1 Türklerin İslamlaşma Süreci İLAHİYAT LİSANS TAMAMLAMA PROGRAMI İSLAM TARİHİ II Doç. Dr. Metin YILMAZ 1
ÜNITE: 1 TÜRKLERİN İSLAMLAŞMA SÜRECİ Doç. Dr. Metin YILMAZ İçindekiler 1.1. TÜRKLERİN İSLAMLAŞMA SÜRECİ... 3 1.2. TALAS SAVAŞI (751)... 6 2
1 Türklerin İslamlaşma Süreci 1.1. TÜRKLERİN İSLAMLAŞMA SÜRECİ Tarihin konusu olmayı başarabilmiş her milletin insanlık adına mutlak bir katkısının olduğunu öncelikle ifade etmemiz gerekmektedir. Çölün derinliklerinde dağınık bir halde yaşayan tam anlamıyla devletleşememiş veya başka devletlerin destekleri ile kurulmuş yarı bağımsız sömürge devletleri konumundakiarap toplumunun İslam dinini benimsemeleri ile katettikleri mesafe hepimizin malumudur. Araplara bu ivmeyi kazandıran İslam dini benzer konumdaki Türk toplumunu da, onlarla beraber hareket eden diğer milletleri de asırlar boyu sürecek şekilde tarihin öznesi haline getirmiştir. İslam dininin ortaya çıktığı Arap yarımadası ile Türklerin yaşamış olduğu coğrafya dünya haritası üzerinde karşılaştırıldığında siyasi, ekonomik, kültürel bir etkileşime pek müsait olmayacak uzaklığa sahip olduğunu görmekteyiz. Evrensel mesajla ortaya çıkan İslam dininin sınır tanımaz gelişimi Müslüman orduların bir gün Maveraunnehir kapılarına kadar dayanmalarını sağlamış onları Türk yurduna komşu yapmıştır. Gerek Arapların gerek Türklerin İslam öncesi yaşam biçimleri ve kimlik özellikleri düz bir mnatıkla irdelendiğinde aslında birbirlerini kabul noktasında bir çok müşkilllerin olduğu sonucuna bizleri ulaştıracaktır. Hiç bir güce boyun eğmeme, savaşcı bir kimliğe sahip olma, asbiyete, nesebe verdikleri önem, göçebe bir kültüre sahip olma gibi özellikler kendi aralarında dahi uzlaşamayan bu milletlerin bir başkası ile ittifakı önündeki en büyük engellerden bazıları idi. Nitekim, Arap kimliği üzerine tesis edilmiş bir devlet olan Emeviler dönemi (M.661-749) her iki toplumun bir birleri ile yoğun bir çatışma yaşadığı, daha ziyade silah zoru ile egemenlik kurulmaya çalışıldığı bir süreçtir. Elbette bu dönemin Türk- Arap yakınlaşması açısından tamamen negatif sonuçlar doğurduğunu iddia atmek taraflı bir yorum olacaktır. Bazı modern tarih yazıcılarının böyle bir hataya düşerek Emevi ordularını barbar, Türk varlığını ortadan kaldırmaya azmetmiş bir grup olarak tanımlamaları tarihi gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Hulefa-i Raşidin, özellikle Sasani imparatorluğunun düştüğü ve bütün topraklarını kaybettiği Hz. Ömer dönemi, asırlar boyu devam edecek iki kardeş toplumun birlikteliğinin temelerinin yavaş yavaş atılmaya başlandığı bir süreçtir. İslam tarihi açısından oldukça önemli bir olay olan Türklerin İslamiyeti kabulüne kadar uzanan yolun başlangıcı aradaki fiziki uzaklığa rağmen Hz. Peygamberin vefatından kısa bir süre sonra başlamıştır. Müslüman Araplar ve Türkler arasındaki çatışmalar, direnişler, ittifaklar, itilaflar aslında tarihin akışını değiştirecek olayların habercisi konumuda idi. Bütün bu gelişmeler içinde bulunduğu zamanı etkilediği gibi gelecekte dünya tarihine şekil verecek olayların adeta alt yapısını oluşturmaktaydı. Bazı yorumlarda olduğu gibi Türklerin kendi dinlerini ve kültürlerini bir anda terk ederek yeni