21. YÜZYILA DOĞRU TÜRKİYE



Benzer belgeler
TÜRKİYE AÇISINDAN EURO NUN ROLÜ

ORTA VADELİ PROGRAM ( ) 8 Ekim 2014

Merkez Bankası 1998 Yılı İlk Üç Aylık Para Programı Gerçekleşmesi ve İkinci Üç Aylık Para Programı Uygulaması

Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi

RUS TÜRK İŞADAMLARI BİRLİĞİ (RTİB) AYLIK EKONOMİ RAPORU. Rusya ekonomisindeki gelişmeler: Aralık Rusya Ekonomisi Temel Göstergeler Tablosu

İZMİR TİCARET ODASI EKONOMİK KALKINMA VE İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ (OECD) TÜRKİYE EKONOMİK TAHMİN ÖZETİ 2017 RAPORU DEĞERLENDİRMESİ

Ekonomi Bülteni. 18 Temmuz 2016, Sayı: 28. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

2005 YILI İLERLEME RAPORU VE KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİNİN KOPENHAG EKONOMİK KRİTERLERİ ÇERÇEVESİNDE ÖN DEĞERLENDİRMESİ

8. Finansal Piyasalar. 8.1 Finansal Koşullar ve Para Politikası

KAMU FİNANSMANI VE BORÇ GÖSTERGELERİ

TÜRKİYE EKONOMİSİNİN MAKROEKONOMİK ANALİZİ

Merkez in 2016 Para ve Kur Politikası..! Kararlı para politikası duruşu enflasyonu düşürmekte temel belirleyici olmuştur..!

2015 NİSAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

BİRİNCİ BÖLÜM TÜRKİYE EKONOMİSİNE PANORAMİK BAKIŞ...

Finansal Piyasa Dinamikleri. Yekta NAZLI

5.21% -11.0% 25.2% 10.8% % Eylül 18 Ağustos 18 Eylül 18 Ekim 18 AYLIK EKONOMİ BÜLTENİ ÖZET GÖSTERGELER. Piyasalar

7,36% 5,1% 15,4% 10,1% 87,1 57,1 2,7 17,75% Mayıs 18 Nisan 18 Mayıs 18 Haziran 18

Cari açık ve finansmanı

ORTA VADELİ PROGRAMA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME ( )

BASIN AÇIKLAMASI. SÜREYYA SERDENGEÇTİ Başkan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. Ankara, 19 Mart 2001

Ekonomi Bülteni. 15 Ağustos 2016, Sayı: 32. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Makro Veri. Cari açık yeni rekorda. Tablo 1: Cari Denge (milyon $) -month,

CARİ İŞLEMLER DENGESİ

EKONOMİ POLİTİKALARI VE

5.21% 4.6% 21.6% 11.1% % Ekim 18 Eylül 18 Ekim 18 Kasım 18

Ekonomi Bülteni. 17 Ekim 2016, Sayı: 40. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Makro İktisat II Örnek Sorular. 1. Tüketim fonksiyonu ise otonom vergi çarpanı nedir? (718 78) 2. GSYİH=120

2015 HAZİRAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

CARİ İŞLEMLER DENGESİ

Dünya ve Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler ve Orta Vadeli Program. 22 Kasım 2013

Cari işlemler açığında neler oluyor? Bu defa farklı mı, yoksa aynı mı? Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GRUPLARA YÖNELİK GELİR AMAÇLI KAMU BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR

CARİ AÇIK NEREYE KADAR?

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015

MALİYE BAKANI SAYIN MEHMET ŞİMŞEK İN MAKROEKONOMİK GELİŞMELER İLE 2013 YILI İLK YARI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİNİ

ÖDEMELER DENGESİ İSTATİSTİKLERİ

-2.98% -10.0% 19.7% 13.5% % Ocak 19 Ocak 19 Şubat 19 Şubat 19 AYLIK EKONOMİ BÜLTENİ ÖZET GÖSTERGELER.

