EHL-İ SÜNNET İ TİKÂDI

Benzer belgeler
1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

FÂİDELİ BİLGİLER MUHTELİF BİLGİLER

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN

1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar

HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN. Written by Hüseyn Hilmi Işık. Copyright 2011 by Hakikat Kitabevi. Hakikat Kitabevi. Darüşşefeka Cad. No:53 P.K.

HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN

ALLAH TEÂLÂ'YA ÎMÂN. Muhammed Şahin. ] تر [ Türkçe Turkish. Tetkik : Ümmü Nebil

Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 10. Kitâb üs-salât NAMÂZ KĠTÂBI. Hazırlayan: Hasan Yavaş. Altmışikinci Baskı. Hakîkat Kitâbevi

HAK SÖZÜN VESÎKALARI

Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 5 ESHÂB-I KİRÂM. Eshâb-ı kirâm ile Ehl-i beyt, Birbirlerini severlerdi hep! AHMED FÂRÛK.

Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 10. Kitâb üs-salât NAMÂZ K TÂBI. Haz rlayan: Hasan Yavaş. Yüzyirmibeşinci Bask

HAK SÖZÜN VESÎKALARI

İLİM ÖĞRETMENİN FAZİLETİ. Bu Beldede İlim Ölmüştür

Eşhedü en lâ iâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh.

HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN

Fırka-i Naciyye. Burak tarafından yazıldı. Çarşamba, 09 Eylül :27

Abdest alırken kep ve şapka veya kufiyenin üzerini mesh etmenin hükmü. Muhammed Salih el-muneccid

Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma! (A râf sûresi,7/205)

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm:

Seyyid Abdülkadir Geylâni hazretleri küçük yaşta iken, annesinden Bağdat a giderek ilim öğrenmesi için izin ister.

7.SINIF SEÇMELİ KUR AN-I KERİM DERSİ ETKİNLİK (ÇALIŞMA) KÂĞITLARI (1.ÜNİTE)

HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI

İmam-ı Muhammed Terkine ruhsat olmayan sünnettir der. Sünnet-i müekkededir.[6]

DOMUZ ETİNİN HARAM KILINMASININ HİKMETİ

Haydin Câmiye Pazartesi, 31 Ekim :26

şhur vahiy kâtibi Sahâbî: ZEYD BİN SÂBİT

Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir?

İlim gıda gibidir. Ona her zaman ihtiyaç vardır. Faydası da herkesedir.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu an hayatta ve yeryüzünde hazır mıdır? Abdulkerim el-hudayr

Abdullah b. Abdurrahman el-cibrîn

Veda Hutbesi. "Ey insanlar! " Sözümü iyi dinleyiniz! Biliyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.

Orucun hükmü ve hikmeti nedir? ما حكم الصيام وحكمته. Abdurrahman b. Nâsır es-sa'dî

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

İÇİNDEKİLER İTİKAD ÜNİTESİ. Sorular

Bid'at münasebetlerde verilen ödüllerin hükmü

NG L Z CÂSÛSUNUN T RÂFLARI

İslam Hukukunun kaynaklarının neler olduğu, diğer bir ifadeyle şer î hükümlerin hangi kaynaklardan ve nasıl elde edileceği, Yemen e kadı tayin edilen

Üstadımızın mezkûr beyanında, Kur'an ın her ayetinin üç hükmü içine aldığı belirtilmiştir. Bu hükümler şunlardır:

Asr-ı Saadette İçtihat

PEYGAMBERLERE ÎMÂNIN HAKİKATİ. Hâfız el-hakemî

NAMAZI, MESCİT VEYA CÂMİDE CEMAATLE KILMANIN HÜKMÜ. Vaizler Muhammed b. Salih el-muneccid. Terceme edenler. Muhammed Şahin. Tetkik edenler Ümmü Nebil

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.

MUHAMMED BAKIR EL-MECLİSÎ NİN VE BAZI ŞİÎ ÂLİMLERİN HZ. AİŞE HAKKINDAKİ BAZI SÖZLERİ

Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 5 ESHÂB-I KİRÂM. Eshâb-ı kirâm ile Ehl-i beyt, Birbirlerini severlerdi hep! AHMED FÂRÛK.


İNGİLİZ CÂSÛSUNUN İ TİRÂFLARI

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğum yıldönümünü türkü-şarkı söylemeden ve haramlar işlemeden kutlamanın hükmü

5 Peygamberimiz in en çok bilinen dört ismi hangileridir? Muhammed, Mustafa, Mahmud, Ahmed.

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE NAMAZ

Bir selam ile selamlandığınızda ondan daha iyisiyle veya aynısıyla selamı alın (Nisa 86)

ALLAH TEÂLÂ'NIN ARŞA İSTİVÂ ETMESİ

Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesin olarak inanırlar. Bakara suresi, 4. ayet.

