10. Üroonkoloji Kongresi



Benzer belgeler
ÜYE SAYILARIMIZ Mart 2013 Toplam Üye Sayısı 276

10. Üroonkoloji Kongresi

14 15 Mart 2015 Radisson Blu Otel, İstanbul

10. Üroonkoloji Kongresi

DİSİPLİNLER ARASI ÜROONKOLOJİ TOPLANTISI 2014 BİLİMSEL PROGRAMI 1. GÜN - 28 KASIM 2014, CUMA. Açılış Seramonisi

Tablo 2 Üniversitelerdeki Tıpta Uzmanlık Eğitim Dalları ve Kontenjanları

2014 YILI AKTİVİTE PLANI

GÜNEYDOĞU ÜROONKOLOJİ GÜNLERİ Eylül 2014

2014-TUS SONBAHAR DÖNEMİ EK YERLEŞTİRME SONUÇLARINA GÖRE EN KÜÇÜK VE EN BÜYÜK PUANLAR (GENEL)

2012 YILI AKTİVİTE PLANI

Program Kodu Program Adı Puan Türü Genel Ek Kontenjan YBU Ek Kontenjanı Özel Koşullar ve Açıklamalar*

2013 Eylül TUS Taban Puanları (bölüm ismine göre alfabetik sıralı liste)

2014-TUS SONBAHAR DÖNEMİ GENEL YERLEŞTİRME SONUÇLARINA GÖRE EN KÜÇÜK VE EN BÜYÜK PUANLAR (YABANCI UYRUKLU)

Akciğer Kanserinde Güncel Tanı ve Tedavi Yaklaşımı

1. Oturum: Meme Kanserine Giriş, Patoloji ve Alt Tiplendirme Oturum Başkanları : Dr. Orhan ŞENCAN, Dr. İrfan ÇİÇİN

Eğitim Süresi Puan Türü

2011 TIPTA YAN DAL UZMANLIK EĞİTİMİ GİRİŞ SINAVI(YDUS) MERKEZİ YERLEŞTİRME SONUÇLARINA İLİŞKİN EN KÜÇÜK VE EN BÜYÜK PUANLAR (GENEL)

2014 Nisan TUS Kadroları (bölüm ismine göre alfabetik sıralı liste)

fl0ral EYLÜL 2013 TUS (PUAN/BÖLÜM) PUAN TÜRÜ KONTEN JAN YERLEŞ EN DAL ADI BOŞ MİN. PUAN MAX. PUAN DAL KODU

Değerli Meslektaşım, Prof. Dr. Meltem Çağlar Tuncalı Sempozyum Koordinatörü

BİLİMSEL PROGRAM 1. GÜN 12 MAYIS 2016 PERŞEMBE

Online Asistan Eğitim Programı

2008 NİSAN DÖNEMİ TUS MERKEZİ YERLEŞTİRME SONUÇLARINA GÖRE EN KÜÇÜK VE EN BÜYÜK PUANLAR (GENEL) (SINAV TARİHİ : NİSAN 2008)

EYLÜL 2013 TUS (PUAN/BÖLÜM) fl0ral

JİNEKOLOJİK VE GENİTOÜRİNER

5. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi

2011 TUS İLKBAHAR DÖNEMİ MERKEZİ YERLEŞTİRME SONUÇLARINA GÖRE EN KÜÇÜK VE EN BÜYÜK PUANLAR (GENEL) (SINAV TARİHİ : 15 Mayıs 2011)

2014-TUS SONBAHAR DÖNEMİ GENEL YERLEŞTİRME SONUÇLARINA GÖRE EN KÜÇÜK VE EN BÜYÜK PUANLAR (GENEL)

MEZUNİYET SONRASI EĞİTİM PROGRAMI

Değerli Meslektaşlarımız,

Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği Genç Jinekolog Onkologlar Platformu Over Kanseri Calıştayı

2012-YDUS GENEL YERLEŞTİRME SONUÇLARINA İLİŞKİN EN KÜÇÜK VE EN BÜYÜK PUANLAR (GENEL) 1 / 9

(1) (2) (3) (4) (5) (6) (7) Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanelerine Alınacak Asistan Sayıları

*Uzmanlık Programları ile ilgili Özel Koşullar ve Açıklamalarını mutlaka okuyunuz. 1

2014-TUS İLKBAHAR DÖNEMİ GENEL YERLEŞTİRME SONUÇLARINA GÖRE EN KÜÇÜK VE EN BÜYÜK PUANLAR (GENEL)

Değerli Meslektaşlarımız, Üroonkoloji Derneği kuruluşundan bu yana mesleki eğitim, hizmet ve etik standartlarının en üst düzeye çıkarılması hedefini

Dr. Ersin Arslan KINIYORUZ

Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanelerine Alınacak Asistan Sayıları

Tablo 2 Üniversitelerdeki Tıpta Uzmanlık Eğitimi Yapılacak Programlar ve Kontenjanları*

Nisan TUS Kadroları (bölüm ismine göre alfabetik sıralı liste)

Ekim 2015 Dönemi başvuruları kapsamında Üniversitemizde yapılacak olan Doçentlik Sınavı ile ilgili bilgi edinilmesi rica olunur.

RENAL HÜCRELİ KARSİNOM VE CERRAHİ TEDAVİSİ

İNVAZİF MESANE KANSERİNDE ORGAN KORUYUCU TEDAVİLER METASTATİK MESANE KANSERİNİN TEDAVİSİ

ÖZGEÇMİŞ DOĞUM TARİHİ : 26/01/1986. ADRES : Silivrikapı Mah.Fatih Sitesi A:12 D:4. Fatih/İSTANBUL TELEFON : : drfatihelbir@gmail.

2016-TUS SONBAHAR BAŞVURU KILAVUZU Tablo 2 Üniversitelerdeki Tıpta Uzmanlık Eğitimi Yapılacak Programlar ve Kontenjanları*

2015-TUS İLKBAHAR DÖNEMİ GENEL YERLEŞTİRME SONUÇLARINA GÖRE EN KÜÇÜK VE EN BÜYÜK PUANLAR (GENEL)

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) (Bk.11)

Endoüroloji Derneğinin Meslektaşlarımıza Sağladığı Eğitim Modelleri

İnvaziv Mesane Kanserinde Radikal Sistektomi + Lenfadenektomi, Neoadjuvan ve Adjuvan Kemoterapi. Dr. Öztuğ Adsan

Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanelerine Alınacak Asistan Sayıları

PRİMER VE METASTATİK KARACİĞER KANSERLERİNE MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM: TERANOSTİK UYGULAMALAR

T.C. AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ Yazı ve Kurul İşleri Müdürlüğü NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNE

Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanelerine Alınacak Asistan Sayıları

TUS Sonbahar Dönemi Ek Yerleştirme Sonuçlarına Göre En Küçük ve En Büyük Puanlar(Genel)

(1) (2) (3) (4) (5) (6) (7)

Program Kodu Eğitim Süresi Puan Türü (1) (2) (3) (4) (5) (6) (7)

Üniversitelerdeki Tıpta Uzmanlık Eğitim Dalları ve Kontenjanları

Hacettepe Üniversitesi Kanser Enstitüsü HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ KANSER ENSTİTÜSÜ SEMPOZYUMU. Düzenleyen Kuruluş

TÜRK ÜROLOJİ AKADEMİSİ

TIPTA UZMANLIK EĞİTİMİ GİRİŞ SINAVI (TUS)

Değerli Meslektaşlarımız,

2. MUĞLA MULTİDİSİPLİNER ONKOLOJİK ARAŞTIRMALAR SEMPOZYUMU. ""Her Yönü ile Kanserde Tartışmalı Konular"" (MORE 2018) 05 Ekim 2018 CUMA

MEZUNİYET SONRASI GÜNCELLEME KURSLARI SANTRAL SİNİR SİSTEMİ TÜMÖRLERİ VE SARKOMLAR KURSU

ROBOTİK CERRAHİ GÜNLERİ

Sevgili Meslektaşlarımız,

Uz.Dr. Saadet TOKLUOĞLU

Prostat Rezeksiyon Yöntemleri ve Endikasyonları

Mezuniye t Notu 100'lük. Mezuniye t Notu 100'lük. Kamu Yönetimi 77,13 15,426 68, , Mezuniye t Notu 100'lük

MEME ve TİROİD HASTALIKLARINDA GÜNCEL YAKLAŞIMLAR 3 EKİM 2015

TÜRK ÜROLOJİ AKADEMİSİ DOMUZ MODELİNDE LAPAROSKOPİ KURSU. 30 Kasım - 01 Aralık 2018 / Ankara

Tablo 2 Üniversitelerdeki Tıpta Uzmanlık Eğitimi Yapılacak Dallar ve Kontenjanları *

TBF TÜRKİYE KUPALARI 1. ETAP İZMİR İLİ BAŞVURU LİSTESİ

KÖYÜMÜZ AİLE LİSTESİ AKGÜL A Y K A N A T KAMİL AYKANAT A S M A G Ü L A Y C I L KENAN ATLAS CEMAL ATLAS ALİ AKTEN MEHMET AKTEN

2019 YILI İZMİR İL ŞAMPİYONASI

TÜRK ÜROLOJİ AKADEMİSİ FAALİYETLERİ

YABANCI DİL: İngilizce: Çok iyi derecede (Ekim 2012 ÜDS: 87.5) Çalıştığı Kurum: Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi

DAVET. Değerli Meslektaşlarımız,

MEZUNİYET SONRASI GÜNCELLEME KURSLARI ÖDÜLLÜ İNTERAKTİF MEME KANSERİ KURSU

EAU kılavuzu NCCN Dr. Şeref Başal GATA Üroloji AD

1. GÜN 12 MAYIS 2016 PERŞEMBE

Tablo 2 Üniversitelerdeki Tıpta Uzmanlık Eğitimi Yapılacak Programlar ve Ek Kontenjanları*

MEZUNİYET SONRASI GÜNCELLEME KURSLARI ( ) GASTROİNTESTİNAL SİSTEM KANSERLERİ KURSU

MEZUNİYET SONRASI GÜNCELLEME KURSLARI HEMATOLOJİK MALİGNİTELER KURSU

Mesane Kanseri Olgu Tartışmaları Dr. Sümer Baltacı

Halk Sağlığı 4 K Bülent Ecevit Üniversitesi

1. Duyuru Mart 2016 EÜTF Muhiddin Erel Amfisi.

T.C. ORDU BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanlığı

Genç Jinekolojik Onkoloji Grubu Çalıştayı &

MEZUNİYET SONRASI EĞİTİM PROGRAMI

BİLİŞİM ENSTİTÜSÜ GÜZ TEZSİZ YL SONUÇLARI

ONKOLOJİ 2010 ONKOLOJİ 2010 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ ONKOLOJİ ENSTİTÜSÜ SEMPOZYUMU Kasım 2010 Bilkent Otel - Ankara

GÜZ DÖNEMİ HMK 109 ŞB 10 FİZİK

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) (Bk.11)

ÖĞRETİM YILI ÇANKIRI MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ ORTAK SINAVA GİRECEK BAŞARISIZ ÖĞRENCİLER. Adı Soyadı Dersi Puanı

Jüri(Asıl) Bilgileri Prof. Dr. Gürsel Yılmaz Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi

2014-YDUS GENEL YERLEŞTİRME SONUÇLARINA İLİŞKİN EN KÜÇÜK VE EN BÜYÜK PUANLAR (GENEL)

Bilimsel Programda Görev Alan Konuşmacılar *

Transkript:

ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ - 999 Üroonkoloji erne i 0. Üroonkoloji Kongresi E E K 26 30 Ekim 20 Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya www.uroonkolojikongresi.org

Bilimsel Sekreterya Dr. Sinan Sözen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara Telefon: + 90 (32) 202 62 32 Faks: + 90 (32) 202 62 02 E-Posta: sinansozen@usa.net sinansozen@uroonkolojikongresi.org Kongre Sekreteryası Serenas Uluslararası Kongre Organizasyon A.Ş. Turan Güneş Bulvarı 5. Cad. No:3 06550 Yıldız - Çankaya, Ankara Telefon: + 90 (32) 440 50 Faks: + 90 (32) 44 45 62 E-Posta: buse.ertan@serenas.com.tr Url: www.serenas.com.tr

İÇİNDEKİLER Hoşgeldiniz... V Bilimsel Program... VI Destekleyen Kuruluşlar... XIX Genel Bilgiler... XX Bildiri Özetleri Listesi... Sözel Bildiriler... 23 Video Bildiriler...89 Poster Bildiriler... 09 Dizin... 28

Üroonkoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkan Dr. Levent Türkeri II. Başkan Dr. Çağ Çal Genel Sekreter Dr. Sinan Sözen Sayman Dr. Sümer Baltacı Üyeler Dr. Süleyman Ataus Dr. Aydın Mungan Dr. Gökhan Toktaş IV 0. Üroonkoloji Kongresi

0. Üroonkoloji Kongresi Değerli Meslektaşlarımız, Türk Üroonkoloji Ailesinin en büyük mesleki ve bilimsel platformu olan 0. Üroonkoloji Kongresini gerçekleştirmenin ve sizlerle biraraya gelmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bildiğiniz gibi, ilk kez 993 yılında Prof. Dr. Haluk Özen tarafından Ankara Üroonkoloji Kursu olarak düzenlenen kongremiz konusunda dünyaca ünlü yabancı konuşmacıların katılımı ile her defasında dahada gelişmiş ve ilk kez Kasım 2009 tarihinde 9. Üroonkoloji Kongre si adıyla Derneğimizin resmi kongresi sıfatına kavuşmuştur. 0. Üroonkoloji Kongresine Amerika Birleşik Devletleri nden Dr. E. Klein, Dr. J. Peabody, Dr. S. Lerner, Dr. A. Stephenson, Dr. G. Andriole, Dr. D. Petrylak, Dr. JA. Efstathiou, Dr. A. Kamat ve Avrupa dan Dr. A. Heidenreich, Dr. B. Kiemeney, Dr. R. Montironi, Dr. B. Tombal, Dr. R. Cremers ve Dr. M. Marberger in yanısıra birbirinden değerli 75 yerli konuşmacı ve oturum başkanı hocamız katılacaklardır. Davetli konuşmacıları bakımından düzeyi yüksek uluslararası toplantıları aratmayan kongremizde gerçekleştirilecek olan ve ülkemizde son iki yıl içinde yapılmış bilimsel çalışmaların sunulacağı poster, sözlü ve video oturumları da ülkemizin bilimsel üretkenliğine katkıda bulunacaktır. Bilimin, mesleki paylaşımın ve sosyal iletişimin meslek içi siyaset kaygılarıyla örselendiği günümüzde özlediğimiz paylaşım ve sinerji ortamını bulacağımızdan emin olarak, başarılı bir kongre diliyoruz. Saygılarımızla, Dr. Levent Türkeri Üroonkoloji Derneği Başkanı 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya V

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı 27 Ekim 20,Perşembe SALON A 08:00 08:5 Açılış Seremonisi 08:5 08:35 EAU Konferansı Dr. Michael Marberger 08:35 0:05 PSA ve Prostat Kanseri Oturum Başkanları: Dr. Haluk Özen, Dr. Yaşar Bedük 08:35 08:55 PSA ve Gelecek Dr. Axel Heidenreich 08:55 09:5 Yeni Milenyumda Prostat Kanser Taraması: Ürologlar Erkeklere Ne Söylemeli? Dr. Gerald Andriole 09:5 0:05 Aktif İzlem Uygulanması Güvenli Değildir Dr. Axel Heidenreich Güvenlidir ve Önerilebilir Dr. Gerald Andriole 0:05 0:30 KAHVE MOLASI 0:30 2:30 Üroonkolojik Cerrahide İnce Noktalar Oturum Başkanları: Dr. Michael Marberger, Dr. Gerald Andriole 0:30 0:50 Küçük Renal Kitlelerde Biyopsi ve Aktif İzlem Dr. Michael Marberger 0:50 :0 Küçük Renal Kitlelerin Minimal İnvaziv Tedavisi: Kriyo, HIFU, RF, Mikrodalga Ablasyon Dr. Michael Marberger :0 :30 Açık Parsiyel Nefrektomi Dr. Eric Klein :30 2:00 Laparoskopik/Robot Yardımlı Radikal Sistektomi Dr. James Peabody 2:00 2:30 Açık Radikal Sistektomi: Erkek/Kadın Dr. Seth Lerner 2:30 3:00 ÖĞLE YEMEĞİ 3:00 4:00 Uydu Sempozyumu Udenafil Erektil Disfonksiyon tedavisinde yeni PDE 5 inhibitorü 3:00-3:5 Dünya da ve Türkiye de Cinselliğe Bakış Dr. Bülent Alıcı 3:5-3:30 Udenafil in Moleküler Biyolojisi ve Diğer PDE5 İnhibitörleri ile Karşılaştırılması Dr. Adil Esen 3:30-3:45 Udenafilin Klinik Etkinliği ve Tolerabilitesi Klinik Çalışmalar Dr. Emre Akkuş 3:45-4:00 Soru-Cevap VI 0. Üroonkoloji Kongresi

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı 4:00 5:30 Üroonkoloji de Genç Ürologlar (Üroonkoloji Derneği ve Uluslararası Genç Ürologlar Derneğinin Ortak Toplantısı) Üroonkolojik Olgu Tartışmaları: Mesane Kanseri Moderatör: Dr. Haluk Özen Panel: Panel: Panel: Dr. Sinan Sözen, Dr. Ashish Kamat, Dr. Emre Huri, Dr. Cenk Acar Amerika da Uzmanlık Sonrası Üroonkoloji Eğitim Programları Uzmanlık Sonrası Eğitimi İçin Ne Yapmam Gerekiyor? Dr. Ashish Kamat Türkiye de Uzmanlık Sonrası Üroonkoloji Eğitim Programlarının Durumu ve Geleceği Küresel Sertifikasyon Programları Türkiye de Düzenlenebilir mi? Moderatörler: Dr. Sacit Yıldız, Dr. Levent Türkeri Dr. Sinan Sözen, Dr. Bülent Akdoğan, Dr. Tuncay Taş, Dr. Aslı Uncugil, Dr. Faruk Yencilek, D. Ali Ersin Zümrütbaş 5:30 6:00 KAHVE MOLASI 6:00 8:00 Yüksek Riskli Lokalize Prostat Kanseri Oturum Başkanları: Dr. Fadıl Akyol, Dr. Uğur Altuğ 6:00 6:5 Tedavi Radikal Prostatektomi ile Başlamalı Dr. Eric Klein 6:5 6:30 Tedavi Radyoterapi ile Başlamalı Dr. Jason A. Efstathiou 6:30 6:50 Modifiye Gleason Sistemi ve Prognostik Anlamı Dr. Rodolfo Montironi 6:50 7:0 Lokal İlerlemiş Prostat Kanseri Tedavisinde Radyoterapi: Güncel Sonuçlar (IMRT, 3D, Proton Işın Terapisi, Brakiterapi) Dr. Jason A. Efstathiou 7:0 8:00 Açık - Minimal İnvaziv RP: Pozitif Cerrahi Sınır Oranları ve Ek Tedavi Gereksinimleri Açık: Dr. Axel Heidenreich Robotik: Dr. James Peabody SALON B 4:00 5:30 Eğitim Kursu - Patoloji Prostat ve Mesane Oturum Başkanları: Dr. Sait Şen, Dr. Turgut Alkibay 4:00 4:30 Üroonkologların Patologlardan Beklentileri Dr. Levent Türkeri 4:30 5:00 Patologların Üroonkologlara Verebileceği Bilgiler: Kanser Varlığında Prostat Biyopsi Raporları Dr. Rodolfo Montironi 5:00 5:30 Patologların Üroonkologlara Verebileceği Bilgiler: Mesane Tümörlerinde Raporlama Dr. Kutsal Yörükoğlu 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya VII

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı SALON C 4:00 5:30 Eğitim Kursu: Mesane Kanseri Oturum Başkanı: Dr. Çağ Çal 4:00-4:05 Mesane Kanseri- Giriş Dr. Çağ Çal 4:05-4:5 Mesane Tümörlerinin Transüretral Rezeksiyonu Dr. Çağ Çal 4:5-4:30 Erken Tek Doz İntravezikal İnstilasyon: Tam Değerini Biliyor muyuz? Dr. Mustafa Kaplan 4:30-4:45 T Yüksek Riskli Non-Invaziv Mesane Tümörlerinin Tedavisi Dr. Gökhan Toktaş 4:45-5:00 Mesane Koruyucu Stratejileri: Üç Modaliteli Yaklaşım Dr. Gökhan Özyiğit 5:00-5:5 Radikal Sistektomi: Kime? Ne Zaman? Dr. Süleyman Ataus 5.5-5:30 Üriner Diversion: İpuçları ve Püf Noktaları Dr. Can Öbek 8:00 AÇILIŞ KOKTEYLİ VIII 0. Üroonkoloji Kongresi

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı 28 Ekim 20, Cuma SALON A 08:00 0:00 Oturum Başkanları: Dr. Uğur Kuyumcuoğlu, Dr. Sevil Bavbek 08:00 08:20 Radikal Prostatektomi Sonrası Adjuvan veya Kurtarma Radyoterapisi: Hangisi Daha İyidir? Dr. Jason A. Efstathiou 08:20 08:40 Kastrasyona Direnç Mekanizmaları ve Güncel Tedavi Stratejileri Dr. Bertrand Tombal 08:40 09:00 Kastrasyona Dirençli Prostat Kanserinde Güncel Kemoterapi Dr. Daniel Petrylak 09:00 0:00 Olgu Tartışması: Prostat Kanseri Moderatör: Dr. Haluk Özen Panel: Dr. Gerald Andriole, Dr. Eric Klein, Dr. James Peabody, Dr. Bertrand Tombal, Dr. Daniel Petrylak 0:00 0:30 KAHVE MOLASI 0:30 2:00 Mesane Kanseri Oturum Başkanları: Dr. Kutsal Yörükoğlu, Dr. Orhan Göğüş 0:30 :00 Üroonkolojide Neden Daha İyi Biyobelirleyiciler Kullanmıyoruz? Dr. Bart Kiemeney :00 :20 Ürotelyal Kanserde WHO/ISUP Sınıflandırması Dr. Rodolfo Montironi :20 :40 Cerrahinin Kalitesi ve Kasa İnvaze Olmayan Mesane Kanserinde Cerrahi Risk Gruplarının Tanımı Dr. Seth Lerner :40 2:00 Mesane Kanserinde BCG nin Başarısız Olduğu Durumlarda Ne Yapılmalı? Dr. Andrew Stephenson 2:00 3.00 Uydu Sempozyumu Silodosin: BPH Tedavisinde Yeni Kavramlar Moderatör: Dr. Levent Türkeri Benign Prostat Hiperplazisi: Doğal Seyir Dr. Talha Müezzinoğlu Alfa Blokerlerin Farmakolojik Özellikleri ve Yeni Moleküller Dr. Tufan Tarcan Alfa Bloker Tedavisinde Güncel Bilimsel Veriler Dr. Çağ Çal 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya IX

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı 3.00 4:00 ÖĞLE YEMEĞI 4:00 8:00 Prostat ve Mesane Patolojileri Konulu Pratik Kurs Oturum Başkanı: Dr. Dilek Ertoy Baydar 4:00 5:00 Prostat da Makro ve Mikro Asiner Proliferasyon Dr. Rodolfo Montironi 5:00 6:00 Mesane: Ürotelyal Kanserin Morfolojik Varyantları Dr. Kürşat Yıldız 6:00 8:00 Olgu Tartışmaları Dr. Rodolfo Montironi, Dr. Kutsal Yörükoğlu 6:00 6:30 KAHVE MOLASI SALON B 4:00 6:00 Sözel Sunumlar Böbrek Kanseri Oturum Başkanları: Dr. Faruk Özcan, Dr. Murat Lekili Yorumlayıcılar: Dr. Sinan Sözen, Dr. Haluk Akpınar, Dr. Bülent Öztürk Yorumlayıcı: Dr. Haluk Akpınar S Böbrek Kanserinde Hastalıksız Sağkalım Öngörüsü İçin Preoperatif Prognostik Model Dr. Özgür Yaycıoğlu S2 Trombüslü veya Adrenal Bez Metastazı Olan Böbrek Tümörü Hastalarında Sağkalımın Değerlendirilmesi Dr. Mehmet İlker Gökçe S3 Böbrek Hücreli Karsinomda 200 Tnm Sınıflandırmasındaki Değişiklikler Prgonozu Öngörmede Katkı Sağlamakta Mıdır? Dr. Alp Özkan S4 Rastlantısal Saptanmış Böbrek Tümörlerinin Rastlantısal Olmayan Böbrek Tümörleriyle Klinik Progresyon ve Sağkalım Açısından Karşılaştırılması Dr. Emre Huri S5 Renal Hücreli Kanser Histolojik Alt Tiplere Göre Prognoz Nasıl Değişiyor? Dr. Halil Kızılöz Yorumlayıcı: Dr. Sinan Sözen S6 Küçük Böbrek Tümörlerinde Nefron Koruyucu Tedavi Alternatifleri: Radyofrekans Ablasyon Kriyoablasyon, Açık Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi Dr. İyimser Üre S7 Anjiyomiyolipom Tedavisinde Endovasküler Anjiyoembolizasyon Dr. Artan Koni S8 Laparoskopik Parsiyel Nefrektomide Uzamış Sıcak İskemi Süresi Artmış Komplikasyon Oranlarıyla İlişkilidir Dr. Yakup Kordan S9 4 cm den Büyük Renal Kitlelerde Parsiyel Nefrektominin Etkinliği Dr. Murat Akgül S0 Küçük Renal Kitlelerde Açık ve Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi Dr. Uğur Altuğ X 0. Üroonkoloji Kongresi

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı Yorumlayıcı: Dr. Bülent Öztürk S Lokalize Renal Kitle Nedeniyle Cerrahi İşlem Uygulanan Hastalarda Radikal Nefrektomi ile Nefron Koruyucu Cerrahinin Glomerüler Filtrasyon Oranı Üzerine Etkileri Dr. Ali Cansu Bozacı S2 T2 Böbrek Tümörlerinde Elektif Nefron Koruyucu Tümör Cerrahisi:Tek Merkez- Tek Cerrah Sonuçları Dr. Ahmet Tefekli S3 pt2 Renal Kitlelerde Nefron Koruyucu Cerrahi nin Yeri Dr. Ali Cansu Bozacı S4 7 Cm Den Büyük Tümörlerde Laparoskopik Nefrektominin Etkinliği Dr. Murat Akgül S5 Renal Kitlelerin Tedavisinde Transperitoneal Laparoskopik Radikal Nefrektomi Deneyimimiz Dr. Çağatay Çiçek SALON C 4:00 6:00 Sözel Sunumlar Mesane Kanseri Oturum Başkanları: Dr. Gürhan Günaydın, Dr. Zühtü Tansuğ Yorumlayıcılar: Dr. Süleyman Ataus, Dr. Öztuğ Adsan, Dr. Cavit Can Yorumlayıcı: Dr. Öztuğ Adsan S6 Genişletilmiş Pelvik Lenf Bezi Disseksiyonu: Radikal Sistektomiden Önce veya Sonra? Dr. Öztuğ Adsan S7 Mikroskopik Hematüri Varlığında Mesane Kanseri Saptanmasında Risikocheck Sorgulama Formunun Etkinliği Dr. Yılören Tanıdır S8 Kasa İnvaziv Olmayan Mesane Tümörü Olan Hastaların Kontrol Sistoskopilerinde ve Üst Üriner Sistemi Tümörü Tanısında NMP-22 nin Etkinliği Dr. Enis Coşkuner S9 Transüretral Mesane Tümörü Rezeksiyonu Sonrası Erken Tek Doz Mitomycin-C Verilmesi Sonrasında Uygulanacak Bcg Tedavisinin Etkinliğini Artırır Mı? Prospektif Randomize Bir Çalışma Dr. Mehmet İlker Gökçe S20 Lokal İleri Evre Mesane Kanserinde Haftalık Düşük Doz Gemsitabin ile Eş Zamanlı Definitif Kemoradyoterapi Dr. Beste M. Atasoy Yorumlayıcı: Dr. Süleyman Ataus S2 Pt Mesane Tümörlü Hastalarda Tekrar Transüretral Rezeksiyonun (Re-Tur) Önemi Dr. Barbaros Başeskioğlu S22 Kas İnvaziv Olmayan Yüzeyel Mesane Tümöründe Re-Tur Yapılan ve Yapılmayan Olgularda Rekürensin Değerlendirilmesi Dr. Emre Huri S23 Üst Üriner Sistem Değişici Epitel Hücreli Kanserlerde 5 Yıllık Sağkalım Dr. Artan Koni S24 Üst Üriner Sistem Tümörlerinin Tedavisinde Laparoskopik Nefroüreterektomi Dr. Yakup Kordan S25 Mesane Kanserinde İkincil Kanser; Sıklığı, Görülme Zamanı, İlişkisi, Önemi Dr. Taner Divrik 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya XI

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı Yorumlayıcı: Dr. Cavit Can S26 Abdominoperineal Rezeksiyon Sonrası Double Barrelled Wet Kolostomi Tekniğinin Geçerliliği ve Hacettepe Deneyimi Dr. Sertaç Yazıcı S27 Sıçan Kavernöz Sinir Hasarı Modelinde Adipoz Doku Kaynaklı Kök Hücrelerin Erektil Fonksiyonların İyileştirilmesinde Etkinliği Dr. Naşide Mangır S28 Evre Seminomlu Hastalarda Tedavi Seçim Kriterlerimiz ve Uzun Dönem Sonuçlarımız Dr. Hasan Soydan S29 Ekstragonadal Germ Hücreli Tümörler, Primer Testiküler Germ Hücreli Tümörlerden Farklı mıdır? Dr. Halil Kızılöz SALON D 4:00 6:00 Sözel Sunumlar Prostat Kanseri Oturum Başkanları: Dr. Reşit Tokuç, Dr. Erdinç Ünlüer Yorumlayıcılar: Dr. Saadettin Eskiçorapçı, Dr. Sinan Ekici, Dr. Bülent Soyupak Yorumlayıcı: Dr. Sinan Ekici S30 Robot Yardımlı Radikal Prostatektomi: Açık Cerrahide Tecrübeli Tek Cerrahın Öğrenme Eğrisinde İlk Sonuçları Dr. Ahmet Tefekli S3 Yüksek Riskli Lokalize Prostat Kanserinde Radikal Prostatektominin Etkinliği Dr. Yılören Tanıdır S32 Lokal İleri Evre veya Metastatik Prostat Kanseri Hastalarında Farklı LHRH Agonisti Tedavilerinin Serum Testosteron Düzeyi ve Hastalık Seyri Üzerindeki Etkileri Dr. Sertaç Yazıcı S33 Hormon Refrakter Prostat Kanserinde İntermitan Kemoterapi: Prospektif Randomize Çalışmanın Uzun Dönem Sonuçları Dr. Haluk Özen S34 Kastrasyona Dirençli Prostat Kanseri Hastalarında Dosetaksel Kemoterapisinin Etkinliği Dr. Naşide Mangır S35 Prostat Rebiyopsisi: Sınır Ne Olmalı? Dr. Sertaç Yazıcı Yorumlayıcı: Dr. Saadettin Eskiçorapçı S36 Prostat Kanseri (PCa) Saptanmasında Sistematik 2 Örnek Biyopsi (2 Bx) Diğer Biyopsi Şemalarından Anlamlı Olarak Üstündür Dr. Hasan Yılmaz S37 Stereotaktik Transperineal Prostat Saturasyon Biyopsisi Dr. Sertaç Yazıcı S38 Klinik Olarak Önemsiz Prostat Kanseri Radikal Prostatektomi Öncesi Öngörülebilir mi? Dr. Şakir Ongün S39 Aktif İzlem Kriterleri İleri Evre Prostat Kanserli Hastaları Öngörmede Yeterli mi? Dr. Şakir Ongün S40 Prostat Kanserli Hastalarda Beck Depresyon ve IIEF Skorları: Aktif İzleme Alınan Hastalar İle Radikal Prostatektomi Yapılan Hastaların Karşılaştırılması Dr. Furkan Dursun XII 0. Üroonkoloji Kongresi

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı Yorumlayıcı: Dr. Bülent Soyupak S4 Radikal Prostatektomi Sonrası Gelişen Anastomoz Darlıklarının Değerlendirilmesi Dr. Taha Numan Yıkılmaz S42 Radikal Prostatektomi Sonrası Erektil Disfonksiyonu Öngören Parametreler Dr. Önder Kara S43 Radikal Prostatektomide Cerrahi Sınır Pozitifliğini Öngörebilir miyiz? Dr. Deniz Bolat S44 Radikal Prostatektomi Sonrası Kontinans, Potans ve Psa Relapssız Yaşam (Trifekta) Öngörülebilir mi? Dr. Saadettin Eskiçorapçı SALON E 4:00 6:00 Video Sunumlar Oturum Başkanları: Dr. Osman İnci, Dr. Uğur Altuğ Yorumlayıcı: Dr. Cenk Yücel Bilen V 2 cm lik Böbrek Tümöründe Robot-Yardımlı Disseksiyon ve Elektif Nefron Koruyucu Tümör Cerrahisi Dr. Ahmet Tefekli V2 Aşama Aşama Extraperitoneal Kadın Sistektomisi ve Genişletilmiş Lenfadenektomi Dr. Cevper Ersöz V3 Mesane ve Prostat Kanserinde Genişletilmiş Lenfadenektomi Deneyimlerimiz Dr. Şinasi Yavuz Önol V4 Radikal Nefrektomi ve Vena Kava Tümör Trombektomi: Torakoabdominal Ekstraperitoneal-Ekstraplevral Yöntem Dr. Şinasi Yavuz Önol V5 Laparoskopik Adrenalektomi: Uludağ Üniversitesi Deneyimi Dr. Yakup Kordan V6 Santral Renal Kitle: Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi Dr. Ender Özden V7 Pelvik Böbrekte Kitle: Laparoskopik Radikal Nefrektomi Dr. Ender Özden 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya XIII

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı SALON F 4:00 6:00 Video Sunumlar Oturum Başkanları: Dr. Feridun Şengör, Dr. Aydın Mungan Yorumlayıcılar: Dr. Volkan Tuğcu, Dr. Yıldırım Bayazıt Yorumlayıcı: Dr. Volkan Tuğcu V8 Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi de Yeni Nesil Dikenli Poliglikonat Sütür (V-Loc) Kullanılımı Dr. Murat Arslan V9 Laparoskopik Radikal Prostatektomi: Uludağ Üniversitesi Deneyimi Dr. Onur Serin V0 Tek Port İle Sağ Laparoskopik Adrenalektomi Dr. Onur Karslı V Tek Port İle Sol Laparoskopik Adrenalektomi Dr. Onur Karslı V2 Laparoskopik Radikal Sistektomi İle Birlikte En Bloc Üretrektomi Dr. Onur Karslı Yorumlayıcı: Dr. Yıldırım Bayazıt V3 Onkolojik Üst Üriner Sistem Cerrahisindeki Komplikasyonlar ve Tedavi Yöntemleri Dr. Mutlu Ateş V4 Laparoskopik Radikal Sistektomi: Uludağ Üniversitesi Deneyimi Dr. Yakup Kordan V5 Laparoskopik Cerrahide Vasküler Komplikasyonlar: Laparoskopik Onarım Dr. Ender Özden V6 Robot Yardımlı Laparoskopik Radikal Prostatektomi :Endopelvik Fasya Açılmadan İntrafasyal Sinir Koruyucu Teknik Dr. Alper Bitkin V7 6 cm lik Böbrek Tümöründe Transperitoneal Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi Dr. Alper Bitkin XIV 0. Üroonkoloji Kongresi

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı 29 Ekim 20, Cumartesi SALON A 07:00 08:00 200/20 Yıllarının En Önemli Makaleleri Oturum Başkanı: Dr. Sümer Baltacı 07:00 07:5 Cerrahi Dr. Can Öbek 07:5 07:30 Radyoterapi Dr. Gökhan Özyiğit 07:30 07:45 Tıbbi Onkoloji Dr. Sevil Bavbek 08:00 0:00 Kasa İnvaze Mesane Kanseri Oturum Başkanları: Dr. Atıf Akdaş, Dr. Ahmet Erözenci 08:00 08:40 Klinik Olarak Organa Sınırlı Mesane Kanserinin Tedavisi: Radikal Sistektomi Dr. Seth Lerner Radyoterapi + Kemoterapi Dr. Jason A. Efstathiou 08:40 09:00 Kasa İnvaze Mesane Kanserinde Lenfadenektominin Önemi: Ne Kadar Çok O Kadar İyi mi Demek? Dr. Sümer Baltacı 09:00 09:20 Kasa İnvaze Mesane Kanserinde Neo-Adjuvan/Adjuvan Kemoterapi: Hangi Aşamadayız? Dr. Andrew Stephenson 09:20 09:40 Üretra Tutulumu Olan Mesane Kanserinin Tedavisi Dr. Seth Lerner 09:40 0:00 Metastatik Ürotelyal Kanserde Sistemik Kemoterapi ve Hedefe Yönelik Tedavi Dr. Daniel Petrylak 0:00 0:30 KAHVE MOLASI 0:30 :00 Oturum Başkanları: Dr. Üstünol Karaoğlan, Dr. Çağ Çal İleal Konduit Diversiyonun Endikasyonları ve Komplikasyonları Dr. Bertrand Tombal Ortotopik Mesane Rekonstrüksiyonunun Endikasyonları ve Komplikasyonları Dr. Seth Lerner :00 2:00 Olgu Tartışması: Mesane Kanseri Oturum Başkanı: Dr. Seth Lerner Panel: Dr. Murat Koşan, Dr. Hayrettin Şahin, Dr. Bülent Akdoğan, Dr. Özgür Yaycıoğlu, Dr. Güven Aslan 2:00 3:00 Uydu Sempozyumu Oturum Başkanları: Dr. Sevil Bavbek, Dr. Haluk Özen 3:00 4:00 ÖĞLE YEMEĞI Metastatik Renal Hücreli Kanserlerde Cerrahi ve Hedefe Yönelik Tedavinin Rolü Dr. Axel Bex 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya XV

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı 4:00 5:30 Eğitim Kursu: Üroonkolojide Daha İyi Biyo-Belirleyicilere Nasıl Ulaşılabilir? Dr. Bart Kiemeney, Dr. Ruben Cremers 4:00 4:0 Giriş 4:0 5:0 Üroonkolojide Tanı ve Prognoz Belirleyicilerinin Etkin Olarak Araştırılmasında Basamaklı Yaklaşım 5:0 5:30 İnteraktif Oturum 5:30 6:00 KAHVE MOLASI SALON B 6:00 8:00 Üroonkolojik Cerrahide İnce Noktalar: Prostat ve Testis Kanseri Oturum Başkanları: Dr. Levent Türkeri, Dr. Sinan Sözen 6:00 6:20 Laparoskopik/Robot Yardımlı Radikal Prostatektomi ve Pelvik Lenfadenektomi Dr. James Peabody 6:20 6:40 Açık Radikal Prostatektomi ve Pelvik Lenfadenektomi Dr. Axel Heidenreich 6:40 7:00 Testis Koruyucu Cerrahi Dr. Andrew Stephenson 7:00 7:20 Retroperitoneal Lenf Nodu Diseksiyonu Dr. Andrew Stephenson 7:20 7:40 Kemoterapi Sonrası Retroperitoneal Kitle Rezeksiyonu Dr. Bertrand Tombal 7:40 8:00 Tartışma SALON C 4:00 5:30 Eğitim Kursu : Üroonkolojide Yaşam Kalitesi Oturum Başkanları: Dr. Talha Müezzinoğlu, Dr. Cüneyt İşeri Yaşam Kalitesi Kavramı ve Ölçüm Yöntemleri Dr. Erhan Eser Yaşam Kalitesinin Klinikte Kullanımı Dr. Ömer Aydemir Ölçek Paneli: Üroonkoloji Alanında Kullanılan Ölçekler Moderatör: Dr. Talha Müezzinoğlu BPHYK-TR Dr.Kamil Çam SF36 Dr. Ömer Aydemir EQ-5D Dr. Erhan Eser EORTC QLQ C30 ve Alt Modülleri Dr. Talha Müezzinoğlu XVI 0. Üroonkoloji Kongresi

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı SALON D 4:00 5:30 Eğitim Kursu: Prostat Kanseri Oturum Başkanı: Dr. Ferruh Zorlu Giriş; Doğal Seyir, Epidemiyoloji Dr. Ferruh Zorlu Tanı, (Fm, PSA, Biyopsi, Patolojinin Değerlendirilmesi, Evreleme, Metastaz Değerlendirilmesi, Prognostik Faktörler ve Risk Gruplarının Saptanması) Dr. Hakan Gemalmaz Lokalize Hastalıkta Risk Durumuna Göre Tedavi (Aktif İzlem, Radikal Prostatektomi, Patolojinin Değerlendirilmesi Radyoterapi, Neoadjuan ve Adjuvan Hormon Kullanımı) Dr. Mustafa Kaplan Definitiv Tedavi Sonrası Yükselen PSA Dr. Kadir Baykal Metastatik Hastalığın Tedavisi (Hormonal Tedavi Zamanlaması ve Çeşitleri) Dr. Taner Divrik Kastrasyona Dirençli Hastalığın Tedavisi (Tanımlama, Kemoterapi, Yeni Onaylanan İlaçlar, Palyasyon) Dr. Kamil Çam 20:00 CUMHURİYET BALOSU 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya XVII

0. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı 30 Ekim 20, Pazar SALON A 08:00 0:00 Oturum Başkanları: Dr. Aydın Mungan, Dr. Gökhan Toktaş 08:00 08:20 ct Hastalıkta Radikal Nefrektomi: Laparoskopi Bu Kadar Başarılı İken Açık veya Robotik Cerrahinin Yeri Var mı? Dr. Levent Türkeri 08:20 08:50 Tartışma : Hedefe Yönelik Tedavilerin Varlığında Cerrahinin Zamanlaması Moderatör: Dr. Süleyman Ataus Önce Hedefe Yönelik Tedavi Sonra Ameliyat Dr. Daniel Petrylak Önce Ameliyat Sonra Hedefe Yönelik Tedavi Dr. Axel Heidenreich 08:50 09:0 Metastatik RCC li Hastalarda Hedefe Yönelik Tedavinin Optimal Kullanımı Dr. Daniel Petrylak 09:0 0:00 Olgu Tartışmaları- Renal Hücreli Karsinom Moderatör: Dr. Cemil Uygur Panel: Dr. Daniel Petrylak, Dr. Andrew Stephenson, Dr. Mustafa Erman, Dr. Hakan Özkardeş, Dr. Uğur Mungan 0:00 0:30 KAHVE MOLASI 0:30 2:00 Testis kanseri Oturum Başkanları: Dr. İbrahim Cüreklibatır, Güner Kemal Özgür 0:30 :00 Yüksek Riskli NSGCT Tedavisi : RPLND Dr. Andrew Stephenson Yüksek Riskli NSGCT Tedavisi : İki Kür Kemoterapi Dr. Daniel Petrylak :00 :20 Kemoterapi Sonrası Rezidüel Kitlelerin Tedavisi Dr. Haluk Özen :20 2:00 Olgu tartışmaları: Testis Kanseri Moderatör: Dr. Andrew Stephenson Panel: Dr. Ali Tekin, Dr. Yakup Kordan, Dr. Ali Güneş, Dr. Asıf Yıldırım, Dr. Yavuz Akman 2:00 KAPANIŞ XVIII 0. Üroonkoloji Kongresi

0. Üroonkoloji Kongre sini Destekleyen Kuruluşlar Üroonkoloji Derneği ve 0. Üroonkoloji Kongresi Organizasyon Komitesi aşağıda isimleri alfabetik sırayla yazılı tüm kuruluşlara katkılarından dolayı teşekkür eder. Abbott Labaratuarları İthalat İhracat ve Tic. Ltd. Şti. AstraZeneca İlaç Sanayi ve Tic.Ltd.Şti. Bayer Türk Kimya San. Ltd. Sti Lilly İlaç Ticaret Ltd. Şti. Mustafa Nevzat İlaç Sanayii A.Ş. Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Tic A.Ş. Astellas Pharma İlaç Ticaret ve Sanayi A.Ş Biolitec Tıbbı Cihazları Satış ve Pazarlama Ltd. Şti. Boehringer Ingelheim İlaç Tic. A.Ş. DR. F. FRİK İLAÇ A.Ş. EOS TIP TEK. LTD.ŞTİ. Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş Ferring İlaç San. ve Tic. Ltd. Şti. Novartis Sağlık, Gıda ve Tarım Ürünleri San. ve Tic. A.Ş. Onko Koçsel İlaçları Pfizer İlaçları Ltd.Şti. Sanofi-aventis İlaçları Ltd. Şti. Serene Dış Tic. Ltd. Şti. TeknoLab A.Ş. Yeni Recordati İlaç ve Hammaddeleri San. ve Tic. A.Ş 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya XIX

Genel Bilgiler KONGRE MERKEZİ Cornelia Diamond Resort, İskele Mevkii Belek Antalya Telefon: + 90 (242) 70 6 00 Faks: + 90 (242) 75 33 54 KONGRE TARİHLERİ 26 30 Ekim 20 KONGRE DİLİ Kongre dili Türkçe dir. Yabancı konuşmacıların yer aldığı oturumlarda Simültane Tercüme yapılacaktır. KREDİLENDİRME Kongre Türk Tabipler Birliği Sürekli Tıp Eğitimi Kredilendirme Kurulu tarafından 25,5 TTB-STE kredi puanı ile kredilendirilmiştir. Bu krediden yararlanmak isteyen katılımcıların, değerlendirme formlarını doldurup kayıt masasına iletmeleri rica olunur. POSTER BİLDİRİLER Yaptıkları çalışmaları poster şeklinde sunacak olan araştırmacıların, posterlerini kendilerine bildirilen tarihte, bilimsel program başlangıcında asmaları ve yine bildirilen tarihte bilimsel program bitişine kadar sergilemeleri gerekmektedir. AÇILIŞ KOKTEYLİ 27 Ekim 20 tarihinde saat 8:00 de Açılış Kokteyli düzenlenecektir. CUMHURİYET BALOSU 29 Ekim 20 tarihinde saat 20:00 de sanatçı grubu eşliğinde Cumhuriyet Balosu düzenlenecektir. KATILIM BELGESİ Tüm bilimsel program katılımcılarına katılım belgeleri 30 Ekim 20 tarihinde kongre kayıt masasından alabileceklerdir. ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÖDÜLLERİ Üroonkoloji Bilim Ödülü 0.000 TL Üroonkoloji Araştırma Ödülü 5. 000 TL Üroonkoloji Kongresi En iyi Bildiri Ödülü - 3.000 TL XX 0. Üroonkoloji Kongresi

BİLDİRİ ÖZETLERİ LİSTESİ S BÖBREK KANSERİNDE HASTALIKSIZ SAĞKALIM ÖNGÖRÜSÜ İÇİN PREOPERATİF PROGNOSTİK MODEL: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI Özgür Yaycıoğlu, 2 Saadettin Eskiçorapçı, 3 Erdem Karabulut, 4 Bülent Soyupak, 5 Çağatay Göğüş, 6 Taner Divrik, 7 Levent Türkeri, 8 Sertaç Yazıcı, 8 Haluk Özen, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Prognozu Çalışma Grubu. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Bioistatistik Anabilim Dalı, 4 Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Bölümü, 7 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 8 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Prognozu Çalışma Grubu. S2 TROMBÜSLÜ VEYA ADRENAL BEZ METASTAZI OLAN BÖBREK TÜMÖRÜ HASTALARINDA SAĞKALIMIN DEĞERLENDİRİLMESİ: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI Mehmet Ilker Gökce, 2 Özgür Yaycıoğlu, 3 Saadettin Eskiçorapçı, 4 Taner Divrik, 5 Cavit Can, 6 Özgür Uğurlu, 7 Mustafa Aldemir, 8 Sümer Baltacı, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 0 Haluk Özen. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 SB. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 5 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Üroloji Kliniği, 7 Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Üroloji Kliniği, 8 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 0 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı S3 BÖBREK HÜCRELİ KARSİNOMDA 200 TNM SINIFLANDIRMASINDAKİ DEĞİŞİKLİKLER PRGONOZU ÖNGÖRMEDE KATKI SAĞLAMAKTA MIDIR? Tayyar Alp Özkan, 2 Kürşat Yıldız, 3 Ali Sarıbacak, 4 Özdal Dillioğlugil. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 3 Yozgat Yerköy Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, 4 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı S4 RASTLANTISAL SAPTANMIŞ BÖBREK TÜMÖRLERİNİN, RASTLANTISAL OLMAYAN BÖBREK TÜMÖRLERİYLE KLİNİK PROGRESYON VE SAĞKALIM AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI Emre Huri, 2 Saadettin Eskiçorapçı, 3 Özgür Yaycıoğlu, 4 Cavit Can, 5 Özgür Uğurlu, 6 Buğra Içli, 7 Gökhan Faydacı, 8 Mustafa Aldemir, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 0 Haluk Özen. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Adana Başkent Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Özel Diyarbakır Alman Hastanesi, Üroloji Kliniği, 6 Haydarpaşa Numuner Eğitim ve Araştırma Hastanesi,.Üroloji Kliniği, 7 İstanbul Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 8 Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Üroloji Kliniği, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma, 0 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. S5 RENAL HÜCRELİ KANSER HİSTOLOJİK ALT TİPLERE GÖRE PROGNOZ NASIL DEĞİŞİYOR? Üroonkoloji Derneği Çok Merkezli Türkiye Çalışması Halil Kızılöz, Saadettin Eskiçorapçı, Özgür Yaycıoğlu, Sertaç Yazıcı, Abdullah Demirtaş, Buğra İçli, Mustafa Yücel Boz, Ahmet Soylu, Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu*, Levent Türkeri 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya

S6 KÜÇÜK BÖBREK TÜMÖRLERİNDE NEFRON KORUYUCU TEDAVİ ALTERNATİFLERİ: RADYOFREKANS ABLASYON KRİYOABLASYON, AÇIK LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ İyimser Üre, Cenk Acar 2, Ali Furkan Batur, Serhat Gürocak, Bora Küpeli, Sinan Sözen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı S7 ANJİYOMİYOLİPOM TEDAVİSİNDE ENDOVASKÜLER ANJİYOEMBOLİZASYON Artan Koni, Halil Kızılöz, 2 Bora Peynircioğlu, Bülent Akdoğan, 2 Barbaros Çil, Haluk Özen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı S8 LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİDE UZAMIŞ SICAK İSKEMİ SÜRESİ ARTMIŞ KOMPLİKASYON ORANLARIYLA İLİŞKİLİDİR Hakan Vuruşkan, Yakup Kordan, Bülent Oktay, İsmet Yavaşcaoğlu, Hasan Serkan Doğan, Çağatay Çiçek. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. S LOKALİZE RENAL KİTLE NEDENİYLE CERRAHİ İŞLEM UYGULANAN HASTALARDA RADİKAL NEFREKTOMİ İLE NEFRON KORUYUCU CERRAHİNİN GLOMERÜLER FİLTRASYON ORANI ÜZERİNE ETKİLERİ Ahmet Güdeloğlu, Bülent Akdoğan, Ali Cansu Bozacı, Artan Koni, Kubilay Inci, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. S2 T2 BÖBREK TÜMÖRLERİNDE ELEKTİF NEFRON KORUYUCU TÜMÖR CERRAHİSİ:TEK MERKEZ- TEK CERRAH SONUÇLARI Tarık Esen, Ahmet Tefekli, 2 Ahmet Musaoğlu, 3 Metin Vural, 2 Fatin Cezayirli. Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2 İstanbul Amerikan Hastanesi Üroloji Bölümü, 3 İstanbul Amerikan Hastanesi Radyoloji Bölümü. S3 PT2 RENAL KİTLELERDE NEFRON KORUYUCU CERRAHİ NİN YERİ Ali Cansu Bozacı, Ahmet Güdeloğlu, Bülent Akdoğan, Alp Tuna Beksaç, Cenk Bilen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. S9 4 CM DEN BÜYÜK RENAL KİTLELERDE PARSİYEL NEFREKTOMİNİN ETKİNLİĞİ Naşide Mangır, 2 Hasan Hüseyin Tavukçu, Murat Akgül, Ahmet Şahan, Ilker Tinay, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Karaman Devlet Hastanesi. S4 7 CM DEN BÜYÜK TÜMÖRLERDE LAPAROSKOPİK NEFREKTOMİNİN ETKİNLİĞİ Naşide Mangır, Ilker Tinay, Murat Akgül, Mahir B. Özgen, 2 Hasan Hüseyin Tavukçu, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Karaman Devlet Hastanesi. S0 KÜÇÜK RENAL KİTLELERDE AÇIK VE LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ Aykut Aykaç, M. Uğur Altuğ, Fuat Demirel, Cemil Aydın, 2 Fatih Yalçınkaya, Murat Çakan. SB. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma 2. Üroloji Kliniği, 2 SB. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma. Üroloji Kliniği. S5 RENAL KİTLELERİN TEDAVİSİNDE TRANSPERİTONEAL LAPAROSKOPİK RADİKAL NEFREKTOMİ DENEYİMİMİZ Hakan Vuruşkan, Yakup Kordan, Çağatay Çiçek, Aykut Sönmez, İsmet Yavaşçaoğlu, 2 Berna Aytaç. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. 2 0. Üroonkoloji Kongresi

S6 GENİŞLETİLMİŞ PELVİK LENF BEZİ DİSSEKSİYONU: RADİKAL SİSTEKTOMİDEN ÖNCE VEYA SONRA? TÜRK ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI Haluk Özen, 2 Özgür Uğurlu, 3 Sümer Baltacı, 2 Öztuğ Adsan, 4 Güven Aslan, 5 Cavit Can, 6 Gürhan Günaydın, 7 Atilla Elhan, 3 Yaşar Bedük. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, II. Üroloji Kliniği, 3 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 7 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Bölümü. S7 MİKROSKOPİK HEMATÜRİ VARLIĞINDA MESANE KANSERİ SAPTANMASINDA RİSİKOCHECK SORGULAMA FORMUNUN ETKİNLİĞİ Ilker Tinay, Naşide Mangır, Hasan Hüseyin Tavukçu, 2 Asıf Yıldırım, 3 Sümer Baltacı, 4 Bülent Günlüsoy, 5 Mustafa Kaplan, 7 Aydın Mungan, 6 Murat Bozlu, 8 Yılören Tanıdır, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 3 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Izmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 5 Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 7 Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 8 Izmit Seka Devlet Hastanesi. S8 KASA İNVAZİV OLMAYAN MESANE TÜMÖRÜ OLAN HASTALARIN KONTROL SİSTOSKOPİLERİNDE VE ÜST ÜRİNER SİSTEMİ TÜMÖRÜ TANISINDA NMP-22 NİN ETKİNLİĞİ Enis Coşkuner, 2 Tayyar Alp Özkan, 3 Ibrahim Çevik, 4 Özdal Dillioğlugil, 5 Atıf Akdaş. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Derince Eğitim Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 3 Yeni Yüzyıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı S9 TRANSÜRETRAL MESANE TÜMÖRÜ REZEKSİYONU SONRASI ERKEN TEK DOZ MİTOMYCİN-C VERİLMESİ SONRASINDA UYGULANACAK BCG TEDAVİSİNİN ETKİNLİĞİNİ ARTIRIR MI? PROSPEKTİF RANDOMİZE BİR ÇALIŞMA Ömer Gülpınar, 2 Ahmet Hakan Haliloğlu, Mehmet İlker Gökce, Çağatay Göğüş, Sümer Baltacı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı S20 LOKAL İLERİ EVRE MESANE KANSERİNDE HAFTALIK DÜŞÜK DOZ GEMSİTABİNLE EŞ ZAMANLI DEFİNİTİF KEMORADYOTERAPİ Beste M Atasoy, 2 Faysal Dane, Ilknur Alsan Çetin, Ayşegül Üçüncü Kefeli, Roman Ibrahimov, 2 N. Serdar Turhal, Ufuk Abacıoğlu, 3 Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, 2 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Iç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı, 3 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. S2 PT MESANE TÜMÖRLÜ HASTALARDA TEKRAR TRANSÜRETRAL REZEKSİYONUN (RE-TUR) ÖNEMİ Cavit Can, Barbaros Başeskioğlu, Ata Özen, Harun Kılıççalan, Metin Kale. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı S22 KAS İNVAZİV OLMAYAN YÜZEYEL MESANE TÜMÖRÜNDE RE-TUR YAPILAN VE YAPILMAYAN OLGULARDA REKÜRENSİN DEĞERLENDİRİLMESİ Emre Huri, Mümtaz Dadalı, Yasin Aydoğmuş, İbrahim Yardımcı, Arif Aydın. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi,Üroloji Kliniği. S23 ÜST ÜRİNER SİSTEM DEĞİŞİCİ EPİTEL HÜCRELİ KANSERLERDE 5-YILLIK SAĞKALIM Artan Koni, Bülent Akdoğan, Levent Mert Günay, Halil Kızılöz, Cenk Yücel Bilen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 3

S24 ÜST ÜRİNER SİSTEM TÜMÖRLERİNİN TEDAVİSİNDE LAPAROSKOPİK NEFROÜRETEREKTOMİ Hakan Vuruşkan, Ismet Yavaşcaoğlu, Yakup Kordan, Bülent Oktay, Sinan Çelen, Hasan Serkan Doğan. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. S25 MESANE KANSERİNDE İKİNCİL KANSER; SIKLIĞI, GÖRÜLME ZAMANI, İLİŞKİSİ, ÖNEMİ Rauf Taner Divrik, Ali Feyzullah Şahin, Muammer Altok, Hüseyin Tarhan, Ferruh Zorlu. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi,. Üroloji Kliniği S26 ABDOMİNOPERİNEAL REZEKSİYON SONRASI DOUBLE BARRELLED WET KOLOSTOMİ TEKNİĞİNİN GEÇERLİLİĞİ VE HACETTEPE DENEYİMİ M. Sertaç Yazıcı, Bülent Akdoğan, Ali Cansu Bozacı, İlhan Erkan, 2 Erhan Hamaloğlu, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı. S27 SIÇAN KAVERNÖZ SİNİR HASARI MODELİNDE ADİPOZ DOKU KAYNAKLI KÖK HÜCRELERİN EREKTİL FONKSİYONLARIN İYİLEŞTİRİLMESİNDE ETKİNLİĞİ Naşide Mangır, Cem Akbal, Ferruh Şimşek, Tufan Tarcan, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. S29 EKSTRAGONADAL GERM HÜCRELİ TÜMÖRLER, PRİMER TESTİKÜLER GERM HÜCRELİ TÜMÖRLERDEN FARKLI MIDIR? Halil Kızılöz, Bülent Akdoğan, Mustafa Sertaç Yazıcı, Artan Koni, Younis Haceeb Taher, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı S30 ROBOT YARDIMLI RADİKAL PROSTATEKTOMİ: AÇIK CERRAHİDE TECRÜBELİ TEK CERRAHIN ÖĞRENME EĞRİSİNDE İLK SONUÇLARI Ahmet Tefekli, 2 Ahmet Musaoğlu, Tarık Esen. Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2 İstanbul Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü. S3 YÜKSEK RİSKLİ LOKALİZE PROSTAT KANSERİNDE RADİKAL PROSTATEKTOMİNİN ETKİNLİĞİ Naşide Mangır, Tuncay Top, İlker Tinay, 2 Yılören Tanıdır, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Kocaeli Izmit Seka Devlet Hastanesi. S32 LOKAL İLERİ EVRE VEYA METASTATİK PROSTAT KANSERİ HASTALARINDA FARKLI LHRH AGONİSTİ TEDAVİLERİNİN SERUM TESTOSTERON DÜZEYİ VE HASTALIK SEYRİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Ayşe Veyhürda Dikmen, Bülent Akdoğan, M. Sertaç Yazıcı, Haluk Özen, İlhan Erkan, Çelik Taşar. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. S28 EVRE SEMİNOMLU HASTALARDA TEDAVİ SEÇİM KRİTERLERİMİZ VE UZUN DÖNEM SONUÇLARIMIZ Hasan Soydan, Cumhur Yeşildal, Ferhat Ateş, Cüneyt Adayener, Temuçin Şenkul, Kadir Baykal. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Üroloji Servisi S33 HORMON REFRAKTER PROSTAT KANSERİNDE İNTERMİTAN KEMOTERAPİ: PROSPEKTİF RANDOMİZE ÇALIŞMANIN UZUN DÖNEM SONUÇLARI Haluk Özen, Bülent Akdoğan, Ali Ergen, Levent Mert Günay, Yeter Kırdal, Kubilay Inci, Cenk Yücel Bilen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. 4 0. Üroonkoloji Kongresi

S34 KASTRASYONA DİRENÇLİ PROSTAT KANSERİ HASTALARINDA DOSETAKSEL KEMOTERAPİSİNİN ETKİNLİĞİ Naşide Mangır, İlker Tinay, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. S35 PROSTAT REBİYOPSİSİ: SINIR NE OLMALI? (WHAT İS THE LİMİT?) M. Sertaç Yazıcı, Bülent Akdoğan, Ahmet Güdeloğlu, Ali Cansu Bozacı, Ali Ergen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. S36 PROSTAT KANSERİ (PCA) SAPTANMASINDA SİSTEMATİK 2 ÖRNEK BİYOPSİ (2 BX) DİĞER BİYOPSİ ŞEMALARINDAN ANLAMLI OLARAK ÜSTÜNDÜR Hasan Yılmaz, 2 Tayyar Alp Özkan, 2 Murat Üstüner, 3 Ali Sarıbacak, 2 Nazım Mutlu, 2 Özdal Dillioğlugil. T.C Sağlık Bakanlığı Izmit Seka Devlet Hastanesi, 2 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 T.C Sağlık Bakanlığı Yerköy Devlet Hastanesi. S37 STEREOTAKTİK TRANSPERİNEAL PROSTAT SATURASYON BİYOPSİSİ M. Sertaç Yazıcı, Bülent Akdoğan, Önder Kara, Ali Cansu Bozacı, Cenk Yücel Bilen, 2 Dilek Ertoy Baydar, 3 Hüseyin Lüleci, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 3 Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı. S39 AKTİF İZLEM KRİTERLERİ İLERİ EVRE PROSTAT KANSERLİ HASTALARI ÖNGÖRMEDE YETERLİ Mİ? Şakir Ongün, Serdar Çelik, 2 Gülen Gül Niflioğlu, Güven Aslan, 2 Burçin Tuna, Mehmet Uğur Mungan, 3 Sarp Üner, 2 Kutsal Yörükoğlu. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı, 3 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı. S40 PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA BECK DEPRESYON VE IIEF SKORLARI: AKTİF İZLEME ALINAN HASTALAR İLE RADİKAL PROSTATEKTOMİ YAPILAN HASTALARIN KARŞILAŞTIRILMASI Hasan Soydan, Furkan Dursun, Ömer Yılmaz, Sezgin Okçelik, Cüneyt Adayener, Kadir Baykal. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Üroloji Servisi. S4 RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI GELİŞEN ANASTOMOZ DARLIKLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Taha Numan Yıkılmaz, Ayhan Dirim, Cem Yücel, Mehmet İlteriş Tekin, Hakan Özkardeş. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. S42 RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI EREKTİL DİSFONKSİYONU ÖNGÖREN PARAMETRELER M. İrfan Dönmez, Gizem Muratoğlu, Önder Kara, Bülent Akdoğan, Sertaç Yazıcı, Cenk Bilen, Ali Ergen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. S38 KLİNİK OLARAK ÖNEMSİZ PROSTAT KANSERİ RADİKAL PROSTATEKTOMİ ÖNCESİ ÖNGÖRÜLEBİLİR Mİ? Şakır Ongün, Serdar Çelik, 2 Gülen Gül Niflioğlu, Güven Aslan, 2 Burçin Tuna, Mehmet Uğur Mungan, 2 Kutsal Yörükoğlu. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 5

S43 RADİKAL PROSTATEKTOMİDE CERRAHİ SINIR POZİTİFLİĞİNİ ÖNGÖREBİLİR MİYİZ? ÇOK MERKEZLİ ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇALIŞMASI Saadettin Eskiçorapçı, Deniz Bolat, 2 Erdem Karabulut, 3 Sümer Baltacı, 4 Asıf Yıldırım, 5 Sinan Sözen, 6 Ferhat Ateş, Çağrı Şekerci, 7 Fatih Kurtuluş, 8 Ayhan Dirim, 9 Talha Müezzinoğlu, 0 Cavit Can, Murat Bozlu, 2 Hakan Gemalmaz, 3 Sinan Ekici, 4 Haluk Özen 5 Levent Türkeri, 6 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı, 3 Ankara Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı, 4 Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Üroloji Anabilim Dalı, 5 Gazi Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı, 6 Gata Haydarpaşa Üroloji Anabilim Dalı, 7 Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi,. Üroloji Anabilim Dalı, 8 Başkent Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, 9 Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 0 Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. 6 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu S44 RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI KONTİNANS, POTANS VE PSA RELAPSSIZ YAŞAM (TRİFEKTA) ÖNGÖRÜLEBİLİR Mİ? ÇOK MERKEZLİ ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇALIŞMASI Saadettin Eskiçorapçı, 2 Erdem Karabulut, 3 Sümer Baltacı, 4 Asıf Yıldırım, 5 Sinan Sözen, 6 Ferhat Ateş, Çağrı Şekerci, 7 Fatih Kurtuluş, 8 Ayhan Dirim, 9 Talha Müezzinoğlu, 0 Cavit Can, Murat Bozlu, 2 Hakan Gemalmaz, 3 Sinan Ekici, 4 Levent Türkeri, 5 Haluk Özen, 6 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı, 3 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Üroloji Kliniği, 5 Gazi Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı, 6 Gata Haydarpaşa Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı, 7 Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi,. Üroloji Anabilim Dalı, 8 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 9 Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 0 Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu. 6 0. Üroonkoloji Kongresi

V 2 CM LİK BÖBREK TÜMÖRÜNDE ROBOT-YARDIMLI DİSSEKSİYON VE ELEKTİF NEFRON KORUYUCU TÜMÖR CERRAHİSİ Ahmet Tefekli, 2 Ahmet Musaoğlu, Tarık Esen. Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2 İstanbul Amerikan Hastanesi Üroloji Bölümü. V2 AŞAMA AŞAMA EXTRAPERİTONEAL KADIN SİSTEKTOMİ VE GENİŞLETİLMİŞ LENFADENEKTOMİSİ Cevper Ersöz, Mehmet Remzi Erdem, Ramazan Topaktaş, Emre Can Polat, İsmail Başıbüyük, Fatih Elbir, Abdullah Armağan, Abdulkadir Tepeler, Tolga Akman, Şinasi Yavuz Önol. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi. V3 MESANE VE PROSTAT KANSERİNDE GENİŞLETİLMİŞ LENFADENEKTOMİ DENEYİMLERİMİZ Mehmet Remzi Erdem, Cevper Ersöz, Ramazan Topaktaş, Emre Can Polat, İsmail Başıbüyük, Fatih Elbir, Abdulkadir Tepeler, Tolga Akman, Abdullah Armağan, Şinasi Yavuz Önol. Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı V4 RADİKAL NEFREKTOMİ VE VENA KAVA TÜMÖR TROMBEKTOMİ: TORAKOABDOMİNAL EKSTRAPERİTONEAL-EKSTRAPLEVRAL YÖNTEM Şinasi Yavuz Önol, Cevper Ersöz, Mehmet Remzi Erdem, Emre Can Polat, Ramazan Topaktaş, İsmail Başıbüyük, Fatih Elbir, Abdullah Armağan, Abdulkadir Tepeler, Tolga Akman. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hastanesi. V5 LAPAROSKOPİK ADRENALEKTOMİ: ULUDAĞ ÜNIVERSİTESİ DENEYİMİ Yakup Kordan, Hakan Vuruşkan, İsmet Yavaşcaoğlu, Hasan Serkan Doğan, Çağdaş Gökhun Özmerdiven, Bülent Oktay. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. V6 SANTRAL RENAL KİTLE: LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ Ender Özden, Fatih Ataç, Yakup Bostancı, Aykut Sırtbaş, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. V7 PELVİK BÖBREKTE KİTLE: LAPAROSKOPİK RADİKAL NEFREKTOMİ Ender Özden, Fatih Ataç, Yakup Bostancı, Alper Demir, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. V8 LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ DE YENİ NESİL DİKENLİ POLİGLİKONAT SÜTÜR (V-LOC) KULLANILIMI: VİDEO SUNUMU. Murat Arslan, Tansu Değirmenci, Bülent Günlüsoy, Ömer Koraş, Zafer Kozacıoğlu, Süleyman Minareci. Izmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği. V9 LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ DENEYİMİ: Hakan Vuruşkan Kordan, Onur Serin, Yakup Kordan, İsmet Yavaşcaoğlu, Berna Çalışır, Bülent Oktay. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi V0 TEK PORT İLE SAĞ LAPAROSKOPİK ADRENALEKTOMİ Yıldırım Bayazit, Volkan İzol, Onur Karslı, İsmail Karlıdağ, Fatih Gökalp, Veysi Kaya, Şaban Doran. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. V TEK PORT İLE SOL LAPAROSKOPİK ADRENALEKTOMİ Yıldırım Bayazit, Fatih Gökalp, Volkan İzol, İsmail Karlıdağ, Veysi Kaya, Onur Karslı, I. Atİlla Arıdoğan, Şaban Doran. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 7

V2 LAPAROSKOPİK RADİKAL SİSTEKTOMİ İLE BİRLİKTE EN BLOC ÜRETREKTOMİ Yıldırım Bayazit, Volkan İzol, Onur Karslı, Fatih Gökalp, İsmail Karlıdağ, I. Atilla Arıdoğan, Nihat Satar, Şaban Doran. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. V3 ONKOLOJİK ÜST ÜRİNER SİSTEM CERRAHİSİNDEKİ KOMPLİKASYONLAR VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ Mutlu Ateş, Mustafa Karalar, Bünyamin Yıldırım, Cemil Ay. Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. V4 LAPAROSKOPİK RADİKAL SİSTEKTOMİ: ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ DENEYİMİ Ismet Yavaşcaoğlu, Yakup Kordan, Hakan Vuruşkan, Kaan Gökçen, Hasan Serkan Doğan. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. V5 LAPAROSKOPİK CERRAHİDE VASKÜLER KOMPLİKASYONLAR: LAPAROSKOPİK ONARIM Ender Özden, Fatih Ataç, Yakup Bostancı, Turgut Serdaş, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. V6 ROBOT YARDIMLI LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ: ENDOPELVİK FASYA AÇILMADAN İNTRAFASYAL SİNİR KORUYUCU TEKNİK Ali İhsan Taşçı, Volkan Tuğcu, Alper Bitkin, Doğukan Sökmen, Hakan Polat. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği. V7 6 CM LİK BÖBREK TÜMÖRÜNDE TRANSPERİTONEAL LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ Volkan Tuğcu, Ali Ihsan Taşçı, Alper Bitkin, Erkan Sönmezay, Nadir Kalfazade. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği. 8 0. Üroonkoloji Kongresi

P 27 Ekim 20-28 Ekim 20 İNTRAVEZİKAL MİTOMİSİN-C İNSTİLASYONU İLE İNDÜKLENEN AKUT İNTERSTİSYEL PNOMÖNİ Adem Emrah Coğuplugil, 2 Alper Gündoğan, 2 Nesrin Çandır, Ibrahim Yıldırım, 2 Seyfettin Gümüş, Turgay Ebiloğlu, Zafer Demirer, Engin Kaya, Giray Ergin. Gata Üroloji Anabilim Dalı, 2 Gata Göğüs Hastanesi ve TBC. Anabilim Dalı. P2 27 Ekim 20-28 Ekim 20 DÜŞÜK DERECELİ MESANE KANSERLERİ İLE YÜKSEK DERECELİ MESANE KANSERLERİNİN P6, P53 GENLERİNDE DEĞİŞİKLİKLER VE KROMOZOMAL BOZUKLUKLAR AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI Deniz Abat, 2 Nihal İnandıklıoğlu, 2 Osman Demirhan, 2 Erdal Tunç, 3 Şeyda Erdoğan, Zühtü Tansuğ. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı, 3 Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. P3 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN PLAZMASİTOİD ÜROTELYAL KARSİNOMU: OLGU SUNUMU Burak Özçift, Kaan Bal, Yaşar İssı, Ahmet Bölükbaşı, Alper Cihat Erdal. Izmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Üroloji Kliniği. P4 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN SÜPERFİSYEL ÜROTELYAL KARSİNOMLARINDA HÜCRE SİKLUS DÜZENLEYİCİLERİ P53, MDM-2, P4ARF VE CASPASE-8 İN PROGNOSTİK DEĞERİ Nilay Şen Türk, 2 Sadettin Eskiçorapçı, 2 Zafer Aybek, 2 Levent Tuncay. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P5 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN YÜZEYEL ÜROTELYAL KARSİNOMLARINDA MGMT PROMOTER METİLASYONUNUN PROGNOSTİK DEĞERİ Vildan Caner, 2 Nilay Şen Türk, Özge Can, 3 Sadettin Eskiçorapçı, Gülseren Bağcı, 3 Levent Tuncay. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı, 3 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı P6 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN PRİMER T HÜCRELİ LENFOMASI: OLGU SUNUMU Yaşar Issı, Kaan Bal, Burak Özçift, Fikret Şengül, Ahmet Bölükbaşı. Izmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Üroloji Kliniği. P7 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANE TÜMÖRÜ İÇİN SIRADIŞI BİR METASTAZ YERİ: CİLT Halil Kızılöz, Artan Koni, Mesut Altan, Burhan Özdemir, Mustafa Sertaç Yazıcı, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P8 27 Ekim 20-28 Ekim 20 TÜMÖR YÜKÜNÜN FAZLA OLDUĞU KASA İNVAZE OLMAYAN MESANE TÜMÖRLÜ HASTALARIN SADECE TUR-M İLE TEDAVİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Ata Özen, Cavit Can, Barbaros Başeskioğlu, Harun Kılıççalan, Aydın Yenilmez. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P9 27 Ekim 20-28 Ekim 20 YÜZEYEL MESANE TÜMÖRLÜ HASTALARIN TANI VE TAKİBİNDE NMP22 TESTİNİN DEĞERLİLİĞİ Caner Doğan, Asıf Yıldırım, 2 Ebru Zemheri, Bilal Günaydın, Serhat Göçer, Sarp Korcan Keskin, Erem Kaan Başok. SB. İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 SB. İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Bölümü. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 9

P0 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MAKROSKOBİK HEMATÜRİ İLE BAŞVURAN HASTALARDA NMP-22 TESTİNİN VE İDRAR SİTOLOJİSİNİN TANIDAKİ ÖNEMİ Berk Öngel, Asıf Yıldırım, 2 Ebru Zemheri, Caner Doğan, Bilal Günaydın, Serhat Göçer, Sarp Korcan Keskin, Erem Kaan Başok. SB. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 SB. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Bölümü. P 27 Ekim 20-28 Ekim 20 KARACİĞER METASTEZEKTOMİLİ OPERE GASTROİNTESTİNAL STROMAL TÜMÖRLÜ VE METAKRON MESANE KANSERLİ GERİATRİK YAŞTAKİ HASTADA TEDAVİ YÖNETİMİ Ümmügül Üyetürk, 2 Uğur Üyetürk, Özlem Uysal Sönmez, Kaan Helvacı, Burçin Budakoğlu, Ülkü Yalçıntaş Arslan, Berna Öksüzoğlu. S.B Dr. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştıma Hastanesi, II. Tıbbi Onkoloji Kliniği, 2 Abant Izzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P2 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN PRİMER MALİGN MELANOMU Artan Koni, Bülent Akdoğan, 2 Dilek Ertoy Baydar, M. Sertaç Yazıcı, M. İrfan Dönmez, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı. P3 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN İNVERTED ÜROTELYAL KARSİNOMU: NADİR GÖRÜLEN BİR OLGU SUNUMU Ozan Akay, Engin Kaya, Adem Emrah Coğuplugil, Giray Ergin, Turgay Ebiloğlu, 2 Salih Deveci, Zafer Demirer, Yaşar Özgök, Lütfü Tahmaz, Kürşat Çeçen Gata Üroloji Anabilim Dalı, 2 Gata Patoloji Anabilim Dalı. P4 27 Ekim 20-28 Ekim 20 ROBOT YARDIMLI LAPAROSKOPİK PROSTATEKTOMİ SIRASINDA PELVİK LENF NODU DİSSEKSİYONU: PREOPERATİF VE POSTOPERATİF BULGULARIN KARŞILAŞTIRILMASI Selçuk Keskin, İlter Tüfek, 2 Ali Rıza Kural, 2 Burak Argun, 3 Fatih Atuğ, 3 Haluk Akpınar, 4 Can Öbek. Acıbadem Üniversitesi, 2 Acıbadem Maslak Hastanesi, 3 Bilim Üniversitesi, 4 Cerrahpaşa Tıp Fakültesi P5 27 Ekim 20-28 Ekim 20 İNSAN MESANE KANSERİ HÜCRE HATTINDA (T24) WNT ANTAGONİSTLERİNİN EPİGENETİK DÜZENLENMELERLE APOPTOZ YOLAĞINDAKİ GENLERİN İFADE EDİLMESİNE OLAN ETKİLERİ Nuray Varol, Ece Konaç, H. İlke Önen, 2 Serhat Gürocak, Ebru Alp, Akın Yılmaz, Sevda Menevşe, 2 Sinan Sözen. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P6 27 Ekim 20-28 Ekim 20 ENDOTELYAL NİTRİK OKSİT SENTAZ ENZİMİNİN GENETİK POLİMORFİZMLERİNİN MESANE TRANSİZYONEL HÜCRELİ KANSER OLGULARINDA DEĞERLENDİRİLMESİ Aziz Toker, 2 Erkan Erkan, 2 Uğur Yücetaş, 2 Akın Soner Amasyalı, 2 Gökhan Toktaş, 3 Erdinç Ünlüer. Muş Devlet Hastanesi, 2 SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 3 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. P7 27 Ekim 20-28 Ekim 20 İNVAZİV MESANE KANSERİNDE LENF NODU METASTAZI SAPTANMASINDA PET-CT NİN TANISAL DEĞERİ Fetullah Gevher, Murat Gezer, Çetin Demirdağ, Metin Halaç, Kerim Sönmezoğlu, Süleyman Ataus, Can Öbek. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P8 27 Ekim 20-28 Ekim 20 LAPAROSKOPİK RADİKAL NEFROÜRETEREKTOMİ SIRASINDA HÜCRE EKİMİ RİSKİNİ AZALTMADA DİSTAL ÜRETER VE MESANE İRRİGASYON TEKNİĞİ Yıldırım Bayazit, Volkan İzol, Onur Karslı, Eyüp Kaplan, İsmail Karlıdağ, 2 Gülşah Şeydaoğlu, Nihat Satar, Şaban Doran. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı. P9 27 Ekim 20-28 Ekim 20 ÜST ÜRİNER SİSTEM ÜROTELYAL TÜMÖRLÜ HASTALARDAKİ TEDAVİ SONUÇLARIMIZ Hasan Soydan, Furkan Dursun, Ferhat Ateş, Ömer Yılmaz, Kenan Karademir, Kadir Baykal. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Üroloji Servisi. 0 0. Üroonkoloji Kongresi

P20 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANE KANSERİNDE GLUTATYON S-TRANSFERAZ GEN POLİMORFİZİMLERİ VE DNA HASARI Murat Savaş, Adem Altunkol, Mehmet Gülüm, Halil Çiftçi, 2 Fuat Dilmeç, Ercan Yeni. Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı. P2 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN PRİMER MALİGN MELANOMU Adem Altunkol, Halil Çiftçi, Murat Savaş, Mehmet Gülüm, 2 M. Emin Güldür, 3 B. Sabri Keser. Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 3 Özel Şanmed Hastanesi. P22 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANE TÜMÖRÜNDE SİSTEKTOMİ SONRASI SAĞKALIMIN ÖNGÖRÜLMESİNDE KULLANILAN NOMOGRAMLARIN DOĞRULUK VE UYUM DEĞERLENDİRMESİ Mehmet İlker Gökce, Kadir Türkölmez, Ömer Gülpınar, Cihat Özcan, 2 Kenan Köse, Yaşar Bedük. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı. P23 27 Ekim 20-28 Ekim 20 CCR2-64I MESANE KANSERİ GELİŞİMİNDE BİR RİSK FAKTÖRÜMÜDÜR? Fehmi Narter, 3 Bedia Ağaçhan, 2 Ergin Yücebaş, 2 Feridun Şengör, 3 Turgay İsbir Üsküdar Devlet Hastanesi, 2 Haydarpaşa Numune Hastanesi, 3 İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü, Moleküler Tıp Anabilim Dalı. P25 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN MİKROPAPİLLER ÜROTELYAL KARSİNOMU: MESANE KORUYUCU CERRAHİ Mİ? ERKEN SİSTEKTOMİ Mİ? Hüseyin Koçan, Akın Soner Amasyalı, Uğur Yücetaş, 2 Kemal Behzatoğlu, Soner Ulusoy, Gökhan Toktaş, 3 Erdinç Ünlüer. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği, 3 Kafkas Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı. P26 27 Ekim 20-28 Ekim 20 PREPUBİK ÜRETREKTOMİ, TEKNİK Ali Cansu Bozacı, Halil Kızılöz, Bülent Akdoğan, Yunus Tahir, M. Sertaç Yazıcı, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P27 27 Ekim 20-28 Ekim 20 LAPAROKOPİK RADİKAL SİSTEKTOMİ DENEYİMİMİZ Fatih Ataç, Ender Özden, Yakup Bostancı, Reşat Demir, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P28 27 Ekim 20-28 Ekim 20 DÜŞÜK RİSKLİ MESANE TÜMÖRÜNDE SİSTOSKOPİ TAKİP PROTOKOLÜ TÜRK TOPLUMUNA UYGUN MU? Uğur Yücetaş, Hüseyin Koçan, 2 Kemal Behzatoğlu, Akın Soner Amasyalı, Erkan Erkan, Gökhan Toktaş, 3 Erdinç Ünlüer. SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 2 SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Kliniği, 3 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. P24 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANE TÜMÖRÜNDE FASCİN- VE CLAUDİN-4 EKSPRESYONLARININ PROGNOSTİK ÖNEMİ Zafer Demirer, Emın Aydur, 2 Ali Fuat Çiçek, Adem Emrah Coğuplugil, 2 Önder Öngürü, İbrahim Yıldırım, M. Lütfi Tahmaz, 3 Serdar Göktaş. Gata, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Gata, Patoloji Anabilim Dalı, 3 Selçuk Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P29 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANE KANSERLİ HASTALARDA RİSK KONTROLU SORGULAMASININ (RISIKOCHECK ) PROGNOSTİK ÖNEMİ A. Kadir Yıldız, N. Aydın Mungan, İbrahim Dönmez, Bülent Akduman, Hüsnü Tokgöz, Bülent Erol. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya

P30 27 Ekim 20-28 Ekim 20 SİSTOSKOPİYİ RANDEVULU YAPMAK ANKSİYETEYİ ARTIRIR MI? ÖN ÇALIŞMA Uğur Yücetaş, Aytaç Ateş, Soner Ulusoy, Akın Soner Amasyalı, Erkan Erkan, Gökhan Toktaş, 2 Erdinç Ünlüer. SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. P3 27 Ekim 20-28 Ekim 20 YÜZEYEL MESANE TÜMÖRLERİNDE POSTOPERATİF İNTRAVEZİKAL BCG VE MİTOMİSİN C TEDAVİSİNİN NÜKS ÜZERİNE ETKİSİ Kürşad Zengin, M. Nurettin Sertçelik, Fatih Yalçınkaya, Orhan Yiğitbaşı, O. Raif Karabacak, Tevfik Sarıkaya. SB. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi. P32 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL ARTERİYOVENÖZ MALFORMASYONU (AVM) TAKLİT EDEN RENAL HÜCRELİ KARSİNOM (RHK) OLGUSU Deniz Bolat, A. Ersin Zümrütbaş, I. Cenk Acar, Saadettin Y. Eskiçorapçı, 2 A. Bakı Yağcı, 3 Ender Düzcan, Ö. Levent Tuncay. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyodiagnostik Anabilim Dalı, 3 Denizli Özel Tanı Patoloji Labaratuvarı. P33 27 Ekim 20-28 Ekim 20 PARSİYEL NEFREKTOMİ OLGULARINDA PADUA SKORLAMA SİSTEMİNİN KULLANIMI Enis Kervancioğlu, Ayhan Dirim, Eray Hasırcı, Hakan Özkardeş. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P34 27 Ekim 20-28 Ekim 20 TORAKS ÖN DUVARINA METASTAZ YAPAN RENAL HÜCRELİ KARSİNOM: OLGU SUNUMU Cabir Alan, Ahmet Reşit Ersay, 2 Hasan Koçoğlu, Yunus Ertung, Hasan Anıl Kurt. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çanakkale Asker Hastanesi, Üroloji Anabilim Dalı P35 27 Ekim 20-28 Ekim 20 BÖBREK TÜMÖRLERİNDE LAPAROSKOPİK VE AÇIK RADİKAL NEFREKTOMİNİN ANALJEZİK GEREKSİNİMLERİ AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI Cabir Alan, Ahmet Reşit Ersay, 2 Hasan Koçoğlu, Hasan Anıl Kurt, Yunus Ertung, Gökhan Baştürk. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çanakkale Asker Hastanesi, Üroloji Kliniği. P36 27 Ekim 20-28 Ekim 20 LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ: PEROPERATİF VERİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ Ender Özden, Fatih Ataç, Yakup Bostancı, Cengiz Beyaz, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P37 27 Ekim 20-28 Ekim 20 BÖBREK TÜMÖRÜNÜN TEDAVİSİNDE LAPAROSKOPİK RADİKAL NEFREKTOMİ: RETROPERİTONEOSKOPİK VEYA TRANSPERİTONEAL YAKLAŞIM? Fatih Ataç, Ender Özden, Yakup Bostancı, Cengiz Beyaz, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P38 27 Ekim 20-28 Ekim 20 HÜCRE DÖNGÜ VE APOPTOZ İLİŞKİLİ BAZI GENLERİN RENAL HÜCRELİ KARSİNOM GELİŞİMİNDEKİ ROLLERİ Ece Konaç, Ebru Alp, H. İlke Önen, 2 Ali Furkan Batur, 3 İpek Işık Gönül, Sevda Menevşe, 4 Sinan Sözen. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Görele Devlet Hastanesi, 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 4 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı P39 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL HÜCRELİ KARSİNOMDA VHL, TIMP-3 VE RASSFA GENLERİNİN TRANSKRİPTOMİK DÜZEYİNDEKİ İFADELERİ Ece Konaç, Ebru Alp, H. İlke Önen, 2 Ali Furkan Batur, 3 İpek Işık Gönül, 4 İyimser Üre, Sevda Menevşe, 5 Sinan Sözen. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Görele Devlet Hastanesi, 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 4 Bolvadin Devlet Hastanesi, 5 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı 2 0. Üroonkoloji Kongresi

P40 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL HÜCRE KARSİNOMA HÜCRE HATTINDA (CAKİ-2) DNA METİLTRANSFERAZ İNHİBİTÖRÜ (DAC) UYARTILI APOPTOZİS Ece Konaç, Nuray Varol, Akın Yılmaz, Sevda Menevşe, 2 Sinan Sözen. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P4 27 Ekim 20-28 Ekim 20 BÜYÜK BÖBREK KİTLELERİNDE BİYOPSİ GEREKLİ MİDİR? Ramazan Altıntaş, Fatih Oğuz, Ali Beytur, Serhan Çimen, Ali Güneş. Inönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P42 27 Ekim 20-28 Ekim 20 OLGU SUNUMU: SAĞ ATRİYOTOMİ Mİ? 6 KÜR SUNİTİNİB Mİ? Ahmet Güdeloğlu, Bülent Akdoğan, Mesut Altan, 2 Mustafa Erman, 3 Z. Volkan Kaynaroğlu, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Medikal Onkoloji Bilim Dalı, 3 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı. P43 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL HÜCRELİ KARSİNOMUN GEÇ OMENTUM METASTAZI Yaşar İssı, Kaan Bal, Burak Özçift, Fikret Şengül, Ahmet Bölükbaşı. Izmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Üroloji Kliniği. P44 27 Ekim 20-28 Ekim 20 İNSİDENTAL VE SEMPTOMATİK TANI ALAN BÖBREK TÜMÖRLERİNİN, CERRAHİ SONRASI HİSTOPATOLOJİK SONUÇLARI VE ERKEN TANIDA TARAMA PROGRAMLARININ ÖNEMİ. Fatih Oğuz, Ali Beytur, Ramazan Altıntaş, Özkan Özbek, Ramazan Kırteke, Ali Güneş. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı P45 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL HÜCRELİ KARSİNOMDA KARBONİK ANHİDRAZ 9 VE HIF-Α NIN PROGNOSTİK DEĞERİ Bilal Günaydın, Asıf Yıldırım, 2 Ebru Zemheri, 2 Şeyma Özkanlı, Serhat Göçer, Sarp Korcan Keskin, Erem Kaan Başok. SB. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 SB. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Bölümü. P46 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL KİTLE NEDENİYLE OPERE EDİLEN HASTALARDA YILLAR İÇİNDE 000 VAKA NIN BİZE ÖĞRETTİKLERİ Ahmet Güdeloğlu, Bülent Akdoğan, Ali Cansu Bozacı, Emrullah Söğütdelen, Kubilay İnci, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P47 27 Ekim 20-28 Ekim 20 BÖBREK KANSERİ TANISINDA İDRARDAKİ MMP-2 VE MMP-9 UN ÖNEMİ Ezgi İnalpolat Yücel, 2 Çağ Çal, Çağdaş Aktan, 3 Sait Şen, 4 Rashad Mammadov, 2 Adnan Şimşir, 3 Banu Sarsık, Buket Kosova. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı, 2 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 4 Merkezi Neftçiler Hastanesi Üronefroloji Departmanı. P48 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL KORTİKAL TÜMÖRLERİN TEDAVİSİNDE AÇIK VE LAPAROSKOPİK RADİKAL NEFREKTOMİLERİN KLİNİKOPATOLOJİK ANALİZİ İyimser Üre, Ali Furkan Batur, Cenk Acar 2, Serhat Gürocak, Bora Küpeli, Sinan Sözen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı P49 27 Ekim 20-28 Ekim 20 LAPAROSKOPİ ÇAĞINDA PARSİYEL NEFREKTOMİ; HANGİ GEREKÇEYLE AÇIK PARSİYEL NEFREKTOMİ UYGULADIK! M. Uğur Altuğ, Cemil Aydın, Fuat Demirel, 2 Fatih Yalçınkaya, Aykut Aykaç. S.B Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma 2. Üroloji Kliniği, 2 SB. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma. Üroloji Kliniği. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 3

P50 27 Ekim 20-28 Ekim 20 ANJİYOMİYOLİPOM TEDAVİSİNDE ENDOVASKÜLER ANJİYOEMBOLİZASYON Artan Koni, Halil Kızılöz, 2 Bora Peynircioğlu, Bülent Akdoğan, 2 Barbaros Çil, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı. P5 27 Ekim 20-28 Ekim 20 KARŞILAŞTIRMALI AÇIK VE LAPAROSKOPİK NEFREKTOMİ DENEYİMLERİMİZ Mutlu Ateş, Mustafa Karalar, Bünyamin Yıldırım, Fatih Pektaş, Cemil Ay, 2 Bülent Akdoğan, Emre Tüzel, 3 Cem Güler. Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı P52 27 Ekim 20-28 Ekim 20 T-2 BÖBREK TÜMÖRLERİNDE LAPAROSKOPİK RETROPERİTONEAL RADİKAL NEFREKTOMİ VE EŞ ZAMANLI LENF NODÜLÜ DİSSEKSİYONU Mutlu Ateş, Mustafa Karalar, Bünyamin Yıldırım, Fatih Pektaş, Cemil Ay. Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı P53 27 Ekim 20-28 Ekim 20 ROBOTİK PARSİEL NEFREKTOMİ HASTALARINDA ÖĞRENME EĞRİSİNİN PERİOPERATİF BULGULAR ÜZERİNE ETKİSİ İlter Tüfek, 2 Burak Argun, Selçuk Keskin, 3 Haluk Akpınar, 3 Fatih Atuğ, 4 Can Öbek, 2 Ali Rıza Kural. Acıbadem Üniversitesi, 2 Acıbadem Maslak Hastanesi, 3 Bilim Üniversitesi, 4 Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. P54 27 Ekim 20-28 Ekim 20 LOKALİZE RENAL HÜCRELİ KARSİNOMDA SAĞKALIMDA EN ÖNEMLİ BAĞIMSIZ PROGNOSTİK GÖSTERGE: CERRAHİ SINIR Bülent Akdoğan, Ahmet Güdeloğlu, Burhan Özdemir, Kubilay Inci, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P55 27 Ekim 20-28 Ekim 20 BERRAK HÜCRELİ BÖBREK KANSERİNDE MODİFİYE FUHRMAN GRADELEME SİSTEMİ PROGNOZU ÖNGÖRÜR MÜ? ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI Saadettin Eskiçorapçı, Özgür Yaycıoğlu, Deniz Bolat, Ayhan Dirim, Ferhat Ateş, Erem Kaan Basok, Mustafa Kaplan, Barbaros Başeskioğlu, Böbrek Tümörü Çalışma Grubu*, Levent Türkeri P56 27 Ekim 20-28 Ekim 20 BÖBREK TÜMÖRLERİNDE GÜNCELLENEN TNM SINIFLAMASINA GÖRE RADYOLOJİK EVRE PATOLOJİK EVREYİ VE PROGNOZU GÖSTEREBİLİR Mİ?: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ TÜRKİYE ÇALIŞMASI Cenk Acar, Saadettin Eskiçorapçı, 2 Özgür Yaycıoğlu, 3 Taner Divrik, 4 Sertaç Yazıcı, 5 Abdullah Demirtaş, 6 T. Alp Özkan, 7 Gökhan Faydacı, 8 Üroloonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 9 Levent Türkeri Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2 Adana Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 3 Izmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi, 4 Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi, 5 Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, 6 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, 7 Kartal Dr. Lütfü Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 8 Üroloonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 9 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi. P57 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RASTLANTISAL SAPTANMIŞ BÖBREK TÜMÖRLERİNİN RASTLANTISAL OLMAYAN BÖBREK TÜMÖRLERİYLE KLİNİK VE PATOLOJİK VERİLER AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI Sadettin Eskiçorapçı, 2 Emre Huri, 5 Özgür Yaycıoğlu, 4 Taner Divrik, 5 Ayhan Dirim, 6 Cavit Can, 7 Ferhat Ateş, 8 Özgür Uğurlu, 9 Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 0 Haluk Özen. Denizli Pamukkale Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 3 Adana Başkent Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Izmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 5 Adana Başkent Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 7 Gata Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 8 Özel Diyarbakır Alman Hastanesi, Üroloji Kliniği, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 0 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. 4 0. Üroonkoloji Kongresi

P58 27 Ekim 20-28 Ekim 20 SARKOMATÖZ BÖBREK HÜCRELİ KARSİNOMLU HASTALARIN GENEL ÖZELLİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: TEK MERKEZ DENEYİMİ Ümmügül Üyetürk, Kaan Helvacı, Özlem Uysal Sönmez, Burçin Budakoğlu, Ülkü Yalçıntaş Arslan, Berna Öksüzoğlu. SB. Dr. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, II. Tıbbi Onkoloji Kliniği. P59 27 Ekim 20-28 Ekim 20 LOKALİZE RENAL HÜCRELİ KARSİNOM PROGNOZUNDA MİKROVASKÜLER İNVAZYON, NEKROZ, SARKOMATOİD DİFERANSİASYON GİBİ HİSTOPATOLOJİK RİSK FAKTÖRLERİNİN ÖNEMİ: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI Ferhat Ateş, 2 Saadettin Eskiçorapçı, 3 Özgür Yaycıoğlu, 4 Sertaç Yazıcı, 5 Ayhan Dirim, 6 Erem Kaan Başok, 7 T. Alp Özkan, 8 Mustafa Yücel Boz, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Calışma Grubu, 0 Haluk Özen. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Servisi, 2 Pamukkale Üniversitesi, Üroloji Bilim Dalı, 3 Başkent Üniversitesi, Adana Uygulama Hastanesi, 4 Kastamonu Üniversitesi, Üroloji Bilim Dalı, 5 Başkent Üniversitesi, Ankara Hastanesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Göztepe Eğitim Hastanesi,. Üroloji Servisi, 7 Kocaeli Üniversitesi, Üroloji Bilim Dalı, 8 Kartal Lütfi Kırdar Eğitim Hastanesi, 2. Üroloji Servisi, 9 Üroonkoloji Derneği, Böbrek Çalışma Grubu, 0 Hacettepe Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı. P62 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RETROPERİTONEAL LAPAROSKOPİK ADRENAL CERRAHİSİ: DEĞİŞEN TEKNİK YAKLAŞIM Murat Arslan, Tansu Değirmenci, Bülent Günlüsoy, Bumin Örs, Zafer Kozacıoğlu, Süleyman Minareci, Ali Rıza Ayder. İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği. P63 27 Ekim 20-28 Ekim 20 HACETTEPE DE 6 YILLIK ADRENALEKTOMİ SONUÇLARIMIZ Halil Kızılöz, Ali Cansu Bozacı, M. İrfan Dönmez, Kubilay İnci, Cenk Yücel Bilen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P64 27 Ekim 20-28 Ekim 20 TESTİS KORUYUCU CERRAHİ DE NADİR GÖRÜLEN BİR PATOLOJİ Halil Kızılöz, Younis Haceeb Taher, Artan Koni, Mustafa Sertaç Yazıcı, Ali Ergen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P65 27 Ekim 20-28 Ekim 20 PRİMER TESTİKÜLER BURKİTT LENFOMA OLGUSU Halil Kızılöz, Osman Aziyev, Artan Koni, Mustafa Sertaç Yazıcı, Fazıl Tuncay Akı, Serdar Tekgül. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P60 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL PELVİS LEİMYOSARKOMU: OLGU SUNUMU Onur Kizer, Elnur Mammadov, Volkan Şen, İlhan Çelebi, 2 Kutsal Yörükoğlu, 2 Burçin Tuna. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. P6 27 Ekim 20-28 Ekim 20 TESTİKÜLER VE NON TESTİKÜLER GERM HÜCRELİ TÜMÖRLERDE KEMOTERAPİ SONRASI RETROPERİTONEAL LENF NODU DİSEKSİYONU DENEYİMİMİZ Halil Kızılöz, Younis Haceeb Taher, Bülent Akdoğan, Mustafa Sertaç Yazıcı, Tolga Tombul, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P66 27 Ekim 20-28 Ekim 20 EKSTRAGONADAL GERM HÜCRELİ TÜMÖRLER, PRİMER TESTİKÜLER GERM HÜCRELİ TÜMÖRLERDEN FARKLI MIDIR? Halil Kızılöz, Bülent Akdoğan, Sertaç Yazıcı, Ali Cansu Bozacı, Burhan Özdemir, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P67 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TESTİKÜLER VE NON TESTİKÜLER GERM HÜCRELİ TÜMÖRLERDE KEMOTERAPİ SONRASI RETROPERİTONEAL LENF NODU DİSEKSİYONU DENEYİMİMİZ Halil Kızılöz, Yunus Tahir, Bülent Akdoğan, Sertaç Yazıcı, Tolga Tombul, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 5

