Büyük Şirkte CEHALET. İsmail Haliloğlu
|
|
|
- Gizem Dinçer
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1
2 nakilyayinlari.com
3 Büyük Şirkte CEHALET İsmail Haliloğlu
4 Büyük Şirkte Cehalet İsmail Haliloğlu 1435 / 2014 istanbul Kapak ve Yayına Hazırlık: Yayınevi & Dağıtım: İletişim: NAKİL Yayınları NAKİL Yayınları Güven Mah. Okul Sok. No:14/B Güngören/İSTANBUL [email protected] Baskı: STEP AJANS Matbaa Ltd. Şti. Göztepe Mah. Bosna Cad. No: 11 Bağcılar/İstanbul Tel: Sertifika No:12266
5 içindekiler Mukaddime 04 Büyük Şirkte Cehaletin Özür Olmadığına Dair Delaleti Kat i Bir Nass Yoktur. 10 Selefin Literatüründe Cehalet Özrü Cümlesi Bulunmamaktadır. 10 Büyük Şirkte Cehaleti Mazeret Kabul Etmek Veya Etmemek Kişiyi Harici Ya Da Murcie Yapmaz. 11 Selefe Göre Büyük Şirkte Cehaletin Mazeret Olmadığı icma ile Sabittir İddiası İspata Muhtaçtır. 11 Cehalet Meselesinde Aslu d-din İfadesine Taraflar Farklı Manalar Yüklerler. 12 Büyük Şirkte Cehaletin Özür Olabileceğini Söyleyen Âlimler Kendi Aralarında İki Kısma Ayrılır. 16 İslamî Kütüphane ve Neşriyat Hüccet Olmada Yeterli Midir? 17 Tefsir ve Hadis Kitapları Kendi Başına Hüccet Midir? 19 Büyük Şirkte Cehaleti Mazeret Görmeyen Âlimler Kendi Aralarında İki Kısma Ayrılırlar. 23 Büyük Şirkte Cehaleti Mazeret Görmeyen Âlimler İki Yerde Şirk Koşana Müşrik Demez Müslüman Derler. 25 Muasır Âlimler Büyük Şirkte Cehalet Mevzusunda Birden Fazla Değişik Görüşe Sahiptir. 27 Cehalet Meselesinde Beri Olunması Gereken ve İçinde Haricilik Dürtüleri Olan Görüş. 29 Geçmişte Yaşayan Âlimlerden Büyük Şirkte Cehaleti Mazeret Gören Olmuşmu? 33 İbn Hazm 34 Ebu Bekr İbnu l-arabi El-Maliki 36 Şeyh Abdullah En-Necdi 37 Abdurrahman Bin Nasır Es-Sa di 40 Şeyh Abdurrahman El-Yemani 41 Büyük Şirkte Cehaleti Mazeret Gören Muasır Şeyhler 43 Zikri Geçen İlim Ehli Kimselerin Büyük Şirkte Cehaleti Mazeret Görmesi Hangi Manalara Gelir Veya Hangi Manalara Gelmez? 46 İmam İbn Teymiyye Büyük Şirk İşleyene Müslüman Dermiydi? 49 Necdi Davet İmamları Büyük Şirk İşleyene Müslüman Hükmünü Veriyorlar Mıydı? 51 Hatime 58
6 06 بمس هللا الرمحن ي الرح Mukaddime Alemlerin Rabbi Allah a hamd olsun. Önderimiz, örneğimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) e Onun güzide sahabeleri ve pak ehline salât ve selam olsun. Bundan sonra; Özellikle Osmanlı Devleti nin yıkılması sonrası dünyanın büyük müstekbirleri, Müslümanları İslamî kimliklerinden uzaklaştırmak üzere plan ve projelerini bütün hızıyla uygulamaya koymaları neticesinde, Müslümanlar maalesef öz benliklerinden uzaklaşmışlardır. İnkârcılık ve dine karşı lakayt olma hastalığı her geçen gün kendisini gösterir olmuştur. Müslümanlar, daha önce görmedikleri devletin dine yabancı olması, Peygamber ocağı diye yaftaladıkları yerlerin irtica adı altında İslam a karşı laikliğin muhafızı olması ve belirli aralıklarla Allah (subhanehu ve teâlâ) dışında kanunlar koyan insanların seçilmesi gibi meselelerle karşı karşıya gelmişlerdir. Aynı şekilde bidat ve hurafenin baş gösterdiği eski dönemlerden bu günümüze kadar kıble ehli arasında hassaten ibadetin bazı kısımlarının Allah (subhanehu ve teâlâ) dan başkasına verildiği çokça hissedilir olmuştur. Tabii olarak bu meseleler, İslamî hassasiyeti olan şuurlu Müslümanları, imani ve ameli olarak bir tavır belirlemeye sevk
7 07 etmiştir. Allah u Teâlâ dan başkasına kul olmayan Müslüman, bu mevzularda nasıl bir tasavvura sahip olmalıdır? Allah u Teâlâ Kuran da bu gibi hadiselerle yüzleşen şuurlu kimselere ne buyurmuştur; hayatının bütününe vahiy penceresinden bakan dindar kimseler bundan böyle nasıl hareket etmelidir? Adil bir ümmet şuuruna sahip ifrat ve tefrit hastalığından kendisini arındırmış kimseler, yukarıda zikri geçen İslam dışı amelleri işleyen topluluklara karşı İslamî bir sorumluluk olması açısından kavli ve fiili olarak nasıl bir tavır geliştirmelidir? İnsanlar arasında hükmettiğimizde adalet ile hükmetmek, bir kavme olan düşmanlığımızın bizleri adaletsizliğe sevk etmemesi bilindik Kuranî ilkelerden olması hasebiyle, asri itikadi meselelerde gafil ve cahil olan topluluklar ne kadar mazeret sahibidir? Acaba gerçekten bu insanlar için bir özür bulunabilir mi? Veya hakikaten İslam dışı bu sistemlerde yaşayan halkların hiç mi mazeretleri yoktur? İslam akdi kendisi için oluşmuş kimselerin cahillikle işledikleri büyük şirk ve büyük küfrün kendileri için mazeret olabileceğini söyleyen bir âlim, tarihte hiç olmuş mu? Tabiî ki bunlar cevap bekleyen sorulardır. Bu satırların sahibi kardeşiniz, zikri geçen soruların tamamına cevap vermek için bu küçük risaleyi kaleme almamıştır. Birçok hadisatta olduğu gibi bu risalenin de bir sebebi vürudu vardır. Yani yazılmasına sebep olan bir neden... Bu neden; özellikle Necdi Davet İmamlarının bazı kitaplarının tercüme edilmesi ve ilim talebeleri arasında yaygınlaşmaya başlaması ile birlikte:
8 08 1. Büyük şirkte cehalet hiçbir surette mazeret değildir. Bu konu ihtilafa açık bir konu değildir ve farklı bir içtihatla aksi iddia edilemez. 2. Büyük şirkte cehaleti mazeret görmek Ehl-i Sünnet âlimlerinin görüşü değildir. 3. Daha önce yaşamış mütekaddim ve müteahhir imamlardan büyük şirkte cehaleti özür gören bir âlim olmamıştır. 4. Büyük şirkte cehaletin mazeret olabileceğini savunmak sapkınlık ve bidatçılıktır. 5. Büyük şirkte cehaletin mazeret olabileceğini savunmak kişiyi kâfir yapar. Muasır ilim ehlinden kim bu görüşü savunmuşsa kâfir olmuştur. şeklinde fikirlerin yaygınlık kazanmasıdır. Âcizane bu fakir kardeşinizin bu konunun derinliklerine inerek büyük şirkte cehalet mevzusunu enine boyuna tahlil etmek, sahih veya tercihe şayan görüşün ne olduğunu belirtmek gibi bir maksadı yoktur. Zaten bu konu hakkında onlarca kitap ve risale telif edilmiş ve muasır rabbani ulema bir ittifaka varamamıştır. O imamlar bu halde iken, bu naçiz ilim talebesi kardeşiniz mi son noktayı koyarak bu mesele şundan ibarettir, gerisi batıldır diyecek. Bu satırların sahibinin şuan itibariyle yapabileceği en fazla şey -haddini bilen diğer ilim talebeleri gibi- konu hakkında var olan görüşlerden birine meyletmek veya bu görüşler arasında tercihte bulunmak ya da karşıt görüşün doğru olabileceğine ihtimal vermekle beraber bir görüşün sahih olduğunu, diğerinin ise sahih olmadığını ispat etmektir. Fıkıh kitaplarının riddet bölümlerinde ve itikadi fırkaların inançlarının anlatıldığı kitaplarda, cehalet meselesine değinilmiştir. Fakat büyük şirkte cehalet mevzusu, bu günlerde olduğu kadar daha önceki mütekaddim ve müteahhir âlimlerin
9 09 kitaplarında yoğun ve belirgin bir şekilde irdelenmemiştir. Ancak, bu mevzuya daha önceden, dolaylı veya dolaysız hiç değinilmemiştir demek tabii ki gerçeği yansıtmaz. Günümüzde oldukça yaygın olan yanlış kanaatlerden birisi de, büyük şirkte cehaleti mazeret gören asrımızda yaşamamış, mütekaddim veya müteahhir ulemadan kimsenin olmadığı fikridir. Âcizane şuan itibariyle nakletme taraftarı olan bu fakir kardeşiniz, bu iddiayı daha sonra gelecek olan nakillerle çürütebilir. Fakat daha sonra zikri gelecek olan nakillere geçmeden önce, meselenin usuller çerçevesinde ilmi olarak daha iyi fehmedilmesi için bazı esasi meselelerin belirlenmesi, hem yanlış anlayışları düzeltmek, hem de ifrat ve tefritten uzak kalmak açısından yerinde olacaktır.
10 nakilyayinlari.com
11 Cehalet Mazeret midir? Meselesiyle Alakalı Bilinmesi Gereken Bazı Meseleler
12 12 ismail haliloğlu { birinci mesele } Büyük Şirkte Cehaletin Özür Olmadığına Dair Delaleti Kat i Bir Nass Yoktur. Yaygın olan manasıyla büyük şirkte cehaletin mazeret olmayacağına dair Kuran da delalet yönü kati olan bir delil bulunmamaktadır. Kendi çapımda bu mevzu ile alakalı yaptığım araştırma çerçevesinde, yirmiye yakın cehaleti mazeret görmeyen emin ve ehil âlimlerden istifade etmeme rağmen, bunun aksini iddia eden, hiçbir zikir ehli âlime rastlayamadım. Zira Kuran ı Mübin de büyük şirk işlemenin ikrah ve intifau l-kast dışında hiçbir surette mazeret olmayacağına dair delalet yönü kati bir nass olsaydı, bu konuda cehaleti mazeret gören âlimler ümmetin ittifakıyla kâfir olmaları icap ederdi. Doğrudur; Kuran da müşrikin af edilmeyeceği, şirk koşanın amellerinin batıl olacağı, şirk koşanın büyük bir günah ile iftirada bulunduğu ve pek uzak bir delalete sapmış olacağı, Allah kendisine şirk koşana cenneti haram kıldığı ve sığınağının ateş oluğu, Allah a ortak koşanın sanki gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibi olduğu açık bir şekilde ifade edilmiştir. Fakat bu umumi mutlak ifadelerin muayyen şahıslara tatbik edilmesi ilmi, kadai ve içtihadi bir meseledir. Cehaletin zikri geçen yerlerde mazeret olacağı veya olmayacağı ihtilafa açık ve içtihadi bir konudur. { ikinci mesele } Selefin Literatüründe Cehalet Özrü Cümlesi Bulunmamaktadır. Muasır ulemadan Ebu l-fadl Ömer el-hadduşi (hafizehullah) El-uzru bi l-cehli (cehaletin özür olması) kelimesinin, selefin
13 Büyük Şirkte Cehalet 13 literatüründe bulunmadığını iddia eder. Bunun yerine selef El-Huccetu r-risaliyye (risâlet hücceti) ibaresini zikreder. Dolayısıyla Kuran ve Sünnet nassları çerçevesinde büyük şirkte cehaletin mazeret olabileceğine kanaat getiren kimseler, bu kanaatlerini destekler mahiyette selef ve seleften sonra gelen ulema isimlerini bulmakta ne kadar zorlanacaklarsa, büyük şirkte ikrah ve intifau l-kast hariç hiçbir surette cehaleti mazeret görmeyenler de bir o kadar zorlanacaktır. { üçüncü mesele } Büyük Şirkte Cehaleti Mazeret Kabul Etmek veya Etmemek Kişiyi Harici ya da Murcie Yapmaz. Esas itibarı ile büyük şirkte cehaleti mazeret görmek veya görmemek kişi harici ya da mürcie yapmaz. Bir kimsenin hangi sebep ve usullerle harici veya mürcie olacağı makalat ve firak kitaplarında açıklanmıştır. Kim hangi fırkanın usullerini benimserse o fırkaya müntesip olur. Haricilerin usulleri arasında büyük şirkte cehaleti mazeret görmemek ilkesi olmadığı gibi, mürcienin usulleri arasında da büyük şirkte cehaleti mazeret görmek ilkesi yoktur. Fakat birbirine zıt bu iki görüş, Ehl i-sünnetin imani esaslarıyla kayıt altına alınıp düzenlenmez ve ilim ehli nezaretinde muayyen vakıalara tatbik edilmezse, kişiyi hariciliğe veya murcieliğe sevk eder. { dördüncü mesele } Selefe Göre Büyük Şirkte Cehaletin Mazeret Olmadığı İcma İle Sabittir İddiası İspata Muhtaçtır. Selef indinde büyük şirkte cehaletin mazeret olmadığı icma ile sabittir iddiası, ispata ve delile muhtaçtır. Nitekim Nebi
14 14 ismail haliloğlu (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hususun ehemmiyetini şu sözleriyle beyan eder. Eğer insanlara iddialarının gerektiği verilmiş olsaydı, bir takım kişiler bazı toplulukların mallarına ve kanlarına davacı olurlardı. Fakat delil getirmek iddia sahibine aittir (Buhari, Muslim) Büyük şirkte cehaleti mazeret gören ve görmeyenlerden kendi görüşleri hakkında icma naklettiklerini duydum ve okudum. Örneğin büyük şirkte cehaletin mazeret olabileceğine kanaat getiren cihadi şeyhlerden okuduğum en büyük iddia Şeyh Atiyye (rahimehullah) ın Ebu Meryem e yazdığı reddiyede geçen şu ifadeler olmuştur....siz Mihlif e (Ebu Meryem e) bir sene mühlet verin, bu konuda 1 itirazdan salim açık bir icma rivayetini getirebilirse, ilim ehline göre ona icabet vacip olur... Tam tersine -biz icma nakletmeye cüret etmemekle beraberbiri çıksaydı da zıddına 2 bir icma naklinde bulunsaydı, bu doğruya daha yakın olurdu Büyük şirkte cehaletin mazeret olduğunu savunan veya savunmayanların bu gibi kesin ve kati ifadeler yerine, daha ilmi ve karşı tarafın getirdiği delilleri kabul etmese dahi içtihada medar olabilecek yönlerine bakarak mazur görme tarafını tutması daha isabetli olur. { beşinci mesele } Cehalet Meselesinde Aslu d-din İfadesine Taraflar Farklı Manalar Yüklerler. Cehalet meselesinde aslu d-din (dinin aslı) ifadesinin zikri çok geçer. Bu kelimeye her iki taife de farklı manalar yüklerler. 1 Yani büyük şirkte cehaletin özür olmadığı icma ile sabittir konusunda... 2 Yani büyük şirkte cehaletin özür olduğu yönde
15 Büyük Şirkte Cehalet 15 Sahih ve sarih nakle dayalı bir mesnedi olmayan bu gibi ıstılahlarla muhalife şer i hüküm vermek yanlışlara sebebiyet vermesi kuvvetle muhtemeldir. Çünkü kendi tasavvurumuzla ortaya koyduğumuz ıstılahlar, hükmün merci i olamazlar. Bu açıdan, büyük şirkte cehaleti mazeret görmeyen âlimler, istiane, istiğase, nezir, tevekkül, havf, recâ, inabe ve muhabbet gibi ibadetleri dinin aslından sayarlar. Bu ve benzeri ibadetlerden herhangi birisini Allah (subhanehu ve teâlâ) dan başkasına yapanı ikrah ve intifau l-kast dışında hiçbir surette mazur görmezler. Çünkü bu âlimlere göre, bunların herhangi birinde taksiratta bulunmak, dinin ve tevhidin aslını bozmak manasına gelir. Dinin aslını bozanın ise hiçbir şekilde cehaleti mazeret olmaz. Takriben bu cenahtaki ulemanın dinin aslına ve o aslın ihlal edilmesine karşı bakış açıları böyledir. Büyük şirkte cehaletin özür olabileceğini savunan âlimler ise, meseleye biraz daha tafsili yaklaşır. Onlara göre, kelimeyi tevhidin manası olan Allah (subhanehu ve teâlâ) dan başka ilah olmadığına inanmak dinin ve ulûhiyet tevhidinin aslıdır. Bu asılda cehalet hiçbir surette özür olamaz. Bir insan tarikat şeylerinin veya İsa (aleyhisselam) ın veya Ali (radiyallahu anhu) nun da ilah olduğuna inansa, dinin aslını ve mücmel tevhidi bozacağından ümmetin ittifakı ile kâfir olur. Bu cenahtaki âlimler, Allah tan başka ilah olmadığına inanmayı mücmel tevhit ve imanın aslı olarak sayar, istiğase, istiane, havf, recâ, nezir, tevekkül, inabe ve benzeri ibadetleri kelimeyi tevhidin vacibatı, hukuku, gerektirdiği ve tafsilatı olarak görürler. Bu görüşü savunan âlimler diğer ulema gibi, bu ibadetlerden her hangi bir tanesini Allah tan başkasına yapmanın büyük şirk olduğuna kanaat getirir. Yukarıda zikri geçen iki değişik görüş arasında şu hassas nüans farklılığı vardır. Birinci görüşü savunan âlimlere göre istiane, istiaze, havf, raca, tevekkül ve benzeri ibadetler, icmali tevhitten ve dinin aslından sayılır. Bu ibadetleri Allah u Teala dan başkasına yapan
16 16 ismail haliloğlu kimse iki yer 3 hariç istisnasız müşrik ve kafir olur. Yeni Müslüman olmak, ilim ve ulamadan uzak beldelerde yaşamak ve küfür diyarında doğup büyümek bu hükmü değiştirmez. Çünkü bu âlimlere göre yukarıda mezkûr ibadetleri Allah tan başkasına yapmak, mücmel tevhidi ve dinin aslını bozar. Böyle bir durumda kişinin İslam dairesinden çıkıp müşrik ve kâfir olması için özel bir hüccet ikamesine gerek yoktur. Zira bu âlimlere göre insanda var olan akıl, fıtrat ve misak hüccet ikamesi için yeterli olgulardır. Diğer âlimlere göre ise istiane, istiaze, havf raca, tevekkül ve benzeri ibadetler icmali tevhitten değil onun gerektirdiğinden, dinin aslından değil bu aslın hukuku, vacipleri fertleri ve fer inden sayılmıştır. Tevhidin aslı ve feri olabilir mi sorusuna belki şu örnek açıklık getirebilir: Cehalet meselesinde meşhur kül hadisi diye bilinen sahih bir rivayet vardır. Bu sahih rivayette geçmişte yaşamış bir adam Allah (subhanehu ve teâlâ) dan korktuğu için öldükten sonra oğullarına kendisini yakmalarını, külünü öğüttükten sonra rüzgara savurmalarını emrederek şöyle demiştir: Eğer Allah (yakılarak kül haline getirilmemden sonra) bana güç getirebilirse, bana alemlerden kimseye yapmadığı azabı yapar. Bu hadisin cehalet meselesine delil teşkil edip edemeyeceği noktasında İslam ulemasının birçok farklı yorumları vardır. Bu yorumlardan birisi de şudur; bu adam Allah u Teâlâ nın kudret sıfatının aslında bir şüpheye düşmemiştir. Çünkü her hangi bir surette kudreti 4 /gücü olmayanın Rab olması imkânsızdır. 3 Yani Muteber ikrah ve intifau l-kast 4 Hatta öyle ki; Allah (subhanehu ve teâlâ)'nın 7 sıfatından başka hiçbir sıfatı olmadığını iddia eden Eşariler bile Allah u Teâlâ nın kudret sıfatını ikrar ederler. Çünkü Allah (subhanehu ve teâlâ)'nın kudret sahibi olması akıl ile sabittir. Bu açıdan kül hadisinde geçen vakıayı isim ve sıfat meselesi olarak değerlendirip, cehalet özrü konusunda rububiyyet veya uluhiyyet tevhidinde taksiratı olan kişilere ışık tutmayacağını söylemek yukarıda zikri geçen hakikatleri görmez-
17 Büyük Şirkte Cehalet 17 Dolayısıyla bu adam, Allah u Teâlâ nın asıl itibari ile kudret sahibi olduğuna inanıyor, fakat bu kudretin, kül haline gelip rüzgâra savrulmuş birisini tekrardan diriltmeyi de içine alabileceği noktasında şüphe duyuyordu. Yani adam, rububiyetin en büyük dayanağı olan kudretin aslına inanıyor fakat onun açılımı olan ferinde şüphe duyuyordu. Böyle olmasına rağmen, Allah (subhanehu ve teâlâ) bu adamı kıyamet gününde kendisinden korktuğundan dolayı bağışlamıştır. Çünkü adamda icmali olarak Allah ve ahiret günü inancı vardı. Hâlbuki İbn Teymiye, İbn Kayyım, İbn Abdi l-berr, İbn Hazm, İmam Hattabi ve İbn Vezir (rahimehumullah) a göre kendisini yaktıran bu adam, Allah u Teâlâ nın rububiyyet tevhidinin en büyük asıllarından sayılan kudret sıfatının ayrıntısından cahil idi. Buradan anlaşılmaktadır ki tevhitle alakalı dahi olsa bir şeyin aslı ve fer i olabilir. Şayet bu rububiyyet tevhidinde oluyorsa, ulûhiyet tevhidinde olması da mümkündür. Dolayısıyla bazı âlimlere göre yeni Müslüman olan, ilim ve âlimlerden uzak bölgelerde yaşayan, küfür beldelerinde doğup büyümüş olan ve hükmen bu üç yere benzer durumlarda büyük şirkte cehaletin özür olması mümkündür. den gelmek olur. Hatta kül hadisinde geçen vakıayı isim ve sıfat meselesi olarak kabul etsek bile bu netice itibari ile rububiyyet tevhidine dâhildir. Nasıl uluhiyyet tevhidi noktasında akıl, misak ve fıtrat hüccet kabul ediliyorsa, Allah (subhanehu ve teâlâ)'nın kudret sahibi olduğu noktasında da akıl, misak ve fıtrat hüccet kabul edilmelidir. Akıl, misak ve fıtratın Allah'ın kudret sahibi olmasında hüccet olmasına rağmen bu sıfatın tafsilatından cahil kalarak taksirat gösteren kimse icmali imana sahip olmasıyla beraber Allah'tan korkmasından dolayı af edilmişse bu durumun aynısı büyük şirkin bazı fertlerinde ve tafsilatında taksirat gösteren kimse içinde geçerli olması gerekir. Bu bakış açısı büyük şirkte cehaleti özür kabul eden âlimlere aittir.
