ERTUĞ UÇAR GECE YOLCULUĞU

Benzer belgeler
küçük İskender THE GOD JR

SİNE ERGÜN BAŞTANKARA

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Şiir BEZ BEBEKLE KUKLASI. 2. basım. Resimleyen: Burcu Yılmaz

ECE TEMELKURAN İÇ KİTABI

ENGİN TÜRKGELDİ ORADA BİR YERDE

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Öykü ORMANDAKİ DEV. 4. basım. Resimleyen: Reha Barış

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Betül Tarıman. Öykü GÖKYÜZÜ PRENSİ PO İLE KÜÇÜK KIZ. 2. basım. Resimleyen: Uğur Altun

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA

WOLFGANG BORCHERT Fener, Gece ve Yıldızlar. ve Ölümünden Sonra Yayımlananlar

küçük İskender ÖLEN SEVGİLİMİN ŞİİR DEFTERİ

DESTANLAR VE MASALLAR. Samed Behrengi KÜÇÜK KARA BALIK. Masal. Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

KIRMIZI KANATLI KARTAL

CEM AKAŞ SİNCAPLI GECE EKSİLTMELİ ROMAN

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Koray Avcı Çakman. Öykü FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ. 1. basım. Resimleyen: Reha Barış

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

MATBAACILIK OYUNCAĞI

ALESSANDRO BARICCO SMITH & WESSON

MAVİ KUŞU GÖREN VAR MI?

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Öykü ASLAN KRAL KORK. Resimleyen: Sedat Girgin

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Tanşıl Kılıç. Roman ŞEKERLİ SİNEK. 12. basım. Resimleyen: Vaqar Aqaei

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Çetin Öner. Roman GÜLİBİK. Çeviren: Aslı Özer. 26. basım. Resimleyen: Orhan Peker

Ertuğ Uçar WOOLF UN İZİNDE

Cem Akaş BUMBA İLE BİBU. Resimleyen: Reha Barış

Bernd Brunner UZANMA SANATI. Yatay Yaşamın Elkitabı

ECE TEMELKURAN KIYI KİTABI

ZİYA OSMAN SABA CÜMLEMİZ BÜTÜN ŞİİRLERİ

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut GÜNAYDIN! GÜNAYDIN! Resimleyen: Burcu Yılmaz

Tanşıl Kılıç ŞEKERLİ SİNEK. Resimleyen: Vaghar Aghaei

Bilgi güçtür. Sevdiğiniz kişiyi dinleyin ve kendinizi eğitin.

Güzel Bir Bahar ve İstanbul

OHIO DOĞAÇLAMASI (OHIO IMPROMPTU)

2016 Tudem Edebiyat Ödülleri Öykü Yarýþmasý Mansiyon Ödülü

Derleyen: Halide Karaarslan / Uzman Pedagog Görsel Tasarım: Semra Bolat / Sanat Dersleri Zümre Başkanı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz

MELİKE UZUN Soğuk ve Temiz

Mucizeleri. ÇOCUKLAR İÇİN Peygamberimizin. M. S i n a n A d a l ı. Resimleyen: Sevgi İçigen

YUSUF ATILGAN BÜTÜN ÖYKÜLERİ

Birinci kadın; Oğlunun çok hareketli olduğunu, ellerinin üzerinde dakikalarca yürüyebileceğini söyledi.

Delal Arya HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mert Tugen YEDİ DENİZLERDE 2. 2 Basım İSKELET SAHİLİ NDEKİ SIR

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Eski Dostum Kertenkele

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Cihan Demirci. Şiir ŞİİR KÜÇÜĞÜN. 2. basım. Resimleyen: Cihan Demirci

MUZAFFER KALE GÜNEŞ SEPETİ

BİZİM SOKAKTA ŞENLİK VAR

Deneyler ve Hayaletler

BARIŞ BIÇAKÇI Aramızdaki En Kısa Mesafe

En Güzel Hediyesi Noel

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süreyya Berfe. Şiir ÇOCUKÇA. 2. basım. Resimleyen: Burcu Yılmaz

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

TEKİR NOKTALAMA İŞARETLERİNİ ÖĞRETİYOR

&[1 CİN ALİ'NİN HİKAYE KİTAPLAR! SERIS.INDEN BAZILARI. l O - Cin Ali Kır Gezisinde. Öğ. Rasim KAYGUSUZ

timasokul.com / bilgi@timasokul.com

NEJAT İŞLER GERÇEK HESAP BU!

