Pavlovian Koşullama ve Sönme B U N L A R I B İ L İ Y O R M U Y D U N U Z? Pavlov klasik koşullamayı, bir beyin çalışma tekniği olarak görmüştür. Klasik koşullama, salgısal ve iç organlara ilişkin tepkilerle sınırlı değildir. Koşullu tepki, her zaman koşulsuz tepkiye benzemez. Koşullu uyarıcılar, koşulsuz uyarıcı tarafından harekete geçirilerek davranış sisteminin bir parçası olur. Pavlovian koşullama, çoğunlukla, uyarıcı-tepki ya da S-R (stimulus-response) arasındaki bir öğrenmeden ziyade, uyarıcı-uyarıcı ya da S-S (stimulus-stimulus) arasındaki bir öğrenmeye ilişkindir. Klasik koşullamada, hangi uyarıcının koşullu uyarıcı olarak kullanılabileceği, kullanılan koşulsuz uyarıcıya bağlıdır. Seçkisiz kontrol yordamında bağıntısal öğrenme ortaya çıkabilir. Sönme, edinimin ya da kazanımın (acquisition) karşıtı değildir; sönme, öğrenmenin tersine çevrilmesi (unlearning) anlamına gelmez.
Üçüncü Bölümde, davranışın bireysel uyarıcılarla olan yaşantılar tarafından nasıl değiştirildiği üzerinde durdum. Alışma ve duyarlılaşma, tek-uyarıcı öğrenmesi durumları olarak düşünülebilir. Şimdi, organizmaların uyarıcı çiftlerini nasıl öğrendiklerini ele almaya hazırız. Bu gibi öğrenmeler, bağıntısal öğrenme (associative learning) olarak adlandırılır. Bağıntısal öğrenme, davranıştaki değişmenin bir uyarıcının, ikinci uyarıcıya göre, ne zaman ortaya çıktığına bağlı olduğu, tek-uyarıcı öğrenmesinden farklıdır. Bağıntısal öğrenme, uyarıcı kombinasyonları hakkında ne öğrendiğimizi temsil eder. Burada betimleyeceğim ilk bağıntısal öğrenme formu, Pavlovian ya da klasik koşullama olacaktır. Pavlov un Efsanevi Zili Çoğumuz Pavlovian ya da klasik koşullamanın temel bileşenlerine aşinayızdır. Bu konudaki açıklamalarda, genellikle Profesör Ivan Pavlov un, test ettiği köpeklere bir parça yiyecek tozu vermeden hemen önce, zil çaldığı hipotetik bir deney anlatılır. Bu deneyde, bir köpek bir koşum takımının içine yerleştirilmiş ve köpeğin ne kadar salya salgıladığını ölçmesine olanak sağlayan aletlere bağlanmıştır. Başlangıçta köpekler sadece yiyecek tozu verildiği zaman salya salgılamaktadırlar. Bununla birlikte, yemeğin sunumuyla eşleştirilmiş zil sesinin olduğu bir kaç denemeden sonra, köpekler zil sesi duydukları zaman yine salyalamaya başlamaktadırlar. Profesör Pavlov un, köpeklerine zil sesine salya salgılamayı öğrettiği hikaye, bazı önemli teknik kavramlara iyi bir giriştir. Önceki bir eğitime dayanmaksızın, ilgili tepkiyi ortaya çıkaran -yiyecek tozu gibi- bir uyarıcı, koşulsuz uyarıcı (unconditioned stimulus) ya da US olarak adlandırılır. Yiyecek tozu tarafından ortaya çıkarılan salya salgılama tepkisi, koşulsuz tepki (unconditioned response) ya da UR a bir örnektir. Zil, koşullu uyarıcı (conditioned stimulus) ya da CS olarak ve zile karşı geliştirilen salya salgılama da, koşullu tepki (conditioned response) ya da CR olarak adlandırılır. Pavlov un efsanevi zili, bağıntısal öğrenmeyi gösterir; çünkü, zile salya salgılama, zil ile birlikte yiyecek tozu kombinasyonunun sunuluyor olmasına bağlıdır. Her zil çalışında, köpeğin bir parça yiyecek alıyor olması, muhtemelen zil ile yiyeceğin bağıntılanmasıyla sonuçlanır. Bir kez zil, yiyecek ile bağıntılanmaya başlandığında, köpek zile yiyecekmiş gibi tepki vermeye; zili duyduğu zaman salya salgılamaya başlar. Bazı Genel Yanlış Anlamalar Pavlov un efsanevi zili, Pavlovian ya da klasik koşullamayı tanımlamada kullanılan teknik terimleri tanıtmada yardımcı olmasına karşın, bu örneğin birçok yönü çarpıtılmaktadır. Öncelikle, Pavlov klasik koşullamayı, yiyecek sunumundan hemen önce zil çalarak keşfetmedi. Pavlovian koşullamanın temel bileşenleri, Pavlov klasik koşullama çalışmalarına dikkatini yönlendirmeden önce, Pavlov un laboratuvarında zaten biliniyordu (Boakes, 1984). Pavlov un keşfettiği şey, klasik koşullama fenomeni değil; bu tip bir öğrenmenin önemidir. Pavlov, klasik koşullamayla ilgilenmeye başladı; çünkü, bunun sinir sisteminin nasıl işlediğini incelemek için güçlü bir teknik olabileceğine inanıyordu. Bu anlamda, Pavlov, karmaşık sinirsel fonksiyonları daha iyi anlamak için, klasik koşullama çalışmalarını amaç edinmiş bir fizyologdur (Babkin, 1949). Efsanevi zilin anlamının saptırılmasına bir başka örnek, klasik koşullamanın, esas olarak, önceden etkisiz olan bir uyarıcıya verilen tepkinin koşullanmasını içerdiği görüşüdür. Birçok tanımda, klasik koşullama, yeni tepkilerin öğrenilmesine yönelik bir mekanizma olarak sunulur. Bu açıklamaya göre, klasik koşullama bir uyarıcı-tepki öğrenmesi ya da S-R öğrenme (S-R learning) formudur. Daha uygun bir açıklama ise, klasik koşullamanın, koşullu uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı arasındaki bağıntının öğrenilmesine ilişkin olduğu yaklaşımıdır (Rescorla, 1988). Bu görüşe göre, klasik koşullama, bir uyarıcı-uyarıcı öğrenmesi ya da S-S öğrenme (S-S learning) formudur. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, klasik koşullamanın tepki öğrenmeden (S-R öğrenme) çok, uyarıcı öğrenmeye (S-S öğrenme) ilişkin olduğunu göstermektedir.
