MILAN KUNDERA PERDE YEDİ BÖLÜMLÜK BİR DENEME



Benzer belgeler
MATBAACILIK OYUNCAĞI

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

DESTANLAR VE MASALLAR. Samed Behrengi KÜÇÜK KARA BALIK. Masal. Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Betül Tarıman. Öykü GÖKYÜZÜ PRENSİ PO İLE KÜÇÜK KIZ. 2. basım. Resimleyen: Uğur Altun

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Çetin Öner. Roman GÜLİBİK. Çeviren: Aslı Özer. 26. basım. Resimleyen: Orhan Peker

küçük İskender THE GOD JR

Cem Akaş BUMBA İLE BİBU. Resimleyen: Reha Barış

ÇAĞDAŞ DÜNYA EDEBİYATI. Goscinny / Sempé. Öykü PITIRCIK KÜÇÜK PITIRCIK. Çeviren: Vivet Kanetti. 29. basım

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Cihan Demirci. Şiir ŞİİR KÜÇÜĞÜN. 2. basım. Resimleyen: Cihan Demirci

BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Tanşıl Kılıç. Roman ŞEKERLİ SİNEK. 12. basım. Resimleyen: Vaqar Aqaei

Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK. Resimleyen: Vaghar Aghaei

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Delal Arya HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mert Tugen YEDİ DENİZLERDE 2. 2 Basım İSKELET SAHİLİ NDEKİ SIR

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

Hazırlayan ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Şengül Karaca. Şiir HAİKU. 1. basım. Resimleyen: Sedat Girgin

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut GÜNAYDIN! GÜNAYDIN! Resimleyen: Burcu Yılmaz

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

ECE ERDOĞUŞ Tuhaf Hikâyeleri Sever misiniz?

MILAN KUNDERA KAYITSIZLIK ŞENLİĞİ

DESTANLAR VE MASALLAR. Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE. Masal. KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Şiir BEZ BEBEKLE KUKLASI. 2. basım. Resimleyen: Burcu Yılmaz

KIRMIZI KANATLI KARTAL

ECE TEMELKURAN İÇ KİTABI

BİZİM SOKAKTA ŞENLİK VAR

Deneyler ve Hayaletler

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Öykü ORMANDAKİ DEV. 4. basım. Resimleyen: Reha Barış

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Öykü ASLAN KRAL KORK. Resimleyen: Sedat Girgin

Hans Christian Andersen Tahsin Yücel ( Ayşın Delibaş Eroğlu (

Yayınevi Sertifika No: Yayın No: 220 HALİM SELİM İLE 40 HADİS

MILAN KUNDERA YAŞAM BAŞKA YERDE

ALESSANDRO BARICCO SMITH & WESSON

Delal Arya HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Sedat Girgin PERA GÜNLÜKLERİ. 5 Basım SIRLAR OTELİ. 2. Kitap

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Ülkü Tamer. Öykü PULLAR SAVAŞI. Kapak Resmi: Gözde Bitir

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süreyya Berfe. Şiir ÇOCUKÇA. 2. basım. Resimleyen: Burcu Yılmaz

SAFTİRİK Greg in Günlüğü HEY GİDİ GÜNLER!

Belmin Dumlu SAVAŞKAN,

Çağdaş Türk Edebiyatı Araştırmaları. Songül Taş

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Koray Avcı Çakman. Öykü FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ. 1. basım. Resimleyen: Reha Barış

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Sarmaşık

ÇAĞDAŞ DÜNYA EDEBİYATI. Roman

Küçük Hasır Sapka. Korkut Erdur 1980 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu.

BİL BENİ BİLEYİM SENİ

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ Seçme Şiirler. Gülten Akın

Yalvaç Ural Ödülleri: Buket Topakoğlu

MILAN KUNDERA VAROLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

İletişim Yayınları SERTİFİKA NO Κρατύλος

SEN SURAT OKUMAYI BİLİR MİSİN?