İlim öğrenmek kadın ve erkek her müslümânâ farzdır", (1)

REDD-İ REVÂFID RİSÂLESİ

Hadisler Işığında Tasavvuf un İslâm daki Yeri

CENNET YOLU İLMİHÂLİ (Miftâh-ul Cennet)

İMÂN İTİKAD BİLGİLERİ

HAC BÖLÜMÜ. 233) Hac İle İlgili Hadisler

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN

EYYÜHELVELED (Ey Oğul) KİTABI

HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN

Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır.

Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti

Hakîkat Kitâbevi Yay nlar No: 5 ESHÂB-I K RÂM. Eshâb- kirâm ile Ehl-i beyt, Birbirlerini severlerdi hep! AHMED FÂRÛK. K rk nc Bask

EHL-İ SÜNNET'İN ÜSTÜNLÜĞÜ.

KEŞKE (ŞAYET/EĞER) KELİMESİNİ KULLANMANIN HÜKMÜ

Şeyh den meded istemek caizmidir?

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- nurdan mı yaratılmıştır? İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi

Teravih Namazı - Gizli ilimler Sitesi

Yahudiliğin peygamberi Hz. Musa dır. Bu nedenle Yahudiliğe Musevilik de denir. Yahudi ismi, Yakup un on iki oğlundan biri olan Yuda veya Yahuda ya

Birden fazla umre yapmanın hükmü ve iki umre arasındaki süre ne kadar olmalıdır? Muhammed Salih el-muneccid

ŞİRK VE ÇEŞİTLERİ EBU SEYF

HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN

ﺐ ﺋﻟﺬﺮﻟ ﻼﺻ ﺔﻋﺪ ﺑ «ﺔﻴ ﻟ ﺘﺮ ﺔﻐﻠﻟﺎ ﺑ» ﺪﺠﻨﻟﻤ ﺢﻟﺎﺻ ﺪﻤﻣﺤ ﺪﻤﻣﺤ ﻴﻦﻫﺎﺷ ﻢﻠﺴﻣ ﺔ : ﺟﻤﺮﺗ ﻞﻴﺒﻧ 1 2 ﺔ:ﻌﺟ ﺮﻣ

başlıklı bir dersine dayanarak vermeye çalışacağız.

O, hiçbir sözü kendi arzularına göre söylememektedir. Aksine onun bütün dedikleri Allah ın vahyine dayanmaktadır.

Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir.

Muhammed Salih el-muneccid

KİTAPLARA İMAN. 1 Vahiy nedir? Allah Teâla nın Cebrail (aleyhisselam) vasıtasıyla peygamberlerine bildirdiği ilahî emirlerdir.

Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır.

MENÂKIB-I ÇİHÂR YÂR-İ GÜZÎN

Dînî yükümlülük bakımından orucun kısımları. Muhammed b. Salih el-useymîn

Abdestte başı mesh etmenin şekli

وجوب معرفة العقيدة الا سلامية

Kur an-ı Kerim i Diğer Kutsal Kitaplardan Ayıran Başlıca Özellikleri

KÂFİRLERİN BAYRAMLARINA KATILMANIN HÜKMÜ

LİVATA HADDİ (EŞCİNSELLİĞİN/HOMOSEKSÜELLİĞİN CEZASI)

Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 9 KIYMETSİZ. (Kıymeti bulunamıyan yazılar)

İLMİN DERİNLİĞİ, İNANÇ VE ADÂLET

بسم هللا الرحمن الرحيم DAR'UL HARP NEDİR VE DAR'UL HARP HALKINA NASIL MUAMELE EDİLİR?/HAMD BİN ATİK (RH.A) ed-durar us seniyye, 9/

KELAM DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI

İmam Humeyni'nin vasiyetini okurken güzel ve ince bir noktayı gördüm ve o, Hz. Fatıma

ح م تهني ة غ ملسلم ف مناسبات غ دينية. şeyh Muhammed Salih el-muneccid

Transkript:

