A LÂ SÛRESİ Nuzul 9 / Mushaf 87



Benzer belgeler
TİN SURESİ. Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ. 3 Bu güvenli belde şahittir;

KUREYŞ SÛRESİ Nuzul 21 / Mushaf 106

KEVSER SÛRESİ Nuzul 15 / Mushaf 108

KUR'ANDAN DUALAR. "Ey Rabbimiz, Bize dünyada bir iyilik, ahrette bir iyilik ver. Bizi ateş azabından koru." ( Bakara- 201 )

Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma! (A râf sûresi,7/205)

TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN. Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla

TEKASÜR SÛRESİ Nuzul 16 / Mushaf 102

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

TARIK SÛRESİ Nuzul 38 / Mushaf 86

Gizlemek. أ Helak etmek, yok etmek أ. Affetmek. Açıklamak. ا ر اد Sahip olmak, malik olmak. Đstemek,irade etmek. Seçme Metnler 25

Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla HİCRİ 1.NCİ YILDA İNEN SURELER

Sıra no Sûre Adı. Âyet sayısı O.B.E.B

ICERIK. Salih amel nedir? Salih amelin önemi Zekat nedir? Zekat kimlere farzdır? Zekat kimlere verilir? Sonuc Kaynaklar

İsra ve Miraç olayının, Mekke de artık çok yorulmuş olan Resulüllah için bir teselli ve ümitlendirme olduğunda da şüphe yoktur.

İÇİNDEKİLER. Maide Suresi 116 Ve 117. Ayetlerinin Manası Nedir? Teveffi Kelimesi Ve Arap Dili. Teveffinin Manasıyla İlgili Hodri Meydan


KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

ISLAM Kim, Îslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.

Question. Neden Hz İsa Ruhullah (Allah ın ruhu) olarak adlandırılmıştır? Yüce Allah ın kendi ruhundan. Peygamberi Âdem e üflemesinin manası nedir?

Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesin olarak inanırlar. Bakara suresi, 4. ayet.

DUHÂ SÛRESİ Nuzul 5 / Mushaf 93

KURAN YOLU- DERS 3. (Prof.Dr. Mehmet OKUYAN ın Envarul Kuran isimli 3 no lu dersinin ilk 50 dakikasının özeti)

Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu

1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar

KUR'AN SÛRELERİNİN RESMİ VE İNİŞ SIRALAMASI

AİLEYE MUTLULUK YAKIŞIR! HAYAT SEVİNCE VE SEVİLİNCE GÜZEL

DUALAR DUANIN ÖNEMİ Dua

+ Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.(4.

İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler

AİLE KURMAK &AİLE OLMAK

HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI

Kur ân-ı Kerîm sûrelerinin sondan sayılması 1

5. SINIF DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ

Ali imran 139. Gevşemeyin, hüzünlenmeyin! Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz, üstün olan sizlersiniz.

İLİ : GENEL TARİH : Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

7.SINIF SEÇMELİ KUR AN-I KERİM DERSİ ETKİNLİK (ÇALIŞMA) KÂĞITLARI (1.ÜNİTE)

Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla ESMA-İ HÜSNA 01 ER-RAB

YILLIK DERS PLANI DERSİN ADI : KUR AN-I KERİM EK ÖĞRETİM 5.KUR (HATİM) ÖĞRETİM YILI: KURSUN ADI : KUR AN KURSU SINIF / DÖNEM :...

dinkulturuahlakbilgisi.com amaz dinkulturuahlakbilgisi.com Memduh ÇELMELİ dinkulturuahlakbilgisi.com

İman. Çalışmanın ana fikri. İsa ya iman etmek, zihin, duygu ve iradeyle O na güvenmek, dayanmak demektir. Çizimler: Meghan Burns

Kadınların Dövülmesi. Konusuna Farklı Bir Bakış. (Nisa [4] 34)


REHBERLİK VE İLETİŞİM 1

Değerli Kardeşim, Kur an ve Sünnet İslam dininin iki temel kaynağıdır. Rabbimiz in buyruklarını ve Efendimiz (s.a.v.) in mübarek sünnetini bilmek tüm

Question. Kur an ın (Defaten Ve Tedricî) İnişi. Dr.İbrahimiyan

İkili Simetrik Kitap ❸

İHLAS SÛRESİ Nuzul 25 / Mushaf 112

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler

KUR AN I KERİM HAKKINDA KISA BİLGİLER. Soru 2 : Allah(c.c.) ın dilediği şeyleri Peygamberlerine bildirmesine ne denir? Cevap : Vahy denir.

Dua ve Sûre Kitapçığı

Yahudiliğin peygamberi Hz. Musa dır. Bu nedenle Yahudiliğe Musevilik de denir. Yahudi ismi, Yakup un on iki oğlundan biri olan Yuda veya Yahuda ya

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 12. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

İLAHİ KİTAPLARA İNANÇ

19 lu gruplar halinde sûrelerin sondan sıra numaraları ile âyet sayıları 1

7. KEVSER SÛRESİ ÖĞRENELİM

Kur an Kerim ayetlerinde ve masumlardan nakledilen hadislerde arş ve kürsî kavramlarıyla çok

Eğitim Programları ANA HATLARIYLA İSLAM DİNİ

Gençlik Eğitim Programları KULLUK VE SORUMLULUK BİLİNCİ

HER YIL KIRK HADİS SINIFLAR

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Dr. Mehmet Sürmeli tarafından yazıldı. Perşembe, 07 Ekim :45 - Son Güncelleme Perşembe, 21 Ekim :00

KİTAPLARA İMAN. 1 Vahiy nedir? Allah Teâla nın Cebrail (aleyhisselam) vasıtasıyla peygamberlerine bildirdiği ilahî emirlerdir.

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 7. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

Veda Hutbesi. "Ey insanlar! " Sözümü iyi dinleyiniz! Biliyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.