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

MİRKET NİNELER. Parti Veriyor

Feridun Oral (1961, Kırıkkale) Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi nden 1985 te mezun oldu. Yurtiçinde ve yurtdışında birçok sergi, bienal

Özel Gebze Eğitim Kurumları Öz-Ge Gündüz Bakımevi UĞUR BÖCEKLERİ OCAK

BU AY ÖĞRENDİKLERİMİZ ATATÜRK Atatürk kim olduğunu hatırladık. Atatürk ün hayatını inceledik. Atatürk ün kişisel özelliklerini ifade ettik. Atatürk ün

Feridun Oral (1961, Kırıkkale) Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi nden 1985 te mezun oldu. Yurtiçinde ve yurtdışında birçok sergi, bienal

Adım Tomas Porec. İlk kez tek boynuzlu bir at gördüğümde sadece sekiz yaşındaydım, bu da tam yirmi yıl önceydi. Küçük bir kasaba olarak düşünmeyi

İletişim Yayınları 2472 Çağdaş Türkçe Edebiyat 426 ISBN-13: İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2017, İstanbul

Delal Arya HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Sedat Girgin PERA GÜNLÜKLERİ. 5 Basım SIRLAR OTELİ. 2. Kitap

tellidetay.wordpress.com

2017 HAZİRAN / 1. HAFTA KONU

BARBAROS ALTUĞ. biz burada iyiyiz

Kırmızı Şemsiye. Şiirler: Mavisel Yener. Öyküler: Aytül Akal. Resimler: Saadet Ceylan. Resimler: Ayda Kantar

SEN SURAT OKUMAYI BİLİR MİSİN?

Arda Alyanak Daniela Palumbo Filiz Özdem Carla Manea

Çok Mikroskobik Bir Hikâye

Dünyayı Değiştiren İnsanlar

Bir akşam vakti, kasabanın birine bir atlı geldi. Kimdir bu yabancı diye merak eden kasabalılar, çoluk çocuk, alana koştular. Adam, yanında atı,

HERAKLEİTOS KIRIK TAŞLAR

M14 esnevi den (şirli) r H i k â y ele

Bu kitabın telif hakları Siebel Publishing Services ve Kalem Ajans aracılığıyla alınmıştır.

AĞAÇLARIMIZA NE OLDU?

KEREM ASLAN Her Şey Dahil

Turgut Erbek YANIK DEĞİRMEN. Resimleyen: Claude Leon

İÇİNDEKİLER GİRİŞ BİRİNCİ KİTAP

T.C. M.E.B ÖZEL MANİSA İNCİ TANEM ANAOKULU DENİZ İNCİLERİ SINIFI

Ekmek sözcüğü, sözlüklerde yukarıdaki gibi tanımlanıyor. Aşağıdaki görselin yanında yer alan tanımlar ise birbirinden farklı. Tanımları incele. 1.

Sem Okulu Sevmiyor. Sophie Martel. Christine Battuz. Yalçın Varnalı. Resimleyen. Çeviren

Kuşların Gizemli Yolculuğu -Göç!

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

BÖLÜM 1. İLETİŞİM, ANLAMA VE DEĞERLENDİRME (30 puan) Metni okuyunuz ve soruları cevaplayınız. ANTİKA SANDALYE

ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

1) Eğer tartı eksik gelmişse, bu benim hatam değil, onun hatasıdır.