18 18 ismail haliloğlu { altıncı mesele } Büyük Şirkte Cehaletin Özür Olabileceğini Söyleyen Âlimler Kendi Aralarında İki Kısma Ayrılır. Büyük şirkte cehaletin özür olabileceğini söyleyen âlimler kendi aralarında iki kısma ayrılır. 1. Büyük şirkte cehalet ancak: a) Yeni Müslüman olan kimse için, b) İlme ulaşma imkânı olmayacak derecede uzak diyarlarda yaşayan için, c) Asli küfür diyarında doğup büyümüş kimseler için geçerlidir 2. Büyük şirkte cehalet özrü, bu üç yerde geçerli olabileceği gibi bu üç yere benzer yerlerde de geçerlidir. Yani Kuran ve tefsirlerinin olduğu yerlerde, İslam ile yönetilmeyen devletlerin kasıtlı olarak Müslümanları cahil bırakma projeleri sebebiyle Rabbani âlimlerin öldürülmesi, hapsedilmesi ve seslerinin kısılması insanların cahil kalmalarına neden olur. Bu durumda kendisini İslam a nispet eden halk tevhidin bazı hakikatlerini bilemeyebilir. Çünkü onlara İslam ın gerçeklerini öğretecek olan zikir ehli âlimler yerine insanları İslam dışı devletlere ram eden, İslam kisvesine bürünmüş başlarında sarıkları, üstlerinde cübbeleri, vasıfları müftü veya imam olan bir takım kişiler gelmiştir. Bu kişiler, mücmel İslam vasfına sahip olan cahil halka tevhit hakikatlerini, zamanımızda var olan güncel şirk eylemlerini ve hâkimiyet ile alakalı bir Müslümanın bilmesi ve bildiklerini tatbik etmesi gerektiği amellerden kesinlikle bahsetmez. Dolayısıyla avam tabakasındaki kimseler, kendilerine İslam ın hakikatlerini bahseden âlimlerin, vaizlerin ve davetçilerin olmadığı
19 Büyük Şirkte Cehalet 19 mekân ve zamanlarda, o hakikatlerin anlatılmadığı meselelerde mazeret sahibi olabilirler. Bu ikinci kısımda yer alan âlimler ilme ulaşma imkânı diye bir kavramın varlığını tabii ki kabul eder. Fakat ilme ulaşmayı kitaplarla değil Nebilerin varisleri rabbani âlimlerle olabileceğini savunurlar. Çünkü insanlara hüccetin ikamesi rasûllerle olmuştur. Nitekim Allah (celle ve âlâ) bu hakikati şöyle açıklar: (Yerine göre) müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki insanların rasûllerden sonra Allah a karşı bir bahaneleri olmasın! Allah izzet ve hikmet sahibidir. Rasûllerden sonra bu görevi rabbani zikir ehli kadılar, müftüler, âlimler ve davetçiler devralmıştır, İslamî kitaplar ve internet değil. İslamî Kütüphane ve Neşriyat Hüccet Olmada Yeterli midir? Açık bir şekilde rabbani İslam davetçilerinin olmadığı yerlerde, İslamî neşriyatların ve kütüphanelerin hüccet olmada yetersiz olabileceğini şu misalle de anlatabiliriz. Türkiye nin herhangi bölgesinden icmali İslam vasfına sahip bir kimse, İslam ı günümüzde daha doğru öğrenmek ve kişiyi küfre sokacak amellerin neler olduğunu bilmek için İslamî cemaat ve neşriyatların yoğun olduğu İstanbul a gelse, herkesin de takdir edeceği gibi uğrayacağı ilk mekân Fatih -Çarşamba ve Cağaloğlu- olur. Bu iki bölgedeki İslamî neşriyatların kahir ekseriyeti, ne ulûhiyet tevhidini ne de bu tevhidi bozan fiilleri gönümüz vakıasına indirgeyerek açıklayacak bir özelliğe sahip değildir. Karadeniz, doğu veya güney doğu bölgelerinden gelen bu vatandaşın belki de dikkat çekeceği ilk şey, dinini öğreneceği kimsenin kılık kıyafetidir. Buna binaen Çarşamba ya gidip oradaki sakallı ve cübbeli bir kişiden kendisine İslam ı öğreneceği
20 20 ismail haliloğlu dini bir referans istese, başına hangi faciaların gelebileceğini bu satırları okuyan herkes bilir. Aynı şekilde, ameli ve fıkhi meselelerde sahih sünnete tabi olmalarıyla bilinen ve şu aralar görsel ve yazılı basını davetleri için bir vesile olarak kullandıkları az da olsa hissedilen birçok Suud selefi menhecine mensup davetçilerin olduğu bilinen bir gerçektir. Zikri geçen vatandaş dinini sahih bir şekilde öğrenmek için bu taifenin önde gelen bazı simalarına uğrayacak olsa, bırakın oy verme işleminin hangi düzeyde bir münkerat olduğunu öğrenmeyi, oy vermenin dinen bir vecibe oluğunu öğrenerek çıkması büyük bir ihtimaldir. Diğer taraftan dinini öğrenmek için çaba sarf eden ve İslam dini ile alakalı onu sevmenin ve namaz kılmanın dışında takriben hiçbir bilgisi olmayan sıradan bir vatandaş, zihnini fazla kurcalamadan müracaat edebileceği kimselerin başında, sistemin ilahiyat fakültesi ve İslam enstitülerinden mezun olmuş, prof, doçent, doktor, vaiz, imam, müftü ve hoca gibi lakapları olan şahsiyetler gelir. Bu da inkârı mümkün olmayan bildik bir hakikattir. Şimdi; icmali İslam a sahip, koyu bir cehalet içinde olan bu vatandaş yer yer ayet, hadis ve bazı âlimlerin isimlerini vererek konuşan müftü, vaiz ve İslamî bir dalda doktor veya profesör olmuş birisinin hangi sözüne itiraz edebilir? İslam ın hangi gerçeklerini öğrenebilir? Asrımızda var olan büyük küfür ve şirk amellerinin tafsilatlarından kendisini nasıl arındırabilir? Bir de Türkiye de yukarıda dolaylı olarak bahsi geçen cemaatlerden başka, onlarca belki de yüzlerce İslamî cemaat ve cemiyet vardır. Takriben her cemaatin önde gelen mütefekkirlerinin itikadi ve fıkhi olarak yazdığı telifatlar bulunur. Bunun haricinde İslamî ilimlerde belirli bir mertebeye ulaşıp herhangi bir cemaatle hareket etmeyen yüzlerce kanaat sahibi yazarların
21 Büyük Şirkte Cehalet 21 ortaya koyduğu birçok eser bulunmaktadır. Bunların hepsini beraberce değerlendirdiğimiz zaman, Türkiye de cahil bir insanın dinini öğrenmek için müracaat edebileceği kitapların sayısını yüzlerin üstünde görmemiz mümkündür. Elifi görse mertek zannedecek kadar cahil olan bu insan, Kuran ve Sünnetin günümüze yansımasını az da olsa görebilme hevesiyle ve ayrıca dinini doğru bir şekilde öğrenmek gayesiyle bunca yazılmış dini neşriyat içinden doğruyu eğriden, sağlamı çürükten, temizi murdardan nasıl ayırt edebilecek? Tefsir ve Hadis Kitapları Kendi Başına Hüccet Midir? Tefsir ve hadis kitaplarına gelince... Cinsu l-ameli terk etmemiş, İslamî şuur ve hassasiyeti olan, aynı zamanda haram ve helallere de bir nebze de olsa dikkat etme eğiliminde olan bir Müslümanın dinini düzgün bir şekilde öğrenebilmek için müracaat edebileceği kaynakların başında tabii ki Kuran, kuran tefsiri, hadis ve hadis şerhi gelir. Türkiye insanının özellikle Suud, Mısır ve Suriye ye giderek oradaki İslamî üniversitelerden mezun olduktan sonra yoğun bir şekilde Arapça eserleri Türkçeye tercüme ettikleri bilinir. Türkiye deki İslamî anlayışa göre İbn Kesir, Kurtubi ve Fahrettin Razi nin (Allah hepsine rahmet etsin) yazdığı tefsirler en muteber tefsirlerin başında gelir. Türkçeyi okumaktan başka hiçbir pozitif bilgisi olmayan icmali İslam vasfına sahip bir kimsenin hicri altıncı, yedinci ve sekizinci asırda telif edilmiş, bazıları yirmiye yakın ciltleri olan tefsirlerden günümüzde var olan ve birebir isimleri geçmeyen küfür ve şirk amellerinin neler olduğunu nasıl tespit edebilecek?
22 22 ismail haliloğlu Gerçekten ilimde derinleşmiş emin, ehil ve zikir ehli alimlere ve Allah ın dini hakkında hüküm vermenin ne demek olduğunu bilerek Allah u Teala dan korkan vasıflı ilim talebelerine bile ağır gelen konuların hükümlerini sıradan bir kişi nasıl tahlil ve tespit edebilecek? Örfi bir imana sahip olan kimse, biraz fikri kitap okumuş, biraz da etraftan bazı bilgiler duymuşsa tefsirlerden bakacağı ilk ayet meşhur, Maide 44. ayettir. Bu da bilindik inkârı mümkün olmayan bir hakikattir. Zira günümüzdeki demokrasi şirkinin hükmünü en güzel açıklayacak ayetlerin başında Allah (celle ve âlâ) nın Allah ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendisidir buyruğu gelmektedir. Zikri geçen şu üç tefsire, usul ilmi bilmeyen normal halktan bir kişinin bakış açısıyla baktığımızda ayetin tefsiriyle alakalı selef âlimlerinden şu bilgilerin kaydedildiğini göreceğiz. 1. Fahrettin Razi 5 (rahimehullah) bu ayeti iki bölümde inceler ve ikinci bölümde Haricilerin her âsi olanın kâfir olacağına bu ayeti delil aldıklarını anlatır. Onların bu batıl şüphelerini imamların beş değişik açıklamalarıyla çürütürken, Haricilere verilecek doğru cevabın selef ulemasından İkrime (rahimehullah) ın şu tefsirinin olduğunu ifade eder. Allah ın; Allah ın indirdikleriyle hükmetmeyenler ayeti kalbiyle inkâr eden ve diliyle reddeden kimseleri içine alır. Kalbiyle onun, Allah ın hükmü olduğunu bilip diliyle de onun Allah ın hükmü olduğunu kabul ederek onun zıddına bir amel yapana gelince, bu kişi Allah u Teâlâ nın indirdiği ile hükmetmiş, fakat onu terk etmiştir. Dolayısıyla o kişinin bu ayetin hükmü altına girmesi gerekmez. Doğru olan cevap budur. Allah en iyisini bilir. 5 Vefat, Hicri 544.
23 Büyük Şirkte Cehalet İbn Kesir 6 (rahimehullah) bu ayetin tefsirine, iki sebebi nüzulden bahsederek başlar. Daha sonra selef âlimlerinden bazı nakiller getirerek ayetin hangi alanlarda tatbik edildiğini beyan eder. Bu nakillerden birisi de İbn Cerir (rahimehullah) dan aktardığı İbn Abbas (radiyallahu anhu) dan rivayet edilen şu açıklamadır. Kim Allah ın indirdiğini inkâr ederse kâfir olur. Onu ikrar eder de onunla hükmetmezse zalim ve fasık olur. Bu açıklamadan sonra İbn Cerir (rahimehullah), bu ayet ile kitap ehlinin veya kitapta indirilen Allah ın hükmünü inkâr edenin kastedildiğini tercih eder. İbn Kesir (rahimehullah) bu açıklamalın ardından, İbn Abbas (radiyallahu anhu) dan, İmam Tavus ve A ta (rahimehumullah) dan bu ayette zikredilen küfürden küçük küfrün kastedildiği ile ilgili bazı nakiller aktadır. 3. İmam Kurtubi 7 (rahimehullah) ayeti takriben altı değişik nakille açıklamaya çalışmıştır. Bu nakillerden bazıları şunlardır. Kim Kuran ı reddederek ve Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in sözünü inkâr ederek Allah ın indirdikleriyle hükmetmezse kâfir olur (İbn Abbas) İbn Mesud ve Hasan (rahimehullah) şöyle demiştir: Bu ayet Müslüman, Yahudi ve kâfirlerden Allah ın indirdiğiyle hükmetmeyen herkesi kapsar. Yani buna itikat ederek ve bunun helal olduğuna inanarak hükmetmezse kâfir olur. Ama haram işlediğine inanarak bunu yaparsa Müslümanların fasıklarından sayılır. Onun işi Allah a kalmıştır. Dilerse onu af eder dilerse azap eder. Allah ın indirdiğiyle hükmetmeyen kâfirlerin fiillerine benzer bir amel işlemiştir. (İbn Abbas) 6 Vefat, Hicri Vefat, Hicri 671.
24 24 ismail haliloğlu Bu ayette geçen küfür dinden çıkaran küfür değildir. Fakat bu küfrün altı bir küfürdür. (yani küçük küfürdür.) (İmam Tavus) Evet, bu açıklamalar, Türkiye deki en meşhur tefsirlerde geçen bazı açıklamalardır. Tabi ki bu üç tefsirde geçen açılamalar yukarıda zikri geçen nakillerle sınırlı değildir. Fakat kim Allah ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendisidir ayetinin ne manaya geldiğini öğrenmek isterse, yukarıda zikri geçen rivayetlerle mutlaka karşılaşacaktır. Aynı şekilde selef âlimlerinden yaptığımız bu açıklamaların dışında günümüz tağuti sistemlerin hükmünü beyan niteliğinde başka nakiller de vardı. Fakat biz yukarıda rivayet edilen nakilleri kasıtlı olarak zikrettik. Her ne kadar bizler ve bizimle aynı menhece sahip olan kimseler, selef âlimlerinden gelen bu rivayetlerin günümüz tağuti sistemlerinde Allah (subhanehu ve teâlâ) nın indirdikleriyle hükmetmeyen yöneticileri hakkında yorumlanamayacağına itikat etse de, dinini hicri altı, yedi ve sekizinci asırda yazılmış tefsir kitaplarından öğrenmeye gayret eden herkes, bu tefsir kitaplarındaki açıklamalardan günümüz hükümetleri hakkında doğru neticeyi çıkarması mümkün olamayabilir. Çünkü avam tabakasındaki bir kimse âlimlerin zikrettiği rivayetlerin hangisinin sahih hangisinin zayıf, hangisinin mutlak hangisinin mukayyet, hangisinin umum hangisinin hass, hangisinin muhkem hangisinin müteşabih olduğunu bilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla sadece tefsir kitapları tekfir meselesinde yeterli hüccet niteliğine sahip olmaz.
25 Büyük Şirkte Cehalet 25 { yedinci mesele } Büyük Şirkte Cehaleti Mazeret Görmeyen Âlimler Kendi Aralarında İki Kısma Ayrılırlar. Büyük şirkte cehaleti, ikrah ve intifau -kast dışında hiçbir şekilde mazeret görmeyen âlimler, büyük şirk işleyenin Müslüman olmayacağı hükmünde ittifak ettikten sonra, kendi aralarında iki kısma ayrılırlar. 1. Küfür ve şirk ayrımını yapmayanlardır. Bu görüşte olan âlimler, küfür ve şirki birbirinden ayırmadıkları gibi, büyük şirk işleyen kimsenin küfrünü azabı gerektiren küfür ve azabı gerektirmeyen küfür diye iki başlık altıda da incelemezler. Bu âlimlere göre, başta akıl, fıtrat, misak ve ayrıca Kuran kendi başına hüccet olduğu için ikrah ve intifau l-kast dışında büyük şirk işleyenin kanı ve malı helaldir; tövbe etmeden ölecek olursa ebedi cehennemlik olur Kısımda olan âlimlerin konuya yaklaşımlarında iki tasavvur farklılığı bulunur. a) Şirk ve küfür kelimeleri lügavi ve şeri olarak birbirinden ayrı ıstılahlarda değerlendirenlerdir. Bu iki kelimenin arasını ayıran âlimler, bu ayrımı hem lügate bakarak yaparlar hem de şeri kullanım alanlarına. Örneğin lügat itibariyle herkes yaptığı işin vasfıyla anılır. Arapçada su içene şârib, yemek yiyene e kil, hırsızlık yapana sârik denildiği gibi şirk koşana da müşrik denilir. 9 Şer i olarak ta 8 Bu görüş cehalet meselesindeki hakka en uzak görüştür. Çünkü bu görüş açık bir şekilde Rasûl göndermeden azap ediciler değiliz ayetine muhalefet etmektedir. Bu mezhebin asıllarında mutezilenin bazı dürtüleri bulunmaktadır. Fakat bu görüşü savunan âlimlerimiz başka delillerle bu ayeti tevil ve tahsis ettikleri için İnşaAllah özür sahibidirler. 9 Büyük şirkte cehaleti mazeret kabul etmeyip küfür şirk ayrımı yapan âlimlerimizin ayrıca şöyle ince bir tespitleri vardır. Küfrün hakikatinde örtmek
26 26 ismail haliloğlu insanın İslam fıtratı üzere yaratılmış olması, kendisinden misak alınması ve Allah u Teâlâ nın yarattığı akıl nimeti üzere olması tevhit üzere sabit kalarak şirke düşmemesi hususunda kendisine hüccet ikame edilmiş manasına gelir. Dolayısıyla büyük şirk işleyen bir insanın cehaleti ve tevili İslam dan çıkmasına ve müşrik diye isimlendirmesine engel teşkil etmez. Fakat bu şekilde büyük şirk işleyen kimsenin dünya ve ahirette cezaya çarptırılması, risâlet hüccetinin kendisine ikâme edilmesine bağlıdır. Dolayısıyla muteber cehaleti olan bir kimse, büyük şirk işlerse ona müşrik denilir fakat tekfir edilmez. Çünkü bu âlimlere göre, ancak kendisine risâlet hüccetti yapılan kimselerin canı ve malı helal olur ve kendisine kâfir denilir. Tekfir tehdit ve ceza manasına geldiği için kendisine risâlet hücceti ikame edilen kimseye ancak bu ceza hükmü icra edilir. Ayrıca makbul ve muteber bir cehaleti olmayan bir kimse büyük şirk işlerse hem kâfir olur hem de tekfir edilir. Fetret döneminde yaşayan bir kimsenin büyük şirk işleyerek ölmesi durumunda ise cennete veya cehenneme girmesi, ahirette imtihanı kazanmasına veya kaybetmesine bağlıdır. ve nankörlük bulunur. Bir kimsenin kâfir olabilmesi Allah (subhanehu ve teâlâ) nın hüccetini örtmesine ve dolayısıyla Ona nankörlük yapmasına bağlıdır. Bu ise bir insanın nassı yalanlaması, onu inkâr etmesi ve ondan yüz çevirmesi ile olur. Dolayısıyla risâlet hücceti kendisine ulaşmamış olan bir insan o hücceti nasıl örtebilir? Başka bir deyimle onu nasıl yalanlayabilir veya inkâr edebilir ya da ondan yüz çevirebilir? Bu anlayışa göre bir insanın kâfir olması demek, o insana delil ve hüccet ulaştı da, o bu hücceti inkâr etti veya tekzip etti ya da ondan yüz çevirdi demektir. Buna göre muteber cehaleti olan bir kişinin büyük şirk işlemesi durumunda ona müşrik denilir fakat kâfir denilmez. Müşrik denilir, çünkü büyük şirk amelini işlemiştir. Kişi yaptığı işle isimlendirilir. Ayrıca şirk ve tevhid bir arada bulunmaz. Kâfir denilmez çünkü kendisine hüccet ikame edilmemiştir. Muteber cehaleti olup kendisine hüccet ikame edilmeyen birisi neyi inkâr etmiştir veya neyi yalanlamıştır ya da neyden yüz çevirmiştir ki ona kâfir denilsin?