2016 Ocak Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı. Erdem BAŞÇI Başkan. 26 Ocak 2016 Ankara

tepav Mart2011 N POLİTİKANOTU Cari Açığın Sebebini Merak Eden Bütçeye Baksın Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı

CARİ İŞLEMLER DENGESİ

Ekonomi Bülteni. 17 Ağustos 2015, Sayı: 23. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ödemeler Dengesi Altıncı El Kitabı Aylık Analitik Sunum ( Ağustos)

TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ

Grafik-4.1: Cari Açığın GSYH ye Oranı (%)

A Y L I K EKONOMİ BÜLTENİ

2015 MAYIS ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

Ödemeler Dengesi Altıncı El Kitabı Yıllıklandırılmış Ayrıntılı Sunum (Kasım Ekim 2016)

TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU

Ödemeler Dengesi Altıncı El Kitabı Aylık Analitik Sunum ( Temmuz) Ödemeler Dengesi Altıncı El Kitabı Aylık Ayrıntılı Sunum ( Temmuz)

ORTA VADELİ PROGRAM ( ) 4 Ekim 2016

DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU TEMMUZ Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer. Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü

ANKARA EMEKLİLİK A.Ş. DENGELİ EMEKLİLİK YATIRIM FONU FON KURULU FAALİYET RAPORU

2015 EKİM ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

IS-LM-BP Grafikleri. B. Sabit kur rejimi ve tam (sınırsız) sermaye hareketliliği altında politikaların etkinliği:

IS-LM-BP Grafikleri. A. Sabit kur rejimi ve tam (sınırsız) sermaye hareketliliği altında politikaların etkinliği:

Makro Veri. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre -5,6 puan olan dış ticaretin büyümeye katkısını daha yüksek olarak hesaplamamızdan kaynaklandı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Çıkış Stratejisi Genel Çerçevesi

Ödemeler Dengesi Bülteni

2014 ARALIK ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

1998 YILI PARA POLİTİKASI UYGULAMASI

REEL DÖVİZ KURU TEORİ VE UYGULAMA, KUR-ENFLASYON İLİŞKİSİ VE CARİ AÇIK

-2.98% -7.3% 19.7% 13.5% % Şubat 19 Ocak 19 Şubat 19 Mart 19

I. Uluslararası Parasal Ortam 1

FİNAL ÖNCESİ ÇÖZÜMLÜ DENEME MALİYE POLİTİKASI 1 SORULAR

Ekonomi II. 23.Uluslararası Finans. Doç.Dr.Tufan BAL. Not:Bu sunun hazırlanmasında büyük oranda Prof.Dr.Tümay ERTEK in Temel Ekonomi kitabından

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Mayıs 2014, No: 92

SERMAYE PİYASASI KURULU BAŞKANI SN. DOÇ. DR. TURAN EROL UN

2001 YILI PARA POLİTİKASI HEDEFLER VE UYGULAMA T.C. MERKEZ BANKASI TEMMUZ 2001

Türkiye Ekonomisindeki Son Gelişmeler

TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ

Ekonomik Görünüm ve Tahminler: Ağustos 2013

Ekonomi Bülteni. 24 Ağustos 2015, Sayı: 24. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomik Görünüm ve Tahminler: Nisan 2015

FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4

Ekonomi Bülteni. 20 Şubat 2017, Sayı: 8. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

AÇIKLANAN SON EKONOMİK GÖSTERGELERDE AYLIK DEĞERLENDİRME RAPORU

TÜRKİYE EKONOMİSİ. Prof.Dr.İlkay DELLAL Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü

DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER

Plan Ödemeler Dengesi, tanım, kapsamı Ana Hesap Grupları Cari Denge, Sermaye Hesabı Dengesi Farklı Ödemeler Dengesi Tanımları Otonom ve Denkleştirici

DEVLET BAKANI SAYIN MEHMET ŞİMŞEK İN YAPISAL REFORMALARIN MAKROEKONOMİK ETKİLERİ KONFERANSI AÇILIŞ KONUŞMASI (26 EKİM 2007 ANKARA)

CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. PARA PİYASASI LİKİT KAMU EMEKLİLİK YATIRIM FONU DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU

Büyüme Değerlendirmesi : Çeyrek

7.36% 2.9% 17.9% 9.7% % Temmuz 18 Nisan 18 Temmuz 18 Ağustos 18

Rakamlarla 2011'de Türkiye Ekonomisi

Ekonomi Bülteni. 14 Kasım 2016, Sayı: 44. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 71

MALİYE BAKANI SAYIN MEHMET ŞİMŞEK İN MAKROEKONOMİK GELİŞMELER İLE 2010 YILI OCAK- HAZİRAN DÖNEMİ MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİNİ

Kıvanç Duru 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Programı Değerlendirmesi

1.56% -4.1% 20.3% 11.4% % Kasım 18 Ekim 18 Kasım 18 Aralık 18

Özel sektör Dış Borçları: Yeni bir kırılganlık kaynağı mı?

1 TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ (TÜRKİYE) EKONOMİSİNİN TARİHSEL TEMELLERİ

2012 YILI OCAK-EYLÜL DÖNEMİ BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİ 2012 YIL SONU BÜTÇE TAHMİNLERİ 2013 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE TASARISI MEHMET ŞİMŞEK MALİYE BAKANI

NUROL YATIRIM BANKASI A.Ş YILI İKİNCİ ÇEYREK ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU

7.36% 7.0% 15.8% 9.6% % Haziran 18 Mayıs 18 Haziran 18 Temmuz 18

Ekonomi Bülteni. 29 Haziran 2015, Sayı: 17. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Transkript:

21. YÜZYILA DOĞRU TÜRKİYE GAZİ ERÇEL BAŞKAN TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI THE PLAZA HOTEL NEW YORK 4 EKİM 1996 Böyle seçkin bir gruba hitap etmek benim için gerçekten bir ayrıcalıktır. Bu toplantı, bizim uluslararası finans piyasaları ile bütünleşmeye devam etme niyetimizi ve orta vadede sürdürülebilir bir büyüme hedefleyen istikrar çalışmalarımızı size açıklama fırsatını sağlamaktadır. Öncelikle Türkiye ekonomisinin bugünkü durumunu tanımlamakla başlamak istiyorum. Türkiye, geçen 10 yılda ortalama yüzde 2 verimlilik artışı ile dinamik bir ekonomiye sahiptir. Çoğunluğu gençlerden oluşan 60 milyonun üzerindeki nüfusu, dinamik ve dışa dönük özel sektörü, modern ve rekabetçi sanayi temeli ve iyi kurulmuş bir hizmet sektörüne sahip olması ile Türkiye büyük bir potansiyele sahiptir. 1994 yılı hariç, Türkiye ekonomisi sürekli büyümektedir. Öte yandan bütçe açığı, cari işlem dengesizlikleri ve enflasyon olarak üç temel sorunumuz vardır. Yüksek kamu kesimi borçlanma gereği ile beraber yüksek büyümenin ödemeler dengesi üzerinde olumsuz etkileri olması kaçınılmazdır. İlk olarak dış alemle ilişkilerimizdeki gelişmelere değinmek istiyorum. 1996 yılının ilk yarısına ilişkin ödemeler dengesi için tahmini değerler, cari işlemler açığının geçen yılın aynı dönemine göre daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu gelişmenin arkasındaki temel neden ithalatımızdaki hızlı artıştır. Gümrüklerin kaldırılması ve yılın ilk yarısındaki yüksek ekonomik büyüme oranları, ithalattaki büyümeye yol açmıştır. Özellikle tekstil sektöründe yatırım malları ithalatındaki artış dikkate değerdir. Bunlara ilaveten, Türkiye'deki ihracat gelirlerinin büyük kısmının kayıt dışı olduğu bilinmektedir. Bu kayıt dışı gelirlerin ihracat rakamlarına dahil edilmesi halinde, ticaret açığımızın çok daha düşük olacağı açıktır. Bu kayıt dışı gelirler, özellikle İstanbul, Laleli'de, eski doğu bloku üyesi ülkelerinden gelen turistlerin "bavul ticareti" olarak bilinen faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Bu gelirin 5-10 milyar ABD doları tutarında olduğu tahmin edilmektedir. Bavul ticaretinden elde edilen gelirler kayıt dışı olmasına rağmen, bu dövizler ticari bankalar aracılığı ile Merkez Bankası'nın rezerv birikimini yükseltmekte ve bankaların döviz hesaplarındaki artışta kendini göstermektedir. Bu nedenle yurtdışı işlemlerin GSMH'ya katkısını daha yakından analiz etmek gereklidir. İlginç olan, bu ülkelerden yapılan ithalatın resmi istatistiklere dahil olmasına karşılık, bu ülkelere yapılan ihracatın, nakit işlemlere dayanması nedeniyle resmi istatistiklerde yer almamasıdır. Bu nedenle Türkiye'nin ihracatı, resmi rakamların gösterdiğinden yüksektir. Aksi halde 1996'nın ilk yarısındaki 2-4 milyar ABD doları tutarında cari işlemler açığının finansmanını ve aynı zamanda resmi rezervlerdeki 4 milyar ABD dolarlık artışı açıklamak oldukça zordur. Türkiye'nin uluslararası rezervleri, hem mutlak olarak hem de ithalat ve kısa dönemli dış borçlarla