bir inanç ilkelerini aralarındaki benzerlik nedeni ile bir anda kabulleri büyük bir iddia olsa gerektir. Türklerle Arapların ilk teması ile müstakil Türk devletlerinin ortaya çıkışı arasında yaklaşık 300 yıllık bir zaman dilimi bulunmaktadır. Şayet Türklerin İslamı kabulü bu kadar kolay olsaydı daha ilk fetih hareketleri esnasında kitleler halinde Türklerin İslama iltihakları gerekirdi. Biz bu dersimizde Türklerin ilk İslamlaşma serüvenini sınırlı zaman dilimi içierisinde siz değerli öğrencilerimizle paylaşmaktayız. Elbette konunun daha geniş kapsamlı tetkiki için sizlere önerilen veya sizlerin ulaşacağı farklı bilimsel kaynaklardan daha detaylı okunması ve araştırılması faydalı olacaktır. Türklerin eski dini inanışlarına ilişkin tartışmalar günümüzde dahi canlılığını korumaktadır. Türkler arasında yaygın dini inanışın Şamanizm olduğu tezi öne plana çıkartılmaya çalışılsa da aslında Türklerin büyük ölçüde Gök Tanrı (Tengri) adında tek tanrı inancına sahip oldukları bilinmektedir. Bunun dışında Budist, Manihesit, 3
İSLAM TARİHİ II 1 Hıristiyan, Yahudi gibi bir çok farklı inanaca sahip türk toplulularının bulunduğunu göz ardı etmemiz gerekmektedir. Yani Türklerin İslam öncesi döneminde innadıkları diinin aslında islamlaşma süreci sonrası için kolaylaştırıcı özelliği dışında hiç bir etkisinin olmadığını ifade etmek gerekir. Put perest (pagan) olan Arap halkından bir çoğunun İslam sonrası Hz. Peygamberin en sadık dostları arasında bulunduğun biliyoruz. O halde Türklerin Türklerin İslamı kabul öncesi inançları ile sonrası durumlarını etkileyen herhangi bir yönünün olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İslamiyetin ulaştığı bir çok bölgede farklı etnik kökene sahip milletlerin münferit veya küçük gruplar halinde islamı kabul ettiğine şahit olmaktayız. Araplar sonrasında toplu ve bağımsız bir devlet hüviyetinde ilk İslamı kabul eden toplumun Türkler olduğunu ifade etmemiz gerekmektedir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Araplarla Türkler coğrafya açısından birbirleri ile oldukça uzak bölgelerde yaşamaktaydı. İslamın yayılışından asırlar önce Türklerin bir kısmı Kafkasları aşarak Hazar bölgesine, Azerbaycan ın kuzeyine yerleşmişlerdi. Zaman zaman ticaret başta olmak üzere değişik gerekçelerle güneye, Suriye ve Irak bölgelerine inerek güneyden buralara kadar ticaret amacıyla gelen Araplarla karşılaşmaktaydılar. Ayrıca Güney Yemen den göçerek Bizans ve Sasani sınırlarında yarı bağımsız Gassani ve Hire devletlerini kuran Araplarla Türkler birbirlerini tanıma imkanı bulmuştur. İslam öncesinde ve İslamın ilk yıllarında dönemin en büyük imparatorlukları olan Sasani ve Bizanslılar arasında yoğun bir mücadele süreci yaşanmaktaydı. Bu mücadeleye gerek fiili olarak gerekse fikrî olarak farklı miletlerde destek olmataydı. Örneğin bu savaşlarda Göktürkler, Hazarlar gibi Türk devletleri faal rol oynadığı gibi Araplarda taraf olmuşlar hatta Hıristiyan Bizansın birkaç yıl içerisinde ateşperest Sasanileri yeneceğinden Kur anda bahsedilmiştir. Bu savaşta Müslümanlar Bizanslıları desteklediği gibi Göktürkler ve Hazarlar da fiili olarak bu cephede savaşmışlardır. Dolayısıyla Arap ve Türk topluluklarının