Meşhur zile salya koşullama örneğinde, klasik koşullama esas olarak, iç-salgısal tepkilerin değişimlenmesiyle ilgilidir. Skinner bu saptamayı bir aksiyoma çevirmiş ve klasik koşullama ile sadece salgısal ve iç organlara ilişkin tepkilerde değişiklik yapılabileceğini iddia etmiştir (Skinner, 1938). Bununla birlikte, sonraki araştırmalar bunun yersiz bir iddia olduğunu göstermiştir. Pavlovian koşullama, sadece salgısal ve iç organlara ilişkin tepkilerde değil, aynı zamanda iskeletsel tepkilerde de değişiklik yapabilmektedir (Hollis, 1997; Turkkan, 1989). Pavlovian koşullamada iskeletsel davranışın genel bir örneği, işaret izleme (sign tracking) fenomenidir. Bu, hayvanların, koşulsuz bir pozitif uyarıcı (yiyecek gibi) ile eşleştirilen bir koşullu uyarıcıya doğru hareket edeceğini ifade eder. (Bu fenomenle ilgili daha fazla bilgi için, bu bölümden sonraki Apetetif Koşullama konusuna bakınız). Efsanevi zil örneğinde, koşullu tepki (zile salya salgılama), koşulsuz tepkiye (yiyecek tozuna salya salgılama) benzerdir. Bu durum, koşullu tepkinin her zaman koşulsuz tepkiye benzer olduğu biçiminde, Pavlovian koşullama hakkındaki başka bir genel yanlış anlamaya yol açmaktadır. Bu anlayışın tersine, koşullu tepki formu, bazı durumlarda koşulsuz tepki formunun zıttıdır (Siegel, 1975). Yine bazı diğer durumlarda da, koşullu tepki formu, koşulsuz tepki formundan ya da topografyasından tümüyle farklıdır (Holland, 1984). Son olarak, efsanevi zil örneği, öğrenme sürecinin doğası, deneyde kullanılan özgün koşullu ve koşulsuz uyarıcılara bağlı değildir görüşünü destekler niteliktedir. Bu görüşe göre, Pavlov zilin yerine herhangi bir uyarıcı seçebilir ve oldukça benzer sonuçlar elde edebilirdi. Ancak, koşullu ve koşulsuz uyarıcıların keyfi bir şekilde seçilebileceğine dair görüşün yanlış olduğu anlaşıldı. Modern araştırmalar, öğrenme hızının, hangi koşullu uyarıcının hangi koşulsuz uyarıcı ile kullanıldığına bağlı olduğunu göstermektedir (örneğin, LoLordo & Droungas, 1989). Bu bölümde, bu gibi bağıntıların seçiciliği hakkında daha ayrıntılı bilgi verilecektir. Çağdaş Pavlovian Koşullama Düzenekleri Klasik koşullama, köpeklerle yapılan salya koşullama çalışmalarında keşfedilmiş olsa da, köpekler bu tür deneylerde kullanılmamaktadır ve salya salgılama nadiren ölçülen bir tepkidir. Onun yerine, deneyler, genellikle, güvercinler, sıçanlar ve tavşanlar ile yapılmakta ve öğrenmenin bir göstergesi olarak da birçok farklı tepki kullanılmaktadır. Bazı modern Pavlovian koşullama durumlarında, koşulsuz uyarıcı (yiyecek uyarıcısı gibi) istendiktir. Bu düzenekler apetetif koşullamanın (appetitive conditioning) Gagalama anahtarı Yiyecek kabı ŞEKİL 4.1 Otomatik şekillendirme deneyindeki güvercin. Işık düğmesi periyodik bir şekilde yiyecekle eşleştirilir. Sonuç olarak, güvercin ışık yandığı zaman düğmeyi gagalamaya başlar.
çalışılmasında kullanılır. Diğer durumlarda nahoş ya da itici olay koşulsuz uyarıcı olarak kullanılır. Bu tür düzenekler de itici uyarıcılarla koşullamanın (aversive conditioning) çalışılmasında kullanılır. APETETİF KOŞULLAMA Apetetif koşullama, sık sık güvercinler ve laboratuvar sıçanları ile çalışılmaktadır. Apetetif koşullama deneylerinde kullanılan güvercinler, genellikle bir miktar açtır ve Skinner kutusu (Skinner box) adı verilen küçük bir deneysel odacığın içinde test edilirler (bkz. Şekil 4.1). Koşullu uyarıcı, küçük bir plastik diskten yansıtılan bir ışık ya da yiyecek kabının yakınlarındaki bir tepki düğmesidir. Anahtara yapılan gagalamalar, elektronik olarak duyarlı bir devre tarafından tespit edilir. Koşullama yordamı, kısa bir süre için ışık düğmesinin açılmasını ve ardından da küçük bir parça yiyeceğin sunulmasını içermektedir. Işıklı disk ile yemeğin pek çok defa eşlenmesinden sonra, güvercinler diske yaklaşmaya ve ışık yanar yanmaz da diski gagalamaya başlarlar (Hearst & Jenkins, 1974; Tomie, Brooks, & Zito, 1989). Işıklı disk, yiyecek kabından biraz uzağa yerleştirilse bile koşullu yaklaşma ve gagalama davranışı gelişir (Boakes, 1979). Işık, yiyecek için bir sinyal haline gelir ve güvercinler ışığı takip etmeye başlarlar. Bundan dolayı bu tip koşullamanın bir adı da işaret izlemedir (sign tracking). Yordam, güvercinlerde deneycinin fazla bir müdahalesi olmaksızın tepki düğmesini gagalama ile sonuçlandığı için, otomatik şekillendirme (autoshaping) olarak da adlandırılır. Laboratuvar sıçanları, yiyeceğin koşulsuz uyarıcı (US) olduğu, Pavlovian koşullamada da kullanılır. Örneğin, Holland (1977), laboratuvar sıçanlarına kısa bir ses uyarıcısı ile eşleştirilmiş yiyecek parçacıkları sunmuştur. Koşullamanın devamı olarak ses, head-jerk tepkisi denilen ani bir kafa hareketi oluşturmaya başlamıştır. Başka bir sıçan grubunda, deneysel odacığın tepe kısmına yakın bir yere yerleştirilen ışık, koşullu uyarıcı (CS) olarak kullanılmıştır. Işığın tekrarlı bir şekilde yiyecek ile eşleştirilmesiyle, sıçanlar tavana doğru yönelmeye ve arka ayaklarının üstünde kalkmaya başlamışlardır. Bu sonuçlar, sıçanların hem sesi, hem de ışığı yiyecekle bağıntılandırmayı öğrenebildiklerini; ancak farklı koşullu tepkilerin (CR), farklı koşullu uyarıcılarla (CS), geliştiğini göstermektedir (Holland, 1984). İTİCİ UYARICILARLA KOŞULLAMA Laboratuvar sıçanları itici uyarıcılarla koşullama çalışmalarında da sıklıkla kullanılır. İtici uyarıcılarla koşullama yordamı, sıklıkla, koşullu bastırma (conditioned suppression) olarak bilinen özel bir yordam ile yürütülür. Koşullu bastırma yordamı, duygusal öğrenmeyi çalışmak için geliştirilmiş bir tekniktir ve orijinal olarak koşullu duygusal tepki yordamı (condioned emotional response procedure) ya da CER olarak adlandırılır (Estes & Skinner, 1941). Koşullu bastırma ya da CER yordamı, hayvanların korktukları zaman hareketsiz kalma ya da donakalma eğiliminde oldukları bilgisinden yararlanmaktadır. (Bouton & Bolles, 1980). Koşullu bastırma yordamında sıçanlar, ilk önce yiyecek elde edebilmeleri için tepki manivelası adı verilen küçük bir çubuğa basmak üzere eğitilirler (bkz. Şekil 4.2). Yiyecek, sıçanların tepkide bulundukları bazı zamanlarda, düzenli bir biçimde, kesintisiz olarak manivelaya basmayı sürdürmelerini sağlamak üzere verilir. Manivelaya basma tepkisi iyice yerleştikten sonra, koşullu bastırma denemelerine başlanır. Bu denemelerin her birinde ses ya da ışık CS i, bir ya da iki dakika için sunulur ve daha sonra sıçanların ayaklarına, kafesin tabanına yerleştirilmiş bulunan ızgaradan kısa bir elektrik şoku verilir. Birkaç koşullama denemesi içerisinde, CS in sunumu, yiyecekle pekiştirilen, manivelaya basma tepkisinin bastırılması ile sonuçlanır. Bastırma tepkisinin derecesi, CS in itici uyarıcı ile koşullanmasının bir ölçüsünü verir. İtici uyarıcılarla koşullama, göz kırpma tepkisi kullanılarak da kapsamlı bir şekilde çalışılmıştır. Göz kırpma, ürkme refleksinin bir erken bileşenidir. Göz kırpma koşullaması ilk olarak insan katılımcılarla geliştirilmiştir (Kimble, 1961, syf. 55-59). Katılımcının bir gözüne hafifçe hava üflenmesi, koşulsuz uyarıcı (US), bir ışık da koşullu uyarıcı (CS) olarak işlev görmüştür. Işık ile havanın tekrarlayan bir biçimde eşlenmesinden sonra; ışık, koşullu göz kırpma tepkisini ortaya çıkarmaya başlamıştır. Daha sonra, göz kırpma koşullamasına ilişkin paradigmaların geliştirilmesi sayesinde, albino tavşanlar ve sıçanlar denek olarak kullanılarak, öğrenmenin nörofizyolojisinin incelendiği çalışmalarda da bir ilerleme sağlanmıştır.