SAN Kİ ÖNCELEYİN GÜL AŞIK OLMUŞTU. kadının yeniden yaratılmasına sebebiyet vermiştir, onlara olan eşsiz aşkıyla. Bir yandan bu

Tuğrul Tanyol. Beyaz at. Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Çevremizdeki Işık ve Sesler Işığın Görmedeki Rolü Işık Kaynakları Sesin İşitmedeki Rolü Çevremizdeki Sesler

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan :15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Hazırlayan ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Şengül Karaca. Şiir HAİKU. 1. basım. Resimleyen: Sedat Girgin

Transkript:

1

2

ERTUĞ UÇAR GECE YOLCULUĞU 3

2017, Can Sanat Yayınları A.Ş. Tüm hakları saklıdır. Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz. Rüya Arızaları, 1. basım: Alef Yayınları, 2006 Yalnızlığın 17 Türü, 1. basım: Alef Yayınları, 2007 Can Yayınları nda 1. basım: Nisan 2017, İstanbul Bu kitabın 1. baskısı 1 000 adet yapılmıştır. Editör: Faruk Duman Düzelti: Aylin Samancı Elmasdağ, Mert Tokur Mizanpaj: Bahar Kuru Yerek Ka pak ta sarımı: Utku Lomlu / Lom Creative (www.lom.com.tr) Ka pak baskı: Azra Matbaası Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi D Blok 3. Kat No: 3-2 Topkapı-Zeytinburnu, İstanbul Sertifika No: 27857 İç baskı ve cilt: Yıldız Matbaa Mücellit Davutpaşa Cad. Emintaş Kazım Dinçol San. Sit. No: 81/25-26 Topkapı-İstanbul Sertifika No: 33837 ISBN 978-975-07-3454-0 CAN SANAT YAYINLARI YA PIM VE DA ĞI TIM TİCA RET VE SA NAYİ A.Ş. Hay ri ye Cad de si No: 2, 34430 Ga la ta sa ray, İstan bul Te le fon: (0212) 252 56 75 / 252 59 88 / 252 59 89 Faks: (0212) 252 72 33 canyayinlari.com/9789750734540 y a y i n e v i @ c a n y a y i n l a r i. c o m Sertifika No: 31730 4

ERTUĞ UÇAR GECE YOLCULUĞU ÖYKÜ 5

Ertuğ Uçar ın Can Yayınları ndaki diğer kitapları: Bir Çift Ayak, 2016 Woolf un İzinde, 2017 6

ERTUĞ UÇAR, Antalya da doğdu. ODTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü nden 1993 te lisans, 1999 da yüksek lisans diploması aldı. İstanbul da yaşıyor ve mimarlık yapıyor. Yayımlanmış öykü kitapları, Rüya Arızaları (2006), Yalnızlığın 17 Türü (2008), Dünyayı Seyretmek İçin Bir Yer (2010) ve Ormanda Kaybolmak (2014), Bir Çift Ayak (2016) adlı romanı ve Woolf un İzinde (2017) adlı deneme kitabı var. 7

8

İçindekiler Önsöz...11 1. KISIM: UYKUDA (RÜYALAR)...15 Labirent...19 Ayna...27 Tüy...35 Bedii...49 Reis...55 Miyase...61 Ferit...67 Özcan...75 Suveyr...83 Raif...91 2. KISIM: UYANIK (FENERLER)...95 RESİM DİZİNİ...191 9

10

ÖNSÖZ Bu kitap, Gece Yolculuğu, aslında iki kitap. On yılın ardından tek ciltte bir araya gelen bu iki kitabın bazı ortaklıkları var. Öncelikle ikisi de bir tema üzerine varyasyonlardan oluşuyor. Rüya ve fener konularının kendi çapımda suyunu çıkardığım yüze yakın kısalı uzunlu öyküden seçtiğim bir grup bulunuyor bu ciltte. 10 rüya öyküsü ile 17 fener öyküsü. Varyasyon konusundaki yol göstericilerim İtalo Calvino ve Giorgio Manganelli. İkisinin de kısa metinlerden oluşan kitaplarında başardıklarını gördüğüm en önemli şey, bu öykü kitaplarının bir iç tutarlılık ve bütünselliğe ulaşarak çok güçlü bir atmosfer yaratması. Burada da birbirlerinden farklı rüya öykülerinin aslında tek bir dili, rüyaların dilini konuştuğunu ve böylece okuru kişi ve objelerin hafifleyip salındığı, tekinsiz, loş ve her şeyin mümkün olduğu bir komşu âleme götüreceğini umuyorum. Öte yandan fener öyküleriyle aynı okur yolunu kalabalıktan uzak bir deniz kıyısına düşürecek; bitkiler, hayvanlar, denizde biten kayalar ve birkaç yalnız siluet ona eşlik edecek. Uzaktan gemi düdükleri duyacak şanslıysa. Manganelli nin Centuria sını ve Calvino nun Görünmez Kentler ini örnek alarak, iki kitapta da birbirine 11