27 Büyük Şirkte Cehalet 27 b) Yukarıda zikredildiği gibi şirk ve küfür arasında bir ayrım yoktur diyenler. Bu görüşte olan âlimlerden kimisine göre her şirk küfürdür fakat her küfür şirk değildir. İkrah ve intifau l-kast dışında büyük şirk koşan kimseye kâfir ve müşrik vasıflarını vermeye engel hiçbir özür yoktur. Bu görüşe göre büyük şirk işleyen kimsenin muteber bir cehaleti olsa dahi kendisine kâfir denilir; fakat cezai işlem hüccet ikamesinden sonra yapılır. Bu görüşte olan âlimler şirk küfür ayrımı yerine, cezayı/azabı gerektiren küfür ve cezayı gerektirmeyen küfür ayrımı yaparlar. Yani iki hal 10 dışında büyük şirk işleyen herkes kâfirdir. Büyük şirk işleyen kimseye kâfir hükmü verildikten sonra bakılır. Şayet bu kimsenin muteber bir cehaleti varsa cezai işlem hüccet ikamesinden sonra yapılır. Eğer muteber bir cehaleti yoksa dünyada canı ve malı helaldir; ahirette ise ebedi cehennemliklerden sayılır. { sekizinci mesele } Büyük Şirkte Cehaleti Mazeret Görmeyen Âlimler İki Yerde Şirk Koşana Müşrik Demez Müslüman Derler. Büyük şirkte cehaleti hiçbir şekilde özür görmeyen âlimler, büyük şirkin bizzat kendisini işleyenlere iki durumda Müslüman hükmünü verirler. 1. Muteber ikrah altında büyük şirk işleyenlere 2. Hiçbir kastı olmadan şiddetli sevinç anı ve benzeri durumlarda büyük şirki ifade eden bir cümle sarf edenlere... Bu iki durumda büyük şirk işleyen kimselere Müslüman hükmünü vermek hususunda, Ümmet-i Muhammed arasında 10 İkrah ve intifau l-kast
28 28 ismail haliloğlu her hangi bir ihtilaf yoktur. Çünkü ikrah ve intifau l-kast hallerinde bir Müslümanın mazeret sahibi olmasıyla alakalı gelen Kuran ve Sünnet nasslarının delaleti kat idir. Dolayısıyla muteber ikrah halinde büyük şirk amelini işleyen bir kimseye müşrik değil Müslüman hükmü verilir. Birileri çıkar da siz nasıl dini aslını bozarak büyük şirk ameli işleyen bir müşrike Müslüman diyorsunuz derse büyük bir sapkınlığa düşmüş olur. Çünkü muteber ikrah halinde büyük şirk işleyene müşrik hükmünü vermek, ilim, irfan ve fıkıh olmadan kalpteki eğrilikten ve müteşabih ayetlere bakmaktan kaynaklanır. Diğer taraftan muteber ikrah halinde büyük şirk işleyen bir kimseye Müslüman diyen âlimlere; Kuran da Allah (subhanehu ve teâlâ) müşrikin af edilmeyeceği, şirk koşanın amellerinin batıl olacağı, şirk koşanın büyük bir günah ile iftirada bulunduğu ve pek uzak bir delalete sapmış olacağı, Allah kendisine şirk koşana cenneti haram kıldığı ve sığınağının ateş oluğu, Allah a ortak koşanın sanki gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibi olduğundan bahsetmişken siz nasıl büyük şirk koşana Müslüman dersiniz diyerek bu âlimleri sapkın görmek nasıl ki büyük bir yanlışlıksa, ikrah ve intifau l-kast haletine ilaveten muteber cehaleti mazeret kabul edip büyük şirk ameli işleyen bir kimseyi Müslüman kabul eden âlimleri sapkın görmek ta büyük bir yanlışlıktır. Çünkü büyük şirk işleyenin kesinlikle af edilmeyeceği ve cennetin ona haram kılındığıyla ilgili yukarıda meallerini verdiğimiz ayetlerin genel ifadelerini ikrah ayeti ile tahsis etmek nasıl ki ümmetin ittifakıyla isabetli bir anlayışsa, aynı şekilde bazı âlimlere göre muteber cehaletin varlığını ifade eden Kuran ve Sünnet nasslarıyla zikri geçen ayetleri tahsis etmek (onlara göre) isabetli bir davranıştır. Hulasa; Kuran ve Sünnet ten bazı nasslara dayanarak büyük şirkte muteber cehaletin özür olabileceğine kanaat getiren âlimler, bu kanaatlerine, heva, heves, akıl, mantık, kıyas ve
29 Büyük Şirkte Cehalet 29 istihsanı delil alarak ulaşmamışlardır. Onları bu kanaate sevk eden Kuran ve Sünnet nassları hakkında yaptıkları içtihatlardır. Dolayısıyla onlara bu hususta muhalif olan kişiler öncelikle onların bu kanaate ulaşmalarını bir içtihat olarak kabul etmelidirler. Zira büyük şirkte cehaletin hiçbir surette özür olamayacağını savunan âlimler ilimde, fıkıhta, usul ve benzeri ilimlerde ne kadar derinse, onlara muhalif olan âlimlerde bir o kadar derindir. { dokuzuncu mesele } Muasır Âlimler Büyük Şirkte Cehalet Mevzusunda Birden Fazla Değişik Görüşe Sahiptir. Âcizane büyük şirkte cehalet mevzusu hakkında yaptığımız araştırma neticesinde Muasır âlimlerin dört farklı neticeye ulaştıklarını tespit edebildik Büyük şirk işleyen bir kimsenin cehaleti kendisi hiçbir şekilde özür olmaz; kendisine kâfir denilir ve tövbe etmeden ölecek olursa ebedi cehennemliklerden olur Büyük şirki cahillikle işlemek, ancak üç kimse için özür kabul edilir. a) Yeni Müslüman olan bir kimse için b) İlimden uzak yerlerde yetişmiş kimse için c) Asli küfür diyarında doğmuş kimse için 11 Bu taksimat üçe indirilebilir veya beşe çıkarılabilir. 12 Bu görüş cehalet meselesindeki hakka en uzak görüştür. Çünkü bu görüş Rasûl göndermeden azap ediciler değiliz ayetine muhalefet etmektedir. Bu mezhebin asıllarında mutezilenin bazı dürtüleri bulunmaktadır. Fakat bu görüş sahipleri başka delillerle bu ayeti tevil ve tahsis ettikleri için İnşaAllah özür sahibidirler.
30 30 ismail haliloğlu 3. Büyük şirk işleyen bir kimsenin cehaleti hiçbir surette mazeret olmaz; kendisine müşrik veya kâfir denilir. Böyle bir durumda olan kimsenin tekfir edilmesi için cehaletinin makbul olup olmadığına bakılır. Şayet makbul bir cehaleti varsa hüccet ikamesi yapılır; makbul bir cehaleti yoksa direkt tekfir edilir. Büyük şirk amelini işleyen bir kimse tövbe etmeden ölecek olursa dünyada kendisine gayri Müslim muamelesi yapılır. Ahiretteki durumu ise dünyadayken içinde bulunduğu cehaletin muteber olup olmadığına bağlıdır. Muteber cehaleti varsa Allah (celle ve âlâ) onu imtihan eder. İmtihanı kazanan cennete, kazanamayan cehenneme gider. Bu durumda olan bir kimsenin muteber bir cehaleti yoksa imtihan edilmez ve ebediyen cehennemde kalır. 4. Büyük şirkte cehaletin mazeret olarak kabul edilmesi mümkündür. Bu mezhepte olan âlimler mutlak ifadeler kullanmazlar. Yani şirk ameli işleyen herkesin cehaleti makbuldür veya makbul değildir gibi genel ifadeler kullanmazlar. Aynı şekilde büyük şirkte cehaletin özür olabileceği yerler üç yerle sınırlı da değildir. Âlimler bu üç yeri misal olması için vermişlerdir. Dolayısıyla hükmen bu üç yere benzer durumlarda da cehalet özründen bahsedilebilir. Büyük şirk işleyen bir Müslümanın cehaleti makbul ise kendisine hüccet ikame edilene kadar müşrik denmez ve müşrik muamelesi yapılmaz. Hüccet ikame edilmeden önce ölmesi durumunda kendisine Müslüman muamelesi yapılır. 13 Büyük şirkte cehaletin özrü ile alakalı zikrettiğimiz bu dört mezhebi savunan emin ve ehil zikir ehli âlimler bulunmaktadır. Her ne kadar sahih görüşe göre bu ve benzeri meselelerde hak mezhep bir tane olsa bile bu, kendi çıkarımlarımızla tercih ettiğimiz mezhebin dışındakileri yok sayacağımız manasına 13 Aynı zamanda büyük şirkte cehaletin özür olabileceğini savunan âlimlerin ekserisi tevil, taklit ve hatayı da tekfire mani olarak görürler. Fakat bizim konumuz tekfirin manileri olmadığı için risalemizde bunlara yer vermedik.
31 Büyük Şirkte Cehalet 31 gelmez. Zira büyük şirkte cehaletin özür olarak kabul edilip edilmeyeceğiyle alakalı Kuran ve Sünnette varit olan nassların delaleti zanni değil de kati olmuş olsaydı; 1. İslam ümmeti bunca ihtilaf etmezdi, 2. İçtihada açık bir mevzu olmazdı, 3. Özellikle sahih delile tabi olmayı kendilerine menheç edinmiş selefi âlimlerin cehalet meselesiyle alakalı birbirine zıt onlarca kitap ve risalesi olmazdı. 4. Delaleti kati olan nassa muhalefet eden taifeye karşı ümmetin ittifakı olurdu. 5. Takvalı, İhlaslı, emin ve ehil rabbani ulema büyük şirkte cehaleti özür görmeyenlere harici, cehaleti özür görene mürcie derdi. { onuncu mesele } Cehalet Meselesinde Beri Olunması Gereken ve İçinde Haricilik Dürtüleri Olan Görüş. Büyük şirkte cehalet mevzunda kendisini selefe ve ilme nispet eden bazı kişilerden, beri olunması ve reddedilmesi gereken çok sapkın bir görüşün varlığını işitir olduk. Harici meyilli bu kişiler, yazdıkları kitaplarından ve bazı sesli derslerinden edindiğimiz bilgiye göre büyük şirkte cehaleti özür görmemeyi dinin aslından sayarlar. Buna binaen büyük şirkte cehaletin varlığından bahseden kimseleri cahilce ve fütursuzca tekfir ederler. 14 Onlara göre büyük şirkte cehaletin özür olabileceğini 14 Zamanımızın büyük allamesi muhaddis Şeyh Süleyman b. Nasır Ulvan (hafizehullah) büyük şirkte cehaleti özür görenlerin Müslüman olamayacağını iddia edenlere şöyle der: "Bunlar cehalet ve dalalet sahibi kimselerdir. Bu gö-
32 32 ismail haliloğlu ifade eden, ümmet-i Muhammed in itibar ettiği cihat, içtihat ve zikir ehli, rabbani âlimler kâfirdir. Aynı şekilde bu âlimlerin görüşlerini benimseyen ilim talebeleri veya ilim talebesi olmayan kişiler, Allah ın dinini yüceltmek için ömürleri boyunca cihat etseler, dinlerini muhafaza etmek için hicret etseler ve ameli ve kavli olarak hayatlarında hiçbir şirk ve küfür davranışı olmasa bile bu harici meyilli kişilere göre kâfirdir. Çünkü onlara göre büyük şirkte cehaleti mazeret görmek küfürdür. Bu taifenin, Kuran ve Sünnet ten delil getirdikleri hiçbir dayanakları olmadığı gibi, önceki imamlardan takip edecekleri herhangi bir selefleri de yoktur. Delil diye ileri sürdükleri şeyler, akıl, kıyas, lazimi gerekçeler, istihsan, mantık ve bazı Necdi Davet İmamlarının kitap ve risalelerinde geçen genel, mutlak tehdit içerikli veya muayyen bir vakıayla alakalı zikredilmiş sözlerdir. Yani şer i delil olması bakımından hiçbir geçerliliği olmayan, tamamen akla dayalı, asli kâfirler hakkında varit olan nassları külli manada İslam ümmetine tatbik etmeye bağlı, Harici zihniyetinin dürtülerine endeksli sığ bir bakış açısıyla ümmetin önde gelen fazilet sahibi âlimlerini tekfir ederler. Mesela; bu batıl menhece sahip olan kişiler, büyük şirkte cehaleti mazeret gören âlimleri tekfir ederken derler ki: Çünkü onlar tevhidi anlamamışlardır Çünkü onlar şirke İslam, müşrike Müslüman hükmü vermişlerdir. Bu ise Kuran ı yalanlamak manasına gelir. Kim Kuran ı yalanlarsa kâfir olur Çünkü onlar büyük şirk işleyenin cehaletini mazur görmekle müşrike Müslüman deyip onunla dostluk kurmuşlardır. Kim müşriklerle dostluk kurarsa kâfir olur rüşte olan kimselere ne âlim ne de ilim talebesi denilmez. Bu görüş Haricilerin ve Mutezilenin görüşüdür" Şeyh Atiyye (rahimehullah) bu görüşte olanları haricilikle vasıflandırmıştır.
33 Büyük Şirkte Cehalet 33 Allah (subhanehu ve teâlâ) İmam İbn Teymiye ye rahmet etsin; bunlar hakkında ne kadar da güzel bir tespitte bulunmuş! (Bunlar) ortaya çıkardıkları bidatlerde kendilerine muhalefet edeni tekfir eder, onun canını ve malını helal görürler. İşte bu bidat ehlinin halidir... Ehl i Sünnet ve l-cemaat ise Kuran ve Sünnete tabi olur, Allah ve Rasûlüne itaat ederler. Onlar hakka tabi olur, yaratılmışlara merhamet ederler. 15 Bu taifenin tekfir gerekçesi olarak ileri sürdüğü bütün iddialar, yalan, iftira ve mezhebin gerektirdiği ile tekfir etmekten ibarettir. Sığ bir bakış açısı ve Aristo mantığındaki tasavvur ve tasdiklerden oluşan akli bir delillendirme ile ümmetin büyük âlimlerine ağır gelen tekfir meselesinde fütursuzca genellemelerde bulunurlar. Hadislerde ahir zamana kadar devam edeceği belirtilen Haricilerin günümüzdeki temsilcileri olmaya namzet bu taife, Arakan da sırf Müslüman oldukları için ateşe atılan mazlumlara Müslüman demekten imtina eder. Aynı şekilde geçmişte ümmetin başına bela olmuş Haricilerin modern savunucularından olmaya aday bu taife, Nusayri tağutuna ilah demediği ve ona secde etmediği için tekbir ve tehlil getirerek diri diri toprağa gömülen mazlumlara Müslüman demekten çekinir. Çünkü onlara göre daha önceleri İslam ile yönetilen şuandaki küfür sistemlerinde yaşayan bütün halklara verilecek hükümde asıl olan onların kâfir olduğudur veya onlar hakkında İslam hükmünü vermekten tevakkuf etmektir. Zira kendilerinden ve tanıdıkları bazı kişi ve gruplardan başka dünyada Müslüman yoktur! Ehl-i Sünnet ve l-cemaat itikadında sebat etmek isteyen kardeşler, bu taifenin Haricilik kokan bu fikirlerinden beri olmaları gerekir. Zira onların Kuran ve Sünnet ten hüküm 15 Mecmu'ul-Feteva c,3 s,279.
34 34 ismail haliloğlu çıkaracak ilimleri olmadığı gibi zamanımızın Rabbani imamlarına tabi olmayı da Yahudiler gibi Kitabı arkalarına atmak olarak görürler! Hakkı haykırdıkları için ömürlerini zindanlarda geçiren veya Allah ın kelimesini yüceltmek için hayatlarını cihat, hicret ve ribat topraklarında tüketen veya zindanlarda mahpus olan zamanımızın Rabbani imamları (onlara göre) akideyi bulandırmıştır! İnsaflı olmak gerekirse onların akideyi bulandırmayan Şeyhlerinden Ahmet Hazimi isminde ilim ehli birisi vardır. Bu Şeyh, büyük şirkte cehaleti mazeret gören zamanımızın âlimlerini tekfir eder. Bununla beraber, Suud tağutunu veli y-yul emir(!) olarak görür, onun bu emirine karşı ayaklanan mücahitlerin 16 başkaldırışına da haricilik yakıştırması yapar. Demek ki akideyi bulandırmamak böyle bir şeymiş!!! Aslında bu şeyhin müritlerine göre Şeyh Hazimi en hafifinden kâfir olması icap eder. Çünkü Suud tağutunu tekfir etmemiştir. Eğer ömrünü ilim ve irfanla geçirmiş Türkiye deki bazı kanaat emirleri Türkiye tağutuna hiçbir surette oy vermediği halde onun hakkında Ben ne Müslüman derim ne de kâfir dediği için (onlara göre haşa) küfrün önderi olarak görülüyorsa, Suud tağutunu veliy ul-emir olarak gören Şeyh Hazimi bu taifeye göre hayli hayli kâfir olması icap eder. Bunun dışında bu taifenin, internetten şeriatı getirmeye çalışan bir şeyhleri daha vardır. Şeyh Ebu Meryem... Bu şeyh de bazı müritleri gibi büyük şirkte cehaleti mazeret görenleri tekfir eder ve şu zamanda var olan cihat hareketlerini batıl görür. Sizin şeyleriniz size kalsın, bizler -elhamdulillah- kendi şeylerimizden memnunuz. Bu zamanda kendilerini imam olarak gördüğümüz âlimler, canlarını, mallarını ve bütün eforlarını 16 Bazı mücahitlerin Suud tağutuna karşı başkaldırmasını haricilik olarak görür
35 Büyük Şirkte Cehalet 35 tağutları inkâr/tekfir ve Allah ı birleme yolunda vakfetmişlerdir. 17 Ömürlerinin büyük bir kısmı, saray ve kabir şirklerini reddettikleri için kimisi zindanlarda hapsedilmiş, kimisi hicret ve cihat diyarlarında şehit edilmiş. 18 Tağutları sadece dilleriyle ret ve tekfir etmediklerini hayatlarıyla ispatlamışlar, ümmete bu noktada örnek ve önder olmuşlardır. Biz onları böyle zannediyoruz. Allah a karşı kimseyi temize çıkaramayız, akıbetlerine de kefil olamayız. Geçmişte Yaşayan Âlimlerden Büyük Şirkte Cehaleti Mazeret Gören Olmuşmu? Selefiyye medresesine intisaplı kimselerin çok iyi bildikleri ve zaman zaman dile getirdikleri bir hakikat vardır. Bu hakikat, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) in dışında hiçbir âlimin görüşü, düşüncesi ve içtihadı hüccet değildir. Âlimlerin sözleri hüccet değil kendisine hüccet aranır. ilkesidir. Selefiyye medresesine mensup olan bu aciz kardeşiniz, bu iki cümlenin gerektirdiği ile Allah (subhanehu ve teâlâ) ya yakınlaşmaya çalışmaktadır. Bu hakikat bizlerin katında ne kadar değerli ise, selefimize ve âlimlerimize hürmet ve itibar etmek de bir o kadar değerlidir. Dolayısıyla selefi olmak müstakil ve bağımsız olmak değildir. Tam tersine selefilik, sahabe ve onlara güzellikle tabi olan ilklerin fehimine ve menhecine ittiiba etmektir. Risalemizin başında da ifade ettiğimiz gibi yazmaya çalıştığımız bu ufak çalışmanın sebebi, cehalet meselesini bütün yönleriyle fıkhi veya şeri açıdan incelemek, mesele hakkında ihtilaf eden âlimlerimizin delillerini zikretmek ve görüşler arasında bir tercihte bulunmak değildir. 17 Bizler öyle zannediyoruz. Allah a karşı kimseyi temize çıkaramayız. 18 İnşaAllah...