JORGE LUIS BORGES PIERRE MENARD A GÖRE DON QUIXOTE & HOMER İN BAZI UYARLAMALARI. Hazırlayan: Rabia ARIKAN

ÇAĞDAŞ DÜNYA EDEBİYATI. Goscinny / Sempé. Öykü PITIRCIK PITIRCIK SATRANÇ OYNUYOR. Çeviren: Vivet Kanetti. 23. basım.

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Yapı Kredi Yayınları Canlar Ölesi Değil / Demet Taner. Kitap editörü: Murat Yalçın. Düzelti: Filiz Özkan. Tasarım: Nahide Dikel

MAVİ KUŞU GÖREN VAR MI?

ZEKİYE ANTAKYALIOĞLU BİR DÜŞÜN SONU MILAN KUNDERA ÜZERİNE BİR İNCELEME

WILHELM SCHMID Arkadaşlıktaki Saadete Dair

Bilinen hikayedir. Adamın biri, akıl hastanesinin parmaklıklarına yaklaşmış. İçeride gördüğü deliye:

SÖYLEM, SÖYLEN, YAZIN TAHSİN YÜCEL E ARMAĞAN

Size karşı bir şey yapılmaya çalışılıyor, bir şey dayatılıyor ve siz de bunu kabul etmiyor ve direniyorsunuz.

ÇAĞDAŞ DÜNYA EDEBİYATI. André Maurois. Roman ŞİŞKOLARLA SISKALAR. Çeviren: Ülkü Tamer. 18. basım. Resimleyen: Fritz Wegner

Erich Kästner KÜÇÜK ADAM VE KÜÇÜK HANIM

ÇAĞDAŞ DÜNYA EDEBİYATI. Roman

Orhan Veli. BENİ BU GÜZEL HAVALAR MAHVETTİ Kendi Sesinden Şiirler

Metin Edebi Metin nedir?

Öz geçmiş, insanın hayatını, kabiliyetini, yeteneğini, iş yapma gücü ve tecrübelerini ortaya koyan bir belgedir. Yani insanın o güne kadar elde

Üniversite Üzerine. Eğitim adı verilen şeyin aslında sadece ders kitaplarından, ezberlenmesi gereken

ÇAĞDAŞ DÜNYA EDEBİYATI. Roman

SANAT SOSYOLOJİSİ GİRİŞ

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ

MILAN KUNDERA ROMAN SANATI DENEME. Çeviri: AYSEL 5. BASKI

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

Arda Alyanak Daniela Palumbo Filiz Özdem Carla Manea

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum.

SEVECEN İLE TOMURCUK ETKİNLİK KİTABI KELEBEK KIZLAR

TÜRK EDEBİYATINDA 26 DURAK 254 ŞAİR VE YAZAR

AĞAÇLARIMIZA NE OLDU?

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

DUA ETTİĞİNİZDE. J. Robert Ashcroft. ICI Elemanlarıyla İşbirliği İçinde Hazırlanmıştır Resimler: David Cahill Çeviren: Hande Taylan ICI

HALİDE EDİB ADIVAR VURUN KAHPEYE ROMAN

GÖRÜNMEZ OLAN TONİNO NUN MACERALARI

The European Social Survey

ŞEHİRLERE ALIŞAMADI Sabahattin Ali nin Şehirleri

İletişim Yayınları 2462 Çağdaş Türkçe Edebiyat 423 ISBN-13: İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2017, İstanbul

MILAN KUNDERA BİLMEMEK

WOLFGANG BORCHERT Fener, Gece ve Yıldızlar. ve Ölümünden Sonra Yayımlananlar

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

Transkript:

