Yayın no: 155 İYİLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları Tashih: İbrahim H. Temel isbn: 978 605 5523 78 7 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu nun bir kuruluşudur. Mahmutbey mh. Deve Kald r mı cd. Gelincik sk. no:6 Ba c lar / stanbul, Türkiye www.zafer.com - zafer@zafer.com twitter.com/zaferyayinlari - facebook.com/zaferyayinlari copyright 2013 1. Baskı: Ağustos, 2013 Bas kı-cilt: Altınoluk Matbaacılık, 0 212 671 07 07 Hazırlayan: Saide Nur Dikmen İllustrasyonlar: Sevgi İçigen
İÇİNDEKİLER İyilik damlacıkları...9 Lunapark heyecanı...15 Yaralı martı...23 En değerli armağan...33 Mağazadaki şapka...37 Yangın...43 Yürüyen amca...49 Siyah ve beyaz...57
Yatılı okul...63 Mucizenin fiyatı...71 Kurtarılan adam...79 Bir bardak süt...87 Delik ayakkabılar...93 En önemli iş...107 Hediye kutusu...119
İYİLİK DAMLACIKLARI SELIMLERIN kocaman bir meyve bahçesi vardı. Selim bu bahçeyi çok seviyordu. Ağaçların tepesinden hiç inmezdi. Mis gibi kokan kirazları, elmaları dalından koparıp yemeye bayılırdı. Ama artık meyveler azalmış ve ağaçların dalları iyice güçsüzleşmişti. Annesi ve babası ağaçlarının kurumaması için her gün köyün yakınlarındaki bir dereye gidiyor ve traktörle su taşıyarak bahçelerini suluyorlardı. Derenin de suyu çok fazla değildi. Eğer birkaç gün daha yağmur yağmazsa tamamen kuruyabilirdi. 9
Bir sabah ailecek kahvaltı yapıp, bahçeye doğru yola koyuldular. Selim önceleri bahçeye gelmek için can atardı. Ama şimdi öyle değildi, canı çok sıkılıyordu. Bir gün ağaçların arasında yavaş yavaş yürürken, bahçelerinin hemen yanındaki ormana doğru ilerledi. Aradan çok zaman geçmemişti ki telaşlı bir şekilde bahçeye geri döndü. Küçük bir bardağa traktördeki sudan biraz doldurdu ve ormana tekrar gitti. Bunu birkaç kez tekrarladı. Annesi, oğlunun bu telaşlı halinden şüphelenmişti. Selim in ormana gidip gelmesi onu biraz da telaşlandırmıştı. Selim in hareketlerini dikkatle izleyen annesi, merakına yenildi. Selim bir kez daha ormana doğru giderken arkasına takılıp, takip edildiğini hissettirmeden peşinden gitti. Selim, küçük bir bardağa doldurduğu suyu dökmemek için büyük bir titizlikle taşıyordu. Yüzünü çizen dallara tepki vermiyor ve dengesini bozmamak için elinden geleni yapıyordu. Annesi, bir casus sessizliğiyle onu takip etmeye devam etti. Birden masal kitaplarındaki gibi bir sahne ile karşılaştı. Birkaç tane yaşlı geyik Selim in etrafını sarmıştı. Annesi, korkudan az daha bağıracak ve Selim e oradan kaçmasını söyleyecekti ki küçük çocuk, bardaktaki suyu avucuna dökerek, susuzluktan bitkin düşmüş ve yerden kalkamayan bir ceylana içirmeye başladı. 10 11
Geyikler Selim e o kadar yaklaştıkları halde, ne Selim korkuyordu ne de geyikler. Bardaktaki su bitince, Selim bahçeye doğru koşmaya başladı. Birkaç hafta önce, annesi suyu boşa harcamaması için Selim i uyarmıştı. Selim, kendisine yine kızarlar diye bu işi büyük bir gizlilikle yapmaktaydı. Annesi de içmek için getirdikleri suyu yanına aldı. Ormana doğru tekrar ilerleyen oğluna yetişti. Annesini birden karşısında gören Selim: Anneciğim! Suyu boşa harcamıyorum, gerçekten! dedi korkarak. Biliyorum diyerek başını okşadı annesi. Birlikte ceylanın yanına gittiler. Ceylan minik dilini Selim in avucunda gezdiriyor ve serin suyu büyük bir iştahla içiyordu. Annesi birkaç adım geride bu harika sahneyi gözleri yaşararak seyrediyordu. Annesinin gözyaşları yanaklarından süzülüp yere düşerken, onu başkaca damlalar takip etti. Sonra başka başka damlalar. Ve gökyüzünden sayısız damla Evet, beklenen yağmur başlamıştı. Allah, oğlumun yaptığı bu iyiliği, hepimizi kuraklıktan kurtararak ödüllendirdi! O yağmur hem Selim in ailesinin, hem de civarda yaşayan çiftçi ailelerin bahçelerindeki ağaçların tekrar canlanmasına sebep olmuştu. 12 13
