HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN
|
|
|
- Savas Kaymak
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 Hakîkat Kitâbevi Yay nlar No: 3 HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN Mevlânâ Hâlid-i Ba dâdî Terceme eden: Kemâhl Feyzullah Efendi Ellibeflinci Bask Hakîkat Kitâbevi Darüflflefeka Cad. 53 P.K.: Tel: Fax: [email protected] Fâtih- STANBUL fiubat-2007
2 Ç NDEK LER Sahîfe No: I.) Herkese Lâz m Olan Îmân Bafllang ç Îmân ve slâm slâm n fiartlar Îmân n fiartlar...19 Vehhâbîler ve di er mezhebsizler, kabr azâb fierefüddîn Münîrînin mektûbu. Gadâb, flehvet Allahü teâlâ vard r ve birdir...74 II.) Müslimânl k ve H ristiyanl k Allahü teâlân n varl na inanmak Peygamberler, dinler, kitâblar...88 a- Yehûdî dîni...91 b- H ristiyanl k dîni...92 c- slâm dîni Hakîkî bir müslimân olman n flartlar Niçin müslimân oldular? K ble cihetini anlamak Müslimân olmad klar hâlde müslimânl a hayrân olanlar Müslimânl seçenler Müslimânl kabûl edenlerin beyânlar ndan al nan netîce Hilye-i Se âdet (fli r) III.) Kur ân- Kerîm ve Bugünkü Tevrât ve ncîller Bugünkü Tevrât ve ncîller Kitâb- mukaddesdeki hatâlardan ba z lar Kur ân- kerîm Muhammed aleyhisselâm n mu cizeleri Muhammed aleyhisselâm n fazîletleri Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem güzel ahlâk ve âdetleri IV.) slâm dîni ve di er dinler Mukaddeme Tevhîd düâs slâmiyyet bir vahflet dîni de ildir Haçl seferleri, müslimânlara yap lan zulmler ngilizlerin islâm düflmanl Müslimânlar câhil de ildir Dinler, akîdeler ve din ile felsefenin fark a- Brahma dîni b- Budistlik c- Mûsevî dîni ve yehûdîler d- Îsevî (Nasraniyyet) dîni ve h ristiyanl k e- slâmiyyet f- slâmiyyetde felsefe var m d r Sonsöz Se âdet, ni met Bask : hlâs Gazetecilik A.fi. 29 Ekim Cad. No: 23 Yenibosna- STANBUL Tel: ISBN:
3 (Sübhânallahi ve bi-hamdihi sübhânallahil-azîm). Bu kelime-i tenzîhi sabâh ve akflam yüz kerre okuyan n günâhlar afv olur. Bir dahâ günâh ifllemekden muhâfaza olunur. Bu düâ, (Mektûbât Tercemesi) kitâb n n 307 ve 308.ci mektûblar nda yaz l d r. Bütün derdlerin giderilmesine de sebeb olur. I HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN [Îmân ve slâm] ÖNSÖZ Besmeleyle bafll yal m kitâba, Allah ad en iyi bir s nakd r. Ni metleri s maz ölçü hisâba, Çok ac yan, afv seven bir rabd r! Allahü teâlâ, dünyâda bütün insanlara ac yor. Muhtâc olduklar fleyleri yarat p, herkese gönderiyor. Ebedî se âdete kavuflduran yolu gösteriyor. Nefslerine, kötü arkadafllara, zararl kitâblara ve yabanc radyolara aldanarak, bu se âdet yolundan ayr lanlardan, küfr ve dalâlet yoluna sapanlardan, piflmân olup, afv dileyenleri hidâyete kavuflduruyor. Bunlar ebedî felâketden kurtar yor. Azg n, zâlim olanlara bu ni metini ihsân etmiyor. Onlar, be endikleri, istedikleri küfr yolunda b rak yor. Âhiretde, Cehenneme gitmesi gereken mü minlerden, diledi ini, ihsân ederek afv edecek, Cennete kavuflduracakd r. Her canl y yaratan, her vâr, her ân varl kda durduran, hepsini, korku ve dehfletden koruyan, yaln z Odur. Böyle bir Allah n flerefli ismine s narak, ya nî Ondan yard m bekliyerek bu kitâb yazma a bafll yoruz. Allahü teâlâya hamd olsun. Onun sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselâma salât ve selâm olsun. O yüce Peygamberin temiz Ehl-i beytine ve âdil, sâd k Eshâb n n herbirine, hayrl düâlar olsun. Hamd, bütün ni metleri Allahü teâlân n yarat p gönderdi ine inanmak ve söylemek demekdir. fiükr, bütün ni metleri islâmiyyete uygun kullanmak demekdir. slâm dîninin inançlar n, emrlerini ve yasaklar n bildiren binlerce k ymetli kitâb yaz lm fl, bunlar n ço u, yabanc dillere çevrilerek, her memlekete yay lm fld r. Buna karfl l k, bozuk düflünceli, k sa görüfllü kimseler ve ingiliz câsûslar na aldanm fl olan câhil din adamlar, z nd klar, her zemân, islâm n fâideli, feyzli ve fl kl ahkâm na, ya nî emrlerine, yasaklar na sald rm fl, onu lekeleme e, de ifldirme e, müslimânlar aldatma a u raflm fllard r. 3
4 slâm âlimlerinin flimdi de, dünyân n hemen her yerinde, islâm i tikâd n yayma a, savunma a çal fld klar flükrânla görülmekdedir. slâmiyyeti Eshâb- kirâmdan ifliterek, kitâblara yazan do ru yolun âlimlerine (Ehl-i sünnet âlimleri) denir. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblar - n okumam fl veyâ anl yamam fl, tektük kimsenin, Kur ân- kerîmden ve hadîs-i flerîflerden yanl fl ma nâlar ç kararak, uygunsuz konuflmalar ve yaz lar da görülüyor ise de, böyle sözler ve yaz lar, müslimânlar n sa lam îmân karfl s nda, eriyip gitmekde, sâhibinin bilgisizli ini göstermekden baflka te sîri olmamakdad r. Müslimân oldu unu söyliyen veyâ cemâ at ile nemâz k larken görülen bir kimsenin müslimân oldu u anlafl l r. Sonra, bunun bir sözünde, yaz s nda veyâ bir hareketinde, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri îmân bilgilerine uym yan birfley görülürse, bunun küfr veyâ dalâlet oldu u kendisine anlat l r. Bundan vazgeçmesi, tevbe etmesi söylenir. K sa akl, bozuk düflüncesi ile cevâb verip vazgeçmezse, bunun sap k veyâ mürted oldu u yâhud ingiliz kâfirlerine sat lm fl oldu u anlafl l r. Nemâz k lsa, hacca gitse, her ibâdeti ve iyili i yapsa da, bu felâketden kurtulamaz. Küfre sebeb olan fleyden vazgeçmedikce, bundan tevbe etmedikce müslimân olamaz. Her müslimân, küfre sebeb olan fleyleri iyi ö renerek, mürted olmakdan korunmal, kâfir olanlar ve müslimân görünen z nd klar ve ingiliz câsûslar n iyi tan y p, zararlar ndan sak nmal d r. Kur ân- kerîmden ve hadîs-i flerîflerden, yanl fl, bozuk ma nâlar ç - kar laca n, böylece yetmifliki dürlü sap k müslimân f rkan n türeyece- ini, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz haber vermifldir. (Berîka) ve (Hadîka) kitâblar, bu hadîs-i flerîfi, (Buhârî) ve (Müslim) kitâblar ndan alarak, aç klamakdad rlar. Büyük islâm âlimi ve din profesörü ad alt nda ortaya ç kmakda olan bu sap k f rkalardaki kimselerin kitâblar na, konferanslar na aldanmamal, bu din, îmân h rs zlar n n tuzaklar na düflmemek için, çok uyan k olmal d r. Bu câhil müslimânlardan baflka, komünistlerle masonlar bir yandan, h ristiyan misyonerleri ve ingilizlere sat lm fl olan vehhâbîler ile yehûdî siyonistleri de bir yandan, yeni yeni üsûllerle, müslimân yavrular n aldatma a çal fl yorlar. Uydurma yaz lar, filmler, tiyatrolar ve radyo, televizyon neflriyyât ile, islâm ve îmân yok etme e u rafl yorlar. Bu yolda milyarlarca lira harc ediyorlar. slâm âlimleri rahime-hümullahü teâlâ, bunlar n hepsine gerekli cevâblar önceden yazm fllar, Allahü teâlân n dînini, huzûr ve kurtulufl yolunu bildirmifllerdir. Hakîkî âlimlerden, büyük islâm âlimi, mevlânâ Hâlid-i Ba dâdî Osmânînin kuddise sirrûh ( tikâdnâme) kitâb n seçdik. Bu kitâb, Kemâhl merhûm hâc Feyzullah efendi taraf ndan türkçeye terceme edilerek (Ferâid-ül-fevâid) ismi verilmifl ve hicrî 1312 senesinde M srda tab edilmifldir. Bu tercemeyi sâdelefldirerek, (Herkese Lâz m Olan Îmân) ad n verdik. Birinci bask s 1966 da yap ld. Yapd m z 4
5 aç klamalar, kitâbdan ay rmak için, köfleli parantez [ ] içine koyduk. Neflr olunmas n nasîb etdi i için, Allahü teâlâya sonsuz hamd ve flükrler olsun! Bu tercemenin fârisî olan asl, stanbul Üniversitesi kütübhânesinin ( bnül Emîn Mahmûd Kemâl be ) k sm nda ( tikâdnâme) ismi ile F numarada mevcûddur. Türkçe tercemesini (Hakîkat Kitâbevi), (Îmân ve slâm) ismi ile basd rm fld r. (Dürr-ül-muhtâr) kitâb n n sâhibi fazîletli Alâüddîn-i Haskefî rahime-hüllahü teâlâ, kâfirin nikâh bahsi sonunda diyor ki, (Nikâhl müslimân bir k z bâliga oldu u zemân, müslimânl bilmezse, nikâh bozulur. [Ya nî mürted olur.] Allahü teâlân n s fatlar n ona bildirmelidir. O da, tekrâr etmeli ve bunlara inand m demelidir). bni Âbidîn, bunu aç klarken diyor ki, (K z küçük iken; anas na, babas na tâbi olarak müslimând r. Bâliga olunca, anas n n, babas n n dînine tâbi olmas devâm etmez. slâmiyyeti bilmeyerek bâliga olunca, mürted olur. Îmân edilecek alt fleyi ö renip inanmad kça ve islâmiyyete uymak lâz m oldu una inanmad kça, (Kelime-i tevhîd) söylese, ya nî (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah) dese de, müslimânl devâm etmez. (Âmentü billâhi...) de bulunan alt fleyi ö renip, bunlara inanmas ve Allahü teâlân n emrlerini ve yasaklar n kabûl etdim demesi lâz md r). bni Âbidînin bu sözünden anlafl l yor ki, bir kâfir, Kelime-i tevhîd söyleyince ve bunun ma nâs na k saca inan nca, o anda müslimân olur. Fekat, her müslimân gibi, bunun da, imkân bulunca, (Âmentü billâhi ve Melâiketihi ve Kütübihi ve Rüsülihi vel Yevmil-âhiri ve bil Kaderi hayrihi ve flerrihi minallahi teâlâ vel-ba sü ba delmevti hakkun, eflhedü en lâilâhe illallah ve eflhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü) diye Âmentünün esâslar n ezberlemesi ve ma nâs n ve islâm bilgilerinden kendisine lâz m olanlar iyice ö renmesi lâz md r. Bir müslimân çocu u da, bu alt fleyi ve islâm bilgilerini ö renmez ve inand n söylemezse, âk l ve bâlig oldu u zemân, mürted olur. Îmân etdikden sonra, ( slâm bilgileri)ni, ya nî farzlar, harâmlar, abdesti, guslü ve nemâz k lmas n ve avret mahallini örtmesini hemen sorup ö renmesi de farz olur. Sordu u kimsenin ö retmesi veyâ hakîkî din kitâb bildirmesi, buna da farz olur. Soracak kimseyi veyâ kitâb bulamazsa aramas farz olur. Aramazsa kâfir olur. Buluncaya kadar bilmemesi özr olur. Farzlar vaktinde yapm - yan ve harâm iflliyen Cehennemde azâb görecekdir. Îmân n alt esâs üzerinde, bu kitâb m zda genifl bilgi vard r. Her müslimân bu kitâb iyi okumal ve çocuklar n n ve bütün tan d klar n n okumalar için gayret etmelidir. Avret mahalli 475.ci sahîfede yaz l d r. Kitâb m zda, âyet-i kerîmelerin ma nâlar n yazarken, (Meâlen buyuruldu) denilmekdedir. (Meâlen) demek, (tefsîr âlimlerinin bildirdiklerine göre) demekdir. Çünki, âyet-i kerîmelerin ma nâlar n, yaln z Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem anlam fl ve Eshâb na bildirmifldir. Tefsîr âlimleri, bu hadîs-i flerîfleri münâf klar n ve ingiliz kâfirlerine sat lm fl olan z nd klar n, ya nî mezhebsiz din adamlar n n 5
6 uydurduklar hadîslerden ay rm fllar, bulamad klar hadîs-i flerîfler için, tefsîr ilmine uyarak, âyet-i kerîmelere kendileri ma nâ vermifllerdir. Arabca bilen, fekat tefsîr ilminden haberi olmayan din câhillerinin anlad klar na (Kur ân tefsîri) denilmez. Bunun için, hadîs-i flerîfde, (Kur ân- kerîme kendi anlad na göre ma nâ veren, kâfir olur) buyuruldu. Allahü teâlâ, hepimizi, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdi i do ru yolda bulundursun! slâm câhillerinin ve büyük islâm âlimi gibi ismler tafl yan mezhebsizlerin, münâf klar n yald zl, sinsi yalanlar na aldanmakdan korusun! Âmîn. Hakîkat Kitâbevinin neflr etdi i bütün kitâblar, her dilde olarak Internet vâs tas ile bütün dünyâya yay lmakdad r. Mîlâdî sene Hicrî flemsî Hicrî kamerî TENBÎH: Misyonerler, h ristiyanl yayma a, yehûdîler, Talmûtu yayma a, stanbuldaki Hakîkat Kitâbevi, islâmiyyeti yayma a, masonlar ise, dinleri yok etme e çal fl yorlar. Akl, ilmi ve insâf olan, bunlardan do rusunu iz ân, idrâk eder, anlar. Bunun yay lmas na yard m ederek, bütün insanlar n dünyâda ve âh retde se âdete kavuflmalar na sebeb olur. Bugün, dünyâda bulunan müslimânlar, üç f rkaya ayr lm fld r. Birinci f rka, Eshâb- kirâm n yolunda olan, hakîkî müslimânlard r. Bunlara (Ehl-i sünnet) ve (Sünnî) ve (F rka-i nâciyye), Cehennemden kurtulan f rka denir. kinci f rka, Eshâb- kirâma düflman olanlard r. Bunlara (fiî î) ve (F rka-i dâlle), sap k f rka denir. Üçüncüsü, sünnîlere ve flî îlere düflman olanlard r. Bunlara (Vehhâbî) ve (Necdî) denir. Çünki bunlar, ilk olarak, Arabistân n Necd flehrinde meydâna ç km fld r. Bunlara (F rka-i mel ûne) de denir. Çünki, bunlar n müslimânlara kâfir dedikleri, (Se âdet-i Ebediyye) ve (K yâmet ve Âh ret) kitâblar m zda yaz l d r. Peygamberimiz böyle söyliyenlere la net etmifldir. Müslimânlar bu üç f rkaya parçalayan, yehûdîlerle ingilizlerdir. Her mü min, nefsini tezkiye için, ya nî yarat l fl nda bulunan câhillikden ve günâhlardan temizlenmek için, her zemân (Lâ ilâhe illallah) okumal ve kalbini tasfiye için, ya nî nefsinden ve fleytândan ve kötü arkadafllardan ve zararl, bozuk kitâblardan gelmifl olan, küfr ve günâhlardan kurtulmak için, (Estagfirullah) okumal d r. slâmiyyete uyan n ve günâhlar na tevbe edenin düâlar kabûl olur. Nemâz k lm - yan n, aç k kad nlara ve avret yeri aç k olanlara bakan n, harâm yiyip içenin, islâmiyyete uymad anlafl l r. Bunun düâlar kabûl olmaz. Son sahîfedeki ilâveyi okuyunuz! 6
7 1 BAfiLANGIÇ Mevlânâ Hâlid-i Ba dâdî kaddesallahü teâlâ sirrehül azîz, kitâb - na bafllamadan önce, mâm- Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî rahmetullahi aleyh in (Mektûbât) kitâb n n üçüncü cildinin onyedinci mektûbunu yazarak, kitâb na zînet ve bereket vermek istemifldir. mâm- Rabbânî kuddise sirruh [1], bu mektûbunda buyuruyor ki: Mektûbuma Besmele ile bafll yorum. Bizlere her ni meti gönderen ve en büyük ni met olarak, müslimân yapmakla flereflendiren ve Muhammed aleyhisselâma ümmet k lmakla k ymetlendiren, Allahü teâlâya hamd ve flükrler olsun! yice düflünmeli ve anlamal d r ki, herkese her ni meti gönderen, yaln z Allahü teâlâd r. Herfleyi var eden, ancak Odur. Her varl, her ân varl kda durduran hep Odur. Kullardaki üstün ve iyi s fatlar, Onun lutfü ve ihsân d r. Hayât m z, akl m z, ilmimiz, gücümüz, görmemiz, iflitmemiz, söyliyebilmemiz, hep Ondand r. Saymakla bitirilemiyen çeflidli ni metleri, iyilikleri gönderen hep Odur. nsanlar güçlüklerden, s k nt - lardan kurtaran, düâlar kabûl eden, derdleri, belâlar gideren hep Odur. R zklar yaratan ve ulafld ran yaln z Odur. hsân o kadar boldur ki, günâh iflliyenlerin r zk n kesmiyor. Günâhlar örtmesi o kadar çokdur ki, emrini dinlemiyen, yasaklar ndan sak nm yan azg nlar, herkese rezîl ve rüsvâ etmiyor ve nâmûs perdelerini y rtm yor. Afv ve merhameti o kadar çokdur ki, cezây ve azâb hak edenlere azâb vermekde acele etmiyor. Ni metlerini, ihsânlar n, dostlar na ve düflmanlar na saç yor. Kimseden birfley esirgemiyor. Bütün ni metlerinin en üstünü, en k ymetlisi olarak da, do ru yolu, se âdet ve kurtulufl yolunu gösteriyor. Yoldan sapmamak ve Cennete girmek için teflvîk buyuruyor.cennetdeki sonsuz ni metlere, bitmez, tükenmez zevklere ve kendi r zâs na, sevgisine kavuflabilmemiz için, sevgili Peygamberine sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem uymam z emr ediyor. flte, Allahü teâlân n ni metleri günefl gibi meydândad r. Baflkalar ndan gelen iyilikler, yine Ondan gelmekdedir. Baflkalar n vâs ta k lan, onlara iyilik yapmak iste ini veren, onlara iyilik yapabilecek gücü, kuvveti veren, yine Odur. Bunun için, her yerden, herkesden gelen ni metleri gönderen hep Odur. Ondan baflkas ndan iyilik, ihsân beklemek, emânetciden, emânet olarak birfley isteme e ve fakîrden sadaka isteme e benzer. Bu sözlerimizin, yerinde ve do ru oldu unu, câhil olanlar da, âlimler gibi, kal n kafal lar da, zekî, keskin görüfllü olanlar gibi bilir. Çünki, anlat lanlar, meydânda olan, düflünme e bile lüzûm olm yan bilgilerdir. nsan n, bu ni metleri gönderen Allahü teâlâya, gücü yetdi i ka- [1] mâm- Rabbânî, 1034 [m. 1624] de vefât etdi. 7
8 dar flükr etmesi, insanl k vazîfesidir. Akl n emr etdi i bir vazîfe, bir borçdur. Fekat, Allahü teâlâya yap lmas îcâb eden bu flükrü yerine getirebilmek, kolay bir ifl de ildir. Çünki insanlar, yok iken sonradan yarat lm fl, za îf, muhtâc, aybl ve kusûrludur. Allahü teâlâ ise, hep var, sonsuz vard r. Ayblardan, kusûrlardan, uzakd r. Bütün üstünlüklerin sâhibidir. nsanlar n Allahü teâlâya hiçbir bak mdan benzerlikleri, yak nl klar yokdur. Böyle afla kullar, öyle bir yüce Allah n flân na yak flacak bir flükr yapabilir mi? Çünki, çok fley vard r ki, insanlar onlar güzel ve k ymetli san r. Fekat, Allahü teâlâ, bunlar kötülük bilir ve be- enmez. Sayg ve flükr sand m z fleyler, be enilmiyen, baya fleyler olabilir. Bunun içindir ki, insanlar, kendi kusûrlu akllar, k sa görüflleri ile Allahü teâlâya karfl flükr, sayg olabilecek fleyleri bulamaz. fiükr etme e, sayg gösterme e yar yan vazîfeler, Allahü teâlâ taraf ndan bildirilmedikçe, övmek san lan fleyler, kötülemek olabilir. flte, insanlar n Allahü teâlâya karfl, kalb ile ve dil ile ve beden ile yapmalar ve inanmalar lâz m olan flükr borcu, kulluk vazîfeleri, Allahü teâlâ taraf ndan bildirilmifl ve Onun sevgili Peygamberi sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem taraf ndan ortaya konmufldur. Allahü teâlân n gösterdi i ve emr etdi i kulluk vazîfelerine ( slâmiyyet) denir. Allahü teâlâya flükr, Onun Peygamberinin getirdi i yola uymakla olur. Bu yola uym yan, bunun d fl nda kalan hiçbir flükrü, hiçbir ibâdeti, Allahü teâlâ kabûl etmez, be enmez. Çünki, insanlar n, iyi, güzel sand klar çok fley vard r ki, islâmiyyet, bunlar be enmemekde, çirkin olduklar n bildirmekdedir. Demek ki, akl olan kimselerin, Allahü teâlâya flükr etmek için, Muhammed aleyhisselâma uymalar lâz md r. Onun yoluna ( slâmiyyet) denir. Muhammed aleyhisselâma uyan kimseye (Müslimân) denir. Allahü teâlâya flükr etme e, ya nî Muhammed aleyhisselâma uyma a ( bâdet etmek) denir. slâm bilgileri iki k smd r: Din bilgileri ve fen bilgileri. Dinde reformcular, din bilgilerine (Skolastik bilgiler), fen bilgilerine (Rasyonel bilgiler) diyorlar. Din bilgileri de ikiye ayr l r: 1 - Kalb ile i tikâd edilmesi, ya nî inan lmas lâz m olan bilgilerdir. Bu ilmlere (Üsûl-i din) veyâ (Îmân) bilgileri denir. K sacas, (Îmân) Muhammed aleyhisselâm n bildirdi i alt fleye inanmak ve islâmiyyeti kabûl etmek ve küfr alâmeti olan fleyleri söylemekden ve kullanmakdan sak nmakd r. Her müslimân n, küfr alâmeti olan fleyleri ö renmesi ve bunlardan sak nmas lâz md r. Îmân olana (Müslimân) denir. 2 - Beden ile veyâ kalb ile yap lacak ve sak n lacak ibâdet bilgileridir. Yap lmas emr edilen bilgilere (Farz), sak n lmas emr edilen bilgilere (Harâm) denir. Bunlara (Fürû-i din) veyâ (Ahkâm- islâmiyye) yâhud ( slâmiyyet) bilgileri denir. [Herkese ilk lâz m olan fley, (Kelime-i tevhîd) söylemek ve bunun ma nâs na inanmakd r. Kelime-i tevhîd (Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah)d r. Bunun ma nâs (Allah vard r ve birdir. Muhammed aleyhisselâm, Onun Peygamberidir) demekdir. Buna inanma a (Îmân etmek) ve (Müslimân olmak) denir. nanan kimseye (Mü min) ve (Müslimân) denir. Îmân n devâml olmas lâz md r. Bunun için, küfre 8
9 sebeb olan fleyleri yapmakdan ve küfr alâmeti olan fleyleri kullanmakdan sak nmak lâz md r. Kur ân- kerîm Allah kelâm d r. Allahü teâlâ, Cebrâîl aleyhisselâm ismindeki melek ile, Kur ân- kerîmi Muhammed aleyhisselâma göndermifldir. Kur ân- kerîmin kelimeleri arabîdir. Fekat, bu kelimeleri yan yana dizen Allahü teâlâd r. Kur ân- kerîmdeki arabî kelimeler, Allahü teâlâ taraf ndan dizilmifl âyetler hâlinde, harf ve kelime olarak gelmifldir. Bu harf ve kelimelerin ma nâs kelâm- ilâhîyi tafl makdad r. Bu harflere, kelimelere (Kur ân) denir. Kelâm- ilâhîyi gösteren ma nâlar da Kur ând r. Bu kelâm- ilâhî olan Kur ân mahlûk de ildir. Allahü teâlân n baflka s fatlar gibi ezelî ve ebedîdir. Cebrâîl aleyhisselâm her sene bir kerre gelip, o âna kadar inmifl olan Kur ân- kerîmi, Levh-il mahfûzdaki s ras na göre okur, Peygamberimiz de tekrâr ederdi. Âh rete teflrîf edece i sene, iki kerre gelip, temâm n okudular. Peygamberimiz ve Eshâb n ço u, Kur ân- kerîmin temâm n ezberlemifllerdi. Âh rete teflrîf etdikleri sene halîfe Ebû Bekr-i S ddîk, ezber bilenleri toplay p, yaz l olanlar getirtip, bir hey ete bütün Kur ân- kerîmi yazd rd. Böylece (Mushaf) denilen bir kitâb meydâna geldi. Otuzüçbin sahâbî, bu mushaf n her harfinin tam yerinde oldu una sözbirli i ile karar verdi. Muhammed aleyhisselâm n sözlerine (Hadîs-i flerîf) denir. Bunlardan, ma nâs Allahü teâlâ taraf ndan, kelimeleri Muhammed aleyhisselâm taraf ndan olan hadîs-i flerîflere (Hadîs-i kudsî) denir. Hadîs kitâblar çokdur. Bunlardan, (Buhârî) ve (Müslim) kitâblar meflhûrdur. Allahü teâlân n emrlerinden, inan lacak bilgilere (Îmân), yap lacak olanlara (Farz), sak n lacak olanlara (Harâm) denir. Farzlara ve harâmlara (Ahkâm- islâmiyye) denir. slâm bilgilerinden birine bile inanm yana (Kâfir) denir. nsana ikinci lâz m olan fley, kalbini temizlemekdir. Kalb deyince, iki fley anlafl l r. Gö sümüzde bulunan et parças na herkes kalb diyor. Yürek denilen bu kalb, hayvanlarda da vard r. kinci kalb, yürekde bulunan, görülemiyen kalbdir. Bu kalbe (gönül) denir. Din kitâblar nda yaz l olan kalb, bu gönüldür. slâm bilgilerinin yeri bu kalbdir. nanan ve inanmayan da bu kalbdir. nanan kalb, temizdir. nanm yan kalb pisdir, ölüdür. Kalbin temiz olmas için çal flmak, birinci vazîfemizdir. bâdet yapmak, bilhâssa nemâz k lmak ve istigfâr söylemek kalbi temizler. Harâm ifllemek, kalbi bozar. Peygamberimiz buyurdu ki, (Çok istigfâr okuyunuz! stigfâr düâs okuma a devâm edeni, Allahü teâlâ hastal klardan, her derdden korur. Hiç ummad yerden r zkland r r.) stigfâr (Estagfirullah) demekdir. Düâlar n kabûl olmas için, okuyan n müslimân olmas, günâhlar na tevbe etmesi, ma nâs n bilerek ve inanarak söylemesi lâz md r. Kararm fl kalb ile yap lan düâ kabûl olmaz. Üç kerre düâ okuyan n ve befl vakt nemâza devâm edenin kalbi de temizlenir ve söyleme e bafllar. Kalb söylemeden yaln z a z ile yap lan düân n fâidesi olmaz. slâm dîninin bildirdi i din bilgileri, (Ehl-i sünnet) âlimlerinin kitâblar nda yaz l olan bilgilerdir. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri 9
10 îmân ve islâm bilgileri aras nda, ma nâlar aç k olan (nasslar)dan ya nî âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i flerîflerden birine inanmayan (Kâfir) olur. nanmad n gizlerse, (Münâf k) denir. Hem gizler, hem de, müslimân görünerek müslimânlar aldatma a çal fl rsa, buna (Z nd k) denir. Ma nâs aç k olm yan nasslar yanl fl te vîl ederek, yanl fl inan rsa, kâfir olmaz. Fekat, Ehl-i sünnetin do ru yolundan ayr ld için, Cehenneme girecekdir. Bu kimse, ma nâs aç k olan nasslara inand için, azâbda sonsuz kalm yacak, Cehennemden ç kar lacak, Cennete sokulacakd r. Bunlara (Bid at ehli) veyâ (Dalâlet f rkalar ) denir. Yetmifliki dürlü dalâlet f rkas vard r. Bunlar n ve kâfirlerin, mürtedlerin yapd klar ibâdetlerin ve insanlara yapd klar iyiliklerin, hizmetlerin hiçbiri kabûl edilmez, âhiretde ifle yaramaz. tikâd do ru olan müslimânlara (Ehl-i sünnet vel-cemâ at) veyâ (Sünnî) denir. Sünnî olanlar, ibâdet yapmakda dört mezhebe ayr lm fllard r. Bu dört mezhebde bulunanlar, birbirlerinin Ehl-i sünnet olduklar n bilirler ve seviflirler. Dört mezhebden birinde bulunmayan kimse, Ehl-i sünnet olmaz. Ehl-i sünnet olm yan n da, kâfir veyâ bid at ehli olaca, mâm- Rabbânînin mektûblar nda, bilhâssa birinci cildin ikiyüzseksenalt nc mektûbunda ve (Dürr-ül-muhtâr) n Tahtâvî hâfliyesinin (Zebây h) k sm nda ve (El-besâir li-münkîr-it-tevessül-i bi-ehl-il-mekâbir) kitâb nda vesîkalar ile yaz l d r. Bu iki kitâb arabîdirler. kincisi, Hindistânda yaz lm fl ve bas lm fl olup, 1395 [m. 1975] senesinde ve dahâ sonra stanbulda Hakîkat Kitâbevi taraf ndan ofset yolu ile müteaddid bask lar yap lm fld r. Dört mezhebden birine göre ibâdet yapanlar, günâh yaparlarsa veyâ ibâdetlerinde kusûr ederler ve tevbe ederlerse, günâhlar afv olur. Tevbe etmezlerse, Allahü teâlâ, bunlar, dilerse afv eder, Cehenneme hiç sokmaz. Dilerse, günâhlar kadar, azâb eder ise de, yine azâbdan kurtulacaklard r. Dinde zarûrî ma lûm olan, ya nî câhillerin bile iflitmifl oldu u, aç k bilgilerden birine bile inanm yanlar, Cehennemde sonsuz azâb göreceklerdir. Bunlara (Kâfir) ve (Mürted) denir. Kâfirler, kitâbl ve kitâbs z olmak üzere ikiye ayr l r. Müslimân evlâd iken, sonradan dinden ç karak kâfir olana, (Mürted) denir. bni Âbidîn rahime-hullahü teâlâ, flirk sebebi ile nikâh harâm olanlar bildirirken buyuruyor ki, (Mürted, Mülhid, Z nd k, Mecûsî, Putperest, eski yunan felsefecileri, Münâf k, yetmifliki f rkadan taflk nl k edip kâfir olanlar, [Berehmen, Budist], Bât nî, bâhî ve Dürzî denilen kimseler, hep kitâbs z kâfirdirler). Komünistlerle masonlar da böyledir. H - ristiyanlar n ve yehûdîlerin, gökden inen ve sonradan de ifldirilip bozulan (Tevrât) ve ( ncîl) kitâblar na inananlar kitâbl kâfirdir. Bunlar, herhangi bir mahlûkda (Ülûhiyyet s fat ) bulundu una inan rsa, (Müflrik) olur. Allahü teâlân n (S fât-i zâtiyye)sine ve (S fât-i sübûtiyye)sine (Ülûhiyyet s fatlar ) denir. Kitâbl veyâ kitâbs z herhangi bir kâfir, müslimân olursa, Cehenneme girmekden kurtulur. Hiç günâhs z temiz bir müslimân olur. Fekat, (Sünnî) bir müslimân olmas lâz md r. Sünnî olmak demek, Ehl-i sünnet âlimlerinden birinin rahime-hümullahü teâlâ kitâb n okuyup, ö renip, îmân n n, sözlerinin ve ifllerinin buna uygun olmas demekdir. Dün- 10
11 yâda bir insan n müslimân olup olmad, zarûret olmadan, aç k olarak söyledi i sözlerinden ve ifllerinden anlafl l r. Bu insan n âhirete îmânl gidip gitmedi i, son nefesinde belli olur. Büyük günâh ifllemifl olan erkek veyâ kad n bir müslimân, temiz kalb ile, tevbe ederse, günâhlar, muhakkak afv olur. Günâhs z tertemiz olur. (Tevbe)nin ne oldu u ve tevbenin nas l yap laca ilmihâl kitâblar nda, meselâ türkçe ve arabî (Îmân ve slâm) ve (Se âdet-i ebediyye) kitâb nda uzun bildirilmifldir.] 2 ÎMÂN ve SLÂM Bu ( T KÂDNÂME) kitâb nda, Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem (Îmân ve islâm ) bildiren bir hadîs-i flerîfi aç klanacakd r. Bu hadîs-i flerîfin bereketi ile, müslimânlar n i tikâdlar n n temâmlanaca n [kuvvetlenece ini], böylece, salâha ve se âdete kavuflacaklar n ve cürmü, günâh çok olan bu Hâlidin de kuddise sirruh kurtulmas na sebeb olaca n ümmîd ediyorum. Hiçbirfleye muhtâc olm yan ve keremi, ihsân bol olan ve kullar - na çok ac yan Allahü teâlâya güzel i tikâd m flöyledir ki, sermâyesi az, kalbi kara olan bu fakîr Hâlidin yersiz sözlerini afv buyura ve kusûrlu ibâdetlerini kabûl eyleye! Yalanc, aldat c fleytân n kötülüklerinden [ve islâm düflmanlar n n yalan yanl fl sözlerine ve yaz lar na aldanmakdan] koruyarak, flâd eyleye! Merhametlilerin en merhametlisi ve ihsân sâhiblerinin en cömerdi ancak Allahü teâlâd r. slâm âlimleri buyurdu ki, (Mükellef) olan, ya nî âk l ve bâli olan, kad n, erkek her müslimân n, [Allahü teâlây tan mas, bilmesi, ya nî] Allahü teâlân n s fât- zâtiyyesini ve s fât- sübûtiyyesini, do ru bilmesi ve inanmas lâz md r. Herkese ilk farz olan fley budur. Bilmemek özr olmaz. Bilmemek günâh olur. Ahmed o lu Hâlid-i Ba dâdînin bu kitâb yazmas, baflkalar na üstünlük ve bilgi satmak ve flöhret sâhibi olmak için de ildir. Bir yâdigâr, bir hizmet b rakmak içindir. Allahü teâlâ, bu âciz olan Hâlide [1] ve bütün müslimânlara kendi kuvveti ile ve Resûlünün mubârek rûhunun yard m ile imdâd eylesin! Âmîn. [Allahü teâlân n (S fât- zâtiyye)si alt d r. Bunlar: Vücûd, K dem, Bekâ, Vahdâniyyet, Muhâlefet-ün lil-havâdis ve K yâm-ü bi-nefsihî dir. Vücûd, kendili inden var olmak demekdir. K dem, varl n n öncesi, bafllang c olmamakd r. Bekâ, varl sonsuz olmakd r, hiç yok olmamakd r. Vahdâniyyet, hiç bir bak mdan flerîki, nazîri, benzeri olmamakd r. Muhâlefet-ün lil-havâdis, hiçbir fleyinde, hiçbir [1] Hâlid-i Ba dâdî, 1242 [m. 1826] da fiâmda vefât etdi. 11
12 mahlûka, hiçbir bak mdan benzemez demekdir. K yâm-ü bi-nefsihî, varl kendindendir, hep var olmas için, hiçbir fleye muhtâç de ildir, demekdir. Bu alt s fat n hiç biri, mahlûklar n hiçbirinde yokdur. Bunlar n, mahlûklara hiçbir sûretde tealluklar, ba lant lar da yokdur. Ba z âlimler, Vahdâniyyet ve Muhâlefet-ün lil-havâdisin ayn olduklar n söyliyerek, (s fât- zâtiyye befldir) demifllerdir]. Allahü teâlâdan baflka olan herfleye, (Mâ-sivâ) veyâ (Âlem) denir. fiimdi (Tabî at) diyorlar. Âlemlerin hepsi yok idi. Hepsini Allahü teâlâ yaratd. Âlemlerin hepsi, mümkindir ve hâdisdir. Ya nî, yok iken var olabilir ve var iken yok olabilirler ve yok iken var olmufllard r. (Allahü teâlâ var idi. Hiçbirfley yok idi) hadîs-i flerîfi, bunu bildirmekdedir. Âlemin hâdis oldu unu gösteren ikinci bir delîl de, âlemin her zemân bozularak de iflmesidir. Her fley de iflmekdedir. Kadîm olan fley ise, hiç de iflmez. Allahü teâlân n zât [ya nî kendisi] ve s - fatlar böyledir. Bunlar hiç de iflmez. [Hâlbuki âlemde, fizik olaylar nda, maddelerin hâl de ifldirmesi oluyor. Kimyâ reaksiyonlar nda, maddelerin özü, yap s de ifliyor. Cismlerin yok olarak baflka cismlere döndü ünü görüyoruz. Bugün, yeni bilinen atom de- iflmelerinde ve çekirdek reaksiyonlar nda, madde, element de yok oluyor. Enerjiye dönüyor.] Âlemlerin böyle de iflmeleri, birbirlerinden hâs l olmalar, sonsuzdan gelemez. Bir bafllang c olmas, yokdan var edilmifl olan ilk maddelerden, elementlerden hâs l olmalar lâz md r. Âlemin mümkin oldu una, ya nî yok iken var olabilece ine baflka bir delîl de, âlemin hâdis olmas d r. Ya nî, herfleyin yok iken var olmalar d r. [Vücûd, var olmak demekdir. Üç dürlü vücûd vard r: Birincisi (Vâcib-ül-vücûd)dür. Ya nî, varl lâz m olan vücûddür. Hep vard r. Önceleri ve sonsuz sonralar hiç yok olamaz. Yaln z Allahü teâlâ vâcib-ül-vücûddür. kincisi, (Mümteni -ul-vücûd)dür. Ya nî, var olamaz. Hep yok olmas lâz md r. fierîk-i bârî böyledir. Ya nî, Allahü teâlâya ortak, Allahü teâlâ gibi ikinci bir tanr var olamaz. Üçüncüsü, (Mümkin-ül-vücûd)dür. Ya nî, var da olabilir, yok da olabilir. Bütün âlemler, mahlûklar hep böyledir. (Vücûd) kelimesinin tersi (Adem) kelimesidir. Adem, yokluk demekdir. Âlemler, ya nî herfley, var olmadan önce ademde idi. Ya nî yok idiler.] Mevcûd, ya nî, var olan fley ikidir: Biri (Mümkin), ikincisi (Vâcib)dir. E er mevcûd, yaln z mümkin olsayd ve vâcib-ül-vücûd bulunmasayd, hiçbirfley var olamazd. [Çünki, yok iken var olmak, bir de ifliklikdir, bir olayd r. Fizik bilgimize göre, her cismde bir olay olmas için, bu cisme d flardan bir kuvvetin te sîr etmesi, bu kuvvet kayna n n, bu cismden önce mevcûd olmas lâz md r.] Bunun için, 12
13 mümkin olan mevcûd, kendi kendine var olamaz ve varl kda duramaz. Ona bir kuvvet te sîr etmeseydi, hep yoklukda kal rd. Var olamazd. Kendini var edemiyen, baflka mümkinleri de elbette halk edemez, yaratamaz. Mümkini yaratan n, vâcib-ül-vücûd olmas lâz md r. Âlemin var olmas, bunu yokdan var eden bir yarat c n n var oldu unu gösteriyor. Görülüyor ki, hâdis olm yarak ve mümkin olm yarak, ya nî hep var olarak, bütün mümkinlerin tek yarat c s, ancak vâcib-ül-vücûddür. O kadîmdir. Ya nî hep var idi. Vâcib-ül-vücûd demek, vücûdü baflkas ndan olmay p ancak kendindendir. Ya nî kendi kendine hep vard r. Baflkas taraf ndan yarat lmam fld r. E er böyle olmazsa, mümkin ve hâdis olmas, baflkas taraf ndan yarat lmas lâz m olur. Bu ise, düflünülenin tersine olan bir netîcedir. Fârisîde (Hudâ) demek, kendi kendine hep olucu, ya nî kadîm demekdir. [Kitâb m z n I. ci k sm, 6. c maddesinde, 74.cü sahîfede, dahâ genifl bilgi vard r. Lütfen oradan da okuyunuz!] Âlemlerin, flafl lacak bir nizâm içinde olduklar n görüyoruz. Fen, her sene bunlar n yenilerini bulmakdad r. Bu nizâm yaratan n, (Hay) diri, (Âlim) bilici, (Kâdir) gücü yetici, (Mürîd) dileyici, (Semî) iflitici, (Basîr) görücü, (Mütekellim) söyleyici ve (Hâl k) yarat c olmas lâz md r. Çünki, ölmek ve câhil olmak ve gücü yetmemek ve zorla yapmak, sa rl k ve körlük ve söyliyememek, birer kusûrdur, utan lacak fleylerdir. Bu kâinât, bu âlemi, bu nizâm üzere yaratanda ve yok olmakdan koruyanda, böyle kusûrlu s fatlar n bulunmas olacak fley de ildir. [Atomdan y ld zlara kadar her varl k birer hesâbla, kanûnla yarat lm fld r. Fizikde, kimyâda, astronomide ve biyolojide keflf edilebilen kanûnlardaki, ba lant lardaki nizâm, akllara hayret vermekdedir. Darwin bile, (Gözün yap s ndaki nizâm, incelikleri düflündükçe, hayretden tepem atacak gibi oluyor) demek zorunda kalm fld r. Hava, yüzde 78 azot, 21 oksijen ve 1 soy gazlar kar fl m - d r. Bileflik de il, kar fl md r. Oksijen yüzde 21 den çok olsayd, ci- erlerimizi yakard. 21 den az olsayd, kandaki g dâ maddelerini yakamazd. nsanlar ve hayvanlar, yaflayamazd. Bu 21 mikdâr, her yerde ve ya murda de iflmiyor. Bu ise büyük ni metdir. Allah n varl n, kudretini ve merhametini göstermiyor mu? Bu hârika yan nda, gözün yap s hiç kalmakdad r. Fen bilgilerinde okutulan bütün kanûnlar, ince hesâblar, formülleri yaratan, hiç noksan s fatl olur mu?] Bundan baflka, ad geçen kemâl s fatlar n, mahlûklar nda da görüyoruz. Bunlar, mahlûklar nda yaratm fld r. Bu s fatlar, kendisinde bulunmasayd, mahlûklarda nas l yaratabilirdi? Kendisinde bulunmasayd, mahlûklar Ondan dahâ üstün olurlard. Yine deriz ki, âlemleri yaratanda, bütün kemâl, üstün s fatlar n 13
14 bulunmas ve noksan s fatlardan hiçbirinin bulunmamas lâz md r. Çünki noksan, kusûrlu olan, Hudâ, yarat c olamaz. Akl n gösterdi i bu delîlleri bir yana b rak rsak, âyet-i kerîmeler ve hadîs-i flerîfler de, Allahü teâlân n kemâl s fatlar oldu unu aç kça bildirmekdedir. Bunda flübhe etmek câiz de ildir. fiübhe etmek küfre sebeb olur. Yukar da yaz l sekiz kemâl s fat na (S fât-i sübûtiyye) denir. Ya nî, Allahü teâlân n s fât- sübûtiyyesi sekizdir. Allahü teâlâda bütün kemâl s fatlar vard r. Onun zât nda ve s fatlar nda ve ifllerinde hiçbir kusûr ve kar fl kl k ve de ifliklik yokdur. (S fât-i zâtiyye) ve (S fât-i sübûtiyye)ye (Ülûhiyyet s fatlar ) denir. Bir mahlûkda ülûhiyyet s fat bulundu una inanan (Müflrik) olur. 3 SLÂMIN fiartlari Bütün âlemleri, her ân varl kda durduran ve her ân hâz r ve nâz r olan ve bütün iyiliklerin ve ni metlerin vericisi olan Allahü teâlân n yard m ile flimdi, Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem mübârek sözünü aç klama a bafll yoruz. Müslimânlar n kahraman imâm, Eshâb- kirâm n yükseklerinden, hep do ru söyleyici olmakla meflhûr, sevgili büyü ümüz, Ömer bin Hattâb rad yallahü anh buyuruyor ki: (Öyle birgün idi ki, Eshâb- kirâmdan birkaç m z Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin huzûrunda ve hizmetinde bulunuyorduk). O gün, o sâat, öyle flerefli, öyle k ymetli ve hiç ele geçmez bir gün idi. O gün, Resûlullah n sohbetinde, yan nda bulunmakla flereflenmek, rûhlara g dâ olan, canlara zevk ve safâ veren mübârek cemâlini görmek nasîb olmufldu. Bu günün flerefini, k ymetini anlatabilmek için, (Öyle birgün idi ki...) buyurdu. Cebrâîl aleyhisselâm insan fleklinde görmek, onun sesini iflitmek, kullar n muhtâc oldu u bilgiyi, gâyet güzel ve aç k olarak, Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem mübârek a z ndan iflitmek nasîb olan bir gün gibi, flerefli ve k ymetli bir vakt bulunabilir mi? (O vakt, ay do ar gibi, bir zât yan m za geldi. Elbisesi çok beyâz, saçlar da pek siyâh idi. Üzerinde toz toprak, ter gibi yolculuk alâmetleri görünmüyordu. Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem Eshâb olan bizlerden hiçbirimiz onu tan m yorduk. Ya nî, görüp bildi imiz kimselerden de ildi. Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem huzûrunda oturdu. Dizlerini, mübârek dizlerine yanafld rd ). Bu gelen, Cebrâîl ismindeki melek idi. nsan flekline girmifldi. Cebrâîl aleyhisselâm n böyle oturmas, edebe uymuyor gibi görünüyor ise de, bu hâli, mühim birfleyi bildirmekdedir. Ya nî, din bilgisi 14
15 ö renmek için utanmak do ru olmad n ve üstâda gurûr, kibr yak flm yaca n göstermekdedir. Herkesin, dinde ö renmek istediklerini, mu allimlere serbestçe ve s k lmadan sormas lâz m geldi ini Cebrâîl aleyhisselâm, Eshâb- kirâma, bu hâli ile, anlatmakdad r. Çünki, din ö renmekde utanmak ve Allahü teâlân n hakk n ödemekde ve ö retmekde ve ö renmekde s k lmak do ru olmaz. (O zât- flerîf, ellerini Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin mübârek dizleri üzerine koydu. Resûlullaha sorarak, yâ Resûlallah! Bana islâmiyyeti, müslimânl anlat dedi). ( slâm) demek, lügatda, boyun bükerek teslîm olmak demekdir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, islâm kelimesinin, islâmiyyetde befl temel dire in ismi oldu unu flöyle beyân buyurdu: Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: 1 - slâm n flartlar ndan birincisi (Kelime-i flehâdet getirmekdir). Kelime-i flehâdet getirmek demek, (Eflhedü en lâ ilâhe illallah ve eflhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh) söylemekdir. Ya nî, âk l ve bâlig olan ve konuflabilen kimsenin, (Yerde ve gökde, Ondan baflka, ibâdet edilme e hakk olan ve tap lma a lây k olan hiçbir fley ve hiçbir kimse yokdur. Hakîkî ma bûd ancak, Allahü teâlâd r). O, vâcib-ül-vücûddür. Her üstünlük Ondad r. Onda hiçbir kusûr yokdur. Onun ismi (Allah)d r, demesi ve buna kalb ile kesin olarak inanmas d r. Ve yine, O gül renkli, beyâz k rm z, parlak, sevimli yüzlü ve kara kafll ve kara gözlü, mübârek aln aç k, güzel huylu, gölgesi yere düflmez ve tatl sözlü, Arabistânda Mekkede do du u için Arab denilen, Hâflimî evlâd ndan (Abdüllah n o lu Muhammed ad ndaki zât-i âlî, Allahü teâlân n kulu ve resûlüdür, ya nî Peygamberidir). Vehebin k z olan hazret-i Âminenin o ludur. [Mîlâd n 571. ci senesi, Nisan ay n n 20. ci pazartesi sabâh, fecr a ar rken] Mekke flehrinde dünyâya teflrîf etdi. K rk yafl nda iken Peygamber oldu u kendisine bildirildi. Bu seneye (Bi set senesi) denir. Bundan sonra, onüç sene Mekkede, insanlar slâm dînine da vet etdi. Allahü teâlân n emri ile, Medîne flehrine hicret eyledi. Burada islâmiyyeti her tarafa yayd. Hicretden on sene sonra, ya nî mîlâd n 632 senesi Hazîran nda, Rebî ul-evvelin on ikinci pazartesi günü Medînede vefât eyledi. [Târîhcilere göre, Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvere flehrine hicretinde, mîlâd n 622. ci senesinde, Safer ay n n yirmiyedinci Perflembe günü akflama yak n Sevr da ndaki ma araya girdi. Pazartesi gecesi ma aradan ç k p, efrencî Eylül ay n n yirminci ve rûmî Eylül ay n n yedinci ve Rebî ul-evvelin sekizinci Pazartesi günü Medîne flehrinin Kubâ köyüne ayak basd. Bu mes ûd gün, müslimânlar n (Hicrî flemsî) sene bafl oldu. fiî îlerin hicrî flemsî se- 15
16 ne bafllang c, bundan alt ay evveldir. Ya nî, atefle tapan mecûsî kâfirlerin Nevruz bayramlar olan Mart n 20. ci günü bafllamakdad r. Gece ile gündüzün müsâvî oldu u perflembe günü de Kubâda kal p, Cum a günü ayr ld. O gün Medîneye girdi. O senenin Muharrem ay n n birinci günü de, (Hicrî kamerî) sene bafl kabûl edildi. Bu kamerî sene bafl, Temmuz ay n n onalt nc Cum a günü idi. Herhangi bir mîlâdî sene bafl n n rastlad hicrî flemsî sene, bu mîlâdî yeni seneden 622 noksand r. Herhangi bir hicrî flemsî sene bafl n n rastlad mîlâdî sene, bu yeni flemsî seneden 621 fazlad r.] 2 - slâm n befl flart ndan ikincisi, flartlar na ve farzlar na uygun olarak, hergün befl kerre (Vakti gelince, nemâz k lmakd r). Her müslimân n, her gün, vaktleri gelince, befl kerre nemâz k lmas ve herbirisini vaktinde k ld n bilmesi farzd r. Câhillerin, mezhebsizlerin hâz rlad klar yanl fl takvîmlere uyarak, vaktinden evvel k lmak büyük günâh olur ve bu nemâz sahîh olmaz. Hem de, ö lenin ilk sünnetinin ve akflam n farz n n kerâhet vaktinde k l nmas - na sebeb olmakdad r. [Nemâz vaktinin geldi i, müezzinin ezân okumas ile anlafl l r. Kâfirlerin, bid at ehlinin okudu u ve ho-parlör gibi çalg lar n seslerine (Ezân- Muhammedî) denmez.] Nemâzlar ; farzlar na, vâciblerine, sünnetlerine dikkat ederek ve gönlünü Allahü teâlâya vererek, vaktleri geçmeden k lmal d r. Kur ân- kerîmde, nemâza (Salât) buyuruluyor. Salât; lügatde insan n düâ etmesi, meleklerin istigfâr etmesi, Allahü teâlân n merhamet etmesi, ac mas demekdir. slâmiyyetde (Salât) demek; ilmihâl kitâblar nda bildirildi i fleklde, belli hareketleri yapmak ve belli fleyleri okumak demekdir. Nemâz k lma a ( ftitâh tekbîri) ile bafllan r. Ya nî erkeklerin ellerini kulaklar na kald r p göbek alt na ve kad nlar n ellerini omuz hizâs na kald r p, gö üs üstüne indirirken, (Allahü ekber) demeleri ile bafllan r. Son oturuflda, bafl sa ve sol omuzlara döndürüp, selâm verilerek bitirilir. 3 - slâm n befl flart ndan üçüncüsü, (Mal n n zekât n vermekdir). Zekât n lügat ma nâs, temizlik ve övmek ve iyi, güzel hâle gelmek demekdir. slâmiyyetde zekât demek; ihtiyâc ndan fazla ve (Nisâb) denilen belli bir s n r mikdâr nda (Zekât mal ) olan kimsenin, mal n n belli mikdâr n ay r p, Kur ân- kerîmde bildirilen müslimânlara, bafla kakmadan vermesi demekdir. Zekât, yedi s n f insana verilir. Dört mezhebde de, dört dürlü zekât mal vard r: Alt n ve gümüfl zekât, ticâret mal zekât, senenin yar dan fazlas nda çay rda otl yan dört ayakl kasab hayvanlar zekât ve toprak mahsûlleri zekât d r. Bu dördüncü zekâta (Uflr) denir. Yerden mahsûl al n r al nmaz uflr verilir. Di er üç zekât, nisâb mikdâr oldukdan bir sene sonra verilir. 16
17 4 - slâm n befl flart ndan dördüncüsü, (Ramezân- flerîf ay nda, hergün oruc tutmakd r). Oruc tutma a (Savm) denir. Savm, lügatde, birfleyi birfleyden korumak demekdir. slâmiyyetde, flartlar n gözeterek, Ramezân ay nda, Allahü teâlâ emr etdi i için, hergün üç fleyden kendini korumak demekdir. Bu üç fley; yimek, içmek ve cimâ d r. Ramezân ay, gökde hilâli [yeni ay ] görmekle bafllar. Takvîmle önceden hesâb etmekle bafllamaz. 5 - slâm n befl flart ndan beflincisi, (Gücü yetenin, ömründe bir kerre hac etmesidir). Yol emîn ve beden sa lam olarak, Mekke-i mükerreme flehrine gidip gelinceye kadar, geride b rakd çolukçocu unu geçindirme e yetiflecek maldan fazla kalan para ile oraya gidip gelebilecek kimsenin, ömründe bir kerre, Kâ be-i mu azzamay tavâf etmesi ve Arafât meydân nda durmas farzd r. O zât Resûlullahdan bu cevâblar iflitince, (Do ru söyledin yâ Resûlallah) dedi. Eshâb- kirâmdan, orada bulunanlar n, o zât n bu hâline flafld klar n, Ömer rad yallahü anh haber veriyor. Çünki, hem soruyor, hem de verilen cevâb n do ru oldu unu tasdîk ediyor. Birfleyi sormak, bilmedi ini ö renme i istemek demekdir. Do ru söyledin demek ise, bunlar bildi ini gösterir. Yukar da bildirilen, islâm n befl flart ndan en üstünü, (Kelime-i flehâdet) söylemek ve ma nâs na inanmakd r. Bundan sonra üstünü, nemâz k lmakd r. Dahâ sonra, oruc tutmak, dahâ sonra, hac etmekdir. En sonra, zekât vermekdir. Kelime-i flehâdetin en üstün oldu u, sözbirli i ile bellidir. Geri kalan dördünün üstünlük s ras nda, âlimlerin ço unun sözü, yukar da bildirdi imiz gibidir. Kelime-i flehâdet, müslimânl n bafllang c nda ve ilk olarak farz oldu. Befl vakt nemâz, bi setin onikinci senesinde ve hicretden bir sene ve birkaç ay önce mi râc gecesinde farz oldu. Ramezân- flerîf orucu, hicretin ikinci senesinde, fia bân ay nda farz oldu. Zekât vermek, orucun farz oldu u sene, Ramezân ay içinde farz oldu. Hac ise, hicretin dokuzuncu senesinde farz oldu. Bir kimse, islâm n bu befl flart ndan birini inkâr ederse, ya nî inanmaz, kabûl etmezse, yâhud alay eder, sayg göstermezse, ne ûzübillah, kâfir olur. Bunlar gibi, halâl ve harâm oldu u, aç k olarak ve sözbirli i ile bildirilmifl olan baflka fleylerden birini de kabûl etmiyen, ya nî halâle harâm diyen veyâ harâma halâl diyen de kâfir olur. Dinde zarûrî ma lûm olan, ya nî, islâm memleketinde yafl yan câhillerin bile iflitdi i, bildi i, din bilgilerinden birini inkâr eden, be enmiyen, kâfir olur. [Meselâ, domuz eti yimek, alkollü içki içmek, kumar oynamak ve kad nlar n, k zlar n bafllar, saçlar, kollar, bacaklar aç k, erkeklerin de dizleri ile göbek aras aç k olarak baflkas n n yan na ç kma- 17 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-2
18 lar harâmd r. Ya nî, Allahü teâlâ, bunlar yasak etmifldir. Allahü teâlân n emrlerini ve yasaklar n bildiren dört hak mezheb, erkeklerin avret yerlerini, ya nî bakmas ve baflkas na göstermesi yasak edilmifl olan uzvlar n farkl olarak bildirmifllerdir. Her müslimân n, bulundu u mezhebin bildirdi i avret yerini örtmesi farzd r. Buralar aç k olanlara, baflkalar n n bakmalar harâmd r. (Kimyâ-i se âdet)de diyor ki, (Kad nlar n, k zlar n, bafl, saç, kollar, bacaklar aç k soka a ç kmalar harâm oldu u gibi, ince, süslü, dar, hofl kokulu elbise ile ç kmalar da harâmd r. Böyle ç kmalar na izn veren, râz olan, be enen anas, babas, zevci ve kardefli de, onun günâh na ve azâb na ortak olurlar). Ya nî, Cehennemde birlikde yanacaklard r. E er, tevbe ederlerse, afv olunur, yak lmazlar. Allahü teâlâ, tevbe edenleri sever. Âk l, bâlig olan k zlar n ve kad nlar n, yabanc erkeklere görünmemeleri, hicretin üçüncü senesinde emr olundu. ngiliz câsûslar n n ve bunlar n tuzaklar na düflmüfl olan câhillerin, hicâb âyeti gelmeden evvel olan örtünmeme i ileri sürerek, örtünme i sonradan f khc lar uydurdu demelerine aldanmamal d r. Müslimân oldu unu söyliyen bir kimsenin, yapaca her iflin, islâmiyyete uygun olup olmad n bilmesi lâz md r. Bilmiyorsa, bir Ehl-i sünnet âliminden sorarak veyâ bu âlimlerin kitâblar ndan okuyarak ö renmesi lâz md r. fl, islâmiyyete uygun de il ise, günâh veyâ küfrden kurtulamaz. Hergün hakîkî tevbe etmesi lâz md r. Tevbe edilen günâh ve küfr, muhakkak afv olur. Tevbe etmezse, dünyâda ve Cehennemde, azâb n, ya nî cezâs n çeker. Bu cezâlar, kitâb m z n muhtelif yerlerinde yaz l d r. Büyük günâh iflliyen müslimân, günâh kadar yand kdan sonra, Cehennemden ç kar lacakd r. Allahü teâlâya inanm yan ve islâmiyyetin yok olmas için çal flan kâfir, z nd k, Cehennemde sonsuz yanacakd r. Erkeklerin ve kad nlar n nemâzda ve heryerde örtmesi lâz m olan yerlerine (Avret mahalli) denir. Avret mahallini açmak ve baflkas n n avret mahalline bakmak harâmd r. slâmiyyetde avret mahalli yokdur diyen, kâfir olur. cmâ ile, ya nî dört mezhebde de avret olan bir yerini açma a ve baflkalar n n böyle avret mahalline bakma a halâl diyen, ehemmiyyet vermiyen, ya nî azâb ndan korkm yan kâfir olur. Kad nlar n avret yerini açmalar ve erkekler yan nda flark söylemeleri ve mevlid okumalar böyledir. Erkeklerin diz ile kas klar aras, Hanbelî mezhebinde avret de ildir. (Ben müslimân m) diyen kimsenin, îmân n ve islâm n flartlar n ve dört mezhebin icmâ, ya nî söz birli i ile bildirdi i farzlar ve harâmlar ö renmesi ve ehemmiyyet vermesi lâz md r. Bilmemesi özr de ildir. Ya nî, bilip de inanmamak gibidir. Kad nlar n yüzlerinden ve ellerinden baflka yerleri, dört mezhebde de avretdir. c- 18
19 mâ ile olm yan, ya nî di er üç mezhebden birine göre avret olm - yan bir yerini, ehemmiyyet vermiyerek açan kâfir olmaz ise de, kendi mezhebine göre, büyük günâh olur. Erkeklerin diz ile kas k aras n, ya nî uylu unu açmalar böyledir. Bilmedi ini ö renmesi farzd r. Ö renince hemen tevbe etmeli ve örtmelidir. Yalan söylemek, dedikodu, gîbet, iftirâ, h rs zl k, hiyle, hiyânet, kalb k rmak, fitne ç karmak, baflkas n n mal n ondan iznsiz kullanmak, iflçinin, tafl y c n n ücretlerini vermemek, devlete isyân etmek, ya nî kanûnlar na, hükûmetin emrlerine karfl gelmek, vergileri ödememek de günâhd r. Bunlar kâfirlere karfl da, kâfir memleketlerinde de yapmak harâmd r. Câhillerin bilemiyece i kadar meflhûr ve zarûrî olm yan fleyleri câhillerin bilmemesi küfr olmaz. F sk, ya nî günâh olur.] 475. ci sahîfeye bak n z! 4 ÎMÂNIN fiartlari (Bu zât yine sorarak, yâ Resûlallah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem! (Îmân n ne oldu unu da bana bildir)dedi). slâm n ne oldu unu sordukdan ve cevâb verildikden sonra, Cebrâîl aleyhisselâm, Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizden, îmân n hakîkatini ve mâhiyyetini aç klamas n sordu. Îmân, lügatda bir kimseyi tâm do ru sözlü bilmek, ona inanmak demekdir. slâmiyyetde îmân demek; Resûl-i ekremin sallallahü aleyhi ve sellem, Allahü teâlân n peygamberi oldu unu ve Onun taraf ndan seçilmifl, haber verici nebî oldu unu do ru bilmek ve inanarak söylemek ve Onun Allahü teâlâ taraf ndan k saca bildirdiklerine k saca inanmak ve genifl bildirdiklerine etrafl ca inanmak ve gücü yetdikçe, kelime-i flehâdeti dil ile de söylemekdir.kuvvetli îmân flöyledir ki, ateflin yakd na, y lan n zehrleyip öldürdü üne yakîn üzere inan p kaçd gibi, gönlünden tâm olarak, Allahü teâlây ve s - fatlar n büyük bilerek inanmak, Onun r zâs na ve cemâline koflmak ve gazab ndan, azâb ndan kaçmak ve îmân, mermer üzerine yaz lan yaz gibi sa lam olarak gönlüne yerlefldirmekdir. Muhammed aleyhisselâm n bildirdi i îmân ile islâm birdir. Kelime-i flehâdetin ma nâs na inanmak, her ikisinde de vard r. Ba z umûm ve husûs ayr l klar var ise de, lügat ma nâlar ayr olmakla berâber, islâmiyyetde ayr l klar yokdur. Îmân tek birfley midir, birkaç parçan n birlefli i midir? Birleflik ise, kaç parçadan yap lm fld r? Ameller, ibâdetler, îmândan m d r, de il midir? Îmân m var derken, inflâallah demek câiz midir, de il 19
20 midir? Îmânda azl k çokluk olur mu? Îmân mahlûk mudur? Îmân etmek, insan n elinde midir? Yoksa mü minler zorla m îmân etmifldir? E er îmânda zor, cebr varsa, herkesin îmân etmesi neden emr olunmufldur? Bunlar ayr ayr bildirmek çok uzun sürer. Bunun için herbirinin cevâb n burada ayr ayr bildirmiyece im. fiu kadar bilmelidir ki, Efl arî ve Mu tezile mezheblerine göre, mümkin olm yan bir fleyin yap lmas n, Allahü teâlân n emr etmesi câiz de ildir. Kendisi mümkin ise de, insanlar n gücü yetmedi i fleyleri emr etmesi de, Mu tezileye göre câiz de ildir. Efl arîye göre ise, bu câizdir. Fekat, emr etmemifldir. nsan n havada uçmas n emr etmek böyledir. Îmân, ibâdetler ve amellerde, Allahü teâlâ, kullar ndan gücü yetmedi i fleyleri istememifldir. Bunun için, müslimân iken deli olan, gâfil olan, uyuyan, ölen kimse, bu hâlinde tasdîk etmekde de il ise de, müslimânl klar devâm etmekdedir. Bu hadîs-i flerîfde, îmân n lügat ma nâs n düflünmemelidir. Çünki lügat ma nâs, tasdîk ve inanmak demek oldu undan, arab câhillerinden, bu ma nây bilmiyen kimse yokdur. Nerde kald ki, Eshâb- kirâm rad yallahü teâlâ anhüm ecma în bilmemifl olsunlar. Cebrâîl aleyhisselâm, îmân n ma nâs n Eshâb- kirâma ö retmek istiyordu. Bunun için, Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem islâmiyyetde neye îmân denildi ini sormakdad r. (Îmân demek), keflf ile bularak veyâ vicdânla bularak, yâhud bir delîl ile akl n anlamas yolundan veyâ seçilmifl, be enilmifl bir söze güvenerek ve uyarak, belli alt fleye cân ve gönülden inanmak ve dil ile de söylemekdir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem de, îmân n belli alt fleye inanmak oldu unu flöyle bildirdi: 1 - Bu alt fleyden birincisi, Allahü teâlân n vâcib-ül-vücûd ve hakîkî ma bûd ve bütün varl klar n yarat c s oldu una inanmakd r. Dünyâ âleminde ve âhiret âleminde bulunan herfleyi, maddesiz, zemâns z ve benzersiz olarak yokdan var eden, ancak Allahü teâlâd r diye kesin inanmakd r. [Her maddeyi, atomlar, molekülleri, elementleri, bileflikleri, organik cismleri, hücreleri, hayât, ölümü, her olay, her reaksiyonu, her çeflid kuvveti, enerji nev lerini, hareketleri, kanûnlar, rûhlar, melekleri, canl cans z her var, yokdan var eden ve hepsini, her ân varl kda bulunduran, yaln z Odur.] Âlemlerde olan herfleyi, [hiçbiri yok iken, bir anda] yaratd gibi, [her zemân, birbirlerinden de var etmekdedir. K yâmet zemân gelince, herfleyi bir ânda] yine yok edecekdir. Her varl n hâl k, yaratan, sâhibi, hâkimi Odur. Onun hâkimi, âmiri, üstünü yokdur diye inanmak lâz md r. Her üstünlük, her kemâl s fat, Onundur. Onda, hiçbir kusûr, hiçbir noksan s fat yokdur. Diledi ini yapabilir. Yapd klar, kendine veyâ baflkas na fâideli olmak için 20
21 de ildir. Bir karfl l k için yapmaz. Bununla berâber, her iflinde, hikmetler, fâideler, lutflar ve ihsânlar vard r. Kullar na iyi olan, fâideli olan verme e, kimisine sevâb, kimisine azâb yapma a mecbûr de ildir. Âsîlerin, günâh iflliyenlerin hepsini Cennete koysa, fadl na, ihsân na yak fl r. tâ at, ibâdet edenlerin hepsini Cehenneme atsa, adâletine uygun olur. Fekat müslimânlar ve ibâdet edenleri Cennete sokaca n, bunlara sonsuz ni metler, iyilikler verece ini, kâfirlere ise, Cehennemde sonsuz azâb edece ini dilemifl ve bildirmifldir. O, sözünden dönmez. Bütün canl lar îmân etse, itâ at etse, Ona hiçbir fâidesi olmaz. Bütün âlem kâfir olsa, azg n, taflk n olsa, karfl gelse, Ona hiçbir zarar vermez. Kul, birfley yapmak dileyince, O da isterse, o fleyi yarat r. Kullar n n her hareketini ve her fleyi yaratan Odur. O dilemezse, yaratmazsa, hiçbir fley hareket edemez. O dilemezse, kimse kâfir olamaz. Kimse isyan edemez. Küfrü, günâhlar diler ise de, bunlardan râz de ildir. Onun ifline, kimse kar flamaz. Niçin böyle yapd. fiöyle yapsayd deme e, sebebini sorma a kimsenin gücü ve hakk yokdur. fiirkden, küfrden baflka, herhangi büyük günâh iflleyip, tevbesiz ölen kimseyi, dilerse afv eder. Küçük bir günâh için dilerse azâb eder. Kâfir, mürted olarak ölenleri hiç afv etmiyece ini, bunlara sonsuz azâb edece ini bildirmifldir. Müslimân olan, ya nî (Ehl-i k ble) olup, ibâdet eden, fekat, i tikâd (Ehl-i sünnet) i tikâd na uym yan ve tevbe etmeden ölen kimseye, Cehennemde azâb edecek ise de, böyle (Bid at sâhibi) müslimânlar, Cehennemde sonsuz kalm yacakd r. Allahü teâlây, dünyâda bafl gözü ile görmek câizdir. Fekat, kimse görmemifldir. [Allahü teâlâ dünyâda kendini göstermedi. His uzvlar ile anlafl lamad. Böyle olmas, insanlara büyük rahmetdir. Görülseydi, kötü kimseler, Ona hakâret ederler, alay ederler, kahr ve gadab- ilâhîye sebeb olurlard. Kötülerin yan s - ra, iyiler de azâb görürlerdi. yiler, flehîd olurlar ise de, dünyâda râhat, huzûr kalmazd.] K yâmet günü, mahfler yerinde, kâfirlere ve günâh olan mü minlere, kahr ve celâl ile; sâlih olan mü minlere ise, lutf ve cemâl ile görünecekdir. Mü minler, Cennetde, cemâl s fat ile görecekdir. Melekler ve kad nlar da görecekdir.kâfirler, bundan mahrûm kalacaklard r. Cinnîlerin de mahrûm kalacaklar n bildiren haber kuvvetlidir. Âlimlerin ço una göre, (Mü minlerin makbûl olanlar, her sabâh ve akflam, derecesi afla- olanlar ise, her Cum a günü ve kad nlar, dünyâ bayram gibi, y lda birkaç kerre, tecellî-i cemâl ile ve rü yet ile müflerref olacaklard r). 21
22 [fieyh Abdülhak- Dehlevî hazretleri [1], fârisî (Tekmîl-ül-îmân) kitâb nda buyuruyor ki: Hadîs-i flerîfde buyuruldu ki, (K yâmet günü Rabbinizi, ondördüncü ay gördü ünüz gibi görürsünüz!). Allahü teâlâ dünyâda anlafl lamadan bilinece i gibi, âhiretde de anlafl - lamadan görülecekdir. Ebül Hasen-i Efl arî ve imâm- Süyûtî ve imâm- Beyhekî gibi büyük âlimler, meleklerin de Cennetde Allahü teâlây göreceklerini bildirmifllerdir. mâm- a zam Ebû Hanîfe ve baflka âlimler, cinnin sevâb kazanm yacaklar n ve Cennete girmiyeceklerini, ancak mü min olanlar n n Cehennemden kurtulacaklar n bildirdiler. Kad nlar, dünyâdaki bayram günleri gibi senede birkaç kerre göreceklerdir. Mü minlerin kâmil olanlar, her sabâh ve akflam, di erleri ise Cum a günleri göreceklerdir. Bu fakîre göre, mü min kad nlar ve melekler ve cin de bu müjdeye dâhildirler. Fât mat-üz-zehrâ ve Hadîcet-ül-kübrâ ve Âifle-i s ddîka ve di er ezvâc-i tâhirât ve Meryem ve Âsiye rad yallahü teâlâ anhünne ecma în gibi kâmil ve ârif hâtûnlar n di er kad nlardan müstesnâ tutulmalar uygun olur. mâm- Süyûtî de buna iflâret etmekdedir.] Allahü teâlân n görülece ine inanmal, nas l görülece i düflünülmemelidir. Çünki, Allahü teâlân n iflleri akl ile anlafl lmaz. Dünyâ ifllerine benzemez. [Fizik ve kimyâ bilgileri ile ölçülemez.] Allahü teâlân n ciheti, karfl da bulunmas yokdur. Allahü teâlâ, madde de- ildir. Cism de ildir. [Element de ildir. Kar fl m, bileflik de ildir.] Say l de ildir. Ölçülmez. Hesâb edilmez. Onda de ifliklik olmaz. Mekânl de ildir. Bir yerde de ildir. Zemânl de ildir. Öncesi, sonras, önü arkas, alt üstü, sa solu yokdur. Bunun için, insan düflüncesi, insan bilgisi, insan akl, Onun hiçbir fleyini anl yamaz. Onun nas l görülece ini de kavr yamaz. El, ayak, cihet, yer ve bunlar gibi, Allahü teâlâ için câiz olm yan kelimelerin, âyet-i kerîmelerde ve hadîs-i flerîflerde bulunmas, bizim anlad m z ve bildi imiz, bugün kullan lan ma nâlarda de ildir. Böyle âyet-i kerîmelere ve hadîs-i flerîflere (Müteflâbihât) denir. Bunlara inanmal, ne ve nas l olduklar n anlama a kalk flmamal d r. Yâhud, bunlar, k saca veyâ uzun olarak, (Te vîl) olunur. Ya nî, Allahü teâlâya yak flacak baflka ma nâ verilir. Meselâ, el kelimesi, kudret, enerji demek olur. Muhammed aleyhisselâm, Allahü teâlây, mi râcda gördü. Bu görmesi, dünyâdaki bafl gözü ile görmek gibi de ildi. Bir kimse, Allahü teâlây dünyâda gördüm dese, o z nd kd r. Evliyân n kaddesallahü teâlâ esrârehüm ecma în görmesi, dünyâ ve âhiret görmeleri gibi de ildir. Ya nî (Rü yet) de ildir. Onlara (fiühûd) hâs l olmakdad r. [Ya nî kalb gözü ile, misâlini görürler.] Evliyâ-i ki- [1] Abdülhak- Dehlevî, 1052 [m. 1642] de Delhîde vefât etdi. 22
23 râmdan, gördüm diyenler oldu ise de, sekr hâlinde iken, ya nî akllar bafllar nda de il iken, flühûdü, rü yet sanm fllard r. Yâhud, te vîl ederek anlafl labilecek sözlerden biridir. Süâl: Allahü teâlân n dünyâda bafl gözü ile görülmesinin câiz oldu u yukar da bildirilmifldi. Câiz olan bir fleyin hâs l oldu unu söyliyen kimse, niçin z nd k olsun? Vâk oldu unu söyliyen kâfir olursa, o fleye câiz denilebilir mi? Cevâb: Lügatde, câiz demek, olmas da, olmamas da uygundur demekdir. Fekat, Efl arî [1] mezhebinde, rü yetin câiz olmas demek; Allahü teâlâ, bu dünyâda yak n olman n, karfl s nda olman n ve dünyâda yaratm fl oldu u fizik kanûnlar ile görmenin d fl nda olarak, insanda bambaflka bir görmek kuvveti yaratma a kâdirdir demekdir. Meselâ, Çinde bulunan kör bir kimseye, Endülüsdeki sivri sine i gösterme e veyâ dünyâdaki insana, ayda ve y ld zda bulunan gösterme e kâdirdir ve câizdir. Böyle kuvvet, Allahü teâlâya mahsûsdur. kinci olarak, dünyâda gördüm demek, âyet-i kerîmeye ve âlimlerin söz birli ine uygun de ildir. Bunun için, böyle birfleyi söyliyen kimse (Mülhid) veyâ (Z nd k) d r. Üçüncü cevâb olarak deriz ki, dünyâda rü yetin câiz olmas, Onu dünyâda, fizik kanûnlar ile olan görmek câiz olur demek de ildir. Hâlbuki, Allahü teâlây gördüm diyen kimse, baflka fleyleri gördü ü gibi gördüm demekdedir. Bu ise, câiz olm yan bir görmekdir. Bunun gibi, küfre sebeb olan fleyleri söyliyen kimseye mülhid veyâ z nd k denir. [Mevlânâ Hâlid hazretleri], bu cevâblardan sonra (Dikkat ediniz!) buyuruyor. Bununla, ikinci cevâb n dahâ sa lam oldu una iflâret ediyor. [(Mülhid) ve (Z nd k), kendisinin müslimân oldu unu söyler. (Mülhid) bu sözünde samîmîdir. Kendisinin müslimân oldu una, do ru yolda bulundu- una inanmakdad r. (Z nd k) ise, slâm düflman d r. slâmiyyeti içerden y kmak, müslimânlar aldatmak için müslimân görünmekdedir.] Allahü teâlâ üzerinden, gece gündüz ve zemân geçmesi düflünülemez. Allahü teâlâda, hiçbir bak mdan, hiçbir de ifliklik olm - yaca için, geçmiflde, gelecekde flöyledir, böyledir denemez. Allahü teâlâ, hiçbir fleye hulûl etmez. Hiçbir fleyle birleflmez. [fiî îlerin, hazret-i Alîye hulûl etmifldir diyen (Nusayrî) ismindeki f rkalar kâfir olmakdad r.] Allahü teâlân n z dd, tersi, benzeri, orta, yard mc s, koruyucusu yokdur. Anas, babas, o lu, k z, efli yokdur. Her zemân, herkes ile hâz r ve herfleyi muhît ve nâz rd r. Herkese can damar ndan dahâ yak nd r. Fekat, hâz r olmas, ihâta etmesi, berâber ve yak n olmas, bizim anlad m z gibi de ildir. Onun ya- [1] Ebülhasen Alî bin smâîl Efl arî, 330 [m. 941] de Ba dâdda vefât etdi. 23
24 k nl, âlimlerin ilmi, fen adamlar n n zekâs ve Evliyân n kaddesallahü teâlâ esrârehüm ecma în keflf ve flühûdü ile anlafl lamaz. Bunlar n iç yüzünü, insan akl kavr yamaz. Allahü teâlâ, zât nda ve s fatlar nda birdir, hiçbirinde de ifliklik, baflkalaflmak olmaz. Tefekkerû fî âlâillâhi ve lâ tetefekkerû fî zâtillâhi. Birinci cild, 46.c mektûbu okuyunuz! Allahü teâlân n ismleri (Tevkîfî)dir. Ya nî, islâmiyyetde bildirilen ismleri söylemek câiz olup, bunlardan baflkas n söylemek câiz de ildir. [Meselâ Allahü teâlâya âlim denir. Fekat, âlim demek olan fakîh denmez. Çünki, islâmiyyet, Allahü teâlâya fakîh dememifldir. Bunun gibi, Allah ad yerine, tanr demek câiz de ildir. Çünki tanr, ilah, ma bûd demekdir. Meselâ, hindlilerin tanr lar inekdir, denilmekdedir. (Birdir Allah, Ondan baflka tanr yok) denilebilir. Baflka dillerdeki Dieu, Gott ve God kelimeleri de, ilah, ma bûd ma nâs na kullan labilir. Allah ad yerine kullan lamaz.] Allahü teâlân n ismleri sonsuzdur. Binbir ismi var diye meflhûrdur. Ya nî, ismlerinden binbir dânesini insanlara bildirmifldir. Muhammed aleyhisselâm n dîninde, bunlardan doksandokuzu bildirilmifldir. Bunlara (Esmâ-i hüsnâ) denir. Allahü teâlân n (S fât- zâtiyye)si alt d r. [Bunlar yukar da bildirmifldik.] (S fât- sübûtiyye)si, (Mâtürîdiyye) mezhebinde sekizdir. (Efl ariyye) mezhebinde ise yedidir. Bu s fatlar da, zât gibi, ezelîdir, ebedîdir. Ya nî sonsuz olarak vard rlar. Mukaddesdirler. Mahlûklar n s fatlar gibi de ildirler. Akl ile, zan ile ve dünyâdakilere benzetilerek anlafl lamazlar. Allahü teâlâ, bu s fatlar ndan birer örnek, insanlara ihsân buyurmufldur. Bunlar görerek, Allahü teâlân n s fatlar biraz anlafl labilir. nsan, Allahü teâlây anl yam - yaca için, Allahü teâlây düflünmek, anlama a kalk flmak câiz de- ildir. Allahü teâlân n sekiz s fât- sübûtiyyesi, zât n n ayn da de- ildir, gayr da de ildir. Ya nî s fatlar, kendisi de ildir. Kendisinden baflka da de ildir. Bu sekiz s fat: Hayât, ilm, sem, basar, kudret, kelâm, irâde ve tekvîn dir. Efl ariyye mezhebinde, tekvîn s fat, kudret s fat ile birdir. Mefliyyet de, irâde demekdir. Allahü teâlân n sekiz s fat ndan herbiri basîtdir, bir hâldedir. Hiçbirinde, hiçbir de ifliklik olmaz. Fekat, mahlûklara te alluk bak m ndan herbiri çokdur. Bir s fat n mahlûklara te alluku, etkisi bak m ndan çok olmas, bunun basît olmas na zarar vermez. Bunun gibi, Allahü teâlâ, bu kadar çeflidli mahlûklar yaratd ve hepsini, her ân, yok olmakdan korumakdad r. Fekat, O, yine birdir. Onda de ifliklik olmaz. Her mahlûk, her ân, her bak mdan Ona muhtâcd r. O, hiç kimseye muhtâc de ildir. 24
25 2 Îmân edilmesi, inan lmas lâz m olan alt fleyden ikincisi: (Onun meleklerine inanmakd r). Melek, elçi, haber verici veyâ kuvvet demekdir. Melekler, cismdir. Latîfdir. Gaz hâlinden de dahâ latîfdirler. Nûrânîdirler. Diridirler. Akll d rlar. nsanlardaki kötülükler, meleklerde yokdur. Her flekle girebilirler. Gazlar, s v ve kat oldu u gibi ve kat olunca, flekl ald gibi, melekler de güzel flekller alabilirler. Melekler, büyük insanlar n bedeninden ayr lan rûhlar de ildirler. H ristiyanlar, melekleri, böyle rûh zan ediyor. Enerji, kuvvet gibi, maddesiz de de ildirler. Eski felesoflardan bir k sm, böyle zan ediyordu. Hepsine (Melâike) denir. Melekler, her canl dan önce yarat ld. Onun için, kitâblara îmândan önce, meleklere îmân edilmesi bildirildi. Kitâblar da, Peygamberlerden öncedir. Kur ân- kerîmde de, inan lacak fleylerin ismi, bu s ra ile bildirilmekdedir. Meleklere îmân flöyle olmal d r: Melekler, Allahü teâlân n kullar d r. Ortaklar de ildir. K zlar de ildir. Kâfirler, müflrikler, öyle zan etdiler. Allahü teâlâ, meleklerin hepsini sever. Allahü teâlân n emrlerine itâ at ederler. Günâh ifllemezler. Emrlere isyân etmezler. Erkek ve difli de ildirler. Evlenmezler. Çocuklar olmaz. Hayât sâhibi, diridirler. Abdüllah ibni Mes ûddan rad yallahü anh gelen haberde, meleklerden bir k sm n n çocuklar oldu u, blîs ve cin bunlardan oldu u bildirilmekde ise de, bunun cevâb kitâblarda uzun yaz l d r. Allahü teâlâ, insanlar yarataca n buyurdu u zemân, (Yâ Rabbî! Yer yüzünü ifsâd edecek ve kan dökecek mahlûklar m yaratacaks n?) gibi meleklerin (Zelle) denilen süâlleri, bunlar n ma sûm, günâhs z olmalar na zarar vermez. Say s ençok olan mahlûk meleklerdir. Bunlar n say lar n Allahü teâlâdan baflka kimse bilmez. Göklerde, meleklerin ibâdet etmedikleri, bofl bir yer yokdur. Göklerin her yeri, rükû da veyâ secdede olan meleklerle doludur. Göklerde, yerlerde, otlarda, y ld zlarda, canl larda, cans zlarda, ya mur damlalar nda, a açlar n yapraklar nda, her molekülde, her atomda, her reaksiyonda, her hareketde, herfleyde meleklerin vazîfeleri vard r. Her yerde, Allahü teâlân n emrlerini yaparlar. Allahü teâlâ ile mahlûklar aras nda vâs tad rlar. Ba z lar, di er meleklerin âmiridir. Ba z lar, Peygamberlere haber getirir. Ba z lar, insanlar n kalbine iyi düflünce getirir ki, buna ( lhâm) denir. Ba z lar n n, insanlardan ve bütün mahlûklardan haberi yokdur. Allahü teâlân n cemâli karfl s nda kendilerinden geçmifllerdir. Herbirinin belli yeri vard r. Oradan ayr lamazlar. Ba z s n n iki, ba z s n n dört veyâ dahâ çok kanad vard r. [Her hayvan n kanad ve tayyârelerin kanadlar, kendilerinin yap s nda olup, birbirlerine benzemedi i gibi, meleklerin ka- 25
26 nad da, kendi cinslerindendir. nsan, görmedi i, bilmedi i birfleyin ad n iflitince, bunu bildi i fleyler gibi zan edip aldan r. Meleklerin kanadlar vard r. nan r z. Fekat, nas l oldu unu bilemeyiz. Kiliselerde ve ba z mecmû a ve filmlerde, melek diye görülen kanadl kad n resmleri uydurmad r. Müslimânlar böyle resm yapmaz. Müslimân olm yanlar n yapd bu bozuk resmleri do ru sanmamal, düflmanlara aldanmamal d r.] Cennet melekleri, Cennetdedir. Bunlar n büyüklerinin ad (R dvân)d r. Cehennem meleklerine (Zebânî) denir. Bunlar, Cehennemde emr olunan vazîfelerini yapar. Cehennem atefli bunlara zarar vermez. Denizin bal a zararl olmamas gibidir. Cehennem zebânîlerinin büyükleri ondokuzdur. En büyü ünün ismi (Mâlik)dir. Her insan n hayr ve fler, bütün ifllerini yazan, ikisi gece, ikisi gündüz gelen dört mele e, (Kirâmen kâtibîn) veyâ (Hafaza melekleri) denir. Hafaza meleklerinin, bunlardan baflka oldu u da, bildirilmifldir. Sa tarafdaki melek, soldakinin âmiridir ve iyi iflleri ve ibâdetleri yazar. Soldaki, kötülükleri yazar. Kabrlerde, kâfirlere ve âsî müslimânlara azâb edecek melekler ve kabrde süâl soracak melekler vard r. Süâl meleklerine (Münker ve Nekîr) denir. Mü minlere soranlara (Mübeflflir ve Beflîr) de denir. Meleklerin birbirlerinden üstünlükleri vard r. En üstünleri dörtdür. Bunlar n birincisi (Cebrâîl) aleyhisselâmd r. Bunun vazîfesi, Peygamberlere (Vahy) getirmek, emr ve yasaklar bildirmekdir. kincisi (Sûr) denilen boruyu üfürecek olan ( srâfîl) aleyhisselâmd r. Sûru iki def a üfürecekdir. Birincisinde, Allahü teâlâdan baflka her diri ölecekdir. kincisinde, hepsi tekrâr dirilecekdir. Üçüncüsü, (Mikâîl) aleyhisselâmd r. Ucuzluk, pahal l k, k tl k, bolluk, [ ktisâdî nizâm] yapmak, [ferâhl k ve huzûr getirmek] ve her maddeyi hareket etdirmek, bunun vazîfesidir. Dördüncüsü, (Azrâîl) aleyhisselâmd r. nsanlar n rûhunu alan budur. [Fârisî dilinde rûha, can denir.] Bu dört melekden sonra üstün olan melekler, dört s n fd r: (Hamele-i Arfl) denen melekler, dört dânedir. K yâmetde sekiz olacaklard r. Huzûr-i ilâhîde bulunan meleklere, (Mukarrebîn) denir. Azâb meleklerinin büyüklerine, (Kerûbiyân) denir. Rahmet meleklerine, (Rûhâniyân) denir. Bunlar n hepsi, meleklerin, havâss, ya nî üstünleridir. Bunlar, Peygamberlerden baflka aleyhimüssalevâtü vetteslîmât, bütün insanlardan dahâ üstündür. Müslimânlar n sâlihleri ve velîleri, meleklerin avâm ndan, ya nî, afla lar ndan dahâ efdal, dahâ üstündür. Meleklerin avâm, müslimânlar n avâm ndan, ya nî âsî ve fâs klardan efdaldir. Kâfirler ise, her mahlûkdan dahâ afla d r. Sûrun birinci üfürülmesinde, dört büyük melekden ve hamele-i Arfldan baflka, bü- 26
27 tün melekler de yok olacakd r. Bundan sonra, hamele-i Arfl ve dahâ sonra dört melek yok olacakd r. kincisinde, önce bütün melekler dirilecekdir. Hamele-i Arfl ile bu dört melek, sûrun ikinci üfürülmesinden önce dirilecekdir. Demek ki, bu melekler, bütün canl lardan önce yarat ld klar gibi, her canl dan sonra yok olacaklard r. 3 Îmân edilmesi lâz m olan alt fleyden üçüncüsü: (Allahü teâlân n indirdi i kitâblar na inanmakd r). Allahü teâlâ, bu kitâblar, melek ile, ba z Peygamberlerin mübârek kulaklar na söyliyerek, ba z lar na ise, levha üzerinde yaz l olarak, ba z lar na da, meleksiz iflitdirerek indirdi. Bu kitâblar n hepsi Allahü teâlân n kelâm d r. Ebedî ve ezelîdirler. Mahlûk de ildirler. Bunlar, meleklerin veyâ Peygamberlerin kendi sözleri de ildir. Allahü teâlân n kelâm, bizim yazd m z ve zihnlerimizde tutdu umuz ve söyledi imiz kelâm gibi de ildir. Yaz da, sözde ve zihnde bulunmak gibi de ildir. Harfli ve sesli de ildir. Allahü teâlân n ve s fatlar n n nas l oldu unu, insan anl yamaz. Fekat, o kelâm, insanlar okur. Zihnlerde saklan r ve yaz l r. Bizimle berâber olunca, hâdis olur. Allahü teâlân n kelâm, insanlarla berâber olunca, mahlûk ve hâdisdir. Allahü teâlân n kelâm oldu u düflünülünce, kadîmdir. Allahü teâlân n indirdi i kitâblar n hepsi hakd r, do rudur. Yalan, yanl fl olamaz. Cezâ, azâb yapaca m deyip de afv etmesi câiz denildi ise de, bizim bilemedi imiz flartlara veyâ Onun irâdesine, iste ine ba l d r. Yâhud, kulun hak etdi i azâb afv eder demekdir. Cezây, azâb bildiren kelâm, birfleyi haber vermek de ildir ki, afv edince, yalanc l k olsun. Allahü teâlân n va d etdi i ni metleri vermemesi câiz de il ise de, azâblar afv etmesi câizdir. Akl da, âyet-i kerîmeler de, böyle oldu unu göstermekdedir. Bir mâni, s k nt olmad kça, âyet-i kerîmelere ve hadîs-i flerîflere, aç kça anlafl lan ma nâlar vermek lâz md r. Bunlara benziyen baflka ma nâ vermek câiz de ildir. [Kur ân- kerîm ve hadîs-i flerîfler Kureyfl lügat ve lehcesi iledir. Kelimelere, bindörtyüz sene önce, Hicâzda kullan lan ma nâlar vermek lâz md r. Zemânla de iflip, bugün kullan lan ma nâlar vererek terceme yapmak do ru de ildir.] (Müteflâbihât) denilen âyet-i kerîmelerde, anlafl lam - yan gizli ma nâlar vard r. Bunlar n ma nâs n, ancak Allahü teâlâ bilir ve kendilerine ( lm-i ledünnî) verilen pek az seçilmifl büyükler, kendilerine bildirildi i kadar, anl yabilirler. Baflka kimse anl - yamaz. Onun için, müteflâbih âyetlerin, Allah kelâm oldu una îmân etmeli, ma nâlar n arafld rmamal d r. Efl arî mezhebindeki âlimler, böyle âyetleri, k saca veyâ genifl olarak (Te vîl) etmek câiz olur dedi. Te vîl demek, kelimenin çeflidli ma nâlar aras ndan 27
28 meflhûr olm yan seçmek demekdir. Meselâ srâ sûresinde, (Allah n eli, onlar n ellerinin üstündedir) meâlindeki âyet-i kerîme, Allahü teâlân n kelâm d r. Allahü teâlâ, bununla neyi murâd ediyor ise, öylece inand m demelidir. Bunun ma nâs n ben anl yamam, ancak Allahü teâlâ bilir demek, en iyi yoldur. Yâhud Allahü teâlân n ilmi, bizim ilmimiz gibi de ildir. râdesi bizim irâdemize benzemez. Allahü teâlân n eli de, kullar n elleri gibi de ildir. Allahü teâlân n indirdi i kitâblarda, ba z âyetlerin yaln z okunmas, yâhud yaln z ma nâs veyâ ikisi birden (Nesh) edilmifl, Allahü teâlâ taraf ndan de ifldirilmifldir. Kur ân- kerîm, bütün kitâblar nesh etmifl, hükmlerini yürürlükden kald rm fld r. Kur ân- kerîmde, k yâmete kadar, hiçbir zemân, yanl fll k, unutulmak, ziyâde ve noksanl k olmaz. Geçmifldeki ve gelecekdeki bütün ilmler, Kur ân- kerîmde vard r. Bunun için, bütün semâvî kitâblardan üstün ve k ymetlidir. Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem en büyük mu cizesi, Kur ân- kerîmdir. Bütün insanlar ve cin bir araya gelse, hepsi, Kur ân- kerîmin en k sa bir sûresi gibi bir söz söyliyebilmek için u raflsalar, söyliyemezler. Arabistân n belîg, edîb, fasîh flâirleri bir araya geldi. Çok u rafld lar. Bir k sa âyet gibi bir söz söyliyemediler. Kur ân- kerîme karfl duramad lar. fiaflk na döndüler. Allahü teâlâ, islâm düflmanlar n, Kur ân- kerîm karfl s nda âciz, ma lûb etmekdedir. Kur ân- kerîmin belâgati, insan gücünün üstündedir. nsanlar, onun gibi söylemekden âciz kalmakdad r. Kur ân- kerîmin âyetleri, insanlar n nazm na, veznli olm yan nesrine, kâfiyeli sözlerine benzemiyor. Bununla berâber, Arabistândaki edîblerin, kulland harflerle söylenmifldir. Semâvî kitâblardan bize bildirileni yüz dörtdür. Bunlardan on suhuf (Âdem) aleyhisselâma, elli suhuf fiis (fiît) aleyhisselâma, otuz suhuf ( drîs) aleyhisselâma, on suhuf ( brâhîm) aleyhisselâma indirildi i meflhûrdur. (Tevrât) kitâb Mûsâ aleyhisselâma, (Zebûr) kitâb Dâvüd aleyhisselâma, ( ncîl) kitâb Îsâ aleyhisselâma ve (Kur ân- kerîm) Muhammed aleyhisselâma indirilmifldir. Bir insan, emr vermek veyâ yasak etmek veyâ birfley sormak, bir haber vermek istese, önce bunlar zihnde düflünür, hâz rlar. Zihnde bulunan bu ma nâlara (Kelâm- nefsî) derler. Bu ma nâlara arabî, fârisî veyâ türkçe denemez. Çeflidli dillerde söylenmesi, bunlar n baflka baflka ma nâlar almas na sebeb olmaz. Bu ma nâlar anlatan sözlere (Kelâm- lafzî) denir. Kelâm- lafzî, çeflidli dillerle anlat labilir. Bundan anlafl l yor ki, kelâm- nefsî, baflka s fatlar gibi, meselâ ilm, irâde, görmek... gibi, kelâm sâhibinde bulunan, basît, de iflmez, ayr bir s fatd r. Kelâm- lafzî ise, kelâm- 28
29 nefsîyi anlatan ve insan n kula na gelen ve söyliyenin a z ndan ç kan harfler toplulu udur. flte Allahü teâlân n kelâm, hiç susmak olm yan ve mahlûk olm yan ve zât ile bulunan, ezelî ve ebedî bir kelâmd r. S fât- zâtiyyesinden ve ilm, irâde gibi, s fât- sübûtiyyelerinden baflka olarak, bafll bafl na bir s fatd r. Kelâm s fat da basîtdir. Hiç de iflmez. Harfli, sesli de ildir. Emr, yasak, haber vermek gibi ve arabî, fârisî, ibrânî, türkçe, süryânî olmak gibi baflkalaflmas, parçalanmas yokdur. Böyle flekller almaz. Yaz lmaz. Zihn, kulak ve dil gibi âletlere, vâs talara muhtâc de ildir. Hangi dil ile söylemek istense, söylenebilir. Böylece, arabî söylenirse, Kur ân- kerîm denir. brânî olarak söylenirse, Tevrâtd r. Süryânî olunca, ncîldir. [(fierh-ul-mekâsid) [1] kitâb nda, yunânî söylenirse ncîl, süryânî olunca, Zebûrdur diyor.] Kelâm- ilâhî çeflidli fleyleri bildirir. K ssalar, ya nî olaylar bildirirse (Haber) olur. Böyle olmazsa, ( nflâ) olur. Yap lmas lâz m olan fleyleri bildirirse, (Emr) olur. Yasaklar bildirirse, (Nehy) olur. Fekat, kelâm- ilâhîde hiç de ifliklik ve ço almak olmaz. nen kitâblar n ve sahîfelerin hepsi, Allahü teâlân n kelâm s fat ndand rlar. Kelâm s fat ndan, ya nî kelâm- nefsîdendirler. Arabî olunca, Kur ân- kerîmdir. Harfli olup, yaz lan ve söylenen ve iflitilen ve zihnde ezberlenen, nazm hâlinde indirilen vahye (Kelâm- lafzî) ve (Kur ân- kerîm) denir. Bu kelâm- lafzî, kelâm- nefsîyi gösterdi i için, buna da, kelâm- ilâhî ve s fât- ilâhî demek câizdir. Hepsine Kur ân- kerîm denildi i gibi, parçalar na da Kur ân denilir. Kelâm- nefsînin mahlûk olmad n, kadîm oldu unu, do ru yolun âlimleri sözbirli i ile söylemekdedir. Kelâm- lafzînin hâdis veyâ kadîm olmas nda sözbirli i yokdur. Hâdis oldu unu bildirenlerden bir k sm, kelâm- lafzînin hâdis oldu unu söylememelidir dedi. E er, hâdis denilirse, kelâm- nefsînin hâdis oldu u anlafl labilir buyurdular. En iyi söz de budur. nsanlar n zihni, birfleyi göstereni iflitince, hemen o fleyi hât rlar. Ehl-i sünnet âlimlerinden, Kur ân- kerîm hâdisdir diyenlerin bu sözü, a z m zla okudu umuz, ses ve kelimelerin mahlûk oldu unu bildirmekdedir. Ehl-i sünnet âlimleri sözbirli i ile, kelâm- lafzînin de, nefsînin de, Allah kelâm oldu unu söylediler. Bu sözde, mecaz yoluna sapanlar oldu ise de, Kelâm- nefsî Allah kelâm d r demek, Allahü teâlân n kelâm s fat d r demekdir. Kelâm- lafzî Allah kelâm d r demek, Allahü teâlâ onun hâl k d r demekdir. [1] fierh-ül-mekâsidi Sa düddîn Teftâzânî yazm fl, 792 [m. 1389] da Semerkandda vefât etmifldir. 29
30 Süâl: Yukar daki yaz lardan anlafl l yor ki, Allahü teâlân n ezelî olan kelâm iflitilmez. Allah kelâm n iflitdim demek, okunan ses ve kelimeleri iflitdim demek olur. Yâhud, okunan ses ve ezelî olan kelâm- nefsîyi anlad m demek olur. Bütün Peygamberler, hattâ herkes, bu iki fleklde de iflitebilmekdedir. Mûsâ aleyhisselâm, (kelîmullah) diye ay rman n sebebi nedir? Cevâb: Mûsâ aleyhisselâm, âdet-i ilâhiyyenin d fl nda olarak, harfsiz, sessiz olan kelâm- ezelîyi iflitdi. Cennetde, anlafl lamaz ve anlat lamaz olarak, Allahü teâlâ görülece i gibi, anlat lamaz olarak iflitdi. Baflka kimse, böyle iflitmedi. Yâhud, Allah kelâm n, sesle iflitdi. Fekat, yaln z kulakla de il. Vücûdünün her zerresi, her yandan iflitdi. Yâhud, yaln z a aç taraf ndan iflitdi. Fekat, ses ile de- ildi. Hava titreflimi veyâ baflka olaylarla iflitmedi. Bu üç hâlden biri ile iflitdi i için (Kelîmullah) ad na kavufldu. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm n, mi râc gecesinde, kelâm-i ilâhîyi iflitmesi ve Cebrâîl aleyhisselâm n vahy al rken iflitmesi de böyle idi. 4 Îmân edilmesi, inan lmas lâz m olan alt fleyden dördüncüsü, (Allahü teâlân n Peygamberlerine inanmakd r). nsanlar, Allahü teâlân n be endi i yola kavufldurmak, do ru yolu göstermek için gönderilmifllerdir. Rüsül, resûller demekdir. Lügatde, gönderilmifl zât ve haberci demekdir. slâmiyyetde (Resûl) demek, yarat l fl, huyu, ilmi, akl, zemân nda bulunan bütün insanlardan üstün, k ymetli, muhterem bir zât demekdir. Hiçbir kötü huyu, be enilmiyecek hâli yokdur. Peygamberlerde ( smet) s fat vard r. Ya nî Peygamber oldu u bildirilmeden önce ve bildirildikden sonra, küçük ve büyük hiçbir günâh ifllemez. [ slâmiyyeti içerden y kmak istiyen kâfirler, Muhammed aleyhisselâm Peygamber olmadan önce, heykellerin önünde kurban keserdi diyorlar ve mezhebsizlerin kitâblar n da vesîka olarak gösteriyorlar. Bu çirkin iftirâlar n n yalan oldu u, yukar daki sat rlardan anlafl lmakdad r.] Peygamber oldu u bildirildikden sonra, Peygamber oldu u yay l ncaya, anlafl - l ncaya kadar, körlük, sa rl k ve benzerleri ayb ve kusûrlar da olmaz. Her Peygamberde yedi s fat n bulundu una inanmak lâz md r: Emânet, s dk, teblîg, adâlet, ismet, fetânet ve emnül-azl. Ya nî Peygamberlikden azl edilmezler. Fetânet, çok ak ll, çok anlay fll demekdir. Yeni bir din getiren Peygambere (Resûl) denir. Yeni din getirmeyip, insanlar, önceki dîne da vet eden Peygambere (Nebî) denir. Emrleri teblîg etmekde ve insanlar, Allahü teâlân n dînine ça rmakda, Resûl ile Nebî aras nda bir ayr l k yokdur. Peygamberlere îmân etmek, aralar nda hiçbir fark görmiyerek, hepsinin 30
31 sâd k, do ru sözlü oldu una inanmak demekdir. Onlardan birine inanm yan kimse, hiçbirine inanmam fl olur. Peygamberlik; çal flmakla, açl k, s k nt çekmekle ve çok ibâdet yapmakla ele geçmez. Yaln z Allahü teâlân n ihsân, seçmesi ile olur. nsanlar n dünyâdaki ve âhiretdeki ifllerinin düzgün ve fâideli olmas için ve zararl ifllerden koruyup, selâmete, hidâyete, râhata kavufldurmak için, Peygamberler vâs tas ile dinler gönderilmifldir. Düflmanlar çok oldu u ve alay etdikleri, üzdükleri hâlde, Allahü teâlân n, inanmak için ve yapmak için olan emrlerini insanlara teblîg etmekde, bildirmekde, düflmanlardan korkmam fl, göz k rpmam fllard r. Allahü teâlâ, Peygamberlerin s dk sâhibi olduklar n, do ru söylediklerini göstermek için, Onlar mu cizelerle kuvvetlendirdi. Hiç kimse bu mu cizelere karfl gelemedi. Peygamberi kabûl edip inanan kimseye, o Peygamberin (Ümmeti) denir. K yâmet gününde, ümmetlerinden, günâh çok olanlara flefâ at etmeleri için izn verilecek ve flefâ atleri kabûl olacakd r. Ümmetlerinden, âlim, sâlih, Velî olanlar na da, flefâ at etmeleri için Allahü teâlâ izn verecek ve flefâ atlerini kabûl buyuracakd r. Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât, mezârlar nda, bizim bilmedi- imiz bir hayât ile diridir. Mübârek vücûdlar n toprak çürütmez. Bunun içindir ki, hadîs-i flerîfde, (Peygamberler, mezârlar nda, nemâz k larlar ve hac ederler) buyuruldu. [fiimdi, Arabistânda bulunan (Vehhâbî) ad ndaki kimseler, bu hadîs-i flerîflere inanm yorlar. Bunlara inanan hakîkî müslimânlara kâfir diyorlar. Ma nâlar aç k olmay p, flübheli olan nasslar yanl fl te vîl etdikleri için, kendileri kâfir olmuyor ise de, (Bid at sâhibi) oluyorlar. Müslimânlara çok zarar veriyorlar. Vehhâbîlik, Muhammed bin Abdülvehhab isminde Necdli bir ahmak taraf ndan kuruldu. ngiliz câsûsu Hempher, bni Teymiyyenin [1] sap k fikrlerini ileri sürerek, bunu aldatd. Abduh [2] ismindeki bir M srl n n kitâblar ile, türklere ve her yere yay ld. Bunlar n beflinci mezheb de il, dalâletde, yanl fl yolda olduklar n, (Ehl-i sünnet) âlimleri, yüzlerce kitâblar nda bildirmifllerdir. (Se âdet-i ebediyye) ve (K - yâmet ve Âhiret) kitâblar nda bunlar uzun bildirilmifldir. Allahü teâlâ, genç din adamlar n ingilizlerin ç kard, vehhâbîlik yoluna kaymakdan muhâfaza buyursun. Hadîs-i flerîfler ile medh olunan (Ehl-i sünnet) âlimlerinin yolundan ay rmas n!] Peygamberlerin aleyhimüsselâm mübârek gözleri uyurken, [1] Ahmed ibni Teymiyye, 728 [m. 1328] de fiâmda vefât etdi. [2] Muhammed Abduh, 1323 [m. 1905] de M srda vefât etdi. 31
32 kalb gözleri uyumaz. Peygamberlik vazîfelerini görmekde, Peygamberlik üstünlüklerini tafl makda, bütün Peygamberler müsâvîdir. Yukar da bildirdi imiz yedi fley, hepsinde vard r. Peygamberler, Peygamberlikden azl edilmez, at lmaz. Velîlerden ise, evliyâl k al nabilir. Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât insandan olur. Cinden, melekden insanlara Peygamber olmaz. Cin ve melek, Peygamberlerin derecelerine yükselemez. Peygamberlerin, birbirleri üzerinde, flerefleri, üstünlükleri vard r. Meselâ ümmetlerinin çok olmas, gönderildikleri memleketlerin büyük olmas, ilm ve ma rifetlerinin çok yerlere yay lmas, mu cizelerinin dahâ çok ve devâml olmas ve kendileri için ayr k ymetler ve ihsânlar bulunmas gibi üstünlükler bak m ndan, âhir zemân Peygamberi (Muhammed) aleyhisselâm, bütün Peygamberlerden dahâ üstündür. Ülül azm olan Peygamberler, böyle olm yanlardan ve Resûller, resûl olm yan Nebîlerden dahâ üstündürler. Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât say s belli de ildir. Yüzyirmidörtbinden çok olduklar meflhûrdur. Bunlardan üçyüzonüç veyâ üçyüzonbefl adedi Resûldür. Bunlar n içinden de, alt s dahâ yüksekdir. Bunlara (Ülül azm) Peygamberler denir. Ülül azm Peygamberler, Âdem, Nûh, brâhîm, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed Mustafâd r aleyhimüssalâtü vesselâm. Peygamberlerin içinde otuzüç adedi meflhûrdur. Bunlar n ismleri: Âdem, drîs, fiît veyâ (fiîs), Nûh, Hûd, Sâlih, brâhîm, Lût, smâ îl, shak, Ya kûb, Yûsüf, Eyyûb, fiu ayb, Mûsâ, Hârun, H d r, Yûfla bin Nûn, lyâs, Elyesa, Zülkifl, fiem un, flmoil, Yûnüs bin Metâ, Dâvüd, Süleymân, Lokmân, Zekeriyyâ, Yahyâ, Uzeyr, Îsâ bin Meryem, Zülkarneyn ve Muhammed aleyhi ve aleyhimüssalâtü vesselâmd r. Bunlardan, yaln z yirmisekizinin ismleri Kur ân- kerîmde bildirilmifldir. fiît, H d r, Yûfla, fiem un ve flmoil bildirilmemifldir. Bu yirmisekizden Zülkarneyn, Lokmân, Uzeyrin ve H d r n Peygamber olup olmad klar kat i belli de ildir. (Mektûbât- Ma sûmiyye) C. 2, 36.c mektûbda, H d r aleyhisselâm n Peygamber oldu unu bildiren haberlerin kuvvetli oldu unu yazmakdad r. 182.ci mektûbda, H d r aleyhisselâm n, insan fleklinde görülmesi ve ba z iflleri yapmas, Onun hayâtda oldu unu göstermez. Allahü teâlâ Onun ve birçok Peygamberlerin ve velîlerin rûhlar n n insan fleklinde görülmesine izn vermifldir. Onlar görmek hayâtda olduklar - n göstermez, demekdedir. Zülkifl aleyhisselâm n ikinci ismi Hark ld r. Bunun lyâs veyâ drîs yâhud Zekeriyyâ aleyhisselâm oldu- unu söyliyenler de vard r. 32
33 brâhîm aleyhisselâm, Halîlullahd r. Çünki, bunun kalbinde, Allahü teâlân n sevgisinden baflka, hiçbir mahlûkun sevgisi yokdu. Mûsâ aleyhisselâm, Kelîmullahd r. Çünki, Allahü teâlâ ile konufldu. Îsâ aleyhisselâm, Kelimetullahd r. Çünki, babas yokdur. Yaln z (OL) kelime-i ilâhiyyesi ile anas ndan dünyâya geldi. Bundan baflka, Allahü teâlân n hikmet dolu kelimelerini, va z vererek, insanlar n kulaklar na ulafld r rd. Âdem o ullar n n en üstünü, en flereflisi, en k ymetlisi ve mahlûklar n yarat lmas na sebeb olan Muhammed aleyhisselâm, Habîbullahd r. Onun Habîbullah oldu unu ve büyüklü ünü, üstünlü ünü gösteren fleyler pek çokdur. Bunun için, Ona, ma lûb olmak, bozguna u ramak gibi sözler söylenemez. K yâmetde, herkesden önce kabrden kalkacakd r. Mahfler yerine önce gidecekdir. Cennete herkesden önce girecekdir. Mu cizeleri, say lmakla bitmez ve sayma a insan gücü yetiflmez ise de, mi râc mu cizesini yazmakla, yaz lar m z süsliyelim: Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem yata nda iken uyand r l p, mübârek bedeni ile, Mekke flehrinden Kudüsdeki Mescid-i aksâya ve oradan göklere ve yedinci gökden sonra, Allahü teâlân n diledi i yerlere götürüldü. Mi râca, böylece inanmak lâz md r. [ smâ îlî sap k f rkas nda olanlar ve islâm âlimi flekline bürünen din düflmanlar, mi râc bir hâl idi, yaln z rûh ile oldu. Beden ile gitmedi diyerek ve yazarak gençleri aldatma a çal fl yorlar. Böyle bozuk kitâblar almamal, bunlara aldanmamal d r. Mi râc n nas l oldu u, birçok k ymetli kitâblarda, meselâ (fiifâ-i flerîf) [1] de uzun yaz l d r. (Se âdet-i ebediyye) kitâb nda da genifl anlat lm fld r.] Mekke-i mükerremeden (Sidre-tül-müntehâ)ya kadar, Cebrâîl aleyhisselâm ile birlikde gitdi. (Sidre-tül-müntehâ), alt nc ve yedinci göklerde bir a açd r ki, bütün bilgiler ve bütün yükselifller oradan ileri geçemez. Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, Sidrede, Cebrâîl aleyhisselâm, alt yüz kanad ile kendi fleklinde gördü. Cebrâîl aleyhisselâm Sidrede kald. Mekkeden Kudüs-i flerîfe kadar veyâ yedinci göke kadar, (Burak) üstünde götürüldü. (Burak), beyâz renkli, kat rdan küçük ve merkebden büyük bir Cennet hayvan d r. Dünyâ hayvanlar ndan de- ildir. Erkekli i, diflili i yokdur. Çok h zl giderdi. Gözün görebildi i uzakl a aya n basard. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, (Mescid-i aksâ)da, Peygamberlere imâm olup, yats yâhud sabâh nemâz n k ld rd. Peygamberlerin rûhlar, kendi insan flekllerinde orada bulundu. (Kudüs)den yedinci göke kadar (Mi râc) [1] fiifây yazan kâd yâd mâlikî, 544 [m. 1150] de Merrâküflde vefât etdi. 33 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-3
34 ad ndaki bilinmeyen bir merdivenle bir anda ç kar ld. Yolda melekler, sa a sola dizilmifl, Resûlullah medh-u senâ ederlerdi. Her göke gelince Cebrâîl aleyhisselâm Resûlullah n teflrîf etdi ini haber ve müjde verirdi. Her birinde, bir Peygamberi görüp selâmlafld. (Sidre)de flafl lacak çok fleyler gördü. Cennetdeki ni metleri, Cehennemdeki azâblar gördü. Cenâb- Hakk n cemâlini görmek arzûsundan ve zevk nden, Cennetdeki ni metlerin hiçbirine bakmad. Sidreden ileriye, yaln z olarak, nûrlar aras nda ilerledi. Meleklerin kalemlerinin seslerini iflitdi. Yetmiflbin perdeden geçdi. ki perde aras, beflyüz senelik yol gibi idi. Bundan sonra, güneflden dahâ parlak (Refref) ad nda bir döflek üzerinde Kürsîden geçdi. Arfl- ilâhîye erifldi. Arfldan, zemândan, mekândan, madde âlemlerinden d flar ç kd. Cenâb- Hakk n kelâm n iflitecek makâma vard. Zemâns z ve mekâns z olarak, âhiretde Allahü teâlân n görülece i gibi, anlafl lam yan ve anlat lam yan bir hâlde, Allahü teâlây gördü. Harfsiz ve sessiz olarak, Allahü teâlâ ile konufldu. Allahü teâlây, tesbîh, hamd ve senâ eyledi. Say s z ikrâmlara, flereflere kavufldu. Kendine ve ümmetine elli vakt nemâz farz oldu ise de, Mûsâ aleyhisselâm n iflâreti ile, yavafl yavafl befl vakte indirildi. Bundan önce, yaln z sabâh ile ikindi yâhud yats nemâzlar k l n rd. Bu kadar uzun yolculukdan ve ikrâmlara, ihsânlara kavufldukdan sonra ve flafl lacak nice fleyler görüp iflitdikden sonra, yata na geldi. Yeri dahâ so umam fl idi. Bildirdiklerimizin bir k sm, âyet-i kerîmelerle, bir k sm da, hadîs-i flerîflerle haber verilmifldir. Hepsine inanmak vâcib de il ise de, Ehl-i sünnet âlimleri bildirdi i için, bu haberleri kabûl etmiyen, Ehl-i sünnetden ayr lm fl olur. Âyet-i kerîmeye veyâ hadîs-i flerîflere inanm yan ise, kâfir olur. Muhammed aleyhisselâm n (Seyyid-ül-enbiyâ) oldu unu, ya nî Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât en üstünü oldu- unu gösteren say s z fleylerden birkaç n bildirelim: K yâmet günü, bütün Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât, Onun sanca alt nda gölgeleneceklerdir. Allahü teâlâ, her Peygambere, [Mahlûklar m n içinde, seçip sevdi im, habîbim Muhammed aleyhisselâm n Peygamber oldu u zemâna eriflirseniz, Ona îmân ediniz ve yard mc olunuz!] diye emr etdi. Bütün Peygamberler de, ümmetlerine böyle vasiyyet ve emr eyledi. Muhammed aleyhisselâm, (Hâtem-ül-enbiyâ)d r. Ya nî Ondan sonra hiç Peygamber gelmiyecekdir. Mübârek rûhu, her Peygamberden önce yarat ld. Peygamberlik makâm, en önce Ona verildi. Peygamberlik, Onun dünyâya teflrîf etmesi ile temâmland. Îsâ 34
35 aleyhisselâm, k yâmete do ru, hazret-i Mehdî zemân nda, gökden fiâma inecek ise de, yer yüzüne, Muhammed aleyhisselâm n dînini yayacakd r. Onun ümmetinden olacakd r. [Hicrî kamerî 1296 ve mîlâdî 1880 senesinde, Hindistânda ngilizlerin ortaya ç kard klar (Kâd yânî) denilen sap klar, Îsâ aleyhisselâm için de, çirkin ve yalan söyliyorlar. Kendilerine müslimân diyorlar ise de, islâmiyyeti içerden y kmakdad rlar. Müslimân olmad klar na fetvâ verilmifldir. Bunlara (Ahmedî) de denilmekdedir. Hindistânda ortaya ç kan bid at ehli ve z nd klardan birisi, (Cemâ atüt-teblîg yye) f rkas d r. Bunu 1345 [m.1926]de, lyâs isminde bir câhil kurdu. (Müslimânlar dalâlete düfldü. Bunlar kurtarmak için rü yâda emr ald m) diyordu. Hocalar, sap k, Nezîr Hüseyn, Reflîd Ahmed Kenkühî ve Halîl Ahmed Sehârenpûrînin kitâblar ndan ö rendiklerini söyliyordu. Müslimânlar aldatmak için, hep nemâz n ve cemâ atin k ymetini anlat yorlar. Hâlbuki, bid at ehlinin, ya nî (Ehl-i sünnet) mezhebinde olm yanlar n nemâzlar ve hiçbir ibâdetleri kabûl olmaz. Bunlar n Ehl-i sünnet kitâblar n okuyarak, evvelâ bid at inan fllar ndan kurtulup, hakîkî müslimân olmalar lâz md r. Kur ân- kerîmde, kapal bildirilmifl olan âyetlerden yanl fl ma nâ ç karanlara (Bid at ehli) veyâ (Sap k) denir. Âyet-i kerîmelere, kendi hâin, sap k düflüncelerine göre, yanl fl ma nâ veren islâm düflmanlar na (Z nd k) denir. Z nd klar, Kur ân- kerîmi ve islâmiyyeti de ifldirme e çal fl yorlar. Bunlar ortaya ç karan ve besleyen ve dünyân n her taraf na yaymak için milyarlar sarf eden, en büyük düflman, ingilizlerdir. ngiliz kâfirinin tuzaklar na düflmüfl olan câhil ve soysuz (Teblîg- cemâ atc )lar, kendilerine, (Ehl-i sünnet) diyerek ve nemâz k larak, yalan söyliyor, müslimânlar aldat yorlar. Abdüllah bin Mes ûd buyuruyor ki, (Dîni olmad hâlde nemâz k lan kimseler olacakd r). Bunlar, Cehennemin dibinde sonsuz yanacaklard r. Bunlardan bir k sm, minâre tepesindeki leylek yuvas gibi, büyük sar klar, sakallar ve cübbeleri ile, âyet-i kerîmeler okuyup, bunlara yanl fl ma nâ vererek, müslimânlar aldat yorlar. Hâlbuki hadîs-i flerîfde ( nnallahe lâ yenzuru ilâ süveriküm ve siyâbiküm ve lâkin yenzuru ilâ kulûbiküm ve niyyâtiküm), (Allahü teâlâ flekllerinize ve elbiselerinize de il, kalblerinize ve niyyetlerinize bakar) buyuruldu. Beyt: Kadd-i bülend dâred, destâr pâre pâre, Çün âfliyân- leklek, ber kelle-i minâre. Bu câhillerin, ahmaklar n yald zl sözlerinin yalan olduklar n 35
36 isbât eden, (Hakîkat Kitâbevi)nin kitâblar na cevâb veremedikleri için, (Hakîkat Kitâbevinin kitâblar yanl fld r, bozukdur. Bu kitâblar okumay n) diyorlar. slâm düflman sap klar n, z nd klar n en büyük alâmeti, Ehl-i sünnet âlimlerinin yaz lar na ve bunlar neflr eden hakîkî din kitâblar na bozukdur, bunlar okumay n z demeleridir. slâmiyyete yapd klar zararlar ve Ehl-i sünnet âlimlerinin cevâblar, (Fâideli Bilgiler) kitâb m zda uzun yaz l d r.] Muhammed aleyhisselâm, peygamberlerin en üstünü, âlemlerin rahmetidir. Onsekizbin âlem, Onun rahmet deryâs ndan fâidelenmekdedir. Sözbirli i ile, bütün insanlar n ve cinnin Peygamberidir. Meleklere, nebâtâta, hayvanlara ve her maddeye de Peygamber oldu unu bildirenler çokdur. Di er Peygamberler, belli bir memleketde, belli bir kavme gönderilmifldi. Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem ise, bütün âlemlere, canl, cans z her mahlûka Peygamberdir. Allahü teâlâ, baflka Peygamberleri ismleri ile söylemifldir. Muhammed aleyhisselâm ise, ey Resûlüm, ey Peygamberim diyerek taltîf buyurmufldur. Baflka Peygamberlerin herbirine verilen her mu cizenin benzeri, kendisine de ihsân buyurulmufldur. Allahü teâlâ, sevgili Peygamberine, o kadar çok ikrâmda bulunmufldur, o kadar çok mu cize vermifldir ki, baflka hiçbir Peygamberine böyle vermemifldir. Mübârek parma ile iflâret buyurunca, ay n ikiye ayr lmas, mübârek avucuna ald tafllar n tesbîh etmesi, a açlar n (yâ Resûlallah) diyerek, kendisine selâm vermesi, Resûlullah yan ndan ayr ld için, (Hannâne) ad ndaki kuru odunun sesle a lamas, mübârek parmaklar n n aras ndan saf su akmas, âhiretde kendisine (Makâm- Mahmûd), (fiefâ at-i kübrâ), (Kevser havuzu), (Vesîle) ve (Fadîle) ad ndaki makâmlar n verilmesi, Cennete girmeden önce, cemâl-i ilâhîyi görmekle flereflenmesi ile ve dünyâda hulk- azîm, dinde yakîn, ilm, hilm, sabr, flükr, zühd, iffet, adl, mürüvvet, hayâ, flecâ at, tevâzu, hikmet, edeb, semâhat (iyilik yap c ), merhamet (re fet) ve bitmez tükenmez fazîletler ve flereflerle, bütün Peygamberlerin üstüne ç kar lm fld r. Ona verilen mu cizelerin say s n, Allahü teâlâdan baflkas bilemez. Onun dîni, bütün dinleri nesh etmifl, yürürlükden kald rm fld r. Dîni, bütün dinlerin en iyisi, en yükse idir. Onun ümmeti, bütün ümmetlerden üstündür. Onun ümmetinin Evliyâs, baflka ümmetlerin Evliyâs ndan dahâ flereflidir. Muhammed aleyhisselâm n ümmetinin Evliyâs aras nda, Resûlullah n halîfesi olma a hak kazanan ve hilâfete, baflkalar ndan dahâ lây k olan, imâmlar n, Velîlerin bafl tâc (Ebû Bekr-i S ddîk) rad yallahü anh, Peygamberlerden sonra, gelmifl ve gelecek bütün insanlar n, en hayrl s, en üstünüdür. Hilâfet derecesini, flerefi- 36
37 ni önce kazanan Odur. Müslimânl k meydâna ç kmadan önce de, Allahü teâlân n lutfü ve ihsân ile, putlara tapmad. Kâfirlik ve sap kl k ayblar ndan muhâfaza buyuruldu. [Resûlullah n, nübüvvetden önce putlara tapd n sanan ve yazanlar n ne kadar zevall ve câhil olduklar n buradan da anlamal d r.] Bundan sonra, insanlar n en üstünü, Fârûk- a zam, Allahü teâlân n, Habîbine arkadafl olarak seçdi i, ikinci halîfe (Ömer bin Hattâb)d r rad yallahü teâlâ anh. Bundan sonra, insanlar n en üstünü, Resûlullah n üçüncü halîfesi, iyilikler, ihsânlar hazînesi, hayâ, îmân ve irfân kayna, Zinnûreyn (Osmân bin Affân)d r rad yallahü teâlâ anh. Bundan sonra insanlar n en hayrl s, Resûlullah n dördüncü halîfesi, flafl lacak üstünlükler sâhibi, Allahü teâlân n arslan (Alî bin ebî Tâlib)dir rad yallahü teâlâ anh. Bundan sonra, (Hazret-i Hasen) halîfe oldu. Hadîs-i flerîfde bildirilen otuz sene halîfelik, bunun ile temâm oldu [1]. Bundan sonra, insanlar n en üstünü, Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, iki gözünün nûru (Hüseyn bin Alî)dir rad yallahü teâlâ anhüm. Bu üstünlükler, sevâb n dahâ çok olmas, dîn-i islâm u runda, vatanlar n, sevdiklerini terk etmek, baflkalar ndan dahâ önce müslimân olmak, Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem son derece uymak, Onun sünnetine s ms k sar lmak, dînini yayma a u raflmak, küfrü, fitneyi, fesâd önlemek demekdir. Alî rad yallahü anh, her ne kadar, Ebû Bekrden rad yallahü anh baflka, herkesden önce müslimân oldu ise de, o zemân, çocuk oldu u için ve mals z oldu u için ve Resûlullah n evinde ve hizmetinde oldu u için, onun önce îmân etmesi, baflkalar n n îmân etmesine, ibret almalar na ve kâfirlerin bozguna u ramas na sebeb olmad. Hâlbuki di er üç halîfenin îmâna gelmeleri, islâm kuvvetlendirdi. mâm- Alî ve çocuklar rad yallahü anhüm, Resûlullah n en yak n akrabâs ve Resûlullah n mübârek kan ndan olduklar için, S ddîk-i ekberden ve Fârûk- a zamdan dahâ üstün denilebilir ise de, bu üstünlükleri, her bak mdan üstünlük demek de ildir. Her bak mdan, o büyüklerin önünde olmalar n sa lamaz. H z r aleyhisselâm n, Mûsâ aleyhisselâma birkaç fley ö retmesine benzer. [Kan bak m ndan dahâ yak n olan, dahâ üstün olsayd, hazret-i Abbâs, hazret-i Alîden dahâ üstün olurdu. [1] Hasen bin Alî 49 [m. 669] da Medîne-i münevverede zehrlenerek vefât etdi. 37
38 Kan bak m ndan çok yak n olan Ebû Tâlibde ve Ebû Lehebde ise, mü minlerin en afla s nda bulunan fleref ve üstünlük hiç yokdur.] Kan bak m ndan yak n oldu u için, hazret-i Fât ma, hazret-i Hadîce ile hazret-i Âifleden rad yallahü anhünne dahâ üstündür. Fekat, bir bak mdan üstünlük, her bak mdan üstün olmas n göstermez. Bu üçünden en üstün hangisi oldu unu, âlimlerimiz baflka baflka söylemifldir. Hadîs-i flerîflerden anlafl ld na göre, üçü de ve hazret-i Meryem ve Fir avn n hâtunu hazret-i Âsiye rad yallahü teâlâ anhünne ecma în, dünyâ kad nlar n n en üstünüdürler. Hadîs-i flerîfde, (Fât ma, Cennet hâtunlar n n üstünüdür. Hasen ve Hüseyn de, Cennet gençlerinin yüksekleridir) buyuruluyor ki, bu, bir bak mdan üstünlükdür. Bunlardan sonra, Eshâb- kirâm n en üstünleri (Aflere-i mübeflflere)den ya nî Cennet ile müjdelenmifl on kifliden olanlard r. Bunlardan sonra, Bedr gazâs nda bulunan üçyüzonüç kifli üstündür. Onlardan sonra Uhud gazâs ndaki yediyüz arslan n aras nda bulunanlar n hepsi, dahâ sonra da (Bî at-ür-r dvân), ya nî a aç alt nda Resûlullaha söz veren bindörtyüz kifli üstündür. Resûl-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin yolunda, canlar n, mallar n fedâ eden, Ona yard m eden Eshâb- kirâm n rad yallahü anhüm ecma în hepsinin ismlerini, sayg ile, sevgi ile söylememiz, bize vâcibdir. Onlar n büyüklü üne yak flm yan sözler söylememiz, aslâ câiz de ildir. smlerini sayg s zca söylemek, dalâletdir, sap kl kd r. Resûlullah seven kimsenin, Onun Eshâb n n hepsini de sevmesi lâz md r. Çünki, bir hadîs-i flerîfde, (Eshâb m seven, beni sevdi- i için sever. Onlar sevmiyen kimse, beni sevmemifl olur. Onlar inciten, beni incitir. Beni inciten de, Allahü teâlây incitmifl olur. Allahü teâlây inciten kimse, elbette azâb görecekdir) buyuruldu. Baflka bir hadîs-i flerîfde de, (Allahü teâlâ, benim ümmetimden bir kuluna iyilik yapmak isterse, onun kalbine, Eshâb m n sevgisini yerlefldirir. Onlar n hepsini can gibi sever) buyuruldu. Bunun için, Eshâb- kirâm aras nda olan muhârebeleri; kötü düflüncelerle ve halîfeli i ele geçirmek, nefsin arzûlar n yerine getirmek için yapd klar n sanmamal d r. Böyle sanmak ve bunun için o büyüklere dil uzatmak, münâf kl kd r ve felâkete sürüklenmekdir. Çünki, Resûlullah n huzûrunda oturmakla, Onun mübârek sözlerini iflitmekle, te assub [ya nî inâdc l k, çekememek] ve mevk arzûsu ve dünyâya düflkün olmak, hepsinin kalblerinden s yr lm fl, gitmifldi. H rs [doymazl k, düflkünlük], kin ve kötü huydan kurtulmufl, tertemiz olmufllard. O yüce Peygamberin sallal- 38
39 lahü aleyhi ve sellem ümmetinin Evliyâs ndan biri ile birkaç gün bir arada bulunan bir kimse, o Velînin güzel huylar ndan ve üstünlüklerinden fâideleniyor, temizleniyor, dünyâya düflkün olmakdan kurtuluyor da, Eshâb- kirâm efendilerimiz, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem herfleyden çok sevdikleri, mallar n, canlar n, Onun için fedâ etdikleri, vatanlar n terk etdikleri, Onun, rûhlara g dâ olan sohbetine âfl k olduklar hâlde, bunlar n kötü huylardan kurtulamad klar, nefslerinin temizlenmedi i, geçip tükenici dünyâ cîfesi için dö üflecekleri nas l düflünülebilir? O büyükler, elbette herkesden dahâ temizdir. Bunlar n ayr l n, muhârebelerini, bizim gibi bozuk niyyetli kimselere benzetmek, dünyâ için, nefslerinin bozuk isteklerine kavuflmak için dö üfldüler demek hiç yak fl r m? Eshâb- kirâm için böyle çirkin fleyler düflünmek, câiz de ildir. Böyle söyliyen bir kimse, hiç düflünmez mi ki, Eshâb- kirâma düflmanl k etmek, onlar terbiye eden, yetifldiren, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimize düflmanl k etmek olur. Onlar kötülemek, Resûlullah kötülemek olur. Bunun için, din büyükleri buyurdular ki, (Eshâb- kirâm büyük bilmiyen, onlara sayg göstermiyen bir kimse, Resûlullaha îmân etmemifl olur). Deve ve S ffîn muhârebeleri, onlar kötüleme e sebeb olamaz. Bu muhârebelerde, hazret-i Alîye karfl gelenlerin hepsini kötü olmakdan kurtaran, hattâ sevâba kavuflduran dînî sebebler vard r. Hadîs-i flerîfde buyuruldu ki, (Yan lan müctehide bir sevâb, do ruyu bulana iki veyâ on sevâb vard r. ki sevâbdan birincisi, ictihâd etmek sevâb - d r. kincisi, do ruyu bulmak sevâb d r.) Bu din büyüklerinin aralar nda olan çekiflmeler, dö üflmeler, inâd ile, düflmanl k ile de ildi. ctihâdlar sebebi ile idi. slâmiyyetin emrinin yerine getirilmesini istedikleri için idi. Eshâb- kirâm n herbiri müctehid idi. [Meselâ, Amr ibni Âs n rad yallahü teâlâ anh müctehid oldu u, (Hadîka)n n ikiyüzdoksansekizinci sahîfesindeki hadîs-i flerîfde bildirilmekdedir.] Her müctehidin, kendi ictihâd ile buldu u, edindi i bilgiye uygun ifl yapmas farzd r. Kendi ictihâd, hernekadar, kendinden dahâ büyük bir müctehidin ictihâd na uygun olmaz ise de, yine kendi ictihâd na uymas lâz md r. Baflkas n n ictihâd na uymas câiz de ildir. mâm- a zam Ebû Hanîfenin [1] talebesi olan Ebû Yûsüf ile Muhammed fieybânî ve imâm- Muhammed fiâfi înin [2] talebesi olan Ebû Sevr ve smâ îl Müzenî, çok yerde, hocalar na uymad lar. Hocalar n n harâm dediklerinden ba z lar na halâl dediler. [1] Ebû Hanîfe Nu mân bin Sâbit, 150 [m. 767] de Ba dâdda vefât etdi. [2] Muhammed bin drîs fiâfi î 204 [m. 820] de M srda vefât etdi. 39
40 Halâl buyurduklar ndan ba z lar na harâm dediler. Bundan dolay, bunlara günâh iflledi, kötü oldular denilemez. Böyle söyliyen hiç yokdur. Çünki, bunlar da, hocalar gibi müctehiddirler. Evet, Alî rad yallahü anh efendimiz, Mu âviyeden ve Amr ibni Âsdan rad yallahü anhümâ dahâ yüksek, dahâ âlim idi. Kendini onlardan ay racak, pekçok üstünlükleri vard r. ctihâd da, o ikisinin ictihâdlar ndan dahâ çok kuvvetli ve isâbetli idi. Fekat, Eshâb- kirâm n hepsi müctehid olduklar için, ikisinin de; bu büyük imâm n ictihâd na uymalar câiz de il idi. Kendi ictihâdlar - na göre hareket etmeleri lâz m idi. Süâl: Cemel ve S ffîn muhârebelerinde, Muhâcirlerden ve Ensârdan pekçok Sahâbî, imâm- Alî ile birlikde idi. Ona itâ at etdiler. Ona uydular. Bunlar n hepsi müctehid iken, imâm- Alîye uyma vâcib bildiler. Bundan anlafl l yor ki, imâm- Alîye uymak, müctehid olanlara da vâcib imifl. ctihâdlar uymasa da, onunla birleflmeleri lâz m imifl denirse: Cevâb: Alîye rad yallahü teâlâ anh uyanlar, onunla birlikde harb edenler, onun ictihâd na uyduklar için birleflmedi. Kendi ictihâdlar da, mâm n ictihâd na uygun oldu u için, onlar n ictihâd, imâm- Alîye uyma vâcib göstermifldi. Bunun gibi, Eshâb- kirâm n büyüklerinden ço unun ictihâdlar, imâm- Alînin ictihâd na uymad. O büyük imâm ile harb etmeleri vâcib oldu. O zemân Eshâb- kirâm n ictihâdlar üç dürlü olmufldu. Bir k sm, imâm- Alînin hakl oldu unu anlad. Bunlar n, imâm- Alîye uymalar vâcib oldu. Bir k sm ise, onunla harb edenlerin ictihâd n hakl gördü. Bunlar n da, Alî rad yallahü anh ile harb edenlere uymalar, onunla harb etmeleri vâcib oldu. Üçüncü k sm, her iki tarafa da uymamak, dö üflmemek lâz md r dedi. Bunlar n ictihâd, muhârebelere kar flmama îcâb etdirdi. Her üç k sm da, elbette hakl idi ve sevâb kazand lar. Süâl: Yukar daki yaz, imâm- Alî rad yallahü teâlâ anh ile muhârebe edenlerin de hakl oldu unu gösteriyor. Hâlbuki, Ehl-i sünnet âlimleri, imâm- Alînin hakl oldu unu, karfl s ndakilerin yan ld klar n, özrleri oldu u için, afv olunduklar n veyâ sevâb da ald klar n bildirmekdedir. Buna ne denilir? Cevâb: mâm- fiâfi î ve Ömer bin Abdül azîz gibi din büyükleri, Eshâb- kirâmdan hiçbiri için yan ld demek câiz olmaz buyurdu. Bunun için, (Büyüklere yan ld demek yanl fld r) buyurmufllard r. Küçüklerin, büyükler için, (do ru yapd, yanl fl yapd, be endik, be enmedik) gibi fleyleri söylemeleri câiz de ildir. Allahü teâlâ, ellerimizi o büyüklerin kanlar na bulafld rmad gibi, biz de, 40
41 hakl ve haks z gibi sözleri söylemekden dillerimizi korumal y z. Derin âlimler, delîlleri kavr yarak ve olaylar inceliyerek, imâm- Alî hakl idi, karfl s nda bulunanlar yan ld buyurdular ise de,bu sözleri ile (Alî rad yallahü anh, karfl tarafda olanlarla konuflabilseydi, onlar n da kendi gibi ictihâd etmelerini sa l yabilirdi) demek istemifllerdir. Nitekim Zübeyr bin Avvâm hazretleri, deve muhârebesinde, hazret-i Alîye karfl oldu u hâlde, olaylar dahâ derin inceliyerek, ictihâd de ifldi. Muhârebeden vazgeçdi. flte Ehl-i sünnet âlimlerinden hatây câiz görenlerin sözleri, böyle anlafl lmal d r. Yoksa, hazret-i Alî ve onunla birlikde olanlar hak yolda, karfl tarafda olan Âifle-i S ddîka vâlidemiz ve bununla birlikde olan Eshâb- kirâm bât l iflde idi demek, câiz de ildir. Eshâb- kirâm n bu muhârebeleri, ahkâm- fler yyenin dallar nda olan ictihâd ayr l klar nda idi. slâmiyyetin temel, belli bafll ifllerinde hiç ayr l klar yokdu. fiimdi ba z kimseler, Mu âviye ile Amr ibni Âs rad yallahü anhümâ gibi din büyüklerine dil uzat - yor, sayg s zl k gösteriyorlar. Eshâb- kirâm incitmenin, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem incitmek ve küçültmek olaca n anl yam yorlar. mâm- Mâlik bin Enesin (Mu âviyeye veyâ Amr ibni Âsa rad yallahü anhümâ [1] sö en, kötüliyen kimse, onlara söyledi i söze lây k bir kimsedir. Onlara karfl edebsizlik yapanlara, söyliyenlere ve yazanlara a r cezâ vermek lâz md r) buyurdu- u, (fiifâ-i flerîf)de yaz l d r. Allahü teâlâ, kalblerimizi, Habîbinin Eshâb n n sevgisi ile doldursun! O büyükleri, sâlih ve müttekî olanlar sever. Münâf k ve flakî olan sevmez. [Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem Eshâb n n k ymetlerini, üstünlüklerini anl yarak, hepsini sevenlere, hepsine sayg gösterenlere ve onlar n yolunda gidenlere, (Ehl-i sünnet) denir. Birkaç n severiz, baflkalar n sevmeyiz diyerek ço unu kötüliyenlere, böylece hiçbirinin yolunda bulunm yanlara, (Râf zî) ve (fiî î) denir. Râf zîler,îrânda, Hindistânda ve Irâkda çokdur. Türkiyede hiç yokdur. Bunlardan ba z s, yurdumuzdaki müslimân, temiz Alevîleri aldatmak için, kendilerine (Alevî) dedi. Hâlbuki, Alevî, Alîyi rad yallahü anh seven müslimân demekdir. Bir kimseyi sevmek için, onun yolunda olmak, onun sevdiklerini sevmek lâz md r. Bunlar, Alîyi rad yallahü anh sevmifl olsalard, onun yolunda giderlerdi. Alî rad yallahü anh, Eshâb- kirâm n hepsini severdi. kinci halîfe olan Ömerin de rad yallahü anhümâ müflâviri, derd orta idi. Fât madan rad yallahü anhâ olan k z [1] Mu âviye bin Ebû Süfyân, 60 [m. 680] de fiâmda vefât etdi. Amr ibni Âs 43 [m. 663] de M srda vefât etdi. 41
42 Ümm-i Gülsümü, Ömere rad yallahü anh nikâh etdi. Hutbede, hazret-i Mu âviye için (Kardefllerimiz, bizden ayr ld. Onlar kâfir ve fâs k de ildir. ctihâdlar böyle oldu) buyurdu. Kendisine karfl harb eden Talha rad yallahü anh flehîd olunca yüzünden topraklar sildi. Nemâz n kendi k ld rd. Allahü teâlâ, Kur ân- kerîmde, (Mü minlerin kardefl oldu unu) bildiriyor. Feth sûresinin son âyet-i kerîmesi, (Eshâb- kirâm n birbirleri ile sevifldiklerini) haber veriyor. Eshâb- kirâmdan birisini bile sevmemek ve hele düflmanl k etmek, Kur ân- kerîme inanmamak olur. Ehl-i sünnet âlimleri, Eshâb- kirâm n rad yallahü teâlâ anhüm ecma în üstünlüklerini iyi anlad lar. Hepsini sevmemizi emr etdiler. Müslimânlar felâketden kurtard lar. Ehl-i beyti ya nî Alîyi rad yallahü anh ve bütün evlâd n, soyunu sevmiyenlere ve Ehl-i sünnetin göz bebe i olan bu büyüklere düflmanl k edenlere, (Hâricî) denir. Bugün hâricîlere (Yezîdî) denilmekdedir. Yezîdîlerin, dinleri, îmânlar çok bozukdur. Eshâb- kirâm n hepsini severiz deyip de, onlar n yolunda bulunm yan, kendi bozuk düflüncelerine, Eshâb n yoludur diyenlere, (Vehhâbî) denir. Vehhâbîlik, mezhebsiz din adam Ahmed ibni Teymiyyenin kitâblar ndaki sap k fikrleri ile, Hempher denilen ingiliz câsûsunun yalanlar n n kar fl m ndan hâs l oldu. Vehhâbîler, Ehl-i sünnet âlimlerini, tesavvuf büyüklerini ve flî îleri be enmiyor, hepsini kötüliyorlar. Müslimân, yaln z, kendilerini san yorlar. Kendileri gibi olm yanlara müflrik diyor. Bunlar n mal, can vehhâbîlere halâldir diyorlar. ( bâhî) oluyorlar. Nasslardan, ya nî Kur ân- kerîmden ve hadîs-i flerîflerden, yanl fl, bozuk ma nâlar ç kararak, müslimânl bu ma nâlar zan ediyorlar. Edille-i fler iyyeyi ve hadîs-i flerîflerin ço unu inkâr ediyorlar. Dört mezhebin âlimleri, Ehl-i sünnetden ayr lanlar n, dalâlete sapd klar n, islâmiyyete çok zarar verdiklerini, birçok kitâblar nda vesîkalarla isbât etdiler. Dahâ genifl bilgi almak için türkçe (K yâmet ve Âhiret), (Se âdet-i Ebediyye) kitâblar n ve arabî (Minha-tül-vehbiyye), (Et-Tevessül-ü bin-nebî ve bis-sâlihîn), (Sebîl-ün-necât) ve fârisî (Seyf-ül-ebrâr) kitâblar n okuyunuz! Bu kitâblar ve bid at ehline red olarak yaz lm fl birçok k ymetli kitâblar stanbulda (Hakîkat Kitâbevi) taraf ndan basd r lm fld r. ( bni Âbidîn)in [1] üçüncü cildinde bâgîleri anlat rken ve türkçe (Nimet-i islâm) kitâb n n nikâh bahsinde, vehhâbîlerin ibâhî olduklar aç kca yaz l d r. Sultân ikinci Abdülhamîd hân n amirallerinden Eyyûb Sabrî pâ- [1] Muhammed Emîn ibni Âbidîn 1252 [m. 1836] da fiâmda vefât etdi. 42
43 fla [1], (Mir ât-ül-haremeyn) ve (Târîh-i vehhâbiyyân) kitâblar nda ve Ahmed Cevdet pâfla, târîhinin yedinci cildinde, vehhâbîleri türkçe olarak uzun uzun yazmakdad rlar. Yûsüf Nebhânînin M srda bas lan arabî (fievâhid-ül-hak) kitâb da, vehhâbîlere ve bni Teymiyyeye uzun cevâb vermekdedir. Bu kitâbdan elli sahîfe, 1972 de stanbulda arabî olarak neflr etdi imiz ( slâm âlimleri ve vehhâbîler) kitâb nda mevcûddur. Eyyûb Sabrî pâfla rahime-hullahü teâlâ diyor ki: (Vehhâbîlik, 1205 [m. 1791] y l nda Arabistân yar madas nda kanl, iflkenceli bir ihtilâl ile meydâna ç kd.) Vehhâbîli i ve mezhebsizli i kitâblar ile dünyâya yayma a u raflanlardan biri, M srl Muhammed Abduhdur. Bir mason olan ve Kâhire mason locas baflkan Cemâleddîn-i Efgânîye [2] hayrânl n aç kça yazan Abduh büyük islâm âlimi, ilerici fikr adam, k ymetli reformcu denilerek, gençli in önüne sürüldü. Ehl-i sünneti y kmak, islâmiyyeti bozguna u ratmak için pusuda duran islâm düflmanlar da, din adam k l - na girerek, yald zl kelimelerle müslimânl överek, sinsice bu fitneyi körüklediler. Abduh göklere ç kar ld. Ehl-i sünnetin büyük âlimlerine, mezheb imâmlar na câhil denildi. smleri söylenilmez oldu. Fekat, islâmiyyet için kanlar n döken, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem aflk na canlar n veren ecdâd m z n, flanl flerefli flehîdlerin temiz ve asîl evlâdlar, bu propagandalara ve milyonlarca lira verilerek yap lan reklâmlara aldanmad. Hattâ, bu fliflirme din kahramanlar n duymad ve tan mad. Cenâb- Hak, flehîd yavrular n, alçakça yap lan bu hücûmlardan korudu. Bugün de, Mevdûdî [3], Seyyid Kutb [4] ve Hamîdullah ve (Teblîg- cemâ atc )lar gibi mezhebsizlerin kitâblar terceme edilerek gençli in önüne sürülmekdedir. Dev gibi reklâmlarla balland ra balland ra medh edilen bu tercemelerde, islâm âlimlerinin bildirdiklerine uym yan sap k fikrlerin bulundu unu görüyoruz. Su uyur, düflman uyumaz. Allahü teâlâ, habîbi, çok sevdi i Peygamberi Muhammed aleyhisselâm hurmetine, müslimânlar, gaflet uykusundan uyand rs n. Düflmanlar n yalanlar na, iftirâlar na aldanmakdan muhâfaza buyursun! Âmîn. Yaln z düâ etmekle kendimizi aldatm yal m! Allahü teâlân n âdet-i ilâhiyyesine uymadan, sebeblere yap flmadan, çal flmadan düâ etmek, Allahü teâlâ- [1] Eyyûb Sabrî pâfla, 1308 [m. 1890] da vefât etdi. [2] Cemâlüddîn Efgânî, 1314 [m. 1897] de vefât etdi. [3] Mevdûdî, Hindistândaki (Cemâ at-ül-islâmiyye)nin müessisidir h [m. 1979] da vefât etdi. [4] Seyyid Kutb 1386 [m. 1966] da M srda idâm edildi. 43
44 dan mu cize istemek demekdir. Müslimânl kda, hem çal fl l r, hem de düâ edilir. Önce sebebe yap flmak, sonra düâ etmek lâz md r. Küfrden kurtulmak için birinci sebeb, islâmiyyeti ö renmek ve ö retmekdir. Zâten, Ehl-i sünnet i tikâd n ve farzlar, harâmlar ö renmek, kad n erkek, herkese farzd r. Birinci vazîfedir. Bugün, bunlar ö renmek, çok kolayd r. Çünki, do ru olan din kitâb yazmak ve neflr etmek serbestdir. Müslimânlara bu hürriyyeti veren devlete, her müslimân n yard m etmesi lâz md r. Ehl-i sünnet i tikâd n ve ilm-i hâlini ö renmiyen ve çocuklar - na ö retmiyenler, müslimânl kdan ayr lmak, küfr felâketine düflmek tehlükesindedir. Böyle kimselerin düâlar zâten kabûl olmaz ki, küfrden korunabilsinler. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu ki, ( lm bulunan yerde müslimânl k vard r. lm bulunm yan yerde müslimânl k kalmaz.) Ölmemek için, yimek, içmek lâz m oldu u gibi, kâfirlere aldanmamak, dinden ç kmamak için de, dînini, îmân n ö renmek lâz md r. Ecdâd m z, her zemân toplan rlar, ilmihâl kitâblar n okurlar, dinlerini ö renirlerdi. Ancak, böyle müslimân kald lar. slâmiyyetin zevk ni ald lar. Bu se âdet fl n bizlere, do ru olarak ulafld rabildiler. Bizim de müslimân kalmam z, yavrular m z içimizdeki ve d fl m zdaki kâfirlere kapd rmamam z için, birinci ve en lüzûmlu çâre, herfleyden önce Ehl-i sünnet âlimlerinin hâz rlad ilmihâl kitâblar n okumak ve ö renmekdir. Çocu unun müslimân olmas n istiyen anababa, çocu una Kur ân ö retmelidir. F rsat elde iken okuyal m, ö renelim ve çocuklar m za, sözümüzü dinliyenlere ö retelim! Mektebe gitdikden sonra ö renmeleri güç olur. Hattâ imkâns z olur. Felâket gelince, âh etmek fâide vermez. slâm düflmanlar n n, z nd klar n, tatl, yald zl kitâblar na, gazetelerine, mecmû a, televizyon ve radyolar na ve filmlerine aldanmamal d r. bni Âbidîn rahime-hullahü teâlâ, üçüncü cildde buyuruyor ki, (hiçbir dîne inanmad hâlde, müslimân görünüp, küfre sebeb olan fleyleri müslimânl km fl gibi anlatarak, müslimânlar dinden ç karma a çal flan sinsi kâfirlere (Z nd k) denir). Süâl: Mezhebsizlerin bozuk kitâblar ndan terceme edilmifl yaz - lar okuyan biri diyor ki, (Kur ân- kerîm tefsîrlerini okumal y z. Dînimizi, Kur ân- kerîmi anlamay, din âlimlerine b rakmak, tehlükeli ve korkunç bir düflüncedir. Kur ân- kerîmde (Ey din âlimleri) denmez. (Ey îmân edenler), (Ey insanlar) gibi hitâblar kullan l r. Bunun için, her müslimân, Kur ân- kerîmi kendisi anl yacak, baflkas ndan beklemiyecekdir). Bu kimse, herkesin tefsîr, hadîs okumas n istiyor. slâm âlimlerinin, Ehl-i sünnet büyüklerinin kelâm, f kh ve ilmihâl kitâblar n 44
45 okuma tavsiye etmiyor. Diyânet iflleri baflkanl n n yay nlad M srl Reflîd R zân n [1] 1394 [m. 1974] târîh ve 157 say l ( slâmda Birlik ve F kh Mezhebleri) kitâb da, okuyanlar büsbütün flafl rtd. Bu kitâb n birçok yerinde, meselâ alt nc konuflmas nda diyor ki: (Müctehid imâmlar n Peygamberler salevâtullahi teâlâ aleyhim ecma în kadar yükseltdiler. Hattâ, Peygamberin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem hadîsine uym yan bir müctehidin sözünü tercîh edip, hadîsi b rakd lar. Bu hadîsin nesh edilmifl olmas veyâ imâm - m z n nezdinde baflka bir hadîsin bulunmas muhtemeldir dediler. Bu taklîdciler, hükmde hatâ etmesi veyâ bilmemesi câiz olan kimselerin sözü ile amel edip de, hatâdan berî olan Peygamberin hadîsini terk etmekle, müctehidleri taklîdden de ayr lm fl oluyorlar. Kur ândan bile ayr lm fl oluyorlar. Müctehid imâmdan baflka kimse Kur ân anl yamaz diyorlar. F khc lar n ve di er taklîdcilerin bu gibi sözleri, yehûdîlerden ve h ristiyanlardan intikâl etdi ini gösteriyor. Hâlbuki Kur ân ve hadîsi anlamak, f khc lar n yazd kitâblar anlamakdan dahâ kolayd r. Arabca kelime ve üslûblar hazm edenler, Kur ân ve hadîsi anlamak için zorluk çekmezler. Allahü teâlân n kendi dînini aç kça anlatma a kâdir oldu unu kim inkâr eder? Resûlullah n Allah n murâd n herkesden iyi anlad n ve anlatma a baflkalar ndan dahâ muktedir oldu unu kim inkâr edebilir? Hz. Peygamberin aç klamalar ümmete kâfî de ildir demek, Onun teblîg vazîfesini tam olarak îfâ edemedi ini söyleme e var r. nsanlar n ço u, Kur ân- kerîmi ve sünneti anl yamasalard, cenâb- Hak, o kitâb ve sünnetdeki hükmler ile bütün insanlar mükellef k lmazd. nsan, inand fleyleri, delîlleri ile bilmelidir. Cenâb- Hak taklîdcili i takbîh etmifldir. Baba ve dedelerini taklîd etmelerinin ma zûr görülmiyece ini aç klam fld r. Âyetler gösteriyor ki, taklîd Allah kat nda aslâ makbûl de ildir. Dînin fürû k sm n delîllerinden anlamak, îmân k sm n anlamakdan dahâ kolayd r. Güç olan teklîf edince, güç olm yanla nas l mükellef k lmaz? Ba z nâdir hâdiselerin hükmünü ç karmak güç olur ise de, bunlar bilmemek ve yapmamak özr say l r. F khc lar, kendiliklerinden bir tak m mes eleler îcâd etdiler. Bunlar için hükmler ihdâs eylediler. Bunlara, re y, k yâs- celî, k yâs- hafî gibi fleyleri delîl getirme e kalk fld lar. Bunlar, akl yolu ile bilgi edinmek mümkin olmayan ibâdetler sâhas na da tafl r ld. Böylece dîni geniflleterek, birkaç kat na ç kard lar. Müslimânlar külfete sokdular. Ben k yâs inkâr etmiyorum. bâdet sâhas nda k yâs yokdur [1] Reflîd R zâ, Muhammed Abduhun talebesidir [m. 1935] de vefât etdi. 45
46 diyorum. Îmân ve ibâdetler, hazret-i Peygamber zemân nda temâmland. Kimse, bunlara birfley ilâve edemez. Müctehid imâmlar, insanlar taklîdden men etmifl, taklîdi harâm k lm fllard r.) diyor. Mezhebsiz Reflîd R zân n ( slâmda Birlik ve F kh Mezhebleri) kitâb ndan özetledi imiz yukar daki yaz lar, mezhebsizlerin bütün kitâblar gibi, müslimânlar n dört mezheb imâm n taklîd etmelerini men ediyor. Herkesin tefsîr ve hadîs ö renmesini emr ediyor. Buna ne dersiniz? Cevâb: Mezhebsizlerin yaz lar dikkat ile okunursa, sap k düflüncelerini ve bölücü görüfllerini, çürük mant k zincirleri ile ve yald zl kelimelerle süsliyerek müslimânlar aldatma a çal fld klar hemen görülür. Câhiller, bu yaz lar mant k, akl çerçevesinde, ilme dayan yor sanarak inan r, arkalar na tak l rlar ise de, ilm ve keskin görüfl sâhibleri, aslâ bunlar n tuzaklar na düflmez. Müslimânlar sonsuz felâkete sürükliyen mezhebsizlik tehlükesine karfl gençleri uyarmak için islâm âlimleri rahime-hümullahü teâlâ, ondört asrdan beri binlerce k ymetli kitâb yazm fllard r. Yukar daki süâle cevâb olmak üzere, Yûsüf Nebhânînin [1] (Huccet-ullahi alel-âlemîn) kitâb n n yediyüzyetmiflbirinci sahîfesinden bafll - yarak, bir mikdâr terceme etme i uygun gördük: Kur ân- kerîmden ahkâm ç karmak, herkesin yapabilece i fley de ildir. Müctehid imâmlar bile, Kur ân- kerîmdeki ahkâm n hepsini ç karam yacaklar için, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Kur ân- kerîmdeki ahkâm, hadîs-i flerîfleri ile aç klam fld r. Kur ân- kerîmi, ancak Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem aç klad gibi, hadîs-i flerîfleri de, yaln z Eshâb- kirâm ve müctehid imâmlar anl yabilmifller ve aç klam fllard r. Bunu anl yabilmeleri için, Allahü teâlâ, müctehid imâmlara aklî ve naklî ilmleri ve idrâk kuvveti ve keskin zihn ve ziyâde akl ve dahâ nice üstünlükler ihsân eylemifldir. Bu üstünlüklerin bafl nda, takvâ gelmekdedir. Bundan sonra, kalblerindeki nûr-u ilâhî gelmekdedir. Müctehid imâmlar m z, bu üstünlükler yard m ile, Allahü teâlân n ve Resûlullah n kelâmlar ndan onlar n murâdlar - n anlam fllar, anl yamad klar n (K yâs) ile bildirmifllerdir. Dört mezheb imâm n n herbiri, kendi re yi ile konuflmad n bildirmifl ve talebelerine (sahîh hadîse rastlarsan z, benim sözümü b rak n. Resûlullah n hadîsine uyun!) demifldir. Mezheb imâmlar m z, bu sözü, kendileri gibi müctehid olan derin âlimlere söylemifllerdir. Bu âlimler, dört mezhebin delîllerini bilen, tercîh ehli olanlard r. [1] Yûsüf Nebhânî, 1350 [m. 1932] de Beyrûtda vefât etdi. 46
47 Müctehid olan bu âlimler, mezheb imâm n n ictihâd n n delîli ile yeni ö renilen sahîh hadîsin senedlerini, râvîlerini ve hangisinin sonra vârid oldu unu ve dahâ birçok flartlar inceliyerek hangisinin tercîh edilece ini anlarlar. Yâhud müctehid imâm, bir mes eleye delîl olacak hadîs-i flerîf kendisine ulaflmad için, k yâs yaparak hükm eylemifldir. Talebeleri bu mes eleye sened olacak hadîs-i flerîfi ö renerek, baflka dürlü hükm vermifllerdir. Fekat talebeleri böyle ictihâd yaparken, mezheb imâm n n kâidelerinden d flar ç kmazlar. Dahâ sonra gelen müctehid müftîler de, böyle fetvâ vermifllerdir. Bütün bu yaz lanlardan anlafl l yor ki, dört mezheb imâmlar n ve bunlar n mezheblerinde yetiflmifl olan müctehidleri taklîd eden müslimânlar, Allahü teâlân n ve Resûlünün hükmlerine tâbi olmakdad rlar. Bu müctehidler, Kur ân- kerîmden ve hadîs-i flerîflerden baflkalar n n anl yam yaca hükmleri anlam fllar, anlad klar n bildirmifllerdir. Müslimânlar da, onlar n kitâb ve sünnetden anlay p bildirdiklerini taklîd etmifllerdir. Çünki, Nahl sûresinin k rküçüncü âyet-i kerîmesinde meâlen, (Bilmiyor iseniz, bilenlerden sorunuz!) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, herkesin Kitâb ve Sünneti do ru anl yam yaca n, anl yam yanlar n da bulunaca n göstermekdedir. Anl yam yanlar n, Kur ân- kerîmden ve hadîs-i flerîflerden anlama a çal flmalar n de il, anlam fl olanlardan sorup ö renmelerini emr etmekdedir. Kur ân- kerîmin ve hadîs-i flerîflerin ma nâlar n herkes do ru anl yabilseydi yetmifliki sap k f rka meydâna ç kmazd. Bu f rkalar ç karanlar n hepsi de derin âlim idi. Fekat hiçbiri, Nasslar n, ya nî, Kur ân- kerîmin ve hadîs-i flerîflerin ma nâlar n do ru anl yamad. Yanl fl anl yarak, do ru yoldan ayr ld lar. Milyonlarca müslimân n felâkete sürüklenmelerine de sebeb oldular. Nasslardan yanl fl ma nâlar ç karmakda, ba z lar o kadar taflk nl k yapd - lar ki, do ru yoldaki müslimânlara kâfir, müflrik diyecek kadar sap td lar. Türkçeye terceme ederek, el alt ndan yurdumuza sokulan (Keflf-üfl-flübühât) ismindeki vehhâbî kitâb nda, Ehl-i sünnet i tikâd nda olan müslimânlar öldürmek ve mallar n ya ma etmek mubâhd r denilmekdedir. Allahü teâlâ, mezheb imâmlar n n ictihâd etmelerini ve mezheblerini kurmalar n ve bütün müslimânlar n bu mezhebler üzerinde toplanmalar n, yaln z sevgili Peygamberinin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem ümmetine ihsân etmifldir. Cenâb- Hak, bir yandan i tikâd imâmlar n yaratarak, sap klar n, z nd klar n, mülhidlerin ve insan fleytânlar n n i tikâd ve îmân bilgilerini bozmalar na mâni oldu u gibi, mezheb imâmlar n da yaratarak, dînini bozulmakdan korumufldur. H ristiyanl kda ve yehûdîlikde bu 47
48 ni met olmad için, dinleri bozulmufl, oyuncak hâline gelmifldir. Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem vefât ndan dörtyüz sene sonra, ictihâd edebilecek derin âlim kalmad n islâm âlimleri sözbirli i ile bildirdiler. fiimdi, ictihâd etmeli diyen kimsenin akl hastas veyâ din câhili oldu u anlafl l r. Büyük âlim Celâleddîn-i Süyûtî rahime-hullahü teâlâ [1], ictihâd derecesine yükselmifl oldu unu söylemifldi. Zemân ndaki âlimler kendisine bir süâl sorup, buna iki çeflid cevâb verilmifl oldu unu, bunlardan hangisinin dahâ sa lam oldu unu bildirmesini söylediler. Cevâb veremedi. flinin çok oldu undan, buna vakt ay ram yaca n bildirdi. Hâlbuki kendisinden istenilen fley, fetvâda ictihâd yapmas idi. Bu ise, ictihâd derecelerinin en afla s d r. mâm- Süyûtî gibi derin bir âlim, fetvâda ictihâddan kaç n nca, müslimânlar mutlak ictihâd yapma a sürükliyenlere deli veyâ din câhili denilmez de, ne denir? mâm- Gazâlî rahime-hullahü teâlâ [2], kendi zemân nda müctehid bulunmad n, ( hyâ-ül-ulûm) kitâb nda bildirmifldir. Müctehid olm yan bir müslimân, bir sahîh hadîs ö renip, mezhebi imâm n n buna uym yan hükmünü yapmak kendine a r gelirse, bu müslimân n, dört mezheb aras nda, bu hadîse uygun ictihâd etmifl olan müctehidi aray p bulmas ve bu iflini onun mezhebine göre yapmas lâz md r. Büyük âlim mâm- Nevevî rahimehullahü teâlâ [3] (Ravdat-üt-tâlibîn) kitâb nda bunu uzun aç klamakdad r. Çünki, ictihâd derecesine yükselmemifl olanlar n Kitâbdan ve Sünnetden ahkâm ç karmalar câiz de ildir. fiimdi, ba z câhiller, kendilerinin mutlak ictihâd derecesine yükseldiklerini, Nasslardan, ya nî Kitâbdan ve Sünnetden ahkâm ç karabileceklerini ve dört mezhebden birini taklîd etme e ihtiyâclar kalmad - n söyliyorlar. Senelerden beri taklîd etmifl olduklar mezhebi terk ediyorlar. Bozuk düflünceleri ile mezhebleri çürütme e kalk fl - yorlar. Bizim gibi olan din adamlar n n re ylerine uyamay z gibi câhilce, ahmakca fleyler söyliyorlar. fieytân n vesvesesi ve nefslerinin tahrîki ile üstünlük iddi â ediyorlar. Böyle sözleri ile, üstünlüklerini de il, ahmakl klar n ve alçakl klar n ortaya koymufl olduklar n anl yam yorlar. Bunlar aras nda, herkes tefsîr okumal, tefsîrden ve Buhârîden ahkâm ç karmal d r diyen ve yazan câhilleri ve sap klar da görmekdeyiz. Sak n müslimân kardeflim! Böyle ahmaklar ile arkadafll k etmekden, bunlar din adam sanmakdan [1] Süyûtî Abdürrahmân, 911 [m. 1505] de M srda vefât etdi. [2] mâm- Muhammed Gazâlî, 505 [m. 1111] de Tûs flehrinde vefât etdi. [3] Yahyâ Nevevî, 676 [m. 1277] de fiâmda vefât etdi. 48
49 ve uydurma kitâblar n okumakdan çok sak n! mâm n n mezhebine s ms k sar l! Dört mezhebden diledi ini ve be endi ini seçebilirsin. Fekat, mezheblerin kolayl klar n arafld rmak, ya nî mezhebleri (Telfîk) etmek câiz de ildir. [(Telfîk) demek, mezheblerin kolayl klar n topl yarak yap lan bir iflin bu mezheblerden hiçbirine uymamas demekdir. Bir ifli yaparken dört mezhebden birine uydukdan sonra, ya nî bu ifl, bu mezhebe göre sahîh oldukdan sonra, ayr ca di er üç mezhebde de sahîh ve makbûl olmas için gerekli fleylere de, mümkin oldu u kadar uyulursa, buna (Takvâ) denir ki, çok sevâb olur.] Hadîs-i flerîfleri okuyup iyi anl yabilen bir müslimân n, önce kendi mezhebinin delîlleri olan hadîsleri ö renmesi, sonra bu hadîslerin medh etdi i iflleri yap p, yasak etdi i ifllerden sak nmas, dîn-i islâm n büyüklü ünü, k ymetini ve Allahü teâlân n ve Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem ismlerinin ve s fatlar n n kemâlât n ve Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem hayât n ve fazîletlerini ve mu cizelerini ve dünyân n, âhiretin, Cennetin ve Cehennemin hâllerini ve melekleri, cinleri ve geçmifl ümmetleri ve Peygamberleri ve kitâblar n ve Kur ân- kerîmin ve Resûlullah n üstünlüklerini ve Onun Âlinin ve Eshâb n n r dvânullahi teâlâ aleyhim ecma în hâllerini ve k yâmet alâmetlerini ve dahâ nice dünyâ ve âhiret bilgilerini ö renmesi lâz md r. Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem hadîs-i flerîflerinde dünyâ ve âhiretin bütün bilgileri toplanm fld r. Bu yazd klar m z anlafl l nca, müctehidlerin hadîs-i flerîflerden ç kard klar din hükmlerinin fâidesi olmaz diyen kimsenin ne kadar câhil oldu u ortaya ç kar. Hadîs-i flerîflerin bildirdikleri say s z ilmler aras nda, ibâdetleri ve mu âmelât bildiren hadîs-i flerîfler pek az kalmakdad r. Ba z âlimlere göre beflyüz kadard r. [Tekrâr edilmifl olanlar da kat l rsa, üçbini geçmez.] Bu kadar az hadîs-i flerîf aras ndan sahîh bir hadîsi, dört mezheb imâm ndan hiçbirinin iflitmemifl olmas düflünülemez. Sahîh hadîsleri dört mezheb imâm ndan en az birisi delîl olarak alm fld r. Kendi mezhebindeki bir iflin, sahîh olan bir hadîs-i flerîfe uygun olmad n gören bir müslimân n, bu hadîs-i flerîfe göre ictihâd etmifl olan baflka bir mezhebe uyarak bu ifli yapmas lâz md r. Kendi mezhebinin imâm da belki bu hadîs-i flerîfi iflitmifl, fekat dahâ sahîh oldu unu anlad veyâ dahâ sonra olup birincisini nesh eden baflka bir hadîs-i flerîfe uyarak veyâ müctehidlerin bilece i baflka sebeblerden dolay, bu hadîsi delîl olarak almam fld r. Bir hadîsin sahîh oldu unu anl yan bir müslimân n, mezhebinin bu hadîs-i flerîfe uym yan hükmünü b rak p, bu hadîse uymas güzel olur ise de, bu kimse için, bu hadîsden hükm ç karm fl olan baflka mezhebi taklîd etme- 49 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-4
50 si lâz md r. Çünki, o mezhebin imâm, ahkâm n delîllerinden onun bilmediklerini bilerek, o hadîs ile amel etme e mâni birfley bulunmad n anlam fld r. Bununla berâber, bu ifli kendi mezhebine uyarak yapmas da câizdir. Çünki mezhebinin imâm n n öyle ictihâd etmesi, muhakkak sa lam bir delîle dayanm fld r. Mukallidin bu delîli bilmemesini islâmiyyet özr saymakdad r. Çünki, dört mezheb imâmlar n n hiçbiri, ictihâd ederken,kitâbdan ve Sünnetden ayr lmam fllard r. Bunlar n mezhebleri, Kitâb n ve Sünnetin aç klamalar d r. Kitâb n ve Sünnetin ma nâlar n ve hükmlerini müslimânlara aç klam fllard r. Onlar n anl yabilecekleri fleklde anlatm fllar, kitâblara geçirmifllerdir. Mezheb imâmlar n n rahimehümullahü teâlâ bu iflleri, islâm dînine o kadar mu azzam bir hizmetdir ki, Allahü teâlâ kendilerine yard m etmeseydi, bunu yapma a insan gücü yetiflemezdi. Bu mezhebler, Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem hak Peygamber oldu unu ve islâm dîninin sahîh oldu unu bildiren en kuvvetli vesîkalardan biridir. Din imâmlar m z n ictihâdlar nda birbirlerinden ayr lmalar, yaln z fürû -i din, ya nî f kh mes elelerindedir. Usûl-i dinde, ya nî i tikâd ve îmân bilgilerinde hiç ayr l klar yokdur. Dinde zarûrî bilinen ve delîlleri tevâtür ile bildirilmifl hadîs-i flerîflerden al nan fürû bilgilerinde de, ayr l klar yokdur. Fürû-i din bilgilerinin ba z - s nda ayr lm fllard r. Bunlar n, delîllerinin kuvvetlerini anlamadaki ayr l klar, buna sebeb olmufldur. Bu ufak ayr l klar da, bu ümmete rahmetdir. Müslimânlar n, diledikleri, kolaylar na gelen mezhebe uymalar câizdir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem bu ayr l müjde olarak bildirmifl ve bildirdi i gibi olmufldur. Kur ân- kerîmde ve hadîs-i flerîflerde aç kca bildirilmifl olan i tikâd bilgilerinde, ya nî inan lacak fleylerde ve f kh bilgilerinde ictihâd etmek câiz de ildir. Dalâlete, sap kl a yol açar. Büyük günâh olur. tikâd bilgilerinde do ru olan tek yol vard r. Bu da, (Ehl-i sünnet vel-cemâ at) mezhebidir. Hadîs-i flerîfde, rahmet oldu u bildirilen ayr l k, fürû da, ya nî ahkâmda olan ayr l kd r. Dört mezhebin ameldeki hükmlerinin ayr ld klar bir mes elede, içlerinden yaln z birinin hükmü do rudur. Bu do ru hükmü taklîd edenlere iki sevâb, do ru olm yan hükmleri taklîd edenlere bir sevâb vard r. Mezheblerin rahmet olmas, bir mezhebi b rak p baflka mezhebin ameldeki hükmünü taklîd etmenin câiz olaca n göstermekdedir. Fekat, dört mezhebden baflka, Ehl-i sünnetden olan mezhebleri ve hattâ Eshâb- kirâm taklîd etmek câiz de ildir. Çünki, onlar n mezhebleri kitâblara geçmemifl, unutulmufldur. Bilinen dört mezhebden baflkas n taklîd etmek imkân kalmam fld r. Eshâb- kirâm taklîd etmek câiz olmad n islâm âlimlerinin 50
51 sözbirli i ile bildirdiklerini, mâm- Ebû Bekr-i Râzî rahime-hullahü teâlâ [1] da, haber vermekdedir. Mezheblerin ve müctehidlerin ve bilhâssa dört mezheb imâm n n üstünlüklerini ve mezheblerinin Kitâbdan ve Sünnetden d flar ç kmad klar n ve icmâ ile, k yâs ile bildirdikleri hükmlerin kendi re yleri olmay p, Kitâbdan ve Sünnetden al nm fl olduklar n iyi anlamak istiyenlere, mâm- Abdülvehhâb- fia rânînin rahime-hullahü teâlâ (Mîzân-ül-kübrâ) ve (Mîzân-ül-h driyye) kitâblar n okumalar n tavsiye ederiz. (Huccetullahi alel âlemîn) kitâb ndan terceme burada temâm oldu. Yukar daki yaz lar n hepsi, arabî asl ndan terceme edilmifldir. Bütün yay nlar m zda oldu u gibi, burada da, baflka kitâblardan ald m z ilâveler köfleli parantez içine al nm fl, böylece ilâvelerimizin kitâb n yaz lar ile kar fld r lmamas sa lanm fld r. (Huccetullahi alel âlemîn) kitâb ndan yukar daki yaz lar n arabî asl, 1394 [m. 1974] senesinde, ofset yolu ile stanbulda basd r lm fld r. (Kur ân- kerîmde din âlimleri denmez) sözü do ru de ildir. Çeflidli âyet-i kerîmeler, âlimleri ve ilmi övmekdedir. Abdülganî Nablüsî hazretleri (Hadîka) kitâb nda buyuruyor ki: Enbiyâ sûresi, yedinci âyet-i kerîmesinde meâlen, (Bilmediklerinizi, zikr sâhiblerinden sorunuz!) buyuruldu. Zikr, ilm demekdir. Bu âyet-i kerîme, bilmiyenlerin, âlimleri bulup onlardan sorup, ö renmelerini emr etmekdedir. Âl-i mrân sûresinin yedinci âyetinde meâlen, (Müteflâbih âyetlerin ma nâlar n ancak ilm sâhibleri anlar) ve onsekizinci âyetinde meâlen, (Allahü teâlân n var ve bir oldu unu, ilm sâhibleri anlar ve bildirirler) ve Kasas sûresinin seksenbirinci âyetinde meâlen, ( lm sâhibleri, onlara, size yaz klar olsun! Îmân edip, amel-i sâlih iflliyenlere Allahü teâlân n verece i sevâblar, dünyâ ni metlerinden dahâ iyidir dediler) ve Rum sûresinin ellialt nc âyetinde meâlen, ( lm ve îmân sâhibleri, dünyâda iken inkâr etdi iniz k yâmet günü, iflte bu gündür diyeceklerdir) ve srâ sûresinin yüzsekizinci âyetinde meâlen, ( lm sâhibleri, Kur ân- kerîmi iflitince secde ederler ve sâhibimizde hiçbir kusûr yokdur. O, verdi i sözden dönmez derler) ve Hac sûresi 54. cü âyetinde meâlen, ( lm sâhibleri, Kur ân- kerîmin Allah kelâm oldu unu anlar) ve Ankebût sûresinin ellinci âyetinde meâlen, (Kur ân- kerîm, ilm sâhiblerinin kalblerinde yerleflmifldir) ve Sebe sûresinin alt nc âyetinde meâlen, ( lm sâhibleri, Kur ân- kerîmin Allah kelâm oldu unu ve Allahü teâlân n r zâs na kavufldurdu unu bilirler) ve Mücâdele sûresinin onbirinci âyetinde meâlen, ( lm sâhiblerine Cennetde yüksek dereceler verilecekdir) ve Fât r [1] Ebû Bekr Ahmed Râzî, 370 [m. 980] de vefât etdi. 51
52 sûresinin yirmiyedinci âyetinde meâlen, (Allahü teâlâdan ancak ilm sâhibleri korkar) ve Hucurât sûresinin ondördüncü âyetinde meâlen, (En k ymetliniz, Allahü teâlâdan çok korkan n zd r) buyurulmufldur. (Hadîka)n n üçyüzaltm flbeflinci sahîfesindeki hadîs-i flerîflerde, (Allahü teâlâ ve melekler ve her canl, insanlara iyilik ö retene düâ ederler) ve (K yâmet günü önce Peygamberler, sonra âlimler, sonra flehîdler, flefâ at edeceklerdir) ve (Ey insânlar, biliniz ki, ilm âlimden ifliterek ö renilir), ( lm ö reniniz! lm ö renmek ibâdetdir. lm ö retene ve ö renene cihâd sevâb vard r. lm ö retmek, sadaka vermek gibidir. Âlimden ilm ö renmek, teheccüd nemâz k lmak gibidir) buyuruldu. (Hülâsa) fetvâ kitâb n n sâhibi Tâhir Buhârî rahime-hullahü teâlâ [1] diyor ki: (F kh kitâb okumak, geceleri nemâz k lmakdan dahâ sevâbd r). Çünki, farzlar, harâmlar, [âlimlerden veyâ yazm fl olduklar ] kitâblardan ö renmek farzd r. Kendisi yapmak ve baflkalar na ö retmek için f kh kitâblar okumak, tesbîh nemâz k lmakdan dahâ sevâbd r. Hadîs-i flerîflerde, ( lm ö renmek, bütün nâfile ibâdetlerden dahâ sevâbd r. Çünki, kendine de, ö retece i kimselere de fâidesi vard r) ve (Baflkalar na ö retmek için ö renen kimseye, S ddîklar sevâb verilir) buyuruldu. slâm bilgileri, ancak üstâddan ve kitâbdan ö renilir. slâm kitâblar na ve rehbere lüzûm yokdur diyenler, yalanc d r, z nd kd r. Müslimânlar aldatmakda, felâkete sürüklemekdedir. Din kitâblar ndaki bilgiler,kur ân- kerîmden ve hadîs-i flerîflerden ç kar lm fld r. (Hadîka)dan [2] terceme, temâm oldu. Allahü teâlâ, Resûlünü, Kur ân- kerîmi teblîg etmek, ö retmek için gönderdi. Eshâb- kirâm, Kur ân- kerîmdeki bilgileri Resûlullahdan ö rendiler. Din âlimleri de, Eshâb- kirâmdan ö rendiler. Bütün müslimânlar da, din âlimlerinden ve bunlar n kitâblar ndan ö rendiler. Hadîs-i flerîflerde ( lm hazînedir. Anahtar, sorup ö renmekdir) ve ( lm ö reniniz ve ö retiniz!) ve (Herfleyin kayna vard r. Takvân n kayna, âriflerin kalbleridir) ve ( lm ö retmek günâhlara keffâretdir) buyuruldu. mâm- Rabbânî rahmetullahi aleyh (Mektûbât) ad ndaki kitâb n n birinci cildi, yüzdoksanüçüncü [193] mektûbunda buyuruyor ki: (Mükellef) olan, ya nî âk l ve bâlig olan kimsenin, önce, îmân - n, i tikâd n düzeltmesi lâz md r. Ya nî Ehl-i sünnet âlimlerinin [1] Tâhir Buhârî, 542 [m. 1147] de vefât etdi. [2] Hadîkan n müellifi Abdülganî Nablüsî, 1143 [m. 1731] de vefât etdi. 52
53 yazd klar akâid bilgilerini ö renmek ve bunlara uygun olarak inanmakd r. Allahü teâlâ, o büyük âlimlerin çal flmalar na bol bol sevâb versin! Âmîn. K yâmetde Cehennem azâb ndan kurtulmak, onlar n bildirdiklerine inanma a ba l d r. Cehennemden kurtulacak olanlar, yaln z bunlar n yolunda gidenlerdir. [Onlar n yolundan gidenlere (Sünnî) denir.] Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem ve Eshâb n n r dvânullahi aleyhim ecma în yolunda gidenler, yaln z bunlard r. Kitâbdan, ya nî Kur ân- kerîmden ve Sünnetden, ya nî hadîs-i flerîflerden ç kar lan bilgiler içinde k ymetli, do ru olan, yaln z bu büyük âlimlerin, Kitâbdan ve Sünnetden anlay p bildirdikleri bilgilerdir. Çünki, her bid at sâhibi, ya nî her reformcu ve her (sap k) ve mezhebsiz kimse, bozuk düflüncelerini, k sa akl ile, Kitâbdan ve Sünnetden ç kard n söylüyor. Ehl-i sünnet âlimlerini gölgeleme e, küçültme e kalk fl yor. Demek ki, Kitâbdan ve Sünnetden ç kar ld bildirilen her sözü, her yaz y do ru sanmamal, yald zl propagandalar na aldanmamal d r. Ehl-i sünnet vel-cemâ at âlimlerinin bildirdi i do ru i tikâd aç klamak için, büyük âlim Türpüfltî hazretlerinin fârisî (El-mu temed) kitâb çok k ymetlidir ve aç k yaz lm fld r. Kolayca anlafl labilir. [(Hakîkat Kitâbevi), 1410 [m. 1989] da basd rm fld r. Fadlullah bin Hasen Türpüfltî, Hanefî f kh âlimlerindendir. Alt yüzaltm flbir 661 [m. 1263] senesinde vefât etdi.] Akâidi, ya nî inan lacak bilgileri düzeltdikden sonra, (Halâl), (Harâm), (Farz), (Vâcib), (Sünnet), (Mendûb) ve (Mekrûh) olan fleyleri, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazd klar f kh kitâblar ndan ö renmek ve bunlara uymak lâz md r. Bu âlimlerin üstünlüklerini anl yamam fl olan câhillerin ç kard klar sap k kitâblar okumamal d r. Allah korusun! tikâd edilecek fleylerde Ehl-i sünnet mezhebine uym yan inan fl olan müslimânlar, âhiretde Cehenneme girmekden kurtulamaz. Îmân do ru olan n ibâdetinde gevfleklik olursa, tevbe etmese bile, afv edilebilir. Afv edilmese bile, azâb çekdikden sonra, Cehennemden kurtulur. flin bafl, i tikâd düzeltmekdir. Hâce Ubeydullah-i Ahrâr kaddesallahü teâlâ sirrehul azîz [1] buyurdu ki: (Bütün keflfleri, kerâmetleri bana verseler, fekat, Ehl-i sünnet velcemâ at i tikâd n vermeseler, kendimi harâb bilirim. Keflf ve kerâmetim olmasa ve kabâhatim çok olsa, fekat Ehl-i sünnet vel cemâ at i tikâd n ihsân eyleseler, hiç üzülmem). Bugün, Hindistânda müslimânlar kimsesiz kald. Din düflman- [1] Ubeydüllâh-i Ahrâr, 895 [m. 1490] de Semerkandda vefât etdi. 53
54 lar her tarafdan sald r yor. Bugün, islâma hizmet için bir lira vermek, baflka zemân verilen binlerce liradan dahâ çok sevâbd r. slâma yap lacak en büyük hizmet, Ehl-i sünnet kitâblar n, îmân ve islâm kitâblar n al p, köylere, gençlere da tmakla olur. Hangi tâli li, bahtiyâr kimseye bu hizmeti nasîb ederlerse, çok sevinsin. Çok flükr etsin. slâma hizmet etmek her zemân sevâbd r. Fekat, slâm n za îf oldu u, yalanlarla, iftirâlarla, müslimânl k yok edilme e çal fl ld bu zemânda, Ehl-i sünnet i tikâd n yayma a çal flmak, katkat dahâ çok sevâbd r. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, Eshâb- kirâm na karfl buyurdu ki, (Siz öyle bir zemânda geldiniz ki, Allahü teâlân n emrlerinden ve yasaklar ndan onda dokuzuna uyup, onda birine uymazsan z, helâk olursunuz. Azâb görürsünüz! Sizden sonra, öyle bir zemân gelecek ki, o zemân, emrlerin ve yasaklar n yaln z onda birine uyan kurtulacakd r). [(Miflkât-ül-mesâbih) C cu sahîfede ve Tirmizî, Kitâb-ül-fiten 79. cu s rada mevcûddur.] Bu hadîs-i flerîfde bildirilen zemân, iflte bu zemând r. Kâfirlerle cihâd etmek, müslimânlara sald ranlar tan mak, onlar sevmemek lâz md r. [Güç kullanarak yap lan cihâd hükûmet yapar. Devletin ordusu yapar. Müslimânlar n böyle cihâd yapmas, asker olarak, hükûmetin verdi i vazîfeyi yapmakla olur. Cihâd- kavlînin cihâd- katlîden, ya nî söz ve yaz ile olan cihâd n, kuvvet kullanarak yap lan cihâddan dahâ fâideli oldu u, altm flbeflinci mektûbda da yaz l d r.] Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblar n, sözlerini yaymak için, kerâmet sâhibi olmak, âlim olmak flart de ildir. Her müslimân n bunu yapmak için u raflmas lâz md r. F rsat kaç rmamal d r. K yâmetde her müslimâna, bunu soracaklar, islâma niçin hizmet etmedin diyeceklerdir. lmihâl kitâblar n yaymak için u raflm yanlara, din bilgilerini yayan kurumlara, kimselere yard m etmiyenlere, çok azâb yap lacakd r. Özr, behâne, kabûl edilmiyecekdir. Peygamberler aleyhimüsselâm, insanlar n en üstünleri, en k ymetlileri iken, hiç râhat oturmad. Allahü teâlân n dînini, se âdet-i ebediyye yolunu yaymak için, gece gündüz u rafld lar. Mu cize istiyenlere de, (Mu cizeyi Allahü teâlâ yarat r. Benim vazîfem, Allahü teâlân n dînini bildirmekdir) buyururlard. Bu yolda çal fl rlarken, Allahü teâlâ da, bunlara yard m eder, mu cize yarat rd. Bizim de, Ehl-i sünnet âlimlerinin rahime-hümullahü teâlâ kitâblar n, sözlerini yaymam z ve kâfirlerin, düflmanlar n, müslimânlara iftirâ ve eziyyet edenlerin, kötü, alçak, yalanc olduklar n, gençlere, dostlara bildirmemiz lâz md r. [Bunlar bildirmek, gîbet olmaz. Emr-i ma rûf olur.] Bu yolda mal ile, kuvveti ile, mesle i ile çal flm yanlar, azâbdan kurtulam yacaklard r. Bu yolda çal fl rken, s k nt, iflkence çekme i büyük se âdet, 54
55 büyük kazanç bilmelidir. Peygamberler aleyhimüssalevât, Allahü teâlân n emrlerini bildirirken, câhillerin, soysuzlar n hücûmlar - na u rard. Çok s k nt çekerlerdi. O büyüklerin en üstünü, seçilmifli, Allahü teâlân n sevgilisi olan Muhammed aleyhisselâm, (Benim çekdi im eziyyet gibi, hiçbir Peygamber eziyyet görmedi) buyurdu. (Mektûbât)dan terceme temâm oldu. [Her müslimân n, Ehl-i sünnet i tikâd n ö renmesi ve sözü geçenlere ö retmesi lâz md r. Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerini bildiren kitâblar ve gazeteleri bulup, almal, bunlar, gençlere tan d klara göndermeli. Okumalar için çal flmal d r. slâm düflmanlar n n iç yüzlerini aç kl yan kitâblar da yaymal d r]. Yer yüzünde bulunan bütün müslimânlara do ru yolu gösteren ve Muhammed aleyhisselâm n dînini, de iflmeden, bozulmadan ö renmemize rehber olan (Ehl-i sünnet âlimleri), dört mezhebin ictihâd derecesine yükselmifl olan âlimleridir. Bunlar n en büyükleri, dört büyük zât olup, birincileri, mâm- a zam Ebû Hanîfe Nu mân bin Sâbitdir rahime-hullahü teâlâ. slâm âlimlerinin en büyüklerindendir. Ehl-i sünnetin reîsidir. Hâl tercemesi (Se âdet-i Ebediyye) ve (Fâideli Bilgiler) kitâblar nda uzun yaz l d r. Hicretin seksen [80] senesinde Kûfede tevellüd, 150 [m. 767] senesinde Ba dâdda flehîd edildi. kincisi, mâm- Mâlik bin Enes rahime-hullahü teâlâ, çok büyük âlimdir. Hicretin doksan [90] senesinde Medînede tevellüd, 179 [m. 795] de orada vefât etdi i, seksendokuz sene yaflad bni Âbidînde yaz l d r. Dedesi, Mâlik bin Ebî Âmirdir. Üçüncüsü, mâm- Muhammed bin drîs fiâfi î rahime-hullahü teâlâ olup, islâm âlimlerinin gözbebe idir. Yüzelli [150] senesinde, Filistinde, Gazzede tevellüd, ikiyüzdört 204 [m. 820] de M srda vefât etdi. Dördüncüsü, mâm- Ahmed bin Hanbel rahime-hullahü teâlâ olup, yüzaltm fldört [164] senesinde Ba dâdda tevellüd, 241 [m. 855] de orada vefât etdi. slâm binâs n n temel dire idir rahmetullahi aleyhim ecma în. Bugün, bu dört imâmdan birine uym yan bir kimse, büyük tehlükededir. Do ru yoldan sapm fld r. Bunlardan baflka Ehl-i sünnet âlimleri çok vard. Onlar n da do ru mezhebleri vard. Fekat, zemânla, mezhebleri unutuldu. Kitâblara geçirilemedi. Meselâ (Fükahâ-i seb a) denilen, Medînedeki yedi büyük âlim ve Ömer bin Abdül azîz, Süfyân bin Uyeyne [1], shak bin Râheveyh, Dâvüd-i [1] Süfyân bin Uyeyne, 198 [m. 813] de Mekkede vefât etdi. 55
56 Tâî, Âmir bin fierâhil-i fia bî, Leys bin Sa d, A mefl, Muhammed bin Cerîr Taberî, Süfyân- Sevrî [1] ve Abdürrahmân Evzâî rahimehümullahü teâlâ bunlardand r. Eshâb- kirâm n hepsi rad yallahü teâlâ anhüm ecma în, hak üzere, hidâyet y ld zlar idi. Herhangi birisi, bütün dünyây do ru yola getirme e kâfî idi. Müctehid idiler. Hepsi kendi mezhebinde idi. Ço unun mezhebleri birbirlerine benzerdi. Fekat, mezhebleri toplanmam fl, kitâblara yaz lmam fl oldu undan, onlara uymam z mümkin de ildir. Dört imâm n mezheblerini, ya nî inan lacak ve yap lacak fleylerde bildirdiklerini, kendileri ve talebeleri toplad, aç klad. Kitâblara yaz ld. Bugün, her müslimân n, ad geçen dört imâmdan birinin mezhebinde bulunmas, bu mezhebe göre yaflamas ve ibâdet etmesi lâz md r. [Bu dört mezhebden birine uymak istemiyen kimse, (Ehl-i sünnet) de ildir. Bafllang ç k sm nda ikinci sahîfeye bak n z!] Bu dört imâm n talebelerinden ikisi, îmân bilgilerini yaymakda çok yükseldi. Böylece, i tikâdda, îmânda mezheb iki oldu. Kur ân- kerîme ve hadîs-i flerîflere uygun do ru îmân, yaln z bu ikisinin bildirdi i îmând r. F rka-i nâciyye olan Ehl-i sünnetin îmân bilgilerini yer yüzüne yayan, bu ikisidir. Birisi Ebül-Hasen Efl arî rahime-hullahü teâlâ olup, hicretin [266] senesinde Basrada tevellüd, üçyüzotuz [m. 941] da Ba dâdda vefât etdi. kincisi, Ebû Mensûr-i Mâtürîdî rahime-hullahü teâlâ olup, 333 [m. 944] senesinde Semerkandda vefât etdi. Her müslimân n i tikâdda, bu iki büyük imâmdan birine uymas lâz md r. Evliyân n tarîkleri hakd r. slâmiyyetden k l kadar ayr l klar yokdur. [Dîni, dünyâ kazançlar na vesîle eden, mal, mevk elde etmek için velî, mürflid ve din adam olarak ortaya ç kan yalanc lar, sap klar her asrda vard. Bugün de, her meslekde, her san atda ve her vazîfede kötü kimseler de bulunmakdad r. Kazançlar n, zevklerini baflkalar n n zararlar nda ar yanlar görerek, bunlar n kar flm fl olduklar vazîfelilerin ve mesleklerin hepsini lekelemek, haks zl k ve câhillik olur. Bozgunculara yard m etmek olur. Bunun için, sap k din adamlar n, câhil ve sahte tarîkatc lar görerek, islâm âlimlerine, tesavvuf ehline ve hizmetleri târîhde flerefli sahîfeler doldurmufl olan büyük zâtlara dil uzatmamal d r. Onlara dil uzatanlar n haks z olduklar n anlamal d r.] Evliyân n, kerâmetleri vard r. Hepsi hakd r, do rudur. mâm- Yâfi î [2] buyurdu ki, (Gavsüs-sekaleyn mevlânâ Abdülkâdir-i Geylânînin kaddesallahü te- [1] Süfyân- Sevrî, 161 [m. 778] de Basrada vefât etdi. [2] Abdüllah Yâfi î, 768 [m. 1367] de Mekkede vefât etdi. 56
57 âlâ sirrehül azîz [1] kerâmetleri, a zdan a za o kadar yay lm fld r ki, flübhe etmek, inanmamak olamaz. Çünki heryerde yay lmak, ya nî [Tevâtür], sened yerine geçmekdedir). Nemâz k lan bir kimsenin, küfr olan bir fleyi, aç k olarak ve zarûretsiz söyleyerek veyâ kullanarak, kâfir oldu u anlafl lmad kça, baflkalar na uyarak, buna kâfir demek câiz olmaz. Kâfir olarak öldü ü bilinmedikçe la net edilmez. Kâfire dahî la net etmek câiz de- ildir. Bunun için, Yezîde la net etmemek dahâ iyidir.] 5 Îmân edilmesi lâz m olan alt fleyden beflincisi (Âhiret gününe inanmakd r). Bu zemân n bafllang c, insan n öldü ü gündür. K yâmetin sonuna kadard r. Son gün denilmesi, arkas ndan gece gelmedi i veyâ dünyâdan sonra geldi i içindir. Hadîs-i flerîfde bildirilen bu gün, bildi imiz gece gündüz demek de ildir. Bir vakt, bir zemân demekdir. K yâmetin ne zemân kopaca bildirilmedi, zemân n kimse anl yamad. Fekat, Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, birçok alâmetlerini ve bafllang çlar n haber verdi: Hazret-i Mehdî gelecek, Îsâ aleyhisselâm gökden fiâma inecek, Deccal ç kacak. Ye cüc me cüc denilen kimseler heryeri kar fld racak. Günefl bat dan do acak. Büyük zelzeleler olacak. Din bilgileri unutulacak. F sk, kötülük ço alacak. Dinsiz, ahlâks z, nâmûssuz kimseler Emîr olacak, Allahü teâlân n emrleri yapd r lm yacak. Harâmlar her yerde ifllenecek, Yemenden bir atefl ç kacak. Gökler ve da lar parçalanacak. Günefl ve Ay kararacak. Denizler birbirine kar flacak ve kaynay p kuruyacakd r. Günâh iflleri yapan müslimânlara (Fâs k) denir. Fâs klara ve bütün kâfirlere kabrde azâb vard r. Bunlara elbette inanmak lâz md r. Mevtâ kabre konunca, bilinmiyen bir hayât ile dirilecek, râhat veyâ azâb görecekdir. Münker ve Nekîr ad ndaki iki mele- in, bilinmiyen korkunç insan fleklinde mezâra gelip süâl soracaklar n hadîs-i flerîfler aç kça bildirmekdedir. Kabr süâli, ba z âlimlere göre, ba z akâidden olacak, ba z lar na göre ise, bütün akâidden olacakd r. [Bunun için, çocuklar m za (Rabbin kim? Dînin hangi dindir? Kimin ümmetindensin? Kitâb n nedir? K blen neresidir? tikâdda ve amelde mezhebin nedir?) süâllerinin cevâblar - n ö retmeliyiz! Ehl-i sünnet olm yan n do ru cevâb veremiyece i (Tezkire-i Kurtubî)de [2] yaz l d r.] Güzel cevâb verenlerin kabri [1] Abdülkâdir Geylânî, 561 [m. 1161] de Ba dâdda vefât etdi. [2] Tezkirenin müellifi Muhammed Kurtubî mâlikî, 671 [m. 1272] de vefât etdi. (Muhtasar- Tezkire-i Kurtubî) Hakîkat Kitâbevi taraf ndan 1421 [m. 2000]de yeniden tab edilmifldir. 57