1

2

MILAN KUNDERA PERDE YEDİ BÖLÜMLÜK BİR DENEME 3

Le Rideau: Essai en sept parties Milan Kundera 2005, Milan Kundera 2006, Can Sanat Yayınları A.Ş. Bu eserin Türkçe yayın hakları The Wylie Agency (Uk) Ltd. aracılığıyla alınmıştır. Tüm hakları saklıdır. Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz. 1. basım: 2006 3. basım: Ekim 2015, İstanbul Bu kitabın 3. baskısı 1 000 adet yapılmıştır. Yayına hazırlayan: Ayça Sezen Kapak tasarımı: Utku Lomlu / Lom Tasarım (www.lom.com.tr) Kapak resmi: Milan Kundera Ka pak baskı: Azra Matbaası Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi D Blok 3. Kat No: 3-2 Topkapı-Zeytinburnu, İstanbul Sertifika No: 27857 İç baskı ve cilt: Arı Matbaası Davutpaşa Cad. Emintaş Kâzım Dinçol San. Sit. No: 81/39, Topkapı, İstanbul Sertifika No: 26699 ISBN 978-975-07-2667-5 CAN SANAT YAYINLARI YAPIM VE DAĞITIM TİCARET VE SANAYİ A.Ş. Hayriye Caddesi No: 2, 34430 Galatasaray, İstanbul Telefon: (0212) 252 56 75 / 252 59 88 / 252 59 89 Faks: (0212) 252 72 33 canyayinlari.com/9789750726675 yayinevi@canyayinlari.com Sertifika No: 31730 4

MILAN KUNDERA PERDE YEDİ BÖLÜMLÜK BİR DENEME DENEME Fransızca aslından çeviren Aysel Bora 5

Milan Kundera nın Can Yayınları ndaki diğer kitapları: Ayrılık Valsi, 1988 Gülüşün ve Unutuşun Kitabı, 1988 Şaka, 1990 Saptırılmış Vasiyetler, 1994 Jacgues ile Efendisi, 1994 Yavaşlık, 1995 Kimlik, 1998 Bilmemek, 2001 Gülünesi Aşklar, 2002 Ölümsüzlük, 2002 Roman Sanatı, 2002 Bir Buluşma, 2010 Kayıtsızlık Şenliği, 2015 Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, 2015 Yaşam Başka Yerde, 2015 6

MILAN KUNDERA, 1929 da Prag da doğdu. 1967 de yayımlanan ilk romanı Şaka 1968 de Çekoslovak Yazarlar Birliği Ödülü nü aldı. 1968 deki Rus işgalinden sonra Kundera, 1975 te Fransa ya göç etti ve Fransız vatandaşlığına geçti. 1978 de Gülüşün ve Unutuşun Kitabı yayımlandığında Çekoslovak hükümeti tarafından vatandaşlıktan çıkarıldı. En çok satan kitabı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği (1984) sinemaya da uyarlandı. Yazarın Çekçe yazdığı diğer kitapları Gülünesi Aşklar (1968), Yaşam Başka Yerde (1973), Ayrılık Valsi (1976) ve Ölümsüzlük tür (1990). Fransızca olarak yazdığı Yavaşlık 1995 te yayımlandı. Kun de ra nın Kimlik adlı romanı Fransa da 1998 de basıldı. Son romanı Bilmemek 2000 yılında yayımlandı. Deneme kitapları Roman Sanatı 1986, Saptırılmış Vasiyetler 1993, Perde 2005 ve Bir Buluşma 2010 da yayımlandı. Milan Kundera, karısıyla birlikte Paris te yaşıyor. AYSEL BORA, 1943 te İstanbul da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü nü bitirdikten sonra Meydan Larousse ansiklopedisinin çevirmen kadrosunda görev aldı. Bugüne değin, aralarında Jean-Paul Sartre ın Aydınlar Üzerine, Georges Simenon un Hollanda da Bir Ev, Amin Maalouf un Ölümcül Kimlikler, Nat halie Sarraute un Şimdi ve Açınız adlı yapıtlarının da bulunduğu pek çok kitabı dilimize kazandırdı. 7