Gençlik Eğitim Programları DAVET

Kültürümüzden Dua Örnekleri. Güzel İş ve Davranış: Salih Amel. İbadetler Davranışlarımızı Güzelleştirir. Rabbena Duaları ve Anlamları BÖLÜM: 3 URL:

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

HAC SURESİ İniş Sırası: 103 Mushaf Sırası: 22 Medeni Sure 78 Ayettir. Rahmân ve Rahîm Allah ın adıyla

HÜMEZE SÛRESİ Nuzul 34 / Mushaf 104

Gerçek şudur ki bu konu doğru dürüst anlaşılmamıştır; hakkında hiç derin derin düşünülmemiştir. Ali-İmran suresinde Allah (c.c.) şöyle buyurur; [3]

Kur an-ı Kerim deki Temel Emirler ve Yasaklar

Islam & Camii Diyanet İşleri Türk İslam Birliği

LİVATA HADDİ (EŞCİNSELLİĞİN/HOMOSEKSÜELLİĞİN CEZASI)

Sadîk-i Ahmak yani ahmak dost şiddetli düşmandan,din düşmanından daha fazla verir.

ÖNCESİNDE BİZ SORDUK Editör Yayınevi LGS Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Yeni Tarz Sorular Nasıl Çözülür? s. 55

Uzun ve kısa sûreler. Uzun sûreler kümesi

Kur an-ı Kerim i Diğer Kutsal Kitaplardan Ayıran Başlıca Özellikleri

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.


MERSİN İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAİZİN

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

4. DERS Siyer Kur an İlişkisi

Hz. Peygamber'in ilk muhatapları olan Mekkelilerle mücadelesini anlatan Kur'ân'da tam

Kavramlar. 1.Mü min. 2. Kafirler. 3.Münafiklar. 1.1 Kur anda Mü min ile ilgili Ayetler 1.2 Kur anda Mü min görevleri ve özellikleri

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız

İkili Simetrik Kitap ❷

11. Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma

BYK & ŞYK DERSLERİ. Yaptıklarına karşılık olmak üzere kendilerine nice sevindirici ve göz aydınlatıcı nimetler saklandığını hiç kimse bilemez.

YÂSÎN SÛRESİ Nuzul 39 / Mushaf 36

URL: Hazırlayan: Mehmet Fatih Bütün. Dua. Dua İbadetin Özüdür. Niçin ve Nasıl Dua Edilir? Kur'an'dan ve Hz. Peygamber'den Dua Örnekleri BÖLÜM: 2

İkili Simetrik Kitap ❷

Durûs Kitabı 1. Cilt Gramer Kuralları. Üç Hareke

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK (MAZERET) SINAVI 14 ARALIK 2013 Saat: 11.20

Kur an ın Özellikleri

NAMAZI, MESCİT VEYA CÂMİDE CEMAATLE KILMANIN HÜKMÜ. Vaizler Muhammed b. Salih el-muneccid. Terceme edenler. Muhammed Şahin. Tetkik edenler Ümmü Nebil

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu an hayatta ve yeryüzünde hazır mıdır? Abdulkerim el-hudayr

yerine getirmede ne iyi yardımcısın..! dedi..


Transkript:

A LÂ SÛRESİ Nuzul 9 / Mushaf 87 Surenin Adı: Sûre sıfat olarak mutlak üstün eşsiz yüce ism-i tafdil olarak en yüce anlamına gelen a lâ adını ilk âyetinden alır. (Ey İnsan) Yücelikte eşsiz olan Rabbin adına / adıyla hareket et (1) Surenin ismi Allah ın esma-i hünsasındandır. Kur an da bir yerde daha geçer. Leyl suresinin 20.nci ayeti. A la suresi, Allah ın esma-i Hünsası ile başlayan 5 sureden biridir. Diğerleri; Nur Fatır Gafir (Mü min) Rahman Tefsirlerin ve mushafların çoğunda bu adla anılır. Sahabeden gelen rivayetlerde sûre ilk âyetinin tamamıyla anılmıştır. Surenin Nuzul Yeri ve Zamanı: Mekke de nâzil olan ilk sûrelerdendir. Bu özelliğiyle vahyin ilk yılına yerleştirilmelidir.

MEKKE Mina Müzdelife Arafat KABE İbn Abbas, İkrime ve Hasan Basri yoluyla gelen bir rivayette Alak, Kalem, Müzzemmil, Müddessir, Mesed ve Tekvîr in ardından 7. sıraya yerleştirilir. Cabir b. Zeyd tertibinde bu listeye Fâtiha da dahil edildiği için A la sûresi 8. sırada yer alır. Bizim listemizde 9. sıraya denk gelmektedir. Sûre girişi ve konusu itibarıyla, ilk inen pasajlarla benzerlik arzeder. Surenin Konusu: Sûrenin ana fikri, insanoğlu için hem nimet hem zaaf olan; Anma/hatırlama, Unutma hakkındadır. İlk indirilen diğer sûreler gibi bu sûre de vahyin ilk muhatabı Hz. Peygamber i doğrudan inşa eder. İlk dokuz âyette hitap doğrudan ilk muhataba yöneliktir. İlk âyeti bir emirdir: Yücelikte eşsiz olan Rabbin adına hareket et! Namazların tüm secdelerinde tekrarlanan nebevi tesbihat, bu ilâhi emre uymanın lisani bir göstergesidir.

Allah, varlığı yaratmala kalmamış, yarattığını, yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanıma kavuşturmuştur. O ki, tüm mahlukatı yattı ve yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanım verdi (2) Sûre hacminin küçüklüğüne rağmen adeta Kur an ın fihristi niteliğindedir. Allah-kâinat-insan arasındaki ilişkinin eksenini belirleyerek söze giren sûre, vahyin bu eksenin kaymasını önlemedeki rehberliğinin önemine dikkat çeker. Hz. Ali, Allah Rasulü nün bu sûreyi namazlarda çok okumasını onu çok sevdiğine yormuştur. Rasulullah ın sûreye gösterdiği özel ilginin sebebini, hep olduğu gibi sûrenin muhtevasında aramak îcap eder. Rivayete göre vefatından önceki son cemaat namazında Hz. Peygamber, A lâ ve Kâfirûn sûrelerini okumuştur.