P68 29 Ekim 20-30 Ekim 20 YOLK KESESİ ELEMENTLİ TESTİS TÜMÖRÜ HER ZAMAN İYİ PROGNOZLU MUDUR? OLGU SUNUMU Ümmügül Üyetürk, Özlem Uysal Sönmez, Kaan Helvacı, Burçin Budakoğlu, Ülkü Yalçıntaş Arslan, Berna Öksüzoğlu. SB. Dr. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, II. Tıbbi Onkoloji Kliniği. P69 29 Ekim 20-30 Ekim 20 SKROTAL TÜMÖRÜ TAKLİT EDEN TÜBERKÜLOZ EPİDİDİMİT Ramazan Altıntaş, Fatih Oğuz, Ali Beytur, Serhan Çimen, Ali Güneş. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı P74 29 Ekim 20-30 Ekim 20 SİSPLATİN İÇERİKLİ KEMOTERAPİ GERM HÜCRELİ TESTİS TÜMÖRÜ OLAN HASTALARDA KAN LİPİD DÜZEYLERİNİ ETKİLERMİ? Gökhan Koç, Rauf Taner Divrik, Nuri Ünlü, Volkan Bulut, Ferruh Zorlu. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği. P75 29 Ekim 20-30 Ekim 20 KORDUN MALİGN FİBROZ HİSTİOSİTOMASI : OLGU SUNUMU Cabir Alan, Ahmet Reşit Ersay, Hasan Anıl Kurt, 2 Hasan Koçoğlu, Yunus Ertung. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çanakkale Asker Hastanesi Üroloji Kliniği. P70 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TESTİS KANSERİ:TEK MERKEZ DENEYİMİ Onur Eşbah, Burçin Budakoğlu, Öznur Bal, Berna Öksüzoğlu. SB. Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. P76 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PARATESTİKÜLER LİPOSARKOM: OLGU SUNUMU Volkan Şen, Onur Kizer, Ömer Demir, 2 Burçin Tuna. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. P7 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PARATESTİKÜLER KİTLELER: 3 OLGU SUNUMU Deniz Abat, Ali Börekoğlu, Mutlu Değer, 2 Şeyda Erdoğan, 3 Bülent Soyupak, Yıldırım Bayazıt, Zühtü Tansuğ. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 3 Acıbadem Adana Hastanesi. P72 29 Ekim 20-30 Ekim 20 ASKERLİK DÖNEMİNDEKİ BİR GRUP GENÇ ERKEĞİN TESTİS KANSERİ HAKKINDAKİ BİLGİ DÜZEYLERİNİN SORGULAMASI VE MUAYENE BULGULARI Hasan Hüseyin Tavukçu, 2 Levent Türkeri. Karaman Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği, 2 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P73 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PARATESTİKÜLER BENİGN MEZOTELİYOMA: OLGU SUNUMU VE LİTERATÜRÜN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ (PARATESTİCULAR BENİGN MESOTELİOMA: A CASE REPORT AND REVİEW OF THE LİTERATURE) Erkan Erdem. Özel Mersin Sistem Cerrahi Tıp Merkezi, Üroloji Kliniği. P77 29 Ekim 20-30 Ekim 20 GERM HÜCRELİ TESTİS TÜMÖRLERİNDE MASPIN EKSPRESYONUNUN YERİ VE ANJİYOGENEZİS FAKTÖRLERİ İLE İLİŞKİSİ Hüseyin Çelik, 2 Tahsin Turunç, 2 Nebil Bal, 3 Ömer Balıkçı, 2 Levent Peşkircioğlu, 2 Hakan Özkardeş. Osmaniye Devlet Hastanesi, 2 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 3 Viranşehir Devlet Hastanesi. P78 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PARATESTİKÜLER ALVEOLAR RABDOMYOSARKOM: OLGU SUNUMU Mustafa Burak Hoşcan, Ahmet Tunçkıran, 2 Taylan Oksay, 2 Alper Özorak. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Alanya Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2 Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P79 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PENİSİN MALİGN LEZYONLARIYLA KARIŞAN BİR GENİTAL LAYŞMANYAZİS OLGUSU Mehmet Gülüm, 2 Yavuz Yeşilova, Murat Savaş, Ercan Yeni, Halil Çiftçi. Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dermatoloji Anabilim Dalı. 6 0. Üroonkoloji Kongresi

P80 29 Ekim 20-30 Ekim 20 RENAL MÜSİNÖZ TÜBÜLER VE İĞSİ HÜCRELİ KARSİNOMA Abdullah Demirtaş, Numan Baydilli, Muharrem Özkaya, Atila Talişen. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi. P8 29 Ekim 20-30 Ekim 20 HİDROJEN GAZI İNHALASYONUNUN BÖBREK İSKEMİ/ REPERFÜZYON HASARINA ETKİSİ Ekrem Akdeniz, Y. Kamil Yakupoğlu, Ender Özden, 2 Bilge Can, Yakup Bostancı, Şaban Sarıkaya, Ali Faik Yılmaz. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. P82 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TÜBERKÜLOZ PROSTATİT: OLGU SUNUMU VE LİTERATÜRÜN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ (TUBERCULOUS PROSTATİTİS: A CASE REPORT AND REVİEW OF THE LİTERATURE) Erkan Erdem. Özel Mersin Sistem Cerrahi Tıp Merkezi, Üroloji Kliniği. P83 29 Ekim 20-30 Ekim 20 ÜRETRANIN PRİMER MALİGN MELANOMU: VAKA SUNUMU VE TEDAVİ YAKLAŞIMLARI Naşide Mangır, Çağrı Akın Şekerci, Ahmet Şahan, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P84 29 Ekim 20-30 Ekim 20 GENİTAL DEV KONDİLOMA AKÜMÜNATA (BUSCHKE- LOWENSTEİN HASTALIĞI): OLGU SUNUMU Fatih Oğuz, Ali Beytur, Ramazan Altıntaş, Ender Akdemir, 2 Ahmet Soylu, Ali Güneş. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Özel Malatya Gözde Hastanesi Üroloji Kliniği. P85 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LAPARASKOPİK ÜROLOJİK ONKOLOJİDE İLK İKİ YILLIK DENEYİMLERİMİZ Cabir Alan, Ahmet Reşit Ersay, 2 Hasan Koçolu, Hasan Anıl Kurt, Ali Erhan Eren, Gökhan Baştürk. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çanakkale Asker Hastanesi Üroloji Kliniği. P86 29 Ekim 20-30 Ekim 20 HİDROÜRETERONEFROZU OLAN VE OLMAYAN HASTALARIN BÖBREK PELVİS VE PROKSİMAL ÜRETERLERİNDEKİ CAJAL HÜCRELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Ömer Balıkçı, 2 Tahsin Turunç, 2 Nebil Bal, 3 Hüseyin Çelik, 2 Hakan Özkardeş. Viranşehir Devlet Hastanesi, 2 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 3 Osmaniye Devlet Hastanesi. P87 29 Ekim 20-30 Ekim 20 ÜRİNER SİSTEMİN İNFLAMATUAR MYOFİBROBLASTİK TÜMÖRLERİ: 3 OLGU SUNUMU Deniz Bolat, Saadettin Y. Eskiçorapçı, Ali Ersin Zümrütbaş, 2 Nilay Şen Türk, İ. Cenk Acar, Ö. Levent Tuncay. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. P88 29 Ekim 20-30 Ekim 20 NADİR GÖRÜLEN PROSTATİK SOL LOB HİPERPLAZİSİ: POLİPOİD SİSTİT İbrahim Yıldırım, Turgay Ebiloğlu, Ali Gürağaç, Engin Kaya, Emrah Coğuplugil, Giray Ergin, Zafer Demirer, Murat Dayanç. Gülhane Askeri Tıp Akademisi. P89 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT KANSERİNDE KODON 2 VE 3 KRAS ONKOGENİNİN TEK VE KOMBİNE MUTASYON PREVALANSI Cabir Alan, Öztürk Özdemir, Ahmet Reşit Ersay, 2 Hasan Koçoğlu, 2 İbrahim Ethem Karaşen, Ali Erhan Eren. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Çanakkale Asker Hastanesi Üroloji Kliniği. P90 29 Ekim 20-30 Ekim 20 RADİKAL PROSTATEKTOMİDE PROSTAT BÜYÜKLÜĞÜ İLE CERRAHİ SINIR POZİTİFLİĞİ ARASINDAKİ İLİŞKİ DOĞRU MU? Uğur Yücetaş, Yusuf Şahin, Akın Soner Amasyalı, Erkan Erkan, Gökhan Toktaş, 2 Erdinç Ünlüer. SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 2 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 7

P9 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LAPAROKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ: PEROPERATİF VE POSTOPERATİF ERKEN DÖNEM VERİLERİ Fatih Ataç, Ender Özden, Yakup Bostancı, Serdar Savaşçı, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P96 29 Ekim 20-30 Ekim 20 RADİKAL PROSTATEKTOMİ SPESMENLERİNDE YÜKSEK TERSİYER GLEASON PATERN BULUNMASININ HİSTOPATOLOJİK SONUÇLAR VE BİYOKİMYASAL BAŞARISIZLIK ÜZERİNE ETKİSİ Mehmet Giray Sönmez, Ahmet Hakan Haliloğlu, Erhan Demirelli, Orhan Göğüş. Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi, Üroloji Anabilim Dalı. P92 29 Ekim 20-30 Ekim 20 ASAP NEDENİYLE YAPILAN İKİNCİ BİYOPSİDEKİ KOR SAYISININ ÖNEMİ Uğur Yücetaş, 2 Murat Demiray, Akın Soner Amasyalı, Erkan Erkan, Gökhan Toktaş, 3 Erdinç Ünlüer. SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 2 Afşin Devlet Hastanesi, 3 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. P93 29 Ekim 20-30 Ekim 20 HEMATÜRİ ŞİKAYETİYLE GELEN HASTADA PROSTAT KANSERİNİN NADİR BİR VARYANTI OLAN PROSTAT DUKTAL ADENOKARSİNOMU TANISI: OLGU SUNUMU Burak Özçift, Kaan Bal, Yaşar İssı, Ahmet Bölükbaşı, Orkun Yılmaz. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Üroloji Kliniği. P94 29 Ekim 20-30 Ekim 20 SİSTEMATİK 2 ÖRNEK BİYOPSİ (2 BX) YERİNE DAHA AZ ÖRNEK SAYILI KOMBİNASYONLARLA BENZER PROSTAT KANSERİ (PCA) ORANLARINA ULAŞILABİLİR Mİ? Hasan Yılmaz, 2 Tayyar Alp Özkan, 2 Murat Üstüner, 3 Ali Sarıbacak, 2 Nazım Mutlu, 2 Özdal Dillioğlugil. T.C Izmit Seka Devlet Hastanesi, 2 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 T.C Yerköy Devlet Hastanesi. P95 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LAPAROSKOPİK EKSTRAPERİTONEAL RADİKAL PROSTATEKTOMİDE RETROGRAD VE ANTEGRAD TEKNİKLERİN KARŞILAŞTIRILMASI Volkan Tuğcu, Mehmet Yücel, Hakan Polat, Ali İhsan Taşçı. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. P97 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TRANSREKTAL ULTRASONOGRAFİ (TRUS) EŞLİĞİNDE YAPILAN PROSTAT BİYOPSİLERİNDE PERİPROSTATİK SİNİR BLOKAJINA LİDOKAİN JEL VEYA LİDOKAİN PRİLOKAİN KREM EKLENMESİNİN BİYOPSİ SIRASINDAKİ AĞRIYA ETKİSİ Volkan B, Osman Koca, Hüseyin Tarhan, Ersin Konyalıoğlu, Mehmet Yoldaş, Taner Divrik, Ferruh Zorlu. Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği. P98 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PERİRPOSTATİK SİNİR BLOKAJIYLA YAPLAN 2 KOR PROSTAT BİYOPSİSİNİN EREKTİL VE İŞEME FONKSİYONLAR ÜZERİNE ETKİSİ Hüseyin Tarhan, İlker Akarken, Ersin Konyalıoğlu, Osman Koca, Mehmet Yoldaş, Taner Divrik, Ferruh Zorlu. Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği. P99 29 Ekim 20-30 Ekim 20 KASTRE REZİSTANS PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA SİSTEMİK KEMOTERAPİ İLE PSA DEĞİŞİMİNİN PROGNOZ ÜZERİNE ETKİSİ Orhan Yığıtbaşı, M. Nurettin Sertçelik, Fatih Yalçınkaya, Kürşat Zengin, Osman Karabacak, Tevfik Sarıkaya. Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi,. Üroloji Kliniği. P00 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT BİYOPSİSİ ÖNCESİ UYGULANAN ORAL MİDAZOLAMIN HASTANIN ANKSİYETESİNİ VE RAHATSIZLIĞINI GİDERMEDEKİ ETKİNLİĞİ Alpaslan Yüksel, R. Yavuz Akman, 2 Hakan Özkardeş. Başkent Üniversitesi İstanbul Uygulama ve Araştırma Hastanesi, 2 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi. 8 0. Üroonkoloji Kongresi

P0 29 Ekim 20-30 Ekim 20 AKTİF İZLEM PROTOKOLUNDA İKEN RADİKAL PROSTATEKTOMİ YAPILAN HASTALARIN KLİNİK VE PATOLOJİK VERİLERİ Hasan Soydan, Ömer Yılmaz, Ferhat Ateş, Kenan Karademir, Temuçin Şenkul, Kadir Baykal. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Servisi. P02 29 Ekim 20-30 Ekim 20 HORMONAL TEDAVİ ALAN PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA KEMİK MİNERAL YOĞUNLUĞU DEĞERLERİ:GATA HAYDARPAŞA EĞİTİM HASTANESİ SONUÇLARI Hasan Soydan, Ferhat Ateş, Ömer Yılmaz, Sezgin Okçelik, Cumhur Yeşildal, Kadir Baykal. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Servisi. P03 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TRANSREKTAL ULTRASONOGRAFİ EŞLİĞİNDE PROSTAT BİYOPSİ YAPILAN HASTALARDA FOSFOMİSİN VE LEVOFLOKSASİN PROFİLAKSİSİNİN ETKİNLİĞİ Şakir Ongün, Güven Aslan, 2 Vildan Avkan Oğuz. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı. P04 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT BİYOPSİLERİNİN VİYANA NOMOGRAMI (VN) PROTOKOLÜNE GÖRE ALINMASI PROSTAT KARSİNOMU (PCA) SAPTANMASINDA SİSTEMATİK 2 ÖRNEK BİYOPSİYE (2BX) ÜSTÜNLÜK SAĞLAR MI? Hasan Yılmaz, 2 Tobias Klatte, 3 Tayyar Alp Özkan, 3 Murat Üstüner, 3 Nazım Mutlu, 2 Mesut Remzi, 3 Özdal Dilloğlugil. T.C. Izmit Seka Devlet Hastanesi, 2 Viyana Üniversitesi, Üroloji Departmanı, 3 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P05 29 Ekim 20-30 Ekim 20 DOSETAKSEL KEMOTERAPİSİ 75 VE ÜZERİ YAŞ KASTARASYONA DİRENÇLİ PROSTAT KANSERİ HASTALARINDA DA GÜVENLE KULLANILABİLEN BİR TEDAVİDİR Naşide Mangır, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P06 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LOKALİZE PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA AKTİF İZLEM SONUÇLARIMIZ Hasan Soydan, Furkan Dursun, Ömer Yılmaz, İlker Akyol, Kenan Karademir, Kadir Baykal. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi. P07 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT KARSİNOMU EVRELENDİRMESİNDE PARMAKLA REKTAL MUAYENE VE İNTRAOPERATİF PALPASYONUN DEĞERİ. Tayyar Alp Özkan, 2 Ali Sarıbacak, 3 Hasan Yılmaz, 4 Kerem Teke, 5 Bahar Müezzinoğlu, 4 Özdal Dillioğlugil. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Yozgat Yerköy Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, 3 Kocaeli Seka Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği, 4 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. P08 29 Ekim 20-30 Ekim 20 KASTRASYONA REFRAKTER PROSTAT KANSERİ HASTALARINDA DOCETAXEL TEDAVİSİNİN YANINDA ANTİANDROJEN TEDAVİ UYGULAMASININ SAĞKALIM ÜZERİNE ETKİSİ Mehmet İlker Gökce, Ömer Gülpınar, Kadir Türkölmez, Sümer Baltacı, Yaşar Bedük. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı P09 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİDE YENİ NESİL DİKENLİ POLİGLİKONAT SÜTÜR (V-LOC) KULLANILARAK YAPILAN POSTERİOR REKONSTRÜKSİYON VE VEZİKOÜRETRAL ANASTOMOZUN ERKEN DÖNEM SONUÇLARI Murat Arslan, Tansu Değirmenci, Bülent Günlüsoy, 2 Ali Serdar Gözen, Zafer Kozacıoğlu, Ali Rıza Ayder. İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Heidelberg Üniversitesi, Slk- Kliniken Hastanesi, Üroloji Kliniği. P0 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LOKALİZE PROSTAT KANSERİ HASTASININ AMELİYAT KARARI VERME SÜRECİ Can Öbek, Çağatay Doğan, Zübeyr Talat, Hamdi Özkara, Süleyman Ataus, Veli Yalçın. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 9

P 29 Ekim 20-30 Ekim 20 AKTİF İZLEM İLE TAKİP EDİLEN LOKALİZE PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA 5-ALFA REDÜKTAZ İNHİBİTÖRLERİNİN PROGNOZA ETKİSİ 0 Tayyar Alp Özkan, 0 Levend Özkan, 0 Ali Sarıbacak, 0 Hasan Yılmaz, 0 Bahar Müezzinoğlu, 0 Özdal Dillioğlugil. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 2 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloiji Anabilim Dalı, 3 Yozgat Yerköy Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği, 4 Kocaeli Seka Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği, 5 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı P2 29 Ekim 20-30 Ekim 20 BİR ÜNİVERSİTE KLİNİĞİNDE ÜROLOGLARIN LOKALİZE PROSTAT KANSERİNDE AKTİF İZLEMİ BENİMSEME ORANI Can Öbek, Çağatay Doğan, Zübeyr Talat, Hamdi Özkara, Süleyman Ataus, Veli Yalçın. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. P3 29 Ekim 20-30 Ekim 20 ÖNCEDEN PROSTAT CERRAHİSİ GEÇİREN HASTALARDA RADİKAL PROSTATEKTOMİ DENEYİMİMİZ M. Sertaç Yazıcı, Bülent Akdoğan, Cenk Yücel Bilen, Ali Ergen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P4 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LOKAL İLERİ EVRE PROSTAT KANSERİNDE GENİŞLETİLMİŞ RADİKAL PROSTATEKTOMİ Emre Can Polat, Ramazan Topaktaş, Mehmet Remzi Erdem, Cevper Ersöz, İsmail Başıbüyük, Fatih Elbir, Abdulkadir Tepeler, Tolga Akman, Abdullah Armağan, Şinasi Yavuz Önol. Bezmialem Vakıf Üniversitesi. P5 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LOKAL İLERİ VE İLERİ EVRE PROSTAT KANSERİNDE MAKSİMAL ANDROJEN BLOKAJI TEDAVİSİNİN HEMATOLOJİK, BİYOKİMYASAL VE KEMİK DANSİTESİ ÜZERİNE ETKİLERİ Erhan Demirelli, Ahmet Hakan Haliloğlu, 2 Ömer Gülpınar, Giray Sönmez, 2 Yaşar Bedük, Sadettin Küpeli. Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi, 2 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. P6 29 Ekim 20-30 Ekim 20 HEMOLİZ İN PSA ÜZERİNDEKİ ETKİSİ Hasan Salih Sağlam, 2 Osman Köse, Öztuğ Adsan. Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2 Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi. P7 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT KANSERİ HÜCRELERİNDE TÜMÖR BASKILAYICI RASSFA, EDRNB VE METASTAZ İLE İLİŞKİLİ MMP2, ICAM GENLERİNİN MRNA PROFİLLERİ Ece Konaç, H. İlke Önen, 2 Ali Furkan Batur, Ebru Alp, 3 Serhat Gürocak, 4 Esra Karakuş, 4 İpek Işık Gönül, 5 İyimser Üre, Sevda Menevşe, Abdullah Ekmekçi, 3 Sinan Sözen. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Görele Devlet Hastanesi, 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 5 Bolvadin Devlet Hastanesi. P8 29 Ekim 20-30 Ekim 20 AG490 VE S3I-20 İN ANJİYOJENEZİS İLİŞKİLİ JAK/ STAT3 SİNYAL YOLAĞINDA TRAIL DİRENÇLİ PROSTAT KANSER HÜCRE HATLARINDAKİ (LNCAP, PC3) MOLEKÜLER ETKİLERİ Venhar Gürbüz, Ece Konaç, Nuray Varol, Akın Yılmaz, 2 Serhat Gürocak, Sevda Menevşe, 2 Sinan Sözen. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P9 29 Ekim 20-30 Ekim 20 RADİKAL PROSTATEKTOMİYE BAĞLI KOMPLİKASYONLARIN PREOPERATİF ASA RİSKLERİNE GÖRE VE MODİFİYE CLAVİEN SINIFLAMA SİSTEMİ KULLANILARAK GÖZDEN GEÇİRİLMESİ Taha Numan Yıkılmaz, Ayhan Dirim, Yalçın Kızılkan, M. İlteriş Tekin, Hakan Özkardeş. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P20 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT KANSERİ NEDENİ İLE BİLATERAL SKROTAL ORŞİEKTOMİ VE PASAJ AMAÇLI TUR PROSTATEKTOMİ YAPILAN OLGULARDA SPESİMENLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ Eray Hasırcı, Ayhan Dirim, Numan Yıkılmaz, Enis Kervancıoğlu, 2 Merih Tepeoğlu, Hakan Özkardeş. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. 20 0. Üroonkoloji Kongresi

P2 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TAZE VE KURUTULMUŞ İDRARDAN ELDE EDİLEN SERBEST PSA VE TOTAL PSA DEĞERLERİ SERUMDAKİ SERBEST PSA VE TOTAL PSA DEĞERLERİNİ YANSITIR MI? Hasan Salih Sağlam, 2 Osman Köse, 2 Fatma Özdemir, Öztuğ Adsan. Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2 Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi. P22 29 Ekim 20-30 Ekim 20 34 HASTADA YAPILAN PROSTAT BİYOPSİ SONUÇLARIMIZ Uğur Yücetaş, Soner Ulusoy, Emre Karabay, Akın Soner Amasyalı, Erkan Erkan, Gökhan Toktaş, 2 Erdinç Ünlüer. SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. P23 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT BİYOPSİSİNDE SEDASYON VE ANALJEZİ: PROSPEKTİF RANDOMİZE BİR ÇALIŞMA Tünkut Doğanca, Abdurrahman Savsin, Sarper Erdoğan, Fatih Özdemir, Fatiş Altındaş, Can Öbek. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. P24 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT BİYOPSİSİ KOR SAYISI İLE KANSER SAPTAMA ORANI ARASINDAKİ İLİŞKİ Uğur Yücetaş, Aytaç Ateş, Yusuf Şahin, Akın Soner Amasyalı, Erkan Erkan, Gökhan Toktaş, 2 Erdinç Ünlüer. SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. P25 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT BİYOPSİSİ SONRASI AKUT BÖBREK YETMEZLİĞİ GELİŞEN OLGU SUNUMU Uğur Üyetürk, Adnan Gücük, Eray Kemahlı, Ahmet Metin. Abant Izzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P26 29 Ekim 20-30 Ekim 20 GNRH ANTAGONİSTİ TEDAVİSİ ALAN HASTADA GELİŞEN HİPOFİZER GONADOTROP HÜCRE ADENOMU; LİTERATÜRDEKİ İLK OLGU Bülent Akdoğan, M. İrfan Dönmez, 2 Gökhan Bozkurt, 3 Figen Söylemezoğlu, 2 Tunçalp Özgen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı, 3 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. P27 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PSA <0 NG/ ML VE TÜM VÜCUT KEMİK SİNTİGRAFİSİNDE ŞÜPHELİ LEZYONU OLAN OLGULARDA RRP ÖNCESİ MR GEREKLİ MİDİR? Naşide Mangır, Murat Akgül, Çağrı Akın Şekerci, İlker Tinay, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P28 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LOKALİZE PROTAT KANSERİNDE AKTİF İZLEM ANKET ÇALIŞMASI Tayyar Alp Özkan, 2 Ali Sarıbacak, 3 Levend Özkan, 4 Hasan Yılmaz, 5 İbrahim Çevik, 3 Özdal Dillioğlugil. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Yozgat Yerköy Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, 3 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Kocaeli Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, 5 Yeni Yüzyıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P29 29 Ekim 20-30 Ekim 20 ANTİBİYOTİK TEDAVİSİNİN SERUM PSA DEĞERLERİ VE BİYOPSİ KARARI ÜZERİNE ETKİSİ Murat Demiray, Akın Soner Amasyalı, Uğur Yücetaş, Bülent Mansuroğlu, Yusuf Şahin, Mahmut Gökhan Toktaş, 2 Süleyman Erdinç Ünlüer. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 2 Kafkas Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı. P30 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT İĞNE BİYOPSİSİ: PARÇA UZUNLUĞU FARKEDER Tünkut Doğanca, Sinan Erdal, Haydar Durak, Sarper Erdoğan, Can Öbek. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 2

P3 29 Ekim 20-30 Ekim 20 DEĞİŞİK ÖRNEKLERİN TMPRSS2:ERG GEN FÜZYONU ANALİZLERİ VE RADİKAL PROSTATEKTOMİ GEÇİREN HASTALARDA PROGNOSTİK FAKTÖRLER İLE İLİŞKİSİ Hasan Hüseyin Tavukçu, Naşide Mangır, Mustafa Özyürek, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. P33 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LOKALİZE DÜŞÜK RİSKLİ PROSTAT KANSERİ 5 YILLIK AKTİF İZLEM SONUÇLARIMIZ Halil Kızılöz, Fuad Guliyev, Alp Tuna Beksaç, Bülent Akdoğan, Sertaç Yazıcı, Haluk Özen P32 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TRANSREKTAL ULTRASONAGRAFİ (TRUS) EŞLİĞİNDE YAPILAN PROSTAT BİYOPSİSİNDE PROFLAKTİK ANTİBİYOTİK KULLANIM SÜRESİNİN ENFEKSİYONU KORUMADAKİ ETKİNLİĞİ Yavuz Balaban, Ersin Konyalıoğlu, Hüseyin Tarhan, Osman Koca, Taner Divrik, Ferruh Zorlu. Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği. 22 0. Üroonkoloji Kongresi

SÖZEL

S BÖBREK KANSERİNDE HASTALIKSIZ SAĞKALIM ÖNGÖRÜSÜ İÇİN PREOPERATİF PROGNOSTİK MODEL: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI Özgür Yaycıoğlu, 2 Saadettin Eskiçorapçı, 3 Erdem Karabulut, 4 Bülent Soyupak, 5 Çağatay Göğüş, 6 Taner Divrik, 7 Levent Türkeri, 8 Sertaç Yazıcı, 8 Haluk Özen, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Prognozu Çalışma Grubu. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Bioistatistik Anabilim Dalı, 4 Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Bölümü, 7 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 8 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Prognozu Çalışma Grubu. SÖZEL Amaç: Böbrek kanseri olan hastalarda nefrektomi öncesinde, patolojik veriler olmaksızın, ameliyat sonrası hastalıksız sağkalım öngörüsü yapmak için kullanılabilecek bir prognostik model geliştirmek. Gereç ve Yöntem: Ameliyat sırasında uzak metastazı olmayan, 987 ve 2007 yılları arasında radikal veya parsiyel nefrektomi yapılmış 889 hastaya ait çok merkezli veri tabanı retrospektif olarak incelendi. Preoperatif değişkenlerin hastalıksız sağkalımı öngörmedeki prognostik değerleri Cox regresyon analizi ile incelendi. Oluşturulan modelin internal validasyonu için bootstrapping tekniği kullanıldı. Bulgular:Nüks gelişimi saptanmayan hastaların medyan takip süresi 25 ay (-222 ay) olarak belirlendi. Takip sırasında 258 hastada (%3.7) nüks hastalık gelişti. Cerrahi tedaviden nükse kadar geçen medyan süre 3 ay (-53 ay) olarak belirlendi. Yaş, cinsiyet, başvuru semptomları, radyolojik tümör boyutu, klinik tümör evresi, radyolojik lenf nodu varlığı nüks gelişimini gösteren faktörler olarak belirlendi. Regresyon analizi sonuçları tabloda verilmiştir. Analiz sonucu 5 yıllık hastalıksız sağkalım olasılıklarını gösteren model şekilde verilmiştir. Sonuç: Böbrek tümörü için oluşturulan hastalıksız sağkalım öngörü modeli cerrahi öncesi hasta bilgilendirilmesinde ve gelecekte uygulanması muhtemel neoadjuvan tedavi protokolleri için hasta seçiminde kullanılabilir. Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Prognozu Çalışma Grubu Ayhan Dirim, Cavit Can, Çağ Çal, Abdullah Demirtaş, Ferhat Ateş, Özgür Uğurlu, Erem Kaan Başok, Buğra İçli, T. Alp Özkan, Recep Büyükalpelli, Mustafa Kaplan, Ali Ayyıldız, Ahmet Soylu, Gökhan Faydacı, Semih Ayan, Murat Lekili, Hayrettin Şahin, Mustafa Yücel Boz, Mustafa Aldemir, Murat Bozlu. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 25

SÖZEL Değişkenler Univariate Multivarite HR (95% CI) p değeri HR (95% CI) p değeri Yaş.0 (.002-.02) 0.07.0 (0.998-.020).55 Cinsiyet 0.64 (0.479-0.820) 0.002 0.64 (0.472-0.840).002 Başvuru şekli Rastlantısal.00 0.000.00 0.000 Lokal.98 (.496-2.643) 0.00.5 (.6-2.069).00 semptomlar Sistemik 4.0 (2.933-5.689) 0.00 2.35 (.632-3.364).00 semptomlar Radyolojik boyut.02 (.04-.020) 0.00.0 (.004-.02).00 Klinik evre Ta.00 0.000.00 0.000 Tb.63 (0.93-3.333).3.24 (0.690-2.626).470 T2 3.85 (2.267-7.83).00.74 (0.944-3.984). T3a 4.33 (2.524-8.997).00.88 (0.967-4.99).074 T3b 0.56 (5.583-22.232).00 3.88 (.982-8.929).00 T4 9.85 (4.92-2.707).00 2.27 (.084-5.983).046 Radyolojik lenf nodu 4.99 (3.670-6.749) 0.00 2.47 (.692-3.67).00 Üroonkoloji Derneği Preoperatif Nomogramı 5 yıllık hastalıksız sağkalım olasılığı 26 0. Üroonkoloji Kongresi

S2 TROMBÜSLÜ VEYA ADRENAL BEZ METASTAZI OLAN BÖBREK TÜMÖRÜ HASTALARINDA SAĞKALIMIN DEĞERLENDİRİLMESİ: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI Mehmet Ilker Gökce, 2 Özgür Yaycıoğlu, 3 Saadettin Eskiçorapçı, 4 Taner Divrik, 5 Cavit Can, 6 Özgür Uğurlu, 7 Mustafa Aldemir, 8 Sümer Baltacı, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 0 Haluk Özen. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 SB. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 5 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Üroloji Kliniği, 7 Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Üroloji Kliniği, 8 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 0 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. SÖZEL Amaç: TNM evreleme sistemi böbrek tümörlerinin prognozunda en önemli kriterlerden biridir. Bu çalışmada evreleme sisteminde kullanılan adrenal invazyonu ve venöz trombüs varlığının sağkalıma olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 987-2007 yılları arasında 25 merkezde böbrek tümörü nedeniyle opere edilen 890 hastaya ait veriler incelenmiştir. Adrenal invazyonu ve venöz trombüs varlığının sağkalıma olan etkinin belirlenmesi için Kaplan Meier yaşam analizi ve çoklu Cox regresyon analizi yapılmıştır. Çoklu cox regresyon analizi sırasında yaş, cinsiyet, performans durumu, tümör boyutu, lenf nodu tutulumu, evre, tümör derecesi, histolojik tipi, adjuvan tedavi verilmesi parametreleri incelenmiştir. Bulgular: Adrenal invazyon veya venöz trombüs varlığı olan hastalarda rekürrensiz sağkalım, hastalığa bağlı sağkalım ve genel sağkalımın daha kısa olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgulara ait Kaplan Meier eğrileri şekil de verilmiştir. Çok değişkenli analiz sonucunda her 2 parametrenin de genel sağkalım, hastalıksız sağkalım ve rekürrensiz sağkalım açısından bağımsız risk faktörleri olmadığı tespit edilmiştir ve çok değişkenli analiz sonuçları tablo de özetlenmiştir. Sonuç: Adrenal invazyonu veya tümör trombüsü olan hastalarda sağkalımın daha kısa olduğu tespit edilmiştir. Ancak bu parametrelerin sağkalım üzerine bağımsız risk faktörleri olmadıkları gösterilmiştir. Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu Levent Türkeri, Çağatay Göğüş, Ayhan Dirim, Sertaç Yazıcı, Çağ Çal, Abdullah Demirtaş, Ferhat Ateş, Erem Kaan Başok, Buğra İçli, T. Alp Özkan, Recep Büyükalpelli, Mustafa Kaplan, Ali Ayyıldız, Ahmet Soylu, Gökhan Faydacı, Semih Ayan, Murat Lekili, Hayrettin Şahin, Mustafa Yücel Boz, Murat Bozlu. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 27

SÖZEL Genel sağkalım Hastalığa özgü sağkalım Rekürrensiz sağkalım OR % 95 CI P değeri OR % 95 CI P değeri OR % 95 CI P değeri Yaş,023,00-,045 0,037,006 0,979-,034 0,650,00 0,995-,026 0,8 Cinsiyet,50 0,903-2,495 0,7 2,2,054-4,235 0,035,462 0,993-2,52 0,055 Performans durumu,93,86-3,4 0,008,646 0,875-3,097 0,22,048 0,76-,535 0,809 Patolojik boyut,005,000-,0 0,062,0,004-,07 0,002,02,008-,06 0,000 Adrenal invazyon,023 0,570-2,93 0,540,276 0,456-3,566 0,642,672 0,95-3,056 0,095 Renal ven invazyonu,056 0,533-2,09 0,877,405 0,63-3,28 0,422 0,738 0,423-,286 0,284 Patolojik evre 2,230,273-3,907 0,005,966 0,95-4,064 0,068,552,08-2,368 0,04 Lenf nodu tutulumu 3,200,748-5,860 0,000 3,203,477-6,948 0,003 2,480,535-4,007 0,000 Fuhrmann derecesi 2,537,544-4,69 0,000 3,88,647-6,67 0,00,368 0,928-2,08 0,3 Adjuvan tedavi 0,822 0,46-,622 0,572 0,974 0,443-2,4 0,948 2,88,834-4,332 0,000 Adrenal invazyon ve trombüs için Kaplan Meier eğrileri 28 0. Üroonkoloji Kongresi

S3 BÖBREK HÜCRELİ KARSİNOMDA 200 TNM SINIFLANDIRMASINDAKİ DEĞİŞİKLİKLER PRGONOZU ÖNGÖRMEDE KATKI SAĞLAMAKTA MIDIR? Tayyar Alp Özkan, 2 Kürşat Yıldız, 3 Ali Sarıbacak, 4 Özdal Dillioğlugil. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 3 Yozgat Yerköy Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, 4 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. SÖZEL Giriş: Böbrek hücreli karsinomların (BHK) klinik gidişini belirleyen en önemli etkenler patolojik evre ve tümörün derecesidir. BHK patolojik evreleme için uygulanan TNM sınıflandırmasında 200 yılında bazı değişiklikler yapılmıştır. Tümör çapı 0 cm den fazla olan olgular pt2b olarak yeni bir kategoriye ayrılırken adrenal invazyonu olan olgular pt3a yerine pt4 olarak sınıflandırılmaktadır. Bu çalışmada 200 TNM sınıflandırmasında yapılan değişikliklerin hastaların progresyonsuz sağkalım (PS) ve kansere özgü sağkalımı (KÖS) açısından 2002 sistemi ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 997-20 yılları arasında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD. da radikal veya parsiyel nefrektomi yapılmış BHK tanılı hastaların verileri geriye dönük tarandı. TNM 2002 ye göre pt2 ve pt3a olarak sınıflandırılmış toplam 00 hasta TNM 200 a göre tekrar sınıflandırılmıştır. Hastaların PS ve KÖS hesaplamaları 2002 ve 200 TNM sınıflamasına göre karşılaştırıldı. İstatistiksel analizde PS ve KÖS e göre geçen sürenin değerlendirilmesi Kaplan-Meier yöntemi, gruplar arası karşılaştırmalar ise Log-rank testi ile yapıldı. Bulgular: Ortalama izlem süresi 27,72 22,8 ay idi. TNM 2002 ye göre hastaların %70 i pt2, %30 u pt3a idi. Hastaların %79 u konvansiyonel, %9 u papiller, % i kromofob ve % i multiloküler kistik tip BHK idi. TNM 200 patolojik gruplara göre KÖS yaşam tabloları tabloda görülmektedir. TNM 2002 ye göre pt2 olan hastalar ile TNM 200 a göre pt2a ve pt2b olarak sınıflandırıldığında pt2a ve pt2b gruplarında arasında PS (log-rank p=0,85) ve KÖS (log-rank p=0,9) açısından istatistiksel anlamlı farklılık izlenmedi. TNM 2002 ye göre pt3a olan hastaların TNM 200 a göre pt3a ve pt4 olarak tekrar sınıflandırılması sonrası PS (log-rank p=0,008) ve KÖS (log-rank p=0,0066) istatistiksel anlamlı olarak farklı idi. Sonuç: BHK tümör boyutuna göre yapılan pt2a ve pt2b ayrımı PS ve KÖS de farklılık yaratmamaktadır. TNM 200 da adrenal invazyonuna bağlı pt4 olarak sınıflandırılan BHK olguları PS ve KÖS ün daha kötü olduğu izlenmektedir. TNM 200 Patolojik Grup 36.ay KÖS (%) 72.ay KÖS (%) pt2a 8 8 pt2b 75 68 6.ay KÖS (%) 2.ay KÖS (%) pt3a 88 73 pt4 66 33 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 29

S4 RASTLANTISAL SAPTANMIŞ BÖBREK TÜMÖRLERİNİN, RASTLANTISAL OLMAYAN BÖBREK TÜMÖRLERİYLE KLİNİK PROGRESYON VE SAĞKALIM AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI SÖZEL Emre Huri, 2 Saadettin Eskiçorapçı, 3 Özgür Yaycıoğlu, 4 Cavit Can, 5 Özgür Uğurlu, 6 Buğra Içli, 7 Gökhan Faydacı, 8 Mustafa Aldemir, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 0 Haluk Özen. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Adana Başkent Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Özel Diyarbakır Alman Hastanesi, Üroloji Kliniği, 6 Haydarpaşa Numuner Eğitim ve Araştırma Hastanesi,.Üroloji Kliniği, 7 İstanbul Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 8 Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Üroloji Kliniği, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma, 0 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Bu çalışmada rastlantısal olarak tespit edilmiş böbrek tümörü olgularının rastlantısal olmayan böbrek tümörleriyle klinik progresyon ve sağkalım açısından karşılaştırılması yapılmış, sonuçlar değerlendirilmiştir. Materyal ve Metod: Bu çalışma Üroonkoloji Derneği veritabanı oluşturma sistemine göre çok merkezli olarak planlandı. Hastalara ait yaş, cinsiyet, lokal ve sistemik semptomlar, operasyon tipi (parsiye/radikal, açık/laparoskopik), adjuvan tedavi, rekürens, rekürense kadar geçen süre (ay), takip süresi (ay) ve genel sağkalım verileri değerlendirildi. Gelen veriler doğrultusunda rastlantısal saptanmış ve rastlantısal olmayan semptomatik böbrek tümörü olguları takip süresince klinik progresyon ve sağkalım açısından karşılaştırıldı. Tanı anında metastatik olgular çalışmaya dahil edilmedi. İki grup arasındaki istatistiksel değerlendirme SPSS 7 kullanılarak yapıldı ve p değeri 0.05 olarak belirlendi. Bulgular: Çok merkezli veriler ışığında 889 böbrek tümörü olgusu çalışmaya dahil edildi. Rastlantısal saptanan olguların sayıyı 82 iken, olmayanların sayısı 068 idi. Rastlantısal grubun ortalama takip süresi 37.0, olmayan grubun ise 30.3 ay idi (p<0.0). Rastlantısal 709 olguya radikal, 2 ye parsiyel nefrektomi, rastlantısal olmayan 982 olguya radikal, 86 ya parsiyel nefrektomi uygulandı, iki grup arasındaki fark anlamlıydı (p<0.05). Cerrahi yaklaşım (açık/lap.) açısından fark saptanmadı (p>0.05). Raslantısal olan (20) ve olmayan (20) toplam 40 hastaya laparoskopik girişim uygulandı, bunlardan 4 ü parsiyel, 37 si radikal nefrektomi idi. Rastlantısal olmayan grupta adjuvan tedavi verilme oranı ve sistemik veya lokal rekürens anlamlı olarak yüksek idi (p<0.05). Rekürense geçen kadar süre açısından anlamlı fark yoktu (p>0.05) (Tablo ). Genel sağkalım rastlantısal olmayan tümörlerde daha kısa saptanırken kanser nedeniyle ölenlerin sayısı bu grupta daha fazlaydı (Şekil ). Sonuç: Rastlantısal olmayan böbrek tümörlerinde klinik progresyon açısından genel sağkalım ve kanser spesifik sağkalım daha düşüktür. Ancak rekürense kadar geçen süre açısından fark olmamasının, iki grup arasında rastlantısal olma özelliğinin genel sağkalım açısından daha önemli kılabileceği öngörülebilir. 30 0. Üroonkoloji Kongresi

Rekürens Rekürense kadar geçen süre Kanser Spesifik Ölüm Sayısı Var Yok (ay) Rastlantısal 7 750 22.6 39 Rastlantısal Olmayan 87* 88* 8.3** 2* SÖZEL Şekil. Genel sağkalımın Kaplan-Meier ile değerlendirilmesi (p<0.00) Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu Levent Türkeri, Çağatay Göğüş, Ayhan Dirim, Sertaç Yazıcı, Çağ Çal, Abdullah Demirtaş, Ferhat Ateş, Erem Kaan Başok, T. Alp Özkan, Recep Büyükalpelli, Mustafa Kaplan, Ali Ayyıldız, Ahmet Soylu, Semih Ayan, Murat Lekili, Hayrettin Şahin, Mustafa Yücel Boz, Murat Bozlu. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 3

S5 RENAL HÜCRELİ KANSER HİSTOLOJİK ALT TİPLERE GÖRE PROGNOZ NASIL DEĞİŞİYOR? SÖZEL Üroonkoloji Derneği Çok Merkezli Türkiye Çalışması Halil Kızılöz, Saadettin Eskiçorapçı, Özgür Yaycıoğlu, Sertaç Yazıcı, Abdullah Demirtaş, Buğra İçli, Mustafa Yücel Boz, Ahmet Soylu, Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu*, Levent Türkeri Amaç: Böbrek hücreli kanser nedeniyle ameliyat edilen hastaların patolojik tanılarındaki histolojik alt tiplerin prognostik önemlerinin Üroonkoloji Derneğinin düzenlediği çok merkezli bir öalışmayla değerlendirmesi. Gereç ve Yöntemler: Böbrek hücreli kanser nedeniyle ameliyat edilmiş ve 22 ayrı merkezden gelen, toplam 774 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Hastaların patoloji sonuçlarındaki bulgular histolojik alt tiplerine göre sınıflandırıldı. Tekli sağkalım analizi ile her alt tipin sağkalım üzerine etkisi değerlendirildi. Ayrıca alt tiplerin etkileri kendi aralarında karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların ortalama takip süresi 33(0-222) aydı. Histolojik alt tipine göre hastaların %80.5 inde (n=356) berrak hücreli, %7.8 sinde (n=3) kromofob, %0,6 sında (n=78) papiller, %0.7 sinde (n=) toplayıcı kanal ve %0.5 inde (n=8) sınıflandırılamayan böbrek hücreli kanser mevcuttu. 5 ve 0 yıllık genel sağkalım oranları sırasıyla berrak hücreli %9.9 ve 84.9; kromofob %96. ve 93.5; papiller %9.7 ve 80.5 hesaplandı. Toplayıcı kanal tipi ve sınıflandırılamayan tipler için 5 yıllık genel sağkalım sırasıyla %82,5 ve %3.3 (pooled analiz Log Rank (Mantel-Cox) sig.p<0.00) bulundu. Histolojik alt tiplere göre 5 ve 0 on yıllık nükssüz sağkalım analizinde ise sırasıyla berrak hücreli %83.9 ve 82.9; kromofob %95 ve 95; papiller %85.6 ve 82.3 hesaplandı. Toplayıcı kanal tipi ve sınıflandırılamayan tipler için 5 yıllık nükssüz sağkalım %69,3 ve 37.5 (pooled analiz Log Rank (Mantel-Cox) sig. p<0.000) bulundu. Benzer olarak 5 ve 0 yıllık hastalığa özgü sağkalım analizlerinde ise sırasıyla berrak hücreli %94 ve 89; kromofob %00 ve 97.2; papiller %94.2 ve 87.4 hesaplandı. Toplayıcı kanal tipi ve sınıflandırılamayan tipler için 5 yıllık hastalığa özgün sağkalım sırasıyla %82.5 ve 3.3 (pooled analiz Log Rank (Mantel-Cox) sig. p<0.000) bulundu. Herbir alt tip için ikili ve çoklu karşılaştırma analizleri (Paired ve pooled) yapıldı. Buna göre, hem genel sağkalımda hem de nükssüz sağkalımda toplayıcı kanal ve sınıflandırılamayan histolojilerde nüks riski belirgin olarak yüksek, sağkalım düşüktü (p<0.00). Berrak hücreli, kromofob hücreli ve papiller böbrek hücreli kanserler arasında nüks riski ve sağkalım açısından istatistiksel belirgin bir fark izlenmemesine rağmen klinik önem gösterebilecek farklar saptandı. Sonuç: Renal hücreli kanserlerde histolojik tipin prognozla olan ilişkisi birçok çalışmada gösterilmiştir. Üroonkoloji Derneğinin bu çok merkezli çalışmasının önemi ise Türkiye de ilk kez bu büyüklükte bir hasta sayısı ile ve çok merkezli veriler eşliğinde yapılmış olmasıdır. Böbrek Tümörü Çalışma Grubu Haluk Özen, Çağatay Göğüş, Ayhan Dirim, Cavit Can, Çağ Çal, Ferhat Ateş, Özgür Uğurlu, Erem Kaan Başok, T. Alp Özkan, Recep Büyükalpelli, Ali Ayyıldız, Ahmet Soylu, Gökhan Faydacı, Semih Ayan, Murat Lekili, Hayrettin Şahin, Barbaros Başekioğlu, Mustafa Aldemir, Murat Bozlu. 32 0. Üroonkoloji Kongresi

S6 KÜÇÜK BÖBREK TÜMÖRLERİNDE NEFRON KORUYUCU TEDAVİ ALTERNATİFLERİ: RADYOFREKANS ABLASYON KRİYOABLASYON, AÇIK LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ İyimser Üre, Cenk Acar 2, Ali Furkan Batur, Serhat Gürocak, Bora Küpeli, Sinan Sözen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. SÖZEL Amaç: Kliniğimizde küçük böbrek tümörlerinin tedavisi için uyguladığımız nefron koruyucu tedavi (açık ve laparoskopik parsiyel nefrektomi, kriyoterapi ve radyofrekans ablasyon) alternatiflerini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: Ekim 2006-Eylül 20 tarihleri arasında küçük böbrek tümörü olan 87 hastanın 7 (%9,5) sine laparoskopik parsiyel nefrektomi, 44 (%50,6) üne açık parsiyel nefrektomi, 4 (%6,) üne kriyoablasyon ve 2 (%3,8) hastaya ise radyofrekans ablasyon (RFA) uygulandı. Açık parsiyel nefrektomi yapılan 44 hastadan birden çok tümörü olan 3 üne eş zamanlı RFA uygulandı. Ablatif işlemler öncesinde doku tanısı amacıyla perkütan biyopsi alındı. Hastaların demografik özellikleri, işlem süreleri, iskemi süreleri, kanama miktarları, komplikasyon oranları, patolojik sonuçları ve hastanede yatış süreleri değerlendirildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 55,4 (26-84) yıldı. Ortalama tümör boyutu 3,32 (-9) cm di. Açık parsiyel nefrektomi uygulanan hastalarda işlem süresi laparoskopik parsiyel nefroktomi uygulanan hastalara göre daha kısaydı (p:0,0). Bu iki gruptaki hastaların ortalama iskemi zamanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Kriyoterapi işlemi (%7) hastaya laparoskopik diğer hastalara perkütan yoldan uygulanırken, RFA, 6 (%40) hastaya perkütan, 5 (%33,3) hastaya laparoskopik, 4 (%26,7) hastaya da açık cerrahi ile uygulandı. Açık RFA yapılan 4 hastadan 3 üne açık parsiyel nefrektomi ile eş zamanlı olarak RFA uygulandı. Hastaların demografik ve uygulanan tedavi özellikleri tablo ve 2 de verilmiştir. Sonuç: Laparoskopik cerrahide artan tecrübeyle birlikte uygulanan parsiyel nefrektomilerde açık cerrahiye benzer iskemi ve toplam operasyon sürelerine ulaşılmaya başlanmıştır. Radyofrekans ablasyon ve kriyoterapi yöntemleri komorbiditeleri olan hastalarda, işlem ve hastanede kalış süresinin kısa ve minimal morbid olması nedeniyle önemli tedavi alternatifleridir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 33

SÖZEL Tablo. Hastaların demografik özellikleri Lap. Parsiyel (n=7) Açık Parsiyel (n=44) Kriyoterapi (n=4) Radyofrekans Ablasyon(n=5) p değeri Yaş 53,4 (38-7) 53,4 (29-76) 60,8 (26-84) 59,9 (38-77) 0,69 Cinsiyet Kadın 8 (%47,) 5 (%34,) 3 (%2,4) 2 (%3,3) 0,4 Erkek 9 (%52,9) 29 (%65,9) (%78,6) 3 (%86,7) Tümör Boyutu (cm) 3,35 (,5-8,9) 3,8 (2-9) 2,4 (-4) 2,4 (-4,5) 0,005 Tümör Lokalizasyonu Alt pol 7 (%4,2) 6 (%36,3) 9 (%64,3) 7 (%46,6) 0,72 Orta Pol 5 (%29,4) 6 (%36,3) 3 (%2,4) 4 (%26,7) Üst Pol 5 (%29,4) 2 (%27,4) 2 (%4,3) 4 (%26,7) Tablo 2. Hastalara uygulanan tedavi özellikleri Lap. Parsiyel Açık Parsiyel Kriyoterapi Radyofrekans p değeri (n=7) (n=44) (n=4) Ablasyon (n=5) İşlem Süresi (dk) 63,8 40 6, 89,4 <0,0 (00-20) (80-200) (20-90) (45-20) İskemi Süresi (dk) 22,4 20, - - 0,66 (0-45) (0-60) Kanama (ml) 364,7 444, 0 558 0,0 (0-000) (0-800) (0-5000) Hospitalizasyon (gün) 3,7 5 2 5,9 0,08 (3-5) (2-8) (-4) (-35) Komplikasyon * - - ** - Takip Süresi (ay) 40,8 (9-58) 7,3 (2-43) 28,5 (2-37) 20,9 (-32) <0,0 * Postop gelişen pulmoner tromboemboli ** Perirenal hematom 34 0. Üroonkoloji Kongresi

S7 ANJİYOMİYOLİPOM TEDAVİSİNDE ENDOVASKÜLER ANJİYOEMBOLİZASYON Artan Koni, Halil Kızılöz, 2 Bora Peynircioğlu, Bülent Akdoğan, 2 Barbaros Çil, Haluk Özen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı. SÖZEL Giriş: Renal anjiyomiyolipomlar (AML) akut kanamalara sebep olabilen, nadir görülen böbrek tümörleridir. Çalışmamızda renal anjiomyolipomların tedavi seçeneklerinden biri olan endovasküler embolizasyonun etkinliğini prospektif olarak araştırılmıştır. Materyal ve Metod: AML tanısı alan hastalar iki gruba ayrıldı:.grup embolizasyon uygulanan hastalardan, 2.grup izlem protokolüne alınan hastalardan oluştu. Tümör çapı 4 cm den büyük olan hastalar ve/veya öncesinde kanama hikayesi olan hastalara polivinil alkol (PVA) partikül yöntemi ile endovasküler embolizasyon uygulandı. Bütün hastalara tek seans embolizasyon uygulanıp aynı teknik ve aynı embolizan ajan kullanılarak işlem yapıldı. Hastalar işlem öncesi, işlemden sonra.gün, 3.ay, 6.ay ve 2.ayda manyetik rezonans görüntüleme (MR) ile değerlendirildi. Her değerlendirme sonrası AML lerin hacimleri santimetre küp (cm³) cinsinden hesaplandı. Birden fazla AML si olanlarda toplam hacim hesaplanıp kaydedildi. Dört cm den küçük asemptomatik hastalar izlem grubuna alınıp 6 ayda bir ultrasonografi (US) ile tümörün boyut değişikliği değerlendirildi. Hayat kalitesi SF-36 enstrümanı ile değerlendirildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 42,3 yıl, takip süresi 23,47 aydı. Hastaların %93,3 ü kadındı. İlk ve 2. gruptaki hasta oranları %53,3 ve %46,7 idi. AML lerin %3,3 ü sağ, %60 ı sol, %26,7 si bilateral yerleşimliydi. Birinci gruptaki hastaların %2,5 ine sağ, %50 sine sol, %37,5 ine bilateral embolizasyon yapıldı. AML hacim ortalaması embolizasyon grubunda 42,5 cm³ iken izlem grubunda,53 cm³ olarak hesaplandı. Embolizasyon sonrası AML lerin hacimlerinde.günde %43, 3.ayda %7, 6.ayda %80 ve 2.ayda %84,5 düşüş saptandı. Embolizasyon yapılan hastaların hiçbirinde işlem sırasında komplikasyon görülmedi. İşlem sonrası bütün hastalar bir gün hastanede gözlem altında tutuldu. İşlem sonrası takipte önemli bir komplikasyon görülmedi. İşlem sonrası birinci gün hariç, hiçbir hastada rutin analjezik kullanım ihtiyacı olmadı. Ortalama 2 yıl olan takip süresince, hastaların hayat kalitesinde işlem öncesine göre bir fark izlenmedi. Sonuç: AML tedavisinde endovasküler embolizasyon, tümörün boyutlarında önemli bir küçülme sağlayan, komplikasyon riski minimal olan etkin, güvenilir ve güncel bir tedavi seçeneğidir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 35

S8 LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİDE UZAMIŞ SICAK İSKEMİ SÜRESİ ARTMIŞ KOMPLİKASYON ORANLARIYLA İLİŞKİLİDİR Hakan Vuruşkan, Yakup Kordan, Bülent Oktay, İsmet Yavaşcaoğlu, Hasan Serkan Doğan, Çağatay Çiçek. SÖZEL Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Laparoskopik parsiyel nefrektomi (LPN) serimizin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: 2007-20 yılları arasında böbrekte yer kaplayan lezyon nedeniyle LPN yapılan 37 hasta (E/K:22/7, sağ/sol: 2/6, ortalama yaş: 54,8±2 yıl) retrospektif olarak değerlendirildi. Yirmiüç hastada kitle insidental olarak saptandı. Üç hasta dışında tüm hastalarda pedikül klempi kullanıldı. İki hasta dışında tüm hastalarda transperitoneal yaklaşım kullanıldı. Bulgular: Ortalama kitle boyutu, sıcak iskemi süresi (SİS), operasyon süresi, kanama miktarı, postoperatif yatış süresi sırasıyla 30± mm, 25,6±2,7 dk, 207±268 ml ve 3,9±3 gündü. Operasyon sırasında 4 hastada radikal nefrektomiye, hastada da açık cerrahiye geçildi. Yedi hastaya kan transfüzyonu yapıldı. Kitlelerin patolojik değerlendirilmesinde 3 hastada iyi huylu kitle, 9 hastada berrak hücreli, 9 hastada papiller hücreli kanser saptandı. Patolojik evre olarak 3 hasta dışında hepsi T di. Dört hastada cerrahi sınır pozitifliği saptandı. Altı hastada ameliyat sırasında toplayıcı sistem açıldı ve intrakorporeal olarak onarıldı. Ortalama 7,8±3,2 aylık takipte rekürrens saptanmadı. Ameliyat öncesi ve sonrası Hb değerlerinde anlamlı bir düşüş (3±,2 vs,5±,5, p<0,00) ve kreatinin değerlerinde anlamlı bir yükseliş saptandı (0,9±0,2 vs ±0,3, p<0,00). SİS<30 dk olan hastalar, SİS>=30 dk olan hastalarla karşılaştırıldığında kitle boyutu ya da operasyon süresi açısından fark bulunmazken komplikasyon gelişme oranlarının SİS >=30 dk olan hastalarda anlamlı olarak yüksek olduğu saptandı (%6 vs %45, p=0.022). Sonuç: LPN yapılan olguların önemli bir kısmı iyi huylu patolojilere sahiptir. SİS in uzaması komplikasyon oranlarını yükseltmektedir. Erken dönem sonuçlar LPN in etkin ve güvenilir olduğunu düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: laparoskopi, parsiyel nefrektomi, sıcak iskemi 36 0. Üroonkoloji Kongresi

S9 4 CM DEN BÜYÜK RENAL KİTLELERDE PARSİYEL NEFREKTOMİNİN ETKİNLİĞİ Naşide Mangır, 2 Hasan Hüseyin Tavukçu, Murat Akgül, Ahmet Şahan, Ilker Tinay, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Karaman Devlet Hastanesi. SÖZEL Giriş : Bu çalışmanın amacı 4 cm den büyük soliter renal kitlelerde parsiyel nefrektominin etkinliğini araştırmaktır. Materyal Metod : 2000-200 yılları arasında renal kitle nedeniyle kliniğimizde parsiyel nefrektomi yapılan hastaların verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Radyolojik tümör boyutuna göre hastalar 4 cm den büyük ve 4 cm den küçük olarak ikiye ayrılarak perop kanama miktarları ve sıcak iskemi süreleri açısından karşılaştırıldı. Bulgular : Yaş ortalamaları 56,9 yıl (26-79) olan 2 erkek 8 kadın toplam 39 hastanın verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Tümör boyutu radyolojik incelemede ortalama 34, mm (2-76) ve patolojik incelemede ortalama 32,5 mm (2-70) ölçülmüştür. Tümör lokalızasyonları 2 hastada alt pol, 3 hastada üst pol ve 4 hastada orta kesim olarak belirlendi. Patoloji sonuçları 30 hastada RCC berrak hücreli tip, 5 hastada RCC papiller tip, 2 hastada RCC kromofob hücreli tip ve 2 hastada anjiomiyolipom olarak rapor edilid. Ortalama takip süresi 33,8 ay (0 - ) olan serimizde hastada lokal nüks ve hastada uzak metastaz saptandı. Sonuç : Parsiyel nefrektomi tümör boyutu 4 cm den büyük hastalarda da güvenle uygulanabilmektedir. Postoperatif komplikasyon ve peroperatif kanama miktarı büyük tümörlerde daha fazla gibi görünse de istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Tm < 4 cm (n: 24) Tm> 4 cm (n:5) P değeri Yaş ortalamaları 55(±2) 60(±9) 0,* Fuhrman grade,9(±0,6) 2,2(±0,8) 0,** Perop kanama miktarı 346(±340) 506(±390) 0,** Sıcak iskemi süresi 22,7(±5,6) 27,7(±2,6) 0,** Ortalama takip süreleri, ay 28,8(±26,8) 36,3(±25,4) 0,** 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 37

S0 KÜÇÜK RENAL KİTLELERDE AÇIK VE LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ SÖZEL Aykut Aykaç, M. Uğur Altuğ, Fuat Demirel, Cemil Aydın, 2 Fatih Yalçınkaya, Murat Çakan. SB. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma 2. Üroloji Kliniği, 2 SB. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma. Üroloji Kliniği. Amaç: Kliniğimizde küçük renal kitle nedeniyle 200 200 tarihleri arasında açık parsiyel nefrektomi (APN) uygulanan 62 ve 2008-200 tarihleri arasında laparoskopik parsiyel nefrektomi (LPN) uygulanan 3 olguya ait veriler değerlendirildi. Yöntem: APN subkostal yoldan ekstraperitoneal olarak uygulanırken, LPN transperitoneal veya retroperitoneal yoldan 3-5 trokar kullanılarak uygulandı. Hastalar demografik özellikleri, tümör boyut ve lokalizasyonları, postoperatif hemoglobin ve kreatinin değerleri, iskemi, hastanede yatış ve operasyon süreleri, komplikasyonları ve patoloji sonuçları bakımından karşılaştırıldı. Bulgular: APN ile LPN uygulanan olgular, yaş (p=0,387), tümör boyutu (p=0,672), Hb miktarındaki değişim (p=0,879), serum kreatininde artıs (p=0,883) yönünden benzer olarak bulundular. LPN grubunda ortalama sıcak iskemi süresi 28 dk(4-55) iken, APN grubunda 7 dk(2-28) göreceli olarak kısa bulundu. LPN grubunda ortalama operasyon süresi 23 dk (80-200) iken, APN grubunda 93 dk (75-30) bulundu. APN grubunda ortalama hastanede yatıs süresi 7 gün iken(3-3), LPN grubunda 5 gün(2-3) (p=0,029) olarak istatistiksel olarak anlamlı kısa bulundu. Komplikasyon açısından her iki grub değerlendirildiğinde, APN grubunda % 6.45 ( 4/62 )(Clavien Grade, hasta 3B, 3 hasta 4A) iken, LPN grubunda %7.69 (/3)(Clavien G2) olarak bulundu. Patolojik incelemede cerrahi sınırda tümör varlığı, sadece APN uygulanan 4 hastada görüldü ve takiplerinde nüks gözlenmedi. Sonuç: LPN, APN ye benzer onkolojik sonuçlar elde edilen ve deneyimli merkezlerde renal kitle boyutunun kısıtlayıcı faktör oluşturmadığı bir yöntemdir. LPN, APN ye nazaran daha az hastanede yatış süresi ve analjezik ihtiyacı, daha iyi kozmetik sonuçlar alınmasına karşın, öğrenme eğrisindeki güçlükleri, sıcak iskemi süresinin uzunluğu aşılması gereken problemleri olarak görülmektedir. 38 0. Üroonkoloji Kongresi

S LOKALİZE RENAL KİTLE NEDENİYLE CERRAHİ İŞLEM UYGULANAN HASTALARDA RADİKAL NEFREKTOMİ İLE NEFRON KORUYUCU CERRAHİNİN GLOMERÜLER FİLTRASYON ORANI ÜZERİNE ETKİLERİ Ahmet Güdeloğlu, Bülent Akdoğan, Ali Cansu Bozacı, Artan Koni, Kubilay Inci, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. SÖZEL Amaç: Bu çalışma, radikal nefrektomi (RN) ile nefron koruyucu cerrahinin (NKC) uzun dönem böbrek fonksiyonları üzerine etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Materyal: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı nda Ocak 990-Nisan 20 tarihleri arasında renal kitle nedeniyle ameliyat edilen 06 hastaya ait veriler retrospektif olarak toplanmıştır. Tanı anında metastatik olduğu bilinen 78 olgu çalışma dışı tutulup, 938 hastanın verileri incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya alınan olguların 579 u (%6,7) erkek ve 359 u (%38,3) kadındır. 624 olguya (%66,5) RN, 34 olguya (%33,5) NKC yapılmıştır. Hastaların ortalama yaş ve takip süresi RN grubunda 56,07±2,2 yıl ve 46.7±5.2 ay iken, NKC grubunda 5,87±2,25 yıl ve 39.9±48.9 aydır. RN ve NKC uygulanan grupta erkek/kadın oranı.6 ve.62 dir. İnsidental başvuru oranları %43 ve %67,9 olarak saptanmıştır. Ortalama radyolojik tümör boyutu sırasıyla 75±33,5 mm ve 37,8±26 mm dir (p<0.00). Ortalama ameliyat süresi RN ve NKC grupları için 37.6±59,3 ve 39,5±5,6 dakikadır. NKC uygulanan grupta ortalama sıcak iskemi süresi 8,9±6,8 (3-36) dakikadır. Ortalama yatış süresi bu gruplarda sırasıyla 6,4±4,54 ve 6,30±5,64 gündür. Komplikasyon görülme oranı NKC de daha fazladır. Benign patoloji oranları sırasıyla %0,2 ve %29 dur (p<0.00). Ameliyat öncesi GFR değeri 60 ml/dk/,73m2 den büyük ve küçük olma oranları tüm hastalar için sırasıyla %84,48 ve %5,52 olarak bulunmuştur. Ameliyat öncesi GFR değerlerine bakılmaksızın RN yapılan hastalardan %58,5 inin NKC uygulananların %29,7 ünün ameliyat sonrası GFR değeri <60 dır (p<0.0). Ameliyat öncesi RN ve NKC gruplarında GFR 60 olma oranları %82.4 ve %88.3 tür. Uzun dönem takip sonunda preoperatif GFR ı 60 olan hastaların bu değerin altına düşme oranları RN ve NKC yapılan gruplarda sırasıyla %52,4 ve %25,2 olarak tespit edilmiştir (p<0.0). Ameliyat öncesi GFR değeri <60 olan hastaların uzun dönem takipte GFR değeri ortalamaları RN ve NKC yapılan gruplarda sırasıyla 46.6 dan 37 ye ve 49 dan 46 ya azalmıştır. 0 yıllık genel sağkalım oranları bu gruplar için sırasıyla %94 ve %98 olarak bulunmuştur. Sonuç: RN yapılan hastalarda NKC uygulananlara göre uzun dönem takipte GFR daha fazla oranda azalmaktadır. Uzun dönemde RN ameliyatının masum bir işlem olmadığını bilinmeli ve teknik olarak çıkarılması mümkün olan her renal kitleye artık günümüzde lokalize böbrek tümörünün standart tedavisi haline gelmiş olan NKC işlemini uygulamalıdırlar. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 39

S2 T2 BÖBREK TÜMÖRLERİNDE ELEKTİF NEFRON KORUYUCU TÜMÖR CERRAHİSİ:TEK MERKEZ- TEK CERRAH SONUÇLARI Tarık Esen, Ahmet Tefekli, 2 Ahmet Musaoğlu, 3 Metin Vural, 2 Fatin Cezayirli. SÖZEL Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2 İstanbul Amerikan Hastanesi Üroloji Bölümü, 3 İstanbul Amerikan Hastanesi Radyoloji Bölümü. Amaç: Ufak böbrek tümörlerinde nefron koruyucu tümör cerrrahisinin (NKTC) onkolojik ve fonksiyonel başarısı kanıtlanmış olsa da, >7 cm tümörlerde NKTC nin sonuçları hakkında bilgilerimiz sınırlıdır. Çalışmamızda, (tek bir merkezde, tek bir cerrah tarafından) >7 cm böbrek tümörlerinde uygulanan elektif NKTC sonuçlarını irdeledik. Hastalar ve Yöntem: Tek bir merkezde, tek cerrah (TE) tarafından 200-20 tarihleri arasında, toplam 0 NKTC (88 açık, 5 robot yardımlı, 7 laparoskopik) uygulandı. Bu olgulardan diğer böbreği sağlam olan, elektif NKTC yapılan ve tümör çapının >7 cm (T2,N0M0) olan 0 olgunun, ameliyat bulguları, patoloji raporları, komplikasyon oranları, fonksiyonel ve onkolojik izlem süreçleri incelendi. Bulgular: T2 böbrek tümörlerine elektif NKTC ( robot yardımlı, 9 açık) yapılan 0 olgunun yaş ortalaması 45.2±.3 (30-6) yıl, ortalama ameliyat süresi 7.5±6.2 (95-50) dakikaydı. Olguların 7 sinde böbrek pedikülü kontrol edildi ve ortalama sıçak iskemi süresi 5.3±3.8 (0-2) dakikaydı. Histopatolojik incelemede, ortalama tümör çapı 8.2±.6 (7-2) cm di, 9 unda böbrek hücreli kanser (3 berrak hücreli, 3 kromofob, 2 papiller, multikistik) ve inde anjiomiyolipom rapor edildi. Komplikasyon olarak, olguda kan transfüzyon gereksinimi ve 2 olguda geçici serum kreatinin yükselmesi dışında başka sorun gözlenmedi. Ortalama 38.4±22.3 aylık onkolojik takiplerinde, bir olguda postop 0.ayda nüks gelişti ve radikal nefrektomi uygulandı. Hiçbir olguda metastaz gelişmedi. Sonuç: İzlem süresinin kısa olmasına ve kısıtlı olgu sayına rağmen, ilk bulgularımız tecrübeli ellerde T2 böbrek tümörlerinde ve iyi seçilmiş olgularda, elektif NKTC nin, yayınlarda da bildirildiği gibi, başarılı sonuçlar verdiğini göstermektedir. 40 0. Üroonkoloji Kongresi

S3 PT2 RENAL KİTLELERDE NEFRON KORUYUCU CERRAHİ NİN YERİ Ali Cansu Bozacı, Ahmet Güdeloğlu, Bülent Akdoğan, Alp Tuna Beksaç, Cenk Yücel Bilen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: pt2 renal kitlelerde nefron koruyucu cerrahi (NKC) sonuçlarını değerlendirmek. Giriş: pt2 renal kitlelerde NKC ve radikal nefrektominin (RN) benzer sonuçlar verdiği birçok çalışma ile gösterilmiştir. Yedi cm den büyük çaplı kitlelerde ise deneyim sınırlıdır ancak NKC nin seçilmiş hastalarda yeterli tümör kontrolü sağlayabilen, renal fonksiyonların korunması adına uygun bir seçenek olabileceğine dair çalışmalar da mevcuttur. Yöntem ve Gereçler: Haziran 985-Mart 20 tarihleri arasında, 7cm ve üzeri renal kitlesi olan 2 hastaya yapılan 22 NKC datası retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaş, takip süresi ve tümör boyutları sırasıyla; 43.5±2.5, 60±25 ay ve 0.7± cm (6.6-24 cm) idi. Hastaların inde zorunlu NKC endikasyonu bulunuyordu. Bilateral tümörü olan 4 hastanın birisine bilateral NKC yapılırken 2 hastanın karşı böbreğine radikal nefrektomi yapıldı. Kitlelerin 3 ü solid, i solid-kistik, geri kalanlar kistik yapıdaydı. 9 vakada tümör alt polde, 4 vakada orta polde, 6 vakada üst polde, 3 vakada ise birden fazla polü kaplar nitelikteydi. Vakaların 5 tanesinde tümör ekzofitik görünümdeydi. Hiçbir vakada uzak metaztaz, lokal invazyon, vasküler invazyon, venöz trombüs, lenfadenopati bulgusuna rastlanmadı. Patolojik değerlendirmede şeffaf hücreli RHK, AML, kist hidatik, kistik nefroma ve diğer iyi huylu patoloji oranları sırasıyla; 6 (%27.2), 8 (%36.4), 2 (%9.), 2 (%9.) ve 4 (%8.2) olarak bulundu. Ortanca ameliyat ve yatış süresi sırasıyla 50 (60-300) dakika ve 6 (3-55) gündü. Dört hastanın birer ünite transfüzyon ihtiyacı oldu. Ameliyat sonrası yara yeri enfeksiyonu ve spontan düzelen uzamış drenaj ikişer vakada izlendi. AML olan 2 vakanın cerrahi sınırı pozitif geldi. Soliter böbrekli iki RHK vakasında 3. ayda akciğer metastazları saptandı, bu hastalardan birisi kaybedildi, diğeri interferon + sorafenib tedavisi ile takibe alındı. Sonuç: Klinik evresi T2 olan seçilmiş vakalarda parsiyel nefrektomi ameliyat ve sağkalım başarısı literatürdeki birçok yayın ile desteklenmiştir. Preoperatif radyolojik incelemelerde unifokal, vasküler ve toplayıcı sistem invazyonu olmayan, lokalizasyonu cerrahi tekniğe elverişli ve ameliyat sonrası kalan renal parankimin yeterli olacağı düşünülen olgularda NKC uygulanabilecek güvenli bir işlemdir. Görüntülemede benign natür izlenimi veren kitlelerde lezyon boyutuna bakılmaksızın, teknik seçimi NKC yönünde zorlanmalıdır. SÖZEL 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 4

S4 7 CM DEN BÜYÜK TÜMÖRLERDE LAPAROSKOPİK NEFREKTOMİNİN ETKİNLİĞİ SÖZEL Naşide Mangır, Ilker Tinay, Murat Akgül, Mahir B. Özgen, 2 Hasan Hüseyin Tavukçu, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Karaman Devlet Hastanesi. Amaç: Laparoskopik radikal nefrektominin 7 cm den büyük tümörlerde etkinliğini araştırmak Materyal ve Metod: 999-200 yılları arasında kliniğimizde renal kitle nedeniyle Açık ve laparoskopik radikal nefrektomi yapılan hastaların verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Hastalar tümör boyutu 7 cm (Grup ) ve tümör boyutu >7 (Grup 2) cm olmak üzere iki gruba ayrılarak perop kanama miktarları, hastanede yatış süreleri ve patolojik bulguları yönünden karşılaştırılmıştır. Bulgular: Toplam 8 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş ortalamaları 6,8 (±,9, min:34 max:86) dır. 49 hastanın 7 cm den küçük tümörü (Grup ), 69 hastanın 7 cm den büyük tümörü(grup 2) bulunmaktaydı. Grup deki hastaların 5(%30,6) tanesine laparoskopik, 34(%69,3) tanesine açık nefrektomi yapıldı. Grup 2 deki hastaların (%5,9) tanesine laparoskopik 58(%84,0) tanesine açık nefrektomi yapıldı. Tüm gruplarda perop kanama miktarları ve hastanede yatış süreleri laparoskopik radikal nefrektomi yapılan hastalarda anlamlı olarak daha az bulundu (Tablo ve Tablo 2). Tablo. 7 cm den küçük tümörlerde açık ve laparoskopik nefrektominin karşılaştırılması (*Student T test, **Mann Whitney U test) n Ortalama P değeri Yaş laparoskopik 5 6,4(±,) 0,83* acik 34 62,(±,6) Grade laparoskopik 5 2,0 0,** acik 34 2,4 Tümör laparoskopik 5 4,5(0,9) 0,5** boyutu(cm) acik 34 4,6(,0) Perop laparoskopik 5 20(±77) 0,000** kanama(ml) acik 34 389(±355) Yatiş laparoskopik 5 2,9(±,0) 0,000** süresi(gün) acik 34 5,0(±2,2) Tablo 2. 7 cm den büyük tümörlerde açık ve laparoskopik nefrektominin karşılaştırılması (* Student T test, **Mann Whitney U test) N Ortalama P değeri Yaş laparoskopik 62,4(±9,) 0,86* acik 58 6,7(±3,0) Grade laparoskopik 2,7(±0,7) 0,4** acik 58 2,5(±0,7) Tümör laparoskopik 8,0(±,0) 0,09** Boyutu(Cm) acik 58 9,3(±2,5) Perop laparoskopik 20,(±25,2) 0,000** Kanama(Ml) acik 58 840,5(±042) Yatiş Süresi 4,0(±3,0) 0,00** (Gün) acik laparoskopik 58 7,2(±5,7) 42 0. Üroonkoloji Kongresi

S5 RENAL KİTLELERİN TEDAVİSİNDE TRANSPERİTONEAL LAPAROSKOPİK RADİKAL NEFREKTOMİ DENEYİMİMİZ Hakan Vuruşkan, Yakup Kordan, Çağatay Çiçek, Aykut Sönmez, İsmet Yavaşçaoğlu, 2 Berna Aytaç. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. SÖZEL Amaç: Renal kitle nedeniyle transperitoneal laparoskopik radikal nefrektomi uygulanan olguların cerrahi ve onkolojik sonuçlarının değerlendirilmesi. Gereç-Yöntem: Ocak 2004 ve ağustos 20 tarihleri arasında 2 hastaya renal kitle tanısı ile laparoskopik transperitoneal radikal nefrektomi uygulandı. Hasta verileri operasyon parametreleri ve onkolojik sonuçlar açısından değerlendirildi. Bulgular: Ortalama yaşı 52,4 olan 7 erkek 96 kadın hasta.ortalama kitle boyutu T olgularda 3,8 (2,3-6,6) cm, T2 ve üstü olgularda 9, (7,3-5) cm olarak saptandı. 2 olguda T tümör, 78 olguda T2 tümör, 3 olguda T3 tümör ve 3 Olguda T4 tümör saptandı. 2 Olgunun patolojisi ksantogranülomatöz pyelonefrit, Olgunun Büyük B Hücreli Lenfoma, 2 olgunun ise onkositoma olarak raporlandı. Peroperatif ortalama kan kaybı 45 (0-550) ml, ortalama operasyon süresi 07(35-280) dakika, ortalama hastanede kalış süresi 2,2 (-0) gün olarak belirlendi. 2 olguda postoperatif veya peroperatif transfüzyon gereksinimi oldu. Ortalama 40 Aylık takip süresince sadece 2 olgu hastalığa bağlı kaybedildi. Sonuç: Onkolojik sonuçları ve minimal invaziv bir teknik olması nedeni ile transperitoneal laparoskopik nefrektomi renal kitlelerin tedavisinde giderek artan bir şekilde tercih edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Laparoskopik transperitoneal radikal nefrektomi, Minimal invazif, Renal kitle 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 43

S6 GENİŞLETİLMİŞ PELVİK LENF BEZİ DİSSEKSİYONU: RADİKAL SİSTEKTOMİDEN ÖNCE VEYA SONRA? TÜRK ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI SÖZEL Haluk Özen, 2 Özgür Uğurlu, 3 Sümer Baltacı, 2 Öztuğ Adsan, 4 Güven Aslan, 5 Cavit Can, 6 Gürhan Günaydın, 7 Atilla Elhan, 3 Yaşar Bedük. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, II. Üroloji Kliniği, 3 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 7 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Bölümü. Amaç: Radikal cerrahi sırasında sistektomi öncesi veya sonrasında; genişletilmiş pelvik lenf bezi disseksiyonun morbidite, çıkartılan lenf bezi sayısı ve operasyon süresi üzerine olan etkilerini belirlemek. Hastalar ve Yöntem: Daha önceki çok merkezli prospektif çalışmamızın verilerini kullandık. Toplam 8 hastada radikal sistektomi ve genişletilmiş pelvik lenf bezi disseksiyonu yapıldı. Yüzonsekiz hastanın 48 (%40,7)tanesine sistektomi öncesi genişletilmiş pelvik lenf bezi disseksiyonu uygulandı (grup ). Kalan 70 hastada ise (%59,3) radikal sistektomi sonrası lenf bezi disseksiyonu yapıldı. Her iki grup lenf bezi disseksiyon süreleri, radikal sistektomi süresi, toplam operasyon süreleri, peroperatif morbidite ve alınan toplam lenf bezi sayısı bakımından karşılaştırıldı. Bulgular: Her iki grubun klinik ve patolojik özellikleri birbirine benzerdi (p>0.05). Ortalama radikal sistektomi süresi ve ortalama total operasyon süreleri.grupta ikinci gruba göre daha kısaydı (p<0.00). Ortalama çıkartılan lenf bezi sayısı grup de 27.3±0.36 iken grup 2 de 30.87±8.30 olarak bulunmuştur(p=0.04). Sadece presakral bölgede çıkartılan ortalama lenf bezi sayısı grup de daha az bulunmuştur(p=0.00). Her iki grupta da intraoperatif ve postoperatif komplikasyonlar ve dren çekilme süreleri arasında fark bulunmamıştır (sırasıyla p=0.058, p=0.39, p=0.63). Tartışma: Radikal sistektomi öncesinde genişletilmiş lenf bezi disseksiyonu yapıldığı zaman radikal sistektomi süresi ve dolayısıyla toplam operasyon süresi, diğer gruba göre analamlı drecede kısa bulunmuştur. Cerrahi sürenin önemli olduğu ve yaşlı hastalar gibi komorbiditenin yüksek olduğu hasta gruplarında radikal sistektomi öncesinde genişletilmiş lenf bezi disseksiyonu yapılması avantajlı görülmektedir ancak radikal sistektomi sonrasında ilave lenf bezi kontrolü için presakral alanın yeniden gözden geçirilmesi önerilir. 44 0. Üroonkoloji Kongresi

S7 MİKROSKOPİK HEMATÜRİ VARLIĞINDA MESANE KANSERİ SAPTANMASINDA RİSİKOCHECK SORGULAMA FORMUNUN ETKİNLİĞİ Ilker Tinay, Naşide Mangır, Hasan Hüseyin Tavukçu, 2 Asıf Yıldırım, 3 Sümer Baltacı, 4 Bülent Günlüsoy, 5 Mustafa Kaplan, 7 Aydın Mungan, 6 Murat Bozlu, 8 Yılören Tanıdır, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 3 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Izmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 5 Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 7 Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 8 Izmit Seka Devlet Hastanesi. SÖZEL Amaç: RisikoCheck sorgulama formu mesane kanseri riskini belirlemede kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı mikroskopik hematürisi olan hastalarda mesane kanseri saptanmasında RisikoCheck sorgulama formunun etkinliğini araştırmaktır. Materyal ve Metod: Türkiye deki 7 farklı merkezden mikroskopik hematürisi olan toplam 302 hastanın verileri prospektif olarak toplanmıştır. Tüm hastalar idrar tahlili/ kültürü, idrar sitolojisi, idrarda NMP-22, üriner sistem radyolojik incelemesi (USG, IVP, BT veya MR) ile değerlendirilmiş ve RisikoCheck riskleri düşük, orta ya da yüksek olarak belirlenmiştir. Ardından tüm hastalara sistoskopi yapılmış ve gerektiğinde şüpheli alanlardan biyopsi alınmıştır. Sistoskopi bulguları altın standart olarak alınarak RisikoCheck, NMP-22 ve idrar sitolojisinin özgüllük ve duyarlılıkları hesaplanmıştır. Bulgular: Yaş ortalamaları 56,6 (±,4) yıl olan toplam 46 erkek ve 56 kadın hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Radyolojik değerlendirme yöntemi 254 hastada USG, 4 hastada IVP ve 34 hastada BT/MR dır. Toplam 22 hastada radyolojik olarak şüpheli tümör saptanmıştır. İdrar sitolojisi 9 hastada pozitif ve 20 hastada şüpheli olarak rapor edilmiş, NMP-22 2 hastada pozitif olarak bulunmuştur. Sistoskopide tümör saptanan hasta sayısı 8 dir. Hastaların RisikoCheck risk grupları, idrar sitolojisi bulguları, NMP-22 sonuçları ve bunların sistoskopik bulguları Tablo de gösterilmiştir. NMP-22 ve RisikoCheck birlikte kullanıldığında sistoskopi bulgularını öngörme oranları Tablo 2 de gösterilmiştir. RisikoCheck risk grubu tek başına kullanıldığında mikroskopik hematüri hastalarının mesane kanseri riskini belirlemede duyarlılığı %72 ve özgüllüğü %62 dir. RisikoCheck risk grubu ile NMP-22 birlikte kullanıldığında mikroskopik hematüri hastalarının mesane kanseri riskini belirlemede duyarlılığı %88 e yükselmekte ve özgüllüğü (%62) değişmemektedir (Tablo 3). Sonuç: RisikoCheck risk grubu sınıflaması NMP-22 testi ile birlikte mikroskopik hematüri saptanan hastalardaki mesane kanseri bulunma olasılığını kabul edilebilir düzeyde öngörebilir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 45

SÖZEL Sistoskopi bulgusu TOPLAM Tümör var Tümör yok RisikoCheck risk grubu Düşük (%) 5 (2.8) 76 (97.2) 8 Orta (%) 5 (6.6) 7 (93.4) 76 Yüksek (%) 8 (9.0) 34 (8.0) 42 İdrar Sitolojisi Malignite negatif (%) 8 (3,) 248 (96,9) 256 Malignite şüpheli (%) 2 (0.0) 8 (90,0) 20 Malignite pozitif (%) 3 (33,3) 6 (66,7) 9 NMP 22 Pozitif (%) 5 (4,7) 7 (58,3) 2 Negatif (%) 6 (4,) 4 (95,9) 47 Duyarlılık(%) Özgüllük(%) PPD(%) NPD(%) RisikoCheck yüksek ya da orta risk 72 62 97 NMP- 22 pozitif 45 95 4 95 NMP- 22 pozitif ve/ veya RisikoCheck yüksek risk 73 75 22 96 NMP- 22 pozitif ve/ veya RisikoCheck yüksek ya da orta risk 88 62 2 98 46 0. Üroonkoloji Kongresi

S8 KASA İNVAZİV OLMAYAN MESANE TÜMÖRÜ OLAN HASTALARIN KONTROL SİSTOSKOPİLERİNDE VE ÜST ÜRİNER SİSTEMİ TÜMÖRÜ TANISINDA NMP-22 NİN ETKİNLİĞİ Enis Coşkuner, 2 Tayyar Alp Özkan, 3 İbrahim Çevik, 4 Özdal Dillioğlugil, 5 Atıf Akdaş. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Derince Eğitim Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 3 Yeni Yüzyıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. SÖZEL Giriş: Kasa invaziv olmayan mesane tümör (KİOMT) lerinin yaklaşık %2 sinde üst üriner sistem tümörleri (ÜÜST) teşhis edilmektedir. Bu nedenle KİOMT larda düzenli olarak üst üriner sistem (ÜÜS) takibi yapmak gerekmektedir. Günümüzde bu takip genel olarak intravenöz pyelografi (İVP), bilgisayarlı tomografi (BT) ile ürografi gibi yöntemlerle yapılmaktadır. Bu çalışmada sistoskopik olarak KİOMT takibi yapılan hastalarda ve ÜÜST tanısında kalitatif NMP-22 testinin rolü araştırıldı. Gereç ve Yöntem: 2009-20 yılları arasında KİOMT (değişici epitel hücreli kanser) takibi için 22 hastaya 205 sistoskopi yapıldı. Bunlardan düzenli takiplerine gelen ve NMP- 22 testi (Bladder Chek ) yapılan 95 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 60,7 (27-88) idi. Bu hastalara yapılan 45 sistoskopi (en az - en çok 5) değerlendirildi. KİOMT lu hastaların takibinde, düzenli sistoskopi ve NMP-22 ye ek olarak, yüksek dereceli (YD) tümörlerde her yıl, düşük dereceli (DD) olanlarda ise 2 yılda bir ÜÜS değerlendirmesi (İVP veya BT-Ürografi) yapıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların sistoskopi ve NMP-22 test sonuçları Tablo de verilmiştir. Bu sonuçlara göre testin duyarlılığı düşük (%44,4), fakat özgüllüğü çok yüksek (%98,4) bulunmuştur (PPV = %80, NPV = %92,6, ki-kare p=0,0000). NMP-22 nin negatif, sistoskopinin pozitif olduğu 0 sistoskopinin 8 inde DD, 2 sinde ise YD tümör mevcuttu. NMP-22 ve sistoskopinin pozitif olduğu 8 sistoskopinin hepsinde YD tümör saptandı. Toplam 95 hastanın 2 sinde (%2,) YD-ÜÜS tümörü saptandı. Bu 2 hasta NMP-22 ve sistoskopi sonucu negatif olan 25 sistoskopi (75 hasta) içinde idi (Tablo ). Sonuç: NMP-22 DD KİOMT ları saptayamamaktadır. Bu nedenle NMP-22 pozitifliği KİOMT un YD olduğuna işaret etmektedir. YD KİOMT da ise özgüllüğü çok yüksektir. Ancak ÜÜST tanısında (YD olsa bile) güvenilir değildir. Sistoskopi (-) Sistoskopi (+) Toplam NMP-22 (+) 2 8 0 NMP-22 (-) 25 0 35 Toplam 27 8 45 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 47

S9 TRANSÜRETRAL MESANE TÜMÖRÜ REZEKSİYONU SONRASI ERKEN TEK DOZ MİTOMYCİN-C VERİLMESİ SONRASINDA UYGULANACAK BCG TEDAVİSİNİN ETKİNLİĞİNİ ARTIRIR MI? PROSPEKTİF RANDOMİZE BİR ÇALIŞMA SÖZEL Ömer Gülpınar, 2 Ahmet Hakan Haliloğlu, Mehmet İlker Gökce, Çağatay Göğüş, Sümer Baltacı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Çalışmada kasa invaze olmayan mesane kanseri tanısı alıp progresyon için orta ve yüksek risk grubunda bulunan ve BCG tedavisi verilen hastalarda operasyon sonrası erken dönemde verilen tek doz mitomycin-c tedavisnin BCG tedavi başarısına olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya kliniğimizde Kasım 2004-Mayıs 2006 yılları arasında orta yüksek risk grubunda kasa invaze olmayan mesane kanser nedeniyle opere edilen ve BCG tedavisi verilen 5hasta dahil edilmiştir. Hastalar iki gruba randomize edilmiştir ve bir gruba erken dönemde tek doz mitoycin verilmiş (grupa) diğer gruba ise verilmemiştir (grup B). hastaların rekürrens ve rekürense kadar geçen süreleri ana sonlanım noktası olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Ortanca takip süresi 4 ay (8-64 ay) olarak bulunmuştur. Grup A da 25 ve grup B de 26 hasta bulunmaktadır. Grup a da rekürrens oranı %36 (9/25) ve grup B de rekürrens oranı %9.3 olarak bulunmuştur ancak aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0.052). rekürrense kadar geçen ortan ca süre grup A için 8 ay, grupb için 7 ay olarak bulunmuştur (p=0.2). rekürrens için Kaplan Meier eğrisi figure de gösterilmiştir. Rekürrense etki eden faktörlerin belirlenmesi için çok değişkenli analiz yapılmıştır vemitomycin verilmesi anlamlı bir factor olarak bulunmamıştır (HR: 0,69 (0,45-,47), P= 0,6) sonuçlar tablo de özetlenmiştir. Sonuç: Orta yüksek risk grubunda bulunanhastalarda BCG tedavisi öncesi tek doz mitomycin c verilmesi ile rekürrens oranı ve rekürrense kadar geçen sure açısından fark saptanmamaktadır. Mitomycin C uygulaması rekürrense etki eden bağımsız bir fakatör değildir. 48 0. Üroonkoloji Kongresi

Parametre Hazard ratio (95% CI) P değeri Yaş >65 0,72 (0,24-,47) 0,4 Cinsiyet (erkek),4 (0,89-,85) 0,57 Tumor evresi (pt),72 (,24-2,4) 0,02 Tumor boyutu (>3 cm) 2,4 (,5-3,4) 0,0 Tumor derecesi 2,9 (,57-6,2) 0,004 Daha önceki rekürrens oranı,56 (,-2,58) 0,0 Mitomycin C uygulaması 0,69 (0,45-,47) 0,6 SÖZEL Şekil. Kaplan - Meier analizi sonuçlar 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 49

S20 LOKAL İLERİ EVRE MESANE KANSERİNDE HAFTALIK DÜŞÜK DOZ GEMSİTABİNLE EŞ ZAMANLI DEFİNİTİF KEMORADYOTERAPİ Beste M Atasoy, 2 Faysal Dane, Ilknur Alsan Çetin, Ayşegül Üçüncü Kefeli, Roman Ibrahimov, 2 N. Serdar Turhal, Ufuk Abacıoğlu, 3 Levent Türkeri. SÖZEL Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, 2 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Iç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı, 3 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Bu çalışmada medikal olarak inoperatif ya da hasta reddi nedeniyle cerrahi yapılamayan kasa invaze mesane kanserinde radyosensitizan amaçlı gemsitabinle eş zamanlı uygulanan radyoterapinin sonuçları bildirilmektedir. Gereç ve Yöntem: Marmara ÜTF Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı nda 2000-2009 yılları arasında tedavi görmüş 24 ü erkek toplam 26 hasta geriye dönük incelendi. Ortanca yaş 73 (aralık:49-79 yaş); histopatolojik tanı transisyonel hücreli (23), invaziv üretelyal (2) ve skuamöz hücreli () kanser şeklindeydi. Klinik, endoskopik ve radyolojik olarak evre T2abN0M0 (23), T3a-bN0M0 (3) idi. Tüm hastalara kemoradyoterapi (KRT) öncesi erken evre nedeniyle -3 kere transüretral rezeksiyon uygulanmıştı. Dokuz hastada bu dönemde intravezikal kemoterapi ya da BCG uygulaması vardı. Radyoterapi lineer akseleratör (8MV) ile konvansiyonel fraksiyon şemasına göre ortanca 63 Gy ve üç boyutlu konformal tedavi planlamasıyla gerçekleştirildi. Gemsitabin radyoterapiyle eş zamanlı haftalık 75mg/m2 olarak planlandı. Grad 3 toksiste olması durumunda eş zamanlı kemoterapi kesilerek radyoterapiye tek başına devam edildi. KRT nin tamamlanmasından üç ay sonra ilk sistoskopik inceleme yapıldı ve ilk iki yıl üç ay arayla tekrarlandı. Sağkalım analizlerinde, lokal progresyonsuz sağkalım (LPSK), olaysız sağkalım (OSK) ve hastalıksız sağkalım (HSK) tanımları yapıldı. Sağkalım eğrileri Kaplan-Meier yöntemi ile çizdirildi. Bulgular: Tüm hastalar radyoterapiyi planlandığı şekilde tamamladı. Eş zamanlı gemsitabin ortanca 90 mg olarak 2 hastada (%80.7) arasız ve kesilmeden uygulandı. Kesilme nedeni grad 3 trombositopeni (), miyokard enfarktüsü (), pnömoni () hastanın istememesi (2) şeklindeydi. Üriner toksisite %48 (grad 2 (5), grad I (7)), gastrointestinal toksisite %42 (grad 2 (5), grad (6)), hematolojik toksisite %5 hastada (grad (4), grad 3()) izlendi. Ortanca takip 28 ay (aralık, 3-96 ay) idi. Hastaların 4 (%53.8) ünde lokal ve/ veya sistemik progresyon görüldü. Üç yıllık LPSK, OSK ve HSK sırasıyla %62.6, %43.8 ve %63.6 oldu. Takiplerde 0 hasta kaybedildi. Ölümlerde metastatik hastalık (2 akciğer, 2 kemik, karaciğer, intarabdominal uzak metastaz) ve histolojik olarak doğrulanmış ikinci primer pankreas kanseri () vardı. Dört hastada ölüm sırasında lokal progresyon görüldü. Sadece lokal progresyon izlenen beş hasta sistemik kemoterapi ve/veya intravezikal tedavinin eklendiği transüretral rezeksiyon uygulandı. Daha önce cerrahiyi kabul etmeyen bir hastaya da sistektomi uygulanarak kür sağlandı. Sonuç: Cerrahinin uygulanamadığı lokal ileri evre mesane kanserinde gemsitabinle eş zamanlı radyoterapi etkinlik ve toksisite açısından alternatif bir tedavi olabilir. 50 0. Üroonkoloji Kongresi

S2 PT MESANE TÜMÖRLÜ HASTALARDA TEKRAR TRANSÜRETRAL REZEKSİYONUN (RE-TUR) ÖNEMİ Cavit Can, Barbaros Başeskioğlu, Ata Özen, Harun Kılıççalan, Metin Kale. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Giriş: Mesane tümörlerinde transüretral rezeksiyonun (TUR-M) iki amacı vardır. Birincisi histopatolojik evrelendirme için yeterli örneğin alınması, ikincisi ise tümör kitlesinin tümüyle ortadan kaldırılmasıdır. Yapılan çalışmalarda ilk TUR-M nin vakaların önemli bir kısmında (%5-75) yetersiz kaldığı bilinmektedir. Yinelenen TUR-M nin avantajı doğru evreleme ile uygun tedavi seçeneğini belirlemek ve özellikle kasa invaze olmayan mesane tümörlerinde rezeksiyonu tam olarak yapmaktır. Amaç: Primer mesane tümörü nedeniyle kliniğimizde TUR-M yapılan ve patolojik evresi pt olan hastalarda yapılan Re-TUR sonuçlarını değerlendirmek. Yöntem: 997-200 yılları arasında primer mesane tümörü nedeniyle TUR-M yapılıp sonucu pt olan toplam 30 hastaya aynı cerrah tarafından Re-TUR-M uygulandı. Uzun dönem takibi yapılabilen 09 hastanın verileri SPSS 7.0 data veri sistemi ile, Re-TUR un rekürrense ve progresyona etkisi değerlendirildi. Bulgular: Hastaların 23 (%94,6) erkek, 7 si (5,4) kadın olup ortalama yaş 6,7 (3-82) yıl idi. 30 hastanın Re-TUR sonucunda malignite görülme oranı %40 olarak saptandı. Re-TUR sonucunda 20 hastada Ta (%5,4), 9 hastada T (%4,6), 4 hastada T+CIS (%3,), 6 hastada CIS (%4,6) görüldü ve 3 hastada T2 (%2,3) tümör nedeniyle evre yükselmesi saptandı. Takibi yapılabilen 09 hastanın ortalama takip zamanı 54,3 (2-63, Std 32,5) aydı. Rekürrense kadar geçen süre ortalama 7,5 (3-52, Std 4,5) ay iken, progresyona kadar geçen süre ortalama 26,5 (6-55, Std 5,6) ay idi. Hiç rekürrensi olmayan hasta sayısı 64 (%58,7), ortalama takip süresi 44,8 ay (2-32, Std 28,3), hiç progresyonu olmayan hasta sayısı ise 95 (%87,), ortalama takip süresi 53,4 ay (2-63, Std 33,4) olarak bulundu. Hastaların ve 3 yıılık rekürrenssiz sağ-kalım oranları sırasıyla %87, %62; ve 3 yıllık progresyonsuz sağ-kalım oranları ise sırasıyla %98, %94 bulundu. Sonuç: Özellikle T tümörlerde hem tümör kitlesinin tamamının ortadan kaldırılabilmesi, hem de doğru evrelemeyi yaparak uygun tedavinin belirlenebilmesi için Re-TUR hayati öneme sahiptir. Re-TUR yapılan hastalarda rekürrenssiz ve progresyonsuz sağ-kalım oranları, literatürdeki Re-TUR yapılmayan olgulara göre daha yüksektir. SÖZEL 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 5