8

İçindekiler 1. Devamlılık Bilinci... 11 2. Die Weltliteratur... 37 3. Şeylerin Ruhuna İnmek... 63 4. Romancı Nedir?... 89 5. Estetik ve Varoluş... 103 6. Yırtılan Perde... 117 7. Roman, Bellek, Unutuş... 143 9

10

1 DEVAMLILIK BİLİNCİ

12

Devamlılık bilinci Müzisyen olan babamla ilgili bir hikâye anlatırlardı. Arkadaşlarıyla birlikte, radyodan ya da pikaptan gelen bir senfoninin ezgilerinin yankılandığı bir yerdeymiş. Hepsi de müzisyen ya da müziksever olan arkadaşları Beethoven ın Dokuzuncu Senfoni sini hemen tanımışlar. Babama sormuşlar: Bu müzik kimin? O ise uzun uzun düşündükten sonra: Beethoven a benziyor, demiş. Herkes gülmemek için kendini tutmuş: Babam Dokuzuncu Senfoni yi tanıyamamış! Emin misin? Evet, demiş babam, Beethoven ın son döneminden. Son döneminden olduğunu nasıl bilebilirsin? Bunun üzerine babam, dikkatlerini, daha genç bir Beethoven ın asla kullanamayacağı birtakım armoni bağlantılarına çekmiş. Hikâye elbette hınzırca bir uydurmadan ibaret, ama bizim (ya da bir zamanlar bizim olan) uygarlığımızdan olan insanın ayırt edici özelliklerinden biri olan tarihsel devamlılık bilincini çok iyi yansıtıyor. Gözümüzde her şey bir tarihin akışına bürünür, az ya da çok mantıklı bir olaylar, davranışlar ve eserler dizisi gibi görünürdü. İlkgençlik dönemimde, sevdiğim yazarların eserlerinin kronolojik sıralamasını, elbette, hiç zorlanmadan doğru olarak bilirdim. Apollinaire in, Alkoller i Kaligrafiler den sonra yazmış olması düşünülemezdi; çünkü öyle olsaydı, o 13

başka bir şair olurdu, eserleri başka bir anlam taşırdı! Picasso nun her tablosunu tek tek severim, ama bunun yanı sıra birbirini izleyen her aşamasını ezbere bildiğim, uzun bir yol olarak algıladığım bütün eserlerini de severim. Nereden geldik? Nereye gidiyoruz, gibi ünlü metafizik soruların sanatta somut ve açık bir anlamı var, üstelik hiç de yanıtsız değiller. Tarih ve değer Biçimi, armonileri, melodileriyle Beethoven ınkilere benzeyen bir sonat yazmış çağdaş bir besteci olduğunu varsayalım. Hatta bu sonatın büyük bir ustalıkla bestelendiğini ve eğer gerçekten Beethoven a ait olmuş ol sa, onun başyapıtları arasında yer alacağını varsayalım. Ne kadar muhteşem olursa olsun, çağdaş bir bestecinin imzasını taşıyan bu eser insanları güldürürdü. Bestecisi, olsa olsa bir pastiş üstadı olarak alkışlanırdı. Ne yani! Beethoven ın bir sonatı karşısında estetik bir haz duyulur da, aynı biçem ve hoşluktaki bir başka sonat, bir çağdaşımız tarafından imzalanmış ise aynı şeyler hissedilmez mi? İkiyüzlülüğün dik âlâsı değil mi bu? Güzellik duygusu, duyarlılığımız tarafından esinlendirilip içten gelmiyor da, bir tarih bilgisi tarafından koşullandırılmış olarak beyinden mi geliyor? Elimizden bir şey gelmez: Tarih bilinci, sanatı algılayış biçimimizle öylesine iç içe geçmiştir ki, bu anakronizm (bugünün tarihini taşıyan bir Beethoven eseri) kendiliğinden (yani ikiyüzlülük falan söz konusu olmadan) komik, gülünç, sahte, tuhaf, hatta bir ucube gibi algılanırdı. Devamlılık bilincimiz öylesine güçlüdür ki, her sanat eserinin algılanışında devreye girer. 1932 de Prag da yapısalcı estetiğin kurucusu Jan Mukarovsky şöyle yazdı: Yalnızca nesnel estetik değerin 14