kıyaslandığında mali piyasalara güven verebilecek boyuttadır. Diğer yandan, Türkiye'nin son 20 yıldır temel ekonomik sorunu sürekli yüksek enflasyon olmuştur. Kamu açıklarının büyüklüğü enflasyonun yüksek bir seviyede istikrar kazanmasına yol açmıştır. Güçlü enflasyonist bekleyişler de enflasyon dinamiklerine katkıda bulunmaktadır. Türkiye'de enflasyonun detaylı analizine girmek istemiyorum. Ancak, yüksek enflasyonun bugün, siyasi otorite dahil tüm kesimlerce en önemli sorun olarak nitelendirildiğini belirtmek isterim. 1996 yılının ilk yarısına baktığımızda konsolide bütçe açığının hızla artmış olduğunu görmekteyiz. Mevsimlik hareketleri de gözönüne aldığımızda ve yılın ilk 7 ayındaki gelişmelere baktığımızda, 1996 yılı sonunda bütçe açıklarının hedefleri aşacağını beklememiz tabiidir. Bütçe açıklarının 1996 yılındaki artışının arkasındaki nedenlere kısaca değinmek istiyorum. 1996 yılı siyasi belirsizlik yılı olarak tanımlanabilir. Koalisyon hükümeti ile 1996 yılına giren Türkiye'de daha sonra 2 koalisyon hükümeti daha kurulmuştur. Seçimler ve yeni hükümetin kuruluşu arasında harcanan zaman ve bunun yarattığı belirsizlik ortamı Hazine'nin iç borçlanmasının vade yapısına ve faiz oranlarına yansımıştır. 1996 yılı bütçesindeki ağır faiz yükü, faiz ödemelerinin bütçe içindeki payını bir yıl içinde yüzde 33.5'dan yüzde 44'e çıkarmıştır. Buna karşılık, son 6 haftalık ihalelerde, Hazine ortalama yıllık faiz oranından daha düşük oranlarda ve 6 aydan daha uzun vadelerde borçlanabilme imkanına kavuşmuştur. Piyasadaki güven ortamı, bu yılın kalan bölümünde de sürdüğü müddetçe, kamu açıklarında son öngörülenden daha fazla bir artış beklemiyorum. 1994 yılından bu yana, kamu sektörünün toplam faiz ödemelerinin iç borçlanma içindeki payı büyük ölçüde artarken, ücret ödemelerinin payı sürekli azalmıştır. 