Ben özgürlük kahramanlarının yaşam öykülerini yazıyorum. Aydınlık. Başkaldırıyorum öyleyse varım! Margaret Meserve nin araştırmalarıyla TÜRK

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Ben özgürlük kahramanlarının yaşam öykülerini yazıyorum. Aydınlık. Başkaldırıyorum öyleyse varım! Margaret Meserve nin araştırmalarıyla TÜRK"

Transkript

1 Aydınlık. KITA PAydınlık BU SAYIDA 35 KİTAP TANITILIYOR Toplam: Nisan 2012 Cuma / Yıl: 1 / Sayı: 6 Gazetesi nin ücretsiz ekidir Başkaldırıyorum öyleyse varım! Margaret Meserve nin araştırmalarıyla TÜRK Ömer Serim den Son Kale Fenerbahçe / Bir Linç Belgeseli Ben özgürlük kahramanlarının yaşam öykülerini yazıyorum Kedi nerede beşik nerede? Şanslı Aile

2

3 İÇİNDEKİLER Haftanın Portresi: Ümit Kaftancıoğlu s. 4 Başkaldırıyorum öyleyse varım s. 4 Ömer Serim den Son Kale Fenerbahçe / Bir Linç Belgeseli s. 6 Margaret Meserve in araştırmalarıyla Türk s. 7 Kurt Vonnegut ve Kedi nerede beşik nerede? s. 8 Erdem, Her Dem s. 5 Mecit Ünal: Gülden Terazi s. 9 Seyyit Nezir: Ara Kablo s. 10 KAPAK: Hıfzı Topuz la son kitabı Elbet Sabah Olacaktır üzerine... s Arthur Asa Berger den Kültür Eleştirisi s. 15 Cafer Yıldırım, Arkadaş Z. Özger i yazdı s. 16 Bir kitap bir film s. 17 Yeni Çıkanlar s Çocuklar için s. 20 Sahaf ve Anadolu dan Kitabevi s. 21 Alıntı test ve Bulmaca s. 22 Aydınlık KİTAP 6 N SAN 2012 CUMA 3 SUNU Avrupa ya ulaşan tek kitap eki oluyoruz Altıncı sayımızda, tüm okurlarımıza, tüm kitapseverlere bir kez daha merhaba derken, gerçekleştirmek üzere olduğumuz önemli bir atılımdan da söz etmek istiyoruz... Aydınlık Kitap ın, Aydınlık gazetesinin tirajına bağlı olarak Türkiye de en çok okura ulaşan haftalık kitap eki olduğunu belirtmiştik geçen sayılarımızda. Şimdi bir adım daha Mart tan itibaren Aydınlık gazetesi bir ilki gerçekleştirerek, kitap ekimizi Avrupa daki okurlarına da ulaştıracak. Yani Aydınlık Kitap Eki, yurtdışında da dağıtılan ilk ve tek kitap eki olma özelliğine kavuşacak. Milyonlarca vatandaşımızın yaşadığı, Türkiye de yayımlanan binlerce kitabın okur bulduğu Avrupa ülkeleri bugüne dek yayınevlerimizin gündemine yalnızca, başta Frankfurt olmak üzere uluslararası kitap fuarları nedeniyle girmişken, bundan sonra Aydınlık Kitap Eki de önemli bir tanıtım köprüsü işlevi görecek. Bunun tersi de geçerli olacak kuşkusuz ki... Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, İsviçre, İngiltere, Danimarka, Norveç, İsveç... Tüm bu ülkeler, çok iyi biliyoruz ki Türkiye de yayınevlerinin, dergilerin, kitap eklerinin gündemine girme olanağı ne yazık ki çok kısıtlı olan yazarlar ve kitaplar da demek. Zorlu süreçler sonucunda yayımlattıkları kitaplarının sesini Türkiye de de duyurmak isteyen gurbetçi yazarlarımız, 16 Mart tan itibaren Aydınlık Kitap sayfalarında kendilerine daha geniş bir yer bulabilecekler. Aydınlık Kitap ın sayfaları, bundan böyle Avrupa da yaşayan yazarlarımızın ürünlerine yönelik tanıtımlarla daha da zenginleşecek... *** Yurtdışına dair birkaç satır daha... Aydınlık Kitap ın editörü Pınar Akkoç Mart tarihleri arasında Mexico daydı... Panço Villa nın, Emiliano Zapata nın, Carlos Fuentes in ülkesinin başkentinde düzenlenen uluslararası bir toplantıya katılan Akkoç, zaman bulduğu ölçüde bol bol da kitabevi gezdi. 20 Mart ta Meksika nın güneyinde yaşanan 7.9 şiddetindeki deprem, başkentte de hissedilmiş. Pınar Akkoç un tanıştığı kitapçıların çoğu, Türkiye den gelen konuklarını, deprem nedeniyle devrilen kitap raflarını göstererek, Biraz dağınık durumdayız, özür dileriz... diyerek karşılaşasa da, açıkçası editörümüzün çektiği fotoğraflar bizde Meksikalı kitabevi ve sahafların hayli düzenli tertipli oldukları gibi bir izlenim bıraktı! Büyük bir depremle karşılaşan Meksika halkına geçmiş olsun dileklerimizi ve Meksika daki tüm kitabevlerine sevgilerimizi gönderiyoruz. Ayşe Kulin ÖneriYorum Son okudğum kitapları söyle sıralıyorum: 1) 2) 3) 4) 1) SU / Buket Uzuner 2) AŞKIN CEP DEFTERİ / Murathan Mungan 3) ELDEBRAB A GİDEYİM Mİ? / Selçuk Erez 4) OD / İskender Pala 5) 5) LEVANT / Philip Mansel İlk dört kitap ters sıralamayla son altı ayın kitapları. Yazarların hepsi benim dostlarım. Onların yayımlanan her kitaplarını önce mesleki bir merakla sonra da arkadaşlarım oldukları için okurum. Her birinin kitabından değişik bir tat alırım. İskender Pala nın kitaplarının benim için ayrıca öğretici bir yanı da vardır her zaman. Tarihi ayrıntıları romanlarda yakalamak keyiflidir. 5. sıradaki Levant ı ise, yakın tarihl ve benim ülkemin yer aldığı coğrafyayı anlattığı için ilgiyle okudum. Aydınlık. KITA P Aydınlık Gazetesi nin ücretsiz ekidir Editör: Pınar Akkoç Yazıişleri: Damla Yazıcı Reklam Müdürü: Saynur Okuroğlu Sayfa Sekreteri: Egemen Yamandağ Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. adına sahibi: Mehmet Sabuncu Genel Yayın Yönetmeni: Serhan Bolluk Sorumlu Müdür: Mehmet Bozkurt Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Baskı: Toros Yay. Mat. Tur. Org. San. Tic. Ltd. Şti. Yalçın Koreş Cad. No: 12/A Bodrum Kat Bağcılar / İstanbul Tel:

4 4 6 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP HAFTANIN PORTRES Ümit Kaftancıoğlu ( ) Gerçek edebiyatın halkın ağzında, dilinde olduğunu bilmeliyiz. Halkın sözlü edebiyatını yazıya geçirecek, değerlendirecek olanlar da halk çocuklarıdır Başkaldırıyorum öyleyse varım! Modern kültüre ve insanların çılgınlıklarına karşı sade görünen ama bir o kadar da hırçın ve güçlü mücadele üzerinden, Habil ile Kabil, Tanrı ile Lilith gibi mitolojik kahramanlara göndermeler... Asıl adı Garip Tatar olan Ümit Kaftancıoğlu 1935 yılında Ardahan'ın Hanak ilçesinin Koyunpınarı (Saskara) köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu Dede Korkut boylarının zengin anlatım geleneği içerisinde, halk âşıklarının, söz sohbet bilenlerin dizinin dibinde destan, masal, türkü, efsane dinleyerek, okuyarak geçti. Köyündeki ilkokula gittiğinde diploma alacak durumdaydı. İlkokulu bitirdikten sonra köy çocuklarına açık tek kapı olan Köy Enstitüsü ne girmek için yıllarca uğraştı, yollara düştü, Cılavuz Köy Enstitüsü ne girdi. Kaftancıoğlu, Cılavuz Köy Enstitüsü nü bitirdikten sonra Mardin in Derik ilçesinde ilkokul öğretmeni olarak görevine başladı. Daha sonra Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirip bir süre Rize nın Pazar ilçesinde Türkçe öğretmenliği yaptı. Yedeksubay olarak görev yaptığı askerlik dönüşü, TRT'nin açtığı sınavı kazanarak, Köy Yayınları bölümünde göreve başladı. TRT İstanbul Radyosu'nda Av Bizim Avlak Bizim, Dilden Dile ve Yurdun Dört Bucağından gibi programlarla halk kültürünü, halk âşıklarını, halkın eksiğini ve sıkıntılarını mikrofona taşıdı. Gerçek edebiyatın halkın ağzında, dilinde olduğunu bilmeliyiz. Halkın sözlü edebiyatını yazıya geçirecek, değerlendirecek olanlar da halk çocuklarıdır demişti. Bu gözlemlerini doğrularcasına, Anadolu'yu gezerek derlemelerle halkın sözlü yazınını ve halk türkülerini yazıya döktü. Günümüzde bile sevilerek dinlenen Evreşe Yolları Dar ve Yüksek Yüksek Tepeler Ev Kurmasınlar türküleri Kaftancıoğlu'nun derlemeleri arasındadır. Radyo programcılığı yanında edebiyat dünyasında da adını duyuran Kaftancıoğlu, Dönemeç le (Öykü) TRT Büyük Ödülü birincilik (1970), Hakullah la (Röportaj) Milliyet Gazetesi Karacan Ödülü birinciliği (1972) aldı. 11 Nisan 1980 de görev yaptığı TRT İstanbul Radyosu na gitmek için çıktığı evinin önünde, kültürün ve aydınlığın düşmanlarınca katledildi. Ümit Kaftancıoğlu nu ölümünün 32. yılında saygıyla anıyoruz. CEREN ADALETSEVER Sel Yayıncılık tan çıkan Lilith yazarın ilk romanı olma özelliğiyle önemini benim açımdan artıran bir kitap oldu. Yazarın başka insanların dünyalarına kendi hikayesiyle girdiği ilk roman, ilk heyecanı paylaşıyormuş gibi bir duygu hissediyorum hep ilk kitapları okurken. Beni sarsacak yeni bir yazarla mı tanışıyorum duygusunu hissediyorum kitabın kapağını açmadan önce. Esra Pekin beni hayal kırıklığına uğratmayan yazarlardan oldu diyebilirim. Yazar ilk romanında fi tarihinden bugüne taşıyor bizi. Dün olmasaydı bugün olmazdı. Bugün dünün devamı, bugün düne bağımlı, oysa dün bugüne kayıtsızdı diyor yazar ve yaratılmış efsaneleri Lamia nın hikayesiyle sunuyor bize. Bir başkaldırının sembolü olan Lilith aynı zamanda feminizmin de sembolü olarak kabul görüyor. Peki kim bu Lilith? Yazar kendi diliyle şöyle tanımlıyor Lilith i: İsmim Lilith. Tanrı nın Adem le aynı anda yarattığını unutmak için adını utanmasızca tüm kutsal kitaplardan sildiği ve cennetinden kovduğu, buna karşılık ölümsüzlükle ödüllendirdiği ve yalnızlıkla cezalandırdığı, yalnızlığı şeytanla düşüp kalkarak gideren, şeytandan olma bebekleri Tanrı tarafından katledilen, Adem in ilk karısı Lilith im. Tanrıya başkaldıran ilk kadınım. Kitabın ileri sayfalarındaysa yazar gözkapaklarımızı açıyor, bizi uykumuzdan uyandırıp Lilith in gerçek hikayesini anlatıyor. Lamia nın hikayesinde ise; var olmanın tüketimle bir olduğu dünyada insanın kendine yabancılaşmasını, hayatın sıradanlığını ölümü ve acının hayatımızdaki yerini işliyor yazar. Bu eşitsiz düzenin içinde Lamia; tüm gücüyle, güçsüzlüğüyle, suçuyla cezasıyla eşitliği sağlamaya çalışarak başkaldırıyor var olan düzene. Günümüzün tüketim toplumunda geçerlilik kazanan Tüketiyorum, o halde varım a cevabı Başkaldırıyorum o halde varım oluyor Lamia nın. Başkaldırıyor alışkanlıklara, başkaldırıyor ölüme ve başkaldırıyor acıya. Lamia; Fadiş Hanım dan öğrendiği tahnit sanatıyla kitaplığına taşıyor ölülerini.ve kitaplığında biriken gri Afrika papağanı, kınalı keklik, muhabbetkuşlarıyla ölüme meydan okuyor adeta ve acılarıyla birlikte yaşamayı tercih ediyor. Baktıkça hatırlamak, hatırladıkça acılanmak, acılandıkça nefes almak için. Yazara göre; ölüm kaçınılmaz bir şeydi, bir yergezendi. Sinsi, haris, selis... Belli bir istikameti yoktu ölümün ve sınır tanımıyordu. Tüm diğerleri, ölümden köşe bucak kaçadursun; Lamia nın hikayesinde bir alıp bir verdiği nefes kadar yeri vardı ölümün.o tıpkı Lilith in Tanrı dan intikamını aldığı gibi ölümü kullanıyordu öcünü almak için. Yazar, Lamia nın modern kültüre ve insanların çılgınlıklarına karşı sade görünen ama bir o kadar da hırçın ve güçlü mücadelesi üzerinden, Habil ile Kabil, Tanrı ile Lilith gibi mitolojik kahramanlara göndermeler yapıyor. O mitolojik kahramanları Lamia nın hikayesine aşılıyor. Bu karşılaştırmalar modern hayatın mitoloji üzerindeki gölgesini gözle görünür hale getiriyor. Aynı anda hem gerçek ve basit, hem de efsanevi. Islakkarga; çok korkan, çekingen, ürkek demektir. Halbuki karga, ötücü kuşlar takımı içindeki en şaklaban, en cevval, en şakacı ve en zeki kuştur. Karga insanoğlunun canını öyle çok acıtmıştır ki insanoğlu da karganın suretinden öcünü alamayınca k-a-r-g-a nın harflerini ıslatmıştır. Lilith in yani Lamia nın hikayesine tanıklık ederken sizler de birer ıslakkarga ya dönüşebilirsiniz. (Lilith, Esra Pekin,Sel Yay., 120 s.) K TAPTAN Kendini tanrı zanneden insan, bir hayvan oldugunu unutmak için doğasını unutmaya yemin etti. Ve bu yemini tutmak için ne gerekiyorsa yapmaktan sakınmadı. Kendi koyduğu yasaların bir örümcek ağı gibi kendini hareketsizleştirdiğini anladığında, şimdiden sonra yapılabilecek bir şey olmadığını biliyordu. Bazıları için yapılabilecek tek bir şey kalmıştı: Bireysel başkaldırılarla yaşamaya çalışmak.