yolu Mezopotamya da kesişmiştir. İslam öncesi dönemde Arapların Türkleri tanıdığına dair bir takım kanıtlar mevcut olsa da bu tanışma ileri boyutta bir iş birlikteliğine ulaşmamıştır. Ticaretle meşgul olan Araplar Yemen limanlarından aldıkları malları Arap yarımadası içerisinden karayolu ve Kızıldeniz üzerinden kuzeydeki ticaret merkezlerine oradanda İpek yolu üzerinden daha kuzey bölgelere nakledilmekteydi. Kuzeye uzanan İpek yolunun önemli bir kısmı ise Türklerin elinde bulunmaktaydı. Özellikle iklim koşulları uygunluğu dikkate alınarak yazları kuzeye yapılan bu ticaret faaliyetlerinden Kur an ı kerimde Kureyş Suresinde bahsedilmiştir. Cahiliye dönemi şiirlerinde Türklerden, onların savaşçı özelliklerinden bahsetmeleri yukarıda bahsettiğimiz nedenlerle iki toplumun birbirini tanıdığını göstermektedir. Türk isminin ilk olarak Göktürkler tarafından 540 ylında kullanıldığı düşünüldüğünde Arapların Türk ifadesini kullanan ilk milletlerden olduğu söylenebilir. Evrensel bir mesajın ilk tebliğcisi olan Hz. Peygamber in Peygamberlik öncesi yaşamının bir kısmında ticaretle iştigal etmesi ve zaman zaman Suriye topraklarına doğru seyahat etmesi onun Türkleri tanımasına neden olmuştur. Hendek savaşında karragahta kurduğu çadırın Türk çadırı olması yine itikafa çakilmek için Türk öadırı kurdurması Türklerin Hz. Peygamber ve Araplar tarafından tanındığın ıortaya koymaktadır. Zaten büyük bir kısmına senet ve metin açısından ihtiyatla yaklaşılması gerekirse de Hz. Peygamber e atfetilen Türklere dair bir kısım hadislerle karşılaşma imkanımız mevcuttur. Özelikle Abbasiler döneminde hilafet merkezinde etkin olan Türk komutanlara ve bürokratlara yakınlaşmak amacıyla kaleme alınmış Hz. Peygamberin ağzından Türklerin faziletine dair bir çok hadis aadıyla söz uydurulmuştur. Bu ifadelerin bir çoğu Hz. Peygamber in göndermiş olduğu ilahi mesajla doğrudan çelişmektedir. Arabın acame acme- 4
1 Türklerin İslamlaşma Süreci in araba üstünlüğünün olmadığını ifade eden bir Peygamberin kendi mensubu olduğu Arap toplumu da dahil hiç milleti diğerine öncelemediğini ifade etmemiz gerekmektedir. Türklerin İslamlaşma sürecine dair çalışma yapan bir kısım çağdaş tarihçilerimiz birazda zorlama yöntemlerle Peygamber ağzından Türklerin faziletlerini dillendirmeye çalışmışlardır. Oysa buna gerek kalmaksızn İslam dinini kabulleri sonrası gerçekleştirmiş oldukları hizmetler zaten Türk milletinin genel kimliğini ortaya koymaya yetmektedir. Herşeye rağmen bütün bu rivayetler İslam dünyasının Türklere duymuş olduğu ilgiyi göstermesi açısından önemlidir. Hz. Peygamber dönemi Arap Yarımadasının İslamlaştırması ile geçmiştir. Her ne kadar davet mektupları ile civar ülke yöneticilerine İslam tebliğ edilmiş ise de sınır komşusu olmayan Türklerle bu çapta bir temas kurulmamıştır. Resulullah s.a.v in vefatı sonrası hilafete geçen Hz. Ebu Bekir döneminde ortaya çıkan irtidat hareketlerinin bastırılması ile birlikte yoğun fetih süreci başlamış, bir kısım Bizans ve Sasani toprakları ele geçirilmiştir. İlk halifenin 2 yıl gibi kısa süreli iktidarı sonrası vefat etmesi ile yerine geçen Hz. Ömer kaldığı yerden fetihlere hız vermiş ve Kadisiye savaşının ardından Sasni