EHL-İ SÜNNET İ TİKÂDI Aşağıdaki satırları, Allahü teâlâya hamd ederek yazıyorum. Hamd, bütün ni metleri Allahü teâlânın yaratdığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemek demekdir. Ni met, fâideli şeyler demekdir. Şükr, bütün ni metleri ahkâm-ı islâmiyyeye uygun olarak kullanmak demekdir. Ni metler, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarında yazılıdır. Ehl-i sünnet âlimleri, meşhûr olan dört mezhebin âlimleridir. İmâm-ı Muhammed Gazâlî rahmetullahi aleyh (Kimyâ-i se âdet) kitâbında buyuruyor ki, müslimân olan bir kimseye, ilk önce (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah) kelimesinin ma nâsını bilmek ve inanmak farzdır. Bu kelimeye (Kelime-i tevhîd) denir. Her müslimânın, kelime-i tevhîdin ma nâsına hiç şübhe etmeden, yalnız inanması yetişir. Bunları, delîl ile isbât etmesi ve akla uydurması farz değildir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, arablara, delîl ile bilmelerini ve bu delîlleri de söylemelerini, şübhelerini araşdırıp, bunların çözülmesini emr buyurmadı. Yalnız inanmalarını, şübhe etmemelerini emr eyledi. Herkesin böyle kısaca îmân etmesi yetişir. Fekat, her şehrde birkaç din âliminin bulunması farz-ı kifâyedir. Bunların, delîlleri bilmesi, şübheleri gidermesi, süâlleri çözmeleri vâcibdir. Bunlar, mü minlerin çobanı gibidir. Bir tarafdan, onlara i tikâd, ya nî îmân bilgisi öğretir. İ tikâdlarını korur. Bir tarafdan da din düşmanlarının iftirâlarına cevâb verirler. Kelime-i tevhîdin ma nâsını, Kur ân-ı kerîm bildirmekde, Resûlullah da sallallahü aleyhi ve sellem bu bildirilenleri açıklamakdadır. Eshâb-ı kirâmın hepsi, bu açıklamaları öğrendi ve kendilerinden sonra gelenlere bildirdiler. Eshâb-ı kirâmın bildirdiklerini hiç değişdirmeden, olduğu gibi, kitâblara geçirerek bizlere ulaşdıran yüksek din âlimlerine (Ehl-i sünnet âlimi) denir. Herkesin, Ehl-i sünnet i tikâdını öğrenmesi, bu inançda birleşmeleri, sevişmeleri lâzımdır. Se âdetin tohumu, bu i tikâddır ve bu i tikâdda birleşmekdir. Kelime-i tevhîdin ma nâsını, Ehl-i sünnet âlimleri şöyle bildiriyor: İnsanlar yok idi. Sonradan yaratıldı. İnsanların bir yaratanı 37

vardır. Her varlığı, O yaratmışdır. Bu yaratan birdir. Ortağı, benzeri yokdur. Bir ikincisi yokdur. O, hep var idi. Varlığının başlangıcı yokdur. Hep vardır. Varlığının sonu olmaz. Yok olmaz. Onun hep var olması lâzımdır. O, yok olamaz. Varlığı kendindendir. Hiçbir sebebe ihtiyâcı yokdur. Ona muhtâç olmıyan hiçbirşey yokdur. Herşeyi var eden, her vârı her an varlıkda durduran Odur. O, madde değildir. Cism değildir. Bir yerde değildir. Hiçbir maddede bulunmaz. Şekli yokdur. Ölçülmez. Nasıldır diye sorulmaz. O deyince, akla hayâle gelen herşey, O değildir. O, bunlara benzemez. Bunlar hep Onun mahlûklarıdır. O, mahlûkları gibi değildir. Akla, vehme, hayâle gelen herşeyi, O yaratmakdadır. Yukarıda, aşağıda, yanda değildir. Yeri yokdur. Her varlık, Arşın altındadır. Arş ise, Onun kudreti, kuvveti altındadır. O, Arşın üstündedir. Fekat bu, Arş Onu taşıyor demek değildir. Arş, Onun lutfu ve kudreti ile vardır. O, ezelde, sonsuz öncelerde nasıl ise, şimdi hep öyledir. Arşı yaratmadan önce nasıl idi ise, ebedî sonsuz geleceklerde de, hep öyledir. Onda değişiklik olmaz. Onun sıfatları vardır. (Sıfât-ı sübûtiyye)si sekizdir: Hayât, ilm, sem, basar, kudret, irâde, kelâm, tekvîn. Bu sıfatlarında da, hiç değişiklik olmaz. Değişiklik olmak, kusûrdur. Onda kusûr, noksanlık yokdur. Hiçbir mahlûkuna benzemez ise de, bu dünyâda, Onu kendisinin bildirdiği kadar bilmek ve âhıretde görmek vardır. Burada nasıl olduğu anlaşılamadan bilinir. Orada da, anlaşılamadan görülecekdir. [1.ci cild, 46.cı mektûbu okuyunuz!] Küllümâ hatara bî-bâlike, Allahü gayrü zâlike. Allahü teâlâ, kullarına, Peygamberler aleyhimüsselâm gönderdi. Bu büyük insanlar vâsıtası ile kullarına, se âdete ve felâkete sebeb olan işleri bildirdi. Peygamberlerin en yükseği, son Peygamberi olan (Muhammed) aleyhisselâm dır. Yeryüzündeki dinli dinsiz herkese, her yere, her millete Peygamber olarak gönderilmişdir. Bütün insanların, meleklerin ve cinnin Peygamberidir. Dünyânın her yerinde, herkesin, o yüce Peygambere tâbi olması, uyması lâzımdır. İmâm-ı Gazâlînin yazısı burada temâm oldu. İmâm-ı Muhammed Gazâlî rahmetullahi teâlâ aleyh, islâmın en büyük âlimlerindendir. Yüzlerce kitâb yazmışdır. Kitâblarının hepsi çok kıymetlidir. Hicretin dörtyüzelli (450) senesinde Tûs, ya nî Meşhed şehrinde tevellüd, 505 [m. 1111] senesinde orada vefât etdi. Büyük âlim ve mürşid-i kâmil seyyid Abdülhakîm Arvâsî rahmetullahi aleyh buyuruyor ki: (Resûlullahın sallallahü aleyhi ve sellem üç dürlü vazîfesi vardı: Birincisi, ahkâm-ı Kur âniyyeyi, ya nî îmân edilecek bilgileri ve ahkâm-ı fıkhıyyeyi 38