1996 yılının ilk yarısında, toplam açık GSMH'nın yüzde 6.6'sına ulaşmışken, faiz dışı denge GSMH'nın yüzde 3.4'ne yükselmiştir. Kamu borçlanması faiz dışı fazlaya rağmen büyümektedir. İç borçlanma, açıkları finanse etmede hala önemli bir araçtır. İç borçlanmanın GSMH'ya oranı yüzde 20'nin altında olmasına rağmen, ki bu yüksek değildir, finans sistemimizdeki derinleşmeyi gösteren M2Y/GSMH oranı yüzde 45 civarındadır. Bu, kamu sektörü borçlanma ihtiyacı açısından bakıldığında finans sistemimizin sığ olduğunu bize işaret etmektedir. Kamu sektörü borçlanma gereği, finans sistemimizle kıyaslandığında büyük olduğundan, borçlanma vadeleri kısa ve reel faiz oranları yüksektir. Buna ilaveten, dış borç ödemelerinin iç piyasalardan temin edilen fonlarla finanse edilmesi, iç finans piyasaları üzerinde büyük baskı yaratmaktadır. Kamunun tüm borçlarının GSMH'daki payı yüzde 44'tür. Aynı zamanda, uluslararası rezervlerimizin toplam dış borçlarımıza oranı yüzde 33 düzeyindedir. Buna ilaveten, Türkiye 2.5 yıldır net bir borç ödeyicidir. Bu dönemde kamunun net dış borç ödemeleri 9.3 milyar ABD dolarıdır. Bunun 2.3 milyar ABD doları anapara, 7 milyar ABD doları ise faiz ödemelerinden oluşmaktadır. Ayrıca bu ödemeler resmi rezervlerde önemli bir azalma olmadan finanse edilmiştir. Buna rağmen daha önce belirttiğim gibi dış borç geri ödemelerinin yerli finans piyasalarına olumsuz etkisi bir gerçektir. Kısaca hatırlatmak isterim ki, Türkiye'nin toplam kamu borçlanması 1996 yılının Temmuz ayı sonunda 66 milyar ABD dolarıdır. Bunun 39 milyar ABD doları dış borç, 25 milyar ABD doları iç borç ve 2.6 milyar ABD doları Merkez Bankası'ndan kullanılan kısa vadeli avansdır. Türkiye'deki kamu borçlanmasının vade ve faiz yapısını analiz ettiğimizde, ortalama vadenin dış borçlanmada 12.7 yıl ve iç borçlanmada yaklaşık 5.6 ay olduğunu gözlemlemekteyiz. İç borçlanmada reel faiz yüzde 25 oranında iken, dış borçlanmada ortalama reel faiz oranı yüzde 1'dir. Yaklaşık 18 milyar ABD dolarlık iç borç hemen hemen her 6 ayda bir yenilenmekte ve her hafta yaklaşık 700 milyon liralık ihale açılmaktadır. Bu çok yorucu bir iştir. Bu noktada para politikası ile ilgili bazı konulara değinmek istiyorum. 1996 yılındaki para politikasının temel