36 36 ismail haliloğlu Son zamanlarda ilmi tahammülleri sukut etmiş olan bazı kesimler, kendilerinden başkasını tanımama hastalığına yakalanmışlardır. Cüz î ilimleriyle ortaya koydukları içtihadi ve zanni neticeleri tartışılamaz ve üstüne söz söylenmez olarak görmektedirler. Hâlbuki hakkında sahih, sarih ve delaleti kati bir nassın olmadığı meselelerde, ilim talebeleri muhaliflerine sinelerini gayet geniş tutmalıdır. Sizler Ehl-i Sünnet in asıllarına bağlı kalarak gücünüz nispetinde araştırmalarınızın neticesinde bir görüşü tercih edebilirsiniz. Bu sizin hakkınızdır. Fakat bu zannınızı ve içtihadınızı başkasına diretmeye hakkınız yoktur. İçtihada açık meselelerde bu her iki taraf için de geçerlidir. Fikri, zanni ve içtihadi ihtilaflarımızı, buğz, kin ve nefret haline dönüştürerek ayrılığa ve bölünüp parçalanmaya sebebiyet vereceğimize, Allah u Teâlâ dan bir veya iki ecir bekleyip Onun yolunda faydalı olmaya çalışsak daha isabetli olur. Görebildiğimiz kadarıyla geçmişte yaşayan âlimlerimizden İbn Hazm (rahimehullah) ve Ebu Bekir İbnu l-arabi el-maliki (rahimehullah) büyük şirkte cehaleti özür olarak görmektedir. İbn Hazm İbn Hazm 19 (rahimehullah) şöyle der: Ümmetin tamamı aralarında her hangi bir hilaf olmadan ittifak etmeleri, hakkında 19 Vefat, Hicri 456. İbn Hazm (rahimehullah) ın künyesi Ebu Muhammed dir. Kurtuba da 384 te doğmuştur. Birçok kişiden hadis dinlemiş ve birçok kişi de kendisinden hadis rivayet etmiştir. İleri derecede bir zekâya ve cevval bir zihne sahiptir. Âlimler onun hakkında şöyle derler. Ebu Hamid el-gazali (rahimehullah): "Ebu Muhammed İbn Hazm ın hafızasının büyüklüne ve zihninin akıcılığına delalet eden Allah u Teâlâ nın isimleri hakkında yazdığı bir kitaba rastladım." İmam Ebu'l-Kasım (rahimehullah): İbm Hazm lisan ilmindeki genişliği, belagat şiir, siyer ve tarih ilminde payının büyük olmasıyla beraber, bütün Endülüs ehlinden İslamî ilimlerde en çok bilgiye ve ilme sahiptir. Oğlu Fadl bana, babasının el yazması teliflerinden takriben seksen-binyaprağa ulaşan dört yüz ciltlik kitap oluğunu söyledi. Ebu Abdullah el-humeydi (rahime-
37 Büyük Şirkte Cehalet 37 hiçbir ihtilafın olmadığı kaçınılmaz bir delildir ki; kim Mushaf ta olduğunu bildiği halde kasıtlı olarak Kuran da ki bir ayeti, onun zıddına değiştirse, aynı şekilde bir kelimeyi bilerek eksiltse veya fazlalaştırsa bütün ümmetin ittifakıyla kâfir olur. Daha sonra bir kişi Kuran okurken, hak kendisine belli olmadan önce isabet ettiğini tahmin ederek bilmeden bu hususta inatçılık yapar ve tartışır da Kuran da geçen bir kelimeyi fazlalaştırmak veya eksiltmek suretiyle hataya düşerse, ümmetin hiçbir ferdine göre ne kâfir ne fasık ne de günahkâr olur. (Ama) Bu kişi Mushaf a vakıf olduğunda veya verdiği haberle hüccetin hakkında kaim olduğu bir şahıs bunu ona anlattığında, hatasında devam ederse, hiç şüphesiz ümmetin tamamına göre kâfir olur. İşte bu dinin bütün meselelerinde geçerli olan hükümdür İbn Hazm (rahimehullah), Müslüman bir kimsenin hata ile işlemiş olduğu İslam a muhalif bir söz veya amelin af edildiğinden bahsetmekte ve ümmetin âlimleri arasında bu noktada bir ihtilafın olmadığını ifade etmektedir. Ayrıca İbn Hazm (rahimehullah) hata ile yapılan bu amelin dinin bütün meselelerini kapsayacağını hatırlatırken açık ve genel bir ifade kullanır. İşte bu dinin bütün meselelerinde geçerli olan hükümdür Büyük şirkte cehaletin özür olabileceğini iddia eden âlimler der ki: Fıkıhta hata iki kısma ayrılır. 1. Fiilde yapılan hata 2. Kasıtta yapılan hata Kasıtta yapılan hatanın içine kişinin cahilce yapmış olduğu fiiller de girer. Dolayısıyla bir Müslüman büyük şirki bilmeden hullah): "İbn Hazm, hadis ve hadis fıkhını ezbere bilir, Kuran ve sünnetten hüküm çıkarırdı; ilmiyle amil ve bütün ilimlerde mahir bir kişiydi. Kendisinde zekânın, hızlı hafızanın, dindarlık ve cömertliğin bir araya geldiği onun benzeri birsini görmedik..."
38 38 ismail haliloğlu veya yanlışlıkla işlemişse hüccet ikame edilmeden önce mazeret sahibidir. Büyük şirkte cehaleti mazeret kabul eden âlimlerin İbn Hazm (rahimehullah) ın zikri geçen ifadesine yaklaşımı böyledir. Diğer taraftan, büyük şirkte cehaleti özür kabul etmeyen Ebu Meryem el-mihlif, İbn Hazm (rahimehullah) ın zikri geçen ifadesine Kuran ve Sünnette geçen mutlak/genel ifadelerle ve İbn Hazm (rahimehullah) ın hükmün muayyene tatbik edilmediği yerlerde söylenen umumi sözleriyle cevap vermeye çalışmıştır. Bu ise, mutlak ve muayyen tekfir meselesinden haberdar olan kişilerin rahatlıkla Ebu Meryem el-mihlif in reddiyesine cevap verebileceği bir durumdur. 20 Bunun dışında cehaleti çok dar bir alana hapseden bazı yazarların İbn Hazm (rahimehullah) ın yukarıda zikri geçen görüşüne reddiye yazdıkları olmuştur. Fakat âcizane bizim buradaki kastımız, bu münakaşayı aktarmak olmadığından bu kadar açıklama ile yetinmeyi uygun buluyoruz. Ebu Bekr İbnu l-arabi el-maliki Ebu Bekr İbnu l-arabi el-maliki 21 (rahimehullah) ın büyük şirkte cehaleti özür gördüğüne dair ifadesi şöyledir: Bu ümmetten cahil ve hata eden birisi, müşrik ve kâfir olacağı küfür ve şirk amelini işlese bile, terk ettiğinde 22 küfre düşeceği hüccet misline kapalı olmayacak şekilde net bir surette kendisine belli olana, düşünce ve inceleme olmadan bütün Müslümanların bildiği, âlimlerin açık ve kati icma ile ittifak ettikleri dinde zaruri 20 İbn Hazm (rahimehullah) küfür ve şirk ayrımı mevzusunda Ebu Hanife (rahimehullah) ın her şirkin küfür olduğunu fakat her küfrün şirk olmadığı görüşünde olduğunu söyler. İmam Şafi (rahimehullah) ın ise bu iki kelime hakkında her hangi bir fark olmadığı görüşünde olduğunu ifade eder. İmam İbn Hazm (rahimehullah) ve Şeyh Ebu Katade İmam Şafi (rahimehullah) ın görüşünü tercih ederler. 21 Vefat, Hicri Kabul etmediğinde...
39 Büyük Şirkte Cehalet 39 olarak bilinen meseleleri inkâr edene kadar, cehalet ve hata ile mazurdur 23 Görüldüğü gibi Şeyh İbnu l-arabi (rahimehullah) kendi ifadesinde şerhe, açıklamaya ve ihtilafa ihtiyaç duyulmaksızın büyük şirkte cehaletin olabileceğini ifade etmiştir. Bu iki âlim cehaletin büyük şirkte özür olabileceğini ifade eden en eski âlimlerdendir. Şeyh Abdullah en-necdi Şeyh Abdullah b. Muhammed b. Abdulvahhab en-necdi 24 (rahimehumullah) büyük şirkte cehaleti mazeret kabul eden âlimlerdendir. 25 Muhammed b. Abdulvahhab (rahimehullah) ın âlim oğullarından Şeyh Abdullah (rahimehullah) Emir Suud önderliğindeki orduyla hicri 1218 yılında Mekke ye girer. Emir, harem-i şerifte olanlara eman verir ve daha sonra hep beraber umre yaparlar. Umre amelini bitirdikten sonra Emir Suud, Mekke de olan âlimlerden ne istediğini ve niçin savaştıklarını arz eder. Daha sonra Şeyh Abdullah kendilerine eman verilen kimselere uzun 23 Şeyh in ifadesini şu şekilde tercüme etmemiz de mümkündür. Bu ümmetten cahil ve hata eden kimse kendisini müşrik ve kâfir yapacak şirk ve küfür ameli işlese bile, terk ettiğinde küfre düşeceği hüccet misline kapalı olmayacak şekilde net bir surette kendisine belli olana kadar cehalet ve hatası ile mazeret sahibidir. (Aynı şekilde) Düşünce ve inceleme olmadan bütün Müslümanların bildiği, âlimlerin açık ve kati icma ile ittifak ettikleri dinde zorunlu olarak bilinen meseleleri inkâr eden de, kabul etmediğinde küfre düşeceği hüccet misline kapalı olmayacak şekilde net bir surette kendisine belli olana kadar, cehalet ve hata ile mazurdur. 24 Vefat, Hicri Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) in kabri yanına gelerek ondan Allah a duâ etmesini istemek fiilinin hükmü hakkında muasır ulama ihtilaf etmiştir. Bazı âlimler bu şekilde Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) in kabri başına gelerek ondan Allah (subhanehu ve teâlâ) ya duâ etmesini istemenin büyük şirk olduğunu bazı âlimler ise küçük şirk olduğunu diler getirmişlerdir. Zannımızca Şeyh Abdullah (rahimehullah) bu ameli büyük şirk olarak görmektedir.
40 40 ismail haliloğlu uzadıya bazı nasihatler yapar. Bu nasihatler arasında, savaşmadaki gayelerinin ne oluğunu, itikadi ve fıkhi olarak nasıl bir menheç takip ettiklerini, kendileri hakkında uydurulan yalan ve iftiralara ameli ve sözlü olarak nasıl cevap verdiklerini anlatır ve şefaat isteme hakkında şöyle der: Ey Allah ın Rasûlü ya da Ey Allah ın veli kulu! Senden şefaat veya başka bir şey istiyorum mesela Bana yetiş Bana yardım et Bana şifa ver Düşmanıma karşı bana yardım et gibi ifadeler söylenilmez. Şeyh Abdullah bu şekilde ancak Allah (azze ve celle) den istenilmesi gereken şeylerin başkasından istenmesini büyük şirk olarak beyan eder. Daha sonra tevessül ve Ehl i-beyt hakkındaki görüşlerini söyler. Ardından şefaat hakkındaki görüşlerini kabul etmeyen bazı kişilerin sorması muhtemel olan bir soruya nasıl cevap verdiklerini, kendisi önce soruyu sorarak ve daha sonra cevabını vererek sözlerine devam eder. Soru şöyledir: Hakkı kabul etmek ve ona boyun eğmekten nefret edilmesini isteyen birisi: Kim, Ya Rasûlullah senden şefaat istiyorum derse müşrik ve kanı helal olur. yönündeki takrir ve kesin ifadeniz, ümmetin -özellikle sonradan gelenlerin- ekserisinin kâfir olmasını gerektirir. Çünkü onların muteber âlimleri açıkça, bu şekilde şefaat istemenin mendup olduğunu söylemiş ve buna karşı çıkanlara da (sözlü olarak) saldırıda bulunmuştur derse, ben derim ki: Böyle bir şey gerekli olmaz. Çünkü usul ilminde kararlaştırıldığı gibi, mezhebin gerektirdiği şey mezhep değildir... Biz ölenler hakkında diyoruz ki: Onlar geçmiş bir ümmetti. Biz ancak hakka çağırdığımız davetin kendisine ulaştığı, delilin ona apaçık belli olduğu, üzerine hüccetin ikame edildiği, (sonra da) kibirlenerek inatçılık yapanları tekfir ediyoruz. Nitekim bu gün kendileriyle savaştıklarımız galibiyetle şirk koşmakta
41 Büyük Şirkte Cehalet 41 ısrar edenler, vacipleri terk edenler ve haramlardan kebair günahları açıktan açığa yapanlardır Geçmişte yaşayanlara, hata ederek mazur oldukları için özürler arıyoruz. Çünkü onlar hata etmekten korunmuş değillerdir Şayet sen: Bu söylediklerin, ihmal edip gaflette olanlar içindir. Bunlar uyarıldığında kendilerine gelecektir. Peki deliller yazan, örnek imamların kelamlarına ulaşan ve ölümüne kadar da bu hal üzere ısrar eden kişi hakkındaki görüşün nedir? 26 dersen, cevap olarak şöyle derim: Zikredilen ve daha önce geçen kimse için hata etmiştir diyerek mazeret aramamıza mani bir durum yoktur. Biz onun kâfir olduğunu da söylemiyoruz. Hatta hatasında devam etmiş olsa bile Çünkü onun vaktinde diliyle, kılıcıyla ve mızrağıyla bu mesele hakkında onunla mücadele eden kimse yoktu. Dolayısıyla onun üzerine hüccet ikame edilmemiştir Aynı şekilde biz, dindarlığı sahih, istikameti, ilmi, takvası, zahitliği meşhur ve sireti güzel olan, faydalı ilimlerin dersini verdiği ve bu hususta kitaplar yazması sebebiyle nefsinden feragat ederek ümmete nasihat etme mertebesine ulaşan kimseleri İbn Hacer el-heytemi gibi bu meselede veya daha başka bir meselede hata etmiş olsa bile tekfir etmiyoruz. Şüphesiz ki biz, onun ed-durru l-munazzam 27 adlı kitabındaki görüşünü biliyoruz. Onun ilminin genişliğini de inkâr etmiyoruz. Bundan dolayı Şerhu l-erbain, Zevacir gibi ve daha başka kitaplarına 26 Soru soran burada şunu demek istemiştir. Senin söylediklerin avam düzeyinde cahil ve gafil insanlar için geçerlidir. Onlar kabirlerde yatan kimselerden şefaat istemenin şirk olduğunu bilmeyebilir. Fakat İbn Hacer el-heytemi gibi bu meselenin meşru olduğunu ispatlamaya çalışarak deliller toparlayan ve önceki imamların görüşlerine ulaşabilen kimselerin mazur olduğunu nasıl ispat edeceksin. 27 Bazı âlimler bu kitabın ismini el-cevheratu l-munazzama olduğunu söylemişlerdir.
42 42 ismail haliloğlu itina ediyoruz. Naklettiğinde nakline itibar ediyoruz. Çünkü o Müslümanların âlimlerinden biridir. 28 Abdurrahman bin Nasır es-sa di Abdurrahman b. Nasır es-sa di 29 (rahimehullah) büyük şirkte muteber cehaleti özür kabul eden âlimlerdendir. Şeyh Sa di (rahimehullah) kendi telifi olan el-feteva es-sa diyye kitabında murtedin hükmü başlığıyla bir bap açmıştır. Bu bapta büyük şirkte cehaleti mazeret görenle görmeyen arasında geçen altı sayfalık bir münazara nakletmektedir. Kendisi cehaletin özür olması noktasında usul ve füru diye bir farkın olmadığını, dolayısıyla büyük şirkte de tevil, cehalet ve taklidin tekfire mani olduğunu ifade eder. Bu altı sayfalık münazaranın son bölümü özet olarak şöyle geçmektedir. İkincisi (cehaleti mazeret gören) şöyle der: Ayette ve daha başka nasslarda geçen hatanın usulde değil füru da geçerli olduğu görüşü delilsiz bir görüştür. Allah u Teâlâ ve Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu ümmetin af edilmesi noktasında usul ve füruya ait meseleler arasında bir ayrım yapmamıştır... Şüphesiz ki, tevhidin medarı Allah u Teâlâ nın kemal sıfatlarını ispat etmeye ve sadece şeriki olmayan Allah a ibadet etmeye dayanmaktadır. Nasıl ki birinci kısımdaki cehalet, tevil ve taklitten dolayı bazı sıfatları inkâr ettiğinde kendisine hüccet ikame edilmeden onu muayyen olarak tekfir etmekten sakınıyorsak, aynı şekilde ibadetlerden bir kısmını cehalet, tevil ve taklitten dolayı yaratılmışlardan bazılarına sarf edenleri de tekfir etmekten sakınıyoruz. Diğerinde mani ne ise bunda da mani aynısıdır Bu alıntı özetlenerek aktarılmıştır. Meselenin tamamı için bkz, Ed-Dureru's-Seniyye c,1- s, , 1996, 6. Baskı. 29 Vefat, Hicri 1376.
43 Büyük Şirkte Cehalet 43 Bu gerekçeden dolayı siz ve biz, kelamlarında Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) le ve onun duası ile yardım istemek ve ondan ihtiyaçları talep etmek olan Sarsari (ismindeki kişiye) ve benzerlerine küfür hükmünü vermekten imtina ettik Şeyh Abdurrahman el-yemani Şeyh Abdurrahman b. Yahya el-muallimi el-yemani 31 (rahimehullah) geçen yüzyılda yaşamış selefi, muhaddis, usuli ve 30 Bkz: el-feteva es-sa'diyye Bab: Murtedin hükmü, s Baskı: Mektebetu'l-Ma'arif, 1982 ikinci baskısı. 31 Vefat, Hicri Şeyh Abdurrahman b. Yahya (rahimehullah) Yemen deki Muallim oğulları aşiretindendir. Hicri 1312 de San'a nın Mahakir köyünde doğmuştur. Şeyh Muallimi, mütedeyyin bir ailede büyümüş, ilk eğitimi olan Kuran talimini ailesi içinde öğrendikten sonra Hucriyye mıntıkasında şer'i mahkemede kâtiplik yapan ve hükümete bağlı bir okulda Kuran, tecvit, matematik ve Türkçe eğitmenliği yapan büyük abisi Muhammed b. Yahya (rahimehullah) ın yanına giderek öğrenimine devam etmiştir. Abisinin yanında Ecrumiyye yi Kefravi şerhiyle okuduktan sonra, nahiv talimini veren Şeyhlerden Ahmed b. Muslih (rahimehullah) ın yanına giderek nahiv derslerine devam etmiş ve son olarak bir yıl boyunca Muğni Lebib i mütalaa ederek mühim kaidelerin hülasasını çıkarmıştır. Fıkıh, feraiz, hadis ve rical gibi ilimleri zamanındaki ehil âlimlerden öğrenerek ilmini artırmıştır. Âlimlerin Şeyh Muallimi hakkındaki sözleri: Osmanlı Üniversitesi Hadis Fakültesi hadis üstazı Abdulkadir Muhammed Sıddiki Şeyh Muallimi ye icazet vereceği zaman şöyle demiştir: "Fazilet sahibi ilmiyle amil Şeyh Abdurrahman el-muallimi kardeş, bana Sahih-i Buhari ve Sahih-i Muslim in başından itibaren okudu. Benden, üstatlarımdan naklettiğim rivayet noktasında icazet istedi. Ben de onu temiz ahlaklı ve temiz kalpli, rivayeti güzel, dini ilimlerde maharetli, sika, adalet sahibi ve hadis ehli nazarında itibar edilen şartlara haiz rivayet ehli bir kişi olarak gördüm... Allame Hammad b. Muhammed el-ensari (rahimehullah): "Şeyh Abdurrahman el-muallimi cerh, ta'dil ve zapt yönünden rical ilminde derin birikime sahip birisidir" "Hadis metinlerinin sahih ve zayıf olduklarına hükmetme hususunda kendisinin güzel bir payı vardır. Nitekim selef akidesinde mütehassıs birisidir." Şeyh Bekr Ebu Zeyd: "Asrının değerli insanı, allame, muhakkik Abdurrahman b. Yahya el-muallimi (rahimehullah) 1213 te doğmuş 1386 da vefat etmiştir. Bu bilge insanın tahkik ettiği meseleler taş üzerindeki nakış misalidir. Hafız İbn Hacer gibi büyüklerle rekabet etmektedir. Ona şeref olarak Tenkil isimli kitabı yeterlidir"
44 44 ismail haliloğlu ansiklopedik büyük bir âlimdir. İbadet, ilah, küfür, şirk ve tevhit kavramlarına yaptığı tetkik ve tahlillerinden Necdi Davet İmamları gibi Kuran ve Sünnet nasslarının zahirine bağlandığını ayrıca İbn Teymiye (rahimehullah) gibi nassların hikmetlerine, inceliklerine ve nüanslarına inebilme melekesine sahip olduğunu görebiliriz. Motomot türkçe başlığı İbadet ve İlah Kelimelerinden Karışıklığı Kaldırmak, Allah a Şirk Koşma ve Tevhit Kavramlarını Tahkik Etmek olan kitabının yüz atmış sekizinci sayfasında cehalet özrü ile alakalı şöyle der: Cehalet özrü meselesine gelince, tevhit konusunda cehalet, kendisine hiçbir şekilde davet ulaşmamış veya davet kendisine ulaşmış (fakat) araştırma ve inceleme imkânı olmayan kimse için özür olur... Büyük şirkte cehaletten bahsetmenin mümkün olduğunu onun şu ifadelerinden anlayabiliriz. Aynı şekilde, kim, İslam a bağlanarak şahadet kelimesini söyler de, tafsili olarak onun manasını bilmezse, onun İslam ı makbuldür. Fakat öğrenmek imkânı olmadığı halde küfürden İslam a yeni girmiş kişinin durumu ile sözü ve fiili şahadet kelimesine zıt olduğu beyan edildiğinde vazgeçen kimsenin durumu müstesna, kendisinden şahadet kelimesini bozan bir amel sudur ettiğinde mazereti kabul edilmez 32 Aynı şekilde yeni Müslüman olan bir kimse, La ilahe illallah kelimesine açık olmayan bir şekilde muhalif bir amelin caiz olduğunu vehmine kapıldığında, mazeret sahibidir 33 Bu konuda kast edilen; bidatların kendisinde yaygın olduğu İslam beldelerindekilerin birçoğunun mazur olduğunu izah etmektir. Allah u teâlâ daha iyi bilir. Şayet sen: Allah u Teâlâ: 32 Bkz: Kitabu'l-İbadeh, s169, Daru'l-Asıme 2011 birinci baskısı. 33 Bkz: Kitabu'l-İbadeh, s544, Daru'l-Asıme 2011 birinci baskısı.