58 geniflliyecek, buraya Cennetden bir pencere aç lacakd r. Sabâh ve akflam, Cennetdeki yerlerini görüp, melekler taraf ndan iyilikler yap lacak, müjdeler verilecekdir. yi cevâb veremezse, demir tokmaklarla öyle vurulacak ki, ba rmas n, insandan ve cinden baflka her mahlûk iflitecekdir. Kabr o kadar daral r ki, kemiklerini birbirine geçirecek gibi s kar. Cehennemden bir pencere aç l r. Sabâh ve akflam Cehennemdeki yerini görüp, mezârda, mahflere kadar, ac azâblar çeker. Öldükden sonra, yine dirilme e inanmak lâz md r. Kemikler, etler çürüyüp toprak ve gaz oldukdan sonra, bedenler, tekrâr yarat lacak, rûhlar bedenlerine girip, herkes mezârdan kalkacakd r. Bunun için, bu zemâna, (K yâmet günü) denir. [Bitkiler havadan karbon dioksid gaz n ve toprakdan su ile tuzlar, ya nî toprak maddelerini al p, bunlar birlefldiriyorlar. Böylece, organik cismleri ve a zâm z n yap tafllar n meydâna getiriyorlar. Senelerle uzun süren bir kimyâ reaksiyonunun, (katalizör) kullanarak, sâniyeden az bir zemânda hemen oluverdi i, bugün bilinmekdedir. flte bunun gibi, Allahü teâlâ, mezârda, su, karbon dioksid ve toprak maddelerini birlefldirerek organik maddeleri ve canl uzvlar bir anda yaratacakd r. Böyle dirilece imizi, Muhbir-i sâd k haber veriyor. Fen ilmleri de, bunun dünyâda zâten yap lmakda oldu unu gösteriyor]. Bütün canl lar, (Mahfler) yerinde toplanacak. Her insan n amel defterleri uçarak sâhibine gelecekdir. Bunlar, yerleri, gökleri, zerreleri, y ld zlar yaratan, sonsuz kudret sâhibi olan Allahü teâlâ yapacakd r. Bunlar n olaca n, Allahü teâlân n Resûlü sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem haber vermifldir. Onun söyledikleri elbette do rudur. Elbette hepsi olacakd r. Sâlihlerin, iyilerin defteri sa taraf ndan, fâs klar n, kötülerin arka veyâ sol taraf ndan verilecekdir. yi ve kötü, büyük ve küçük, gizli ve meydânda yap lm fl olan her fley defterde yaz l bulunacakd r. (Kirâmen kâtibîn) meleklerinin bilmedi i ifller bile, a zân n haber vermesi ile veyâ Allahü teâlân n bildirmesi ile ortaya ç kar - lacak, herfleyden süâl ve hesâb olunacakd r. Mahflerde, Allahü teâlân n diledi i her gizli fley meydâna ç kacakd r. Meleklere, yerlerde, göklerde neler yapd n z? Peygamberlere salevâtullahi teâlâ ve teslîmâtühü aleyhim ecma în, Allahü teâlân n hükmlerini Onun kullar na nas l bildirdiniz? Herkese de, Peygamberlere nas l uydunuz, sizlere bildirilen vazîfeleri nas l yapd n z? Birbiriniz aras nda bulunan haklar nas l gözetdiniz diye sorulacakd r. Mahflerde, îmân olup, ameli ve ahlâk güzel olanlara mükâfât ve ihsânlar 58
59 olacak, kötü huylu, bozuk amelli olanlara a r cezâlar verilecekdir. Allahü teâlâ, diledi i mü minlerin büyük ve küçük bütün günâhlar n, fadl ile, ihsân ile afv edecekdir. fiirkden, küfrden baflka, her günâh, dilerse afv edecek, dilerse, adâleti ile küçük günâhlar için de azâb edecekdir. Müflrik ve kâfir olarak öleni hiç afv etmiyece ini bildirmekdedir. Kitâbl ve kitâbs z kâfirler, ya nî Muhammed aleyhisselâm n, bütün insanlara Peygamber oldu una inanm - yan, Onun bildirdi i ahkâmdan, ya nî emr ve yasaklardan birisini bile be enmiyenler, bu hâlde ölürlerse, elbette Cehenneme sokulacak, sonsuz azâb çekeceklerdir. K yâmet günü, amelleri, iflleri ölçmek için, bilmedi imiz bir (Mîzân), bir ölçü âleti, bir terâzî vard r. Yer ve gök bir gözüne s - ar. Sevâb gözü, parlak olup, Arfl n sa nda Cennet taraf ndad r. Günâh taraf, karanl k olup, Arfl n solunda, Cehennem taraf ndad r. Dünyâda yap lan ifller, sözler, düflünceler, bak fllar, orada flekl alarak, iyilikler parlak, kötülükler karanl k ve i renç görünüp, bu terâzîde dart lacakd r. Bu terâzî, dünyâ terâzîlerine benzemez. A r taraf yukar kalkar. Hafîf taraf afla iner, denildi. Âlimlerin rahime-hümullahü teâlâ bir k sm na göre, çeflidli terâzîler olacakd r. Birço u da, terâzîlerin kaç dâne ve nas l olduklar dinde aç k bildirilmedi. Bunlar düflünmemelidir, dedi. (S rât köprüsü) vard r. S rât köprüsü, Allahü teâlân n emri ile, Cehennemin üstünde kurulacakd r. Herkese, bu köprüden geçmesi emr olunacakd r. O gün, bütün Peygamberler (yâ Rabbî! Selâmet ver!) diye yalvaracaklard r. Cennetlik olanlar, köprüden kolayca geçerek, Cennete gideceklerdir. Bunlardan ba z s flimflek gibi, ba z s rüzgâr gibi, ba z s koflan at gibi geçecekdir. S rât köprüsü k ldan ince, k l ncdan keskindir. Dünyâda islâmiyyete uymak da, böyledir. slâmiyyete tâm uyma a u raflmak, S rât köprüsünden geçmek gibidir. Burada, nefs ile mücâdele güçlü üne katlananlar, orada S rât kolay ve râhat geçecekdir. slâmiyyete uym - yan, nefslerine düflkün olanlar, S rât güç geçecekdir. Bunun içindir ki, Allahü teâlâ, islâmiyyetin gösterdi i do ru yola (S rât- müstakîm) ad n verdi. Bu ism benzerli i de, islâmiyyet yolunda bulunman n, S rât köprüsünü geçmek gibi oldu unu göstermekdedir. Cehennemlik olanlar, S râtdan geçemeyip, Cehenneme düfleceklerdir. Peygamberimiz Muhammed Mustafâya sallallahü aleyhi ve sellem mahsûs olan (Kevser havuzu) vard r. Büyüklü ü, bir ayl k yol gibidir. Suyu sütden dahâ beyâz, kokusu miskden dahâ güzel- 59
60 dir. Etrâf ndaki kadehler, y ld zlardan dahâ çokdur. Bir içen, Cehennemde olsa bile, bir dahâ susamaz. (fiefâ at) hakd r. Tevbesiz ölen mü minlerin küçük ve büyük günâhlar n n afv edilmesi için, Peygamberler, Velîler, Sâlihler ve Melekler ve Allahü teâlân n izn verdi i kimseler, flefâ at edecek ve kabûl edilecekdir. [Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, (Ümmetimden büyük günâh iflleyenlere flefâ at edece im) buyurmufldur.] Mahflerde, flefâ at befl dürlüdür: Birincisi, k yâmet günü, mahfler yerinde kalabal kdan, çok uzun beklemekden usanan günâhkârlar, feryâd ederek, hesâb n bir ân önce yap lmas n isteyeceklerdir. Bunun için flefâ at olunacakd r. kincisi, süâlin ve hesâb n kolay ve çabuk olmas için, flefâ at edilecekdir. Üçüncüsü, günâh olan mü minlerin, S râtdan Cehenneme düflmemeleri, Cehennem azâb ndan korunmalar için flefâ at olunacakd r. Dördüncüsü, günâh çok olan mü minleri Cehennemden ç karmak için flefâ at olunacakd r. Beflincisi, Cennetde say s z ni metler olacak ve sonsuz kal nacak ise de, sekiz derecesi vard r. Herkesin derecesi, makâm, îmân n n ve amellerinin mikdâr nca olacakd r. Cennetdekilerin derecelerinin yükselmeleri için de flefâ at olunacakd r. Cennet ve Cehennem flimdi vard r. Cennet, yedi kat göklerin üstündedir. Cehennem, herfleyin alt ndad r. Sekiz Cennet, yedi Cehennem vard r. Cennet, yer küresinden ve güneflden ve göklerden dahâ büyükdür. Cehennem de güneflden büyükdür. 6 nan lmas lâz m olan alt fleyden alt nc s ; (kadere, hayr ve flerlerin Allahü teâlâdan oldu una inanmakd r). nsanlara gelen hayr ve fler, fâide ve zarar, kazanç ve ziyânlar n hepsi, Allahü teâlân n takdîr etmesi iledir. (Kader), lügatde, bir çoklu u ölçmek, hükm ve emr demekdir. Çokluk ve büyüklük ma nâs na da gelir. Allahü teâlân n, birfleyin varl n ezelde dilemesine kader denilmifldir. Kaderin, ya nî varl dilenilen fleyin var olmas na (Kazâ) denir. Kazâ ve kader kelimeleri, birbirinin yerine de kullan l r. Buna göre kazâ demek, ezelden ebede kadar yarat lacak fleyleri, Allahü teâlân n ezelde dilemesidir. Bütün bu eflyân n, kazâya uygun olarak, dahâ az ve dahâ çok olm yarak yarat lmas na kader denir. Allahü teâlâ, olacak herfleyi ezelde, sonsuz öncelerde, biliyordu. flte bu bilgisine (Kazâ ve kader) denir. Eski yunan felsefe- 60
61 cileri buna (inâyet-i ezeliyye) dedi. Bütün varl klar, o kazâdan meydâna gelmifldir. Ezeldeki ilmine uygun olarak, eflyân n var olmas na da (Kazâ ve kader) denir. Kadere îmân etmek için iyi bilmeli ve inanmal d r ki, Allahü teâlâ, birfleyi yarataca n ezelde irâde etdi, diledi ise, az veyâ dahâ çok olmaks z n, diledi i gibi var olmas lâz md r. Olmas n diledi i fleylerin var olmamas ve yoklu unu diledi i eflyân n var olmas imkâns zd r. Bütün hayvanlar n, nebâtlar n, cans z varl klar n [kat lar n, s v - lar n, gazlar n, y ld zlar n, moleküllerin, atomlar n, elektronlar n, elektro-magnetik dalgalar n, k saca her varl n hareketi, fizik olaylar, kimyâ tepkimeleri, çekirdek reaksiyonlar, enerji al flveriflleri, canl lardaki fizyolojik fe âliyyetler], herfleyin olup olmamas, kullar n iyi ve kötü iflleri, dünyâda ve âhiretde, bunlar n cezâs n görmeleri ve herfley, ezelde, Allahü teâlân n ilminde var idi. Bunlar n hepsini ezelde biliyordu. Ezelden ebede kadar olacak, eflyây, özellikleri, hareketleri, olaylar, ezelde bildi ine uygun olarak yaratmakdad r. nsanlar n iyi ve kötü bütün ifllerini, müslimân olmalar - n, küfrlerini, istekli ve isteksiz bütün ifllerini, Allahü teâlâ yaratmakdad r. Yaratan, yapan yaln z Odur. Sebeblerin meydâna getirdi i herfleyi yaratan Odur. (Herfleyi bir sebeb ile yaratmakdad r.) Meselâ, atefl yak c d r. Hâlbuki, yakan Allahü teâlâd r. Ateflin, yakmakda hiçbir ilgisi yokdur. Fekat, âdeti flöyledir ki, birfleye atefl dokunmad kça, yakma yaratmaz. [Atefl, tutuflma s cakl na kadar s tmakdan baflka birfley yapmaz. Organik cismlerin yap s nda bulunan karbona, hidrojene, oksijenle birleflmek ilgisi veren, elektron al fl-verifllerini sa l yan, atefl de ildir. Do ruyu göremiyenler, bunlar atefl yap yor san r. Yakan, yanma tepkisini yapan, atefl de ildir. Oksijen de de ildir. Is da de ildir. Elektron al fl-verifli de de ildir. Yakan, yaln z Allahü teâlâd r. Bunlar n hepsini, yanmak için sebeb olarak yaratm fld r. Bilgisi olm yan kimse, atefl yak yor san r. lk okulu bitiren bir kimse, (atefl yak yor) sözünü be enmez. Hava yak yor der. Orta okulu bitiren de, bunu kabûl etmez. Havadaki oksijen yak yor der. Liseyi bitiren, yak c l k oksijene mahsûs de ildir. Her elektron çeken element yak c d r der. Üniversiteli ise, madde ile birlikde enerjiyi de hesâba katar. Görülüyor ki, ilm ilerledikçe, iflin içyüzüne yaklafl lmakda, sebeb san - lan fleylerin arkas nda, dahâ nice sebeblerin bulundu u anlafl lmakdad r. lmin, fennin en yüksek derecesinde bulunan, hakîkatleri tâm gören Peygamberler aleyhimüsselâm ve O büyüklerin izinde giderek, ilm deryâlar ndan damlalara kavuflan islâm âlimleri rahime-hümullahü teâlâ, bugün yak c, yap c san lan fleylerin, âciz, zevall birer vâs ta ve mahlûk olduklar n, hakîkî yap c n n, 61
62 yarat c n n sebebler de il, Allahü teâlâ oldu unu bildiriyor.] Yak - c, Allahü teâlâd r. Ateflsiz de yakar. Fekat, atefl ile yakmak âdetidir. Yakmak istemezse, atefl içinde de yakmaz. brâhîm aleyhisselâm ateflde yakmad. Onu çok sevdi i için, âdetini bozdu. [Nitekim ateflin yakmas n önliyen maddeler de yaratm fld r. Bu maddeleri, kimyâgerler bulmakdad r.] Allahü teâlâ dileseydi, herfleyi sebebsiz yarat rd. Ateflsiz yakard. Yimeden doyururdu. Tayyâresiz uçururdu. Radyosuz, uzakdan duyururdu. Fekat lutf ederek, kullar na iyilik ederek, herfleyi yaratmas n bir sebebe ba lad. Belirli fleyleri, belli sebeblerle yaratma diledi. fllerini, sebeblerin alt na gizledi. Kudretini sebebler alt nda saklad. Onun birfleyi yaratmas n istiyen, o fleyin sebebine yap fl r, o fleye kavuflur. [Lâmbay yakmak istiyen, kibrit kullan r. Zeytinya ç karmak istiyen, bask âleti kullan r. Bafl a r - yan, aspirin kullan r. Cennete gidip, sonsuz ni metlere kavuflmak istiyen, islâmiyyete uyar. Kendini tabanca ile vuran ölür. Zehr içen ölür. Terli iken su içen, hasta olur. Günâh iflliyen, îmân n gideren de, Cehenneme gider. Herkes, hangi sebebe baflvurursa, o sebebin vâs ta k l nd fleye kavuflur. Müslimân kitâblar n okuyan, müslimânl ö renir, sever, müslimân olur. Dinsizlerin ve mezhebsizlerin aras nda yafl yan, onlar n sözlerini dinliyen, din câhili olur. Din câhillerinin ço u kâfir olur. nsan hangi yerin vâs tas na binerse, oraya gider.] Hak tecellî eyleyince, her ifli âsân eder, Halk eder esbâb n, bir lahzada ihsân eder. Allahü teâlâ, ifllerini sebeblerle yaratmam fl olsayd, kimse kimseye muhtâc olmazd. Herkes, herfleyi Allahü teâlâdan ister, hiçbir fleye baflvurmazd. Böyle olunca, insanlar aras nda, âmir, me mûr, iflçi, san atkâr, talebe, hoca ve nice insanl k ba lar kalmaz, dünyâ ve âhiretin nizâm bozulurdu. Güzel ile çirkin, iyi ile fenâ ve mutî ile âsî aras nda fark kalmazd. Allahü teâlâ dileseydi, âdetini baflka dürlü yapard. Herfleyi, o âdetine göre yarat rd. Meselâ dileseydi, kâfirleri, dünyâda zevk ve safâs na düflkün olanlar, can yakanlar, insanlar aldatanlar Cennete sokard. Îmân olanlar, ibâdet edenleri, iyilik yapanlar Cehenneme sokard. Fekat, âyet-i kerîmeler ve hadîs-i flerîfler, böyle dilemedi ini göstermekdedir. nsanlar n her iflini, istekli ve isteksiz, bütün hareketlerini yaratan Odur. Kullar n, ihtiyârî, ya nî istekli hareketlerini, ifllerini yaratmas için, kullar nda ( htiyâr) ve ( râde) yaratm fl, bu seçme ve dilemelerini, iflleri yaratmas na sebeb k lm fld r. Bir kul, birfley yapma ihtiyâr edince, isteyince, Allahü teâlâ da dilerse, o ifli, ya- 62
63 rat r. Kul istemez ve dilemez, Allahü teâlâ da dilemezse, o fleyi yaratmaz. O fley, yaln z kulun dilemesi ile de yarat lmaz. O da dilerse yarat r. Kullar n n istekli ifllerini yaratmas, birfleye atefl de erse, o fleyde yakma yaratmas, atefl de mezse, yakma yaratmamas gibidir. B çak de ince, kesme i yaratmakdad r. Kesen, b çak de ildir, Odur. B ça, kesmek için sebeb k lm fld r. Demek ki, kullar n istekli hareketlerini, onlar n ihtiyâr etmeleri, hareketi tercîh etmeleri ve dilemeleri sebebi ile yaratmakdad r. Fekat tabî atdeki hareketler, kullar n ihtiyâr etmelerine ba l de ildir. Bunlar, yaln z Allahü teâlâ dileyince, baflka sebeblerle yarat lmakdad r. Herfleyin, günefllerin, zerrelerin, damlalar n, hücrelerin, mikroplar n, atomlar n maddelerini, özelliklerini, hareketlerini yaratan yaln z Odur. Ondan baflka yarat c yokdur. Ancak, cans z maddelerin hareketleri ile, insan ve hayvanlar n ihtiyârî, istekli hareketleri aras nda flu ayr l k vard r ki, kullar bir fleyi yapma ihtiyâr, tercîh edince ve dileyince, O da dilerse, kulu harekete geçiriyor ve yarat yor. Kulun hareket etmesi kulun elinde de ildir. Hattâ nas l hareket etdi inden haberi bile yokdur. [ nsan n her hareketi, nice fizik ve kimyâ olaylar ile hâs l olmakdad r.] Cans zlar n hareketlerinde ( htiyâr etmek) yokdur. Atefl de di i zemân, yakmak yarat lmas, ateflin yakma tercîh etmesi ve dilemesi ile de ildir. [Sevdi i, ac d kullar n n, iyi, fâideli isteklerini, O da ister ve yarat r. Bunlar n kötü ve zararl isteklerini, O istemez ve yaratmaz. Bu kullar ndan hep iyi, fâideli ifller hâs l olur. Bunlar, birçok ifllerinin hâs l olmad için üzülürler. Bu ifllerin zararl olduklar için yarat lmad n düflünmüfl, anlam fl olsalard, hiç üzülmezlerdi. Bunun için sevinirler, Allahü teâlâya flükr ederlerdi. Allahü teâlâ, insanlar n ihtiyârî, istekli ifllerini, onlar n kalblerinin ihtiyâr ve irâde etmelerinden sonra yaratma, ezelde irâde etmifl, böyle olmas n dilemifldir. Ezelde böyle dilemeseydi, istekli hareketlerimizi de, biz istemeden, hep O zorla yarat rd. stekli ifllerimizi biz istedikden sonra yaratmas, ezelde, böyle istemifl oldu u içindir. Demek ki, Onun irâdesi hâkim olmakdad r]. Kullar n istekli hareketleri, iki fleyden meydâna gelmekdedir: Birincisi, kulun kalbinin ihtiyâr ve irâdesi ve kudreti iledir. Bunun için, kulun hareketlerine (Kesb etmek) denir. Kesb, insan n s fat - d r. kincisi, Allahü teâlân n yaratmas, var etmesi iledir. Allahü teâlân n emrler, yasaklar, sevâblar ve azâblar yapmas, insanda kesb bulundu u içindir. (Saffât) sûresinin doksanalt nc âyet-i kerîmesinde meâlen, (Allahü teâlâ, sizi yaratd ve ifllerinizi yaratd ) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, hem insanlarda kesb, ya nî hareketlerinde kalbinin ihtiyâr ve ( râde-i cüz iyye)si bulundu unu gös- 63
64 termekdedir. Cebr olmad n aç kça isbât etmekdedir. Bunun için ( nsan n ifli) denilmekdedir. Meselâ, Alî vurdu, k rd denir. Hem de, herfleyin kazâ ve kaderle yarat ld n belli etmekdedir. Kulun iflinin yap lmas nda, yarat lmas nda, önce bu ifli kulun kalbinin ihtiyâr ve irâde etmesi lâz md r. Kul, kudreti dâhilinde olan fleyi irâde eder. Bu iste e ve dileme e (Kesb) denir. Âmidî merhûm, bu kesbin, ifllerin yarat lmas nda sebeb oldu unu, te sîr etdi ini bildiriyor. Bu kesbin ihtiyârî olan iflin yarat lmas na te sîri olmaz demek de zarar vermez. Çünki, yarat lan ifl ile kulun istedi- i ifl, baflka de ildir. Demek ki, kul her istedi ini yapamaz. stemedikleri de var olabilir. Kulun, her istedi ini yapmas, her istemedi- inin olmamas, kulluk de ildir. Ulûhiyyete kalk flmakd r. Allahü teâlâ, lutf ederek, ihsân ederek, ac yarak, kullar na muhtâc olduklar kadar ve emrlere, yasaklara uyabilecek kadar kuvvet ve kudret, ya nî enerji vermifldir. Meselâ, s hhati ve paras olan kimse, ömründe bir kerre hacca gidebilir. Gökde Ramezân hilâlini [ay ] görünce, her sene bir ay oruc tutabilir. Yirmidört sâatde, befl vakt farz olan nemâz k labilir. Nisâb mikdâr mal, paras olan, bir hicrî sene sonra, bunun k rkda bir mikdâr alt n ve gümüflü ay r p müslimânlara zekât verebilir. Görülüyor ki, insan kendi istekli ifllerini, isterse yapar, istemezse, yapmaz. Allahü teâlân n büyüklü- ü, buradan da anlafl lmakdad r. Câhil ve ahmak olanlar, kazâ, kader bilgilerini anl yamad klar için, Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerine inanmaz. Kullar n kudret ve ihtiyârlar nda flübhe ederler. nsan, istekli ifllerinde âciz ve mecbûr san rlar. Ba z ifllerde kullar n ihtiyâr olmad n görerek, Ehl-i sünnete dil uzat rlar. Bu bozuk sözleri, kendilerinde irâde ve ihtiyâr bulundu unu göstermekdedir. Bir ifli yap p yapmama a gücü yetme e (Kudret) denir. Yapma veyâ yapmama tercîh etme e, seçme e ( htiyâr), istemek denir. htiyâr olunan yapma dileme e ( râde), dilemek denir. Bir ifli kabûl etme e, karfl gelmeme e (R zâ), be enmek denir. flin yap lmas na te sîr etmek flart ile, irâde ile kudretin bir araya gelmesine (Halk), yaratmak denir. Te sîrli olm yarak bir araya gelmelerine (Kesb) denir. Her ihtiyâr edenin, hâl k olmas lâz m gelmez. Bunun gibi, her irâde edilen fleyden, râz olmak lâz m gelmez. Allahü teâlâya hâl k ve muhtâr denir. Kula, kâsib ve muhtâr denir. Allahü teâlâ, kullar n n tâ atlar n, günâhlar n irâde eder ve yarat r. Fekat, tâ atden râz d r. Günâhdan râz de ildir, be enmez. Herfley, Onun irâde ve halk etmesi ile var olmakdad r. En âm sûresinin yüzikinci âyet-i kerîmesinde meâlen, (Ondan baflka ilah 64
65 yokdur. Herfleyin hâl k, ancak Odur) buyurulmufldur. (Mu tezile) f rkas nda olanlar, irâde ile r zâ aras ndaki ayr l göremediklerinden, flaflk na döndü. nsan diledi i ifli, kendi yarat r dediler. Kazâ ve kaderi inkâr etdiler. (Cebriyye) f rkas da, büsbütün flafl rd. Halk etmeksizin ihtiyâr bulunaca n anlamad lar. nsanda ihtiyâr yok sanarak, insan, tafla, oduna benzetdiler. nsanlar, hâflâ, günâh sâhibi de ildir. Bütün kötülükleri yapd ran Allahü teâlâd r, dediler. Cebriyye mensûblar n n dedi i gibi, insanda irâde ve ihtiyâr olmasayd, kötülükleri, günâhlar, Allahü teâlâ zor ile yapd rsayd, eli-aya ba lan p da dan afla yuvarlanan kimse ile, yürüyerek, etrâf n seyr ederek inen kimsenin hareketlerinin birbirlerinden farkl olmamas lâz m olurdu. Hâlbuki, birincinin yuvarlanmas cebr ile, ikincinin inmesi, irâde ve ihtiyâr ile olmakdad r. Aralar ndaki ayr l göremiyenlerin görüflleri k sad r. Hem de, âyet-i kerîmelere inanmam fl oluyorlar. Allahü teâlân n emrlerini, yasaklar n, lüzûmsuz, yersiz görmüfl oluyorlar. Mu tezile veyâ kaderiyye ad ndaki f rkan n dedi i gibi, insan diledi ini kendi yarat yor zannetmek de, (Herfleyi yaratan Allahü teâlâd r) âyet-i kerîmesine inanmamak oldu u gibi, yaratmakda, insanlar, Allahü teâlâya flerîk, ortak edilmifl olur. fiî îler de, Mu tezile gibi, insan diledi ini yarat r diyor. Efle in sopa yidi i hâlde sudan geçmedi ini buna sened gösteriyorlar. Bunlar düflünmiyor ki, insan bir ifl yapmak isterse, Allahü teâlâ da, o iflin yap lmas n istemese, Allahü teâlân n diledi i olur. Mu tezilenin sözünün yanl fl oldu u anlafl l r. Ya nî insan, her diledi ini yapamaz, yaratamaz. Onlar n dedi i gibi, insan n her istedi i olursa, Allahü teâlân n, âciz olmas îcâb eder. Allahü teâlâ, aczden münezzehdir, uzakd r. Ancak, Onun irâde etdi i olur. Herfleyi yaratan, var eden, yaln z Odur. Allahl k böyle olur. nsanlar için, (flunu yaratd, flunu yaratd k, bunu yaratd lar) gibi söylemek, yazmak çok çirkindir. Allahü teâlâya karfl edebsizlik olur. Küfre sebeb olur. [Kullar n ihtiyârî hareketleri, kendi irâdeleri ile olm yan, hattâ haberleri bile olmadan, nice fiziksel, kimyâsal ve fizyolojik olaylarla meydâna gelmekdedir. Bu inceli i anlam fl olan insâfl bir fen adam, kendi ihtiyârî hareketlerine, (yaratd m) demek flöyle dursun, (ben yapd m) deme e bile s k l r. Allahü teâlâdan hayâ eder. Bilgisi, anlay fl ve edebi az olan ise, her yerde herfleyi söylemekden s k lmaz. Allahü teâlâ, dünyâda bütün insanlara ac yor. Muhtâc olduklar fleyleri yarat p, herkese gönderiyor. Dünyâda râhat ve huzûr 65 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-5
66 içinde yaflamalar ve âhiretde sonsuz se âdete kavuflmalar için, ne yapmalar lâz m oldu unu aç kca bildiriyor. Nefslerine, kötü arkadafllara, zararl kitâblara ve radyolara aldanarak, küfr ve dalâlet yoluna sapanlardan, diledi ini hidâyete kavuflduruyor. Bunlar do ru yola çekiyor. Azg n, zâlim olanlara bu ni metini ihsân etmiyor. Onlar, be endikleri, istedikleri, içine düfldükleri inkâr batakl nda b rak yor.] ( tikâdnâme) kitâb n n tercemesi burada temâm oldu. Bu tercemeyi yapan hâc Feyzullah efendi, Erzincan n Kemâh beldesindendir. Uzun seneler Sökede müderrislik yapm fl, 1323 [m. 1905] de vefât etmifldir. Kitâb n yazar, Mevlânâ Hâlid-i Ba dâdî Osmânî kuddise sirruh, 1192 hicrî senesinde Ba dâd n kuzeyinde fiehrezûr flehrinde tevellüd, 1242 [m. 1826] de fiâmda vefât etdi. Osmân- Zinnûreyn rad yallahü anh soyundan oldu u için, Osmânî denir. Kardefli Mevlânâ Mahmûd Sâhib hazretlerine imâm- Nevevînin (Hadîs-i erba în) kitâb ndaki ikinci hadîs olan ve (Hadîs-i Cibrîl) ad ile meflhûr hadîs-i flerîfi okuturken, Mevlânâ Mahmûd-i Sâhib, bu hadîs-i flerîfi aç kl yarak yazmas n büyük kardeflinden dilemifldi. Mevlânâ Hâlid rahmetullahi aleyh, kardeflinin nûrlu kalbini hofl etmek için, bu dile i kabûl buyurmufl, bu hadîs-i flerîfi fârisî dil ile flerh etmifldir. Uyan, gözün aç, âk l, yalvar güzel Allaha! yolundan hiç ayr lma, yalvar güzel Allaha! Her gün befl nemâz k l, Ramezânda oruc tut! mâl n çoksa zekât ver, yalvar güzel Allaha! Bir gün bu gözün görmez, hem kula n iflitmez, Bu f rsat ele girmez, yalvar güzel Allaha! Sa l ganîmet bil, her sâati ni met bil, emrine itâat k l, yalvar güzel Allaha! Ömrünü bofl geçirme, nefsine kuvvet verme, Uyan! Gaflet eyleme, yalvar güzel Allaha! Günâh n çok olsa da, ondan ümmîdin kesme, Afv, keremi boldur, yalvar güzel Allaha! Seher vakti rahmeti, ya ar her memlekete, Ol vakt pâklenir kalbin, yalvar güzel Allaha! Allah n ad n yâd et, rûhun ve kalbin flâd et, Bülbül gibi feryâd et, yalvar güzel Allaha! 66
67 5 fierefüddîn MÜNÎRÎN N rahime-hullahü teâlâ MEKTÛBU: (Sebeblere Yap flmak Lâz md r) Hindistânda yetiflmifl olan islâm âlimlerinin büyüklerinden fierefüddîn Ahmed bin Yahyâ Münîrî rahmetullahi aleyh, fârisî (Mektûbât) kitâb n n onsekizinci mektûbunda buyuruyor ki: nsanlar n ço u, flübhe ve hayâl ile hareket ederek yan l yorlar. Böyle bozuk düflünenlerden bir k sm (Allahü teâlân n bizim ibâdetlerimize ihtiyâc yokdur. bâdetlerimizin Ona hiç fâidesi yokdur. nsanlar n ibâdet veyâ isyân etmeleri, Onun büyüklü ü karfl - s nda müsâvîdir. bâdet yapanlar, bofluna s k nt, zahmet çekiyorlar) diyorlar.böyle düflünmek yanl fld r. slâmiyyeti bilmedikleri için, böyle söylemekdedirler. bâdetlerin Allahü teâlâya fâidesi oldu unu ve bunun için emr olunduklar n zan etmekdedirler. Böyle zan etmek çok yanl fld r. Olm yacak fleyi oluyor zan etmekdir. Her insan n yapd ibâdetin fâidesi, yaln z kendisinedir. Böyle oldu unu, Allahü teâlâ (Fât r) sûresinin onsekizinci âyetinde aç kca haber vermekdedir. Böyle yanl fl düflünen kimse, perhiz yapm yan hastaya benzemekdedir. Bu hastaya doktor, perhiz tavsiye ediyor. Bu ise, perhiz yapmazsam doktora hiç zarar olmaz diyerek, perhiz yapm yor. Doktora zarar olmaz demesi do rudur. Fekat kendine zarar vermekdedir. Tabîb, kendine fâidesi oldu u için de il, onun hastal kdan kurtulmas için, perhiz yapmas n tavsiye etmifldir. Doktorun tavsiyesine uyarsa, flifâ bulur. Uymazsa ölür, gider. Tabîbin bundan hiç zarar olmaz. Bozuk düflünenlerden bir k sm da, hiç ibâdet yapmaz, harâmlardan sak nmaz, ya nî islâmiyyete uymazlar. (Allah kerîmdir, rahîmdir. Kullar na çok ac r. Afv sonsuzdur. Kimseye azâb etmez) derler. Evet, ilk sözleri do rudur. Fekat, son sözleri yanl fld r. Burada fleytân kendilerini aldatmakdad r. syâna sürüklemekdedir. Akl olan kimse, fleytâna aldanmaz. Allahü teâlâ, kerîm, rahîm oldu u gibi, azâb da fliddetlidir. Can yak c d r. Bu dünyâda, çoklar n fakîrlik ve s k nt lar içinde yaflatd n görüyoruz. Nice kullar n, hiç çekinmeden azâblar içinde yaflat yor. Çok kerîm ve razzâk oldu u hâlde, z râ at, çiftcilik s k nt lar çekilmezse, bir lokma ekmek vermiyor. Herkesi yaflatan O oldu u hâlde, yimiyen, iç- 67
68 meyen insan yaflatm yor. lâc kullanm yan hastaya flifâ vermiyor. Yaflamak, hasta olmamak ve mal sâhibi olabilmek gibi, dünyâ ni metlerinin hepsi için sebebler yaratm fl, sebebine yap flm yanlara hiç ac may p, dünyâ ni metlerinden mahrûm b rakm fld r. lâclar maddî ve ma nevî olarak iki k smd r. Bütün hastal klar tedâvî eden ma nevî ilâclar, sadaka vermek ve düâ okumakd r. (Hastalar n z sadaka vererek tedâvî ediniz!) ve (Çok istigfâr okumak, bütün derdlere devâd r!) hadîsleri meflhûrdur. Maddî ilâclar çokdur. Tecribe ile anlafl l rlar. Ma nevî ilâclar kullanmak, maddî ilâclar bulma a da yard m ederler. Âhiret ni metlerine kavuflmak da böyledir. Kâfirli i, kalbi ve rûhu öldüren zehr yapm fld r. Tenbellik de, rûhu hasta yapar. Bunlara ilâc yap lmazsa, rûh hastalan r, ölür. Küfrün ve câhilli in biricik ilâc, ilmdir, ma rifetdir. Tenbelli in ilâc da, nemâz k lmakd r ve her ibâdeti yapmakd r. Bir kimse, dünyâda zehr yir ve Allah rahîmdir, zehrin zarar ndan beni korur derse, hastalan r, ölür. shâl olan, hind ya içerse, [fleker hastas, tatl ve hamur ifli yirse], hastal klar artar. nsanlar n bedenleri nâzik oldu u için, lâz m olan ihtiyâç maddeleri [g dâ, libâs ve mesken] çokdur. Bunlar bulmak ve islâmiyyete uygun olarak kullanabilmek için, hâz rlamak çok güçdür. Bu ifllerin kolay ve râhat yap lmas için, insanlarda (Nefs) denilen ayr bir kuvvet yarat lm fld r. Hayvanlarda bu kuvvetin yarat lmas için bir sebeb yokdur. Nefs, bedene lâz m olan fleylerin yap lmas n ister. Bu fleyleri fazlas ile yapmak ona tatl gelir. Nefsin isteklerine (fiehvet) denir. fiehveti, akla dan flmadan, ihtiyâcdan fazla yapmas, kalbe ve bedene ve baflkalar na zarar verir, günâh olur. (Se âdet-i Ebediyye) sh. 32 ye bak n z! Bozuk düflünenlerden bir k sm da, açl k çekerek riyâzet yap - yorlar. Böylece islâmiyyetin be enmedi i flehvet, gadab ve e lence isteklerini kökünden yok etmek istiyorlar. slâmiyyet, bunlar n yok edilmesini emr ediyor san yorlar. Uzun zemân açl k s k nt s çekerek, bu kötü isteklerinin yok olmad klar n görüyor, islâmiyyet, yap lam yacak fleyi emr etmifldir zan ediyorlar. ( slâmiyyetin bu emri yap lamaz. nsan yarat l fl nda bulunan huylardan kurtulamaz. Bunlardan kurtulmak için çal flmak, siyâh kimseyi beyâz yapma a çal flmak gibidir. Olam yacak fleyi yapma a çal flmak, ömrü bofluna harc etmek olur) diyorlar. Bunlar yanl fl düflünüyor ve yanl fl ifl yap yorlar. Hele, islâmiyyet böyle emr etmifldir demeleri tam bir câhillik ve ahmakl kd r. Çünki islâmiyyet, gadab n, flehvetin, insanl k s fatlar n n yok edilmesini emr etmiyor. Böyle söylemek, islâmiyyete iftirâ etmek olur. slâmiyyet, böyle emr etmifl olsayd, dînin sâhibi olan Muhammed aleyhisselâmda bu s fat- 68
69 lar bulunmazd. Hâlbuki, (Ben insan m. Herkes gibi, ben de k zar m) buyururdu. Ara s ra k zd görülürdü. K zmas, hep Allahü teâlâ için olurdu. Allahü teâlâ, Kur ân- kerîmde, Âl-i mrân sûresinin yüzotuzdördüncü âyetinde, (Gadablar n yenen) kimseleri medh etmekdedir. Gadab etmiyenleri medh etmemekdedir. Bozuk düflünen kimsenin, insan, flehvetini yok etmelidir demesi, pek yanl fld r. Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem dokuz han mla rad yallahü teâlâ anhünne evlenmifl olmas, bu sözünün yanl fl oldu unu aç kca göstermekdedir. Bir kimsenin flehveti giderse, ilâc yaparak flehvete kavuflmas lâz md r. Gadab da böyledir. nsan, zevcesini ve çocuklar n gadab s fat ile korur. slâm düflmanlar na karfl, bu s fat yard m ile cihâd eder. Çoluk çocuk sâhibi olup, öldükden sonra flân ve fleref ile an lmak, flehvet sâyesinde olmakdad r. Bunlar, islâmiyyetin medh etdi i, be endi i, övdü ü fleylerdir. slâmiyyet, flehvetin ve gadab n yok edilmesini de il, her ikisine hâkim olup, dîne uygun kullan lmalar n emr etmekdedir. Suvârînin at n ve avc n n köpe ini yok etmeleri de il, bunlar terbiye ederek, kendilerinden fâidelenmeleri lâz m oldu u gibidir. Ya nî, flehvet ve gadab, avc n n köpe i ve süvârînin at gibidirler. Bu ikisi olmad kça, âhiret ni metleri avlanamaz. Fekat, bunlardan fâidelenebilmek için, terbiye ederek, dîne uygun kullan lmalar lâz md r. Terbiye edilmezler, azg n olup, dînin s n rlar n aflarlarsa, insan felâkete sürüklerler. Riyâzet yapmak, bu iki s fat yok etmek için de il, terbiye edip dîne uymalar n sa lamak içindir. Bunu sa lamak da, herkes için mümkindir. Medeniyyet, atom gücü kullanmak ve jet gibi fleyler yapmak de ildir. Medeniyyet, bunlar insanlara hizmet için kullanmakd r. Bu da, islâmiyyete uymakla ele geçer. Bozuk düflünenlerin dördüncü k sm na gelince, bunlar kendilerini aldatmakdad rlar. (Herfley ezelde takdîr edilmifldir. Çocuk dünyâya gelmeden önce, (Sa îd) veyâ (fiakî) oldu u bellidir. Bu, sonradan de iflmez. Bunun için, ibâdet yapman n fâidesi yokdur) derler. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, kazâ ve kaderin de iflmiyece ini, herfleyin ezelde takdîr edilmifl oldu unu anlat nca, Eshâb- kirâm da, böyle söylemifllerdi. (Ezeldeki takdîre güvenelim. bâdet yapm yal m) demifllerdi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, bunlara karfl, ( bâdet yap n z! Herkese ezelde takdîr edilmifl olan fleyi yapmak kolay olur) buyurdu. Ya nî, Allahü teâlân n ezelde sa îd olarak bildi i kimse, dünyâda sa îdlerin ifllerini yapar. Bundan anlafl l yor ki, ezelde sa îd denilenlerin ibâ- 69
70 det yapmalar ve flakî denilenlerin syân etmeleri, sa lam yaflamalar ezelde takdîr edilmifl olanlar n g dâ ve ilâc almalar na ve hastalanmalar, ölmeleri takdîr edilmifl olanlar n da, g dâ ve ilâc almamalar na benzemekdedir. Açl kdan, hastal kdan ölmesi ezelde takdîr edilmifl olana, g dâ ve ilâc almak nasîb olmaz. Zengin olmas ezelde takdîr edilmifl olana, kazanc yollar aç l r. Do uda ölmesi takdîr edilmifl olana, bat ya giden yollar kapan r. flitdi imize göre, Azrâîl aleyhisselâm, Süleymân aleyhisselâm n yan na gelince, oturanlardan birine dikkat ile bakd. Bu kimse, mele in böyle sert bak fl ndan korkdu. Azrâîl aleyhisselâm gidince, Süleymân aleyhisselâma yalvar p, rüzgâra emr etmesini, rüzgâr n kendisini garb memleketlerinden birine götürüp, Azrâîl aleyhisselâmdan kurtulmas n istedi. Azrâîl aleyhisselâm tekrâr gelince, Süleymân aleyhisselâm, o adam n yüzüne niçin sert bakd n sordu. Azrâîl aleyhisselâm, (Bir sâat sonra, garbdaki flehrlerden birinde, o kimsenin can n almak için emr olunmufldum. Onu senin yan nda görünce, hayretimden dikkat ile bakd m. Emre uyup garba gidince, onu orada görüp can n ald m) dedi. [Bu k ssa, Celâlüddîn-i Rûmînin rahime-hullahü teâlâ [1] (Mesnevî)sinde uzun yaz l d r.] Görülüyor ki, ezeldeki takdîr, bir emr de il, bir ilmdir. Altm flüçüncü sahîfeye bak n z! Ezeldeki kaderin hâs l olmas için, bu kimse, Azrâîl aleyhisselâmdan korkdu. Süleymân aleyhisselâm ona itâ at etdi. Ezeldeki takdîr, sebebler zinciri ile yerine getirildi. Bunun gibi, ezelde sa îd denilmifl olan kimsenin îmân etmesi, riyâzet çekerek, kötü huylar n n düzelmesi nasîb olur. (En âm) sûresinin yüzyirmibeflinci âyetinde meâlen, (Allahü teâlâ, hidâyete kavufldurmak istedi i kulunun kalbine islâmiyyeti yerlefldirir) buyurulmufldur. Ezelde flakî olaca bilinen, ya nî Cehenneme gitmesi takdîr edilmifl olan kimse, ( bâdet etme e lüzûm yokdur. Herkesin sa îd veyâ flakî oldu u ezelde takdîr edilmifldir) der. Böyle düflünerek ibâdet etmez. Böyle düflünerek ibâdet yapmamas, o kimsenin ezelde flakî oldu unu gösterir. Bunun gibi, câhil kalmas ezelde takdîr edilmifl kimse (Herfley ezelde takdîr edilmifldir. Câhil kalmas takdîr edilmifl olan n, okuyup ö renmesinin fâidesi olmaz) der. Böylece çal flmaz, ö renmez. Câhil kal r. Bir kimsenin zirâ at yaparak bol mahsûl almas takdîr edilmifl ise, tarlas n sürmek, tohum ekmek nasîb olur. Ezelde sa îd denilmifl olanlar n îmân etmeleri ve ibâdet yapmalar, flakî denilmifl olanlar n da, kâfir olmalar ve syân etmeleri böyledir. Ahmak olan kimse, bunu anl yamaz. (Îmân n ve ibâdet yapman n, ezelde sa îd olmak ile ve küfrün, syân n [1] Celâlüddîn-i Rûmî, 672 [m. 1273] de Konyada vefât etdi. 70
71 da flakî olmak ile acabâ ne ilgisi vard r?) der. K sa akl ile bu ilgiyi anlamak ister. Herfleyi, kendi akl ile çözme e kalk fl r. Hâlbuki, insan n akl s n rl d r. Akl n eremedi i fleyleri akl ile anlama a kalk flmak, akls zl k, ahmakl k olur. Öyle düflünenlerin ahmak olduklar anlafl l r. Îsâ aleyhisselâm buyurdu ki, (Anadan do ma körlerin görmesini sa lamak, hattâ ölüleri diriltmek bana güç gelmedi. Fekat, ahmak olana, do ru sözü anlatamad m). Allahü teâlâ, sonsuz olan ilmi ve hikmeti ile, ba z kullar n melek derecesine yükseltir. Hattâ, meleklerden dahâ ileri olur. Ba z lar n da, köpek, h nz r derecesine düflürür. Onsekizinci mektûbun tercemesi burada temâm oldu. fierefüddîn Ahmed bin Yahyâ Münîrî hazretlerinin (Mektûbât) kitâb nda yüz mektûb vard r. 741 [m. 1339] senesinde yaz lm fl ve 1329 [m. 1911] senesinde Hindistânda bas lm fld r. stanbulda Süleymâniyye kütübhânesinde el yazmas vard r. Yetmiflalt nc mektûbunda buyuruyor ki: (Se âdet), Cennetlik olmak demekdir. (fiekâvet), Cehennemlik olmak demekdir. Se âdet ve fiekâvet, Allahü teâlân n iki hazînesi gibidir. Birinci hazînenin anahtar, tâ at ve ibâdetdir. kinci hazînenin anahtar, ma s yyet ya nî günâhlard r. Allahü teâlâ, her insan n Sa îd veyâ fiakî olaca n ezelde biliyordu. Bu bilgisine (Kader) denir. [Buna al n yaz s diyoruz.] Sa îd olaca ezelde bilinen kimse, Allahü teâlâya itâ at eder. Ezelde, fiakî olaca bilinen kimse, hep günâh ifller. Dünyâda herkes, Sa îd veyâ fiakî oldu unu, amelinden anl yabilir. Âhireti düflünen din âlimleri, herkesin Sa îd veyâ fiakî oldu unu böylece anlar. Dünyâya dalm fl olan din adam ise, bunu bilmez. Her izzet ve her ni met, Allahü teâlâya, ihlâs ile itâ at ve ibâdet etmekdedir. Her kötülük ve s k nt da, günâh ifllemekden hâs l olur. Herkese derd ve belâ, günâh yolundan gelir. Râhat ve huzûr da, itâ at yolundan gelmekdedir. [Allahü teâlân n âdeti böyledir. Bunu kimse, de ifldiremez. Nefse kolay ve tatl gelen fleyi se âdet zan etmemeli. Nefse güç ve ac gelenleri de flekâvet ve felâket sanmamal d r.] Kudüsde Mescid-i Aksâda senelerce tesbih ve ibâdet ile ömrünü geçiren kimse, ibâdetin flartlar n ve ihlâs ö renmedi i için, bir secdeyi terk edince, öyle zarar etdi ki, helâk oldu. Eshâb- Kehfin köpe i ise, pis oldu u hâlde, S ddîklar n arkas nda birkaç ad m yürüdü ü için, öyle yükseldi ki, hiç düflmedi. Bu hâl, insan hayrete düflürmekdedir. Asrlar boyunca, âlimler, bu s rr çözememifldir. nsan akl, bunun hikmetini anl yam yor. Âdem aleyhisselâma bu daydan yime dedi ve yiyece- ini ezelde bildi i için, yimesini diledi. fieytân n Âdem aleyhisselâma secde etmesini emr eyledi ve secde etmemesini diledi. Beni 71
72 aray n z buyurdu. Fekat ihlâs olm yan n kavuflmas n dilemedi. lâhî yolun yolcular, (Hiç anl yamad k) demekden baflka birfley söyliyemediler. Bizlere ne demek düfler. Onun, insanlar n îmân etmelerine, ibâdet yapmalar na ihtiyâc yokdur. Kâfir olmalar n n ve günâh ifllemelerinin Ona hiç zarar olmaz. Mahlûklar na Onun hiç ihtiyâc yokdur. lmi, zulmetin temizlenmesine, cehli de, günâh ifllenmesine sebeb yapd. lmden îmân ve tâ at do makda, cehlden de küfr ve günâh hâs l olmakdad r. Tâ at, çok küçük olsa da, kaç rmamal! Günâh, pek küçük görünse de, yaklaflmamal d r! slâm âlimleri buyurdular ki, üç fley, üç fleye sebebdir: Tâ at, Allahü teâlân n r zâs n kazanma a sebebdir. Günâh ifllemek, Allahü teâlân n gadab na sebebdir. Îmân etmek, flerefli ve k ymetli olma a sebebdir. Bunun için, küçük günâh ifllemekden de çok sak nmal d r. Allahü teâlân n gadab, bu günâhda olabilir. Her mü mini kendinden iyi bilmelidir. O mü min, Allahü teâlân n çok sevdi i kulu olabilir. Herkes için ezelde yap lm fl olan takdîr, hiç de ifldirilemez. Hep günâh iflleyip, hiç tâ at yapmam fl olan bir müslimân, Allahü teâlâ, dilerse afv eder. Bekara sûresinin otuzuncu âyetinde, Melekler, meâlen, (Yâ Rabbî! Yer yüzünde fesâd ç karacak ve kan dökecek olan insanlar niçin yarat yorsun) dediklerinde, (Onlar fesâd ç karmazlar) demedi. (Sizin bilmediklerinizi ben bilirim) buyurdu. (Lây k olm yanlar lây k yapar m. Uzak kalanlar yaklafld - r r m. Zelîl olanlar azîz ederim) buyurdu. Siz onlar n ifllerine bakars n z. Ben kalblerindeki îmâna bakar m. Siz, günâhs z oldu unuza bak yorsunuz. Onlar, benim rahmetime s n rlar. Sizin günâhs z oldu unuzu be endi im gibi, müslimânlar n günâhlar n afv etme i de severim. Benim bildi imi sizler bilemezsiniz. Îmân olanlar, ezelî olan lutfüme kavufldurur, ebedî olan lutfüm ile hepsini okflar m buyurdu. Yetmiflalt nc mektûbdan terceme temâm oldu. fierefüddîn Ahmed bin Yahyâ Münîrî rahmetullahi teâlâ aleyh, 782 [m. 1380] senesinde vefât etmifldir. Hindistânda Bihar flehrinde yaflad. Kabri de oradad r. Münir, Bihar flehrinin köylerinden birinin ismidir. fiâh Abdülhak Dehlevînin rahmetullahi teâlâ aleyh (Ahbâr-ül-ahyâr) kitâb nda, hâl tercemesi uzun yaz l - d r. Bu kitâb fârisî olup, 1332 [m. 1914] senesinde Hindistânda, Diyobend flehrinde ve sonra Pâkistânda Lahorda bas lm fld r. ( rflâdüs-sâlikîn), (Ma din-ül-me ânî) ve (Mektûbât) kitâblar çok k ymetlidir. [ mâm- Rabbânî rahmetullahi aleyh muhtelif mektûblar nda buyuruyor ki, (Allahü teâlân n emr etdi i ifllere (Farz) denir. Yasak etdiklerine (Harâm) denir. Farz veyâ harâm olmayan, ser- 72
73 best b rak lm fl olanlara (Mubâh) denir. Farzlar yapma a, harâmlardan sak nma a ve mubâhlar Allah r zâs için yapma a ( bâdet etmek) denir. Bir ibâdetin sahîh ve makbûl olmas için, ya nî do ru olmas ve Allahü teâlân n be enmesi için, ( lm) ya nî do ru yapman n flartlar n ö renmek ve (Amel) ya nî flartlar na uygun yapmak ve ( hlâs) ile yapmak lâz md r. hlâs, para, mevk, flöhret gibi dünyâ menfa atlar n düflünmeyip, Allahü teâlâ emr etdi i için, Onun r zâs n, sevgisini kazanmak için yapmakd r. lm, f kh kitâblar n, bir üstâd ile birlikde okuyarak, ihlâs da, bir Velînin sözlerinden ve hâl ve hareketlerinden ve tesavvuf kitâblar n okumas ile elde edilir. slâm ilmleri, iki k smd r: Din bilgileri ve fen bilgileri. Bunlar, lüzûmu kadar ö renmek farzd r. Meselâ, ilâc n kullanma fleklini, mikdâr n ve elektrik lambas makinas kullanan n elektrik hakk nda k sa bilgi ö renmesi farzd r. Ö renmezse, ölüme sebeb olurlar. Farzlara ve harâmlara inan p da, tenbellikle veyâ kötü arkadafllara uyarak, ibâdet etmeyen bir müslimân, tevbe etmeden ölürse, günâh bitinceye kadar, Cehennemde yanar. Farzlar ö renmiyen, bilse de, k ymet, ehemmiyyet vermiyen, üzülmeden, Allahdan korkmadan terk eden, müslimânl kdan ç kar, kâfir olur. Cehennemde, ebedî, sonsuz yanar. Harâmlar yapmak da böyledir. Bir ibâdetin ilmini ö renmiyenin, flartlar n bilmiyenin, yapd ibâdet, ihlâs ile yap lm fl olsa da, sahîh olmaz. Hiç yapmam fl gibi, Cehennemde yanar. fiartlar n bilerek ve gözeterek yapan n, ibâdeti sahîh olur. Cehennem azâb ndan kurtulur. Fekat, ihlâs ile yapmad ise, bu ibâdeti ve hiçbir iyili i kabûl olmaz. Sevâb kazanmaz. Allahü teâlâ, bu ibâdetini ve hayrât ve hasenât n be enmiyece ini bildiriyor. lm ve ihlâs ile yap lm yan ibâdetin fâidesi olmaz. nsan küfrden, günâhdan, azâbdan kurtarmaz. Ömr boyunca, böyle ibâdet yap p da, küfr üzere vefât eden münâf klar çok görülmüfldür. lm ile, ihlâs ile yap lan ibâdet, insan, dünyâda küfrden, günâhdan kurtar r ve azîz eder. Âhiretde de, Cehennem azâb ndan kurtaraca n, Allahü teâlâ, Mâide sûresinin dokuzuncu âyetinde ve Vel asr sûresinde va d etmekdedir. Allahü teâlâ, va dinde sâd kd r. Verdi i sözü elbette yapar.)] Hak teâlâ, intikâm n yine kul ile al r. bilmiyen (ilm-i ledünnî) an kul yapd san r. Cümle eflyâ Hâl k nd r, kul elîle ifllenir. emr-i Bârî olmay nca, sanma bir çöp deprenir! 73
74 6 ALLAHÜ TEÂLÂ VARDIR VE B RD R, ONDAN BAfiKA BÜTÜN VARLIKLAR YOK D, Y NE YOK OLACAKLARDIR Etrâf m zdaki varl klar his organlar m z ile tan makday z. Duygu organlar m za te sîr eden fleylere (Varl k) [mevcûd] denir. Varl klar n befl duygu organ m za yapd klar etkilere, te sîrlere (Özellik) veyâ (S fat) denir. Varl klar, birbirlerinden, özellikleri ile ay rd edilmekdedir. Z yâ, ses, su, hava, cam, birer varl k ya nî (Mevcûd)dur. Vezni, ya nî a rl ve hacmi olan, ya nî bofllukda yer kapl yan varl klara (Cevher) veyâ (Madde) denir. Maddeler birbirlerinden, s fatlar, hâssalar ile ay rd edilirler. Hava, su, tafl, cam, ayr birer maddedir. Z yâ, ses ise, madde de ildir. Çünki, fl k ve ses, yer kaplamaz ve a rl klar yokdur. Her varl k, (Enerji) ya nî (Kudret) tafl makdad r. Ya nî, ifl yapabilir. Her madde, sulb, ya nî kat ve mâyi ya nî s v ve gaz olmak üzere üç hâlde bulunabilir. Kat maddelerin flekli vard r. S v ve gaz hâlindeki maddelerin, kendilerine mahsûs belli fleklleri yokdur. Bunlar, bulunduklar kab n fleklini al rlar. Maddenin flekl alm fl hâline (Cism) denir. Maddeler hep cism hâlinde bulunur. Meselâ, anahtar, i ne, mafla, kürek, çivi, baflka baflka cismlerdir. Ya nî fleklleri baflka baflkad r. Fekat, hepsi demir maddesinden yap lm fld r. Cismler ikiye ayr l r: Basît cism, Bileflik cism. (Âlem mütegayyirdir) ya nî, her cismde dâimâ de ifliklik olmakdad r. Meselâ hareket ederek yer de ifldirir. Büyür, küçülür. Rengi de iflir. Canl ise, hasta olur, ölür. Bu de iflmelere (Olay) veyâ (Hâdise) denir. D flar dan bir te sîr olmadan, maddede hiçbir de ifliklik meydâna gelmez. Bir hâdise meydâna geldi i zemân, maddenin yap s bozulmaz ve özü de iflmezse, buna (Fizik olay ) denir. Kâ d n y rt lmas, bir fizik olay d r. Bir maddede fizik olay meydâna gelmesi için, bu maddeye bir kuvvetin te sîr etmesi lâz md r. Maddenin yap s n bozan, özünü de ifldiren olaylara (Kimyâ olay ) denir. Kâ d n yan p kül olmas kimyâ olay d r. Bir cismde kimyâ olay meydâna gelmesi için, buna baflka bir maddenin te sîr etmesi lâz md r. ki veyâ dahâ çok maddenin birbirlerine te sîr ederek, her birinde kimyâ olay meydâna gelmesi ifline 74
75 (Kimyâsal tepkime) veyâ (Kimyâ reaksiyonu) denir. Maddelerin kimyâ reaksiyonuna girmeleri, ya nî birbirine te sîr etmeleri, en küçük parçalar ile olur. Maddelerin bu en küçük parçalar na (Cevher-ül-ferd) veyâ (Atom) denir. Her cism atomlardan yap lm fld r. Ya nî, atom y n d r. Atomlar n yap s birbirine benzer ise de, büyüklükleri ve a rl klar farkl d r. Bundan dolay, bugün yüzbefl dürlü atom biliyoruz. En büyük atom bile, en kuvvetli mikroskopla görülemiyecek kadar pek küçükdür. Birbirlerine benziyen atomlar n biraraya gelmesinden (Basît cism) veyâ (Element) hâs l olur. Yüzbefl dürlü atom oldu u için, yüzbefl dürlü basît cism vard r. Demir, kükürt, c va, oksijen gaz, kömür birer elementdir. Baflka baflka atomlar n biraraya gelmesinden (Bileflik cism) veyâ (Mürekkeb cism) hâs l olur. Yüzbinlerce bileflik cism vard r. Su, ispirto, tuz, kireç, mürekkeb cismlerdir. Mürekkeb cismler, iki veyâ dahâ çok basît cismin birbirleri ile birleflmesinden hâs l olmakdad r. Basît cismlerin birleflmeleri, atomlar n n birbirleri ile birleflmelerinden hâs l olur. Bütün cismler, meselâ da lar, denizler, her dürlü bitki ve hayvanlar, hep yüzbefl elementden meydâna gelmekdedir. Canl, cans z her cismin yap tafl, hep bu yüzbefl elementdir. Bütün cismler, bu yüzbefl elementden birinin veyâ birkaç n n atomlar n n biraraya gelmesinden hâs l olmakdad r. Hava, toprak, su, s, fl k, elektrik ve mikroblar, bileflik cismlerin parçalanmalar na veyâ cismlerin birleflmelerine sebeb oluyorlar. (Sebebsiz hiçbir de ifliklik olmaz.) Bu de iflmelerde, elementler, ya nî bu varl klar n yap tafllar, cismden cisme yer de ifldiriyor veyâ bir cismden ayr larak serbest hâle geçiyorlar. Cismlerin yok olduklar n görüyoruz.gördü ümüze göre hükm ederek aldan yoruz. Çünki, yok oluyor ve var oluyor dedi imiz bu görünüfl, maddelerin de iflmelerinden baflka bir fley de- ildir. Bir cismin, meselâ mezârdaki ölünün yok olmas yeni cismlerin, meselâ suyun, gazlar n ve toprak maddelerinin var olmalar fleklinde oluyor. Bir de iflmede, var olan yeni maddeler, duygu organlar m za te sîr etmezlerse, bunlar n meydâna geldiklerini anl - yam yoruz. Bunun için, de iflikli e u r yan birinci maddeye yok oldu diyoruz. Yüzbefl elementden herbirinin flekllerinin de ifldi ini, her elementde fizik ve kimyâ olay oldu unu da görüyoruz. Bir element, bir bilefli in yap s na kat l nca, iyon hâline geçer. Ya nî, atomlar elektron verir veyâ al r. Böylece bu elementin çeflidli fizik ve kimyâ özellikleri de iflir. Her elementin atomlar, bir çekirdekle, (Elektron) denilen çeflidli mikdârlarda, dahâ küçük parçalardan yap lm fld r. Çekirdek, atomun ortas ndad r. Hidrojenden baflka, 75
76 bütün atomlar n çekirdekleri (Proton) ve (Nötron) denilen dâneciklerden yap lm fld r. Protonlar, pozitif elektrik yüklüdür. Nötronlar, elektrik yükü tafl maz. Elektronlar, eksi elektrik dânecikleridirler ve çekirdek etrâf nda dönerler. Elektronlar, her ân yörüngelerinde döndükleri gibi, yörüngelerini de de ifldirmekdedirler. Atomlar n çekirdeklerinde de, de iflmeler, parçalanmalar oldu- u, (Radyoaktif) denilen elementlerden anlafl lmakdad r. Çekirdeklerin bu parçalanmas nda, bir elementin baflka elemente döndü ü, maddelerin yok olarak, enerji (Kudret) hâline döndü ü de anlafl lm fl, bu de iflme (Aynfltayn) [1] taraf ndan hesâb bile edilmifldir. Demek ki, bileflik cismlerde oldu u gibi, elementler de, hep de iflmekde, bir hâlden baflka hâle dönmekdedir. (Canl cans z her madde de- iflmekde, ya nî eskisi yok olup,yenisi var olmakdad r.) Bugün, var olan her canl, (her bitki, her hayvan) önce yok idi. Baflka canl lar vard. Bir zemân sonra da, flimdiki canl lardan hiçbiri kalm yacak, baflka canl lar var olacakd r. Cans z varl klar n hepsi de böyledir. Canl cans z her varl k, meselâ bir element olan demir veyâ birkaç cism kar fl m olan tafl, kemik, bütün maddeler, bütün zerreler hep de iflmekdedirler. Ya nî eskileri yok olmakda ve baflkalar var olmakdad r. Var olan madde ile, yok olan maddenin özellikleri birbirine benziyorsa, insan bu de iflikli i anlam yor, maddeyi hep var san yor. Sinemada, hareket eden film fleridinde, objektif önüne, her ân baflka resmler gelip gitmekde iken, seyrciler bunu anlamay p, ayn resm perdede hareket ediyor sanmalar gibidir. Kâ d yan p kül olunca bu de iflikli i anlad m z için, kâ d yok oldu, kül var oldu diyoruz. Buz eriyince, buz yok oldu, su var oldu diyoruz. Modern madde bilgisi, (Se âdet-i ebediyye) kitâb nda, 546, 971 ve 1041.ci sahîfelerde de genifl yaz l d r. Lütfen oralardan da okuyunuz! (fierh-i akâid) kitâb n n bafl nda diyor ki, (Bütün varl klar, Allahü teâlân n varl na alâmet oldu u, Onun varl n gösterdi i için, mahlûklar n hepsine (Âlem) denir. Varl klar n bir cinsden olanlar na da birer âlem denir. Meselâ, insanlar âlemi, melekler âlemi, hayvanlar âlemi, cans z maddeler âlemi denir. Yâhud, her bir cism, bir âlemdir. (fierh-i mevâk f) [2] kitâb n n dörtyüzk rkbirinci sahîfesinde diyor ki, Âlem, ya nî herfley, hâdisdir, ya nî mahlûkdurlar. Ya nî yok iken, sonradan var olmufldurlar. [Her zemân, birbirlerinden de var [1] Einstein yehûdî fizikcisi, 1375 [m. 1955] de öldü. [2] (fierh-i mevâk f) müellifi Seyyid fierîf Alî Cürcânî, 816 [m. 1413] de fiirâzda vefât etdi. 76
77 olduklar n yukar da bildirdik.] Cismlerin maddesi de, s fatlar da, hâdisdir. Burada dört fley düflünülebilir: 1 Müslimânlara, yehûdîlere ve nasârâya ve mecûsîlere göre, cismlerin maddeleri de, s fatlar da hâdisdir. 2 Aristoya ve onun yolunda olan felsefecilere göre, cismlerin maddeleri de, s fatlar da kadîmdir. Ya nî ezelîdir, hep vard r derler. Bu sözün yanl fl oldu unu, modern kimyâ bilgisi kesin olarak bildirmekdedir. Böyle inanan ve söyliyen, müslimânl kdan ç - kar. Kâfir olur. bni Sînâ [1] ile Fârâbî [2] de kadîm demekdedir. 3 Aristodan önce olan felesoflara göre, maddeleri kadîm olup, s fatlar hâdisdir derler. Bugün, fen adamlar n n ço u da böyle yanl fl düflünmekdedir. 4 Maddenin hâdis, s fatlar n kadîm oldu unu söyliyen olmam fld r. Calinos bu dördünden hiçbirine karar verememifldir). Müslimânlar, maddelerin ve s fatlar n n hâdis oldu unu birkaç yoldan isbât etmekdedir. Birinci yol, maddeler ve bütün zerreleri hep de iflmekdedir. De iflmekde olan fley, kadîm olamaz. Hâdis olmas lâz md r. Çünki, her maddenin, kendinden öncekinden meydâna gelmesi ifli, sonsuz öncelere kadar gidemez. Bu de iflmelerin bir bafllang c olmas, ya nî ilk maddelerin, yokdan var edilmifl olmalar lâz md r. Yokdan var edilmifl olan ilk maddeler bulunmasayd, ya nî sonraki maddenin kendinden önceki maddeden hâs l olmas ifli sonsuz öncelere gitseydi, maddelerin birbirlerinden meydâna gelmelerinin bir bafllang c olmazd ve bugün hiçbir maddenin var olmamas lâz m gelirdi. Maddelerin var olmalar ve birbirlerinden hâs l olmalar, yokdan var edilmifl ilk maddelerden üremifl olduklar n göstermekdedir. Ayr ca deriz ki, gökden düflen bir tafla, sonsuzdan geldi denemez. Çünki sonsuz, bafllang c, ucu yok demekdir. Sonsuzdan gelmek, yokdan gelmek olur. Sonsuzdan geldi i düflünülen fleyin, gelmemesi lâz m olur. Gelen birfleye, sonsuzdan geldi demek, akla, fenne uym yan ve câhilce bir söz olur. Bunun gibi, insanlar n birbirlerinden hâs l olmalar, sonsuz öncelerden gelemez. Yokdan yarat lm fl olan bir ilk insandan bafll yarak üremeleri lâz md r. Yokdan var edilmifl olan ilk insan olmay p, insanlar n birbirlerinden hâs l olmalar, sonsuz öncelerden gelmekdedir denirse, hiçbir insan n var olmamas lâz m olur. Her varl k için de böyledir. Maddelerin, cismlerin birbirlerinden hâs l olmalar için, (Böyle gelmifl [1] bni Sînâ Hüseyn, 428 [m. 1037] de vefât etdi. [2] Muhammed Fârâbî, 339 [m. 950] de fiâmda vefât etdi. 77
78 böyle gider. Yokdan var edilmifl ilk maddeler yokdur) demek, akla ve fenne uym yan, câhilce sözdür. De iflmek, sonsuz olma de- il, yokdan yarat lm fl olma, ya nî (Vâcib-ül-vücûd) olma de il, (Mümkin-ül-vücûd) olma göstermekdedir. Süâl: Bu âlemi yaratan n kendisi ve s fatlar kadîmdir, ezelîdir. Bu âlemin de kadîm olmas lâz m gelmez mi? Cevâb: Kadîm olan yarat c n n, maddeleri, zerreleri, çeflidli sebeblerle de ifldirdi ini, ya nî yok edip, bunlar n yerine baflkalar n yaratmakda oldu unu, her zemân görüyoruz. Kadîm olan yarat c, irâde etdi i, diledi i zemân, ya nî her zemân maddeleri birbirlerinden yaratmakdad r. Âlemleri, her maddeyi, her zerreyi sebeblerle yaratd gibi, irâde etdi i zemân, sebebsiz, vâs tas z olarak, yokdan da yarat r. Âlemlerin hâdis oldu una inanan, fânî olduklar na, ya nî, tekrâr yok olacaklar na da inan r. Yok iken sonradan yarat lm fl olan varl klar n yine yok olabilecekleri meydândad r. Birçok varl klar n yok olduklar n, flimdi de görüyoruz. Müslimân olmak için, maddelerin ve cismlerin, ya nî her varl - n, yokdan var edilmifl olduklar na ve tekrâr yok olacaklar na inanmak lâz md r. Cismlerin yok iken sonradan var olduklar n ve tekrâr yok olduklar n, ya nî flekllerinin ve özelliklerinin kalmad - n görüyoruz. Cismler yok olunca, maddeleri kal yor ise de, bu maddelerin de ezelî olmad klar n, çok öncelerde, Allahü teâlâ taraf ndan yarat lm fl olduklar n ve K yâmet gününde hepsini tekrâr yok edece ini yukar da bildirdik. Zemân m z n fen bilgileri, buna inanma a mâni de ildir. nanmamak, fenne iftirâ etmek ve islâm düflman olmak demekdir. slâmiyyet, fen bilgilerini red etmiyor. Din bilgilerini ö renmeme i ve ibâdet vazîfelerini yapmama red ediyor. Fen bilgileri de, islâmiyyeti inkâr etmemekdedir. Hattâ, onu te yîd ve tasdîk etmekdedir. Âlem hâdis olunca, bunu yokdan bir yaratan vard r. Çünki, hiçbir olay n kendili inden olam yaca n yukar da bildirdik. Bugün fabrikalarda binlerce ilâc, ev eflyâs, sanây ve ticâret maddeleri, elektronik âletler, harb vâs talar yap l yor. Bunlar n ço u, ince hesâblardan, yüzlerce tecribeden sonra elde ediliyor. Bunlardan birine dahî, kendi kendine var oldu diyorlar m? Bunlar n, bilerek ve istiyerek yap ld klar n söyliyorlar ve hepsinin bir yap c - s n n bulunmas lâz md r diyorlar da, canl larda, cans zlarda görülen ve her asrda, dahâ yenileri, dahâ inceleri keflf edilen ve ço unun yap s henüz anlafl lamayan milyonlarca maddenin ve hâdisenin kendi kendilerine tesâdüfen var olduklar n söyliyorlar. Bu iki 78
79 yüzlülük, koyu bir inâddan veyâ aç k bir ahmakl kdan baflka ne o- labilir? Görülüyor ki, her maddeyi, her hareketi var eden tek bir yarat c vard r. Bu yarat c (Vâcib-ül-vücûd)dur. Ya nî, yok iken sonradan var olmufl de ildir. Hep var olmas lâz md r. Var olmas için hiçbirfleye muhtâc de ildir. Hep var olmas lâz m olmaz ise, (Mümkin-ül-vücûd) olurdu. Âlemler gibi hâdis, ya nî mahlûk o- lurdu. Mahlûk, baflka bir mahlûkun de iflmesinden veyâ yokdan var edilir. Onu da yaratan lâz m olur. Böylece sonsuz yaratanlar lâz m olur. Mahlûklardaki de iflmelerin sonsuz olam yaca n yukar da bildirdi imiz gibi düflünürsek, yarat c lar n da sonsuz olam yaca, yaratman n birinci bir yarat c dan bafll yaca anlafl l r. Çünki, yarat c lar n biribirlerini yaratmalar sonsuz olarak gider denince, hiçbir yarat c n n bulunmamas lâz m olur. flte, yarat lm fl olm yan birinci ilk yarat c, mahlûklar n tek yarat c s d r. Ondan önce ve sonra, baflka bir yarat c yokdur. Yarat c yarat lmaz. O, hep vard r. Bir ân yok olsa, her fley yok olur. Vâcib-ül-vücûd, hiçbir bak mdan hiçbir fleye muhtâc de ildir. Yerleri, gökleri, a- tomlar, canl lar, düzenli, hesâbl yaratan n kudretinin, kuvvetinin sonsuz olmas, âlim olmas, diledi ini hemen yapmas, bir olmas, onda hiç de ifliklik olmamas, lâz md r. Kuvveti sonsuz olmasa ve âlim olmasa, böyle düzenli, hesâbl mahlûklar yaratamaz. Bu yarat c birden çok olursa, birfleyin yarat lmas nda, istekleri uymay nca, istedi i yap lm yanlar yarat c olamazlar ve yarat - lan fleyler karma-kar fl k olur. Dahâ çok bilgi almak için Alî Ûflînin [1] yazd (Emâlî Kasîdesi)nin arabî ve türkçe flerhlerini lütfen okuyunuz! Yarat c da hiç de ifliklik olmaz. fiimdi nas lsa, âlemi yaratmadan önce de öyle idi. Herfleyi yokdan yaratm fl oldu u gibi, her zemân da, flimdi de, herfleyi yaratmakdad r. Çünki de iflmek, mahlûk olma, yokdan yarat lm fl olma gösterir. Onun hep var oldu unu, yok olm yaca n yukar da bildirdik. Bunun için, Onda hiç de- ifliklik olmaz. Mahlûklar ilk yarat lmalar nda Ona muhtâc olduklar gibi, her ân da muhtâcd rlar. Herfleyi yaratan, her de iflikli i yapan yaln z Odur. Düzenli olmalar için ve insanlar n yafl yabilmeleri ve medenî olabilmeleri için, herfleyi sebeblerle yaratmakdad r. Sebebleri O yaratd gibi, sebeblerin te sîr etmelerini, ifl yapabilmelerini de, O yaratmakdad r. nsanlar sebeblerin maddelere te sîr etmelerine vâs ta olmakdad r. Aç olunca, birfley yimek, hasta olunca ilâc almak, mum yakmak için kibriti çakmak, hidrojen elde etmek için çinko üzerine [1] Alî Ûflî, 575 [m. 1180] de vefât etdi. 79
80 bir asid dökmek, çimento yapmak için kireç tafl ile kil kar fld r p s tmak, süt elde etmek için ine i beslemek, elektrik elde etmek için hidro-elektrik santral kurmak, her çeflid fabrika yapmak, sebebleri kullanarak, yeni fleyler yaratmas na vâs ta olmakd r. nsan n, irâdesi ve kuvveti de, Allahü teâlân n yaratd birer sebebdir. nsanlar da, Allahü teâlân n yaratmas na vâs ta olmakdad r. Allahü teâlâ, böyle yaratmak istiyor. Görüliyor ki, insan birfley yaratd demek, akla ve dîne uym yan, câhilce bir sözdür. nsanlar n, kendilerini yaratan, yaflatan, muhtâc olduklar fleyleri yarat p gönderen bu bir yarat c y sevmeleri, Ona kul, köle olmalar lâz md r. Ya nî, mahlûklar n Ona ibâdet etmesi, tap nmalar, itâ at etmeleri, sayg l olmalar lâz md r. Böyle oldu u yedinci sahîfe bafl ndaki, üçüncü cild, onyedinci mektûbda uzun yaz l d r. Vâcib-ül-vücûd, bir olan bu ilah, bu tanr, isminin (Allah) oldu unu kendisi bildirmifldir. Kullar n, Onun bildirdi i ismini de ifldirme e haklar yokdur. Haks z yap lan ifl, zulm olur, pek çirkin birfley olur. H ristiyanlar, papazlar, yarat c n n üç oldu una inan yorlar. Yukar daki yaz lar m z, yarat c n n bir oldu unu, h ristiyanl n, papazlar n sözlerinin yanl fl ve bozuk oldu unu isbât etmekdedir. lm olmazsa, din, s yr l p kalkar aradan, öyleyse, cehâlet denilen, yüz karas ndan, kurtulmaya çal flmal, bafldan bafla millet, kâfi de il mi yoksa, bu son dersi felâket? Bu felâket dersi, neye mal oldu, düflünsen, beynin eriyip, yafl gibi, damlard gözünden. Son olaylar, ne demekdir, bilsen ne demekdir: Gelmezse e er, kendine millet, gidecekdir. Zîrâ, yeni bir sars nt ya pek dayan lmaz, zîrâ, bu sefer, uyku ölümdür uyan lmaz. Ahlâk düzeltip, fenne çok çal flmak lâz m, dîne ba l, atomla silâhl er olmak lâz m! Din bilgisi, harb gücü, ileri olmak gerek, ikisidir ancak, millete huzûr verecek. 80
81 II MÜSL MÂNLIK VE HIR ST YANLIK ÖNSÖZ Kitâb m z n (Müslimânl k ve h ristiyanl k) k sm n yazma a Besmele okuyarak bafll yoruz. Allahü teâlâya hamd olsun. Onun sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselâma ve Onun Âline ve Eshâb n n hepsine bizlerden hayrl düâlar olsun! Allahü teâlâ, canl lar, cans zlar, herfleyi yokdan var etdi. Yarat c yaln z Odur. nsanlara çok ac d için, onlar n dünyâda iken ve öldükden sonra, mes ûd olmalar na, ya nî râhat etmelerine, huzûr ile, tatl yaflamalar için lâz m olan herfleyi yarat p, göndermekdedir. Bu fleylere (Ni met) denir. Bitmez tükenmez ni metlerinin en büyü ü, en k ymetlisi olarak, se âdete kavuflduran do ru yolu ve azâblara, s k nt lara, ac çekme e sebeb olan bozuk yolu birbirinden ay rm fld r. Hep iyilik yapma, çal flma, herfleye yararl olma emr etmifldir. nsanlar, öldükden sonra tekrar dirilterek, hepsini hesâba çekece ini, îmân edip, iyilik etmifl olanlar n Cennetlerde lezzetler içinde sonsuz yaflayacaklar n ve Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât bildirdiklerine inanm yanlar n Cehennemde sonsuz azâblar, ac lar içinde kalacaklar n haber vermifldir. flte, bu kitâb yazma a, O yüce Allah n ismini anarak, Onun yard m na güvenerek bafll yoruz. nsanlara se âdet, huzûr yolunu bildirmek için vâs ta, haberci olarak seçmifl oldu u, Peygamber denilen üstün insanlara ve bunlar n en üstünü olan, son peygamber Muhammed aleyhisselâma flükrânlar m z, sevgilerimizi duyurma da kendimize flerefli bir vazîfe görüyoruz. Kitâb m z n bu k sm, slâm dîninin nas l yay ld n bilmiyen müslimân kardefllerimizle, baflka dinden olup da, slâm dîninin esâslar n ö renmek isteyenler için Anahtar mâhiyyetinde yaz lm fld r. Dünyâda mevcûd dinlerin en yenisi ve en mükemmeli olan islâm dîni, çok insânî ve çok mant kî esâslara dayan r. Bu k smda teferru âta giriflmeden, slâm dîninin esâslar ndan bahs edilmifl ve di er dinlerle mukâyesesi yap lm fld r. slâm dîninin mu âr zlar taraf ndan yap lan tenkîdlere cevâblar verilmifl ve iyi bir müslimân olmak için îcâb eden husûslar mümkin oldu u ka- 81 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-6
82 dar k sa ve aç k olarak îzâh edilmifldir. Bu bilgileri ö rendikden sonra, slâm dîni hakk nda slâm âlimleri rahime-hümullahü teâlâ taraf ndan yaz lan k ymetli eserleri okumak istiyenlere, stanbulda Hakîkat Kitâbevinin çeflidli dillerde neflr etdi i kitâblar m z okumalar n tavsiye ederiz. Bu kitâblar n ismleri, ba z kitâblar m z n sonunda yaz l d r. Kitâb m z n bu k sm n da, yavafl yavafl ve düflünerek okuyunuz! Baflkalar na da okutunuz! Câhil bir insan iyi bir müslimân olamaz. Hâlbuki slâm dîninin esâslar n ö rendikden sonra, ona bir insan n bütün kalbi ile ba lanmamas na imkân yokdur. Bu k sm okudukdan sonra, siz de, slâm dîninin ne yüksek, ne kudsî ve ne mant kî ve kusûrsuz bir din oldu unu dahâ iyi anlayacak, dünyâ ve âhiretde selâmet ve huzûra kavuflmak için can ve gönülden ona sar lacaks n z. Oldu Eshâb, sâbikûnessâbikûn, ümmet için, oldu onlar, rehnümûn. Cân fedâ k lm fld, bunlar ibtidâ, hepsinin oldu makâm, müntehâ. Feyz-ü hâli bunlara verdi Hudâ, onlara eyledi ümmet iktidâ. Pertev-i nûr-i hidâyet, câm- aflk, herbirinden zâhir oldu, hâl-i aflk. Hem islâmiyyet, hem tarîk- ma rifet, ehl-i islâm buldular çok menfe at. Yokdur tafsîle lüzûm-u ihtiyâc, cân-u dil derdine k ld lar ilâc. Sefer yapd mülk-i Rûma hem Eshâb, oldu, Rûm ehli, temâm, ehl-i necât. Yâ Rab! gece gün, budur senden dilek, lutfet! kalal m Eshâb yolunda hep! r dvânullahi aleyhim ecma în 82
83 1 ALLAHÜ TEÂLÂNIN VARLI INA NANMAK nsan dahâ çocukken etrâf nda gördü ü eflyân n nereden geldi- ini ve nas l olufldu unu arafld rma a bafllar. Çocuk gelifldikçe, üzerinde yaflamakda oldu u bu dünyân n nas l mu azzam bir eser oldu unu anl yarak hayretden hayrete düfler. Hele yüksek tahsîlini yaparak, her gün etrâf m zda görülen bütün bu eflyâ ve mahlûklar n inceliklerini ö renme e bafllay nca, hayreti hayranl a dönüflür. nsanlar n, büyük bir sür at ile fezâda tek bafl na dönmekde olan, içerisi atefl dolu, toparlak (iki kutbu biraz bas k) bir küre üzerinde, s rf yer çekimi kuvveti ile kalabilerek yaflamas ne büyük bir mu cizedir. Yâ etrâf m zdaki da lar, tafllar, denizler, canl varl klar ve nebâtlar, nas l bir büyük kudret sâyesinde meydâna gelebilmekde, geliflmekde ve dürlü dürlü hâssalar göstermekdedir. Hayvanlar n bir k sm toprak üstünde yürürken, bir k sm havada uçar ve bir k sm su içinde yaflar. Günefl, düflünebilece imiz en yüksek harâreti sa lar ve nebâtlar n yetiflmesini, ba z lar n n içinde ise, kimyevî de iflikliklere sebeb olarak, un, fleker ve dahâ nice maddelerin meydâna gelmesini te mîn eder. Hâlbuki dünyâ, kâinât içinde ufac k bir varl kd r. Günefl ve etrâf nda dönen seyyârelerden meydâna gelen, içinde dünyâm z n da bulundu u günefl sistemi, kâinât (evren) içinde bulunan ve say s bilinmeyen pek çok sistemlerden biridir. Kâinâtdaki mu azzam güc ve kuvveti îzâh için bir küçük misâl verelim: nsanlar n en son elde etdikleri mu azzam enerji kayna, atomlar parçal yarak veyâ birlefldirerek meydâna ç kard klar atom enerjisidir. Hâlbuki, insanlar n en büyük enerji kayna sayd klar atom bombas n n enerjisi, büyük yer sars nt lar nda ortaya ç kan enerji ile karfl lafld r lacak olursa, bu enerjinin, on binlerce atom bombas enerjisinden dahâ fazla oldu u görülür. nsan, kendi vücûdunun ne mu azzam bir fabrika ve laboratuvar oldu unun fark nda de ildir. Hâlbuki, yaln z nefes al p vermek bile mu azzam bir kimyâ hâdisesidir. Havadan al nan oksijen, vücûdda g dâ maddelerini yakd kdan sonra, karbon dioksit hâlinde d flar ç kar l r. Sindirim (hazm) sistemi ise, sanki bir fabrikad r. A zla al nan 83
84 g dâ maddeleri ve içecekler, mi de ve ba rsaklarda parçalan p ö ütüldükden sonra, vücûda fâideli k sm, ince ba rsaklarda süzülerek kana kar flmakda ve posas d flar at lmakdad r. Bu mu azzam hâdise, devâml ve otomatik olarak ve büyük bir intizam ile yap lmakda, vücûd bir fabrika gibi ifllemekdedir. nsan n vücûdunda dürlü dürlü ve çok kar fl k formüllü maddeler i mâl eden, dürlü dürlü kimyâ reaksiyonlar meydâna getiren, analiz yapan, tedâvî eden, tasfiye eden ve zehrleri yok eden, yaralar tedâvî eden, dürlü maddeleri süzen, enerji veren tertîbât oldu- u gibi, mükemmel bir elektrik flebekesi, manivela tertibât, elektronik bilgi sayar, haber verme te sîsât, ziyâ, ses alma, bas nç yapma ve ayarlama tertîbât, mikroplarla mücâdele ve onlar yok etme sistemi mevcûddur. Kalb ise, hiç durmadan iflleyen mu azzam bir pompad r. Eskiden, Avrupal lar, (Bir insan n vücûdunda bol su, biraz kalsiyum, biraz fosfor ve biraz da inorganik ve organik maddeler vard r. Onun için bir insan vücûdunun k ymeti befl-on liradan ibâretdir) derlerdi. Bugün, Amerika Üniversitelerinde yap - lan hesâblar, insan vücûdunda durmadan meydâna gelen muhtelif k ymetli hormon ve enzimlerle bir çok uzvî maddelerin en az ndan milyonlarca dolar k ymetinde oldu unu meydâna koymufldur. Hele, bir Amerikan profesörünün dedi i gibi, (Devâml olarak, böyle k ymetli maddeleri muntazemân meydâna getiren bir tertibât yapma a kalkacak olursak, dünyâda bulunan bütün paralar, bunu yapma a kâfî gelmez). Hâlbuki, insanda bütün bu maddî mükemmeliyyet yan nda, anlama, düflünme, ezberleme, hât rlama, hükm ve karar verme, seviflmek gibi çok mu azzam, ma nevî kudretler de bulunmakdad r. Bu kudretlerin k ymetini ölçmek, insanlar için imkâns zd r. Demek ki, insan n bedeni yan nda bir de (Rûh)u mevcûddur. Beden ölür, rûh ölmez. Hayvanlar âlemine dikkat ile bakacak olursak, Allahü teâlân n sonsuz kudreti, insan büsbütün hayrete düflürür. Ba z canl mahlûklar o kadar küçükdür ki, bunlar ancak mikroskop alt nda görebiliriz. Ba z lar n n görülebilmesi için (meselâ virüsleri incelemek için) bir milyon def a büyüten elektronik ültra mikroskoplara ihtiyâc vard r. En büyük iplik fabrikalar n n çeflidli makinalarla yapd sun î ipe in mikdâr küçücük bir ipek böce inin yapd ipek mikdâr - n n çok alt ndad r. E er minimini A ustos böce inin boyu, bizim ses ç karmak için kulland m z âletler kadar büyütülmüfl olsa, yap lan ince hesâblara göre, ç karaca sesle camlar k r l r, d varlar y k l rd! Bunun gibi, e er bir atefl böce i, büyük bir sokak lâmbas kadar büyütülmüfl olsa, bütün bir mahalleyi gündüz gibi ayd n- 84
85 latabilirdi. Böyle ak l almaz derecede mükemmel ve mu azzam eserler karfl s nda hayrân olmamak kâbil midir? Bunlar Allahü teâlân n varl n, azametini, yüceli ini, büyüklü ünü ve kudretini gösterme e yetmez mi? O hâlde, ancak pek ufak bir parças n gördü ümüz bu kâinât n bir hâl k [yarat c s ] ve anlama a akl m z n ermedi i pek mu azzam bir kudret sâhibi vard r. Bu yarat c n n hiç de iflmemesi ve sonsuz var olmas lâz md r. flte, bu yarat c, (AL- LAHÜ TEÂLÂ)d r. slâmiyyetde ilk esâs, Allahü teâlân n varl - na ve s fatlar na inanmakd r. Etrâf m za iyice bakd m z, târîhi okudu umuz zemân, cismlerin yok olduklar n, baflka cismlerin meydâna geldiklerini görüyoruz. Dedelerimiz, eski milletler yok olmufllar, binâlar, flehrler yok olmufl. Bizden sonra da baflkalar meydâna gelecek. Fen bilgimize göre, bu mu azzam de ifliklikleri yapan kuvvetler vard r. Allaha inanm yanlar, (Bunlar tabî at yap yor. Herfleyi tabî at kuvvetleri yarat yor) diyorlar. Bunlara deriz ki, (Bir otomobilin parçalar, tabî at kuvvetleri ile mi bir araya gelmifldir? Suyun ak nt s na kap - lan, sa dan soldan çarpan dalgalar n te sîri ile bir araya y lan çöp y n gibi mi bir araya gelmifllerdir? Otomobil, tabî at kuvvetlerinin çarpmalar ile mi hareket etmekdedir?) Bize gülerek, (Hiç böyle fley olur mu? Otomobil, akl ile, hesâb ile, plân ile, birçok kimsenin titizlikle çal flarak yapd klar bir san at eseridir. Otomobil, dikkat ederek, akl, fikr yorarak, hem de trafik kâidelerine uyarak, floför taraf ndan yürütülmekdedir) demez mi? Tabî atdaki her mahlûk da, böyle bir san at eseridir. Bir yaprak parças, mu azzam bir fabrikad r. Bir kum dânesi, bir canl hücre, fennin bugün biraz anl yabildi i ince san atlar n birer sergisidir. Bugün fennin bulufllar, baflar lar diye ö ündüklerimiz, tabî atdaki bu güzel san atlardan birkaç n görebilmek ve taklîd edebilmekdir. slâma karfl olanlar n kendilerine önder olarak gösterdikleri, ngiliz tabîbi Darwin [1] bile (Gözün yap s ndaki san at inceli ini düflündükçe, hayretimden tepem atacak gibi oluyor) demifldir. Bir otomobilin tabî at kuvvetleri ile, tesâdüfen meydâna gelece ini kabûl etmiyen kimse, bafldan bafla bir san at eseri olan bu mu azzam âlemi tabî at yaratm fl diyebilir mi? Elbette diyemez. Hesâbl, plânl, ilmli, sonsuz kuvvetli bir yarat c n n yapd na inanmaz m? (Tabî at yaratm fld r. Tesâdüfen var olmufldur) demek, câhillik ve ahmakl k olmaz m? Allahü teâlân n, sayam yaca m z kadar çok nizâm ve âhenk içinde yaratd varl klar tesâdüfen olmufldur diyenlerin sözleri [1] Darwin, 1299 [m. 1882] de öldü. 85
86 câhilcedir ve fen bilgilerine ayk r d r. fiöyle ki: Üzeri birden ona kadar numaralanm fl on tafl bir torbaya koyal m. Bunlar elimizle torbadan birer birer ve s ra ile, ya nî önce bir numaral, sonra iki numaral ve nihâyet on numaral olacak fleklde ç karma a çal flal m. Ç kar lan bir tafl n numaras n n s raya uymad görülürse, ç - kar lm fl olan tafllar n hepsi hemen torbaya at lacak ve yeniden, bir numaradan bafllamak üzere, ç karma a çal fl lacakd r. Böylece, on tafl numaralar s ras ile ardarda ç karabilme ihtimâli on milyarda birdir. On adet tafl n bir s ra dâhilinde dizilme ihtimâli bu kadar az olursa, kâinâtdaki say s z nizâm n tesâdüfen meydâna gelmesine imkân ve ihtimâl yokdur. Daktilo ile yazmas n bilmeyen bir kimse, bir daktilonun tufllar na gelifligüzel, meselâ befl kerre bassa, elde edilen befl harfli kelimenin, türkçe veyâ baflka bir dilde bir ma nâ ifâde etmesi acabâ ne derece mümkindir? E er, gelifligüzel tufllara basmakla bir cümle yazmak istenilse idi, ma nâs olan bir cümle yaz labilecek mi idi? Kald ki, böyle rastgele tufllara basmakla bir sahîfe yaz veyâ kitâb teflkil edilse, sahîfenin ve kitâb n tesâdüfen belli bir konusu bulunaca n zan eden kimseye akll denilebilir mi? Cismler yok oluyor. Bunlardan, baflka cismler meydâna geliyor. Ancak, son kimyâ bilgimize göre, yüzbefl madde hiç yok olmuyor. Yaln z yap lar de ifliyor. Radioaktif hâdiseler elementlerin ve hattâ atomlar n da yok olduklar n, maddenin enerjiye döndü ünü haber vermekdedir. Hattâ Einstein ad ndaki Alman fizikçisi, bu tehavvülün matematik formülünü ortaya koymufldur. Cismlerin durmadan tehavvül etmeleri, birbirlerinden hâs l olmalar, sonsuzdan gelmifl de ildir. Böyle gelmifl, böyle gider denilemez. Bu de iflmelerin bir bafllang c vard r. De iflmelerin bafllang c vard r demek, maddelerin var olufllar n n bafllang c vard r ve hiçbir fley yok iken, hepsi yokdan yarat lm fld r demekdir. lk, birinci olarak maddeler yokdan yarat lm fl olmasalard ve birbirlerinden hâs l olmalar, sonsuz öncelere do ru uzasayd, flimdi bu âlemin yok olmas lâz md. Çünki, âlemin sonsuz öncelerde var olabilmesi için, bunu meydâna getiren maddelerin dahâ önce var olmalar, bunlar n da var olabilmeleri için, baflkalar n n bunlardan önce var olmalar lâz m olacakd r. Sonrakinin var olmas, öncekinin var olmas na ba l d r. Önceki var olmazsa, sonraki de var olm yacakd r. Sonsuz önce demek, bir bafllang c yok demekdir. Sonsuz öncelerde var olmak demek, ilk, ya nî bafllang ç olan bir varl k yok demekdir. lk, birinci varl k olmay nca, sonraki varl klar da olamaz. Herfleyin her zemân yok olmas lâz m gelir. Her birinin var olmas için, bir öncekinin var olmas lâz m olan sonsuz 86
87 say da varl klar silsilesi olamaz. Hepsinin yok olmalar lâz m olur. Âlemin flimdi var olmas, sonsuzdan var olarak gelmedi ini, yokdan var edilmifl bir ilk varl n bulundu unu göstermekde oldu u anlafl ld. Âlemin yokdan var edilmifl oldu una, o ilk mahlûkdan hâs l ola ola, bugünkü âlemin var oldu una inanmak îcâb eder. Bir hâl k n mevcûd oldu unu inkâr ederek her fleyin tabî at taraf ndan kendi kendine meydâna geldi ini iddiâ edenler, (Bütün din kitâblar nda dünyân n alt günde yarat ld yaz l d r. Hâlbuki bugün yap lan arafld rmalar, bilhâssa radyoizotoplar ile yap lan çok ince hesâblar, dünyân n milyarlarca sene evvel meydâna geldi- ini göstermekdedir) demekdedirler. Dünyân n milyarlarca sene evvel meydâna gelmesi, ne kadar zemânda yarat ld hakk nda bilgi vermiyor ki, bu sözlerinin bir k ymeti olsun. Mukaddes kitâblarda yaz l olan alt günün bugünkü 24 sâatlik gün ile ne alâkas olabilir? 24 sâatlik gün, insanlar taraf ndan kullan lan bir zemând r. Mukaddes kitâblar n bahs etdi i günün uzunlu unun ne kadar oldu unu biz bilmiyoruz. Bu alt günden her biri, bizim kabûl etdi- imiz zemânlara göre çok uzun asrlar süren jeolojik periyotlar olabilir. Secde sûresinin beflinci âyetinde meâlen, Allah indinde bir gün mikdâr, sizin say n zdan bin sene eder buyuruldu. Kitâb- mukaddesin Ahd-i cedîd k sm nda, Petrusun ikinci mektûbunun üçüncü bâb n n sekizinci âyetinde, (fiunu unutmay n ki, Rabbin indinde bir gün, bin y l gibidir) denilmekdedir. lk insan ve ilk peygamber olan Âdem aleyhisselâm n ne zemân yarat ld n biz bilemeyiz. nsan n dünyâ kuruldu u ilk günden i tibâren dünyâda bulundu unu iddi â edemeyiz. nsan, Allahü teâlân n emri ve yaratmas ile dünyâya gelmifldir. Darwinin (Tekâmül) nazariyesine göre, ilk insan olarak kabûl edilen Neandertalar n, yavafl yavafl bugünkü insan hâline geldi ini kabûl etmek mümkin de ildir. Hele ba z lar n n iddi â etdi i gibi, insan n evvelâ dört aya üzerinde yürüdü ünü ve birçok asrlar sonra aya- a kalkd n ileri sürmek, hiçbir zemân ilme ve mant a uymaz. Çünki, bu kadar ibtidâî olan bir mahlûkun bugünkü mükemmelli- e ulaflmas mümkin de ildir. O hâlde, dört ayak üzerinde yürüyen türün, insan olmad n, baflka bir mahlûk olmas gerekdi ini ve di er birçok eski mahlûklarla birlikde yok oldu unu kabûl etmemiz gerekir. Bütün din kitâblar, ilk insan n (homo sapien), ya nî iki ayak üzerinde yürüyen ve düflünebilen bir mahlûk oldu- unu bildirmekdedirler ve hakîkaten yukar da söyledi imiz gibi, dört ayak üzerinde yürüyen ve bir hayvandan fark olm yan bir varl n bugünkü insana dönüflebilece ini Darwin bile isbât ede- 87
88 memifldir. Bütün din kitâblar, ilk insan olarak Âdem aleyhisselâm bildirmifllerdir. Âdem aleyhisselâm için, (Öküzü sabana kofldu u, bu day ekdi i, kendine ev yapd, kendisine on suhuf [forma, kitâb] verildi i)ni bildirmekdedirler. S r ehlilefldirmek, ma arada yaflamak yerine kendine ev yapmak, bu day ekmek ve onu hasad etmek ve (vahy almak) meziyyeti olan ilk insan n, dünyân n oldukça tekâmül etdi i bir zemânda yarat lm fl oldu u, dört aya üzerinde yürüyen, inlerde yafl yan mahlûklarla hiç bir alâkas n n olmad - anlafl lmakdad r. Müslimân, ilk olarak, Allahü teâlân n varl na, büyüklü üne, birli ine, do mad na, do urmad na, dâim ve de iflmez oldu una bütün kalbi ile îmân eder. Bu inan fl, slâm n ilk flart d r. 2 PEYGAMBERLER, D NLER, K TÂBLAR Allahü teâlâ, insan yarat nca, ona (Akl) ve (Düflünme kudreti)ni verdi. slâm âlimlerinin rahime-hümullahü teâlâ insana (Hayvân- nât k) ya nî düflünen mahlûk demeleri ve Descartesin (Düflünüyorum, o hâlde var m) felsefesi, bunun aç k bir ifâdesidir. Di er mahlûklardan en büyük fark, insan n (beden)i yan nda (rûh)u bulunmas, düflünebilmesi, bütün olaylar akl ile muhâkeme edebilmesi, akl ile karâr vermesi ve bu karâr uygulayabilmesi, iyilik ve fenâl ay rabilmesi, hatâ iflledi ini anl yabilmesi ve bunun için piflmanl k duymas ve benzeri gibi üstünlükleridir. Fekat, acabâ insan, kendisine verilen bu çok yüksek hâssay, kendi bafl na ve hiç bir rehber [yol gösterici] olmadan kullanabilir mi? Kendi bafl na do ru yolu bulabilir ve Allahü teâlây tan yabilir mi? Târîhi inceleyecek olursak, insanlar n önlerinde, Allahü teâlân n gönderdi i bir rehber olmadan kendi bafllar na gitdiklerinde, hep yanl fl yollara sapd klar n görürüz. nsan, kendisini yaratan büyük kudret sâhibinin var oldu unu, akl sâyesinde anlad. Fekat, ona giden yolu bulamad. Peygamberleri iflitmiyenler, hâl k evvelâ etrâflar nda arad. Kendilerine en büyük fâidesi olan günefli, yarat c sand lar ve ona tapma a bafllad lar. Sonra, büyük tabî at güçlerini, f rt nay, atefli, kabaran denizi, yanar da lar ve benzerlerini gördükçe bunlar yarat c n n muâvinleri zan etdiler. Her biri için bir (Sûret, alâmet) yapma a kalkd lar. Bundan da 88
89 putlar do du. Böylece, çeflidli putlar zuhûr etdi. Bunlar n gazab ndan korkdular ve onlara kurbanlar kesdiler. Hattâ, insanlar bile bu putlara kurban etdiler. Her yeni hâdise karfl s nda, putlar n mikdâr da artd. slâmiyyet zuhûr etdi i zemân Kâ be-i muazzamada 360 put vard. K sacas, insan, (B R), ezelî ve ebedî olan Allahü teâlây kendi bafl na bir dürlü tan yamad. Bugün bile günefle ve atefle tapanlar vard r. Bunlara flaflmamal d r. Çünki, rehbersiz, karanl kda do ru yol bulunamaz. Kur ân- kerîmde, srâ sûresinin onbeflinci âyetinde meâlen, (Biz, Peygamber göndererek bildirmeden önce azâb yap c de iliz) buyurulmakdad r. Allahü teâlâ, kullar na verdi i akl ve düflünme kuvvetinin nas l kullan laca n onlara ö retmek ve kendi birli ini onlara tan tmak ve iyi iflleri fenâ, zararl ifllerden ay rmak için, dünyâya Peygamberler aleyhimüsselâm gönderdi. Peygamberler beflerî s fatlarda bizim gibi insand r. Onlar da yir, içer, uyur ve yorulur. Bizden farklar, zekâ ve muhâkeme kuvvetlerinin çok üstün olmas, tertemiz ahlâkl ve Allahü teâlân n emrlerini bize teblîg edecek bir güçde bulunmalar d r. Allahü teâlân n emrlerine ve yasaklar na (Din) denir. Muhammed aleyhisselâm n bildirdi i dîne ( slâmiyyet) denir. Peygamberler, en büyük rehberlerdir. slâm dînini teblîg eden, en son ve en üstün peygamber, Muhammed aleyhisselâmd r. Allahü teâlân n gönderdi i kitâb da (Kur ân- kerîm)dir. Afla da islâm dîninden bahs edilirken, bu husûsda dahâ fazla bilgi verilecekdir. Muhammed aleyhisselâm n irflâd edici mübârek sözlerine (Hadîs-i flerîf) denir. Bunlar çeflidli k ymetli kitâblarda bildirilmifldir. Kur ân- kerîm ve hadîs-i flerîfleri bize aç klayan büyük din âlimleri de vard r. (Böyle âlimlere lüzûm var m? nsan iyi bir müslimân olmak için islâm dîninin kitâb olan Kur ân- kerîmi okuyarak ve hadîs-i flerîfleri inceleyerek do ru yolu bulamaz m?) diyenler ve bu din rehberlerine k ymet ve ehemmiyyet vermiyenler de vard r. Hâlbuki bu, çok yanl fld r. Zîrâ, din esâslar hakk nda hiç bir ma lûmât olm yan bir insan, bir rehber olmadan Kur ân- kerîmin ve hadîs-i flerîflerin derin ma nâs n anl yamaz. En mükemmel bir sporcu bile, yüksek bir da a ç karken kendisine bir rehber arar. Bir büyük fabrikada mühendislerin yan nda ustabafl lar ve ustalar vard r. Böyle bir fabrikaya ilk giren iflçi, evvelâ ustalar ndan, sonra ustabafl lar ndan iflinin inceli ini ö renir. Bunlar ö renmeden önce, yüksek mühendis ile temâs ederse, onun sözlerinden, hesâblar ndan hiç bir fley anlamaz. Çok iyi silâh kullanan bir kimse bile, kendisine verilen yeni bir silâh n nas l kullan laca kendine ö retilmeden, onu do ru kullanamaz. Bunun içindir ki, din ve îmân ifllerinde, Kur ân- kerîmin ve hadîs-i flerîflerin ma nâlar n anl yabil- 89
90 mek için, kendilerine (Mürflid-i kâmil) ismini verdi imiz büyük din âlimlerinin eserlerinden fâidelenmemiz gerekmekdedir. slâm dînindeki Mürflid-i kâmillerin en üstünleri, dört mezheb imâmlar d r. Bunlar, imâm- a zam Ebû Hanîfe, imâm- fiâfi î, imâm- Mâlik [1] ve imâm- Ahmed bin Hanbeldir rahmetullahi aleyhim ecma în. Bu dört imâm, slâm dîninin dört temel direkleridir. Kur ân- kerîmin ve hadîs-i flerîflerin ma nâlar n do ru olarak ö renmek için, bunlardan birinin kitâblar n okumak lâz md r. Bunlar n herbirinin kitâblar n aç kl yan binlerce âlim gelmifldir. Bu aç klamalar okuyan, islâm dînini do ru olarak ö renir. Bu kitâblar n hepsindeki îmân bilgileri ayn d r. Bu do ru îmâna (Ehl-i Sünnet) i tikâd [inanc ] denir. Sonradan uydurulan, bunlara uymayan bozuk, sap k inanç yollar na (Bid at) ve (Dalâlet) yollar denir. Âdem aleyhisselâmdan beri, bütün peygamberlerin teblîg etdi i dinlerde bir olan esâs, îmân esâslar d r. Allahü teâlâ, îmân bilgilerinde ayr l k istememifldir. Kur ân- kerîmde, Enâm sûresinin yüzelli dokuzuncu âyetinde sevgili Peygamberine sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem meâlen, (Dinde f rka f rka ayr lanlarla senin hiçbir ilgin olamaz. Onlar n cezâlar n Allahü teâlâ verecekdir) buyurulmakdad r. Gözü a r yan, kime bafl vurur? Bekçiye mi, avukata m, matematik ö retmenine mi, yoksa göz mütehass s olan doktora m? Elbet, mütehass sa gidip, çâresini ö renir. Dînini, îmân n kurtarmak için çâre arayan n da, avukata, matematikçiye, gazeteye, sinemaya de il, din mütehass s na baflvurmas lâz md r. Din âlimi olmak için, zemân n fen bilgilerini iyi bilmek, fen ve edebiyyat fakültelerinden diploma al p, ayr ca doktoras, ihtisâs olmak, Kur ân- kerîmi ve ma nâlar n ezberden bilmek, binlerce hadîs-i flerîfi ve ma nâlar n ezbere bilmek, islâm n yirmi ana ilminde mütehass s olmak ve bunlar n kollar olan seksen ilmi iyi bilmek, bu ilmlerde ictihâd derecesine yükselmek, dört mezhebin inceliklerini kavram fl olmak, tesavvufun en yüksek derecesi olan (Vilâyet-i hassa-i Muhammediyye) denilen olgunlu a eriflmifl olmak lâz md r. Kendi hastal n ve kalbindeki hastal n ilâc n bilmiyen câhillerin hadîs-i flerîflerden kendine uygun olanlar seçip almas imkâns z gibidir. slâm âlimleri, kalb, rûh mütehass slar olup, herkesin bünyesine uygun rûh ilâclar n, hadîs-i flerîflerden seçerek söylemifller ve yazm fllard r. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, dünyâ eczâhânesine yüzbinlerce ilâc hâz rl yan bafl tabîb olup, Evliyâ ve âlimler de, bu hâz r ilâclar, hastalar n derdlerine [1] Mâlik bin Enes, 179 [m. 795] de Medînede vefât etdi. 90
91 göre da tan, emrindeki yard mc tabîbler gibidir. Hastal m z bilmedi imiz, ilâclar tan mad m z için, yüzbinlerce hadîs-i flerîf içinden, kendimize ilâc arama a kalkarsak (Allergie) = aksi te sîr hâs l olarak, câhilli imizin cezâs n çeker, fâide yerine zarar görürüz. Bunun için hadîs-i flerîfde, (Kur ân- kerîmden kendi akl ile kendi düflüncesi ve bilgisi ile ma nâ ç karan [din büyüklerinin, Peygamberimizden sallallahü aleyhi ve sellem ve Eshâb- kirâmdan rad yallahü teâlâ anhüm ecma în alarak yapd klar tefsîrlere ayk r uydurma tefsîr yazan] kâfir olur) buyuruldu. Mezhebsizler, bu inceli i anl yamad klar için, (Herkes Kur ân ve hadîs okumal, dînini bunlardan kendi anlamal, mezheb kitâblar n okumamal d r) diyerek, Ehl-i sünnet âlimlerinin rahime-hümullahü teâlâ kitâblar n n okunmas n yasak ediyorlar. Bu kitâblardaki bilgilere, Allahü teâlâya inanmamakd r, Ona ortak koflmakd r, diyecek kadar sap t yorlar. Böylece insanlar n islâm dîninin tâm esâs n ö renmelerine mâni oluyor ve fâide yerine zarar veriyorlar. fiimdi dinlerden bahs edelim. Bugün dünyâ yüzünde Allahü teâlân n varl n bildiren üç semâvî din vard r: 1 YEHÛDÎ DÎN : Yehûdî dîni, slâm dîninin gelmesiyle nesh edilmifl olan ve srâîl o ullar ndan Mûsâ aleyhisselâma îmân edenlerin ve bunlardan ço alarak zemân m za kadar uzanan insanlar n dînidir. brâhîm aleyhisselâm n o lu shak aleyhisselâm, bunun o lu da Ya kûb aleyhisselâm d r. Hazret-i Ya kûbun bir ismi de srâîldir. srâîl, Abdüllah demekdir. Allah n kulu ma nâs nad r. Bunun için Ya kûb aleyhisselâm n oniki o lundan ço alan insanlara (Benî srâîl) ( srâîl o ullar ) denir. Mûsâ aleyhisselâm, büyük bir Peygamber idi. Benî srâîle gönderilmifldir. Benî srâîl M srda ço ald. Dinlerine sar l p, ibâdet ederlerdi. Fekat, [Fir avnlardan] zulm ve hakâret görürlerdi. Bir rivâyete göre Îsâ aleyhisselâmdan 1705 sene önce, Mûsâ aleyhisselâm M srda tevellüd etdi. K rk yafl na kadar Fir avn n serây nda yaflad. Dahâ sonra akrabâlar ile bulufldu. Medyene gitdi. fiu ayb aleyhisselâm n k z ile evlendi. M sra dönmek için yola ç kd. Yolda, Tûr da- nda Allahü teâlâ ile konufldu. Allahü teâlâ Ona (On emr)i verdi. Mûsâ aleyhisselâm, (Evâmir-i Aflere) On Emri teblîg etdi. Mûsâ aleyhisselâm Benî srâîli M srdan ç kard. Tûr da nda Allahü teâlâ ile tekrar konufldu. Onlara tek bir Allaha îmân n lâz m oldu- unu bildirdi. Allahü teâlân n gönderdi i (Tevrât) adl kitâb onlara getirdi. Fekat onlar, kendilerine va d olunmufl topraklara götüremedi. Mîlâddan evvel 1625 senesinde vefât etdi i tahmîn ediliyor. Benî srâîl, Onun bu ilâhî telkinlerini bir dürlü kavrayamad. 91
92 Mîlâddan evvel Âsûrî devleti iki def a ve Mîlâd n 135 senesinde Roma imperatoru Andiriyan Kudüsü alarak yehûdîlerin ço unu k l ncdan geçirdiler. Tevrâtlar yakd lar. Tevrât unutuldu. Yehûdîler, zemânla bozuldular. Yetmiflbir f rkaya ayr ld lar. Tevrât de- ifldirdiler. (Talmûd) denilen din kitâb yazd lar ki, (Miflnâ) ve (Gamârâ) diye iki k smd r. (Mîzân-ül-mevâzîn) kitâb, yehûdîlerin ve h ristiyanlar n ellerindeki Tevrât ve ncîl dedikleri kitâblar n Allah kelâm olmad klar n isbât etmekdedir. Kitâb fârisîdir. kiyüzelliyedinci sahîfesinde diyor ki, (Yehûdî i tikâd na göre, Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâma, Tûr da nda Tevrât kitâb n verdi i gibi, ba z ilmleri de ilhâm eylemifl. Mûsâ, bu ilmleri Hârûna, Yûfla a ve Eliâzâra bildirmifl. Bunlar da, sonra gelen Peygamberlere ve nihâyet mukaddes Yehûdâya bildirmifller. Bu da, mîlâd n ikinci asr nda, bu ilmleri, k rk senede bir kitâb hâline getirmifl. Bu kitâba (Miflnâ) denilmifl. Mîlâd n üçüncü asr nda Kudüsde ve alt nc asr nda, Bâbilde Miflnâya birer flerh yaz lm fl. Bu flerhlere (Gamârâ) denilmifl. Miflnâ ile iki Gamârâdan birini, bir kitâb hâline getirip, bu kitâba (Talmûd) demifllerdir. Kudüs Gamârâs ndan meydâna gelen Talmûda (Kudüs Talmûdu), Bâbil Gamârâs ndan meydâna gelene (Bâbil Talmûdu) demifllerdir. H ristiyanlar bu üç kitâba düflmand r. Bu düflmanl klar n n sebeblerinden birisi, Îsâ aleyhisselâm asmak için hâz rlad klar çarm h tafl yan ve çarm ha gerilme hâdisesinde bulunan fiem un, Miflnây rivâyet edenler aras ndad r derler. Talmûdda müslimânlar n inand fleyler de bulundu u için, h ristiyanlar, müslimânlar bu bak mdan da inkâr ediyorlar). Yehûdîler kendi din adamlar na (Haham) derler. Talmûdu, Tevrât gibi okumakdad rlar. Eli-âzâr, fiu ayb aleyhisselâm n o ludur. 2 HIR ST YANLIK DÎN : Îsâ aleyhisselâm, hazret-i Meryem isminde bâkire bir k zdan do mufl, bizim gibi bir insand r. Kur ân- kerîmde bu husûs aç kca bildirilmifl ve Rûhul-Kudüsden bahs edilmifldir. Fekat, bunun ma nâs, h ristiyanlar n zan etdi i gibi Îsâ aleyhisselâm n Allah n o lu oldu u demek de ildir. Rûhul- Kudüs ta bîri, Allahü teâlân n Îsâ aleyhisselâma (Yüksek kurtar - c kudretinden) verdi ine alâmetdir. Îsâ aleyhisselâm, yehûdîlere dalâletde (sap kl kda) olduklar n, do ru yolun, kendisinin gösterdi i yol oldu unu bildirme e çal fld. Hâlbuki yehûdîler, bekledikleri kurtar c n n çok fliddetli, sert, kavgac, tutdu unu koparan, yehûdîleri di er milletlerin esâretinden kurtaracak olan bir flahsiyyet olmas n bekliyorlard. Îsâ aleyhisselâma inanmad lar. Onu yalanc Peygamber sanarak, Romal lara ihbâr etdiler ve karfl ç kd lar. Kendi inançlar na göre, onu haça gerdirdiler. [ slâm dîni, asl haça gerilen kimsenin Îsâ aleyhisselâm olmad n, bil aks onu 92
93 az bir para mukâbili Romal lara satan Esharyut Yehûdâ (Judas)n n haça gerildi ini bildirmekdedir.] Bugün h ristiyan târîhcilerin yapd arafld rmalar, Îsâ aleyhisselâm n haçda ölmedi ini meydâna ç karmakdad r. John Reban isminde bir zât da, bunun hakk nda 1978 senesinde pek çok sat lan bir eser neflr etmifldir. Bu araflt rmalar n nas l bir netîce verece i ma lûm de ildir. Fekat dahâ flimdiden h ristiyanlar n Îsâ aleyhisselâm n (Haçda can verdi i ve tanr Baban n kendi biricik o lunu günâhkârlar için fedâ etdi i) efsânesini kökünden y kmakdad r. Böylece h ristiyan târîhciler bu gün kiliselere büyük bir darbe indirmekdedirler. Yehûdîler, k sa zemânda hakîkî Mesîhin gelece ini bekliyorlard. Fekat bugün tan nm fl Mûsevî târîhcilerinden biri, (2000 sene bekledi imiz hâlde, hâlâ bir kurtar c gelmedi. Gâliba Îsâ aleyhisselâm hakîkaten mesîhdi. Biz Onun kadrini, k ymetini bilmedik ve bize kurtar c olarak gelen bu büyük Peygamberi haça gerdirdik) demifldir. Îsâ aleyhisselâma ( ncîl) isminde bir kitâb nâzil oldu. Fekat, yehûdîler bu kitâb, seksen sene içinde yok etdiler. Sonradan ortaya ç kar lan, h ristiyanlar n Allahü teâlâ taraf ndan gönderildi ine inand klar (Kitâb- Mukaddes) iki k smd r: Birincisi, (Ahd-i Atîk), Eski Ahd (Old Testament), o zemâna kadar gelen Peygamberlerin ve bilhâssa Mûsâ aleyhisselâm n teblîgât n ihtivâ etdi ine inan l r. kincisi, (Ahd-i Cedîd), Yeni Ahd (New Testament), Îsâ aleyhisselâma inananlardan Matta (Matthew), Markos (Mark), Luka (Luke) ve havârî Yuhannâ (Jahn)n n yazd klar kitâblar olup, Îsâ aleyhisselâm n hayât, yapd ifller ve verdi i nasîhatlar ihtivâ eder. ncîlin hâz rlanmas nda, Kur ân- kerîmin zabt olunmas nda gösterilen büyük hassâsiyyet gösterilmemifldir. Hakîkî bilgilere birçok yanl fl düflünceler, efsâneler ve hurâfeler eklenmifldir [m. 1885] de vefât eden Manast rl müderris hâc Abdüllah Abdi be in arabî (Risâle-i samsâmiyye) ve türkçe ( zâh-ul-merâm) matbû kitâblar nda, ncîller üzerinde genifl bilgi vard r. Hâlbuki, hakîkî ncîle çok yak n olan ncîllerin de mevcûdiyeti bugün biliniyor. Bunlardan en önemlisi BARNABAS ncîlidir. Barnabas K br sda do mufl bir yehûdî olup, asl ismi JOSEPH idi. Kendisi, Îsâ aleyhisselâma inananlar n bafl nda gelmekde ve havârîlerin aras nda mühim bir mevk i bulunmakdad r. Kendisine verilen BAR- NABAS lakab, nasîhat verici, iyili e teflvîk edici ma nâs na gelmekdedir. H ristiyanl k âlemi, Barnabas, Pavlos (Saint Paul, Bolüs)ile birlikde h ristiyanl yaymaya giden büyük bir azîz olarak tan makda ve her senenin onbir Hazîran nda onun yortusunu yapmakdad rlar. Barnabas, Îsâ aleyhisselâmdan duydu u ve ö rendi- 93
94 i husûslar hiç bir de ifldirme yapmadan kayd etmifldir. Bu ncîl, h ristiyanl n ilk üçyüz senesinde di er ncîllerle birlikde elden ele dolaflm fl ve okunmufldur. 325 senesinde znik (Nicene) rûhânî meclisi, brânîce yaz l bütün ncîllerin ortadan kald r lmas na karar verince, Barnabas ncîli de yok edilmifldir. Çünki, dört ncîlin d fl nda ncîl okuyan ve bulunduranlar n öldürülece ine dâir emr ç kar lm fld r. Di er ncîller latinceye terceme edilmifl, fekat Barnabas ncîli birdenbire ortadan kaybolmufldur. Yaln z 383 senesinde, Papa Damasus, tesâdüfen eline geçen Barnabas ncîlinden arta kalan bir nüshay Papal k kütübhânesinde saklam fld r. 993 [m. 1585] senesine kadar burada kalan Barnabas ncîlini Papa Sextusun dostu olan Fra Marino (Fra, talyanca erkek kardefl ve râhip ma nâs na gelir) kütübhânede bulmufl ve onunla çok ilgilenmifldir. Çünki tan nm fl h ristiyan din adamlar ndan IRANEUS ( ) tahmînen 160 senesinde, (bir tek Allah oldu unu, Îsân n Allah n o lu olmad n ) ileri sürerek, (Pavlos, Romal lar n birçok tanr ya tapmak al flkanl ndan mülhem olarak teslîsi, ya nî üç Allaha tapmak yanl fl i tikâd n h ristiyan akîdeleri aras na sokmak istemifldir) diyor ve Pavlosu tenkid ederken, Allahü teâlân n bir oldu unu belirten Barnabas ncîlini flâhid olarak gösteriyordu. Bunu bilen Fra Marino, Barnabas ncîlini büyük bir dikkatle okumufl ve tahmînen seneleri aras nda talyancaya çevirmifldir. Bu talyanca el yaz s, birçok sâhib de ifldirdikden sonra, Prusya Kral müflâvirlerinden CRAMER in eline geçmifl ve Cramer, 1120 [m. 1713] senesinde bu k ymetli el yaz s n, Türkleri Zentada yendi i ve onlar n elinden Macaristan ile Belgrad kalesini geri ald için, Avrupada büyük bir flöhret kazanm fl olan Prens Öjene (Eugéne de Savoie) ( ) hediyye etmifldir. Prens Öjen öldükden sonra Barnabas ncîli, onun özel kütübhânesi ile birlikde, 1738 de Viyanadaki Kraliyet kütübhânesine (Hofbibliothek) nakledilmifldir. lk def a olarak bu kütübhânede Barnabas ncîlinin talyanca tercemesini bulan iki ngiliz, Bay ve Bayan RAGG, bunu ngilizceye çevirmifller ve bu ingilizce terceme, 1325 [m. 1907] târîhinde Oxfordda bas lm fld r. Fekat bu terceme de esrarl bir tarzda ortadan kaybolmufldur. Bu tercemeden yaln z bir dânesi, British Museum ve bir dânesi de Vaflingtonda Amerikan Kongresi Kütübhânesinde bulunmakdad r. Pâkistân Kur ân- kerîm cem iyyeti (Qoran Council) büyük bir himmetle ngilizce nüshas n 1973 y l nda tekrar basmaya muvaffak olmufldur. Afla daki parçalar bu kitâbdan al nm fld r. Barnabas ncîlinin 70. bâb ndan; (Îsâ, kendisine, Sen Allah n 94
95 O lusun diyen Petrusa çok k zd. Onu azarlad. Ona, Def ol benden uzaklafl! Sen fleytâns n ve bana fenâl k yapmak istiyorsun dedi. Ondan sonra havârîlerine dönerek, bana böyle söyliyenlere yaz klar olsun! Çünki, Allah bana, bunlara la net etmek emrini verdi, dedi.) Yetmiflbirinci bâb nda, (Ben kimsenin günâh n afv edemem. Ancak Allah günâhlar afv eder.) Yetmiflikinci bâb nda ise, (Ben bu dünyâya, cenâb- Hakk n dünyâya selâmet getirecek olan Resûlünün yolunu hâz rlamak için geldim. Fekat sizler dikkat ediniz! O gelinciye kadar sak n aldat lmayas n z. Çünki benim sözlerimi al p benim ncîlimi bozacak birçok yalanc peygamberler zuhûr edecekdir), dedi. O zemân Andreas n, gelece ini söyledi in bu Resûl hakk nda bize ba z iflâretler söyle ki Onu bilelim süâline karfl, (Bu Resûl sizin zemân n zda gelmeyecekdir. Sizden birkaç y l sonra, benim ncîlim tahrîf edilmifl olaca ve hakîkî inananlar n 30 kifli kadar kalaca bir zemânda gelecekdir. flte o zemân, cenâb- Hak insanlara ac yarak, elçisini gönderecekdir. Onun bafl n n üzerinde dâimâ beyâz bir bulut bulunacakd r. O çok kudretli olacak, putlar k racak, puta tapanlar cezâland racakd r. Onun sâyesinde, insanlar Allah tan yacak ve Onu ta zîz edecek ve ben de hakîkî olarak tan naca m. Benim insandan baflka bir fley oldu umu söyliyenlerden intikam alacakd r) demekdedir. Doksanalt nc bâb nda ise, (Rûhumun huzûrunda bulundu u Allah hayydir, diridir. Allahü teâlâ babam z brâhîme, senin neslinden bütün insanlar ni metlendirece im diye va d etmifl ise de, O Mesîh [Resûl] ben de ilim. Allahü teâlâ beni dünyâdan çekip ald - zemân, fleytân herkesi benim Allah veyâ Allah n o lu oldu uma inand racak. Bu la netli fitneyi yeniden diriltecek. Sözlerim ve akîdem öylesine tahrîf edilecek ki, otuz kadar mü min ya kalacak, ya kalm yacak. Bunun üzerine Allahü teâlâ insanlara merhamet ederek, her fleyi Onun için yaratm fl oldu u Resûlünü gönderecekdir. Bu Resûl güneyden gelecekdir. Büyük kudret sâhibi olacakd r. Putlar k racak, puta tapanlar ortadan kald racak, fleytân n insanlar üzerindeki hâkimiyyetine son verecekdir. Kendisi ile birlikde, Allahü teâlân n selâmeti de inanan insanlara ulaflacak ve kendisinin sözlerine inananlar, Allahü teâlân n dürlü dürlü ni metlerine nâil olacaklard r) demekdedir. Doksanyedinci bâb nda ise, (Söyledi in Mesîhin ismi nedir ve Onun geliflinin alâmetleri nelerdir? diye soran kâhine Îsâ flöyle dedi: Mesîhin (Resûlün) ad hayran olma a de er güzellikdedir. 95
96 Allahü teâlâ Onun rûhunu yaratd zemân, Ona bu ismi verdi ve Onu semâvî ihtiflâm içine koydu ve bekle ey Ahmed! Senin hât - r n için ben Cenneti, dünyây ve birçok mahlûku yaratd m. Bunlar sana hediyye ediyorum. Sana k ymet veren, benden k ymet bulacak. Sana la net eden [küfreden], taraf mdan la net olunacakd r. Ben seni dünyâya, kurtar c Resûlüm olarak gönderece im. Senin sözün s rf hakîkat olacakd r. Yer ve gök ortadan kalkabilir. Fekat, senin yolun dâimâ sonsuz olacakd r, dedi. Onun mukaddes ismi Ahmeddir. Bunun üzerine Îsân n etraf nda toplanm fl olan halk, seslerini yükselterek, Ey Ahmed! Dünyây kurtarmak için çabuk gel! diye ba rd lar) demekdedir. Yüzyirmisekizinci bâb nda ise, (Kardefllerim! Ben toprakdan yarat lm fl bir insan m. Sizin gibi toprak üzerinde yürüyorum. Günâhlar n z bilin ve tevbe edin! Kardefllerim! fieytân, Romal askerlerin yard m ile, size benim Allah oldu umu söyliyerek sizi aldatacak. Onlar n, sahte ve yalanc ilahlara kulluk ederek Allah n la netine u rayacaklar n görerek, onlara inanmay n z) demekdedir. Yüzotuzalt nc bâb nda, Cehennem hakk nda izâhat verildikden sonra, Muhammed aleyhisselâm n kendi ümmetini Cehennemden nas l kurtaraca anlat lmakdad r. Yüzaltm flüçüncü bâb nda ise, (Havârîlerin, gelece ini söyledi- in zât, kim olacak? süâline karfl, Îsâ aleyhisselâm, kalbinin bütün sevinci ile, Onun ismi Ahmeddir. O geldi i zemân, uzun müddet ya mur ya masa bile, toprakda meyve a açlar yetiflecekdir. Onun getirdi i, Allah n rahmeti sâyesinde, insanlar Onun zemân nda iyi fleyler yapmak f rsat n bulacaklar. Allah n rahmeti insanlar üzerine ya mur gibi ya acakd r, dedi) demekdedir. Îsâ aleyhisselâm n son günleri hakk nda Barnabas ncîli flu ma lûmat vermekdedir: [Bâb ] (Roma askerleri, Îsâ aleyhisselâm yakalamak için evden içeri girdikleri zemân dört büyük melek Cebrâîl, srâfîl, Mikâîl ve Azrâîl, Allahü teâlân n emri ile Onu kucaklay p pencereden ç kararak gö e kald rd lar. Romal askerler kendilerine k lavuzluk eden Yehûdây (Judas), sen Îsâs n! diye yakalad lar. Bütün inkâr na, ba r p ça rmas na, yalvarmas - na ra men sürükleye sürükleye hâz rlanm fl olan çarm a götürüp asd lar. Sonra Îsâ aleyhisselâm, annesi Meryeme ve Havârilerine göründü. Meryeme, anne, görüyorsun ki, ben as lmad m. Benim yerime hâin Yehûdâ haça gerildi ve öldü. fieytândan sak n n! Çünkü o, dünyây yanl fl bilgi ile aldatmak için her fleyi yapacakd r. Gördü ünüz ve duydu unuz fleyler için sizi flâhid yap yorum 96
97 dedi. Ondan sonra inananlar korumas ve günâhkârlar n nedâmet getirmesi için Allahü teâlâya düâ etdi. fiâkirdlerine dönerek, Allahü teâlân n ni meti ve rahmeti sizinle olsun dedi. Bundan sonra dört büyük melek onu flâkirdlerinin ve anas n n gözü önünde tekrar semâya kald rd lar.) Görülüyor ki, Barnabas ncîli son Peygamber Muhammed aleyhisselâm n gelece ini, ondan 600 veyâ 1000 sene evvel bildirmekdedir. Allahü teâlân n bir oldu undan bahs etmekde ve teslîsi yalanlamakdad r. Avrupa ansiklopedilerinde Barnabas ncîli hakk nda flu bilgi vard r: (Barnabas ncîli denilen bir el yaz s, onbeflinci yüzy lda slâmiyyeti kabûl etmifl bir talyan taraf ndan yaz lm fl, uydurma bir kitâbd r). Bu aç klama tamâmiyle yanl fld r. Barnabas ncîli dahâ üçüncü yüzy lda, ya nî Muhammed aleyhisselâm n gelmesinden 300 [do rusu 700] sene evvel aforoz edilerek ortadan kald r lm fld r. Demek ki, dahâ o zemân da, içinde fanatik h ristiyanlar n ifline gelmeyen, ya nî Allahü teâlân n B R oldu unu, Îsâ aleyhisselâmdan sonra baflka bir Peygamberin gelece ini bildiren bahsler vard. Bunun için, dahâ islâmiyyet bafllamadan evvel müslimân olmas mümkin olm yan bir kimse taraf ndan yaz lmas na imkân yokdur. talyancaya çeviren Fra Marino ise, bir katolik papaz olup, müslimânl kabûl etdi ine dâir elimizde hiçbir vesîka yokdur. Tercemeyi de ifldirmesi için bir sebeb yokdur. Unutmamak gerekir ki, çok zemân evvel, ya nî mîlâddan sonra 300 ile 325 seneleri aras nda birçok önemli h ristiyan din adamlar, Îsâ aleyhisselâm n Allah n o lu oldu unu kabûl etmemifl ve Onun bizim gibi bir insan oldu unu isbât etmek için Barnabas ncîlini öne sürmüfllerdir. Bunlardan en mühimi, Antakya piskoposu olan Luçiandir. Fekat bundan da meflhûru, onun flâkirdi olan AR US ( ) dur. Arius, skenderiyye piskoposu, dahâ sonra stanbul Patriki olan ALEK- SANDRUS taraf ndan aforoz edilmifldir. Bunun üzerine Arius, arkadafl zmit piskoposu Eusbiusun yan na gitdi. Arius etrâf nda o kadar fazla tarafdar toplam fld r ki, Bizans mperatörü Kostantin ile, k z kardefli bile onun kurdu u Arianlar mezhebine girmifllerdi. Bundan sonra, Muhammed aleyhisselâm zemân nda Papa olan HONOR US, Îsâ aleyhisselâm n yaln zca insan oldu unu ve üç Allaha inanman n do ru olmad n ileri sürmüfldür. [630 da ölen Papa Honorius, ölümünden 48 sene sonra 678 senesinde stanbulda toplanan Rûhânî Meclis taraf ndan resmen la netlenmifldir.] (Anathematised), 1547 senesinde sicilyal bir râhib CAM L- LO'nun te sîri alt nda kalan L.F.M. SOZZINI, h ristiyanlar n en 97 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-7
98 büyük din adamlar ndan ve Calvinizmin kurucusu olan Frans z Jean CALV N ( )e mürace ât ederek, (Ben teslîse üçlü tanr ya inanm yorum) diye meydân okumufl, Ariusun mezhebini tercîh etdi ini bildirmifl ve mühim bir h ristiyan akîdesi olan (Âdem aleyhisselâm n büyük günâh ve Îsâ aleyhisselâm n bunun keffâreti için dünyâya geldi i) i tikâd n red etmifldir. Bu zât n ye- eni olan F.P. SOZZINI, 1562 de bir kitâb neflr ederek Îsâ aleyhisselâm n ilahl n kesin olarak inkâr etmifldir de SOZZINI, Transilvanyada Klausenburg flehrine gitmifldi. Çünki bu memleketin bafl nda bulunan S G SMUND, teslîsi kabûl etmiyordu. Yine burada Piskopos Francis David ( ) teslîsin temâmiyle karfl s nda idi ve teslîsi reddeden bir mezheb kurmufldu. Bu mezheb Polonyada RAKOV flehrinde kuruldu u için, sâlikleri (Rakoviyanlar) ismini alm fllard. Bunlar n hepsi (Arius)un mezhebine inan yorlard. Bu küçük kitâb m z n içine bütün bu târîhî bilgileri koymakdan maksad m z, kitâb m z okuyanlara, akl bafl nda olan birçok h ristiyan din adam n n, ellerinde bulunan ncîllere inanmad klar n ve do ru ncîlin BARNABAS ncîli oldu unu kabûl etdiklerini belirtmek içindir. Bu isyân gören Papalar ve onlar n avânesi, Barnabas ncîlini ortadan kald rmak için ellerinden gelen her fleyi yapm fllard r. Bugün h ristiyanlar n ellerinde bulunan ncîllerde ve Ahd-i atîkde de, bütün tahrîflere ra men, Îsâ aleyhisselâmdan sonra bir Peygamber aleyhissalâtü vesselâm gelece i yaz l d r. Yuhannâ ncîlinin 16. bâb n n 12 ve 13. âyetlerinde flöyle denilmekdedir: (Benim söyliyece im dahâ birçok fleyler var. Fekat siz henüz bunlara tehammül edemezsiniz. Fekat O geldi i zemân sizi her hakîkate ulafld racakd r). Yuhannâ ncîlinin bu yaz s, ngiliz ve Amerikan ncîl flirketleri taraf ndan 1303 [m. 1886] senesinde stanbulda Boyac yan Agob matba as nda basd r lm fl olan (Kitâb- Mukaddes)in ibrânî dilinden türkçeye tercemesinin 885. sahîfesinde (Benim gitmem size hayrl d r. Zîrâ ben gitmeyince, size tesellî edici gelmez. O geldi inde dünyây günâh ve salâh ve hükm husûslar nda ilzâm edecekdir. Size söyliyece im dahâ çok fleyler var. Lâkin flimdi tehammül edemezsiniz. Ama, o hakîkat rûhu geldi i zemân, sizi cümle hakîkate irflâd edecekdir. Zîrâ kendili inden söylemeyip, iflitdi i fleylerin cümlesini söyliyecek ve vuku bulacak fleyleri size haber verecekdir. O beni ta zîz edecek, çünki, benimkinden al p size ihbâr edecekdir) fleklinde yaz l d r. Buradaki O kelimesi ncîl terceme ve tefsîrlerinde (Rûh) veyâ (Rûh-ul-kuds) olarak gösterilmekdedir. Hâlbuki, Lâtince asl nda, (PARACLET) diye yaz l d r ki, bu kelime, tesellî edici ma nâs na gelir. Demek 98
99 oluyor ki, papazlar bütün gayretlerine ra men ncîlden (benden sonra bir tesellî edici gelecekdir) ibâresini kald ramam fllard r. Bundan baflka PAVLOSun yazd ve h ristiyanlar n (Kitâb- mukaddes)in bir k sm olarak kabûl etdikleri mektûblardan Korintoslulara birinci mektûb un, onüçüncü bâb n n sekizinci âyeti ve devâm nda, (Sevgi sona ermez. Fekat Peygamberler sona erecekdir. Diller de kaybolacakd r. [Latince ve eski Yunanca gibi.] lm de iptâl olunacakd r. [Ortaça ilmi gibi.] Zîrâ biz bunlar n ancak çok az bir parças n biliyoruz. Fekat, O KÂM L olan geldi i zemân, cüz î olan ya nî bütün yar m kalan ve kusûrlu olan bilgiler ortadan kalkacakd r) denilmekdedir. Bu yaz, türkçe (Kitâb- mukaddes)in 944. cü sahîfesinde aynen mevcûddur. O hâlde h ristiyanlar, bugün ellerinde bulunan ve do ru olarak kabûl etdikleri ncîlde de, bir son Peygamber aleyhissalâtü vesselâm gelece ini bildiren k smlar oldu una inanmak mecbûriyyetindedirler. (Barnabas) ncîlinin ngilizce tercemesi, afla da yaz l on yerde sat lmakdad r. Okumak istiyen, bu adreslerin birinden istiyebilir: 1) Islamic Book Centre, 120, Drummond Street, London NW 1 2h., England. Tel: ) Muslim Book Service, Fosis, 38, Mapesbury Road, London NW2 4JD, England. Tel: ) Muslim Information Service, 233, Seven Sisters Road, London N4 2DA, England. Tel: ; ) Islamic Book Centre, 19A, Carrington Street, Glasgow G4 9AJ, Scotland, Great Britain. Tel: ) The Islamic Cultural Centre Book Service, 146, Park Road, London NW8 7RG, England. Tel: /7. 6) Al-Hoda, Publishers And Distributers, 76-78, Charing Cross Road, London WC2, England. Tel: ) A.H. Abdulla, P.O. Box , Mombese. (Kenya). 8) Islamic Propagation Centre Madrasa Arcade. Durban- Natal (South Africa). 9) Muslim Students Association, of U.S.A & Canada H.Q Directors Row. Indiana Polis Indiana 46241, (U.S.A.). 10)Begum, Aisha Bawany Wakf, 3rd Floor, Bank House No. 1, Habib Square, M. A. Jinnah Road, Karachi, PAK STAN. 99
100 ncîl, brânîce idi. Orta Ça da TALA ad alt nda Latinceye çevrildi. Nasrânîlik yay lma a bafllay nca, putperestler ve yehûdîler onun karfl s na ç kd lar. Nasrânîler dinlerini gizli gizli sürdürmeye mecbûr kald lar. Yer alt nda, kaya kovuklar nda ve gizli yerlerde kurduklar ma bedlerde ibâdet etdiler. Yehûdîler, bütün iflkence ve eziyyetlerine ra men, nasrânîli in yay lmas na mâni olam yorlard. Yehûdîlerin ileri gelenlerinden ve Îsevîlerin en büyük düflmanlar ndan olan (Saul), Îsevîli i kabûl etdi ini, Îsâ aleyhisselâm n kendisini, yehûdî olm yan milletleri, Îsevîli e da vet için flâkird ta yin etdi i, yalan n uydurdu. [Kitâb- mukaddes, Resûllerin iflleri, bâb dokuz.] smini Pavlos olarak de ifldirdi. Çok iyi bir Îsevî görünerek, Îsâ aleyhiselâm n dînini bozdu. Tevhîdi teslîse, Îsevîli i h ristiyanl a çevirdi. ncîli tahrîf etdi. Îsâ, Allah n o ludur, dedi. fierâb içme i ve domuz eti yime i, Îsevîlere halâl etdi. K blelerini flarka, güneflin do du u tarafa çevirdi. Îsâ aleyhisselâm n teblîg etdi i dinde olm yan pek çok bât l fleyleri, Îsevîli e sokdu. Bozuk fikrleri Îsevîler aras nda yay lma a bafllad. F rkalara ayr ld - lar. Îsâ aleyhisselâm n do ru yolundan uzaklafld lar. Dürlü dürlü efsâneler uydurdular. Îsâ aleyhisselâm n uydurma resm ve heykellerini yapd lar. Haç iflâretlerini kabûl etdiler ve bunu bir sembol addetdiler. Heykellere ve haça tapma a bafllad lar. Ya nî yeniden putperestli e döndüler. Îsâ aleyhisselâm Allah n o lu olarak kabûl etdiler. Hâlbuki, Îsâ aleyhisselâm onlara kat iyyen böyle bir fley söylememifl, onlara ancak Rûh-ül-Kudsden, ya nî Allahü teâlân n kendisine bahfletdi i kudretden bahsetmifldi. H ristiyanlar, hem Allaha, hem de Onun o lu kabûl etdikleri Îsâya, bir de Rûhül-Kudse inanmak zorunda kal nca, bütün hak dinlerin esâs olan, ALLAHÜ TEÂLÂ birdir ve de iflmez yarat c d r inanc ndan uzaklaflarak üç tanr ya birden tapmak gülünçlü üne düfldüler. (Buna teslîs ad verilir). Zemânla h ristiyanl k, büyük devletlerin resmî dîni hâline gelince, Orta ça da korkunç bir zulm devri bafllad. Îsâ aleyhisselâm n telkîn etdi i insanl k, merhamet, flefkat esâslar temâmen u- nutuldu. Bunun yerine h ristiyanlar, te assubu, kin ve nefreti, düflmanl ve zulmü ele ald lar. H ristiyanl k ad alt nda, akla s maz zulmler yapd lar. Eski Yunan ve Roma medeniyyetlerinin bütün eserlerini yok etme e çal fld lar. lmin ve fennin karfl s na ç kd lar. Galile (Galileo) [1] gibi, islâm âlimlerinin kitâblar ndan okuyarak, dünyân n döndü ünü bildiren bir kimseyi, dinsizlikle ithâm ederek sözünü geri almazsa, öldürmekle tehdîd etdiler. Vatan için [1] Galile, 1051 [m. 1642] de öldü. 100
101 mücâdele eden Jandark (Jeanne d Arc) (John of Arc), sihirbazl kla ithâm ederek, diri diri yakd lar. spanyol doktoru ve teologu Michel Servénin de, teslîsi ve Îsâ aleyhisselâm n ulûhiyyetini red ve Onun bir Peygamber ve kul oldu unu bildirmek için kitâb yazd, protestanl n kurucular ndan olan Calvinin teflvîki ile 1553 de Genevede diri olarak yak ld (Kâmûs-ul-a lâm) ve (Larousse)da yaz l d r. nsan n tüylerini ürperten Engizisyon ( nquisition) mahkemeleri kurarak, yüzbinlerce insan haks z yere ve çok kerreler s rf servetlerini ele geçirmek için, dinsiz ilân edip, dürlü dürlü iflkenceler yaparak öldürdüler. Ancak Allahü teâlâya mahsûs olan (Günâh afv etmek) kudretini, papazlara verdiler. Bunlar da, çeflidli menfe atler karfl l günâhlar afv etdiler. Hattâ, Cennetden yerler satd lar. En yüksek dînî liderleri Papalar ise, âdetâ dünyâya hâkim oldular. Dürlü behânelerle krallar bile aforoz ederek, (Excommunication), ya nî dinsiz i lân ederek bunlar afv talep etmek için ayaklar na kadar gelmeye zorlad lar. Mîlâd n nci senesinde papa Gregordan aforozunu kald rmas için Canossaya gelen Alman kral dördüncü Hanri (Henry) [1], k fl günü ç plak ayakla papan n serây önünde günlerce bekledi. Papalar n aras nda çok korkunç cânîler ç kd. Bunlardan biri olan Borjiya (Borgia), düflmanlar n ve bunlar n aras nda bulunan din adamlar n dürlü dürlü zehrlerle öldürdü ve mallar n gasb etdi. Her dürlü rezâleti iflledi. K z kardefli ile birlikde kar koca hayât yaflad. Fekat mukaddes ve günâhs z papa say ld. H ristiyanl k dînine,papazlar n evlenmemesi, evlenmifl olan kimselerin kat iyyen boflanmamas, günâh ç karmak mecbûriyyeti gibi, mant k d fl kâideler konuldu. Dünyâda yaflamak âdetâ günâh say ld. Yedinci asrda zuhûr eden slâm dîni, bu karanl k aras nda bir nûr gibi parlad. Afla da, islâm dîninden bahs ederken görece imiz gibi, temâmiyle en mükemmel ve en mant kî ve insânî esâslar üzerine kurulmufl olan bu yüce din, putperestlik karfl s nda oldu- u gibi, esâs bozulmufl olan h ristiyanl k karfl s nda da derhal kolayca yay ld. Akl bafl nda olan herkes, bu yeni dîne iki elle sar ld. lme ve fenne ve güzel ahlâka derin bir sayg ile ba l olan müslimânlar, Allahü teâlân n ve Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem emrine uyarak çok çal fld lar. Her dürlü ilmde, pek çok yeni keflfler yapd lar, pek çok dâhîler yetifldirdiler. Bugün kullan lan K MYÂ ve CEB R kelimeleri arabîden al nm fld r. Bu ve dahâ pek çok misâller müslimânlar n ilme yapd klar hizmetleri aç kca göstermekdedir. Müslimânlar k sa zemânda büyük ilm merkezle- [1] Hanri, 498 [m. 1106] de öldü. 101
102 ri, medreseler kurdular. Bütün dünyâya, ilm, fen, insâf, temizlik, güzel ahlâk ve medeniyyeti yayd lar. Yunan felsefecilerinin eserlerini ortaya ç kararak, arabîye terceme etdiler. Bunlar n bozukluklar n isbât etdiler. Dünyâca tan nm fl feylesoflardan Hrischfeld, (Hiçbir millet, Arablar n islâmiyyeti kabûl etmeleri sebebi ile medenîlefldikleri gibi h zla medenîleflmemifldir) demekdedir. Ortaça da, h ristiyanl k âlemi, kapkara bir zindân içinde iken ve papazlar dünyâda yaflamay insanlara zehr ederken, müslimânlar ve müslimânlar n emri alt ndaki di er insanlar râhat, ferâh ve huzûr içinde yafl yorlard. H ristiyanlar, islâm memleketlerindeki zenginli e kavuflmak, mallar, paralar gasb etmek için müslimânlara sald rd lar. Müslimânlar n elinde bulunan ve kendileri için mukaddes say lan Kudüsü ele geçirmek behânesi ile Haçl seferleri tertîb etdiler ( ). Haçl seferlerinde, haks z yere, çok müslimân n kan n ak td - lar. Kudüse girdikleri zemân, kendilerinin de i tirâf etdi i gibi, câmi lerde öldürülen müslimânlar n kan, atlar n n kar nlar na kadar yükseldi. Hâlbuki, sonra Kudüsü onlar n ellerinden geri alan Selâhuddîn-i Eyyûbî [1], h ristiyanlara karfl büyük bir âlicenabl k gösterdi ve esîr ald ngiliz kral Arslan Yürekli Riflar (Richard, Coeur de Lion) serbest b rakd. Gözü dönmüfl ba z müteass b h ristiyanlar, Osmânl mperatörlü üne karfl sonradan yap lan seferleri bile, müslimânlara karfl yap lan haçl seferleri sayd lar. 1912/13 deki Balkan harbini, bir Frans z târîhçisi en büyük haçl seferi olarak gösterme küstâhl nda bulunmufldur. ENDÜLÜS müslimân devleti 897 [m. 1492] de spanyollar taraf ndan istîla edildi i zemân, spanyollar oradaki bütün müslimânlar yâ k l çdan geçirmifl veyâ zorla h ristiyan yapm fld r. Ayn vahfleti Amerikan n yerli ehâlisi nkalara karfl da, tatbik etdiler. spanyollar bu zevall kibar milleti yok etdi. H ristiyanlar n slâm dînine ve onun yüce Peygamberine karfl yapd klar korkunç iftirâ ve yalanlar, flimdi de, bütün alçakl ile devâm etmekdedir. Hindli Rahmetullah efendi rahime-hullahü teâlâ 1270 [m. 1854] senesinde Delhîde ve sonra stanbulda ngiliz protestan papazlar ile yapd çeflidli münâzaralarda, hepsini cevâb veremez bir hâlde b rakm fl ve papazlar kaçm fllard r. Bu islâm âliminin papazlara karfl kazand büyük zaferi ve onlara vermifl oldu u cevâblar kendisi stanbulda yazm fld r. Bu kitâb, ( zhâr-ül-hak) ismi ile, arabî iki cild hâlinde 1280 [m. 1864] senesinde bas lm fl, son zemânlarda M srda tekrar basd r lm fld r. Birinci cil- [1] Selâhuddîn-i Eyyûbî, 585 [m. 1189] de fiâmda vefât etdi. 102
103 dinin türkçe tercemesi, ayn ism ile stanbulda, ikinci cildinin türkçe tercemesi de, ( brâz-ül-hak) ismi ile 1293 [m. 1877] de Bosnada basd r lm fld r. ngilizce, frans zca, gücerat, urdu ve fârisî tercemeleri de bas lm fld r. Tahrîf edilen (Tevrât) ve ( ncîl) kitâblar ndaki yalan ve iftirâlara vesîkalar ile cevâb veren k ymetli islâm kitâblar ndan, Abdüllah- Tercümân n arabî (Tuhfet-ül-erîb) kitâb ve Necef Alînin 1288 [m. 1871] de stanbulda yazd fârisî (Mîzân-ülmevâzîn) kitâb ve mâm- Gazâlînin rahmetullahi aleyh (Erredd-ül-cemîl) kitâb ve brâhîm Fasîh Hayderînin [1] (Es-s rât-ülmüstekîm) kitâb, Hakîkat Kitâbevi taraf ndan ofset yolu ile basd - r lm fld r. Muhammed aleyhisselâm n peygamber oldu u kendisine bildirilmeden evvel ve sonra hiç yalan söylemedi i, bunun için de, düflmanlar aras nda bile, (Muhammed-ül-emîn) ad ile meflhûr oldu- u, günefl gibi meydândad r. slâm düflmanlar n n taflk nl klar, gözlerini kör etmifl ve kalblerini o kadar karartm fld r ki, bu aç k hakîkati insanlardan sakl yacak kadar alçalm fllard r. Gençleri slâm düflman yetifldirmek için, slâm dîninde ve Peygamberimizde sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem hiçbir kusûr bulamad klar ndan, alçakca yalan ve iftirâlar ile, slâmiyyeti lekeleme e yeltenmifllerdir. yi huylarla bezenme i, kötü huylardan sak nma emr eden ve her çeflid insana ve ölülere, hayvanlara iflkence, zarar yap lmas n fliddetle men eden, insan haklar üzerinde titizlikle durmufl olan yüce bir Peygambere karfl böyle alçak iftirâlar, insanl k için ve hür dünyâ milletleri için yüz k zart c, çirkin bir lekedir. H ristiyanlar içinde de, papazlar n zulmlerine, akl ve mant kdan uzak akîdelerine isyan edenler ç kd. 923 [m. 1517] de Luther ismindeki papaz, papaya isyân etdi. ncîli Almancaya terceme etdi ve ncîlde bulunm yan (Papazlar n evlenmemesi), (Evlenenlerin bir dahâ ayr lmamas ), (Günâh ç karmak) ve (haça tapmak) gibi husûslar h ristiyan dîninden ç kartd. Böylece 931 [m. 1524] de (Protestan) denilen baflka bir h ristiyan mezhebi kurdu. Fekat teslîsi ya nî (Baba, O ul ve Rûh-ül-Kuds) esâs n aynen kabûl etdi de ngiliz kral sekizinci Henry de papaya isyân etdi ve onun teflvîki ve zoru ile Anglo-American kilisesi kuruldu. Meflhûr Frans z edibi Voltaire ( ) 1172 [m. 1759] da yazd (Candide) adl eserinde, papazlar ve onlar n yanl fl telkîn etdi i ve fen düflmanl afl lad din akîdelerini ve yapd klar dürlü hîlekârl klar dile getirerek onlar maskara etmifldi. Bundan sonra böyle [1] brâhîm Hayderî, 1299 [m. 1881] de vefât etdi. 103
104 eserler yazan muharrirler, Frans z 1203 [m. 1789] ihtilâlinin yap lmas nda büyük rol oynam fllard r. Bu ihtilâlden sonra, papazlar gözden düflmüfllerdir. Ne yaz k ki, islâm n büyük düflman olan ingilizler, müslimânlar aras nda vehhâbî isminde, sap k kimseleri meydâna ç kararak, islâmiyyeti kötü tan td klar için, h ristiyanlar islâmiyyeti kabûl etmek yerine, dinsizli e sapm fllard r de Rusyadaki bolflevik ihtilâli de, dîni ortadan kald rma a yeltenmifldir. Fekat zemân geçip ihtilâlin te sîri azal nca, insanlar yine kendilerine tapacak bir büyük kudret arama a bafllam fllard r. Tan nm fl ve Nobel Edebiyyat mükâfât kazanm fl olan Rus edîbi Solzhenitsyn, ( lk Çember) adl eserinde, ( kinci Cihan Harbinde komünistlerin reîsi olan Stalin [1] bile Allaha inanm fl ve yerlere kapanarak Ondan yard m dilemifldi) demekdedir. Bugün, h ristiyanl k oldukça tasfiye edilmifl olmas na ve papazlar n eski nüfûzlar kalmamas na ra men, h ristiyanlar karanl kdan kurtulmufl de ildirler. Art k teslîse inanan h ristiyan az kalm fld r. Bugün elimize ald m z bat dilinde yaz l bir ansiklopedide, meselâ Almanlar n meflhûr BROCKHAUS ansiklopedisinin Îsâ (JESUS) maddesinde (Îsâ çok kerreler kendisinden Ben bir insan o luyum diye bahsetmifldir) diye yaz l d r ki, bu da, okumufl bir h ristiyan n, art k Îsâ aleyhisselâm Allah n o lu olarak kabûl etmedi ini ortaya koymakdad r. Böyle olan kimselerden islâm dînini incelemek imkân n bulanlar, dalâletden kurtulmakda ve Allahü teâlân n hakîkî dînine kavuflarak, Onun büyük lutflar na nâil olmakdad rlar. slâmiyyeti incelemek imkân n bulam yanlar ise, temâmen dinsizleflip ateist olmakda ve dalâlete düflmekdedirler. Bu husûsda müslimânlar aras nda, flimdi büyük âlim yetiflmemesinin de te sîri çokdur. Yeni yetiflen din adamlar, sap k f rkalar n te sîrleri alt nda kalarak o güzel dinlerinde yükselememekle slâmiyyeti lây k oldu u fleklde tan mamakdad rlar. nsan, Allahü teâlâya yaklafld ran, dünyâda râhat ve huzûr ile yaflamas n ve âhiretde de Onun magfiretine kavuflmas n te mîn eden dînin, islâm dîni oldu- u muhakkakd r. 3 SLÂM DÎN : slâm dîni, bütün hurâfelerden, efsânelerden temiz olan, yalanc lar red eden, insanlar günâhkâr de il, bil aks Allahü teâlân n kulu olarak kabûl eden, onlara hayâtda çal flma ve iyi yaflama imkân n veren, beden ve rûh temizli ini emr eden bir dindir. slâm dîninin esâs, B R olan Allahü teâlâ ile, [1] Rusyan n zâlimi Stalin, 1371 [m. 1952] de öldü. 104
105 Onun Peygamberi, bizim gibi bir insan ve Allahü teâlân n sevgili kulu olan Muhammed aleyhisselâma inanmakd r. slâm dîninde Muhammed aleyhissalâtü vesselâm, (Ma sûm) kusûrsuz bir insand r. Allahü teâlâ Onu kendi emrlerini insanlara bildirmek için seçmifldir. slâm dîni, bütün Peygamberleri kabûl ve tasdîk eder aleyhimüssalevâtü vetteslîmât. Bunlar n hepsini sever ve hurmet eder. Esâsen eski din kitâblar nda ve hakîkî Tevrât ve ncîlde bir son Peygamberin aleyhissalâtü vesselâm gelece i yaz l d r. Muhammed aleyhisselâm en son Peygamberdir ve Ondan sonra bir dahâ Peygamber gelmeyecekdir. Muhammed aleyhisselâm n, Allahü teâlân n Peygamberi oldu- una inanmak demek, Onun bildirdi i Kur ân- kerîmde yaz l olan emrlerin ve yasaklar n hepsinin, Allahü teâlân n emrleri ve yasaklar oldu una inanmak, hepsini kabûl etmek, be enmek demekdir. Böyle inanan kimse, bunlardan ba z lar na uymazsa, îmân bozulmaz. Müslimânl kdan ç kmaz. Fekat, bunlardan birine bile uymad na üzülmez ve bu hâli ile ö ünürse, Peygambere inanmam fl olur, îmân bozulur, kâfir olur. Uygunsuz hareketinden dolay Allahü teâlâya karfl boynu bükük, kalbi üzüntülü olursa, îmân n n kuvvetli oldu u anlafl l r. Afla da islâm dîninin esâslar ndan bahs olunacakd r. slâmiyyetde dürlü âyinler, dinde reformlar, dürlü dürlü yortular yokdur. slâm dîni, insanlar n dürüst ve nâmûslu yaflamalar n ve hayâtdan da zevk almalar n emr etmifldir. bâdet için emr etdi i zemânlar k sad r. bâdetde esâs, kalbini temâmiyle Allahü teâlâya ba lamakd r. bâdet, bir âdet olarak de il, Allahü teâlân n huzûruna ç - k p, Ona can ve gönülden flükr etmek ve Ona yalvarmak için yap lmakdad r. Riyâ [gösterifl] olarak yap lan bir ibâdeti Allahü teâlâ kabûl etmez. Kur ân- kerîmde de Mâ ûn sûresinde meâlen, (Ey Resûlüm, k yâmet gününü inkâr eden, yetîmi sertlik ve sitemle def edip hakk n gasb eden, fakîri doyurmayan ve baflkalar n da fakîre iyilik yapma a teflvîk etmeyen o kimseyi gördün mü? Nemâzlar n gaflet ile k lanlara ve riyâ, gösterifl yapanlara ve zekât [fakîrin hakk n ] vermeyenlere fliddetli azâb vard r) buyurulmakdad r. slâm dîninin kitâb, KUR ÂN-I KERÎM dir. Kur ân- kerîm, Muhammed aleyhisselâma, Allahü teâlâ taraf ndan gönderilmifl ve kendisi taraf ndan Eshâb na teblîg olunmufldur. Kur ân- kerîm neflr olunurken büyük bir dikkat ile zapt edilmifl ve hiç bir kelimesi, hiç bir harfi de iflmeden, bugüne kadar gelmifldir. Hiç bir semâvî kitâb, Kur ân- kerîm kadar belîg de ildir. Aradan on dört asr geçmifl olmas na ra men, bugün de, o berrakl n, i câz, 105
106 belâgat ve fesâhat n muhâfaza etmekdedir. Dünyân n meflhûr edîblerinden olan Goethe ( ), Kur ân- kerîm hakk nda (West-Östlicher Dîvân = Bat -Do u Dîvân ) adl eserinde flu sözü söylemifldir: (Kur ân n içinde pek çok tekrarlar vard r. Onu okudu umuz zemân, bu tekrarlar bizi usand racak san l yor. Fekat biraz sonra, bu kitâb bizi kendisine çekiyor. Bizi hayranl a ve sonunda, büyük sayg ve hürmete götürüyor). Goetheden baflka birçok meflhûr fikr adamlar da, Kur ân- kerîme hayrân olmufllard r. Birkaç n dahâ tan tal m: Prof. Edouard Monté: (Allah n birli ini en temiz, en yüksek, en kutsal ve inand r c ve baflka hiç bir din kitâb n n üstün gelemiyece i bir dil ile anlatan kitâb, Kur ân- kerîmdir) demekdedir. Kur ân- kerîmi Frans zcaya çeviren Dr. Maurice, (Kur ân- kerîm insanl a hediyye edilen din kitâblar n n en güzelidir) demekdedir. Gaston Karr, ( slâm dîninin kayna olan Kur ânda, cihân medeniyyetinin dayand bütün temeller bulunmakdad r. O kadar ki, bugün bizim medeniyyetimizin Kur ân- kerîmin bildirdi i temel hükmler üzerine kuruldu unu kabûl etmemiz lâz md r) demekdedir. slâm dîni, rûh ve beden temizli i esâs üzerine kurulmufldur. Eski dinlerin görünür görünmez bütün iyiliklerini slâmiyyet kendinde toplam fld r. slâm dînine girmifl olanlara, ya nî müslimânlara farz olan, muhakkak yap lmas gereken befl esâs vazîfe vard r: Bunlardan birincisi tek Allaha ve Onun Peygamberi ve kulu olan Muhammed aleyhisselâma inanmak, ikincisi nemâz k lmak, üçüncüsü Ramezân ay nda oruc tutmak, dördüncüsü hacca gitmek, beflincisi zekât vermekdir. Nemâz, günde befl def a, vaktleri gelince, yap lan dînî vazîfedir. Nemâza bafllamadan evvel abdest almak, ya nî elini, yüzünü, kollar n y kamak, bafl n mesh etmek ve ayaklar n y kamak lâz md r. Abdesti bozan sebebler olmad kca, bir def a abdest alarak birkaç kerre nemâz k l nabilir. Günde befl def a bu vazîfenin yap lmas, dünyâ iflleri için çal flma a mâni olmaz. Esâsen k sa süren nemâz câmi e gitmeden her yerde yaln z k l nabildi i gibi, abdest tâzelemek için ayakkab ç karmadan abdest almay mümkin k lan, mest üzerine (mesh) usûlü de vard r. Hattâ, su bulunm yan yerlerde ve hastalar n toprak ile (teyemmüm) ederek abdestli say lmalar da mümkindir. Zarûrî hâllerde ve seyâhatde mal ve can tehlü- 106
107 kesi olunca, nemâz kazâya b rakmak câiz olur. Fekat, bu nemâzlar özr bitince, bir def ada hemen k lmal, ya nî kazâ etmelidir. Nemâz, adaleyi ve sinirleri kuvvetlendiren hareketler toplulu- u oldu u gibi, kalbi ve ahlâk temizlemekdedir. Oruc, senede bir ay, ya nî Ramezân ay nda, yaln z gündüzleri orucu bozan fleylerden uzaklaflmak demekdir. Orucun, dünyâdaki fâidelerinden biri insanlara açl n ve susuzlu un ne demek oldu- unu ö retmekdir. Tok, hiç bir zemân aç n hâlinden anlamaz ve ona merhamet etmez. Oruc, bundan baflka, nefse hâkimiyyeti ta lîm eder. Oruc tutma zemân, arabî aya göre ta yîn edildi inden, her sene evvelki seneye göre takrîben on gün evvel bafllar. Bu sebebden ba zan yaza, ba zan k fla isâbet eder. Yaz orucuna dayanamayan hasta kimseler, orucu k fl n kazâ edebilecekleri gibi, oruc tutamayacak olan çok ihtiyâr kimseler, oruc mukabilinde (Fidye), ya nî fakîrlere sadaka vererek bu borçlar n edâ edebilirler. Bunu da veremiyenleri Allahü teâlâ mes ûl tutmaz. slâm dîninde, zor, iflkence yokdur. S hhatini fedâ ederek, hastalanarak ibâdet etme i Allahü teâlâ hiçbir zemân istememifldir. Allahü teâlâ, çok kerîm, gafûr ve rahîmdir. Tevbe edenleri afv edici ve merhametlidir. Zekât, kazanc yerinde ve ihtiyâc ndan fazla mal (Nisâb) denilen mikdâr, s n r aflan müslimân n elindeki toplu servetin yüzde ikibuçu unu, ya nî k rkda birini senede bir def a muhtaç olan müslimânlara vermesi demekdir. Bu farz, varl kl müslimânlar içindir. Kazanc ancak kendi geçimine kifâyet eden müslimânlar zekât vermez. Hac ise, hiç bir borcu bulunm yan ve seyâhatde iken âilesinin nafakas n onlara b rakabilen zengin müslimânlar n ömrlerinde bir kerre Mekke flehrine gidip Kâ beyi ziyâret ve Arafât meydân nda Allahü teâlâya düâ etmeleri demekdir. Hac, bu flartlar hâiz olan müslimânlara farzd r. Mekkeye gidip gelmekde hayât tehlükesi, hasta olmak korkusu veyâ hacca gitmek isteyenin bedenen dayanam yaca müflkilât varsa, hacca gitmez. Yerine baflkas n gönderir. Bu ibâdetlerin teferruât n, flartlar n ve do ru olarak nas l edâ edileceklerini ö renmek için, dört mezhebin, ayr ayr (ilmihâl) denilen kitâblar vard r. Her müslimân n, kendine kolay gelen bir mezhebi seçerek, ibâdetlerini bu mezhebin kitâblar ndan okuyup ö renmesi lâz md r. slâm n ibâdet k sm Allahü teâlâ ile kul aras nda kal r. Bu ibâdetde, ihmâl veyâ kusûru olanlar ancak Allahü teâlâ afv eder ve- 107
108 yâ cezâland r r. Cezâlanacak olanlar, (Cehennem) denilen yerde, ateflde yak larak azâb olunacaklard r. Cehennemde kimler sonsuz kalacak? Nemâz k lm yanlar m? Günâh iflliyenler mi? Hay r! Cehennemde, Allahü teâlân n düflmanlar, sonsuz yanacakd r. Günâh iflleyenler, Allahü teâlân n düflman de ildir. Kabâhatli kullar d r. Bunlar, yaramaz, suçlu çocu a benzer. Yaramaz çocu a, anas, babas düflman olur mu? Elbette olmaz. Yaln z onu biraz azarlar, fekat sevmekde devâm ederler. Müslimânlar, bafll ca alt fleye, ya nî Allahü teâlâya, Peygamberlere aleyhimüssalevâtü vetteslîmât, kitâblara, meleklere, hayr ve flerrin Allahdan geldi ine ve ölümden sonra tekrâr dirilme olaca na inan rlar. Bütün hak dinler de, bunlara inanmakdad r. Yukar da, ibâdetin Allahü teâlâ ve kul aras nda kald n söyledik. Fekat baflkas n aldatanlar, baflkas n n hakk n yiyenler, yalan söyliyenler, hîlekârl k yapanlar, zulm edenler, adâletsizlik yapanlar, riyâkârlar, anas na babas na ve büyü üne itâ at etmiyenler, âmirlerine, hükûmete isyân edenler, k saca Allahü teâlân n emrlerini yerine getirmiyen ve kendi nefsi için baflkas n n hakk n yiyen veyâ baflkas n aldatanlar, hak sâhibleri ile halâllaflmad kça afv edilmeyeceklerdir. Ya nî, üzerinde kul veyâ hayvan hakk bulunan kimseleri Allahü teâlâ afv etmez ve bunlar ibâdet etseler bile, Cehenneme girecekler, cezâlar n göreceklerdir. Kul haklar ndan birisi, boflad kad na mehr paras n hemen ödemekdir. Ödemezse, dünyâda cezâs ve âhiretde azâb çok fliddetlidir. Kul haklar ndan en mühimmi ve azâb en çok olan, akrabâs na ve emri alt nda olanlara emr-i ma rûf yapmamakd r. Bunlara islâm bilgilerini ö retme i terk etmekdir. Onlar n ve bütün müslimânlar n dinlerini ö renmelerine ve ibâdetlerini yapmalar na, iflkence ederek veyâ aldatarak mâni olan n kâfir oldu u, islâm düflman oldu u anlafl l r. Dört mezhebden birinde olm yan müslimâna (Bid at sâhibi) denir. Bid at sâhiblerinin, sözleri ile, yaz lar ile, Ehl-i sünnet i tikâd n de ifldirmeleri, dîni, îmân bozmalar, müslimânlar için büyük tehlükedir. Bu gibi kimseler, dahâ dünyâda iken, piflmân olarak, o kulun hakk n ödeyip, önce kendini ona afv etdirmeli, sonra Allahü teâlân n merhametine s nmal, bir dahâ böyle kötü hareketde bulunmakdan çekinmeli, birçok iyilikler yaparak günâhlar n afv etdirme e çal flmal d r. O zemân, Allahü teâlâ, onlar n kusûrlar n ba fllayacakd r. Befleriyyete hizmet düflüncesi ile çal flarak fâideli bilgiler ve 108
109 eserler b rakm fl olanlar, baflka dinden olsalar bile, ömrlerinin sonunda Allahü teâlân n hidâyetine nâil olmalar umulur. Eski müslimânlar, bu gibi insanlar için (gizli din tutar) derlerdi. Bu gibi hayr ve ihsân sâhiblerinden küfrü belli olm yanlar n neye inanarak can verdiklerini biz bilmiyoruz. Yaln z, Allahü teâlân n kendilerine verdi i akl silâh n iyi kullanm fllarsa, hiçbir kimseye fenâl k etmeden, bütün insanlar n iyili ini düflünerek, hizmet etmifllerse, bütün dinlerin esâslar n incelemifllerse, umulur ki, hidâyete ermifller, müslimân olmufllard r. Meselâ asr m z n meflhûr edîblerinden biri olan Bernard Shaw ( ), yaz lar ndan birinde, (Her asra hitâb edecek kudretde olan biricik din, slâm dînidir. Ben, müslimânl n, yar nki Avrupan n kabûl edece i din oldu una inan yorum) demifldir ki, bu da onun kalben slâmiyyeti kabûl etdi ini göstermekdedir. Alman fikr adam ve yazar Emil Ludwig ( ) bir eserinde flöyle yazmakdad r: (M sr ziyâret etmifldim. Bir akflam üstü K z ldenizin kenâr nda yürüyordum. Birdenbire sessizlik içinde bir ezân sesi iflitdim. Bütün vücûdüm Allah korkusu ile ürperdi. Birdenbire içimden derhâl suya at l p müslimânlar gibi abdest almak, sonra onlar gibi secdeye kapanarak Allaha yalvarmak arzûsu geldi). Bu da, yazar n kalbinde geçici bile olsa, bir hidâyet nûrunun parlad n göstermez mi? Kalbinde böyle bir hidâyet nûru hissetmifl olan Lord Hadley, ( slâmiyyetin sâde, fekat nûr içinde parlayan büyüklü ünü gördükden sonra, insan karanl k dehlizden, gün fl na kavuflan bir kimse gibi oluyor) demifl ve slâm dînini kabûl etmifldir. E er îmân etmeden ölenlerini Allahü teâlâ âhiretde cezâland racaksa da, insanlara yapd klar iyilikleri sebebiyle cezâlar n hafîfletecekdir. Kur ân- kerîmde Allahü teâlâ Zilzâl sûresinin yedinci ve sekizinci âyetlerinde meâlen, (Kim zerre kadar iyilik yaparsa onun mükâfât n görecek, kim zerre kadar kötülük yaparsa onun cezâs n görecekdir) buyurmakdad r. Müslimân, yapd iyiliklerin mükâfâtlar na, hem dünyâda, hem de âhiretde, kâfir ise, yaln z dünyâda kavuflacakd r. Kötülüklerin en kötüsü, kâfir olmakd r. nsanlara iyilik etmek düflüncesi ile çal flarak, befleriyyete fâideli keflfler veyâ ifller yapm fl, insanlara yard m için hayât n, s hhatini tehlükeye koyarak, en müflkil flartlar alt nda çal flm fl olan bir kimse, müslimân olmay p, kâfir olarak ölürse, iyilikleri onu küfrün cezâs ndan kurtaramaz. Fekat, Allahü teâlân n nezdinde her dürlü fenâl ve hîlekârl yapan, riyâ ile ibâdet eden münâf klar n cezâs, muhakkak böyle kâfirlerin cezâlar ndan dahâ çok olacakd r. Bunlar n müslimân görünmeleri, kendilerini, kalblerindeki küfrün 109
110 karfl l olan azâbdan kurtarm yacakd r. Osmânl târîhinde, evvelce h ristiyan iken slâm dînini kabûl eden ve slâmiyyete büyük hizmetleri dokunan pek çok kumandan, ilm ve fen adam vard r. Bursal smâ îl Hakk efendi rahime-hullahü teâlâ 1137 [m. 1725] y l nda Bursada vefât etmifldir. On cild (Rûh-ul-beyân) Kur ân- kerîm tefsîri, bütün dünyâdaki slâm âlimlerinin rahimehümullahü teâlâ yan nda çok k ymetlidir. Alt nc cüz ün tefsîrini bitirdikden sonra diyor ki, (Zemân n allâmesi olan fleyhimin yan nda, ba z h ristiyan ve yehûdîlerin, herkese merdce, cömertce davrand klar, iyilik etdikleri söylendikde, böyle olmak, ebedî se âdet sâhiblerinin alâmetidir. Böyle olanlar n îmâna ve tevhîde kavuflmalar, sonlar n n felâh olmas umulur, buyurdu). Tefsîr kitâb n n bu yaz s, yukar daki sözümüzün senedlerinden biridir. fiimdi, slâm dînini tenkîd edenlere, onda kusûr arayanlara gelince, bu gibilerin en çok üzerinde durdu u husûslar flunlard r: 1 ( slâm dîni bir erke in dört kad nla evlenmesini kabûl etmekdedir. Bu, zemân m zdaki âile mefhûmu, âile ba l l ve sosyal nizâm ile hiç bir zemân ba daflamaz) imifl. Buna verilecek cevâb fludur: slâm dîni bundan 14 asr evvel zuhûr etmifldir. Bu dînin do du u yer olan Arabistânda, o zemân kad nlar n hiç bir hakk yokdu. Herkes istedi i kadar kad n ile birlikde yaflar ve bunlara karfl hiç bir sorumluluk kabûl etmezdi. O zemânlarda kad n n hiç bir k ymeti olmad flundan anlafl l r ki, pek çok âileler, do an k z çocuklar n diri diri topra a gömerlerdi. Böyle bir yerde do an slâm dîni, bir adam n birlikde yaflayaca kad n mikdâr n, o zemâna göre, son derece s n rlam fl, kad nlara hak tan m fl, bir erkekden ayr lan kad n n sefîl olmamas için, dahâ evlenmeden evvel, ilerde bir ayr l k zuhûr ederse ona ödenecek olan paray ya nî (Mehr) mikdâr n tesbît etmifldir. Tenkîdcilerin iddi â etdi i gibi, (Kad nlar hor görmemifl), bil aks onlar n haklar n korumufl ve mevk lerini yükseltmifldir. Bu bildirdiklerimiz, Harputlu shak efendinin [1], protestan misyonerlerinin slâm dînine karfl yayd klar yalan ve iftirâlara karfl yazm fl oldu- u türkçe (Diyâ-ül-kulûb) kitâb nda, üçyüzyirmidördüncü sahîfeden bafll yarak uzun bildirilmekdedir. Bu kitâb, (Cevâb Veremedi) ismi verilerek, Hakîkat Kitâbevi taraf ndan ayr ca basd r lm fld r. Bugünkü hâle gelince, flunu iyi bilmelidir ki, slâm dîni bir er- [1] shak efendi, 1309 [m. 1891] de vefât etdi. 110
111 ke in muhakkak dört kad nla evlenmesini emr etmemifl, buna ancak izn vermifldir. Ya nî, birden fazla kad nla evlenmek, farz de- ildir, sünnet de de il ancak mubâhd r. Mehmed Zihni efendi rahime-hullahü teâlâ (Ni met-i slâm) kitâb nda, Münâkehât k sm na bafllarken diyor ki, (Kad n boflamak ve dörde kadar evlenmek, islâm dîninde vâcib de ildir. Mendub da de ildir. htiyâc oldu u zemân izn verilmifldir. Erkekler, birden fazla kad n alma- a emr olunmad klar gibi, kad nlar da bunu kabûl etme e mecbûr de ildirler). Hükûmet mubâh olan birfleyi yasak ederse, bu fleyi yapmak mubâh olmakdan ç kar, harâm olur. Çünki müslimân, kanûna karfl gelmez, suç ifllemez. Müslimân, kendine ve baflkalar na zarar dokunm yan insan demekdir. Ayr ca, bir erke- in ikinci bir kad n alabilmesi için, bu husûsda birinci kar s n n hak ve hürriyyetini koruyan ekonomik ve sosyal flartlar vard r. Sonradan alaca kad nlar n da, ayr ca haklar vard r. Bu flartlar hâiz olm yan ve kad nlar n haklar n yapam yacak olan n birden fazla evlenmesini islâmiyyet yasak etmekdedir. Ayr ca, birinci kad n n gönlünü hofl etmesi için ikinci kad nla evlenmekden vazgeçmesi de sevâbd r. Bundan baflka, bir müslimân, ya nî birinci kad n incitmek harâmd r. Yirminci asrda milletleri saran geçim s - k nt s içinde, çok erkek bu flartlar hâiz de ildir. Bunun için, flimdi böyle erkeklerin ikinci bir kad nla evlenmesinin câiz olm yaca- âflikârd r. Örf ve âdete tâbi olan ahkâm n, zemâna göre de iflebilece ini slâm dîni kabûl eder ve bugün müslimânlar n tek zevcesi vard r. Bu husûsda biraz da di er memleketleri ve dinleri inceliyelim: H ristiyanlar n ve yehûdîlerin kabûl etdikleri Tevrât ya nî (Ahd-i atîk)de, Tekvînin otuz, Tesniyenin yirmibir ve kinci Samuelin ikinci bâblar nda birkaç kad nla evlili e izn verilir. Dâvüd ve Süleymân Peygamberlerin aleyhimesselâm birçok zevcesi ve câriyeleri vard. Do u Roma mperatörlerinin dâimâ birkaç kar s oldu u gibi, eski Alman imperatörlerinin, meselâ Friedrich Barbarossan n ( ) üç, dört kar s vard. Eskimolarda erkek, kar s n n iznini almak flart yla ikinci bir efl alabilir. Amerikada 1830 y l nda kurulan Mormon h ristiyan mezhebi, bir erke in birden fazla kad nla evlenmesine izn vermekdedir. (Ancak flimdiki Amerikan kanûnlar bunu yasaklam fld r.) Japonyada, bugün dahî bir erkek birkaç kad nla evlenebilir. Demek oluyor ki, slâm dînini, (Birkaç kad nla evlenme e müsâ ade ediyor) diye ayblamak çok büyük haks zl kd r. Çünki birçok memleketler ve dinler, birkaç kad nla evlenme i kabûl et- 111
112 mifldir. Tan nm fl yazar John Milton ( ), (Gerek Ahd-i atîkde, gerek ncîllerde yasaklanm yan bir fley neden utan lacak bir fley olsun veyâ nâmûsa ayk r say ls n? Geçmifl Peygamberlerin aleyhimüsselâm dâimâ birkaç han m vard. O hâlde birkaç kad nla evlilik, zinâ de ildir, kanûna ve kamu vicdân na uygundur) demekdedir. Meflhûr yazar Montesqieu ( ), (S cak memleketlerde kad nlar n çabuk gelifldi ini, fekat çabuk ihtiyârlad n göz önünde tutarsak, bu gibi memleketlerde yafl yanlar n birkaç kad nla evlenmesi gâyet tabî îdir) demekdedir. fiimdi, geçim flartlar güçlefldi- i için, müslimân memleketlerinde yukar da bahs olundu u gibi, birkaç kad nla evlenmek kalmam fl gibidir. 2 ( slâm dîni, din u runa öldürme i, yak p y kma, memleketleri istîlâ etme i ve ehâlîyi k l çdan geçirme i emr etmekde ve buna Cihâd ad n vermekde) imifl. Bu iddi â da temâmiyle yanl fld r. slâm dîninde mevcûd olan cihâdda esâs, memleketleri y kmak, insan öldürmek de il, dîni yaymak ve ayn zemânda dîni korumakd r. Bu da, hiç bir zemân yak p y kma ile, zulm ile yap lmaz. slâm dîni, kendisine tecâvüz, hücûm edenlere karfl korunma ve mücâdele etme i emr etmekdedir. Hâlbuki h ristiyanlar, yukar da uzun uzad ya anlatd m z gibi, din u runa en korkunç cinâyetleri yapmakdan çekinmemifller, kendilerine insâf ve merhamet telkîn eden Îsâ aleyhisselâm n sözleri ve nasîhatlar hilâf na, her dürlü fenâl klar ve vahfletleri yapm fllard r. Târîh, onlar n yapd klar vahfletler ile doludur. Allahü teâlâ, Enfâl sûresinde, islâm devletinin, kâfir memleketlerinde yap lan harb silâhlar n arafld r p, ö renip, bunlar n hepsini, sulh zemân nda yapmalar n emr ediyor. [Bunlar yapm yan bir hükûmet, islâmiyyete uymam fl olur. Düflmanlar n hücûmlar na cevâb veremeyip, milyonlarca müslimân n flehîd olmas na ve islâmiyyetin za îflemesine sebeb olur.] Bir müslimân, hiç kimseye karfl hiçbir tecâvüzde bulunmaz. Kendisine veyâ dînine karfl bir sald r olursa, ona tatl dil ile nasîhat verir. Kabûl etmezse, mahkemeye haber verir. Mahkeme, adâlet ile cezâ verir. Mahkeme vâs tas ile hakk na kavuflamazsa, evine, ifl yerine çekilir. Tecâvüz edenler aras na kar flmaz. Evine, ifl yerine sald r l rsa, hicret eder. Ya nî o flehri terkeder. Gidecek flehr bulamazsa, o memleketi terkeder. Gidecek islâm memleketi bulamazsa, insan haklar na riâyet eden bir kâfir memleketine hicret eder. Bir müslimân dili ile, eli ile kimseyi incitmez. Kimsenin mal na, mülküne, rz na ve nâmûsuna dokunmaz. Cihâd, Allahü teâlân n kullar na, Allahü teâlân n hak 112
113 olan dînini bildirmek demekdir. Bu da, Allahü teâlân n dîninin, Allahü teâlân n kullar na ulaflmas na mâni olan zâlim, sömürücü diktatörleri, k l nç kuvveti ile, zor kullanarak ortadan kald rmakla yap l r. Önce nasîhat edilir. slâmiyyeti kabûl etmeleri teklîf olunur. Kabûl etmezler ise; islâm hâkimiyyeti, ya nî harac ve cizye vermeleri teklîf olunur. Bunu da kabûl etmezler ve karfl koyarlarsa, bu engeller ortadan kald r l r. Zor ile, kuvvet ile olan cihâd flahslar de il, slâm devleti yapar. Kur ân- kerîmde Bekara sûresinin ikiyüz elli alt nc âyetinde meâlen, (Dinde zorlama yokdur) buyurulmufldur. Bir gayr-i müslim, zorla müslimân yap lmaz. Müslimânlar hiç bir zemân, h ristiyanlar n dâimâ yapd klar gibi, zorla veyâ maddî kazançlar vâ d ederek bir insan müslimân yapma a teflebbüs etmezler. Kim isterse, seve seve müslimân olur. Tatl, yumuflak, mant kî, akla uygun sözleri ile ve güzel ahlâk ve iyi hareketleri ile, onlar n seve seve müslimân olmalar na sebeb olurlar. Müslimân olm yanlar, slâm devletinin himâyesi alt nda, zimmî olarak yaflarlar. Müslimânlar n bütün hak ve hürriyyetlerine mâlik olarak, kendi dinlerinin îcâblar n serbestçe yaparlar. Bunlar (Diyâ-ül-kulûb) kitâb n n ikiyüzdoksanüçüncü sahîfesinden bafll yarak anlat lmakdad r. (Menâk b-i cihâr yâr- güzîn) kitâb nda, yetmiflinci menkîbede diyor ki, (Bir ticâret kervan gelip, gece Medînenin d fl na kondu. Yorgunlukdan hemen uyudular. Halîfe Ömer rad yallahü teâlâ anh, flehri dolafl rken bunlar gördü. Abdürrahmân bin Avf n rad yallahü teâlâ anh evine gelip, (Bu gece bir kervan gelmifl. Hepsi kâfirdir. Fekat, bize s nm fllar. Eflyâlar çokdur ve k ymetlidir. Yabanc lar n, yolcular n bunlar soymas ndan korkuyorum. Gel, bunlar koruyal m) dedi. Sabâha kadar bekleyip, sabâh nemâz nda mescide gitdiler. çlerinden bir genç uyumam fld. Arkalar ndan gitdi. Sorufldurup, kendilerine bekçilik eden flahs n halîfe Ömer rad yallahü anh oldu unu ö rendi. Gelip, arkadafllar na anlatd. Roma ve Îran ordular n periflân eden, adâleti ile meflhûr, yüce halîfenin, bu merhamet ve flefkatini görerek, slâmiyyetin hak din oldu unu anlad lar ve seve seve müslimân oldular.) Yine (Menâk b) kitâb nda diyor ki, (Ömer rad yallahü teâlâ anh halîfe iken, flark cebhesi kumandan olan Sa d bin ebî Vakkâs rad yallahü teâlâ anh Kûfe flehrinde bir köflk yapd rmak istedi. Arsaya bitiflik bir mecûsînin evini sat n almak îcâb etdi. Mecûsî satmak istemedi. Evine gidip han m na dan fld. Bu da, onlar n Medînede bir Emîr-ül-mü minînleri var. Ona gidip flikâyet et dedi. Medîneye gelip halîfenin serây n arad. Onun serây, köflkü 113 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-8
114 yok dediler. Kendisi flehr d fl na ç kd, dediler. Gidip arad. Askerleri, muhâf zlar göremedi. Toprak üstünde uyumufl birini gördü. Halîfe Ömeri gördün mü dedi. Hâlbuki bu zât, Ömer rad yallahü teâlâ anh idi. Onu niçin ar yorsun dedi. Onun kumandan, benim evimi zor ile sat n almak istiyor. Onu kendisine flikâyet etme- e geldim dedi. Ömer rad yallahü anh, mecûsî ile evine geldi. Kâ d istedi. Evde kâ d bulamad. Bir kürek kemi i gördü. Bunu istedi. Kemik üzerine, (Bismillâhirrahmânirrahîm. Ey Sa d, bu mecûsînin kalbini k rma! Yoksa, hemen yan ma gel!) yazd. Mecûsî, kemi i al p evine geldi. Bofluna yoruldum. Bu kemik parças n kumandana verirsem, alay ediliyor san p, çok k zar dedi. Kad n n isrâr etmesi üzerine Sa da gitdi. Sa d, askerleri aras nda oturmufl, nefl e ile konufluyordu. Sa d n gözü, uzakda duran mecûsînin elindeki kemikdeki yaz ya ilifldi. Emîrül-mü minîn Ömerin rad yallahü anh yaz s n tan y p ans z n rengi soldu. Bu ânî de- iflikli e herkes flafl rd. Sa d, mecûsînin yan na gelip, her ne istersen yapay m. Aman beni Ömerin karfl s na ç karma! Zîrâ Onun cezâs na tâkat getiremem dedi. Mecûsî, kumandan n bu yalvarmas n görünce, hayretden akl gitdi. Akl bafl na gelince, hemen müslimân oldu. Seve seve nas l müslimân oldun diyenlere, (Bunlar n Emîrlerini gördüm. Yamal h rkas n örtünmüfl, toprak üstünde uyuyordu. Büyük kumandanlar n bundan titrediklerini de gördüm. Bunlar n hak dinde olduklar n anlad m. Benim gibi, atefle tapan bir kimseye böyle adâlet yap lmas, ancak hak olan dîne inananlarda olur dedi.)) Hindistân n (Nedvet-ül-ulemâ) meclisinin reîsi, meflhûr (el- ntikad) kitâb n n yazar, târîh profesörü fiiblî Nu mânî 1332 [m. 1914] de ölmüfldür. Bunun urdu dilindeki (El-Fârûk) kitâb n serdâr Esedullah hân n annesi ve Afganistân pâdiflâh Nâdir flâh n k zkardefli fârisîye terceme etmifl, Nâdir flâh n emri ile 1352 [m. 1933]de Lahor flehrinde basd r lm fld r. Yüzsekseninci sahîfesinde diyor ki, (Rum Kayseri Herakliyüsün büyük ordular n perîflan eden slâm askerlerinin baflkumandan Ebû Ubeyde bin Cerrâh zafer kazand her flehrde adamlar n ba rtarak, rumlara halîfe Ömerin rad yallahü anhümâ emrlerini bildirirdi. Humus flehrini al nca da, (Ey rumlar! Allahü teâlân n yard m ile ve halîfemiz Ömerin emrine uyarak, bu flehri de ald k. Hepiniz ticâretinizde, iflinizde, ibâdetlerinizde serbestsiniz. Mal n za, can n za, rz n za, kimse dokunm yacakd r. slâmiyyetin adâleti aynen size de tatbîk edilecek, her hakk n z gözetilecekdir. D flardan gelen düflmana karfl, müslimânlar korudu umuz gibi, sizi de koruyaca z. Bu hizmetimize karfl l k olmak üzere, müslimânlardan hayvan zekât 114
115 ve uflr ald m z gibi, sizden de, senede bir kerre cizye vermenizi istiyoruz. Size hizmet etmemizi ve sizden cizye almam z Allahü teâlâ emretmekdedir.) dedi. [Cizye mikdâr, fakîrlerden k rk, orta hallilerden seksen, zenginlerden yüzaltm fl gram gümüfl veyâ bu de erde mal yâhud tah ld r. Kad nlardan, çocuklardan, hastalardan, yoksullardan, ihtiyârlardan ve din adamlar ndan cizye al nmaz.] Humus rumlar, cizyelerini seve seve getirip, Beyt-ül-mâl emîni Habib bin Müslime teslîm etdiler. Herakliyüsün, bütün memleketinden asker topl yarak Antakyaya hücûma hâz rland haber al n nca, Humus flehrindeki askerlerin de, Yermükdeki kuvvetlere kat lmas na karar verildi. Ebû Ubeyde, flehrde me murlar ba rt p, (Ey H ristiyanlar! Size hizmet etme e, sizi koruma a, söz vermifldim. Buna karfl l k, sizden cizye alm fld m. fiimdi ise, halîfeden ald m emr üzerine, Herakliyüs ile gazâ edecek olan kardefllerime yard ma gidiyorum. Size verdi im sözde duram yaca m. Bunun için hepiniz Beyt-ül-mâla gelip, cizyelerinizi geri al n z! smleriniz ve verdikleriniz defterimizde yaz l d r) dedi. Suriye flehrlerinin ço unda da böyle oldu. H ristiyanlar, müslimânlar n bu adâletini, bu flefkatini görünce, senelerden beri Rum imperatorlar ndan çekdikleri zulmlerden ve iflkencelerden kurtulduklar için bayram yapd lar. Sevinçlerinden a lad lar. Ço u seve seve müslimân oldu. Kendi arzûlar ile, rum ordular na karfl slâm askerine câsûsluk yapd lar. Ebû Ubeyde böylece, Herakliyüs ordular n n her hareketini günü gününe haber al rd. Büyük Yermük zaferinde bu rum câsûslar n n büyük yard m oldu. slâm devletlerinin meydâna gelmesi, yay lmas, asla, sald rmakla, öldürmekle olmad. Bu devletleri ayakda tutan, yaflatan, büyük ve bafll ca kuvvet, îmân kuvveti idi ve slâm dîninde, çok kuvvetli bulunan adâlet, iyilik, do ruluk ve fedâkârl k kudreti idi.) Bat n n bât l i tikâdlar n, moda ve ahlâks zl klar n taklîd etmek medeniyyet de ildir. Müslimân milletinin bünyesinde tahrîbât yapmakd r. Bu tahrîbât da, ancak slâma düflman olanlar yapar. slâm dîni, müslimânlar n tenbel, miskin oturmalar na asla izn vermez. Müslimânlar n her dürlü fen kollar nda çal flarak ilerlemelerini, baflka dinden olanlar n fende bulduklar yenilikleri, onlardan ö renmelerini, bunlar kendilerinin de yapmalar n emr eder. Zirâat, ticâret, doktorluk, kimyâ ve harb sanâyiinde baflkalar ndan ileride olmalar n emr eder. Müslimânlar, baflka milletlerdeki fen vâs talar n arafld r r, ö renir ve yapar. Fekat, onlar n bozuk dinlerini, kötü, çirkin huylar n, âdetlerini almaz, taklîd etmez. 115
116 Osmânl Devletinde rus sefîri olarak uzun seneler çal flan gnatiyef, hât ralar nda, sultân ikinci Mahmûd rahime-hullahü teâlâ zemân nda, 1237 [m. 1821] de rum isyân n n bafl plânlay c s, Patrik Gregoryus un rus çar Aleksandra yazd mektûbu aç klamakdad r. Mektûb ibret vericidir: (Türkleri maddeten ezmek ve y kmak imkâns zd r. Çünki Türkler, müslimân olduklar için çok sabrl ve mukâvemetli insanlard r. Gayet ma rûrdurlar ve izzet-i îmân sâhibidirler. Bu hasletleri, dinlerine ba l l klar ndan, kadere r zâ göstermelerinden, an anelerinin kuvvetinden, pâdiflâhlar na [devlet adamlar na, kumandanlar na, büyüklerine] olan itâ at duygular ndan gelmekdedir. Türkler zekîdirler ve kendilerini müsbet yolda yönetecek reîslere sâhib olduklar müddetçe de çal flkand rlar. Gâyet kanâ atkârd rlar. Onlar n bütün meziyyetleri, hattâ kahramanl k ve flecâ at duygular da geleneklerine olan ba l l klar ndan, ahlâklar - n n güzelli inden ileri gelmekdedir. Türklerde evvelâ itâ at duygusunu k rmak ve ma nevî râb talar n [ba lar n ] kesretmek [parçalamak], dînî metanetlerini [sa laml n ] za fa u ratmak [zay flatmak] îcâb eder. Bunun da en k - sa yolu, an anât-i milliyye [millî geleneklerine] ve müslimânl a uym yan hâricî fikrler ve hareketlere al fld rmakd r. Müslimânl klar sars ld gün, Türklerin kendilerinden fleklen çok kudretli, kalabal k ve zâhiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asl kudretleri sars lacak ve maddî vâs talar n üstünlü ü ile y kmak mümkin olabilecekdir. Bu sebeble, Osmânl Devletini tasfiye için, mücerret olarak harb meydân ndaki zaferler kâfî de- ildir. Hattâ, sâdece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyyet ve vakâr n tahrik edece inden, kendilerini anlamalar na sebeb olabilir. Yap lacak olan, Türklere birfley hissetdirmeden, bünyelerindeki dînî tahrîbi temâmlamakd r.) Bu mektûb ders kitâblar nda ezberletilecek kadar mühimdir. Mektûbda ibret al nacak çok fley varsa da, en önemlisi, Türkleri yabanc fikr ve âdetlere al fld rmakd r. Bu hedefe bat n n inanç, moda ve ahlâks zl klar n taklîde al fld rmakla ulafl l r. Bunun için, Mustafâ Reflîd pâfla, mason olunca, Londradaki müstemlekeler nezâretinden ald emre uyarak, ba z vilâyetlerimizde, frans zca ve ingilizce kolejler açd. Buralara mason ö retmenler getirdi. slâm n büyük düflman olan nefs-i emmârenin istedi i fleylere ilericilik denildi. slâmiyyetin yasak etdi i bu kötü fleyler hüner say l- 116
117 d. Bu kolejlerde yetiflen ilericiler, yüksek makâmlara getirildi. kinci Abdülhamîd hân, masonlar n bu hâin siyâsetlerini anl yarak, bunlar ifl bafl ndan ve bas ndan uzaklafld rd ise de, müstemlekeler nezâretinin yetifldirip, gönderdi i binlerce câsûsun, bol para ve yalanlarla aldatd klar ilericilerden meydâna gelen dâhilî düflmanlar n gazete ve radyolarla yapd klar hücûmlar ve ingiliz ordusunun modern silâhlarla yapd klar hücûmlar karfl s nda âciz kald. (Allahü teâlâ, rahmet ve magfiret eylesin! Âmîn.) Bat n n ilm, fen, teknik ve her sâhadaki fennî geliflmelerini almak elbette lâz md r. Zâten slâmiyyet bunu emr eder. Bütün dinleri iyi incelemifl olan, ngiliz ilm adamlar ndan Lord Davenport, yirminci asr bafllar nda Londrada basd rd (Hazret-i Muhammed ve Kur ân- kerîm) ad ndaki ngilizce kitâb nda diyor ki: (Ahlâk üzerinde son derece titizli idir ki, müslimânl n az zemânda sür atle yay lmas na sebeb olmufldur. Müslimânlar, muhârebede k l nca boyun e mifl olan baflka din adamlar n, dâimâ afv ile karfl lam fllard r. Juryo diyor ki, müslimânlar n h ristiyanlara karfl davran fl ile, papal n ve krallar n mü minlere revâ gördü ü muâmele, aslâ birbirlerine benzetilemez. Meselâ 980 [m. 1572] senesi A ustosun yirmidördüncü günü, ya nî Saint Bartelemi yortu günü, dokuzuncu fiarl ve Kraliçe Katerinan n emri ile Pâris ve civâr nda altm flbin protestan öldürüldü. [Sent Bartelemi, oniki havârîden biri olup, mîlâdî (71) senesi, A ustos ay nda h ristiyanl neflr ederken, Erzurumda öldürülmüfldür.] Böyle nice iflkencelerde dökülen h ristiyan kanlar, müslimânlar n harb meydânlar nda dökdükleri h ristiyan kanlar ndan kat kat fazlad r. Bunun içindir ki, birçok aldanm fl insan, islâmiyyetin zâlim bir din oldu u zann ndan kurtarmak lâz md r. Böyle yanl fl sözlerin, hiç bir vesîkas yokdur. Papal n vahflet ve yamyaml k derecesine varan iflkenceleri yan nda, müslimânlar n gayr-i müslimlere karfl davran fllar, a z süt kokan bir sabîninki kadar yumuflak olmufldur. Chatfeld diyor ki: (Arablar, Türkler ve baflka müslimânlar, h - ristiyanlara karfl bat l milletlerin, ya nî h ristiyanlar n müslimânlara karfl uygulad klar fenâ mu amele ve gaddarl n ayn n yapm fl olsalard, bugün do uda tek h ristiyan kalmazd ). slâmiyyet, baflka dinlerin hurâfe ve flübheler batakl ortas nda, çiçek temizli i ile yükselmifl, aklî ve fikrî asâletin sembolü olmufl bir dindir. Milton der ki, (Kostantin kiliseyi zenginlefldirince, papazlar 117