ب س م للا ح ن م ا ر ح ن م م RAHMÂN RAHÎM ALLAH IN ADIYLA س ب ح حس م م ب ك ح ل ع لى ١ 1 (EY MUHATAB) yücelikte eşsiz olan Rabbin adına/adıyla (1) hareket et! (2) (1) Ve/veya: Rabbinin yücelikte eşsiz olan adıyla. Zımnen: Kimin kulu olduğunu, kimin adına hareket ettiğinden yola çıkarak bul. A lâ hiyerarşik bir üstünlüğü değil, üstün olma mânasının her tür sınırdan ve kayıttan âzâde olarak ulaşabileceği mutlak sınırı ifade eder. (1) Tesbih; hareket etme, işini yapma, çaba gösterme anlamındaki es-sebh ten. Kelimenin tersi el-habs, anlamın da tersini verir: hareketsiz bırakma, tutma, atıl kılma. Allah adına/adıyla başlarım anlamına gelen bismillah, bu emri yerine getirmenin başlangıç noktasını temsil eder. Tesbîh in yüceltme anlamını, tercihimiz içermektedir. Zira, bilinçli varlık olan insanın Rabb adına hareket etmesi, O nu yücelten varlık korosuna dahil olmasıdır. Tesbihin işitilen bir şey olmaktan daha çok anlaşılan bir şey olduğunu İsrâ 44 ten anlıyoruz: Her şey Allah ı tesbih etmektedir; fakat siz onların tesbihini anlamıyorsunuz (duymuyorsunuz değil). Bu âyetteki sebbih emri tefsir otoriteleri tarafından farklı yorumlara konu olmuştur. Namaz kıl, Hayran ol, An, Yönel, O nu tek bil, O nu tüm noksanlıklardan uzak bil, O nu tenzih et, O nu mukaddes bil bunlar arasında yer alır. Tercihimiz, kelimenin lafzî anlamına dayanır. ح نذى خ ل ق ف س و ى ٢ 2 O ki, tüm mahlukatı (3) yarattı ve yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanım verdi. (4) (3) Veya Zeccâc ın tercihine istinaden: insanı. (4) Sevvâ ya verdiğimiz anlam için bkz. Kehf: 37. Krş. Şimdi Bizim sizi boş yere ve amaçsız yarattığımızı sanıyorsunuz, öyle mi (Mü minûn: 115).

(Nuzul 62 / Mushaf 18 : Kehf 37 Aşağıdadır.) ق ال ه ص ا ب ه و ه و او م ه ح ك ف م ت ب ا نذى خ ل ق ك ا ر ت م حب ث نم ا ر ن ط ف ة ث نم س و ك م ج ل ٧٣ 37 Kendisiyle söyleştiği adam ona şu cevabı verdi: Şimdi sen kalkmış, seni tozdan topraktan (50) ve ardından bir damlacık döl suyundan yaratan, sonra da seni yarattığı amacı gerçekleştirecek bir donanıma sahip kılarak (51) adam eden Allah ı inkar ediyorsun, öyle mi? (52) Sperma Yumurta Buluşması (Döllenme) Embriyo (Alaka): Sperma-Yumurta buluşmasıyla oluşan hücrenin ard arda mitoz bölünme geçirerek hücre sayısının artmasına denir. Hücre oluşması ile temel organların belirlenmesine kadar geçen süre Embriyo süresidir.

Embriyo (Alaka) (50) Min turâbin i tozdan topraktan şeklindeki çevirimiz, âyetin muradına uygundur. Bu ve daha başka âyetler, insanın başlangıçtaki elementer yapısının basit ve sıradan olmasına rağmen, Allah ın müdahalesi sonucu nasıl paha biçilmez bir varlık haline geldiğini hatırlatma amacı taşırlar. (51) Sevvâke: Seni varoluş amacını gerçekleştirecek bir altyapıyla donattı (Râğıb). Bir şeyin tesviye si, onun amacını (mâ hulika leh) gerçekleştirecek bir altyapı ve donanıma kavuşturulmasıdır. Doğaldır ki bu da insanın yeryüzündeki yaratılış amacı olan hayatı inşa için; Akıl, İrade, Bilinç gibi unsurlarla donatılmasıdır (krş. Râzî). (52) Bu meselin inkarcı kahramanı Rabbim (36. âyet) diye konuşturulduğu halde, burada Allah ı inkar (ya da nankörlük ) ettiği dile getirilerek, âhirete imanla Allah a iman arasındaki zorunlu bağ vurgulanıyor. Çünkü öldükten sonra dirilişe olan inanç, kişinin eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmesi demektir. و ح نذى ق ند م ف ه د ى ٧ 3 O ki, her şeye yaratılıştan bir ölçü ve amaç takdir etti, (5) sonra (o ölçüye uyarak amacına ulaşacak) istikamete yöneltti. (6) (5) Veya: her şeye (önce) amacına ulaşacak bir güç verdi sonra o istikamete yöneltti. Krş. her şeyi bir kaderle yaratan Biziz (Kamer: 49). Bu âyet Kur ani kader anlayışını ifade eder. Hidayetin takdire atfı, müsebbebin sebebe atfıdır. Bundan şu sonuç çıkar: Allah ın takdir ettiği ölçü ve ilkeleri gözeten, hidayete yani yaratılış amacına (mâ hulika leh) erer. Bu vahiy de, insanı yaratılış amacına ulaştıracak ilâhi bir rehberliktir. (6) Takdir ve hidayetin insana ilişkin boyutu İnsan 3 ve Şems 8 ışığında anlaşılmalıdır.