varlığını kabul etmek sanatın tarih içindeki evrimine bir anlam kazandırabilir. Başka bir deyişle: Eğer estetik değer olmasa, sanat tarihi, kronolojik sıralaması hiçbir anlam taşımayan muazzam bir eser hurdalığından başka bir şey olmaz. Dolayısıyla: Estetik değer, bir sanatın tarihsel evrimi bağlamında algılanabilir ancak. Ama eğer her ulus, her tarihsel dönem, her sosyal grup kendi özel zevklerine sahipse, o zaman hangi nesnel estetik değerden bahsedilebilir? Bir sanatın tarihi, sosyolojik açıdan bakıldığında kendi içinde bir anlam taşımaz, tıpkı kılık kıyafet, cenaze ve düğün gelenekleri, spor ya da bayramlar gibi bir toplumun tarihinin parçasıdır. Diderot ve d Alembert in Ansiklopedi sinde kendisine ayrılan maddede roman da aşağı yukarı böyle ele alınmıştır. İlgili madde metninin yazarı olan Şövalye Jaucourt romana geniş bir yaygınlık ( hemen herkes roman okuyor ), ahlaki bir etki (bazen yararlı, bazen zararlı) atfetmiş ama hiçbir özel değer yakıştırmamıştır; zaten, bugün bizlerin hayran olduğu romancılardan hiçbirinin adını da vermez: Ne Rabelais, ne Cervantes, ne Quevedo, ne Grimmelshausen, ne Defoe, ne Swift, ne Smollett, ne Lesage, ne de Abbé Prévost; roman, Şövalye Jaucourt için ne başlı başına bir sanatı temsil etmektedir, ne de başlı başına bir tarihi. Rabelais ve Cervantes. Ansiklopedi yazarının onların adını vermemiş olması hiç de utanç verici bir şey değil; romancı olmuş olmamış, Rabelais nin pek de umurunda değildi, Cervantes ise, kendinden önceki dönemin fantastik edebiyatını iğneleyen alaycı bir eleştiri yazdığını düşünüyordu; ne biri ne öteki kendisini kurucu olarak görüyordu. Bu konum onlara roman sanatının uygulanmasıyla, a posteriori olarak, yani ancak zamanla atfedilmiştir. Üstelik, bu konum onlara roman yazan ilk kişiler oldukları için değil (Cervantes ten önce de pek çok ro- 15

mancı vardı), bu yeni epik sanatın varoluş nedenini diğerlerinden çok daha iyi anlattıkları için; kendilerinden sonra gelenlerin gözünde, ilk büyük romanesk değerleri temsil ettikleri için tanınmıştır; ve ancak bir romanda bir değer, özel bir değer, estetik bir değer görülmeye başlandıktan sonra, romanların birbirini izlemesiyle bir roman tarihi ortaya çıkabilmiştir. Roman kuramı Fielding bir roman poetikası düşünebilen ilk romancılardandır; Tom Jones un on sekiz bölümünden her biri, bir tür roman kuramı sayılabilecek giriş bölümüyle (hafif ve eğlenceli bir kuramdır bu; çünkü bir romancı kuramlarını böyle kuramlaştırır: kendi dilini kıskançlıkla koruyarak, bilginlerin jargonundan veba gibi kaçarak) başlar. Fielding romanını 1749 da yazmış, yani Gargantua ve Pantagruel den iki yüzyıl, Don Quijote den bir buçuk yüzyıl sonra, yine de, Rabelais ve Cervantes ten bahsetse de roman onun için hep yeni bir sanat olmuştur, o kadar ki, kendini yeni bir edebiyat taşrasının kurucusu... olarak tanımlar. Bu yeni taşra öylesine yenidir ki, henüz ismi bile yoktur! Daha doğrusu, İngilizcede iki ismi vardır, novel ve romance, ama Fielding bunları kullanmayı kendine yasaklar; çünkü henüz keşfedilen bu yeni taşra daha şimdiden aptalca ve iğrenç romanlar sürüsü (a swarm of foolish novels and monstruous romances) tarafından istila edilmiştir. Küçümsedikleriyle aynı kefeye konmamak için, roman teriminden özenle kaçınır ve bu yeni sanatı oldukça alengirli ama dikkate değer biçimde doğru bir formülle tanımlar: Düzyazıyla yazılmış komik bir epik (prosai-comi-epic writing). Bu sanatı tanımlamaya, yani varoluş nedenini belir- 16