bütün insanlara (teblîg) etmek, bildirmek idi. Ahkâm-ı fıkhıyye, yapılması emr veyâ yasak edilen işlerdir. Bu bilgilere (Ahkâm-ı islâmiyye) denir. İkinci vazîfesi, Kur ân-ı azîmüşşânın ahkâm-ı ma neviyyesini, ya nî Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına âid ma rifetleri, yalnız ümmetinin yüksek olanlarının kalblerine akıtmakdır. Bu vazîfeyi, birinci teblîg vazîfesi ile karışdırmamalıdır. Mezhebsiz olan kimseler, bu ikinci vazîfeye inanmıyorlar. Hâlbuki, Ebû Hüreyre radıyallahü anh buyuruyor ki, (Resûlullahdan sallallahü aleyhi ve sellem iki dürlü ilm öğrendim. Bunlardan birini sizlere bildirdim. İkincisini söylersem, beni öldürürsünüz). Ebû Hüreyrenin bu sözü, (Buhârî) ve (Mişkât)da ve (Hadîka)da ve (Mektûbât Tercemesi)nin 267. ci mektûbunda yazılıdır. Üçüncü vazîfesi, ahkâm-ı fıkhıyyeyi, va z ile, nasîhat ile yapmıyan müslimânlara, kuvvet kullanarak, zor ile yapdırmakdır. Resûlullahdan sonra sallallahü aleyhi ve sellem dört halîfeden herbiri radıyallahü anhüm, bu üç vazîfeyi tam olarak başardı. Hazret-i Hasenin radıyallahü anh imâmeti zemânında, fitneler, bid atler çoğaldı. İslâmiyyet üç kıt aya yayıldı. Resûlullahın sallallahü aleyhi ve sellem nûru, yer yüzünden uzaklaşdı. Sahâbe-i kirâm radıyallahü anhüm azaldı. Bu üç vazîfeyi, bir kişi yapamaz oldu. Bu üç vazîfe, başka başka üç sınıfa ayrıldı. Üsûl ve fürû ahkâmını teblîg vazîfesi, ya nî îmânı ve ahkâm-ı fıkhiyyeyi [ya nî ahkâm-ı islâmiyyeyi] bildirmek vazîfesi, din imâmlarına, ya nî müctehidlere verildi. Bu müctehidlerden îmânı bildirenlere (Mütekellimîn), fıkhı [ya nî ahkâm-ı islâmiyyeyi] bildirenlere (Fukahâ) denildi. İkinci vazîfe, ya nî dileyen müslimânları, Kur ân-ı azîmüşşânın manevî ahkâmına kavuşdurmak, Ehl-i beytin oniki imâmına ve tesavvuf büyüklerine verildi. Cüneyd-i Bağdâdî ve Sırrî-yi Sekatî bunlardandır. Cüneyd-i Bağdâdî, hicretin 207. ci senesinde tevellüd, 298 [m. 911] de Bağdâdda vefât etdi. Sırrî-yi Sekatî rahmetullahi teâlâ aleyh, 251 de Bağdâdda vefât etdi. [Ehl-i sünnet âlimleri, Resûlullah efendimizin bu ikinci vazîfesini oniki imâmdan öğrenerek, tesavvuf ilmini meydâna getirdiler. Ba zıları Evliyâya, kerâmetlere ve tesavvufa inanmıyorlar. Onların bu inanmamaları, oniki imâmla ilgileri olmadığını göstermekdedir. Ehl-i beytin yolunda olsalardı, Peygamberimizin bu ikinci vazîfesini oniki imâmdan öğrenirler, içlerinden tesavvuf âlimleri, Velîler yetişirdi. Bunlar yetişmediği gibi, bunların bulunduğuna da inanmıyorlar. Görülüyor ki, oniki imâm Ehl-i sünnetin imâmlarıdır. Ehl-i beyti seven ve oniki imâmın yolunda olanlar Ehl-i sünnetdir. İslâm âlimi olabilmek için, Resûlullahın bu iki vazîfesinde, kendi- 39