118 makam ve servet h rslar n art rd lar. Bunun cezâs n, parça parça olan h ristiyanl k çekdi). slâmiyyet, ilahlara insan kan dökmek fâci a ve felâketinden befleriyyeti kurtard. Bunun yerine, ibâdeti ve sadakay getirmekle, insanlara iyili i emr etdi. Sosyal adâletin temelini kurdu. Böylece, kanl silâhlara hâcet b rakmadan dünyâya kolayca yay ld. [ slâm cihâd da bu demekdir.] lm dâvâs na müslimânlar kadar ba l ve sayg l hiç bir millet gelmemifldir denilebilir. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm n pek çok hadîsleri, samîmî bir ilm teflvîkçisidir ve ilme sayg ile doludur. slâmiyyet, ilme maldan dahâ çok k ymet vermifldir. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm, dâimâ ilm ö renme i ve yayma emr etmifl, Eshâb da, bu yolda çal flm fllard r. Bugünkü fen ve medeniyyetin, eski ve yeni eserlerin ve edebiyyât n koruyucular, Emevîler, Abbasîler, Gaznelîler ve Osmânl lar zemân ndaki müslimânlar olmufldur). Davenportun yaz s temâm oldu. Buraya kadar ba z parçalar n yazd m z Davenportun ngilizce kitâb, misyonerler taraf ndan piyasadan toplanarak, yok edilmek istenmifldir. Hindli Rahmetullah efendinin rahime-hullahü teâlâ [1] ( zhâr-ülhak) kitâb n n ikinci cildinde, ( slâmda cihâd) n ne oldu u uzun yaz l d r. 3 ( slâm dîninde Kur ân- kerîm, ayn zemânda kanûn hüviyyetindedir. Kur ân- kerîmde, h rs zl k yapanlar n elinin kesilmesi gibi çok fliddetli, bugün için zâlimâne olarak kabûl edilecek ba z hükmler var) imifl. Bu iddi â da yanl fld r. Kur ân- kerîmde h rs zl k yapanlar n elinin kesilmesi emri vard r. Fekat burada h rs zdan maksad, büyük bir vahflet ile evlere sald ran ve mal ya ma eden kimselerdir. Bunlar yakaland klar zemân ellerinin kesilmesini, Kur ân- kerîm emr etmifldir. Fekat, bu cezây tatbîk edebilmek için çeflidli flartlar vard r. Bu flartlar bulunm yan h rs z n eli kesilmez. Halîfe Alî rad yallahü anh, k tl k zemân nda yiyecek çalan kimselerin elinin kesilmemesini emr etmifldi. Bugün bu cezâ slâm devleti ismini tafl yan ba z memleketlerde yanl fl tatbîk olunuyorsa, burada kusûr islâm dîninde de il, bunu yanl fl tatbîk edenlerdedir. slâm dîninin esâslar n do ru tatbîk eden hakîkî müslimân devletlerde tatbîk edilmemifldir. Çünki, islâm devletlerinde bu cezây tatbîk edecek vak a zuhûr etmemifldir. Bunun da sebebi, Kur ân- [1] Rahmetullah efendi, 1306 [m. 1889] da Mekkede vefât etdi. 118
119 kerîmde, bu suçlar iflleyenler için bildirilmifl olan, a r cezâlard r. slâm devletlerinde had cezâlar n hâkimler dahî afv edemez. Had cezâs n îcâb eden suç iflleyenlere, cezâlar herkesin gözü önünde tatbîk edilir. Bu a r cezâlara çarpd r lmak korkusundan, kimse bu suçlar ifllemez, iflleyemez. fiimdi birâz da h ristiyanlar n ellerindeki (Kitâb- mukaddes)i kar fld ral m: Matta ncîlinin 18. bâb n n sekizinci âyetinde flöyle yaz l d r: (Îsâ dedi ki, Elin ve aya n seni sürçtürürse, onu kes, kendinden at. Sana, topal veyâ çolak olarak hayâta girmek, iki el ve aya n olarak ebedî atefle at lmakdan dahâ iyidir.) Tevrât n (Hurûc) kitâb n n 31. ci bâb n n ondördüncü âyetinde, (rabbe mukaddes olan Cumartesi günü her kim ifl ifllerse, katl olunacakd r) denilmekdedir. Demek oluyor ki, büyük günâh iflleyenlerin elinin ve aya n n kesilmesinin uygun oldu u, Tevrât ve ncîlde yaz l d r. Doktorun verdi i ilâc hastaya ac gelebilir. Onu fâidesiz, hattâ zararl zannedebilir. Fekat, tabîbin ilmine güvenip de, ilâc kullan nca, flifâ bulur. Kalb, rûh ve beden hastal klar n n mutlak tabîbi olan Allahü teâlâ da, h rs zl k hastal na en te sîrli ilâç olarak, h rs z n elinin kesilmesini emr eyledi. Her müslimân bu emri bilince ve birkaç h rs z n elinin kesildi i iflitilince, korkudan kimsede h rs zl k huyu kalmaz. H rs zl k hastal yok olur. nsanlar mal n n çal nmas üzüntüsünden ve çeflidli zararlardan kurtulur. Kimsenin eli de kesilmez olur. 4 ( slâm dîni, insandan irâde kuvvetini almakda, her fleyi (Kader)e, (K smet)e ba l yarak, insanlar hiç bir fley yapmaz, tenbel ve ât l b rakmakda) imifl. Bu da, temâmiyle yanl fl bir iddi âd r. slâm dîni insanlara dâimâ, çal flmak, akl n do ru kullanmak, her dürlü yenili i ö renmek, muvaffak olmak için her dürlü meflrû çâreye baflvurmak ve hiç bir zemân yorulmamak ve usanmamak husûslar n emr etmekdedir. Allahü teâlâ, kullar ndan kendi ifllerine, kâbiliyyetlerine göre karâr vermelerini ve bu iflleri ona göre yapmalar n emr etmekdedir. K smet kelimesinin ma nâs büsbütün baflkad r. Bir müslimân ancak her hangi bir iflde akl n kulland, her çâreye baflvurdu u ve son derecede çal fld hâlde, bir baflar ya ulaflamazsa, me yûs olmamal ve bu sonucun, Allahü teâlân n kendisi için münâsib gördü ü bir husûs oldu unu kabûl ederek, k smetine râz olmal - 119
120 d r. Yoksa hiç bir fley yapmadan, çal flmadan, ö renmeden ve bilmeden yan gelip ve a z n havaya açarak k smetini beklemek, islâmiyyetde yokdur. Böyle yapmak büyük günâhd r. Allahü teâlâ Necm sûresinin otuzdokuzuncu âyetinde meâlen, ( nsana [âhiretde] ancak dünyâda çal flarak [ihlâs ile] yapd ifller fâide verir) buyurmufldur. Afla da, islâm dîninde ilm ve fenden bahs ederken müslimânlar n ö renme e ve çal flma a ne kadar ehemmiyyet verdiklerini görece iz. nsanlar, ba zan her fleye baflvurduklar ve çok çal fld klar hâlde, istediklerine nâil olamazlar. flte o zemân, bu iflde kendi ellerinde olm yan bir kudret bulundu unu ve bu kudretin insanlar n yaflamalar ve muvaffakiyetleri üzerinde müessir oldu unu ve onlara yön verdi ini kabûl ederler. flte k smet budur. K smet ayn zemânda büyük bir tesellî kayna d r. (Ben vazîfemi yapd m, fekat ne yapay m ki k smetim bu imifl) diyen bir müslimân, bir iflde baflar s z olsa bile, ümmîdsizli e kap lmaz ve büyük bir iç huzûru ile çal flma a devâm eder. nflirâh sûresinin beflinci âyeti ve devâm nda meâlen, (Güçlükle berâber flübhesiz bir kolayl k vard r. Evet muhakkak güçlükle berâber bir kolayl k vard r. Öyleyse, bir ifli bitirince di erine girifl ve hâcetini yaln z Rabbinden iste) buyurulmufldur. Bunun ma nâs muvaffak yyetsizlikden ümmîdsizli e düflmeyip çal flma a devâm etmenin lâz m oldu udur. Hâlbuki, yaln z maddî husûslara ehemmiyyet veren baflka bir din sâliki veyâ hiç bir dîne inanm yan kimse, böyle bir vaziyyet karfl s nda ümmîdini, cesâretini, çal flma azmini kaybeder ve bir dahâ çal flamaz hâle gelir. kinci Cihân Harbinden sonra, bütün dünyâ (K smet)e inanma a bafllam fld r. Birçok Avrupa ve Amerika neflriyyat nda, (Müslimânlar n k smet dedikleri fley, me erse ne kadar do ru imifl. Ne kadar u rafl rsak u raflal m, hâdiseleri de ifldirmek imkân yokdur) denilmekdedir. Bir felâket karfl s nda kalan, sevdiklerini, mal n, mülkünü kaybeden bir kimse, ancak kadere, k smete inanarak ve Allahü teâlâya (Tevekkül) ederek tesellî bulabilir ve yeniden hayâta döner. Tevekkül, en büyük tesellî kayna d r. Ama yine tekrâr edelim ki, tevekkül etmeden evvel islâmiyyetin emrlerine uymak, akl n tam kullanmak, bütün çârelere baflvurarak her derdin devâs n aramak flartd r. 5 ( slâm dîni, fâizi men etmekde ve böylece dünyâda bugün kurulmufl olan ekonomik sistemin aleyhinde bulunmakda) imifl. Bu da, temâmen yanl fl bir iddi âd r. slâm dîni, kazanc de il, ödünç verme i de il, tefecili i, ödünç verilenleri sömürme i men 120
121 eder. Yoksa s rf ticârî maksadlarla ve dürüst yoldan elde edilen bir kazanç, slâm dîninin men etdi i de il, bil aks takdîr ve teflvîk etdi i bir kazançd r. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, (Allahü teâlâ tüccâr sever, tüccâr Onun sevgilisidir) buyurmufldur ve kendisi de ticâret yapm fld r. Kendi bafl na ifl yapam yan bir kimsenin paras n bir arkadafl na veyâ bir flirkete emânet ederek, elde etdi i kazanca ortak olmas, slâm ticâret ahkâm nda önemli yer almakdad r. Bir kimsenin fâizsiz ticârî ifller yaparak para kazanan bir bankan n kazanc ndan ald hisse, temâmiyle halâldir. Fâizsiz çal flan bankalar ve bunlar n fâideleri, (Se âdet-i ebediyye) kitâb m zda uzun yaz l d r. slâm n men etdi i fâizin, Tevrâtda da harâm edilmifl oldu u, Mâide sûresinde bildirilmekdedir. Nitekim, Tevrât n Tesniye k sm n n yirmiüçüncü bâb, ondokuzuncu ve yirminci âyetlerinde, (Din kardefline hiçbirfleyi fâiz ile verme! Ecnebîye fâiz ile verebilirsin) yaz l d r. 6 ( slâm dîni ilme ve fenne düflman) imifl. slâmiyyete ilm ile nas l karfl durulabilir? slâmiyyet, ilmin tâ kendisidir. Kur ân- kerîmin birçok yeri, ilmi emr etmekde, ilm adamlar n övmekdedir. Meselâ Zümer sûresinin dokuzuncu âyetinde, Allahü teâlâ meâlen (Bilen ile bilmeyen hiç bir olur mu? Bilen elbette k ymetlidir) buyurmakdad r. Peygamberimizin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem ilmi öven ve teflvîk buyuran sözleri o kadar çokdur ve meflhûrdur ki, gayr-i müslimler dahî bunlar bilmekdedir. Meselâ, ( hyâ-ül-ulûm) ve (Mevdû ât-ül-ulûm) kitâblar nda, ilmin fazîleti anlat l rken, ( lm, Çinde de olsa al n z) hadîs-i flerîfi yaz l d r. Bu dünyân n en uzak yerinde ve kâfirlerde de olsa, gidip ilm ö reniniz, demekdir. Bir hadîs-i flerîfde de, (Beflikden mezâra kadar ilm ö reniniz, çal fl - n z) buyuruldu. Bu emre göre, bir aya mezârda olan seksenlik ihtiyâr n da çal flmas lâz md r. Ö renmesi ibâdetdir. Bir def a da, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, (Yar n ölecekmifl gibi âhirete ve hiç ölmiyecekmifl gibi dünyâ ifllerine çal fl n z) buyurdu. Bir def a da, (Bilerek yap lan az bir ibâdet, bilmiyerek yap - lan çok ibâdetden dahâ iyidir) buyurdu. Bir kerre de, (fieytân n bir âlimden korkmas, câhil olan bin âbidden korkmas ndan dahâ çokdur) buyurdu. slâm dîninde kad n kocas n n izni olmadan nâfile hacca gidemez. Sefere, müsâfirli e gidemez. Fekat kocas ö retmezse ve izn vermezse, ondan iznsiz, ilm ö renme e gidebilir. Görülüyor ki, Allahü teâlân n sevdi i, büyük ibâdet olan hacca iznsiz gitmesi günâh oldu u hâlde, ilm ö renme e iznsiz gitmesi günâh olmuyor. Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve 121
122 sellem bize bildiriyor ve (Nerede ilm varsa, orada müslimânl k vard r. Nerede ilm yoksa, orada kâfirlik vard r!) buyuruyor. Burada da ilmi emr etmekdedir. Her müslimân n, önce din, sonra dünyâ bilgilerini ö renmesi lâz md r. slâmiyyetin fenne düflman oldu u da, iddi â edilemez. Fen, (Mahlûklar, hâdiseleri görmek, inceleyip anlamak ve deneyip benzerini yapmak) demekdir ki, bu üçünü de, Kur ân- kerîm emr etmekdedir. Fen bilgilerine, san ata ve en modern harb silâhlar n yapma a u raflmak, farz- kifâyedir. Düflmanlardan dahâ çok çal flmam z dînimiz emr etmekdedir. Peygamberimizin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem fenni emr eden pek canl sözlerinden birkaç, (Se âdet-i ebediyye) kitâb n n birinci k sm, yirmidördüncü sahîfesinde yaz l d r. slâmiyyet, fenni, tecribeyi, müsbet çal flmay emr eden dinamik bir dindir. Avrupal lar, fen bilgilerinin ço unu ve hepsinin temelini slâm kitâblar ndan ald lar. Avrupal lar, dünyây tepsi gibi düz, etrâf d var çevrili zannederken, müslimânlar dünyân n yuvarlak olup, kendi etrâf nda döndü ünü biliyorlard. Hattâ Mûsul civâr ndaki Sincar sahras nda, meridyenin uzunlu unu ölçerek bugünkü gibi buldular. (fierh-i mevâk f) ve (Ma rifetnâme) kitâblar, bunlar uzun olarak yazmakdad r. 581 [m. 1185] y l nda vefât eden Nûrüddîn Batrûcî, Endülüs slâm Üniversitesinde astronomi profesörü idi. (El-hayât) kitâb nda, bugünkü astronomiyi yazmakdad r. Galile, Kopernik, Newton, dünyân n döndü ünü müslimân kitâblar ndan ö renip söyleyince, bu sözleri suç say ld. Galile yukar da da bildirdi imiz gibi, papazlar taraf ndan muhâkeme edilip, habsolundu. Eski islâm medreselerinde ayr ca fen dersleri vard. Endülüs medreseleri bu husûsda bütün dünyâya rehber olmufldu. Hastal klar n mikroblardan geldi ini ilk bulan, slâm medeniyyetinin yetifldirdi i bni Sînâd r [1]. Bundan 900 sene evvel (Her hastal yapan bir kurtdur. Yaz k ki bunlar görecek bir âletimiz yokdur) demifldir. Büyük islâm hekimlerinden Ebûbekr Râzî rahime-hullahü teâlâ ( ), ilk def a olarak o zemâna kadar ayn hastal k san lan k z l, k zam k ve çiçe in ayr ayr hastal klar oldu unu bulmufldur. Bu islâm hekimlerinin eserleri ortaça da ders kitâb olarak bütün dünyâ üniversitelerinde okutulmakda idi. Bat da akl hastalar (fleytân taraf ndan tutulmufl kimseler) olarak canl [1] bni Sînâ Hüseyn, 428 [m. 1037] de Hemedanda vefât etdi. 122
123 canl yak l rken, do uda müslimân memleketlerinde bunlar n tedâvîsi için özel hastahâneler kurulmufldu. Bugün, akl bafl nda olan herkes, maddî ilm ile fennin evvelâ müslimânlar taraf ndan kuruldu unu kabûl etmekdedir. Bat l ilm adamlar da, bunu tasdîk etmekdedirler. slâm ülkelerine s zarak ve müslimân görünerek, sözlerini dinletmek imkân n bulan ba z islâm düflmanlar, fennin yeni bulufl ve imkânlar n, yapd klar yeni silâhlar anlat p (Bunlar gâvur îcâd d r, bunlar kullananlar kâfir olur) diyerek, câhilleri aldatd lar. Allahü teâlân n (her fleyi ö reniniz!) emrini unutdurdular. Bu hâl, müslimânlar n ilmde ve fende geri kalma sebeblerinden biri oldu. Bat, yeni âlet ve silâhlarla üstünlük kazand. slâm düflmanlar, bir tarafdan müslimânlar, böyle, aldatd lar. Di er tarafdan da, müslimânlar fenni be- enmiyor, maddî ilmleri istemiyorlar, müslimânl k gericilikdir, yobazl kd r diyerek, gençleri islâmiyyetden ay rma a, islâmiyyeti içerden y kma a çal fld lar. Matba ac l n Osmânl idâresi alt nda bulunan islâm memleketlerine Avrupadan ancak 200 sene sonra gelmesini, (islâm dîni matba a ile kitâb basmay men eder) tarz nda îzâh etmeye kalkanlar temâmiyle yan lmakdad rlar. Matba ac l n Türkiyeye gelmesinin gecikmesine, kitâblar bas l rsa iflsiz kalacaklar ndan korkan kitâb müstensihleri, ya nî para karfl l nda kitâb yazanlar sebeb olmufldur. Bunlar, matba an n Türkiyeye gelmemesi için dürlü propagandalar yapm fllar, divitlerini bir tabuta koyarak, Bâb- Âliye kadar yürümüfllerdir. Hattâ -afla da kendilerinden bahs edece imiz- yobazlardan fâidelenerek bunlar n ötede beride (Matba ac l k islâmiyyete ayk r d r) tarz nda konuflmalar n sa lam fllard r. Hâlbuki bu kimselerin islâmiyyeti flahsî menfe atlerine âlet etmek istediklerini gören Osmânl Pâdiflâh, sultân üçüncü Ahmed Hân [1], sadrazam Dâmâd brâhîm Pâflan n da yard m ile, bu ifli kökünden halletmek için, islâm dîninin en büyük reîsi olan fieyh-ül-islâmdan matba ac l k hakk nda bir fetvâ taleb etmifldir. O zemânki fieyh-ül-islâm Abdüllah Efendi taraf ndan verilen fetvâ, (Behcet-ül-fetâvâ) fetvâ kitâb n n ikiyüzaltm flikinci sahîfesinde flöyle yaz l d r: ( lm, fen ve ahlâk kitâblar n, matba ada kal ba alarak, az zemânda ve kolayl kla çok kitâb basmak, fâideli kitâblar n ucuz elde edilmelerine ve her yere yay lmalar na sebeb olaca için, matba a yap lmas n n câiz ve güzel oldu unu bildirir fetvâ verildi). [1] Ahmed hân, 1149 [m. 1736] da vefât etdi. 123
124 Bu fetvâ, matba ac l k hakk nda ç kar lan (islâmiyyete ayk r d r) iddi âs n n ne kadar yanl fl oldu unu gösterme e yeter. Yukar da kulland m z (Yobaz) kelimesi, kaba, câhil, bozuk ve sap k düflüncelerini ve siyâsî kanâ atlar n din bilgisi olarak ileri süren kimse demekdir. Bozuk düflüncelerini, yanl fl kanâ atlar n kabûl etdirmek için, din bilgilerini yanl fl söyler. Bunlardan ba z lar, tafl - d klar etiketlerinden, s nd klar kanûn maddelerinden, ço u da müslimânlar n îmânlar n istismâr etmekden güç al rlar. Büyük halk topluluklar n arkalar na takarak ihtilâl ç karma a, bölücülü- e, kardefl kavgas na sebeb olurlar. Yobazlar n en zararl s ve en tehlükelisi, mal, para, makâm elde etmek için yabanc ideolojilerin, dinde reformcular n ve mezhebsizlerin propagandalar n yaparak, milletin îmân n, ahlâk n bozan, sat lm fl, din ve fen ve siyâset yobazlar d r. Yobazlar üçe ay rabiliriz: 1 Din ve dünyâ bilgilerinden mahrûm olan, fekat kendilerini ilm adam, akll sanan (Câhil yobazlar)d r. Bunlar, bölücülük yapd klar gibi, din düflmanlar na çabuk aldan p, zararl yollara kolayca sürüklenebilirler, Osmânl târîhini kana boyayan Patrona Halil, Kabakç Mustafâ, mehdî oldu unu iddi â eden k z lbafl Celâlî gibi kimseler bu k sm yobazlardand r. 2 Yobazlar n ikinci k sm, (Din yobazlar )d r. Bunlar kötü din adamlar d r. lmleri biraz varsa da, sinsi maksadlar na, mala ve mevk e kavuflmak için, bilmediklerini veyâ bildiklerinin tersini söylerler ve yaparlar. slâmiyyetin d fl na ç karlar. Kötülük yapmakda, dîni y kmakda, câhillere nümûne olur, rehberlik ederler. slâm dîninde büyük yaralar açan Abdüllah bin Sebe ve Ebû Müslim Horâsânî ve Hasen Sabbah ve Samavne kad s o lu fleyh Bedreddîn ve Osmânl padiflâhlar n n flehîd edilmelerine fetvâ veren din adamlar ve vehhâbîlik fitnesini ortaya ç karan Necdli Abdülvehhab o lu Muhammed ve M srdaki mason locas baflkan Cemaleddîn-i Efgânî [1] ve Kâhire müftîsi mason Muhammed Abduh ile çömezi Reflid R zâ ve M srl Hasen el-bennâ ile Seyyid Kutb ve stanbulda islâmiyyete sald ranlardan doktor Abdüllah Cevdet ve Hindistânda ngilizlerin islâmiyyete hücûmlar na vâs ta olan münâf k Ahmed Kâd yânî ve Pâkistanl Ebülâlâ Mevdûdî ve benzerleri, yeni türeyen reformcular ve mezhebsizler ve din adam flekline girerek, Osmânl Devletinin y k lmas na çal - flan meflhûr ingiliz câsûsu Lavrens hep bu k smdaki yobazlardand r. Bunlar, müslimânlar n din duygular n, îmânlar n sömürerek, [1] Cemâlüddîn Efgânî, 1314 [m. 1897] de öldü. 124
125 slâm dînini içerden y kma a çal flm fllard r. Büyük slâm âlimi imâm- Ahmed Rabbânî rahime-hullahü teâlâ, (Mektûbât) kitâb n n k rkyedinci mektûbunda,kötü din adamlar ndan ac ac flöyle flikâyet etmekdedir: (Dünyâl k peflinde olan din adamlar n n sözlerini dinlemek, [kitâblar n okumak], zehr yimek gibi zararl d r. Kötü din adamlar n n zararlar, bulafl - c d r. Cem iyyetleri bozar, milletleri parçalar. Geçmiflde slâm devletlerinin bafllar na gelen felâketlere hep kötü din adamlar sebeb oldu. Devlet adamlar n do ru yoldan bunlar sapd rd. Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem (Müslimânlar yetmiflüç f rkaya bölünecek. Bunlar n yetmiflikisi Cehenneme gidecek. Yaln z bir f rkas Cehennemden kurtulacak!) buyurdu. Do ru yoldan ayr lan bu yetmifliki sap k f rkan n reisleri, hep kötü din adamlar idi. Câhil bir yobaz n zarar n n baflkalar na bulaflmas az görülmüfldür. Câhil ve sap k tekke fleyhleri de, kötü din adamlar - d r. Bunlar n da zararlar baflkalar na bulafl r). Otuzüçüncü mektûbunda diyor ki, Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, (K yâmet gününde, en fliddetli azâb görecek kimse, Allahü teâlân n kendi ilminden, kendisini fâidelendirmedi i âlimdir) buyurdu. Allahü teâlân n k ymet verdi i ve herfleyin en flereflisi olan ilmi, mal, mevk kapma a ve bafla geçme e vesîle edenlere, bu ilm zararl olmaz m? Hâlbuki, dünyâya düflkün olmak, Allahü teâlân n hiç sevmedi i birfleydir. O hâlde, Allahü teâlân n k ymet verdi i ilmi, Onun sevmedi i yolda harc etmek, çok çirkin bir ifldir. Onun k ymet verdi ini kötülemek, sevmedi ini de k ymetlendirmek, yükseltmek demekdir. Aç kças, Allahü teâlâya karfl durmak demekdir. Ders vermek, va z etmek ve dînî yaz, kitâb, mecmû a ç karmak, ancak, Allah r zâs için oldu u vakt ve mevk, mal ve flöhret kazanmak için olmad zemân fâideli olur. Böyle hâlis, temiz düflünmenin alâmeti de, dünyâya düflkün olmamakd r. Bu belâya düflmüfl, dünyây seven din adamlar, hakîkatda dünyâ adamlar d r. Kötü âlimler bunlard r. nsanlar n en alça bunlard r. Din, îmân h rs zlar bunlard r. Hâlbuki bunlar, kendilerini din adam, âhiret adam ve insanlar n en iyisi san r ve tan t r. Allahü teâlâ bunlar için, Sûre-i Mücâdelenin onsekiz ve ondokuzuncu âyetlerinde meâlen, (Onlar, kendilerini müslimân san yor. Onlar son derece yalanc d r. fieytân onlara musallat olmufldur. Allahü teâlây hât rlamaz ve ismini a zlar na almazlar. fieytâna uymufllar, fleytân olmufllard r. Biliniz ki, fleytâna uyanlar ziyân etdi. Ebedî se âdeti b rak p sonsuz azâba at ld ) buyuruyor. Büyüklerden biri fleytân bofl oturuyor, insanlar aldat- 125
126 makla u raflm yor görüp, sebebini sorar. fieytân cevâb olarak, (Zemân n din adam geçinen, kötü âlimleri, insanlar yoldan ç - karmakda, bana o kadar yard m ediyor ki, bu mühim ifli yapmama lüzûm kalm yor) demifldir. Do rusu, zemân m zda islâmiyyetin emrlerini yapmakdaki gevfleklikler ve insanlar n dinden yüz çevirmesi, hep din adam perdesi alt nda söylenen sözlerden, yaz lardan ve bu adamlar n bozuk niyyetlerinden dolay d r. [Hakîkî din adamlar nda üç s fat bulunur: Akl sâhibi, ilm sâhibi, din sâhibi. Bu üç s fat da birlikde tafl yan din adam na (Din âlimi) denir. Bir s - fat noksân olursa, onun sözüne güvenilmez. lm sâhibi olmak için, akl ve nakl ilmlerinde mütehass s olmak lâz md r.] Dünyâya gönül kapd rm yan, mal, mevk, flöhret kazanmak, bafla geçmek sevdâs nda olm yan din âlimleri, âhiret adamlar d r. Peygamberlerin aleyhimüsselâm vârisleri, vekîlleridir. Mahlûklar n en iyisi bunlard r. K yâmet günü, bunlar n mürekkebi, Allahü teâlâ için cân n veren flehîdlerin kan ile dart lacak ve mürekkeb, dahâ a r gelecekdir. (Âlimlerin uykusu ibâdetdir) hadîs-i flerîfinde medh edilenler, bunlard r. Âhiretdeki sonsuz ni metlerin güzelli ini anl yan, dünyân n çirkinli ini ve kötülü ünü gören, âhiretin ebedî, dünyân n ise fânî, geçip tükenici oldu unu bilen onlard r. Bunun için kal c olmayan, çabuk de iflen ve biten fleylere bakmay p, bâkî olana, hiç bozulm yan ve bitmiyen güzelliklere sar lm fllard r. Âhiretin büyüklü ünü anl yabilmek, Allahü teâlân n sonsuz büyüklü ünü görebilmekle olur. Âhiretin büyüklü ünü anl yan da, dünyâya hiç k ymet vermez. Çünki, dünyâ ile âhiret birbirinin z dd d r. Birini sevindirirsen öteki incinir. Dünyâya k ymet veren, âhireti gücendirir. Dünyây be enmiyen de, âhirete k ymet vermifl olur. Her ikisine birden k ymet vermek veyâ her ikisini afla lamak olamaz. ki z d fley bir araya getirilemez. [Atefl ile su bir arada bulundurulamaz.] Tesavvuf büyüklerinden ba z s, kendilerini ve dünyây temâmen unutdukdan sonra, birçok sebebler, fâideler için, dünyâ adam fleklinde görünürler. Dünyây seviyor, istiyorlar san l r. Hâlbuki, içlerinde hiç dünyâ sevgisi, arzûsu yokdur. Sûre-i Nûrun otuzyedinci âyetinde meâlen bildirdi i gibi, (Bunlar n ticâretleri, al flveriflleri, Allahü teâlây hât rlamalar na hiç mâni olmaz). Dünyâya ba l görünürler. Hâlbuki, hiç ba l l klar yokdur. Hâce Behâüddîn-i Nakflibend Buhârî kuddise sirruh [1] buyuruyor ki, (Mekke-i mükerremede Minâ pazar nda, genç bir tâcir, afla yu- [1] Behâüddîn-i Buhârî, 791 [m. 1389] de vefât etdi. 126
127 kar, ellibin alt n de erinde al fl-verifl yap yordu. O esnâda, kalbi, Allahü teâlây bir an unutmuyordu). 3 Yobazlar n üçüncü k sm, elinde üniversite diplomas bulunan, fen adam olarak ortaya ç kan (Fen yobazlar )d r. Fen yobazlar, gençlerin îmânlar n bozmak, bunlar dinden, islâmiyyetden ay rmak için, uydurduklar fleyleri fen bilgisi, t b bilgisi, ilericilik olarak anlat r ve yazarlar. Din kitâblar bu fen bilgilerine uymad için yanl fld r, bu bozuk kitâblara inanmak, bunlar n gösterdi i yolda yaflamak gericilikdir derler. Din yobazlar, din bilgilerini de ifldirdikleri gibi, fen yobazlar, fen bilgilerini de ifldirerek slâmiyyete sald rmakdad rlar. slâmiyyeti iyi bilen ve üniversitede iyi yetiflmifl olan akll bir kimse, bunlar n sözlerinin ilme, fenne uymad n, fen ve din câhili olduklar n hemen anlar ise de, gençler, talebeler, bunlar n etiketlerine aldanarak, yalanlar na inan r, felâkete sürüklenirler. Böylece islâm toplulu unu parçalarlar. Fen yobazlar üzerinde, (Se âdet-i ebediyye) kitâb nda genifl bilgi verilmifldir. Yobazlar n yukar da yaz l her üç k sm da, islâm memleketlerine ve tertemiz islâm dînine çok zararl olmufl ve olmakdad rlar. slâmiyyeti içerden y kma a çal flan böyle münâf klar, z nd klar flimdi de vard r. Allahü teâlâya flükrler olsun ki, eski güc ve kuvvetlerinden çok fley kaybetmifllerdir. Bugün islâm âlemi, Allahü teâlân n emretdi i gibi fennin bütün inceliklerini ö renme e çal flmakda ve ancak bu sâyede Bat n n fen ve teknolojisine ulafl laca- n bilmekdedir. Ne yaz k ki, Orta ça da ilm ve fende en önde olan müslimânlar, islâmiyyete karfl olanlar n hîlelerine aldand klar ndan ve islâm dîninin emrlerini ihmâl etdiklerinden,son zemânlarda bu husûslarda geri kalm fllard r. Demek oluyor ki, islâm dîni her husûsda kusûrsuz ve bugün içerisine girmekde oldu umuz yirmibirinci asr n flartlar na temâmen uygun bir dindir. lmi, fenni ve adâleti emr eder, miskinli i men eder ve Avrupan n ancak ondokuzuncu asrdan i tibâren te sîs etme e bafllad sosyal nizâm n kurucusu ve koruyucusudur. Kitâb m zda, bu husûsda genifl bilgi verme e, yerimiz müsâid de ildir. Müslimân kardefllerimiz ve müslimânl merak eden di- er din sâlikleri, islâm dîni ile Sosyal Nizâm aras ndaki münâsebetleri (Se âdet-i Ebediyye) kitâb nda bulacaklard r. Onlara bu kitâb okumalar n tavsiye ederiz. Âlem içre mu teber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihânda, bir nefes s hhat gibi. 127
128 3 HAKÎKÎ B R MÜSL MÂN OLMANIN fiartlari slâm kelimesi, arabca (Nefsini teslîm etmek, boyun e mek, selâmete ulaflmak) ve ayn zemânda (sulh) ma nâlar na gelir. mâm- a zam rahime-hullahü teâlâ, (Allahü teâlân n emrlerine teslîm olmak ve boyun e mek) diye ta rîf etmifldir. Yukar da zikr edilen ta rîfler, dikkat ile incelenirse, iyi bir müslimân n nas l olaca, kendili inden meydâna ç kar. Bunlar bir kerre dahâ tekrâr edelim: Bir müslimân, herfleyden önce bedenen ve rûhen temizdir. Evvelâ beden temizli ini anlatal m: Allahü teâlâ, Kur ân- kerîmde çeflidli yerlerde meâlen, (Temiz olanlar severim!) buyuruyor. Müslimânlar, câmi lere, evlere ayakkab ile girmez. Hal lar, döflemeler, tozsuz, temiz olur. Her müslimân n evinde hamam vard r. Kendileri, çamafl rlar, yemekleri hep temiz olur. Onun için, mikrob ve hastal k bulunmaz. Frans zlar n dünyâya övündükleri Versay serây nda bir hamam yokdur. Orta ça da, Parisde oturan bir Frans z, sabâhleyin kalkd zemân, evinde bir abdesthâne olmad için, otura a yapd pislik ile içme suyu fliflesini berâberinde Sen (Seine) nehrine götürür, o nehrden evvelâ içmek için su al r. Sonra pisli ini nehre dökerdi. Bu sat rlar çme Suyu (L Eau Potable) adl bir Frans z eserinden aynen al nm fld r. Kanûnî Sultân Süleymân zemân nda stanbula gelen bir Alman râhibi, tahmînen 967 [m. 1560] târîhinde yazd bir eserde: (Buradaki temizli e hayrân oldum. Burada herkes günde befl def a y kan r. Bütün dükkânlar tertemizdir. Sokaklarda pislik yokdur. Sat c lar n elbiseleri üzerinde ufak bir leke bile bulunmaz. Ayr ca ismine (hamam) dedikleri ve içinde s cak su bulunan binâlar vard r ki, buraya gelenler, bütün bedenlerini y karlar. Hâlbuki bizde insanlar pisdir, y kanmas n bilmezler) demekdedir. Avrupada y kanmak ancak asrlardan sonra müslimânlardan ö renilmifldir. Bugün ise, müslimân diyârlar denilen yerlerde seyâhat eden yabanc lar, neflr etdikleri kitâblarda: (Bir do u memleketine gitdi- 128
129 imiz zemân evvelâ burnumuza bir kokmufl bal k ve süprüntü kokusu geliyor. Her taraf pislik içindedir. Yerler tükürük ile doludur. Ötede beride toplanm fl süprüntü ve ölmüfl hayvan lefllerine rast gelinir. nsan, böyle bir do u memleketinden geçerken, i reniyor ve müslimânlar n iddi â etdikleri gibi temiz olmad klar n anl yor) demekdedirler. Bugün, slâm devleti ismini tafl yan memleketlerde, îmân bilgileri bozuldu u gibi, temizli e de tam riâyet olunmamakdad r. Fekat bunda kabâhat, slâm dîninde de il, slâm dîninin esâs n n temizlik oldu unu unutan kimselerdedir. Fakîrlik, pis olmak için bir ma zeret teflkîl etmez. Bir insan n yere tükürmesinin, ortal a pislik saçmas n n para ile hiçbir ilgisi yokdur. Böyle pislik yapanlar, Allah n temizlik emrini unutan bedbahtlard r. Her müslimân, dînini iyi ö rense ve buna riâyet etmifl olsa, bu pislik hemen ortadan kalkar. O zemân, baflka milletler, müslimân memleketleri ziyâret etdiklerinde, t pk orta ça daki müslimânlarda oldu u gibi, temizli ine hayran kal rlar. Hakîkî müslimân, hem temiz olur, hem de, s hhatine çok dikkat eder. Bir zehr olan alkollü içkileri içmez. Çeflidli tehlükeleri ve zararlar oldu u için men edilen domuz etini yimez. Livâta yapanlarda yeni keflf edilen (Aids) ismindeki sârî ve öldürücü hastal n virüsünün, domuzlarda bulundu u tesbît edilmifldir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, t b bilgisini çeflidli flekllerde medh buyurdu. Meselâ, ( lm ikidir: Beden bilgisi, din bilgisi). Ya nî ilmler içinde en lüzûmlusu, rûhu koruyan din bilgisi ve bedeni koruyan s hhat bilgisidir buyurarak, herfleyden önce, rûhun ve bedenin zindeli ine çal flmak lâz m geldi ini emr etdi. slâmiyyet, beden bilgisini, din bilgisinden önce ö renme i emr ediyor. Çünki, bütün iyilikler, bedenin sa lam olmas ile yap labilir. Bugün, bütün üniversitelerde okutuluyor ki, doktorluk iki k smd r: Biri hijiyen, s hhati korumak, ikincisi terapötik, hastalar iyi etmekdir. Bunlardan birincisi önce gelmekdedir. nsanlar hastal klardan korumak, sa lam kalma sa lamak, t bb n birinci vazîfesidir. Hasta insan, iyi edilse de, çok kerre, âr zal, çürük kal r. flte islâmiyyet, tabâbetin birinci vazîfesini, hijiyeni garanti etmifldir. (Mevâhib-i ledünniyye) ikinci k smda, Kur ân- kerîmin t bb n iki k sm n da teflvîk buyurdu u, âyet-i kerîmeler gösterilerek isbât edilmekdedir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Rûm imperatörü Heraklius ile mektûblafl rd. Birbirlerine elçi gönderirlerdi. Bir def a, Heraklius birçok hediyye göndermifldi. Bu hediyyelerden 129 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-9
130 biri de, bir doktor idi. Doktor gelince, (Efendim! mperatör hazretleri beni, size hizmet için gönderdi. Hastalar n za bedâva bakaca m!) dedi. Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem kabûl buyurdu. Emr eyledi, bir ev verdiler. Hergün nefîs yiyecek, içecek götürdüler. Günler, aylar geçdi. Hiç bir müslimân, doktora gelmedi. Doktor, utan p gelerek, (Efendim! Buraya, size hizmet etme e geldim. Bugüne kadar, bir hasta gelmedi. Bofl oturdum, yiyip içdim, râhat etdim. Art k gideyim) diye izn isteyince, Peygamberimiz, (Sen bilirsin. E er dahâ kal rsan, müsâfire hizmet etmek, ona ikrâm etmek, müslimânlar n vazîfesidir. Gidersen de u urlar olsun. Yaln z flunu bil ki, burada senelerce kalsan, sana kimse gelmez. Çünki, Eshâb m hasta olmaz! slâm dîni, hasta olmamak yolunu göstermifldir. Eshâb m temizli e çok dikkat eder. Ac kmad kça bir fley yimez ve sofradan, doymadan önce kalkar) buyurdu. Bunu söylemekle müslimân hiç hasta olmaz demek istemiyoruz. Fekat s hhatine ve temizli e i tinâ eden bir müslimân, sa lam kal r, kolay kolay hasta olmaz. Ölüm hakd r. Hiç bir kimse ölümden kurtulamaz ve her hangi bir hastal k sonucu ölecekdir. Fekat, o vakte kadar s hhatini koruyabilmesi, ancak müslimânl kda emr edilen husûslara ve temizli e riâyet sâyesinde olur. H ristiyanl n en revaçda oldu u orta ça da, büyük t b âlimleri, yaln z müslimânlard ve Avrupal lar Endülüse t b tahsîl etme e gelirlerdi. Çiçek hastal na karfl afl y bulanlar, müslimân Türklerdir. Türklerden bunu ö renen Jenner, ancak 1211 [m. 1796] da bu afl y Avrupaya götürdü ve haks z olarak (Çiçek afl s n bulan kimse) ünvân n ald. Hâlbuki, tâm bir zulmet diyâr olan o zemânki Avrupada insanlar, hastal kdan k r l yordu. Fransa kral Onbeflinci Louis 1774 de çiçekden öldü. Avrupa uzun zemân vebâ ve kolera salg nlar na u rad. Birinci Napolyon (Napoléon) 1212 [m. 1798] de Akkâ kal as n muhâsara etdi i zemân, ordusunda vebâ zuhûr etmifl ve hastal a karfl çâresiz kal nca, düflman olan Müslimân Türklerden yard m istemek zorunda kalm fld. O zemân yaz lan bir Frans z eserinde flöyle demekdedir: (Türkler, ricâm z kabûl ederek hekimlerini yollad lar. Bunlar tertemiz giyinmifl, nûr yüzlü kimselerdi. Evvelâ düâ etdiler ve sonra ellerini bol su ve sabun ile uzun uzad ya y kad lar. Hastalarda zuhûr eden h yarc klar neflterle yard lar. çindeki s v y ak td lar ve yaralar tertemiz y - kad lar. Sonra hastalar ayr ayr yerlere koydular ve sa lamlar n mümkin oldu u kadar onlara yaklaflmamas n tenbîh etdiler. Hastalar n elbiselerini yakd lar ve onlara yeni elbiseler giydirdiler. En nihâyet tekrâr ellerini y kad lar ve hastalar n bulundu u yerlerde öd a ac yakarak ve tekrâr düâ ederek ve bizden hiç bir ücret ve- 130
131 yâ hediyye kabûl etmeden yan m zdan ayr ld lar.) Demek oluyor ki, iki asr evveline kadar garbl lar hastal klara karfl temâmen çâresizdi ve ancak sonradan müslimânlardan ö renerek ve tecribeler yaparak [Kur ân- kerîmde emr olundu u gibi gayret ederek] bugünkü t b ilmini ö rendiler. Rûh temizli ine gelince, müslimân, muhakkak güzel ahlâkl ve fazîletli olmal d r. slâm dîni, bafldan bafla ahlâk ve fazîletdir. slâm dîninin, dostlara ve düflmanlara karfl yap lmas n emr etdi i iyilik, adâlet, cömerdlik, akllar flafl rtacak derecede yüksekdir. Ondört asrl k hâdiseler, bunu düflmanlara da, pek iyi göstermifldir. Say lam yacak kadar çok vesîkalardan hât ra gelen bir dânesini bildirelim: Bursa müzesi arflivinde, ikiyüz sene öncesine âid bir mahkeme kayd nda diyor ki, Alt parmakdaki yehûdî mahallesi yan nda bir arsaya müslimânlar câmi yap yor. Yehûdîler, arsa bizimdir, yapamazs n z dediklerinde, ifl mahkemeye intikâl ediyor. Arsan n yehûdîlere âid oldu u anlafl larak, mahkeme câmi in y k lmas na, arsan n yehûdîlere verilmesine karar veriyor ve hükm yerine getiriliyor. Adâlete bak n z! Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, ( yi huylar temâmlamak, iyi ahlâk dünyâya yaymak için gönderildim). Bir hadîs-i flerîfde, (Îmân yüksek olan n z, ahlâk güzel olan n zd r) buyuruldu. Îmân bile, ahlâk ile ölçülmekdedir. slâmiyyetde rûh temizli i esasd r. Yalan söyliyen, hîlekârl k yapan, insanlar aldatan, zulm eden, haks zl k yapan, din kardefllerine yard m etmiyen, büyüklük satan, yaln z kendi menfe atini düflünen bir kimse, ne kadar ibâdet ederse etsin, hakîkî bir müslimân say lmaz. Mâ ûn sûresinin ilk üç âyetinde meâlen, (Ey Resûlüm, k yâmet gününü inkâr eden, yetîmi, öksüzü incitip hakk n gasbeden, fakîri doyurmayan ve baflkalar n da fakîre iyili e teflvîk etmeyen o kimseyi gördün mü?) buyurulmufldur. Bu gibi kimselerin ibâdeti kabûl olunmaz. slâm dîninde yasaklardan, harâmlardan sak nmak, emrleri, farzlar yapmakdan dahâ önce gelmekdedir. Hakîkî bir müslimân, her fleyden önce, tâm ve mükemmel bir insand r. Güler yüzlü, tatl dilli, do ru sözlüdür. K zmak nedir bilmez. Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Kendisine yumuflakl k verilen kimseye dünyâ ve âhiret iyilikleri verilmifldir). Müslimân son derece mütevâzi [alçak gönüllü]dür. Kendisine baflvuran herkesi dinler ve imkân buldukça yard m eder. Müslimân vakûrdur, kibârd r. Âilesini ve vatan n sever. Pey- 131
132 gamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem (Vatan sevgisi îmândand r) buyurmufldur. Bunun için, vatan na sald ranlara karfl hükûmet harb ederken, seve seve askerlik vazîfesini yapar. Yukar da bahs etdi imiz 1560 târîhli bir Alman râhibi taraf ndan yaz lan eserde flöyle denilmekdedir: (Müslimân Türklerin niçin her seferde bizi yendiklerini flimdi anlad m. Burada bir gazâ oldu u zemân, Müslimânlar derhâl silâhlar na sar l p, vatanlar ve dinleri u runa seve seve çarp flmakda ve ölmekdedirler. Gazâda ölenlerin Cennete gideceklerine inan yorlar. Hâlbuki bizde bir harb ihtimâli olunca, herkes askere gitmemek için saklanacak yer arar. Zorla askere al nanlar ise, isteksiz dö üflürler). Allahü teâlân n, kullar n n nas l olmas n istedi i Kur ân- kerîmde ne güzel aç klanmakdad r: Fürkân sûresinin âyet-i kerîmelerinde meâlen, (Rahmân n [ya nî kullar na ac mas çok olan Allahü teâlân n fazîletli] kullar, yer yüzünde gönül alçakl ve vakâr ile yürürler. Câhiller kendilerine satafld zemân onlara, (sa l k, esenlik size) gibi güzel sözler söyliyerek do ruluk ve tatl l kla günâhdan sak n rlar. Onlar, Rableri için, secde ve k yâm ederek [ya nî nemâz k larak] gecelerler. [Ona hamd ederler.] Onlar (Rabbimiz Cehennem azâb n bizden uzaklafld r. Do rusu Onun azâb devâml ve ac d r, oras flübhesiz ne kötü bir yer ve ne kötü bir durakd r) derler. Onlar sarf etdikleri zemân, ne isrâf, ne de cimrilik ederler, ikisi ortas bir yol tutarlar ve kimsenin hakk n kesmezler. Onlar Allaha ortak koflmazlar. Allah n harâm etdi i cana k y p, kimseyi öldürmezler. [Ancak suçlular cezâland r rlar.] Zinâ etmezler). Ve âyetlerinde, ([Allahü teâlân n sevdi i, fazîletli kullar], Yalan yere flehâdet etmezler. Fâidesiz ve zararl ifllerden kaç n rlar. Böyle fâidesiz veyâ güçle yap lan bir ifle tesâdüfen kar - flacak olurlarsa, yüz çevirip vakârla uzaklafl rlar. Kendilerine Allah n âyetleri hât rlat ld zemân, körler ve sa rlar gibi görmemezlik, dinlememezlik etmezler. Onlar, (Yâ Rabbî, bize zevcelerimizden ve çocuklar m zdan gözümüzü ayd nlatacak sâlih kifliler ihsân et! Bizi, Allaha karfl gelmekden sak nanlara önder yap! diye yalvar rlar) buyurulmufldur. Bundan baflka, Sâf sûresinin ikinci ve üçüncü âyetlerinde meâlen, (Ey îmân edenler! Yapmad n z bir fleyi niçin söylersiniz? Yapamad n z fleyi yapd k demeniz, Allah kat nda büyük öfkeye sebeb olur) buyurulmufldur ki, bu da, bir insan n yapam yaca bir fleyi va d etmesinin, onu Allah kat nda kötü kifli yapaca n göstermekdedir. Hakîkî müslimân, dînine, anas na, babas na, hocas na, âmirine, memleketin büyüklerine ve kanûnlara karfl son derecede sayg l - 132
133 d r. Lüzûmsuz fleylerle u raflmaz. Ancak fâ ideli fleylerle meflgûl olur. Kumar oynamaz. Vaktini bofl geçirmez. Hakîkî müslimân, ibâdetini tam yapar. Allahü teâlâya olan flükrân borcunu öder. bâdetini, yaln z lâf olsun veyâ yasak ortadan kalks n diye yapmaz. bâdetini, büyük bir arzû, istek, sevgi ile yapar. Allahü teâlâdan korkmak demek, Onu çok sevmek demekdir. nsan, nas l çok sevdi i bir kimsenin üzülmesini istemez ve onu üzece im diye korkarsa, Allahü teâlâya ibâdet de, Ona olan sevgimizi isbâtl yacak bir fleklde yap lmal d r. Allahü teâlân n bize verdi i ni metler o kadar çokdur ki, Ona olan flükrân borcumuzu ancak, Onu çok severek ve Ona candan ibâdet ederek ödeme e çal flmal y z. bâdetin, muhtelif nev leri vard r. Bir k sm, yukar da da zikr etdi imiz gibi, Allahü teâlâ ile kul aras ndad r. Allahü teâlâ, kendisine ibâdetde kusûr edenleri belki afv eder. Baflkas n n hakk na ri âyet etmek de ibâdetdir. Baflkalar na fenâl k edenleri ve üzerinde baflkas n n hakk bulunanlar, hak sâhibleri afv etmedikçe asla afv etmez. Afla daki hadîs-i flerîfler, meflhûr (Miflkât-ül-mesâbih) [1] kitâb - n n fârisî flerhi olan (Efli at-ül-lemeât) n dördüncü cildinden al nm fld r: 1 nsanlara merhamet etmeyene, Allahü teâlâ merhamet etmez. 2 Zulme mâni olarak, zâlime de mazlûma da yard m ediniz! 3 Sat n al nan bir gömle e verilen paran n onda dokuzu halâl ve onda biri harâm olsa, bu gömlekle k l nan nemâz, Allahü teâlâ kabûl etmez. 4 Müslimân, müslimân n kardeflidir. Ona zulm etmez. Onun yard m na koflar. Onu küçük ve kendinden afla görmez. Onun kan na, mal na, rz na, nâmûsuna zarar vermesi harâmd r. 5 Allaha yemîn ederim ki, bir kimse kendisi için sevdi ini, din kardefli için de sevmedikçe îmân temâm olmaz. 6 Allaha yemîn ederim ki, kötülü ünden komflusu emîn olm yan n, îmân yokdur. [Ya nî, hakîkî mü min de ildir.] 7 Kalbinde merhameti olm yan n îmân yokdur. [Ya nî kâmil de ildir.] 8 nsanlara merhamet edene, Allahü teâlâ merhamet eder. 9 Küçüklerimize ac mayan ve büyüklerimize sayg l olm - [1] Miflkât n müellifi Veliyyüddîn Muhammed, 749 [m. 1348] da vefât etdi. 133
134 yan, bizden de ildir. 10 htiyârlara sayg gösteren ve yard m eden ihtiyârlay nca, Allahü teâlâ ona da yard mc lar nasîb eder. 11 Allahü teâlân n sevdi i ev, yetîm bulundurulan ve ona iyilik yap lan evdir. 12 Yan nda birini g ybet edeni susturan kimseye, Allahü teâlâ dünyâda ve âhiretde yard m eder. Gücü yeterken susturmazsa, Allahü teâlâ onu dünyâda ve âhiretde cezâland r r. 13 Din kardeflinin ayb n, utanç verici hâlini görüp de, bunu örten, gizliyen kimse, islâmiyyetden önce arablar n yapd klar gibi, diri gömülen k z mezârdan ç karm fl, ölümden kurtarm fl gibidir. 14 ki arkadafldan Allahü teâlâ indinde dahâ iyi olan, arkadafl na iyili i dahâ çok olan d r. 15 Bir kimsenin iyi veyâ kötü oldu u, [müslimân] komflular n n onu be enip be enmemesi ile anlafl l r. 16 Çok nemâz k lan, çok oruc tutan, çok sadaka veren, fekat dili ile komflular n inciten kimsenin gidece i yer Cehennemdir. Nemâz, orucu, sadakas az olup, dili ile komflular n incitmiyenin yeri Cennetdir. 17 Allahü teâlâ, dünyâl, dostlar na da düflmanlar na da vermifldir. Güzel ahlâk ise, yaln z sevdiklerine vermifldir. [ yi huylu olan kâfirlerin ölümleri yaklafl nca, îmâna kavuflacaklar umulur sözünün do ru oldu u buradan da anlafl lmakdad r.] 18 Bir kimsenin rz na, mal na sald ran n sevâblar, k yâmet günü o kimseye verilir. bâdetleri, iyilikleri yoksa, o kimsenin günâhlar buna verilir. 19 Allahü teâlâ indinde günâhlar n en büyü ü, kötü huylu olmakd r. 20 Bir kimse, sevmedi i birisine belâ, s k nt geldi i için sevinirse, Allahü teâlâ, bu kimseye de bu belây verir. 21 ki kifli mescide gelip nemâz k ld lar. Kendilerine birfley ikrâm edildi. Oruclu olduklar n söylediler.konufldukdan sonra, kalk p giderlerken, Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, bunlara, (Nemâzlar n z tekrar k l n z ve oruclar n z, tekrar tutunuz! Çünki konuflurken bir kimseyi g ybet etdiniz. [Kusûrunu söylediniz.] G ybet etmek, ibâdetlerin sevâb n giderir) buyurdu. 22 Hased etmeyiniz! Atefl odunu yok etdi i gibi, hased de insan n sevâblar n giderir. [Hased, k skanmak, çekememek demekdir. Ya nî, Allahü teâlân n birisine vermifl oldu u ni metin on- 134
135 dan gitmesini istemek demekdir. Ondan gitmesini istemeyip de, kendisinde de olmas n istemek, hased olmaz. Buna (G bta) etmek, imrenmek denir. Birisinde bulunan kötü, zararl fleyin gitmesini istemek, (Gayret) ve (Hamiyyet) olur.] 23 yi huylu kimse, dünyâda ve âhiretde iyiliklere kavuflacakd r. 24 Allahü teâlâ, dünyâda güzel sûret ve iyi huy ihsân etdi i kulunu, âhiretde Cehenneme sokmaz. 25 Ebû Hüreyreye ( yi huylu ol!) buyurdu. yi huy nedir deyince, (Senden uzaklaflana yaklafl p nasîhat et ve sana zulm edeni afv et ve mal n, ilmini, yard m n senden esirgeyene bunlar bol bol ver!) buyurdu. 26 Kibrden, h yânetden ve borçdan temiz olarak ölen kimsenin gidece i yer Cennetdir. 27 Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem borçlu olan birinin cenâze nemâz n k lmak istemedi. Ebû Katâde ismindeki bir sahâbî rad yallahü anh, onun borcunu, havâle yolu ile kendi üzerine ald. Peygamberimiz de cenâze nemâz n k lma kabûl buyurdu. 28 Zevcelerinizi dö meyiniz! [Onlar üzecek söz ve hareketlerde bulunmay n z!] Onlar, sizin köleniz de ildir. 29 Allahü teâlâ indinde en iyiniz, zevcesine karfl en iyi olan n zd r. Zevcesine karfl en iyi olan n z, benim. 30 Îmân üstün olan n z, huyu dahâ güzel ve zevcesine dahâ yumuflak olan n zd r. Yukar da yaz l hadîs-i flerîflerin ço u, büyük islâm âlimi, bni Hacer-i Mekkînin rahmetullahi aleyh [1] (Zevâcir)inde, (ihtikâr)dan önce yaz l d r. Bunlar, güzel islâm ahlâk n n kayna d rlar. slâm âlimleri, bu hadîs-i flerîflerden, çeflidli hükmler ç karm fllard r. Bu hükmlerin birkaç flunlard r. 1 Dâr-ül-harbe, ya nî kâfirlerin memleketine giden müslimân n, onlar n mallar na, canlar na ve rzlar na sald rmas, orada h rs zl k yapmas harâmd r. Onlar n kanûnlar na karfl gelmemeli, al fl-veriflde ve nakl vâs talar nda hîle ve h yânet yapmamal d r. 2 Kâfirin mal n almak, kalbini k rmak, müslimân n mal n almakdan dahâ büyük günâhd r. Hayvan hakk, insan hakk ndan ve kâfirin hakk ndan dahâ büyük günâhd r. 3 Baflkas n n mal n ondan iznsiz al p, kullan p, zarar yapmadan yerine b rakmak harâmd r. [1] bni Hacer, 974 [m. 1566] de vefât etdi. 135
136 4 Bir kimse, mal oldu u hâlde, borcunu ödeme i bir sâat gecikdirirse, zâlim ve âsî olur. Her an la net alt nda bulunur. Borç ödememek öyle bir günâhd r ki, uykuda bile durmadan yaz l r. De- eri düflük olan para veyâ ifle yaramayan mal vererek öder ve bunu hak sâhibi istemiyerek al rsa, yine günâh olur. Onu râz etmedikçe, gönlünü almad kça günâhdan kurtulamaz. slâm âlimleri, islâm dîninin emr etdi i güzel ahlâk, 1400 seneden beri, hep anlatm fllar ve kitâblar nda yazm fllard r. Böylece, islâm dîninin bildirdi i güzel huylar gençlerin kafalar na, kalblerine yerlefldirme e çal flm fllard r. Güzel ahlâk yayan say s z kitâblardan biri, misâl olarak afla da yaz l d r. Derin islâm âlimi, büyük velî, ikinci bin y l n müceddidi olan mâm- Rabbânî Ahmed Fârûkînin rahime-hullahü teâlâ (Mektûbât) kitâb çok k ymetlidir. Osmânl devletinde islâm medreselerinin en yükse i olan (Medreset-ül-mütehass sîn)de tesavvuf müderrisi [profesörü] olan Seyyid Abdülhakîm Efendi rahime-hullahü teâlâ, çok kerre ( slâm dîninde, Mektûbât kitâb kadar k ymetli hiçbir kitâb yaz lmam fld r) ve (Allah n kitâb olan Kur ân- kerîmden ve Peygamberimizin hadîs-i flerîflerinden sonra, en k ymetli, en üstün kitâb, imâm- Rabbânînin (Mektûbât) kitâb d r) buyurmufldur. mâm- Rabbânî rahime-hullahü teâlâ 971 [m. 1563] de Hindistânda Serhend flehrinde do mufl, 1034 [m. 1624] de orada vefât etmifldir. Abdülhakîm efendi, 1281 [m. 1865] de Vanda tevellüd, 1362 [m. 1943] de Ankarada vefât etmifldir. Ba lumda medfûndur. (Mektûbât) n birinci cild, yetmiflalt nc mektûbunda buyuruluyor ki: Sûre-i Haflrin yedinci âyetinde meâlen, (Resûlümün getirdi i emrleri al n z, itâ at ediniz! Nehy, men, yasak etdi i fleylerden sak n n z!) buyurulmufldur. Dünyâda felâketlerden, âhiretde azâbdan kurtulmak için, iki fley lâz md r: Emrlere sar lmak ve yasaklardan sak nmakd r. Bu ikisine islâmiyyete uymak denir. Bu ikisinden en büyü ü, dahâ lüzûmlusu, ikincisidir ki, buna (Vera ) ve (Takvâ) denir. Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem yan nda, birisinin çok ibâdet etdi ini, çok u rafld n söylediler. Birisinin de, yasak edilen fleylerden çok sak nd n söylediklerinde, (Hiçbirfley, vera gibi olamaz!) buyurdu. Ya nî, yasaklardan sak nmak, dahâ k ymetlidir buyurdu. Bir hadîs-i flerîfde de, (Dîninizin dire i vera d r) buyurdu. nsanlar n meleklerden dahâ üstün olabilmesi, vera sâyesindedir ve terakkî etmeleri, yükselmeleri bu sâyededir. Melekler de, emrlere itâ at etmekdedir. Hâlbuki melekler, terakkî edemiyor. O hâlde, vera a sar lmak ve takvâ üzere olmak, herfley- 136
137 den dahâ lüzûmludur. slâmiyyetde en k ymetli fley, takvâd r. Dînin temeli, takvâd r. Vera ve takvâ, harâmlardan kaç nmak demekdir. Harâmlardan temâmen kaç nabilmek için, mubâhlar n fazlas ndan kaç nmal d r. Mubâhlar, lâz m oldu u kadar, kullanmal d r. Bir insan, mubâh, ya nî slâmiyyetin izn verdi i fleylerden, her istedi ini yapar, taflk nca mubâh ifllerse, flübheli fleyleri yapma- a bafllar. fiübheliler ise, harâm olanlara yak nd r. nsan n nefsi, hayvân gibi, kendine düflkündür. Uçurum yan nda dolaflan, birgün uçuruma düflebilir. Vera ve takvây tâm yapabilmek için, mubâhlar lâz m oldu u kadar kullanmal, zarûret mikdâr n aflmamal d r. Bu kadar n kullan rken de kulluk vazîfelerini yapabilmek için kullanma a niyyet etmelidir. Mubâhlar n fazlas ndan temâmen kaç - nabilmek, her vakt ve hele bu zemânda, hemen hemen mümkin de ildir. Hiç olmazsa, harâmlardan kaç nmal, mubâhlar n fazlas ndan da elden geldi i kadar sak nma a çal flmal d r. Mubâhlar, lüzûmundan fazla ifllendikde, piflmân olup tevbe etmelidir. Bu iflleri, harâm iflleme e bafllang ç bilmelidir. Allahü teâlâya s nmal ve yalvarmal d r. Bu piflmânl k, tevbe ve yalvarmak, belki mubâhlar n fazlas ndan büsbütün sak nmak yerine geçerek, böyle ifllerin âfetinden, zarar ndan korur. Ca fer bin Sinân buyuruyor ki, (Günâh iflleyenlerin, boynunu bükmesi, ibâdet edenlerin gö sünü kabartmas ndan dahâ iyidir). Harâmlardan kaç nmak da, iki dürlüdür: Birinci k sm, yaln z Allahü teâlân n hakk olan, Onun emri olan günâhlardan kaç nmakd r. kinci k sm, insanlar n, mahlûklar n haklar da bulunan günâhlardan kaç nmakd r. kinci k sm, dahâ mühimdir. Allahü teâlâ, hiçbirfleye muhtâc de ildir ve çok merhametlidir. Kullar ise, pekçok fleye muhtâc olduklar gibi, cimridirler. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: (Üzerinde kul hakk olan, insanlar n mal na, rz na dokunan, ölmeden önce halâllafls n, ödesin! Zîrâ âhiret günü alt n n, mal n de eri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevâblar ndan al nacak, sevâblar olmazsa, hak sâhibinin günâhlar, buna yüklenecekdir). [ bni Âbidîn rahmetullahi aleyh [1] (Dürr-ül-muhtâr) kitâb n aç klarken, nemâza niyyet bahsi, ikiyüzdoksanbeflinci sahîfede buyuruyor ki, (K yâmet günü, hak sâhibi, hakk n afv etmezse, bir dank hak için, cemâ at ile k l nm fl kabûl olmufl yediyüz nemâz al - n p, hak sâhibine verilecekdir). Bir dank, dirhemin alt da biri, yaklafl k olarak, yar m gram gümüfldür]. [1] Muhammed ibni Âbidîn, 1252 [m.1836] da fiâmda vefât etdi. 137
138 Birgün Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, Eshâb- kirâma karfl : (Müflis kime denir, biliyor musunuz?) buyurdukda: (Paras ve mal kalmayan kimseye diyoruz) dediler. Buyurdu ki: (Ümmetim aras nda müflis, flu kimsedir ki, k yâmet günü, defterinde çok nemâz, oruc ve zekât sevâb bulunur. Fekat, bir kimseye sövmüfl, iftirâ etmifl, mal n alm fl, kan n dökmüfl, dö müfl. Sevâblar, bu hak sâhiblerine da t l r. Haklar ödenmeden önce sevâblar biterse, hak sâhiblerinin günâhlar, bunun üzerine yükletilir. Sonra Cehenneme at l r) buyurdu. (Mektûbât) n 98. ci mektûbunda buyuruluyor ki: Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, (Allahü teâlâ refîkdir. Yumuflakl sever. Sertlik edenlere vermedi i fleyleri yumuflak davrananlara ihsân eder. Baflkalar na vermez) buyurdu. Bu hadîs, mâm- Müslimin (Sahîh)inde vard r. Yine (Müslim)de bildiriliyor ki, Âifleye rad yallahü teâlâ anhâ (Yumuflak davran! Sertlikden ve çirkin fleyden sak n! Yumuflakl k insan süsler. Çirkinli i giderir) buyurdu. [(Müslim)deki] hadîs-i flerîfde, (Yumuflak davranmayan, hayr yapmam fl olur) buyuruldu. [(Buhârî)deki] hadîs-i flerîfde, ( çinizde en sevdi im kimse, huyu en güzel olan n zd r) buyuruldu. [ mâm- Ahmed ve Tirmüzînin rahime-hümullahü teâlâ [1] bildirdikleri] hadîs-i flerîfde, (Kendisine yumuflakl k verilen kimseye dünyâ ve âhiret iyilikleri verilmifldir) buyuruldu. [ mâm- Ahmed, Tirmüzî, Hâkim ve Buhârînin rahime-hümullahü teâlâ bildirdikleri] hadîs-i flerîfde, (Hayâ, îmândand r. Îmân olan Cennetdedir. Fuhfl, kötülükdür. Kötüler Cehennemdedir) buyuruldu. [ mâm- Ahmed ve Tirmüzînin bildirdikleri] hadîs-i flerîfde, (Cehenneme girmesi harâm olan ve Cehennemin de onu yakmas harâm olan kimseyi bildiriyorum. Dikkat ediniz. Bu kimse, insanlara kolayl k, yumuflakl k gösteren mü mindir) buyuruldu. [ mâm- Ahmed ve Tirmüzî ve Ebû Dâvüdün bildirdikleri] hadîs-i flerîfde, (Yumuflak olanlar ve kolayl k gösterenler, hayvan n üzerinde, yular n tutan kimse gibidir. Durdurmak isterse, hayvan ona uyar. Tafl n üzerine götürmek isterse, hayvan oraya koflar) buyuruldu. [1] Muhammed Tirmüzî, 279 [m. 892] de vefât etdi. 138
139 [(Buhârî)deki] hadîs-i flerîfde, (K zd zemân istedi ini yapabilecek bir kimse k zmazsa, Allahü teâlâ k yâmet günü onu herkesin ortas nda ça r r, Cennetde istedi in hûrinin yan na git der) buyuruldu. [Bütün kitâblarda yaz l olan hadîs-i flerîfde] bir kimse Resûlullahdan nasîhat istedikde, (K zma, sinirlenme!) buyurdu. Birkaç kerre sordukda, hepsinde de (K zma, sinirlenme!) buyurdu. [Tirmüzî ve Ebû Dâvüddaki] hadîs-i flerîfde, (Cennete gidecek olanlar haber veriyorum dinleyiniz! Za îfdirler, güçleri yetmez. Birfley yapmak için yemîn ederlerse, Allahü teâlâ, bunlar n yemînlerini, muhakkak yerine getirir. Cehenneme gidecek olanlar bildiriyorum, dinleyiniz! Sertlik gösterirler. Acele ederler. Kendilerini üstün görürler) buyuruldu. [Tirmüzî ve Ebû Dâvüdün rahime-hümallahü teâlâ bildirdikleri] hadîs-i flerîfde, (Bir kimse ayakda iken k zarsa, otursun, oturmakla geçmezse, yats n!) buyuruldu. [Taberânî, Beyhekî ve ibni Asâkirin rahime-hümullahü teâlâ bildirdikleri] hadîs-i flerîfde, (Sar sab r maddesi bal bozdu u gibi, k zg nl k da, îmân bozar) buyuruldu. [Beyhekî ve Ebû Nuaym n [1] bildirdikleri] hadîs-i flerîfde, (Allah için afla gönüllü olan, Allahü teâlâ yükseltir. Bu, kendini küçük görür. Fekat, insanlar n gözünde büyükdür. Bir kimse, kendini baflkalar ndan üstün tutarsa, Allahü teâlâ onu alçalt r. Herkesin gözünde küçük olur. Kendini yaln z kendisi büyük görür. Hattâ köpekden, domuzdan dahâ afla görünür) buyuruldu. [Beyhekînin rahime-hullahü teâlâ bildirdi i] hadîs-i flerîfde, (Mûsâ aleyhisselâm: Yâ Rabbî! Kullar n n en k ymetlisi kimdir? dedikde, gücü yetdi i zemân afv edendir, buyurdu) buyuruldu. [Ebû Ya lân n bildirdi i] hadîs-i flerîfde, (Bir kimse, dilini tutarsa, Allahü teâlâ onun utanacak fleylerini örter. Gadab n tutarsa, k yâmet günü, Allahü teâlâ azâb n ondan çeker. Bir kimse Allahü teâlâya yalvar rsa, onun düâs n kabûl eder) buyuruldu. Tirmüzîde bildiriliyor: Mu âviye rad yallahü anh, Ümm-ülmü minîn Âifleye rad yallahü anhâ mektûb yazarak nasîhat yazmas n istedikde, cevâb yazarak: Allahü teâlân n selâm senin üzerine olsun! Resûlullahdan iflitdim. Buyurdu ki, (Bir kimse insanlar n k zacaklar fleyde Allahü teâlân n r zâs n ararsa, Allahü teâlâ onu, insanlardan geleceklerden korur. Bir kimse, Allahü teâlân n [1] Ahmed Ebû Nu aym, 430 [m. 1039] da vefât etdi. 139
140 k zaca fleyde, insanlar n r zâs n ararsa, Allahü teâlâ onun iflini insanlara b rak r) dedi. Allahü teâlâ bizi ve sizi, hep do ru söyliyenin haber verdi i bu hadîs-i flerîflere uymakla flereflendirsin! Bunlara uygun hareket etme e çal fl n z! Dünyâ hayât çok k sad r. Âhiretin azâblar pek ac ve sonsuzdur. leriyi gören akl sâhiblerinin hâz rl kl olmas lâz md r. Dünyân n, güzelli ine ve tad na aldanmamal d r. nsan n flerefi ve k ymeti dünyâl kla ölçülse idi, dünyâl çok olanlar n herkesden dahâ k ymetli ve dahâ üstün olmas lâz m gelirdi. Dünyân n görünüflüne aldanmak akls zl kd r, ahmakl kd r. Birkaç günlük zemân büyük ni met bilerek, Allahü teâlân n be endi i fleyleri yapma a çal flmal d r. Allahü teâlân n kullar na ihsân, iyilik etmelidir. K yâmetde azâblardan kurtulmak için, iki büyük temel, ya nî iki yol vard r: Birincisi, Allahü teâlân n emrlerine k ymet vermek, sayg göstermekdir. kincisi, Allahü teâlân n kullar na, yaratd klar na flefkat, iyilik etmekdir. Hep do ru söyleyici olan Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, her ne söyledi ise, hepsi do rudur. fiaka, e lence, say klama sözler de ildir. Tavflan gibi gözü aç k uyku ne kadar sürecek? Bu uykunun sonu, rezîl, rüsvâ olmak ve eli bofl, mahrûm kalmakd r. Mü minûn sûresinin yüzonbeflinci âyetinde meâlen, (Sizi abes olarak, oyuncak olarak m yaratd m san yorsunuz? Bize dönmiyecek misiniz diyorsunuz?) buyuruldu. Her ne kadar, böyle sözleri dinliyecek hâlde olmad n z biliyorum. Gençsiniz. çiniz kayn yor. Dünyâ ni metleri içindesiniz. Herkese sözünüz geçiyor. stedi inizi yapabiliyorsunuz. Fekat size ac d m z için, iyilik etmek istedi imiz için bunlar yaz ld. Elinizden birfley kaçm fl de ildir. Tevbe edilecek, Allahü teâlâya yalvaracak zemând r. Doksansekizinci mektûbdan terceme temâm oldu. Seyyid Abdülhakîm Efendi rahime-hullahü teâlâ, (Er-riyâdüt-tesavvufiyye) kitâb nda, tesavvufu ta rîf ederken, (Tesavvuf, insanl k s fatlar ndan ç karak, melek s fatlar ile bezenmek ve ilâhî ahlâk huy edinmekdir) buyuruyor. Ebû Muhammed Cerîrînin [1] de, (Tesavvuf, bütün iyi huylarla bezenmek ve bütün kötü huylardan ar nmakd r) dedi ini bildiriyor. Büyük slâm âlimi, ikinci bin senenin müceddidi imâm- Rab- [1] Ebû Muhammed Cerîrî Ahmed bin Muhammed bin Hüseyn 311 [m. 923] de vefât etdi. Cüneyd-i Ba dâdînin talebelerinin en büyüklerindendir. 140
141 bânî Ahmed Fârûkînin o lu Muhammed Ma sûm rahime-hullahü teâlâ, üç cild olan, fârisî (Mektûbât) kitâb n n birinci cildinin 147 nci mektûbunu, Hindistân vâlîlerinden mîr Muhammed Hafîye yazm fld r. Bu mektûbunda buyuruyor ki: Allahü teâlâ, bizi ve sizi, Peygamberlerin üstünü olan, âlemlerin Rabbinin sevgilisi Muhammed aleyhisselâm n yolundan sapd rmas n! Merhametli kardeflim! nsan n ömrü çok k sad r. Sonsuz olan âhiret hayât nda, insan n karfl laflaca fleyler, dünyâda yaflad hâle ba l d r. Akl bafl nda olan, ileriyi görebilen bir kimse, k - sa olan dünyâ hayât nda, hep, âhiretde iyi ve râhat yaflama a sebeb olan fleyleri yapar. Âhiret yolcusuna lâz m olan fleyleri hâz rlar. Allahü teâlâ, sizi birçok insan n bafl na koymufl, çok kimsenin ihtiyâçlar n görme e vesîle k lm fld r. Bu k ymetli ve kazançl vazîfeye kavufldu unuz için çok flükrediniz! Allahü teâlân n kullar na hizmet etmek için çal fl n z! Rabbimizin kullar na hizmet etmekle dünyâda ve âhiretde ni metlere kavuflaca n z düflününüz! nsanlara karfl yumuflak olman n, onlara iyilik etmenin, onlar n ifllerini güler yüzle ve tatl dille ve kolayl kla yapman n Allahü teâlân n sevgisine kavuflduran yol oldu unu biliniz! Âhiretin azablar ndan kurtulma a ve Cennet ni metlerinin artmas na sebeb olaca ndan, hiç flübheniz olmas n! Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, bunu flu hadîs-i flerîfi ile çok güzel bildirmifldir: (Allahü teâlâ, kullar n n ihtiyâçlar n yarat r, gönderir. Allahü teâlân n en çok sevdi i kulu, Onun ni metlerinin kullar na ulaflmas na vâs ta olan kimsedir.) Müslimânlar n ihtiyâçlar n karfl laman n ve onlar sevindirmenin ve güzel ahlâkl olman n k ymetini bildiren ve yumuflak, a r bafll ve sabrl olma öven ve teflvîk eden birkaç hadîs-i flerîfi afla- ya yaz yorum. Bunlar iyi anlay n z. Anlamad n z yerler olursa, onlar, dînini bilen ve bildiklerine uygun yaflayan kimselerden sorup anlay n z! [Peygamberimizin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem mubârek sözlerine (Hadîs) denir.] Afla daki hadîs-i flerîfleri dikkatle okuyunuz! Her sözünüzde ve her iflinizde bunlara uyma- a çal fl n z! 1 (Müslimân, müslimân n kardeflidir. Birbirlerini incitmezler, üzmezler. Bir kimse, din kardeflinin bir ifline yard m etse, Allahü teâlâ da onun iflini kolaylafld r r. Bir kimse, bir müslimân n s - k nt s n giderir, onu sevindirirse, k yâmet gününün en s k nt l zemânlar nda, Allahü teâlâ onu s k nt dan kurtar r. Bir kimse bir müslimân n ayb n, kusûrunu örterse, Allahü teâlâ, k yâmet günü onun ayblar n, kabâhatlerini örter.) [Buhârî, Müslim] 141
142 2 (Bir kimse, din kardefline yard mc oldukca, Allahü teâlâ da ona yard mc olur.) [Müslim] 3 (Allahü teâlâ, ba z kullar n baflkalar n n ihtiyâclar n karfl lamak, onlara yard mc olmak için yaratm fld r. htiyâc olanlar bunlara bafl vurur. Bunlar için âhiretde azâb korkusu olmayacakd r.) [Taberânî] 4 (Allahü teâlâ, ba z kullar na dünyâda çok ni met vermifldir. Bunlar, kullar na fâideli olmak için yaratm fld r. Bu ni metleri Allahü teâlân n kullar na da t rlarsa, ni metleri azalmaz. Bu ni metleri Allah n kullar na ulafld rmazlarsa, Allah ni metlerini bunlardan al r. Baflkalar na verir.) [Taberânî ve bni Ebid-dünyâ [1] ] 5 (Bir müslimân n, din kardeflinin bir ihtiyâc n karfl lamas on sene i tikâf etmesinden dahâ kazançl d r. Allah r zâs için bir gün i tikâf yapmak ise, insan Cehennem ateflinden pek çok uzaklafld r r. [Taberânî ve Hâkim.] [Ramezân ay n n son on gününde, gece gündüz bir câmi de kapanarak ibâdet etme e, i tikâf yapmak denir.] 6 (Bir kimse, din kardeflinin bir iflini yaparsa, binlerle melek o kimse için düâ eder. O ifli yapma a giderken, her ad m için bir günâh afvolur ve kendisine k yâmetde ni metler verilir.) [ bni Mâce] 7 (Bir kimse, din kardeflinin bir iflini yapmak için giderse her ad m nda yetmifl günâh afvedilir ve yetmifl sevâb verilir. Bu ifl bitinceye kadar böyle devâm eder. fl yap l nca, bütün günâhlar afvedilir. Bu ifli yaparken ölürse, sorgusuz, hesâbs z Cennete girer.) [ bni Ebid-dünyâ] 8 (Bir kimse, din kardeflinin râhata kavuflmas veyâ s k nt - dan kurtulmas için hükûmet adamlar na gidip u rafl rsa, k yâmet günü s rat köprüsünden, herkesin ayaklar kayd zemân, Allahü teâlâ onun sür atle geçmesi için yard m eder.) [Taberânî] 9 (Allahü teâlân n en sevdi i ifl, elbise vererek veyâ doyurarak veyâ baflka bir ihtiyâc n karfl layarak, bir mü mini sevindirmekdir.) [Taberânî] 10 (Allahü teâlân n farzlardan sonra en çok sevdi i ifl, bir mü mini sevindirmekdir.) [Taberânî.] [Allahü teâlân n emrlerine (Farz) denir. Bu hadîs-i flerîfden anlafl l yor ki, Allahü teâlâ, farz olan ibâdetleri yapanlar dahâ çok sever. Allahü teâlân n yasak etdi i zararl, çirkin ifllere (Harâm) denir. Allahü teâlâ, harâmdan [1] bni Ebid-dünyâ Abdüllah, 281 [m. 894] de Ba dâdda vefât etdi. 142
143 sak nan, farzlar yapanlardan dahâ çok sever. yi huylu olmak farzd r. Kötü huylu olmak harâmd r. Kötülük yapmakdan sak nmak, iyilik yapmakdan dahâ k ymetli ve dahâ sevâbd r.] 11 (Bir kimse bir mü mine bir iyilik yap nca, Allahü teâlâ bu iyilikden bir melek yarat r. Bu melek, hep ibâdet eder. bâdetlerinin sevâblar bu kimseye verilir. Bu kimse ölüp, kabre konunca, bu melek nûrlu ve sevimli olarak bunun kabrine gelir. Mele i görünce ferâhlan r, nefl elenir. Sen kimsin der. Ben, falanca kimseye yapd n iyilik ve onun kalbine koydu un nefl eyim. Allahü teâlâ beni bugün seni sevindirmek ve k yâmet günü sana flefâ at etmek ve Cennetdeki yerini sana göstermek için gönderdi der.) 12 Resûlullahdan sallallahü aleyhi ve sellem soruldu ki, Cennete girme e sebeb olan fleylerin bafll cas nelerdir? (Allahü teâlâdan korkmak ve iyi huylu olmakd r) buyurdu. Cehenneme girme e sebeb olan fleylerin bafll cas nelerdir denildikde, (Diline ve flehvetine hâkim olmamakd r) buyurdu. [Tirmüzî, bni Hibbân ve Beyhekî [1].] [Allahü teâlâdan korkman n alâmeti, harâmlardan sak nmakd r.] 13 (Îmân en kuvvetli olan n z, ahlâk en güzel ve zevcesine karfl en yumuflak olan n zd r.) [Tirmüzî ve Hâkim] 14 ( nsan, güzel huyu sebebiyle, Cennetin en üstün derecelerine kavuflur. [Nâfile] ibâdetler, insan bu derecelere kavuflduramaz. Kötü huy, insan Cehennemin en afla çukurlar na sürükler.) [Taberânî] 15 ( bâdetlerin en kolay ve en hafîfi, az konuflmak ve iyi huylu olmakd r. Bu sözüme iyi dikkat ediniz!) [ bni Ebid-dünyâ] 16 Bir kimse, Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem (ifllerin en iyisi hangisidir) dedi. (Güzel huylu olmakd r) buyurdu. Kalk p, biraz sonra, sa taraf na gelip, yine sordu. Yine, ( yi huylu olmakd r) buyurdu. Gidip, sonra sol taraf na gelip, Allah n en sevdi i ifl nedir, dedi. Yine, ( yi huylu olmakd r) buyurdu. Sonra, arkadan gelip, en iyi, en k ymetli ifl nedir, dedi. Hazret-i Peygamber, ona karfl dönüp, ( yi huylu olmak ne demekdir anl yamad n m? Elinden geldi i kadar kimseye k zmama a çal fl!) buyurdu. 17 (Kimse ile münâkafla etmeyen, hakl olsa bile, dili ile kimseyi incitmiyen müslimân n Cennete girece ini size söz veriyorum. fiaka ile veyâ yan ndakileri güldürmek için olsa bile, yalan [1] Ahmed Beyhekî, 458 [m. 1066] de Niflâpûrda vefât etdi. 143
144 söylemiyenin Cennete girece ini size söz veriyorum. yi huylu olan n Cennetin yüksek derecelerine kavuflaca n size söz veriyorum!) [Ebû Dâvüd, bni Mâce ve Tirmüzî] 18 Hadîs-i kudsîde Allahü teâlâ buyuruyor ki, (Size gönderdi im islâm dîninden râz y m. [Ya nî, bu dîni kabûl edenlerden, bu dînin emr ve yasaklar na tâbi olanlardan râz olurum. Onlar severim.] Bu dînin temâm olmas, ancak cömerdlikle ve iyi huylu olmakla olur. Dîninizin temâm oldu unu hergün, bu ikisi ile belli ediniz!) [Taberânî [1] ]. 19 (S cak su buzu eritdi i gibi, iyi huylu olmak, insan n günâhlar n eritir, yok eder. Sirke bal bozdu u, yinilmez hâle sokdu- u gibi, kötü huylu olmak, insan n ibâdetlerini bozar, yok eder.) [Taberânî] 20 (Allahü teâlâ yumuflak huylu olanlar sever ve onlara yard mc olur. Sert, öfkeli olanlara yard m etmez.) [Taberânî] 21 (Cehenneme girmesi harâm olan yâhud Cehennem ateflinin yakmas yasak olan kimdir? Size bildiriyorum. Dikkat ile dinleyiniz! Yumuflak olanlar n, k zm yanlar n hepsi!) [Tirmüzî] [Bu hadîs-i flerîf yukar da zikr etdi imiz doksansekizinci mektûbda da yaz l d r.] 22 (Yavafl, yumuflak davranmak, Allah n kuluna verdi i büyük bir ihsând r. Aceleci, atak olmak, fleytân n yoludur. Allahü teâlân n sevdi i fley, yumuflak ve a r bafll olmakd r.) [Ebû Ya lâ] 23 ( nsan, yumuflakl, tatl dili sebebiyle, gündüzleri oruc tutanlar n ve geceleri nemâz k lanlar n derecelerine kavuflur.) [ bni Hibbân] 24 (K zd zemân, öfkesini yenerek yumuflak davranan kimseyi Allahü teâlâ sever.) [ sfehânî] 25 (Dikkat ediniz. Size haber veriyorum! Cennetin yüksek derecelerine kavuflmak isteyen, sayg s zl k yapana yumuflak davrans n! Zulmedeni afv etsin! Mal n esirgeyene ihsânda bulunsun! Kendisini aram yan, sorm yan ahbâb n, akrabâs n gözetsin!) [Taberânî] 26 (Kuvvetli olmak, baflkas n yenmek demek de ildir. Kuvvetli olmak, kahraman olmak, kendi öfkesini yenmek demekdir.) [Buhârî ve Müslim] 27 (Selâm verirken güler yüzlü olana, sadaka verenlerin kavuflduklar sevâblar verilir.) [ bni Ebid-dünyâ] [1] Taberânî Süleymân, 360 [m. 971] de fiâmda vefât etdi. 144
145 28 (Din kardefline karfl güler yüzlü olmak, ona iyi fleyleri ö retmek, kötülük yapmas n önlemek, yabanc kimselere arad yeri göstermek, sokakdan, tafl, diken, kemik ve benzerleri gibi çirkin, pis ve zararl fleyleri temizlemek, baflkalar na su vermek hep sadakad r.) [Tirmüzî] 29 (Cennetde öyle köflkler vard r ki, içinde bulunan kimse, her diledi i yeri görür ve diledi i her yere kendini gösterir.) Ebû Mâlik-il-Efl arî, yâ Resûlallah! Böyle köflkler kimlere verilecekdir dedi. (Tatl sözlü, eli aç k ve herkesin uyudu u zemân Allahü teâlân n varl n, büyüklü ünü düflünen ve Ona yalvaranlara verilecekdir) buyurdu. Yukar da yaz l olan hadîs-i flerîfleri, (Tergîb ve Terhîb) [1] ismindeki hadîs kitâb ndan ald m. Bu kitâb, hadîs kitâblar n n en k ymetlilerindendir. Allahü teâlâ, yukar da yaz l hadîs-i flerîflere uygun yaflaman z nasîb eylesin! Kendinizi yoklay n z. Bunlara uygun oldu unuzu anlarsan z, Allahü teâlâya flükr ediniz! Uygun olm yan hâlleriniz bulunursa, bunlar n da düzelmesi için, Allahü teâlâya yalvar n z! Bir kimsenin iflleri, hareketleri bunlara uygun olmazsa, kusûrunu bilmesi ve bunlar n düzelmesi için yalvarmas da, ayr ca büyük ni metdir. Bunlara uym yan ve uymad için üzülmiyen kimsenin slâm dînine ba l l çok az demekdir. Böyle çirkin hâle düflmekden Allahü teâlâya s nmal d r! Beyt: Bu büyük ni mete kavuflana müjdeler olsun. Kavuflam yan zevall lara yaz klar olsun! (Mektûbât- Ma sûmiyye)den terceme burada temâm oldu. Yukar da yaz l hadîs-i flerîfler, müslimânlar n birbirlerine karfl iyi huylu olmalar n, kardefl gibi yaflamalar n emr etmekdedir. Müslimân olm yan kimseye (Kâfir) denir. Müslimânlar n kâfirlere karfl da iyi huylu olmalar, onlar incitmemeleri lâz m oldu u, yüzonikinci (112) sahîfede bildirilmifldi. Böylece, slâm dîninin, iyi huylu olma, kardeflce yaflama, çal flma emr etdi i onlara da gösterilmifl olur. Böylece iyili i seven insanlar, seve seve müslimân olurlar. Cihâd etmek farzd r. Cihâd devlet, topla, k l nçla yapaca gibi, so uk harb ile, propaganda, neflriyyât ile de yapar. [1] (Tergîb ve Terhîb) kitâb n n yazar, Abdül azîm Münzirî hadîs âlimlerinin büyüklerindendir. 581 [m. 1185] de tevellüd, 626 [m. 1258] de M srda vefât etdi. 145 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-10
146 Her müslimân da, iyi huylar ile, iyilik yapmakla cihâd yapar. Çünki (cihâd etmek), insanlar müslimân yapma a da vet etmek demekdir. Görülüyor ki, kâfirlere karfl da, iyi huylu olmak, onlar incitmemek, cihâd etmek oluyor. Her müslimâna farz oluyor. Yukar daki uzun mektûbu yazan Muhammed Ma sûm Fârûkî rahime-hullahü teâlâ, slâm âlimlerinin büyüklerinden ve Evliyân n kaddesallahü teâlâ esrârehümül azîz üstünlerinden biridir. Hicretin binyedi senesinde Hindistânda, Serhend flehrinde do mufl, 1079 [m. 1668] senesinde orada vefât etmifldir. Babas n n türbesinden birkaç yüz metre uzakdaki büyük türbede medfûndur. Say s z mektûblar yla Hindistândaki binlerce müslimâna, devlet adamlar na, zemân n n pâdiflâh Âlemgîr Evrengzîb sultâna rahime-hullahü teâlâ [1] nasîhatlar vermifl, kardefllik duygular n, iyi huylu olma, yard mlaflma, dünyâda râhat ve huzûr içinde yaflay p, âhiretde de se âdete kavuflmalar için çal flm fld r. Yüzk rkbinden fazla kimse, sohbetinde, derslerinde bulunarak, tesavvufun yüksek derecesine kavuflmufllar, birer Velî olmufllard r. Bu seçilmifl talebesinden baflka, kendisinden dinleyip, ö renip dînini ve ahlâk n düzeltenlerin say s yüzbinleri aflmakdad r. Yetifldirdi i Evliyâ aras nda dört yüzden ziyâdesi irflâd makâm na yükselmifl, her biri, gönderildi i flehrlerde, binlerce insan felâketden, cehâletden, dalâletden kurtarm fllard r. Alt o lundan herbiri, büyük âlim ve velî olup, bütün torunlar böyle olmufl, bütün insanlara fl k tutan, çok k ymetli kitâblar b rakm fllard r. Hakîkî müslimân, bât l inançlara inanmaz. Sihr, u ursuzluk, fal, efsûn, Kur ân- kerîmden baflka fleyler yaz l muska, mavi boncuk, kehânet ve benzeri fleylere, bunlar n muhakkak ifl yapacaklar na, mezârlara mum dikme e, tel ve iplik ba lama a i tibâr etmez ve kerâmet sâhibi oldu unu söyleyen sahtekârlara ancak güler. Bât l, bozuk fleylerin ço u, baflka dinlerden islâmiyyete sokufldurulmufldur. Ba z din adamlar ndan (kerâmet) bekleyenlere büyük slâm âlimi mâm- Rabbânî rahime-hullahü teâlâ flöyle buyurmakdad r: ( nsanlar, din adamlar ndan, kerâmet beklerler. Bunlar n ba z lar n n kerâmeti yokdur, ama di erlerinden dahâ ziyâde Allahü teâlâya yak nd r. En büyük kerâmet, slâmiyyeti iyi ö renmek ve ona uygun yaflayabilmekdir.) Amerikada Stanford Üniversitesinde yap lan son incelemeler, ba z insanlar n bir (alt nc hisse) sâhib oldu unu, meselâ kapal bir kutu içinde bulunan eflyây sayabildiklerini, kapal zarfdaki ya- [1] Sultân Âlemgîr, 1118 [m. 1707] de vefât etdi. 146
147 z y okuyabildiklerini, uzakda bulunan bir kimse ile irtibat kurabildiklerini, bir insan n akl ndan geçen fleyi anl yabildiklerini göstermifldir. Tecribeye her rk ve dinden insanlar kat lm fl, hepsi din ve rk fark göstermeden ayn baflar ya ulaflm fld r. Uzak Do uda, Çinde ve Hindistânda rastlanan ba z Çin kâhinleri ve Hind fakîrleri, bizi hayrete düflüren, akla gelmez dürlü ma rifetler göstermekdedir. Bunlar n içinde, havada uçar gibi görünen veyâ bir halat havaya atarak onun üzerinde gö e do ru t rmanan kimseler vard r. Hâlbuki Çinlilerin kabûl etdi i Budizm, bir nev i felsefe sistemidir. Buda (Buddah) (M.Ö ) ve Konfuçyus (Confucius) (M.Ö ) ve Laotse, meflhûr filozoflard. Telkîn etdikleri esâslar, ahlâk kâideleridir. Bunlar da, insanlar n dürlü arzûlardan vazgeçmeleri, [riyâzeti], iyilik, sabr etmek, birbirine yard m, fenâl kla mücâdele etmek gibi fleylerdir. Buda, (Sen kendine nas l mu amele edilmesini istiyorsan, baflkalar na karfl öyle hareket et) der. Fekat, Allahü teâlâdan bahs etmez. Buda, kendisinin ancak bir insan oldu unu söyledi i hâlde, talebeleri ölümünden sonra onu tanr lafld rm fllar, onun için tap naklar yapm fllard r. Böylece budizm, âdetâ bir din hâline gelmifldir. Hindlilerin esâs dîni olan Mecûsîlik ise, bir nev i putperestlikdir. Putlardan baflka ba z hayvanlara da (meselâ ineklere) taparlar. Ne Budizm, ne de Mecûsîlik, bir din de ildir. Buna ra men, bunlara mensûb olan insanlar n âdetâ kerâmete benzer ma rifetler gösterdi i bir gerçekdir. Bu ma rifetleri özel bir terbiye görerek, riyâzetle, özel vücûd hareketleriyle ve uzun zemân çal flarak, elde etmekdedirler. Bunun gibi, insan âdetâ donduran, hissetmez hâle sokan manyatizma ile insana zorla emr telkîn eden ve ona istedi ini yapd ran hipnotizma, ba z insanlar n sâhib oldu u husûsî bir kudretden ibâretdir. Bu gösterilenler hiç bir zemân bir kerâmet de ildir. Bunlar ancak bir hünerdir. Bugün ilm adamlar, bütün insanlarda bu gibi kâbiliyyetin az veyâ çok mevcûd bulundu unu, yaln z ba z lar nda fazla inkiflâf etdi ini, ba z insanlar n husûsî usûllerle bu hissi inkiflâf etdirebilece ini, zemânla bulunacak yeni ve kolay usûllerle herkesin bu hissini canland rabilece ini ileri sürmekdedirler. O hâlde, kendisinde (alt nc his) fazla inkiflâf etmifl bulunan bir kimsenin, bu husûsiyyetini ma rifet de il, kerâmet olarak göstermesi, ancak bir hîlekârl kd r. mâm- Ahmed Rabbânî kaddesallahü teâlâ sirrehul-azîz 293. cü mektûbunda buyuruyor ki, (Hârikalar, kerâmetler ikiye ayr l r: Birincisi, Allahü teâlân n zât na ve s fatlar na ve ifllerine âid olan bilgiler ve ma rifetlerdir. Bunlar, akl ile, düflünmekle elde 147
148 edilemez. Allahü teâlâ, seçdi i kullar na ihsân eder. kincisi, madde âlemindeki gayblar bilmekdir. Bu kerâmet, seçilmifl kullara verildi i gibi, kâfirlere de verilir. Kerâmetlerin birincisi k ymetlidir. Bunlar, do ru yolda bulunanlara, Allahü teâlân n sevdiklerine verilir. Câhiller ise, ikincisini k ymetli san rlar. Kerâmet deyince, yaln z bunlar anlarlar. Açl kla ve insanlardan kaçarak, nefslerini temizliyen her insan, mahlûklar n gayblar n haber verir. nsanlar n ço u, hep dünyây düflündükleri için, böyle haber verenleri Evliyâ san r. Hakîkatdan haber verenlere k ymet vermezler. Bunlar Evliyâ olsalard, bizim hâllerimizden haber verirdi, derler. Bu bozuk ölçüleri ile, Allahü teâlân n sevdi i kullar n inkâr ederler). kiyüzaltm fl nc mektûbunda buyuruyor ki, (Evliyâl k, Allahü teâlâya yaklaflmak demekdir. Bu dereceye yetiflenlere mahlûklara âid kerâmetler de verilebilir. Bu kerâmetin çok olmas, Velînin yüksek oldu unu göstermez. Velînin kendinde kerâmet hâs l oldu- unu bilmesi lâz m de ildir. Allahü teâlâ, bir Velînin flekllerini bir anda çeflidli memleketlerde herkese gösterir. Uzak yerlerde flafl lacak fleyleri yapd görülür. Hâlbuki, kendisi bunlar bilmez. Bilenleri olur ise de, baflkalar na belli etmezler. Çünki, kerâmete k ymet vermezler.) Ehl-i sünnet âlimlerinin gözbebe i, sözleri huccet, sened olan bni Hacer-i Mekkî rahime-hullahü teâlâ, (Zevâcir) kitâb nda, ( htikâr)dan önce, flu hadîs-i flerîfleri bildirmekdedir: (Allahü teâlâya yemîn ederim ki, bir lokma harâm yiyenin k rk gün ibâdetleri kabûl olmaz) ve (Harâm para ile al nan bir cilbâb ile, [ya nî gömlekle] k l nan nemâz kabûl olmaz) ve (Harâm para ile verilen sadaka kabûl olmaz. Günâh azalmaz). Süfyân- Sevrî diyor ki, (Harâm para ile hayrât, hasenât yapmak, pisli i bevl ile y kay p temizlemek gibidir). Hakîkî bir müslimân, ibâdetini herkesin yan nda gösterifl olarak yapmaz. Nâfile olan ibâdet gizli yap l r, farz ibâdetler aç k veyâ toplu olarak câmi de icrâ olunur. yi bir müslimân, iyilik yapmak veyâ sadaka vermek isterse, bunu gizli olarak ve iyilik yapd - veyâ sadaka verdi i insan n kalbini k rmadan, onu incitmeden, yapd iyili i bafl na kakmadan yapar. Allahü teâlâ, bunun böyle yap lmas n Kur ân- kerîmde birçok yerlerde emr buyurmakdad r. Hülâsa, hakîkî müslimân, bütün iyi huylara sâhib, vakarl, seciyeli, bedenen ve rûhen tertemiz, her dürlü i timâda lây k, mükemmel bir insand r. Büyük islâm âlimi mâm- Gazâlî rahime-hullahü teâlâ,
149 [m. 1058] [m. 1111], bundan hemen hemen dokuzyüz sene evvel fârisî olarak yazd (Kimyâ-i se âdet) ismindeki eserinde insanlar dört k sma ay rmakdad r: Bunlardan birinci k smdakiler, dünyâda yimek içmek ve zevk etmekden baflka bir fley bilmiyenlerdir. kinci k smdakiler, cebr, fliddet, zulm ile hareket edenlerdir. Üçüncü k smdakiler, hîlekârl k ve mürâîlikle etrâf ndakileri aldatanlard r. Ancak dördüncü k smdakiler yukarda bahsedilen güzel ahlâk sâhibi olan, hakîkî müslimânlard r. Unutmamak lâz md r ki, her insan n kalbinden Allahü teâlâya giden bir yol vard r. Bütün mes ele, bu yoldan slâm nûrunun insanlara ulafld r lmas d r. O nûru kalbinde hisseden bir insan, hangi k smdan olursa olsun, yapd fenâl klara piflmân olur ve do ru yolu bulur. E er bütün insanlar, islâm dînini kabûl etseler, dünyâda ne fenâl k, ne hîlekârl k, ne harb, ne fliddet ve ne de zulm kal rd. Bunun için, tam ve mükemmel bir müslimân olma a gayret etmek ve müslimânl n esâs n ve inceliklerini ve güzel ahlâk n îzâh ederek, bütün dünyâya yaymak, hepimizin boynuna düflen bir borçdur. Bunu yapmak cihâd olur. Baflka dinden de olsa, insanlara dâimâ tatl dille ve anlay flla hitâb ediniz! Bunu, Kur ân- kerîm emr etmekdedir. Müslimân olm yan n yüzüne karfl, kâfir, dinsiz diyerek, onun kalbini incitmenin günâh oldu u, böyle söyliyenin cezâland r lmas lâz m oldu u, f kh kitâblar nda yaz l d r. Maksad, herkese islâm dîninin yüceli ini anlatmakd r. Bu cihâd da, ancak tatl dille, sabr, ilm ve îmânla olur. Bir kimseyi bir fleye inand rmak isteyenin evvelâ kendisinin ona inanmas flartd r. Mü min ise, hiç bir zemân sabr n kaybetmez ve inand n anlatmakda müflkilât çekmez. slâm dîni kadar, aç k ve mant kî hiç bir din yokdur. Bu dînin esâs n anl yan bir kimse, herkese bu dînin biricik hak din oldu unu kolayl kla isbât edebilir. Baflka dinden olanlar n hepsini, fenâ huylu bir insan kabûl etmemelidir. Evet küfr, ya nî müslimân olmamak, her zemân ve her yerde fenâd r. Çünki küfr, insan dünyâda ve âhiretde felâkete götüren zararl bir inan fl ve bozuk bir yaflay fld r. Allahü teâlâ, slâm dînini, insanlar n dünyâda râhat ve huzûr içinde, kardeflçe yaflamalar için ve âhiretde sonsuz azâblardan kurtulmalar için göndermifldir. Kâfirler, ya nî müslimân olm yanlar, bu se âdet yolundan mahrûm kalm fl zevall kimselerdir. Bunlara, ac mal ve incitmemelidir. Bunlar gîbet etmek bile harâmd r. nsan n, sa îd veyâ flakî oldu u son nefesde belli olur. Bütün semâvî dinlerin, insanlar 149
150 taraf ndan bozulmam fl olanlar nda, tek Allaha îmân esâs vard r. Allahü teâlâ, Kur ân- kerîmde bütün insanlar do ru yolda bulunma a da vet ediyor. Do ru yola kavuflan insan n, geçmifldeki bütün hatâlar n afv edece ini va d buyuruyor. Baflka dinden olanlar, fleytân n veyâ müslimânl kdan haberi olm yanlar n aldatd klar zevall kimselerdir. Bunlar n ço u, Allahü teâlân n r zâs na kavuflmak için, yanl fl yola sapd r lm fl tâli siz insanlard r. Biz bunlara sabr ile, tatl dille, akl ve mant k ile do ru yolu göstermeliyiz. Allahü teâlân n var ve B R oldu unu bildiren ilâhî dinlerin hepsi, insanlar taraf ndan bozulmadan evvel, inan lacak fleyler bak m ndan birbirinin ayn idi. Mûsâ aleyhisselâmdan bafll yarak Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma kadar gelen üç büyük din, ya nî Mûsevîlik, Îsevîlik ve slâm dinleri, hep Allahü teâlân n bir oldu unu ve Allahü teâlân n Peygamberlerinin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât bizim gibi bir insan oldu unu bildirmifldir. Ancak Yehûdîler, Îsâ ve Muhammed aleyhimesselâma inanmam fllard r. H ristiyanlar, putlara tap nmakdan bir dürlü kurtulamam fllar ve Îsâ aleyhisselâm, (Ben de, sizin gibi bir insan m. Allah n o lu de ilim) dedi i hâlde, Îsâ aleyhisselâm Allah n o lu sanm fllar, Baba (Allahü teâlâ), O ul (Îsâ aleyhisselâm) ve Rûh-ul-kuds ismi ile üç ayr ilâha tap nma a bafllam fllard r. Bunun yalan ve yanl fl oldu unu anlayan ve düzeltme e u raflanlar aras nda Honorius gibi papalar da vard r. Bu yanl fl i tikâdlar, ancak Allahü teâlân n gönderdi i son Peygamberi, Muhammed Mustafâ aleyhissalâtü vesselâm vâs tas ile neflr etdirdi i, islâm dîni ile düzeltilmifldir. O hâlde, bu üç dînin hakîkî esâslar n kendisinde toplayan ve bu dinleri içerlerine sokulmufl olan hurâfelerden temizleyen hakîkî, do ru dînin, slâm dîni oldu unu kimse inkâr edemez. Müslimânl kabûl etmifl bir ngiliz olan Fellowes diyor ki; (H - ristiyanl n birçok yanl fl akîdelerini [inançlar n ] düzeltme e kalkan Martin Luther, bilmiyordu ki, kendisinden tam 900 sene evvel Muhammed aleyhissalâtü vesselâm slâmiyyeti neflr ederek, bütün bu kusûrlar düzeltmifldir. Bunun için, slâmiyyeti, hurâfelerden temâmen temizlenmifl nasrâniyyetin mütekâmil bir flekli olarak kabûl etmek ve Muhammed aleyhisselâm n son Peygamber oldu una inanmak lâz md r.) Kimseye bâkî de ildir, mülk-i dünyâ, sîm-ü zer, Bir harâb olmufl gönül, ta mîr etmekdir hüner. Buna fânî dünyâ derler, durmay p dâim döner, Âdem o lu, bir fenerdir, âk bet bir gün söner. 150
151 4 N Ç N MÜSL MÂN OLDULAR Bu k sm, kitâb m z n (Müslimânl k ve H ristiyanl k) bahsinin eki olarak hâz rlanm fld r. slâm dîni, en son ve en mükemmel dindir. Meflhûr ingiliz edibi Bernhard Shaw bile, (Dünyâ için bir tek din seçmek gerekirse, bu muhakkak islâm dîni olacakd r) demifldir. Bu da gâyet tabî îdir. Çünki islâm dîni, flimdiye kadar gelip geçmifl olan bütün dinlerin düçâr olduklar [düfldükleri] tahrîflerden [de ifldirmelerden] mahfûz [korunmufl] bir dindir. Tek Allaha inanma emr eden, dinlerin en büyüklerinden olan yehûdî dîninde, bir mesîhin gelece i bildirilmifldir. Mesîh olarak geldi i kabûl edilen Îsâ aleyhisselâm n yayd dînin kitâb olan ncîl kaybolmufldur. Sonradan birçok k smlar de ifldirilerek, çeflidli ncîller yaz lm fl olmas na ra men, asl mesîh olarak son bir Peygamberin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem gelece i hakk nda iflâretler vard r. Barnabas ncîlinde ise, bu Peygamberin ismi aç kca yaz l - d r. O hâlde islâm dîni, bütün hakîkî dinlerin birlefldi i en son, en do ru, en mükemmel ve Allahü teâlân n r zâs na tam uygun olan dindir. Bütün gençli i Avrupada h ristiyanlar aras nda geçmifl olan kültürlü bir arkadafl m z [Doktor Nûri Refet Korur] bize, (Babam ve anamdan müslimân olarak dünyâya geldim. Hayât m Avrupada geçdi. Orada, elimde f rsat bulundu u için, bütün dinleri arafld rmak ve birbirleriyle karfl lafld rmak için bol zemân buldum. E er baflka bir dînin islâm dîninden dahâ üstün oldu unu görmüfl olsayd m, müslimânl b rak r, o dîni kabûl ederdim. Çünki, kimse beni müslimân kalma a zorlam yordu. Fekat yapd - m bütün arafld rmalar, karfl lafld rmalar, h ristiyanlarla yapd m tart flmalar, slâm dîninin dünyâda bulunan bütün dinlerin üstünde, hiç tahrîf edilmemifl hakîkî din oldu unu o kadar aç k bir sûretde meydâna ç kard ki, islâmiyyete bütün kalbimle ba land m) demifldi. Ne yaz k ki, bugün bile, bat âleminde müslimânlara (sap k fikrli), (uyufluk kafal ), (fleytâna tapan), (dinsiz) demek haks zl - nda bulunan h ristiyanlar vard r. H ristiyan çocuklar na, papazlar taraf ndan bu yanl fl bilgiler verilmekde, zihnleri çelinmekdedir. Bir yandan da, islâm dîninde medeniyyete uygun olm yan birçok husûslar bulundu u ileri sürülmekdedir. Hâlbuki, bugünkü medeniyyete en uygun olan din, islâm dînidir. Kitâb m z n (Müsli- 151
152 mânl k ve H ristiyanl k) k sm nda bunlar incelenmifl ve bu yanl fl fikrlere lüzûmlu cevâblar verilmifldi. Bu k sm ayr ca, ngilizce, Frans zca ve Almancaya terceme ederek bütün dünyâya yayd k. Bu sâyede papazlar n verdi i yanl fl bilgilerin do rusunu yazma a çal fld k. Bu çal flman n ne kadar do ru ve lüzûmlu oldu unu da hemen gördük. Kitâblar dünyâya da t l nca, te sîrini hemen gösterdi. Hindistândan ald m z bir mektûbda, h ristiyan dîninde bulunan bir Hindli, ((Müslimânl k ve H ristiyanl k) ismindeki kitâb - n z okuyunca, hakîkî dînin slâm dîni oldu unu anlad m ve müslimân olma a karâr verdim) diye yazd. Afrikal gençlerden de, böyle çok mektûblar gelmekdedir. slâm dîninin sâf, temiz, medenî ve insânî fleklini tedkîk etmek imkân n bulan herkes, bu dînin câzibesine kap l r. slâm dîni, hiç bir propaganda yap lmadan, hiçbir teflkîlât kurulmadan, bütün dünyâya yay lmakdad r. Hâlbuki, h ristiyanl k dînini yaymak için u raflan misyonerlerin ba l oldu- u teflkîlâtlar, bu u urda pek çok para sarf etmekde, birçok sosyal yard mlar yapmakda, buna ra men yine istedikleri gibi muvaffakiyyet elde edememekdedirler. slâmiyyet aleyhinde yap lan bütün bu yanl fl ve düflmanca neflriyyâta ve h ristiyanl n yay lmas için yap lan korkunç gayretlere ra men, dünyâda müslimânlar gitdikçe artmakdad r. lerde bu husûsda, dahâ genifl ma lûmât bulacaks n z. Bu müslimânlar n bir k sm, müslimân çocu u olarak do duklar için müslimân kalm fllard r. Fekat bunlar n yan nda, anas babas baflka dinden olan ve çocukken baflka din terbiyesi ald hâlde, müslimânl kabûl eden insanlar da vard r. Bunlar n içinde, dünyâca tan nm fl büyük diplomatlar, devlet, ilm ve fen adamlar, edîbler, yazarlar, hattâ din adamlar vard r. Bunlar, islâm dînini iyice araflt rd kdan ve onun büyüklü üne hayrân oldukdan sonra, seve seve müslimân olmufllard r. Bunlardan baflka, bütün dünyâca tan nan birçok meflhûr flahslar, resmen müslimân olmasalar bile, islâm dînini büyük bir sayg ve takdîrle karfl lam fllar, hattâ islâm dîninin hakîkî din oldu- una îmân etmifller ve böyle inand klar n söylemekden çekinmemifllerdir. Bütün dünyân n kendilerine hayrân oldu u ilm adamlar, filozoflar, siyâset adamlar, her fleyden evvel Allahü teâlân n varl na ve birli ine ve her fleyi Onun yaratd na inanmakdad rlar. Bu k smda, bu zevâtdan bir k sm n n sözlerini ve düflüncelerini bulacaks n z. slâmiyyeti kabûl edenler aras nda, mecbûriyyet, menfe at, hattâ reklâm yüzünden müslimân olanlar bulunabilir. Meselâ, bir müslimân erkekle evlenmek isteyen baflka dinden bir kad n veyâ insanl k d fl na at ld için tekrâr insanl k haklar na kavuflmak is- 152
153 teyen bir Hind paryas, slâmiyyeti iyice arafld rmadan veyâ anlamadan müslimânl kabûl etmifl olabilir. Fekat meflhûr ilm ve fen adamlar n n, edîblerin, islâm dînini ancak uzun uzad ya inceledikden sonra kabûl etmeleri, çok yüksek bir ma nâ tafl r. Bu kültürlü insanlar n, niçin dinlerini terk ederek müslimânl kabûl etdikleri hakk nda yapd klar aç klamalar n en mühimleri, de iflik kaynak ve kitâblardan toplanarak, afla daki sahîfelerde s ralanm fld r. Bunlar okudu unuz zemân, slâm dîninin niçin di er dinlerden üstün oldu unu, bu zevât n a z ndan duymufl olacaks n z. Müslimân do an ve hayât müslimânlar aras nda geçen bir kimse, belki bu üstünlüklerin fark na bile varmaz. Fekat, baflka bir din tafl rken islâmiyyeti inceleyen bir kimse, aradaki fark çok iyi görür, anlar ve takdîr eder. Siz de, bu aç klamalar okurken, dînimizin yüksek meziyyetlerini bir kerre dahâ takdîr etmek imkân n bulacak ve müslimân oldu unuz için Allahü teâlâya hamd edeceksiniz. Son zemânlarda, Hakîkat Kitâbevinin yay nlad kitâblar, her dilde olarak, Internet vâs tas ile bütün dünyâya yay lmakdad r. Amerikan n, Afrikan n ve Asyan n her köflesinden ald m z mektûblarda, islâmiyyeti Internetden okuyup, ö rendikleri ve müslimân olduklar bildirilmekde ve flükrânlar n ifâde etmekdedirler. Bütün bu aç klamalardan al nan netîce, ya nî bir yabanc gözü ile islâm dîninin niçin di er dinlerden dahâ üstün oldu unu belirten husûslar da, ayr ca bir hülâsa hâlinde 7. ci maddede toplanm fld r. Kitâb m z n (Müslimânl k ve H ristiyanl k) bahsinin ilâvesi olan bu k sm n da, sizlere islâm dîni hakk nda yeni bilgiler verece- ine ve islâmiyyetin hak din oldu unu, büyüklü ünü bir kerre dahâ belirtece ine inan yoruz. Yeri gökü yaratan, a açlar donatan, Çiçekleri açt ran, bir Allahd r, bir Allah! Allah her yerde hâz r, ne yaparsan O görür. Ne söylersen iflitir. Vard r, birdir, büyükdür. Biz Allah severiz. Her emrini dinleriz. Befl vakt nemâz k lar, Ona isyân etmeyiz. Mü min iyi huyludur. Herkes ondan memnûndur. Kimseye zulm eylemez. Kendi de huzûrludur. [Osmânl devleti zemân nda bu fli r, bütün ilk mekteblerde okutulurdu.] 153
154 MUKADDEME [G R fi] nsanlar Allahü teâlâ yaratd. Bütün insanlar Allahü teâlân n kullar d r. Allahü teâlâ bir milletin, bir rk n veyâ yaln z dünyân n Rabbi, hâl k, yaratan de il, bütün insanlar n ve âlemlerin Rabbidir. Allahü teâlân n indinde [nazar nda] bütün insanlar birdir, birbirinden farks zd r. Onlara bedenlerinin yan nda bir de (rûh) vermifldir. Onlar n rûhen ve bedenen, en mükemmel bir hâle gelmeleri ve onlara do ru yolu göstermeleri için, Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât göndermifldir. Bu Peygamberlerin en büyükleri, Âdem, Nûh, brâhîm, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed Mustafâd r aleyhimüsselâm. Bunlar n bildirdikleri îmân esâslar hep birdir. En son ve en kâmil flekli, Muhammed aleyhisselâm n teblîg etdi i islâmiyyetdir. Muhammed aleyhisselâmdan sonra art k Peygamber gelmiyecekdir. Zîrâ Onun getirdi i din, kemâl bulmufl, sonradan temâmlanacak noksan yeri kalmam fl ve insanlar n bu dîni bozam yacaklar n, de ifldiremiyeceklerini, Allahü teâlâ bildirmifldir. Meflhûr Alman edîbi Lessing ( ) (Nathan der Veise = Hakîm Natan) adl eserinde, üç dîni, gök yakutdan yap lm fl birbirinin ayn üç yüzü e benzetmekdedir. Yaln z onda, (acabâ biri hakîkî, di erleri sahte midir?) endiflesi vard r. Hâlbuki her üçünün de asl hakîkîdir. Ancak insanlar dürlü menfe atler, ç karlar, fenâ veyâ yanl fl düflünceler, k skançl klar, bât l inan fllar, yanl fl telkînler ve tefsîrler yüzünden bu hakîkati anlamam fl, Mûsevîlik ve Nasrânîli in içine birçok yanl fl i tikâdlar, fikrler sokmufl, tevhîd dînini tahrîf etmifl, hak dîni de ifldirmifllerdir. Yaln z islâmiyyet asl üzere kalm fld r. Böylece, bu üç din mensûblar birbirlerine düflmüfllerdir. Bu hâlleri Allahü teâlân n irâdesine karfl gelmekdir. Çünki, yukar da da söyledi imiz gibi, Allahü teâlâ, bütün insanlar hak dîne da vet etmekdedir. Allahü teâlân n nazar nda, hangi rkdan olursa olsun, bütün insanlar birbirlerine müsâvîdir. Bütün insanlara, (Ümmet-i da vet) denir. slâm kabûl edince, (Ümmet-i icâbet) olurlar. Hak din olarak da, yehûdîlikle h ristiyanl n asllar n n da devâm olan, tek din Müslimânl kd r. Bugünün maddeye saplanm fl insanlar n n, dinler hakk ndaki düflüncelerini belirtmek için, Amerikan neflriyyât ndan seçdi imiz afla daki parçay naklediyoruz. Bu parçay Prof. Robinson anlatmakdad r: 154
155 (Orel Roberts Üniversitesinin mu allim ve talebeleri ile srâîli gezme e gitmifldik. Yan m zda bulunan ve bu üniversiteyi kurmufl olan katolik din adamlar n n ileri gelenlerinden Oral Roberts, kendisini ziyâret etdi imiz srâîlin eski baflvekillerinden Ben Guriona, bir (Kitâb- mukaddes) hediyye etdi. Kitâb- mukaddesin bafl nda (Ahdi atîk) ya nî Tevrât k sm bulunuyordu. Roberts, Ben Gurion dan bu kutsâl kitâbdan en sevdi i bir parçay okumas n ricâ etdi. Ben Gurion bu ricây bir tebessümle karfl lad. Evinin önündeki küçük ba çede, bir a ac n alt na oturduk. Hepimiz susmuflduk. Dikkat ile kendisini dinliyorduk. Ben Gurion, kitâb- mukaddesi açd ve birkaç sahîfe çevirdikden sonra flu parçay okudu: (Allah, insan kendisine en çok benzeyen bir fleklde ve erkek ve kad n olarak yaratd ). [Tekvîn, bâb 1, âyet 27] Ben, (Allah Allah, bula bula bu cümleyi mi buldu?) diye düflündüm. Onun Tevrât n çok dahâ yüksek ma nâl k smlar ndan, meselâ (Tekvîn = Yarat l fl) veyâ (Evâmir-i Aflere = On emr) gibi bahslerden bir parça okuyaca n zan etdi im için yüzümü ekflitdim. Bu sahneyi almakda olan televizyon foto rafc s na bir iflâret verdim. Bu iflâret, (nâfile zahmet etme, bu sözleri televizyonla dünyâya yayma a de mez!) ma nâs - na geliyordu. Fekat biraz sonra Ben Gurion, niçin bu cümleyi seçdi ini âdetâ vecde gelerek, flöylece îzâh etdi: (Dahâ biz Amerikal, Rusyal, srâîlli veyâ M srl olmadan evvel, dahâ biz h ristiyan, müslimân mecûsî, yehûdî v.s. olmadan evvel, ya nî bugün insanlar birbirinden ay ran memleket, devlet, din, inanç ve benzeri farklar meydâna gelmeden evvel, hepimiz yaln z Allahü teâlâ taraf ndan yarat - lan bir erkek ve kad nd k. Bu, bütün büyük dinlerin bize ö retmek istedi i en büyük hakîkatd r. Niçin bunu anlam yor ve birbirimize düflman oluyoruz? Hepimiz elele verelim ve Allahü teâlâdan bu hakîkati anlamam za yard m etmesi için düâ edelim.) Hepimizin bafl öne düfldü. Din adam Roberts hepimiz nâm - na (Âmîn) dedi. Ben Gurion, hakîkaten en güzel cümleyi bulmufldu. srâîlden dönerken akl mda hep bu cümle vard. Biz bütün insanlar birbirimizin ayn y z. Allahü teâlân n kullar y z. Ona giden yol tekdir. Bu yol, brâhîm, Mûsâ, Îsâ ve en sonunda Muhammed aleyhimüsselâm n bildirdikleri îmân yoludur. Bu yoldan gidenler selâmete eriflecekdir. nsanlar, Peygamberlerin yolundan ayr lmakla en büyük hatây ifllemifllerdir. Bu yüzden yollar n flafl rm fllar, ahlâklar bozulmufl, hattâ Allahü teâlây unutmufllard r. Dünyân n sulha ve selâmete kavuflmas için, insanlar n hatâlar n anlamas ve do ru yola dönmeleri îcâb eder.) 155
156 Prof. Robinsonun yukar daki sözleri, ne kadar do rudur! Bugün insanlar n ço u, dinlerin çizdi i yolu b rakm fl, yaln z maddiyyâta ehemmiyyet verme e bafllam fld r. Zevall lar bilmezler ki, maddiyyât bir hiçdir. Y k l p harâb olma a mahkûmdur. nsan n ölmez k sm, rûhudur. Rûh maddiyyât ile beslenmez. Rûhu besliyen g da, önce, onu ve herfleyi yokdan yaratan Allahü teâlâya do ru olarak îmân, sonra Ona ibâdet ve kulluk etmekdir. Bugün, bütün ilm ve fen adamlar, devlet reîsleri hep Allahü teâlân n varl - na inanmakdad rlar. Fekat, îmân ve ibâdetde yanl fl, bozuk düflüncelere, fikrlere saplanmakda, hak yoldan ayr lmakdad rlar. Bunu Amerikan n en büyük beyin cerrâh olan Prof. White ne güzel anlat yor! Prof. White, bir çok ilm dereceleri kazanm fl, buldu u yeni operasyon usûlleri ile milletleraras flöhrete kavuflmufl bir beyin operatörü olup, hem Cleveland Üniversitesinde profesör, hem de ayn flehrde kurulmufl olan Metropolitan hastahânesi Beyin Cerrâhîsi klini inin direktörü bulunmakdad r. Bak n z Prof. White ne diyor: (Ameliyyât için getirilen çocuk, alt yafl nda sevimli bir k zd. Çok güzel, canl, zekî, nefl eli. Fekat muâyene sonunda beyninde büyük bir ur bulundu unu gördük. Ameliyyâta ald k. Bu tümör ile ba lant hâlinde bulunan bir kist, onu çok geniflletmifldi. Ben içi su ile dolu olan parçadan ameliyyâta bafllad m. Fekat felâket! Yar m küre fleklinde olan kistli tümör, birdenbire küçülüverdi ve sath ndaki genifl damarlar y rt ld. Ameliyyât sâhas üzerine kan f flk rma a bafllad. Oluk gibi akan kan durdurmak için arkadafllar mla birlikde elimizden geleni yap yorduk. Fekat kan durduram yorduk. Art k muhârebeyi gayb edece imizi görüyorduk. Çocuk elimizin alt nda ölüyordu. Üzerimize büyük bir hüzn çökmüfldü. Ben patlayan damarlar üzerine pamuk parçalar koyarak kanamay durdurma a çal fl yordum. Kanama durur gibi oldu. Fekat elimi kald ram yordum. Çünki, elimi kald rsam, kanaman n tekrâr bafll yaca n ve bu sefer art k bir fley yapmak imkân kalm yaca n biliyordum. Çocu a kan verilme e baflland. Benim parmaklar m hâlâ pamuklar n üzerindeydi. Bu dakîkada kendimi ne kadar âciz, ne kadar kudretsiz hissetdim! Benim gibi zevall bir insan, nas l olur da kendinde bir küçük k z n beyninde meydâna gelen tümörü kesip ç karmak cesaretini bulabilirdi? Nas l olur da böyle mu azzam bir iflin mes ûliyyetini üzerine alabilirdi? Ad na (beyin) dedi imiz ve en mu azzam iflleri gören, insana flahsiyyetini veren, ona zekâ, hât ra, heyecân, his, zevk, zd râb, düflünce ve hayâl gibi dürlü dürlü kudretler bahfl eden, ancak Allahü teâlân n yaratabilece i bu mu azzam esere, bir zevall insan nas l dokunabilirdi? 156
157 Biz bu küçücük cisme, (Dimâg) ad n veriyorduk. Ama, hakîkatde bu, önümüzde yatan zevall çocu un tâ kendisi idi. Aradan yar m sâat geçdi. Ameliyyât odas nda tâm bir sessizlik vard. Hepimizin tansiyonu son derece yükselmifldi. Herkes ve ben, elimi kald racak olursam yeniden oluk gibi kan akma a bafllayaca n ve bu da çocu un ölümü olaca n biliyorduk. flte o zemân, Allahü teâlâya düâ etme e bafllad m ve Onun yard m na s - nd m. (Allah m, parmaklar ma gereken kuvveti ver de, ben bu kan akmas n önliyebileyim) diye yalvard m. O zemân, içimi büyük bir ferâhl k kaplad. Çünki, art k Allahü teâlâya, rabbime tevekkül etmifldim. fiimdi sükûnet ile parmaklar m kald rabilece ime ve kan n art k akm yaca na inan yordum. Allahü teâlân n mevcûdiyyetini bütün rûhumda his ediyordum. Yavafl yavafl parmaklar m kald rd m. Kan durmufldu. Bundan sonra ameliyyât yapmak kolayd. Ameliyyât, tâm 4,5 sâat sürdü. Bir hafta çocu un yan ndan ayr lmad m. Çocu un yavafl yavafl iyilefldi ini gördükce, ne kadar seviniyordum! Bugün çocuk 10 yafl ndad r ve temâmen s hhatli, nefl eli ve mes ûd bir yavrucak olmufldur senesinde beyin kanamas geçiren bir çocu u mu âyene etdi im zemân, beyninin tâm ortas nda ufak bir tümör bulundu unu gördüm. Fekat tümör kanama a bafllam fl ve cerâhatlenmifldi. Vaz yyet çok tehlükeli ve ümmîdsizdi. Kafatas n açd k, beynin iki taraf na tüpler yerlefldirdik ve beyni antibiyotiklerle y kama a bafllad k. Bu benim taraf mdan tatbîk edilen yepyeni bir usûldü. Atefller içinde yanan çocu u bir respiratör içine koyduk ve üzerine so- uk yorganlar örtdük. Bir yandan da beyni y kama a devâm ediyorduk. Bu ümmîdsiz vaz yyet haftalarca sürdü. Ben mütemâdiyen düâ ediyor ve Allahü teâlây yard ma ça r yordum. Düâ ederken, yaln z çocu a ve onun anas na babas na merhamet etmesini de il, ayn zemânda haftalarca durmadan benimle berâber çal flan ve bu a r mes ûliyyeti üzerine alm fl olan flahslara da kuvvet ve kudret vermesi için Allahü teâlâya yalvar yordum. Nihâyet bir ilâhî imdâd yetifldi. Temâmen ümmîdsiz say lan bu vak a, baflar ile netîcelendi. Çocuk kendine geldi. Arkadafllar m, (tatbîk etdi imiz bu yeni usûl, çok iyi netîce verdi) diye seviniyorlard. Bunu benim yapd m zan ediyorlar, koltuklar kabar yordu. Hâlbuki ben böyle düflünmiyordum. Benim akl ma göre, ne kadar çal flsak, ne kadar yeni metodlar bulsak, ne kadar yeni usûller tatbîk etsek, bu gibi ameliyyâtlarda muvaffak olmak, ancak Allahü teâlân n yard m ile olur. fiimdiye kadar yapd m say s z 157
158 ameliyyâtlarda, bunu hep kalbimde his etdim. Teknik, ne kadar ilerlerse ilerlesin, herfleyde oldu u gibi, beyin ameliyyât n n netîcesi de, Allahü teâlân n kudretindedir ve ancak Onun yard m ile muvaffakiyyet elde edilir. Senelerden beri yapmakda oldu um beyin ameliyyâtlar nda insan dimâg n n karfl s nda büyük heyecân duydum. Beyin ile u rafld kca, bu mu azzam eserin s rr n çözmenin imkân olmad n, bunu yaratan kudretin, çok mu azzam [büyük] oldu unu ve beyni gördükce, Allahü teâlân n varl na inanmak lâz m oldu unu kalbimde his etdim. Bugün, insanlar n yapd klar en mükemmel bilgisayarlar bile, küçücük dimâglar n karfl s nda ancak çocuk oyunca- olabilir. Ben art k dimâg n, içinde insan rûhunun sakland bir kutu oldu una inan yorum. Biz, bu kutu etraf nda ameliyyât yaparken, dînî bir merâsimde bulunuyoruz. Beyin ameliyyât benim i tikâd mca, ibâdet etmek gibi dînî bir merâsimdir. Bu ameliyyât yapan n, yaln z teknik bilgi ve mehâreti, kâfî de ildir. Ayn zemânda, Allahü teâlân n varl na inanmas ve ameliyyât n baflar s için, Ondan yard m ve merhamet dilemesi flartd r. nsan ölünce bu beyin kutusu içinde sakl olan rûh ne oluyor? Vücûdla eski ilgisi kalmayan rûh, muhakkak ki, ölmüyor. Ama nereye gidiyor? Rûhun nereye gitdi i, nerede kalaca hakk nda bir doktor olarak ben bir tahmîn yürütecek hâlde de ilim. Çünki, maddî bilgiler buna cevâb veremez. Bu husûsda bize yard mc olacak rehber, ancak din kitâblar d r. Beyni ve rûhu düflündükce, insanlar n, maddiyyât b rakarak bütün kalbleriyle dîne ba lanmalar ve din kitâblar nda yaz l olan bilgilere inanmalar îcâb etdi ine inan yorum.) Demek oluyor ki, dünyân n tan nm fl en büyük operatörü bile, Allahü teâlân n varl na inand n ve Onun yard m olmadan hiç bir fley yap lam yaca n çok samîmî bir tarzda ifâde etmekdedir. fiimdi de bir fen adam n dinliyelim: Meflhûr Amerikan fen adam Edisonu [1] hepiniz bilirsiniz. Birçok keflfleri yan nda, ilk elektrik ampulünü yaparak heryeri ayd nlatan, bu meflhûr kâflif hakk nda, birkaç sene evvel ç kan bir eserde, onun en yak n mesâ î arkadafl olan Martin André Rosonoff, hakk nda flu hât ray anlat yor: (Birgün laboratuvara girince, Edisonu kendinden geçmifl, çok dalg n bir hâlde, hiç k m ldamadan elinde tutdu u bir kaba bakd - [1] Edison 1350 [m. 1931] de öldü. 158
159 n gördüm. Yüzünde büyük bir hayret, hurmet, takdîr ve ta zîm ifâdesi vard. Yan na tam yaklafl nc ya kadar, geldi imin bile fark na varmad. Sonra beni yan nda görünce, elindeki kab bana gösterdi. Kap, c va ile doluydu. Bana: (fiuna bak!) dedi, (Bu ne mu azzam bir eserdir! Sen c van n hârikul âde birfley oldu una inan r m s n?). Ben, (C va, hakîkaten hayrete de er bir maddedir) diye cevâb verdim. Edison konuflurken sesi titriyordu. Bana, (Ben c vaya bak nca bunu yaratan n büyüklü üne hayrân oluyorum. Buna ne dürlü hâssalar vermifl? Bunlar düflündükce, akl m bafl mdan gidiyor) diye m r ldand. Sonra tekrâr bana döndü: (Dünyâdaki bütün insanlar bana hayrând r. Benim yapd m birçok keflfleri, birçok yeni bulufllar birer hârika, birer baflar zan ediyorlar. Beni, insan üstü bir varl k gibi görmek istiyorlar. Hâlbuki, ne büyük hatâ! Ben, befl para bile etmiyen bir insan m. Benim keflflerim esâsen dünyâda bulunan, fekat o zemâna kadar insanlar n göremedikleri büyük hârikalar n ufac k bir k sm n meydâna ç - karmakdan ibâretdir. Bunu ben yapd m! diyen bir insan, en büyük yalanc, en büyük budalad r. nsan, elinden hiçbir fley gelmiyen âciz bir mahlûkdur. nsan, ancak bir parça konuflabilen, biraz düflünebilen bir mahlûkdur. yi düflünse, kibre, gurûra kap lmaz, aksine, ne kadar bofl oldu unun fark na var r. flte ben de, bunlar düflündükçe, ne kadar kudretsiz, ne kadar âciz, ne kadar za îf bir mahlûk oldu umu anl yorum. Ben mûcidim ha! [Elini semâya kald rarak] Asl mûcid, asl dâhî, asl yarat c iflte Odur, Allahd r!) dedi.) Görülüyor ki, fen adamlar Allahü teâlân n varl na inanmakda ve iki elle Onun dînine sar lmakdad r. Yaln z maddiyyâta inanan kimseler, çok kerreler dertlerine çâre bulamay p, ümmîdsizli- e kap lmakdad rlar. Bu, onlar n rûhlar n n bofl kalmas ndan ileri gelmekdedir. nsan n rûhu da, bedeni gibi g dâya muhtâcd r. Bu da, ancak îmân etmekle kâbildir ve Allahü teâlân n yolunu ancak din gösterir. Allahü teâlây inkâr edenler bile, muhakkak birgün bu ihtiyâc duyarlar. Ünlü Rus yazar Solzhenitsyn, Amerikaya yerlefldi i zemân, kendisinin büyük s k nt lardan, rûhî bunal mlardan, makina olmakdan kurtulaca n zan etmifldi. Birgün, bir üniversitede Amerikan gençlerini bafl na topl yarak onlara, (Ben buraya gelince, çok bahtiyâr olaca m zan etmifldim. Ne yaz k ki, burada da büyük bir boflluk hissediyorum. Çünki siz, art k maddenin esîri olmuflsunuz. Evet, burada hürriyyet var, herkes istedi ini yap yor. Fekat, ancak maddeye ehemmiyyet veriyor. Rûhlar bombofl. Hâlbuki, insan hakîkî insan yapan, onun tekâmül etmifl [gelifl- 159
160 mifl], temizlenmifl rûhudur. Size tavsiyem fludur: Rûhunuzu gelifldirme e, güzellefldirme e bak n! Ancak o zemân, memleketinizde bulunan ve sizi de üzen çirkinlikler yok olma a bafllar. Dîne ehemmiyyet [önem] verin! Din, insan rûhunun g dâs d r. Dînine ba l insanlar, her iflde sizin en büyük yard mc n z olacakd r. Çünki, onlar Allah korkusu do ru yoldan ay rmaz. Sizin en büyük zâb ta kuvvetiniz bile, herkesi gece gündüz murâkabe edemez. nsanlar fenâl kdan al koyan polis de il, onlar n duydu u Allah korkusudur) diye hitâb etmifldi. Yukar da da belirtdi imiz gibi, insan rûhunun g dâs, dindir. Mevcûd dinlerin içinde de en do rusu, en yenisi ve dünyâ flartlar - na en uygunu islâm dînidir. flte flimdi, bu kitâbc kda, çocukken baflka dîne mensûb iken, s rf kendiliklerinden, hiç bir te sîr alt nda kalmadan, muhtelif dinleri ve din kitâblar n inceliyerek, müslimân olma a karar veren, kültürlü insanlar n, ne için dinlerini de ifldirme e ve müslimân olma a karar verdiklerini bildiren, kendileri taraf ndan yaz lm fl vesîkalar [belgeleri] okuyacaks n z. Müslimân olan bu zevât n yan nda, Allahü teâlân n varl na inanan ve islâmiyyetin üstünlü üne hayrân olan birçok meflhûr [tan nm fl] flahsiyyetler de vard r. Bunlar n ba z lar ndan bu k sm n ikinci maddesinde bahs edilmifldir. Birinci k smda kendilerinden bahs edilmeyen, mperatör Napoléon, Prof. Carlyle, Prof. Renan [1], Hind kahramân Ghandinin, Allah n varl ve slâm dîninin üstünlü ü hakk ndaki düflünceleri ve Lamartine in sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm hakk ndaki sözlerini burada zikr edece iz. Bütün bunlar gösteriyor ki, din, insanlar için en büyük ihtiyâcd r. Kendi dînine inanm yan, fekat Hak din olan islâmiyyeti inceleme e f rsat bulam yan zevall lar n rûhu bofl kal r ve bunlar, yalanc lar n yanl fl akîdelerine sar l rlar. Çünki, insan muhakkak kendinden üstün bir kudret sâhibinin varl na inanma a ve ona ba lanma a muhtâcd r. En ileri, en geliflmifl milletlere mensûb insanlar bile, bu ihtiyâc tatmîn için, dürlü dürlü sap k düflüncelere, uydurma fikrlere ba lanm fllard r. 17 Kas m 1978 de, Jim Jones adl sap k bir papaz n Amerikada kurdu u ve (Halk dîni) dedi i sap k f rkaya ba l 900 kifliyi, bu papaz Güney Amerikada Güyanlarda Jonestown ismini verdi i bir kampa götürmüfl ve onlar orada kendilerini öldürme e teflvîk etmifldir. talyada böyle sap k bir papaza inanan anne baba, (Çocu unuzu öldürün. Ben düâ [1] Frans z Renan, 1310 [m. 1892] de öldü. 160
161 edece im, o tekrâr ve dahâ iyi olarak dirilecek) dedi i için çocuklar n kendi elleri ile öldürmüfller ve sonra onun tekrâr dirilmedi ini görünce, periflân olmufllard r. Hâlbuki kendi dinlerinden ayr lan bu insanlar, ilerde yak ndan tan yaca n z müslimânl kabûl edenler gibi, islâm dînini inceleseler, arad klar n onda bulabilecekler ve kendisi (Sulh ve sükûnet, selâmet, Allaha teslîm olmak) demek olan islâm dîni, onlara arad klar gönül râhatl n verecekdir. Ne yaz k ki, biz müslimânlar, p rlanta gibi temiz dînimizi dünyâya istedi imiz gibi anlatam yoruz. Bunda, bizim de dînimize tâm ba l olmamam z n ve onun emrlerine tâm uymamam z n te sîri vard r. slâm dîni, herfleyden evvel, beden ve rûh temizli ini emr eder. Rûh temizli i, önce Allahü teâlâya ve Onun, son Peygamberi olan Muhammed aleyhisselâm vâs tas ile göndermifl oldu u emrlerin ve yasaklar n hepsine inanmakla ve elinden geldi i kadar bunlara uyma a çal flmakla hâs l olur. Rûhun böylece temizlenmifl oldu u, hiç yalan söylememekle, kimseyi aldatmamak, dâimâ dürüst olmak, yanl fl akâidlere [dogmalara] inanmamak ve herkese yard m etmek ve Allahü teâlân n emrlerine tâbi olmak ile belli olur. Bir müslimândan, ancak bu beklenir. O hâlde, islâm dînini teblîg etmek istiyen bir insan, kendisi bizzat nümûne bir müslimân olmal d r. Böyle do ru ve dürüst hareket edersek, bizi gören baflka dîne ba l olan kimseler, bize hayrân kalacak ve kendiliklerinden islâm dînini arafld rma a bafll yacaklard r. (Niçin müslimân oldunuz?) süâline cevâb veren ve yeni müslimân olan din kardefllerimiz, hakîkî müslimânlar ve onlar n yaflama tarz n gördükden sonra, müslimân olma a karar vermifllerdir. Bu müslimânlar bizden, islâm dînini yaymak, neflr etmek için u raflmam z, bunun için de dînimizin emrlerine iki elle sar larak herkese nümûne, örnek bir müslimân olmam z istemekdedirler. Bütün eksiklerimize, propaganda gücümüzün noksanl na ra men, islâm dîni dünyâda gitdikçe yay lmakdad r senesinde dünyâ nüfûsu 2.4 milyar idi de 3.8 milyara ulaflm fld r ile 1978 aras nda H ristiyanlar 150 milyon, müslimânlar 220 milyon artm fld r. Milletler aras bir istatistik merkezi (World Almanac) n 1978 senesi istatisti ine göre, dünyâ üzerinde 1.7 milyar budist ve mecûsî, 950 milyon h ristiyan (katolik, protestan ve ortodoks), 10 milyon yehûdî ve 538 milyon müslimân bulunmakdad r. Hâlbuki (Time) mecmû as, 1979 senesi Nisan say s n slâmiyyete tahsîs etmifldir. Bu nüshas nda, hakîkî müsliman mikdâr n n 750 milyon oldu unu, elde bulunan istatistiklerin tâm olmad n kayd etmekdedir. H ristiyan istatistikcileri, dünyâ üzerindeki müslimân say s n kasden az göstermek için çal flmakdad rlar. 161 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-11
162 Biz, hakîkî bir müslimâna yak fl r bir tarzda hareket edersek, müslimânlar n adedi dahâ çok artacak ve afla daki bahslerde din de ifldirip müslimân olanlar n da beyân etdi i gibi müslimânlar ço- ald kca, dünyâda yanl fl i tikâdlar, inan fllar azalacak ve befleriyyet arzûlad sulh ve sükûna, râhat ve huzûra kavuflacakd r. [Köyde, yolda nemâz k lacak olan n k ble cihetini anlamas için, günefl gören topra a bir çubuk dikilir. Yâhud bir ipe anahtar, tafl gibi bir fley ba lay p, sark t l r. Takvîm yapra nda (K ble Sâati) yazd vaktde çubu un ve ipin gölgeleri, k ble istikâmetini gösterir. Gölgenin, günefl bulundu u taraf, k ble ciheti olur.] 5 MÜSL MÂN OLMADIKLARI HÂLDE MÜSL MÂNLI A HAYRÂN OLAN VE ALLAHÜ TEÂLÂNIN VARLI INA NANAN MEfiHÛR NSANLARIN SÖZLER Afla da, kendileri müslimân olmad klar hâlde, Allahü teâlâya inanan ve müslimânl a hayrân olan birçok meflhûr kimseden ba z lar n n islâmiyyet hakk nda neler düflündüklerini k saca nakl ediyoruz. Bu tarzda düflünen insanlar, o kadar çokdur ki, burada içlerinden ancak meflhûr [tan nm fl] olanlar seçmek mecbûriyyetinde kald k. Seçdiklerimizin aras nda hepinizin pek iyi tan d büyük kumandanlar, devlet adamlar, fen adamlar bulunmakdad r. fiimdi onlar n söylediklerini dikkat ile okuyal m: NAPOLEON: Târîhe askerî dâhî, ayn zemânda bir devlet adam olarak geçen Fransa imperatoru birinci Napoléon (Napolyon) ( ) M sra girdi i 1212 [m. 1798] senesinde, slâmiyyetin büyüklü üne, do rulu una hayrân kalm fl, hattâ bir aral k müslimân olma bile düflünmüfldü. Afla daki sat rlar Cherfilsin, (Bonaparte et slâm) ismindeki eserinden aynen al nm fld r: (Napoléon flöyle diyordu: Allahü teâlân n varl n ve birli ini, Mûsâ aleyhisselâm kendi milletine, Îsâ aleyhisselâm kendi ümmetine, fekat Muhammed aleyhisselâm bütün dünyâya bildirdi. Arabistân temâmiyle putperest olmufldu. Îsâ aleyhisselâmdan alt asr sonra, Muhammed aleyhisselâm kendisinden evvel gelmifl olan brâhîm, smâ îl, Mûsâ ve Îsâ aleyhimüsselâm n bildirdikleri Allahü teâlây arablara tan td. Arablar n yan na sokulan Aryenler [ya nî Aryüse tâbi 162
163 olan h ristiyanlar] ve hakîkî Îsâ dînini bozarak onlara üç tanr, ya nî Allah, Allah n o lu, Rûh-ul-kuds gibi, kimsenin anl yam yaca akîdeleri yayma a çal flanlar, flark n sulh ve huzûrunu temâmen bozuyorlard. Muhammed aleyhisselâm onlara do ru yolu gösterdi, arablara Allahü teâlân n bir oldu unu, Onun ne babas, ne de o lu bulunmad n, böyle birkaç Allaha tapman n puta tapmakdan kalan saçma bir âdet oldu unu anlatd.) Kitâb n baflka bir yerinde Napoléonun, (Öyle zannediyorum ki, yak nda bütün dünyân n akl bafl nda kültürlü insanlar n biraraya toplayarak bir hükûmet kurmak ve bu hükûmeti [Kur ânda yaz l olan esâslara göre] idâre etmek imkân n bulaca m. Ancak Kur ânda yaz l olan esâslar n do rulu una inan yorum. Bunlar, insanlar bahtiyârl a götürecekdir) sözleri yaz l d r. Prof. CARLYLE: Dünyân n tan d en büyük ilm adamlar ndan biri olan skoçyal Thomas Carlyle, (1210 [m. 1795]-1298 [m. 1881]) 14 yafl nda üniversiteye girmifl, hukuk, edebiyyât ve târîh okumufl, Almanca ve fiark dillerini ö renmifl, meflhûr Alman edîbi Goethe ile mektûblaflm fl ve onu ziyâret ederek, ona islâmiyyet hakk ndaki düflüncelerini nakl etmifl, Prusya Kral ona (powr le mérite) niflân n vermifl, Edinburgh Üniversitesi onu rektörlü e seçmifldir. Carlyle in (Zencî mes elesi), (Fransa ihtilâli), (14 ve 15. asrda Alman Edebiyyât ), (Goethe ve Goethe nin ölümü), (Modern flçiler), (Kahramanlar ve Kahramanlara tapma ve Târîhde Kahramanl k) [1943 senesinde Reflad Nuri Güntekin taraf ndan türkçeye çevrilmifldir], (Alt Konferans) adl eserleri vard r. Afla daki parça onun bir eserinden seçilmifldir: (Araplar, Muhammed aleyhisselâm ve Onun asr : Muhammed aleyhisselâm gelmeden evvel, arablar n bulunduklar yerlere kocaman bir atefl parças s çram fl olsayd, kuru kum üzerinde gayb olup gidecek ve hiç bir iz b rakm yacakd. Fekat Muhammed aleyhisselâm gelince, bu kuru kum dolu çöl, sanki bir barut f ç s na döndü. Delhîden Granadaya kadar her yer birdenbire semâya yükselen alevler hâline geldi. Bu büyük zât, sanki bir flimflekdi ve Onun etrâf ndaki bütün insanlar, Ondan atefl alan parlay c maddeler hâline dönmüfllerdi.) Konferans ndan: (Kur ân- kerîmi okudukca, onun alelâde [s radan] bir edebî eser olmad n, hemen his edersiniz. Kur ân- kerîm, kalbden gelen ve di er bütün kalblere hemen nüfûz eden bir eserdir. Di er 163
164 bütün eserler, bu mu azzam eser yan nda, çok sönük kal r. Kur ân- kerîmin göze çarpan ilk karakteri, onun do ru ve mükemmel ve yol gösterici, dürüst bir rehber olmas d r. Bence, Kur ân- kerîmin en büyük meziyyeti budur. Bu meziyyet di er birçok meziyyetlere de yol açmakdad r.) Seyâhat hât ras : (Almanyada, dostum Goetheye, islâmiyyet hakk nda toplad - m bilgileri ve bu husûsdaki düflüncelerimi anlatm fld m. Goethe beni dikkat ile dinledi ve en sonunda bana, (E er islâm bu ise, hepimiz müslimân z) dedi.) MAHATMA GANDH : Gandhi (1285 [m. 1869]-1367 [m. 1948]) Bat Hindistân n tan nm fl h ristiyan bir âilesindendir. Babas, Porbtandar flehrinin bafl papaz idi. Çok zengindi. Gandhi, Porbtandar flehrinde do du. Lise tahsîli için, ngiltereye gitdi. Tahsîlini temâmlad kdan sonra Hindistâna döndü de bir Hindistân firmas, onu Güney Afrikaya yollad. Gandhi, orada çal flan Hindlilerin ne kadar a r flartlar alt nda çal fld klar n, ne kadar fenâ mu âmele gördüklerini müflâhede edince, onlar n dahâ iyi siyâsî haklara kavuflmalar için mücâdeleye karâr verdi. Kendini, Hindû milletine adad. Hindûlar n hakk n korumak için, Güney Afrika hükûmeti ile u rafl rken, tevkîf ve habs edildi. Fekat mücâdeleden y lmad. Afrikada 1914 senesine kadar kald. Sonra kendisine çok iyi para getiren iflinden ayr larak, mücâdele için tekrar Hindistâna döndü. Hindistân n istiklâle kavuflmas için 1906 da müslimânlar n kurdu u (Hindistân müslimân birli i) ile beraber u raflma a bafllad. Babas n n ve kendi servetinin hepsini bu u urda harc etdi. ngilizlerin, Pencap eyâletinde 1274 [m. 1858] senesinde yapd klar gibi, ikinci bir fliddet ve zulm hareketine bafll yacaklar n duyunca, müslimânlar ile berâber hareket ederek, bütün arkadafllar n n devlet hizmetinden çekilmesini ve sessiz bir mücâdele, pasif bir mukâvemete [direnifle] geçmelerini sa lad. Ç plak vücûdüne bir beyâz bez sararak ve yan nda tafl d bir keçinin sütüyle geçinerek, pasif mukâbeleye devâm etdi. ngilizler evvelâ ona güldüler. Fekat zemânla, fikrlerine candan inanan ve memleketi için her fleyi fedâya hâz r olan bu adam n, bu sessiz mücâdele iflinde, bütün Hindistân arkas ndan sürükledi ini hayret ve dehflet ile gördüler. Onu hapse atmak, hiç bir ifle yaramad. Gandhinin gayretleri Hindistân n istiklâle kavuflmas ile netîcelendi. Hindûlar ona (Mübârek) ma nâs na gelen Mahatma ismini verdiler. 164
165 Gandhi, islâm dînini ve Kur ân- kerîmi dikkat ile incelemifl ve müslimânl a hayrân olmufldu. Bu husûsda flöyle demekdedir: (Müslimânlar, en azametli ve muzaffer günlerinde bile, müte ass b olmam fld r. slâmiyyet, dünyây yaratana ve Onun eserine hayrân olmay emr etmekdedir. Bat, korkunç bir karanl k içinde iken, Do uda parlayan göz kamafld r c islâm y ld z, azâb çeken dünyâya fl k, sulh ve râhatl k vermifldir. slâm dîni, yalanc bir din de ildir. Hindûlar bu dîni sayg ile inceledikleri zemân, onlar da, islâmiyyeti benim gibi seveceklerdir. Ben, islâm dîninin Peygamberinin ve Onun yak n nda bulunanlar n, nas l yaflad klar n bildiren kitâblar okudum. Bunlar, beni o kadar ilgilendirdi ki, kitâblar bitdi i zemân, bunlardan dahâ fazla olmamas na üzüldüm. Ben flu kanâ ate vard m ki, islâmiyyetin sür at ile yay lmas, k l ç sebebi ile olmam fld r. Aksine, her fleyden evvel sâdeli i, mant kî olmas ve Peygamberinin büyük tevâzu u [alçak gönüllülü ü], sözünü dâimâ tutmas, yak nlar na ve müslimân olan herkese karfl sonsuz sadâkati sebebi ile islâm dîni birçok insanlar taraf ndan seve seve kabûl edilmifldir. Müslimânl k, ruhbânl ortadan kald rm fld r. Müslimânl kda, Allahü teâlâ ile kul aras nda arac l k eden kimse yokdur. slâmiyyet, bafl ndan beri sosyal adâleti emr eden bir dindir. Yaratan ile yarat lan aras nda, ayr bir müessese yokdur. Kur ân- kerîmi [ya nî onun tefsîrini ve islâm âlimlerinin kitâblar n ] okuyan herkes, Allahü teâlân n emrlerini ö renir ve Ona tâbi olur. Bu husûsda, Allahü teâlâ ile aras nda hiç bir mâni a yokdur. H ristiyanl n birçok eksikleri oldu u için, dürlü reformlar yap lmak zorunda kal nd hâlde, müslimânl n ise ilk günündeki fleklinden, hiç bir fley de ifldirilmemifldir. H ristiyanl kda, demokratik rûh yokdur. Bu dîne demokratik bir veche vermek için h ristiyanlar n milliyyet hislerinin artmas ve buna göre reformlar yap lmas îcâb etmifldir.) Prof. Ernest RENAN: fiimdi de bir Frans z fikr adam ndan bahs edelim: Ernest Renan 1239 [m. 1823] de Fransada Treguier flehrinde do du. Babas bir kaptand. Befl yafl nda iken babas n gayb etdi. Annesi ile ablas taraf ndan yetifldirildi. Annesi, onun bir din adam olmas - n istedi inden, do du u kasaban n kilise kolejine verildi. Burada kuvvetli bir ilâhiyyat tahsîli [ö renimi] gördü. Do u dillerine karfl büyük bir merâk duydu undan, Arabca, brânîce ve Süryânice ö rendi. Bundan sonra, Üniversiteye girerek, felsefe tahsîli yapd. Tahsîli ilerledikce ve Alman felsefesi ile do u edebiyyât n 165
166 dikkat ile inceledikce, h ristiyanl k dîninde birçok noksanlar oldu- unu gördü de 25 yafl nda üniversiteyi bitirdi i zemân, h ristiyanl k dînine karfl temâmen isyân etdi ve düflüncelerini (Bilimin Gelece i) adl kitâbda toplad. Fekat bir isyân mâhiyyetinde olan bu kitâb, hiç bir matba a basma a cesâret edemedi ve bu kitâb ancak 42 sene sonra 1890 târîhinde bas labildi. Renan, her fleyden evvel Îsâ aleyhisselâm n Allah n o lu olmad n söylüyordu. Kendisi Versailles üniversitesine felsefe profesörü olarak ta yîn edildi i zemân, bu fikri yavafl yavafl aç klama a bafllam fld. Fekat en büyük isyân n Collége de France a, brânîce profesörü ta yîn oldu u zemân gösterdi. Dahâ ilk dersde: (Îsâ aleyhisselâm, sayg de er ve di er insanlardan çok dahâ üstün bir befler idi. Fekat hiç bir zemân Allahü teâlân n o lu de ildi) demek cesâretini gösterdi. Bu sözü bir bomba te sîri yapd. Baflda papa olmak üzere, bütün katolikler ayakland lar. Papa, Renan bütün dünyâ önünde resmen aforoz etdi. Fransa hükûmeti onun vazîfesine son vermek zorunda kald. Fekat Renan n bu sözleri bütün dünyâda büyük aksler yapd. Kendisine pek çok tarafdâr buldu. (Din târîhi üzerinde denemeler), (Tenkîd ve Ahlâk üzerinde etüdler), (Felsefe sohbetleri) ve (Îsân n hayât ) gibi eserler yazd ve bu eserler kap fl ld. Fransa Akademisi bunun üzerine onu a zâl na (1878 de) kabûl etdi. Fransa hükûmeti de, Renan tekrar vazîfeye da vet ederek, onu Collége de France a müdîr ta yîn etdi. Renan, (Îsân n Hayât ) ismindeki eserinde, Onu bir insan olarak inceledi. Renan n fikrine göre, (Îsâ aleyhisselâm, bizim gibi bir insand r. Anas hazret-i Meryem, Yûsuf adl bir marangoz ile niflanl idi. Îsâ aleyhisselâm, dahâ küçük bir çocukken söyledi i sözlerle birçok âlimleri hayretde b rakacak kadar üstün bir insan idi. Allahü teâlâ, Onu Peygamberli e lây k gördü ve Ona bu vazîfeyi verdi. Îsâ aleyhisselâm hiç bir zemân, (Ben Allah n o luyum) dememifldir. Bu bir iftirâd r ve papazlar taraf ndan uydurulmufldur.) Katolik papazlar ile Renan aras ndaki mücâdele uzun sürdü. Katolikler onu dinsizlikle ithâm ederken, o da onlar, yalanc l k ve mürâîlik ile ithâm ediyordu. Renan, (Hakîkî nasrânîlik, Allahü teâlây bir olarak ve Îsâ aleyhisselâm da, ancak insan ve Peygamber olarak kabûl eden bir dindir) diyordu. Renan öldü ü zemân, kilisede dînî merâsim yap lmamas n ve cenâze alay na râhiblerin kat lmamas n vasiyyet etmifldi de öldü ü zemân, cenâze alay - na yaln z onu seven dostlar yla, onu takdîr eden büyük bir cemâ at kat ld. 166
167 LAMART NE: (Alphonse Marie Louis de) Fransan n dünyâca tan nm fl büyük edîblerinden ve devlet adamlar ndan biri olan Lamartine (1204 [m. 1790]-1285 [m. 1869]) vazîfe ile bütün Avrupay ve Amerikay dolaflm fl ve bu arada, Sultan Abdülmecîd hân zemân nda Türkiyeye de gelmifldir. Pâdiflâh taraf ndan, büyük dostlukla kabûl edilen Lamartine e ayr ca, Ayd n vilâyetinde bir de çiftlik hediyye edilmifldir. Bak n z, Lamartine, (Histoire de Turquie=Türkiye Târîhi) adl eserinde Muhammed aleyhisselâm için ne diyor: (Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem bir yalanc peygamber miydi? Onun eserlerini ve târîhini inceledikden sonra bunu düflünemeyiz. Çünki yalanc peygamberlik, iki yüzlülükdür. Yalanda do rulu un kudreti bulunmad gibi, iki yüzlülükde inand rma kudreti yokdur. Mekanikde, bir cism at ld zemân onun varabilece i yer, f rlatma kuvvetine tâbi dir. Bir ma nevî ilhâm n kuvveti de, onun hâs l edece i eser ile ölçülür. Bu kadar çok fley tafl yan, bu kadar uzaklara kadar yay lan ve bu kadar uzun zemân ayn kudretde devâm eden bir din (ya nî slâmiyyet) yalan olamaz. Bunun çok samîmî ve çok inand r c olmas gerekir. Muhammed aleyhisselâm n hayât, gayretleri, memleketin hurâfelerine ve putlar na kahramanca sald r p onlar parçalamas, puta tapan kavmin hiddetlerine karfl koymak cesâreti, flecâ ati, kendine sald rd klar hâlde, 13 sene Mekkede hemflehrileri aras nda çeflidli hakâret ve zulmlere tehammül etmesi, Medîneye hicreti, durmadan yapd teflvîkler ve verdi i va zlar, nasîhatler, çok üstün düflman kuvvetleriyle yapd cihâdlar, kazanaca na olan i tikâd, en büyük felâket zemân nda bile duydu u insan üstü i timâd, zaferde bile gösterdi i sabr ve tevekkül, sözlerini kabûl etdirme azmi, sonsuz ibâdeti, Allahü teâlâ ile mukaddes konuflmalar, vefât ve vefât ndan sonra da devâm eden flân, fleref ve zaferleri, Onun hiç bir zemân bir yalanc peygamber olmad n, tam aksine, büyük bir îmâna sâhib bulundu unu gösterir sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem. flte bu îmân, Rabbine olan i timâd, Ona, ortaya iki yeni i tikâd, îmân koymas n sa lad : Biri, (Tek ve ebedî varl k olan bir Allah n bulundu u), ikincisi ise (Putlar n tanr olmad ) idi. Birincisi ile, arablara, o zemâna kadar bilmedikleri bir olan Allahü teâlây tan t yor, ikincisi ile de, o zemâna kadar tanr zan etdikleri putlar onlar n elinden al yordu. K saca, bir k l ç darbesi ile yalanc ilahlar, putlar k r yor, bunun yerine onlara (Tek Allah) îmân n yerlefldiriyordu. 167
168 Filozof, hatîb, Peygamber, kanûn koyucu, cengâver, insan düflüncelerini sihrleyici, yeni îmân esâslar koyan ve yirmi büyük dünyâ mperatorlu u ile bir büyük islâm devleti ve medeniyyeti kuran büyük insan; iflte Muhammed aleyhisselâm budur sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem. nsanlar n, büyüklü ü ölçmek için kulland klar bütün mikyaslarla ölçülsün: Acabâ Ondan dahâ büyük bir kimse var m d r? Olamaz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem.) Ah, meded Allah m sendendir, meded, akl m al nd yerlere geldim. Düâm kabûl edip, eyleme red, sînem delindi i yerlere geldim. Hep, âh ile zârd r, âfl k n ifli, kan ile kar fld gözümün yafl. nci, mercan olmufl topra, tafl, cevher bulundu u yerlere geldim. Da lar n bafl na, bulutlar ç kar, ba r m n içinde, flimflekler çakar, Firdevs-i a lâdan, bir servi ç nar, ç k p sal nd yerlere geldim. Sünbülün da vâs, servi dalîle, bülbülün sevdâs, behâr gülîle, Muhabbet sunarken, Hakîm dilîle, gönlüm s zlad yerlere geldim. Ah! fiimdi bir, ele geçse nigâh n, bilemedim k ymetini dergâh n. Âlem-i ervâhdan, bir flems-ü mâh n, nûrunu saçd yerlere geldim. Estagfirullah, estagfirullah, estagfirullah, [1] gel kardeflim, sen de söyle, kurtulufl yolu budur. akl na uy, fleytâna uyma, çok istigfâr et! Cehennem ateflini söndüren ilâc budur. [1] stigfâr, (Estagfirullah)d r. Ma nâs, (Beni afv et Allah m)d r. Ma sûm- Müceddidî, her nemâzdan sonra, yetmifl kerre okurdu. 168
169 6 MÜSL MÂNLI I SEÇENLER Baflka dinden olduklar hâlde islâmiyyeti kabûl eden muhtelif rk, memleket, kavm, renk ve meslekden k rkiki [42] zâta, ba z mecmû a veyâ cem yyetler veyâ kendi arkadafllar taraf ndan sorulan: (Niçin Müslimân Oldunuz?) (Müslimânl kda en çok be endi iniz husûslar nelerdir?) suâllerine; bunlar gâyet aç k ve samîmî olarak cevâb vermifllerdir. Bu zevât, uzun uzad ya düflündükden ve islâm dînini çok dikkat ile inceledikden sonra, müslimân olma a karar vermifllerdir. Onlar n, birer vesîka [belge] olan bu cevâblar - n, muhtelif kitâb ve mecmû alardan alarak ve Türkçeye terceme ederek yaz yoruz. Bu cevâblardan al nacak çok ibretler vard r ve bunlar okuyanlar, dînimizin ulviyyetini bir kerre dahâ kalblerinde his edeceklerdir. Bu vesîkalar, yeni müslimân kardefllerimizin ba l bulunduklar memleketlere göre, alfabe s ras ile s ralanm fld r. Bu memleketler flunlard r: Almanya, Amerika, Avusturya, Fransa, Hollanda, ngiltere, rlanda, svec, Japonya, Kanada, Macaristan, Malaya, Polonya, Srilanka, Zengibar. fiimdi bu vesîkalar birer birer okuyal m: 1 MUHAMMED EMÎN HOBOHN (Alman) Muhammed Emîn Hobohn, hem bir diplomat, hem de bir misyonerdir. ctimâ î [sosyal] mes eleler ile meflgûl olmufl bir ilm ve din adam d r. Avrupal lar niçin dinlerini terk ederek müslimân oluyorlar? Bunun birçok sebebleri vard r. Bunlar n bafl nda (Hak) gelmekdedir. slâm dîninin esâs kâ ideleri o kadar mant kî, o kadar do ru ve dürüstdür ki, dinde hakk, hakîkati arayan akl bafl nda, okumufl bir insan n bunlar kabûl etmemesi imkâns zd r. Meselâ, islâm dîni, bir tek ma bûd bulundu unu bildirir. nsanlar n akl- selîmine (sa duyusuna) hitâb ederek, onlar birçok hurâfelere inand rma a tenezzül etmez. slâm dîni, dünyâdaki bütün insanlar n, hangi rkdan gelirse gelsin, hepsinin Allahü teâlân n kulu ola- 169
170 rak birbirlerine müsâvî, birbirinin benzeri oldu unu bildirir. Biz almanlar, esâsen Allahü teâlân n bize kuvvet ve kudret veren, rûhumuzu kemâle erdiren büyük bir hâl k [yarat c ] oldu una inan - r z. Allah mefhûmu bizim içimize emniyyet ve huzûr getirir. Fekat h ristiyan dîni, bu huzûru verememekdedir. Yaln z slâm dîni Allahü teâlân n büyüklü ünü bize ö retmekde, ayn zemânda öldükden sonra insan rûhunun nereye gidece i hakk nda bize rehber olmakdad r. slâm dîni, yaln z dünyâda de il, âhiretde de bize yol göstermekdedir. Âhiretde râhat etmek için dünyâda ne yapmak lâz m oldu unu, çok aç k ve mant kî bir tarzda ö retmekdedir. Allahü teâlân n, âhiretde, insanlardan dünyâda yapd klar ifller hakk nda âdilâne hesâb soraca n bilmek, onlar dünyâda do ru ve dürüst hareket etme e sevk eder. Bunun için hakîkî müslimânlar, dünyâda iyice düflünmeden ve yapacaklar iflin hakîkaten hayrl oldu una inanmadan hiç bir ifl yapmazlar. Böylece, bu büyük din, hiç bir dünyevî polis teflkîlât n n yapam yaca bir fleklde, insanlar teftîfl [kontrol] etmekde ve onlar n dâimâ do ru yolda kalmalar n te mîn etmekdedir. slâm dîninin Avrupal lar taraf ndan seçilmesinin baflka bir sebebi de, ibâdet fleklidir. Nemâz, insanlara dâimâ zemân nda ifl yapma, oruc ise, irâdesini kuvvetlendirme i ö retir. Hayâtda baflar için, (Zemân nda ifl yapmak ve irâdesine hâkim olmak) kadar ehemmiyyetli baflka ne vard r? Büyük adamlar ancak bu iki âmil sâyesinde muvaffak olmufllard r. fiimdi, islâm dîninin en güzel bir noktas na geliyorum: slâmiyyet insanlara ahlâkî ve insânî husûslar gâyet mant kî bir tarzda ö retirken, onlar hiç bir zemân yapam yacaklar ifllere zorlamam fld r. Aksine, onlara iyi ve râhat yaflamak için birçok imkânlar tan m fld r. Allahü teâlâ, insanlar n râhat ve mes ûd yaflamas n istemekdedir. Bunun için, insanlar n günâh ifllememesini emr eder. Müslimânlar, kendilerinin dâimâ Allahü teâlân n huzûrunda olduklar na inan r. Günâh ifllememe e çal fl rlar. Gerek di er dinlerde ve gerek Avrupada kurulan nizâmlarda, bu kadar güzel, bu kadar fâideli bir kâ ide yokdur. Ben, dünyâda birçok yerlerde ve muhîtlerde, diplomat ve misyoner olarak bulundum. Di er dinleri, ictimâ î nizâmlar dikkat ile inceledim. slâmiyyet kadar do ru, islâmiyyet kadar mükemmel, ne bir din, ne de ictimâ î bir nizâm gördüm. Komünizm, insanlara ilk bak flda do ru bir düflünüfl gibi görünmekdedir. Bunun gibi, dünyâ ifllerinde en büyük idâre flekli oldu u zan edilen garbdaki demokrasi ve nazilikde de, ba z do ru noktalar vard r. Fekat bunlar n hiç biri tam de ildir. Hepsinde birçok noksanlar var- 170
171 d r. Tam ve kusûrsuz olan ancak slâm dînidir. nsanlar yükseltecek olan âmil, Avrupal lar n buluflu olan ictimâ î düflünceler de il, ancak ve ancak slâm dînidir. Bunun için, her akl- selîm (sa duyu) sâhibi, kâmil bir insan hiç tereddüdsüz islâmiyyeti kabûl eder. Ben de böyle yapd m. Müslimânl k nazariyyât dîni de il, amelî [pratik] bir dindir. slâmiyyet, insan n rahîm ve gafûr (merhametli ve afv edici) olan ve do ru yolu gösteren Allahü teâlâya, kendini teslîm etmesi demekdir. Bundan dahâ güzel ne olabilir? 2 Dr. HÂM D MARCUS (Alman) Dr. Marcus tan nm fl bir fikr adam ve yazar olup, Berlinde Moslemische Revue adl mecmû ay kurmufldur. Dahâ çocukken müslimânl merak etmifl ve islâmiyyet hakk nda ma lûmât [bilgi] toplama a bafllam fld m. Do du um flehrin kütübhânesinde 1164 [m. 1750] senesinde bas lm fl eski bir Kur ân- kerîm tercemesi buldum. Rivâyete göre, Goethe de, islâm dînini incelerken ayn Kur ân- kerîm tercemesini okumufl ve ondan sonra, bu kitâba karfl olan hayrânl n izhâr etmifldi. Kur ân- kerîmi okudukca, onun gâyet mant kî olan ve ayn zemânda insan n rûhuna kadar iflliyen câzibeli ifâdesi bana çok te sîr etdi. slâmiyyetin koydu u esâslar n ne kadar do ru, ne kadar fâideli oldu unu, islâmiyyet ile flereflenen milletlerin, az zemân içerisinde, tam bir medeniyyete kavuflmas n, aç kca isbât ediyordu. Kendi memleketimden ayr l p, Berline geldi im zemân, orada müslimânlarla dost oldum ve onlarla birlikde slâm merkezi [misyonu] a zâlar n n vermekde olduklar, çok ilgi çekici ve ö retici konferanslar, büyük bir dikkat ile ta kîb etdim. slâm merkezinin a zâlar ile dahâ fazla temâs etme e ve islâm dînini dahâ yak ndan inceleme e bafllad m. Bir müddet sonra, bu dînin benim arad m ve düflündü üm hak din oldu una temâmiyle inanarak müslimânl kabûl etdim. slâm dîninde, Allah birdir ve tek hâl ka [yarat c ya] inanmak, islâm n en kudsî akîdesidir. slâm dîninde akla s maz, inan lmas mümkin olm yan hiç bir akîde yokdur. Allahü teâlâdan baflka, hiç bir yarat c yokdur. slâmiyyetde, modern ilmlere uym yan, onlara z d hiçbir nokta bulamazs n z. Emr ve telkîn etdi i bütün husûslar, temâmiyle mant kî ve fâidelidir. slâmiyyetde, di er dinlerde oldu u gibi, îmân ile mant k aras nda hiç bir ayr l k yokdur. Bu- 171
172 nun için, benim gibi, tabî î ilmlerle hayât boyu u raflm fl bir kimsenin, bu u raflmalardan elde etdi i ilmî sonuçlara tam uyan islâm dînini, bunlara hiç uym yan di er dinlere tercîh etmesinden dahâ tabî î ne olabilir? kinci bir sebeb olarak, flunu da ilâve edeyim ki, di er dinler, yaln z ma neviyyâta hitâb eden birtak m garîb, abes fikrlerle doludur. Bunlar n hakîkî hayât ile hiç bir ilgisi yokdur. Hâlbuki islâm dîni, insan n hayâtda ne yapmas îcâb etdi ini de ö reten, amelî bir dindir. slâm dîninin emrleri, insana yaln z âhiretde de il, ayn zemânda dünyâda da do ru yolu gösterir, fekat hiç bir zemân onun hürriyyetini s n rlamaz. Senelerden beri müslimân olarak dînimi inceleme e devâm ediyorum. Her def as nda onun en mükemmel oldu unu görerek, rûh râhatl na kavufluyorum. slâmiyyet, flahsiyyet ile cem iyyet hayât aras nda, ne güzel bir yoldur! slâmiyyet, bu iki ayr hayât tanzîm etmekdedir. slâmiyyet, temâmiyle âdil ve ancak insanlar n iyili ini isteyen bir dindir. Dünyâda, ne gibi ictimâ î bir cereyan olursa olsun, bunun bütün iyi taraflar islâm dîninde vard r. 3 Bayan ÂM NE MOSLER Niçin müslimân oldum? O lumun, bana sordu u birçok suâllere cevâb veremiyordum. O bana: (Anne, Allah niçin üç dâne?) diye soruyor, kendim de üç tanr ya inanmad m için, ona inand r c bir cevâb veremiyordum. Nihâyet 1346 [m. 1928] senesinde yafl art k oldukça ilerlemifl olan o lum, birgün gözleri yafll olarak bana geldi, (Anne, ben müslimânl tedkîk etdim. Onlar bir tek ma bûda [yarat c ya] inan - yorlar. Onlar n dîni, en do ru din. Ben de müslimân olma a karâr verdim. Sen de bana kat l!) diye yalvarma a bafllad. Onun ricâs üzerine, ben de islâm dînini inceleme e bafllad m. Berlin câmi ine gitdim. Câmi in imâm beni çok iyi kabûl etdi ve bana müslimânl n esâslar n anlatd. O anlatd kca, sözlerinin ne kadar do ru, ne kadar mant kî oldu unu görüyordum. Art k ben de, o lum gibi islâm dîninin en do ru bir din oldu una inanma a bafllam fld m. Herfleyden evvel, dahâ genç yaflda iken bile, bir dürlü anlayamad m, akl m n bir dürlü kabûl etmedi i üçlü tanr y müslimânl k red ediyordu. Müslimânl iyice inceledikden sonra, günâh ç karman n, Papay günâh ifllemez ma sûm bir varl k olarak tan man n, vaftiz ya nî günâh izâlesinin ve buna benzer birçok merâsimin ne kadar ma nâs z oldu unu anlad m ve bütün bunlar 172
173 red ederek seve seve müslimân oldum. Bütün ecdâd m koyu h ristiyand. Ben bir katolik manast r nda büyütüldüm. Temâmen h ristiyan terbiyesi ald m. Fekat, ald m bu dînî terbiye, beni Allahü teâlâya götürecek hak dîni seçmeme yard m etdi. Çünki, terbiyem esnâs nda bana ö retilen bütün iyi fleyleri, h ristiyanl kda de il, müslimânl kda buldum. Müslimânl kabûl etmekli im benim için büyük bir tâli eseridir. Bugün ben bir büyük anneyim. Torunum müslimân olarak do du undan dolay bahtiyâr m. Biliyorum ki, Allahü teâlâ, do ru yola koyduklar na dâimâ rehberlik eder. 4 MUHAMMED ALEXANDER RUSSEL WEBB (Amerikal ) (Muhammed Alexander Russel Webb, 1262 [m. 1846] senesinde Amerikada Hudson flehrinde do du. New-York üniversitesinde okudu. K sa zemânda çok sevilen ve çok takdîr edilen bir f kra muharriri oldu. (St. Joseph Gazett) ve (Missouri Republican) ismlerinde mecmû alar neflr etdi târîhinde Filipinlerde Amerika konsolosu oldu. Müslimân oldukdan sonra kendini temâmiyle slâmiyyeti neflr etme e vakf etdi ve Amerikadaki teflkilât n bafl na geçdi [m. 1916] senesinde vefât etdi.) Bana, ehâlîsinin pek ço u h ristiyan olan Amerikada do an, büyüyünceye kadar mütemâdiyen h ristiyan papazlar n yapd klar va zlar, dahâ do rusu saçmal klar dinliyen, benim gibi bir insan n, niçin dînini de ifldirerek müslimân oldu unu soranlar çok oldu. Ben de onlara, müslimânl niçin hayât rehberi olarak seçdi imi, k saca flöyle anlatd m: Müslimân oldum! Çünki, yapd m incelemeler, arafld rmalar, insanlar n rûhî ihtiyâclar n n, ancak müslimânl n koydu u sa lam esâslarla te mîn edilece ini gösterdi. Ben dahâ çocukken bile, h ristiyanl a bir dürlü iki elle sar lamam fld m. Yirmi yafl ma geldi im ve art k reflîd oldu um zemân, kilisenin herfleyi günâh sayan, garîb [mistik] ve can s k c terbiyesine temâmen isyân etmifldim. Yavafl yavafl kiliseden ayr ld m ve bir dahâ dönmedim. Benim arafld r c ve mütecessis bir ahlâk m [karakterim] vard. Her fleyin sebebini ve maksad n ar - yordum. Bunlar için mant kî cevâblar bekliyordum. Hâlbuki, râhiblerin ve di er h ristiyan din adamlar n n bana verdi i cevâblar, beni tatmîn etmiyordu. Onlar, çok kerreler süâllerime tatmîn edici cevâblar verecekleri yerde, (Bunlar biz anl yamay z. Bunlar ilâhî s rlard r) diyorlar veyâ (Bunu bizim akl m z kavramaz) gibi 173
174 kaçamakl bir cevâb veriyorlard. Bunun üzerine, bir yandan flark dinlerini, di er tarafdan meflhûr filozoflar n eserlerini inceleme e karâr verdim. Filozoflardan Mill, Locke, Kant, Hegel, Fichte, Huxleyin ve di erlerinin eserlerini okudum. Bu filozoflar n eserlerinde, hep protoplazmadan, atomlardan, moleküllerden, dâneciklerden bahs olunuyor, fekat ( nsan n rûhu ne oluyor, öldükden sonra nereye gidiyor, bu dünyâda rûhun nas l terbiye edilebilece- i) hakk nda bir fikr bulunmuyordu. Hâlbuki islâm dîni, insan n bedeni yan nda, rûhu ile de meflgûl oluyor ve bizi ayd nlat yordu. Bunun içindir ki, ben, ne yolumu flafl rd mdan, ne de h ristiyanlara k zd mdan veyâ ânî bir karara kap ld mdan dolay de il, tam aksine inceden inceye tedkîk etdikden, büyüklü ünü, ulviyyetini, ciddiyyetini, mükemmelli ini iyice anlad kdan sonra müslimân oldum. slâmiyyetde esâs, Allahü teâlân n var ve bir oldu una inanmak, Ona kendini teslîm etmek ve Ona ibâdet ederek lutflar na flükr etmekdir. slâmiyyet, bütün insanlara kardeflli i, iyili i, sevgiyi emr eder. Onlardan rûh, beden, dil ve amel [ifl] temizli i ister. slâm dîni, flimdiye kadar insanlar n bildi i dinlerin muhakkak en mükemmeli, en üstünü ve sonuncusudur. 5 Albay DONALD ROCKWELL (Amerikal ) Müslimânl niçin kabûl etdim? Müslimânl n çok mant kî ve sâde oluflu, câmi lerin insan kendine çeken câzibesi, bu dîne mensûb olanlar n, dinlerine büyük bir ciddiyyet ve muhabbet ile ba lanm fl olmas, bütün dünyâda müslimânlar n günde befl def a ayn sâatde büyük bir sayg ve ihlâs ile secdeye kapan fl, benim üzerimde çokdan beri, büyük bir te sîr yapm fld. Fekat bunlar, benim müslimân olmakl m için kâfî gelmedi. Ben ancak, slâm dînini iyice tedkîkden ve onda güzel, fâideli birçok husûslar buldukdan sonra müslimân oldum. Hayâta ciddiyyet, fekat ayn zemânda tatl l kla ba l olmak [ki Muhammed aleyhisselâm n kendi hareket tarz d r], ifllerde müflâvere etmek, insanlara dâimâ merhamet ve flefkat ile mu âmele etmek, yoksullara yard m etmek, ilk def a olarak kad nlara da mâl sâhibi olma hakk n vermek gibi, o zemâna göre en mu azzam medenî ink lâblar, Muhammed aleyhisselâm n k sa ve vecîz sözleriyle ne güzel ifâde edilmifldir! Muhammed aleyhisselâm ayn zemânda (Allahü teâlâya tevekkül, i timâd et, fekat deveni ba la- 174
175 ma unutma!) sözleri ile insanlara, Allahü teâlân n kullar ndan evvelâ, her dürlü tedbîre baflvurmalar n, îcâb edeni yapmalar n ve ancak ondan sonra, Allahü teâlâya tevekkül etmelerini emr etdi ini bildirmekdedir. O hâlde, Avrupal lar n iddi â etdi i gibi, islâm dîni, hiç bir ifl yapmadan, her fleyi Allahü teâlâdan bekleyen miskînlerin dîni de ildir. slâm dîni, herkese, önce elinden gelen her fleyi yapmas n ve ancak ondan sonra Allahü teâlâya tevekkül etmesini emr eder. slâm dîninin, di er dinlerdeki insanlara karfl gösterdi i adâlet de, benim üzerimde çok büyük bir te sîr yapm fld. Muhammed aleyhisselâm, müslimânlar n h ristiyanlara ve yehûdîlere karfl iyi mu âmele etmelerini emr ediyor. Kur ân- kerîm ise, Âdem aleyhisselâmdan bafll yarak, Mûsâ ve Îsâ aleyhimesselâm n Peygamberli ini kabûl ediyordu. Bu, hiç bir baflka dinde olmayan bir yüce sadâkat, büyük hakflinasl kd r. Di er dinlere inananlar, islâmiyyet hakk nda, akla gelmez fenâ fleyler söylerken, müslimânlar bunlara karfl kibarca mukâbele ediyorlar. slâmiyyetin en güzel husûsiyyetlerinden biri de, onun kendini putlardan temâmiyle kurtarm fl olmas d r. H ristiyanl kda hâlâ resmlere, heykellere, iflâretlere tap l rken, islâmiyyetde hiç böyle bir fley yokdur. Bu da, islâmiyyetin ne kadar saf, ne kadar temiz oldu unu gösteriyor. Allahü teâlân n resûlü olan Muhammed aleyhisselâm n, sözleri ve ö retdi i husûslar, hiçbir de ifliklik yap lmadan günümüze kadar gelmifldir. Allah kelâm olan Kur ân- kerîm ise, vahy olundu u gibi aynen muhâfaza edilmifl ve Muhammed aleyhisselâm zemân ndaki berrakl n aslâ gayb etmemifldir. H ristiyanlar n, Îsâ aleyhisselâm n dînine yapd klar gibi, slâm dînine birçok yalan yanl fl hurâfeler, efsâneler kar fld r lmam fld r. Beni müslimân olma a götüren sebeblerden sonuncusu, islâmiyyetde buldu um metânet ve irâde gücü oldu. slâmiyyetde yaln z rûhun de il, ayn zemânda bedenin de temiz olmas emr ediliyordu. Yemek yirken, t ka basa mi deyi doldurmamak, senede bir ay oruc tutmak, her fleyde ölçülü hareket etmek, harcama yaparken, ne fazla, ne eksik sarf etmek gibi. De il bugün, yar n da, bütün insanlara rehberlik edecek husûslar, insanlara en güzel bir tarzda telkîn olunuyordu. Ben, müslimân memleketlerinin hemen hepsini ziyâret etdim. stanbulda, fiâmda, Kudüsde, Kâhirede, Cezâyirde, Fasda ve sâir müslimân flehrlerinde, bütün hakîkî müslimânlar n bu kâ idelere riâyet etdiklerini ve bundan dolay hayâtda huzûra kavuflduklar n bizâtihi gördüm. Onlar n, Allahü 175
176 teâlân n yoluna girmek için süslere, resmlere, heykellere, mumlara, müzi e ve benzeri fleylere ihtiyâclar yokdu. Allahü teâlân n kulu olduklar n his etmeleri ve kendilerini ona teslîm etmeleri, onlara en büyük ma nevî huzûr ve se âdeti, lezzeti veriyordu. slâm dînindeki hürriyyet ve müsâvât [eflitlik], beni dâimâ kendine çekmifldir. Müslimânlar aras nda, en yüksek bir mevk sâhibi ile en fakîr bir kimse, Allahü teâlân n huzûrunda müsâvîdir ve birbirinin kardefli say l r. Câmi de, müslimânlar yan yana ibâdet ederler. Mevk sâhibi olanlar için ayr lm fl, özel yerler yokdur. Müslimânlar, Allahü teâlâ ile kul aras nda hiç bir kimsenin bulunmad na îmân ederler. Müslimânl kda ibâdet, Allahü teâlâ ile kul aras nda yap l r. Günâhlar n afv etdirmek için, din adamlar - na bafl vurmazlar. Her müslimân kendi hareketinden, ancak kendisi mes ûldür. Müslimânlar aras ndaki kardefllik, bana hayâtda çok kerreler yard mc oldu. Bu din kardeflli i de, beni müslimânl a götüren âmillerden biridir. Nereye gitsem, bir müslimân kardeflimin bana yard m edece ini ve üzüntülerimi benimle paylaflaca n biliyorum. Dünyâda, rk, renk ve siyâsî düflünceleri birbirinden farkl olan bütün müslimânlar, birbirinin kardeflidir ve birbirlerine yard m etme i kendilerine borç bilirler flte, beni müslimân yapan sebebler bunlard r. Acabâ bunlardan dahâ güzel ve ulvî [yüce] bir sebeb düflünülebilir mi? 6 SALÂHADDÎN BOART (Amerikal ) 1338 [m. 1920] senesinde, bir doktoru ziyâret için mu âyenehânesine gitdi im zemân, bekleme odas nda, Londrada ç kan (Orient Review) ve (African Times) mecmû alar n görmüfldüm. Bu mecmû ay kar fld r rken okudu um: (Ancak bir tek Allah vard r) cümlesi, benim üzerimde çok derin bir te sîr yapd. Çünki h ristiyanl k dîninde, tâm üç dâne tanr vard ve akl m z kabûl etmedi i hâlde, buna inanmak zorundayd k. Bu (Ancak bir tek Allah vard r) ibâresi, bu târîhden i tibâren akl mdan ç kmaz oldu. Bu kudsî ve ulvî i tikâd, müslimânlar n kalblerinde tafl d klar, behâ biçilmez bir hazînedir. Art k islâmiyyete alâkam artd. Bir müddet sonra müslimân olma a karar vermifldim. Müslimân oldukdan sonra, Salâhaddîn ismini ald m. Müslimânl n en do ru din oldu una inan yordum. 176
177 Zîrâ müslimânl k, Allahü teâlân n hiç bir flerîki olmad n ve bir günâh n ancak Allah taraf ndan afv edilebilece ini esâs olarak kabûl etmekdedir. Bu îmân, tabî at kanûnlar na ne kadar uygundur! Tarlada, çiftlikde, köyde, flehrde, okulda, hükûmetde, devletde, k saca her yerde, bir tek bafl vard r. kilik dâimâ ayr l a sebeb olmufldur. slâm dîninin en do ru din oldu unu bana gösteren ikinci delîl, islâmiyyetden evvel, temâmen vahflî bir tarzda yaflayan arablar n, islâm dîni sâyesinde, çok k sa bir zemân içerisinde, dünyân n en medenî, en kudretli bir devleti hâline gelmeleri ve insan sevgisini Arab çöllerinden, tâ spanyaya kadar götürebilmeleridir. Müslimân Arablar, spanyay bir çöl hâlinde buldular. Onu, k sa zemânda, bir gül ba çesi hâline getirdiler. John W. Draper gibi dürüst bir târîhci, (1226 [m. 1811]-1299 [m. 1882]) (The Intellectual Development of Europe=Avrupan n ma nevî tekâmülü) ad ndaki eserinde, islâm n asrî medeniyyetin teessüsünde oynad son derece büyük ve mühim te sîri anlatmakda, (H ristiyan târîhciler islâmiyyete olan kinlerinden dolay, bu hakîkati gizleme e çal flmakda, Avrupan n müslimânlara ne kadar borçlu oldu unu, bir dürlü i tirâf edememekdedirler) demekdedir. Afla da, müslimânlar n spanyay nas l bulduklar hakk nda Draperin yaz lar n aynen nakl ediyorum: (O zemânki Avrupal lar temâmîle barbard. H ristiyanl k, onlar barbarl kdan kurtaramam fld. Onlara hâlâ vahflî nazariyle bakmak gerekirdi. Pislik içinde yaflarlard. Kafalar, hurâfelerle doluydu. Do ru dürüst düflünmek hâssas na bile mâlik de ildiler. Âdî kulübelerde yaflarlard. E er kulübenin zemîninde veyâ duvarlar nda bir has r örtüsü varsa, bu büyük bir zenginlik iflâreti say l rd. Yidikleri, yabânî fasülye, havuç gibi sebzeler, ba z otlar, hattâ ba zen a aç kabuklar yd. Elbise olarak, uzun müddet dayand için daba lanmam fl hayvan postlar kullan yorlar ve bunun için çok pis kokuyorlard. Müslimânlar, onlara her fleyden önce temizli i ö retdiler. Müslimânlar, günde befl def a y kan yorlard. Onlar n da günde hiç olmazsa bir kerre y kanmas n sa lad lar. Sonra, onlar n üzerinden pis kokulu, parça parça olmufl, bitlerle dolmufl olan hayvan derilerini ç kar p atarak, onlara güzel kumafllardan, renkli ipliklerden örülerek yap lm fl olan kendi elbiselerinden verdiler. Onlara yemek piflirmesini, yemek yimesini ö retdiler. spanyada evler, konaklar, serâylar inflâ etdiler. Mektebler, hastahâneler kurdular. Üniversiteler te sîs etdiler. Bu üniversiteler, bütün dün- 177 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-12
178 yâya bir nûr kayna oldu. Her tarafda ba çeler yetifldirdiler. Memleket, güllük gülistanl k oldu. Vahflî Avrupal lar, bütün bunlar a z aç k, flaflk nl k ve takdîrle gördüler ve yavafl yavafl medenî olma a bafllad lar.) Böyle vahflî insanlar terbiyeye muvaffak olan, onlara medeniyyet rûhunu afl layan, onlar karanl kdan, cehâletden, hurâfelerden kurtaran müslimân arablar, bu akla s maz mu azzam ifli ancak islâm dîni sâyesinde yapabildiler. Çünki islâm dîni, en do ru dindir. Allahü teâlâ muvaffak olmalar için, onlara yard m ediyordu. Allahü teâlân n emri ile Muhammed aleyhisselâm n teblîg ve neflr eyledi i islâm dîni ve Allahü teâlân n kelâm olan Kur ân- kerîm, dünyâ târîhini de ifldirmifl ve onu karanl kdan kurtarm fld r. E er islâm dîni olmasayd, insanl k bugünkü medeniyyet derecesine, ilm ve fende bugünkü seviyesine eriflemezdi. Müslimânlar n gözünde ilmin çok yüksek bir yeri vard r. Muhammed aleyhisselâm, ( lm Çinde de olsa, onu al n z) buyurmakdad r. flte seve seve kabûl etdi im islâm dîni böyle bir dindir. 7 THOMAS MUHAMMED CLAYTON (Amerikal ) Tam ö le olmak üzereydi. S cakdan bunalm fl, tozlu yoldan geçerken, bir aral k kula m za kendine mahsûs bir güzelli i olan, bir ses gelme e bafllad. Bu ses, etrâf m zdaki bütün bofllu u sanki dolduruyordu. Bir a aç toplulu unu geçince, önümüze insana hayret verici bir manzara ç kd. Âdetâ gözlerimize inanam yorduk. Tahtadan yap lm fl ufak bir kule üzerine ç km fl, tertemiz cübbeli ve beyâz sar kl yafll bir Arab ezân okuyordu. Ezân okurken kendinden geçmifl, sanki dünyâdan temâmen ayr larak, hâl k n n, sâhibinin huzûruna ç km fld. Bu yüce manzara karfl s nda, biz de sanki hipnotize olmufl gibi duraklad k ve yavafl yavafl yere oturduk. Kula m za gelen seslerin ve sözlerin ma nâs n anlam yor, fekat onun te sîri alt nda kal yor ve rûhumuzda bir baflkal k, bir ferâhl k his ediyorduk. Sonradan ö rendik ki, Arab n söyledi i tatl sözlerin ma nâs flu idi: (Allahü teâlâ en büyükdür. Allahü teâlâdan baflka ilâh, ma bûd yokdur). Birdenbire, etrâf - m zda birçok insanlar belirdi. Hâlbuki, biz o zemâna kadar etrâf - m zda kimseyi görmemifldik. Nereden ç kd klar n, nereden geldiklerini bilmedi imiz bu insanlar n yüzünde büyük bir hürmet ve muhabbet ifâdesi vard. çlerinde her yafldan, her s n fdan insan 178
179 bulunuyordu. Elbiseleri baflka, yürüyüflleri baflka, görünüflleri baflka idi. Fekat, hepsinin yüzünde ayn ciddî ifâde, büyük vekar ve ayn melâhat [sevimlilik] vard. Gelenlerin mikdâr art yor ve biz, gâlibâ bunlar n arkas bir dürlü kesilmeyecek diye düflünüyorduk. Nihâyet gelenler topland. Hepsi ayakkab lar n ve takunyalar n ç kararak saf saf dizildiler. Saflar kurulurken safa girenler aras nda hiç bir fark gözetilmedi ini büyük bir hayret ile görüyorduk. Beyâz insanlar, sar insanlar, siyâh insanlar, zengin insanlar, fakîr insanlar, tüccarlar, me mûrlar, iflçiler, hiç bir rk veyâ rütbe fark gözetilmeksizin yanyana geliyor ve birlikde ibâdet ediyorlard. Ben, birbirinden bu kadar farkl insan n, kardeflçe yanyana gelmelerine, hayrân olmufldum. Bu, ilk gördü üm ulvî manzara üzerinden, flimdi üç sene geçdi. Bu arada ben de, insanlar bu kadar birbirine yaklafld ran bu ulvî din hakk nda, bilgi toplama a bafllam fld m. Müslimânl k hakk nda edindi im bilgiler, beni bu dîne büsbütün yaklafld rd. Müslimânlar, bir tek Allaha inan yor, h ristiyanlar n telkîn etdikleri gibi, insanlar n günâh içinde do mad - n söylüyorlard. Onlar, yaln z Allahü teâlân n kulu olarak kabûl ediyor, onlara karfl büyük bir flefkat gösteriyor, do ru yolda olduklar müddetçe, onlar n râhat, huzûr ve se âdet içinde yaflamalar n arzûluyordu. H ristiyanl kda, akldan geçen fenâ bir düflünce bile günâh say ld hâlde, müslimânlar ancak Allahü teâlâya isyân ve kullara karfl yap lan bir kötülü ü günâh say yor, insan düflüncesinde temâmiyle serbest b rak yordu. slâm dîni, ( nsan, ancak yapd iflden mes ûldür) diyordu. flte, yukar da s ralad m bu sebeblerden dolay, seve seve müslimânl kabûl etdim. Aradan üç sene geçdi i hâlde, ba z geceler rü yamda o Arab müezzinin hazîn ve te sîrli sesini duyar ve her tarafdan koflup gelen dürlü dürlü insanlar n saf saf dizildi ini görürüm. Allahü teâlâya ibâdet etmek için, aralar nda hiç bir fark gözetmeksizin birlikde secdeye kapanan bu insanlar, muhakkak ki, samîmî olarak Allahü teâlâya ibâdet etmekdedirler. 8 DEVIS WARRINGTON (Avusturyal ) Korkunç bir k fldan sonra, ilkbehâr n tatl ve l k eli, so uk toprak tabakas na nas l te sîr ederse, islâmiyyet de bana öyle te sîr etdi. Kalbimi s td ve bana yeni ve güzel bir ilm elbisesi giydirdi. slâmiyyetin ö retdi i fleyler, ne kadar güzel, ne kadar do ru ve 179