Bu deneklerle, bir gözün çevresindeki deriye verilen hafif bir elektrik şoku US olarak, kısa bir görsel ya da işitsel ipucu da CS olarak işlev görmüştür. CS ve US eşlemeleri, CS e verilen koşullu göz kırpma tepkisi ile sonuçlanmıştır (Gormezano, Kehoe, & Marshall, 1983). Koşullu Tepkinin Doğası Pavlov un salya koşullaması deneylerinde, koşullu tepki (CS e salya salgılama), koşulsuz tepki (yiyecek tozuna salya salgılama) formuna benzeyen iç organlarla ilişkili bir salgısal tepkiydi. Koşullu davranışın bu özellikleri yirminci yüzyılın büyük bir kısmında aksiyomatik bir statüye yükseltilmiştir. Önce de değindiğim gibi, Pavlovian koşullama, esas olarak, yaşantı yoluyla fizyolojik ve salgısal tepkilerin çevreye uygun bir hale gelmesini sağlayan bir ayarlayıcı mekanizma olarak ele alınmaktaydı (Skinner, 1938) ve koşullu tepkinin her zaman koşulsuz tepkiye benzer olduğu kabul edilmekteydi (örneğin, Mackintosh, Tepki manivelası Yiyecek kabı 1974). Ancak, çağdaş Pavlovian koşullama çalışmaları, yukarıda ŞEKİL 4.2 Koşullu bastırma deneyindeki sıçan. Tepki manivelasına basma bazen bir yiyecek parçasının verilmesini sağlar. Periyodik olarak, bir ses uyarıcısını izleyen bir elektrik şoku ızgara tabandan sunulur. Sıçan, sesin varlığı durumunda manivelaya-basma tepkisini bastırmaya başlar. sözü edilen iki sayıltıya ilişkin herhangi bir ikna edici deneysel doğrulamanın bulunmadığını ortaya koymuştur (Gormezano, Kehoe, & Marshall, 1983). İSKELETSEL KOŞULLU TEPKİLERE KARŞI SALGISAL KOŞULLU TEPKİLER Pavlovian koşullama çalışmalarına ilişkin genel çağdaş yordamların hiç birinde ölçülen koşullu tepki, salgısal ya da iç organlara ilişkin bir tepki değildir. İşaret izlemede ya da otomatik şekillendirmede, koşullu tepki, yaklaşma ve ışık düğmesini gagalamadır. Bu tepki, iç organlarla ilişkili tepkileri içeren düz kas sistemi ile değil; iskelet kaslarıyla ilgilidir. İskeletsel tepkiler, aynı zamanda koşullu baskılamanın temeli olan donakalma davranışını da içerir. İtici uyarıcılarla koşullamadaki koşullu göz kırpma tepkileri ve sıçanlarla apetetif koşullamada gözlenen kafayı aniden çevirme ve ayaklar üzerinde dikilme tepkileri de düz kas sisteminden ziyade, iskeletsel kas sistemiyle ilgilidir.
Çağdaş Pavlovian koşullama yordamlarında ölçülen tepkilerin, gerçekte, koşullanan şeyin dolaylı bir yansıması olduğu ve gerçek koşullu tepkinin aslında iç organlarla ilişkili ya da bir salgısal tepki olduğu görüşü ileri sürülebilir. Bu türden bir görüş, koşullu bastırma yordamı durumu için bir miktar haklı bir eleştiri olarak düşünülebilir. Korku ve hoşlanmamayla ilgili birçok fizyolojik görüngü, elbette, CER yordamında koşullanmaktadır. CS in ortaya çıkardığı bastırmaya, iç organlarla ilgili koşullu tepkiler aracılık ediyor olabilir. Ancak, iç organlara ilişkin hangi koşullu tepkilerin, güvercinlerde koşullu işaret izleme, sıçanlarda koşullu kafayı aniden çevirme ve ayaklarının üzerinde dikilme ya da koşullu göz kırpma tepkilerini içeren iskeletsel tepkilerin çıkmasına yol açtığı o kadar açık değildir. Eldeki görgül kanıt, Pavlovian koşullamanın iskeletsel tepkilerde değişmeyle sonuçlanabileceğini göstermektedir ve bu da, bilimsel yaklaşımın parsimoni ilkesiyle uyum göstermektedir. KOŞULLU VE KOŞULSUZ TEPKİLERİN BENZERLİĞİ Koşullu tepkinin, topografyası açısından, koşulsuz uyarıcı tarafından ortaya çıkarılan davranışa benzer olduğunu varsayan geleneksel görüş üzerinde çağdaş Pavlovian koşullama yordamlarının etkileri nelerdir? Bu konudaki kanıtlar biraz karışıktır. Bazı koşullama yordamlarında koşullu tepki koşulsuz tepkiye benzerdir. Örneğin, göz kırpma koşullamasında bu durum, CR ve UR ın benzerliğiyle gözlenir. Ancak, başka durumlarda CR ve UR birbirinden tamamen farklıdır. Koşullu baskılama yordamında, koşulsuz uyarıcı, sıçanın üzerinde durduğu ızgara zemine uygulanan kısa süreli, orta şiddette elektrik şokudur. Sıçan şoku ayağının altından aldığı için şok ani ve güçlü bir zıplamaya yol açar. US e verilen bu ani zıplama davranışı, daha sonra koşullu tepki olarak gelişen hareketsizlik ve davranışın baskılanmasıyla dramatik biçimde bir zıtlık oluşturur. DAVRANIŞSAL SİSTEM YAKLAŞIMI Madem, koşullu tepkinin her zaman koşulsuz tepkiye benzer olduğunu söyleyemiyorsak, Pavlovian koşullama ile gelişecek davranışın ne türden bir davranış olduğunu nasıl yordayabileceğiz? Bu, gerçekten de çözülmesi zor bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır (örneğin, Cunningham, 1997; Stewart & Eikelboom, 1987). Kesin bir yanıt henüz bulunamamış olmasına karşın, son yıllarda, davranış sistemleri fikri temel alınarak, koşullu tepkilerin topografyasını analiz etmek üzere umut verici bir yaklaşım geliştirilmektedir. İkinci Bölümde davranış sistemleri kavramına bir giriş yapmıştım. Bir Pavlovian koşullama yordamında, bir koşulsuz uyarıcı, o koşulsuz uyarıcı ile ilgili davranış sistemini (behavior system) harekete geçirdiği için, söz konusu kavram buradaki tartışma ile yakından ilgilidir. Aç bir hayvana sunulan yiyecek beslenme sistemini, şokun sunumları da savunma davranış sistemini harekete geçirir. Beslenme sistemi, genel arama moduyla başlar, sonra odaksal aramayla devam eder ve son olarak da tüketici ya da doyurucu davranışla sonlanır (bkz. Şekil 4.3). Eğer bir CS, hayvanın aldığı her yiyecek parçasından önce sunulursa, CS beslenme davranış sistemindeki tepki modlarından birisinin parçası haline gelir ve bu da, organizmanın ne tip koşullu tepkide bulunacağını belirler (Timberlake & Lucas, 1989). Eğer CS odaksal arama modunun bir parçası haline gelirse, koşullu tepki, yaklaşma ve işaret izleme gibi odaksal arama tepkilerinden oluşacaktır (Wasserman, Franklin, & Hearst, 1974). Bunun tersine, eğer CS tüketici, doyurucu tepki modunun bir parçası haline gelirse, bu sefer koşullu tepki, CS in yakalanması ve yenmesi koşullu tepkisini içerecektir (Boakes, Poli, Lockwood, & Goodall, 1978). İtici uyarıcıyla koşullamada, koşullu tepkinin doğası, savunucu davranış sistemi tarafından belirlenir (Fanselow, 1997). Koşullu bastırma çalışmalarında kullanılan ayak- şoku bir dışsal acı kaynağıdır ve bir avcı tarafından ısırılmaya benzer, dahası, şoka verilen tepki, ısırılmaya verilen tepkiye benzerdir. Küçük kemirgenler, yılanlar ve diğer avcılarla baş etmek zorundadırlar. Bir sıçan, bir yılan tarafından ısırıldığında, sıçan havaya sıçrar. Benzer biçimde sıçanlar ayak-şoku aldıkları zaman da havaya sıçrarlar.