sinin vârisi olmak lâzımdır. Ya nî, bu ilmlerin ikisinde de mütehassıs olmak lâzımdır. İşte böyle büyük âlimlerden biri olan Abdülganî Nablüsî, (Hadîkat-ün-nediyye) kitâbının 233 ve sonraki sahîfelerinde ve 649. cu sahîfesinde Kur ân-ı kerîmin ma nevî ahkâmını gösteren hadîs-i şerîfleri bildirmekde, buna inanmamanın, câhillik ve nasîbsizlik alâmeti olduğunu, yazmakdadır.] Üçüncü vazîfe, ya nî ahkâm-ı dîniyyeyi kuvvet ile, satvet ve saltanat ile yapdırmak işi, meliklere ve sultânlara, ya nî hükûmetlere verildi. Birinci sınıfın kısmlarına (Mezheb), ikincisinin kısmlarına (Tarîkat), üçüncüsüne de (Kanûn) denildi. Îmânı bildiren mezheblere (İ tikâdda mezheb) denir. İ tikâd mezheblerinin yetmişüçe ayrılacağını, bunlardan yalnız birinin doğru, ötekilerinin bozuk olacağını, Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem haber vermişdi. Öyle de oldu. Doğru yolda olduğu müjdelenen fırkaya, (Ehl-i sünnet velcemâ at) mezhebi denir. Yanlış oldukları bildirilen yetmişiki fırkaya (Bid at fırkaları), ya nî sapık denir. Bunların hiçbiri kâfir değildir. Hepsine müslimân denir. Fekat yetmişiki fırkadan herhangi birinde bulunduğunu söyliyen bir kimse, Kur ân-ı kerîmde veyâ hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş ve müslimânlar arasına yayılmış bilgilerden birine inanmazsa, kâfir olur. Şimdi, (Ehl-i sünnet) mezhebinden çıkarak sapık veyâ kâfir olmuş, müslimân adını taşıyan kimseler çokdur.) Abdülhakîm Efendi hazretlerinin yazısı burada temâm oldu. Kendisi hicretin binikiyüzseksenbir (1281) senesinde Van vilâyetinin Başkal a kazâsında tevellüd ve 1362 [m. 1943] senesinde Ankarada vefât etdi. Bağlum kazâsında medfûndur. Müslimânların, beşikden mezâra kadar, ilm öğrenmesi lâzımdır. Müslimânların öğrenmesi lâzım olan ilmlere (Ulûm-i İslâmiyye) denir. Ulûm-i islâmiyye, ya nî islâm bilgileri ikiye ayrılır: 1 Ulûm-i Nakliyye, 2 Ulûm-i akliyye. 1 Ulûm-i nakliyye: Bunlara din bilgileri de denir. Bu bilgiler, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarından okuyarak öğrenilir. Din âlimleri, bu bilgileri, (Edille-i şer ıyye) denilen dört kaynakdan almışlardır. Bu dört kaynak, Kur ân-ı kerîm ve Hadîs-i şerîfler ve İcmâ -ı ümmet ve Kıyâs-i fükahâdır. Din bilgileri de iki kısma ayrılır: (Ulûm-i âliyye), ya nî yüksek din bilgileri ve (Ulûm-i ibtidâiyye), ya nî âlet ilmleri. Yüksek din bilgileri sekiz kısma ayrılır: I: İlm-i tefsîrdir. Bu ilmin mütehassıslarına (Müfessir) denir. Müfessir demek, kelâm-ı ilâhîden, murâd-ı ilâhîyi anlıyan derin 40

âlim demekdir. II: İlm-i üsûl-i hadîsdir. Bu ilm, hadîslerin cinslerini ayırır. Hadîs-i şerîflerin çeşidleri, (Se âdet-i ebediyye) kitâbı, ikinci kısm, altıncı maddede yazılıdır. III: İlm-i hadîsdir. Bu ilm, Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem sözlerini, hareketlerini ve hâllerini inceler. IV: İlmi üsûl-i kelâmdır. Bu ilm, kelâm ilminin, âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarılacağını anlatır. V: İlm-i kelâmdır. Kelâm ilmi, kelime-i şehâdeti ve kelime-i tevhîdi ve bunlara bağlı olan îmânın altı şartını anlatır. Bunlar, kalb ile îmân edilmesi lâzım olan bilgilerdir. Kelâm âlimleri, Üsûl-i kelâm ve kelâm bilgilerini birlikde yazmağı âdet etmişlerdir. Câhiller bunun için, bu iki ilmi tek bir kelâm ilmi sanmakdadır. VI: İlm-i üsûl-i fıkhdır. Bu ilm, fıkh bilgilerinin, Kur ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden nasıl çıkarılacağını bildirir. VII: İlm-i fıkhdır. Bu ilm, (ef âl-i mükellefîn)i, ya nî âkıl, bâlig olanların, beden ile nasıl hareket [ibâdet] edeceğini bildirir. Beden için lâzım olan bilgilerdir. (Ef âl-i mükellefîn), farz, vâcib, sünnet, müstehab, mubâh, harâm, mekrûh ve müfsid olmak üzere sekiz kısm ise de, kısaca üçe ayrılabilir: Emr edilen işler, yasak edilen işler, mubâh olanlardır. VIII: İlm-i tesavvufdur. Bu ilme, (İlm-i ahlâk) da denir. Kalb ile yapılması emr ve yasak edilen şeyleri bildirdiği gibi, îmânın vicdânîleşmesini ve fıkh işlerinin, seve seve ve kolaylıkla yapılmasını ve ma rifete kavuşmağı sağlar. Erkek ve kadın her müslimânın bu sekiz bilgiden, kelâm, fıkh ve tesavvuf bilgilerini, ya nî (İslâmiyyet)i lüzûmu kadar öğrenmesinin farz-ı ayn olduğunu, öğrenmemek, suç, günâh olduğunu, (Hadîka) kitâbının sâhibi rahmetullahi teâlâ aleyh üçyüzyirmiüçüncü sahîfesinde ve İbni Âbidîn önsözünde bildirmişlerdir. 2 Ulûm-i akliyye: Bunlara tecribî ilmler de denir. Bunlar, fen bilgisi, edebiyyat bilgisi olarak ikiye ayrılır. Müslimânların, bu ilmleri öğrenmeleri farz-ı kifâyedir. Dînî bilgileri ise, lâzım olanları ve harbde kullanılan silâhları öğrenmek farz-ı ayndır. Lüzûmundan fazla olanları ve harbde kullanılan silâhlarda, mütehassıs olmak farz-ı kifâyedir. Bir şehrde bu bilgileri bilen bir âlim, yapan san at merkezleri bulunmazsa, şehrde bulunanların hepsi ve hükûmet adamları günâhlı olurlar. 41