uzunluk olarak aşağı yukarı eş metinler yazmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Bir temanın çeşitlemeleri takip edilirken bu uzunluk konusunun önemli olduğunu düşünmüştüm. Bu, okurun bir ritim tutturabilmesini sağlıyor. Bir diğer ortaklığın yalnızlık olduğunu düşünüyorum. İnsanın başkasıyla paylaşamayacağı bir şeydir rüya. Onları ne kadar yazsanız, anlatsanız eksik kalır. İki insandan biri konuşuyor diğeri dinliyorsa, aktarılan bir şiir de bir dert de olsa, anlatılan ve anlaşılan arasında her zaman bir uzaklık vardır. Ancak söz konusu bir rüyaysa bu ara çok açılır. İnsanlar rüyada yalnızdır. Uyandıklarında da rüyalarıyla baş başa kalırlar. Kimseyle onu paylaşamazlar. Fener yapılarının ve bekçilerin yalnızlığından bahsetmiyorum, bu ayan beyan ortada. İki temanın, rüya ve fener temalarının diğer bir ortaklığı da gece. Rüya makinemiz ve fenerlerin aydınlatma aparatları ile bekçileri; her ikisi de çalışmak için geceyi bekliyor. Bunu başlığa taşıdım. Gece Yolculuğu. İlk kısım, Uykuda (Rüyalar), 2006 da basılan ilk kitabım Rüya Arızaları nın (Alef Yayınevi) gözden geçirilmiş hali. Buradaki ilk öykü Labirent, orijinal kitaptaki Lemi Bey öyküsünün anafikri, iç içe açılan rüyalar ı kullanarak yazdığım yeni ve farklı bir öykü. İkincisi olan Ayna da benzer şekilde orijinal kitapta Billur adıyla yer alan öykünün anafikri kullanılarak yazılmış yeni bir metin. Tüy ise tamamen yeni, o kitapta da denediğim ancak şimdi üstesinden geldiğimi düşünerek buraya aldığım bir kurgu. Birbirinden uzak düşmüş iki sevgilinin rüya randevusu. Rüya tabirinin sakıncaları üzerine. Dolayısıyla, her ne kadar aynı anafikrin farklı ele alınışları da olsa ilk kitaptaki Lemi Bey ve Billur öykülerini buraya tekrar almadım. İkinci kısım, Uyanık (Fenerler) ise 2007 de basılan ikinci kitabım Yalnızlığın 17 Türü nün (Alef Yayınevi) 12

gözden geçirilmiş hali. Bu kısımda tekrar yazdığım, eklediğim yahut çıkardığım herhangi bir parça yok. 17 öykü, Türkiye kıyılarında yaptığım gezilerde çizdiğim 17 eskizle beraber yer alıyor. İyi okumalar diliyorum. Ertuğ Uçar, İstanbul, 2017 13

14

1. KISIM Uykuda (Rüyalar) Kural olarak bir rüyayı yabancı bir dile çevirmek olanaksızdır ve bu sanırım elinizdeki gibi bir kitap için de aynı derecede geçerlidir. Sigmund Freud, Rüyaların Yorumu 15