Sıçanın gelmek üzere olan ya da gelmesi muhtemel olan bir saldırıya verdiği savunma tepkisi, saldırının kendisine verdiği tepkiden farklıdır. Bir sıçan saldırmak Yiyeceği elde etme ve Genel arama modu Odaksal arama modu tüketme modu CS ŞEKİL 4.3 Davranışsal sistem ve Pavlovian koşullama. US olarak yiyeceğin kullanıldığı koşullama yordamları beslenme sistemine ilişkindir. CS in yiyecekle eşleştirilmesinin bir sonucu olarak, CS beslenme sisteminin bir parçası haline gelir ve beslenme ile ilgili tepkileri çıkarmaya başlar. US üzere olan bir yılanı gördüğünde ya da kokusunu aldığında donakalır. Koşullu bastırma yordamında, koşullu uyarıcı gelmekte olan bir saldırıyı sinyaller. Böylece CS donakalma savunucu davranışını ortaya çıkarır. Pavlovian Bağıntıların İçeriği Önce de belirttiğim gibi, Pavlovian koşullama hakkındaki genel bir inanç, Pavlovian koşullamanın bir koşullu uyarıcıya bir koşullu tepkinin verilmesinin öğrenilmesine ilişkin olduğudur. Ancak, birçok durumda, Pavlovian koşullama uyarıcı-tepki (S-R) öğrenmesinden ziyade, uyarıcı-uyarıcı (S-S) öğrenmesini içerir. Pavlovian koşullamanın bir S-S mi, yoksa bir S-R bağıntısının sonucu mu olduğu, öğrenmenin içeriğiyle ilgilidir. Bu bölümde araştırmacıların S-S ve S-R öğrenme arasında nasıl bir ayırt etme yaptıkları üzerinde durulacaktır. S-S öğrenme mekanizmasına göre, klasik koşullama koşullu ve koşulsuz uyarıcılar arasında bir bağıntının kurulmasına yol açar. Bu bağıntının bir sonucu olarak, CS in sunulması koşulsuz uyarıcının bir sinirsel temsilini aktive eder (bkz. Şekil 4.4). Daha günlük terimlerle ifade edecek olursak, organizma, CS ile karşılaşması üzerine koşulsuz uyarıcıyı hatırlar. Organizmanın, US i düşünmek üzere uyarıldığında, ne yapacağı, US e tepkide bulunmaya yönelik güdüsüne bağlıdır. US DEĞER DÜŞÜRÜMÜNÜN ETKİLERİ S-R ve S-S mekanizmaları arasındaki ayırımı yapmak için güçlü bir teknik Robert Rescorla (1973) tarafından popüler hale getirilmiştir ve söz konusu teknik, temel olarak bir performans testidir. Test, bireyin koşulsuz uyarıcıya tepkide bulunma güdüsü değiştirildikten sonra, koşullu tepkinin etkililiğinin değerlendirilmesine ilişkindir. Buna ilişkin bir deney tipinde, US e tepkide bulunma motivasyonu azaltılır. Bu manipülasyon US değer düşürümü (US devaluation) olarak adlandırılır. Örneğin, erkek bıldırcınlar kullanılarak yapılan bir cinsel Pavlovian koşullama çalışmasını ele alalım (Holloway & Domjan, 1993). Bu çalışmada, görsel uyarıcı, bir dişi kuşla günde bir kereliğine bir araya gelme fırsatıyla eşlenmiştir. Başlangıçta görsel CS herhangi anlamlı bir davranış ortaya çıkarmamaktaydı. Ancak, erkekler cinsel açıdan güdülü oldukları için, her bir koşullama denemesinin sonunda sunulan dişi ile çiftleşmiştir. Bunun gibi 10 koşullama denemesinden sonra, CS güçlü bir yaklaşma tepkisi ortaya çıkarmaya başlamıştır. Test alanının neresinde bulunduklarından bağımsız olarak, deney hayvanları CS sunulduğu zaman hemen oraya koşmuşlardır.
S-R Öğrenme CS CR CS S-S Öğrenme US in temsili CR ŞEKİL 4.4 S-R ve S-S öğrenme arasındaki fark. S-R öğrenmesinde CS ve CR arasında doğrudan bağıntı kurulur. S-S öğrenmesinde CS, CR a yol açan US in temsilini harekete geçirir. S-R öğrenme mekanizmasına göre, koşullu tepki, CS ve CR arasında kurulan doğrudan bir bağıntıyı yansıtır. Eğer, arada böyle bir bağıntı kuruldu ise, o zaman hayvanın koşulsuz tepkide bulunma motivasyonundaki bir değişmenin, hayvanın koşullu tepkide bulunması üzerinde herhangi bir etkiye sahip olmaması gerekir. Bu öğrenmenin bir S-R öğrenmesi olduğu doğru ise, bıldırcın bir kez cinsel koşullu yaklaşma tepkisini öğrendikten sonra, cinsel açıdan güdülü olmasa bile, CS in sunumu kuşta CR ı ortaya çıkarmalıdır. Holloway ve Domjan, S-R yordamasını bir grup kuşun cinsel dürtülerini azaltmak suretiyle test ettiler (cinsel dürtülerin azaltılması, laboratuvar ortamındaki ışık koşulları kış koşullarına ayarlanarak gerçekleştirilmiştir). Deneyin sonuçları Şekil 4.5 de özetlenmiştir. S-R mekanizması yordamasının tersine, cinsel motivasyondaki azalma, görsel CS e koşullu tepkide bulunmayı azaltmıştır. Şekil 4.5 de özetlenen sonuçlar, deneyde S-S tipi bir öğrenmenin gerçekleştiğine işaret etmektedir. S-S öğrenmesi özgün bir koşullu tepkinin öğrenilmesine ilişkin değildir. Daha ziyade, bu, CS ile US arasındaki bir bağıntının öğrenilmesine ilişkindir. CS-US bağıntısı kurulduğunda, CS in sunumu, US in bir temsilini harekete geçirir. Bu da, koşullu davranımda bulunmaya yol açar; fakat bu, sadece katılımcıların US e tepkide bulunmaya güdülü olmaları durumunda gerçekleşir. Bıldırcın deneyinde, dişiyle çiftleşme fırsatı koşulsuz uyarıcıydı. Eğitim sonrasında, CS sadece cinsel açıdan güdülü kuşlarda, koşullu yaklaşma davranışı ortaya çıkarmıştır. US DEĞER ARTTIRIMININ ETKİLERİ Son örnekte koşulsuz uyarıcıya tepkide bulunma güdüsü, S-S öğrenmesini test etmek üzere azaltıldı. Bir başka yaklaşım, koşulsuz uyarıcıya verilen tepkiyle ilgili güdüyü arttırmaktır. Söz konusu yordam, US değer arttırımı (US inflation) olarak adlandırılır ve eğer S-S mekanizması doğru ise, koşullu tepkide bulunmada bir artış ile sonuçlanmalıdır.