Din bilgileri zemânla değişmez. Kelâm bilgilerinde fikr yürüterek yanılmak, yanlış düşünmek, özr olmaz, suç olur. Fıkhdaki işlerde, islâmiyyetin gösterdiği özrlerle, islâmiyyetin bildirdiği değişikliklerden, kolaylıklardan istifâde olunur. Kendi düşüncesi, görüşü ile değişiklik yapmak, din işlerinde reform yapmak hiç câiz değildir. Dinden çıkmağa sebeb olur. Ulûm-i akliyyede değişiklik, yenilik, ilerlemek câizdir. Bunları kâfirlerden de arayıp, bulup öğrenmek, yapmak lâzımdır. Me ârif nâzırı esseyyid Ahmed Zühdü pâşanın rahmetullahi teâlâ aleyh toplamış olduğu (Mecmû a-i Zühdiyye) kitâbının başındaki yazıyı aşağıya yazıyoruz: Fıkh kelimesi, arabcada, fekıha yefkahü şeklinde kullanılınca, ya nî dördüncü bâbdan olunca bilmek, anlamak demekdir. Beşinci bâbdan olunca, islâmiyyeti bilmek, anlamak demekdir. Ahkâm-ı islâmiyyeyi bilen âlimlere (Fakîh) denir. Fıkh ilmi, insanların yapması ve yapmaması lâzım olan işleri bildirir. Bu ilme (Ahkâm-ı islâmiyye) de denir. Fıkh bilgileri, Kur ân-ı kerîmden, hadîs-i şerîflerden, icmâ -ı ümmetden ve kıyâsdan meydâna gelmekdedir. Eshâb-ı kirâmın veyâ bunlardan sonra gelen müctehidlerin söz birliğine (İcmâ -ı ümmet) denir. Kur ân-ı kerîmden veyâ hadîs-i şerîflerden veyâ icmâ-ı ümmetden çıkarılan ahkâm-ı islâmiyyeye (Kıyâs-ı fükahâ) denir. Bir işin, halâl veyâ harâm olduğu, Kur ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden anlaşılmazsa, bu iş, bilinen başka bir işe benzetilir. Böyle benzetmeğe (Kıyâs) denir. Kıyâs yapmak için, o işi halâl veyâ harâm yapan sebebin, birinci işde de bulunması lâzımdır. Bunu da, ictihâd derecesine yükselmiş âlimler rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma în anlıyabilir. Fıkh ilmi çok genişdir. Hepsi, dört büyük kısma ayrılır. 1 İbâdât olup, beşe ayrılır: Nemâz, oruc, zekât, hac, cihâd. Herbirinin dalları çokdur. Görülüyor ki, cihâda hâzırlanmak ibâdetdir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem din düşmanları ile cihâdın iki dürlü olduğunu bildiriyor. İş ile, söz ve yazı ile. İş ile cihâda hâzırlanmak, yeni silâhları yapmasını ve kullanmasını öğrenmek farzdır. Bu cihâdı devlet yapar. Milletin, devlet kanûnlarına, emrlerine uyarak cihâda iştirâk etmesi farzdır. Zemânımızda ikinci savaş, ya nî dinsizlerin yazı ile, film ile, radyo ile, her çeşid propaganda ile saldırması aldı, yürüdü. Buna da karşı koymak cihâddır. 2 Münâkehât: Evlenme, boşanma, nafaka ve dahâ nice dalları vardır. 42