5 İÇİNDEKİLER Haftanın Portresi: Ümit Kaftancıoğlu s. 4 Başkaldırıyorum öyleyse varım s. 4 Ömer Serim den Son Kale Fenerbahçe / Bir Linç Belgeseli s. 6 Margaret Meserve in araştırmalarıyla Türk s. 7 Kurt Vonnegut ve Kedi nerede beşik nerede? s. 8 Erdem, Her Dem s. 5 Mecit Ünal: Gülden Terazi s. 9 Seyyit Nezir: Ara Kablo s. 10 KAPAK: Hıfzı Topuz la son kitabı Elbet Sabah Olacaktır üzerine... s Arthur Asa Berger den Kültür Eleştirisi s. 15 Cafer Yıldırım, Arkadaş Z. Özger i yazdı s. 16 Bir kitap bir film s. 17 Yeni Çıkanlar s Çocuklar için s. 20 Sahaf ve Anadolu dan Kitabevi s. 21 Alıntı test ve Bulmaca s. 22 Aydınlık KİTAP 6 N SAN 2012 CUMA 3 SUNU Avrupa ya ulaşan tek kitap eki oluyoruz Altıncı sayımızda, tüm okurlarımıza, tüm kitapseverlere bir kez daha merhaba derken, gerçekleştirmek üzere olduğumuz önemli bir atılımdan da söz etmek istiyoruz... Aydınlık Kitap ın, Aydınlık gazetesinin tirajına bağlı olarak Türkiye de en çok okura ulaşan haftalık kitap eki olduğunu belirtmiştik geçen sayılarımızda. Şimdi bir adım daha Mart tan itibaren Aydınlık gazetesi bir ilki gerçekleştirerek, kitap ekimizi Avrupa daki okurlarına da ulaştıracak. Yani Aydınlık Kitap Eki, yurtdışında da dağıtılan ilk ve tek kitap eki olma özelliğine kavuşacak. Milyonlarca vatandaşımızın yaşadığı, Türkiye de yayımlanan binlerce kitabın okur bulduğu Avrupa ülkeleri bugüne dek yayınevlerimizin gündemine yalnızca, başta Frankfurt olmak üzere uluslararası kitap fuarları nedeniyle girmişken, bundan sonra Aydınlık Kitap Eki de önemli bir tanıtım köprüsü işlevi görecek. Bunun tersi de geçerli olacak kuşkusuz ki... Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, İsviçre, İngiltere, Danimarka, Norveç, İsveç... Tüm bu ülkeler, çok iyi biliyoruz ki Türkiye de yayınevlerinin, dergilerin, kitap eklerinin gündemine girme olanağı ne yazık ki çok kısıtlı olan yazarlar ve kitaplar da demek. Zorlu süreçler sonucunda yayımlattıkları kitaplarının sesini Türkiye de de duyurmak isteyen gurbetçi yazarlarımız, 16 Mart tan itibaren Aydınlık Kitap sayfalarında kendilerine daha geniş bir yer bulabilecekler. Aydınlık Kitap ın sayfaları, bundan böyle Avrupa da yaşayan yazarlarımızın ürünlerine yönelik tanıtımlarla daha da zenginleşecek... *** Yurtdışına dair birkaç satır daha... Aydınlık Kitap ın editörü Pınar Akkoç Mart tarihleri arasında Mexico daydı... Panço Villa nın, Emiliano Zapata nın, Carlos Fuentes in ülkesinin başkentinde düzenlenen uluslararası bir toplantıya katılan Akkoç, zaman bulduğu ölçüde bol bol da kitabevi gezdi. 20 Mart ta Meksika nın güneyinde yaşanan 7.9 şiddetindeki deprem, başkentte de hissedilmiş. Pınar Akkoç un tanıştığı kitapçıların çoğu, Türkiye den gelen konuklarını, deprem nedeniyle devrilen kitap raflarını göstererek, Biraz dağınık durumdayız, özür dileriz... diyerek karşılaşasa da, açıkçası editörümüzün çektiği fotoğraflar bizde Meksikalı kitabevi ve sahafların hayli düzenli tertipli oldukları gibi bir izlenim bıraktı! Büyük bir depremle karşılaşan Meksika halkına geçmiş olsun dileklerimizi ve Meksika daki tüm kitabevlerine sevgilerimizi gönderiyoruz. Ayşe Kulin ÖneriYorum Son okudğum kitapları söyle sıralıyorum: 1) 2) 3) 4) 1) SU / Buket Uzuner 2) AŞKIN CEP DEFTERİ / Murathan Mungan 3) ELDEBRAB A GİDEYİM Mİ? / Selçuk Erez 4) OD / İskender Pala 5) 5) LEVANT / Philip Mansel İlk dört kitap ters sıralamayla son altı ayın kitapları. Yazarların hepsi benim dostlarım. Onların yayımlanan her kitaplarını önce mesleki bir merakla sonra da arkadaşlarım oldukları için okurum. Her birinin kitabından değişik bir tat alırım. İskender Pala nın kitaplarının benim için ayrıca öğretici bir yanı da vardır her zaman. Tarihi ayrıntıları romanlarda yakalamak keyiflidir. 5. sıradaki Levant ı ise, yakın tarihl ve benim ülkemin yer aldığı coğrafyayı anlattığı için ilgiyle okudum. Aydınlık. KITA P Aydınlık Gazetesi nin ücretsiz ekidir Editör: Pınar Akkoç Yazıişleri: Damla Yazıcı Reklam Müdürü: Saynur Okuroğlu Sayfa Sekreteri: Egemen Yamandağ Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. adına sahibi: Mehmet Sabuncu Genel Yayın Yönetmeni: Serhan Bolluk Sorumlu Müdür: Mehmet Bozkurt Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Baskı: Toros Yay. Mat. Tur. Org. San. Tic. Ltd. Şti. Yalçın Koreş Cad. No: 12/A Bodrum Kat Bağcılar / İstanbul Tel:

6 4 6 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP HAFTANIN PORTRES Ümit Kaftancıoğlu ( ) Gerçek edebiyatın halkın ağzında, dilinde olduğunu bilmeliyiz. Halkın sözlü edebiyatını yazıya geçirecek, değerlendirecek olanlar da halk çocuklarıdır Başkaldırıyorum öyleyse varım! Modern kültüre ve insanların çılgınlıklarına karşı sade görünen ama bir o kadar da hırçın ve güçlü mücadele üzerinden, Habil ile Kabil, Tanrı ile Lilith gibi mitolojik kahramanlara göndermeler... Asıl adı Garip Tatar olan Ümit Kaftancıoğlu 1935 yılında Ardahan'ın Hanak ilçesinin Koyunpınarı (Saskara) köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu Dede Korkut boylarının zengin anlatım geleneği içerisinde, halk âşıklarının, söz sohbet bilenlerin dizinin dibinde destan, masal, türkü, efsane dinleyerek, okuyarak geçti. Köyündeki ilkokula gittiğinde diploma alacak durumdaydı. İlkokulu bitirdikten sonra köy çocuklarına açık tek kapı olan Köy Enstitüsü ne girmek için yıllarca uğraştı, yollara düştü, Cılavuz Köy Enstitüsü ne girdi. Kaftancıoğlu, Cılavuz Köy Enstitüsü nü bitirdikten sonra Mardin in Derik ilçesinde ilkokul öğretmeni olarak görevine başladı. Daha sonra Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirip bir süre Rize nın Pazar ilçesinde Türkçe öğretmenliği yaptı. Yedeksubay olarak görev yaptığı askerlik dönüşü, TRT'nin açtığı sınavı kazanarak, Köy Yayınları bölümünde göreve başladı. TRT İstanbul Radyosu'nda Av Bizim Avlak Bizim, Dilden Dile ve Yurdun Dört Bucağından gibi programlarla halk kültürünü, halk âşıklarını, halkın eksiğini ve sıkıntılarını mikrofona taşıdı. Gerçek edebiyatın halkın ağzında, dilinde olduğunu bilmeliyiz. Halkın sözlü edebiyatını yazıya geçirecek, değerlendirecek olanlar da halk çocuklarıdır demişti. Bu gözlemlerini doğrularcasına, Anadolu'yu gezerek derlemelerle halkın sözlü yazınını ve halk türkülerini yazıya döktü. Günümüzde bile sevilerek dinlenen Evreşe Yolları Dar ve Yüksek Yüksek Tepeler Ev Kurmasınlar türküleri Kaftancıoğlu'nun derlemeleri arasındadır. Radyo programcılığı yanında edebiyat dünyasında da adını duyuran Kaftancıoğlu, Dönemeç le (Öykü) TRT Büyük Ödülü birincilik (1970), Hakullah la (Röportaj) Milliyet Gazetesi Karacan Ödülü birinciliği (1972) aldı. 11 Nisan 1980 de görev yaptığı TRT İstanbul Radyosu na gitmek için çıktığı evinin önünde, kültürün ve aydınlığın düşmanlarınca katledildi. Ümit Kaftancıoğlu nu ölümünün 32. yılında saygıyla anıyoruz. CEREN ADALETSEVER Sel Yayıncılık tan çıkan Lilith yazarın ilk romanı olma özelliğiyle önemini benim açımdan artıran bir kitap oldu. Yazarın başka insanların dünyalarına kendi hikayesiyle girdiği ilk roman, ilk heyecanı paylaşıyormuş gibi bir duygu hissediyorum hep ilk kitapları okurken. Beni sarsacak yeni bir yazarla mı tanışıyorum duygusunu hissediyorum kitabın kapağını açmadan önce. Esra Pekin beni hayal kırıklığına uğratmayan yazarlardan oldu diyebilirim. Yazar ilk romanında fi tarihinden bugüne taşıyor bizi. Dün olmasaydı bugün olmazdı. Bugün dünün devamı, bugün düne bağımlı, oysa dün bugüne kayıtsızdı diyor yazar ve yaratılmış efsaneleri Lamia nın hikayesiyle sunuyor bize. Bir başkaldırının sembolü olan Lilith aynı zamanda feminizmin de sembolü olarak kabul görüyor. Peki kim bu Lilith? Yazar kendi diliyle şöyle tanımlıyor Lilith i: İsmim Lilith. Tanrı nın Adem le aynı anda yarattığını unutmak için adını utanmasızca tüm kutsal kitaplardan sildiği ve cennetinden kovduğu, buna karşılık ölümsüzlükle ödüllendirdiği ve yalnızlıkla cezalandırdığı, yalnızlığı şeytanla düşüp kalkarak gideren, şeytandan olma bebekleri Tanrı tarafından katledilen, Adem in ilk karısı Lilith im. Tanrıya başkaldıran ilk kadınım. Kitabın ileri sayfalarındaysa yazar gözkapaklarımızı açıyor, bizi uykumuzdan uyandırıp Lilith in gerçek hikayesini anlatıyor. Lamia nın hikayesinde ise; var olmanın tüketimle bir olduğu dünyada insanın kendine yabancılaşmasını, hayatın sıradanlığını ölümü ve acının hayatımızdaki yerini işliyor yazar. Bu eşitsiz düzenin içinde Lamia; tüm gücüyle, güçsüzlüğüyle, suçuyla cezasıyla eşitliği sağlamaya çalışarak başkaldırıyor var olan düzene. Günümüzün tüketim toplumunda geçerlilik kazanan Tüketiyorum, o halde varım a cevabı Başkaldırıyorum o halde varım oluyor Lamia nın. Başkaldırıyor alışkanlıklara, başkaldırıyor ölüme ve başkaldırıyor acıya. Lamia; Fadiş Hanım dan öğrendiği tahnit sanatıyla kitaplığına taşıyor ölülerini.ve kitaplığında biriken gri Afrika papağanı, kınalı keklik, muhabbetkuşlarıyla ölüme meydan okuyor adeta ve acılarıyla birlikte yaşamayı tercih ediyor. Baktıkça hatırlamak, hatırladıkça acılanmak, acılandıkça nefes almak için. Yazara göre; ölüm kaçınılmaz bir şeydi, bir yergezendi. Sinsi, haris, selis... Belli bir istikameti yoktu ölümün ve sınır tanımıyordu. Tüm diğerleri, ölümden köşe bucak kaçadursun; Lamia nın hikayesinde bir alıp bir verdiği nefes kadar yeri vardı ölümün.o tıpkı Lilith in Tanrı dan intikamını aldığı gibi ölümü kullanıyordu öcünü almak için. Yazar, Lamia nın modern kültüre ve insanların çılgınlıklarına karşı sade görünen ama bir o kadar da hırçın ve güçlü mücadelesi üzerinden, Habil ile Kabil, Tanrı ile Lilith gibi mitolojik kahramanlara göndermeler yapıyor. O mitolojik kahramanları Lamia nın hikayesine aşılıyor. Bu karşılaştırmalar modern hayatın mitoloji üzerindeki gölgesini gözle görünür hale getiriyor. Aynı anda hem gerçek ve basit, hem de efsanevi. Islakkarga; çok korkan, çekingen, ürkek demektir. Halbuki karga, ötücü kuşlar takımı içindeki en şaklaban, en cevval, en şakacı ve en zeki kuştur. Karga insanoğlunun canını öyle çok acıtmıştır ki insanoğlu da karganın suretinden öcünü alamayınca k-a-r-g-a nın harflerini ıslatmıştır. Lilith in yani Lamia nın hikayesine tanıklık ederken sizler de birer ıslakkarga ya dönüşebilirsiniz. (Lilith, Esra Pekin,Sel Yay., 120 s.) K TAPTAN Kendini tanrı zanneden insan, bir hayvan oldugunu unutmak için doğasını unutmaya yemin etti. Ve bu yemini tutmak için ne gerekiyorsa yapmaktan sakınmadı. Kendi koyduğu yasaların bir örümcek ağı gibi kendini hareketsizleştirdiğini anladığında, şimdiden sonra yapılabilecek bir şey olmadığını biliyordu. Bazıları için yapılabilecek tek bir şey kalmıştı: Bireysel başkaldırılarla yaşamaya çalışmak.