25 20 Azaltılmış Cinsel Güdü Normal Cinsel Güdü Koşullu Yaklaşma Davranışı 15 10 5 0 1 2 3 Test Denemeleri ŞEKİL 4.5 Cinsel yaklaşma koşullu davranışında US değer düşürümünün etkileri. İki grup bıldırcın koşullu yaklaşma tepkisini kazandıktan sonra, bir hafta aralıkla, üç test oturumu yürütülmüştür. Test aşaması boyunca bir grup kuşun cinsel motivasyonu azaltılmıştır. US değer düşürümü yordamı kuşların koşullu tepki vermelerinde bir azalma ile sonuçlanmıştır. Holloway ve Domjan dan uyarlanmıştır (1993). US değer arttırımı yönteminin özellikle ilginç bir uygulamasında, laboratuvar sıçanları katılımcı olarak kullanıldı ve bu uygulamada koşulsuz uyarıcı tuz tadı idi (Rescorla & Freberg, 1978; Fudim, 1978). Hayvanlarda (insanlar da dahil olmak üzere) tuz ihtiyacı, fizyolojik bir sodyum eksikliği yaratmak suretiyle arttırılabilir. Sodyum eksikliği yaratmak, tuza koşullu tepki vermeyi önemli ölçüde arttıracağı için, bu güçlü bir US değer arttırımı yordamı olarak değerlendirilebilir. Rescorla ve Freberg tarafından sorulan soru, US değer arttırımının, tuzla bağıntılandırılan CS e tepkide bulunmayı artırıp artırmayacağıdır. Bu çalışmada, iki grup laboratuvar sıçanı karşılaştırılmıştır. Koşullama, sodyum yoksunluğu yaratılmaksızın gerçekleştirilmiştir. CS olarak hafif acı bir tat (suya bir miktar kinin karıştırılarak elde edilmiştir) ve US olarak da tuz tadı kullanılmıştır. Deneysel grupta, acı tat (su-tuz karışımına kinin eklenerek elde edilmiştir) tuzun tadıyla eşlenmiştir. Kontrol grubunda ise, acı tat ve tuz tadı birbirini izleyen günlerde, değişimli olarak sunulmuştur. Bu yordamlardan sonra her iki grupta da sodyum eksikliğine yol açmak suretiyle US değer arttırımı yaratılmıştır. Daha sonra sıçanların tek başına sunulan acı tada yönelik tepkileri test edilmiştir. Test boyunca deneysel gruptaki hayvanlar, kontrol grubundaki hayvanlardan çok daha fazla kinin tadındaki suyu içtiler. Bu dikkate değer bir sonuçtur. Çünkü genellikle sıçanlar kinin içmekten nefret ederler. Bu çalışmada kininin tadı, tuz ile bağıntılı hale gelmiştir. Koşullamadan sonra, sodyum yetersizliği tuzun değerini arttırmış ve bu da tuz ile bağıntılandırılmış kinin tadına tepkide bulunmada bir artışa yol açmıştır. Bağıntıların Seçiciliği
Pavlovian koşullamaya ilişkin üzerinde duracağımız en son geleneksel sayıltı, bir koşullama durumundaki bir CS in etki düzeyinin (örneğin, hafif bir ses), aynı CS in diğer bir koşullama durumundaki etki düzeyine eşit olacağına ilişkindir. Bu eş potansiyellik sayıltısı (equipotentiality assumption) olarak bilinir. Araştırmacılar çok uzun süredir hayvanların bütün koşullu uyarıcıları eşit hızda öğrenmediklerini bilmektedirler. Örneğin, Pavlov (1927) düşük şiddetli bir CS in, yüksek şiddetli bir CS den daha yavaş koşullandığını gözlemiştir. Bununla birlikte, bu tür farklılıklar eş potansiyellik sayıltısı ile çelişmez. Çünkü, hangi koşulsuz uyarıcı kullanılırsa kullanılsın, düşük yoğunluklu bir CS in koşullanması daha güçtür. Eş potansiyellik sayıltısı aleyhine ilk kanıt, itici uyarıcılar ile koşullama çalışmalarından elde edilmiştir. Koşullu bastırma fenomeni, bir çeşit itici uyarıcı koşullamasına karşılık gelir. Burada, bir ses ya da bir görsel uyarıcı, şok ile eşlenir ve sonuçta ses ve ışık itici özellikler edinir. İtici uyarıcı koşullamasının diğer bir tipi tat itinmesi öğrenmesidir (taste aversion learning). Bu durumda, bir hastalık durumu (örneğin, hafif bir yiyecek zehirlenmesi durumu) alışılmadık bir tadı izler ve organizma sonuç olarak alışılmamış tattan itinmeyi öğrenir. Koşullu bastırma ve tat itinmesi fenomenleri, hem işitsel-görsel ipuçları ve hem de tat ipuçlarının koşullu uyarıcı olarak etkili olduklarını göstermektedir. Ancak ilginç bir şekilde bu ipuçları sadece kendi koşulsuz uyarıcısı ile birleştirildiklerinde etkilidirler (bkz. Şekil 4.6). Sıçanlar hastalıkla eşlenen işitsel ya da görsel ipuçlarına tat itinmesi göstermeyi kolayca öğrenemezler. Ayrıca sıçanlar şok ile eşlenen bir tat uyarıcısından itinmeyi de kolayca öğrenemezler (Domjan & Wilson, 1972; Garcia & Koelling, 1966). Bunlar, seçici bağıntı (selective association) fenomenine işaret etmektedir. Pavlovian koşullama yordamındaki koşullu uyarıcının etkinliği, kullanılan koşulsuz uyarıcının seçiciliğine bağlıdır (LoLordo & Droungas, 1989). İnsanlar da, laboratuvar sıçanlarında olduğu gibi, seçici bir şekilde uyarıcılardan itinmeyi öğrenirler. Sindirim sistemi ile ilgili bir hastalık yaşayan bir kişinin, kusmadan hemen önce yediği alışılmamış bir tattan itinmeyi öğrenmesi, daha sonra karşılaşabileceği diğer uyarıcı tiplerinden itinmeyi öğrenmesinden daha kolaydır. Seçici bağıntılandırmayla tutarlı olarak, insanlar fiziksel bir kazada yaralanmaları ya da derilerinde oluşan bir tahriş durumuyla, bundan önce yedikleri yiyecek arasında bir bağıntı kurmazlar; dolayısıyla bu yaşantılar herhangi bir yiyecek itinmesine yol açmaz (Logue, Ophir, & Strauss, 1981; Pelchat & Rozin, 1982). Yiyecek itinmesini ortaya çıkarmada daha çok hastalık yaşantıları etkili olur. Yiyecek itinmesi öğrenmesiyle ilgili çalışmalarda seçici bağıntıların ilk gösterilmesinden bu güne, benzer etkiler öğrenmenin diğer türlerinde de bulunmuştur. Örneğin, Shapiro, Jacobs ve LoLordo (1980) güvercinlerin yiyecekle, görsel bir uyarıcıyı, işitsel bir uyarıcıdan daha kolayca bağıntılandırdıklarını bulmuşlardır. Buna
3,5 Tat Koşullama Test Yalama sayısı/ dakika 3 2,5 2 1,5 1 Görsel-İşitsel CS Tat + Görsel-İşitsel Tat + Görsel-İşitsel US Şok Hastalık CS Tat ya da Görsel-İşitsel Tat ya da Görsel-İşitsel 0,5 0 Hastalık Şok US ŞEKİL 4.6 Garcia ve Koelling (1966) tarafından, itici uyarıcı öğrenmesinde seçici bağıntıları göstermek üzere yapılan deneye ilişkin yordam ve sonuçları. karşın, kuşlar şok kullanıldığında, işitsel ipuçlarına, görsel ipuçlarından daha hızlı koşullanmışlardır. Seçici bağıntıların çalışılmasında, seçici öğrenme durumlarının mutlak olmadığını akılda bulundurmak gerekir. Örneğin, tat uyarıcılarının sindirim sistemiyle ilgili hastalıklarla bağıntılandırılması, işitsel-görsel uyarıcıların bu hastalıklarla bağıntılandırılmasından daha kolaydır demek, tat dışındaki ipuçlarının hastalıkla bağıntılandırılamayacağı anlamına gelmez. Bu tür öğrenmeler de meydana gelebilir; ama, daha zordur ve özel yordamları gerektirir (örneğin, Best, Batson, Meachum, Brown, & Ringer, 1985). Seçici bağıntılar, öğrenme hızının, CS ve US in bireysel ya da bağımsız özelliklerine değil; ama, kullanılan koşullu ve koşulsuz uyarıcıların kombinasyonuna