 3. âyetine istinaden Ğâfir adıyla şöhret bulmuştur. Tirmizî, Hz.
Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?
Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? EVLENİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Peygamber (sav) Efendimiz den Abdullah ibn-i Ömer RA ın bir hadisini bu münasebetle hatırlayalım, duymuşsunuzdur: (Lâ tenkihun-nisâe
GİRİŞ KABUL olan DUALAR
KABUL OLAN DUALAR Mü min, usul ve adabına uygun olarak dua ettiği zaman duası kabul olur ve bunun faydasını ve etkisini dünya ve ahirette görür. Yüce Allah, ayetlerde dua edenin duasını kabul edeceğini
TESLİMİYET KAHRAMANI ÜMMÜ SÜLEYM BİNT MİLHÂN (Radıyallahu anha)
1 TESLİMİYET KAHRAMANI ÜMMÜ SÜLEYM BİNT MİLHÂN (Radıyallahu anha) Rümeysâ bint Milhân b. Halid el-ensâriyye el-hazreciyye Babası Milhân b. Halid dir. Annesi Müleyke bint Mâlik b. Adî dir. Neccar oğullarındandır.
Hor görme, aşağılama, hakir kabul etme günahını ilk işleyen şeytandır.
- MAHMUT TOPTAŞ Hor görme, aşağılama, hakir kabul etme günahını ilk işleyen şeytandır. Rabbim, Adem aleyhisselamı yaratıp meleklere secde etmesini emrettiğinde yalnız İblis/şeytan secde etmemiş ve gerekçesini
KUR AN HARFLERİNİN MAHREÇLERİ (ÇIKIŞ YERLERİ)
KUR AN HARFLERİNİN MAHREÇLERİ (ÇIKIŞ YERLERİ) ب ت خ ح ج ث Dil ucu ile üst uçlarından ا ذ ر ز Boğazın ağza en yakın olan kısmından Dil ucu ile üst diplerinden Peltektir. Boğazın orta kısmından Dudaklar
Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesin olarak inanırlar. Bakara suresi, 4. ayet.
BULUŞ YOLUYLA ÖĞRENME ETKİNLİK Ders: DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ Sınıf: 9.Sınıf Ünite: İslam da İman Esasları Konu: Kitaplara İman Etkinliğin adı: İlahi Mesaj Süre: 40 dak + 40 dak Yine onlar, sana indirilene
ALLAH'I TANIMAK, O'NA İMAN EDİP İTAAT ETMEK 1
Kur'ân'da "Rabbinize ibadet edin" 4 ALLAH'I TANIMAK, O'NA İMAN EDİP İTAAT ETMEK 1, 2 edin" "Allah'a iman ف ا م ن وا ب الل edin" 3 "Allah'a itaat و ا ط يع وا للا 1 و اع ب د وا ر ب ك م ve buyrulmaktadır.
DÖRT KAİDE القواعد األربعة DÖRT KAİDE. Şeyhulislam Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a)
القواعد األربعة DÖRT KAİDE Şeyhulislam Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a) www.almuwahhid.com 1 Şeyhulislam Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a) diyor ki: 1 Büyük arşın Kerim Rabbi olan Allah tan isteğim şudur
HZ. PEYGAMBER (S.A.V) İN HOŞGÖRÜSÜ VE AFFEDİCİLİĞİ
ب س م الله الر ح من الر ح يم الل ه ل نت ل ه م و ل و ك نت ف ظ ا غ ل يظ ال ق ل ب ف ب م ا ر ح م ة م ن لا نف ض وا م ن ح و ل ك İmran, 159) (Al-i HZ. PEYGAMBER (S.A.V) İN HOŞGÖRÜSÜ VE AFFEDİCİLİĞİ Muhterem Müslümanlar!
İsra ve Miraç olayının, Mekke de artık çok yorulmuş olan Resulüllah için bir teselli ve ümitlendirme olduğunda da şüphe yoktur.
Alıntı; FarukBeşer İsra Suresi hicretten bir yıl önce indirilmiş. Yani Hicret yakındır ve artık Medine de Yahudilerle temas başlayacaktır. Sure sanki her iki tarafı da buna hazırlıyor gibidir. Mescid-i
KALEM SURESİ. Nuzul Ortamı: Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla MEKKE. Nüzul Sırası 7 NÜZUL YERİ KALEM SURESİ. Nuzul Sıra 7.
Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla NÜZUL YERİ 1 4 SURENİN KİMLİĞİ MEKKE Mina Müzdelife Arafat Nuzul Sıra 7 KALEM SURESİ Ayet Sayısı 52 KABE Nuzul Yılı 1 2 5 Nuzul Ortamı: Müşriklere Cevap ve Tehdit İçermekte.
Gıybet (Hadis, Tirmizi, Birr 23)
Dedikodu (Gıybet) Gıybet Dedikodu (gıybet), birisinin yüzüne söylenmesinden hoşlanmadığı şeyleri arkasından söylemektir. O kimse söylenen şeyi gerçekten yapmış ise bu gıybet, yapmamış ise iftira olur (Hadis,
MÜZZEMMİL SURESİ. Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla MEKKE GİRİŞ SURENİN KONUSU. MÜZZEMMİL SURESİ Mushaf Yeri 73. Ayet Sayısı 20.
Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla MEKKE Mina Müzdelife Arafat KABE 2 GİRİŞ 5 SURENİN KİMLİĞİ Ayet Sayısı 20 MÜZZEMMİL SURESİ Mushaf Yeri 73 SURENİN KONUSU Vahiyle muhatap olmak, Ciddi bir yük almak
7.SINIF SEÇMELİ KUR AN-I KERİM DERSİ ETKİNLİK (ÇALIŞMA) KÂĞITLARI (1.ÜNİTE)
7.SINIF SEÇMELİ KUR AN-I KERİM DERSİ ETKİNLİK (ÇALIŞMA) KÂĞITLARI (1.ÜNİTE) ÖĞRENCİNİN ADI-SOYADI: SINIFI: NO: 1 1. ETKİNLİK: BOŞLUK DOLDURMA ETKİNLİĞİ AYET-İ KERİME SÜNNET KISSA CENNET TEŞVİK HAFIZ 6236
Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.
33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,
1 Bahattin Akbaş, Din işleri Yüksek Kurulu Uzmanı 2 İbn Manzur, Lisanu'l- Arab, Xlll/115 3 Kasas, 28/77. 4 İbrahim, 14/34. 5 İsrâ, 17/70.
ALLAH İHSANI EMREDER 1 Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de üzerinde önemle durduğu hususlardan biri de ihsandır, ihsan, kök ve müştakları ile birlikte Kur'an-ı Kerim'de ikiyüze yakın yerde geçmektedir. Güzel
Mekke-i Mükerreme'nin bir Küfür Beldesi Olup Olmadığı Hususunda Bir Münazara
Mekke-i Mükerreme'nin bir Küfür Beldesi Olup Olmadığı Hususunda Bir Münazara Şeyh Hamad İbni Atik en-necdi (1227H-1301H) Mecmuat'ur Resail ve'l Mesail'in Necdiyye, 1/742-746 www.at-tawhid.org 1 بسم هللا