(Nuzul 32 / Mushaf 76 : İnsan 3 Aşağıdadır.) ح ننا ه د ن اه ح نسب ل ح ناا ش اك م ح و ح ناا ك ف و م ح ٧ 3 Elbet onu (amacına ulaştıracak olan) doğru yola Biz yönelttik: iman eden ve inkâr eden biri olmayı (kendi tercihine bıraktık) (6) (6) Lafzen: Şükreden ve nankörlük eden. İki ahlâkî kavram olan; Şükür ve Nankörlüğün akidevi karşılıkları İman ve Küfürdür. Birleşik immâ (in+mâ) edatı, şart ve nefy den oluşur. Bu, şıkların dayandığı asıl yoksa şıkların hiçbiri yok demektir. Yani insanın küfrü tercih etme yeteneği olmasaydı, şükür yeteneği de olmazdı anlamına gelir. İrade şükrün de küfrün de şartı ve sebebidir. İnsan, insan olmadan önce beşer idi. Âdemiyet sadece vahşiyyetin değil melekiyyetin de mukabilidir. (Nuzul 28/ Mushaf 91 : Şems 8 Aşağıdadır.) ف ا ه ا ه ا ف ج و م ه ا و ت ق و ه ا ٨ 8 Ve nihayet insan benliğine iyiyi ve kötüyü tanıyıp sorumsuz ve sorumlu davranma yeteneğini (8) yerleştiren (şahit olsun) ki: (8) Takvâ nın muhtemelen iniş sürecinde ilk kullanıldığı yer burasıdır. Kök mânası, biri diğerine zarar veren iki şey arasına engel koyarak zarar göreni zarar verenden korumak demektir. İttekâ bi-teresihi kalkanıyla kendini korudu/sakındı denilir. Bir sahabi, savaşın en şiddetli anında Allah Rasulü nün ardına sığınarak korunduklarını ittekaynâ bi-rasûlillah cümlesiyle dile getirir. Hz. Peygamber takvâ yı şöyle açıklar: Birbirinize haset etmeyiniz! Kendiniz almak istemediğiniz halde diğerini zarara sokmak için bir malı methedip fiyatını arttırmayınız! Birbirinize buğzetmeyiniz! Birbirinize yüz çevirip arka dönmeyiniz! Sizden bazılarınız diğer bazılarınız üzerine alışverişe girişmesin! Ey Allah ın kulları kardeş olunuz! Müslüman müslümanın kardeşidir. Müslüman müslümana zulmetmez. Yardıma muhtaç olduğu zaman da onu yalnız ve yardımcısız bırakmaz. Onu hor ve hakir görmez. Takvâ işte budur/buradadır. Rasulullah takvâ işte buradadır sözünü üç defa tekrarladı ve her seferinde eliyle göğsünü gösterdi. (Müslim, Birr 32). Bu hadis ekonomik, sosyal, ahlâkî, dinî ve siyasal her alanda tavsiyeler içermektedir. Nebi bunların tümünü takvâ başlığı altında ele alabilmektedir. Bu da bizi insanı sorumlu hareket etmeye götüren sorumluluk bilinci tarifine ulaştırır. و ح نذى ح خ م ج ح ا م ع ى ٤ 4 O ki, tüm bitki örtüsünü çıkardı;

ف ج ع ل ه غ ث اء ح و ى ٥ 5 Sonra onu kapkara, kupkuru bir hale soktu. (7) (7) Yani: Hayatı ve ölümü yarattı. Öncesiyle birlikte: Âlemlerin Rabbi, takdir ve hidayet yasasına hayatın en alt mertebesi olan çürüyüp gitmesi mukadder bulunan bitkileri dâhi dahil ederken, ey insan, seni nasıl bu yasanın dışında tutar? Zımnen: Çöle dönen kalpler vahiy yağmuruyla göle döner. س ن ق م ٸ ك ف ل ت ن س ى ٦ 6 (EY MUHATAB!) Biz sana okutacağız ve sen asla unutmayacaksın; (8) (8) Zımnen: Çünkü bizim okutarak hatırlattıklarımız, senin vicdanında karşılığı olan hakikatlerdir. Buradaki okutmakla, ilk inen oku emri arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu hitap, bağlamdan kopuk olarak sadece vahyin ilk muhatabına hasredilemez. Zira bağlam tür olarak insanı ele alan bir bağlamdır. Kaldı ki bu âyetin devamı hitabın genelliğini ortaya koymaktadır. ح ننه ع ل م ح ج ه م و ا ا خ ف ى ٣ ح ن ل ا ا ش اء للا 7 Allah ın (unutmanı) diledikleri hariç; (9) çünkü O açığa çıkanı da bilir gizleneni de; (9) Bu âyetler, 1-3 ve Alak sûresindeki O ki (insana) öğrenme araçlarıyla öğretti; O insana bilmediğini öğretti ( Alak: 4-5) âyetleri ışığında anlaşılmalıdır. Oku emrine Benim okumam mümkün değil diye cevap veren ilk muhataba hem okutturma hem de unutmama garantisi verilmektedir. Zira fıtrî bir okumanın sonuçları fıtrat ve vicdana hakkedilmiştir, unutulmaz. Varoluşsal okumada insanın unuttukları kalıcı değil geçici, evrensel değil yerel olanlarla ilgilidir. Allah ın unutmanı diledikleri hariç cümlesi, insanoğlunun unutmasının 3. âyetteki takdire girdiğini gösterir. İbn Abbas a göre, insan sözcüğü unutmak mânasındaki nisyân dan türetilmiştir. Bu, unutmanın fıtrî oluşuna delalet eder. Bu unutma iyi unutmadır. Zira unutmak nimet olarak takdim edilmektedir. Çünkü Kur an insanın yaptığı kötülük ve günahları Allah ın yaratışına nisbet etmez. Oysa ki burada unutturma Allah a nisbet edilmiştir. Gerçek şu ki insan unutmasaydı yaşayamazdı. Sûrenin girişindeki tesbih emri de, sûrede Allah ın muhatap üzerindeki nimetleri sayacağının alametidir. Bu âyetlerdeki hatırlama ve unutmayı sadece indirilen vahyin lafızlarına hasretmek okutturacağız daki gelecek zaman edatıyla da çelişmektedir. Zira bu mânadaki okutturma gelecekte değil, daha önce başlayıp o anda da devam etmekteydi. و ن س م ك ل س م ى ٨ 8 Böylece zaten kolay olan (vahyi anlamayı) sana daha da kolaylaştırmış olacağız. (10) (1) Kamer sûresinde tam dört kez geçen şu âyetle krş. Ve doğrusu Biz bu Kur an ı ders alınsın diye kolaylaştırdık: öyleyse, yok mudur ders alan? Zira vahiy, insanı yaratılış amacına yönelten bir yol haritasıdır. Ve Nebi nin buyurduğu gibi Zaten herkese yaratılış amacı kolay kılınmıştır.

ف ذ ك م ح ر ن ف ع ت ح ذ ك م ى ٩ 9 Şu halde sen, -öğüt (sadece bazılarına) fayda verse de (11) hep (fıtratlara nakşolan Allah ı) hatırlat; (12) (11) Yani, işin tabiatı gereği her hatırlatma, herkese, her zaman fayda vermez. Zımnen: asla ya hep ya hiç deme. Bu âyete Eğer hatırlatman fayda verecekse hatırlat mânası vermek, bir sonraki âyete aykırıdır. (12) Bu âyet, tüm insanlığın Hz. Peygamber in ümmeti olduğuna delalet eder. Muhammedî davete icâbet edenler ümmet-i icâbet, Henüz icâbet etmemiş bulunanlar ise ümmet-i davet sınıfına girerler. Bu âyet birinci âyetle doğrudan alâkalıdır. Allah ı hatırlayanlar O nun Rab olduğunu bilir ve O nun adını tesbih eder, yani O nun adına hareket eder. Hatırlatmaktan söz edilen yerde unutma vardır. س نذ نك م ا ر خ ش ى ١١ 10 Nasıl olsa Allah ın sevgisini kaybetmekten korkanlar öğüt alacaktır; و ت ج ننب ه ا ح ل ش ق ى ١١ 11 Bedbaht olanlar ise öğütten kaçacaktır; ح نذى ص ل ى ح ننا م ح ك ب م ى ١٢ 12 Bu gibiler en korkunç ateşi boylayacaktır; ث نم ل ا وت ف ه ا و ل ى ١٧ 13 Sonra orada ne ölebilecek, ne yaşayabilecektir. (13) (13) Zımnen: ne ölebilecek ne de onunla birlikte yaşayabilecek.