bağlı olduğu durumları ifade eder. Seçici bağıntılar oldukça güçlü bir biçimde gösterilmiş olmasına rağmen, bu tür etkiler yine de spekülasyonlara açık kalmaktadır. Seçici bağıntıların nedeni olarak düşünülebilecek bir faktör, koşullu ve koşulsuz uyarıcıların benzerliğine ilişkindir. Kanıtlar, CS ve US arasındaki benzerliğin, bağıntıların kuruluşunu kolaylaştırdığını göstermektedir (Rescorla & Gillan, 1980; Testa, 1974). Bununla birlikte, seçici bağıntıların hepsi de benzerlik kavramı ile açıklanamamaktadır. Örneğin, güvercinlerde işitsel ipuçlarının şokla bağıntılanmasının, görsel ipuçlarının şokla bağıntılanmasından neden daha kolay olduğu, benzerlik kavramıyla pek de açıklığa kavuşturulamamaktadır. İşitsel ipuçlarının, şoka benzerliği, görsel ipuçlarından daha fazla değildir. Pavlovian Koşullamada Kontrol Problemi Pavlovian koşullamanın kritik özelliği, koşullu uyarıcı ve koşulsuz uyarıcı arasında bir bağıntının oluşumuna ilişkin olmasıdır. Bu bakımdan, davranışta gözlenen herhangi bir değişme, Pavlovian koşullamaya yüklenmeden önce, etkinin, CS ve US arasında kurulan bir bağıntıdan kaynaklandığı gösterilmelidir. Bir bağıntının gelişmesi için, koşullu ve koşulsuz uyarıcılar, birbirini izleyen kombinasyonlar halinde sunulur. Örneğin, her bir koşullama denemesinde, US in sunumundan hemen önce CS in sunulması belirgin bir biçimde etkili olur (sonraki bölümde bu konuya daha ayrıntılı olarak değinilecektir). Ek olarak, bir öğrenmenin oluşabilmesi için, genellikle pek çok koşullama denemesine gereksinim duyulur. Bu bakımdan, Pavlovian koşullama yordamında, koşullu ve koşulsuz uyarıcıların tekrarlı bir şekilde sunumu söz konusudur. Bölüm 3 de gördüğümüz gibi, uyarıcıların tekrarlı sunumu alışma ve duyarlılaşma etkileri
ile sonuçlanabilir. Bu nedenle alışma ve duyarlılaşma etkileri Pavlovian koşullama denemeleri boyunca da meydana gelebilir. Tekrarlayan CS ve US sunumlarıyla ortaya çıkabilecek alışma ve duyarlılaşma etkileri, CS ve US arasında bir bağıntının oluşmasına bağlı olmadığı için, bu, Pavlovian koşullama olarak değerlendirilmez. Davranışta gözlenen bir değişikliğin bir Pavlovian koşullama durumu olarak nitelenebilmesi için, olası alışma ve duyarlılaşma etkilerinden ayırt edilmesi gereklidir. Alışma etkileri tipik olarak pek fazla dikkate alınmaz; çünkü, alışma, tepkide bulunmada azalma ile sonuçlanırken, Pavlovian koşullama CS e verilen tepkide bir artmayı ifade eder. Öte yandan, potansiyel duyarlılaşma etkileriyle uğraşmak daha güçtür. CS e verilen tepkideki artma, CS e maruz kalma sonucunda ortaya çıkan duyarlılaşmadan kaynaklanabilir; US sunumlarının sonucu olarak alışmanın ortadan kalkması veya duyarlılaşma tarafından ortaya çıkarılmış olabilir ya da işin içinde bunların her ikisi de yer alıyor olabilir. Bu bakımdan, Pavlovian koşullama çalışmalarında, bu tür duyarlılaşma etkilerini dışarıda tutmak için bir takım kontrol yordamları işe koşulmalıdır. Söz konusu kontrol problemine evrensel olarak uygulanabilir ve kabul edilebilir bir çözüm mevcut değildir. Onun yerine, her biri kendi avantaj ve dezavantajlarına sahip olan, çeşitli kontrol yordamları kullanılmaktadır. Bir yordamda, CS duyarlılaşma etkileri, CS in kendisinin tekrarlı biçimde sunulması ile değerlendirilir. Ancak, CS in tek başına kontrolü (CS-alone control) olarak isimlendirilen bu tür bir yordam yetersizdir. Çünkü burada, CS e verilen tepkideki muhtemel artışa neden olan, US e alışmanın ortadan kalkması veya US e duyarlılaşma etkileri hesaba katılmamaktadır. Başka bir kontrol yordamı, US in yarattığı duyarlılaşmayı ölçmek üzere, US in kendisinin tekrarlı bir biçimde sunulmasını içerir US in tek başına kontrolü (US-alone control)). Ancak, US in tek başına kontrolü de tekrarlı CS sunumlarının olası duyarlılaşma etkilerini dikkate almaz. Otuz yıl kadar önce, Rescorla, kontrol problemine dahice bir çözüm önerdi (Rescorla, 1967). Seçkisiz kontrol (random control) yordamı olarak adlandırılan bu işlem, CS in tek başına kontrolü ve US in tek başına kontrolü yordamlarındaki problemleri de çözmekteydi. Seçkisiz kontrolde, CS ve US tekrarlı olarak sunulur; ancak, sunumları birbirine göre seçkisiz zamanlarda gerçekleşir. CS ve US sunumlarının seçkisiz zamanlanması, bu iki uyarıcı arasında bir bağıntının oluşumunu engeller, ama duyarlılaşma süreci üzerinde bir etkide bulunmaz. Seçkisiz kontrol yöntemi, kısa bir süre içinde popüler olmuştur. Öte yandan, araştırmacılar söz konusu kontrol yordamının ayrıntılarını incelemeye başladıklarında, bazı ciddi sorunlar buldular (Papini & Bitterman, 1990). Çalışmalar, seçkisiz kontrolün, öğrenme yaratmada, etkisiz olmadığını ortaya koymaktaydı. Bağıntısal öğrenme, seçkisiz kontrol yordamında iki yolla gelişebilir. İlki, seçkisiz CS ve US sunumları CS in US ile birlikte sunulduğu bazı durumlara yol açabilir. Diğer bir deyişle, seçkisiz yordamlar kısa vadede seçkisiz olmayan bir örüntü ile sonuçlanabilir. Örneğin, madeni bir parayı beş kere fırlatmak, nadiren de olsa, bir dizide peşpeşe beş kez tura gelmesi ile sonuçlanabilir. Benzer bir şekilde, CS ve US in seçkisiz sunumları, zaman zaman CS ve US in eşlenmesiyle de sonuçlanabilir. Eğer kazara oluşan bu tür CS-US eşlenmeleri eğitimin erken evrelerinde meydana gelirse, bir koşullu tepki gelişebilir (Benedict & Ayres, 1972). Seçkisiz kontrol yordamında bağıntısal öğrenme, CS olmaksızın, US in sunulduğu zamanlarda da ortaya çıkabilir. Bu durumlarda US, deneyin yapıldığı belirli bir ardalandaki (background) bağlamsal ipuçların (contextual cues) varlığında sunulmaktadır. Pavlovian koşullama kuramının gelişiminin ilk zamanlarında bağlamsal ipuçları göz ardı edilmiştir. Oysa, son zamanlarda yapılan birçok çalışma, belirgin bir CS in eksikliğinde, koşulsuz bir uyarıcının tekrarlayan sunumlarının, ardalana ilişkin ipuçlarına koşullanma ile sonuçlanabildiğini göstermektedir (Balsam & Tomie, 1985; Kremer, 1974). Ardalan ipuçlarının koşullanması, seçkisiz kontrol yordamı için sorunlar yaratır. Çünkü, koşullu bağlamsal ipuçları, asıl ilgilendiğimiz uyarıcıların koşullanmasında aktif bir karıştırıcı etki kaynağı oluşturabilir. Örneğin, CS, koşullu ardalan uyarıcılarının varlığında verilirse, organizmanın koşullu bir uyarıcıyı, örneğin, yiyecekle bağıntılandırması daha zor olacaktır (Tomie, Murphy, Path, & Jackson, 1980). Dolayısıyla, seçkisiz kontrol yordamı, bağlamsal ipuçlarının koşullanmasına izin verdiği ölçüde; Pavlovian koşullamanın gösterilebilmesi için gerekli, nötral, bağıntısız bir temel düzey oluşturmaz.