7 Aydınlık KİTAP 6 N SAN 2012 CUMA 5 Erdem, her dem MURAT HATUNOĞLU Zordur, herkese lazım olan bazı şeylerin tanıtımını yapmak. Mesela bir takvimin reklamını yapamazsınız kolay kolay ya da bir terazinin. Terazidir, takvimdir işte ve herkese lazım gelir. Ömrün son yaprağı kopana kadar bakılandır takvim; yaprağın komşusu yemişi, göveriyi ağırlayandır terazi. Diyemez ki insan, benim takvimim daha doğru, daha güzel diye; ancak bakar, öğrenir, geçer. Antik Yunan filozofları da böyledir, âdeta attığımız her adımda, konuştuğumuz her konuda ve hatta beyin kıvrımlarımızdan çıkan her fısıltıda vardır nefesleri. Kimin söylediğini biliriz ya da bilmeyiz, Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir cümlesini söyleriz örneğin. İnsan önce kendini tanımalı, kendini bilmeli, vazgeçilmez öğütleridir ninelerin. Hâlbuki bu sözler milattan dört yüz elli yıl evvel yaşamış Sokrates in. Nereden biliyoruz? Onun mirasını bin yıllarca sildirmeyen öğrencisi Platon dan, onun Sokrates adıyla yazdığı diyaloglarından. Malumdur, Platon, Devlet inde de, Şölen inde nice eserinde de hocasını sordurur, konuşturur. Yazılı hiçbir eser bırakmayan hocasının binlerce yıllık taşıyıcısı olur. Böylece, Platon Sokrates le, Sokrates Platon da var olmuş olur. Felsefe ve matematiğin 20. yüzyıldaki ileri gelenlerinden Alfred North Whitehead, Tüm Batı felsefe tarihi Platon a düşülen dipnotlardan ibarettir der. Acaba ona bunları söyleten şey nedir? Platon un erdemi midir? Eğer öyleyse ondaki erdem nereden gelmektedir? Acaba erdem öğrenilebilir bir şey midir? Sahi, erdem tam olarak nedir? Bu sorulara büyük ölçüde- yanıt veren Menon u okumadan ve konuşmadan önce Platon a ve onun hayatındaki uğrak noktalarına göz atmak gerekir. Furkan Akderin in Eski Yunancadan çevirdiği Menon u yayıma hazırlayan Ahmet Cevizci, kitabın ilk bölümünde bu uğraklardan gayet doyurucu bir şekilde bahseder, böylece bu kıymetli çalışmayı önsözü okunmadan atlanan kitap olmaktan kurtarır. Bilindiği üzere, Platon un Sokrates le tanışması, politik kariyerinden, tragedya yazarlığından ve doğa felsefesi araştırmalarından kopuşuna ve Sokrates in yaşadıklarına en yakından şahit oluşuna vesile olur. Bu sayede gelmiş geçmiş en adil insan olan hocasına reva görülen haksızlıkları ve düzenin bozukluğunu gözlemler ve Sokrates in idamı Platon a Devlet i yazdıran itici erki verir. Bu arada da Mısır a, oradan da İtalya ya uzanan ve yıllar yılı sürecek bir görüm ve öğrenim seyahatine çıkar. Seyahatin sonunda korsanların eline düşüp köle olmaktan son anda kurtulup- meşhur Akademi yi, Avrupa nın ilk büyük eğitim ve araştırma merkezini kurar. Akademi de bilim ve felsefe temelli bir politika eğitimi verilir. Platon un yaklaşık otuz yapıtı sayesinde de Akademi dışındaki insanlar da aydınlanmış olur. Menon, Platon un diyalogları arasında en çok göze çarpan diyaloglardandır. Matematikle alakası olmayan bir köleye geometri problemi çözdürmeye çalışmak gibi ilginç bir deneyimi de içeren metin, Menon isimli bir gencin, Sokrates sence erdem öğretilebilir midir? Yoksa erdem eylemlerle mi anlaşılır? Belki de bir insanı erdemli yapan şey eğitim ya da eylemler değil doğal bir yetenek ya da başka bir şeydir demesiyle başlar, erdemi işler, anımsama kuramına dokunur. Ve Platon un edebiyatla felsefeyi birleştirdiği muhteşem papirüsünü önümüze serer. Bizler de terazimize bakar, anlattıkları iki bin beş yüz yıllık takvim yapraklarından ağır gelen Platon a şaşarız. (Menon Platon (Eflatun) Say Yayınları Çev. Furkan Akderin, 96 s.)

8 6 6 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP ÖMER SER M DEN SON KALE FENERBAHÇE / B R L NÇ BELGESEL Fenerbahçe yle başa çıkamazlar! Asl nda Futbol da da Birinci Cumhuriyet in sonuna gelindi diye müjde veren Taraf ya da yanda medyan n di er numunelerinin yay nlar na bakmak bile ike operasyonu ad alt nda asl nda ne gerçekle tirilmek istendi ini anlamaya yetecekken, bir de kitap yaz ld ve iyi ki de yaz ld Ömer Serim, 3 Temmuz 2011 de Aziz Y ld r m n gözalt na al nmas yla ba layan süreci gün gün izliyor, bölüm aralar nda da linç kültürü nden örnekler veriyor Taraf gazetesinin Futbol camias nda da Birinci Cumhuriyet in sonuna gelindi i demesi bile her eyi tüm ç plakl yla anlat yor TUNCA ARSLAN Aydınlık yazarı Hikmet Çiçek, Futbolun İmamı Kim? başlıklı yazısında futbol dünyamızda yürütülen şike soruşturmaları ve operasyonla ilgili olarak, Fenerbahçe ve Ergenekon bağlantısı kurmaya çalışanlar olduğunu ileri sürmüş, Fenerbahçe tarikatların nüfuz edemediği ender kulüplerimizden biridir. Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Bursaspor ve daha birçok kulüpte tarikatlar hem yönetici hem de futbolcu düzeyinde fink atarken Fenerbahçe bunlara kapısını sıkıca örttü. Kuşkusuz bunda Aziz Yıldırım ın rolü büyüktü demişti. Yalnızca, Galatasaray taraftarı olduğu yakın çevresi tarafından iyi bilinen Çiçek değil, olayları ve Türkiye yi iyi izleyen başka yazar ve yorumcular tarafından da dile getirilen bu gerçek, çok farklı bir odak tarafından, Taraf gazetesi aracılığıyla da Futbol camiasında da Birinci Cumhuriyet in sonuna gelindiği şeklinde müjdeleniyordu. Fenerbahçe ye karşı Başkan Aziz Yıldırım üzerinden yürütülen operasyon ve gri propaganda kampanyası, Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu Başkanı Yüksel Günay a göre ancak bir polis devleti nde görülebilirdi. Fenerbahçe taraftarları ise olan bitene teşhisi şöyle koymuştu: Cemaat Fener le başa çıkamaz ATILMAK STENEN ÇAMURUN BELGESEL Aslında Taraf ya da yandaş medyanın diğer numunelerinin yayınlarına bakmak bile şike operasyonu adı altında aslında ne gerçekleştirilmek istendiğini anlamaya yetecekken, bir de kitap yazıldı ve iyi ki de yazıldı da çalışmaya başladığı TRT de pek çok önemli program ve Yorgun Savaşçı gibi dizilerin yapımcılığını üstlenen ve bu dizinin 12 Eylülcülerce yakılması hakkında Devlet Yapar, Devlet Yakar-Yorgun Savaşçı Olayı (2002) başlıklı bir kitap yayımlayan, 2006 da Türk Televizyon Tarihi, 2010 da Ver Bi TV Bol Küfürlü Olsun adlı iki kitaba daha imza atan Ömer Serim, bu kez Son Kale Fenerbahçe-Bir Linç Belgeseli adlı çalışmasıyla okurlara sesleniyor. Hemen belirtelim, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Spor Yazarları Derneği mensubu olan Serim, Fenerbahçe nin de kongre üyesi. Medya dediğimiz, benim de mensubu olduğum ve sürekli basın kartını taşıdığım camiadaki bazılarının haksızca ve art niyetli davranışını gün yüzüne çıkarmak için yazıldı bu kitap. Bu kitap Fenerbahçe ye atılmak istenen kir ve çamurun, vurulmak istenen kara lekenin belgeselidir. Bu kitap ona yapılan haksız ve dayanaksız linçin belgeselidir diyen yazar, ilginç bir kurguyla tarihteki belli başlı fiziksel-sosyal linç olaylarını ve gözden düşürme-karalama kampanyalarını da çalışmasına dahil etmiş. Çalışmasına Fenerbahçe nin anlamını ve kulüp tarihinden bazı unutulmaz olayları anlatarak başlayan Ömer Serim, Cumhuriyetin kazanımlarının birer birer yok edildiğini, Ergenekon adıyla ne olduğu belli olmayan bir kavram yaratılarak gazetecilerin, siyasetçilerin, bilim adamlarının yazarların cezaevlerine tıkıldığını, yazılmayan kitapların yasaklandığını, Atatürk ün kurduğu Cumhuriyetin hasta haline getirildiğini, Fenerbahçe ye saldırının da bunun bir parçası olduğunu vurguluyor. Aziz Y ld r m GÜNÜMÜZDE LYNCH KÜLTÜRÜ Son Kale Fenerbahçe 3 Mayıs 1918 günü Mustafa Kemal Paşa nın arkadaşlarıyla birlikte oturduğu sırada o günün oynanan Fenerbahçe- Galatasaray maçının 3-3 bittiğini öğrenmesi üzerine Galatasaraylı olduklarını bildiği Necati Bey, Ruşen Eşref Ünaydın Bey, Necmettin Sadak Bey e dönerek, Vasıf Çınar Bey ve Sabri Toprak Bey i işaret ettikten sonra Biz de burada üçe üçüz; çünkü ben de Fenerbahçeliyim dediği kulüptür diyen Serim, sonrasında 3 Temmuz 2011 de Aziz Yıldırım ın gözaltına alınmasıyla başlayan süreci gün gün izliyor, bölüm aralarında da, yukarıda belirttiğimiz gibi linç kültürü nden örnekler veriyor. Örneğin kavrama adını veren, Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında astığı astık kestiği kestik bir mahkeme başkanı olan Charles Lynch in, sonradan Lynch Kanunları olarak adlandırılacak keyfi ve işkenceli yargılamalarını vurgulayan Ömer Serim, Fenerbahçe nin de tıpkı Türkiye de son beş yılda yaşanan keyfi yargılamalar gibi bir linç kanununa kurban edilmek istendiğini vurguluyor. Operasyonla, Ben herkese dokunurum mesajının verilmek istendiğini belirten yazar Serim, dileriz ki yakın gelecekte elimizdeki kitabın belgesel filmini çekmeye de fırsat bulsun. (Son Kale Fenerbahçe, Ömer Serim, Nokta Kitap, 304 s.)

9 Aydınlık KİTAP MARGARET MESERVE IN ARA TIRMALARIYLA TÜRK Avrupa nın öteki si... Avrupa nın Türkleri tanıma çabasının, Türk korkusunun ve Türklere karşı önlem alma arzusunun ilginç yansımalarından biri de ortaya çıkıyor Meserve nin kitabında... REHA GÖNENÇ Latince bir atasözü, No es facile ser turco der, yani Türk olmak zordur!... Bundan daha zor olanı ise hiç kuşku yok ki Türk ün tanımını yapmak, kökenini bulmaktır. Özellikle Avrupalılar bu konuda çeşitli teoriler geliştirmişler, Türklerin kökeni konusunda da en az Türlerin Kökeni kadar kafa yormuşlar. Birisi, İri yapılı, beyaz tenli, güzel Osmanlı nın Türk olduğuna dair fikir yürütürken, bir diğeri Küçük Asya kanı ile Tatar-Moğol ve sarı ırk kanının birleşiminden ortaya çıkartmış Türkleri... Avrupa tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan ve halen Notre Dam Üniversitesi nde öğretim üyeliği yapan Margaret Meserve de Türk adlı çalışmasında benzer bir çalışmanın içine girmiş, Batı-Doğu, Hıristiyanlık-İslamiyet eksenleri üzerinden Türk kimliğinin peşine düşmüş. Elbette ki Batı bakış açısından ve Batılıların meraklarını gidermek üzere kaleme alınmış bir kitap elimizdeki ve önemli vurgularda bulunmakla birlikte ortaya attığı sorulara yüzde 100 net yanıtlar verdiğini söylemek zor. Türkleri araştırmak da zordur gerçeğinin üstünden gelmek için ciddi ve oldukça bir titiz bir çalışma gerçekleştiren Meserve, ilk kez gün ışığına çıkartılan belgelere de yer veriyor. Ünlü tarihçi Cemal Kafadar ın Özenli bir araştırma ve zengin kaynak kullanımı sonucu ortaya çıkmış özgün ve etkileyici bir çalışma. Rönesans, Ortaçağ, Osmanlı, Türk ve İslam üzerine araştırmalar yapanlar ile birlikte Avrupa nın kendisi dışındaki toplumlara dair bakışını öğrenmek isteyen okurlar için eşi bulunmaz bir kitap dediği Türk, 552 yılına ait Çin vakayınamelerinde, Moğolistan da efendilerine karşı isyan eden ve bağımsızlık ilanında bulunan bir klana Türkler denilmesinden Bizans belgelerine, Osmanlı döneminde Türk kavramının aşağılayıcı anlamından Truva Türklerinin kroniklerine kadar geniş bir alanda at sürüyor bir bakıma... Avrupa nın Türkleri tanıma çabasının, Türk korkusunun ve Türklere karşı önlem alma arzusunun ilginç yansımalarından biri de ortaya çıkıyor Meserve nin kitabında... Yazar tarafından bizzat vurgulanmasa da anlıyoruz ki Türk, Avrupalı için öteki dir ve tarihte olduğu gibi bugün de büyük bir ötekileştirme ye maruz kalmıştır. Bunu da çaya çorbaya ötekileştirmeme ekseninden yaklaşan liberallerimizin dikkatine sunmuş olalım. (Türk, April Yay., Çev: Mehmet Tanju Akad, 552 s.)

10 Aydınlık KİTAP Kedi nerede beşik nerede? MELİS YALÇIN Amerikan yazın tarihinin en büyük hiciv ustalarından Kurt Vonnegut ın 1963 yılında yayımlandığında olay yaratan gezegenin sonuna dair kitabı Kedi Beşiği yeni çevirisiyle April Yayıncılık tan çıktı. Yazar, Kedi Beşiği nde diğer kitaplarında da olduğu gibi bilimkurguyu savaşı lanetlemenin ve Amerikan rüyasını topa tutmanın bir aracı olarak kullanıyor. Öte yandan Bokononculuk diye sahte bir din inşa edip din icat etmenin ne kadar kolay olduğunu okuyucuya göstererek bir anlamda Tanrı yla hesaplaşıyor. Daha genç bir adam olsaydım, insanın aptallığının tarihini yazardım; McCabe Dağı nın zirvesine tırmanır, tarihçemi yastık yapıp sırtüstü uzanırdım; sonra da insanları heykele çeviren mavi-beyaz zehirden bir parça alırdım yerden; yüzünde korkunç bir sırıtmayla sırtüstü uzanmış bir heykele çevirirdim kendimi, yukarıya doğru nanik yaparken, İsmi Lazım Değil e. Mizah ve ironiyle yoğrulmuş hikâyemiz, John un ilk atom bombasının Japonya daki Hiroşima ya atıldığı gün, bu işle ilgili insanların neler yaptığıyla ilgili bir kitap yazmaya başlaması ve atom bombasının mimarlarından Fenix Hoenikker in çocuklarına ulaşmasıyla başlıyor. Saf bilimle uğraşan, ne ailesi, ne insanlığı ne de icatlarının sonuçlarını umursamayan Hoenikker daha önce atom bombası yüzünden iki kentte hayatın sonunu getirmiş olmakla yetinmeyecek ve ölümünden sonra buz-dokuz gibi bir icadı pervasızca ortalığa bırakarak tüm dünyanın sonunu getirecektir. John ise Dünya nın Sona Erdiği Gün adını vermeyi planladığı kitabı yazarken, kitabın sonunda kitabı okuyacak kimsenin kalmayacağı gerçeğiyle yüz yüze kalacaktır. Ve bu ona insanlığın kendi kendini yok eden aptallığını düşünme fırsatı verecektir. Bir de aklıma önceki gece Dr. Hoenikker ile konuşur muydunuz? diye sordum Bayan Faust a. Aaa, tabii ki. Onunla pek sık konuşurdum. Aklınızda kalan herhangi bir sohbetiniz var mı? Bir defasında kendisine kesinlikle doğru olan bir şey söyleyemeyeceğime dair benimle bahse okuduğum Bokonon un On Dördüncü Kitabı geldi. On Dördüncü Kitap ın başlığı şöyledir: Son Bir Milyon Yılın Deneyimleri Göz Önüne Alındığında Düşünceli Bir İnsan İnsanlık İçin Ne Kadar Umut Besleyebilir? On Dördüncü Kitap ı okumak pek uzun sürmez. Yalnızca bir kelime ve bir noktadan ibarettir. Şöyle yazar: Hiç. 20. yüzyıl Amerikan post-modern bilimkurgu yazarı Kurt Vonnegut un romanlarında genel olarak savaşın anlamsızlığından ve modern insanın deliliklerinden dem vurmasında kuşkusuz İkinci Dünya Savaşı nda Avrupa da askerlik yapmasının ve savaştan çok etkilenmesinin payı vardır. Yüz yirmi bin kişinin öldüğü Dresden Bombardımanı nda hayatta kalan ve 1945 te Almanlar tarafından savaş tutsağı yapılan yazar, savaştan sonra antropoloji eğitimi alıp, gazeteci ve reklam yazarı olarak çalışmıştır. Başlangıçta bilimkurgu üzerinde yoğunlaşan yazarın ilk romanı Player Piano (Otomatik Piyano) bu dalda yazara büyük övgü kazandırmıştır. Sonraki eserlerinde bilimkurgudan uzaklaştığını belirtse de yazdığı kitaplarda etkisi hâlâ görülebilir. On iki yaşımdan beri filtresiz Pall Mall dan başka sigara içmedim. Ve yıllar var ki Brown & Williamson, hem de paketin üstüne yazarak, beni öldürmeyi vaat ediyor. Ama artık seksen iki yaşına geldim. Eksik olmayın sizi pislikler diyerek paketin üstündeki taahhüdüne uymadığı gerekçesiyle, sigara şirketine milyon dolarlık dava açacağı şeklinde bir espri yapan Vonnegut, 11 Nisan 2007 de seksen dört yaşında hayata veda etmiştir. (Kedi Beşiği Kurt Vonnegut April Yay. çev. Serkan Göktaş 256 s.) Ağzı bira bardağına sulanan kurbağa girmişti. Ben de ona Tanrı sevgidir dedim. O ne dedi? Şöyle: Tanrı nedir? Sevgi nedir? Hımm. Fakat Tanrı gerçekten sevgidir, bilirsiniz, dedi Bayan Faust, Dr. Hoenikker ne derse desin öyledir.