45 Büyük Şirkte Cehalet 45 Muhakkak ki Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. diye buyurmuşken, kendisinden şirk ameli sudur etmiş birisi nasıl mazeret sahibi olur dersen, buna cevap olarak derim ki: Özrü makbul olana şirk koştu denmesi doğru değildir Nitekim kendisiyle evleneceği kadın ile arasında mahremiyet bağı olduğunu bilmeden nikâhlanan adama - örneğin daha sonra onun sütkardeşi olduğu ortaya çıksa- bacısıyla zina etti denilmesi doğru olmaz. 34 Bu meselede çok değerli bir kaide vardır. Bu kaide; icmali dahi olsa din olarak İslam a razı olanda asıl olanın hata ve kusurunda özür sahibi olmasıdır. Din olarak İslam a razı olmayanda asıl olan ise mazeret sahibi olmamasıdır. Bunlardan herhangi biri içinde bulunduğu aslından ancak açık bir beyan ile çıkabilir. Bu zahir hükmünde böyledir. Allah (subhanehu ve teâlâ) katında ise durumlar hakikate çevrilir Büyük Şirkte Cehaleti Mazeret Gören Muasır Şeyhler Ayrıca büyük şirkte cehaleti özür kabul eden meşhur şeyhler şunlardır. Şeyh Dr. Abdullah Azzam 36 Şeyh Eymen ez-zevahiri 37 Şeyh Ebu Yahya el-libi Bkz: Kitabu'l-İbadeh, s, 548, Daru'l-Asıme 2011 birinci baskısı. 35 Bkz: Kitabu'l-İbadeh, s, 557, Daru'l-Asıme 2011 birinci baskısı. 36 Şehid Edilişi, Miladi Doğum, Miladi 19 Haziran Doğum, Miladi Şehit Edilişi, Miladi 2012.
46 46 ismail haliloğlu Şeyh Atiyyetullah el-misrati 39 Şeyh Ebu Katade el-filistini 40 Şeyh Muhaddis Suleyman el-ulvan 41 Şeyh Ebu Velid el-ensari 42 Şeyh Ebu Basir Şeyh Abdulkadir b. Abdulaziz 43 Şeyh Ömer el-hadduşi 44 Şeyh Hasan el-kettani 45 Muhaddis Şeyh Nasiru d-din el-elbani 46 Şeyh Muhammed b. Salih el-useymin 47 Şeyh Abdullah el-bessam 48 Şeyh Abdurrahman el-berrak 49 Şeyh Velid b. Raşid es-se idan 39 Şehit Edilişi, Miladi Doğum, Miladi Doğum, Hicri Doğum, Hicri Doğum, Miladi Doğum, Miladi Doğum, Miladi Vefat, Hicri Vefat, Hicri Şeyhten meşhur olan görüşü büyük şirkte cehaleti özür kabul etmesi ve muteber bir cehaletle büyük şirk işleyene Müslüman hükmünü vermesidir. Şeyh Muhammed b. Salih el-useymin, Şeyh Sa'di nin en büyük üç talebelerinden birisidir. 48 Vefat, Hicri Şeyh Abdullah el-bessam Şeyh Allame Abdurrahman es- Sa'di nin üç büyük talebesinden birisidir. 49 Doğum, Hicri 1352.
47 Büyük Şirkte Cehalet 47 Şeyh Ömer el-hadduşi nin şahitliği ile muasır Mısır ulemasının ekseriyeti, Sefer Havali 50 Abdullah Karni Yukarıda zikri geçen şeyhlerin dışında yazma ihtiyacı duymadığımız cehaleti mazeret gören ilim ehli başka kimseler de vardır. Bu şeyhlerin cehalet meselesindeki ortak görüşleri, büyük şirkte cehaletten bahsedilebileceği, muteber cehalet durumunda büyük şirk işleyene Müslüman hükmünün verilmesinde dinen bir sakınca olmadığı, bilakis Kuran ve Sünnet naslarının buna delalet ettiği noktasında birleşmektedir. Fakat bu şeyhler muteber cehaletin büyük şirkte mazeret olmasının mümkün olduğu ilkesinde aynı görüşte olmalarıyla birlikte, kendi aralarında bazı nüans farklılıkları vardır. Örneğin mezkûr âlimlerden kimisi muteber cehaleti iki veya üç yer ile sınırlandırırken, diğer bazıları ise iki veya üç yer ile sınırlandırmamış, meseleye daha geniş bir bakış açısıyla tahlil ve tahkik etmişlerdir. Bazı âlimler büyük şirkte cehaletin makbul olabilmesi için kişinin kendisini acze düşüren bir cehalet içinde olmasını şart koşarken, bazıları ise ilimden ve irfandan yüz çevirmiş olmasını şart koşmuşlardır. Bu farklı ifadelerin bazılarının arası vakıada tatbik edilirken cem edilmesi mümkün iken bazılarının ise cem edilmesi mümkün değildir. Büyük şirkte cehaleti mazeret kabul etmeyen âlimlerin nazarında ise bu kayıt ve şartların hiçbir önemi yoktur. Çünkü onlara göre büyük şirk işleyen kimsenin cehaletine bakılmaksızın -ikrah ve intifau l-kast dışında- kendisine her halükarda müşrik hükmü verilir. 50 Sefer Havali yi zikretmemizin sebebi küçüklüğünden itabaren itikat meseleleri üzere araştırmalar yaptığı ve akide dalında üstaz olduğu içindir.
48 48 ismail haliloğlu Zikri Geçen İlim Ehli Kimselerin Büyük Şirkte Cehaleti Mazeret Görmesi Hangi Manalara Gelir veya Hangi Manalara Gelmez? Bu satırları okuyan değerli kardeşlerimin öncelikle bilmelerini isterim ki, risalenin kaleme alınmasındaki gaye, büyük şirkte cehalet özrünü ispat etmek değildir. Bu aciz kardeşiniz, bir ilim talebesi olarak, gerek tevhit, şirk, iman ve küfür meselelerinde olsun, gerek diğer meselelerde olsun ilim talep etmektedir. Yani şuan itibari ile özellikle cehalet mevzusunun tafsilatında kendisini tercih ehli bir mertebede görmemektedir. Her ne kadar birçok ilim talebesi gibi tercih etmeksizin meylettiği bir görüşü olsa da, şuan itibari ile bu mesele ile ilgili ilminin artmasına, tahlil ve tahkikini derinleştirmesine ihtiyaç duymaktadır. Peki, zikri geçen ilim ehli kimselerin değişik medreselerden çıkışlı olmalarıyla beraber taassup ve kör taklitten uzak delil ehli kimseler oldukları ve birçoğunun içtihat edebilecek geniş ve derin ilmi birikime sahip oldukları dikkati nazara alındığında büyük şirkte cehaleti mazeret görmeleri ne anlama gelir veya gelmez? 1. Beşinci asırdan sonra büyük şirkte cehaletin mazeret olmadığına dair iddia edilen bir icmanın bulunmadığı, 2. Şayet cehaleti mazeret görmeyenlerin icma söylemi beşinci asırdan önceye ait bir söylem ise, bu söylemin ispata muhtaç bir iddiada olduğu, 3. İcma iddiasında bulunan en eski âlimin 51 büyük şirkte cehaleti mazeret kabul edenler tarafında olduğu, 51 Yan İbn Hazm (rahimehullah)
49 Büyük Şirkte Cehalet Büyük şirkte cehaletin mazeret olup olmadığını içtihadi bir mesele olarak kabul etmek gerektiği, 5. Büyük şirkte cehaleti mazeret görenler ve görmeyenler birbirlerine bidat, mürcie ve harici lakapları takmaması gerektiği, 6. Büyük şirkte cehaleti mazeret görenleri tekfir edenler -şayet mezheplerinin gerektirdiğine bağlı kalacak olurlarsa-yukarıda zikri geçen âlimlerin hepsini tekfir etmelerinin gerektiği, 7. Her iki tarafta bunca emin ve ehil salih âlimlerin olduğu bir konu etrafında ümmetin birden fazla değişik görüşe kanaat getirmesinin arkasında Allah celle ve ala nın iradesinin olduğu, 8. Büyük şirkte cehaleti mazeret gören âlimlerin sayısını yüze çıkarsak bile bunun hüccet/delil olamayacağı, 9. Büyük şirkte cehaleti mazeret görmeyen âlimlerin adedi, diğerlerinki kadar hatta daha fazla olsalar dahi bunun da bir hüccet olamayacağı, 10. Büyük şirkte cehaleti mazeret gören âlimler hakkında veya onların bu konuyla ilgili tercih ettikleri görüşü benimseyenler hakkında Onlar akideyi bulandırmış, Kuran ı sırtları arkasına atmışlardır demenin batıl bir laf-u güzaftan ibaret olacağı, 11. Allah u a lem Mehdi (aleyhisselam) çıkıncaya veya İsa (aleyhisselam) ininceye kadar -Allah dilemesi müstesna- ümmetin cehalet meselesinde bir görüş etrafında toplanması imkânsız gibi göründüğünden aramızda var olan ihtilafı, zahmete, kin, nefret ve ayrılıkçılığa dönüştürmememiz gerektiği,
50 50 ismail haliloğlu 12. Büyük şirkte cehaleti mazeret görenler ile görmeyenlerin bir çatı altında cemaat çalışması yapmalarının dinen bir sakınca olmadığı, 13. Bu iki zıt görüşün bir arada İslamî cemaatsel çalışma yapmasının dini ve itikadi açıdan doğru olmadığını savunanların a) İlim, fıkıh ve tahammüllerinin az olduğu b) Bu görüşte sahip olanların cemaatsel çalışmadan daha çok örgüt çalışması yapan, ümmetsel düşünenlerden daha çok ferdi ve totaliter zihniyete benzer bir tasavvura sahip kimselere ait olduğu Takriben otuz-kırk seneden buyana ümmet-i Muhammed in dinini, namusunu, şeref ve izzetini fiili ve kavli olarak müdafaa eden ümmetin imamlarının ve önderlerinin 52 Nitekim ümmetin selefi büyük müçtehit imamlarının içtihada açık meselelerde görüş ayrılıklarına tahammül edemeyip kedisine bağlı olan fertleri bir görüş etrafında toplamayı kendisine bir menheç edinmiş olan kimselere Şeyh Süleyman Ulvan (hafizehullah) şöyle demektedir: "Muhakkak ki ilimde mütemekkin olan âlimler, içtihadi meselelerde insanları kendi söyledikleri görüşlere zorlamıyorlar ve kimseyi buna mecbur etmiyorlardı. Sen bu menheci ancak ilmî az, cehâleti çok olan kimsede görebilirsin. Çünkü sadece ilmî az cehâleti çok olan kişi insanları kendi görüşüne sevk eder ve kendi görüşüne muhalif olan şahsa cezayı gerekli kılar. Bilgileri geniş, ilimleri çeşit çeşit, İlimde kök salmış olan âlimler ve müçtehid fakihler böyle bir menheçten insanların en uzak olanıdırlar. Ahmed bin Hanbel (rahimehullah) şöyle demiştir: "Fıkıh sahibi birinin insanları kendi mezhebine sevk etmesi ve onlar üzerinde bir baskı kurması uygun değildir. Bu görüşün bir benzeri İmam Ebu Hanife den, (rahimehullah) İmam Malik'ten (rahimehullah) ve İmam Şafi den (rahimehullah) nakledilmiştir. Şeyhu'l İslam İbn-i Teymiyye (rahimehullah) inkârcı taifelere reddiye verdiği kitabında şunu hatırlatmıştır: "Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat imamları insanları içtihadın olduğu yerlerde kendi söyledikleri görüşlere onları zorlamıyor ve onları buna mecbur etmiyorlardı " (Şeyh Süleyman el-ulvân ın bu sözü, hicri de öğlen namazına müteakiben periyodik olarak yapılan ilmî celselerde (oturumlarda) kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevapta geçmektedir.)
51 Büyük Şirkte Cehalet 51 cehalet meselesinde farklı kanaatlere sahip olmalarına rağmen birbirlerini sevmelerinin, saymalarının ve bidatçılıkla suçlamamalarının totaliter zihniyete benzer bir tasavvura sahip olanlara güzel bir cevap olduğu anlamına gelir... İmam İbn Teymiyye Büyük Şirk İşleyene Müslüman Dermiydi? İbn Teymiye (rahimehullah) hakikaten kendi zamanının büyük imamlarındandı. Eşine az rastlanan ilimi bilgi ve birikime sahip birisiydi. Sadece bir dalda değil şer i ilimlerde ve bazı pozitif bilimlerde söz sahibi bir müçtehitti. Taassup ve kör taklidin prangasından kendisini soyutlamış insaf ve adalet sahibi herhangi bir insanın onun hayatı, ilmi, irfanı, basireti, kılıç ve kalemiyle yaptığı mücadele ile alakalı malumat sahibi olup da ona hayran kalmayacağını zannetmiyorum. Sadece düşmanlarının onun lehinde yaptıkları itiraflar dahi kendisinin ne denli büyük müçtehit bir imam olduğuna delalet eder. Âcizane kendi çapımızda yaptığımız cüzi araştırma neticesinde İmam İbn Teymiye (rahimehullah) ın kitaplarında büyük şirk işleyene hangi hükmü verdiğine dair muhtelif görüşlerin olduğunu zannetmekteyiz. Daha açık bir ifadeyle İbn Teymiye (rahimehullah) ın kitaplarında büyük şirk işleyene müşrik hükmünü verdiği ile ilgili ifadelerine rastlamak da mümkün olduğu gibi, -muteber cehaletin olduğu durumlarda- büyük şirk koşana Müslüman hükmü verdiğine delalet eden birden fazla ifadelerine rastlamak mümkündür. Bundan dolayı büyük şirkte cehaleti özür görmeyenler İbn Teymiye (rahimehullah) ın şirk koşana müşrik dediği ile alakalı ifadelerine sarılırken, diğer görüşte olanlar da şirk koşana Müslüman muamelesi yaptığı ile ilgili ifadelerine yapışmaktadır. Çünkü muasır selefi camia indinde İmam İbn Teymiye (rahimehullah) ın görüş ve takrirlerinin büyük bir önemi vardır. Bu konuda İbn Teymiye (rahimehullah) ın
52 52 ismail haliloğlu birbirinden farklı gibi görünen değişik fetva, görüş ve içtihatları olduğu için birçok muasır selefi âlim farklı görüşlere sahip olmuştur. Tabii İbn Teymiye hayranı olan herkesin şu hususu çok iyi bilmesi gerekir ki, Ebu l-abbas Ahmed bin İbn Teymiye bir Peygamber veya Rafizi inancında olduğu gibi masum bir imam değildir. Onun sözü kesinlikle delil olamaz. Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) den sonra sahabeler dâhil bütün âlimlerin sözü alınıp reddedileceği gibi İmam İbn Teymiye nin de görüşleri alınır ve reddedilir. Nasıl ki Resûlüllah tan sonra sahabelerin en âlimi olan Ebu Bekir (radiyallahu anhu) bedir esirlerinin hükmü hususunda yanlış bir içtihatta bulunduysa İbn Teymiye (rahimehullah) da hatalı içtihatlarda bulunmuştur. Nasıl ki Ebu Bekir (radiyallahu anhu) dan sonra sahabenin en alimi olan Ömer (radiyallahu anhu) Hudeybiye anlaşmasında, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) in vefatı hadisesinde ve zekat vermeyenler vakıasında isabetli içtihatta bulunamamışsa İbn Teymiye (rahimehullah) ın da cehalet meselesinde isabetli bir içtihatta bulunmaması gayet tabiki de mümkündür. Hak İbn Teymiye (rahimehullah) ile bilinmez fakat İbn Teymiye (rahimehullah) hak ile bilinir. Şuan itibari ile İbn Teymiye (rahimehullah) ın değişik kitaplarında geçen ve zahiren birbirinden farklı gibi görünen cehalet meselesi hakkındaki görüşleriyle ilgili daha fazla tahkik, tahlil, araştırma ve soruşturma ihtiyacı duymaktayız. Fakat İbn Teymiye (rahimehullah) cehaleti muteber olan bir kimsenin büyük şirk koşması durumunda onu tekfir etmediği ile alakalı sahih ve sarih birden fazla ifadesi bulunmaktadır. Bununla beraber tekfir etmediği kişilere Müslüman hükmünü verdiği ile alakalı ifadeleri bulunduğu gibi, büyük şirk işleyene müşrik hükmünü verdiğine dair başka ifadeleri de bulunmaktadır. Bu ifadelerin arası nasıl cem edilir veya hangi ifadesi dikkati nazara alınmalıdır ya da bu konu hakkında kendisinin iki farklı mezhebi mi vardır? Biz şuan itibari ile bu soruların yanıtlarını kesin olarak bilemiyoruz. Yukarıda belirttiğimiz gibi bunun dersini daha
53 Büyük Şirkte Cehalet 53 derinlemesine araştırdıktan sonra ancak net bir kanaate sahip olabiliriz. Necdi Davet İmamları Büyük Şirk İşleyene Müslüman Hükmünü Veriyorlar mıydı? İçinde bulunduğumuz şu asrımızda Necdi Davet imamlarından sonra gelen âlimler, İslamî mütefekkirler ve özellikle cehalet meselesi hakkında araştırma yapan ilim ehli kimseler Necdi İmamların büyük şirk işleyene hangi hükmü verdikleri noktasında ihtilaf etmişlerdir. Kim hangi kanaati benimsemişse Necdi âlimlerden bu kanaati zahiren destekleyen nakilleri esas tutmuştur. Büyük şirkte cehaleti özür görenler derler ki: Necdi âlimler de bu görüştedir Aynı şekilde büyük şirkte cehaleti özür görmeyenler de Necdi âlimleri bu kanaatte olduklarını ifade ederler. Örneğin büyük şirkte cehaleti özür görmeyen ulema Necdi âlimlerin şu açık ifadelerinden beslenir. 1. Şeyh Muhammed bin Abdulvahhab (rahimehullah) ın torunu olan Şeyh Abdurrahman ın oğlu Şeyh İshak dedesinden şu ifadeyi nakleder. Cins olarak şu zikri geçen müşriklerin ve onlara benzeyen veli ve salihlere ibadet edenlerin müşrik olduklarına hükmediyoruz. Onların üzerine risâlet hücceti ikame edildiğinde ise kâfir olduklarına inanıyoruz Büyük şirkte cehaleti mazeret görenler Şeyh Muhammed b. Abdulvahhab (rahimehullah) ın ifadesini şu şekilde anlarlar: Cins olarak şu zikri geçen müşriklerin ve onlara benzeyen veli ve Salihlere ibadet edenlerin kendilerine risâlet hücceti ikame edildiğinde- müşrik olduklarına hükmediyor ve kâfir olduklarına inanıyoruz. Tercüme edilen ibarenin orijinali için bkz: ed-dureru s-seniyye c1-s altıncı baskı.