م ق د ح ف ل ح ا ر ت ز ك ى ١٤ 14 (Mânevî kirlerden) arınma gayreti (14) içinde olanlar kurtuluşa erecek; (14) Tezekkâ tefa ul kalıbındandır. Tefa ul tekellüftür; tekellüf azim, sebat ve gayret ister. و ذ ك م حس م م ب ه ف ص ل ى ١٥ 15 Rabbinin adını hatırda tutan da, salata duran da (kurtuluşa erecek). (15) (15) Veya: namaz kılan. Dahası, kök anlamının yardımıyla: destek olan veya esas duruşunu koruyan. Sâlât ı sadece namaz ile karşılamak yerine, asli haliyle bıraktık. Zira salat, Kur an da gerçek bir çokanlamlı kavram olarak yer alır. Ekâme fiili ile birlikte namaz ibadetini hakkını vererek kılmak, Mâide 12 de destek, Mâide 58 de din ve dindarlık, Mâide 106 de davet, Nûr 41 de kuşların salatı olarak yaratılış amacına uygun hareket etmek, Meryem 59 da ibadet ve daha başka mânalarda kulanılmıştır (bkz. Bakara: 3, ; Mâide: 58, ; Mâ ûn: 4, ). Burada zikr ile yan yana kullanıldığı için ikinci bir mef ul ile geldiği Tâhâ 14 teki ekimi s-salâte li-zikrî (adımın anılıp şanımın yücelmesi için tüm destek ve çabanı seferber et) ibaresini andırmaktadır. A lâ sûresinin 9 ve 10. âyetindeki zikrâ ve men yahşa ile 14-15 teki men tezekkâ ve sallâ arasında sıkı bir irtibat vardır. Salât ın gerçek anlamını bulmamızda bu pasajdaki kavramsal karşıtlıklar yol göstericidir. Men yahşâ (10) ile el-eşkâ (11) nasıl zıddiyet ilişkisine sahipse, Yaslâ (12) ile sallâ (15) da kökenleri bir olmasına rağmen mânaları zıttır. Birincisi ateşi desteklemek için cehennemin göbeğine dikilmeyi İkincisi ise Allah a özünde kendine- destek için esas duruşu korumayı ifade eder. Zımnen: Cehennemle doğrulmak istemeyen namazla doğrulsun mesajını içerir. Zira salleytu l- ûd, değneği ateşte doğrulttum demektir. es-salvu, insanın dik oturmasını sağlayan oyluklar veya dik yürümesini sağlayan omurga anlamına gelir (Lisân ve Tâc). Allahu a lem. (Nuzul 108 / Mushaf 5 : Maide 12 Aşağıdadır.) ق م ض ا س ن ا ل ك ف م نر ع ن ك و ق د ح خ ذ للا ا ث اق ب نى ح س م ح ل و ب ع ث ن ا ا ن ه م حث ن ى ع ش م ن ق ب ا و ق ال للا ح ن ى ا ع ك م ٸ ر ا ق م ت م الص لوة و ح ت ت م ح نزك وة و ح ا ن ت م ب م س لى و ع نز م ت ا وه م و ح ق م ض ت م للا س پ ات ك م و ل د خ ل ننك م ج ننات ت ج مى ا ر ت ت ه ا ل ن ه ا م ف ا ر ك ف م ب ع د ذ ك ا ن ك م ف ق د ض نل س و حء ح نسب ل ١٢ 12 İŞTE onlar arasından her deliğe girecek on iki kişiyi(19) gönderdiğimiz zaman, Allah İsrâiloğulları ndan da kesin taahhüd almış ve buyurmuştu ki: Kuşkusuz Ben sizinleyim: Eğer; salât ı doğru-dürüst eda eder,(20) arınmak için karşılıksız yardımda bulunur, düşmanlarını engelleyerek elçilerimi desteklerseniz;(21) Allah a da (güveninizi isbat etmek için) gönüllü olarak borç verirseniz, kesinlikle kötülüklerinizi örterim ve sizi zemininden ırmaklar çağlayan cennetlere koyarım. İçinizden her kim de bundan sonra inkâr ederse, kesinlikle o doğru yoldan sapmış olur. (19) Çevirimiz nakîb in kök anlamına dayanmaktadır (Bahr ve Müfredât).