amacı, enflasyonun beklenilen değerini aşmamasını sağlamak ve mali sektör ile ekonomiyi parasal büyüklük ve kurlardaki aşırı volatilitenin yol açabileceği büyük ve beklenilmeyen değişmelerden korumaktır. Siyasi ve makroekonomik belirsizlikler bizim bu konuya çok daha fazla önem vermemize neden olmuştur. Merkez Bankası yıl sonuna kadar enflasyon rakamının yüzde 80'e ulaşacağı ve 1996 programınca belirlenen hedeflerin yerine getirileceğini varsayan bir ekonometrik modele dayalı olarak parasal büyüklükler için hedefler oluşturmuştur. Bu programda M1 ve M2 gibi parasal büyüklükler rezerv para kısıtlanarak kontrol edilmektedir. Bugüne kadar, bu program öngörülen limitler içinde kalmıştır. Rezerv paradaki yıllık artış oranı Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında yüzde 60'lar civarında iken Ağustos, Eylül aylarında yüzde 70'lerin çerçevesinde gerçekleşmiştir. Yıllık yüzde 70-80 civarında bir enflasyon ve reel yüzde 25-30 civarında bir faiz oranı dikkate alındığında rezerv parada göreli olarak yavaş bir artış, uygulamada, reel olarak parasal daralma ortaya çıkmaktadır. Para politikası makroekonomik ortamı düzenleyen etkenlerden yalnızca biridir. Birkez daha vurgulamak isterim ki kamu açıklarımızın azaltılması ve kamu girişimlerinin özelleştirilmesinin tamamlanması Türkiye'nin sürekli ekonomik kalkınması için hayati öneme sahiptir. Çünkü Türkiye gibi yüksek kamu açığına sahip ülkelerin para politikalarındaki uygulamalar kısıtlanmaktadır. Yüksek kamu açığı altında para politikası uygulamalarına kısaca değinmek istiyorum. Böyle bir ortamda sıkı bir para politikası uygulanması durumunda borç dinamikleri harekete geçer. Şöyle ki; sıkı para politikası uygulaması sonucu oluşan daha yüksek faiz oranları bütçenin borç-servis maliyetlerinin yükselmesine, bu da daha büyük bütçe açıklarına yol açar. Bu süreci izleyen piyasa, kamunun daha yüksek faiz üzerinden borçlanacağı ve büyümenin düşük seviyede gerçekleşeceği düşüncesiyle yüksek enflasyon beklentisine girer. Bu sürecin parasallaşma ile sona ereceğine inanır. Bu ise enflasyonun yükselmesine neden olur. Diğer yandan likiditeyi artıran ve faiz oranını düşüren genişletici bir para politikası sadece kısa vadede etkilidir. Çünkü finans piyasasındaki kişiler ve kurumlar parasal genişlemenin enflasyonist etkileri olacağını beklediğinden faiz oranlarını bir risk primi ekleyerek yükseltirler. Bu da kamu kağıtlarındaki faizlerde artışa neden olur. Sonuç; enflasyonist bekleyişler artar. Para politikasını kısıtlayan diğer bir faktör "dolarizasyon" olgusudur. Türk lirası hesabının kolayca döviz hesabına çevrilebilmesi veya tam tersi bir durum para politikasının etkinliğini sınırlandırır. Türkiye'deki bütçe açıkları gözönüne alındığında, Merkez Bankası'nın en önemli görevi likiditeyi kontrol etmek ve parasal değerlerin programda belirlenen hedefler içinde kalmasını sağlamaktır. Şimdi bu çerçevede para politikasındaki gelişmeleri özetlemek istiyorum. 1. Hazine'nin, Merkez Bankası'ndan kullandığı kısa vadeli avanslar için yasal sınırlar bizim programımızda dikkate alınmıştır. 1994'de Merkez Bankası Kanunu'ndaki bir değişiklikle yapılan düzenlemeye göre, Hazine'nin yıllık kısa vadeli avans kullanımının 5 yıllık bir dönemde, bütçe ödeneğinin yüzde 15'inden yüzde 3'üne düşürülmesi öngörülmüştür. 1996'da Hazinece kullanılan kısa vadeli avansların toplamı bütçe ödeneklerinin yüzde 10'unu geçmeyecektir. 1997'de Hazine ancak bütçe harcamalarının yüzde 6'sını, 1998'de ise yüzde 3'ünü aşmayacak bir oranda kısa vadeli avans kullanabilecektir. Bu noktada bir kez daha vurgulamak isterim ki, kamu açıkları azaldıkça ve bunun parasal finansmanı yavaşladıkça para politikası ekonominin gereklerine daha iyi cevap verebilecektir. 2. Bütçenin 1996 yılında GSMH'nın yüzde 2'si oranında faiz dışı fazla vereceği tahmin edilmektedir. Son 3 yılda bütçenin sürekli faiz dışı fazla vermesi, Hazine iç borç anapara ve faiz ödemelerini yeni borçlanma ile karşıladığı sürece parasal finansmana ihtiyaç duyulmayacağını ifade etmektedir. Dolayısıyla bu borçlanmaların vadelerini uzatmak etkin borç yönetiminde önemli bir hedeftir.