Pavlovian koşullama için bütünüyle tatmin edici bir kontrol yordamı mevcut olmamasına rağmen, Şekil 4.7 de özetlenen ayırt edici kontrol (discrimination control) yordamı akla yatkın bir yöntem olarak değerlendirilebilir. Seçkisiz kontrolden farklı olarak, ayırt edici kontrol CS + ve CS - olmak üzere iki koşullu uyarıcıyı içerir. Bu iki CS, kısa süreli olarak sunulan bir ses ve bir ışık olabilir. Denemelerin yarısında CS +, US ile eşleştirilir ( + işareti US in CS ile birlikte sunulduğunu göstermektedir). Kalan denemelerde CS - sunulur ve US verilmez ( - işareti US in dahil edilmediğini göstermektedir). CS + ve CS -, denemeler boyunca, dönüşümlü bir biçimde, seçkisiz olarak sunulur. Katılımcıların yarısı için ses CS + olarak kullanılırken, ışık CS - olarak kullanılır; katılımcıların diğer yarısı için bu uyarıcı sunumu tersine çevirilir. Eğer, US in sunumları sadece ışık ve ses CS lerine tepkide bulunmaya duyarlılaştırsaydı ne olacaktı? Duyarlılaşma bağıntıya dayanmamaktadır ve bu yüzden de bir uyarıcı ile US in eşlenmesine bağlı değildir. Bu nedenle, duyarlılaşmanın hem CS + a, hem de CS - a verilen tepkiyi yükseltmesi beklenir. Ayırt edici kontrol yordamında, eğer, duyarlılaşma ortaya çıksaydı, katılımcıların CS + ve CS - a aynı biçimde tepki vermeleri gerekirdi. O halde, bağıntısal öğrenmede durum nedir? Duyarlılaşmanın tersine, bağıntısal öğrenme, US ile eşlenen uyarıcıya özgün olmalıdır. Bu bakımdan, bağıntısal öğrenme CS + a verilen tepkiyi, CS - a verilen tepkiden daha çok yükseltmelidir. Ayırt edici kontrolde, CS + a CS - dan daha fazla tepki verilmesi, bağıntısal öğrenmeye bir kanıt oluşturur. Ayırt etmenin kontrolünde, bazen ortaya çıkan bir sorun, CS + a karşı CS - a verilen ayırımlı tepkilerin farklı biçimlerde ortaya çıkabilmesine ilişkindir. CS + a verilen tepki CS + CS - US Zaman ŞEKİL 4.7 Pavlovian koşullamada ayırt edici kontrol yordamına ilişkin grafik gösterim. Seçkisiz yer değiştirmede iki tip deneme söz konusudur. Bazı denemelerde bir koşullu uyarıcı, (CS + ) US ile eşlenir. Diğer denemelerde ise, başka bir koşullu uyarıcı, (CS - ) tek başına sunulur. CS + a, CS - dan daha güçlü bir şekilde verilen koşullu tepki, duyarlılaşmadan ziyade, bağıntısal öğrenmenin bir kanıtıdır. eğitim yordamı tarafından yükseltilebilir ya da CS - a verilen tepki ketlenebilir (ketleme koşullaması Bölüm 5 de tartışılacaktır). CS - a karşı ketlenmenin gelişmesi, sıklıkla karşılaşılan bir sonuç değildir; ancak, eğer bundan şüphe duyulursa, belirsizliği ortadan kaldırmak üzere ek kontrol yordamlarının işe koşulması gerekir. Pavlovian Koşullu Davranışın Sönmesi Bir kez, CS in US ile eşlenmesi sonucunda koşullu bir tepki elde edildiğinde, davranış sonsuza kadar sürer mi? Eğer CS, US ile daha fazla eşlenmezse, organizma koşullu tepki vermeye yine de devam eder mi? CS in koşullamadan sonra, yalnız başına (US verilmeksizin) sunulduğu yordam sönme yordamı (extinction procedure) olarak adlandırılır. Tahmin edilebileceği gibi, CS in US olmaksızın tekrarlanması, daha önceden koşullanmış tepkinin azalmasıyla sonuçlanabilir. Koşullu davranıştaki bu tür bir azalma sönme etkisi (extinction effect) olarak adlandırılır. Bir Pavlovian koşullu tepkinin sönmesine ilişkin yordam, Bölüm 3 de tartışılan alışma yordamına çok benzer. Her iki koşulda da uyarıcı tek başına tekrarlayan bir biçimde sunulmakta ve o uyarıcı tarafından ortaya çıkarılan davranış yavaş yavaş azalmaktadır. Bu iki durum arasındaki en önemli fark, alışmada
önceden alınan özel bir eğitim yordamının sonucunda kurulmuş bir tepkinin azalmasının söz konusu olmamasıdır. Buna karşılık, Pavlovian koşullama yordamındaki sönmede, ortaya çıkarıcı uyarıcı -US ile önceden eşlenmiş- bir CS dir. Bu farklılığa karşın, genel olarak, Pavlovian sönme fenomeni, daha önce tartıştığımız, alışma çalışmalarındaki etkilere benzerdir. SÖNME VE ALIŞMA Alışma ve Pavlovian sönme arasındaki önemli bir benzerlik her iki koşulda verilen tepkinin uyarım olmayan bir dönemden sonra yeniden elde edilir olmasıdır. Bölüm 3 de gördüğümüz gibi, bir dinlenme döneminin ardından, alışılmış tepkinin yeniden elde edilmesi kendiliğinden geri gelme (spontaneous recovery) olarak adlandırılır. Bir dinlenme döneminden sonra meydana gelen söndürülmüş tepkinin geri gelmesi de kendiliğinden geri gelme olarak adlandırılır (Brooks & Bouton, 1993; Robbins, 1990). Koşullu tepki Yeni Uyarıcı Denemeler ŞEKİL 4.8 Sönmedeki ketlenmenin kalkmasının gösterimi. Bir koşullu tepkinin sönmesi sırasında alışılmamış bir uyarıcı sunulur ve koşullu tepkinin geçici olarak yeniden geri gelmesi sağlanır (Not: veriler hipotetiktir). Alışma ve Pavlovian sönme arasındaki başka bir benzerlik, iki fenomende de yeni bir uyarıcının sunumunun, tepkinin geçici bir şekilde geri gelmesine neden olabilmesidir. Uyarılmışlık yaratan veya duyarlılaştırıcı bir uyarıcının sunumundan dolayı alışılmış tepki geçici olarak geri gelebilir. Bölüm 3 de bahsettiğim gibi, bu görüngü alışmanın ortadan kalkması olarak adlandırılır. Yeni bir uyarıcının sunumu, sönmeyi takip eden koşullu tepkinin geçici olarak geri gelmesiyle de sonuçlanabilir (Pavlov, 1927). Bu durumda, fenomen dışsal ketleme (external inhibition) ya da ketlenmenin kalkması (disinhibition) olarak adlandırılır. Ketlenmenin kalkmasını gözlemek için önceden koşullanmış bir uyarıcı, koşullu tepki azalana kadar tek başına tekrarlı bir biçimde sunulur. Daha sonra, CS, yabancı bir uyarıcı ile sunulur ve koşullu davranışta geri gelme gözlenir (bkz. Şekil 4.8). Ketlenmenin kalkmasında ortaya çıkan tepkinin, yeni uyarıcıya yüklenemeyeceğine dikkat ediniz. Yeni uyarıcılar koşullu tepkileri ortaya çıkarmaz. Daha ziyade, yeni uyarıcı, bir ketleyici etkiden, söndürülmüş tepkiyi serbest bırakır. ÖĞRENMENİN TERSİNE ÇEVRİLMESİ (UNLEARNING) OLARAK SÖNME Kendiliğinden geri gelme ve ketlenmenin kalkması fenomenleri sönme kuramları için önemli doğurgulara sahiptir. Yüzeysel olarak bakıldığında, sönme, edinimin (acquisition) tersi gibi görünür. Pavlovian edinim boyunca verilen koşullu tepki giderek artar. Bunun tersine, sönme boyunca verilen koşullu tepki giderek azalır. Bu simetri, sönmenin, edinimin tersi olduğu biçiminde hatalı bir görüşe yol açabilir. Sönmenin,