lemeye, aydınlatacağı, keşfedeceği, yakalayacağı gerçeklik alanının sınırlarını çizmeye çalışır: Bizim burada, okurumuza sunduğumuz besin insan doğasından başka bir şey değil. Bu olumlamadaki bayağılık yalnızca görünüştedir; o zamanlar, romana eğlendirici, eğitici, zaman geçirmeye yarayan hikâyeler olarak bakılıyordu, hepsi bu; kimse romana insan doğasının incelenmesi kadar genel, dolayısıyla bir o kadar zorlu ve bir o kadar da ciddi bir hedef yakıştırmamıştı; kimse romanı insan üzerine bir fikir yürütme düzeyine çıkarmamıştı. Fielding, Tom Jones ta anlatısının tam ortasında aniden durup karakterlerden birinin kendisini şaşırttığını açıklar; karakterin davranışı ona insan denen, bu tuhaf ve müthiş yaratığın beynine giren gelmiş geçmiş saçmalıkların en anlaşılmazı gibi görünür; aslında, insan denen yaratıktaki anlaşılmaz şey karşısındaki şaşkınlık, Fielding i bir roman yazmak için kışkırtan ilk etkendir, onu icat etme nedenidir. İcat etme (İngilizcede de Fransızcadaki gibi invention deniyor) Fielding için anahtar sözcüktür; o, bu sözcüğün keşif (discovery, finding out) anlamına gelen Latince kökeni inventio yu esas alıyor; romancı romanını icat ederken, insan doğasının o zamana kadar bilinmeyen, gizli kalmış bir yönünü keşfediyor; o halde, romanesk bir icat, Fielding in baktığımız her şeyin gerçek özüne hızlı ve derin bir nüfuz etme (a quick and sagacious penetration in the true essence of all the objects of our contemplation) olarak tanımladığı bir tanıma edimidir. (İlginç cümle; hızlı quick sıfatı sezginin temel bir rol oynadığı özel bir tanıma ediminin söz konusu olduğunu anlatıyor.) Peki ya şu düzyazıyla yazılmış komik bir epik biçimi? Fielding, Ben, yeni bir edebiyat taşrasının kurucusu olarak, bu yetki alanına yasalar koyma özgürlüğüne sahibim, der ve edebiyat memurları dediği eleştirmenle- 17