3. Hazine ve Merkez Bankası arasındaki ilişkilerin hem teknik hem de idari düzeylerde yapıcı olması sevindiricidir. 4. Merkez Bankası'nın para politikasının yürütülmesini zorlaştıran engellere rağmen güçlü rezerv seviyesi, açık piyasa işlemleri için portföyündeki tahvillerin miktarı, Türk lirası "interbank"ındaki ve döviz piyasasındaki yüksek volatiliteye olan duyarlılığı görevini başarıyla yerine getirmesine destek sağlamaktadır. Bu düşünceler içinde belirtmek isterim ki, Merkez Bankası bu tür para politikalarını uygulamaya devam edecek ve yılın sonunda yıllık enflasyon haddi yüzde 80'i aşmayacaktır. Merkez Bankası'nın asıl hedefi enflasyon rakamını tek hanelere çekmek ve bunu muhafaza etmektir. Tabii ki bu bir günde olamaz. Bunun için orta vadeli ve güvenilir bir anti-enflasyonist program gereklidir. Merkez Bankası'nın da hazırlanmasına katkıda bulunacağı istikrar stratejilerini içeren bir programın Türkiye'nin makroekonomik sorunlarını çözeceğine inanıyorum. 1995 yılında Türkiye'deki en önemli politik ve ekonomik olaylardan biri, Avrupa Birliği'ne tam üyelikte önemli bir adım olan Gümrük Birliği'ne girmiş olmamızdır. Gümrük Birliği Türk firmalarını daha rekabetçi bir ortama uymaya zorlayacaktır. Ancak başlangıçta Gümrük Birliği, kurlar üzerinde baskı yaratabilecek bir ithalat patlamasına neden olabilecektir. Bu düşünce ile Merkez Bankası kur politikasını beklenen bu gelişmelere göre düzenlemektedir. Ekonomimizi doğru analiz etmemiz, yakın bir gelecekte aşmamız gereken sorunlarımızı görmemize yardımcı olmaktadır. Daha önce belirttiğim gibi, yıllarca kamu sektörü gelirleri, harcamaları karşılamada yeterli olamamış ve kamu açıkları oluşmuştur. 1994 istikrar programının yürürlüğe konmasından önce faiz dışı bütçemiz bile açık vermekteydi. Programın uygulamaya konmasıyla, kamu sektörünün faiz dışı harcamalarını, kamu gelirleriyle finanse etmek mümkün olmakla birlikte, Hazine, borç geri ödemelerini yeni borçlanmalarla finanse etmek zorunda kalmıştır. Diğer bir deyişle, kamu sektörü önceki açıklarının finansmanı için borçlanmakta, bu ise bütçe açığını artırarak borç tuzağının derinleşmesine neden olmaktadır. Kamu sektörü borçlanma ihtiyacı ile kıyaslandığında finans sistemimizin yeteri kadar büyük ve derin olmaması nedeniyle borç yönetimindeki herhangi bir hata sistemin istikrarını ve gelişmelerini riske sokmaktadır. Merkez Bankası'nda para politikalarını uygularken mali kesimin istikrarına özellikle ve öncelikle önem veriyoruz. En başta hatırlatmak isterim ki, Türkiye 1980'li yıllarda izlenen yapısal iyileşme programının bir parçası olarak mali sektöre ilişkin bir takım liberalizasyon ve kurumsal reformlar gerçekleştirmiştir. Bu programın uygulama sonuçları dikkate değerdir. Türk finans sisteminin önemli ölçüde serbestleşmesi, Türk lirasının konvertibl bir nitelik kazanması ve uluslararası sermaye hareketleri üzerindeki tüm kısıtlamaların kaldırılması, Türk finans sisteminin uluslararası finans sistemi ile bütünleşmesi yolundaki büyük adımları işaret etmektedir. Bu gelişmeler olumlu olmakla birlikte yeterli değildir. Kamu sektörü açıklarında sürekli bir iyileşme ihtiyacı güncelliğini korumaktadır. Ekonomik faaliyetlerde kamu sektörü müdahalelerinin azaltılması ve kamunun etkin olduğu faaliyetlerde verimliliğin artırılması bütçe açıklarının azalmasına yardımcı olacaktır. Açıkların azalması ancak vergi tabanının genişletilmesi ve vergi toplama etkinliğinin artırılması ile gerçekleştirilebilir. Etkinliği artırmada özelleştirme hayati bir öneme sahiptir. Sosyal güvenlik reformu da Türkiye'de gerçekleştirilmesi gereken diğer bir önemli yapısal reformdur. Bu reformlar, kamu finansmanıyla tutarlı bir kur ve para politikasıyla desteklendiği zaman olumlu etkilerini gösterebilmektedir. Kamu açıklarının parasal finansmanının önüne geçebilirsek parasal kontrol daha sürekli ve inandırıcı olacaktır. Finans piyasalarında istikrarın sağlanması için parasal kontrolun temel koşul olduğundan,