S22 KAS İNVAZİV OLMAYAN YÜZEYEL MESANE TÜMÖRÜNDE RE- TUR YAPILAN VE YAPILMAYAN OLGULARDA REKÜRENSİN DEĞERLENDİRİLMESİ Emre Huri, Mümtaz Dadalı, Yasin Aydoğmuş, İbrahim Yardımcı, Arif Aydın. SÖZEL Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi,Üroloji Kliniği. Amaç: Çalışmada kas invaziv olmayan yüzeyel mesane tümör olgularında re-tur gereksinimi olan ve olmayan hastaların takip dönemlerindeki rekürens durumları değerlendirilmiştir. Materyal ve Metod: Kliniğimizde primer mesane tümörü tanısı almış 24 hasta çalışmaya dahil edildi. Birinci grup dahil edilme kriterleri (Tekrar TUR grubu): TUR sonrası inkomplet olma durumu, patoloji sonucu yüksek dereceli tümör olan veya ilk TUR sonrası kas dokusu saptanmamış hastalar olarak belirlendi. İkinci grup ise ilk TUR sonrası ikinci TUR gereksinimi olmayan hastalar idi. Yaş, cinsiyet, sigara kullanımı, meslek durumu değerlendirildi. Her hastaya standart mesane tümör transüretral rezeksiyon planlandı. Cerrahi sonrası tümör evre ve derecesi değerlendirildi, sistoskopi ile 2 yıl süresince takip yapıldı. Rekürens değerlendirildi. İstatistik analizi SPSS 7.0 kullanılarak yapıldı. P değeri 0.05 olarak belirlendi. Bulgular: Yaş ortalaması 65,0 (47-82) idi. Tüm hastalarda sigara kullanım öyküsü mevcuttu. 3 hastada mesleki risk faktörü bulunmaktaydı. Birinci grupta; 6 (%25) hastaya inkomplet TUR-M sonrası ikinci TUR-M, 6 (%25) hastaya komplet TUR-M sonrası patoloji sonucuna göre re-tur-m, ikinci grupta 2 (%50) hastaya komplet TUR-M operasyonları yapıldı. Hastaların patoloji sonuçları Tablo de belirtildi. Komplet TUR-M yapılan ve patolojisi Ta gelen 6 (%25) hastaya postoperatif tek doz intravezikal mitomisin-c (MMC), komplet TUR-M veya ikinci/re- TUR-M sonrası sırasıyla T-G veya Ta/T-G gelen 5 (%20.8) hastaya 6 hafta intravezikal MMC ve iki patolojisinden birinde T-G3 olan 3 (%54.2) hastaya 6 hafta BCG tedavisi uygulanmıştır. İzlem sonunda inkomplet TUR-M yapılan 6 hastanın 2 sinde, re-tur-m yapılan 6 hastanın 3 ünde, komplet TUR-M yapılan 2 hastanın 4 ünde rekürrens saptanmıştır. İnkomplet TUR-M ile re-tur-m, inkomplet TUR-M ile komplet TUR-M, re-tur-m ile komplet TUR-m ve inkomplet ve re-tur-m yapılan hastaların toplamı ile komplet TUR-M yapılan hastaların 2 yıllık izlemleri sonunda rekürrens göstermeleri açısından gruplar arası anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). (Tablo 2) Sonuç: Kas invaziv olmayan mesane tümörlerinde tümör boyutu nedeniyle tek seansta komplet TUR yapılamayan veya patoloji nedeniyle re-tur ihtiyacı olan hastaların rekürens sıklıkları ilk seansta komplet TUR yapılan hastalardan kısa-orta dönemde farklı olmayacağı ön görülebilir. 52 0. Üroonkoloji Kongresi

Operasyon n n.tur-m Patoloji n 2.TUR-M Patoloji İnkomplet TUR-M 6 5 T-G Benign T-G3 2 Ta T-G 2 T-G3 Re-TUR-M 6 T-G 3 Benign 5 T-G3 Ta T-G T-G3 SÖZEL Komplet TUR-M 2 6 Ta 2 T-G 4 T-G3 p [İnkomplet TUR-M] - [Re TUR-M] 0,699 [İnkomplet TUR-M] - [Komplet TUR-M] [Re TUR-M] - [Komplet TUR-M] 0,66 [İnkomplet TUR-M+Re TUR-M] - [Komplet TUR-M] 0,755 [İnkomplet TUR-M] - [Re TUR-M] - [Komplet TUR-M] 0,774 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 53

S23 ÜST ÜRİNER SİSTEM DEĞİŞİCİ EPİTEL HÜCRELİ KANSERLERDE 5-YILLIK SAĞKALIM SÖZEL Artan Koni, Bülent Akdoğan, Levent Mert Günay, Halil Kızılöz, Cenk Yücel Bilen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Üst üriner sistem değişici epitel hücreli tümörü nedeniyle nefroüreterektomi yapılan hastalarda sağkalım analizi yapmak. Materyal-Metod: Temmuz 987 den bugüne ortalama yaşı 60.8±.5 olan toplam 0 hastaya (K/E=8/92) nefroüreterektomi yapıldı (açık/laparoskopik=95/5). Ortalama 57.4±5.6 ay takip edilen hastaların 5-yıllık genel sağkalım analizleri yapıldı. Yaş, cinsiyet, anemi, sigara, taş hastalığı ve mesane tümörü öyküleri, pt evresi, tümör derecesi, tümör yerleşimi (renal pelvis/üreter) ve ameliyat tekniği (açık/laparoskopik) prognostik faktörler olarak değerlendirildi. Tek değişkenli analizde anlamlı bulunan parametreler cox-regresyon analizine tabi tutuldu. Bulgular: 5-yıllık genel sağkalım oranı %62.5±0.06, ortalama yaşam beklentisi 55.7 ay (4.5-97 ay) olarak bulundu. Tek değişkenli analizde pt evresi, tümör derecesi, mesane tümörü öyküsü, tümör yerleşimi ve anemi varlığı sağkalımı etkileyen faktörlerdi (sırasıyla: p=0.000, p=0.000, p=0.000, p=0.002 ve p=0.007). Tümör derecesi, pt evresi ve mesane tümörü öyküsü sağkalımı belirleyen bağımsız değişkenlerdi. Sonuç: Yüksek evre, derece ve mesane tümörü öyküsü üst üriner sistem değişici epitel hücreli kanserlerinde daha kötü sağkalımı ortaya koymaktadır. 54 0. Üroonkoloji Kongresi

Değişken Hastalar (n) % 5 yıllık sağkalım Tek Değişkenli Analiz P (Log-rank test) Odds Ratio Çok Değişkenli Analiz 95% CI P (cox regresyon analizi) Cins E 39/92 42.3 6.4±0.06 0.32 0.39 0.-.44 0.60 K 4/8 22.2 66.6±0.4 Yaş 60 8/50 36 65±0.74 0.80.23 0.6-2.45 0.553 >60 25/60 4.6 60.2±0.7 Anemi Var 9/35 54.3 38.6 ±0.97 0.007.68 0.8-3.49 0.58 Yok 24/72 33.3 73.2±0.59 Sigara öyküsü Var 35/73 47.9 59.6±0.06 0.09.95 0.7-5.42 0.96 Yok 7/34 20.6 72.±0.09 Taş hikayesi Var 3/35 37. 66.6±0.09 0.47 0.9 0.4-2 0.82 Yok 29/75 38.6 48±0.79 Mesane tümörü Var 5/24 62.5 22.2±0.2 <0.00 2.47.4-5.36 0.02 öyküsü Yok 28/86 32.5 72.5±0.06 Primer tümör Pelvis 26/82 3.7 65.±0.06 0.002.5 0.76-3.06 0.23 lokalizasyonu Üreter 7/28 60.7 39.2±0. Multilokalizasyon Var 9/43 44.2 5±0.09 0.06.34 0.64-2.77 0.429 Yok 24/67 35.8 68.8±0.06 Ameliyat tekniği Açık 40/95 42. 62.2±0.06 0.885 0.69 0.7-2.78 0.62 Laparoskopik 3/5 20 77.5±0. Evre Yüzeyel /50 22 84.3±0.06 <0.00 2.27-5.6 0.05 Invaziv 32/60 53.3 42.±0.08 Grade 3 27/56 48.2 35.2±0.09 <0.00 4.4.82-9.39 0.00-2 6/54 29.6 82.7±0.06 SÖZEL 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 55

S24 ÜST ÜRİNER SİSTEM TÜMÖRLERİNİN TEDAVİSİNDE LAPAROSKOPİK NEFROÜRETEREKTOMİ SÖZEL Hakan Vuruşkan, Ismet Yavaşcaoğlu, Yakup Kordan, Bülent Oktay, Sinan Çelen, Hasan Serkan Doğan. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Üst üriner sistem tümörlerinin (ÜÜST) tedavisinde laparoskopik nefroüreterektomi (LNU) deneyimimizin değerlendirilmesi. Gereç-Yöntem: 2006-200 yılları arasında ÜÜST ön tanısıyla LNU yapılan ve patolojisi tümör çıkan hastalar değerlendiridi. Tüm hastalarda nefrektomi laparoskopik olarak gerçekleştirilip, spesimen ve mesaneden cuff çıkarılması Gibson insizyondan açık cerrahi ile gerçekleştirildi. Bulgular: Yirmidört hastaya (E/K:7/7, ort.yaş:68,5±8,7) LNU uygulanmıştır. Onbir hastada tümör renal pelviste, 7 hastada üreterde ve 6 hastada da hem pelvis hem üreterde yerleşimliydi. Üç hastada mesane tümörü hikayesi mevcuttu. Dokuz hastada ise yandaş hastalık mevcuttu. Operasyon süresi, kanama miktarı ve postoperatif yatış için ortalama değerleri sırasıyla 80,7±80,8 dakika, 04,5±88,6 ml ve 7,7±5,7 gündü. Postoperatif dönemde 5 hastaya operasyona bağlı kanama nedenli olmayan Hb düşüklüğü nedeniyle kan transfüzyonu yapıldı. Operasyon öncesi ve sonrası kreatinin değerlerinde farklılık yoktu. Bir hastada derin ven trombozu, hastada konjestif kalp yetmezliği ve hastada da postoperatif dönemde solunum arresti komplikasyonu gelişti. Tüm hastalar destek tedavisyle sorunsuz iyileşti. Ortalama 3,8±5, aylık takip süresi içinde 7 hastada rekürrens (4 mesane, 2 uzak, lokal) gelişti. Tümör patolojilerinin hepsi değişici epitelyum karsinomuydu ve 5 i düşük, 9 ü yüksek dereceliydi. Evreler incelendiğinde 9 hastada Ta- ve 5 hastada T2-4 olduğu görüldü. Takip süreci sonunda hastalıksız izlem, hastalıklı izlem, hastalıktan ölüm ve takipsizlerin dağılımı, 6, 4 ve 3 şeklindeydi. Hastalıksız izlemde olanlarla diğer hastalar karşılaştırıldığında tümör evreleri, dereceleri, cinsiyet ve lokalizasyon dağılımlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç: ÜÜST tedavisinde LNU nun erken dönem sonuçları kabul edilebilir görülmektedir. Ancak, daha uzun takibi olan, daha geniş hasta serilerinin açık cerrahi grubuyla karşılaştırılmasının yapılması gereklidir. 56 0. Üroonkoloji Kongresi

S25 MESANE KANSERİNDE İKİNCİL KANSER; SIKLIĞI, GÖRÜLME ZAMANI, İLİŞKİSİ, ÖNEMİ Taner Divrik, Ali Feyzullah Şahin, Muammer Altok, Hüseyin Tarhan, Ferruh Zorlu. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi,. Üroloji Kliniği. SÖZEL Amaç: Mesane kanserli hastalarda ikincil kanser görülme sıklığı, görülme zamanı, mesane kanseri ile olan ilişkisi ve klinik önemini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: Tepecik Üroloji Kliniğinde 990-20 yılları arasında takip edilen 598 mesane kanserli hastanın verileri geriye dönük incelendi. Hastalara ait veriler (yaş, cinsiyet, meslek, sigara içimi, vs.), mesane kanserine ait veriler (histoloji, evre, grade, vs.) ve ikincil kansere ait veriler kaydedildi. İkincil kanser özellikleri ve bunu etkileyen faktörler araştırıldı. Bulgular: Hastaların tanı anındaki ortalama yaşı 62,04 (9-97) idi. 598 hastanın 37 sinde (%8,4) ikincil kanser öyküsü saptandı. Değerlendirmeye histolojik verilerine ulaşılan 462 hasta alındı. Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 62,25 (9-97) idi ve 24 hastada (%8,5) ikincil kanser saptandı (Tablo-). Ortak etiyolojik kökene sahip olan 42 Akciğer Ca ve Larinks Ca hastası (Grup-) ile ikincil kanser görülmeyen 338 hasta (Grup-2) karşılaştırıldı (Tablo-2). Grup- deki 53 hastanın 3 ünde (%27,7) mesane tümörü tanısından önce, birinde (%2,) aynı anda ve 33 hastada (%70,2) ise daha sonra ikincil kanser tanısı saptandı. İkincil kanser tanısı, 33 hastada, ortalama 53,5 ay sonra saptandı. Grup- de toplam içilen sigara miktarı (paket*yıl) Grup-2 ye göre belirgin yüksek saptandı. Riskli meslek öyküsü, sigara içimi, tümör özellikleri yönünden fark görülmedi. Sonuçlar:. Mesane tümörüne en sık eşlik eden ikincil kanser Akciğer kanseridir (Normal popülasyona göre 75 kat daha sık). 2. Akciğer ve Larinks Ca görülen hastaların %65 i yüzeyel (Ta,T) mesane tümörü olan hastalardır. Ortalama 54 ay sonra ikincil kanser tanısı konmuştur. 3. Yüzeyel mesane tümöründe uzun sağkalım göz önüne alındığında, bu hastaların takibinde (özellikle 5. yıldan itibaren) toraks BT ile kontrol önerilmelidir. 4. Toplam tüketilen sigara miktarı ile, Akciğer Ca riski daha da artmaktadır. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 57

İkincil kanser Hasta sayısı (n) Görülme sıklığı (%) İkincil kanserler arasındaki sıklığı (%) SÖZEL Akciğer Ca 42 2,9 33,9 Prostat Ca 22,5 7,7 GIS Ca (Kolon, ince barsak, Mide) 8,3 4,5 Larinks Ca 0,8 8,9 Beyin tm 7 0,5 5,6 RCC 5 0,3 4,0 Meme Ca 4 0,3 3,2 BCC (cilt) 3 0,2 2,4 Testis tm 3 0,2 2,4 Serviks Ca 2 0,,6 Lösemi 2 0,,6 Pankreas Ca 2 0,,6 Malin histiositom 0, 0,8 Epitel kaynaklı 0, 0,8 Karaciğer Ca 0, 0,8 Özellik Grup- (Akciğer Ca veya Larinks Ca görülen hastalar) Grup-2 (Sekonder Ca görülmeyen hastalar) Hasta sayısı 53 338 Ortalama yaş (SD) 63,92±7,87 62,23±,66 0,294 Mesane tümörü evresi (%) Ta T T2 >T2 CIS (%) - + Sigara içimi (%) Hiç içmemiş İçmiş, bırakmış Halen içiyor 8 (5,7) 25 (49) 0 (9,6) 2 (3,9) 0 (90,9) (9,) 3 (6,3) 0 (20,8) 35 (72,9) 73 (5,6) 460 (4,6) 320 (28,9) 33 (3,0) 83 (85,9) 30 (4,) 66 (6,0) 28 (2,) 65 (62,9) P 0,680 0,640 0,70 Toplam sigara içimi 57,34±29,29 43,7±24,09 0,000 (ortalama paket*yıl) Riskli meslek öyküsü (%) 5 (4,7) 30 (6,3) 0,54 58 0. Üroonkoloji Kongresi

S26 ABDOMİNOPERİNEAL REZEKSİYON SONRASI DOUBLE BARRELLED WET KOLOSTOMİ TEKNİĞİNİN GEÇERLİLİĞİ VE HACETTEPE DENEYİMİ M. Sertaç Yazıcı, Bülent Akdoğan, Ali Cansu Bozacı, İlhan Erkan, 2 Erhan Hamaloğlu, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı. SÖZEL Amaç: Abdominoperineal rezeksiyon (APR) yapılan hastalarda, üriner ve gastrointestinal sistem revizyonunda Double Barrelled Wet Kolostomi (DBWK) tekniğinin geçerliliğinin araştırılması. Yöntem ve Gereçler: 2006 20 yllları arasinda Hacettepe Üniversitesi Genel Cerrahi ve Üroloji Anabilim Dalları nda gerçekleştirilen toplam 9 adet abdominoperineal rezeksiyon + wet ileostomikolostomi hastasının dosyaları retrospektif olarak tarandı. Hastaların ameliyat sonrası dönemde böbrek fonksiyon testleri, üriner sistem ve pelvik görüntülemeleri (USG, BT) ile yapılan takipleri değerlendirildi. Bulgular: Yaş ortalaması 55.6 (30-79) olan grubun özellikleri Tablo de özetlenmiştir. Simultane intestinal ve üriner diversiyon amacıyla 3 hastaya wet kolostomi, 5 hastaya double barrelled wet kolostomi, hastaya double barrelled wet ileostomi uygulandı. Cerrahi sonrası ortalama yatış süresi 7. gün (7-37) olan hastalar ortalama 0.3 (2-20) ay takip edildi. Hastaların hiçbirinde cerrahiye bağlı ölüm (postoperatif ilk ay) izlenmedi. Radyoterapi hikayesi olan 2 hastada üreterokolonik anastomozdan kaçak izlendi. Her iki hasta bilateral perkütan nefrostomi ile 2 ay takip edildikten sonra çekilen antegrad pyelografilerinde kaçak saptanmaması üzerine nefrostomiler çekildi, US ile yapılan takiplerde minimal bilateral hidronefroz gözlendi. Toplam 6 hastada primer hastalığın uzak metastazı ve progresyonu izlendi. Bunlardan 2 tanesinde uzak metastaza bağlı ölüm gerçekleşti. İzlenen komplikasyonlar ve tedavileri Tablo2 de özetlenmiştir. Sonuç : DBWK pelvik ekzanterasyon sonrası ürinerintestinal sistemin ortotopik rekonstruksiyonunun sağlanamadığı durumlarda kullanılan basit, etkili, güvenli bir prosedürdür. İlgili komplikasyonları konservatif veya minimal invaziv yöntemler ile giderilebilmektedir. Geçirilmiş tedavi ve cerrahilerin ameliyat komplikasyonlarını arttırdığı bilinse de eldeki hasta sayısı bu tedavilerin diversiyon başarısızlığındaki rolünü saptamak için yetersizdir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 59

SÖZEL Cinsiyet/yaş Primer tanı Önceki tedaviler Cerrahi prosedür Üriner diversiyon K/52 Serviks kanseri K/47 Serviks kanseri E/74 Kolorektal kanser E/49 Kolorektal kanser E/62 Kolorektal kanser E/79 Kolorektal kanser K/30 Ülseratif kolit + Kontrakte mesane + Vezikovajinal fistul TAH+BSO+Kemoradyoterapi APR + Sistektomi Wet kolostomi Radyoterapi APR + TAH + BSO + Sistektomi Anterior rezeksiyon + Kemoradyoterapi Sağ hemikolektomi + Kemoterapi Anterior rezeksiyon + Kemoradyoterapi Radyoterapi (Prostat ca nedeni ile) Hemikolektomi + Sulfasalazine ve siklosporin APR + Sistoprostatektomi APR + Sistoprostatektomi APR + Sistoprostatektomi APR + Sistoprostatektomi Proktokolektomi + Sistektomi E/56 Kolorektal kanser Anterior rezeksiyon + Kemoradyoterapi APR + Sistoprostatektomi E/52 Kolorektal kanser Kolostomi açılması APR + Sistoprostatektomi + Sakrektomi Wet kolostomi Wet kolostomi Double-barrelled wet kolostomi Double-barrelled wet kolostomi Double-barrelled wet kolostomi Double-barreled wet ileostomi Double-barrelled wet kolostomi Double-barrelled wet kolostomi Cinsiyet/ Yaş Patoloji Erken komplikasyon Tedavi Son durum K/52 Endometriyal karsinom Batın içi abse Drenaj+antibiyotik Uzak metastaza bağlı ölüm K/47 Epidermoid karsinom Üreterokolonik anastomoz kaçağı Nefrostomi ile izlem Hastalıksız izlem E/74 Adenokarsinom Yok Yok Uzak metastaz progresyonu E/49 Musinoz adenokarsinom Yok Yok Uzak metastaza bağlı ölüm E/62 Nöroendokrin tumor Yok Yok Uzak metastaz progresyonu E/79 Adenokarsinom Sağ pnömohidrotoraks Drenaj+antibiyotik Hastalıksız izlem K/30 Ülseratif kolit Yok Yok Hastalıksız izlem E/56 Adenokarsinom Üreterokolonik anastomoz kaçağı Nefrostomi ile izlem Uzak metastaz progresyonu E/52 Musinöz adenokarsinom Sakral abse Drenaj+antibiotik Uzak metastaz progresyonu 60 0. Üroonkoloji Kongresi

S27 SIÇAN KAVERNÖZ SİNİR HASARI MODELİNDE ADİPOZ DOKU KAYNAKLI KÖK HÜCRELERİN EREKTİL FONKSİYONLARIN İYİLEŞTİRİLMESİNDE ETKİNLİĞİ Naşide Mangır, Cem Akbal, Ferruh Şimşek, Tufan Tarcan, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. SÖZEL Amaç : Bu çalışmanın amacı sıçanlarda bilateral kavernöz sinir hasarı sonrası oluşan erektil işlev bozukluğunun düzeltilmesinde adipoz doku kaynaklı mezenkimal kök hücrelerin(ad- MKH) intrakavernozal enjeksiyonunun etkinliğini araştırmak ve kök hücre enjeksiyonunun otolog ya da allojenik olarak yapılmasının fark oluşturup oluşturmadığını ortaya çıkarmaktır. Materyal ve Metod : Çalışmanın başında tüm sıçanlara bilateral paratestiküler yağ doku eksizyonu yapıldı. Eksize edilen paratestiküler yağ dokudan MÜTF Üroloji Araştırma Laboratuarı nda AD-MKH izole edildi. Yağ doku eksizyonunun 5. gününde tüm sıçanlara alt abdominal insizyon ile bilateral kavernöz sinir hasarı uygulandı ve gruplara göre intrakavernozal kök hücre ve kök hücre lizat enjeksiyonu yapıldı( Tablo ). Enjeksiyon sonrası. ayda intrakavernöz basınç ölçümü yapılarak İntrakavernozal Basınç/ Ortalama Arter basıncı(ikb/ OAB) değerleri hesaplandı. Ardından sıçanlar sakrifiye edilerek penis dokuları histolojik ve moleküler inceleme için ayrıldı. Bulgular : Toplam 36 adet 350-500 gr ağırlığında erkek Sprague- Dawley sıçan kullanılmıştır. Paratestiküler yağ dokudan elde edilen AD-MKH ler flowsitometrik olarak tanımlanmış ve bu hücrelerin CD90 ve CD 44 pozitif; CDb, CD 34 ve CD45 negatif hücreler oldukları gösterilmiştir. Ayrıca elde edilen kök hücreler iki farklı dokuya farklılaştırılarak birden fazla dokuya farklılaşabilme kapasiteleri gösterilmiştir(resim ). Enjeksiyon sonrası. ayda yapılan İKB/ OAB değerleri karşılaştırıldığında Sham grubunun(grup ), PBS enjeksiyonu grubuna göre(grup 2) anlamlı olarak yüksek olduğu görülmektedir, sırasıyla 73, (±0,3) ve 47, (±4,2) (Mann Whitney U test p: 0,009). Otolog kök hücre enjeksiyonu yapılan grup(grup 5), Grup 2 ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur, sırasıyla 62, (±2,3) ve 47, (±4,2) (Mann Whitney U test, p: 0,05). Allojenik kök hücre enjeksiyonu yapılan grup(grup 3) ile PBS enjeksiyonu yapılan grup(grup 2) karşılaştırıldığında bulunan fark istatistiksel olarak anlamlı değildir, sırasıyla 6,0 (±0,6) ve 47, (±4,2). Kök hücrelerin otolog ya da allojenik enjeksiyonu arasında anlamlı bir fark izlenmemiştir. Allojenik ya da otolog kök hücre lizatı enjeksiyonu yapılan gruplar(grup 4 ve Grup 6), PBS enjeksiyonuna üstünlük gösterememişlerdir(resim 2). Korpus kavernozum dokusunun immünhistokimyasal incelemesi sonucunda kök hücre enjeksiyonu yapılan sıçanlarda nnos expresyonunun PBS grubuna göre daha fazla olduğu izlenmiştir. RT- PCR incelemesi sonucunda korpus kavernozumdaki nnos expresyonunun kök hücre enjeksiyonu yapılan gruplarda PBS enjeksiyonu yapılan gruba göre daha fazla olduğu izlenmiştir. Sonuç : AD-MKH enjeksiyonu kavernöz sinir hasarı sonrasında oluşan erektil işlevlerin geri kazanılmasında etkili bir tedavi yöntemi olabilir. Kök hücrelerin otolog ya da allojenik olarak elde edilmesi fonksiyonel sonuçları değiştirmemektedir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 6

Gruplar Grubun tanımı Hayvan sayısı SÖZEL. Sham grubu Yalancı opere grup 6 2. Kavernoz sinir hasari, otolog ADKKH enjeksiyonu 3. Kavernoz sinir hasari, otolog ADKKH lizat enjeksiyonu Kavernöz sinir hasarı oluşturulan ve ayni seansta daha once hazırlanmış otolog ADKKH enjeksiyonu yapılan grup Kavernöz sinir hasarı oluşturulan ve aynı seansta daha once hazırlanmış ADKKH lizat enjeksiyonu yapılan grup 4. Kavernoz sinir hasari, PBS enjeksiyonu Kavernöz sinir hasarı oluşturulan ve aynı seansta PBS enjeksiyonu yapılan grup(hasarlı kontrol grubu) 5. Kavernoz sinir hasari, allojenik ADKKH enjeksiyonu 6. Kavernoz sinir hasari, allojenik ADKKH lizat enjeksiyonu Kavernöz sinir hasarı oluşturulan ve aynı seansta daha once hazırlanmış allojenik ADKKH enjeksiyonu yapılan grup Kavernöz sinir hasarı oluşturulan ve aynı seansta daha once hazırlanmış allojenik ADKKH lizat enjeksiyonu yapılan grup 6 6 6 6 6 Şekil. Hücrelerin adipojenik ve osteojenik farklılaşma sonrası 3. haftadaki görünümleri Grafik. Deney gruplarının İKB/OAB oranlarının grafiği 62 0. Üroonkoloji Kongresi

S28 EVRE SEMİNOMLU HASTALARDA TEDAVİ SEÇİM KRİTERLERİMİZ VE UZUN DÖNEM SONUÇLARIMIZ Hasan Soydan, Cumhur Yeşildal, Ferhat Ateş, Cüneyt Adayener, Temuçin Şenkul, Kadir Baykal. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Üroloji Servisi. SÖZEL Amaç. Klinik evre seminomlu hastalarda tedavi seçim kriterlerimiz ve uzun dönem sonuçlarını araştırmak Gereç ve Yöntem: GATAHaydarpaşa Eğitim hastanesi Üroloji servisinde takip edilen testis tümörlü hastalardan patolojileri seminom olup, klinik evre olan hastaların verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların başvuru şekli, tümör boyutu, rete testis invazyon varlığı, TNM evresi ve uygulanan tedavi ile takip süreleri kaydedildi. Hastalar risk grupları ve uygulanan tedavilere göre karşılaştırıldı. Sonuçlar:994-20 tarihleri arasında seminom tanısı alan 34 hastanın verileri değerlendirildi. Bunların 28 inin klinik evre seminomu vardı. 6 sı sağ tarafta, 2 si sol tarafta idi. 7 hasta testiste şişlik, hastada infertilite, 2 hasta orşiektomi yapılmış olarak, 6 hasta testiküler ağrı ve/veya şişlik, 2 hasta testiste sertlik yakınması nedeni ile başvurmuştu. Hastaların spermatositik seminom saptanan biri hariç hepsinde klasik seminom saptandı. Tümör boyutu ortalaması 4,0(0,3-0,5) cm idi. 5 hastada rete testis invazyonu vardı. 20 hastaya orşiektomi sonrasında adjuvan RT, 2 hastaya adjuvan kemoterapi yapıldı. 6 hasta ise izlem protokoluna alındı. Ortalama takip süresi 5.59 (-6) yıl idi. Risk faktörlerine ve yapılan ek tedaviye göre nüks oranları Tablo-. de gösterilmiştir. Hiçbir hastada nüks gelişmemiştir. Sonuç: Sonuçlarımız evre seminomlu hasta grubumuzun çoğuna ek tedavi verildiğini göstermektedir. Nüks açısından hastalar arasında risk gruplarına göre ve aldığı tedaviye göre farklılık olmadığı görülmüştür. Uygulanan tedavi Tümör boyutu >4 cm rete testis invazyonu (+) Tümör boyutu >4 cm Sadece Rete testis invazyonu (+) Tümör boyutu <4 cm ve rete testis invazyonu (-) Orşiektomi - 3-3 - Orşiektomi+RT 3 5-2 - Orşiektomi+kt - - - Takip süresi 2,5 4 7 6,4 Nüks - - - - Nüks 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 63

S29 EKSTRAGONADAL GERM HÜCRELİ TÜMÖRLER, PRİMER TESTİKÜLER GERM HÜCRELİ TÜMÖRLERDEN FARKLI MIDIR? Halil Kızılöz, Bülent Akdoğan, Mustafa Sertaç Yazıcı, Artan Koni, Younis Haceeb Taher, Haluk Özen. SÖZEL Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Giriş:Ekstragonadal germ hücreli tümörler (EGGHT) tüm GHT lerin %5-0 unu oluşturmaktadır. En sık oluşum yeri ön mediasten olsa da primer yeri retroperiton dışı olduğunda primer gonadal germ hücre tümörlerine göre daha kötü prognozludurlar. Yöntem:Kliniğimizde 2005 yılından sonra tanı konup takip edilen EGGHT li hastanın demografik, klinik ve patolojik verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 37.9±4.5 idi. Hastaların 9 unda ilk klinik semptom karın ağrısıydı. Diğer iki hasta supraklaviküler kitle ve dispne nedeniyle hastaneye başvurmuştu. Bir hastaya tedavi öncesi tanısal retroperitoneal kitle biyopsisi, bir hastaya da supraklaviküler kitleden eksizyonel biyopsi yapıldı. Diğer tüm hastalarda tanı, serum tümör belirteç yüksekliği ve klinik bulgulara dayanılarak konuldu. Tüm hastalarda testisler olası primer oluşum yeri için fizik muayene ve testis ultrasonu ile değerlendirildi. Sadece bir hastada testiküler şüpheli kitle sebebiyle orşiektomi yapıldı ve patoloji sonucu epidermoid kist olarak geldi. Tüm hastalarda primer retroperitoneal GHT mevcuttu. Hastaların %63.9 unda tanı anında akciğer, karaciğer veya kemik iliği metastazı tespit edildi. Hastaların sadece %36 sı düşük risk grubundaydı. Sadece bir hastaya standart 3 döngü BEP kemoterapisi uygulanırken diğer tüm hastalar BEP e ek veya BEP dışında başka bir rejim uygulandı. Ortalama kemoterapi döngü sayısı 5.67±2.23 idi. Bu yüksek döngü sayısına rağmen kemoterapi sonrası hastaların sadece %27.2 sinde serum belirteçleri normale döndü. Kemoterapi öncesi ortalama retroperitoneal kitle boyutu 7.8±2.39, kemoterapi sonrası 7.5±3.47 cm bulundu. Tüm hastalara kemoterapi sonrası retroperitoneal rezidü kitle eksizyonu ve lenf nodu diseksiyonu yapıldı (RPLND). RPLND patolojilerinde 2 hastada sadece teratom varken 6 hastada teratom ve/veya canlı hücre izlendi (%54.5). Operasyon sırasında toplam 6 hastada nefrektomi veya renal ven, vena cava, aort yaralanması gibi komplikasyonlar gelişti. Bu komplikasyonların RPNLD patolojisi ile bir ilgisi saptanamadı. Yine bu hastaların %83 ü yüksek risk grubundaydı. Yüksek riskli hastalarda düşük ve orta riskli hastalara göre cerrahi sınır pozitifliği ve nüks oranları benzer bulunurken (%42.9 vs. %50) (%75 vs. %50), mortalite %54.5 bulundu. Nüks eden hastaların hepsi kaybedildi. Bir hastada postoperatif 24. ayda nüks olurken, diğer nüksler ilk 4 ay içinde oldu. Sonuç:EGCCCG prognostik verilerine göre primer retroperitoneal germ hücreli tümörlerin, primer testiküler germ hücreli tümörlerle benzerlik gösterdiği bildirilmekle beraber, hastalarımızın yarısından fazlasının yüksek risk grubunda olması, yüksek kemoterapi döngü sayısına rağmen önemli bir kesiminde istenen belirteç düşüklüğüne erişilememesi ve hepsinde de rezidü kitle eksizyonu gereksinimi olması;yüksek cerrahi sınır pozitifliği, nüks ve mortalite oranlarını açıklayıcıdır. 64 0. Üroonkoloji Kongresi

S30 ROBOT YARDIMLI RADİKAL PROSTATEKTOMİ: AÇIK CERRAHİDE TECRÜBELİ TEK CERRAHIN ÖĞRENME EĞRİSİNDE İLK SONUÇLARI Ahmet Tefekli, 2 Ahmet Musaoğlu, Tarık Esen. Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2 İstanbul Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü. Amaç: Açık cerrahi becerilerinin da Vinci robot yardımlı tekniğe transferi konusunda tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda, açık cerrahide oldukça tecrübeli tek bir cerrahın, robot yardımlı radikal prostatektomiye (RYRP) başladığındaki ilk sonuçları sunulmaktadır. Hastalar ve Yöntem: Haziran 200-20 arasında, toplam 30 prostat kanseri olgusuna, açık cerrahide tecrübeli (>000 açık radikal prostatektomi) tek bir cerrah (TE) tarafından, RYRP yapıldı. Hasta yaşları, vücut kitle indeksleri (VKİ), ameliyat öncesi PSA, klinik evre ve erektil fonksiyonları prospektif olarak kaydedildi. Ortalama ameliyat süreleri, komplikasyon oranları ve son patoloji bulguları değerlendirildi. Bulgular: Olguların ortalama yaşı 53.7 (range:43-70) yıl, VKİ leri 28.3 (range: 24-35) kg/m2 ydi. Olguların 9 ct, 0 u ct2, i ct3 evresindeydi. Ortalama ameliyat süresi 53.3 (range:20-85) dakikaydı. Yalnız olguda rektum yaralanması, kan transfüzyonu ve açığa geçiş gerekti. Ortalama hastanede yatış süresi 4. (3-7) gündü. Son patolojik inceleme, olguların 23 ünde pt2 (%8 inde cerrahi sınır pozitif), 7 sinde pt3 (%28 inde cerrahi sınır pozitif) olarak bildirildi. Ortalama 6 aylık takip süresince, 20 olgu PDE-5 inhibitörü kullanarak veya kullanmadan ereksiyon sağlayabilirken, 25 olgu tam kontinandı. Sonuç: İlk bulgularımız, açık cerrahideki tecrübenin gerek fonksiyonel sonuçlar bakımından, gerekse makul sayılabilecek onkolojik cerrahi sınırlar bakımından RYRP işlemine yansıtabilineceğini göstermektedir. SÖZEL 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 65

S3 YÜKSEK RİSKLİ LOKALİZE PROSTAT KANSERİNDE RADİKAL PROSTATEKTOMİNİN ETKİNLİĞİ Naşide Mangır, Tuncay Top, İlker Tinay, 2 Yılören Tanıdır, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Kocaeli Izmit Seka Devlet Hastanesi. SÖZEL Amaç : Bu çalışmada yüksek riskli lokalize prostat kanseri tanısı ile küratif radyoterapi(rt) ve radikal retropubik prostatektomi(rrp) uygulanan hastaların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araç- Yöntem : 993-200 yılları arasında yüksek riskli lokalize prostat kanseri tanısı ile tedavi edilen 02 hastanın verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Bu hastalar klinik olarak non-metastatik prostat kanseri olup PSA 20 ng/dl olan ve/veya biyopside primer Gleason skoru 4 ve üzeri olan ve/ veya rektal tuşede evre T3 hastalık bulunan hastalardır. PSA progresyonu tanımı bu çalışma amacı için her iki grupta aynıdır ve tedavi sonrasında ölçülebilir eşiğin altına düştükten sonra yükselen PSA(>0,2 ng/dl) olarak tanımlanmıştır. Bulgular : Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalamaları 66,8(min: 43 max:8) dır. Ortalama takip süresi 5,9(±28,9) aydır. Bu hastaların 60(%58,8) tanesine küratif RT(eş zamanlı HT), 42(%4,2) tanesine RRP yapılmıştır. RRP sonrasında patolojik T3 hastalığı olan ve/veya cerrahı sınır pozitifliği olan ve/veya ekstrakapsüller yayılımı olan toplam 9 hastada ek tedavi uygulanmıştır (3 tanesine adjuvan HT, 6 tanesi adjuvan KT, tanesine adjuvan RT). Birinci yılda biyokimyasal progresyonsuz sağkalım oranları RRP grubunda %89,7 ve RT grubunda %70,7 (Tablo ), üçüncü yılda ise RRP grubunda %78,9 ve RT grubunda %64,3 tür (Tablo ). İki grup arasında. yıl ve 3. yıl biyokimyasal progresyonsuz sağkalım oranları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir(sırasıyla p:0,0 ve p:0,45). Sonuç : Yüksek riskli lokalize prostat kanseri tedavisinde RRP ile sağlanan progresyonsuz sağkalım oranları en az radyoterapi(rt)ve hormonal tedavi kombinasyonu düzeyinde olup, söz konusu hasta grubunda iyi seçilmiş olgularda son derece etkili bir tedavi alternatifidir.. yıl 3. yıl n % N % RRP grubu 26/29 89,7 5/9 78,9 RT grubu 2/4 70,7 8/28 64,3 P: 0,0 P: 0,45 66 0. Üroonkoloji Kongresi

S32 LOKAL İLERİ EVRE VEYA METASTATİK PROSTAT KANSERİ HASTALARINDA FARKLI LHRH AGONİSTİ TEDAVİLERİNİN SERUM TESTOSTERON DÜZEYİ VE HASTALIK SEYRİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Ayşe Veyhürda Dikmen, Bülent Akdoğan, M. Sertaç Yazıcı, Haluk Özen, İlhan Erkan, Çelik Taşar. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. SÖZEL Amaç: Lokal ileri evre ve metastatik prostat kanseri tedavisinde, lüteinize edici hormonsalgılatıcı hormon (LHRH) analogları başarıyla uygulanmaktadır. Farklı LHRH analoglarının testosteron düzeyini ne kadar düşürdüğü net olarak gösterilememiştir. Bu çalışmada lokal ileri evre veya metastatik prostat kanseri nedeniyle en az 6 ay LHRH agonisti tedavisi (löprolid asetat-la veya goserelin asetat-ga) alan hastalarda, farklı LHRH analoglarının total testosteron düzeyini ne kadar düşürdüğünü tespit etmek ve bunun hastalık seyri ile ilişkisini belirlemek amaçlandı. Materyal ve metod: Kliniğimizde, LA ve GA ile tedavi edilen ardışık 48 ve 56 hasta çalışmaya dahil edildi. Bilateral orşiyektomi yapılmış olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Bulgular: LA (n=48) ve GA (n=56) kollarındaki hastaların ortalama yaşları, sırasıyla 76,4±9,4 ve 75,8±8, yıl olarak bulundu. Kastrasyon düzeyi olarak serum testosteron düzeyinin 50 ng/dl olması kabul edildi, istatistiksel değerlendirmelerde literatürde sıkça kullanılan 20 ng/dl düzeyi değerlendirmeye alındı. LA ve GA kollarında serum testosteron düzeyleri <20 ng/dl olan hasta oranları sırasıyla, %9,7 ve %7,4 olup, LA ve GA kollarında serum testosteron düzeyleri 20 ng/dl olan hasta oranları ise sırasıyla; %8,3 ve %28,6 olarak bulundu (p=0,009). GA kullanmakta olan bir hastada (%3,9) serum testosteron düzeyi 89 ng/dl saptandı. LA ve GA kollarındaki hastaların evre dağılımları, vücut kitle indeksi değerleri (VKİ>25), terapötik ve/veya palyatif radyoterapi alma oranları, hastalık veya PSA progresyon oranları arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Progresyon olan ve olmayan hastaların serum testosteron düzeyleri arasında anlamlı fark yoktu (p=0,0899). Sonuç: Bu çalışmada LA kolunda daha düşük testosteron düzeylerine ulaşıldığı, GA kolundaki bir hastada kastre düzeye ulaşılamadığı ve hastalık progresyonun testosteron düzeyi ile ilişkili olmadığı görülmüştür. Testosteronun çok düşük düzeylere düşmesinin hastalığın sağkalımı ve biyokimyasal nüksüzlük oranlarını nasıl etkilediği henüz net olarak bilinmemekle beraber son yıllarda bu konunun gündemde olması nedeniyle daha ileri ve uzun takipli çalışmalar ile bu sorulara yanıt verilebileceğini ifade etmek istiyoruz. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 67

S33 HORMON REFRAKTER PROSTAT KANSERİNDE İNTERMİTAN KEMOTERAPİ: PROSPEKTİF RANDOMİZE ÇALIŞMANIN UZUN DÖNEM SONUÇLARI SÖZEL Haluk Özen, Bülent Akdoğan, Ali Ergen, Levent Mert Günay, Yeter Kırdal, Kubilay Inci, Cenk Yücel Bilen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Kastrasyona dirençli prostat kanserinde (CRPC) intermitan ve devamlı Dosetaksel kemoterapisinin sağkalım, PSA cevabı, hayat kalitesi ve toksisite üzerine etkisini karşılaştırmalı, prospektif randomize bir çalışma ile araştırmak. Material ve Metod: Ocak 2004 ile Aralık 2009 arasında toplam 83 CRPC li hasta sürekli kol (SK) ve intermitan kola (İK) ayrıldı. Sürekli kolda 4, intermittan kolda 42 hasta randomize edilidi. Bütün hastalara ilk gün 75 mg/m2 dosetaksel saatlik intravenöz infüzyon şeklinde, 2 günde bir döngü kemoterapi verildi. SK da tedavi kesintisiz 2 döngü olarak planlandı. İK da her 4 döngü sonunda hastalık progresyonuna kadar tedaviye ara verildi. Tekrar tedaviye alınma kriterleri olarak PSA nın, nadir seviyesinin %80 i kadar artış veya ağrı skorunda 2 puanlık artış veya yeni metastatik lezyonun saptanması veya hastalık progresyonunun diğer belirtileri Kabul edildi. PSA, ağrı skoru (VAS), hayat kalitesi (QLQ-C30, versiyon 3.0) ve hastalık evrelemesinin klinik değerlendirmesi her döngü öncesi yapıldı. Toksisite CTC-NCI kriterleri kullanılarak derecelendirildi. Sonuçlar: SK ve İK da ortalama yaş, PSA ve hemoglobin değerleri sırasıyla; 67.6±.3 ve 66.2±.2 yıl; 244.8±65.4 ve 47.4±29.7 ng/ml, 2.3±0.2 ve 2.5±0.2 g/dl idi (p>0.05). ortalama kemoterapi döngü sayısı SK ve İK da sırasıyla 0.6±0.8 ve 9.6±0.8 idi (p=0.358). Dört, 8, 2 ve 6 döngü sonundaki PSA cevabı SK da 6.9%, 29.4%, 45.5% and 57.; İK da 62.8%, 50%, 44.4% and 57.% olarak bulundu. İK da birinci, ikinci ve üçüncü aranın median süresi sırasıyla; 2 (n=8, range: 4-52), 6 (n=9, range: 6-34) ve 4 (n=3, range: 2-5) hafta idi. Tedavi başarısızlığına kadar geçen ortalama sure SK ve İK da sırasıyla; 5.5±6.6 ve 2.7±3.7 ay idi (p=0.496). İki yıllık genel sağkalım oranları SK ve İK da benzerdi (58.7% vs. 52.9%); median sağkalım SK ve İK da sırasıyla; 30.4±4.5 (95%CI=2.6-39.2) ve 27±2.8 (95% CI=2.5-32.5) ay olarak bulundu (log rank p=0.879). Hayat kalitesinin çoğu parametreleri anlamlı olarak değişmedi. En sık görülen grade 3-4 yan etkiler: alopesi, tat değişiklikleri ve sıcak basması olup her iki kolda benzer oranlarda görüldü. Hiçbir kolda toksisiteye bağlı tedavi kesilmedi. Sonuç: Hasta sayısı az olmasına rağmen bu çalışma, tüm CRPC li hastaların intermitan kemoterapi için aday olabileceğini göstermiştir. CRPC li hastalardaki intermitan kemoterapi stratejisini daha iyi ortaya koymak için yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. 68 0. Üroonkoloji Kongresi

S34 KASTRASYONA DİRENÇLİ PROSTAT KANSERİ HASTALARINDA DOSETAKSEL KEMOTERAPİSİNİN ETKİNLİĞİ Naşide Mangır, İlker Tinay, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Dosetaksel kemoterapisinin kastrasyon dirençli prostat kanseri hastalarında genel sağkalımı arttırdığı bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı dosetaksel kemoterapisini genel sağkalım, genel sağkalımı etkileyen faktörler, klinik yanıt ve toksisite açısından değerlendirmektir. Araç ve Yöntem: 998-2009 tarihleri arasında kastrasyona dirençli prostat kanseri tanısı ile dosetaksel kemoterapisi alan hastaların verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Hastalar klinik değerlendirme sonucuna göre dosetaksel 75 mg/m2 3 haftada bir (. rejim) ve ya haftalık dosetaksel 35 mg/m2 2/3 hafta (2. rejim) almışlardır. Genel sağkalım, genel sağkalımı etkileyebilecek faktörler (yaş, Gleason skoru, metastaz, PSA yanıtı, PSA yarılanma zamanı, PSA doubling time ve tedavi rejimi) ve tedavi toksisitesi analiz edilmiştir. Sağkalım ve sağkalımı etkileyen faktörler Kaplan Meier analizi ve Cox regresyon analizi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları 70(±8,8) yıldır. Hastaların 33 tanesine. rejim ve 2 tanesine de 2. rejim uygulanmıştır. Ortanca sağkalım 20,0 (SE 6,46; 95% CI 7,3-32,6) aydır. Hastaların % 45 inde PSA da en az % 50 lik düşüş saptanmış, % 5 inde PSA değişmemiş ve % 40 ında PSA progresyonu saptanmıştır. Tek değişkenli analizde genel sağkalımı etkileyen 3 faktör bulunmuştur; üçüncü kür sonunda PSA nın >%50 düşmesi, dosetaksel 75 mg/m2 3 haftada bir alınması ve metastazı olmaması. Ancak çok değişkenli analizde incelendiğinde bu faktörlerden hiçbirinin genel sağkalımı etkilemediği görülmektedir. Hastanın yaşı, Gleason skoru, tanı anındaki PSA değeri, kastarasyon dirençli prostat kanseri olana kadar geçen zaman, dosetaksel kür sayısı, diğer komorbiditelerin varlığı, PSA yanıtı ve PSA DT ın genel sağkalımı etkilemediği görülmektedir. En sık görülen toksisite lökopeni ve ikinci en sık toksisite anemidir. Ancak lökopeni sadece bir hastada doz kısıtlayıcı olmuştur. Sonuç: Dosetaksel kemoterapisi kabul edilebilir toksisite ile uygulanabilmektedir. Üçüncü kür sonunda PSA sı düşen, dosetaksel 75 mg/m2 3 haftada bir alan ve metastazı olmayan kastrasyona dirençli prostat kanseri hastalarında genel sağkalım avantajı eğilimi bulunmaktadır. SÖZEL 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 69

SÖZEL 70 0. Üroonkoloji Kongresi

SÖZEL 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 7

S35 PROSTAT REBİYOPSİSİ: SINIR NE OLMALI? (WHAT İS THE LİMİT?) M. Sertaç Yazıcı, Bülent Akdoğan, Ahmet Güdeloğlu, Ali Cansu Bozacı, Ali Ergen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. SÖZEL Amaç: Prostat rebiyopsisinde Hacettepe deneyimimizi sunmak. Yöntem-Gereçler: Kliniğimizde daha önceden standart 0 kor biyopsi yapılmış 283 hastaya transrektal ultrason (TRUS) kılavuzluğunda 327 adet prostat rebiyopsisi yapıldı. Rebiyopsi standart 2 kor + 4 transizyonel zon (TZ) biyopsisi şeklinde uygulandı. Rebiyopsi endikasyonu 4 ng/ml den fazla serum PSA (Prostat Spesifik Antijen) seviyesi, artan serum PSA ve/veya anormal parmakla rektal muayene ve/veya ilk biyopside yüksek gradeli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN) veya atipik küçük asinar proliferasyon (ASAP) bulunması idi. Rebiyopsi sonucu benign gelen 33 hastaya daha sonra TRUS eşliğinde template kılavuzluğunda stereotaktik transperineal prostat saturasyon biyopsisi (STPB) yapıldı ve prostat kanser tespit oranı değerlendirildi. Bulgular: TRUS kılavuzluğunda rebiyopsi yapılan hastaların %9.9 unda prostat kanseri tespit edildi. İlk biyopsisi HGPIN ve ASAP olan hastalarda prostat kanser oranları sırasıyla %34.5 ve %53.3 idi. İkinci, üçüncü ve dördüncü kez biyopsi yapılan hastalarda prostat kanser oranları sırasıyla %22., %4.6 ve %0 olarak bulundu. Çok değişkenli analizde PSA dansitesi (PSAD) ve ilk biyopside ASAP veya HGPIN varlığının prostat kanserini öngören faktörler olduğu tespit edildi. Rebiyopsi sonucu malignite saptanmayan ve genel anestezi altında TRUS eşliğinde stereotaktik transperineal prostat saturasyon biyopsisi yapılan 33 hastanın 0 unda (%30.3) prostat kanseri tespit edildi. Sonuç: TRUS eşliğinde yapılan rebiyopsi sayısı arttıkça kanser yakalama oranları azalmaktadır. Ancak negatif çıkan rebiyopsilerden sonra bazı hastalarda yapılan transperineal saturasyon biyopsisindeki yüksek tümör bulma oranları algoritmada rebiyopsinin saturasyon biçiminde yapılması gerektiği yönündeki bir görüşü de gündeme getirmektedir. 72 0. Üroonkoloji Kongresi

S36 PROSTAT KANSERİ (PCA) SAPTANMASINDA SİSTEMATİK 2 ÖRNEK BİYOPSİ (2 BX) DİĞER BİYOPSİ ŞEMALARINDAN ANLAMLI OLARAK ÜSTÜNDÜR Hasan Yılmaz, 2 Tayyar Alp Özkan, 2 Murat Üstüner, 3 Ali Sarıbacak, 2 Nazım Mutlu, 2 Özdal Dillioğlugil. T.C Sağlık Bakanlığı Izmit Seka Devlet Hastanesi, 2 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 T.C Sağlık Bakanlığı Yerköy Devlet Hastanesi. SÖZEL Giriş: Prostat biyopsilerinde alınacak örnekler konusunda henüz bir standarta ulaşılamamıştır. Çalışmamızda,sistematik 2 örnek biyopsi (2Bx) ile bulduğumuz PCa saptama oranlarını, Hodge (J.Urol.42:66,989), Presti (J.Urol.63:63,2000) ve Gore (J.Urol.65:554,200) un tariflediği biyopsi şemaları ile karşılaştırdık. Yöntem-Gereç: 2005-20 arasında total PSA sı (tpsa) 2-0 ng/ml olan ve ilk kez 2Bx alınan ardışık 09 hasta çalışmaya alındı. Hastaların yaş, TRUS ile prostat hacimleri ve histopatolojik sonuçları kayıt edildi. Histopatolojik sonuçlara göre benign patolojiler, HGPİN ve ASAP kanser yok, adenokarsinomlar ise kanser var olarak sınıflandırıldı. Veriler değişik biyopsi şemalarına Şekil) göre değerlendirildi ve tümör derecesine (Gleason toplamı <7 ve 7) göre PCa oranları karşılaştırıldı. Bulgular: Ortalama hasta yaşı 64(40-90), prostat hacmi ise 56(0-246) ml idi. Biyopsi şemalarının PCa saptama oranları ve tümör derecesine göre karşılaştırması Tablo, istatistiki analizi ise Tablo 2 de görülmektedir. 2Bx, Gore 0 örnek, Presti 0 örnek, Presti 8 örnek, 6 örnek uzak lateral ve 6 örnek parasagital (Hodge) şemalarına göre PCa oranları sırasıyla %30,3; % 28,4; %28,6; %26,4; %23,7; %22, bulundu. 2Bx diğer tüm şemalara göre anlamlı derecede daha fazla PCa saptadı (p<0,05). Diğer şemalar kendi aralarında karşılaştırıldığında, Gore 0 örnek ve Presti 0 örnek ( p=0,758) ile 6 örnek uzak lateral ve 6 örnek parasagital (p=0,575) karşılaştırmaları dışında tüm karşılaştırmalarda PCa oranları anlamlı olarak farklıydı (Tablo 2). 2Bx diğer şemalara göre değerlendirildiğinde Gore 0 örnekte %,5, Presti 0 örnekte %2,7, Presti 8 örnekte %6,9, 6 örnek uzak lateralde %0,8 ve 6 örnek parasagitalde % 3,8 daha az yüksek dereceli PCa saptanacaktı. Değişik biyopsi şemalarının tümör derecesine göre (Gleason<7 veya Gleason 7) PCa oranlarının istatistiki analizi Tablo 2 dedir. Sonuç: 2Bx ile tüm diğer şemalara göre anlamlı oranda daha fazla PCa saptanmaktadır. Ayrıca biyopsilerin diğer şemalara göre alınması, yüksek dereceli prostat kanserlerinin azımsanmayacak bir kısmının saptanamamasına yol açmaktadır. Presti ve Gore un 0 örnek şemaları, PCa ve düşük veya yüksek dereceli tümör saptama oranları açısından farklı değildir. İlgili makalelerinde fark yayınlanmamasına karşın Presti 0 örnek, Presti 8 örnekten ve 2Bx de Gore 0 örnekten anlamlı olarak daha fazla PCa saptamaktadır. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 73

Tablo. Değişik biyopsi şemalarına göre PCa saptama oranları ve bunların tümör derecesi (Gleason toplamı) ne göre karşılaştırması (N=09). 2 Bx Gore 0 Presti 0 Presti 8 6 Örnek Uzak Lateral 6 Örnek Parasagital (Hodge) SÖZEL % Kanser Saptama Oranı (n/n) %30.3 (33/N) Derece Düşük (Gls<7) Yüksek (Gls 7) %5 (64/N) %5.3 (67/N) %28.4 (30/N) %3.6 (48/N) %4.8 (62/N) %28.6 (32/N) %4. (54/N) 4.5 (58/N) %26.4 (288/N) %3.2 (44/N) %3.2 (44/N) %23.7 (259/N) %.7 (28/N) %2.0 (3/N) %22. (24/N) %.0 (20/N) %. (2/N) Tablo 2. Tablo deki verilerin istatistiki analizi. Biyopsi Şemaları Kanser saptama Derece Oranları Düşük (gls<7) Yüksek(gls 7) Gore 0-2 Bx p<0,05 p<0,05 p=0,06 Presti 0-2 Bx p<0,05 p=0,05 p<0,05 Presti 8-2 Bx p<0,05 p<0,05 p<0,05 6 Örnek Uzak Lateral-2 Bx p<0,05 p<0,05 p<0,05 6 Örnek Parasagital-2 Bx p<0,05 p<0,05 p<0,05 Presti0- Gore0 p=0.75 p=0,45 p=0,42 Presti8- Gore0 p<0,05 p=0,70 p<0,05 6 Örnek Uzak Lateral- Gore 0 p<0,05 p<0,05 p<0,05 6 Örnek Parasagital- Gore0 p<0,05 p<0,05 p<0,05 Presti8- Presti0 p<0,05 p<0,05 p<0,05 6 Örnek Uzak Lateral- Presti0 p<0,05 p<0,05 p<0,05 6 Örnek Parasagital- Presti0 p<0,05 p<0,05 p<0,05 6 Örnek Uzak Lateral- Presti 8 p<0,05 p=0,08 p<0,05 6 Örnek Parasagital- Presti8 p<0,05 p<0,05 p<0,05 6 Örnek Uzak Lateral- 6 Örnek Parasagital p=0,5 p=0,55 p=0,32 Şekil. Karşılaştırılan biyopsi şemaları. 74 0. Üroonkoloji Kongresi

S37 STEREOTAKTİK TRANSPERİNEAL PROSTAT SATURASYON BİYOPSİSİ M. Sertaç Yazıcı, Bülent Akdoğan, Önder Kara, Ali Cansu Bozacı, Cenk Yücel Bilen, 2 Dilek Ertoy Baydar, 3 Hüseyin Lüleci, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 3 Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı. Amaç: Önceden transrektal ultrason (TRUS) eşliğinde en az iki kez prostat biyopsisi yapılmış hastalarda stereotaktik transperineal prostat saturasyon biyopsisinin (STPSB) prostat kanseri tespit oranı ve morbiditesi değerlendirildi. Materyal Metod: Kliniğimizde daha önceden TRUS eşliğinde en az iki kez prostat biyopsisi yapılan 48 hastaya (ortalama yaş 60.9) STPSB yapıldı. Prostat rebiyopsi endikasyonları 4 ng/ml den fazla serum PSA (Prostat Spesifik Antijen) seviyesi, artan serum PSA ve/ veya anormal parmakla rektal muayene ve/veya önceki biyopsilerde yüksek gradeli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN) veya atipik küçük asinar proliferasyon (ASAP) bulunması idi. Biyopsi, genel anestezi altında litotomi pozisyonunda gerçekleştirildi. İşlem öncesi rutin antibiyotik profilaksisi uygulandı. Biplanar TRUS probuna takılmış perineal brakiterapi templeti kullanılarak bilgisayar programı aracılığı ile midgland aksiyel planda x ve y; sagital planda ise z koordinatları 5 mm aralıklarla belirlendi ve prostatın 3 boyutlu haritalandırılması yapıldı. Templet kılavuzluğunda TRUS eşliğinde transperineal biyopsi alındı. Prostat hacmi 40 cc nin üstünde olan hastalarda koronal düzlemde distalden ek örnekleme yapıldı. İşlem sonunda prostat kanser tespit oranı ve morbiditesi değerlendirildi. Bulgular: Hasta başına ortalama biyopsi kor sayısı prostat volumüne (cm3) yakın idi (r=0.860). Ortalama serum PSA değeri 5.9 ng/ml (4.03-59.57 ng/ml aralığında) olarak bulundu. Ortalama 54.9 kor (24 06 kor ralığında) biyopsi alındı. STPSB yapılan 48 hastanın 5 inde (%3) prostat kanseri tespit edildi. Kanser saptanan hastalarda ortalama malign kor yüzdesi %.9 olarak bulundu. Templet biyopsisi 0 mm aralıklarla yapılsaydı 3 hastada kanser tespit edilemeyecekti. Transizyonel zon PSA dansitesi (TZPSAD) kanser tespit edilen hastalarda tespit edilmeyenlere oranla anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p=0.044). Beş hastada (%0) işlem sonrası üriner retansiyon gelişti ve kateterize edildi. Epididimoorşit gelişen diğer bir hasta ise antibiyotik ile tedavi edildi. Hastaların hiçbirinde sepsis, ciddi üriner veya rektal kanama gözlenmedi. Sonuç: STPSB genel anestezi altında gerçekleştirilen ancak hastanede yatışa gerek duyulmadan tamamlanabilen bir işlemdir. Başlangıç sonuçlarımız kabul edilebilir komplikasyon oranları ile daha önce ortalama ikiden daha fazla biyopsi olup tümör saptanmayan grup düşünüldüğünde çok önemli oranda prostat kanseri tanısı koyabilen bir yöntem olarak dikkati çekmektedir. SÖZEL 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 75

S38 KLİNİK OLARAK ÖNEMSİZ PROSTAT KANSERİ RADİKAL PROSTATEKTOMİ ÖNCESİ ÖNGÖRÜLEBİLİR Mİ? Şakır Ongün, Serdar Çelik, 2 Gülen Gül Niflioğlu, Güven Aslan, 2 Burçin Tuna, Mehmet Uğur Mungan, 2 Kutsal Yörükoğlu. SÖZEL Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı. Amaç: Bu çalışmada radial prostatektomi (RP) materyallerinde klinik olarak önemsiz kabul edilen tümör hacmi 0,5 cm3 ve total Gleason skoru 6 olan prostat kanserli olguların, RP öncesi öngörülüp öngörülemeyeceği araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Ocak 200 ile Ağustos 20 tarihleri arasında kliniğimizde prostat kanseri tanısıyla RP yapılan ve kayıtları yeterli olan 325 hastanın bilgileri incelendi. Patoloji spesmeninde tümör hacmi 0,5 cm3 ve toplam Gleason skoru 6 olan olguların ilk tanı anındaki yaş, PSA değeri, prostat volümü, biyopsideki pozitif kor sayısı ve biyopsideki tümör yüzdesi karşılaştırıldı. Bulgular: 60 (%8,4) olguda klinik olarak önemsiz prostat kanseri saptandı. Bu hastalarla diğer 265 hasta(%8,6) arasında biyopsideki pozitif kor sayısı ve tümör yüzdesi bakımından (p<0,000) istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Sonuç: Klinik olarak önemsiz prostat kanserli hastaların büyük çoğunluğunun (%33) biyopsilerinde tek odakta ve %5 tümör tutulumu bulunmaktadır. Bu parametreler klinik olarak önemsiz prostat kanserinin operasyon öncesi öngörülmesinde önemli veriler olarak görünmektedir. KLİNİK OLARAK ÖNEMSİZ PROSTAT KANSERİ HASTALARI n=60(%) DİĞER HASTALAR n=265(%) Yaş 60,56(47-73) 62,8(43-80) Ortalama PSA (ng/ml) 7,0(3,-24,2) 9,07(,-47) Prostat volümü (cm 3 ) 63,40(24-20) 52,80(3-53) RP Tümör volümü (cm 3 ) 0,6(0,0-0,5) 4,43(0,02-60) Biyopside odakta tutulum 37(%6) 79(%29,8) Biyopside 2 odakta tutulum 8(%30) 66(%24,9) Biyopside 3 odakta tutulum 5(%9) 20(%45,2) Biyopsi korlarında %5 tümör tutulumu 30(%50) 4(%5,4) Biyopsi korlarında %0 tümör tutulumu 9(%3) 4(%5,4) Biyopsi korlarında %20 tümör tutulumu (%9) 83(%69,2) Gleason 3+3=6 ve tek odakta %5 tümör tutulumu olanlar 20(%33) 27(%0,) 76 0. Üroonkoloji Kongresi

S39 AKTİF İZLEM KRİTERLERİ İLERİ EVRE PROSTAT KANSERLİ HASTALARI ÖNGÖRMEDE YETERLİ Mİ? Şakir Ongün, Serdar Çelik, 2 Gülen Gül Niflioğlu, Güven Aslan, 2 Burçin Tuna, Mehmet Uğur Mungan, 3 Sarp Üner, 2 Kutsal Yörükoğlu. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı, 3 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı. SÖZEL Amaç: Aktif izlemde amaç hastaların küratif tedavi şansını kaybetmeden aşırı veya gereksiz tedavi edilmelerini azaltmaktır. Prostat kanseri tanısıyla radikal prostatektomi(rp) uygulanmış hastalardan aktif izlem kriterlerine uygun hastaların RP patoloji sonuçlarını ve bu hastalarda aktif izlem kararının doğruluğunu değerlendirmeyi amaçladık. Gereç Yöntem: Ocak 200-Ağustos 20 tarihleri arasında kliniğimizde prostat kanseri tanısıyla RP yapılan kayıtları yeterli olan 325 hastanın bilgileri incelendi. Bu hastalardan 5 i literatürde Berglund ve ark. tarafından belirlenmiş aktif izlem kriterlerine uygundu(psa<0, Gleason skoru 3, 3 kor biyopsi pozitifliği, 50% tümör tutulumu, T klinik evre). Bu hastaların RP patoloji sonuçları; gleason skoru, ekstrakapsüler yayılım, seminal vezikül tutulumu,tümör volümü açısından değerlendirildi. Hastalar RP total Gleason skoru 7, evre T3, biyokimyasal nüks kriterlerinden en az birisine sahip olanlar ve hiçbirine sahip olmayanlar olarak iki gruba ayrılarak lojistik regresyon modeli ile incelendi. Modellemede hastaların cerrahi esnasındaki yaşı, PSA değeri, biyopsideki odak sayısı, biyopsideki tümör yüzdesi ve RP sonrası tümör volümü değerlendirildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 6.3, PSA ortalaması 6.2,RP ortalama tümör volümü.23 tü. Hastaların RP Gleason skoru sonuçları incelendiğinde %66,2 si 3+3, %32,4 ü 3+4, %0,6 sı 4+3, % 0,6 sı 4+4 olarak geldi. % 0,5 hastada ekstraprostatik yayılım, %,9 hastada ise seminal vezikül tutulumu izlendi. Lojistik regresyon modelinde; RP de total Gleason skoru 7, evre T3 ve biyokimyasal nüksü öngörmede RP sonrası tümör volümü dışındaki kriterlerin başarısız olduğunu saptadık. RP sonrası tümör volümü cm³ artığında; RP total Gleason skoru 7, evre T3 ve biyokimyasal nüks kriterlerinden en az birinin gelişme olasılığı 2,4 kat artmaktadır. (OR=2,368) Sonuçlar: Aktif izlem protokollerinin mevcut kriterlerle uygulanması T3 tümöre sahip hastaların doğru tedaviyi almasını engellemektedir. Lokalize prostat kanserinde aktif izlem tedavi seçeneklerinden biri olmasına karşın aktif izleme başlama kriterlerinin halen yetersiz olduğunu düşünmekteyiz. RP sonrası tümör volümünü öngörebilecek kriterlerin ortaya konulması aktif izlemi daha güvenli bir seçenek haline getirecektir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 77

SÖZEL AKTİF İZLEM KRİTERLERİNE UYAN DİĞER HASTALARn=74(%) HASTALARn=5(%) YAŞ 6,33(47-73) 63,37(43-80) ORTALAMA PSA (ng/ml) 6,2(2,5-9,8) 0,57(2,4-47) RP TÜMÖR VOLÜMÜ,23(0,0-2,7) 5,8(0,07-36) RP GLEASON 3+3=6 00(66.2) 28(6.0) RP GLEASON 3+4=7 49(32.4) 06(60.9) RP GLEASON 4+3=7 (0.6) 23(3.2) RP GLEASON 4+4 8 (0.6) 6(9.) EXTRAPROSTATİK YAYILIM 6(0.5) 4(23.5) SEMİNAL VEZİKÜL TUTULUMU 3(.9) 27(5.5) RP TOTAL GLEASON SKORU 7, EVRE T3, BİYOKİMYASAL NÜKS n % HİÇBİRİ OLMAYANLAR 88 58,3 EN AZ BİRİ OLANLAR 63 4,7 TOPLAM 5 00,0 78 0. Üroonkoloji Kongresi

S40 PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA BECK DEPRESYON VE IIEF SKORLARI: AKTİF İZLEME ALINAN HASTALAR İLE RADİKAL PROSTATEKTOMİ YAPILAN HASTALARIN KARŞILAŞTIRILMASI Hasan Soydan, Furkan Dursun, Ömer Yılmaz, Sezgin Okçelik, Cüneyt Adayener, Kadir Baykal. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Üroloji Servisi. SÖZEL Amaç: Aktif izleme alınan hastalar ile radikal prostatektomi yapılan hastaların Beck depresyon ve IIEF skorlarında farklılık olup olmadığını ortaya koymak Gereç ve Yöntem: GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Üroloji kliniği prostat kanseri veritabanı retrospektif olarak taranarak, aktif izleme alınan ve bu hastalarla benzer ameliyat öncesi klinik ve patolojik özellikleri olan radikal prostatektomi yapılan hastalar karşılaştırıldı. Yaş, PSA, klinik evre, pozitif kor sayısı, Gleason skoru kaydedildi. Hastalarla yüzyüze görüşülerek Beck depresyon skalası ve IIEF dolduruldu. SPSS programı ile iki grup arasında farklılık olup olmadığı araştırıldı. Bulgular: Aktif izlem grubunda 8 hasta vardı. PSA değeri ortalaması 6,56(4,2-9,3) ng/ ml idi. Klinik evre; hastada Tb, 7 hastada Tc idi. Tümörü TUR-P ile saptanan hasta hariç tüm hastaların pozitif kor sayısı 2 de idi. Hastaların hepsinin Gleason skoru 3+3 dü. Ortalama takip süreleri 6,8(3-4) ay idi. Radikal prostatektomi grubundaki 7 hastaların ameliyat öncesinde potens; 4 hastada tam, 3 hastada kısmi olarak vardı. Ameliyat esnasında bilateral sinir koruyucu radikal prostatektomi yapılan 3 hasta hariç diğer hastalarda sinir korumaya dikkat edilmemişti. Ameliyat sonrasında hafif stres tipi idrar kaçırması( günde petten az) olan 5 hasta dışında hastaların tümü kontinan idi. Her iki grubun IIEF skorları ve Beck depresyon skorlarına göre dağılımı tablo-. de verilmiştir. Ağır erektil işlev bozukluğu olan hastalar radikal prostatektomi grubunda daha yüksek idi. Sonuç: Aktif izlem grubunda cerrahi grubuna göre ağır erektil işlev bozukluğunun daha az olması ve Beck depresyon skorlarının benzer olması, aktif izlemin lokalize prostat kanserinde geçerli bir seçenek olduğunu destekliyor gibi gözükmektedir -0 (ağır) -6 (orta) IIEF 7-2 (hafif-orta) 22-25 (hafif) 26-30 (erektil işlev sağlam) 0-9 (minimal) Beck depresyon skoru 0-6 (hafif) 7-29 (orta) 30-63 (şiddetli) Aktif izlem 5 2 3 2 6 3 3 2 - Radikal 2 2-2 5 - prostatektomi 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 79

S4 RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI GELİŞEN ANASTOMOZ DARLIKLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ SÖZEL Taha Numan Yıkılmaz, Ayhan Dirim, Cem Yücel, M. İlteriş Tekin, Hakan Özkardeş. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Radikal prostatektomi sonrasında gelişen anastomoz darlıklarında risk faktörlerinin belirlenmesi ve darlıkla olan ilişkilerinin gözden geçirilmesi amaçlanmıştır. Hastalar ve Yöntem: Lokalize prostat kanseri nedeni ile radikal prostatektomi yapılan 95 olgu retrospektif olarak değerlendirildi. Hasta yaşı, anastomoz tekniği, drenaj miktarı, sonda çekilme zamanı ve cerrahi sınır pozitifliği gibi parametreler anastomoz darlığı açısından gözden geçirildi. Bulgular: Doksanbeş olgunun 4 ünde (%4.7) anastomoz darlığı saptandı Olguların yaş ortalaması 6.4 yıl (48-75 yıl) idi. Altmış yaş ve altındaki 35 olgunun 6 sında (%7) darlık görülürken, 60 yaş üstü hastaların ise 8 inde (%5) darlık gözlendi (Tablo ). Tüm olgularda 6 adet (saat; 2-; 3-9; 5-7) anastomoz sütürü kullanıldı. Toplam 37 olguda (%38) anastomoz sırasında eversiyon sütürü konuldu. Bu olguların 8 inde (%2) darlık gelişirken, eversiyon sütürü konulmayan 58 olgunun sadece 6 sında (%0.3) darlık izlendi (Tablo ). Ortanca sonda çekilme zamanı 4 gün (2-33 gün) idi. Bir olguda üretral kateter üzerinden anastomoz sütürünün geçmesi nedeni ile sonda 33. günde çekildi. Sondası 4 günden önce çekilen 9 olgunun 2 sinde (%22), 4 günden sonra çekilen 9 olgunun ise 4 ünde (%2) darlık geliştiği gözlendi. Ortalama drenaj miktarı 90 ml (0-2,250 ml) olarak belirlendi. Anastomoz darlığı gelişmeyen olgularda ortalama drenaj miktarı 32 ml (0-570 ml) iken, darlık gelişen olgularda 323 ml (0-2,250 ml) idi. Postoperatif aşırı drenaj nedeniyle sonda traksiyonu uygulanan 4 olgunun 3 ünde (%75) darlık gözlendi. Risk faktörleri birlikte değerlendirildiğinde eversiyon sütürü konulan ve 90 ml den fazla drenajı olan grupta 8 olgunun 5 inde (%62) darlık (drenajı 90 ml altında olan 29 hastadan sadece 3 ünde (%0) darlık gelişmişti), eversiyon sütürü, traksiyon uygulaması ve 90 ml üzeri drenaj grubunda ise 2 olgunun ikisinde de darlık geliştiği görüldü. Yine cerrahi sınır pozitifliği olan 3 olgunun 4 ünde (%3) darlık saptandı (Tablo ). Sonuç: Radikal prostatektomi uygulanan hastalarda postoperatif drenaj miktarı, sondaya traksiyon uygulamaları ve mesane boynuna konulan eversiyon dikişleri anastomoz darlığı gelişimi açısından risk oluşturuyor gibi görünmektedir. Bu risk faktörleri dışında bahsedilen diğer faktörlerin de olası risk açısından sağlıklı değerlendirilebilmeleri için daha geniş hasta serili çalışmalara gereksinim vardır. 80 0. Üroonkoloji Kongresi

Darlık n (%) Var Yok Toplam Yaş (yıl) 60 6 (7) 29 (83) 35 >60 8 (5) 52 (85) 60 Eversiyon sütürü Var 8 (2) 29 (79) 37 Yok 6 (0.3) 52 (89.7) 58 Ortalama Drenaj miktarı (ml) 90 6 (7) 75 (93) 8 >90 8 (57) 6 (43) 4 Ortalama sonda çekilme zamanı (gün) <4 2 (22) 7 (78) 9 4 8 (2) 59 (88) 67 >4 4 (2) 5 (79) 9 Cerrahi sınır pozitifliği Var 4 (3) 9 (69) 3 Yok 0 (4) 72 (86) 82 SÖZEL 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 8

S42 RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI EREKTİL DİSFONKSİYONU ÖNGÖREN PARAMETRELER M. İrfan Dönmez, Gizem Muratoğlu, Önder Kara, Bülent Akdoğan, Sertaç Yazıcı, Cenk Yücel Bilen, Ali Ergen, Haluk Özen. SÖZEL Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Radikal prostatektomi sonrası erektil disfonksiyon (ED) oranlarını ve ED yi belirleyen faktörleri analiz etmek. Materyal: 994-20 yılları arasında toplam 82 hastaya Radikal Retropubik Prostatektomi (RRP) uygulandı. D amico risk sınıflandırmasına göre yüksek riskli bulunan ve cerrahi sırasında lokal ileri evre hastalık bulguları olan hastalara sinir koruyucu cerahi yapılmadı. Erektil fonksiyonu verileri olan ve telefonla bu bilgilere ulaşılabilen 643 hasta çalışmaya alındı. Bulgular: Yaş (p<0.0), tanı öncesi PSA (p=0.02), biyopsi gleason skoru (p=0.0), biyopsi tümör yüzdesi (p=0.0), cerrahi tipi (sinir koruyucu veya açık-laparoskopik, p<0.0) ve sistemik hastalık varlığı (p=0.02) ED yi belirlemede anlamlı faktörler olarak bulundu. Klinik T evresi, cerrahi sınır pozitifliğinin ED yi öngörmede etkisi olmadığı görüldü (sırasıyla, p=0.06 ve p=0.89). Bilateral sinir koruyucu, tek taraflı sinir koruyucu ve sinir koruyucu olmayan ameliyatlar sonrası ereksiyon fonksiyon oranları sırasıyla; %48.2, %36.4 ve %3.4 olarak bulundu (p<0.0). 994 yılından bu yana olan dönem üçe ayrılarak yapılan ED değerlendirmesinde dönemler arasında fark görülmedi. Sonuç: Lokalize prostat kanseri tedavisinde RRP, ilk sırada gelen tedavi yöntemidir. Genç, sistemik hastalığı olmayan ve D amico düşük risk grubu hastalarda sinir koruyucu RRP ile kabul edilebilir erektil fonksiyon oranları elde edilebilir. 82 0. Üroonkoloji Kongresi

Ortalama yaş >62 Tanı PSA >7.5 Gleason skor 7 8 T evresi T2 >T3 ED - ED+ P N (%) <62 24/348 (35.6) 224/348 (64.4) <0.0 4/293 (4) 252/293 (86) <7.5 95/323 (29.4) 228/323 (70.6) 0.03 68/3 (2.9) 243/3 (78.) 6 03/347 (29.7) 244/347 (70.3) 0.03 5/223 (22.9) 72/223 (77.) 9/59 (5.3) 50/59 (84.7) Tc 56/99 (28.) 43/99 (7.9) 0.06 83/38 (26.) 235/38 (73.9) 4/39 (0.3) 35/39 (89.7) Yıl 994-2000 Sinir koruyucu yok 7/48 (4.6) 4/48 (85.4) 0.04 Tek taraflı 8/9 (42.) /9 (57.9) Çift taraflı 8/5 (53.3) 7/5 (46.7) 200-2005 Nerve sparing Non 4/06 (3.2) 92/06 (86.8) <0.0 Unilateral 9/4 (22) 32/4 (78) Bilateral 32/54 (54.2) 27/54 (45.8) 2006-20 Nevre sparing Non 26/95 (3.3) 69/95 (86.7) <0.0 Unilateral 8/35 (5.4) 7/35 (48.6) Bilateral 39/90 (43.3) 5/90 (56.7) Biyopsi tümör yüzdesi <%5 53/54 (34.4) 0/54 (65.6) 0.0 >%5 72/306 (23.5) 234/306 (76.5) Sinir koruma Non 47/350 (3.4) 203/350 (86.6) <0.0 Unilateral 35/95 (36.4) 60/95 (63.2) Bilateral 79/64 (48.2) 85/64 (5.8) Teknik Laparoskopik 3/34 (8.8) 3/34 (9.2) 0.02 Açık 62/609 (26.6) 447/609 (73.4) Cerrahi sınır Pozitif 3/45 (2.4) 4/45 (78.6) 0.89 Negatif 9/443 (26.9) 324/443 (73.) SÖZEL 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 83

S43 RADİKAL PROSTATEKTOMİDE CERRAHİ SINIR POZİTİFLİĞİNİ ÖNGÖREBİLİR MİYİZ? ÇOK MERKEZLİ ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇALIŞMASI SÖZEL Saadettin Eskiçorapçı, Deniz Bolat, 2 Erdem Karabulut, 3 Sümer Baltacı, 4 Asıf Yıldırım, 5 Sinan Sözen, 6 Ferhat Ateş, Çağrı Akın Şekerci, 7 Fatih Kurtuluş, 8 Ayhan Dirim, 9 Talha Müezzinoğlu, 0 Cavit Can, Murat Bozlu, 2 Hakan Gemalmaz, 3 Sinan Ekici, 4 Haluk Özen 5 Levent Türkeri, 6 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı, 3 Ankara Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı, 4 Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Üroloji Anabilim Dalı, 5 Gazi Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı, 6 Gata Haydarpaşa Üroloji Anabilim Dalı, 7 Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi,. Üroloji Anabilim Dalı, 8 Başkent Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, 9 Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 0 Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. 6 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu. Amaç: Bu çok merkezli çalışmada radikal prostatektomide cerrahi sınır pozitifliğini öngörüsü için olası parametrelerin analizi yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Üroonkoloji Derneği bünyesinde yürütülen bu çok merkezli çalışmada 993-20 yılları arasında 2 merkezde lokalize prostat kanseri nedeni ile radikal prostatektomi uygulanan 607 hastaya ait veriler incelenmiştir. Radikal prostatektomi sonrası patolojide cerrahi sınır pozitifliğini öngörecek olası parametrelerin (yaş, PSA, klinik evre, tanı Gleason skor, pozitif biyopsi kor oranı, önceki TUR, cerrahi deneyim, sinir koruma vb.) tekli ve çoklu cox regresyon analizi ve t test ile etkinlikleri incelenmiştir. Bulgular: Tekli analizlerde tanı PSA, klinik evre, Gleason skor, biyopsideki pozitif kor oranı, önceki TUR öyküsü, cerrahi deneyim, sinir koruma durumu cerrahi sınır pozitifliğini öngörmede anlamlı bulunmuştur. Bununla birlikte çoklu analizde tanı PSA, biyopsideki pozitif kor oranı, cerrahi deneyim ve sinir koruma cerrahi sınır pozitifliği bakımından anlamlı olarak kalmıştır (Tablo ). Sonuç: Lokalize prostat kanseri nedeniyle radikal prostatektomi yapılan hastalarda cerrahi sınır pozitifliğini öngörebilmek için en önemli parametreler tanı PSA, biyopsideki pozitif kor oranı, cerrahi deneyim ve sinir koruma durumu olarak saptanmıştır. Bu bulgular, Türkiye de ilk kez bu ölçekte ve büyüklükte çok merkezli çalışma sonucunda bulunması nedeniyle önem kazanmaktadır. 84 0. Üroonkoloji Kongresi

Tablo. Cerrahi sınır öngörmedeki parametrelerin etkinliği Tek değişkenli Çoklu %95 GA %95 GA Değişkenler OR Alt Üst p OR Alt Üst p Tanı PSA,04,03,06 0,000,03,0,05 0,006 Klinik Evre <0,00 Evre2,65,30 2,0 <0,00 Evre3 3,67,56 8,63 0,003 Gleason 0,004 3+4,43,04,96 0,027 4+3,65,04 2,60 0,032 >7,92,8 3,4 0,009 Pozitif Kor Oranı 2,28 0,67 42,45 <0,00 5,56 7,4 33,90 <0,00 Önceki Tur,66,04 2,65 0,032 Cerrahi Deneyim 2,38,67 3,39 <0,00 2,35,22 4,54 0,0 Sınır Koruma 0,006 0,02 Unilateral, 0,77,60 0,577,8, 2,97 0,08 Bilateral 0,65 0,48 0,86 0,003 0,8 0,5,30 0,386 SÖZEL Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, Haluk Özen, Çağatay Göğüş, Sertaç Yazıcı, Cavit Can, Çağ Çal, Abdullah Demirtaş, Özgür Uğurlu, Buğra İçli, T. Alp Özkan, Recep Büyükalpelli, Ali Ayyıldız, Ahmet Soylu, Gökhan Faydacı, Semih Ayan, Murat Lekili, Hayrettin Şahin, Mustafa Yücel Boz, Mustafa Aldemir, Murat Bozlu. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 85

S44 RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI KONTİNANS, POTANS VE PSA RELAPSSIZ YAŞAM (TRİFEKTA) ÖNGÖRÜLEBİLİR Mİ? ÇOK MERKEZLİ ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇALIŞMASI SÖZEL Saadettin Eskiçorapçı, 2 Erdem Karabulut, 3 Sümer Baltacı, 4 Asıf Yıldırım, 5 Sinan Sözen, 6 Ferhat Ateş, Çağrı Akın Şekerci, 7 Fatih Kurtuluş, 8 Ayhan Dirim, 9 Talha Müezzinoğlu, 0 Cavit Can, Murat Bozlu, 2 Hakan Gemalmaz, 3 Sinan Ekici, 4 Levent Türkeri, 5 Haluk Özen, 6 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı, 3 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Üroloji Kliniği, 5 Gazi Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı, 6 Gata Haydarpaşa Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı, 7 Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi,. Üroloji Anabilim Dalı, 8 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 9 Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 0 Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu. Amaç: Lokalize prostat kanserinde yapılan radikal prostatektominin 3 temel amacı onkolojik kontrol(psa relapssız yaşam), kontinans ve potansın sağlanmasıdır. Üroonkoloji Derneğinin bu çok merkezli çalışmasında radikal prostatektomi sonrası kontinans, potans ve PSA relapssız yaşam (TRİFEKTA) öngörüsü için olası parametrelerin analizi yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Üroonkoloji Derneği bünyesinde yürütülen bu çok merkezli çalışmada 993-20 yılları arasında 2 merkezde lokalize prostat kanseri nedeni ile radikal prostatektomi uygulanan 607 hastaya ait veriler incelenmiştir. Radikal prostatektomi sonrası kontinans, potans ve PSA relapssız yaşam (TRİFEKTA) öngörecek olası parametrelerin (yaş, PSA, klinik evre, tanı Gleason skor, pozitif biyopsi kor oranı, diyabet, aterosklerotik damar hastalığı, hiperkolesterolemi, preoperatif potans, preopatif kontinans, preoperatif IIEF skoru, önceki TUR, cerrahi deneyim, sinir koruma, RRP Gleason skoru, RRP evre, cerrahi sınır, kapsül invazyonu-ece-, Seminal vezikül ve lenf nodu tutulumu, penil rehabilitasyon) tekli ve çoklu cox regresyon analizi ve t test ile etkinlikleri incelenmiştir. Bulgular: Tekli analizlerde yaş, tanı PSA, biyopsideki pozitif kor oranı, cerrahi deneyim, sinir koruma, ECE, SV, LN tutulumu TRİFEKTAyı öngörmede anlamlı bulunmuştur. Bununla birlikte çoklu analizde yaş, tanı PSA, biyopsideki pozitif kor oranı, cerrahi deneyim, sinir koruma, LN tutulumu anlamlı olarak kalmıştır. Sonuç: Lokalize prostat kanseri nedeniyle radikal prostatektomi yapılan hastalarda kontinans, potans ve PSA relapssız yaşam (TRİFEKTA) öngörebilmek için en önemli parametreler yaş, tanı PSA, biyopsideki pozitif kor oranı, cerrahi deneyim, sinir koruma, LN tutulum olarak saptanmıştır. Bu bulgular, Türkiye de ilk kez bu ölçekte ve büyüklükte çok merkezli çalışma sonucunda bulunması nedeniyle önem kazanmaktadır. 86 0. Üroonkoloji Kongresi

Tablo. Radikal prostatektomi sonrası kontinans, potans ve PSA relapssız yaşam (TRİFEKTA) öngörmede olası parametrelerin etkinliği Tek değişkenli Çoklu %95 GA %95 GA Değişkenler OR Alt Üst p OR Alt Üst p Yaş 0,98 0,96,00 0,038 0,96 0,93,00 0,026 Tanı PSA 0,93 0,90 0,96 <0,00 0,92 0,88 0,97 0,00 Pozitif Kor Oranı 0,32 0,3 0,79 0,04 Cerrahi Deneyim,97,33 2,92 0,00 0,3 0,06 0,27 <0,00 Sınır Koruma <0,00 <0,00 Unilateral 5,58 3,32 9,37 <0,00 8,25 4,23 6,08 <0,00 Bilateral 9,35 2,97 28,87 <0,00 24,99 3,97 44,70 <0,00 Ece 0,007 Fokal 0,67 0,46 0,98 0,040 Yaygın 0,30 0,2 0,76 0,0 SV 0, 0,04 0,30 <0,00 LN 0,3 0,03 0,53 0,005 0,3 0,07,47 0,4 SÖZEL Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, Haluk Özen, Çağatay Göğüş, Sertaç Yazıcı, Cavit Can, Çağ Çal, Abdullah Demirtaş, Özgür Uğurlu, Buğra İçli, T. Alp Özkan, Recep Büyükalpelli, Ali Ayyıldız, Ahmet Soylu, Gökhan Faydacı, Semih Ayan, Murat Lekili, Hayrettin Şahin, Mustafa Yücel Boz, Mustafa Aldemir, Murat Bozlu 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 87

VİDEO BİLDİRİLER

V 2 CM LİK BÖBREK TÜMÖRÜNDE ROBOT-YARDIMLI DİSSEKSİYON VE ELEKTİF NEFRON KORUYUCU TÜMÖR CERRAHİSİ Ahmet Tefekli, 2 Ahmet Musaoğlu, Tarık Esen. Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2 İstanbul Amerikan Hastanesi Üroloji Bölümü. Amaç: Giderek daha sık karşımıza çıkan böbrek tümörlerinde, nefron koruyucu tümör cerrahisi (NKTC) nin önemi giderek artmakta ve uygulama alanları genişlemektedir. Video sunumuzda, T2 evresinde genç bir böbrek tümörü hastamıza uyguladığımız NKTC yöntemi gösterilmektedir. Hasta ve Yöntem: Gastrointestinal şikayetleri nedeniyle yapılan batın ultrasonunda, sol böbrek alt polde 2 cm çaplı tümöral kitle (sağ böbrek normal) tespit edilen 30 yaşındaki bayan hastada, gerekli klinik evrelendirmeler sonrası bilgilendirilerek elektif NKTC planlandı. İşleme, lumbotomi pozisyonunda, batına yerleştirilen toplam 5 trokardan, transperitoneal olarak da Vinci robotu yardımıyla başlandı ve kolon mediale alınarak sol böbrek ve alt polündeki kitle ortaya kondu, pedikül tamamen açığa cıkarıldı. Yaklaşık 90 dakika süren sorunsuz robot yardımlı disseksiyon sonrası, yaklaşık 0 cm lik bir lumbotomi insizyonu ile, sol böbrek alt polu yüzeye yaklaştırıldı. Pedikül klempe edilmeden alt pol elle komprese edilerek, alt poldeki 2 cm lik kitle, sağlam böbrek dokusundan 2 mm kadar cerrahi sınır bırakılarak, eksize edildi. Toplayıcı sistemin tamiri sonrası, renorafi 2/0 monofilament emilebilen sutürlerle, Surgicell tamponlar üzerinden yapıldı. Bulgular: Toplam ameliyat süresi 50 dakikaydı. Tahmini kan kaybı 200 ml di. Loj dreni postop 2. gün alındı ve hasta 3. gün hastaneden çıkarıldı. Patoloji raporu, kromofob renal hücreli karsinom ve Fuhrman grade 2 olarak (pt2) rapor edildi. İyileşme süresince komplikasyon ve izlem süresince (6ay) sorun izlenmedi. Sonuç:Robot yardımlı NKTC sonrası tümörün beden dışına alınması için zaten gerekecek olan insizyonun, robot yardımlı disseksiyon sonunda, tümör eksizyonu aşamasında alt polün elle kompresyonu ve daha hızlı renorafi için kullanımı, uygun hastalarda ameliyat süresini ve komplikasyon oranlarını kısaltabilecek bir yöntem olarak düşünülmelidir. VİDEO 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 9

V2 AŞAMA AŞAMA EXTRAPERİTONEAL KADIN SİSTEKTOMİ VE GENİŞLETİLMİŞ LENFADENEKTOMİSİ VİDEO Cevper Ersöz, Mehmet Remzi Erdem, Ramazan Topaktaş, Emre Can Polat, İsmail Başıbüyük, Fatih Elbir, Abdullah Armağan, Abdulkadir Tepeler, Tolga Akman, Şinasi Yavuz Önol. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi. Amaç: Kasa invazif mesane kanserli kadınlarda radikal sistektomi standart bir tedavidir. Bu hastaların postoperatif dönemde oluşabilecek komplikasyonları azaltmak, yaşam kalitesini arttırmak için ekstraperitoneal sistouretrektomi yaptığımız vakayı sunacağız. Materyal Metod: Kasa invazif mesane kanserili kadın hastalar preoperatif dönemde jinekolojik olası bir patoloji açısından değerlendirilir ve riskli hastalarda jinekolojik organlar korunmayıp, diğerlerinde koruyucu yaklaşım tercih edilir. Sistektomi yapılacak hastalar anestezi altında bimanual muayene edilip mesane ve uretranın çevre dokularla olan ilişkisi tesbit edilir. Extraperitoneal sistektomi şu aşamalardan oluşur:. Sol paraumblikal göbek altı median cilt insizyonu 2. Paryetal periton her iki yanda mediale çekilerek iliak damarlar, promontorium ve aort bifurkasyonu 2-3 cm kranialine kadar vizualize edilip ve genişletilmiş ekstraperitoneal lenfadenektomi yapılması 3. Extraperitoneal mesane serbestleştirilmesi, oblitere umblikal arter, inferior, superior ve uterin arterlerin bağlanması 4. Ureterin diseke edip serbestleştirilmesi 5.Endopelvik fasya açılıp uretrovesikal uretropubik ligamanların kesilmesi 6. Mesane kubbesindeki peritona dokunmadan arka ve yanlardan tamamen serbestleştirilmesi 7. Sakrum önünden rektumun arkasından diseksiyonun genişletilmesi 8. Sol ureterin kesilip sağa transfer edilmesi 9. Uterus korunanlarda vajen ön duvarıyla uretra arası serbestleştirilmesi ve uretra /3 proksimalinin kesilmesi (uterus korunduğunda mesane retrograd kraniale doğru serbestleştirilir) 0. Histerektomi de yapılacak vakalarda batına girilir, overlerin korunmayacağı olgularda overyen pedikul ve ligamanlar kesilir. Konfigüre edilecek barsak segmenti periton flapları kapatılarak tamamen ekstraperitonealize edilmiş olur. Sonuç: Extraperitoneal retrograd sistektomi barsak komplikasyonlarını azaltıp, hastanın kısa sürede günlük aktivitelerine dönmesini sağlamaktadır. Ayrıca uygun hasta gruplarında jinekolojik organların korunması aktif bir cinsel yaşam ve cinsel kimliğin devam etmesi nedeniyle tercih edilmelidir. Radikal sistektomi tek başına morbiditesi yüksek bir operasyon olduğundan, komplikasyonları en aza indirirken cerrahi sınırları da negatif sağlama konusunda hassas davranılmalıdır. 92 0. Üroonkoloji Kongresi

V3 MESANE VE PROSTAT KANSERİNDE GENİŞLETİLMİŞ LENFADENEKTOMİ DENEYİMLERİMİZ Mehmet Remzi Erdem, Cevper Ersöz, Ramazan Topaktaş, Emre Can Polat, İsmail Başıbüyük, Fatih Elbir, Abdulkadir Tepeler, Tolga Akman, Abdullah Armağan, Şinasi Yavuz Önol. Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı. VİDEO Amaç: Lenfadenektomi, mesane ve prostat kanser cerrahisinin önemli bir parçasıdır. Mesane ve ileri evre prostat kanserli olgularda uyguladığımız genişletilmiş lenfadenektominin teknik inceliklerini bu videoda sunuyoruz. Materyal Metod: 2004-20 yıllarında 53 ileri evre prostat kanserli ve 29 kasa invazif mesane kanserli vaka dahil edildi. Genişletilmiş lenfadenektomi sınırlarımız kranialde aort bifurkasyonunun 2-3 cm superioru, medialde mesane yan duvarı, kaudalde derin sirkümfleks ven ve femoral kanal, lateralde genitofemoral sinir, posteriorda obturator adele ve obturator fossada internal iliak damarların altına kadar ve presakral lenf nodlarını içerir. Lenfadenektomi süresi 5dk ile 55 dk arsındadır. Genişletilmiş lenfadenektomi kasa invazif mesane kanserlilerin tamamına ve Gleason skoru 7 ve üzeri, PSA sı 0 ve üzeri olan ileri evre prostat kanserli vakalara uygulanmıştır. Tüm vakalarda öncelikle extraperitoneal lenfadenektomi yapıldı ve sistektomiler de extraperitoneal olarak tamamlandı, yalnızca konfigüre edilecek barsak segmenti alınırken kısa süreliğine periton açıldı. Bulgular: Genişletilmiş lenfadenektomi yapılan prostat kanserlilerin 30 una ekstirpatif radikal prostatektomi yapıldı, 4 vakada rektuma girildi ve primer kapatıldı. Sistektomi yapılanların 6 sı bayandı ve bunların 2 sine uterus koruyucu sistektomi yapıldı. Ortalama 32 (4-72) lenf nodu çıkarıldı. Paraaortik ve presakral lenf nodları dışındakiler unblock gönderildi. Lenf nodlarına hiçbir vakada frozen yapılmadı. Radikal prostatektomi yapılan 4 hastada, sistektomililerin de 3 ünde lenf nodu pozitif çıktı. Sonuç: Prostat kanserlilerde nod pozitifliği düşük oranda rapor edilse de moleküler düzeyde yapılan incelemeler bu oranların daha yüksek olduğunu gösterilmiştir. Bütün kasa invazif mesane kanserli hastalara küratif etkisinden dolayı genişletilmiş lenfadenektomi yapılmalıdır. Prostat kanserli olgularda ise, orta ve yüksek risk gruplu hastalarda küratif etki amaçlanarak genişletilmiş lenfadenektomi yapılmalıdır. Genişletilmiş lenfadenektominin kesin evrelemedeki rolü tartışılamaz. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 93