(20) Salât, bu ve daha başka âyetlerde bir ritüel olmanın ötesinde; Allah a, peygamberlerine, dinine verilen desteği ve Arka çıkmayı da içine alacak bir biçimde, Tüm hayatı kuşatan bir bilinçlilik hâli olarak karşımıza çıkmaktadır. Krş. O, sizi üzerinize indirdiği vahiyle destekleyip ayakta tutar (salât eder)... (Ahzab: 43); şanımın yücelmesi için tüm destek ve çabanı seferber et (Tâhâ: 14); Şüphesiz Allah ve Melekler Peygamber e salât ederler (desteklerler); ey iman edenler, siz de Peygamber e salât edin (destekleyin) (Ahzab: 56); Kitab dan sana vahyedileni ilet ve salâtı ikame et (ona destek vererek ayağa kaldır) (Ankebût: 45). Örnek âyetlerin notlarına, ayrıca Bakara 45 ve Mâide 58 in ilgili notlarına bkz. (21) Ta azzur, Kur an da A râf sûresi 156. âyette yardım etme fiiliyle birlikte, Fetih sûresi 9. âyette ise yüceltmek, el üstünde tutmak fiiliyle birlikte kullanıldığına göre, bunların dışında bir anlama sahip olmalıdır. Kelimenin aslı engelleme dir. Tercihimizin gerekçesi budur. (Nuzul 108 / Mushaf 5: Maide 58 Aşağıdadır.) و ح ذ ح ن اد ت م ح ى الص لو ة ح نتخ ذ وه ا ه ز و ح و ع ب ا ذ ك ب ا ننه م ق و م ل ع ق ل ور ٥٨ 58 Onları salât a çağırdığınız zaman, onu hafife alırlar ve oyun ederler. (70) Bu, onların kafalarını kullanmayan bir topluluk olduğunu göstermektedir. (70) Onlar dan kasıt, birlikte düşünülmesi gereken bir önceki âyette geçen Hıristiyanlar, Yahudiler ve müşrikler ise, onların namaza nasıl çağrıldıkları meraka değer. Eğer ibareyi böyle anlarsak şu soruyu sormak mukadder olur: Kur an namaz çağrısının Müslüman olmayanları da kapsadığını mı söylüyor? Evet dersek, bu namazın müstesna konumuna ve kişinin dinini belirleyecek sütun işlevine bir vurgu olur. Fakat böyle bir anlama müslüman olmayanı namazla mükellef kılma anlamına gelir ki, bu sorunludur. Hayır dersek, o zaman buradaki salât ın namaz dışında bir anlama geldiğini kabul etmemiz gerekecektir. Öyle görünüyor ki, buradaki salât en genel anlamıyla Allah a destek ve kulluk mânasına gelmektedir. Bir önceki âyetle birlikte düşünüldüğünde, namazı hafife almanın dini hafife almak demeye geldiği sonucuna varılabilir (bkz. A lâ: 15, not 15; A râf: 170, not 8 ve Bakara: 3, not 6). (Nuzul 108 / Mushaf 5: Maide 106 Aşağıdadır.) ا ح ه ا ح نذ ر ح ا ن وح ش ه اد ة ب ن ك م ح ذ ح ض م ح د ك م ح ا و ت ر ح و ص نة حث ن ار ذ و ح ع د ل ا ن ك م ح و ح خ م حر ا ر غ م ك م ح ر ح ن ت م ض م ب ت م ف ى ح ل م ض ف ا ص اب ت ك م ا ص ب ة ح ا و ت ت ب س ون ه ا ا ا ر ب ع د الص لوة ف ق س ا ار ب الل ح ر ح م ت ب ت م ل ن ش ت مى ب ه ث ا ن ا و و ك ار ذ ح ق م ب ى و ل ن ك ت م ش ه اد ة للا ح ننا ح ذ ح ا ر ح ل ث ا ر ١١٦ 106 SİZ ey iman edenler! Ölüm size yaklaştığında yapacağınız vasiyet sırasında şahitler bulundurun: Kendi aranızdan dürüst iki kişi, ya da seyahatteyken ölüm emareleri gelip sizi bulursa, (âdil şahitliğe) davetten sonra,(118) sizden olmayan öteki iki kişiyi alıkoyun; eğer içinize bir kuşku düşerse onlara Allah adına şöyle yemin ettirin: Akraba hatırına da olsa, hiçbir bedel karşılığında sözümüzü satmayacağız ve Allah ın bildiğini gizlemeyeceğiz; eğer böyle yaparsak günahkar biz olmuş oluruz. (118) Buradaki salât a namaz anlamı verenler, hangi namaz olduğunda ihtilaf etmişlerdir. İkindi namazı, Öğle namazı ya da Herhangi bir namaz diyenler vardır (Kurtubî). Taberî bu ibareyi sükut tefsiri ne (!) tabi tutar. Bu iki şeye yorulabilir: 1) Mevcut yorumların hiçbirine katılmadığına. 2) Yorum gerektirmeyecek kadar açık olduğuna. Fakat Taberî nin üslûbu açısından bu ikincisi zayıf bir ihtimaldir. Bu yoruma dayanan şafiî, 200 dirhemi aşan şahitlikte yeminin Mekke de Kâbe, Medine de Peygamber Mescidi, Kudüs te Kutsal Kaya (Hacer-i Muallak), diğer yerlerde şehrin en büyük mescidinde yapılma şartını getirir. Râzî, Yeminin mekânı olmaz, her yerde yapılır diyen Ebu Hanife yi eleştirerek âyete muhalefetle suçlar (Râzî). Bazıları ise Kendi ibadetlerinden sonra Çünkü o şahitler müslüman değildirler görüşündedir (Kurtubî).