180 mant kîdir! (Allahü teâlâ birdir ve Muhammed aleyhisselâm Onun resûlüdür) sözü ne kadar aç k, ne kadar do ru ve güzeldir! H ristiyanlar n inan lmas mümkin olmayan, anlafl lmaz (Baba, O ul ve Rûh-ul-kuds) inanc na benzer mi? H ristiyanlar n insan ürküten, onu korkutan, fekat hiçbir zemân onu tatmîn etmeyen akîdeleri yan nda, bu sâde ve mant kî îmân, insan kendisine cezb ediyor. slâmiyyet, hiç de iflmemifl ilâhî bir dindir. Aradan asrlar geçmesine ra men, bugün için de, yar n için de, insan n maddî ve ma nevî bütün ihtiyâclar n karfl lar. Meselâ, insanlar n eflit oldu- unu, Allahü teâlâ indinde aralar nda bir rütbe veyâ mevki fark bulunmad n, islâmiyyet gâyet aç k bir tarzda beyân eder ve bunlar dünyâ hayât nda da tatbîk eder. Ayn husûslar iddi â eden h - ristiyan kilisesinde, birbirinden rütbece farkl papalar, arflevekler, evekler, piskoposlar ve dahâ bir sürü din adamlar vard r. Bunlar, Allahü teâlâ ile kul aras na girerler ve kendi flahsî ç karlar için, Allahü teâlân n ismini kullan rlar. Hâlbuki, islâmiyyetde, Allahü teâlâ ile kul aras na kimse giremez. Allahü teâlâ, emrlerini, Kur ân- kerîm vâs tas ile kullar na teblîg eder. Size, afla da, Allahü teâlân n bir emrinden bahs edece im. Bu bir misâldir. Bu misâl, emrlerin ne kadar sâde ve aç k ve ne kadar güzel oldu unu gösterir: Bekara sûresinin ikiyüzaltm fl yedinci âyetinde meâlen, (Ey îmân edenler! Do ru, halâl yoldan kazand klar n z n temizlerinden ve sizin için yerden yetifldirdi imiz mahsûllerden ve meyvelerden infâk edin [verin!]. renerek, alam yaca n z pis fleylerden infâk etmeyin. Biliniz ki, Allahü teâlân n hiç bir fleye ihtiyâc yokdur ve tâm hamde lây k olan Odur) buyurulmufldur. Kur ân- kerîmin bu derin ve güzel emrlerini okuyup ö rendikçe, rûhum ferâh buldu ve seve seve müslimân oldum. 9 Bayan CECILLA CANNOLY [REfiÎDE] (Avusturyal ) Niçin müslimân oldum? Size çok samîmî olarak söyleyebilirim ki, ben fark na varmadan müslimân olmufldum. Çünki, dahâ genç yaflda iken ba l oldu- um h ristiyan dînine karfl, zerre kadar i timâd m kalmam fl, h ristiyanl kdan so uma a bafllam fld m. Ben, dinde birçok fleyleri bilmek ve anlamak istiyordum. Bana ö retilme e çal fl lan i tikâdlar, körü körüne kabûl etmek tarafdâr de ildim. Neden üç tanr - m z vard? Neden dünyâya hepimiz günahkâr olarak gelmifldik ve 180
181 keffâret verme e mecbûrduk? Neden ancak râhib vâs tas ile Allahü teâlâya yalvar yorduk? Sonra bize gösterilen dürlü dürlü iflâretlerin, anlat lan dürlü dürlü mu cizelerin ne ma nâs vard? Ben bunlar ders veren râhiblere sordu um zemân, onlar k z yor, (Kilisenin sana ö retdi i fleylerin asl n sen soramazs n. Bunlar gizlidir. Sen yaln z inanmakla mükellefsin) diyorlard, ama buna da benim akl m ermiyordu. nsan, anlamad, asl n bilmedi i bir fleye nas l inan r? Fekat, o zemânlar ben düflüncelerimi aç kdan aç a söyleme e cesâret edemiyordum. Ben emînim ki, kendilerini h ristiyan sayan pek çok insan, t pk bizim gibi düflünmekde ve kendilerine verilen dînî bilgilerin ço una inanmamakda, fekat bunu aç klamakdan da korkmakdad rlar. Nihâyet dahâ yafllan nca, bana üç tanr ya tapma emr eden h - ristiyan kilisesinden uzaklaflarak, (Tek bir Allaha ibâdet etme i ö reten baflka bir din var m d r?) diye arama a bafllad m. Çünki bütün vicdân m, ma neviyyât m, ancak bir tek Allah n mevcûd olabilece ini bildiriyordu. Sonra etrâf ma bak nca, papazlar n bize ö retme e kalkd klar o anlafl lmaz kerâmetlerin, kendi bafllar ndan geçdi ini söyledikleri garîb hikâyelerin, ne kadar ma nâs z oldu unu hâdiseler bana gösteriyordu. Dünyâdaki her fley, insanlar, hayvanlar, ormanlar, da lar, denizler, a açlar, çiçekler, bunlar bir büyük hâl k n [yarat c n n] yaratd n göstermiyor muydu? Yeni do an bir bebek, bir mu cize de il miydi? Hâlbuki kilise, her yeni do an n, günâhla örtülü bir zevall oldu unu telkîne çal fl yordu. Hay r, bu olamazd. Bu yaland. Her do an çocuk, Allahü teâlân n günâhs z bir kulu, bir mahlûku idi. Bir mu cize idi ve ben ancak tek Allaha, Onun yaratd mu cizelere inan yordum. Dünyâda hiç bir fley günâhla dolu, kirli ve çirkin de ildi. Ben böyle düflünürken, birgün k z m islâmiyyet hakk nda yaz lm fl bir kitâbla eve geldi. Ana k z oturup, bu kitâb büyük bir dikkat ile okuduk. Aman Allah m, bu kitâb tâm bizim düflündüklerimiz gibi söylüyordu. slâmiyyet, ancak bir tek Allah n bulundu unu bildiriyor, insanlar n ma sûm varl klar olarak dünyâya geldi ini haber veriyordu. Ben o zemâna kadar islâmiyyet hakk nda hiç bir fley bilmiyordum. Mektebde, islâmiyyet bir alay mevzû u idi. Bize, bu dînin yapma, saçma ve uyuflturucu oldu u, müslimânlar n Cehenneme gidecekleri ö retilirdi. Bu kitâb okudukdan sonra, beni bir düflünce ald. slâmiyyet hakk nda, biraz dahâ bilgi sâhibi olmak için, bulundu um flehrde müslimânlar arad m. Buldu um müslimânlar, benim gözümü açd lar. Sordu um süâllere o kadar mant - kî cevâblar verdiler ki, art k bu dînin bizim papazlar n dedi i gibi 181
182 uydurma bir din de il, Allahü teâlân n hakîkî dîni oldu una inanma a bafllad m. K z mla berâber slâmiyyet hakk nda yaz l dahâ birçok eserleri de okudukdan sonra, onun ulviyyetine ve do rulu- una tamâmîle inanarak, ikimiz birlikde müslimân olduk. Ben (Reflîde), k z m da (Mahmûde) ismlerini ald k. Bana sordu unuz ikinci süâle, ya nî ( slâmiyyetde en çok be- endi iniz nedir?) süâline gelince, buna flu cevâb verece im: slâmiyyetde en çok be endi im fley, düâlard r. Çünki, h ristiyanlarda düâlar, Allahü teâlâdan hazret-i Îsâ vâs tas yle, servet, mevk, i tibâr vesâir dünyâ varl klar n istemek için yap l r. Hâlbuki, müslimânlar düâ ederken, Allahü teâlâya flükrânlar n arz ederler ve bilirler ki, onlar dinlerine ve Allahü teâlân n emrlerine riâyet etdikleri müddetçe, Allahü teâlâ, onlara muhtâc olduklar her fleyi, onlar istemeden, verecekdir. 10 MUHAMMED ESAD LEOPOLD WE SS (Avusturyal ) (Avusturyada Lwow [flimdi Polonyada] flehrinde 1318 [m. 1900] de do mufl olan Weiss, 22 yafl nda iken, bir gazete muhâbiri olarak Arab memleketlerini ziyâret etmifl, slâm dînine hayrân olarak, onu kabûl etdi ini söylemifl ve sonra, bütün islâm devletlerini, bu arada Hindistân ve Afganistân da ziyâret ederek, intibâlar n dünyân n en büyük gazetelerinden biri olan (Frankfurter Zeitung)da neflr etmifldir. Bir müddet Frankfurter Zeitung un neflriyyat müdîrli ini yapan Weiss, Pâkistân n istiklâle kavuflmas ndan sonra, bu hükûmet taraf ndan dînî tedrîsât n kurulmas nda yard mc olarak, Pâkistâna gitmifl ve ondan sonra Pâkistân temsîl için Birleflmifl Milletler merkezine gönderilmifldir. Kendisinin ( slâm yol kavfla nda), (Mekkeye giden yol) adl iki eseri vard r. Son zemânlarda Kur ân- kerîmin ngilizce yeni bir tercemesini yapm fld r. slâm ilmlerinden haberi olm yan bu kimsenin tefsîr yapma a kalk flmas ndan, Ehl-i sünnet mezhebinde olmad anlafl lmakda, tefsîrinin ve di er yaz lar n n zararl olacaklar n göstermekdedir. Vehhâbîler ve di er mezhebsizler, bu câhil, sap k adam medh etmekde, islâm âlimi olarak tan tmakdad rlar.) Muhâbir ve muharrir olarak çal flmakda oldu um gazeteler, beni 1922 senesinde husûsî muhâbir ünvân ile Asya ve Afrikaya yollad. Bafllang çda müslimânlar ile temâs m, her hangi bir yabanc n n baflka bir yabanc ile temâs ndan ibâretdi. Fekat islâm memleketlerinde uzun zemân kal nca ve müslimânlar ile dahâ 182
183 fazla tan fl nca, onlar n dünyâya ve dünyâda zuhûr eden hâdiselere Avrupal lardan büsbütün baflka bir tarzda bakd klar n görme- e bafllad m. Onlar n olaylara çok a rbafll ve so uk kanl olarak bakmalar, i tirâf edeyim, bizden çok dahâ insânî bir tarzda düflünmeleri, bende bir alâka uyand rma a bafllam fld. Ben koyu bir katolik âileden gelmifldim. Bütün çocuklu um esnâs nda bana müslimânlar n dinsiz oldu u, fleytâna tapd telkîn olunmufldu. Müslimânlarla temâs edince, bana söylenen bu sözlerin do ru olmad n görerek, islâm dînini inceleme e karâr verdim. Bu husûsda birçok kitâblar te mîn etdim. Bunlar dikkat ile inceleme e bafllay nca, bu dînin ne kadar temiz, ne kadar k ymetli bir din oldu unu hayret ile gördüm. Fekat, kendileri ile temâs etdi im ba z müslimânlar n hareket tarz, benim okudu um müslimânl k esâslar na uymuyordu. Müslimânl k, her fleyden evvel temizlik, aç k kalblilik, kardefllik, merhamet, sadâkat, sulh ve selâmet telkîn ediyor ve biz h ristiyanlar n inand (insanlar n dâimâ günahkâr oldu u) akîdesini red ediyor, bunun aksine, (Hayâtdan, kimseye zarar vermemek ve günâh ifllememek flart yle zevk al n z) diyordu. Hâlbuki, ben bu kâ idelere uymayan pis ve yalanc müslimânlara da rastlad m. Bu ifli dahâ ziyâde anlamak için, tecrîbe maksad yle kendimi bir müslimân yerine koydum ve kitâblarda okudu- um esâslara uyarak, islâm âlemini inceleme e bafllad m. fiunun fark na vard m ki, islâm âleminin gitdikçe bozulmas, za îflemesi, âdetâ inhitâta (çökme e) u ramas n n en büyük sebebi, müslimânlar n dinlerine, gitdikçe kayds z kalmalar d r. Müslimânlar, tâm müslimân olduklar müddetçe, dâimâ yükselmifller, müslimânl b rakma a bafllay nca, afla lara düflmüfllerdir. Hâlbuki, bir memleketin, bir milletin, bir cem iyyetin yükselmesi ve terakkîsi için ne lâz msa, müslimânl kda mevcûddur. Bütün medeniyyet esâslar onda vard r. slâm dîni, hem çok ilmî, hem de çok amelî [pratik]dir. Koydu u esâslar, tâm mant kî ve herkes taraf ndan anlafl labilen, içinde; ilme, fenne, insan tabî atine uym yan tek bir unsur bile bulunm yan kâ idelerdir. Onda lüzûmsuz hiç bir fley yokdur. Di er din kitâblar nda bulunan, garîb [anlafl lmaz] yerler, mugâlatalar [yan ltmacalar], mant ka s m yan hurâfe [mistik] husûslar, islâm dîninde yokdur. Bu husûslar ben bütün müslimânlarla konufldum ve onlar (Niçin bu güzel dîninize dahâ fazla ba lanm yorsunuz, niçin ona iki elle sar lm yorsunuz?) diye azarlad m. Nihâyet 1344 [m. 1926] senesinde Afganistânda bir vâlî ile bu husûslar üzerinde görüflürken, o bana, (Siz müslimân olmuflsunuz da haberiniz yok. Zîrâ, ancak hakîkî bir müslimân islâmiyyeti 183
184 sizin gibi müdâfe a eder) dedi. Vâlînin bu sözü üzerine beynimde bir flimflek çakd. Eve döndü üm zemân, derin derin düflünceye dald m ve kendi kendime, (Evet, ben art k müslimân oldum) dedim. Derhâl (Kelime-i fiehâdet) getirdim. O târîhden beri müslimân m. Bana, (Müslimânl kda sizi en çok ne cezbetdi?) diye soruyorsunuz. Buna cevâb veremem. Zîrâ bütün müslimânl k benim kalbimi istilâ etmifl, kaplam fld r. Bunun içinde bana ayr ca te sîr eden hiç bir husûs yokdur. Ben, müslimânl kda, h ristiyanl kda bulamad m her fleyi buldum. Müslimânl n hangi kâ idesinin, hangi esâs n n bana dahâ yak n geldi ini söyliyemem. Zîrâ onun her kâ idesine, her esâs na hayrân m. Müslimânl k, mu azzam bir âbidedir. Onun tek parças n bile ondan ay rmak kâbil de ildir. Bütün parçalar birbiri ile bir nizâm içinde kenetlenmifl ve perçinleflmifldir. Parçalar n aras nda mu azzam bir âhenk vard r. Hiç bir eksi i yokdur. Herfleyi yerli yerindedir. Belki, bu son derece takdîre lây k intizâm, beni islâm dînine ba l yan bir âmildir. Hay r, beni islâm dînine ba l yan, ona karfl duydu um aflkd r. Bilirsiniz ki, aflk birçok fleylerden teflekkül eder: Arzû, yaln zl k, ihtirâs, te âlî, yükselmek ve ilerlemek hevesi, kuvvet ve kudretimizle kar fl k za flar m z, mu âvenet ve muhâfaza edici bir yard mc ya olan ihtiyâc ve benzerleri. flte ben, bütün kalbimle ve aflk mla islâm dînine sar ld m ve o da, bir dahâ ç kmamak üzere kalbime yerlefldi. 11 Dr. ÖMER ROLF FRE HERR VON EHRENFELS (Avusturyal ) (Rolf Freiherr (baron) von Ehrenfels, bütün dünyâda (Gestalt = kurulufl) fizyolojisi ilminin kurucusu olarak kabûl edilen Prof. Dr. Baron Christian Ehrenfelsin tek o ludur. Meflhûr bir âileye mensûbdur. Dahâ küçük çocukken flarka karfl büyük merak duyma a ve islâm dînini tedkîk etme e bafllam fld r. K z kardefli mma von Bodmesrhof, Lahorda 1953 de neflr olunan bir eserinde kardeflinin bu hevesini uzun uzad ya anlatmakdad r. Rolf, genç yafl nda Türkiye, Arnavutluk, Yunanistan ve Yugoslavyay dolaflm fl ve müslimânlarla temâs etmifl, h ristiyan olmas na ra men, câmi lerde ibâdete kat lm fld r. Nihâyet islâm dînine karfl olan bu yak nl, onun 1927 senesinde müslimânl kabûl etmesine sebeb olmufl ve kendisine Ömer ismini seçmifldir senesinde Hindistân da ziyâret etmifl ve ( slâmda kad n n yeri) ismli bir ki- 184
185 tâb neflr etmifldir. Almanlar kinci Cihan Harbi esnâs nda Avusturyay iflgâl edince, Rolf, Hindistâna kaçm fld r. Kendisini kabûl eden Ekber Haydar n yard m ile, Assamda antropolojik araflt rmalar yapm fl ve 1949 da Madras Üniversitesi antropoloji profesörlü üne ta yîn edilmifl ve Bengalde bulunan (Royal Aslotic Society) taraf ndan alt n madalya ile mükâfâtland r lm fld r. Kitâblar urdu diline de terceme edilerek bas lm fld r.) Niçin müslimân oldu umu soruyorsunuz. Beni müslimân yapan ve onun hak din oldu unu bana bildiren husûslar afla da s - ral yorum: 1) slâmiyyet, dünyâda tan d m z bütün dinlerin iyi k smlar - n ihtivâ eder. Bütün dinler insanlar n sulh ve sükûn içinde yaflamas n isterler. Fekat, hiçbir din bunu, islâm dîninde oldu u gibi insanlara aç kl yamam fld r. Baflka hiç bir din, islâm dîni kadar hâl k m za ve din kardefllerine karfl, bu derece sevgi afl l yamam fld r. 2) slâmiyyet, sulh ve sükûn içinde Allahü teâlâya tam bir teslîmiyyet emr eder. 3) Târîh tedkîk edilirse, hakîkaten islâm dîninin en son ilâhî hak din oldu u ve art k baflka bir din zuhûr etmiyece i kendili inden meydâna ç kar. 4) Muhammed aleyhisselâm, islâm teblîg etmifl olup, Peygamberlerin sonuncusudur. 5) slâm dînine giren bir kimse, flübhesiz eski dîninden ayr lm fl olacakd r. Fekat, bu ayr l k zan olundu u kadar büyük de ildir. Bütün ilâhî dinlerde îmân esâslar birdir.kur ân- kerîm, eski ilâhî dinleri kabûl eder. Ancak, bu dinlere sonradan kar fld r lan yanl fl akîdeleri düzeltmekde, Îsâ aleyhisselâm n hakîkî dînini izhâr etmekde, Muhammed aleyhisselâm n son Peygamber oldu unu ve Ondan sonra baflka bir Peygamber gelmiyece ini i lân etmekdedir. Ya nî islâmiyyet, di er dinlerin hakîkî ve kâmil fleklidir. nsanlar dürlü menfe atler ve ihtirâslar yüzünden, birbirlerine düflman olmufllard r. Bundan menfe at umanlar olmufl, dinleri birbirine karfl düflman yapma a çal flm fl, asl Allahü teâlây tan mak olan dinleri, dünyâ ifllerinde bir vâs ta olarak kullanma a bafllam fllard r. Hâlbuki, dikkat edilecek olursa, islâm dîninin, di er ilâhî dinleri kabûl etdi i, fekat onlarda zemânla ve insan eliyle yap lan hatâlar tashîh etdi i görülür. slâmiyyeti kabûl etmek, erkek ve kad n bütün insanlar n muhtâc olduklar, ma nevî ve maddî yard m yapmak demekdir. 185
186 6) nsanlar aras nda kardefllik fikri, hiç bir dinde, islâm dîninde oldu u fleklde bildirilmemifldir. Müslimân olan herkes, hangi rkdan, hangi milletden, hangi renkden ve hangi dilden olursa olsun, birbirlerinin din kardeflleridir. Siyâsî düflünceleri ne olursa olsun, birbiri ile kardefldirler. Bu büyüklük hiç bir dinde yokdur. 7) slâm dîni, dünyâda kad nlara da büyük haklar veren bir dindir. slâm dîni, kad na en büyük yeri vermifldir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, (Cennet analar n aya alt ndad r) buyurmufldur. slâm dîni, di er dinlere mensûb olanlar n yapd klar eserlere hurmet etmifl, bunlar barbarlar gibi y kmam fld r. stanbulda Fâtih ve Sultân Ahmed câmi leri yap l rken, Ayasofyan n ba z k smlar n model almakdan çekinmemifllerdir. Müslimânlar bütün târîh boyunca, di er din mensûblar na en büyük adâleti ve merhameti göstermifllerdir. flte bütün bunlar için, ben müslimânl kendime din olarak seçdim. 12 Dr. BENO ST [ALÎ SELMÂN] (Frans z) Ben bir doktorum ve koyu katolik bir âileye mensûbum. Fekat doktorlu u meslek olarak seçmem ve pozitif, tecribî, tabî î ilmlerle meflgûl olmam, bende h ristiyanl a karfl büyük bir nefret uyand rm fld. Din husûsunda âile ferdlerim ile ayn fikrde de ildim. Evet, büyük bir Hâl k [yarat c ] vard ve ben de Ona, ya nî Allahü teâlâya inan yordum. Fekat h ristiyanl n, bilhâssa katoliklerin bu büyük yarat c etrâf nda meydâna getirdikleri dürlü dürlü garîb ilahlar, o ullar, Rûh-ul-kudsler, Îsâ aleyhisselâm n Allah n o lu oldu unu isbât için akl almaz uydurmalar ve dahâ bir tak m hurâfeler, âyinler, dürlü dürlü merâsimler, beni Allahü teâlâya yaklafld rm yor, aksine Ondan uzaklafld r yordu. Ben, bir tek Allah n varl na inand mdan, hiç bir zemân teslîsi (üç tanr y ) kabûl etmedim ve Îsâ aleyhisselâm hiç bir zemân Allah n o lu olarak tan mad m. Demek oluyor ki, ben dahâ islâmiyyeti tan madan evvel, Kelime-i flehâdetin yar s olan (Lâ ilahe illallah) k sm n çokdan kabûl etmifldim. slâm dîni ile meflgûl olma a bafllad m ve Kur ân- kerîmde rastgeldi im meâl-i flerîfi, (Söyle ki, Allahü teâlâ birdir, do mam fld r ve do urmaz ve Ona benzer hiç bir varl k yokdur) olan hlâs sûresini okudu um ze- 186
187 mân, (Aman Allah m, iflte ben tam buna inan yorum) dedim ve i- çimde büyük bir ferâhl k duydum. slâmiyyeti dahâ derinden tedkîk etmenin çok lüzûmlu oldu unu gördüm. slâmiyyeti inceledikce, bu dînin benim düflüncelerime temâmen uygun oldu unu hayret ile görüyordum. slâmiyyet, din adamlar n, hattâ Peygamberleri aleyhimüssalevât bizim gibi insanlar olarak kabûl ediyor, onlara ilahl k vasf vermiyordu. Hele, bir papaz n günâhlar afv edebilece ini, aslâ kabûl etmiyordu. slâm dîninde, hiç bir hurâfe, akla uym yan bir hükm, anlafl lm yan bir bahs yokdu. slâm dîni, tâm benim istedi im gibi, mant kî bir dindi. Katoliklerin bildirdikleri gibi, insanlar n günâhkâr olarak dünyâya geldiklerini kabûl etmiyordu. nsanlara rûh ve beden temizli i emr ediyordu. T bb n esâs kâ idesi olan temizlik, islâm dîninde, Allahü teâlân n bir emriydi. bâdete temiz olarak gelme i emr ediyordu ki, baflka hiç bir dinde buna rastlamam fld m. H ristiyanl kda, h ristiyan dînine girerken ve âyinlerde Îsâ aleyhisselâm ile, hâflâ tanr ile birleflebilmek için papaz n Îsân n eti diye verdi i ekme i yimek ve kan diye verdi i flerâb içmek gibi âyinlerin, puta tapan en ibtidâî kavmlerin bir âdeti oldu unu görüyor ve bunlardan nefret ediyordum. Benim pozitif ilmlerle inkiflâf eden akl m, böyle çocukça ve hakîkî bir dîne yak flm yan saçma merâsimleri, fliddet ile red ediyordu. Di er tarafdan, islâmiyyetde bunlar n hiç biri yokdu. slâmiyyetde yaln z hakîkat, sevgi ve temizlik vard. Art k karâr m vermifldim. Müslimân dostlar ma gitdim ve müslimân olmak için ne yapmak lâz m geldi ini sordum. Bana (Kelime-i flehâdet) söylemesini ve ma nâs n ö retdiler. Ben yukarda da söyledi im gibi, bunun yar s n, ya nî (Bir tek Allah vard r) k sm n müslimân olmadan evvel kabûl etmifldim. Geri kalan (Muhammed aleyhisselâm Onun resûlüdür) k sm n da kabûl etmek hiç güç olmad. Art k slâm dîni hakk nda neflr olunmufl ciddî eserleri inceleme e bafllad m. Bunlar n aras nda Melek Bennâbînin çok güzel bir eseri olan (Le Phéne Coranique)i okudu um zemân, Kur ân- kerîmin ne mu azzam bir eser oldu unu hayret ve takdîr ile gördüm. Bundan ondört asr önce indirilmifl bu Allah kitâb nda yaz l olanlar, bugünki ilmî ve fennî arafld rmalar n netîcelerine temâmiyle uymakdad r. Hem ilm ve fen ve hem de ictimâ î feâliyyetler bak m ndan, Kur ân- kerîm, yaln z bugünün de il, ayn zemânda yar n n da kitâb d r senesi 20 fiubat günü Paris câmi ine giderek orada müftî efendinin ve flâhidlerin huzûrunda slâm dînini resmen kabûl et- 187
188 dim ve Alî Selmân ismini ald m. Bu yeni dînimi, çok seviyorum. Çok bahtiyâr m ve s k s k kelime-i flehâdet getirerek ve ma nâs n düflünerek, islâm dînine olan îmân m n kuvvetini aç kl yorum. 13 Dr. R. L. MELLEMA (Hollandal ) (Dr. Mellema, Amsterdamda Tropical müzesinin, slâm eserleri k sm n n müdîridir. (Wayang bebekleri), (Pâkistân hakk nda bilgiler), ( slâmiyyeti tan td rma) eserleri ile meflhûrdur.) 1919 senesinde, Leiden Üniversitesinde flark dillerini inceleme e bafllad m. Hocam bütün dünyân n çok iyi tan d Arab lisân na vâk f, Prof. Hurgronje idi. Bana arabî okuma, yazma ve terceme etme i ö retirken, ders kitâb olarak Kur ân- kerîm ile Gazâlînin eserlerini vermifldi. Esâs çal flma mevzû u, ( slâmiyyetde Hukuk) idi. Ben, islâm târîhi ve islâmiyyet ile alâkal ilmler hakk nda, o zemâna kadar Avrupa dillerinde neflr edilmifl birçok kitâb okudum y l nda M sra giderek, El-ezher medresesini ziyâret etdim. Bir ay kadar orada kald m. Bundan sonra, Arabîden baflka Sanskrit ve Malayi dillerini de ö rendim senesinde, o zemânlar Hollanda sömürgesi olan Endonezyaya gitdim. Cakartada yüksek okulda Cava dilini ö renme e bafllad m. 15 sene müddet ile kendimi yaln z Cava dilinde de il, ayn zemânda eski ve yeni Cava medeniyyet târîhinde de yetifldirdim. Bütün bu müddet zarf nda, hem müslimânlarla temâs ediyor, hem de elime geçen Arabî kitâblar okuyordum. kinci Cihan Harbinde, Japonlar Endonezya adalar n iflgâl etdiler. Beni esîr ald lar. Harb bitinceye kadar süren çok zahmetli bir esâret hayât ndan sonra, tekrar Hollandaya döndüm ve Amsterdamda Tropical müzesinde kendime bir ifl buldum. Burada tekrar islâmiyyet üzerine çal flma a bafllad m. Benden, Cavadaki müslimânlar anlatan küçük bir kitâb yazmam istemifllerdi. Bu ifli de ele alarak temâmlad m seneleri aras nda, Pâkistândaki müslimânlar hakk nda etüd yapmak üzere, beni oraya gönderdiler. O zemâna kadar yukar da da söyledi im gibi, yaln z Avrupa dillerinde islâmiyyet hakk nda ç - kan eserleri okumufldum. Pâkistâna var p, Pâkistânl müslimânlarla temâs edince, slâmiyyeti büsbütün baflka bir fleklde görme- e bafllad m. Lahorda müslimân dostlar mdan beni câmi lerine götürmelerini ricâ etdim. Bunu memnûniyyet ile karfl lad lar ve beni bir Cum a nemâz na götürdüler. bâdeti büyük bir dikkat ile 188
189 seyr etdim ve dinledim. Üzerimde o kadar büyük bir te sîr yapd ki, âdetâ kendimden geçdim. Art k kendimi müslimân olmufl kabûl ediyor, müslimânlar n ellerini bir kardefl olarak s k yordum. Câmi deki hissiyât m, 1955 y l nda (Pâkistan Quarterly) mecmû as n n 4. say s nda flöyle nakl ediyordum: (Bu sefer, dahâ küçük bir câmi e gitdik. Bu câmi de çok iyi ingilizce bilen ve Pençab Üniversitesinde profesörlük yapan bir âlim va z verecekdi. Kendisi va z verirken onu dinleyenlere: (Bugün aram zda uzak bir yerden, Hollandadan gelmifl bir müslimân kardeflimiz var. Onun da iyi anlamas için urdu diline dahâ fazla ngilizce kelimeler kar fld raca m) dedi ve çok güzel bir va z verdi. Ben dikkat ile dinledim. Va z bitdikden sonra, câmi den ayr lmak isterken, beni oraya getiren Allâme Sâhib, beni dikkat ile seyr eden müslimân kardefllerin, benim de bir fleyler söylememi arzû etdiklerini, kendisinin benim söyleyeceklerimi Urdu diline terceme edece ini bana bildirdi. Bunun üzerine ben de onlara flunlar söyledim: (Ben tâ uzakdan, Hollanda ismli memleketden geliyorum. Orada bulundu um yerde çok az müslimân vard r. Bu adedi az olan müslimânlar size selâmlar n bildirme e beni me mûr etdiler. Sizin istiklâlinizi kazanm fl olman za ve böylece dünyâda yeni bir müslimân devleti dahâ kurulmufl bulunmas na çok seviniyorum. Yedi sene evvel kurulmufl olan Pâkistân, vaz yyetini temâmiyle sa lamlafld rma a muvaffak olmufldur. Bafllang çda çekdi iniz birçok müflkilâtdan sonra, art k memleketiniz ferâha kavuflmufldur ve sür at ile terakkî etmekdedir. Pâkistân n âtîsi, gelece i çok parlakd r. Ben memleketime döndü üm zemân, vatandafllar - ma sizlerin ne kadar nâzik, kibâr, cömerd ve misâfirperver oldu unuzu uzun uzad ya anlataca m. Bana karfl gösterdi iniz büyük muhabbeti hiç bir zemân unutm yaca m). Bu sözlerimi Allâme Sâhib, urdu diline terceme edince, câmi deki bütün müslimânlar n yan ma koflarak, ellerimi s kma a ve beni tebrîk etme e bafllad klar n büyük bir zevk ile gördüm. Kalblerinden gelen bu candan kardefllik tezâhürü, beni son derece mesrûr etdi. Ben art k temâmiyle müslimân kardefller câmi as na girdi imi görüyor ve kendimi çok bahtiyar his ediyordum.) Pâkistânl müslimân kardefller, bana islâmiyyetin yaln z nazariyyelerden ibâret olmad n gösterdiler ve isbât etdiler ki, islâmiyyet her fleyden önce ahlâk güzelli idir ve bir insan n iyi bir müslimân olmas için, çok temiz ahlâkl olmas lâz md r. fiimdi ikinci süâle, ya nî (sizi islâmiyyete en çok ne çekdi?) süâlinize cevâb vereyim: 189
190 Beni müslimân olma a sevk eden ve bütün kalbimle slâm dînine ba l yan husûslar flunlard r: 1) Tek Allah n varl. slâmiyyet, bir tek büyük hâl k tan r. Bu büyük yarat c ne do mufldur, ne do urur. Bir tek yarat c ya inanmak kadar mant kî ve ma kûl ne vard r? En basît düflünceli bir insan bile, bunu do ru bulur ve buna îmân eder. smi Allah olan bu tek büyük yarat c, en büyük ilmin, en büyük hikmetin, en büyük kudretin ve en büyük güzelli in sâhibidir. Merhamet ve flefkati de sonsuzdur. 2) Allahü teâlâ ile kul aras nda kimsenin bulunmay fl. slâmiyyetde kul, rabbi ile karfl karfl ya gelir ve do rudan do ruya Ona ibâdet eder. Allahü teâlâ ile kul aras na, kimsenin girmesine lüzûm yokdur. nsanlar, gerek dünyâda, gerek âhiretde yap lmas gereken husûslar, Allahü teâlân n kitâb olan Kur ân- kerîmden, hadîs-i flerîflerden ve islâm âlimlerinin kitâblar ndan ö renirler. Yapd klar ifllerin hesâb n yaln z Allahü teâlâya verirler. Bir insan ancak Allahü teâlâ mükâfâtland r r veyâ cezâland r r. Allahü teâlâ, hiçbir kulunu, yapmad bir iflden mes ûl tutmaz ve hiçbir kuluna yapam yaca bir ifli emr etmez. 3) slâmiyyetdeki büyük merhamet. Bunun en aç k ifâdesi, Kur ân- kerîmdeki (Zor ile müslimân yapmak yokdur) meâlindeki âyetdir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, bir müslimân n ilm ö renmek için, îcâb ederse, en uzak yabanc memleketlere gitmesini emr etmekdedir. Müslimânlara, müslimânl kdan evvel gelen hak dinlerin bozulm yan k smlar na hurmet etmeleri de emr olunmakdad r. 4) Hangi rkdan, hangi milletden ve renkden olursa olsun, bütün müslimânlar n kardefl say lmas. Dünyâda, yaln z müslimânl k bu büyük gâyeye vâs l olmufldur. Hac zemân nda, dünyân n her taraf ndan gelen yüzbinlerce müslimân n ayn ihrâm örtüsüne sar larak secdeye kapanmas, bütün müslimânlar n kardefl olduklar n bildiren mu azzam bir ifâdedir. 5) slâmiyyetde maddiyyât ile ma neviyyâta ayn k ymetin verilmesi. Di er dinlerde, yaln z rûhdan, ma neviyyâtdan ve anlafl lmaz ba z garîb husûslardan bahs olunur. Hâlbuki, slâm dîninde hem beden, hem de rûh ayn derecede dikkat nazar na al nm fl, insanlara yaln z rûh temizli i de il, beden temizli i için de lüzûmlu bütün husûslar emr olunmufldur. nsan n rûhî inkiflâf, bedenî ihtiyâc ile birlefldirilmifl ve onun maddiyyât na hâkim olarak, nas l yaflamas îcâb etdi i, gâyet aç k bir sûretde beyân edilmifldir. 190
191 6) slâm n, alkolü ve uyufldurucu maddeleri ve domuz etini harâm etmesi [yasaklamas ]. Kanâ at ma göre befleriyyetin bafl na en büyük felâketleri getiren, alkol ve uyufldurucu maddelerdir. Bunlar men etmesi, slâmiyyetin ne kadar mu azzam bir din oldu unu ve zemân ndan ne kadar ilerde bulundu unu gösterme e kâfîdir. 14 FAZLEDDÎN AHMED OVER NG (Hollanda) fiark medeniyyeti ile ilk münâsebetimin ne zemân bafllad n, kat î olarak ta yîn edemiyorum. Bu irtibât, evvelâ lisân sebebi ile meydâna geldi. Çünki ben flarkl lar n dillerini ö renmek istiyordum ve bundan tahmînen 30 sene önce ya nî dahâ 12, 13 yafllar nda iken, Arabî ö renme e bafllad m. Fekat bana yard m edecek kimse bulamad mdan, bu ifl çok a r gidiyordu. Arabî ö renirken Arablar ve slâmiyyet hakk nda Avrupal lar taraf ndan yaz lm fl ba z kitâblar alm fld m. Bunlar n ço unda slâmiyyet hakk nda tâm ve tarafs z bilgi verildi ini sanm yorum. Buna ra men Muhammed aleyhisselâm hakk nda yaz lan yaz lar, bende Onun flahsiyyetine karfl büyük bir sayg do mas na kâfî gelmifldi. Fekat slâmiyyet hakk nda ö rendi im bilgiler, yanl fl ve noksand. Bana rehberlik edecek kimse de yokdu. Nihâyet elime T.G. Browne taraf ndan yaz lan (History of Persian Literature in Modern Times = Îrân yeni zemân edebiyyât târîhi) isminde mükemmel bir eser geçdi. Bu kitâbda iki nefîs fli r buldum. Bunlardan biri Hât f sfehânînin tercî i bendi, di eri Mohtaflim Kâshânînin heftbendi idi. Hât f n fli rini okurken, ne büyük bir heyecân duydu umu size tasvîr edemem. Bu fli r, karars zl k ve zd râb içinde ç rp nan ve kendisine selâmet yolunu gösterecek mürflid ar yan bir rûhu ne güzel tasvîr ediyordu! Bunu okurken bu büyük flâ irin sanki benden bahs etdi ini, benim hakîkati bulmak için yapd m mücâdeleleri ifâde etdi ini san yordum. fii rin her beytinde beyân edilen fikrleri tabî î aynen kabûl edemiyordum. Fekat afla daki beyt temâmiyle benim düflüncelerime cevâb veriyordu: Yaln z bir O vard r ve Ondan baflka kimse yokdur, Ondan baflka ibâdete lây k hiç bir ilah yokdur. Ben, annemin arzûsuna ve kendi merâk ma da uyarak, din tedrîsât yapan bir yüksek okula kayd olmufldum. Bu mekteb, din dersleri vermekle berâber, müte ass b de ildi. Talebelerin fikrleri- 191
192 ni serbestçe söylemelerine müsâ ade ediliyor ve onlar n fikrlerine karfl büyük bir ehemmiyyet veriliyordu. Verilen din dersleri, ancak bir insan n bilmesi gereken ana bilgilerden ibâretdi. Bütün bunlara ra men, okulun son imtihân nda bana sorulan (Dinler hakk ndaki düflünceniz nedir?) süâline karfl benim ( slâm dînine karfl büyük bir hurmet duyuyorum) diye cevâb vermekli im, her hâlde mekteb müdîrini hayrete düflürmüfldü. O târîhlerde, ben islâmiyyete karfl büyük bir sevgi duymakla berâber, îmân m tâm teflekkül etmemifldi. Dahâ bir fleye karar veremiyordum. O zemâna kadar bana kilisenin telkîn etdi i slâm düflmanl ndan temâmiyle kurtulamam fld m. Bu sefer çok ciddî olarak ve Avrupal yazarlar n kitâblar n n te sîri alt nda kalm yarak, s rf kendi mant k ve düflüncem ile, slâm dînini inceleme e bafllad m. O zemân, ne güzel hakîkatlerle karfl - lafld m! Birçok insanlar n, çocukken kendilerine telkîn edilen dinden uzaklaflarak, müslimânl niçin kabûl etdiklerini anlama a bafllad m. Çünki islâm n birinci ma nâs, insan n kendisi ve dünyâs, Allahü teâlâya hâlis bir îmân ve selâmet içinde olmas, ikinci ma nâs ise, kendisini Allah na temâmiyle teslîm etmesi ve Onun emrlerine itâ at etmesi demekdi. Kur ân- kerîmde bu husûsda yaz l olan fleyleri afla da nakl etme e çal flaca m. Esâs Arabîsinin o muhteflem âhenginden mahrûm kalsa bile, gene bu sözler insan çok cezb etmekdedir. Fecr sûresinin yirmiyedinci âyeti ve devâm nda meâlen, (Ey huzûr içinde olan rûh! Sen Ondan, O da senden râz olarak Allah na dön! Benim [sâlih] kullar m n aras na kat l, benim Cennetime gir!) buyurulmufldur. flte yaln z flu ifâde bile, slâm dîninin, h ristiyanl k ve di er dinler gibi birtak m hurâfelere ba l olmayan tertemiz, dürüst ve hakîkî Allah dîni oldu unu gösterme e kâfîdir. H ristiyanlar n, insanlar n günâhkâr olarak do du u ve yeni do an bir çocu un bile kendisinden evvel gelenlerin günâhlar n tafl d hakk ndaki akîdesine karfl, Kur ân- kerîmde En âm sûresinin yüzaltm fldördüncü âyetinde meâlen, (Herkesin kazand kendisinedir, kimse baflkas n n yükünü [günâh n ] tafl maz) buyurulmufldur. A râf sûresinin k rkikinci âyetinde ise meâlen, (Biz insana ancak gücü yetdi i kadar yükleriz) buyurulmufldur. nsan bunlar okurken, bunlar n, Allah kelâm oldu unu kalbinde duymakda ve müslimânl a seve seve îmân etmekdedir. flte ben böyle yapd m ve Allahü teâlân n en do ru dîni olan islâmiyyeti seçdim ve seve seve müslimân oldum. 192
193 15 Hac LORD EL-FÂRÛK HEADLEY ( ngiliz) (Bir Lord olan Headley Asâletmeab ünvân na sâhibdir. Sir George Allanson, 1855 târîhinde do mufl olup, ngilterenin en eski bir âilesinden gelmifldir. ngilterede birçok mühim siyâsî vazîfelerde bulunmufl, ayn zemânda muharrir olarak da flöhret yapm fld r. Cambridge Üniversitesinden me zûndur senesinde lord pâyesini kazanm fld r. ngiliz ordusunda yarbay olarak vazîfe yapm fld r. Asl mesle i mühendislik olmas na ra men, kuvvetli bir kaleme sâhibdir. (Bir Avrupal n n gözü aç l p müslimân oluyor) eseri, neflr etdi i kitâblar aras nda en meflhûrudur. Lord Headley, 1913 senesinde müslimân olmufl, Hacca gitmifl, fieyh Rahmetullah- Fârûk ad n alm fld r senesinde Hindistân da ziyâret etmifldir.) Niçin müslimân oldum? Belki ba z dostlar m ve arkadafllar m, benim müslimân dostlar m n etkisi alt nda kalarak, müslimân oldu umu zan ederler. Hâlbuki mes ele hiç de böyle de ildir. Müslimânl kabûl etmekli im, uzun seneler süren tedkîk ve tefekkür netîcesidir. Ben, slâm dînini, ancak çok iyi inceledikden ve onun hakk nda tâm bir kanâ at sâhibi oldukdan sonra, müslimânlarla temâs etdim ve onlar n da kendi dinleri hakk nda t pk benim gibi îmân etdiklerini görerek, iyi bir dîne girdi imi anlad m ve çok sevindim. Kur ân- kerîm, bir insan n bütün kalbi ile îmân ederek, islâmiyyeti kabûl etmesini emr eder ve istemiyerek zorla dîne girme- i red eder. Îsâ aleyhisselâm da, kendi havârîlerine, (Her hangi bir yere gitdi iniz zemân oradakiler sizi kabûl etmez ve dinlemezlerse, siz hemen oradan ayr l n, onlar zorlamay n) demifldir. (St. Mark, 6-11) Ben hayâtda birçok muteass b protestanlar gördüm ki, katolik talebe yurdlar na giderek, katolik talebeleri zorla protestan yapma a çal fl yorlard. Bu lüzûmsuz gayretler ve zorlamalar, birçok kavgalara, darg nl klara, anlaflmazl klara sebeb oluyor, insanlar birbirine düflman yap yordu. Ayn ma nâs z iflleri, h ristiyan misyonerler, müslimânlara karfl tatbîk etdiler. Müslimânlar h ristiyan yapmak için, her fleyi göze ald lar. Onlar dürlü dürlü vâs talarla aldatma a çal fld lar. Para, ifl, mevk va d etdiler. Hâlbuki, bu zevall gâfiller bilmi- 193 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-13
194 yorlard ki, Îsâ aleyhisselâm n hakîkî emrlerini en iyi tatbîk ve tasdîk eden din, islâmiyyetdir. H ristiyanl k o kadar bozulmufldur ki, Îsâ aleyhisselâm n telkîn etdi i hakîkî nasrâniyyet ortadan gayb olmufl, onun telkîn etdi i bütün insânî husûslar unutulmufldur. Bunlar, bugün ancak islâmiyyetde vard r. O hâlde, ben müslimân olmakla hakîkî, temiz nasrâniyyete de kavufldum. Çünki Îsâ aleyhisselâm n emr etdi i kardefllik, birbirine ba l l k, merhamet, hüsn-i zan, eli aç kl k, bugünkü h ristiyanlarda de il, ancak müslimânlarda vard r. Size ufak bir misâl vereyim: H ristiyan Atnasyan (athnasian) f rkas, h ristiyanl n esâs n n üç tanr ya (teslîse) inanmak oldu unu ve her hangi bir kimse akl ndan buna karfl ufac k bir flübhe bile geçirse, derhâl mahv olaca n ve e er bir kimse dünyâ ve âhiretde selâmete kavuflmak isterse, muhakkak (Tanr, Tanr n n o lu ve Rûh-ul-kuds) gibi üç ilaha inanmak mecbûriyyetinde bulundu unu tekrarlay p durmakdad r. Baflka bir misâl dahâ: Müslimân oldu um zemân, bana birisi bir mektûb yazd. Bu mektûbda, (Siz, müslimân olmakla mahv oldunuz art k. Sizi kimse kurtaramaz. Çünki, Allah n ilahl na inanm yorsunuz) diyordu. Bu zevall adam, benim art k Allahü teâlâya inanmad m san yordu. Çünki, onun kanâ atine göre, Allahü teâlân n ilah olabilmesi için, muhakkak üçlü olmas lâz m idi. Hâlbuki bu ahmak bilmiyordu ki, Îsâ aleyhisselâm da, temiz nasrâniyyeti teblîge bafllad zemân, Allahü teâlân n bir oldu undan bahs etmifl, hiç bir zemân, Onun o lu oldu unu iddi â etmemifldi. slâmiyyet, (Ancak bir tek Allah vard r) demekle saf nasraniyyetin esâs kâ idesini ortaya koymufldu. Bugün, akl bafl nda olan bir insan n, bir tek Allah n varl na inanmas kadar mant kî bir fley yokdur. Ben, müslimân olmakla hakîkî tek Allaha inan - yorum ve Îsâ aleyhisselâmdan sonra, onun temiz dînine eklenen birçok yalanlar red ediyorum. Bu mektûbu yazan ve onun gibi düflünen insanlara, ancak ac mak lâz md r. Bugün h ristiyanlar, günden güne dinlerini terk ederek ateist (dinsiz) olmakdad rlar. Zîrâ bugünkü h ristiyanl k, normal, kültürlü bir insan art k tatmîn edememekdedir. nsanlar, körü körüne efsânelere inanmamakda, h ristiyanl k akîdelerini flübhe ile karfl lamakdad r. Buna karfl l k, ben bütün hayât m müddetince, hakîkî bir müslimân n, dîninden flübhe etdi ini duymad m. Zîrâ slâm dîni, insanlar n bütün rûhî ve bedenî ihtiyâclar n, en mükemmel ve mant kî tarzda tatmîn etmekdedir. fiuna emînim ki, binlerce h ristiyan erkek ve kad n, slâm dîni- 194
195 ni incelemifl ve onu temâmiyle benimsemifldir. Fekat, resmen müslimân olunca, ifllerini, me muriyyetlerini gayb edecekleri ve ahbâblar taraf ndan alaya al nacaklar korkusuyla bir dürlü müslimân olma a cesâret edememekdedirler. Bizim mekteblerimizde, hâlâ islâmiyyet, Allahü teâlâya inanm yanlar n dîni olarak ö retilmekdedir. Ben bütün arkadafllar m n, ahbâblar m n beni (Rûhu mahv olmufl bir insan) olarak la net edeceklerini göze alarak müslimân oldum ve yirmi senedir slâmiyyete iki elle sar lm fl bulunmakday m. Müslimânl neden kabûl etdi imi böylece k saca anlatd kdan sonra, tekrar edeyim ki, ben müslimân olmakla, ayn zemânda, çok dahâ do ru ve temiz bir Îsevî olma da baflard m. Di er h ristiyanlara da bir misâl olmak isterim. Müslimân olmak, onlar h ristiyanl a düflman yapmaz, aksine onlara hakîkî Îsevîli in ne oldu- unu ö retir ve onlar yükseltir. 16 ABDULLAH ARCH BALD HAM LTON ( ngiliz) (Sir Archibald Hamilton, ngilterenin tan nm fl bir diplomat olup, Birinci Cihan Harbinde deniz subay olarak da vazîfe yapm fld r. Meflhûr bir âileden gelmekde olup, baronet (Baron aday demekdir) ünvân n tafl makdad r senesinde slâm dînini kabûl etmekle flereflenmifldir). Bülu a vâs l oldukdan beri, slâm dîninin sâdeli i ve billûr gibi berrakl, beni dâimâ kendisine cezb etmifldi. Bir h ristiyan olarak do du um ve bir h ristiyan terbiyesi ald m hâlde, bât l akîdelere bir dürlü inanmam fl, dâimâ hakk, hakîkati ve mant, körü körüne inan fllara tercîh etmifldim. Ben, bir tek Allaha, huzûr ve ihlâs ile ibâdet etmek istiyordum. Hâlbuki ne Roma kilisesi (katoliklik), ne de ngiliz kilisesi (protestanl k), bunu bana sa l yam yordu. flte bu sebeb ile beni tâm tatmîn eden müslimânl, vicdân - m n telkînine uyarak kabûl etdim ve ancak ondan sonra, kendimi Allahü teâlân n hakîkî kulu ve dahâ iyi bir insân olarak his etme- e bafllad m. Ne yaz k ki islâmiyyet, birçok h ristiyanlar, câhiller taraf ndan, yanl fl, uyufldurucu ve yalan, uydurma bir din olarak anlat lm fld r. Hâlbuki, Allahü teâlâ indinde hak din islâmiyyetdir. slâmiyyet, kuvvetlinin za îflerle, zenginlerin fakîrlerle birleflmesini sa l yan mükemmel bir dindir. nsanlar iktisâdî bak mdan esâs olarak üç s - n fa ayr l rlar. Bu s n flardan birincisi, Allahü teâlân n birçok 195
196 ni metlerle zengin etdi i kimselerdir. kinci s n f, hayât n kazanmak için çal flmak zorunda olanlard r. Bir de üçüncü s n f vard r. Bu s n fda bulunanlar, kendi kusûrlar olmad hâlde, kâfî derecede kazanam yanlar, iflsiz kalanlar, ifl yapamaz hâle gelenlerdir ki, fakîrlik ve zarûret içindedir. flte slâm, bu üç s n f n da birbiriyle kaynaflmas n sa lar. Zengin olan n fakîre yard m etmesini emr eder. Zilletin, zd rab n ortadan kald r lmas sebeblerini ihsân eder. slâm dîni ayn zemânda insanlar n çal flma kudretine, flahsî gayretine ve ifl görmek kabiliyyetlerine de ehemmiyyet verir. slâm kanûnuna göre sâhibsiz bir erâzîyi fakîr bir çiftçi, belirli bir zemân kendi gayreti ile ifllerse, erâzî onun olur. slâm dîni, y k c de- il, yap c d r. slâm dîni, kumar ve ona benziyen bütün kötü, zararl oyunlar men eder. slâm dîni, insan serhofl eden bütün içkileri de men eder. Hakîkaten dünyâda insanlar n bafl na gelen felâketlerin ço- unun sebebi, kumarla içkidir. Biz müslimânlar, herfleyin kader elinde esîr oldu una inanan kimseler de iliz. slâmda bahs konusu olan (kader), hiç bir fley yapmadan, a z n havaya açarak her fleyi Allahü teâlâdan beklemek demek de ildir. Tâm bunun aksine, Kur ân- kerîmde Allahü teâlâ dâimâ çal flma emr etmekdedir. nsan bütün gayreti ile çal flacak, bütün zâhirî sebeblere yap flacak, ancak ondan sonra Allahü teâlâya tevekkül edecekdir. Çal flmadan önce de il, çal fl rken, baflarabilmek, kazanmak için, Rabbine yalvararak, Ondan yard m bekliyecekdir. slâm n (Hayr ve fier [iyilik ve fenâl k] Allahü teâlâdan gelir) akîdesi, herfleyi Allahü teâlâ yarat r demekdir. slâmiyyetde (Hiç bir fley yapmadan bofl durmak) diye bir fley yokdur. Kader, olacak herfleyi, Allahü teâlân n ezelde bilmesi ve bildiklerini, zemânlar gelince, yaratmas demekdir. slâmiyyet, insanlar n günâhkâr oldu u, günâh ile do du u ve bütün hayât müddetince keffâret verme e mecbûr oldu unu, aslâ kabûl etmez. slâmiyyet, insanlar n, erkek ve kad n olarak, Allahü teâlân n kullar oldu unu, kad n erkek aras nda zekâ, akl, düflünce ve ahlâk bak m ndan mühim fark bulunmad n beyân eder. Ancak, erkekler dahâ güçlü, kuvvetli yarat ld klar için a r, yorucu ifller ve nafaka temîni bunlara verilmifl, kad nlar, dahâ râhat, dahâ nefl eli b rak lmak sûreti ile mes ûd k l nm fld r. slâm n bütün müslimânlar birbiri ile nas l kardefl yapd hakk nda fazla bir fley söylemek istemiyorum. Zîrâ bütün dünyâ müslimânlar n nas l birbirini sevdiklerini, birbirlerine mu âvenet, 196
197 yard m etdiklerini bilir. Müslimânl kda, zengin, fakîr, soylu, köylü, me mûr, iflçi, tüccâr, herkes Allahü teâlân n huzûrunda birdir ve birbirinin kardeflleridir. Ben, hangi müslimân memleketine gitdi isem, kendimi kendi evimde ve kardefllerimin yan nda his etdim. Son olarak flunu söyliyece im: slâmiyyet, insanlar bütün gün boyunca hem dürüst çal flma a ve hem de Allahü teâlâya karfl kulluk, ibâdet vazîfesini yapma a da vet eder. Bugünkü h ristiyanl k ise, insanlar yaln z Pazar günü, güyâ düâ etme e, di er günlerde ise, Allahü teâlây temâmen unutarak, dünyâ ifllerine, günâhlara sevk eder. flte, bütün bunlar için müslimân oldum ve müslimân oldu um için iftihâr ediyorum. 17 CELÂLEDDÎN LAUDER BRUNTON ( ngiliz) (Meflhûr bir âileden gelen ve baronet ünvan n tafl yan Sir Brunton, Oxford Üniversitesinden me zûn olup, neflriyyât ile flöhret yapm fld r.) Bana niçin müslimân oldu umu bildirmek f rsat n verdi iniz için, size minnet borçluyum. Ben, h ristiyan bir anne ve baban n te sîri alt nda büyüdüm. Genç yafl mda, ilâhiyyat ile de meflgûl oldum. Misyonerlerle tan fld m ve onlar n yabanc memleketlerdeki fe aliyyetleri ile yak ndan alâkadâr oldum. Kalbimden onlara yard m arzûsu gelmifldi. Resmen bir vazîfe almadan, onlarla birlikde seyâhate ç kd m. Do rusunu söylemek gerekirse, din dersleri ald - m hâlde, h ristiyanl n (insanlar n günâhkâr olarak dünyâya geldi i ve dünyâda muhakkak çile çekmesi îcâb etdi i) nazariyyesi, bana garîb geliyordu. Bu nazariyyeye isyân ediyordum. Bu sebeb ile yavafl yavafl h ristiyanl kdan nefret etme e bafllam fld m. Zîrâ ben, kendisinde her fleyi yaratabilmek kudreti bulunan Allahü teâlân n yaln z günâhkâr mahlûklar yaratmas n, Onun kudret ve merhametine yak fld ram yor, bunun için, Allahü teâlây böyle tavsîf eden bir dînin hakîkî olam yaca n düflünüyordum. Acabâ baflka dinler bu husûsda ne telkîn ediyor diye, di er dinleri de tedkîk etme e karar verdim. Kalbimde, âdil, merhametli, müflfik bir ilâha büyük bir ihtiyâc duyuyor, böyle bir Allah ar yordum. Acabâ, Îsâ aleyhisselâm n getirdi i hakîkî nasrânî dîni bu muydu? Yoksa Onun telkîn etdi i temiz din, zemânla bozulmufl muydu? 197
198 Bunlar düflündükçe, kalbimdeki flübheler ço al yor, o zemân, bugün mer î olan Kitâb- mukaddesi tekrâr elime al yor, kar fld rma- a bafll yor ve her def as nda içinde birçok eksikler ve anlafl lmaz husûslar bulundu unu görüyordum. Sonunda, bende flu kanâ at hâs l oldu ki, bu kitâb Îsâ aleyhisselâm n yayd hakîkî dînin kitâb de ildir. nsanlar, ncîle birçok yanl fl kâ ideler koymufllar ve Allahü teâlân n do ru kitâb n bozmufllard r. Ben bu kanâ ate vard kdan sonra, art k misyonerle berâber gitdi imiz memleketlerde rastlad m z insanlara, elimizdeki ncîli okuyacak yerde, baflka telkînlerde bulunuyordum. Onlara Tanr, Tanr n n o lu ve Rûh-ul-kuds gibi üçlü tanr dan bahs etmek yerine, insanlarda, beden öldü ü zemân ölmez bir rûh bulundu undan, insanlar bir büyük hâl k n yaratd ndan, bu büyük hâl k n insanlar günâhlar sebebi ile hem bu dünyâda hem de âhiretde cezâland raca ndan, ancak çok merhametli olan bu büyük hâl k n, e er insanlar yapd klar na piflmân olursa, onlar n günâhlar n afv edece inden bahs ediyordum. Gün geçdikçe, art k temâmen tek Allaha inanma a bafllam fld m. Hakîkate tâm varmak için, dahâ derinlere inmek istiyordum. flte bu zemân, islâm dînini tedkîk etme e bafllad m. Bu din, beni o kadar cezb etdi ki, bütün günümü ona vakf etdim. Bulundu um mahal, Hindistânda flehrlerden uzak, kimsenin ismini bile duymad Ichra ad nda bir köydü. Bu köyde yaflayanlar, pek fakîr, pek sefîl tabakadan insanlard. Onlara, s rf Allahü teâlân n r zâs için tek ve merhametli bir hâl k n var oldu unu anlatma a, dünyâda ta kîb etmeleri gereken do ru yolu ö retme e çal fl yordum. Onlar n birbiri ile kardefl olduklar n, temizli e çok ehemmiyyet vermek lâz m oldu unu da ö retme e u rafl yordum. Ne garîb ki, bütün bu ö retme e çal fld m husûslar, h ristiyanl kda de il, ancak müslimânl kda vard ve ben bir h ristiyan misyoner gibi de il, tâm bir müslimân din adam gibi telkînlerde bulunuyordum. Bu ss z, tenhâ yerde ve bu câhil halk aras nda nas l u rafld - m, ne kadar fedâkârl k yapd m, ne gibi müflkilât ile karfl lafld - m size uzun uzad ya ifâde edecek de ilim. Bütün düflüncem, bu zevall insanlar rûhen ve bedenen temizli e kavufldurmak, onlara büyük bir hâl k n varl n ö retmekden ibâretdi. Yaln z kald m zemân, Muhammed aleyhisselâm n hayât n inceliyordum. Onun hakîkî hayât hakk nda ngilizce pek az kitâb yaz lm fl ve Onu tenkid etmek, lekelemek ve bu büyük Peygamberi yalanc l kla ithâm etmek için, h ristiyanlar taraf ndan ne yap lmak lâz msa yap lm fld. Fekat, ben flimdi bu düflmanca yaz l 198
199 kitâblar n te sîrleri alt nda kalmadan, islâmiyyeti tâm bir insâf ile inceliyordum. Bu tedkîklerim sürdükce, islâmiyyetin, tek Allah ve hakîkati en do ru olarak ortaya ç karan hak din oldu unu kabûl etmek lâz m geldi ini iyice anlad m. Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem gibi bir büyük Peygamberin, insanl a yapd hizmetleri ö rendikce, Onun peygamberli ini inkâr etmenin imkân yokdu. O muhakkak Allahü teâlân n Resûlü idi. O ancak; Allahü teâlân n lutfü ile, vahflet ve cehâlet içinde yaflayan, birçok putlara tapan, hurâfelere inanan, yar ç plak bir hâlde, birçok kad nlarla hayvanca bir hayât süren Arablar, k sa bir zemân içinde, Allahü teâlâya îmân eden, medenî, temiz, dürüst, kad na hak tan yan, iyi ve yumuflak huylu insanlar hâline getirdi. Bir insan, Allahü teâlân n lutfü, yard m olmadan böyle birfleyi hiç bir zemân baflaramaz. çinde birkaç yüz kifli bulunan bu köyde, benim ne kadar zahmet çekerek u rafld m ve hâlâ bu zevall insanlar do ru yola sokamad m düflündükçe, Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem in eseri, gözümde gitdikce dahâ büyüyordu. Hay r, ancak Allahü teâlân n Resûlü böyle bir ifli baflarabilirdi. Onun Peygamberli ine cân ve gönülden inanmak lâz md. slâm dîninde bulunan, dahâ pek çok güzel husûslardan ayr ca bahs etme e lüzûm görmüyorum. Çünki, Allahü teâlây ve Muhammed aleyhisselâm n peygamberli ini kabûl etdikden sonra, art k bir insan müslimân olmufl demekdir. O günlerde, müslimân bir Hindli beni ziyârete gelmifldi. Mian Amiruddîn ismindeki bu kibar zât ile slâm dîni üzerinde uzun uzad ya mubâheseler yapd k. Bu konuflmalar bana son cesâreti verdi ve müslimân olma kabûl etdim. Ben, müslimânl n hakîkî Allah dîni oldu una, sâdeli ine, afv ve flefkatine, samîmiyyetine, müslimânlar birbirine kardefl sayd - na ve birgün bütün dünyây birbirine ba l yaca na inan yorum. Art k hayât m n sonuna vâs l oldum. Bundan sonra, ölünceye kadar kendimi islâmiyyete hizmet etme e adad m. 18 Prof. Baron HÂRÛN MUSTAFÂ LEON ( ngiliz) (Prof. Baron Leon, ngilterenin tan nm fl meflhûr bir âilesinden olup, baron pâyesini hâizdir. Felsefe doktoru ve baflka ilmî ünvanlar sâhibi olan Prof. Leon, 1882 senesinde müslimân olmufldur. Kendisi Avrupada ve Amerikada birçok ilm cem iyyetlerinin 199
200 a zâs bulunmakdayd. Bilhâssa lisân ve edebiyyât sâhas nda büyük ihtisâs sâhibi olan Prof. Leon, (Isle) mecmû as nda ( nsan lügat etimolojisi) isminde neflriyyât ile bütün dünyân n dikkatini üzerine celb etmifldi. Amerikadaki Potomac Üniversitesi bu neflriyyât üzerine kendisine ( lmler Masteri = Master of Sciences) ünvân n verdi. Prof. Leon, ayn zemânda bir geoloji mütehass s d r. Birçok tan nm fl müesseselerin da vetlisi olarak, bu sâhalarda da k ymetli konferanslar vermifldi de kurulmufl olan (Milletler Aras Lügat, lm ve Güzel San atlar = Société nternationale de Philologie, Science et Beaux-Arts) Cem yyetinin umûmî kâtibli- ine seçildi. (The Philomeths) isminde mecmû a ç karma a bafllad. Prof. Leona, Sultan kinci Abdülhamîd, Îran fiâh ve Avusturya mperatoru taraf ndan birçok niflanlar verilmifldir.) slâm dîninin en mükemmel esâslar ndan biri, bu dînin müslimânlardan hiç bir zemân akl n ermedi i bir fleyi taleb etmemesidir. slâmiyyet temâmen akla ve mant a uygun olarak teblîg edilmifl bir dindir. Di er dinler ise, insanlardan bir dürlü anl yamad klar, akllar na s mayan, inanamad klar i tikâdlar zorla kabûl etmelerini istemekdedir. H ristiyanl kda bu husûsda ancak kilisenin otoritesi, hâkimiyyeti müessir olmakdad r. Hâlbuki müslimânlara, her fleyi akl ile araflt rmas ve ancak ondan sonra îmân etmesi emr olunmakdad r. Muhammed aleyhisselâm, flöyle buyurmakdad r: (Allahü teâlâ, akla ve mant a muvâf k olmayan hiç bir fley yaratmam fld r). Di er bir hadîs-i flerîfde ise flöyle buyurmakdad r: (Ben size kat î olarak söylüyorum ki, herhangi bir insan nemâz k lsa, oruc tutsa, zekât verse, hacca gitse de ve dînin îcâb bütün husûslar yapsa bile, ancak Allahü teâlân n ona ihsân etdi i akl ve mant kullanma derecesine göre mükâfâtland r l r.) Îsâ aleyhisselâm n neflr etdi i temiz dinde de, buna benzer kâ ideler vard. Meselâ, (Her fleyi önce tercibe et! Ancak iyi olan kabûl et) gibi. Fekat zemânla bunlar unutuldu. Kur ân- kerîmde Cum a sûresinin beflinci âyetinde meâlen, (Kendileri Tevrât ö renmek ve mûcibi ile amel etme e me mûr olduklar hâlde, onun ile amel etmiyen kimselerin hâli, s rt na kitâb yüklenmifl merkebin hâli gibidir) buyurulmakdad r. Alî rad yallahü anh flöyle buyuruyor, (Dünyâ karanl kd r. lm nûrdur! Fekat, do ru olm yan bilgi ancak gölgedir.) Müslimânlar, ( slâmiyyet, hakîkatin tâ kendisidir) diye îmân etmekde, slâm n nûrunun ancak ilm ve mant k sâyesinde parlad - n, bu bilginin ancak hakîkat ile meydâna geldi ini, bu hakîkati ise, insanlar n ancak Allahü teâlân n vergisi olan akl- selîm ile 200
201 meydâna ç kard klar n söylemekdedirler. Allahü teâlân n insanlara büyük bir lutf olarak gönderdi i son peygamberi Muhammed aleyhisselâm, vefât na kadar, onlara tutacaklar do ru yolu göstermifldi. Son günlerinde flöyle bir hâdise cereyân etdi: Muhammed aleyhisselâm vefât ndan birkaç gün evvel, bafl n sevgili zevcesi Âiflenin rad yallahü teâlâ anhâ dizlerine dayam fl, dalg n bir hâlde istirâhat ediyordu. Medînede bütün halk Resûlullah n hastal na üzülmüfl ve onun gün geçdikce kuvvetden düfldü- ünü görünce, büyük bir ümmîdsizli e kap lm fld. Erkekler, kad nlar, çocuklar, hüngür hüngür a l yorlard. A layanlar aras nda beyâz saçl, solgun benizli, yafll muhâribler de vard. Peygamberimiz Muhammed Mustafâ el-emîn sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, onlar n kumandan, rehberi, lideri, dostu, çoban, s rdafl, fekat her fleyden evvel, teblîg etdi i islâmiyyet sâyesinde onlar karanl kdan hakîkat nûruna kavuflduran büyük Peygamberi idi. slâmiyyet ile birlikde onlara huzûr ve emniyyet getiren bu mubârek Peygamber sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem art k onlara vedâ etmekde idi. Peygamberimiz ölüyor diye düflündükçe kalbleri bir demir k skaçla s k l yor, gözlerinden yafllar dökülüyor, büyük bir ümmîdsizli e kap l yorlard. Nihâyet her fleyi göze alarak, bu ümmîdsizlik içinde Onun huzûruna ç kd lar. Gözlerinden yafllar ak tarak: (Yâ Resûlallah sallallahü aleyhi ve sellem! Sen çok hastas n. Olabilir ki, Allahü teâlâ seni huzûruna ça racakd r ve bizden ayr lacaks n. O zemân, biz sensiz ne yapar z?) diye sordular. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, (Elinizde mürâceat için Kur ân- kerîm vard r) buyurdu. (Yâ Resûlallah sallallahü aleyhi ve sellem, Kur ân- kerîmin birçok ifllerde bize rehber olaca muhakkakd r. Fekat e er arad m z orada bulamazsak ve sen de bizden ayr lm fl isen, kim bizim rehberimiz olacak?) dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem onlara, (Size söylediklerim gibi hareket ediniz!) buyurdu. (Yâ Resûlallah sallallahü aleyhi ve sellem! Sen bizden ayr ld kdan sonra, büsbütün yeni ba z mes eleler meydâna ç kar ve senin hadîslerin içinde bunlar hakk nda bir fley bulamazsak ne yapar z?) diye sordular. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, mübârek bafl n yavafl yavafl yasd kdan kald rd ve onlara flu sözleri söyledi: (Allahü teâlâ, her kuluna flahsî bir rehber vermifldir. Bu rehber, akl- selîmi ve vicdân n bulundu u kalbidir. E er bu rehberi iyi ve do - 201
202 ru olarak kullan rsan z, hiç bir zemân do ru yoldan ayr lmazs n z ve Allahü teâlân n rahmetine kavuflursunuz!). ( stefti kalbek, Feinnehâ teskünü bil-halâl). flte, seçmifl olmakla iftihâr etdi im, islâm dini. Bu din, tâm akl ve mant k üzerine kurulmufl hakîkî Allah dînidir. Mâlu mülke olma magrûr, deme var m ben gibi! bir muhâlif yel eser, savurur harman gibi. 19 WILLIAM PICKHARD ( ngiliz) Bir hadîs-i flerîfde, (Her çocuk müslimânl a uygun ve elveriflli olarak do ar. Bunlar sonradan analar, babalar yehûdî, h ristiyân veyâ mecûsî yapar) buyurulmakdad r. Ben de, o hâlde, müslimân olarak do mufldum. Ancak, bunun böyle oldu unu anlamakl m için, aradan birçok seneler geçdi. Ben dahâ çocukken, geçmifl zemânla çok ilgilenirdim. Üniversiteyi bitirdikden sonra, muharrirli e bafllad m. O zemânlar tan nm fl bir yazar de ildim. Ne olaca m da belli de ildi. Bana h ristiyân olarak, Allah ve Allaha ibâdet etmek hakk nda ba z fleyler ö retmifllerdi. Ben, yaln z onlar n ö retdiklerine de il, târîhde okudu um, kibarl k ve cesâret nümûnesi olan her flahsiyyete karfl, âdetâ ibâdete benzer bir râb - ta duyuyordum. Nihâyet bana, o zemânlar ngilterenin bir müstemlekesi olan Ugandada bir me mûriyyet verildi. Afrikaya gidince, burada hayât n büsbütün baflka oldu unu gördüm. Buradaki insanlar n yaflama tarz, dünyâda zuhûr eden hâdiselere karfl teessürleri, birbirlerine karfl olan mu âmeleleri, ngilterede düflündü üme ve tahmîn etdi ime hiç uymuyordu. Buradaki insanlar, çok ibtidâî ve güç olan hayât tarzlar n ve karfl lar na ç kan dürlü dürlü müflkilât büyük bir tevekkül ile karfl l yorlar, en ümmîdsiz zemânlarda bile, nefl elerini gayb etmiyorlar, kendileri ne kadar fakîr olursa olsun, birbirlerine yard m etmekden çekinmiyorlard. Onlar birbirlerine, bizim gibi insanlar n anl yam yaca bir sevgi ve flefkat ile ba lanm fllard. fiark, esâsen beni okulda çok ilgilendirmifldi. Cambridge de (Bin bir Gece) masallar n zevkle okumufldum. fiimdi Afrikada hakîkî flarkl yan nda, bu kitâb tekrâr elime ald m. Ugandada geçirdi im bu güç ve zor hayât, beni flarkl lara yavafl yavafl yaklafld rd. fiimdi binbir gece masallar n okurken, onlar Ugandal lar ile mukâyese ediyor ve âdetâ onlarla birlikde yafl yordum. Ben art k buradaki hayâta al flm flken, Birinci Cihân Harbi 202
203 patlak verdi. Asker olmak için alâkal makâma mürâca at etdi im zemân, s hhatimin bozuklu undan dolay beni askere almad lar. S hhatim biraz düzelince, tekrâr baflvurdum. Bu sefer beni kabûl etdiler ve Fransaya, Alman cebhesine yollad lar deki korkunç Somme muhârebelerine kat ld m. Bu muhârebelerde yaraland m ve Almanlara esîr düfldüm. Almanlar beni Almanyaya götürüp orada hastahâneye yat rd lar. Bu hastahânede çok korkunç fleyler gördüm. nsanlar bu harbler yüzünden ne kadar perîflân oluyorlard. Hastahâneye birçok rus esîrleri getirmifllerdi. Bunlar dizanteriden bitkin bir hâle düflmüfllerdi. Almanyada yiyecek vaz yyeti çok kötü idi. Esîrlere, hastalara kâfî yiyecek veremiyorlard. Ben açl kdan k vran yordum. Sa kolumdaki ve sa baca- mdaki yara bir dürlü iyileflmiyordu. Çolak ve kötürüm olmufldum. Almanlara baflvurarak, bu hâlimle art k hiçbir zemân muhârib olarak bir ifle yaram yaca mdan, sviçredeki esîr mübâdele komisyonu vâs tas ile beni memleketime göndermelerini ricâ etdim. Almanlar muvâfakat etdiler. Beni sviçreye yollad lar. sviçrede beni tekrâr hastahâneye yat rd lar. Kolum, baca m ifle yaramaz hâle gelmifldi. fiimdi ben ne olacakd m? Hayât m nas l kazanacakd m? Bunlar düflündükce, sonsuz bir ümmîdsizli e kap l - yordum. flte, tâm bu rûh hâleti içinde iken, akl ma Ugandada sat n ald m bir kitâbda okudu um, Kur ân- kerîmden al nm fl ba z tesellî edici âyetler geldi. O zemân ben bunlar büyük bir alâka ve çok muhabbet ile okumufl, tekrâr okumufl ve hemen hemen ezberlemifldim. Bunlar kalbimden geçirme e ve her gün birçok def alar tekrâr etme e bafllad m. O zemân, kalbime bir ferâhl k çöküyor, ümmîd kap lar aç lma a bafll yordu. Hakîkaten de öyle oldu. sviçreli doktorlar, beni bir kerre dahâ ameliyyât etdiler. Baca m düzelme e bafllad. Ben bunu Kur ân- kerîme borçluydum. Yürüme e bafllar bafllamaz, ilk iflim hemen bir kitâbevine giderek, Savarynin bir Kur ân- kerîm tercemesini sat n almak oldu. [Bu kitâb, hâlâ benim en k ymetli bir arkadafl md r.] Bu sefer Kur ân- kerîm tercemesini bafldan afla okuma a bafllad m. Okudukca kalbim ferâhl yor, rûhum yükseliyor, sanki mu azzam bir nûr kitlesi derûnuma nüfûz ediyordu. Aya m temâmiyle düzelmifldi. Fekat sa kolum hareketsiz kalm fld. Bunun üzerine Kur ân- kerîmin emr etdi i gibi, Allahü teâlâya tevekkül ederek, sol elimle yazma ö rendim. Bu tevekkül sâyesinde, bu ifl çok kolay oldu. Sol elimi kullanma ö renince, ilk yapd m ifl, sol elimle Kur ân- kerîmin âyetlerini yazma a bafllamak oldu. Vaktiyle bir islâm kitâb n okurken, oradaki bir hikâye üzerimde büyük bir te sîr yapm fld. Bu hikâyede, bir mezârl kda, kabrlerin yan nda 203
204 kalm fl bir gencin, etrâf ndakilerin hiç fark na varmadan ve nerede oldu unu da düflünmeden Kur ân- kerîm okudu undan bahs olunuyordu. flte ben de, kendimi onun yerine koyuyor, kendimi Allahü teâlân n lutfuna teslîm ediyor ve Kur ân- kerîm okuyordum. Ya nî art k ben müslimân olmufldum senesinde Londraya döndüm senesinde Londra Üniversitesinde Arabî dersleri alma a bafllad m. Birgün bana Arabî ö retmenim Irakl Bay Belflah, Kur ân- kerîmden bahs etdi. ( nan p inanmamakda serbestsiniz. Fekat onun çok enteresan ve tedkîk etme e lây k bir kitâb oldu unu göreceksiniz) dedi. Ben ona, (Kur ân- kerîmi biliyorum, onu okudum ve hem de çok okudum ve ona inan yorum) deyince, hayretler içinde kald. Birkaç gün sonra beni Notting Hill Gatede bulunan Londra câmi ine götürdü. Bir sene kadar oradaki ibâdetlere ifltirâk etdim senesinde resmen müslimân oldum. fiimdi 1950 senesindeyiz. Bugüne kadar islâmiyyetin emr etdi i her husûsa iki elle sar ld m ve bundan büyük bir lezzet duydum. Allahü teâlân n kudretinin, rahmetinin ve inâyetinin hudûdu yokdur. Hayât yolunda bizim tafl yabilece imiz ve öteki dünyâya da götürebilece imiz biricik servet, Allahü teâlâya hamd ve senâ etmek, [Ona minnet bildirmek] ve O yüce kudret sâhibine sevgi ile ba lanmak, Ona ibâdet etmekdir. 20 Bayan MES ÛDE STEINMANN ( ngiliz) Müslimânl k kadar kolayca anlafl labilen ve insâna cesâret veren baflka bir din yokdur. Hayâtda, insan rûhunu râhat ve huzûra kavuflduran, insana, hâlinden memnûn olarak yaflama ihsân eden ve onu öldükden sonra ebedî se âdete ve selâmete ulafld ran biricik din, islâmiyyetdir. nsan, Allahü teâlân n yaratd muhtelif mahlûklardan biridir. Muhakkak, di er mahlûklarla aras nda bir ba vard r. nsan, Allahü teâlân n yaratd en mükemmel bir mahlûkdur. Ona böyle fazîlet veren, onda bir rûh olmas d r. nsan n rûhu, onu dâimâ dahâ yükseklere götürme e gayret eder. Rûhu temizliyen ve besliyen ise ancak dindir. Acabâ insan ile onu yaratan büyük kudret sâhibi aras nda ne gibi bir râb ta vard r? Bunu flübhesiz din bildirmekdedir. Ben din hakk nda muhtelif âlimlerin neler söylediklerini tedkîk etdim. Afla da birkaç misâl veriyorum: 204
205 Carlyle in (Kahramanlar ve Kahramanlara Tap nanlar) eserinden: (Bir insan n dîni, onun kalbinin îmân etdi i bir husûs, onun en bâriz bir s fat d r. Din öyle bir fleydir ki, insan n do rudan do ruya kalbine gider. Onun dünyâdaki fe âliyyetlerini ayarlar. Ona vazîfelerini bildirir. Gidece i yolu gösterir ve onun âk betini (sonunu) ta yîn eder). Chesterton un, (Düflünülecek Olursa) kitâb ndan: (Din, bir insan n, kendinin veyâ baflkalar n n varl nda neler bulundu u hakk nda elde etdi i en yüce gerçe i ifâde eder). Ambroce Bierce nin (fieytan n Sözlü ü) eserinden: (Din, insanlara, bilmedikleri birçok fleyleri ö reten, onlara hem korku, hem ümmîd afl layan bir kaynakd r). Edmude Burke un, (Fransa htilâli) ismindeki kitâb ndan: (Bütün hakîkî dinlerin emr etdi i husûs, Allahü teâlân n emrlerine itâ at, Onun dînine hurmet ve i tibâr ve böylece mümkin oldu u kadar Onun r zâs na yaklaflmakd r). Swedenborg un (Hayat Doktrini) eserinden: (Din demek, iyilik yapmak demekdir. Dînin varl iyilikdir.) James Harrigton un (Okyanus) kitâb ndan: ( ster ondan korksun, isterse ondan tesellî bulsun, dünyâda herkesin az veyâ çok, dinle irtibât vard r.) Dünyâda herkes birçok def alar bilmedi i, anl yamad, îzâh edemedi i husûslarla karfl lafl r. flte bunlar ona îzâh eden, ona tâm bir îmân, i timâd bahfl eden, ancak dindir. Ben niçin islâm dîninin dünyâdaki dinlerin en mükemmeli ve hak din oldu una inan yorum? Bunu flöyle îzâh edeyim: Her fleyden önce, islâm dîni yüce, bir tek Allahdan baflka tanr olmad n, Onun do mad n ve do urmad n ve Ona benzer baflka hiç bir hâl k bulunmad n bildirir. Allahü teâlân n varl n, birli ini, azametini ancak Allahü teâlâya yak fl r bir azamet ile bildiren baflka hiç bir din yokdur. Kur ân- kerîmde Hûd sûresinin dördüncü âyetinde meâlen, ([Ey kullar m], dönüflünüz ancak banad r. Allah her fleye kâdirdir) buyurmakda, srâ sûresinin elli beflinci âyetinde meâlen, (Allahü teâlâ, göklerde ve yerde olan mahlûkât n hâllerini en iyi bilendir) buyurmakda ve Kur ân- kerîmin di er bütün sûrelerinde dâimâ Onun (tek hâl k oldu undan), (dâimî oldu undan), (sonsuz oldu undan), (her fleyin Ona ma lûm oldu undan), (en do ru hükmü veren hâkim oldu undan), (en büyük yard mc oldu undan), (en merhametli bir hâl k 205
206 oldu undan), (en büyük afv edici oldu undan) bahs edilmekdedir. Bunlar okudukça, insan n Allahü teâlâya nas l çekildi ini, Onun karfl s nda nas l eridi ini ve Onun lutfüna nas l s nd n size ta rîf edemem. Kur ân- kerîmde, Allahü teâlâ Hadîd sûresinin onyedinci âyetinde meâlen, (Biliniz ki, Allahü teâlâ yer yüzünü [kurakl kla] öldürdükden sonra [ya murla] diriltir. [Ölü kalbleri de zikr ve tilâvetle diriltir.] Akl edersiniz diye bunlar aç k deliller ile size beyân etdik) buyurmufldur. Nâs sûresinde de, meâlen, ([Ey Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem!] Söyle ki, ben insanlardan ve cinden, insan n gönlüne vesvese veren fleytân n flerrinden, insanlara muhtâc olduklar fleyleri gönderen ve onlar korkulu fleylerden koruyan ve ibâdet olunma a hakk olan mâlikime s n r m) buyurmufldur. Bu yüce sözleri okuyunca, insan nas l olur da, bu büyük hâl ka inanmaz ve Ona s nmaz? Bütün bunlar, insan n hayâtda kald müddetce, üzerinde onu koruyan çok merhametli bir hâl k n bulundu unu his ederek, râhata kavuflmas ve do ru yolu tutmas için kâfî gelmez mi? slâm, en do ru bir din oldu unu ve kendisinden evvel gelen dinlerin bütün do ru k smlar n kendisinde toplad n aç kça bildirir. slâmiyyetin en büyük kitâb olan Kur ân- kerîmde yaz l bütün husûslar n, sâde, aç k ve herkes taraf ndan anlafl l r mant kî esâslar oldu unu söyler. Bunlar çok do rudur. Hakîkaten, e er Allahü teâlâ ile kul aras nda âhenkli bir münâsebet te sîs etmek, cismânî [bedenle ilgili] ve rûhânî husûslar âhenkli tarzda birbiri ile birlefldirmek, dünyâda ve âhiretde huzûr içinde kalmak istiyorsak, muhakkak islâm dînini kabûl etmemiz lâz md r. Ancak slâmiyyet sâyesinde rûhen ve bedenen tekâmül ederiz. H ristiyanl k ancak rûhiyyat, vicdan ile meflgûl olur ve her bir h ristiyan n üzerine onun tafl yam yaca kadar a r ma nevî, vicdânî yükler koyar. H ristiyanl k, insan bir günâhkâr olarak kabûl eder ve ondan, onun anl yam yaca ve hiç bir mant a s m yan keffâretler ister. Hâlbuki islâm dîni, yaln z sevgi üzerine kurulmufldur. H ristiyanl kda çok derin ilm adamlar, insanlar n de iflik rûh hâletlerini inceleyerek, onlar n üzerine yüklenmifl olan bu a r yükler aras nda belki bir parçac k Allah sevgisi bulabilir. Fekat bunlar da, bugünkü h ristiyanl kda bu sevgi parçac n n bile birçok hurâfeler alt nda nas l büsbütün gayb oldu unu görerek üzülürler. Coleridge bir kitâb nda, (H ristiyanl fazla seven bir kimsenin, yavafl yavafl h ristiyanl kdan uzaklaflarak, kiliseyi dahâ fazla sevmesi ve sonunda kendini en fazla sevmesi bir hakîkatdir) 206
207 demekdedir. Hâlbuki slâmiyyet bize, Allahü teâlây saymam z, sevmemizi, yaln z Onun emrlerine uymam z, bir yandan da, kendi akl m z ve mant m z kullanmam z emr etmekdedir. H ristiyanl kda bir mikdâr hakîkat kalm fld r. slâmiyyetde ise, herfley hakîkat üzerine kurulmufldur. Kur ân- kerîmde, Allahü teâlâ, hangi rkdan, hangi renkden olursa olsun, bütün kullar na Yûnus sûresi yüzsekizinci âyetinde meâlen flunu beyân buyurmufllard r: (de ki, Ey insanlar! Rabbinizden size hakîkat gelmifldir. Do ru yola giren ancak kendi kazanc için girmifl ve sap tan da kendi zarar na olarak sap tm fld r. Ben sizin bekçiniz de ilim). Ben bütün bunlar okudukdan ve Kur ân- kerîmin ma nâs n iyice kavrad kdan sonra, islâmiyyetin her dürlü düflüncelerime en do ru cevâb verdi ini gördüm, seve seve müslimân oldum. slâmiyyet bana hakîkî yolu gösterdi ve cesâret verdi. Dünyâda huzûr ve râhata kavuflmak ve âhiretde selâmete eriflmek için, müslimân olmakdan baflka bir tarîk [yol] yokdur. 21 Bayan MAV fi B. JOLLY ( ngiliz) Ben ngilterede h ristiyan olarak do dum. Vaftiz edildim ve bugün elimizde bulunan ncîlde yaz l olanlar ö renerek büyüdüm. Çocukken kiliseye gitdi im zemân, muhtelif fl klar, minberde yanan mumlar, müzik, günnük kokular ve muhteflem elbiseler giymifl râhibler, üzerimde büyük bir te sîr yap yordu. Ma nâs n hiç anl yamad m düâlar okunurken, bunlar n âhengi beni ürpertiyordu. San r m ki, bu çocukluk zemân mda, ben koyu bir h ristiyand m. Fekat, zemân geçdikce ve benim tahsîl derecem yükseldikce, kafamda ba z sü aller hâs l olma a bafllad. O zemâna kadar tam inand m h ristiyanl k dîninde, ba z noksanlar bulma a bafllad m. Gün geçdikce içimdeki flübhelerin artd n görüyordum. Yavafl yavafl h ristiyanl kdan uzaklaflma a bafllad m. Art k, hiç bir dîne inanm yordum. Kilisenin çocukken beni kendisine hayrân eden o muhteflem manzaras, bir hayâl gibi gözümün önünden uçup gitmifldi. Mektebden me zun oldu umuz zemân, tâm ma nâs ile bir dinsiz (ateist) olmufldum. Fekat, bir müddet sonra, fark na vard m ki, hiç bir fleye inanmamak, insân n rûhunda derin bir ye s, za fiyyet, boflluk b rakmakdad r. nsan n muhakkak bir melce e, bir dayana a ihtiyâc vard r. Bunun için baflka dinleri tedkîk etme e bafllad m. Evvelâ budistli i ele ald m. Onlar n (Sekiz Yol) ad n verdikle- 207
208 ri esâslar iyice tedkîk etdim. Bu (Sekiz Yol)da çok derin felsefe ve çok güzel nasîhatler vard. Ama, insâna ne do ru bir yol gösteriyor, ne de do ru yolu seçebilmek için lüzûmlu bilgileri veriyordu. Bu sefer Mecûsîli i tedkîke bafllad m. Ben üç tanr dan kaçarken, bu dinde de karfl ma birçok tanr ç kd n gördüm. Sonra bu din, o kadar inan lmaz efsâneler, hurâfelerle doldurulmufldu ki, böyle bir dîni kabûl etme e imkân yokdu. Bundan sonra yehûdîli i inceleme e bafllad m. Yehûdîlik benim için yeni bir din say lmazd. Çünki, Kitâb- mukaddesin (Ahd-i Atîk) denilen eski k sm temâmen yehûdîlerin Tevrât ndan al nm fld. Fekat yehûdîlik de beni tatmîn edemedi. Evet, yehûdîler tek Allaha inan yorlard ve ben bunu çok do ru buluyordum. Fekat ondan sonra her fleyi inkâr ediyorlar ve yehûdî dîni, bir rehber olacak yerde, dürlü kar fl k ibâdet fleklleri ve merâsimlerle dolu bir hâl al yordu. Dostlar mdan biri bana ispiritizme ile meflgûl olmam tavsiye etdi. (Rûhlarla konuflmak, din yerine geçer!) diyordu. Bu beni hiç tatmîn etmedi. Çünki, ispiritizmenin insan n kendi kendini hipnotize etmesinden ibâret oldu unu, insan rûhunu hiç bir zemân besleyemiyece ini pek çabuk anlam fld m. kinci Cihân Harbi sona ermifldi. Ben bir ofisde çal flma a bafllad m. Fekat, hâlâ rûhum bir din ar yordu. Birgün gazetede bir i lân gördüm. Îsâ aleyhisselâm n ulûhiyyeti hakk nda bir konferans verilece i ve bu konferansa her dinden adamlar n ifltirâk edebilece i yaz l yd. Bu konferans çok merak etdim. Çünki, orada Îsâ aleyhisselâm n Allah n o lu olup olmad münâkafla edilecekdi. Konferansa kat ld m ve orada bir müslimânla tan fld m. Bu müslimân, kendisine sordu um süâllere o kadar güzel, o kadar mant kî cevâblar verdi ki, o zemâna kadar, hiç akl ma gelmedi i hâlde, islâmiyyet ile meflgûl olma a karar verdim. Müslimânlar n kudsî kitâb olan Kur ân- kerîmi okuma a bafllad m. Bu kitâbda beyân edilen hükmlerin, 20. asrdaki birçok tan nm fl devlet adamlar n n beyânlar ndan çok dahâ yüksek oldu unu, büyük bir hayret ve takdîr ile görüyordum. Bu sözleri hiç bir insan söyliyemezdi. Onun için, vaktîle bize ö retdikleri gibi ( slâm dîni yaland r. Kur ân uydurma bir kitâbd r) sözüne art k inanm yordum. Kur ân- kerîm uydurma bir kitâb olamazd. Bu kadar mükemmel sözleri, ancak insan üstü bir varl k söyliyebilirdi. Ben, hâlâ tereddüd ediyordum. slâmiyyeti kabûl etmifl ngiliz 208
209 kad nlar ile görüfldüm. Onlardan yard m istedim. Bana kitâblar tavsiye etdiler. Bu kitâblar aras nda Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem ile Îsâ aleyhisselâm mukâyese eden (Mohammed and Christ) adl kitâbla, islâm dînini îzâh eden (The Religion of slâm) adl eserler vard. (H ristiyanl n Kaynaklar = The Sources of Christianity) isminde di er bir kitâbda ise, h ristiyanl kda bulunan birçok ibâdetlerin ibtidâî insanlar n ibâdet usûllerinden al nd ve hakîkatde flimdiki h ristiyanl n bir (puta tapmak) dîni oldu u çok aç k bir tarzda anlat l yordu. Kur ân- kerîmi ilk okudu um zemân s k ld m i tirâf ederim. Çünki, içinde pek çok tekrarlar vard. fiunu bilmelidir ki, Kur ân- kerîm insana yavafl yavafl te sîr ve nüfûz eden bir kitâbd r. Kur ân- kerîmi iyi anlamak ve ona ba lanmak için, onu birçok def alar okumak lâz md r. Ben de, okudukça bu mukaddes kitâba ba land m. O kadar ki, her gece, onu okumadan uyuyam yordum. Benim üzerimde en büyük te sîr yapan husûs, Kur ân- kerîmin insanlara mükemmel bir rehber olufluydu. Kur ân- kerîmde bir insan n anl yam yaca tek fley yokdu. Müslimânlar Peygamberlerini kendileri gibi bir insan olarak kabûl ediyorlard. Müslimânlarca, Peygamberlerin di er insanlardan fark, bunlar n çok yüksek akl ve ahlâk sâhibi, günâhs z ve kusûrsuz olmalar idi. Yoksa, onlar n ulûhiyyet ile bir râb talar yokdu. slâm dîni, Muhammed aleyhisselâmdan sonra art k hiçbir Peygamber gelmiyece ini bildiriyordu. Ben buna i tirâz etdim. (Niçin baflka bir Peygamber gelmiyecek?) diye sordum. O zemân, müslimân kad nlardan birisi bana bu husûsu flöyle îzâh etdi, (Müslimânlar n kudsî kitâb olan Kur ân- kerîm, bir insana lâz m olan bütün iyi ahlâk, dînî esâslar, Allahü teâlân n r zâs na kavuflduran yolu, dünyâda ve âhiretde huzûr ve selâmete vâs l olmak için lâz m olan husûslar insanlara ö retmekdedir. Art k insanlar n baflka bir rehbere, baflka bir Peygambere ihtiyâclar kalmam fld r.) Bu sözlerin çok do ru oldu u flundan bellidir ki, aradan on dört asr geçdi i hâlde, Kur ân- kerîmin esâslar hiç de iflmeden bugünkü hayât tarz na ve bugünkü ilm seviyesine temâmen uymakdad r. Fekat, ben hâlâ tereddüd ediyordum. Çünki, aradan 14 asr geçmifldi. Biz flimdi 1954 senesinde bulunuyorduk. Acabâ 571 senesinde do mufl olan Muhammed aleyhisselâm n bildirdi i islâmiyyetin içinde bugünkü flartlara uym yan tek bir nokta yok muydu? Büyük bir titizlikle, islâmiyyetde kusûrlar arama a bafllad m. Benim rûhum islâmiyyete temâmen inand, bu dînin hak din oldu u gözümün önünde canland hâlde, onda hâlâ kusûr aray Herkese Lâz m Olan Îmân: F-14
210 fl m, muhakkak çocukken bize papazlar taraf ndan islâmiyyetin çok kusûrlu, âdî, bât l bir din oldu u hakk nda yap lan telkînlerden ileri geliyordu. Evvelâ poligami (Birkaç kad nla evlenme) bahsini buldum. flte mühim bir kusûru yakalam fld m. Nas l olur da, bir erkek dört kad n ile evlenebilirdi? Yukar da kendisinden bahs etdi im müslimân arkadafl m, bunu kendisine sorunca, bana îzâh etdi ki, islâmiyyet ilk intiflâr etdi i zemân, Arabistânda her erkek istedi i kadar kad nla birlikde yafl yor ve onlara karfl hiç bir mes ûliyeti bulunmuyordu. slâm dîni, kad n n ictimâ î mevk ini islâh etmek için, bir erke in alabilece i kad n mikdâr n çok azaltm fl ve ona bu kad nlara bakma, aralar nda adâleti temîn etme i, onlardan ayr l rsa, kendilerine tazmînat verme i emr etmifldi. Sonra, kimsesiz kalan kad nlar, bu sâyede bir âileye, o âilenin bir ferdi gibi kat labiliyor, bir esîr mu âmelesi görmüyorlard. Ayr ca, bir erkek için dört kad n almak bir emr de ildi. fiartlar n yerine getirebilecekler için bir izndi. Bu flartlar yapam yacaklar için, birden fazla evlenmek harâmd. Bunun içindir ki, birçok erke in ancak bir zevcesi vard. Dörde kadar kad n alma a ancak müsâmaha ediliyor, ya nî izn veriliyordu. Hâlbuki, Amerikadaki Mormonlar, her erke- i birkaç kad n almak için zorluyorlard. Müslimân arkadafl m, (Acabâ ngilterede ngiliz erkekleri tek kad nla m yaflar?) diye sordu. Yüzüm k zararak i tirâf etdim ki, bugün garbl erkekler, evlenmeden evvel, hattâ evlendikden sonra, birçok kad nlarla düflüp kalkmakdad rlar. Sonra, müslimân arkadafl m n söyledi i sözler, kocas n ifl kazâlar nda, harbde gayb etmifl ve kimsesiz kalm fl zevall bir genç kad n n bir erke in himâyesine girme ihtiyâc n hât rlatd. kinci Cihân Harbi bitdi i zemân, ngiliz radyosunda (Dear Sir) adl programda, bir zevall ngiliz kad n n flöyle feryâd etdi- i akl ma geldi. Bu zevall genç kad n flöyle yalvar yordu: (Genç bir kad n m. Kocam harbde gayb etdim. fiimdi kimsesiz kald m. Korunma a ihtiyâc m var. yi huylu bir adam n ikinci kar s olma- a ve birinci kar s n bafl mda tafl ma a râz y m. Yeter ki, bu yaln zl kdan kurtulay m). Bu da gösteriyor ki, slâmda teaddüd-i zevcât [poligami] bir ihtiyâc karfl lamak içindir. Bu bir emr de il, ancak bir izndir. Bu gün, esâsen iflsizlikden, fakîrlikden, çok yerde kalmam fl gibidir. O hâlde, bunu islâm n bir kusûru olarak kabûl etmeme imkân kalmam fld. H ristiyan olan, ya nî slâm dînine düflman olan ingiliz k z diyor ki: Sonra baflka bir kusûr dahâ buldu umu zan etdim. Müsli- 210
211 mân kad na, (Günde befl def a ibâdet etmek, bugünkü hayât tarz - m za nas l uyar? Bu kadar ibâdet, fazla gelmez mi?) diye sordum. O gülümsiyerek, bana flu süâli sordu, (Sizin piyano çald n z duyuyorum. Mûsikîye merâkl m s n z?) (Hem de çok) diye cevâb verdim. (Pek âlâ, her gün ekzersiz yapar m s n z?) (Tabî î, iflden eve gelir gelmez hergün hiç olmazsa iki sâat piyano çalar m) diye cevâb verdim. Bunun üzerine, müslimân kad n, (Befli bir arada, nihâyet yar m sâat veyâ 45 dakîka sürecek olan bir ibâdet, size niçin çok geliyor? Siz nas l piyano ekzersizlerini yapmazsan z, piyano çalmak kudretiniz azal rsa, Allahü teâlây düflünmek, Ona secde ederek lutflar na flükr etmek azald kça, Ona giden yol uzaklafl r. Hâlbuki, her gün yap lan ibâdet, Allahü teâlân n do ru yolunda ad m ad m ilerlemek demekdir) diye cevâb verdi. Ne kadar hakl yd! Her müslimân n, Allahü teâlây çok hât rlamas, kalbine Allah sevgisini yerlefldirmesi lâz md r. Kalb, Beytullahd r. Bir eve sâhibi sokulmazsa, eve de, sâhibine de, düflmanl k olur. Befl vakt nemâz, insan bu felâketden kurtarmakdad r. Dünyâ ifllerine, dünyân n geçici zevklerine dalarak, Allah unutan insana, nemâz, Rabbini hât rlatmakdad r. Art k müslimânl kabûl etmeme bir mâni kalmam fld. Ben islâm dînini bütün rûhum, bütün ma neviyyât m ile kabûl etdim. Gördü ünüz gibi, onu öyle ilk bak flda ve hiç düflünmeksizin seçmemifl, aksine, onu ancak iyice tedkîkden, hattâ içinde kusûrlar aray p bunlar n cevâb n buldukdan ve bu dînin her bak mdan tam ve mükemmel oldu unu anlad kdan sonra müslimân olmufldum. fiimdi müslimân olmakla iftihâr ediyorum. 22 LADY ZEYNEB EVELYN COMBOLD ( ngiliz) Benim niçin müslimân oldu um benden mütemâdiyyen sorulur. Ben meflhûr bir âilenin k z y m ve zevcim de meflhûr ve mühim bir kimsedir. Niçin müslimân oldu umu süâl edenlere, müslimânl k nûrunun ne zemân rûhuma do du unu kat î olarak bilmedi imi söylerim. Bana, sanki her zemân müslimânm fl m gibi geliyor. Bu da, hiç acâib bir fley de ildir. Zîrâ müslimânl k, tabî î ve hak bir dindir. Her çocuk, müslimân olarak do ar. Kendi bafl na terk edilirse, müslimânl kdan baflka bir din seçmez. Avrupal bir muharririn dedi i gibi, (Müslimânl k, akl- selîm sâhiblerinin dînidir). Bütün dinleri birbiri ile mukayese edecek olursan z, bunlar n 211
212 en mükemmeli, en tabî î, en mant kî olan n n, islâmiyyet oldu unu derhâl görürsünüz. Müslimânl k sâyesinde, dünyân n birçok müflkil mes eleleri kolayca hâl olur ve insan sulh ve sükûnete kavuflur. Müslimânl k, insanlar n günâhkâr olarak do du unu ve dünyâda keffâret vermeleri îcâb etdi ini hiç bir zemân kabûl etmez. Müslimânlar, bir olan Allahü teâlâya inan rlar. Onlar n nazar nda Mûsâ, Îsâ ve Muhammed Mustafâ salevâtullâhi teâlâ aleyhim ecma în, bizim gibi insanlard r. Allahü teâlâ, onlar, insanlara do ru yolu göstermek için, Peygamber olarak seçmifldir. Tevbe etmek, afv dilemek, düâ etmek için, Allahü teâlâ ile kul aras nda hiç kimse yokdur. Biz her zemân kendili imizden Allahü teâlâya yaklaflabiliriz ve ancak kendi yapd m z ifllerden dolay mes ûlüz. ( slâm) kelimesi, hem Allahü teâlâya teslîm olmak, hem de Muhammed aleyhisselâma îmân etmek ma nâs na gelir. Müslimân, bu dünyây halk eden Allahü teâlân n emrlerine uyan, bütün varl klarla sulh ve selâmet içinde yaflayan kimse demekdir. slâmiyyet iki esâs hakîkat üzerine kurulmufldur: 1) Allahü teâlân n birli i ve Muhammed aleyhisselâm n Onun gönderdi i son Peygamberi oldu u. 2) nsanlar n bütün hurâfelerden, asls z dogmalardan, temâmen halâs olmas. slâmiyyetin esâs flartlar ndan biri olan Hacc n insanlar üzerindeki te sîri çok büyükdür. Dünyân n dört köflesinden gelen yüzbinlerce müslimân n, hiç bir s n f, rk, memleket, renk ve rütbe fark olmadan, yaln z bir ihrâm ile örtünerek, Allahü teâlân n huzûrunda birlikde secdeye kapanmas kadar ulvî bir ibâdet tarz, hangi dinde vard r? Büyük Peygamberin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, islâm neflr etdi i, slâm düflmanlar ile mücâdele etdi i, kudretli bir azm ve sebât ile u rafld bu mubârek yerlerde, birlikde ibâdet eden müslimânlar n birbirlerine dahâ fazla ba lanacaklar, birbirlerinin derdlerine çâre bulma a çal flacaklar, Allahü teâlân n gösterdi i yolda el birli i ile yürüme e bir kerre dahâ and edecekleri muhakkakd r. Hac, ayn zemânda dünyâdaki bütün müslimânlar birbiri ile tan fld rma a, birbirlerinin derdlerini ö renme e, birbirlerine kazand klar tecribeleri ö retme e yaramakdad r. Kendi memleketlerinde ibâdet ederken yüzlerini çevirdikleri yerde, flimdi bütün müslimânlar ictimâ etmekde, Allahü teâlân n huzûrunda tek bir kitle, tek bir vücûd olarak kendilerini Ona teslîm etmekdedirler. Hacc bir kerre görmek, müslimânl n büyüklü ünü isbât etmek için kâfîdir. flte müslimânl k budur ve ben de bu büyük dîne kat lm fl olman n nefl e ve sürûru içindeyim. 212
213 23 MUHAMMED JOHN WEBSTER ( ngiliz) Ben Londrada, tam bir protestan terbiyesi alarak yetifldim senesinde, dahâ genç bir talebe iken, her genç gibi ba z hâdiselerle karfl lafl yor, bunlar anlama a çal fl yordum. Bunlardan birisi, din ile dünyâ aras nda bir münâsebet aramak, ya nî râhat ve huzûr içinde yaflamak için, dinden nas l fâidelenebilece imi düflünmek oldu. O zemân, ilk def a olarak, fark na vard m ki, mensûb oldu um h ristiyan dîni, bu husûsda çok za îf ve çok âciz. Zîrâ h ristiyanl k, dünyây yaln z fenâl klarla dolu bir iflkence yeri, insanlar günâhkâr do an mahlûklar olarak kabûl ediyor. Onlara hayâtda râhat bir yol göstermek flöyle dursun, her yapd klar iflin günâh oldu unu, bu günâhdan kurtulmak için, hiç bir çâre bulunmad n, insanlar için ancak râhiblerin Allahü teâlâya düâ edebilece- ini söylüyordu. H ristiyanl k, insanlar temâmen bafl bofl b rakm fl ve yaln z pazar günleri, insan hiç bir sûretde tatmîn etmiyen bir (kilise havas ) içinde ibâdete teflvîk etmifldir. O senelerde, ngilterede büyük bir ekonomik buhran ve fakîrlik vard. nsanlar hayâtlar ndan ve hükûmetden hiç memnûn de ildi. H ristiyanl k, onlara bu zd râb dolu günlerde hiç yard m etmiyor, insanlar ondan bir tehammül kudreti bulam yorlard. Bu keyfiyyet, benim üzerimde çok fenâ bir te sîr yapm fld. Akl mdan çok, hislerime kap larak, dînin ma nâs z bir fley oldu una karâr verdim. H ristiyanl red ederek, kendimi, birçok gençler gibi, dinsizli e ve komünizme verdim. Komünistlik, uzakdan iflitilince gençlere bir haz veriyordu. Çünki, ekonomik s k nt lar içinde bunalan ve yaflama kudreti bulamayan genç nesl, servet ve rütbe fark n ortadan kald rd n iddi â eden komünizmi bir kurtar c olarak görüyordu. Fekat, k sa bir zemân sonra, fark na vard m ki, komünizmin iddi âlar, yaln z bir propagandadan ve bofl lafdan ibâretdir. Onlarda da, hem rütbe, hem servet fark aynen vard. Her fley, her memleketde ayn idi. Bunun üzerine komünistlikden vaz geçerek, kendimi felsefeye verdim. Böylece kendimi, bir (panteist) olarak, (Vahdet-i vücûd) i tikâd nda olarak, yetifldirme e bafllad m. Garb memleketlerinde, islâmiyyet ile temâs etmek çok müflkildir. Çünki, orada islâmiyyete karfl, tâ Haçl seferlerinden kalma bir düflmanl k vard r. Avrupal lar hiç tan mad klar islâmiyyeti, nefret ile red ederler. Çocuklar n müslimân düflman olarak yetifldirirler. Müslimânl kdan bahs etmek çok ay p say l r. Birisi 213
214 bu bahsi açd m, herkesin surat as l r ve herkes susar. Bu aralarda, beni bir vazîfe ile Avustralyaya göndermifllerdi. Bana verilen, (müslimânl kdan nefret) terbiyesine ra men, birgün, nas lsa merak ederek, bir Kur ân tercemesini elime ald m. Fekat, dahâ kitâb terceme edenin önsözünü okuyunca, kitâb hemen kapatd m. Çünki, kitâb terceme eden, dahâ önsözde Kur ân- kerîm aleyhinde o kadar a r laflar söylüyor, Kur ân- kerîmi o kadar tahkîr ediyordu ki, böyle bir kitâb okumak ma nâs z olurdu. Sonra düflündüm. Mâdemki, h ristiyanlar müslimânlardan nefret ediyorlard. O hâlde, tercemeyi yapan h ristiyan n, bu te sîr alt nda kalarak, bozuk bir terceme yapmas, ba z yerleri yanl fl anlamas imkân vard. Bir kerre meraklanm fld m. Art k ifli ciddiyyet ile ele ald m ve birkaç hafta sonra, Avustralyan n garb taraf nda Perth flehrine gitdi im zemân, bu flehrin büyük kütübhânesine u rayarak müslimânlar taraf ndan tefsîr edilmifl bir Kur ân- kerîm bulunup bulunmad n arafld rd m. Bana böyle bir terceme bulup verdiler. Bunu aç p, içindeki ilk sûreyi, (Fâtiha-i flerîfe)yi okuyunca, ne kadar mütehassis oldu umu size anlatamam. Fâtiha, (Âlemlerin rabbine hamd) ile bafll yordu. (Bize do ru yolu göster) diye yalvar yordu. Ne güzeldi! Fâtiha-i flerîfi birçok def alar okudum. Burada zikr edilen büyük hâl k, (Rahmân ve Rahîm) ya nî çok merhametli idi. H ristiyanlar n dedi i gibi, insanlar günâhkâr olarak yaratmam fld. Kur ân- kerîmi okuma a bafllad m ve okudukça kendimden geçdim. Bütün arzûlar m n, tesavvurlar m n ayn n bu kudsî kitâbda buluyordum. Sâatler geçmifl ve ben nerede oldu umu, zemân, her fleyi unutmufldum. Bana Kur ân- kerîmle berâber, Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemin hayât na dâir ba z kitâblar da bulup getirmifllerdi. Kendimden geçerek bunlar okuyordum. Nihâyet kütübhâne me mûru yan ma gelerek, (Vakt geldi, art k kütübhâneyi kapat yoruz) deyince kendime geldim. Kütübhâneden evime dönerken, ( flte flimdi maksad ma kavufldum. Ben art k müslimân oldum) diye tekrâr edip duruyordum. Art k, Allahü teâlân n inâyeti ile, hidâyete kavufldum. Eve dönerken s cak bir kahve içmek için münâsib bir yer arad m. Caddeden afla do ru inerken akl mda yaln z Kur ân- kerîm, müslimânl k ve Allahü teâlâ vard. Nereye gitdi imin fark nda de ildim. Birdenbire ayaklar m kendili inden durdu. Bafl m kald r nca, k rm z tu ladan yap lm fl bir binân n önünde oldu umu gördüm. Bacaklar m kendili inden beni buraya kadar getirmifldi. Binân n üzerindeki levhaya bakd m. Buras Avustralyadaki bir câmi idi. 214
215 Kendi kendime, (Allahü teâlâ sana do ru yolu ihsân etdi ve sana ne yapman îcâb etdi ini bildirdi. Sen müslimânl tan d n. Allahü teâlâ seni câmi in kap s önüne kadar getirdi. Hemen içeri gir ve bu dîni kabûl et) dedim. çeri girdim ve müslimân oldum. O zemâna kadar bir tek müslimân tan mam fld m. slâmiyyeti kendi kendime buldum ve kabûl etdim. Kimse bana bu husûsda rehberlik etmedi. Benim rehberim yaln z akl- selîmim oldu. 24 ABDULLAH BATTERSBY ( ngiliz) Bundan tahmînen 25 sene evvel, Burmada bulunurken, ferâhlanmak için her gün nehrde bir Çinli kay ile dolafl rd m. Benim kay m n kürekçisi Do u Pâkistânl fieyh Alî isminde bir müslimând. Müslimânl n emr etdi i bütün dînî vecîbeleri, büyük bir gayret ile yerine getirirdi. Onun, hiç bir vaktini geçirmeden büyük bir dikkat ile ibâdet etmesini hem takdîr ile karfl lar ve be enir, hem de müslimânl n ne oldu unu merak ederdim. Böyle basît bir insan, bu kadar büyük îmân ve itâ at alt nda tutabilen müslimânl n hakîkatini anlama a karar verdim. Etrâf m zda bulunan insanlar n ço u, Burma budistleri idi. Onlar da, dinlerine son derecede ba l yd lar. Zan ediyorum ki, Burman n bütün insanlar dünyâda en dindâr kimselerdir. Fekat budistlerin ibâdet tarz nda göze çarpan birçok noksanlar vard. Budistler, Pagoda ad n alan ma bedlerinde toplan yor ve afla daki sözleri durmadan tekrarl - yorlard : (Buda-karana-Gaçkami-Dama-karana-Gaçkami-sanga-karana-Gaçkami) Bunun ma nâs, bana anlatd klar na göre, (Buda, sen bize rehber ol! Sen bize kânûn ol! Sen bizim rûhumuzu yücelt) imifl. Bu düâ çok sâde, fekat insân tatmîn etmeyen, onun rûhuna hiçbir te sîr yapmayan birkaç sözden ibâret idi. Büyük bir hâl kdan hiç bahs olunmuyordu. Hâlbuki, benim müslimân kay kç m n ibâdeti, ne kadar güzeldi! Ben, bu sefer kay kç m ile islâmiyyet üzerinde konuflma a bafllad m. Onunla berâber bulundu um sâatlerde, kendisine müslimânl k hakk nda pek çok süâller sordum. Bu sâde adam, bana müslimânl k hakk nda o kadar güzel, o kadar mant kî cevâblar verdi ki, islâm dîni hakk nda yaz lm fl kitâblar okuma a bafllad m. Bu kitâblar okuyunca, Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemin Arabistânda, k sa zemânda neler yapma a muvaffak ol- 215
216 du unu, hayret ve takdîr ile ö rendim. Kendime müslimân arkadafllar buldum. Onlarla islâm dîni üzerinde mubâhaseler, sohbetler yapma a bafllad m. O s rada Birinci Cihân Harbi patlak vermifldi. Bana derhal Arabistânda cebheye kat lma emri verildi ve gitdim. Burada art k budistler yokdu. Etrâf m müslimânlar çevirmifldi. Arablar, ilk müslimânlard. Allahü teâlân n kitâb olan Kur ân- kerîm, Arabî olarak nâzil olmufldu. Arablarla olan temâs m, slâmiyyete olan merâk m dahâ ziyâde art rd. Harb bitince, Arabî ö renme e bafllad m. Bir tarafdan da, islâmiyyet hakk ndaki eserleri okuma a devâm ediyordum. slâmiyyetde beni kendisine cezb eden en büyük husûs, müslimânlar n bir tek Allaha inan fllar oldu. Hâlbuki ben, h ristiyan olarak, tam üç dâne tanr ya inanmak zorundayd m. Bu, bana hiç mant kî gelmiyordu. Bunu düflündükçe, yavafl yavafl islâmiyyetin çok dahâ do ru bir din oldu unu anlad m. Bir tek hâl ka inanan dînin hak din olabilece ini kabûl etme e bafllad m. Nihâyet 1932 ile 1942 aras nda, Filistinde, 10 sene vazîfe gördükden sonra, müslimân olma a karâr verdim senesinde resmen müslimân oldum. O zemândan beri, herfleyimle müslimân m. Arablar n (Mukaddes flehr) ad n verdikleri Kudüsde, müslimânl m resmen i lân etmifldim. O zemân, ngiliz ordusunda kurmay binbafl idim. Müslimân oldu umu i lân edince, bafl ma bir tak m nâ-hofl ifller geldi. Hükûmetim müslimân olmakl m hofl görmemifldi. Ordudan ayr lmak zorunda kald m. Bunun üzerine, evvelâ M sra, sonra Pâkistâna giderek müslimân kardefllerimle birlikde yaflama a bafllad m. slâmiyyet hakk nda yaz lar yazd m. Bugün dünyâda 500 milyondan fazla müslimân vard r ve bunlar birbirinin kardeflidir. Müslimân olmak demek, hakîkî ma bûd olan Allahü teâlâya îmân etmek ve Ona ba lanmak demekdir. Ona ba lanmak için de, Onun büyük Peygamberi Muhammed aleyhisselâm n bildirdi i fleklde olmak lâz md r. fiimdi, bana islâm n nûrlu yolunu, hâlis ibâdeti gösteren ve beni Allah ma kavuflduran o basît zan etdi im, mütevâzi kay kc n n hât ras n hurmet ile yâd ediyorum. Hayât mda onun gibi, hâlis bir müslimân olma a çal fl - yorum. Böyle yapd kça, insan n zararl fleylerden kendini kurtard - n görüyorum. Müslimânlar aras nda flimdi ben de, Elhamdülillâh, bir müslimân m. Her ibâdet ediflimde, belki de, Allahü teâlân n rahmetine kavuflmufl olan, mürflidim, eski kay kc m fieyh Alî efendiye düâ etme i, onun mübârek rûhu için fâtiha okuma da hiç unutmuyorum. 216
217 25 HÜSEY N ROFE ( ngiliz) Bir insan, çocuklu unda kendisine telkîn edilen bir dinden ayr l p baflka bir din seçecek olursa, bunun yâ hissî, yâ felsefî veyâ ictimâ î bir sebebi vard r. Benim içimdeki coflkun arzû, yukar daki sebeblerden hiç olmazsa ikisini karfl layacak bir dîne îmân etmek için beni zorluyordu. Onun için, tahsîl devremi ikmâl etdikden sonra, dünyâda bulunan dinlerden hangisine îmân etmek gerekdi- ini ta yîn etmek maksad yle, bunlar birer birer tedkîk etme e bafllad m. Annem ve babam koyu bir katolik ile bir yehûdî idiler. Fekat her ikisi de katoliklik ve yehûdîlikden vazgeçerek, protestan olmufllar ve ngiliz kilisesine devâm ediyorlard. Ben mektebde iken, muntazaman ngiliz kilisesinin âyinlerine devâm etmifl, râhiblerin verdi i dersleri dinlemifldim. Fekat, onlar n bana ö retme e u rafld klar h ristiyanl k akîdeleri içinde anlamad m, bana ters gelen birçok husûslar vard. Her fleyden evvel, üç birlikden, ya nî baba, o ul ve Rûhulkudsden ibâret bir tanr manzûmesi, bana o kadar mant ks z geliyordu ki, buna inanmak mümkin de ildi. Benli im bunu fliddet ile red ediyordu. Sonra, Allaha kavuflmak için keffâret verilmesi îcâb etdi i hakk ndaki kilise akîdesini de, temâmen ma nâs z buluyordum. Benim düflündü üm, büyük ma bûd, kullar ndan mecbûrî keffâret istemezdi. Bunun üzerine, yehûdî dînini inceleme e bafllad m. Yehûdîlerin, Allahü teâlân n birli ini ve azametini çok dahâ mant kî bir tarzda kabûl etdiklerini ve Ona flerîk koflmad klar n gördüm. Belki yehûdî dîni, bugünkü h ristiyan dîni kadar bozulmam fld. Fekat, bu dinde de anlamad m ve kabûl edemedi im garîb k smlar vard. Yehûdî dîni o kadar merâsim, düâ, mecbûrî yap lmas gereken ibâdetler ile doluydu ki, e er dînine ba l bir yehûdî bütün bunlar yaparsa, dünyâ ifllerine hiç vakt ay ram yacakd. Bu merâsimlerden ço unun, insanlar taraf ndan sonradan dîne ilâve edilen, lüzûmsuz ve mant ks z husûslar oldu unu anlad m. Böylece yehûdîlik, ictimâ î [sosyal] hayâtdan temâmen ayr larak, bir ekalliyyet, az nl k dîni hâline geliyordu. Dünyâya bir fâide sa l yam yaca n anlad m yehûdî dînini, bir tarafa b rakarak, di er dinleri tedkîk etme e bafllad m. Hem kiliseye, hem de havraya devâm ediyordum. Fekat bu ziyâretlerim, s rf dinsiz kalmamak içindi. Yoksa, ben ne h ristiyan, ne de yehûdî idim. ngiliz kilisesi 217
218 yan nda Roma kilisesini, ya nî katolikli i de biraz tedkîk etdim. Gördüm ki, katoliklerin i tikâdlar, ngiliz kilisesine ba l protestanlar n i tikâdlar ndan dahâ fazla hurâfelerle doludur. Hele, katoliklerin Papaya ba l olmalar ve onu günâhs z kabûl ederek ona âdetâ yar ilahl k vermeleri, onlardan dahâ fazla nefret etmeme sebeb oldu. fiimdi yüzümü flarka çevirerek, flark dinlerini inceleme e bafllad m. Mecûsîlerin dînini hiç be enmedim. Çünki bunlar, râhib s n - f na pek çok imtiyâzlar veriyorlard. Paryalara ise, âdetâ hayvan mu âmelesi yap yorlard. Fakîre flefkat elini uzatmak akllar na gelmiyordu. Onlar n fikrince, bir insan fakîrse, bu onun kendi kabâhatiydi. E er, hiç ses ç karmadan, flikâyet etmeden çile doldurursa, belki râhiblerin düâs sâyesinde hâli dahâ iyi olabilirdi. Bu fikri, râhibler ehâlinin kendilerinden korkmas ve onlara s k s k ba lanmas için yay yorlard. Onun için, mecûsîli i nefret ile karfl - lad m. Hele mecûsîlerin, hayvanlara da tapmas, nefretimi artd rd. Böyle bir din, hak din olamazd. Budistli e gelince, budistler felsefî düflünce ve inançlara ba l yd lar. Onlar bana, e er gayret edecek olursam, çok u rafl rsam, gereken fedakârl klar yaparsam, büyük kudretlere varaca m ve dünyâ ile âdetâ kimyâ tecribeleri yapar gibi, oynayabilece imi söylediler. Fekat budistlikde, ben hiçbir ahlâk kâ idesi bulamad m. Burada da râhibler, di er insanlardan farkl yd lar ve onlardan çok dahâ yüksek bir mevk de bulunuyorlard. Bana, hakîkaten insan hayretlere düflüren birçok ma rifetler ö retdiler. Fekat bunlar n din ve Allah ile hiçbir ilgisi yokdu. Bu ma rifetler, spor veyâ hokkabazl k yapar gibi vakt geçirme- e, bunlar bilmiyenleri hayrete düflürme e yar yordu. nsan n rûhunu temizlemekden ve onu Allahü teâlân n r zâs na, muhabbetine yaklafld rmakdan çok uzakd. Allahü teâlâ ile ve Onun yaratd - varl klarla hiç bir ilgisi yokdu. Biricik fâideleri, insan tâm disiplin sâhibi yapmas yd. Buda, muhakkak ki çok okumufl, zekî bir insand. O, insanlardan her fley için fedâkârl k istiyordu. (Bir fenâl a karfl koyma!), (Bütün arzû ve ihtirâslar terk et!), (Yar n düflünme!) gibi emrler veriyordu. Îsâ aleyhisselâm da, ayn fleyleri söylemiyor muydu? Fekat insanlar, bu gibi emrleri, ancak h ristiyanl n bafl nda, dahâ îsevîlik tertemiz iken ta kîb etmifller, sonra b rakm fllard. Budistlerde de, ayn hâli gördüm. E er insanlar, Îsâ aleyhisselâm veyâ Buda kadar temiz olabilseler, belki onlar n gösterdi i yollardan giderek Allahü teâlân n r zâs na kavuflabilirlerdi. Ama bugün 218
219 dünyâda bu kadar temiz rûhlu, yüksek ahlâkl, her fenâ fleyden seve seve elini ete ini çekebilen, fedâkâr kaç kifli vard? Demek oluyor ki, Budan n koydu u ahlâk esâslar, bugünün insan n n düflüncelerine uymuyordu. slâm dünyâs içinde bulundu um hâlde, di er dinleri arafld - r rken, slâmiyyeti düflünmeyiflim ne garîbdi! Müslimânl k bir dürlü akl ma gelmemifldi. Bunun sebebi ise âflikârd : Müslimânl k hakk nda bize verilen ma lûmât, onun hakk nda Avrupada yaz - lan eserler, dâimâ bu dînin çok yanl fl, uydurma, ma nâs z, uyufldurucu, sahte bir din oldu unu iddi â ediyordu. Hele Rodwellin terceme etdi i Kur ân- kerîm tercemelerini okuyunca, bende bu fikr hâs l oldu. Rodwell, Kur ân- kerîmin birçok k smlar n anlafl lmaz bir tarzda terceme ederek, bir büyük k sm n da, bile bile tahrîf ederek, onu büsbütün baflka bir flekle çevirmifldi. Hakîkati ancak Londrada ( slâm Cem iyyeti) ile temâs edince ve do ru bir Kur ân- kerîm tercemesi okuyunca anl yabildim. Burada, flunu teessüf ile söyliyeyim ki, müslimânlar bu güzel dinlerini dünyâya tan tmak için pek az gayret sarf etmekdedirler. E er hakîkî islâmiyyeti, dikkatle ve bilerek bütün dünyâya yaymak için çal fl rlarsa, emînim ki, çok iyi netîceler alacaklard r. Yak n flarkda, ecnebîlere karfl hâlâ çekingenlik gösterilmekdedir. Onlarla temâs ederek, onlar ayd nlatmak yerine, onlardan kâbil oldu u kadar uzak durmak tercîh edilmekdedir. Bu çok hatâl bir hareketdir. En büyük misâl, benim. Çünki, bir dürlü slâm dîni ile ilgilenemiyordum. Bereket versin ki, bir gün çok muhterem ve kültürlü bir müslimânla tan fld m. Benimle ahbâb oldu. Beni dikkat ile dinledi. Bana bir müslimân taraf ndan ngilizceye çevrilmifl bir Kur ân- kerîm tercemesi hediyye etdi. Sordu um bütün süâllere çok güzel ve mant kî cevâblar verdi senesinde beni al p bir câmi e götürdü. Hayât mda ilk def a orada ibâdet eden müslimânlar büyük bir dikkat ve hurmet ile seyretdim. Allah m, bu ne muhteflem ve ulvî bir manzara idi! Her rkdan, her milletden, her s n fdan insanlar ibâdet ediyorlard. Fekat hepsi Allahü teâlân n huzûrunda hiçbir fark gözetmeksizin yanyana gelmifl, kendilerini temâmen Allahü teâlâya adam fllard. Zengin bir Türkün yan nda çok fakîr, âdetâ, bir dilenci k yâfetinde bir Hindli bulunuyordu. Onun yan nda da, bir tüccâr oldu unu zan etdi im bir Arab vard. Onun yan nda da, bir zenci yer alm fld. Bunlar n hepsi, büyük bir huflû ile ibâdet ediyorlard. Aralar nda hiçbir fark yokdu. Onlar Türklüklerini, Hindliliklerini, Arabl klar n, zenginliklerini, fakîrliklerini, mevki lerini, rütbelerini temâmen unutmufl, kendilerini Allahü teâlâya tevcîh etmifllerdi. Kimse, kendisini kimseden üstün 219
220 görmüyordu. Zengin fakîri küçük görmüyor, yüksek rütbeliler de di erlerine tekebbür etmiyordu. Ben, bütün bunlar gördükden sonra, arad m hak dînin islâm dîni oldu unu anlad m. fiimdiye kadar di er bütün dinleri inceledi im hâlde, hiç birisi, benim üzerimde böyle te sîrli olmam fld. Fekat, müslimânl böyle yak ndan görünce ve müslimânl n esâs n ö renince, bu hak dîni tereddüdsüz kabûl etdim. fiimdi müslimân oldu um için iftihâr ediyorum. ngilterede üniversitede ( slâm Kültürü) derslerini ta kîb etdim ve gördüm ki, Kurûn-u vüstâ [Orta ça ]da Avrupa müdhifl bir karanl k içinde iken, ancak islâm nûru, bu zulmeti ayd nlatma a muvaffak olmufldur. Birçok büyük keflfler, müslimânlar taraf ndan yap lm fl, birçok ilm ve fen ve t b bilgileri Avrupal lara, islâm Dâr-ül-fünûnlar nda [Üniversitelerinde] ö retilmifl, birçok cihangirler islâm dînini kabûl ederek büyük devletler kurmufllard r. Müslimânlar yaln z büyük bir medeniyyet kurmakla kalmam fl, h ristiyanlar taraf ndan tahrîb edilen eski medeniyyetleri de, yeniden meydâna ç - karm fllard r. Benim müslimân oldu umu ö renen arkadafllar m, bana, (Sen flimdi gerici oldun) dedikleri zemân, ben gülümsiyerek, (Temâmen aksine, Müslimânl k gericilik de il, ileri medeniyyet demekdir) diyor ve onlara hakîkî müslimânl anlat yordum. Ne yaz k ki, bugün müslimânlar çok geri kalm fld r. Çünki müslimânlar, kendi dinlerinin ne kadar yüksek bir din oldu unu gitdikçe unutmakda ve onun emrlerini yerine getirme i ihmâl etmekdedirler. Bunda kabâhatin bir k sm da, hakîkî din ve fen âlimi, dünyây da iyi bilen müslimân din adamlar n n çok az mevcûd olufludur. slâm memleketlerinde hâlâ, büyük bir müsâfirperverlik bulunur. Bir müslimân n evine gidince, o sizi tan s n veyâ tan mas n, kap lar n açar ve hemen imdâd n za koflar. Çünki, islâm dîni, baflkalar na yard m etme i emr eder. Zenginin fakîre yard m etmesi, servetinin bir k sm n yoksullara vermesi, islâm dîninin befl büyük esâs ndan biridir. Bu, baflka hiçbir dinde yokdur. Demek oluyor ki, islâm dîni bu asr n ictimâ î [sosyal] hayât na en uygun olan dindir. Onun içindir ki, islâm memleketlerinde komünizme yer yokdur. Çünki islâm dîni, bu mes eleyi çok dahâ evvelden ve çok dahâ esâsl olarak hâl etmifldir. nsana sadâkat yarafl r, görse de ikrâh, Yard mc s d r do rular n hazret-i Allah. 220
221 26 H. F. FELLOW ( ngiliz) Ben hayât m n büyük bir k sm n denizlerde geçiren ve 1914 de Birinci Cihân Harbine ve 1939 da kinci Cihân Harbine, ngiliz deniz subay olarak kat lm fl bir bahriyeliyim. Yirminci asr n en mükemmel âlet ve makinalar bile, tabî at n korkunç kuvvetlerine karfl koyacak evsâfda de ildir. En basît bir misâl vereyim. Sis ve f rt naya mukavemet için elimizde hiçbir imkân yokdur. Bir harb zemân nda ise, bu tehlükelere dahâ birçok tehlükeler ilâve olur. Bir bahriyelinin, dâimâ dikkatli olmas lâz md r. ngiliz Bahriyyesinde, Kraliçenin Ta limât ve Amirallik Dâiresinin koydu u ta lîmât ihtivâ eden bir kitâb mevcûddur. Bu kitâbda, her deniz subay na düflen vazîfeler, tehlüke ân nda yap - lacak ifller kayd edilmifl oldu u gibi, vazîfesini iyi yapanlara verilecek mükâfâtlar, iyi hareket edenlere verilecek takdîrnâmeler, para mükâfâtlar, ma afl ve ücretler, bir subay n ne zemân emekli olaca yaz l d r. Ayn zemânda, kabâhatli olanlara verilecek cezâlar, emrlere karfl gelenlere yap lacak hareket tarz v.s. de birer birer kayd edilmifldir. E er bu kitâba dikkat ile riâyet olunacak olursa, denizde hayât gâyet râhat ve muntazam geçer, tehlüke çok azal r ve deniz subaylar sâkin ve bahtiyâr yaflarlar. Allahü teâlâ, kusûrumu ve günâh m afv etsin! Aradaki büyük fark hiç bir zemân unutm yarak ve hurmetde kusûr etmiyerek, ben Kur ân- kerîmi, iflte bu kitâba benzetiyorum. Kur ân- kerîmde, bu esâslar koyan Allahü teâlâd r. O, dünyâ üzerinde bulunan bütün erkek, kad n ve çocuklara nas l hareket etmeleri îcâb etdi- ini, tehlükenin nereden gelece ini ve ona karfl ne yapmak lâz m oldu unu, iyi hareket edenlerin nas l mükâfâtland r laca n ve fenâ hareket edenlerin nas l cezâland r laca n, son derecede aç k ve güzel bir fleklde ve herkesin anl yaca bir tarzda ö retmekdedir. Son 11 senedir, emekliye ayr ld kdan sonra, ba çemde çiçek yetifldiriyorum. flte asl bu zemân, Allahü teâlân n büyüklü- ünü, bir kerre dahâ yak ndan gördüm. Nebâtlar ve çiçekler, ancak Allahü teâlân n emri ile yetiflmekde ve büyümekdedir. Onun emri olmadan dikdi iniz hiçbir fley yetiflmez. Ne kadar u rafl rsan z u rafl n z, ne yaparsan z yap n z, sizin u raflmalar n z, ancak Onun yard m ile bir netîce verir. Bu yard m yoksa, gayretlerimiz bofla gider. Nebâtlar n neflvü nümâs [ya nî yetiflmesi] için lâz m olan hava flartlar n evvelden ta yîn etmek kimsenin elinde de il- 221
222 dir. Allahü teâlân n bir emri ile hava bozulur ve ekdi iniz herfley mahv olur. nsanlar hava flartlar n evvelden tahmîn edebilmek için, birçok fley yapd lar. Bugün güyâ havan n nas l olaca evvelden haber veriliyor. Ben, buna ancak gülüyorum. Zîrâ, bu hava tahmînlerinden ancak yüzde biri do ru ç kmakdad r. Bu iflde ancak Allahü teâlân n takdîri hâs l olur. Allahü teâlân n emrine uym yanlar n ba çelerinde güzel çiçekler yetiflmiyor. Bu, Allahü teâlân n onlara verdi i cezâd r. Ben, Kur ân- kerîmin Allah kelâm oldu una ve Allahü teâlân n bu mukaddes kitâb dünyâya yaymak için, Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemi seçdi ine, bütün kalbimle îmân ediyorum. Kur ân- kerîm, dünyâdaki insan hayât ile tam bir tevâfuk hâlindedir ve içinde hiçbir mübâla a ve hurâfe olmayan, temâmen mant kî, akl bafl nda olanlar n, temâmen sahîh, do ru oldu una inanaca kâ ideler vard r. Kur ân- kerîmde, ibâdet korkuya de- il, muhabbete ve hurmete ba lanm fld r. Bir h ristiyan, h ristiyanl k muhîti ve te sîri alt nda uzun seneler kal nca, dîninden vazgeçip müslimân olmak için, evvelâ iknâ olunmak ister. Fekat ben, islâmiyyeti tedkîk etdikden sonra, baflkas taraf ndan iknâ edilmek lüzûmunu his etmedim. Çünki, kendili imden bu dînin hak bir din oldu una inanm fld m. Kimse beni müslimân yapma a zorlamad. Kimsenin te sîri alt nda kalmad m. Müslimânl k, benim h ristiyanl kda cevâb n bulamad m birçok flübheleri hemen cevâbland rm fl, beni her husûsda tatmîn etmifldi. flte bunun için, kendi kendime ve seve seve müslimân oldum. Ben, fark na vard m ki, Îsâ aleyhisselâm n getirdi i temiz din ile slâmiyyet, asl nda birbirinin ayn d r. Fekat temiz nasrânî dîni, birçok hurâfelerle, puta tapanlardan al nm fl yanl fl âyin ve i tikâdlarla kar flarak, temâmen bozulmufl ve h ristiyanl k hâline gelmifldir. O kadar ki, Martin Luther bu hurâfelerin ço unu temizliyerek, dinde reform yapmak ve protestanl kurmak zorunda kalm fl, fekat, islâh edeyim derken, büsbütün ifsâd etmifldir. ngiliz kraliçesi birinci Elizabeth, memleketini tehdîd eden katolik spanyollar ile mücâdele ederken, Osmânl Türkleri de Avrupada katoliklerle cihâd ediyordu. Bu iki devlet de, protestan ve müslimân olarak, puta tapan katoliklerle mücâdele ediyorlard. Yaln z Martin Luther, fark na varmam fld ki, Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem kendisinden tam 900 sene evvel bozulmufl h ristiyan dîni ile di er bütün dinleri temâmiyle temizlemifl, tasfiye etmifldi. Bugün, h ristiyanl k putlar ve hurâfelerle doludur. H ristiyan- 222
223 l k, uzun zemânlar haks zl n, zulmün, vahfletin, âdetâ mubâh görüldü ü bir din olarak kalm fl ve bugün bu korkunç hüviyyetini temâmen muhâfaza etmekdedir. spanyada h ristiyanlar n, Engizisyon mahkemelerinde ne kadar haks z karârlar verdiklerini, ne gibi vahfletler yapd klar n hât rlaman z isterim. Onlar n bu vahfletinden kaçan yehûdîleri, ancak müslimân Türkler kabûl etdiler ve onlara insan mu âmelesi yapd lar. Îsâ aleyhisselâm, ümmetinden, Allahü teâlân n Tûr-i Sînâda [Sînâ tepesinde] Mûsâ aleyhisselâma teblîg etdi i Evâmir-i Aflereye [On emre] itâ at etme i istemifldi. Bu emrlerden birincisi fludur: (Ben senin Allah n m. Benden baflka hiç bir ilaha tapmayacaks n!) Hâlbuki h ristiyanlar, Allahü teâlây üçe ç karm fllar, ya nî Allahü teâlân n verdi i ilk emre muhâlefet etmifllerdir. Ben, müslimân olmadan evvel bile, üç tanr ya inanmad m. Allahü teâlây dâimâ tek, merhametli, afv edici, hidâyet yolunu gösterici, bir büyük varl k olarak kabûl ediyordum. flte beni müslimânl a götüren en büyük sebeb, bu oldu. Çünki müslimânlar, Allahü teâlâya tam benim düflündü üm gibi îmân ediyorlard. Hayâtdaki yaflama tarz n z temâmen sizin elinizdedir. E er siz, bir muhâsebeci iseniz ve mal sâhibinin kasas ndan para afl r rsan z, sizi yakalar ve habse sokarlar. Kaygan bir yoldan giderken dikkat etmezseniz, yuvarlan r ve bir taraf n z k rars n z. Otomobilinizi çok sür at ile sevk eder ve bu sebeb ile bir kazâ yaparsan z, bundan yine siz mes ûl olursunuz. Bütün bu kabâhatleri, baflkas n n üstüne yükleme e kalkmak, büyük bir ahlâks zl kd r. nsanlar n fenâ huylu olarak do duklar na inanm yorum. nsanlar, muhakkak iyi huylu olarak do mufldur. nsanlar n ba z lar n n, fenâ rûhlu olarak dünyâya geldi ini iddi â edenler var ise de, bunlara inanm yorum. Bence, insan fenâ rûhlu yapan, önce, anas babas, sonra muhîti [çevresi], zararl neflriyyât ve sonra fenâ arkadafllar d r. Buna bir de zararl muallimleri eklemek gerekir. Çocuklar, baba ve analar n n ve mektebdeki muallimlerinin ve yazarlar n hareket ve fikrlerine çok k ymet verirler ve onlara benzeme e çal fl rlar. Ba zan çocuklar n, bilinmeyen sebeblerden ötürü isyân etdikleri veyâ lüzûmsuz yere ortal a zarar verdi i görülür. O zemân, onlara nasîhat vermek, onlar tatl l kla, fekat ciddiyetle yola getirmek lâz md r. Fekat, biz çocuklar m za fenâ örnek olursak, kendimiz fenâ hareketler yaparsak, onlar yapd klar hareketin do ru olmad husûsunda iknâ edemeyiz. Biz her dürlü kabâhati ifllersek, bunlar n kötü fleyler oldu unu çocuklar m za nas l anlatabiliriz? Demek oluyor ki, her fleyden evvel çocuklar m za 223
224 mükemmel bir nümûne olmal y z. Îcâb nda onlar cezâland rabilmeliyiz. ngilizlerin sporcu oldu unu bilirsiniz. Spor bizde âdetâ kutsald r. Spor yaparken, yanl fl hareket eden, hele hîle yapan, hemen cezâland r l r ve flerefinden çok fley gayb eder. slâm dîni, insanlar için t pk bizim spor kâ ideleri gibi çok güzel ve mant kî hareket tarz ve do ru yaflama kâ ideleri koymufldur. flte ben de, slâm dînini tedkîk ederken, konulan bu kâ idelere hayrân oldum. Bu mant k ve intizâm da beni hak olan islâm dînine kavufldurdu. On emrin ikincisi fludur: (Sen, tap nmak için, hiçbir put veyâ resm veyâ iflâret yapm yacaks n.) Hâlbuki, bugün h ristiyan kiliseleri resmlerle, heykellerle doludur ve h ristiyanlar bunlar n önünde yerlere kadar e ilirler! Ben, Îsâ aleyhisselâm n mu cizeleri, [h ristiyanlar n i tikâd nca] haç üzerinde öldürülmesi, kabre konuldukdan sonra tekrar dirilip gö e ç kmas gibi mu azzam hâdiselerin, o zemân Filistinde bulunan yehûdîler, Romal lar ve di er insanlar üzerinde çok az bir etki yapd na ve oradaki hayât tarz n hiç de ifldirmedi ine dâimâ hayret etmifldim. Yehûdîler Îsâ aleyhisselâma çok kayds z kalm fl ve h ristiyanl k ancak yüzy llar sonra yay lma a bafllam fld r. Hâlbuki, Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemin teblîg ve neflr etdi i slâm dîni, çok k sa zemânda her tarafa yay lm fl, oralardaki hayât tarz n hemen de ifldirmifl, yar vahflî insanlar k sa zemânda, medenîlefldirmifldir. Zan ediyorum ki, bunun sebebi, îsevî dîninin k sa zemânda bozularak, anlafl lmas güç, yar putperest yeni bir h ristiyan dîni hâlini almas, islâm dîninin ise, herkes taraf ndan anlafl labilen mant kî bir din olmas d r ile 1923 aras nda, bana Türk sular nda vazîfe verildi. Müslimânlarla görüfldüm. Her gün minârelerden duydu um (Ancak bir Allahü teâlâ vard r. Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem Onun resûlüdür) sesi kula ma ne hofl geliyordu! slâmiyyet hakk nda okudu um ngilizce kitâblardan ço u, slâmiyyeti tahkîr ediyordu. Hele son üçyüz sene içinde, ayn zemânda halîfe olan Türk sultânlar n n yapd klar iddiâ edilen birçok fenâ hareketleri, haks zl klar, Türklerin yalanc l, düzenbazl, rüflvete düflkün olmalar, az nl klara fenâ mu âmele etmeleri gibi iftirâlar, hep onlar n ald islâm terbiyesine isnâd ediyor, bir müslimân n hiç bir zemân bir h ristiyan gibi dürüst olm yaca n ileri sürüyordu. Acabâ kabâhat hakîkaten slâm dîninde miydi? Ben buna inanm yordum. Nihâyet bu husûsda bilgi edinmek için, bir müslimân din adam na mürâce at etme e karâr verdim. Bir tarafdan da slâmiyyet hakk nda müslimânlar taraf ndan yaz lm fl eserleri arad m. n- 224
225 gilterede bulunan müslimân din adamlar, bana böyle eserler bulup yollad lar. Bu kitâblar okudu um zemân, islâmiyyetin ne kadar temiz oldu unu, Ortaça da nas l parlad n, karanl k h ristiyan âlemini nas l ayd nlatd n, fekat zemânla dîne ri âyetsizlik yüzünden, islâm âleminin nas l za îfledi ini, flimdi onu yine eski hakîkî hâline getirmek için u rafl ld n ö rendim. Bugünkü ilmî terakkîler h ristiyan dîninde yer bulamaz. Hâlbuki, islâmiyyet ile tam bir ittifak hâlindedir. Demek oluyor ki, islâm âleminin gerilemesinde kabâhat, islâm dîninde de il, bu güzel dîni lây k ile tatbîk edemeyen bugünkü müslimânlardad r. Art k islâm dîninin meziyyeti hakk nda hiçbir flübhem kalmam fld. Seve seve, îmân ederek müslimân oldum. Bugün Avrupada ba z filozoflar, muharrirler, dinlerin lüzûmsuz oldu unu ileri sürerler. Emîn olunuz ki, böyle bir fikrin hâs l olmas na sebeb, h ristiyan dîninin akla uymaz kâ ideleri ve 20. asrda kabûl olunam yacak hurâfeleridir [ya nî bât l akîdeleridir]. Hâlbuki islâm dîninde bunlar n hiçbiri yokdur. H ristiyanlar, slâmiyyeti kabûlümün sebebini bir dürlü anl yamamakda ve müslimân olanlara (eksantrik = Kimseye uym yan bir yol tutanlar) demekdedirler. Bu temâmiyle yanl fl bir düflüncedir. En son olarak flunu söyliyece im: Ben islâmiyyeti hem teorik, hem pratik, anlafl lmas kolay ve mant kî ve her bak mdan mükemmel bir din oldu u ve insanlara iyi bir rehber oldu u için seçdim. slâm dîni, insan Allahü teâlân n r zâs na, dünyâ ve âhiret se âdetine götüren en do ru yoldur ve k yâmete kadar böyle kalacakd r. 27 J. W. LOVEGROVE ( ngiliz) Niçin müslimân oldu um hakk nda sordu unuz süâle afla da k sa bir cevâb vermek istiyorum. Din ve îmân hakk nda size uzun bir konferans verecek de ilim. Din ve îmân insan n rûhunda do- an, her fleyden temâmen farkl bir meziyyetdir. T pk çölde kalm fl bir insan n susamas na benzer. nsanlar n muhakkak istinâd edecek, güvenecek, kendisine rehber olacak bir îmâna mâlik olmas lâz md r. Ben, önce din târîhlerini tedkîk etdim. nsanlar dîne da vet eden zâtlar n hayâtlar n ve onlar n ne ö retdiklerini dikkat ile okudum. Anlad m ki, Peygamberlerin aleyhimüsselâm bafllang çda, ö retdi i esâs kâ ideler zemânla bozulmufl ve 225 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-15
226 büsbütün baflka flekllere dönmüfldür. Bunlardan ancak pek az do ru k sm günümüze kadar devâm edebilmifldir. Bu büyük, seçilmifl insanlar n hayâtlar na dürlü dürlü efsâneler kar fld r lm fl, yapd klar ifller bize büsbütün baflka ve esrârla dolu bir fleklde intikâl etmifldir. flte bunlar n yan nda yaln z slâm dîni, intiflâr etdi- i günden bugüne kadar ayn safl, ayn temizli i muhâfaza etmifl, içine hiç bir hurâfe ve efsâne kat lmadan, günümüze kadar devâm etmifldir. Kur ân- kerîm, Muhammed aleyhisselâm zemân nda ne ise, bugün de odur. Bir kelimesi bile de iflmemifldir. Muhammed aleyhisselâm n mübârek sözleri, kendi a z ndan ç kd fleklde, hiçbir tehavvüle u ramadan günümüze vâs l olmufldur. Allahü teâlâ, lüzûm gördükçe, insanlara Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât göndermifldir. Bunlar birbirini temâmlar. Di er Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât ö retdi i husûslar n de ifldirilmifl ve baflka flekllere sokulmufl oldu u göz önünde tutulursa, en temiz, en saf ve en do ru kalan slâm dînini kabûl etmekden dahâ mant kî ne olabilir? Esâsen, kendime sâde, fâideli ve içinde mant a uym yan hurâfeler kat lmam fl bir hak din ar yordum. slâm dîni, böyle bir ilâhî dindir. slâm dîni, Allahü teâlâya ve komflular ma ve sâir insanlara karfl olan vazîfelerimi bir bir göstermekdedir. Bütün dinlerden maksad bu oldu u hâlde, onlarda bu husûs için anlafl lmaz felsefî akîdeler konulmufldur. Hâlbuki, islâm dîninde bu husûsda herkesin anl yabilece i, sâde, mant kî, inand r c, fâideli kâ ideler vard r. Ben, dünyâda ve âhiretde, huzûr ve selâmete kavuflmak için, neler yapmak îcâb etdi i hakk ndaki bilgileri, ancak slâm dîninde buldum. Onun için müslimân olmakla flereflendim. 28 DAV S ( ngiliz) 1931 senesinde do dum ve 6 yafl nda ilk mektebe gitme e bafllad m. Yedi sene sonra, ilk mektebi temâml yarak, orta k sma devâm etdim. Âilem beni katolik terbiyesi ile yetifldirdi. Sonradan, Anglikan kilisesine ba land m. En sonunda, Anglo-katolik oldum. Bütün bu tehavvüller esnâs nda, hep ayn fleyle karfl lafl yordum. H ristiyanl k, insan n normal günlük hayât ndan temâmen ayr lm fl, yaln z Pazar günleri giyilen ve onun için sand kda saklanan bir elbiseye benzemifldi. nsanlar, h ristiyanl k dîninde arad klar n bulam yorlard. H ristiyan dîni, insanlar kiliseye dürlü renkli fl klar, resmler, günnük kokular, zevkli müzik ve Azîzler 226
227 için yap lan dürlü parlak merâsim ve düâlarla ba lama a çal fl yor. Fekat, insanlar bir dürlü toplama a muvaffak olam yordu. Çünki h ristiyan dîni, yaln z efsânevî husûslarla meflgûl oluyor, kilise d - fl ndaki olan bitenle hiç alâkas olmuyordu. flte bunun için, ben h - ristiyanl kdan temâmen nefret etdim ve yald zl reklâmlarla medh olunan komünistlikle faflistli i tecribe etme e karâr verdim. Komünist olurken, komünistlikde s n f fark olmad na inanm fl ve buna çok sevinmifldim. Fekat zemân geçdikçe, komünistlerin, s n fs z olmak flöyle dursun, âdetâ bir esîr hayât yaflad klar n, içlerindeki küçük bir zümrenin di erleri üzerine zulm ve iflkence yapd n, kimsenin birfley söyleme e hakk olmad n ve ufak ve hakl bir i tirâzda bulunsa, hemen cezâland r ld n ve bu cezâland rman n ölüme kadar gitdi ini dehflet ile gördüm. Komünizmin hakîkî yüzü hakk nda, bize Stalin en bâriz bir misâldir. Bunun üzerine komünistli i b rakarak, faflist olma a karâr verdim. Faflistlikde gördü üm disiplin ve intizâm, çok be endim. Fekat faflistler, ancak kendilerini be eniyorlar. Kendilerinin d fl nda olan bütün insanlar, baflka rklar hakîr görüyorlard. Burada da, zulm, zd rab, haks zl k ve tahakküm vard. Birkaç ay içinde, faflistlikden de, temâmen nefret etdim. Çünki, ngilterede Mosley, Almanyada Hitler, talyada Mussolini, tâm bir terör, merhametsiz ve keyfî bir zulm nümûnesi olmufllard. Fekat buna ra men, faflistlikden ayr lam yordum. Çünki baflvuracak baflka bir yer kalmam fld. Bu s rada, rûhî zd râblar aras nda ç rp n rken, bir kitâb sat c - s nda, (The slamic Review = slâm Mecmû as ) ad nda bir dergi gördüm. Bunu biraz kar fld rd m. Bedeli 2 flilin 6 pens olan (bugünkü para ile 15 lira) ve benim için çok pahal say lan bu mecmû ay, niçin sat n ald m hâlâ anl yam yordum. Kendi kendime, (Beyhûde para sarf etdim. Her hâlde bunun içindekiler de h ristiyanlar n, komünistlerin, faflistlerin söyledikleri ve iki para etmiyen laflara benzer) diye düflünüyordum. Fekat mecmû ay dikkat ile okuma a bafllay nca, flafl r p kald m. Okudum, bir kerre, bir kerre dahâ okudum. O zemân islâmiyyetin, h ristiyanl n ve sonu (izm) ile biten bütün ideolojilerin en iyi taraflar n kendinde toplayan mükemmel bir din oldu unu gördüm ve anlad m. Fakîrli ime ra men, bu mecmû aya abone oldum. Birkaç ay sonra, müslimân olma a karâr vermifldim. O günden beri, yeni dînime iki elle sar lm fl bulunuyorm. Üniversiteye girer girmez, Arabî ö renme e bafllayaca m ümmîd ediyorum. fiimdiki hâlde, Latince, Frans zca ve spanyolca ö reniyor ve ( slâm Mecmû as )n okuyorum. 227
228 29 T. H. Mc BARKL E ( rlandal ) Ben, rlandal olmama ve rlandal lar n ço unun katolik dînine ba l bulunmas na ra men, protestan mezhebinde yetifldirildim. Fekat, dahâ çocuk yafl nda iken, h ristiyanl k hakk nda bana ö retilen fleyleri hiç be enmiyor, bunlar n do rulu undan flübhe ediyordum. Üniversiteye bafllay p, birçok yeni ilmler ö renince, flübhem art k kanâ ate vard. H ristiyan dîni, art k bana hiçbir fley vermiyordu. Ondan temâmen nefret etdim ve ona inanm yordum. çimdeki, (beni hak yola kavuflduracak bir rehberi aramak) arzûsu, o kadar fliddetliydi ki, bir müddet, düflündü üm tarzda bir i tikâd yolu kurmufl ve bununla kendimi tatmîn etme e çal flm fld m. Bu kar fl k rûh hâleti oldukça uzun sürdü. Birgün, elime ( slâm ve Medeniyyet) isminde bir kitâb geçdi. Bunu okuyunca, büyük bir hayret ve sevinç ile gördüm ki, akl mdan geçen bütün ümmîdler, süâller ve bunlar n cevâblar, bu kitâbda mevcûd idi. H ristiyan f rkalar n n zulm ve bask lar na karfl islâm dîninin huzûr dolu, canl kâ ideleri, befleriyyete do ru yolu göstermifldi. slâm memleketlerindeki ilm ve medeniyyet kaynaklar, karanl k ve vahflet içinde bulunan Avrupaya nûr saçm fld. H ristiyanl kla k yasland zemân, islâm ne kadar mant kî, fâideli bir din idi. slâmiyyetde beni, ilk görüflde kendisine hemen ba l yan husûs, h ristiyanl kda bulunan ( nsanlar n günâhkâr olarak do du u ve dünyâda keffâret vermek mecbûriyyeti bulundu u) akîdesinin islâm dîninde red edilmesiydi. Sonralar, islâmiyyetin insânî, medenî di er ahkâm n ö renerek, bu dînin büyüklü üne hayrân oldum. slâmiyyetde zengin, fakîr ayr l yokdu. slâmiyyetde her rkdan, her renkden, her dilden insanlar birbirinin kardefli say l - yordu. slâmiyyet, insanlar n aralar ndaki servet, mevk, rk, memleket, renk farklar n bir hamlede y k yordu. flte bunun için müslimân oldum. 30 MAHMÛD GUNNAR ER KSON ( sveçli) Allahü teâlâya hamd-ü senâ ile söze bafll yorum. Allahü teâlâdan baflka bir ma bûd bulunmad na ve Muhammed aleyhisselâm n Onun kulu ve resûlü oldu una flehâdet ederim. Bundan befl sene evvel müslimânlarla görüfldüm. Dostlar m- 228
229 dan biri, birgün, Kur ân- kerîmi merak etdi ini ve onu okuma a bafllad n söylemifldi. O zemâna kadar, Kur ân- kerîm hakk nda hiçbir fley bilmiyordum. Arkadafl m n Kur ân- kerîm okuma a bafllad n ö renince, onun yan nda küçük düflmemek için ben de Kur ân- kerîmi tedkîk etme e karâr verdim ve sveççe bir Kur ân- kerîm tercemesini bulmak için flehrimizin kütübhânesine mürâce at etdim. Oradan, böyle bir terceme buldum ve okuma a bafllad m. Kütübhâneden ald m bir kitâb ancak onbefl gün yan mda tutabiliyordum. Fekat, Kur ân- kerîm, benim üzerimde o kadar büyük bir te sîr yapd ki, onbefl gün kâfî gelmedi. Kitâb geri verdikden birkaç gün sonra, tekrar kütübhâneye gidiyor ve onu tekrar al yordum. Böylece, her 15 günde bir geri vererek ve birkaç gün sonra tekrar alarak, bu Kur ân- kerîm tercemesini def alarca okudum. Kur ân- kerîmi okudukça, ona hayrân oluyor ve müslimânl n hakîkî din oldu una inanma a bafll yordum senesi Kas m ay nda, art k müslimân olma a karâr vermifldim. Fekat islâmiyyetin hakîkî ma nâs na vâk f olmak ve onun derinli ine nüfûz etmek için biraz dahâ beklemek ve bu dîni biraz dahâ tedkîk etmek istiyordum. Bunun için, Stockholmda umûmî kütübhâneye giderek, islâm dîni hakk nda yaz lm fl eserleri arafld rd m. Bu eserler aras nda, Muhammed Alînin Kur ân- kerîm tercemesini buldum. Muhammed Alînin, Kad yânî ve Ahmedî denilen bir sap k teflkîlât n mensûblar ndan oldu unu sonradan ö rendi im hâlde, bu kifâyetsiz kimsenin yapm fl oldu u tercemeden bile, çok fâidelendim. Art k müslimân olmak için hiç bir flübhem kalmam fld. Müslimânlarla görüflmem iflte o zemân bafllad senesinden i tibâren onlarla birlikde ibâdetlere ifltirâk etdim. Büyük bir tâli eseri olarak, Stockholmda müslimânlar taraf ndan te sîs edilmifl bir cem iyyet buldum. Onlarla tan fld m. Onlardan da, birçok fleyler ö rendim hicrî senesinin Ramezân bayram nda ngiltereye gitdim ve bayram n birinci günü (Woking) câmi inde resmen müslimân oldum. Müslimânl kda beni kendisine en çok cezb eden fley, müslimânl n son derece mant kî bir din olmas d r. slâmiyyetde, akl- selîmin kabûl etmedi i hiçbir fley yokdur. slâmiyyet, Allahü teâlân n bir oldu una inanma emr eder. Allahü teâlâ gafûr ve rahîm (afv edici ve çok merhametli)dir. nsanlara râhat ve huzûr içinde yafl yabilmeleri için, her an say s z lutf ve ihsânlarda bulunur. slâm dîninde en çok sevdi im fleylerden biri de, islâm dîninin 229
230 yaln z Arablar n dîni olmay p, bütün insanlar n dîni olmas d r. Allahü teâlâ, bütün âlemlerin rabbidir. Hâlbuki yehûdîler, kendi kudsî kitâblar nda, hep ( srâîlin Allah )ndan bahs ederler. Ya nî, Allahü teâlây s rf kendilerine tahsîs ederler. Yine slâm dîninde sevdi im bir husûs, bu dînin flimdiye kadar gelen bütün Peygamberleri aleyhimüssalevâtü vetteslîmât kabûl etmesi, hepsine hurmetkâr olmas ve baflka dîne inananlara büyük bir flefkat ile mu âmele etmesidir. Bir müslimân, temiz olan her yerde, tarlada, hattâ bir kilisede bile nemâz k labilir. Hâlbuki bir h ristiyan, bir câmi in yan na bile yaklaflmaz. slâm n en do ru ve en son din, Muhammed aleyhisselâm n da en son Peygamber oldu unu, Kur ân- kerîm, ne güzel ta rîf etmekdedir: Mâ ide sûresinin üçüncü âyetinde meâlen, (Bugün, dîninizi kemâle erdirdim. Size olan ni metlerimi temâmlad m ve sizin için din olarak slâm seçdim) buyurulmufldur. Âl-i mrân sûresi ondokuzuncu âyetinde meâlen, (Ve, kat î olarak biliniz ki, Allahü teâlâ kat nda din, slâmiyyetdir) buyurulmufldur. 31 ABDÜLLAH UEMURA (Japon) Niçin müslimân oldum? Çünki islâm dîni, Allahü teâlân n birli ini, ölümden sonra, ikinci bir hayât oldu unu, k yâmet günü, insanlar n dünyâda yapd klar ifller için muhâkeme edilece ini bildirmekdedir. Sevgiyi, do rulu u, dürüstlü ü ve son derece temiz ahlâkl olma emr etmekdedir. Bütün bunlar, bir insan n hak yolda râhat ve huzûr içinde yaflamas için en lüzûmlu olan husûslard r. Bunlar, hiçbir dinde bu kadar aç k ve vecîz olarak bildirilmemifldir. slâmda, sadâkat [do ruluk] çok k ymetlidir. Allahü teâlâya ve kullara karfl do ruluk, islâmiyyetin esâs n teflkîl eder. Ben de, hakîkati ararken, onu islâm dîninde buldum ve müslimân oldum. Bütün dinleri tedkîk etdim. Edindi im kanâ ati afla da aç kl - yorum: Bugünkü h ristiyanl k, hiçbir zemân, Îsâ aleyhisselâm n telkîn etdi i temiz din olamaz. Îsâ aleyhisselâm n Allahü teâlâdan ald - ve insanlara teblîg etdi i emrler temâmen de ifldirilmifldir. Bugünkü ncîllerde, onun sözleri diye baflka fleyler konulmufldur. 230
231 Zuhûrundan bugüne kadar, saf ve temiz kalan tek din, islâm dînidir. Kur ân- kerîm, bir kelimesi bile de iflmeden, bugüne kadar gelmifldir. Bugünkü ncîllerde, Allahü teâlân n emrleri de il, yaln z Îsâ aleyhisselâm n zemânla de ifldirilen sözleri ile, yapd ifller yaz l - d r. Hâlbuki, islâm dîninde Allahü teâlân n emrleri ile Peygamberinin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem sözleri birbirinden ayr lm fld r. Allahü teâlân n emrleri Kur ân- kerîmde yaz l d r. Hazret-i Peygamberin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem sözleri ise, (Hadîs) ismi alt nda ayr ca toplanm fld r. Müslimânl kda, Allahü teâlâ do rudan do ruya kullar na hitâb eder. H ristiyanl kda böyle birfley yokdur. H ristiyanl kda, akl- selîm sâhiblerinin kabûl edemiyece i en mühim mes ele, (Üç Tanr ) akîdesidir. H ristiyanlar, tek Allaha de il, üç Tanr ya inan rlar. Hiç bir h ristiyan din adam, bugüne kadar, bu husûsu mant kî bir tarzda îzâh edememifldir. Etmesine de imkân yokdur. Zîrâ, bu akîde temâmiyle temelsiz ve anormaldir. Bu dünyây ancak bir tek büyük yarat c yaratabilir. Üçlü Tanr ya inanmak, puta tapmak demekdir. Akl bafl nda olan bir insan, ancak bir tek hâl ka [yarat c ya] inan r. Bundan mâ ada h ristiyanlar, insanlar n günâhkâr olarak do du unu, bu günâhlardan temizlenmek için, keffâret vermek mecbûriyyetinde bulunduklar n, e er insanlar, h ristiyanlar n esâs i tikâdlar olan üç tanr ya inanm yacak olurlarsa, sonsuz bir ölüme mahkûm olarak, tekrâr dirilmiyeceklerini telkîn ederler. O hâlde, esâsen günâhkâr olarak do an ve bir dahâ dirilmek imkân ndan da mahrûm bulunan insanlar n dünyâda beyhûde yere ibâdet edecekleri yerde, hâz r ellerine f rsat geçmiflken, zevk ve safâ ile vakt geçirmeleri, birbirlerini aldatmalar, her dürlü fenâl klar yapmalar kadar tabî î ne olabilir? Bunun içindir ki, bugün h ristiyanlar, ahlâk ve din kâ idelerine uymadan yaflamakda ve büsbütün dinsizli e do ru gitmekdedirler. Bunlar, makina hâline gelmifllerdir ve rûhlar bombofldur. fiimdi Japon dinlerine gelelim: Japonyada esâs olarak iki din vard r. Bunlardan biri olan Mahayana Budistli i, ibtidâî budistlik ile sâf budistli in birlefldirilmifl fleklidir. Biraz Brahmanizme benziyor. Bunlar n i tikâdlar tedkîk edilince, Budan n bir ateist [Allahs z] oldu u görülür. Çünki Buda, Allahü teâlâdan hiç bahs etmemekde ve beden öldü ü zemân, rûhun ölmiyece ine de inanmamakdad r. Brahmanlar n rûh hakk ndaki kanâ atleri, bu kadar maddî de ildir. Ama, öyle kar fl k ifâde olunmakdad r ki, ne de- 231
232 mek istedikleri pek iyi anlafl lamamakdad r. Esâsen, Brahmanlar n Brahma hakk ndaki kanâ atleri, ya nî onun Allah m, kul mu, yoksa Peygamber mi oldu u hakk ndaki düflünceleri, aç k ifâde olunmam fld r. Brahmanlar, dinden ziyâde, din felsefesi ile u rafl rlar. Brahmay dâimâ gözlerinin önüne getirmek için, ona benzetdikleri veyâ ona yak fld rd klar eflyây [meselâ çiçekleri] kudsî kabûl eder ve bu yüzden Allahü teâlâya tapacaklar yerde, Allahü teâlân n yaratd eflyâ veyâ hayvanlara tapma a bafllarlar. Bütün bu karmakar fl k akîdeler aras nda yaln z islâm dîni, Allahü teâlây en do ru olarak bize tan tmakdad r. (Allahü teâlâ birdir. Azîmdir. Bütün âlemlerin rabbidir. Ne do mufl, ne do urmufldur. Dünyâda ve Âhiretde ne varsa, hepsi Onun mahlûklar d r. Ondan baflka kimseye tap lmaz. Ondan baflka kimse, kullar na emr veremez.) Japonyada ikinci din fiinto dînidir. Bu din, budistlikden dahâ fenâd r. Çünki, ahlâkî bir din de ildir. Ayr ca, birçok tanr lara inan rlar ve ibtidâî kavmlerde oldu u gibi, bunlar n hepsine ayr ayr taparlar. [Ya nî putperestdirler] Size yukar da, dünyâda bulunan ba z dinler hakk nda gâyet samîmî ve muhtasar ma lûmât verdim. Bunlar böylece görüp ö rendikden sonra, acabâ hanginiz islâm bir tarafa b rakarak, bunlardan birini seçerdiniz. Buna imkân var m d r? Siz de görüyorsunuz ki, birçok karmakar fl k, insan akl n n aslâ kabûl edemiyece i akîdeler aras nda, islâm dîni, p r l p r l parlamakdad r. Tâm mant kî ve insânî kâ ideleri ile, tek hak din oldu u ilk bak flda görülmekdedir. flte ben de, rûhumun huzûr ve selâmete kavuflmas için, göz yafllar ile hakîkat yolunu ararken, en ma kûl ve mant kî din olarak müslimânl buldum ve (iflte arad m din budur) diyerek, iki elle ona sar ld m, seve seve müslimân oldum. 32 MUHAMMED SÜLEYMÂN TAKEUCH (Japon) Allahü teâlân n inâyeti ile müslimân oldum. Müslimân olma a afla daki sebebler ile karâr verdim: 1) slâmiyyetde çok kuvvetli bir kardefllik rûhu vard r. 2) slâmiyyet, bir insan n hayât nda zuhûr edebilecek her nev den müflkilât n bir çâresini bildirir. Din ile dünyây birbirinden ay rmam fld r. slâmiyyetde yaln z ma nevî husûslar de il, bunun aksine, insanlar bir araya toplamak, hangi rk ve s n fdan 232
233 olursa olsun, ayn sâfda berâber ibâdet etmek, fakîrlere mu âvenet etmek, birbirlerinin derdlerini ö renip müfltereken çâre bulmak gibi, bugünkü nizâmlara temâmen muvâf k ictimâî husûslar da mevcûddur. 3) slâm dîni, hem rûhu, hem de bedeni terbiye etmekdedir. Ya nî islâmiyyet rûhânî ve cismânî husûslar kendisinde cem etmifldir. slâmiyyetdeki uhuvvet [kardefllik], ne rk, ne de s n f fark tan maz. Bütün dünyâdaki müslimânlar birbirlerinin kardeflidir. Dünyâda çok müslimân vard r. slâmiyyet, akl- selîm sâhiblerinin dînidir. ster Hindli, ister Pâkistânl, ister Arab, ister Afganl, ister Türk, ister Japon veyâ Çinli olsun, dünyâda bulunan bütün müslimânlar birbirlerini kardefl bilirler. Bu sebebden, islâm dîni temâmiyle beynel-milel bir dindir. Bugün bozulmufl, perîflân hâle gelmifl insan cem yyetlerini do ru yola sokacak, onun kusûrlar - n düzeltecek biricik vâs ta, islâm dînidir. Allahü teâlân n ihsân etdi i bir din oldu u içindir ki, hangi rkdan, hangi milletden olursa olsun, hepsinin uyacaklar mezhebler vard r. slâm dîni, medeniyyet târîhinde çok mühim rol oynam fl, yar barbar insanlar k - sa bir zemân içinde, medeniyyete vâs l etmifldir. slâm dîni, insanlar n sulh ve huzûr içinde yaflamalar n ister. Onlar n, se âdete, huzûra kavuflmalar için, îcâb eden ahkâm vaz etmifldir. Bu husûsda di er dinlerin, meselâ h ristiyanl k veyâ budizmin emrleri temâmen farkl d r. Bu iki din, insanlar bir araya getirmek flöyle dursun, insanlar n dünyâdan elini ete ini çekmesini ve birbirlerinden uzaklaflmalar n emr eder. Birçok Buda ma bedleri, güç afl labilen da lar n tepesinde kurulmufldur. Bunun sebebi, buralara mümkin oldu u kadar az insan n gelmesini temîn etmekdir. Japonlar n dînî akîdeleri tedkîk edilecek olursa, onlar n da birbirinden mümkin oldu u kadar uzak yaflama esâs tutduklar görülür. H ristiyanlara gelince, koyu h ristiyanlar n kiliseleri hep tenhâ yerlerde kurulmufldur. çleri mümkin oldu u kadar karanl k tutulmufldur. Ancak son zemânlarda, kiliseler flehrin içine girebilmifldir. H ristiyanlar, insanlar n günâhkâr olarak do du unu, onun için dünyâda dâimâ azâb çekmeleri îcâb etdi ini ileri sürerler. Görülüyor ki, bütün bu dinlerde din ile insan hayât birbirinden ayr lm fl, dünyâdaki hayât n ancak çile çekmek oldu u telkîn edilmifldir. Hâlbuki islâm dîni, insanlar Allahü teâlân n sevgili kullar olarak kabûl eder. Mescidler köylerin tam ortas na, insanlar n aras na kurulmufldur. çerleri ferâh ve ayd nl kd r. nsanlar bura- 233
234 ya seve seve ibâdete gelirler. Bir araya gelir, cemâ at ile ibâdet ederler. bâdetden sonra, birbirlerine hayr düâ ederler. Hât rlar - n sorar, îcâb ederse, birbirlerine yard m ederler. slâmiyyetde muhtâc olanlara yard m etmek, hattâ yard m edemiyenin, güler yüz, tatl dil ile bir müslimân sevindirmesi çok sevâb olur. Bir insanda hem rûh, hem beden vard r. Allahü teâlâ, bize hem rûh, hem beden vermifldir. Biz hayât m z müddetince hem rûhu, hem de bedeni farkl terbiye etme e ve bunlar birbirinden ay rmama a mecbûruz. flte islâmiyyet, insan n yaln z rûhî ihtiyâc n de il, ayn zemânda bedenini de hesâba katm fl, her ikisi için de son derece mant kî ve ilâhî ahkâm koymufldur. Ben yeni bir müslimân m. Müslimânl iki sene evvel kabûl etdim. slâm n, rûhî ve bedenî bütün ihtiyâçlar m birlikde karfl lad - na emînim. Bugün Japonya, teknolojide son derecede ilerlemifl bir memleketdir. Bütün dünyâ ile baflar l olarak yar flmakdad r. Japon halk, bu mu azzam fennî terakkî ve maddî kazanç yüzünden temâmen de iflmifldir. Japonyada tabî î kaynaklar yokdur. Bütün ibtidâî maddeler hâricden gelir. Buna ra men, di er memleketlerden dahâ mükemmel ve dahâ ucuz mal yapabiliyoruz. Bu da, devâml çal flmak ve aza kanâ at etmek sâyesinde oluyor. flte, mütemâdiyen, durmadan, gayret etmek, çal flmak ihtiyâc nda olan Japonlar n, rûhiyyât ve ma neviyyât ile meflgûl olma a vaktleri kalmam fl, birer makina hâline gelmifllerdir. Japonlar, flimdi kendilerini Avrupal lar n maddî hayât na uydurmufllard r. Dinleri, îmânlar kalmam fl, ma neviyyât ile alâkay kesmifllerdir. Bugünkü Japonlar n kar nlar mükemmel sûretde doymufldur. Ceplerinde çok para vard r. Amma, rûhlar gitdikçe fakîrleflmekde ve bofl kalmakdad r. Ma nevî fakîrlik karfl s nda, maddî zenginli in ne k ymeti olabilir. Vücûdü güzel elbiselerle süslenmifl, fekat rûhu bofl kalm fl olan insanlar n dünyâya ne fâidesi olabilir? Benim kanâ atimce, flimdi Japonyada slâm propagandas yapman n tâm zemân d r. Çünki, maddî varl k bak m ndan kemâle varm fl olan Japonlar, rûhlar ndaki noksanl çok iyi his etmekde ve kendilerine bir rehber aramakdad r. Rûhlar ndaki bu iflâs, yaln z ve yaln z islâm dîni telâfî edebilir. Çünki islâmiyyet, onlara ayn zemânda hayâtda da rehberlik edecekdir. Ben fluna emînim ki, e er Japonyada islâm dîninin tan nmas için ciddî ve muntazam bir teflkîlât kurulacak olur ve îcâb eden neflriyyât yap l rsa, iki üç nesl sonra, bütün Japonlar müslimân olacakd r. Böyle olunca, müslimânl k, yaln z uzak flark flerefli bir mevk a ulafld rmakla kalm yacak, bütün befleriyyet bundan fâidelenecekdir. 234
235 33 ALÎ MUHAMMED MOR (Japon) Bundan tâm 18 sene evvel, ya nî 1929 senesinde ben Mançuryada bulunuyordum. O zemânlar, Japonya flarkda çok kudretli bir devletdi. Mançuryada dolafl rken Pieching civâr nda bir çölde müslimânlarla ahbâb oldum. Bunlar gâyet sâde ve dindârâne bir hayât sürüyorlard. Onlar n hayât tarz na, Allahü teâlâya olan itâ atlar - na, birbirlerine karfl olan tatl mu âmelelerine, yabanc lara karfl gösterdikleri müsâfirseverli e ve sadâkatlar na hayrân olmufldum. Mançuryaya girdikçe, dahâ birçok müslimânlarla tan flm fl, hepsinde ayn temiz ve güzel ahlâk görmüfl, onlara karfl büyük bir muhabbet besleme e bafllam fld m. Bundan sonra, ancak 1946 senesinde tekrar Japonyaya dönebildim. Bu arada Japonya kinci Dünyâ Savafl na kat lm fl ve bu savafldan ma lûb bir hâlde ç km fld. O kudretli Japon mperatörlü- ünden art k hiçbir fley kalmam fld. O zemâna kadar, Japonlar n ço unun can ve yürekden ba l oldu u budizm, temâmen bozulmufl, esâs n gayb etmifl, mant kî k smlar unutulmufl, cem iyyet üzerine art k fenâ bir te sîr yapma a bafllam fld. Japonlar n bir k sm art k h ristiyanl kabûl etmifldi. Evet, h - ristiyanl k 90 seneden beri Japonyaya gelmifl bulunuyordu. Fekat h ristiyan olan Japonlar pek azd. fiimdi bunlar n ço alm fl oldu unu görüyordum. Çünki, Japonlar, Budan n art k kendilerine bir fâidesi olmad n, onlar ma lûb olmakdan ve felâketden kurtaramad n görmüfller, Budaya olan i timâd ve muhabbetlerini gayb etmifllerdi. fiimdi yeni bir din ar yorlard. Bilhâssa gençler, h ristiyanl n, gayb etdikleri îmân n yerine geçece ini sanm fllar ve h - ristiyan olmufllard. Fekat k sa bir zemân sonra, onlar h ristiyanl - a teflvîk eden misyonerlerin Amerikan veyâ ingiliz kapitalistlerinin birer âleti oldu unu ve onlar h ristiyan yaparak yaln z budistlikden de il, ayn zemânda temiz ve dürüst Japonlukdan da uzaklafld rd klar n görmüfllerdi. H ristiyan misyonerler, onlar h ristiyan yaparken, durmadan Amerikan ve ngiliz mallar n n nefâsetinden bahs ediyor, onlarda Japon mallar na karfl bir nefret uyand r yor, memleketimize mütemâdiyen yabanc mal gelmesine sebeb oluyorlard. Ya nî kapitalistler h ristiyanl k sâyesinde, bizim s rt m zdan zengin oluyorlard. Japonya, Rusya ile Amerika aras nda bulunan bir memleket- 235
236 dir. Bu iki büyük devletin her biri, Japonyay kendi nüfûzu alt na almak ister. Onlar n bize yapd klar telkînler, bizim rûhumuzun selâmeti için de il, kendi menfe atlar n te mîn içindir. Hâlbuki Japonlar n, do ru dürüst bir rûhî mürebbîye ihtiyâçlar vard. Benim kanâ atimce, Japonlar n bu ihtiyâc n tatmîn edecek, onlar n rûhunu sükûn ve selâmete kavuflduracak, onlara hayâtda ta kîb edecekleri en do ru yolu gösterecek olan, ancak islâm dînidir. Ben her fleyden önce, islâmiyyetdeki, müslimânlar n birbirlerini kardefl bilmeleri meziyyetine hayrân m. slâmiyyet, bütün müslimânlar n, renk ve rk fark yapmadan, kardefl oldu unu kabûl eder ve Allahü teâlâ, insanlar n sulh ve selâmet içinde, birbirine hiçbir fenâl k yapmadan kardefl olarak yaflamalar n emr eder. Bugünkü dünyân n perîflân hâline bak nca, bundan dahâ mükemmel, dahâ do ru bir emr düflünülebilir mi? Böyle bir emri veren büyük varl n hakîkî Allah oldu undan kim flübhe edebilir? Geçen sene, üç müslimân Tokoflimaya gelmifllerdi. Bunlar Pâkistânl idiler. Ben hemen kendilerini ziyâret etdim. Onlardan müslimânl k hakk nda çok güzel, çok derin ma lûmât ö rendim. Ondan sonra, müslimân Japonlarla sohbet etdim. Bunlardan Tokyoda bulunan Bay Molivala ile Bay Mita beni ayd nlatd lar ve müslimân olmam tavsiye etdiler. Ben de, müslimânl kabûl etdim. Bütün kalbimle temennî ediyorum ki, en mant kî, en temiz ve hak din olan müslimânl k, bütün dünyâ üzerine yay larak, insanlar felâketden kurtars n. E er bütün dünyâ müslimân olursa, bu perîflân dünyâ bir Cennet hâline girecekdir. Allahü teâlân n lutf ve azameti, insanlar n rûhunu tenvîr edecek, onlar do ru yola sevk edecek ve insanlar nihâyet selâmete kavuflacaklard r. nsanlar, ancak islâmiyyet sâyesinde, hem rûhî, hem maddî bahtiyârl - a ve Allahü teâlân n râz olaca kullar olmak se âdetine erifleceklerdir. 34 ÖMER M TA (Japon) (Ömer Mita, ekonomi mütehass s, ictimâ î [sosyal] ifllerde çal flan, fekat bir müddet budist râhibli i de yapm fl ve va zlar vermifl, müslimân oldukdan sonra, bütün fe âliyyetini slâmiyyeti yaymak için neflriyyât yapma a hasr etmifl olan bir Japon fikr adam - d r.) Allahü teâlâya hamd-ü senâ olsun ki, üç seneden beri müslimân m. Mes ûd bir hayâta nâil oldum. Bana, hakîkî ve dürüst bir 236
237 hayât n nas l oldu unu, Pâkistânl müslimân kardefllerim ö retdi. Bu Pâkistânl kardefllerim, Japonyay ziyârete geldikleri zemân, benimle tan fld lar. Bana müslimânl anlatd lar ve beni müslimân yapd lar. Kendilerine minnet borcum çokdur. Japonyada ehâlînin ço u budistdir. Fekat, hakîkatde budistlikle hiç ilgileri kalmam fld r. Art k budist âyinlerine kat lmamakdad rlar. Dînî bilgilerin hemen hemen temâm n unutmufllard r. Bunun sebebi, budistli in çok mu lak, çok karmafl k bir felsefe olmas ve bu dîni seçenlere dünyâda hiç bir fâide vermemesidir. Hayâtda her gün mücâdele etmek zorunda olan veyâ bafl na gelen muhtelif hâdiselere nas l karfl koyaca n, nas l hareket etmek îcâb etdi ini bilmiyen vasat düflünceli bir insana, budizmin hiç yard m olmaz. Böyle bir insan, bu dîni anl yamaz ve bu dinden hiç fâidelenemez. Hâlbuki islâm dîni, böyle de ildir. slâmiyyet, herkesin anl yabilece i, sâde, insânî ve ilâhî bir dindir. Bu din, insan hayât n n bütün safhalar na nüfûz eder ve müslimânlara her bir hâdise karfl s nda, nas l hareket etmek lâz m geldi ini ö retir. slâmiyyetde esâs, temizlikdir. slâmiyyet, rûhu temiz olan insanlar n en mükemmel rehberidir. slâmiyyet, o kadar mant kîdir ki, en câhil bir insan bile, onun ne dedi ini anlar. slâmiyyetde, di er dinlerde oldu u gibi, imtiyâzl bir râhibler s n f ve râhib inhisâr (monopolu) yokdur. Benim kanâ atimce, Japonyada islâmiyyetin yay lmas çok kolay olacakd r. Belki bafllang çda, ba z müflkilât meydâna ç kacakd r. Fekat, bu mâni ler izâle edilebilir ve Japonlar müslimân olma- a bafllarlar. Bu ifli yapmak için, her fleyden önce Japonlara hakîkî müslimânl tan tmak lâz md r. Japonlar, gün geçdikçe maddîlefliyorlar. Fekat, bundan memnûn de ildirler ve rûhlar ndaki bofllu- u his etmekdedirler. Onlara islâm dîninin yaln z rûhânî bilgiler verdi ini de il, ayn zemânda, insanlara dünyâda yapacaklar bütün ifller, sürecekleri hayât için de tâm ve mükemmel bir rehber oldu unu ö retmek îcâb eder. kinci ifl olarak, Japonyaya bu neflriyyât yapabilecek kudretde, çok bilgili hakîkî müslimânlar n gelmesi lâz md r. Ne yaz k ki, Japonyaya muhtelif müslimân memleketlerinden gelen talebeler, bu mühîm vazîfeyi yapabilecek kudretde de ildir. Bunlarla temâs etdi im zemân, onlar n kendi dinleri hakk nda bilgi sâhibi olmad klar n, hattâ kendi dinlerine tâbi olmad klar n, büyük bir teessür ile gördüm. Bunlar bize rehber olamazlar. Bunlar garb dünyâs na hayrân olan, Avrupa terbiyesi alm fl, bat l lar n kolejlerinde, papaz mekteblerinde okumufl kimselerdi. slâmiyyet hakk nda 237
238 hiçbir fley bilmiyorlard. slâm dîninin Japonyaya yay lmas mes elesini bütün müslimânlar ciddiyyet ile düflünmeli ve yukar da da söyledi im gibi, bizim memlekete hakîkî âlimler göndermelidirler. Bu gelen müslimânlar, Japonlara yaln z lafla de il, kendi hâl ve hareketleri ile de bir slâm nümûnesi olmal d r. Biz Japonlar, sulha, hakîkate, do rulu a, samîmiyyete, fazîlete müfltâk z. Gün geçdikçe, bu güzel hasletlerimizi gayb ediyoruz. flte, ancak slâmiyyet, bizim imdâd - m za yetiflebilir ve bizi harâb olmakdan kurtarabilir. Müslimânlar büyük ve tek hâl k Allahü teâlâya îmân eder. Japonlar n da böyle bir îmâna ihtiyâclar vard r. slâmiyyet (sulh) demekdir. Japonlar kadar sulh istiyen bir baflka millet yokdur. Sulha ve huzûra kavuflmak için kendisi (sulh) demek olan slâmiyyeti kabûl etmek îcâb eder. slâmiyyet, insanlar ile sulh ve se âdet içinde berâber bulunmak ve Allahü teâlân n emrlerine teslîm olmak demekdir. Bütün müslimânlar, birbirinin kardeflleridir. nsanl k, ancak islâmiyyet sâyesinde felâketlerden ve vahfletden kurtulacakd r. 35 Bayan FATMA KAZUE (Japon) kinci Cihân Harbinden sonra, dînimize olan ra betin gitdikçe za îflemekde oldu unu görüyordum. Japonlar, yavafl yavafl Amerikal lar n hayât tarz na al fl yorlard. Bu hayât tarz, insan n dinle alâkas n azalt yor, onu bir makina hâline sokuyordu. Fekat, böyle maddîleflen insanlarda bir büyük nâk sa vard r. Ben bu eksikli- i his ediyordum. Rûhumda bir boflluk vard. Bu hayât tarz ndan memnûn de ildim. Fekat, noksan olan neydi, bunu anlama a imkân bulam yordum. Bir müddet kalmak için, Tokyoya gelen bir müslimân ziyâret etdim. Onun din hakk ndaki sözlerine ve ibâdet tarz na son derecede hayrân oldum. Ona birçok süâller sorma a bafllad m. Verdi- i cevâblar, hem beni memnûn ediyor, hem de rûhumdaki bofllu- u dolduruyordu. O, bir tek hâl k [yarat c ] oldu unu, bu yarat c - n n, se âdet ve selâmet ile yaflamam z için neler yapmam z lâz m geldi ini bize bildirdi ini, kendisinin de, onun emrlerine uygun olarak yaflad n anlatd. Bu sözler, benim üzerimde o kadar derin bir te sîr yapd ki, ben de onun dînini kabûl etmek istedi imi bildirdim ve onun rehberli i ile müslimân oldum. Müslimân ol- 238
239 dukdan sonra, yaratana bu kadar yak n olarak yaflaman n ne büyük bir se âdet oldu unu kalbimde his etme e bafllad m. Hayât tarz m de ifldi ve huzûra kavufldum. Müslimânl n hak din oldu unu anlamak için, birbirlerine selâm verifllerine dikkat etmek yeter. Biz birbirimize (Gün ayd n) veyâ (geceler hayr olsun) der geçeriz. Bu kuru, maddî sözlerin yerine, müslimânlar birbirlerine, (Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühu) derler ki, bunun ma nâs, (Huzûr ve selâmet, Allahü teâlân n rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun) demekdir. Bundan dahâ güzel bir söz, bir selâm tarz düflünülebilir mi? Müslimân arkadafl m, bana müslimânlar n nelere îmân etdi i, islâmiyyetin hangi esâslara dayand ve nas l ibâdet edildi i hakk nda birçok k ymetli ma lûmât verdi. Bunlar çok sâde, çok mant kî ve insânî idi. Gördüm ve inand m ki, slâmiyyet, temiz, sâde, mant kî ve sulh içinde bir hayât mümkin k lan bir dindir. Gerek flahsî, gerek ictimâ î hayâtda, insanlar n sulh ve sükûna kavuflabilmeleri için, bu dîne tâbi olmalar lâz md r. Bunun için, kendim sulh ve selâmete kavufldukdan sonra, bütün âilem ferdlerini, dostlar m, ahbâblar m müslimân olma a kavufldurmak için çal fl yorum. 36 THOMAS RV NG (Kanadal ) Niçin müslimân oldu umu size bildirmek için, müslimân olmadan evvel ve müslimân oldukdan sonra, neler his etdi imi ve müslimânl k ile nas l temâs edip, bundan nas l feyz ald m anlatmam îcâb etmekdedir. Her fleyden evvel, flunu bildireyim ki, binlerce Kanadal ve Amerikal, benim, müslimân olmadan evvel, düflündü üm gibi düflünmekde, ayn noksanl duymakda, kendilerine hakîkî müslimânl ö retecek Ehl-i sünnet âlimlerini beklemekdedir. Ben çocuk iken, dînim olan h ristiyanl a iki elimle sar lm fld m. Çünki din, benim için rûhî bir ihtiyâcd. Fekat büyüdükçe, h ristiyanl kda birçok noksanl klar bulundu unu görme e bafllad m. Îsâ aleyhisselâm n hayât ve Onun [hâflâ] Allah n o lu oldu- u hakk nda verilen bilgiler, bana hurâfe, hayâlî fleyler gibi geliyordu. Çünki akl m kabûl etmiyordu. Kendi kendime, (E er h - ristiyanl k, hak din ise, niçin dünyâda h ristiyan olmayan birçok insan var? Niçin yehûdîlerle h ristiyanlar n esâs din kitâblar birbirinin ayn iken, di er husûslarda birbirlerinden ayr lm fllar? H - ristiyan olm yanlar, baflka hiç bir kabâhat ifllemedikleri hâlde, ni- 239
240 çin mahv ve perîflân olacaklar? Birçok milletler, niçin hemen h ristiyan olmuyorlar?) gibi süâller soruyordum. Bu esnâda Hindistânda vazîfe görmüfl olan bir misyonere tesâdüf etdim. O bana, (Müslimânlar çok inatç d r. Ne kadar u raflsam, onlar aslâ h ristiyan yapam yorum. Onlar hakîkî dînin h ristiyanl k de il, müslimânl k oldu unu ileri sürüyor ve dinlerini de- ifldirmek için yapd m bütün gayretlerim netîcesiz kal yor) diye dert yand. Bu sözler, müslimânl k hakk nda duydu um ilk ta rîf oldu. çimde, hem müslimânl a karfl bir merak, hem de dinlerine bu kadar sâd k olan müslimânlara karfl büyük bir takdîr hissi uyand. (fiu müslimânl biraz yak ndan tedkîk edeyim) dedim. Üniversitede (fiark Edebiyyât ) derslerini ta kîbe bafllad m. fiarkl lar n, bizim inand m z (üç tanr ) akîdesini red ederek, akl- selîme tam muvâf k olan (Tek Allah) akîdesini kabûl etdiklerini gördüm. Îsâ aleyhisselâm, kendi dînini neflr ederken muhakkak, bir tek Allahdan ve kendisinin yaln z Onun bir kulu ve Peygamberi oldu undan bahs etmifldi. Onun bahs etdi i Allah, muhakkak, merhametli bir Allah olmal yd. Hâlbuki, bu güzel ve do ru îmân, birtak m ma nâs z efsâneler, sonradan eklenen hurâfeler, puta tapanlar n h ristiyanl a sokdu u bid atler aras nda gayb olup gitmifl, merhametli ve müflfik tek Allah yerine, kendisine ancak râhibler vâs tas ile eriflilebilinen, insanlar dahâ do arken günâhkâr halk eden bir üçlü tanr zuhûr etmifldi. O hâlde, sâf ve temiz (tek Allah) akîdesini insanlara tekrâr telkîn için yeni bir dîne, yeni bir Peygambere lüzûm vard. Avrupa, o s ralarda yar barbar bir hâldeydi. Bir tarafdan vahflî kavmler memleketleri isti lâ ediyor, bir tarafdan ufak bir zümre, din perdesi alt nda, her dürlü kötülü ü, fenâl yap yordu. flte insanl k böyle feci bir hâlde iken ve temâmiyle putperestli e ve dinsizli e dönmüflken, Îsâ aleyhisselâmdan [târîhcilere göre] alt asr sonra, flarkda Allahü teâlân n son Peygamberi Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem zuhûr ederek, insanlara hakîkî Allah n hakîkî dînini telkîne bafllad ki, bu dînin esâs n, tek hâl ka îmân etmek teflkîl ediyordu. Ben bunlar okuyup ö renince, Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemin, Allahü teâlân n son ve hakîkî Peygamberi oldu una inand m. Çünki: 1) Yukar da da söyledi im gibi, insanlar n yeni bir Peygambere ihtiyâclar vard. 2) Benim, Allahü teâlâ hakk ndaki bütün düflüncelerim, bu büyük Peygamberin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem neflr etdi i dîne temâmen uyuyordu. 240