11 GÜLDEN TERAZİ Aydınlık KİTAP 6 N SAN 2012 CUMA 9 MEC T ÜNAL Ahmet Rasim ve gözetim altında muharrir olmak İstibdat sona ereli yüz yıl olmasına karşın Ahmet Rasim in bir yazar olarak yaşadıklarının sanki bugün yaşanıyormuş gibi zihnimizde taptaze canlanması, anlattıklarının bize çok bildik ve tanıdık gelmesi yanında, yazarın kıvrak, alaycı ama hoşgörülü ve sevecen, kara mizahla yüklü olmasına karşın kırıp dökmeyen o kendine özgü, Türkçenin balını tattıra tattıra gelişen üslubundan Ayaklarını bir leğen dolusu suya sokmadan başlayamayanlar Yatağa girip başına bir buz torbası oturtmadan kendilerine gelemeyenler Birkaç saat kestirmeden, bir bardak su, bir kadeh içki içmeden, bir lokma bir şey yemeden, her günkü alışkın olduğu yer ve zamanı, kağıt ve kalemi, daktilo veya bilgisayar olmadan tek sözcük yazamayanlar Yazarların nasıl yazdıkları öteden beri merak edilen, zaman zaman dergilerin soruşturma yaptıkları konulardan biridir. Anılar, inceleme yazıları, konuyu enine boyuna ele alan tezler, kitaplar var. Bunlardan biri de Ahmet Köklügiller in IQ Kültür Sanat Yayıncılık tan çıkan Nasıl Yazıyorlar adlı kitabı. Kitap, ortalama okurun merak edeceği soruların cevaplarını verme amacı dışında öğretmenler ve öğrenciler için de bir kaynak durumunda. Yazarlar yazmaya nasıl hazırlanıyorlar, nasıl, hangi ruhsal ve fiziksel ortamda yazıyorlar, yazmak için günün belirli bir saatini mi seçiyorlar? Konuyu nasıl buluyorlar? Yazarken duydukları dinsel, siyasal bir endişe var mı; kendilerini özgür hissederek mi yazıyorlar? Okuru düşündükleri oluyor mu gibi soruların yanıtları aranarak hazırlanan kitap Türkiye den 150 yi aşkın şair ve yazarın hangi ortamda ve nasıl yazdıklarına yer vermiş. RLER N TIRNAKLARININ ÜSTÜNE YAZAN A R Yakup Kadri, bir sayfada aynı kelimenin iki defa tekrarlanmasına razı olamayıp gece uykusundan uyanır, onu siler, yerine başkasını yazarmış örneğin. Uzun yıllar bir çalışma masasına sahip olamayan Haldun Taner, vapurda, dolmuşta, yürürken, ayakta veya evdeyse ya ütü masasında ya da yemek masasında yazarmış. Aziz Nesin, odanın kapısını, penceresini sımsıkı kapatanlardanmış. Cahit Sıtkı ise, nasıl yazdığını bilmeyenlerden Yemek yerken veya yolda giderken ansızın bir dizenin gelivermesiyle dünyası birdenbire aydınlanırmış şairin. Kendisi değişik saatlerde, değişik durumlarda, yavaş ilerleyerek, sıkıntısını yaşayarak, yanlışıyla doğrusuyla artık ortaya bir şey çıkmalı sabırsızlığıyla esinin bir birikim olduğunu söylemişse de; Cemal Süreya, Behçet Necatigil in daha çok nereye yazdığını araştırmıştır Behçet Necatigil Şiirlerini Nereye Yazardı başlıklı şiirde. Şairin şiirlerini bir şey çıkmamış biletlerin arkasına, İlaç kutularının üstüne, kâğıt peçetelere, plastikten oyuncakların üstüne yazmış olduğu kanısındadır Cemal Süreya. Cemal Süreya nın ustaya küçük bir çalışma odası istediği şiirin son kısmı şöyle: Koca Barbaros a karşın Beşiktaş biraz odur artık, Küçük bir oda versinler Kehribar yüzü öylece kalsın - Nereye mi yazardı dizelerini Tırnaklarının üstüne yazardı MÜSTEAR ADLA YAYIMLANAN DERG Benzer bir soruşturmaya verilen bir yanıt da taa 86 yıl önceden: Sayın Yazar Hanım, İstekli olarak çalıştığım, yazı yazdığım zamanlar beş altı saatlik deliksiz denilen uykulardan sonradır. Uyandığım zaman gece olmalıdır. Güneş doğmuşsa hemen tembellik basar. Arada öğleden sonra da çalışır, yazarım. Ama her halde sabaha bir iki saat kala çalıştığımın, yazdığımın tadını, zevkini öğleden sonraki çalışmalarımda bulamam. (Anılar ve Söyleşiler, Çağdaş Yayınları, 1983, sf. 13). Sevimli Ay dergisinin Muharrir ve ediplerimiz nasıl yazarlar başlıklı soruşturmasına verdiği yanıtlara Ahmet Rasim, bu sözlerle başlıyor. Hitaptaki Sayın Yazar Hanım, Sabiha Sertel den başkası değil. Sevimli Ay ise, basın yayın ve edebiyat tarihimizde önemli bir yeri olan, yayınını bir süre de böyle sürdürmesi zorunluluğu ortaya çıkmış bulunan Resimli Ay dergisinin, denilebilirse, müstear adlarından biri. Bugün de pek çok örneğini görüp yaşadığımız, doğrudan ya da dolaylı yollardan gelen hükümet baskısıyla yayınından alıkonulan dergi ve gazetelerin ne ilki ne de sonuncusu Resimli Ay. 1 Şubat 1924 te yayın hayatına başlayan derginin hedefi de, bu türlü baskıları mukadder kılacak nitelikte zaten o zamanlar. Sorumlu müdür Zekeriya Sertel in hedeflediği şey son derece mutevazı oysa: Okuyucuların okuma ihtiyaçlarının doyurmak ve memleketimizde gerçek bir halk dergisi kurmak! Tevazu tersinden alınınca, daha yayınının başında Cevat Şakir in Asker Kaçakları Nasıl Asılır? başlıklı yazısı Zekeriya Sertel in de yazarla birlikte İstiklal Mahkemesi nce 3 yıl Sinop ta kalebentliğe mahkûm edilmesine neden olur. Yönetimini Sabiha Sertel in üstleneceği dergi, bundan sonraki yayınını, önce Sevimli Ay daha sonra da Resimli Perşembe adlarıyla sürdürecektir. NÂZIM H KMET VE PUTLARI YIKMA KAMPANYASI Resimli Ay ın ile yıllarını kapsayan iki dönemi var. İlk dönemdeki kadrosunda Ahmet Rasim, Mehmet Rauf, Yakup Kadri, Reşat Nuri, Yusuf Ziya Ortaç, Hakkı Sûha, Ercüment Ekrem Talu, Hıfzı Tevfik, Sadri Ertem, Ahmet Nuri, Selim Sırrı Tarcan, Mahmut Yesari, İbn-ül Refik gibi yazarları toplayan Resimli Ay, dergi yayıncılığına biçim ve içerikte de yenilik getirecektir. İkinci döneminde toplumcu-gerçekçi bir çizgiye yönelen dergi, kadrosunu Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Suat Derviş, Vâlâ Nureddin gibi yazarlarla birlikte ilerici ve sosyalist görüşlere açar. Derginin bu dönemdeki en önemli yayını, Putları Yıkıyoruz kampanyasıdır. Resimli Ay ın, kısa zamanda sol yazarların toplandığı bir dergi haline gelmesi ve polis tarafından izlenmesi, derginin Zekeriya Sertel dışındaki ortaklarını tedirgin eder. Bu ortaklar, Nâzım Hikmet başta olmak üzere ilericisosyalist yazarların kadrodan çıkarılmasını isterlerse de Sertel ler buna karşı dururlar. Bu da derginin sonu olur. HAF YELER N GÖZET M ALTINDA YAZMAK Ahmet Rasim in, Sevimli Ay ın nasıl yazıyorlar soruşturmasına verdiği yanıt, derginin Haziran 1926 tarihli 4. sayısında yayımlanmıştır. Resimli Ay ın birinci döneminin sürekli yazarlarından olan Ahmet Rasim in ölümünün 50. yılı için Nuri Erten in hazırladığı, ancak 51. yılında yayımlanabilen Anılar ve Söyleşiler de yer alan yazıların büyük çoğunluğu Resimli Ay, Sevimli Ay ve Resimli Perşembe de yayımlanan yazılardan oluşmaktadır. Ahmet Rasim in kitapta yer alan, Abdülhamit döneminde yazarlık yüzünden neler çektiğini anlattığı, Vedat Günyol un deyişiyle birbirini bütünleyen on dört nefis yazı sının her biri yazarın soruşturmaya verdiği yanıtların açılımı olarak da algılanabilir. Nitekim on dört yazının, yanıtın hemen ardından sıralanması da bu görüşü doğrular nitelikte. Yazarlık Yüzünden Neler Çektim/Ekmekçi de Veresiye Vermeyeceğini Söyledi, Eşim Doğurmak Üzereydi, Cebimde On Para Yoktu, İlk Tutuklanmamdı, Ama Tutukevinde Kimse Yoktu, Avrupa dan Para Alıyorum Diye Nasıl Jurnal Edilmiş, Sonra Nasıl Kurtulmuştum?, Evim Basılarak Cephane Araması Yapılmıştı, İki İmparator Arasında Aç Susuz, Muhabirliğe mi Geldik, Dilenciliğe mi başlıklı, konusunu hemen daha başlığında veren yazılar, yazarın Abdülhamit in gölge hafiye lerinin sürekli gözetim ve denetimi altında nasıl yazı yazıldığını gösteren birer tanığı durumunda. GERÇE N D LE GET R LMES N N BEDEL İstibdat sona ereli yüz yıl olmasına karşın Ahmet Rasim in bir yazar olarak yaşadıklarının sanki bugün yaşanıyormuş gibi zihnimizde taptaze canlanması, anlattıklarının bize çok bildik ve tanıdık gelmesi yanında yazarın kıvrak, alaycı ama hoşgörülü ve sevecen, kara mizahla yüklü olmasına karşın kırıp dökmeyen o kendine özgü, Türkçenin balını tattıra tattıra gelişen üslubundan. Gazetecilikte başına gelenleri bir tarihte hovardalıkta baskına uğramasını bile- başkasının başından geçmiş gibi anlatması, her gerçek güzeldir diyen Ahmet Rasim i bugün de güncel ve okunur kılan özelliklerin başında geliyor. Her gerçek güzeldir ancak, gerçeğin dile getirilmesinin de bir bedeli vardır. Bu bedel de çoğu kez işsizlik, yoksulluk, açlık ya da hapislikle ödenir. Nasıl yazıyorlar türünden soruşturmalarda biçimsel şeyler değil ilgi çekici, özgün ve önemli olan; yazarın içinde var olduğu bireysel, toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel- bütünlüklü yaratıcı ortam elbette. Bu bir fildişi kule de konforlu ve geniş bir çalışma masası da olabilir, yoksul bir evde bir dikiş makinesinin üstü de, bir hapishane hücresinde karton kutulardan yapılma dizüstü tahtası da. Bir sarayda gecekondudaki gibi yazılmaz. Ne yaşıyorsa onu yazar insan, nasıl yaşıyorsa öyle yazar. Zaman akar, her şey geçer, yazı kalır sonuçta. Son sözü Ahmet Rasim söylesin o halde: Bence, istediğim gibi yazılmış bir makalenin, bir kitap bölümünün verdiği hazzı anlatacak hiçbir deyim yoktur. Sıkıntı ve üzüntümü bile bunların karşısında unuttuğum pek çoktur.