toprakları aşama aşama Müslüman orduların eline geçmiştir. Fetihler fetihi olarak isimlendirilen Nihavend Savaşı (642) bir dönüm noktası olmuş Ahnef b. Kays komutasındaki ordular Türk yurtlarının kapısına yani Ceyhun ırmağına kadar dayanmış hatta nehri geçmiş fakat Hz. Ömer in telkinleri ile geri çekilmiştir. Ülkesini terk edip Türk yurduna sığınana Sasani hükümdarı III.Yezdücerd Türkleri kışkırtıp Türk hakanının desteğini alarak Müslüman Arap orduları üzerine harekete geçmiş ve Ceyhunu geçerek Belh şehri önüne kadar gelmişler ancak Çin tehlikesi ve Ahnef b. Kays ın izlemiş olduğu strateji sonucu savaşmadan geri çekilmişlerdir. Bu ilk karşılaşmalar gelecek bağımsız Türk devletlerinin kurulmasının adeta habercisi durumundadır. ancak bunun gerçekleşmesi için bir süre daha beklemek gerekecektir. Hz. Ömer in fetih politikası gereği İslam orduları Aşağı Türkistan olatrak isimlendirilen Maveraunnehir bölgesine girememişlerdir. Hz. Osman hilafetinin ilk altı yıllık sürecinde fetih hareketlerine bırakılan yerden devam edilmesine rağmen son altı yıllık dönem daha ziyade iç karışıklıklarla geçmiştir. Hz. Ali ise tam anlamıyla iktidarını sağlamlaştıramamış gücünü siyasi muhalifler üzerine yönlendirmiştir. Siyasi dehasını çok iyi kullanarak iktidarı ele geçiren ve yeni bir Arap devletinin temellerini atan Muaviye ile birlikte yeni bir dönem başlamış, Arap ve Türk ilişkileri farklı bir mecraya girmiştir. Muaviye sürekli emevi muhalefetinin merkezi haline gelen Kûfe ve Basra valiliklerine güçlü şahısları atamıiş ve doğu bölgesi fetihlerini de bunların sorumluluğuna bırakmıştır. Adeta halifenin demir yumruğu olan bu valilerin ilki Ziyâd b. Ebîh dir ki, Türk yurtlarına karşı ilk planlı faaliyetler onun döneminde başlamıştır. Öncelikle Ceydun un geri kalan kısmının tam anlamıyla güvenliğini temin etmek için Horosan bölgesinde Ceyhun a yakın bir bölgedeki Merv şehrini ordugah haline getirmiş (671) ve buraya askeri sevkiyat yapmıştır. Bu planlama Ceyhun ötesi fetihleri kolaylaştırmaya matuftur. Ziyad ın oğlu Ubeydullah ın Horosan bölgesi valiliğine atandığı dönem olan 674 yılında ilk defa geniş kapsamlı bir fetih hareketi düzenlenmiş ve bu faaliyetler müteakip yıllarda devam etmiştir. Ancak Velid b. Abdülmelik in iktidarına, yani (705-715) yılına kadar Maveraunnehir in önemli merkezleri fethedilememiştir. Emevî devletinin zirve noktasına ulaştığı Velid b. Abdülmelik dönemi genel fetih hareketlerinde olduğu gibi Türkistan a yönelik fetihlerde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Kimilerine göre büyük bir müslüman fatih kimilerine göre ise işgalci bir komutan olarak görülen Kuteybe b. Müslim in gerçekleştirdiği fetihlerle Mavraunnehir in Buhara, Semerkand, Beykent, Şaş gibi en önemli şehirleri ele geçirilmiştir. Her ne kadar savaş merkezli bir iletişim olsa da yine de her iki 5