241 3) Kur ân- kerîmin Allahü teâlân n kelâm oldu unu, onu okudu um zemân hemen his etmifldim. Kur ân- kerîmin bildirdikleri ile Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemin hadîs-i flerîfleri [sözleri] beni her cihetden tatmîn ediyor, rûhumu huzûra kavuflduruyordu. flte, bunun için müslimân oldum. Emîn olunuz ki, yukar da da beyân etdi im gibi, binlerce Amerikal ve Kanadal, h ristiyanl kdaki noksanlar ve yanl fll klar benim gibi his etmekdedir. Amma ne çâre ki, onlar benim gibi slâm dînine tâm nüfûz etmek imkân n bulamam fllard r ve bir rehbere muhtâcd rlar. slâmiyyete böylece îmân etdikden sonra, müslimânl k hakk nda neflr edilmifl olan kitâblar tedkîk etme e bafllad m. Bu husûsda, burada tavsiye edebilece im birkaç eserden bahs etmek isterim. Hindli bir hayr sâhibi bana Q.A.Jairazby H.W.Lovlegroveun (What is slâm = slâm nedir) adl kitâb n yollad. Bu kitâb bilhâssa tavsiye ederim. çinde çok sâde, çok pratik ve çok do ru bilgiler vard r. Bu kitâb, slâm en iyi ta rîf eden bir kitâbd r. Bunun bütün dünyâya da t lmas, slâmiyyetin intiflâr cihetinden çok fâideli olur. Bundan sonra, Maulvi Muhammed Alînin ngilizce Kur ân- kerîm tercemesini okudum ve be endim. Bunlardan baflka, dahâ ba z kitâblar da okudum ve slâmiyyet hakk nda neflriyyat yapan mecmû alar da ihmâl etmedim. Montrealda islâmiyyet hakk nda neflr olunmufl birçok Frans zca eserler buldum. Bunlar n bir k sm slâmiyyetin lehinde, bir k sm ise aleyhinde yaz lm fld. Fekat aleyhde yaz l eserlerde bile, slâm n büyüklü ü gizlenemiyordu. Bunlar bile, bu dînin hak din oldu unu bana bir kerre dahâ isbât ediyordu. TENBÎH: (Herkese Lâz m Olan Îmân) kitâb n hâz rlayan biz, Hakîkat Kitâbevi, slâm dînini do ru olarak ö renmek istiyen temiz insanlara hizmet etmek için, ngilizce, Frans zca, Almanca ve dahâ baflka dillerde kitâblar hâz rlad k. Bunlar n hepsi büyük ve hakîkî islâm âlimlerinin eserlerinden toplanan bilgilerden meydâna gelmifldir. Bu kitâblar n ismleri, bâz kitâblar m z n sonunda bildirilmifldir. Adresi, kitâb m z n bafl nda yaz l olan (Hakîkat Kitâbevi)nden, mektûbla isteyenlere hemen gönderilmekdedir. Bu kitâblar dikkat ile okuyan insâfl her insan n islâm dînine samîmî olarak îmân edece ine ve seve seve müslimân olaca na inan yoruz. Çünki slâm dîni, akl- selîm sâhiblerinin kabûl edece i akîdelerden ve ahkâmdan ibâretdir. Akl- sakîm sâhibleri, rûhlar hasta olanlar, nefslerine düflkün olanlar, yaln z kendi ç karlar n düflünenler, slâm dînini idrâk ve takdîr edemez. 241 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-16
242 37 Prof. Dr. ABDÜLKERÎM GERMANUS (Macar) (Prof. Dr. Germanus, Budapeflte Üniversitesinde fiark ilmleri profesörü olup, bütün dünyâca meflhûrdur. Kendisi Birinci ve kinci Cihân Harbleri esnâs nda Hindistân gezmifl ve bir müddet Tagorenin idâre etdi i (fianti Naketen) Üniversitesinde hocal k yapm fld r. Bundan sonra, Delhîye gelmifl ve (Câmi a-i Milliyye)de müslimân olmufldur. Prof. Germanus bilhâssa Türk lisân ve Türk edebiyyât üzerinde büyük bir nüfûz sâhibi [otorite] kabûl edilmekdedir.) Dahâ yeni delikanl olmufldum. Yar çocuk say l rd m. Ya murlu birgün, elime eski bir resmli dergi geçdi. Bunda uzak memleketlere âid resmler bulunuyordu. Sahîfeleri kayds zca çevirirken, birdenbire bir resme gözlerim tak ld. Bu resmde birtak m tek katl küçük evler, bunlar n etrâf nda, içinde güller bulunan ba çeler vard. Evlerin damlar üzerinde bizim bilmedi imiz biçimde birtak m güzel elbiseler giymifl insanlar oturuyor ve bir yar m ay n ancak ayd nlatd alaca karanl k semâ alt nda kendileri ile sohbet eden birisini dikkat ile dinliyorlard. nsanlar, elbiseler, evler, ba çeler Avrupadakilerden temâmen farkl idi. Resm alt nda bulunan ifâdeden anlafl ld na göre, bu resm, Arabistânda, küçük bir flehrde, bir meddâh dinleyen Arablar gösteriyordu. Ben, o zemân onalt yafl ndayd m. Macaristanda, koltu a kurulmufl bir üniversite talebesi Macar olarak, bu resme bakd kça, kendimi sanki orada, o Arablar n yan nda, meddâh n tatl ve gür sadâs n duyuyor, bundan zevk al yordum. Bu resm, hayât ma bir istikâmet verdi. Hemen Türkçe ö renme e bafllad m. Çünki art k flark ile alâkam hâs l olmufldu. Türkçe ö rendikçe, fark na vard m ki, Türk dilinde Türkçe kelimeler azd r ve Türkçenin fli ri, Fârisî, nesri ise, Arabî ile takviye edilmifldir. O hâlde flark iyice anlamak için, bu iki dili de ö renmek îcâb ediyordu. lk Üniversite ta tîlinde Macaristana en yak n olan Bosnaya gitme e karar verdim. Hemen yola ç kd m. Bosnaya gelince, bir otele iner inmez (Buradaki müslimânlar nerede bulunur?) diye sordum. Bana bir yer ta rîf etdiler. Oraya gitdim. Türkçeyi dahâ ancak yar m yamalak biliyordum. Acabâ Türklerle anlaflabilecek miydim? Müslimânlar, kendi mahallelerinde, bir kahvede toplanm fllar, keyf çat yorlard. Bunlar flalvarl, bellerinde kuflak ve kufla n içinde parlak k nl hançerler bulunan ciddî sûretli, iri yar insanlard. Bafllar ndaki sar k- 242
243 lar ve genifl flalvarlar ile hançerleri, onlara biraz acâib bir görünüfl veriyordu. Ben, biraz mahcûb, biraz korkak bir hâlde kahveden içeri girerek, bir köfleye büzüldüm. Biraz sonra, onlar n kendi aralar nda gizli gizli hafîf sesle konuflduklar n ve gözleri ile bana iflâret etdiklerini gördüm. Muhakkak benden bahs ediyorlard. Akl - ma, Macaristanda iflitdi im ve müslimânlar n h ristiyanlar nas l öldürdüklerini anlatan hikâyeler geldi. (fiimdi yerlerinden kalkacaklar, hançerlerini çekerek beni bo azl yacaklar) diye düflünüyor, buraya geldi ime bin kerre piflmân oluyordum. Nas l firâr edece im diye plânlar yap yor, fekat, korkudan yerimden k m ldayam yordum. Birkaç dakîka sonra, garson bana güzel kokulu bir fincan kahve getirdi. flâretle, bunun bana kendilerinden, o kadar korkdu um müslimânlardan ikrâm edildi ini bildirdi. Korka korka onlara bakd m zemân, onlardan biri samîmî ve tatl bir gülümseme ile bana bakarak selâm verdi. Ben de korkudan titreyen dudaklar mla gülümseme e çal flarak selâm na mukâbele etdim. Benim düflmân zan etdi im bu adamlar, yerlerinden kalkarak yan ma geldiler. Kalbim hâlâ fliddet ile çarp yor, (flimdi bana sald racaklar) diye bekliyordum. Hâlbuki, hepsi dostça etrâf ma dizildiler. Tekrar selâm verdiler. Biri sigara uzatd. Sigaray yakarken, kibritin verdi i fl kda, uzakdan vahflî görünen bu adamlar n yüzlerinde çok mubârek bir ifâde oldu unu hayret ile gördüm. Korkum biraz zâil oldu. Pek noksan Türkçem ile onlarla konuflma a gayret etdim. Dahâ a z mdan ilk Türkçe kelimeler ç karken, onlar n yüz ifâdeleri büsbütün güzellefldi. Art k dost olmuflduk. Hançerle sald racak zan etdi im kimseler, beni evlerine da vet etdiler. Birçok ikrâmlarda bulundular. Bana flefkat ellerini uzatd lar. Onlar yaln z benim istirâhat m, iyili imi istiyorlard. flte müslimânlarla ilk muârefem [tan flmam], böyle oldu. Ondan sonra, birçok hâdiseler birbirlerini ta kîb etdi. Her yeni hâdise, gözümde baflka bir perdeyi açd. slâm memleketlerini birer birer ziyâret etdim. Bir müddet, stanbul Üniversitesinde okudum. Anadolunun ve Sûriyenin güzel yerlerini ziyâret etdim. Bu arada Türkçeden baflka, Arabî ve Fârisî de ö renmifl oldu umdan, Budapeflte Üniversitesi beni ( slâm Eserlerini Arafld rma) Enstitüsüne profesör olarak ta yîn etdi. Üniversitede asrlardan beri toplanm fl birçok eski eserleri buldum. Bunlar inceleme e bafllad m. Pekçok güzel fleyler ö rendim. Bu esnâda, slâm dîni hakk nda da bilgiler topluyordum. Bunlar inceledikce, slâmiyyet kalbime nüfûz ediyor ve ben okudu um kitâblar n [bunlar n aras nda özellikle Kur ân- kerîm ile 243
244 Hadîs-i flerîf kitâblar n n] te sîri alt nda kal yordum. Nihâyet, tekrar flarka giderek bu sefer islâm dînini çok yak ndan tedkîk etme- e karâr verdim. Bu seferki seyâhatim, beni Hindistâna götürdü. Rûhum bofldu. Rûhum susam fld. Delhîye geldi im gece, rü yâmda Muhammed aleyhissalâtü vesselâm bana göründü. Üzerinde sâde, fekat çok k ymetli bir elbise vard. Bu elbiselerden bana do ru, çok güzel bir koku geliyordu. Kibâr, çok güzel, sevimli, parlak yüzü ve nûr saçan tatl gözleri karfl s nda, dilsiz kalm fld m. Bana çok tatl, fekat emr edici bir sesle ve arabî olarak, (Neden üzülüyorsun? Önündeki yolu art k biliyorsun. Do ru yolun hangisi oldu unu seçecek bir seviyeye vard n. Hiç durma ve hemen o yola gir!) buyurdu. Bütün vücûdüm titriyordu. Kendisine arabî olarak, (Yâ Resûlallah sallallahü aleyhi ve sellem! Sen Allah n Peygamberisin! Ben art k buna inand m. Fekat acabâ müslimân olursam huzûra kavuflacak m y m? Sen çok büyük bir varl ks n! Sen, bütün düflmanlar n yendin ve dâimâ do ru yolu gösterdin! Fekat, ben zevall, âciz bir kul, gösterece in yolda bulunabilecek miyim?) dedim. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem ciddî ciddî bana bakd ve yavafl yavafl Kur ân- kerîmden meâl-i flerîfi, (Biz dünyây size bir mesken, da lar da dayanak olarak yaratmad k m? Sizleri çift olarak dünyâya getirdik ve size dinlenmek için, uyku ni metini verdik) olan, Nebe sûresinin yedi, sekiz, dokuz ve onuncu âyetlerini okudu. Bunlar söylerken, a z ndan ç kan kelimeler, gümüfl ç ng raklar n sesi gibi, tatl tatl ç nl yordu. Kan ter içinde kalm fld m. (Allah m, ben art k uyuyam yorum, etrâf mda bulunan ve kal n örtüler içinde sakl duran muammalar [anlafl lmaz fleyleri] çözemiyorum. Yâ Resûlallah, yâ Muhammed aleyhissalâtü vesselam! Bana yard m et, beni ayd nlat!) diye ba rma a bafllad m. Bir yandan da, o büyük Peygambere sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem eziyyet vermekden korkuyordum. Bu az mdan anl yamad m sadâlar ç k yor, ç rp n yordum. Nihâyet, kendimi bir bofllu a yuvarlan yormufl gibi his etdim ve tere batm fl bir hâlde uyand m. Kalbim fliddet ile at yor, kulaklar m ç nl - yordu. Cum a günü, Delhîde fiâh cihân câmi inde flöyle bir hâdise oldu. Sar saçl, donuk beyâz yüzlü yabanc bir genç, ba z yafll müslimânlar n aras nda câmi e giriyordu. Bu bendim. Üzerimde bir Hindli elbisesi vard. Yaln z, gö süme bana stanbulda verilen bir alt n madalyay takm fld m. Câmi deki müslimânlar, bana hayret ile nazar ediyorlard. Ben ve arkadafllar m minberin yakînine vâ- 244
245 s l olduk. Biraz sonra, ezân sesi duyulma a bafllad. Câmi in içinde bulunan yaklafl k 4000 kiflinin, sanki bir ordu gibi sür at ile bir hizâya geldi ini gördüm. Nemâz bafllam fld. Ben de onlarla berâber nemâza durdum. Bu benim için unutulmaz bir ân idi. Nemâz bitip hutbe de okundukdan sonra, Abdülhay beni elimden tutarak minbere götürdü. Minbere giderken, yere ba dafl kurmufl olanlara çarpmamak için, son derece dikkat ediyordum. Nihâyet minberin yakînine vâs l oldum ve merdivenlerini ç kma a bafllad m. Dahâ ilk ad mlar m atd m zemân, beyâz sar klar alt nda bulunan birçok yüzlerin, tarla içindeki papatyalar gibi, bana çevrildi ini görüyordum. Minber etrâf nda toplanm fl olan ulemâ bana teflvîk edici nazarlarla bak yorlard. Onlar n bu bak fl, lâz m olan kuvveti bana veriyordu. Minbere ç kd m. Etrâf ma bakd m. Önümde mu azzam bir insan denizi vard. Herkes bafl n kald rm fl, dikkat ile beni dinliyordu. A r a r ve arabî olarak söze bafllad m. (Ey burada hâz r bulunan çok muhterem insanlar! Ben buraya uzak bir memleketden, orada ö renemiyece im fleyleri ö renmek için geldim. Burada maksad ma kavufldum ve rûhum huzûr ile doldu.) Sonra, onlara, târîhde islâmiyyetin ald mevki, Allahü teâlân n, büyük Peygamberi Muhammed aleyhisselâm n elinde muhtelif mu cizeler yaratd n, bugün islâm devletleri, eski kudretlerini gayb etmifllerse, bunun sebebinin, müslimânlar n, dinlerine, îcâb eden ri âyeti göstermemeleri oldu unu anlatd m. Ba z müslimânlar n, çok kerre insan n kendi bafl na birfley yapam yaca n, bunun için, çal flma a lüzûm olmad n, çünki her fleyin Allahü teâlâdan geldi ini, insan n bunu de ifldiremiyece ini söylediklerini, hâlbuki, Kur ân- kerîmde, Allahü teâlân n ( nsanlar kendilerini düzeltmedikce, hiçbir fleyin düzelmiyece ini ve kendileri gayret etmezlerse, hiçbir fleyi baflaram yacaklar n ), (Çal flanlara yard m edece ini) beyân buyurdu unu ilâve etdim. Kur ân- kerîmde, insanlar n dâimâ çal flmas, âciz kalmamas hakk nda yaz l olan âyet-i kerîmeleri ele alarak, bunlar birer birer îzâh etdim. Nihâyet, muhtasar bir düâ yaparak minberden indim. Minberi terk ederken, gök gürültüsü gibi, bir ALLAHÜ EK- BER!! sesi câmi i ç nlatd. Büyük bir heyecân içindeydim. Etrâf m göremiyordum. Refîk m Aslan n beni kolumdan tutarak sür at ile câmi den ç kard n n fark na vard m. (Neden böyle acele ediyoruz?) diye sordum. (Arkana bak!) dedi. Bafl m arkaya çevirdim. Aman Allah m, bütün cemâ at arkamdan koflarak bana yetiflme e çal fl yordu. Yan ma geldiler. Bir k sm boynuma sar la- 245
246 rak beni kucakl yor, bir k sm ise, elimi öpme e çal fl yordu. Baflka bir k sm, onlara düâ etmemi taleb ediyordu. (Allah m, benim gibi çok âciz bir kulun, onlar n gözünde âlî bir insan olarak görünmesine müsâade etme!) diye yalvar yordum. O kadar mahcûb olmufldum ki, kendimi bu temiz müslimânlar n mal n çalm fl veyâ onlara h yânet etmifl zan ediyordum. flte o gün anlad m ki, halk n be endi i bir politikac n n eline mu azzam bir kuvvet geçiyor! E er böyle bir politikac, halk n ona verdi i kuvveti fenâ kullan rsa, memleket harâb olur. O gün, bütün müslimân kardefllerime, çok âciz bir kul oldu umu söyliyerek evime döndüm. Fekat onlar n dostlu u, sevgisi, bana karfl gösterdikleri hürmet, haftalarca devâm etdi. Bana, o kadar büyük bir sevgi gösterdiler ki, bunun te sîri, hayât m n sonuna kadar bana kâfî gelecekdir. 38 BRÂHÎM VOO (Malayal ) Ben, müslimân olmadan evvel katolik bir h ristiyand m. Misyonerler beni katolik yapm fld. Fekat, bu dîne bir dürlü s nam yordum. Çünki, râhibler, üç Allaha inanmakl m istiyorlar ve sonra flâ-i rabbânîyi ya nî [Îsâ aleyhisselâm n etinin ekmek ve kan n n flerâb oldu unu temsîl eden âyini] ve kudsî ekme e tapmak mecbûriyyetini emr ediyorlard. Papan n, günâhs z oldu unu ve o ne derse yapmak îcâb etdi ini ve buna benzer akl n kabûl etmedi i birçok fleyleri ö retiyorlar, bilhâssa h ristiyanlar n islâm dînine düflman olmalar lâz md r, diyorlard. Bunlara inan lmazsa, insan n mahv ve perîflân olaca n söylüyorlard. Râhiblerden, söyledikleri fleylerin ne demek oldu unu soruyor, onlardan akl m n kabûl edece i bir îzâh bekliyordum. Fekat hiç biri, bu husûsda tafsîlat veremiyor, (Bunlar kudsî s rlard r. Kimsenin akl ermez) demekle iktifâ ediyorlard. Bir insan akl ermedi i bir fleyi nas l kabûl ederdi? Ben yavafl yavafl bu iflde bir sakatl k oldu unu, h ristiyanl n do ru bir din olmad n düflünüyor ve ondan büsbütün nefret ediyordum. Hele, râhiblere baflka bir dinden, meselâ islâmiyyetden bahs edilse, hemen ifrit kesiliyorlar, (Muhammed bir yalanc d r. slâm uydurma bir dindir) diye bar-bar ba r yorlard. (Peki, bu din, niçin yalanc bir dindir?) diye sordu um zemân, buna da bir cevâb veremiyorlar, kekeliyorlard. Onlar n bu hâli, beni islâm dînini yak ndan tedkîk etme e sevk etdi. Malayada bulunan müslimânlarla temâs etdim. Onlardan dinleri hakk nda bilgi taleb eyledim. Bunlar râhiblere hiç benzemiyordu. Bana islâmiyyet hakk n- 246
247 da çok güzel ma lûmat verdiler. fiunu da sözlerime ilâve edeyim ki, bafllang çda kendileri ile adamak ll münâkafla etdim. Fekat onlar, benim bütün süâllerime o kadar inand r c cevâblar verdiler, bunlar o kadar metânet ve sabrla karfl lad lar ki, yavafl yavafl gözümün önünde bir perde aç ld n, içime büyük bir huzûr ve ferâhl k geldi ini his ediyordum. Birçok hurâfelerle dolu olan h ristiyanl n tam aksine, bu dinde herfley akla uygun, mant kî ve fikrî idi. Müslimânlar tek bir hâl ka [yarat c ya] inan yorlard. Bu büyük yarat c, insanlar n günâhkâr oldu unu söylemiyor, onlara ni metini bol bol ihsân ediyordu. Verdi i emrler aras nda, benim anlamad m tek fley yokdu. bâdetleri, s rf Allahü teâlâya hamd etmek içindi. Onlar muhtelif resmlere, iflâretlere tapm yorlard. Kudsî kitâblar olan Kur ân- kerîmin her âyetinin lezzetini rûhumda duyuyordum. bâdet için muhakkak bir ma bede gitmek mecbûriyyeti yokdu. nsan, evinde yâhud herhangi bir yerde ibâdet edebilirdi. Bütün bunlar, o kadar güzel, do ru ve insânî fleylerdi ki, ben art k, hakîkî Allah dîninin, müslimânl k oldu unu kabûl etdim ve seve seve müslimân oldum. 39 SMÂ ÎL W ESLEW ZEJ LERSK (Polonyal ) 1900 senesinde Polonyada Krokov flehrinde do dum. Âilem Polonyan n ismi târîhe geçen meflhûr bir âilesidir. Babam tam bir ateist [dinsiz] idi. Fekat, buna ra men çocuklar n n katolik terbiyesi almas na izn vermifldi. Polonyada çok katolik vard. Annem de koyu bir katolik oldu undan, bizim de katolik olarak yetiflmemizi istiyordu. Ben, dîne karfl büyük bir sayg sâhibi idim. Gerek ferdin, gerek cem yyetin hayât nda dînin en mühim bir rehber oldu una inan yordum. Bizim âile, s k s k yabanc larla görüflürdü. Babam gençli inde, çok seyâhatlar yapm fl ve birçok ecnebî ahbâblar te mîn etmifldi. Bundan dolay biz, di er rklara, medeniyyetlere, dinlere karfl bir sayg besliyorduk. Kimseyi kimseden ay rmaz, her millete, her rka, k saca her insana karfl hürmet duyard k. Ben kendimi Polonyal de il, dünyâ vatandafl sayard m. Âilemin dünyâ ifllerinde düflüncesi, tam (orta yolu tutmak) fikrine dayan yordu. Babam, hiçbir ifl görme âdeti olm yan aristokrat [imtiyâzl ] bir s n fdan gelmifl olmas na ra men, tenbelli i, iflsizli i hiç sevmez, herkesin muhakkak bir ifli olmas n tavsiye ederdi. Diktatörlü ün temâmiyle aleyhinde idi. Fekat, dünyâda 247
248 kurulmufl olan nizâm ve intizâm bozacak bir sosyal ink lâb [devrimi] da aslâ kabûl etmiyordu. Eski zemân n getirdi i âdetlere büyük bir sayg s vard. Bunlar n bozulmas n istemiyordu. K saca, babam kurûn-u vüstân n [Orta ça n] modernleflmifl ve orta yoldan yürüyen bir flövalyesi idi. Babam n bana verdi i hür terbiye, beni bir müdekk k [arafld rmac ] yapm fl, sosyal mes eleleri arafld rma a bafllam fld m. Dünyâda çözülmesi lâz m birçok sosyal, siyâsî, ekonomik problemler vard. Bunlar çözmek ve do ru yolu bulmak için ne yapmak gerekiyordu? Görüyordum ki, insanlar bu ifllerde birbirinden çok uzak iki cebheye ayr lm fld. Bir tarafda kapitalizm, di er tarafda komünizm. Bir tarafda bask ve terör, di er tarafda temâmen bafl boflluk. Hâlbuki, insanlar n râhat ve huzûr içinde yaflamas için, bu iki cebhenin bir anlaflmaya varmas ve orta bir yol bulmas îcâb ediyordu. Benim kanâatime göre insan cem iyyeti, hür, fekat disiplinli, bugünkü hayât flartlar na uygun, fekat eski âdetlere de sayg l bir esâsa dayanmak zorunda idi. (Tam orta yolda yürümek) prensiplerine uygun olarak yetifldirilen, benim gibi bir insan n böyle düflünmesi gâyet tabî î idi. Bize ( lerlemifl muhâfazakârlar = Progressive Traditionalist) ad n koymufllard. Onalt yafl na basd m zemân, (Acaba katolik dîni, bu esâs kuramaz m?) diye düflünme e bafllad m. Bunun için, katolik dînini dahâ yak ndan inceledim. O zemân, kilisede bana telkîn edilen akîdelerin ba z s n n, bir dürlü akl ma yatmad n gördüm. Bunlar n en bafl nda üç tanr mes elesi geliyordu. Sonra flâ-i rabbânî [Îsâ aleyhisselâm n etinin ekme e, kan n n flerâba dönmesi] inanc, Allahü teâlâya düâ ederken, muhakkak araya bir papaz koymak mecbûriyyeti ve bizim gibi bir insan olan Papan n, günâhs z oldu- u iddi âs, ya nî ona bir nev tanr l k verilmesi, birtak m iflâret, resm ve heykellere, ibtidâî insanlar gibi tap lmas, birtak m garîb hareketler yap lmas, beni yavafl yavafl h ristiyanl kdan nefret duyma a sevk etdi. Bu dînin insânl felâketlerden halâs etmesi flöyle dursun, esâs çürük ve hiçbir k ymeti olm yan bât l bir inan fl oldu unu düflünme e bafllad m. Art k dîne karfl temâmen kay ds z kald m. kinci Cihân Harbinden sonra, içimde tekrâr bir dîne inanma ihtiyâc duydum. Fark na vard m ki, insanl k hiçbir zemân dinsiz kalamaz. nsanlar n rûhu dîne muhtacd r. Din, en büyük rehber, en derin tesellî menbâ d r. Dinsiz insan mahv olma a mahkûmdur. nsanlara en büyük fenâl k, dinsizlikden gelmekdedir. Tâm ve mükemmel bir cem iyyet hayât yaflayabilmek için, insanlar n 248
249 birbirine ba lanmas, do ru yolda yürümesi, ancak din sâyesinde mümkindir. fiunun da fark na vard m ki, bugünkü mütekâmil bir insan, bugünün hayât flartlar na, ilmin bugün erifldi i dereceye uym yan, yaln z birtak m garîb fikrlerden ibâret olan ve akl- selîme uygun gelmiyen bir dîni de kabûl edemez. H ristiyanl k dîni böyle idi. Acabâ di er dinler nas ld r diye merak ederek, dünyâda bulunan bütün dinleri tedkîk etme e karâr verdim. Amerikal Quakerlerin dînini, Unitarianlar, hattâ Behâîleri bile tedkîk etdim. Fekat bunlar n hiçbiri, beni temâmiyle tatmîn etmedi. Nihâyet slâmiyyeti keflf etdim. Elime Esperanto lisân nda yaz lm fl ( slâmo Esperantiste Regardata) isminde bir kitâb geçdi. Bu kitâb, müslimân bir ngiliz olan, smâ îl Colin Evans neflr etmifldi. flte bu kitâb, beni 1949 senesinde, müslimânl a götüren rehber oldu. Onu okudum. Kâhirede (Dâr-ut-teblîg-ul-islâm) teflkilât na mürâceat etdim ve onlardan müslimânl k hakk nda ma lûmât istedim. Oradan bana gönderilen, gene Esperanto dilinde yaz lm fl ( slâmo Chies Religio) isminde bir kitâb, benim îmân m temâmlad ve müslimân oldum. Müslimânl k, çocuklukdan beri tafl d m düflünce, arzû ve temennîlerime tam cevâb vermekdedir. slâmiyyetde hem hürriyyet, hem de disiplin vard r. slâmiyyet, Allahü teâlâya karfl olan vazîfelerimizi sayarken, dünyâda da râhat ve huzûr içinde yaflamak için lâz m olan fleyleri bildirir. slâmiyyet, bütün insanlar için, hattâ her canl için, haklar tan r. ctimâ î mes elelerde, islâmiyyet en mühim problemleri en do ru tarzda çözmüfldür. Ben bir sosyolog olarak, islâmiyyetdeki (zekât) ve (Hac) vazîfelerinin büyüklü- üne ve mükemmelli ine hayrân kald m. Kendisine, dünyâ mal ndan fazla pay verilmifl kimsenin, mal n n belli bir k sm n fakîrlere da tmas [zekât] ve zengin, fakîr, büyük rütbeli, küçük rütbeli, yafll, genç, tüccâr, esnâf, asker, bütün müslimânlar n bir araya gelerek yanyana Allahü teâlâya ibâdet etmeleri ve birbirini tan malar [cemâ at ile nemâz ve hac], bugün sosyal ilmlerin eriflmek istedi i ve bir dürlü vâs l olamad klar yüksek gâyelere, islâm dîninin çokdan vard n göstermekdedir. slâm dîni bu sâyede, kapitalizm ile komünizm aras nda en mükemmel vasat yolu göstermifl, bütün insanlar n arzûlad husûslar te mîn etmifldir. slâmiyyet, hangi rk, hangi milliyyet, hangi sosyal derece, hangi renkden ve dilden olursa olsun, dünyâdaki bütün insanlar bir araya getirebilen, onlara ayn haklar veren, servet fark n, ictimâ î [sosyal] yard m ayarlayan, ayn zemânda onlara Allah korkusunu da afl layarak, maddî ve mâ nevî disiplini sa l yan mu azzam bir dindir. slâ- 249
250 miyyetde tenkid edilen poligami [ya nî teaddüd-i zevcât, birkaç kad nla evlenmek] bile, insanlar n biyolojik ihtiyâc na göre bildirilmifl bir keyfiyyet olup, hiç bir zemân tek kad nla yaflamayan katoliklerin, iki yüzlü monogamisinden [tek kad nla evlenmek] dahâ dürüst bir hükmdür. Son söz olarak, Allahü teâlâya, bana do ru yolu gösterdi i ve beni kendi r zâs na kavuflduran hak yola kavufldurdu u için hamd-ü senâ ederim. 40 MÜ M N ABDÜRRAZZAK SELL AH (Sri-Lankal = Seylanl ) Bir zemânlar, islâm n en büyük düflman yd m. Çünki, bütün âile efrâd m, bütün tan d klar m bana islâm n saçma sapan, uydurma ve insan do ru Cehenneme götürecek bir din oldu unu söylüyor ve benim müslimânlarla konuflmam men ediyorlard. Ben de müslimânlar gördükçe hemen kaç yor, arkalar ndan onlara la net ediyordum. O zemânlar, rü yâmda, birgün bu dîni yak ndan tedkîk ederek ona hayrân kalaca m ve müslimânl kabûl edece imi görseydim, muhakkak hayra yormazd m. Niçin müslimân oldum? Buna verece im cevâb çok k sad r. slâmda beni kendisine çeken en büyük meziyyet, bu dînin çok sâde, tertemiz, gâyet mant kî, herkes taraf ndan kolayl kla anlafl labilen, bunun yan nda, içinde çok derin nasîhatlar ve hikmetler bulunan bir din olmas d r. slâm dînini dahâ tedkîk etme e bafllar bafllamaz, benim üzerimde büyük bir te sîr yapd ve onu hemen kabûl edece imi anlad m. Ben h ristiyan terbiyesi gördüm. Elime verilen ncîlden dahâ k ymetli bir din kitâb bulunmad n zannediyordum. Fekat Kur ân- kerîmi okuma a bafllay nca, bu kitâb n elimdeki ncîlden kat kat üstün oldu unu, bana ncîlin ö retmedi i birçok güzel fleyleri ö retdi ini hayret ile gördüm. H ristiyan dîninde, akl- selîmin kabûl edemiyece i birçok efsâne, garîb i tikâdlar vard. Kur ân- kerîm, bütün bunlar red ediyor, insanlara onlar n anl yaca ve her bak mdan do ru bulaca esâslar ö retiyordu. Yavafl yavafl ncîl gözümden düflme e bafllad. Art k, iki elimle Kur ân- kerîme sar lm fld m. Onda okudu um her fleyi anl yor, be eniyor, hayrân oluyordum. Demek oluyor ki, hak din, islâm dîni idi. Bunu idrâk edince, slâmiyyeti kabûle karâr verdim ve îmân ederek huzûr ve sevgi dînine kavufldum. 250
251 slâmiyyetde en çok be endi im ve beni kendisine kuvvet ile cezb eden husûs, müslimânlar n birbirini kardefl kabûl etmesidir. Renk, rk, meslek, milliyyet, memleket fark olmadan, dünyâda bütün müslimânlar, birbirlerini kardefl bilirler, severler, birbirlerine iyilik etme i, yard m etme i mukaddes vazîfe kabûl ederler. ncîlin (Komflunu kendin gibi seveceksin) kâ idesi, ancak müslimânlarda vard r. Di er dinlerin hiçbirinde yokdur. slâmiyyetdeki kardefllik, yaln z lafda kalan bir ba l l k de ildir. Dünyâdaki bütün müslimânlar, her zemân, her yerde, birbirini tan s n, tan mas n, dâimâ el ele verirler, birbirlerine yard ma koflarlar. slâmiyyetde takdîr etdi im ikinci bir husûs da, bu dinde hiçbir hurâfenin, anlafl lmaz bir husûsun bulunmay fl d r. Müslimânl k ahkâm, mant kî, pratik, aklî ve moderndir. slâm dîni, tek bir hâl k [yarat c ] tan r. Rûh-ul-kuds kelimesi Kur ân- kerîmde vard r. Fekat bu, Allahü teâlân n kudsiyyeti veyâ Cebrâîl ismindeki melek ma nâs na gelir. Ayr bir ilâh de ildir. slâm n ahkâm, ya nî emr ve yasaklar, son derece sâde, mant kî ve her bak mdan, en modern yaflama tarz na uygundur. Bütün dünyân n kabûl edebilece i tek hak din, slâm dînidir. TENBÎH: Rûh-ul-kuds kelimesi, Kur ân- kerîmde birkaç sûrede vard r. Bulunduklar yere göre, çeflidli ma nâlara geldi i, tefsîr kitâblar nda yaz l d r. K saca, Cebrâîl ismindeki melek, Allahü teâlân n hayât verici, koruyucu s fatlar, Îsâ aleyhisselâm n rûhu, ncîl kitâb ma nâlar na gelmekdedir. Kelimenin ma nâs, temiz rûh demekdir. 41 FÂRÛK B. KARAI (Zengibarl ) Müslimânl, büyük Peygamber Muhammed aleyhisselâma hayrân oldu um için kabûl etdim. Zengibarda birçok müslimân ahbâb m vard. Müslimânl k hakk nda çok güzel fleyler anlat yorlard. Bana verdikleri müslimânl a âid kitâblar âile fertlerimden gizli olarak okuyordum. Nihâyet, 1940 senesinde, ne olursa olsun, müslimân olma a karâr verdim. Âilemin srârlar na ve o zemâna kadar mensûb bulundu um Parsi dîninin râhiblerinin tazyîklerine ra men, müslimân oldum. Bu sebebden bafl ma neler geldi ini, ne gibi zorluklarla karfl lafld m uzun uzad ya anlatm yaca m. Âilem beni, îmândan mahrûm etmek için akla s maz vâs talara baflvurdu. Bana çok eziyyet etdiler. Fekat, bir kerre hidâyete erifldikden sonra, her cins tehdîde mukavemet ederek, hak dînime kuv- 251
252 vet ile sar ld m. fiimdi tek Allah ve Onun son Peygamberi Muhammed aleyhisselâm, cân mdan çok seviyorum. Âilemin bana ç kard her dürlü müflkillere, Cebel-i târ k kayalar gibi karfl koydum. Bu zorluklarla u rafl rken (Ben Allahü teâlân n emr etdi i yolday m. Allahü teâlâ her fleyin do rusunu bilir ve beni korur) i tikâd m bana kuvvet ve cesâret veriyordu. Guyratide Kur ân- kerîmi okuyup tedkîk etmek f rsat buldum. Kur ân- kerîmi okudukça, ona temâmen ba land m. Dünyâda baflka hiçbir dînin insanlara do ru yolu gösteremiyece ine bütün kalbimle inand m. Kur ân- kerîm, insanlara sâdelik içinde yaflama, kardeflli i, eflitli i ve insanl ö reten, dünyâda ve âhiretde râhat ve huzûr içinde bir hayât bahfl eden mukaddes bir kitâbd r. nsanlar için en büyük rehber olan, Allahü teâlân n bu kitâb - n n getirdi i islâm dîni, dünyân n sonuna kadar devâml kalacakd r. 42 KAPTAN KUSTO (Frans z) [Fransada müslimânl k, her san atda, her cihetde flöhret kazanm fl kimseler aras nda h zla intiflar ediyor. H ristiyanl b rakarak slâm dînini tercîh edenlerin adedi yüzbine ulafld. Katolikli in Fransada en yüksek makâm olan Paris Arflovekli i bu rakam tasdîk eyledi. slâm dînini tercîh edenlerin sâdece iflsizler, memurlar de il, her cihetde flöhret kazanm fl kimseler olmas, nazar- dikkati celb etmekdedir. Müslimânl tercîh edenlerin aras nda denizalt araflt rmalar ile bütün dünyân n yak ndan tan d Kaptan Kusto yer al yor. Fransada dünyâca meflhûr kimselerin müslimânl kabûl etmelerinin te sîrleri devâm ederken, dünyân n en meflhûr denizalt kâfliflerinden Kaptan Kusto, slâm dînini tercîh etmekle hayât n n en do ru karâr n verdi ini söyledi. Televizyonda yay nlanan (Yaflayan Deniz) program ile okyanuslar n s rlar n bir bir gözler önüne getiren Kaptan Kusto, slâm dînini tercîh etmesine asl sebeb olan vak an n, Atlas Okyanusu ile Akdeniz sular n n birbirine kar flmad n tesbît etdikden sonra, bunun 1400 sene önce dünyâya indirilen Kur ân- kerîmde beyân buyuruldu unu görmesi oldu unu bildirdi.] Kaptan Kusto, slâm dînini tercîh etmesine sebeb olan hâdise- 252
253 yi flöyle anlatd : (1962 senesinde Alman ilm adamlar, Aden körfezi ile K z ldenizin birlefldi i Mendeb bo az nda, K z ldenizin suyu ile Hind Okyanusunun suyunun birbirine kar flmad n bildirmifllerdi. Biz de, Atlas Okyanusu ile Akdenizin sular n n birbirine kar fl p, kar flmad n tedkîk etme e bafllad k. Evvelâ, Akdenizin kendine hâs s - cakl, tuzlulu u ve kesâfeti ile ihtivâ etdi i canl lar tesbît etdik. Ayn tedkîkat Atlas Okyanusunda tekrârlad k. ki su kütlesi binlerce seneden beri Cebelitâr k bo az nda birlefliyordu. Bu vaz iyyetde, iki su kütlesinin kar flmas ile tuzluluk, kesâfet gibi unsurlar n birbirlerine müsâvî, hiç olmazsa yak n olmas îcâb ediyordu. Hâlbuki, her iki denizin en yak n k smlar nda bile deniz suyu kendi hâssas n koruyordu. Ya nî, iki denizin birleflme noktas nda bir su perdesi iki deniz suyunun birbirine kar flmas na mâni oluyordu. Bu hâli anlatd m Profesör Maurice Bucaille, bunda flafl lacak bir fley olmad n, slâm n kudsî kitâb Kur ân- kerîmin bunu aç k bir fleklde yazd n söyledi. Hakîkaten bu hâl Kur ân- kerîmde dosdo ru aç klan yordu. Bunu ö renince Kur ân- kerîmin (Allahü teâlân n kelâm ) oldu una inand m. Hak din olan slâmiyyeti seçdim. slâm dîni, mânevî gücü ile bana gayb etdi im o lumun ac s - na dayanma sabr n verdi.) lâhî nedir bu aflk, yakd cismü cân m? bundaki zevk baflkad r, duyulur izhâr olmaz. Ne tarafa giderim, b rak p sultân m, seni sevdi bu gönül, ölse ele yâr olmaz! Herkese nasîb olmaz, huzûrundaki ânlar, ebedî hât rad r, bu bulunmaz zemânlar. Kadrinizi biz gibi, bir nebze anlayanlar, derler ki, bu devrde, sen gibi serdâr olmaz. Feth etdiniz kalbimi, gizli bir miftâh ile, bundan sonra, nefsimin syânlar nâfile! Her bülbül âfl k olur, böyle vefâl güle, kim demifl zemherîrde, l k bir behâr olmaz. Her sözünüz kalbime âb- hayât katresi, senden baflka rûhumun yok kurtulufl çâresi. Ey! Cihân n flu ânda, bir teki, bir dânesi! biz günâhkârlar için, bundan büyük kâr olmaz! 253
254 7 MÜSL MÂNLI I KABÛL EDENLER N BEYÂNLARINDAN ALINAN NETÎCE Kendi dinlerini de ifldirerek islâmiyyeti kabûl eden, muhtelif rk, memleket ve meslekden insanlar n islâmiyyeti niçin kabûl etdiklerine dâir, çok yerleri birbirinin ayn olan aç k ve samîmî beyânlar ndan, dînimizin di er dinlerden olan fark ve üstünlü ü kendi a zlar ndan flöylece meydâna ç kmakdad r: slâm dîni, tek hâl k [yarat c ], tek ma bûd tan r. Bu tek ma bûdun ismi, Allahü teâlâd r. nsanlar n akl- selîmi, onlara tek Allah oldu unu telkîn eder. Di er dinlerde bulunan birden fazla ma bûd mefhûmunu [kavram n ] akll bir insan kabûl edemez. slâm dîni, insanlara yaln z rûhî bilgiler vermekle kalmaz, ayn zemânda onlara dünyâda ne yapmalar gerekdi ini bildirir ve onlara rehber olur. H ristiyanlar, insanlar n günâhkâr olarak do du unu, dünyâda ancak keffâret vermek ve azâb çekmek için bulundu unu iddi â ederken, islâm dîni, insanlar n ma sûm [günâhs z] do du unu, her çocu un, Allahü teâlân n sevgili kulu oldu unu, âkil, bâli olan insanlar n kendi yapd iflden mes ûl bulundu unu, do ru yolda kald klar müddetce, âhiret ni metlerinden de bol bol fâidelenebileceklerini söyler. slâmiyyet, ibâdet, düâ ve tevbe etmek için, kul ile Allahü teâlân n aras na kimseyi sokmaz. Bunlar yapmak için papaza ihtiyâc yokdur. slâmiyyet hangi rk, renk, dil ve memleketden olursa olsun, bütün müslimânlar n birbirinin kardefli oldu unu bildirir. slâm dîninde, Allahü teâlân n huzûrunda herkes birbirine müsâvîdir. Nemâz k larken, en büyük rütbeli bir müslimân ile en küçük rütbeli, en zengin ile en fakîr, bir beyâz ile bir zencî müslimân yanyana durur ve Allahü teâlâya birlikde secde ederler. slâmiyyetde, Peygamberler aleyhimüsselâm, bizim gibi bir insand r. nsanlar n, her bak mdan en üstünüdürler. Vazîfeleri, Allahü teâlân n emrlerini bize bildirmekdir. Güzel ahlâk ve seciyye- 254
255 leri sebebi ile, Allahü teâlâ onlar seçmifl, kendilerine bu vazîfeyi vermifldir. fiimdiye kadar gelmifl bütün Peygamberleri aleyhimüssalevâtü vetteslîmât islâm dîni kabûl eder ve onlara hurmet eder. slâm dîni, çok mant kî bir dindir. Kur ân- kerîmde anlafl lm - yan ve hayât flartlar na ve fen bilgilerine uym yan bir tek hükm yokdur. Verdi i emrler gâyet fâidelidir. slâm dîninde hurâfeler yokdur. Putlara, resmlere, heykellere tapmak gibi, ancak ibtidâî kavmlerin ve puta tapanlar n kabûl etdi i ve hâlâ h ristiyan dîninde bulunan akl almaz husûslar, islâm dîninde bulunmaz. H ristiyanl k, insan sâdece Allahü teâlâdan korkutur. slâmiyyet ise, insana Allahü teâlây sevdirir. Müslimân, Allahü teâlân n kendisini sevmiyece inden korkar. Müslimân olmak için kimse kimseyi zorlamaz. Kur ân- kerîmde Bekara sûresinin ikiyüzellialt nc âyetinde meâlen, (Zorla dîne sokmak yokdur) emri vard r. Hâlbuki h ristiyan misyonerler, insanlar zorla veyâ menfe at va d ederek h ristiyan yapma a u rafl rlar. slâmiyyetde ibâdetler, yaln z Allahü teâlâya flükr etmek, Onun sevgisini kazanmak için yap l r. bâdet sâatleri muayyen oldu undan, bunlar insanlar intizâma, senede bir ay tutulan oruc ise, irâdesini kuvvetlendirme e ve nefsine hâkim olma a al fld r r. slâmiyyet, temizli e çok ehemmiyyet veren bir dindir. bâdete bafllamadan evvel, vücûd temizli ini emr eden yegâne din, islâmiyyetdir. Di er dinlerde böyle birfley yokdur. slâmiyyetde, ibâdetler k sa oldu u için, bunlar günlük hayât üzerinde aksi bir te sîr yapmaz. H ristiyan râhiblerin va zlar nda söyledikleri, fekat kendilerinin ve di er h ristiyanlar n hiçbir zemân yapmad hilm, yard m ve merhamet gibi iyi huylar, yaln z müslimânlarda vard r. slâmiyyet, iktisâdî bak mdan kapitalist ve komünist düflünceleri red eder. Fakîri korumufl, zengini de zem etmemifldir. Zenginlerin, fakîrlere zekât ve sadaka vermesini emr etmifldir. Ayr ca dünyâdaki çeflidli millet ve rklara mensûb müslimânlar bir araya getirerek [Hac gibi], dünyâda en mükemmel ictimâ î [sosyal] nizâm ta yîn etmifldir. slâmiyyet, alkollü içkileri, kumar ve uyuflturucu maddeleri harâm etmifldir. Dünyâdaki en büyük fenâl klar, bu üç belâdan hâs l olmakdad r. 255
256 nsanlar n öldükden sonra ne olacaklar n, âhiret hayât n, hâllerini hiçbir h ristiyan din adam îzâh edemiyor. Bunu, en güzel ve en mufassal fleklde îzâh eden din, slâmiyyetdir. slâmiyyet, fakîrlere, kimsesizlere, müsâfirlere ve hangi dinden olursa olsun, yabanc lara yard m etme i emr eden tek dindir. slâmiyyet, kimseden, anl yamad fleyleri kabûl etmesini istemez. Di er dinlerde oldu u gibi (s r) kabûl edilen akîdeleri yokdur. slâmiyyetde, herhangi bir iflde evvelâ Kur ân- kerîme mürâce at etmek, orada bulamad husûslar Resûlullah n aleyhisselâm sünnetinde aramak, orada da bulunmad husûslar için, akl- selîme göre ehl olanlar n ictihâd etmesi [o iflin hükmünü beyân etmesi] esâsd r. slâmiyyet, en yeni bir dindir. Kur ân- kerîm, ilk gününden bugüne kadar hiç bozulmadan, bir kelimesi bile de iflmeden gelmifldir. çinde, her ihtiyâc karfl layacak ahkâm [hükmler] vard r. Bu, o kadar aç kd r ki, art k baflka bir din gelmiyece i, insanlar n dînî ihtiyâclar n n temâmiyle te mîn edilmifl bulundu u, islâm dîninin hakîkî Allah dînî oldu u kendili inden meydâna ç kar. slâmiyyetde, her yerde ibâdet etme e müsâ ade edilmifldir. bâdet için muhakkak câmi e gitmek mecbûriyyeti yokdur. Bir müslimân, bir baflka dînin ma bedine tecâvüz etmez ve mecbûr olunca bir kilisede de nemâz k labilir. slâmiyyet, kad nlara çok k ymet vermifl, onlara en büyük haklar tan m fld r. slâm dîninde birkaç kad nla evlenmek gibi bir emr yokdur. slâm dîni, bu husûsda belirli bir adedi geçmemek ve ba z haklara riâyet etmek flart yla izn vermifldir. slâm dîni zuhûr etdi i zemân, Arablar istedikleri kadar kad nla, onlara hiçbir hak tan maks z n birlikde yaflarlard. slâmiyyet, kad nlar bu fecî vaziyyetden kurtarm fl, onlar n haklar n korumufldur. Muhammed aleyhisselâm, (Cennet analar n aya alt ndad r) buyurarak, kad nlara mümtâz [seçkin] bir mevki vermifldir. Hiçbir dinde bu imtiyâz yokdur. slâmiyyet, insanlar, çal flma a, fâideli fleyleri ö renme e, önce kendi akl ve gayreti ile ifl görme e bafllad kdan sonra, Allahü teâlâdan yard m isteme e da vet eder. (Bir sâat tefekkür etmek ve fâideli ifl görmek, bir sene [nâfile] ibâdete müsâvîdir) diyen baflka hiçbir din yokdur. slâmiyyet, rûh ve beden temizli idir. Bu ikisini müsâvî tutar. 256
257 slâmiyyetde, yaln z sevgi, güler yüz, tatl söz, dürüstlük ve iyilik etmek vard r. slâmiyyet Allahü teâlây (Rabbül âlemîn) ya nî bütün âlemlerin Allah oldu unu beyân etmifldir. Baflka dinlerde oldu u gibi, yaln z o dîne mensûb olanlar n Allah olarak düflünülmez. Tesellî ar yan bir zevall, bunu ancak Kur ân- kerîmde bulur. Kur ân- kerîmde, muhtâclar tesellî eden, onlar ferâhlatan, ne yapmalar lâz m oldu unu ö reten birçok güzel nasîhatler vard r. HÜLÂSA Hiçbir cebr alt nda kalmadan, s rf kendi düflünceleri ve dinleri birbiri ile karfl lafld rmalar netîcesinde, islâm dînini seve seve kabûl eden, muhtelif millet ve memleketlerden ve meslek ve tabakadan insanlar n, islâm dîni hakk nda söyledikleri bu güzel, aç k, candan sözlerini okuyunca, insan müslimân oldu una ne kadar flükr ediyor ve dîni ile ne kadar iftihâr ediyor! nsanlar, al fld klar ve gâyet tabî î bulduklar birçok fleylerin baflkalar taraf ndan büyük takdîrle karfl lanmas na hayret eder. Tek Allaha inanmak, kardefllik, güler yüzlülük, dürüstlük, merhamet, müsâfirseverlik, baflkalar na yard mc olmak, vatan n n yükselmesi için her çâreye baflvurmak, dîni, îmân, nâmûsu korumak için cân n fedâ etmek gibi iyi huylar sebebi ile, islâmiyyet, propaganda yap lmadan ve h ristiyan misyonerlerin ba l oldu u zengin teflkilât n yapd gibi, avuç dolusu para sarf edilmeden, di er dinlere tercîh edilmekdedir. slâmiyyetde fenâ düflünceler, zararl hareketler yokdur. slâmiyyeti, flahsî menfe atlerine, politikalar na, kötü ideolojilerine âlet etmek isteyen münâf klar ve bid at ehli olanlar vard r. (Ehl-i sünnet) ya nî do ru îmânl f rkadan olan hakîkî bir müslimân, bunlar n âleti olamaz. Bunlar n aldatmas sebebi ile, do ru îmân n bozmaz. Müslimân, hangi dinden olursa olsun, hiç kimsenin hakk - na tecâvüz etmez. Peygamberimizin aleyhisselâm haber verdi i, yetmifliki bozuk f rkadan birinde bulunan kimse, sap kd r. Bu kitâb m z n birinci k sm nda uzun uzad ya îzâh etdi imiz gibi, Ehl-i sünnet i tikâd nda olan hakîkî müslimân, befl vakt nemâz k lan, tertemiz bir kimsedir. slâmiyyet, bir din kardefline, flaka olsa bile, silâh tutma harâm etmifldir. Allahü teâlân n her ni metine mâlik olan, iyi iklim, bol su, zengin ma den kaynaklar yla dünyâda efli bulunmayan vatan m z Türkiye, Ehl-i sünnet i tikâd nda olan hakîkî müslimânlara muhtâc- 257 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-17
258 d r. Ancak bu hakîkî müslimânlar, el ele vererek, birbirlerini sayarak, severek, koruyarak, müslimân ismini tafl yan bid at ehlinin ve islâm düflmanlar n n saçma ve sap k neflriyyât n red ederek, durmadan çal flarak, yirminci asr n fen ve teknolojisine ulaflarak ve hattâ onu da geçerek, bu kudsî vatan lây k oldu u dereceye erifldirebilirler. Allahü teâlây, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi tan mayan, halâle, harâma ehemmiyyet vermeyip, kendisine afl lanm fl yabanc fikrlere aldanarak, din kardefllerine düflman olan bid at sâhiblerinden bu memlekete hayr gelmez. Bunlar n rûhlar hastad r. Bir makine, bir hayvan gibi, kimin eline geçerlerse, onun istedi ini yaparlar. Memlekete en büyük fenâl yapan bunlard r. Allahü teâlâ, bizi bu gibi zararl bid at sâhiblerinin flerrinden muhâfaza buyursun! slâmiyyeti tercîh eden fen ve siyâset adamlar, ( nsan n rûhu bofl kal rsa, onda fâide yokdur. Bu bofllu- u ise, ancak hakîkî bir din doldurur) demekdedirler. Rûhu müslimânl kla temizlenmifl olan ve harâmlardan sak nan bir kimse, hiç bir kötü propagandan n esîri olmaz ve Ehl-i sünnet âlimlerin kitâblar nda yaz l olan do ru yolda yürüyerek, müslimân kardeflleri ile el ele verip, dînine ve memleketine hizmet eder. Böylece, hem bu dünyâda, hem de âhiretde Allahü teâlân n lutf ve inâyetine kavuflur. Eskiden tek tarafl düflünen islâm düflmanlar, dâimâ islâm dînini kötüleme e çal fl rlar, bu hak dînin esâslar n de ifldirme e kalkarlar, k saca, birçok haks zl klar yaparlard. Böyle kitâblar n ço u, h ristiyanlar ve müslimân ismini tafl yan bid at f rkalar taraf ndan neflr edilmifldir. Avrupada, islâm dînini tedkîk etmeden, müslimânlar, dinsiz, fleytâna tapan, her fenâl a müsâ ade eden, zâlim, yalanc, kad nlar âdî bir mal sayan insanlar olarak tan tan, bozuk kitâblar vard r. fiarkda da, böyle sap k kitâblar neflr olunmufldur. Bugün, insanlar, birbirlerini dahâ iyi anlad kça ve birbirlerinin kitâblar n okudukça, do ru kitâblar yay larak, eski nefret hissi, takdîre dönmekdedir. Vaktiyle, h ristiyanlar, müslimânlarla ve bid at f rkalar ndaki sap k müslimânlar, Ehl-i sünnet i tikâd ndaki hakîkî müslimânlarla savafla teflvîk eden bölücü, y k c düflünceler azalm fld r. fiimdi, h ristiyanlar dinlerindeki noksanlar anlamakda, bunlar tashîhe çal flmakdad rlar. Bu kitâb hâz rlarken, bize Hindistândan bir mektûb geldi. Bu mektûbla berâber, oradaki h ristiyan misyonerlerin da td, bir (Aç klama) da gönderilmifldi. Bunda flöyle deniliyordu: (Allah hepimizi yaratd için, biz hepimiz Allah n o lu veyâ k z y z. Sen de, Allah n bir o lu veyâ k z s n. ncîlde okudu un, Allah n o lu ifâdesi, Allah n kulu demekdir. Ya nî, Îsâ 258
259 aleyhisselâm, Allah n o ludur demek, Allahü teâlâ Onu, sen ve ben gibi yaratm fld r demekdir. Yoksa, Allahla baflka bir yak nl yokdur. Rûh-ul-kudse gelince, bunun ma nâs, Îsâ aleyhisselâma verilen büyük ma nevî kudret demekdir. Bunu ayr bir ilâh diye kabûl etmek hatâd r. ncîlde (Üç Tanr = Teslîs) diye birfley yokdur. Allah birdir. Üç ma bûda inanmak yanl fld r. nsanlar n günâhkâr olarak do duklar hakk nda size flimdiye kadar ö retilen husûslar da yanl fld r. Herkes Allahü teâlâya karfl s rf kendi yapd klar ndan mes ûldür.) Görülüyor ki, h ristiyan papazlar bile, teslîsin ne kadar ma nâs z birfley oldu unu anlam fllar ve onu tashîhe kalkm fllard r. Bu da gösteriyor ki, bütün insanlar (Tek ma bûda) îmân etmek etrâf nda toplanmakdad rlar. Bu dönüfl, islâm dînine dahâ çok yaklaflmak demekdir. Ümmîd ederiz ki, bir gün gelecek, islâm dîni bütün dünyây kapl yacakd r. Yoksa, insanlar temâmiyle dinsizleflecek, bu da befleriyyetin felâketi olacakd r. Kitâb m z n bu k sm n Kur ân- kerîmde (Nasr) sûresinin meâl-i âlîsini tekrârl yarak bitiriyoruz: (Allahü teâlân n yard m ve zafer günü gelip, insanlar n, Allahü teâlân n dînine ak n ak n girdiklerini görünce, Rabbini tesbîh et! Ondan afv dile! Çünki O, tevbeleri dâimâ kabûl eder). ST GFÂR DÜÂSI stigfâr etmek, (Estagfirullah min külli mâ kerihallah) veyâ k - saca (Estagfirullah) demekdir. Bunun ma nâs, (Yâ Rabbî! Be enmedi in fleylerden birini yapd m ise, beni afv et! Yapmad klar m yapmakdan da beni koru!) demekdir. stigfâr düâs, (Estagfirullahel azîm, ellezî lâ ilâhe illâ huv el hayyel kayyûme ve etûbü ileyh)dir. Muhammed Ma sûm hazretlerinin 2.ci cildi, 80.ci mektûbundaki hadîs-i flerîfde buyuruldu ki, ( stigfâr düâs na devâm edeni, Allahü teâlâ derdlerden kurtar r ve ummad yerden r zkland r r). Bu fakîr, farz nemâzlardan sonra, üç kerre bu düây okuyorum. Bu düây okudukdan sonra, yaln z (Estagfirullah) okuyarak yetmifle temâml yorum. stigfâr etmek, ölümden baflka, her derdden kurtar r. Eceli gelenin de, a r s z, s k nt s z ölmesine yard m eder. 259
260 8 H LYE- SE ÂDET Eshâb na nasîhatdan sonra, Fahr-i âlem dedi, benden sonra, Hilye-i pâkimi, görse biri, olur o, yüzümü görmüfl gibi. Gördükde, hubbu hâs l olsa, ya nî, hüsnüme âfl k olsa. Beni görme i etse arzû, kalbi, sevgimle olsa dolu. Cehennem olur, ona harâm, Rabbim, Cenneti eder ikrâm. Dahî, haflretmez ç plak, ân Hak, olur gufrân na, Hakk n mülhak. Denildi ki, hilye-i Resûli, severek yazsa, birinin eli, Eder Hak, onu korkudan emîn, belâ ile dolsa, rûy-i zemîn. Hastal k görmez, dünyâda teni, a r çekmez hiç, bütün bedeni. Günâh etmifl ise de, bu adam, Cehennem cismine, olur harâm. Âhiretde azâbdan kurtulur, dünyâda her ifli, kolay olur. Haflreyler, ân hem, Rabb-i celle, dünyâda, Resûlü görenlerle. Hilye-i Nebîyi, güç iken beyân, bafllar z, ona oldukça imkân. S narak Zülcelâle, vasf ederiz âcizâne. 260
261 ttifak etdi, bu sözde ümem, k rm z beyâzd, Fahr-i âlem. Mübârek yüzü, hâlis ak idi, Gül gibi, k rm z mt rak idi. nci gibi, yüzündeki teri, pek hofl eylerdi, güzel cevheri. Terleyince, O menba sürûr, dalgalan rd sanki, bahr-i nûr. Görünürdü gözü, dâim sürmeli, kalbleri çekerdi, güzel gözleri. Ak, beyâz idi gâyetle, medh eyledi Rabbi, âyetle. Siyâh ân n, de ildi ufak, bir idi ona, yak nla uzak. Genifl, güzel ve latîfdi gözü, nûr saçard hep, mübârek yüzü. Kuvve-i bâs ra-i Mustafavî, gece gündüz gibi, olurdu kavî. Bakmak arzû etseydi, bir yere, cism-i pâki de dönerdi bile. Bafla tâbi ederdi cesedi, bunu terk etmemifldi ebedî. Hem, cism idi, Resûl-i ekrem, yarafl r, rûh-i mücessem desem. Güzel, hem sevimli idi Resûl, Hakka çok, sevgili idi Resûl. Mâlikle Ebû Hâle, söyledi, hilâl gibi, aç k kafll idi. ki kafl aras, her zemân gümüfl gibi görünürdü, ayân. Mübârek yüzü, az yuvarlakd, derisi, berrak, hem de parlakd. Siyâh kafllar mihrâb, ân n, k blesi idi, bütün cihân n. 261
262 Ortas yüksekce görünürdü, yandan bak nca, mübârek burnu. Çok güzel idi, çekme ve latîf, edemez gören, Onu tam ta rîf. Seyrek idi, difllerinin aras, parlard, sanki inci s ras. Ön diflleri, etdikçe zuhûr, her taraf, kaplard bir nûr. Gülse idi, iki cihân n serveri, canl cans z, herfleyin Peygamberi. Görünürdü, ön diflleri, pek afîf, dolu dâneleri gibi, çok latîf. bni Abbâs der, Habîb-i Hudâ, gülme e, eyler idi istihyâ. Hem hayâs ndan O, dînin senedi, kahkaha etmedi derler, ebedî. Nâzik, mahcûb idi, Resûl-i cenâb, dâim eyler idi, bakma a hicâb. Yüzü benzerdi, yuvarlak aya, zâti aynayd, yüce Mevlâya. Nûrlu idi hep, o vech-i hasen, bak lmazd, tenevvüründen. Gönüller ald, o güzel Nebî, âfl k oldu yüzbin Sahâbî. Bir kerrecik görenler, rü yâda, dediler, böyle zevk yok, dünyâda. Hem güzel yanaklar, bileler, fazla etli de ildi, diyeler. Ân n etmifldi, cenâb- Hâl k, severek, yüzün ak, aln n, aç k. Boynunun nûru, ederdi her ân, saçlar aras nda, leme an. 262
263 Mübârek sakal ndan, iyi bil, a arm fld ancak, on yedi k l. Ne k v rc kd r, ne de uzun, her uzvu gibi idi, mevzûn. Gerden-i pâk-i Resûl-i âfak, gâyet ak idi ve gâyet berrak. Eshâb içinden, çok ehl-i edeb, karn, gö siyle, birdi, dedi hep. Aç lsayd, mübârek sînesi, feyz saçard, ilim hazînesi. Aflka olunca, mahall-i teflrîf, baflka olurmu, o sadr- flerîf? Mübârek sînesi, genifl idi, ilm-i ledün, Ona inmifl idi. Ak ve berrakd, o sadr- kebîr, san rd görenler, bedr-i münîr. Atefl-i aflk- zât- ezelî, odlara yakm fld, O güzeli. Bilir elbet bunu, pîr-ü civân, yass kürekliydi, Fahr-i cihân. S rt ortas hem, etli idi, kerem sâhibi, devletli idi. Gümüfl teninde, letâfet vard, irice mühr-i nübüvvet vard. S rt nda idi, mühr-i nübüvvet, sa taraf na yak nd, elbet. Bildirdi bize, edenler ta rîf, Bir büyük ben idi, mühr-i fierîf. Rengi, sar ya yak n, karayd. güvercin yumurtas kadard. Etrâf n çevirmifl, sanki hatlar, birbirine bitiflik, k lca zlar. 263
264 Anlatanlar, O âlî nesebi, dedi, iri kemikliydi Nebî. Her kemik iri, merdâne idi, sûreti, sîreti flâhâneydi. Mübârek a zâs n n her biri, uygun yarat lm fld hem, kavî. Çok hofl idi, her uzvu ân n, âyetleri gibi, Kur ân n. Elleri ayas, O sultân n, ayaklar alt, dahî ân n. Genifl ve pâk idi, nâzik mergûb, tâze gül gibi, latîf ve mahbûb. Çok mevzûn idi, der ehl-i nazar, o kerâmetli, mübârek eller. Selâm verseydi, birine e er, tebessüm ederdi hep, Peygamber. Bir iki gün, geçseydi aradan, hattâ uzasayd da, bir aydan. Belli olurdu, hofl kokusundan, o kimse, adamlar aras ndan. Billûr gibiydi, ten-i bîmûyu, nice medh edeyim, ol pehlûyu. Dostu seyr etmek için, O flerîf, göz olmufldu, bütün cism-i latîf. Kemâl üzereydi, nâzik teni, Hallâk göstermifldi. hikmetini. Yokdu, gö sünde, karn nda aslâ, hiçbir k l, sanki gümüfl levha. Gö sü ortas ndan afla yaln z, bir s ra k l, dizilmifldi, hilâfs z. Bu siyâh hat, mübârek bedeninde, hofldu, hâle gibi, ay çevresinde. 264
265 Bütün ömründe kalm fld, kezâ, gençlikde gibi, mübârek a zâ. lerledikçe, sinn-i Nebevî, tâzelenirdi hep, gonca gibi. Hem dahî, kâinat n Sultân, zan eyleme ki, ola pek ya l. Ne za îf, ne de pek etli idi, mu tedil, hem pek kuvvetli idi. Lâhm, flahm, dediler ehl-i derûn, birbirinden, ne ziyâdeydi, ne dûn. Etmifl, ol beden serây n üstâd, adl-ü dâd ile, esâs n bünyâd. tidâl üzere idi, pâk teni, nûra gark olmufldu, bütün bedeni. Orta boylu idi, o Sidre mekân, ortal k, Onun ile buldu nizâm. Seyreden, mu cize-i kâmetini, dedi hep, medhedip hazretini. Görmedik böyle, gül yüzlü güzel, boyu, hem hûyu, hem yüzü güzel. Orta boylu iken, Nebî, uzun kimseyle yürüseydi. Ne kadar, uzun olsa idi, o er, yine yüksek görünürdü, Peygamber. uzun boylu olandan o cevher, yüksek idi, el ayas kadar. Bir yol gitseydi, izzetle, h zl yürür idi, gâyetle. Deriz, vasf- flerîfinde yine, yürürken, e ilirdi önüne. Ya nî, bir yokufldan iner gibi, dâim önüne, az e ilirdi. 265
266 fianl, flerefli idi, o Celîl, ftihâr eylerdi, rûh- Halîl. Bir zât ki, murâd ede Hudâ, her a zâs, olur elbet a lâ. Yolda giderken, e er bir kimse, ans z n, Resûlullah görse, Korku düflerdi, kalbine ân n, yüksekli inden, Resûlullah n. Hem de biri, Nebî ile, müdâm, sohbet ederek, söylese kelâm. Sözlerindeki lezzet ile, ol, kul olurdu, kabûl etse Resûl. Etmifldi Onu, Hallâk- ezel, hüsn-i ahlâkla, bî misl-ü bedel. Yâ Resûlallah! gücüm yok medhine, yarat ld k hep, senin hurmetine. Hâs l, ey fiâh- iklîm-i vefâ, sana cân m da fedâ, herfley fedâ! fieytân ve düflman flerrinden ve kötü nazardan korunmak için: E ûzü Besmele ve Kul e ûzü sûrelerini okuyup, sonra (E ûzü bikelimâtillâhittâmmati min flerri külli fleytân n ve hâmmatin ve min flerri külli aynin lâmme) okumal ve (Bismillâhillezî lâ-yedurru ma asmihî fley ün fil ard velâ fissemâ ve hüvessemî ul alîm) okumal ve yetmifl kerre (Estagfirullah min külli mâ kerihallâhül azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel-hayyel kayyûm ve etûbü ileyh) okumal ve hepsini okurken, ma nâlar n düflünmelidir. [E ûzü: s n r m, hâmme: haflere, ayn: göz, lâmme: zararl, hemezât: sald rmaklar, estagfirullah: beni afv et yâ Rabbî demekdir] ve (Allahümme innî e ûzü bike min hemezâtiflfleyâtîn) okumal, sonra (Allahümme innî e ûzü bike min azâbil-kabri ve min azâbinnâr ve min fitnetil mahyâ velmemâti ve min fitnetil Mesîhiddeccâl) okumal d r. 266
267 III KUR ÂN-I KERÎM VE BUGÜNKÜ TEVRÂT VE NCÎLLER MUKADDEME Bugün dünyâda bulunan üç büyük dînin, ya nî müslimânl k ve yehûdîlik ve h ristiyanl n mensûblar elinde, kendileri taraf ndan (Allah kelâm ) kabûl edilen, birer kitâb vard r. Yehûdîli in [Mûsevîli in] kitâb (Tevrât)d r. H ristiyanl n [Îsevîli in] kudsî kitâb (Bible = Kitâb- mukaddes)dir. Bu kitâb, (Ahd-i Atîk) ya nî Tevrât ve (Ahd-i Cedîd) ya nî ncîller ve bunlara mülhak risâleler olmak üzere iki k smdan müteflekkildir. Müslimânlar n mukaddes kitâb ise (Kur ân- kerîm)dir. H ristiyanlar n tanr lafld rd klar Îsâ aleyhisselâm, biz müslimânlar Peygamber olarak tan r z. Peygamber oldu u için, Allahü teâlân n Ona bir kitâb vermesi tabî îdir. Bunun içindir ki, Îsâ aleyhisselâm n kitâb olan hakîkî ncîl hiç flübhesiz (Allah kelâm )d r. Ama bugün, bu hakîkî ncîl mevcûd de ildir. Bugün h ristiyanlar n elinde bulunan ncîllerde, eski hakîkî ncîlden kalm fl pek az parça vard r. Hakîkî ncîl, brânî dilinde idi. Bu hakîkî ncîl, k sa zemânda, yehûdîlerin düflmanl klar sebebi ile gayb oldu. Hurâfeler bulunan muhtelif ncîller ortaya ç kd. Bu kitâblar sonradan Yunancaya ve Latinceye yanl fl, hatâl olarak terceme edilmifl, zemânla bir çok parçalar ilâve edilmifl, mütemâdiyen de ifldirilmifl, böylece pekçok ncîller yaz lm fld r. Bunlar n ço u çeflidli rûhban meclislerinde red edilmifl ve nihâyet bugünkü dört ncîl kalm fld r. Bunun isbât, ilerdeki sahîfelerde görülecekdir. Fekat hâlâ de- ifldirmeler, tashîhler, aç klamalar devâm etmekdedir. Buna mukâbil Kur ân- kerîm, Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem vahy olundu u günden bugüne kadar, bir harfi bile de iflmeden aynen kalm fld r. Buraya kadar söylediklerimiz, yaln z müslimânlar n i tikâd de ildir. Bil âks garb ilm adamlar, teologlar [din adamlar ], bu- 267
268 günkü Tevrât ve ncîlleri yeniden tedkîk etme e koyulmufllar, onlar n (Allah kelâm ) olmad n isbât etmifllerdir. Unutm yal m ki, yirmibirinci asra girdik. Dünyâda ilmin ve fennin son derecede inkiflâf etdi i ve en câhil milletlerin bile, üniversiteler kurdu u bir devrde, insanlar n herhangi bir i tikâd (babamdan böyle duydum), (sebebini bilmiyorum ama, hocam böyle söyledi) diye gözü kapal kabûl etmesine imkân yokdur. Bugünkü gençlik, her fleyin esâs n, sebebini arafld rmakda, akl n n kabûl etmedi i bir fleyi derhal red etmekdedir. Türkiyede, her sene birmilyondan ziyâde genç üniversite duhûl [girifl] imtihânlar na ifltirâk ediyor. Yeni ilmlerle yetiflmifl olan bu gençlerin, din husûsunda da söylenilen, ö retilen fleyleri akl ve mant k süzgecinden geçirece ine de flübhe yokdur. flte, bu sebebden, bugün bat l din adamlar da, ellerindeki Tevrât ve ncîllerin kusûrlar n ortaya koymakdad rlar. Biz de, onlar n neflriyyâtlar ndan fâidelenerek, bugünkü Tevrât ve ncîller ile Kur ân- kerîm aras ndaki büyük fark müslimân kardefllerimize bir kerre dahâ bildirmek istedik. Bu k sm hâz rlarken, Amerikal dînî eserler müellifi Houserden de fâidelendik. Bundan baflka, Anselmo Turmeda, meflhûr spanyol papaz idi. 823 [m. 1420] senesinde islâm dînini kabûl etdi. Abdüllah- Tercümân ismini alan bu âlimin ncîlde buldu u hatâlar bildiren (Tuhfet-ülerîb) kitâb n ve Pâkistânl S.Merran Muhyiddîn sâhib kbâlin (Pearls of Bible = ncîlden nciler) ismindeki eserini ve 1309 [m. 1891] da vefât etmifl olan, müderrisîn-i kirâmdan ve meclîs-i meârif a zâs ndan Harputlu shak Efendinin (Diyâ-ül-kulûb) ismindeki, 1295 [m. 1878] de neflr edilmifl olan türkçe eserinde Tevrât ve ncîller üzerinde yapd îzâhlar tedkîk etdik. Bu kitâb, 1407 [m. 1987] senesinde, stanbulda Hakîkat Kitâbevi taraf ndan (Cevâb Veremedi) ismi alt nda, latin harfleri ile basd r lm fld r. Yine hâce shak efendinin, stanbulda Süleymâniyye umûmî kütübhânesi, Dü ümlü baba k sm nda 204 numarada kaydl olan 1278 [m. 1861] tab l türkçe (fiems-ül-hakîka) kitâb da, 290 sahîfe olup, Kur ân- kerîmin Allah kelâm oldu unu ve h ristiyanlar n ncîl dedikleri kitâblar n n sonradan yaz lm fl bir târîh kitâb oldu unu, kuvvetli vesîkalarla isbât etmekdedir. Bunlardan baflka, Bosnal hâc Abdüllah bin Destan Mustafâ efendinin [1] yazd türkçe (Îzâh-ul-merâm) kitâb, 1288 [m. 1871] de, stanbulda, Edirnekap hâricinde Mustafâ pâfla tekkesi fleyhi Yahyâ efendinin matba as nda bas lm fl olup, Süleymâniyye kütübhânesi, Nâfiz pâfla k sm nda, 771 rakam ile kaydl d r. H ristiyan dîninin temâmen [1] Abdüllah bin Destan, 1303 [m. 1885] de vefât etdi. 268
269 bât l, bozuk oldu unu muhtelif delîller ile isbât etmekdedir. H ristiyanl a en büyük darbeyi vuran ve asl, esâs olmad n ortaya koyan, Hindli Rahmetullah efendinin ( zhâr-ül-hak) kitâb ndan da istifâde etdik. Fârisî (Makâmât-i ahyâr) kitâb n n üçyüzdoksan nc sahîfesinde diyor ki, (Protestan papaz Fander, h ristiyanlar aras nda çok meflhûr idi. Protestan misyoner teflkilât, seçdikleri papazlar ile Fanderi Hindistâna gönderdi. H ristiyanl yaymak için çal flacaklard [m. 1854] senesinin Rebî ul-âh r ay nda ve Recebin onbirinci günü, bu misyoner hey eti, âlimler ve seçilmifl zâtlar aras nda, Delhînin büyük islâm âlimi Rahmetullah efendi ile münâzara, ilmî mücâdele yapd lar. Uzun münâkaflalar netîcesinde, Fander ve yard mc lar cevâb veremez hâle geldiler. Dört sene sonra, ingiliz hükûmeti Hindistân iflgal edince [ve müslimânlara ve bilhâssa sultâna ve din adamlar na korkunç iflkenceler yap nca] Rahmetullah efendi, Mekke-i mükerremeye hicret eyledi [m. 1878] senesinde, bu misyoner hey eti stanbula gelerek, h ristiyanl k propagandas na bafllad. Sadr- a zam Hayreddîn pâfla, Rahmetullah efendiyi stanbula da vet etdi. Misyonerler, karfl lar nda Rahmetullah efendiyi görünce çok korkdular. Süâllere cevâb veremiyerek, firâr etmekden baflka çâre bulamad lar. Pâfla, bu büyük islâm âlimine çok ihsânda bulundu. H ristiyanlar nas l red ve perîflan etdi ini yazmas n ricâ etdi. Bu da, Recebin onalt nc gününden Zilhicce sonuna kadar, arabî ( zhâr-ul-hak) kitâb n yazd ve Mekkeye gitdi. Hayreddîn pâfla, bunu türkçeye terceme etdirip, ikisini de basd rd. Avrupa dillerine de, terceme ve tab ve her memlekete neflr edildi. ngiliz gazeteleri, (E er bu kitâb yay l rsa, h ristiyanl k çok zarar görecekdir) fleklinde neflriyyât yapd lar. Bütün müslimânlar n halîfesi olan sultân ikinci Abdülhamîd hân rahmetullahi aleyh [1], 1304 Ramezân ay nda tekrâr da vet edip, serây nda çok hurmet ve ikrâm yapd. Rahmetullah efendi 1308 [m. 1890] Ramezân ay nda Mekke-i mükerremede vefât etdi. Bütün bu eserlerden baflka Kur ân- kerîm hakk nda, bundan 100 sene evvel yaz lm fl ba z garbl lar n eserlerini de tedkîk etdik. O zemân flu kanâate vard k ki, bu iki mukaddes kitâb temâmen tarafs z olarak tedkîk edilecek olursa, hangisinin (Allah kelâm ) oldu u [en inâdc bir insan n bile], hangi dinden olursa olsun âflikâr olarak kabûl etme e mecbûr olaca bir tarzda meydâna ç kmakdad r. [1] Abdülhamîd hân, 1336 [m. 1918] de vefât etdi. 269
270 Bu bölümü iki k sm olarak tertîb etdik. Birinci k smda, yukar da ifâde etdi imiz gibi Kur ân- kerîm ve flimdi elde bulunan Tevrât ve ncîller ve Kur ân- kerîm üzerindeki ilmî tedkîkleri bildirdik. kinci k smda, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm n mu cîzeleri, fazîletleri ve güzel ahlâk yaz l d r. Bunlar n hepsini, Osmânl devletinde yetiflmifl islâm âlimlerinin meflhûrlar ndan Niflanc zâde Muhammed efendinin rahime-hullahü teâlâ (Mir ât- Kâinât) ismindeki türkçe târîh kitâb ndan intihâb etdik. Kendisi 1031 [m. 1622] de vefât etmifldir. Kitâb, 1269 [m. 1853] de stanbulda bas lm fld r. Sevgili okuyucular m z n, kitâb m z n bu k sm n da büyük alâka ile okuyacaklar n ve verilen ma lûmâtdan fâideleneceklerini ümmîd ederiz. Allahü teâlâ hepimize hidâyet versin. Cümlemizi do ru yolda bulundursun. Âmîn! K fl günleri gidip, behâr gelince, aç l r gafletden, gözü da lar n. Donan r, süslenir, gonca güllerle, geçmez bülbüllere, naz da lar n. Gece gündüz, tesbîhledir iflleri, Allah, Allah söyler, dâim kufllar. Göklere uzanm fl, sanki bafllar, düâ k blesine, yüzü da lar n. Kudretden, hepsine, hulle biçilir, Hak rahmeti, üstlerine saç l r. Dürlü dürlü, çiçekleri aç l r, Cennet-i a lâd r, yaz da lar n. Bak p doyulmaz, yeflil alanlara, hidâyetler olur, Hakdan anlara. Esen yeli, safâ verir canlara, miskü anber kokar, tozu da lar n. Bir yanda, zanbaklar, bir yanda lâle, rmaklar benzer, âb- zülâle. (Sebbeha) ma nâs, geliyor dile, flükür Hakka, dâim sözü da lar n. 270
271 1 BUGÜNKÜ TEVRÂT VE NCÎLLER Bugün dünyâda, Allahü teâlân n varl na inanan üç büyük din vard r: Yehûdîlik, H ristiyanl k ve slâmiyyet. Dünyâda tahmînen 900 milyon h ristiyan, 600 milyon müslimân ve 15 milyon yehûdî bulundu u, 1979 senesi milletleraras istatistiklerinde yaz l d r. Geriye kalan insanlar [2 milyardan fazla] ya Allah mefhûmu bilmeyen Buda, Hindu, Brahman ve benzeri dinlere mensûb bulunmakda veyâ putlara, atefle, günefle tapmakda, yâhud hiç bir dîni kabûl etmemekdedir. Son günlerde, Amerikan neflriyyât nda, müslimânlar n 600 milyon de il, 900 milyon oldu u bildirilmekdedir. Nihâyet Romada bulunan CES [Centro Editoriale Studi slamici = slâm Teharriyyât ve Neflriyyât Merkezi]nin 1980 y l ndaki neflriyyât na göre, dünyâda: Asyada 592,3 milyon, Afrikada 245,5 milyon, Avrupada 21 milyon, Amerika ve Kanadada 6 milyon, Avustralyada 0,5 milyon olmak üzere 865,3 milyon müslimân bulunmakdad r. (The Muslim Educational Trust) islâm merkezinin 1984 senesindeki ingilizce neflr etdi i ( slâm) kitâb nda, dünyâdaki müslimânlar n mikdâr n n bir milyarelliyedimilyon oldu u bildirilmekde, k rkalt islâm devletinde ve di er dünyâ devletlerindeki müslimânlar n mikdârlar verilmekdedir. Bu mikdâr n her sene artmakda oldu unu istatistikler göstermekdedir. Nüfûsunun % 50 sinden fazlas müslimân olan devletlerin say s ise 57 yi bulmakdad r. 21. asra girdi imiz bugünlerde, insanlar n içinde hâlâ puta tapanlar n bulunmas, ac nacak bir hâldir. Bunun yan nda, Allahü teâlân n varl na îmân eden üç büyük dîne mensûb olanlar n bir k sm da, inançlar n temâmen gayb etmifldir. Çünki, onlar n ellerinden tutan hakîkî mürflid kalmam fld r. lm ve fen ö renerek yetiflen gençleri, din ve fen bilgilerinden mahrûm, câhil din adamlar vâs tas ile din sevgisine kavufldurmak imkân yokdur. Onlar se âdete kavufldurabilmek için, zemân m z n fen bilgilerinde mütehass s, aç k fikrli, dînini iyi bilen rehberlere ihtiyâc vard r. Biz, bu k smda, temâmîle bî-taraf olarak hakîkî Allah dînini aray p bulmak ve dünyâda bulunan iki büyük kitâb n, ya nî bugünkü Tevrât ve ncîller ile Kur ân- kerîmden hangisinin hakîkî Allah kitâb oldu unu, ilmî üsûllerle tedkîk ve tesbît etmek ve bu husûsda tereddüde düflen kimselere do ru yolu göstermek istiyoruz. 271
272 Okuyucular m z fluna emîn olsunlar ki, bu tedkîkler yap l rken, temâmen bî-taraf olarak hareket edilmifldir. Tedkîk etdi imiz iki büyük din kitâb, Kitâb- mukaddes, ya nî Tevrât ve bugünkü ncîller ile Kur ân- kerîmdir. (Ahd-i Atîk) ismi alt nda, Kitâb- mukaddese ilâve edilmifl olan, Tevrât da ncîl ile birlikde tedkîk edilmifldir. Ya nî tedkîk için ele ald m z kitâb, bugün H ristiyan âleminde (Kitâb- mukaddes = Evangelium) ismi alt nda, hakîkî ncîlin yerine konmufl olan kitâblard r. Kitâb- mukaddes tek kitâb de ildir. çinde evvelâ, (Ahd-i Atîk = Eski Ahd) k sm vard r. (Ahd-i Cedîd = Yeni Ahd) denilen ikinci k sm ise, Matta, Markos, Luka ve Yuhannân n yazd ncîl kitâblar n ve Lukan n Resûllerin iflleri kitâb ve havârîler ile, Pavlosun, Ya kûbun, Petrusun, Yuhannân n yazd klar mektûblar ile Wohy kitâb n ihtivâ etmekdedir. (Ahd-i Atîk) üç k smdan müteflekkildir. Birinci k sm, Mûsâ aleyhisselâma indirilen (Tevrât) zan edilen befl kitâb olup, Tekvîn, Ç k fl, Levililer, Say lar ve Tesniyedir. kinci k sm, (Neviim) ya nî Peygamberlerdir. Bu k sm da, ilk peygamberler ve son peygamberler olmak üzere ikiye ayr - l r. Bunlar Yeflu, Hâkimler, Samuel, Melikler, flâyâ, Yeremya, Hezekiel, Hoflea, Yoel, Amos, Obadya, Yûnüs, Mika, Nâhûm, Habakkuk, Tsefanya, Haggay, Zekeriyyâ ve Malakidir. Üçüncü k sm (Ketuvim), ya nî kitâblar, yaz lard r. Bunlar, Dâvüd aleyhisselâm taraf ndan yaz ld zannedilen Mezmurlar ile, Süleymân n meselleri, Neflîdeler neflîdesi, Vâiz, Rût, Ester, Eyub, Yeremyan n mersiyeleri, Daniel, Ezrâ, Nehemyâ ve Târîhler gibi kitâblard r. Bütün bu kitâblarda mevcûd olan husûslar kim bildiriyor? Müteass b yehûdîler ve h ristiyanlar ki, ayn kitâblara inand klar hâlde, aralar nda pek çok ihtilâflar vard r. Bunlar, bu kitâblarda mevcûd olan sözlerin Allah kelâm oldu unu iddi â etmekdedirler. Hâlbuki, iyice tedkîk edilirse, bu kitâblarda mevcûd olan sözlerin üç menba dan geldi ini kabûl etmek îcâb eder. 1) Bunlar n bir k sm Allah kelâm olabilir. Çünki, burada bizzat Allahü teâlâ insanlara hitâb etmekdedir. Meselâ: (Onlar için kardeflleri aras ndan senin gibi bir Peygamber ç karaca m ve kelâm m onun a z na koyaca m ve ona emr edece im her fleyi onlara söyliyecek). [Tesniye, 18:18] (Ben Rabbim! Benden baflka halâskâr, kurtar c yokdur). [Efl iyâ [ flâya]: 43:11] (Ey dünyân n nehâyetleri, hepiniz bana teveccüh edin, yönelin de kurtulun! Çünki, Allah benim. Benden baflkas yokdur). [Efl iyâ: 45:22] 272
273 Bu cümlelerin Benî srâile gönderilen Peygamberlerin kitâblar ndan al nd n zan ediyoruz. Zîrâ, dikkat ediniz, Allahü teâlâ bu sözlerle, B R oldu unu (O ul ve Rûh-ül-kuds gibi ilahlar n olmad n ), Peygamberleri kendisinin gönderdi ini ve kendisinden baflka H ÇB R LAH BULUNMADI INI beyân etmekdedir. fiimdi Kitâb- mukaddesin ikinci menba n îzâh edelim: 2) Bu ikinci k smda yaz l olan sözler Peygamberler taraf ndan söylenilmifl olabilir. Meselâ: (Sâat dokuza do ru Îsâ, feryâd ederek (Eli, Eli, Lama, Sabaktani). Ya nî Allah m, Allah m, beni niçin terk etdin? diye yüksek sesle ba rd.) [Matta, 27:46] (Îsâ ona cevâb verdi: Dinle ey srâîl! Allah m z Rab, bir tek olan Rab dir.) [Markos 12:29] [Dikkat edin, yine O uldan ve Rûhülkudsden bahs edilmiyor.] (Îsâ ona dedi: Niçin bana kerîm, iyi diyorsun? Allahdan gayr kerîm, iyi yokdur). [Markos 10:18] Îsâ aleyhisselâm taraf ndan söylendi i rivâyet edilen bu sözler, Peygamber kelâm olabilir. O hâlde Kitâb- mukaddesde Allahü teâlân n kelâm ile Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât kelâmlar birbirine kar flm fl bulunmakdad r. Hâlbuki müslimânlar Allahü teâlân n kelâm ile Peygamberin kelâmlar n birbirinden ay rm fllar ve Peygamberin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât kelâmlar n (Hadîs-i flerîf) ismi alt nda ayr kitâblarda toplam fllard r. fiimdi Kitâb- mukaddesin üçüncü k sm ndaki sözlere gelelim: 3) Buradaki sözlerin bir k sm Îsâ aleyhisselâm n havârîleri taraf ndan, Îsâ aleyhisselâm hakk nda kayd edilmifl vak alardan, bir k sm ba z kimselerin sözlerinden, bir k sm ba z târîhçilerin rivâyetlerinden, bir k sm ise, kimin taraf ndan ve niçin söylendi i ma lûm olm yan rivâyetlerden ibâretdir. Bir misâl verelim: (Uzakda yaprakl bir incir a ac gördü. Belki onda birfley bulurum diye onun yan na geldi. Yan na var nca, üzerinde yapraklardan baflka birfley bulamad. Çünki incir mevsimi de ildi). [Markos 11:13] Burada bir kimse, di er bir kimseden bahs ediyor. Anlatan n kim oldu u belli de ildir. Ancak, incir a ac n n yan na giden zât n Îsâ aleyhisselâm oldu u beyân edilmekdedir. Bu sat rlar yazan Markos ise, Îsâ aleyhisselâm hiç görmemifldir. Buradaki di er bir husûs da, bu âyetin devâm olan 14 üncü âyetde, Îsâ aleyhisselâ- 273 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-18
274 m n, incir a ac na bir dahâ hiç meyve vermemesi için, beddüâ etmesidir. Böyle bir fley aslâ düflünülemez. Zîrâ, mevsimsiz incir vermek, a ac n elinde de ildir. Bir Peygamberin, Allahü teâlân n yaratd âciz bir a aca, mevsimsiz meyve vermedi i için beddüâ etmesi, akla, ilme, fenne ve dinlere z dd r. Bugün elde bulunan Kitâb- mukaddesin büyük bir k sm nda, kim taraf ndan söylenildi i bilinmeyen, fekat muhakkak insan sözü oldu u hemen anlafl lan sözler çokdur. Bunlar Allah kelâm olarak kabûl etmenin imkân yokdur. fiimdi lütfen elimizi kalbimizin üzerine koyarak iyice bir tefekkür edelim: çinde bir k sm Allah kelâm, bir k sm Peygamber sözü, fekat büyük bir k sm insanlar n muhtelif rivâyetleri bulunan bir kitâb (Allah Kelâm ) olarak kabûl edilebilir mi? Hele (insan sözü) olan k smlar nda dürlü dürlü yanl fll klar bulunmas, ayn husûsu anlatanlar n birbirinden çok farkl ifâdeleri, verilen rakamlar n birbirini tutmay fl -ki bunlardan afla da bahs olunacak, yanl fllar gösterilecekdir- bugünkü Tevrât ve ncîllerin temâmîle bir insan eseri oldu unu aç kça isbât etmekdedir. Müslimânlar n kitâb olan Kur ân- kerîmde, Nisâ sûresinin seksen ikinci âyet-i kerîmesinde meâlen, (Onlar, hâlâ Kur ân- kerîmin Allah kelâm oldu unu ve ma nâs n düflünmiyecekler mi? [Kur ân- kerîm Allah kelâm d r.] E er böyle olmasayd, içinde muhakkak ihtilâflar bulunurdu) buyurulmufldur. Bu ne kadar do ru bir sözdür! Kitâb- mukaddesde bulunan ayr l klar, onun bir insan eseri oldu unu göstermekdedir. Afla da ayr ca anlataca m z gibi, Tevrât ve ncîller birçok def alar dînî hey etler, sinod [synode = meclis-i rûhânî]ler taraf ndan tedkîk edilmifl, tashîh edilmifl, de ifldirilmifl, islâh edilmifl, k saca fleklden flekle girmifldir. Allahü teâlân n kelâm tashîh edilebilir mi? Kur ân- kerîm, vahy oldu u günden bugüne kadar, bir tek harfi dahî de iflmemifldir. Kur ân- kerîm bahsinde görece iniz gibi, bu husûsun te mîni için her dürlü çâreye baflvurulmufldur. Kur ân- kerîmin bugüne kadar de iflmeden geldi ini en müte ass b h ristiyan din adamlar bile, hasedlerinden çatlayarak, i tirâf etmekdedirler. Allah kelâm böyle olur! Hiç de iflmez. Bugünkü ncîllerin Allahü teâlân n kelâm m, yoksa insan eseri mi oldu u hakk nda sözü, h ristiyan din ve fen adamlar na b rakal m: Moody ncîl Enstitüsünden Dr. Graham SCROGG E, ( ncîl Allah kelâm m d r?) adl kitâb n n 17. sahîfesinde diyor ki: (Evet, Kitâb- mukaddes insan eseridir. Ba z kimseler, neden oldu unu anlamad m sebeblerden ötürü, bunu inkâr etmekde- 274
275 dirler. Kitâb- mukaddes, insanlar n dimâg nda teflekkül etmifl, insanlar taraf ndan, insan dili ve insan eli ile yaz lm fl ve temâmen insan karakteri tafl yan bir eserdir.) Kenneth Cragg, h ristiyan din adam olmas na ra men, flöyle demekdedir: (Kitâb- mukaddesin Ahd-i Cedîd k sm, Allah sözü de ildir. Burada do rudan do ruya insanlar n anlatd klar hikâyeler ve her hangi bir iflin nas l yap ld n gören insanlar n görgü flâhidli i vard r. S rf insan sözü olan bu k smlar, kilise taraf ndan insanlara Allahü teâlân n kelâm gibi nakl edilmekdedir.) Teolog Prof. Geyser: (Kitâb- mukaddes Allah kelâm de ildir. Fekat, buna ra men kutsal bir kitâbd r) demekdedir. ncîlde yaz l husûslara, bilhassa Allah, o ul ve rûhulkuds gibi üçlü tanr ya inanmayan papalar bile zuhûr etmifldir. Bunlardan biri olan Papa HONOR US, üçlü tanr y kat iyyetle red etdi i için, ölümünden 48 sene sonra stanbulda toplanan ruhban meclisi taraf ndan, m. 680 senesinde resmen la netlenmifldir. Îsâ aleyhisselâm n havârîlerinden biri olan ve Pavlos ile birlikde h ristiyan dînini neflr etmek için seyâhatlar yapm fl bulunan Barnabas n yazd ncîl ise, birdenbire yok edilmifl ve bu ncîlde yaz - l olan, (Îsâ aleyhisselâm, benden sonra bir Peygamber dahâ gelecek, onun ismi Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem olacak ve size birçok fleyler ö retecekdir dedi), hakîkati, müte ass b h ristiyanlar taraf ndan gizlenmifldir. [Bu husûsda dahâ genifl bilgiyi, bu kitâb n (Müslimânl k ve H ristiyanl k) k sm nda bulabilirsiniz.] Demek oluyor ki, bugünkü Kitâb- mukaddes hakk nda, bütün garbl ilm adamlar ile birlikde verece imiz karar fludur: Kitâb- mukaddes Allah kelâm de ildir. Allah kelâm olan hakîkî Tevrât ve ncîl, bugünkü flekli ile temâmen baflka bir kitâb hâline dönüflmüfldür. Bugünkü ncîlde Allah kelâm olmas düflünülebilen sözler yan nda, baflka kimseler taraf ndan ilâve edilen birçok sözler, tahmînler, rivâyetler ve hikâyeler vard r. Hele üçlü tanr dan bahs eden k smlar, îmân n esâs olan (Allah birdir) akîdesine ve insanlar n akl- selîmlerine hiç uymayan iddi âlard r. Tevrât ve ncîl yunancaya ve latinceye terceme edilirken, o zemâna kadar yüzlerce tanr s olan putperest Romal lar ve Yunanl - lar, tek tanr y çok az görerek, onu ço altmak istemifllerdir. Ba z âlimlere göre, hakîkî ncîldeki tek Allah i tikâd n n yunanca tercemede üçe ç kar lmas na Yunanl lar n Eflâtun felsefesine ba l ol- 275
276 malar sebeb olmufldur. Eflâtun felsefesi, her fleyi üçe böler. Meselâ edeb üç his kuvvetine dayan r: Ahlâk, akl ve tabî at. Tabî at da, nebât, hayvan ve insan olarak üçe ayr l r. Eflâtun, esâsda dünyây yaratan kudretin tek oldu unu düflünmekle berâber, onun iki yard mc s dahâ olabilece ini ileri sürmüfldür. Bu da, (teslîs = Üçlü tanr ) fikrinin do mas na sebeb olmufldur. Bu nazariyyeyi kabûl eden birçok târîhci vard r. Hâlbuki, bugünkü Tevrât ve ncîllerde bile, birçok yerlerinde, afla da görece iniz gibi, (Allah benim! Allah tekdir. Benden baflka Allah yokdur) sözleri bulunmakdad r. Bugünkü Kitâb- mukaddesler bile, zorla içine sokufldurulan üç tanr akîdesini, i tikâd n red etmekdedir. Bu üç tanr fikrinin terceme hatâs oldu u da iddi â edilmekdedir. Bilhâssa son günlerde, üçlü tanr ya art k hiç bir kimsenin inanmad n gören h ristiyan kilisesi, (baba) ve (o ul) kelimelerinin büsbütün baflka ma nâlara geldi ini öne sürmekde ve Tek Allah inanc üzerinde durmakdad r. Afla da bu terceme mes elesini tekrâr ele alaca z. Bugünkü Tevrât ve ncîllerin, Allah kelâm olmad anlafl ld - ve birçok h ristiyanlar da bunu bildirdikleri hâlde, hâlâ ba z müte ass b h ristiyanlar, ( ncîlin her sözü Allah kelâm d r) diye iddi â etmekdedirler. Bu gibi müte ass blar için ancak flu sözleri söyleyebiliriz: Bekara sûresinin, onsekizinci âyet-i kerîmesinde meâlen, (Onlar [hakk dinlemekden ve kabûlden] sa rd rlar, [îmân ve hakk söylemiyen] dilsizdirler, [do ru, hak yolu görmiyen] kördürler. Bu hâllerinden rücû edip, do ru yola dönmezler) buyurulmufldur. Matta ncîlinin onüçüncü bâb n n, onüçüncü âyetinde, (Gördükleri hâlde görmezler, iflitdikleri hâlde iflitmezler ve anlamazlar) demekdedir. fiimdi ncîli tekrâr tedkîk edelim: Her fleyden evvel, bütün h ristiyanlar n elinde bulunan ncîllerin tek bir ncîl olmad n söyleyelim. Bir katolik ile ncîl hakk nda konuflmak isterseniz, size (Hangi ncîl?) diye sorar. Çünki, katoliklerin, protestanlar n ve ortodokslar n muhtelif ncîlleri vard r. Siz (Nas l oluyor da, Allah kelâm olan ncîlin birçok cinsleri var?) diye sorarsan z, onlar biraz tereddüd etdikden sonra, (Efendim, esâsda ncîl birdir. Fekat tefsîrlerinde farklar olabilir) diye soru ile alâkas olm yan garîb bir cevâb verirler. E er târîhi tedkîk edersek görürüz ki, ilk Romen Katolik ncîli, Jeromeun latin ncîli, Vulgatan n tercemesi ile 990 [m. 1582] senesinde Reimsde meydâna ç km fl, 1609 senesinde Douayde tekrar bas lm fld r. Bugün de ngilizce olarak RCV (Roman Catholic Version = Romen Katolik fâdesi) ismi alt nda mevcûddur. Fekat bugün ngilizlerin 276
277 elinde bulunan ncîl, bu eski ncîlin çok de iflmifl bir fleklidir. Çünki 1600 senesinden bugüne kadar ncîl birçok tebeddüllerden geçmifl, içindeki ba z k smlar (apocrypha), ya nî (do rulu undan flübhelenilen k smlar) olarak ç kar lm fl, ba z k smlar, meselâ Jüdit, Tobias, Bâruh, Ester v.s. büsbütün kald r lm fld r. Nihâyet AV (Authorised Version = Resmen kabûl edilmifl ifâde) ismi ile (son ve do ru ncîl) olarak neflr olunmufldur. Fekat birçok ilm adamlar, hattâ meflhûr baflvekîl Churchill bile, (Bu ncîlin ifâdesi son derecede bozukdur) dedikleri için, bir müddet, 1611 senesinden kalan ve KJV (Kral James fâdesi) ismi alt nda meflhûr olan eski ncîle dönülmüfldür. Nihâyet 1952 senesinde ncîl yeniden düzeltilmifl ve RSV (düzeltilmifl ve gözden geçirilmifl ifâde) isminde yeni bir ncîl hâz rlanm fl, fekat bu da kâfî derecede düzeltilmemifl kabûl edildi inden, bundan k sa bir zemân sonra 1391 [m. 1971]de (Çifte tashîhli ncîl) ortaya konulmufldur. Katoliklerin ncîli de pek çok tahrîfâta [de iflikliklere] u ram fld r. fiöyle ki, brânîceden yunancaya ve ondan da latinceye çevrilen ncîl, 325 senesinde Büyük Konstantinin emri ile toplanan znik meclisi, 364 senesinde Ludicia meclisi, 381 de stanbul meclisi, 397 senesinde Kartaca ruhban meclisi, 431 de Efesus [Efes] meclisi, 451 de Kad köy meclisi ve dahâ birçok meclisler taraf ndan tedkîk edilip, her def as nda yeniden tertîb edilmifl, her def as nda ba z k smlar tebdîl edilmifl, Ahd-i Atîkde bulunan ba z kitâblar ç kar lm fl, ba z meclislerde red edilen ba z kitâblar ise kabûl edilmifldir. Fekat 930 [m. 1524] senesinde Protestanl k meydâna ç k nca, bu kitâblar tekrâr incelenmifl, yine de ifliklikler yap lm fld r. Bütün bu müddet zarf nda, pek çok h ristiyan din adam, yap - lan terceme ve de iflikliklere i tirâz etmifl, kitâb- mukaddesin ba z k smlar n n ilâve edildi ini ileri sürmüfllerdir. Yukar da da bahs etdi imiz gibi, ncîlin en eski flekli olan, brânîce nüshas ndan yanl fl terceme edildi ini iddi â edenler çok hakl d rlar. Zîrâ brânîcede (Baba) kelimesi, yaln z bir çocu un kendi babas de il, ayn zemânda (Hürmete lây k büyük bir flahsiyyet) ma nâs na da gelmekdedir. Bunun içindir ki, Kur ân- kerîmde, brâhîm aleyhisselâm n amcas olan Âzere (Âzer denilen babas ) denilmekdedir. Çünki, asl babas olan Târuh ölmüfldü. Amcas Âzerin yan nda yetiflmifl ve o zemânki âdete uyarak, ona baba demifldi. Türkistânda, hürmet edilen, merhamet edilen kimselere de (baba) denildi ini, (Reflehât) kitâb ndaki konuflmalar göstermekdedir. Biz türkçede de, (Ne baba adam!) diye bir kim- 277
278 seye duydu umuz hayrânl ifâde ederiz. (O ul) kelimesi de brânîcede çok kerreler, bir flahs n rütbece veyâ yaflça kendisinden dahâ küçük olan, fekat kendisine son derece bir sevgi ile ba l bulundu u bir flahs tasvîr etmek için kullan lmakdad r. Matta ncîlinin beflinci bâb, dokuzuncu âyetinde, (Ne mutlu sulh edicilere! Zîrâ onlara Allah n O LU denecekdir) denilmekdedir. Görülüyor ki, burada (O ul) kelimesi, (Allah n sevgili kulu) ma nâs na kullan lmakdad r. O hâlde, hakîkî ncîlde (Baba), mübârek bir mevcûd ve (o ul) da sevgili bir kul olarak beyân olunmufldur. Ya nî maksad, üç tanr de ildir. (Baba) ve (O ul) kelimelerinin kullan ld yerlerden ç kan ma nâ, her fleyin hâkimi ve mâliki Allahü teâlân n, Îsâ aleyhisselâm gibi sevgili bir kulunu insanlara peygamber olarak gönderdi idir. Akllar ancak bu günlerde bafllar na gelen h ristiyanlar n büyük k sm, (Hepimiz Allah n kulu, çocu uyuz. Allah hepimizin rabbi, babas d r. ncîllerdeki (Baba) ve (O ul) kelimelerini böyle anlamak lâz md r) demekdedirler. brânîce olan en eski ncîl nüshalar ndan birçok kelimelerin de yanl fl terceme edildi i, afla daki misâllerden anlafl lmakdad r. fiöyle ki: 1) Ahd-i atîkin ilk kitâb Tekvînin brânîce asl nda Cenâb- Hakdan (ALLAH) ya nî bir (L) harfi eksik olarak (ALAH) diye bahs olunmakdad r. Hâlbuki ikide birde tashîh edilen, de ifldirilen ncîlde, bu kelime ç kar lm fld r. Ya nî h ristiyanlar Müslimânlar n Allah na yak n olmakdan korkmufllard r. 2) Ahd-i atîkin brânîce asl nda (bâkire = k z) kelimesi yokdur. Îsâ aleyhisselâm n do umu hakk nda eski brânîce nüshalar n n, flâyâ kitâb, 7. ci bâb 14. cü âyetinde, (Rab, size bir alâmet verecek, iflte k z gebe kalacak ve bir o lu olacak ve onun ad n mmanuel koyacak) demekdedir. Burada brânîce (K z) ma nâs na (AL- MAH) kelimesi kullan lm fld r. Hâlbuki, brânîce (Bâkire) BET- HULAH kelimesi ile ifâde edilir. Bâkire k z kelimesi h ristiyanlar n dahâ ifline geldi inden (K z) yerine (Bâkire k z) kelimesi kullan lm fl ve h ristiyanl k âlemine (Kudsî Bâkire) ma nâs afl lanm fld r. 3) Koyu müte ass b ngiliz papazlar, dahâ ileriye giderek, Yuhannâ ncîlinin 3. cü bâb n n 16. c âyetindeki, (Zîrâ Allah dünyây o kadar sevdi ki, biricik o lunu [ya nî çok sevdi i kimseyi] verdi [ya nî oraya gönderdi], tâ ki ona îmân eden her adam helâk olmas n, ancak ebedî [sonsuz] hayât olsun) cümlesini, (Zîrâ, Allah dünyây o kadar sevdi ki, (Kendisinin do urmufl oldu u) biricik 278
279 o lunu verdi, tâ ki ona îmân eden herkes helâk olmas n, ancak ebedî hayât olsun) flekline sokmak bedbahtl nda bulunmufllard r. Burada, ngilizce (begotten) kelimesini kullanm fllard r ki, bu kelime do rudan do ruya (do urmufl) ma nâs na gelir. Hâlbuki, bugünkü Kitâb- mukaddesin birçok yerlerinde Allahü teâlân n B R oldu u, Îsâ aleyhisselâm n ise, (Peygamber) olarak gönderildi i yaz l d r. Bunlar n bir k sm n afla da zikr ediyoruz: (Dinle ey srâîl! Allah m z Rab bir olan Rabdir) [Markos, 12:29] (Allah birdir. Ondan gayr yokdur.) [Markos, 12:32] Tesniyenin 4. cü bâb n n 39. cu âyetinde, (Ve bugün bil ve yüre ine koy ki, yukar da göklerde ve afla da yerde RAB O AL- LAH d r, baflkas yokdur) demekdedir. Tesniyenin 6. c bâb n n 4. cü ve 5. ci âyetlerinde ise, (RAB, B R OLAN RABD R ve ALLAH n olan RABB bütün kalbinle ve bütün cân nla ve bütün kuvvetinle seveceksin) demekdedir. Yine Tesniyenin 32. ci bâb n n 39. cu âyetinde de, (fiimdi görün ki, BEN, BEN Oyum ve nezdimde [baflka] ilâh yokdur) demekdedir. flâyân n 40. c bâb n n 25 ve 26. c âyetlerinde, (Beni kime benzeteceksiniz ki, BEN Ona müsâvî olay m? Kuddûs [olan Allah] diyor. Gözlerinizi yukar kald r n ve görün, bunlar [gökleri] kim yaratd ) demekdedir. Yine flâyân n 43. cü bâb n n 10. cu ve devâm ndaki âyetlerinde, (RAB diyor: Siz flâhidlerim ve seçdi im kulumsunuz, tâ ki, bilip bana inanas n z ve benim O oldu umu anl yas n z. BENDEN ÖNCE (ALLAH) OLMADI ve BENDEN SONRA OLMIYA- CAK. Ben, ben Rabbim ve Benden baflka kurtar c yokdur. RAB diyor ve BEN ALLAHIM) demekdedir. Yine flâyân n 44. cü bâb n n 6. c âyetinde, (Rab diyor, ilk benim ve son benim ve benden baflka ALLAH yokdur) demekdedir. Yine flâyân n 45. ci bâb n n 5. ci âyetinde, (RAB benim ve baflkas yokdur. BENDEN BAfiKA ALLAH YOKDUR) demekdedir. Yine flâyân n 45. ci bâb n n 18. ci âyetinde, (Çünki gökleri yaratan RAB, dünyâya flekl veren ve onu yaratan, onu pekifldiren ve onu bofluna yaratmayan, üzerinde oturulsun diye ona flekl veren ALLAH flöyle diyor: RAB benim ve baflkas yokdur) demekdedir. 279
280 Ayn bâb n 21 ve 22. ci âyetlerinde ise, (Ben RAB de il miyim? Ve benden baflka ALLAH yokdur. Benden baflka hak AL- LAH ve kurtar c yokdur. Ey yeryüzünde olanlar, hepiniz bana dönünüz de kurtulun. Çünki ALLAH benim ve baflkas yokdur) demekdedir. Yine flâyân n 46. c bâb n n 9. cu âyetinde ise, (ALLAH benim, baflkas yokdur. Ben ALLAH m ve benim gibisi yokdur) demekdedir. Îsâ aleyhisselâm n peygamber oldu una dâir ncîllerden beyânlar: Matta ncîlinin 21. ci bâb n n 10. cu ve 11. ci âyetlerinde, (Îsâ Yeruflalime [Kudüse] vard zemân bütün flehir, bu kimdir? diyerek sars ld. Ve kalabal klar, Galilenin Nâs ra flehrinden ÎSÂ PEY- GAMBER budur dediler) demekdedir. Yuhannâ ncîlinin 5. ci bâb n n 30. cu âyetinde, (Îsâ dedi ki, ben kendili imden bir fley yapamam, iflitdi ime [ya nî bana verilen vahye] göre hükm ederim. Kendi irâdemi [bir fleyi yapd rmak arzûsu] de il, ancak beni gönderenin [ya nî Allah n] irâdesini arar m) demekdedir. Matta ncîlinin 13. cü bâb n n 57. ci âyetinde Îsâ aleyhisselâm onlara, (Bir Peygamber, kendi vatan ndan ve evinden gayr yerlerde de i tibârs z de ildir dedi) demekdedir. Yuhannâ ncîlinin 8. ci bâb n n 26. c âyetinde, (Beni irsâl eden [gönderen] Allahd r. Ben dünyâya ancak Ondan iflitdiklerimi söylerim) demekdedir. Yuhannâ ncîlinin 14. cü bâb n n 24. cü âyetinde, ( flitdi iniz sözler benim de il, ancak beni gönderen baban nd r [ya nî büyük bir varl k olan Allah nd r]) demekdedir. Yuhannâ ncîlinin 17. ci bâb n n 3. cü âyetinde, (Ey Baba, ebedî hayat [Cennet hayât, hakîkî bir ALLAH olan] Seni ve gönderdi in Îsâ Mesîhi bilmekdir) demekdedir. Yuhannâ ncîlinin 14. cü bâb n n 28. ci âyetinde Îsâ aleyhisselâm n, (Baba benden büyükdür) dedi i yaz l d r. Resûllerin ifllerinin 2. ci bâb n n 22. ci âyetinde, (Ey srâîl erleri, bu sözleri dinleyin: Nâs ral Îsây ve onun taraf ndan tasdîk edilmifl olan adam, siz kendiniz de bilirsiniz) demekdedir. 3. cü bâb n n 26. c âyetinde ise, (Allah her birinizi kötülüklerinden döndürmekle mübârek k ls n diye, kulunu k yâm etdirip, önce size gönderdi) demekdedir. 280
281 4. cü bâb n n 30. cu âyetinde de, (Mukaddes kulun Îsân n ismi ile alâmetler ve hârikalar olsun diye..) demekdedir. Bu âyetlerde, Îsâ aleyhisselâm n peygamberli i ve Allahü teâlân n vahy etmesi ile konuflmufl oldu u, aç kca bildirilmekdedir. Bütün bu cümleler bugün h ristiyanlar n elinde bulunan Kitâb- mukaddesden al nm fld r. Ya nî ne kadar de ifldirilirse de ifldirilsin, hâlâ bugünkü Tevrât ve ncîllerde muhakkak hakîkî ncîlden kalma do ru sözler bulunmakdad r. Allahü teâlân n, Îsâ aleyhisselâm Allah n o lu olarak göstermek isteyenlere, hattâ bu maksad ile Tevrât ve ncîldeki cümleleri de ifldirmek küstahl nda bulunanlara karfl ne kadar gazaba geldi i, Kur ân- kerîmde Meryem sûresinin cü âyetlerinde meâlen flöyle beyân buyurulmufldur: ([Yehûdîler ve H ristiyanlar], Rahmân çocuk edindi dediler. [Ey Resûlüm sen onlara de ki,] ortaya büyük bir yalan atd n z. snâd etdikleri o sözden, nerede ise, gökler paralanacak, yer yar lacak, da lar da lacakd. Hâlbuki Rahmân n çocuk edinmesi, Onun azametine lây k de ildir. Çünki göklerde ve yerlerde hiçbir kimse yokdur ki, Rahmâna kul olarak gelici olmas n.) Kur ân- kerîmin hlâs sûresinin üçüncü âyetinde Allahü teâlâ meâlen buyuruyor: (Allah do mam fl ve do urmam fld r.) Nisâ sûresinin yüzyetmiflbirinci âyetinde meâlen, (Ey ehl-i kitâb [Yehûdîler ve H ristiyanlar]! Dîninizde taflk nl k etmeyin. Allahü teâlâ hakk nda do ruyu söyleyin [Ona iftirâ ederek Îsâ aleyhisselâm Allah n o ludur demeyin], Meryem o lu Îsâ, Allahü teâlân n resûlüdür. Ol emri ile yarat lm fl mahlûkudur. Onu Meryeme ilkâ etdi. [Ey h ristiyanlar] Allahü teâlâya ve resûlüne îmân edin, ilah üçdür ve Allahü teâlâ üçüncüsüdür demeyin. Bundan sak nman z sizin için hayrl d r. Allah ancak bir TEK ma bûddur. Çocu u olmakdan münezzehdir) buyurulmufldur. Allahü teâlâ Kur ân- kerîmde, ncîli de ifldirenlere karfl, Bekara sûresinin onuncu âyetinde meâlen flöyle hitâb etmekdedir: (Kalblerinde [flek ve nifak] hastal vard r. Allahü teâlâ hastal klar n artd rm fld r. Yalanc l klar ndan dolay elem verici azâba u r yacaklard r). Bekara sûresi 79. cu âyetinde meâlen, (Vay, [tahrîf olunmufl] kitâb kendi elleri ile yaz p da, onu birkaç kurufla satmak için, Allah taraf ndand r diyenlere! Vay, ellerinin yazd klar na! Vay kazand klar na!) buyurularak, onlar n elîm bir azâba u rayaca n haber vermifldir. 281
282 2 K TÂB-I MUKADDESDEK (Tevrât ve ncîllerdeki) HATÂLARDAN BA ZILARI Tevrâtda ve ncîlde de ifldirilmifl yerleri bildiren kitâblardan en meflhûru ( zhâru tebdîlil-yehûd vennasârâ fittevrâti vel- ncîl ve beyânü-tenâkudi mâ-bi eydihim)dir. Bu kitâb 456 h.de vefât eden Alî bin Ahmed Emevî yazm fld r. Bugün, hakîkaten, (Kitâb- mukaddes)i mütemâdiyen de ifldirerek yeni ncîller neflr etmek, bu kitâblar satmak, çok büyük bir kazanç kayna d r. Çünki, ister inans n, ister inanmas n, her Avrupal n n evinde bir Kitâb- mukaddes [Tevrât ve ncîl] vard r. Hele Avrupal köylülerin ço u, Kitâb- mukaddesden baflka bir kitâb bilmez, bundan baflka hiçbir kitâb okumazlar. Avrupal lar n kültür seviyesi, ço umuzun zan etdi i kadar yüksek de ildir. Köylerde oturanlar okuma yazma bilirler ise de, dünyâdan haberleri yokdur. Ancak, Kitâb- mukaddes okurlar. Onun için, her yeni (gözden geçirilmifl ve düzeltilmifl) Kitâb- mukaddes, milyonlarca nüsha bas lmakda ve bu Kitâb- mukaddesi basanlara her sene milyonlar kazand rmakdad r. O hâlde, Kitâb- mukaddesi ikide birde de ifldirerek yeniden basmakdan dahâ kârl bir ifl yokdur. Garbl mecmû alar, ikide birde (Kitâb- mukaddesde hatâ var) diye yazmakdan geri kalmazlar. çlerinde, meflhûr ilm adamlar n n veyâ teologlar n ibret ile okunacak ciddî makaleleri de bulunur. Afla da bunlardan birini göreceksiniz: fiimdi siz de, Allahü teâlân n kelâm nas l yanl fl terceme edilir? Allahü teâlân n kelâm nas l insanlar taraf ndan tashîh edilir? Allahü teâlân n kitâb nas l tedkîka tâbi tutulur? Böyle mütemâdiyen de ifldirilen, düzeltilen bir kitâb mümkin de il (Allahü teâlân n kelâm olamaz) diyeceksiniz. Hele 1971 senesinde ikinci def a de ifldirilen ngiliz ncîlinin mukaddemesinde bulunan flu kelimeleri okursan z, büsbütün hayret edeceksiniz. En son tashîhi yapan dînî hey et, önsözde flunlar söylüyor: (... Kral James taraf ndan hâz rlat lan Kitâb- mukaddesin ifâdesi hakîkaten son derece mükemmeldir. ngiliz neflriyât n n en yüksek bir eseri olarak kabûl edilebilir. Fekat, ne yaz k ki, bu kitâbda gâyet a r hatâlar vard r ve bu hatâlar, o kadar çok ve o kadar ciddîdir ki, bunlar n 282
283 muhakkak düzeltilmesi lâz md r.) Düflünün bir kerre, bir dînî hey et toplan yor ve ngilterede 1020 [m. 1611] senesinden 1391 [m. 1971] senesine kadar (Allah kelâm ) diye inan lan kitâbda birçok C DDÎ hatâlar buluyor ve bunlar n muhakkak tashîhi lâz md r diye karar veriyor! Art k bu kitâb n (Allah Kitâb ) oldu una kim inan r? Afla da size hofl bir hikâye nakl edece iz. Bu hikâyeyi anlatan, h ristiyan din ve fen adamlar ile, h - ristiyanl k akîdeleri ve kitâb- mukaddes üzerinde münâzaralar yapan ve bunlar n tahrîf edilmifl oldu unu isbât eden Güney Afrikal Ahmed Didatd r. [H ristiyanl k ve tahrîf edilmifl ncîller üzerinde çal flmalar yapan bu zât, Ehl-i sünnet âlimlerinin büyüklü ünü anl - yamam fl bir mezhebsizdir.] Ahmed Didat diyor ki: (Amerikada neflr olunan AWAKE (Uyan!) mecmû as n n 8 Eylül 1957 târîhli nüshas nda flöyle bir makâle ç kd : (Me erse Kitâb- mukaddesde temâm hatâ varm fl! Geçenlerde bir genç h ristiyan, KJV (Kral James Beyân ) olan Kitâb- mukaddesden bir dâne sat n alm fld. Tabî î ncîli (Kitâb- mukaddesi) Allah kelâm olarak kabûl etdi inden, içinde hiçbir hatâ bulunmad n zan ediyordu. Fekat eline geçen bir Look mecmû as nda ( ncîl Hakk nda Hakîkatler) ismindeki bir makâlede, 1133 [m. 1720] târîhinde kurulan bir dînî meclîsin Kral James taraf ndan hâz rlat lan Kitâb- mukaddesde hatâ bulundu unu meydâna ç kard n okuyunca flafl r p kald. Çok üzüldü. Bu mes eleyi rûhânî arkadafllar yla görüfldü ü zemân, onlar kendisine, (Bugünkü Kitâb- mukaddesde, de il, hatâ vard r) demezler mi? Genç adam kendinden geçdi. fiimdi bize soruyor: Allah aflk na söyleyin bana, bizim Allah kelâm zan etdi imiz Tevrât ve ncîl, böyle hatâlarla dolu bir eser midir? Ben bu mecmû ay dikkat ile okumufl ve saklam fld m. Bundan befl alt ay evvel, birgün evimde otururken, kap m çal nd. Kap y açd m zemân, karfl mda kibâr tavrl, güler yüzlü, tatl dilli bir genç adam gördüm. Beni hürmet ile selâmlad kdan sonra, hüviyyetini uzatd. Hüviyyetinde (Yehova fiâhidi) diye yaz l idi. Bu ism, bir k sm misyonerlere verilen bir lakab idi. Bu genç misyoner, bana çok tatl bir sesle, (Biz her fleyden önce, hak yolundan ç km fl, sizin gibi tahsîlli insanlar hak din olan h ristiyanl a ça rmak için çal fl yoruz. Size Allah kelâm olan Tevrât ve ncîlden ba z güzel bahsleri ihtivâ eden kitâblar getirdim. Size bunlar takdîm edeyim. Bunlar okuyunuz, düflününüz ve karâr n z veriniz) dedi. Kendisini içeri da vet etdim. Kahve ikrâm etdim. (Herifi gâlibâ yar yar ya kand rd m) diye düflündü ünü tahmîn ediyor- 283
284 dum. Kahveleri içdikden sonra, ona (Azîz dostum, siz Tevrât ve ncîli Allah kelâm olarak kabûl ediyorsunuz de il mi?) diye sordum. (Muhakkak) diye cevâb verdi. (O hâlde, Tevrât ve ncîlde hiç bir hatâ yokdur de il mi?) dedim. (Olamaz) dedi. O zemân kendisine Awake mecmû as n gösterdim ve (Bu mecmû a, h ristiyan memleketi olan Amerikada ç km fl bir eserdir. Bu mecmû a, ncîlde temâm hatâ oldu unu yaz yor. E er bu mecmû adaki makâleyi yazan bir müslimân olsayd, ona inan p inanmamakda serbest olurdunuz. Sizin dîninizde olan kimselerin ç - kard mecmû an n sözlerini kabûl etmeniz gerekmez mi? Siz bu iddi âya karfl ne dersiniz?) dedim. Adamca z birdenbire hayrete dald. (fiu mecmû ay verin de bir okuyay m) dedi. Okudu, tekrâr tekrâr okudu. Yüzünün nas l tegayyür etdi ini, ne kadar mahcûb oldu unu görüyor ve içimden k s k s gülüyordum. Nihâyet bana verilecek bir cevâb buldu: (Bak n z, dedi, bu mecmû a 1957 senesinde bas lm fld r. Biz flimdi 1980 senesindeyiz. Aradan temâm 23 sene geçmifldir. Herhâlde bu arada hatâlar bulunmufl ve tashîh edilmifldir.) Ben büyük bir ciddiyyet ile (Peki ama acabâ bu hatâdan kaç bini düzeltildi? Düzeltilen hatâlar hangileridir? Nas l düzeltilmifldir? Bunlar hakk nda bana ma lûmât verebilir misiniz?) diye sordum. Bafl n öne e di ve (Ma atteessüf bunu yapamam) dedi. Ben ilâve etdim: (Azîz misâfirim! çinde hatâ bulunan, ikide birde de ifldirilen veyâ düzeltilen bir kitâb n Allahü teâlân n kitâb oldu una nas l inan r m? Bizim Allahü teâlân n kitâb olarak inand m z Kur ân- kerîmin bir harfi bile bugüne kadar de iflmemifldir. çinde tek hatâ yokdur. Siz beni hidâyete erifldirmek istiyorsunuz ama, rehberiniz olan ncîl ve Tevrât hatâl, seçdi iniz yol flübhelidir. Bunu bana nas l îzâh edersiniz?). Zevall periflân olmufl, hayretde kalm fld. (Bana müsâade ediniz de, büyük papazlar ile görüfleyim. Birkaç gün içinde size u rar ve sorduklar n za cevâb veririm) dedi ve acele ile yan mdan firâr etdi. Gidifl o gidifl. Aylardan beri kendisini bekliyorum. Ne gelen var, ne giden!) fiimdi Tevrât ve ncîlde tesâdüf edilen birçok hatâlar, birbirinden farkl ifâdeler ve ayn husûs hakk nda verilen birbirlerine mugâyir beyânlar hakk nda biraz dahâ îzâhat verelim. Evvelâ flunu söyliyeyim ki, Tevrât ve ncîlin hatâl k smlar n arayan ve bulan, en çok kilise mensûblar d r. çine düfldükleri tezâdlardan kurtulmak için çâre aramakdad rlar. Londrada ( ngilizceye terceme edilmifl modern ncîl) ismindeki eseri 1970 senesinde neflr eden Philips, Matta ncîli hakk nda flöyle diyor: 284
285 (Mattaya âid oldu u kabûl edilen ncîlin, hakîkatde onun taraf ndan yaz lmad n ileri sürenler vard r. Bugün birçok kilise mensûblar, bu ncîlin s rlarla örtülü bir flah s taraf ndan yaz ld n ileri sürmekdedirler. Bu esrârengiz kifli, Mattan n ncîlini eline alm fl, onu istedi i gibi de ifldirmifl, içine baflka birçok sözleri de ilâve etmifldir. Üslûbu aç k ve ak c d r. Hâlbuki hakîkî Matta ncîlinin üslûbu dahâ a r, fekat sözleri dahâ muhâkemelidir. Matta, gördüklerini, duyduklar n zihninde bir muhâkemeden geçirdikden ve duydu u sözlerin Allah kelâm oldu una temâmen inand kdan sonra, bunlar kaleme al yordu. Hâlbuki, flimdi Matta ncîli olarak elimizde bulunan metin, dikkat ile yaz lmam fld r.) Allahü teâlân n kelâm mütemâdiyen de iflemiyece ine göre, yaln z yukar daki sözler, bugünkü Matta ncîlinin insan eli ile yaz ld n isbâta kâfîdir. Matta ncîli ortadan gayb olmufl, onun yerine meflhûr olm yan bir kifli yeni bir ncîl yazm fld r. Bu kiflinin kim oldu unu kimse bilmemekdedir. Bugünkü Kitâb- mukaddesin (yeni ahd) k sm nda bulunan dört ncîl, bilindi i gibi, Mattadan baflka, Yuhannâ, Luka ve Markos taraf ndan yaz lm fllard r. Bunlardan yaln z Yuhannâ [ki Îsâ aleyhisselâm n teyzesinin o lu idi] Îsâ aleyhisselâm görmüfl, fekat, ncîlini Onun semâya kald r lmas ndan sonra Samosda yazm fld r. Luka ile Markos ise, Îsâ aleyhisselâm hiç görmemifllerdir. Bunlardan Markos, Petrusun tercümân idi. Yaln z Matta ncîli de il, Yuhannâ ncîli de baflkas taraf ndan yaz lm fl ve de ifldirilmifldir. Bunlar n isbât 271. ci sahîfeden i tibâren bildirilmifldir. K saca bu dört ncîl hakk nda birbirlerinden farkl birçok rivâyetler vard r. Bütün dünyân n birlefldi i bir husûs vard r. O da, bu dört ncîl (afla da görece iniz gibi), ayn hâdiseleri baflka anlatan ve insan eliyle yaz lm fl hikâyelerden ibâretdir. Allahü teâlân n kelâm de ildirler. Bugünkü Kitâb- mukaddesin ya nî Tevrât ve ncîllerin içindeki ba z hatâlar anlatmadan evvel, Tevrât ve ncîllerin baflka bir husûsiyyetinden de bahs etmek istiyoruz. H ristiyanlarla münâzara eden ve onlar cevâbdan âciz b rakan Ahmed Didat flu hikâyeyi anlat yor: (Birgün, h ristiyan komflular ma ricâ etdim. (Ben flimdi kitâb- mukaddes ile meflgûl oluyorum. Size ondan bir parça okumak istiyorum) dedim. Benim Kitâb- mukaddes ile alâkadâr oldu uma pek memnûn kald lar. (Gâlibâ hidâyete kavufluyor) diye sevindiler. Sür ât ile etrâf mda topland lar. Ellerine birer Kitâb- mukaddes verdim ve ( flâyâ) kitâb n n 37. ci bâb n açmalar n ricâ etdim. (fiimdi ben size kendi elimdeki Kitâb- mukaddesden bu bahsi okuyaca m. Lütfen beni ta kîb edin ve do ru okuyup okumad - 285
286 ma dikkat edin) dedim. Hepsi beni dikkat ile dinleme e ve okudu- um parçay ellerindeki Kitâb- mukaddesden ta kîb etme e bafllad lar. Okudu um parça flöyle idi: (Vâki oldu ki, Kral Hizkiya bunu iflitince, esvâb n y rtd ve çul sar n p Rabbin evine girdi. Ve Kral, evi üzerinde olan Elyakimi ve Kâtib fiebnay ve kâhinlerin ihtiyârlar n çula sar lm fl olarak, Amatsun o lu Peygamber flâyâya gönderdi. Ve ona dediler: Hizkiya flöyle diyor: Bugün s k nt, tekdîr ve rüsvâl k [afla l k] günüdür. Çünki çocuklar do um vaktine geldi, fekat do uracak kudret yok.) Bir müddet daha okudum. Ben devâm ederken onlara, (Nas l, harfi harfine do ru okuyor muyum?) diye soruyordum. Onlar da (tâm tam na, harfi harfine do ru okuyorsun) diye tasdîk ediyorlard. Birdenbire kendilerine: (fiimdi size bir fley söyliyece im: Sizin elinizde dinledi iniz k sm Ahd-i atîkin [Tevrât n] flâyâ kitâb n n 37. ci bâb d r. Benim okudu um parça ise yine Ahd-i atîkin kinci Melikler [Krallar] 19. cu bâb d r. Ya nî, iki kitâb n bu iki bahsi harfi harfine birbirinin ayn d r. Demek ki, bunlardan biri temâmen di erinden sirkat edilmifl, çal nm fld r. Ama hangisi, hangisinden afl rm fl, bunu ben bilmiyorum. Bu husûsda karâr vermek size âiddir. Fekat, sizin kutsal zan etdi iniz bu kitâblar birbirinden sirkat edilmifldir. flte isbât!) dedim. Bir k yâmetdir kopdu. (Böyle fley mümkin de ildir!) feryâdlar yükseldi. Hemen elimdeki Kitâb- mukaddesi ald lar. Dikkat ile tedkîk etdiler. Okudu um bahsin hakîkaten kinci Meliklerin 19. cu bâb n n, ellerinde bulunan flâyân n 37. ci bâb n n harfi harfine ayn oldu unu görünce, a zlar aç k kald. Onlara, (Bana dar lmay n ama, bir Allah kitâb nda böyle yaz afl rma [intihâl] keyfiyeti olur mu? Ben nas l olur da, böyle kitâblara inan r m?) dedim. Hepsinin bafl öne düflmüfldü. ster istemez bana hak veriyorlard.) fiimdi afla da, Tevrât ve ncîllerde anlafl lm yan birkaç parça gösterelim: Matta ncîlinin 9. cu bâb n n 9. cu âyetinde, (Îsâ, oradan geçerken gümrük mahallinde oturan ve Matta denilen bir adam görüp ona, ard mca gel dedi. O da kalk p ard nca gitdi) demekdedir. fiimdi iyice dikkat ediniz, bu cümleleri yazan Mattan n kendisi ise, niçin kendisi oldu unu söylemeyip, bir baflka Matta gibi söylemifldir. E er bu ncîli yazan Mattan n kendisi olsayd, (Ben gümrük mahallinde otururken Îsâ oradan geçiyordu. Beni gördü, 286
287 ard mca gel dedi. Ben de Onun ard nca gitdim) diye yazmas îcâb ederdi. Bu da gösteriyor ki Matta ncîlini yazan Matta de- ildir. Luka ncîlinin 1. ci bâb bafl nda, (Ey fazîletli Teofilos, kelâm n vekîlleri, hizmetcileri olup, gözleri ile görmüfl olanlar n bize nakl etdiklerine göre, aram zda vâki olan fleylerin hikâyesini tertîb ve tahrîr etme e birçok kimseler girifldi inde, ben de tâ bafl ndan beri [olanlar ] hepsini dikkatle arafld r p, tahkîk ederek, oldu u gibi, s ras ile sana yazma uygun gördüm) demekdedir. Bu ibâreden anlafl l yor ki: Luka, kendi zemân nda dahâ birçok kimseler ncîl yazd klar bir s rada bu ncîli yazm fld r. Luka havârîlerin kendi elleri ile yazd klar hiçbir ncîl bulunmad na iflâret etmekdedir. Zîrâ (kelâm n vekîlleri ve gözleri ile görmüfl olanlar n bize nakl etdiklerine göre) cümlesi ile ncîl yazanlar gözleri ile görenlerden ya nî havârîlerden tefrîk etmifl, ay rm fld r. Kendisi için havârîlerden birinin flâkirdi, talebesiyim demez. Çünki, o asrda havârîlerden birine isnâd edilen pekçok te lîfler, yaz lar, risâleler bulundu undan öyle bir senedin, ya nî havârîlerden birinin talebesi oldu unu bildirmesinin, kendi kitâb için baflkalar n n i timâd na sebeb teflkil edece ini, ümmîd etmemifldir. Belki, her husûsu kendisi tahkîk ederek, esâs ndan ö rendi- ini bildirerek, dahâ kuvvetli bir delîl olarak göstermek istemifldir. Yuhannâ ncîlinin 19. cu bâb n n 35. âyetinde, (Gören flehâdet etdi ve onun flehâdeti do rudur ve îmân edesiniz diye kendisi do ruyu söyledi ini bilir) demekdedir. fiâyet bu ibâreyi Yuhannâ yazm fl olsa idi, hâdiseyi (gören flehâdet etdi ve onun flehâdeti do rudur) diye yazmazd. Netîcede, Matta, Luka ve Yuhannân n kendilerinden de il, ismi bilinmiyen, kim oldu u belli olm yan bir kimseden bahs etdiklerini görürsünüz. Bu kimdir? Peygamber mi? Kelâm n hizmetcileri kimdir? Yerinden kalk p Îsâ aleyhisselâm ta kîb eden kimdir? fiehâdet eden kimdir? Bu kadar esrâr dolu ve anlafl lmaz bir din kitâb olur mu? Kim kime ve niçin flehâdet ediyor, o da belli de il! fiimdi Kitâb- mukaddesdeki muhtelif bahsler aras ndaki ihtilâflardan, farklardan bahs edelim: kinci Samuelin 24. cü bâb n n 13. cü âyetinde, (Gad, Dâvüda 287
288 geldi ve Ona dedi, Sana memleketinde yedi k tl k senesi mi gelsin? Yoksa düflmanlar n seni kovalarken onlar n önünde üç ay m kaçars n) demekdedir. fiimdi ayn mes eleden bahs eden Birinci Târîhlerin 21. ci bâb - n n 11. ve 12. ci âyetlerinde ise, (Böylece Gad, Dâvüda gelip, Ona dedi, RAB flöyle diyor: Bunlardan istedi ini seç. Üç sene k tl k, yâhud düflmanlar n n k l c sana eriflerek seni s k fld ranlar n önünde üç ay bitip tükenmek, yâhud da üç gün Rabbin k l c ve Rabbin mele i, srâîlin bütün s n rlar nda insanlar helâk edecek vebâ hastal ) demekdedir. Allah kelâm denilen bir kitâb n, bu iki bahsinde ayn mes ele aras ndaki büyük fark görüyorsunuz. Hangisine inanal m? Allahü teâlâ iki dürlü beyânda bulunur mu? Bugünkü Kitâb- mukaddesin muhtelif kitâblar aras ndaki farklar o kadar çokdur ki, bunlar n hepsini yazma a kalksak, mu azzam bir kitâb olur. Biz burada okuyuculara umûmî bir fikr vermek için, birkaç ndan dahâ bahs edece iz: kinci Târîhlerin 36. c bâb n n 5. ci âyetinde, (Yehoyakim melik oldu u zemân 25 yafl nda idi ve Yeruflalimde [Kudüsde] on bir sene meliklik etdi) demekdedir. kinci meliklerin [krallar n] 24. cü bâb n n 8. ci âyetinde, (Yehoyakim melik oldu u zemân onsekiz yafl nda idi) demekdedir. Arada tâm 7 sene yafl fark var! Anlafl lan bu kudsî kitâb yazanlar, ad geçen iki kiflinin, ayn flah s olup olmad klar na dikkat etmemifllerdir. Baflka bir misâl: kinci Samuelin 10. cu bâb n n 18. ci âyetinde, (Sûriyeliler, srâîllilerin önünden kaçd lar. Dâvüd Sûriyelilerden cenkcileri ile [berâber] 700 araba ve atl telef etdi ve ordu kumandan fiobak vurdu ve o arada öldü) demekdedir. fiimdi ayn muhârebe manzaras, Birinci Târîhlerin 19. cu bâb - n n 18. ci âyetinde, (Ve Sûriyeliler, srâîlin önünden kaçd lar. Dâvüd Sûriyelilerden cenkcileri ile [berâber] 7000 [yedibin] arabay periflân etdi ve yaya asker öldürdü. Ordunun kumandan fiobak da telef etdi.) fiimdi aradaki farklara dikkat ediniz: Birinci kitâba göre 700 harb arabas, ikinciye göre tâm on misli 7000 harb arabas, birinci kitâba göre süvârî öldürülmüfl, ikinci kitâba göre bunlar süvârî de il, piyâde askeri imifl! Kitâb- mukaddesin içindeki kitâblar böyle birbirinden farkl 288
289 ma lûmât verirse, bunlar n Allahü teâlân n kelâm oldu una kim inan r? Hâflâ, Allahü teâlâ, piyâde ile süvârîyi birbirinden ay ramaz m? 700 ile 7000 aras ndaki 10 misli fark oldu unu bilemez mi? Böyle birbirini nakz eden beyânlarda bulunmak ve sonra bunlar Allahü teâlân n kelâm kabûl etmek, Allahü teâlâya yap lan en büyük iftirâ, en büyük küstahl kd r. Birkaç misâl dahâ verelim: Burada bahs konusu, Süleymân aleyhisselâm n serây nda yapd rd büyük kurban kesme yeri, ya nî (kurban havuzu)dur. Birinci Meliklerin 7. ci bâb 26. c âyetinde, (Kal nl bir kar fl idi. Ve onun kenâr bir kâse kenâr gibi, zanbak çiçe i gibi ifllenmifldi bat su al rd ) demekdedir. (1 bat = 37 litre) fiimdi ayn kitâb n kinci Târîhlerin 4. cü bâb 5. ci âyetinde, (Süleymân n yapd mezbah n kal nl bir avuç idi ve kenâr bir kâse kenâr gibi zanbak çiçe i gibi ifllenmifldi. çi 3000 bat su al rd ) demekdedir. Görüyorsunuz, yine arada temâm 1000 bat, ya nî litre su fark var! Anlafl l yor ki, bu cins kitâblar yazanlar, birbirlerinin fark nda olmadan, akllar na geleni kayd etmifller, tekrâr tedkîk zahmetinden de kaçm fllar ve ortaya böyle birbirini nakz eden f kralar ç km fl ve bunlara, utanmadan (Allah Kelâm ) demifllerdir. Bir misâl dahâ verelim: kinci Târîhlerin 9. cu bâb n n 25. ci âyetinde, (Süleymân n atlar ve cenk arabalar için 4000 ah r vard ve atl s vard. Onlar, araba flehrlerine ve melikin yan na, Yeruflalime [Kudüse] koydu.) Ayn hikâyeyi Birinci meliklerin 4. cü bâb n n 26. c âyetinden okuyal m. (Ve Süleymân n cenk arabalar için ah r vard.) Görüyorsunuz, burada ah r mikdâr tam 10 misli artmakdad r! Belki denilebilir ki, (En çok rakkam farklar var, acaba rakkam fark, o kadar mühim midir?) Buna meflhûr Alberts Schweizer in beyân ile cevâb verelim. Schweizer diyor ki: (En büyük mu cizeler bile, iki kerre ikinin dört etdi ini veyâ bir dâirenin çemberinde aç lar bulundu unu isbât edemez. Yine en mu azzam mu cizeler, ne kadar çok olursa olsun, her hangi bir h ristiyan n bât l i tikâd içinde bulunan bir eksi i, bir yanl fll düzeltemez). Son olarak, birbirinden farkl birkaç metin zikr edelim: 289 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-19
290 Matta ncîlinin 27. ci bâb n n 44. cü âyetinde, Îsâ aleyhisselâm ile birlikde as lan iki h rs z n, ona karfl yehûdîler gibi kötü sözler söyledikleri yaz l d r. Luka ncîlinin 23. cü bâb n n 39. cu âyeti ve devâm nda, h rs zlardan birinin Îsâ aleyhisselâma kötü söz söyledi i ve bunu ifliten ikinci h rs z n onu azarlad ve (Sen ayn hükm alt nda oldu un hâlde Allahdan korkmuyormusun) dedi i ve Îsâ aleyhisselâm n ikinciye, (Bugün sen benimle berâber Cennetde olacaks n) dedi i yaz l d r. Bu iki ibâre aras ndaki farkl l k meydândad r. Yine Markosa göre, Îsâ aleyhisselâm haçdan indirildikden sonra, ölüler aras nda kald s rada, havârîleri ile görüflmüfl ve hemen, o gün semâya kald r lm fld r. Luka ncîlinde de böyle yaz l d r. Hâlbuki yine Lukan n yazm fl oldu u (Resûllerin flleri) kitâb n n birinci bâb n n 3. cü âyetine göre, hazret-i Îsâ, ölüler aras nda 40 gün kald kdan sonra semâya kald r lm fld r. Bu misâller böyle devâm etmekdedir. Yukar da da söyledi imiz gibi, hepsini kayd etmek için, bu kitâb n hacmi kâfî gelmez. Önsözde, kendisini tan td m z, Müslimân olan eski bir râhib Turmeda, ya nî Abdüllah- Tercümân, ncîllerin herbirinin kendi âyetleri aras ndaki tenâkuzlar na birkaç misâl veriyor: Matta ncîlinin 3. cü bâb n n 4. cü âyetinde, (Yahyân n ta âm [yiyece i] çekirgeler ve yaban bal idi) demekdedir. 11. ci bâb n n 18. ci âyetinde ise, (Yahyâ ne yir, ne içerdi) demekdedir. Eski râhib, bir noktaya dahâ iflâret ediyor: Matta ncîlinin 27. ci bâb 50., 51., 52. ve 53. cü âyetlerinde, (Îsâ, rûhunu teslîm etdi. flte o zemân ma bedin perdesi yukar dan afla kadar [y rt ld ], iki parça oldu. Yer sars l p kayalar yar ld. Kabrler aç l p uykuda olan nice mukaddeslerin cesedleri k yâm etdiler. Onlar kabrlerinden ç k p Îsân n k yâm ndan sonra mukaddes flehre girdiler ve birçok kimselere göründüler) demekdedir. Müslimân olmufl olan bu râhib Anselmo Turmeda diyor ki, (Okudu unuz bu fâcia tasvîri, temâmen eski bir kitâbdan al nm fld r. Bu tasvîr, Titus Kudüsü zabt ve tahrîb etdi i zemân, bir yehûdî târîhcisi taraf ndan kaleme al nm fld r. Bu ibâreleri flimdi Mattada görmekdeyiz. Bunun ma nâs, her hangi bir kimse, bu sözleri Matta ncîline sonradan eklemifldir). Bu da, yukar da (Matta ncîli, hakîkî Mattan n yazd ncîl de ildir) sözünün do ru oldu unu bir kerre dahâ isbât etmekde ve bu ilâveleri yapan Matta ncîlini 290
291 yazan esrârengiz kimseyi hât rlatmakdad r. Bir târîhî hatâdan dahâ bahs edelim: Tekvînin 16. c bâb n n 15. ci âyetinde, (Ve brâhîmin aleyhisselâm câriyesi Hâcerden bir o lu oldu. brâhîm bunun ad n smâ îl koydu) demekdedir. Yine Tekvînin 22. ci bâb n n 2. ci âyetinde ise, (Allah brâhîme dedi, flimdi o lunu, sevdi in biricik o lunu, shak al ve Moriya diyâr na git!) denilmekdedir. Ya nî, brâhîm aleyhisselâm n ayr ca bir de smâîl aleyhisselâm isminde o lu oldu- u unutulmufldur. Okuyucular da râhats z etme e bafll yan bu hatâlar bir tarafa terk edip, biraz da, bugünkü h ristiyan ve yehûdîlerin inand klar (Kitâb- mukaddes)i ya nî Tevrât ve ncîlleri teflkîl eden kitâblar n nereden geldiklerini arafld ral m: (Kitâb- mukaddes)in ilk kitâblar, Tekvîn, Hurûc, Levililer, Say lar ve Tesniyedir. Bu befl kitâba (Tevrât) demekdedirler. Mûsâ aleyhisselâma indirilen Tevrât n bu kitâblardan meydâna geldi- ini zan etmekdedirler. flâyâ için neler söylenildi ini yukar da zikr etdik. Rivâyete göre baflka biri taraf ndan yaz lm fld r. Hâkimler kitâb n n smâ îl taraf ndan yaz ld düflünülebilir. Rut (Râ ût): Yazan belli de il Birinci Samuel: Yazan belli de il. kinci Samuel: Yazan belli de il. Birinci Melikler: Yazan belli de il. kinci Melikler: Yazan belli de il. Birinci Târîhler: Gâlibâ Îsâ aleyhisselâmdan 350 sene evvel yaflam fl olan brânî haham ve din adam AZRÂ taraf ndan yaz lm fl. kinci Târîhler: Bunun da, Azrâ taraf ndan yaz ld düflünülebilir. Azrâ, Uzeyr demek oldu u (Müncid)de yaz l d r. Fekat, bu kitâblar yazan kimse Uzeyr aleyhisselâm de ildir. Azrâ ismindeki bir yehûdîdir. Azrâ: Azrân n bizzat yazd kitâb. Ester: Yazan belli de il. Eyyûb: Yazan belli de il. Mezâmir: Zebûrun sûreleri demekdir. Dâvüd aleyhisselâma âid olan sûreler olduklar beyân edilmekde ise de, içinde Benî Korah, Âsaf, Ezrahi, Heman ve Süleymân aleyhisselâm n mezmurlar da vard r. Yûnüs: Kimin taraf ndan yaz ld bilinmiyor. 291
292 Habakuk: Kim oldu u, nerede bulundu u, fleceresi, ne ifl yapd - kimse taraf ndan bilinmeyen bir flahsiyetin yazd kitâb. flte size Kitâb- mukaddesin (Ahd-i Atîk = Eski Ahd) kitâblar n n mâhiyyetleri hakk nda k sa bir ma lûmat. (Ahd-i Cedîd = Yeni Ahd) k sm na gelince, bunun hakk nda ve bunu yazanlar ve içindeki farkl l klardan yukar da ma lûmât verdi- imiz için bunlar tekrâra lüzûm görmedik. Kitâb- mukaddesin içinde, dahâ birçok ma nâs z sözler vard r: Meselâ, Allahü teâlân n tûfâna nedâmet edifli, Ya kûb aleyhisselâm n rü yâs nda Allahla gürefl tutarak onu yenmesi, Lût aleyhisselâm n k zlar ile zinâ etmesi gibi. Bunlar n ne kadar habîs fleyler oldu u h ristiyanlar taraf ndan da kabûl edildi i için, bu bahsleri yavafl yavafl Kitâb- mukaddesden ç karma a bafllam fllard r. fiimdi, bugünkü Kitâb- mukaddesin ifâde flekli ve insanlara neler telkîne çal fld n tedkîk edelim: Tekvînden bir bend al yoruz. Bu kitâb, ilk insanlardan, ilk Peygamberlerden, Âdem, Nûh, brâhîm aleyhimüssalevâtü vetteslîmât gibi büyük nebîlerden bahs eder. Ayn zemânda brânî âilelerinin nas l kuruldu unu anlat r. Yehûdîlerin ceddi olan Yehûdâdan (Juda) bahs eden 38. ci bâb n bafl nda, (Yehûdâ kardefllerinin yan na indi ve Abdüllah bir adam n yan na indi. Orada Kenanl bir adam n k z n gördü. Adam n ad fiû idi. K z al p yan na girdi. K z hâmile kal p bir o lu oldu) demekdedir. fiimdi lutfen elinizi kalbinizin üzerine koyarak flu süâllere cevâb veriniz: Bir din kitâb ne ö retir? Bir din kitâb, insanlara yapmalar gereken husûslarla, yapmamalar gereken husûslar ö retir. Onlara, dünyâ ve âhiret hakk nda fikr verir. Onlar, fenâ hareketleri için azarlar ve iyi hareketlerini medh eder. Allahü teâlâya karfl ne gibi vazîfeleri oldu unu, birbirlerine karfl nas l muâmele etmek îcâb etdi ini anlat r. Dünyâda sulh ve selâmet içinde yaflamak için neler yapmak lâz m oldu unu bildirir. K saca, bir din kitâb, bir AHLÂK K TÂBI d r. Yukar da okudu unuz parça ve devâm nda bu fazîletlerden hangisi var? Aç k saç k bir fuhfl hikâyesidir. Bu parça, bugün dünyân n her yerinde Pornografi [müstehcen] neflriyyat s n f na girer ve yay nlanmas yasaklan r. H ristiyanlar n ve yehûdîlerin mukaddes dedikleri kitâbda buna benzer dahâ birçok gayr-i ahlâkî bahsler vard r. Yine (Ahd-i atîk)in Tekvîn kitâb 19. cu bâb n n otuzuncu ve sonraki âyetlerinde Lût aleyhisselâm n iki öz k z n n, 292
293 Lût aleyhisselâma içki içirerek serhofl etdikden sonra kendisi ile cinsî münâsebetde bulunarak o ullar oldu u yaz l d r. Dâvüd aleyhisselâm n, kumandanlar ndan Urian n zevcesi Batflebay y - kan rken ç plak olarak seyredince dayanam yarak onunla flehvânî iliflkiler kurdu u ve kocas ndan ay rmak için zevall y bir savafl n en tehlükeli yerine, geri dönmemek üzere gönderdi i Ahd-i atîkin kinci Samuel k sm n n 11. ci bâb nda yaz l d r. Bugün birçok Avrupa müzelerinde, Dâvüd aleyhisselâm n Batflebay ç plak olarak seyretmesini veyâ Uriay ölüme göndermesini tasvîr eden resmler bulunmakdad r. Avrupa dillerinde (Uria Mektûbu) ta bîri, ( dam hükmü veyâ çok kötü haber) ma nâs na gelmekde ve Avrupal lar bunu ve benzeri hikâyeleri mukaddes dedikleri kitâblar ndan almakdad rlar. Bu hikâyeleri okuyanlar ne ö reniyor? Kardeflinin zevcesi ile zinâ etme e zorlanan erkekler, gelinini hâmile b rakan kay nbabalar, k z ile zinâ eden babalar, emrinde çal flanlar n zevcesini i fâl eden ve onlar ölüme yollayan adamlar. nsan n akl zâil olacak. Ba z h ristiyanlar bile bu çirkin hikâyelere inanm yor ve red ediyorlar. (Plain Truth) mecmû as n n 1977 senesinde ç kan bir nüshas nda flöyle yaz l d r: (Çocuklara Kitâb- mukaddesi okuturken çok dikkat ediniz! Çünki Kitâb- mukaddesin içinde, gayr- ahlâkî fuhfl hikâyeleri mevcûddur. Bunlar okuyan çocuklarda, âile ferdleri aras ndaki münâsebetler hakk nda, çok hatâl fikrler hâs l olabilir. Bilhâssa, Ahd-i atîk k sm nda bulunan bu fuhfl münâsebetleri, Kitâb- mukaddesden ç - kar lmal ve ancak ondan sonra çocuklara bu temizlenmifl Kitâb- mukaddes verilmelidir). Mecmû a ilâve ediyor: (Kitâb- mukaddes, muhakkak bir tedkîkden geçmelidir. Çünki bu hâli ile ahlâk telkin etmek flöyle dursun, gençleri ahlâks zl a teflvîk etmekdedir.) Meflhûr edebiyyâtç Bernhard Shaw, dahâ ileri giderek, (Dünyâda en tehlükeli kitâb Tevrât ve ncîldir. Onu sa lam bir kilit alt na koymal ve bir dahâ meydâna ç kmamas n temîn etmelidir) demekdedir. Dr. Stroggie, Kitâb- mukaddes hakk nda yazd kitâbda, Dr. Parkere atfen flöyle demekdedir: ( nsan Kitâb- mukaddesi okudu u zemân, birbirini tutmaz bahsler içinde gayb olup gidiyor. Kitâb- mukaddesin içinde fazla mikdârda muhtelif acâib ismler vard r. Hele Tekvîn k sm nda, yaln z flecereler dikkate al nm fl. Kim kimden do du, nas l do du? Hep bunlardan bahs ediliyor. Bunlardan bana ne? Bunlar n ibâdet ve Allahü teâlây sevmek ile ne 293
294 alâkas var? Nas l iyi bir insan olunabilir? K yâmet günü nedir? Kime ve nas l hesâb verece iz? Sâlih bir insan olmak için neler yapmak lâz md r? Bunlardan pek az bahs olunuyor. Ekseriyâ, muhtelif efsâneler var. Dahâ gündüz anlat lmadan, geceye geçiliyor.) Prof. F. C. Burkitt (Canon of the New Testament = Yeni Ahdin resmen kabûl edilen k sm ) ismindeki eserinde flöyle diyor: (Îsâ aleyhisselâm n dört ncîlde dört ayr tasvîri vard r. Bunlar birbirinden farkl d r. Bunlar yazanlar bu dört kitâb bir araya getirmek istememifldir. Onun için yekdi erinden farkl ma lûmât vermekde, bunlar aras nda hiçbir râb ta bulunmamakda, yaz lardan biri noksan kalm fl bir hikâyeye, di eri ise meflhûr bir eserden al nm fl bir parçaya benzemekdedir.) (Encyclopedia of Religion and Ethics = Din ve Ahlâk Ansiklopedisi)nin ikinci cildinin 582. sahîfesinde: (Îsâ aleyhisselâm, hiç yaz l bir eser b rakmad gibi, flâkirdlerinden hiç birisine herhangi bir fley yazmas için de emr vermemifldir) diye yaz l d r. Ya nî bu büyük ansiklopedi, dört ncîlin hiçbir dînî k ymeti olmay p, baflkalar taraf ndan yaz lan birbirinden farkl hikâyelerden ibâret oldu- unu tasdîk etmekdedir. Avrupal ilm adamlar, târîhçiler, hattâ h ristiyan din adamlar, bugün elde mevcûd Tevrât ve ncîllerin bozuk olduklar n i lân ederken, ma nevî kuvvetleri inkâr eden, maddedeki terakkînin serhoflu olup, rûh bilgilerinden haberleri olm yan din düflmanlar da, Tevrât ve ncîllerdeki bozuk yerleri ileri sürerek, dinlere sald r yorlar. Bu meyânda mu cizeleri inkâr etmelerini hakl gösterme e kalk fl yorlar. Hâlbuki h ristiyan ve müslimân, k sacas dindar olman n birinci flart, mu cizelere inanmakd r. Akl n anl yamad din, îmân bilgilerini akl ile isbât etme e kalk flan, bunlar inkâr etme e sürüklenir. nsan bilmedi i, anlamad fleye düflman olur. Mu cizeleri inkâr etmek felâketine dûçar olan zevall - lardan biri, tan nm fl Amerikal dîni eserler yazar Ernest O. Hauserdir senesinde neflr edilen yaz s nda dindarlara hücûm etmekde çok ileri giderek, mu cizeleri te vîle çal flmakdad r. Gençleri igfâl edebilmek için birkaç ateistin [münkirin] yaz lar n da kendine flâhid göstermekdedir. Bu makâleyi birlikde okuyal m: (Matta ncîlinde flöyle yaz l d r: (... Ve Îsâ halka çay r üzerine oturmalar n emr etdi ve kendilerine befl somun ekmek ile iki bal ald ve flükrân düâs etdi ve ekmekleri k r p flâkirdlere verdi. fiâkirdler de halka verdiler. Hepsi yiyip doydular ve parçalardan artan oniki küfe dolusu olarak kald rd lar. Yiyenler, kad nlar ve 294
295 çocuklardan baflka, befl bin erkek kadar idiler) [Matta bâb 14, âyet 19 ve devâm.] flte Matta, bugün Îsâ aleyhisselâm n en çok münâkafla edilen bir mû cizesinden böylece bahs etmekdedir. Mu cize, bir peygamber taraf ndan, kuvvet ve kudretini izhâr için,tabî at kanûnlar na muhâlif olarak yap lan hârik-ül âde bir ifldir. Fekat, bugün en yeni ilm ve fen bilgilerini ö renen ve böyle bir muhît içinde yetiflen bir h ristiyan n bu mu cizelere îmân etmesini nas l teklîf edebiliriz? Fekat, bunlar ncîllerden ihrâc etme e imkân yokdur. O hâlde, bunlar dahâ iyi tedkîke mecbûruz. Biz çocukken, Îsâ aleyhisselâm n, birçok mu cizelerini dinleye dinleye büyüdük. Bunlar n aras nda, Kana flehrindeki dü ünde suyu flerâbe çevirmesi, Galile denizindeki korkunç f rt nay dindirmesi, körlerin gözlerini açmas, havârîlerin kay na kadar denizde yürümesi, ölmüfl olan Lazar diriltmesi, hepimizin hâf zas na nakfl edilmifldir. Esâsen ncîlin büyük bir k sm bu mu cizelerle doludur. Dört ncîlin de, en güzel yerlerini bu mu cizeler teflkîl eder. Îsâ aleyhisselâm, yehûdîlerin yan na geldi i zemân, Peygamber oldu unu isbât etmek için, onlara mu cize göstermek zorunda idi. Çünki yehûdîler, ona (Sen Peygamber oldu unu söylüyorsun. Sana îmân etmemiz için, bize mu cize göstereceksin!) diye inâd etmifllerdi. Hattâ, çok kerreler flübheye düflen kendi havârîlerine bile ba zan mu cizeler gösterme e mecbûr olmufldu. Meselâ, denizde kay k içinde giderlerken ç kan korkunç f rt nada, havârîler Îsâ aleyhisselâm (Kurtar ya Rab, helâk oluyoruz) diyerek uyand rm fllard. O esnâda Îsâ aleyhisselâm n bir iflâreti üzerine f rt na durdu. Bu hareket havârîlerin üzerinde son derecede büyük bir te sîr yapm fl, Îsâ aleyhisselâm n ayaklar na kapanarak afv dilemifller, Ona inand klar n te yîd etmifllerdi. Sonra, bu hikâyeyi baflka yehûdîlere anlatd klar zemân, onlar da hayrân kalm fllar ve nasrânî olmufllard. [Matta bâb 8] Yuhannâ ncîlinin 10. cu bâb 37. ci âyeti ve devâm nda Îsâ aleyhisselâm n flöyle dedi i yaz l d r: (E er, Babam n ifllerini yapm yorsam bana îmân etmeyin. Fekat yapd m hâlde siz bana îmân etmezseniz bile, ifllere îmân edin ki, Baban n bende ve benim Babada oldu umu bilip anl yas n z!) flte bu mu cizeler, o kadar büyük bir te sîr yap yordu ki, meflhûr yehûdî din adam Nicodemus, Îsâ aleyhisselâma hiç inanmazken, onu bir gece ziyâret etdi i zemân gösterdi i mu cizelerin büyük câzibesine kap lm fl ve Ona (Art k inan yorum ki, sen Allah taraf ndan gönderilmiflsin. 295
296 Çünki, Allah n yard m olmadan bu mu cizeleri yapamazs n) demifldi. Biz biliyoruz ki, Îsâ aleyhisselâm, bu mu cizeleri yapmakdan hiç hofllanm yor, hattâ âdetâ hayâ ediyordu. Elinin dokunmas yle iyi etdi i cüzzaml ya, (Seni iyi etdi imi sak n kimseye söyleme) demifldi. Mu cizeleri yaparken, ufak bir hareket veyâ birkaç sözle iktifâ ediyordu. ncîle göre, ölmüfl çocu unu diriltdi i kad - na, (Yoluna devâm et, çocu un yafl yor) demifl, iyi etdi i hastalara yaln z (Yatakdan kalk ve yürü) demifldi. Esâsen mu cizeler, ufak bir el hareketi, bir dokunma ile temâmlan yordu. Bu mu cizelere ekseriyâ Îsâ aleyhisselâm n merhamet ve flefkati sebeb oluyordu. Bir gün, yol kenar nda iki a mâya rastlam fld. Kendisinden yard m istediler. Îsâ aleyhisselâm onlara ac d ve ellerini gözlerine sürünce, yeniden göz nûruna kavufldular. Lukan n anlatd mu cizeye gelince, bu da Îsâ aleyhisselâm n ne kadar merhametli oldu unu göstermekdedir. Îsâ aleyhisselâm, bir zevall kad na tek o lunun cenâze merâsiminde rastlam fl. Kad na çok ac d ndan çocu unu diriltmifldir. Bugün bu mu cizeleri inkâr eden pek çok h ristiyan vard r. Bir fen adam, Îsâ aleyhisselâma îmân etse bile, onun böyle mu cizeler yapam yaca n ileri sürmekdedir. Dahâ 1162 [m. 1748] de meflhûr târîhçi skoçyal David Hume, flöyle yaz yordu: (Mu cize demek, tabî at kanûnlar n n ihlâli demekdir. Tabî at kanûnlar kat î ve sâbit esâslar üzerine kurulmufldur. Bunlar tebdîl etme e imkân yokdur. Onun için, mu cizelere inan lmaz.) Fekat, en mühim olan bugünün din adamlar ndan Rudolf Butmann n sözleridir: Bu teolog: (Evinde elektrik bulunan, radyo ve televizyon kullanan bir adam n art k ncîllerde yaz l olan hayâl mahsûlü mu cizelere inanmas imkân yokdur) demekdedir. Bu mu cizelerin esâs na varmak ve onlar mant kî bir tarzda îzâh edebilmek için, birçok tecribeler yap lm fld r: Meselâ, iki bal kla 5000 den fazla insan n doyurulmas, hakîkatde, büsbütün baflka bir tarzda cereyan etmifldir. Îsâ aleyhisselâm, di er nasrânîlerle berâber gezme e ç km fl, yemek zemân gelince, herkes birlikde getirdi i yeme i ortaya koymufl, Îsâ aleyhisselâm da, birlikde getirdi i iki bal kla befl somun ekme i bunlara ilâve etmifl ve hepsi birlikde yemek yimifllerdir. Îsâ aleyhisselâm n deniz üzerinde yürüyerek havârîlerin gemisine gitmesi ise, temâmen bir optik hatâd r. Sisli havalarda, deniz kenâr nda yürüyen insanlar n, sanki denizde yürüyormufl gibi göründüklerini hepimiz biliriz. F rt nan n kesilmesine gelince, Îsâ aleyhisselâm n iflâret etdi i zemânda, f rt na esâsen kesilme e bafllam fld. flâret etmese de kesilecekdi 296
297 diye düflünülebilir. Esâsen bütün bu mu cizeler, bunlar görenler taraf ndan nakl edilmekdedir. Böyle bir hâdiseyi gören bir kimse, kendi hislerine ma lûb olarak, o hâdiseyi küçültebilir veyâ mubâla a edebilir, yâhud tam hakîkate uygun olmayarak, kendi gördü- ü gibi de il, zan etdi i gibi anlatabilir. Fekat, flunu da unutmayal m ki, bugün bu mu cizeler etrâf nda yap lan münâkaflalar, art k gayb olmufl gibidir ve art k ncîllerdeki mu cizelere inananlar hemen hemen kalmam fld r. Bir tan nm fl baflpiskopos geçenlerde: (Bir insan, bu mu cizelere inanmasa da, hakîkî bir h ristiyan olabilir. Çünki, h ristiyanl n esâs, Allaha inanmak ve insanlara ac - makd r) diyordu. Demek oluyor ki, biz ncîli okurken, ister onun bir masal kitâb oldu unu ve onda anlat lan mu cizelerin ancak hayâl âleminde meydâna geldi ini kabûl edelim veyâ etmiyelim, bunun dindarl kla alâkas yokdur. fiuras flâyân- dikkatdir ki, Îsâ aleyhisselâm n mu cizeleri, onu, bir tarafdan dünyâya tan t rken, bir tarafdan da, bir çok kimsenin düflmanl na sebeb oldu. Yehûdî din adamlar, Îsâ aleyhisselâm n Beytanyada hasta adam iyilefldirdi ini, Lazar diriltdi ini haber al nca, (Bu adam bu mu cizelerle bütün insanlar kendisine cezb ediyor. Art k kendisini Allah yerine koyma a bafllad. Bunun flerrinden kendimizi muhâfaza etmek için Onu öldürtmeliyiz) diye karâr verdiler ve Onu Romal lara flikâyet etdiler. Îsâ aleyhisselâm, bu s ralarda son mu cizesini yap yor ve kendisini yakalamak için gelen askerlerin içinde bulunan ve Petrus taraf ndan kula kesilen baflkâhinin hizmetcisinin, kula n tekrâr yerine koyuyor ve böylece bütün dünyâya, (insanlar n düflmanlar na bile merhamet etmesi lâz m oldu unu) gösteriyordu. [Bir yehûdî din adam olan, H. Hirsch Graetzin (History of the Jews) kitâb ndaki beyân na göre, yehûdîler, kendi cemâ atlerinin, Tevrât n emrlerine tam ittibâ edebilmelerini te mîn için, (Yetmifller Meclisi)ni kurdular. Bu meclisin reîsine (Bafl kâhin) dediler. Yehûdî gençlerine, mekteblerde dinlerini ö reten, Tevrât aç klayan yehûdî din adamlar na (Yaz c lar) denilir. Bunlar n, Tevrâta yapd klar aç klamalar n, ilâvelerin bir k sm, sonradan yaz lan Tevrâtlara kar fld r lm fld r. ncîllerde geçen yaz c lar, iflte bunlard r. Bunlar n bir di er vazîfesi de, yehûdîlerin Tevrâta ittibâ etmelerini sa lamakd r.] Îsâ aleyhisselâm n mu cizeleri, bundan sonra bitdi. Romal lar Onu yakalay p, Hirodesin önüne götürdükleri zemân, Hirodes Ondan mu cizeler göstermesini isteyince, Îsâ aleyhisselâm cevâb vermiyerek susdu ve önüne bakd. Çünki, art k vazîfesi bitmifl, Al- 297
298 lahü teâlân n kendisine verdi i vazîfe sona ermifldi. Baflkas na her ne v yard m yapan bu Peygamber, kendisine yard m edemezdi. Çünki O, insanlar kurtarmak için gönderilmifldi. Kendisini kurtarmak için de il! Allahü teâlân n Onun bu hareketinden ne kadar hoflnud oldu u, Onu semâya kald rmas yle sâbitdir. (Mu cizelere inan yor musunuz?) süâli her zemân tekrâr edilmifldi. Evet bugünkü neslin mu cizelere îmân etmesi müflkildir. Fekat unutm yal m ki, îmân tam mant k ile ifâde edilemez. Îmân aflkd r ve mant k ile bafl hofl de ildir. nsanlara bir parça da ma nevî hak b rak lmal d r. Biz çocukken masallar ne kadar lezzet ile dinlerdik ve büyüdükçe masallardaki konuflan hayvanlar n, perilerin, sihrbazlar n, cücelerin hakîkat olmad n ö renince, ne kadar üzülmüfldük! Mu cizeler üzerinde çok durm yal m. En mant kî düflünen bir insan n bile, h ristiyanl n mu cize kanatlar üzerinde dünyâya indi ini, masal da olsa, düflünmekden zevk alaca n san - r m.) Hauserin yaz s burada temâm oldu. Bu makale bizi düflündürmekdedir. Zîrâ zemânla Kitâb- mukaddes içindeki kusûr ve hatâlar bulan h ristiyanlar, art k Kitâb- mukaddesin hiçbir sözüne inanmamakda, mu cizelerini bile inkâr etmekdedir. H ristiyan oldu u hâlde, okuduklar Tevrât ve ncîllerin Allah kelâm olam yaca n anl yan ngiliz filozofu David Hume ve Rudolf Butmann ismindeki papaz, h ristiyanl a ve ellerindeki Tevrât ve ncîllere karfl hakl olarak duyduklar nefretlerini beyân etmifllerdir. Bu arada, ilm ve edeb esâslar na tecâvüz ederek, hakîkî Allah kelâm olan Kur ân- kerîmde bildirilmifl mu cizeler üzerinde de, hayâlî fikrler beyân etmekden çekinmemifllerdir. Bu, insafs zca ve ilmî bir esâsa istinâd olunm yan, fekat ilm nâm na yaz lm fl sat rlar okuyan gençler, bunlar n yazarlar gibi, yanl fl bir fikre sürükleneceklerdir. Temiz gençleri, bu tehlükeden korumak, insanlara hizmet etme i mukaddes vazîfe bilen, vicdan sâhibleri için birinci vazîfe olmakdad r. Biz de, bu niyyet ile ve iyilik, ihsân etme i emr eden Allahü teâlân n r zâs na kavuflmak için, islâm âlimlerinin büyüklerinden Ahmed Kastalânînin rahmetullahi teâlâ aleyh [1] (Mevâhib-i ledünniyye) kitâb ndan, afla daki bilgiyi nakl ediyoruz: Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât Allahü teâlâ taraf ndan gönderilmifl olduklar n, hakîkati söylediklerini gösteren hârikul âde fleye (Mu cize) denir. Peygamberin, Mu cize gösterirken, ( nanm yorsan z, siz de yap n z! Fekat, yapamazs n z) [1] Kastalânî, 923 [m. 1517] de M srda vefât etdi. 298
299 demesi lâz md r. Mu cize, âdete, fen kanûnlar na muhâlif olan bir fleydir. Bunun için, fen adamlar mu cize yapamaz. Böyle hârikul âde bir fley gösteren kimse, bunu önceden söylemez ve siz yapamazs n z demezse, bunun Peygamber olmay p, Velî oldu u anlafl l r ve yap lan fleye (Kerâmet) denir. Baflkalar n n yapd böyle fleylere (Sihr) ya nî büyü denir. Büyücülerin yapd klar fleyler, Peygamberlerden aleyhimüssalevâtü vetteslîmât ve Evliyâdan rahime-hümullahü teâlâ da hâs l olabilir. Fir avn n sihrbazlar, iplikleri y lan flekline sokunca, Mûsâ aleyhisselâm n asâs n n, dahâ büyük bir y lan olup, onlar yutmas böyledir. Sihrlerinin bozuldu- unu ve kendilerinin yapam yaca mu cizeyi görünce hepsi, Mûsâ aleyhisselâm n Peygamber oldu una îmân etdiler. Fir avn n ölümle tehdîdi ve zulmleri karfl s nda, îmânlar ndan dönmediler. Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât mu cizelerini ve Evliyân n rahime-hümullahü teâlâ kerâmetlerini hep Allahü teâlâ yaratmakdad r. Fen kanûnlar na, tabî at hâdiselerine uyan iflleri, belli sebeblerin te sîrleri ile yaratd hâlde, mu cizeleri böyle sebebler olmadan yaratmakdad r. (Mu cize)ye (Burhân) ve (Âyet) de denir. Sihr, cismlerin fizik özelliklerini, flekllerini de ifldirir. Maddenin yap s n de ifldirmez. Mu cize ve kerâmet, ikisini de de- ifldirebilir. Peygamberlerin sonuncusu Muhammed aleyhisselâm n gelece- i ve ba z s fatlar ve Arab yar madas nda zuhûr edece i ve gelme zemân yaklafl nca, görülecek hârikul âde fleyler Tevrâtda ve ncîlde bildirilmifldi. Bunlar n haber verilmesi, Mûsâ ve Îsâ aleyhimesselâm için mu cize oldu u gibi, Muhammed aleyhisselâm için de büyük mu cizedir. Allahü teâlâ, her Peygambere, o zemânda meflhûr olup, k ymet verilen fleylere benzer mu cizeler ihsân etmifldir. Muhammed aleyhisselâma ise her Peygambere vermifl oldu u mu cizelerin benzerlerini verdi i gibi, baflka mu cizeler de ihsân eylemifldir. Hayâtda iken gösterdi i mu cizelerin üçbinden ziyâde oldu u, türkçe (Mirât- kâinât) kitâb nda yaz l d r. Bunlardan seksenalt adedi kitâb m z n (Muhammed aleyhisselâm n mu cizeleri) k sm nda bildirilmifldir. Ehl-i sünnet olm yan müslimânlardan bir k sm ve fen adam olarak tan nan ba z din câhilleri, mu cizelerin bir k sm na veyâ hepsine îmân etmiyorlar. Bunlar, fen bilgilerimize uygun de ildir, diyorlar. Bunlardan kâfir olanlara, islâmiyyeti tan tmak, önce bunlar îmâna kavufldurmak lâz md r. Îmân olanlar ise, mu cizelere îmân eder. Çünki, k yâmet zemân, yerlerin, göklerin, canl - lar n, cans zlar n de ifleceklerini, yap lar n n bozulacaklar n 299
300 Kur ân- kerîm haber veriyor. Fen bilgilerinin d fl nda kalan bu tebeddüllere inanan kimsenin, mu cizelere de inanmas lâz md r. Biz, (Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât mu cize yapar. Velîler rahime-hümullahü teâlâ de, kerâmet yapar) demiyoruz. Böyle deseydik, inanm yanlara söz hakk tan n rd. Fekat biz, Allahü teâlâ, (Peygamberlerinde aleyhimüssalevâtü vetteslîmât mu cizeler, Velîlerinde rahime-hümullahü teâlâ de kerâmetler yarat r) diyoruz. Yeni fen ilmlerini tahsîl etmifl, biyolojik ve astronomik hâdiselere vâk f olan akl bafl nda, insâfl bir kimse, zerreden Arfla ve atomdan günefle kadar, canl cans z her varl n hesâbl yarat lm fl olduklar n ve hep birbirlerine merbût [ba l ], tek bir makinan n parçalar gibi çal fld klar n hemen anlar. Gören, bilen, sonsuz bir kuvvet sâhibinin bunlar, diledi i gibi yaratd na, hepsini idâre etdi ine hemen îmân eder. Bu mu azzam hâl k n [yarat c n n] mu cizeler, kerâmetler halk etmesini de tabî î olarak karfl lar. Fen adam olarak deriz ki, mu cizeler hakd r ve ancak Allahü teâlâ taraf ndan yarat l r ve Peygamberlerine aleyhimüssalevâtü vetteslîmât yapd r l r. Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât kendi bafllar na Allahü teâlân n müsâ adesi olmadan mu cize yapamazlar. Îsâ aleyhisselâm n hastalar iyi etmesi, ölüyü diriltmesi mu cizeleri, Allahü teâlân n yaratd mu cizelerdir. Böyle oldu u Kur ân- kerîmde beyân buyurulmufldur. Fekat bugün ellerindeki ncîllerin do rulu u hakk nda tâm bir hezîmete tutulmufl olan h ristiyanlar, bu kitâblar - n n bildirdikleri hiçbir fleye inanmamakda ve dinsiz olmakdad rlar. Zevall h ristiyanlar, bugünkü Kitâb- mukaddeslere nas l inans nlar. Sizin de flimdiye kadar aç kca gördü ünüz gibi: 1) Kitâb- mukaddesde Allah kelâm olarak kabûl edilecek çok az parça vard r. 2) Kitâb- mukaddesdeki ba z sözlerin Allah kelâm de il, Peygamber sözü oldu u, onlar n ismi ile zikr edilmekdedir. 3) Kitâb- mukaddese kimin taraf ndan söylendi i ma lûm olmayan birçok sözler ilâve edilmifldir. 4) Havârîlerin hikâyelerine birçok masallar, efsâneler kar fld - r ld bizzat h ristiyan din adamlar taraf ndan i tirâf edilmekdedir. 5) Havârîlerin Îsâ aleyhisselâm hakk ndaki haberleri birbirinden farkl d r. 6) çinde hakîkî ncîlden beyânlar bulunan (Barnabas ncîli) 300
301 gibi ba z ncîller h ristiyanlar taraf ndan imhâ edilmifldir. 7) Kitâb- mukaddes bugüne kadar pek çok def alar dînî hey etler taraf ndan tedkîk ve tebdîl edilmifldir. Bu tedkîkler hâlâ devâm etmekdedir. Bir rivâyete göre, bugün elde birbirinden farkl temâm 4000 Kitâb- mukaddes vard r. Her tedkîk hey eti, bir evvelki Kitâb- mukaddesin içinde çok a r hatâlar bulundu unu iddi â etmekdedir. 8) mperatörler, krallar Kitâb- mukaddesde ta dîlât yap lmas için emrler vermifller ve bu emrleri yerine getirilmifldir. 9) Kitâb- mukaddesin ifâdesi bir Allah kelâm ifâdesi olmakdan çok uzakd r. Hele Eski Ahd in ba z parçalar, yukar da nümûnesini gördü ünüz gibi, çocuklar n yan nda okunam yacak kadar müstehcendir. 10) Kitâb- mukaddesin içinde hatâ bulundu unu, Avrupal h ristiyan mecmû alar yazmakdad r. Bu hatâlar n en mühimmi olan üç tanr mefhûmunu düzeltmek için, bugün h ristiyanlar hummâl bir gayret sarf etmekdedir. 11) Kitâb- mukaddesin bir Allah kelâm de il, (insan eseri) oldu u h ristiyan din adamlar taraf ndan da kabûl edilmifldir. Sevgili okuyucular m z! Yukar dan beri, bugünkü Kitâb- mukaddesi bizimle berâber tedkîk etdiniz. Kabûl edece iniz gibi, bu incelemede hiçbir taraf tutmad k. slâm âlimlerinin de il, ancak HIR ST YAN D N ADAMLARININ mütâla alar n zikr etdik. Bunlar, eldeki Kitâb- mukaddeslerin içlerindeki farkl ifâdeleri zemân zemân ihrâc etdiler. Herkes bugün sat lan Kitâb- mukaddeslerden bir aded al p bunlar tedkîk ve murâkabe edebilir. Bildirdi imiz k smlar n Kitâb- mukaddesdeki hangi kitâb n hangi bâb n n hangi âyeti oldu unu yazd k ve bunlar n do rulu unu uzun uzad ya tedkîk etdik. Böyle bir kitâb ile, vahy edildi i günden bugüne kadar, bir harfi dahî de iflmemifl olan azametli, fesâhat ve belâgatl ve mûciz olan Kur ân- kerîm nas l mukâyese edilebilir? Hepimiz, herhâlde flu kanâ ate vard k: Allah kelâm aslâ tebdîl edilmez. Noksan, yanl fl, hatâl k smlar bulunan, ikide birde insanlar taraf ndan de ifldirilen ve insan eli ile yaz ld papazlar taraf ndan da i tirâf edilen bir kitâb Allah n kelâm OLMAZ. Allahü teâlân n kitâb nda bulunmas îcâb eden nasîhat, irflâd, iyiyi kötüyü tefrîk, dünyây ve âhireti ta rîf, tesellî gibi husûslar n acabâ hangisi, bugünkü Kitâb- mukaddeslerde mevcûddur? 301
302 Plain Truth mecmû as n n 1395 [m. 1975] senesi Temmuz nüshas nda flöyle denilmekdedir: ( tirâf edelim ki, h ristiyan olmayan okumufl kimselere, onlar n fikrine nüfuz edebilecek kudretde bir kitâb gösteremiyoruz. Onlar bize birbirinden farkl ncîlleri göstererek: Görüyorsunuz ya, siz dahâ kendi aran zda bile ittifâk edememiflsiniz. Bizi ne ile irflâd etmek istiyorsunuz? demekdedirler.) Yukar da zikr etdi imiz Ahmed Didat flöyle anlat yor: (1939 senesinde Adams Missionda bir râhib mektebi civâr nda bulunan bir müessesede vazîfeli idim. 20 yafl ndayd m. Râhib mektebinde okuyanlar, ikide bir çal fld m yere gelirler,bana ve müslimân arkadafllar ma islâm dîni, Muhammed aleyhisselâm ve Kur ân- kerîm hakk ndaki kin ve nefretlerini en kaba kelimelerle izhâr ve bizimle istihzâ ederlerdi. Onlar n i tikâd na göre, müslimânlar dünyân n en âdî mahlûklar d r ve islâm dîni bât l bir dindir. Çok hassâs bir insan oldu umdan, onlar n bu hücûmlar na çok üzülüyor, geceleri uyku uyuyam yordum. Kendilerine cevâb veremiyordum. Zîrâ, h ristiyanl k flöyle dursun, kendi dînim hakk nda bile esâsl bir ma lûmâta sâhib de ildim. Bunun üzerine, her fleyden evvel Kitâb- mukaddesi ve Kur ân- kerîmi esâsl sûretde tedkîke, h ristiyanl k ve müslimânl k hakk ndaki ma lûmât m artd rma a, bu husûsda yaz lm fl kitâblar okuma a karar verdim. K rk senedir bunlarla u rafl yorum. Bu husûsda en büyük yard mc m, Hindli Rahmetullah Efendinin rahime-hullahü teâlâ stanbulda yazd arabca ( zhâr-ül-hak) kitâb oldu. [Bu meflhûr kitâb, 1280 [m. 1864] de M srda bas lm fl, birçok dillere, bunlar n aras nda türkçeye de terceme edilmifldir. Rahmetullah Efendi, 1306 [m. 1889] da, 75 yafl nda, Mekke-i mükerremede vefât etdi.] Nihâyet bir müddet sonra hakîkat, gözümün önünde günefl gibi parlad. Art k herfleyi, teferru ât ile biliyor ve anl yordum. Bundan sonra, bana gelen papaz namzedleri benden îcâb eden cevâblar ald lar ve a zlar aç k kalarak ve önlerine bakarak geldikleri yere gitdiler. Ben onlara cevâb verirken, onlar gibi kaba kelimeler kullanm yor, bil aks Allahü teâlân n emr etdi i gibi, tatl dille konufluyordum. Kitâb- mukaddesi o kadar i tinâ ile tedkîk etmifl ve kusûrlar n o kadar titizlikle meydâna ç karm fld m ki, bana verecek cevâb bulam yorlar, hele Kitâb- mukaddesi onlardan dahâ iyi bilmeme hayretde kal yorlard. Art k bana büyük hürmet gösteriyorlard. O s rada elime, Protestan misyoner papazlar ndan Geo G. Harris ismindeki misyonerin hâz rlad bir kitâb geçdi. Bu kitâb, 302
303 (Müslimânlar Nas l H ristiyan Yap l r?) ismini tafl yordu. Kitâbda papaz flunlar tavsiye ediyordu: (Müslimânlar h ristiyan yapmak çok müflkildir. Çünki müslimânlar, an anelerine ba l d r ve çok inâdç d rlar. Bunlar h ristiyan yapmak için afla daki üç vâs taya mürâce ât lâz m gelir. 1) Müslimânlara, bugünkü Kitâb- mukaddesin ya nî Tevrât ve ncîlin hakîkî Tevrât ve ncîl olmad, hakîkî ncîlin tagyîr edildi- i, tahrîf edildi i ö retilmekdedir. Onlara hemen flunlar sorunuz: a) Elinizde, hakîkî Tevrât ve ncîlden bir nüsha var m d r? Varsa bize gösterin! b) Bugünkü Tevrât ve ncîl ile hakîkî oldu unu söyledi iniz ncîl aras nda, ne gibi farklar vard r? Bu farklar neresinde ve ne kadard r? c) Bahs etdi iniz bu farklar, kasden mi yap lm fld r, yoksa ifâde farklar m d r? d) Size, bir Kitâb- mukaddes gösteriyorum. Burada bana tagyîr edilen mahalleri gösterin. e) Size, flurada gösterdi im yer, acabâ eskiden nas l okunurdu? 2) Kitâb- mukaddesde tahrîf edildi ini söyledi iniz k smlar, kimin taraf ndan ve ne vakt yap lm fld r? 3) Müslimânlar, elimizde bulunan Kitâb- mukaddesin, yâ hakîkî Tevrât ve ncîllerin birer uydurma benzeri, yâhud insanlar taraf ndan yaz lan baflka bir kitâb oldu una inanmakdad rlar. Müslimânlara göre, bugün elimizde bulunan Kitâb- mukaddesin Îsâ aleyhisselâm n getirdi i ncîl ve de Tevrât ile hiçbir alâkas yokdur. Fekat, kendilerine yukar daki süâller sorulunca, flafl r p kalacaklard r. Zîrâ, müslimânlar n ço u câhildir. Kitâb- mukaddesin hakîkî olmad hakk ndaki fikrleri, yaln z kulak dolgunlu undan ibâretdir. Onlar, (Ahd-i atîk = Eski Ahd), ya nî, Tevrât ve (Ahd-i cedîd = Yeni Ahd) ya nî, ncîller hakk nda bilgi sâhibi olmak flöyle dursun, kendi dinlerini bile lüzûmu kadar bilmezler. Kendilerine sorulacak birkaç ciddî süâl karfl s nda flafl r p kalacak, ne cevâb vereceklerini bilemiyeceklerdir. O zemân onlara, (Size bu husûslarda ba z ma lûmât verelim) diyerek, Kitâb- mukaddesden hemen anlayabilecekleri güzel parçalardan birkaç n yavafl sesle, güler yüzle, tatl dille okuyunuz. Onlara, anlayabilecekleri aç k bir ifâde ile yaz lm fl ve h ristiyanl n fazîletini bildiren risâle ve kitâblardan birkaç tânesini veriniz. Onlar h ristiyan olmak için kat yyen zorlamay n z. Dâimâ düflünmek ve ondan sonra karar vermek zemân b rak n z. Emîn olunuz ki, e er bu tarzda hareket 303
304 ederseniz onlar h ristiyan yapma a muvaffak olursunuz. Hiç olmazsa, kalblerine bir flübhe salars n z). (Öyle zan ediyorum ki, bugün benim H ristiyanl k ve bugünkü ncîller hakk nda ngilizce olarak neflr etdi im kitâblar okuyan müslimânlar, papaz Geo G.Harrisin yukar da yaz l süâllerine kolayca cevâb verebilecekdir. Ben, tam yirmi sene u raflarak bugünkü Tevrât ve ncîllerdeki birçok hatâlar buldum ve onlar n Allah kitâb olmad n isbât etdim. Yaln z ben de il, bizzat h ristiyan ilm ve din adamlar da, ayn kanâatdeler. Ancak, onlar n yazd eserleri ve makâleleri okumak için ecnebî lisân bilmek ve bu eserleri bulmak lâz md r. Müslimânlar n ço u yabanc dil bilmez ve pahâl kitâb almak için paralar yokdur. Bunun için, bu noksanlar temâmlamak maksad yla bu kitâbc klar m müslimânlar n kulland lisanlarla yazarak, dünyâya neflr ediyor, ba z lar n paras z hediyye ediyorum) demekdedir. Bir misyoner flöyle demekdedir: (Müslimânlar h ristiyan yapmak, gerek katolikler, gerek protestanlar taraf ndan çok makbûl say lan bir ifldir. Çünki, müslimânlar h ristiyan yapmak, çok müflkildir. Zîrâ müslimânlar, herfleyden evvel an anelerine son derecede sâd kd r. Ancak afla da yaz l olan husûslar iyi netîce vermekdedir: 1 Müslimânlar umûmiyyet ile fakîr kimselerdir. Fakîr bir müslimâna bol para, hediyye ve eflyâ vererek veyâ ona bir h ristiyan yan nda ifl imkân sa l yarak, kendisini h ristiyanl a teflvîk etmelidir. 2 Müslimânlar n ço u, din ve fen bilgilerinde câhildir. Ne Kitâb- mukaddes, ne de Kur ân- kerîm hakk nda ma lûmâtlar yokdur. bâdet etmek için kendilerine gösterilen bir tarz, flartlar n anlamadan ve hakîkî ibâdetin ne oldu unu bilmeden, gâfil olarak tatbîk ederler. Ço u arabî bilmedi i ve islâm ilmlerinden haberdâr olmad için, Kur ân- kerîmin münderecât ndan ve islâm âlimlerinin kitâblar ndaki ince bilgilerden temâmen habersizdir. Ezberledikleri ba z âyetlerin tefsîrini bilmeden, okurlar. Hele Kitâb- mukaddesi hiç bilmezler. Onlara hocal k eden müslimân din adamlar n n ço u da, islâm âlimi de ildir. Müslimânlara, yaln z ibâdetin nas l yap laca n gösterirler. Onlar n rûhuna hitâb edemezler. Böyle yetiflen müslimânlar, din hakk nda derin bilgi sâhibi olmadan, dînin esâslar n bilmeden, gösterilen tarzda ibâdet ederler. Müslimânl a muhabbetleri, müslimânl n esâslar n bildiklerinden de il, ana ve babalar ndan gördükleri ve hocalar ndan ö rendikleri fleylere olan kuvvetli 304
305 îmânlar ndan ileri gelir. 3 Müslimânlar n ço u, kendi dillerinden baflka lisan bilmezler. H ristiyanl n lehinde veyâ aleyhinde yaz lm fl kitâblar okumak flöyle dursun, dünyâda böyle kitâblar n mevcûd oldu- undan bile haberleri yokdur. Onlara kendi dillerinde yaz lm fl ve h ristiyanl bol bol medh eden kitâblar verin, okusunlar. Bu kitâblar verirken, bunlar n içinde yaz l olan fleylerin onlar n anl yabilecekleri kadar basît ve aç k ifâdeli olmas na son derecede dikkat edin. çinde a r cümleler, büyük fikrler bulunan kitâblardan hiçbir fâide hâs l olmaz. Bunlar anlamazlar ve okurken s k ld klar için, bir tarafa atarlar. Sâde söz, sâde cümle, s kmayacak ifâde esâsd r. Karfl n zdaki insanlar n çok câhil oldu unu ve kafalar n n ancak basît ifâdeleri anl yabileceklerini unutmay n. 4 Onlara dâimâ flunu anlat n: (Mademki h ristiyanlar ve müslimânlar Allahü teâlâya îmân ediyorlar, o hâlde rableri birdir. Fekat, Allahü teâlâ, h ristiyanl hakîkî din olarak kabûl eder. Bunun isbât meydândad r. Bak n z bir kere, görüyorsunuz ki, dünyâda en zengin, en medenî, en bahtiyâr insanlar h ristiyanlard r. Çünki Allahü teâlâ, onlar yanl fl yolda olan müslimânlara tercîh etmifldir. slâm memleketleri fakr ve zarûret içinde iken, h ristiyan memleketlerinden yard m dilenirken, ilm ve fende çok geri kalm flken, h ristiyan memleketleri medeniyyetin en yüksek mertebesine vâs l olmufl, hergün dahâ da ilerlemekdedirler. Birçok müslimân, h ristiyan memleketlerinde ifl bulmak için, oralara gitmekdedir. Sanây de, ilmde, fende, ticâretde, k saca her fleyde h ristiyanlar müslimânlardan üstündür. Bunu kendi gözlerinizle görüyorsunuz. Demek ki Allahü teâlâ, slâm dînini do ru bir din kabûl etmiyor. Onun bât l bir din oldu unu size, bu hakîkat ile göstermek istiyor. Allahü teâlâ, hakîkî din olan h ristiyanl kdan ayr lanlar cezâland rmak için, onlar dâimâ sefîl, hakîr, periflân bir hâlde b rakacak ve müslimânlar n hiçbir zemân iki yakas biraraya gelmiyecekdir.) flte misyonerler, bu yalan cümleler ile, müslimânlar aldatma- a, h ristiyan yapma a u raflmakdad rlar. Ellerinde bol para oldu- undan, bu paralar büyük mikdârda, bu maksad için kullanmakda, müesseseler, hastahâneler, aflhâneler, mektebler, idman salonlar, e lence yerleri, kumarhâneler, fuhfl evleri kurarak müslimânlar i fâl etme e, ahlâklar n bozma a çal flmakdad rlar. Zemân m zda, (Yehova flâhidleri) denilen h ristiyan misyonerler, yukar da yaz l tatl, okflay c dillerle müslimân yavrular n 305 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-20
306 aldatma a, h ristiyan yapma a çal fl yorlar. Telefon rehberlerinden ald klar adreslere, broflürler, kitâb ve risâleler gönderiyorlar. fi k, süslü giyinmifl güzel k zlar, kap kap dolaflarak evlere bu kitâb ve risâlelerden b rak yorlar. Hâlbuki, 1296 [m. 1879] da Beyrutda aç lm fl olan (Matba at-ül-katolik yye) matba as, çeflidli dillerde, ncîller basd rd gibi, 1908 de basma a bafllad ve zemânla müteaddid bask lar n yapd (El-müncid) ismindeki arabî lügat kitâb nda (Yehve [Yehova] flâhidleri denilen bid at f rkas n, Ch. Taze Russell, 1872 senesinde Birleflik Amerikada meydâna ç karm fld r. Mukaddes kitâbdan kendine göre yanl fl ma nâlar ç karm fl, 1334 [m. 1916] de ölmüfldür. Yehve, Allah sübhânehü ve teâlâ için Tevrâtda yaz l olan bir ismdir) denilmekdedir. Bunlar n da bozuk olduklar ve (Yehova) sözünün yanl fl oldu u, bu h ristiyan kitâb ndan anlafl lmakdad r. Çok flükr ki, müslimânlar, bu yald zl, hîleli yalanlara aldanm yor. H ristiyanl a karfl olan nefretlerinin, i timâds zl klar n n artmas na sebeb oluyor. Allahü teâlâya hamd-ü senâ olsun ki, müslimânlar onlar n zan etdikleri gibi câhil insanlar de ildir. Evet, bundan k rk-elli sene evvel bir avrupa lisan bilen, bir yüksek okulu bitirmifl olan müslimânlar n mikdâr çok de ildi. Fekat buna karfl l k, her memleketde, her flehrde, hattâ her köyde, sübyan mektebleri, medreseler vard. Bu medreselerde din bilgileri ile berâber, zemânlar n n fen, matematik ve astronomi bilgileri de okutulurdu. O zemânlardan kalma kitâblar ve medreselerin programlar bu aç klamam z n vesîkalar d r. Câmi leri, mektebleri ve zekât, mîrâs taksimi gibi ibâdetleri ve al flverifl, flirketlerin ve vakflar n hesablar n yapabilmek için kuvvetli riyâziye [matematik] bilmek lâz md r. Analar babalar çocuklar n dahâ küçük yafllarda bu medreselere göndermek için, birbirleri ile müsâbaka [yar fl] ederlerdi. Çocu unu medreseye verirken, tantanal, fla fla al merâsimler yap l r, ziyâfetler verilirdi. Çocu un yald zl, s rmal elbiselerinin ve süslü çantalar n n ve bindirildi i arabalar n zînetleri ve yap lan mevlid cem iyyetlerinde ilme, bunlar ö renme e verilen k ymetin ve ehemmiyetin hât ralar, çocu a ömrü boyunca bir fleref ve iftihâr vesîlesi olurdu. Medreseleri iyi derece ile bitirenlerin askerlikden muâf tutulmas ve yüksek vazîfelere ta yîn edilmeleri, gençleri tahsîle teflvîk ediyordu. Köylerde yafl yan çobanlar n bile, din ve ahlâk bilgileri flafl lacak kadar çokdu. Bu mes ûd hâl, mason olan ve islâmiyyeti bozmak için ingilizlerle iflbirli i yapan Reflîd pâflan n, hâriciye nâz r iken, hâz rlad (Tanzîmât) kanûnunun kabûl edildi i 1255 [m. 1839] senesine kadar devâm 306
307 etdi. Bugün de, müslimânlar n elinde slâm dîninin esâslar n îzâh eden birçok eserler vard r. Bizim için ne büyük bir se âdetdir ki, bunlardan bir k sm n hâz rlamak flerefine kavuflduk. (Cevâb Veremedi) kitâb m z ile bu, (Herkese Lâz m Olan Îmân) kitâb çok sâde dille yaz lm fl, bat l lar n kendi kitâblar hakk nda söyledikleri (tatl dilli olmak) ta rîfine uygun hâz rlanma a çal fl lm fld r. Kitâblar m z n hepsi, flark n ve garb n en büyük âlimlerinin, h ristiyanl k ve slâmiyyet hakk ndaki düflünce ve hükmlerini ihtivâ eden eserlerdir. Bunlar n bir k sm n Avrupa lisanlar na terceme ederek neflr etdik. Bu kitâblar n gerek yurdumuzda ve gerek bütün dünyâda yapd klar te sîri görerek iftihâr etmekdeyiz. Dünyân n her taraf ndan ald m z takdîr ve teflekkür mektûblar, bunlar hâz rlamak için çekdi imiz meflakkati bize unutdurmakdad r. Ald m z say s z mektûblar n ço unda bize (Hakîkî müslimânl bu kitâblar n zdan ö rendim) denilmekdedir ki, biz bundan dahâ büyük bir mükâfât düflünemiyoruz. Bu kitâblar okuyan her müslimân, dinler hakk nda kendisine bilgi soran herkese îcâb eden cevâb kolayca verebilir ve karfl s ndakini bu husûsdaki bilgisine hayrân b rak r. Hakîkî müslimânl ö rendikden sonra, Onun câzibesine kap lm yacak kimse yokdur. Bu kitâb m z n (Müslimânl k ve H ristiyanl k) k sm n incelerseniz, birçok h ristiyan ilm adamlar n n, mühim mevk lerde bulunan h ristiyanlar n seve seve ve hiç bir te sîr alt nda kalmadan, dinlerini de ifldirerek, müslimân olduklar n göreceksiniz. Kitâblar m z okumufl olan bir müslimân, misyonerlerin yukar daki yalan propagandalar na ancak güler. Çünki, h ristiyanl n refâh, servet, bereket, se âdet getirdi i hakk nda söyledikleri sözler, hiçbir zemân do ru de ildir. H ristiyanl n bir memleketin geliflmesine, ilerlemesine, zengin olmas na hizmet etdi i flöyle dursun, temâmen aksine olarak, bütün bunlara mâni oldu u, h ristiyanl n avrupa devletlerine hâkim oldu u Kurûn- vüstâ [Orta ça ]da görülmüfldür. Müte ass b h ristiyanlar, terakkîye mâni olmufllar, ilm ve fennin buldu u herfleyi günâh saym fllar, insanlar n dünyâya ancak çile çekmek için geldi ini ileri sürerek, eski Yunan ve Roma fen adamlar n n eserlerini ortadan kald rm fllar, eski medeniyyet eserlerini yak p y km fllar, dünyây karanl a sokmufllar, harâbeye çevirmifllerdir. Ancak, slâmiyyetin zuhûrundan ve dünyâya intiflâr ndan sonra, eski medeniyyet eserleri tekrar meydâna ç kar lm fl, eski fen bilgileri, müslimânlar taraf ndan elde edilen yeni bulufllarla zenginlefldirilerek, okutulma a bafllanm fl, islâm üniversiteleri kurulmufl, sanay, ticâret geliflmifl, 307
