"Ne adamlar var! Bana soruyorlar; 'Sen ne marka makineyle fotoğraf çekersin?' diye. Fotoğraf makineyle mi çekilir? Şimdi en iyi, en gelişmiş daktilo bende olsa en büyük yazar ben mi olurum? Roman daktiloyla mı yazılır? Arkadaş (gözleriyle kalbini göstererek), fotoğraf burayla, burayla çekilir. Ben Singer dikiş makinesiyle bile fotoğraf çekerim! Şunlara bak. Alıyorlar Leica'yı, Canon'u, Nikon'u ellerine, yola düşüyorlar. Bir köylü mü gördüler. Dur! İki şipşak, tamam Koyun sürüsü mü gördüler. Dur! İki şipşak, tamam Çadır mı gördüler. Dur! İki şipşak, tamam Ben bir çobanın fotoğrafını çekeceksem, onunla oturmalıyım, birlikte yemek yemeliyim, gece çadırında kalmalıyım Onu tanımalıyım. Fotoğrafını ancak ondan sonra çekebilirim. Ara Güler ARA DAN ÖNCESİ SONRASI ŞİMDİSİ Küçüklüğümden beri fotoğraflara bakmak, fotoğraf çekmek en büyük hobim olmuştur. Bunun nedenini hep anneme bağlamışımdır. Annemin eski Canon AE-1 filmli makinesiyle Norveç te yaşarken çektiği, Doğu Anadolu ya gidip Van, Doğu Beyazıt ve Hozi civarındaki köylülerle zaman geçirip onları çektiği onca fotoğraf evimizdeki büyük çekmecede dururdu. Bende her haftasonu sabah erkenden kalkar onları karıştırır ve annemin benden önceki hayatındaki izlere bakardım. Sonra biraz daha büyüdüğüm zaman bu sefer bende fotoğraf çekmeye başlayıp, kendi izlerimi bırakma kararı verdim. İlk olarak kafama koyduğum şey nasıl fotoğraflarla ilgilendiğimi, nasıl bir fotoğrafçı olmak istediğimi bulmaktı. Buraya yazarken bile Tanrım, ne kadar da kolay maksimum 1 ay düşünürsün sonra kafanda bir şeyler kesinleşir. gibi cümleler geçti aklımdan. Ardından duraksadım ve herhangi bir fikrimin bu kadar kesin ve sabit kalmaması gerektiğine karar verdim. Ama Bilkent Siyaset Bilimi ne gelme sebebim gibi ben Foto-Muhabir olmaya karar vermiştim. Medyada yer alacaktım. Bu artık benim hayat planımdı. Zaten sonra
yolum İzmir Alsancak taki en güzel kitapçılardan biri olan Yakın Kitabevi nde annemden sıkça adını duyduğum bir adamın kitabıyla kesişti: Ara Güler. Ara Güler benim için gerçekten apayrı bir dünyanın kapısını açmıştı.elime aldığım kitapta aklımda en çok kalan şey ise Ankara Ulus Meydanı üzerinde iki uçağın çarpışarak, meydana düşmesi sonucu yanan bedenlerin fotoğrafı oldu. Çoğu insan gibi yanmış bir insanın fotoğrafını görmek ilk başta beni rahatsız etmişti gerçekten fakat bu his bir anda yok olunca aklıma Ara Güler in nasıl böyle bir fotoğraf çekebildiği geldi. Öyle bir alanda muhabirliğin verdiği soğukkanlılıkla tarihte çokça yer alacak bir fotoğraf çekmişti ve en güzel denebilecek kısım benim herhangi bir fotoğrafçı kitabında yaşayamadığım şeyi yaşamam oldu. Tarih sahnesinde aslında önemli bir rol alması gereken bu olayı o güne kadar hiç duymamış, bir fotoğrafçının kitabından öğrenmiştim. İşte o an bir fotoğrafçı ile foto-muhabir arasındaki farkı anlamıştım. Ara Güler gözümde daha da büyüyordu. Büyük sanatçımız Bernard Russell, Arnold Toynbee, Winston Churchill, Picasso ve Salvador Dali gibi isimlerin fotoğraflarını çekip röportaj yapmıştır. Bu fotoğraflardan birkaçını ve Abidin Dino nun Paris te Ara Güler tarafından çekilmiş fotoğrafını sizlerle paylaşmak istiyorum. (Google Images) Sol üsten alta, Dali-Abidin Dino Sağ üsten alta Picasso-Churchill