rin, kendisine dayatmaya kalkışacakları her türlü kurala ve kalıba karşı kendini peşinen savunur; ona göre roman, varoluş nedeniyle, ki bana en önemli unsur gibi geliyor, keşfedeceği gerçeklik alanıyla tanımlanır; buna karşılık biçimi, kimsenin sınır koyamayacağı ve evrimi sürekli bir sürpriz olacak bir özgürlükten kaynaklanmaktadır. Zavallı Alonso Quijada Zavallı Alonso Quijada kendini efsanevi bir gezgin şövalye kimliğiyle yüceltmek istemişti. Bütün bir edebiyat tarihinde, Cervantes bunun tam tersini başarmıştır: Efsanevi bir kişiyi yerin dibine batırmıştır: düzyazının dünyasına. Düzyazı: Bu sözcük, sadece dizelere dökülmemiş bir dil anlamına gelmez; hayatın somut, günlük, maddi karakteri anlamına da gelir. Yani romanın düzyazı sanatı olduğunu söylemek boş bir laf değildir; bu sözcük bu sanatın derin anlamını tanımlamaktadır. Onca göğüs göğüse çarpışmadan sonra, Akhilleus ile Aiaks ın dişlerinin sağlam kalıp kalmadığını sormak Homeros un aklına hiç gelmemiştir. Buna karşılık, Don Quijote ile Sancho için ağrıyan dişler, dökülen dişler, bitmez tükenmez bir derttir. Şunu bil ki, Sancho, bir elmasın bir diş kadar değeri yoktur. Ama düzyazı, hayatın sadece çetin ya da bayağı yanı değildir, aynı zamanda o zamana kadar ihmal edilmiş bir güzelliktir de: Alçakgönüllü duyguların güzelliğidir, örneğin Sancho nun Don Quijote ye karşı beslediği laubalilikle karışık o dostluğun güzelliğidir. Don Quijote hiçbir şövalye romanında, bir silahtarın efendisiyle bu tonda konuşmaya cüret edemediğini ileri sürerek, gevezeliği ve küstahlığı yüzünden onu ayıplar. Elbette daha önce böyle bir şey olmamıştır: Sancho nun dostluğu, düzyazının yeni güzelliği içinde Cervantes in keşiflerinden biridir:...küçük bir çocuk bile, gün ortasında gece olduğu- 18

nu söyleyerek onu kandırmayı becerirdi: İşte bu saflığı yüzünden ben de onu canım kadar seviyorum ve ne kadar saçmalarsa saçmalasın onu terk etmem. Sancho böyle diyor. Don Quijote nin ölümü düzyazısal, yani her türlü tumturaktan uzak olduğu kadar duygulandırıcıdır da. Vasiyetnamesini çoktan yazdırmıştır, etrafı sevenleriyle çevrili olarak tam üç gün can çekişir: Yine de, bu, yeğeninin yemek yemesini, kâhya kadının kadeh kaldırmasını, Sancho nun keyfinin yerinde olmasını engellemiyordu. Çünkü, bir mirasa konma gerçeği, mirasçının ölüm karşısında duyması gereken kederi siler ya da hafifletir. Don Quijote Sancho ya, Homeros ile Vergilius un insanları oldukları gibi değil, gelecek kuşaklara erdem timsali olsunlar diye, olmaları gerektiği gibi betimlediklerini açıklar. Oysa Don Quijote nin kendisi her şey olabilir, ama örnek alınacak biri değildir. Roman kahramanları, kendilerine erdemleri yüzünden hayran olunmasını istemezler. Onların istediği, anlaşılmaktır; bu da tamamen farklı bir şeydir. Destan kahramanları zafer kazanırlar ama yenilseler de, son nefeslerine kadar vakarlarını korurlar. Don Quijote yenilmiştir. Üstelik vakardan eser yoktur. Çünkü her şey, bir anda, apaçık ortaya çıkmıştır: İnsan hayatı bir bozgundur. Adına hayat denen bu önlenemez bozgun karşısında bize düşen yalnızca onu anlamaya çalışmaktır. İşte, roman sanatının varoluş nedeni de budur. Story nin zorbalığı Tom Jones bulunmuş bir çocuktur; koruyucusu olan ve kendisini eğiten Lord Allworthy nin kırdaki şatosunda kalmaktadır; delikanlılığa adım atarken, zengin komşu kızı Sophie ye âşık olur ve aşkı gün ışığına çıkınca (altıncı bölümün sonunda), çekemeyenleri onu öylesine 19

20

21