V4 RADİKAL NEFREKTOMİ VE VENA KAVA TÜMÖR TROMBEKTOMİ: TORAKOABDOMİNAL EKSTRAPERİTONEAL-EKSTRAPLEVRAL YÖNTEM VİDEO Şinasi Yavuz Önol, Cevper Ersöz, Mehmet Remzi Erdem, Emre Can Polat, Ramazan Topaktaş, İsmail Başıbüyük, Fatih Elbir, Abdullah Armağan, Abdulkadir Tepeler, Tolga Akman. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hastanesi. Amaç: Renal kitle ile başvuran hastaların % 4-0 unda venöz sistem içine ilerlemiş tümör trombüsü saptanmaktadır. Bu videoda ekstraperitoneal-ekstraplevral açık radikal nefrektomi ve kaval tümör trombektomi operasyon tekniğimiz sunulmaktadır. Yöntem ve Gereçler: 996-20 yılları arasında vena kavaya uzanım gösteren trombüslü, renal kitleli 8 hasta opere edildi. Bunlardan evre,2,3 ve 4 trombüsü olan hasta sayısı sırasıyla 5, 9, 3 ve di. Hastaların hepsine flank ve ilk yardım pozisyonunda 9.-0. veya. kot alınarak torakoabdominal ekstraperitoneal-ekstraplevral radikal nefrektomi ve tümör trombektomi uygulandı. Böbreğin çevre dokulardan diseksiyonu sonrası ilk olarak renal arter kontrolu sağlandı ve bağlandı. Renal ven ve vena kavanın diseksiyonu sonrası evre trombüslü 4 hastaya satinsky ile lateral kaval klemp, evre 2,3,4 olan 4 hastaya sırasıyla distal, karşı renal ven ve proksimal vena kavaya buldog yada satinsky kros klemp konularak kavatomi ile trombüs temizlendi. Bir olguda operasyon esnasında tümör trombüsünün atriuma uzandığı tespit edilmesi üzerine trombüs atriumdan el yardımıyla çıkartıldı. Sol renal tümörü olan 4 olguya abdominal vena kava ve aortaya tam hakimiyet sağlanması için rektus kası da kesilerek periton mediale alındı ve retroperitoneal olarak işleme devam edildi. Vena kava primer onarıldı. Operasyon esnasında açılan plevra diyafram kası ile birlikte toraks tüpü konulmadan sütüre edildi. Ameliyat süresi, kanama miktarı, post-op kreatinin değerleri, perpostop komplikasyonlar ve takiplerinde rekurrens olan hastalar kayıt edildi. Bulgular: Ortalama operasyon süresi 30 dk, kanama miktarı 500-3000 ml olarak gözlendi. Hastalar 2-0 gün aralığında taburcu edildi. Hastaların hiçbirine toraks tüpü takılması gerekmedi. Post-op paralitik ileus gelişen 3 hasta medikal tedavi sonrası şifa ile taburcu edildi, diğer hastalarda barsak komplikasyonu görülmedi. Ortalama takip süresi 26 ay ( 0-54 ay) olarak kayıt edildi. Takiplerinde 4 hastada 2 yıl içinde uzak metastaz saptandı. Sonuç: Renal kitle ve kaval tümör trombüslü olgularda yüksek torakoabdominal ekstraplevral-ekstraperitoneal yaklaşım, vena kava, aorta ve diğer damarlara tam bir hakimiyet sağlayan ve post-op morbiditesi az olan bir yaklaşımdır. 94 0. Üroonkoloji Kongresi

V5 LAPAROSKOPİK ADRENALEKTOMİ: ULUDAĞ ÜNIVERSİTESİ DENEYİMİ Yakup Kordan, Hakan Vuruşkan, İsmet Yavaşcaoğlu, Hasan Serkan Doğan, Çağdaş Gökhun Özmerdiven, Bülent Oktay. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. VİDEO Amaç: Adrenal kitlelerin tedavisinde laparoskopik cerrahi deneyimimizin paylaşılması Yöntem-Gereçler: Mart 2004 ile Ağustos 20 tarihleri arasında laparoskopik adrenalektomi (LA) uygulanan 60 ı kadın 39 u erkek toplam 99 hastaya uygulanan 03 LA nın verileri retrospektif olarak incelendi Bulgular: Hiçbir olguda açık cerrahiye geçiş gerekmedi. olguya retroperitoneal ve diğerlerine transabdominal LA uygulandı. Hastaların ortalama yaşı 49,2±,33 yıl olarak saptandı. Kırk yedi olguya sağ, 48 olguya sol ve 4 olguya bilateral LA uygulandı. Ortalama kitle boyutu 36,33±6,52 mm idi. Olguların ortalama operasyon süresi 8,8±52,83 dakika ve ortalama kan kaybı 62,7±62,9 ml olarak ölçüldü. Bir olguda intraoperatif distal pankreas yaralanması gerçekleşti. Bunun dışında majör bir komplikasyon izlenmedi. Olguların hastanede ortalama kalış süresi 3,9±3,88 gün ve ortalama takip süresi 22,±7,26 aydır. Hiçbir hastada postoperatif erken veya geç komplikasyon izlenmedi. Patolojik olarak 56 olguda adenom, 5 olguda adrenokortikal hiperplazi,3 olguda feokromasitoma, 3 olguda adrenokortikal kanser, 2 olguda metastatik adenokarsinom, 3 hastada onkositom 3 olguda myelolipom, 2 olguda adrenal kist, olguda ganglionöroma ve olgu normal adrenal gland saptandı Sonuçlar: Transperitoneal laparoskopik adrenalektomi, adrenal kitlelerin tedavisinde düşük morbiditesi, kabul edilebilir cerrahi ve onkolojik sonuçlarıyla güvenli ve minimal invaziv bir yöntemdir 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 95

V6 SANTRAL RENAL KİTLE: LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ Ender Özden, Fatih Ataç, Yakup Bostancı, Aykut Sırtbaş, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. VİDEO Amaç: Teknik zorluklar ve uzamış sıcak iskemi nedeniyle santral yerleşimli renal kitlelerde laparoskopik parsiyel nefrektomi (LPN) gereğinden az kullanılmaktadır. Bu videoda santral yerleşimli bir renal kitlede uyguladığımız LPN deneyimimiz sunmayı amaçladık. Hasta ve Metod: Sağ yan ağrısı nedeniyle başvuran 58 yaşındaki kadın hastada, sağ böbrekte santral yerleşimli ( PADUA skor ) 60x50 cm çaplı kitle tespit edildi. Hastaya transperitoneal LPN planlandı. Hasta 60 derece sağ yan pozisyona alındı. Umblikal cm kesi ile Veress iğnesi eşliğinde peritoneal alana girildi ve pnömoperitoneum oluşturuldu. Takiben umblikusa 0 mm, sağda midklavikuler hatta bir adet 2 mm, bir adet 5 mm lik ve ksifoidin 2 cm altında bir adet 5 mm lik toplam 4 port girildi. İnen kolon deviye edildi ve retroperitoneal alana ulaşıldı. Renal arter ve ven serbestlendi. Tümör üzerinde perirenal yağ dokusu bırakılarak serbestlendi. Sınır koter yardımı ile belirlendikten sonra 2 adet endo-bulldog yardımı ile renal arter ve ven kapatıldı ve soğuk makas yardımıyla parankimden ayrıldı. Toplayıcı sistem vicryl ile kontinu kapatıldı. Hazırlanan surgicell rulo arada kalacak şekilde parankim vicryl sütür ile kapatıldı. Bulldog klempler alındıktan sonra kanamanın olmadığı görüldü, loja dren konuldu ve işleme son verildi. Bulgular: İlk portun girişinden kitlenin vücut dışına alınmasına kadar geçen süre 03 dakika, sıcak iskemi süresi 9 dakika, tahmini kan kaybı 50 ml idi. Patolojik inceleme sonucunda multiloküle kistik renal hücreli karsinom olarak rapor edildi. Cerrahi kesi yüzeyinde tümör negatifti. Postoperatif 3. Gün dreni çekilen hasta taburcu edildi. Sonuç: Santral renal kitlelerde LPN, seçilmiş olgularda güvenle uygulanabilir bir yöntemdir. 96 0. Üroonkoloji Kongresi

V7 PELVİK BÖBREKTE KİTLE: LAPAROSKOPİK RADİKAL NEFREKTOMİ Ender Özden, Fatih Ataç, Yakup Bostancı, Alper Demir, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Bu videoda hematüri nedeniyle değerlendirilirken, sağ pelvik böbrekte kitle tespit edilen hastaya uyguladığımız laparoskopik radikal nefrektomi deneyimimizi sunmayı amaçladık. Hasta ve Yöntem: 4 yaşında erkek hastanın bilgisayarlı tomografi tetkikinde pelvik yerleşimli sağ böbrekte 6 cm çaplı kitle izlendi. Preoperatif dönmede vasküler yapıların daha net olarak değerlendirilmesi amacıyla hastaya BT Anjiyografi yapıldı. Anjiyografide, sağ common iliak arterden çıkan ana renal arter ve sağ eksternal iliak arterden çıkan minör kanlanması mevcuttu. Hastanın sağ renal veninin aorta arkasında sol renal ven ile birleşerek vena kavaya tek ven olarak drene olduğu saptandı. Hasta 60 derece sağ yan pozisyona alındı, umblikustan veress iğnesi ile girilerek pnömoperitoneum oluşturuldu. Umblikusa bir adet 0 mm lik, 5 cm altında orta hatta bir adet 5 mm lik, sağ pararektal bir adet 0 mm lik ve sağ krista iliaka medialine bir adet 5 mm lik port yerleştirildi. Ardından böbrek üzerindeki barsak mezosu serbestlendi ve peritonun arka yaprağı açıldı. Uygun diseksiyon sonrasında pelvisin ana vasküler yapıları ortaya konduktan sonra renal arter Hem-O-Lok kliplerle, renal ven Hem-O-Lok klipler ve lapraklip ile, üreter ise metal klipler ile kontrol edildi. Spesmen endobag içerisine alındıktan sonra 5 cm lik Gibson insizyondan çıkarıldı. Bulgular: İlk portun girişinden böbreğin dışarı alınmasına kadar geçen süre 95 dakika, tahmini kan kaybı 50 ml idi. Hastanın postoperatif 2. gün dreni çekildi ve sorunsuz şekilde taburcu edildi. Patolojik inceleme sonucu şeffaf hücreli RCC Fuhrman grade 2 (Tb) olarak raporlandı. Sonuç: Deneyim arttıkça nadir gözlenen olgularda da laparoskopik yaklaşım güvenle kullanılabilen alternatif bir yöntemdir. Ancak öncesinde detaylı vasküler incelemenin yapılması olası vasküler yaralanmaları önlemede yararlı olacaktır. VİDEO 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 97

V8 LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ DE YENİ NESİL DİKENLİ POLİGLİKONAT SÜTÜR (V-LOC) KULLANILIMI: VİDEO SUNUMU. VİDEO Murat Arslan, Tansu Değirmenci, Bülent Günlüsoy, Ömer Koraş, Zafer Kozacıoğlu, Süleyman Minareci. Izmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği. Amaç: Bu videoda, laparoskopik parsiyel nefrektomi (LPN) uyguladığımız böbrek tümörlü hastada böbreğin dikenli poliglikonat (V-Loc) sütür ile kapatılmasını sunuyoruz. Gereç ve Yöntem: Polikliniğimize refere edilen 48 yaşındaki kadın hastanın sol böbrek alt-orta poldeki 4,5 cm lik tümörü mevcuttu. Hastaya retroperitoneal LPN kararı alındı. LPN si gerçekleştirildikten sonra 26mm iğneli 5cm uzunluğunda 3/0 V-Loc dikiş materyali kullanılarak ilk önce kaliksiyel sistem dikildi. Daha sonra parankimal sütürler konularak pediküldeki bulldog klemp açıldı. Kanaması olmadığı gözlenen hastaya silikon dren konularak işleme son verildi. Bulgular: Böbreğin sıcak iskemi zamanı 6 dk olarak saptandı. Peroperatif kanama 250 cc olarak saptandı. Hastanın sondası.gün, dreni postoperatif 2. gün çekildi. Patoloji sonucu böbreğin berrak renal hücreli karsinomu cerrahi sınır negatif olarak değerlendirildi. Sonuç: LPN sonrası V-Loc sütür materyali ile yapılan kaliksiyel ve parankimal tamir daha hızlı ve daha güvenli olduğunu söyleyebiliriz. Düğüm gerektirmemesi nedeniyle sıcak iskemi zamanını azaltmaktadır. Yara dudaklarını birbirine kitleyen dikenli yapısıyla kanamayı da minimale indirmekte ve araya kan durdurucu madde koymak gerekmemektedir. 98 0. Üroonkoloji Kongresi

V9 LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ DENEYİMİ: Hakan Vuruşkan Kordan, Onur Serin, Yakup Kordan, İsmet Yavaşcaoğlu, Berna Çalışır, Bülent Oktay. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi. VİDEO 7 Yıllık periyodda yapılan LRP serisinin peroperatif verilerini, morbidite, fonksiyonel ve onkolojik sonuçlarını ortaya koyduk. Yöntem-Gereçler:Mart 2004-ağustos 20 tarihleri arasında toplamda 270 hastaya ekstrperitoneal LRP uygulandı. Onkolojik sonuçlar patolojik inceleme ve postoperatif PSA düzeyleri ile ortaya konuldu. Kontinans ve potansi kapsayan fonksiyonel veriler hasta anketleri ile ortaya konuldu. BULGULAR: Ortalama operasyon süresi 8 dakika (48-540), ortalama kan kaybı 35 ml (50-600), ortalama hastanede kalış süresi 3,5 gün (-7) ve ortalama kateterizasyon süresi 9,3 gün (6-7) idi. 9 hastaya (%7) perioperatif veya postoperatif dönemde kan transfüzyonu ihtiyacı doğdu. Vakaların % 66,9 sinde patolojik evre pt2 ve %33, sinde pt3 olarak raporlandı. Toplam cerrahi sınır pozitifliği oranı %8,5, ortalama 3 aylık takip süresinde adjuan radyoterapiyi gerektiren biyokimyasal rekürrens %6.6 idi.. Yıllık takipte hastaların %90 ı kontinan, %6 sının minimal stres inkontinans (ped/gün) ve hastaların sadece %4 ünün cerrahi girişin gerektirecek düzeyde inkontinansı mevcuttu. Potens sağlamaya uygun olan hastaların %60 ında potens izlendi. Sonuçlar: LRP teknik olarak iyi tanımlanmış, iyi onkolojik ve fonksiyonel sonuçlar sağlayan bir prosedürdür. Anahtar Kelimeler: laparoskopik radikal prostatektomi, kontinans ve potens 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 99

V0 TEK PORT İLE SAĞ LAPAROSKOPİK ADRENALEKTOMİ Yıldırım Bayazit, Volkan İzol, Onur Karslı, İsmail Karlıdağ, Fatih Gökalp, Veysi Kaya, Şaban Doran. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. VİDEO Amaç: Küçük adrenal kitlelerin cerrahi tedavisi için, laparoskopide deneyimli merkezlerde standart olarak bu yöntem kullanılmaktadır. Son yıllarda gelişen tek port yöntemi de adrenalektomi için uygun bir seçenektir. Laparoskopik adrenalektomi, sağ ve sol tarafta küçük teknik farklılıklar içermektedir. Bu videoda, tek port ile sağ laparoskopik adrenalektomi tekniği gösterilmektedir. Hasta ve Yöntem: Sağ adrenalde 4.3 cm. lik nonfonksiyone kitle saptanan 42 yaşındaki kadın hastada, laparoskopik adrenalektomi tek port kullanılarak gerçekleştirildi. Operasyonda 5 mm. 30 o laparoskop, fleksibl makas ve grasper, SILS TM Port ve standart laparoskopik donanım kullanıldı. Tek port, sağ subkostal pararektal bölgeye yerleştirildi. Ayrıca, sağ subkostal bölge lateraline yapılan küçük bir insizyondan itilen 3.5 mm çaplı bir stile, karaciğer ekartasyonu için kullanıldı. Transperitoneal yaklaşımla kolon medialize edilerek vena cava, sağ renal ven ve adrenal kitle görüntülendi. Kitle, vena cava lateralinden başlanarak harmonik makas yardımıyla eksize edildikten sonra torba içine alınıp çıkartıldı. Dren konulmadı. Bulgular: Operasyon 70 dakika sürdü, intraoperatif komplikasyon olmadı. Hasta aynı gün mobilize edilip,. günde oral başlanarak problemsiz taburcu edildi. Histopatolojik incelemede ise myelolipom saptandı. Sonuç: Adrenal kitlelerin minimal invaziv cerrahisinde laparoskopik tek port adrenalektomi, seçilmiş olgularda uygulanabilir bir tekniktir. Standart laparoskopiye göre daha pahalı ve teknik zorlukları olmasına rağmen deneyimli merkezlerde güvenle uygulanabilir. 00 0. Üroonkoloji Kongresi

V TEK PORT İLE SOL LAPAROSKOPİK ADRENALEKTOMİ Yıldırım Bayazit, Fatih Gökalp, Volkan İzol, İsmail Karlıdağ, Veysi Kaya, Onur Karslı, I. Atilla Arıdoğan, Şaban Doran. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. Amaç: Adrenal kitlelerin minimal invaziv tedavisinde kabul görmüş bir yöntem olan laparoskopi, son yıllarda tek port kullanılarak da uygulanmaya başlamıştır. Laparoskopik adrenalektomi, sağ ve sol tarafta küçük teknik farklılıklar içermektedir. Bu videoda, tek port ile sol laparoskopik adrenalektomi tekniği gösterilmektedir. Hasta ve Yöntem: İnsidental olarak 4 cm. lik nonfonksiyone sol adrenal kitle saptanan 65 yaşındaki kadın hastaya tek port kullanılarak laparoskopik adrenalektomi uygulandı. Operasyonda 5 mm. 30 o laparoskop, fleksibl makas ve grasper, SILS TM Port ve standart laparoskopik donanım kullanıldı. Sol subkostal pararektal bölgeye port yerleştirildi, transperitoneal yaklaşımla kolon medialize edilip dalak serbestlendikten sonra sol renal ven ve adrenal ven bulundu. Adrenal ven kliplenerek kesildi. Diğer vasküler yapıların ultrasonik makasla kontrolü ve posterior diseksiyondan sonra böbrek üst polü ile bağlantıları kesilen adrenal bez torba içine alınarak çıkartıldı. Dren konulmadı. Bulgular: Operasyon 75 dakika sürdü, kanama minimaldi, intraoperatif komplikasyon olmadı. Hasta postoperatif dönemde anestezi etkisi geçince mobilize oldu, ertesi sabah oral başlanarak problemsiz taburcu edildi. Histopatolojik incelemede pseudokist ve yoğun kalsifikasyon saptandı. Sonuç: Tek port ile laparoskopik adrenalektomi, seçilmiş olgularda standart laparoskopiye alternatif olarak uygulanabilecek bir yöntemdir. VİDEO 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 0

V2 LAPAROSKOPİK RADİKAL SİSTEKTOMİ İLE BİRLİKTE EN BLOC ÜRETREKTOMİ Yıldırım Bayazit, Volkan İzol, Onur Karslı, Fatih Gökalp, İsmail Karlıdağ, I. Atilla Arıdoğan, Nihat Satar, Şaban Doran. VİDEO Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi. Amaç: Karsinoma in situ gibi üretral invazyon şüphesi veya mesane boynu, prostatik stroma ve üretra tutulumu olan mesane kanserli hastalarda radikal sistoprostatektomi ile birlikte üretrektomi yapılması gerekmektedir. Üretra değişik insizyonlardan, prostat distalinden transekte edilerek veya kesilmeden en bloc çıkartılabilir. Bu videoda, laparoskopik radikal sistektomi ile birlikte en bloc üretrektomi operasyonunun görüntüleri sunulmaktadır. Hasta ve Yöntem: İnvaziv mesane kanseri olan ve prostatik üretra biyopsisinde de tümör saptanan 67 yaşındaki erkek hastaya laparoskopik radikal sistektomi ve üretrektomi uygulandı. Laparoskopik radikal sistektomi sırasında, hastanın supin pozisyonu değiştirilmeden penis sağ lateralinden skrotuma doğru 5 cm lik bir inguinoskrotal insizyon yapılarak penis deglove edilip üretra serbestlendi. Üretra, distali penis glansından ayrıldıktan sonra pelvis içine çekilerek laparoskopik radikal sistektomi spesimeni ile en bloc şekilde organ torbası içine alındı. Ardından, genişletilmiş lenf nodu diseksiyonu, bilateral üreter serbestlenmesi, sol üreterin sigmoid mezosunda oluşturulan tünelden sağ tarafa geçirilmesi ve kullanılacak ileum segmentinin ölçülüp üreterler ve ileuma askı sütürleri konulması işlemleri yine laparoskopik olarak yapıldı ve 5 cm lik mini laparotomi ile ileal loop üriner diversiyon uygulandı. Üretrektomi lojuna dren konulmadı. Bulgular: İntraoperatif komplikasyon gelişmedi. Bağırsak motilitesi postoperatif ikinci günde normale dönen hasta üçüncü gün ağızdan beslenmeye başlandı. Drenleri ikinci ve dördüncü günlerde çekilen hasta, aritmi nedeniyle kardiyoloji tarafından takip ve tedavi edildi. Postoperatif 0. gün taburcu edilirken üreteral stentleri çekildi. Elevasyon ve antienflamatuvar ile düzelen skrotal ödem dışında cerrahi problem görülmedi. Sonuç: Üretrektomi endikasyonu olan invaziv mesane kanserli hastalarda, laparoskopik radikal sistektomi sırasında pozisyon değiştirilmesine gerek kalmaksızın, inguinoskrotal insizyon ile en bloc üretrektomi yapılabilir. Bu yöntemin avantajları üretranın kesildiği yöntemlere göre onkolojik açıdan daha güvenli olması, hasta pozisyonu değiştirilmeden yapılabildiğinden zaman kazandırması ve majör komplikasyon oranının düşük olmasıdır. 02 0. Üroonkoloji Kongresi

V3 ONKOLOJİK ÜST ÜRİNER SİSTEM CERRAHİSİNDEKİ KOMPLİKASYONLAR VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ Mutlu Ateş, Mustafa Karalar, Bünyamin Yıldırım, Cemil Ay. Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Laparoskopik cerrahi yaparken olası komplikasyonlarını ve bunların en optimal tedavi şeklini bilmek esastır. Bu videoda onkolojik üst üriner sistem cerrahisi sırasında dikkat edilmesi gereken birkaç önemli nokta ve oluşabilecek travmalardaki tedavi yöntemleri üzerinde durduk. Vaka Sunumu: Bu videoda radikal nefrektomi ve retroperitoneal lenf nodu diseksiyonu sırasında dikkat edilmesi gereken cerrahi prensipler üzerinde dururken oluşan 2 damar yaralanması ve bu komplikasyonlardaki olası tedavi prensipleri sunulmuştur. İlk vakada sağ retroperitoneal laparoskopik radikal nefrektomi (RLRN) sırasında renal arterin çevresi right angle ile tam olarak diseke edilmeden weg klip koyulmaya çalışılıyor. Renal venin vena cavaya girdiği yer klibin kilitlenen ucu içinde kalıyor. Kanama gelişmemesi üzerine operasyona devam ediliyor. Ameliyat sonrası kontrolde kanama olmaması üzerine vena cava üzerine surgicel yerleştirilip ameliyat sonlandırılıyor. İkinci vakada sol RLRN sonrası retroperitoneal lenf nodu diseksiyonu (RPLND) sırasında lomber arterin kliplenmesi yapılıyordu. Fazla traksiyona bağlı lomber arterin aortaya giriş yerinden kopması sonucu kanama başladı. Kanama metal klip ile kontrol altına alındı ancak aortaya çok yakın bipolar enerji kullanıldığı için kanama tekrar başladı ve ancak 2. metal klip ile durdurulabildi. Aorta ve kliplerin üzerine spongostan yerleştirilerek ameliyata son verildi. Sonuç: Laparoskopik cerrahide artan tecrübeyle birlikte komplikasyon oranlarıda azalmaktadır ve oluşan komplikasyonlarada yine laparoskopik olarak müdahale edilebilmektedir. Renal arter ve vene weg klip koyulmadan önce çevresinin right angle ile serbestlenip weg klip koyulurken klibin kilitlenen ucu içinde herhangi başka bir doku girmediğinden emin olunmalıdır. RPLND sırasında karşımıza çıkan lomber arter gibi küçük damarların diseksiyonu sırasında fazla traksiyondan kaçınılmalı. Bu gibi damarlarda oluşabilecek yaralanmalarda kanama kontrolü yaparken büyük damarlarla yakın komşuluktan dolayı bipolar enerji kullanımı kontrollü yapılmalıdır. VİDEO 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 03

V4 LAPAROSKOPİK RADİKAL SİSTEKTOMİ: ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ DENEYİMİ VİDEO Ismet Yavaşcaoğlu, Yakup Kordan, Hakan Vuruşkan, Kaan Gökçen, Hasan Serkan Doğan. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Kliniğimizde uygulanan laparoskopik radikal sistektomi (LRS) deneyimlerimizin sunulması Gereç-Yöntem: Mayıs 2006-Temmuz 20 tarihleri arasında laparoskopik LRS, lenfadenektomi ve üriner diversiyon uygulanan 88 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların 8 i erkek, 7 si kadındır. Hastaların ortalama yaşı ise 6,7 (4 90) yıldır. Bulgular: Ortalama toplam ameliyat süresi 353, (20 540) dakika olup laparoskopik sistektomi ve lenfadenektomi ise 20 (90 30) dakika sürmüştür. Sekiz hastada aynı seansta unilateral nefroüreterektomi bir hastada bilateral nefroüreterektomi uygulanmıştır. 79 hastada ileal loop, 9 hastada ortotopik diversiyon uygulanmıştır. Ortalama kan kaybı 254,3 (50 200) ml olup altı hastaya operasyon sırasında kan transfüzyonuna gereksinim duyulmuştur. Ameliyat sonrası hastanede yatış süresi ise ortalama 6,03 (7 42) gündür. İntraoperatif dönemde hiçbir hastada komplikasyon gelişmemiş ve açık cerrahiye geçmek gerekmemiştir. Postoperatif erken dönemde ise hastada yüzeyel yara enfeksiyonu ve dikiş açılması, 3 hastada eviserasyon, 2 hastada enterokutanöz fistül, hastada sepsis, 3 hastada ise uzamış ileus geliştiği görülmüştür. Patolojik değerlendirmede 68 hastada (%77,2) organa sınırlı (evre pt0/pt/pt2/pt3a) ve 20 hastada (%22,8) ekstravezikal tümör (evrept3b/pt4) olduğu görülmüştür. Lenf nodu pozitifliğinin 88 hastanın 3 ünde (%4,7) bulunduğu saptanmıştır. 3 hastada lenf nodu pozitifliği, üç hastada histopatolojik olarak yassı hücreli kanser ve bir hastada nöroendokrin karsinom saptanması nedeniyle adjuvan kemoterapi uygulanmıştır. Ortalama 8,7 ( 5) aylık takip süresinde, adjuvan tedavi alan hastalarımız da dâhil olmak üzere, sağkalım oranımız %94,3 dür (83/88). Takip süreci içerisinde hiçbir hastada port yeri ekimi saptanmamıştır. Sonuç: Kendi klinik deneyimimiz literatürle uyumlu olacak şekilde LRS nin onkolojik prensiplerden ödün vermeden güvenle yapılabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Laparoskopi; mesane tümörü; sistektomiler 04 0. Üroonkoloji Kongresi

V5 LAPAROSKOPİK CERRAHİDE VASKÜLER KOMPLİKASYONLAR: LAPAROSKOPİK ONARIM Ender Özden, Fatih Ataç, Yakup Bostancı, Turgut Serdaş, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. VİDEO Amaç: Bu videoda, farklı operasyonlar sırasında karşılaştığımız vasküler komplikasyonların laparoskopik onarımı gösterilmektedir. Materyal ve Metod: İlk olgumuz, 83 yaşında erkek hasta, sol radikal nefrektomi sonrasında hilar bölgedeki lenf nodu eksize edilirken renal ven güdüğünün makas ile açıldığı gözlenmiş ancak ilginç olarak kanama gözlenmemiştir. Oluşan renal ven defekti 5/0 prolen ile çift sıra onarılmıştır. Postoperatif dönemde sorun yaşanmamış ve hasta taburcu edilmiştir. Çıkarılan lenf nodu metastatik olarak rapor edilmiştir. İkinci olgumuz olan, 46 yaşındaki bayan hastaya sol böbrek hilusunun anterioruna yerleşmiş olan 5,5 cm boyutundaki feokromasitoma ile uyumlu kitle eksize edilirken renal arter diseke edildikten sonra renal ven diseksiyonu sırasında renal vende açıklık gözlenmiş ve bu defekt 5/0 prolen ile onarılmıştır. Kitle feokromasitoma olarak raporlanmış ve kontrol BT sinde böbreğin kanlanmasının normal ve renal venin intakt olduğu gözlenmiştir. 55 yaşındaki 3. olgumuza ise laparoskopik radikal prostatektominin vezikoüretral anastomozu sırasında, sağ krista iliaka medialinde bulunan 5 mm çapındaki trokar ucundan kaynaklanan eksternal iliak vende yaralanma gözlenmiştir. Kanama grasper ile kontrol altına alındıktan sonra yine 5/0 prolen ile kontrol altına alınmıştır. Bulgular: Farklı laparoskopik operasyonlar sırasında eksternal iliak ven ve renal ven yaralanması gibi major vasküler problemlerle karşılaşılmasına rağmen, uygun manevralar ve sütür teknikleri ile vasküler onarımlar yapılabilmiştir. Sonuç: Üroloji pratiğinde major damarların yaralanması ile zaman zaman karşılaşılmaktadır. Laparoskopide temel yaklaşım, vasküler yaralanmalarla karşılaşılmaması için azami hazırlığın ve dikkatin sağlanmasıdır. Ancak bu tip komplikasyonlarla laparoskopik olarak baş edilebilmesi için cerrahın temel sütür atma becerisine sahip olması gerekmektedir. Tüm bunlara rağmen açık ameliyat için gerekli bütün hazırlıkların önceden yapılmış olması hasta sağlığı için vazgeçilmezdir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 05

V6 ROBOT YARDIMLI LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ: ENDOPELVİK FASYA AÇILMADAN İNTRAFASYAL SİNİR KORUYUCU TEKNİK Ali İhsan Taşçı, Volkan Tuğcu, Alper Bitkin, Doğukan Sökmen, Hakan Polat. VİDEO Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği. Amaç: Bu videoda lokalize prostat kanserli hastaya endopelvik faysa açmadan yapılan intrafasyal sinir koruyucu robot yardımlı laparoskopik radikal prostatektomi operasyonu sunuyoruz. Metod: 5 yaşında, PSA değeri 5, ng/ml olan hastanın biyopsi sonucu prostat adenokarsinom Gleason skor: 3+3:6 saptandı. Rektal tuşe normal, IIEF:23, PV:25 cc olan hastaya 4-arm da Vinci SI HD sistem kullanılarak 5 portlu transperitoneal yaklaşım ile robot yardımlı laparoskopik radikal prostatektomi yapıldı. Bulgular: Operasyon süresi:20 dk. Operasyon esansındaki kan kaybı yaklaşık 0 cc. Perioperatif komplikasyon olmadı. Dren postoperatif 2.gün alınarak hasta aynı gün taburcu edildi. Üretral katater postoperatif 7.gün çıkarıldı. Patoloji sonucu pt2a, Gleason skor 3+3:6 prostat adenokarsinom, cerrahi sınır negatif olarak geldi. Sonuç: Robot yardımlı laparoskopik radikal prostatektomi, lokalize prostat kanserli hastaların tedavisinde güvenle kullanılan minimal invaziv bir yöntem olup, optik büyütme ve yüksek çözünürlü 3 boyutlu görüntü imkanı sayesinde sinir koruyucu cerrahi başarılı bir şekilde yapılmaktadır. 06 0. Üroonkoloji Kongresi

V7 6 CM LİK BÖBREK TÜMÖRÜNDE TRANSPERİTONEAL LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ Volkan Tuğcu, Ali Ihsan Taşçı, Alper Bitkin, Erkan Sönmezay, Nadir Kalfazade. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği. Amaç: Bu videoda sağ böbrek üst pol posteriorunda 60 mm lik tümörü olan hastaya uygulanan transperitoneal laparoskopik parsiyel nefrektomi ameliyatı sunulmaktadır. Yöntem: 6 yaşında erkek hasta rutin taramalar esnasında sağ böbrek üst pol posteriorunda 60 mm lik tümör saptandı. Hastaya transperitoneal laparoskopik parsiyel nefrektomi uygulandı. Operasyon, lateral dekübitis pozisyonunda 5 trokardan gerçekleştirildi. Üreter ve gonadal ven izlenerek renal pediküle ulaşıldı. Renal arter, damar askısıyla kilitlenip sıkıştırıldı. Renal ven damar askısıyla kontrol altına alındı. Tümör dokusu soğuk makas ile rezeke edildi. Parankim onarımı arkasına hem-o-lok klips atılan 2/0 vicryl yardımıyla yapıldı. Bulgular: Operasyon süresi 65 dakikaydı. Sıcak iskemi süresi 8 dakika, ameliyat sırasında kanama yaklaşık 20 mililitreydi. Ameliyat sonrası 2. gün hastanın dreni çekildi. Postoperatif 3.gün taburcu edildi. Patoloji sonucu papiller tip renal hücreli karsinom olarak rapor edildi. Cerrahi sınırı negatif geldi. Sonuç: Böbrek tümörlerinin tedavisinde laparoskopik parsiyel nefrektomi diğer tedavi seçenekleriyle karşılaştırıldığında daha az invaziv bir tedavi yaklaşımı olarak kabul edilmektedir. 4 cm den büyük tümörlerde laparoskopik parsiyel nefrektomi güvenli ve uygulanabilir bir tekniktir. Bununla birlikte bu sonuçların doğrulanabilmesi için daha uzun süre takip edilen çalışmalar gerekmektedir. VİDEO 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 07

POSTER

P 27 Ekim 20-28 Ekim 20 İNTRAVEZİKAL MİTOMİSİN-C İNSTİLASYONU İLE İNDÜKLENEN AKUT İNTERSTİSYEL PNOMÖNİ Adem Emrah Coğuplugil, 2 Alper Gündoğan, 2 Nesrin Çandır, Ibrahim Yıldırım, 2 Seyfettin Gümüş, Turgay Ebiloğlu, Zafer Demirer, Engin Kaya, Giray Ergin. Gata Üroloji Anabilim Dalı, 2 Gata Göğüs Hastanesi ve TBC. Anabilim Dalı. Giriş: Antineoplastik ajanlara bağlı advers reaksiyonlar arasında akciğerler de sıklıkla tutulan hedef organlar arasındadır. Mitomisin-C (MMC), Streptomyces caespitosis den derive edilen bir antineoplastik olup mesane kanseri başta olmak üzere çeşitli kanserlerin tedavisinde kullanılır. Sistemik MMC uygulaması sonrası pulmoner toksisite %3-2 arasında bildirilmiştir. Ancak intravezikal MMC instilasyonu sonrasında sistemik yan etkiler nadiren görülür ve akciğer tutulumu ise literatürde olgu sunumlarıyla sınırlıdır. Olgu Sunumu: Kronik böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyaliz görmekte olan 66 yaşında bir erkek hastaya hematüri şikayetiyle yapılan tanısal sistoskopide mesane tümörü (mesane sağ yan duvarda yaklaşık sm boyutlu tek papiller tm) tanısı kondu ve ardından anestezi altında TUR-TM yapıldı. Postoperatif erken dönem 40 mg intravezikal MMC uygulandı. Patoloji sonucu non-invaziv düşük dereceli papiller ürotelyal karsinom olarak rapor edildi ve MMC instilasyonunun devamına karar verildi. Daha önce herhangi bir pulmoner hastalık öyküsü olmayan hasta, üçüncü MMC instilasyonundan 4 gün sonra başlayan ve tedricen artan nefes darlığı yakınmasıyla acil servise başvurdu ve hastada ileri derecede solunum yetmezliği saptandı (SaO2:%66., PaO2: 4.6 mmhg, PaCO2: 30.3 mmhg, HCO3: 20.8 mmol/l, ateş: 36,7). Solunum sistemi muayenesinde sağda daha fazla olmak üzere her iki hemitoraksta ince raller saptandı.toraks yüksek rezolusyonlu bilgisayarlı tomografide interstisyel pnömoni ile uyumlu olarak; sağ akciğer üst ve her iki akciğer alt loblarda yaygın buzlu cam dansiteleri, interlobüler septalarda kalınlaşma ve bilateral plevral effüzyon gözlendi. Hastada solunum yetmezliği tablosu bulunduğundan bronkoskopi yapılmadı. Hastaya hafta önce üriner enfeksiyon tanısıyla geniş spektrumlu antibiyotik (karbepenem ve siprofloksasin) uygulandığından ve ateş yüksekliği bulunmadığından mevcut klinik tablo enfeksiyon lehine değerlendirilmedi. Hasta yoğun bakıma alınarak akut interstisyel pnömoni tanısıyla non-invaziv mekanik ventilasyon uygulandı. MMC tedavisi ise sonlandırıldı. Tedavi olarak 3 gün gr/gün, müteakiben 60mg/gün prednizolon uygulandı. Tedavinin 0. gününde hastanın solunum yetmezliği tamamen, radyolojik bulgularıda tama yakın geriledi. Sonuç: İntravenöz MMC uygulanmasına bağlı interstisyel pnömoni bilinen bir antitedir. Ancak, intravezikal MMC instilasyonundan sonra gelişen olgular oldukça seyrekte olsa görülebilmektedir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya

P2 27 Ekim 20-28 Ekim 20 DÜŞÜK DERECELİ MESANE KANSERLERİ İLE YÜKSEK DERECELİ MESANE KANSERLERİNİN P6, P53 GENLERİNDE DEĞİŞİKLİKLER VE KROMOZOMAL BOZUKLUKLAR AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI POSTER Deniz Abat, 2 Nihal İnandıklıoğlu, 2 Osman Demirhan, 2 Erdal Tunç, 3 Şeyda Erdoğan, Zühtü Tansuğ. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı, 3 Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. Amaç: İnvaziv olmayan düşük dereceli mesane kanserleri ile invaziv yüksek derecelilerin kromozomal düzensizlikleri (KD) ile p6 ve p53 genlerindeki değişikliklerin karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem ve Gereçler: Mart 2009 ile Mart 200 arasında 34 mesane kanserli hastadan eş zamanlı alınan mesane kanser dokusu ile kan örneklerinin kültürü yapıldı. Kan ve doku kültürlerinden üretilen hücrelerin kromozomlarındaki yapısal ve sayısal değişikliklerin tespiti için sitogenetik yöntemler kullanıldı. Aynı sayıdaki sağlıklı kontrol grubunun kan kültürleri de KD bakımından incelendi. Ayrıca 32 hastanın kanserli doku örnekleri FISH yöntemiyle p6 ve p53 genleri için analiz edildi. Kontrol grubu ile hastaların KD karşılaştırıldı. Ayrıca, histopatolojik incelemeye göre hastalar düşük dereceli ve yüksek dereceli tümörü olanlar olmak üzere ayrıldı. Yaş, vücut kitle indeksi (VKİ), sigara içme süresi, KD, p6 ve p53 değişimleri yönünden karşılaştırıldı. Bulgular: Yaş ortalaması 60,6 yıl olan 30 u erkek ve 4 ü kadın 34 hasta çalışmaya alındı. Hastalardaki ortalama KD sayısı [20±36,2 (0 82)] ile kontrol grubu [,3±,6 (0 5)] karşılaştırıldığında fark mesane kanserli hastalarda anlamlı şekilde yüksekti (p=0,000). Histopatolojik inceleme sonrası (%32,3) hastada düşük dereceli papiller ürotelyal karsinom, 22 (%64,7) hastada yüksek dereceli papiller ürotelyal karsinom ve (%3) hastada CIS (karsinoma in situ) olduğu saptandı. Düşük dereceli ve yüksek dereceli tümörü olan hastalarda yaş, (VKİ), sigara içme süresi ve KD açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p=0,97, p=0,06, p=0,56, p=0,74). Ancak, p6 ve p53 gen değişiklikleri tümör derecesi yüksek olanlarda önemli derecede yüksekti (p=0,002 ve p=0,039). q2, q32, 3p2 ve 5q3 bölgelerinde değişiklikleri özellikle yüksek dereceli tümörü olan hastalarda gördük. Diğer sayısal ve yapısal bozukluklar her iki grupta benzerdi. Sonuç: p6 ve p53 genlerindeki hasarın yüksekliği ile tümörün yüksek dereceli olması arasında paralellik görüldü.mesane kanserli hastalarımızın etiyolojisinde,, 2, 3, 5 ve 9. kromozomlardaki yapısal bozukluklar ile 8, 7, 2, 22, X ve Y kromozomlarındaki sayısal bozuklukların rol oynadığı tespit edildi. Özellikle q2, q32, 3p2 ve 5q3 bölgelerindeki değişiklikleri sıklıkla yüksek dereceli mesane kanseri olan hastalarda gördük. Bu gen bölgeleri mesane kanserinin progresyonunda önemli rol oynayabilir ve ayrıntılı incelenmesi gerekmektedir. 2 0. Üroonkoloji Kongresi

P3 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN PLAZMASİTOİD ÜROTELYAL KARSİNOMU: OLGU SUNUMU Burak Özçift, Kaan Bal, Yaşar İssı, Ahmet Bölükbaşı, Alper Cihat Erdal. Izmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Üroloji Kliniği. Giriş: Ürotelyal karsinomun plazmasitoid varyantı Dünya Sağlık Örgütünün son sınıflamasında ürotelyal karsinomun nadir varyantı olarak tanımlanmıştır. Mesanenin plazmositoid ürotelyal karsinomu çok nadir bir tümördür. Taradığımız Türkçe ve İngilizce literatürde bildiğimiz kadarıyla şimdiye kadar yaklaşık olarak yalnızca 30 olgu bildirilmiştir. Olgu Sunumu: Yaklaşık 5 ay önce mesanedeki tümöral kitleye transüretral rezeksiyon(tur) yapılan hastanın TUR materyali histopatolojik ve immunohistokimyasal incelemesi lamina propriayı invaze eden yüksek gradeli plazmasitoid özellikler içeren ürotelyal karsinom olarak raporlanmış. TUR materyali muskularis propriayayı içermediğinden kas invazyonu belirtilememiş. Ameliyattan sonraki. ve 3. ayda hastanın sistoskopileri opere olduğu merkezde yapılmış. Hastada nüks izlenmediği belirtilmiş.tur yapıldıktan 4 ay sonra olguda gelişen assit ve karaciğer enzimlerinin yüksekliği nedeniyle başka bir merkezden hasta hastanemize yönlendirilmiş. Acil servisce kabul edilen hasta gastroentoroloji kliniğince ileri tetkik amacıyla interne edildi. Makroskopik hematürisi olmayan hastanın yapılan idrar tetkikinde mikroskopik hematürisi de yoktu. Tarafımızca yapılan fizik muayenede batın distandüydü. Dijital rektal muyenede prostat grade benign ancak mesane tabanından mesane boynuna doğru sert ve fikse kitle palpe edilmekteydi.yapılan sistoskopide mesane içi bakıda bilateral orifisler olağan olup idrar jet akımları izlendi. Trigon ve mesane tabanında mukozadan kabarık olmayan endure görünümlü eski rezeksiyon alanı görüldü. Bu endure alan transüretral olarak rezeke edildi.tur ile alınan biyopsilerin histopatolojik ve immunhistokimyasal değerlendirmesisonucu ürotelyal karsinom (plazmositoid komponenet içeren) (ptg3) olarak raporlandı. Alınan assit sitolojisi benign sitoloji olarak raporlandı. Hastanın endoskopi ve rektosigmoidoskopisinde patolojik bir bulguya rastlanmadı. Assit etyolojisinin,akut pankreatite bağlı olduğu tespit edildi. Hastanın genel durumunun düşkün olması, batında yaygın assit olması, gerek muayene gerekse radyolojik olarak kitlenin rezektabl olmaması nedeniyle hastanın tümör konseyi kararı olarak kemoterapi alması uygun görüldü. Hastanın kemoterapisi devam etmektedir. Plasmasitoid karsinomun ayırıcı tanısı ve doğru teşhisi hayati öneme haizdir çünkü bunların çoğu yüksek dereceli histolojiye sahip olup ileri evrede tanıları konulabilmektedir. Plazmositoid ürotelyal karsinomlar çok az görülen tümörler olup özellikle küçük biopsiler de ayrıcı tanıda herzaman akılda tutulmalıdır POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 3

P4 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN SÜPERFİSYEL ÜROTELYAL KARSİNOMLARINDA HÜCRE SİKLUS DÜZENLEYİCİLERİ P53, MDM-2, P4ARF VE CASPASE-8 İN PROGNOSTİK DEĞERİ Nilay Şen Türk, 2 Saadettin Eskiçorapçı, 2 Zafer Aybek, 2 Levent Tuncay. POSTER Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Ürotelyal karsinomların patogenezinde hücre siklus kontrol yolaklarında çok sayıda değişiklik olduğu bilinmektedir. Araştırmacılar, hücre siklusunu düzenleyici yolaklardaki çok sayıdaki gen defektlerinin, ürotelyal karsinomların agresif yönde ilerlemesinde arttırıcı ya da sinerjistik etki gösterdiğini öne sürmektedir. Bu nedenle, tek belirtecin analizi ile karşılaştırıldığında, çok sayıda bağımsız belirteçlerin kombinasyonun kullanılması, hastanın klinik gidişatını çok daha doğru olarak öngörebilecektir. Bu çalışmada amacımız, pta ve pt ürotelyal karsinom olgularında morfolojik ve klinik verilerle p53, mdm-2, p4arf ve Caspase-8 protein ekspresyonu durumlarını tek ve kombine şekilde karşılaştırarak, rekürrens ve agresif gidiş gibi risklerin ön görülmesi açısından bir parametre olarak kullanılabilirliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: TUR materyalinde, ilk kez ürotelyal karsinom tanısı almış, pta ve pt evreye sahip toplam 70 olgu çalışmaya alındı. Tüm olgularda tümör dokusunu en iyi yansıtan parafin bloklardan hazırlanan kesitler, p53, mdm-2, p4arf ve Caspase-8 antikorları ile immunohistokimyasal yöntemle boyanarak ekspresyon durumları değerlendirildi. Bulgular: p53 protein ekspresyonu olguların %42,9 unda, mdm-2 protein ekspresyonu %98,6 sında, p4arf protein ekspresyonu %57, inde saptandı. Caspase-8 protein ekspresyonu olguların %8,6 ında zayıf, %55,7 sinde orta ve %25,7 sinde kuvvetli olarak tespit edildi. P53, mdm-2 ve p4arf protein ekspresyon durumları ile tümör evresi ve derecesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Caspase-8 protein ekspresyonu ise, pt ürotelyal karsinomlarda pta ürotelyal karsinomlara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek saptandı (p=0,006). Ancak Caspase-8 protein ekspresyonu ile tümör derecesi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Tek ve multiple belirteç analizleri ile tümör rekürrensi ve progresyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Hücre siklus düzenleyicileri olarak görev yapan p53, mdm-2, p4arf ve Caspase-8, klinikopatolojik parametreler dikkate alındığında, süperfisyel ürotelyal karsinomların başlangıç rezeksiyonu sonrasında hastalığın rekürrensi veya progresyonu hakkında ek prognostik bilgi sağlamamaktadır. 4 0. Üroonkoloji Kongresi

P5 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN YÜZEYEL ÜROTELYAL KARSİNOMLARINDA MGMT PROMOTER METİLASYONUNUN PROGNOSTİK DEĞERİ Vildan Caner, 2 Nilay Şen Türk, Özge Can, 3 Saadettin Eskiçorapçı, Gülseren Bağcı, 3 Levent Tuncay. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı, 3 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç: Mesanede ortaya çıkan malign tümörlerin yaklaşık %95 ini ürotelyal karsinomlar oluşturmaktadır. Promoter metilasyonu aracılığı ile önemli kanser genlerinin sessizleşmesi, DNA tamiri ve sinyal iletimi gibi birçok moleküler yolağı etkileyerek kanserin patogenezinde rol oynamaktadır. Bu çalışmada, pta ve pt ürotelyal karsinom olgularında O6-metilguanin-DNA metiltransferaz (MGMT) geni promoter metilasyon durumunun rekürrens ve progresyon risklerinin öngörülmesi açısından bir parametre olarak kullanılabilirliğinin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: TUR materyalinde ilk kez ürotelyal karsinom tanısı almış pta ve pt evreye sahip toplam 22 olgu çalışmaya alındı. Tüm olgularda tümör dokusunu en iyi yansıtan parafin bloklardan hazırlanan kesitlerden, genomik DNA izolasyonunu takiben bisulfit uygulaması yapıldı. Çalışma grubuna ait DNA örneklerinde MGMT promoter metilasyon durumu, metilasyona özgün gerçek-zamanlı PCR (MSP) ile belirlendi. Bulgular: Yüzeyel ürotelyal karsinomlarda MGMT promoter metilasyon sıklığı %36 (8/22) olarak belirlendi. Evreye göre değerlendirildiğinde, istatistiksel olarak bir anlamlılık belirlenmemekle birlikte, pt ürotelyal karsinomlarda metilasyon sıklığının pta ürotelyal karsinomlara göre yaklaşık 2 kat arttığı belirlendi (p=0.07). Tümor derecesine göre değerlendirildiğinde ise, yüksek dereceli karsinomlarda metilasyon sıklığının düşük dereceli karsinomlara göre 3 kat artmış olduğu belirlendi (p=0,09). MGMT metilasyon durumu, tümor rekürrensi ve progresyonu ile karşılaştırıldığında ise, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Bir DNA tamir geni olan MGMT geni promoter metilasyon durumu, yüzeyel ürotelyal karsinomların tümör derecesi ve evresi hakkında klinik açıdan ek veri sağlamasına karşın, başlangıç rezeksiyonu sonrasında hastalığın rekürrensi ve progresyonu hakkında ek prognostik veri sağlamamaktadır. Bu çalışmanın bulguları aynı zamanda ürotelyal karsinomların oldukça heterojen hücre populasyonlarını içerdiklerini desteklemektedir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 5

P6 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN PRİMER T HÜCRELİ LENFOMASI: OLGU SUNUMU Yaşar Issı, Kaan Bal, Burak Özçift, Fikret Şengül, Ahmet Bölükbaşı. Izmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Üroloji Kliniği. POSTER Giriş: Mesane tümörlerinin büyük çoğunluğu epitelyumdan kaynaklanır. Nonepitelyal tümörler oldukça nadirdir.bunlar içerisinde erişkinlerde en sık gözleneni leiomyosarkom,çocuklarda ise rabdomyosarkomdur.mesanenin primer lenfoması çok daha nadir olup, tüm mesane kanserleri içerisinde %0,2 oranında görülmektedir. Mesane lenfomalarında en sık başvuru semptomu hematüridir..mesanenin primer lenfoması tanısı koyabilmek için doku tanısına ek olarak nodal biopsi ve bilgisayarlı tomografi çekmek gerekir. Biz bu vakada polikliniğimize başvuran 56 yaşındaki erkek hastada tespit edilen mesanenin primer T hücreli lenfoması nı sunacağız. Olgu sunumu: 56 yaşında erkek hasta, 3 aydır aralıklı olarak devam eden makroskopik hematüri ve dizüri nedeniyle polikliniğimize başvurdu. Yapılan fizik muayenede herhangi bir patolojik bulgu saptanmadı. Laboratuar analizinde beyaz küre:6300/mm3, hemoglobin:,9mg/dl psa:0,29 ng/dl olarak ölçüldü.yapılan ulrasonografide mesane sol lateral duvarda düzensizlik saptandı Bu bulgular eşliğinde sistoskopi yapıldı. Mesane trigonda ve sol yan duvarda yüzeyden kabarık solid görünümlü şüpheli lezyonlar gözlenmesi üzerine hastaya transüretral rezeksiyon yapıldı ve aynı seansta idrar sitolojisi alındı. Patolojik inceleme sonucu T hücreli lenfoma infiltrasyonu olarak geldi.alınan idrar sitolojisi sonucu malign idrar sitolojisi olarak raporlandı. Bunun üzerine lenfomanın olası primer odağını tespit amacıyla hastaya Toraks,Abdomen ve Pelvis tomografileri çekildi. Bu tetkiklerde herhangi bir büyümüş lenf noduna, yada karaciğer ve/veya dalak yayılımına rastlanmadı. Ancak çekilen Boyun BT de Nazofarengeal yumuşak doku solda daha belirgin olmak üzere her iki yanda hipertrofik görünümde olduğundan bu bölgeden biopsi alındı. Alınan biopsinin patolojik değerlendirilmesi sonucu lenfoid doku hiperplazisi şeklinde rapor edildi. Bu bulgular ışığında lenfomanın primer kaynağının mesane olduğuna karar verilerek hasta Adjuvan kemoterapi için hematoloji kliniğine yönlendirildi.hematoloji kliniğinde CHOP protokolü başlandı. Şu anda hastanın hematoloji tarafından tedavisi devam etmektedir. Bizim vakamızda Mesanenin Primer Lenfoması tanısı,sistemik hematolojik maligniteler dışlandıktan sonra kondu.yapılmış olan çalışmalar sonucunda Mesanenin Primer Lenfoması tedavisinde ortak konsensus oluşmamıştır. Kemoterapi;Radyoterapi yada cerrahi tedavi yararlı olabilmektedir. Bu tedavilerin birbirlerine üstünlükleri hakkında literatütde yeterli veri yoktur. Bu durumda biz bu vakada lenfomanın etkin tedavi yöntemlerinden birisi olan kemoterapiyi tercih ettik. Tur sonrası T hücreli lenfoma patolojisi gelen ve Kemoterapi tedavisi alan hastayı sunduk. Literatürde araştırdığımız kadarıyla bu vaka, Türkçe ilk yayınlanmış olan Mesanenin Primer T Hücreli Lenfoması dır 6 0. Üroonkoloji Kongresi

P7 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANE TÜMÖRÜ İÇİN SIRADIŞI BİR METASTAZ YERİ: CİLT Halil Kızılöz, Artan Koni, Mesut Altan, Burhan Özdemir, Mustafa Sertaç Yazıcı, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Kliniğimizde takibi sırasında yaygın cilt metastazları geliştiren invaziv bir mesane tümörü olgusunu sunacağız. Olgu: Ağrısız pıhtılı hematüri şikayeti ile gelen 66 yaşındaki bir erkek hastada tetkiklerde mesanede bir divertikül içi solid kitle lezyonu farkedildi. Yapılan TUR-M patoloji sonucunda submukozaya invaze yüksek dereceli papiller ürotelial karsinom (HGUC) ve eşlik eden karsinoma insitu (CIS) izlendi. Ek değerlendirme olarak, tüm batın ve toraks tomografi incelemesinde perivezikal yağ dokuya invaze, mesane içini dolduran kitle tespit edildi. Lenf nodu tutulumu ve akciğer metastazı bulgusu izlenmedi. Elde edilen klinik bulgulara dayanılarak hastaya 4 döngü neoadjuvan sisplatin ve gemsitabin kemoterapisi verildi. 4 ay içerisinde tamamlanan kemoterapi sonrası tekrarlanan abdomen BT de daha önce tarif edilen kitle lezyonunun küçüldüğü izlendi. Takiben hastaya radikal sistoprostatektomi, iki taraflı pelvik lenf nodu diseksiyonu ve ileal kondüit ameliyatı yapıldı. Patoloji sonucu pt3bn2mx, mesane trigonu ve ön duvarını tutan 0x6x6 cm boyutlarında HGUC geldi. Her iki taraftan çıkarılan toplam 22 lokorejyonal lenf nodlarından 8 inde ekstrakapsüler uzanım gösteren UC metastazı izlenmişti. Gösterilen spesimende iki taraflı üreter uçlarında hastalık izlenmedi. Patolojik değerlendirmede tüm cerrahi sınırlar salimdi. Yapılan kemik sintigrafisinde herhangi bir patoloji izlenmedi. Hasta ameliyattan 9 gün sonra sıhhatle taburcu edildi. Taburculuğu takiben ay içerisinde hasta, hipotansiyon, dehidratasyon, halsizlik, yoğun sırt ve bel ağrısı şikayeti ile geldi. Fizik muayenede, sırtta, omuzda ve boyunda ağrılı, solid subkütan nodüller izlendi. Boyun kökü ve submandibular bölgede ortası nekroz gösteren ağrılı nodüler lezyonlar farkedildi. Yapılan kranial, toraks ve abdomen BT de göğüs duvarında, skapula üzerinde ve submandibular sahada çoklu ciltaltı ve cilt yerleşimli kistik nekrotik lezyonlar bulundu. Ciltten yapılan eksizyonel biyopside metastatik UC tanısı doğrulandı. Adjuvan sisplatin ve gemsitabin kemoterapi rejimi uygulanan hasta ilk döngü sonrası klinik olarak gözlenebilen kısa süreli bir iyileşme gösterdi. Lezyonlarada kısmen küçülme ve ağrıda azalma dışında genel durum düzelmesi dikkat çekiciydi. İlerleyen dögülerde kliniği kötüleşen hasta üçüncü döngü tedaviyi tamamlayamadan öldü. Sonuç: Cilt, mesane UC si için seyrek tutulan bir metastaz yeridir. Mesane tümörü için en sık metastaz yerleri, lokorejyoner lenf nodları, akciğer, karaciğer ve kemiktir. Mesane tümörlü hastlarda bu organlar tutulmadan yaygın cilt metastazı görülmesi çok daha seyrek rastlanan bir durumdur. Hastanın, cilt lezyonlarının ortaya çıkış hızı ve radyolojik değerlendirmede solid organlar ve beyin salim görülse de çok kısa bir sürede ölmesi hastalığın doğasının da son derece saldırgan olduğunu telkin etmektedir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 7

POSTER Şekil. Boyunda cilt metastazı Şekil 2. Sırtta cilt metastazı 8 0. Üroonkoloji Kongresi

P8 27 Ekim 20-28 Ekim 20 TÜMÖR YÜKÜNÜN FAZLA OLDUĞU KASA İNVAZE OLMAYAN MESANE TÜMÖRLÜ HASTALARIN SADECE TUR-M İLE TEDAVİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Ata Özen, Cavit Can, Barbaros Başeskioğlu, Harun Kılıççalan, Aydın Yenilmez. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Giriş: Yüzeyel mesane tümörünün tedavisinde sistektominin kullanımı mutlaka, mevcut intravezikal tedavinin yararları ve limitleri, major cerrahinin morbiditesi ve bireyde yüksek riskli yüzeyel hastalığın progresyon potansiyelini tahmin edebilme olasılığı göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Yüzeyel hastalıkta sistektomi, tümör yükünün çok fazla olduğu düşük ve orta dereceli hastalıkta ya da erken intravezikal tedavinin başarısız olduğu persistant ya da rekürren yüksek riskli hastalarda uygundur. Amaç: Yüksek tümör yüküne sahip kasa invaze olmayan mesane tümörlerinin sadece transüretral rezeksiyon (TUR) ile tedavisinin değerlendirilmesi Yöntem: 998-200 yılları arasında primer mesane tümörü nedeniyle kliniğimizde takip edilen kasa invaze olmayan minumum 20 gr doku rezeke edilen 38 hasta çalışmaya dahil edildi. Bütün hastalara 2 ila 4 hafta sonra Re-TUR (Re-TUR lar) yapıldı. Tek rezeksiyon veya tekrarlayan rezeksiyonlar sonucunda malignite tespit edilmeyen hastalar takip edildi. Tümör hacmi yüksek olup ancak kasa invazif mesane tümörü saptanan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Bulgular: Hastaların 37 si erkek i kadın olup ortalama yaş 62 (35-8) yıl idi. Rezeke edilen tümörün ortalama ağırlığı 84,8 (20-260) gram olarak ölçüldü. 30 hastanın patolojisi pt (%78,9), 8 hastanınki ise pta olarak rapor edildi. Tümörün tamamı ortalama 2,2 (2-3) TUR seansında temizlendi. Hastaların ortalama takip süresi 54,4 (2-8) ay idi. 4 hastaya progresyon, 2 hastaya da tedaviye dirençli yüksek dereceli rekürrens nedeniyle toplam 6 (%5,7) hastaya radikal sistoprostatektomi yapıldı. Yapılan takiplerde 2 hasta tümör nedeniyle, 4 hasta tümör dışı nedenle toplam 6 hasta (%5,7) ex oldu. 4 hastaya üst üriner sistem tümör rekürrensi nedeniyle nefroüreterektomi ve parsiyel sistektomi yapıldı. Sonuç: Her ne kadar düşük ve orta dereceli tümör yükünün çok fazla olduğu kasa invaze olmayan mesane tümörlerinde sistektomi bir seçenek olsa da, tümörün tamamının tek rezeksiyon ile ya da tekrarlayan rezeksiyonlarla ortadan kaldırılabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle yaşam beklentisi uzun, genç, yüksek riskli ve tedaviye dirençli olmayan seçilmiş hasta grubunda hastaya mesanesiyle yaşama şansı sağladığı için sadece TUR ile tedavi akılda tutulması gereken bir seçenek olmalıdır. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 9

P9 27 Ekim 20-28 Ekim 20 YÜZEYEL MESANE TÜMÖRLÜ HASTALARIN TANI VE TAKİBİNDE NMP22 TESTİNİN DEĞERLİLİĞİ Caner Doğan, Asıf Yıldırım, 2 Ebru Zemheri, Bilal Günaydın, Serhat Göçer, Sarp Korcan Keskin, Erem Kaan Başok. POSTER SB. İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 SB. İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Bölümü. Amaç: Bu çalışmada mesane tümörü tanısında ve yüzeyel mesane tümörü tanılı hastaların takibinde NMP22 testinin etkinliği araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Ocak 2008 ile Aralık 2008 tarihleri arasında başvuran hastalar içerisinde hematüri saptanmış veya mesane tümörü tanısı olup kontrol amaçlı başvurmuş olan toplam 204 hasta prospektif olarak çalışmaya dahil edildi. Sistoskopi öncesi alınan idrar örneği ile sitoloji ve NMP22 testi çalışıldı. Her iki testinde duyarlılık, özgüllük, pozitif kestirim değeri, negatif kestirim değeri ve pozitif test sonucunun olasılık oranı bulundu. Mesane kanseri tanısı alan hastalar evre, derece, sayı, boyut ve risk açısından kategorize edilip NMP22 testi ile sitolojinin her biri için ROC eğrileri elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodların (ortalama, standart sapma, sıklık dağılımları) yanı sıra nitel verilerin karşılaştırmalarında ki-kare testi kullanıldı. Sonuçlar, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Hematüri nedeni ile araştırılan grupta toplam 87 hasta olup NMP22 testinin duyarlılık oranı %70, özgünlük oranı %80, pozitif kestirim değeri %68, negatif kestirim değeri %8 ve pozitif test sonucunun olasılık (LR+) oranı 3,42 olarak bulundu. Sitolojinin duyarlılık oranı %27, özgünlük oranı %96, pozitif kestirim değeri %82, negatif kestirim değeri %68 ve pozitif test sonucunun olasılık (LR+) oranı 7,36 olarak bulundu. Yapılan analizlerde her iki testin tanısal performans değerleri arasında hiçbir kategoride istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmadı (p>0,05). NMP22 testi ile sitoloji kombine edildiğinde duyarlılık oranı %73, özgünlük oranı %78, pozitif kestirim değeri %67, negatif kestirim değeri %82 ve pozitif test sonucunun olasılık (LR+) oranı 3,27 saptandı. Mesane tümörü tanısı olup takip edilen grupta toplam 49 hasta olup NMP22 testinin duyarlılık oranı %33, özgünlük oranı %76, pozitif kestirim değeri %3, negatif kestirim değeri %78 ve pozitif test sonucunun olasılık (LR+) oranı,37 olarak saptandı. Sitolojinin duyarlılık oranı %25, özgünlük oranı %97, pozitif kestirim değeri %75, negatif kestirim değeri %80 ve pozitif test sonucunun olasılık (LR+) oranı 9,25 olarak saptandı. Yapılan analizlerde her iki testin tanısal performans değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmadı (p>0,05). NMP22 testi ile sitoloji kombine edildiğinde duyarlılık oranı %42, özgünlük oranı %76, pozitif kestirim değeri %36, negatif kestirim değeri %80 ve pozitif test sonucunun olasılık (LR+) oranı,7 olarak saptandı. Sonuç: NMP22 testi, mesane kanseri tanısında sistoskopiye yardımcı olarak kullanılabilir. Mesane kanseri tanılı hastaların takibinde tek başına ya da idrar sitolojisi ile kombinasyonunun tanı koydurucu gücü sınırlıdır. 20 0. Üroonkoloji Kongresi

P0 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MAKROSKOBİK HEMATÜRİ İLE BAŞVURAN HASTALARDA NMP-22 TESTİNİN VE İDRAR SİTOLOJİSİNİN TANIDAKİ ÖNEMİ Berk Öngel, Asıf Yıldırım, 2 Ebru Zemheri, Caner Doğan, Bilal Günaydın, Serhat Göçer, Sarp Korcan Keskin, Erem Kaan Başok. SB. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 SB. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Bölümü. POSTER Amaç: Bu çalışmanın amacı makroskobik hematüri ile başvuran hastalarda nükleer matriks protein-22 (NMP22) testinin ve idrar sitolojisinin mesane ürotelyal kanserini saptamadaki değerini tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Ocak 2008 ve Eylül 200 tarihleri arasında makroskobik hematüri şikayeti ile başvuran 7 hastadan sistoskopik muayene öncesi idrar örneği toplandı. İdrar örneğinin sabah ilk idrar olmaması şartı konuldu. Hastaların hiçbiri daha önce mesane kanseri tanısı almamıştı. İdrar örneğinde NMP22 seviyesi ölçümü için NMP22 BladderCheck testi kullanıldı ve kalan idrarla sitoloji çalışıldı. NMP22 BladderCheck testinin ve idrar sitolojisinin mesane ürotelyal kanserini saptamadaki duyarlılık, özgüllük ve öngörü değerleri saptandı. Bulgular: 7 hastanın 43 tanesi (%36,7) mesane ürotelyal kanseri olarak tespit edildi. Duyarlılık, özgüllük, pozitif kestirim değeri, negatif kestirim değerleri sırasıyla sadece NMP22 testi için %66, %76, %74, %69, sadece idrar sitolojisi için %66, %88, %85, %72 ve her iki test kombine edildiğinde %7, %95, %94, %76 olarak saptandı. Sonuç: Makroskopik hematüri şikayeti ile başvuran hastalarda idrar sitolojisini NMP22 testi ile kombine etmek testin mesane ürotelya kanseri saptamadaki duyarlılığını ve pozitif kestirim değerini arttırmaktadır. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 2

P 27 Ekim 20-28 Ekim 20 KARACİĞER METASTEZEKTOMİLİ OPERE GASTROİNTESTİNAL STROMAL TÜMÖRLÜ VE METAKRON MESANE KANSERLİ GERİATRİK YAŞTAKİ HASTADA TEDAVİ YÖNETİMİ POSTER Ümmügül Üyetürk, 2 Uğur Üyetürk, Özlem Uysal Sönmez, Kaan Helvacı, Burçin Budakoğlu, Ülkü Yalçıntaş Arslan, Berna Öksüzoğlu. S.B Dr. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştıma Hastanesi, II. Tıbbi Onkoloji Kliniği, 2 Abant Izzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Giriş: Gastrointestinal stromal tümörler (GİST), gastrointestinal sistemin herhangi bir yerinden gelişebilen, mezenkimal orjinli nadir görülen tümörlerdir. Batı ülkelerinde 2-5/.000.000 oranında görüldüğü tahmin edilmektedir.tanı yaşı ortalama 60 tır. Mesane kanseri tüm malignitelerin %4.5 unu oluşturan, 75 yaş üzerindeki erkeklerde gençlere göre 2 kat daha fazla sıklıkta görülen, etyolojisinde çevresel, mesleksel maruziyetlerin ve sigaranın önemli rol oynadığı tümörlerdir. Olgu: Aralık 2003 de gastrointestinal sistem kanamasıyla başvuran 70 yaşındaki erkek hastanın endosonografisinde duedonum 2. kıtada lümeni dolduran kitle, batın bilgisayarlı tomografisinde (BT) karaciğer sol lobda iki adet en büyüğü 2 cm lik hipoekoik lezyon görüldü. Hastaya ince barsak rezeksiyonu, karaciğer metastazektomisi yapıldı. Patolojisi yüksek riskli GİST, karaciğerde metastaz olunca imatinib 400 mg başlanıldı. Takibinde karaciğerde herhangi bir lezyon izlenmedi. Ağustos 2008 de hematüri şikayetiyle çekilen batın BT sinde karaciğer sol lob 3x2 cm, sağ lob 4x3 cm hipodens lezyonlar, mesane sağ arka duvarında 3x2.5 cm düzensiz duvar kalınlaşması izlendi. Mesaneye yapılan transüretral rezeksiyonun (TURBT) patolojisinde transizyonel hücreli karsinom, high grade, kas tabakasına invaze şeklinde raporlandı. Karaciğerdeki lezyonların hangi tümöre ait olduğunun anlaşılması için biyopsi uygulandı. GİST metastazı olarak gelen hastaya yaşı ve performansı nedeniyle sistektomi operasyonu yapılamadı. Mesaneye fraksiyonda toplamda 2200 cgy radyoterapi uygulandı. Bu tedaviye bağlı sistit şikayetleri olunca destek tedavisi verildi. İmatinibe devam edildi. Sisplatin-gemsitabin kemoterapisi yerine kreatinin yüksekliği nedeniyle Haziran 200 da karboplatin-gemsitabin uygulandı. Bir kür sonrası kan değerlerinde ve performans düşüklüğü nedeniyle kemoterapi kesildi. Takipte Ekim 200 da batın ultrasonografisinde sağ böbrek parenkimi incelmiş, grade 3 hidroüreteronefroz, mesane tabanında ve sağ lateral kesimde duvar kalınlaşması izlendi. Hastaya tekrar TURBT yapıldı. Üreter orifislerinin tümörle kapalı olduğu görüldü. Hastanın progresif kreatinin yüksekliği nedeniyle sağ böbreği nonfonksiyone olduğundan, sol böbreğine Şubat 20 de nefrostomi katederi takıldı. Palyatif tedaviyle takibe devam edilirken kreatinin yüksekliği nedeniye Haziran 20 de hemodiyaliz programına alındı. Sonuç: GİST lerde ana tedavi yöntemi cerrahidir. Hem kemoterapi hem de radyoterapiye oldukça dirençlidirler. İmatinible başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Kasa invaze mesane tümöründe sistektomi tercih edilir. Kötü performans ve yandaş hastalıklar nedeniyle yapılamıyorsa, tek başına radyoterapi ve kemoterapide seçenekler arasındadır. Küratif tedavi yaklaşımlarında gençlerde ve geriatrik hastalarda tedavi prensipleri benzerdir. Ancak metastatik, performans durumu kötü ve yandaş hastalığı olanlarda amaç palyasyonu sağlamaktır. 22 0. Üroonkoloji Kongresi

P2 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN PRİMER MALİGN MELANOMU Artan Koni, Bülent Akdoğan, 2 Dilek Ertoy Baydar, M. Sertaç Yazıcı, M. İrfan Dönmez, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı. Giriş: Primer mesane malign melanomu çok nadirdir. Şu ana kadar 9 primer mesane malign melanomu vakası bildirilmiştir. Merkezimize başvuran primer mesane kaynaklı malign melanomu olgusu tartışılacaktır. Vaka Sunumu: 52 yaşında erkek hasta, gastrik şikayetlerle başvurduğunda çekilen abdominal ultrasonografide mesane posterior-sol duvarında yer alan kitle saptanmış. Yapılan TUR-M sonucu muskularis propriayı invaze malign melanom saptanması üzerine kliniğimize yönlendirilmiş. Patoloji spesimenleri Hacettepe Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı tarafından incelenerek MelanA, HMB-45 ve S00 belirteçleri pozitif çıkması üzerine malign melanom tanısı doğrulandı. Hasta Medikal Onkoloji, Gastroenteroloji, Göz hastalıkları, KBB, Dermatoloji bölümlerince değerlendirildi ve olası bir primer malign melanoma odağı saptanamadı. Hastaya PET-BT taraması yapıldı, mesane sol duvarında 3 mm lik artmış FDG tutumu gösteren bir lezyon görüldü. Hastaya primer mesane malign melanomu tanısıyla radikal sistoprostatektomi + ileal loop + genişletilmiş lenf nodu diseksiyonu yapıldı. Hasta postoperatif 6.günde taburcu edildi. Patoloji sonucunda pt2n0m0, mesane posterior duvarın sol superiorunda bulunan 35x30x5 mm lik tümörün muskularis propriaya >/2 invaze olduğu görüldü, LVİ negatif, tüm cerrahi sınırlar salim, 39 adet reaksiyoner lenf nodu saptandı. Hastaya posoperatif başka herhangi bir tedavi uygulanmadı. Postoperatif 3.ayda çekilen TAP CT de nüks saptanmadı. Hasta hastalıksız izlemde. Tartışma: Malign melanom en sık deri kaynaklı olmak üzere göz, meme, gastrointestinal sistem, orofarenks, genitoüriner sistem kaynaklı olabilir. Genitoüriner sistem kaynaklı melanomlar en sık üretra ve peniste görülmektedir. Primer mesane melanomları malign melanomların %0,2 sinden azını oluşturmaktadır. Diğer bütün sistemler gözden geçirilip primer odak olmadığı kanıtlandıktan sonra primer genitoüriner melanomdan bahsedilebilir. Mesane kaynaklı malign melanom son derece nadir görüldüğünden standart tedavi protokolleri oluşturulmuş değildir. Son yıllarda birçok tedavi seçeneği mevcut olsa da literatürde rapor edilen primer mesane kaynaklı malign melanomun prognozu hala kötüdür. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 23

P3 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN İNVERTED ÜROTELYAL KARSİNOMU: NADİR GÖRÜLEN BİR OLGU SUNUMU Ozan Akay, Engin Kaya, Adem Emrah Coğuplugil, Giray Ergin, Turgay Ebiloğlu, 2 Salih Deveci, Zafer Demirer, Yaşar Özgök, M. Lütfi Tahmaz, Kürşat Çeçen POSTER Gata Üroloji Anabilim Dalı, 2 Gata Patoloji Anabilim Dalı. Giriş: Mesanenin endofitik büyüme paterni gösteren lezyonlarından olan inverted papillomlar nadir görülen ve genellikle benign olarak değerlendirilen tümörlerdir. İnverted karsinomlar ise çok daha nadir görülür, malign paterne sahiptirler ve morfolojik olarak inverted papillomlardan ayırmak güçtür. Olgu Sunumu: 84 yaşında erkek hasta dizüri ve ağrısız gros hematüri ile polikliniğimize başvurdu. Hastanın sigara ve alkol kullanımı öyküsü vardı. Fizik muayenede bilateral alt ekstremite ödemi ve skrotal ödem saptandı. Serum kreatinin seviyesi.62 mg/dl ve hemoglobin seviyesi 9.2 g/dl idi. Üriner sistem ultrasonunda, düzensiz mesane duvarı kalınlaşması, mesane lümeninde diffüz solid tümöral oluşumlar ve bilateral hidronefroz (sağda grade 2 ve solda grade 4) ile retroperitoneal alanda lenfadenopatiler (LAP) saptandı. Manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ile renal, paraaortik, parakaval, interaortokaval, parailiak ve obturator alanlarda çok sayıda konglomerat yapmış LAP saptandı. İlaveten MRI da sakral, femoral, lomber vertebral ve iliak kemik metastazları da saptandı. Sistoskopide beyaz sarı renkte, ürotelyum ile kaplı çok sayıda solid tümöral lezyon gözlendi (Şekil ). Lezyonlar mümkün olduğunca rezeke edildi (Şekil 2) ve patoloji sonucu düşük dereceli inverted karsinom (lamina propriya invazyonu +, kas dokusu - ) olarak rapor edildi. Metastatik mesane kanseri olarak göz önüne alınan hasta, ileri tetkik ve tedavi planlanırken postoperatif 20 nci günde kardiyak nedenlerden dolayı kaybedildi. Sonuç: Çok nadir görülen inverted ürotelyal karsinomlar, inverted papillomlar ile benzer morfolojik özelliklere sahiptir ancak biyolojik davranışları, tedavileri ve prognozları çok farklıdır. Bu nedenle inverted karsinomları papillomlardan ayırt etmek kritik öneme sahiptir ve ilave patolojik incelemeler gereklidir. 24 0. Üroonkoloji Kongresi

POSTER Şekil. Ürotelyumla kaplı endofitik büyüme paterni gösteren mesane içi lezyonlar Şekil 2. Lezyonların rezeksiyon sırasındaki görüntüsü 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 25

P4 27 Ekim 20-28 Ekim 20 ROBOT YARDIMLI LAPAROSKOPİK PROSTATEKTOMİ SIRASINDA PELVİK LENF NODU DİSSEKSİYONU: PREOPERATİF VE POSTOPERATİF BULGULARIN KARŞILAŞTIRILMASI POSTER Selçuk Keskin, İlter Tüfek, 2 Ali Rıza Kural, 2 Burak Argun, 3 Fatih Atuğ, 3 Haluk Akpınar, 4 Can Öbek. Acıbadem Üniversitesi, 2 Acıbadem Maslak Hastanesi, 3 Bilim Üniversitesi, 4 Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Giriş: Pelvik lenf nodu disseksiyonu (PLND) lenf nodu metastazını saptamada en güvenilir yöntemdir. Bu çalışmada robot yardımlı laparoskopik radikal prostatektomi (RYRP) sırasında PLND uygulanan ve uygulanmayan hastaların bulguları karşılaştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Mart 2005 ve Temmuz 20 tarihleri arasında kliniğimizde 300 hastaya RYRP, 76 hastaya RYRP+PLND uygulandı. PLND grubunda hastaya (ilk 70 hastada) standart, 65 hastaya genişletilmiş PLND yapıldı. Hastaların karşılaştırmalı bulguları Tablo- de sunulmaktadır. Sonuçlar: Standart PLND grubunda ortalama 4 (2-6), genişletilmiş PLND grubunda 5 (7-47) lenf nodu çıkarıldı. Lenf nodu pozitifliği standart ve genişletilmiş PLND grubunda sırasıyla %9 (/) ve %2.7 (2/65) olarak bulundu. Ortalama PSA ve pozitif cerrahi sınır (PCS) oranı lenf nodu metastazı (+) ve (-) olan hastalarda sırasıyla.8 ng/ml ve %45 ve 9.8 ng/ml ve %. olarak saptandı. Cerrahi sınır (+) hasta grubunda, lenf nodu metastazı (+) ve (-) hastalarda pt3 oranı sırasıyla 8/9 (%88.8) ve 2/8 (%66.6) olarak bulundu. Yorum: Genişletilmiş PLND, RYRP sırasında kabul edilebilir komplikasyon oranları ve kan kaybı ile güvenle uygulanabilir. Çıkarılan lenf nodu sayıları açık serilerle benzerdir. PLND grubunda komplikasyon oranları benzerken, hastanede kalış süresi daha uzundur. RYRP (300 hst) RYRP+PLND (76 hst) Operasyon süresi (dk) 72.5 (75-420) 89.6 (05-390) Perop-postop. komplikasyon 0 (%3.0) 7 (%3.9) Hastanede kalış süresi (ort) 3.8 gün 4.8 gün PSA (ort) 5.6 (-6) ng/ml 0.29 (-40) ng/ml Kan kaybı (ort) 38.7 ml 268.2 ml Gleason skor (ortanca) 6. (5-7) 6.8 (5-9) 26 0. Üroonkoloji Kongresi

P5 27 Ekim 20-28 Ekim 20 İNSAN MESANE KANSERİ HÜCRE HATTINDA (T24) WNT ANTAGONİSTLERİNİN EPİGENETİK DÜZENLENMELERLE APOPTOZ YOLAĞINDAKİ GENLERİN İFADE EDİLMESİNE OLAN ETKİLERİ Nuray Varol, Ece Konaç, H. İlke Önen, 2 Serhat Gürocak, Ebru Alp, Akın Yılmaz, Sevda Menevşe, 2 Sinan Sözen. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Wnt antagonistlerini şifreleyen genlerin (sfrp, DKK, WIF-) kontrol bölgelerinde DNA metilasyonu/ histonların deasetilasyonu gibi epigenetik değişimler sonucu gözlenen ifade kayıpları Wnt/β-katenin sinyal yolağının aktifleşmesine neden olur. Çalışmamız, T24 insan mesane kanseri hücre hattında histon deasetilaz inhibitörlerinden Trikostatin-A (TSA) ve DNA metiltransferaz inhibitörlerinden 5-aza-2 deoksisitidinin (DAC) tek başlarına ve birlikte kullanımlarının, mesane kanseri tedavisinde uygulanan kemoterapötik ajanlar olan gemsitabin+sisplatinin apoptotik etkileri üzerine olan değişimlerinin transkripsiyonel ve protein düzeylerinde sinerjik etkilerinin araştırılması hedeflenmiş ilk kapsamlı çalışmadır. Gemsitabin+sisplatin, DAC ve TSA nın tek başlarına ve birlikte kullanımlarının hücre canlılığı üzerine olan etkisi, sitotoksik ve apoptotik dozlar ile H3 histonunun asetilasyon düzeylerinin belirlenmesinde ELISA yöntemi kullanılmıştır. Wnt antagonist genlerinin metilasyon profilleri ile DAC ve TSA ajanlarının tek başlarına ve birlikte kullanımları sonrasındaki epigenetik değişiklikler metilasyona özgü PCR (MSP) ile değerlendirilmiştir. Belirtilen ilaçların tek başlarına ve birlikte kullanımları durumlarında CTNNB, GSK-3β, WNT5A, c-myc, CCND, CASP-3, CASP-9, CASP-8, BCL-2, BCL2L, sfrp-2, DKK-3 ve WIF- genlerinin transkripsiyonel ifade düzeylerindeki farklılıklar kantitatif eş zamanlı PCR yöntemiyle belirlenmiştir. Bulgularımıza göre β-katenin ifadelenmesi, Wnt antagonist reaktivasyonu ve ayrıca kanonikal Wnt/β-katenin yolağının hedef genleri, c-myc ve CCND ifadelenme düzeyleri azalmaktadır. Ayrıca, DAC, TSA, Gemsitabin + sisplatin kombinasyonu GSK3β mrna düzeyinin artmasına ve bunun sonucu olarak CCND mrna düzeyinin azalmasına neden olmaktadır. BCL2L ifadelenmesi, DAC+TSA kombinasyonu kullanımı sonrasında önemli derecede azalmaktayken, BCL-2 ifadelenmesi kontrole göre artmaktadır. Aynı zamanda, CASP-3 mrna ve aktif CASP-3 protein düzeyleri kontrole göre artmaktadır. DAC, TSA, Gemcitabin+Sisplatin kombinasyonunun uygulanması sonrasında kanonikal Wnt/β-katenin sinyal yolağının inhibisyonuyla, hücre proliferasyonunda azalma meydana gelmiştir. Çalışmamızın in vivo olarak desteklenmesi durumda, yeni epigenetik biyobelirteçlerin tanımlanarak erken tanıda hekime yardımcı olabilecek olması, bu tarz pre-klinik çalışmaların kliniğe katkı sağlaması açısından yeni bir yaklaşım sunabileceğini düşündürmektedir. * Bu proje TÜBİTAK-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı (00)-Proje No: SBAG 0S37 tarafından desteklenmiştir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 27

P6 27 Ekim 20-28 Ekim 20 ENDOTELYAL NİTRİK OKSİT SENTAZ ENZİMİNİN GENETİK POLİMORFİZMLERİNİN MESANE TRANSİZYONEL HÜCRELİ KANSER OLGULARINDA DEĞERLENDİRİLMESİ POSTER Aziz Toker, 2 Erkan Erkan, 2 Uğur Yücetaş, 2 Akın Soner Amasyalı, 2 Gökhan Toktaş, 3 Erdinç Ünlüer. Muş Devlet Hastanesi, 2 SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 3 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. Amaç: Mesane transizyonel hücreli kanser olgularında endotelyal nitrik oksit sentaz (enos) gen polimorfizmlerini değerlendirdik. Materyal-Metot: Kliniğimizde Ocak 200 ile Ağustos 200 tarihleri arasında mesane transizyonel hücreli kanser tanısı almış 64 olgu ile bu gruba benzer epidemiyolojik özelliklere sahip mesane transizyonel hücreli kanser bulgusu olmayan 80 olgu, enos geninin iki polimorfizmi (intron 4 tandem tekrarı ve Glu298Asp) açısından karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 64 hastanın (50 erkek, 4 kadın) yaş ortalaması 64.48±.52 ve kontrol grubundaki 80 olgunun (70 erkek, 0 kadın) yaş ortalaması 56.76±0.63 idi. Mesane tümörü tanılı hastaların 39 u düşük riskli ve 25 i yüksek riskli mesane tümörü özellikleri taşıyordu.enos geninin intron 4 polimorfizmi değerlendirildiğinde hem kontrol grubunda hem de hasta grubunda bb genotipinin yüksek oranda görüldüğü saptandı. Bu açıdan gruplar arasında fark yoktu (p=0.47).enos geninin Glu298Asp polimorfizminde ise kontrol grubunda GG homozigot genotip daha yüksek oranda görülürken hasta grubunda GT heterozigot genotipin daha sık bulunduğu gözlendi. Ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=335). Her iki polimorfizmin allel dağılımına bakıldığında hasta ve kontrol grubu arasında anlamlı fark saptanmadı (Tablo )Mesane tümörü tanılı hastalarda enos geni polimorfizmleri ayrı ayrı incelendiğinde allel dağılımı açısından anlamlı fark olmadığı görüldü. Her iki polimorfizm birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde yüksek riskli hasta grubunda (Yüksek dereceli, pt, pt2 ve karsinoma in-situ) hastaların %50 sinin bbgg genotipine sahip olmasına rağmen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (Tablo 2) Sonuç: Yaptığımız çalışmada yüksek riskli mesane tümöründe bbgg genotipi daha sık gözükmesine rağmen, enos geninin intron 4 ve Glu298Asp polimorfizmi açısından mesane tümörü ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. 28 0. Üroonkoloji Kongresi

Kontrol Grubu Hasta Grubu p İntron 4Polimorfizmi aa 3 (%3.8) 0(%0) 0.47 ab 9(%.2 2(%8.8) bb 68(%85) 52(%8.2) Glu298AspPolimorfizmi GG 46(%57.5) 30(%46.9) 0.335 GT 29(%36.2) 3(%48.4) TT 5(%6.3) 3(%4.7) İntron 4 ve aagg 3(%3.8) 0(%0) 0.35 Glu298AspPolimorfizmi abgg 5(%6.3) 4(%6.3) abgt 4(%5) 8(%2.5) bbgg 38(%47.4) 26(%40.6) bbgt 25(%3.2) 23(%35.9) bbtt 5(%6.3) 3(%4.7) POSTER Düşük Riskli Yüksek Riskli p İntron 4Polimorfizmi ab 8(%2) 4(%6) 0.75 bb 3(%79) 2(%84) Glu298AspPolimorfizmi GG 8(%46) 2(%48) 0.973 GT 9(%49) 2(%48) TT 2(%5) (%4) İntron 4 ve Glu298AspPolimorfizmi abgg 4(%0) 0(%0) 0.443 abgt 4(%0) 4(%6) bbgg 4(%37) 2(%48) bbgt 5(%38) 8(%32) bbtt 2(%5) (%4) 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 29

P7 27 Ekim 20-28 Ekim 20 İNVAZİV MESANE KANSERİNDE LENF NODU METASTAZI SAPTANMASINDA PET-CT NİN TANISAL DEĞERİ POSTER Fetullah Gevher, Murat Gezer, Çetin Demirdağ, Metin Halaç, Kerim Sönmezoğlu, Süleyman Ataus, Can Öbek. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Giriş ve Amaç: Bu çalışmada invaziv mesane kanserli hastalarda lenfatik metastazı öngörmede PET-CT nin rolünü araştırmayı amaçladık. Metod: Radikal sistektomi ve genişletilmiş lenf nodu diseksiyonu uygulanan hastalara ameliyat öncesinde PET-CT çekildi. Görüntüleme bulguları ve ameliyat sonrası elde edilen lenf nodu patolojisi karşılaştırıldı. Bulgular: Nisan 2009-Subat 20 tarihleri arasında 3 hastaya radikal sistektomi ve beraberinde genişletilmiş lenf nodu diseksiyonu uygulandı. Çıkarılan ortalama lenf nodu sayısı 22 idi (7-65). PET-CT bulgusu olarak lenf nodu metastazı 3 hastada saptandı. Bu 3 hastanın lenf nodu histolojik incelemesi sonucu 6 hastada gerçekten pozitiflik saptandı. Ameliyat öncesi PET-CT bulgusu negatif olan 8 olgunun 3 tanesinde lenfatik metastaz saptandı. Yöntemin duyarlılığı %66, özgüllüğü %68, pozitif tanısal oranı %46, negatif tanısal oranı ise %83 olarak saptandı. Sonuç: İnvaziv mesane kanserinde PET-CT nin lenfatik metastaz saptama oranı güvenilir seviyelerde saptanmadı. Genişletilmiş lenf nodu diseksiyonu halen patolojik evrede altın standart olma özelliğini sürdürecek gibi görünmekte. 30 0. Üroonkoloji Kongresi

P8 27 Ekim 20-28 Ekim 20 LAPAROSKOPİK RADİKAL NEFROÜRETEREKTOMİ SIRASINDA HÜCRE EKİMİ RİSKİNİ AZALTMADA DİSTAL ÜRETER VE MESANE İRRİGASYON TEKNİĞİ Yıldırım Bayazit, Volkan İzol, Onur Karslı, Eyüp Kaplan, İsmail Karlıdağ, 2 Gülşah Şeydaoğlu, Nihat Satar, Şaban Doran. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı. POSTER Amaç: Üst üriner sistemin (ÜÜS) değişici epitel hücreli karsinomunda (DEHK) standart tedavi açık radikal nefroüreterektomidir (ARNU). Alternatif bir yöntem olarak gelişmekte olan laparoskopik radikal nefroüreterektomi (LRNU) tekniğindeki önemli bir tartışma noktası, distal üreter ve mesane kafının onkolojik prensiplere uygun olarak eksizyon şeklidir. Bu posterde, LRNU sırasında hücre ekimi riskini azaltabilmek için uyguladığımız teknik ve sonuçları sunulmaktadır. Hastalar ve yöntem: Üst üriner sistem DEHK nedeniyle LRNU uygulanan hastaların 3 ünde distal üreter ve mesane irrigasyonu yöntemi uygulandı. Operasyon öncesinde, ucu üreterin /3 distal kısmında, varsa üreter tümörünün distalinde olacak şekilde üreter kateteri yerleştirildi. Dört (%30) hastaya retroperitoneoskopik, 9 (%70) hastaya transperitoneal laparoskopik girişim yapıldı. Laparoskopiye geçildiğinde önce distal üreter bulunarak üreter kateterinin ucunun hemen proksimaline klip konuldu. Üreter kateterinden önce distile su ve sonra da hastanın üretral kateteri klemplendikten sonra Mitomycin C verilerek distal üreter irrige edildi ve distal üreteri yıkayan Mitomycin C solüsyonunun mesanede kalması sağlandı. LRNU nun nefrektomi aşaması tamamlandıktan sonra distal üreter ve mesane kafı eksizyonuna başlanırken üreter kateteri çekildi. Üretral kateterin klempi açılarak mesane boşaltıldı ve eksizyon gerçekleştirildi. Bulgular: Ortalama operasyon süresi 206±63 dakika oldu. İki hastada obezite ve spesimen büyüklüğü nedeniyle açık operasyona geçildi. Majör komplikasyon görülmezken, minör komplikasyon 2 (%5) hastada görüldü. Histopatolojik incelemede 5 (%38) hastada düşük dereceli, 8 (%62) hastada yüksek dereceli DEHK saptandı. Ortalama izlem süresi 29±6 ay (6 62) ay oldu. Takipte olan 2 hastanın 4 ünde (%30) mesanede rekürrens, 2 sinde (%5) uzak metastaz saptandı. Yedi (%53) hasta ise hastalıksız olarak takiptedir. Hiçbir hastada lokal nüks saptanmadı. Takip süresince hasta böbrek yetmezliği, hasta ise uzak metastaz nedeniyle kaybedildi. Sonuç: LRNU sırasında distal üreterin irrigasyonu, üreter distaline ve mesaneye taşınmış tümör hücrelerini uzaklaştırarak hücre ekimi ve dolayısıyla lokal nüks olasılıklarını azaltabilecek bir yöntem olabilir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 3

P9 27 Ekim 20-28 Ekim 20 ÜST ÜRİNER SİSTEM ÜROTELYAL TÜMÖRLÜ HASTALARDAKİ TEDAVİ SONUÇLARIMIZ POSTER Hasan Soydan, Furkan Dursun, Ferhat Ateş, Ömer Yılmaz, Kenan Karademir, Kadir Baykal. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Üroloji Servisi. Amaç: Üst üriner sistem ürotelyal tümörü olan hastalardaki tedavi sonuçlarımızı ortaya koymak Gereç ve Yöntem: GATA Haydarpaşa Üroloji Servisi polikliniğinde üst üriner sistem tümörü olduğu saptanan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması, geçmişinde mesane tümör hikayesi varlığı, tümör lokalizasyonu, patolojik evresi, cerrahi sınır durumu, üreteral cuff çıkartılıp çıkartılmaması, nüks durumu kaydedildi. Hasta verileri SPSS programı ile karşılaştırıldı Sonuçlar: 2005-20 yılları arasında kliniğimizde 2 hastaya üst üriner sistem ürotelyal tümörü ön tanısıyla nefroüreterektomi yapıldı. Hastaların yaş ortalaması 68,09(47-87) idi. Ürotelyal kanserli 6(%37,5) hastanın geçmişinde yüzeyel mesane tümörü vardı. 2 hastada tanı anında mesane de tümör saptandı. Geçmişinde mesanede tümör öyküsü olanlarla olmayanların klinik ve patolojik değerlendirmesi sonrasında aralarında farklılık bulunmamıştır(tablo-). Ürotelyal kanser saptanan 6 hastanın 0(%62,5) unda renal pelvis ve kaliks, 2 sinde üreter alt bölüm, 2 sinde üreter üst bölüm, i üreter orta bölüm,, inin üreterde mültipl yerleşimli tümörü vardı. Ürotelyal kanserlerin 4 ü pt2, 4 ü ptalg, 2 si ptlg, 3 ü pt3, i pt4, 2 i pthg idi. Ürotelyal kanseri olup üreteral cuff çıkarılmayan 8 hastadan 7 sinin tümör renal pelvis yerleşimli, inde üreter orta bölüm yerleşimli idi. Cuff çıkarılmaması hastalarda ileri yaş ve genel durum bozukluğu gibi nedenlerle o anda cerrahın tercihi olarak uygulanmıştır. Ürotelyal karsinomların ortalama 43,75 (7-00) mm idi.hastaların hiçbirinde üreter alt uçta tümör devamlılığı yoktu. pt3 tümörü olan bir hastada post operatif 5.ayda perivezikal kitle gelişti ve yeniden opere edildi. Mesane de 2 hastada pta LG, hastada pt HG nüks gelişti. Üreteral cuff çıkarılmayan 2 hastada nüks gelişti. Nükslerden i güdük bölgesinde, diğeri mesane de farklı bir yerde idi. Ortalama nüks gelişim süresi 2,5(6-20) aydır. Ameliyat sonrası nüks eden hastalarla etmeyen hastalar Tablo-2 de karşılaştırılmış ve istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır. Sonuç: Kliniğimizin üst üriner sistem tümörlerindeki onkolojik sonuçları güncel literatür ile uyumlu gözükmektedir. Renal pelvis yerleşimli tümörü olanlarda üreteral cuff çıkarmaksızın üreterin mesanede intramural seviyeden cerrahi sınır kontrolu yapılarak bağlanması cerrahi prensiplere aykırı olmakla beraber küçük olan serimizde güvenli bir yöntem gibi gözükmektedir. 32 0. Üroonkoloji Kongresi

Tümör öyküsü VAR YOK Tümör lokalizasyonu Üreter alt bölüm 2 Üreter orta-üst bölüm 2 Böbrek renal pelvis 3 7 Tümör derecesi Yüksek 4 6 Düşük 2 4 Tümör boyutu <3cm 2 2 3cm 4 8 Lokal evre Ta 2 2 T 3 T2 3 2 T3-2 T4 - POSTER NÜKS VAR YOK Tümör lokalizasyonu Üreter alt bölüm 3 Üreter orta-üst bölüm - 2 Böbrek renal pelvis 3 7 Tümör derecesi Yüksek 3 7 Düşük 5 Tümör boyutu <3cm 3 >3cm 3 9 Lokal evre Ta 3 T - 4 T2 3 T3 2 T4 - ex Güdük Çıkarıldı 2 6 Çıkarılmadı 2 6 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 33

P20 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANE KANSERİNDE GLUTATYON S-TRANSFERAZ GEN POLİMORFİZİMLERİ VE DNA HASARI POSTER Murat Savaş, Adem Altunkol, Mehmet Gülüm, Halil Çiftçi, 2 Fuat Dilmeç, Ercan Yeni. Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı. Amaç: Sitokrom P450 (faz I) ve glutatyon-s-transferazı da (faz II) içeren çok sayıda enzim kanserojenlerin aktivasyonu veya detoksifikasyonunda rol almaktadırlar. Epidemiyolojik çalışmalar, mesane kanserinin özellikle sigara ile kuvvetli ilişkisi olduğunu ve bu kanserin gelişme riskinin kişisel farklılıklara bağlı olarak kanserojen-metabolizan genlerle bağlantılı olabileceğini göstermektedir. Bu çalışmada CYPA ve GSTP gen polimorfizmleri ile mesane kanseri arasındaki ilişkinin olup olmadığı araştırıldı Yöntem ve Gereç: Çalışma 60 hasta ve 60 kontrol grubu verileri değerlendirilerek yapıldı. CYPA ve GSTP genotipleri multiplex PCR, allel spesifik PCR ve sınırlandırılmış parça uzunluk polimorfizm-pcr yöntemleri kullanılarak belirlendi. Bulgular: Çalışmamızda, GSTP geni için mesane kanseriyle pozitif ya da negatif bir ilişki [odds ratios (OR) = 0.86; %95 confidence interval (CI) = 0.40.84)] gösterilemedi. Buna mukabil, CYPA TC (heterozigot) geniyle mesane kanseri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki görüldü (OR = 3.74, % 95 CI =.66 8.4). Sonuç: Bu veriler GSTP genotip prevalansının mesane kanseri ile anlamlı bir ilişkisinin olmadığını, CYPA geni TC varyantı varlığının ise mesane kanseri gelişimine katkıda bulunabileceğini göstermektedir. 34 0. Üroonkoloji Kongresi