308 insanlar sulh ve refâha kavuflmufldur. lm, fen ve t b yaln z müslimânlarda oldu undan, Papa kinci Silvester, Endülüs slâm Üniversitesinde okumufl, spanya krallar ndan Sancho, hastal n tedâvî etdirmek için, slâm hekimlerine mürace at etmifldir. Avrupada yeni bir devr olan (Rönesans) n müessisleri, müslimânlard r. Bugün insâfl bütün Avrupal ilim adamlar, bunu kabûl etmekdedir. H ristiyanl n befleriyyete ne getirdi i hakk nda en güzel ifâdeyi meflhûr Alman filozofu Nietsche söylemifldir: (H ristiyanl n, dünyây çirkin ve fenâ görmek arzû ve hükmü, dünyây hakîkaten çirkin ve fenâ yapm fld r). Misyonerlerin ileri sürdükleri ikinci husûsa, ya nî bugün h ristiyanlar n refâh içinde olmas na karfl, müslimân memleketlerinde bulunan halk n fakîr ve perîflân olmas na gelince, do ru olan bu keyfiyyetin din ile hiçbir alâkas yokdur. Akl bafl nda olan herkes, e er bugün müslimânlar fakr ve zarûret içinde iseler, bunda kabâhatin kendi büyük dinleri islâmiyyetde de il, bu dînin esâslar n bilmiyen veyâ bildi i hâlde tatbîk etmeyen kimselerde oldu unu görür. H ristiyanlar n fen sâhas nda ilerlemesinde ise, nas l bir kitâb oldu unu yukar da gördü ümüz Kitâb- mukaddesin, Tevrât ve ncîlin de il, îmân etmedikleri hâlde, Kur ân- kerîmin gösterdi i se âdet yoluna sar ld klar, böylece kendi çal flkanl klar n n, gayretlerinin, do ruluklar n n ve sebâtlar n n sebeb oldu unu derhâl fark eder. Bizim dînimizde, çal flmak, dürüst ve sebât sâhibi olmak, herfleyi ö renmek tekrar tekrar emr olundu u hâlde, bunu yapmayanlar flübhesiz ki, Allahü teâlân n gadab na u rayacaklard r. Yoksa, müslimânlar n geri kalmalar n n sebebi, h ristiyan olmad klar ndan de il, tam tersine, hakîkî müslimân olmad klar içindir. Bak n z, Japonlar h ristiyan olmad klar hâlde, Kur ân- kerîmin emr etdi i gayret, çal flma azmi ve dürüstlük netîcesi olarak optikde Almanlar, otomobil sanây inde Amerikal lar geçdiler senesinde, Japonyada beflbuçuk milyon otomobil yap ld ve bütün dünyâ buna hayret etdi. Japon halk, maddî refâh içindedir. Elektronik sanây inde de, dünyây geçmifldir. Hepimizin evinde bir Japon hesâb makinesi vard r. Yalanc misyonerler acaba buna ne buyururlar? Dünyây kaplayan Japon bisikletlerinin, Japon mikroskoplar n n, Japon daktilo makinelerinin ve bilgisayarlar - n n, Japon teleskoplar n n, Japon foto raf makinelerinin h ristiyanl kla bir alâkas var m? Bu mes eleyi ilerde tekrar ele alaca z ve bugün bir hakîkî 308
309 müslimân n yapmas gereken husûslar bir kerre dahâ inceliyece- iz. K ymetli okuyucular m z! Bugünkü Kitâb- mukaddesi gördünüz. Biz, bu kitâb sizin gözleriniz önünde k saca tedkîk etdik. Tarafs z oldu umuza herhâlde siz de inand n z. fiimdi s ra, bizim dînimizin mukaddes kitâb olan Kur ân- kerîme geldi. Onu da temâmen tarafs z olarak birlikde inceliyece iz. Bu tedkîkimiz bitdikden sonra, hakîkî Allah kelâm n n hangi kitâb oldu unu siz de bütün aç kl ile bir kerre dahâ görmüfl olacaks n z. Hakk n yüzdört kitâb ki, nebîler üzre inmifldir, kütübdür onlar n dördü, suhuf yüzü, kelâmullah. Zebûru verdi Dâvüda, dahî Tevrât Mûsâya, ve hem ncîli Îsâya, getirmifl Cebrâîl vallah. Habîbullaha Kur ân getirdi, hâcet oldukca, yirmi üç y l itmâm eyleyip kesildi vahyullah. Dahî hem nebîler hakk nda bildim ismetü fitnet, nezâfet hem emânet, s dkla teblîgu hükmillâh. Gadrle, zenbü humk ve kizbü ketmü h yânetden, münezzehdir, müberrâd r cemî i Enbiyâullah. Nebîler ismini bilmek, didiler ba z lar vâcib, yirmi sekizin bildirdi, Kur ânda bize Allah. Cemî i Enbiyân n evvelidir hazret-i Âdem, kamûdan efdalü âh r, Muhammeddir resûlullah. kisinin aras nda, kat î çok Enbiyâ gelmifl, hesâb n kimseler bilmez, bilir ân hemen Allah. Resûllerin dinleri mevtle bât l olmaz kat â, ve efdaldir meleklerin hepsinden, Enbiyâullah. Bizim Peygamberin ahkâm- fler î, öyle bâkîdir, ki, ehl-i mahfleri, bu fler ile fasledecek Allah. Ne ki k lm fl Habîbullah, bize teblîg-i ahkâm, kabûl etdim an, âmentü billâh ve hükmillâh. 309
310 3 KUR ÂN-I KERÎM Îsâ aleyhisselâmdan sonra, bir son Peygamber aleyhissalâtü vesselâm gelece i ncîlde yaz l d r. Yuhannâ ncîlinin 14. cü bâb - n n 16. c âyetinde Îsâ aleyhisselâm; (Allah size, sizinle berâber kalacak bir tesellî edici gönderecekdir) demekdedir. 26. c âyetinde ise, (Bu hakîkî tesellîci size herfleyi ö retecek ve size benim ö retdiklerimi de hât rlatacakd r) demekdedir. 16. c bâb n 13. cü âyetinde ise, (O, size her hakîkate yol gösterecekdir. Zîrâ O, size kendili inden birfley söylemiyecek, fekat Allah n söylediklerini size bildirecekdir) demekdedir. [H - ristiyanlar (Tesellîci) kelimesini (Rûh) diye tercemede srâr ederler.] Bundan baflka, Kitâb- mukaddesin Eski Ahd (Tevrât) k sm nda Arab rk ndan bir Peygamber gelece i yaz l d r. Tesniyenin 18. ci bâb n n 15. inci âyetinde, Mûsâ aleyhisselâm n srâîllilere, (Rab sizin için aran zdan, kardefllerinizden benim gibi bir Peygamber aleyhissalâtü vesselâm ç karacakd r) dedi i yaz l d r. Burada bahs konusu olan srâîllilerin kardeflleri, smâîlîler ya nî arablard r. flte ncîlde ve Tevrâtda yaz l olan ve Arab rk ndan gelece i müjdelenen bu son Peygamber, Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem dir. Getirdi i din, ( slâm) dînidir. Bu dîne îmân edenlere (Müslimân) ismi verilir. Müslimânlar n kudsî kitâb, (Kur ân- kerîm)dir. Kur ân- kerîm, Allahü teâlâ taraf ndan Peygamberimiz Muhammed sallallahü aleyhi ve selleme, arabî olarak vahy olunmufldur. Aradan 1400 sene geçmifl olmas na ra men, tek kelimesi, hattâ tek harfi de iflmemifldir. Hangi dinden olursa olsun, herkes onu okudu u zemân azamet ve haflmetine hayrân kal r. Hattâ, arabî bilmeyenler bile, onun baflka dillerdeki tercemesini okurken, bu muazzam ifâdenin kudretini i tirâf etme e mecbûr olurlar. Üç mukaddes kitâb hakk nda Niflanc zâde Muhammed Efendinin [1] (Mir ât- kâinât) kitâb nda flu bilgiler vard r: Mûsâ aleyhisselâm, Medyen flehrinde fiuayb aleyhisselâma on sene hizmet etdikden sonra, anas n ve kardeflini ziyâret için M sra [1] Niflanc zâde, 1031 [m. 1622] de Edirnede vefât etdi. 310
311 giderken Tûr da nda kendisine Peygamber oldu u bildirildi. M sra gitdi. Fir avn ve kavmini dîne da vet etdi. Dönüflde yine Tûra u ray p Allahü teâlâ ile konufldu. Kendisine (Evâmir-i aflere) ya nî on emr ve k rk cild Tevrât nâzil oldu. Her cildde bin sûre, her sûrede bin âyet vard. Bir cild, bir senede okunurdu. Mûsâ, Hârûn, Yûfla ve Uzeyr ve Îsâdan aleyhimüsselâm baflka kimse Tevrât ezberlememifldir. Mûsâ aleyhisselâmdan sonra, Tevrât nüshalar yaz ld. Mûsâ aleyhisselâm, Allahü teâlân n emri ile, alt n ve gümüflden bir sand k yap p, kendine nâzil olan Tevrât içine koydu. Kudüse yak n bir yerde yüzyirmi yafl nda vefât etdi. 668 [m. 1269] senesinde M sr sultân Beybers kabri üzerine türbe yapd rd. Mûsâ aleyhisselâmdan sonra Yûfla aleyhisselâm, Amâlikadan Kudüsü ald. Çok zemân sonra srâîl o ullar n n dinleri ve ahlâklar bozuldu. Buhtunnasar Bâbilden gelip, Kudüsü ald. Süleymân aleyhisselâm n yapm fl oldu u Mescîd-i aksây y kd. Tevrâtlar yakd. kiyüzbin kifli öldürdü. Yetmiflbin din adam n esîr ald. Bâbile götürdü. Behmen pâdiflah olunca esîrleri serbest b rakd. Uzeyr aleyhisselâm Tevrât okudu. flitenler yazd lar. Uzeyr aleyhisselâmdan sonra yine bozuldular. Bin Peygamberi flehîd etdiler. skender gelinceye kadar, Îrân n emrinde yaflad lar. skenderden sonra, Yunanl lar n ta yîn etdi i yehûdî vâlîlerle idâre edildiler. ncîle gelince, bu da ilk fleklinde oldu u gibi saklanmad. Hele ncîli ezberden bilen tek kifli yokdu. Havârîlerin bile ncîli ezberden bildi ine dâir tek bir kayd yokdur. ncîl hakk nda, kitâb m z n birinci k sm bafl nda genifl bilgi verilmifldir. Hâlbuki Kur ân- kerîm, yirmiüç senede, parça parça nâzil oldukça, Onu mü minler hemen ezberliyorlard. Ancak (Yemâme) [1] muhârebesinde, Kur ân- kerîmin hepsini ezberlemifl 70 hâf z flehîd olunca, (Kur ân- kerîmi ezberden bilenler azal yor) diye, telâfl eden Ömer rad yallahü anh, o zemânki halîfe Ebûbekre rad yallahü teâlâ anh baflvurarak, Kur ân- kerîmin toplan p yaz lmas n tavsiye ve ricâ etdi. Bunun üzerine, hazret-i Ebûbekr, Muhammed aleyhisselâm n kâtibi olan Zeyd bin Sâbite rad yallahü teâlâ anh Kur ân- kerîm sûrelerinin ayr ayr kâ dlara yaz lmas n emr etdi. Kur ân- kerîm Kureyfl lehçesi dâhil, yedi lehçe üzerine vahy edilmifldi. Hattâ ba zen herhangi bir Kur ân- kerîm kelimesini iyi telaffuz edemeyenlere, ayn ma nâda baflka bir kelime kullanmas na da müsâ ade olunuyordu. Meselâ, Abdüllah ibni Mes ûd rad yallahü teâlâ anh (Taâmül-esîm) kelimesini müte- [1] Yemâme cengi, hicretin onbirinci senesinde Müseylemetülkezzâba karfl yap ld. 311
312 mâdiyen (Tâmmülyetîm) diye okuyan bir köylüye, (Sen bu kelimeyi telaffuz edemiyorsan, bunun yerine ayn ma nâda olan (Taâmülfâcir) kelimesini kullan!) demifldi. Fekat Kur ân- kerîmin böyle muhtelif lehçelerle okunmas, ayn ma nâda da olsa, baflka kelimeler kullan lmas, müslimânlar aras nda münâkaflalara, hangi lehçenin dahâ iyi oldu u hakk nda münâkaflaya (ihtilâfa) sebeb oldu. Bunun üzerine, o zemânki halîfe Osmân rad yallahü teâlâ anh, yine Zeyd bin Sâbit rad yallahü teâlâ anh reîsli i alt nda bir hey et topl yarak, Kur ân- kerîmin yaln z Kureyfl lehçesi üzerine yeniden yaz lmas n ve tertîb edilmesini emr etdi. Sûreler, hep Kureyfl lehcesi ile yaz lm fl sahîfelerden seçildi. Bu M shafdan, yedi aded yaz larak vilâyetlere gönderildi. Bu sûretle, Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem vefât edece i sene, Cebrâîl aleyhisselâm ile iki def a okumufl olduklar Kur ân- kerîm yaz ld. Buna uym yan nüshalar imhâ edildi. Bugün bütün islâm memleketlerinde mevcûd olan Kur ân- kerîmlerin tertîbi ve flekli (M shaf- Osmânî)ye tam uygundur. O zemândan beri bir tek harfi de iflmemifldir.) (R yâd-un-nâs hîn) ismindeki fârisî kitâbda diyor ki, (Osmân rad yallahü teâlâ anh halîfe iken, Eshâb- kirâm rad yallahü teâlâ anhüm ecma în toplad. Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem vefât etdi i sene okudu u Kur ân- kerîm bu oldu una ittifak ile karâr verdiler. Yedi lugatden birini tercîh etmek, ümmete vâcib de ildi, câizdi). slâm dîninin menba lar dörtdür. Kur ân- kerîm, hadîs-i flerîf, icmâ- ümmet ve k yâs- Fukahâ. cmâ, sözbirli i demekdir. Eshâb- kirâm n rad yallahü teâlâ anhüm ecma în sözbirli i ile dört mezheb imâmlar n n sözbirli i, müslimânlar için seneddir, vesîkad r. Çünki, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, (Ümmetim, hatâ, dalâlet üzerinde birleflmez) buyurmufldur. cmâ ile anlafl lan bilgilerin do ru olacaklar n, bu hadîs-i flerîf de haber vermekdedir. Bunun için, Eshâb- kirâm n rad yallahü teâlâ anhüm ecma în icmâ etdi i bu M shaf sahîhdir. Bundan baflkas n okumak harâmd r. Zâten, bugün Kureyfl lehçesinden baflka lehçelerle yaz lm fl Kur ân- kerîm mevcûd de ildir. Yedi lehçenin hepsi zemânla tegayyür etmifl, unutulmufl, gayb olmufllard r. Bugün müsta mel muhtelif arabî lugatlar ile Kur ân- kerîmi anlayabilmek için, tefsîr kitâblar n okuyarak, Kureyfl lehçesini, kelimelerin o zemânki kullan ld klar ma nâlar ö renmek lâz md r. Kur ân- kerîm hakk nda garbl meflhûr âlimler, edîbler, hayrânl klar n dâimâ izhâr etmifllerdir. Meflhûr edîblerden biri olan 312
313 Alman flâiri Goethe [1], Kur ân- kerîmin, tam do ru olm yan almanca bir tercemesini okudukdan sonra, ( çindeki tekrârlardan s - k nt duydum. Fekat ifâdenin azameti, haflmeti karfl s nda hayrân kald m) demekden kendini men edememifldir. Bir ingiliz râhibi olan Beoworth-Smith, (Muhammed ve Muhammede ba l olanlar) sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem ismli eserinde, (Kur ân, üslûb temizli i, ilm, felsefe ve hakîkat mu cizesidir) diye yazmakdad r. Kur ân- kerîmi ingilizceye terceme eden Arberry ise, (Ne zemân ezân dinlesem, o bana çok te sîr eder. Akan na melerin alt nda, sanki davula vuruluyormufl gibi bir ses duyar m. Bu vurufl, sanki kalbimin vuruflu gibidir) demekdedir. Marmaduke Pisthali ise, Kur ân- kerîm için, (En taklîd olunmaz bir âhenk, en sa lam bir ifâde! nsanlar a lama a veyâ sonsuz muhabbet ve aflka sevk eden bir kudret!) ifâdesini kullanm fld r. Bunlar n yan nda birçok garbl filozof, ilm ve siyâset adamlar, Kur ân- kerîmden, büyük bir hurmet, büyük bir takdîr, büyük bir hayranl kla bahs etmekdedirler. Fekat bunlar, Kur ân- kerîmi, Allah kitâb olarak de il, Muhammed aleyhisselâm n yazd büyük ve k ymetli bir eser olarak kabûl etmekdedirler. E er böyle olmasayd, bütün bu hayrânlar n müslimân olmalar îcâb ederdi. Bak n z, Lamartin [2] bile: (Muhammed, bir yalanc Peygamber de ildir. Çünki O, kendisinin Allah taraf ndan yeni bir dîni yaymak için seçildi ine inan - yordu) demekdedir. Bu da, flunu gösterir: Garbl ilm adamlar, Muhammed aleyhisselâm n yalanc olmad n, fekat Onun kendi karîhas ndan [zekâs ndan] gelen Kur ân- kerîmi Allahü teâlân n vahyi zan etdi ini ileri sürüyorlar. Onlara göre Muhammed aleyhisselâm, yalan söylemiyordu. Hakîkaten kendisini Peygamber zan ediyor ve a z ndan ç kan sözlerin, Ona Allahü teâlâ taraf ndan gönderildi ine inan yordu. Kur ân- kerîm misli olm yan büyük bir mu cizedir. Afla da beyân edece imiz gibi, içinde en derin ilmî ve fennî bilgiler, bütün dünyâda bugüne kadar yap lm fl medenî kanûnlara nümûne teflkil edecek ilmî ve hukûkî esâslar, eski târîhe âid birçok bilinmeyen ma lûmât, insanlara verilebilecek en büyük ahlâk esâslar, nasîhatler, dünyâ ve âhiret hakk nda en mant kî îzâhat esâslar ve bunlara benzer, o zemâna kadar hiçbir kimsenin bilmedi i, bile- [1] Goethe 1248 [m. 1832] de öldü. [2] Frans z flâiri Lamartin, 1286 [m. 1869] da öldü. 313
314 medi i, tasavvur bile edemedi i husûslar vard r. Bunlar kimsenin söyliyemeyece i yüksek bir ifâde ile beyân edilmifldir. Muhammed aleyhisselâm ümmî idi. Ya nî kimseden bir fley okumam fl, ö renmemifl, hiç bir fley yazmam fld. Bu husûs Kur ân- kerîmde, Ankebût sûresinin k rksekizinci âyetinde meâlen, ([Ey Muhammed aleyhisselâm! Bu Kur ân- kerîm sana indirilmeden önce] Sen bir kitâbdan okumufl ve elinle onu yazm fl de ildin. E er öyle olsayd müflrikler [Kur ân- kerîmi, baflkas ndan ö renmifl veyâ önceki semâvî kitâblardan alm fl] derlerdi. [Yehûdîler de, Onun vasf Tevrâtda ümmî olarak bildirilmifldir, bu ise ümmî de il diye flübheye düflerlerdi]) buyurulmufldur. Muhammed aleyhisselâm 40 yafl nda iken, ibâdet için çekildi i Hirâ da ndaki ma arada, kendisine Cebrâîl aleyhisselâm taraf ndan ilk vahy getirildi i zemân, korkudan flaflk na dönmüfl, ne yapaca n flafl rm fl, kofla kofla evine giderek zevcesi olan Hadîce rad yallahü anhâdan kendisini yata a yat rmas n, üstünü s k ca örtmesini ricâ etmifl, uzun müddet kendisine gelememifldi. Kendisinde büyük bir rûhâniyyet, bir üstünlük oldu unu kabûl eden, insanlar için yeni bir din kitâb hâz rlamak isteyen bir zât, böyle mi olur? Her fleyden evvel, böyle bir mu azzam eseri yazabilecek kudretde bilgi ö renmesi, pek çok fleyler okumas, birçok tedkîkler yapmas îcâb etmez mi? Hâlbuki Muhammed aleyhisselâm çocuk iken, iki kerre tüccârlarla fiâm taraf na götürülmüfl, bu seferlerinde, yaln z ticâret eflyâs n n muhâfazas ve emniyyeti vazîfesini yapm fl, ticâret kervanlar idâre etmifl, bunlar yaln z SON DERECE YÜKSEK OLAN DÜRÜSTLÜ Ü ve inan lmaz derecede yüksek olan hâf zas ile yapm fld. Kendisine, hât r na bile gelmiyen, hiç beklemedi i böyle bir vahy gelmesi, onu sevindirmemifl, bil aks korkutmufldu. Ancak vahyler tekrarland kça, Allahü teâlân n kendisine hakîkaten gâyet mühim ve a r bir vazîfe verdi ini anlam fl ve Allahü teâlân n emrlerine bütün mevcûdiyyeti ile itâ at ederek, Onun bildirdi i (Tek Allah) esâs üzerine kurulmufl olan ( slâm dîni)ni neflre bafllam fld. Muhammed aleyhisselâm n islâm dînini neflr etmesi, Ona hiçbir dünyevî menfe at temîn etmemifl, bil aks hemen hemen, bütün Mekkeliler kendisine düflman kesilmifldi. (Hiçbir Peygamber, benim çekdi- im eziyyeti çekmedi, benim kadar üzülmedi) buyurmufldur. Bu hadîs-i flerîf, kitâblarda yaz l d r. Bu da gösteriyor ki, Muhammed aleyhisselâm yeni bir din neflr etmesinde hiçbir menfe ati veyâ arzûsu bulunmuyordu. Esâsen, yukar da da zikr etdi imiz gibi, kendisinin yetiflmesi ve muhîti böyle mu azzam bir ifl için kâfî de ildi. 314
315 O hâlde, Muhammed aleyhisselâm n Kur ân- kerîmi kendi bafl na tertîb etdi ini kabûl etme e imkân yokdur. Acabâ Kur ân- kerîm, ancak Allahü teâlâ taraf ndan vahy edilen mu azzam bir eser midir? Bir de bunu tedkîk edelim: Bir yeni peygamber zuhûr edince, onun etrâf nda toplanan halk, ondan mu cizeler bekler. Gerek Mûsâ aleyhisselâm, gerek Îsâ aleyhisselâm peygamberliklerini isbât etmek için mu cizeler göstermek zorunda kald lar. Hakîkatde bu mu cizeler, ancak Allahü teâlân n emr ve müsâ adesi ve yaratmas ile meydâna geldi. Fekat, bunlar târîhçiler, (Mûsân n ve Îsân n aleyhimesselâm mu cizesi) diye kayd etdiler. Hâlbuki, bizim gibi insan olan Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât, kendiliklerinden mu cize yapamazlar. Mu cize, ancak Allahü teâlâ taraf ndan yarat l r. Peygamberler ancak, Allahü teâlân n yaratd mu cizeleri insanlara gösterirler. Allahü teâlâ, Muhammed sallallahü aleyhi ve selleme en büyük mu cize olarak (Kur ân- kerîmi) vahy etmifldir. Kur ân- kerîm, mu cize oldu u muhakkak olan en büyük kitâbd r. Hâlbuki Arablar, Muhammed aleyhisselâmdan, semâdan bir kitâb indirilmesini veyâ bir da altuna çevirmesini istiyorlard. Kur ân- kerîm, bu husûsu ne güzel beyân buyurmakdad r. Ankebût sûresinin elli ve ellibirinci âyetlerinde meâlen, (Müflrikler, ne olur rabbinden [Muhammed aleyhisselâm n nübüvvetine delâlet eden Îsâ aleyhisselâm n sofras, Mûsâ aleyhisselâm n asâs gibi] mu cizeler indirilmifl olsayd dediler. [Ey habîbim] Sen onlara de ki, mu cizeler Allahü teâlân n kudreti ve irâdesi ile olur. [Ne zemân ve nas l isterse öyle yarat r. Bunlar yapmak benim elimde de ildir.] Do rusu ben ancak Onun azâb n size teblîg edici, haber vericiyim. Kur ân gibi bir kitâb sana indirmifl olmam z, onlara [mu cize olarak] yetmez mi? Bunda, inanan kavm için, rahmet ve nasîhat vard r) buyurulmufldur. O hâlde, Muhammed aleyhisselâm n en büyük mu cizesi, Kur ân- kerîmdir. (Bu Allah kitâb de ildir, onu Muhammed yazm fld r) diyebileceklere karfl da, Allahü teâlâ, yukar da meâl-i flerîfini bildirdi imiz, Ankebût sûresinin k rksekizinci âyetinde cevâb vermifldir. Böyle flübhelere mahal b rakmam fld r. Allahü teâlâ, Muhammed sallallahü aleyhi ve sellemin böyle bir kitâb yazacak bir kudretde olmad n ve Kur ân- kerîmin kendisi taraf ndan vahy edildi ini teyîd etmekdedir. Esâsen Muhammed aleyhisselâm Peygamber olarak seçerken, Onun bilhâssa ümmî, ya nî okuma yazma ö renmemifl olmas n bildirmifl ve bu sebebden Kur ân- kerîmin ancak Allahü teâlâ taraf ndan vahy edilebilece inin anlafl lmas n istemifldir. Bu âyet-i kerîme- 315
316 nin tefsîrinde bu husûsda genifl ma lûmât vard r. Muhammed aleyhisselâm n Peygamber oldu unu gösteren en büyük vasf, FEVKAL ÂDE DÜRÜSTLÜ Ü, SADÂKAT, CESÂRET, SABR VE D RÂYET D R. Yaln z yüksek ilmi de il. Allahü teâlâ, Nisâ sûresinin 82. ci âyetinde meâlen, (Kur ân- kerîmin ma nâs n düflünmiyorlar m? E er Allahdan baflkas ndan gelmifl olsayd, içinde pek çok ihtilâf bulunurdu) buyurulmufldur ki, bu ne kadar do rudur. Allah kelâm olmad n ö rendi imiz bugünkü (Kitâb- mukaddes)de, Tevrât ve ncîlde pek çok ihtilâflar vard r. Bu da, bunlar n insan eliyle yaz lm fl olduklar n isbât etmekdedir. fiimdi büyük bir sabr ile ve temâmen bî-taraf olarak, Kur ân- kerîmin hakîkaten büyük bir mu cize olup olmad n tedkîk edelim. Bir kitâb n mu cize olmas için, onun çok belâgatli bir lisânla yaz lm fl olmas, kimsenin o zemâna kadar bilmedi i, duymad hakîkatleri, hikmetleri ortaya koymas ve eserin hiçbir kimsenin yapam yaca bir tarzda tertîb edilmifl bulunmas lâz md r. Kur ân- kerîmin lisân n n belâgati hakk nda çok misâl verdik. Bu husûs, esâsen bütün dünyâ taraf ndan kabûl edilmifldir. Kur ân- kerîmin belâgatini inkâr eden tek insan yokdur. Kur ân- kerîmde, o zemâna kadar hiç bilinmiyen husûslar zikr edilmifl midir? Bunu tedkîk edelim: Bugün dünyâm z n nas l meydâna geldi i hakk nda büyük ansiklopedilerde ve fen adamlar n n kitâblar nda flu ma lûmât vard r: (Milyarlarca sene evvel, bütün kâinât [Evren] bir tek parçadan ibâret idi. Bu tek parçan n ortas nda birdenbire büyük bir infilâk oldu ve bu tek parça birçok parçalara ayr ld. Parçalar n her biri baflka bir cihete do ru gidiyordu. Nihâyet, bu parçalar n ba z lar birbirleriyle birleflerek muhtelif seyyâreler [gezegenler] ve ayr ayr galeksiler [saman yollar ], günefller ve peykler [aylar] meydâna getirdiler. Art k Fezâda [uzayda] bu ilk patlamaya karfl bir mukâvemet kalmad ndan, bu seyyâreler ve uydular ve bunlar n içinde bulunduklar galeksiler fezâda kendi mahreklerinde [yörüngelerinde] devr etme e [dönme e] ve yüzme e devâm etdiler. Dünyâ, içinde güneflin de bulundu u bir galeksidir. Kâinâtda say - lam yacak kadar çok galeksiler vard r. Kâinât, gitdikce geniflliyen bir manzûme [sistem]dir. Galeksiler yavafl yavafl dünyâdan uzaklaflmakdad r. Çünki, Kâinât, genifllemekdedir. Bir kerre, sür atleri ziyân n sür atine var rsa, art k öteki galeksileri görmemize imkân kalm yacakd r. fiimdiden, dahâ kuvvetli teleskoplar yapma a 316
317 mecbûruz. Zîrâ, bir müddet sonra, onlar göremiyece imizden korkmakday z.) diyorlar. Kendileri ile görüfldü ümüz fen adamlar na, (Bu netîceye ne zemân vâs l oldunuz?) dedi imiz zemân, (fiöyle böyle seneden beri, bütün dünyâ fen adamlar bu kanâ atlarda birleflmifldir) demekdedirler sene, dünyâ hayât nda çok k sa bir fâs lad r. fiimdi hemen bu husûsda Kur ân- kerîmde Allahü teâlân n ne buyurdu unu tedkîk edelim: Enbiyâ sûresi, 30. cu âyetinde meâlen, ( nkâr edenler, gökler ve Erd küresi birbirlerine yap fl k iken onlar ay rd m z bilmezler mi?) buyurulmufldur. Yâsîn sûresinin otuzyedi ve otuzsekizinci âyetlerinde meâlen, ( nkâr edenlere bir delîl de, gecedir. Biz, ondan gündüzü ay r r z, s y r r z da karanl kda kal verirler. Günefl de, kendi mahrekinde [yörüngesinde] yürür) buyurulmufldur. Demek oluyor ki, Allahü teâlâ, fen adamlar n n ancak sene evvel meydâna ç karabildikleri dünyân n yarat l fl n bundan tâm 1400 sene evvel insanlara bildirmifldir. fiimdi yine fen adamlar na dönelim. Biyologlar: (Bugün hayât n nas l meydâna geldi ini flöyle aç kl yoruz: Dünyân n ilk havas nda amonyak, oksijen ve karbonik asit vard. Y ld r mlar n te sîrleri ile bunlardan amino-asitler meydâna geldi. Milyarlarca sene evvel, ilk def a su içinde protoplazma husûle geldi. Bunlardan ilk amibler meydâna ç kd. Hayât suda bafllad. Sudan karaya ç kan canl lar, havadan amino-asitleri alarak proteinli bünyeler meydâna getirdiler. Görüldü ü gibi, bütün canl lar sudan gelmekdedir ve ilk canl lar suda teflekkül etmifldir) diyorlar. Kur ân- kerîmde de, ilk canl n n denizlerde yarat ld 1400 sene evvel bildirilmekdedir. Enbiyâ sûresi, 30. cu âyetinde meâlen, ( nkâr edenler, bütün canl lar sudan yaratd m z bilmezler mi?) ve Furkân sûresi, 54. cü âyetinde meâlen, ( nsan sudan yaratarak erkek ve kad n akrabâlar yapan Allahd r) ve Yâsîn sûresi, 36. c âyetinde de meâlen, (Yerin yetifldirdiklerinden ve kendilerinden ve B LMED KLER B RÇOK fieylerden çift çift yaratan Allahü teâlâ her dürlü ayb ve noksandan münezzehdir) buyurulmufldur. Burada, nebâtât ve hayvânât tedkîk edenlere ve bunlar n yan nda (Bilmedikleri fleyler) buyurarak, insanlar n ancak zemânla ve yavafl yavafl bulabildikleri, atom enerjisi gibi, yeni kaynaklar inceliyen ilm adamlar na îmâlar, iflâretler vard r. Nitekim, Rûm sûresinin 22. ci âyetinde meâlen, (Gökleri ve yerleri yaratmas, renklerinizin ve lisânla- 317
318 r n z n ayr olmas, Onun varl n n âyetlerinden [iflâretlerinden]dir. Do rusu burada âlimler [anlay fl sâhibleri] için ibret vard r) buyurulmufldur. Demek oluyor ki, (lisân ve renk farklar nda) henüz bizim bugün dahâ bilemedi imiz ba z incelikler vard r. Bunlar zemânla meydâna ç kacakd r. fiimdi, dünyân n sonu hakk ndaki ma lûmât m z tedkîk edelim. Fen adamlar, (Dünyân n muhakkak sonu gelecekdir. Nitekim, kâinâtda ba zan bir seyyâre parçalan p ortadan gayb olmakdad r. Bizim tedkîklerimize göre,dünyâm z, önceden kat î olarak hesâb edemedi imiz bir zemân sonra, muvâzenesini gayb ederek param parça olacakd r) demekdedirler. Hâlbuki bunu Kur ân- kerîm bize 1400 sene evvel bildirmifldir. Zilzal sûresinin 1. ci ve 2. ci âyetlerinde meâlen, (Arz [yer yüzü] dehfletle sars ld ve içinde olanlar [hazîne ve ölüleri] d flar ç kard zemân) buyuruluyor. Mü min sûresi, 13. cü âyet-i kerîmesinde meâlen, (Size, [varl na ve birli ine delâlet eden] âyetlerini, mu cizelerini gösteren, size GÖKDEN RIZK ND REN Odur. Bu âyetlerden, iflâretlerden Allaha inananlardan baflkas ibret almaz) buyurulmufldur. Buradaki (gökden r zk indiren) ta bîri, çok kerreler Mûsâ aleyhisselâm ve kavmi, çölde yolunu gayb etdi i zemân, gökden inen (Kudret helvâs ) denilen ve bugün de susuz yerlerde peydâ olan Manna adl flekerli maddeyi iflâret olabilir denilmifldir. Hâlbuki bu tefsîr yanl fld r. Tefsîr kitâblar nda, âyet-i kerîmedeki (Size gökden r zk indiren) meâlindeki k sm, (Size gökden r zk n z n sebebi ya mur ve gayrilerini [kar, rutûbet] indiren Allahü teâlâd r) fleklinde tefsîr buyurulmufldur. Çünki Allahü teâlâ, bizim r zk m z hakîkaten semâdan indirmekdedir. Bunu biraz îzâh edelim. Bugün, en büyük fen adamlar, dünyâda albüminlerin, proteinlerin nas l meydâna geldi ini flöyle îzâh etmekdedir: (Ya murlu günlerde y ld r m ve flimfleklerin te sîrleri ile havadaki oksijen ve azot birleflerek renksiz azot monoksit gaz n meydâna getirmekde, bu gaz tekrâr oksijenle birleflerek, turuncu renkli azot dioksid, di er tarafdan yine y ld r m ve flimfleklerin te sîri ile havadaki rutûbet ve azotdan, amonyak meydâna gelmekdedir. Azot dioksid ise, rutûbetin te sîriyle nitrik aside dönüflmekde, bu sefer nitrik asit ile amonyak, yine havada bulunan karbonik asitle birleflerek amonyum nitrat ve amonyum karbonat hâs l olmakda, meydâna gelen bu tuzlar, ya murla yer yüzüne inmekdedir. Yer yüzünde bu tuzlar toprakda bulunan kalsiyum tuzlar ile birleflerek kalsiyum nitrat meydâna getirmekde, bu tuz da nebâtât [bitkiler] taraf ndan mass edilerek [emilerek] onlar n yetiflmesine sebeb ol- 318
319 makdad r. Bu nebâtât yiyen insanlarda ve hayvanlarda, o maddeler muhtelif proteinlere, [ki bunlar n aras nda albüminler de vard r] tehavvül etmekde ve bu hayvanlar n etlerini, sütlerini, yumurtalar n yiyen insanlar beslemekdedir. O hâlde, insanlar n r zk, Kur ân- kerîmde bildirilmifl oldu u gibi, semâdan gelmekdedir.) Yukar daki ma lûmât, (Kur ân- kerîmde bildirilen fleyler, fen bilgilerine uymuyor) diyenlere cevâb olarak yaz yoruz. slâm âlimleri rahime-hümullahü teâlâ, tefsîr ilminin mütehass slar, âyet-i kerîmeleri, zemânlar ndaki fen bilgilerine göre tefsîr etmifllerdir. Biz burada, Kur ân- kerîmin her asrdaki fen bilgilerine uygun oldu u gibi, en yeni keflflere de muvâf k oldu unu göstermek istiyoruz. Her âyet-i kerîmenin birçok, hattâ sonsuz ma nâs vard r. Çünki, Allahü teâlân n bütün s fatlar gibi, kelâm s fat da sonsuzdur. Bu ma nâlar n hepsini, ancak Kur ân- kerîmin sâhibi, ya nî Allahü teâlâ bilir. Bunlar n ço unu Peygamberine sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem bildirmifldir. Bu mubârek Peygamberi de sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, münâsib gördüklerini Eshâb na rad yallahü teâlâ anhüm ecma în haber vermifldir. Yukar da verdi imiz ma lûmât, o ma nâlar deryâs ndan birkaç damla olabilir kanâ atindeyiz. fiimdi biz, bütün bu fen adamlar na, (Acabâ bu hakîkatlar bundan tâm 1400 sene evvel, okuma yazma ö renmemifl olan bir zât düflünebilir miydi?) diye soracak olsak, onlar: (Böyle fley olur mu? Bugün, bu hakîkatlara varmak için, insanlar say s z kitâblar okumufllar, say s z tecribeler yapm fllar ve ancak asrlardan sonra, bu hakîkatlara varm fllard r. Bu tecribeleri yapabilmek için, uzun seneler okumak, mu azzam laboratuvarlar kurmak, birçok hassâs âletleri hâz rlamak ve kullanmak îcâb eder) diyeceklerdir. O hâlde, okuma yazma ö renmemifl olan ve temâmen câhil bir muhîtde yetiflen bir zât n, böyle mu azzam ilmî hakîkatleri kendili inden bulup ortaya koymas düflünülebilir mi? Elbetteki düflünülemez. O hâlde, Kur ân- kerîmin Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem taraf ndan yaz ld iddi âs n kabûl etme e imkân yokdur. Bugün, birçok gayretlerden sonra, elde edilen hakîkatlar bize 1400 sene evvel bildiren bir kitâb, ancak ALLAHÜ TEÂLÂ- NIN K TÂBI olabilir. Böyle mu azzam bir kudret, insanlarda olamaz. Ancak ALLAHÜ TEÂLÂ da vard r. Yukar daki husûslar dikkat ile okuyan herkes, buna inanacakd r. Buna inanmamak teassub, inadc l k ve câhillik olur. Muhammed aleyhisselâm Kur ân- kerîm sûrelerini neflr ederken, ancak Allahü teâlân n kendisine vahy etdi i sözleri nakl ediyor, bunlar O da, di er in- 319
320 sanlarla birlikde ö reniyordu. fiimdi, Kur ân- kerîmin hakîkaten en büyük bir mu cize oldu- unu gösteren ikinci bir husûsa, onun tertîb tarz na temâs edece- iz: Bugünkü, en yüksek medeniyyet asr nda insanlar n kulland klar bilgisayarlarla Kur ân- kerîm incelendi i zemân, akl almaz derecede mu azzam bir matematik esâs üzerine kuruldu u anlafl l r. Netîce, insan n akl n durduracak kadar mühimdir. Bu netîce ancak Allahü teâlân n mu cizesidir. Bu yap lan tecribenin esâs na varmadan evvel, biraz da, Kur ân- kerîmin nas l vahy edildi ini ve Allahü teâlân n vahy esnâs nda Peygamberine sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem neler buyurdu unu tedkîk edelim. Çünki bunun Kur ân- kerîmin tertîb flekli ile irtibât vard r. Kur ân- kerîm bugünkü tertîb üzerine vahy edilmemifldir. lk vahy edilen sûre, (ALAK) sûresidir. Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem ilk olarak Alak sûresinin ilk 5 âyeti vahy edildi. Bunlar n meâl-i flerîfleri, (Ey Muhammed, herfleyi yaratan Rabbin Allah n ismi ile oku! O insan p ht laflm fl kandan [alakdan] yaratd. Oku, Allah büyük kerem sâhibidir. O, kalemle ö retir, insanlara bilmediklerini ö retir) dir. Kendisine bu ilk vahy geldi i zemân, Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem ne kadar korkdu unu, nas l telâfl etdi ini yukar da zikr etmifldik. O, kendisine Allahü teâlân n, yeni bir din teblîg etmek gibi, mu azzam ve güç bir vazîfe verece ini hiçbir zemân düflünmemifldi. Kendisinin, h ristiyanlar n çok kerreler iddi â etdi i gibi, kendili inden meydâna ç kmad ve kendisine Allahü teâlâ taraf ndan büyük bir vazîfe verilece ini ve ne sakîl yüklere tehammül edece ini bilmedi i, Müzemmil sûresinin 1-5. âyetlerinde meâlen, (Ey örtüye bürünen Muhammed! Gecenin yar s nda, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve tertîl ile, a r a r Kur ân oku! Do rusu biz sana TAfiIMASI GÜÇ B R VAZÎFE verece iz) fleklinde bildirilmekdedir. Bu vazîfenin ne kadar müflkil oldu u flundan ma lûmdur ki, Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem islâmiyyeti neflre bafllay nca, kendisine pek çok düflmanlar zuhûr etdi. Bütün gayretine ra men, islâmiyyetin alt nc senesinde, Ömerin rad yallahü anh îmân etdi i gün, mü minlerin mikdâr [(Medâric) ve (Zerkânî)de] 45 erkek ve 11 i kad n olmak üzere ancak 56 kifliye varm fld. Fekat Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem, çok dürüst, çok te- 320
321 miz, çok mükemmel bir insan oldu undan ve kendisine Allahü teâlâ taraf ndan verilen vazîfenin büyüklü ünü bildi inden hiç y lmam fl, bütün tehlükelere, zahmetlere tehammül ederek, bu kudsî vazîfeyi muvaffakiyyet ile îfâ etmifldir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem hakk nda, bütün dünyân n ancak hurmet duydu unu ve müteass b birkaç papazdan baflka hiç kimsenin aleyhinde hiçbir söz söylemedi ini bir kerre dahâ tekrâr edelim. Afla da Almanyada Stuttgart flehrinde 1305 [m. 1888] senesinde, neflr edilmifl olan (Kürschner) ansiklopedisinin Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem ve islâm dîni hakk ndaki yaz s n berâber okuyal m. Bu yaz y bir ansiklopediden almam z, bu gibi kitâblar n mümkin oldu u kadar hakîkati yazmak mecbûriyyetinde olmalar sebebi iledir. Bizi burada asl alâkadar eden k sm, Peygamberimizin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem ahlâk ve meziyyetleri hakk nda kullan lan sözlerdir. Dahâ bundan yüz sene evvel, slâm dîni hakk nda h ristiyan ilm adamlar n n neler düflündü ünü de bildirdi i için, bu parçay temâmen terceme ederek sizlere sunuyoruz: (Muhammed aleyhisselâm n künyesi, Ebülkâs m bin Abdüllahd r. slâm dîninin müessisidir. 20 Nisan 571 de Mekkede do mufldur. Küçük yafl ndan beri ticâret ile meflgûl olmufl, çok seyâhatlar (!) yapm fl, halk ile temâs etmifl, herfleyi ö renme e heveslenmifldir. Dahâ genç yafl nda, zengin bir tüccârdan dul kalm fl olan ve ifllerini ta kîb için kendisini yan na alm fl bulunan, Hadîce ile evlenmifldir. 610 senesinde, kendisinin Peygamber oldu una ve Allah taraf ndan kendisine vahy geldi ine inanm fl ve TEK AL- LAH MEFHÛMUNU, birçok putlara tapan Arablara teblîg için, büyük bir gayret ile feâliyyete geçmifldir. Muhammed aleyhisselâm, Allahü teâlâ taraf ndan bu vazîfenin kendisine verildi ine bütün kalbi ile inan yordu. Mekke halk n n büyük k sm kendisinin aleyhinde oldu u, fikrlerini fliddet ile red etdi i, hattâ kendisini öldürmek istedikleri hâlde, mücâdelesini, feâliyyetini durdurmad. Nihâyet, kendisine karfl ç kanlar n fazla tazyîki üzerine, 622 senesinde Mekkeden ayr larak Yesrib [Medîne] flehrine gitdi. Müslimânlar bu harekete (Hicret) ad n verirler ve takvîmlerini bu târîhe göre bafllat rlar. Muhammed aleyhisselâm, Medînede birçok tarafdâr buldu. Bir putperestlik dîni olan eski Arab dînini temâmen islâh, onlara Allah n bir oldu unu isbât etmek istiyordu. Muhammed aleyhisselâm n bildirdi ine göre, hak din olan brâhîm aleyhisselâm n dîninde bildirdi i esâslar ile, Mûsâ ve Îsân n aleyhimesselâm bildirdikleri dinlerin esâslar birdi. Fekat sonradan bu dinlerin içerisine bozuk i tikâdlar, inan fllar kar fld r larak 321 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-21
322 tahrîf edilmifl, yehûdîlik ve h ristiyanl k fleklini alm fld. Muhammed aleyhisselâm, bütün bu dinlerin birbirinin temâdîsi, devâm oldu unu ve en temizlenmifl fleklinin ise, ancak slâmiyyet oldu unu herkese anlat yordu. ( slâm) demek, (kendini temâmen teslîm etmek) demekdir. slâm dîninin kitâb, Kur ân- kerîmdir. Di er dinlerin kitâblar nda yaln z mâ nevî husûslardan bahs olunurken, Kur ân- kerîmde ayn zemânda, ictimâ î, iktisâdî ve hukûkî hükmler de mevcûddur. nsanlara dünyâda neler yapmalar lâz m geldi i hakk nda, hattâ medenî kanûn fleklinde olan hükmler çokdur. Ayn zemânda, nas l ibâdet edilece i, nas l oruc tutulaca, vücûdün nas l y - kanaca hakk nda emrler bulundu u gibi, di er insanlara ve baflka dinden olanlara karfl nas l hüsn-i mu âmele edilece i hakk nda da ma lûmât vard r. Kur ân- kerîm, müslimân olm yan zâlim hükümetlere karfl mücâdeleyi emr eder. Bütün esâs tek Allaha ibâdet etmekdir. Dînî resmleri, heykelleri men eder. fierâb ve domuz etini yasaklar. Mûsâ ve Îsây da aleyhimesselâm, Peygamber olarak kabûl eder. Fekat, bunlar n derecelerinin son Peygamber olan Muhammed aleyhisselâmdan dahâ afla oldu- unu bildirmifldir. [Bu, hakîkaten böyledir. Çünki, Mûsâ ve Îsâya aleyhimesselâm nâzil olan Tevrât ve ncîlde Muhammed aleyhisselâm n vasflar, üstünlükleri yaz l d r. Bunlar bilen, Mûsâ ve Îsâ aleyhimesselâm, Onun ümmetinden olmak için çok yalvard lar, düâ etdiler. Îsâ aleyhisselâm n bu düâs da kabûl olundu. Allahü teâlâ Onu diri olarak gö e yükseltdi. K yâmete yak n tekrâr yer yüzüne inecek, Muhammed aleyhisselâm n dînine uyacak ve onu yayacakd r.] slâm dînini kabûl edenler ve Onun emrlerine uygun olarak yaflayanlar n âhiretde, içinde dünyâ zevkleri, nehrler, meyveler, ipekli sedirler bulunan Cennete gideceklerini ve orada kendilerine genç ve güzel hûrîler verilece- ini müjdeler. Muhammed aleyhisselâm, gâyet güzel huylu, güler yüzlü, kibâr tavrl ve çok dürüst bir zât idi. Dâimâ hiddet ve fliddetden kaçm fl, hiçbir zemân zulm yapmam fld r. Müslimânlar n dâimâ iyi huylu, güler yüzlü olmas n istemifl, Cennete iyi huy ve sabr ile gidilece ini bildirmifldir. Do ru sözlülü ü, merhameti, fakîrlere yard m, müsâfirperverli i, flefkati, dâimâ müslimânl n esâs temelleri oldu unu beyân buyurmufldu. Dâimâ kanâat ile yaflam fl, debdebe ve fla fla a [gösterifl]dan ictinâb etmifldir. Müslimânlar aras nda hiçbir s n f fark tan mam fl, en fakîr bir müslimân n bile hât r - n saym fld r. Büyük bir zarûret olmay nca, zora baflvurmam fl, bütün mes eleleri tatl l k ile, anlaflma ile, nasîhat ve îzâh ile hal etme- 322
323 e u raflm fl ve çok kerreler bunda muvaffak olmufldur. [Bütün ömrü boyunca, hiç kimseyi incitmemifl, kimseyi k rmam fld r. Kendisi için kimseye k zmam fld r. Kendisinden bir fley istenip de, yok dedi i, hiç iflitilmedi. Var ise verir, yok ise sükût ederdi. O, Allahü teâlân n sevgilisi idi. Geçmifl ve gelecek bütün insanlar n seyyidi, Efendisi idi.] 630 târîhinde tekrâr Mekkeye dönerek, bu flehri kolayca feth etmifl ve çok k sa zemân içinde, yar vahflî Arablar, dünyân n en medenî insanlar hâline getirmifldir. slâm dîni, her birinin hakk n tan mak flart ile, bir erke in dörde kadar kad nla evlenmesine izn vermekdedir. Muhammed aleyhisselâm, 8 Hazîran 632 târîhinde vefât etmifldir.) Kürschner ansiklopedisinden terceme burada temâm oldu. Ansiklopedinin bu yaz s n okudu umuz zemân, flu kanâ ate var yoruz: Bunu hâz rl yan târîhci, slâm dîninin Allahü teâlân n dîni oldu una tâm inanmasa bile, bu dînin mükemmel bir din oldu unu ve tek Allaha inanma emr etdi ini, vahflî Arablar medenî yapd n kabûl etmekde, hele Peygamberimizden, pek büyük bir medh ve senâ ile bahs etmekdedir. flte, ne mükemmel bir insan oldu unu bütün dünyân n tasdîk etdi i Muhammed aleyhisselâma, son derece dürüstlü ü ve sadâkati sebebi ile, en büyük düflmanlar, azg n kâfirler dahî (Muhammed-ül-emîn = Kendine güvenilir Muhammed) derlerdi. Bu kudsî vazîfeyi, her dürlü müflkilâta ra men, devâm etdirdi. Bir müddet sonra Cebrâîl aleyhisselâm Ona Alak sûresinin 14 âyetini dahâ getirdi. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem, Mekkelilere, onlar n zulmlerine ra men, kendisine vahy olunan Kur ân- kerîm sûrelerini okuyor, onlar hak dîne da vet ediyordu. Mekkeliler, ona gülüyor, alay ediyorlard. Nemaz k ld ve görünmeyen bir ilâha ibâdet etdi i için, (Sen delirmiflsin!) diyorlard. O zemân, Allahü teâlâ, Kalem sûresinin 1-4. cü âyetlerini vahy etdi. Bu âyetlerde meâlen, (Nun, Kalem ve onunla yaz lanlara yemîn olsun ki, Ey Muhammed, Sen deli de ilsin. Do rusu sana devâml ecr [sevâb] vard r. fiübhesiz Sen büyük bir ahlâka sâhibsin) buyuruldu. Kur ân- kerîmin Allah kelâm olmad n ve Muhammed aleyhisselâm taraf ndan hâz rland n iddi â edenleri red eden âyet-i kerîmeler nâzil oldu. srâ sûresinin 88. âyetinde meâlen, (De ki, insanlar ve cinler birbirlerine yard mc olarak, [belâgat, güzel nazm ve kâmil ma nâda] bu Kur ân n bir benzerini ortaya koymak için biraraya gelseler, yemîn olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar) buyuruldu. 323
324 Necm sûresinin 3 ve 4. cü âyetlerinde meâlen, (Muhammed aleyhisselâm, kendi arzûsu ile konuflmaz. [Çünki O, tevhîdi i lân ve flirki yok etmek ve dîni yaymak ile emr olunmufldur.] Onun [din ifllerinde] konuflmas ancak vahydir) buyurulmufldur. Kehf sûresinin 110. cu âyetinde meâlen, (Onlara de ki, ben de ancak sizin gibi bir insan m. Ama, bana Rabbimin tek bir ilah oldu u vahy olunmufldur. [Zât nda benzeri, s fatlar nda flerîki, orta- yokdur.] Rabbine kavuflmak istiyen bir kimse, amel-i sâlih, fâideli ifl ifllesin ve Rabbine ibâdet etmekde hiç flerîk [ortak] koflmas n) buyurmufldur. Ve nihâyet, hâlâ Kur ân- kerîmin Allahü teâlân n kelâm oldu- undan flübhesi olanlar için, Müddessir sûresi nâzil oldu. Bu sûrenin âyetlerinde meâlen, (Ey örtüye bürünen Muhammed! Kalk da [kâfirleri Allahü teâlân n azâb ile] korkut! Rabbini tekbîr et, ta zîm et! Giydiklerini temiz tut! Harâm edece im fleylerden sak n! Yapd n iyili i çok görerek bafla kakma! Rabbin için sabr et! Sûra üfürüldü ü zemân, kâfirlere çok s k nt l bir gündür. Onlara kolayl k yokdur...) buyurulmufldur. 24. cü âyetden bafll yarak meâlen, (Kur ân için, bu sihrdir, bu ancak bir insan sözüdür dedi. flte bunu söyliyeni, fliddetli bir atefl içine, Cehenneme ataca m. fiiddetli ateflin ne oldu unu sen ne bilirsin? O [içine girenleri] ne ç kart r, ne de azâbdan vaz geçer. nsan n derisini karart r, yakar. Orada 19 [azâb yapan melek] vard r. Ateflde olanlara azâb yapmak için, meleklerden baflkas n me mûr etmedik. Ehl-i kitâb [yehûdî ve h ristiyanlar bu say y, kendi kitâblar nda bildirilene uygun görerek Muhammed aleyhisselâm n nübüvvetine ve] Kur âna inan rlar. Mü minlerin de îmân artar. Ehl-i kitâb ve mü minler, [bu adedde] flübhe etmesinler. Kalbleri hasta olanlar ve kâfirler ise, Allah bunu [19 adedini] bildirmekle ne yapmak ister derler. Bunun gibi, Allah diledi ini [kötüleri] do ru yoldan sapd r r ve diledi ini [iyileri] de, do ru yola kavufldurur. Rabbimin [Cehennem ehlini azâbland rmak için yaratd ] meleklerin adedini, ancak kendisi bilir [Bu ondokuz melek, di er meleklerin reîsleridir.]) buyuruldu. Kur ân- kerîmin hakîkaten Allahü teâlân n kelâm oldu undan flübhe edenlere bir cevâb olan bu sûredeki 19 say s, Tevrâtda da bildirilmifldi. slâm dîninde birfleyin kudsiyyet kazanmas için, islâm n (Edille-i fler yye) denilen dört temel kayna ndan birisi ile bildirilmifl olmas lâz md r. 19 ve 786 rakamlar n n kudsî olduklar hiç bildirilmedi. O hâlde, bu rakamlar kudsî de ildir. Ondokuzuncu asr n 324
325 sonlar nda kurulan ve az zemânda dünyâya yay lan (Behâî) dîninde, ondokuz say s kudsîlefldirilmifldir. Oruclar ondokuz gündür. Her behâînin ondokuz günde bir ondokuz behâîyi evine da vet etmesi flartd r. Dinlerini idâre eden meclisde 19 üye vard r. Nerdeyse, îmân n flart n 6 yerine 19 yapacaklar. Kendilerine müslimân diyorlar. Allah ve Kur ân ismlerini söylüyorlar ise de, müslimânl kla hiçbir iliflkileri yokdur. Sinsi bir islâm düflman d rlar [m. 1880] senesinde, ngilizler taraf ndan, Hindistânda kurulmufl olan, (Kâd yânî) ve (Ahmedî) ismlerindeki dînin mensûblar da, kendilerinin müslimân olduklar n söylüyorlar. Hâlbuki bunlar, bu dînin kurucusu olan Ahmed Kâd yânîye [1] Peygamberdir diyorlar. Hattâ onu Peygamberimizden üstün tutuyorlar. Îsâ aleyhisselâm çok küçültüyorlar. Bütün islâm âlimleri birleflerek, Kâd yânîlerin müslimân olmad klar na karâr verdiler. Bu karâr kitâblar na yazarak bütün dünyâya duyurdular. Abdüsselâm isminde Pakistânl bir kâd yânî, 1979 Nobel Fizik mükâfât n ald. Ba z kimseler, müslimânlar n baflar s diye buna sevindiler. Hâlbuki, bu baflar, Komünist Ruslar n mükâfât almas, aya gitme e çal flmas gibidir. Bu kâfirler, Kur ân- kerîmin emr etdi i gibi çal fld klar için, Allahü teâlâ, kendilerini, dünyâda, maksadlar na kavuflduruyor. Evet, böylelerinin baflar lar, insanl k için sevindirici ise de, müslimânlar için utand r c d r. Müslimânlar n da, bu kâfirler gibi, Kur ân- kerîme uyarak çal flmalar, insanl k için fâideli fleyler bulmalar, îmânda, ahlâkda oldu u gibi, fende de, dünyâya güzel örnek olmalar lâz md r. Ancak bunu yap nca sevinmek ve övünmek hakk m z olacakd r. Kur ân- kerîmin bir üçüncü mu cizesi dahâ vard r. fiimdi Onu da tedkîk edelim: slâmiyyetden evvel Arabistân bir çöl ve orada oturan insanlar da yar vahflî bedevîlerdi. Putperest idiler. Birçok putlara taparlard. btidâî bir hayât sürerlerdi. K z çocuklar n diri diri gömmek gibi korkunç âdetleri vard. Bu yar mada, bir yol üzerinde olmad için, ne büyük skenderler, ne Persler, ne Romal lar, Arablarla hiç u raflmam fl, birçok kavmlerle savafld klar hâlde, Arablar n yan ndan geçmemifllerdi. Bu sebebden, Îrânl lar n, Romal lar n ahlâks zl klar, zulmleri, hiylekârl klar Arablara bulaflmad. Merd olarak kald lar. flte böyle âciz, zevâll, fekat sâf ve temiz olan bir kavm, onlara mürflidlik, rehberlik eden Muhammed aleyhisselâm n getirdi i Kur ân- kerîm sâyesinde birdenbire [1] Ahmed Kâd yânî, 1326 [m. 1908] da öldü. 325
326 de iflmifl, tam bir medeniyyete kavuflmufl, hârik-ul âde [ola anüstü] bir gayret ile 30 sene içinde, flarkda Türkistân ve Hindistân, garbda spanya olmak üzere akla hayret veren çok kudretli bir islâm devleti meydâna getirmifldir. lmde, fende ve medeniyyetde son derece ilerlemifller, o zemâna kadar bilinmiyen birçok fleyler keflf etmifllerdir. lm, fen, t b ve edebiyyâtda en yüksek mertebeye varm fllard r. Yukar da da zikr etdi imiz gibi, ilmde o kadar ileri gitmifllerdi ki, Papalar bile Endülüs Üniversitelerinde okuyor, dünyân n her taraf ndan koflup gelenler, bu üniversitelerde fen ve t b tahsîl ediyorlard. O zemân n Avrupas ndan bahs eden John W. Drapper gibi tarafs z bir târîhci, (Avrupan n ma nevî inkiflâf ) ismindeki eserinde flöyle demekdedir: (O zemânki Avrupal lar, temâmen barbard. H ristiyanl k onlar barbarl kdan kurtaramam fld. H ristiyan dîninin baflaramad n, islâm dîni baflard. spanyaya gelen Arablar, evvelâ onlara y kanmas n ö retdiler. Sonra, onlar n üzerindeki parça parça olmufl, bitlenmifl hayvan postlar n ç kararak, temiz, güzel elbiseler giydirdiler. Evler, konaklar, serâylar yapd lar. Onlar okutdular. Üniversiteler kurdular. H ristiyan târîhçiler, islâma karfl olan kinlerinden ötürü, bu hakîkati gizleme e çal flmakda, Avrupan n medeniyyetde müslimânlara ne kadar borçlu oldu unu bir dürlü i tirâf edememekdedirler.) Thomas Carlyle, yukar da yaz l olan hakîkatleri aynen kabûl etdikden sonra, (Arablara bir kahraman Peygamber, onlar n çok iyi anlad klar bir kitâb ile reîslik etdi. O zemân islâm dîni bir k v lc m gibi parlad. Hindistândan Granadaya kadar, büyük bir dünyâ parças n ateflledi. Karanl k dünyây nûr içinde b rakd ) demekdedir. Lamartine, Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem için, (Filozof, hatîb, Peygamber, kumandan, insan düflüncelerini sihrleyen, yeni hükmler koyan, mu azzam bir islâm devleti kuran zât. flte Muhammed aleyhisselâm budur. nsanlar n büyüklü ünü ölçmek için kullan lan bütün mikyaslarla [ölçülerle] ölçülsün. Acabâ Ondan dahâ büyük bir insan var m d r? Olamaz!) demekden kendini alamam fld r. Gibbon, (Roma mperatorlu unun Çökmesi ve Y k lmas ) adl eserinde, islâm dîni ve Kur ân- kerîm hakk nda flunlar söylüyor: (Kur ân- kerîm, Allahü teâlân n birli ini isbât eden en büyük eserdir.) Amerikan astronomi mütehass s Michael H. Hart, Âdem aleyhisselâmdan bugüne kadar gelen bütün büyük insanlar birer birer 326
327 tedkîk ederek, bunlar n içinden yaln z 100 dânesini ay rmakda, bu 100 kifli aras nda en büyü ü olarak, Muhammed aleyhisselâm göstermekdedir. (Onun kudreti, kendisine Allahü teâlâ taraf ndan vahy edildi ine inand, mu azzam eser Kur ân- kerîmden gelmekdedir) demifldir. Amerika Chicago Üniversitesi profesörlerinden meflhûr rûhiyyât mütehass s yehûdî Jales Massermann, 1974 senesinin 15 Temmuzunda neflr edilen (Time) mecmû as n n husûsî nüshas nda (Büyük liderler nerede?) bafll alt nda, târîhde flimdiye kadar gelip geçmifl olan rehberleri tedkîk etmekde, bunlar n hayâtlar n tahlîl etmekde ve (Bunlar n en büyü ü Muhammed aleyhisselâmd r) demekde ve flu netîceye varmakdad r: (Muhammed aleyhisselâmdan sonra, Mûsâ aleyhisselâm gelir. Îsâ aleyhisselâm ve Buda lider olmaya lây k kimseler de ildi). Hâlbuki kendisi, yehûdî oldu u için, Mûsâ aleyhisselâm Muhammed aleyhisselâma tercîh etmesi beklenirdi. O, bunu yapmam fl, hakîkatden ayr lmam fld r. Amerikada (En Büyük nsan) yar flmas nda, en çok rey alan yine Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem olmufldur. 30 sene içinde bir vahflî kavmi, hem de küçük bir insan toplulu- unu, dünyân n en mu azzam, en medenî, en yüksek ahlâkl, en yüksek seciyeli, en kahraman, en bilgili bir millet hâline getirmek, her hangi bir insan n, bir liderin, bir kumandan n yapaca ifl de ildir. Bu, ancak Allahü teâlân n tahakkuk etdirdi i bir mu cizedir ve bunu Arablara yapd rmak için, onlara Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem vâs tas ile Kur ân- kerîmi göndermifldir. Ancak Kur ân- kerîme ve böylece Allahü teâlân n emrlerine tâbi olarak bu akl almaz, mu azzam ifl zuhûr etmifldir. Bütün bu zikr etdi imiz husûslar, beyân etdi imiz hakîkatler, tertîbindeki ilâhî nizâm, Kur ân- kerîmin dünyân n en büyük mu cizesi oldu unu size göstermiyor mu? flte dünyây k sa zemânda medeniyyete kavufldurmas da, Kur ân- kerîmin üçüncü mu cizesidir. [1] 1312 [m. 1894] senesinde stanbulda vefât etmifl olan büyük târîhci Ahmed Cevdet Pâfla rahime-hullahü teâlâ, (K sas- Enbiyâ) kitâb nda diyor ki, (Îsâ aleyhisselâm göke ç kar ld kdan k rk sene sonra Romal lar Kudüse hücûm etdiler. Yehûdîlerin ki- [1] slâm dîni hakk nda Avrupal ve Amerikal ansiklopedilerden yap - lan tercemelerde ve aç klamalarda kimyâger Dr. Nûri Refet Korur be in k ymetli yard m olmufldur. 327
328 mini öldürdüler, kimini esîr ald lar. Kudüsü ya ma etdiler. Yak p y kd lar. Tevrâtlar ve baflka kitâblar n hepsini yakd lar. Beyt-ülmukaddesi, ya nî Mescid-i aksây yerle bir etdiler. Kudüs flehri çöl hâline geldi. Yehûdîler bundan sonra bir dahâ toplanamad. Bir hükûmet kuramad lar. Da ld klar yerlerde hor ve hakîr yaflad lar. Îsâ aleyhisselâm n, otuz yafl nda Peygamber oldu u bildirildi. Kendisine oniki kifli inand. Bunlara (Havâriyyûn) denir. Otuzüç yafl nda diri olarak göke kald r l nca, Havârîler da l p, bu yeni dîni yayma a çal fld lar. Sonra, ncîl diye çeflidli kitâblar yaz ld. Bunlar Îsâ aleyhisselâm anlatan târîh kitâblar idi. Asl ncîl ele geçmemifldir. Her yer küfr ve flirk içinde idi. Îsâ aleyhisselâm n dîni üçyüz sene gizli tutuldu. Ona inand ö renilen kimselere iflkence ediliyordu. Roma mperatörü Kostantin üçyüzon senesinde, bu dîne izn verdi. Kendi de h ristiyan oldu. stanbul flehrini yapd. Romadan stanbula tafl nd. Fekat bu dînin esâslar bozulmufl, unutulmufl oldu undan, papazlar n elinde oyuncak oldu. Mîlâd n üçyüzdoksanbefl [395] inci senesinde, Roma devleti ikiye ayr ld. Romadaki papaya tâbi olanlara (Katolik), stanbuldaki patrîke tâbi olanlara (Ortodoks) denildi. Kiliselere resmler, heykeller kondu. Baflka milletler de küfr ve flirk içinde idi. Romal lar, bütün Avrupay, M sr, Suriyeyi, Irak ald - lar. Fen ve san atda ileri iseler de, ahlâklar bozukdu. Keyfe, can yakma a dalm fllard. Ald klar memleketlere fenâ ahlâklar n yerlefldirdiler. Bereket versin ki, Arabistân yar m adas na sald rmad lar. Arablar câhil kalm fld. Kimi h ristiyan, kimi yehûdî, ekserîsi de putperest olmufl, bir k sm da, brâhîm ve smâ îl Peygamberlerden aleyhimessalevâtü vetteslîmât kalma âdetlere ba l idi. Mekke sâkinlerinin ço u, müflrik olarak putlara tap yorlard. Kâ benin içine put [heykel], doldurulmufldu. Bütün dünyâ da, zulmet ve dalâlet içinde idi. Arablar fende geri iseler de, edebiyyâta çok ehemmiyyet veriyorlard. çlerinde, kuvvetli hatîbler ve flâirleri vard. fii r söylemekle iftihâr ederlerdi. Arab lisân n n kemâle gelmesi, Allah taraf ndan bir kitâb indirilece ine bir iflâret idi.) Cevdet Pâflan n sözü burada temâm oldu. Bu kadar aç k delîllerle Kur ân- kerîmin hakîkaten Allahü teâlân n kitâb oldu unu isbât etdikden sonra, hâlâ Ona inanm yan kalm flsa, Allahü teâlân n onlar âhiretde en büyük azâba mahkûm etmesine [çarpmas na] flaflmamak îcâb eder. (Kur ân- kerîmde çok zâlimâne hükmler vard r) diyen h ristiyanlara, (Hay r, Kur ân- kerîmin birçok yerinde, Allahü teâlân n çok merhametli, çok afv edici oldu u zikr edilmifldir. Günâh iflliyen bir kimse, gü- 328
329 nâhlar na nedâmet ederse, Allahü teâlâ onu afv edecekdir. Fekat, bu kadar aç k delîllere ra men, hâlâ Kur ân- kerîme îmân etmiyenlerin âhiretde ebedî azâb görmeleri, hiç zâlimâne olmaz) demeliyiz! Hakîkî müslimân olmak demek, yaln z âdete tâbi olarak ibâdet etmek de il, islâm n emr etdi i güzel ahlâk edinerek, insanl k vazîfelerini yaparak, rûhen de tertemiz olmak demekdir. bâdet eden, fekat hîleyi zekâ eseri sayan, insanlar aldatan, hattâ ba zen muz r propagandalara aldanarak insan öldüren, ortal yak p y kan, yalan söyliyen bir kimse, müslimân oldu unu söylese de, hakîkî müslimân de ildir. Allahü teâlâ, Kur ân- kerîmde (Furkân) sûresinde, bir müslimân n nas l olmas îcâb etdi ini beyân buyurmufldur. Bunu tefsîr etmek için, Ehl-i sünnet âlimleri rahime hümullahü teâlâ ziyâdesi ile kitâb yazm fllard r. Fekat biz, kendimizi hâlâ fenâ huylardan kurtaram yor, Kur ân- kerîmde bildirildi i gibi çal flm yor, Allahü teâlân n emrlerini yapm - yor, sözüne sâd k olam yor, sokaklar m z pislik içinde bir harâbeye çeviriyor, rûhen ve bedenen temizlenemiyoruz. Hâlbuki, elimizde bize bütün bu güzel fleyleri emr eden, ne yapmam z lâz m geldi ini aç k aç k bildiren, Allahü teâlân n kelâm (Kur ân- kerîm) ve Peygamberimizin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem emrleri ve Ehl-i sünnet âlimlerinin rahime hümullahü teâlâ kitâblar vard r. Allahü teâlâ, Feth sûresinin 28. ci âyetinde meâlen flöyle buyurmakdad r: (Allahü teâlâ, Peygamberini, hidâyet ve hak din, slâmiyyet ile gönderdi. slâm dînini, di er dinler üzerine üstün k ld. [Muhammed aleyhisselâm n hak] Peygamber oldu una flâhid olarak Allah yeter.) Saf sûresinin 9. cu âyetinde meâlen, (Müflrikler istemese de, islâm dînini di er bütün dinlerden üstün k lmak için resûlü Muhammed aleyhisselâm, [sebeb-i hidâyet olan] Kur ân ve slâm dîni ile birlikde gönderen Allahü teâlâd r) buyurulmufldur. Ve Allahü teâlâ va d ediyor: (ALLAHÜ TEÂLÂ fiükr EDENLER N MÜKÂFÂTINI VERECEKD R.) Burada flükr etmek demek, Kur ân- kerîmin istedi i gibi, tâm müslimân olmak demekdir. Allahü teâlân n verdi i ni metleri, Onun emrine uygun olarak kullanmak demekdir. Bugün dünyâda bir milyârdan ziyâde müslimân oldu u 271.ci sahîfede bildirilmifldi. Ya nî, dünyâda her 4 kifliden biri müslimând r. E er bu müslimân- 329
330 lar, Allahü teâlân n emr etdi i gibi, rûhen ve bedenen tertemiz insanlar olur, birbirlerine kardeflçe ba lan r, çal fl r, her sâhada ilerleme e bafllarsa, Allahü teâlâ da, onlara mükâfât n verecek, o zemân müslimânlar, t pk kurûn-u vüstâda oldu u gibi, medeniyyetin en önüne geçeceklerdir. Allahü teâlâ, bize bunu va d ediyor. Allahü teâlâ, hiçbir zemân va dinden dönmez. Aflk n ald benden beni, seviyorum Rabbim seni! Senin sevgin, pek tatl ym fl Seviyorum Rabbim seni! Ne varl a sevinirim, ne yoklu a yerinirim, aflk n ile zevklenirim, seviyorum Rabbim seni! Emretdin ibâdetleri, medhetdin iyi hâlleri, verdin sonsuz ni metleri, seviyorum Rabbim seni! Ne nankör nefsim var aceb, zevk için, bana k yar hep, ben hakîkî zevki buldum, seviyorum Rabbim seni! bâdeti güzel yapmak, dünyâ için de çal flmak, gece gündüz iflim, çünki, seviyorum Rabbim seni! Sevmek lafla olmaz Hilmi, Rabbin, çal fl n z dedi. Hâlinden de anlafl ls n: seviyorum Rabbim seni! slâm düflmanlar nice, çat yor dîne sinsice, durursan, do ru mu olur, seviyorum Rabbim seni! Âfl k tenbel oturur mu? ma flûka toz kondurur mu? düflman susdur da söyle: seviyorum Rabbim seni! 330
331 4 MUHAMMED ALEYH SSELÂMIN MU C ZELER Afla daki yaz lar, (Mir ât- Kâinât) kitâb ndan al nm fld r. Bu kitâbda, mu cizelerin ço unun kaynaklar da bildirilmifl ise de, biz bu kaynaklar yazmad k. Mu cizelerin ço unu da k saltarak yazd k. Muhammed aleyhisselâm n hak Peygamber oldu unu bildiren flâhidler pek çokdur. Allahü teâlâ, (Sen olmasayd n, hiçbir fleyi yaratmazd m) buyurdu. Bütün varl klar, Allahü teâlân n varl n, birli ini gösterdikleri gibi, Muhammed aleyhisselâm n hak Peygamber oldu unu ve üstünlü ünü de göstermekdedirler. Ümmetinin Evliyâs nda hâs l olan kerâmetler, hep Onun mu cizeleridir. Çünki, kerâmetler, Ona tâbi olanlarda, Onun izinde gidenlerde hâs l olmakdad r. Hattâ, bütün Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât, Onun ümmetinden olmak istedikleri için, dahâ do rusu, hepsi Onun nûrundan yarat ld klar için, Onlar n mu cizeleri de Muhammed aleyhisselâm n mu cizelerinden say l r. Bu sözümüzü mâm- Busayrînin [1] (Kasîde-i Bürde)si çok güzel dile getirmekdedir. Muhammed aleyhisselâm n mu cizeleri, zemân bak m ndan üçe ayr lm fld r: Birincisi, mübârek rûhu yarat ld ndan bafllayarak, Peygamberli inin bildirildi i (bi set) zemân na kadar olanlard r. kincisi, bi setden vefât na kadar olan zemân içindekilerdir. Üçüncüsü, vefât ndan k yâmete kadar olmufl ve olacak fleylerdir. Bunlardan birincilere, ( rhâs) ya nî, bafllang çlar denir. Her biri de ayr ca görerek veyâ görmeyip akl ile anlafl lan mu cizeler olmak üzere ikiye ayr l rlar. Bütün bu mu cizeler o kadar çokdur ki, saymak mümkin olmam fld r. kinci k smdaki mu cizelerin üç bin kadar oldu u bildirilmifldir. Bunlardan meflhûr olan seksenalt adedini afla da bildirece iz. [1] Muhammed Busayrî, 695 [m. 1295] de M srda vefât etdi. 331
332 1 Muhammed aleyhisselâm n mu cizelerinin en büyü ü Kur ân- kerîmdir. Bugüne kadar gelen bütün flâirler, edebiyyâtç lar, Kur ân- kerîmin nazm nda ve ma nâs nda âciz ve hayrân kalm fllard r. Bir âyetin benzerini söyliyememifllerdir. câz ve belâgati insan sözüne benzemiyor. Ya nî, bir kelimesi ç kar lsa veyâ bir kelime eklense, lafz ndaki ve ma nâs ndaki güzellik bozuluyor. Bir kelimesinin yerine koymak için, baflka kelime arayanlar bulamam fllard r. Nazm arab flâirlerinin fli rlerine benzemiyor. Geçmiflde olmufl ve gelecekde olacak nice gizli fleyleri haber vermekdedir. flitenler ve okuyanlar, tad na doyam yorlar. Yorulsalar da, usanm yorlar. Okumas veyâ dinlemesi, s k nt lar giderdi- i say s z tecribelerle anlafl lm fld r. flitenlerden kalblerine dehflet ve korku çökenler, bu sebebden ölenler bile görülmüfldür. Nice az l islâm düflmanlar, Kur ân- kerîmi dinlemekle, kalbleri yumuflam fl, îmâna gelmifllerdir. slâm düflmanlar ndan ve muattala, melâhide ve karâmita denilen müslimân ismini tafl yan z nd klardan Kur ân- kerîmi de ifldirme e, bozma a ve benzerini söyleme e çal flanlar olmufl ise de hiçbiri, arzûlar na kavuflamam fld r. Tevrât ve ncîl ise, insanlar taraf ndan her zemân de ifldirilmifl ve yine de ifldirilmekdedir. Bütün ilmler ve tecribe ile bulunam yacak güzel fleyler ve iyi ahlâk ve insanlara üstünlük sa l yan meziyyetler ve dünyâ ve âhiret se âdetine kavuflduracak iyilikler ve varl klar n bafllang c ve sonu hakk nda bilgiler ve insanlara fâideli ve zararl olan fleylerin hepsi Kur ân- kerîmde aç kça veyâ kapal olarak bildirilmifldir. Kapal olanlar n, erbâb anlayabilmekdedir. Semâvî kitâblar n hepsinde, Tevrâtda, Zebûrda ve ncîlde bulunan ilmlerin ve esrâr n hepsi Kur ân- kerîmde bildirilmifldir. Kur ân- kerîmde mevcûd ilmlerin hepsini ancak Allahü teâlâ bilir. Ço unu sevgili Peygamberine sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem bildirmifldir. Alî ve Hüseyn rad yallahü teâlâ anhümâ bu ilmlerden ço unu bildiklerini haber vermifllerdir. Kur ân- kerîmi okumak çok büyük bir ni metdir. Allahü teâlâ, bu ni meti Habîbinin ümmetine ihsân etmifldir. Melekler bu ni metden mahrûmdurlar. Bunun için, Kur ân- kerîm okunan yere toplan p dinlerler. Bütün tefsîrler, Kur ân- kerîmdeki ilmlerden çok az n bildirmekdedirler. K yâmet günü, Muhammed aleyhisselâm minbere ç k p Kur ân- kerîm okuyunca, dinleyenler bütün ilmlerini anlayacaklard r. 2 Muhammed aleyhisselâm n meflhûr mu cizelerinin en büyüklerinden birisi de, ay ikiye ay rmas d r. Bu mu cize, baflka hiçbir Peygambere nasîb olmam fld r. Muhammed aleyhisselâm elli- 332
333 iki yafl nda iken, Mekkede Kureyfl kâfirlerinin ele-bafllar yan na gelip, (peygamber isen ay ikiye ay r) dediler. Muhammed aleyhisselâm, herkesin ve hele tan d klar n n, akrabâs n n îmân etmelerini çok istiyordu. Ellerini kald r p düâ etdi. Allahü teâlâ, kabûl edip, ay ikiye böldü. Yar s bir da n, di er yar s baflka da n üzerinde göründü. Kâfirler, Muhammed bize sihr yapd dediler. Îmân etmediler. fii r: Köpek, aya bak nca havlar, Ay n bunda ne kusûru var, Köpekler, her zemân havlar. Beyt: A z tad n n kaçmas, hastal bildirir. En lezzetli flerbetler hastaya ac gelir. 3 Muhammed aleyhisselâm, ba z gazâlar nda, susuz kal nd - zemân, mübârek elini bir kabdaki suya sokmufl, parmaklar aras ndan su akarak, suyun bulundu u kap devâml taflm fld r. Ba zan seksen, ba zan üçyüz, ba zan binbeflyüz, Tebük Gazâs nda ise, yetmifl bin kimsenin hepsi ve hayvanlar, bu sudan içmifller ve kullanm fllard r. Mübârek elini sudan ç kar nca akmas durmufldur. 4 Birgün amcas Abbâs n evine gidip, onu ve evlâd n yan na oturtup, üzerlerini ihrâm ile örterek, (Yâ Rabbî! Bu benim amcam ve babam n kardeflidir. Bunlar da benim ehl-i beytimdir. fiu örtümle onlar örtdü üm gibi, Sen de Cehennem ateflinden kendilerini ört, koru!) buyurdu. Duvarlardan üç kerre âmîn sesi iflitildi. 5 Birgün, kendisinden mu cize isteyenlere karfl, uzakdaki bir a ac ça rd. A aç, köklerini sürüyerek gelip selâm verip, (Eflhedü en lâilâhe illallah ve eflhedü enne Muhammeden abdühu ve resûluh) dedi. Sonra, gidip yerine dikildi. 6 Hayber gazâs nda, önüne zehrlenmifl koyun kebâb koyduklar nda, (Yâ Resûlallah! Beni yime, ben zehrliyim) sesi iflitildi. 7 Birgün, elinde put bulunan kimseye, (Put bana söylerse, îmân eder misin?) dedi. Adam, ben buna elli senedir ibâdet ediyorum. Bana hiçbir fley söylemedi. Sana nas l söyler? dedi. Muhammed aleyhisselâm, (Ey put ben kimim?) deyince, (Sen Allah n Peygamberisin) sesi iflitildi. Putun sâhibi, hemen îmâna geldi. 8 Medînede, mescid-i nebevîde dikili bir hurma kütü ü vard. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem hutbe okurken, bu dire e dayan rd. Buna Hannâne denirdi. Minber yap l nca, Hannâ- 333
334 nenin yan na gitmedi. Ondan a lama seslerini, bütün cemâ at iflitdiler. Minberden inip, Hannâneye sar ld. Sesi kesildi. (E er sar lmasayd m, benim ayr l mdan k yâmete kadar a lard ) buyurdu. Böyle mu cizeler çok görülmüfl ve haber verilmifldir. 9 Eline ald çak l tafllar n n ve tutdu u yemek parçalar n n ar sesi gibi, Allahü teâlây tesbîh etdikleri çok görülmüfldür. 10 Bir kâfir gelip, Senin Peygamber oldu unu ben nerden bileyim? dedi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, (fiu hurma a ac ndaki salk m ça rsam, o da gelse îmân eder misin?) buyurdu. Kâfir, evet îmân ederim dedi. Resûlullah hurma salk m n ça- rd, s çrayarak geldi. Resûlullah, (Yerine git!) buyurdu. A açdaki yerine ç k p as ld. Bunu gören kâfir îmân etdi. 11 Mekkede birkaç kurt bir sürüden koyun kap p götürdüler. Çoban hücûm edip, kurtard nda, kurtlar n birisi, Allahü teâlân n gönderdi i r zk m z elimizden al rken, Allahü teâlâdan korkmad n m? dedi. Çoban, (Çok flafl rd m, kurt konuflur mu?) deyince, kurt, (Bundan dahâ flafl lacak fleyi haber vereyim mi? Medînede Allahü teâlân n Peygamberi olan Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem mu cizeler gösteriyor) dedi. Çoban gelip bunu Resûlullaha sallallahü aleyhi ve sellem anlatd ve müslimân oldu. 12 Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem bir çay rda giderken, üç kerre, yâ Resûlallah sesini iflitdi. O tarafa bak p, ba l bir geyik gördü. Yan nda bir adam uyuyordu. Geyi e ne istedi ini sordu. O da, (Bu avc beni avlad. Karfl ki tepede iki yavrum var. Beni sal ver! Gidip, onlar emzirip geleyim) dedi. Resûl aleyhisselâm, (Sözünü tutar m s n, gelir misin?) dedi. (Allahü teâlâ için söz veriyorum, gelmezsem Allahü teâlân n azâb benim üzerime olsun) dedi. Resûlullah, geyi i b rakd. Biraz sonra geldi. Resûlullah onu ba lad. Adam uyan p, (Yâ Resûlallah, bir emrin mi var) dedi. (Bu geyi i âzâd et!) buyurdu. Adam geyi in ipini çözüp b - rakd. Geyik sevincinden iki aya n yere vurup, (Eflhedü en lâilâhe illallah ve enneke Resûlullah) dedi ve gitdi. 13 Birgün, bir köylüyü îmâna da vet etdi. Müslimân bir komflumun vefât etmifl k z n diriltirsen, îmân ederim dedi. Mezâr na gitdiler. smini söyleyerek k z ça rd. Kabr içinden ses iflitildi ve d flar ç kd. (Dünyâya gelmek ister misin?) buyurdu. (Yâ Resûlallah! Dünyâya gelmek istemem. Burada babam n evinde- 334
335 kinden dahâ râhat m. Müslimân n âhireti, dünyâs ndan dahâ iyi) dedi. Köylü bunu görünce, hemen îmâna geldi. 14 Câbir bin Abdüllah rad yallahü teâlâ anh bir koyun piflirdi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Eshâb ile yidiler. (Kemiklerini k rmay n z!) buyurdu. Kemikleri toplay p, mübârek ellerini üstüne koyup düâ etdi. Allahü teâlâ koyunu diriltdi. 15 Resûlullaha, büyüdü ü hâlde hiç konuflmayan bir çocuk getirdiler. (Ben kimim?) diye sordu. Sen Resûlullahs n diye cevâb verdi. Ölünceye kadar konufldu. 16 Bir kimse, y lan yumurtas na basarak iki gözü görmez oldu. Resûlullaha sallallahü aleyhi ve sellem getirdiler. Mübârek tükrü ünden gözlerine sürmekle görme e bafllad. Hattâ seksen yafl nda oldu u halde, i neye iplik geçirirdi. 17 Muhammed bin Hâtib diyor ki, küçük idim. Üstüme kaynar su döküldü. Vücûdum yand. Babam Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem götürdü. Mübârek elleri ile, tükürü ünü yanan yerlere sürdü ve düâ buyurdu. Hemen yan klar iyi oldu. 18 Bir kad n, bir kel o lunu getirdi. Resûlullah, mübârek elleri ile bafl n s vad. fiifâ buldu. Saçlar uzama a bafllad. 19 Tirmüzî ve Nesâînin (Sünen) kitâblar nda diyor ki, iki gözü a mâ bir kimse gelip, yâ Resûlallah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem! Allahü teâlâya düâ et, gözlerim aç ls n dedi. (Kusûrsuz bir abdest al! Sonra Yâ Rabbî! Sana yalvar yorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselâm araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdi im Peygamberim Muhammed aleyhisselâm! Seni vesîle ederek, Rabbime yalvar yorum. Senin hât r n için kabûl etmesini istiyorum. Yâ Rabbî! Bu yüce Peygamberi bana flefâatc eyle! Onun hurmetine düâm kabûl et!) düâs n okumas n söyledi. Adam, abdest al p düâ etdi. Hemen gözleri aç ld. Bu düây müslimânlar, her zemân okumufllar ve maksadlar na kavuflmufllard r. 20 Ebû Tâlib ile bir çölde gidiyordu. Ebû Tâlib, çok susad - n söyledi. Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, hayvandan yere inip, (Susad n m?) buyurdu ve mübârek ayaklar n n ökçesini yere vurdu. Su f flk rd. (Amcam, bu sudan iç!) buyurdu. 21 Hudeybiye gazâs nda suyu az kuyunun yan na kondular. Asker susuzlukdan flikâyet etdiler. Bir kova su istedi, içinden ab- 335
336 dest al p ve tükürüp, bunu kuyuya dökdürdü. Bir ok al p, kuyuya atd. Kuyunun a z na kadar su ile doldu unu gördüler. 22 Bir gazâda, asker susuzlukdan flikâyet etdi. Resûl aleyhisselâm, iki askeri su arama a gönderdi. ki k rba dolusu su ile deve üstünde bir kad n gördüler, getirdiler. Resûl aleyhisselâm, kad ndan bir mikdâr su istedi. Bir kap içine dökdürdü. Bütün asker gelip, s ra ile kaplar n, tulumlar n doldurdular. Kad na bir mikdâr hurma verip su tulumlar n da doldurdular. (Senin suyundan eksiltmedik. Bize suyu Allahü teâlâ verdi) buyurdu. 23 Medînede, minberde hutbe okurken, bir kimse, yâ Resûlallah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem! Susuzlukdan çocuklar - m z, hayvanlar m z, tarlalar m z helâk oluyor. mdâd m za yetifl dedi. Ellerini kald r p, düâ eyledi. Gökde hiç bulut yokken, mubârek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar topland. Hemen ya mur bafllad. Birkaç gün devâm etdi. Yine minberde okurken, o kimse, yâ Resûlallah! Ya murdan helâk olaca z deyince, Resûl aleyhisselâm, tebessüm etdi ve (Yâ Rabbî! Rahmetini baflka kullar na da ihsân eyle!) buyurdu. Bulutlar aç l p, günefl göründü. 24 Câbir bin Abdüllah rad yallahü teâlâ anh diyor ki, çok borcum vard. Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem haber verdim. Ba çeme gelip, hurma y n n n etrâf nda üç kerre dolafld. (Alacakl lar n ça r, gelsinler!) buyurdu. Her birine haklar verildi. Y ndan birfley eksilmedi. 25 Bir kad n, hediyye olarak bal gönderdi. Bal kabûl edip, bofl kab geri gönderdi. Kap bal ile dolu olarak geri geldi. Kad n gelerek, yâ Resûlallah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem! Hediyyemi niçin kabûl etmediniz? Acaba günâh m nedir? dedi. (Senin hediyyeni kabûl etdik. Gördü ün bal, Allahü teâlân n hediyyene verdi i bereketdir) dedi. Kad n çocuklar ile aylarca yidiler. Hiç eksilmedi. Birgün yan larak bal baflka bir kaba koydular. Oradan yiyerek bitirdiler. Bunu, Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem haber verdiler. (Gönderdi im kabda kalsayd, dünyâ durdukca yirlerdi, hiç eksilmezdi) buyurdu. 26 Ebû Hüreyre diyor ki, Resûlullaha birkaç hurma getirdim. Bunlara bereket verilmesi için düâ etmesini söyledim. Bereketli olmalar için düâ buyurdu ve, (Bunlar al, kab na koy. Ondan almak istedi in zemân elinle içinden al, boflalt p da, yerden alma!) buyurdu. Hurmalar n bulundu u çantam gece gündüz yan mdan ay rmay p, Osmân rad yallahü anh zemân na kadar hep yidim. 336
337 Yan mdakilere de yidirdim ve avuç dolular sadaka verdim. Osmân rad yallahü anh n flehîd oldu u gün çantam zâyi oldu. 27 Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, Süleymân aleyhisselâm gibi bütün hayvanlar n dilinden anlard. Gelerek sâhibinden veyâ baflkalar ndan flikâyet eden hayvanlar çok görüldü. Resûlullah bunu Eshâb- kirâma haber verirdi. Huneyn gazâs nda, binmifl oldu u (DÜLDÜL) ismindeki ak kat ra (Yere çök) dedi. Düldül, hemen çökünce, yerden bir avuç kum al p, kâfirlerin üzerine saçd. 28 Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem gaybdan haber verdi i çok görüldü. Bu mu cizesi üç k smd r: Birinci k sm, kendi zemân ndan evvel olan ve kendisine sorulan fleylerdir ki, bunlara verdi i cevâblar, çok kâfirlerin, kat kalbli düflmânlar n n îmâna gelmelerine sebeb olmufldur. kinci k sm, kendi zemân nda olmufl ve olacak fleyleri haber vermesidir. Üçüncü k sm, kendisinden sonra k yâmete kadar dünyâda ve âhiretde olacak fleyleri bildirmesidir. Burada ikinci ve üçüncü k smlardan birkaç afla da bildirilecekdir. [ slâma da vetin bafllang c nda, müflriklerin eziyyetlerinden, s - k nt lar ndan dolay, Eshâb- kirâm n bir k sm Habeflistâna hicret etmifllerdi. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Mekke-i mükerremede kalan Eshâb- kirâmla berâber, üç sene her dürlü görüflme, al fl-verifl yapma, müslimânlardan baflka bir kimse ile konuflmama gibi, bütün ictimâî muâmelelerden men olundular. Kureyfl müflrikleri, bu karâr ve ittifâklar n bildiren bir ahdnâme yazarak, Kâ be-i muazzamaya asm fllard. Her fleye kâdir olan Allahü teâlâ (Arza) denilen bir çeflid kurdu [a aç kurdu] o vesîkaya musallat etdi. Yaz l bulunan (Bismikellahümme = Allahü teâlân n ismi ile) ibâresinden baflka, ne yaz l ise, hepsini o kurtcuk yidi, bitirdi. Allahü teâlâ bu hâli Cibrîl-i emîn vâs tas ile Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem bildirdi. Peygamberimiz de sallallahü aleyhi ve sellem bu hâli amcas Ebû Tâlibe anlatd. Ertesi gün, Ebû Tâlib müflriklerin ileri gelenlerine gelerek, Muhammedin Rabbi ona flöyle haber vermifl. E er söyledi i do ru ise, bu hâli kald r p, eskiden oldu u gibi dolaflmalar na, baflkalar ile görüflmelerine mâni olmay n z. E er söyledi i do ru de ilse, ben de Onu art k himâye etmiyece im, dedi. Kureyflin ileri gelen- 337 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-22
338 leri, bu teklîfi kabûl etdiler. Herkes toplanarak Kâ beye geldiler. Ahdnâmeyi Kâ beden indirerek açd lar ve Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu u gibi, (Bismikellahümme) ibâresinden baflka, bütün yaz lar n yinilmifl oldu unu gördüler.] Acem pâdiflâh Hüsrevden Medîneye elçiler geldi. Bir gün, bunlar ça r p, (Bu gece, Kisrân z kendi o lu öldürdü) buyurdu. Bir müddet sonra, o lunun babas n öldürdü ü haberi geldi. [Îrân flâhlar na Kisrâ denir.] 29 Birgün, zevcesi Hafsaya rad yallahü anhâ, (Ebû Bekr ile baban, ümmetimin idâresini ellerine alacaklard r) buyurdu. Bu sözle Ebû Bekrin ve Hafsan n babas olan Ömerin rad yallahü anhüm halîfe olacaklar n müjdeledi. 30 Ebû Hüreyreyi rad yallahü teâlâ anh Medînede, zekât olarak gelmifl olan hurmalar n muhâfazas na me mur etmifldi. Bir kimseyi hurma çalarken yakalad. Seni Resûlullaha götürece im dedi. H rs z, fakîrim, çolu um çocu um çokdur diyerek yalvar nca, b rakd, Ertesi gün, Resûlullah Ebû Hüreyreyi ça r p, (Dün gece b rakd n adam ne yapm fld?) dedi. Ebû Hüreyre anlat nca, (Seni aldatm fl. Yine gelecekdir) buyurdu. Ertesi gece yine geldi ve yakaland. Tekrâr yalvar p, Allah aflk na b rak dedi ve kurtuldu. Üçüncü gece, tekrâr gelip yakalan nca, yalvarmalar fâide vermedi. Beni b rak rsan, birkaç fley ö retirim, sana çok fâidesi olur, dedi. Ebû Hüreyre kabûl etdi. Gece yatarken, (Âyetel kürsî)yi okursan Allahü teâlâ seni korur, yan na fleytân yaklaflmaz dedi ve gitdi. Ertesi gün, Resûlullah, Ebû Hüreyreye tekrar sorup cevâb al nca, (fiimdi do ru söylemifl. Hâlbuki kendisi çok yalanc d r. Üç gecedir kiminle konufldu unu biliyor musun?) dedi. Hay r bilmiyorum deyince, (O kimse fleytân idi) buyurdu. 31 Rum mperatorunun ordular ile harb için (Mûte) denilen yere asker gönderdikde, sahâbeden üç emîrin arka arkaya flehîd olduklar n, kendisi, Medînede minber üzerinde iken, Allahü teâlân n göstermesi ile görerek yan ndakilere haber verdi. 32 Mu az bin Cebeli rad yallahü teâlâ anh vâlî olarak Yemene gönderirken, Medînenin d fl na kadar u urlay p ona çok nasîhatlar verdi. (Seninle k yâmete kadar art k buluflamay z) dedi. Mu az Yemende iken Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Medînede vefât etdi. 33 Vefât ederken, k z Fât maya, (Akrabâm aras nda bana 338
339 evvelâ kavuflan sen olacaks n) dedi. Alt ay sonra Fât ma rad yallahü anhâ vefât etdi. Akrabâs ndan ondan evvel kimse vefât etmedi. 34 Kays bin fiemmasa rad yallahü anh, (Güzel olarak yaflars n ve flehîd olarak ölürsün) buyurdu. Ebû Bekr rad yallahü teâlâ anh halîfe iken Yemâmede Müseylemet-ül-Kezzâb ile yap lan muhârebede flehîd oldu. Ömer-ül-Fârûkun ve Osmân n ve Alînin rad yallahü teâlâ anhüm ecma în flehîd olacaklar n dahî haber verdi. 35 Acem pâdiflâh Kisrân n ve Rum pâdiflâh Kayserin memleketlerinin müslimânlar n eline geçece ini ve hazînelerinin Allah yolunda da t laca n müjdeledi. 36 Ümmetinden çok kimsenin denizden gazâya gideceklerini ve sahâbeden olan Ümmü Hirâm n rad yallahü teâlâ anhâ o gazâda bulunaca n haber verdi. Osmân rad yallahü teâlâ anh halîfe iken müslimânlar, gemiler ile K br s adas na gidip harb etdiler. Bu han m da berâber idi. Orada flehîd oldu. 37 Resûl aleyhisselâm birgün yüksek bir yerde oturuyordu. Yan ndakilere dönerek, (Benim gördü ümü siz de görüyor musunuz? Yemîn ederim ki, evlerinizin aras nda, sokaklarda meydâna gelecek fitneleri görüyorum) buyurdu. Osmân n rad yallahü anh flehîd edildi i günlerde ve sonra Yezîd zemân nda, Medînede büyük fitneler meydâna geldi. Sokaklarda çok kimselerin kan döküldü. 38 Birgün kendi zevcelerinden birinin halîfeye karfl isyân edece ini haber verdi. Âifle rad yallahü teâlâ anhâ bu söze gülünce, (Yâ Hümeyrâ! Bu sözümü unutma! Bu kad n sen olmayas n) buyurdu. Sonra, Alîye rad yallahü anh dönüp, (Bunun ifli senin eline düflerse, kendisine yumuflak davran!) dedi. Otuz sene sonra, Âifle rad yallahü anhâ, Alî rad yallahü anh ile harb etdi ve ona esîr düfldü. Alî rad yallahü anh, Onu ikrâm ve ihtirâm ile Basradan Medîneye gönderdi. 39 Mu âviyeye rad yallahü anh [1], (Birgün ümmetimin üzerine hâkim olursan iyilik yapanlara mükâfât et! Kötülük edenleri de afv eyle!) buyurdu. Mu âviye rad yallahü anh, Osmân ve Alî rad yallahü anhüm zemânlar nda fiâmda yirmi sene vâlîlik, [1] Mu âviye, 60 [m. 680] de fiâmda vefât etdi. 339
340 sonra yirmi sene de halîfelik yapd. 40 Birgün, (Mu âviye hiç ma lûb olmaz) buyurdu. Alî rad - yallahü teâlâ anh, S ffîn muhârebesinde, bu hadîsi iflitince, e er önceden iflitseydim, Mu âviye ile rad yallahü teâlâ anh harb etmezdim, dedi. 41 Ammar bin Yâsere rad yallahü teâlâ anh, (Seni bâgî, âsî olan kimseler öldürecekdir) buyurdu. Alî rad yallahü anh ile birlikde, Mu âviyeye rad yallahü anh karfl harb ederken flehîd oldu. 42 K z Fât man n o lu Hasen rad yallahü teâlâ anhümâ için, (Bu o lum çok hayrl d r. Allahü teâlâ, müslimânlardan iki büyük ordunun sulh etmesine bunu sebeb yapacakd r) buyurdu. Büyük bir ordu ile Mu âviyeye rad yallahü anh karfl harb edece i zemân, fitneyi önlemek, müslimânlar n kan n n dökülmemesi için hakk olan halîfeli i Mu âviyeye rad yallahü anh teslîm etdi. 43 Abdüllah bin Zübeyr rad yallahü teâlâ anhümâ, Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem hacâmat edilirken ç kan kan n içdi. Bunu görünce, ( nsanlardan senin bafl na neler gelecek biliyor musun? Senden de insanlara çok fley gelecek. Cehennem atefli seni yakmaz) buyurdu. Abdüllah bin Zübeyr Mekkede halîfeli ini i lân edince, Abdülmelik bin Mervan, fiâmdan, Haccâc büyük bir ordu ile Mekkeye gönderdi. Abdüllah yakalay p öldürdüler. 44 Abdüllah ibni Abbâs n annesine rad yallahü teâlâ anhüm ecma în bak p, (Senin bir o lun olacak. Do du u zemân bana getir!) dedi. Çocu u getirdiklerinde, kula na ezân ve ikâmet okuyup, mubârek tükürü ünden a z na sürdü. smini Abdüllah koyup annesinin kuca na verdi. (Halîfelerin babas n al, götür!) dedi. Abbâs rad yallahü anh, bunu iflitip, gelip sorunca, (Evet, böyle söyledim. Bu çocuk halîfelerin babas d r. Onlar aras nda seffâh, mehdî ve Îsâ aleyhisselâmla nemâz k lan bir kimse bulunacakd r) dedi. Abbâs yye devletinin bafl na çok halîfeler geldi. Bunlar n hepsi, Abdüllah bin Abbâs n soyundan oldu. 45 Birgün, (Ümmetim aras nda, râf zî denilen çok kimseler meydâna gelecekdir. Bunlar, islâm dîninden ayr lacaklard r) buyurdu. 46 Eshâb ndan çok kimseye hayr düâlar etmifl, hepsi kabûl 340
341 olunarak fâidelerini görmüfllerdir. Alî rad yallahü teâlâ anh diyor ki, Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem beni Yemene kâdî [Hâkim] olarak göndermek istedi. Yâ Resûlallah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem! Ben kâdîlik yapmas n bilmiyorum dedim. Mübârek elini gö süme koyup, (Yâ Rabbî! Bunun kalbine do ru fleyleri bildir. Hep do ru söylemek nasîb eyle!) buyurdu. Bundan sonra bana gelen flikâyetçilerden do ru olan hemen anlar, hak üzere hükm ederdim. 47 Resûlullah n Cennete gideceklerini müjdeledi i on kimseye (Aflere-i mübeflflere) denir. Bunlardan Sa d bin ebî Vakkâsa rad yallahü anh Uhud gazâs nda, (Yâ Rabbî! Bunun oklar n hedeflerine ulafld r ve düâlar n kabûl eyle!) dedi. Bundan sonra Sa d n her düâs kabûl oldu ve her atd ok düflmâna isâbet etdi. 48 Amcas n n o lu Abdüllah bin Abbâs n rad yallahü teâlâ anhümâ aln na mübârek ellerini koyup, (Yâ Rabbî! Bunu dinde derin âlim yap, hikmet sâhibi eyle! Kur ân- kerîmin bilgilerini kendisine ihsân eyle!) buyurdu. Bundan sonra, bütün ilmlerde ve bilhâssa tefsîr, hadîs ve f kh bilgilerinde zemân n n bir dânesi oldu. Sahâbe ve tâbi în herfleyi bundan ö renirlerdi. (Tercümân-ül-Kur ân), (Bahr-ül-ilm) ve (Reîs-ül-Müfessirîn) ismleriyle meflhûr oldu. slâm memleketleri bunun talebeleri ile doldu. 49 Hizmetçilerinden Enes bin Mâlike rad yallahü teâlâ anh, (Yâ Rabbî! Bunun mal n ve çocuklar n çok eyle. Ömrünü uzun eyle, Günâhlar n afv eyle!) düâs n yapd. Zemân geçdikçe, mallar, mülkleri ço ald. A açlar, ba lar her sene meyve verdi. Yüzden ziyâde çocu u oldu. Yüzon sene yaflad. Ömrünün sonunda, yâ Rabbî! Habîbinin benim için yapd düâlardan üçünü kabûl etdin, ihsân etdin! Dördüncüsü olan günâhlar n afv edilmesi acabâ nas l olacak deyince, (Dördüncüsünü de kabûl etdim. Hât r n hofl tut!) sesini iflitdi. 50 Mâlik bin Rebî aya rad yallahü teâlâ anh (Evlâd n bereketli olsun!) diyerek düâ buyurdu. Seksen o lu oldu. 51 Nâbiga ismindeki meflhûr flâir fli rlerinden birkaç n okuyunca, arablar aras nda meflhûr olan (Allahü teâlâ difllerini dökmesin) düâs n söyledi. Nâbiga yüz yafl na gelmifldi. Diflleri ak ve 341
342 berrak, inci gibi dizilmifl dururdu. 52 Urve bin Cu d rad yallahü teâlâ anh için, (Yâ Rabbî! Bunun ticâretine bereket ver!) buyurdu. Urve diyor ki, bundan sonra yapd m ticâretlerin hepsi kârl oldu. Hiç zarar etmedim. 53 Kendi k z Fât ma rad yallahü teâlâ anhâ, birgün yan - na geldi. Açl kdan benzi sararm fld. Elini onun gö süne koyup, (Ey açlar doyuran Rabbim! Muhammedin k z Fât may aç b rakma!) buyurdu. Fât man n hemen yüzü kanland, canland. Ölünceye kadar hiç açl k duymad. 54 Aflere-i mübeflflereden Abdürrahmân bin Avfa bereket ile düâ etdi. Mal o kadar ço ald ki, dillerde destân oldu. 55 (Her Peygamberin düâs kabûl olur. Her Peygamber, ümmeti için dünyâda düâ etdi. Ben ise, k yâmet günü ümmetime flefâ at izni verilmesi için düâ ediyorum. nflâallah düâm kabûl olacak. Müflrik olmayanlar n hepsine flefâ at edece im) buyurdu. 56 Mekkede ba z köylere gidip îmân etmeleri için çok u rafld. Kabûl etmediler. Yûsüf Peygamber aleyhissalâtü vesselâm zemân nda M srda görülen k tl k gibi s k nt çekmeleri için düâ etdi. O sene oralarda öyle k tl k oldu ki, lefl yidiler. 57 Amcas Ebû Lehebin o lu Uteybe, Resûlullah n aleyhissalâtü vesselâm dâmâd oldu u hâlde, Resûlullaha îmân etmedi ve O serveri sallallahü aleyhi ve sellem çok üzdü. Mubârek k z Ümmü Gülsüm hâtunu boflad. Çirkin fleyler söyledi. Buna çok üzülüp, (Yâ Rabbî! Buna köpeklerinden birini musallat eyle!) buyurdu. Uteybe, fiama ticâret için giderken bir gece arkadafllar n n aras nda yat yordu. Bir arslan gelip arkadafllar n koklay p b rakd. S ra Uteybeye gelince, kapd parçalad. 58 Bir kimse, sol eliyle yemek yiyordu. (Sa el ile yi!) buyurdu. Sa kolum hareket etmiyor diyerek yalan söyledi. (Sa elin art k hareket etmesin!) buyurdu. Ölünceye kadar sa elini a z na götüremez oldu. 59 Acem pâdiflâh Hüsrev Pervîze îmân etmesi için mektûb gönderdi. Alçak Hüsrev, mektûbu parçalad ve getiren elçiyi flehîd eyledi. Resûl aleyhisselâm bunu iflitince, çok üzüldü ve (Yâ Rabbî! Benim mektûbumu parçalad gibi, onun mülkünü parçala!) buyurdu. Resûlullah hayâtda iken Hüsrevi o lu fiireveyh hançerle parçalad. Ömer rad yallahü teâlâ anh halîfe iken, acem memle- 342
343 ketinin temâm n müslimânlar feth edip, Hüsrevin nesli de, mülkü de kalmad. 60 Resûl aleyhisselâm, çarfl da emr-i ma rûf ve nehy-i münker ederken, nasîhat verirken, Mervan n babas olan Hakem bin Âs ismindeki alçak, Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem arkas ndan gelerek, gözlerini aç p kapar ve yüzünü burufldurur, böylece alay ederdi. Resûl aleyhisselâm, arkaya dönüp, onun bu çirkin hâlini görünce, (Kendini gösterdi in fleklde kal!) buyurdu. Ölünceye kadar, yüzü gözü oynak kald. 61 Allahü teâlâ, Habîbini belâlardan korurdu. Ebû Cehl, Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem en büyük düflman idi. Büyük bir tafl mübârek bafl na vurmak için kald rd kda, Resûlullah n iki omuzunda birer y lan görerek tafl elinden düfldü ve kaçd. 62 Kâ be-i muazzama yan nda nemâz k larken, yine alçak Ebû Cehl, tam zemân d r diyerek, b çakla üzerine yürümek isterken, hemen geri dönüp kaçd. Arkadafllar, niçin korkdun dediklerinde, Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem ile aram zda atefl dolu bir hendek gördüm. Birçok kimse beni bekliyorlard. Bir ad m atsayd m, yakalay p atefle atacaklard. Bunu müslimânlar iflitip, Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem sorduklar nda, (Allahü teâlân n melekleri, onu yakalay p parçalayacaklard ) buyurdu. 63 Hicretin üçüncü senesinde, Resûl aleyhisselâm (Katfân) gazvesinde, bir a aç dibinde yaln z yatarken, Da sûr isminde bir pehlivan kâfir, elinde k l nçla gelip, seni benden kim kurtar r dedi. Resûlullah, (Allah kurtar r) dedikde, Cebrâîl ismindeki melek, insan fleklinde görünüp, kâfirin gö süne vurdu. Y k l p k l nç elinden düfldü. Resûl aleyhisselâm, k l nc eline al p, (Seni benden kim kurtar r?) dedi. Beni kurtaracak, senden dahâ hayrl kimse yokdur diye yalvard. Afv buyurup, serbest b rakd. Îmâna gelip, çok kimselerin de îmâna gelmesine sebeb oldu. 64 Hicretin dördüncü senesinde, (Benî Nadîr)de, Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem yehûdîlerin kale d varlar alt nda Eshâb ile konuflurken, bir yehûdî büyük bir de irmen tafl n yukar dan atmak istedi. Tafla elini uzat nca, iki eli çolak oldu. 65 Hicretin dokuzuncu senesinde uzaklardan ak n ak n gelip îmân ediyorlard. Âmir ile Erbed isminde iki kâfir, gelenler 343
344 aras na kat l p, Âmir Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem îmâna geldiklerini söylerken, Erbed arkaya geçip k l nc n k - n ndan ç karmak istedi. Eli tutmaz oldu. Âmir, karfl dan, ne duruyorsun diye iflâret edince, Resûl aleyhisselâm, (Allahü teâlâ, ikinizin zarar ndan beni korudu) buyurdu. Oradan ayr ld klar nda, Âmir Erbede, niçin sözünde durmad n dedi. O da, ne yapay m ki, kaç kerre k l nc çekmek istedim. Hep seni ikimizin aras nda gördüm, dedi. Birkaç gün sonra hava aç kken ans z n bulutlar kaplad. Erbede y ld r m düflerek devesi ile birlikde öldü. 66 Resûl aleyhisselâm, birgün abdest al p, mestlerinden birini giyip, ikincisine elini uzat rken, bir kufl geldi. Bu mesti kap p havada silkdi. çinden bir y lan düfldü. Sonra kufl mesti yere b rakd. Bugünden sonra, ayakkab giyerken, önce silkelemek sünnet oldu. 67 Resûl aleyhisselâm gazâlarda ve çöllerde, kendini muhâfaza için Eshâb ndan bekçiler ay rm fld. Mâide sûresindeki, (Allah seni insanlar n zarar ndan korur) meâlindeki 67. ci âyet-i kerîme gelince, bundan vazgeçdi. Düflmânlar aras nda yaln z dolafl r, yaln z yatar, hiç korkmazd. 68 Enes bin Mâlikde rad yallahü teâlâ anh, Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem bir mendili vard. Bununla mübârek yüzünü silmifldi. Enes, bununla yüzünü siler, kirlendi i zemân, atefle b rak rd. Kirler yan p, mendil yanmaz, tertemiz olurdu. 69 Bir kuyunun suyunu kova içinden içip kalan n kuyuya dökdüler. Kuyudan her zemân misk kokusu ç kard. 70 Utbe bin Firkadin rad yallahü anh bedeninde kurdeflen [Urtiker] denilen hastal k ç kd. Resûl aleyhisselâm, onu soyup ve kendi mübârek ellerine tükürüp, elleriyle gövdesini s vad. Hasta flifâ buldu. Bedeni, misk gibi kokard. Bu hâl uzun zemân devâm etdi. 71 Selmân- Fârisî rad yallahü teâlâ anh, hak din aramak için, Îrândan ç k p çeflidli memleketleri dolaflma a bafllad. Benî Kelb kabîlesinden bir kervân ile Arabistâna gelirken Vâdi -ul kurâ denilen mevkide hâinlik edip bir yehûdîye köle diye satd lar. Bu da, akrabâs, Medîneli bir yehûdîye köle olarak satd. Hicretde Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem Medîneye teflrîflerini iflitince, çok sevindi. Çünki, kendisi nasrânî âlimi idi. En son 344
345 rehberi büyük bir âlimin tavsiyesi ile, âhir zemân Peygamberinin Arabistânda zuhûr edece ini iflitmifl ve kendisine, o âlim, Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem vasflar n ö retmifl, Onun hediyye kabûl edip, sadaka kabûl etmedi ini, iki omuzu aras nda mühr-ü nübüvvet oldu unu ve pek çok mu cizeleri oldu unu Selmâna rad yallahü anh bildirmifldi. Selmân- Fârisî, Resûlullaha sadakad r diyerek hurma getirdi. Resûlullah onlardan hiç yimedi. Hediyyedir diye bir tabakda yirmibefl kadar hurma getirdi. Resûlullah ondan yidi. Bütün Eshâb- kirâm da yidiler. Yinilen hurma çekirdekleri bin kadard. Resûlullah n bu mu cizesini de gördü. Ertesi gün bir cenâze defninde mühr-ü nübüvveti görmek arzû etdi. Resûlullah, bunu anlay p mübârek gömle ini s y rarak mühr-i nübüvveti gösterdi. Selmân rad yallahü anh hemen îmâna geldi. Birkaç sene sonra 300 hurma a ac ile binalt yüz dirhem alt n ödemek flart ile âzâd edilmesine söz kesildi. Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem bunu iflitdi. Mubârek elleri ile ikiyüzdoksandokuz hurma a ac dikdi. A açlar o sene meyve verme e bafllad. Birini Ömer rad yallahü teâlâ anh dikmifldi. Bu a aç meyve vermedi. Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, bunu ç kar p mübârek elleri ile tekrâr dikdi. Bu da hemen meyve verdi. Bir gazâda, ganîmet al nan, yumurta kadar alt n Selmâna rad yallahü teâlâ anh verdiler. Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem gelip, bu gâyet azd r. Binalt yüz gram çekmez dedi. Mübârek ellerine al p tekrâr Selmâna verdi. Bunu sâhibine götür dedi. Yar s ile efendisine olan borcunu ödedi. Yar s da, Selmâna kald rad yallahü anh. 72 Resûl aleyhisselâm, nemâz k larken fleytân gelip nemâz - n bozmak istedikde, mübârek elleri ile yakalad. Bir dahâ gelip nemâz bozdurm yaca na dâir ondan söz al p serbest b rakd. 73 Medînedeki münâf klar n reîsi olan Abdüllah bin Übey bin Selûl, ölece ine yak n Resûlullah ça rd. Arkan zdaki gömle i bana kefen yap n z diye yalvard. Her istenileni vermek âdeti oldu u için, gömle ini ihsân eyledi. Cenâze nemâz n dahî k ld. Medînede bulunan bin münâf k, Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem bu ihsân na hayrân kal p, hepsi îmâna geldiler. 74 Kureyfl kâfirlerinden Velîd bin Mugîre, Âs bin Vâil, Hâris bin Kays, Esved bin Yagûs ve Esved bin Muttalib, Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem cefâ ve eziyyet etmekde baflkalar ndan afl r gidiyorlard. Cebrâîl aleyhisselâm gelip, (Seninle 345
346 alay edenlere cezâlar n veririz...) meâlindeki Hicr sûresinin 95. ci âyetini getirip, Velîdin aya na, ikincisinin ökçesine, üçüncüsünün burnuna, dördüncüsünün bafl na, beflincisinin gözlerine iflâret etdi. Velîdin aya na bir ok batd. Çok kibrli oldu undan, e ilerek oku ç kar p atmak, kendine a r geldi. Demiri topuk damar na bat p, siyatik hastal na yakaland. Âs n ökçesine diken batd. Tulum gibi flifldi. Hârisin burnundan devâml kan geldi. Esved bir a aç alt nda nefl eli otururken, kafas n a aca vurup, di er Esved de, âmâ olup, hepsi helâk oldular. 75 Devs kabîlesinin reîsi Tufeyl, hicretden önce, Mekkede îmâna gelmifldi. Kavmini îmâna da vet için Resûlullahdan sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem bir alâmet istedi. (Yâ Rabbî! Buna bir âyet ihsân eyle) buyurdu. Tufeyl, kabîlesine gidince, iki kafl aras nda bir nûr parlad. Tufeyl, yâ Rabbî! Bu alâmeti yüzümden giderip baflka yerime koy. Bunu yüzümde görenlerden ba z s, kendi dinlerinden ç kd m için cezâland r ld m zannederler dedi. Düâs kabûl olup, nûr yüzünden gitdi. Elindeki kamç n n ucunda kandil gibi parlad. Kabîlesindekiler zemânla îmâna geldiler. 76 Medînede Benî Neccâr kabîlesinden hüsn-ü cemâl sâhibi bir kad n vard. Bir cinnî buna âfl k olup, dâimâ gelirdi. Resûl aleyhisselâm Medîneye geldikden sonra, birgün bu cinnî, kad n n evinin önündeki d varda otururken, kad n onu tan d. Niçin bana gelmez oldun dedi. Cin, Allahü teâlân n Peygamberi sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem zinây ve bütün harâmlar yasak etdi, dedi. 77 (Bi ri Ma ûne) denilen muhârebede kâfirler verdikleri sözü bozarak yetmifl Sahâbeden bir, ikisi hâric hepsini flehîd etdiler. Bunlar aras nda Ebû Bekrin rad yallahü anh kölesi iken âzâd etdi i ve ilk îmân edenlerden Âmir bin Füheyreyi rad yallahü teâlâ anh süngülediklerinde, kâfirlerin gözü önünde, melekler onu göke kald rd lar. Bunu Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem haber verdiklerinde, (Onu Cennet melekleri defn etdiler ve rûhu Cennete ç kar ld ) buyurdu. 78 Sahâbeden Hubeyb bin Adiyi rad yallahü anh, kâfirler yakalay p Mekkeye götürdüler. dâm etdiler. Kâfirler görsün de sevinsinler diyerek sehbâdan indirmediler. K rk gün sehbâda kald. Bedeni çürüyüp, kokmad. Hep taze kan akd. Resûlullah, bunu haber alarak, onun cesedini getirmek üzere, Zübeyr bin Avvâm ve Mikdâd bin Esvedi rad yallahü anhümâ gönderip gece 346
347 a açdan ald lar. Medîneye getirirken, arkalar ndan yetmifl atl yetifldiler. Bu iki müslimân, kendilerini korumak için Hubeybi yere b rakd lar. Yer yar l p Hubeyb gayb oldu. Kâfirler bu hâli görüp, döndüler, gitdiler. 79 Sa d bin Muâz rad yallahü teâlâ anh, Uhud gazâs nda yaraland. Bir zemân sonra vefât etdi. Nemâz nda yetmiflbin mele- in bulundu unu Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem haber verdi. Kabri kaz l rken, her tarafa misk kokusu yay ld. 80 Hicretin yedinci senesinde Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, Habefl pâdiflâh Necâflîye ve Rum imperatörü Herakliyusa ve Acem pâdiflâh Husreve ve Bizans n M srdaki vâlîsi Mukavkase ve fiâmdaki vâlîsi Hârise ve Umman Sultân Semâmeye mektûblar göndererek, hepsini îmâna da vet etdi. Mektûblar götüren elçiler, gitdikleri yerin dillerini bilmiyorlard. Ertesi sabah, o dilleri söyleme e bafllad lar. 81 Sahâbenin büyüklerinden Zeyd bin Hârise rad yallahü teâlâ anh uzak bir yere gidiyordu. Kirâ ile tutdu u kat rc s, tenhâ bir yerde bunu öldürmek istedi. zn isteyip iki rek at nemâz k ld. Sonra üç kerre (Yâ Erhamerrâhimîn) dedi. Her birini söylerken (onu öldürme) sesi geldi. D flar da adam var sanarak, kat rc d flar ç k p içeri girdi. Üçüncüsünde, elinde k l nç bulunan bir süvâri içeri girip kat rc y öldürdü. Sonra Zeyde dönerek, sen Yâ Erhamerrâhimîn düâs na bafllarken, ben yedinci gökde idim. kincisini söylerken birinci göke yetifldim. Üçüncüsünde yan n za geldim, dedi. Bunun, melek oldu unu anlad. 82 Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem zevcelerinden Ümmü Selemenin rad yallahü teâlâ anhâ âzâd etdi i Sefîne ismindeki sahâbî, Resûlullah n hizmetinden hiç ayr lmazd. Rumlara karfl yap lan gazâda askerden ayr l p kâfirlere esîr düfldü. Kaç p gelirken karfl s na korkunç bir arslan ç kd. Ben Resûlullah n hizmetcisiyim deyip bafl ndan geçenleri arslana anlatd. Arslan, buna yüzünü gözünü sürüp, yan nda yürüdü. Düflmândan bir zarar gelmesin diye yan ndan ayr lmad. slâm askeri görülünce, dönüp gitdi. 83 Cehcâh-i Gaffârî isminde birisi halîfe Osmâna rad yallahü teâlâ anh isyân etdi. Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem her zemân elinde tafl d asây dizi ile k rd. Bir sene sonra, dizinde fiir pençe [Anthrax] hastal hâs l olarak ölümüne sebeb oldu. 347
348 84 Mu âviye rad yallahü teâlâ anh fiâmdan hacca gelip, Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem Medînedeki minber-i flerîfini bereketlenmek için fiâma götürmek istedi. Minberi yerinden oynatd klar nda, günefl tutuldu. Her taraf karar p, y ld zlar göründü. Bu arzûsundan vaz geçdi. 85 Uhud gazâs nda Ebû Katâdenin rad yallahü teâlâ anh bir gözü ç k p yana üzerine düfldü. Resûlullaha sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem getirdiler. Mübârek eli ile gözünü yerine koyup, (Yâ Rabbî! Gözünü güzel eyle!) dedi. Bu gözü, di erinden güzel oldu. Ondan dahâ kuvvetli görürdü. Ebû Katâdenin torunlar ndan biri halîfe Ömer bin Abdülazîzin yan na gelmifldi. Sen kimsin? dedi. Bir beyt okuyarak, Resûlullah n mübârek eli ile gözünü yerine koymufl oldu u zât n torunu oldu unu bildirdi. Halîfe bu beytleri iflitince, kendisine ziyâde ikrâmda ve ihsânda bulundu. 86 Iyâs bin Seleme diyor ki, Hayber gazâs nda, Resûlullah beni gönderip Alîyi istedi rad yallahü anhümâ. Alînin gözleri a r yordu. Elinden tutup, güçlükle getirdim. Mübârek parmaklar na tükürüp, Alînin gözlerine sürdü. Sanca eline verip, Hayber kap - s nda dö üflme e gönderdi. Çok zemând r aç lam yan kap y Alî rad yallahü anh yerinden sökerek, Eshâb- kirâm kal aya girdiler. Molla Abdürrahmân Câmînin rahime-hullahü teâlâ (fievâhid-ün-nübüvve) kitâb nda ve Yûsüf-i Nebhânînin (Huccetullahi alel-âlemîn) kitâb nda, Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem dahâ nice mu cizeleri yaz l d r. (fievâhid-ün-nübüvve), fârisîdir. [(Hakîkat Kitâbevi) taraf ndan fârisîsi ve türkçe tercemesi 1415 [m. 1995] de basd r lm fld r.] Can bülbülü, bir gülü, durmadan eyler arzû, hiç sanma ki a yarla gavgây eyler arzû. Durmay p etrâf nda, döner bir pergel gibi, ans z n can atma a tenhây eyler arzû. Anlad m ol güzel gül, gayra s rr n açmam fl, gonca gibi, bülbülü, dâimâ eyler arzû. Yabanc dan gizlemifl, o dilber yana n, yok yere onlar kuru, sevdây eyler arzû. Zâtî! Râh-i vusletde, yürüyor Mecnûn gibi, eritip kendisini, Leylây eyler arzû. 348
349 5 MUHAMMED ALEYH SSELÂMIN FAZÎLETLER Muhammed aleyhisselâm n fazîletlerini bildiren yüzlerce kitâb vard r. Fazîlet, üstünlük demekdir. Üstünlüklerinden seksenalt adedi afla da bildirilmifldir: 1 Mahlûklar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselâm n rûhu yarat lm fld r. 2 Allahü teâlâ, Onun ismini Arfla, Cennetlere ve yedi kat göklere yazm fld r. 3 Hindistânda yetiflen bir gülün yapraklar nda, (Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah) yaz l d r. 4 Basra flehrine yak n bir nehrde tutulan bal n sa taraf nda Allah, sol taraf nda Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem yaz l görülmüfldür. Bunlara benzeyen vak alar çokdur de Londrada bas lm fl olan (A History of Fishes) kitâb n n, ikiyüzüncü sahîfesinde, kuyru unda Kur ân- kerîm harfleri ile (fiânullah) yaz l bal n resmi mevcûddur. Verilen bilgide, kuyru un di- er taraf nda (Lâ ilâhe illallah) yaz l oldu u bildiriliyordu. Bunun misâlleri pek çokdur. 5 Muhammed aleyhisselâm n ismini söylemekden baflka vazîfesi olm yan melekler vard r. 6 Meleklerin Âdem aleyhisselâma karfl secde etmeleri emr olunmas, aln nda Muhammed aleyhisselâm n nûru bulundu u için idi. 7 Âdem aleyhisselâm zemân nda nemâz için okunan ezânda, Muhammed aleyhisselâm n ismi de söylenirdi. 8 Allahü teâlâ bütün Peygamberlere emr etdi ki, Muhammed aleyhisselâm sizin zemân n zda Peygamber olursa, ona îmân etmelerini ümmetlerinize de emr ediniz! 9 Tevrâtda, ncîlde ve Zebûrda Muhammed aleyhisselâm ve dört halîfesi ve eshâb ve ümmetinden ba z lar, güzel s fatlarla bildirilmifl ve medh olunmufllard r. Allahü teâlâ, kendinin Mah- 349
350 mûd isminden Muhammed kelimesini ç kararak Habîbine ism koymufldur. Allahü teâlâ, kendi ismlerinden Raûf ve Rahîm ismlerini Habîbine de vermifldir. 10 Dünyâya geldi i zemân, melekler taraf ndan sünnet edilmifldir. 11 Dünyâya gelece i zemân, çok büyük alâmetler görülmüfldür. Târîh ve mevlid kitâblar nda yaz l d r. 12 Dünyâya gelince, fleytânlar göke ç kamaz, meleklerden haber alamaz oldular. 13 Dünyâya geldi i zemân, yeryüzündeki bütün putlar, tap - n lan heykeller yüzüstü devrildiler. 14 Befli ini melekler sallard. 15 Beflikde iken gökdeki ay ile konuflurdu. Mübârek parma- ile iflâret etdi i tarafa meyl ederdi. 16 Beflikde iken konuflma a bafllad. 17 Çocuk iken, aç klarda gezerken, bafl hizâs nda bir bulut da birlikde hareket ederek gölge yapard. Bu hâl, Peygamberli i bafllay ncaya kadar devâm etdi. 18 Üç yafl nda iken ve k rk yafl nda Peygamberli i bildirildi- i vakt ve elliiki yafl nda mi râca götürülürken, melekler gö sünü yard. Cennetden getirdikleri le en içinde Cennet suyu ile kalbini y kad lar. 19 Her Peygamberin sa eli üstünde nübüvvet mührü vard. Muhammed aleyhisselâm n ise, sol kürekdeki deri üzerinde, kalbi hizâs nda idi. Cebrâîl aleyhisselâm kalbini y kay p, gö sünü kapad zemân, Cennetden getirdi i mühr ile s rt n mührlemifldi. 20 Önünden gördü ü gibi, arkas ndan da görürdü. 21 Ayd nl kda gördü ü gibi, karanl kda da görürdü. 22 Sevr [öküz] burcunun yan nda bulunan (Süreyyâ) denilen y ld z kümesindeki yedi y ld z gözleriyle görüp say s n bildirmifldi. Bu y ld z kümesine Pervin ve Ülker de denilmekdedir. 23 Tükrü ü ac sular tatl yapd. Hastalara flifâ verdi. Bebeklere süt gibi g dâ oldu. 24 Gözleri uyurken, mübârek kalbi uyan k olurdu. Bütün Peygamberler de aleyhimüssalevâtü vetteslîmât böyle idi. 350
351 25 Ömründe hiç esnemedi. Bütün Peygamberler de aleyhimüssalevâtü vetteslîmât böyle idi. 26 Teri gül gibi güzel kokard. Bir fakîr kimse, k z n evlendirirken, kendisinden yard m istemifldi. O ânda verecek fleyi yokdu. Küçük bir flifleye terinden koydurup verdi. O k z, yüzüne, bafl - na sürünce, evi misk gibi kokard. Evi (güzel kokulu ev) ad ile meflhûr oldu. 27 Orta boylu oldu u hâlde, uzun kimselerin yan nda iken, onlardan yüksek görünürdü. 28 Günefl ve ay fl nda yürüyünce, gölgesi yere düflmezdi. 29 Bedenine ve elbisesine sinek, sivri sinek ve baflka böcekler konmazd. 30 Çamafl rlar n ne kadar çok giyse, hiç kirlenmezdi. 31 Her yürüdü ü zemân, arkas ndan melekler gelirdi. Bunun için, Eshâb n rad yallahü teâlâ anhüm ecma în önünden yürütür, arkam meleklere b rak n derdi. 32 Tafl üstüne bas nca, taflda aya n n izi kal rd. Kum üstünde giderken hiç iz b rakmazd. Aç kda abdest bozdu u zemân, yer yar l p bevl ve benzerleri toprak içinde kal rd. Oradan etrâfa güzel kokular yay l rd. Bütün Peygamberler de böyle idi. 33 Hacâmat kan ndan içenler oldu. Bunu iflitince, (Cehennem atefli onu yakmaz) buyurdu. 34 Büyük bir mu cizesi de, mi râca götürülmesidir. Burak denilen Cennet hayvan ile Mekkeden Kudüse götürüldü. Oradan göklere ve Arfla götürüldü. Kendisine acâib fleyler gösterildi. Allahü teâlây bafl gözü ile bilinmeyen bir fleklde gördü. [Fekat bu görmesi, madde âleminin d fl nda ya nî âhiret âleminde oldu.] Bir ânda tekrâr evine getirildi. Mi râc mu cizesi, baflka hiçbir Peygambere verilmedi. 35 Ona ömrlerinde bir kerre salât ve selâm okumalar ümmetine farz oldu. Allahü teâlâ ve melekler de, Ona salât ve selâm etmekdedir. 36 nsanlar ve melekler içinde, en çok ilm Ona verildi. Ümmî oldu u hâlde, ya nî kimseden birfley ö renmemifl iken, Allahü teâlâ Ona herfleyi bildirmifldir. Âdem aleyhisselâma herfleyin ismi bildirildi i gibi, Ona da herfleyin ismi ve ilmi bildirilmifldir. 37 Ümmetinin ismleri ve aralar nda olacak fleylerin hepsi 351
352 kendisine bildirildi. 38 Akl, bütün insanlar n akl ndan dahâ çokdur. 39 nsanlarda bulunabilecek bütün iyi huylar n hepsi Ona ihsân olundu. Büyük flâir Ömer bin Fâr da, (Resûlullah niçin medh etmedin) dediklerinde, Onu medh etme e gücüm yetmiyece ini anlad m. Onu medh edecek kelime bulamad m demifldir. 40 Kelime-i flehâdetde, ezânda, ikâmetde, nemâzdaki teflehhüdde, birçok düâlarda, ba z ibâdetlerde ve hutbelerde, nasîhat yapmakda, s k nt l zemânlarda, kabrde, mahflerde, Cennetde ve her mahlûkun lisân nda Allahü teâlâ, Onun ismini kendi isminin yan na koymufldur. 41 Üstünlüklerinin en üstünü, Habîbullah olmas d r. Allahü teâlâ, Onu kendisine sevgili, dost yapm fld r. Onu herkesden, her melekden dahâ çok sevmifldir. Allahü teâlâ, hadîs-i kudsîde, ( brâhîmi Halîl yapd m ise, seni kendime Habîb yapd m) buyurmufldur. 42 (Sana, râz oluncaya kadar, [yeter deyinceye kadar] her diledi ini verece im) meâlindeki Duhâ sûresinin 5. ci âyet-i kerîmesi, Allahü teâlân n, Peygamberine sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem bütün ilmleri, bütün üstünlükleri, ahkâm- islâmiyyeyi, düflmânlar na karfl yard m ve galebe ve ümmetine fethler, zaferler ve k yâmetde her dürlü flefâ at ve tecellîler ihsân edece ini va d etmekdedir. Bu âyet-i kerîme nâzil oldu u [geldi i] zemân, Cebrâîl aleyhisselâma bakarak, (Ümmetimden birinin Cehennemde kalmas na râz olmam) buyurdu. 43 Gece, uyan k iken, uykuda iken, yaln z iken, çoklukda iken, yolculukda iken, evde iken, harbde iken, gülerken, a larken, mübârek kalbi hep Allahü teâlâ ile idi. Ba z zemânlarda ise, yaln z Allahü teâlâ ile idi. Dünyâdaki vazîfelerini yapabilmek ve mübârek kalbini befleriyyet âlemine döndürmek için, zevcesi Âiflenin rad yallahü anhâ yan na gelip, (Ey Âifle! Birâz benimle konufl [da kendime geleyim]) buyurur, ondan sonra Eshâb na nasîhat ve irflâd etme e giderdi. Sabâh nemâz n n sünnetini evinde k l p, Âifle rad yallahü anhâ ile bir mikdâr konufldukdan sonra Eshâb na farz k ld rmak için mescîde giderdi. Bu hâl hasâis-i peygamberîdir. Âifle rad yallahü anhâ ile konuflmadan d flar ç ksa idi, ilâhî tecellîlerden ve nûrlardan dolay, yüzüne kimse bakamazd. 44 Allahü teâlâ, Kur ân- kerîmde, her Peygamberi aleyhimüssalevâtü vetteslîmât ismi ile bildirmifldir. Muhammed aley- 352
353 hisselâm ise, (ey Resûlüm, ey Peygamberim) diyerek Onu yücelten vasflar ile bildirmifldir. 45 Gâyet aç k, kolay anlafl l r olarak konuflurdu. Arabî lisân n n her lehçesi ile konuflurdu. Çeflidli yerlerden gelip soranlara onlar n lügati ile cevâb verirdi. flitenler hayrân olurlard. (Allahü teâlâ, beni çok güzel yetifldirdi) buyurdu. 46 Az kelime ile çok fley anlat rd. Yüz binden ziyâde hadîs-i flerîfi, Onun (Cevâmi-ul-kelim) oldu unu göstermekdedir. Ba z âlimler dediler ki, Muhammed aleyhisselâm, islâm dîninin dört temelini, dört hadîs-i flerîfle bildirmifldir. Bunlar: (Ameller niyyetlere göre de erlendirilir) ve, (Halâl meydândad r, harâm meydândad r) ve, (Da vâc n n flâhid göstermesi ve da vâl n n yemîn etmesi lâz md r) ve, (Bir kimse, kendine istedi ini, din kardefli için de istemedikce, îmân kâmil olmaz). Bu dört hadîs-i flerîfden birincisi, ibâdet bilgilerinin, ikincisi, muâmelât bilgilerinin, üçüncüsü, husûmât, ya nî adâlet ifllerinin ve siyâset bilgilerinin, dördüncüsü de, âdâb ve ahlâk bilgilerinin temelidir. 47 Muhammed aleyhisselâm ma sûm idi. Bilerek ve bilmiyerek büyük ve küçük, k rk yafl ndan evvel ve sonra, hiçbir günâh ifllememifldir. Çirkin hiçbir hareketi görülmemifldir. 48 Müslimânlar n nemâzda otururken, (Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi) okuyarak, Muhammed aleyhisselâma selâm vermeleri emr olundu. Nemâzda, baflka bir Peygambere ve meleklere karfl söylemek câiz olmad. 49 Rütbeyi, saltanat istememifl, Peygamberli i, fakîrli i dilemifldir. Bir sabâh, Cebrâîl aleyhisselâm ile konuflurken bu gece evimizde yiyecek bir lokmam z yokdu buyurdu. O anda, srâfîl aleyhisselâm gelip, (Allahü teâlâ söyledi ini iflitdi ve beni gönderdi. stersen her elini sürdü ün tafl altun olsun, gümüfl olsun, zümrüt olsun. stersen melik olarak peygamberlik yap) dedi. Resûlullah üç kerre (Kul olarak Peygamberlik istiyorum) dedi. 50 Baflka Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât belli bir zemânda, belli bir memleketde Peygamberlik yapd. Muhammed aleyhisselâm ise, yer yüzündeki bütün insanlara ve cinne 353 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-23
354 k yâmete kadar Peygamber olarak gönderilmifldir. Meleklerin de, hayvanlar n da, nebâtlar n da, cans zlar n da, k saca bütün mahlûklar n Peygamberi oldu unu bildiren âlimler de vard r. 51 Bütün varl klara rahmeti, fâidesi yay lm fld r. Mü minlere fâidesi meydândad r. Baflka Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât zemân ndaki kâfirlere, dünyâda azâblar yap l r, yok edilirlerdi. Ona îmân etmiyenlere dünyâda azâb yap lmad. Birgün, Cebrâîl aleyhisselâma, (Allahü teâlâ benim âlemlere rahmet oldu umu bildirdi. Benim rahmetimden sana da nasîb oldu mu?) buyurdu. Cebrâîl de, (Allah n büyüklü ü, dehfleti karfl s nda, sonumun nas l olaca ndan hep korku içindeydim. Emîn oldu umu bildiren âyetleri [Tekvîr sûresindeki 20 ve 21. âyetleri] getirince, bu medh ile müdhifl korkudan kurtuldum, emîn oldum. Bundan büyük rahmet olur mu?) dedi. 52 Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâm n râz olmas n istemifldir. [42. ci fazîletde bildirdi imiz gibi, Allahü teâlâ O râz oluncaya kadar istedi ini verecekdir. Bu husûs, Duhâ sûresinde bildirilmifldir.] 53 Baflka Peygamberler, kâfirlerin iftirâlar na kendileri cevâb vermifldir. Muhammed aleyhisselâma yap lan iftirâlara ise, Allahü teâlâ cevâb vererek, Onun müdâfe as n yapm fld r. 54 Muhammed aleyhisselâm n ümmetinin say s, baflka Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât ümmetlerinin say lar toplam ndan dahâ çokdur. Onlardan dahâ üstün ve dahâ flereflidirler. Cennete gireceklerin üçde ikisinin bu ümmetden olaca, hadîs-i flerîflerde bildirilmifldir. 55 (Mevâhib-i ledünniyye)de diyor ki, (Ümmetimin dalâlet üzerinde birleflmemelerini Rabbimden diledim. Kabûl eyledi) hadîsi meflhûrdur. Baflka bir hadîs-i flerîfde, (Allahü teâlâ sizi üç fleyden korumufldur. Bunlardan biri, dalâlet üzerinde birleflmekden korumufldur. kincisi, sârî [bulafl c ] hastal kdan ölen, flehîd sevâb - na kavuflur. Üçüncüsü, iki sâlih müslimân, bir müslimân için, hayrl d r [iyi biliriz] diyerek flâhid olursa, o müslimân Cennete gider) buyurdu. Bir hadîs-i flerîfde, (Eshâb m n ihtilâf, sizin için rahmetdir) ve (Ümmetimin ihtilâf, [amelde mezheblere ayr lmas ], rahmetdir) buyurdu. Onun ümmeti hakk, do ruyu bulmak için çal - fl rlarken, ihtilâfa düflerler. Bu çal flmalar ise, rahmete sebeb olur. Bu hadîs-i flerîfi iki kimse inkâr etmifldir: Biri mâcin, ikincisi mülhiddir. Mâcin, dîni dünyâ kazanc na âlet eden hîlecidir. Mülhid de, 354
355 âyet-i kerîmelere dünyâ ç karlar na göre ma nâ vererek kâfir olan sap kd r. Yahyâ bin Sa îd diyor ki, slâm âlimleri kolaylafld r c d rlar. Bir ifle, birisi halâl demifl, baflkas harâm demifldir. Sâlih insanlar için halâl dediklerine, fesad zemân nda harâm demifllerdir. Yukar daki hadîs-i flerîfler gösteriyor ki, ( cmâ- ümmet) ya nî, müctehid denilen âlimlerin sözbirli i, (Edille-i fler yye)dendir. Ya nî, din bilgilerinin dört kayna ndan birisidir ve dört mezheb hakd r. Mezhebler, müslimânlar için Allahü teâlân n rahmetidirler. 56 Resûlullaha verilecek sevâblar, di er Peygamberlere verilecek sevâblardan kat kat ziyâdedir. Makbûl bir ibâdet ve hayrl bir ifl iflleyene verilen sevâb kadar bunun hocas na da verilecekdir. Hocas n n hocas na dört misli, onun hocas na sekiz misli, onun da hocas na onalt misli olmak üzere, Resûlullaha kadar her hocaya talebesinin iki misli sevâb verilecekdir. Meselâ, yirminci hocas na beflyüz yirmidört bin ikiyüzseksensekiz sevâb verilecekdir. Muhammed aleyhisselâma, Ümmetinin herbir iflinden sevâb verilecekdir. Muhammed aleyhisselâma herbir iflinden verilecek olan sevâblar n say s, bu hesâba göre düflünülürse, hepsinin mikdâr n Allahü teâlâdan baflka kimse bilmez. Selef-i sâlihînin, sonra gelenlerden dahâ efdâl, dahâ üstün olduklar bildirildi. Sevâb say s bak m ndan bu üstünlük meydândad r. 57 Kendisini, ismi ile ça rmak, yan nda yüksek sesle konuflmak, uzakdan kendisine seslenmek, yolda önüne geçmek harâm edilmifldir. Baflka Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât ümmetleri, kendilerini ismleri ile ça r rlard. 58 srâfil aleyhisselâm da Muhammed aleyhisselâma çok kerre gelmifldir. Baflka Peygamberlere aleyhimüssalevâtü vetteslîmât yaln z Cebrâîl aleyhisselâm gelmifldir. 59 Cebrâîl aleyhisselâm melek fleklinde iki kerre görmüfldür. Baflka hiçbir Peygambere aleyhimüssalevâtü vetteslîmât melek fleklinde görünmemifldir. 60 Kendisine Cebrâîl aleyhisselâm yirmidört bin kerre gelmifldir. Baflka Peygamberlerden aleyhimüssalevâtü vetteslîmât en çok olarak Mûsâ aleyhisselâma, dörtyüz kerre gelmifldir. 61 Allahü teâlâya Muhammed aleyhisselâm ile, yemîn vermek câiz olup, baflka Peygamberlerle ve meleklerle câiz de ildir. 62 Muhammed aleyhisselâmdan sonra, mübârek zevcelerini 355
356 rad yallahü teâlâ anhünne baflkalar n n nikâhla almalar harâm edilmifl, bu bak mdan mü minlerin anneleri olduklar bildirilmifldir. Baflka Peygamberlerin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât zevceleri kendilerine yâ zararl olmufl, veyâ fâidesiz olmufllard r. Muhammed aleyhisselâm n mübârek zevceleri rad yallahü teâlâ anhünne ise, dünyâ ve âhiret ifllerinde, kendisine yard mc olmufllar, fakîrli e sabr etmifller, flükr etmifller ve islâmiyyeti yaymakda çok hizmet etmifllerdir. 63 Resûlullah n mübârek k zlar ve zevceleri rad yallahü teâlâ anhünne, dünyâ kad nlar n n en üstünleridir. Eshâb n n hepsi de, Peygamberlerden baflka, bütün insanlar n en üstünleridir. fiehrleri olan Mekke-i mükerreme ve sonra Medîne-i münevvere, yer yüzünün en k ymetli yerleridir. Mescid-i flerîfinde k l nan bir rek at nemâza, bin rek at sevâb yaz l r. Baflka ibâdetler için de böyledir. Kabri ile minberi aras, Cennet ba çesidir. (Öldükden sonra beni ziyâret eden, diri iken etmifl gibidir. Haremeynden birinde ölen bir mü min, k yâmet günü emîn olarak diriltilir) buyurdu. Mekke ve Medîne flehrlerine (Haremeyn) denir. 64 Neseb ve sebeb bak m ndan, ya nî kan ve nikâh bak m ndan olan akrabâl n k yâmetde fâidesi yokdur. Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem akrabâs bundan müstesnâd r. 65 Herkesin soyu o lundan devâm eder. Muhammed aleyhisselâm n soyu ise, K z Fât madand r. Bu husûs, hadîs-i flerîf ile de bildirilmifldir. 66 Onun mübârek ismini tafl yan hakîkî mü minler Cehenneme girmeyecekdir. 67 Onun her sözü, her ifli do rudur. Her ictihâd, Allahü teâlâ taraf ndan do rulanm fld r. 68 Onu sevmek herkese farzd r. (Allahü teâlây seven, beni sever) buyurdu. Onu sevmenin alâmeti, dînine, yoluna, sünnetine ve ahlâk na uymakd r. Kur ân- kerîmde meâlen, (Bana uyarsan z, Allahü teâlâ sizi sever) demesi emr olundu. 69 Onun ehl-i beytini rad yallahü teâlâ anhüm ecma în sevmek vâcibdir. (Ehl-i beytime düflmanl k eden münâf kd r) buyurmufldur. Ehl-i beyt, zekât almas harâm olan akrabâs d r. Bunlar, zevceleri ve dedesi Hâflimin soyundan olan mü minlerdir ki, Alînin, Ukaylin, Ca fer Tayyar n ve Abbâs n soyundan olanlard r. 356
357 70 Eshâb n n hepsini rad yallahü teâlâ anhüm ecma în sevmek vâcibdir. (Benden sonra, eshâb ma düflmanl k etmeyiniz! Onlar sevmek, beni sevmekdir. Onlara düflman olmak, bana düflman olmakd r. Onlar inciten, beni incitmifl olur. Beni inciten de, Allahü teâlây incitir. Allahü teâlâ, kendisini incitene azâb eder) buyurdu. 71 Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâma, gökde iki ve yerde iki yard mc yaratm fld r. Bunlar Cebrâîl, Mikâîl ve Ebû Bekr ve Ömerdir rad yallahü teâlâ anhüm ecma în. 72 Her insan n cinden bir arkadafl vard r. Bu fleytân kâfirdir. Vesvese vererek, îmân n alma a, günâh yapd rma a çal fl r. Resûl aleyhisselâm, arkadafl olan cinnîyi îmâna getirmifldir. 73 Erkek, kad n, büyük yaflda vefât eden herkese kabrinde Muhammed aleyhisselâm sorulacakd r. Rabbin kimdir denildi i gibi, Peygamberin kimdir denilecekdir. 74 Muhammed aleyhisselâm n hadîs-i flerîflerini okumak ibâdetdir. Okuyana sevâb verilir. Hadîs-i flerîf okumak için, abdest almak, temiz elbise giymek, güzel koku sürünmek, hadîs-i flerîf kitâb n yüksek bir yere koymak, okuyan n d flar dan gelenler için aya a kalkmamas ve dinliyenlerin birbirleriyle konuflmamalar müstehâbd r. Hadîs-i flerîfleri devâml okuyanlar n yüzleri nûrlu, parlak ve güzel olur. Kur ân- kerîm okurken de, bu edebleri gözetmek lâz md r. 75 Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem vefât edece i zemân, Cebrâîl aleyhisselâm gelip, Allahü teâlâdan selâm getirdi ve hât r n sordu unu söyledi. Vefât edece ini bildirdi. Kendisi ve ümmeti için çok müjdeler verdi. 76 Mübârek rûhunu almak için, Azrâîl aleyhisselâm, insan fleklinde geldi. çeri girmek için izn istedi. 77 Kabrinin içindeki toprak, her yerden ve Kâ beden [ve Cennetlerden] dahâ efdaldir. 78 Kabrinde, bilmedi imiz bir hayât ile diridir. Kabrinde Kur ân- kerîm okur, nemâz k lar. Bütün Peygamberler de aleyhimüssalevâtü vetteslîmât böyledir. 79 Dünyân n her yerinde Resûlullaha sallallahü aleyhi ve sellem salevât okuyan müslimânlar ifliten melekler, kabrine gelip haber verirler. Kabrini hergün binlerce melek ziyâret eder. 357
358 80 Ümmetinin amelleri ve ibâdetleri her sabâh ve akflam kendisine gösterilir. Bunlar yapanlar da görür. Günâh iflliyenlerin afv olmas için düâ eder. 81 Kabrini ziyâret etmek, kad nlara da müstehâbd r. Baflka kabrleri ise, yaln z tenhâ zemânlarda ziyâret etmeleri câizdir. 82 Diri iken oldu u gibi, vefât ndan sonra da, dünyân n her yerinde, her zemân Ona tevessül edenlerin, ya nî Onun hât r ve hurmeti için istiyenlerin düâs n Allahü teâlâ kabûl eder. Bir köylü, türbesi yan na gelip, (Yâ Rabbî! Köle âzâd etme i emr etdin. Bu senin Peygamberindir. Ben de, kölelerinden biriyim. Peygamberinin hât r için, Beni Cehennem ateflinden âzâd et!) dedi. (Ey kulum! Niçin yaln z kendinin âzâd olmas n istedin? Bütün kullar - m n âzâd olmalar n niçin istemedin? Haydi git! Seni Cehennemden âzâd etdim) sesi iflitildi. Evliyân n meflhûrlar ndan Hâtim-i Esam [1], Resûlullah n türbesinin yan nda durup, (Yâ Rabbî! Peygamberinin kabrini ziyâret etdim. Beni, eli bofl olarak çevirme!) dedi. (Ey kulum! Habîbimin kabrini ziyâret etmeni kabûl etdim. Seni ve seninle berâber ziyâret edenleri ma firet etdim) sesi iflitildi. mâm- Ahmed Kastalânî rahmetullahi aleyh diyor ki, birkaç sene hastal k çekdim. Doktorlar çâresini bulamad. Mekkede bir gece Resûlullaha çok yalvard m. O gece rü yâda bir kimse gördüm. Elindeki kâ dda, (Burada Ahmed Kastalânînin hastal için, Resûlullah n izni ile ilâc yaz lm fld r) okudum. Uyand mda hastal - m kalmam fld. Kastalânî yine diyor ki, bir k zca z sar a hastal na yakalanm fld. yi olmas için Resûlullaha çok yalvard m. Rü yâmda bir kimse, k zca z hasta yapan cinnîyi bana getirdi. Bunu sana Resûlullah gönderdi dedi. Cinnîye dar ld m, ba rd m. K zca z incitmiyece i için bana yemîn verdi, uyand m. K zca z n sar a hastal - ndan kurtuldu unu haber ald m. 83 Kabrden ilk önce Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem kalkacakd r. Üzerinde Cennet elbisesi bulunacakd r. Burak üzerinde mahfler [toplant ] yerine gidecekdir. Elinde (livâ-ülhamd) denilen bayrak olacakd r. Peygamberler ve bütün insanlar bu bayra n alt nda duracakd r. Hepsi, bin sene beklemekden, çok s k lacaklard r. Önce Âdem, sonra Nûh, sonra brâhîm ve Mûsâ [1] Hâtim-i Esam Belhî, 237 [m. 852] de vefât etdi. 358
359 ve Îsâ peygamberlere aleyhimüssalevâtü vetteslîmât gidip, hesâba bafllanmas için flefâ at etmelerini dileyeceklerdir. Her biri, birer özr bildirerek, Allahü teâlâdan utand klar n, korkduklar n söyliyecekler, flefâ at edemiyeceklerdir. Sonra, Resûlullaha gelip yalvaracaklard r. Secde edip, düâ edecek ve flefâ ati kabûl olacakd r. Önce, Onun ümmetinin hesâb görülecek, önce s râtdan geçecekler ve Cennete gireceklerdir. Her gitdi i yeri nûrland racaklard r. Fât ma rad yallahü anhâ s râtdan geçerken (Herkes gözlerini kapas n! Muhammed aleyhisselâm n k z geliyor) denecekdir. 84 Befl yerde flefâ at edecekdir. Birincisi (Makâm- Mahmûd) denilen flefâ at ile, bütün insanlar mahflerde beklemek azâb ndan kurtaracakd r. kincisi, flefâ at ile, çok kimseyi hesâbs z Cennete sokacakd r. Üçüncüsü, günâh çok olan mü minleri Cehennemden ç karacakd r. Dördüncüsü, sevâb ve günâh müsâvî olup, (A râf) denilen yerde bekliyenlerin Cennete gitmelerine flefâ at edecekdir. Beflincisi, Cennetde olanlar n derecelerinin yükselmesine flefâ at edecekdir. fiefâ at ile hesâbdan kurtard yetmifl bin kimsenin her birinin flefâ atleri ile de, yetmifler bin kifli hesâbs z Cennete gireceklerdir. 85 Hadîs-i kudsîde, (Sen olmasayd n, hiçbirfleyi yaratmazd m) buyuruldu. 86 Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem Cennetde bulundu u makâm n ismi (Vesîle)dir. Buras Cennetin en yüksek derecesidir. Cennetde bulunan herkese birer dal yetiflecek olan (Sidret-ül-müntehâ) a ac n n kökü oradad r. Cennetdekilere her ni met, bu dallardan gelecekdir. Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da, ibret al! fiu direksiz kubbe-i semâya bak da, ibret al! Görmek istersen, Cenâb- kibriyân n kudretin, her sabâh, seher vakti, dünyâya bak da ibret al! Pâdiflâh olsan da, derler er kifli niyyetine, Var, musallada yatan mevtâya bak da, ibret al! Bir kefendir âk bet, sermâye-i be ve fakîr, varl a ma rur olan, mecnûn de il de, yâ nedir? 359
360 6 RESÛLULLAHIN sallallahü aleyhi ve sellem GÜZEL AHLÂK VE ÂDETLER Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem ahlâk ndan ve âdetlerinden elli adedi afla da bildirilmifldir: 1 Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem ilmi, irfân, fehmi, yakîni, akl, zekâs, cömertli i, tevâzû u, hilmi, flefkati, sabr, gayreti, hamiyyeti, sadâkat, emâneti, flecâ ati, heybeti, yi itli i, belâgati, fesâhati, fetâneti, melâheti [güzelli i], vera, iffeti, keremi, insâf, hayâs, zühdü, takvâs bütün Peygamberlerden dahâ çokdu. Dostundan ve düflmân ndan gördü ü zararlar, eziyyetleri afv ederdi. Hiçbirine karfl l k vermezdi. Uhud gazâs nda kâfirler mübârek yana n kanat p, difllerini k rd klar zemân, bunu yapanlar için, (Yâ Rabbî! Bunlar afv et! Câhilliklerine ba flla) diye düâ buyurmufldu. 2 fiefkati çokdu. Hayvanlara su verir. Su kab n eliyle tutarak doymalar n beklerdi. Bindi i at n yüzünü ve gözünü silerdi. 3 Her ça rana, lebbeyk (efendim) diyerek cevâb verirdi. Kimsenin yan nda, ayaklar n uzatmazd. Diz çöküp otururdu. Hayvan üzerinde giderken, bir yaya görünce, arkas na bindirirdi. 4 Kendisini kimseden üstün tutmazd. Bir yolculukda, bir koyun kebâb yap laca zemân, biri ben keserim dedi. Bir baflkas, ben derisini yüzerim dedi. Di eri, ben pifliririm dedi. Resûlullah da, ben odun toplar m deyince, Yâ Resûlallah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem! Sen istirâhat buyur! Biz toplar z dediler. (Evet! Sizin herfleyi yapaca n z biliyorum. Fekat, ifl görenlerden ayr larak oturmak istemem. Allahü teâlâ, arkadafllar ndan ayr l p oturan sevmez) buyurdu. Kalk p odun toplamaya gitdi. 5 Eshâb n n rad yallahü teâlâ anhüm ecma în oturduklar yere gelince, bafl tarafa geçmezdi. Gördü ü bofl bir yere otururdu. Elinde bastonu olarak, birgün soka a ç kd kda, görenler aya a kalkd lar. (Baflkalar n n birbirlerine sayg duruflu yapd klar gibi, benim için aya a kalkmay n z! Ben de, sizin gibi bir insan m. Herkes gibi yirim. Yorulunca, otururum) buyurdu. 6 Çok zemân diz çökerek otururdu. Dizlerini dikip, etrâf na 360
361 kollar n sararak oturdu u da görülmüfldür. Yemekde, giymekde ve herfleyde hizmetçilerini kendinden ay rmazd. Onlar n ifllerine yard m ederdi. Kimseyi dövdü ü, sövdü ü hiç görülmedi. Her zemân hizmetinde bulunan Enes bin Mâlik diyor ki, Resûlullaha on sene hizmet etdim. Onun bana yapd hizmet, benim Ona yapd - mdan çok idi. Bana incindi ini, sert söyledi ini hiç görmedim. 7 Söküklerini, y rt klar n kendi de yamar, koyunlar n kendi de sa ar, hayvanlar na kendi de yem verirdi. Çarfl dan sat n ald n eve kendisi götürürdü. Yolculukda hayvanlar na yem verir, ba zan t mar da ederdi. Bunlar ba zan yaln z yapar, ba zan da hizmetçilerine yard m ederdi. 8 Ba z kimselerin hizmetçileri gelip kendisini ça rd klar nda, Medînenin âdetine uyarak, onlarla elele verip yürürdü. 9 Hastalar ziyâret eder, cenâzelerde bulunurdu. Gönül almak için, kâfirlerin ve münâf klar n hastalar n da ziyâret ederdi. 10 Sabâh nemâzlar n k ld rd kdan sonra, cemâ ate karfl oturup, (Hasta olan kardeflimiz var m? Ziyâretine gidelim!) buyururdu. Hasta yoksa, (Cenâzesi olan var m? Yard ma gidelim!) derdi. Cenâze olursa, y kanmas nda, kefenlenmesinde yard m eder, nemâz n k ld r r, kabrine kadar giderdi. Cenâze yoksa, (Rü yâ gören varsa anlats n! Dinleyelim, tâbir edelim!) buyururdu. 11 Eshâb ndan birini üç gün görmese, onu sorard. Yolculu- a gitmifl ise, hayr düâ eder, flehrde ise, ziyâretine giderdi. 12 Yolda karfl lafld müslimâna önce kendi selâm verirdi. 13 Deveye, ata, kat ra ve efle e biner, ba zan baflkas n da arkas na oturturdu. 14 Misâfirlerine, Eshâb na hizmet eder, (Bir kavmin efendisi, en üstünü, onlara hizmet edendir) buyururdu. 15 Kahkaha ile güldü ü hiç görülmedi. Sessizce tebessüm ederdi. Ba zan gülerken mübârek ön diflleri görünürdü. 16 Hep düflünceli, üzüntülü görünür, az söylerdi. Konuflma- a tebessüm ederek bafllard. 17 Lüzûmsuz ve fâidesiz birfley söylemezdi. Lâz m olunca, k sa, fâideli ve ma nâs aç k olarak söylerdi. yi anlafl lmas için ba zan üç kerre tekrâr ederdi. 18 Yabanc ile ve tan d klarla ve çocuklarla ve ihtiyâr kad n- 361
362 larla ve mahrem kad nlariyle latîfe, flaka yapard. Fekat bunlar, Allahü teâlây bir an unutmas na sebeb olmazd. 19 Heybetinden kimse yüzüne bakamazd. Birisi gelip mübârek yüzüne bak nca, titredi. (S k lma! Ben melik de ilim, zâlim de ilim. Kurumufl et yiyen bir kad nca z n o luyum) buyurdu. Adam n korkusu gidip, derdini söylemeye bafllad. 20 Bekçileri, kap c lar yokdu. Herkes kolayca yan na gelip, derdini anlat rd. 21 Hayâs çokdu. Konufldu u kimsenin yüzüne bakma a utan rd. 22 Kimsenin ayb n yüzüne vurmazd. Kimseden flikâyet etmez, arkas ndan söylemezdi. Bir kimsenin sözünü veyâ iflini be- enmedi i zemân, (Ba z kimseler, acabâ neden flöyle yap yorlar?) derdi. 23 Allahü teâlân n sevgilisi, resûlü ve makbûlü iken, (Allahü teâlây en iyi tan yan n z ve Ondan en çok korkan n z benim) buyururdu. (Benim gördü ümü görseydiniz, az güler, çok a lard - n z) der, havada bulut görünce, (Yâ Rabbî! Bu bulutla bize azâb gönderme!) derdi. Rüzgâr esince, (Yâ Rabbî! Bize hayrl rüzgâr gönder) diye düâ ederdi. Gök gürleyince, (Yâ Rabbî! Bizi gadab nla öldürme, azâb nla helâk etme ve bundan önce bize âfiyet ihsân eyle!) derdi. Nemâza dururken, a l yan kimsenin içini çekdi i gibi, gö sünden ses iflitilirdi. Kur ân- kerîm okurken de, böyle olurdu. 24 Kalbinin kuvveti, flecâ ati flafl lacak kadar çokdu. Huneyn gazâs nda, müslimânlar, ganîmet toplamak için da l p, üç dört kimse ile kalm fld. Kâfirler hep birden, hemen hücûm etdiler. Resûlullah onlara karfl durup kaç rd. Birkaç def a oldu. Aslâ gerilemedi. 25 (Mevâhib-i ledünniyye)de, üçüncü maksad n ikinci fasl sonunda diyor ki: Abdullah ibni Ömer, Fahr-i kâinâtdan dahâ kuvvetli bir pehlivân görmedim dedi. bni shak diyor ki, Mekkede Rügâne isminde meflhûr bir pehlivân vard. Resûlullah ile flehr hâricinde, karfl lafld. (Yâ Rügâne! niçin müslimân olmuyorsun?) buyurdu. Peygamber oldu una bir flâhidin var m dedi. (Seninle gürefl edelim. S rt n yere gelirse, îmân eder misin?) buyurdu. Evet îmân ederim dedi. Dahâ, bafllang çda, Rügânenin s rt yere gelince, flaflk na döndü. Bir yanl fll k oldu. Tekrâr edelim dedi. Böylece, üç kerre, s rt üstü y k ld. (fievâhid-ün-nübüvve)nin üçüncü cüz ü 362
363 bafl nda diyor ki, (Îmân etme e niyyetim yok idi. S rt m n yere gelece i hât r mdan bile geçmemifldi. fiimdi, kuvvetinin benden dahâ çok oldu una flafld m ve çok be endim diyerek, sürüsünün yar s n Resûlullaha hediyye edip, ayr ld. Resûlullah, sürü ile Mekkeye do ru giderken, Rügâne koflarak geldi ve: Yâ Muhammed! Mekkeliler, bu sürüyü nerden buldun? derlerse, ne cevâb verirsin dedi. Rügâne hediyye etdi derim buyurdu. Ne için hediyye etdi derlerse, Onunla gürefl etdik. S rt n yere getirdim. Kuvvetimi be endi de verdi derim. Amân öyle söyleme! fiân m flerefim yok olur. Sözlerim hofluna gitdi de verdi desen iyi olur. Hiç yalan söylememek için Rabbime söz verdim buyurdu. Öyle ise, sürüyü geri al r m dedi. Al rsan al! Rabbimin r zâs için, bin sürü fedâ olsun buyurdu. Rügâne Resûlullah n bu îmân na, do rulu una âfl k olup hemen (Kelime-i flehâdet) söyleyerek müslimân oldu.) Ebül-Esvedil- Cümehî isminde bir pehlivân dahâ vard. S r derisi üstünde ayakda durup, on kuvvetli kimse, deriyi etrâf ndan çeker, deri parçalan r, yerinden hareket etdiremezlerdi. Bu da, beni yenersen îmâna gelirim dedi. Güreflince, s rt yere geldi. Fekat îmân etmedi. 26 Çok cömert idi. Yüzlerle deve ve koyunlar ba fllar, kendisine birfley b rakmazd. Nice kat kalbli kâfirler, bu ihsânlar n görerek îmâna gelmifllerdir. 27 Kendisinden birfley istendikde yok dedi i hiç iflitilmedi. Var ise verir, yok ise sükût ederdi. 28 Allahü teâlâ, (iste vereyim) buyurmuflken, dünyâ servetini istemedi. Elenmifl bu day unu ekme ini hiç yimedi. Hep elenmemifl arpa unu ekme ini yirdi. Doyuncaya kadar yidi i görülmedi. Ekme i kat ks z olarak veyâ hurma ile, sirke ile, meyva ile, çorba ile veyâ zeytin ya na bat r p yirdi. Tavuk, tavflan, deve, ceylan, bal k ve past rma etleri ve peynir de yirdi. Etin kol taraf n severdi. Elleri ile tutup s rarak yirdi. [B çakla kesip yimek de câizdir.] Ekseriyâ süt veyâ hurma yirdi. Evde iki üç ay yemek piflmeyip, ekmek yap lmay p, yaln z hurma yedi i aylar da olmufldur. ki üç gün birfley yimedi i de olurdu. Vefât etdi i zemân, bir demir z rh ceketi, otuz kilo arpa için, bir yehûdîde rehin 363
364 b rak lm fl bulundu. 29 Bir yeme i be enmedi i iflitilmedi. Be endi ini yir, be- enmedi ini yimez ve birfley söylemezdi. 30 Günde bir kerre yirdi. Ba zan sabâh, ba zan akflam yirdi. Eve gelince (yiyecek var m?) der, yok denirse, oruc tutard. Yeme i sofra bezi, tepsi, masa gibi birfley üstünde yimeyip, yere kor, diz çöker, bir fleye dayanmadan yirdi. Yeme e besmele okuyarak bafllard. Sa eli ile yirdi. 31 Dokuz zevcesine ve birkaç hizmetçisine ba zan bir senelik arpa ve hurma ay r r, bundan fakîrlere de sadaka verirdi. 32 Yemekler aras nda koyun etini, et suyunu, kaba, tatl lar, bal, hurmay, sütü, kayma, karpuzu, kavunu, üzümü, h yar ve serin suyu severdi. 33 Suyu yavafl yavafl, besmele ile bafll yarak üç yudumda içer, sonunda (Elhamdülillah) der ve düâ ederdi. 34 Di er Peygamberler gibi, zekât mal ve sadaka almazd. Hediyyeyi kabûl ederdi. Ekseriyâ karfl l n ziyâdesi ile verirdi. 35 Giymesi câiz olanlardan her buldu unu giyerdi. Kal n kumafldan ihram fleklinde dikilmemifl fleylerle örtünür, pefltemal sar - n r, gömlek ve cübbe de giyerdi. Bunlar pamukdan, yünden veyâ k ldan dokunmufldu. Ekseriyâ beyâz, ba zan yeflil giyerdi. Dikilmifl elbise giydi i de olurdu. Cum a ve bayramlarda ve yabanc elçiler geldikde ve cenk zemânlar nda k ymetli gömlekler, cübbeler giyerdi. Elbiselerinin renkleri ekseriyâ beyâz olurdu. Yeflil, k rm z ve siyâh oldu u da olurdu. Kollar n bileklerine kadar, mübârek ayaklar n bald r n yar s na kadar örterdi. mâm- Tirmüzînin rahime-hullahü teâlâ (fiemâil-i flerîfe) kitâb nda diyor ki, (Resûlullah, Kamîs, ya nî gömlek giyme i severdi. Gömle inin kollar, bileklerine kadar uzundu. Gömle inin kollar nda ve yakas nda dü me yokdu. Ayakkab s deriden olup, bir tasmas ve iki k bâl vard. K bâl, bir ucu tasmaya, di er ucu, ön uca dikilmifl kay fld r. ki parmak aras ndan geçmekdedir. Elbise ve ayakkab giymekde âdete uyulur. Âdetden ayr lmak, flöhrete sebeb olur. fiöhretden kaç nmak lâz md r. Mekkeye girdi i zemânda, mübârek bafl nda siyâh sar k sar l idi). 36 Ekseriyâ beyâz, ba zan siyâh tülbenti bafl na sar k olarak sar p, ucunu bir kar fl kadar iki omuzu aras na sark t rd. Sar çok büyük ve pek küçük olmay p, üçbuçuk metre kadar uzundu. 364
365 Sar n takkesiz sarar, ba zan sar ks z fitilli takke giyerdi. 37 Arabistândaki âdete uyarak saçlar n kulaklar n n yar - s na kadar uzat r, fazlas n kesdirirdi. Saçlar na ya sürerdi. Yolculukda dahî flifle ile ya götürürdü. Ya sürdü ü zemân, bafl na önce tülbent kor, bafll n tülbentin üstüne giyerdi. Böylece, ya sürdü ü d flardan belli olmazd. Ba zan saçlar n uzat p, iki ön yan na uzat rd. Mekkeyi feth etdi i gün, böyle uzanm fl iki saç vard. 38 Ellerine, bafl na, yüzüne misk veyâ baflka kokular sürer, ud a ac, kâfûrî ile buhurlan rd. 39 Yata, içi hurma iplikleri ile dolu, daba lanm fl deriden idi. çi yünle dolmufl bir yatak getirdiklerinde, kabûl etmedi ve (Yâ Âifle! Allaha yemîn ederim ki, e er istesem, Allahü teâlâ her yerde alt n ve gümüfl y nlar n yan mda bulundurur) dedi. Ba zan has r, tahta, döflek, yünden dokunmufl keçe veyâ kuru toprak üzerinde de yatard. [ bni Âbidîn rahime-hullahü teâlâ, orucu anlatma a bafllarken diyor ki, (Resûlullah n ve Ondan sonra dört halîfesinin devâm üzere yapd klar fleylere (Sünnet) denir. (Sünnet-i hüdâ)y terk etmek mekrûhdur. (Sünnet-i zâide)yi terk mekrûh de- ildir). Abdülganî Nablüsî rahime-hullahü teâlâ, (Hadîka) kitâb nda diyor ki, (Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, kendisinin ibâdet olarak yapd fleyleri terk edeni inkâr etmedi ise, ya nî dar lmad ise, bu ibâdetlere (Sünnet-i hüdâ) denir. Bunlar devâml yapd ise, (Sünnet-i müekkede) denir. Resûlullah n âdet olarak yapd fleylere (Sünnet-i zâide) veyâ (Müstehâb) denir. yi ifllere sa dan bafllamak, sa el ile yapmak, binâ yapmakda, yimekde, içmekde, oturmakda, kalkmakda, [yatmakda], elbisede, âletlerde yapd ve kulland fleyler böyledir. Bunlar yapmamak ve un ele i, kafl k gibi (âdetde bid at) olan fleyleri, ya nî sonradan ortaya ç kan âdetleri yapmak dalâlet olmaz. Günâh olmaz.) Bundan anlafl l yor ki, masada yimek, çatal, kafl k kullanmak, karyolada yatmak ve konferanslarda, mekteblerde ahlâk ve fen derslerinde, radyo, televizyon ve teyp kullanmak ve her çeflid nakl vâs talar na binmek, gözlük, hesâb makinas gibi fen vâs talar ndan istifâde etmek câizdir. Çünki bunlar, âdetde bid atdirler. Sonradan meydâna ç kan fleylere (Bid at) denir. Âdetde olan bid atleri, yenilikleri harâm ifllemekde kullanmak harâm olur. 365
366 Nemâzda, ezânda ve câmi deki va z ve hutbede radyo, hoparlör, teyp kullanmak husûsunda (Se âdet-i Ebediyye) ve ( slâm Ahlâk ) kitâblar nda genifl bilgi vard r. bâdetde bid at yapmak, ufak de ifliklik yapmak, çok büyük günâh olur. Cihâd yapmak, hükûmetin, ordunun, düflmânlarla harb etmesi ibâdetdir. Fekat, harbde her dürlü fen vâs tas n kullanmak bid at olmaz. Aksine, çok sevâb olur. Çünki, harbde her çeflid fen vâs talar n kullanmak emr olundu. bâdetlerde, emr olunan fleyleri yapma a yard mc olan yenilikleri yapmak lâz md r. Yasak edilmifl fleyleri yapma a yard mc olan yenilikleri, de ifliklikleri yapmak bid at olur. Meselâ, ezân okumak için minâreye ç kmak lâz md r. Çünki, yüksekde okumak emr olundu. Fekat, ezân hoparlör ile okumak bid atdir. Çünki, âlet ile okumak emr olunmad. nsan n okumas emr olundu. Nemâz vaktlerini bildirmek ve baflka ibâdetleri yapmak için, çan çalmak, boru ötdürmek gibi, müzik âletleri kullan lmas da Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem taraf ndan yasakland.] 40 Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, sakal n bir tutamdan fazla uzatmazd. Fazlas n makasla k salt rd. [Bir tutam sakal uzatmak sünnetdir. Sakal b rakmas âdet olan yerde bulunan n b rakmas vâcib olur. Bir tutamdan fazlas n kesmek de sünnetdir. Bir tutamdan k sa yapmak bid atdir. Böyle k sa sakal bir tutam uzatmak vâcibdir. Sakal kaz mak mekrûhdur. Özrle kaz mak câiz olur.] 41 Her gece mübârek gözlerine üç kerre sürme çekerdi. 42 Evinde ayna, tarak, sürme kab, misvak, makas, i ne, iplik eksik olmazd. Yolculukda bunlar berâber götürürdü. 43 Her iflinde sa dan bafllamay, sa eliyle yapmay severdi. Yaln z, sol eliyle tahâretlenirdi. 44 Mümkin oldu u kadar, her iflini tek say da yapard. 45 Yats dan sonra, gece yar s na kadar uyuyup, sonra sabâh nemâz na kadar ibâdet yapard. Sa yan na yatar, sa elini yana alt na kor, ba z sûreler okuyup uyurdu. 46 Tefe ül ederdi. Ya nî, ilk gördü ü, birden bire gördü ü fleyleri hayra yorard. Hiçbir fleyi u ursuz saymazd. 47 Üzüntülü zemânlar nda sakal n tutar, düflünürdü. 48 Üzüldü ü zemân, hemen nemâza bafllard. Nemâz n lezzeti, safâs ile gamm giderdi. 366
367 49 G ybet edenin, ya nî baflkas n çekifldirenin sözünü aslâ dinlemezdi. 50 Yürürken, yan tarafa ve arkas na bakmak îcâb etse, bütün bedeni ile dönüp bakard. Yaln z bafl n çevirerek bakmazd. TENBÎH: slâm âlimleri rahime-hümullahü teâlâ, Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem yapd yukar da bildirilmifl olan fleyleri üçe ay rm fllard r. Birincisi, müslimânlar n da yapmas lâz m olan fleylerdir. Bunlara (Sünnet) denir. kincisi, Peygamberimize sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem mahsûs olan fleylerdir. Bunlar baflkalar n n yapmas câiz de ildir. Bunlara (Hasâis) denir. Üçüncüsü, âdete ba l fleylerdir. Bunlar her müslimân n bulundu u yerin âdetine uyarak yapmas lâz md r. Âdete uymayarak yap l rsa fitne uyan r. Fitneyi uyand rmak harâm olur. Hiç usand rma ili, il usand rmaz seni, hîleli ifl yapma hem, kes doland rmaz seni! din düflman ndan bir su, içme kand rmaz seni, korkma kâfirden atefl olsa yand rmaz seni! Müstekîm ol, hazret-i Allah utand rmaz seni! Her zarar, insana bil, kendi nefsinden gelir, yüz karas âdeme, sû-i fehminden gelir, fleref-ü flân mekâna, hep mekîninden gelir, istikâmet insana, elbet dîninden gelir. Müstekîm ol, hazret-i Allah utand rmaz seni! Herfley geçer âlemde, bir hâlde yokdur sükûn! bil ki de mez teessüf etme e dünyây- dûn! istikâmet zarardan, seni hep eyler masûn, Hak eder sâd klar n, hasm n elbet zebûn. Müstekîm ol, hazret-i Allah utand rmaz seni! Birini tezlil için, zulmle etme ifltigâl, arkadafl kazanma a, olur mâni sû-i hâl, yüz suyu dökme sak n, hem de etme kîl-ü kâl, müstekîm ol, hep çal fl, verir elbet Zülcelâl. Müstekîm ol, hazret-i Allah utand rmaz seni! ster ise h fz eder, hep Allahü lem yezel, rz na mü minlerin, düflman verse de halel, tâ ezelden söylenir, halk dilinde bu mesel: celb eder mükâfât, insana elbet amel, Müstekîm ol, hazret-i Allah utand rmaz seni! 367
368 At riyây, tezyin et, ihlâsla ef âlini, bofl bu azl k eyleme, fikr et önce kâlini! ne dürlü saklayay m, desen de ahvâlini, Hak teâlâ a lemdir bilir bütün hâlini. Müstekîm ol, hazret-i Allah utand rmaz seni! Ma rûr olmaz mal ile, mülk ile, ehl-i hired, insan n ifli döner, herfleye vard r bir had, ölüm vakti gelince, kimseden gelmez meded, nefsine uyma sak n, hâk olur bir gün cesed. Müstekîm ol, hazret-i Allah utand rmaz seni! Sonsuz cihân düflün, z ll âbâd eyleme, (EHL- SÜNNET K TÂBI) oku inâd eyleme, f rsat eldeyken uyan, ömrü berbâd eyleme, yakma a sürükliyen, fi li mu tâd eyleme! Müstekîm ol, hazret-i Allah utand rmaz seni! Hâline fleytân güler, görünce bu gafleti, kendine gel azîzim, güldürme ol flirreti, hâin olma, cihâna ver keremle flöhreti, herfleyin üstündedir, hüsn-ü hulkun rif ati. Müstekîm ol, hazret-i Allah utand rmaz seni! R zk için kefîl olan, Hâl k teâlâ, sana, bafl e mek baflkas na, yak flmaz hâflâ sana! zd râblara sebeb, meyl-i mâsivâ sana, bir nasîhat eyledi, âk l-ü dânâ sana: Müstekîm ol, hazret-i Allah utand rmaz seni! Allahü teâlân n ni metlerini, yaratd klar n düflün, büyüklü ünü anlars n! Kendisini, nas l oldu unu düflünme, anl yamaz, sap t rs n! 368
369 IV SLÂM DÎN VE D ER D NLER MUKADDEME Bu k sm, kitâb m z n di er k smlar gibi, slâm dîninden bahs edecek, size târîhin eski sahîfelerini hât rlatacak, bütün dinlerin esâslar hakk nda size k ymetli ma lûmât verecekdir. Bu k sm da, di er k smlar gibi, fütûrsuz, nefl e ile okuyaca n z ümmîd etmekdeyiz. Her zemân tekrâr etdi imiz gibi, 21. asra girdi imiz bu günlerde, insanlar n zemân az, derdleri çok, kafalar muhtelif düflünceler ile doludur. Bugünkü insanlar, ayn zemânda birçok yeni ilmler ö renmifldir. Her okudu u kitâb bunlarla mukâyese etmekdedir. Onun için, onlara bugünün flartlar na uygun, vesîkal ve ilmî, fennî ve mant kî fikrler verme e mecbûruz. Her sene, bir k sm n ilâve ederek, bugünkü hâle gelen kitâb m z, yazmak ve neflr etmek imkân verdi i için, Allahü teâlâya ne kadar flükr etsek azd r. Allahü teâlân n ni metleri sonsuzdur. Kitâb m z n okundu unu ve okuyanlar n istifâde etdiklerini, gelen mektûblardan anl yor ve Rabbimize hamd ediyoruz. Okuyanlar n düâlar ve teflekkürleri bizim en büyük kazanc m zd r. Bu mektûblar ve takdîrler bizi dahâ fazla çal flma a teflvîk etmekdedir. Ne ac d r ki, son zemânlarda, islâm âlimlerinin kitâblar n okuyup anl yabilen ve anlad klar n herkesin anl yabilece i gibi yazanlar azalm fld r. Hele din bilgilerinin mütehass slar hemen hemen kalmam fld r. slâm dîni, dünyân n en mütekâmil [en üstün], en mant kî ve en son dîni oldu undan, tek do ru din olup, bütün dinleri nesh edip, hükmlerini yürürlükden kald rd ndan, onun hakk nda bir kitâb yazabilmek için, yazan n yüksek tahsîlli, ya nî ilm sâhibi olmas, arabî, fârisî ve bir ecnebî lisân bilmesi, en yeni tabî î ve fennî bilgiler yan nda, islâm ilmleri ile de, mücehhez olmas lâz md r. Yaz lar m z n hiçbiri bizden, bizim kafam zdan ç km fl de ildir. Hepsi, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblar ndan al nm fld r. Yazd - m z kitâblar büyük bir dikkat ile, din büyüklerinin ve fen müte- 369 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-24
370 hass slar n n eserlerinden almakday z. Hiçbir zemân, te assub sâhibi olmad k. Elimize geçen bütün mektûblar dikkat ile incelemekde ve bunlara ilm ve mant k yoluyla cevâb vermekdeyiz. Kitâb m - z n ba z k smlar Frans zca, Almanca ve ngilizceye terceme edilerek, bütün dünyâya yay lm fld r. Di er slâm Cem yyetlerinde de, kitâblar m z n haber al nd n, eserlerimizin be enildi ini, oralarda bas lan kitâblarda ismlerinin yaz ld n görmekdeyiz. Bunlarla ö ünmiyoruz. Çünki, yapd m z ifl, islâm âlimlerinin, dünyân n her taraf nda neflr etdikleri k ymetli eserleri okumak, incelemek, s ralamak, karfl lafld rmak, ö rendiklerimizi akl ve mant k süzgecinden geçirerek herkes taraf ndan râhatça okunur ve anlafl l r bir fleklde neflr etmekden ibâretdir. Neflr etdi imiz eserlerde, kendili imizden ilâve etdi imiz hiçbir fley yokdur. Büyük bir zahmet ve meflakkat ile toplad m z bütün bu bilgileri, okuyucumuzun önüne seriyor ve ona bunlar kolayca okumak ve ö renmek f rsat n veriyoruz. Bunlardan bir netîce ç karmak, okuyucuya âiddir. Bizim vazîfemiz, ona bu malzemeyi hâz rlamakdan ibâretdir. Bunu da seve seve ve karfl l nda hiçbir dünyâ menfe ati beklemeden yap yoruz. Mükâfât Allahü teâlâdan bekliyoruz. Kitâb m z n bu k sm n okuyanlar, islâm dîninin, Allahü teâlây tan tan, Ona yaklafld ran tek yol oldu- unu, insanlar n dinsiz yaflayam yacaklar n ve dînin insanlar n ahlâk n düzeltece ini ve hiçbir zemân dünyâ ç karlar ve politika oyunlar için kullan lam yaca n, flahsî menfe atler, âdî maksadlar için bir âlet olam yaca n, dünyâ ve âhiret se âdetlerine kavuflmak için, mutlaka Ona uymak lâz m oldu unu ö reneceklerdir. slâm dîni, en do ru, en mant kî hak din olmas na ra men, Onun dahâ fazla intiflâr etmesi için, flimdi pek az gayret sarf edilmekdedir. H ristiyanlar n, h ristiyanl neflr için kurduklar teflkîlâtlar gâyet çok olup, pek büyükdürler. Bu kitâbda eserlerinden fâidelendi imiz ve ilerde kendisinden ayr ca bahs edece imiz k ymetli din âlimi, Harputlu shak efendinin rahime-hullahü teâlâ 1294 [m. 1877] senesinde yay nlanan (Diyâ-ül-Kulûb) ismli eserinde bu husûsda flu bilgi vard r: (1219 [m. 1804] senesinde kurulan ngiliz (Bible House = ncîl Evi) ismindeki protestan cem yyeti, ncîli 204 lisana terceme etdirmifldir senesine kadar, bu cem yyet taraf ndan bas lan kitâblar n adedi, hemen hemen 70 milyona varm fld r. O zemân zarf nda, bu cem yyetin h ristiyanl neflr etmek için sarf etdi i para, ngiliz alt n idi ki, bugünkü para ile [bir ingiliz alt n Türk liras k ymetinde iken] 45 milyar liray tutmakdad r.) 370
371 Bu cem yyet, bugün dahî, fe âliyyetde olup, dünyân n birçok yerlerinde revirler, hastahâneler, konferans salonlar, kütübhâneler, mektebler, hattâ sinema salonlar gibi e lence yerleri, spor te sîsleri kurmakda, buralara devâm edenleri h ristiyanl a teflvîk için fevkal âde gayret sarf etmekdedir. Katolikler de, ayn sûretde çal flmakdad r. Bunlar, ayn zemânda, fakîr memleketlerdeki gençlere ifl bulmakda, ehâlîye yiyecek, ilâc yard m yapmakda ve böylece onlar h ristiyanl a teflvîk etmekdedir. Bugün, ba z müslimân memleketlerinde, meselâ Pâkistânda, Güney Afrikada, Sü ûdî Arabistânda ba z ufak cem yyetler oldu u gibi, Avrupa memleketlerinde ve Amerikada da, küçük islâm merkezleri vard r. Bunlar, islâmî neflriyyât yapmakdad r. Fekat çeflidli f rkalarca desteklenen bu merkezlerin neflriyyât, birbirlerini kötülemekde, dînimizin emr etdi i islâm vahdetini bozmakda, bölücülük yapmakdad rlar. Hakîkat Kitâbevimizin kudreti, ancak bir mikdâr gencin okuyabilmesine kifâyet etmekdedir. Birçok imkâns zl klara ra men, bütün dünyâda bizim mütevâd [alçak gönüllü] neflriyyât m z okunmakda, bu sâyede f rka-i nâciyyedeki, [do ru yolda olan Ehl-i sünnet mezhebindeki] müslimânlar n adedi her sene artmakdad r. Bundan yüz sene evvel müslimânlar h ristiyanlar n ancak üçde biri kadarken, bugün bu mikdâr hemen hemen yüzde elliye varm fld r. Çünki müslimânlar, akîdelerine sâd k kalmakda ve evlâdlar n müslimân olarak yetifldirmekdedirler. H ristiyan âleminde ise, gençler, h ristiyanl n, yeni fen bilgilerine ve modern fen bulufllar na muhâlif oldu unu görerek, dinlerine i timâdlar kalmamakda ve dinsiz olmakdad rlar. Ayr ca, komünist devletler, dîni büsbütün kald rmakda, yasak etmekdedir. Bunlar n ba z lar nda, meselâ afl r komünist olan Arnavutlukda (Dinsizlik Müzesi) kurularak, bütün dinlerle alay edilmekdedir. [1] Yukar da, bildirdi imiz pek büyük h ristiyan dînî teflkilâtlar n mevcûd oldu u ngilterede de, hiçbir dîne inanm yanlar n, ateistlerin, nüfûsun yüzde otuzunu buldu unu, ngiliz neflriyyât haber vermekdedir. O hâlde, bir tarafda bütün gayretlere ra men h ristiyanl k za îflerken, bizim yay nlar m z, niçin fazla takdîr buluyor? Bunun sebebi âflikârd r. slâm dîni en medenî, en mant kî ve en do ru dindir. nsâfl [tarafs z] ve kültürlü her insan, müslimânl aç k tarzda bildiren kitâblar m z okuyunca, bu dînin en son hak din oldu unu, bütün modern bilgi ve anlay fllara uydu unu, içinde [1] Bugün bu komünist idâre y k lm fld r. 371
372 hiçbir hurâfe bulunmad n, (Teslîs = Üç tanr ) inanc gibi akl ve mant n kabûl edemiyece i bir akîdeye de il, bir tek Allaha inand n görerek, Ona îmân etmekdedir. Çünki, dikkat ile tedkîk edilecek olursa, flimdiye kadar dünyâya gelmifl olan (Tek Allaha îmân) esâs na ba l dinlerin, birbirinin devâm oldu u ve biri bozulunca, Allahü teâlân n, onu düzeltmek için, yeni bir Peygamber aleyhisselâm gönderdi i, bu dinlerin sonuncusunun ise, en ilmî ve en mükemmel bir din olan, islâm dîni oldu u görülür. Bu arada, kendisinden yukar da bahs etdi imiz ve ilerde de birçok kerreler ismi geçecek olan, Harputlu shak efendinin islâmiyyet ile h ristiyanl mukayese etmesi de, bu iki dînin îmân esâslar n n, asl nda birbirlerinin ayn olup, h ristiyanl n sonradan yehûdîler ve papazlar taraf ndan tahrîf edildi ini, de ifldirildi ini göstermekdedir. Üzerinde durulmas îcâb eden mühîm bir mevzû da, h ristiyanl k ile islâmiyyetdeki ahlâk esâslar n n mukâyesesidir. Bu k sm ve (Cevâb Veremedi) kitâb m z n sekizinci k sm n tedkîk edecek olursan z, bu iki dînin ayn fleyleri nas l ayn tarzda ele ald klar n, insanlara ayn emrleri verdiklerini göreceksiniz. Bugün bir h ristiyan, üç tanr yerine, tek Allaha ve son peygamber olan Muhammed aleyhisselâma inan rsa, müslimân olur. Bugün, akl bafl nda olan h ristiyanlar da, üçlü tanr i tikâd n [inanc n ] red etmekde, bunu te vîl için, muhtelif tefsîrler ortaya koymakda ve tek Allaha inanmakdad r. Bu hakîkati gören birçok h ristiyan, seve seve müslimân olmufllard r. Kitâb m z n (Niçin Müslimân Oldular?) k sm nda bunlardan bahs edilmekdedir. Din, rûhun g dâs d r. Dinsiz bir insan, kafas z bir gövdeye benzer. Bir vücûdün nas l nefes almak, yimek ve içmek ihtiyâc varsa, rûh da tam bir asâlete eriflmek, tertemiz olmak, huzûra kavuflmak için, dîne muhtâcd r. Dinsiz bir insan bir makineden, bir hayvandan farks zd r. Din, insana Allah - n tan tan, onu fenâl k yapmakdan koruyan, onun yolunu açan, dimâg n ferâhlatan, derdli zemânlarda onu tesellî eden ve ona maddî ve ma nevî kudret veren, cem iyyet içinde ona hurmet, fleref, i tibâr ve muhabbet kazand ran ve âhiretde de ebedî, sonsuz Cehennem ateflinden koruyan en büyük âmildir. Kitâb m z n bu k sm n, okuyup bitirdi iniz zemân, siz de, bütün semâvî, ilâhî dinlerin birbirinin devâm oldu unu, ancak muhtelif zemânlarda, Allahü teâlâ taraf ndan, yenilenerek, tek Allaha îmân eden hakîkî dinlerin, esâsda tek bir din, tek bir îmân oldu unu, ancak insanlar taraf ndan de ifldirildikçe, Allahü teâlân n em- 372
373 ri ve Onun gönderdi i Peygamberleri aleyhimüsselâm sâyesinde düzeltildi ini ve en son dînin, Muhammed aleyhisselâm n getirdi i (islâm dîni) oldu unu göreceksiniz. slâmiyyetin en büyük düflman ingilizlerdir. Çünki, ingiliz devletinin esâs siyâseti, dünyâdaki, bilhâssa Afrika ve Hindistândaki tabî î servetleri sömürmek, oralardaki insânlar, hayvan gibi çal fld r p, bütün kazançlar ingiltereye nakl etmekdir. Adâleti, seviflme i ve yard mlaflma emr eden islâm dînine kavuflanlar, ingilizlerin zulmlerine, yalanlar na mâni olmakdad r. Buna karfl l k, ingiliz hükûmeti, (Müstemlekeler nezâreti) kurarak, akla, hayâle gelmiyen hâin plânlarla, askerî ve siyâsî kuvvetleri ve yalan ve iftirâlar ile islâmiyyete sald rmakdad r. Bu nezâretin idâre etdi i, kad n ve erkek binlerce câsûsdan biri olan, Hempherin 1125 [m. 1713] senesinde bafll yan çal flmalar na âid i tirâflar, insanl k için yüzkaras olan bu plânlar n bir k sm n aç klamakdad r. Bu i tirâflar, Hakîkat Kitâbevi taraf ndan, 1991 de, arabî, ingilizce, rusca ve türkçe neflr edilmifldir. Çok mühîm ilâve: Peygamberler vâs tas ile, Allah taraf ndan bildirilmifl olan yaflamak yoluna (Din) denir. nsanlar n yapd yaflamak yoluna (Kanûn) denir. Din, anadan, babadan ve kitâbdan ö renilir. Dinsiz insan olamaz. Her insan, dîninin emrlerine uygun olarak yaflar. Dînine uyan n, dünyâda râhat yaflayaca na ve âh - retde Cennete giderek, sonsuz se âdete kavuflaca na, baflka dinde olanlar n, dünyâda s k nt çekeceklerine ve âh retde Cehennem ateflinde sonsuz yaflayacaklar na inan r. Herkes, dînini övmekdedir. Propagandalarla, reklâmlarla herkesi kendi dînine ça rmakda, böylece kendi dîninin do ru oldu una inanmakda ve herkesi inand rmakdad r. nsan n dünyâ ve âh ret se âdeti, dînine ba l oldu u için, insan, anas ndan, babas ndan ö rendi i dînine ba l kalmamal ve propagandalara ve reklâmlara aldanmamal, mevcûd dinlerin hepsini incelemeli, do ru oldu unu anlad dîne sar lmal d r. Hakîkat Kitâbevinin ç kard kitâblar, bütün dinleri tarafs z olarak bildiriyor. Uzun senelerin tedkîki netîcesinde, bütün dinleri okuyucular na haber veriyor. Kitâbevimiz, din ile alâkas olm - yan, birkaç kültürlü gence, Hakîkat Kitâbevinin kitâblar n incelemelerini vazîfe olarak verdik. Bunun için kendilerine ücret de verdik. Bir sene sonra verdikleri raporda, ( slâm dîninin hiç de ifldirilmemifl hak din oldu unu, bütün insanlara se âdet yolunu gösterdi ini, inan lacak dînin yaln z islâmiyyet oldu unu anlad k. 373