12 10 6 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP ARA KABLO SEYY T NEZ R Şair sesleniyor: Kaldır başını magazinden Türkiye Deniz Saraç, Kuru aklın estetize edilmesidir aşk dedikten sonra, Brecht ve Neruda ya yaslanarak, şöyle belirliyor tavrını: Bizim şiirimiz geleceğin güzelliğine inananların düşüdür. Bir ütopyanın peşinden koşar gece gündüz. Şiirin geçen ayki zaman tünelinde (Mart 2012) ilginç ayrıntılara yakalandıkça es geçemiyor ve değinmek zorunda kalıyorum. Umarım şiirseverleri sıkmıyorumdur. Türkiye nin onca yoğun gündeminde şiire bu kadar kafayı takmak da ne ayak? sorusunu sözcük başı işitir gibiyim. Yenişehirli Avnî nin beyitiyse kulaklarımda çınlıyor: Kimse idrâk etmedi mânâsını dâvâmızın / Biz dahi hayranıyız dâvâ-yı bî-manâmızın. Kaldığımız yerden devam: Baykuş, çok gösterişli ama umulanı 2. sayısında bile vermekten halâ uzak bir dergi. Sanki yazılar okunmasın diye tasarlanmış karanlık görsellik baykuşun doğasına uygun olabilir ama insanın değil. Ramazan Bayat ın Üçüncü Şahsın Şiiri üzerine değerlendirmesi de, tıpkı Kafka ve Neyzen Tevfik üstüne yazılanlar gibi güme gitmiş... Dergide Gökbörü Mete, Doğacan Onaran, Oğuz Tutal, Anıl Akbulut, Figen Çelik, Tülay Karahasan ın şiirleri var. BerfinBahar da, Mehmet Genç, Atatürk ün Yahya Kemal e verdiği dersi anımsatıyor (S: 169): Hiçbir şair divan edebiyatına yeni kelimelerle nefes veremez... Ölü, ölüdür şair! Yenişehirli Avnî, 50 yıl sonra bu sözlerin edileceğini bilmiş gibidir: Alimallah garazım bir yola hâk olmaktır / Âlemin devlet ü ikbaline mâil değilim... Hasan Hüseyin Yalvaç ve Semih Poroy, 18 Şubat ta yitirdiğimiz Nebi Dadaloğlu nu anlatıyorlar. Poroy, yaşamındaki acılarla yürümesini bilmiş bir ozan evliya diyor... Hakan Bilge nin Ölümde Aşk yazısı, hem felsefe hem sanat açısından önemli bir temayı irdeliyor: Arzunun nesnesi ulaşılmaz mıdır? Öteki imkânsız mıdır? Dergide, Sanatçılar Girişimi bildirisi, Aydınlık ın haberi ( ) ve Seyyit Nezir in Sanatçılar Girişimi Umut Veriyor mu? başlıklı, sessiz ama yaygın tartışılan yazısı ( ) da yer alıyor... Vecihi Timuroğlu, Kürşat a adlı anma şiirini, Devrim bahçesinde gezer gibi / Girerler dünyama tekmil / Güzelliğin seher kapısından dizeleriyle bitiriyor... Çarmıhtaki Yeni Mehmet şiirlerini bugün daha da etkilenerek okuduğumuz Yılmaz Gruda, Josef Fuşe yi şöyle anlatıyor şiirinde: Bir insan kıymığıydı o: / Üç murç vuruşuyla yontulmuş / Küften, pastan, hırstan / / Halâ sürüyor kalıtı: / Yok gerek şimdi / Dökmeye tek tek / Hileyi, desiseyi / Yetiyor / Yetiyor işte / Fuşe! demek... İbrahim Eroğlu; Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Onat Kutlar, Turan Dursun ve Ceylan Önkol u da anarak, Uyanış a çağırıyor okurunu: Kaldır başını magazinden Türkiye / Biraz da yarım metrelik bir duvardaki ölüm öyküsünü dinle... Güngör Gençay, gülsuyu içenlerle ülkenin nöbetçilerini şiirinde aynı zamirde buluşturmakla iyi mi ediyor: Nöbeti sürdürenler öylesine mutlu ki / Gülsuyu içiyorlar maşrapalarla... Evin Okçuoğlu, devrim şarkısı dudaklarımızda diye bitiriyor şiirini; oysa alanlar dudaktan daha çok yakışır devrim şarkısına... Cihan Barış Budak ın şiiri nefes darlığına girdi bu aralar: Dağınık, darmadağınık sol dünyam... Alpaslan Akdağ, adı bir garip şiirinde, ülkenin bugünlerine uyan bir imge ve söylem yakalamış: bir cinayet mahallinde suçüstüyüm sevgili! Ne ki yakaladığı anda kaçırmış; tıpkı şiirinde söz ettiği düş gibi... Süleyman Unutmaz ın çok incelikli eleştirilerle yüklü Zamanımızın Bir Kahramanı şiiri Dergâh ın kapısında karşılıyor bizi (S: 265): Tanrının dizi dibinden ayrılmayansın / Kelimelerimizi boşa çıkaran... Selçuk Küpçük, ülkenin şiir birikimini söylem olarak çok iyi içselleştirdiği izlenimi uyandırıyor: bir resul mutlak geçmiş olmalı buradan geceleyin konuşarak / yoksa nerden bileceğiz biz kitabı, inciri ve zeytini... Hakan Özçelik, aruzu günümüz Türkçesine uygulamanın imrendirici bir örneğini veriyor; ne ki içeriği tazelikten yoksun: Vakit biter ve güneş, ben uyandığımda uyur. / İçimde eski hüzünler kıpırdanır yeniden... Kübra Nur Duran ın, sen teneffüse geç kalmama telaşıyla bahçeye fırlayan çocuklar gibi şen dizesiyle başlayıp, peygamber ehemmiyeti gibiydi / sesinin âyetlere dokunuşu. / alllahu ekber diye biten şiiri biçim ve içerik olarak ilginç tartışmaları kışkırtıyor... M. Ertuğrul Fındık, Orta Sayfa sorularını yanıtlarken çok önemli bir saptamada bulunuyor: Tarih, matbaayı ülkeye geç getiren yöneticileri yargıladığı gibi, bugün de sosyal paylaşımda Amerika nın dümen suyunsa ilerleyip, sadece kullanıcı olup, kendi kurallarımızı ve mecralarımızı oluşturmadığımız için hesap soracak bizden.... Nazire Erbay, Edirneli Şâhidî nin önemini belirttiği yazısında Fuzûlî nin ona naziresini de anımsatır: Hâli etmiştir beni benden muhabbet dostlar / Ayb kılman görseniz âlemde bi-pervâ beni... Düşkent, Tanseli Polikar ın çıkardığı bu uçarı kentlilerin fanzini, 35. sayısına ulaşmış. Emine Erbaş ın Soğukta Öğleden Sonra Aşk şiirini Melahat Babalık, Ümit Öztürk, Hüseyin Kocatürk, Hale Oyal, Mürsel Üstün, Kenan Yalçın, Sevim Yazar, Esin Üçüncüoğlu, Cihat Kemal in şiirleri izliyor... C. Kemal, ayrıca, Erbaş ın toplu şiirler kitabı Korku ya Doğru Yürüdüm ü (Broy Y., 2011) tanıtıyor. Son cümlesi şöyle: Evet evet, yapamayacaklar şiir yazan bir bilgisayarı içine Emine Erbaş ı koymadıkça... Hayal (S: 40), Şiir ve Ütopik Aşk adlı dosya konusuyla bir belgelik oluşturmayı başarmış... Ahmet Ada, ödül alan kitabı üstüne ayın sorusunu yanıtlarken şöyle bitiriyor: Yoktur Belki Ahmet Ada Diye Birisi de kendinden emin adımlarla ilerleyen bir kitap... Veysel Çolak, arasında şiirle toplumsal ve tarihsel koşullar ilişkisini belirlemeye yönelik bir giriş izlenimi veren yazısında, dipnotla da olsa İkinci Yeni şiirinin köklerini de işaret ediyor... Ertan Mısırlı, Dağlarca Günlüğü ; Aslıhan Tüylüoğlu ve Atalay Saraç ise Metin Eloğlu üstüne yazılarıyla dergiye katkıda bulunuyorlar... Çolak ın İçkanama şiiriyle de göründüğü dergide, Nihat Ziyalan, Ahmet Ada, Nalan Çelik in de şiirleri ilgi topluyor. Hilmi Tezgör, Sincap ta yalın, atak ve oldukça süzülmüş bir şiiri kovalıyor. İnsancıl da (S: 260) Sennur Sezer in atölye konuşması yer alıyor. Sezer, sözü Necatî ve Mihrî den alıp Pir Sultan a, Yunus a taşır: Yediği insan eti / İçtiği kan olısar. En sonda gençlere şu öğüdü veriyor: Hepiniz ne yazarsanız yazın, Ben kimim? sorusunu kendinize sorun... Asım Öztürk, Değersizleştirilemeyendir Şiir yazısının ana düşüncesini şu cümlede buluyoruz: Şiir yazma oylumunun dışından gelen tüm seslendirmelerin asıl değerler olduğu yanılgısına düşmeden, şiirin gerçekliklerinden yola çıkarak üretmeliyiz İnsancıl Dünya Şiir Günü Bildirisi ni kaleme alan Deniz Saraç, Kuru aklın estetize edilmesidir aşk dedikten sonra, Brecht ve Neruda ya yaslanarak, şöyle belirliyor tavrını: Bizim şiirimiz geleceğin güzelliğine inananların düşüdür. Bir ütopyanın peşinden koşar gece gündüz. Elime geçen her dergi için birer cümle ettiğimde bir de bakıyorum üç bin vuruş olmuş. Sayfanın sınırıysa altı bin... Karagöz de kaldık. Üstelik ayın şiirini öneremeden Nisan a da girdik. Anlaşılıyor ki, vuruş sayısında çok daha eli sıkı davranmak gerekecek... Sanatçılar Girişimi nin çağrısına uyarak, günübirlik ulaşım mesafesindeki dostlara bugün (6 Nisan Cuma) duruşmayı izlemek üzere Silivri Cezaevi önünde, elimizde Mart ayının dergilerde yayımlanmış en güzel şiiri, Refik Durbaş ın Makine siyle buluşmayı öneriyorum. [ARAKABLO da değinilmesini istediğiniz yayınları (Cağaloğlu, Ankara Cd., Pamir Han, 22/14, Sirkeci-İST.) adresine gönderebilirsiniz.] Refik Durbaş MAKİNE Alüminyum tencere yağdan kararmış tava tutacağı kırık çaydanlık Yatak yorgan kilime sarılı Annesinin kucağında Kundakta çocuk Anne kağnıda Baba öküzlerin önünde Sabahın köyden çıktılar birazdan köprüyü geçerler Köprünün ötesi kasaba yolu Baba sigara sarıyor anne ağzına kilit vurmuş Akşama doğru makine, yani kamyon gelir yatağı yorganı, acılarını hüzünlerini, sevinçlerini sevdalarını yüklerler Gurbet yolun bittiği yerde uzakta, çok uzakta yolun ufukla kesiştiği yerde bir toz bulutu Gurbet bulutun içinde bulutun içinde çocuğun kundağa sarılı sesi... (Sincan İstasyonu, Mart 2012)

13 KAPAK Aydınlık KİTAP 6 N SAN 2012 CUMA H fz Topuz la son kitab Elbet Sabah Olacakt r üzerine Ben özgürlük kahramanlarının yaşam öykülerini yazıyorum Çocukluğumda Atatürk ü tanıyan insanların arasında büyüdüm. Akrabalarım, yakınlarım... Evde onun hikayeleri anlatılırdı ve o zaman zaten o dönemde okulda, bizim sınıfta Atatürkçü olmayan yoktu. Bugün koşullar değişti ama Atatürk hâlâ canlı. PINAR AKKOÇ..siz ey, gelecek günlerin küçük güneşleri, birer birer uyanmanın vakti geldi işte, ufuklar aydınlığa öyle susadı, öyle susadı ki! aydınlık tek özlediğimiz şey çağımızda, haydi silin bulutları, uğursuz gölgeleri atın, ışıklar içinde koşun mutlu özgürlüğe doğru.. Tevfik Fikret bir aydınlanma savaşçısı. Bir Hümanist. Bilimin yol göstericiliğini hiçbir zaman elden bırakmayan bir aydın. Hem yaşadığı dönemde hem de ölümünden sonra birçok insanı derinden etkileyen Tevfik Fikret i bu kez Hıfzı Topuz anlatıyor. Tevfik Fikret in Sabah Olursa şiirinden dizeler aklımızda, tutuyoruz Hıfzı Topuz un evinin yolunu. Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor. İçeri girmeden sırılsıklam olmuş üstümüzü başımızı şöyle bir toparlarız diye düşünürken bir de bakıyoruz, evinin kapısında bekliyor bizi Hıfzı Topuz. Haliyle herhangi bir düzeltme yapmaya vakit kalmıyor. Ne kadar gençsiniz, ben de sizin yaşlarda başlamıştım bu işlere diye kucaklaşıyor bizimle. Ve başlıyor yeni çıkacak kitabını anlatmaya... Mithat Paşa, Sabahattin Ali, Nazım Hikmet ve şimdi de Tevfik Fikret, yaşamlarını romanlaştırdığınız isimler... Bu isimleri tercih etmenizin sebebi nedir? Ben niye bu insanları seçiyorum? Niye Fikret i seçtim? Ben özgürlük kahramanlarını romanıma kahraman olarak seçiyorum. Önce Mithat Paşa ile başladım. Mithat Paşa özgürlük kahramanıydı. Onun için savaştı. Ödün vermedi ve bunun bedelini hayatıyla ödedi. Daha sonra Atatürk ü ele aldım. Atatürk hakkında üç kitabım var biliyorsunuz. Biri Devrim Yılları, biri Gazi ve Fikriye, diğeri de Bana Atatürk ü Anlattılar. Ben Atatürk hayranıydım. Çocukluğumda Atatürk ü tanıyan insanların arasında büyüdüm. Akrabalarım, yakınlarım... Evde onun hikayeleri anlatılırdı ve o zaman zaten o dönemde okulda, bizim sınıfta Atatürkçü olmayan yoktu. Bazı arkadaşlarımın babası milletvekiliydi. Yani hepsi Atatürk ün arkadaşlarıydı. Öyle bir havada büyüdük. Atatürk ün bir gün tartışılacağı aklımıza bile gelmezdi. Şimdi Atatürk hayranlığı şu; bir defa ben kendimi her zaman Atatürkçü olarak tanıyorum, biliyorum. Atatürk ü çok beğeniyorum. Ama Atatürk kendi koşulları içinde bir şeyler yaptı. Bugün aynı şeyler yapılır mı? Bugün koşullar değişti ama Atatürk hala canlı. Sonra Sabahattin Ali yi aldım. O da benim gözümde bir kahramandı. Sabahattin i tanıdım. Dostluk ettik. Çok sevdiğim bir insandı Sabahattin. Ve hayatıyla ilgilendim sonra. Sabahattin çok güç şartlar altında yaşam mücadelesi verdi. Sabahattin in fikirleri bugün gizlenecek fikirler değil. Açık açık söylenen, yazılan şeyler. Komünist Parti üyesi değildi. Komünist değildi. Moskova ya gitmeyi de düşünmedi. Buradan kaçarken niyeti Fransa ya, İtalya ya yahut İngiltere ye gitmekti. Ve eğilimleriyle sosyalistti. Bırakmayı hiç düşünmüyordu. Solcu, aydın bir insandı. Ama ödün vermedi. İşte benim buna hayranlığım vardı. Onu yazdım. Sonra Nazım ı ele aldım. NAZIM LA TANI MADAN ÖNCE Nazım Hikmet i anlatır mısınız biraz Tanışıklığınız da var ayrıca Nazım, benim çocukluğumdan beri şiirlerini okuduğum, duyduğum bir şairdi. Ben Nazım ın şiirlerini ilk kez ilkokuldayken ağabeylerimden dinledim. Şiirleri elden ele dolaşırdı. Daha sonra Nazım yasaklandı. Bir daha Nazım la temasımız olmadı. Şiirlerini, yazılarını okuyamadık de, Nazım Moskova ya gittikten sonra ben gazeteciliğe başladım. Nazım hapisteydi. Gazetede Vala Nureddin vardı o zaman. Bir de onun karısı vardır, Müzehher Hanım. Bunlar Nazım ın çok yakın arkadaşlarıydı. Hapishaneye gidip geliyorlardı. Hapishaneden döndükten sonra bize Nazım ı anlatırlardı. Nazım ın şiirlerini getirirlerdi, okurlardı. Aman çocuklar, sakın kimseye vermeyin. Nazım ın başı derde girer. Başına iş açılır derlerdi. Ama biz yine de aramızda dağıtırdık şiirleri. Vala ların evinde toplanırdık. Orada kimler olurdu? Mehmet Ali Aybar olurdu, Melih Cevdet olurdu, Oktay Rıfat olurdu. Bazen Ruhi olurdu. Şevket Süreya katılırdı bazen. Yani böyle bir topluluktu ve hep Nazım ı seven insanlardı de Fransa ya gittim. Nazım o zaman Moskova daydı ve Fransa da bir kitabı çıkmıştı, Les Poem diye. Ben Paris teyken haber aldım. Nazım telif ücretinin karısına, Münevver Hanım a verilmesini istiyormuş. Benden telif ücretini editörden istememi rica ettiler. Paris te, St. Germain de bir apartmanda yaşıyordu editör. Konuştum, anlattım. Aldım telif ücretini. Ertesi gün gidip Vala lara yolladım. Böyle de bir ilişkim oldu Nazım la, henüz onu tanımadan evvel. İlk ne zaman tanıştınız? 1959 da UNESCO da çalışmaya başladım. O zaman UNESCO da göreve giderken Nazım ı görürsün demişlerdi. Hatta Orhan Kemal demişti ki, Görür-