16

I 17

18

LABİRENT Anlatıcı başlamadan önce uyardı: Katmerlidir dinleyecekleriniz. Bir gülü oluşturan yaprakları düşünün. Sırrı öğrenmek için yaprakları bir bir koparan aptaldır. Gülün göbeğinde saklı bir şey yok. Taçyaprakların taşıdığı çirkin üreme organlarından başka. Gülün sırrı yapraklar arasındaki şekilsiz boşlukta. Koku tabakalar halinde orada gizli. İyi bir rüya hikâyesinin de sonunda tüm yapraklar bittikten sonra ortaya çıkan, şaşırtan, dipte bizi bekleyen bir son aramak boşuna. Rüya kendi başına bir mucize, uyku onu saklayan yaprak sırasıdır. Ve anlatmaya başladı: Herkes uyudu. Avcı hariç. Evlerin döküldüğü yamaç karanlığa gömüldü. Avcınınki hariç. Gaz lambasının kararsız ışığı evin pencerelerinde titriyor işte. Şerefeyi dolanan ampuller yandı. Sedir ormanının hemen altında, sedir ormanından yapılma bir köy burası. Taş duvarlara açılmış gözlerde çift sıra sedir doğramalar, sert kışlarda sıkı sıkıya kapanan sedir kepenkler ve sedirden döşemeler içlerindeki kokuyu yıllara dağıtmış, günbegün salıyor. Odada bir adam, avcı, yalnız, gölgesi oynuyor duvarda. Uykusuz. Uykuya dalma kası çalışmıyor bir süredir. Güzün başından beri böyle. 19

Köyden bir kadın ona tütsü verdi. Başka biri kediburnu, acem otu ve aslan kulağından karışım yaptı. Bol bol keçi yoğurdu yemesini öğütledi diğeri. Ormana çıkıp yorulduğu günler, geri dönünce söyleneni yaptı, uyuyamadı. Evde oturduğu fırtınalı günlerde söyleneni yaptı, yine uyuyamadı. Ocağın hem ışığı hem sesiyle yumuşattığı bu odada, tütsüler bir köşede yanarken, küçücük pencerenin camına ceviz ağacı tık tık vururken, burnunda bitki çayının kokusu, yoğurt kabı boş, sedir ormanında bir kurt ulurken, ormanda canlılar usulca yer değiştirirken, yani her şey güzel bir uyku için hazırken de gelmedi uyku. Kasabaya gitti sonra. Doktor vücudunu dinledi. Ne iş yaparsın? Avcıyım. Ne avlarsın? Uçan kaçan ne bulursam. Gözlüğünün üzerinden avcıya baktı, içinden de reçeteye. İki ilaç ismi yazdı, bir de vitamin. Hapları aksatmamasını, kahveyi çayı kesmesini, hiçbir şeye vehimlenmemesini söyledi. Vehimlik pek bir şeyi yoktu avcının aslına bakarsa doktor. Olsun, yine de kaygıdan uzak durmalı, vücudunu uzun ve derin bir uykuya hazırlamalıydı. Bitki çaylarını soracaktı avcı, vazgeçti. Doktor odadan çıkarken sırtına vurdu. Çok sürmez avcı. Herkes bir gün uyur. Kurtuluşun yakındır. Olmadı. Uyku, serin güz akşamları sedir ormanının kuytularından çıkıp aşağıdaki bu köye seğirtti, evleri bir bir dolaştı, kandilleri, gaz lambalarını üfledi. Çocuklar önce, kadınlar sonra, adamlar daha sonra, ihtiyarlar en sonra uyudu. Ağaçların tepesinde ve diplerinde; toprağın 20