İSLAM TARİHİ II 1 grubun birbirleri ile doğrudan temas kurmasına vesile olan bu mücadele sürecinde pozitift bir etkilenmenin mevcut olduğu da söylenebilir. Kuteybe sonrası bölgeye yönelendirilen diğer Türk komutanlar yeni Türk topraklarını ele geçirmişler aman zaman ortaya çıkan Türk isyanlarını bastırmışlardır. Zaman zaman Müslüman Araplar zor durumda kalmış fethetikleri şahirlerin ellerinden çıkmasına mani olammaışlardır. Emevilerin son dönem Horosan valiliğini yapan Nasr b. Seyyar bölgede Müslüman orduların varlığını kabul ettirmiş ve bu dönemde bir çok ileri geklen Türk İslama kazandırılmıştır. Müslüman Araplar sadece doğu cephesinde Türklerle mücadeleye girişmemiş aynı zamanda Kafkasya bölgesinde de temas kurmuştur. Daha Hz. Ömer döneminde Müslüman Arap orduları Kafkas dağlarına kadar dayanmıştır. Emevilerin ilk dönemlerinde mücadeleler karşılıklı düello şeklinde geçmiştir. Müslü,man orduları bu bölgelerde istenen başarıyı Mervan b. Muhammed in bölge valiliği zamanında kazanmış Hazar hakanına boyun eğdirmiş ve zorlada olsa İslamı kabul etmiştir. Emevi iktidarının Mevalî olarak tanımnlanan gayr-ı Arap unsurlara karşı izlemiş olduğu sert politika ve Arap milliyetçiliğini ön plana çıkaran bir politikası bu unsurların Emevilere doğal olarak İslam dinine mesafeli yaklşaşmalarına neden olmuştur. İslamı kabul etmelerine rağmen gayr-ı müslim muamelesi yapıp kendilerinden cizye vergisi alınması devlet kademelerinde görevlere atanmaması gibi ayrılıkçı uygulamalar Türklerin islamı toplu kabulunün önündeki en büyük engel olmuştur. Bu direniş Emevi hanedanlığına karşı başından beri devam eden iç isyanlara destek sağlamalarına yol açmış bu da Emevi devletinin yıkılışını hızlandırmıştır. İslam dinini dünyanın bir çok farklı bölgesine taşıyan ve İslam devletinin kurumsallaşmasını sağlayan Emeviler kuruluş hedeflerinde yer alan asbiyet olgusunun zararlı etkileri ile seksen yılı aşkın bir iktidar dönemi sonrası tarih sahnesinden çekilmiştir. Emevlerin yıklmasını hazırlayan sebeplerden bir çoğu Abbasi iktidarının kurulmasını sağlayan önemli faktörler olmuştur. İranlıların, Sogdluların ve Türklerin desteği ile iktidara taşınan ilk Abbasi halifesi Ebu l-abbas önceliklei olarak Mevaliyi ekonomik ve piskolojik anlamda sıkıntıya sokan cizye vergisini kaldırmış ve teba arasında eşitlik ilkesinin hakim olmasına çalışmıştır. Bu yeni politikalar kısa sürede meyvesini vermiş Abbasi ihtilalinden birkaç yıl sonra ortaya vuku bulan Talas savasının belki de farkında olmadan vukuuna ve sonuçlarına etki etmiştir. Türklerle aplar arasında sıcak ilişkilerin doğmasına ve artık kitleler halinde Türklerin islamlaşmasına zemin hazırlayan bu önemli olay üzerinde özellikle durmak gerekecektir. 1.2. TALAS SAVAŞI (751) Abbasi devletinin kuruluş sürecinde Göktürk devleti yıkılmış, Türgişler ise dağılma sürecine girmişti. Fırsatı değerlendirmeye çalışan çinliler ise batı Türkistan toprakşlarını ele geçirme amacındaydı. Başlangıçta Türk hakanları müslümanların akınlarını durdurmak için Çin İmparatorundan yardım talebinde bulunmuş, Çin hükümdarı bu yardım çağrısını geciktirerek zamana yaymış ve bölgeyi ele geçirme planları yapmıştır. Kara türgişlerin kendi i. Çekimleri nedeni ile yıkılması sonrasında Çin hükümdarı 747 yılında batıya doğru büyük bir ordu ile harekete geçmiştir. Bu zamana kadar müslümanlara karşı çin desteğini arkasına alan Türkler bu defa Çinlilerin geçtikleri yerlerdeki kötü muameleleri nedeni ile Müslümanlardan yardım talebinde bulnmuşlardır. Abbasi ihtilalinin baş mimarı ve Horosan bölgesinin genel valisi Ebû Müslim el-horasânî bu yardıma kayıtsız kal- 6