14 12 6 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KAPAK sen Nazım a söyle. Beni o yetiştirdi. Nazım olmasaydı ben Orhan Kemal olamazdım. Kendisine şükranlarımı söyle. Ben göreceğimi zannetmiyordum. Hakikaten ertesi yıl Nazım Paris e geldi. Abidin Dino, Nazım a benden bahsetmiş. O da beni görmek istemiş. Aman, ne mutlu bana. Ertesi gün buluştuk. Nazım bir otelde kalıyordu. Gittiğimde Nazım la Abidin lobide beni bekiyorlardı. Beni güleryüzle karşıladı. Kucaklaştık Nazım la. Ondan sonra ayrıntılarına girmeyeyim ama sık sık beraber olduk. Bir gün hep birlikte yemeğe gittik. Avni Arbaş, karısı Henriette, Nazım, karısı Vera, ben ve karım Nezihe beraber bir lokantada yemek yedik. Bir Kafkas lokantasıydı. Orada Nazım ı Rus zannettiler. Hatta Rus asilzadesi zannettiler. Nazım dedi ki bana: Beğendin mi yaptığın işi, beni bunların arasına soktun. Ben bunlardan kurtulmak için buraya geldim. Böyle şakalaşıyordu benimle. Derken biz kalkalım dedik, hesap istedik. Şef garson geldi. Grandük ailesinden birini çağırdım, birazdan gelecek, gitmeyin sizin için gelecek dedi. Epeyi güldük. Böyle bir hikayem var Nazım la. Bir gün Nazım la yine buluştuk. Nazım, Abidin, Avni ve ben. Arabayla bir toplantıya gidiyoruz. Arabayı ben kullanıyorum. Nazım ın sesini kayda almak istedim. Kabul etti. Anlatmaya başladı. Fakat bittikten sonra baktık, ses bozuk çıkmış. Ama orada anlattığı bazı şeyler çok önemli anılar oldu benim için. Onları daha sonra kullandım. Bir seferinde yine Nazım ın oteline gittim. Birkaç şiirini saklamak istiyordum. Bana yaklaşık bir saat şiir okudu. Onun kopyaları var. İşte böyle ahbaplıklarımız var Nazım la. Nazım vatan haini falan değildi. Vatan aşkıyla yaşadı. Vatanına çok bağlıydı. Özgürlükçüydü Nazım. Özgürlüğünden ödün vermedi. Her zaman bağımsız kalmayı bildi. Düşüncelerini bar bar bağıran, haykıran bir insan... Hiçbir zaman uşak olmadı Nazım. Moskova uşağı hiç olmadı. Ben Nazım ı çok sevdim. Bilinmeyen yönlerini yazmaya çalıştım hep. Çok ortak dostumuz vardı Nazım la. Bütün bu kişiler önemli kişiler. Ben Nazım ı onlardan da dinledim. Hayranlıkla yazdım Nazım ı. ANNEM LER C B R KADINDI Nazım dan sonra yeni bir kitap yazmak bana güç geliyordu. Ben sevmediğim insanın hayatını yazamam. Abdülmecit i yazdım ama hayranlığımdan değil. Acıyarak yazdım. Bir de Abdülmecit in kim olduğu bilinsin diye Tevfik Fikret i daha önce de düşünmüştüm. Fikret hakkında üç beş konuşma yapmıştım çeşitli tarihlerde. Yeniden üzerine eğildim. Ben çocukken, okuma yazma bilmeden daha, annem bana Şermin den şiirler okurdu. Ben 5-6 yaşında şiirleri ezbere bilirdim. Annem ilerici bir kadındı. Odasında Tevfik Fikret in resmi vardı. İçerde hâlâ durur. Ölümüne kadar odasında durdu o. Şermin den sonra Sis i okuduk. Bu sayede Fikret i daha iyi tanıdık. Böyle, öteden beri bir Fikret hayranlığı vardı. Annemin de anneannemin de büyük etkisi Naz m dan sonra yeni bir kitap yazmak bana güç geliyordu. Ben sevmedi im insan n hayat n yazamam. Abdülmecit i yazd m ama hayranl mdan de il. Ac yarak yazd m. Bir de Abdülmecit in kim oldu u bilinsin diye oldu bunda sanırım. Anneannem de çok roman okuyan bir kadındı. Fransızca bilirdi. Evde Servet-i Fünun koleksiyonu vardı. Dedemin de Fikret e büyük bir hayranlığı vardı. Ailemin tamamının vardı. Bir dayımın adı Fikret olmuş. Benim bir teyzem Meyyale de bahsettiğim kadın benim aslında büyükannem - onun kızı Reviye Hanım ın kızı Makbule Hanım. Makbule Hanım Esad Paşa yla evli. Esad Paşa, Fikret in arkadaşı... Esad Paşa oğluna Fikret adını veriyor. Yani ben böyle bir aileden geldim, böyle bir çevrede büyüdüm. E tabii, bir de Galatasaraylıyım (gülüyor). Düşünün Fikret Galatasaray da okumuş, zamanında öğretmenlik yapmış, müdürlük yapmış. Böyle bir Tevfik Fikret hayranlığı var. Yazmaya kalkınca Tevfik Fikret hakkında 20 den fazla kitap yazılmış olduğunu gördüm. Hepsi burada (eliyle kitaplığını gösteriyor). Onlara baktım. Ben başka bir şey yazacağım dedim. Nazım da da öyleydi. Nazım hakkında 110 kitap yazılmıştı. Ben başka bir şey yazacağım dedim ve yazdım. Fikret te de öyle oldu. Ben başka türlü yazacağım dedim, yazdım. TEVF K F KRET: BA IRAN B R ADAM Bu çalışmaları yaparken, kitabı yazma sürecinde Tevfik Fikret i yeniden keşfetttiniz kuşkusuz. Nedir Tevfik Fikret i farklı kılan? Fikret bugün çok güncel adam. Yani bir defa o önemli. Fikret özgürlük şairi. Fikret, istibdada başkaldıran bir adam. Abdülhamit döneminde, 1908 den önce, kafa tutan bir adam. Sis i yazmış. Sis te haykırıyor: Ey mahkemelerden mütemâdî sürülen hak; ey mimlenme korkusuyla kilitlenmiş ağızlar Böyle şeyler yazıyor. Bugün Sis çok güncel. Arkasından gene o dönemde Tarih-i Kadim i yazmış. Hem savaş karşıtı hem de düşünceye önem veriyor. Artık yeter egemenliğiniz diyor. Yönetimin düşünceye el koymasına, denetim altına almasına karşı koyuyor. En gerçek özgürlük düşümüzdeki gelecek çağlarda: Ne savaş, ne savaşan, ne salgın, ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen ne ezilen diye bar bar bağırıyor, değil mi. Arkasından Millet Şarkısı nı yazmış. Bütün bunlar Abdülhamit dönemi. Abdülhamit yıkıldıktan sonra 1908 de İttihatçılar Tevfik Fikret e yaklaşıyorlar. Fikret, İttihatçılara güvenmiyor. Onu aralarına almak istiyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı teklif ediyorlar. Kitapta var. Kabul etmiyor. Bir süre sonra Doksan Beşe Doğru yu yazıyor. Doksan Beşe Doğru İttihatçılara bir başkaldırı. Bir devr-i şeamet, yine çiğnendi yeminler; Çiğnendi, yazık, milletin ümmid-i bülendi! Kanun diye topraklara sürtündü cebinler; Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi... Sussun diye vicdanına yumruklar inerse Böyle Ayd nl k Kitap Editörü P nar Akkoç, H fz Topuz la... Fikret bugün çok güncel adam. Yani bir defa o önemli. Fikret özgürlük airi. Fikret, istibdada ba kald ran bir adam. Abdülhamit döneminde, 1908 den önce, kafa tutan bir adam. Sis i yazm. Sis te hayk r yor bar bar bağıran bir adam. O zaman İttihatçıların hatalarını görüyor. Ve İttihatçılar buna düşman oluyorlar tabii. Kanun diyoruz; nerde o muhayyel? Düşman diyoruz nerde bu. Hariçte mi biz mi? diye bağıran adam. Hürriyetimiz var diyoruz nerde? diye bağırıyor. İttihatçıları karşısına alıyor. Uyarıyor onları. Ve sonra İttihatçıların bizi sürüklediği Birinci Dünya Savaşı Ondan sonra yazıyor. İttihatçılara karşı Harb-i Mukaddes şiirini yazıyor. Yine İttihatçılara karşı Han-ı Yağma, Yiyin efendiler yiyin dediği şiir. Güncel yani, değil mi O zaman Türkiye yi savaşa sürükleme heveslileri var. Bugün güncel. Yine bugün yolsuzluklar çok şükür o zamankinden az değil. Özgürlük meselesi yine gündemde. Demek ki bir özgürlük kahramanıyla karşı karşıyayız. Aynı şekilde savaş karşıtı, yani bugünün deyimiyle barışsever. O zaman öyle denmiyor ama tam bir barışsever. Bütün bunlardan sonra Fikret, Aşiyan a kapanıyor. Orada da ilginç bir şey var. Fikret, zamanında Fransız şairlerine hayran. 18. yüzyıl, 19. yüzyıl şairlerine, yazarlara hayran. Rousseau ya hayran, Victor Hugo ya hayran, Montaigne, Montesquieu... Bütün aydınlanma ekolüne hayran. Orada özgürlüğü bağıran insanlar var. Özellikle Rousseau dan çok etkilenmiş Fikret. Mesela epeyi bir uğraş ve mücadeleden sonra Rousseau çekip gidiyor, uzaklaşıyor. Paris dışında bir yerlere yerleşiyor. İnsanlar beni anlasalar da anlamasalar da ben bunları yazmaya devam edeceğim diyor. Bir bakıyorsun, Fikret Aşiyan a gitmiş, yazıyor. Ben burada Rousseau nun çok etkisini görüyorum. Fikret in hayatında bir taraftan böyle başkaldırı şiirleri var, bir taraftan da böyle inzivaya çekilmek var. Küsmek var. Çok alıngan bir insan. Darılıyor gidiyor kimi zaman. Fikret in önemli bir diğer yönü: Kadın haklarını savunuyor. Türkiye de basında kadın haklarını ilk savunan insan bence Fikret. Bu, pek kimsenin üzerinde durduğu bir şey değildir. Pek bilinmeyen bir şey galiba. Şiirlerinde yazıyor. Kadın ezilirse alçalır beşer diyor. Kadın haklarına saygılı biri olarak çıkıyor karşımıza. Bu da çok önemli bir şey. Ayrıca geleceğe güveni var. Sabah olursa Elbet sabah olacaktır Sabah olur gençler.. Ve hep gençliğe güveniyor. Kendisinden artık ümidi kesmiş. Ben görmeyeceğim belki diyor ama Haluk a hep Sen göreceksin diyor. Bütün bunlar güncel şeyler. Bunları bilmekte çok yarar olduğu kanısındayım. Ben bundan yola çıktım. En önemlisi akılcı olması. Akılcı olması, bilime inanması Fikret, Yaşamak dini benim dinimdir. Müminim. Varlığa ima-