bugün artık kimsenin şüphesi kalmamıştır. Merkez Bankası'nda amacımız Türkiye'nin enflasyon oranını orta vadede tek haneye indirmektir. Enflasyonu düşürmeyi hedefleyen politikalarımızda ısrarcı olursak, önce enflasyon düşer daha sonra fiyat istikrarı oluşur. Enflasyonla mücadelede ısrarlı olunması enflasyon dinamiklerini besleyen bekleyişleri kırmada en güvenilir yoldur. Konuşmam boyunca, size enflasyon oranını düşürmekten bahsettim çünkü inanıyorum ki merkez bankalarının, yapıları gereği, ekonomik sistemdeki diğer kurumlara göre daha anti-enflasyonist olmaları gerekir. Para politikası enflasyon hedefi üzerine oluşturulmalıdır. Buna karşın bu hedefe ancak fiyat istikrarı konusunda kamuoyu desteğinin sağlanması ile ulaşılabilir. Eğer Avrupa Birliği'ne tam üyelikte gerekli koşulları sağlayıp Avrupa'nın bir parçası olabileceğimize inanırsak, Türkiye'de enflasyonu tek haneye indirebiliriz. Son yıllarda merkez bankalarında daha bağımsız, sorumluluk sahibi ve şeffaf olma yolunda bir eğilim olduğu gözlenmektedir. Özellikle, gelişmiş ülkelerde bu özellikler daha etkin para politikası için hayati önemi olan unsurlar olarak görülmektedir. Para politikası kararlarında şeffaflığın sağlanması bu politikaların güvenilirliği ve etkinliğini artıracaktır. Merkez bankalarının güvenilirlik kazanma yollarından biri de halkın para politikalarını anlamaları yolunda eğitilmesidir. Şunu rahatça söyleyebilirim ki, enflasyonla mücadelede başarı merkez bankalarının güvenilirliğine bağlıdır. Konuşmamı bitirmeden önce, küreselleşmenin ülkemize getireceği avantajların ve zorlukların farkında olduğumuzu belirtmek isterim. Küreselleşme, sınırların kaybolması anlamına gelir. 21. yüzyılın dünyasında ve sınırsız ekonomilerde, herkesin daha çok yükümlülüğü ve fırsatı olacaktır. Biz küreselleşmeyi, uluslararası finans piyasalarına doğrudan girişi sağlayan ve daha rekabetçi ve etkin bir yerli finans sistemi inşaa etmeyi özendiren bir fırsat olarak görüyoruz. Gerçekten, hiçbir ülkenin küresel pazarların avantajlarını değerlendirmeme maliyetine katlanabileceğine inanmıyorum. Fakat şunu da hatırlatmalıyım ki, küreselleşmenin getireceği fırsatlardan yararlanabilmek istiyorsak artık eskiye oranla makroekonomik disipline daha çok önem vermeliyiz. Küresel ekonomiye entegre olduğumuzda, ekonomimiz dış olaylardan çok daha fazla etkilenecektir. Küreselleşme sürecinde ülkeler parasal istikrar, makroekonomik disiplin, etkin bir finans sistemi, daha rekabetçi piyasa mekanizması gibi temel şartları sağlamak zorundadırlar. Her bir ülkenin diğerini daha yakından takip etmesi gerekmektedir. 21. yüzyıl, dünya ekonomilerinin birliğe geçişinde bir dönüm noktası olacaktır. Küresel ekonomi daha güçlü, daha nitelikli bir büyüme için yeni bir potansiyel sağlayacaktır. Ekonomimizi ve Merkez Bankamızı bu eğilimden arındıramayız. Buna karşın finans yapımızı bu duruma adapte etmeliyiz. Ekonomimizi, finans sistemimizi ve finansal altyapımızı bu gerçeklerle uyumlaştırmalıyız. Yeniliklere uyum sağlamada yeteri kadar güçlü olmakla birlikte esnek de olmamız gerektiğine inanıyorum.