1 Türklerin İslamlaşma Süreci mamış ve büyük bir ordu birliği göndermiştir. 751vyılında Talas olarak isimlendirilen bölgede iki ordu karşı karşıya gelmiş 5 gün devam eden savaş sonrasında Türklerin arkadan yapmış olduğu kuşatma sonrasında Çin ordusu büyük bir hezimete uğratılmıştır. 70.000 kişilik ordunun büyük bir kısmı kılıçtan geçirilmiş ve diğerleri ise esir alınmıştır. Talas savaşı Türk tarih kaynaklarında fazlaca yer bulmasına ve Türklerin İslamlaşma süreci açısından bir döneüm noktası olarak kabul edilmesine rağmen temel İslam tarihi kaynaklarında çok az yer bulmuştur. Çağdaş müellifleriden Nesimi Yazıcı bunu daha ziyade tarihçilerin merkezdeki siyasi olaylara odaklanması ve uzak bölgelere yoğunlaşamamalarına dayandırmaktadır. Bir yönüyle doğru bir tespit olarak kabul edilse de Mili hassasiyet bir kenara bırakıldığında sıkça karşılaşılan sıradan savaşlardan biri olarak görüldüğü söylenebilir. Elbeteki uzun vadede düşünüldüğünde bu savaşın neticeleri tarih sahnesinde yeni aktörlerin yer almasına ve islam coğrafyasının yeniden şekillenmesine katkı sağlamıştır. Talas ın doğurduğu sonuçları şu şekilde sıralayabiliriz: 1. Yıllardır Araplaral Türklerle devam eden ilşkinin boyutu değişmiş düşmanaca yaklşaşımlar yerini bu savaş sonrasında dostane ilşkişlere bırakmıştır. Türklerin İslamı kabulü hızla artış göstermiş iki toplum birbirini daha yakından tanıma imakanına kavuşmuş, dünya tarihinin akışı değişmiş bu sayede İslam Türkistanda zemin bulmuştur. 2. Çin İmparatorluğunun geçmişten itibaren fiili saldırılarına maruz kalmış olan Türkistan toprakları süresiz bir şekilde çin baskısından kurtulmuştur. Bir daha çinliler bu topraklara saldırmaya cesaret edememişlerdir. 3. Talas savaşı Türklerin yeniden toparlanmasına imkan sağlamış, dağınık görüntüden kurtularak birkezdaha Türk birliğini kurmuşlardır. 4. Talas öncesinde farkedilemeyen ancak tarihi süreç içerisinde olayın tarafları değil bütün insanlık tarihini etkileyecek uzun vadede çok önemli bir sonuç doğurmuştur. İslam coğrafyasında kullanılan Papirus oldukça pahalı bir kağıt olup sınırlı sayıda üretilmekteydi. Çinliler uzun süredir keten ve kenevirden ürettikleri kağıtları kullanamaktaydılar. Sır gibi sakladıkları kağıt üretim tekniğini mümkün oldukça dışa yansıtmak istemiyorlardı. Savaş sonrasında el geçirenesirlerden yararlanmak suretiyle Çin dışında ilk defa Semerkantta ucuz kağıt üretilmiş ve kısa süre sonra İslam coğrafyasının önemli merkezlerinde arka arkaya kağıt fabrikaları kurulmuştur. Kağıt üretimindeki artış Abbasi döneminde İslam dünyasının bilim ve kültür alanında şahlanışına imkan tanımıştır. Bir çok mederese açılmış kaleme alınan binlerce eser kütüphane raflarındaki yerini almıştır. Kurulan kitapçı dükkanları yeni bir okul vazifesi yapmışi ve bir çok önemli ilim adamı ilk faaliyetlerien buralarda başlamıştır. Öyleki bu süreç doğuda gösterdiği etki yanında belki de ileride avrupanın yeniden doğuşunu sağlayan rönansansa kadar uzanmıştır. Yel değirmenleri gibi bir takım teknolojik araç gereçler İslam topraklarına taşınarak yeni üretimde kolaylık sağlanmıştır. 