P2 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN PRİMER MALİGN MELANOMU Adem Altunkol, Halil Çiftçi, Murat Savaş, Mehmet Gülüm, 2 M. Emin Güldür, 3 B. Sabri Keser. Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 3 Özel Şanmed Hastanesi. Amaç: Primer malign melanomların büyük çoğunluğu gözün koroid membranı ve deriden kaynaklanıp, makül, papül, plak ve nodül formlarında olabilen asimetrik, düzensiz sınırlı büyümüş pigmente lezyon olarak görünür. Oral mukoza yüzeyi, anogenital bölge, zarlar ve özefagus diğer anatomik olarak orjin alan bölgelerdir. Bu vaka eşliğinde amacımız son derece nadir görülen genitoüriner sistemin primer malign melanomasını vurgulamayı amaçladık. Yöntem ve Gereç: 52 yaşında sağlıklı erkek hastada rutin tetkikler esnasında pelvik ultrasonografi sonucu mesane sol yan duvarında 4x3 cm ebadında kanlanması olan kitle tespit edildi. Bulgular: Hastanın dijital rektal muayenesinde prostat yumuşak vasıflıydı ve nodül palpe edilmedi. Hastanın alt üriner sisteme ait şikayeti yoktu. Preoperatif dönemde dermatoloji, oftalmoloji, gastroenteroloji ve göğüs hastalıkları konsültasyonu istendi. Patolojik bir durum rapor edilmedi. Preoperatif anestezi onayı alındıktan sonra transüretral rezeksiyon için operasyona alındı. Mesanenin sol yan duvarında 4x3 cm ebadında büyük koyu renkli tümöral doku görüldü. Tümör dokusu rezeke edildi. Histopatolojik incelemede, bir kısmında melanin pigmenti izlenen atipik melanositlerden oluşan solid adacıklar halinde tümör dokusu izlenmiştir (Resim ). Tümör dokusunun lamina propria ve müskülaris propria invazyonu yaptığı saptanmıştır. İmmünohistokimyasal incelemede tümör hücrelerinde S-00, HMB-45 ve NSE ile (Resim 2-3) pozitif boyanma saptanmıştır. Yapılan biyokimyasal incelemeler ve görüntüleme yöntemlerinde metastaz saptanmadı. Hasta kendi isteği üzerine farklı bir merkeze başvurdu. Hastaya radikal sistektomi ve ileal kondüit ameliyatı uygulandı. Postoperatif kontrollerinde herhangi bir anormal durum gözlenmedi. Hasta halen kliniğimiz tarafından takip edilmektedir. Sonuç: Genitoüriner sistemin primer melanoması, tüm melanomların yaklaşık olarak %0,2 sini oluşturan son derece nadir bir kanser türüdür. Mesanenin malign melanomu transüretral rezeksiyon ile tedavi edilir ve prognozu cesaret vericidir. Potansiyel tedavi edilebilir hastalığı olanlarda radikal sistektomi bir seçenektir. POSTER Resim. Bazılarının sitoplazmasında melanin pigmenti izlenen atipik melanositlerden oluşan tümör dokusu izlenmektedir (H.E., x200) Resim 2. Atipik melanositlerde S-00 ile güçlü pozitif boyanma görülmektedir (S-00, x200) 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 35

P22 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANE TÜMÖRÜNDE SİSTEKTOMİ SONRASI SAĞKALIMIN ÖNGÖRÜLMESİNDE KULLANILAN NOMOGRAMLARIN DOĞRULUK VE UYUM DEĞERLENDİRMESİ POSTER Mehmet İlker Gökce, Kadir Türkölmez, Ömer Gülpınar, Cihat Özcan, 2 Kenan Köse, Yaşar Bedük. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı. Giriş: Kasa invaze mesane tümörünün standart tedavsi radikal sistektomidir ve sistektomi sonrası elde edilen veriler ile sağkalımın öngörülmesi önemli bir problemdir. Bu amaçla nomogramlar üretilmiştir. Bu nomogramlardan en sık kullanılanları Uluslararası Mesane Kanser Nomogramı ve BCRC nomogramlarıdır. Bu çalışmada amaç bu iki nomogramın doğuluğunun test edilmesi ve birbirleri ile uyumunun incelenmesidir. Gereç ve yöntem: AÜTF üroloji kliniğinde 990-2009 yılları arasında radikal sistektomi yapılan ve düzenli takipleri olan 96 hastanın verileri incelenmiştir. Hastaların Uluslararası Mesane Kanser Nomogramı ve BCRC nomogramı ile 5 yıllık sağkalım beklentileri hesaplanmıştır. Nomogramlarda kullanılan parametereler kullanılarak Cox regresyon analizi ile 5 yıllık sağkalım beklentileri araştırılmış ve Bland-Altman Yöntemi ile elde edilen verilerin korelasyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Uluslararası Mesane Kanser Nomogramı ile Cox regresyon analizinden elde edilen sağkalım beklentileri arasında istatistiksel anlamlı bir uyum saptanmıştır (r=0,704, p=0,0). BCRC nomogramı ile Cox regresyon analizinden elde edilen sağkalım beklentileri karşılaştırıldığında daha yüksek düzeyde uyum saptanmıştır (0.7936, p=0,0). Her 2 nomogram arasındaki uyum incelendiğinde oldukça yüksek düzeyde bir uyum saptanmıştır (r=0.9656, p=0,0). Sonuç: Yaygın olarak kullanılan 2 nomogramın hem birbirleri ile hem de cox regresyon analizinden elde edilen sağkalım beklentileri ile yüksek derecede uyum gösterdikleri tespit edilmiştir. Bu iki nomogramın Türk populasyonu için doğruluklarının test edilmesi için ulusal çok merkezli geniş hasta sayılı çalışmalar yol gösterici olacaktır. 36 0. Üroonkoloji Kongresi

POSTER Şekil. nomogramların doğruluk ve uyum analizleri 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 37

P23 27 Ekim 20-28 Ekim 20 CCR2-64I MESANE KANSERİ GELİŞİMİNDE BİR RİSK FAKTÖRÜMÜDÜR? Fehmi Narter, 3 Bedia Ağaçhan, 2 Ergin Yücebaş, 2 Feridun Şengör, 3 Turgay İsbir POSTER Üsküdar Devlet Hastanesi, 2 Haydarpaşa Numune Hastanesi, 3 İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü, Moleküler Tıp Anabilim Dalı. Kemokinler çeşitli inflamatuar hastalaıklarda etkili güçlü proinflamatuar sitokinlerdir. Proinflamtuar gen polimorfizmleri inflamatuar proteinlerin üretim ve konsantrasyonlarında değişikliklere sebep olur. Biz kemokin ve kemokin reseptör genlerinin(mcp- A-258G ve CCR2-V64I)polimorfizmleri ile mesane kanseri riski arasında ki olası riski araştırdık. 72 mesane kanserli ve 76 sağlıklı benzer yaşta ki kontrol grup üyelerinin genotiplerini PCR- RFLP ile analiz ettik. Kontrol ve hasta grupları arasında MCP- A-258G (P = 0.02) ve CCR2-V64I genotiplerinin (P = 0.004) sıklığı açısından anlamlı farklılıklar saptandı.mcp- A-258G GG genotip sıklığı kontrol ve hasta gruplarında 0.039 ve 0. olarak bulundu. Sonuçta GG genotipinde ki bireylerde mesane kanseri açısından 3-kat artmış risk saptandı (P = 0.08). CCR2-64I/64I genotip sıklığı ise kontrol ve hasta gruplarında 0.02 ve 0.3 olarak bulundu. Analiz sonucu 64I/64I genotipini taşıyan olgularda diğer genotiplerle karşılaştırıldığında mesane kanseri açısından 5.9-kat artmış risk saptandı. CCR2-V64I heterozigot veya homozigot varyant genotip (64I/64I + wt/64i)taşıyan bireyler, wild-tip genotipli (wt/ wt)bireylerle karşılaştırıldığında mesane kanseri açısından 2.9-kat artmış risk saptanmıştır. CCR2-V64I heterozigot veya homozigot wild-tip genotip (wt/wt + wt/64i) sıklığı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında belirgin derecede azdır. Bu bulgular ışığında CCR2-64I nin mesane kanseri için yeni bir risk faktörü olabileceği görüşündeyiz. 38 0. Üroonkoloji Kongresi

P24 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANE TÜMÖRÜNDE FASCİN- VE CLAUDİN-4 EKSPRESYONLARININ PROGNOSTİK ÖNEMİ Zafer Demirer, Emin Aydur, 2 Ali Fuat Çiçek, Adem Emrah Coğuplugil, 2 Önder Öngürü, İbrahim Yıldırım, M. Lütfi Tahmaz, 3 Serdar Göktaş. Gata, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Gata, Patoloji Anabilim Dalı, 3 Selçuk Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Giriş: Mesane tümörlerinin çoğu tanı anında invaziv değildir, ancak oldukça yüksek oranda nüks ve progresyon gösterirler.son zamanlarda bazı tümörlerde; fascin ve claudin ekspresyon derecelerinin, tümörün farklılaşması, agresifliği ve metastaz potansiyeliyle ilişkili olduğu bildirilmiştir.biz mesane tümörlü hastaların primer TUR-MT örneklerindeki fascin- ve claudin-4 ekspresyon seviyelerinin prognostik rolünü araştırdık. Gereç Yöntem: 995-200 yılları arasındaki mesane tümörlü hastaların primer TUR- MT patolojik örnekleri değerlendirildi ve hastaların tıbbi özellikleri kaydedildi. Mesane tümörü tanısı öncesinde diğer bir organa ait tümör tanısı alanlar, pelvik RT ve/veya sistemik KT hikâyesi olanlar, standart takip ve/veya tedavi uygulandığına dair verileri eksik olanlar ve patolojik örneklerinde kas dokusu görülmeyen hastalar çalışma dışı bırakıldı.dahil edilen hastalara ait preparatlarda en yoğun tümör alanı içeren bir blokta fascin- ve claudin-4 ekspresyon parametreleri (yoğunluk, yaygınlık ve immünohistokimyasal skoru) değerlendirildi ve elde edilen bulgular prognostik açıdan karşılaştırıldı. Bulgular: 02 hastaya ait pimer TUR-MT örneklerinde immünohistokimyasal boyama yapıldı.hastaların, i kadın(%0,8) 9 i erkek(%89,2) idi.yaş ortalamaları 6,23±3,02(23-94) olan hastaların ortanca takip süreleri 37(2-60) aydı. Hastaların tümör derecesi ve evresine göre sayıları sırasıyla; papillom(3), düşük malignite potansiyelli neoplazm (DMPPÜN,2), düşük dereceli papiller üretelyal karsinoma(ddpük,36), yüksek dereceli papiller üretelyal karsinoma(ydpük,4), Ta(5), T(30) ve T2(2) idi.fascin- ekspresyon parametrelerinden; yoğunluk kategorilerinin, ortalama yoğunluk değerlerinin, immünohistokimya skoru (İHS), ortalama İHS larının hem tümör derecesi hem de tümör evresiyle istatistiksel anlamlı bir ilişkisi vardı.claudin-4 ekspresyon parametrelerinden; yoğunluk kategorilerinin, ortalama yoğunluk değerlerinin hem tümör derecesi hem de tümör evresiyle istatistiksel anlamlı bir ilişkisi vardı.ayrıca, claudin-4 İHS kategorileriyle tümör evresi arasında da istatistiksel anlamlı bir ilişki vardı.hem tümör dereceleri(ddpük ve YDPÜK) hem de tümör evreleri(t ve T2) için fascin- İHS ile claudin-4 İHS ve fascin- İHS kategorilerinin ile claudin-4 İHS kategorilerinin arasında negatif korelasyon ilişkisi gösterilmiştir. Sonuç: Fascin- ve claudin-4 ekspresyon parametrelerinin hem tümör derecesi hem de tümör evresiyle ilişkili olduğunu saptadık. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 39

POSTER Fascin- ekspresyon Ta(n=5) T(n=30) T2(n=2) Toplam(n=02) P parametreleri n % n % n % n % Yoğunluk 0 2 4 2 6 0 0 4 4,2 0,00* 22 43 3 0 0 0 25 24,5 2 20 39 37 6 29 37 36, 3 7 4 4 47 5 7 36 35,2 Yaygınlık 0 2 4 2 6 0 0 4 4,2 0,084 9 8 5 7 3 4 7 6,5 2 23 45 8 27 3 4 34 33,3 3 7 33 5 50 5 72 47 46 İHS 0 2 4 2 7 0 0 4 4,2 0,00* -3 27 53 6 20 3 4 36 35,2 4-6 20 39 0 33 6 29 36 35,2 9 2 4 2 40 2 57 26 25,4 İHSK <4 29 57 8 27 3 4 40 39,2 0,00* 4 22 43 22 73 8 86 62 60,8 Şekil. Fascin- 3+ immünohistokimyasal boyama 40 0. Üroonkoloji Kongresi

POSTER Şekil 2. Claudin-4 3+ boyama 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 4

P25 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANENİN MİKROPAPİLLER ÜROTELYAL KARSİNOMU: MESANE KORUYUCU CERRAHİ Mİ? ERKEN SİSTEKTOMİ Mİ? Hüseyin Koçan, Akın Soner Amasyalı, Uğur Yücetaş, 2 Kemal Behzatoğlu, Soner Ulusoy, Gökhan Toktaş, 3 Erdinç Ünlüer. POSTER İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği, 3 Kafkas Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı. Giriş: Mesane kanseri mikropapiller varyantı nadir görülmekle birlikte agresif bir karaktere sahiptir. Radikal sistektomi standart tedavi olarak düşünülse de mesane koruyucu cerrahi de uygulanabilmektedir. Çalışmamızda mikropapiller mesane kanserli (MPMK) hastaların tedavi sonuçlarını analiz etmeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Mayıs 2008 ve Haziran 20 tarihleri arasında transuretral rezeksiyon (TUR) sonrası MPMK tanısı alan 7 hasta (5 erkek, 2 kadın) çalışmaya dahil edildi. Retrospektif olarak hastaların pre postoperatif klinik ve patolojik verileri, tedavi alternatifleri ve sağkalım oranları değerlendirildi. Bulgular: Ortalama yaş 62.29±4.55 ve ortalama takip süresi 9.7±5.72 ay (2-39 ay) olarak hesaplandı. İlk TUR patolojisi 6 hastada T ve hastada T2 olarak rapor edildi. Hastaların tamamı yüksek dereceli tümöre sahipti. Hastaların %7,4 ünde (5/7) tümör çapı 3 cm den büyük olarak izlendi. Multifokalite %85,7 (6/7) hastada saptandı. Altı hastada (%85,7) tümör solid görünümde iken hastada papiller yapıdaydı. Patoloji raporunda %70-80 oranında mikropapiller varyant mevcuttu. Karsinoma in situ 3 hastada saptandı (%42,8). Radikal sistektomi 2 hastada uygulanırken diğerleri mesane koruyucu cerrahiye yönlendirildi. Adjuvan intravezikal BCG tedavisi 2 hastaya uygulandı. Takip süresince 3 hastada (%42,8) metastaz görüldü ve bu hastaların ikisinde (%28.5) mesane kanserine bağlı ölüm gerçekleşti. Her 2 ölen hastanın da mesane koruyucu cerrahiye yönlendirilen grupta olması anlamlıydı. Sonuç: Mikropapiller varyantlı mesane kanseri agresif bir seyir izlemekle birlikte erken sistektomi sağkalımı artırabilir. Ancak bu bilgiyi destekleyen daha geniş serili randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. 42 0. Üroonkoloji Kongresi

P26 27 Ekim 20-28 Ekim 20 PREPUBİK ÜRETREKTOMİ, TEKNİK Ali Cansu Bozacı, Halil Kızılöz, Bülent Akdoğan, Yunus Tahir, M. Sertaç Yazıcı, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Üretra tutulumu açısından yüksek riskli kas invazif mesane kanserlerinde üretrektomi deneyimimizi gözden geçirerek yeni bir teknik olan retropubik üretrektomiyi tartışmak. Yöntem ve Gereçler: 2005-20 yıları arasında üretrektomi yapılan 6 mesane tümörlü olgunun demografik, klinik ve patolojik verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Prepubik üretrektomi basamakları, abdominal insizyonun penis şaftı tabanına kadar uzatılması, penis şaftı ve distal üretranın diseksiyonu, penisin invajine edilmesi, üretranın korpus kavernosum ve corpus spongiosumdan künt ve keskin diseksiyonlar ile ayrılması, intraglanüler üretra diseksiyonu, penil, bulbar, membranöz üretra diseksiyonu ve spesimenin en blok çıkartılması, prepubik loja dren yerleştirilmesi ve penise erken dönemde baskılı pansuman yapılması olarak özetlenebilir. Bulgular: Toplam altı üretrektomi hastasının yaş ortalaması 66,5±6.6 yıldı. Sistektomi öncesi primer CIS olan 4 hastanın ikisi intravezikal immünoterapiye dirençli kas invazif olmayan mesane tümörüydü. Radyolojik değerlendirmede hastada obturator lenf nodu saptanırken aynı hastanın patolojik evrelemesinde mesane dışında hastalık ve common iliak lenf nodu tutulumu izlendi. Sistektomi öncesi hasta verileri tablo de özetlendi. Üretrektomiye ek olarak 2 hastaya enblok nefroüreterektomi + sistoprostatektomi yapılırken 4 hastaya sadece sistoprostatektomi yapıldı. Üretrektomilerin 3 ü prepubik, 3 ü perineal yaklaşımla yapıldı. Hiçbir hastada ameliyat ve sonrasında cerrahi komplikasyon izlenmedi. Üretra patolojisinde tümöral oluşum sadece bir hastada rastlandı. Ortalama 5 ay takip sonunda üretra tümörü olmayan bir hastada ameliyat sonrası 3. ayda korpus kavernozumda nüks izlendi ve. yılda diyaliz komplikasyonundan kaybedildi. Patolojisi pt3bnm0 olan bir hasta yaygın karaciğer metastazları geliştirerek kaybedildi. Diğer 4 hasta hastalıksız olarak izlemde. Sonuç: Multifokalite, CIS eşlik eden tümörler, mesane boynu veya trigon yerleşimli mesane kanserleri ve sistektomi sıarsında distal üretra cerrahi sınırın positif olması üretra tutulumu açısından risk teşkil etmektedir ve bu hastalara eş zamanlı üretrektomi yapılmalıdır. Prepubik üretrektomi; perineal üretrektomiye kıyasla daha kısa ameliyat süresi, ayrı insizyon gerektirmemesi, aşırı lithotomi pozisyonu gerektirmemesi ve komplikasyon oranının az olması sebebi ile üroonkologlar tarafından bilinmesi ve uygulanması gereken bir tekniktir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 43

P27 27 Ekim 20-28 Ekim 20 LAPAROKOPİK RADİKAL SİSTEKTOMİ DENEYİMİMİZ Fatih Ataç, Ender Özden, Yakup Bostancı, Reşat Demir, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç: Kasa invaziv mesane tümörlü hastalarda laparoskopik radikal sistektomi deneyimlerimizi sunmayı amaçladık. Yöntem: Ağustos 2009 - Mayıs 20 tarihleri arasında laparosopik radikal sistoprostatektomi yapılan 6 hasta çalışmaya alındı. Tüm olgular erkekti. Hastaların ortalama yaşı 62,9±8 (49 77) yıl, preoperatif patolojik evreleri 2 (%2,5) olgu T, 2 (%75) olgu T2, 2 (%2,5) olgu ise T3 idi. Tüm hastalarda sistektomi ve standard lenf nodu diseksiyonu laparoskopik yapılırken, diversiyon aşaması hasta hariç umblikus altı 5 cm lik vertikal insizyondan ekstrakorporeal olarak gerçekleştirildi. hastaya total intrakorporeal ileal konduit yapıldı. 4 olguda kontinan diversiyon ekstarkorporeal olarak yapıldıktan sonra, uretra-poş anastomozu laparoskopik olarak yapıldı. Bulgular: Ortalama insüflasyon süresi 23.4 ± 55.7, ortalama toplam cerrahi süresi 385 ± 92 dakika, ortalama kan kaybı 33 ± 83 (0-750) ml, ortalama yatış süresi 6,7 ± 7,2 (7-35) gün idi. hastaya eş zamanlı nefroüreterektomi yapıldı ve sistektomi spesimeni ile enblok çıkarıldı. Postoperatif dönemde 5 hastada (%3) komplikasyon gözlendi. Bir hasta ileus nedeniyle postoperatif dönemde opere edildi. Bir hastada konservatif olarak tedavi edilen ileus, hastada ise konservatif olarak tedavi edilen idrar ekstravazasyonu, bir hastada pnömoni gözlendi. İki hastaya da kan transfüzyonu yapıldı. Patoloji raporu, 4 (%25) olguda T0, 6 (%37,5) olguda T2, 4 (%25) olguda T3a, (%6) olguda T3b, (%6) olguda T4a olarak rapor edildi. Bilateral pelvik lenf nodu diseksiyonuyla, ortanca 8 (4-30) adet lenf nodu çıkarıldı. Tüm olgularda cerrahi sınır negatif, 6 (%37) olguda da lenf nodu metastazı rapor edildi. Sonuç: Laparoskopide deneyim arttıkça seçilmiş olgularda radikal sistektomi laparoskopik olarak da yapılabilir. Ancak uzun dönem onkolojik sonuçlarına ihtiyaç vardır. 44 0. Üroonkoloji Kongresi

P28 27 Ekim 20-28 Ekim 20 DÜŞÜK RİSKLİ MESANE TÜMÖRÜNDE SİSTOSKOPİ TAKİP PROTOKOLÜ TÜRK TOPLUMUNA UYGUN MU? Uğur Yücetaş, Hüseyin Koçan, 2 Kemal Behzatoğlu, Akın Soner Amasyalı, Erkan Erkan, Gökhan Toktaş, 3 Erdinç Ünlüer. SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 2 SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Kliniği, 3 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. POSTER Amaç: Düşük riskli mesane tümöründe kılavuzlarda belirtilen sistoskopi takip protolünün uygulanabilirliği araştırıldı. Materyal-Metot: Son 0 yıl içinde kliniğimizde primer mesane tümörü tanısıyla transüretral rezeksiyon yapılan, patolojisi pta düşük grade olan ve en az 5 yıllık takip süreleri olan hastalar retrospektif olarak incelendi. Düşük riskli mesane tümörü tanısı olan, 3. ay kontrol sistoskopide nüks saptanmayan ve ilk iki yıl 3 ay arayla sistoskopi ile takip edilen 5 hasta (39 u erkek, 2 si kadın) çalışmaya dahil edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 57.37±2.2(29-80), ortalama nüks süresi 25.76±32.45 ay idi (Tablo ). Hastaların %7 inde (5 hastanın 36 sında) ilk 5 ayda ve %80 inde ilk iki yılda rekürrens gözlenmiştir. Dokuzuncu ay kontrol sistoskopide nüks saptanmayan hastalar ele alındığında ise %67 sinde (30 hastanın 20 sinde) ilk iki yılda nüks olduğu tespit edilmiştir (Tablo 2). Sonuç: Düşük riskli mesane tümöründe rekürrensin büyük çoğunluğu (%80 i) ilk iki yılda gerçekleşmiştir. Dokuzuncu ayda nüks saptanmayan hastalara odaklanıldığında bile rekürrens oranı ilk iki yılda %67 gibi yine yüksek oranda görülmüştür. Hatta 9. ay kontrol sistoskopisinde nüks saptanmayan hastaların yarısında (30 hastanın 5 i)ilk 6 ayda nüks gerçekleşmiştir. Eğer kılavuzlarda belirtilen takip protokolü uygulanmış olsaydı, nüks saptanan bu hastalarda en az 6 aylık tanı gecikmesi olacaktı. Bundan dolayı düşük risk mesane tümöründe 9. ay yapılan kontrol sistoskopide nüks saptanmasa bile ilk iki yıl 3 ay arayla sistoskopi takibinin daha uygun olacağı kanaatindeyiz. Nüks Süresi(Ay) Tamamı(5 Hasta) 25.76±32.45 6. ayda nüks olmayan(39 Hasta) 3.85±34.98 9. ayda nüks olmayan(30 Hasta) 38.70±37.32 2. ayda nüks olmayan(2 Hasta) 50.4±39.52 5. ayda nüks olmayan(5 Hasta) 64.20±38.60 24. ayda nüks olmayan (0 Hasta) 85.20±29.09. yıl nüks 2. yıl nüks 3. yıl nüks Tüm hastalar(5 Hasta) %59 %80 %80 6. ayda nüks olmayan(39 Hasta) %62 %74 %77 9. ayda nüks olmayan(30 Hasta) %60 %67 %70 2. ayda nüks olmayan(2 Hasta) %52 %52 %57 5. ayda nüks olmayan(5 Hasta) %33 %33 %47 24. ayda nüks olmayan (0 Hasta) %0 %0 %20 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 45

P29 27 Ekim 20-28 Ekim 20 MESANE KANSERLİ HASTALARDA RİSK KONTROLU SORGULAMASININ (RISIKOCHECK ) PROGNOSTİK ÖNEMİ A. Kadir Yıldız, N. Aydın Mungan, İbrahim Dönmez, Bülent Akduman, Hüsnü Tokgöz, Bülent Erol. POSTER Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Mesane kanserlerinin yaklaşık %75-85 i mukoza(ta-cis)veya submukozaya(t) sınırlıyken %20-25 lik kısım ise kasa invazivdir. Ancak risk faktörleri tüm mesane kanserleri için geçerlidir. Bu risk faktörleri ürotelial karsinojenlere mesleki temas ve sigaradır. Bu epidemiyolojik bilgiler ışığında belirlenen ve mesane kanseri oluşum riskinin değerlendirildiği risikocheck (RC) adlı bigisayar yazılım programı geliştirilmiştir. RC de hastalar düşük, orta ve yüksek risk olarak 3 gruba ayrılmıştır. Çalışmamızda 8 yıl boyunca takip ettiğimiz aynı evre ve grade de olan mesane kanserli hastalarda RC ile belirlenen risk düzeyi ile hastalığın prognozu arasında bir ilişkinin olup olmadığının tespiti amaçlanmıştır. Materyal ve metod: ZKÜ Tıp Fakültesi Üroloji A.D nda 2002-2009 arasında evre Ta- T(TNM,2002), grade -3 (WHO,973) kasa invaze olmayan mesane tümörlü 77 erkek 5 kadın toplam 82 hasta retrospektif incelendi.rc ile hastaların risk grupları tespit edildi. Hastaların bulunduğu risk grupları ile mesane tümörü patolojik evre ve grade leri, ilerleme süreleri ve nüks sayı/süresi arasındaki ilişki incelendi. Bulgular: RC e göre düşük riskli 25, orta riskli 29, yüksek riskli 28 hasta tespit edildi. Düşük riskli hastalarda ilerleme görülmezken, nüks oranı %2 olarak saptandı. Orta risk grubundaki hastaların %6.9 unda ilerleme, %7.2 sinde nüks; yüksek risk grubunda ise ilerleme %25, nüks %39.3 olarak tespit edildi. Veriler değerlendirildiğinde tümör evresi ile RC risk grupları arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı (p=0.007)iken, tümörün grade i ile RC risk grupları arasındaki ilişki ise anlamlı bulunmamıştır (p=0.835). RC risk grupları ile ilerleme arasındaki (p=0.005) ve nüks arasındaki ilişki (p=0.04) istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İlerleme ve nükse kadar geçen süre ve nüks sayısı ile RC arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (Sırası ile p=.00, p=0.566 ve p=0.45 ). Sonuç: RC sorgulama formuna göre risk arttıkça hastaların nüks ve ilerleme gösterme riski artmaktadır. RC risk grubu arttıkça mesane tümörü patolojik evresi de artmaktadır. Buna karşın, ilerleme ve nükse kadar geçen süre ve nüks sayısı ile RC risk grupları arasında bir ilişki saptanmamıştır. Çalışmamız, kasa invaze olmayan mesane tümörlerinde TUR-Tm sonrası takiplerinde oluşabilecek olan nüks ve ilerlemenin öngörülmesi için RC sorgulama formu kullanılabileceği, RC nin prognostik bir değeri olabileceğini göstermektedir. 46 0. Üroonkoloji Kongresi

P30 27 Ekim 20-28 Ekim 20 SİSTOSKOPİYİ RANDEVULU YAPMAK ANKSİYETEYİ ARTIRIR MI? ÖN ÇALIŞMA Uğur Yücetaş, Aytaç Ateş, Soner Ulusoy, Akın Soner Amasyalı, Erkan Erkan, Gökhan Toktaş, 2 Erdinç Ünlüer. SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. Amaç: Sistoskopi öncesi ve sonrası anksiyete ölçümleri yapılarak randevu verilen ve verilmeyen gruplar arasında fark olup olmadığı araştırıldı. Materyal-Metot: Haziran- Ağustos 20 tariheri arasında tanısal sistoskopi planlanan 33 hasta iki gruba randomize edildi. Birinci grupta randevu verilmeden aynı gün sistoskopi işlemi gerçekleştirildi.ikinci grupta ise randevu verilerek sistoskopi işlemi başka bir gün yapıldı.bütün hastalara işlemden önce ve hemen sonra vizüel ağrı sorgulaması (VAS), anksiyete sorgulamaları (STAI -Durumluk anksiyete ölçeği, STAI 2-Sürekli anksiyete ölçeği, BECK anksiyete sorgulaması) uygulandı. Ayrıca randevu verilen gruptaki hastalara ek olarak randevu aşamasında VAS ve anksiyete sorgulamaları yapıldı. Çalışmaya alınan hastaların ağrı ve anksiyete skorları kaydedildi ve değişimler hesaplandı. Bulgular: Randevu verilmeden sistoskopi yapılan gruptaki 3 ü kadın 6 hastanın yaş ortalaması 49±3.32 ve ortalama 5 gün sonrasına randevu verilerek sistoskopi yapılan gruptaki 4 ü kadın 7 hastanın yaş ortalaması 45.82±3.2 idi (Tablo ).Gruplar kendi içlerinde ele alındığında işlem öncesi ve işlem sonrası ağrı ve anksiyete skorlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim saptanmadı. Her iki grup ağrı ve anksiyete skorlarındaki değişim açısından karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (Tablo 2). Sonuç: Yaptığımız bu çalışmada sistoskopinin anksiyetede değişikliğe sebep olmadığını ve ayrıca randevu verilen ve verilmeyen gruplar karşılaştırıldığında randevu verilmesinin anksiyete artışına sebep olmadığını saptadık. POSTER Randevusuz Randevulu P Yaş 49±3.32 45.82±3.2 0.64 VAS rand. aşaması - 3.82±2.8 - VAS işlem öncesi 2.93±3.52 3.88±3. 0.384 VAS işlem sonrası 3.3±3.22 4.88±2.45 0.256 BECK rand. aşaması - 3.7±0.02 - BECK işlem öncesi 4.50±0.60 4.24±9.42 0.905 BECK işlem sonrası 5.63±.74 0.7±9.60 0.295 STAI rand. aşaması - 43.76±9.4 - STAI işlem öncesi 45.47±0.5 39.65±2.2 0.354 STAI işlem sonrası 45.63±8.33 38.94±2.32 0.68 STAI 2 rand. aşaması - 42.06±8.7 - STAI 2 işlem öncesi 4.07±6.38 39.4±7.2 0.757 STAI 2 işlem sonrası 43.60±8.27 40.06±7.90 0.45 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 47

Randevusuz Randevulu P İşlem öncesi İşlem sonrası P İşlem öncesi İşlem sonrası P VAS değişim 2.93±3.52 3.3±3.22 0.685 3.88±3. 4.88±2.45 0.99 0.589 BECK değişim 4.50±0.60 5.63±.74 0.573 4.24±9.42 0.7±9.60 0.24 0.06 STAI değişim 45.47±0.5 45.63±8.33 0.933 39.65±2.2 38.94±2.32 0.784 0.796 STAI 2 değişim 4.07±6.38 43.60±8.27 0.362 39.4±7.2 40.06±7.90 0.646 0.80 POSTER 48 0. Üroonkoloji Kongresi

P3 27 Ekim 20-28 Ekim 20 YÜZEYEL MESANE TÜMÖRLERİNDE POSTOPERATİF İNTRAVEZİKAL BCG VE MİTOMİSİN C TEDAVİSİNİN NÜKS ÜZERİNE ETKİSİ Kürşad Zengin, M. Nurettin Sertçelik, Fatih Yalçınkaya, Orhan Yiğitbaşı, O. Raif Karabacak, Tevfik Sarıkaya. SB. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Amaç: Kliniğimizde opere edilen yüzeyel mesane tümörlü hastalarda, postoperatif dönemde en sık kullanılan iki intravezikal ajan olan BCG ve mitomisin c nin nüks üzerine etkisini bulmayı amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2002 ile Nisan 2006 arasında kliniğimizde primer veya nüks mesane tümörü nedeniyle TUR-MT yapılan ve patolojisi yüzeyel mesane tümörü gelen 27 hastanın dosyası retrospektif olarak incelendi. Bu hastaların 4 tanesi postoperatif 4. günden başlamak kaydıyla 6 hafta haftada bir kere ve daha sonra ayda bir kez olmak üzere bir yıllık idame intravezikal BCG tedavisi almıştı. 26 hastaya ise postoperatif dönemde ilk 6 saatte ve daha sonra 8 hafta boyunca haftada bir kere olmak üzere intravezikal mitomisin c verildi. Farklı ek tedavi alan ya da hiç almyan 60 hasta çalışmaya dahil edilmedi. Hastalar postoperatif dönemde ilk yıl 3 ayda bir, ikinci yıl 6 ayda bir ev eğer ikinci yılın sonunda halen nüks izlenmemişse yılda bir olmak üzere sistoskopi ile değerlendirildi. Bulgular: İntravezikal BCG ve mitomisin c alan grupta yaş, cinsiyet, tümör sayısı, tümör büyüklüğü ve evre açısından istatistiksel açıdan anlamlı fark yoktu. Çalışmaya dahil edilen tüm olgular için yapılan hesaplamada beklenen nükssüz yaşam süresi 5.9 ay olarak bulundu. BCG grubunda ortalama beklenen nükssüz yaşam süresi 58. ay iken, bu süre intravezikal mitomisin c alan grupta 34.6 ay olarak bulundu ve iki grup ortalama beklenen nükssüz yaşam süresi açısından kıyaslandığında, istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü. (p=0.07) BCG grubunda 3 (%3.7) hastada nüks izlenirken, bu sayı mitomisin c alan grupta 9 (%34.6) idi. Takip süresince nüks gelişen olgularda her iki grup için yaş, cinsiyet, tümör sayısı, tümör büyüklüğü ve evre açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. BCG grubu için ve 3 yıllık nükssüz yaşam olasılıkları sırasıyla %92.7 ve %75.7 olarak hesaplanırken, mitomisin c grubu için ve 3 yıllık nükssüz yaşam olasılıkları sırasıyla %76.9 ve %62.9 olarak hesaplandı. Sonuçlar: Yüzeyel mesane tümörlü hastalarda postoperatif adjuvan idame intravezikal BCG tedavisinin, mitomisin c ye göre nüks oranlarını azaltmada daha etkili olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Yüzeyel Mesane Tümörü, BCG, Mitomisin c POSTER İstatistikler BCG (n=4) MMC (n=26) Toplam (n=67) Kaba Nükssüz Yaşam 28/4 (%68.3) 7/26 (%65.4) 45/67 (%67.2) Bir Yıllık Nükssüz Yaşam %92.7 %76.9 %86.6 İki Yıllık Nükssüz Yaşam %82.3 %64.9 %75.0 Üç Yıllık Nükssüz Yaşam %75.7 %62.9 %69.2 Beklenen Nükssüz Yaşam Süresi 58. ay 34.6 ay 5.9 ay 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 49

P32 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL ARTERİYOVENÖZ MALFORMASYONU (AVM) TAKLİT EDEN RENAL HÜCRELİ KARSİNOM (RHK) OLGUSU Deniz Bolat, A. Ersin Zümrütbaş, Cenk Acar, Saadettin Eskiçorapçı, 2 A. Bakı Yağcı, 3 Ender Düzcan, Levent Tuncay. POSTER Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyodiagnostik Anabilim Dalı, 3 Denizli Özel Tanı Patoloji Labaratuvarı. Amaç: Renal AVM, intrarenal arteriyel ve venöz sistem arasındaki anormal bağlantılar sonucu ortaya çıkan nadir bir patolojidir. Konjenital (primer) ya da travma, biyopsi ve tümör gibi kazanılmış nedenlere bağlı (sekonder) olabilir. Konjenital renal AVM li olgular sıklıkla hematüri, karın ağrısı gibi semptomlar sergilerken, kazanılmış olanlarda sıklıkla hipertansiyon ve kalp yetmezliği bulgularına rastlanır. Burada RHK ya sekonder bir renal AVM olgusunu sunmaktayız. Olgu Sunumu: 48 yaşında erkek hastanın sol yan ağrısı, zaman zaman olan makroskopik hematüri, çarpıntı ve efor dispnesi semptomları nedeniyle yapılan tetkiklerinde; akciğer grafisinde kardiyomegali görünümü ve EKG sinde atriyal flutter ile uyumlu kardiyak aritmi izlendi. Hastanın tüm batın tomografisinde sol böbrekte tübüler yapıda anarşik vasküler yapıların eşlik ettiği 7x6 cm lik renal AVM ile uyumlu görünüm ve renal vende ileri derecede genişleme olduğu görüldü. Hastanın yapılan renal anjiyografisinde ileri derecede genişlemiş sol renal ven ile birlikte renal ven ile renal arter dalları arasında yüksek debili AV fistülle uyumlu görünüm ve eşlik eden anarşik vasküler yapılar izlendi. Radyoloji Bölümü ile yapılan konsültasyonda yoğun damarsal yapılar nedeniyle herhangi bir solid tümöral oluşumun seçilemediği ve yüksek debili fistül nedeniyle embolizasyon yapılmasının riskli olduğunun bildirilmesi üzerine hastaya sol nefrektomi yapıldı. Patoloji sonucu berrak hücreli tip renal hücreli karsinom pt3ano olarak geldi. Takiplerde hastanın başlangıçtaki şikayetlerinin gerilediği belirlendi. Sonuç: Hipertansiyon ve kalp yetmezliğinin nedenlerinden birisi de renal AVM lerdir. Renal AVM li hastalarda altta yatabilecek bir RHK olasılığı unutulmamalı ve hastaların tedavi ve takipleri buna göre planlanmalıdır. 50 0. Üroonkoloji Kongresi

P33 27 Ekim 20-28 Ekim 20 PARSİYEL NEFREKTOMİ OLGULARINDA PADUA SKORLAMA SİSTEMİNİN KULLANIMI Enis Kervancioğlu, Ayhan Dirim, Eray Hasırcı, Hakan Özkardeş. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Renal tümörlerin büyüklüğüne, yerleşimine ve derinliğine göre standardizasyon sağlamak amacıyla geliştirilen PADUA skorlama sisteminin cerrahi tedavi sonuçlarına ve komplikasyonlarına olan etkisini değerlendirmek. Materyal ve Yöntem: Merkezimizde 2000 ile 200 yılları arasında parsiyel nefrektomi uygulanan ve yaş ortalaması 53 yıl (30-8 yıl) olan 6 olgu çalışmaya dahil edildi. Olguların 42 si erkek 9 u kadın idi. Üç olguda soliter böbrek mevcuttu. Radyolojik ortalama tümör çapı 28 mm (0-00 mm) olarak belirlendi. Yine radyolojik olarak 3 olguda tümörün hilus ile ilişkisi mevcuttu. Tümör lokalizasyonu, boyutu, egzofitik-endofitik olma durumu, renal kenar ve hilus tutulumu ile toplayıcı sistemle ilişkisine yönelik olarak PADUA skorlama sisteminin (Tablo ) parsiyel nefrektomi uygulanan olgularda cerrahi tedavi sonuçlarına (iskemi süresi, dren süresi) ve tedavi gerektiren komplikasyonlara (ekstravazasyon, transfüzyon gerektiren kanama) olan etkisi değerlendirildi. Bulgular: PADUA skorlama sistemine göre olguların dağılımı Tablo de verilmiştir. Cerrahi yöntem olarak 56 olguda enükleorezeksiyon, 3 olguda wedge rezeksiyon, 2 olguda ise heminefrektomi uygulandı. Patolojik tümör boyutu ortalama 30 mm (0-68 mm); iskemi süresi ortalama 2 dakika (-30 dk) olarak belirlendi. Toplam olguda toplayıcı sistem onarımı yapıldı. Ortalama dren kalış süresi 4 gün (2-2 gün) idi. Toplam 4 olguda ekstravazasyon nedeniyle müdahale gerekti. PADUA skorlama sistemine göre cerrahi sonuçların ve komplikasyonların dağılımı Tablo 2 de verilmiştir. PADUA skoru 9 olan bir olgu yetersiz hasta sayısı nedeniyle hariç tutulduğunda, PADUA skoru arttıkça transfüzyon gerektiren kanama, iskemi süresi ve toplayıcı sistem hasarında artış olduğu görülmektedir. Sonuç: Preoperatif PADUA skorlama sisteminin kullanılması cerrahi tedavi sonuçlarını ve komplikasyonlarını öngörmede yol gösterici bir değerlendirme yöntemi olarak gözükmektedir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 5

Tablo. PADUA skorlama sistemine göre olguların dağılımı ANATOMİK ÖZELLİKLER Skor n Longitüdinal (polar) lokalizasyon Alt/Üst 9/5 Orta 2 27 POSTER Egzofitik Oran >%50 57 <%50 2 4 Endofitik 3 0 Renal Kenar Lateral 47 Medial 2 4 Renal Sinüs Tutulum yok 58 Tutulum var 2 3 Toplayıcı Sistem Tutulum yok 58 Tutulum var 2 3 Tümör Boyutu (cm) <4 55 4.-7 2 4 >7 3 2 Tablo 2. PADUA skorlama sistemine göre cerrahi sonuçların ve komplikasyonların dağılımı PADUA skoru Ortalama yaş (yıl) Sayı(n) Ortalama patolojik tümör boyutu (mm) Ekstravazasyon (n) Dren süresi (gün) Transfüzyon gerektiren kanama (n) Ortalama iskemi süresi (dk) Toplayıcı sistem onarımı (n) 6 56 28 28 3 2 7 7 54 20 26-4 2 22 2 8 53 4 2 5 4 20 7 9 55 2 6 9 28 52 0. Üroonkoloji Kongresi

P34 27 Ekim 20-28 Ekim 20 TORAKS ÖN DUVARINA METASTAZ YAPAN RENAL HÜCRELİ KARSİNOM: OLGU SUNUMU Cabir Alan, Ahmet Reşit Ersay, 2 Hasan Koçoğlu, Yunus Ertung, Hasan Anıl Kurt. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çanakkale Asker Hastanesi, Üroloji Anabilim Dalı. Olgu: 58 yaşında erkek hasta,5 yıl önce sol yan ağrı şikayeti ile polikliniğimize başvurdu. Yapılan USG incelemede sağ böbrekte 20x00 mm boyutunda kitle tespit edildi. Kontrastlı Abdominal BT incelemede kitlenin solid karakterde olması ve kontrast tutması üzerine hastaya Renal hücreli karsinom (RCC)ön tanısı ile Laparaskopik radikal nefrektomi operasyonu uygulandı. Patolojik değerlendirme sonucu RCC Fuhrman grade 4 olarak saptanan hastanın cerrahi sınırda tümör mevcut değildi. Post operatif 3.ay USG ve 6. ay BT incelemesinde patolojiye rastlanmayan hasta daha sonra kontrollerine gelmemiştir. ay önce öksürme şikayeti ile göğüs hastalıkları polikliniğine müracat eden hastanın incelemelerinde toraks ön duvarda 80x28 mm boyutunda kitle görülmesi üzerine polikliniğimize gönderildi. Abdominal BT incelemede operasyon lojunda rezidü tümör izlenmeyen hastada Göğüs cerrahisi konsültasyonu neticesinde medianoskopi ile girilerek kitleden eksizyonel biyopsi alındı. Patolojik inceleme RCC fuhrmann grade 4 ile uyumlu geldi. Yapılan incelemelerde hasta da başka odakta metastaz bulunmadığından dolayı metastazektomi uygulanmasına karar verilerek Göğüs cerrahisi kliniğine sevkedildi. POSTER Şekil. Kitlenin Toraks BT Görüntüsü 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 53

P35 27 Ekim 20-28 Ekim 20 BÖBREK TÜMÖRLERİNDE LAPAROSKOPİK VE AÇIK RADİKAL NEFREKTOMİNİN ANALJEZİK GEREKSİNİMLERİ AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI POSTER Cabir Alan, Ahmet Reşit Ersay, 2 Hasan Koçoğlu, Hasan Anıl Kurt, Yunus Ertung, Gökhan Baştürk. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çanakkale Asker Hastanesi, Üroloji Kliniği. Amaç: Bu çalışmada, böbrek tümörlerinde laparoskopik radikal nefrektomi ve açık radikal nefrektomi ameliyatı sonrasında postoperatif ağrı ve morfin tüketimini karşılaştırılmayı amaçladık. Hastalar ve yöntem: 2009-20 yılları arasında böbrek tümörü tanısı almış olan 60 hasta çalışmaya dahil edildi. 32 hasta laparaskopik yöntemle tedavi edilirken 28 hastaya açık cerrahi yöntem uygulanmıştır. Post-operatif dönemde ağrı kontrolü için; tüm hastalara PCA (morfin) takıldı. Ağrısı devam eden hastalara ilave olarak diklofenak sodyum intramüsküler enjekte edildi. Postoperatif ağrı; premedikasyon öncesi hastalara öğretilen 0 puan skalalı visual analog skala (VAS) kullanılarak postoperatif dönemde., 2., 4., 8., 2., 8., ve 24. saatlerde (VAS) değerlendirildi. İntraoperatif ve postoperatif sonuçlar postoperatif kurtarıcı analajezik dozları ile birlikte dikkatli bir şekilde kaydedildi. Sonuçlar: Ortalama operasyon süresi laparaskopik radikal nefrektomi için 20 dk (28dk- 30 dk), açık radikal nefrektomi için 42 dk (0-80 dk). Kanama miktarları laparaskopik radikal nefrektomi için 236 cc (0-450 cc), açık radikal nefrektomi için 86 cc (90-350cc) olarak belirlendi. Ağrı skoru açısından değerlendirildiğinde iki grubun VAS değerleri anlamlı bir fark göstermedi (tablo-).analjezik (morfin) gereksinimi laporoskopi grubunda anlamlı derecede daha düşüktü (tablo-2) (P=0.03). İlave analjezik gereksinimi açısından her iki grup arasında fark izlenmedi. Yan etkiler açısından gruplar arasında fark görülmedi. Tartışma: Böbrek tümörlerinde laparoskopik nefrektomi açık ile nefrektomi, perioperatif sonuçlar açısından karşılaştırıldığında, benzer özellikler göstermekle birlikte, postoperatif ağrı kontrolü ve analjezik ihtiyacı konusunda laparaskopik uygulamalar önemli bir avantaj sağlar. VAS Laparoskopi Açık Cerrahi 0 hour 5,96±2,0 5,72±,8 2 hour 3,80±,58 4,60±,46 4 hour 3,20±,28 3±,9 8 hour 2,48±,5 2,66±,3 2 hour 2,6±,06 2,45±,8 8 hour,56±,08,76±0,83 24 hour,04±0,6,3±0,89 Laparoscopi Açık nefrektomi PCA morfin dozu (mg) 39,80±28,27 mg 84,38±63,96 mg 54 0. Üroonkoloji Kongresi

P36 27 Ekim 20-28 Ekim 20 LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ: PEROPERATİF VERİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ Ender Özden, Fatih Ataç, Yakup Bostancı, Cengiz Beyaz, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Kliniğimizde uygulanan laparoskopik parsiyel nefrektomi verilerini sunmayı amaçladık. Gereç - Yöntem: Kasım 2009 - Temmuz 20 tarihleri arasında böbrek tümörü ön tanısıyla 27 hastaya laparoskopik parsiyel nefrektomi yapıldı. Ortalama yaşı 53,6 ± 5,86 (2-68) yıl olan hastaların, 5 i erkek, 2 si ise kadın idi. 3 olguda transperitoneal yaklaşım, 4 olguda ise retroperitoneal yaklaşım uygulandı. Ortalama tümör çapı 42,5 ± 4,54 (5-72) mm idi. Tüm olguların PADUA skorları hesaplandı. Olguların 6 sında renal arter klemplenmedi. İlk 3 hastaya, preoperatif DJ stent takıldı. Hastaların peroperatif, patolojik sonuçları değerlendirmeye alındı. egfr değerleri MDRD formülüne göre hesaplandı. Bulgular: Ortalama cerrahi süresi 24,4 ± 40 (60-200) dakika, ortalama sıcak iskemi süreleri 5,2 ± 0,27 (0-36) dakika ve ortalama PADUA skoru 9,24 ± 2, (6-3), ortalama preopgfr 8,3 ± 2,8 (36-7) ml/dk, ortalama postop.aydaki GFR değeri 68,8 ± 7,35 (36-94) ml/dk, ortalama yatış süresi 4 ±,6 (2-8) gün, ortalama tahmini kan kaybı 223 ± 6 (50-600) ml idi. İki hastada cerrahi sınırlar kanama ve inflame perinefritik yağ dokusu nedeniyle net değerlendirilemediği için elektif şartlarda açığa geçildi. 3 olguda hematüri ve bir olguda pulmoner emboli gözlendi. 25 hastada renal hücreli karsinom, hastada multikistik nefroma, diğer hastada ise anjiomyolipom olarak rapor edildi. Tüm olgularda cerrahi sınır temiz olarak rapor edildi. Hastalar ilk 0 hasta (Grup ) ve sonraki hastalar (Grup2) olmak üzere iki ayrı grupta irdelendiğinde, iki grubun verileri ve karşılaştırılmalı sonuçları Tablo de gösterilmektedir. Operasyon süreleri, sıcak iskemi süreleri ve PADUA skorlaması açısından iki grup arasında anlamlı fark gözlendi. Sonuç: Seçilmiş olgularda laparoskopik parsiyel nefrektomi, açık cerrahiye bir alternatif olabilmektedir. Tecrübe arttıkça, daha komplike hastalar daha kısa operasyon ve sıcak iskemi süreleri elde etmek mümkün olabilmektedir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 55

POSTER Grup Grup 2 p Yaş 58.8±6.4 50.6±5.22 0.264 Cinsiyet (E/K) %80 4.2 0.05 Tümör boyutu (mm) 37.3±2 45.5±5.3 0.24 Preop egfr 72±23. 88±8.6 0.65 PADUA skoru 7.8±.5 9.8±2. 0.043 Operasyon süresi 49.5±37. 07.6±33.26 0.04 Sıcak iskemi süresi 22.9±6.56 0.6±9.4 (0-23) 0.002 Tahmini kan kaybı 205±4 93±72 0.843 Komplikasyon (Clavien) % 0 %.7 0.802 Yatış süresi 4.6 3.67 0.03 Postop. Ay egfr 68.8± 68.7±6.4 0.926 56 0. Üroonkoloji Kongresi

P37 27 Ekim 20-28 Ekim 20 BÖBREK TÜMÖRÜNÜN TEDAVİSİNDE LAPAROSKOPİK RADİKAL NEFREKTOMİ: RETROPERİTONEOSKOPİK VEYA TRANSPERİTONEAL YAKLAŞIM? Fatih Ataç, Ender Özden, Yakup Bostancı, Cengiz Beyaz, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç: Günümüzde laparoskopik radikal nefrektomi böbrek tümörü cerrahisinde standart yöntem olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada laparoskopik radikal nefrektomi deneyimizi sunmayı amaçladık. Gereç- Yöntem: Ağustos 2009 ve Temmuz 20 tarihleri arasında böbrek tümörü tanısıyla 57 hastaya laparoskopik radikal nefrektomi operasyonu yapıldı. Hastaların ortalama yaşı 60,5 ± 4,6 (29 85) yıl, erkek/kadın oranı 39/8 idi. Kitle 32 olguda sağ, 25 olguda ise sol böbrekte idi. 29 olguda transperitoneal, 28 olguda ise retroperitoneal yaklaşım uygulandı. Ortalama tümör çapı 62.4 ± 25 (30 26) mm idi. Bulgular: Ortalama cerrahi süre 2,8 ± 4,4 (30 25) dakika ve tahmini kan kaybı 22 ± 02,5 (0 600) ml, ortalama hastanede yatış süresi ise 5,4 ± 6,2 (2 34) gündü. Toplam (%.7 ) hastada peroperatif, 6 (%0.5) hastada postoperatif komplikasyon izlendi. Sağ hiler bölgede lenfadenopati izlenen ve sağ böbrek hilus ve üst polü yapışıklık nedeniyle serbestlenemeyen bir hastada elektif şartlarda açık yönteme geçildi. Patolojik olarak olguların 49 unda renal hücreli karsinom, 3 ünde onkositom, diğer hastada ksantogranülamatöz pyelonefrit, hastada renal adenom, hastada multikistik nefroma ve 2 hastada kronik inflamatuar aktif proçes izlendi. 22 olgu pt, 2 olgu pt2, 3 olgu pt3a, 3 olguda ise lenf nodu metastazı saptandı. Tüm olgularda cerrahi sınırlar negatif olarak rapor edildi. MDRD formülüne göre hesaplanan egfr değerleri preoperatif 7,6 ± 27,7 (7-8) ml/dk ve postopertif erken dönemde 52.8 ± 9,9 (7-89) ml/dk olarak hesaplandı. Hastalar transperitoneal giriş yapılan (Grup ) ve retroperitoneal giriş yapılanlar (Grup2) olmak üzere iki ayrı grupta irdelendiğinde, iki grubun verileri ve karşılaştırılmalı sonuçları tablo de gösterilmektedir. Sonuç: Böbrek tümörlerinin tedavisinde retroperitoneal ve transperitoneal laparoskopik radikal nefrektomi güvenli ve etkin bir tedavi yöntemi olarak uygulanabilmektedir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 57

POSTER Transperitoneal Retroperitoneal p N 29 28 Yaş 59.8±4.9 6.±.5 0.72 Cinsiyet (E/K)(%) 23/6 24/9 0.285 Tümör boyutu (mm) 68.74±26.89 55.7±20.05 0.20 Preop egfr 7.8±29.2 7.4±26.7 0.489 Postop egfr 52.6±20.7 53.±9.4 0.546 Port Sayısı 3.9±0.28 3.2±0.47 0.00 Operasyon süresi 22.9±39.8 20.6±44 0.840 Tahmini kan kaybı 32.5±88.5.3±6.3 0.952 Komplikasyon (Clavien) % 3.7 %7. 0.04 Yatış süresi 5 3.67 0.08 58 0. Üroonkoloji Kongresi

P38 27 Ekim 20-28 Ekim 20 HÜCRE DÖNGÜ VE APOPTOZ İLİŞKİLİ BAZI GENLERİN RENAL HÜCRELİ KARSİNOM GELİŞİMİNDEKİ ROLLERİ Ece Konaç, Ebru Alp, H. İlke Önen, 2 Ali Furkan Batur, 3 İpek Işık Gönül, Sevda Menevşe, 4 Sinan Sözen. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Görele Devlet Hastanesi, 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 4 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Hücre döngüsü, genetik hasarın bir sonraki hücre nesillerine aktarımını en alt düzeye indirmek için sıkı bir düzenleme altındadır. Hücre döngüsündeki ilerleyiş esas olarak siklinler, ilişkili kinazlar ve bunların inhibitörleri tarafından kontrol edilir. Hücre döngüsü kontrolünün kaybı aşırı hücre çoğalmasına bağlı olarak kanser oluşumu ile sonlanmaktadır. Programlı hücre ölümü olan apoptoz ise tümörlerde, hem büyüme hem de regresyon başta olmak üzere patolojik süreçlerde çok önemli rolleri vardır. BCL2Lve BCL2, hücrelerin apoptozunu düzenleyen protein ailesinin anti-apoptotik birer üyeleridir. Bu anti-apoptotik proteinlerin ifade düzeyinin fazlalığı hastalığın tedaviye direnç göstermesine neden olmaktadır. Çalışmamızda hücre döngü genlerinden siklin D (CCND) ve anti-apoptotik genlerden BCL2L ve BCL2 mrna ifade düzeylerinin renal hücreli kanser (RHK) oluşumundaki etkisini araştırmayı hedefledik. RNA lar RHK tanısı konmuş neoadjuvan tedavi almamış ve aynı hastaların ayrı lokalizasyonlardan alındıktan sonra normal oldukları histopatolojik olarak doğrulanan toplam 38 doku örneğinden elde edildi. Bu dokulardan total RNA izolasyonu yapıldıktan sonra cdna sentezi gerçekleştirildi. Elde edilen cdna ler kullanılarak çalışılan CCND, BCL2L ve BCL2 genlerinin mrna ifade düzeyleri kantitatif Real Time PCR yöntemi ile belirlendi. Bu genlere ait ifadelenme düzeyleri housekeeping gen olan GAPDH geninin mrna sının ifadelenem miktarına göre normalize edildi. Tümör ve normal doku örneklerine ait sonuçlar karşılaştırıldığında, hastaların tümör dokularında BCL2L 3.53 kat, CCND 2.82 kat, BCL.96 kat artış belirlenmiştir (p<0.05). 8 benign tümörde (4 onkositom, 3 angiyomyolipom, metanefrik adenom) ise kendi sağlıklı kontrolü ile karşılaştırıldığında tümör dokusunda BCL2L 0.2 kat, BCL2 0.7 kat ve CCND 8.6 kat arttığı saptanmıştır (p<0.05). Hücre döngüsü ve apoptoz yolağında etkin olan bu genlerin ifade değişimleri ile renal hücreli kanser arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmamız, CCND, BCL2L ve BCL2 genlerinin ifade edilme örüntüsündeki değişimin renal hücreli kanserin progresyonu ile ilişkili olabileceğine dikkat çekmektedir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 59

P39 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL HÜCRELİ KARSİNOMDA VHL, TIMP-3 VE RASSFA GENLERİNİN TRANSKRİPTOMİK DÜZEYİNDEKİ İFADELERİ POSTER Ece Konaç, Ebru Alp, H. İlke Önen, 2 Ali Furkan Batur, 3 İpek Işık Gönül, 4 İyimser Üre, Sevda Menevşe, 5 Sinan Sözen. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Görele Devlet Hastanesi, 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 4 Bolvadin Devlet Hastanesi, 5 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Familyal ve birçok sporadik renal hücreli karsinomda (RHK) Von Hippel-Lindau (VHL) tümör supressör genindeki ekspresyon değişimleri ve mutasyonlar; anjiyojenez, invazyon, metabolizma ve hücre çoğalmasının kontrolünde görev alan genlerin ifadesinin kontrol kaybıyla sonuçlanır. Matriks metalloproteinaz (MMP) lar ve inhibitörleri (TIMP) ekstrasellüler matriks homeostazının sürdürülmesinde önemli rol oynarlar. RASSFA insanlarda görülen birçok malignensilerde epigenetik olarak susturulmuş (hipermetile) bir tümör baskılayıcı gendir. Bu çalışmada, renal hücre karsinomunda VHL, TIMP-3 ve RASSFA genlerinin mrna ve protein düzeyindeki ifadelerini araştırmayı amaçladık. Neoadjuvan tedavi almamış 79 RHK olgusunun radikal nefrektomi spesimenlerindeki ayrı lokalizasyonlardan alındıktan sonra benign ve malign oldukları histopatolojik olarak doğrulanmasını takiben toplam 69 böbrek kanserli hasta (38 doku örneği) çalışma grubuna dahil edildi. Çalışmada genel olarak dokudan RNA ve protein izolasyonu, Revers transkriptaz PCR (RT-PCR), Kantitatif Real Time PCR, western blot analizi yapıldı. mrna ifade edilme düzeylerini normalize etmek için GAPDH housekeeping geni kullanıldı. Malign doku normal doku ile karşılaştırıldığında TIMP3 tümör dokusunda.3 kat, RASSFA.4 kat artış göstermesine rağmen istatistiksel olarak herhangi bir farklılık bulunmadı. Diğer yandan, malign dokuda VHL gen ifade düzeyinde ise normal dokuya göre 2.8 kat artış saptandı (p<0.05). Onkositom olgularında ise TIMP3 kendi sağlıklı dokusuna göre 3.2 kat, RASSFA 3.8 kat arttığı; VHL nin ise 2.2 kat azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Transkripsiyon düzeyinde anlamlı bulunan doku homojenatındaki VHL, TIMP-3 ve RASS- FA protein miktarları ve hastaların klinik özellikleri arasında uyumlu bir ilişki saptanmıştır. Renal hücreli böbrek kanseri gelişiminde bahsedilen gen ve ürünlerinin rolleri hastalığın moleküler temelinin aydınlatılmasında ilgili genlerin metilasyon profillerini belirlemek suretiyle, erken tanı olanaklarının öngörüsünün sağlanabilmesinde ve buna bağlı post-op hastalık takibinin etkin şekilde yapılabilmesinde fikir verebileceği düşüncesindeyiz. 60 0. Üroonkoloji Kongresi

P40 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL HÜCRE KARSİNOMA HÜCRE HATTINDA (CAKİ-2) DNA METİLTRANSFERAZ İNHİBİTÖRÜ (DAC) UYARTILI APOPTOZİS Ece Konaç, Nuray Varol, Akın Yılmaz, Sevda Menevşe, 2 Sinan Sözen. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Güçlü gelişimsel regülatör yolaklardan biri olan Wnt yolağı, negatif regülatörlerce kontrol edilir. Bu sinyal yolaklarındaki ifadelenme değişimleri tümörogeneze yol açmaktadır. Wnt yolağının antagonisti olarak bilinen sfrp2 (salgılanan Frizzled ilişkili protein 2) nin kaybı sıklıkla renal hücre karsinomlarında (RCC) meydana gelmekte ve erken karsinogenezde önemli rol oynamaktadır. Bununla birlikte, sfrp2 kaybının RCC üzerine moleküler etki mekanizması her yönüyle aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada amacımız, RCC hücre hattı olan Caki-2 de Wnt sinyal yolağının aktivasyonuna yol açan sfrp2 in hipermetilasyonunun hücre proliferasyonu ve apoptozisi sürecindeki rolüne ışık tutmaktır. DNA metiltransferaz inhibitörlerinden 5-aza-2 deoksisitidinin (DAC) kullanımını takiben sfrp2 nin apoptotik yolak ve hücre proliferasyonu üzerine etkisini, transkripsiyonel ve protein düzeylerinde RCC hücre hattı olan Caki-2 de araştırıldı. Doz-cevap eğrileri yardımı ile hücrelerin çoğalmasını %50 oranında baskılayan doz olarak bilinen IC50 değerleri hesaplandı. Hücre proliferasyonu BrdU ve WST- assay; sfrp2 nin metilasyon durumu metilasyona özgü PCR; sfrp2, apoptotik genler (antiapoptotik BCL-2, proapoptotik BAX) ve β-katenin ifadelenmesi kantitatif eş zamanlı PCR; aktif kaspaz 3 protein düzeyi ise Western blot ve Elisa yöntemleri kullanılarak analiz edildi. DAC uygulaması sonrasında hücre proliferasyonunda ve sfrp2 nin reaktivasyonu β-katenin ve anti-apoptotik gen BCL2 nin ifade edilme düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma saptanmıştır. Ayrıca, azalmış BCL2 mrna ifadelenme düzeyi, CASP-3 mrna ve aktif CASP-3 protein düzeylerindeki belirlenen artış ile ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmamız, DAC kullanımının kanonikal Wnt/β-katenin yolağının baskılanmasına ve bunun sonucu olarak hücre proliferasyonunda azalma olduğunu göstermiş ve bu sinyal yolağının regülasyonunun renal kanserlerin tedavisi için daha etkin stratejiler sağlayabilecek potansiyelli olabileceğini düşündürmüştür. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 6

P4 27 Ekim 20-28 Ekim 20 BÜYÜK BÖBREK KİTLELERİNDE BİYOPSİ GEREKLİ MİDİR? Ramazan Altıntaş, Fatih Oğuz, Ali Beytur, Serhan Çimen, Ali Güneş. Inönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç: Büyük böbrek kitlesinin tanısını koymak amacıyla uygulanan perkütan iğne biyopsisi işlemi sonrasında komplikasyon gelişen olgunun sunumu Giriş-Yöntemler: Son zamanlarda radyolojik görüntüleme tekniklerindeki gelişmenin de etkisiyle saptanan küçük böbrek kitlelerinin sayısındaki artışa paralel olarak böbrek tümörlerinin insidansı da artmıştır. Küçük böbrek kitleleri 4 cm. den küçük böbrek tümörleri olup böbrek tümörlerinin % 48-66 sını oluştururken, kalanını büyük kitleler oluşturur. Her ne kadar böbrek kitle biyopsilerinin doğru tanı koymada başarı oranı % 90 dan yüksek ise de büyük kitlelerde sistemik bir hastalık olmadığı müddetçe biyopsi önerilmemektedir. Çünkü bu kitlelerin büyük çoğunluğu kanser olup tanı için radyolojik görüntüleme yöntemleri (Ultrasonografi, kontrastlı CT ve MRI) yeterli kabul edilmekte ve nefrektomi standart tedavi olarak kalmaktadır. Aynı zamanda böbrek biyopsi uygulamalarında kanama, perirenal hematom, pnömotoraks, organ yaralanmaları, işlem esnasında tümör ekimi ve arteriovenöz fistül oluşumu da olası komplikasyonlardır. Olgu: Erkek hasta, 64 yaşında, yaklaşık 2 yıldır mevcut olan sol yan ağrısı, sık idrara çıkma ve idrar yaparken zorlanma şikayetleri ile Mayıs/20 de özel bir hastaneye başvurmuş. Yapılan radyolojik tetkiklerde sol böbrekte 0x0 cm çapında kistik kitle tespit edilmiş ve bu kistten aspirasyon biyopsi örneği alınmış. Biyopsi sonrası gaz-gaita çıkışı olmayınca genel cerrahi uzmanı tarafından ileus ve peritonit ön tanısı ile opere edilmiş ve mevcut durumun biyopsiden kaynaklanan kolon perforasyonuna sekonder olduğu görülerek gerekli onarım yapılmış. Hasta tedavisi tamamlandıktan sonra biyopsi patoloji sonucunun Papiller Renal Hücreli Karsinom gelmesi üzerine kliniğimize sevk edilmiş. Hastaya kliniğimizde sol radikal nefrektomi yapıldı. Operasyon esnasında barsakların ve pankreasın batın ön duvarına yapışık olduğu görüldü ve genel cerrahi tarafından bridektomi işlemi yapıldı. Ameliyat sonrası herhangi bir gastrointestinal problemle karşılaşılmadı ve hasta tedavisini takiben taburcu edildi. Patoloji sonucu Papiller Renal Hücreli Karsinom olarak geldi. Sonuç: Sistemik bir hastalık veya soliter böbrekli olan hastalar dışında, büyük böbrek kitlesi olan hastalarda olası komplikasyonlar da göz önüne alındığında radyolojik görüntülemeler gibi noninvasif yöntemler teşhis için yeterli bulunmaktadır. 62 0. Üroonkoloji Kongresi

POSTER Şekil. Büyük kistik böbrek kitlesi 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 63

P42 27 Ekim 20-28 Ekim 20 OLGU SUNUMU: SAĞ ATRİYOTOMİ Mİ? 6 KÜR SUNİTİNİB Mİ? Ahmet Güdeloğlu, Bülent Akdoğan, Mesut Altan, 2 Mustafa Erman, 3 Z. Volkan Kaynaroğlu, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Medikal Onkoloji Bilim Dalı, 3 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı. POSTER Amaç: Bilateral böbrek tümörü ve sağ atriyuma kadar uzanan vena kava trombüslü renal hücreli karsinom (RHK) hastasında bir tirozin kinaz inhibitörü tedavisinin trombüsü geriletici ve cerrahiyi kolaylaştırıcı etkisini ortaya koymak. Materyal ve Metod: 58 yaşında hematüri şikayeti ile başvuran bilateral RHK lı ve vena kava trombüslü erkek hastaya tedavi öncesi ve sonrası manyetik rezonans (MR) ile görüntülenerek 6 kür sunitinib tedavisinden sonra sağ radikal nefrektomi (RN) ile birlikte vena kavadan trombektomi ve daha sonra sol RN yapılmıştır. Bulgular: Ekim 2009 tarihinde sağ böbrek anterior kesiminde 8 cm, sol böbrek alt polde 5 cm RHK ile uyumlu kitle ve sağ böbrekten sağ atriyuma kadar uzanan tümör trombüsü saptanan hastaya, sağdaki kitleden yapılan iğne biyopsisi sonucu berrak hücreli RHK olarak rapor edilmiştir. Hastanın aydınlatılmış onamı alındıktan sonra -28. günler arası 50 mg/ gün sunitinib içeren 42 günlük kürlerden toplam 6 kürlük tedavi başlanmıştır. Bu tedavi sonrası MR da sağdaki tümör 8 cm den 6 cm e küçülmesine rağmen; soldaki 5 cm den 8.3 cm e büyümüştür. Tümör trombüsü de sağ atriyumdan inferior vena kavada intrahepatik segment girişi düzeyine kadar gerilemiştir. Hastaya Haziran 200 tarihindeki laparatomide trombüsün infrahepatik düzeye kadar gerilediği ve bu nedenle torakotomiye ve pompaya ihtiyaç kalmadan kavatomi ile trombektomi gerçekleştirilmiştir. Eylül 200 tarihinde de sol RN yapılan hasta, diyalizle birlikte 2 aydır hastalıksız olarak takip edilmektedir. Sonuç: Sunitinib; metastatik RHK da sağkalım avantajı göstermiş olması yanında, vena kava trombüslü hastalarda trombüsü gerileterek, mortalitesi ve morbiditesi yüksek olan sağ atriyotomiye olan gereksinimi ortadan kaldırabilir ve cerrahiyi oldukça kolay yapılabilir bir hale getirebilir. 64 0. Üroonkoloji Kongresi

P43 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL HÜCRELİ KARSİNOMUN GEÇ OMENTUM METASTAZI Yaşar İssı, Kaan Bal, Burak Özçift, Fikret Şengül, Ahmet Bölükbaşı. Izmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Üroloji Kliniği. Giriş ve Amaç: Renal hücreli kanser (RHK) yüksek metastaz potansiyeline sahip bir tümördür. RHK de metastaz insidansı, primer tümörün boyutu, histolojisi ve patolojik evresinden etkilenmektedir. RHK hastalarında rekürrens riski ilk 3 ila 5 yıl içinde zirve yapmaktadır. Beş yıldan sonra ise rekürrens ihtimali %0 olarak belirtilmektedir.bu hastalıkta 45 yılı bulan geç rekürrens bildirilmiştir. RHK da geç rekürrensler sıklıkla akciğer ve kemik metastazı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte pankreas, beyin, sürrenal bez ve tiroid gibi organlarda da görülebilmektedir. Periton ve omentum RHK metastazı açısından son derece nadir odaklardır. Omentuma lokalize soliter metastazlar ise son derece nadirdir. Bu nadir durumun klinik önemini dokümante etmek amacıyla, bu bildiride, kliniğimizde RHK nedeniyle opere edilen ve opersayondan 9 yıl sonra omentumda soliter izole metastaz geliştiren bir olgunun klinik bulgularını ve tedavi sonuçlarını yayınladık. Olgu Sunumu: 62 Yaşında bayan hastaya 200 yılında sağ renal kitle nedeniyle sağ radikal nefrektomi operasyonu uygulandı.postoperatif olarak yapılan histopatolojik inceleme sonucunda Renal Hücreli Karsinom T3a Grade2 olarak geldi.hastanın postoperatif 5. yıla kadar olan takiplerinde herhangi bir nüks ya da metastaz saptanmadı.ancak hasta,5.yıl sonrası takip dışı kaldı.postoperatif 9.yılda hastanın karın bölgesinde ele gelen kitle nedeniyle yaptığı başvurusunda yapılan fizik muayenede sağ alt kadranda ele gelen 4 cm çapında mobil kitle saptandı.bunun üzerine çekilen bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemelerinde sağ alt kadranda,abdominal kavitede barsak anslarının arasında yaklaşık 4-4.5 cm lik irregüler lobüle konturlu, yoğun biçimde kontrast tutan bir yumuşak doku saptandı. Belirtilen yumuşak doku şekilsiz olduğu belirtildi.kitleden alınan biopsinin histopatolojik değerlendirmesi Epitelyal Malign Tümör (Berrak Hücreli) olarak gelmesi üzerine hastaya laparotomi uygulandı.yapılan operasyonda intraabdominal alanda karaciğer inferior yüzünde omentumda 4x4 cmlik hipervasküler kitle görüldü.bu kitle tamamiyle eksize edildi. Kitlenin yapılan histopatolojik inceleme sonucu Malign Epitelyal Tümör,Nüks Renal Kitle olup ön planda Renal Hücreli Karsinom-Klasik Varyantı ile uyumludur şeklinde raporlandı.postoperatif yıldır takipte olan hastada nüks yada metastaza rastlanmadı. Sonuç: RHK metastazlarının tedavisi teknik olarak mümkün olan durumlarda cerrahi rezeksiyondur. İzole metastazlarda yapılan cerrahi rezeksiyonun sağkalımı arttırdığı gösterilmiştir. Bizim vakamızda omentuma lokalize soliter izole kitlenin cerrahi eksizyonu başarılı bir şekilde yapılmıştır. Biyolojik davranışı kestirilemeyen ve geç dönemde herhangi bir organa metastaz yapabilen RHK, yaşam boyu takibi gereken bir hastalıktır. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 65

P44 27 Ekim 20-28 Ekim 20 İNSİDENTAL VE SEMPTOMATİK TANI ALAN BÖBREK TÜMÖRLERİNİN, CERRAHİ SONRASI HİSTOPATOLOJİK SONUÇLARI VE ERKEN TANIDA TARAMA PROGRAMLARININ ÖNEMİ. POSTER Fatih Oğuz, Ali Beytur, Ramazan Altıntaş, Özkan Özbek, Ramazan Kırteke, Ali Güneş. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: İnsidental tanı alan böbrek tümörlerinin ve semptomatik böbrek tümörlerinin cerrahi sonrası patoloji bulguları karşılaştırıldı. Materyal ve Metod: 2006-20 yılları arasında renal kitle tanısıyla cerrahi uygulanan insidental tanı alan ve semptomatik renal kitle bulgularıyla başvuran hastaların yaşı, cinsiyeti, tümör evresi, patoloji bulguları karşılaştırıldı. Bulgular: Ortalama yaşı 53,7 olan 67 hastaya renal kitle tanısıyla cerrahi uygulandı. Hastaların 36 sı (% 52 )renal kitle semptomlarının (palpable kitle, ağrı ve hematuri) en az biriyle başvurdu, insidental tanı alan 3 (% 47,9) hastanın 8 i (% 34, 7) üroloji polikliniğinde, 23 hasta (% 65,3 ) ise farkı şikâyetlerle başka kliniklerce tanı alan ve refere edilen hastalardan oluşmaktaydı. Hastaların yaşları ve cinsiyet arasında anlamlı bir fark yoktu. Semptomatik olan grupta 25 (% 69,24) hasta evre 2, (% 30,8) hasta evre 3 4 olarak tanı almıştır. İnsidental tanı alan grupta ise 30 (% 96) hasta evre 2, (% 4) hasta evre 3 4 olarak tanı almışlardır. Tartışma: Renal hücreli kanserler yetişkin kanserlerinin %2 sini oluşturmaktadır. Günümüzde görüntüleme yöntemlerinin gelişmesi ile birlikte böbrek tümörleri çoğunlukla rastlantısal olarak saptanmaktadır. Semptomlar ortaya çıkması kitlenin etkisine, metastik lezyonlara, hemorajiye ve paraneoplatik sendromlara bağlı olarak görülebilmektedir ki, bu da evre 3 ve ya 4 böbrek tümörü anlamına gelmektedir. Yapılan çalışmalarda; evre tümörlerde 5 yıllık sağkalım % 90 00, evre 2 de % 75 90, evre 3 de % 60 70 ve evre 4 de % 5 30 olarak bildirilmiştir. İnsidental tanı alan böbrek tümörler ile, semptomatik böbrek tümörlerinin 0 yıllık sağ kalımları karşılaştırıldığında sırayla %95 ve %69 olarak bulunmuştur. Semptomlar ortaya çıkmadan böbrek tümörlerini tanımak sağkalım oranını belirgin olarak arttırmaktadır. Bizim çalışmamızda da insidental hasta grubunda düşük evre böbrek tümörleri oranı semptomatik hasta grubuna göre daha fazla, ileri evre böbrek tümörü oranıda daha az oranda bulunmuştur. Sonuç: Malignitelerde prognozu belirleyen en önemli faktör, erken dönemde tanı konulmasıdır. Meme kanserinde mamografi tetkiki ile tarama programı mortalite de % 30 a ulaşan, paps smear taramasıyla servix kanserinden ölümlerde % 50 70 oranında azalmalar bildirilmiştir. Böbrek tümörlerinin erken tanısı, tedavi başarısını ve sağkalımı belirgin olarak arttıdığı göz önüne alındığında % 75-80 doğruluğu olan ultrasonografi ile tarama programları böbrek tümörlerinin tedavi başarısını ve sağkalımı arttıracağı kanaatindeyim. 66 0. Üroonkoloji Kongresi

P45 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL HÜCRELİ KARSİNOMDA KARBONİK ANHİDRAZ 9 VE HIF- Α NIN PROGNOSTİK DEĞERİ Bilal Günaydın, Asıf Yıldırım, 2 Ebru Zemheri, 2 Şeyma Özkanlı, Serhat Göçer, Sarp Korcan Keskin, Erem Kaan Başok. SB. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 SB. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Bölümü. POSTER Amaç: Renal hücreli kanserin doğal seyrini öngörmede güncel prognostik faktörler yeterli kalmamaktadır. Bu çalışmada, Karbonik anhidraz-9 (CA9) ve hipoksi indüklenebilir faktör -α (HIF-α) nın prognostik değeri ile anatomik, histopatolojik ve klinik prognostik faktörlerle arasındaki ilişkiyi değerlendirdik. Materyal ve Method: Böbrek kanseri tanısı ile radikal nefrektomi yapılmış olan ve patolojisi berrak hücreli renal kanser gelen 39 hastanın parafine gömülü doku örneklerinden immünohistokimyasal analiz yapıldı. Tüm patolojik değerlendirmeler önceki patoloji sonuçları ve klinikopatolojik değişkenlerden habersiz, tek bir patoloji uzmanı (EZ) tarafından yapıldı. CA9 ve HIF-α immünoreaktivite düzeyleri dört grupta sınıflandırıldı: CA9 için %0, %- 25, %26-50, >%50 ve HIF-α için %-0, %-50, %5-80, >%80. CA9 ve HIF-α boyanmaları hasta yaşı, cinsiyet, tümör hacmi ve nüks durumu, T evresi ve Fuhrman derecesi ile karşılaştırıldı. İstatistiksel sonuçlar, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Berrak hücreli böbrek kanserli tüm hastaların yaş dağılımında 23 ü (%59) 50 yaşından büyük; 6 sı (%4) 50 yaşından küçüktü. 28 (% 7,8) hasta erkek ve (%28,2) hasta kadındı. Bu hastaların 34 ü (%87,2) hayatta; 5 i (%2,8) RCC nedeniyle exitus idi. Yedi (%7,9) hastada nefrektomi sonrası rekürrens olmuştu. On-iki (%30,8) tümör 4 cm. den küçük; 3 (%33,3) tümör 4-7 cm arasında ve 4 ü (%35.9) 7 cm. den büyüktü. Yirmi-dört (%6,5) hasta T; 5 (%38,2) hasta T2 evreydi. Otuz-üç (%84,6) hasta Fuhrman derece 2; 6 (%5,4) hasta Fuhrman derece 3 tü. Boyanma dereceleri farklı olduysa da, tüm patolojik preparatlarda hem CA9 hem de HIF-α için immünohistokimyasal boyanma pozitifti ( 7 %-25, 5 %26-50, 7 > %50 CA9 için; < %0, 0 %0-50, 4 %50-80, 4 > %80 HIF-α için). CA9 pozitif hastalar arasında, %-25 lik gruptaki erkek hasta sayısı %26-50 ve > %50 lik gruptan istatistiksel olarak daha fazlaydı (p=0.09). Tümör hacmine göre, HIF-α immunoreaktivitesi pozitif hastalarda, İmmunoreaktivitesi %0 olan grupta > 4 cm tümör bulunma oranı istatistiksel olarak diğer gruplardan anlamlı olarak azdı (p=0.0). CA9 ve HIF-α grupları diğer klinikopatolojik özellikler ile karşılaştırıldı, istatistiksel fark bulunamadı. Sonuçlar: CA9 ve HIF-α ekspresyonunun diğer prognostik klinikopatolojik özelliklerle arasında bir ilişki olmadığını saptadık. Spearman sıra korelasyon testi uygulandığında, CA9 ve HIF-α arasında korelasyon bulduk. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 67

P46 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL KİTLE NEDENİYLE OPERE EDİLEN HASTALARDA YILLAR İÇİNDE 000 VAKA NIN BİZE ÖĞRETTİKLERİ POSTER Ahmet Güdeloğlu, Bülent Akdoğan, Ali Cansu Bozacı, Emrullah Söğütdelen, Kubilay İnci, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Bu çalışmada, renal kitle nedeniyle opere edilen hastalara, operasyon tiplerine ve patolojilerine ait özelliklerin yıllar içindeki değişimlerinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Materyal: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı nda Ocak 990-Nisan 20 tarihleri arasında renal kitle nedeniyle ameliyat edilen 06 hastaya ait veriler retrospektif olarak toplanmıştır. Tanı anında metastatik olduğu bilinen 7 olgu çalışma dışı tutulup, 945 hastanın verileri incelenmiştir. Bu hastalar ameliyat oldukları yıllara göre 990-996, 997-2003, 2004-20 olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Bulgular: Hastaların ortalama yaşları her 3 grupta da sırasıyla; 53.2±.4, 54.5±2.4 ve 55.3±2.6 dır. Erkek/Kadın oranları ise sırasıyla;.9,.3 ve.63 dür. Gruplara göre yıllar içinde ortalama tümör boyutları 74.7mm den 63.5mm ye ve 56.6mm ye küçülmüştür (p<0.0). İnsidental olarak saptanan tümörlerin oranı da artarak %35.7 den %48.2 ye ve %58.4 e yükselmiştir (p<0.0). Ameliyat yöntemlerinde ise NKC sırasıyla; %7.4 den %28.8 e yükselmiş ve son 7 yılda %4.8 oranında yapılır hale gelmiştir (p<0.0). Patolojik incelemede de pta tümörlerin oranı %0.3 den %3. e ve %39.3 e yükselirken (p<0.0), benign tümörlerdeki değişim yıllar içinde anlamlı farklılık göstermemiştir (sırasıyla; %9, %8 ve %4.9). Cerrahi sınır pozitifliği de sırasıyla; %8.9, %5.6 ve %7 olarak değişim göstermiştir. Sonuç: Kliniğimizde renal kitle nedeniyle opere edilen yaklaşık 000 hastanın verilerine göre yıllar içinde hastaların yaş ortalamalarında, cinsiyetlerinde, benign lezyonlarda ve pozitif cerrahi sınır oranında farklılık saptanmazken, ortalama tümör boyutu küçülmüş, insidental saptanan tümörlerin oranı, NKC yapılma oranı ve pta tümörlerin oranı artmıştır. 68 0. Üroonkoloji Kongresi

P47 27 Ekim 20-28 Ekim 20 BÖBREK KANSERİ TANISINDA İDRARDAKİ MMP-2 VE MMP-9 UN ÖNEMİ Ezgi İnalpolat Yücel, 2 Çağ Çal, Çağdaş Aktan, 3 Sait Şen, 4 Rashad Mammadov, 2 Adnan Şimşir, 3 Banu Sarsık, Buket Kosova. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı, 2 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 4 Merkezi Neftçiler Hastanesi Üronefroloji Departmanı. POSTER Amaç: Göreceli olarak nadir görülmesine rağmen, böbrek kanserlerinde erken tanı konulması, tedavi başarısını %70-00 düzeyine çıkarabilmektedir. Ancak günümüzde giderek daha sık saptanan rastlantısal küçük renal kitlelerin ayırıcı tanısında önemli zorluklar yaşanmaktadır. Matriks metalloproteaz-2 (mmp-2) ve - 9 (mmp-9) ekstrasellüler matriks elemanlarını degrade eden metalloproteaz enzim ailesine üyedirler. Böbrek kanserinde maddelerin geri emilimlerinde ya da tübüllerin membran yapılarında oluşabilecek bir bozukluk nedeniyle idrar mmp seviyesi artabilir. Bu hipoteze dayanılarak, çalışmada; sağlıklı birey ve böbrek kanserli olguların idrar mmp-2 ve mmp-9 düzeyleri kantitatif olarak belirlendi. Gereç ve yöntem: Böbrek kanserli 22 olgudan (ortanca yaş 58,36 ±,34) nefrektomi öncesi ve sonrasında (30.-60. Günler arası) alınan idrar örnekleriyle, sağlıklı 33 bireyin (ortanca yaş 60,69 ± 7,99) örnekleri araştırıldı. Sabah ilk idrarlarında kreatinin ve protein değerlerinin yanı sıra elısa yöntemiyle mmp-2 ve mmp-9 düzeyleri, jelatin zimografi yöntemiyle de aktivite tayinleri yapıldı. Ayrıca, kanser nedeniyle opere edilen olguların böbrek dokularında mmp-9 protein ekspresyon miktarları immünohistokimyasal yöntemle belirlendi. Bulgular: Cerrahi sonrası idrar mmp-2 değerleri, preoperatif ve kontrol olgularının idrarlarına göre daha yüksektir. Çalışma grubunun pre- ve postoperatif idrar örneklerindeki mmp-2 değerleri arasında istatistiksel anlamlı (p = 0,04) farklılık belirlendi. Gruplar arasında idrar mmp-9 değerleri açısından anlamlı bir ilişki saptanmadı. Ancak, mmp-9 değerleri sırasıyla sağlıklı kontrollerde az, preoperatif örneklerde artmış ve postoperatif örneklerde gerilemiş görünmektedir. Jelatin zimografiyle kontrol ve çalışma grubunda 72 kda (mmp-2), 92 kda (mmp-9) ve 25 kda (mmp-9 ngal) moleküler ağırlıklarındaki protein bantları gözlendi. İmmünohistokimyasal analize göre böbrek kanserli olguların doku materyallerinde mmp-9 ekspresyonu saptanmadı. Sonuç: İdrar mmp-2 düzeyinde cerrahi sonrası saptanan artış, böbrek kanserinin erken tanısında bir belirleyici olarak kullanılmasına izin vermemektedir. İstatistiksel anlamlı farklılık belirlenememesine karşın preoperatif idrar örneklerinde artmış idrar mmp-9 değerlerinin cerrahi sonrası gerilemesi dikkat çekicidir. Teknik zorluklara rağmen idrar mmp-9 düzeyinin belirlenmesi özellikle küçük renal kitlelerin ayırıcı tanısında belirteç olarak işlev görebilir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 69

P48 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL KORTİKAL TÜMÖRLERİN TEDAVİSİNDE AÇIK VE LAPAROSKOPİK RADİKAL NEFREKTOMİLERİN KLİNİKOPATOLOJİK ANALİZİ POSTER İyimser Üre, Ali Furkan Batur, Cenk Acar 2, Serhat Gürocak, Bora Küpeli, Sinan Sözen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Bu çalışmada amacımız, kliniğimizde laparoskopik ve açık radikal nefrektomi uygulanan olguların operasyonel verilerini ve onkolojik takiplerinden elde edilen verilerini retrospektif olarak değerlendirmek ve bu parametreler açısından bu iki yöntem arasındaki farklılıkları ortaya koymaktır. Yöntem: Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı nda renal kortikal tümör nedeniyle açık radikal nefrektomi (ARN) geçiren 59 ve laparoskopik radikal nefrektomi (LRN) geçiren 57 hastanın Gazi Üniversitesi dosyaları ve Üroonkoloji dosyaları taranmıştır. Hastaların demografik verileri, operasyon süresi, kanama miktarı, cilt kesi uzunluğu, komplikasyonlar, hospitalizasyon süresi gibi klinik verileri ve histopatolojik incelemelerinden elde edilen veriler kaydedilmiştir. Bulgular: Hastaların ortalama yaşları; LRN grubunda 57,2 (34-85), ARN grubunda ise 60, dir (4-83) (p:0,2). LRN yapılan grupta tümör boyutu ortalama 49, mm (0-35), ARN yapılan grupta ise 77,4 mm (20-40) idi (p<0,00). Ortalama operasyon süresi LRN uygulanan grupta ortalama 26,7 dk. ve ARN uygulanan grupta ortalama 38,4 dk. olarak saptandı (p:0,9). Operasyon esnasında gerçekleşen kan kaybı; ARN grubunda ortalama 49,5 ml, LRN grubunda ise ortalama 9,6 ml olarak saptandı (p<0,00). LRN grubunda insizyon uzunluğunun ortalama 0, cm, ARN grubunda ise 9,4 cm olduğu tespit edildi (p<0,00). LRN grubunda hospitalizasyon süresinin ortalama 3,05 gün, açık cerrahi grubunda ise 4,43 gün olduğu tespit edildi (p<0,00). Hastaların ortalama takip süreleri LRN grubunda 33,8 (-73) ay ve ARN grubunda 25,9 (2-57) aydı. 4 (%3,4) hastada operasyon sonrası lokal rekürrens gelişmiş olup, bu 4 hastanın tamamı ARN grubundaydı. hastada operasyon esnasında metastaz yok iken, daha sonra uzak metastaz geliştiği saptandı ve bu hastaların 8 i (%72) ARN grubundaydı. Sonuç: Laparoskopik radikal nefrektomi, uygun hasta seçimi yapıldığında artık günümüzde nefron koruyucu cerrahi uygulanamayan T ve T2 evreli renal hücreli kanser olgularında açık cerrahiye göre daha kısa hospitalizasyon ve iyileşme süresi, daha az kanama ve açık cerrahiye benzer operasyon süreleri ve onkolojik sonuçlarla altın standart tedavi yöntemi haline gelmiştir. Ancak T3 evreli tümörler için açık cerrahi halen ilk tercih edilen yöntem olma özelliğini korumaktadır. 70 0. Üroonkoloji Kongresi

Tablo. Gruplara Göre Klinik Veriler. LRN (n:57) ARN (n:59) p değeri Tümörlü Böbrek Sağ 32 (%56,) 28 (%47,5) 0,36 Sol 25 (%43,9) 3 (%52,5) Tümör Lokalizasyonu Alt Pol 3 (%22,8) 6 (%27,) 0,246 Orta Pol 29 (%50,9) 2 (%35,6) Üst Pol 5 (%26,3) 22 (%37,3) Tümör Boyutu (mm) 49, (0-35) 77,4 (20-4) <0,00 Operasyon Süresi (dk) 26,8 (80-240) 38,5 (75-330) 0,9 Kanama Miktarı (ml) 9,6 (0-850) 49,5 (0-2200) <0,00 İnsizyon Uzunluğu (cm) 0, (6-6) 9,5 (9-30) <0,00 Transfüzyon Miktarı (Ünite) 0,8 (0-3),4 (0-8) <0,00 Dren Süresi (gün),9 (-4) 2,8 (-0) <0,00 Hospitalizasyon (gün) 3,0 (-7) 4,4 (-2) <0,00 POSTER Tablo 2. Gruplara Göre Patolojik Veriler LRN (n:57) ARN (n:59) Histopatolojik Tip Şeffaf Hücreli 42 (%73,7) 43 (%72,9) Papiller 8 (%4,0) 7 (%,9) Kromofob 2 (%3,5) 4 (%6,8) Kollektör Kanal (%,8) - Onkositom 3 (%5,3) (%,7) Anjiyomiyolipom - 4 (%6,8) Metanefrik Adenom (%,8) - Patolojik Evre Ta 20 (%37,7) 2 (%3,7) Tb 20 (%37,7) (%20,4) T2 0 (%8,9) 8 (%33,3) T3a 2 (%,6) 6 (%30,2) T3b (0,9) 5 (%9,4) T3c - 2 (%3,7) Fuhrman Derecesi 6 (%,3) 2 (%3,7) 2 29 (%54,7) 2 (%38,9) 3 7 (%32,) 2 (%38,9) 4 (%,9) 0 (%8,5) Cerrahi Sınır Negatif 57 (%00) 54 (%9,5) Pozitif - 5 (%8,5) 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 7

P49 27 Ekim 20-28 Ekim 20 LAPAROSKOPİ ÇAĞINDA PARSİYEL NEFREKTOMİ; HANGİ GEREKÇEYLE AÇIK PARSİYEL NEFREKTOMİ UYGULADIK! M. Uğur Altuğ, Cemil Aydın, Fuat Demirel, 2 Fatih Yalçınkaya, Aykut Aykaç. POSTER S.B Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma 2. Üroloji Kliniği, 2 SB. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma. Üroloji Kliniği. Giriş: Halen renal tümörlerde radikal nefrektomi altın standart olsa da, günümüzde 7 cm altında uygun renal tümörlerde laparoskopik radikal nefrektomi standart hale gelmiştir. Soliter böbrekli, kötü renal fonksiyonlu, bilateral renal tümörlü, tümör boyutu 7 cm den küçük hastalarda radikal nefrektomi yapmama isteği parsiyel nefrektomi fikrinin doğmasına sebep olmuştur. Bu yazımızda kasım 2007-temmuz 20 tarihlerinde yaptığımız 4 laparoskopik parsiyel nefrektomi (LPN) ve 6 açık parsiyel nefrektomi (APN) uygulamalarımızı değerlendirdik. Yöntem: Kliniğimizde 2007 yılından bu yana yurtdışında laparoskopi eğitimi almış deneyimli üroonkolog cerrah başkanlığındaki ekip tarafından laparoskopik ameliyatlar yapılmaktadır. RCC ön tanılı 30 olgunun 4 üne LPN, 6 sına ise APN uygulandı. LPN yapılan 4 olgunun 8 ine transabdominal, 6 sına retroperitoneal, APN yapılan 6 olgunun tamamına retroperitoneal yoldan girişim uygulandı. APN subkostal bölgeden, LPN ise kitlenin böbrekteki yerleşimine göre 3-5 trokar kullanılarak transabdominal veya transperitoneal girişimle yapıldı. Bulgular:Her iki grubun, yaş, cinsiyet ve vucut kitle indeks oranları benzer bulundu. LPN olgularının tamamı egzofitik yerleşimli iken, APN olgularının 9 tanesi endofitik yerleşimliydi. 2 olgunun boyutları ve lokalizasyonları LPN için uygun olmasına rağmen bilateral olmaları, olguda tümörlerinin birden çok olması, olguda pediküle komşu tümör yerleşimi ve 3 olguda da KOAH nedeniyle anesteziyoloji kliniğinin önerisiyle APN uygulandı. Tümör boyutu APN grubunda ortalama 5,25cm (3,5-8) iken, LPN grubunda ortalama 3,9cm (2-8) ile göreceli olarak daha küçük bulundu. LPN yapılan olguların ortalama sıcak iskemi süresi 2.3 (7-55)dakika, APN yapılan olguların ortalama soğuk iskemi süresi ise 22 (5-29) dakika olarak bulundu. LPN olgularının ortalama ameliyat süresi 29 (70-220)dakika iken, APN uygulanan olgularının ortalama ameliyat süresi 85 (75-30)dakika bulundu. Postoperatif ortalama hemoglobin düşüşü LPN yapılan olgularda 2.3 (.9-4.3)gr/dl iken, APN yapılan olgularda 3.5 (3-6.3)gr/dl idi. Ortalama hastanede yatış süresi, LPN yapılan olgularda 4.6 (3-9)gün, APN yapılan olgularda ise 4.4 (4-7)gün olarak bulundu. LPN yapılan hastaların postoperatif analjezik ihtiyaçlarının daha az ve daha erken mobilize oldukları gözlendi. 30 olgunun tamamının patoloji sonuçları RCC olarak bulunurken sadece LPN yapılan olgunun cerrahi sınırında tümör mevcuttu. Sonuç: Parsiyel nefrektomi, <4-7 cm. lik böbrek tümörlerinde radikal nefrektomiye benzer onkolojik sonuçlara ulaşmakta ve böbrek fonksiyonlarının korunmasını sağlamaktadır. Deneyimli ellerde laparoskopik yöntemle de parsiyel nefrektomi başarıyla uygulanabilir. Buna karşın, hastanın/tümörün koşulları ve cerrahın deneyimi göz önünde tutulduğunda, 4-7 cm lik böbrek tümörlerinde açık parsiyel nefrektominin altın standart olarak yerini koruduğu söylenebilir. 72 0. Üroonkoloji Kongresi