15 KAPAK Aydınlık KİTAP 6 N SAN 2012 CUMA 13 nım var diyor. Bunun üzerine dinsiz diyorlar. Herkesin bir inancı var, oysa mesele bu değil. Ama bugün bunu söylemek kolay değil. Dönemine göre çok ilerici bir insan. Aydınlanmacı olması, bilime inanması. Mesela bunlardan Atatürk çok esinleniyor. Maalesef sohbetlerinde bulunamadım diyor Atatürk. Çok söylüyor. Yaveri Şükrü Tezer in yayımladığı anılardan öğreniyoruz bunları. Atatürk ü tanımak için müthiş bir fırsat. Orada görüyoruz, cepheye giderken yanında kitap taşıyan insan. Ve Fikret i okuyor orada. Namık Kemal i beğeniyor. Fikret i beğeniyor. Bunları da o anılarda okuyoruz. Atatürk cepheden İstanbul a döndüğünde Aşiyan a gidiyor. Tevfik Fikret i ziyaret ediyor Aşiyan da. Böyle bir hayranlığı var Atatürk ün Fikret e. Fikret in, Atatürk ün Atatürk olmasında önemli rolü var. Atatürk bunu kendisi de söylüyor. Onları okumasaydı böyle olamayacağını biliyor. Ben Atatük ün bu kitap hayranlığını biliyordum biraz da Ankara da gazeteci olarak Çankaya ya gittim. O zaman Atatürk ün kitap odasına baktım. Neler okuduğuna baktım. Hepsinin altını çize çize okumuş. Böyle bir adamın Fikret ten de esinlenmesi çok doğal bence. Demek ki dürüstlük, ödün vermeme bakımından müthiş bir hayranlığı var. Kitapta onu belirtmeye çalıştım. BEN S Z N METRES N Z OLAMAM Kitabınızda Tevfik Fikret in hayatından kesitler var. Birçok yaşanmışlık var. Bunlar pek bilinmiyor. Bu yaşanmışlıklardan birini paylaşır mısınız okurlarımızla Fikret in önemli bir yönü güçlü aile bağları. Karısına bağlı. Başka kadına bakmak istemiyor. Başka kadın görmek istemiyor. Yani kendisini çok kontrol altında tutuyor. Ama bazı şeyler olmuyor yine de arada. Ne kadar inat ederse etsin. Kitapta orijinal olarak bir hikaye anlattım. Okurlarımızla paylaşalım. Fikret in bilinmeyen bir özelliği. Haluk doğmuş, dört yaşında. Bir yere gidiyorlar. Çocuğa bakması için birini arıyorlar. Aynı zamanda dil öğretmesi için tabii. Bunlar genelde levantenlerden oluyor. Rum, Fransız, İtalyan yahut Alman. Mademoiselle ler var eski ailelerde. Bütün eski ailelerde böyle kadınlar vardır. Hatta bir arkadaşımın ailesine böyle bir kadın gelmişti. Ben tanıdığım zaman 80 yaşındaydı matmazel. Büyükanne olmuş, hâlâ o evdeydi. Kim olduğunu da söyleyeyim. Rasih Nuri İleri nin evindeydi bu matmazel. İsviçreliydi. O evde yaşlanmıştı. Neyse, bir matmazel bulunuyor. Levantenlerden yine. Hıristiyan, Katolik genelde. Yirmili yaşlarda genç bir kadın Kitapta var bunlar uzun uzun. Matmazel eve geliyor. Nazime Hanım kabul ediyor kendisini. Fikret de tanıyor. Evde başlaması üzere anlaşıyorlar. Orada kalmaya başlıyor. Kız Fikret in çok hoşuna gidiyor. Bir de bakıyor ki Fransızcayı anadili gibi bilen, Fransız edebiyatını gayet iyi bilen bir kadın. Fikret in bildiği şairleri o da biliyor. Yazarları biliyor. Büyüleniyor. Karısına sadık evet ama karşısında da böyle bir kız var. Yirmi yaşında güzel bir kız var. Kendisi de o zaman 28 civarı. Genç bir adam yani. Ama kendine hakim. Yüz vermiyor. Bir ara yalnız kalıyorlar. Sabahleyin Nazime Hanım bir yere gitmiş. Kahvaltıda oturuyorlar. Laf açılıyor, konuşuyorlar. Aslında kız da Fikret ten çok hoşlanıyor. Daha önce eve gitmiş, annesine söylemiş. Bildiğimiz Osmanlılardan olmadığını anlatmış. Fransızca, Fransız edebiyatını gayet iyi bilen bir adam olduğundan bahsediyor annesine. O da çok etkilenmiş. Sonra birden Fikret sofrada Ben size aşığım diyor. Duygusal bir konuşma yapıyor. Kadın fena halde bozuluyor. Ben sizin metresiniz olmam diyor. İkinci karınız da olmam, diyor Karakteri olan bir kadın. Bavulunu toplayıp gidiyor. Fikret etkileniyor herhalde bundan. Aradan bir süre geçiyor. Fikret ile Halid Ziya beraber Beyoğlu nda bir mağazaya gidiyorlar. Galatasaray ın karşısında bir pasaja gidiyorlar. Bir de bakıyorlar, uzaktan bir kız geliyor. Satıcı olduğunu anlıyorlar. Bir de bakıyorlar, Matmazel! Fikret çarpılıyor. Ama kız gözlerini kaçırıyor. Yakalamaya çalışıyorlar ama kız hiç yüz vermiyor. Öyle Fikret in önemli bir yönü güçlü aile ba lar. görevini yapıyor. Fikret pelerin bile alamıyor. Halid Ziya alıyor galiba. Çıkıp gidiyorlar. Ve üç şiir yazıyor. Tesadüf değil. En meşhur şiirleri yazılıyor. E sevmeden, aşık olmadan bu şiirler yazılmaz. Sonra aradan bir sene geçiyor. Bir gün Boğaz da dolaşırken bir de bakıyor ki, kız karşıdan geliyor. Kolunda sevgilisiyle beraber. Yine çarpılıyor Fikret. Bir şiir daha yazıyor. Bunlar Fikret in iç savaşını anlatıyor. Kendisiyle mücadelesini anlatıyor. Bir taraftan da duyguları var, tutkuları var. Böyle bunalımlar geçiriyor. İkinci bir olay daha anlatayım. Artık Fikret ölüm döşeğinde. Şeker hastası. Durumu kötü. Vücudunun her tarafı fena, kolunu kesiyorlar. Kötü durumda yani. O yıkıntı döneminde bir kadın geliyor. Nazime Hanım kapıyı açıyor. Heykeltıraş olduğunu söylüyor. Fikret in resmini yapmak istediğini söylüyor. Yanına çıkıyor. Fikret bir de bakıyor ki bir kadın. O an çarpılıyor. Alışık olmadığı bir Türk kadını. Dünya güzeli bir kadın. Bunu anlata anlata bitiremiyorlar. Kitapta resmi var. Fikret, o halde bile vurulabiliyor, bir güzelliğe hayran kalabiliyor. Tutkulu olmasından kaynaklanıyor. Aile bağları, sağlık sorunları vs. Bunlar Fikret in çok bilinmeyen yanları. Bunları da mümkün olduğu kadar belirtmeye çalıştım. Evet, işte böyle bir kitap çıktı ortaya. Ben bu kitabı çok seviyorum. Çünkü Fikret i çok seviyorum. Ve Fikret çok güncel. O açıdan yansıtmaya çalıştım. Güncelliği, direnişi, özgürlük savaşımı, ödün vermemesi Bu gibi çok ders alacağımız yanları var Fikret in. TAR HE BA LI KALIYORUM Siz de bahsettiniz. Hakkında daha önce çok fazla yazılıp çizilen isimleri anlatıyorsunuz. Yine de kitaplarınızda bilinmedik şeylere rastlayabiliyoruz bu insanlara dair. Nasıl bir araştırma süreci gerçekleşiyor kitap oluşana dek? Bu tür bilinmeyenlere nasıl ulaşıyorsunuz? Genel olarak söyleyeyim. Benim bir arşivim vardır. Yıllardan beri bana gelen bütün mektupları saklarım. Çocukluğumdan beri biriktiririm. Dosya dosya bütün mektuplar vardır. Bazı şeyleri kesit olarak saklamışımdır. İlginç olanları yarın bu bana lazım olur diye saklamışım. Belge toplarım. Bir konuyu ele almadan önce o konuda yazılmış bütün kitapları okumaya çalışırım. Benim için bir şey yazmak bir araştırma konusu. Ben araştırmacı olarak yazıyorum. Kitaplarım biyografik roman. Tarihsel roman da denebilir. Ben tarihi tahrif etmiyorum. Tarihe çok bağlı kalıyorum. Ama bazı boşluklara da kurmacalar ekliyorum. Gerçek kişilerle pek ilgili değil bunlar. Kurmacalar tarihi değiştirmez. Fiction dediğimiz öğeleri çok az oranda kullanıyorum. Ben kitabıma biyografi demiyorum, roman diyorum. Ben bir yapıtta bir kişinin bütün yaşamını anlatmıyorum. Beni en çok ilgilendiren, en güzel olan taraflarını seçiyorum. Bu yüzden de tam biyografi sayılmaz. Birçok şeyi atlıyorum mesela. Kişinin yaşamından kesitleri seçiyorum. Onları anlatmaya çalışıyorum. Bunu yapabilmek için de ikincil insanlar koyuyorum. Bütün romanlarımda böyle ikincil insanlar var. Fakat bu kitapta ikincil bir insan da yaratmadım. Fikret in hayatı o kadar zengin ki. Mesela Rıza Tevfik in anlattıkları o kadar zengin ki, romanı çok süslüyor. Fikret in hayatı o kadar zengin ki, kurmaca ilave etmedim. Yani bu kadar ilginç şeyleri ben yaşamlarda buluyorum. Bir kurgu içinde topluyorum. Bir de ben insanların anlayacağı dili kullanıyorum. Fikret mesela bugün anlaşılır değil. Birçok kimse anlamaz Fikret i. Ben onları mümkün olduğu kadar anlatmaya çalışıyorum. Bütün romanlarımda okuyucunun anlayacağı sözcükler kullanmaya çalışıyorum. Benim okurum lise ve üniversite mezunlarından oluşuyor daha çok. Bunu göz önünde tutuyorum. Yabancı sözcük kullanmıyorum. Okuyucuya sadık kalıyorum. Böylece imza günlerinde onlarla karşılaşmaktan zevk alıyorum. Yazdıklarımı bir iletişim süreci içinde görüyorum. O da şu demek; Ben bir mesaj oluşturuyorum. Okuduklarımdan, yazdıklarımdan bir mesaj oluşturuyorum. Bu mesaj benim yaşadıklarımın, okuduklarımın, kültürümün, bilgimin muhasebesi sonucu ortaya çıkıyor. O mesajı iletiyorum. Bu sırada verici durumundayım. O, birilerine ulaşıyor. Algılanmasını istiyorum. Okuyucu bunu algılarsa mesajım yerine ulaşmış oluyor. O algılama sonucu okuyucu bir tepki gösterir. Ya insanlar arasında konuşulur, ya bir yazı yazılır, ya bana bir telefon gelir ya da ben bir konuşmada karşılaşırım. Yani bu iletişim çok yönlü oluyor, karşılıklı oluyor. Bir tür demokrasi bu aslında. İletiyorum ve karşıdan tepki bekliyorum. O tepkinin bana ulaşmasını bekliyorum. Yeni bir şey yazarken ondan esinleniyorum. Daha kitabımı yazarken konuşuyorum insanlarla, özellikle gençlerle. Onlarla fikir alışverişinde bulunuyorum. Ben iletişimciyim aynı zamanda. Bütün bu yazdıklarımı bir iletişim süreci olarak görüyorum. Sanırım bu da okuyucuyla daha iyi anlaşmaya neden oluyor. Ben bunu her zaman yapmaya çalışıyorum. Geçen gün Kabataş Lisesi ne çağırdılar. Gençler aydın, öğretmenler aydın. Onlarla çok rahat konuştum. Sansür etmedim kendimi hiç, Geçenlerde yine Ataşehir deydim. Çocuğun imzalatmak için kitap alacak parası yok. Kolunu açıyor. İmza atmamı istiyor. İşte benim telif ücretim bunlar! BASIN TAR H, MÜCADELELER TAR H Sizin bir de gazeteci yönünüz var. Günümüz Türkiye sinde gazeteciliğin geldiği noktayı nasıl görüyorsunuz? Yüzlerce gazeteci cezaevlerinde. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Gazetecilik, basın tarihi Baskının tarihine bakıyorsunuz. Gazetelere karşı daima önlem alınmış. Gazeteler toplatılmış, gazeteciler içeri alınmış de gazetecilerin öldürülmesi başlıyor. Hasan Fehmi, Ahmet Samim, Hasan Tahsin Şehit vermeye başlıyoruz. Basın şehitleri! Daha sonra Sabahattin Ali basın şehidi oluyor. Bazen tutuklayarak bazen de öldürerek susturulmaya çalışılmış gazeteciler hep. Devlet terörüyle olmuş bunlar. Ya öldürülüyorlar ya hapse atılıyorlar. Nazım neden gidiyor? Sabahattin i öldürmüşler. Sabahatin neden kaçıyor? Burada yaşama imkanı bırakmamışlar artık. Basın tarihi bütün bu mücadeleler tarihi Gazetecilere yapılan bütün bu işkencelerin tarihi. Bütün kitaplarımda, özellikle basın tarihi üzerine yazdığım kitabımda da bu olayları vurgulamaya çalıştım.

16 14 6 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KAPAK Elbet Sabah Olacaktır üzerine birkaç söz Hıfzı Topuz un yazım dilinin ne denli yalın ne denli doğrudan olduğunu biliyoruz. Sözünü dolandırmadan söylüyor, amacı, süslemelerle konu dışına çıkmak değil, biçim değil özdür önemli olan düşüncesiyle Tevfik Fikret in yaşam öyküsünü ön plana çıkarıyor Tevfik Fikret AYDIN ERGİL Hıfzı Topuz bir süredir bir kişinin yaşam öyküsünden hareket ederek onun çevresini ve o dönemde yaşanan toplumsal olayları işliyor. İşliyor yerine derliyor ya da sıralıyor da diyebilirdim, üstüne basa basa işliyor diyorum, çünkü Hıfzı Topuz, tüm bu bilgileri özenle kendi kurgusunun içine oturtuyor, sonuçlarını da okura keşfettiriyor. Elbet Sabah Olacaktır, Türkiye deki aydınlanma hareketinin öncülerinden Tevfik Fikret in yaşam öyküsünü ve yaşadığı dönemin toplumsal gelişmelerini anlatmakla kalmıyor, Tevfik Fikret in kişiliğinden hareketle aydın kavramını irdeliyor. Hıfzı Topuz un yazım dilinin ne denli yalın ne denli doğrudan olduğunu biliyoruz. Sözünü dolandırmadan söylüyor, amacı, süslemelerle konu dışına çıkmak değil, biçim değil özdür önemli olan düşüncesiyle Tevfik Fikret in yaşam öyküsünü ön plana çıkarıyor. Yazın derslerinde bir şiiriyle anılan (belki de şimdi anılmıyordur) ama yaşam öyküsünden hiç söz edilmeyen Tevfik Fikret, aydın nitelemesine tam olarak uyan bir kişi. Kimdir aydın insan? Muhaliflik aydın olmak için yeterli mi? Aydın insan neye muhaliftir? Aydın insan olmanın ilk koşulu haksızlıklara karşı olmak tır. İkinci koşulu ise toplumun çıkarlarını kendi çıkarlarının önüne taşımak, yaşanan tüm olayları sorgulamaktır. Roman n neredeyse tümü konu malar ya da yaz malar eklinde kurgulanm, bu nedenle didaktik olma sav n da ta m yor. Ke ke bu romandan hareketle Tevfik Fikret in ya am öyküsü sinemaya ya da tiyatroya da uyarlansa İşte, Tevfik Fikret, adını koymadan, kendine aydın demeden, bütün yaşamında bu iki kuralı gerçekleştiriyor tam olarak. Tevfik Fikret in neredeyse tüm şiirleri toplumdaki haksızlıkları sergiliyor, içinde yer aldığı topluluklar haksızlık yapmaya ya da kişisel çıkarlara araç olmaya başladığında da o topluluklardan ayrılmasını biliyor. Romanın neredeyse tümü konuşmalar ya da yazışmalar şeklinde kurgulanmış, bu nedenle didaktik olma savını da taşımıyor. Keşke bu romandan hareketle Tevfik Fikret in yaşam öyküsü sinemaya ya da tiyatroya da uyarlansa. İttihat ve Terakki Cemiyeti günümüzde az bilinen kurumlardan biri. Önceleri Atatürk de bu cemiyetin üyesi olmuş, sonradan ayrılmış. Bilgiler yüzeysel olduğundan bu konudaki fikirler de yüzeysel. İnsanlar ya o cemiyeti yurtsever buluyorlar ya da tam tersi, ikisinin ortası yok. Hıfzı Topuz, kitabında, bu cemiyetin eleştirisini, değerlendirmesini yapmıyor, ama Fikret in yaşamından hareketle övmeden ve yermeden bu konuya da değiniyor. Hıfzı Topuz, Tevfik Fikret in yazınsal yaşamının ayrıntılarına inmiyor, onun değerlendirmesini yapmadığını belirtiyor, ancak bazı şiirlerin de yazılma öykülerini kitabına eklemiş. Bu öyküler ise Fikret in yaşamını daha iyi anlamamızda önemli birer ipucu oluyorlar, kitaba alınmalarının nedeni bu. Hıfzı Topuz konuşmalarında Tevfik Fikret in aydın kişiliğinin yanında dünyadaki gelişmeleri yeterince izlememesinin de altını çiziyor. Fikret hâlâ birkaç büyük Fransız şairinin dizelerine takılıp kalmış. Oysa o dönemde Avrupa kaynıyor, Rusya 1905 devrimini yaşıyor, Fikret onlara karşı ilgisiz kalmış. Ama bu olgu kitapta yer almıyor, ancak okur düşündüğünde ortaya çıkabiliyor. Kitapta Tevfik Fikret in yaşamının yanında onun çevresinde ve döneminde yaşanan toplumsal olaylar da bir o kadar yer almış. Nedir bu olaylar? Kısaca sıralayayım: 1822 Nisan ında Sakız Adası nda yaşanan başkaldırı ve kırım (Tevfik Fikret in dedesinden hareketle) 93 Savaşı 31 Mart Olayı Milli Eğitim de dönen oyunlar Fikret in yaşadığı dönemde basın, gazeteler, gazeteciler Fikret in yaşadığı dönemde yazın Fikret in neredeyse tüm iirleri toplumdaki haks zl klar sergiliyor, içinde yer ald topluluklar haks zl k yapmaya ba lad nda da o topluluklardan ayr lmas n biliyor akımları (Servetifünun), yazarlar Hıfzı Topuz, araştırmacı kişiliğiyle aydınlığını harmanlamış, bu kez Tevfik Fikret ten hareket ederek yine günümüze ışık tutmuş. İşte günümüz aydınının sorumluluklarından biri de bu, yani yaşadığı topluma ışık tutmak, Hıfzı Topuz da tam bunu yapmış Elbet Sabah Olacaktır romanında. Not: Hıfzı Topuz 18 Nisan Çarşamba günü saat: da İzmir Tüyap Kitap Fuarı nda okurlarıyla buluşuyor.