Bizce salât şer'i mânasıyla namaz ibadeti olarak alınamaz. Zira: 1) Bu ibare seferde ölüm döşeğine düşenle ilgilidir. Medine ve cemaat le ilgili söylenenlerin âyetle bir alâkası yoktur. 2) Sizden olmayan öteki iki kişi Kur an üslûbunda Müslüman olmayanlara tekabül eder. 3) Ölüm döşeğindeki insan çaresizlik içinde şahitliğini rica ettiği yabancıları kendi dinlerince de olsa ibadete çağırma gücünü kendinde bulamaz. Olsa olsa onları dürüst ve âdil şahitlik yapmaya davet eder. Sözün özü buradaki salât tıpkı Hûd sûresinin 87. âyetindeki gibi davet anlamında olmalıdır (bkz. âyet 58, not 1). Allahu a lem. (119) Yani:..yakınınız olmayan mü minlerden ya da Müslüman olmayanlardan (Taberî). Zımnen: Hiçbir statü farkı adâletten öncelikli değildir. Adâlet gerçekleşsin de ister öteki, ister beriki sayesinde gerçekleşsin. Zira iktidarın imanı adâlettir. (120) Lafzen: Allah ın şahitliğini. (121) Âyet, amacın gerçekleşmesi için her tür elverişli aracın, niteliğine bakılmaksızın kullanılabileceğini öngörmektedir. Sizden veya sizden olmayan ayrımı, taraflardan birine peşin bir üstünlük tanımamaktadır. Bunun delili Nisâ sûresinin 105-115. âyetleridir. Bu âyetlerin iniş nedeni hakkında farklı rivayetler olsa da, bağlamla en uyumlu olanı şudur: Ebu Ta me adlı müslüman biri, yaptığı hırsızlığı bir Yahudi nin üzerine atar. Rasulullah suçlu Müslüman lehine karar verecekken onu uyaran şu âyetler iner: Sakın hainlere taraf olma! (Nisâ: 105), kendi benliklerine ihanet edenleri de savunma! (Nisâ: 107). (Nuzul 97 / Mushaf 24 : Nur 41 Aşağıdadır.) س ب ح ه ا ر ف ى ح نسا و حت و ح ل م ض و ح نط م ص ا نفات ك ل ق د ع ل م ص ل ت ه و ت س ب ه و للا ع ل م ب ا ا ف ع ل ور ٤١ ح م ت م ح نر للا 41 SEN (ey insan)! Göklerde ve yerde bulunan her bir varlığın kanat çırpan kuş katarlarına varana dek- Allah ın yüce kudretini dillendirdiğini fark etmez misin?(72) Doğrusu onların hepsi de, O na teslim olmayı ve O nu yüceltmeyi bilmektedir; Allah onların hareketlerini de çok iyi bilmektedir: (72) Lafzen: görmez misin. Göz bakmaya, Bakma görmeye, Görme fark etmeye yarıyorsa işe yarar. Buradaki görme somuttan soyuta, görünenden görünmeyene, eserden müessire, fiilden faile, sanattan sanatkara ulaştıran akleden kalbin eylemidir. Zımnen: Allah tan bağımsız bir varlık alanı yoktur. Bilinçli bilinçsiz tüm varlıklar, O nun Rab oluşuna birer atıftırlar. Âlem O nu gösteren bir parmaktır. (Nuzul 43 / Mushaf 19 : Meryem 59 Aşağıdadır.) ف خ ل ف ا ر ب ع د ه م خ ل ف ح ض اع وح الص لو ة و ح نتب ع وح ح نشه و حت ف س و ف ل ق و ر غ ا ٥٩ 59 Derken onların ardından öyle bir kuşak geldi ki, ibadetin içini boşalttılar ve dünyevi zevklerin peşine düştüler; (65) işte bu yüzden gelecekte derin bir düş kırıklığı yaşayacaklar. (65) Lafzen:..salatı zayi ettiler. Salât ın dindarlık ve ibadet manası için bkz. Mâide: 58, not 1 ve ilk geçtiği A lâ: 15, not 15. Âyette namazı zayi etmekle dünyevi zevklerin (şehvetin) peşine düşme arasında hem sebep-sonuç ilişkisi, hem de ardışıklık bağı kurulmaktadır. Zımnen: namazı zayi eden şehevi güdülerine esir olarak cezasını çeker. (Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 3 Aşağıdadır.) ح نذ ر ؤ ا ن ور ب ا غ ب و ي ق يم ون الص لو ة و ا ناا م ز ق ن اه م ن ف ق ور ٧ 3 O hidayete erenler ki, idraki aşan hakikatlere bütünüyle iman ederler, namazı istikamet üzre kılarlar,(6) kendilerine sürekli lutfettiğimiz şeylerden (ihtiyaç sahiplerine) harcarlar; (7)

(6) Yukîmu fiilini salât teriminin 23 yıllık nüzûl sürecinde zenginleşerek seyreden yapısına uygun olarak istikamet üzre kılarlar şeklinde çevirdik. Bu istikamet, Namazın tadil-i erkanından daha çok niyet ve maksadıyla alâkalıdır. Şatıbi ekame yi devamlılık olarak anlamıştır (el-muvâfakât II, 242). Salât ın ikamesi, şeklinden çok amaç ve niyetiyle ilgilidir. Mâun sûresi, bu konuda hayli açıklayıcıdır. İman ve infakın arasında namazın zikredilmesi de oldukça anlamlıdır. O hâlde namazı istikamet üzre kılmak. Namazı, 1) Uluhiyet tevhidinin bir gereği olarak salt Allah a has kılmakla; 2) Rububiyet tevhidinin bir gereği olarak da namazla sosyal hayat arasındaki doğrudan ilişkiyi kabullenmekle mümkündür (Salât hakkında bkz. A lâ: 15, not 15). (7) İnfak için nüzûl sürecinde ilk geçtiği Yâsîn: 47 nin 6 nolu notuna bkz. Bu sûrenin 219. âyetinden de anlaşılacağı gibi, başlangıçta infak, yani Allah yolunda vermek, ihtiyaçtan artanı vermek olarak meşru kılınmıştı. Medine toplumu güçlendikçe bu yükümlülük sınırlandırılmış, zekât miktarı Hz. Peygamber (s) tarafından zaman zaman yeniden düzenlenerek, nihayet 1/40 oranında istikrar bulmuştur. Bu ise, Hz. Ali nin (r) ifadesiyle cimrilerin zekâtıdır. (Nuzul 17 / Mushaf 107 : Maun 4 Aşağıdadır.) ف و ل ل ل م ص ل ي ن ٤ 4 İşbu yüzden, olmaz olsun (böyle) ibadet edenler! (4) (2) Salât için bkz. A lâ: 15, not 15. Bu salat, mü minlere ikame etmeleri emredilen namazla bir tutulamaz. Olsa olsa ikame edilmemiş bir salât tır. Hz. Peygamberin tasvirinden yardım alacak olursak, dini desteklemeyen ve dince desteklenmeyen salât tır. Bunun en tipik özelliği; Yaradana kulluğu, yaratılana şefkatten kesip ayırmaktır. Böylesi bir ibadet, ibadet olma özelliğini de yitirir. Kur an Gerçek erdem ve iyilik, yüzlerinizi doğuya ya da batıya döndürmeniz değildir (Bakara: 177) derken de, kesilen kurbanlar için: Onların ne etleri ne kanları Allah a ulaşır (Hac: 37) derken de bunu kasteder. İbadet i adâletten ayırmak, ed-din i yalanlamakla eş tutulmuştur. Elbet, onların namazı ıslık çalmak ve el çırpmaktan ibarettir (Enfal: 35) âyeti, amacından kopartılarak içi boşaltılan ibadetlerin nasıl oyun ve eğlence halini aldığını; veya oyun ve eğlencenin, amacından koparılmış ibadetlerin yerine nasıl ikame edildiğini gösterir. ب ل ت ؤ ث م ور ح وة ح د ن ا ١٦ 16 Maalesef siz (ey insanlar), bu yakın ve aşağı hayatı tercih ediyorsunuz; (16) (16) Sıfat tamlaması olan el-hayatu d-dunya, el-hayatu l-ahira nın zıddıdır. el-hayat dişil olduğu için sıfatı dişil gelmiştir. Mücerret olduğu yerlerde de sanki el-hayat niteleneni varmış gibi dunya olarak anılır. Dunyâ sözcüğünün kendisinden türetildiği ed-dunuv iki anlama birden gelir: 1) Maddî, mânevî ya da hükmî olarak yakınlık (krş. Enfal: 42). 2) Maddî, mânevî ve hükmî olarak düşüklük, aşağılık. Her iki anlamıyla da mekân, zaman, konum ve makam açılarından her biri için kullanılabilir. Dünya, her iki anlamı da içerisinde taşıyan bir terimdir. Yani; Hem yakın olan, Hem de aşağılık olan.