P50 27 Ekim 20-28 Ekim 20 ANJİYOMİYOLİPOM TEDAVİSİNDE ENDOVASKÜLER ANJİYOEMBOLİZASYON Artan Koni, Halil Kızılöz, 2 Bora Peynircioğlu, Bülent Akdoğan, 2 Barbaros Çil, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı. POSTER Giriş: Renal anjiyomiyolipomlar (AML) akut kanamalara sebep olabilen, nadir görülen böbrek tümörleridir. Çalışmamızda renal anjiomyolipomların tedavi seçeneklerinden biri olan endovasküler embolizasyonun etkinliği prospektif olarak araştırılmıştır. Materyal ve Metod: AML tanısı alan hastalar iki gruba ayrıldı:.grup embolizasyon uygulanan hastalardan, 2.grup izlem protokolüne alınan hastalardan oluştu. Tümör çapı 4 cm den büyük olan hastalar ve/veya öncesinde kanama hikayesi olan hastalara polivinil alkol (PVA) partikül yöntemi ile endovasküler embolizasyon uygulandı. Bütün hastalara tek seans embolizasyon uygulanıp aynı teknik ve aynı embolizan ajan kullanılarak işlem yapıldı. Hastalar işlem öncesi, işlemden sonra.gün, 3.ay, 6.ay ve 2.ayda manyetik rezonans görüntüleme (MR) ile değerlendirildi. Her değerlendirme sonrası AML lerin hacimleri santimetre küp (cm³) cinsinden hesaplandı. Birden fazla AML si olanlarda toplam hacim hesaplanıp kaydedildi. Dört cm den küçük asemptomatik hastalar izlem grubuna alınıp 6 ayda bir ultrasonografi (US) ile tümörün boyut değişikliği değerlendirildi. Hayat kalitesi SF-36 enstrümanı ile değerlendirildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 42,3 yıl, takip süresi 23,47 aydı. Hastaların %93,3 ü kadındı. İlk ve 2. gruptaki hasta oranları %53,3 ve %46,7 idi. AML lerin %3,3 ü sağ, %60 ı sol, %26,7 si bilateral yerleşimliydi. Birinci gruptaki hastaların %2,5 ine sağ, %50 sine sol, %37,5 ine bilateral embolizasyon yapıldı. AML hacim ortalaması embolizasyon grubunda 42,5 cm³ iken izlem grubunda,53 cm³ olarak hesaplandı. Embolizasyon sonrası AML lerin hacimlerinde.günde %43, 3.ayda %7, 6.ayda %80 ve 2.ayda %84,5 düşüş saptandı. Embolizasyon yapılan hastaların hiçbirinde işlem sırasında komplikasyon görülmedi. İşlem sonrası bütün hastalar bir gün hastanede gözlem altında tutuldu. İşlem sonrası takipte önemli bir komplikasyon görülmedi. İşlem sonrası birinci gün hariç, hiçbir hastada rutin analjezik kullanım ihtiyacı olmadı. Ortalama 2 yıl olan takip süresince, hastaların hayat kalitesinde işlem öncesine göre bir fark izlenmedi. Sonuç: AML tedavisinde endovasküler embolizasyon, tümörün boyutlarında önemli bir küçülme sağlayan, komplikasyon riski minimal olan etkin, güvenilir ve güncel bir tedavi seçeneğidir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 73

P5 27 Ekim 20-28 Ekim 20 KARŞILAŞTIRMALI AÇIK VE LAPAROSKOPİK NEFREKTOMİ DENEYİMLERİMİZ Mutlu Ateş, Mustafa Karalar, Bünyamin Yıldırım, Fatih Pektaş, Cemil Ay, 2 Bülent Akdoğan, Emre Tüzel, 3 Cem Güler. POSTER Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Laparoskopi iki binli yıllardan sonra hızlı teknolojik gelişmelerin ve açık seriler ile benzer onkolojik sonuçlarının yanında artmış hasta konforu ile ürolojik cerrahide daha geniş uygulama alanı bulmuştur. Kliniğimizde uygulanan açık ve laparoskopik serileri karşılaştırarak seçilmiş vakalardaki sonuçlarımızı değerlendirdik. Materyal metot: Kliniğimizde Haziran 200 a kadar açık yapılan 39 basit nefrektomi (BN), 33 T-2 radikal nefrektomi (RN) ve 4 parsiyel nefrektomi (PN)(Grup ) ile Mayıs 200 dan günümüze kadar laparoskopik yapılan 3 BN, 8 T-2 RN ve 3 PN nin (Grup 2) preoperatif, peroperatif ve postoperatif verilerini karşılaştırdık. Haziran 200 dan sonra laparoskopi için uygun olmayan 4 hastaya (2 ek morbidite, ileri evre ve ksantogranulomatöz piyelonefrit) açık cerrahi uygulandı. Sonuç: Benzer klinik evrede hasta içeren Grup ve Grup 2 de diğer preoperatif demografik veriler ve ameliyat süreleri benzer iken (sırasıyla yaş; 54.2-57.9, erkek oranı; %50- %52.9, sekonder vaka oranı; %.8-%.7, ameliyat süreleri; 70-95 dakika), Grup 2 de diğer peroperatif ve post-operatif veriler daha iyiydi (sırasıyla hemoglobin düşüş yüzdesi; %4-%8.9, kan transfüzyon ortalaması; 2.3-0.65 ünite, sonda süresi; 2.7-.38 gün, dren süresi; 4.9-3.32 gün, hastanede yatış süresi; 7.75-3.62 gün) (p<0.05). Patolojik değerlendirmede Grup de 4 hasta (%5.3) lokal ileri evreyken Grup 2 dekilerin hepsi lokalizeydi. Gruplarda sırasıyla 5 (%8.3) ve 4 (%.7) hastada komplikasyon görüldü. Tartışma: T-2 böbrek tümörlerinde benzer onkolojik etkinliğin yanında laparoskopinin BN vakalarında da avantajlı bazı peroperatif ve postoperatif veriler sağlamasından dolayı yeterli tecrübe edinildikten sonra tercih edilecek ameliyat tekniği olduğunu düşünüyoruz. Laparoskopi için ciddi ek morbiditesi olmayan uygun vaka seçimi başarı için kilit nokta olabilir. 74 0. Üroonkoloji Kongresi

P52 27 Ekim 20-28 Ekim 20 T-2 BÖBREK TÜMÖRLERİNDE LAPAROSKOPİK RETROPERİTONEAL RADİKAL NEFREKTOMİ VE EŞ ZAMANLI LENF NODÜLÜ DİSSEKSİYONU Mutlu Ateş, Mustafa Karalar, Bünyamin Yıldırım, Fatih Pektaş, Cemil Ay. Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Giriş: Laparoskopik retroperitoneal cerrahinin ürolojide bulduğu yaygın uygulama alanlarına T2 böbrek tümörlerinin de girebileceğini göstermek için uyguladığımız retroperitoneal laparoskopik radikal nefrektomi (RLRN) deneyimlerimizi sunduk. Materyal ve Metot: Nisan 200 ile Ağustos 20 tarihleri arasında preoperatif evrelemesi T2, yaş ortalaması 65.6 (60-78) olan 6 hastaya (4 erkek, 2 kadın) RLRN uyguladık. Retroperitonun balon dilatasyonu sonrası maksimum alan elde etmek için renal arter ve venin kontrolünden önce disseksiyon inferiorda psoas üzerinden üreterin iliak damarları çaprazladığı yere, medialde aort ve vena cava inferiorun medialine, superiorda böbrek lateralinden dalak ve karaciğer sınırına kadar ilerletildi. Böbreğin anterior ve medial yüz diseksiyonu hiler kontrol sonrası yapıldı ve böbrek endobag içine konulduktan sonra tüm hastalara retroperitoneal lenf nodu diseksiyonu uygulandı. Sonuç: Preoperatif tomografilerinde ortalama kitle boyutu 75.8mm (70-85) olan, 4 ü sol 2 si sağ böbrek yerleşimli tümörlerin nefrektomileri ortalama 22.7 dakika (50-300) sürdü. Hemoglobin düşüş yüzdesi %9.8 iken, 4 hastaya ortalama.7 ünite kan verildi. Hastalar ortalama 3.7 günde (2-5) taburcu edildi. Bir hastada lomber arter, bir hastada gonadal ven yaralanması dışında komplikasyon gelişmedi. Patolojik değerlendirmede bir hasta onkositom, bir hasta TCC iken diğer 4 hasta RCC idi. Patolojik tümör boyutu ortalama 72mm (65-80) idi. Ortalama 4.7 adet (2-6) lenf nodu diseksiyonu yapılırken hepsi reaktif lenf nodülü olarak değerlendirildi. Tartışma: RLRN gerekli laparoskopik tecrübe sonrası büyük böbrek tümörlerine uygulanabilir. İleri evre böbrek tümörlerinde RLRN da önemli noktanın yeterli retroperitoneal alan oluşturulması ve retroperitoneal girişimlerde referans noktalarının (psoas, ana damarlar, üreter, periton sınırı) anatomik olarak iyi ortaya koyulması olduğunu düşünüyoruz. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 75

P53 27 Ekim 20-28 Ekim 20 ROBOTİK PARSİEL NEFREKTOMİ HASTALARINDA ÖĞRENME EĞRİSİNİN PERİOPERATİF BULGULAR ÜZERİNE ETKİSİ POSTER İlter Tüfek, 2 Burak Argun, Selçuk Keskin, 3 Haluk Akpınar, 3 Fatih Atuğ, 4 Can Öbek, 2 Ali Rıza Kural. Acıbadem Üniversitesi, 2 Acıbadem Maslak Hastanesi, 3 Bilim Üniversitesi, 4 Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Giriş: Robot yardımlı parsiel nefrektomi (RYPN) küçük renal kitlelerin tedavisinde ümit verici minimal invaziv bir yöntemdir. Optimal sonuçlar için öğrenme eğrisinin tamamlanması gereklidir. Amaç: Parsiel nefrektomi hastalarında öğrenme eğrisinin perioperatif bulgular üzerindeki etkisini değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Nisan 2008-Ağustos 20 tarihleri arasında kliniğimizde 36 hastaya deneyimli tek bir robotik cerrah tarafından RYPN uygulandı.ilk 8 hastanın (grup-i) perioperatif bulguları son 8 hastanın (grup-ii) postoperatif bulguları ile karşılaştırıldı. Tüm hastalarda transperitoneal yol kullanıldı. Sonuçlar: Ortalama tümör çapı 32.7 (2-52) mm. idi. Ortalama operasyon ve sıcak iskemi süresi grup-i de 6 ve 25 dakika, grup II de 39 ve 9.5 dakika idi. Ortalama kan kaybı grup I ve II de sırasıyla 250 ml ve 70 ml olarak bulundu. Histopatolojik inceleme sonucunda grup I de 6 hastada, Grup II de tüm hastalarda renal hücreli karsinom saptandı. Grup I de hastada onkositom, hastada kalsifiye benign lezyon mevcuttu. Her iki grupta da tüm hastalarda cerrahi sınır negatifti. Grup I de 2 hastada Clavien grade III, hastada grade I, grup II de hastada Clavien grade-ii komplikasyon görüldü. Grup II de Clavien grade II komplikasyon gelişen hastaya 2 ünite kan transfüzyonu yapıldı. Yorum: RYPN operasyonlarında öğrenme eğrisinin tamamlanması ile optimal perioperatif sonuçlar elde edilebilir. Önceden edinilmiş robotik cerrahi deneyimi öğrenme eğrisinin daha güvenli bir şekilde geçilmesini sağlar. 76 0. Üroonkoloji Kongresi

P54 27 Ekim 20-28 Ekim 20 LOKALİZE RENAL HÜCRELİ KARSİNOMDA SAĞKALIMDA EN ÖNEMLİ BAĞIMSIZ PROGNOSTİK GÖSTERGE: CERRAHİ SINIR Bülent Akdoğan, Ahmet Güdeloğlu, Burhan Özdemir, Kubilay Inci, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Bu çalışmada renal hücreli karsinom (RHK) nedeniyle ameliyat edilen hastalarda 0 yıllık genel sağkalım analizini ortaya koymak amaçlanmıştır. Materyal: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı nda Ocak 990-Nisan 20 tarihleri arasında renal kitle nedeniyle ameliyat edilen 06 hastaya ait veriler retrospektif olarak toplanmıştır. Tanı anında metastatik olduğu bilinen 7 olgu ve patolojisi benign olarak rapor edilen 55 olgu çalışma dışı tutulup, 790 hastanın verileri incelenmiştir. Ortalama yaşın altında kalan gurup, genç hasta, üstünde kalanlar ise yaşlı hasta olarak kabul edilmiştir. Tek değişkenli sağkalım analizi için Kaplan Meier eğrileri oluşturulmuştur, Bağımsız prognostik faktörleri öngörmek için ise Cox Regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya alınan olguların 522 si (%66.) erkek ve 268 i (%33.9) kadındır. Ortalama yaş 55 dir. Semptomatik ve insidental başvuru oranları sırasıyla; %45.9 ve %46.6 dır. 564 olguya (%7.4) RN, 226 olguya (%28.6) NKC yapılmıştır. Patolojisi berrak hücreli RHK olarak rapor edilen hasta oranı %72,3 iken, iyi seyirli tümörlerin (papiller ve kromofob hücreli) oranı %24 ve toplayıcı sistem karsinomu ile sarkomatoid diferansiyasyon gösteren RHK oranı ise %3.8 dir. Lezyonların %66.5 inin Fuhrman grade i düşük (grade -2) iken %33.5 i yüksek grade e (grade 3-4 ) sahiptir. Hastaların pt evreleri incelendiğinde ise pta, ptb, pt2a, pt2b, pt3 ve pt4 tümörler sırasıyla; %30.7, %27.5, %2, %4.7, %22. ve %3. olarak bulunmuştur. 43 hastanın (%5.4) cerrahi sınırı pozitif olarak rapor edilmiştir. Hastaların ortanca takip süresi 8 aydır (3-243ay). RHK hastalarının tek değişkenli 0-yıllık genel sağkalım analizinde; yaş ve cinsiyet anlamlı bulunmazken; insidental başvuru, NKC yapılmış olması, cerrahi sınır negatifliği, papiller ve kromofob hücreli histoloji, pt evre ve düşük grade li tümörler sağkalım avantajı göstermiştir. Çok değişkenli Cox regresyon analizinde ise cerrahi sınır pozitifliği, patolojik T evresi ve Fuhrman grade inin sağkalımı etkileyen bağımsız parametreler olduğu gösterilmiştir (sırasıyla; p= 0.005, 0.006, 0.049). Bu analizde sağkalımı etkileyen en güçlü parametrenin cerrahi sınır pozitifliği olduğu bulunmuştur. Sonuç: Bölümümüzde lokalize RHK nedeniyle opere edilen 790 hastanın verilerine göre cerrahi sınır pozitifliği sağkalımı etkileyen en önemli parametredir (p=0.005). POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 77

P55 27 Ekim 20-28 Ekim 20 BERRAK HÜCRELİ BÖBREK KANSERİNDE MODİFİYE FUHRMAN GRADELEME SİSTEMİ PROGNOZU ÖNGÖRÜR MÜ? ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI POSTER Saadettin Eskiçorapçı, Özgür Yaycıoğlu, Deniz Bolat, Ayhan Dirim, Ferhat Ateş, Erem Kaan Basok, Mustafa Kaplan, Barbaros Başeskioğlu, Böbrek Tümörü Çalışma Grubu*, Levent Türkeri Amaç: Böbrek tümörü nedeniyle opere olup berrak hücreli kanser tanısı alan hastalarda modifiye Fuhrman grade sisteminin prognostik önemini araştırmak Materyal-Metod: Böbrek tümörü nedeniyle opere edilmiş ve berrak hücreli kanser tanısı almış hastaların kayıtları 22 merkezden retrospektif olarak toplandı. Konvansiyonel dörtlü Fuhrmnan grade sistemi ikili (+2 ve 3+4) ve üçlü (+2; 3; 4) modifiye Fuhrman grade sistemleri ile karşılaştırıldı. Sağkalım için univaryant analiz Kaplan-Meier testi ile yapılırken ROC analizi ile eğri altında kalan alanlar her grup için ayrı ayrı hesaplandı ve karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya 609 hasta dahil edildi. Ortalama izlem süresi 33 aydı (-222). Univaryant analizde her üç sistem kanser spesifik sağkalım için anlamlıydı ( p< 0.000- her üçü için). ROC analizi ile eğri altında kalan alanlar dörtlü, üçlü ve ikili modeller için sırasıyla 0,672, 0,649, 0,657. Dörtlü Fuhrman grade sisteminin eğri altında kalan alanı üçlü sisteme (z= 2.832; p= 0.004) ve ikili sisteme (z= 3.623; p=0.0003) anlamlı olarak yüksektir. Sonuç: Dörtlü Fuhrman grade sistem ikili ve üçlü Fuhrman sistemlerine göre istatistiksel olarak anlamlı olarak prognozu daha başarılı öngörmesine rağmen her üç sistem de tek başlarına prognoz değerlendirmesi için çok da yeterli görülmemektedir. Böbrek Tümörü Çalışma Grubu*, Haluk Özen, Çağatay Göğüş, Sertaç Yazıcı, Cavit Can, Çağ Çal, Abdullah Demirtaş, Özgür Uğurlu, Buğra İçli, T. Alp Özkan, Recep Büyükalpelli, Ali Ayyıldız, Ahmet Soylu, Gökhan Faydacı, Semih Ayan, Murat Lekili, Hayrettin Şahin, Mustafa Yücel Boz, Mustafa Aldemir, Murat Bozlu 78 0. Üroonkoloji Kongresi

P56 27 Ekim 20-28 Ekim 20 BÖBREK TÜMÖRLERİNDE GÜNCELLENEN TNM SINIFLAMASINA GÖRE RADYOLOJİK EVRE PATOLOJİK EVREYİ VE PROGNOZU GÖSTEREBİLİR Mİ?: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ TÜRKİYE ÇALIŞMASI Cenk Acar, Saadettin Eskiçorapçı, 2 Özgür Yaycıoğlu, 3 Taner Divrik, 4 Sertaç Yazıcı, 5 Abdullah Demirtaş, 6 Tayyar Alp Özkan, 7 Gökhan Faydacı, 8 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 9 Levent Türkeri Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2 Adana Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 3 Izmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi, 4 Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi, 5 Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, 6 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, 7 Kartal Dr. Lütfü Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 8 Üroloonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 9 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi. POSTER Amaç: 2009 yılında güncellenen TNM böbrek tümörü sınıflamasına göre radyolojik ve patolojik evre arasındaki ilişkinin araştırılması ve kansere özgü sağkalım üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Hastalar ve Metodlar: 987-2007 yılları arasında non-metastatik böbrek tümörü nedeniyle radikal ve parsiyel nefrektomi uygulanan 26 klinikten toplam 850 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Cerrahi öncesi çekilen Abdominal BT lerinden elde edilen radyolojik evreleri ile birlikte patolojik evreleri,nükleer grade ve histolojik tip gibi histopatolojik param etreleri,rekürrensleri,adjuvan tedavileri, takip süreleri ve kansere bağlı sağkalım verileri kaydedildi. Veri yetersizliği nedeniyle Vena Kava da supradiaframatik tümör trombüsü saptanan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Radyolojik evre için duyarlılık ve pozitif kestrim değerleri hesaplandı. Her iki evrelemenin kansere özgü sağkalımı belirleme yeteneğinin değerlendirilmesi için Kaplan-Meier yaşam analizi ve konkordans indeksi (c- indeks) kullanıldı. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 56.75±2.5 yıldı. Ortalama takip süreleri 33.8±29.7 aydı. Hastaların 46 (%6.8) sı erkek, 709(%38.2) u kadındı. 657 (%89.3) hastaya radikal nefrektomi 98 (%0.7) hastaya parsiyel nefrektomi uygulandı. Ortalama radyolojik tümör boyutu 67.5±33.6 mm ve patolojik tümör boyutu 68,44±35.6 mm olarak ölçüldü (p=0.003). Hastaların 433 (%23.4) ü pta,535 (%28.9) i ptb,228 (%2.3) i pt2a,33 (%7,2) ü pt2b,388 (%2) i pt3a,9(%) u pt3b, 4 (%6,2) ü pt4 evrelerindeydi.radyolojik T evresinin duyarlılık ve pozitif kestrim değerleri Tablo de verildi.buna göre T3b ve T4 hastalar hariç,t evresi arttıkça radyolojik evrenin duyarlılığı ve pozitif kestrim değerlerinin azaldığı görüldü. Ayrıca,N evresinin duyarlılığı %56.9 ve özgüllüğü %94.4 olarak hesaplandı. Kaplan-Meier analizine göre radyolojik ve patolojik T evrelerinin kansere özgü sağkalım açısından istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0.00) (Şekil). Radyolojik ve patolojik evrelerinin c-indeksleri sırasıyla,0.70 ve 0.74 olarak hesaplandı. Sonuç: Radyolojik T evresi arttıkça patolojik evreyi belirlemedeki duyarlılığı azalmaktadır. Ancak,T3b hasta sayısının az olması ve T4 hastalarda abdominal BT nin lokal invazyonu göstermedeki gücünün daha iyi olması bu hasta gruplarında duyarlılığın daha yüksek saptanmasının nedeni olabilir. Ayrıca, güncellenen TNM evrelemesine göre radyolojik evrenin 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 79

kansere özgü sağkalımı belirlemede patolojik evreye benzer olması cerrahi öncesi prognozun belirlenmesinde kullanılabileceğini göstermektedir. Radyolojik evre Ta Tb T2a T2b T3a T3b T4 Duyarlılık(%) 76,2 69,7 58,3 37,6 26,8 00 45,6 Pozitif Kestrim Değeri(%) 75,6 60,3 47 42,7 45,6 59,3 38,2 POSTER Şekil. Hastaların radyolojik evreye göre kansere özgü sağkalım grafiği Üroloonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu Haluk Özen, Çağatay Göğüş, Ayhan Dirim, Cavit Can, Çağ Çal, Abdullah Demirtaş, Ferhat Ateş, Özgür Uğurlu, Erem Kaan Başok, Buğra Içli, Recep Büyükalpelli, Mustafa Kaplan, Ali Ayyıldız, Semih Ayan, Murat Lekili, Hayrettin Şahin, Mustafa Yücel Boz, Mustafa Aldemir, Murat Bozlu 80 0. Üroonkoloji Kongresi

P57 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RASTLANTISAL SAPTANMIŞ BÖBREK TÜMÖRLERİNİN RASTLANTISAL OLMAYAN BÖBREK TÜMÖRLERİYLE KLİNİK VE PATOLOJİK VERİLER AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI Saadettin Eskiçorapçı, 2 Emre Huri, 5 Özgür Yaycıoğlu, 4 Taner Divrik, 5 Ayhan Dirim, 6 Cavit Can, 7 Ferhat Ateş, 8 Özgür Uğurlu, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 0 Haluk Özen. Denizli Pamukkale Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 3 Adana Başkent Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Izmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 5 Adana Başkent Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 7 Gata Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 8 Özel Diyarbakır Alman Hastanesi, Üroloji Kliniği, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 0 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç: Bu çalışmada rastlantısal olarak tespit edilmiş böbrek tümörü olgularının rastlantısal olmayan böbrek tümörleriyle klinik ve patolojik özellikler açısından karşılaştırmalı değerlendirilmesi yapılmıştır. Materyal ve Metod: Çalışma çok merkezli olarak planlandı. Veriler Üroonkoloji Derneği böbrek tümörü çalışma grubunun hazırlamış olduğu veritabanı sistemine göre kaydedildi. Rastlantısal ve rastlantısal olmayan semptomatik böbrek tümörü hastalarında yaş, cinsiyet, tümör lokalizasyonu, lokal ağrı, hematüri, palpabl mass, lokal veya sistemik semptom, radyolojik ve patolojik özellikler değerlendirildi. Çalışmaya tanı anında metastatik olgular dahil edilmedi. İki grup arasındaki istatistiksel değerlendirme SPSS 7 kullanılarak yapıldı ve p değeri 0.05 olarak belirlendi. Bulgular: Çalışmaya 889 hasta dahil edildi. 82 olguda rastlantısal, 068 olguda semptomatik böbrek tümörü saptandı. İki grubun yaş ortalamaları arasındaki fark anlamlı değildi (p=0.5). İki grup arasında tümörün tarafı açısından anlamlı fark saptanmazken cinsiyet, palpabl mass, lokal veya sistemik semptom, radyolojik ve patolojik boyut, perinefrik invazyon, adrenal ven invazyonu renal ven invazyonu, gerota dışı invazyonu, lenfnodu invazyonu, radyolojik vena cava invazyonu, klinik ve patolojik T ve N evreleri arasında anlamlı fark saptandı (p<0.05). Rastlantısal saptanmış böbrek tümörlerinde yukarıda belirtilen fark klinik ve patolojik olarak saptanan daha düşük dereceli tümör lehine idi. Radyolojik ve patolojik perinefrik invazyon, adrenal invazyon, renal ven invazyonu ve gerota dışı invazyon iki grup değerlendirilmesi Tablo de gösterilmiştir. Gruplara ait histolojik tümör tipleri arasındaki fark anlamlı olarak saptanırken (p<0.05) değerler Tablo 2 de gösterilmiştir. Ayrıca rastlantısal olmayan grupta Fuhrman grade daha yüksek, sarkomatoid diferansiyasyon, patolojik nekroz ve mikrovasküler invazyon daha sıklıkla saptandı (p<0.05). İstatistiksel olarak klinik ve patolojik korelasyon tüm parametrelerde benzer olarak saptandı. Sonuç: Rastlantısal saptanmış böbrek tümörlerinde klinik ve patolojik veriler sempto- 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 8

matik olgulara göre daha iyidir. Yaş ve tümörün hangi tarafta olduğu rastlantısal böbrek tümörlü olgularda bir gösterge olarak nitelendirilemeyebilir. Verilerin değerlendirilmesi ile rastlantısal olarak saptanmış daha az semptomatik olguların klinik ve patolojik açıdan ne denli önemli olduğu vurgusu yapılabilir. POSTER N (hasta sayısı) Rastalantısal 82 Rastlantısal Olmayan 068 TOPLAM 889 R 94 24* 335 PNI AI RVI GDI P 5 290* 405 R 20 52* 72 P 7 56* 73 R 23 93* 6 P 2 2* 42 Histolojik Tip Kromofob Berrak Hücreli Toplayıcı Sistem Ulaşılamayan Data Papiller Sınıflandırılmamış Rastlantısal (-) 7 83* 2* 7 96* 5* (+) 67* 68 0 44 89 3 Toplam 38 43 2 5 85 8 R 2 63* 84 P 8 49* 67 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu Levent Türkeri, Çağatay Göğüş, Sertaç Yazıcı, Çağ Çal, Abdullah Demirtaş, Erem Kaan Başok, Buğra Içli, T.alp Özkan, Recep Büyükalpelli, Mustafa Kaplan, Ali Ayyıldız, Ahmet Soylu, Gökhan Faydacı, Semih Ayan, Murat Lekili, Hayrettin Şahin, Mustafa Yücel Boz, Mustafa Aldemir, Murat Bozlu 82 0. Üroonkoloji Kongresi

P58 27 Ekim 20-28 Ekim 20 SARKOMATÖZ BÖBREK HÜCRELİ KARSİNOMLU HASTALARIN GENEL ÖZELLİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: TEK MERKEZ DENEYİMİ Ümmügül Üyetürk, Kaan Helvacı, Özlem Uysal Sönmez, Burçin Budakoğlu, Ülkü Yalçıntaş Arslan, Berna Öksüzoğlu. SB. Dr. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, II. Tıbbi Onkoloji Kliniği. Giriş: Böbrek hücreli kanser (BHK) erişkin malignitelerinin %2-3 ünü oluşturmaktadır. Dünyada insidansı yıllık %2 oranında artmaktadır. Erkeklerde kadınlardan 2 kat daha fazla görülmektedir. Ortanca görülme yaşı 65 tir. Böbrekte görülen tümörlerin yaklaşık %90 ı BHK ve bunların da %85 i berrak hücreli kanserdir. Daha az sıklıkla görülen alt tipler ise papiller, kromofob ve toplayıcı kanal tümörleridir. Sarkomatöz tümörler, herhangi bir hücre alt tipinden gelişebilir. Sarkomatöz içerik BHK in yaklaşık %8 inde bulunmaktadır. Sarkomatöz farklılaşma BHK hastalarında kötü prognozu ve artmış metastaz riskini göstermektedir. Materyal ve Metod: Hastanemizde Nisan 2008-Temmuz 20 tarihleri arasında BHK tanısı alan hastalar retrospektif olarak incelendi. Bu hastalardan sarkomatöz BHK tanısı alanların yaşları, cinsiyetleri, ECOG performans durumları, patolojik subtipleri, evreleri ve aldıkları tedaviler kaydedildi. Bulgular: Hastane veri tabanına göre 209 BHK li hasta olduğu bulundu.bu grubun içinde ortanca yaşı 53 yıl olan (min 45-maks 69) 7 (%3.3) sarkomatöz BHK li hasta saptandı. Hastaların tamamı erkekti. Altı (%85.7) hasta ECOG 2, (%4.3) hasta ECOG olarak değerlendirilmişti. En sık görülen hücre alt tipinin 3 (%42.9) hastada berrak hücre, (%4.3) hastada kromofob hücre olduğu bulundu. Üç (%42.9) hastanın alt tipi belirlenememişti. Beş (%7.4) hasta evre 4, (%4.3) hasta evre 3, (%4.3) hasta evre 2 olarak evrelenmişti. En sık metastaz yerinin akciğer (3 hastada) ve karaciğer (2 hastada) olduğu görüldü. Hastaların 5 ine (%7.4) radikal nefrektomi, ine (%4.3) parsiyel nefrektomi uygulandığı, ine (%4.3) herhangi bir operasyon uygulanmadığı bulundu. Sistemik tedavi olarak 2 (%28.6) hastanın tedavi almak istemediği, (%4.3) hastaya tedavi planlanmadığı, 2 (%28.6) hastaya interferon tedavisi ve 2 (%28.6) hastaya kemoterapi (antrasiklin içerikli) tedavisi başlandığı bulundu. Sonuç: BHK in erken evrelerinde tedavi cerrahidir. Kemoterapinin ve radyoterapinin yeri yoktur. İleri evre hastalıkta primer tümör ve metastazlarının rezeksiyonu mümkünse yapılmalıdır. İleri evrede radyoterapi beyin ve kemik metastazlı hastalarda palyatif olarak uygulanmaktadır. İmmunoterapi (rolü azalmış olmakla beraber) ve hedefe yönelik ajanlar sorafenib, sunitinib, everolimus ve temsirolimus tedavide standart olmamakla birlikte kullanılabilmektedir. Geleneksel kemoterapi ajanları özellikle gemsitabin+adriyamisin ise sadece sarkomatöz BHK de düşük yanıt oranlarına rağmen kullanılabilmektedir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 83

POSTER P59 27 Ekim 20-28 Ekim 20 LOKALİZE RENAL HÜCRELİ KARSİNOM PROGNOZUNDA MİKROVASKÜLER İNVAZYON, NEKROZ, SARKOMATOİD DİFERANSİASYON GİBİ HİSTOPATOLOJİK RİSK FAKTÖRLERİNİN ÖNEMİ: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMASI Ferhat Ateş, 2 Saadettin Eskiçorapçı, 3 Özgür Yaycıoğlu, 4 Sertaç Yazıcı, 5 Ayhan Dirim, 6 Erem Kaan Başok, 7 Tayyar Alp Özkan, 8 Mustafa Yücel Boz, 9 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu, 0 Haluk Özen. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Servisi, 2 Pamukkale Üniversitesi, Üroloji Bilim Dalı, 3 Başkent Üniversitesi, Adana Uygulama Hastanesi, 4 Kastamonu Üniversitesi, Üroloji Bilim Dalı, 5 Başkent Üniversitesi, Ankara Hastanesi, Üroloji Anabilim Dalı, 6 Göztepe Eğitim Hastanesi,. Üroloji Servisi, 7 Kocaeli Üniversitesi, Üroloji Bilim Dalı, 8 Kartal Lütfi Kırdar Eğitim Hastanesi, 2. Üroloji Servisi, 9 Üroonkoloji Derneği, Böbrek Çalışma Grubu, 0 Hacettepe Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Lokalize RCC nedeniyle nefrektomi uygulanan olguların prognozu üzerinde Mikrovasküler invazyon(mvi), nekroz, sarkomatoid diferansiasyon(sd)gibi patolojik parametrelerin etkilerini araştırmak. Gereç Yöntem: 987-2007 yılları arasında 25 Üroloji Kliniği nde lokalize renal kitle nedeniyle nefrektomi uygulanmış 889 olgunun verileri retrospektif olarak incelendi. Olguların yaş, patolojik evre, tümör çapı, Fuhrman derecesi, MVİ, nekroz ve SD özellikleri belirlendi. Takip süreleri içinde meydana gelen nüksler, ek tedaviler, ölümler ve sebepleri kaydedildi. MVİ, nekroz ve SD özelliklerine göre takip sonuçları karşılaştırıldı. Bu grupların lokalize RCC için tanımlanan UISS, SSIGN, Karakiewicz, Cindolo, Leibovich, Sorbellini ve Yaycıoğlu nomogramlarından çıkarılan sağkalım verileri kıyaslandı. Bulgular: Olguların 78 i erkek ve 7 i kadındı. Yaş ortalaması 56.7±2.50 (8-08). Sarkomatoid diferansiasyon 3 olguda, patolojik nekroz 37 olguda, mikrovasküler invazyon 28 olguda belirlendi. Ortalama takip süreleri 5 yıldan fazlaydı.sarkomatoid diferansiasyon olan ve olmayan olgular yaş ve tümör boyutu açısından benzerken Fuhrman derecesi, nüks etme durumu ve ek tedavi ihtiyacı SD gösterenlerde daha fazlaydı. SSIGN total puanı fazla,,3,5,7,0 yıllık nükssüzlük ihtimalleri daha azdı. Karakiewicz puanı ile,2,5 ve 0 yıllık RCC spesifik nükssüz sağkalım daha düşüktü. UISS risk puanı daha fazla,,2,3,4,5 yıllık genel sağkalım daha düşüktü. UISS ye göre,2,3,4,5 yıllık hastalığa özgü sağkalım daha düşüktü. UISS ye göre,2,3,4,5 yıllık başarısızlık ihtimali daha fazlaydı. Leibovich risk puanı daha yüksek ve,3,5,7,0 yıllık metastazsız sağkalım daha düşüktü. Yaycıoğlu risk puanı daha yüksek ve,2,5 yıllık hastalıksız sağkalım daha kötüydü.aynı sonuçlar patolojik nekroz ve MVİ varlığı için de saptandı. Nekroz olan grubun yaşı ve tümör boyutu nekroz olmayan gruba göre daha fazlayken, Fuhrman derecesi, ek tedavi gereksinimi, nüks etme oranı daha yüksekti. MVİ olan grupta ise olmayanlara göre yaş benzerken, tümör boyutu, Fuhrman derecesi, ek tedavi gereksinimi ve nüks oranı daha fazlaydı. Sonuç: MVİ, nekroz ve SD gibi patolojik parametrelerin, UISS, SSIGN, Leibovich, 84 0. Üroonkoloji Kongresi

Karakiewicz, Cindolo, Yaycıoğlu gibi şu ana kadar belirlenmiş tüm öngörü modelleri için prognostik öneme sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu patolojik kriterlere sahip hastaların nüks açısından daha sıkı takip edilmeleri önerilebilir. Uroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Calışma Grubu Levent Türkeri, Çağatay Göğüş, Cavit Can, Çağ Çal, Abdullah Demirtaş, Özgür Uğurlu, Buğra İçli, Recep Büyükalpelli, Mustafa Kaplan, Ali Ayyıldız, Ahmet Soylu, Gökhan Faydacı, Semih Ayan, Murat Lekili, Hayrettin Şahin, Mustafa Aldemir, Murat Bozlu POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 85

P60 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RENAL PELVİS LEİMYOSARKOMU: OLGU SUNUMU POSTER Onur Kizer, Elnur Mammadov, Volkan Şen, İlhan Çelebi, 2 Kutsal Yörükoğlu, 2 Burçin Tuna. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. Amaç: Leiomyosarkomlar renal sarkomların alt tipi olup erişkin malign böbrek tümörlerinin %0,5-,5 ini oluşturur. Leiomyosarkomlar sıklıkla periferik yerleşimli ve renal kapsül kökenli olup, nadiren santral yerleşimli ve renal pelvis düz kas hücrelerinden köken almaktadır. Renal pelvis tutulumu çok nadir olup literatürde çok az vaka bildirilmiştir. Kliniğimizde radikal nefroüreterektomi yapılan renal pelvis düz kas kaynaklı leiomyosarkom olgusunu sunmayı amaçladık. Olgu sunumu : 37 yaşında bayan hasta yıldır olan sağ yan ağrısı şikayetiyle kliniğimize başvurdu. Hastanın özgeçmişi ve fizik muayenesi normaldi. Yapılan rutin değerlendirmesinde kan biyokimyasında anormallik saptanmadı. Tam idrar tetkikinde RBC : 0/HPF, idrar sitolojisi malignite yönünden negatif olarak geldi. Hastanın çekilen batın MR nda sağ böbrek renal pelvisde 4x5x5 cm boyutlarında transizyonel hücreli karsinom ile uyumlu olabileceği düşünülen kitlesel lezyon saptandı. Hasta üst üriner sistem tümörü olarak değerlendirilip operasyona alındı. Öncesinde yapılan sistoskopide mesanede kitlesel lezyon saptanmadı. Yapılan sağ retrograd piyelografide sağ böbrek pelvikaliksiyel sisteminde dilatasyon ve sağ böbrek renal pelviste dolum defekti saptandı. Hastaya sağ nefroüreterektomi yapıldı. Patoloji sonucu renal pelvis düz kas kökenli leiomyosarkom olarak geldi. Tümör renal paranime invaze, cerrahi sınır negatifti. Hastaya adjuvan kemoterapi ve radyoterapi düşünülmedi. Rutin takipte olan hastanın postoperatif 3. yıl takiplerinde operasyon lojunda nüks ve metastaz saptanmadı. Sonuç: Renal pelvis leiomyosarkomları son derece nadir tümörlerdir. Hastanın klinik prezentasyonu ve görüntüleme yöntemleri preoperatif tanı koymaya yeterli değildir. Kesin tanı eksplorasyon ile konulur. En iyi tedavi yöntemi cerrahi rezeksiyondur. 86 0. Üroonkoloji Kongresi

POSTER Şekil. Renal leimyosarkom preop MR görüntüsü Şekil 2. Renal pelvis leimyosarkom makroskopik görünüm 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 87

P6 27 Ekim 20-28 Ekim 20 TESTİKÜLER VE NON TESTİKÜLER GERM HÜCRELİ TÜMÖRLERDE KEMOTERAPİ SONRASI RETROPERİTONEAL LENF NODU DİSEKSİYONU DENEYİMİMİZ POSTER Halil Kızılöz, Younis Haceeb Taher, Bülent Akdoğan, Mustafa Sertaç Yazıcı, Tolga Tombul, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: 2005-20 yılları arasında 3 üroonkolojik cerrah tarafından yapılmış toplam 65 KS-RPLND nin demografik, patolojik ve klinik verilerini retrospektif olarak değerlendirmek. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 33. idi. Primer tümör yeri hastada testis dışı, 27 hastada sol testis, 27 hastada sağ testisti. Primer testis tümör patolojisi 5 hastada seminomdu. Ekstragonadal tümörlerin hepsi seminom dışı GHT idi. Lokal tümör evresi 30 hastada pt2, 24 hastada pt idi. Tedavi öncesi ekstragonadal tümörler hariç hastaların %50.7 sinde (33 hasta) iyi prognostik kriterler mevcuttu. Ekstragonadal tümörler dahil hastaların %89 u karışık tip GHT patolojisine sahipti. Kemoterapi öncesi ortalama retroperitoneal kitle çapı 9.5 cm, kemoterapi sonrası 6.7 cm idi. Yüksek riskli hastalar hariç tüm hastalara BEP kemoterapisi verildi. Yüksek riskliler ve ekstragonadal tümörler hariç hastalara 4.3 döngü kemoterapi verildi. KS-RPLND patolojilerinde dezmoplazi ve nekroz oranları %40, teratom oranı %33.8, teratom dışı canlı GHT oranı %23 olarak bulundu. Bir hastada çıkarılan kitlenin malign mezenkimal tümör olduğu rapor edilirken bir hastada retroperitoneal kitle çıkarılamadı. Ekstragonadal ve yüksek riskli tümörler hariç peroperatif ciddi miktarda kanama olmadı. Bütün hastalar için toplam komplikasyon oranı %23 iken, ekstragonadal tümörler ve yüksek riskli hastalar çıkarıldığında bu oran %6 olarak bulundu. Serimizde primer testiküler tümörde yolk sac ya da teratom gibi kemoradyorezistan olarak bilinen matür embriyonik tümörlerin varlığı ile kemoterapi sonrası retroperitoneal rezidü kitle spesimenlerinde canlı hücre varlığı arasında ilişki gösterilemedi. Yine primer tümör boyutu ve T evresi ile retroperitoneal kitle boyutu arasında bir ilişki izlenmese de (p>0.05) lenf nodu büyüklüğü ile tanı anında metastaz riski arasında çift değişkenli analizde bir korelasyon saptandı ( p=0.028). Hastalardan 9 u germ hücreli tümör ile ilişkili sebeplerden öldü. RPLND sonrası nüks oranı %2.3 (8/65), nüks sonrası ölüm oranı %62 olarak bulundu (5/8). Mortalite ve nüks ile RPLND cerrahi sınır pozitifliği arasında anlamlı bir ilişki yoktu. Nüks eden bütün hastalarda RPLND patolojisinde teratom ve/veya GHT vardı. Ortalama nüks süresi 2.5 ay olarak hesaplandı. İki aydan daha kısa sürede nüks edenler ve RPLND sonrası serum belirteçlerinin hiç düşmediği hastalarda mortalite %00 dü. Sonuç: KS-RPLND ürolojinin en zor ameliyatlarından biridir. Canlı GHT oranı gelişmiş ülkelerde %0 lardayken ülkemizde %23 ler düzeyinde olması bizdeki tümörlerin etkin kemoterapiye rağmen daha ileri evre olmalarıyla açıklanabilir. Teratom ve GHT varlığı yüksek nüks riski nedeniyle adjuvan tedavi ve izlem protokolünün sıkı tutulması açısından son derece önemlidir. 88 0. Üroonkoloji Kongresi

P62 27 Ekim 20-28 Ekim 20 RETROPERİTONEAL LAPAROSKOPİK ADRENAL CERRAHİSİ: DEĞİŞEN TEKNİK YAKLAŞIM Murat Arslan, Tansu Değirmenci, Bülent Günlüsoy, Bumin Örs, Zafer Kozacıoğlu, Süleyman Minareci, Ali Rıza Ayder. İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği. Giriş: Laparoskopik adrenalektomi (LA), adrenal cerrahisinde altın bir standart haline gelmiş olup transperitoneal veya retroperitoneal yaklaşım ile yapılabilir. Bu çalışmada, benign ve malign adrenal bezin hastalıklarında uyguladığımız laparoskopik retroperitoneal adrenalektomideki (LRA) 6 yıllık deneyim ile cerrahi teknik olarak lateralden artık tercih ettiğimiz posterior yaklaşıma sunuyoruz (PRA). Materyal ve metod: Ocak 2006 ve Temmuz 20 yılları arasında, tek bir cerrah, 26 lateral LRA ve PRA uyguladı. Tüm hastaların tümör özellikleri, operatif ve perioperatif komplikasyonları ve sonuçları değerlendirildi. Bulgular: Bir hastada çevreye yapışıklık nedeniyle açık cerrahiye dönüldü. Ortalama tümör boyutu 4.2 x 3.4 cm, ortalama ameliyat süresi 0 dakika ve ortalama kan kaybı 50 cc idi. Peri-operatif verileri ve komplikasyonlar açısından sol ve sağ cerrahi girişimler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Bir hastada pleural yaralanma nedeniyle trokardan göğüs tüpü takılması ve 2 hastada vena cava ve hastada adrenal ven yaralanmaları nedeniyle metal klip ile kontrol, hastada hiperkapni gelişmiş olup komplikasyon oranı %4,8 olarak saptandı. Sonuç: Bu çalışma, benign ve malign adrenal kitlelerinde lateral retroperitoneal yaklaşımın güvenilirlik, uygulanabilirlik ve tekrarlanabilirliğini göstermektedir. Ama biz kliniğimizde, adrenal bez cerrahisinde kitleye doğrudan erişim ve minimal manipülasyon temelinde posterior retroperitoneal yaklaşım tekniğini uygun bularak değiştirdik. Bu aynı zamanda, per-operatif morbidite, ameliyat süresi ve hastanede kalış süresinin azalmasına neden oldu. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 89

P63 27 Ekim 20-28 Ekim 20 HACETTEPE DE 6 YILLIK ADRENALEKTOMİ SONUÇLARIMIZ Halil Kızılöz, Ali Cansu Bozacı, M. İrfan Dönmez, Kubilay İnci, Cenk Yücel Bilen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç: 2005-20 yılları arası yapılan laparoskopik adrenalektomilerde demografik veriler, patolojik sonuçlar ve sağkalımın değerlendirilmesi. Materyal ve Metod: Toplam 8 hastaya ait 9 adrenalektomi verisi retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: 3 ü erkek (%72.2), 5 i kadın (%27.8) olan, laparoskopik adrenalektomi vakalarının yaş ortalaması 5.5±0.5 idi. Çıkarılan adrenallerin %56 sı sağ(0), %44 ü sol(8) taraflıydı. Başvuru yakınmaları; rastlantısal (%50), hipertansiyon ve karın ağrısıydı. Ortalama lezyon çapı 3.9±2. cm idi. Neoadjuvan kemoterapi alan iki hastanın kitlelerinde %50 nin üzerinde küçülme kaydedildi. Tüm hastalara transperitoneal teknikle yaklaşıldı. Çoğunlukla 4, bazı vakalarda 3 trokar girişi yeterliydi. Ortalama giriş sayısı 3.72 olarak hesaplandı. Ortalama kanama miktarı 55 cc idi. Bir hastada vena kava açılması sonrası laparoskopiden açığa geçiş gerekirken, diğer hiçbir hastada major vasküler-visseral bir yaralanma olmadı. Başka bir hastada dalak kapsülünde oluşan cm lik laserasyon argon lazerle başarılı bir şekilde tedavi edildi. Bir hastada ise ameliyat sonrası 5.günde batın içi, ameliyat loju dışında sıvı lokülasyonu gelişti. Tüm hastalarda batın içi dren bırakılırken ortalama dren çekme süresi.7, hastanede kalış süresi 2.4 gündü. Patoloji sonuçlarında lezyonların %78 inin primer adrenal, %22 sinin metastatik olduğu izlendi. Ortanca tümör boyutu, malign kitlelerde 6 (4-8), benign olanlarda 3 (-9) cm olarak belirlendi. En sık rastlanan benign lezyonlar adrenokortikal adenom 8 (%44.4) ve endotelial kist 3 (%7); malign lezyonlar metastatik adenokanser 3 (%7) ve feokromasitoma 2 (%) idi. Serimizde cerrahi sınır pozitifliği %22 (2) iken bu lezyonların birisinde tomografide diyafram invazyonu izlenmekteydi. Hiçbir hastada lokal nüks gelişmezken iki hastada uzak nüks gelişti. Nükslerin her ikisi de adrenale metastatik akciğer kanseriydi. Ortalama nüks süresi 4.5 ay bulunurken takipte primeri akciğer kanseri olan bir hasta 8. ayda uzak organ nüksü sonrası öldü. Sonuç: Kliniğimizde 6 yıllık bir sürede hızla gelişen minimal invaziv üroloji pratiğinde, ekstrem vakalar dışında, benign ve insidental adrenal kitlelere transabdominal laparoskopik yaklaşımın morbiditesinin düşük ve tercih edilebilir olduğu kanısındayız. 90 0. Üroonkoloji Kongresi

P64 27 Ekim 20-28 Ekim 20 TESTİS KORUYUCU CERRAHİ DE NADİR GÖRÜLEN BİR PATOLOJİ Halil Kızılöz, Younis Haceeb Taher, Artan Koni, Mustafa Sertaç Yazıcı, Ali Ergen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Kliniğimizde, testis koruyucu cerrahi yapılmış bir hastada tanımlanmış testiküler kistadenoma olgusunu sunuyoruz. Olgu: Bilinen bir hastalığı olmayan 33 yaşındaki erkek hasta sol testiste ağrı nedeniyle kliniğimize başvurdu. Yapılan fizik muayenede sol testiste cm lik kistik lezyon palpe edildi. Diğer testis muayene bulguları normaldi. Diğer sistem muayenellerinde de anlamlı bir patolojiye rastlanmadı. Serum markerları normal sınırlarda (αfp/βhcg:./<) olan hastanın skrotal doppler ultrasonografi sonucu sol testiste intratestiküler 2 mm lik lobüle konturlu ve hipoekoik semisolid lezyon olarak raporlandı. Alt abdomen MR görüntülemede sol testiste ince duvarlı hipointens 9 mm kistik kitle dışında herhangi bir patoloji izlenemedi. Hastaya inguinal yaklaşımla skrotal eksplorasyon yapıldı. Testiküler kitlenin eksiztonunu takiben yapılan intra operatif patoloji konsültasyonu dondurulmuş kesit sonucu ile testis koruyucu cerrahi uygulandı. Patolojik incelemede müsinöz kistadenoma, kist duvarında düz kas dokusu ve çevre testiste normal spermatogenetik aktivite izlendi. Tartışma: Testis tümörleri genç erişkin yaş grubunda daha çok germ hücre kökenli olurlarken çok seyrek olarak paratestiküler dokular ve embriolojik rudimenter kalıntılardan gelişebilir. Müsinöz testis tümörleri nadir görülen germ hücre dışı testis neoplazmlarından biridir. Bu tümörler oldukça seyrek rastlanan lezyonlar olduğu için doğal davranışları hakkında çok az bilgi vardır. Ancak sinonimleri olan ovaryan müsinöz kistler ve kistadenomalar gözden geçirilirse oldukça iyi bir seyir gösterdikleri düşünülebilir. Bir teoriye göre ovi-duct benzeri bir yapı ve rudimenter kalmış bir ovaryan dokudan köken aldığı iddia edilmiştir. Başka bir teori ise, tunika vajinalis mesotelial hücrelerinden köken aldığı iddiasıdır. Başka bir söylem de apendix testis gibi müllerien artıklardan köken alabileceğidir. Ancak, intratestiküler yerleşimli olan lezyonların, totipotansiyel germ hücrelerinin tamamen maturasyonu sonucu oluşabileceği de teorik olarak mümkündür. Bu yüzden bu olgu, çok iyi diferansiye olmuş bir teratom olarak da yorumlanabilir. Çevre dokuda hiç TIN görülmemesi de bu teorinin bir handikapıdır. Literatürde skrotum içi yerleşimli toplam 23 primer müsinöz tümör tanımlanmış, bunlardan 4 ü primer intratestiküler yerleşimli müsinöz kist, bunlardan 6 tanesi borderline, 4 tanesi kistadenoma ve 3 tanesi kistadenokarsinomadır. Bu tümör tiplerinin histogenezi hala tartışmalıdır. Müsinöz kistler ve kistadenomalar benign lezyonlar olarak adlandırılsalar da primer yerleşkenin eksizyonundan 2 yıl sonra masif retroperitoneal yayılma vakaları bildirilmiştir. Sonuç olarak, testis ve skrotum kökenli müsinöz tümörler son derece nadirdir. Bu tip tümörler izlendiğinde, lezyonların metastatik olmadığının ortaya konulması hayati öneme sahiptir. Erişkinde testiküler metastatik müsinöz seröz ve kistik tümörlerin %53 ünü bu organların tümörü oluşturur. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 9

P65 27 Ekim 20-28 Ekim 20 PRİMER TESTİKÜLER BURKİTT LENFOMA OLGUSU Halil Kızılöz, Osman Aziyev, Artan Koni, Mustafa Sertaç Yazıcı, Fazıl Tuncay Akı, Serdar Tekgül. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Giriş : Hematolojik malgniteler çocukluk çağında erişkin döneme nazaran oldukça sık karşılaşılan hastalıklardır. Nonsolid tümörler olan lösemiler ve lenfomalar en çok kemik iliği, lenforetiküloendotelial sistem ve merkezi sinir sistemini tutarlarken lenfomalar için testis tutulumu ve primer testis lenfomaları çok seyrek izlenir. Kliniğimizde tedavi edilmiş olan 7 yaşındaki Burkitt lenfoma olgusu sunulacaktır. Olgu: Bir aydır sağ testiste ağrı ve sertlik şikayeti olan hastaya epididimorşit tanısı ile iki döngü antibiyotik tedavisi verilmiş. Tedavisinin başlandığı klinikte yapılan skrotal ultrasonda, herhangi bir patoloji izlenmemiş olan hasta, Ağustos 20 de kliniğimize başvurdu. Yapılan sistemik muayenede sağ testiküler hassasiyet ve birkaç santimetrelik sert noduler yapı dışında ek bir patolojiye rastlanmadı. Hastanemizde yapılan ultrasonda sağ testis parankimini dolduran 22.5x5.5 mm ve 8x22 mm boyutlarında, doppler incelemede hipervaskülarizasyon gösteren, normal testis parankimini çevreye çizgisel tarzda iten solid kitle lezyonları bulundu. Serum alfafetoprotein (AFP) ve beta-insan koryonik gonadotropin (b-hcg) seviyeleri normal ölçülen hastaya, sağ inguinal orşiyektomi yapıldı. Patoloji sonucunda oldukça immatür ve yüksek dereceli bir neoplazi olarak izlenen lezyona Burkitt lenfoma tanısı konuldu. Rete testis, epididim, tunika vajinalis ve spermatik kord tutulumu izlenmedi. Evreleme sırasında karın ve göğüs tomografisi normal sınırlarda bulundu; periferik yaymada patolojik bir görünüm yoktu. Sonuçta hastaya primer testiküler Burkitt lenfoma tanısı konuldu. Hastanın tedavisi ve takibi, hastanemiz Pediatrik Onkoloji bölümünde devam etmektedir. Tartışma : Literatürde bugüne kadar sadece 4 primer testis Burkitt lenfoma vakası bildirilmiştir. Günümüzde, Burkitt lenfoma için üç temel klinik varyant tanımlanmıştır : endemik, sporadik ve immun yetmezlikle ilişkili varyantlar. Endemik varyant, ekvatoral Afrika da çocukluk çağında izlenen en sık malignitedir. İleri evre Burkitt lenfomada testisin tutulumu, diğer organlar ve kemik iliği tutulumu sonrası olabilse de primer testiküler Burkitt lenfoma oldukça seyrek görülen klinik bir durumdur. Yine hastanemiz Pediatrik Onkoloji bölümünde 2005 yılında primer testiküler Burkitt lenfomalı 3 yaşında pediatrik bir olgu rapor edilmiştir. Hastalığın endemik olduğu tropikal Afrika da bulunan Nijerya dan yapılan başka bir bildiride endemik Burkitt lenfomanın seyrek olarak görüldüğü lokalizasyonlar bildirilmiş, 06 Burkitt li hastanın 2 inde seyrek olarak görülen lokalizasyonlar tanımlanmıştır. Buna göre 6 renal, 4 ovarian, 4 periferik lenf nodu, 3 meme ve 3 testis tutulumu bildirilmiştir. Erişkin dönemde de üriner sistem tutulumu seyrek durumlardır. Sonuç olarak, testis, Burkitt lenfoma için oldukça seyrek görülen primer bir oluşum yeridir. Bu konuda bilgi birikimi çok az olduğu için orşiyektomi sonrası yapılacak optimal tedavi hala bilinmemektedir. 92 0. Üroonkoloji Kongresi

P66 27 Ekim 20-28 Ekim 20 EKSTRAGONADAL GERM HÜCRELİ TÜMÖRLER, PRİMER TESTİKÜLER GERM HÜCRELİ TÜMÖRLERDEN FARKLI MIDIR? Halil Kızılöz, Bülent Akdoğan, Sertaç Yazıcı, Ali Cansu Bozacı, Burhan Özdemir, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Giriş ve Amaç: Ekstragonadal germ hücreli tümörler (EGGHT) tüm GHT lerin %5-0 unu oluşturmaktadır. En sık oluşum yeri ön mediasten olsa da primer yeri retroperiton dışı olduğunda primer gonadal germ hücre tümörlerine göre daha kötü prognozludurlar. Yöntem: Kliniğimizde 2005 den itibaren takip edilen EGGHT li hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 37.9±4.5 idi. Hastaların 9 unda ilk klinik semptom karın ağrısıydı. Bir hastaya tedavi öncesi tanısal retroperitoneal kitle biyopsisi, bir hastaya da supraklaviküler kitleden eksizyonel biyopsi yapıldı. Diğer tüm hastalarda tanı, serum tümör belirteç yüksekliği ve klinik bulgulara dayanılarak konuldu. Tüm hastalarda testisler olası primer oluşum yeri için fizik muayene ve testis ultrasonu ile değerlendirildi. Tüm hastalarda primer retroperitoneal GHT mevcuttu. Hastaların %63.9 unda tanı anında akciğer, karaciğer veya kemik iliği metastazı tespit edildi. Hastaların sadece %36 sı düşük risk grubundaydı. Tüm hastalara tanı sonrası sisplatin temelli kemoterapi uygulandı. Sadece bir hastaya standart 3 döngü BEP kemoterapisi uygulanırken diğer tüm hastalar BEP e ek veya BEP dışında başka bir rejim aldı. Ortalama kemoterapi döngü sayısı 5.67±2.23 olarak hesaplandı. Bu yüksek döngü sayısına rağmen kemoterapi sonrası hastaların sadece %27.2 sinde serum belirteçleri normale döndü. Kemoterapi öncesi ortalama retroperitoneal kitle boyutu 7.8±2.39, kemoterapi sonrası 7.5±3.47 olarak hesaplandı. Tüm hastalara kemoterapi sonrası retroperitoneal rezidü kitle eksizyonu ve lenf nodu diseksiyonu yapıldı. RPLND patolojilerinde 2 hastada sadece teratom varken 6 hastada teratom ve/veya canlı hücre izlendi (%54.5). Operasyon sırasında toplam 6 hastada nefrektomi veya renal ven, vena cava, aort yaralanması gibi komplikasyonlar gelişti. Bu komplikasyonun RPNLD patolojisi ile bir ilgisi saptanamadı. Yine bu hastaların %83 ü yüksek risk grubundaydı. Yüksek riskli hastalarda düşük ve orta riskli hastalara göre cerrahi sınır pozitifliği ve nüks oranları benzer bulunurken (%42.9 vs. %50) (%75 vs. %50), mortalite %54.5 olarak hesaplandı. Nüks eden hastalarda mortalite %00 dü. Bir hastada postoperatif 24. ayda nüks olurken, diğer nüksler ilk 4 ay içinde oldu. Sonuç: Seyrek rastlanan EGGHT leri literatürde en sık ön mediastende izlenirken tüm hastalarımızda retroperitoneal yerleşimliydi. EGCCCG prognostik verilerine göre primer retroperitoneal germ hücreli tümörlerin, primer testiküler germ hücreli tümörlerle benzerlik gösterdiği bildirilmekle beraber, hastalarımızın yarısından fazlasının yüksek risk grubunda olması, yüksek kemoterapi döngü sayısına rağmen önemli bir kesiminde istenen belirteç düşüklüğüne erişilememesi ve hepsinde de rezidü kitle eksizyonu gereksinimi olması; yüksek cerrahi sınır pozitifliği, nüks ve mortalite oranlarını açıklayıcıdır. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 93

P67 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TESTİKÜLER VE NON TESTİKÜLER GERM HÜCRELİ TÜMÖRLERDE KEMOTERAPİ SONRASI RETROPERİTONEAL LENF NODU DİSEKSİYONU DENEYİMİMİZ POSTER Halil Kızılöz, Yunus Tahir, Bülent Akdoğan, Sertaç Yazıcı, Tolga Tombul, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Giriş ve Amaç: Retroperitoneal lenf nodları germ hücreli testis tümörlerinde (GHTT) en sık tutulan metastaz bölgesidir. Bu çalışmada kliniğimizde yapılmış KS-RPLND sonuçları değerlendirilmiştir. Yöntemler: Kliniğimizde 2005-20 yılları arasında yapılmış toplam 65 KS-RPLND verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Ekstragonadal tümörler hariç tüm hastalara uygun retroperitoneal lenfatik alan diseksiyonu yapıldı. Teratom dışı canlı GHT patolojisi olanlara adjuvan 2 kür kemoterapi verildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 33. idi. Primer tümör yeri hastada testis dışı, 27 hastada sol, 27 hastada sağ testisti. Primer testis tümör patolojisi 5 hastada seminomdu. Ekstragonadal tümörlerin hepsi seminom dışı GHT idi. Lokal tümör evresi 30 hastada pt2, 24 hastada pt idi. Tedavi öncesi ekstragonadal tümörler hariç hastaların %50.7 sinde (33 hasta) iyi prognostik kriterler mevcuttu. Ekstragonadal tümörler dahil hastaların %89 u karışık tip GHT patolojisine sahipti. Kemoterapi öncesi ortalama retroperitoneal kitle çapı 9.5 cm, kemoterapi sonrası 6.7 cm idi. Yüksek riskli hastalar hariç tüm hastalara BEP kemoterapisi verildi. Yüksek riskliler ve ekstragonadal tümörler hariç hastalara 4.3 döngü kemoterapi verildi. KS-RPLND patolojilerinde dezmoplazi ve nekroz oranları %40, teratom oranı %33.8, teratom dışı canlı GHT oranı %23 olarak bulundu. Bir hastada çıkarılan kitlenin malign mezenkimal tümör olduğu rapor edilirken bir hastada retroperitoneal kitle çıkarılamadı. Bütün hastalar için toplam komplikasyon oranı %23 iken, ekstragonadal tümörler ve yüksek riskli hastalar çıkarıldığında bu oran %6 olarak bulundu. Serimizde primer testiküler tümörde yolk sac ya da teratom gibi kemoradyorezistan olarak bilinen matür embriyonik tümörlerin varlığı ile kemoterapi sonrası retroperitoneal rezidü kitle spesimenlerinde canlı hücre varlığı arasında ilişki gösterilemedi. Yine primer tümör boyutu ve T evresi ile retroperitoneal kitle boyutu arasında bir ilişki izlenmese de (p>0.05) lenf nodu büyüklüğü ile tanı anında metastaz riski arasında çift değişkenli analizde bir korelasyon saptandı ( p=0.028). Hastalardan 9 u germ hücreli tümör ile ilişkili sebeplerden öldü. RPLND sonrası nüks oranı %2.3 (8/65), nüks sonrası ölüm oranı %62 olarak bulundu (5/8). Mortalite ve nüks ile RPLND cerrahi sınır pozitifliği arasında anlamlı bir ilişki yoktu. Nüks eden bütün hastalarda RPLND patolojisinde teratom ve/veya GHT vardı. Ortalama nüks süresi 2.5 ay olarak hesaplandı. İki aydan daha kısa sürede nüks edenler ve RPLND sonrası serum belirteçlerinin hiç düşmediği hastalarda mortalite %00 dü. Sonuç: Canlı GHT oranı gelişmiş ülkelerde %0 lardayken ülkemizde %23 ler düzeyinde olması bizdeki tümörlerin etkin kemoterapiye rağmen daha ileri evre olmalarıyla açıklanabilir. Teratom ve GHT varlığı yüksek nüks riski nedeniyle adjuvan tedavi ve izlem protokolünün sıkı tutulması açısından son derece önemlidir. 94 0. Üroonkoloji Kongresi

P68 29 Ekim 20-30 Ekim 20 YOLK KESESİ ELEMENTLİ TESTİS TÜMÖRÜ HER ZAMAN İYİ PROGNOZLU MUDUR? OLGU SUNUMU Ümmügül Üyetürk, Özlem Uysal Sönmez, Kaan Helvacı, Burçin Budakoğlu, Ülkü Yalçıntaş Arslan, Berna Öksüzoğlu. SB. Dr. Abdurrahman Yurtarslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, II. Tıbbi Onkoloji Kliniği. Giriş: Testis tümörleri nadir görülmekle birlikte, 5 35 yaş arası erkeklerde sık görülen malign tümörlerdir. Erkeklerdeki tüm malign tümörlerin %-2 sini oluşturmaktadır. %95 i germ hücreli tümörlerdir (GHT).GHT seminomatöz ve nonseminomatöz (embriyonal hücreli karsinom, teratom, koriyokarsinom, yolk kesesi tümörü) olarak ayrılmaktadır. Yolk kesesi tümörleri infant ve çocuklarda sık görülen, GHT lerin yaklaşık %65 ini oluşturan tümörlerdir. Sıklıkla agresif olmayan seyirlidirler. Fakat yetişkinlerde nadirdir. Sıklıkla diğer histolojik tiplerle kombinasyon halindedir. Yetişkinlerde ve ekstragonadal yerleşimli olanlarda özellikle agresif seyretmektedir. Olgu: Aralık 2008 de karın ağrısıyla başvuran 27 yaşındaki hastanın batın bilgisayarlı tomografisinde (BT) sağ paraaortik alanda tespit edilen 7 cm lik kitle eksize edildi. Patolojisi kolon seroza ve mukozasına invaze GHT (immunofenotipik olarak yolk kesesi tümörü) olarak raporlandı.yapılan skrotal ultrasonografisinde sağ testis 29x23x35 mm boyutlarında, sol testis 23x22x32 mm boyutlarında, parankimi homojen olarak raporlandı. Evre IIC olarak evrelenen,beta Human Koriyonik Gonadotropin (BHCG):0 ve alfa fetoprotein (AFP):2000 ng/ml (0-8.) olarak ölçülen hastaya 4 kür bleomisin, etoposid ve sisplatin kemoterapisi verildikten çekilen batın BT sinde paraaortik alanda 2.5 cm lik kitle görülmesi ve AFP:8.6 ng/ml olarak ölçülmesi üzerine haziran 2009 da bu kitle eksize edildi. Patoloji sonucu fibroadipöz doku olarak raporlanınca takibe alındı. Takipte çekilen batın BT sinde Şubat 200 da sağ paraaortik alanda cm lik aortayı çevrelenen, intraaortokaval 5.4 cm lik ve karaciğer sağ lob 4 cm lik kitleler tespit edilince hastaya otolog kemik iliği nakli planlandı. Hastaya 2 kür ifosfamid, etoposid ve karboplatin yüksek doz kemoterapisi verildikten sonra nakil yapıldı. Remisyon sağlanan hastanın nakilden 8 ay sonraki batın BT sinde sağ paramedian retroperitoneal yerleşimli 5 cm lik kitle tespit edildi. AFP:225 ng/ml olarak ölçülen hastaya Ekim 200 da gemsitabin-paklitaksel kemoterapisi başlanıldı. Üç kür sonrası retroperitoneal yerleşimli kitlede progresyon izlenen hastanın AFP:98 ng/ml ölçülmesi üzerine hastaya Ocak 20 de gemsitabin-oksaliplatin kemoterapisi başlandı.iki kür sonra kitlede kısmi regresyon izlenen hastanın halen kemoterapisi devam etmektedir. Sonuç: Testis kanserinde birinci seçim kemoterapi genellikle küratiftir. Hastaların çok az bir kısmında kurtarma kemoterapi rejimlerine (vinblastin-ifosfamid-sisplatin, paklitakselifosfamid-sisplatin, iki kür yüksek doz kemoterapi sonrası otolog kemik iliği nakli gibi) ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tedaviler birinci seçenek kemoterapiye nazaran daha düşük kür şansına sahiptirler(%25-50). Üçüncü sıra kemoterapi olarak gemsitabin-paklitaksel ve gemsitabin-oksaliplatin kullanılabilen kemoterapi seçenekleridir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 95

P69 29 Ekim 20-30 Ekim 20 SKROTAL TÜMÖRÜ TAKLİT EDEN TÜBERKÜLOZ EPİDİDİMİT Ramazan Altıntaş, Fatih Oğuz, Ali Beytur, Serhan Çimen, Ali Güneş. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç: Uzun süreli tüberküloz tedavisi alan hastada skrotal tümörü taklit eden ve epididimektomi patolojisi tüberküloz epididimit gelen olgunun sunumu. Giriş-Yöntemler: Genitoüriner sistem tüberkülozu, nadir görülen spesifik kronik granulomatöz bir enfeksiyondur. Eğer epididim ve/veya testis tutulmuş ise çoğunlukla bu ilk tutulum yeridir ve sistemik bulguların yerine skrotal şişlik, sertlik, bazen cilde fistülizasyon görülür. Tedavi mevcut tüberküloz ilaçlarıyla sağlanır. Yaklaşık 6 ay önce tüberküloz tedavisi başlayıp devam eden ve diğer konvansiyonel medikal tedavilere yanıt vermeyen cilde fistülize olmuş ayırıcı tanıda tümör düşündüğümüz skrotal kitlesi oluşan miliar tüberkülozlu olguyu sunuyoruz. Olgu: Erkek hasta, 8 yaşında, Aralık/200 da ilk olarak bel ağrısı şikayeti ile doktora başvurmuş ve yaklaşık 2 ay boyunca farklı hastalıklar düşünülerek farklı tedaviler almış. Şubat/20 de bel ağrısına ilave olarak halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, aslında 5 aydır varolup hastanın ifade etmediği öksürük, balgam ve burun akıntısı şikayetleri için alınan tüm batın CT değerlendirmesi sonucu sağ seminal vezikül ve prostat bezinde çok sayıda nodüler lezyonlar olduğu görülmüş ve apse odakları olabilecekleri düşünülmüş(resimler). Transrektal USG eşliğinde prostat biyopsisi yapılıp patoloji sonucu nekrotizan granulomatöz enflamasyon gelmesi ve prostat aspirasyon sıvısında granülomatöz inflamasyonu destekleyen epiteloid histiyositler, nekrotik değişiklikler görülmesi üzerine miliar tüberküloz olarak kabul edilmiş ve hastaya 4 lü antitüberküloz tedavi (izoniazid, rifampisin, etambutol, pirazinamid) başlanmış. 9 ay kullanması önerilmiş. Mevcut tedavi ile hastanın kliniği düzelmiş. Hastanın tedavisi devam ederken 6 ay sonra sol skrotumda şişlik olması üzerine epididimoorşit düşünülerek tedavi başlanmış fakat ilave antibiyotik tedaviye rağmen iyileşme olmayıp ciltte fistülizasyon oluşmuş. Alınan akıntı örneğinde Pseuodomonas üremiş ve antipseudomonal tedavi verilmiş. Tedaviye rağmen akıntının devamı üzerine kliniğimize başvurmuş. Skrotal USG de sol epididimde çok sayıda nekrotik ve kistik alanlar görüldü. Cerrahi eksplorasyon sonucu sol epididimektomi yapıldı ve tedavisi tamamlanınca taburcu edildi. Patoloji sonucu granülomatöz iltihap olup tüberkülozla uyumluydu. Hastanın üriner tüberküloz için alınan idrar örneklerinde sonuç negatif geldi. Hastanın mevcut antitüberküloz tedavisini 9 aya tamamlaması önerildi. Sonuç: Geçmiş veya devam eden tüberküloz öyküsü olanlarda şikayet ve bulgular mevcut ise genitoüriner tüberkülozdan şüphelenilmelidir. Tedavilere yanıt vermeyen dirençli olgularda ayırıcı tanıda brusella, diğer mikobakteri suşlar, parazitik (flariasis), fungal (aspergilloz) enfeksiyonlar ve tümör düşünülmelidir. Teşhis ve aynı zamanda tedavinin de parçası olarak cerrahi önerilmektedir. 96 0. Üroonkoloji Kongresi

POSTER sağ seminal vezikülde nodüller prostatta nodüller 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 97

P70 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TESTİS KANSERİ:TEK MERKEZ DENEYİMİ Onur Eşbah, Burçin Budakoğlu, Öznur Bal, Berna Öksüzoğlu. SB. Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. POSTER Giriş:Testis kanseri tüm erkek malignitelerinin % ini oluşturmasına rağmen 5-35 yaşlar arasındaki erkeklerde en sık görülen solid tümördür. Tümörlerin %90-95 i germinal dokudan kaynaklanır. Germ hücreli tümörler (GHT) prognoz ve tedavi seçenekleri açısından seminamatöz ve non-seminamatöz germ hücreli tümörler olarak iki gruba ayrılır. GHT ler hem lokal radyoterapiye hem de sistemik kemoterapiye yanıtları çok iyi olup kür şansı olan tümörlerdir. Bu çalışmada, testis tümörlü hastaların demografik özellikleri ve klinik deneyimimizi sunmayı amaçladık. Metod: Bu çalışmada; kliniğimizde 2008 ila 20 tarihleri arasında testis karsinomu tanısı alıp takibe alınan, hastaların verileri retrospektif olarak incelenerek kaydedildi. Bulgular: Verileri değerlendirmeye uygun 37 hasta analiz edilmiştir. Ortanca izlem süresi 50 hafta olarak ( - 335+) tespit edilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 35,4 (2-56) olarak bulunmuştur. Histolojik alt gruplara göre incelendiğinde; hastaların 4 ü (%37,8) seminom grubuna, 23 (%62,2) hasta non-seminamatöz gruba dahil olup bu hastalardan 20 sinde (%54,) mikst germ hücreli tümör görülmüştür. Seminom grubunda 3 hasta (%92.8) evre I, hasta (%7.) evre II dir. Non-seminamatöz grupta ise 9 hasta (%39.) evre I, 8 (%34.7) hasta evre II ve 6 (%26) hasta evre III olarak tespit edilmiştir. Hastalar prognostik açıdan incelendiğinde; Seminamatöz gruptaki hastaların tamamı (%00) iyi prognostik grupta, non-seminamatöz grupta ise 4 hasta (60.9) iyi prognostik grupta, 5 hasta (%2.7) orta prognostik grupta ve 3 hasta (%3) kötü prognostik grupta tespit edilmiştir. Tedavide non-seminamatöz grupta yer alan 23 hastanın 9 una (%82,6) BEPx4 (Bleomisin, sisplatin ve etoposit), 2 hastaya (%8.6) BEPx4 + EPx2 kemoterapisi verilmiş, 2 hastaya ise (%8.6) evre a olmaları nedeniyle kemoterapi uygulanmamıştır. Seminom grubunda 5 (%35.7)hasta RT ile, 5 (%35.7) hasta tek ajan kemoterapi(karboplatin AUC:7) ile tedavi edilmiştir. 4 (%28,6) hasta ise ilaçsız izleme alınmıştır. 9 hastada relaps görülürken relapssız yaşam süresi ortanca aydır. Kısa takip süresi nedeniyle ortanca genel yaşam süresine ulaşılamamıştır. Sonuç: Hastaların kısa takip süresi nedeniyle yaşam süreleri ile ilgili analizlerde anlamlılık düzeyine ulaşılamamıştır.ancak yaş ortalamasının beklenenden yüksek olması ve relapsız sağkalım sürelerinin kısa olması takip süreleri uzadığında daha net olarak yorum yapılabilecek noktalardır. 98 0. Üroonkoloji Kongresi

P7 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PARATESTİKÜLER KİTLELER: 3 OLGU SUNUMU Deniz Abat, Ali Börekoğlu, Mutlu Değer, 2 Şeyda Erdoğan, 3 Bülent Soyupak, Yıldırım Bayazit, Zühtü Tansuğ. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 3 Acıbadem Adana Hastanesi. Amaç: Oldukça nadir görülen paratestiküler kitle ile kliniğimize başvuran 3 olgu sunulmaktadır.. Olgu: 50 yaşında erkek hasta, Mayıs 2007 de yaklaşık 3 yıldır penis kökünde olan ağrısız küçük bir şişliğin son 7-8 aydır artması şikayetiyle başvurdu. Skrotal Ultrasonografide(USG) perine bölgesinde büyük boyutta içerisinde yer yer milimetrik boyutta kalsifikasyonlar içeren yumuşak doku kitlesi izlendi.pelvik BT de perinede penis kökü düzeyinden başlayıp orta hatta ekspanse olan ovoid şekilli 0x7 cm lik kistik oluşum gözlendiği rapor edildi.ardından hastaya perine orta hattına yapılan insizyondan testis korunarak kist duvarı eksize edildi. Patoloji sonucu epidermal kist geldi. 2. Olgu: 28 yaşında erkek hasta, Temmuz 2008 de yaklaşık 7 aydır olan skrotum altından perineye kadar uzanan ağrısız şişlik şikayeti ile başvurdu. Skrotal Renkli Doppler USG de; sol inferior paratestiküler alandan başlayıp orta hatta perineye boyunca kaudale doğru uzanım gösteren 6x4x9cm boyutlarında düzgün sınırlı ovoid şekilli, iç yapısı heterojenite gösteren solid kitle saptandığı rapor edildi. Pelvik MR da; solda skrotum içinde, sol testisi süperiomediale iten, posteriora doğru perineal yağ dokuya kadar uzanan, en geniş yerinde yaklaşık 2 x 3.5 cm boyuta ulaşan nispeten düzgün sınırlı kitlesel lezyon izlendi. Tümör belirteçleri; LDH: 388 IU/L, AFP:3.27 ng/ml, B-HCG: 0.00 ng/ml ölçüldü. Perine orta hattına yapılan insizyonla, düzgün sınırlı kitle eksize edildi ve patoloji sonucu soliter fibröz tümör olarak rapor edildi. 3. Olgu: 7 yaşında erkek hasta Mayıs 20 de gün önce başlayan kasık bölgesi ve skrotumda ağrı ve sağ testiste şişlik şikayeti ile başvurdu. Fizik muayenede sağ testis şiş ve sert palpe edildi. Tümör belirteçleri LDH: 20 IU/L, AFP: 2,03 ng/ml, B-HCG: 0,4 ng/ ml ölçüldü. Skrotal USG de; sağ skrotum içinde ve epididim dışı yerleşim gösteren ve maksimum boyutları 4,5x5,5x6 cm olarak ölçülen solid özellikte tümoral kitlenin testise belirgin bası yaptığı izlendi. Sağ yüksek orşiektomi yapıldı ve patoloji sonucu paratestiküler bölgede rabdomyosarkom geldi. Hasta kemoterapi tedavisi almaktadır. Sonuç: Oldukça az görülen paratestiküler kitlelerin büyük kısmı benin karakterde olmakla birlikte az bir kısmı malindir. Benin olanlar ağrısız olup yavaş büyüme eğilimindeyken, malin olanlar ağrılı ve hızlı büyüme eğilimindedirler. USG yanında diğer görüntüleme yöntemleri de değerli bilgiler vermektedir. Benin lezyonlarda testis koruyucu cerrahi yapılması önemlidir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 99

P72 29 Ekim 20-30 Ekim 20 ASKERLİK DÖNEMİNDEKİ BİR GRUP GENÇ ERKEĞİN TESTİS KANSERİ HAKKINDAKİ BİLGİ DÜZEYLERİNİN SORGULAMASI VE MUAYENE BULGULARI Hasan Hüseyin Tavukçu, 2 Levent Türkeri. POSTER Karaman Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği, 2 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Testis kanseri açısından risk altında olan genç erkeklerin testis kanseri hakkında bilgi düzeylerini sorgulamak, bu konuda farkındalık oluşturmak ve kendi kendine testis muayenesini öğretmek amaçlandı. Gereç Yöntemler: Çalışmaya askerlik döneminde olan kıta hizmetinde farklı yaşlarda ve çalışmaya katılmaya onay veren askerler dahil edildi. Yaş, öğrenim düzeyi, testis kanseri bilgi düzeyini sorgulayan 0 soruluk anket formu dolduruldu ve tüm katılımcılara testis muayenesi uygulandı. Anket öncesinde kez ürolojik muayene ve testis kanseri açısından kısa bir seminer verildi. Bulgular: Çalışmaya anket doldurmayı ve muayene olmayı kabul edip, onamları alınan 08 asker katıldı. Yaş ortalaması 22,2 (9-33) di. Öğrenim durumu sorgulandığında %2 üniversite, %37 lise, %25 ortaokul, %7 ilkokul mezunu olduğu bildirildi. Çalışmaya katılanların %90 ının testis kanseri hakkında hiç bilgisi yoktu. Bilgisi olanların okul, medya internet, arkadaş ve tıbbi kaynaklar olarak oranları aynıydı. Testis kanserinin en sık görüldüğü yaş sorulduğunda 3 te birinin yanlış bildiği görüldü. Testis kanserinin en sık görülen belirtisi sorulduğunda %8.5 bildiğini belirtti, 4 te üçü şişlik, 4 te biri ağrı olarak belirtti. Kendi kendine testis muayenesi yapmayı biliyor musunuz sorusuna %7 evet cevabı verdi. Ne sıklıkla testis muayenesi yaptıkları sorulduğunda 8 inden 4 ü ayda bir, kalanlar ise yılda bir olarak cevap verdi. Ankete katılanların hiçbirinin akrabalarında bu hastalık olmadığı öğrenildi. Anket sonrasında yapılan muayeneler sonucunda hiçbir katılımcıda kanser bulgusu saptanmadı; inde sol testis palpe edilmedi, birinde sol testis atrofik, inde bilateral atrofik testis ve sol grade 3 varikosel, inde sağ inguinal herni, inde sağ hidrosel, 4 ünde sol grade 3 varikosel ve 6 sında sol grade 2 varikosel saptandı. Sonuç: Ülkemiz genç erkeklerinin bir aynası olan yaş grubunda testis kanseri farkındalık durumu beklenildiği gibi oldukça düşük tespit edildi. Ayrıca testis kanseri açısından kendi kendine testis muayenesi eğitimi için lise öncesi yaşlarda eğitim verilmesinin ve hatta askeri birliklerde bu eğitimin yinelenmesi gerektiğinin farkındalık yaratmak açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Anahtar kelimeler:testis kanseri, kendi kendine muayene, eğitim yaşı 200 0. Üroonkoloji Kongresi

P73 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PARATESTİKÜLER BENİGN MEZOTELİYOMA: OLGU SUNUMU VE LİTERATÜRÜN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ (PARATESTİCULAR BENİGN MESOTELİOMA: A CASE REPORT AND REVİEW OF THE LİTERATURE) Erkan Erdem. Özel Mersin Sistem Cerrahi Tıp Merkezi, Üroloji Kliniği. POSTER 34 yaşında erkek hasta sol testiste ağrı ve şişlik nedeniyle kliniğimize başvurdu. Yapılan fizik muayenede sol epididim komşuluğunda 2x cm lik, testisten ve epididimden ayrı, düzgün sınırlı, sert kitle palpe edildi. Tümör belirteçleri normal olan hastanın yapılan skrotal ultrasonografisinde sol epididim içerisinde,heterojen-hiperekojen alanlar içeren solid kitle izlendi. Kitle eksizyonu yapılan hastanın spesimenin histolojik ve patolojik incelemesi benign mezotelioma(adenomatoid tümör) olarak değerlendirildi. Bu olgu ve literatür eşliğinde testiküler ve paratestiküler tümörlerin ayırıcı tanısında benign mezotelioma göz önünde bulundurulmalıdır. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 20

P74 29 Ekim 20-30 Ekim 20 SİSPLATİN İÇERİKLİ KEMOTERAPİ GERM HÜCRELİ TESTİS TÜMÖRÜ OLAN HASTALARDA KAN LİPİD DÜZEYLERİNİ ETKİLERMİ? Gökhan Koç, Taner Divrik, Nuri Ünlü, Volkan Bulut, Ferruh Zorlu. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği. POSTER Amaç: Sisplatin içerikli kemoterapi germ hücreli testis tümörlerinin tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak bu tedavinin uzun dönem komplikasyonları giderek önem kazanmaktadır. Bu çalışmamızda germ hücreli testis tümörü olan ve sisplatin içerikli kemoterapi alan hastaların uzun dönem sonundaki kan lipid düzeylerini değerlendirdik. Yöntem: Çalışmaya Aralık 989 ile Aralık 200 tarihleri arasında germ hücreli testis tümörü tanısı almış, bilinen bir kardiyovasküler hastalık öyküsü olmayan olgular alındı. Sisplatin içerikli kemoterapi alan olgular Grup, almayan olgular ise Grup 2 olarak adlandırıldı. En az beş yıllık izlem sonunda her iki grubun trigliserid (TG), total kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL), çok düşük dansiteli lipoprotein (VLDL) düzeyleri incelendi. Bu değerler hem normal değerler ile karşılaştırıldı hem de iki grup arasında istatistiksel fark olup olmadığına bakıldı. Sürekli değişkenler için student s t- test istatistiksel yöntemi kullanıldı ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Sonuçlar: Grup de 39, Grup2 de 50 olgu mevcuttu. Grup in ortalama yaşı 27, Grup2 nin 36 dı. Grup in ortalama izlem süresi 0 ay (60-87), grup2 nin 07 aydı (60-282). Grup in total kolesterol değeri 99,5 ± 44,mg/dl, trigliserid değeri 89,9 ± 3mg/ dl, HDL değeri 38,3 ± 7,3mg/dl, LDL değeri 6,6 ± 5,7mg/dl, VLDL değeri 38,2 ± 22,mg/dl olarak bulunurken grup2 de ise sırasıyla 20,3 ± 4mg/dl, 56,6 ± 0,5mg/dl, 4,6 ± 0,9mg/dl, 4,9 ± 28,mg/dl, 34,6 ± 26,7mg/dl olarak bulundu. Her iki grubun total kolesterol, TG, HDL, VLDL değerleri arasında istatistiksel anlamlı fark yokken grup2 nin LDL değeri grup e göre anlamlı derecede fazlaydı. Sonuç: Germ hücreli testis tümörleri tedavisinde kullanılan sisplatin içerikli kemoterapinin uzun dönemde kan lipid değerleri üzerine olumsuz etkisi saptanmdı. 202 0. Üroonkoloji Kongresi

P75 29 Ekim 20-30 Ekim 20 KORDUN MALİGN FİBROZ HİSTİOSİTOMASI : OLGU SUNUMU Cabir Alan, Ahmet Reşit Ersay, Hasan Anıl Kurt, 2 Hasan Koçoğlu, Yunus Ertung. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çanakkale Asker Hastanesi Üroloji Kliniği. Olgu: 65 yaşında erkek hasta, sağ inguinal bölgede ağrısız kitle ile başvurdu. Kitlenin 6 aydan beri mevcut olduğunu belirten hastanın fizik muayenesinde inguinal kanaldan başlayıp sağ alt kadrana uzanan sert, fikse kitle palpe edildi. USG incelemede 82x43 mm boyutundaki kitlenin testisle bağlantısı olmadığının belitildi. Yapılan ekslorasyonda kitlenin kordu tamamen sardığı saptandı. cm lik güvenlik sınırı bırakılarak kitle kord ile beraber tamamen çıkarıldı. Patolojik inecelemede testiste tümoral olşum saptanmazken, kitlenin kord kaynaklı malign fibröz histiositoma (MFH) olduğu belirtildi. Hasta medikal onkolojiye sevk edildi. Tartışma: MFH yüksek malign potansiyelli tümörlerdendir. Literatür taramasında korda ait MFH tek olgu sunumu şeklinde vakalar olarak görülmektedir. MFH olgularının geç tanı almaları kötü prognoza neden olur. Radikal operasyon en iyi tedavi şeklidir. Operasyondan sonra adjuvan olarak kemoterapi yada radyoterapi uygulanmasının lokal rekürrens yada metastazları önlemede etkili olduğu ifade edilmektedir. POSTER Şekil. malign fibröz histiositoma ait patolojik görünüm 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 203

P76 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PARATESTİKÜLER LİPOSARKOM: OLGU SUNUMU Volkan Şen, Onur Kizer, Ömer Demir, 2 Burçin Tuna. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç: Paratestiküler liposarkomlar spermatik kord etrafındaki adipoz dokudan köken alan ve nadiren dev boyutlara ulaşan mezenkimal tümörlerdir. Kliniğimizde inguinal orşiektomi yapılan paratestiküler liposarkom olgusunu sunmayı amaçladık Olgu:Genel cerrahi bölümünde sağ inguinal herni nedeni ile tetkik edilen ve operasyon planlanan 79 yaşında erkek hasta sol skrotal kitle nedeni ile danışıldı. Hastanın yıldır skrotum sağında şişlik, son 4 aydır da skrotum sol tarafında ele gelen sertlik ve şişlik yakınmaları mevcuttu. Ele gelen şişlik ve ağırlık hissi dışında ek bir semptomu yoktu. Yapılan genital muayenesinde skrotum solunda yaklaşık 5 cm lik sert fikse kitlesel lezyon ve skrotumun sağında da 0 cm lik inguinal herni ile uyumlu şişlik mevcuttu (Resim ). Sağ testis normal olarak palpe edilirken sol testis palpe edilemedi. Diğer fizik muayene bulguları olağandı. Hastaya yapılan skrotal ultasonografide sol hemiskrotumu kaplayan polipoid uzanım gösteren kitlesel lezyon görüldü. Çekilen bilgisayarlı tomografisinde sol hemiskrotumda 5 x 0 x 2,5 cm boyutlarında heterojen yağ ve solid alanları bulunan kalsifikasyonlar gösteren ilk planda paratestiküler malign mezenkimal tümörü düşündüren kitlesel lezyon saptandı. Sağda ise inguinal herni saptandı (Resim 2).Bunun üzerine hastaya yüksek inguinal orşiektomi operasyonu uygulandı. Hastanın patoloji sonucu miksoid / yuvarlak hücreli liposarkom olarak geldi (Resim3). Postop dönemde ek bir tedavi uygulanmayan hastanın. yıl kontrollerinde lokal nüks ya da metastaz saptanmadı. Sonuç: Literatürde nadir görülen, tanı, görüntüleme ve tedavi evresi ayrıntılı olarak dökümente edilen bu olgumuzun literatüre katkı sağlayacağı görüşündeyiz. İleri yaşta görülen dev skrotal kitlelerde liposarkom ayırıcı tanıda akılda bulundurulması gereken bir durumdur 204 0. Üroonkoloji Kongresi

POSTER Resim. kitlenin preop görünümü Resim 2. Miksoid liposarkom makroskopik görüntü 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 205

P77 29 Ekim 20-30 Ekim 20 GERM HÜCRELİ TESTİS TÜMÖRLERİNDE MASPIN EKSPRESYONUNUN YERİ VE ANJİYOGENEZİS FAKTÖRLERİ İLE İLİŞKİSİ POSTER Hüseyin Çelik, 2 Tahsin Turunç, 2 Nebil Bal, 3 Ömer Balıkçı, 2 Levent Peşkircioğlu, 2 Hakan Özkardeş. Osmaniye Devlet Hastanesi, 2 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 3 Viranşehir Devlet Hastanesi. Testiküler germ hücreli tümörler (TGHT) 5-40 yaş arası erkeklerde en sık görülen solid tümörlerdir. Germ hücreli tümörlerin patogenezi tam olarak bilinmemekle birlikte, moleküler çalışmalarda genetik değişiklikler ile ilişkili olabileceği ileri sürülmüştür. Maspin serpin süper ailesine ait bir serin proteaz inhibitörüdür. Maspin ekspresyonu meme, prostat ve kolon kanseri gibi bazı tümörlerde azalırken, pankreas, over ve mide kanserlerinde artmaktadır. Bu çalışmada TGHT ile maspin ve diğer prognostik faktörler (VEGF, p53, Ki-67, CD3) arasında ilişki araştırıldı. Çalışmaya radikal orşiektomi yapılan 4 ü seminom, 8 i seminom dışı toplam 32 germ hücreli tümör hastası dahil edildi. Maspin, VEGF, p53, Ki-67 ve CD3 avidin-biotin kompleks peroksidaz metodu ile çalışıldı. Tüm tümör hücreleri; sitoplazmik boyanmalarına göre maspin pozitif ve negatif olarak skorlandı. Toplam 8 seminom dışı germ hücreli hastanın 6 sında stoplazmik maspin ekspresyonu pozitif iken, 4 seminom hastasının sadece birinde maspin ekspresyonu pozitif idi. Maspin ekspresyonu ile p53 ekspresyonu arasında pozitif korelasyon bulunurken (p<0,00) maspin ekspresyonu ile VEGF, Ki-67, CD3, tümör evresi, boyutu ve hormon düzeyleri arasında korelasyon saptanmamıştır. Litaratürde birçok çalışmanın aksine, çalışmamızda maspin ile VEGF gibi anjiogenetik faktörler arasında ilişki saptanmamıştır. Bu sonuç Maspin in TGHT lerde anjiogenezis dışı farklı bir etki mekanizması olduğunu düşündürmektedir. Çalışmamızda Maspin in daha kötü prognoza sahip olan non-seminomatöz tümörlerde seminomlara kıyasla daha yüksek oranda eksprese edilmeleri dikkat çekicidir. Buradan hareketle Maspin in testis tümörlerinde kötü prognostik bir faktör olduğu söylenemez. TGHT lerde maspin rolünü anlamak için daha büyük serili çalışmalara ihtiyaç vardır. 206 0. Üroonkoloji Kongresi

P78 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PARATESTİKÜLER ALVEOLAR RABDOMYOSARKOM: OLGU SUNUMU Mustafa Burak Hoşcan, Ahmet Tunçkıran, 2 Taylan Oksay, 2 Alper Özorak. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Alanya Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2 Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Giriş: Yetişkin paratestiküler rabdomyosarkomu oldukça nadirdir ve yüksek oranda malignite potansiyeline sahiptir. Genellikle skrotum içi bir kitle olarak ortaya çıkar. Tümörle ilişkili ağrı vakaların %7 sinde görülür. Paratestiküler bölgede rabdomyosarkomun tüm histolojik alt tipleri görülebilirse de, en sık olanı embriyonaldir. Bunu alveolar, pleomorfik ve karışık tip izlemektedir. Olgu sunumu: 2 yaşında bir erkek hasta kliniğimize sağ skrotumda üç aydır olan ağrısız büyüme şikayetiyle başvurdu. Fizik muayenede sağ testis üst polde yaklaşık 6x6 cm boyutlarında düzensiz sınırlı ve nodüler kitle saptandı. Testis tümör belirteçleri dahil bütün laboratuar bulguları normal sınırlar içindeydi. Skrotal ultrasonografi incelemesi sağ testis üst polünde yaklaşık 60x50x40 cm boyutlarında hipoekoik solid kitle olduğunu gösterdi. Preoperatif değerlendirme maligniteyi tam olarak ayırt edemediği için sağ radikal orşiektomi yapıldı. Histolojik tanı paratestiküler alveolar rabdomyosarkomdu. Radikal orşiektomi sonrası hasta kemoterapi için medikal onkoloji bölümüne yönlendirildi. Sonuç: Rabdomyosarkomlar nispeten nadir görülmelerine rağmen testis ve paratestiküler malign tümörlerin ayırıcı tanısında göz önünde bulundurulmalıdırlar. Paratestiküler rabdomyosarkomlar hızla büyüyebilir, bundan dolayı mümkün olduğunca erken tanı konup tedavi edilmelidirler. Cerrahi rezeksiyon gereklidir ve buna ek olarak kemoterapi standart tedavidir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 207

P79 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PENİSİN MALİGN LEZYONLARIYLA KARIŞAN BİR GENİTAL LAYŞMANYAZİS OLGUSU Mehmet Gülüm, 2 Yavuz Yeşilova, Murat Savaş, Ercan Yeni, Halil Çiftçi. POSTER Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dermatoloji Anabilim Dalı. Giriş: Tripanazomalardan layşmanya türlerinin sebep olduğu bir grup hastalıktır. Üç cins layşmanya vardır ve buna bağlı olarak üç ayrı klinik tablo ortaya çıkar:. Leishmania tropica, layşmanyazis kutis i (şark çıbanı) yapar. 2. Leishmania Braziliensis, mukokutanöz layşmanyazis i yapar. 3. Leishmania Donovani, Kala-azar visseral layşmanyazis i yapar. Layşmanyazis kutis in şark çıbanı, Antep çıbanı, Halep çıbanı ve yıl çıbanı gibi değişik bölgesel isimleri vardır. Yurdumuzda özellikle Güneydoğu Anadolu bölgemizde sık, diğer bölgelerde ise seyrek olarak görülür. Hastalığın inkübasyon periyodu 5 gün ile 6 ay arasında değişir. Hastalık yüzde, yanak, burun, alın çene, dudak, el, önkol gibi açık bölgelere lokalizasyon gösterir. En sık görülen komplikasyon kozmetik açıdan hoş olmayan bir sikatris oluşmasıdır. Ülsere olan şekillerde sekonder mikroorganizmaların araya girmesiyle erizipel, sellülit gibi diğer komplikasyonlar gelişebilir. Geç komplikasyon olarak skatrisler üzerinde yassı hücreli karsinom meydana gelebilir. Tanı anamnez (epidemiyolojik özellikler) ve klinik görünüm ile konulabileceği gibi en kesin yol parazitin smear ve kültürle tespit edilmesidir. Olgu sunumu: 45 yaşında erkek hasta. Yaklaşık 4 yıldır mevcut olan peniste kırmızı kabuklu yara şikayeti ile cildiye polikliniğine başvurdu. Kaşıntı ve ağrının olmadığını ifade eden hasta ilk 2 yıl boyunca doktora başvurmamış. Boyutlarında artış olunca yaklaşık 2 yıl önce dermatolojiye başvurmuş medikal tedavi almış. Yapılan fizik muayenesinde glans penisi tamamen saran üzerinde serö-hemorajik kurut ve fissürün olduğu sınırları düzensiz ve belirsiz verrüköz plak mevcuttu (Resim, 2). Hastadan yapılan layşmanya smear ve kültürü pozitifti. Klinik ve laboratuar sonucu kutanoz layşmanyazis tanısı konuldu. Yapılan cilt biyopsilerinde tümör negatif geldi. Cildiye ile konsülte edilerek haftada 2 defa intralezyoner Meglümin antimonat (Glucantime) tedavisi başlandı. Tartışma: Layşmanyazis kutis ülkemizde Güneydoğu anadolu bölgesi haricinde pek rastlanmaz. Genital laşmanyazis ise atipik yerleşimli, oldukça nadir görülen bir tablodur. Penis lokalizasyonlu laysmanyazis lezyonları görünüm olarak penisin malign lezyonları ile karışabileceğinden, bu tür lezyonlara sahip tümör negatif, özellikle de güneydoğu anadolu kökenli hastalarda genital layşmanyazis ayırıcı tanıda dikkate alınmalıdır. 208 0. Üroonkoloji Kongresi