54 54 ismail haliloğlu 2. Muhammed bin Abdulvahhab (rahimehullah) ın oğullarına ve Hamed b. Nasır (rahimehullah) a, cahil bir kimsenin davet henüz zahir olmadan büyük şirk işlediği bir dönemde adam öldürmesinin hükmü sorulur. Onlar da bu soruya şöyle cevap verirler. Cahil olduğu ve kendisini uyaran bir kimse olmadığı için küfür ve şirk ameli işleyenin hüccet ikame edilene kadar kâfir olduğuna hükmetmeyiz. Fakat onun Müslüman olduğuna da hükmetmeyiz. Bilakis deriz ki: Kendisine hüccet ikame edilmediğinden, her ne kadar şu şahsa bu yönde bir hüküm vermesek de, onun bu ameli can ve malı helal kılan küfür amelidir. 3. Şeyh Abdullatif (rahimehullah) Necdi davetin şiddetli muhaliflerinden Irak lı Davud b. Circis ın yazdığı bazı itham ve şüphelere verdiği cevapta şöyle bir nakil geçer. Şeyh Muhammed (rahimehullah) insanlara küfür lafzını nispet etmekten en fazla duraksayanı ve çekineni idi. Öyle ki, terk edeni küfre sokan hücceti kendisine ulaştıracak ve ona nasihat edecek bir kimsenin varlığı kolay olmadığında, kabir ehli ve onların dışındaki kimselerden Allah-u teâlâ dışında başkasına ibadet eden cahili bile tekfir etmemiştir. Şeyh bazı risalelerinde şöyle der: Dinin Allah a has kılınmasına sebep olan davet kendisine takdim edene kadar, Kevvaz kubbesine ibadet edene savaş açmamışken, 54 mümin muvahhit olduğu halde bize hicret etmeyeni biz nasıl tekfir edebiliriz. Bir seferinde kendisine cahillerden şu kimseler sorulur, o da şöyle bir takrirde bulunmuştur; kimin üzerine hüccet ikame edilir de o kimse de bunu bilmeye ehil olursa kabirlere ibadet etmekle kâfir olur. Allame İbn Kayyım (rahimehullah) küfre düşüren meselelerde şeyhlerini taklit edenlerin, hakkı talep etmeye ve bilmeye 54 Duraru s-seniyye de ve Şeyh Sahman ın kitabında savaş açmamışken ifadesi tekfir etmemişken olarak geçer.
55 Büyük Şirkte Cehalet 55 imkân bulur ve buna ehil olur da sonra yüz çevirir iltifat etmezse, küfürlerine kesin bir şekilde hükmetmesiyle beraber (bu konuyla ilgili) daha önceden Şeyh in kelamında yeterli olacak kadar (nakil) geçmişti. Kim de imkân bulamaz ve rasûllerin getirdikleri hücceti bilmeye ehil olamazsa bu kimse Şeyhin katında herhangi bir Rasûlün daveti kendisine ulaşmamış fetret ehli cinsinden olur. Bu iki kısımdakilerin İslam ına hükmedilmez ve Müslümanların müsemmasına girmezler. Hatta onlardan bazılarını tekfir etmeyenlere göre bile bu böyledir. (Bu hususla alakalı) şeyhin kelamı ileride gelecektir. Şirk (isimlendirmesin)e gelince bu onlara isabet eder ve onları içine alır. Çünkü aslı bozulmasıyla beraber İslam ın geriye neyi kalabilir ki? 55 Büyük şirkte cehaleti özür görmeyen muasır âlimler, bu nakilleri ve özellikle Şeyh Ebu Batin ve Şeyh İshak bin Abdurrahman (rahimehumullah) ın Tekfiru l-muayyen isimli kitabındaki açıklamaları esas alarak Necdi âlimlerin büyük şirkin hiçbir kısmında cehaleti mazeret görmediği ve kim olursa olsun büyük şirk işleyene müşrik ismi verileceği kanaatine sahip olmuşlardır. Bununla beraber cehaleti mazeret gören birçok muasır ulema, Necdi âlimlerden muteber cehaleti olan bir kimsenin büyük şirk işlemesi durumunda hüccet ikame edilmeden onun tekfir edilmeyeceğine dair sahih ve sarih nakillerin kitaplarda varlığını ispat etmişlerdir. Hiç şüphesiz İslam davetinde hareket haline gelen bir medresenin fikir ve kanaat sahiplerinden ileri gelen alimlerinin cehalet meselesinde nasıl bir itikada sahip olduklarını bütün ayrıntılarıyla net bir şekilde tespit edebilmek, onların ilmi miraslarına, yazdıkları, mektup ve kitaplara, bu kitapların sebebi vüruduna ve vakıasına vakıf olmak ile mümkün olabilir. 55 Bkz: Minhecu t-te sisi ve l-takdis fi Keşfi Şubuhati Davud b. Circis s98 99 Daru l-hidaye 1987 baskısı.
56 56 ismail haliloğlu Açıkça söylemek gerekirse bu aciz kardeşinizin yukarıda anlatıldığı gibi böyle tafsili bir araştırması olmamıştır. Dolayısıyla Necdi Davet İmamları cehalet meselesi hakkında kesin olarak şöyle düşünüyorlardı şeklinde bir kanaat belirtmek bu satırların sahibi için bahis mevzusudur. Tecdidi Necid Hareketi hakkında şuana kadar en geniş araştırma yapan kişilerden sayabileceğimiz Şeyh Hasan b. Ali el-kettani el-haseni (hafizehullah) ın üç eseri bulunur. 56 Şeyh, bu hareket hakkında uzunca bir araştırma yapar ve ardından araştırmasının bir ürünü olarak üç eser kaleme alır. Bu eserlerde Necdi Davetin leh ve aleyhinde bazı tahlil ve tespitleri olmuştur. Şeyh in önde gelen talebelerinden Ebu l-abbas el-maliki bir vesileyle hocasının kitaplarından istifade ederek kaleme aldığı aşağıda zikri gelecek olan tahlil ve tespitleri, muhalif görüşte olan ilim talebeleriyle paylaşmıştır. Bu paylaşılan tahlil ve tespitleri, şahsıma ait bir görüş olarak kabul edilmemesi şartıyla, cehalet meselesi hakkındaki tasavvurunu genişletmek isteyen kardeşlerime malumat olması bakımından zikretmek isterim. Hamd Allah a mahsustur. Öncelikle şunu demek isterim ki, Şeyhimiz Hasen b. Ali el-kettani nin (Allah onu esaretten kurtarsın) bütün kitaplarını okudum. Kendimi tanıdığım gibi onun menhecini bildiğimi belirtmeye de muktedirim. Benim için kendisi buna şahitlik eder zaten. Şeyhin et-ta likatu s-selefiyye ala d-da veti n-necdiyye 56 Şeyh Hasan Kettani (hafizehullah) hicri 1392 yılında Mağrip te doğmuştur. Mağrip in selefi davet âlimlerindendir. Davet çalışması nedeni ile 2003 yılında hapsedilmiş 2012 de Mevlüt kandili nedeni ile serbest bırakılmıştır. Değişik dallarda yazılı on beş matbu telifi bulur. İki yüz kasetin üzerinde akide ve fıkıh alanında sesli dersleri vardır. Necdi davet hareketi hakkında basılmamış iki risale bir kitabı bulunmaktadır. Şeyh in yazdığı el-ecvibetu l-vefiyye ani l-esileti z-zekiyye ve Nazarâtun fi Da vetu n-necdiyye isimli iki risale bazı internet sitelerinde bulunmaktadır. Necid hareketi hakkında yazdığı tafsili kitabının adı ise et-ta likatu s-selefiyye ala d-da veti n-necdiyye dır.
57 Büyük Şirkte Cehalet 57 isimli (henüz basılmamış) el yazma eserini defalarca okudum. Şeyhin Allah onu esarette kurtarsın talebiyle (yukarıda zikri geçen) kitabın nüshasına ihtimamım ve üzerinde çalışmam olmuştu Değerli kardeşlerim, öncelikle belirtmek isterim ki, 1. Şeyh Muhammed b. Abdulvahhab (rahimehullah) ın kitaplarını, şahsi risalelerini ve Ravdatu l-efkari vel -Efham fi Tarihi ş-şeyhi l-imam adlı eseri, Tarih-u Necd ismiyle basılmış Ğazavat-u Zevi l-islam gibi Şeyhin fikirlerinin tatbik şeklini anlatan tarih kitaplarını mutlaka incelemek gerekir. 2. İbn Teymiye (rahimehullah) ın kitaplarını, keza hasımlarıyla olan siretini, özellikle Ahna i ve Bekri ile olan ilişkilerini araştırmak gerekir. 3. Görüşleri Kuran a, sünnete ve kadim amele yani selefin fehimine arz etmek lazımdır. 4. Soyutlanmak ve görüşlere taassup etmemek gerekir. Çünkü hedef Allah u teâlâ ya ibadet etmektir, yoksa âlimlere ibadet değil. Bu kısa mukaddimeden sonra derim ki: Şeyhu l-islam İbn Teymiyye (rahimehullah) ın ve Şeyh Muhammed b. Abdulvahhab (rahimehullah) ın kitaplarını okuyanlar ikisinin tekfir ve cehalet özrü menheclerinde büyük bir fark olduğunu görür. Her ne kadar bazı araştırmacılar bu gerçeği reddetmeye çalışsalar da hakikat böyledir.
58 58 ismail haliloğlu On altı ciltlik hayriyye baskısı Dureru s-seniyye den başlamak suretiyle Reşit Rıza nın tahkikiyle Mecmuatu t-tevhidi n-necdiyye, Raseilu ş-şaysiyye, Necdi Davetin tarihi ve Necdi Selefi Hareketinin oluşumu ile alakalı kitapları mütalaa yapmakla birlikte Necdi Davet İmamlarının kitaplarını derin incelemeden sonra bu iddia üzere benim elimde birçok delil vardır. Aynı şekilde Şeyh Ali b. Hudayr, Şeyh Ahmed el-halîdî, Şeyh Nâsıru l-fehd, Muhaddis Abdullah Sa d ın (bu konu etrafında yaptığı) tafsili açıklamaları ve Ebu Muhammed el-makdisi el-uteybi nin bu mevzuda yazılmış takriben bütün eserleri inceledikten sonra Diğer taraftan Abdülaziz Abdullatif, Abdullah Karni ve Sefer Havali nin araştırmalarını inceledikten sonra (yukarıda zikri geçen iddiayı destekleyecek elimde birçok delil vardır.) Hocalarımızın Şeyh i Allame el-elbani (rahimehullah) ın ashabına gelince; bildiğim kadarıyla Şeyh Muhammed Ebu Ruhayyim dışında onların Necdi davet ve o davetin imamlarının görüşleri hakkında malumatları yoktur. Kendilerini Necdi davete nispet edenler iki kısma ayrılırlar. Muhammed b. Abdulvahhab (rahimehullah) ın dinin aslı diye söylenilen mevzularda cehaleti mazeret olarak kabul ettiği kanaatine sahip olanlardır. Bunlar ileride bahsi geleceği gibi- Şeyh in (rahimehullah) cehaletin özür olmadığına dair net ifadelerini tevil ederler ki, İbn Teymiyye (rahimehullah) ın cehaleti özür kabul ettiği açık ifadeleriyle çakışmasın. Şeyh Abdurrahman Sa di, talebesi (ve) hocalarımızın şeyhi İbn Useymin, onlardan sonra Abdulaziz Abdullatif, Abdullah Karni, Sefer Havali, Ebu Basir ve onların ashabı bu kısımdandır. Şeyh Muhammed b. Abdulvahhab (rahimehullah) ın dinin aslı diye söylenilen mevzularda cehaleti mazeret olarak kabul etmediğine kanaat edenlerdir. Nitekim açık bir şekilde Şeyh in
59 Büyük Şirkte Cehalet 59 mezhebi böyledir. Bu kısımda olan âlimler İbn Teymiyye (rahimehullah) ın cehaleti özür gördüğü ile alakalı açık kelamını, Necdi İmamların kelamlarıyla çatışmasın diye tevil ederler. Çünkü onlar İbn Teymiyye ve İbn Kayyım (rahimehumullah) ın kelamlarının hakikatini Necdi davet imamlarının fehmedeceğine itikat ederler. Nitekim bu kitaplarında açık bir şekilde geçer. Hamud b. Ukla (rahimehullah), Muhammed b. İbrahim Alu ş-şeyh (rahimehullah), Ali b. Hudayr, Nasıru l-fehd, Ahmed el-halidi Allah onları esaretten kurtarsın Abdullah Sa d, Daimi Fetva Kurulu ve Ebu Muhammed el-makdisi (Allah onu esaretten kurtarsın) bu şekilde düşünen âlimlerdir. Bazı âlimler ise tekfir konusunda iki menhec arasında fark olduğu sonucuna varmışlardır. Şeyh Ebu Katade el-filistini, Allame Ebu Hafs er-rafiki el-medeni, Hasan b. Ali el-kettani, Allah onları esaretten kurtarsın, onlardan önce hocalarımızın şeyhi İmam Muhammed Muntasır el-kettani (rahimehullah) ve büyük bir topluluğa muhalefet ettikleri için isimlerinin zikredilmesinden hayâ duyan Harameyn bölgesinin bazı âlimleri böyle düşünürler.
60 60 ismail haliloğlu HATIME Dini ilimlerle ilgilenen kişiler bilmelidirler ki, Allah (subhanehu ve teâlâ) bu dini Arapça indirmiştir. Arapçanın kendine ait hususiyetleri, dinamikleri ve zenginliği vardır. Bu hususiyetlere Arapçada hakikati lügaviyye 57 denilir. Şeriat sahibi Allah (azze ve celle) hayat rehberimiz Kuran da farz, haram ve benzeri hükümleri beyan ederken Arapça lafızlara farklı manalar yüklemiştir. Usul ilminde buna hakikati şer iyye denilir. Bu iki hakikatin kendi aralarında değişik beyan mertebeleri vardır. Allah (azze ve celle) hikmetinin gereği efâli mükellefine ait hükümleri kapalılık ve netlik yönünde bir tek mertebede zikretmemiştir. Kimi ayetlerin manaya ve maksada delaleti kat îdir. Örneğin, De ki: Allah birdir ayetinin mana ve mahiyetinde zikir ehli hiçbir âlim ihtilaf etmemiştir. Çünkü bu ayetin maksada delaleti kat îdir. Bazı ayetler de vardır ki içinde birden fazla mana ve delalet yüklüdür. Misal olarak, ikrah altında olanlar müstesna ayetinde Allah (celle ve âlâ) hikmetinin gereği olarak ikrahın sınırını tayin etmemiştir. Onun için İslam uleması küfre zorlanan bir Müslümanın hangi ikrah altında küfür söz veya ameli işleyeceği hususunda dört veya beş farklı görüş beyan etmiştir. Çünkü Allah (subhanehu ve teâlâ) kendi iradesiyle bu ayeti ümmetin içtihadına açık bırakmıştır. İsteseydi açık ve net bir şekilde ikrahın hududunu tayin ederdi fakat engin hikmetinin bir gereği olarak bu ayeti mutlak olarak zikretti; kayıtlı olarak zikretmedi. Değerli kardeşim hiç düşündün mü? Allah (subhanehu ve teâlâ) bazı ayetleri hiçbir İslam ulemasının ihtilaf etmeyeceği vazıh bir şekilde ifade ederken, ne den diğer başka ayetleri âlimlerin 57 Arapça lügatin hakikatleri
61 Büyük Şirkte Cehalet 61 ihtilaf etmelerine sebep olacak şekilde mücmel 58 veya müşkil 59 zikretmiştir. Haşa ve kella Allah (subhanehu ve teâlâ), ne cehalet ne hata ne de ikrah meselesinde muhkem 60, mufesser 61 ve delaleti kat î bir nass ile beyanda bulunamamaktan münezzehtir. 58 Mücmel kelimesi usûlü fıkıh terimidir. Manası: Kelimenin bizzat kendisinden kaynaklanan bir kapalılık sebebiyle bu kelimeyi sarf eden tarafından bir beyan olmadığı sürece kastın idrak edilemediği bir lafızdır. Mücmelden maksat akılla tespit edilemez. Konuşan tarafından bir nakille maksat belli olur. Örneğin hel û هلوع kelimesi mücmel bir kelimedir. Az kullanılan kapalı bir lafız olduğu için konuşanın bizzat kendisi tarafından bir beyan olması gerekir. Nitekim Allah u teâlâ bu kelimeyi zikrettikten hemen sonra şu beyanda bulunmuştur. Kendisine fenalık okunduğunda sızlanır, feryat eder. Ona imkân verildiğinde ise pinti kesilir. (Meâric 20-21) 59 Müşkil kelimesi de bir usûl terimidir. Tarifi: kendisinden muradın ne olduğunu beyan eden yan bir karine olmadan lafzın bizzat kendi sığasıyla/yapısıyla maksadına delalet edemeyen lafızdır. Örneğin Allah u teâlâ nın şu Boşanmış kadınlar, kendi başlarına (evlenmeden) üç ay kur u ق رء beklerler. (Bakara, 228) ayetindeki kur u kelimesi müşkil bir kelimedir. Çünkü bu kelime Arapçada kadınların temizlik hallerine delalet ettiği gibi aybaşı haline de delalet eder. Dolayısıyla kendisinden muradın belli olabilmesi için yan bir karine/delil olması gerekir. Hanbeli ve Hanefi uleması harici/yan karineye bakmışlar ve bu kelimeden maksadın aybaşı olduğu neticesine varmışlar. Maliki ve Şafi uleması ise bu kelimeden muradın temizlik müddeti anlamına geldiği neticesine varmışlar. Aynı şekilde Allah u teâlâ nın şu Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, temas etmeden boşarsanız, tayin ettiğiniz mehrin yarısı onların hakkıdır. Ancak kadınların vazgeçmesi veya nikâh bağı elinde bulunanın vazgeçmesi hali müstesna ayetinde geçen nikâh bağı elinde bulunan cümlesi müşkil bir cümledir. Çünkü bu kelamdan maksadın veli olması da muhtemeldir koca veya kadın olması da muhtemeldir. 60 Muhkem usûlü fıkıhta geçen bir terim olup beyan mertebelerinin en üst mertebesindedir. Muhkem öyle bir lafızdır ki, risâlet döneminde ve vahiy nüzulünün fetreti zamanında tevil, özelleştirme ve nesh ihtimali olmadan kendi yapısıyla manasına açık bir şekilde delalet eder. Allah a meleklere, kitaplara ve kıyamet gününe imanın asılları muhkem nasslarla sabittir. Aynı şekilde Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) a eziyet edilmemesi, O vefat ettikten sonra hanımlarıyla evlenilmesinin ebediyyen haram oluşu muhkem nasslarla sabittir. 61 Mufesser ise tevil ve tahsis ihtimali olmadan kendi manasına açık bir şekilde delalet eder. Fakat Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) in risâleti döneminde nesh edilmesi (hükmünün ortadan kaldırılması) mümkündür. Zina yapan kadın ve erkeğe vurulacak dayakla alakalı zikredilen Onlardan her birine yüz değnek vurun ayetinden ki yüz değnek ifadesi, iftira ile alakalı zikredilen Onlara seksen değnek vurun ayetindeki seksen ifadesi mufesserdir. Çünkü tevil
62 62 ismail haliloğlu Allah (subhanehu ve teâlâ), bazı ayetleri içtihat ve ihtilaf edebileceğimiz bir surette hafi 62, müşkil ve mücmel olarak zikretmesi bazı mevzular etrafında görüş ayrılığına düşmemizi gerektirir. Bu şekilde muteber içtihat ve ihtilafın olabileceği mevzularda insanları şahsi bir görüş altında toplamayı bir itikat olarak benimsemek, kişinin cehalet ve enaniyetinden kaynaklanır. Bu, açık bir şekilde bazı meseleler hakkında ihtilaf etmemizin caiz olduğu bir tarafa Allah (subhanehu ve teâlâ) tarafından irade edildiği manasına bile gelir. Şayet Yüce Allah, ihtilaf etmemizi irade etmemiş olsaydı bu mezkûr mevzularda tafsili ve açık bir beyanda bulunmaz mıydı? Acaba Allah u teâlâ bizden bazı konularda ihtilaf etmememizi mi istiyor, yoksa ihtilaf adabıyla ahlaklanmamızı mı istiyor? Başka bir deyimle Allah (subhanehu ve teâlâ) bizden, ihtilaf ederek geniş bir tasavvur sahibi olmamız gerektiği mevzularda o mevzuları daraltmamızı mı istiyor, yoksa bu ihtilaflar ile aramızdan hayırda yarışan, orta yolu tutan ve nefsine zulmedenleri mi gün yüzüne çıkarmak istiyor? Bu sorular cehalet ve ve tahsis ihtimali yoktur. Yukarıda zikri geçen usul terimlerinin tarifi ve örneklendirilmesi hususunda Vehbi Zuhayli nin el-veciz fi Usulu l-fıkh adlı eserinden istifade edilmiştir. 62 Hafi nassların mana ve maksada delalet yönü kapalı olan lafızlar için konulmuş bir isimdir. Istılahi olarak şu manaya gelir: Kelime yapısından kaynaklanmayan bir maniden dolayı kendisinden kastedilenin kapalı olduğu lafızdır. Lafızdan kastedilen muradın anlaşılması ancak bir içtihat ile mümkündür. Daha açık bir ifadeyle hafi olan lafzın manaya delaleti zahirdir fakat bu zahir mananın vakıadaki fertlere uyarlanmasında bir belirsizlik vardır. Örneğin Katil mirastan bir pay alamaz hadisinde zikredilen katil lafzı kasten yakınını öldüreni ve yanlışlıkla yakınını öldüreni içine alan umumi bir lafızdır. Yukarıda zikri geçen usul teriminin tarifi ve örneklendirilmesi hususunda Vehbi Zuhayli nin el-veciz fi Usulu l-fıkh adlı eserinden istifade edilmiştir.