Hayatu d-dunya formuyla geldiği hemen her yerde negatif bir anlam yüküyle gelir ki, aşağı ve düşük anlamını kendiliğinden içerir. Eğer dünya ile âhiret bir vav bağlacıyla aynı cümlede bağlanırsa sözün bağlamına göre vurgusu da değişir (Bakara: 201; Bakara: 217; Âl-i İmran: 45). (Nuzul 95 / Mushaf 8 : Enfal 42 Aşağıdadır.) ح ذ ح ن ت م ب ا ع د و ة الد ن ي ا و ه م ب ا ع د و ة ح ق ص و ى و ح ن مك ب ح س ف ل ا ن ك م و و ت و حع د ت م ل خ ت ل ف ت م ف ى ح ا ع اد و ك ر ق ض ى للا ح ا م ح ك ار ا ف ع و ل ه ل ك ا ر ه ل ك ع ر ب ن ة و ى ا ر ن ع ر ب ن ة و ح نر س ا ع ع ل م ٤٢ للا 42 O zaman siz vadinin yakın ucunda, onlar da uzak ucundaydı; kervansa sizden hayli aşağıdaydı. Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz zamanı bu kadar isabetli tutturamazdınız. Fakat Allah olması mukadder bir işi gerçekleştirmek için (böyle) yaptı ki; helâk olan hakkın açık bir müdahalesiyle helâk olsun, hayatta kalan da (yine) hakkın açık bir müdahalesiyle hayatta kalsın: (48) Zira Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilendir. (48) Veya helâk ve hayat ı iman ve inkâr dan mecaz olarak görüp:..böyle yaptı ki; küfrü seçen açık bir delil olan bu (sonuca bakıp) helâki tercih etsin, imanı seçen de yine bu (sonuca bakıp) ebedi hayatı tercih etsin! Bedr Bedr

(Nuzul 94 / Mushaf 2 : Bakara 217 Aşağıdadır.) ت ى س پ ل ون ك ع ر ح نش ه م ح م حم ق ت ال ف ه ق ل ق ت ال ف ه ك ب م و ص د ع ر س ب ل للا و ك ف م ب ه و ح ا س ج د ح م ح م و ح خ م حج ح ه ل ه ا ن ه ح ك ب م ع ن د للا و ح ف ت ن ة ح ك ب م ا ر ح ق ت ل و ل ز ح ور ق ات ل ون ك م م د وك م ع ر د ن ك م ح ر حس ت ط اع وح و ا ر م ت د د ا ن ك م ع ر د ن ه ف ا ت و ه و ك اف م ف ا و ٸ ك ب ط ت ح ع ا ا ه م ف ى الد ن ي ا و ح ل خ م ة و ح و ٸ ك ح ص اب ح ننا م ه م ف ه ا خ ا د ور ٢١٣ 217 Sana saldırmazlık ayında savaşmanın hükmünü soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir hatadır. Fakat Allah ın yolundan insanları çevirmek, O nu ve Mescid-i Haram ın hürmetini inkâr etmek, oranın sakinlerini oradan sürüp çıkarmak Allah katında daha büyük bir cürümdür. Fakat inanca yönelik baskı ve zulüm, adam öldürmekten daha beterdir. (402) Eğer düşmanlarınızın gücü yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler. Sizden her kim dininden döner ve kâfir olduğu hâlde ölürse, onun bütün yapıp-ettiği ameller dünyada da âhirette de boşa gitmiştir. Onlar ateşe mahkûmdurlar, onlar orada kalıcıdırlar. (402) Zira birincisi insanın ruhuna, ikincisi insanın bedenine yönelik bir tecavüzdür. (Nuzul 98 / Mushaf 3 : Al-i İmran 45 Aşağıdadır.) ب ش م ك ب ك ل ا ة ا ن ه ح س ا ه ح ا س ح ع س ى حب ر ا م م و ج ه ا ف ى الد ن ي ا و ح ل خ م ة و ا ر ح ا ق ن مب ر ٤٥ ح ذ ق ا ت ح ا لٸ ك ة ا ا م م ح نر للا 45 O zaman melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana adı Meryem oğlu İsa(35) Mesih olan, dünyada da ahrette de gözde ve (Allah a) yakınlardan biri olacak kendi katından(36) bir kelimeyi müjdeliyor! (35) Ey Meryem diye başlayan bir cümlede İsa nın Meryem oğlu olduğunun vurgulanması üç amaç taşır: 1) Yahudilerin Meryem in iffetine yönelik iftiralarını red. Zımnen: o peygamber anasıdır. 2) İsa nın Tanrı nın oğlu olduğu iftirasını red. 3) Erkek egemen Roma kültürünü red. (36) Yani: Allah ın müdahalesi dışında değil. Âyetteki minhu (O nun katından) Câsiye 13 teki cemi an minhu (göklerde ve yerde olan her şey kendi katından..) ile aynıdır. Teslisçi Necranlılar bağlamında bu ifade, İsa nın tanrılığı iddiasını reddedip onun yaratılmış olduğu vurgusunu taşır.

Hz İsa ve Meryem و ح ل خ م ة خ م و ح ب ق ى ١٣ 17 Oysa ki öteki (hayat) en hayırlı ve daha kalıcıdır. ح نر ه ذ ح ف ى ح ص ف ح ل و ى ١٨ 18 Elbet bütün bu hakikatler önceki vahiylerde yer almıştır; ص ف ح ب م ه م و ا وس ى ١٩ 19 (Mesela) İbrahim (17) ve Musa ya indirilen vahiylerde. (17) Veda lar sahibi Brahma ile Suhuf sahibi İbrahim peygamber arasındaki isim benzerliği dikkate değerdir (İkisi arasındaki irtibat için bkz. Hamidullah, Aziz Kur an).

Hz İbrahim

Tur-i Sina Dağı Hz Musa ve Harun un Mısır dan Çıkışı