3 Mu âmelât olup, alış-veriş, kirâ, şirketler, fâiz, mirâs... gibi birçok bölümleri vardır. 4 Ukûbât, ya nî cezâlar olup, başlıca beşe ayrılmakdadır. Kısâs, sirkat, zinâ, kazf, riddet, ya nî mürted olmak cezâlarıdır. [Bu dört kısm, (Se âdet-i Ebediyye) kitâbında geniş bildirildi.] Fıkhın ibâdât kısmını kısaca öğrenmek, her müslimâna farzdır. Münâkehât ve mu âmelât kısmlarını öğrenmek, farz-ı kifâyedir. Ya nî, başına gelenlerin öğrenmesi farz olur. Tefsîr, hadîs ve kelâm ilmlerinden sonra, en şerefli ilm, fıkh ilmidir. Aşağıdaki altı hadîs-i şerîf, fıkhın ve fıkh âlimlerinin rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma în şerefini göstermeğe kâfidir: (Allahü teâlâ, bir kuluna iyilik etmek isterse, onu fakîh yapar). (Bir kimse fakîh olursa, Allahü teâlâ, onun özlediği şeyleri ve rızkını, ummadığı yerlerden gönderir). (Allahü teâlânın en üstün dediği kimse, dinde fakîh olandır). (Şeytâna karşı bir fakîh, bin âbidden (İbâdet çok yapandan) dahâ kuvvetlidir). (Herşeyin dayandığı bir direk vardır. Dînin temel direği, fıkh bilgisidir). (İbâdetlerin efdali, en kıymetlisi, fıkh öğrenmek ve öğretmekdir). İmâm-ı a zam Ebû Hanîfenin üstünlüğü rahmetullahi teâlâ aleyh, bu hadîs-i şerîflerden de anlaşılmakdadır. Hanefî mezhebindeki ahkâm-ı dîniyye, Eshâb-ı kirâmdan olan Abdüllah ibni Mes ûddan radıyallahü anh başlıyan yol ile meydâna çıkarılmışdır. Ya nî mezhebin reîsi olan imâm-ı a zam Ebû Hanîfe rahmetullahi teâlâ aleyh, fıkh ilmini, Hammâddan, Hammâd da, İbrâhîm-i Neha îden, bu da, Alkamadan, Alkama da, Abdüllah bin Mes ûddan, bu da Resûl-i ekremden sallallahü aleyhi ve sellem almışdır. Ebû Yûsüf, İmâm-ı Muhammed Şeybânî, Züfer bin Hüzeyl ve Hasen bin Ziyâd, hep İmâm-ı a zamın talebeleridir rahimehümullah. Bunlardan imâm-ı Muhammed, din bilgilerinde, bin kadar kitâb yazmışdır. Hicretin 135 senesinde tevellüd, 189 [m. 805] da Rey şehrinde vefât etmişdir. Talebesinden olan imâm-ı Şâfi înin annesini nikâh etdiği için, ölünce, bu kitâbları, imâm-ı Şâfi îye mirâs kalarak, imâm-ı Şâfi înin bilgisinin artmasına hizmet etmişdir. Bunun için, imâm-ı Şâfi î rahmetullahi teâlâ aleyh, (Yemîn ederim ki, 43