63 Büyük Şirkte Cehalet 63 benzeri mevzularda muhalifin görüşünü sindiremeyenlerin çokça üzerinde tefekkür etmesi gerektiği meselelerdir. 63 Zamanımızda gerçekten kendilerine imam diyebileceğimiz, fiil ve sözleriyle ümmete yön veren fedakâr ve cefakâr âlimlerden kimisi büyük şirkte cehaleti mazeret kabul eder kimisi ise cehaleti mazeret kabul etmez. Peki, karanlık gecede kandiller mesabesinde olan bu mübarek âlimlerimizin kendi aralarında birbirlerine karşı tutumları bizlere örnek olması gerekmez mi? Bu âlimlerden hangisi diğerine cehalet meselesinden dolayı bidatçı veya Harici ya da Murcie demiş. Hayatlarının büyük bir bölümünü zindanlarda veya cihad ve hicret diyarlarında Allah u Azim-u Şan ın dinini yüceltmek için mücadele eden ayakkabıları başımızın tacı âlimleri bırakıp kime tabi olacağız? Dünyanın neresinde Müslümana zulüm edilse milyon dolarlarla onlara zulmeden tağutlara yardım edip zındıklığını izhar eden Suud tağutuna veliyyu l-emir diyen ve zamanımızın Ali b. Medini si mesabesindeki Şeyh Ulvan gibi bir âlimi büyük şirkte cehaleti mazeret gördüğü için tekfir eden, Suud devletinin zulümlerine karşı gösteri yapanlara haricilik yaftası yapıştıran Ahmed el-hazimi ye mi tabi olacağız. Veya meçhul kişiliği ile internet gerisinden tekfirciliği yayan, yukarıda zikri geçen muasır şeyhleri büyük şirkte cehaleti mazeret gördükleri için tekfir edip cihat harekelerini inkâr eden Ebu Meryem el-mihlif e mi tabi olacağız? Veya Türkiye de birçok gencin aşırı tekfircilik hastalığına yakalanmasına sebep olan ve asrımızda namazı İslam alameti olarak kabul ettiği için Ebu Meryem i dahi tekfir 63 Bizler burada kesinlikle dinin bütün meselelerinde ihtilaf edilmesinin meşru olduğunu savunmuyoruz. Dinimizde öyle meseleler var ki, ihtilaf kesinlikle caiz değildir. İhtilaf edene tahammül edilmez. Gücümüz varsa elimizle onu ıslah ederiz, ona gücümüz yetmezse dilimizle ona karşı çıkar onu değiştiririz, buna da gücümüz yetmezse kalbimizle buğz ederiz. Kimi meseleler vardı ki, muhalif görüşe tahammül ederiz fakat kalbimizle buğz ederiz ıslah olması için mücadele ederiz. Bazı meseleler de vardır ki, iki zıt görüşün sahipleri iddia ettikleri görüşlerinde kendilerinin isabet ettiklerini zannederler fakat diğer görüşün de isabet edebileceğe bir ihtimal verirler.
64 edecek kadar haddini aşan Ziyaeddin el-kudsi ye mi tabi olacağız. Veya Veya Veya Bu kadar değişik sapkın görüşlerin olduğu bir zamandan takip edeceğimiz yolu ve itaat edeceğimiz âlimleri bizlere gösteren Rabbimize sonsuz hamd-u senalar olsun. Elhamdulillah bu taife Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) nin haber verdiği gibi kıyamete kadar devam edecek, ilim ve cihadın bayraktarlığını yapacak olan bir taifedir. Bu zamanda cihad hareketleriyle genel manada dahi anlaşamayanlar münharif kimselerdir. Bu münhariflerin arkasından gitmek caiz değildir. Çünkü onlar tabilerini helake sevk edecek yolları/usülleri benimsemişlerdir. Benimsedikleri batıl usullerden dolayı sırf Müslüman oldukları için tekbir ve tehlil sesleriyle ateşe atılan veya diri diri toprağa gömülen Arakan daki ve Suriye deki mazlumlara Müslüman hükmünü dahi verememektedirler. Ey Cebrail in, Mikail in ve İsrafil in Rabbi! Gökleri ve yeri yoktan var eden, ğaybı ve aşikâr olanı bilen Allah ım! Sen, kulların arasında onların ihtilaf ettikleri hususlarda hüküm verensin. Onların ihtilaf ettikleri mevzularda izninle beni hakka kavuştur. Şüphesiz ki Sen dilediğini dosdoğru yola hidayet edensin. 64 Allah (azze ve celle) bütün noksanlıklardan uzaktır. Ben ona yaraşır şekilde hamd ediyorum. O ndan başka ilah olmadığına şahitlik eder, O ndan mağfiret dileyerek O na tövbe ediyorum. 64 Müslim'de geçen bir hadisten iktibastır.
HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI
HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI ŞEYH MUHAMMED NASIRUDDİN EL-ELBANİ 1 KİTAB VE SÜNNETE DAVET YAYINLARI 1435 HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI ŞEYH MUHAMMED NASIRUDDİN EL-ELBANİ irtibat [email protected]
ŞİRK VE ÇEŞİTLERİ EBU SEYF
ŞİRK VE ÇEŞİTLERİ EBU SEYF Hamd Allah subhanehu ve tealayadır. Salat ve selam ise O nun Rasulünedir. Bundan sonra: Allah sana hidayet etsin. Bil ki şirk koşmak günahların en büyüğüdür ve bütün amelleri
بسم هللا الرحمن الرحيم DAR'UL HARP NEDİR VE DAR'UL HARP HALKINA NASIL MUAMELE EDİLİR?/HAMD BİN ATİK (RH.A) ed-durar us seniyye, 9/
بسم هللا الرحمن الرحيم DAR'UL HARP NEDİR VE DAR'UL HARP HALKINA NASIL MUAMELE EDİLİR?/HAMD BİN ATİK (RH.A) ed-durar us seniyye, 9/256-259 Şeyh Hamd bin Atik (V. 1301) kardeşlerinden birisine hitaben şöyle
Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma! (A râf sûresi,7/205)
Zikir, hatırlayıp yâd etmek demektir. İbâdet olan zikir de Yüce Allah ı çok hatırlamaktan ibârettir. Kul, Rabbini diliyle, kalbiyle ve bedeniyle hatırlar ve zikreder. Diliyle Kur ân-ı Kerim okur, duâ eder,
LİVATA HADDİ (EŞCİNSELLİĞİN/HOMOSEKSÜELLİĞİN CEZASI)
Livata Haddi 71 LİVATA HADDİ (EŞCİNSELLİĞİN/HOMOSEKSÜELLİĞİN CEZASI) Livatanın cezası zina cezasından farklıdır. Her ikisinin vakıası birbirinden ayrıdır, birbirinden daha farklı durumları vardır. Livata,
EHL-İ SÜNNET'İN ÜSTÜNLÜĞÜ.
EHL-İ SÜNNET'İN ÜSTÜNLÜĞÜ www.almuwahhid.com 1 Müellif: Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye (661/728) Eser: Mecmua el-feteva, cilt 4 بسم هللا الرحمن الرحيم Selefin, kendilerinden sonra gelenlerden daha alim, daha
TÂĞUT KELİMESİNİN ANLAMI
TÂĞUT KELİMESİNİN ANLAMI ] ريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 20-432 ع لكمة الطاغوت» باللغة الت ية «مد صالح املنجد رمجة: ممد مسلم شاه مراجعة:
5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.
TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu
KELAM DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI
7. KELAM DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMININ UYGULANMASI 7.1. KELAM DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMININ TEMEL FELSEFESİ VE GENEL AMAÇLARI Kelam; naslardan hareketle inanç esaslarını ve insanın düşünce yapısına ilişkin temel
ŞİÎ-SÜNNÎ POLEMİĞİNDE EBÛ TÂLİB VE DİNÎ KONUMU. Habib KARTALOĞLU
e-makâlât Mezhep Araştırmaları, IV/2 (Güz 2011), ss. 179-183. ISSN 1309-5803 www.emakalat.com ŞİÎ-SÜNNÎ POLEMİĞİNDE EBÛ TÂLİB VE DİNÎ KONUMU Halil İbrahim Bulut, Araştırma Yayınları, Ankara, Nisan 2011,
KUR'AN VE SÜNNET IŞIĞINDA SOFİLİK VE TASAVVUF ŞEYH MUHAMMED NASIRUDDÎN EL-ELBANİ ŞEYH MUHAMMED BİN SALİH EL-USEYMİN 1 KİTAB VE SÜNNETE DAVET YAYINLARI 1436 KUR'AN VE SÜNNET IŞIĞINDA SOFİLİK VE TASAVVUF
İbadetin Manası ve Çeşitleri
İbadetin Manası ve Çeşitleri Muhammed ibni Abd'il Vehhab (rahimehullah) www.at-tawhid.org 1 İbadetin Aslı Allah a ibadetin aslı; Allah ın emirlerine uymak nehyettiklerinden kaçınmak suretiyle ona itaat
Hilalin bir ülkede görülmesiyle oruca başlamak. Muhammed b. Salih el-useymîn. Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin
Hilalin bir ülkede görülmesiyle oruca başlamak ] ريك Turkish [ Türkçe Muhammed b. Salih el-useymîn Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 2011-1432 الصيام برؤ ة واحدة» اللغة الرت ية «بن صالح
Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır.
BÜYÜKLERİN HİKMETLİDEN SÖZLERİ Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır. Buyruldu ki; Faziletli kimseler için (hiçbir yer) gurbet sayılmaz. Cahilin ise
İLİM ÖĞRETMENİN FAZİLETİ. Bu Beldede İlim Ölmüştür
İLİM ÖĞRETMENİN FAZİLETİ Bu Beldede İlim Ölmüştür Rivayet edildiğine göre Süfyan es-sevrî (k.s) Askalan şehrine gelir, orada üç gün ikamet ettiği halde, kendisine hiç kimse gelip de ilmî bir mesele hakkında
İçindekiler. Kısaltmalar 11 Yeni Baskı Vesilesiyle 13 Önsöz 15
İçindekiler Kısaltmalar 11 Yeni Baskı Vesilesiyle 13 Önsöz 15 Ebû Mansûr el-mâtürîdî 1. Hayatı 21 2. Siyasî ve İlmî Çevresi 25 3. İlmî Şahsiyeti 28 4. Eserleri 31 4.1. Kelâm ve Mezhepler Tarihi 31 4.2.
DİYOBENDİYE FIRKASI طاي فة دليو ندية
DİYOBENDİYE FIRKASI طاي فة دليو ندية ] ريك - Turkish [ Türkçe - şeyh Muhammed Salih el-muneccid الشيخ مد صالح املنجد Terceme: IslamQa koordinasyon: Sitesi Islamhouse رمجة: موقع الا سلام سو ال وجواب تنسيق:
Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;
Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : KELAM TARİHİ Ders No : 0070040093 Teorik : 3 Pratik : 0 Kredi : 3 ECTS : 3 Ders Bilgileri Ders Türü Öğretim Dili Öğretim
Question. Masumların (Allah ın selamı üzerlerine olsun) velayet hakkına sahip olduklarının delili Nedir?
Question Masumların (Allah ın selamı üzerlerine olsun) velayet hakkına sahip olduklarının delili Nedir? Answer: Dört ana kaynağa yani Kur an a, sünnete, akıla ve icmaya dayanarak Masumların velayet hakkına
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu an hayatta ve yeryüzünde hazır mıdır? Abdulkerim el-hudayr
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu an hayatta ve yeryüzünde hazır mıdır? ] تريك Turkish [ Türkçe Abdulkerim el-hudayr Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 0-43 هل لرسو صىل الله عليه
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğum yıldönümünü türkü-şarkı söylemeden ve haramlar işlemeden kutlamanın hükmü
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğum yıldönümünü türkü-şarkı söylemeden ve haramlar işlemeden kutlamanın hükmü [ تريك Turkish ] Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik
İçindekiler. Önsöz 11 Kısaltmalar 15
İçindekiler Önsöz 11 Kısaltmalar 15 EBÛ MANSÛR EL-MÂTÜRÎDÎ 17 Hayatı 17 Siyasî ve İlmî Çevresi 20 İlmî Şahsiyeti 22 Eserleri 25 a. Kelâm ve Mezhepler Tarihi 25 b. Usûl-i Fıkıh 29 c. Tefsir ve Kur an İlimleri
NEDEN BU TOPLUM ASLİ KAFİR? EBU SEYF
NEDEN BU TOPLUM ASLİ KAFİR? EBU SEYF GİRİŞ Hamd Allah subhanehu ve tealayadır. Salat ve selam ise O nun Rasulü nedir. Bundan sonra: Ben içinde yaşadığım günümüz toplumuna asli kafir deyince bu ister istemez
Ezan Vakti/Kuran-ı Kerim Pro [Faydalı Android Uygulamalar]
Ezan Vakti/Kuran-ı Kerim Pro [Faydalı Android Uygulamalar] Ezan Vakti uygulaması sadece bir ezan vakti icin yola baş koymuş zamanla gelişerek farkli ozelliklere sahip olmuş çok faydalı ve önemli bir
Fırka-i Naciyye. Burak tarafından yazıldı. Çarşamba, 09 Eylül 2009 22:27
İslâmî akideyi en net ve sağlam şekliyle kabul eden topluluk. Bu deyim iki kelimeden meydana gelmiş bir isim tamlamasıdır. Terkibin birinci ismi olan fırka kelimesi için bk. "Fırak-ı Dalle". Naciye kelimesi
Orucun hükmü ve hikmeti nedir? ما حكم الصيام وحكمته. Abdurrahman b. Nâsır es-sa'dî
Orucun hükmü ve hikmeti nedir? ما حكم الصيام وحكمته ] تر [ Türkçe Turkish Abdurrahman b. Nâsır es-sa'dî Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 2010-1431 1 ما حكم الصيام وحكمته» باللغة ال ية «عبد
İslam Hukukunun kaynaklarının neler olduğu, diğer bir ifadeyle şer î hükümlerin hangi kaynaklardan ve nasıl elde edileceği, Yemen e kadı tayin edilen
İslam Hukukunun kaynaklarının neler olduğu, diğer bir ifadeyle şer î hükümlerin hangi kaynaklardan ve nasıl elde edileceği, Yemen e kadı tayin edilen Muâz b. Cebel'in Hz. Peygamber in (s.a.v.) sorduğu
NAMAZI, MESCİT VEYA CÂMİDE CEMAATLE KILMANIN HÜKMÜ. Vaizler Muhammed b. Salih el-muneccid. Terceme edenler. Muhammed Şahin. Tetkik edenler Ümmü Nebil
NAMAZI, MESCİT VEYA CÂMİDE CEMAATLE KILMANIN HÜKMÜ حكم الصلاة مع الجماعة ] باللغة التركية [ Vaizler Muhammed b. Salih el-muneccid ألفه الشيخ: محمد صالح المنجد Terceme edenler Muhammed Şahin ترجمه: محمد
Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.
Hastalık ve Yolculukta: Eğer bir insan hasta ise ve yolcu ise onun için oruç tutmak Kur an-ı Kerim de yasaktır. Bazı insanlar ben hastayım ama oruç tutabilirim diyor veya yolcuyum ama tutabilirim diyor.
Şirk İşleyen Bir İnsanın Müslüman Olması İmkansızdır
بسم االله الرحمن الرحيم Şirk İşleyen Bir İnsanın Müslüman Olması İmkansızdır Kur'ân ve Sünnet'ten Özetli Deliller Ebu Hamza El Afghani İçindekiler: İçindekiler:... 2 Selef ve Ehli Sünnet ve'l Cemaat'in
Muhammed Salih el-muneccid
KABİRDEKİ HAYATIN TABİATI NASILDIR? [ Türkçe ] طبيعة الحياة في القبر [باللغة التركية [ Muhammed Salih el-muneccid محمد بن صالح المنجد Terceme eden : Muhammed Şahin ترجمة: محمد بن مسلم شاهين Tetkik eden
Üstadımızın mezkûr beyanında, Kur'an ın her ayetinin üç hükmü içine aldığı belirtilmiştir. Bu hükümler şunlardır:
Sorularlarisale.com "Kur'an ın her kelamı üç kaziyeyi müştemildir. Birincisi, bu Allah ın kelamıdır. İkincisi, Allah ca murad olan mana budur. Üçüncüsü, mana-yı murad budur..." İzah eder misiniz? "Kur'an
Abdullah b. Abdurrahman el-cibrîn
RAMAZAN GECELERİNDE KILINAN NAMAZIN CEMAATLE EDÂSININ MEŞRULUĞU ] ريك Turkish [ Türkçe Abdullah b. Abdurrahman el-cibrîn Terceme: Muhammed Şahin Tetkik: Ali Rıza Şahin 2011-1432 وعية اجلماعة يف قيام رمضان»
EFENDİ BABASI BÜTÜN MÜRİDLERİNDEN HABERDAR İMİŞ!
KİM BU ZINDIK! Hamd Allah ındır. O na hamd eder ondan yardım ve mağfiret dileriz nefislerimizin şerrinden amellerimizin kötülüklerinden ona sığınırız. Allah ın yol göstericilik ettiğini hiç kimse saptıramaz.
MEKKE-İ MÜKERREME MEKKE-İ MÜKERREME'NİN BİR KÜFÜR BELDESİ OLUP OLMADIĞI HAKKINDA. Müellif: Şeyh Hamad İbni Atik en-necdi (H1227-H1301)
MEKKE-İ MÜKERREME'NİN BİR KÜFÜR BELDESİ OLUP OLMADIĞI HAKKINDA Müellif: Şeyh Hamad İbni Atik en-necdi (H1227-H1301) Mecmuatü'r-Resail ve'l-mesaili'n-necdiyye, 1/742-746 www.almuwahhid.com 2 بسم هللا الرحمن
IÇERIK ÖNSÖZ. Giriş. Birinci Bölüm ALLAH A İMAN
IÇERIK ÖNSÖZ 13 Giriş DİN VE AKAİT Günümüzde Din Algısı Sosyal Bilimcilere Göre Din İslam Açısından Din Dinin Anlam Çerçevesi İslam Dini İslam ın İnanç Boyutu Akait İman İman-İslam Farkı İman Bakımından
1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.
İBADET 1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. 2 İslam ın şartı kaçtır? İslam ın şartı beştir.
Birden fazla umre yapmanın hükmü ve iki umre arasındaki süre ne kadar olmalıdır? Muhammed Salih el-muneccid
Birden fazla umre yapmanın hükmü ve iki umre arasındaki süre ne kadar olmalıdır? حكم تكر لعمر م يكو بينهما ] تريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza
MÂTÜRÎDÎ KELÂMINDA TEVİL
Önsöz Klasik ilimler geleneğimizin temel problemlerinden birine işaret eden tevil kavramını en geniş anlamıyla inanan insanın, kendisine hitap eden vahyin sesine kulak vermesi ve kendi idraki ile ilâhî
EBU HANZALA VE BENZERİ KURTULUŞ SAVAŞÇISI DAVETÇİLERİ HAKKINDA DEĞERLENDİRME.