(Google Images) Ara Güler in fotoğraflarının bu denli özel, güzel ve tarihi önem tanımasını yaşına vuran çok duyarız ama yazımın başına yazdığım sözünde de söylediği gibi Ara Güler fotoğrafını çektiği her insanı tanımıştır. Fotoğraflarındaki ruh bu yüzden şu sıralar popüler olan fotoğrafçıların stüdyolarında yoğun makyaj ve photoshoplarının etkisiyle görülemez hale geliyor. Artık insanlar doğal, yaratıcı ve farklı şeyleri sevmiyorlar gibi geliyor bana. Bu düşünceyi bende uyandıran şey ise sosyal medya fotoğrafçılığı diyebiliriz aslında. Instagram uygulaması çoğu kişinin akıllı telefonlarında yer etti. Hepimiz güzel anlarımızı çekmeyi, paylaşmayı seviyoruz ve beğeni aldığımız zaman kendimizi iyi hissediyoruz. Evet ya, ben güzel fotoğraf çekiyorum. Fotoğrafçı olur benden. Baksana amma takipçim var. gibi cümleler çok duyuyorum. Tabii ben kendi yaş grubum adına konuşuyorum. Eline her fotoğraf makinesi alan o makinenin deklanşörüne neden bastığını bilmiyor. Zaten fotoğraf çeken bir kimse ile gerçek fotoğrafçıyı ayıran bunu bilip bilmemek olduğunu söyler Ara Güler. Ayrıca fotoğrafçılar ile foto-muhabirleri de ayrı tutar Ara Güler. Bir röportajında dile getirmiştir bu ayrılığı. Ona göre bir edebiyatçı gazeteci ve bir gazeteci de edebiyatçı olamayacağı gibi bir fotoğrafçı foto-muhabir olamaz ve foto-muhabir de fotoğrafçı olamaz. Eğer bir yerde bomba batlarsa, savaş çıkarsa bu ortama eline aldığı ilk
makineyle koşan kişi foto-muhabir, bu olaylar gerçekleşirken evine koşup eşinin koynuna yerleşen adam ise fotoğrafçı demiştir. Dürüst olmak gerekirse bu sözü biraz sert ve fazla genelleyici buluyorum ama katıldığım bir nokta kesinlikle var. Bombanın patladığı yere, savaş alanlarına gitmek kesinlikle ciddi bir cesaret isteyen bir davranış, o yüzden evet sözleri sert ama foto-muhabirlerin oraya gitmeleri, gitmeyen fotoğrafçılardan onları ayırır. Son olarak da 2014 yılında ilk basımını veren Gazeteci Nezih Tavlaş ın kaleme aldığı Foto Muhabiri kitabı Ara Güler in hayatını doğduğu günden şimdiki yaşına kadar (kendisi 87 yaşında) kronolojik sırayla anlatmakta ve Ara Güler bu uzun hayatında tarihi birçok olayla karşılaştığı için tarihi bir yapısı olan bir kitap karşımıza çıkıyor. Eğer bu yazıyı okumadan önce Ara Güler le tanışmadıysanız ve şuan ilginizi çektiyse yada Ara Güler i zaten tanıyordum daha çok bilgi sahibi olmak istiyorum demekteyseniz bu kitabı şiddetle okumanızı öneririm. Afiyet olsun! SOLİN BİZSEL
(Google Images) Kaynakça Wikipedia Google Images