fıkh bilgim imâm-ı Muhammedin kitâblarını okumakla artdı. Fıkh bilgisini derinleşdirmek isteyen, Ebû Hanîfenin talebesi ile berâber bulunsun) dedi. Bir kerre de, (Bütün müslimânlar, İmâm-ı a zamın ev halkı, çoluk çocuğu gibidir) buyurdu. Ya nî bir adam çoluk çocuğunun nafakasını kazandığı gibi, İmâm-ı a zam da, insanların, işlerinde muhtâc oldukları din bilgilerini meydâna çıkarmağı kendi üzerine almış, herkesi güç bir şeyden kurtarmışdır. İmâm-ı a zam Ebû Hanîfe rahmetullahi aleyh fıkh bilgilerini toplıyarak, kısmlara, kollara ayırdığı ve üsûller, metodlar koyduğu gibi, Resûlullahın sallallahü aleyhi ve sellem ve Eshâb-ı kirâmın rıdvânullahi aleyhim ecma în bildirdiği i tikâd, îmân bilgilerini de topladı ve yüzlerce talebesine bildirdi. Talebesinden, (ilm-i kelâm) ya nî îmân bilgileri mütehassısları yetişdi. Bunlardan imâm-ı Muhammed Şeybânînin yetişdirdiklerinden, Ebû Bekr-i Cürcânî meşhûr oldu. Bunun talebesinden de, Ebû Nasr-ı İyâd, kelâm ilminde, Ebû Mensûr-i Mâtürîdîyi yetişdirdi. Ebû Mensûr, İmâm-ı a zamdan gelen kelâm bilgilerini kitâblara yazdı. Yoldan sapmış olanlarla çarpışarak, Ehl-i sünnet i tikâdını kuvvetlendirdi. Her tarafa yaydı. Üçyüzotuzüç 333 [m. 944] senesinde, Semerkandda vefât etdi. Kabrini, bir yehûdî ruslardan satın alarak, eğlence yeri yapdı. İstanbuldan gelen İhlâs şirketi, bu çirkin hâli görünce, 1416 [m.1996]da, yehûdîden 30.000 dolara satın alarak kıymetli hâle getirdi. Bu büyük âlim ile Ebül-Hasen-i Eş arî adındaki âlime, Ehl-i sünnetin (i tikâdda mezheb imâmları) denir. Fıkh âlimleri yedi tabakadır. Kemâl pâşa zâde Ahmed bin Süleymân efendi rahmetullahi teâlâ aleyh, (Vakfunniyyât) kitâbında bu yedi dereceyi şöyle anlatıyor: 1 İslâmiyyetde (mutlak müctehid) olan âlimlerdir. Bunlar (Edille-i erbe a)dan hükm çıkarmak için, üsûl ve kâideler kurmuşlar ve koydukları esâslara göre, ahkâm çıkarmışlardır. Dört mezheb imâmı bunlardandır. 2 (Mezhebde müctehid)lerdir. Bunlar, mezheb reîsinin koyduğu kâidelere uyarak, dört delîlden ahkâm çıkaran imâm-ı Ebû Yûsüf ve Muhammed ve benzerleridir rahmetullahi aleyhim ecma în. 3 Mes elelerde müctehid olanlardır. Bunlar, mezheb reîsinin bildirmediği mes eleler için, mezhebin üsûl ve kâidelerine göre ahkâm çıkarırlarsa da, imâma uygun çıkarmaları şartdır. Tahâvî (238-321 Mısrdadır), Hassâf Ahmed bin Ömer (261 Bağdâdda), Abdüllah bin Hüseyn Kerhî (340), Şems-ül-eimme Halvânî (456 44

Buhârâda), Şemsül-eimme Serahsî (483), Fahrül islâm Alî bin Muhammed Pezdevî (400-482 Semerkandda), Kâdîhân Hasen bin Mensûr Fergânî (592) ve benzerleri gibi rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma în. 4 Eshâb-ı tahrîc, ictihâd derecesinde olmayıp, müctehidlerin çıkardığı, kısa, kapalı bir hükmü açıklıyan âlimlerdir. Ahmed bin Alî bin Ebî Bekr Râzî bunlardandır. Cessâs ismi ile ma rûfdur. 370 de vefât etmişdir. 5 Erbâb-ı tercîh, müctehidlerden gelen birkaç rivâyet arasından birini tercîh ederler. Ebülhasen Kudûrî (362-428 Bağdâddadır), (Hidâye) sâhibi Burhâneddîn Alî Mergınânî (593 [m. 1198] de, Buhârâ katl-i âmında, Cengiz askeri şehîd eyledi) gibi. 6 Mukallidler olup, bir mes ele hakkında gelen çeşidli haberleri, kuvvetlerine göre sıralayıp yazmışlardır. Kitâblarında red edilen rivâyetler yokdur. (Kenz-üd-dekâık) sâhibi Ebülberekât Abdüllah bin Ahmed Nesefî (710) ve (Muhtâr) sâhibi Abdüllah bin Mahmûd Mûsulî (683) ve (Vikâye) sâhibi Burhânüşşerî a Mahmûd bin Sadrüşşerî a Ubeydüllah (673) ve (Mecma ul-bahreyn) sâhibi İbnüssâ âtî Ahmed bin Alî Bağdâdî (694) bunlardandır rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma în. 7 Za îf haberleri, kuvvetlilerinden ayıramıyan mukallidlerdir. (Bunlar okuduklarını iyi anladıkları ve anlamıyan mukallidlere açıkladıkları için, fıkh âlimlerinden sayılmışlardır). Mezhebsiz kimse kendi, doğru yolu bulamaz, etse herkesi taklîd, bu da, doğru olamaz! dinde âlim olmıyan, bir müctehid olamaz, Rahmetini umarım, yoksa da, isti dâdım, sana güçlük mü var ey, keremi bol Allahım! Rahmetin mücrîmedir, kusûrum pek çok benim, edemem cürmüm inkâr, hâlim ma lûmun Senin, yüz karasıyle geldim, sürüyerek zincirim, Rahmetini umarım, yoksa da, isti dâdım, sana güçlük mü var ey, keremi bol Allahım! Yanılmış şimdi herkes, muhakkak ki hak Sensin, gayrı yok, ibâdete yalnız müstehak Sensin! abd-i âciz ne yapar, kâdir-i mutlak Sensin! Rahmetini umarım, yoksa da, isti dâdım, sana güçlük mü var ey, keremi bol Allahım! 45