EBU HANZALA VE BENZERİ KURTULUŞ SAVAŞÇISI DAVETÇİLERİ HAKKINDA DEĞERLENDİRME www.at-tawhid.org 1 SORU: Es-Selamu Aleykum we Rahmetullahi we Berekatuhu ( ) "Ebu Hanzala ismiyle bilinen Halis Bayancuk"cok
ح م تهني ة غ ملسلم ف مناسبات غ دينية. şeyh Muhammed Salih el-muneccid
Dînî olmayan münâsebetlerde gayr-i müslimleri kutlamanın hükmü ح م تهني ة غ ملسلم ف مناسبات غ دينية ] ريك - Turkish [ Türkçe - şeyh Muhammed Salih el-muneccid الشيخ مد صالح املنجد Terceme: IslamQa koordinasyon:
Acaba İslam dini Kadın ın sünnet olması doğrultusunda bir destur vermiş midir?
Acaba İslam dini Kadın ın sünnet olması doğrultusunda bir destur vermiş midir? Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla Acaba İslam dini Kadın ın sünnet olması doğrultusunda bir destur vermiş midir? Kısacası
İSLÂM DA CEZA SİSTEMİ HATA İLE ÖLDÜRME
190 HATA İLE ÖLDÜRME Hata ile öldürme iki kısma ayrılır: 1- Öldürülen kimsenin isabet alması istenmemesine rağmen ona isabet etmesi ve onu öldürmesidir. Bir ava atış yapılırken bir insana isabet etmesi
DOMUZ ETİNİN HARAM KILINMASININ HİKMETİ
DOMUZ ETİNİN HARAM KILINMASININ HİKMETİ حكمة ريم م ا ير ] تر [ Türkçe Turkish Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ümmü Nebil 2009-1430 1 حكمة ريم م ا ير» باللغة ال ية «مد صالح
KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ
KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya
şeyh Muhammed Salih el-muneccid
ALLAH TEÂLÂ'NIN İSİMLERİ DOKSAN DOKUZ İLE SINIRLI DEĞİLDİR أسماء االله عاىل غ صورة ف سعة و سع ا س م ا ] ريك - Turkish [ Türkçe - şeyh Muhammed Salih el-muneccid الشيخ مد صالح املنجد Terceme: IslamQa koordinasyon:
İbn Teymiyye nin Bir Sözü Üzerine Değerlendirme
www.islamdaveti.com İbn Teymiyye nin Bir Sözü Üzerine Değerlendirme Ebu Batın Mütercim: Ebu Ubeyde 1 İbn Teymiyye nin Bir Sözü Üzerine Değerlendirme İbn Teymiyye Ne Kastetti? Şeyh Ebu Batın'a, İbn Teymiyye
O, hiçbir sözü kendi arzularına göre söylememektedir. Aksine onun bütün dedikleri Allah ın vahyine dayanmaktadır.
İslam çok yüce bir dindir. Onun yüceliği ve büyüklüğü Kur an-ı Kerim in tam ve mükemmel talimatları ile Hazret-i Resûlüllah (S.A.V.) in bu talimatları kendi yaşamında bizzat uygulamasından kaynaklanmaktadır.
Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir?
On5yirmi5.com Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir? Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir? Muharrem orucunun önemi nedir? Yayın Tarihi : 6 Kasım 2013 Çarşamba (oluşturma : 1/22/2017) Hayatın bütün
Muhammed Bin Abdulvehhab'ın Akidesi
Muhammed Bin Abdulvehhab'ın Akidesi 1 www.islamdaveti.com MUHAMMED BİN ABDULVEHHAB'IN AKİDESİ Mütercim: Ebu Ubeyde 2 Muhammed Bin Abdulvehhab'ın Akidesi Rabbim Allah ı ve yanımda hazır bulunan melekleri
Kabir azabı kıyâmet kopuncaya kadar devam eder mi?
Kabir azabı kıyâmet kopuncaya kadar devam eder mi? ] ريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 03-434 هل ستمر اب القرب إىل قيام الساعة» اللغة الرت
Bir selam ile selamlandığınızda ondan daha iyisiyle veya aynısıyla selamı alın (Nisa 86)
1) Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: Bir selam ile selamlandığınızda ondan daha iyisiyle veya aynısıyla selamı alın (Nisa 86) 2) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi: Müslüman ın Müslüman üzerindeki hakkı
Abdest alırken kep ve şapka veya kufiyenin üzerini mesh etmenin hükmü. Muhammed Salih el-muneccid
Abdest alırken kep ve şapka veya kufiyenin üzerini mesh etmenin hükmü ] ريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme: Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 202-433 ح م ملسح القبعة والكوفية
Birinci İtiraz: Cevap:
Bazı din bilginleri tutulmalarla ilgili bazı itirazlarda bulunarak bu konuda şüpheler uyandırmaya çalışmışlardır. Ulemaların itirazlarından bazıları cevaplarıyla birlikte aşağıya sıralanmıştır. Birinci
KURAN YOLU- DERS 3. (Prof.Dr. Mehmet OKUYAN ın Envarul Kuran isimli 3 no lu dersinin ilk 50 dakikasının özeti)
KURAN YOLU- DERS 3 (Prof.Dr. Mehmet OKUYAN ın Envarul Kuran isimli 3 no lu dersinin ilk 50 dakikasının özeti) DERSTE GEÇEN KAVRAMLAR 1) Mübin : Açık ve Açıklayan. Kur an ın sıfatlarındandır. Kur an sadece
Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti
Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Hz. Ali (kv) bildiriyor: Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı: "Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir.
Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu
Question Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu belirtir misiniz? Kur an ın lafızdan soyut olduğu bir merhale var mıdır? Answer: Her şeyin lâfzî
MASLAHAT KAVRAMI Aladdin Palevi
MASLAHAT KAVRAMI Aladdin Palevi Maslahat kelimesi salaha fiilinden bir masdar olup lugatte menfaat ve iyiliğe vasıta olan her şey demektir. Istılahta ise genel olarak menfaatin temini, mefsedetin ise def
İBN TEYMİYYE'NİN MARDİN FETVASI NIN YORUMU
www.islamdaveti.com İBN TEYMİYYE'NİN MARDİN FETVASI NIN YORUMU Ebu Batın Mütercim: Ebu Ubeyde 1 İbn Teymiyye'nin Mardin Fetvası nın Yorumu İbn Teymiye nin büyük fetavasında şu fetvası sabit oldu; Şeyh
Question. Muhammed b. el-hasan el-saffar, müfevvizenin temsilcilerinden miydi?
Question Muhammed b. el-hasan el-saffar, müfevvizenin temsilcilerinden miydi? Answer: Muhammed b. el-hasan el-saffar ın gulat ve müfevvize olmadığını birkaç delil ve karineye dayanarak söyleyebiliriz:
Terceme : Muhammed Şahin
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğum gününde oruç tutmanın hükmü [ تريك Turkish ] Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 2014-1436 حكم صيام يوم ميالد
Asr-ı Saadette İçtihat
Mehmedkirkinci.com Asr-ı Saadette İçtihat Sual: Hazret-i Peygamber zamanında içtihat yapılmış mıdır? Her güzel şey, her hayır Nebi ler eliyle meydana geldiği gibi, küllî bir hayır olan içtihadı da ilk
SAYILI ADIMLARLA ELDE EDİLEN MİLYONLARCA SEVAPLAR
Bu broşürün dağıtımı, tercümesi veya basımına katkıda bulunun. Zirâ iyiliğin yapılmasına vesile olan, o iyiliği yapan kimse gibi ecir alır. SAYILI ADIMLARLA ELDE EDİLEN MİLYONLARCA SEVAPLAR ملايني احلسنات
ﺐ ﺋﻟﺬﺮﻟ ﻼﺻ ﺔﻋﺪ ﺑ «ﺔﻴ ﻟ ﺘﺮ ﺔﻐﻠﻟﺎ ﺑ» ﺪﺠﻨﻟﻤ ﺢﻟﺎﺻ ﺪﻤﻣﺤ ﺪﻤﻣﺤ ﻴﻦﻫﺎﺷ ﻢﻠﺴﻣ ﺔ : ﺟﻤﺮﺗ ﻞﻴﺒﻧ 1 2 ﺔ:ﻌﺟ ﺮﻣ
REGÂİB NAMAZI BİD'ATI بدعة صلا لرذلي ب ] تريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ümmü Nebil 009-40 بدعة صلا لرذلي ب» باللغة لرت ية «حممد صالح ملنجد ترمجة: حممد
toplu olarak zikir olmaz diyorlar. Önce Allah lafzı tek başına zikir olur mu, olmaz mı, o meseleyi ele alalım : TEK BAŞINA ALLAH LAFZI
Önce zikir ne demektir, meselesini ele alalım? Ya da bu problem niye gündeme geldi, oradan başlayarak îzâhı yapalım: Tasavvufa karşı çıkanlar, zikir eylemine karşı çıkıyorlar ki, zikir iki türlü yapılır.
Kur an Kerim ayetlerinde ve masumlardan nakledilen hadislerde arş ve kürsî kavramlarıyla çok
Question Kur an Kerim ayetlerinde ve masumlardan nakledilen hadislerde arş ve kürsî kavramlarıyla çok kez karşılaşmaktayız, bu iki kavramdan maksat nedir? Answer: Kuran müfessirleri ayet ve rivayetlere
RECEP AYINDA ORUÇ TUTMANIN HÜKMÜ
RECEP AYINDA ORUÇ TUTMANIN HÜKMÜ حكم لصو يف جب تريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ümmü Nebil 009-40 حكم لصو يف جب» باللغة لرت ية «حممد صالح ملنجد ترمجة:
İmam Humeyni'nin vasiyetini okurken güzel ve ince bir noktayı gördüm ve o, Hz. Fatıma
Question İmam Humeyni'nin vasiyetini okurken güzel ve ince bir noktayı gördüm ve o, Hz. Fatıma (s.a)'nın mushafı hakkındaki sözleri idi. Allah-u Teâlâ tarafından Hz. Fatıma Zehra (s.a)'ya ilham edilen
Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108. Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal
Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108 Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4 Fakrnâme Vîrânî Abdal Yayına Hazırlayan Fatih Usluer ISBN: 978-605-64527-9-6 1. Baskı:
İmam Şafii nin Vefat Ederken. Üzerinde Bulunduğu İ tikad.
İmam Şafii nin Vefat Ederken Üzerinde Bulunduğu İ tikad www.almuwahhid.com 1 بسم هللا الرحمن الرحيم Bir çok kaynakta İmam Şafiiye nisbet edilen bu vasiyetname günümüzde kendilerini İmam Şafiiye nisbet
İmam-ı Muhammed Terkine ruhsat olmayan sünnettir der. Sünnet-i müekkededir.[6]
K U R B A N Şartlarını hâiz olub,allah a yaklaşmak amacıyla kesilen kurban;hz. Âdem in çocuklarıyla başlayıp [1],Hz. İbrahim-in oğlu İsmail-in kurban edilmesinin emredilmesi[2],daha sonra onun yerine koç
وجوب معرفة العقيدة الا سلامية
İSLÂM AKÎDESİNİ ÖĞRENMENİN GEREKLİLİĞİ وجوب معرفة العقيدة الا سلامية ] تر [ Türkçe Turkish Salih b. Fevzân el-fevzân Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 200-43 وجوب معرفة العقيدة الا سلامية»
Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları
Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Kur ân-ı Kerim de Oruç Ey müminler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günler içinde Oruç tutmanız farz kılındı. Umulur ki, bu sayede, takva mertebesine
Rahmân ve Rahîm Ne Demektir?
Besmele Kitapcığı Besmelenin Anlamı Besmele, bütün varlıkların hal diliyle ve iradeli varlık olan insanın lisanıyla ve haliyle meşru olan her işine Allah ın ismiyle başlamasıdır. En önemli dua ve zikirlerdendir.
TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN. Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla
TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla (Farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Sizden kim, (o günlerde) hasta veya seferde ise o, (tutamadığı) günler sayısınca başka günlerde
Kur an-ı Kerim i Diğer Kutsal Kitaplardan Ayıran Başlıca Özellikleri
Kur an-ı Kerim i Diğer Kutsal Kitaplardan Ayıran Başlıca Özellikleri 1 ) İlahi kitapların sonuncusudur. 2 ) Allah tarafından koruma altına alınan değişikliğe uğramayan tek ilahi kitaptır. 3 ) Diğer ilahi
Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.
Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında
Gıybet (Hadis, Tirmizi, Birr 23)
Dedikodu (Gıybet) Gıybet Dedikodu (gıybet), birisinin yüzüne söylenmesinden hoşlanmadığı şeyleri arkasından söylemektir. O kimse söylenen şeyi gerçekten yapmış ise bu gıybet, yapmamış ise iftira olur (Hadis,
Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir.
1- Ramazan ayının birinci gecesi kılınacak namaz: Bu gecede bir kimse 2 rekat namaz kılsa, her rekatta da KADİR SÜRESİNİ okursa; ALLAHÜ Teâlâ ( cc ) o kişiye 3 türlü kolaylık verir. Bu ay içinde orucu
Nihat Uzun, Hicrî II. Asırda Siyaset-Tefsir İlişkisi, Pınar Yay., İstanbul, 2011, 302 s.
T.C. ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ Cilt: 20, Sayı: 2, 2011 s. 209-213 Kitap Tanıtımı Nihat Uzun, Hicrî II. Asırda Siyaset-Tefsir İlişkisi, Pınar Yay., İstanbul, 2011, 302 s. Hanifi ŞAHİN
PEYGAMBERLERE ÎMÂNIN HAKİKATİ. Hâfız el-hakemî
PEYGAMBERLERE ÎMÂNIN HAKİKATİ حقيقة الا يمان بالانبياء والمرسلين ] اللغة التركية [ ] Turkish [ Language Hâfız el-hakemî حافظ الحكمي رحمه االله Terceme edenler : Muhammed Şahin ترجمه: محمد بن مسلم شاهين
Kur'an-ı Kerimde tevafuk mucizesi Kainatta tesadüf yok, tevafuk vardır
Kur'an-ı Kerimde tevafuk mucizesi Kainatta tesadüf yok, tevafuk vardır Tevafuk birbirine denk gelmek, birbiriyle uygun vaziyet almak demektir. Tevafuklu Kur anda tam 2806 Allah lafzı pek az müstesnalar
İSLAM DÜŞÜNCESİNDE ÇOCUKLARIN DİNİ KONUMU. Mustafa AKÇAY, İzmir, Işık Akademi Yayınları, Ocak, 2012, s. 214.
İSLAM DÜŞÜNCESİNDE ÇOCUKLARIN DİNİ KONUMU Mustafa AKÇAY, İzmir, Işık Akademi Yayınları, Ocak, 2012, s. 214. Esra EKİNCİ İncelemek üzere elimizde bulunan eserin müellifi Sakarya İlahiyat Fakültesi Kelam
Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır.
Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır. Kur'an-ı Kerimde bir kimseye hayat vermenin adeta bütün insanlara hayat verme gibi
NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır.
4.MEKTUP MEVZUU : a) Mübarek ramazan ayının faziletleri. b) Hakikat-ı Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ) beyanı.. Ona ve âline salât, selâm ve saygılar.. c) Kutbiyet makamı, ferdiyet mertebesi.. NOT : İMAM-I
USUL/FIKIH TARTIŞMALARI
İÇİNDEKİLER İçindekiler...5 Önsöz...9 BİRİNCİ BÖLÜM KUR'AN TARTIŞMALARI 2. M. Esed'in Mealini Okurken... 19 3. Bu Nasıl Kur'an Anlayışı?... 23 İKİNCİ BÖLÜM SÜNNET TARTIŞMALARI 1. Sünnet İlahî mi, Beşerî
DİN dersleri almak, din kültürü edinmek isteyen temiz niyetli bir gence:
DİN dersleri almak, din kültürü edinmek isteyen temiz niyetli bir gence: Madde madde yazacağım aşağıdaki bilgileri ve uyarıları iyice okumanızı istirham ederim. 1. Sizin, bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak,
Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Tefsir II ILH
DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS Tefsir II ILH 204 4 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu Dersin Koordinatörü
1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar
1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar İÇİNDEKİLER KUR AN NEDİR? KUR AN-IN AMACI? İNANÇ NEDİR İBADET NEDİR AHLAK NEDİR KISSALAR AYETLER KUR AN NEDİR? Kur an-ı Hakîm, alemlerin Rabbi olan Allah ın kelamıdır.
Vaizler Muhammed b. Salih el-muneccid. Terceme edenler Muhammed Şahin. Tetkik edenler Ümmü Nebil
PEYGAMBERİMİZ MUHAMMED -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM-'İ BAŞKASINDAN FAZLA SEVMEK محبة النبي صلى االله عليه وسلم ] باللغة التركية [ Vaizler Muhammed b. Salih el-muneccid للشيخ: محمد صالح المنجد Terceme edenler
Kadının abdestte başörtüsünün üzerini mesh etmesinin hükmü. Muhammed b. Salih el-useymîn
Kadının abdestte başörtüsünün üzerini mesh etmesinin hükmü ] ريك Turkish [ Türkçe Muhammed b. Salih el-useymîn Terceme: Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 202-433 ح م مسح ا ىلع مخارها يف الوضوء» اللغة
KÂFİRLERİN BAYRAMLARINA KATILMANIN HÜKMÜ
KÂFİRLERİN BAYRAMLARINA KATILMANIN HÜKMÜ حكم مشا ة لكفا يف عيا هم ] تريك Turkish [ Türkçe Muhammed Salih el-muneccid Terceme: Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 009-43 حكم مشا ة لكفا يف عيا هم» باللغة
Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS KELAM VE İSLAM MEZHEPLERİ ILH
DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS KELAM VE İSLAM MEZHEPLERİ ILH 210 4 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Lisans Yüz Yüze / Zorunlu Dersin
Ö zürsüz oruç tutmayan kimseye kaza gerekir mi? Muhammed b. Salih el-useymîn
Ö zürsüz oruç tutmayan kimseye kaza gerekir mi? [ تريك Turkish ] Türkçe Muhammed b. Salih el-useymîn Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 2012-1433 هل ىلع تارك الصيام نو غري عذر قضاء «باللغة
MUHAMMED BAKIR EL-MECLİSÎ NİN VE BAZI ŞİÎ ÂLİMLERİN HZ. AİŞE HAKKINDAKİ BAZI SÖZLERİ
MUHAMMED BAKIR EL-MECLİSÎ NİN VE BAZI ŞİÎ ÂLİMLERİN HZ. AİŞE HAKKINDAKİ BAZI SÖZLERİ BU KISA VESİKALAR BUNDAN BİR KAÇ GÜN ÖNCE, ŞİA NIN RASULULLAH IN ASHABINI ÖZELİKLE EBU BEKR VE ÖMERİ, SONRA OSMAN I
Değerli büyüğümüz Merhum Fatma ÖZTÜRK ün ruhunun şad olması duygu ve dileklerimizle Lisans Yayıncılık
Değerli büyüğümüz Merhum Fatma ÖZTÜRK ün ruhunun şad olması duygu ve dileklerimizle Lisans Yayıncılık II Editörler Prof. Dr. Salih Sabri Yavuz & Doç. Dr. Faruk Sancar İSLÂM İNANÇ ESASLARI Yazarlar Prof.
İMAMİYYE NİN İMAMET NAZARİYESİNİN TEŞEKKÜL SÜRECİ Metin BOZAN İSAM Yayınları, İstanbul 2009, 272 s. Harun TÜRKOĞLU
e-makâlât Mezhep Araştırmaları, IX/1 (Bahar 2016), ss. 131-135. ISSN 1309-5803 www.emakalat.com Başvuru: 07.06.2016 Kabul: 20.06.2016 İMAMİYYE NİN İMAMET NAZARİYESİNİN TEŞEKKÜL SÜRECİ Metin BOZAN İSAM
Kitabın Adı Mühim Akide ve Fıkhi Sorulara Cevaplar Fetvalar. Kitabın Yazarı Ebu Ubeyde. Kapak/Tashih/Mizanpaj www.islamdaveti.com. Baskı Yeri İstanbul
e Kitabın Adı Mühim Akide ve Fıkhi Sorulara Cevaplar Fetvalar Kitabın Yazarı Ebu Ubeyde Kapak/Tashih/Mizanpaj www.islamdaveti.com Baskı Yeri İstanbul Baskı Tarihi Rebiulahir, 1435 www.islamdaveti.com www.islamdaveti.org
namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli bir uygulama vardır.
Türkiye de Diyanet İşleri Başkanlığı nın belirlediği ve uyguladığı imsak vakti, oruca başlama ve sabah ezanın okunması ile Müslümanların sabah namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli
Teravih Namazı - Gizli ilimler Sitesi
Niçin Teravih Namazı denilmiştir? Ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınan namaz. "Teravih" kelimesi Arapça, "Terviha"nın çoğuludur ve "oturmak, istirahat etmek'" anlamına gelmektedir. Teravih namazı