374 Tahsîlli, akll her gencin, Hakîkat Kitâbevi kitâblar n muhakkak okuyarak, mevcûd dinleri iyice ö renmesi, akl ile, ilmi ile, vicdân ile karâr vererek, hey etimizin seçdi i islâm dînine sar l p, se âdete kavuflmas, yalan ve hîleli yaz lar ile okuyucular aldatanlar n tuzaklar na düflerek, dünyâda ve âh retde felâketlere, sonsuz azâblara düflmekden kurtulmas lâz m oldu unu) bildirmifllerdir. Biz de, bütün dünyâya islâm dînini seçmelerini ve islâmiyyete tâbi olarak, se âdete kavuflmalar n tavsiye ediyoruz. Ölüm vard r, gâfil olma, sak n meyl etme dünyâya! Kap lma mal-ü emlâke, sak n aldanma dünyâya. Çal fl emr-i ilâhîyi yetdikçe icrâya! Gelenler hep sefer eyler, muhakkak dâr- ukbaya! Yüzün dön, ilticâ eyle, Cenâb- Zât-i Mevlâya! Bu dünyâ bir köprüdür, her gelen bir bir geçer durmaz! Hani âbâ-ü ecdâd n, ne oldu, kimseler sormaz. Hani annen, baban nerde, bu dünyâ kimseye kalmaz. Gelenler hep sefer eyler muhakkak dâr- ukbaya. Yüzün dön, ilticâ eyle, Cenâb- Zât-i Mevlâya! Ecel bir gelir, ondan aceb kurtulan var m? Hiç ölmem diyenler ölmüfl, bak n hiç kurtulan var m? Hani flahlar ve sultânlar, bak n hiç niflan var m? Gelenler hep sefer eyler muhakkak dâr- ukbâya, Yüzün dön, ilticâ eyle, Cenâb- Zât- Mevlâya. TEVHÎD DÜÂSI Yâ Allah, yâ Allah. Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah. Yâ Rahmân, yâ Rahîm, yâ afüvvü yâ Kerîm, fa fü annî verhamnî yâ erhamerrâhimîn! Teveffenî müslimen ve elh knî bissâlihîn. Allahümmagfirlî ve li-âbâî ve ümmehâtî ve li âbâ-i ve ümmehât-i zevcetî ve li-ecdâdî ve ceddâtî ve li-ebnâî ve benâtî ve li-ihvetî ve ehavâtî ve li-a mâmî ve ammâtî ve li-ahvâlî ve hâlâtî ve li-üstâzî Abdülhakîm-i Arvâsî ve lil mü minîne vel mü minât yevme yekûmülhisâb. Rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma în. 374
375 1 SLÂM YYET B R (VAHfiET) DÎN DE LD R Viyanaya bakan Kahlenberg tepesine, ya nî 1095 [m. 1683] Viyana kuflatmas nda Osmânl ordusunun karargâh n n bulundu u mahalle ç karsan z, orada bir âbide [an t] görürsünüz. Burada (Allah bizi vebâdan ve Türk flerrinden korusun) ibâresi vard r ve bu ibârenin alt nda bulunan taflbasmas bir resmde de, Türklerin h - ristiyan kad n ve çocuklar bo azlad klar n telkîn eden uydurma bir resm vard r. O târîhde Türkler, h ristiyanlarca, dünyân n en vahflî, en zâlim, en gaddâr milleti olarak tan t l yordu. Bunun da islâmiyyetden geldi ini zan ediyorlard. E er Türkler h ristiyan olsalard, (vahflî) ve (gaddâr) olm yacaklard, diyorlard. slâm dîninin bir vahflet dîni oldu unu ileri sürenler, o zemân n hâkimleri, zâlimleri, diktatörleri olan h ristiyan din adamlar idi. Okullarda verilen din derslerinde bu husûs dâimâ öne sürülüyor, genç h ristiyan çocuklar, islâm dînini bir vahflet dîni olarak tan yorlard. Bu korkunç iddi â ve iftirâ, asrlarca devâm ederek, günümüze kadar gelmifldir. Harputlu shak efendi rahime-hullahü teâlâ kitâb nda, bir papaz n, 1860 senesinde islâmiyyetin aleyhine neflr etdi i bir risâlesinde flunlar yazd n nakl etmekdedir: (Îsâ aleyhisselâm, kendi dînini dâimâ sevgi ile, güzellikle, insanlara merhamet ve onlar n derdlerine çâre bulmakla teblîg etmifldir. Onun içindir ki, dahâ nasrâniyyet dîni bafllar bafllamaz, birkaç sene içinde 500 kifli h ristiyan olmufldur. Hâlbuki, bir vahflet dîni olan müslimânl k, insanlara zorla, ölüm korkusu ile kabûl etdiriliyordu. Muhammed aleyhisselâm müslimânl zorla, korkutarak, tehdîd ederek, ancak cenk ile, cihâd ile yayma a çal fld. Bu sebeb ile, Peygamber oldu unu iddi â etdi i günün üzerinden 13 sene geçdi i hâlde, sâdece teblîg etmek sûreti ile, müslimânl kabûl edenlerin adedi ancak 180 kifli kadard. Bu da, hakîkî ve insânî bir din olan h ristiyanl kla, vahflet dîni olan müslimânl n aras ndaki fark gösterme e kâfîdir. H ristiyanl k, insanlar n kalbine giren, merhamet ve flefkat telkîn eden, hiçbir cebr ve zor kullanmayan mükemmel ve insânî bir dindir. H ristiyanl n tek ve hakîkî bir din oldu u flundan anlafl l r ki, h risti- 375
376 yanl k zuhûr edince, ondan evvelki tek Allah dîni olan mûsevîli- in hükmü ortadan kalkm fld r. Allahü teâlâ, yeni bir Peygamber gönderince, ondan evvelki dinlerin hükmünün ortadan kalkmas îcâb eder. Yehûdîler, nasrâniyyeti kabûl etmedikleri için üzerlerine dürlü dürlü belâlar gelmifl, hakîr ve zelîl olmufllard r. Çünki, yeni Peygamber göndermek, ondan evvelki dinlerin bozuldu una alâmetdir. Hâlbuki, Muhammed aleyhisselâm geldikden sonra h ristiyanl k ortadan kalkmam fl, yehûdîlere oldu u gibi h ristiyanlar n üzerlerine çeflidli belâlar gelmemifl, aksine dahâ fazla yay lm fld r. Müslimânlar n bütün u raflmalar na, milletleri k l nçdan geçirmelerine, kiliseleri yak p y kmalar na (meselâ, halîfe Ömer zemân nda 4000 kilise y k lm fld r) ra men, h ristiyanlar gün geçdikçe artmakda, refâha [zenginli e] kavuflmakda, buna karfl l k müslimânlar perîflan olmakda, fakîrleflmekde ve dünyâ üzerinde hiçbir k ymet ve ehemmiyyetleri kalmamakdad r.) dedi. Papaz n bu iftirâlar na hoca shak efendi rahmetullahi aleyh afla daki cevâb vermifldir: Her fleyden önce, papaz n verdi i bilgi ve rakamlar hakîkate uymamakdad r. Çünki, islâm dîninin mukaddes kitâb (Kur ân- kerîm)de, (Dinde zorlama yokdur) emri bulunmakdad r. Hazret-i Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem, dîn-i islâm teblîg ederken, hiçbir cebr ve tehdîd kullanmad hâlde, kendili inden ve seve seve müslimânl kabûl edenler k sa zemânda artm fld r. H - ristiyan târîhcilerinden, Kur ân- kerîm mütercimi papaz SA- LE nin beyânlar bu sözümüzü isbât etmekdedir. [George Sale 1149 [m. 1736] da öldü. ngiliz papaz d r de Kur ân- kerîmi ingilizceye terceme etdi. Eserinin önsözünde islâmiyyet hakk nda uzun ma lûmât verdi.] 1266 [m. 1850] senesinde bas lan bu (Kur ân tercemesi)nde diyor ki: (Medînede dahâ hicretden evvel, içinde müslimân bulunmayan bir tek ev kalmam fld.) Demek oluyor ki, o zemâna kadar hiç k l nç yüzü görmeyen flehrlerdeki insanlar s rf islâmiyyetin büyüklü ü, do rulu u, Kur ân- kerîmin belâgati sâyesinde, bu dîni severek kabûl etmifllerdir. Müslimânl - n pek sür at ile intiflâr etdi ini afla daki hakîkî rakamlar isbât etmekdedir. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem vefât etdi i zemân, müslimânlar n adedi i bulmufldu. Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem vefât ndan dört sene sonra, Ömer rad yallahü anh kiflilik bir müslimân ordusu göndererek, bununla Îrân, Sûriyeyi, Konyaya kadar Anadoluyu ve M sr feth etdi. Ömer rad yallahü teâlâ anh, hiçbir zemân, gad- 376
377 dârl k göstermedi. Zâlim diktatörlerden ald memleketlerdeki h ristiyanlara, atefle tapanlara, hiç zulm yapmad. Bu adâletini bütün cihan, dost ve düflman, kabûl etmekdedir. Bu memleketlerde yaflayan halk n ço u, islâm dînindeki adâleti, güzel ahlâk görerek ve anl yarak, seve seve müslimân oldular. Eski bât l dinleri, ya nî h ristiyanl k, yehûdîlik ve mecûsîlik üzerinde kalanlar pek azd. Böylece 10 sene gibi, pek az bir zemân zarf nda, islâm memleketlerinde yafl yan müslimânlar n say s n n 30 milyona ulafld n, târîhciler söz birli i ile bildirmekdedir. Ömer rad yallahü anh, 4000 kiliseyi yak p y kmak flöyle dursun, Kudüse girdi i zemân, kendisine hangi kiliseyi câmi yapmak istedi i sorulunca, bu teklîfi fliddet ile red etmifl, ilk nemâz n kilise d fl nda k lm fld r. Îsâ aleyhisselâm n gö e kald r lmas ndan 300 sene sonra, birinci Kostantin h ristiyanl kabûl etdi. Onun yard m ve zorlamas ile, h ristiyanlar n nüfûsu ancak 6 milyona ulaflabildi. Kostantin h ristiyanl kabûl etmiyen yehûdîlerin kulaklar n kesdirdi ve tafllatd rd. H ristiyanl k zuhûr edince, yehûdîli in ortadan kalkd, üzerlerine çeflidli belâlar geldi i iddi âs na gelince, bu papaz n târîhi iyi tedkîk etmedi i, bilmedi i anlafl lmakdad r. Zîrâ, yehûdîlik, h ristiyanl k zuhûr etmeden çok zemân evvel bozulmufl, Kudüs flehri Âsûrî hükümdâr Buhtunnasar [m.ö ] taraf ndan, sonralar da, Romal lar taraf ndan yak l p y k lm fld. Bundan sonra, yehûdîler darmada n olmufllar, bir dahâ kendilerine gelememifllerdi. Bütün bunlar, îsevîli in zuhûrundan evvel meydâna geldi inden, h ristiyanl k ile hiçbir ilgisi yokdur. Bugün, 21. ci asra girerken, karfl m zda bir yehûdî devleti görüyoruz. Demek ki, h ristiyanl a ra men yehûdîlik, meydândad r. Esâsen bugünkü srâîl devleti kurulmadan evvel de, Avrupada bütün servet kaynaklar - n n, bankalar n, bas n n, büyük sanâyi in bafl nda yehûdîler bulunuyor, yehûdî avukatlar bütün dünyâda büyük ra bet görüyorlard. Yehûdîlerin aras ndan Lord Disraeli gibi ngiltere mperatörlü ünün en zengini ve milletvekîli olan insanlar zuhûr etdi. Yine yehûdîlerden Rotelid, dünyân n en zengin insan d r. Bugün dahî, Avrupa ve Amerikada borsalar ve pekçok flirketler hep yehûdîlerin ellerindedir. Demek oluyor ki, papaz n, h ristiyanl k zuhûr eder etmez yehûdîli in ortadan kalkd ve yehûdîlerin üzerlerine çeflidli belâlar geldi i iddi âs, temâmen yanl fld r. Ancak, kendi dimâg nda meydâna gelen bir hayâlden ibâretdir. H ristiyan din adamlar, h ristiyan dîninin s rf sevgi, flefkat, 377
378 merhamet, birbirine yard m esâslar üzerine kuruldu unu i lân etmekdedirler. Biz komflumuz olan h ristiyan papaza, Kitâb- mukaddesin Ahd-i atîk k sm n n, Tesniye kitâb 20. bâb n n ci âyetlerinde ve Kitâb- mukaddesin 1303 [m. 1886] senesinde stanbulda yap lan türkçe bask s n n 169. cu sahîfesinde yaz l olan bir parçay gösterdik. Bu parçada aynen flöyle denilmekdedir: (Bir flehre karfl cenk etmek için, ona yaklafld n zemân, oran n halk n sulha ça racaks n. E er, onlar bunu kabûl eder ve kap lar n sana açarlarsa, bu flehrin içindeki bütün insanlar art k senin hizmetçin olacaklar ve ölünceye kadar sana kulluk edeceklerdir. E er sulhu kabûl etmeyip, seninle cenk ederlerse, flehri muhâsara edeceksin ve senin Allah n olan RAB, bu flehri senin eline verdi i zemân, flehrde bulunan her erke i k l nçdan geçireceksin. Kad nlar, çocuklar, hayvânlar ve flehr içinde bulunan her fleyi [mallar ve benzerlerini] kendin için ya ma edeceksin. [Ya nî onlara el koyacaks n.] Böylece, Allah n olan Rab n sana verdi i düflmanlar n n mallar n yiyeceksin. Yaln z bu flehrde de il, senden çok uzakda bulunan di er bütün flehrlerde de böyle yapacaks n. Allah n olan Rab n sana mîrâs olarak vermekde oldu u bu kavmlerin flehrlerinde nefes alan hiçbir kimseyi sa b rakm yacaks n. Hittîleri ve Amorîleri, Ken ânîleri ve Perizzîleri ve Hivîleri ve Yebusîleri, Allah n olan Rab n sana emr etdi i gibi, temâmen yok edeceksin. Tâ ki, kendi ilahlar na yapd klar bütün rezîl hareketlerine göre ibâdet yapma size ö retmesinler. Yoksa, Allah n olan Rab a karfl isyân etmifl, suç ifllemifl say l rs n.) H ristiyan komflumuza, (Sizin mukaddes kitâb n zda zevall insanlara karfl çok gaddarca mu âmele emr olunmakdad r. Sizin mukaddes kitâb n zda bulunan bu emrin, mütemâdiyen tekrarlad n z, h ristiyanl k flefkat ve merhameti ile, hiç bir münâsebeti yokdur. Nerede sizin merhametiniz, ac man z? Kitâb- mukaddesdeki bu parça müdhifl bir vahflet ve zulm emridir. Demek sizin dîniniz size vahfleti emr ediyor. Bizim kudsî kitâb m z Kur ân- kerîmde ise, düflmana böyle mu âmele edilece i hakk nda tek bir kelime yokdur. Aksine, Kur ân- kerîm, dâimâ flefkatden, merhametden, afv etmekden bahs ediyor. Zulm yapma harâm ediyor. O hâlde, nas l oluyor da, h ristiyan din adamlar, islâm dîninin vahfleti emr etdi ini, h ristiyanl k dîninin ise flefkat dîni oldu unu söyleme e cesâret ediyorlar? flte, elimizde sizin kudsî kitâb n z Kitâb- mukaddesden bir parça! Demek oluyor ki, sizin iddi ân - z n aksine olarak, Kitâb- mukaddes vahfleti, barbarl, gaddarl - 378
379 emr ediyor. Buna ne dersiniz?) dedik. Evvelâ bu parçadan haberi olmad n söyleyen ve kendisine yukar da bildirilen türkçe ncîl getirilerek 169. cu sahîfesi gösterilen h ristiyan papaz, (Efendim, bu parçan n Îsâ aleyhisselâm ile hiçbir münâsebeti yokdur. Bu parça, Mûsâya aleyhisselâm âid olan Tevrâtdan al nm fl bir parçad r. Bahs edilen fley, Allahü teâlân n Mûsevîlere M srl lardan intikâm almak için verdi i emrdir. M srl lar, o zemân hak dînini tan mam fllar, Mûsâ aleyhisselâm öldürme e kalkm fllard. Bunun üzerine, Allahü teâlâ, onlardan intikâm almak için yehûdîlere, ismi yaz l kâfir milletleri yok etmek emrini vermifldi. flte Kitâb- mukaddese ilâve edilen bu parçan n ma nâs budur. Bunun, h ristiyanl k dîni ile hiçbir alâkas yokdur) diye cevâb verdi. Bunun üzerine, ona dedik ki: (Her dînin bir mukaddes kitâb vard r. O dîne inananlar, ona âid mukaddes kitâb n bafl ndan sonuna kadar her parças na îmân etmeye mecbûrdur. Parçalar n nereden geldi i, nas l tertîblendi i mevzû u bahs olamaz. Zîrâ mukaddes kitâba, Allah kitâb olarak ve içindeki yaz lara da, Allah n emri olarak îmân edilir. H ristiyanlar n mukaddes kitâb (Kitâb- mukaddes), ya nî Tevrât ve ncîldir. Onun için, siz Kitâb- mukaddesde yaz l bütün yaz lar Allah n emri olarak tan mak mecbûriyyetindesiniz. Yok, buras eskiydi, yok buras yehûdîlere âiddir, yok buras Îsây de il, Mûsây ilgilendirir diye mukaddes kitâb n z parçalara bölemezsiniz. Bir k sm na îmân edip, bir k sm na inanmamazl k edemezsiniz. Temâm - na îmân etmek mecbûriyyetindesiniz. E er ncîlin (Tesniye) k sm nda bulunan bu parçan n, h ristiyanl kla hiçbir münâsebeti yoksa, sizin dînî meclîsleriniz, bu parçay Kitâb- mukaddesden ç karma a, yâhud bunun bir hurâfe olup, sonradan ncîle eklendi ini bütün dünyâya bildirme e mecbûr idi. Böyle bir fley yap lmad - na göre, bu parçaya da, Allah n emri olarak inan yorsunuz demekdir. O hâlde, h ristiyan dîninin çok gaddar, vahflî bir din oldu- unu, kimseye merhamet etmeden, bütün insanlar yok etmek istedi ini kabûl etmek mecbûriyyetindeyiz.) H ristiyan papaz hayretde kalm fld. Kendisi, Kitâb- mukaddesi hiç bir zemân tam okumam fl, hele eski ahd k sm n gözden bile geçirmemifl oldu u için, bu parçay ancak bizim göstermemiz üzerine okumufl, hayretden a z aç k kalm fld. Nihâyet bize, (Siz yaln z beni de il, bütün h ristiyanl k âlemini mahcûb etdiniz. Ben bir din adam de ilim ve i tirâf edeyim ki, pek dindâr da say lmam. Fekat, Kitâb- mukaddesde yaln z flefkat, merhamet ve afv 379
380 etmek husûslar bulundu unu zan ediyordum. Bu müdhifl vahflet parças, bana bir felâket te sîri yapd. Ayn zemânda, papaz oldu- um için de, çok mahcûb oldum. Memleketime dönünce, bu ifli ilmi çok olan din adamlar na nakl edece im. Mümkinse Kitâb- mukaddesin bu k sm n, mukaddes kitâbdan ç kartmak için alâkal makâmlara mürâce at edece im. Bu k sm, muhakkak bir hurâfedir. Çünki, böyle korkunç bir emri Allah vermez. Her hâlde, bu k sm bir yehûdî uydurmas olacak) dedi. Kendisini tesellî etdik. Ona ngilizce neflr etdi imiz ( slâmiyyet ve H ristiyanl k) kitâb ndan verdik. Dedik ki, (Bu kitâb okursan z, kitâb- mukaddesde dahâ pek çok hatâlar bulundu unu görürsünüz. Hattâ, bir rivâyete göre, bu yanl fllar i bulmakdad r!). ncîl ile Kur ân- kerîm mukayesesi, bundan önceki (Kur ân- kerîm ve Bugünkü Tevrât ve ncîller) k sm nda bulunmakdad r. Lütfen oraya mürâce at ediniz! H ristiyanlar n, Allahü teâlâ taraf ndan gönderildi ine inand klar, (Kitâb- mukaddes)de, zulmü, vahfleti emr eden pek çok yerler vard r. Müslimânlara vahflî, islâm dînine vahflet dîni diyen, sözde ma sûm ve müflfik(!) h ristiyanlara bir ibret olmas bak m ndan h ristiyanl n mukaddes kitâblar ndaki zulm ve iflkencelerden ba z lar n k saca zikredelim. Tevrât n Hurûc [Ç k fl] kitâb n n 23. bâb n n 23. cü âyetinde, (Benim mele im senin önünde gidecek ve seni Amorîlerin, Hittîlerin ve Perizzîlerin ve Kenânl lar n... aras na götürecek ve ben onlar helâk edece im). 24. cü âyetinde, (Onlar n temâm n yok edip, dikili tafllar n temâmen parçalayacaks n) demekdedir. Adedler [Say lar] kitâb n n 31. ci bâb n n bafl nda, (Rab Mûsâya, Midyânîlerden srâîlo ullar n n intikâm n al) demekdedir. 7. ci âyetinde ve devâm nda ise, (Midyânîlere karfl cenk etdiler ve her erke i öldürdüler, kad nlar n ve çocuklar n esîr ald lar. Bütün hayvanlar n ve bütün sürülerini ve bütün mallar n gasb etdiler, ya malad lar. Oturduklar bütün flehrleri ve bütün obalar n ateflle yakd lar) demekdedir. Bu âyetlerin devâm nda, Mûsâ aleyhisselâm n, kad nlar sa b rakd için subaylar na k zd ve bütün kad nlar n ve erkek çocuklar n n öldürülmesini emr etdi i yaz l d r. Ayr ca öldürülmiyen k z çocuklar n n say s n n oldu u bildirilmekdedir ki, [Âyet 35] katledilenlerin say s n siz düflünün! Tesniyenin 7. bâb n n bafl nda, (Allah n Rab, mülk olarak almak için gitmekde oldu un diyâra seni götürece i ve senin önün- 380
381 den çok milletleri, Hittîleri ve Girgâflîleri ve Amorîleri ve Kenânl lar ve Perizzîleri ve Hivîleri ve Yebûsîleri, senden dahâ kuvvetli ve dahâ büyük yedi milleti kovaca ve Allah n Rab onlar senin önünde ele verece i ve sen onlar vuraca n zemân, onlar temâmen yok edeceksin, onlarla sulh etmiyeceksin ve onlara ac m yacaks n) demekdedir. Hurûcun [Ç k fl] 32. bâb n n 27. ci âyetinde, (Mûsâ onlara dedi, srâîlin Allah Rab flöyle diyor: Herkes k l c n beline kuflans n ve ordugâhda kap dan kap ya dolafls n ve herkes kendi kardeflini ve herkes kendi arkadafl n ve herkes kendi komflusunu öldürsün) demekdedir. Birinci Samuelin 27. ci bâb n n 8. ci âyeti ve devâm nda, Dâvüd aleyhisselâm n askerleri ile Geflurîlere, Gizrîlere ve Amâlikîlere hücûm etdi i, erkek kad n kimseyi sa b rakmad yaz l d r. kinci Samuelin 8. ci bâb nda Dâvüd aleyhisselâm n Sûriyelilerden kifliyi, dahâ sonra kifliyi öldürdü ü yaz l d r. 10. cu bâb n n sonunda ise 700 araba cengci ile atl y öldürdü ü yaz l d r. 12. ci bâb n n sonunda, Dâvüd aleyhisselâm n teslîm ald flehrdeki esîrleri hizarlarla, demir t rm klarla ve baltalarla katl etdi i ve tu la f r n nda çal fld rd yaz l d r. Ahd-i atîkde Yûflâ aleyhisselâm n, Mûsâ aleyhisselâmdan sonra milyonlarca insan katl etdirdi i yaz l d r. Matta ncîlinin 10. cu bâb n n 34. cü âyetinde Îsâ aleyhisselâm n, (Yeryüzüne selâmet getirme e geldim zannetmeyin. Ben selâmet de il, fekat k l nç getirme e geldim) dedi i yaz l d r. Luka ncîlinin 12. ci bâb n n 51. âyetinde, Îsâ aleyhisselâm n, (Dünyâya selâmet getirme e mi geldim zan ediyorsunuz? Size derim ki, HAYIR. Fekat do rusu ayr l k getirme e geldim) dedi i yaz l d r. Yine Luka ncîlinin 22. bâb n n 36. c âyetinde, Îsâ aleyhisselâm n havârîlerine, (fiimdi kesesi olan onu als n ve torbas olan da als n ve olm yan esvâb n sats n ve k l ç sat n als n) dedi i yaz l - d r. (Kitâb- mukaddes)i okuyan insâfl bir kimse, onun vahflet ve zulm sahneleri ile dolu oldu unu ve bütün bunlar n, Peygamberlere, Allahü teâlân n sevgili kullar na atf edildi ini görür. H ristiyanlar, Allah kelâm oldu una inand klar bu kitâb n, emrlerine tâbi olarak, gerek birbirlerine, gerekse müslimân ve 381
382 yehûdîlere çok zulmler ve târîhe kanla yaz lan katliâmlar yapm fllard r. Papaz Alex Kcithin ingilizce olarak te lîf etdi i ve papaz Merikin fârisîye terceme etdi i (Keflf-ül âsâr ve fî k sas- enbiyâ-i benî srâîl) ismi ile bas lan kitâb n 27. ci sahîfesinde, (Büyük Kostantin, kendi zemân nda memleketinde bulunan bütün yehûdîlerin kulaklar n n kesilmesini emr etmifl ve çeflidli yerlere sürgün ederek memleketinden atm fld r) demekdedir. Papazlar n yazd (Siyer-ül-mütekaddimîn) kitâb nda, (Mîlâd n 372 senesinde, Roma mperatörü Gratienus, kumandanlar ile meflveret etdikden sonra, memleketinde bulunan bütün yehûdîlerin h ristiyan olmas n, h ristiyanl kabûl etmiyenlerin ise, öldürülmesini emr etdi) demekdedir [m. 1849] senesinde Beyrutda bas lan ve papazlar n yazd bir kitâbda, papay kabûl etmedi i için protestan katolikler katl etmifllerdir diye yaz l d r. Katolik papazlar ndan Thomas n ngilizceden Urducaya terceme etdi i (Mir ât-üs-s dk) ismi ile 1267 [m. 1851] de bas lan kitâb n ci sahîfelerinde, protestanlar n 645 manast r, 90 mekteb, 2376 kilise ve 110 hastahâneyi katoliklerden alarak, yok behâs na satd klar yaz l d r. Kraliçe Elizabetin emri ile, katolik râhiblerinden ve din adamlar ndan ço u gemilerle götürülüp, denize at lm fld r. Bu zulm ve fâci alar n tafsîlât n anlatan ciltlerle kitâb yaz lm fld r. Müslimânlara (Vahflî) diyen h ristiyanlar n vahflî olduklar n, papazlar n yazd bu kitâblar isbât etmekdedir. H ristiyan din adamlar, islâm dîninin vahflet dîni oldu unu isbât etmek için, Kur ân- kerîmde tek bir kelime bile bulamazlar. Fekat, yukar da ncîlin eski ahd k sm nda bulunan bu bahs, h ristiyan dîninin tâm bir vahflet dîni oldu unu göstermiyor mu? Kendi kudsî kitâblar nda, böyle vahflet emri bulunan h ristiyan din adamlar, acabâ ne yüzle islâm dîninden (vahflet dîni) diye bahs ediyorlar? Evvelâ, kendi kudsî kitâblar n tedkîk etsinler, sonra târîhlere mürâce at ederek, (H ristiyanl k) nâm na yap lan vahfletleri okusunlar da, bir parçac k utans nlar. Ma sûm, medenî ve müflfik denilen h ristiyanlar, Îsâ aleyhisselâm n kudsî topraklar n ve Kudüsü, vahflî dedikleri müslimânlardan kurtarmak için (Ehl-i salîb [Haçl ] Seferleri) tertîb etdiler. Hâlbuki, o zemânki h ristiyanlar, yar vahflî bir hâlde yaflarken, müslimânlar medeniyyetde son derece terakkî etmifller, ilm, fen, san at, zirâat ve t bda ilerleyerek dünyâya rehber olmufllard. Onlar n bu yüksek medeniyyeti, zengin olmalar na sebeb olmufl, 382
383 müslimânlar büyük bir refâha kavuflmufllard. Bu yüksek refâh derecesi, yar aç, yar ç plak olan h ristiyan milletlerinin gözünü kamafld r yor, müslimânlara hased ediyorlard. Akllar, fikrleri, bu zengin müslimân memleketlerini ya ma etmekdi. flte, bunun için, bir vesîle bulundu. Müslimânlar n elinde bulunan, Îsâ aleyhisselâm n mukadddes topraklar n, onlar n elinden almak lâz m idi. Pierre L Ermite isminde, paraya ve kana susam fl sadist bir papaz, rü yâs nda Îsâ aleyhisselâm n ona göründü ünü, (beni müslimânlar n elinden kurtar) diye feryâd etdi ini söyleyerek, her tarafda Kudüsü kurtarma ifline kat lacak insanlar arad. Bunlar tahrîk ve teflvîk etdi. Çapulcular tam f rsat bulmufllard. Gidecekleri yerde, ellerine pek çok mallar, k ymetli eflyâlar geçece ini düflünerek, deli papaz Pierre L Ermite in açd Birinci Haçl Seferine kat ld lar. Bu çapulcular n komutanlar deli papaz L Ermit ile flövalye yoksul Gautier idi. Önceleri, yaln z çapulculardan ibâret olan haçl lar, dahâ memleketlerinden ayr lmadan evvel, ya maya bafllad lar. Almanyada ba z flehrleri soydular. stanbula girince, oldukça zengin olan bu Bizans flehrini, h ristiyan sâhiblerinin feryâdlar na kulak asmadan ya malad lar. Bafl bofl bir hâlde sa a sola sald ran ve Kudüse varmadan, Selçuk Türkleri taraf ndan yok edilen haçl lar n arkas ndan yeni haçl lar zuhûr etdi. Art k bir fleref mes elesi hâline gelmifl olan haçl seferleri, birçok büyük krallar n da ifltirâki ile, büyük bir ordu hâline geldi. Bir rivâyete göre bir milyon, [fekat hiç olmazsa, ] kiflilik bir ordu flarka hücûma hâz rland. Haçl seferleri 489 [m. 1096]dan 669 [m. 1270] senesine kadar 174 sene, 8 dalga hâlinde devâm etdi. Sonra Türklere karfl da, haçl seferleri teflkil edildi. Ni boluda, Varnada Osmânl Türkleri haçl ordular ile cihâd etdiler ve onlar perîflan etdiler. Ba z müteass b [fanatik] h ristiyanlar, 1330 [m. 1912/13] Balkan harbini bile, bu seferlerin aras na sokmakda, türklere karfl yapd klar bu harbi, Haçl seferi olarak kabûl etmekdedirler. Haçl seferlerine Alman imperatörü Friedrich Barbarossa, II. Friedrich, III. Konrad, VII. Heinrich, ngiliz Kral Aslan Yürekli Richard (Couer de Lion), Frans z Krallar ndan Philip Auguste, Saint Louis, Macaristan Kral II. Andreas ve dahâ birçok kral ve prensler ifltirâk etdi. Yolda, her vahfleti yaparak ve yukar da bahs etdi imiz gibi, kendi dindafllar olan Bizansl lar n baflflehri stanbulu bile yak p, y karak ve ya ma ederek Kudüse vard lar. Afla - 383
384 daki yaz lar Haçl Seferleri hakk nda 5 cildlik bir eser yazm fl olan h ristiyan Michaudnun kitâb ndan al yoruz: (492 [m. 1099] senesinde, haçl lar Kudüse girme e muvaffak oldular. fiehre girince, müslimân ve yehûdî kifliyi bo azlad lar. Câmi lere s nan müslimân kad nlar ve çocuklar, hiç ac - madan öldürdüler. Sokaklardan sel gibi kan akd. Sokaklar dolduran ölüler yüzünden yollar t kand. Haçl lar, o kadar vahflîleflmifllerdi ki, dahâ Almanyada Ren nehri k y lar nda iken, orada rastlad klar 10 bin yehûdîyi bo azlam fllard.) Viyanada müslimân Türkler, bir tek kad n veyâ çocu u bo azlamam fld r. Tepeye as lan resm, tam bir hayâl mahsûlüdür. Fekat, bir h ristiyan târîhcisi taraf ndan nakl edilen Kudüsdeki bu Ehl-i salîb vahfleti, ne yaz k ki, tâm bir hakîkatdir. Ahmed Cevdet pâfla rahime-hullahü teâlâ, (K sas- Enbiyâ) kitâb nda diyor ki: (Haçl ordusu 492 [m. 1099] de Kudüse girdi. fiehrdeki halk n hepsini, k l nçdan geçirdi. Mescid-i aksâya s nm fl olan, yetmiflbinden ziyâde müslimân öldürdü. Bunlar n içinde, imâmlar, âlimler, zâhidler, eli silâh tutmaz ihtiyârlar çokdu. H ristiyan barbarlar, (Sahratullah) denilen meflhûr k ymetli tafl yan ndaki hazînede bulunan say s z alt n ve gümüfl kandilleri ve behâ biçilmez târihî eflyây ya ma etdiler. Sûriyenin birçok flehri haçl lar n eline geçdi ve bir (Kudüs krall ) teflekkül etdi. Bu krall k ile müslimânlar aras nda uzun seneler, yüzlerce muhârebeler oldu. Nihâyet, Sultân Selâhuddîn-i Eyyûbî rahime-hullahü teâlâ [1] çeflidli savafllardan sonra, 583 [m. 1186] senesinde, Hattin zaferi ile Receb ay n n yirminci Cum a günü Kudüse girdi. Bir sene içinde, birçok flehrleri haçl lardan temizledi. Yüzbinlerce müslimân esâretden kurtard. Kudüs patrîki ve piskoposlar, papazlar, mâtem elbisesi giyerek, Avrupay dolafld lar. ntikâm almak için, propaganda yapd lar. Papa ma lûbiyyet haberini iflitince, kederinden öldü. Bütün Avrupada, yeniden haçl ordusu kuruldu. Alman mperatörü Fredrik, Fransa kral Filip, ngiltere kral Riflard, gö üslerine haçlar tak - narak, birer büyük ordu ile geldiler. Kudüsü alamad lar. M sr sultân Melik Eflref rahime-hullahü teâlâ 690 [m. 1290] senesinde, haçl lar n merkezi olan Akkây ve di er flehrleri alarak, haçl seferleri nihâyet buldu.) [1] Selâhuddîn Eyyûbî, 589 [m. 1193] de vefât etdi. 384
385 1099 dan 1187 ye kadar 88 sene h ristiyanlar n elinde kalan Kudüs, bu târîhde Selâhuddîn-i Eyyûbî taraf ndan kurtar ld. Kendisine karfl ç kan Aslan Yürekli Riflard esîr ald. Fekat ona karfl son derecede nezâket ve flefkat ile davrand. Ona bir esîr de il, bir kral mu âmelesi yapd. flte size, (vahflî müslimânl k) ile (müflfik h ristiyanl k) aras ndaki fark gösteren en büyük misâl! Ba z kiliselerin müslimânlar taraf ndan câmi e çevrildi i do rudur. Fekat, bunlardan hiç biri y k lmam fl, aksine ta mîr edilmifldir. Fâtih Sultân Muhammed hân rahime-hullahü teâlâ, stanbulu zabt etdi i zemân, Ayasofya kilisesini câmi e çevirdi. Bu, yap lan sulh flartlar ndan biri idi. Bu, yaln z dînî bir olay de il, ayn zemânda Türklerin en büyük zaferinin bir hât ras idi. Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, stanbulun feth edilece- ini evvelden haber vermifl ve bu flehri zabt eden kumandan ve askerleri için, (Ne mutlu onlara) buyurmufldu. stanbulu feth ederek târîhde yeni bir ça açan Fâtih sultân Muhammed hân, bunu bütün dünyâya i lân için h ristiyan sembolü olan Ayasofyay, câmi hâline, ya nî Müslimân sembolü flekline koymak zorunda idi. Fâtih sultân Muhammed hân, Ayasofyay aslâ tahrîb etmedi. Aksine, ta mîr etdi. Kur ân- kerîmde kiliselerin y k lmas hakk nda bir emr yokdur. lerde görece iniz gibi, müslimân hükûmetler, dâimâ kiliseleri ve sâir ibâdet yerlerini tecâvüzden korumufllard r. fiimdi size, kendilerini müflfik, ma sûm ve merhametli sayan h ristiyanlar n bir câmi i kiliseye çevirme iflinden bahs edece iz. Afla daki yaz, 1312 [m. 1894] senesinde, Almanyada Würzburg flehrinde neflr edilmifl olan ve Prens Salvator, Prof. Graus, teolog Kirchberger, baron von Bibra, Bayan Threlfall taraf ndan hâz rlanan (Spaneien = spanya) ismindeki eserden al nm fld r: ( spanyada en mühim flehrlerden biri, Cordoba (Arabca ismi: Kurtuba)d r. Bu flehr, Arab Endülüs devletinin merkezi idi. Müslimânlar, Târ k bin Ziyâd rahime-hullahü teâlâ kumandas nda, 95 [m. 711] de spanyaya geçince, bu flehri kendilerine baflflehr yapm fllard. Arablar bu flehre medeniyyet getirdiler. Yar vahflî olan bu flehri, tam bir medenî flehre çevirdiler. Bir büyük serây [El-kasr], hastahâneler, medreseler yapd lar. Bunlar n yan nda, bir de büyük Câmi a [Üniversite] kurdular. Avrupada ilk kurulan üniversite, budur. O zemâna kadar Avrupal lar ilmde, fende, t bda, zirâatde ve medeniyyetde çok geri kalm fllard. Müslimânlar, onlara ilm, fen, medeniyyet getirdiler. Onlara hocal k etdiler. 385 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-25
386 Endülüs islâm devletini kuran birinci Abdürrahmân bin Muâviye bin Hiflâm bin Abdilmelik rahime-hümullahü teâlâ, Kurtubada çok büyük bir câmi yapd rmak istedi. Bu câmi in Ba dâdda bulunan câmi lerden dahâ büyük, dahâ güzel ve ihtiflâml olmas n istiyordu. Kurtubada bu ifle en uygun arsay seçdi. Arsa bir h - ristiyana âid idi. Bu adam, arsas için çok para istedi. Çok âdil bir hükümdâr olan birinci Abdürrahmân, isterse, zorla bu arâzîyi alabilirken, kat iyyen böyle bir yola baflvurmad. Aksine, h ristiyan sâhibine istedi i paray ödedi. H ristiyanlar, bu para ile kendilerine üç küçük kilise yapd lar. Câmi in yap lmas na 169 [m. 785] senesinde baflland. Abdürrahmân, günde birkaç sâat binâ inflaât nda, bir amele gibi çal fl yordu. nflaât malzemesi, do unun birçok yerlerinden getirtildi. Tahta k smlar için Lübnan n en mükemmel a açlar, mermer k smlar için, do unun birçok yerlerinden renkli mermerler, Irakdan ve Sûriyeden k ymetli tafllar, inci, zümrüd, fildifli, bu arâzîye y ld. Her fley çok güzel ve çok boldu. Câmi, ihtiflâml bir binâ hâlinde yavafl yavafl yükselme e bafllad. Birinci Abdürrahmân n ömrü, câmi in bitdi ini görme e yetmedi. 172 [m. 788] senesinde vefât etdi. Ondan sonra hükümdar olan o lu Hiflâm ve torunu birinci Hakem rahime-hümallahü teâlâ, câmi in temâmlanmas na gayret etdiler. Câmi, 10 senede temâmland. Fekat, bundan sonra, her sene bir parça ilâve edilerek, en son fleklini, 380 [m. 990] senesinde, ya nî ancak 205 sene sonra ald. kinci Hakem 366 [m. 976] da câmi e alt ndan bir minber yapd rd. flte, böylelikle bu câmi pek mu azzam, pek haflmetli ve son derecede güzel bir eser olarak ortaya ç kd. Câmi, 120x135 metre eb âd nda ve müstatil [dikdörtgen] fleklinde idi. ki (kolu) biraz ileriye do ru uzan yor. Bu kollar n uzunlu u 135 metreyi buluyordu. Bu uzanan iki kolun binân n esâs gövdesinden ç kan k smlar aras nda bir aç k avlu meydâna gelmifldi. Câmi in içinde, her biri 10 metre yüksekli inde 1419 sütun bulunuyordu. Bu sütunlar dünyân n en mükemmel mermerlerinden yap lm fld. Sütunlar n tepelerindeki kemerler, birkaç renkli mermerden parça parça olarak meydâna getirilmifldi. Câmi e girince, insan n gözü bu sütun orman nda gayb oluyordu. Mermer sütun bafll klar na bakanlar, bu güzellik karfl s nda hayrân kal yordu. Câmi e giren herkes, âdetâ büyüleniyordu. Bu kadar güzellik, o zemâna kadar dünyân n hiçbir yerinde görülmemifldi. Câmi in, 20 kap s vard. Kap lar n önünde, özel portakal ba - 386
387 çeleri kurulmufl, her taraf yeflilli e bürünmüfldü. Câmi in etrâf nda, di er ba çeler, havuzlar, fiskiyeler, çeflmeler vard. Müslimânlar n abdest alabilmesi için birçok flad rvanlar yap lm fld. Câmi in zemîni, en k ymetli mermer ve süslü tahtalar ile ifllenmifldi. Tavan n yap lmas için kullan lan k ymetli Lübnan tahtalar, ayr bir güzellik, ayr bir heybet veriyordu. D var ve tavanlarda oymalar, ifllemeler ve çok güzel yaz lar vard. nsan, câmi e girip bir göz atsa, sanki bu muhteflem sütun orman bitmiyecek gibi görünüyordu. Geceleyin, binlerce gümüfl kandillerden f flk ran renkli fl klar, câmi i ayd nlat yordu [m. 1632] senesinde M srda vefât eden meflhûr târîhçi Ahmed El-Makkarî, (Nehy-ut-tîb min-gasni Endülüs-ir-ratîb) kitâb nda, bu câmi den bahs ederken, onu ayd nlatan lâmba ve kandillerin 7425 adet oldu unu, bunlar n senenin normal günlerinde yar s n n geceleyin yak ld n, Ramezân ve bayramlarda, di er mübârek gecelerde ise, hepsinin yand n, lâmba ve kandillerin yanmas için, senede okka zeytinya sarf edildi ini, ayr ca câmi e güzel koku vermek için, her sene 120 okka amber ve öd a ac yak ld n yazmakdad r. Minârelerin tepesinde nar fleklinde bafll klar bulunuyordu. Bu bafll klar, mücevherler, inciler, zümrüdlerle süslenmifl, tafl aralar alt n parçalar ile örtülmüfldü. Lübnanda h ristiyan papazlar n yazd (Müncid) lügat kitâb nda, Kurtuba câmi inden iki nefîs manzara resmi vard r. H ristiyanlar, 897 [m. 1492] de Endülüs Devletini mahv edip Kurtubaya girince, ilk ifl olarak, bu câmi e sald rd lar. Bu çok güzel, haflmetli binâya atlar yla girdiler. Câmi e s nm fl olan müslimânlar, merhametsizce bo azlad lar. O kadar ki, câmi in kap lar ndan kan akmaya bafllad. Ondan sonra, alt n minberi parçal yarak aralar nda taksîm etdiler. Fildiflinden yap lm fl rahleleri paylafld lar. Minberde saklanan ve Osmân rad yallahü anh n yazd Kur ân- kerîmin bir efli olan inci ve zümrüdle ifllenmifl nefîs M shaf- flerîfi ayaklar n n alt na alarak çi nediler. Böylece, minber ve Kur ân- kerîm, bu iki eflsiz nefîs eser, temâmen yok edildi. Vahflî spanyollar, bütün müslimân ve yehûdîleri k l ç tehdîdi ile zorla h ristiyan yapd lar. Ellerinden kaçabilen yehûdîler, Osmânl devletine ilticâ etdiler. Bugün, Türkiyede bulunan yehûdîler, bunlar n torunlar d r. Hâlbuki, müslimânlar, ilk def a bu memleketleri zapt etdikleri zemân, orada yaflayan h ristiyan ve yehûdîlere hiç dokunmam fl, onlar n kendi dinlerine göre ibâdet etmele- 387
388 rine kat iyyen mâni olmam fllard. H ristiyan spanyollar, görülmemifl bir vahflet ile müslimân ve yehûdîleri yok etdikden sonra, bu flâheser câmi i y kma a bafllad - lar. Önce minârelerdeki alt n ve zümrüdle ifllenmifl nar fleklindeki bafll klar indirerek ya ma etdiler. Bunlar n yerine âdî tafldan yap lm fl, güyâ melek fleklinde çirkin bafll klar koydular. Tavandaki o haflmetli, güzel tahta süsleri sökdüler. Yerdeki güzel mermerleri k r p parçalad lar. Yerlerine âdî tafllar dizdiler. D varlardaki bütün güzel süslemeleri yerle bir etdiler. Sütunlar y kma a çal fld - lar. Fekat, ancak bir k sm n devirebildiler. Geri kalan sütunlar âdî kireçle badana etdiler. Y k lan sütunlar, yüzlerce idi ve câmi in içinde büyük bir mermer y n hâlinde serilmifl, kalm fld. 20 kap dan ço u tafllarla örülerek kapat ld. Nihâyet, en son bir vahflet eseri olarak, 929 [m. 1523] senesinde câmi in içine bir kilise yapma a karâr verdiler. Bunun için, o zemân spanya ve Almanya mperatörü olan 5. ci Karlosdan [ya nî Almanya imperatoru beflinci Charles Quint den ( [m ])] izn istediler. Charles Quint, bu teklîfi evvelâ red etdi. Fekat, müteass b kardinaller onu mütemâdiyen s k fld r yor, din u runa bu iflin muhakkak yap lmas îcâb etdi ini savunuyorlard. Bunlar n bafl nda çok büyük nüfûzu olan kardinal Alonso Maurique bulunuyordu. Bu kardinal, ayn zemânda papay da bu ifl için kand rm fld. Papan n da câmi in kiliseye çevrilmesini arzû etdi ini gören Charles Quint, bu ifle muvâfakat etmek zorunda kalm fld. Kilise yapmak için, birçok sütunlar dahâ y k ld ve câmi de kalan sütun say s 812 ye kadar düfldü. Ya nî, en azdan 600 k ymetli mermer sütun y k ld. Yap lan kilise, câmi in ortas nda haç fleklinde 52x12 metre eb âd nda çirkin bir binâ olarak kendini gösterdi. Charles Quint, bizzat Kurtubaya gelerek bu kiliseyi gördü. Çok üzüldü, (Yapd n z vahfleti görünce, size bunun için izn verdi ime çok piflmân oldum. Dünyâda bir benzeri bulunmayan, bu güzel eseri böylece tahrîb edece- inizi bilseydim, size müsâ ade etmez ve hepinizi cezâland r rd m. Yapd n z bu çirkin kilise, efli her yerde bulunan âdî bir binâdan ibâretdir. Hâlbuki, bu haflmetli câmi in bir nazîrini yapmak imkân yokdur) dedi. Bugün bu haflmetli binây ziyâret edenler, harâb olmas na ra men, slâm mi mârîsinin bu büyük eserinin güzelli i, büyüklü ü karfl s nda hayrân kalmakda, ortada bir cüce gibi görünen kilisenin hâline ac makda ve böyle bir haflmetli eserin bu hâle gelmesine müteessir olmakdad rlar.) Spaneienden terceme temâm oldu. 388
389 Yukar da okudu unuz yaz, h ristiyanlardan kurulmufl ve içlerinde din adam papazlar n da bulundu u bir hey et taraf ndan yaz lm fld r. S rf hakîkatdir. flte görünüz: Kim zorla din de ifldirtmifl, kim ibâdet yerlerini yak p ya malam fl, kim zulm yapm fl, siz de ö reniniz. Kurtubadaki câmi in ismi bugün (La Mezquita Kilisesi)dir. Bu kelime Mescid isminden gelmekdedir. Ya nî, hâlâ bu binâ mescid ismini tafl makda, onu ziyâret edenler, bir kilise de il, islâm medeniyyetinin bir büyük ve haflmetli eseri olarak görmekdedir. Abdürreflîd brâhîm efendi [1] 1328 [m. 1910] da stanbulda bas lan türkçe (Âlem-i slâm) kitâb n n ikinci cildinde, ( ngilizlerin islâm düflmanl ) yaz s n n bir yerinde diyor ki: (Hilâfet-i islâmiyyenin birân evvel kald r lmas, ingilizlerin birinci düflünceleridir. K r m muhârebelerine sebeb olmalar ve burada türklere yard m etmeleri hilâfeti mahv etmek için bir hîle idi. Pâris muâhedesi, bu hîleyi ortaya koymakdad r. [1923 de yap lan Lozan sulhunde yapd klar teklîflerinde de, bu düflmanl klar n aç kca bildirmifllerdir.] Her zemân türklerin bafl na gelen felâketler, hangi perde ile örtülürse örtülsün, hep ingilizlerden gelmifldir. ngiliz siyâsetinin temeli, islâmiyyeti yok etmekdir. Bu siyâsetin sebebi, islâmiyyetden korkmalar d r. Müslimânlar aldatmak için, sat lm fl vicdânlar kullanmakdad rlar. Bunlar islâm âlimi, kahraman olarak tan t rlar. Sözümüzün hulâsas, islâmiyyetin en büyük düflman ingilizlerdir.) Amerikal hukûk ve siyâset adamlar ndan Bryan William Jennings, kitâblar, konferanslar ve 1891 ile 1895 aras nda ABD kongresi Temsilciler meclisinde a zâl k yapmas ile meflhûrdur aras nda ABD hâriciye vekîli idi de öldü. (Hindistânda ngiliz hâkimiyyeti) kitâb nda, ingilizlerin islâm düflmanl - n, vahfletlerini ve zulmlerini uzun yazmakdad r. H ristiyanlar n müslimânlara yapd klar zulmlerin, iflkencelerin en vahflîsi, en canavarcas, ingilizler taraf ndan Hindistânda yap lm fld r. Hindistândaki islâm âlimlerinin büyüklerinden, allâme Fadl- Hak Hayr-âbâdî (Es-sevret-ül-Hindiyye), ya nî (Hindistân ihtilâli) kitâb n n ve Mevlânâ gulâm Mihr Alînin buna yapd (El-yevâkît-ül-mihriyye) hâfliyesinin 1384 [m. 1964] Hind bask s nda diyorlar ki: ngilizler, ilk olarak, 1008 [m. 1600] senesinde, Hindistânda Kalküte flehrinde, ticârethâneler açmak için Ekber flâhdan izn ald lar. fiâh- Âlem zemân nda Kalkütede erâzî sat n ald lar. Bunlar muhâfaza için asker getirdiler [m. [1] Abdürreflîd efendi, 1944 de Japonyada vefât etdi. 389
390 1714] da sultân Ferruh Sîr flâh tedâvî etdikleri için, bütün Hindistânda, bu hak kendilerine verildi. fiâh- Âlem-i sânî zemân nda Delhîye girerek, idâreye hâkim oldular. Zulme bafllad lar. Hindistândaki vehhâbîler, 1274 [m. 1858] de, sünnî, hanefî ve sôfî olan sultân ikinci Behâdir flâha, bid at ehli, hattâ kâfir dediler. Bunlar n ve hindu kâfirlerinin ve hâin vezîr Ahsenullah hân n yard m ile, ngiliz askeri Delhî flehrine girdi. Evleri, dükkânlar bas p, mallar, paralar ya ma etdiler. Kad nlar, çocuklar dahî k l nçdan geçirdiler. çecek su bile bulunmaz oldu. [TENBÎH: Âdem aleyhisselâmdan bugüne kadar, her zemân, her yerde kötü insanlar iyilere sald rm fllard r. Allahü teâlâ her fleyi sebebler ile yaratmakdad r. Kötülerin cezâs n da, kötü insanlar vâs tas ile vermekdedir. flkence edenlere dünyâda da cezâlar n vermekdedir. Kötülerin yan s ra, iyiler de azâb görmekdedir. Bunlar n ve harbde ölenlerin ve kazâda ölenlerin hepsi flehîddir. Dünyâda azâb çeken iyi, suçsuz müslimânlara âh retde bol ni metler verilecekdir. Âh retde ni mete kavuflmak için, îmân sâhibi olmak lâz m oldu u din kitâblar nda yaz l d r. Bu kitâblar dünyân n her yerinde çok vard r. Bu kitâblar okuyup da inanm yana kâfir denir. slâmiyyeti iflitmiyen kâfir olmaz. flitince (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah) diyen ve buna inanan müslimân olur. Bunun ma nâs, (Herfleyi yaratan bir Allah vard r ve Muhammed aleyhisselâm Onun Resûlüdür)dür. Müslimân olan, Onun son Peygamberine tâbi olur. Birçok yerde, kâfirler, zâlimler, suçsuz müslimânlar, kad nlar, çocuklar öldürmüfllerdir. Öldürülen müslimânlar, flehîd olur. Öldürülürken yap lan iflkencelerin ac s n duymaz. Ölürken, kabrde verilecek olan Cennet ni metlerini görerek çok sevinir. fiehîdler ölürken hiç ac duymaz. Sevinir ve çok nefl elenir. Cennet ni metlerine kavuflur. Hadîs-i flerîfde, (Müslimânlar n kabri Cennet ba çelerindendir.) buyuruldu.] Hümâyûn flâh n türbesine s nm fl olan çok yafll flâh, çoluk çocuklar ile, elleri ba l olarak, kal a taraf na götürdüler. Patrik Hudson, yolda flâh n üç o lunu soydurup, don ve gömlekle b rak p, gö üslerine kurflun s karak flehîd etdi. Kanlar ndan içdi. Cesedlerini kal a kap s na asd rd. Birgün sonra, bafllar n ngiliz kumandan Hanri Bernarda götürdü. Sonra, bafllar suda kaynat p, fiâha ve zevcesine çorba olarak götürdü. Çok aç olduklar ndan, hemen a zlar na koydular. Fekat çi neyemediler, yutamad lar. Ne eti oldu unu bilmedikleri hâlde, ç kar p topra a b rakd lar. Hâin papaz Hudson, niçin yimediniz? çok güzel çorbad r. O ulla- 390
391 r n z n etinden yapd rd m dedi. Sonra sultân, zevcesini ve di er yak nlar n Rangon flehrine nefy ve habs etdiler. Sultân 1279 da zindanda vefât etdi. Delhîde üçbin müslimân kurflunl yarak, yirmiyedi bin kifliyi de keserek flehîd etdiler. Ancak, gece kaçanlar kurtulabildi. H ristiyanlar, di er flehrlerde ve köylerde de say s z müslimânlar öldürdüler. Târihî san at eserlerini yakd lar. Efli bulunm yan, k ymet biçilemiyen zînet eflyâlar n gemilere doldurup Londraya götürdüler. Allâme Fadl- Hak 1278 [m. 1861] de Andaman adas nda, zindanda flehîd edildi târîhli Türkiye gazetesi takvîminde diyor ki, Hindistân ingiliz müstemlekesi iken, Armitsar flehrinde, bisikletle dolaflan bir ingiliz k z ile alay etdikleri için, orada bulunan müslimânlardan yetmifl kifli kurfluna dizilerek öldürülüyor. Vâlîye bunun sebebi soruldukda, (Bir ingiliz k z, onlar n tanr lar ndan dahâ azîzdir) demifldir târîhli Türkiye gazetesindeki bir resmde, sokakda kanlar içinde yatan bir boflnak k z ile yan nda bir s rb askerinin kahkaha ile güldü ü görülmekdedir. Resmin alt nda, (Saraybosnada, kas m 1994 de, yedi yafl ndaki Nermin, h ristiyan canavarlar taraf ndan böyle katl edildi) yaz l d r [m. 1979] senesinde ruslar Efganistan iflgâl ederek, islâm san at eserlerini tahrîb ve müslimânlar flehîd etme e bafllay nca, evvelâ büyük âlim, velî brâhîm müceddidîyi, yüzyirmibir talebesi ve zevce ve k zlar ile, kurflunlay p flehîd etdiler. Bu vahfletin, alçak hücûmun sebebi de ingilizler oldu. Çünki, 1945 senesinde, rus ordular n ma lûb ederek, Moskovaya girmek üzere olan, Alman devlet reîsi Hitler, radyoda, ingiliz ve Amerikal lara hayk rarak, (Ma lûbiyyeti kabûl ediyorum. Size teslîm olaca m. Bana müsâade ve f rsat veriniz. Rusya ile harbe devâm edeyim. Rus ordusunu perîflân edeyim. Komünist felâketini dünyâdan kald ray m) dedi. ngiliz baflvekîli Çörçil, bu teklîfi red etdi. Amerikal lar ve ngilizler Ruslara yard ma devâm ederek, ruslar gelmeden Berline girmediler. Ruslar n dünyâya belâ olmas n sa lad lar. H ristiyanlar n yapd klar muhtelif zulmleri saymak ve uzun uzad ya anlatmak istemiyoruz. Târîh, bafldan bafla bu zulmlerle doludur. Din nâm na yap lan Engizisyon ( nquisition) zulmleri, Sen Bartelmi (Saint Barthelemy) Fâci as ve buna benzer toplu katller, h ristiyanlar n, mezhebleri farkl h ristiyanlara ve di er dinlere karfl gösterdikleri akl ermez vahfletleri birer birer teflhîr etmekdedir. Müslimân hükümdârlar, müslimân kumandanlar, müslimân devlet adamlar aras nda hiçbiri, hiçbir zemân h risti- 391
392 yanlar n yapd klar gibi, zulmler yapmam fl, bunlar (din nâm na yap yoruz) demek küstahl nda bulunmam fl, müslimân âlemini h ristiyanlara karfl teflvîk etmemifldir. slâmiyyetde hiçbir mahlûka zulm yapmak câiz de ildir. Bütün müslimân din adamlar, zulme mâni olmufldur. flte, size küçük bir misâl: (Fezleke-i târîh-i Osmânî) sekizinci bask s nda ve mekteb-i sultânî müdîri Abdürrahmân fieref be in rahime-hullahü teâlâ (Târîh-i devlet-i Osmâniyye)sinin 1325 [m. 1907] deki üçüncü bask s nda diyor ki, (Dâr-üs-se âde a as iken emekli olan Sünbül a a M sra giderken, gemisi Rodos aç klar nda, Malta korsanlar taraf ndan bas l p, a a flehîd edildi. Venedik gemileri Moraya asker ç - kar p çocuk ve kad n demeden, binlerce müslimân öldürdü. Onsekizinci pâdiflâh sultan brâhîm, çok merhametli idi. H ristiyanlar n bu katli âm n iflitince pek üzüldü [m. 1646] senesinde bunlara karfl l k olarak, Osmânl idâresinde müste min [müsâfir] olarak bulunan h ristiyanlara k sâs yap lmas n [öldürülmelerini] emr ve fermân eyledi. O zemânda fieyh-ul-islâm olan Ebüs-Sa îd efendi rahime-hullahü teâlâ, yan na Bostanc bafl y alarak pâdiflâh n huzûruna ç kd. Böyle bir karâr n ve haks z yere insan öldürmenin islâm dînine ayk r oldu unu bildirdi. Sultân brâhîm rahime-hullahü teâlâ, bütün Osmânl sultânlar gibi, islâm dînine ve Allahü teâlân n kitâb na çok ba l oldu u için, bu nasîhati kabûl ederek, karâr ndan vazgeçdi). fiemsüddîn Sâmî be [1], (Kâmûs-ül a lâm)da diyor ki, (Sultân brâhîmin kaddi ve kâmeti mevzûn, yüzü, gözleri güzel idi. yi ahlâk ve cömerdli i ile meflhûr idi.) flte islâm dîni budur. Müslimân din adamlar, h ristiyanlar ölümden kurtar rken, h ristiyan papalar, patrikler, papazlar, dünyây müslimânlar öldürme e da vet ediyorlard. Bir de, küstahca karfl m za ç karak, islâm dîninin vahflet dîni oldu unu iddi âya kalk fl yorlar! Îsâ aleyhisselâm, (sa yana n za tokat atan kimseye sol yana n z da çevirin) buyurdu demekdedirler. [ ngilizlerle yehûdîler, yalanlarla, iftirâlarla ve para, mevk va d ederek, müslimân evlâdlar n aldat p, Osmânl slâm devletini y kd lar. Gençler aras na dinsizlik modas n yayd lar. Kad nlar n, k zlar n aç k gezmelerine, fuhfla, içkiye, ahlâks zl a, dinsizli- e, ilericilik dediler. slâm âlimlerini, islâm bilgilerini yok etdiler. ngiliz câsûslar, masonlar din adam flekline girerek, islâm n gü- [1] fiemsüddîn Sâmi, 1322 [m. 1904] de stanbulda vefât etdi. 392
393 zel ahlâk n, ibâdetleri bozdular. slâmiyyet gitdi. Yaln z ad kald. ttihâdc lar zemân nda, kanûn yapanlar, be ler, pâflalar da, islâm düflmân oldu. slâm y k c kanûnlar ç kard lar. Dîne, îmâna ba l l k, suç oldu. Bir çok müslimân asd lar, kesdiler, Dînin emrlerini yayma a, harâmlardan sak nma a bölücülük denildi. Emr-i ma rûf yapanlara, ya nî islâmiyyeti do ru olarak söyleyenlere, yazanlara rejim düflmân denildi. Elhamdülillah! H ristiyanlar n, bu hücûmlar flimdi kalmad. Azîz yurdumuzda, islâm günefli yeniden parl yor. Düflmânlar n yalanlar, hiyânetleri meydâna ç kd. Hakîkî din bilgileri serbestçe yaz l yor. fiimdi her müslimân n bu hürriyyete flükr etmesi, ecdâd m z n, u runda canlar n fedâ etdikleri, mukaddes dînimizi, do ru olarak ö renme e çal flmas lâz md r. Evlâdlar m za, dînimizi ö retmezsek, islâmiyyete uyma a al fld rmazsak, pusuda bekliyen düflmânlar ve bunlara sat lm fl olan ahmaklar, tekrâr hücûm ederek, yavrular m z aldatacaklard r. Bütün Avrupa, Amerika milletleri, öldükden sonra, tekrâr dirilme e, Cennetin, Cehennemin var oldu una inan yor. Kiliseleri, havralar, her hafta dolup tafl yor. Mekteblerinde, din dersleri, mecbûrî okutuluyor. Avrupal lara, Amerikal lara, ak ll, ilerici, medenî diyerek, yalan, içki, kumar, fuhufl ve zinâ yapmakda, onlar taklîd etmekle ö ünen kimse, onlar gibi inanmay nca yalanc olmuyor mu? Biz müslimânlar, h ristiyanlara câhil, ahmak ve gerici diyoruz. Çünki onlar, Îsâ aleyhisselâmda ve annesinde ülûhiyyet s fat bulundu una da inan p, onu put yapm fllar. Ona tap n - yor. Müflrik oluyorlar. Dünyâ ifllerinde, Muhammed aleyhisselâm n dînine uygun olarak çal flanlar, Allahü teâlân n ni metlerine kavuflarak, râhat ve huzûr içinde yafl yorlar ise de, bu yüce Peygambere ve islâmiyyete inanmad klar için, Cehennemde sonsuz yanacaklard r.] fiimdi size hakîkî bir müslimân n nas l hareket etmesi îcâb etdi ini göstermek için, Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem bir mektûbunu aynen afla da nakl ediyoruz: Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem bütün müslimânlara hitâben yazd rd mektûb flöyledir: [Asl Feridun be in (Mecmû a-i Münfleât-üs-selâtîn) kitâb, birinci cild otuzuncu sahîfesindedir.] (Bu yaz, Abdüllah o lu Muhammedin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem bütün h ristiyanlara verdi i sözü belirtmek için yaz lm fld r. fiöyle ki, Allahü teâlâ, kendisini rahmet ile müjdelemifl, insanlar üzerindeki emâneti muhâfaza edici k lm fld r. flte bu 393
394 Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, bu yaz y, müslimân olmayan bütün kimselere verdi i ahdi tevsîk için kaleme ald rd. Her kim ki, bu ahdin aksine hareket ederse, ister sultân, ister baflkas olsun Allahü teâlâya karfl isyân ve dîn-i islâm ile istihzâ etmifl say l r ve Allahü teâlân n la netine lây k olur. E er h ristiyan bir râhib [papaz] veyâ bir seyyâh [turist] bir da da, bir derede veyâ çöllük bir yerde veyâ bir yeflillikde veyâ alçak yerlerde veyâ kum içinde ibâdet için perhiz yap yorsa, kendim, dostlar m, arkadafllar m ve bütün milletimle berâber onlardan her dürlü teklîfleri kald rd m. Onlar benim himâyem [korumam] alt ndad r. Ben onlar, baflka h ristiyanlarla yapd m z ahdler mûcibince, ödemeye borçlu olduklar bütün vergilerden afv etdim. Harâc vermesinler veyâ kalbleri râz oldu u kadar versinler. Onlara cebr etmeyin, zor kullanmay n. Onlar n dînî reîslerini makâmlar ndan indirmeyin. Onlar ibâdet etdikleri yerden ç kartmay n. Bunlardan seyâhat edenlere mâni olmay n. Bunlar n manast rlar n n, kiliselerinin hiç bir taraf n y kmay n. Bunlar n kiliselerinden mal al n p müslimân mescidleri için kullan lmas n. Her kim buna ri âyet etmezse, Allahü teâlân n ve Resûlünün kelâm n dinlememifl ve günâha girmifl olur. Ticâret yapmayan ve ancak ibâdet ile meflgûl olan kimselerden, hernerede olurlarsa olsunlar, (cizye) ve (garâmet) gibi vergileri almay n. Denizde ve karada, flarkda ve garbda, onlar n borçlar n ben öderim. Onlar benim himâyem alt ndad r. Ben onlara (emân) verdim. Da larda yaflay p ibâdet ile meflgûl olanlar n ekinlerinden harâc [vergi] almay n. Ekinlerinden Beyt-ül-mâl [Devlet hazînesi] için hisse ç kartmay n. Çünki, bunlar n zirâ ati, s rf nafakalar n temîn etmek için yap lmakda olup, kâr için de ildir. Cihâd için adam lâz m olursa, onlara bafl vurmay n. Cizye [varl k vergisi] almak gerekirse, ne kadar zengin olurlarsa olsunlar, ne kadar mallar ve mülkleri bulunursa bulunsun, y lda oniki dirhemden dahâ fazla vergi almay n. Onlara zahmet, meflakkat teklîf olunmaz. Kendileriyle bir müzâkere yapmak îcâb ederse, ancak merhamet, iyilik ve flefkat ile hareket edilecekdir. Onlar, dâimâ merhamet ve flefkat kanadlar alt nda himâye ediniz! Nerede olursa olsun, bir müslimân erkekle evli olan h ristiyan kad nlara, fenâ mu âmele etmeyin. Onlar n kendi kiliselerine gidip, kendi dinlerine göre ibâdet etmelerine mâni olmay n. Her kim ki, Allahü teâlân n bu emrine itâ at etmez ve bunun z dd na hareket ederse, Allahü teâlân n ve Peygamberinin aleyhissalâtü vesselâm emrlerine isyân etmifl say - 394
395 lacakd r. Bunlara kilise ta mîrlerinde yard mc olunacakd r. Bu ahdnâme [sözleflme] k yâmet gününe kadar devâm edecek, dünyâ sonuna kadar de iflmeden kalacak ve hiç bir kimse bunun aksine bir hareketde bulunamayacakd r.) Bu ahdnâme Hicretin ikinci senesi, Muharrem ay n n üçüncü günü, Medîne-i münevverede Mescid-i se âdetde Alî bin Ebî Tâlibe rad yallahü teâlâ anh yazd r lm fld r. Alt ndaki imzâlar: Muhammed bin Abdüllah Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem. Ebû Bekr bin Ebî-Kuhâfe, Ömer bin Hattâb, Osmân bin Affân, Alî bin Ebî Tâlib, Abdüllah bin Mes ûd, Fadl bin Abbâs, Zübeyr bin Avvâm, Talha bin Ubeydüllah, Sa d bin Mu âz, Sa d bin Ubâde, Sâbit bin Kays, Zeyd bin Sâbit, Hâris bin Sâbit, Abdüllah bin Ömer, Ammâr bin Yâsir rad yallahü teâlâ anhüm ecma în. Görüyorsunuz ki, sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem baflka dinden olan kimselere son derecede merhamet ve flefkat ile mu âmele edilmesini emr etmekdedir. fiimdi bir de 4000 kilise y kd iddi â olunan Ömer rad yallahü anh n halîfeli i zemân nda lyâ ehâlîsine verdi i (Emân) n tercemesini okuyal m. H ristiyanlar lyâs aleyhisselâma lyâ derler. Kudüs flehrine de lyâ diyorlar. ( flbu mektûb, müslimânlar n Emîri Ömer-ül-Fârûkun rad - yallahü teâlâ anh lyâ ehâlîsine verdi i emân mektûbudur ki, onlar n varl klar, hayâtlar, kiliseleri, çocuklar, hastalar, sa lam olanlar ile di er bütün milletler için yaz lm fld r. fiöyle ki: Müslimânlar onlar n kiliselerine zorla girmeyecek, kiliseleri yak p y kmayacak, kiliselerin her hangi bir yerini tahrîb etmeyecek, mallar ndan bir habbe (danecik) bile almayacak, dinlerini ve ibâdet tarzlar n de ifldirmeleri ve islâm dînine girmeleri için kendilerine karfl hiçbir zor kullan lmayacak. Hiçbir müslimândan en ufak bir zarâr bile görmeyecekler. E er kendiliklerinden memleketden ç k p gitmek isterlerse, varacaklar yere kadar canlar, mallar ve rzlar üzerine, emân verilecekdir. E er burada kalmak isterlerse, temâmen te mînât alt nda olacaklar. Yaln z lyâ ehâlîsi kadar cizye [gelir vergisi] vereceklerdir. E er lyâ halk ndan ba z lar rum halk ile birlikde, âile ve mallar ile berâber ç k p gitmek isterlerse ve kiliselerini ve ibâdet yerlerini boflalt rlarsa, 395
396 varacaklar yere kadar canlar, kiliseleri, yol masraflar ve mallar üzerine emân verilecekdir. Yerli olmayanlar, ister burada otursunlar, isterlerse gitsinler, ekin biçme zemân na kadar, onlardan hiç bir vergi al nmayacakd r. Allahü azîmüflflân n ve Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemin emrleri ve bütün islâm halîfelerinin ve umûm müslimânlar n verdi i sözler, iflbu mektûbda yaz l oldu u gibidir.) mza: Ömer-ül-Fârûk fiâhidler: Hâlid bin Velîd Amr bnil âs Abdürrahmân bin Avf Muâviye bin Ebî Süfyân. Ömer rad yallahü anh, Kudüse teflrîf etdi. H ristiyanlar cizye verme i kabûl ederek, Kudüsün anahtarlar n Ömer rad yallahü anha teslîm etdiler. Böylece kendi devletleri olan Bizans n a r vergi ve iflkencelerinden, eziyyet ve cefâlar ndan ve zulmlerinden kurtuldular. Çok k sa bir zemânda, düflman zan etdikleri müslimânlardaki, adâlet ve merhameti aç kca gördüler. slâmiyyetin, iyilik ve merhameti emr eden, insanlar dünyâ ve âhiret se âdetine kavuflduran bir din oldu unu anlad lar. En küçük bir zorlama ve korkutma olmadan bölük bölük, mahalle mahalle islâmiyyeti kabûl etdiler. Yukar daki iki vesîkay tedkîk ederseniz, yine göreceksiniz ki, hakîkî müslimânlar, hakîkî din rehberleri, di er bütün dinlere karfl büyük bir müsâmeha göstermifller, de il h ristiyan ve yehûdîleri zorla müslimân yapmak ve onlar n ibâdethânelerini tahrîb etmek, aksine, onlara yard m, hattâ kiliselerini ta mîr etmifllerdir. Müslimânlar aras ndan h ristiyanlara fenâ mu âmele edenler ç kmam fl m d r? Belki ç km fld r. Fekat bunlar, hem mikdârca çok az, hem de dînimizin emrlerini bilmiyen câhiller idi. Bunlar, nefslerine uyarak hareket etmifller ve cezâlar bizzât müslimânlar taraf ndan verilmifldir. Akl bafl nda olup, islâmiyyetin emrlerini iyi bilen hiçbir müslimân, onlara tâbi olmam fld r. Yaln z ismleri müslimân olan bu kimseler, yaln z h ristiyanlara de il, müslimânlara da zulm etmifllerdir. Bunlar n hareketlerinin müslimânl k ile 396
397 hiçbir alâkas [ilgisi] yokdur. Allahü teâlâ, Kur ân- kerîmde Nisâ sûresi 168. ci âyetinde meâlen, (Allah inkâr edenleri ve zâlimleri hiç bir zemân afv etmem) buyurmufldur. Kur ân- kerîmin tefsîrleri tedkîk edilirse, görülür ki, Allahü teâlâ, insanlara dâimâ merhamet ve flefkat ve afv ile mu âmele etme i, kendilerine fenâl k yapanlar afv etme i, dâimâ güler yüzlü ve tatl sözlü olma, sabrl hareket etme i, ifllerinde dâimâ dostlukla anlaflmay emr etmekdedir. Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem dâimâ sulhu tavsiye etdi ini, kendisine karfl ç - kanlara bile flefkat elini uzatd n, bütün dünyâ târîhleri yazmakdad r. H ristiyan din adamlar n n, bütün bu hakîkatlere gözlerini yumarak, islâm dînini bir vahflet dîni olarak göstermesi ve genç h ristiyanlar böyle terbiye etmesi yüzünden, ilk def a olarak, müslimân memleketlerine gelen zevall h ristiyanlar n evvelâ ne kadar korkduklar n, sonra hakîkati ö renip, ne kadar hayret etdiklerini, size birkaç misâl ile göstermek istiyoruz. Afla daki yaz lar, bu husûsda yaz lm fl h ristiyanlar n kitâblar ndan al yoruz. stanbulda yaflam fl Bayan Georgina Max Müllerin 1315 [m. 1897] de neflr edilmifl olan (Letters from Constantinople = stanbuldan Mektûblar) eserinde flöyle yaz l d r: (Mektebde okurken, bize müslimânlar n vahflî, hele Türklerin büsbütün gaddâr oldu u ö retilmifldi. Onun için, Hâriciye Bakanl nda memûr olan o lumun stanbula ta yîn edildi i haberini al nca, ne kadar korkdu umu, ne kadar üzüldü ümü ta rîf edemem. Hâlbuki, hayât m n en güzel günleri stanbulda geçdi. O lum stanbula gidince, zevcim Prof. Müllerle birlikde, onu ziyârete karâr verdik. Zevcim bilhâssa târihî hâdiseler üzerinde tedkîkler [etüd] yapan ve dünyâca meflhûr bir kimse idi. O, benim kadar Türklerden korkmuyordu ve bu târihî yerlerde ba z arafld rmalar yapmak istiyordu. Ben, endifle ile seyâhate hâz rlan yordum. Acabâ bu vahflî müslimânlar(!), bize nas l mu âmele edeceklerdi? Nihâyet, stanbula geldik. stanbulun latîf manzaras, üzerimizde çok hofl bir te sîr yapd. Fekat, asl bizi flafl rtan, kendileri ile temas etdi imiz müslimânlar oldu. Bunlar son derece nâzik, son derece kibâr, son derece medenî insanlard. stanbulun kalabal k sokaklar ndan geçerken, yâhud bir câmi i ziyâret ederken veyâhud tenhâ yerlerde terk edilmifl, Bizans eserlerini gezerken, her hangi bir korku veyâ tehlüke düflüncesi akl m zdan geçmedi. Bütün tesâdüf etdiklerimiz, bize son derecede dost davran- 397
398 d lar. Dâimâ sühûlet gösterdiler. Baflka bir dinden olmam z, onlar n üzerinde hiç bir zemân, fenâ bir te sîr yapmad. Onlar, di er dinlere de kendi dinleri kadar hurmet ediyorlard. Bunlar gördükçe, bize yanl fl bilgi ve terbiye verenlere ne kadar k z yordum. Bize ö retildi inin tâm aksine, onlar Îsâ aleyhisselâmdan nefret etmiyorlar, aksine Ona da, Peygamber olarak inan yorlard. Bizim âyinlerimize müdâhale etmiyor, ibâdetlerimizle alay etmiyorlard. Bize, bir insan olarak hurmet ediyorlar, bizim, müslimânlar fleytâna uymufl Allahs zlar olarak görmemize mukâbil, onlar dînimize karfl, en ufak bir fenâ kelime bile kullanm yorlard. Bize ö retilen (Müslimânl k ile medeniyyet cem olamaz) lâf, küçük bir hakîkat çekirde inin çok fliflirilmesi yüzünden meydâna gelmifl olacak. Bu hakîkat çekirde i, müslimânlar n kendi âdet ve örflerine çok sâd k olmalar ve onun için garbl lar n medeniyyet zan etdikleri ba z kötü âdetleri, kendi islâm örf ve âdetlerine uymad için, kabûl etmemeleridir. Hâlbuki dikkat ile mülâhaza edilecek, düflünülecek olursa, bunlar ehemmiyyetsiz fleylerdir ve hakîkî medeniyyet ile hiçbir alâkalar yokdur. Türkler, âdetlerine ve müslimânl n güzel ahlâk na son derecede sâd kd r. Günlük hayâtlar n tanzîm ederlerken, dâimâ bunlara ri âyet ederler. Türkler, bence en iyi müslimânlard r. Îrânda, Arabistânda tan d m müslimânlarla k yâs etdi im zemân, Türklerin çok dahâ hakîkî müslimân olduklar n gördüm. Türklerin nas l kalbden gelen bir samîmiyyet ile müslimânl k vazîfelerini ifâ etdiklerini görmek, insana büyük bir zevk veriyor ve insan onlara dahâ çok yaklafld r yor. Onlara karfl muhabbet ve hurmet hâs l oluyor. Sokaklarda, ba çelerde, çarfl larda, dükkânlarda halk n, asker, hammal, hattâ dilenci olsun, nas l diz çöküp secdeye kapand n veyâ ellerini ileri uzatarak düâ etdi ini görebilirsiniz. Fekat, bütün bunlar gösterifl için yap lmaz. Îmân hâlis olan müslimân, k sa süren ibâdet vazîfesini temâmlad kdan sonra, tekrâr iflinin bafl na döner. Müslimân, Kur ân- kerîmde yaz l olan ahlâk esâslar na tâm ba l d r. Fekat, flunu unutm yal m ki, güzel ahlâk esâslar onüçbuçuk asrdan beri hiç bozulmadan devâm etmifldir. Bugün bir Avrupa baflflehrinde bunlar n ço u bilinmemekdedir. flte bugün, müslimânlar medeniyyet düflman olarak gösteren husûs, Avrupal lar n Muhammed aleyhisselâm n koymufl oldu u güzel ahlâk esâslar n bilmemesinden ileri gelmekdedir. Hâlbuki, bu büyük Peygamberin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, (Ben bir insandan baflka bir fley de ilim. Size Allah n bir emrini bildir- 398
399 di im zemân, onu hemen kabûl edin. Fekat, dünyâ iflleri hakk nda kendili imden bir fley söylersem, bu Allah n emri de ildir. Bunu ben insan olarak söylerim) dedi ini iflitmemifle benziyorlar. Fen bilgileri, Muhammed aleyhisselâm n zemân ndan bu zemâna kadar çok de iflmifldir. O zemân yap lanlar n, sonradan hâs l olan flartlara göre de ifldirilmesini, islâm dîni emr etmekdedir. E er bunlar, bu günün îcâblar na göre yap lacak olursa, islâm dînine hiç bir halel gelmeyecek, aksine, onun medenî bir din oldu u meydâna ç kacakd r. Türkler, di er din mensûblar na karfl gösterdikleri nezâketi o kadar ileri götürmüfllerdir ki, bugün devletin birçok fen ve tekni- e âid ifl yerlerinde h ristiyanlar bulunmakdad r. O hâlde, niçin din bilgileri ile fen bilgilerini birbirinden ay rm yoruz? Ma mâfih, unutm yal m ki, garbda din ve fen iflleri sonradan birbirinden ayr lm fl, h ristiyan papazlar n, dîni siyâsete âlet etmekden güçlükle uzaklafld rabilmifllerdir. H ristiyanlarda, dîni dünyâ menfe âtlerine âlet etmenin zararlar n anlamak kolay olmam fld r. Evet, Allahü teâlân n emrlerinde tahrîfât yap lamaz. bâdetler, adâlet ve ahlâk üzerinde Peygamberlerin bildirdikleri esâslar n devâm etmesi lâz md r. Meselâ, skoçya kilisesi, kilisede org çal nmas n n günâh oldu unu bildirmifl ve (kilisesine orgu kabûl edenlerin Cehenneme gidece ini) i lân etmifldir. Kilisenin bu hareketi, dünyâ ifllerinde kullan lan fen veyâ zevk âletlerinin, din ifllerine kar fld - r lmas n n, do ru olmad n göstermekdedir. Osmânl devletinde de, t pk Avrupada oldu u gibi, ba z câhiller, fende ve âdetde olan yeniliklere karfl ç km fllar, fen üzerindeki her yenili i, (fieytân ifli) diye red ederek, islâm dînine iftirâ etmifllerdir. Zemânla müslimânlar, kendilerini muhakkak bu câhil yobazlardan kurtaracaklard r diyen bayan Georgina yaz s na flöyle devâm etmekdedir: Avrupal lar, Türkleri zâlim ve gaddâr olarak kabûl eder. Fekat, onlar n gaddârl hakk nda zikr edilen hikâyelerin menba, hep Orta ça a âiddir. Elimizi kalbimiz üzerine koyarak insâf ile flunu i tirâf edelim: Acabâ Avrupal lar, Orta ça da gaddârl k yapmam fllar m d r? Bana kal rsa, biz Avrupal lar o zemânlar, çok zâlimdik. Bizim târîhimiz zulm ve iflkencelerle doludur. Hâlbuki, Kur ân- kerîmde harblerde dahî, esîrlere merhamet edilmesi, din adam, ihtiyâr, kad n ve çocuklara hiç dokunulmamas emr olunmakdad r. Kur ân- kerîmin bu emrlerine uym yan müslimân kumandanlar ç km flsa, bunlar, Kur ân- kerîm okuyamam fl ve din 399
400 bilgilerini, câhil din adamlar ndan ö renmifl olan kimselerdir. Kur ân- kerîmin her lisâna terceme ve tefsîr edilmesi çok yerinde olacakd r. Fekat zan ediyorum ki, bunun için dahâ zemân lâz md r. Çünki, bütün müslimân memleketlerinde, Arabîden baflka bir dili din ifllerinde kullanmak, günâh say lmakdad r. Bundan birkaç sene evvel Hindistânda Madrasda bir müslimân, câmi de Kur ân- kerîmden birkaç âyeti arabca yerine hindce okudu u için la net edilmifldi. [Çünki bu, Kur ân- kerîmin ma nâs n bildirmek için de il, Kur ân olarak okunmufldu.] Kur ân- kerîm çok medenî ve mant kî bir din kitâb d r. Ba z müslimânlar, Kur ân- kerîmi bilmemekde, yobazlar n elinde oyuncak olmakda, onlar n saçma akîdelerini, fikrlerini, inançlar n kabûl etme e mecbûr kalmakdad rlar. Hâlbuki, Kur ân- kerîmi tedkîk eden islâm âlimleri, dinlerinin ne kadar fâideli bir din oldu unu, ba z yerlerde telkîn edilen bozuk fikrlerin, Kur ân- kerîme hiç uymad n görmekdedir. Ben size aç kca söyliyorum ki, MÜSL MÂNLIK ve HIR ST YANLIK gibi, bütün ana hatlar birbirinin ayn olan iki din dahâ yokdur. Bu iki din, birbirinin kardeflidir, ayn baban n iki evlâd gibidir. Ayn rûhdan mülhemdir) demekdedir. [Bu mektûbu yazan madam, çocuk iken iflitdi i iftirâlar n te sîri alt nda kalarak böyle söylemekde ve zan etmekdedir. flin asl ise, bunun temâmen aksidir. Kur ân- kerîm, birçok lisâna terceme edilmifl ve tefsîrleri yap lm fld r. Ancak bu tefsîrleri ve tercemeleri (Kur ân- kerîm) zan etmek ve ibâdetde, nemâzda okumak yanl fld r.] Yukar daki mektûb, birçok hakîkatleri meydâna koymakdad r. slâmiyyet, Kur ân- kerîmin baflka dillere tefsîrini, aç klanmas n aslâ men etmemifldir. slâmiyyet, Kur ân- kerîmin, gerek gizli maksadlarla, hâin emellerle, gerekse bilmiyerek, de il baflka dillere, arabîye bile yanl fl ve bozuk olarak terceme edilmesini yasak etmifldir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, (Kur ân- kerîmi kendi anlay fl na göre terceme eden kâfir olur) buyurdu. Herkes, kendine göre ma nâ verirse, Kur ân- kerîmin ma nâlar hatâl olur. Her kafadan farkl sesler ç kar. slâm dîni de, h ristiyanl k gibi anlafl lmaz, bozuk bir hâl al r. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Kur ân- kerîmin, bafl ndan sonuna kadar ma nâs n Eshâb na bildirdi. Murâd- ilâhînin ne oldu unu anlatd. Eshâb- kirâm da, bunlar Tâbi îne bildirdiler. Bunlar da kitâblara yazd lar. Böylece tefsîr kitâb meydâna geldi. Birçok fârisî ve türkce tefsîr kitâb ve binlerce din kitâb bas lm fld r. Fârisî tefsîrlerden birisi, meflhûr (Mevâhib-i aliyye) tefsîridir. 400
401 Bu tefsîri, Hüseyn Vâ iz kâflifî rahime-hullahü teâlâ [1], Hirât flehrinde, bu h ristiyan madam dünyâya gelmeden üçbuçuk asr evvel yazm fld r. Osmânl sultânlar ve âlimleri, bu tefsîrin çok k ymetli oldu unu bildirmifller, türkceye terceme ederek, (Mevâkib) tefsîri ismini vermifllerdir. Madrasda câmi de la net olunan kimse, slâm dînini bozmak isteyen bir z nd k, bir islâm düflman idi. Kur ân- kerîme yanl fl, bozuk ma nâ verdi i için la net olunmufldur. Ona la net edenler, fârisî ve hind dilinde kitâblar yazm fl olan büyük islâm âlimleri idi. fiimdi di er bir yabanc kad n n bu husûsda neler düflündü ünü inceliyelim. Afla daki sat rlar, 1881 ile 1907 [1325] seneleri aras nda stanbulda yaflam fl olan ngiliz bayan Dorina L. Neave n (Twenty six years on the Bosphorus = Bo aziçinde 26 y l) ismindeki eserinden al nm fld r. Bayan Neave de, müslimânlar n kibârl ndan, di er din mensûblar na karfl gösterdikleri nezâketden bahs etdikden sonra, kendisine göre, slâm dîninde gördü ü ba z noktalara temâs ediyor ve bunlardan flikâyet ediyor. fiimdi onun yazd klar n okuyunuz: (Burada Muharrem âyîni diye bir müslimân merâsimi var. Bu kadar sene stanbulda kalmama ra men, ben bu merâsimi görme- e gitmedim. Çünki gidenlerin anlatd klar na göre, bu müslimân merâsimi çok feci, çok vahflî imifl. nsanlar yar beline kadar ç plak olarak oraya geliyor, (Yâ Hasen, Yâ Hüseyn) diye ba rarak ellerinde bulunan zincirleri vücûdlar na fliddet ile vurmakda ve kan revân içinde kalmakda imifller). Bayan Neave dostlar n n ifltirâk etdi i bir R fâ î âyîni hakk nda da flunlar yaz yor: (Dostlar m n anlatd na göre, feryâd eden dervifller [ya nî R fâ îler] bele kadar ç plak bir hâlde, s raya girmifller. Yüksek sadâ ile flehâdet getiriyor, ayn zemânda yavafl yavafl öne arkaya do ru sallan yorlarm fl. Ondan sonra hareketlerini gitdikçe h zland rarak, bir yandan da korkunç ç l klar ve nâralar atarak, âdetâ bir nev vecde gelerek veyâ sar a nöbetine kap larak, kendilerini gayb edinciye kadar havalarda s çray p duruyorlarm fl. Ellerindeki b çaklar vücûdlar na sapl yorlarm fl. Aralar nda, kan içinde kal p, yere yuvarlananlar da varm fl. Bu hâlde iken, onlar n tam mubârek ve kudsî bir hâle geldi ini kabûl eden [1] Hüseyn Vâ iz 910 [m. 1505] de Hirâtda vefât etdi. 401 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-26
402 Türk kad nlar, evlerinden getirdikleri hasta çocuklar n iyileflsin diye, onlar n ayaklar alt na koyuyormufl. Çünki, e er bu R fâ îler bu hâlde iken çocuklar çi nerlerse, onlar n bütün hastal klardan kurtulacaklar na inan yorlarm fl. Zan ediyorum ki, bu ç ld rm fl adamlar n küçük çocuklar n vücûdlar na basarak yapd klar tedâvî, muhakkak onlar öldürmekde ve böylece, bütün hastal klardan kurtarmakdad r. Nas l oluyor da, böyle fleylere inan yorlar? Bu R fâ îlerin, tekkelerinde ba rmalar, tekkenin içini kapl yan fenâ sarm sak ve nefes kokusu, buraya girenlerin mi delerini buland r - yormufl. Bana bunlar anlatan dostlar m, (Bu hareketler bize Kurûn- vüstâ vahfletlerini hât rlatd. Bu kadar ibtidâî âdetleri, hiçbir yerde görmedik. Bu mahûf, dehfletli manzara karfl s nda, hasta olduk) dediler.) fiimdi bu iki yaz y biraz dahâ tedkîk edelim. Bayan Müller yazd klar nda hakl d r. slâm dînini oldukca iyi tedkîk etmifldir. Bayan Neave ise, temâmen hatâ etmekdedir. slâm dîni ile hiçbir alâkas olm yan câhillerin ortaya ç kard klar, Muharrem âyîni ile, yine islâm dîni ile hiçbir alâkas bulunm yan R fâ î âyînini, islâm dîninin esâslar ndan zan etmifl, bu dînin vahflî ve ibtidâî oldu u karâr na varm fld r. Bu âyinleri seyyid Ahmed Rifâ î hazretlerinden [1] sonra, din câhilleri uydurmufllard r. Bir islâm memleketinde senelerce oturdu u hâlde, yüzlerce medresede, okutulan fen ve din derslerini ve câmi lerde yüzbinlerce müslimân n abdest alarak tam bir beden ve kalb temizli i ile, büyük bir huflû ve nizâm içinde k ld klar nemâzlar görmiyerek, kulakdan duydu u bir fleyin asl n dahî tahkîk etmeden, islâm dînini tahkîr etmek, birçok Avrupal lar n yapd hatâl ifldir. Bunun da sebebi, koyu bir h ristiyanl k teassubu ve islâm düflmanl d r. Bayan Georgina Müllerin teklîf etdi i Kur ân tercemesi ve dînin dünyâ ç karlar na âlet edilmemesi, hakîkî din âlimlerinde ve bunlara tâbi olan hükûmetlerde her zemân tehakkuk etmifldir. Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem haber vermifl oldu u, yetmifliki çeflid bozuk f rkadaki kimselerin ve islâm dînini içerden y kan bölücü tarîkatç lar n uydurma âyînleri de, Ehl-i sünnet âlimlerinin rahime-hümullahü teâlâ kitâblar sâyesinde slâm dîninden uzaklafld r lm fld r. Bu büyük âlimler, Muharrem merâsiminin ve R fâ î denilen tarîkatc lar n, uydurma âyînlerinin islâm dîni ile hiçbir alâkas olmad n, bütün dünyâya bildirmifl- [1] Seyyid Ahmed Rifâî, 578 [m. 1183] de M srda vefât etdi. 402
403 lerdir. Böyle âyînler, islâm devletlerince men, yasak edilmifldir. Bunlar, (Fetâvâ-i hadîsiyye) de ve (Mektûbât) n 266. c mektûbu sonunda ve (Hadîka) ve (Berîka)da bildirilmifl, harâm olduklar - na fetvâ verilmifldir. Müslimânl k, oyun, müzik, sihrbazl k, hokkabazl k yapmak de- ildir. Osmânl devletinin fieyh-ül-islâmlar ndan büyük âlim Ahmed ibni Kemâl efendi rahime-hullahü teâlâ [1] (El-münîre) kitâb nda diyor ki, fieyhe ve mürîde ilk lâz m olan fley, islâmiyyete uymakd r. slâmiyyet, Allahü teâlân n emr ve yasak etdi i fleyler demekdir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Bir kimsenin havada uçdu unu ve deniz üzerinde yürüdü ünü yâhud a z na atefl koyup yutdu unu görseniz, fekat sözleri ve iflleri islâmiyyete uygun olmazsa, onun büyücü, yalanc, sap k ve insanlar do ru yoldan sapd r c oldu unu biliniz!). Ehl-i sünnet âlimlerinin rahime hümullahü teâlâ bildirdi i hakîkî islâm dîni, bütün hurâfelerden uzak, akl- selîme muvâf k bir dindir. slâmiyyetde ilâhî kitâb, Kur ân- kerîmdir. Kur ân- kerîmde, yaln z Allahü teâlâya ibâdet vard r ve bu ibâdet fleklleri de, Onun taraf ndan bildirilmifl olup, en kibâr, en vakarl, en s hhî ve ubûdiyyete, kullu a en münâsib flekllerdir. Kur ân- kerîmde bildirildi ine göre, bütün müslimânlar Allahü teâlân n indinde müsâvîdir, eflitdir. Müslimân n müslimân üzerine üstünlü ü ancak ilm ve takvâ iledir. Takvâ, Allahü teâlâdan korkmak demekdir. Kur ân- kerîmde, Hucürât sûresi 13. âyetinde meâlen, (Allahü teâlân n indinde en k ymetli, en üstününüz Ondan en çok korkan n zd r) buyurulmufldur. Kur ân- kerîmde, insanlar müslimân yapmak için, hiçbir fliddete, hiçbir zorlama a yer verilmemifl, bil aks yasak edilmifldir. Cihâd, îmân, islâm teblîg etmek, bildirmek için yap l r. Îmân etdirmek için yap lmaz. Kur ân- kerîmde insanlara dâimâ merhamet ve flefkat emr olunmakdad r. Bu emrlere k ymet vermiyenlerin müslimânl kla irtibât kalmam fld r. Bugünkü Kitâb- mukaddesde hâlâ Allahü teâlân n emrlerinden kalm fl parçalar vard r. Bu k smlar, Kur ân- kerîm gibi, insanlara, flefkati, merhameti emr etmekdedir. slâm âlimleri, Tevrât ve ncîlde bulunan ve islâm dînine uygun olan k smlar n Allahü teâlân n kelâm oldu unu kabûl etmekdedirler. Nasrâniyyet, esâs nda (Bir Allah)a îmân emreden bir din idi. Teslîs denilen (üç Tanr ) fikri, yehûdîlerin nasrâniyyeti y kma fe âliyyetlerinden [1] Ahmed ibni Kemâl, 940 [m. 1534] de vefât etdi. 403
404 ve yanl fl tefsîrden ileri gelmifldir. Îsâ aleyhisselâm, (sa yana n - za tokat atan kimseye sol yana n z da çevirin) demekde, kendisine zulm ve eziyyet yapanlar için (Allah m! Onlar n günâhlar n afv et! Çünki onlar, ne yapd klar n bilmiyorlar) diye yalvarmakdad r. Peki, her iki din de flefkatden ve merhametden bahs ederken, her iki din de sabr, hüsn-i zan esâs üzerine kurulmuflken, niçin asrlarca, birbirine karfl bu kadar nefret ve gaddârl k hâs l olmufl? Bu gaddârl klar ve zulmleri, yaln z h ristiyanlar yapm fllard r. Bunu kendileri de i tirâf etmekdedirler. Yukar da bildirilen korkunç hâdiseler, h ristiyan papazlar n ve h ristiyan târîhçilerin eserlerinden al nm fld r. E er bu bilgileri islâm âlimlerinin eserlerinden alm fl olsayd k, belki flübheye sebeb olabilirdi. Müslimânlara karfl yap lan bu vahflet, bu zulm ne kadar devâm etdi? Bunu, Engizisyon mahkemelerinin ne kadar devâm etdi ini ecnebî menba lardan meydâna ç karal m. Avrupa menba lar na göre, Engizisyon mahkemeleri, 578 [m. 1183] den 1222 [m. 1807] senesine kadar tam alt asr devâm etmifl, talya, spanya ve Fransada kurulan bu korkunç mahkemelerde, say s z insanlar, yâ din u runa, yâ da papazlar n maddî menfe atleri u runa veyâ yeni fikrler ortaya koydu u için, haks z yere öldürülmüfl, yâhud diri diri yak lm fl veyâ muhtelif iflkencelerle telef edilmifldir. spanyadaki yehûdîlerle müslimânlar temâmen imhâ edilinceye kadar, bu mahkemelerde sürünmüfller, o lunu bile bu mahkemelerde i dâma mahkûm etdiren spanya kral beflinci Ferdinand [1], ( spanyada art k ne müslimân, ne de dinsiz kald ) diye iftihâr etmifldir. Engizisyon mahkemeleri, yaln z di er dinlerden olanlar de il, bütün münevverleri yok ediyor, fennin ve ilmin ortaya koydu u yenilikleri günâh say yordu. Dünyân n küre fleklinde [yuvarlak] oldu unu ve döndü ünü müslimânlardan ö renerek, Avrupal lara nakl eden Galile bile, bu beyânât ndan dolay, engizisyon mahkemesine sevk edilmifl, ancak sözünü resmen geri alarak halâs olabilmifl, kurtulabilmifldi. Bu engizisyon mahkemelerini papazlar idâre ediyor, bütün mu âmelât gizli yap l yor, ictimâ lar, muhakeme hey eti toplant - lar kapal cereyan ediyordu. Engizisyon mahkemeleri insanl k târîhinin lekesi, h ristiyanl n yüz karas d r. spanyada engizisyonu Napoleon Bonaparte 1222 [m. 1807] senesinde birçok müflki- [1] Ferdinand 922 [m. 1516] de öldü. 404
405 lât ile kald rm fl, onun düflmesinden sonra, tekrâr canlanan bu vahflet ancak 1250 [m. 1834] de târîhe kar flm fld r. Adedi pek fazla olan engizisyon mahkemelerinin kaç kifliyi ölüme mahkûm etdi i kat î olarak ma lûm de il ise de, milyonlar afld muhakkakd r. Çünki, yaln z spanyada küçük bir engizisyon mahkemesinin kifliyi ölüme mahkûm etdi ini söylersek, adedi pek fazla olan bu mahkemelerin kaç kifliyi i dâm etdi i düflünülebilir. Harputlu shak efendi rahime-hullahü teâlâ, (Diyâ-ül-Kulûb) kitâb nda h ristiyanlar n müslimân ve yehûdîlere, katoliklerin de protestanlara ve protestanlar n katoliklere (din için) yapd klar tecâvüzlerin, zulmlerin ve katliâmlar n bir hesâb n ç kartm fld r. Buna göre, haçl seferlerinde, mperatör Theophil ve efli Theodora zemânlar nda yap lan, (h ristiyan olm yanlar [imhâ] öldürme) savafl nda, Papa yedinci Gregorius taraf ndan verilen emr üzerine, yap lan toplu i dâmlarda, Ondördüncü asrda insanlar zorla h ristiyan yapmak için giriflilen toplu öldürmelerde, Endülüs devletinde bulunan müslimân ve yehûdîlerin imhâ edilmesinde, katoliklerin Sen Bartelmi gecesinde ve ondan sonra rlandada yapd klar protestanlar yok etmek cinâyetlerinde, ngiliz kraliçesi Elizabethin katolikleri katletdirmesinde ve buna benzer vahfletlerde, asgarî 25 milyon insan n hayât n gayb etdi ini h ristiyan târîhciler yazmakdad r. Bunlara Ruslar n 1321 [m. 1903] senesinde orta Asyada ve 1917 de Bolflevik [komünist] ihtilâlinde ve ondan sonra ve kinci Cihan harbinden sonra bütün dünyâda ve bilhassa 1406 [m. 1986] senesinde Efganistânda yapd klar toplu katliâmlar da ilâve edilirse, rakam çok dahâ büyüyecekdir. Yukar da yaz l ve ço u h ristiyan kitâblar ndan al nan vesîkalardan flu hakîkat meydâna ç kmakdad r: 1 slâm dîni, hiçbir zemân, vahflet dîni olmam fl, müslimânlar, hiçbir zemân h ristiyanlar imhâ için tecâvüz etmemifl, aksine îcâb nda onlar himâye etmifldir. 2 Buna mukâbil h ristiyanlar, birbirlerini müslimân ve yehûdîlere ve farkl mezhebe mensûb dindafllar na karfl tahrîk etmifl, onlar muhtelif mezâlime tâbi tutmufl, her vahfleti yapm fl, Îsâ aleyhisselâm n dînini bir vahflet dînine çevirmifllerdir. Bu gibi vahfletleri idâre edenler, kendi flahsî menfe atleri [ç - karlar ] için veyâ memleketlerine iyilik yapd klar n zan ederek, yâhud ya ma yapmak için veyâ kin ve intikâm hissi ile, k saca din 405
406 ile hiçbir alâkas olm yan sebeblerden veyâ s rf din için ma sûm insanlar n can na k ym fllard r. Din, tertemiz ahlâk sâhibi olma emr eden, s rf merhamet, muhabbet ve büyüklere itâ at, küçüklere flefkat emr eden, insanlar do ru yola götüren, flahsî menfe atler için kullan lmas en büyük günâh olan (ALLAHÜ TEÂLÂNIN RÂZI OLDU U YOL)dur. Dîni siyâsete [politikaya] âlet etmek, yâhud baflka zararl maksadlar ve menfe atler için kullanmak, birtak m câhilleri, din ismi alt nda, tahrîk etmek çok büyük bir günâhd r. Gafûr ve rahîm olan Allahü teâlâ, en çok bu ma siyyeti zem etmekde, kötülemekdedir. Müslimânlar öldürtmek için, kendi mukaddes kitâb - n n emrine karfl ç k p, insan toplayan bir papa, bir kardinal, din adam say l r m? (Din elden gidiyor) diye müslimânlar kendi pâdiflâhlar veyâ devlet adamlar aleyhine k flk rtan yobazlar n islâmiyyet ile ne alâkas vard r? Elhamdülillah ki, bugün art k din ve fen yobazlar n n arkas ndan koflacak câhiller, ahmaklar pek kalmam fld r. Bugün h ristiyan gençleri ile müslimân gençleri, birbirlerinin dilini ö renmekde, sür atli nakl vâs talar [araçlar ] sâyesinde, kolayca birbirlerinin memleketlerine giderek, birbirleri ile tan flmakda ve anlaflmakdad r. fiimdi, h ristiyanlar da müslimânl - n vahflî bir din olmad n görmekde, asl nda iki dînin de ayn esâslar emr etdi ini anlamakdad rlar. Bugün, birçok h ristiyanlar, târîhde okuduklar h ristiyan zulmlerinden dolay çok müteessir olduklar n, art k kendilerinin böyle düflünmediklerini, aksine islâm dînini en medenî din ve hakîkî müslimânlar da kâmil, medenî, güzel ahlâkl, sevimli insan olarak tan d klar n bildirmekdedirler. Hattâ, bunun aksini iddi â edenlere gereken cevâb kendileri vermekdedirler. Düâ edelim ki, art k bundan sonra, insanlar, (D N) olarak slâm dînini tan - s nlar ve onu flahsî ve âdî maksadlar için kullananlarla ve onu ö renme e mâni olanlarla mücâdele ederek, onlar n pençelerine düflmüfl olan esîr milletleri, iflkenceleri alt nda inleyen zevall insanlar hürriyyete, insan haklar na kavufldurmak için çal fls nlar! Allahü teâlâ, bütün insanlara, kendi indinde yegâne hak din olan islâmiyyet ile flereflenme i ve Ona tam tâbi olma nasîb eylesin. Âmîn. Hudâ Rabbim, Nebîm hakka Muhammeddir Resûlullah. Hem islâm dînidir, dînim; kitâb md r kelâmullah. Akâidde, Ehl-i sünnet oldu mezhebim hamdolsun. Amelde, Ebû Hanîfe mezhebi, mezhebim vallah. 406
407 2 MÜSL MÂNLAR CÂH L DE LD R Müslimânl k ve müslimânlar hakk nda yaz l garbl lar n kitâblar nda veyâ neflr etdikleri seyâhatnâmelerde, müslimânlar n çok câhil oldu u, Asya ve Afrikada kendileriyle temâs etdikleri müslimân halk n ço unun okuma yazma bile bilmedikleri, 18. asr ile 19. asr aras nda medenî ve fen sâhas nda ism yapm fl olan fen adamlar aras nda bir tek müslimân isminin bulunmad yaz l d r. Hattâ, islâm dîninin terakkîye mâni oldu unu iddi â edenler bile ç km fld r. Ba z lar da, müsimânlar n câhillik yüzünden, h ristiyanl k dîninin büyüklü ünü kavrayamad klar ve bu sebebden dolay, misyonerlerin bütün gayretine ra men, onlar n h ristiyanl kabûl etmediklerini ileri sürmekdedirler. Târîhi tedkîk edecek olursak, mes elenin asl n n h ristiyanlar n iddi âlar n n temâmen aksi oldu unu görürüz. Çünki, islâmiyyet, ilmi dâimâ medh, müslimânlar dâimâ ilme teflvîk etmifldir. Zümer sûresi, dokuzuncu âyet-i kerîmesinde meâlen, (Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bilen elbette k ymetlidir) buyurulmufldur. Peygamberimiz ise sallallahü aleyhi ve sellem, ( lm Çinde bile olsa, gidin ö renin) ve (Nerede ilm varsa, orada müslimânl k vard r) ve (Bütün müslimân erkeklerine ve bütün müslimân kad nlar na, ilmi aramak, ö renmek farzd r!) emrini vermekdedir. slâmiyyetde ilm, ibâdet ile ve âlimin mürekkebi, flehîdlerin kan ile müsâvî tutulmakdad r. Müslimânlar n h ristiyanl kabûl etmemeleri, islâm dîninin h ristiyanl kdan çok dahâ mant kî, çok dahâ do ru olmas ndan ileri gelmekdedir. slâmiyyetde ilmin ve fennin ne kadar mühim oldu unu (Müslimânl k ve H ristiyanl k) fasl nda tafsîlatl olarak bildirdik. slâm dîni, gerici bir din de il, aksine, bütün yeniliklerin devâml ta kîb edilmesini ve hergün yeni fleyler keflfetme i, ilerleme i emr eden bir dindir. Bundan dolay, islâmiyyetin bafllang c ndan itibâren, ilm adamlar na çok ehemmiyyet verilmifl, ilmî, fennî ve teknik tecribeler yap lm fl, müslimân Arablar, t bda, kimyâda, astronomide, co rafyada, târîhde, edebiyyâtda, matematikde, mühendislikde, mi marl kda ve bunlar n hepsinin temeli olan, güzel ahlâk ve ictimâ î [sosyal] bilgilerde, en mükemmel dereceye vâs l olmufllar, bugün dahî ta zîm ile yâd edilen k ymetli âlimler, hakîmler, mütehass slar, üstâdlar yetifldirmifller, 407
408 dünyân n hocas, medeniyyetin rehberleri olmufllard r. O zemân, yar vahflî olan Avrupal lar, fennî bilgilerini slâm üniversitelerinde ö renmifller, hattâ Papa Sylvester gibi, h ristiyan din adamlar bile Endülüs Üniversitelerinde okumufllard r. Bugün, hâlâ Avrupa dillerinde kimyâya, (Chemie) ve cebire [Arabî El-cebir kelimesinden] (Al-gebra) ismi verilmekdedir. Çünki bu ilmler, evvelâ müslimân Arablar taraf ndan dünyâya ö retilmifldir. Avrupal lar, dünyây tepsi gibi düz ve etrâf duvarlarla çevrili zan ederken, müslimânlar, ilk olarak, dünyân n kürevî [yuvarlak] oldu unu ve döndü ünü buldular. Mûsul civâr nda, Sincar sahrâs nda, Tûl dâireleri [meridyenin] uzunlu unu ölçdüler ve bugünkü rakamlar elde etdiler. Bundan baflka, müslimân Arablar, son derecede câhil ve müteass b olan, Kurûn-u vüstâ [Orta ça ] papazlar n n men etdi i, eski Yunan ve Roma felsefe kitâblar n n tercemesi iflini ele alm fl ve bunlar n ortadan kalkmas na, yok olup gitmesine mâni olmufllard r. Bugün, insâfl h ristiyanlar n kabûl etdi- i gibi, hakîkî Rönesans, ya nî (Eski k ymetli ilmlerin avdet etmesi) talyada de il, Abbâsîler zemân nda, Arabistânda bafllam fld r ki, Avrupadaki rönesansdan çok çok öncedir. Ne yaz k ki, bu büyük terakkî 17. asrda birdenbire h z n gayb etmifldir. Bu felâkete, (H ristiyanlar n yapd her fley müslimânlara harâmd r. Bunlar kabûl eden veyâ onlar gibi yapan müslimânlar, kâfir olur) diyerek, müslimânlar n, yeni keflfleri ta kîb etmesine mâni olan mason ve yehûdî siyâseti ve bunlara aldanan din câhili yobazlar sebeb oldu. Müslimânlar n son zemânlarda, ilm sâhas nda en büyük rehberi, Osmânl lar idi. Bütün h ristiyan âlemi bu islâm devletinin, dünyâdaki terakkîlere ve keflflere kayds z kalmas için siyasî ve askerî hücûmlara geçdiler. Bir tarafdan, haçl sald r lar, bir tarafdan da, bunlar n ihdâs etdikleri, bid at sâhibi müslimânlar n y k c ve bölücü çabalar, Osmânl lar n fen ve teknikde rehberlik yapmalar na mâni oldular. Türkler, d flardan ve içerden yap lan sald r lardan dolay, çok zarara u rad lar. Te sîrleri fazla olan yeni silâhlar yapamad lar. Memleketlerinin büyük kaynaklar ndan lâyiki ile fâidelenemediler. Kendi vatanlar nda sanây i ve ticâreti yabanc lara kapd rd lar. Fakîr düfldüler. Dünyâda, her gün, her sâhada birçok yenilikler yap lmakdad r. Bunlar biz, devâml tâ kîb etme e, ö renme e ve ö retme e mecbûruz. Yaln z sanây ve teknik sâhas nda de il, din ve ahlâk üzerinde de ecdâd m z gibi olmam z, gençlerimizi îmânl, güzel ahlâkl yetifldirmemiz lâz md r. Size küçük bir misâl verelim: Türkler güreflde bütün dünyâda (yenilmez) say l yordu. Hakî- 408
409 katen milletler aras gürefl müsâbakalar nda dâimâ birinci geliyorlard. Hâlbuki, son senelerde, güreflde hiçbir varl k gösteremedik. Neden biliyor musunuz? Çünki Avrupal lar, evvelce gürefli bilmiyorlard. Bunu bizden ö rendiler. Fekat, gürefli son derecede islâh ederek, ona yeni ve h zl hareketler, yeni oyunlar, yeni teknikler ilâve etdiler. Biz, hâlâ eski tarzda isrâr ediyoruz ve onu da bilmiyoruz. Hâlâ gürefldeki yenilikleri iyice incelemedik. Hâlâ yabanc güreflçilerden ders almak istemiyoruz. Onlar da, ortaya koyduklar yeni oyunlar sâyesinde, bizim güreflçileri tutduklar gibi, yerden yere vuruyorlar. flte dünyâ ifllerinde bizden dahâ iyisini bilen ve yapandan, muhakkak fâidelenmemiz lâz md r. Her fleyi dahâ iyi bildi ini zan eden kimse, yâ akls z bir budala veyâ bir rûh hastas d r. Dînimiz, din bilgileri ile fen bilgilerini birbirinden ay rm fld r. Din bilgilerinde, islâm ahlâk nda ve ibâdetlerde en ufak bir de ifliklik yapma fliddet ile men etmifldir. Dünyâ ifllerinde, fen bilgilerinde ise, her de iflikli i yapma, bütün yeni keflfleri ö renmemizi ve yapmam z emr etmifldir. Son senelerde Osmânl devletini ele geçiren sözde ayd nlar, dînimizin bu emrinin tâm tersini yapd lar. Masonlara aldanarak, din bilgilerini de ifldirme e, dînin esâslar n y kma a çal fld lar. Avrupan n fende ilerlemesine, yeni keflflere gözlerini kapad lar. Hattâ fen bilgilerine, modern tekni e uymak istiyen ilerici türk sultânlar n flehîd etdiler. Masonlar n elinde mafla olarak, ilerleme i, teknikde de il de, dinde reform yapmakda, bölücülükde arad lar. Çok flafl l r ki, din bilgilerinin nezâhetine dokunmak, son senelere kadar, siyâsî partiler aras nda da devâm etdi. Kendi partilerini desteklemedikleri için, siyâsete kar flm yan hâlis müslimânlara kâfir diyecek kadar gâfil politikac lar türedi. Allahü teâlâya flükrler olsun ki, bu temiz, asîl milleti felâkete sürükliyenlere (Dur) diyen kurtar c lar yaratd. Yoksa, mübârek dînimizden ve güzel vatan m zdan mahrûm olacak, komünistlerin pençelerine düflecekdik. Elhamdülillah alâ hâzih-inni meh! Türkiyede bugün [m. 2000de vakf üniversiteleri ile birlikde] 57 üniversite vard r. Müslimân türk gençleri modern dünyevî ilmleri ve fenleri ö renme e ve di er müslimân memleketlere rehber olma a çal flmakdad r y l nda Türk üniversitelerine gelen müslimân memleketlerin talebeleri birkaç bini bulmufldur. fiimdi, size insâfl bir Avrupal n n müslimân memleketlerindeki fennî çal flmalar hakk nda neflr etdi i bir makâleyi takdîm edece iz. Bu makâleyi yazan Jean Ferrera isminde bir Frans z olup, makâle (Science et Vie) dergisinin 724 say l nüshas nda Ocak 1978 y l nda neflr 409
410 edilmifldir. Makâlenin bafll : (Les Universites du Petrole = Petrol üniversiteleri)dir. Ferrera makâlesinin bir bölümünde flöyle diyor: (Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem, 632 senesinde Medînede sevgili zevcesi Âiflenin kollar aras nda vefât etdi. Onu tâ kib eden senelerde, bugün Sü ûdî Arabistân denilen yerden hareket eden müslimânlar, Atlantik okyanusundan Amur nehrine kadar geniflleyen çok büyük bir slâm mperatörlü ü kurdular. Müslimânlar son derecede kuvvetli, sabrl, cesûr olmakla berâber, harbleri kazan nca, büyük merhamet gösteriyorlard. Geçdikleri her yerde, birço umuzun hâlâ bilmedi i büyüklükde, bir medeniyyet kurdular. Ba dâddan Kurtubaya kadar, genifl bir sâhada kurulmufl olan islâm üniversiteleri, o zemân çok bilgisiz olan Avrupal lar n tan mad klar ve hattâ ortadan kald rma a çal fld klar eski medeniyyetleri yeniden canland rd. Ptoleme [Batlemyus]nun, Euclidein (Oyklid), Archimedin eserlerini Arabîye terceme eden müslimânlar, bunlarla birlikde Hind fen adamlar n n da eserlerini kendi dillerine nakl ederek, onlar da tedkîk etdiler ve bunlar bütün dünyâya neflr etdiler. Sekizinci asrda ilk def a olarak (Aix-la-Chapellede Charlemagne) serây n, Halîfe Hârûnürreflîd nâm na ziyârete gelmifl olan müslimânlar, serâydaki insanlar n bilgisizli ine ve ço unun okuma yazma bilmedi ine hayretde kalm fllard. Müslimânlar, dokuzuncu asrda Avrupal lara ilk olarak rakamlar ve s f r ö retdiler. Vâk a, (s f r) ilk olarak Hindliler taraf ndan bulunmufldu. Fekat, onu Avrupal lara müslimânlar nakl eyledi. Bunun gibi, müsellesât ilmini [trigonometriyi] de Avrupal lara ö reten yine müslimânlar oldu. Önce, sinüs [Ceyb] ve cosinüs [Teceyyüb]ü, sonralar ise, bütün müsellesât [trigonometriyi] Avrupal lar, müslimân üniversitelerinde ö rendiler. Dokuzuncu asrdan onikinci asra kadar, dünyâda ne kadar ilmî veyâ teknik bir inkiflâf varsa, ancak müslimân üniversitelerinde ö reniliyordu. [Osmânl devletinde say s z ilm ve fen adamlar yetifldi. Bunlar n bugünkü medeniyyete yapm fl olduklar büyük hizmetler, b - rakd klar k ymetli kitâblar ndan anlafl lmakdad r. Bunlardan biri, stanbulda Yavuz Sultân Selîm rahime-hullahü teâlâ [1] Câmi inin Muvakkiti ve reîs-ül-müneccimîn olan Mustafâ bin Alî efendidir rahime-hullahü teâlâ. 979 [m. 1571] de vefât etmifldir. ( lâm-ülibâd) ismindeki co rafya ve (Teshîl-ül-mîkat fî-ilm-il-evkât), (Teysîr-il-kevâkib), (Kifâyet-ül-vakt fî-rub -i dâire) astronomi kitâbla- [1] Sultan Selîm, 926 [m. 1520] de vefât etdi. 410
411 r nda flafl lacak bilgiler vard r. 874 [m. 1469] da vefât etmifl olan Abdül azîz Vefâînin rahime-hullahü teâlâ (Kifâyet-ül-vakt lima rifet-i dâir) kitâb da, bugünkü astronomiyi anlatmakdad r.] T b hakk nda eski Yunanl lar taraf ndan yaz lan eserler, Kurûn-u vüstâda [Orta ça da] câhil h ristiyanlar taraf ndan yak lm fl oldu undan, bunlar n asllar bugün elimizde bulunmuyor. Bunlardan flurada burada kalarak, bu barbarca imhâdan kurtulmufl olan parçac klar, Ba dâdl Hüseyn ibni Johag taraf ndan arabîye terceme edilmifldir. Bu meflhûr hakîm, Eflâtun ve Aristonun eserlerini de arabîye terceme etmifldir. Memûn halîfe zemân nda Ba dâdda yetiflen, hesâb, hendese ve ilm-i heyet âlimi üç kardeflden Muhammed bin Mûsâ Harezmî, güneflin irtifâ n ve Erd n Ekvatörü uzunlu unu ölçmüfl ve nemâz vaktlerini ta yîn eden Üsturlâb [Rub dâire] âletlerini yapm fld r. Cebr ilmindeki kitâb ingilizceye ve Üsturlâb kitâb latinceye terceme edilmifldir. 233 [m. 847] de vefât etmifldir. Müslimân astronomlar dünyân n küre fleklinde oldu unu isbât ederek, Avrupal lar n, (Dünyâ tepsi gibidir, denizlerde çok gidilirse afla düflülür) inanc n y kd lar. Do ru bir fleklde arz n çevresini ölçmeyi baflard lar. Avrupal lara birçok fley ö reten ve Rönesans hâz rlayan Abbâsî mperatorlu u, ne yaz k ki, yavafl yavafl parçalanmaya bafllad ve 656 [m. 1258] de Mo ollar Ba dâd zapt etdiler. Yak p y kd lar ve böylece müslimânlar n kurduklar büyük medeniyyet ortadan kalkd. Acabâ flimdi vaz yyet nas ld r? slâm medeniyyetinde yeni bir rönesans [yeniden canlanma] beklenebilir mi? Kurûn-u vüstâda [Orta ça da] müslimânlar, alt n, k ymetli bahârat ve kokulu a açlar [öd a ac, günnük ve benzerleri] ararlar, bunlar n bir k sm n Avrupal lara ihrâc ederlerdi. [Süleymân aleyhisselâm zemân nda oldu u gibi.] Bugün siyâh alt n, ya nî petrol, bunlar n yerini tutmufldur. Acabâ müslimânlar, vaktîle büyük skenderin [1] veyâ Napolyonun te sîs etdikleri imperatorluklar kadar büyük olan devletlerini yeniden kurma baflarabilecekler mi? Arablar bugün petrol sâyesinde zengindir. Ellerindeki bu zengin hazîneden fâidelenerek kuvvetlenme e çal fl yorlar. Bunun için ne yapmak lâz m geldi ini bize Kuveyt tedkîk [Arafld rma] Merkezi müdîri Prof. Muhammed el fiamalî flöyle anlatd : (Her fleyden evvel, ilm, fen alan nda ilerlememiz lâz md r. Bunun için, [1] skender, mîlâddan 323 sene evvel öldü. 411
412 ilmî, fennî tedkîkât m z s klafld rmam z, bir yandan da, ilm adam yetifldirmemiz îcâb etmekdedir.)) Frans z muharriri Ferreran n makâlesinden al nan k sm burada bitmekdedir. slâm âlimleri diyor ki, ( slâm ilmleri) iki k smd r: Birincisi (Din bilgileri), ikincisi (Fen bilgileri)dir. slâm âlimi olmak için, her ikisini de ö renmek lâz md r. Din bilgilerini ö renmek ve yapmak, her müslimâna lâz md r. Ya nî (Farz- ayn)d r. Fen bilgilerinden lâz m olanlar yaln z bu iflle meflgûl olanlar n ö renmeleri ve yapmalar lâz md r. Ya nî (Farz- kifâye)dirler. Bu iki farz yerine getiren millet, muhakkak ilerler. Medenî olur. Kur ân- kerîmde, fiûrâ sûresinin yirminci âyetinde, Allahü teâlâ meâlen, (Bir kimse, dünyâ ni metlerine kavuflmak isterse, ona istedi ini veririm. Âhiret ni metlerini istiyene de, istedi ini veririm) buyurmufldur. stemek, lâf ile olmaz. Sebebe yap flmak, ya nî çal flmak lâz md r. Allahü teâlâ, dünyâ ni metlerine ve âhiret ni metlerine kavuflmak için, çal flanlara, dilediklerini verece ini va d ediyor. Müslimân olsun, olmas n, dünyâ ni metlerini be endi im gibi çal flan herkese, veririm buyuruyor. Avrupal lar, Amerikal lar, komünistler, böyle çal fld klar için, dünyâ ni metlerine kavufluyorlar. Kurûn- vüstâdaki müslimânlar, böyle çal fld klar için, medeniyyet rehberi olmufllard. Abbâsîlerin ve Osmânl lar n son zemânlar nda, iç ve d fl düflmanlar n, ya nî din düflman olan masonlar n te sîrleri ile, fen bilgilerini ö renmekden ve ö retmekden, fen ve san at üzerinde çal flmakdan mahrûm edildiler. Hükûmet idâresini ele geçiren câhil ittihâtc lar n bu gerileme e te sîri çok oldu. Bu sebeb ile mu azzam devletleri çökdü. Din bilgisi, îmân, ibâdet ve ahlâkdan ibâretdir. Bu üçünden biri noksan olursa, din bilgisi, temâm olmaz. Noksan olan fleyin fâidesi olmaz. Eski Romal larda, Yunanl larda ve Avrupadaki, Asyadaki devletlerde, fen bilgisi vard. Fekat din bilgisi noksan idi. Bunun için, fen ve teknikde nâil olduklar ni metleri kötü yerlerde kulland lar. Bir k sm san at eserlerini zevklerde, fuhfllarda kulland lar. Bir k sm da, teknik vâs talar n, insanlara zulm, iflkence yapmakda kulland. Medenî olmalar flöyle dursun, parçaland lar, y k ld lar, yok oldular. fiimdi de müslimân olm yan sosyalist memleketlerde, fen bilgileri ileri ve teknik baflar lar, a r sanây leri göz kamafld racak derecede ise de, din bilgilerinin üç k sm ndan da mahrûmdurlar. Medenîlerin de il, vahflîlerin bile yapam yacaklar kötülükleri yap yorlar. slâm ilmlerine sâhib olm yan böyle devletler, yok ol- 412
413 ma a mahkûmdurlar. Târîh tekerrürden ibâretdir. Sü ûdî Arabistân n ve benzerlerinin, târîhden ibret alarak, yaln z dünyâ ni metlerine kavuflmak için çal flmakla kalmay p, îmânlar n ve ahlâklar - n düzeltmeleri lâz md r. Yaln z fende ilerlemeleri, onlar medeniyyete kavuflduram yacak, felâket ve izmihlâlden, mahv olmakdan kurtaram yacakd r. Türkiye, bugün ecdâd gibi çal flmakda, di er müslimân milletlerin fen bak m ndan rehberi vaz yyetindedir. Fekat ba z gençler, fen, i mâr ve tabâbet üzerinde çal flmak, bütün yeni keflfleri incelemek yerine, politika oyunlar na âlet olur, gruplara ayr l r, sap k kurulufllara kat l r, birbirini bu azlama a kalkarsa, yaz k onlar için verilen emeklere ve yaz k onlar için tafl d m z ümmîdlere! Yaz k zevâll vatan m za! Gençlerimizi böyle zararl düflüncelerden, sap k fikrlerden, yanl fl yollardan koruyan birinci kudret, kalbin temiz ve ahlâk n güzel olmas d r. Bu iki fazîletin menba da dindir. Çünki islâmiyyet, dâimâ tekrarlad m z gibi, insan n fenâ ifl yapmas n, yanl fl yollara sapmas n önler. Onu, memleketine, memleket büyüklerine ba lar. Ona, en do ru yolu gösterir. Burada maksad m z, hakîkî islâm bilgilerini ö renmekdir. Yoksa din ismi alt nda gençleri yanl fl yola sürükleyen z nd klar n, münâf klar n ileri sürdü ü yanl fl, sap k fikr ve inançlar de il! slâm dîni, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi yap c d r. Hiçbir zemân y k c ve bölücü olmam fld r. Ey sevgili gençler! Sizden, ittihâtc lar n ortaya ç - kard klar y k c l k, bölücülük istiyenlerden kaç n z! Çünkü bunlar, slâmiyyetin ve memleketimizin düflman d rlar. Beterdir günbegün hâlim, begâyet, yâ Resûlallah! Düzelsin art k ef âlim, inâyet yâ Resûlallah! Az td bu denî nefsim, beni fleytâna uydurdu. Ne mümkin bunca isyânla, dehâlet yâ Resûlallah! Aceb kâbil mi kurtulmak, hevây-i nefs-ü fleytândan? Eriflmezse, e er senden, hidâyet yâ Resûlallah! Gelince feyz-ü ihsân n, günâhkâr kimseye bir ân, Onun râh, dü-âlemde, selâmet yâ Resûlallah! Emri, nehyi ta zîm etdim, harâma demedim halâl. Her günâh n sonu oldu, nedâmet yâ Resûlallah! Ey ins-ü cinnin Resûlü, insanlar n en üstünü, hlâs ma ba flla k l, flefâ at yâ Resûlallah! 413
414 3 D NLER, AKÎDELER ve D N LE FELSEFEN N FARKI Allahü teâlâ birdir. Ona giden yol da birdir. Din, Allahü teâlây tan tan yol oldu una göre, dünyâda tek bir din olmas gerekir. Hâlbuki, bugün dünyâ yüzünde birbirinden farkl dinler ve muhtelif akîdeler vard r. Fekat dikkat edilecek olursa, tek Allah n gönderdi i, mûsevîli in ve îsevîli in ve müslimânl n ayn îmân esâslar üzerine kuruldu u meydâna ç kar. Bu üç din birbirine ba l zincir halkalar gibidir. Allahü teâlâ, asrlar geçdikçe, bozulan, de- ifldirilen mûsevîli i ve îsevîli i düzelterek ve temizliyerek en son ve hakîkî flekli olan ( slâm) dînini göndermifldir. Esâsen, bu kitâb n birçok yerlerinde tekrârlad m z gibi, ( slâmiyyet) kelimesinin iki ma nâs vard r. Allahü teâlâya teslîm olmak ma nâs na geldi i gibi, Muhammed aleyhisselâm n bildirdi i son dîne de denir. (Ehl-i kitâb) ise, di er iki dîne mensûb olan kimselere verilen ismdir. Bunlar flimdi, bozuk olan Tevrât ve ncîle Allah kelâm diyorlar. Îsâ ve Mûsâ aleyhimesselâma Allah n peygamberi demekle berâber, resmlerine, heykellerine secde ederek, kendilerine flefâ at etmeleri için yalvar yorlar. Onlarda (Ülûhiyyet s fat ) bulundu una inanan (Müflrik) olur. Allahü teâlân n (S fât-i zât yye) ve (S fât-i sübûtiyye)sine (Ülûhiyyet s fatlar ) denir. Bu üç büyük dînin Allahü teâlâ taraf ndan nas l gönderildi ini afla da anlatma a çal flaca z. Bunlar n esâslar n aç kl yaca z. Bu üç büyük dînin yan nda, bir de Allah mefhûmu kalmam fl ve yaln z ahlâk kâidelerine ba l olan dinler de vard r. Bunlar, ittihâtc lar n ortaya ç kard klar yol olup, bizim mevzû umuzun d fl nda kalmakla berâber, dünyâda büyük bir insan kütlesinin inand din olarak mevcûddur. Onun için, asl mevzû a girmeden evvel, bunlar hakk nda da, ma lûmât verme i lüzûmlu bulduk. Önce bunlar ele alaca z. Bunlar n aras nda Müflriklik, Brahmanl k, Mecûsîlik ve Budistlik baflda gelmekdedir. Bu dört din, bundan k sa bir zemân evvel, birbuçuk milyar insan n i tikâd n [inan fl n ] teflkil ediyordu. Çünki, Hindliler, Burmal lar, Lagoslular, Japonlar, Çinliler, Malayal lar, Koreliler ve bunlara komflu olan birçok memleketler, bu fikrlere ba l idiler. Osmânl lar, Avrupal lar ve Amerikal lar aras nda da, adedleri az olmakla berâber, bunlara rastlamak kâbildi. Fekat bugün, komünizm propagandas yüzünden ve genç Çinlilerin kendilerini hiçbir dîne ba l saymamalar ndan ötürü, bu dîne ba l olan in- 414
415 sanlar n adedi, en son milletler aras istatistiklere göre, 400 milyona düflmüfldür. fiimdi bu dinleri yak ndan inceliyelim ve ansiklopedilerden fâidelenerek, bunlarda insana nas l bir yer verildi ini görelim. BRAHMA DÎN Brahma, mukaddes kelâm demekdir. Hindistândaki islâm âlimlerinden Mazher-i Cân- Cânân [1] ondördüncü mektûbunda buyuruyor ki, (Bu din, Îsâ aleyhisselâm n mîlâd ndan asrlarca evvel Hindistânda zuhûr etmifl hakîkî, ilâhî bir din idi. Sonralar bozularak, kâfir oldular). Bu dînin bafl nda olanlar, Brahman ismini ald lar. Bunlardan birini, ma bûd flekline sokdular. Bunun dört o lu oldu u söylenmekde, güyâ dört o lundan biri, bunun a z ndan, di er üçünün de, elinden ve aya ndan meydâna geldi i san lmakdad r. Bu dört o lundan dolay, brahmanlar insanlar dört s - n fa ay rmakdad r: 1) Brahmanlar: Bunlar brahma inan fl n n kudsî râhibleri ve âlimleridir. Mukaddes (Veda) kitâb n okumak, aç klamak ve di- er brahma mensûblar na yol göstermek vazîfeleridir. Son derecede nüfûz sâhibidirler. Emrlerine kimse karfl gelemez. Herkes onlardan çekinir. 2) Muhâribler: Bu s n fa hükümdârlar, racalar ve büyük devlet adamlar ve askerler girer. Bunlara (Kriflna) ismi verilir. 3) Tüccarlar ve çiftçiler: [Bunlara (Vayansa) ismi verilir.] 4) Köylüler, iflçiler, amele ve benzerleri. Bu dört s n fdan ç kar lanlara ise (parya) ismi verilir ki, bu zevall lar n, insan gibi yaflamak hakk yokdur. Hayvan mu âmelesi görürler. Dört s n fa giren insanlar n haklar na mâlik de ildirler. Brahma inan fl nda, putlar vard r. Bu putlar n cinsi, ma nâs, yinecek ve yinmeyecek fleyler, suçlar ve bunlara verilecek cezâlar, (Manava Dharina fiastra) ismindeki mukaddes kitâblar nda yaz l - d r. [Ma nâs : Manunun din kitâb.] Brahmanlar, birçok tanr ya inan rlar. En büyük tanr lar fenâl klar yok etmek için insan flekline girmifl olan (Kriflna) ile, ikinci büyük tanr (Viflnu)dur. Üçüncü tanr lar ise (Siva)d r. Viflnu, çok mühimdir. Bu kelimenin ma nâs, ( nsan n içine iflleyen) demekdir. Viflnu, koyu mâvi renkli vücûd ve dört elli olarak gösterilir. Yâ, (Garuta) ad ndaki kartal na binmifl, yâhud bir Lotos çiçe i veyâ bir y lan üzerine oturmufldur. Brahma inan fl na göre, Viflnu flimdiye kadar dünyâya 9 def a muhtelif fleklde [insan, hayvan veyâ çiçek olarak] gelmifldir. fiimdi onun onuncu gelifli beklenmekdedir. [1] Cân- Cânân, 1195 [m. 1781] de Delhîde flehîd edildi. 415
416 Brahma dîninde öldürmek ancak harbde câizdir. Di er zemânlarda hiçbir canl mahlûk, insan veyâ hayvan, öldürülmez. nsan, mukaddes bir mahlûk say l r. (Tenâsuh)a inan rlar. Ya nî insan öldükden sonra, rûhunun tekrâr baflka bir insan fleklinde dünyâya gelece ine inan rlar. Viflnunun da dünyâya bir hayvan fleklinde gelebilece i hesâba kat ld ndan, hayvan öldürmek, kat î olarak men edilmifldir. Onun için, müteass b brahmanlar, kat iyyen et yimezler. Manu kitâb na göre, insan n hayât dörde ayr l r: 1) Tenbellik, 2) Evlilik, 3) Münzevîlik (yaln z bafl na yaflamak), 4) Sevâb kazanmak için dilencilik. Hindistândaki islâm âlimlerinin büyüklerinden ve tesavvuf mütehass slar ndan Mazher-i Cân- Cânân rahmetullahi aleyh 14. cü mektûbunda, (Hind kâfirlerinin âyinleri)ni fârisî yazmakdad r. Burada buyuruyor ki, (Allahü teâlâ, bütün insanlara se âdet yolunu gösterdi i gibi, Hindistâna da, Bernîhâ ismindeki melek ile (Veda) ve (Bîd) ismleri ile yâd edilen bir kitâb gönderdi. Bu kitâb dört k sm idi. Bu dînin müctehidleri bunlardan alt mezheb ç kard. Akâid k sm na (Dahren fiayster) dediler. nsanlar dört s n fa ay rd lar. bâdet k sm na (Kerm fiayster) dediler. nsan n ömrünü dörde ay rd lar. Herbirine (Cuk) dediler. Hepsi, Allahü teâlân n bir oldu una, âlemin fânî oldu una, k yâmet gününe, hesâba ve azâba inan rlar, riyâzet ve mücâhede yaparak, keflf ve istidrâc sâhibi olurlar. Sonra gelenlerin, bu dinde yapd klar yenilikler, dinsizli e sebeb olmufldur. slâmiyyet gelince, dinleri mensûh olmufldur. Müslimân olmayanlar na kâfir denir. Dahâ evvel olanlar hakk nda birfley diyemeyiz.) Brahmanlar n bir flu besi olan (Mecûsî)lere gelince, bunlar atefle, ine e, timsaha taparlar. Bunlar Kisrâ denilen acem flâhlar ndan Küfltûseb zemân nda Zerdüflt denilen, yaflay p yaflamad tam bilinmiyen bir kimsenin kurdu u bât l bir dîne ba l d rlar. Bunlar mevtâlar n gömmezler. Bir nev kulelerde saklarlar ve akbabalara yidirirler. Baflka bir k sm olan (Sîh)lerde sakal mubârekdir. Sakallar n kat iyyen kesdirmezler. Bir de (Hinduist)ler vard r. Bunlar, afla tabaka halk n bütün hurâfelerine inan rlar. Bu inan fl n art k hiçbir k ymeti kalmam fl, temâmen ç r ndan ç km fld r. Brahmanlar, insanlara, (Brahman râhiblerinin emrlerini dinlemek ve onlara her zemân itâ at etmek, Manu kitâb na göre hareket etmek, paryalarla hiç temâs etmemek, hiçbir canl varl öldürmemek) gibi husûslar telkîn ederler. Rûh ve beden hakk nda hiçbir bilgi vermezler. Yaln z insan, kudsî bir varl k olarak kabûl ederler. Brahmanlar, Hindistânda Ganj nehrini mukaddes sayarlar. Bu nehrde y kanma, bu nehrin suyunu içme i, hattâ ölüleri- 416
417 ni bu nehre atma kudsî bir vazîfe telakkî ederler. Puta tapma a pek yak n olan, hattâ ba z putlara da tapan Brahma dîninin muhakkak slâha ihtiyâc vard r. Ne yaz k ki, 100 sene sonra, ya nî Îsâ aleyhisselâm n mîlâd ndan 600 sene evvel, dünyâya gelen BUDA, bu dîni temâmen bozdu. Buday, katolik dîninin birçok hurâfelerini ortadan kald ran protestan denilen küfr f rkalar kuran Luthere benzetmek kâbildir. BUD STL K Buda, mîlâddan tahmînen 622 sene evvel, Hindistânda Benares flehrinin 160 kilometre kuzeyinde (Kapilavastu) (di er ismi, Lumbini) köyünde do mufldur. Asl ad, (Guatama) veyâ (Sidarte)dir. 29 yafl nda bir ormanda inzivâya çekilerek fliddetli bir riyâzet [açl k] çekmifldir. Riyâzet ile bir fley halledilemiyece ini anl yarak, normal hayâta dönmüfl ve tefekküre dalm fld r. Nihâyet 35 yafl nda, Nerancara nehri kenâr nda bir incir [Bo] a ac alt nda oturup düflünürken, zihni ayd nlanm fl, böylece Gutama (Buda) olmufl, 80 yafl nda ölünceye kadar fikrlerini, düflüncelerini yayma a çal flm fld r. Buda, Brahma i tikâd n n [inan fl n n] bozuldu unu, puta tapman n yanl fl oldu unu söylemifldir. Onu dinliyenler, arkas ndan gitdiler. Buda, kendisinin ancak bir insan oldu unu söyliyor ve hiçbir zemân ilahl k iddi â etmiyordu. Fekat öldükden sonra, talebeleri onu tanr lafld rm fllar, onun nâm na ma bedler [tap naklar] kurmufllar ve heykellerini yaparak, ona tapma a bafllam fllard r. Böylece, Budizmi putperestlik flekline sokmufllard r. Budistlikde, tanr yokdur. Budist kâfirlerinin bât l dinlerinde dört (Esâs) vard r. fiöyle ki: 1) Hayât, zd râb ile doludur. Zevk ve safâ, bir hayâl, bir aldat c rü yâd r. Tevellüd, ihtiyârl k, hastal k ve ölüm de ac bir zd - râbd r. 2) Bu zd râblardan kurtulufla mâni olan fley, bilgisizlik yüzünden kap ld m z hevesler ve ne olursa olsun, muhakkak yaflamak arzûmuzdur. 3) Izd râb yenmek için, bütün geçici heveslerle birlikde muhakkak yaflamak arzûsunu da terketmek gerekir. 4) Yaflama hevesinin izâlesi ile, insan râhata kavuflur. Bu hâle (nirvana) ismi verilmekdedir. Nirvana, hiçbir hevesi ve ihtirâs olm yan bir insan n, dünyâ zevklerinden ictinâb ederek, kudsî istirâhata kavuflmas demekdir. Buda, insanlar n se âdete kavuflmas 417 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-27
418 için, 8 yol tavsiye etmekdedir. Bu yollar afla da yaz l d r: Do ru i tikâd, Do ru karâr, Do ru söz, Do ru hareket, Do ru hayât, Do ru çal flma, Do ru tefekkür, Do ru muhâkeme. Buda, Brahma dînindeki bütün s n flar red eder. Brahman s - n f n n imtiyâzlar n tan maz ve onlara ayr bir üstünlük vermez. Bütün insanlar müsâvî sayar ve onlara müsâvî haklar verir. Brahmanlardaki paryalar ba r na basar. nsanlar kudsî varl k olarak kabûl etmez. Aksine, insanlar n çok kusûrlar oldu unu ve ancak azla kanâat ederek, oruc tutarak, bu günâhlardan kurtulacaklar n telkîn eder. Fekat, bu ma rifetlerin din ile, Allahü teâlân n r zâs ile hiç bir alâkas yokdur. Bunlar n rûhlar bombofldur. Çünki, budizmde (Allah) akîdesi bulunmamakdad r. Asyada Tayland, Bangladefl ve Malezya aras ndaki (Birma) halk, câhil, ahlâks z kimselerdir. Mîlâddan 543 sene evvel, (Buda) dîni buraya geldi. Bu dinde hak, merhamet olmad için, vahflî insanlar aras nda çabuk yay ld. On as r sonra Hindistândan gelen müslimân tüccarlar, slâmiyyeti getirdi. slâm bilgileri, islâm ahlâk da yay ld. Sonra ingilizler gelerek tabî î kaynaklar sömürdüler. Dünyân n her yerinde yapd klar gibi, yalan ve silâh kuvveti ile ve câsûslar n, misyonerlerin hîleleri ve zorlamalar ile islâm düflmanl n yayd lar. kinci cihân harbinden sonra, ingilizler çekildi ise de, islâmiyyete sald ran vahflî bir canavar sürüsü b rakd lar. Zulmden kaçan din adamlar n n mektûblar ndan anl yoruz ki, Birma askerleri evleri bas p erkekleri öldürüyor, kad nlar, k zlar götürüp, her kötülü ü yap yor, edeb yerlerini kesdikden, gözlerini oydukdan sonra, ölüme terk ediyorlar. Biz inan yoruz ki, Allahü teâlâ, flehîdlere yaralar n n, k r klar n n ac s n duyurmaz. (Tekrâr dünyâya gelip, flehâdet lezzetlerini yine tatmak) isterler. Birmada da müslimânlara karfl, ingiliz plânlar n tatbîk eden canavarlar ise, ingilizlerle birlikde dünyâda da, âh retde de azâb- ilâhîyi çekeceklerdir. Mîlâddan 479 sene evvel 70 yafl nda vefât etmifl olan Konfücyüs, Çinli bir feylesof idi. Ahlâk ve devlet idâresi üzerinde yazd kitâblar ile meflhûr oldu. Felsefesi, sonradan dînî mezheb flekline sokuldu. Kitâblar nda semâvî dinlerle alâkal hiçbir ma lûmât yokdur. 418
419 MÛSEVÎ DÎN VE YEHÛDÎLER Mukaddes kitâblar, târîhî vesîkalar ve günümüze kadar gelmifl olan eserler incelenirse, (Tek Allah)a îmân emr eden din ya nî islâmiyyet, Âdem aleyhisselâm zemân ndan beri vard. nsanlar dünyâya geldikden sonra, Âdem aleyhisselâmdan brâhîm aleyhisselâma kadar geçen zemân içinde, birçok Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât gelmiflse de, bunlara büyük kitâblar gönderilmemifldi. Allahü teâlâ bunlara küçük (Suhuf)lar [risâleler] göndermifldi. Meflhûr yüz suhufdan onu brâhîm aleyhisselâma gönderilmifldir. Târîhcilere göre, brâhîm aleyhissalâtü vesselâm mîlâddan 2122 sene evvel F rat ile Dicle aras nda bulunan bir kasabada do mufl ve bir rivâyete göre de, 175 sene yaflad kdan sonra, Kudüs civâr nda (Halîlürrahman) kasabas nda vefât etmifldir. Marston adl yazar n yay nlad, (La Bible a dit vrai = Mukaddes kitâb do ruyu söyliyor) ismindeki kitâb n anlatd na göre, son zemânlarda, bu yerlerde, brâhîm aleyhisselâma âid pekçok eflyâ bulunmufl ve Onun mezkür zemânlarda yaflad kat î olarak meydâna ç km fld r. brâhîm aleyhisselâm n üvey babas (Âzer)dir. Hakîkî babas olan Târûh, brâhîm aleyhisselâm henüz çocuk iken vefât etmifl idi. Âzer, put yapan bir sanatkâr idi. brâhîm aleyhisselâm dahâ çocuk iken, putlara ibâdet edilemiyece ini anlam fl, üvey babas n n yapd putlar parçalam fl ve bulunduklar memleketin, ya nî Bâbilin hükümdâr olan Nemrûdu îmâna da vet etme e bafllam fld r. Nemrûd, zâlim ve gaddâr bir hükümdârd. Bir rivâyete göre Nemrûd ismi, onun hakîkî ismi de il, [fir avn gibi] bir ünvân idi. Nemrûd, küçük bir çocukken burnuna bir y lan yavrusu kaçm fl, bu yüzden son derecede çirkinleflmifldi. Babas bile onun yüzünü görme e tehammül edememifl ve öldürme e karâr vermifldi. Fekat, annesinin yalvarmas üzerine, onu bir çobana teslîm etmifl, çoban da, onun çirkin yüzüne bakma a dayanamad ndan, onu da bafl nda b rakm fl, da da Nemrûd isminde bir difli kaplan, çocu u emzirerek, onun yaflamas na sebeb olmufldur. Nemrûd ismi, bu kaplandan gelmekdedir. Babas öldükden sonra, hükümdârl a geçen Nemrûd, kendisini ilah zan ediyor ve bütün halk n kendisine tapmas n istiyordu. brâhîm aleyhisselâm, bu yüzü gülmez, az l kâfiri hak dîne da vet etdi. Kavmini de putlara ve Nemrûda tapmakdan vaz geçirme e çal fld. Fekat îmân etmediler. O zemân kavmi olan Keldânîler âdetleri üzere senede bir gün hepsi bir yere toplan r bayram yapar ve sonra puthâneye gider, putlara secde eder, sonra da evlerine dönerlerdi. Böyle bir bayram günü, brâhîm aleyhisselâm puthâneye girip, bir balta ile bütün küçük putlar k rd. Baltay da, en büyük putun boynuna 419
420 asd ve oradan uzaklafld. Keldânîler puthâneye girince bütün putlar n k r ld n gördüler ve bunu yapan yakalayarak cezâland rmak istediler. brâhîm aleyhisselâm getirip, bu ifli sen mi yapd n dediler. brâhîm aleyhisselâm, (Kendisi dururken küçük putlara tap n lmas n istemedi i için, boynunda balta as l duran büyük put yapm fld r. nanmaz iseniz kendisine sorunuz) buyurdu. Kavmi, (Putlar konuflmaz ki, sen onlara sor diyorsun) dediler. Bunun üzerine brâhîm aleyhisselâm, (O hâlde konuflam yan ve kendilerini k r lmakdan kurtaram yan putlara niçin ibâdet edersiniz. Size ve tapd n z putlara yaz klar olsun) diyerek kavmini putlara tap nmakdan vazgeçirme e çal fld ise de, bir fâidesi olmad. Bu hâl Enbiyâ sûresi 52. ci âyeti ve devâm nda beyân buyrulmufldur. Nemrûda haber verdiler. Nemrûd, brâhîm aleyhisselâm görmek istedi. brâhîm aleyhisselâm Nemrûdun yan na girince secde etmedi. Nemrûd niçin secde etmedi ini sorunca, (Beni yaratan Allahü teâlâdan baflkas na secde etmem) buyurdu. Nemrûd brâhîm aleyhisselâm n delîllerine cevâb veremeyip red etdi. brâhîm aleyhisselâm, Allahü teâlân n bir, ebedî, ezelî, her fleye hâkim ve mâlik oldu unu, Nemrûdun ise âciz, za îf bir insan ve mahlûk oldu unu söyledi. Buna çok k zan Nemrûd, yan ndaki kimselerin de teflvîki ile, brâhîm aleyhisselâm atefle atma a karâr verdi. Kur ân- kerîmde brâhîm aleyhisselâm n Nemrûd ile konuflmalar haber verilmifldir. Bekara sûresinin 258. ci âyetinde meâlen, ([Ey habîbim] Allah, kendisine mülk, saltanat verdi i için azarak, brâhîm ile Rabbi hakk nda cidâl eden, tart flan kimsenin [Nemrûdun] haberini iflitmedin mi? brâhîm, benim rabbim hem öldürür hem diriltir deyince, [Nemrûd], ben de diriltir ve öldürürüm demifldi. brâhîm, Allah günefli flarkdan getiriyor, sen de garbdan getir deyince kâfir flafl r p kald. Allahü teâlâ zulm eden kimseleri do ru yola kavufldurmaz) buyurulmufldur. Atefle at lmas Saffât sûresinde ve Enbiyâ sûresinde bildirilmifldir. Saffât sûresinin 97. ci âyetinde meâlen, (Kâfirler, brâhîm için bir binâ yap p içine atefl yakd kdan sonra brâhîmi onun içine at n dediler) buyurulmufldur. Fekat, bir binâ yap l p oradan brâhîm aleyhisselâm atefle at l nca, atefl bir gül ba çesi oldu. Bir rivâyete göre, atefl içi bal k dolu bir havuz hâline geldi. Bal klar odunlardan meydâna geldi. Kur ân- kerîmde, Enbiyâ sûresi 68, 69 ve 70. ci âyetlerinde meâlen, (Kâfirler, flâyet bir ifl yapacaksan z brâhîmi ateflde yak n z. Böylece ilahlar n za yard m etmifl olursunuz dediler. Biz de, Ey atefl! brâhîme karfl serin ve selâmet ol dedik. brâhîme [böyle] bir tuzak kurmak istediler. Fekat biz kendilerini dahâ ziyâde hüsrâna düflenlerden k ld k) buyuruldu. 420
421 Kur ân- kerîmde Nemrûd ismi geçmez. Fekat, bu ism Tevrâtda [Kitâb- Mukaddesin Eski ahd k sm nda] vard r. Bugün, Urfa vilâyetimizde (Ayn- Zelîka) veyâ (Halîlürrahman) isminde 50x30 metre eb âd nda bir havuz vard r. Buran n brâhîm aleyhisselâm n atefle at ld yer oldu u, bal klar n odunlardan meydâna geldi i iddi â olunmakda ve kimse bu bal klara dokunmamakdad r. brâhîm aleyhisselâm iki def a evlendi. Birinci zevcesi Sâre (Sâra) 70 yafl na geldi i hâlde çocuk sâhibi olamam fld. Bunun üzerine, brâhîm aleyhisselâm M srda Fir avn n hediyye etdi i Hâcer isminde bir câriyeyi ikinci zevce olarak ald. Bundan smâ îl aleyhisselâm do du. Bunun üzerine Sâre, Allahü teâlâya kendisine de bir çocuk vermesi için düâ etdi. Allahü teâlâ, ona da bir çocuk ihsân etdi. Bu da, shak aleyhisselâm idi. smâ îl aleyhisselâm, Arablar n, shak aleyhisselâm da, brânîlerin ceddi oldu. Ya nî, Arablarla brânîler [yehûdîler], ayn babadan, fekat ayr analardan gelme kardefldirler. brâhîm aleyhisselâm Muhammed aleyhisselâm n dedelerindendir. brâhîme aleyhissalâtü vesselâm, 90 yafl nda peygamber oldu u bildirildi. Onun dîni, Allahü teâlân n tek oldu unu bildiriyordu. Kur ân- kerîmde Âl-i imrân sûresi 67. ci âyetinde meâlen, ( brâhîm aleyhisselâm yehûdî ve h ristiyan de ildi. O Allahü teâlâya teveccüh etmifl [Hanîf] ve Ona teslîm olmufl bir müslimân idi) buyurulmufldur. Yehûdîlere hak dîni teblîg eden Mûsâ aleyhisselâm d r. Mûsâ aleyhisselâm mîlâddan tahmînen 1705 sene evvel M srda Memfis (Memphis) flehrinde tevellüd etdi. Asl tevellüd târîhi üzerinde muhtelif rivâyetler oldu u için, o zemân M srda hangi Fir avn hükm sürdü ü kat î malûm de ildir. Fir avn rü yâs nda, o sene do- acak bir erkek çocu un kendisini öldürece ini görmüfl oldu undan, o sene do an bütün erkek çocuklar n öldürülmesini emr etmifldi. Bunun için, Mûsâ aleyhisselâm n annesi, çocu unu bir tabuta [tahta bir sand a] koyarak, Nil nehrine b rakd ve Allahü teâlâya emânet etdi. Bu sand k, fir avn n zevcesi taraf ndan bulundu. Fir avn de çocu u gördü. Fekat, sand k su üzerinde görüldü ü zemân, zevcesinin kendisine, (Bu sand kda mal varsa, senin, can varsa, benim olsun) diye yapd teklîfi kabûl etmifl oldu undan, bir fley yapamad. Mûsâ ismi (Sudan kurtar lm fl) ma nâs na gelmekdedir. H ristiyanlar (Mofle) ve (Möis) diyor. Mûsâ aleyhisselâm n annesi, kendisini süt anne olarak fir avn n serây na ald rtd ve çocu unu büyütdü. K rk yafl na gelince, akrabâlar n ö renip, onlar n yan na gitdi. Kendisinden üç yafl büyük olan Hârûn aleyhisselâm ile bulufldu. 421
422 Mûsâ aleyhisselâm, brânîlere karfl yap lan haks zl klara isyân etdi. Onlar himâye etdi. Bir gün, bir M srl kâfirin [k ptînin] Benî srâîlden birine iflkence etdi ini gördü. Kurtar rken k ptî öldü. Hâlbuki sâdece k ptînin zulmüne mâni olmak istemifldi. Bunun üzerine, M srdan hicret etmek zorunda kald. Medyen flehrine gitdi. Orada, fiu ayb aleyhisselâma, 10 sene hizmet etdi. K z Safûrâ (Tsippore) ile evlendi. On sene sonra, tekrâr M sra döndü. M sra dönerken, Tûr da na u rad. Orada, Allahü teâlân n kelâm n iflitdi. Bu esnâda kendisine risâlet [peygamberlik] verildi. (Allahü teâlân n bir oldu u, fir avn n tanr olmad ) ve birçok fleyler bildirildi. M sra, fir avna geldi. Onu dîne da vet etdi. Onu, tek ma bûda inanma a ça rd. Benî srâîle serbestlik verilmesini istedi. Fir avn kabûl etmedi. (Mûsâ büyük sihrbâzd r. Bizi aldat p, memleketimizi elimizden almak istiyor) dedi. Yan ndaki vezîrlere sordu. Onlar da, (Sihrbâzlar topla, Onu ma lûb etsinler) dediler. Sihrbâzlar geldiler. M sr halk n n önünde iplerini yere atd lar. Her ip y lan görünüp Mûsâ aleyhisselâma do ru yürüdü. Mûsâ aleyhisselâm elindeki asây yere at nca, büyük bir y lan olup, bütün ipleri yutdu. Bunun üzerine sihrbâzlar, flafl rd lar, (Bu zât do ruyu söyliyor) diye Ona îmân etdiler. Bu vak a, Kur ân- kerîmde, A râf sûresinde, üncü âyetlerde zikr edilmekdedir. Fir avn, bunun üzerine, büsbütün k zd. (O, sizin ustan z imifl. Ellerinizi, ayaklar n z kesece im. Hepinizi hurma dallar na asaca m) dedi. (Biz Mûsâya inand k. Onun Rabbine s n yoruz. Yaln z Onun afv ve merhametini isteriz) dediler. Fir avn, benî srâîlin M srdan ayr lmas na izn vermiyordu. Çünki, benî srâîl M srdan ayr l nca kendinin ve kavminin kullanmakda olduklar bu hizmetcilerini, kölelerini kaybetmifl olacaklard. Kâfirlerin sular kan oldu. Kurba a ya d. Cild hastal klar ve üç gün karanl k oldu. Fir avn, bu mu cizeleri görünce korkdu. zn verdi. Mûsâ aleyhisselâm, benî srâîl ile, M srdan ç - k p, Kudüse do ru giderken, fir avn piflmân oldu. Askerleri ile arkalar na düfldü. Süveyfl körfezi aç l p, mü minler karfl ya geçdi. Fir avn geçerken, deniz kapand. Fir avn askeri ile birlikde bo uldu. Mûsâ aleyhisselâm, bu büyük hicret esnâs nda, Tûr da nda Allahü teâlâya çok yalvard. Zât- ilâhiyyeyi görmek istedi. Allahü teâlâ, Onun yalvarmas n kabûl etmedi. Fekat, onunla, (Tûr-i Sînâ) da tekrâr konufldu. Mûsâ aleyhisselâm Tûr-i Sînâ da 40 gün 40 gece kald ve oruc tutdu. Allahü teâlâ, Ona, Cebrâîl aleyhisselâm vâs tas ile Tevrât levhalar üzerinde yaz lm fl olarak gönderdi. Kendisine îmân edenlerin tâbi olmalar için ayr ca, on levha üzerinde yaz l, on emr verilmifldi. Tâ o zemândan beri yehûdî kitâblar nda ve Tevrât n Tesniye kitâb 5. bâb n n 6. c âyeti ve devâm nda 422
423 ve Hurûcun [Ç k fl] 20. bâb n n bafl nda zikredilen (Evâmir-i aflere) [On emr] afla da yaz l d r: 1 Seni M sr diyâr ndan, esîrlik evinden ç karan Allah benim. 2 Benden baflka tanr n olm yacak. Ne gökde, ne yerde, ne de yer alt nda bulunan fleylerden hiçbirinin sûretini, oyma put yapm - yacaks n. Hiçbir sûretde onlara tapm yacaks n. 3 Allah n ismini bofl yere a z na alm yacaks n. 4 Haftan n alt gününde çal flacak, yedinci günde istirâhat edeceksin. Cumartesi [Sebt] gününü dâimâ hât rlay p, onu kudsî k lacaks n. 5 Anne ve babana hurmet edecek, itâ at edeceksin. 6 Adam öldürmiyeceksin. 7 Zinâ [Allahü teâlân n yasak etdi i cinsî mukârenet] yapm - yacaks n. 8 Kimsenin mal n çalm yacaks n. 9 Komfluna yalan flehâdetde bulunm yacaks n. 10 Komflunun zevcesine, evine, tarlas na, kölesine, câriyesine, öküzüne, efle ine ve hiçbir fleyine göz dikmeyeceksin. Mûsâ aleyhisselâm, Tûr-i Sînâdan geri döndü ü zemân, kardefli Hârûn aleyhisselâma emânet etdi i kavmin hak yoldan ayr ld klar n ve bir alt n buza heykeli yaparak, buna tapma a bafllad klar n dehflet ile gördü. Mûsâ aleyhisselâm, gösteriflli ve heybetli, keskin bak fll bir zât idi. Kendisi ile karfl laflanlar üzerinde büyük bir te sîr yap yordu. Fekat bir yafl nda iken, Fir avn n incilerle süslü sakal n yolarak, k zd rm fld. Zevcesi Âsiye hâtunun flefâ ati ile, öldürmeden önce, imtihân etmifldi. çinde alt n ve atefl bulunan tepsiyi önüne koydukda, elini alt na uzat rken, Cebrâîl aleyhisselâm atefl taraf na döndürmüfl, atefli a z na götürünce, dilinin ucu yanarak, atefli atm fld. Bu sebeb ile önceleri konuflmas kusûrlu idi. Onun için, halka hitâb etmek îcâb edince bu ifli çok düzgün konuflan kardefli Hârûn aleyhisselâma b rak rd. Fekat, Peygamber olunca, bu kusûru zâil oldu. Kendisine Hârûn aleyhisselâmdan dahâ güzel konuflmak ihsân olundu. Kendisi Tûr-i Sînâda iken, Hârûnun güzel sözleri kavminin do ru yoldan ç kmas na mâni olamam fld. Mûsâ aleyhisselâm, tekrâr Tûr da na giderek, Allahü teâlâdan, ümmetini afv etmesini diledi. Ümmeti de, tevbe etdiler. Bunlar alarak, Allahü teâlân n va d etdi i, (Arz- mev ûdu) bulmak için, çöllere girdi. Tâm 40 sene Tîh sahrâs nda kald lar. Çölde Allahü teâlâ, onlar kudret helvas (Men) ve b l- 423
424 d rc n eti (Selvâ) ile besledi. Mûsâ aleyhisselâm, Arz- mev ûdün görülebildi i Erîha flehri karfl s nda bulunan da daki Nebo tepesine kadar geldi ve orada, bir rivâyete göre 120 yafl nda vefât etdi. Kardefli Hârûn aleyhisselâm ise, ondan 3 sene evvel ölmüfl bulunuyordu. Arz- mev ûda ve Arz- mev ûdda bulunan Erîha flehrine girmek kendisinden sonra gelen Yûflâ Peygambere nasîb oldu. [Büyük islâm târîhçisi ve hukukcusu Ahmed Cevdet pâfla rahime-hullahü teâlâ [1], (K sas- Enbiyâ) kitâb nda diyor ki: brâhîm aleyhisselâm n o lu shak idi, onun da o lu, Ya kûb idi aleyhimesselâm. Bunun asl ismi ( srâîl) idi. Bunun soyundan olanlara, (Benî srâîl) denildi ki, ( srâîl o ullar ) demekdir. Ya kûb aleyhisselâm n oniki o lundan biri olan Yûsüf aleyhisselâm da peygamber idi. Yûsüf aleyhisselâmdan sonra, Benî srâîl, Ya kûb ve Yûsüf aleyhimesselâm n dinlerine uyarak M srda yaflad lar. M sr n eski ehâlisi olan (K bt) kavmi ise, y ld zlara ve putlara, ya nî heykellere taparlard. Benî isrâîli köle gibi kullan rlard. Benî srâîl, Fir avnlar n iflkencelerinden kurtulup, dedelerinin yurdu olan (Ken ân) diyâr na gitmek isterlerdi. Fekat, Fir avnlar müsâade etmezdi. Çünki, Benî srâîle a r ifller yapd r yor, yeni yeni flehrler ve binâlar inflâ etdiriyorlard. mrân o lu Mûsây annesi sand a koyup Nil nehrine atd. Fir avn n zevcesi (Âsiye), bunu al p o ul edindi. Mûsâ aleyhisselâm kazâ ile bir k btîyi öldürünce, M srdan hicret edip (Medyen) flehrine geldi. Burada on sene kald. fiu ayb aleyhisselâm n k z ile evlenerek M sra döndü. Yolda (Tûr) da na u rad. Burada Allahü teâlâ ile konuflmak ile flereflendi. Kendisine Peygamberlik verildi. Fir avn dîne da vet etmesi emr olundu. Îmân etmedi. Mûsâ aleyhisselâm Benî srâîli toplay p M srdan ç kd lar. (Süveyfl) denizinden geçerek (Erîha) beldesine do ru yürüdüler ise de, Benî- srâîl biz gidemeyiz, (Amâlika) ile harb edemeyiz dediler. Bunlara beddüâ etdi. Kendinden üç yafl büyük olan kardefli Hârûn aleyhisselâm bunlarla b rak p (Tûr-i Sînâ)ya gitdi. Allahü teâlâ ile yine konufldu. Kendisine (Tevrât) kitâb verildi. Kavmi tevbe edip Lût gölünün cenûbuna geldiler. fierîa nehrinin flark taraf na Erîha flehrine karfl yerlefldiler. Yûfla aleyhisselâm yerine vekîl b rak p vefât etdi. (Mir ât- Kâinât)da diyor ki, (Mûsâ aleyhisselâm üç kerre Tûr da na gitdi. Birinci gidiflinde, kendisine risâlet verildi. kincisinde, (Tevrât-i flerîf) ile (Evâmir-i aflere) nâzil oldu. Tevrât k rk cüz idi. Her cüzde bin sûre, her sûrede bin âyet vard. fiimdi, elde bulunan Tevrâtlarda bu kadar âyet yok. Çünki, Tevrât n ve ncîlin [1] Cevdet pâfla Lofcal d r [m. 1894] de stanbulda vefât etdi. 424
425 sonradan tahrîf edildiklerini, de ifldirildiklerini Kur ân- kerîm haber vermekdedir. Cebrâîl aleyhisselâm n Mûsâ aleyhisselâma getirdi i Tevrât yaln z Mûsâ, Hârûn, Yûfla ve Uzeyr ve Îsâ aleyhimüsselâm ezberlemifldir.) (Kâmûs-ül-a lâm)da diyor ki, (Âsûrî hükümdâr Buhtunnasar, Kudüsü al p, Mescid-i aksây y kd zemân, Tevrât nüshalar n yakd. Yetmiflbin yehûdî âlimini esîr edip, Bâbile gönderdi. Aralar nda Danyâl ve Uzeyr aleyhimesselâm da vard. [Uzeyr aleyhisselâma yehûdîlerin Azrâ dedikleri (Müncid)de yaz l d r. Ancak, bugünkü (Kitâb- mukaddes)in ahd-i atîk k sm ndaki (Azrâ) kitâb n ve di er ba z kitâblar yazan, brânî haham ve din adam Azrâd r. Uzeyr aleyhisselâm de ildir.] Yehûdîler Tevrât unutdular. Azd - lar. Nasîhat için gönderilen Peygamberlere inanmad lar. Ço unu flehîd etdiler. Îrân flâh Behmen Keyhusrev, Âsûrîleri bozguna u ratd. Yehûdî esîrleri ve Danyâl aleyhisselâm serbest b rakd. Mescid-i aksâda ibâdet edenler ço ald. Büyük skender Kudüsü al nca, yehûdîlere içlerinden Hirodesi vâlî yapd ise de, bu hâin yehûdî Yahyâ aleyhisselâm flehîd etdi. Çok zulm yapd. Bundan sonra Kudüs Romal lar n eline geçdi. Yehûdîler isyân edince, mîlâd n 135. senesinde, Adriyan Kudüsü tahrîb ve yehûdîleri katl eyledi. Kaçanlar her tarafa yay ld. Gitdikleri yerlerde, h ristiyanlardan çok zulm ve cefâ gördüler. slâmiyyet zuhûr edince, huzûra ve râhata kavufldular. Kudüs flehri Bizans imperatörleri taraf ndan ta mîr edilip, ( lyâ) denildi. fiehri ve Mescid-i aksây Emevî halîfelerinin beflincisi Abdülmelik yeniden yapd rd. H ristiyanlar, haçl seferlerinde tahrîb etdiler. Salâhaddîn-i Eyyûbî tecdîd eyledi. Osmânl halîfeleri, ta mîr ve tezyîn etdiler). Yehûdîlerin Tevrâtdan sonra mukaddes kitâblar (Talmûd)dur. Mûsâ aleyhisselâm, Tûr-i Sînâda, Allahü teâlâdan iflitdiklerini Hârûna, Yûfla a ve El-iâzâra bildirmifl. Bunlar da, sonra gelen Peygamberlere ve nihâyet mukaddes Yehûdâya bildirmifller. Bu da, mîlâd n ikinci asr nda, bunlar k rk senede, bir kitâb hâline getirmifl. Bu kitâba (Miflnâ) denilmifl. Mîlâd n üçüncü asr nda Kudüsde ve alt nc asr nda Bâbilde, Miflnâya birer flerh yaz lm fl. Bu flerhlere (Gamâra) denilmifl, ki Gamâradan birini Miflnâ ile bir kitâb hâline getirip, bu kitâba (Talmûd) demifllerdir. Kudüs Gamâras ndan meydâna gelene (Kudüs Talmûdu), Bâbil Gamâras ndan meydâna gelene (Bâbil Talmûdu) demifllerdir. H ristiyanlar, bu üç kitâba düflmand rlar. Îsâ aleyhisselâm asmak için hâz rlad klar çarm h tafl yan ve çarm ha germe hâdisesine kar flan fiem ûn, Miflnây rivâyet edenler aras ndad r derler. Talmûdda mevcûd olan insanl a zararl emrlerden ba z lar, (Cevâb Veremedi) kitâb m z n 425
426 sonunda yaz l d r. Yukar da ismi geçen (El-iâzâr) n, fiu âyb aleyhisselâm n o lu oldu u (Mir ât- Kâinât)da yaz l d r.] H ristiyanlar n (Kitâb- mukaddes) dedikleri kitâb, (Ahd-i atîk) ve (Ahd-i cedîd) dedikleri iki k smdan meydâna gelmifldir. Yehûdîler, bunun yaln z Ahd-i atîk k sm na inan rlar ve buna (Kitâb- mukaddes) derler. Buna ahd-i atîk denilmesini kabûl etmezler. Buna (Tanah) derler. Tanah üçe ay r rlar. Bunun birinci k sm na (Tevrât) derler. Bunlar n (Tevrât) dedikleri kitâb, befl k smdan meydâna gelmifldir: 1) Tekvin (Genesis), 2) Hurûc (Ç k fl, Exodus), 3) Levililer (Leviticus), 4) A dâd (Rakamlar, say lar, Numeri), 5) Tesniye (Deuoronomium). (Befl kitâba birden verilen ism: Pentateuch) Kur ân- kerîmin srâ sûresinin 2. ci âyetinde meâlen, (Biz Mûsâya kitâb verdik) buyurulmakdad r. Bugün elimizde bulunan Tevrât n içine birçok yabanc yaz lar ilâve edilmifldir. Bunlar n, Mûsâ aleyhisselâma nâzil olan hakîkî Tevrât ile bir alâkas yokdur. [Dahâ fazla ma lûmât için (Kur ân- kerîm ve ncîller) k sm na mürâce at ediniz!] Hakîkî Tevrâtda, Allahü teâlân n, Muhammed aleyhissalevâtü vetteslîmât isminde bir son peygamber gönderece i yaz l d r. Mûsâ aleyhisselâm n, ikinci def a olarak Allahü teâlâya münâcât nda, dalâlete düflmüfl kavmi için afv diledi i A râf sûresinin ci âyetlerinde meâlen flöyle bildirilmifldir: (Mûsâ: Rabbim, flâyet dileseydin, dahâ önce beni ve onlar helâk ederdin. Aram zdaki sefîh, afla kimselerin kötü amellerinden ötürü bizi helâk eder misin? Bu senin imtihân ndan baflka bir fley de ildir. Sen, onunla diledi ini dalâletde b rak rs n ve diledi ini hidâyete, do ru yola kavufldurursun. Bizim dostumuz sensin. Bizi afv et! Bize merhamet et! Sen afv edicilerin en iyisisin. Bizim için bu dünyâda güzel bir itâat ve ma îflet, âhiretde de, Cennetini ihsân et! Biz sana tevbe ve rucû etdik!) dedi. Allahü teâlâ Ona, (Azâb ma diledi im kimseyi u rat - r m. Merhametim, her fleyi kaplam fld r. Bu rahmetim, [âhiretde] müttekîlere [küfrden ve günâhlardan sak nanlara], zekâtlar n verenlere ve bizim âyetlerimize îmân edenleredir. Onlar, ümmî bir Peygamber olan Resûle tâbi olurlar. O resûlün [ismini ve vasflar - n ] yanlar nda bulunan Tevrât ve ncîlde yaz lm fl bulurlar. O Peygamber iyili i, îmân emr eder ve kötülü ü, küfrü nehy eder. Temiz fleyleri halâl ve murdar fleyleri harâm k lar. Onlar n yüklerini indi- 426
427 rir ve a r külfetleri hafîfletir. Bu Peygambere inanan, Ona ta zîm eden, Ona yard m eden, Onunla gönderilen nûra [Kur ân- kerîme] uyanlar, iflte onlar, sonsuz se âdete kavuflacak olanlard r). Yehûdîlerin son Peygambere îmân etdikleri ve Onun gelmesini bekledikleri muhakkakd r. Hattâ, ba z tefsîrlerde, yehûdîlerin muhârebelerde, (Yâ Rabbî! Gelece ini bize va d etdi in son Peygamber aleyhissalevâtü vetteslîmât hurmetine, bize yard m et) diye düâ etdikleri ve o muhârebelerde muzaffer olduklar yaz l d r. Mûsâ aleyhisselâmdan sonra, brânîlere gelen Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât aras nda, Dâvüd ve Süleymân aleyhimesselâm, hak dînin yay lmas na çok yard m etmifllerdir. Yehûdî dîninin esâs n flöylece hulâsa etmek kâbildir: Îmân: Bir tek Allah vard r. Kendili inden vard r. Do mam fld r ve do urmaz. Her fleyi görür ve bilir. Afv etmek veyâ cezâland rmak, ancak Onun kudretindedir. Ahlâk: Ahlâk esâslar on kudsî emr, ya nî (Evâmir-i aflere)dir. nsanlar n bu on emre harfi harfine uymas lâz md r. nsan n vücûdü ayr, rûhu ayr d r. Rûh k yâmete kadar ölmez. Âhiret hayât na îmân etmek lâz md r. Din esâslar : Yehûdî olm yan milletler, putperest (puta tapan) say l r. Bunlardan uzak durmal d r. Onlardan, mümkin oldu u kadar, alâkay kesmelidir. Kanl veyâ kans z kurban kesilmelidir. [Yehûdîler, her hayvan, hattâ güvercini, fekat en çok koyun, keçi ve s r kurban ederlerdi. Zemânla tuzsuz ekmekden yap lan çöreklerle, hamursuz ad verilen pideler de kurban yerine geçdi. Bunlar da tmak da, kans z kurban kesmek say ld.] K sâsa karfl k sâs yap l r. Bir fenâl k yapana, ayn sûretle mukâbele edilir. Erkek çocuklar, haham [yehûdî din adam ] taraf ndan sünnet edilir. Eti yinilecek hayvanlar n kesilmesi lâz md r. Baflka fleklde öldürülen hayvan n eti yinmez. [Bugün bile, Avrupa ve Amerikada, yehûdî kasablar n dükkânlar nda (Kafler) ad verilen bir iflâret bulunur ki, bunun ma nâs, o dükkânda sat lan etin, hahamlar n gösterdi i tarzda kesilen hayvanlar n eti oldu udur. Yehûdîler, ancak bu tarzda hâz rlanm fl bir eti yiyebilirler. Müslimânlar da, ancak Allahü teâlân n ismi söylenerek kesilmifl olan hayvan n etini yirler. Domuz etini hiç yimezler.] Yehûdî kad nlar evlendikden sonra, saçlar n örtme e mecbûrdur ki, bu ifli bugün yehûdî kad nlar, Avrupada bafllar na peruk takarak yerine getirmekdedirler. Domuz eti yimek, yehûdîlere de, harâmd r. Yehûdîlerin ibâdet tarz birçok üsûllere ba l d r. Kudsî gün, Cumartesidir. Bu günde ifl görülmez ve atefl yak lmaz. Yehûdîler 427
428 bugünü bayram kabûl eder ve ihyâ ederler. smi (fiabat)d r. Yehûdîlerin, ayr ca Pesah, fiavvot, Rofl-ha-fianah, Kipur, Suhkot, Purim, Hanuka ve dahâ birçok bayramlar vard r. Pesah, yehûdîlerin M sr esâretinden kurtulufllar n n hât ras d r. fiavvot, gül bayram - d r ki Tevrât n ve evâmir-i aflerenin veriliflinin hât ras d r. Kipur, büyük oruc günü olup yehûdîlerin tevbe edip afv edilmelerinin hât ras d r. Suhkot, kam fl bayram d r. Çöldeki hayât n hât ras d r. Hahamlar n, h ristiyan papazlar gibi, günâh afv etmek yetkileri yokdur. Ancak, ibâdetleri idâre ederler. Allahü teâlân n huzûrunda, bütün yehûdîler birdir ve aralar nda hiçbir fark yokdur. Dînî âyinleri ve hahamlar n ibâdeti idâre tarz, Mûsâ aleyhisselâmdan sonra gelen Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât taraf ndan dahâ ço alt lm fl ve de ifldirilmifl, yeni esâslar ilâve olunmufl, Dâvüd aleyhisselâmdan sonra, Ona gönderilen (Zebûr)un da âyînlerde okunmas veyâ çalg ile çal nmas ibâdete eklenmifldir. Dâvüd aleyhisselâm, mîlâddan tahmînen 1000 sene evvel dünyâya gelmifldir. [Avrupal târîhçiler, Dâvüd aleyhisselâm n hükümdarl k târîhini M.Ö olarak kayd etmifller ise de, kat î de- ildir.] Evvelâ çobanl k yapan Dâvüd aleyhisselâm n çok güzel sesi oldu undan [bugün dahî, Dâvudî ses ta bîrini kullan yoruz.] bir müddet sonra, devlet reîsi olan Tâlûtun [milletleraras ismi: Saul] huzûruna ç kar lm fl ve onun rübâb (zither) çal c s olmufldur. Önceleri, aralar nda büyük bir dostluk kurulmuflken ve Tâlût Onu kendine nedîm yapm flken, Dâvüd aleyhisselâm n gün geçdikçe büyük flöhret kazanmas ve otuz yafl nda iken muhârebede dev gibi Câlûtu [Goliath] bir sapan tafl yla öldürmesi ve böylece halk n Ona hayrân kalmas, Tâlûtu korkutmufl ve Dâvüdü yan ndan uzaklafld rm fld r. Fekat, Tâlût ölünce, Dâvüd aleyhisselâm halk n arzûsu üzerine onun yerine geçmifl ve ilk def a olarak, Kudüsü srâîllilerin merkezi yapm fld r. Dâvüd aleyhisselâm, 40 y l hükümdârl k etmifldir. Kendisine (Zebûr) isminde bir kitâb verildi i Kur ân- kerîmin Nisâ sûresinin 163. âyetinde ve srâ sûresinin 55. ci âyetinde yaz l d r. Bunda, Dâvüd aleyhisselâm n Allahü teâlâya yalvarma ve Ondan afv dilemelerinin bulundu u muhakkakd r. Bugünkü Kitâb- mukaddesde mevcûd olan Zebûrda ise, bunlar n yan nda, baflkalar taraf ndan eklenmifl parçalar da bulunmakda oldu undan, Allahü teâlân n göndermifl oldu u fleklini temâmen gayb etmifldir. Allahü teâlâ, Dâvüd aleyhisselâma büyük ihsânlarda bulunmufldur. Sebe sûresinin 10. âyetinde meâlen, (Biz Dâvüde taraf m zdan [di er insanlar ve peygamberler üzerine] fazîlet, [Peygamberlik, kitâb, saltanat, güzel ses ve demire elinde flekl verme gibi] üstünlük verdik. Ey da lar ve kufllar, siz de Onunla berâ- 428
429 ber tesbîh edin dedik. Ona demiri [mum gibi] yumuflak k ld k) buyurulmufldur. Ve Sâd sûresinin cu âyetlerinde meâlen, (Ey Muhammed! Kâfirlerin söylediklerine sabret. Kulumuz, kuvvet sâhibi Dâvüdü hât rla! O, her zemân, Allaha tevbe ederdi. Do rusu biz akflam sabâh onunla tesbîh eden da lar ve kufllar onun emrine vermifldik) ve Sâd sûresinin, 25. ci âyetinde de meâlen, (Kat - m zda Onun yüksek makâm ve güzel gelece i vard r) buyurulmufldur. Bugün elimizde bulunan Tevrât ve ncîlde, Dâvüd aleyhisselâm n ma iyyetinde bulunan Uria adl bir subay n Batfleba [Bathseba] adl zevcesi ile mâcerâs diyerek, kinci Samuelin 11. ci bâb nda yaz l olan çirkin hikâye do ru de ildir. [Alî rad yallahü anh, bu yanl fl ve çirkin hikâyeyi anlatanlara yüzaltm fl de nek vuraca n bildirmifldir. (Mevâkib) tefsîrinde, Sâd sûresinin yirmialt nc âyetinin tefsîrinde diyor ki, (Uryâ, Teflâmu isminde bir k zla evlenmek için, k za haber gönderdi. O da kabûl etdi ise de, k z n akrabâs istemedi. Uryây kötülediler. O aral kda, Dâvüd aleyhisselâm da, Teflâmu a tâlib oldu. Uryâ muhârebede ölünce, k z Dâvüd aleyhisselâm ile evlendi. Sözleflmesi yap lm fl olan k za tâlib olmas na, Allahü teâlâ râz olmad. Dâvüd aleyhisselâm, hatâ etdi ini anlay nca, tevbe etdi ve afv olundu.).] Kur ân- kerîmde bu husûsda aç k bir bilgi yokdur. Aksine Dâvüd aleyhisselâm n dâimâ Allahü teâlâdan çok korkdu u, kendisine ilm ve hakk bât ldan tefrîk eden kuvvet verildi i bildirilmifldir. Sâd sûresinde [âyet 24 de], bir koyun da vâs nda, haks zl k yapmamas için, secdeye kapand ve Allahdan afv diledi i, çok düâ etdi i yaz l d r. Bu Uryâ efsânesinin Tevrâta ve ncîle sonradan ilâve edildi i husûsunda bütün islâm âlimleri müttefikdir. ( srâîliyyât) denilen böyle uydurma hikâyeler, yehûdîlerden câhil müslimânlara da sirâyet etmifl ise de, islâm âlimleri bunlar n efsâne [uydurma] olduklar n bildirmifllerdir. Dâvüd aleyhisselâm n o lu Süleymân aleyhisselâm [hükümdârl k zemân, tahmînen, M.Ö ] babas n n yerine srâîl o ullar n n Peygamberi ve hükümdâr oldu. Cin, vahflî hayvan ve kufllarla konuflurdu. Süleymân aleyhisselâm n zemân, srâîllilerin en parlak zemânlar d r. Süleymân aleyhisselâm zemân na kadar srâîl hükümdârlar serây nedir bilmezlerdi. Yukar da ismi geçen Tâlûtun evi, en âdî bir köylü evinden farks zd. Süleymân aleyhisselâm, ilk olarak Kudüs flehrini kurdu ve bir serây yapd. Birçok binâlar, serâylar, ba çeler, havuzlar, kurban kesme yerleri, ibâdet yerleri yapd rd. Kudüsde yapd rd en ihtiflâml ma bed, (Mescid-i Aksâ = Beyt-i Mukaddes = Kudsî ev) ad n tafl yordu. Bu binây Finikeli mi mârlara yapd rm fld. Cinnîler de hizmet etmifldi. 429
430 Bu mescidin inflâas nda çok k ymetli malzeme kullan lm fld. Uzakdan bak l nca, bir alt n parças gibi p r l p r l parl yor, görenleri hayrân b rak yordu. Yap lmas 7 sene sürmüfldü. Ne yaz k ki, bu güzel mescid, Âsûrî hükümdârlar ndan ikinci Buhtunnasar Kudüsü zabt etdi i zemân, onun taraf ndan yakd r ld. Tevrât nüshalar da yan p, hiç kalmad. Keyhusrev ta mîr etdi ise de, sonra Romal - lar yakd. (Kâmûs-ül-a lâm)da diyor ki, (Bu tahrîb ile Kudüsün mûsevîlere âid ma mûriyyeti hitâm bulup, dahâ sonra Kostantiniyye rum Bizans imperatorlar, Mescid-i aksây ta mîr edip, Kudüse ( lyâ) ismini verdiler. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Mescîd-i aksâda nemâz k lm fld r. Kudüs, hicretin 16. c senesinde, Ömer rad yallahü anh zemân nda müslimânlar taraf ndan feth edilmifldir. Abdülmelik rahime-hullah zemân nda flimdiki mescid yeniden binâ olunmufldur). Arta kalan temel d varlar, bugün yehûdîler taraf ndan (A lama d var ) ad yla an lmakda ve bu d var önünde düâ etmekdedirler. Süleymân aleyhisselâm zemân nda, Kudüs dünyân n en zengin, en güzel flehri olmufldu. Süleymân aleyhisselâm n yapd rd serâylar, bu serâylar n içindeki dâireler, burada bulunan k ymetli eflyâlar hakk nda birçok hikâyeler vard r. Denebilir ki, dünyâda flimdiye kadar hiçbir hükümdâr, Süleymân aleyhisselâm gibi muhteflem ve masallara benzeyen bir hayât sürmemifldir. Süleymân aleyhisselâm n müteaddid zevceleri ve câriyeleri vard. Süleymân aleyhisselâm ticârete çok ehemmiyyet verdi inden, zenginli i günden güne artm fl ve serây n yeni ve k ymetli güzel eflyâlarla süslemifl, birçok k ymetli atlar, kufllar ve sâir hayvanlar beslemifldir. Serâyda günde 30 s r, 100 koyun, düzinelerle geyik ve ceylan kesilirdi. Süleymân aleyhisselâm dâimâ sulh arzû etmifl, komflular yla iyi geçinme e ve dostluk kurmaya çal flm fld r. Komflusu M sr fir avn n n k z ile evlenmifl, ayr ca Sabâ Melîkesi Belkîsi de hak dîne ça rm fl ve onunla dostluk kurmufl, islâm târîhçilerinin rivâyetine göre, onunla da evlenmifldir. Belkîsin Süleymân aleyhisselâmdan da vet ald, Kur ân- kerîmin Neml sûresinin ci âyetlerinde zikr olunmakdad r. Süleymân aleyhisselâm da, bütün Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât gibi, son derece âdil bir hükümdârd. (Süleymân adâleti), Ömerin rad yallahü teâlâ anh adâleti gibi, bütün dünyâda adâlet misâli olarak kabûl edilmifldir. Süleymân aleyhisselâm, di er inan fllara karfl da müsâmahal davranm fl, fanatik yehûdîlerin protestosuna ra men, baflka din ma bedlerini de yapd rm fld r. Bu yüzden dünyân n her taraf nda büyük bir sayg ve sevgi kazanm fl, âdetâ cihâna nümûne olmufldur. Babas Dâvüd 430
431 aleyhisselâm n dînini devâm etdirmifldir. Süleymân aleyhisselâm n ahvâli Kur ân- kerîmde yaz l d r. Sebe sûresinin 12. ci âyetinde meâlen, (Gündüz esdi inde bir ayl k mesâfeye gidip, akflam bir ayl k mesâfeden gelen rüzgâr Süleymân n emrine verdik. Onun için, su gibi erimifl, bak r ak td k. Rabbinin izni ile, ifl gören bir tak m cinleri de, Onun emri alt na verdik ve bunlar n içinde emrlerimizden ç kan olursa, ona alevli ateflin azâb n tatd rd k) buyurulmufldur. Sâd sûresinin cu âyetlerinde meâlen, (Dâvüda, Süleymân bahfl etdik. O, güzel bir kul idi. Çünki O, dâimâ [zikr ile, tevbe ile] Allahü teâlâya teveccüh eder. Onu çok tesbîh ederdi. Ona bir akflam üstü çok h zl giden, k ymetli cins koflu atlar sunulmufldu. Süleymân: Ben bu iyi mallar ile meflgûl olarak Rabbimin zikrinden mahrûm kald m, akflam oldu demifldi. Çok üzüldü. Onlar bana geri verin! diyerek, bacaklar n ve boyunlar n kesdi. [Etlerini fakîrlere da td.] Sonra, eski hâline döndü. Rabbim, beni ba flla. Bana benden sonra hiç kimsenin eriflemiyece i bir hükümrânl k ver. Sen, flübhesiz dâimâ ihsânda bulunans n! dedi. Biz de bunun üzerine istedi i yere Onun emri ile giden rüzgâr, binâ kuran ve dalg çl k yapan fleytânlar ve demir halkalarla ba l olan di erlerini, Onun emrine verdik. flte bizim ihsân m z budur. stersen, baflkalar na da ver, istersen verme! Bizim ihsânlar m z hesâbs zd r dedik. Do rusu dünyâda verdi imiz bu ni metler gibi, âhiretde de yüksek bir makâm ve güzel gelece i vard r) buyurulmufldur. Yehûdî ve h ristiyan yay nlar flimdi ellerinde bulunan Kitâb- mukaddes, ya nî Tevrât ve ncîl dedikleri kitâb n üç k sm n n Süleymân aleyhisselâm n kitâb ndan al nm fl oldu unu iddi â ederler. Bunlar (Ahd-i atîk)in, (Süleymân n meselleri, va iz ve Neflîdeler neflîdesi) kitâblar d r. Tevrâtda, Süleymân aleyhisselâm n rüzgâra, kufllara ve sâir hayvanlara emr etdi i, onlar n dilini anlad, kufl ve hayvanlar n da Onun emrlerini derhal yerine getirdi i, emri alt nda bulunan cinler sâyesinde yapd rd bütün binâlar n büyük bir sür at ile meydâna ç kd, zikr edilmekdedir. Süleymân aleyhisselâm zemân nda, Dâvüd aleyhisselâm zemân ndaki medenî haklar dahâ geniflletildi. Yeni ahkâma göre, babalar n çocuklar üstünde s n rs z haklar vard. Bir çocuk, kaç yafl nda olursa olsun, babas n n emrlerini yerine getirmekle mükellef idi. Büyük çocuk mîrâsda iki kat pay al yordu. Niflanlanma, evlenme gibi husûslar, ancak âile büyükleri taraf ndan kararlafld r lmakda, evlenecekler kendileri için seçilen eflleri kabûle mecbûr b rak lmakda idiler. Boflanan kad n, zevcinden (Mehr) ad nda bir para al rd. Çocuksuz veyâ çocu u ölmüfl bir dul kad n kayn ile 431
432 evlenmek zorunda idi. Bu evlenmeden sonra do an ilk çocuk, ölen zevcin çocu u say l r, onun mîrâs n al rd. Bir erke in birden fazla kad nla evlenmesine müsâ ade olunuyordu. Süleymân aleyhisselâm n vefât ndan sonra, Benî srâîl, 12 kabîleye ayr lm fl, birbirlerine düflmüfllerdir. Bu ayr l fl, dahâ Süleymân aleyhisselâm hayâtda iken bafllam fl, fekat Süleymân aleyhisselâm, Allahü teâlân n ihsân ile, kabîleleri bir arada tutabilmifldi.süleymân aleyhisselâm n yerine o lu Rehoboam geçdi. 12 kabîleden yaln z ikisi ona sâd k kald. srâîl devleti ikiye ayr ld. Bu devletlerden biri, ( srâîl) olup 10 kabîleyi toplad. Geri kalan iki kabîleye (Yehûdâ) devleti denilir. Kudüsde kald. Azd lar. Allahü teâlân n gadab na u rad lar. Bir müddet Âsûrî devletine ba l olarak kald - lar. Âsûrî hükümdâr Buhtunnasar (Nebukadnezar), mîlâddan 587 sene evvel, Kudüsü yak p y kd. srâîlo ullar n zorla Kudüsden ç - kararak Bâbile sürdü. Ancak Îrân fiâh Keyhusrev [Kirüs], Âsûrîleri ma lûb edince, yehûdîlerin tekrâr Kudüse dönmelerine izn verdi. Yehûdîler Kudüse dönerek, yanm fl olan bu flehri biraz ta mîr etdiler. Evvelâ Îrânl lar n, sonra, Makedonyal lar n idâresi alt nda yaflad lar. Mîlâddan önce 64 senesinde Romal lar Kudüse girdiler. fiehri yeni bafldan yak p y kd lar. Romal lar bir kerre dahâ, mîlâddan 70 sene sonra, Kudüsü yerle bir etdiler. Roma mparatörü Titüs, Kudüsü temâmen yakd. Yehûdîler, Romal lar n idâresi alt nda iken, Îsâ aleyhisselâm dünyâya geldi. Bu felâketler s ras nda hakîkî Tevrât nüshalar yok edildi. Tevrât diye çeflidli kitâblar yaz ld. Bunlara birçok yabanc parçalar, hurâfeler ilâve edilmifldir. Bunun için Allahü teâlâ, yehûdîlere [ve sâir insanlara] do ru yolu göstermek için Îsâ aleyhisselâm Peygamber olarak gönderdi. Yehûdîler, Îsâ aleyhisselâm Peygamber olarak tan mak istemediler. Hâlbuki onlar, Tevrâtda yaz - l oldu u gibi, bir peygamber gelece ini biliyorlar ve bekliyorlard. Fekat, bu Peygamberin aleyhissalâtü vesselâm gâyet kudretli, cesûr, tutdu unu koparan bir insan olmas n, onlar Romal lar n elinden kurtarmas n düflünüyorlard. Çok yumuflak olan Îsâ aleyhisselâm be enmediler. Ona yalanc Peygamber dediler ve annesi hazret-i Meryeme iftirâ etdiler. Bugün dünyâda yehûdî olarak kalm fl 15 milyon kadar insan vard r. çlerinde hakîkî Tevrâta tâbi olan hiç yokdur. Milletler aras bir istatistik olan (Britannica of the year) Almana na göre, bunlar n hepsinin dinlerinin müflterek oldu undan flübhe edilmekdedir. Çünki, yehûdîlerin içinde çok çeflidli f rkalar vard r. (Cevâb Veremedi) kitâb m z n 327.ci sahîfesinde yehûdîlik uzun anlat lmakdad r. 432
433 ÎSEVÎ [NASRÂN YYET] DÎN VE HIR ST YANLAR Îsâ aleyhisselâm, yehûdîlerin bozdu u hak dîni islâh için gönderildi. Ya nî hakîkî Îsevîlik, islâh edilmifl, yehûdî dînidir. Îsâ aleyhisselâm, Matta ncîlinin 5. ci bâb 17. ci âyetinde yaz l oldu una göre, (Ben dinleri, yâhud Peygamberleri y kma a geldim zannetmeyin. Ben y kma a de il, temâm etme e geldim) diyordu. H ristiyanl n esâs ve bugün elimizde bulunan ncîller hakk nda bu kitâb n III. k sm ndaki, (Kur ân- kerîm ve Bugünkü Tevrât ve ncîller) bafll alt nda îzâhât verilmifldir. Arzû edenler, lütfen o k sma mürâce at etsinler! Îsâ aleyhisselâm n bildirdi i ilk Îsevîlik hakk ndaki bilgileri ihtivâ eden ilk ncîl, birçok de iflikliklere, tahrîflere u ram fl, içine insanlar taraf ndan birçok parçalar, hurâfeler de eklenmifl, Allahü teâlân n emrleri ve kelâm yok edilmifldir. Böylece, ncîl mukaddes kitâb olmak s fat n gayb etmifldir. Kur ân- kerîmde, Îsâ aleyhisselâma verildi i bildirilen (Kitâb) n ne oldu u hakk nda, Elhâc Abdüllah bin Destân Mustafâ rahime-hullahü teâlâ [vefât 1303 (m. 1885)] ismindeki büyük islâm âlimi ( zâh-ül-merâm fî Keflf-iz- Zulâm) ismindeki türkçe eserinde flöyle diyor: (Îsâ aleyhisselâm yehûdîler tutup asmak veyâ öldürmek istediklerinde, yan nda bulunan ncîl-i flerîfi de, yâ atefle at p yakd lar veyâ parçalad lar. O zemân, ncîl henüz dünyâya yay lmam fl ve Îsâ aleyhisselâm n dîni de henüz yerleflmemifldi. Çünki Îsâ aleyhisselâm, ancak ikibuçuk, üç sene kadar din telkîn edebilmifldir. Bu sebeble, ncîlin bir nüshas n n dahâ yaz lm fl olmas ihtimâli yokdur. Îsâ aleyhisselâm n Eshâb, hem çok az, hem de ekserîsi câhillerden ibâret idi. Bunun için, onlarda da yaz l bir vesîka olmas imkân yokdur. ncîlin henüz baflka nüshalar yaz l de ildi ve Îsâ aleyhisselâmdan baflkas n n da, ezberinde de ildi. Baflka bir ihtimâl de, flu olabilir: Îsâ aleyhisselâm n mîlâd ndan 325 sene sonra, znik konsilinde birçok ncîller, (bât ld r), (yanl fld r), (temelsizdir) diye yak lm fld r. Hakîkî ncîlin, bunlar n aras nda yak lm fl olmas da büyük bir ihtimâldir.) ncîle birçok parçalar ilâve edildi i ve Allahü teâlân n emrleri yan nda birçok kul yaz lar da bulundu u, bugün bütün h ristiyanlar taraf ndan da kabûl edilmifldir. ncîlin önce brânî yaz l oldu u ve sonra lâtince ve yunancaya çevrildi i muhakkakd r. brânî nüshas yunancaya çevrilirken, birçok yanl fllar yap lm fl, putperest Yunanl lar n, (Tek Allah) akîdesine muhâlefetinden ve ncîli de, 433 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-28