üstünde ve derininde; suyun kıyısında ve içinde çift çift gözler bir bir kapandı. Ne var ki her yere uğrayan uyku bedenini, ruhunu, yatağını, odasını, her şeyini ona hazırlamış bu kişinin evine gelmedi. Sonra, imamın tavsiyesiyle yakın bir kasabadaki çamur kaplıcalarını denedi avcı. Saatlerce, türlü dertten şikâyetçi insanlarla çamurun içinde bekledi. Akşamüstü defne yağıyla ovaladılar vücudunu. Bir-iki öksürdü, vücudunu bir ateş aldı, sonra yavaşça geçti. Yemekten sonra çarkıfelek çayı verdiler. Ama nafile: Uyku gelmedi. Avcının derdi akrabaların, köylünün derdi oldu. Cami önünden evlerine lüks ışığında aksak yürüyen yaşlılar bekârlıktan dediler. Kasabada biri bulundu, evlenmeye değil. Bir gece geçirdi avcı onunla. Yaşı ileriydi kadının, uyudu hemen. Avcı kalktı, çıktı evden, köye yürüdü, yürüdü. Ormanın kötü ruhları bile uyuyordu o geçerken. Köye vardığında sabah ezanı okunuyordu. Öğretmenin evinde toplanan gençlerin aklına falcı geldi. Dağın ardındaki yamaçtaydı evi. Avcıyı ona yolladılar. Benzinliği geçince şeyh olduğu söylenen bir adam vardı sonra, ona yolladılar. Pınar üstündeki çolak kuyucunun herkese şifa dağıtan cüce oğlu vardı, ona yolladılar. Avcı her denileni yaptı. Acımasız perhizlere dayandı. Büyü bozdurdu. Muska yazdırdı. Falcıdan, şeyhten, cüceden yardım diledi. Elinde ne var ne yok bu insanlara akıttı, ne yaptılarsa uyuyamadı. Güz bitti, sedir kepenkler kapandı. Çardaklar toplandı. Keçiler, oğlaklar köye döndü. Gün erken biter, geceler uzar oldu. Minarenin gölgesi çeşmeye vardı. Kasabadan gelenler, köyde dolaşanlar, camiye inenler, suya 21

varanlar azaldı. Evlerin taş sıcaklığı, sedir kokusu içinde insanlar kış uykusuna yattılar. Avcı da bir akşam uyudu. Nasıl oldu, niye uyudu bilmedi kimse. Kış cini fırtınasından birkaç gün önceydi. Gerçekten bir büyü vardı da mı şeyh bozdu, cüce avcıya el mi verdi, şerbetçiotu mu sonunda uykuya direnen hücreleri pes ettirdi, yoksa bu uykusuz dönem her insanın başına gelip geçen kurdeşen, gece yanığı gibi sebebi bilinmez dertlerden biri miydi de geçip gitti, kim bilir. Lakin bildiklerimiz az değil: Hayır dolunay yoktu ve kurt ulumaları sarmamıştı yukarı ormanı. Uçarı ve kaçarı hayvanlar tedirgin değildi. Civar köylerde ve avcının köyünde hiçbir kadın o akşam düşük yapmamıştı. Bağ evinden silah sesi o akşam gelmemişti. Neler mi olmuştu? Kasabadan çarşı ekmeği çıkardı kış olunca on beşte bir. Avcı son ekmeği alırken bakkal yeni bir uyku ilacı geldiğini çıtlatmış, avcı bir bardak suyla ilk hapı yutmuş, kutuyu cebine tıkmış, minibüs kasabaya doğru inişe geçerken şerefede akşam ezanı için ışıklar yanmış, sert bir rüzgârla yağmur çiselemeye başlamış, avcı el feneriyle acele acele evine yollanmış, ekmeği ocağın yanına bırakmış, üzerini değiştirmek için iç odaya geçmişti ki sonrası uyku. Döşeğin üzerine kıvrılmış, bir uyku tutturmuştu. Avcının yeleğini tutan eli gevşedi, parmakları sırayla serbest kaldılar. Bacaklarında kılcal kasılmalar oldu. Rüyaya düşen insan ne yaşarsa onu yaşadı ilkin. Bir uçurumun kenarında gördü kendini, ayağı tökezledi. Uykunun kapısına geldi, uyanır gibi oldu. Direndi, kaldı uykuda, yine derine gitti. Döşekte seğirdi sağ bacağı art arda. Ne- 22