POSTER Resim Resim 2 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 209

P80 29 Ekim 20-30 Ekim 20 RENAL MÜSİNÖZ TÜBÜLER VE İĞSİ HÜCRELİ KARSİNOMA Abdullah Demirtaş, Numan Baydilli, Muharrem Özkaya, Atila Talişen. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi. POSTER Giriş: Sitogenetik ve morfolojik özelliklerdeki tanımlamaların gelişmesi ile birkaç böbrek hücreli karsinom tipi son yıllarda belirlendi. Ancak şimdiye kadar renal hücreli tümörlerin %60-70 i tam olarak tiplendirilemedi. Müsinöz tübüler ve iğsi hücreli karsinoma henle kulpu yada distal tübül hücrelerinden köken alan, nadir görülen iyi prognozlu, düşük malign potansiyelli böbrek hücreli karsinomdur. Olgu Sunumu: 62 yaşında bayan hasta, bir yıldır süregelen sağ böğür ağrısı şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Yapılan bilgisayarlı tomografide sağ böbrek üst polde, 5cm çaplı, solid karakterli, heterojen kontrastlanan kitle lezyonu izlendi. Hastaya radikal nefrektomi operasyonu uygulandı. Makroskobik olarak çevre dokulardan fibröz kapsül ile ayrılmış, gri bej renkli, solid, 6X5cm ölçülerinde tümöral yapı mevcuttu. Mikroskobik olarak ;küçük, elonge, birbirleri ile paralel uzanan iğ şekili hücreler,tübül yapıları arasında sıkışmış soluk müsinöz stroma ve Müsin ile fokal alanla pozitif boyanma görüldü(resim ). Tübül yapıları kübik ve yer yer oval nükleuslu hücreler ile döşeli idi. Yapılan immünohistokimyasal çalışmalarda sitokeratin 7 ile pozitif (Resim 2). Vimentin ile fokal pozitif,cd0, Epitelyal membran antijeni ve CD34 ile negatif boyanma gösterdi Tartışma: Böbreğin müsinöz tübüler ve iğsi hücreli karsinomu nadir görülen ve son yıllarda tanımlanan renal hücreli karsinom tipidir. Şimdiye kadar literatürde 80 den az olgu rapor edilmiştir. Genellikle bayanlarda sık görülür ve bir seride yaş ortalaması 53 olarak bulunmuştur. Makroskobik olarak genellikle kesit yüzeyi bej renkli, çevre dokulardan kendini iyi sınırlamış bir tümördür. Mikroskobik olarak birbiri ile birleşmiş küboid hücrelerden oluşan tübül yapıları ve igsi görünüme sahip bir morfoloji sunar.bu yapılar Alcian Blue ile güçlü poztif reaksiyon veren müsinöz veya mukoid stroma ile döşelidir. Müsinöz tübüler ve iğsi hücreli karsinom daha önceleri sarkomatoid tip renal hücreli karsinomdan ve böbrek sarkomlarından ayırt edilemiyordu. Olgumuzdaki morfolojik bulgular ve imunohistokimyasal çalışmalardan CK7 pozitifliği, papiller yapıların olmaması, ekstraselüler musin üretimi olması ve hücrelerde atipik özellik olmaması nedeniyle diğer papiller veya sarkamatoid tip renal hücreli karsinom tanısından uzaklaşıldı. Tümör düşük malign potansiyel davranış göstermektedir ancak, literatürde sarkomatoid diferansiasyon gösteren, lenf nodu ve uzak organ metastazı yapan birkaç olgu bildirilmiştir. Günümüzde gerek histopatolojik morfolojinin ayırt edici olarak tanımlanması, gerek imminohistokimyasal yöntemlerin gelişmesi, iyi prognoza sahip müsinöz tübüler iğsi hücreli karsinomun, agresif sarkomatoid tip böbrek tümörlerinden ayrımını kolaylaştırmıştır. Patologlar, bu nadir görülen, iyi prognozluböbrek tümörünü, iğsi morfoloji gösteren diğer böbrek tümörlerinden ve papiller hücreli karsinomdan ayırmada akılda tutmalıdırlar. 20 0. Üroonkoloji Kongresi

POSTER Resim :(ekstraselüler miksod stroma ve fokal müsin boyanması)(hematoksilen-eozinx00) Resim 2: Sitokeratin 7 ile pozitif boyanmax40) 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 2

P8 29 Ekim 20-30 Ekim 20 HİDROJEN GAZI İNHALASYONUNUN BÖBREK İSKEMİ/REPERFÜZYON HASARINA ETKİSİ POSTER Ekrem Akdeniz, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ender Özden, 2 Bilge Can, Yakup Bostancı, Şaban Sarıkaya, Ali Faik Yılmaz. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. Giriş: İskemi/reperfüzyon (İ/R) hasarı parsiyel nefrektomi veya böbrek nakli gibi böbreğin belli bir süre iskemik kaldığı durumlarda böbrek ve hasta sağkalımını etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Serbest radikaller, böbreklerde ve diğer organlarda gelişen iskemi/ reperfüzyon hasarının patofizyolojisinde önemli rol oynarlar. Hidrojen gazı kuvvetli bir antioksidan olup, serbest oksijen radikallerinin oluşumunu engelleyici etkisi vardır. Hidrojen gazının koruyucu etkisi farklı iskemi reperfüzyon hücre ve doku modelleriyle gösterilmiştir. Ancak hidrojen gazının renal İ/R hasarı etkileri üzerine yayınlanmış bir çalışma yoktur. Bu deneysel çalışma, renal iskemi reperfüzyon hasarında, hidrojen gazının böbrek dokusundaki koruyucu etkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Materyal Metod: Çalışmada 30 adet rat kullanılmıştır. Ratlar kontrol grubu (Grup ), İ/R grubu (Grup 2) ve İ/R+H2 gazı grubu (Grup 3) olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Grup 2 ve Grup 3; erken dönem ve geç dönem olmak üzere 2 alt gruba ayrılmıştır. Ratlara orta hat laparotomi uygulandıktan sonra, kontrol grubundaki deneklere hiçbir işlem yapılmaksızın nefrektomi yapılırken, çalışma grubundaki ratlarda ise renal pedikül çevre dokulardan diseke edilerek 45 dakika tam oklüzyona uğratılmış ve reperfüze edilmiştir. Erken dönem grupları reperfüzyonun 6. saatinde; geç dönem grupları reperfüzyonun 4. gününde sol nefrektomi sonrasında sakrifiye edildiler. Grup 3 teki ratlara preoperatif dönemde 60 dakika, işlem sırasında ve postoperatif dönemde 60 dakika olmak üzere ortalama 8.±3.6 dk (75-85 dk) hidrojen gazı inhalasyonu uygulanmıştır. Böbrekte gelişen İ/R hasarının erken döneminde ve geç döneminde, hidrojen gazının etkileri hematoksilen&eozin (HE) ve periodic acidschiff (PAS) yöntemiyle histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Histopatolojik değerlendirmede erken dönem gruplarda; tübül epitellerinde fırçamsı-kenar kaybı, lüminal yüzeyde sitoplazmik yoğunlaşma ve ayrılmalar, basıklaşma, nadiren bazal membrandan ayrılma, lüminal dilatasyon ve hyalen silendirler mevcuttu. Geç dönem İ/R grubunda belirgin tübüler atrofi ve interstisyel fibrozis izlenmedi. Ancak tübül epitellerinde belirgin olarak rejenerasyon bulguları ve basıklaşma vardı. İnterstisyumda odaksal inflamasyon mevcuttu. Gup 3 ün erken ve geç dönem alt gruplarında bu değişiklikler daha hafif derecede izlenmiştir (p=0.006). Sonuç: Bu deneysel çalışmada, hidrojen gazının renal İ/R hasarında histopatolojik olarak doku koruyucu bir etkisi olabileceği düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: Böbrek, İskemi-reperfüzyon, Hidrojen gazı, Histopatolojik değişiklikler 22 0. Üroonkoloji Kongresi

P82 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TÜBERKÜLOZ PROSTATİT: OLGU SUNUMU VE LİTERATÜRÜN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ (TUBERCULOUS PROSTATİTİS: A CASE REPORT AND REVİEW OF THE LİTERATURE) Erkan Erdem. Özel Mersin Sistem Cerrahi Tıp Merkezi, Üroloji Kliniği. POSTER 66 yaşında erkek hasta idrar yapamama şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Yapılan muayene ve tetkiklerde glob vezikale tespit edilerek sonda takılan ve sonrasında TUR-Prostatektomi yapılan hastanın TUR materyalinin histolojik ve patolojik incelemesi Granülomatöz Prostatit (TBC Prostatit) olarak değerlendirildi. Sistemik değerlendirmede başka bir odakta TBC tespit edilemedi.bu olgu ve literatür eşliğinde tanısında prostatın benign patolojileri arasında TBC Prostatit göz önünde bulundurulmalıdır. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 23

P83 29 Ekim 20-30 Ekim 20 ÜRETRANIN PRİMER MALİGN MELANOMU: VAKA SUNUMU VE TEDAVİ YAKLAŞIMLARI Naşide Mangır, Çağrı Akın Şekerci, Ahmet Şahan, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç : Üretranın malign melanomu nadir görülen ve agresif seyreden bir mukozal bir tümördür. Hastalığın doğal seyri ve prognozu çeşitlilik göstermektedir ve standart bir tedavi yaklaşımı belirlenememiştir. Bu yüzden görülen her vakanın bildirilmesi hastalığın doğal seyrinin ve tedavi yaklaşımlarının tanımlanması açısından önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı bir erkek üretral malign melanom vakası üzerinden tedavi yaklaşımlarını gözden geçirmektir. Materyal- Metod : 66 yaşında erkek hasta makroskopik hematüri şikayeti ile yapılan sistoskopide bülböz üretrada cm lik yüzeyden kabarık solid tümöral oluşum izlenmesi üzerine kliniğimize müracaat etti. Bu lezyondan alınan biyopsi sonucu malign melanom olarak rapor edildi. Hastanın tüm batın ve akciğer BT incelemelerinde metastaz bulgusu izlenmedi ve hastaya radikal sistoprostatektomi+ bilateral pelvik lenf nodu diseksiyonu+ üretrektomi+ ileal loop operasyonu uygulandı. Patoloji raporu üretra yerleşimli malign melanom S- 00, HMB45 pozitif (lenfatif ve vasküler invazyon mevcut perinöral invazyon yok) şeklinde rapor edildi. Postoperatif 4. ay kontrolünde genel durumu iyi ve nüks bulgusu izlenmedi. Sonuç : Üretral malign melanom lokal eksizyondan total rezeksiyona kadar değişen bir yelpazede tedavi edilmiştir. Literatürde bildirilen vaka sayısının azlığı nedeniyle standart bir tedavi önermek mümkün değildir. Organ koruyucu cerrahi/ parsiyel rezeksiyon seçilmiş vakalarda tedavi seçeneği olabilse de çok yakın takip gerektirir ve ilk nüks bulgusunda total rezeksiyona gidebileceği her zaman akılda tutulmalıdır. 24 0. Üroonkoloji Kongresi

P84 29 Ekim 20-30 Ekim 20 GENİTAL DEV KONDİLOMA AKÜMÜNATA (BUSCHKE- LOWENSTEİN HASTALIĞI): OLGU SUNUMU Fatih Oğuz, Ali Beytur, Ramazan Altıntaş, Ender Akdemir, 2 Ahmet Soylu, Ali Güneş. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Özel Malatya Gözde Hastanesi Üroloji Kliniği. Giriş: Dev kondiloma aküminata (buschke lowenstein tümörü) perianal bölgede tümör karakterinde büyük kitleler oluşturan,derin dokulara infiltrasyon eğilimi olan ve yerleştiği yerde ciddi destrüksiyonla seyreden verrükoz kanser tipidir. Hastalar genellikle genital bölgede kötü kokulu, akıntılı ve kanamaya neden olan kitle nedeniyle başvururlar. Kondiloma aküminatanın etyolojisinde hpv virüsün en az 66 tipi tanımlanmış ancak sadece 2 subtipi genital bölge kondilomlardan izole edilmiştir.bunlardan tip 6,,6,8 en sık karşılaşılan etkendir.tip 6 ve 8 in yanısıra tip 3,33,34,35 in etken olduğu durumlarda displazi ve malign dönüşüm gelişebilmekdir. Predispozan faktörlerin başında hıv gibi sekonder immün süpresyon yapan hastalıkarla beraber immün süpresif tedavi alan kronik hastalıklar sayılabilir. Bunun dışında düşük sosyoekonomik yaşam,uyuşturucu kullanımı,diabet ve immün süpresyona sebep olabilecek malignitelerde risk artmaktadır. Kondilomata aküminatanın dev formu buschke-löwenstein hastalığı ise ender görülür ve invazyon,fistül gelişimi gösterebileceği gibi skuamöz karsinomla birlikte olabilir. Yüksek nüks oranı (%66),malign transformasyon ihtimali (%30-56) nedeniyle temiz cerrahi sınır ile geniş eksizyon tercih edilen tedavidir. Olgu sunumu: 52 Yaşında erkek hasta penis üzerinde son 3 ayda hızlı bir şekilde büyüyen kötü kokulu ve serohemorajik akıntıya neden olan kitle lezyonuyla başvurdu.(resim ).Hasta yıl önce mide adenokarsinomu tanısıyla total gastrektomi operasyonu yapılmış ve kemoterapi kullanmış. Peniste yıllardır milimetrik multiple verrüköz lezyonlar varmış fakat son 3 ayda hızla lezyonlar büyümeye başlamış. Yapılan fizik muayenede penis kökünden ventrale ve laterale doğru uzanım gösteren 7cm x 5cm boyutlarında mobil, karnabahar görünümünde kitle lezyonu tesit edildi. Hastaya genel anestezi altında kitle çevre dokulardan serbestlenerek eksize edildi.(resim 2a).Penis cildi primer olarak kapatıldı(resim 2b). Histopatolojik incelemede kondiloma aküminata tanısı konuldu ve skuamöz karsinomaya ait herhangi bir değişiklik saptanmadı.orta düzeyde displazi görüldü.pcr da hpv tip 6,8,33,34 ve 35 tespit edildi. Hasta postoperatif 3.Gün taburcu edildi. Sonuç: Hastamızda gelişen dev kondilomun sebebini malignite ve kulllanılan kemoterapiye bağlı gelişen immün süpresyona bağlamaktayız. Tespit edilen bu lezyonların malignite potansiyeli ve dokuda oluşturacağı ciddi destrüksiyon göz önüne alınarak uygun tedavide gecikilmemelidir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 25

POSTER Resim. Penoskrotal yerleşimli verrüköz egzofitik kitle Resim 2. A) kitle çevre çevre dokulardan serbestlenerek eksize edildi. B) cilt primer olarak sütüre edildi. 26 0. Üroonkoloji Kongresi

P85 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LAPARASKOPİK ÜROLOJİK ONKOLOJİDE İLK İKİ YILLIK DENEYİMLERİMİZ Cabir Alan, Ahmet Reşit Ersay, 2 Hasan Koçoğlu, Hasan Anıl Kurt, Ali Erhan Eren, Gökhan Baştürk. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Çanakkale Asker Hastanesi Üroloji Kliniği. POSTER Amaç: Kliniğimizde son iki yıllık periyotta ürolojik kanserlerde uyguladığımız laparaskopik uygulamaların sonuçları retrospektif olarak incelendi. Hastalar ve yöntem: Eylül 2009- Temmuz 20 tarihleri arasında ortalama yaşı 55 olan (45-78) olan 32 si erkek 4 ü kadın olan toplam 46 hastaya ürolojik kanser tanısıyla laparaskopik cerrahi uygulandı. Böbrek tümörü olan 32 hastaya laparaskopik radikal nefrektomi(22 intraperitoneal, 0 retroperitoneal), Adrenal tümörü olan 3 hastaya laparaskopik retroperitoneal adrenalektomi( sağ, 2 sol), Prostat kanseri saptanan olguya ise laparaskopik radikal prostatektomi uygulandı. Bulgular: Ortalama operasyon süresi radikal nefrektomi için 20 dk (28dk-30 dk), Adrenalektomi için 38 dk (08 dk- 228 dk), radikal prostatektomi için 378 dk (32 dk- 486 dk)olarak saptanmıştır. Ortalama kan kaybı, radikal nefrektomi için 236 cc (0-450 cc), adrenalektomi için 80 cc (0 cc-350 cc), radikal prostatektomi için 00 cc (830 cc- 800 cc). Radikal nefrektomi yapılan bir hastada vena cava da yırtılma gelişmesi üzerine açık operasyona geçildi. Bunun dışında hiçbir hastada major komplikasyon gelişmedi. Sonuç: Yeterli cerrahi eğitim ve deneyimle birlikte üroonkolojik olgularda laparaskopik uygulamalar düşük komplikasyon oranlarıyla etkili ve güvenilir bir şekilde uygulanabilir. Uygulama süreci içerisinde kolaydan zora doğru olgu seçimi en önemli noktalardan biridir 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 27

P86 29 Ekim 20-30 Ekim 20 HİDROÜRETERONEFROZU OLAN VE OLMAYAN HASTALARIN BÖBREK PELVİS VE PROKSİMAL ÜRETERLERİNDEKİ CAJAL HÜCRELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Ömer Balıkçı, 2 Tahsin Turunç, 2 Nebil Bal, 3 Hüseyin Çelik, 2 Hakan Özkardeş. POSTER Viranşehir Devlet Hastanesi, 2 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 3 Osmaniye Devlet Hastanesi. Cajal hücreleri, ilk olarak gastrointestinal sistemde pacemaker hücreler olarak tanımlandıktan sonra, bu hücrelerin ürogenital sistemdeki lokalizasyonları ve patofizyolojileri ile ilgili çalışmalar son yıllarda hız kazanmıştır. Bu çalışmada, hidroüreteronefroza bağlı nonfonksiyone böbrek nedeniyle nefrektomi yapılan hastaların böbrek pelvis ve proksimal üreterlerindeki Cajal hücrelerinin sayı ve dağılımındaki değişimlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda hidroüreteronefroza bağlı atrofi nedeniyle nefrektomi yapılan 63 çalışma grubu olgusu ve böbrek tümörü nedeniyle nefrektomi yapılan, hidroüreteronefrozu olmayan 30 kontrol grubu olgusunun böbrek pelvisleri ve proksimal üreterlerinden kesitler alındı. Elde edilen kesitlerin lamina propria ve muskularis propria tabakalarında CD7 kullanılarak Cajal hücrelerinin sayı ve dağılımları immünohistokimyasal olarak incelendi. Hidroüreteronefroz nedeni ile nefrektomi yapılan çalışma grubunda renal pelvis ve proksimal üreter lamina propria ve muskularis propria katmanlarında CD7 ile pozitif boyanan interstisiyel Cajal hücre sayısı, kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha azdı. Her iki grupta Cajal hücrelerinin dağılımları birbirlerine benzerdi. Çalışma grubunda interstisyel Cajal hücrelerinin sayısında istatiksel olarak anlamlı azalma saptanması, bu hücrelerin üreter peristaltizminin düzenlenmesinden sorumlu hücreler olabileceklerini göstermektedir. Üriner sistemde Cajal hücrelerinin, yapısal özelliklerinin ve peristaltizm ile ilişkisinin daha iyi anlaşılması, üriner sistem nörofizyolojisinin aydınlatılmasına ve yeni tedavi yaklaşımları geliştirilmesine ışık tutacaktır. Üreterde obstrüksiyon sonrası motiliteyi ve Cajal hücrelerinin morfolojik yapısını ve fonksiyonlarını daha iyi tanımlamak için elektron mikroskobik çalışmalara ihtiyaç vardır. 28 0. Üroonkoloji Kongresi

P87 29 Ekim 20-30 Ekim 20 ÜRİNER SİSTEMİN İNFLAMATUAR MYOFİBROBLASTİK TÜMÖRLERİ: 3 OLGU SUNUMU Deniz Bolat, Saadettin Eskiçorapçı, Ali Ersin Zümrütbaş, 2 Nilay Şen Türk, Cenk Acar, Levent Tuncay. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç: İMT ler, nadir görülen neoplazmlar olup malign potansiyeli bilinmemektedir. Genitoüriner sistemde en sık mesanede görülen İMT ler böbreklerde, renal pelviste ve üreterlerde de nadiren bildirilmiştir. Bu bildiride ikisi böbrekte, biri mesanede olmak üzere 3 tane IMT olgusunu sunmayı amaçladık. Olgu Sunumları: Olgu-: 52 yaşında erkek hasta sağ yan ağrısı şikayeti ile başvurdu. Fizik muayenesinde (FM) sağ subkostal bölgede ele gelen kitlesi olan hastanın tüm batın bilgisayarlı tomografi (BT) tetkikinde sağ böbrek orta-üst pol düzeyinde 0x8x6 cm lik solid kitle lezyonu izlenmesi üzerine hastaya sağ radikal nefrektomi yapıldı ve patoloji sonucu İMT olarak bildirildi. Olgu-2: Sol yan ağrısı yakınması ile başvuran 32 yaşındaki bayan hastanın FM de patolojik bir bulguya rastlanmadı. Tüm batın BT de sol böbrekte 0x7x7 cm boyutlarında solid kitle lezyonu tespit edilmesi üzerine sol radikal nefrektomi yapıldı ve patoloji sonucu İMT olarak geldi. Olgu-3: 80 yaşında bayan hasta ağrısız pıhtılı gros hematüri şikayeti ile başvurdu. FM de herhangi bir patolojik bulguya rastlanmayan hastanın tüm batın BT sinde mesane posteriorunda 3x3cm lik ve sol yan duvar anteriorunda 2x,5 cm lik kitle görünümleri tespit edildi. Yapılan sistoskopisinde BT de görülen lezyonlar teyit edilerek, transüretral rezeksiyon (TUR) yapıldı. Patoloji sonucu yüksek dereceli invaziv papiller üretelyal karsinom pt olarak rapor edildi. 6 hafta sonra yapılan re-tur patolojisi yüksek dereceli noninvaziv papiller üretelyal karsinom pta olarak gelmesi üzerine hastaya intravezikal BCG tedavisi önerildi. Fakat tedaviyi kabul etmemesi üzerine uygulanamadı. Kontrollerine de gelmeyen hasta 2 yıl sonra hematüri yakınması ile başvurdu. BT sinde mesane kubbe-ön duvar bileşkesinde 6 cm lik kitle saptandı. Sistoskopide kubbeden ön duvara doğru uzanan 6 cm lik solid, yüzeyi kalsifiye tümöral oluşuma rastlandı ve TUR yapıldı. Patoloji sonucu İMT olarak raporlandı. Sonuç: Genitoüriner sistemin IMT leri son derece nadir görülen neoplazmlardır. Radyolojik olarak çoğu zaman malign neoplazmlardan ayrımlarının yapılamaması üzerine radikal cerrahiler sık uygulanan tedavi modaliteleridir. Bu hastalar rekürrens ve malign transformasyon riski nedeniyle yakından takip edilmelidirler. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 29

POSTER Şekil. Sağ renal inflamatuar myofibroblastik tümörlü olgunun bt görünümü Şekil 2. Mesanedeki inflamatuar myofibroblastik tümörlü olgunun bt görünümü 220 0. Üroonkoloji Kongresi

P88 29 Ekim 20-30 Ekim 20 NADİR GÖRÜLEN PROSTATİK SOL LOB HİPERPLAZİSİ: POLİPOİD SİSTİT İbrahim Yıldırım, Turgay Ebiloğlu, Ali Gürağaç, Engin Kaya, Adem Emrah Coğuplugil, Giray Ergin, Zafer Demirer, Murat Dayanç. Gülhane Askeri Tıp Akademisi. Amaç: Polipoid sistit benign karakterde olan ve mesane içerisindeki malign görünümlü makroskopik lezyonlar ile karışabilecek bir mesane patolojisidir. Papiller veya polipid görünümlü kitleler olarak karşımıza çıkmaktadır. Kalıcı üretral kateter kullanımı gibi kronik inflamatuar süreçler ile birlikteliği bildirilmektedir. Burada patoloji sonucu polipoid sistit olarak raporlanan ancak gross hematüri ve infravesikal obstruksiyon semptomları ile başvuran bir erkek hasta sunulmuştur. Hasta ve Yöntem: 8 yıl önce TUR P hikayesi olan 73 yaşında erkek hasta. Kliniğimize makroskopik hematüri, sık idrara çıkma ve idrar yaparken zorlanma şikayeti ile başvurdu. Hastanın yapılan tahlillerinde serum üre-kreatinin seviyeleri normal, tam kan beyaz küre değeri normal, Hgb: 5.7 mg/dl olarak rapor edildi. Tam idrar tahlilinde ise makroskopik hematüri olması nedeni ile lökosit değerlendirilememiş olarak rapor edildi. Hastaya kliniğimizde 22F 3 yollu üretral kateter ile mesane irrigasyonu uygulandı. Hgb değerinin düşük olması nedeni ile operasyondan önceki 3 gün içerisinde 6Ü eritrosit suspansiyonu transfüzyonu yapıldı. Aynı zamanda üretral kateter renginin açıldığı gözlendi. Hastaya tüm batın tomografisi yapıldı. Tomografide (Fig ) prostat sol lobundan mesane içerisine doğru uzanım gösteren yaklaşık 4 cm boyutunda asimetrik prostat indentasyonu ile uyumlu olabilecek ancak mesane kaynaklı kitlenin de ekarte edilemediği lezyon gözlendi. Hastanın bu lezyonuna TUR uygulandı. Prostat sol lateral lobunun asimetrik olarak büyüdüğü, üzerinde büllöz yapıların gözlendiği ve mesane sol lateral duvara kadar ilerlediği izlendi.(fig 2-3) Rezeksiyon sırasında kitlenin renginin ve yapısının prostat dokusuna ait olduğu düşünüldü.(fig 4) Postop. dönemde hastada komplikasyona rastlanmadı. Rezeke edilen kitlenin patoloji sonucu ise polipoid sistit olarak rapor edildi. Postop 2. ayda yapılan kontrolünde hastanın sık idrara çıkma ve idrar yaparken zorlanma şikayetlerinin azaldığı gözlendi. Tartışma:2008 yılında Lanze Z. ve arkadaşları 55 polipoid sistit vakasının 4 tanesinin daha önceden malign olarak rapor edildiğini saptadı ve patologların tanıda tereddüt etmeleri durumunda kronik inflamatuar bir süreci sorgulamaları gerektiğini vurguladı. Bu vakada ise kronik inflamatuar bir süreç olmaması ve lezyonun prostat kaynaklı şekilde olması vakayı ilginç kılmaktadır. Sonuç: Polipoid sistit prostat kaynaklı tümöral patolojiler ile de karışabilmektedir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 22

POSTER Figure. Tomografik görüntü 222 0. Üroonkoloji Kongresi

P89 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT KANSERİNDE KODON 2 VE 3 KRAS ONKOGENİNİN TEK VE KOMBİNE MUTASYON PREVALANSI Cabir Alan, Öztürk Özdemir, Ahmet Reşit Ersay, 2 Hasan Koçoğlu, 2 İbrahim Ethem Karaşen, Ali Erhan Eren. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Çanakkale Asker Hastanesi Üroloji Kliniği. POSTER Amaç: Prostat kanseri spesifik gen/genlerin ve diğer genetik değişkenlerin rol oynadığı bir kanserdir.kras protroonkogeninde 2. kodonda G nin T ye transversiyonu ve 3. kodonda G nin T ye transisyonu insanlarda görülen kanserlerin yaklaşık %20 sinden fazlasında görülen nokta mutasyonudur. Bu çalışmada KRAS mutasyonunun prostat kanserli hastalarda prevalans ve prediktif değerinin araştırılması amaçlanmaktadır. Method: Prostat ca nedeniyle opere edilen 30 prostat kanserli hastadan alınan tümöral dokularda KRAS mutasyonu araştırıldı. Alınan dokularda prostat tümörü histopatolojik olarak tespit edildi ve kodon 2,3 KRAS nokta mutasyonları, revers hibridasyon ve direkt sekans metodu ile tespit edildi. Bulgular: 29 Adenokarsinom ve küçük hücreli prostat karsinomunda KRAS mutasyonu 2 örnekte (40) bulundu. Bir örnekte (%3.44 ) kodon 2 değişmiş olarak bulundu. 2 örnekte (%6.8) kodon 3, 9 örnekte (%3) kombine kodon 2 ve 3 özellikle yüksek derece tumöral dokuda değişmiş olarak bulundu. Sonuç: Çalışmamız küçük temsili bir prostat kanseri grubuna dayanmış olmakla birlikte, göreceli olarak az görülen kodon 2 ve 3 KRAS mutasyonlarının prostat karsinomun sık olduğunu göstermsi açısından anlamlıdır. Bu konu ile ilgili çalışmalarımız devam etmektedir 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 223

P90 29 Ekim 20-30 Ekim 20 RADİKAL PROSTATEKTOMİDE PROSTAT BÜYÜKLÜĞÜ İLE CERRAHİ SINIR POZİTİFLİĞİ ARASINDAKİ İLİŞKİ DOĞRU MU? POSTER Uğur Yücetaş, Yusuf Şahin, Akın Soner Amasyalı, Erkan Erkan, Gökhan Toktaş, 2 Erdinç Ünlüer. SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 2 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. Amaç: Radikal prostatektomi yapılan hastalarda prostat büyüklüğünün cerrahi sınır pozitifliği üzerine etkisi araştırıldı. Materyal-Metot: Son 5 yıl içinde kliniğimizde radikal prostatektomi operasyonu gerçekleştirilen 78 hastanın kaydı retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaşı, total PSA değeri, prostat volümü, biyopside tümör saptanan kadran sayısı, Gleason skoru, peroperatif ve postoperatif transfüzyon miktarı, cerrahi sınır pozitifliği kaydedildi. Hastalar prostat büyüklüğüne göre 40 cc den küçük ve 40 cc den büyük olacak şekilde iki gruba ayrıldı. Her iki grup cerrahi sınır pozitifliği açısından karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 78 hastanın yaş ortalaması 6.7±5.68, PSA ortalaması 9.07±4.26, prostat volümü ortalaması 36.82±4.83 idi. Hastalar yaş, total PSA değeri, tümör saptanan kadran sayısı, Gleason skoru, transfüzyon miktarı açısından karşılaştırıldığında prostat volümü 40 cc den küçük olanlar ile prostat volümü 40 cc den büyük olanlar arasında anlamlı fark yoktu(tablo ). Her iki grup cerrahi sınır pozitifliği açısından kıyaslandığında prostat büyüklüğü ile cerrahi sınır pozitifliği arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı(p=0.683)tespit edildi (Tablo 2). Sonuç: Retrospektif olarak yapılan bu çalışmada prostat büyüklüğü ile cerrahi sınır pozitifliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptamadık. Cerrahi sınır pozitifliğinin prostat büyüklüğünden bağımsız olup uygulanan cerrahi teknik ve cerrahın tecrübesi ile ilişkili olduğu düşüncesindeyiz. Yaş Total PSA Tümör Saptanan Kadran Sayısı Gleason Skoru Transfüzyon Miktarı.Grup(PV<40 cc) 6.3±5.87 6.96±2.99 3.57±2.53 6.35±0.57 2.9±.83 2.Grup(PV>40 cc) 62.34±5.39 8.66±7.59 3.47±2.90 6.29±0.60 2.43±2.03 p 0.533 0.669 0.482 0.759 0.588.Grup (Prostat Volümü<40 cc) 2. Grup (Prostat Volümü>40 cc) p Cerrahi Sınır Negatif 3 %6 8 %56 0.683 Cerrahi Sınır Pozitif 20 %39 4 %44 224 0. Üroonkoloji Kongresi

P9 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LAPAROKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ: PEROPERATİF VE POSTOPERATİF ERKEN DÖNEM VERİLERİ Fatih Ataç, Ender Özden, Yakup Bostancı, Serdar Savaşçı, Yarkın Kamil Yakupoğlu, Ali Faik Yılmaz, Şaban Sarıkaya. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Laparoskopik radikal prostatektomi (LRP) lokalize prostat kanserinin cerrahi tedavisinde güncel bir yöntemdir. Bu çalışmada kliniğimizde gerçekleştirilen LRP operasyonu sonrası deneyimlerimizi sunduk. Yöntem-Gereçler: Kliniğimizde Ağustos 2009 - Ağustos 20 tarihleri arası klinik lokalize prostat kanseri belirlenen 63 hastaya LRP uygulandı. Hastaların preoperatif demografik, klinik ve laboratuvar değerleri Tablo de verilmiştir. Olguların ortalama yaşı 63 ± 7,6 (4-75) yıl, PSA düzeyi 0, ± 8,8 (,2-5) ng/ml, transrektal ultrasonografide prostat ağırlığı 42,8±2,4(20-0) ml ve preoperatif Gleason skoru 6,5 ± 0,6 (5-9) idi Bulgular: Hastaların klinik evre, peroperatif, postoperatif verilerimiz ve onkolojik sonuçlarımız Tablo ve Tablo 2 de sunulmuştur. Hastaların % 69 una pelvik lenfadenektomi uygulandı. Peroperatif 2 hastada rektum, hastada iliak ven yaralanması izlenirken, her üç hastada primer onarım gerçekleştirildi. Postoperatif dönemde 7 olguya kan transfüzyonu yapılırken; 3 olguda idrar ekstravazasyonu, 3 olguda İYE ve olguda antibiyotik kullanımına bağlı üremi gözlendi. Sonuç: Lokalize prostat kanserinin tedavisinde LRP, uzun öğrenme eğrisine rağmen, altın standart olan açık cerrahiye benzer onkolojik sonuçlarla uygulanabilir. Klinik Evre Operasyon TKK (ml) HKS (gün) ÜKS (gün) Komplikasyon Kontinans Ta,Tb Tc T2a Süresi (dk) Perop Postop 6.ay 2(%3) 36(%57) 25(%40) 84,4 ± 43 (95 270) 450 ± 270 (00 200) 5,7 ± 5,9 (2 4) 9,7 ± 4,8 (7 30) 3(%4.7) 4(%22) 35/4%85 POSTER n CS (+)(%) Patolojik Evre pt2 35 3 (%8.5) pt3a 2 7 (%33.3) pt3b 7 3 (%43) Preoperatif Gleason Skoru <7 23 (%4) 7 34 0 (%29) >7 6 2 (%33) PSA <4 7 2 (%28.5) 4 0 39 7 (%8) >0 7 4 (%23.5) Tümör Volümü ( %) <5 8 0 5 <0 22 4 (%8) 0 23 9 (%39) Toplam 63 3 (%20.6) 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 225

P92 29 Ekim 20-30 Ekim 20 ASAP NEDENİYLE YAPILAN İKİNCİ BİYOPSİDEKİ KOR SAYISININ ÖNEMİ POSTER Uğur Yücetaş, 2 Murat Demiray, Akın Soner Amasyalı, Erkan Erkan, Gökhan Toktaş, 3 Erdinç Ünlüer. SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 2 Afşin Devlet Hastanesi, 3 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. Amaç: İlk biyopside ASAP saptanan olgularda ikinci biyopside kor sayısı ile kanser saptanma oranı arasındaki ilişkiyi araştırdık. Materyal-Metot: Son 5 yılda 34 hastaya yapılan prostat biyopsi sonuçları gözden geçirildi. İlk biyopside ASAP (Atipik small asiner proliferasyon) saptanan 302 hastanın 78 ine (%26) rebiyopsi yapıldığı tespit edildi.rebiyopsi yapılan bu 78 hasta kor sayısına göre üç gruba ayrıldı. İlk grupta 6 kor biyopsi yapılan 6 hasta, ikinci grupta 0-2 kor biyopsi yapılan 24 hasta ve üçüncü grupta 20 kor biyopsi yapılan 38 hasta mevcuttu. Bu üç grup rebiyopsi ile elde edilen patoloji sonuçlarına göre karşılaştırıldı. Bulgular: ASAP sonrası rebiyopsi yapılan 78 hastanın yaş ortalaması 63.92±7.0, PSA ortalaması 0.2±8.35, prostat volümü ortalaması 46.69±23.49, PSA dansitesi ortalaması 0.25±0.23 idi (Tablo ).20 kor biyopsi yapılan grupta kanser saptama oranı %47.4 iken daha yüksek PSA ve PSA dansitesi ortalamasına sahip olan ve 6 kor biyopsi yapılan grupta kanser saptama oranının %2.5 olduğu görülmüştür.bu üç grup birbiriyle karşılaştırıldığında kor sayısı ile kanser saptama oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (Tablo 2). Sonuç: İlk biyopside ASAP saptanan olgularda yapılacak ikinci biyopside kor sayısı arttıkça kanser saptanma oranında da artış olduğunu saptadık. Yaş PSA PV PSAD Toplam 63.92±7.0 0.2±8.35 46.69±23.49 0.25±0.23.Grup (6 kor) 66.38±5.85 8.42±2.0 5.69±20.59 0.40±0.28 2.Grup (0-2 kor) 64.67±5.82 9.5±5.8 53.25±28.59 0.24±0.30 3.Grup (20 kor) 62.42±7.88 7.24±5.7 40.45±9.74 0.9±0. p 0.249 < 0.000 0.05 0.0035.Grup(6 kor) 2.Grup(0-2 kor) 3.Grup(20 kor) p Benign 9 %56.25 4 %58.3 5 %39.5 0.039 High Grade PIN %6.25 %4.2 %2.6 ASAP 4 %25 2 %8.3 4 %0.5 Kanser 2 %2.5 7 %29.2 8 %47.4 6 24 38 226 0. Üroonkoloji Kongresi

P93 29 Ekim 20-30 Ekim 20 HEMATÜRİ ŞİKAYETİYLE GELEN HASTADA PROSTAT KANSERİNİN NADİR BİR VARYANTI OLAN PROSTAT DUKTAL ADENOKARSİNOMU TANISI: OLGU SUNUMU Burak Özçift, Kaan Bal, Yaşar İssı, Ahmet Bölükbaşı, Orkun Yılmaz. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Üroloji Kliniği. POSTER Giriş: Duktal adenokarsinom, tüm prostat karsinomlarının %0.2 sini oluşturan, prostat adenokarsinomlarının nadir ve özel bir alt tipidir. Prostatik kanaldan kaynaklanır. Duktal adenokarsinomlar saf olabildikleri gibi asiner adenokarsinomlar ile birlikte de görülebilirler. Doğal seyri hakkında az sayıda literatür bilgisi olup, bu hastaların prognozu tipik prostatik adeno karsinomdan daha kötüdür. Hastalar genellikle obstrüksiyon bulguları ve hematüri şikayetleri ile kliniğe başvururlar. Bu hastalar için uygun tedavinin seçiminde, tümörün yayılım derecesine göre cerrahi, radyoterapi ve hormonoterapi yöntemlerinden biri veya bir kaçı birlikte uygulanır. Duktal adenokarsinomlar, nadir görülmeleri ve patoloji pratiğinde az görülen tümörler olduklarından tanı ve ayırıcı tanı problemlerine neden olabilmektedirler. Olgu Sunumu: 78 yaşında erkek hasta üroloji polikliniğimize makroskopik hematüri şikayeti ile başvurdu. Yapılan ultrasonografide prostat parankimi heterojen görünümde olup prostatik üretrada yaklaşık olarak 3 mmlik kitlesel oluşum izlendi. Parmakla rektal muayenesi grade benign olan hastaya gross hematürisi olması nedeniyle yapılan sistoüretroskopide verru montanumun üzerinde yaklaşık olarak 0.2-0.3 cmlik papiller kitle izlendi. Kitleye transüretral rezeksiyon(tur) yapıldı. Histopatolojik inceleme sonucu prostat duktal adenokarsinomu (Gleason 4+4=8) olarak raporlandı. İmmunhistokimyasal olarak tümöral hücreler PSA diffüz pozitifliği göstermekteydi. Patoloji sonucu üzerine istenen PSA 44.85 ng/ ml olarak geldi. Patoloji sonucu sonrası lokal invazyon ve metastaz taraması amacıyla yapılan tomografide lokal invazyon, metastaz veya lenfadenopatiye rastlanmadı. Ancak tüm vücut kemik sintigrafisinde sol sakroiliak kanatta 4x3 cmlik prostat adenokarsinomuna metastazıyla uyumlu lezyona rastlandı.hastaya androjen baskılayıcı tedavi(goserelin asetat 0.8 mg, bikaluatamid 50 mg ), intravenöz zoledronik asit 4 mg başlandı. Metastatik alan ve prostata 20 seans radyoterapi uygulandı. Tanı sonrası yaklaşık yıldır takip altında olan hastanın en son PSA değeri 0.38 ng/ml, total testesteron 5 ng/dl olup stabil seyretmektedir. Prostat duktal adenokarsinomu klasik prostat karsinomlarına göre daha kötü prognozlu oldukları ve erken metastaz yaptıkları için erken ve doğru teşhis edilmeleri önem kazanmaktadır. Prostat asiner karsinomu tanısı verirken bu tümör de akılda tutularak ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmelidir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 227

P94 29 Ekim 20-30 Ekim 20 SİSTEMATİK 2 ÖRNEK BİYOPSİ (2 BX) YERİNE DAHA AZ ÖRNEK SAYILI KOMBİNASYONLARLA BENZER PROSTAT KANSERİ (PCA) ORANLARINA ULAŞILABİLİR Mİ? POSTER Hasan Yılmaz, 2 Tayyar Alp Özkan, 2 Murat Üstüner, 3 Ali Sarıbacak, 2 Nazım Mutlu, 2 Özdal Dillioğlugil. T.C Izmit Seka Devlet Hastanesi, 2 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 3 T.C Yerköy Devlet Hastanesi. Giriş: PCa saptanmasında standart yöntem transrektal ultrasonografi eşliğinde biyopsidir. İlk biyopside alınacak örnek sayısı ise henüz standart değildir. Kliniğimizde uyguladığımız sistematik 2 örnek biyopsi (2 Bx) ile saptanan PCa lerini, aynı hastalarda olası tüm 8 li (8 Bx) ve 0 lu (0 Bx) kombinasyonlarda saptanabilecek PCa leri ile karşılaştırdık. Yöntem-Gereç: 2005-20 arasında total PSA sı (tpsa) 2-0 ng/ml olan ve ilk kez 2Bx (prostat sağ ve sol lob periferal zonda taban, orta ve apeksten medial ve lateral biyopsiler) alınan ardışık 09 hasta çalışmaya alındı. Hastaların yaş, TRUS ile prostat hacimleri ve her bir biyopsi odağı için histopatolojik sonuçları kayıt edildi. Histopatolojik sonuçlara göre benign patolojiler, HGPİN ve ASAP kanser yok, adenokarsinomlar ise kanser var olarak sınıflandırıldı. 2 Bx ile saptanan PCa yüzdeleri ile aynı hastalardaki olası tüm 8 Bx ve 0 Bx kombinasyonlarında saptanabilecek PCa yüzdeleri hesaplandı ve istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Ortalama hasta yaşı 64 (40-90), prostat hacmi 56 ( 0-246) ml ve ortalama tpsa 6,4 (2-0) ng/ml idi. 2 Bx ile PCa saptama oranı %30,3 tür. 2 Bx ye göre 0 Bx ve 8 Bx kombinasyonlarında PCa saptama sayıları, yüzdeleri ve duyarlılıkları Tablo da verilmiştir. 2 Bx ye göre duyarlılığı en yüksek 0 lu kombinasyonun duyarlılığı %94,26 iken, 8 li kombinasyonlar için bu oran %87,6 dir. Ancak 2 Bx nin PCa saptama oranı tüm kombinasyonlardan istatistiksel anlamlı olarak daha yüksektir (p=0,000, Mc Nemar). Sonuç: Bulgularımıza göre 2 Bx ile tüm olası 8 Bx ve 0 Bx kombinasyonlarından anlamlı olarak daha fazla PCa saptanmaktadır. PCa saptanmasında tüm 8 Bx ve 0 Bx kombinasyonları 2 Bx ye göre yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle 2 Bx standart olmalıdır. 228 0. Üroonkoloji Kongresi

Bx Kombinasyonları Değerlendirmeye Alınan Bx Odakları n % Duyarlılık 2 Bx Tüm 2 Odak 33 30,3 00 0 Bx Taban-orta-apeks lateraller ile orta-apeks medialler 3 28,5 93,95 Orta-apeks lateraller ile taban-orta-apeks medialler 30 28,4 93,65 Taban-orta-apeks lateraller ile taban-apeks medialler 30 28,4 93,65 Taban-apeks lateraller ile ile taban-orta-apeks medialler 304 27,9 9,84 Taban-orta-apeks lateraller ile taban-orta medialler 3 28,5 93,95 Taban-orta lateraller ile taban-orta-apeks medialler 32 28,6 94,26 8 Bx Orta-apeks lateraller ile orta-apeks medialler 282 25,8 85,9 Taban-apeks lateraller ile taban-apeks medialler 279 25,6 84,29 Taban-orta lateraller ile taban-orta medialler 287 26,3 86,70 Taban-orta-apeks lateraller ile apeks medialler 286 26,2 86,40 Taban-orta-apeks lateraller ile orta medialler 288 26,4 87,00 Taban-orta-apeks lateraller ile taban medialler 286 26,2 86,40 Apeks lateraller ile taban-orta-apeks medialler 273 25,0 82,47 Orta lateraller ile taban-orta-apeks medialler 290 26,6 87,6 Taban lateraller ile ile taban-orta-apeks medialler 279 25,6 84,29 Taban-apeks lateraller ile orta-apeks medialler 28 25,8 84,89 Taban-orta lateraller ile orta-apeks medialler 288 26,4 87,00 Orta-apeks lateraller ile taban-apeks medialler 285 26, 86,0 Taban-orta lateraller ile taban-apeks medialler 290 26,6 87,6 Orta-apeks lateraller ile taban-orta medialler 290 26,6 87,6 Taban-apeks lateraller ile taban-orta medialler 28 25,8 84,89 POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 229

P95 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LAPAROSKOPİK EKSTRAPERİTONEAL RADİKAL PROSTATEKTOMİDE RETROGRAD VE ANTEGRAD TEKNİKLERİN KARŞILAŞTIRILMASI Volkan Tuğcu, Mehmet Yücel, Hakan Polat, Ali İhsan Taşçı. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. POSTER Amaç: Laparoskopik radikal prostatektomi intraperitoneal veya ekstraperitoneal yaklaşımla yapılabilir. Ekstraperitoneal yaklaşımda antegrad ve retrograd olarak iki teknik uygulanmaktadır. Bu çalışmada kliniğimizde antegrad ve retrograd tekniklerle yapılan laparoskopik ekstraperitoneal radikal prostatektomi serilerini karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Aralık 2006-Mayıs 20 tarihleri arasında kliniğimizde yapılan 35 laparoskopik ekstraperitoneal radikal prostatektomi vakası çalışmaya alındı. İlk 42 hastada retrograd, daha sonraki 93 hastaya antegrad teknik uygulandı. Grupların operatif verileri karşılaştırıldı. Bulgular: Retrograd ve antegrad teknik gruplarında ortalama operasyon süreleri 244.6±25.9 ve 204±2 dk, operasyon esnasındaki kan kayıpları 532±45 ve 354±70 ml ve transfüzyon oranları %33 ve %3 olarak saptandı. Sonuç: Ekstraperitoneal laparoskopik prostatektomide antegrad tekniğin retrograd tekniğe göre kısa operasyon süresi, düşük kanama miktarı ve düşük transfüzyon oranları ile avantajlı olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Antegrad, laparoskopi, radikal prostatektomi, retrograd 230 0. Üroonkoloji Kongresi

P96 29 Ekim 20-30 Ekim 20 RADİKAL PROSTATEKTOMİ SPESMENLERİNDE YÜKSEK TERSİYER GLEASON PATERN BULUNMASININ HİSTOPATOLOJİK SONUÇLAR VE BİYOKİMYASAL BAŞARISIZLIK ÜZERİNE ETKİSİ Mehmet Giray Sönmez, Ahmet Hakan Haliloğlu, Erhan Demirelli, Orhan Göğüş. Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Giriş ve amaç: Bu çalışmada amaç, radikal prostatektomi spesmenlerinde yüksek tersiyer patern bulunmasının histopatolojik sonuçlar ve PSA progresyonu üzerine etkisini değerlendirmektir. Materyal metod: Çalışmada Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi Üroloji Kliniği nde Ocak 2007 - Ocak 20 tarihleri arasında klinik lokalize prostat kanseri tanısı ile radikal prostatektomi operasyonu uygulanmış ve günümüze kadar takibe düzenli olarak gelmiş olan, gleason skoru 5-8 (5 ve 8 dahil) olan, 7 hastanın spesmenleri tek patolog tarafından tekrar incelenmiştir. Hastalar yüksek tersiyer gleason patern (gleason 4 veya 5) bulunması açısından değerlendirildi. Tersiyer paternin bulunmasının histopatolojik sonuçlar ve PSA progresyonu üzerine etkisi araştırıldı. Hastalar ilk iki yıl 3 ayda bir, sonraki 2 yıl 6 ayda, sonrasında yılda bir serbest ve total PSA ölçümü ve dijital rektal muayene yapılarak takip edildi. PSA progresyonu serum total PSA değerinin 0,2 ng/ml ve daha üzerindeki artışı olarak kabul edildi. Bu çalışmada istatistiksel analiz SPSS for Windows Version 5.0 paket programında yapıldı.sonuçlar da, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: RP spesmenlerinde yüksek tersiyer patern bulunma oranı %5,4 olarak saptandı. Hastalar tersiyer patern pozitif ve negatif olarak sınıflandırıldı. Tersiyer patern pozitif grupta diğer gruba göre preoperatif PSA değerinin yüksek olduğu(p=0.469), extrakapsüler yayılım(p=0,03), lenf nodu invazyonu(p=0,05), seminal vezikül invazyonunun(p=0,022) daha fazla görüldüğü, patolojik evrenin daha yüksek olduğu(p=0,005) saptandı. Hastalar postoperatif ortalama 36,3 ay takip edildi. Tersiyer patern pozitif grupta anlamlı olarak PSA rekürrensi daha fazla(p=0.00) ve PSA progresyon zamanı daha kısa olarak(p=<0.00) tespit edildi. Her iki grupta da preoperatif yaş, klinik evre, gleason skorları, cerrahi sınır pozitifliği açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulundu. Çok değişkenli Cox regresyon analizde yüksek tersiyer patern, ekstrakapsüler yayılım, seminal vezikül invazyonu, cerrahi sınır pozitifliği ve gleason skorların PSA rekürrensi üzerine etkisi incelendiğinde sadece yüksek tersiyer patern bulunmasının PSA rekürrensi üzerine anlamlı etkisi olduğu belirlendi (p=0,034). Sonuç: Radikal prostatektomi spesmenlerinde tüm gleason skorlarda yüksek tersiyer patern bulunması kötü histopatolojik sonuçlar ve postoperatif biyokimyasal başarısızlık ile ilişkilidir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 23

POSTER P97 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TRANSREKTAL ULTRASONOGRAFİ (TRUS) EŞLİĞİNDE YAPILAN PROSTAT BİYOPSİLERİNDE PERİPROSTATİK SİNİR BLOKAJINA LİDOKAİN JEL VEYA LİDOKAİN PRİLOKAİN KREM EKLENMESİNİN BİYOPSİ SIRASINDAKİ AĞRIYA ETKİSİ Volkan Bulut, Osman Koca, Hüseyin Tarhan, Ersin Konyalıoğlu, Mehmet Yoldaş, Taner Divrik, Ferruh Zorlu. Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği. Amaç: TRUS eşliğinde prostat biyopsisinde periprostatik sinir blokajına (PPB) ek olarak yapılan perianal-intrarektal lidokain-prilokain krem (PİLPK) ve perianal-intrarektal lidokain jel (PİLJ) uygulamasının prob girişi sırasındaki, periprostatik blok sırasındaki ve biyopsi sırasındaki ağrıya etkisini araştırdık. Metot: Prostat kanseri şüphesi ile prostat biyopsisi planlanan 80 hasta çalışmaya alındı. Hastaların ağrı durumu Visuel Analog Ağrı Skalası (VAS) ile değerlendirildi. Hastalar yapılan anestezi uygulamasına göre 3 gruba ayrıldı.. gruba parmakla rektal muayene (PRM) sırasında yalnızca vazelin kullanarak PPB yapılan 64 olgu, 2. gruba PİLJ+PPB yapılan 65 olgu, 3. gruba PİLPK+PPB uygulanan 6 olgu alındı. PRM, Prob girişi, sinir blokajı ve biyopsi iğne girişleri sırasındaki ağrı skorları VAS ile değerlendirildi. Bu skorların yaşla, prostat hacmiyle, PSA değeriyle, tekrar biyopsiyle, prostat kanseri tanısı olmasıyla ilişkisi değerlendirildi. Bulgular: Gruplar ağrı skorlarına göre, işlem öncesi yapılan PRM sırasındaki ağrı skoru (VAS-PRM) ve ultrason probunun ilk girişi sırasındaki ağrı skoru (VAS-PR) değerleri Grup- de anlamlı düşük bulunmuştur (VAS-PRM:,6-2,09-,9) (p=0,00) (VAS-PR: 2,4-3,46-3,22) (p=0,002). PPB sırasındaki ağrı skoru (VAS-PPB) değerleri Grup-3 te anlamlı düşük bulunmuştur (,92-2,35-,7) (p=0,043). Biyopsi sırasındaki ağrı skorlarına (VAS-BX) bakıldığında gruplar arasında anlamlı fark yoktu (2,9-2,08-,73) (p=0,40) (Tablo-). anorektal ağrı eşik düzeylerinin (AAED) farklı olacağı düşünülerek ek anestezik maddelerin eşik düzeyine etkisi değerlendirildi. VAS-PRM değeri olanlar anorektal ağrı eşik düzeyi yüksek, VAS- PRM değeri 2 ve üzeri olanlar anorektal ağrı eşik düzeyi düşük olarak ayrıldı. Gruplar arasında bazal ağrı skorlarına göre diğer ağrı skorlarındaki değişimin oranına bakıldı. Prob girişi ağrısında anorektal ağrı eşik düzeyi yüksek olanlarda da, düşük olanlarda da gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). PPB sırasında, AAED düşük olanlarda lidokain jel uygulanan grupta diğer gruplara göre anlamlı fark vardı (p=0.05). AAED yüksek olanlarda ise PPB sırasındaki ağrı oranları arasında fark yoktu (p=0,300). Biyopsi iğne girişleri sırasındaki ağrı skorlarında ise; Grup-2 ve Grup-3 te, AAED düşük olanlarda da (p=0.035), yüksek olanlarda da (p=0.08) anlamlı oranda düşme vardı. Sonuç: PPB ek olarak yapılan krem veya jel uygulamaları prob girişi sırasındaki ağrıya 232 0. Üroonkoloji Kongresi

etki etmemektedir PPB+PİLPK uygulanan grupta periprostatik lidokain enjeksiyonu sırasındaki ağrı anlamlı oranda düşüktür.anorektal ağrı eşik düzeyi düşük olanlarda PPB+PİLJ uygulaması PPB ağrısın anlamlı azaltır. PPB+PİLPK uygulanan grup ve PPB+PİLJ uygulanan grupta biyopsi ağrısı, VAS-PRM oranına göre, PPB+Vazelin uygulanan gruba göre anlamlı oranda düşüktür.yaş, prostat hacmi, PSA düzeyi, biyopside prostat kanseri saptanması, tekrar biyopsi ağrı skorlarını etkilememektedir. Genel Grup- Grup-2 Grup-3 P Hasta sayısı 80 64 65 5 - VAS-PRM,7±,55,6±0,44 2,09±,88,90±,79 0,00 VAS-PR 2,92±2,2 2,4±,49 3,46±2,46 3,22±2,42 0,002 VAS-PPB 2,02±,43,92±0,99 2,35±,87,7±,9 0,043 VAS-BX 2,02±,28 2,9±,22 2,08±,4,73±,5 0,40 POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 233

P98 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PERİRPOSTATİK SİNİR BLOKAJIYLA YAPLAN 2 KOR PROSTAT BİYOPSİSİNİN EREKTİL VE İŞEME FONKSİYONLAR ÜZERİNE ETKİSİ POSTER Hüseyin Tarhan, İlker Akarken, Ersin Konyalıoğlu, Osman Koca, Mehmet Yoldaş, Taner Divrik, Ferruh Zorlu. Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği. Amaç: Periprostatik sinir blokajıyla yapılan 2 kor prostat biyopsisinin erektil ve işeme fonksiyonları üzerine etkisini değerlendirdik. Materyal Metod: Prostat kanseri şüphesi olan 243 hastaya periprostatik sinir blokajı uygularak 2 kor prostat biyopsisi yapıldı. Hastalara biyopsi yapılmadan önce, biyopsi sonrası 7. gün ve. ayda International Prostat Semptom Skoru (I-PSS), Yaşam Kalitesi (QOL) ve International Erektil Fonksiyon-5 (IIEF-5) değerlendirme formları dolduruldu. Prostat kanseri tanısı alanlar ve biyopsi sonrası komplikasyon gelişen ve hospitalizasyon gerektiren hastalar değerlendirme dışı bırakıldı. Bulgular: Prostat kanseri saptanmayan ve komplikasyon görülmeyen 69 hasta çalışmaya alınmıştır. Biyopsi öncesi ortalama I-PSS 0.63 iken, biyopsi sonrası 7. gün ortalama I-PSS skoru 2.83 bulundu (p<0.05).. ayda ise ortalama I-PSS skoru.7 olarak bulundu (p>0.05). Özellikle irritatif semptomlar açısından anlamlı farklılık vardı. Biyopsi öncesi ortalama irritatif semptom skoru 7.5, 7. günde 0.,. ayda 8.2 olarak saptandı. 7.günde anlamlı farklılık mevcuttu (p<0.05). Obstruktif semptom skoru ortalaması sırasıyla biyopsi öncesi 9.52, 7. gün 0.,. ayda 9.98 idi (p>0.05). QOL ortalaması biyopsi öncesi 2.9, 7. gün 4.5,. ayda 3.5 idi (p<0.05). İİEF-5 skoru biyopsi öncesi 6.89, 7. gün 2.64,. ayda 4.79 idi (p<0.05). Özellikle. haftada anlamlı bir düşüş saptandı (p<0.05).. ayda devam eden düşüş istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Sonuç: Prostat biyopsisi özellikle irritatif semptomları artırarak geçici olarak işeme disfonksiyonuna sebeb olmaktadır. Geçici erektil disfonksiyon ilk hafta daha belirgin olarak görülmektedir. Hastalar hem erektil fonksiyon kaybı, hem de işeme fonksiyon bozukluğu açısından biyopsi öncesi mutlaka bilgilendirilmelidirler. 234 0. Üroonkoloji Kongresi

P99 29 Ekim 20-30 Ekim 20 KASTRE REZİSTANS PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA SİSTEMİK KEMOTERAPİ İLE PSA DEĞİŞİMİNİN PROGNOZ ÜZERİNE ETKİSİ Orhan Yiğitbaşı, M. Nurettin Sertçelik, Fatih Yalçınkaya, Kürşad Zengin, Osman Karabacak, Tevfik Sarıkaya. Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi,. Üroloji Kliniği. Amaç: Kastre rezistans prostat kanserli hastalarda yapılan sistemik kemoterapi de; hastanın takibinde kullanılan ve objektif bir kriter olan PSA da ki değişimin hastanın yaşam süresi üzerindeki etkisini inceledik. Gereç ve yöntem: 998-200 tarihleri arasında kastre rezistans prostat kanserli 54 hastanın 23 ünde Epirubisin(30mg/m2, 8 hafta süre ile haftada bir defa ve 6-0 ay ayda bir defa idame) ve estramustin fosfat(560mg/gün,oral, tedavi boyunca) kullanıldı. 3 hastaya da dosetaksel(70mg/m2, 3 haftada bir 8 kür) ve prednizolon(0mg/gün, tedavi boyunca) verildi. Hastalar üçer ay aralarla kontrol edildi ve PSA değerleri gerektiğinde ayda bir tekrarlandı. PSA değerleri; tedaviye rağmen artan veya değişmeyen, % 0-50 ve % 50 den fazla azalan olmak üzere üç grupta incelendi. Bulgular: Her iki tedavi grubunda da PSA sı yükselen 7(%3) hastanın ortalama yaşam süresi 0,5(4-24) aydı. PSA değeri %0-50 arasında düşen 5(%28) hastanın ortalama yaşam süresi 5(6-28) ay olarak tesbit edildi.. Buna karşılık PSA sı % 50 den fazla azalan 22(%4) hasta da ortalama yaşam sürenin 22(2-48) ay olduğu gözlendi Sonuçlar: PSA sı % 50 den fazla azalan hastalarda ortalama yaşam süresi diğer iki gruba göre anlamlı olarak yüksek bulundu(p< 0.00). Dolayısı ile PSA; kemoterapi sırasında ve sonrası takipte güvenilir bir prognostik faktör olarak değerlendirilebilir. Anahtar kelimeler: Kastre rezistans prostat kanseri, kemoterapi, prostat spesifik antijen POSTER PSA DEĞİŞİKLİĞİ HASTA SAYISI ORTALAMA YAŞAM SÜRESİ PSA AYNI VEYA ARTMIŞ 7 (%3) 0,5 AY ( 4-24) PSA % 0-50 AZALMIŞ 5 (%28) 5 AY (6-28) PSA % 50 DEN FAZLA AZALMIŞ 22 (%4) 22 AY (2-48) 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 235

P00 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT BİYOPSİSİ ÖNCESİ UYGULANAN ORAL MİDAZOLAMIN HASTANIN ANKSİYETESİNİ VE RAHATSIZLIĞINI GİDERMEDEKİ ETKİNLİĞİ Alpaslan Yüksel, R. Yavuz Akman, 2 Hakan Özkardeş. POSTER Başkent Üniversitesi İstanbul Uygulama ve Araştırma Hastanesi, 2 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi. Amaç: Bu çalışmada transrektal ultrasound(trus ) eşliğinde yapılan prostat biyopsilerinde oral midazolamın bilinçli sedasyon yönünden periprostatik analjezi yöntemiyle karşılaştırılıp etkinliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Giriş:Birçok çalışma TRUS eşliğinde prostat biyopsisi sırasında hastaların farklı düzeylerde ağrı ve rahatsızlık duyduklarını rapor etmiştir.birçok klinisyen biyopsi sırasında ağrı yönetiminin önemini vurgulamaktadır. Analjezi yanında klinisyenlerin hastanın anksiyete ve stres durumunu göz ardı etmemesi gerekir.bu nedenle oral midazolam ile sağlanan bilinçli sedasyon stressiz ve konforlu biyopsi işlemi için iyi bir alternatiftir. Yöntem-Gereçler: Biyopsi planlanan 58 hasta randomize iki gruba ayrıldı.. Grup deki hastalara (29 hasta) işlemden saat önce oral midazolam, grup 2 deki hastalara prilokain ile periprostatik blokaj uygulandı.ülkemizde midazolamın oral formu olmadığından hesaplanan dozda midazolamın ampül formu meyve suyuyla karştırılarak anestezi uzmanı eşliğinde hastaya içirildi. Biyopsiden sonra her hastaya ile 0 arasında ağrı durumunu değerlendiren VAS anket formu dolduruldu. Ultrason probunun girişi sırasındaki ağrı VAS, biyopsi iğnesinin girişi sırasındaki ağrı VAS2 olarak değerlendirildi.3 nokta ölçüt testi ile hastanın biyopsi öncesi anksiyete ve sonrasında rahatsızlık durumu değerlendirildi.(anksiyete: 0: sakin, : hafif tedirgin 2: tedirgin); (rahatsızlık 0: rahat, :hafif rahatsız, 2: rahatsız) Bulgular: Her iki grup arasında yaş, PSA değeri ve prostat volümü açısından istatistiksel bir fark yoktu.grup deki hastaların VAS ve VAS2 açısından ağrı skorları Grup 2 deki hastalara göre düşük saptandı.(p<0,05) Grup deki hastaların anksiyete ve rahatsızlık skorları da grup 2 ye göre belirgin düşük saptandı.(p<0,05) Sonuçlar : TRUS eşliğinde prostat biyopsisi öncesi uygulanan bilinçli sedasyon sağlayan oral midazolam hastanın anksiyetesini ve rahatsızlığını azaltmada periprostatik lokal anesteziye iyi, güvenli ve pratik bir alternatiftir. Grup Grup 2 3-NOKTA- Sakin 24 82,80% 4 3,80% Hafif tedirgin 5 7,20% 37,90% χ²:30,5 Tedirgin-stresli 0 0,00% 4 48,30% p=0,000 3-NOKTA-2 Rahat 2 72,40% 4 3,80% Hafif rahatsız 8 27,60% 4 48,30% χ²:24,9 Rahatsız 0 0,00% 37,90% p=0,000 Grup Grup 2 t p VAS,79±0,82 2,9±,5-4,22 0,000 VAS2,83±0,66 2,69±,04-3,78 0,000 236 0. Üroonkoloji Kongresi

P0 29 Ekim 20-30 Ekim 20 AKTİF İZLEM PROTOKOLUNDA İKEN RADİKAL PROSTATEKTOMİ YAPILAN HASTALARIN KLİNİK VE PATOLOJİK VERİLERİ Hasan Soydan, Ömer Yılmaz, Ferhat Ateş, Kenan Karademir, Temuçin Şenkul, Kadir Baykal. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Servisi. Amaç: Aktif izlem protokolünde iken radikal prostatektomi yapılan hastaların klinik ve patolojik verilerini benzer klinik özelliklere sahip ve doğrudan radikal prostatektomi yapılan hastalar ile karşılaştırmak Gereç ve Yöntem: Lokalize prostat kanseri olup aktif izlem protokoluna alınan hastalardan, izlem sürecinde kontrol biyopsilerinde tümör progresyonu olduğu saptanan veya hasta tercihi nedeni ile radikal prostatektomi yapılan hastaların verileri değerlendirildi. Yaş, PSA, klinik evre, Gleason skoru, pozitif kor sayısı, ameliyat tarihine kadar geçen süre, ameliyat Gleason skoru, patolojik evre, tümör yüzdesi, cerrahi sınır durumu kaydedildi. Kliniğimizin radikal prostatektomi veri tabanından klinik özellikleri benzer olup ilk anda radikal prostatektomi yapılan aynı sayıda hasta da aynı parametreler bakımından araştırılarak, kaydedildi. Sonuçlar: 2004-20 yılları arasında 3 hasta aktif izlem protokoluna alınmış olup, hastalar ortalama 7(4-57) ay takip edilmişlerdir..yıl sonunda biyopsi yapılan 7 hastanın 3 üne, 2. Yıl sonunda biyopsi yapılan 6 hastanın 2 sine radikal prostatektomi yapılmıştır. Klinik veri tabanımızdan alınan ve tanı anında benzer özelliklere sahip olup radikal prostatektomi yapılan ve aktif izlemde iken radikal prostatektomi yapılan hastaların verileri karşılaştırmalı olarak tablo dedir. İlk tanı anında radikal prostatektomi grubunun PSA değeri (ortalama 5,8 ng/ml)daha düşük olmakla beraber diğer parametreler benzerdir. Aktif izlemde iken radikal prostatektomi yapılan hastaların ameliyat sonrası patolojik verileri değerlendirildiğinde, hastada tümör rapor edilmezken hastada klinik önemsiz(<0,5cc) tümör vardı. 3 hastada tümörde Gleason skorunda yükselme ve hastada cerrahi sınır pozitifliği vardı. Doğrudan radikal prostatektomi yapılan hastalarda ise i hariç hepsinde klinik önemli tümör saptandı. Hiçbir hastada tümör Gleason skorunda ve evrede yükselme saptanmadı. Sonuç: Aktif izleme alınmış hastalardaki tümör progresyon kriterleri hastaların çoğunda radikal prostatektomi patoloji verileri ile uyumlu gibi gözükmektedir. Diğer bir deyişle aktif izlem sonrası progresyon nedeni ile radikal prostatektomi yapılan hastaların tümörlerine ait lokal evre ve Gleason skorlarının başlangıca göre ilerledikleri ve definitif tedaviyi gerektirdikleri gösterilmiştir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 237

POSTER Radikal prostatektomi gerekçesi Aktif izlem (N:5) Radikal prostatektomi (N:5) Yaş 64,4(57-72) 65(56-7) PSA(ng/ml) 6,8(5,-9,4) 5,8(2,8-6,8) Klinik evre 2T2a 3Tc 2 T2a 3Tc Biyopsi Gleason skoru 3+3 3+3 Pozitif kor sayısı /2 /2 Gleason skoru Patolojik evre Tümör yüzdesi Tümör hacmi Cerrahi sınır Tümör progresyonu(2.bx) 3+4 T2c %6 9cc - 2 Hasta tercihi(3.bx) 3+3 T2c <% <0,4 cc - 3 Tümör progresyonu (2.bx) 3+4 T2c %5,7 2 cc - 4 Tümör progresyonu (3. Bx) Benign - - - - 5 Tümör progresyonu (2. Bx) 3+4 T3a %0 5 cc + 238 0. Üroonkoloji Kongresi

P02 29 Ekim 20-30 Ekim 20 HORMONAL TEDAVİ ALAN PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA KEMİK MİNERAL YOĞUNLUĞU DEĞERLERİ:GATA HAYDARPAŞA EĞİTİM HASTANESİ SONUÇLARI Hasan Soydan, Ferhat Ateş, Ömer Yılmaz, Sezgin Okçelik, Cumhur Yeşildal, Kadir Baykal. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Servisi. POSTER Amaç: Hormonal tedavi alan prostat kanserli hastalarda kemik mineral yoğunluğunu değerlendirmek Gereç ve Yöntem: GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Üroloji servisinde prostat kanseri tanısı alıp hormonal tedavi alan hastaların verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Yaş, PSA, Klinik evre, biyopsi Gleason skoru, metastaz varlığı, uygulanan hormonal tedavi ve kemik mineral yoğunluğu değerleri kaydedildi. Kemik mineral yoğunluğunun hormonal tedavi başlama tarihine göre değelendirilmesi; 0-5, 6-24, 25-36,36+ ay şeklinde yapıldı. Kemik mineral yoğunluğu değerleri, femura ait ortalama T skoru ve lomber vertebralara ait ortalama T skoru kaydedildi. T skorunun -,5 dan büyük olması normal, -,5 ile -2,5 arası osteopeni, -2,5 dan küçük olması osteoporoz olarak kabul edildi. Lomber vertebra ve femur ortalama T skorlarının kendi aralarında ve tedavi sürelerine göre farklılık gösterip göstermediği araştırıldı. Sonuçlar: 2006-20 yılları arasında hormonal tedavi yapılan 25 hastanın, 37 sinin kemik mineral yoğunluğunun ölçüldüğü saptandı. Hastaların yaş ortalaması 76,06 (6-84) idi. PSA değerleri 0 ng/ml nin üzerinde olan hastalardan hastada metastaz saptanırken, 3 ünde metastaz saptanmadı. 6 hastaya cerrahi, 2 hastaya ise medikal kastrasyon yapılmıştı. Kemik mineral yoğunluğu hastada tedavi başlangıcında, 26 hastada ise ortalama 29 ay (6-88) sonra değerlendirilmişti. Lomber ve femur BMD skorları arası korelasyon %78.4 ve çok anlamlı bulundu (p<0.00). Tedaviye başlanmadan önce ve tedavinin ilk 5 ayında kemik mineral yoğunluğu ölçülmüş olan hastanın 2 sinde lomber T skor ortalamasına göre osteoporoz saptandı. Hasta sayımız yeterli olmadığı için, tedavi süresi ile lomber ve femur T skorları arasında ilişki kurulamamıştır. Ancak 3 yıllık tedavi süresini tamamlayan 8 hastanın hiçbirinde T skor ortalaması normal değildi. 7 hastada osteopeni hastada osteoporoz vardı. Sonuç: Sonuçlarımız hormonal tedavi başlanan hastalarda kemik mineral yoğunluğu değerlendirmesinin gerektiği kadar yapılmadığını göstermektedir. Ayrıca başlangıç kemik mineral yoğunluğu değerlendirmesi, bu hastalarda osteoporoz bulunabilme riski açısından önemli gibi gözükmektedir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 239

POSTER Femur Lomber vertebra Süre Normal Osteopeni Osteoporoz Toplam Normal Osteopeni Osteoporoz Toplam 0-5 2 9-7 2 2 6-24 9 3 3 9 2 2 3 25-36 3 5 2 2 5 36+ - 7 8 7 8 TOPLAM 4 20 3 37 8 3 6 37 240 0. Üroonkoloji Kongresi

P03 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TRANSREKTAL ULTRASONOGRAFİ EŞLİĞİNDE PROSTAT BİYOPSİ YAPILAN HASTALARDA FOSFOMİSİN VE LEVOFLOKSASİN PROFİLAKSİSİNİN ETKİNLİĞİ Şakir Ongün, Güven Aslan, 2 Vildan Avkan Oğuz. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı. POSTER Amaç: Prostat biopsisi yapılan olgularda kinolonlar ile yapılan antibiyotik profilaksisinin infeksiyon oranını azalttığı bildirilmektedir. Ancak son zamanlarda toplum kökenli üriner sistem infeksiyonlarında bile kinolona dirençli Escherichiae coli sık görülmeye başlanmış ve daha ucuz, etkin, alternatif antibiyotikler kullanılmaya başlanmıştır. Sunulan çalışmada, transrektal prostat biyopsisi yapılan olgularda profilakside kullanılan tek doz 500mg levofloksasinin etkinliğinin, alternatif olabilecek tek doz 3g fosfomisinin etkinlikliği ile karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 0 Ocak- 3 Temmuz 20 tarihleri arasında yüksek PSA ve/veya şüpheli rektal inceleme bulgusu nedeniyle prostat biyopsisi planlanan hastalar alındı. Tüm hastaların işlem öncesi idrar mikroskopilerine bakıldı ve idrar kültüründe üreme olmadığı gösterildi. Hastalara işlemden 3 saat önce 00ml sodyum fosfat (Fleet enema) ile rektal lavman uygulandı. Hasta dosyaları retrospektif olarak taranarak aldıkları antibiyotik profilaksisine göre iki gruba ayrıldı. 0 hastaya tek doz 500mg levofloksasin işlemden saat önce, 04 hastaya da tek doz 3g fosfomisin işlemden gece önce oral olarak verildi. Biyopsi sonrası iki grup verileri infeksiyöz komplikasyonlar açısından karşılaştırıldı. Bulgular: Kriterlere uyan 24 hasta çalışmaya dahil edildi. Yaş, PSA düzeyi, prostat hacmi, DM varlığı, geçirilmiş ürolojik girişim, işlem öncesi idrar mikroskopisi/ kültürü açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi. Biyopsi sonrası dizüri yakınmalarıyla başvuran 7 (%7,9) hastada piyüri saptandı. Bu hastaların 2 (%70,5) si levofloksasin grubunda, 5 (%29.5) i de fosfomisin grubundaydı. Biyopsi sonrası levofloksasin grubundaki 4 (%3,6) hastada, fosfomisin grubundaki (%0,9) hastada ateş yüksekliği gelişti. Ateş yüksekliği gelişen hastalardan her iki grupta da birer hastada idrar kültüründe E.coli üremesi oldu. Diğer hastaların idrar ve kan kültürlerinde bakteri üremesi olmadı. Hiçbir hastada sepsis ve işlemle ilgili ciddi komplikasyon olmadı. Sonuçlar: Transrektal prostat biyopsisi yapılan hastalarda tek doz fosfomisin profilaksisi, en az tek doz levofloksasin profilaksisi kadar etkili koruyuculuk sağlamaktadır. Fosfomisin kullanılan hastalarda daha az piyüri görülmesi ve E. coli için artan florokinolon direnci göz önüne alınırsa fosfomisin profilaksisi gelecek için iyi bir alternatif olarak gözükmektedir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 24

POSTER LEVOFLOKSASİN n=0 (%) FOSFOMİSİN n=04 (%) ATEŞ YÜKSEKLİĞİ 4 (3,6) (0,9) 0.95 DİZÜRİ + PİYÜRİ 2 (0,9) 5 (4,8) 0.099 BAKTERİÜRİ 4 ( 3,6) 3 (2,8) 0.448 E. COLİ (0,9) (0,9) 0.952 KİNOLON DİRENÇLİ E. COLİ 2 (,8) (0,9) 0.594 ESBL(+) E. COLİ (0,9) - 0.330 ENTEROCOCCUS SPP - (0,9) 0.303 p 242 0. Üroonkoloji Kongresi

P04 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT BİYOPSİLERİNİN VİYANA NOMOGRAMI (VN) PROTOKOLÜNE GÖRE ALINMASI PROSTAT KARSİNOMU (PCA) SAPTANMASINDA SİSTEMATİK 2 ÖRNEK BİYOPSİYE (2BX) ÜSTÜNLÜK SAĞLAR MI? Hasan Yılmaz, 2 Tobias Klatte, 3 Tayyar Alp Özkan, 3 Murat Üstüner, 3 Nazım Mutlu, 2 Mesut Remzi, 3 Özdal Dillioğlugil. T.C. Izmit Seka Devlet Hastanesi, 2 Viyana Üniversitesi, Üroloji Departmanı, 3 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Giriş: Prostat biyopsilerinde optimal örnek sayısı henüz net değildir. Remzi ve ark. örnek sayılarının 6-8 arasında değiştiği (prostat hacmi büyük genç hastalarda daha fazla, hacmi küçük yaşlı hastalarda daha az örnek alınan) bir VN ı (Tablo ) oluşturmuşlardır (J.Urol.74:256,2005). Bu retrospektif çalışmada, 2Bx ile PCa saptama oranları VN na göre karşılaştırıldı. Gereç ve Yöntem: 2005-20 arasında total PSA sı (tpsa) 2-0 ng/ml aralığında olan ve ilk kez 2Bx alınan 09 ardışık hasta çalışmaya alındı. Benign patolojiler (HGPİN ve ASAP) kanser yok, adenokarsinomlar ise kanser var olarak sınıflandırıldı. Hastaların yaş, prostat hacimleri ve histopatolojik sonuçları kullanılarak VN çalışması (VNÇ) verileri ile karşılaştırıldı. Hastalar yaş ( 50, 5-60, 6-70, >70) ve prostat hacimlerine ( 30, 3-40, 4-50, 5-60, 6-70, >70 ) göre sınıflandırıldı. Bulgular: Ortalama hasta yaşı 64 (40-90), prostat hacmi 56 (0-246) ml ve ortalama tpsa 6,4 (2-0) ng/ml idi. 2Bx lerde %30,3 PCa saptandı. VNÇ nda ise PCa oranı %36,7 idi (Tablo 2). 2Bx de Gleason derecesi 4 veya 5 olan hastaların oranı %50,4 iken, VNÇ da %24,5 idi. 2Bx lerde saptanan PCa leri, VN da2 örnekten az biyopsi alınan kategoriler(tablo de italik olarak belirtildi; Grup I), 2 örnek alınanlar (Tablo de koyu yazı ile belirtildi; Grup II) ve 2 örnekten fazla alınanlara (Grup III) göre üç grupta karşılaştırıldı (Tablo 2). Grup III de VNÇ da istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla PCa saptanırken (p=0,000), Grup I de VNÇ da anlamlı oranda daha az PCa saptanmıştır (p=0,039). Grup II de ise PCa saptanması açısından anlamlı fark yoktur (p=0,532). Sonuç: Genelde, VN ile PCa saptama oranı daha yüksektir. 2 örnekten daha fazla biyopsi alınan kategorilerde (prostat boyutu büyük genç hastalarda) PCa oranı VN da daha yüksek, VN a göre 2 örnekten daha az alınan kategorilerde (prostat boyutu küçük yaşlı hastalarda) ise 2Bx lerde daha yüksektir. Bu sonuçlar, biyopsi protokollerinin optimizasyonu için yapılacak çok merkezli çalışmalara yol gösterici olabilir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 243

POSTER Prostat Hacmi (ml) Yaş (yıl) 50 5-60 6-70 >70 30 8 8 8 6 3-40 2 0 8 6 4-50 4 2 0 8 5-60 6 4 2 0 6-70 8 6 4 2 >70 8 8 6 4 Gruplar VNÇ 2Bx PCa n % PCa n % p I 22 329 37,0 224 506 44,2 0,039 II 3 89 34,8 38 73 2,9 0,532 III 3 84 36,9 69 42 6,7 0,000 Toplam 84 502 36,7 33 09 30,3 244 0. Üroonkoloji Kongresi

P05 29 Ekim 20-30 Ekim 20 DOSETAKSEL KEMOTERAPİSİ 75 VE ÜZERİ YAŞ KASTARASYONA DİRENÇLİ PROSTAT KANSERİ HASTALARINDA DA GÜVENLE KULLANILABİLEN BİR TEDAVİDİR Naşide Mangır, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç: Dosetaksel kemoterapisi kastrasyona dirençli prostat kanserinde genel sağkalımı arttıran tek tedavidir. Geriatrik hasta grubunda toksisite kaygılarıyla dosetaksel kullanımından kaçınılmaktadır. Bu çalışmanın amacı 75 ve üzeri yaş hasta grubunda haftalık dosetaksel kullanımının güvenilirliğini ve genel sağkalım üzerine etkisini araştırmaktır. Araç ve Yöntem: 998-2009 tarihleri arasında kastrasyona dirençli prostat kanseri tanısı ile dosetaksel kemoterapisi alan hastalar < 75 yaş (Grup ) ve >75 yaş (Grup 2) olarak ikiye ayrılarak verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Hastalar klinik değerlendirme sonucuna göre dosetaksel 75 mg/m2 3 haftada bir (. rejim) ve ya haftalık dosetaksel 35 mg/m2 2/3 hafta (2. rejim) almışlardır. Genel sağkalım ve tedavi toksisitesi iki grup arasında analiz edilmiştir. Sağkalım ve sağkalımı etkileyen faktörler Kaplan Meier analizi ve Cox regresyon analizi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Toplam 45 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların yaş ortalamaları 70 (±8,8) yıldır. Grup de toplam 27 hasta ve Grup 2 de toplam 8 hasta mevcuttur. Hastaların özellikleri Tablo de gösterilmiştir. Hastaların Gleason skorları, kür başı PSA değerleri, kür sonu PSA değerleri, tanı anındaki PSA değerleri ve aldıkları dosetaksel kür sayıları arasında anlamlı fark yoktur. Ancak 75 ve üstü hastalara daha çok haftalık dosetaksel 35 mg/m2 2/3 hafta (2. rejim) tedavisi verilmiştir. Genel sağkalım 75 yaş altı hastalarda 20 ay (%95 CI 9,3-30,6) ve 75 yaş ve üstü hastalarda 2 ay (%95 CI 0-28,0) olarak bulunmuştur. İki grup arasındaki genel sağkalım oranları istatistiksel olarak anlamlı değildir (log rank p: 0,4 - Şekil ). Tedavi sırasında en çok görülen toksisite lökopeni olup, bu sadece hastada doz kısıtlayıcı olmuştur. Sonuç: Dosetaksel kemoterapisi 75 yaş ve üstü hastalarda haftalık uygulamalar ile güvenle gerçekleştirilebilir. Grup (Yaş < 75)(n:27) Grup 2(Yaş 75)(n:8) P değeri Yaş 64,4(min:47 max:74) 78,4(min:75 max:87) Dosetaksel kür sayısı 5,04(min: max: ) 5,22(min: max: 8) 0,6* Gleason skoru 8(min:6 max:9) 7(min: 5 max:9) 0,2** Tanı anında PSA 54(min:7 max:00) 22,5(min:0 max:92) 0,9* Kür başı PSA değeri 62,5(min:7 max: 054) 82,0(min: 4 max:376) 0,4* Kür sonu PSA 38(min: 0 max: 829) 4(min:4 max: 000) 0,2* Komorbidite varlığı 2/27 6/2 0,5*** Tedavi planı Rejim 24 9 Rejim 2 3 9 0,0*** 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 245

POSTER Şekil. 75 yaş altı ve 75 ve üstü hastaların genel sağkalım grafiği 246 0. Üroonkoloji Kongresi

P06 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LOKALİZE PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA AKTİF İZLEM SONUÇLARIMIZ Hasan Soydan, Furkan Dursun, Ömer Yılmaz, İlker Akyol, Kenan Karademir, Kadir Baykal. Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi. Amaç: Klinik olarak lokalize prostat kanseri tanısı alıp aktif izlem protokoluna alınan hastaların verilerini değerlendirmek Gereç ve Yöntem: GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Üroloji servisi polikliniğine başvuran hastalardan prostat kanseri tanısı alıp, klinik olarak lokalize prostat kanseri olduğu saptanandan tanı anındaki serum PSA değeri 0 ng/ml den küçük, TRUS eşliğinde alınan prostat biyopsisinde tek kor pozitifliği olan, Gleason skoru 6 olan ve klinik Tc ve T2a olanlar çalışmaya dahil edildi. Bu hastalardan definitif tedavi yapılması kararlaştırılanlara aktif izlem de bir seçenek olarak sunuldu. Aktif izleme alınan hastalar 3 ay aralıklarla serum PSA, yılda TRUS biyopsi yapılarak takip edildi. Yıl içerisindeki takiplerinde serum PSA değerinde yükselme olanların, kontrol PSA ile yüksekliği doğrulandıktan sonra yıl geçmesi beklenmeden TRUS eşliğinde prostat biyopsileri yapıldı. Biyopside kadran sayısında artış olması, farklı lokalizasyonda tümör saptanması ve Gleason skorunda artış olması progresyon olarak kabul edildi ve definitif tedavi kararı verildi. Sonuçlar: 2006-20 tarihleri arasında 3 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 65,7 idi. Serum PSA ortalamaları 7,03 ng /ml idi.2 hasta tümör TUR-P sonrasında saptanmıştı. Pozitif kor sayısı 26 olguda, 3 olguda 2 idi. Klinik evre 26 olguda Tc, olguda Ta, olgu Tb ve 3 olguda T2a idi. Hastaların 7 i henüz.yıl takibi içindedir. Aktif izlemde. Yılını dolduran 7 olguya 2. biyopsi yapıldı. 7 olgunun 6(%35) sına definitif tedavi yapıldı. Kalan hastanın 3 ü halen 3. yılını doldurmamış olup, takibi devam etmektedir. hasta ise takipten çıkmıştır. Kalan 7 hastaya 3. Biyopsi yapılmış ve 2(%28) sine RRP yapılmıştır.4. yıl takibine devam edilen 5 hastanın ine 4. bx. yapılmış, diğer 4 hasta ise halen 4. yıl içinde olup takibe devam edilmektedir. Tüm takip dönemi boyunca hastaların hiçbirisine normal planlanan zaman dışında biyopsi yapılmamıştır. 3 hastanın 8(%25) ine takip dönemi boyunca definitif tedavi yapılmıştır.. Yıl sonunda 7(%22) hasta, 2. Yıl sonunda (%3,), 3. Yıl sonunda 0(%0) hasta takipten çıkmıştır. 5 hasta hala çalışmaya devam etmektedir. Sonuç: Sonuçlarımız lokalize prostat kanserli hastalarda aktif izlemin kabul edilebilir bir tedavi seçeneği olduğunu desteklemektedir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 247

POSTER 3+3 2 ve daha fazla kor Îkinci biyopsi(7 hasta) Üçüncü biyopsi (6 hasta) Dördüncü biyopsi( hasta) 3+4 4+3 3+3 Tek kor Benign 3+3 2 ve daha fazla kor 3+4 4+3 3+3 Tek kor Benign 3+3 2 ve daha fazla kor 3+4 4+3 3+3 Tek kor RRP 2 - - - - - - - - - - - RT - - - - - - - - - - - İzleme - - - 7 5 - - - 3 - - - - devam Takipten çıkan - - - - - - - - - - - - - - - Benign 248 0. Üroonkoloji Kongresi

P07 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT KARSİNOMU EVRELENDİRMESİNDE PARMAKLA REKTAL MUAYENE VE İNTRAOPERATİF PALPASYONUN DEĞERİ. Tayyar Alp Özkan, 2 Ali Sarıbacak, 3 Hasan Yılmaz, 4 Kerem Teke, 5 Bahar Müezzinoğlu, 4 Özdal Dillioğlugil. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Yozgat Yerköy Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, 3 Kocaeli Seka Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği, 4 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 5 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. POSTER Giriş: Prostat karsinomu (PK) tanı ve evrelemesinde parmakla rektal muayene (PRM) hastalığın tanısında ve evrelendirmesinde rutin kullanılan bir yöntemdir. Çalışmamızda PK tanısında PRM ve prostat çıkartıldıktan sonra intraoperatif palpasyonun (iop) altın standart olarak alınan pt ile uyumunu araştırdık. Gereç ve Yöntem: 999-20 yılları arasında PK nedeniyle radikal prostatektomi (RP) yapılan 332 hastanın dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Kayıtlarında eksiklik bulunan 63 hasta çalışma dışı bırakıldı. Hastalara operasyondan gün önce PRM yapıldı. Tüm RP spesimenleri prostat çıkartıldığı anda evrelendirme amacı ile intraoperatif olarak palpe (İOP) edildi. PRM ile evreleme (ct) ve iop bulgusuna ait T evresi TNM 2002 ye göre kayıt edildi. Her iki yöntemle elde edilen veriler histopatolojik pt evresi ile karşılaştırıldı. pt ye göre sensitivite ve ROC analizinde eğri altındaki alanlarla (EAA) değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların ct, iop ve pt dağılımları Tablo de gösterilmiştir. %2,7 (7/269) hastada histopatolojik değerlendirmede PK saptanmadı (T0). Hastaların ct ve iop ile T evrelemesinin pt ye göre sensitivitesi ve ROC-EAA değerleri tablo 2 de gösterilmiştir. T2b hariç tüm T evrelerinde iop, PRM den (ct) daha iyi idi. Prostata sınırlı hastalıkta (pt2a, pt2b, pt2c) PRM ve iop sensitiviteleri, prostat dışı hastalıktan (pt3a, pt3b, pt4) çok daha yüksek idi (Tablo 2). Sonuç: PRM ve iop patolojik T evresini güvenli şekilde yansıtamamaktadır. Buna rağmen iop, PRM den (ct) daha fazla sensitiviteye sahiptir. PRM ve iop evreleme için yeterli değildir. T Evresi ct (%) iop (%) pt (%) Tc 9 (33,8) 78 (29) T2a 78 (29) 76 (28,2) 45 (6,7) T2b 50 (8,6) 38 (4,) 20 (7,4) T2c 42 (5,6) 58 (2,6) 20 (44,6) T3a 6 (2,2) 2 (4,5) 49 (8,2) T3b (0,4) 6 (2,2) 25 (9,3) T4 (0,4) (0,4) 3 (,) T Evresi Sensitivite % ROC-EAA (%95 CI) ct2a 26,7 0,3 (0,07-0,2) iop T2a 37,8 0,9 (0,-0,26) ct2b 20 0,0 (0,0-0,9) iop T2b 20 0,0 (0,0-0,9) ct2c 7,5 0,09 (0,05-0,2) iop T2c 26,7 0,3 (0,09-0,7) ct3a 4,08 0,02 (0-0,05) iop T3a 8,6 0,04 (0,002-0,08) ct3b 0 0 iop T3b 4 0,02 (0-0,06) 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 249

P08 29 Ekim 20-30 Ekim 20 KASTRASYONA REFRAKTER PROSTAT KANSERİ HASTALARINDA DOCETAXEL TEDAVİSİNİN YANINDA ANTİANDROJEN TEDAVİ UYGULAMASININ SAĞKALIM ÜZERİNE ETKİSİ POSTER Mehmet İlker Gökce, Ömer Gülpınar, Kadir Türkölmez, Sümer Baltacı, Yaşar Bedük. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Kastrasyona refrakter metastatik prostat kanseri tedavisinde docetaxel uygulaması standart tedavi olarak kabul edilmektedir. Docetaxel tedavisine geçilirken antiandrojen tedaviye (ADT) devam edilip edilmemesi konusunda görüş birliği yoktur. Bu çalışmada docetaxel tedavisi alan hasta grubunda antiandrojen tedavinin kesilmesinin sağkalıma olan etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Mayıs 200 Ocak 2009 tarihleri arasında AÜTF üroloji klinğinde docetaxel (75mg/m2) tedavisi verilen ve sağlıklı takipleri olan 02 hastanın verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Yaş, ADT öncesi PSA, ADT ile elde edilen en düşük PSA, en düşük testosteron düzeyi, prostat kanseri ile ilişkili verileri ve sağkalım durumu kaydedilmiştir. ADT kesilen ve devam edilen gruplar sağkalım ve diğer parametreler açısından karşılaştırılmıştır. Bulgular: İki grup arasında belirtilen parametreler açısından fark bulunmamıştır ve sonuçlar tablo de özetlenmiştir. Kaplan-Meier sağkalım analizi yapıldığında iki grupta sağkalım açısından anlamlı fark saptanmamıştır (şekil ). ADT kesilen grupta testosteron düzeyi tekrar yükselen hastalarda sağkalımın kastre kalan hastalara göre daha kötü olduğu tespit edilmişse de bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (şekil 2). Sonuç: Kastrasyona refrakter metastatik prostat kanseri tedavisinde docetaxel tedavisine başlanırken ADT kesilmesi ile ADT devam edilmesine göre anlamlı sağkalım farkı saptanmamıştır. Bu konu üzerine daha geniş hasta serilerini içeren prospektif randomize çalışmalara ihtiyaç vardır. Parametre (ortalama) ADT + (n=63) ADT (n=39) Yaş 69,8 70,5 HRT ile min PSA (ng/ml),39,33 KTx öncesi PSA (ng/ml) 38,2 38,8 KTx ile min PSA (ng/ml) 3,5 0,9 Minumum testosteron 6,5 20,5 250 0. Üroonkoloji Kongresi

POSTER Şekil ve 2. Kaplan-Meier analizi sonuçlar 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 25

POSTER P09 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİDE YENİ NESİL DİKENLİ POLİGLİKONAT SÜTÜR (V-LOC) KULLANILARAK YAPILAN POSTERİOR REKONSTRÜKSİYON VE VEZİKOÜRETRAL ANASTOMOZUN ERKEN DÖNEM SONUÇLARI Murat Arslan, Tansu Değirmenci, Bülent Günlüsoy, 2 Ali Serdar Gözen, Zafer Kozacıoğlu, Ali Rıza Ayder. İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Heidelberg Üniversitesi, Slk- Kliniken Hastanesi, Üroloji Kliniği. Amaç: Laparoskopik radikal prostatektomi (LRP) sonrası dikenli poliglikonat (V-Loc) ile yapılan posterior rekonstrüksiyon ve kontinü (Van velthoven) vezikoüretral anastomozun (teknik I) ile örgülü poliglaktin 90 (Vicryl) posterior rekonstrüksiyonu ve monoflaman Poliglikokapron 25 ile yapılan vezikoüretral anastomozun (teknik II) peroperatif ve postoperatif erken dönem sonuçlarının karşılaştırıldığı pilot bir çalışma amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Ocak 20 ile Temmuz 20 tarihleri arasında kliniğimizde lokalize prostat kanseri nedeniyle tek cerrah tarafından teknik I ile opere edilen 6 hastanın, rekonstruksiyon ve anastomoz süreleri, anastomoz sonrası kaçak kontrolleri, sistogram da kaçak kontrolleri, sonda alım süreleri ve erken kontinans oranları prospektif olarak teknik II ile yapılan 6 hastanin sonuçları ile karşılaştırıldı. İstatistiksel analiz SPSS kullanılarak yapıldı ve p<0,05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: V-Loc sütür materyali ve monoflaman ve örgülü vicryl ile yapılan ortalama posterior rekonstruksiyon ve ortalama anastomoz zamanları sırasıyla 5,2(3-5) dk, 0,5(8-2) dk ve 9,8(2-42)dk, 36,4(22-65) dk olarak saptandı (p<0.05). Peroperatif kaçak kontrolünde ve postoperatif drenaj V-Loc sütür ile yapılan anastomozda daha az olarak saptandı (p<0.05). Onuncu günde sonda alımında sistogram kaçak kontrolünde ve erken inkontinans değerlendirilmesinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuç: V-Loc sütür materyali (teknik I) ile yapılan posterior rekonstruksiyon ve vezikoüretral anastomoz teknik II ile yapılana göre daha kısa sürmektedir. Dikenli poliglikonat (V-Loc) kullanılan grupta postoperatif idrar kaçağı daha az olmakta ve böylece hastanede kalış süresi belirgin olarak kısalmaktadır. 252 0. Üroonkoloji Kongresi

P0 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LOKALİZE PROSTAT KANSERİ HASTASININ AMELİYAT KARARI VERME SÜRECİ Can Öbek, Çağatay Doğan, Zübeyr Talat, Hamdi Özkara, Süleyman Ataus, Veli Yalçın. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Giriş ve Amaç: Bu çalışmada lokalize prostat kanseri tanısı almış olan hastanın ameliyat kararı verme sürecinde yaşadığı deneyimi biraz daha iyi anlayabilmeyi, olaya biraz daha hastanın penceresinden bakabilmeyi hedefledik. Metod: Nisan 2009-Eylül 20 tarihleri arasında lokalize prostat kanseri tanısıyla radikal prostatektomi olan 25 hasta telefonla ulaşılarak sorgulandı. Tüm görüşmeleri hastaların tedavi kararı sürecinde aktif rol almamış bir kişi (ÇD) gerçekleştirdi. Hastaların klinik bilgileri ve yanıtlar bir veri tabanında toplandı. Bulgular: 3 hasta değerlendirme dışı bırakıldı (5 ulaşılamayan, Alzheimer, 4 pre-op sondalı, renal transplant adayı, 2 yeni ameliyatlı). Değerlendirilen 2 hastadan %23,2 si kanser tanısından habersizdi. %9,6 hasta tedavi kararı verirken zorlandığını belirtti. Hastaların %32, ine radyoterapi, %4,3 une de aktif izlem diğer bir seçenek olarak sunulmuştu. Cerrahi dışında tedavi düşünmeyenlerin oranı %87,5 idi. Ortalama 2,7 (-9) ürolog görüşü alınmıştı. Tedavi kararını %5,7 hekim, %3,3 hasta, %7 hekim-hasta birlikte vermişti. Doktorunun yeterli bilgi vermediğini düşünenler %8, yan etkileri anlatmadığını belirtenler %20,5, yan etkilerin anlayacağı dilde anlatmadığını düşünenler %3,4, yan etkilerin daha detaylı anlatmasını isteyenler %58,4 dü. Etkili tedavi nedir sorusuna %4 yaşam kalitesinin korunması, %29,5 yaşam süresinin uzaması, %27,7 ise her iki faktörün birleşimi olduğu yanıtını verdi. %43,8 hasta prostat kanseri konusunda yazı/yayın okumuş, %42 başkalarının fikirlerine başvurmuştu. Evli bireylerde eşin karara katkısı %6,5 idi. Ameliyat olduğuna pişman olanların oranı %6,, pişmanlık konusunda kararsız olanların oranı da %4,5 du. Sonuç: Tedavi/ameliyat kararı veren hastaların /4 u prostat kanseri tanısından habersizdi. Hekimler hastaların yarısında hasta adına karar veriyorlar ve diğer tedavi seçeneklerinden cok düşük oranda söz ediyorlar. Hastalar için etkili tedavi ağırlıkla yaşam kalitesinin korunması; ancak çok azı aktif izlem konusunda bilgilendiriliyor ve/veya bunu bir seçenek olarak düşünüyor. Hastalar ameliyatın yan etkileri konusunda daha fazla bilgilendirilmeyi istiyor. Azımsanmayacak oranda hasta verdiği karardan pişmanlık duyuyor. Hekimler olarak lokalize prostat kanseri olan hastamızı hastalığı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin yan etkileri konusunda yeterli bilgilendirmemekyetiz. Bu zor süreçte kendisi için en uygun seçimi yapabilmesi adına hastamız için daha iyisini yapabiliriz ve yapmalıyız. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 253