434 Eflâtun felsefesine uydurmak arzû etdiklerinden dolay akl-i selîmin kabûl etmiyece i Teslîs (üçlü tanr ) inanc hâs l oldu. Eflâtun felsefesine göre, birçok puta tapmak, her tanr için ayr bir put yapmak do ru de ildir. lahlar hakîkatde üçlüdür. Birincisi, Babad r. En yüce yarat c ve di er iki ilâh n Babas d r. Birinci uknumdur. kincisi, Asl, görünür olan tanr d r ki, görünmez olan Baban n vezîridir. Bu, (Logos = mukaddes kelâm)d r. H ristiyanlar n Îsâ aleyhisselâma (Logos) mukaddes kelâm dedikleri ve ilah kabûl etdikleri Yuhannâ ncîlinin bafl nda yaz l d r. Üçüncüsü ise, görünen ve bilinen Kâinat (Do a)d r. flte Yunanl lar ve Romal lar da, h ristiyanl buna benzetmek istemifllerdir. Îsâ aleyhisselâm, (Ben ancak sizin gibi bir insan m) dedi i hâlde, Onu Allah n o lu olarak kabûl etmifller, buna bir de (Rûh-ülkuds) ekliyerek, baba, o ul, kudsî Rûh ad alt nda üçlü tanr manzûmesi meydâna getirmifllerdir. Hâlbuki, ibrânî ncîllerde kullan - lan (Baba) kelimesi, Allahü teâlân n büyük kudret sâhibi oldu unu, Îsâ aleyhisselâm hakk nda kullan lan o ul kelimesi ise, Onun vücûdça o ul de il, Allah n (sevgili kulu) oldu unu göstermekdedir. Rûh-ul-kuds ise, Allahü teâlân n Îsâ aleyhisselâma verdi i Peygamberlik kudreti idi. Kur ân- kerîmde, bu husûs flöyle zikr edilmekdedir: Tahrîm sûresinin 12. ci âyetinde meâlen, (Îmân edenlere misâl olanlardan biri de, mrân k z Meryemdir. O nâmûsunu [harâm ve fuhfldan] muhâfaza etdi. Ona [yaratd m z] rûhdan üfledik. O, rabbinin sözlerini ve kitâblar n tasdîk etdi. O, rabbine itâ at edenlerdendi) buyurulmufldur. Îsevîli in zuhûrunda bu Teslîs (üç tanr ) i tikâd yokdu. Yukar da ismi geçen, Destân Mustafâ rahime-hullah diyor ki: ((Teslîs fikrini) ilk def â olarak, felsefeci Eflâtûn düflündü. Pavlus ismindeki yehûdî, h ristiyanl a kar fld rd. Mîlâddan, bir rivâyete göre, 200 sene sonra, Sibelius isminde bir papaz bu fitneyi tekrâr körükledi. O zemâna kadar yaln z tek Allaha ve Peygamber olarak Îsâ aleyhisselâma inan l yordu. Sibeliusun teklîfi pek çok h ristiyan taraf ndan fliddet ile red edilmifl, kiliseler aras nda kanl kavgalar bafl göstermifl, çok kan dökülmüfldür. Frans zcadan Arabîye çevrilmifl olan, o zemân n bir târîhinde bu husûs aç kca yaz l d r. 200 senesinde yaln z baba ve o ul fikri öne sürülmüfldü. Bunlara Rûh-ülkuds de ilâvesi, ancak ondan 181 sene sonra, ya nî 381 y l nda Bizans mperatörü Theodosius zemân nda stanbulda kurulan bir konsül [rühânî meclis]de karârlafld r lm fld r. Bu karâra karfl gelen birçok papalar vard r). Papa Honorius, hiçbir zemân üçlü tanr 434
435 sistemi olan (Teslîs) i kabûl etmemifldir. Honorius öldükden birçok sene sonra, aforoz edilmifl ise de, teslîsi kabûl etmeyenler yeni mezhebler kurmufllard r. Hele Îsâ aleyhisselâm n uydurma resmlerinin ve heykellerinin yap lmas ve bunlar n kiliselere konulmas ve haç iflâretinin kudsî bir alâmet olarak tan nmas gibi mes eleler birçok ihtilâflara, hattâ kanl mücâdelelere sebebiyyet vermifl ve ancak mîlâddan yediyüz sene sonra kiliseler bunlar kabûl etmifldir. H ristiyanlar n, Îsevîlik [Nasrâniyyet] dîninin esâs n de ifldirmesi, papay günâhs z kabûl etmesi, papazlara günâh ç karmak gibi bir hak vermesi, insanlar n günâhkâr olarak do duklar n iddi â etmesi, hele ncîlde yaz l oldu u hâlde, son Peygamber Muhammed aleyhisselâm kabûl etmemeleri, bugün bile ncîl dedikleri kitâblarda mütemâdiyen de ifliklikler yapmalar, Allahü teâlân n gazab n mûcib olmufldur. Nisâ sûresinin 171. ci âyetinde meâlen, (Ey kitâb Ehli! Dîninizde taflk nl k yapmay n! Allahü teâlâ için ancak hakk konuflun! [Onu noksanl klardan tenzîh edin ve o ul edindi diye iftirâ etmeyin.] Mesîh Îsâ, Meryemin o ludur, Allahü teâlân n resûlü, Peygamberidir. (Kün) ol emri ile yaratd mahlûkudur ki, Onu Meryeme ilkâ etdi ve O, Allahü teâlâdan di er rûhlar gibi bir rûhdur. Allaha ve Peygamberlerine inan n! lah üçdür demeyin! Hayr n za olarak, bu sözden vazgeçmeniz sizin için hayrl d r. Allah, ancak bir tek lahd r! Çocu u olmakdan münezzehdir. Göklerde ve yerde olanlar, herfley Onundur. O, yaratd ) buyurulmufldur. Âyet-i kerîmede Îsâ aleyhisselâm için (Rûh) ta bîr edilmesi çeflidli flekllerde tefsîr edilmifldir. (Rûh) denilmesi, Cebrâîl aleyhisselâm n Onu, hazret-i Meryeme nefh etmesi [üflemesi] ve hazret-i Meryemin o nefhden hâmile olmas d r. O üfürme e (rûh) denilmifldir. Yâhud rûh, Allahü teâlâdan (Vahy)dir. Bununla hazret-i Meryem müjdelenmifl ve Cebrâîl aleyhisselâma nefh etmesi emr olunmufl ve Îsâ aleyhisselâma da (Kün) [ol] denilmifldir. Yâhud, (Kün) emridir. Bir kimsenin nefesi, konuflmas konuflana göre ne ise, rûh da Allahü teâlâya nisbet ile odur demifllerdir. ncîli tebdîl edenler için: Bekara sûresinin 79. cu âyet-i kerîmesinde meâlen, (Vay, kitâb kendi elleriyle yaz p da onu az bir behâ ile, ücret ile satmak için, Allahü teâlân n kelâm d r diyenlere! Vay, ellerinin yazd klar na! Vay, kazand klar na!) buyurulmufldur. Ve hlâs sûresi, 1-4. ncü âyet-i kerîmelerinde meâlen, (Söyle ki, Allah birdir, her fleyden müsta nî [muhtâc de il] ve her fley Ona muhtâç oland r. Do urmam fl ve do mam fld r. Ona benzeyen [Onun den- 435
436 gi olan] hiçbir fley yokdur) buyurulmufldur. Afla daki hikâyeyi Harputlu shak efendinin rahimehullahü teâlâ türkçe (Diyâ-ül-kulûb) kitâb ndan al yoruz: lk def a olarak, iki cezvit papaz, Çinlileri h ristiyanl a da vet için Kanton flehrine gelmifldi. [Cezvit, 918 (m. 1512) senesinde papazlar n teflkil etdi i bir misyoner cem iyyetidir.] Kanton vâlîsinden h ristiyan dîni hakk nda va z vermek için müsâ ade istediler. Vâlî bunlara ehemmiyyet vermedi ise de, Cezvitler, onu her gün gelip râhats z etdiklerinden, nihâyet (Ben bu mes ele için Çin fagfûrundan [sultân ndan] izn alma a mecbûrum. Kendisine haber verece im) dedi ve mes eleyi Çin fagfûruna bildirdi. Gelen cevâbda, (Bunlar bana gönder. Ne istediklerini anl yay m) denilmekde oldu undan, cezvitleri Çinin merkezi olan Pekine yollad. Bu mes eleden haber alm fl olan Budist râhibler, fenâ hâlde telâfla düfldüler ve (Bu adamlar h ristiyanl k ad alt nda zuhûr eden yeni bir dîni bizim ehâlîye telkîn etme e çal fl yorlar. Bunlar kudsî Buday tan m yorlar. Böylece, halk m z yanl fl bir yola sokacaklard r. Lütfen onlar buradan kovun!) diye fagfûra yalvard lar. Fagfûr, (Evvelâ ne söylediklerini bir anl yal m, ondan sonra bu husûsda karar veririz) dedi. Memleketin say l devlet ve din adamlar ndan müteflekkil bir meclis tertîb etdi. Cezvitleri bu meclise da vet ederek, (Yaymak istedi iniz dînin esâslar nedir, anlat n) dedi. Bunun üzerine, cezvitler flöyle bir ifâdede bulundular: (Semâ ve arz yaratan Allah birdir. Fekat, ayn zemânda üçdür. Allah n biricik o lu ve Rûhulkudüs de birer Allahd r. flbu Allah, Âdem ve Havvây yarat p, Cennete koydu. Onlara her ni meti verdi. Yaln z bir a açdan yimemelerini emr etdi. Her nas lsa, fleytân, Havvây aldat p, Allah n emrine karfl geldiler ve o a ac n meyvesinden yidiler. Bunun üzerine Allahü teâlâ, onlar Cennetden ç kard ve dünyâya gönderdi. Burada onlar n evlâdlar, torunlar zuhûr etdi. Fekat bütün bunlar büyükbabalar n n iflledi i günâh ile kirlenmifldir. Hepsi günâhkârd r. Bu hâl, tam 6000 sene devâm etdi. Nihâyet Allahü teâlâ, insanlara ac d ve onlar n günâh - n afv etdirmek için kendi öz o lunu onlara göndermekden ve bu biricik o lunu günâh keffâreti için kurban etmekden baflka çâre bulamad. flte, bizim inand m z Peygamber, Allah n o lu olan Îsâ budur. Arabistân n flimâlinde Kudüs denilen bir flehr vard r. Kudüsde Celîle denilen bir yer, Celîlenin de, Nâs râ (Nazareth) ismindeki köyde Meryem isminde bir k z bulunuyordu. Bu k z, Yûsüf ismindeki bir marangoz ile niflanlanm fl ise de, henüz bâkire 436
437 idi. Bu k z bir gün tenhâ bir yerde bulunurken, Rûh-ül-kuds gelip, ona Allah n o lunu ilkâ etdi (koydu). Ya nî, k z bâkire iken hâmile oldu. [Bundan sonra, niflanl s ile Kudüse giderlerken Beyt-illahm (Bethlehem) de] bir ah r içinde çocu u oldu. Allah n o lunu ah rdaki yemlik içine koydular. fiarkda bulunan râhibler, onun do du unu gökde birdenbire yeniden peydâ olan bir y ld zdan ö renerek hediyyelerle onu arama a ç kd lar ve nihâyet bu ah rda buldular. Ona secde etdiler. Îsâ denilen Allah n o lu, 33 yafl na kadar va z etdi. Her ne kadar (Ben Allah n o luyum. Bana inan n, sizi kurtarma a geldim) dedi ve ölüleri diriltmek, a mâlar tekrâr basîr yapmak, topallar yürütmek, cüzzaml lar tedâvî etmek, denizde f rt nalar durdurmak, iki bal kla onbin kifliyi doyurmak, suyu flerâb yapmak, k fl n meyve vermedi i için bir incir a ac n bir iflâret ile kurutmak gibi ve dahâ birçok mu cizeler gösterdiyse de, ancak az insan ona inand. Nihâyet hâin yehûdîler, Onu Romal - lara flikâyet etdiler ve Onun haça gerilmesine sebeb oldular. Lâkin Îsâ, haçda öldükden 3 gün sonra, tekrâr dirilerek, kendisine inananlara göründü. Bundan sonra semâya ç k p babas n n sa taraf na oturdu. Babas da dünyân n bütün ifllerini Ona terk etdi. flte bizim va z edece imiz dînin esâs budur. Buna inananlar, öteki dünyâda Cennete, inanm yanlar ise Cehenneme gideceklerdir) dediler. Bu sözleri dinleyen Çin fagfûru, (Ben sizden ba z fleyler süâl edece im. Bunlara cevâb verin) dedi ve flöyle sorma a bafllad : ( lk süâlim fludur: Siz, Allah hem bir, hem de üçdür, diyorsunuz. Bu, iki iki dahâ befl eder gibi ma nâs z bir lafd r. Bunu bana îzâh edin!) Papazlar cevâb veremedi. (Bu Allah n bir s rr d r. nsanlar n akl buna ermez) dediler. ( kinci süâlim fludur: Yeri, gö ü ve bütün âlemi yaratan çok kudretli Allah, kullar ndan birinin iflledi i bir günâh için, onun bu iflden haberi bile olmayan bütün sülâlesini nas l günâhkâr sayar? Bunlar n afv için nas l olur da, kendi öz o lunu kurban etmekden baflka çâre bulamaz? Bu, onun büyüklü üne yak fl r m? Buna ne dersiniz?) dedi. Papazlar cevâb veremedi. (Bu da, Allah n bir s rr - d r) dediler. (Üçüncü süâlim de fludur: Îsâ, bir incir a ac ndan mevsimsiz meyve istemifl. A aç vermeyince, onu kurutmufl. Mevsimi olmadan meyve vermek, bir a ac n yapam yaca bir fleydir. Böyle oldu u hâlde, Îsân n buna k z p a ac kurutmas, bir zulm de il midir? Bir Peygamber, zâlim olur mu?) dedi. Papazlar cevâb veremedi. (Bu ifller ma nevî ifllerdir. Allah n s rlar d r. nsanlar n akllar buna er- 437
438 mez) dediler. Bunun üzerine Çin fagfûru, (Ben size izn veriyorum. Gidiniz, Çinin istedi iniz yerinde va z veriniz) diye onlara müsâ ade etdi. Onlar, fagfûrun huzûrundan ç kd kdan sonra, meclisde bulunanlara dönüp, (Ben Çinde böyle saçmalara inanacak bir ahmak bulunaca n zan etmiyorum. Onun için, bu adamlar n bu hurâfeleri va z etmelerinde hiç bir mahzûr görmedim. Ben emînim ki, bunlar dinleyen vatandafllar m z, dünyâda ne ahmak kavmler bulundu unu, bunlar n ne gibi hurâfelere [saçmalara] inand n görerek, kendi dinlerinin k ymetini dahâ iyi anl yacaklard r) dedi. Fagfûrun dedi i o kadar do rudur ki, aradan 2000 sene geçdi i hâlde, h ristiyan misyonerlerin büyük gayretine ra men, Çinlileri h ristiyan yapmak kâbil olmam fld r. (Cevâb Veremedi) ismindeki kitâb m zda, papazlar n cevâb veremedikleri, birçok süâller yaz l - d r. Lütfen oradan okuyunuz! Elimizde bulunan muhtelif lisânlarda yaz l kitâblardan anlafl ld na göre, Îsâ aleyhisselâm n annesi hazret-i Meryem (Maria) Beyt-ül-mukaddesin bir odas nda yaln z yafl yordu. Bu odaya Zekeriyyâ aleyhisselâmdan baflkas girmiyordu. Cebrâîl aleyhisselâm hazret-i Meryeme, bâkire oldu u hâlde bir çocu u olaca n ve bu çocu un Peygamber olaca n bildirdi. (Mir ât- Kâinât)daki rivâyetlerden birine göre, (Hazret-i Meryem, Zekeriyyâ aleyhisselâm n zevcesi olan teyzesinin evinde gusl ederken, Cebrâîl aleyhisselâm insan fleklinde görünüp, üzerine üfledi. Böylece hâmile oldu. Amcas o lu Yûsüf Neccâr ile (Beyt-ül-lahm)e gitdi. Îsâ aleyhisselâm burada tevellüd etdi. Üçü M sra gidip, oniki sene kald lar. Nâs raya gelip yerlefldiler. Burada otuz yafl nda nebî oldu. Bunun için, Îsâ aleyhisselâma îmân edene (Nasrânî) ve hepsine (Nasârâ) denir. ncîle göre, do du u zemân semâda yeni çok parlak bir y ld z zuhûr etdi.) Ba z felsefecilere ve komünistlere göre, bütün bunlar, efsâneden ibâretdir. Îsâ diye kimse yokdur. Paris Üniversitesi profesörlerinden Ernest Renana göre, Meryem ile Yûsüf evlenmifllerdi. Îsâ aleyhisselâm, normal olarak dünyâya gelmifldi. Hattâ, kardeflleri de vard. Renan n bu iddiâs, onun papa taraf ndan aforoz edilmesine sebeb oldu. Fekat, dinsizler, onun düflüncelerini hemen kabûl etdi [1]. Kur ân- kerîm, aç k olarak bildiriyor ki, Îsâ aleyhisselâm, bâkire olan hazret-i Meryemin o ludur. Yukar da zikr etdi imiz gibi, Allahü teâlâ, ona Rûh-ul-kudsden ikrâm etmifldir. Bu husûs ayr - [1] Renan n hayât kitâb m z n 165. ci sahîfesinde yaz l d r. 438
439 ca Bekara sûresinin 87 ve 253. âyetlerinde bildirilmekdedir. Bu âyet-i kerîmelerde meâlen, (Meryem o lu Îsâya aç k mu cizeler verdik. Rûh-ül-kuds ile kuvvetlendirdik) buyurulmufldur. [Bu âyet-i kerîmede aç k mu cizeler verildi i bildiriliyor. Âl-i imrân sûresi 48. ci, Mâide sûresi 46 ve 110. ve Hadîd sûresi 27. ci âyetlerinde Îsâ aleyhisselâma ncîl kitâb n n verildi i aç k olarak zikr edilmekdedir.] Bâkire Meryemden do uflu hakk nda ise, Âl-i mrân sûresinin 45. ci ve devâm ndaki âyetlerinde meâlen, (Melekler demifldi ki: Ey Meryem, Allah sana (KÜN) ol demekle hemen yarat lan, ismi Meryem o lu Îsâ Mesîh olan, dünyâda ve âhiretde flerefli ve Allahü teâlâya yak n k l nanlardan ve insanlarla beflikde ve yetiflkinli inde konuflan ve sâlihlerden olan bir o ul ile müjdeler. Meryem, Rabbim! Bana hiçbir erkek dokunmad hâlde, nas l olur da o lum olur? dedi. Melek flöyle dedi: Allahü teâlâ böylece, diledi ini yarat r. Bir fleyin olmas n dilerse, ona (KÜN) Ol der ve hemen var olur) buyurulmufldur. Îsâ aleyhisselâm beflikde iken konufldu. Çocukken bile hârikul âde bir zekâ sâhibi idi. Kendisine sorulan süâllere flâyân- hayret cevâblar veriyordu. Bu hâli hârik-ul âde bir insan olaca n belli ediyordu. Kudüsde va zlar na bafllad. Ancak, üç sene süren Peygamberli i esnâs nda, Kur ân- kerîmde de zikr edilen birçok mu cizeler gösterdi. Ölüleri diriltdi. Cüzzaml lar iyi etdi. A mâlar n gözlerini açd. Îsâ aleyhisselâm evi olm yan, durmaks z n yürüyen, güneflin batd yerde, geceyi düâ etmekle geçiren bir Peygamber idi. Çok merhametli, çok flefkatli, çok yumuflak huylu, çok alçak gönüllü idi. Gösterdi i mu cizelerden utan r, iyilefldirdi i hastalar n kendisine teflekkür etmelerini önlemek için, onlar n yan ndan kaçard. Havârîlerin [Kendisine inanm fl olan oniki kiflinin] söyledikleri sert sözleri [meselâ, birlikde gemi ile giderlerken zuhûr eden sert f rt na karfl s nda, batmakdan korkunca, ona (bu f rt nay niçin durdurmuyorsun? Helâk olaca z, helâk olmam za ald r fl etmiyor musun?) gibi lâflar ] cevâb vermeden karfl lar, hiç sesini ç karmaz ve bu kaba davran fllar hemen afv ederdi. Kendisi hakk nda fenâ sözler söyledi i için, havârîlerden Petrus taraf ndan kula kopart lan bir ba çevan n kula n n tekrâr yerine yap flmas için Allahü teâlâya düâ etmekden çekinmemifl, ba çevan ile birlikde zd râb çekmifldi. ncîlde, ahkâm [emrler ve yasaklar] pek azd. Îsâ aleyhisselâm yeni bir din getirdi inden bahs etmemifl (Ben bir yeni din kurmuyorum. Ben benî srâîl Peygamberlerinin aleyhimüssalevâtü vetteslîmât getirdi i ve flimdi bozulma a bafllayan, tek Al- 439
440 laha inanan hak dînini izhâr için geldim) diyordu. O hâlde, îsevîli i yeni bir din olarak kabûl etmek do ru de ildir. Îsevîlik, tek Allah dîni olan brâhîm aleyhisselâm ve Mûsâ aleyhisselâm n dinlerinin ayn d r. Îsâ aleyhisselâm, kendi va zlar n yazmad. Allahü teâlân n gönderdi i ncîl de ele geçmedi. Bugün h ristiyanlar n elinde bulunan (Kitâb- mukaddes), Tevrâtdan al nan k smlar (eski ahd) ile Matta, Markos, Luka ve Yuhannân n sonradan yazd klar ncîller ile, resûller ta bîr edilen flâkirdlerin risâlelerinden, mektûblar ndan, ya nî (yeni ahd)den meydâna getirilmifldir. Bu dört yazar n kitâblar birbirini tutmaz. Ayn hâdise hakk nda birbirinden farkl yaz lar yazm fllard r. [(Kur ân- kerîm ve bugünkü Tevrât ve ncîller) k sm na baflvurunuz!] Di er havârîlerin yazd klar ncîller toplatd r l p yakd r lm fld r. Bu hâdise, yukar da da zikr etdi imiz gibi mîlâd n 381. senesinde, stanbulda kurulan, fekat bundan da evvel, 325 ve 364 senelerinde toplanan [Kral Kostantin, Kral Theodosius zemânlar nda] konsillerde [dînî meclislerde] ve Sinodlarda [kudsî ictimâ larda] meydâna gelmifl, yak lan bu ncîller aras nda bulunan ve içinde Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem in gelece ini uzun uzad ya anlatan (Barnabas) ncîli de yok olmufldur. Sonradan yaz lan bu dört kitâb n yazarlar ndan, Yuhannâdan baflka hiç biri, Îsâ aleyhisselâm görmemifldir. Harputlu shak efendinin rahime-hullahü teâlâ kitâb nda belirtdi ine göre, birinci ncîl Îsâ aleyhisselâm n mîlâd ndan 65, ikinci ncîl 60, üçüncü ncîl 55-60, dördüncü ncîl ise, 98 sene sonra yaz lm fld r. Yaln z Yuhannâ ncîlinde [Yuhannâ, Îsâ aleyhisselâm n teyzesinin o lu idi] (Allah insanlar o kadar sevdi ki, kendi öz o lunu onlara gönderdi) ibâresi vard ki, burada (öz o lu) kelimesinin (en sevdi i kulu) ma nâs na geldi i muhakkakd r. Öteki ncîllerde böyle bir kayd yokdur. Îsâ aleyhisselâm bu ncîllerde Allahü teâlâya (Baba) diye hitâb etmekdedir ki, bunun da (mukaddes, muhterem bir zât) ma nâs na geldi i hemen anlafl lmakdad r. ncîllerden bir k sm n n Îsâ aleyhisselâm n mîlâd ndan en az 70 sene sonra yaz ld flundan bellidir: Matta ncîlinin 27. ci bâb 50. ci âyeti ve devâm nda yaz l olan, (Îsâ aleyhisselâm ölünce, ma bedin perdesi yukar dan afla y rt ld, iki parça oldu. Yer sars l p kayalar yar ld. Kabrler aç l p mukaddeslerin cesedleri k yâm etdiler ve mukaddes flehre [Kudüse] girerek, birçok kimselere göründüler) fleklindeki fâci a tasvîri, Roma mperatörü Titüsün mîlâddan 70 sene sonra Kudüsü yak p y kd zemân, buna çok üzülen bir yehûdînin kitâb ndan aynen al nm fld r. 440
441 Amerikan ncîl tefsîrcisi Norton Andrews [ ], (Bu hikâye yaland r. Bunun en mühim delîli fludur ki, Kudüsün harâb edilmesi üzerine periflân olan yehûdîlerin, Mescid-i Aksâ için söyledikleri hârik-ül âde fleyler aras nda bulunan yalanlardan birisi de budur. Sonradan bir kimse, bunu Îsâ aleyhisselâm n çarm ha gerilmesi zemân na münâsib görerek, Matta ncîlinin kenâr na yazm fl, dahâ sonra ise, kendisi gibi bir kâtib, bir sûretini yazarken, bunu Matta ncîlinin içerisine alm fld r. Bu metin de, onlar gibi bir mütercimin eline geçmifl ve oldu u gibi terceme etmifldir) demekdedir. Matta, bunu sanki kendi zemân nda olmufl ve kendisi taraf ndan görülmüfl gibi kitâb na eklemekden çekinmemifldir. Esâsen Matta ncîlinin de, Matta taraf ndan yaz lm fl olup olmad üzerinde de münâkaflalar yap lmakdad r. Ba z Avrupal târîhciler, Matta ncîlinde iki cins ifâde bulundu unu, bundan da, bu ncîlin iki kifli taraf ndan yaz ld n n anlafl ld n beyân etmifldirler. Bugün insâfl h ristiyan din adamlar bile, flimdi h ristiyanlar n ellerindeki ncîlin art k Allah kelâm olarak kabûl edilemeyece ini i tirâf etmekdedirler. Yukar da da belirtdi imiz gibi, bugünkü ncîllerde Allah kelâm olan ba z k smlar vard r. Bir müslimân için yap lacak en do ru hareket, ncîlde bulunan ve Kur ân- kerîmde bildirilen husûslar kabûl, Kur ân- kerîme muhâlif olan husûslar [insan ilâvesi oldu u için] red etmek, Kur ân- kerîmde kabûl veyâ red edilmeyen husûslar ise, iyice inceledikden ve islâm akîdelerine muvâf k oldu unu anlad kdan sonra, do ru kabûl etmekdir. Îsâ aleyhisselâm, yehûdîlerin bozdu u hak dîni islâh için gönderilmifldi. Yehûdîler, Onu be enmediler. Yalanc Peygamber dediler. Onu ( srâîl Kral olmak istiyor. Romal lar aleyhinde ehâlîyi k flk rt yor. Kendini Allah n o lu san yor. Çünki, Allaha Baba diye hitâb ediyor) diyerek Romal lara flikâyet etdiler. H ristiyanlar n i tikâd na göre, Kudüsdeki Romal lar n yehûdî vâlîsi Pilatus, Îsâ aleyhisselâm yakalatd kdan sonra, Hirodese gönderdi. Hirodes buna çok sevindi. Çünki, Onu tan mak ve mu cizelerini görmek istiyordu. Îsâ aleyhisselâm Hirodesin süallerine cevâb vermedi. Hirodes bunun üzerine Onu Pilatusa geri gönderdi [Luka bâb 23]. Pilatus baflkâhinlerin ve yehûdîlerin srâr üzerine haça germeleri için yehûdîlere teslîm etdi [ ncîller]. H ristiyanlar, Îsâ aleyhisselâm n haça gerilip orada öldü üne, fekat sonra dirilip gö e ç kd na, müslimânlar ise, Îsâ aleyhisselâm n haça gerilmedi ine, do rudan do ruya gö e kald r ld na, haça gerilen kimsenin, onun bulundu u mahalli Romal lara birkaç kurufl karfl l ihbâr eden [ve bir 441
442 havârîsi olan] Yehûdâ [Judas] oldu una inan rlar. Kur ân- kerîmde bu husûs beyân edilmifldir. Nisâ sûresinin nci âyetlerinde meâlen, (Bir de, yehûdîlerin Îsây inkârlar ve Meryeme büyük iftirâda bulunmalar ve Allah n Resûlü Meryem o lu Îsây öldürdük demeleri sebebi ile kendilerini la netledik, rahmetimizden kovduk. Hâlbuki onlar Îsây öldürmediler ve haça da germediler. Fekat kendilerine bir benzetme yap ld. [Yehûdâ, Îsâ aleyhisselâm n flekline sokuldu ve onu asd lar.] Bu husûsda, kendileri de ihtilâfa düflüp, flübhe içindedirler. Onlar n bu husûsda, bir bilgileri de yokdur. Ancak, kuru bir zan peflindedirler. Onlar hakîkaten Îsây aleyhisselâm öldürmemifllerdir. Allah, Onu kendi kat na yükseltdi. Allah azîzdir, hükmünde hikmet sâhibidir) buyurulmufldur. Îsâ aleyhisselâm semâya kald r ld kdan sonra, nasrâniyyet dîni yavafl yavafl dünyâya intiflâr etme e bafllad. Önceleri bu yeni din putperest olan Romal lar ve Yunanl lar taraf ndan fliddet göstererek karfl land. Îsevîler tutulup katl edildi. Sirklerde vahflî hayvanlara yidirildi. Fekat, hak dîni, kendini tan tmakda ve sevdirmekde devâm etdi. Ne yaz k ki, zemânla hakîkî ncîl ortadan kalkd. Münâf k olan Pavlosun, (Îsân n haça gerilmesi, hikmet, adâlet ve kurtulufldur. Çünki Allah, insanlar n günâhlar n afv etdirmek için, kendi o lunu kurbân etmifldir) diye ortaya atd ma nâs z bir iddi â, bugünkü h ristiyanl n i tikâd, inanç esâs n ta yîn etmifldir. Îsâ aleyhisselâm, hiçbir zemân, insanlar n günâhkâr olarak do du- unu söylemedi i hâlde, bugünkü h ristiyanl k, flöyle ta rîf edilmekdedir: 1) nsanlar, dünyâya günâhkâr olarak gelir. Çünki, ilk insan olan Âdem aleyhisselâm, Allaha itâ at etmemifl, onun için Cennetden ihrâc edilmifldir. 2) Âdemden sonra gelen bütün insanlar bu günâh tafl rlar. 3) Îsâ aleyhisselâm, insanlar bu günâhdan halâs etmek için, dünyâya gelmifl olan Allah n o ludur. 4) Allahü teâlâ, insanlar n günâh n afv etmek için, kendi o lunu haça gerdirmifldir. 5) Dünyâ, bir mihnet [s k nt ] yeridir. Dünyâda, zevk ve safâ yasakd r. nsanlar mihnet çekmek ve ibâdet etmek için yarat lm fld r. 6) nsanlar, do rudan do ruya, Allahü teâlâya ibâdet edemezler. Allahü teâlâdan bir fley istiyemezler. Ancak râhibler, [papazlar] insanlar n yerine, Allaha yalvarabilirler ve onlar n günâh n 442
443 afv edebilirler. 7) H ristiyanlar n bafl nda Papa bulunur. Papa günâhs zd r. Onun her yapd ifl isâbetlidir. 8) nsanlarda rûh ve beden ayr d r. nsan n rûhunu ancak papazlar temizler, beden ise, dâimâ günâhkâr kalan bir habîs [çirkin] fleyden ibâretdir. Bu akl ve mant a s m yan iddi âlardan dolay d r ki, yehûdî dîninin düzeltilmesi için u raflan Îsâ aleyhisselâm n ortaya koydu u nasrâniyyet dîni, esâs ndan uzaklaflm fl, h ristiyanl k denilen bât l bir flekle dönmüfldür. H ristiyanl n tekrâr hakîkî nasrâniyyet flekline girmesi için, çok çal flmalar yap lm fld r. Luther isminde bir papaz, protestanl kurarak, ba z düzeltmeler yapaca m derken, bu ilâhî dîni, büsbütün tahrîb etmifl, bozmufldur. flte islâm dîni, Îsâ aleyhisselâmdan sonra, bütün bu hatâlar düzeltmek, yolundan ç km fl olan ve gitdikçe, dahâ da bozulan, (Tek Allah) dînini tekrâr ilâhî bir flekle koymak için zuhûr etmifldir. Allahü teâlâ, esâsen bütün din kitâblar nda, (bir son Peygamber aleyhissalâtü vesselâm gelece ini) ve bu son Peygamberin insanlar en do ru yola, hidâyet yoluna koyaca n beyân buyurmakdad r. Bu ifâde, hem Tevrâtda, hem de, birçok de ifldirmelere ra men, ncîlde vard r. fiöyle ki, Yuhannâ ncîlinin 16. c bâb - n n 12. ci ve 13. âyetlerinde, (Benim size söyliyece im pek çok fleyler vard r. Fekat, siz henüz bunlara tehammül edemezsiniz. Ama o geldi i zemân, sizi her hakîkate ulafld racakd r) diye Muhammedin sallallahü aleyhi ve sellem gelece i bildirilmekdedir. Barnabas ncîlinin 72., 96., 136., 163. bâblar nda, Hazret-i Îsân n havârîlerine, (Bir son Peygamber gelece ini, isminin Ahmed olaca n, o gelinceye kadar bozulacak olan ncîli tekrâr düzeltece ini ve yeni bir kitâb getirece ini, kendisinin haça gerilmedi ini, haça gerilen kimsenin, bulundu u mahalli ihbâr eden Yehûda oldu- unu) bildirdi i aç k aç k yaz l d r. Kur ân- kerîmin Saf sûresinde bu husûs, teyîd edilmekdedir [sa lamlafld r lmakdad r]. Saf sûresi, alt nc âyetinde meâlen, (Meryem o lu Îsâ aleyhisselâm, Ey srâîl o ullar! Do rusu ben, benden önce gelmifl olan Tevrât tasdîk eden ve benden sonra gelecek ve ismi Ahmed [Muhammed ile ayn ma nâdad r] olan bir Peygamberi aleyhissalâtü vesselâm müjdeliyen, Allahü teâlâdan size gönderilmifl bir Peygamberim demifldi. Ancak, o Peygamber [Muhammed aleyhisselâm] kendilerine geldi i zemân, bu apaç k bir büyüdür, sihrdir dediler) buyurulmufldur. 443
444 SLÂM YYET Îsâ aleyhisselâm n müjdeledi i yeni dîni yaymak için, Allahü teâlân n seçdi i yüce Peygamber, Muhammed aleyhissalâtü vesselâm d r. Peygamberin nas l yetifldi i ve kendisine ilk ilâhî emrin nas l verildi i, islâm dînini nas l yayma a bafllad hakk nda, bu kitâb n (Müslimânl k ve H ristiyanl k) ve (Kur ân- kerîm ve bugünkü Tevrât ve ncîller) k smlar nda ma lûmat vard r. Bu iki k smda zikr edilmemifl husûslar ilâve ediyoruz. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellemin mîlâd n 571 senesinde tevellüd etmesinden 43 sene sonra, teblîg etme e bafllad islâm dîni [ slâmiyyet], yehûdî ve h ristiyan dinlerinin islâh edilmifl, do ru olm yan k smlar ç kar lm fl, tâm ilâhî ve mant kî flekle sokulmufl ve akl- selîme s m yan sonradan insanlar taraf ndan ilâve edilmifl olan k smlar kald r lm fl, Allahü teâlân n gönderdi i hakîkî dindir. Bu dînin ismi ( slâmiyyet)dir. Çünki, bu kitâb n bafl ndan beri bildirdi imiz gibi, Âdem aleyhisselâm zemân ndan beri bilinen islâm dîni, Mûsâ ve Îsâ aleyhimesselâmdan sonra en son ve en kâmil flekli ile, Muhammed aleyhisselâma bildirilmifldir. Âdem aleyhisselâmdan, en son Peygamber Muhammed aleyhisselâma kadar bütün Peygamberlerin teblîg etdikleri dinlerin esâs (Tevhîd)dir. Ya nî, bir olan Allahü teâlâya inanmakd r. H ristiyanlar n kitâblar nda yaz l olan, di er Peygamberlerin hayâtlar ve teblîg etdikleri dinler tedkîk edilirse onlar n da, bafllang çda (Tevhîd) dîni oldu u görülür. Bu da, (Teslîs, Îsâ aleyhisselâm n dînine sonradan yehûdîler ve Romal lar taraf ndan kar fld r lm fld r) sözümüzün isbât d r. slâm dîninin kitâb (Kur ân- kerîm)dir. Kur ân- kerîm, hakîkî Allah kelâm d r. Di er dinlerin kitâblar n n zemânla de iflmelerine ve içerisine insan eliyle parçalar ilâve edilmesine ra men, Kur ân- kerîm, ilk indirildi i günden bugüne kadar, tertemiz kalm fl, bir kelimesi bile de iflmemifldir. slâm dîninin getirdi i îmân bilgileri, di er Peygamberlerin dinlerinin bildirmifl olduklar îmân n ayn d r. Ya nî (Tevhîd)dir. Bir olan Allahü teâlâya îmând r. Fekat, di er dinlere sonradan hurâfeler, mant k ve akl- selîme uym yan parçalar ilâve edilerek, ço u (Müflrik) oldular. Bugün bütün dünyâ, islâm dîninden takdîr ile bahs etmekdedir. Hâlbuki, Kurûn- vüstâda [Orta ça da] h ristiyan din adamlar, ne oldu unu ö renmeden, bir parçac k bile vâk f olmadan, islâm dînine (fleytân n kurdu u din) diye hücûm etmifller, yukar da 444
445 zikr etdi imiz gibi, en büyük h ristiyan din adam olan papalar, müslimânlar imhâ etmek için, Ehl-i salîb [haçl ] seferleri kurmufllard. Ancak, 18. asrdan sonra, târîhciler yavafl yavafl islâm dînine nüfûz etme e, Kur ân- kerîmi kendi dillerine terceme etme e bafllad lar. Bu tercemelerin bir k sm, müteass b h ristiyanlar taraf ndan yap ld için, asl na uymamakda ise de, insâfl târîhciler taraf ndan yap lm fl do ru tercemeler de vard r. Bir yandan da, müslimânlar taraf ndan yap lm fl Kur ân- kerîm tefsîrleri de bulunmakdad r. Kur ân- kerîmin, do ru yap lm fl terceme ve tefsîrlerini okuyan ve islâm dînini az çok anl yanlar, slâmiyyete hayrân olmufllard r. Bunlar n aras nda, Goethe, Carlyle, Lamartine, Tagore gibi bütün dünyâda tan nm fl, meflhûr flahsiyyetler vard r. Bunlar islâm dînine olan hayrânl klar n aç klamakdan çekinmediler. Bunlar hakk nda kitâb m z n (Müslimânl k ve H ristiyanl k) k sm nda genifl îzâhât bulacaks n z. fiimdi, size o k smda bulunm yan ve 1266 [m. 1850] târîhinden sonra Türkiyeye gelmifl olan ba z devlet adamlar n n islâm dîni ve Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm hakk ndaki yaz lar ndan birkaç n bildirece iz [m. 1898] seneleri aras nda stanbulda ngiltere sefâreti birinci kâtibi olan Sir Charles Eliot 1900 senesinde bas lan (Turkey in Europe = Avrupada Türkiye) adl eserinin (Müslimânl k dîni) k sm nda flöyle demekdedir: (Îsâ aleyhisselâm n mülkü, bu dünyâ de ildi. E er h ristiyanl k, belli bir hükûmet veyâ teflekküle ba l olsayd, bu din arada kaynar giderdi. Müslimânl kda ise, bunun temâmen aksi oldu u görülür. Muhammed aleyhisselâm, yaln z bir din adam de il, ayn zemânda, çok büyük bir liderdi. Kendisini ziyârete gelenler, Ona karfl, Papaya ve Sezara duyulan sayg lar n birleflimi hâlinde bir sayg duyarlard. Muhammed aleyhisselâm, dâimâ dikkatli bir devlet adam olmufl, yapd fevkal âde ifllere ve bütün mu cizelerine ra men, kendisinin tevâzu sâhibi bir insan oldu- unu söylemifldir. Husûsî hayât nda hiç bir hatâs yokdur.) Kitâb n baflka bir yerinde ise, (Îsâ aleyhisselâm n yaflad zemândaki insanlar n hâllerini, yapd klar hatâlar, günâhlar düflünecek olursak, ncîlde, bunlar n men edilmemifl olmas hayret vericidir. ncîl, yaln z bu günâhlar n ifllenmemesini tavsiye eder. Bunlar ifllemifl olanlara ne yap laca ndan hiç bahs etmez. Hâlbuki Kur ân- kerîm, günâhlar, meselâ puta tapmak veyâ do an k z çocuklar n diri diri gömmek gibi iflleri, Allah n nas l cezâland raca - n aç kca bildirmifl, böylece Arabistânda, o zemânlar hükm süren bât l putperestli i ve âdetleri temâmîle islâh ederek millete behâ biçilmez bir iyilikde bulunmufldur) demekdedir. 445
446 Sir Eliot devâm ederek; (Müslimânl n en güzel bir taraf da, vatandafllar ve ecnebîleri birbirinden tefrîk etmeyiflidir. Müslimânl kda Allah ile kul aras nda bir vâs ta yokdur. slâmiyyet, h ristiyanl kdaki papazlar gibi, vâs talar ortadan kald rm fld r. slâmiyyetin insana verdi i ehemmiyyet çok büyükdür. Meselâ, islâmiyyete inananlar n en güzel nümûnelerinden olan Türk askeri, son derecede emr dinler. fiahsî teflebbüs [kendi bafl na, kimseden yard m görmeden ifl görme] sâhibidir. Di er milletlerde böyle bir asker hemen hemen yokdur. Türk askerinin disiplini, âmirlerine itâat etmesi, cesâreti, onun müslimân oluflundan ileri gelmekdedir. Bu güzel huylar ona müslimânl k ö retmekdedir. Müslimânl k ayn zemânda, (Zekât vermek) sâyesinde, insanlar aras nda (servet birli i)ni de kurmakda, birçok felâketlere sebeb olan zengin fakîr fark n kald rma a gayret etmekdedir. Bu haflmetli din, herkesin anl yaca kadar basîtdir. Muhammed aleyhisselâm n hayât üzerinde insâfl ve etrâfl tedkîk yapm fl olanlar, Ona karfl büyük bir muhabbet ve hurmet duyarlar) demekdedir. fiimdi baflka birinin eserini tedkîk edelim. Fransan n Touraine flehrinde do mufl olan talyan as ll Frans z devlet adam Henri A. Ubicini, senelerce Türkiyede kalm fl olup, 1267 [m. 1851] de Parisde yay nlanan (La Turquie Actuelle = Bugünkü Türkiye) eserinde, islâm dîni hakk nda flöyle demekdedir: ( slâm dîni, insanlara flefkat ve idrâk emr eder. Avrupan n (dinsiz) diye sînesinden atd bahts z insanlar, pâdiflâh n müsâfiri oldular ve müslimân Türk dünyâs nda, vatanlar nda mahrûm olduklar, hürriyyet ve emniyyet içinde yaflad lar. Bütün din mensûblar, burada ayn adâleti ve flefkati gördüler. Türklere ve müslimânlara barbar diyen Avrupal, onlardan müsâfir-perverlik ve insanl k dersi ald. Onalt nc asrda yaflam fl olan bir yazar, Ne garîbdir, ben islâm memleketlerini gezdim. Barbar dedi imiz müslimânlar n flehrlerinde ne kaba kuvvet, ne de cinâyet gördüm. Herkesin hakk na sayg gösteriyorlar. Garîblere melce, yard mc oluyorlar. Büyük küçük, h ristiyan, yehûdî veyâ müslimân, hattâ îmâns z [müflrik] olsun, ayn adâleti ve merhameti buluyor demekdedir. Ben de ona kat l yorum) demekdedir. Ubicini kitâb n n baflka bir yerinde flunlar yazmakdad r: ( stanbulda, müslimânlar n oturdu u stanbul k sm nda senede ancak bir-iki polis vak as meydâna gelmekdedir. Hâlbuki, h ristiyanlar n oturdu u Pera [Beyo lu] k sm nda, hergün yüzlerce h rs zl k, doland r c l k ve cinâyet vak alar zuhûr etmekde, 446
447 insanlar birbirini doland rmakda, birbirini öldürmekde ve buras Avrupan n büyük flehrleri gibi, bir batakhâne flekline girmekdedir. stanbul k sm nda yüzbinlerce müslimân sulh ve sükûnet içinde nâmûsu ile yaflarken, Perada bulunan tahmînen h ristiyan, bütün dünyâya bir nâmûssuzluk, iffetsizlik ve serserilik nümûnesi olmakdad r. Pera için talyanlar, (Pera, dei sulirati il nido = Pera, serseriler yata ) adl bir flark yapm fllar ve bu flark oradakilerin a z ndan düflmez olmufldur.) Burada bir de Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem hakk nda bir dinsizin ne söyledi ini de bildirmek istiyoruz. Yehûdî asll bir komünist ve marksist olan, hiçbir dîni tan mayan, bütün Peygamberleri aleyhimüssalevâtü vetteslîmât sar aya tutulmufl, gözlerine hayâller görünen, hasta kimseler olarak kabûl eden Maxime Rodinson ismindeki kâfir, bundan k sa bir zemân evvel neflr etdi i ve 25 dile çevrilmifl olan (Muhammed) ismindeki eserinde, Kur ân- kerîmden ald birçok âyetlerin ma nâs n kendi düflüncesine göre de ifldirdi i hâlde, Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem için, (Düflüncesi ve hareketleri ile dünyây yerinden sarsm fl olan bu zât hakk nda, asl nda az fley biliyoruz. Ama, Muhammedin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem baflka hiçbir kimsede rastlanm - yan bir flahsiyyet fl ile par ldad n görmek mümkindir. Etrâf nda toplanm fl olan insanlar parlatan da, iflte bu fl kd r. Bunu kabûl etmek zorunday z. Ben de, kitâb mda bu fl [nûru] görebildi im kadar tesbîte çal fld m) demek zorunda kalm fld r. Görülüyor ki, art k Avrupal muharrirler de, slâm dîninin mükemmeliyyetini kabûl etmekde, Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem hakk nda medhiyyeler söylemekde, Kur ân- kerîmi bir mükemmel kitâb olarak tan makdad rlar. Fekat, bu kitâb n Allah taraf ndan gönderilmedi ini, Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem taraf ndan yaz ld n, ya nî Ona gelen vahyden de il, kendi karîhas ndan [düflünme gücünden] geldi ini, fekat son derecede dürüst olan Muhammed aleyhisselâm n, bunlar n hakîkaten Allahü teâlâdan geldi ine inand n zan etmekdedirler. Bu târîhcilerden bir k sm, Muhammed aleyhisselâm n okuma yazma bildi ini, ba z h ristiyan [veyâ yehûdî] din adamlar ndan din bilgisi ald n iddi â etmekdedirler. Yukar da zikr etdi imiz komünist Rodinson, Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem için, Kur ân- kerîmin aç kca bildirdi i ve müslimânlar n kulland (Ümmî) kelimesinin (okuma yazma ö renmemifl) ma nâs na de il, büsbütün baflka bir ma nâya geldi ini isbâta çal flmakdad r. Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem in 447
448 râhib (Bahîra)dan ilm ö rendi inden bahs etmekdedir. Bahîra, bir h ristiyan râhibidir. Ba z kaynaklar asl ad n n Georgius veyâ Sergius oldu unu söylerler. Bahîra [veyâ Behîra] ârâmî dilinde (seçkin) ma nâs na gelmekde olup, bu râhibin lakâb olsa gerekdir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem oniki yafllar nda iken, birgün Ebû Tâlibin ticâret için sefer hâz rl yapd n gördü. Kendisini götürmek istemedi ini anlay nca, Ebû Tâlibe, (Bu flehrde beni kime b rak p gidiyorsun? Ne babam var, ne de bir ac yan m!...) buyurdu. Bu söz Ebû Tâlibe çok te sîr etdi. Yan nda götürmeye karâr verdi. Ticâret kervân uzun bir yolculukdan sonra, Busrâda h ristiyanlara mahsûs bir manast r n yak n nda konaklad. Bu manast rda Bahîra ad nda bir râhib kal yordu. Önceden yehûdî âlimlerinden iken, sonradan h ristiyan olan bu bilgili râhibin yan nda, elden ele geçerek saklanan bir kitâb vard ve sorulara bundan cevâb verirdi. Kureyflin kervân, dahâ önceki y llarda buradan def alarca gelip geçmesine ra men, hiç ilgilenmemifldi. Her sabâh manast r n dam na ç k p, kâfilelerin geldi i cihete bakar, merakla bir fleyler beklerdi. Râhib Bahîraya bu def a bir hâl olmufl ve heyecânla irkilip, yerinden f rlam fld. Çünki, Kureyfl kervân n uzakdan görünce, üstünde bir bulutun da onlarla birlikde süzülüp geldi ini farketmifldi. Bu bulut, Peygamber efendimizi gölgelemekdeydi. Kervân konaklay nca, Bahîra, Resûlullah efendimizin alt na oturdu u a ac n dallar n n üzerine do ru e ildi ini de gördü. yice heyecânland. Derhal sofralar kurdurdu. Sonra, haber göndererek, Kureyfl kervân nda bulunanlar n hepsini yeme e dâvet etdi. Kervânda bulunanlar, Peygamberimizi sallallahü aleyhi ve sellem, mallar n n yan nda b rak p, râhibin yan na gitdiler. Bahîra, gelenlere dikkatle bak p, (Ey Kureyfl toplulu u, içinizde yeme e gelmeyen var m?) diye sordu. (Evet, bir çocuk var) dediler. Çünki, Kureyflliler geldi i hâlde bulut hâlâ orada idi. Bunu görünce, kervân n da yan nda bir kiflinin kald n anlam fld. Râhib Bahîra, srârla Onun da gelmesini istedi. Gelir gelmez Ona dikkatle bakmaya ve incelemeye bafllad. Ebû Tâlibe, (Bu çocuk senin neslinden midir?) dedi. Ebû Tâlib, (O lum) deyince, Bahîra, (kitâblarda bu çocu un babas n n sa olmayaca yaz l, O senin o lun de ildir) dedi. Bu sefer Ebû Tâlib, (O benim kardeflimin o ludur) diye cevâb verdi. Bahîran n, (Babas ne oldu?) sorusuna da, (Babas, do mas na yak n öldü) dedi. Bahîra, (Do ru söyledin, annesi ne oldu?) deyince, (O da öldü) diye cevâb verdi. Bunlar karfl s nda, (Do ru söyledin) diyen Bahîra, Peygamber efendimize dönüp, putlar n is- 448
449 mi ile yemîn et, dedi. Sevgili Peygamberimiz, Bahîraya (Putlar n ismiyle yemîn isteme. Dünyâda bana onlardan büyük düflman yokdur. Ben, onlardan nefret ederim) buyurdu. Bahîra, bu sefer Allahü teâlân n ismi ile yemîn eder misin,) dedi. Ve dahâ pek çok süâller sorup, cevâblar n ald. Bahîran n ald cevâblar, önceden okudu u kitâblara aynen uyuyordu. Sonra, sevgili Peygamberimizin mubârek gözlerine bak p, Ebû Tâlibe, (Bu k rm z l k, mubârek gözlerinde devâml durur mu?) diye sordu. O da, (Evet, gitdi ini görmedik) dedi. Bahîra, bu alâmetin de uygunlu unu görünce, kalbinin yakîn hâs l etmesi için, mühr-i nübüvveti görmeyi istedi. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, edeblerinden mubârek s rt n açmak istemediler. Ebû Tâlib, (Ey gözümün nûru! Bu arzûsunu da yerine getir) deyince, mubârek s rt n açd. Bahîra, (Mühr-i Nübüvveti) bütün güzelli i ile doya doya temâflâ etdi. Heyecanla öpdü ve gözlerinden yafllar bofland. Sonra da, (Ben flehâdet ederim ki, sen Allahü teâlân n resûlüsün) dedi. Sesini dahâ da yükselterek, ( flte âlemlerin efendisi... flte âlemlerinin Rabbinin Resûlü... flte Allahü teâlân n âlemlere rahmet olarak gönderdi i büyük Peygamber...) dedi. Orada bulunan Kureyflliler, hayret ederek, (Muhammedin aleyhisselâm, bu râhib yan ndaki k ymeti ne kadar fazla imifl) dediler. Bahîra, Ebû Tâlibe dönerek, (Bu, Peygamberlerin sonuncusu ve en flereflisidir. Bunun dîni, bütün yeryüzüne yay l r ve eski dinleri nesh eder. Bu çocu u fiâma götürme. Zîrâ, srâîlo ullar Ona düflmand r. Korkar m ki, mubârek bedenine bir zarar verirler. Bunun hakk nda çok ahd ve mîsâk olmufldur) dedi. Ebû Tâlib, (Bu ahd ve mîsâk nedir?) diye sorunca, (Allahü teâlâ, bütün Peygamberlere ve en son da Îsâ aleyhisselâma, ümmetlerine, âhir zemân Peygamberinin sallallahü aleyhi ve sellem gelece ini bildirmelerini emr etmifldir) dedi. Ebû Tâlib, Bahîran n bu sözleri üzerine fiâma gitmekden vazgeçdi. Mallar n Busrâda sat p Mekkeye döndü. Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem in Bahîra ile karfl laflmas ilk ve son olarak, bu k sa görüflmeden ibâretdir ki, 12 yafl nda bir çocu un k sa bir zemân içinde, bütün dinler hakk nda bilgi almas imkân yokdur. H ristiyan târîhcilerden ba z lar da, Peygamberimizin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem Nastûrâ isminde bir râhibden ders ald - n iddi â ederlerse de [kendilerinin de i tirâf etdikleri gibi] bunun hakk nda hiçbir delîl yokdur ve bunun da, ancak k sa bir karfl laflmakdan ibâret oldu u anlafl lmakdad r. Çok mu azzam bir kitâb olan Allah kelâm Kur ân- kerîmin bir insan taraf ndan yaz ld nas l iddi â olunabilir? Kur ân- ke- 449 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-29
450 rîm tedkîk edilince, içinde ancak bugünlerde s rr n çözebildi imiz, tabî at kanûnlar n n ve hayâtî tekâmülün [meselâ ilk hayât n sudan geldi i, insan yiyeceklerinin ancak semâdan inen maddeler ile hâs l oldu u v.b.] bildirildi i, bunun yan nda, ancak bugün kurma a çal fld m z sosyal, ictimâî nizâm n en mükemmel, en mant kî tarzda aç kland, (zekât) emri ile servet adâletinin te mîn edildi i, en yüksek ahlâk kâ idelerinin, en mükemmel ibâdet tarz n n ö retildi ini görüyoruz. Bütün bunlar n, çok zekî de olsa, hiç kitâb okumam fl bir kimse taraf ndan bundan 1400 sene evvel bilinip kaleme al nmas imkân yokdur. Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem Kur ân- kerîmin âyetleri geldi i zemân, bunlar Eshâb na aç kl yordu. Kur ân- kerîmin hepsinin tefsîrini Eshâb na bildirdi ini imâm- Süyûtî haber vermekdedir. Avrupal lar, bir de Onun Peygamberli- ini kabûl etseler, kendilerinin de müslimân olacaklar ve se âdete kavuflacaklar muhakkakd r. Ümmîd ederiz ki, bir gün gelecek, hak dînini seçerek, ebedî se âdete kavuflacaklard r. SLÂM YYETDE FELSEFE VAR MIDIR? Yukar da, muhtelif dinlerin îmân esâslar n ve hükmlerini k saca inceledik. fiimdi de biraz slâm dîninde felsefe var m d r? Bunu inceliyelim: Felsefe, her hangi bir bahs ve mevzû üzerinde insanlar n akl ve mant k yolu ile incelemeler ve arafld rmalarla elde etdikleri netîcelere verilen ismdir. K saca, (Her fleyin asl n arama ve ne için var oldu unun sebebini bulma) ma nâs na gelir. Felsefe, yunanca (Filozofiya = Hikmet sevgisi) demekdir ve derin düflünme, arama, k - yaslama ve tedkîk esâslar na dayan r. Felsefe ile meflgûl olanlar n, hem rûh, hem de fen bilgilerinde çok derin bilgi sâhibi olmas gerekir. Fekat, bir insan ne kadar ilmi olursa olsun, yanl fl düflünebilir veyâ yapd arafld rmalardan yanl fl netîceler ç karabilir. flte bunun içindir ki, felsefe, hiçbir zemân kesin netîceler vermez. Bir kerre de, bunu ifliten insan n kendi akl ve mant k süzgecinden geçirmesi îcâb eder. Her felsefenin bir de z dd vard r. Onun için, bu karfl l da incelemek, her iki düflünceyi karfl lafld rmak lâz m olur. Birçok felsefî düflüncelerin zemânla de iflebilece i unutulmamal - d r. O hâlde, felsefî düflünceler, hiçbir zemân kesinlik tafl maz. Kur ân- kerîmde âyetler iki nev dir. Bunlar n bir k sm n n ma nâs aç kd r. Bunlara (Muhkem âyetler) ismi verilir. Bir k sm - n n ma nâs ise, aç kça anlafl lmaz. Bunlar, ayr ca tefsîre, îzâha muhtaçd r. Bu âyetlere (Müteflâbih âyetler) ad verilir. Hadîs-i fle- 450
451 rîfler [Peygamberimizin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem sözleri] de, muhkem ve müteflâbih olmak üzere iki k smd r. Bunlar tefsîr etmek mecbûriyyeti, islâm dîninde ( ctihâd) müessesesinin kurulmas na sebeb olmufldur. Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem de, bizzat ictihâd yapm fld r. Onun ve Eshâb- kirâm n rad yallahü teâlâ anhüm ecma în yapd klar ictihâdlar, slâm bilgilerinin temelidir. slâm dînini yeni kabûl eden kavmlerin, kendi dinlerine göre mukaddes sayd klar fleylerin islâm dînindeki hükmünün ne oldu unu, islâm dîninin bunlar hakk nda nas l hükm etdi ini sorduklar zemân, islâm âlimleri bunlara cevâblar vermifllerdir. Bunlardan i tikâd, îmân ile ilgili mes elelerin hâl edilmesi, cevâb verilmesinden (Kelâm) ilmi meydâna gelmifldir. Kelâm âlimlerinin islâm yeni kabûl edenlere, eski dinlerinin niçin yanl fl oldu unu mant kî bir tarzda isbât etmeleri îcâb ediyordu. Kelâm âlimleri rahime-hümullahü teâlâ bu mes eleleri çözmek için çok u rafld lar. Birçok hakîkatler ve çok k ymetli mant k ilmi ortaya ç kd. Bir yandan da, yeni müslimân olanlara Allahü teâlân n var ve bir oldu unu, ebedî oldu unu, do mam fl ve do urmam fl oldu unu, onlar n anl yaca tarzda anlatmak ve flübhelerini ortadan kald rmak îcâb ediyordu. Kelâm âlimleri rahime-hümullahü teâlâ bu iflde çok muvaffak oldular. Bu mukaddes vazîfeyi yapmakda, müslimân fen adamlar da, kelâm âlimlerine yard mc oldular. Meselâ, y ld zlara kudsiyyet veren Sâbiî ve Veseniye ismindeki putperestleri, bu yanl fl i tikâddan uzaklafld rmak için, mant k ve hey et [astronomi] âlimi Ya kûb bin shak El-Kindî senelerce u rafld ve sonunda onlara, düflüncelerinin yanl fl oldu unu vesîkalarla isbât etdi. Ne yaz k ki, kendisi, eski Yunan felesoflar n n sap k fikrlerinin te sîrleri alt nda kalarak Mu tezilî oldu. 260 [m. 873] de, Ba dâdda vefât etdi. Beflinci Abbâsî halîfesi Hârûnürreflîd [1] zemân nda, Ba dâdda (Dâr-ül-hikmet) isminde bir müessese kurulmufldu. Bu müessese büyük bir terceme bürosu idi. Yaln z Ba dâdda de il, fiâmda, Harrânda, Antakyada da, böyle ilm merkezleri kurulmufldu. Buralarda yunancadan ve latinceden eserler terceme edildi. Hind, Fars kitâblar da bunlara eklendi. Ya nî hakîkî (Rönesans) [Eski k ymetli eserlere dönüfl] ilk def a Ba dâdda bafllad. lk olarak Eflâtûnun, Porphyriosun, Aristotelesin [Aristonun] eserleri arabîye terceme edildi. slâm âlimleri rahime-hümullahü teâlâ bunlar dikkat ile tedkîk etdiler. Yunan ve Latin filozoflar n n ba z fikrlerinin do ru, ekserîsinin de hatâl, bozuk oldu unu isbât etdiler. Bunlar n, (Muhkem) olan âyet-i kerîme ve hadîs-i flerîfler, akllar na ve man- [1] Hârûn Reflîd, 193 [m. 809] da Tûsda vefât etdi. 451
452 t klar na ters düflüyordu. Onlar n, fen ve din bilgilerinin ço unda câhil olduklar, akl n, fikrin anl yamad bilgilerde, dahâ çok yan ld klar görüldü. Hakîkî âlimler, meselâ imâm- Gazâlî, imâm- Rabbânî rahime-hümallahü teâlâ, bu felsefecilerin en mühim îmân bilgilerine inanmad klar n görmüfller, küfrlerine sebeb olan yanl fl inan fllar n uzun uzun bildirmifllerdir. mâm- Gazâlînin (El-münkizü aniddalâl) kitâb nda bu husûsda genifl bilgi vard r. Hakîkî islâm âlimleri, kelâm bilgilerinde, (Müteflâbih) âyet-i kerîme ve hadîslerin aç klamalar nda, yaln z Resûlullah n sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem ve Eshâb- kirâm n rad yallahü teâlâ anhüm ecma în ictihâdlar na uymufllar, eski felsefecilerin bunlara uym yan fikrlerini red etmifller, böylece islâm dînini, h ristiyanl k gibi bozulmakdan korumufllard r. Câhil kimseler ise, felesoflar n her sözlerinin do ru olaca n zannederek, bunlara teslîm olmufllard r. flte böylece (Mu tezile) denilen bozuk bir islâm f rkas meydâna geldi. Peygamberimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem islâmiyyetde yetmifliki bozuk f rkan n hâs l olaca n haber vermifldir. Yunan, Hind, Fars, Latin felsefelerinden ilhâm alan, bni Sînâ, Fârâbî, bni Tufeyl, bni Rüfld, bni Bâce gibi filozoflar zuhûr ederek, ba z bilgilerde Kur ân- kerîmin hak yolundan ayr lm fllard r. bni Haldûn [1], islâm ilmlerini (Ulûm-i Nakliyye) [Tefsîr, K râet, Hadîs, F kh, Ferâiz, Kelâm, Tesavvuf] ve (Ulûm-i akliyye) [Mant k, Fizik, Tabi at, Kimyâ, Matematik, Geometri, Mesâha, Münâzara ve Astronomi] ad yla ikiye ay rm fld r. Bunlardan birincilere (din bilgileri), ikincilerden tecribe ile anlafl labilenlere ise (fen bilgileri) denir. mâm- Gazâlî rahime-hullahü teâlâ rumca ö renerek eski yunan felsefesini incelemifl, do ru bulmad yerlerini red etmifldir. Hârûnürreflîd rahime-hullahü teâlâ zemân nda islâm ilmlerine kar fld r lan felsefe, Montesquieu, Spinoza gibi filozoflara rehberlik etmifl, bunlar Farabius ad n verdikleri Fârâbînin te sîri alt nda kald klar n aç kça i tirâf etmifllerdir. mâm- Muhammed Gazâlî rahime-hullahü teâlâ yetmifliki f rkadan ilk zuhûr eden flî î f rkas n n Dâî leri ile savafld. Dâî ler, Kur ân- kerîmin bir iç yüzü (bât n ), bir de d fl yüzü (zâhiri) oldu- unu iddi â etdiler. Bunlara (Bât nî f rkas ) ismi verilmifldir. mâm- Gazâlî rahime-hullahü teâlâ bunlar n felsefelerini kolayca y kd. Bât nîler bu ma lûbiyyetden sonra, islâmiyyetden dahâ ziyâde ayr ld lar. Ma nâlar aç k olm yan âyet-i kerîmelere ve hadîs-i flerîflere yanl fl ma nâlar vererek (Mülhid) oldular. Siyâsî [1] bni Hâldûn, 808 [m. 1406] de vefât etdi. 452
453 maksadlar sebebi ile ifli az tarak, hak yoldaki (Ehl-i sünnet) müslimânlar n n bafl na belâ oldular. fiî îler, Alî rad yallahü teâlâ anh tarafdâr y z diyerek, slâm dînine yeni bir felsefe kar fld rd lar. Muhtelif f rkalar zuhûr etdi. Hâricîler önceden Alî rad yallahü anh tarafdâr görünüp, sonra Ona düflman oldular. Bunlar n i tikâd na göre, (Büyük günâh iflleyen mü min, kâfir olur). Bunun için, Alî ve Mu âviyenin rad yallahü teâlâ anhümâ kâfir olduklar n iddi a etmifllerdir. Bu akîdeye [inanca] karfl, ortaya yeni bir akîde dahâ ç kd. Bunlar her fleyde akla tâbi olarak, (Mü minin mü mini öldürmesi gibi, çok büyük bir günâh iflleyen kimse hakk nda insanlar, yeryüzünde, karâr veremez. Onlar hakk nda, ancak Allahü teâlâ, âh retde hükm edecekdir. Onun için, bunlar ne mü min, ne de kâfirdir) dediler. Bu yeni akîdeye tâbi olanlara (Mu tezile) ad verildi. fiî î f rkas ndan bir de (Gâliye) [ya nî taflk nlar] f rkas zuhûr etdi ki, bunlar n akîdesine göre, Cennet ve Cehennem dünyâda bulunmakdad r. Bunlar temâmen kâfirdirler. slâmiyyet ile hiçbir alâkalar yokdur. slâmiyyeti içerden y kmak istiyen ingilizler, islâm ismi alt nda, yeni bozuk f rkalar meydâna getirdiler. Bunlar aras nda, Behâiyye, Kâd yâniyye ve Teblîg- cemâat f rkalar flöhret buldu. 35.ci sahîfeye ve (Se âdet-i Ebediyye) kitâb n n 499.cu sahîfesine bak n z! 1 BEHÂÎLER: Bunlar n reîsi Elbâb Alî isminde bir Îrânl - d r. Kendisine ayna derdi. Bu aynada Allah görünüyor derdi. Ölünce, Behâüllah, sonra bunun o lu Abbâs reîs oldu. Abbâs 1339 [m. 1921] de ölünce, yerine o lu fievk geçdi. Behâullah, peygamber oldu unu söylerdi. Bunlara göre, ondokuz adedi mukaddes imifl. Her ahlâks zl k fleref imifl. Her dilde kitâblar vard r. Adam aldatmas n ingilizlerden ö rendiler. 2 KÂD YÂNÎLER: Bunlara Ahmedî de denir. Câmi ul-ezher üstâdlar ndan, M.Ebû Zühre diyor ki, (Kâdiyânîli in kurucusu mirzâ Ahmed, 1326 [m. 1908] de öldü. Lahor civâr nda Kadyan kasabas na defn edildi. Îsâ aleyhisselâm yehûdîlerden kaç p Kiflmîre geldi. Kiflmîrde öldü derler. Ahmed Kâd yânîye peygamber diyorlar. Kur ân- kerîm, yehûdîlerin ve h ristiyanlar n hayrl oldu unu bildiriyor. Bunun için, ingilizleri sevmek ibâdetdir diyorlar. Cihâd emri bitdi. Bize kâfir demiyene biz de kâfir demeyiz. Kâdiyânî olm yana k z verilmez. Onlardan k z al n r diyorlar). Kendilerine inanm yan müslimânlara kitâbs z kâfir diyorlar. Dîr-i zûr medresesi müderrislerinden allâme Hüseyn Muhammed rahmetullahi aleyh, Kâd yânîlerin küfre sebeb olan sözleri- 453
454 ni (Erreddü alel-kâdiyânîyye) kitâb nda uzun yazmakdad r. Böyle ismler alt nda gizlenen kâfirler, kendilerini müslimân tan t yorlar. H ristiyanlarla, yehûdîlerle münâkafla ederek, islâmiyyetin hak din, biricik se âdet yolu oldu unu isbât ediyorlar. Buna aldananlar, hemen müslimân oluyorlar. Fekat Behâîler, Kâdiyânîler, fiî îler ve Vehhâbîler, bu zevall lar aldatarak, kendi bozuk f rkalar na çekiyorlar. Nobel mükâfât alm fl olan fizikci Abdüsselâm Kâdiyânîdir. Cenûb Afrikada, 1980 senesinde h ristiyanlara karfl mücâdele ederek, onlar islâmiyyete cezb eden, Ahmed Didad de, Ehl-i sünnet de ildir. Yeni müslimân olanlar n, Ehl-i sünnetin hak yoluna, ebedî se âdete kavuflmalar na mâni olmakdad rlar. (Tesavvuf ehli): Hak yolda olan (Ehl-i sünnet f rkas ndan), Sôfîler meydâna ç kd. Bunlar felsefeye bulaflmad. Kur ân- kerîmi tâm anl yabilmek ve hakîkî müslimân olmak için Peygamberimizin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem yaln z emr ve yasaklar na de il, her hâline ve ahlâk na uymal d r dediler. Sôfîlerin yollar n n esâs flunlard r: 1) Fakîrlik, ya nî her iflde, her fleyde Allahü teâlâya muhtâc oldu unu bilmekdir. Hiç kimse ve hiçbir fley, hiçbir fleyi yaratamaz. Fekat, Allahü teâlân n yaratmas na sebeb olurlar. Her fleyi yaratan Allahü teâlâd r dediler. 2) Zühd ve takvâ, her iflde islâmiyyete uymakd r. Dînin bütün ahkâm na temâmen uyarak çal flmak, iyilik yapmak ve bofl zemânlar n ibâdet ile geçirmekdir. Bugün de sûfî kelimesi, (sofu) fleklinde, dîne çok ba l olan kimseler için kullan lmakdad r. 3) Tefekkür, sükût ve zikr, ya nî hep Allahü teâlân n varl n, ni metlerini düflünmek, lüzûmsuz konuflmamak, hiç kimse ile münâkafla etmemek, mümkin oldu u kadar az konuflmak ve dâimâ Allahü teâlân n ismini zikr etmekdir. 4) Hâl ve makâm, ya nî kalbe gelen nûrlarda, kalbin, rûhun temizlenme derecesini anlamak ve kendinin haddini bilmekdir. En meflhûr ve ilk sûfî Hasen-i Basrîdir rad yallahü teâlâ anh. 21 [m. 624] de tevellüd ve 110 [m. 728] târîhinde vefât etdi. Hasen-i Basrî, öyle büyük bir din âlimidir ki, bütün müslimânlar büyük bir imâm [müctehid] olarak tan rlar. Kuvvetli seciyesi, derin ilmi ile meflhûrdur. Va zlar nda herkesin gönlüne Allah korkusu telkîn etme e çal flm fld r. Kendisinden birçok hadîs-i flerîf rivâyet edilen büyük bir hadîs âlimidir. Mu tezile felsefesinin kurucusu (Vâs l bin Atâ), önce Hasen-i Basrînin talebesi idi. Sonra, onun 454
455 dersinden ayr ld. (Mu tezil), ayr lan demekdir. (Mu tezile)nin ikinci bir ismi, (Kaderiyye)dir. Çünki bunlar, kaderi inkâr ederler. (Kul kendi yapd klar n n yarat c s d r. Allah hiçbir zemân fenâl k yaratmaz. nsan n irâde ve yaratmak kudreti vard r. O hâlde bir fenâl k yapm flsa, bütün mes ûliyyet ondad r. Bunu kader veyâ mukadderât ile te vîl etmek imkân yokdur) demekdedirler. Hasen-i Basrînin talebesi olan ve dâimâ onun meclisinde bulunan, Vâs l bin Atâ, kaderiyye düflüncesini ortaya ç kard. Onun için, kadere inanan, Hasen-i Basrî, onu yan ndan uzaklafld rd. (Tesavvuf ehli)ne ya nî Sôfîlere göre, Hakîkî var olan ancak Allahü teâlâd r. Allahü teâlâ, mutlak varl k, mutlak iyilik, mutlak güzellik sâhibidir. O, gizli bir hazîne iken, kendini tan tmak istedi. Dünyây ve dünyâda yafl yanlar yaratmas n n sebebi budur. Allahü teâlâ, hiçbir mahlûka hulûl etmemifldir. (Ya nî onlar n içinde de ildir.) Hiçbir insan, ilah olamaz. Allahü teâlâ insan n s fatlar n kendi s fatlar na benziyen bir sûretde yaratm fld r. Fekat, bu benzeyifl o kadar azd r ki, Onun s fatlar n deniz sayarsak, insan n s - fatlar ancak onun köpü ü olur. Tesavvufun gâyesi, insan (Ma rifet-i ilâhiyye)ye kavufldurmakd r. Ya nî Allahü teâlân n s fatlar n tan tmakd r. Onun zât - n, ya nî kendisini tan mak mümkin de ildir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, (Allahü teâlân n zât n düflünmeyiniz. Onun ni metlerini düflününüz!) buyurmufldur. Ya nî, Onun kendisinin nas l oldu unu de il, s fatlar n ve insanlara verdi i ni metleri düflünmelidir. Bir kerre de, (Allahü teâlân n nas l oldu unu düflündü ün zemân, hât r na her ne gelirse, bu gelenlerin hiçbiri, Allah de ildir) buyurdu. nsan n akl n n kapasitesi, sâhas s n rl d r. Bu s n r n d fl nda olanlar anl yamaz. Bunlar düflünürse, yan l r. Hakîkate kavuflamaz. nsan akl, insan düflüncesi, din bilgilerindeki incelikleri, hikmetleri anl yamaz. Bunun için, din bilgilerine felsefe kar fld ranlar, islâm dîninin gösterdi i do ru yoldan ayr lm fllar, (Bid at ehli) veyâ (Mürted) olmufllard r. Bid at ehli olanlar, kâfir de ildir, müslimând rlar. Fekat, do ru yoldan ayr lm fl, yetmifliki bozuk f rkan n birinden olmufllard r. Bu, felsefe kurbanlar n n, Kur ân- kerîmden anlad klar yanl fl akîdeler, küfre sebeb olmad için, müslimând rlar. ( slâm felsefesi diye birfley yokdur. slâmiyyete sonradan felsefe kar fld ranlar olmufldur) dememiz lâz md r. Ehl-i sünnet âlimlerine rahime-hümullahü teâlâ göre, islâm bilgilerinin ölçüsü, insan akl, insan n düflüncesi de il, muhkem olan [ma nâlar aç k olan] âyet-i kerîmeler ve hadîs-i flerîflerdir. Tesavvufun esâs insan n kendini (aczini, zevall l n ) tan - 455
456 makd r. Tesavvuf, s rf Allah sevgisi, yüce (Ulvî) aflk esâs üzerine kurulmufldur. Buna da ancak, Muhammed aleyhisselâma uymakla kavuflulabilir. Tesavvuf yolunda ilerlerken, kalbde, birçok hâller hâs l olur. Bu hâllerden biri, (vahdet-i vücûd) ya nî (Varl k birdir. Mahlûklar, hâl k n görünüflüdür) hâlidir. Evet Kur ân- kerîmde beyân buyuruldu u gibi, Allahü teâlâ, insan n kalbine tecellî eder. Fekat, bu tecellî yaln z Allahü teâlân n s fatlar n n tecellîsidir. Akl ile alâkas yokdur. Tesavvuf ehli, Allah n tecellîsini kalbinde duyar. Onun için tesavvuf ehline ölüm bir felâket de il, güzel ve tatl bir fleydir. Tekrar Allaha dönmek oldu undan ancak bir sevinç vesîlesidir. Büyük mütesavv f, Mevlânâ Celâlüddîn-i Rûmî rahime-hullahü teâlâ ölüme, (fieb-i arûs = Dü ün gecesi) ad n vermekdedir. Tesavvufda, keder ve ümmîdsizlik yokdur. Yaln z sevgi ve tecellîler vard r. Mevlânâ kuddise sirruh, (Bizim dergâh m z ümmîdsizlerin dergâh de ildir) diyor. Sözleri aynen flöyledir: (Bâzâ, Bâzâ, Her ançe hestî Bâzâ), (Gel, gel, her kim olursan ol gel, Allaha ikilik koflanlardan, mecûsîlerden, puta tapanlardan da olsan gel! Bizim dergâh m z ümmîdsizlik dergâh de ildir. Tevbeni yüz def a bozmufl olsan bile, gel!) Bu sözler, onüçüncü asrda yaflam fl, Baba Efdal Kâflîye de nisbet edilmekdedir. Tesavvuf ehli aras nda, imâm- Rabbânî, Cüneyd-i Ba dâdî, Abdülkâdir-i Geylanî, Mevlânâ Celâlüddîn-i Rûmî gibi büyük velîler, Sultân Veled, Yûnus Emre, Ba dâdl Mevlânâ Hâlid gibi Hak âfl klar vard r. Yukar da bildirilen (Vahdet-i vücûd), tesavvufun gâyesi, sonu de ildir. Gâyeye götüren yolculuklarda, kalbde hâs l olan ve akl ile, fikr ile, madde ile ilgisi olm yan bilgilerdir. Bunlar kalbde bulunmaz, kalbde görünürler. Onun için, vahdet-i vücûd yerine (Vahdet-i flühûd) demelidir. Kalb, temizlenince, ayna gibi olur. Kalbde görünenler, Allahü teâlân n zât de ildir. Hattâ s fatlar da de ildir. S fatlar - n n z llar, sûretleridir. Allahü teâlâ kendi, görme, iflitme, bilme gibi s fatlar n n sûretlerini, benzerlerini, insanlara vermifldir. Verdikleri Onunkiler gibi de ildir. Onun görmesi, ezelîdir, ebedîdir. Her zemân, her fleyi görür. Vâs tas z, âletsiz devâml görür. nsan n görmesi böyle de ildir. Bunun için, Onun görmesi hakîkî görmekdir. nsan n görmesi, o görmenin sûreti, z llidir, diyoruz. Görmesinin z lli gözde, iflitmesinin z lli kulakda tecellî etdi i gibi, sevmesi, bilmesi ve baflka birçok s fatlar n n z lleri de, insan n kalbinde tecellî eder, hâs l olur. [Kalb, gö sümüzün sol taraf ndaki et parças de ildir. Bu et parças na (yürek) denir. Kalb, yürekde bulunan bir kuvvetdir. Buna (gönül) diyoruz. Yürek, hayvanlarda da vard r. Kalb, insana mahsûsdur.] Gözün görebilmesi için, hasta, bozuk olmamas lâz m oldu u gibi, kalbin de, bu tecellîye kavufla- 456
457 bilmesi için, hasta olmamas lâz md r. Kalbi hastal kdan kurtaran ilâc, üç fleyden yap l r. Bunlar, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îmân etmek, ibâdetleri yapmak ve harâmlardan sak nmakd r. slâmiyyetden ve tesavvufdan haberi olm yan kimseler, dîni, dünyâ kazançlar na âlet ediyorlar. Bu yobazlar, tesavvufa, hattâ ibâdetlere, mistik bir hareket olarak, müzik sokmufl, müzik âletlerinin na melerine göre vücûd hareketleri yapmak gibi husûslara, âyin demifllerdir. [Mevlevî âyinleri gibi.] Bafllar nda mezâr tafl na benzeyen beyâz uzun külâhlar (sikkeleri) ile dönen mevlevîler, sa ellerini semâya kald r rlar ve sol ellerini semâdan ald klar n dünyâ yüzüne gönderme i belirtmek için, afla- indirirler. slâm dîni ile hiçbir alâkas olm yan ve âyet-i kerîme ve hadîs-i flerîflerde bulunm yan böyle âyinleri, tarîkat olarak, slâmiyyet olarak tan t yorlar. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem ve Eshâb- kirâmdan rad yallahü teâlâ anhüm ecma în hiçbiri, böyle âyinler yapmad. Onlar n zemânlar nda tesavvuf vard. Fekat böyle tarîkatç l k yokdu. fiimdi, bu âyinleri görmek için dünyân n her taraf ndan birçok insan gelmekdedir. Yabanc dillerde tesavvuf hakk nda yaz lan eserler çokdur ve hepsinde bu bid at, bozuk yollardan bahs olunmakdad r. mâm- Gazâlî rahime hullahü teâlâ hem kelâm âlimi, hem de hakîkî tesavvufun mütehass slar ndan idi. Kanûnî Sultân Süleymân n rahime hullahü teâlâ fleyhulislâm büyük din âlimi Ebüssü ûd Efendi rahime hullahü teâlâ (896 [m. 1490]-982 [m. 1574]) nin tesavvuf ehline karfl çok sert davrand, hattâ onlar n i dâm için fetvâ verdi i söylenir. Bu do ru de ildir. Ebüssü ûd Efendi, tesavvuf ehli için de il, bunlar n içine kar flan sap k tarîkatç lar için ve (Tesavvufda yüksek dereceye varanlar için, din teklîfleri kalkm fld r. Onlar için halâl ile harâm n fark yokdur) diyenler için sert davranm fl ve bunlar n fitne ç - karmak, slâmiyyeti y kmak günâhlar için, i dâm edilmelerine fetvâ vermifldir. slâm ilmlerine felsefe kar fld ranlar red edenlerin bafl nda, Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bulunmakdad r. Meflhûr olan bir hadîs-i flerîfinde, (Ümmetim yetmiflüç f rkaya ayr lacak. Yetmiflikisi Cehenneme gidecek, yaln z birisi kurtulacak. Bunlar benim ve eshâb m n yolunda olanlard r) buyurdu. Gelecekden haber veren bu hadîs-i flerîf, büyük bir mu cizedir. Resûlullah n sallallahü aleyhi ve sellem haber verdi i gibi oldu. slâm bilgilerine felsefeyi kar fld rarak, Eshâb- kirâm n yolundan ayr lan yetmifliki f rkay ve bunlar n felsefelerini, (Ehl-i sünnet) âlimleri uzun bildirmifller, yukar daki hadîs-i flerîfin fl alt nda, 457
458 bunlar vesîkalarla red etmifllerdir. Bu büyük âlimlerden biri, Seyyid fierîf Cürcânîdir rahime-hullahü teâlâ. Tesavvufda vilâyet derecesine yükselmifl olan bu derin âlim, 816 [m. 1413] da fiirâzda vefât etmifldir. (fierh-i Mevâk f) kitâb n n çok yeri bu vesîkalarla doludur. Kelâm ilminin en yüksek derecesinde bulunan Sa deddîn-i Teftâzânî de rahime-hullahü teâlâ çok k ymetli (fierh-i akâid) kitâb nda, bid at felsefesini kökünden y km fld r. 792 [m. 1389] da Semerkandda vefât etmifldir. 548 [m. 1153] de Ba dâdda vefât etmifl olan Muhammed fiihristânînin rahime-hullahü teâlâ (El-milel ven-nihal) kitâb ise, bafl ndan sonuna kadar, bu reddiyyelerle doludur. Bu arabî kitâb ve türkçe tercemesi, tekrâr tekrâr basd r lm fld r. UNESCO taraf ndan Avrupa dillerine terceme ve neflr edilmifl, slâmiyyetin asl nda felsefe bulunmad n ve islâm felsefesi sözünün do ru olmad n bütün dünyâ anlam fld r. mâm- Muhammed Gazâlî rahime-hullahü teâlâ hem tesavvufu, hem de metafizi i incelemifl, (El-münk z) ve (Et-tehâfütül-felâsife) kitâblar nda, felsefecilerin yaln z akla dayand klar n, çok yan ld klar n, tesavvufcular n ise, yaln z âyet-i kerîmlere ve hadîs-i flerîflere tâbi olarak hakîkî îmâna ve ebedî se âdete kavuflduklar - n bildirmifldir. Yukar da müslimân olduklar n bildirdi imiz, yetmifliki bid at ehlinin felsefelerini incelemifl, bunlar n yunan filozoflar n n te sîrleri alt nda kald klar n görmüfldür. (Bid at ehli) denilen müslimânlar n akîdelerinin hakîkate, ya nî Kur ân- kerîme ve hadîs-i flerîflere uygun olmad görülür. Bunlar n yunan felsefesinden alm fl olduklar parçalara, 21. asrda art k i tibâr edilmemekdedir. Bid at sâhibi müslimânlar n akîdeleri birbiri ile k yâs edilecek olursa, görülür ki, Allahü teâlân n birli i, büyüklü ü, her fleyin Ondan geldi i, Onun her fleye hâkim, kâdir olmas, islâm dîninin en hakîkî ve en son din olmas, Kur ân- kerîmin Allah kelâm oluflu ve Muhammed aleyhisselâm n Onun son Peygamberi bulunmas husûsunda hepsi ittifakl d r. Hepsi bunlar bildirmekdedirler. nsan, h ristiyanlar gibi, (günâhkar) de il, kudsî bir varl k sayarlar. Bunun için, yetmifliki bid at f rkas n n hepsi mü mindir, müslimând r. Böyle olmakla berâber, akl ile dîni ve felsefeyi bir tutmakdad rlar. Bunun için, îmânlar nda farkl l klar vard r. Muhtelif felsefelere ba l olduklar için, aralar nda ma nâs z ayr l klar, mücâdeleler bafl göstermifldir. Bunlar n hangisinin hakl oldu u ancak ilm ile ve hadîs-i flerîfler ile karfl lafld rmakla ortaya ç kar, yoksa zor kullanarak, birbirine düflman olarak, birbirini bozuk sayarak de il! slâm âlimlerine göre, islâmiyyet befl fleyi muhâfaza alt na alm fld r. Bunlar; 1) Can, 2) Mal, 3) Akl, 4) Nesl, 5) Dindir. O hâlde, 458
459 s rf kendi inand felsefe do rudur diye, mala, cana k yan, hiçbir nasîhate ehemmiyyet vermeyen, bid at sâhibi bir kimsenin, yâ dîni, yâ da akl yokdur. fiimdi bid at sâhiblerinin îmân bilgilerine kar fld rd klar felsefelerini bir tarafa b rakarak, Kur ân- kerîmden seçdi imiz âyetlerle, Allahü teâlân n hakîkî müslimândan ne istedi ini ve ona ne emrler verdi ini bir kerre dahâ tedkîk edelim. Çünki, slâmiyyetin asl nda felsefe yokdur. Yetmifliki bid at f rkas, felsefeyi islâm dînine kar fld rm fl, islâmiyyeti yaralam fllard r. Bir tarafdan, eski yunan felsefesini din bilgilerine kar fld rm fllar, bir yandan da, kendi görüfllerine, düflünüfllerine göre din bilgilerini de ifldirmifllerdir. Muhammed aleyhisselâm n Cennete gideceklerini müjdeledi i (Ehl-i sünnet vel cemâ at) f rkas ise, din bilgilerini, Eshâb- kirâmdan rad yallahü teâlâ anhüm ecma în iflitdikleri gibi alm fllar, yunan felsefesini ve kendi düflüncelerini bu bilgilere hiç kar fld rmam fllard r. Bu bilgileri, baflka dinlerin bilgilerinden ve felsefeden ve kendi akllar ndan üstün tutmufllard r. Çünki islâmiyyet, akl- selîmin kabûl edece i bilgilerdir. slâm bilgilerinden birinin bile, do ru oldu unda flübhe eden bir akl n, selîm olmad, sakîm, bozuk oldu u anlafl l r. slâm dînini noksan san p, felsefe ile tamâmlama a kalk flan bir akl n noksan oldu u anlafl l r. Bir kâfir, akl- selîmi ile hareket ederse, ahlâk ve iflleri, Allahü teâlân n emrlerine uygun olur. Allahü teâlân n ona îmân ihsân edece i, smâ îl Hakk Bursevînin [1] (Rûh-ul-beyân) tefsîri alt nc cüz sonunda yaz l d r. Ehl-i sünnet âlimleri rahime-hümullahü teâlâ, yunan felsefesine, ancak onlar red etmek için, kendi kitâblar nda yer vermifllerdir. Bid at ve dalâlet f rkalar, yunan felsefesini din bilgilerine kar fld rmak için, Ehl-i sünnet f rkas ise, onlar din bilgilerinden ay rmak ve uzaklafld rmak için çal flm fllard r. O hâlde, islâm dînini do ru olarak ö renmek ve kelâm- ilâhîden murâd- ilâhîyi anlamak istiyenin, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblar n okumas lâz md r. Yûnüs sûresi 44. cü âyetinde meâlen, (fiübhesiz Allah insanlara hiçbir fleyle zulm etmez. nsanlar nefslerine zulm ediyorlar) buyurulmufldur. Ra d sûresinin 12. âyetinde meâlen, (Bir millet, kendini bozmad kça, Allah onlar n hâllerini de ifldirmez) buyurulmufldur. Yûnüs sûresi 108.ci âyetinde meâlen, (Do ru yola giren, kendisi için girmifl, sap tan kendi zarar na sap tm fld r) buyurulmufldur. [1] smâ îl Hakk 1137 [m. 1725] de vefât etdi. 459
460 O hâlde, nas l bir insan olmal y z? Allahü teâlâ, Kur ân- kerîmde, kendine inananlar ta rîf etmekdedir. Furkan sûresinin cü âyetlerinde meâlen, (Rahîm olan Allahü teâlân n kullar, yer yüzünde gönül alçakl ile vakar ve tevâzu ile yürürler. Câhiller, onlara sataflacak olursa, bunlara [sa l k ve selâmet sizin üzerinize olsun gibi] güzel sözler söylerler. [Ya nî, büyük bir yumuflakl k gösterirler.] Onlar geceleri secde yapar ve k yâmda dururlar [ya nî, nemâz k larlar.] Onlar, yâ Rabbî, Cehennem azâb n bizden uzaklafld r. Cehennem azâb devâml d r ve çok fliddetlidir. Oras flübhesiz kötü bir yer ve kötü bir durakd r derler. Birfley verdikleri zemân, isrâf etmezler. Cimrilik de yapmazlar. kisi ortas bir yol tutarlar. Kimsenin hakk n yimezler. Allaha flerîk koflmaz, Ondan baflkas na yalvarmazlar. Allah n dokunulmas n harâm etdi i cana k y p, haks z olarak kimseyi öldürmezler. [Ancak suçlular cezâland r rlar.] Zinâ etmezler. Kim bunlardan birini yaparsa günâh ifllemifl olur. K yâmet günü azâb kat kat olur. Orada zelîl ve hakîr olarak ebedî b rak l r. Ancak, Allah, tevbe eden ve do ru îmân eden ve ibâdet yapan, fâideli ifl yapanlar n kötülüklerini iyili e çevirir. Allah, afv ve merhamet sâhibidir. Kim tevbe eder, amel-i sâlih ifllerse Allahü teâlâya [tevbesi makbûl ve Onun r zâs na kavuflmufl olarak] döner. Onlar yalan yere flâhidlik yapmazlar. Fâidesiz ve zararl ifllerden kaç n rlar. Kendilerine âyetler okundu u zemân, kör ve sa r davranmazlar, [dikkat ile dinlerler. Bu âyetlerle kendilerine yap lmas emredilen fleyleri yaparlar.]) buyurulmufldur. Mâide sûresinin 8. ci âyetinde meâlen, (Ey îmân edenler! Bir millete olan öfkeniz, sizi adâletsizli e sürüklemesin. Âdil olunuz!) buyurulmufldur. Mâide sûresinin 89. cu âyetinde meâlen, (Allah rastgele etdi iniz yemînlerden de il, bile bile [yalan olarak] etdi iniz yemînlerden hesâb sorar) buyurulmufldur. Nahl sûresi, Bekara sûresi ve dahâ birçok sûrelerde meâlen, (Allah, sabr edenlerle berâberdir. Sabr ediniz. Sabr et, sabr Allah içindir) buyurulmufldur. Bekara sûresinin 217. ci âyetinde meâlen, (Fitne ç karmak, öldürmekden dahâ kötüdür) buyurulmufldur. Bekara sûresinin 262. âyetinde meâlen, (Verdi in mal bafla kakma!) buyurulmufldur. Bekara sûresi 271.ci âyetinde meâlen, (Sadakalar gizli vermek dahâ iyidir) buyurulmufldur. En âm sûresi 151. ci ve Furkân sûresi 68. âyetlerinde meâlen, 460
461 (Cana k ymay n) buyurulmufldur. A râf sûresinin 31. ci âyetinde meâlen, (Allah mallar n isrâf edenleri sevmez) buyurulmufldur. A raf sûresinin 56. c âyetinde meâlen, (Bozgunculuk yapmay n!) buyurulmufldur. Tevbe sûresinin 7. ci âyetinde meâlen, (Allah, sözleflmeleri bozmakdan sak nanlar sever) buyurulmufldur. brâhîm sûresinin 26. âyetinde meâlen, ([Küfre sebeb olan çirkin söz söylemeyiniz.] Çirkin kelâm, rüzgâr n yerden kopard, kökü olm yan çirkin bir a aca benzer) buyurulmufldur. Nahl sûresi 90. âyetinde meâlen, (Allah, adâleti, iyilik yapma, akrabâya bakma emr eder. Hayâs zl, fenâl ve haddini aflma- men eder. [Âyet-i kerîmedeki ihsân, tesavvuf demekdir. Allahü teâlâya, görür gibi ibâdet etmekdir]) buyurulmufldur. srâ sûresinin cü âyetlerinde [ve Ahkâf 15] meâlen, (Anana, babana öf deme, onlar azarlama! Onlara tatl söyle, onlara ac yarak alçak gönüllülük göster. Rabbim, onlar beni küçükken yetifldirdikleri gibi, sen de, onlara merhamet et diye düâ et!) buyurulmufldur. srâ sûresi 26. c âyetinde meâlen, (Akrabâna, yolcuya, düflküne hakk n ver! Elindekini isrâf etme!) buyurulmufldur. srâ sûresi 28. ci âyetinde ise meâlen, ([E er fakîrlere verecek fleyin yoksa, onlara birfley veremiyeceksen], hiç olmazsa onlara tatl söz söyle) buyurulmufldur. Tâhâ sûresinin 131.ci âyetinde meâlen, (O kâfirlerden, kendilerini imtihân etmek için bol bol r zk verdi imiz kimselere bakma! [Dünyâl klar onlar azâba götürecekdir!] Rabbinin sana verdi i r zk, dahâ iyi ve dahâ devâml d r) buyurulmufldur. Rûm sûresinin 31. ci ve 32. ci âyetlerinde meâlen, (Dinde ayr ayr f rkalara ayr l p, her f rka, kendisini do ru yolda sanarak sevindi i [ve di er f rkalara düflman oldu u] kimselerden ve müflriklerden olmay n z!) buyurulmufldur. fiûrâ sûresi 13. cü âyetinde meâlen, (Dine ba l kal n! Tevhîd ve îmânda ayr l a düflmeyin!) buyurulmufldur. Câsiye sûresinin cu âyetlerinde meâlen, ([fiehvetlerine uyan] câhillere tâbi olma! Onlar, seni Allah n azâb ndan kurtaramazlar. Zâlimler islâma olan düflmanl klar nda birbirinin dostu- 461
462 dur. Allahdan korkanlar n dostu ise Allahd r) buyurulmufldur. Feth sûresinin 29. cu âyetinde meâlen, (Allah, inan p emrlerini yapanlara, ma firet ve büyük ecr vâ d etmifldir) buyurulmufldur. Hucurât sûresinin 9. cu âyetinde meâlen, (E er mü minlerden iki f rka birbiri ile harb ederse, aralar n düzeltiniz) buyurulmufldur. fiûrâ sûresi 40. c âyetinde meâlen, (Kötülü ün karfl l, yine ayn fleklde kötülükdür. Ama, kim afv eder ve bar fl rsa, Allah ona büyük mükâfat verir) buyurulmufldur. Hucurât sûresi 6. c âyetinde meâlen, (E er bir fâs k size bir haber getirirse, onun iç yüzünü arafld r n, [Arafld rmadan karar vermeyin!] Yoksa bilmeden bir millete [veyâ kimseye] fenâl k edersiniz ve sonra etdi inize nâdim olursunuz) buyurulmufldur. Hucurât sûresinin 10. cu âyetinde meâlen, (Ey müslimânlar, siz birbirinizin din kardeflisiniz. ki kardeflinizi bar fld r n. Allahdan korkarsan z, size merhamet eder) buyurulmufldur. Hadîd sûresinin 23. cü âyetinde meâlen, (Allah n size verdi i ni metlerle fl marmay n z! Gayb etdi iniz maldan ötürü üzülmeyiniz! Allah, kendini be enen kibrli kimseleri sevmez) buyurulmufldur. srâ sûresinin 35. ci âyetinde meâlen, (Bir fleyi ölçerken, dartarken ölçüyü tam tut!) buyurulmufldur. Rahmân sûresi 9. cu âyetinde meâlen, (Dartmay do ru yap n! Dart y eksik tutmay n!) buyurulmufldur. Mutaffifîn sûresinin 1-5. ci âyetlerinde meâlen, ( nsanlardan kendileri bir fley al rken tam alan, fekat onlara kendileri birfley ölçüp dartarken verdiklerinde eksik tutan kimselerin vay hâline! Onlar, büyük bir gün için tekrâr dirileceklerini zan etmiyorlar m?) buyurulmufldur. Bu meâl-i flerîfler yan nda, Allahü teâlâ, kulun ne kadar dikkat ederse etsin, insan olarak, yine kusûrlar yapabilece ini bilmekde, bunlara karfl adâlet ve merhamet ile mu âmele edece ini Kur ân- kerîmde beyân buyurmakdad r. Nahl sûresinin 61. ci âyetinde meâlen, (E er Allahü teâlâ insanlar küfr ve günâhlar ndan ötürü dünyâda cezâland racak olsayd, yer üzerinde bir canl kalmazd ) buyurulmufldur. Ankebût sûresinin 7. ci âyetinde meâlen, ( nan p hayrl ifl iflleyenlerin kötülüklerini, and olsun, örteriz, onlar yapd klar n n en 462
463 güzeli ile mükâfatland r r z) buyurulmufldur. Zümer sûresinin 35. ci âyetinde meâlen, (Allah, îmân edenlerin kötülüklerini örter, onlara iflledikleri fleylerin en güzellerinin karfl l n verir) buyurulmufldur. fiûrâ sûresinin c âyetlerinde meâlen, (Allah kullar n n tevbesini kabûl eder. Günâhlar n afv eder. nan p hayrl ifl iflleyenlerin düâs n kabûl eder. Ama inkâr edenler için, çetin azâb vard r) buyurulmufldur. Muhammed sûresinin 2. ci âyetinde meâlen, (Allah, îmân edip hayrl ifl iflleyenlerin ve Muhammed aleyhisselâma gönderdi i Kur âna inananlar n günâhlar n örter ve hâllerini düzeltir) buyurulmufldur. Necm sûresinin 32. ci âyetinde meâlen, (Allah, sâlih amel iflliyenlere, Cennetini verecekdir. Onlar, küçük günâhlardan ve büyük günâhlardan ve fuhufllardan sak nanlard r. Senin Rabbinin afv boldur) buyurulmufldur. Nâzi ât sûresi 40. c âyetinde meâlen, (Kim Rabbinin azametinden korkup, kendini nefsinin arzûlar ndan men ederse, varaca yer flübhesiz Cennetdir) buyurulmufldur. Sebe sûresinin 17. âyetinde meâlen, (Biz nankörlerden baflkas na cezâ m veririz?) buyurulmufldur. flte, slâm dîninin esâs, insanlar n kalbine büyük bir ferâhl k veren, rûhunu temizleyen ve herkes taraf ndan kolayl kla anlafl lan Allahü teâlân n bu yüksek emrlerini yerine getirmekdir. Felsefe esâslar ise, ancak insan düflüncelerinden ibâretdir. Bunlar ancak kendilerini red etmek için okumal, fekat, ancak Kur ân- kerîmde ve hadîs-i flerîflerde ve islâm âlimlerinin kitâblar nda zikr edilen Allahü teâlân n emrlerini kabûl edip, onlar yerine getirmelidir. Hakîkî müslimânl k budur. Allahü teâlâ, müslimânlar n farkl inan flda olmalar n, f rkalar kurmalar n, aralar nda îmân fark olmas n men etmifldir. Hele, müslimânlar n gizli toplant lar yapmas n, gizli cem iyyetler kurmas n, iftirâ, gîbet gibi harâm olan fleylerle meflgûl olmalar n yasaklam fld r. Bu husûsdaki âyet-i kerîmelerin meâl-i âlîleri flöyledir: Mücâdele sûresinin cu âyetlerinde meâlen, (Ey îmân edenler! Gizli konufldu unuz zemân, günâh iflleme i, düflmanl k etme i ve Peygambere [ve dolay s yla müslimânlar idâre eden makâmlara] karfl gelme i f s ldaflmay n! Ancak iyilik yapma ve Allaha karfl gelmekden sak nma konuflun. Öyle gizli toplant lar, 463
464 müslimânlar üzmek için fleytân n istedi i fleydir) buyurulmufldur. Câsiye sûresinin 17. ci âyetinde meâlen, (Din husûsunda onlara aç k alâmetler verdik. Onlar ise, kendilerine ilm geldikden sonra, birbirini çekememezlikden ötürü tefrikaya [ayr l a] düfldüler. Rabbin bunlar n birbirinden ayr düflündükleri husûslar hakk nda, k yâmet günü, flübhesiz aralar nda hükm edecekdir) buyurulmufldur. Rûm sûresinin 32. ci âyetinde meâlen, (Dinlerinde tefrikaya [ayr l a] düflüp, f rka f rka olan ve her f rkas n n da kendi inançlar n be enip sevindi i müflriklerden olmay n!) buyurulmufldur. Hadîd sûresinin 20. ci âyetinde meâlen, (Bilin ki, dünyâ hayât, oyun, oyalanma, süslenme, aran zda ö ünme, dahâ çok mal ve çocuk sâhibi olma da vâs ndan ibâretdir. Bu ise, flu ya mura benzer ki, kara toprakdan ç kard yeflillikler, ekincilerin hofluna gider. Bu nebâtlar, sonra kurur. Sapsar oldu u görülür. Sonra çöp olur. Âhiretde ise, [Dünyâya düflkün olanlara] çetin ve sonsuz azâb vard r. [Dünyâl klar Allah n emrlerine uygun olarak kazananlara ise,] orada Allah n r zâs ve afv etmesi vard r. Dünyâ hayât, sâdece aldat c, geçici bir devredir) buyurulmufldur. Dünyân n, âhireti kazanmak için bir vâs ta oldu unu, bundan dahâ güzel anlatacak hangi söz vard r? Bunun için, dünyâ zevklerine kap l p, do ru yoldan ç kacak yerde, dînimizin emrlerine iki elle sar lal m. Îmân ve din bilgileri do ru olup, sap klara aldanmam fl olan bir müslimân, dürüst bir insan, kanûnlara sâd k bir vatandafl, hakîkî bir âlim, vatansever bir kimse olur. Kendine de, milletine de fâideli olur. slâmiyyet, insana k ymet ve ehemmiyyet verir. Allahü teâlâ, Tîn sûresinin 4. cü âyetinde meâlen, (Ben insan en güzel fleklde yaratd m) buyurmakda, insan hayât na çok ehemmiyyet vermekde, (Cana k ymay n!) diye emr etmekdedir. H ristiyanlar n insan, (günâhla kirlenmifl bir çirkef) olarak ta rîf etmesini, islâm dîni fliddet ile red etmifldir. Bütün insanlar, müslimân olma a elveriflli olarak dünyâya gelirler. Sâf ve temiz olarak do arlar. Bundan sonra art k, kiflinin her yapd kendinedir. Zümer sûresi 41. ci ve Yûnus sûresi 108. ci âyetlerinde meâlen, (Do ru yolda giden kendi lehinedir, sap tan kendi zarar na sap tm fl olur) buyurulmufldur. Çünki Allahü teâlâ, onlara en sevgili kulu olan Muhammed aleyhisselâm Peygamber ve en büyük kitâb olan Kur ân- kerîmi de rehber olarak göndermifldir. Kur ân- kerîmin ve Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem çok aç k olarak gösterdi i do ru yoldan gitmiyenler, bunu be enmedikleri için, flübhesiz cezâlar n göreceklerdir. 464
465 Sâd sûresinin 87. ci âyetinde meâlen, (Kur ân ancak, bütün insanlar için bir nasîhatd r) buyurulmufldur. srâ sûresinin 15. ci âyetinde meâlen, (Kim do ru yola girerse, kendi lehine girer. Kim, kendi akl na uyarsa, sap t rsa, kendi zarar na sap t r. Kimse kimsenin günâh n çekmez. Biz Peygamber göndermedikçe azâb etmeyiz) buyurulmufldur. Biz, Allahü teâlân n bizi do ru olan îmâna kavufldurmas için düâ etmeliyiz. Bu da, ancak en hakîkî, en son din olan müslimânl k dînine ve bu dîni do ru olarak bildiren (Ehl-i sünnet)âlimlerinin rahime hümullahü teâlâ kitâblar na iki elle sar lmakla olur. Allahü teâlâ, insanlar mü min, müslimân yapma a mecbûr de- ildir. Onun merhameti sonsuz oldu u gibi, azâb da sonsuzdur. Adâleti de sonsuzdur. Diledi i kuluna sebebsiz olarak ve o istemeden, îmân ihsân eder, verir. Kendi akl- selîmine uyarak, ahlâk ve iflleri iyi olanlara da, do ru olan, makbûl olan îmân verece i yukar da bildirilmifldi. Bir insan n îmânl ölüp ölmiyece i son nefesde belli olur. Bütün ömrü îmân ile geçip, son günlerinde îmân giden, îmâns z ölen kimse, k yâmetde îmâns zlar aras nda olur. Îmân ile ölmek için, her gün düâ etmek lâz md r. Allahü teâlâ, sonsuz merhametinden dolay, Peygamberler göndererek, var ve bir oldu unu ve inan lmas lâz m olan fleyleri, kullar na bildirdi. Îmân, Peygamberin sallallahü aleyhi ve sellem bildirdiklerini tasdîk etmek demekdir. Peygamberi tasdîk etmiyen, inkâr eden, kâfir olur. Kâfirler, Cehennemde sonsuz yanacakd r. Peygamberi aleyhissalevâtü vetteslîmât iflitmiyen kimse, Allahü teâlân n var ve bir oldu unu düflünüp, yaln z buna îmân eder ve Peygamberi aleyhissalevâtü vetteslîmat iflitmeden ölürse, bu da Cennete girecekdir. Bunu düflünmeyip, îmân etmezse, Cennete girmiyecek. Peygamberi aleyhissalevâtü vetteslîmât inkâr etmedi i için, Cehenneme de girmiyecekdir. K yâmet günü, hesâbdan sonra, tekrâr yok edilecekdir. Cehennemde sonsuz yanmak, Peygamberi aleyhissalevâtü vetteslimât iflitip de, inkâr etmenin cezâs d r. Böyle âlimler aras nda rahime-hümullahü teâlâ (Allahü teâlân n varl n düflünmeyip îmân etmiyen Cehenneme girecekdir) diyenler varsa da, bu söz Peygamberi sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem iflitdikden sonra düflünmiyen demekdir. Akl olan kimse, Peygamberi aleyhissalevâtü vetteslîmât inkâr etmez. Hemen îmân eder. Akl na uymay p, nefsine, flehvetlerine uyar, baflkas na aldan r ise, inkâr eder. Muhammed aleyhisselâm n amcas olan Ebû Tâlib, Onu, kendi öz çocuklar ndan dahâ çok sevdi ini, her vesîle ile izhâr etmifl ve Onu medh için kasîdeler yazm fld r. Muhammed aleyhisselâm n, onun ölüm döfle i yan na gelip, îmân etmesi için, çok yalvard hâlde, an anesinden ayr lmamak için, îmân etmekden mahrûm kald, târîhler- 465 Herkese Lâz m Olan Îmân: F-30
466 de uzun yaz l d r. An aneye, modaya uymak hastal, nefslerimizin tuzaklar ndan biridir. Çok kimse, kendi nefslerinin bu tuzaklar na düflerek, büyük se âdetlerden, kazançlardan mahrûm kalm fllard r. Bunun içindir ki, bir hadîs-i kudsîde, Allahü teâlâ, (Nefslerinizi, kendinize düflman biliniz! Çünki, nefsleriniz, bana düflmand rlar!) buyurdu. H ristiyan do mufl, h ristiyan terbiyesi alm fl [dahâ do rusu, beyni y kanarak afl r aldat lm fl] bir kimse, kolay kolay bu te sîrden kurtulamaz. Sonra, arkadafllar n n kendisini, e er dînini de ifldirecek olursa, hor görmesi, âilesinin kendisinden uzaklaflmas bahs konusu olabilir. Fekat, bütün bunlar, birer sebeb olmakla berâber, en büyük noksanlardan birinin de, son zemânlarda müslimânlar n kendi temiz, mant kî dinlerini bilmemeleridir. Ba z din câhillerinin ve yetmifliki bid at f rkas ndan birine kaym fl olan sap klar n, islâmiyyet hakk nda yanl fl verdi i bilgiler, bozuk tefsîrler ve fen yobazlar n n, fen perdesi alt ndaki, inkârc yaz lar ve iftirâlar, müslimân olm yanlar üzerinde çok fenâ te sîr yapmakda, onlar bu tertemiz, berrak, mant kî ve insânî hak dinden so utmakdad r. Hâlbuki biz, ne zemân bir okumufl h ristiyanla bu kitâbda yaz l husûslar görüflsek, onun islâmiyyete karfl büyük hayrânl k duydu unu görüyoruz. Hakîkî müslimânlar aras na kar flm fl olan yetmifliki bid at ehlini bir yana b rak rsak, bundan bir asr evvel, islâmiyyet ile h ristiyanl tâm tarafs z ve ilmî vesîkalara ba l bir tarzda karfl lafld rm fl olan Harputlu shak efendi gibi Ehl-i sünnet âlimleri rahime-hümullahü teâlâ çok zuhûr etmifldir. Ne yaz kki, bunlar n eserleri, yabanc dillere çevrilmemifl, baflka din mensûblar, onlar n kitâblar n okuyamam fld r. [Harputlu shak Efendinin yazm fl oldu u (Diyâ-ul kulûb) kitâb n n türkçe ve ingilizce tercemesi, Hakîkat Kitâbevi taraf ndan basd r lm fld r. Bugünkü ncîllerin tahrîf edildi ini ve h ristiyanl n nesh edildi ini isbât etmekdedir.] slâm dînini yanl fl tan tmak husûsunda, Ehl-i sünnet olm yan islâm devletlerinin, büyük zararlar olmakdad r. Dünyâda bugün adedi 40 bulan islâm devletlerinin bir k sm nda bulunan sap k din adamlar, bütün dünyâda, islâm dîni hakk nda yanl fl bilgi ve kanâ at meydâna gelmesine sebeb olmakdad rlar. Ehl-i sünnet olm - yan memleketlerde, Kur ân- kerîm yanl fl tefsîr edilmekde, hattâ ba z Peygamberler aleyhimüssalevâtü vetteslîmât [meselâ Âdem aleyhisselâm] inkâr edilmekdedir. fiübhesiz, zemânla bu memleketlerin idârecileri do ruyu ö renecek ve bu yanl fl hareketlerden vazgeçerek, Ehl-i sünnet âlimlerinin rahime-hümullahü teâlâ yazm fl olduklar milyonlarca k ymetli kitâb n gösterdikleri do ru yolu bulacaklard r. [Elhamdülillah, flimdi Hakîkat Kitâbevinin do ru yay nlar, NTERNET vâs tas ile bütün dünyâya yay lmakdad r. nternetdeki adresimiz dur. Herhangi bir 466
467 memleketdeki bilgisayar, bu adrese ba lan nca, bütün kitâblar m z ekrânda görünür. Diledi i kitâb seçerek ekrânda okur. (Tam lmihâl) sahîfe 563 e bak n z!] Îmân olmayan kimsenin, sonsuz olarak Cehennem ateflinde yanaca n Peygamber efendimiz sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem haber verdi. Bu haber elbette do rudur. Buna inanmak, Allahü teâlân n var oldu una, bir oldu una inanmak gibi lâz md r. Sonsuz olarak ateflde yanmak ne demekdir? Herhangi bir insan, sonsuz olarak ateflde yanmak felâketini düflünürse, korkudan akl n kaç rmas lâz m gelir. Bu korkunç felâketden kurtulmak çâresini arar. Bunun çâresi ise çok kolayd r. (Allahü teâlân n var ve bir oldu una ve Muhammed aleyhisselâm n Onun son Peygamberi oldu una ve Onun haber verdi i fleylerin hepsinin do ru oldu una inanmak) insan bu sonsuz felâketden kurtarmakdad r. Bir kimse, ben bu sonsuz yanmaya inanm yorum, bunun için böyle bir felâketden korkmuyorum, bu felâketden kurtulmak çâresini aram yorum derse, buna deriz ki, ( nanmamak için elinde senedin vesîkan var m? Hangi ilm, hangi fen inanmana mâni oluyor?) Elbet vesîka gösteremiyecekdir. Senedi, vesîkas olmayan söze ilm, fen denir mi? Buna zan ve ihtimâl denir. Milyonda, milyarda bir ihtimâli olsa da, (sonsuz olarak ateflde yanmak) korkunç felâketinden sak nmak lâz m olmaz m? Az bir akl olan kimse bile, böyle felâketden sak nmaz m? Sonsuz ateflde yanmak ihtimâlinden kurtulmak çâresini aramaz m? Görülüyor ki, her akl sâhibinin îmân etmesi lâz md r. Îmân etmek için vergi vermek, mal ödemek, yük tafl mak, ibâdet zahmeti çekmek, zevkli, tatl fleylerden kaç nmak gibi s k nt lara katlanmak lâz m de ildir. Yaln z kalb ile, ihlâs ile, samîmî olarak inanmak kâfîdir. Bu inanc n inanmayanlara bildirmek de flart de ildir. Sonsuz ateflde yanmaya inanmayan n buna çok az da bir ihtimâl vermesi, zan etmesi akl îcâb d r, insanl k îcâb d r. Sonsuz olarak ateflde yanmak ihtimâli karfl - s nda, bunun yegâne ve kat î çâresi olan (ÎMÂN) ni metinden kaç nmak, ahmakl k, hem de çok büyük flaflk nl k olmaz m? Senâüllah Pânî-pütî rahmetullahi aleyh, (Hukûk-ul-islâm)kitâb nda buyuruyor ki, (Allahü teâlân n varl, s fatlar, râz oldu- u ve be endi i fleyler, ancak Peygamberlerin aleyhimüsselâm bildirmesi ile anlafl l r. Akl ile anlafl lamaz. Bunlar bize Muhammed aleyhisselâm bildirdi. Hulefâ-i râflidînin çal flmalar ile, her tarafa yay ld. Eshâb- kirâmdan ba z lar, ba z bilgileri iflitmifllerdi. Bu bilgilerin hepsini toplad lar. Eshâb- kirâm n bu husûsda üzerimizdeki haklar çok büyükdür. Bunun için hepsini sevmemiz, övmemiz ve itâ at etmemiz emr olundu r dvânullahi teâlâ aleyhim ecma în ). Bu kitâb fârisî olup, Lahorda ve 1410 [m. 1990] da stanbulda Hakîkat Kitâbevi taraf ndan basd r lm fld r. 467
468 4 SONSÖZ Kitâb m z burada sona erdi. Zan ediyoruz ki, bu kitâb dikkat ile okuyan bir kimse, Müslimânl n ve H ristiyanl n mukaddes kitâblar ndan hangisinin hakîkî Allah kelâm [sözü] oldu unu hiç tereddüd etmeden anlayacak, Kur ân- kerîmi mukaddes kitâb, slâm dînini de hak din, Muhammed sallallahü aleyhi ve sellemi de hak Peygamber olarak kabûl edecekdir. Burada bir fikr akla geliyor: Mâdem ki slâm dîni hak dindir. En büyük kudret sâhibi olan Allahü teâlâ, bütün insanlar hidâyete kavuflduramaz m yd? Ya nî, bütün insanlar müslimân yapamaz m yd? Bunun cevâb n, Allahü teâlâ, Kur ân- kerîmde vermekdedir. Secde sûresi 13. cü âyetinde meâlen, (Biz dileseydik, bütün insanlar hidâyete erifldirirdik. Fekat, insanlardan ve cinlerden kâfir olanlarla Cehennemi dolduraca- m va d etdim, söz verdim) buyurulmufldur ve Mâide sûresi, 48. ci âyetinde meâlen, (Allah isteseydi sizleri, tek bir ümmet yapard. Fekat, itâ at edeni isyân edenden ay rmak istedi) buyurulmufldur. Demek oluyor ki, Allahü teâlâ insanlar tecribe etmekdedir. Onlara en büyük silâh olan (akl) vermifl, onlara en mükemmel rehber olan Kur ân- kerîmi ve en büyük yol gösterici olarak son Peygamberini sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem göndermifl, emrlerini ve nehylerini bildirmifl, bunlara göre hareket etmeleri için de, insanlara irâde ve ihtiyâr vermifldir. Yûnus sûresi, 108. âyetinde meâlen, (De ki: Ey insanlar! Rabbinizden size hakîkat [Kur ân- kerîm] gelmifldir. Hidâyete [Do ru yola ] giren ancak kendi kazanc için girmifl, dalâlete düflen [sap tan] de, kendi zarar na olarak sap tm fld r. Ben sizin vekîliniz de ilim!) buyurulmufldur. O hâlde, kendi yolumuzu kendimiz seçmek, kendi hareketlerimizi kendili imizden Allahü teâlân n kitâb na uydurmak zorunday z. Bunun için de, herfleyden evvel, rûhumuzu beslemeliyiz. Rûhun g dâs (din)dir. Rûhunu beslemeyen dinsiz insanlar n bir âdî hayvandan farklar yokdur. Bu gibi insanlarda, sevgi, ac ma, flefkat, anlay fl ve merhamet kalmaz. Böyle olanlar, en kötü maksadlar için kullanmak, çok kolayd r. Çünki, bunlar kötü ifllerden koruyacak inand klar, itâat etdikleri, teslîm olduklar, yüksek bir varl k kalmam fl, inançlar gayb olmufldur. Bu gibi insanlar, korkunç bir canavar gibidirler, nerede, kimlere, ne fleklde kötülük yapacaklar belli olmaz. nsanl k âlemini mahveden en denî, en fenâ 468
469 ifller, böyle kimselerden zuhûr eder. Bu gibi insanlar tekrar do ru yola sokmak gücdür. Fekat imkâns z de ildir. Bunlara büyük bir sabr ve sebât [direnme] ile islâm dîninin esâslar n -onlar n anlayaca bir tarzda- telkîn etmelidir. Allahü teâlâ, din telkîni için Peygamberine sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem emr vermifldir. Nahl sûresinin 125. ci âyetinde meâlen, (Ey Muhammed! Rabbinin yoluna hikmet ile, güzel ö ütlerle ça- r! Onlarla en güzel fleklde tart fl! Do rusu Rabbin, yolundan sapanlar dahâ iyi bilir) buyurulmufldur. Unutmay n ki bildi iniz iyi ve do ru fleyleri bilmiyenlere en güzel tarzda ö retmek, üzerinize farzd r, Allahü teâlân n kat î emridir. Bu vazîfeye, (Emr-i ma rûf) denir. Bu bir ibâdetdir. lmin zekât, bilmeyenlere ilmi ö retmekle ödenir. Bu, çok hayrl bir ifldir. Dînimiz, âlimin mürekkebini, flehîdin kan ndan efdal tutmakda, hayrl ifl görmeyi nâfile [fazla] ibâdetden üstün saymakdad r. Bugün, müslimân memleketleri, a r sanâyi de geri kalm fllard r. H ristiyanlar, bunun sebebini, slâm dîninin ilerletici de il, uyufldurucu bir din olmas nda göstermekdedirler ve medeniyyetin ancak h ristiyan dîni sâyesinde elde edilebilece ini ileri sürmekdedirler. Bunun ne kadar saçma bir iddi â oldu unu söyleme e lüzûm yokdur. (Medeniyyet), büyük flehrlerin ve insanlar n râhat ve huzûr içinde yaflamalar için lâz m olan san atlar n ve adâletin kurulmas demekdir. Yaln z a r sanây, medeniyyet de ildir. H ristiyan olm yan Japonlar n, en ileri H ristiyan memleketlerini nas l geçdi ini yukar da anlatm fld k. Yehûdî olan srâîlliler de, içinde çöl piresinden baflka canl bir varl k bulunm yan yerleri zengin ormanlara ve zirâ at [tar m] topraklar na çevirmifller. Lût gölünden brom ç karmay ve normal hâlde iken s v olan bromu, Alman bilginlerinin [olamaz] demelerine ra men, kat hâle sokma ve kolayl kla yabanc memleketlere satma, brom ticâretinde Almanlar geçme i baflarm fllard r. Demek oluyor ki, medeniyyetin h ristiyan dîni ile hiçbir alâkas yokdur. Tâm tersine, medeniyyeti emr eden islâm dînidir. Koyu h ristiyanl n insanlar nas l karanl a götürdü ü, müslimânl n ise, onlar nas l nûra kavufldurdu u Kurûn- vüstâda [Orta ça da] meydâna ç km fld r. H ristiyanl n en kuvvetli oldu u, Avrupaya hâkim oldu u Orta ça da, Avrupada medeniyyet nâm na ne vard? O zemân Avrupa, cehâlet, pislik, yokluk, fakîrlik, hastal k ve papazlar n zulmü alt nda inim inim inliyordu. O zemân Avrupal lar ne helâ, ne banyo bilmezlerdi. Yine o zemânda islâmiyyetin emrlerine uyan müsli- 469
470 mânlar, ilmde, fende, ticâretde, san atde, zirâ atde, edebiyyatda ve tabâbetde çok ileri gitmifller, dünyân n en büyük medeniyyetini kurmufllard. Halîfe Hârûn Reflîd Fransa kral fiarlmana bir çalar sâat hediyye göndermifldi. Sâat çal nca, kral ve ma iyyeti, içinde fleytân vard r diye kaçm fllard. Müslimânlar n bugün geri kalmalar n n sebebi, dinlerinin emrlerine itâ at etmemeleri, ona uymamalar d r. Bunu birçok def alar yazd k, anlatd k. Fekat biz, bugün hâlâ bundan yüzy llarca sene evvelki medeniyyetimiz ile iftihâr ediyor, bugünkü hâlimizi hiç düflünmüyoruz! Eski ile iftihâr olunabilir. Fekat, yaln z onu misâl göstermek aybd r. Biz, bugün de, terakkî göstermek zorunday z. Bir ingiliz masonu olan Reflîd pâflan n hâz rlad 1255 [m. 1839] Tanzîmât Fermân ile yüzümüzü Bat ya çevirdi imizi i lân etdik. Birçok flehrlerde mason localar aç ld. Fekat, bu taklîdcilik, zevk ve safâda oldu. lmde, fende ve çocuklar m z islâm n güzel ahlâk ile yetifldirmekde ecdâd m z gibi çal flmad k. Dînimizin gösterdi i yola ve Peygamberimizin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem üstün ahlâk na gericilik denildi. Bizden tâm 29 sene sonra, 1284 [m. 1868] de bat ya dönen Japonlar, bizden kat kat ilerlediler. Hem de bât l dinlerinden hiç ayr lmadan! Medeniyyet yar fl nda önde iken, Tanzîmâtdan sonra ilm ve irfân b rak l p, nefse ve fleytâna uyuldu. Bu ingiliz afyonu, devlet adamlar n uyutdu. Bugün, yeniden hamle yapmak, bat ile aram zdaki mesâfeyi azaltmak, onlara yetiflmek, hattâ geçmek zorunday z. Bu da bofl lafla, nutuk çekerek olmaz! Ecdâd m z n yoluna dönmeliyiz! 1979 y l nda Türkiye hakk nda mühim bir makâle yazan ve hattâ bir kitâb hâz rlayan Alman târîhcisi Türkolog Dr. Friedrich-Wilhelm Fernau: (Türkler, kendilerini Avrupal add ediyorlar. Vâk a, onlar gibi Asyadan gelmifl olan ve onlar n akrabâs say lan Macarlar ve Bulgarlar, Avrupaya yerleflmifl, bu muhîtde uzun zemân Avrupal gayretini alarak, fende Avrupal - laflm fllard r. Türkler, tâm Avrupal de ildir. Türkler di er milletlere benzemiyen bir milletdir. fiimdiki hâlde Türkler, bat sanâyi ini taklîd ediyorlar. Fekat henüz temâmen içerisine girmemifllerdir) demekdedir. fiimdi ecdâd m z n yolu nedir, bunu inceliyelim. Medenî bir insan, her fleyden önce güzel ahlâkl, dürüst ve çal flkand r. Önce din terbiyesi alm fl, fen bilgilerini de ö renmifldir. Sözü özü do rudur. fllerini son derece dikkat ile bafl ndan sonuna kadar ta kîb eder. Gerekirse, ifl sâatinden fazla çal flmakdan hiç çekinmez. Böyle çal flmakdan, ifl görmekden zevk al r. Yafllansa bile, kolay kolay iflinden ayr lmaz. Memleketinin kanûnlar n son derecede sayar. Âmirlerine itâ at eder. Kanûn d fl hiçbir ifl yapmaz. Dîninin emr ve yasaklar na titizlikle uyar. bâdetlerini aslâ terk etmez. Çocuklar n n îmânl, ahlâkl yetiflmelerine çok ehem- 470
471 miyyet verir. Onlar kötü arkadafllardan, zararl yay nlardan korur. Zemân n k ymetini bildi i için, her iflini dakîkas dakîkas na yapar. Va dine sâd k olur. Din ve dünyâ vazîfelerini bitirmeden içi râhat etmez. Bir ifli tesvîf etmek [yar na b rakmak] flöyle dursun, yar n yap lacak bir ifli bugün yapar. Ecdâd m z n bu meziyyetlerine sâhib olursak, maddî ve ma nevî yükselir, her iflimizde muvaffak olur. Rabbimizin r zâs n kazan r z. (Garbl lar böyle midir?) diye sorabilirsiniz. Îmânlar, ahlâklar flübhesiz böyle de ildir. Hele kinci Cihan Harbinden sonra, say lar artan sap k fikrli, âdî rûhlu insanlar baflkalar n da bozmakdad rlar. Fekat yukar da yazd m z gibi olma a ve sap k fikrleri terbiye etme e çal flmakdad rlar. Zâhirî temizliklerine gelince, slâm dîninin emr etdi i temizli i tatbîk ediyorlar. Ba z sokaklarda tek çöp parças yokdur. Parklar bir çiçek deryâs hâlindedir. Her taraf, her dükkân, herkes ve görünüflleri tertemizdir. fiimdi lütfen Kur ân- kerîmin ve slâm dîninin bize emr etdi i fleylere dikkat ediniz. Bunlar bize ahlâk m z ve bedenimizi ve kulland m z fleyleri temizleme i emr etmiyorlar m? O hâlde demek oluyor ki, hakîkî medeniyyet esâslar bizim dînimizde bulunmakdad r ve Kurûn- vüstâdaki -öve öve bir dürlü bitiremedi imiz- slâm medeniyyeti ancak bu sâyede meydâna gelmifldir. Biz, flimdi ne yap yoruz? Her fleyden evvel tenbeliz. Allahü teâlân n emr ve yasaklar na ehemmiyyet vermiyoruz. Zevkimize düflkünüz. Bir ifle bafllad kdan biraz sonra gevfliyoruz. [Bulgarlar (Bir ifle Türk gibi bafllamal, Bulgar gibi bitirmeli) derler.] Çabuk yoruluyoruz, (adam sen de)ciyiz. Bir binâ yapar z, ta mirine üfleniriz. Memleketimizdeki, dedelerimizden kalma, mu azzam san at eserleri bak ms zl k ve ta mîrsizlikden dolay harâb olmakdad r. Az çal fl p çok kazanmak isteriz. flte bu korkunç arzû, iflçilerimizi greve, fekat dahâ fenâs birçok gençleri zararl yollara sürüklemekdedir. Kendi kötü emelleri için, bu zevall lara para, menfe at sa layan yurt d fl ndaki hâinler ve onlar n tuza na düflmüfl olan içimizdeki soysuzlar, bunlar sabotajlarda, adam öldürmekde kullanmakdad r. Kolay para bulan bu zevâll lar, ifl yapmak yerine, kâtil olma seçmekdedirler. Bunun yan nda, lüzûmsuz kan da vâlar, mezhebsizlik ceryânlar da, bizi birbirimizden ay rmakdad r. S ras gelmiflken tekrâr bildirelim ki, islâmiyyetde dört hak mezheb vard r. Bunlar n i tikâdlar, inan fllar birbirlerinin ayn d r. Dört mezhebin hepsi, (Ehl-i sünnet) i tikâd ndad r. Kur ân- kerîmde ve hadîs-i flerîflerde aç kca bildirilmifl olan emr ve yasaklara uymakda, hiç ayr l klar yokdur. Yaln z, aç kca bildirilmiyenleri anlamakda ayr lm fllard r. Bu kadarc k ayr l klar da, Allahü teâlân n müslimânlara rahmetidir. S hhatleri, çal fld klar ve yaflad klar 471
472 yerler baflka baflka olan insanlara hangi mezhebe uymak kolay gelirse, onun (F kh) kitâblar na göre ibâdet ederler. Tek bir mezheb olsayd, herkes buna uyma a mecbûr olurdu. Bu da, çok kimseye güç gelirdi. Hattâ imkâns z olurdu. Dört mezhebin herhangi birine uyan müslimâna Ehl-i sünnet denir. Bunlar birbirlerini kardefl bilirler. Târîh boyunca, dö üfldükleri hiç görülmemifldir. Mezhebcilik yapmazlar. Ya nî di er üç mezhebi kötülemezler. Dördünün de Cennete götüren yol oldu una inan rlar. Bir kerre, Ehl-i sünnet olan bütün müslimânlar n kardefl oldu- unu unutmamak gerekir. Aradaki mezheb farklar, onlar kardefl olmakdan ay rmaz. Ehl-i sünnet olm yan müslimânlarla olan farklar da, ancak onlarla karfl karfl ya oturup, farkl mes eleleri ilmî bir tarzda tart flmakla hâl edilir. Yoksa, silâh zoru ile de il! Memleketin kanûnlar na karfl gelmemek, büyüklerine sayg göstermek hepimizin borcudur. Bunlar y kma a kalkmak en büyük ahmakl kd r. Kanûnsuz bir memleket anarfli içindedir demekdir. Y k lma a mahkûmdur. Hele komünizme ba lanmak en büyük aptall kd r. Çünki, bugün komünist memleketler, din düflmanl - n n ve zulmün zararlar n anlay p, hürriyyet flartlar na dönmekdedirler. Rusyada bugün eskiden kald r lan mîrâsa konmak, bir ev (hattâ bunun yan nda bir de sayfiye) sâhibi olmak ve dahâ birçok haklar geri verilmekdedir. Polonyada grev hakk kabûl edilmifldir. En koyu komünist olan Çinliler bile, nihâyet hür memleketlerin hayât tarz na dönmüfllerdir. Hattâ yeni san at tarzlar n ö renmek için Fransadan mütehass slar getirmifllerdir. Komünist memleketler de, hürriyyet ile idâre olunan memleketlerdeki (Karma Ekonomi)ye dönmekde, y kd r lan mescidler ta mîr edilmekdedir. Bilindi i gibi, karma ekonomide, ba z te sîsler devlet taraf ndan, fekat geri kalan iflletmeler halk taraf ndan idâre olunur. Demir gibi, kömür gibi a r ve pahâl sanây in iflletilmesinde hükümetin yard m flartd r. Bizde de, bu üsûl tatbîk olunmakdad r. fiimdi komünist memleketler de, bu üsûle dönmekde, ticâret ve sanây in bir k sm halka aç lmakdad r. Yak n bir gelecekde fikr ve din hürriyyetine de kavuflacaklar flübhesizdir. Bütün dünyâ, insan haklar n tan yacakd r. Sosyal adâlet demek, ba z budalalar n zan etdi i gibi, aylak dolaflanlara, çal flanlar n ve bu sâyede zengin olanlar n mallar n da tmak demek de ildir. Gece gündüz çal flm yan bir tenbele, hiçbir kimse befl para vermez. Komünist memleketlerinde insanlar durmadan çal fld r ld klar hâlde, kar nlar n güç belâ doyurabilmekdedir. Kazand klar n n ço u, mutlu bir zümre taraf ndan ellerinden al nmakdad r. Bunlardan ba z lar ölümü göze alarak, hürriyyetlerini elde etmek için u raflmakdad rlar. Biraz yuka- 472
473 r da da söyledi imiz gibi, bu sömürü ve iflkence idâresi ve dinsiz hayât tarz, kendili inden ortadan kalkmakdad r. Komünistli in temeli olan dinsizlik propagandas yan nda, bir de Ehl-i sünnet i tikâd ndan ayr lm fl sap klar n yapd klar bölücü propagandalar vard r. Bu bozuk, sap k inan fll müteass b müslimânlar n, memleketlerine ne gibi zararlar getirdi ini, Îrândaki Humeynî misâli göstermekdedir. Vehhâbîler ise, hakîkî islâm âlimlerinin bildirdiklerine uymayan inan fllar n ve temâmen keyfî olan hukûk anlay fllar n tatbîk etme e kalkarak, dünyâda islâm dîni hakk nda kötü kanâ atler do mas na sebeb olmakdad rlar. Hâlbuki dînimizde (Ahkâmdan, nass [âyet-i kerîme ve hadîs-i flerîf] ile ve icma ile sâbit olmayanlar, zemânla de iflir) hükmü vard r sene evvel, o günkü flartlara göre en mükemmel say lan bir ictihâd, bugünün flartlar na uygun düflmeyebilir. Allahü teâlâ, bunu bilip, ona göre de ifliklikler yapabilmemiz için derin âlimlere, ya nî müctehidlere rahime-hümullahü teâlâ (Akl), ( lm) ve (Takvâ) denilen üç mühim kuvvet vermifldir. Sonra gelen âlimler, 1000 sene önce yap lan ictihâdlar aras ndan, zemâna uygun olanlar seçip, kitâblara yazm fllard r. Önce, Ehl-i sünnet âlimlerinin rahime-hümullahü teâlâ bildirdikleri do ru îmân n ne oldu unu ö renelim. Sonra, bu ö rendi imize uygun olarak inanal m. Îmân bozuk olan kimse, Allahü teâlân n r zâs na, sevgisine kavuflamaz. Onun rahmetinden, yard m ndan mahrûm kal r. Râhat, huzûru bulamaz. Îmân m z düzeltdikden sonra, ahlâk m z da düzeltelim! slâmiyyete s ms k sar lal m. Ya nî Allahü teâlân n ve Peygamberimizin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem emrlerine ve yasaklar na uyal m. Onun farz etdi i ve Peygamberimizin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem bildirdi i ibâdetlerimizi yaparak, kalblerimizi temizliyelim. Harâm ve mekrûh olan yasaklardan sak narak, nefslerimizi ve s hhatimizi islâh edelim. Böyle yapanlar n kalbi, hep iyilik yapmak ister. Kötülük yapmak hât r na bile gelmez. Rûh ve kalb temiz ve beden kuvvetli olunca, el ele vererek kardeflçe ve son derece DÜRÜST olarak çal flmak kolay olur. Din düflmânlar n n ve münâf klar n ve mezhebsizlerin sözlerine, propagandalar na aldanm yal m. E er böyle hakîkî müslimân olur ve FÂ DEL filer yaparsak, yukar da Kur ân- kerîmin (Tîn) sûresinde beyân buyuruldu u gibi, Allahü teâlâ bizden râz olacak, bize yard m edecekdir. E er îmân m z düzeltmez ve Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem in dînine uymaz ve hayrl ifl görmez, sap k, bozuk inan fllar u runa dö üflür veyâ kendi flahsî menfe atlerimiz için gayr- meflrû yollara saparsak ve kad nlar m z n ve k zlar - m z n avret mahallini örtmezsek, Allahü teâlâ bizi AfiA ILARIN AfiA ISI yapacakd r. O zemân, vay hâlimize! 473
474 HAKÎKÎ MÜSL MÂN NASIL OLUR? slâm dîninin temeli üçdür: lm, amel ve ihlâs. lm, îmân, f kh ve ahlâk bilgileridir. Bunlar, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblar ndan ö renilir. Amel, bu bilgilere uygun ifllerdir. hlâs, ilmin ve amelin, Allah r zâs için, ya nî Allahü teâlân n sevgisini kazanmak için elde edilmesidir. Bu üç temel fleye mâlik olan müslimâna ( slâm âlimi) ve (Hakîkî müslimân) denir. Bu üç temel fleyden biri noksan olup da, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblar na uym yan yaz lar ve konuflmalar yay nl yarak, kendisini islâm âlimi tan tan kimse (kötü din adam ) ve (Z nd k)d r. Meselâ, din bilgisi çokdur ve her ibâdeti yapar, fekat ihlâs yok ise, ya nî bunlar mal, mevk ve flöhret kazanmak gibi, dünyâl k elde etmek için yapan kimse, hakîkî müslimân de ildir. Nasîhatlerin birincisi, Ehl-i sünnet âlimlerinin, kitâblar nda bildirdiklerine göre, i tikâd düzeltmekdir. Çünki, Cehennemden kurtulan yaln z bu f rkad r. Allahü teâlâ, o büyük insanlar n çal flmalar na, bol bol mükâfât versin! Dört mezhebin ictihâd derecesine yükselmifl âlimlerine ve bunlar n yetifldirdikleri büyük âlimlere (Ehl-i sünnet) âlimi denir. tikâd (Îmân ) düzeltdikden sonra, f kh ilminin bildirdi i ibâdetleri yapmak, ya nî dînin emrlerini yapmak, yasak etdiklerinden kaç nmak lâz md r. Ahlâk düzeltmek ve birbirimizi sevmek için, befl vakt nemâz, üflenmeden, gevfleklik yapmadan, flartlar na ve ta dîl-i erkâna dikkat ederek k lmal d r. Nisâb mikdâr mal ve paras olan, zekât vermelidir. mâm- a zam buyuruyor ki, (Kad nlar n süs olarak kulland klar alt n ve gümüflün de zekât n vermek lâz md r). Kendine ve milletine fâideli olmak için, hakîkî müslimân olmak lâz md r. Hakîkî müslimânl k laf ile olmaz. Hakîkî müslimân olmak için, k ymetli ömrü, lüzûmsuz mubâhlara bile harcamamal d r. Harâm ile geçirmemek, elbette lâz md r. Tegannî ve flark ve çalg âletleri ile meflgûl olmamal, bunlar n nefse verecekleri lezzete aldanmamal d r. Bunlar bal kar fld r lm fl, flekerle kaplanm fl zehr gibidir. (Gîbet) etmemelidir. Gîbet harâmd r. [Gîbet, bir müslimân n veyâ zimmînin gizli bir kusûrunu, arkas ndan söylemekdir. Harbîlerin ve bid at sâhiblerinin, mezhebsizlerin ve aç kca günâh iflliyenlerin bu günâhlar n ve zulm edenlerin ve al fl veriflde aldatanlar n bu fenâl klar n duyurarak, bunlar n flerrinden sak nmalar na sebeb olmak ve müslimânl yanl fl söyliyenlerin ve yazanlar n bu iftirâlar n herkese söylemek lâz md r. Bunlar söylemek, gîbet ol- 474
475 maz (Redd-ül muhtâr: 5-263).] (Nemîme) yapmamal, ya nî müslimânlar aras nda söz tafl mamal d r. Bu iki günâh iflliyenlere çeflidli azâblar yap laca bildirilmifldir. Yalan söylemek ve iftirâ etmek de harâmd r, sak nmak lâz md r. Bu iki fenâl k her dinde de harâm idi. Cezâlar çok a rd r. Müslimânlar n ayblar n örtmek, gizli günâhlar n yaymamak ve kusûrlar n afv etmek çok sevâbd r. Küçüklere, emr alt nda bulunanlara [zevceye, çocuklara, talebeye, askere, iflçiye] fakîrlere merhamet etmelidir. Kusûrlar n yüzlerine vurmamal d r. Olur olmaz sebeblerle o zevall lar incitmemeli, dövmemeli ve sövmemelidir. Hiç kimsenin dînine, mal na, can na, flerefine, nâmûsuna sald rmamal, herkese ve hükûmete olan borclar ödemelidir. Rüflvet almak, vermek harâmd r. Yaln z, zâlimin zulmünden kurtulmak için ve ikrâh, tehdîd edilince vermek, rüflvet olmaz. Fekat bunu da almak harâm olur. Herkes, kendi kusûrlar n görmeli, Allahü teâlâya karfl yapd kabâhatleri düflünmelidir. Allahü teâlân n, kendisine cezâ vermekde acele etmedi ini, r zk n kesmedi ini bilmelidir. Anan n, baban n, hükûmetin, dîne uygun emrlerine itâ at etmeli, dîne uygun olmayanlara isyân etmemeli, karfl gelmemeli, fitneye sebeb olmamal d r. Hakîkî müslimân böyle olur. [(Mektûbât- Ma sûmiyye) ikinci cild, 123. mektûba bak n z!] tikâd düzeltdikden ve f kh n emrlerini yapd kdan sonra, bütün zemânlar, Allahü teâlân n zikri ile geçirmelidir. Kalbi temizlemek için, zikre büyüklerin bildirdi i gibi, devâm etmelidir. Zikre, ya nî kalbin, Allahü teâlây hât rlamas na, anmas na mâni olan herfleyi, kendine düflmân bilmelidir. slâmiyyete ne kadar çok yap fl l rsa, Onu anman n lezzeti artar. slâmiyyete uymakda, gevfleklik, tenbellik artd kca, o lezzet de azal r ve kalmaz olur ve kalb karar p, temizli i azal r. Zikrin çeflidleri çokdur. En fâidelisi, (Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe illallahü Vallahü ekber. Allahü ekber ve lillahil hamd)d r. Buna (Tekbîr-i teflrîk) de denir. Kalbi temizlemek için, bunu çok okumal d r. Müslimân kad nlar n ve erkeklerin, avret mahalli aç k olarak soka a ç kmalar, top oynamalar, denizde yüzmeleri harâmd r. Baflkalar n n, avret mahallerine bakmak da harâmd r. Avret mahalli aç k olanlar n bulundu u yere, f sk meclisi denir. O lanlar n ve k zlar n bir arada bulunduklar yerler f sk meclisidir. Böyle yerlere gitmek de harâmd r. [ slâm ahlâk S.311 ve 330] Harâm ifllerken, nemâz vaktleri de geçerse, ayr ca günâh ve küfr olur. Her nevi çalg y çalmak ve Kur ân- kerîmi ve mevlidi ve ezân tegannî ile okumak harâmd r. Bunlar, çalg âletleri ile, meselâ kaval ile, ho-parlör ile okumak da harâmd r. Tegannî, harekeleri uzatmak, 475
476 kelimeleri bozmakd r. Vehhâbîler, Peygamber ölmüfldür, iflitmez. Hem de Allahdan baflkas n medh etmek flirkdir diyerek, mevlid okuma yasak ediyorlar. Böyle inanmalar küfrdür. Ho-parlör kullanmak, telefon kullanmak gibidir. Söylemesi harâm olan fleyleri ho-parlörden dinlemek câiz de ildir. Fen, san at, ticâret, din, güzel ahlâk ve harb bilgilerinde ho-parlör kullanmak câizdir. Dîni ve ahlâk bozan, uydurma, bozuk yay nlar ve ezân, nemâz hoparlörle neflr etmek ve bunlar ho-parlörden dinlemek câiz de ildir. Minâredeki ho-parlörden iflitilen ses, müezzinin sesi de ildir. nsan sesine benziyen çalg sesidir. Bu sesi iflitince, (Ezân okunuyor) dememeli, (Nemâz vakti gelmifl) demelidir. Çünki, ho-parlörden ç kan ses, hakîkî ezân de ildir. Ezân n benzeridir. Hadîs-i flerîflerde buyuruldu ki, (K yâmet yaklafl nca, Kur ân- kerîm mizmârdan okunur) ve (Bir zemân gelir ki, Kur ân- kerîm mizmârlardan okunur. Allah için de il, keyf için okunur) ve (Kur ân- kerîm okuyan çok kimseler vard r ki, Kur ân- kerîm onlara la net eder) ve (Bir zemân gelecekdir ki, müslimânlar n en sefîlleri, müezzinlerdir) ve (Bir zemân gelir ki, Kur ân- kerîm mizmârlardan okunur. Allahü teâlâ bunlara la net eder). Mizmâr, her nev i çalg, düdük demekdir. Ho-parlör de, mizmârd r. Müezzinlerin, bu hadîs-i flerîflerden korkmalar, ezân, ho-parlör ile okumamalar lâz md r. Ba z din câhilleri ho-parlörün fâideli oldu unu, sesi uzaklara götürdü ünü söyliyorlar. Peygamberimiz, ( bâdetleri benden ve eshâb mdan gördü ünüz gibi yap n z! bâdetlerde de ifliklik yapanlara (bid at ehli) denir. Bid at sâhibleri, muhakkak Cehenneme gidecekdir. Bunlar n hiçbir ibâdetleri kabûl olmaz) buyurdu. bâdetlere fâideli fleyler ilâve ediyoruz demek do ru de ildir. Böyle sözler, din düflmanlar n n yalanlar d r. bâdet yaparken bir de iflikli in fâideli olup olm yaca n yaln z slâm âlimleri anlar. Bu derin âlimlere (Müctehîd) denir. Müctehîdler kendiliklerinden bir de ifliklik yapmazlar. Bir ilâvenin, de iflikli in bid at olup olm yaca n anlarlar. Ezân (Mizmâr) ile okuma a söz birli- i ile bid at denildi. nsanlar Allahü teâlân n r zâs na, sevgisine kavuflduran yol insan n kalbidir. Kalb, yarat l fl nda temiz bir ayna gibidir. bâdetler, kalbin temizli ini, cilâs n artd r r. Günâhlar kalbi karart r. Muhabbet yolu ile gelen feyzleri, nûrlar alamaz olur. Sâlihler bu hâli anlar, üzülür. bâdetlerin çok olmas n isterler. Her gün befl kerre nemâz k l nmas yerine, dahâ çok k lmak isterler. Günâh ifllemek nefse tatl, fâideli gelir. Bütün bid atler, günâhlar, Allahü teâlân n düflman olan nefsi besler, kuvvetlendirir. Ho-parlör ile ezân okumak böyledir. Çocuklar n ilm ö renecek k ymetli zemânlar ziyân edilirse, müslimân evlâdlar câhil kal r, dinsiz bir gençlik yetiflir. Din adam- 476
477 lar, bu felâkete seyirci kal p, susarlarsa, bunlar n günâhlar kat kat ziyâde olur. Halâli, harâm ö renmiyen, ö rendikden sonra da ehemmiyyet vermiyen kâfir olur. Bunun kiliseye giden, puta, heykellere tap nan kâfirlerden fark yokdur. nsan n en büyük düflman kendi nefsidir. Hep insana zararl fleyleri yapmak ister. Nefsin arzûlar na flehvet denir. Nefsin flehvetlerini yapmak, ona çok tatl gelir. Bunlar lüzûmu kadar yapmak, günâh de ildir. Fazlas n yapmak, zararl olur ve günâh olur. slâm düflmanlar, müslimân çocuklar n n din bilgisi ö renmelerine mâni olmak için, çocuklar n top oynamalar na spor, beden terbiyesi gibi ismler takd lar. Avret mahallerini göstermek ve seyr etmek nefse tatl geldi i için, top oyunu çocuklar aras nda çabuk yay l yor. Müslimân ana baba, evlâdlar n genç iken hemen evlendirmeli, k z ve o lan kar fl k olan gezintilere ve avret mahalli aç k olarak top oynama a ve bunlar seyr etme e göndermemeli, dînini, îmân n ö renmesi için, sâlih bir hoca efendiye göndermelidir. [H ristiyanlar n birbirlerine ve yehûdîlere ve müslimânlara yapd klar zulmleri ve tüyler ürpertici iflkenceleri ve Kur ân- kerîme karfl alçakca yapd klar yalan ve iftirâlar ö renmek için, (Cevâb Veremedi) kitâb m z, bilhâssa 94.cü ve sonraki sahîfelerini okuyunuz!] Hak teâlâ, ilmi çok yerde övdü, Kur ânda, Resûlün, ilmi emr eden sözleri, meydânda. slâm n en büyük düflman d r, bil, cehâlet, çünki, cehl mikrobunun hastal : Felâket! Cehâlet olan yerden, din gider dedi, Nebî. Dîni seven, o hâlde ilmi, fenni sevmeli! Cennet, k l nc gölgesinde, demedi mi hadîs, atom gücü, jet uçufluna bu emr, pek vecîz! slâm n zilletine cehldir, bütün illet! ey derd-i cehâlet, sana düflmekle, bu millet! Bir hâle getirdin ki, ne din kald, ne nâmûs, ey sîne-i islâma çöken, kapkara kâbus. Ey biricik düflman, seni öldürmeli evvel, sensin, bize kâfirleri, üstün ç karan el! Ey millet, uyan, cehline kurban gidiyorsun! slâm gerilikdir, diye bir damga yiyorsun! Allahdan utan, bâri b rak, dîni elinden, gir, lefl gibi, topraklara kendin, gireceksen! Lâkin bu sözüm de, te sîr etmez ki câhile, Allahdan utanmak da, olur elbet, ilm ile. 477
478 Bismillâhirrahmânirrahîm. slâmiyyeti bildiren kitâblar pek çokdur. Bunlar n içinde en k ymetlisi, imâm- Rabbânînin üç cild (Mektûbât) kitâb d r. Bundan sonra, Muhammed Ma sûmun üç cild (Mektûbât) kitâb d r. Muhammed Ma sûm hazretleri, Mektûbât n üçüncü cildinin onalt nc mektûbunda buyuruyor ki, (Îmân, kelime-i tevhîde, ya nî Lâ ilâhe illallah ve Muhammedün Resûlullah iki k sm na birlikde inanmakd r). Muhammed Ma sûm hazretlerinin otuzüç mektûbu, (Hak Sözün Vesîkalar ) kitâb n n 322.ci sahîfesinden bafll yarak bas lm fld r. Ya nî, müslimân olmak için, Muhammed aleyhisselâm n Peygamber oldu una da inanmak lâz md r. Ya nî Muhammed aleyhisselâm, Allah n Peygamberidir. Allahü teâlâ, Cebrâîl ismindeki melek ile, kendisine (Kur ân- kerîm)i göndermifldir. Bu Kur ân- kerîm, Allah kelâm d r. Muhammed aleyhisselâm n kendi düflünceleri ve felsefecilerin, târîhcilerin sözleri de ildir. Muhammed aleyhisselâm, Kur ân- kerîmi tefsîr etmifldir. Ya nî aç klam fld r. Bu aç klamalara, (Hadîs-i flerîf) denir. slâmiyyet, (Kur ân- kerîm) ile (Hadîs-i flerîf)lerdir. Dünyân n her yerindeki, milyonlarca islâm kitâb, (Kur ân- kerîm) ile (Hadîs-i flerîf)lerin aç klamalar d r. Muhammed aleyhisselâmdan gelmiyen bir söz, islâm kitâb olamaz. Îmân ve islâm demek, (Kur ân- kerîm) ve (Hadîs-i flerîf)lere inanmak demekdir. Onun bildirdiklerine inanm yan, Allah kelâm na inanmam fl olur. Muhammed aleyhisselâm Allahü teâlân n bildirdiklerini Eshâb na bildirdi. Onlar da, talebelerine bildirdi. Bunlar da, kitâblar na yazd lar. Bu kitâblar yazan âlimlere (Ehl-i sünnet âlimi) denir. Ehl-i sünnet kitâblar na inanan, Allah kelâm na inanm fl olur. Müslimân olur. Elhamdülillah, biz dînimizi Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblar ndan ö reniyoruz. Dinde reformcular n, masonlar n uydurma kitâblar ndan ö renmiyoruz. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Ümmetim aras nda fitne, fesâd yay ld zemân, sünnetime yap flana, yüz flehîd sevâb vard r.) Sünnete yap flmak, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblar n ö renmekle ve bunlar yapmakla olur. Müslimânlar n dört mezhebinden herhangi birisinin âlimleri (Ehl-i sünnet âlimleri)dir. Ehl-i sünnet âlimlerinin reîsi, mâm- a zam Ebû Hanîfe Nu mân bin Sâbitdir. ngilizler, asrlar boyunca u raflarak, bir müslimân h ristiyan yapamad lar. Bunu baflarabilmek için, yeni bir yol arad lar. Masonlu u kurdular. Masonlar, Muhammed aleyhisselâm n sözlerine ve bütün dinlere, öldükden sonra tekrâr dirilmek oldu una, Cennetin, Cehennemin var oldu una inanm yorlar. 478
479 Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki, (Allahü teâlân n çok sevdi i kimse, dînini ö renen ve baflkalar - na ö retendir. Dîninizi islâm âlimlerinin a zlar ndan ö reniniz!) Hakîkî âlim bulam yan, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblar ndan ö renmeli ve bu kitâblar n yay lmas na çal flmal d r. lm, amel ve ihlâs sâhibi olan müslimâna ( slâm âlimi) denir. Bu üçünden biri noksan olup da, kendini âlim tan tana (kötü din adam, yobaz) denir. slâm âlimi, insan, se âdet kap lar n açan sebeblere kavufldurur, dînin bekçisidir. Yobaz, insan, felâkete sürükleyen sebeblerin içine düflürür, fleytân n yard mc s d r. [1] stigfâr okumak, derdlere, s k nt lara mâni olan sebeblere kavufldurur. stigfâr okumak, (Estagfirullah min külli mâ kerihallah) veyâ k saca, (Estagfirullah) okumakd r. Gel ey gurbet diyâr nda, esîr olup kalan insan, gel ey dünyâ harâb nda, yat p gâfil olan insan! Gözün aç, etrâfa bir bak, nice be ler gelip geçdi, ne mecnûndur bu fânîye, gönül verip duran insan! Kafesde bülbüle fleker verirler, fekat hiç durmaz, aceb niçin karâr eder, bu z ndâna giren insan! Ne müflkil olur gafletde, kal p hiç inanmay p, ölüm vaktinde Azrâîl, gelince uyanan insan. Kararm fl gönlün ey gâfil, nasîhat neylesin sana! tafldan kat olmufl kalbi, ö üt kâr etmiyen insan! Akl n bafl na topla, elinde var iken f rsat, sonsuz azâb çekecekdir (adam sen de) diyen insan! Niyâzi bu ö ütleri, ver önce kendi nefsine, o gün kurtulacak ancak kullu unu yapan insan. Allaha tevekkül edenin yâveri Hakd r. Na-flâd olan bu kalbim, birgün flâd olacakd r. [1] hlâs ile amel etmek için ö renilmeyen ilmin fâidesi olmaz. (Hadîka) cild 1, sahîfe 366 ve 367 ve (Mektûbât) cild 1. 36, 40, 59.cu ve 157.ci mektûblar na bak n z! 479
480 Allahü teâlâ insanlar yaratd. Her insan n se âdet içinde, mes ûd yaflamas n istedi ini bildirdi. (Mes ûd olmak), râhat, üzüntüsüz yaflamak demekdir. Her insan da mes ûd olma istemekdedir. Yaratan da, yarat lan da ayn fleyi istemekde oldu u hâlde, mes ûd olan kimse pek azd r. Çünki, Allahü teâlâ herfleyi bir sebeb ile yaratmakdad r. Allahü teâlâdan birfley istemek, yâ kavl ile, söz ile olur. Yâhud fi l ile olur. Kavl ile istemek, düâ etmekdir. Bir fleyi fi l ile istemek, bu fleyi meydâna getiren sebebi yapmakd r. Çal flmak, sebebe yap flmak demekdir. Çal flm yan, tenbel oturan, sebebe yap flmam fl olur. Allahü teâlâ tenbele birfley vermez. (Ve en leyse lil insâni illâ mâ seâ: nsan ancak çal fld - fleye kavuflur) âyet-i kerîmesi sözümüzün vesîkas d r. Kâfirler, Allahü teâlâya inanmad klar için, kavl ile istemiyorlar. Düâ etmiyorlar. Sebeblerin te sîrini gördükleri için, yaln z fi l ile istiyorlar. Sebeblere yap fl yorlar. Allahü teâlâ da, onlar n bu isteklerini kabûl ederek, istediklerini yarat yor, veriyor. Mes ûd olmak için lâz m olan sebeblere (Ni met) denir. Allahü teâlâ, ni metlerini, dost, düflman, her istiyene verece ini va d etmekdedir. Ni mete kavuflmak için, ni met sâhibinin be endi i gibi istemek lâz md r. Bunun için, ni meti istedi ini bildirmek, düâ etmek ve muhakkak verilece ine inanmak, (Îmân etmek) lâz md r. Buna inanm yana, hele inkâr edene verilmez. nkâr eden mahrûm kal r. Se âdete sebeb olan ni mete kavuflmak için yap lan düâda, bu îmân flartd r. Demek ki, ni mete kavuflmak için, önce îmân sâhibi olmak, ya nî müslimân olmak, sonra, ni metin sebebine yap flmak lâz md r. Bütün ni metlerin sâhibi olan Allahü teâlâ, ni metlere kavuflmak için, nas l düâ edilece ini de, merhamet ederek, bildirmekdedir. Müslimân n düâs n n kabûl olmas için, îmândan sonra, her gün befl vakt nemâz k lmak, kul hakk bulunmamak flart da önce gelmekdedir. fiimdi, düâlar m z kabûl olmuyor diyenlerin bu flartlar yapmad klar anlafl l yor. Gel ey âk l visâl iste, uyan art k hevâdan geç! hemân rûyi cemâl iste, yeter, hubb-i sivâdan geç! Gönül mülkün tertemiz et, gider kirleri, paslar, hülûs ile ibâdet et, ucub ile riyâdan geç! Bilirsin, bu fenâ mülkü, de ildir kimseye bâkî, bekây lâ yezâl iste, bu mülkü bî vefâdan geç! Parâya pûla aldanma, seni avlamas n dünyâ! süs ve ziynetine bakma, çürük olan binâdan geç! 480
HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN
Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 3 HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Terceme eden: Kemâhl Feyzullah Efendi Yüzbirinci Bask Hakîkat Kitâbevi Da rüş şe fe ka Cad. No: 53 P.K.: 35 34083 Fâtih-
HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN
Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 3 HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Terceme eden: Kemâhlı Feyzullah Efendi Kırkıncı Baskı Hakîkat Kitâbevi Darüşşefeka Cad. 57 P. K. : 35 34262 Tel: 90. 212.
HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN. Written by Hüseyn Hilmi Işık. Copyright 2011 by Hakikat Kitabevi. Hakikat Kitabevi. Darüşşefeka Cad. No:53 P.K.
HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN Written by Hüseyn Hilmi Işık Published by Hakikat Kitabevi at Smashwords Copyright 2011 by Hakikat Kitabevi Smashwords Edition, License Notes This free e-book may be copied, redistributed,
HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN
Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 3 HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Terceme eden: Kemâhlı Feyzullah Efendi Altmışdokuzuncu Baskı Hakîkat Kitâbevi Darüşşefeka Cad. No: 53 P.K.: 35 34083 Tel:
Kur an ın Bazı Hikmetleri
Kur an ın Bazı Hikmetleri Allah Teala kıble hususunda derin tartışmalara giren insanların görüşünü: İyilik, yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. ayetiyle reddetmiştir. Ki onların bir kısmı,
KİTAPLARA İMAN. 1 Vahiy nedir? Allah Teâla nın Cebrail (aleyhisselam) vasıtasıyla peygamberlerine bildirdiği ilahî emirlerdir.
TEMEL DİNİ BİLGİLER KİTAPLARA İMAN 1 Vahiy nedir? Allah Teâla nın Cebrail (aleyhisselam) vasıtasıyla peygamberlerine bildirdiği ilahî emirlerdir. 2 Kutsal kitap neye denir? Allah ın emir ve yasaklarını,
5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.
TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu
HAK SÖZÜN VESÎKALARI
Hakîkat Kitâbevi Yay nlar No: 2 HAK SÖZÜN VESÎKALARI (Bu kitâb n içinde on adet risâle vard r) Ebül-berekât Abdüllah Süveydî rahmetullahi teâlâ aleyh Otuzikinci Bask Hakîkat Kitâbevi Darüflflefeka Cad.
İbadetin Manası ve Çeşitleri
İbadetin Manası ve Çeşitleri Muhammed ibni Abd'il Vehhab (rahimehullah) www.at-tawhid.org 1 İbadetin Aslı Allah a ibadetin aslı; Allah ın emirlerine uymak nehyettiklerinden kaçınmak suretiyle ona itaat
Hakîkat Kitâbevi Yay nlar No: 5 ESHÂB-I K RÂM. Eshâb- kirâm ile Ehl-i beyt, Birbirlerini severlerdi hep! AHMED FÂRÛK. K rk nc Bask
Hakîkat Kitâbevi Yay nlar No: 5 ESHÂB-I K RÂM Eshâb- kirâm ile Ehl-i beyt, Birbirlerini severlerdi hep! AHMED FÂRÛK K rk nc Bask Hakîkat Kitâbevi Darüflflefeka Cad. 53 P.K.: 35 34083 Tel: 0212 523 45 56-532
HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN
Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 3 HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Terceme eden: Kemâhlı Feyzullah Efendi Ellibeşinci Baskı Hakîkat Kitâbevi Darüşşefeka Cad. 53 P.K.: 35 34083 Tel: 0212 523
Olas l k hesaplar na günlük yaflam m zda s k s k gereksiniriz.
Olas l k Hesaplar (I) Olas l k hesaplar na günlük yaflam m zda s k s k gereksiniriz. Örne in tavla ya da kâ t oyunlar oynarken. ki kap ya üstüste birkaç kez gele atmayan tavlac görmedim hiç. fianss zl
KIYÂMET ve ÂHIRET MÜSL MÂNA NASÎHAT
Hakîkat Kitâbevi Yay nlar : 6 Birinci K sm KUR ÂN-I KERÎMDE KIYÂMET ve ÂHIRET Müellifi mâm- Gazâlî Mütercimi Ömer Be Nefs Muhâsebesi kinci K sm MÜSL MÂNA NASÎHAT Vehhâbîlik K rkalt nc bask Hakîkat Kitâbevi
1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.
İBADET 1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. 2 İslam ın şartı kaçtır? İslam ın şartı beştir.
Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm:
Hatim-i Esam hazretleri, hocası Şakik-i Belhi hazretlerinin yanında 33 sene kalır, ilim tahsil eder. Hocası, bu zaman içinde ne öğrendiğini sorduğu zaman, sekiz şey öğrendiğini söyler ve bunları hocasına
Bu yaz da 6 mant k sorusu sorup yan tlayaca z.
Do ru Önermeler, Yanl fl Önermeler Bu yaz da 6 mant k sorusu sorup yan tlayaca z. Birinci Bilmece. Yarg ç karar verecek. Mahkeme tutanaklar ndan flu bilgiler ç k yor: E er A suçsuzsa, hem B hem C suçlu.
Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir.
1- Ramazan ayının birinci gecesi kılınacak namaz: Bu gecede bir kimse 2 rekat namaz kılsa, her rekatta da KADİR SÜRESİNİ okursa; ALLAHÜ Teâlâ ( cc ) o kişiye 3 türlü kolaylık verir. Bu ay içinde orucu
ÖNSÖZ Bu kitap, muhtelif dinlere mensup baz insanlar n, slam dini hakk ndaki eksik ve yanl fl düflünceleri nedeniyle kaleme al nm flt r. Muhtelif zama
ÖNSÖZ Bu kitap, muhtelif dinlere mensup baz insanlar n, slam dini hakk ndaki eksik ve yanl fl düflünceleri nedeniyle kaleme al nm flt r. Muhtelif zamanlarda muhatap oldu um baz bilim adamlar bana, slam
AİLE DİNİ REHBERLİK BÜROSU
DİN HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TİREBOLU MÜFTÜLÜĞÜ AİLE VE DİNİ REHBERLİK BÜROSU MUTLULUĞUNUZA REHBERLİK EDER Yüce Allah ın aileye bahşettiği sevgi ve rahmetin çeşitli unsurlarla beslenmesi gerekir. Bunların
Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları
Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Kur ân-ı Kerim de Oruç Ey müminler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günler içinde Oruç tutmanız farz kılındı. Umulur ki, bu sayede, takva mertebesine
DE fi M. Do ada her fley de iflime u rar. A açlar de iflir. Hayvanlar de iflir. Eflyalar de iflir.
Dün, Bugün, Yar n ZAMAN GEÇ YOR Zaman Dilimleri nsanlar yaflad klar zaman üçe ay rm fllar. 1. Geçmifl zaman dün 2. fiimdiki zaman bugün 3. Gelecek zaman yar n Zaman dilimlerinden geçmifli hat rlar z. fiimdiki
Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.
Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, boy abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği
Ümmü Kühhâ. Burak tarafından yazıldı. Çarşamba, 09 Eylül 2009 09:26
Ümmü Kühhâ radıyallahu anhâ hakkında ferâiz âyetleri nâzil olan bir hanım sahâbî... Cahiliye devrinin kötü âdetlerinden birinin ortadan kalkmasını sebeb olan bir bahtiyar... Mirastan, hanım ve kızlara
256 = 2 8 = = = 2. Bu kez de iflik bir yan t bulduk. Bir yerde bir yanl fl yapt k, ama nerde? kinci hesab m z yanl fl.
Bölünebilme B ir tamsay n n üçe ya da dokuza tam olarak bölünüp bölünmedi ini anlamak için çok bilinen bir yöntem vard r: Say - y oluflturan rakamlar toplan r. E er bu toplam üçe (dokuza) bölünüyorsa,
Amerika Birleflik Devletleri nde dikkatimi ilk çeken her fleyin
Dünyan n En Zeki nsan Matematikçilere Karfl Amerika Birleflik Devletleri nde dikkatimi ilk çeken her fleyin büyüklü ü oldu. Arabalar, binalar, Coca Cola lar, al flverifl merkezleri, insanlar... Her fley
TEVRAT VE İNCİL DE İSLÂM A UYGUN ABDEST, NAMAZ, ORUÇ, HAC, ZEKAT, KURBAN İBÂDETİ VE ÎMAN ESASLARI
TEVRAT VE İNCİL DE İSLÂM A UYGUN ABDEST, NAMAZ, ORUÇ, HAC, ZEKAT, KURBAN İBÂDETİ VE ÎMAN ESASLARI Halil YAVUZ Emekli müftü ÖNSÖZ Hamd, şânı yüce olan Allah(c.c) a, salât-ü selâm O nun kulu ve Rasûlü Muhammed
Kocaeli Üniversitesi ktisadi ve dari Bilimler Fakültesi Ö retim Üyesi. 4. Bas
1 Prof. Dr. Yunus Kishal Kocaeli Üniversitesi ktisadi ve dari Bilimler Fakültesi Ö retim Üyesi Tekdüzen Hesap Sistemi ve Çözümlü Muhasebe Problemleri 4. Bas Tekdüzen Muhasebe Sistemi Uygulama Tebli leri
Fevzi Pafla Cad. Dr. Bar fl Ayd n. Virgül (,) 2. Baz k saltmalar n sonuna konur.
2. Baz k saltmalar n sonuna konur. Dr. Bar fl Ayd n Fevzi Pafla Cad. 3. Say lardan sonra s ra bildirmek için konur. Sonucu ilân ediyorum: 1. Ali, 2. Kemal, 3. Can oldu. Hepsini tebrik ederim. Virgül (,)
En az enerji harcama yasas do an n en bilinen yasalar ndan
Gizli Duvarlar En az enerji harcama yasas do an n en bilinen yasalar ndan biridir. Örne in, A noktas ndan yay lan fl k B noktas na gitmek için sonsuz tane yol aras ndan en az enerji harcayarak gidece i
ZEKAT FITIR SADAKASI SADAKA FARZ VACİP SÜNNET HÜKMÜ ŞARTI NİSAP MİKTARI MALA SAHİP OLMAK VE ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇMİŞ OLMASILAZIM HERKEZ
HÜKMÜ ŞARTI ZEKAT FITIR SADAKASI SADAKA FARZ VACİP SÜNNET NİSAP MİKTARI MALA SAHİP OLMAK VE ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇMİŞ OLMASILAZIM NİSAP MİKTARI MALA SAHİP OLMAK VE ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇMİŞ OLMASILAZIM HERKEZ
Yeniflemeyen Zarlar B:
Yeniflemeyen Zarlar Ahmet, Belgün den daha uzun boyluysa, Belgün de Cemal den daha uzun boyluysa, Ahmet, Cemal den daha uzun boyludur, önermesi hiç kuflkusuz do rudur. Çünkü A > B ve B > C eflitsizliklerinden,
Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 10. Kitâb üs-salât NAMÂZ K TÂBI. Haz rlayan: Hasan Yavaş. Yüzyirmibeşinci Bask
Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 10 Kitâb üs-salât NAMÂZ K TÂBI Haz rlayan: Hasan Yavaş Yüzyirmibeşinci Bask Hakîkat Kitâbevi Da rüş şe fe ka Cad. No: 53 P.K.: 35 34083 Fâtih- STANBUL Tel: 0212 523 45 56-532
Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır.
BÜYÜKLERİN HİKMETLİDEN SÖZLERİ Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır. Buyruldu ki; Faziletli kimseler için (hiçbir yer) gurbet sayılmaz. Cahilin ise
Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 10. Kitâb üs-salât NAMÂZ KĠTÂBI. Hazırlayan: Hasan Yavaş. Altmışikinci Baskı. Hakîkat Kitâbevi
Hakîkat Kitâbevi Yayınları No: 10 Kitâb üs-salât NAMÂZ KĠTÂBI Hazırlayan: Hasan Yavaş Altmışikinci Baskı Hakîkat Kitâbevi Darüşşefeka Cad. 53 P.K.: 35 34083 Tel: 0212 523 4556-5325843 Fax: 0212 5233693
Eşhedü en lâ iâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh.
Âmentü billahi ve melâiketihi ve kütübihî ve rusülihî ve'l yevmi'l-âhıri ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihi mine'llâhi teâlâ ve'l-ba'sü ba'de'l mevti hakk Eşhedü en lâ iâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden
1 Ekim 2008 sabah tüm sabah kamuoyunda ad na Sosyal Güvenlik Reformu
mali ÇÖZÜM 177 GENEL SA LIK S GORTASI LE HAYATIMIZDA NELER DE fiecek? Ali TEZEL* 1-G R fi 1 Ekim 2008 sabah tüm sabah kamuoyunda ad na Sosyal Güvenlik Reformu ad verilen 5510 say l Sosyal Sigortalar ve
Duhanc Hac Mehmet Sok. No: 35 Küçükçaml ca Üsküdar - stanbul
Yay n no: 07 Sohbet : 01 stanbul 2008, 1. Bask ISBN 978-975-8757-08-4 Editör: Necdet Y lmaz Hadis Tahriçleri Süleyman Sar Kitap konsept ve tasar m : GNG TANITIM Kitap iç uygulama: TN LET fi M Bask : Acar
3. SALON PARALEL OTURUM XII SORULAR VE CEVAPLAR
3. SALON PARALEL OTURUM XII SORULAR VE CEVAPLAR 423 424 3. Salon Paralel Oturum XII - Sorular ve Cevaplar OTURUM BAfiKANI (Ali Metin POLAT) OTURUM BAfiKANI - Gördü ünüz gibi son derece demokratik bir yönetim
NG L Z CÂSÛSUNUN T RÂFLARI ve ngilizlerin slâm Düflmanl
Hakîkat Kitâbevi Yay nlar No: 8 NG L Z CÂSÛSUNUN T RÂFLARI ve ngilizlerin slâm Düflmanl Terceme eden M.S ddîk Gümüfl Ellidördüncü Bask Hakîkat Kitâbevi Darüflflefeka Cad. 53 P.K.: 35 34083 Tel: 0212 523
OYUNCU SAYISI Oyun bir çocuk taraf ndan oynanabilece i gibi, farkl yafl gruplar nda 2-6 çocuk ile de oynanabilir.
OYUNCA IN ADI Akl nda Tut YAfi GRUBU 4-6 yafl OYUNCU SAYISI Oyun bir çocuk taraf ndan oynanabilece i gibi, farkl yafl gruplar nda 2-6 çocuk ile de oynanabilir. GENEL KURALLAR Çocuklar n görsel belle inin
7 CEVÂB VEREMED D YÂ-ÜL KULÛB
Hakîkat Kitâbevi Yay nlar No: 7 CEVÂB VEREMED D YÂ-ÜL KULÛB Harputlu SHAK EFEND Otuzikinci Bask Hakîkat Kitâbevi Darüflflefeka Cad. 53 P.K.: 35 34083 Tel: 0212 523 45 56-532 58 43 Fax: 0212 523 36 93 http://www.hakikatkitabevi.com.tr
Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma! (A râf sûresi,7/205)
Zikir, hatırlayıp yâd etmek demektir. İbâdet olan zikir de Yüce Allah ı çok hatırlamaktan ibârettir. Kul, Rabbini diliyle, kalbiyle ve bedeniyle hatırlar ve zikreder. Diliyle Kur ân-ı Kerim okur, duâ eder,
Ard fl k Say lar n Toplam
Ard fl k Say lar n Toplam B u yaz da say sözcü ünü, 1, 2, 3, 4, 5 gibi, pozitif tamsay lar için kullanaca z. Konumuz ard fl k say lar n toplam. 7 ve 8 gibi, ya da 7, 8 ve 9 gibi ardarda gelen say lara
Sanat Dan flman : Teknik Dan flman: Editör: Grafik: Dia Çekim: Renk Ayr m: Bask :
HAT SAN ATINA DÂ R Hat san at ; kam fl, kalem ve is mürekkebinin iflbirli i ile insan elinin vücûde getirdi i bir çizgiler saltanat d r. Basit çizgilerin böylesine fliirleflmesi, slâm n devam edegelen
Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti
Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Hz. Ali (kv) bildiriyor: Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı: "Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir.
1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar
1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar İÇİNDEKİLER KUR AN NEDİR? KUR AN-IN AMACI? İNANÇ NEDİR İBADET NEDİR AHLAK NEDİR KISSALAR AYETLER KUR AN NEDİR? Kur an-ı Hakîm, alemlerin Rabbi olan Allah ın kelamıdır.
Peygamberimizin (sav) Ramazan Ayı nı İhya Edişleri
Peygamberimizin (sav) Ramazan Ayı nı İhya Edişleri http://yenidunyadergisi.com// 2015 HAZİRAN sayısında yayınlanmıştır Ebû Hüreyre (ra) den Rasûlullâh In (sav) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Kim inanarak
EYÜP SULTAN HAKKINDA B R B BL YOGRAFYA DENEMES -ARAPÇA VE OSMANLICA-
EYÜP SULTAN HAKKINDA B R B BL YOGRAFYA DENEMES -ARAPÇA VE OSMANLICA- Prof. Dr. Ahmet Turan ARSLAN 1949 Y l nda S vas ta do du. 1971 de stanbul mam-hatap Okulu ndan, 1975 te stanbul Yüksek slam Enstitüsü
Anlamı. Temel Bilgiler 1
Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,
EL-MÜNKIZÜ M N-EDDALÂL LCÂMÜL AVÂM AL LM L-KELÂM TUHFET-ÜL-ERÎB FÎ REDD- ALÂ EHL- SALÎB RÛHUL-BEYÂN TEFSÎR NDEN SEÇMELER TUHFET-ÜL UfifiÂK
EL-MÜNKIZÜ M N-EDDALÂL LCÂMÜL AVÂM AL LM L-KELÂM TUHFET-ÜL-ERÎB FÎ REDD- ALÂ EHL- SALÎB RÛHUL-BEYÂN TEFSÎR NDEN SEÇMELER TUHFET-ÜL UfifiÂK 1 Ç NDEK LER I El-Münk zü min-eddalâl ( mâm- Muhammed Gazâlî)...3
KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ
KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya
Rastgele Bir Say Seçme ya da Olas l k Nedir
Rastgele Bir Say Seçme ya da Olas l k Nedir B irçok yaz mda olas l k sorusu sordum. Bu yaz mda soru sormayaca m, sadece olas l n matematiksel tan m n verece im. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 ve 9 say lar aras
Allah a Allah (ilah,en mükemmel, en üstün,en yüce varlık) olduğu için ibadet etmek
1.VE EN YÜCESİ: Allah a Allah (ilah,en mükemmel, en üstün,en yüce varlık) olduğu için ibadet etmek 2.SEVİYE: Allah ın rızasını ve sevgisi kazanmak için 3.SEVİYE: Allah ın verdiği nimetlere(yaşam-akıl-yiyecekler
4/B L S GORTALILARIN 1479 VE 5510 SAYILI KANUNLARA GÖRE YAfiLILIK, MALULLUK VE ÖLÜM AYLI INA HAK KAZANMA fiartlari
4/B L S GORTALILARIN 1479 VE 5510 SAYILI KANUNLARA GÖRE YAfiLILIK, MALULLUK VE ÖLÜM AYLI INA HAK KAZANMA fiartlari Mustafa CER T* I. G R fi Bu yaz da 1479 say l yasaya göre yafll l l k, malullük ve ölüm
Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.
Hastalık ve Yolculukta: Eğer bir insan hasta ise ve yolcu ise onun için oruç tutmak Kur an-ı Kerim de yasaktır. Bazı insanlar ben hastayım ama oruç tutabilirim diyor veya yolcuyum ama tutabilirim diyor.
M VE NAZARDAN KORUNMA VE KURTULMA YOLLARI. lar aha beteri. dir veya 7 2. Y. 4. a bakarak " " dersek h 6. olarak sadaka verme.
M VE NAZARDAN KORUNMA VE KURTULMA YOLLARI lar aha beteri dir... 1. -3-5 veya 7 2. Y 3. : me sem. 1 (B bir olmaz) 4. a bakarak " " 5. sek, dersek h 6. olarak sadaka verme. 2 3 k, iyilik yapmak, anaya -
8. SINIF 4. ÜNİTE İSLAM DÜŞÜNCESİNDE YORUMLAR 1. Din Ve Din Anlayışı Kazanım :Din ve din anlayışı arasındaki farklılığı ayırt eder.
8. SINIF 4. ÜNİTE İSLAM DÜŞÜNCESİNDE YORUMLAR 1. Din Ve Din Anlayışı Kazanım :Din ve din anlayışı arasındaki farklılığı ayırt eder. Soru : Din nedir? Din, Allah tarafından gönderilmiştir. Peygamberler
Rahmân ve Rahîm Ne Demektir?
Besmele Kitapcığı Besmelenin Anlamı Besmele, bütün varlıkların hal diliyle ve iradeli varlık olan insanın lisanıyla ve haliyle meşru olan her işine Allah ın ismiyle başlamasıdır. En önemli dua ve zikirlerdendir.
Kap y açt m. Karfl daireye tafl nan güleç yüzlü Selma Teyze yi gördüm.
Yazar Dede ve Torunlar Muzaffer zgü Kap y açt m. Karfl daireye tafl nan güleç yüzlü Selma Teyze yi gördüm. Buraya yak n market var m dil, markete gidece iz de?.. diye sordu. Annem kap ya geldi. Selma Han
Yanlış Anlaşılan Faizci
Yanlış Anlaşılan Faizci Aslam Effendi Başka bir gün Tota 1, faizci Sherzad ile karşılaştım. Bu herif hasta olmalı. Düşünsene, para ödünç vererek faiz temin ediyor. Din bu işi yasaklıyor ama yine de aramızda
Yeni Sınav Sistemi (TEOGES) Hakkında Bilgilendirme
Yeni Sınav Sistemi (TEOGES) Hakkında Bilgilendirme 8. SINIF Sevgili Ö renciler, SBS nin kald r lmas ile bunun yerine yaz l s navlar n merkezî bir uygulamayla yap lmas n esas alan bir sistem getirilmifltir.
3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler
3. ÜNİTE: EN GÜZEL ÖRNEK HZ. MUHAMMED İN İBADETLERİ 3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler KAZANIMLARIMIZ O Bu ünitenin sonunda öğrenciler Hz. Muhammed'in: O 1. Öncelikle bir kul olarak davrandığını kavrar.
Kan tl yoruz: Dersim de Zehirli Gaz Kullan lmad
OTOPS Cengiz Özak nc 1965 ten Günümüze DÜNYA DA VE TÜRK YE DE LK KEZ! İngiliz Devlet Arşivlerinden Gizli Belgelerle Kan tl yoruz: Dersim de Zehirli Gaz Kullan lmad Türkiye ye yöneltilen suçlama; özetle
YARGITAY 2. HUKUK DA RES
YARGITAY 2. HUKUK DA RES 2674 STANBUL BAROSU DERG S Cilt: 81 Say : 6 Y l 2007 YARGITAY 2. HUKUK DA RES E: 2005/20742 K: 2006/5715 T: 18.04.2006 M RASÇILIK SIFATI M RASIN NT KAL ZAMAN YÖNÜNDEN UYGULANACAK
Matematikte sonsuz bir s fatt r, bir ad de ildir. Nas l sonlu bir s fatsa, matematikte kullan lan sonsuz da bir s fatt r. Sonsuz, sonlunun karfl t d
Matematik ve Sonsuz G erek konuflma vermeye gitti im okullarda, gerek bana gelen okur mektuplar nda, ö renci ve ö retmenlerin matematikteki sonsuzluk kavram n pek iyi bilmediklerini gözlemledim. Örne in,
1. Atatürk'ün hayat hakk nda neler biliyorsunuz? Yaz n z. 4. Türkiye Büyük Millet Meclisi... flehrimizdedir. 5. Atatürk'ün...
Ad : Soyad : S n f : 2. SINIF Nu. : Atatürk TEST 6 Uygulamal Etkinlik 1. Atatürk'ün hayat hakk nda neler biliyorsunuz? Yaz n z. Afla daki boflluklar uygun ifadelerle tamamlay n z. 4. Türkiye Büyük Millet
ALLAH TEÂLÂ'NIN ARŞA İSTİVÂ ETMESİ
ALLAH TEÂLÂ'NIN ARŞA İSTİVÂ ETMESİ استواء االله عرشه ] تر [ Türkçe Turkish Abdurrahman el-berrâk Terceme : Muhammed Şahin Tetkik : Ali Rıza Şahin 00-43 استواء االله عرشه» باللغة ال ية «عبد الر ن ال اك
TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN. Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla
TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla (Farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Sizden kim, (o günlerde) hasta veya seferde ise o, (tutamadığı) günler sayısınca başka günlerde
4/A (SSK) S GORTALILARININ YAfiLILIK AYLI INA HAK KAZANMA KOfiULLARI
4/A (SSK) S GORTALILARININ YAfiLILIK AYLI INA HAK KAZANMA KOfiULLARI Resul KURT* I. G R fi Ülkemizde 4447 say l Kanunla, emeklilikte köklü reformlar yap lm fl, ancak 4447 say l yasan n emeklilikte kademeli
1 Ahlâk nedir? Ahlâk; insanın ruhuna ve kişiliğine yerleşen alışkanlıklardır. İki kısma ayrılır:
1 Ahlâk nedir? Ahlâk; insanın ruhuna ve kişiliğine yerleşen alışkanlıklardır. İki kısma ayrılır: 1. Güzel ahlâk 2. Kötü ahlâk 2 Güzel ahlâk neye denir? Allah ın ve Resulü nün emir ve tavsiye ettiği, diğer
ALBARAKA TÜRK. Faizsiz Kazanç
Faizsiz Kazanç Sanat; lâhî s rlar ve Mutlak Güzel i Aray fl t r. Hat; mimarî, musikî ve edebiyat gibi Medeniyetimizi oluflturan temel tafllardan biridir. Mimarî ve hat ayn dili konuflan iki ayr sanat dal
Muhammed Salih el-muneccid
KABİRDEKİ HAYATIN TABİATI NASILDIR? [ Türkçe ] طبيعة الحياة في القبر [باللغة التركية [ Muhammed Salih el-muneccid محمد بن صالح المنجد Terceme eden : Muhammed Şahin ترجمة: محمد بن مسلم شاهين Tetkik eden
6 MADDE VE ÖZELL KLER
6 MADDE VE ÖZELL KLER TERMOD NAM K MODEL SORU 1 DEK SORULARIN ÇÖZÜMLER MODEL SORU 2 DEK SORULARIN ÇÖZÜMLER 1. Birbirine temasdaki iki cisimden s cakl büyük olan s verir, küçük olan s al r. ki cisim bir
Dinleme. Ö retmenin dedi i gibi iyi bir dinleyici oluyorum. Arkadafl m ilgiyle dinliyorum.
Dinleme Dinleme Dün akflam haberlerde ülkemizdeki hava kirlili i ile ilgili yeni önlemler al naca söylendi. Ö retmenin dedi i gibi iyi bir dinleyici oluyorum. Arkadafl m ilgiyle dinliyorum. Her gün zaman
1/3 Nerde ya da Kaos a Girifl
1/3 Nerde ya da Kaos a Girifl K aos, matemati in oldukça yeni kuramlar ndan biridir. Kaos, kargafla anlam na gelen Yunanca kökenli bir sözcüktür. Kaos kuram n biraz aç klamaya çal flay m. fiöyle kuvvetlice
Yalanc n n Hakk ndan Gelmek!
Yalanc n n Hakk ndan Gelmek! A c d r söylemesi, bunca ülke gördüm, bunca insan tan d m, ülkemde gördü üm kadar çok yalanc y hiçbir yerde görmedim. Do u ya az gittim, ama Bat da gitmedi im yer kalmad desem
HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI
HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI ŞEYH MUHAMMED NASIRUDDİN EL-ELBANİ 1 KİTAB VE SÜNNETE DAVET YAYINLARI 1435 HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI ŞEYH MUHAMMED NASIRUDDİN EL-ELBANİ irtibat [email protected]
Ramazan: Hicri takvimin dokuzuncu ayıdır. Ramazan-ı Şerif veya Oruç Ayı da denilir.
Hoş Geldin Ya Şehri Ramazan Recep ve Şaban ayını mübarek kılıp bizi ramazan ayına ulaştıran rabbimize hamd olsun. Bu yazımızda sizinle ramazan ayıyla ilgili terimlerin anlamını inceleyelim. Ramazan: Hicri
L K Ö R E T M. temel1 kaynak MUTLU. Matematik Türkçe Hayat Bilgisi
temel1 kaynak MUTLU Matematik Türkçe Hayat Bilgisi L K Ö R E T M Muhsin ÇET N Ayfle ÇET N Kitab n Ad : Temel Kaynak Kitab 1 Yazar : Muhsin ÇET N - Ayfle ÇET N Her hakk sakl d r. Mutlu Yay nc l k a aittir.
11. SINIF KONU ANLATIMLI. 2. ÜNİTE: KUVVET ve HAREKET 4. KONU AĞIRLIK MERKEZİ - KÜTLE MERKEZİ ETKİNLİK ÇÖZÜMLERİ
11. SINIF KNU ANLATIMLI 2. ÜNİTE: KUVVET ve HAREKET 4. KNU AĞIRLIK MERKEZİ - KÜTLE MERKEZİ ETKİNLİK ÇÖZÜMLERİ 2 2. Ünite 4. Konu 3. A rl k Merkezi - Kütle Merkezi A nn Çözümleri su 1. BM fiekil I fiekil
ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN
KUR AN KARANLIKLARDAN AYIDINLIĞA ÇIKARIR Peygamber de (şikayetle): Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur an ı (okumayı ve hükümlerine uymayı bırakıp hatta menedip onu) terkettiler. dedi. (Furkân /30) Elif, Lâm,
Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir?
On5yirmi5.com Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir? Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir? Muharrem orucunun önemi nedir? Yayın Tarihi : 6 Kasım 2013 Çarşamba (oluşturma : 1/22/2017) Hayatın bütün
23 Nisan Şiirleri. 23 Nisan. Sanki her tarafta var bir düğün. Çünkü, en şerefli en mutlu gün. Bugün yirmi üç nisan, Hep neşeyle doluyor insan.
23 nisan şiirleri, 23 nisan ile ilgili şiirler, çocuk bayramı şiirleri, ulusal egemenlik şiirleri, 23 nisan, şiirler, 23 nisan şiirleri, ulusal egemenlik ve çocuk bayramı, en güzel 23 nisan şiirleri, 23
B02.8 Bölüm Değerlendirmeleri ve Özet
B02.8 Bölüm Değerlendirmeleri ve Özet 57 Yrd. Doç. Dr. Yakup EMÜL, Bilgisayar Programlama Ders Notları (B02) Şimdiye kadar C programlama dilinin, verileri ekrana yazdırma, kullanıcıdan verileri alma, işlemler
EL-MÜNKIZÜ M N-EDDALÂL LCÂMÜL AVÂM AL LM L-KELÂM TUHFET-ÜL-ERÎB FÎ REDD- ALÂ EHL- SALÎB RÛHUL-BEYÂN TEFSÎR NDEN SEÇMELER TUHFET-ÜL UfifiÂK
EL-MÜNKIZÜ M N-EDDALÂL LCÂMÜL AVÂM AL LM L-KELÂM TUHFET-ÜL-ERÎB FÎ REDD- ALÂ EHL- SALÎB RÛHUL-BEYÂN TEFSÎR NDEN SEÇMELER TUHFET-ÜL UfifiÂK 1 Ç NDEK LER I El-Münk zü min-eddalâl ( mâm- Muhammed Gazâlî)...3
Yrd. Doç. Dr. Olcay Bige AŞKUN. İşletme Yönetimi Öğretim ve Eğitiminde Örnek Olaylar ile Yazınsal Kurguları
I Yrd. Doç. Dr. Olcay Bige AŞKUN İşletme Yönetimi Öğretim ve Eğitiminde Örnek Olaylar ile Yazınsal Kurguları II Yay n No : 2056 Hukuk Dizisi : 289 1. Bas Kas m 2008 - STANBUL ISBN 978-975 - 295-953 - 8
MAKÜ YAZ OKULU YARDIM DOKÜMANI 1. Yaz Okulu Ön Hazırlık İşlemleri (Yaz Dönemi Oidb tarafından aktifleştirildikten sonra) Son aktif ders kodlarının
MAKÜ YAZ OKULU YARDIM DOKÜMANI 1. Yaz Okulu Ön Hazırlık İşlemleri (Yaz Dönemi Oidb tarafından aktifleştirildikten sonra) Son aktif ders kodlarının bağlantıları kontrol edilir. Güz ve Bahar dönemindeki
mayan, kimileyin aç klay c, kimileyin biraz daha ileri seviyede ve daha ilgili ve merakl ö renci için yaz lm fl olan di er bölümlerin bafl na 3A, 4C
Önsöz Bu ders notlar, 1995 ten beri stanbul Bilgi Üniversitesi nde birinci s n f matematik ö rencilerine verdi im derslerden ortaya ç kt ve matemati i derinli i ve felsefesiyle ö renmek isteyen, çal flmaktan
Saymak San ld Kadar Kolay De ildir
Saymak San ld Kadar Kolay De ildir B ir matematikçinin bir zamanlar dedi i gibi, saymas n bilenler ve bilmeyenler olmak üzere üç tür insan vard r Bakal m siz hangi türdensiniz? Örne in bir odada bulunan
Bu yaz girifle gereksinmiyor. Do rudan, kan tlayaca m z
Yoksulun fians Bu yaz girifle gereksinmiyor. Do rudan, kan tlayaca m z sonuca geçelim: Teorem. Yoksulun zengine karfl flans yoktur. Bu çok bilinen teorem i kan tlayabilmek için her fleyden önce önermeyi
BAŞLARKEN Okul öncesi yıllar çocukların örgün eğitime başlamadan önce çok sayıda bilgi, beceri ve tutum kazandığı, hayata hazırlandığı kritik bir dönemdir. Bu yıllarda kazanılan bilgi, beceri ve tutumlar
Düzelti Ömer ÇETİNKAYA 1. Baskı, Haziran Baskı:... Ofset Tel: Y0003- ISBN: Diyanet İşleri Başkanlığı
1 Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları / Broşür No: Kırk Ayette Kur an Hazırlayan: Prof. Dr. Bünyamin ERUL Tasarım www.sfn.com.tr 0312 472 37 73-73 Din İşleri Yüksek Kurulu nun 31.03.2010 tarih ve 35 sayılı
KÜRESEL GELİŞMELER IŞIĞI ALTINDA TÜRKİYE VE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ EKONOMİSİ VE SERMAYE PİYASALARI PANELİ
KÜRESEL GELİŞMELER IŞIĞI ALTINDA TÜRKİYE VE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ EKONOMİSİ VE SERMAYE PİYASALARI PANELİ 12 NİSAN 2013-KKTC DR. VAHDETTIN ERTAŞ SERMAYE PIYASASI KURULU BAŞKANI KONUŞMA METNİ Sayın
Oyunlar mdan s k lan okurlardan -e er varsa- özür dilerim.
Barbut Oyunlar mdan s k lan okurlardan -e er varsa- özür dilerim. Ne yapal m ki ben oyun oynamay çok severim. Birinci Oyun. ki oyuncu s rayla zar at yorlar. fiefl (6) atan ilk oyuncu oyunu kazan yor. Ve
Anaokulu /aile yuvası anketi 2015
Anaokulu /aile yuvası anketi 2015 Araştırma sonucu Göteborg daki anaokulları ve aile yuvaları ( familjedaghem) faaliyetlerinde kalitenin geliştirilmesinde kullanılacaktır. Soruları ebeveyn veya veli olarak
DİNİN DİREĞİ NAMAZ VE MÜSLÜMANIN HAYATINDAKİ YERİ*
DİNİN DİREĞİ NAMAZ VE MÜSLÜMANIN HAYATINDAKİ YERİ* Allah kâinattaki hiçbir varl bo yere yaratmam, her varl - a bir görev vermi tir. Bu varl klar n hepsinin görevi de do rudan veya dolayl olarak insana
performansi_olcmek 8/25/10 4:36 PM Page 1 Performans Ölçmek
Performans Ölçmek Cep Yönderi Dizisi Cep Yönderi Dizisi yöneticilerin ifl yaflam nda her gün karfl laflt klar en yayg n meydan okumalara ivedi çözümler öneriyor. Dizi içinde yer alan her kitapta, güçlü
Ü lkemizde hizmet akdiyle çal flanlar n, çal flma iliflkilerini düzenleyen üç
mali ÇÖZÜM 233 DEN Z ÇALIfiANLARINA ÖDENECEK KIDEM TAZM NATI VE HESAPLANMASI Ali TEZEL* I-Girifl Ü lkemizde hizmet akdiyle çal flanlar n, çal flma iliflkilerini düzenleyen üç ana Kanun bulunmaktad r. Bunlardan
MESLEK MENSUPLARI AÇISINDAN TÜRK YE DENET M STANDARTLARININ DE ERLEND R LMES
MESLEK MENSUPLARI AÇISINDAN TÜRK YE DENET M STANDARTLARININ DE ERLEND R LMES Ahmet AKIN / TÜRMOB Yönetim Kurulu Üyesi 387 388 Genel Oturum III - Meslek Mensuplar Aç s ndan Türkiye Denetim Standartlar n