fes alışı iyice yavaşladı. Bir süre sakin kaldı. Kasılmalar seyreldi. Bu arada gaz bitti, lamba söndü. Avcı rüya görmeye başladı. Tanıdığı bir ormandaydı. Sert çalıların ardında bir geyik gördü. Yaklaştı, uyuyordu geyik. Onun rüya görürken ayrıldığı bedenine yerleşti. İnledi. Uyandı geyik. Yürüdü, arka ayaklarını ön ayaklarının izine bastı. Çok uzaklardan sesler işitti. Ağaçların salınmasını, bir sincabın tırnak çıtırtılarını duydu. Baş döndürücü kokularla sarıldı. Böğürtlen çalısının, bir karga ölüsünün, yıldırım düşmüş bir sedirin kokusunu aldı. Su içerken yüzünü, uzun burnunu, gri bej kırçıllı yüzünde yanan gözlerini gördü. Geyiğin boynuzunu boynuz, onun kalbini kalp bildi. Çakalın pençesini suya soktu. Kartalın kanatlarını açtı. Dolunayı gördü. Geyik, çakal, kartal oldu. Orman oldu. Tavşanın kulağını dikerken çıkardığı sesi, yılanın kıvrılırken yaydığı kokuyu aldı. Bu bedende uyuduğunu, ormanın çiyi üzerindeyken uyandığını hissetti. Sonra onun hayatını, eşini, yavrularını, kanından başka canlıları gördü. Dünyayı bu ormandaki kayaların üstünden, bu ormandaki mağaraların içinden gördü. İrkildi. Gölgeler içinde düşmanının gölgesini hissetti. Ondan kaçarken, ardına bakmadı. Avcı bu pençeli kanatlı geyiğin bedenindeyken gece oldu, bir rüya gördü. Rüyasında geyik bedeninin gerçek sahibinin tanrılarını, şeytanlarını, onun doğduğu köyü, köyün yaylasındaki katran ağaçlarını, düşmanının evini gördü. İçine girdiği bedenin geyiğe değil, çakala değil, kartala değil bir savaşçıya ait olduğunu anlayarak uludu. Onun bedeninde bu yeni bilgiyle bu kez başka bir uykuya yattı. Rüyasında kıyametin yaklaştığını söylediler ona. Vadiyi aşan köprüden karşıya geçmeye çalışırken düştü savaşçı. Nehir onu içine aldı, kafasını suyun üstüne çı- 23

kardı. Kanyon duvarlarına tırmanan hayvanları, yukarıda evlerin ışıklarını, gökyüzünde bulutları gördü. Bir kayaya tutundu. Bir yengeçle göz göze geldi. On bacağının taşıdığı bir kadran gibiydi bedeni. Yalvaran gözleri kabuğundan ona doğru uzadılar. Onu yanına alarak ilerledi. Sel bitip güneş açınca o kadar sıcak oldu ki yengeç kuruyup kılıca dönüştü. Savaşçı onu yanına aldı. Yine düşmanının gölgesini hissetti. Saklanmak üzere girdiği mağarada, sıcağın nüfuz edemeyeceği kadar içerilere yürüdü. Güçlü bir yeraltı nehrinin altında aktığı bir galeriye ulaştı. Derin uykuya yatmış Minotor un yanı başında, iri bedeninin yamacında, ancak onu fark etmeden yorgunluktan uyuyakaldı. Savaşçıyla Minotor un rüyaları birbirine karıştı. Minotor uykusunda konuştu: Bana yardım et. Sen bir Tanrısın, ben ölümlü biriyim, sana nasıl yardım edebilirim? Evimde kayboldum ben. Bu labirent gerçek değil, uykumda. Ben de uykundayım. Başkasının bedenindesin, farkında değil misin, dedi Minotor bir bilgeye dönüşerek. Savaşçı rüyasını bilgenin rüyasından ayırmaya çalıştı. Kendi bedenime geri dönmek istiyorum diye düşündü. Bilgenin sesi kesti uğraşını: Tüm bunlar bir rüya, evet, dedi. Ancak diğerleri de bir rüya. Ben senin rüyanda bir bilgeyim, sen de benim rüyamda bir savaşçı. Birbirimizi eğitiyoruz. Peki benim bedenim nerede, diye sordu savaşçı kılıcını atarak. Başka bir rüyaya, düşmanımın rüyasına girmek için bırakmıştım onu ve korkarım hiç bulamayacağım. Nerede kalmıştım, dedi anlatıcı. Bir yudum su içti ve devam etti: 24

25

26