P 29 Ekim 20-30 Ekim 20 AKTİF İZLEM İLE TAKİP EDİLEN LOKALİZE PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA 5-ALFA REDÜKTAZ İNHİBİTÖRLERİNİN PROGNOZA ETKİSİ POSTER 2 Tayyar Alp Özkan, Levend Özkan, 3 Ali Sarıbacak, 4 Hasan Yılmaz, 5 Bahar Müezzinoğlu, Özdal Dillioğlugil. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 2 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloiji Anabilim Dalı, 3 Yozgat Yerköy Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği, 4 Kocaeli Seka Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği, 5 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. Giriş: Lokalize prostat kanserli (PK) hastalarda aktif izlem (Aİ) kılavuzlarda tedavi alternatifleri arasında yerini almıştır. 5-α redüktaz inhibitörleri (5-ARI) nin hem benign hem de kanserli prostat hücrelerinde apoptozise yol açtıkları bilinmektedir. Bu çalışmada Aİ yapılan hastalarda, 5-ARI nın patolojik ilerleme üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Şubat 2002 Nisan 20 tarihleri arasında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD de, PK tanısı ile Aİ (PSA 5 ng/ml, PSAD 0,20, ct2c, Gleason toplamı 3+3, kanserli örnek sayısı (KÖS) 3, PK için tedavi almamış) yapılan 69 hastanın kayıtları değerlendirildi. Tüm hastalara ilk iki yıl 3 ayda bir PSA kontrolü, 6 ayda bir parmakla rektal muayene (PRM), ikinci yıldan sonra 6 ay aralarla PSA kontrolü, PRM yapılmıştır. PSA yüksekliği veya anormal PRM varlığında hemen, aksi takdirde birinci, üçüncü ve yedinci yıl biyopsi tekrarı yapıldı. Tekrar biyopsilerinde kanser saptanan hastalarda Gleason toplamı, KÖS veya kanserli örnek kanser yüzdesinde artış olması patolojik ilerleme kabul edildi. Sürekli değişkenler t testi, Wilcoxon rank-sum, kategorik değişkenler ki-kare testi ile değerlendirildi. Patolojik ilerleme veya definitif tedaviye kadar geçen süre Kaplan-Meier yöntemi, gruplar arası karşılaştırmalar Log-rank testi ile yapıldı. Patolojik ilerlemeyi öngörüde kullanılabilecek bağımsız faktörler, Cox proportional hazard metodu ile tek değişkenli ve çok değişkenli analiz yöntemleri kullanılarak değerlendirildi. Yapılan tüm testlerde p <0,05 istatistiksel anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 69 hastanın yaş ortalaması 67±7,8 takip süresi ortanca 26 (IQR:8-42) ay idi. 5-ARI kullanan %42 (29/69) hastanın 5-ARI kullanım süresi ortanca 39 (IQR:23-45) ay idi. 5-ARI kullanmayan %58 (40/69) hastanın takip süresi ortanca 23,5 (IQR:7-37,5) ay idi (Tablo). 5-ARI kullanan hastaların %34,5 inde (0/29 ), 5-ARI kullanmayan hastaların ise %30 unda (2/40) patolojik ilerleme görüldü (p=0,693). Patolojik ilerleme olan 5-ARI kullanan hastalarda, takip süresi ortalama 30,4± ay, kullanmayan hastalarda takip süresi ortalama 26,8±,5 idi (Log-rank p=0,45). Definitif tedaviye kadar geçen takip süresi, 5-ARI kullananlarda ortanca 24 (IQR:20-39), 5-ARI kullanmayanlarda ortanca 7 (IQR:9-32) ay idi (p=0,0386). Tek değişkenli analizde hiçbir değişkenin tek başına patolojik ilerlemeye etkisi saptanmadı. Patolojik ilerlemeye etkisi olabilecek bağımsız faktörleri saptayabilmek için oluşturulan 254 0. Üroonkoloji Kongresi

çok değişkenli modelde biyopside saptanan KÖS (p=0,029) ve yaş patolojik ilerleme ile ilişkiliyken (p=0,07), 5-ARI kullanmak patolojik ilerlemeyle ilişkili değildi (p=0,48). Sonuç: Çalışmamızda Aİ de yaş ve KÖS patolojik ilerleme için önemli risk faktörleridir. Biyopsilerinde KÖS ü 2 den fazla olan ve ileri yaştaki hastalara Aİ önerilmemelidir. 5-ARI ortalama 24 ay kullanımda patolojik ilerlemeyi azaltmada fayda sağlamamaktadır. 5-ARI Var (n=29) 5-ARI Yok (n=40) p değeri Yaş (yıl), ortalama ± SD 66,5±6, 67,7±8,9 0,3362 Başvuru PSA sı (ng/ml), ortanca (IQR) 5,37 (4,3 6,5) 5,5 (4,0-7,) 0,5233 PSAD (ng/ml/cc), ortalama ± SD 0,±0,04 0,2±0,05 0,346 Prostat Hacmi (ml), ortanca (IQR) 5,9 (35-62,3) 42,8 (33,3-55,5) 0,2263 5-ARI ya Başlama Zamanı (ay), ortalama ±SE 3,5±,2 - - Takip Süresi (ay), ortanca (IQR) 39 (23-45) 23,5 (7-37,5) 0,03 Tekrar Biyopside İlerleme, n(%) İlk Tekrar Biyopsi Sonraki Tekrar Biyopsiler 0 (34,5) 7 (24,) 3 (0,4) 2 (30) 2 (30) 0 0,693 0,79 - Tekrar biyopsi Gleaoson toplamı 8-0 olan hastalar, n(%) 3 (0,4) (2,5) 0,69 Hasta Tercihi ile Tedavi Uygulananlar, n(%) 0 7 (00) 0,035 5-ARI: 5-alfa redüktaz inhibitörleri, PSAD: PSA dansitesi, SD: Standart sapma, SE: Standart hata IQR: Çeyrekler arası açıklık. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 255

P2 29 Ekim 20-30 Ekim 20 BİR ÜNİVERSİTE KLİNİĞİNDE ÜROLOGLARIN LOKALİZE PROSTAT KANSERİNDE AKTİF İZLEMİ BENİMSEME ORANI POSTER Can Öbek, Çağatay Doğan, Zübeyr Talat, Hamdi Özkara, Süleyman Ataus, Veli Yalçın. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Giriş ve Amaç:2009 Nisan ayında yayınlanan Amerikan Üroloji Derneği (AUA) Rehberi PSA taraması ile tanı konan tüm prostat kanserli olgularda aktif izlemin bir seçenek olarak hastayla konuşulmasını önermektedir. Ayrıca son yıllarda tüm rehberler düşük riskli hastalarda aktif izlemin mutlak bir seçenek olarak hastayla paylaşılması gerekliliğini belirtmektedir. Biz kliniğimizde 2009 Nisan ayından sonra lokalize prostat kanseri tanısıyla radikal prostatektomi uygulanan hastalara tedavi seçenekleri arasında aktif izlemin önerilip önerilmediğini sorguladık. Metod: Nisan 2009-Eylül 20 tarihleri arasında lokalize prostat kanseri tanısıyla radikal prostatektomi uygulanan hastalar telefonla ulaşılarak sorgulandı. Tüm görüşmeleri hastaların tedavi kararı sürecinde aktif rol almamış bir kişi (ÇD) gerçekleştirdi. Hastaların pre-op ve post-op klinik bilgileri bir veri tabanında toplandı. Aktif izlem önerilme oranı grubun geneli ve D Amico kriterlerine göre düşük risk grubu için ayrı ayrı değerlendirildi. Bulgular: Ameliyat edilen 25 hastadan 3 hasta değerlendirme dışı bırakıldı (5 hastaya ulaşılamadı, hasta Alzheimer, 4 hasta pre-op sondalı, hasta renal transplant adayı, 2 hasta yeni ameliyatlı). Ortalama yaş 6,3, PSA 9,6 ng/ml, takip süresi 3,4 aydı. Tüm hasta grubunda aktif izlem önerilme oranı sadece %4,3 (6/2) idi. Verileri tam olan ve D Amico kriterlerine uyan hastalarda da ilginç olarak aktif izlem önerilme oranı aynıydı (7/50) %4. Beş hasta doktorunun ameliyatsız tedaviyi önermiş olmasını dilediğini belirtirken, %6, hasta ameliyat olduğuna pişman olduğunu beyan etti. %4,5 hasta ise pişmanlık konusunda kararsızdı. Sonuç: Bu çalışmada Türkiye de bir üniversite kliniğinde ürologların aktif izlemi pek benimsemedikleri, bu seçeneği hastalarına uluslararası rehberlerin önerilenin çok altında oranlarda önerdikleri saptanmıştır. Bu sonuçlar Türkiye deki diğer eğitim kurumlarını ve/ veya Türkiye genelini yansıtmayabilir. 256 0. Üroonkoloji Kongresi

P3 29 Ekim 20-30 Ekim 20 ÖNCEDEN PROSTAT CERRAHİSİ GEÇİREN HASTALARDA RADİKAL PROSTATEKTOMİ DENEYİMİMİZ M. Sertaç Yazıcı, Bülent Akdoğan, Cenk Yücel Bilen, Ali Ergen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Daha önceden prostat cerrahisi geçiren hastalarda radikal prostatektominin cerrahi zorluğunu ve patolojik sonuçlarını değerlendirmek. Yöntem-Gereçler: Kliniğimizde mesane çıkım obstrüksiyonu nedeniyle transüretral prostat rezeksiyonu (TUR-P), suprapubik transvezikal prostatektomi (SPTV-P) veya fotoselektif prostat vaporizasyonu (PVP) yapılan 45 hastaya (Grup ) daha sonra lokalize prostat kanseri nedeniyle radikal retropubik prostatektomi (RRP) yapıldı. Bu grup, cerrahi zorluk, komplikasyonlar ve patolojik sonuçlar açısından RRP yapılan son 50 hasta (Grup 2) ile karşılaştırıldı. Cerrahi zorluk göstergesi olarak ortalama kan kaybı, transfüzyon ihtiyacı ve ortalama ameliyat süresi dikkate alındı. Bulgular: Her iki grup arasında ortalama yaş ve preoperatif PSA dağılımı açısından fark yoktu. TUR-P (n=38), SPTV-P (n=5) ve PVP (n=2) yapılan hastalarda RRP teknik olarak daha zordu. Daha önceden prostat cerrahisi geçiren grup (Grup ), kontrol grubu (Grup 2) ile karşılaştırıldığında ortalama operasyon süresi belirgin olarak daha uzun (73±40 dakikaya karşılık 43±33, P<0.00) ve ortalama kan kaybı daha fazla miktardaydı (374±679 ml ye karşılık 03±6, P<0.05). Transfüzyon oranları açısından iki grup arasında belirgin fark bulunmadı. Zor diseksiyon ve önceki cerrahilere bağlı yapışıklık nedeniyle Grup deki 9 hastada (%20) bilateral veya unilateral sinir korunurken, Grup 2 deki 35 hastada (%70) sinir korundu. Her iki grupta birer hastada peroperatif rektum perforasyonu oldu ve primer olarak tamir edildi. Ortalama yatış süresi Grup de 7.4±5.8 gün iken Grup 2 de 3.9±.9 gün olarak bulundu (P<0.00). Cerrahi sınır pozitifliği (CS+), seminal vezikül invazyonu (SVİ) ve ekstrakapsüler yayılım (EKY) açısından gruplar arasında belirgin fark gözlenmedi. Patolojik evre dağılımı açısından bakıldığında pt2c dışında gruplar arasında belirgin fark bulunmadı. Grup de pt2c oranı iken %24 iken bu oran Grup 2 de %44 idi (P=0.046). Sonuç: Önceden prostat cerrahisi geçiren hastalarda radikal prostatektomi güvenli bir şekilde uygulanabilir. Periprostatik fibrozis, bu hasta grubunda cerrahi sürenin uzaması dışında belirgin bir farka neden olmamaktadır. Kanama miktarında gözlenen farkın transfüzyon oranlarına yansımamış olması klinik öneminin olmadığını düşündürmektedir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 257

P4 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LOKAL İLERİ EVRE PROSTAT KANSERİNDE GENİŞLETİLMİŞ RADİKAL PROSTATEKTOMİ POSTER Emre Can Polat, Ramazan Topaktaş, Mehmet Remzi Erdem, Cevper Ersöz, İsmail Başıbüyük, Fatih Elbir, Abdulkadir Tepeler, Tolga Akman, Abdullah Armağan, Şinasi Yavuz Önol. Bezmialem Vakıf Üniversitesi. Giriş: Lokal ileri evre prostat kanser tedavisinde radikal retropubik prostatektominin (RRP) yeri tartışmalıdır. Klinik T3 ve T4N0M0 prostat kanserli vakalarda nadiren RRP uygulanmaktadır. Genellikle ileri evre prostat kanser vakalarında tek başına RRP tercih edilmeyip kombine tedaviler kullanılmaktadır. Genişletilmiş RRP ile yalnızca seçilmiş vakalarda değil tüm lokal ileri evre prostat kanserlerinde kür sağlanabileceğini düşünmekteyiz. Materyal-Metod: Kliniğimizde 2004-20 yılları arasında genişletilmiş RRP yapılan 30 (2 inin klinik evresi T3 ve 9 unun T4) vaka (ortalama yaş: 6.3 yaş( 43-74 yaş) çalışmaya alındı. Tüm hastaların rektal muayenesinde prostat sert ve fikse saptandı. PSA ortalama 35.4 ng/ml (2-69), Gleason skoru 7 ve üzerindeydi. Hiçbir hastada kemik sintigrafisinde metastaz saptanmadı. Tüm vakalarda Denonviller fasyasının her iki yaprağı çıkarıldı, 4 hastada rektuma girildi ve eşzamanlı primer onarıldı. Genişletilmiş mesane boynu ve apeks diseksiyonu uygulandı. Sinir koruyucu cerrahi yapılmadı. Operasyon süresi ortalama:95dk (65dk- 95dk)idi. İntraoperatif kanama 300-000cc(ortalama: 550cc) idi. Hastalarda dren kalış süresi 4-0 gün (ortalama: 5.2 gün), üretral kateter kalış süresi ise 3-4 gündü (ortalama: 9.8 gün). Tüm hastalara her 3 ayda bir PSA takibi, 2. ayda ped testi ve üroflowmetri yapıldı. Bulgular: 24 aylık takiplerinde, 3 hastada biyokimyasal nüks saptandı. Diğerlerinde tpsa 0.2 ng/ml altındaydı. Hastaların 3 ü kontinan iken 2 sinde hafif inkontinans (-2 ped/gün) görüldü. Hastaların 3 ünde mesane boynu darlığı görüldü. Fokal ve yaygın periprostatik yayılım olan vakaların 2 inde cerrahi sınır pozitifliği saptanmazken geri kalanlarda cerrahi sınır pozitifliği nedeniyle adjuvan radyoterapi ve lenf nodu pozitifliği olan 2 hastada adjuvan radyoterapi ile birlikte hormonoterapi başlandı. Cerrahi sınır pozitifliği olmadan biyokimyasal nüks gelişen 4 hastada kurtarma radyoterapisi sonrasında yükselmeye devam eden PSA nedeniyle aralıklı hormonoterapi başlandı. Sonuç: Lokal ileri evre prostat kanserinde en uygun tedavi tartışmalıdır ve sıklıkla multimodal tedavi kullanılmaktadır. Hormonoterapi ve/veya radyoterapi yan etki ve lokal kontrol açısından yetersiz kalmakta, yüksek tedavi maliyetleri doğurmaktadır. Genişletilmiş RRP nin takip süreleri yeterli olmamasına rağmen lokal ileri evre prostat kanserlerinde önemli tedavi alternatifi olduğunu düşünmekteyiz. 258 0. Üroonkoloji Kongresi

P5 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LOKAL İLERİ VE İLERİ EVRE PROSTAT KANSERİNDE MAKSİMAL ANDROJEN BLOKAJI TEDAVİSİNİN HEMATOLOJİK, BİYOKİMYASAL VE KEMİK DANSİTESİ ÜZERİNE ETKİLERİ Erhan Demirelli, Ahmet Hakan Haliloğlu, 2 Ömer Gülpınar, Giray Sönmez, 2 Yaşar Bedük, Sadettin Küpeli. Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi, 2 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. POSTER Amaç: Lokal ileri ve ileri evre prostat kanserli hastalarda Maksimal Androjen Blokajı (MAB) tedavisinin hemoglobin (Hb) değeri, trombosit sayısı gibi Kan Hücresel Elemanları(KHE) ile ilgili parametreler, açlık kan şekeri (AKŞ), serum lipit düzeyleri ve kemik mineral dansitesi(kmd) üzerinde yaptığı değişiklikleri belirlemek amaçlanmıştır. Yöntem: Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Rıdvan Ege Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Anabilim Dalında prostat kanseri tanısı konan ve LHRH analoğu ve androjen reseptör blokörü kullanılarak MAB tedavisi uygulanan lokal ileri ve ileri evre prostat kanseri hastalarının tedaviye başlamadan önce ve tedavinin. yılı sonundaki Hb değeri, hematokrit değeri, trombosit sayısı, AKŞ, total kolesterol değeri(t.kol), trigliserid(tg) değeri, yüksek dansiteli lipoprotein(hdl) değeri, düşük dansiteli lipoprotein(ldl) değeri ve KMD değerleri kaydedildi. Olguların başlangıç ve bitiş sürecindeki sonuçları karşılaştırmalı olarak yorumlandı. Sonuç: MAB tedavisinin. yılında Hb değeri ve KMD değerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Ancak trombosit sayısındaki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Buna karşın T.Kol, TG, LDL, HDL ve AKŞ değerlerinde ise istatistiksel olarak anlamlı artış izlendi. Hb değerinde anlamlı düşüş olmasına rağmen hastalarımızda anemi semptomları gelişmedi. Tedavi öncesi AKŞ değerleri, Metabolik Sendrom Tanı Kriteri olan 0 mg/dl nin altında ölçülen 37 hastanın 4 ünde(%37,8) tedavi ile AKŞ değeri 0 mg/ dl nin üzerine çıkmıştır. Ayrıca T skoru değerlendirmesinde hastalarımızın 4 tanesinde osteoporoz geliştiği saptanmıştır. Osteoporoz gelişen hastaların tümünün T skoru tedavi öncesinde osteopenik düzeyde idi. Hiçbir hastamızda kemik kırığı oluşmadı. Tartışma: Çalışmamızda AKŞ değişiminin Metabolik Sendrom Riskine katkıda bulunduğu sonucuna varılmıştır. KMD deki düşüş başlangıçta osteopenik olan hastalarda daha fazladır. Kemik kırığı oluşmama ve anemi semptomlarının gelişmeme nedeni ise çalışmamızın MAB tedavisinin erken verilerinin değerlendirilmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 259

P6 29 Ekim 20-30 Ekim 20 HEMOLİZ İN PSA ÜZERİNDEKİ ETKİSİ Hasan Salih Sağlam, 2 Osman Köse, Öztuğ Adsan. Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2 Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi. POSTER Amaç: Günlük üroloji pratiğinde, kan alma sırasında oluşabilecek hemolizin serum serbest PSA ve total PSA üzerindeki etkilerini araştırmak. Materyal ve Metod: Yaşları 40-84 arasında olan (ortalama 6±2) 39 erkek hasta çalışmaya alındı. Konuyla ilgili iyi eğitimli 2 hemşire tarafından hastaların sağ kolundan 8 G iğneli enjektörle 4 cc kan alındıktan sonra bu kan eşit olarak iki ayrı tüpe yavaşça boşaltıldı ( ve 2. örnek). Aynı esnada hastanın sol kolundan 26 G insülin iğnesi uçlu enjektörle 2 cc kan alındı ve turnike kan alımı sonuna kadar bekletildi, alınan kan bir tüpe forse edilerek boşaltıldı (3. örnek). 2. örnekteki kan komle hemoliz edildi. Her üç örnekten serbest PSA, total PSA ve potasyum (K) çalışıldı. Sonuçlar Wilcoxon ve paired t testleri ile PSA ve potasyum değişimlerini incelemek üzere değerlendirildi. Bulgular: 26 G iğne ile K değerlerinde.7 kat değişim gözlenerek klinikte potasyum yönünden anlamlı bir hemoliz olduğu düşünüldü. Bu esnada serbest PSA ve total PSA değerlerinde ortalama olarak sırasıyla %3 ve de % 7 oranında bir azalma görüldü. Bu değişim komple hemoliz yapıldığına serbest PSA için %68 ve total PSA için %63 oranında bir düşme şeklinde tespit edildi. Sonuç: Günlük uygulamada kan alırken oluşabilecek hemoliz ile serbest PSA ve total PSA eşit olmayan oranlarda düşme göstererek hem gerçek değerlerinin altında görülmekte hem de serbest /total PSA oranının değişmesine neden olmaktadır. Bu şekilde elde edilen hatalı sonuçların, küçük değerlerde olsa da, sınır vakalarda ve tedavi sonrası izlemde olan prostat kanseri vakalarında önemli yanlış yorumlara neden olabileceği düşünülmüştür. örnek tpsa(ng/ml) spsa(ng/ml) K + (mmol/l) 8 G iğne 2,493±3,862 0,535±0,893 4,78± 26 G iğne Hemoliz 2,322±3,588 0,929±2,299 0,58 ±0,889 0,70±0,633 7,±2,576 39,545±5,775 260 0. Üroonkoloji Kongresi

P7 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT KANSERİ HÜCRELERİNDE TÜMÖR BASKILAYICI RASSFA, EDRNB VE METASTAZ İLE İLİŞKİLİ MMP2, ICAM GENLERİNİN MRNA PROFİLLERİ Ece Konaç, H. İlke Önen, 2 Ali Furkan Batur, Ebru Alp, 3 Serhat Gürocak, 4 Esra Karakuş, 4 İpek Işık Gönül, 5 İyimser Üre, Sevda Menevşe, Abdullah Ekmekçi, 3 Sinan Sözen. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Görele Devlet Hastanesi, 3 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, 5 Bolvadin Devlet Hastanesi. POSTER Karsinomlar, malign fenotipi başlatan ve devam ettiren onkogenler ve tümör baskılayıcı genlerde meydana gelen çok sayıda somatik genetik ve epigenetik değişimler ile ilişkilendirilir. Bu özgün moleküler değişimlerin saptanması, klinik takip ve yeni tanı almış prostat kanserlerinde sonucun öngörülmesini sağlayabilir. Çalışmamızda metastaz ile ilişkili olan MMP2 ve ICAM; tümör baskılayıcı genlerden RASSFA ve EDRNB genlerinin mrna ifade düzeylerinin prostat kanser oluşumundaki olası etkisini araştırmayı hedefledik. Neoadjuvan tedavi almamış 92 prostat kanserli hastanın tümör dokusu ile aynı hastalara ait normal oldukları histopatolojik olarak doğrulanan 78 (28 prostat kanser, BPH hastası) doku örneği çalışma kapsamına dahil edildi. Çalışmada genel olarak dokudan RNA izolasyonu, Revers transkriptaz PCR (RT-PCR), Kantitatif Real Time PCR analizi yapıldı. mrna ifade edilme düzeylerini normalize etmek için GAPDH housekeeping geni kullanıldı. Malign doku ve normal doku karşılaştırıldığında MMP2 ve RASSFA mrna düzeyinde anlamlı bir farklılık bulunmadı. Ancak, EDRNB (.8 kat) ve ICAM (.8) mrna düzeyinde malign dokularda normal doku örneklerine göre anlamlı azalma (down-regülasyon) bulundu. Ayrıca, bahsedilen gen ile hastaların klinik özellikleri arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır. Prostat kanserli ve BPH lı hastalar (n=) karşılaştırıldığında RASSFA ve EDRNB genlerinde anlamlı bir fark bulunmamasına karşın, tümör dokusunda MMP2 mrna ifade edilme düzeyinde 2.28 ve ICAM da ise.6 kat artma (up-regülasyon) görülmüştür. Multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilmesi gereken prostat kanserinde, moleküler biyolojik gen ekpresyon profili çalışmalarıyla bulunan yeni biyobelirteçler, kötü prognozlu hastaların tanımlanmasında, takibinde ve hedefe yönelik tedavinin seçilmesinde daha etkin öngörüye olanak verebilecektir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 26

P8 29 Ekim 20-30 Ekim 20 AG490 VE S3I-20 İN ANJİYOJENEZİS İLİŞKİLİ JAK/STAT3 SİNYAL YOLAĞINDA TRAIL DİRENÇLİ PROSTAT KANSER HÜCRE HATLARINDAKİ (LNCAP, PC3) MOLEKÜLER ETKİLERİ POSTER Venhar Gürbüz, Ece Konaç, Nuray Varol, Akın Yılmaz, 2 Serhat Gürocak, Sevda Menevşe, 2 Sinan Sözen. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, 2 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen genitoüriner kanserler içerisinde ilk sırada yer almakta ve anjiyojenezis hastalığın ilerlemesinde rol oynamaktadır. Anjiyojenez, çok sayıdaki sinyal iletim yolakları tarafından düzenlenen kompleks çok aşamalı bir süreçtir. Sinyal dönüştürücü ve transkripsiyon aktivatörler (STAT), başlıca STAT3, kritik çoklu fonksiyonu olan bir düzenleyici faktördür. VEGF, MCL ve MMP ler gibi bazı anjiyojenik faktörleri düzenleyen genlerin ifadelenmelerini uyarır. Araştırmamızda, JAK/STAT3 aracılığıyla aktive olan VEGFA, VEGFC, VEGFR2, MMP2, MCL in (antiapoptotik faktör) transkripsiyonel (mrna) ve protein ifadelenme düzeylerini, bu yolak aracılığıyla inaktive olan TRAIL aracılı apoptozis mekanizması üzerine ilgili genlerin etkilerinin prostat kanserinin gelişiminde, metastazında ve anjiyojenezisindeki rollerini açığa çıkarmayı amaçladık. Bu bağlamda, ilk olarak interlökin-6 (IL-6) negatif insan prostat hücre hattına (LNCaP) IL-6 verilerek, JAK/STAT3 yolağının aktivasyonu sağlandı. LNCaP hücre hattında, çeşitli doz ve inkübasyon sürelerinde AG490, S3I-20 ve TRAIL in sitotoksik ve apoptotik etkileri morfolojik, tek bir hücre düzeyinde (TUNEL), mrna (real-time PCR) ve protein (Western blot, ELISA) düzeylerinde araştırıldı. PC3 hücre hattı ise pozitif kontrol olarak kullanılmıştır. Çalışmamız, JAK/STAT3 yolağının inhibisyonunun, kaspaz 3 kaskadını aktive ederek LNCaP hücrelerini kaspaz 9 kaskadı aracılığıyla, mitokondriyal yolu kullanarak TRAIL dirençli LNCaP hücrelerini apoptoza yönlendirdiğini ve JAK2 inhibitör AG490 veya STAT3 inhibitör S3I-20 in TRAIL ile birlikteliğinin bu etkiyi artırmadığını gösteren ve bu yolakta rol alan birincil anjiyojenik faktörün VEGFA olduğunu gösteren ilk çalışmadır. JAK/STAT3 yolağı hedefli kanser tedavisinde, AG490 ve S3I-20 in sitotoksitesi yüksek kemoterapötik ajanlarla birlikte kullanılmasının, uygun apoptotik etkiye düşük doz ve sürede ulaştırabilmesine bağlı olarak, klinik açıdan yararlı olabileceğine dikkat çekmektedir. Ayrıca, JAK/STAT3 yolağının moleküler etkilerinin tam olarak belirlenmesi prostat kanserinin tedavisi için yeni moleküler hedeflerin tanımlanmasına olanak sağlayacaktır. 262 0. Üroonkoloji Kongresi

P9 29 Ekim 20-30 Ekim 20 RADİKAL PROSTATEKTOMİYE BAĞLI KOMPLİKASYONLARIN PREOPERATİF ASA RİSKLERİNE GÖRE VE MODİFİYE CLAVİEN SINIFLAMA SİSTEMİ KULLANILARAK GÖZDEN GEÇİRİLMESİ Taha Numan Yıkılmaz, Ayhan Dirim, Yalçın Kızılkan, M. İlteriş Tekin, Hakan Özkardeş. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç: Preoperatif Amerikan Anestezi Birliği (ASA) riski belirlenmiş radikal prostatektomi yapılan olgularda peroperatif ve postoperatif komplikasyonların Modifiye Clavien Sınıflandırma sistemine göre değerlendirilmesi. Hastalar ve Yöntem: Kliniğimizde lokalize prostat kanseri nedeniyle radikal retropubik prostatektomi (RRP) yapılan 95 olguya ait komplikasyonlar Modifiye Clavien sınıflama sistemi kullanılarak retrospektif olarak değerlendirildi. Bu komplikasyonlar ASA (American Society of Anesthesiology) risk gruplarına göre incelendi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 95 olgunun yaş ortalaması 6.4 yıl (48-75 yıl), preoperatif ortalama PSA değeri 7.8 ng/ml (2.-27 ng/ml) idi. Seksen iki hasta (%86) klinik Tc idi. Patolojik evrelemede 25 olgu (%26) T2a, 32 olgu (%33) T2b, olgu (%) T2c, 5 olgu (%6) ise T3a olarak belirlendi. Hastaların komorbiditeleri değerlendirilerek preoperatif anestezi riskleri elde edildi. Hastaların ASA risk grubuna göre dağılımları 42 hasta ASA-; 44 hasta ASA-2; 9 hasta ASA-3 şeklinde idi. Preoperatif ASA-4 risk grubunda hasta yoktu. Hastalar ASA risk skorlamasına göre düşük riskli; ASA I-II ve yüksek riskli; ASA III- IV olmak üzere iki gruba ayrıldı. Radikal cerrahi sonrasında 47 olguda işleme bağlı 70 yan etki geliştiği izlendi (Tablo ). Bazı olgularda birden fazla komplikasyon geliştiği görülerek, en yüksek Clavien dereceli olan komplikasyon değerlendirmeye dahil edildi (Tablo 2). Sonuç: Anestezi (ASA) risk grubu yükseldikçe artacağı düşünülen komplikasyon sıkılığında beklenen sonuç gözlenmemiştir. Bu durum yüksek ASA risk grubundaki hasta sayısının yetersiz olmasına bağlanmıştır. Derin ven trombozu, pulmoner emboli, enfeksiyon gibi sistemik komplikasyonlar sıklıkla yüksek ASA risk grubundaki hastalarda gözlemlenirken, cerrahiye bağlı komplikasyonlar (kan transfüzyonu gerektiren kanama, inkontinans, üretra darlığı gibi) ASA risk skorlamasından bağımsız olarak her iki grupta da gösterilmiştir. Bu haliyle cerrahiye bağlı komplikasyonların da değerlendirmeye alındığı modifiye Clavien sınıflamasını, ASA risk skorlamasından soyutlayarak kullanma gerekliliği bu iki sistemin kombine kullanımına gölge düşürmektedir. Ancak istenmeyen yan etkilerin sınıflandırılmasına yönelik standart bir sistemin geliştirilememiş olması, tüm eksikliklerine karşın Clavien sistemini ürolojik cerrahilere uygulanması noktasında halen en uygun yöntem haline getirmektedir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 263

P20 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT KANSERİ NEDENİ İLE BİLATERAL SKROTAL ORŞİEKTOMİ VE PASAJ AMAÇLI TUR PROSTATEKTOMİ YAPILAN OLGULARDA SPESİMENLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ POSTER Eray Hasırcı, Ayhan Dirim, Taha Numan Yıkılmaz, Enis Kervancıoğlu, 2 Merih Tepeoğlu, Hakan Özkardeş. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. Amaç: Prostat iğne biyopsisi ve ek değerlendirmeler sonrası lokal invazif veya metastatik prostat kanseri nedeniyle bilateral skrotal orşiektomi ve eşzamanlı infravezikal obstrüksiyona yönelik olarak pasaj amaçlı transüretral rezeksiyon (TUR-P) uygulanan olgularda elde edilen spesimenlerin patolojik incelemelerinin gerekliliğini sorgulamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 2000 ile 20 yılları arasında prostat iğne biyopsisi ile prostat kanseri tanısı konan ve ortalama yaşı 74.7 yıl (59-86 yıl) olan 20 hasta dahil edildi. Olguların ortalama PSA değerleri 249.27 ng/dl (3. 4335 ng/dl) ve i metastatik prostat kanseri idi. İnfravezikal obstrüksiyon ve prostat kanseri nedeniyle pasaj amaçlı TUR-P ve skrotal orşiektomi yapılan olguların cerrahi spesimenleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Patolog farkı gözetilmeden yapılan değerlendirmede prostatektomi spesimeninde iğne biyopsisinden farklı olarak 5 olguda (%25) farklı bir Gleason skoru veya primer - sekonder patern değişikliği saptanmıştır. Dört olguda Gleason skorunda artma, olguda ise patern değişikliği izlenmiştir (Tablo ). Tek patolog tarafından değerlendirme yapıldığında ise 3 olguda (%5) Gleason skorunda artma saptanmıştır. Yine 20 olgunun 3 ünde (%65) skrotal orşiektomi spesimenleri histopatolojik değerlendirmeye alınmış ve hiçbirinde önemli patolojik bulguya rastlanmamıştır. Sonuç: Prostat kanseri tanısı bulunan, skrotal orşiektomi ve pasaj amaçlı TUR-P yapılan olgularda spesimenlerin histopatolojik değerlendirmeye alınıp alınmaması konusunda görüş birliği bulunmamaktadır. Olguların genellikle ileri evrede olması nedeniyle elde edilecek ek patolojik verilerin tedavi planına katkı sağlamayacağı düşüncesi, orşiektomi spesimenlerinde önemli bulgu beklentisinin oldukça düşük olması, patologların iş yükünü artırması ve ek maliyet getirmesi gibi nedenlerle patolojik değerlendirme gereksiz gibi görünmektedir. Primerden farklı histopatolojik bulgu elde edilmesinin önemi daha geniş serilerde belirginleşebilir. Farklı patolog ve tek patolog incelemesine göre prostat iğne biyopsisi ve prostatektomi spesimenlerindeki Gleason skorlarının değerlendirilmesi. Farklı Patolog İnceleme Tek Patolog İncelemesi Gleason skoru İğne Biyopsisi TUR-P İğne Biyopsisi TUR-P 4+5=9 5+4=9 5+4=9 5+4=9 4+3=7 5+4=9 5+3=8 5+3=8 2+2=4 3+3=6 2+2=4 3+3=6 3+4=7 5+4=9 3+4=7 5+3=8 4+4=8 5+4=9 4+4=8 5+4=9 264 0. Üroonkoloji Kongresi

P2 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TAZE VE KURUTULMUŞ İDRARDAN ELDE EDİLEN SERBEST PSA VE TOTAL PSA DEĞERLERİ SERUMDAKİ SERBEST PSA VE TOTAL PSA DEĞERLERİNİ YANSITIR MI? Hasan Salih Sağlam, 2 Osman Köse, 2 Fatma Özdemir, Öztuğ Adsan. Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2 Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi. POSTER Amaç: Taze idrar ile kurutularak daha sonra çözülmüş idrardan elde edilen freepsa(fpsa) ve totalpsa (tpsa) değerlerinin serum fpsa ve tpsa değerlerini yansıtıp yansıtmadığını araştırmak. Materyal ve Metod: Yaşları 40-84 arasında 33 hastanın sabah kan serumları elde edilirken eş zamanlı olarak idrarlarının ilk 20 cc kadarı alınıp hemen laboratuvara gönderildi. Otomatik pipetle her idrardan 3 kez 00 mikrogram alınarak kurutma kağıdında 3 ayrı yere damlatıldı ve kuruduğu sınırlar işaretlendi. Serum ve taze idrardan elde edilen fpsa ve tpsa değerleri elde edilip kaydedildi. gün, 7 gün ve 28 gün sonra kuru idrar örnekleri çözülerek fpsa ve tpsa değerleri elde edilip ilgili hasta adına kaydedildi. Sonuçlar SPSS programında karşılaştırıldı. Bulgular: Serum fpsa ve tpsa değerleriyle taze idrar ve kurutularak çözülen idrar fpsa ve tpsa değerleri arasında zayıf korelasyon (r<0,24) görüldü. Taze idrar ile kurutulmuş idrar değerleri arasında güçlü korelasyon (0,5< r <0,74) görülürken kurutulmuş idrar değerlerinin gün, 7 gün ve 28. gün değerleri arasında çok güçlü korelasyonlar(r>0,75)görüldü. Sonuç: Taze ve kurutulmuş idrardan elde edilen fpsa ve tpsa değerlerinin serum fpsa ve tpsa değerlerini doğrudan yansıtmayacağı düşünüldü. Acak idrar PSA değerlerinin klinik olarak benign ve malign süreçlerde ne anlama geldiğinin serum PSA değerlerinden bağımsız olarak araştırılmasının daha doğru olabileceğini düşünmekteyiz. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 265

P22 29 Ekim 20-30 Ekim 20 34 HASTADA YAPILAN PROSTAT BİYOPSİ SONUÇLARIMIZ Uğur Yücetaş, Soner Ulusoy, Emre Karabay, Akın Soner Amasyalı, Erkan Erkan, Gökhan Toktaş, 2 Erdinç Ünlüer. SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. POSTER Amaç: Kliniğimizde 34 hastaya transrektal ultrasonografi eşliğinde yapılan prostat biyopsi sonuçları incelendi. Materyal-Metot: Son 5 yılda 34 hastaya yapılan toplam 3702 prostat biyopsinin sonuçları gözden geçirildi. Hastalar yaş, PSA, prostat volümü, PSA dansitesi, patoloji sonuçlarına göre karşılaştırıldı. Ayrıca ikinci ve üçüncü biyopsi sonuçları ve major komplikasyonlar değerlendirildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 63.98±7.53 (37-86), ortalama PSA değeri 3.97±30.33, ortalama prostat volümü 43.70±23.66 ve ortalama PSA dansitesi 0.40±0.85 idi. Hastaların patoloji sonuçları incelendiğinde ilk biyopside kanser saptanma oranı %22.3, High Grade PIN saptanma oranı %3.2 ve ASAP (Atipik small asiner proliferasyon) saptanma oranı %8.9 olarak tespit edildi (Tablo ).Hastalar PSA değerine göre 4 ng/ml den küçük, 4-0 ng/ml ve 0 ng/ml den büyük olarak üç gruba ayrıldığında; ilk grupta kanser saptanma oranı %2.8, ikinci grupta %6.2 ve üçüncü grupta %32.5 olarak tespit edildi (Tablo 2). Ayrıca 27 hastaya ikinci biyopsi, 20 hastaya üçüncü biyopsi yapıldı. İkinci biyopsi yapılan 50 hastada (%8.5) ve üçüncü biyopsi yapılan 4 hastada (%20) kanser saptanmıştır. Prostat biyopsisine bağlı major komplikasyonlar incelendiğinde; 33 hastada hospitalizasyon ve parenteral antibiyoterapi gerektiren üriner sistem enfeksiyonu geliştiği, 7 hastanın ürosepsis nedeniyle tedavi edildiği, bir hastanın ürosepsis sonucu ex olduğu, bir hastada prostat biyopsisine bağlı pelvik hematom geliştiği görüldü. Sonuç: Transrektal ultrasonografi eşliğinde 34 hastaya yapılan prostat biyopsi sonuçlarına göre kanser saptanma oranımız ilk biyopside %22.3, ikinci biyopside %8.5 ve üçüncü biyopside %20 olarak bulunmuştur. Ayrıca PSA değeri 0 ng/ml den yüksek olan olguların yaklaşık üçte birinde (%32.5) kanser saptanmıştır.kanser saptanmayan hastaların yakın takip edilmesi, ikinci biyopsinin planlanması gerektiğini ve pelvik hematom, ürosepsis ve hatta ölüm ile sonuçlanabilen komplikasyonlar nedeniyle prostat biyopsisinin masum bir işlem olmadığını da unutmamız gerekir. 266 0. Üroonkoloji Kongresi

İlk Biyopsi İkinci Biyopsi Üçüncü Biyopsi Benign 2239 %65.6 89 %69.7 4 %70 High Grade PIN 08 %3.2 0 %3.7 %5 ASAP 302 %8.9 22 %8. %5 Kanser 762 %22.3 50 %8.5 4 %20 34 27 20 PSA <4 4-0 >0 Benign 260 %8.2 279 %73.4 700 %5.9 High Grade PIN 5 %.6 5 %2.9 52 %3.9 ASAP 4 %4.4 30 %7.5 58 %.7 Kanser 4 %2.8 282 %6.2 439 %32.5 320 742 349 POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 267

P23 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT BİYOPSİSİNDE SEDASYON VE ANALJEZİ: PROSPEKTİF RANDOMİZE BİR ÇALIŞMA POSTER Tünkut Doğanca, Abdurrahman Savsin, Sarper Erdoğan, Fatih Özdemir, Fatiş Altındaş, Can Öbek. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Giriş ve Amaç: Prostat biyopsilerinde daha iyi anestezi/analjezi için arayış sürmektedir. Pekçok küçük cerrahi girişimde yaygın olarak kullanılan sedasyon ve analjezi, prostat biyopsisinde rapor edilmemiştir. Bu çalışmada, trans rektal yoldan gerçekleştirilen prostat biyopsilerinde, sedasyon ve analjezi uygulamasının etkinliği ve uygulanabilirliği irdelenmişitir. Materyal ve Metot: Mart 2008 Eylül 200 tarihlerinde TRUS eşliğinde prostat biyopsisi uygulanan hastalar :2 oranında lokal anestezi+sedasyon + analjezi veya yalnızca lokal anestezi olarak 2 gruba randomize edildi. Sedoanaljezi kolundaki hastalar önceden anestezi muayenesinden geçirildiler. Bütün biyopsiler ameliyathane şartlarında yapıldı. İşlem sırasında önce anal sfinkter ve rektuma %2 lik lidokain jel uygulandı, 5-0 dakika sonra US probu yerleştirilerek 5 cc lik lidokain (2%) + 5 cc.+ Bupivakain (0.5%) karışımı prostatın her iki yanına enjekte edildi. Anestezi etkisi için 5 dk. beklendikten sonra biyopsiler alındı. Sedasyon kolundaki hastalara aynı işleme ek olarak midazolam + remifentanil sedoanaljezisi uygulandı (midazolam 0.04 mg/kg ve ilk 20 saniyede remifentanil μgr/kg/dk, devamlı infüzyon dozu 0,5 μgr/kg/dk ). Sedoanaljezi anestezi uzmanı varlığında, anestezi hemşiresi tarafından verildi. Bu koldaki hastalar EKG, TA ve periferik oksijen saturasyonu ile takip edildi. Sedasyon seviyesi Ramsay Sedasyon skalasında 3-4 aralığında tutuldu. Ağrı skorlaması için verbal nümerik skala, memnuniyet için vizüel bir skala ( 4) kullanıldı. Sonuçlar: Toplam 33 hastanın bilgileri değerlendirildi. Lokal anestezi grubunda 235, sedasyon ve analjezi grubunda 96 hasta vardı. Ortalama yaş 65, PSA 0,2 ng/dl, ve prostat hacmi 47 cc idi. Oksijen satürasyonu düşen 4 hastada airway konması gerekti ve hastada kooperasyonun bozulması üzerine kısa süreli supin pozisyona geçmek gerekti. Ağrı ve memnuniyet için her iki grubun değerleri tabloda verilmiştir. Sedasyon ve analjezi grubunda ağrı skoru anlamlı olarak daha düşük bulundu (p=0.008). Memnuniyet skoru her iki grupta aynıydı. Yorum: Prostat biyopsisinde sedasyon ve analjezi güvenle uygulanabilecek bir yöntemdir ve ağrıyı yalnızca lokal anestezi uygulamasına göre anlamlı olarak azaltmaktadır. Hasta memnuniyeti açısından 2 yöntem arasında fark saptanmamıştır. İşlemin daha komplike hale gelmesi ve maliyet konusu tartışmalıdır ve her kurumun kendi şartlarında değerlendirilmelidir Hasta Ağrı Skoru Memnuniyet Skoru Toplam 33.9 3.5 Sedasyon ve Analjezi + LA 96 0.88 3.5 LA 235.3 3.49 268 0. Üroonkoloji Kongresi

P24 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT BİYOPSİSİ KOR SAYISI İLE KANSER SAPTAMA ORANI ARASINDAKİ İLİŞKİ Uğur Yücetaş, Aytaç Ateş, Yusuf Şahin, Akın Soner Amasyalı, Erkan Erkan, Gökhan Toktaş, 2 Erdinç Ünlüer. SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Kliniği. Amaç: 6 kor ile 0-2 kor prostat biyopsisinde kanser saptama açısından fark olup olmadığı retrospektif olarak incelendi. Materyal-Metot: Son 5 yılda 34 hastaya yapılan prostat biyopsi sonuçları gözden geçirildi. Hastalar prostat biyopsi kor sayısına göre iki gruba ayrıldı. İlk grupta 6 kor biyopsi yapılan 009 hasta ve ikinci grupta 0-2 kor biyopsi yapılan 2402 hasta mevcuttu. Bulgular: 6 kor biyopsi yapılan 009 hastanın yaş ortalaması 65.23±6.52, PSA ortalaması 5.39±5.35 prostat volümü ortalaması 39.48±20.26, PSA dansitesi ortalaması 0,50±0.73 ve 0-2 kor biyopsi yapılan 2402 hastanın yaş ortalaması 63.46±7.86, PSA ortalaması 3.37±34.74, prostat volümü ortalaması 45.47±24.75, PSA dansitesi ortalaması 0.35±0.89 idi (Tablo ).Daha yüksek PSA ve PSA dansitesi ortalamasına sahip hastaların oluşturduğu 6 kor biyopsi yapılan grupta kanser saptama oranı %8. iken 0-2 kor biyopsi yapılan grupta kanser saptama oranı %24. olarak bulunmuştur. Her iki grup birbiriyle karşılaştırıldığında kanser saptama açısından 0-2 kor biyopsi yapılan grup lehine istatistiksel olarak anlamlı sonuç elde edilmiştir. (Tablo 2) Sonuç: Saf PSA değerine göre retrospektif olarak yapılan bu çalışmada 0-2 kor yapılan prostat biyopsisinde 6 kor biyopsiye göre istatistiksel olarak daha yüksek oranda kanser tespit edildiğini saptadık. Bu sonuç prostat biyopsisinde standart hale gelen 2 kor biyopsi protokolünü desteklemektedir. POSTER Yaş PSA PV PSAD 6 Kor Biyopsi 65.23±6.52 5.39±5.35 39.48±20.26 0.50±0.73 0-2 Kor Biyopsi 63.46±7.86 3.37±34.74 45.47±24.75 0.35±0.89 p < 0.000 < 0.000 < 0.000 < 0.000 6 Kor Biyopsi (009 Hasta) 0-2 Kor Biyopsi (2402 Hasta) Benign 52 %50.7 698 %70.7 < 0.000 High Grade PIN 0 %0 36 %.5 ASAP 24 %2.2 88 %3.7 Kanser 82 %8. 580 %24. p 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 269

P25 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT BİYOPSİSİ SONRASI AKUT BÖBREK YETMEZLİĞİ GELİŞEN OLGU SUNUMU Uğur Üyetürk, Adnan Gücük, Eray Kemahlı, Ahmet Metin. Abant Izzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Giriş ve Amaç: Prostat biyopsisi digital rektal muayenesi anormal olan ve/veya PSA değeri normalden yüksek olan hastalara TRUS eşliğinde poliklinik şartlarında yapılabilmektedir. Ancak prostat biyopsisinin hematüri, hematospermi, rektal kanama, idrar retansiyonu, ağrı gibi travmatik ve yüksek ateş, bakteriyemi, üriner enfeksiyon, epididimit ve prostatit gibi enfeksiyöz komplikasyonları azalan sıklıkta bile olsa hala görülmektedir. Olgu: Alt üriner sistem semptomları nedeniyle yapılan tetkiklerinde PSA değerinin 5.56 ng/ml, serbest PSA değeri 0,78 ng/ml (fpsa/psa:0.4) gelen 62 yaşındaki hasta prostat kanseri ön tanısıyla polikliniğimize sevk edilmişti. Yapılan muayenede TR (+) normal kıvamda olan hastaya siprofloksasin 500 mg 2X başlandı. 3 Haftalık tedavinin ardından tekrar ölçülen PSA değeri 6.68 ng/ml, serbest PSA değeri,02 ng/ml (fpsa/psa:0.5) olarak saptandı. Özgeçmişinde hipertansiyon, diabetes mellitus öyküsü olan hastaya TRUS eşliğinde prostat biyopsisi yapıldı. Profilaktik olarak siprofloksasin 500 mg 2x ve metranidazol 500 mg 3x peroral başlanıldı. Hasta biyopsiden 3 gün sonra, 2 gündür olan üşüme, titreme, ateş, çarpıntı ve bayılma şikayetleriyle acile başvurdu. Kardiyolojik patoloji saptanmayan hastanın, kan kültüründe Klebsiella pnömoni üremesi ve üre, kreatinin değerlerinde progresif artış saptanması üzerine profilaktik olarak verilen antibiyotikleri kesilerek imipenem ve piperasilin-tazobaktam tedavisi başlandı. Yapılan batın US da postrenal ve renal patoloji saptanmayan hasta akut böbrek yetmezliği tanısıyla hemodiyalize alındı. Toplamda 4 kez hemodiyalize alındıktan sonra üre ve kreatinin değerleri normale dönen ve sonrasında normal olarak seyreden hastanın prostat biyopsi sonucu benign prostat hiperplazisi olarak geldi. Hasta şu anda poliklinik takibi altındadır. Sonuç: Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanserdir. Sağlıklı kişilerde PSA testinin tarama için kullanılmasıyla fazla tanı konulmakta ve bu da insidansında artmayla sonuçlanmaktadır. Erken tanı ve müdahelenin mortalite üzerindeki etkisi ise hala tartışmalıdır. Biyopsi endikasyonunda PSA düzeyi, muayene bulguları, prostat büyüklüğü, hastanın yaşı, yandaş hastalıkları, daha önceki biyopsi öyküsü ve ailesindeki kanser yükü değerlendirilmeye alınmalıdır. Özellikle yandaş hastalığı olan (diyabetes mellitus vb.) hastalarda prostat biyopsisi endikasyonu konurken daha dikkatli olunmalı ve olası komplikasyonlar açısından daha ayrıntılı bilgi verilmelidir. 270 0. Üroonkoloji Kongresi

P26 29 Ekim 20-30 Ekim 20 GNRH ANTAGONİSTİ TEDAVİSİ ALAN HASTADA GELİŞEN HİPOFİZER GONADOTROP HÜCRE ADENOMU; LİTERATÜRDEKİ İLK OLGU Bülent Akdoğan, M. İrfan Dönmez, 2 Gökhan Bozkurt, 3 Figen Söylemezoğlu, 2 Tunçalp Özgen, Haluk Özen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı, 3 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç: GnRH antagonisti tedavisi alan bir hastada izlemde gelişen hipofizer gonodotrop hücre adenomu tartışılacaktır. Olgu: İnsidental bakılan PSA değeri 20.59 ng/ml ve prostat hacmi 89 cc. olarak ölçülen hastaya yapılan prostat iğne biyopsisi sonucu Prostat adenokarsinomu Gleason 5+5 (9/0 kor) olarak rapor edildi. Evreleme amacıyla yapılan tüm abdomen bilgisayarlı tomografisinde seminal veziküllere yayılım ile uyumlu bulgular saptanması üzerine yapılan prostat manyetik rezonans görüntülemede seminal vezikül invazyonu gösterildi. Tüm vücut kemik sintigrafisinde metastaz saptanmadı. Parmakla rektal muayene bulgusu eşliğinde klinik evre 3 kabul edilerek neoadjuvan GnRH antagonisti (degarelix) ve EBRT planlandı. Degarelix yükleme ve idame tedavisine rağmen prostat hacminde azalma izlenmeyen, PSA yanıtı elde edilemeyen ve kastre serum testosteron düzeylerine ulaşılamayan hastanın degarelix tedavisi 4. ayda kesilerek GnRH agonisti (leuprolide asetat) tedavisine geçildi. Bununla birlikte hastaya 2 ay 5040+2000 Gy EBRT uygulandı. Tanıdan sonraki. aydan itibaren başlayan baş ağrısı ve gözlerine bası hissi nedeniyle yapılan kranial MR da hipofiz adenomu ve paranazal sinüs BT sonucunda sellar çeperi kalsifiye 3.7x2.8 cm boyutunda adenom aleyhine yorumlanan kitle ve anterior komunikan arterde anevrizma saptandı. Fizik muayenesinde herhangi bir anormallik saptanmayan hastanın hormon parametrelerinin normal sınırlarda olduğu görüldü. (FSH: 0.7 miu/ml, Prl:7 ng/ml, Kortizol: 9 mcg/dl, GH: 0. ng/ml, ACTH: 49 pg/ml, Somatomedin C: 29 ng/ml, TSH: 2.09 iu/ ml) Hastaya beyin cerrahi bölümü tarafından pterional kranioplasti, transylvian yaklaşımla anevrizma kliplenmesi, hipofiz adenomu eksizyonu ve duraplasti yapıldı. Patoloji sonucu FSH ve LH sekrete eden gonadotrop hipofiz adenomuyla uyumlu olarak geldi. Postoperatif 2. ayda ise kastrasyon amaçlı bilateral orşiyektomi uygulandı. Bu tedavi ile PSA 0,49 ng/ml ve testosteron 49 ng/dl düzeyine geriledi. Sonuç: GnRH antagonistleri ile ilgili Faz 3 çalışmalar agonistlere göre daha erken yanıt elde edilmesi ve alevlenme olmaması gibi avantajlar gösterse de, uzun dönem toksisite halen bilinmemektedir. Testosteron ve PSA yanıtsızlığının sebebi hipofiz adenomu olabileceği gibi, bu adenom GnRH agonisti veya antagonisti tedavisi sonrası da gelişmiş olabilir. 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 27

P27 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PSA <0 NG/ ML VE TÜM VÜCUT KEMİK SİNTİGRAFİSİNDE ŞÜPHELİ LEZYONU OLAN OLGULARDA RRP ÖNCESİ MR GEREKLİ MİDİR? Naşide Mangır, Murat Akgül, Çağrı Akın Şekerci, İlker Tinay, Levent Türkeri. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. POSTER Amaç : Bu çalışmanın amacı lokalize prostat kanseri ön tanısı ile RRP planlanan ve PSA değeri 0 ng/ml den düşük olup TVKS de şüpheli lezyonu olan hastalarda operasyon öncesi MR görüntülemenin etkinliği araştırmak Araç ve Yöntem : 2007-200 yılları arasında lokalize prostat kanseri nedeniyle RRP yapılan ve PSA değeri 0 ng/ml nin altında olan hastaların verileri retrospektif olarak incelendi. Bu hastalardan TVKS de şüpheli lezyonu olup MR ile değerlendirilen ve TVKS bulguları normal olan hastalar postoperatatif parametreler açısından değerlendirildi. Bulgular : Yaş ortalamaları 62,3(min: 44 max: 72) olan toplam 84 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların ortalama preoperatif PSA değeri 6,(min:,5 max: 9,9) dir. Ortalama takip süresi 5,(min: max: 40) ay olan serimizde TVKS de şüpheli lezyon olan ve olmayan gruplarda CS pozitifliği, postoperatif adjuvan tedavi gerekliliği, postoperatif biyokimyasal rekürens oranları ve toplam Gleason skoru ortalamaları açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır(tablo ). Sonuç : Bizim hasta grubumuzda PSA değeri 0 ng/ml den düşük olan olgularda TVKS de şüpheli lezyonu olanların MR görüntüleme ile değerlendirilmesi postopetratif sonuçlarda bir iyileşme sağlamamaktadır. TVKS negatif(n: 56) TVKS şüpheli+ MRG (n: 26) P değeri Yaş 62,(min:44 max: 72) 62,6(min: 49-72) 0,68 Preop PSA 6,(min:,5 max:9,9) 6,2(2,3-9,4) 0,74 CS pozitifliği 8/ 58(% 3,8) 4/26(%5,4) 0,8 Adjuvan tedavi /58(%9,0) /26(%3,8) 0,3 Postop biyokimyasal rekürens /58(%2,2) /26(%4,0) 0,6 Gleason toplam skoru 6,3(±0,85) 6,4(±0,9) 0,8 272 0. Üroonkoloji Kongresi

P28 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LOKALİZE PROTAT KANSERİNDE AKTİF İZLEM ANKET ÇALIŞMASI Tayyar Alp Özkan, 2 Ali Sarıbacak, 3 Levend Özkan, 4 Hasan Yılmaz, 5 İbrahim Çevik, 3 Özdal Dillioğlugil. Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, 2 Yozgat Yerköy Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, 3 Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, 4 Kocaeli Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, 5 Yeni Yüzyıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Giriş: Lokalize prostat karsinomunda (PK) aktif izlem (Aİ) için hasta seçim ve takip kriterlerinde henüz fikir birliği yoktur. Gleason toplamı, tpsa, pozitif örnek sayısı (PÖS), klinik evre (ct), pozitif örnekteki kanser oranı gibi çeşitli Aİ kriterleri vardır. Çalışmamızda Türkiye deki ürologların Aİ ile ilgili bilgi ve uygulamalarını içeren anket sonuçlarını değerlendirdik. Gereç ve Yöntem: Bu anket çalışması 2. Ulusal Üroloji Kongresi Prostat Kanserinde Aktfi İzlem Güncelleme oturumu sırasında yapıldı. Oturum başlangıcında 280 adet isimsiz anket formu dağıtıldı oturum sonunda gönüllüler tarafından yanıtlanan formlar toplandı. 0 sorudan oluşan anket, literatürdeki Aİ çalışmalarındaki farklılıklar ve sorunlardan yola çıkılarak hazırlandı (Resim ). Bulgular: Dağıtılan formlardan %37,5 i (05/280) yanıtlandı. Katılımcıların görev bölgeleri ve kurumları tablo de özetlenmiştir. Katılımcılara göre PK ile ilişkili literatürdeki en önemli sorun, sırasıyla %54,3 (57/05) gereksiz tedavi (over treatment), %20, tarama, %7, tedavi ve %7,6 tanı idi. Katılımcıların günlük uygulamadaki en önemli sorunu %55,2 (58/05) gereksiz tedavi, %7, tarama, %5,2 tedavi ve %2,4 tanı idi. Katılımcıların %8,9 u (86/05) Aİ konusunda bilgi sahibi iken %8. i (9/05) Aİ den haberdar değildi. Aİ protokolü Doğu Anadaolu Bölgesinde en az (%44,5), Ege bölgesinde en yüksek oranda (%00) bilindiği tespit edildi. Bilgi sahibi hekimlerin %62,8 i Aİ yi hastalarına önermektedir. Aİ dahil etme kriterleri %69,8 (60/86) tam olarak %27,9 kısmen bilindiği halde %2,3 hiç bilinmiyordu. Kriterler %87,2 (75/86) onaylanırken, %2,8 i ise onaylamıyordu. Çoklu yanıt verilebilen Hangi kriterler değiştirilebilir sorusuna %9,7 hiçbiri, %8,3 PÖS, %6,2 tpsa üst sınırı, %4, pozitif örnekteki kanser oranı ve %0,6 tpsa artış hızı, %0,6 Gleason toplamı, %0,6 ct yanıtı alındı. Katılımcıların %49,3 ü Aİ ile ilgili en önemli kaygılarının hastaların düzenli takip edilememesi olduğunu belirttiler. %20,4 metastaz gelişme riski, %6,2 lokal ilerleme riski ve %2,7 yetersiz kanıt düzeyi katılımcıların diğer kaygıları olarak bildirildi. Katılımcıların kurumları özel ve kamu ayrıca eğitim (üniversite, eğitim araştırma hastanesi) ve hizmet hastanesi olarak gruplandığında Aİ bilgisi ve Aİ protokolü önerilmesi açısından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç: Anket sonuçlarına göre PK ile ilgili olarak literatür ve günlük uygulamadaki en önemli sorun gereksiz tedavidir. Aİ ile ilgili genel kaygı hastaların yeterli takip edilip edilemeyeceğidir. POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 273

POSTER Bölge Üniversite Hastanesi, n(%) Eğitim Araştırma Hastanesi, n(%) Hizmet Hastanesi, n(%) Özel Hastane, n(%) Toplam, n(%) Akdeniz 4 (8,2) (5,3) 3 (7) (4,8) 9 (8,6) Doğu Anadolu (4,6) 2 (0,5) 4 (9,3) 2 (9,5) 9 (8,6) Ege 0 2 (0,5) 6 (4) 2 (9,5) 0 (9,5) Güney Doğu Anadolu 2 (9,) 0 (2,33) 0 3 (2,86) İç Anadolu 9 (4,9) 6 (3,6) 4 (9,3) 4 (9) 23 (2,9) Karadeniz 3 (3,6) 3 (5,8) 6 (4) (4,76) 3 (2,4) Marmara 3 (3,6) 5 (26,3) 9 (44,2) (52,4) 38 (36,2) Toplam 22 9 43 2 05 274 0. Üroonkoloji Kongresi

POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 275

P29 29 Ekim 20-30 Ekim 20 ANTİBİYOTİK TEDAVİSİNİN SERUM PSA DEĞERLERİ VE BİYOPSİ KARARI ÜZERİNE ETKİSİ Murat Demiray, Akın Soner Amasyalı, Uğur Yücetaş, Bülent Mansuroğlu, Yusuf Şahin, Gökhan Toktaş, 2 Erdinç Ünlüer. POSTER İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 2 Kafkas Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı. Amaç:Prospektif, randomize, kontrollü çalışmamızda amaç serum total PSA (tpsa) değeri 2,5-0 ng/ml arasında olan hastalarda antibiyoterapinin PSA ve türevleri ile diğer klinik parametrelere etkisini araştırmak, PSA seviyelerindeki olası değişimin prostat kanseri (PCa) tanısına yönelik yapılan transrektal biyopsi oranlarında yaratabileceği farklılıkları belirlemektir. Materyal ve Metod: Çalışmaya Haziran 2009 ile Kasım 200 tarihleri arasında polikliniğimize alt üriner sistem semptomları ile başvuran, parmakla rektal muayenesi normal olan ve serum tpsa seviyeleri 2,5-0 ng/ml arasında tespit edilen 45-70 yaş arasında toplam 40 erkek hasta dahil edildi. Hastalar 2 gruba randomize edildi. Birinci gruba 2 gün süreyle antibiyoterapi (levofloksasin 500 mg x oral) verildi, ikinci gruba ise tedavi verilmedi ve kontrol grubu olarak kabul edildi. Tüm olgulara ilk başvuruda tpsa, spsa, PV, PMR, üroflowmetri, IPSS, NIH-CPSI, IIEF testleri ve sorgulamaları yapıldı. Üç hafta sonra bu testler tekrarlandı. Takip eden 0. ve 20. günlerde yeniden PSA kontrolü yapılarak son PSA kontrolünün yapıldığı gün transrektal ultrasonografi (TRUS) kılavuzluğunda prostat biyopsisi yapıldı. Bulgular: Hasta grubunda antibiyotik tedavisi ile tpsa ve spsa/tpsa oranında azalma, PSAD değerinde ise artış görüldü. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında antibiyoterapi alan ve biyopsi sonucu prostat kanseri saptanmayan hasta grubunda PSA ve türevlerinde değişiklik görülürken, PCa saptanan hastalarda anlamlı değişim saptanmadı. Benzer şekilde antibiyoterapi ile hastaların IPSS, QOL ve NIH-CPSI skorlarında istatistiksel olarak anlamlı düşüş meydana gelirken, PCa saptanan hasta grubunda ise bu parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Prostat kanser oranları antibiyoterapi ve kontrol grupları için sırasıyla %4.3 (n=0) ve %8.6 (n=3) olarak bulundu (p=0,494). Ayrıca antibiyotik sonrası tpsa değerinde > %50 düşüş veya < 2,5 ng/dl olan hastalarda (n=8) PCa saptanmadı. Sonuç: Serum tpsa değeri 2,5-0 ng/ml arasında olan hastalarda prostat biyopsisi öncesi antibiyotik tedavisi, belli bir hasta grubunda PSA düzeyinde anlamlı düşüş sağlasa da PCa riskini azaltmamaktadır. Ancak antibiyoterapi sonrası PSA değerinde >%50 düşüş veya < 2,5 ng/ml olması TRUS biyopsiden vazgeçme kriteri olarak kabul edilebilir. Prostat kanseri Antibiyoterapi alan grup PSA Ölçümler arasıdeğişim yönü Kontrol grubu n p* PSA Ölçümler arasıdeğişim yönü n p* Yok azalan artan 464 0,00 azalanartan 3324 0,20 Var azalan artan 82 0,047 azalan artan 76 0,279 276 0. Üroonkoloji Kongresi

P30 29 Ekim 20-30 Ekim 20 PROSTAT İĞNE BİYOPSİSİ: PARÇA UZUNLUĞU FARKEDER Tünkut Doğanca, Sinan Erdal, Haydar Durak, Sarper Erdoğan, Can Öbek. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Giriş ve Amaç: Son yıllarda prostat biyopsisinde alınan parça sayısı arttırılarak örneklenen doku miktarı genişletilmiş ve bunun işlemin tanısal değerine pozitif katkısı olmuştur. Prostat biyopsisinde örneklenen doku ve dolayısıyla tanısal değeri arttırmanın bir diğer yolu da daha uzun parçalar almak olabilir. İlginç olarak bu konuda literatürde neredeyse hiç irdelenmemiştir. Biz bu çalışmada biyopsi parça uzunluklarının tanısal değere etkisini inceledik. Ayrıca biyopside parça kalitesini değerlendirebilecek bir ölçüt değer saptamayı hedefledik. Materyal ve Metot: Kliniğimizde 2008-200 yılları arasında prostat kanseri şüphesi nedeniyle transrektal yoldan prostat biyopsisi yapılan 33 hastanın kayıtları incelendi.biyopsi işlemi aynı kişiler tarafından, aynı ekipmanla, ameliyathane şartlarında gerçekleştirildi ve patoloji sonuçları standardize edildi. Biyopsi sırasında alınan parçalar yeterli görülmediği taktirde hemen aynı bölgeden tekrar örnekleme yapıldı. Sonuçların standardizasyonu için çalışmaya sadece periferik zondan 2-8 arası parça alınmış hastalar dahil edildi. HGPIN tanılı hastaların sonucu benign olarak kabul edildi, ASAP sonuçlarıysa çalışma haricinde bırakıldı. Kanserli ve benign tanılı hastaların ortalama parça uzunlukları karşılaştırıldı. Kaliteli parça tanımı için bir minimum cut-off değeri saptamak için istatistiksel analiz yapıldı. Sonuçlar: Çalışmaya dahil edilme kriterlerini dolduran 245 hastanın kayıtları incelendi. Ortalama yaş, PSA, ve prostat volümü sırasıyla 65.6+8.4 yıl, 9.5+0.5 ng/ml, and 44.4+22.5 cc olarak saptandı. Toplam kanser tanı oranı %30,2 idi (74 karsinom, 7 benign). Kanser saptanan hastalarda ortalama parça uzunluğu 2.3 + 2.6 mm, benign tanılı hastalarda.4 + 2.4 mm olarak saptandı. Kanser tanısı alan hastalarda ortalama parça uzunlukları anlamlı olarak daha fazlaydı (p=0.05). Parça boyunun >.9 mm olmasının, prostat kanseri tanısı konma olasılığını yaklaşık 2,5 kat arttırdığı saptandı (OR 2.57 (.46 4.52)). >,9 mm hasta grubunda kanser oranı %39 iken, <,9 mm grubunda kanser oranı %23 olarak saptandı. Yorum: Prostat biyopsisinde alınan parçanın uzunluğu tanı oranını etkileyen önemli ve bağımsız bir parametredir. Bu çalışma sonucunda >,9 cm. üzerinde parça alımının kalite değerlendirmesinde bir cut-off değeri olması gerektiği saptanmıştır. Biyopside bu uzunluğun üzerinde parçalar alınmasına özen gösterilmelidir POSTER 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 277

P3 29 Ekim 20-30 Ekim 20 DEĞİŞİK ÖRNEKLERİN TMPRSS2:ERG GEN FÜZYONU ANALİZLERİ VE RADİKAL PROSTATEKTOMİ GEÇİREN HASTALARDA PROGNOSTİK FAKTÖRLER İLE İLİŞKİSİ Hasan Hüseyin Tavukçu, Naşide Mangır, Mustafa Özyürek, Levent Türkeri. POSTER Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı. Amaç: Prostat kanseri hastalarında TMPRSS2 ve ERG gen füzyonu yüksek oranda rapor edilmektedir. Güncel birçok çalışma ile füzyonun klinik anlamlılığı ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Periferik kan, pubik kıl, radikal prostatektomi öncesi alınan idrar ve prostat dokusu gibi değişik örneklerde gen füzyonu oranını cerrahi sonrası 40 hastada araştırdık. Biyopside malignite saptanmayan 0 hasta kontrol grubunu oluşturdu. Gereç Yöntem: Örnekler prostatik masaj sonrası alındı. Hastalar tümör evresi, PSA düzeyi, Gleason skoru ve cerrahi sınır durumu ile elde edilen örneklerde real time PCR ile gen füzyonu varlığı değerlendirildi (Tablo ). Bulgular: PCR sonuçları ile evre, PSA düzeyi, Gleason skoru ve cerrahi sınır alt grupları arasında anlamlı fark izlenmedi. PSA düzeyi ile idrar ve doku örneklerinde gen füzyon varlğı arasında anlamlı pozitif korelasyon izlendi. PSA düzeyi ile pubik kıl PCR düzeyleri arasında pozitif korelasyon izlenmekle birlikte, bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı saptanmadı. İdrar örneklerinde gen füzyonu neredeyse doku örnekleri kadar belirgin saptanabilir olarak tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda gen füzyonu durumu ile tümör evresi, derecesi, PSA düzeyi ve cerrahi sınır alt grupları arasında fark saptanmadı. PSA düzeyleri ile idrar ve doku örnekleri PCR düzeyleri arasında anlamlı pozitif korelasyon görüldü. Prostatik masaj sonrası idrar sedimenti non invaziv bir yöntem olarak TMPRSS2:ERG gen füzyonu belirlenmesinde uygulanabilir bir seçenek olarak belirlendi. Anahtar Kelimeler: prostat kanseri, TMPRSS2:ERG gen füzyonu, prognoz, real time PCR. (Ortalama) Kontrol grup RRP grup Yaş 63.3 62.2 PSA(ng/ml) 5.57 8.05 Kantitatif periferik kan RT-PCR sonuçları (%) 2.528 6.52 Kantitatif idrar RT-PCR sonuçları (%) 3.36 0.895 Kantitatif pubik kıl RT-PCR sonuçları (%) 2.596 3.43 Kantitatif doku RT-PCR sonuçları (%) 2.905.037 278 0. Üroonkoloji Kongresi

P32 29 Ekim 20-30 Ekim 20 TRANSREKTAL ULTRASONAGRAFİ (TRUS) EŞLİĞİNDE YAPILAN PROSTAT BİYOPSİSİNDE PROFLAKTİK ANTİBİYOTİK KULLANIM SÜRESİNİN ENFEKSİYONU KORUMADAKİ ETKİNLİĞİ Yavuz Balaban, Ersin Konyalıoğlu, Hüseyin Tarhan, Osman Koca, Taner Divrik, Ferruh Zorlu. Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği. POSTER Amaç: TRUS eşliğinde prostat biyopsisi yapılan hastalarda profilaktik antibiyotik kullanım süresinin etkinliği araştırdı. Metot: Prostat kanseri şüphesi ile prostat biyopsisi yapılan 367 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastalar uygulanan profilaktik antibiyotik süresine göre 2 gruba ayrıldı. Grup- : 243 olgu 3 gün veya 3 günden daha fazla süre 2x500 oral siprofloksasin profilaksisi, Grup- 2: 24 olgu gün (2 saat ara ile) 2x750 mg oral siprofloksasin profilaksisi alan hastalar. Gruplar arasında yaş, kaçıncı biyopsi,psa, IPSS, kor sayısı, prostat hacimleri ve komplikasyonlar açısından fark olup olmadığı değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında yaş, kaçıncı biyopsi olduğu, PSA değeri, IPSS, prostat hacmi ve kanser saptama oranı açısından anlamlı bir farklılık yoktu. Alınan kor sayısı Grup- için 0,87 ve Grup-2 için 2,60 idi (p<0.00). Grup- de 3 (%,2) hastada ateş görülürken Grup-2 de 5 (%4,0) hastada ateş görüldü. Grup- de 2 (%0,8), Grup-2 de (%0,8) hasatada lokal enfensiyon görüldü. Grup- de hiçbir hastada akut prostatit görülmezken Grup-2 de (%0,8) hastada akut prostatit görüldü. Hiçbir hastada sepsis veya ciddi enfeksiyon izlenmedi. Sadece hastada akut prostatit nedeniyle hastaneye yatış gerekti. Enfektif komplikasyonlara göre değerlendirildiklerinde her 2 grup arasında ateş, lokal enfeksiyon (epididimit, orşit vs), akut prostatit açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0,090-p=0,735-p=0,338).tablo Sonuç: Transrektal ultrason eşliğinde yapılan prostat biyopsisinde enfeksiyon komplikasyonlarını engellemede tek gün ciprofloksasin 2x750 mg antibiyotik proflaksisi aynı antibiyotiğin 3 veya daha uzun süre kullanımı kadar etkindir. Tablo. Enfektif komplikasyonların dağılımı Genel Grup- Grup-2 p Hasta sayısı 367 243 24 - Ağrı skoru 2,49±,43 2,78±,5,9±,05 <0,00 Hematüri (%) 52 (4,2) 25 (0,3) 27 (2,8) 0,003 Ateş 8 (2,2) 3 (,2) 5 (4,0) 0,090 Lokal enfeksiyon (epididimit, orşit vs) 3 (0,8) 2 (0,8) (0,8) 0,735 Prostatit (0,3) - (0,8) 0,338 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 279

P33 29 Ekim 20-30 Ekim 20 LOKALİZE DÜŞÜK RİSKLİ PROSTAT KANSERİ 5 YILLIK AKTİF İZLEM SONUÇLARIMIZ Halil Kızılöz, Fuad Guliyev, Alp Tuna Beksaç, Bülent Akdoğan, Sertaç Yazıcı, Haluk Özen POSTER Amaç: 2006-20 yılları arasında aktif izleme alınan hastalarda klinikopatolojik ve biyokimyasal takip sonuçlarının analizi. Materyal Metod: Aktif izleme alınan 42 düşük riskli lokalize prostat kanserli hastanın demografik, klinikopatolojik ve biyokimyasal verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Sonuçlar: Aktif izlem sürecine alınan hastaların yaş ortalamaları 67±0 du. Tanı anında ortalama PSA değerleri 5,2±2,6 iken parmakla rektal muayenede %35 inin (3) şüpheli bulgusu vardı. Tanı zamanında ortalama prostat hacmi 49.7±27,6 cc (5-3) ölçülürken 2 hastada ultrasonik olarak hipoekoik lezyonlar saptandı. Biyopsi ile tanı konan tüm hastalarda standart 0 kor ve üzeri örnekleme yapılırken 7 (%8.9) hastada tanı TUR prostatektomi sonrası konuldu. Tanı örneklemlerinin % 85.3 inde Gleason skor 6 bulunurken, %3.5 inde (5) Gleason skor>6 bulundu. Tanı spesimenlerinde, patolojik iyi diferansiye (Gleason 6) hastalıklarda, ortanca biyopsi kor kanser oranı %5 hesaplanırken yüksek dereceli kanserlerde (Gleason 7) bu değer %7 bulundu. Ortalama takip süresi 3.7 (4-86) aydı. PSA kinetiğini değerlendirmek için PSA ikiye katlanma zamanı hesaplandı. Ortanca PSA ikiye katlanma zamanı 45 ay bulundu. PSA kinetiği ile Gleason skoru, rektal tuşe bulgusu, biyopsi kor yüzdesi arasında bir ilişki bulunamadı. 65 yaş üzerindeki hastalarda PSA ikiye katlanma zamanının 65 yaşından genç hastalara göre daha uzun olması dikkat çekiciydi. İzleme alınan hastaların sadece 2 si (%32.4) tekrar biyopsisini kabul etti. Tekrar biyopsisi yapılanların da 4 üne (%0.4) radikal prostatektomi yapıldı. Hala izlemde olan 38 hastanın takibi PSA değeri ve rektal muayene ile yapılmaktadır. Sonuç: Aktif izlem sürecine alınan hastalarda sürece alınacak hastaların aydınlatılmış onamlarıyla birlikte iyi seçilmesi, hastaları prostat kanseri tedavisinin yan etkilerinden korurken hastalığın yaratacağı morbidite ve mortalite riskini de iyi yönetmeyi gerektirir. Serimizde, takip süresince PSA kinetiğine göre hastaların /3 ünün takip biyopsisi yapılırken beklenenden düşük oranda sürece müdahil olma gereksinimi doğmuştur. Az sayıda hastaya takip biyopsisi yapılmış olması, muhtemelen derece ya da tümör yükü artımı sebebiyle definitif tedavi gereksinimi oranını düşük çıkarmıştır. 280 0. Üroonkoloji Kongresi

DİZİN A Abacıoğlu, Ufuk 50 Abat, Deniz 2, 99 Acar, Cenk 33, 50, 70, 79, 29 Adayener, Cüneyt 63, 79 Adsan, Öztuğ 44, 260, 265 Ağaçhan, Bedia 38 Akarken, İlker 234 Akay, Ozan 24 Akbal, Cem 6 Akdaş, Atıf 47 Akdemir, Ender 25 Akdeniz, Ekrem 22 Akdoğan, Bülent 35, 39, 4, 54, 59, 64, 67, 68, 72, 75, 82, 23, 43, 64, 68, 74, 77, 88, 257, 27, 280 Akduman, Bülent 46 Akgül, Murat 37, 42, 272 Akı, Fazıl Tuncay 92 Akman, R. Yavuz 236 Akman, Tolga 92, 93, 94, 258 Akpınar, Haluk 26, 76 Aktan, Çağdaş 69 Akyol, İlker 247 Alan, Cabir 53, 54, 203, 27, 223 Aldemir, Mustafa 27, 30 Alp, Ebru 27, 59, 60, 26 Altan, Mesut 7, 64 Altındaş, Fatiş 268 Altıntaş, Ramazan 62, 66, 96, 25 Altok, Muammer 57 Altuğ, M. Uğur 38, 72 Altunkol, Adem 34, 35 Amasyalı, Akın Soner 28, 42, 45, 47, 224, 226, 266, 269, 276 Argun, Burak 26, 76 Arıdoğan, I. Atilla 0, 02 Armağan, Abdullah 92, 93, 94, 258 Arslan, Murat 98, 89, 252 Arslan, Ülkü Yalçıntaş 22, 83, 95 Aslan, Güven 44, 76, 77, 24 Ataç, Fatih 96, 97, 05, 44, 55, 57, 225 Atasoy, Beste M 50 Ataus, Süleyman 30, 253, 256 Ateş, Aytaç 47, 269 Ateş, Ferhat 63, 84, 86, 32, 78, 8, 84, 237, 239 Ateş, Mutlu 03, 74, 75 Atuğ, Fatih 26, 76 Ay, Cemil 03, 74, 75 Aybek, Zafer 4 Ayder, Ali Rıza 89, 252 Aydın, Arif 52 Aydın, Cemil 38, 72 Aydoğmuş, Yasin 52 Aydur, Emin 39 Aykaç, Aykut 38, 72 Aytaç, Berna 43 Aziyev, Osman 92 B Bağcı, Gülseren 5 Bal, Kaan 3, 6, 65, 227 Bal, Nebil 206, 28 Bal, Öznur 98 Balaban, Yavuz 279 Balıkçı, Ömer 206, 28 Baltacı, Sümer 27, 44, 45, 48, 84, 86, 250 Basok, Erem Kaan 78 Başeskioğlu, Barbaros 5, 9, 78 Başıbüyük, İsmail 92, 93, 94, 258 Başok, Erem Kaan 20, 2, 67, 84 Baştürk, Gökhan 54, 27 Batur, Ali Furkan 33, 59, 60, 70, 26 Bayazit, Yıldırım 00, 0, 02, 3, 99 Baydar, Dilek Ertoy 75, 23 Baydilli, Numan 20 Baykal, Kadir 63, 79, 32, 237, 239, 247 Bedük, Yaşar 44, 36, 250, 259 Behzatoğlu, Kemal 42, 45 Beksaç, Alp Tuna 4, 280 Beyaz, Cengiz 55, 57 Beytur, Ali 62, 66, 96, 25 Bilen, Cenk Yücel 4, 54, 68, 75, 82, 90, 257 Bitkin, Alper 06, 07 Bolat, Deniz 84, 50, 78, 29 Bostancı, Yakup 96, 97, 05, 44, 55, 57, 22, 225 Boz, Mustafa Yücel 84 Bozacı, Ali Cansu 39, 4, 59, 72, 75, 43, 68, 90 Bozkurt, Gökhan 27 Bozlu, Murat 45, 84, 86 Bölükbaşı, Ahmet 3, 6, 65, 227 Börekoğlu, Ali 99 Budakoğlu, Burçin 22, 83, 95, 98 Bulut, Volkan 202, 232 C Can, Bilge 22 Can, Cavit 27, 30, 44, 5, 84, 86, 9, 8 Can, Özge 5 Caner, Vildan 5 Cezayirli, Fatin 40 Coğuplugil, Adem Emrah, 24, 39, 22 Coşkuner, Enis 47 Ç Çakan, Murat 38 Çal, Çağ 69 Çalışır, Berna 99 Çandır, Nesrin Çeçen, Kürşat 24 Çelebi, İlhan 86 Çelen, Sinan 56 Çelik, Hüseyin 206, 28 Çelik, Serdar 76, 77 Çetin, Ilknur Alsan 50 Çevik, İbrahim 47, 273 Çiçek, Ali Fuat 39 Çiçek, Çağatay 36, 43 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 28

Çiftçi, Halil 34, 35, 208 Çil, Barbaros 35 Çimen, Serhan 62, 96 D Dadalı, Mümtaz 52 Dane, Faysal 50 Dayanç, Murat 22 Değer, Mutlu 99 Değirmenci, Tansu 98, 89, 252 Demir, Alper 97 Demir, Ömer 204 Demir, Reşat 44 Demiray, Murat 226, 276 Demirdağ, Çetin 30 Demirel, Fuat 38, 72 Demirelli, Erhan 23, 259 Demirer, Zafer, 24, 39, 22 Demirhan, Osman 2 Demirtaş, Abdullah 79, 20 Deveci, Salih 24 Dikmen, Ayşe Veyhürda 67 Dillioğlugil, Özdal 29, 47, 73, 228, 243, 249, 254, 273 Dilmeç, Fuat 34 Dirim, Ayhan 80, 84, 86, 5, 78, 8, 84, 263, 264 Divrik, Taner 25, 27, 57, 79, 8, 202, 232, 234, 279 Doğan, Caner 20, 2 Doğan, Çağatay 253, 256 Doğan, Hasan Serkan 36, 56, 95, 04 Doğanca, Tünkut 268, 277 Doran., Şaban 00, 0, 02, 3 Dönmez, İbrahim 46 Dönmez, M. İrfan 82, 23, 90, 27 Durak, Haydar 277 Dursun, Furkan 79, 32, 247 Düzcan, Ender 50 E Ebiloğlu, Turgay, 24, 22 Ekici, Sinan 84, 86 Ekmekçi, Abdullah 26 Elbir, Fatih 92, 93, 94, 258 Elhan, Atilla 44 Erdal, Alper Cihat 3 Erdal, Sinan 277 Erdem, Erkan 20, 23 Erdem, Mehmet Remzi 92, 93, 94, 258 Erdoğan, Sarper 268, 277 Erdoğan, Şeyda 2, 99 Eren, Ali Erhan 27, 223 Ergen, Ali 68, 72, 82, 9, 257 Ergin, Giray, 24, 22 Erkan, Erkan 28, 45, 47, 224, 226, 266, 269 Erkan, İlhan 59, 67 Erman, Mustafa 64 Erol, Bülent 46 Ersay, Ahmet Reşit 53, 54, 203, 27, 223 Ersöz, Cevper 92, 93, 94, 258 Ertung, Yunus 53, 54, 203 Esen, Tarık 40, 65, 9 Eskiçorapçı, Saadettin 25, 27, 30, 84, 86, 4, 5, 50, 78, 79, 8, 84, 29 Eşbah, Onur 98 F Faydacı, Gökhan 30, 79 G Gemalmaz, Hakan 84, 86 Gevher, Fetullah 30 Gezer, Murat 30 Göçer, Serhat 20, 2, 67 Göğüş, Çağatay 25, 48 Göğüş, Orhan 23 Gökalp, Fatih 00, 0, 02 Gökce, Mehmet İlker 27, 48, 36, 250 Gökçen, Kaan 04 Göktaş, Serdar 39 Gönül, İpek Işık 59, 60, 26 Gözen, Ali Serdar 252 Guliyev, Fuad 280 Gücük, Adnan 270 Güdeloğlu, Ahmet 39, 4, 72, 64, 68, 77 Güldür, M. Emin 35 Güler, Cem 74 Gülpınar, Ömer 48, 36, 250, 259 Gülüm, Mehmet 34, 35, 208 Gümüş, Seyfettin Günay, Levent Mert 54, 68 Günaydın, Bilal 20, 2, 67 Günaydın, Gürhan 44 Gündoğan, Alper Güneş, Ali 62, 66, 96, 25 Günlüsoy, Bülent 45, 98, 89, 252 Gürağaç, Ali 22 Gürbüz, Venhar 262 Gürocak, Serhat 33, 27, 70, 26, 262 H Halaç, Metin 30 Haliloğlu, Ahmet Hakan 48, 23, 259 Hamaloğlu, Erhan 59 Hasırcı, Eray 5, 264 Helvacı, Kaan 22, 83, 95 Hoşcan, Mustafa Burak 207 Huri, Emre 30, 52, 8 İ İbrahimov, Roman 50 İçli, Buğra 30 İnandıklıoğlu, Nihal 2 İnci, Kubilay 39, 68, 68, 77, 90 İsbir, Turgay 38 İssı, Yaşar 3, 6, 65, 227 İzol, Volkan 00, 0, 02, 3 K Kale, Metin 5 Kalfazade, Nadir 07 Kaplan, Eyüp 3 Kaplan, Mustafa 45, 78 Kara, Önder 75, 82 Karabacak, O. Raif 49 Karabacak, Osman 235 Karabay, Emre 266 Karabulut, Erdem 25, 84, 86 Karademir, Kenan 32, 237, 247 Karakuş, Esra 26 Karalar, Mustafa 03, 74, 75 Karaşen, İbrahim Ethem 223 Karlıdağ, İsmail 00, 0, 02, 3 Karslı, Onur 00, 0, 02, 3 Kaya, Engin, 24, 22 Kaya, Veysi 00, 0 282 0. Üroonkoloji Kongresi

Kaynaroğlu, Z. Volkan 64 Kefeli, Ayşegül Üçüncü 50 Kemahlı, Eray 270 Kervancıoğlu, Enis 5, 264 Keser, B. Sabri 35 Keskin, Sarp Korcan 20, 2, 67 Keskin, Selçuk 26, 76 Kılıççalan, Harun 5, 9 Kırdal, Yeter 68 Kırteke, Ramazan 66 Kızılkan, Yalçın 263 Kızılöz, Halil 35, 54, 64, 7, 43, 88, 90, 9, 92, 280 Kizer, Onur 86, 204 Klatte, Tobias 243 Koca, Osman 232, 234, 279 Koç, Gökhan 202 Koçan, Hüseyin 42, 45 Koçoğlu, Hasan 53, 54, 203, 27, 223 Konaç, Ece 27, 59, 60, 6, 26, 262 Koni, Artan 35, 39, 54, 64, 7, 23, 9, 92 Konyalıoğlu, Ersin 232, 234, 279 Koraş, Ömer 98 Kordan, Hakan Vuruşkan 99 Kordan, Yakup 36, 43, 56, 95, 99, 04 Kosova, Buket 69 Kozacıoğlu, Zafer 98, 89, 252 Köse, Kenan 36 Köse, Osman 260, 265 Kural, Ali Rıza 26, 76 Kurt, Hasan Anıl 53, 54, 203, 27 Kurtuluş, Fatih 84, 86 Küpeli, Bora 33, 70 Küpeli, Sadettin 259 L Lüleci, Hüseyin 75 M Mammadov, Elnur 86 Mammadov, Rashad 69 Mangır, Naşide 37, 42, 45, 6, 66, 69, 24, 245, 272, 278 Mansuroğlu, Bülent 276 Menevşe, Sevda 27, 59, 60, 6, 26, 262 Metin., Ahmet 270 Minareci, Süleyman 98, 89 Mungan, Aydın 45 Mungan, Mehmet Uğur 76, 77 Mungan, N. Aydın 46 Muratoğlu, Gizem 82 Musaoğlu, Ahmet 40, 65, 9 Mutlu, Nazım 73, 228, 243 Müezzinoğlu, Bahar 249, 254 Müezzinoğlu, Talha 84, 86 N Narter, Fehmi 38 Niflioğlu, Gülen Gül 76, 77 O Oğuz, Fatih 62, 66, 96, 25 Oğuz, Vildan Avkan 24 Okçelik, Sezgin 79, 239 Oksay, Taylan 207 Oktay, Bülent 36, 56, 95, 99 Ongün, Şakir 76, 77, 24 Ö Öbek, Can 26, 30, 76, 253, 256, 268, 277 Öksüzoğlu, Berna 22, 83, 95, 98 Önen, H. İlke 27, 59, 60, 26 Öngel, Berk 2 Öngürü, Önder 39 Önol, Şinasi Yavuz 92, 93, 94, 258 Örs, Bumin 89 Özbek, Özkan 66 Özcan, Cihat 36 Özçift, Burak 3, 6, 65, 227 Özdemir, Burhan 7, 77 Özdemir, Fatih 268 Özdemir, Fatma 265 Özdemir, Öztürk 223 Özden, Ender 96, 97, 05, 44, 55, 57, 22, 225 Özen, Ata 5, 9 Özen, Haluk 25, 27, 30, 35, 39, 4, 44, 54, 59, 64, 67, 68, 72, 75, 82, 84, 86, 7, 23, 43, 64, 68, 77, 8, 84, 88, 9, 257, 27, 280 Özgen, Mahir B. 42 Özgen, Tunçalp 27 Özgök, Yaşar 24 Özkan, Levend 254, 273 Özkan, Tayyar Alp 29, 47, 73, 79, 84, 228, 243, 249, 254, 273 Özkanlı, Şeyma 67 Özkara, Hamdi 253, 256 Özkardeş, Hakan 80, 5, 206, 28, 236, 263, 264 Özkaya, Muharrem 20 Özmerdiven, Çağdaş Gökhun 95 Özorak, Alper 207 Özyürek, Mustafa 278 P Pektaş, Fatih 74, 75 Peşkircioğlu, Levent 206 Peynircioğlu, Bora 35 Polat, Emre Can 92, 93, 94, 258 Polat, Hakan 06, 230 R Remzi, Mesut 243 S Sağlam, Hasan Salih 260, 265 Sarıbacak, Ali 29, 73, 228, 249, 254, 273 Sarıkaya, Şaban 96, 97, 05, 44, 55, 57, 22, 225 Sarıkaya, Tevfik 49, 235 Sarsık, Banu 69 Satar, Nihat 02, 3 Savaş, Murat 34, 35, 208 Savaşçı, Serdar 225 Savsin, Abdurrahman 268 Serdaş, Turgut 05 Serin, Onur 99 Sertçelik, M. Nurettin 49, 235 Sırtbaş, Aykut 96 Soydan, Hasan 63, 79, 32, 237, 239, 247 Soylu, Ahmet 25 Soyupak, Bülent 25, 99 Söğütdelen, Emrullah 68 Sökmen, Doğukan 06 Sönmez, Aykut 43 26-30 Ekim 20, Cornelia Diamond Resort, Belek - Antalya 283

Sönmez, Giray 259 Sönmez, Mehmet Giray 23 Sönmez, Özlem Uysal 22, 83, 95 Sönmezay, Erkan 07 Sönmezoğlu, Kerim 30 Söylemezoğlu, Figen 27 Sözen, Sinan 33, 84, 86, 27, 59, 60, 6, 70, 26, 262 Ş Şahan, Ahmet 37, 24 Şahin, Ali Feyzullah 57 Şahin, Yusuf 224, 269, 276 Şekerci, Çağrı Akın 84, 86, 24, 272 Şen, Sait 69 Şen, Volkan 86, 204 Şengör, Feridun 38 Şengül, Fikret 6, 65 Şenkul, Temuçin 63, 237 Şeydaoğlu, Gülşah 3 Şimşek, Ferruh 6 Şimşir, Adnan 69 T Taher, Younis Haceeb 64, 88, 9 Tahir, Yunus 43 Tahmaz, M. Lütfi 24, 39 Talat, Zübeyr 253, 256 Talişen, Atila 20 Tanıdır, Yılören 45, 66 Tansuğ, Zühtü 2, 99 Tarcan, Tufan 6 Tarhan, Hüseyin 57, 232, 234, 279 Taşar, Çelik 67 Taşçı, Ali İhsan 06, 07, 230 Tavukçu, Hasan Hüseyin 37, 42, 45, 200, 278 Tefekli, Ahmet 40, 65, 9 Teke, Kerem 249 Tekgül, Serdar 92 Tekin, M. İlteriş 80, 263 Tepeler, Abdulkadir 92, 93, 94, 258 Tepeoğlu, Merih 264 Tinay, İlker 37, 42, 45, 66, 69, 272 Toker, Aziz 28 Tokgöz, Hüsnü 46 Toktaş, Gökhan 28, 42, 45, 47, 224, 226, 266, 269, 276 Tombul, Tolga 88 Top, Tuncay 66 Topaktaş, Ramazan 92, 93, 94, 258 Tuğcu, Volkan 06, 07, 230 Tuna, Burçin 76, 77, 86, 204 Tuncay, Levent 4, 5, 50, 29 Tunç, Erdal 2 Tunçkıran, Ahmet 207 Turhal, N. Serdar 50 Turunç, Tahsin 206, 28 Tüfek, İlter 26, 76 Türk, Nilay Şen 4, 5, 29 Türkeri, Levent 25, 37, 42, 45, 50, 6, 66, 69, 84, 86, 78, 79, 200, 24, 245, 272, 278 Türkölmez, Kadir 36, 250 Tüzel, Emre 74 U Uğurlu, Özgür 27, 30, 44, 8 Ulusoy, Soner 42, 47, 266 Ü Üner, Sarp 77 Ünlü, Nuri 202 Ünlüer, Erdinç 28, 42, 45, 47, 224, 226, 266, 269, 276 Üre, İyimser 33, 60, 70, 26 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Çalışma Grubu 27, 30, 84, 86, 78, 79, 8, 84 Üroonkoloji Derneği Böbrek Tümörü Prognozu Çalışma Grubu 25 Üroonkoloji Derneği Çok Merkezli Türkiye Çalışması 32 Üstüner, Murat 73, 228, 243 Üyetürk, Uğur 22, 270 Üyetürk, Ümmügül 22, 83, 95 V Varol, Nuray 27, 6, 262 Vural, Metin 40 Vuruşkan, Hakan 36, 43, 56, 95, 04 Y Yağcı, A. Bakı 50 Yakupoğlu, Yarkın Kamil 96, 97, 05, 44, 55, 57, 22, 225 Yalçın, Veli 253, 256 Yalçınkaya, Fatih 38, 49, 72, 235 Yardımcı, İbrahim 52 Yavaşçaoğlu, İsmet 36, 43, 56, 95, 99, 04 Yaycıoğlu, Özgür 25, 27, 30, 78, 79, 8, 84 Yazıcı, M. Sertaç 25, 59, 64, 67, 72, 75, 82, 7, 23, 43, 79, 84, 88, 9, 92, 257, 280 Yeni, Ercan 34, 208 Yenilmez., Aydın 9 Yeşildal, Cumhur 63, 239 Yeşilova, Yavuz 208 Yıkılmaz, Taha Numan 80, 263, 264 Yıldırım, Asıf 45, 84, 86, 20, 2, 67 Yıldırım, Bünyamin 03, 74, 75 Yıldırım, İbrahim, 39, 22 Yıldız, A. Kadir 46 Yıldız, Kürşat 29 Yılmaz, Akın 27, 6, 262 Yılmaz, Ali Faik 96, 97, 05, 44, 55, 57, 22, 225 Yılmaz, Hasan 73, 228, 243, 249, 254, 273 Yılmaz, Orkun 227 Yılmaz, Ömer 79, 32, 237, 239, 247 Yiğitbaşı, Orhan 49, 235 Yoldaş, Mehmet 232, 234 Yörükoğlu, Kutsal 76, 77, 86 Yücebaş, Ergin 38 Yücel, Cem 80 Yücel, Ezgi İnalpolat 69 Yücel, Mehmet 230 Yücetaş, Uğur 28, 42, 45, 47, 224, 226, 266, 269, 276 Yüksel, Alpaslan 236 Z Zemheri, Ebru 20, 2, 67 Zengin, Kürşad 49, 235 Zorlu, Ferruh 57, 202, 232, 234, 279 Zümrütbaş, A. Ersin 50, 29 284 0. Üroonkoloji Kongresi