edinimin tersi olduğu biçimindeki görüş, sönmenin CS-US bağıntısının kaybedilmesi ya da ilgili öğrenmenin tersine çevrilmesi sonucu ortaya çıktığını iddia eder. Kendiliğinden geri gelme ve ketlenmenin kalkması fenomenleri önemlidir. Çünkü, sönmenin edinimin karşıtı olmadığını gösterirler. Eğer sönme, CS-US bağıntısının kaybedilmesi ya da öğrenmenin tersine çevrilmesi nedeniyle ortaya çıkıyorsa, o zaman dinlenme periyodunun koşullu davranışın geri gelmesine neden olmaması gerekirdi. Yeni bir uyarıcının sunumunun da, öğrenmenin tersine çevrilmesi sonucunda kaybedilen koşullu bir tepkiyi tekrar kuramaması gerekirdi. Oysa, daha önce de gördüğümüz gibi, durum hiç de böyle değildir. Bu bakımdan, sönmenin öğrenmenin tersi olduğuna ilişkin yaklaşım, ketlenmenin kalkması fenomenini açıklayamamaktadır. KETLEMENİN BİR TÜRÜ OLARAK SÖNME Kendiliğinden geri gelme ve ketlenmenin kalkması fenomenleri, sönmenin koşullu tepkinin bir çeşit ketlenmesi olduğunu ileri sürer. Ketlenme, söndürülmüş tepkinin kendiliğinden geri gelmesiyle sonuçlanan bir dinlenme dönemiyle yok olur. Yeni bir uyarıcının sunumu da, sönme tarafından yaratılan, ketlemeyi bozar ve ketlenmenin kalkması fenomene neden olur. Sönmenin öğrenmenin tersi olmaktan ziyade, ketlemenin bir türü olduğu fikrini destekleyen diğer bir fenomen ise, yenileme etkisidir (renewal effect) (örneğin, Bouton, 1993). Yenileme etkisi, eğitimin taşınmasına ilişkin yapılan araştırmalar sırasında keşfedilmiştir. Bu tür çalışmalarda temel soru, bir durumun diğer koşullar ya da bağlamlara aktarılmasının ya da taşınmasının nasıl öğrenildiğiyle ilgilidir. Örneğin, kalabalık bir öğrenci yurdunda öğrendiklerinizi, sessiz bir sınıfta aldığınız bir teste aktarabilir misiniz? Eşit derecede önemli bir soru da, sönmenin taşınması ile ilgilidir. Sönme belirli bir ortamda gerçekleştirildi ise, koşullu uyarıcı o ortamda artık koşullu davranışı ortaya çıkarmıyor demektir; şimdi sorumuza dönecek olursak: Acaba sözkonusu CS diğer durumlarda da etkisiz mi olacaktır? Yenileme etkisiyle ilgili birçok çalışma, laboratuvar sıçanları ile yürütülmüştür. Hayvanlar özel bir aydınlatma düzeyi ve özel bir koku ile deneysel bir odacıkta koşullanmıştır. Bu koşullama odacığını A bağlamı olarak isimlendirelim. Denekler daha sonra daha az ışıklı ve farklı bir kokulu ve sönme yordamına maruz bırakıldıkları başka bir odacığa yerleştirilirler. İkinci odacığı da B bağlamı olarak isimlendirelim. Sönme eğitiminde katılımcıların B bağlamına taşınmalarının nedeni, sönme etkilerinin A bağlamına geri taşınıp taşınmayacağını görmektir (bkz. Şekil 4.9). Eğer sönme, bir koşullu tepkiye ilişkin öğrenmenin tersine çevrilmesi ise, B bağlamındaki sönmeden sonra, katılımcıların A bağlamına dönüşü, koşullu davranışın geri gelmesi ile sonuçlanmamalıdır. Bu yordamanın tersine, B bağlamındaki sönme eğitiminin etkileri, orijinal A bağlamına taşınmamıştır. Katılımcılar A bağlamına döndürüldüklerinde, koşullu tepki tekrar ortaya çıkmıştır. Koşullu tepkide bulunma, katılımcıların orijinal eğitim bağlamına döndürülmeleri üzerine yenilenmiştir. Bundan dolayı fenomen yenileme etkisi olarak adlandırılmaktadır. Kendiliğinden geri gelme, ketlenmenin kalkması ve yenileme etkisi, sönmenin koşullu davranışa ilişkin öğrenmenin tersine çevrilmesi ile sonuçlanmadığını göstermektedir. Sönme, daha ziyade, koşullu tepkide bulunmanın baskılanmasının sonucu olan, bir tür ketlenme ile ilişkilidir. Üstelik, tepki vermenin baskılanması sürekli değildir ve bir dinlenme periyodu, alışılmamış uyarıcı ya da eğitim durumuna geri dönüş ile tersine çevrilebilmektedir. KLİNİK DOĞURGULAR Kendiliğinden geri gelme, ketlenmenin kalkması ve yenileme etkisi, tedavi durumlarında sönme uygulamaları açısından önemli doğurgulara sahiptir. Sönme yordamının kullanılmasındaki tedaviye ilişkin amaç, istenilmeyen koşullu tepkiyi azaltmaktır. Örneğin, sönme, koşullu ilaç bağımlılığı ya da patalojik koşullu korkuyu azaltmada kullanılabilir. Kendiliğinden geri gelme, ketlenmenin kalkması ve yenileme etkisi,
Koşullama bağlamı A Sönme bağlamı B Test bağlamı A Koşullu tepki Denemeler ŞEKİL 4.9 Yenileme etkisinin gösterimi. Katılımcılar başlangıçta A bağlamında koşullu tepkiyi edindiler. Daha sonra, B bağlamında, koşullu tepkinin azalması ile sonuçlanan sönme eğitimine maruz kaldılar. Üçüncü aşamada test için, durum A ya döndürüldüler. Katılımcılar A bağlamına döndürüldüklerinde, koşullu tepki yenilendi. (Not: Veriler hipotetiktir.) sönme yordamının tedaviye yönelik olarak uygulanmasından sonra kötüleşmeye neden olabilmektedir. Yenileme etkisi, koşullu tepkinin edinildiği bağlam ile söndürüldüğü bağlam arasındaki farklılıkların hastalığın kötüleşme olasığını belirleyebileceğini ileri sürebilir (Bouton & Swartzentruber, 1991). Eğer tedavi amaçlı sönme, istenilmeyen tepkinin orijinal olarak edinildiği bağlamdan çok farklı bir yerde uygulanırsa, hasta, orijinal bağlama döndüğünde patolojide ciddi kötüleşmeler gözlenebilir. Özet Pavlovian koşullama çalışmaları köpeklerde salya salgılama tepkisi ve diğer salgısal tepkilerle başladıysa da, çağdaş araştırmalar işaret izleme, koşullu bastırma ve göz kırpma düzeneklerinde iskeletsel tepkilerin koşullaması üzerinde odaklanmaktadır. Bu araştırmalar koşullu uyarıcının doğasına ve koşulusuz uyarıcı tarafından devreye sokulan davranış sistemine bağlı olarak, koşullu tepkilerin farklı türlerinin geliştirilebileceğini göstermektedir. Koşullu tepkinin şiddeti sadece CS e değil, US in sahip olduğu değere de bağlıdır. US in değer düşürümü CR da bir azalmaya neden olmakta ve US deki değer arttırımı da CR da bir artışa neden olmaktadır. Bu sonuçlar, Pavlovian koşullamanın tipik olarak, S-R öğrenmeden çok, S-S öğrenmesi ile sonuçlandığını göstermektedir. Pavlovian koşullama CS ve US arasındaki bir bağıntının öğrenilmesini içerdiği için, salt CS ve US in tekrarlanmalarından oluşan davranışsal değişiklikler dışarıda tutulmalıdır. Seçkisiz kontrol yordamı, bağıntısal öğrenme ile sonuçlanabileceği için etkili değildir. Tümüyle tatmin edici kontrol yordamları mevcut olmasa da, ayırt edici kontrol yordamı eldeki en iyi kontrol yöntemi olarak alınabilir. Bu kontrol yordamında, bir CS, US ile eşlenir ve başka bir CS, US olmaksızın sunulur. İki CS e verilen farklı tepkiler bağıntısal öğrenmeye kanıtlar sağlar. Edinimin ardından, CS in US ile eşlenmemesi üzerine, Pavlovian koşullu tepki, azalacaktır. Bu, sönme olarak adlandırılır ve CR a ilişkin öğrenmenin tersine çevrilmesinden çok, ketleme ile ortaya çıkartılır. Dinlenme periyodunu, yeni uyarıcıyı ve orjinal eğitim durumuna geri dönmeyi içeren çeşitli yordamlar, sönme etkilerini tersine çevirebilir ve koşullu davranışın geri gelmesine neden olabilir. Önerilen Okumalar
BOUTON, M. E. (1993). Context, time and memory retrieval in the interference paradigms of Pavlovian learning. Psychological Bulletin, 114, 80-99. HOLLAND, P. C. (1984). Origins of behavior in Pavlovian conditioning. In G. H. Bower (Ed.), The psychology of learning and motivation (Vol. 18, pp. 129-174). Orlando, FL: Academic Press. HOLLIS, K. L. (1997). Contemporary research in Pavlovian conditioning: A new functional analysis. American Psychologist, 52, 956-965. LOLORDO, V. M. & DROUNGAS, A. (1989). Selective associations and adaptive specializations: Taste aversions and phobias. In S. B. Klein & R. R. Mowrer (Eds.), Contemporary learning theories: Instrumental conditioning and the impact of biological constraints on learning (pp. 145-179). Hillsdale, NJ: Erlbaum. PAPINI, M. R. & BITTERMAN, M. E. (1990). The role of contingency in classical conditioning. Psychological Bulletin, 97, 396-403. Teknik Terimler Apetetif koşullama Ayırt edici kontrol Bağıntısal öğrenme CS in tek başına kontrolü Davranış sistemi Dışsal ketleme Eş potansiyellilik sayıltısı İşaret izleme İtici uyarıcılarla koşullama Kendiliğinden geri gelme Ketlenmenin kalkması Koşullu bastırma Koşullu duygusal tepki yordamı Koşullu tepki Koşullu uyarıcı Koşulsuz tepki Koşulsuz uyarıcı Otomatik şekilllendirme Seçici bağıntı Seçkisiz kontrol Skinner kutusu Sönme yordamı Sönme etkisi S-R öğrenme S-S öğrenme Tat itinmesi öğrenmesi US değer arttırımı US değer düşürümü US in tek başına kontrolü Yenileme etkisi