LUNAPARK HEYECANI MELDA 10 yaşındaydı. Evlerinin yakınına kocaman bir lunapark yapılıyordu. Anlatılanlara göre daha önce hiçbir çocuğun görmediği oyuncaklar getirilecekti. Ayrıca açılış gününe özel yarışmalar ve oyuncaklar da düzenlenecekti. Bu yüzden bütün arkadaşları gibi o da sabırsızlıkla açılış gününü bekliyordu. Bir akşam babası eve geldi ve Melda yı yanına çağırdı: Meldaa! Sonunda beklediğin gün geldi. Bu akşam, hep beraber lunapark açılışına gidiyoruz. 15
Melda heyecandan babasına sıkı sıkı sarıldı: Hemen hazırlanıyorum babacığım, diyerek odasına koştu. Akşam yemeğini yedikten sonra, annesi ve babasıyla beraber rengarenk ışıklarla süslenmiş lunaparka gittiler. Girişte çok komik kıyafetler giymiş bir palyaço karşıladı onları. Elindeki balonları köpek, tavşan gibi yapıp çocuklara dağıtıyordu. Mahalledeki, okuldaki bütün arkadaşları da aileleriyle beraber gelmişlerdi. Anlaşılan pek çok çocuk, Melda gibi lunaparkın açılmasını beklemişti. Çünkü bilet gişesinin önünde upuzun bir kuyruk vardı. Melda daha fazla bekleyemeden hemen sıraya girdi. Neyse ki sıra çabuk ilerliyordu. Ama Melda yine de sabırsızlanıyordu. Ya onlara bilet kalmazsa diye düşünmeden duramıyordu. Babası da, beklemekten sıkılmıştı. Ama buraya gelmek için Melda nın kaç gündür hazırlık yaptığını bildiğinden ses çıkarmıyordu. Melda nın heyecandan bir o yana bir bu yana koşturmasını izliyordu sadece. Melda lunaparkın dışından dev oyuncakların nasıl çalıştığını izlemeye çalışırken, zaman geçivermişti. Bilet alabilmek için gişe ile aralarında bir aile kalmıştı. Bu aileden sonra içeriye girebileceklerdi. 16 17
Melda bu aileyi daha önce hiç görmemişti. İkişerli sıra olmuş ve el ele tutuşmuş çocukları saymaya başlamıştı. Sekiz çocuk! Birbirlerine lunaparkın oyuncaklarından bahsediyor ve alacakları biletle nelere binebileceklerini hesaplıyorlardı. Çok zengin olmadıkları her hallerinden belliydi. Üzerlerindeki giysiler pahalı şeyler değildi, ama tertemizdi. Anne ve babaları da el ele tutuşmuşlardı. Gişedeki memur, babaya kaç bilet istediklerini sordu. Baba gururla: İki tane eşimle kendim, sekiz tane de çocuklarım için bilet istiyorum diye cevapladı. Gişe memuru biletlerin parasını söyledi. Annenin eli, babanın elinden ayrıldı ve başı öne düştü. Gişeye biraz daha yaklaştı ve: Ne kadar demiştiniz? diye sordu. Gişe memuru biletlerin ücretini tekrarladı. Belli ki adamın o kadar parası yoktu. Çocuklar da ters giden bir şeyler olduğunu anlamışlardı sanki. Susup, babalarının yüzüne bakıyorlardı. Babaları, paralarının yetmediğini ve eve dönmek zorunda kalacaklarını nasıl söyleyecekti? Hem de lunaparkın kapısının hemen dibindeyken Melda nın içi birden cız etti. Ve babasının kulağına: Babacığım, senden bir iyilik isteyebilir miyim? Lunapark için ayırdığımız parayı önümüzdeki amcaya verebilir misin? Biz başka bir gün geliriz olmazsa diye fısıldadı. Babası gülümseyerek kızına baktı ve elini 18 19
cebine soktu. Bilet için ayırdığı parayı yere düşürdü. Sonra eğilip parayı yerden aldı ve adamın omuzuna dokunarak: Affedersiniz, bu para sizden düştü galiba dedi. Adam, olanları anlamıştı. Belki normal bir durumda böyle bir iyiliği geri çevirirdi. Ama şu an, sevgili çocuklarının mutluluğu söz konusu olduğu için, sevinçle Melda nın ve babasının gözlerine baktı. Başıyla hafifçe bir selam verip parayı aldı. Dudakları titreyerek: Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim. Bu yaptığınız iyiliği ömrüm boyunca hiç unutmayacağım dedi. Aslında Meldalar da çok zengin değillerdi. O bilet parasını verdikten sonra, lunapark için başka para harcayamazlardı. Arabalarına binip, evlerine döndüler. O akşam lunaparka gidememişlerdi ama Melda için bu önemli değildi. Babası ve annesi kızlarıyla gurur duymuş ve yol boyunca defalarca tebrik etmişlerdi. Bu mutluluk Melda ya çoktan lunapark oyuncaklarını unutturmuştu. 20 21