5. Çin Talas savaşı sonrası iç karışıklıklar içerisine girmiş zaman zman Müslümanlardan yardım talebinde bulnmuşlardır. Buraya giden orduda yer alan askerlerden bazıları bölgede kalarak islam kültürünün buraya yerleşmesine katkı sağlamış islam dininin yayılmasına hizmet etmiştir. Elbette Talas savaşının bunlar dışında da bir çok sonuçları olmuştur. Ortaya çıkacak yarı bağımsız Türk devletlerinin teşekkülünden Anadoluda kurulan beyliklerin ortaya çıkmasına kadar bölgenin yeniden şekillenmesinde Talasın belirli ölçüde de olsa katkısının olduğu söylenebilir. Bütün bunlara rağmen Türklerin İslamlaşma sürecini sadece Talas savaşına dayandırmanın çok isabetli bir yaklaşım olmadığını belirtmek gerekir. 7
İSLAM TARİHİ II 1 Emeviler döneminde tarihteki en büyük imparatorluklardan birisi kurulmuş olmakla birlikte konumuz olan Türklerle ilişki daha ziyade cephede sürdürülmüştür. Abbasilerle birlikte politika tamamen değişerek Türklerle ilişki ağırlıklı olarak merkeze kaymıştır. Yani bölge üzerine Arapların askeri bir operasyonu söz konusu değildir. Bir zamanlar hasım olan Türkler ve Araplar büyük ölçüde hizmet paylaşımına girmiş ve çok sayıdaki Türk komutanlar ve bürokratlar hilafet merkezinin vazgeçilmezleri halini almıştır. Elbette Abbasi toplumu içerisinde tek farklı etnik köken Türkler değildir. Özellikle İranlılar Abbasi bürokrasisinin belkemiğini oluşturan önemli bir unsur olmuştur. Emevilerde de askeri alanda hizmet eden Mevaliyi görmekle beraber bu hizmet daha ziyade icbâri bir yolla gerçekleşmiştir. Abbasi hizmetindeki Türkleri tanımlarken daha önce köle veya köle statüsüne yakın anlamlarda kullanılan Mevlâ kelimesinin veya yine aynı anlamda Memluk kelimesinin kullanılması Türklerin köle statüsünde olduğu gibi bir anlayışı zihinlerde çağrıştırmış bir kısım Tarihçi bunun gerçektende bu şekilde olduğu kanaatine varmıştır. Oysa, Abbasi siyasi tarihi detaylı bir şekilde incelendiğinde Mevalî sınıf olarak kabul edilen Trükler Halife tayin edip azledecek gücü ulaşmıştır. Ebû Müslim in öncülüğünü yaptığı Abbasî ihtilalinde onunla birlikte görev alan bir çok Türk komutan devletin kurulması sonrası da Abbasi idaresinde önemli görevlere getirilmiştir. Abbasi devletinin asıl kurucusu olarak kabul edilen Cafer Mansûr döneminde yeni başkent Bağdat ta Horasan bölgesinden gelen birlikler için özel kışlalar kurulmuştur. Halife Harun Reşid özel birliklerini tamamen Türklerden oluşturmuştur. Sınır boylarında bulunana ve kendi döneminde yenileri inşa edilen Avasım şehirlerine Türk birliklerini yerleştirmiş, Türklerden askeri sahada olabildiğince yararlanmaya çalışmıştır. Ağırlıklı olarak askeri alanda görev almalarına rağmen Türkler ilim kültür sahasındada önemli katkılar sunmuşlardır. Memun döneminin başlarında İran nüfuzu hilafet merkezinde etkili iken zamanla halifeye yoğun baskı uygulamaları nedeni ile alternatif olarak Türkler hilafet sarayında yeniden kabul görmüş Mısır dahil olmak üzere bir çok isyanın bastırılmasında başat rol oynamışlardır. Afşin, Boğa el-kebir, gibi ünlü Türk komutanları bu dönemde ordu komutanlıklarına getirilmiştir. Dolayısıyla Memun döneminin Türklerin Abbasi yönetimindeki etkisi açısından bir dönüm noktası sayabiliriz. 8