17 Aydınlık KİTAP 6 N SAN 2012 CUMA 15 ARTHUR ASA BERGER DEN KÜLTÜR ELE T R S Bizi sarmalayan hayat ne kadar bizim? Kültür Eleştirisi, sadece sanat ve edebiyatta değil, hem estetik hem de antropolojik anlamlarda da kültürün şeylerin düzeninde oynadığı rolle ilgilidir. Şimdi bu rolün, sadece bizim toplumsal, ekonomik ve siyasal kurumlarımız hakkında açığa vurduğu şeyler değil, aynı zamanda bu kurumları ve zihniyet yapımızı nasıl şekillendirdiği için de gitgide önem kazandığını görüyoruz. Anlıyoruz ki, kültürün sonuçları vardır CENK ÖZDAĞ Büyük bir konu hakkında küçük bir kitap yazmak epey zor bir iş. Arthur Asa Berger, Özgür Emir tarafından Türkçe ye Pinhan Yayıncılık aracılığıyla kazandırılan Kültür Eleştirisi (Kültürel Kavramlara Giriş) adlı kitabına bu cümleyle başlıyor. Yapmaya çalıştığı işin zorluğunu en başta öne sürerek belki de en haklı eleştirilerin üzerinden atlamış ve bilincinde olduğu eksiklik dışında hedefine layıkıyla ulaşmış bulunuyor. YEN B R G ZEM D N Kültürel Çalışmalar, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında kendi başına Berger in eseri önemli bir i leve sahip. Kültürel Çal malar n dilini, terminolojisini, gönderme yap lan metinleri bu disiplin d ndaki insanlar n hizmetine sunuyor bir disiplin haline gelmiş bir akademik çalışma alanı. Türkiye nin seçkin üniversitelerinin yüksek lisans programlarına dahil oluyor ve gitgide yaygınlaşıyor. Kültürel Çalışmalar, insan, daha doğrusu toplum, yaratısı olan bütün kültür nesnelerini ele alarak (ya da en azından ele almaya çalışarak) topluma ve insana ilişkin daha hayatın içinden bir kavrayışa ulaşmaya çalışır. Kendine araştırma alanı olarak edindiği nesnenin (hayatın) yalınlığının ötesinde dar bir entelektüel çevreye seslenen bu alan halkın (hatta doğrudan kültürel çalışmalar alanının dışındaki tüm insanların) dilinden ve gündeminden bilerek ya da bilmeyerek uzak durmaktadır. Burada herhangi bir niyet sorgusuna girişmeden bunun en büyük nedeninin bir adlandırma sorunu olduğunu ve bu alanda yapılan çalışmaların üstü örtülü (dahası mistifiye edilmiş-gizemlileştirilmiş) bir dil kullanan kişiler tarafından yapılmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bu mistik konum daha öncelerde Dante nin İlahi Komedya sı için de söylendiği gibi, İlahi Komedya nın ünü her geçen gün artıyor, çünkü onu kimse okumuyor! Kültürel Çalışmalar ın ününün ona ilişkin cehaletle paralellik göstermesini sağlıyor. Bu yönüyle yeni bir gizem dini gibi beliren bu kutsal metinler halkın yüreğine ve aklına kapalı bir hal alıyor. Bu bağlamda, Berger in eseri önemli bir işleve sahip. Kültürel Çalışmalar ın dilini, terminolojisini, gönderme yapılan metinleri (bu metinlerden can alıcı alıntılar yaparak) bu disiplin dışındaki insanların hizmetine sunuyor. MAHÇUP ELE T RMEN Arthur Asa Berger, eserde, kültürel ürünlere (metinlere) ilişkin eleştirinin dayandığı farklı kuramsal yaklaşımları bütüncül bir bakış açısıyla yalın bir dille sunuyor. Burada aldığı riski kendisi en başta belirtiyor. Bu yaklaşımların her biri için ciltler dolusu yazılabilecekken kuramcıların özgün metinlerinden can alıcı alıntılarla alan dışı okuyucu A. A. Berger için son derece soyut olan kuramsal yaklaşımları ete kemiğe büründürüyor. Kitaba ilişkin (içeriğine yönelik) belki de en belirleyici eleştiri Marksist Eleştiri yi konu edindiği bölümde başvurulan anlatım biçimi. Sürekli olarak SSCB ve benzeri sosyalizm deneylerinin Marksist Eleştiri yi kenara atmamız gerektiğini (daha doğrusu Amerikalı okuyucuya yönelik olarak atmaması gerektiğini), bu deneyleri yerin dibine geçirerek anlatmaya çalışması kitabın niteliğine zarar vermiş. ÖZGÜRLÜ E YÖNEL OLARAK ELE T R Kitle davranışlarının, beğenisinin, dahası elitlerin davranış ve düşünce kalıplarının ardında işleyen mekanizmaları sorgulayan kuramlara özel olarak yaklaşan Berger, okuyucuyu bu mekanizmaları deşifre etmeye yöneltiyor. George Lakoff ve Mark Johnson dan şunları aktarıyor: Kavramlarımız neyi algılayacağımızı, dünyada nasıl yaşayacağımızı ve diğer insanlarla nasıl ilişki kuracağımızı belirler. Kavramsal dizgemiz böylelikle günlük gerçekliklerimizi tanımlayarak merkezi bir rol oynar. Bu yalın ifadelerden Gramsci nin Hegemonya kavramına, Marksist anlamda ve Leninist anlamda ideoloji kavramına ilerleyen Berger, Kültür Emperyalizmi, kitle iletişim araçları yoluyla tahrip edilen ve dahası biçimlendiren estetik algı üzerine özlü ve net bir betimleme işine girişiyor. Kültürel Çalışmalar içerisinde yer alan kişilerin göstergebilim, Marksist kuram, psikanalitik kuram ve anlambilimden nasıl yararlandıklarını ve bunların herhangi birinin böylesi bir çalışma için yeterli olamayacağını halka açık bir dille anlatıyor. Berger mutlak anlamda pozitivist nesnellik anlayışından ayrılarak eleştirinin özünü ve göreli ilerleyişini şöyle özetliyor: Eleştiri daima bir bakış açısından doğar. Çoğu eleştirmenin ilgilendikleri metne en iyi uyan perspektifin kendilerininki olduğuna inanmasına rağmen eleştiri objektif değildir. Burada bir ölçütsüzlük savunulmuyor. Öznel Ele tiri daima bir bak aç s ndan do ar. Ço u ele tirmenin ilgilendikleri metne en iyi uyan perspektifin kendilerininki oldu una inanmas na ra men ele tiri objektif de ildir eleştiriler türlülüğüne teslim olmayı salık vermek bir yana bu tür bir ölçütsüzlük ve ölçüsüzlük eleştiriliyor ve ölçüt yalın olarak şöyle sunuluyor: Akla gelen soru hangi yorumun en açıklayıcı, en anlamlı olduğudur. Kimin yorumu metnin daha çok unsuruna değiniyor, anlatılan karakterlerin pek çoğunu açıklıyor ve metnin toplumu ve kültürü yansıtışına en fazla ışık tutuyor? ZEVKLER VE RENKLER TARTI ILIR Yunan sofisti Protagoras insan herşeyin ölçüsüdür demiş ve postmodernist ölçütsüzlüğünün, öznelciliğin belki de ilk nüvelerinden biri olmuştur. Bugün etrafımızı sarmalayan bu beylik lafın ardındaki gerçekleri bize aralayan kültürel çalışmaları hepimiz tarafından anlaşılabilecek bir yolda önümüze seren bu eser, savunduğu apaçık bir tez olmasa da çok önemli bir işlevi yerine getiriyor: Kültürel çalışmalar alanını kültürün öznelerine, halka açıyor. Akıl tutulmasının yaşandığı çağımızda görünenin ardında yatan aklı yeniden yakalama olanağını bizlere sunan bu eser, bununla kalmıyor yazarının ve yayınevinin de katkılarıyla bu konuda derinleşmek isteyenler için büyük bir özveriyle seçilmiş ileri okumalar listesi de sunuyor. Kültürü deşecek yeni kuşaklara güzel bir başlangıç denemesi olan kitap tüm kültür-düşün meraklılarının meraklarını artıracak. (Kültür eleştirisi, Arthur Asa Berger, Pinhan Yayıncılık, Çev: Özgür Emir, s.208)

18 16 6 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP ARKADA Z. ÖZGER VE KALPLER HARMANLAYAN SYAN Herkese armağan: Aşkla Sana CAFER YILDIRIM Bir iç savaş içinde Türkiye yaralı kanatlarıyla çırpına çırpına geleceğini ararken, onun şiirleri, ölümü gül ile simgeliyor, gülün isyanla bütünleştiği bir estetiği dokuyordu. O estetik, acıyı lafızda değil, gerçekten umuda taşıyor, kalpleri cesaretle yoğuruyor, özgür ve aydınlık bir Türkiye idealiyle mücadele edenlerin azmini yükseltiyordu. Bu nedenle kesif kalabalıkların dirençli adımlarla yürüdüğü bulvarlarda, bütün miting meydanlarında, tuzağa düşürülmüş, kalleşçe katledilmiş devrimcilerin cenaze törenlerinde onun bir şiiri vardı ki mutlaka okunuyordu. Okunuyordu demek de aslında yanlış bir ifadedir, ezberden söyleniyordu: alnını dağ ateşiyle ısıtan yüzünü kanla yıkayan dostum senin uyurken dudağında gülümseyen bordo gül benim kalbimi harmanlayan isyan olsun Şiirlerinin altına attığı imzasıyla Arkadaş Z. Özger, gerçek adıyla Zekai Özger den söz ediyorum. Arkadaş ın bir bölümünü aktardığım Aşkla Sana şiiri 1972 yılında yayımlanmış. Bu tarihte o yirmi dört yaşındadır. Zaten bir yıl sonra da yirmi beş yaşının gençliği, şüphelerle dolu o trajik bir olay sonucu ölümün geri dönülmez ülkesince teslim alınacaktır. HÜZÜN, ÇOCUKSULUK, RON Adli Tıp ölüm nedenini beyin kanaması olarak belirliyor. Başta Sina Akyol olmak üzere birçok arkadaşı ve akrabası bu kanamayı SBF yurdunun basılması sonrasında polislerin işkence düzeyine varan dayağına bağlıyorlar TRT ye yaptığı bir programı televizyon olan bir yerde izlemek için bir akşam evinden çıkıyor, gece dönerken yolda düşüyor. Düşüş o düşüş, bir daha ayağa kalkamıyor. Düştüğü yerde sabaha karşı görülüyor. Onu merak edip arayanlar ise Numune Hastanesi nde henüz buğusu üzerinde cesediyle karşılaşıyorlar.. Arkadaş ın 1967 de yayımlanan ilk şiiri Sakalsız Oğlanın Tragedyası ndan 1973 ün Mayısı ndaki ölümüne kadar beş yıllık bir zaman diliminden kalan şiirler toplamı ise bizim tesellimiz oluyor. Sakalsız Oğlanın Tragedyası ndan Aşkla Sana ya, yani anlamın gizeme kurban edildiği bir şiir anlayışından şiirin toplumun hizmetine sunulduğu bir tarza uzanan yolu çabuk adımlarla kat ettiği için de onu kutlamalıyız. Ne kadar minnet duysak az olduğunu bilmeliyiz. Arkadaş ın şiiriyle eleştirel anlamda ilgilenmiş olanlar hüzün, çocuksuluk ve ironi nin onun şiirinin en belirgin çizgiler olduğunu söylüyorlar. Gerçekten de çocuksu bir duyarlık onun şiir toplamında yer yer ama bir süreklilik arz ederek gülümsüyor. İroni de öyle, canınızın tam acıdığı anda size el veriyor, sızı kuyusundan çekip çıkarıyor, ruhunuza şenlik katıyor. O Eski Bir de olduğu gibi kimi zamansa ironi çocuksu bir duyarlık ve söylemle birlikte gösteriyor yüzünü. bir gün ben çocuk olucam. olucam kanıma güller takıcam eskitip yüreğimi çarşılarda pazarlarda tanrıya şeker alıcam Yalnızlık ise onun şiirinde gerçek bir hal ve halin sonucu hissedilen bir duygu değil. İçten besleniyor, sürekli bir sızı olarak var oluyor ve tamamen varoluş algısı üzerinden yansımasını buluyor. kendime kendimden başka kendim yok ne utancımı kuşanan bir sevgi ne çirkinliğimi öpen bir kız * hep kurşunlamışlar yalnızlığı çoklar sokağında herkesler var olmuş bir sen ben ölmüşüm Yalnızlığın türevi olarak Arkadaş şiirinde izleksel belirginlik kazanan hüzün ve umutsuzluğun da gündelik hayat içindeki nedensel kaynakları açıkça görülemiyor. Bu duygulara daha çok iç yaşantıların davranışsal yansımaları olarak bakmak gerekiyor. YOKSULLUKLA YARALI Arkadaş ın, imgelerin gerçek hayatta hiçbir karşılığına kavuşmadığı, sözcüklerin sırasının gelişigüzel değiştirilerek bir artistik zevk yaratılmaya çabalandığı, bütün bunlarla yetinilmeyerek şifresi bir türlü çözülemeyen anlam düğümlerinin oluşturulduğu ilk şiirlerinin kapalı dünyasından çıkmasında dönemin sert politik ortamının etkili olduğu aşikârdır. Bunun yanında içinden geldiği hayatın şekillendirdiği kişiliği de böylesi bir şiirin yükünü uzun süre taşıyabilecek ruh köküne ve kültürel kimliğe sahip değildir. Göçmen bir ailedendir; babası işçi, annesi ise ev hanımıdır. Arkadaş, yaşayanlar içinde yedi kardeşten beşincisidir. Çocukluğu ve ilk gençliği Bursa nın arka sokaklarındaki iki göz bir evde geçmiştir. O her şeyden önce yoksullukla yaralanmıştır. Daha sonra bir bacağının kısa kalmasına neden olan kemik hastalığının tıbbi ve sosyal sonuçlarını cenin zayıflığı ndaki bedeni ve çocuk ruhuyla taşımak zorunda kalmıştır. Uzak olmayan bu geçmişin politik ortamla da bütünleşen çağrısının onda yankısını bulmaması imkânsızdı. Çünkü o bir şairdi. Çocukluğunu ve gençliğini şekillendirmiş olan toplumsal gerçekliğe sanatçı sezgisinin özgüveniyle yönünü döndü. Orada ise ilk olarak kendi bireysel tarihiyle karşılaştı ve onunla kucaklaşmakta hiç zorluk çekmedi. Onun 1969 da yayımlanan Tamirat şiiri bu dönüşün ve buluşmanın ürünüdür: benim bir abim iki abim varmış açlık ve yoksulluk kötü bir şefin döneminde ikisini de almış çünkü dönem o dönemmiş ablalarım kalıntı toplarmış pazardan ağabeylerim buz satarmış babamsa memur ayakkabılarının tamiratına nefretini yamarmış ben işte eksik bir birikimin tortusuyum geçmişlerde yoğrularak çocukluğum bana hep acıyı ve hüznü öğretti Yanılsamaların evreninden çıkıp gerçekliğin dünyasına dönme yolunda kararlı olduğunu ise Aygın şiirinde konuşan kişi söylüyor: ey bana titrek kırallığımdan miras kalan yüreğimle isyancı askerlerine şefkat dağıtan sevdalı tekliğim, artık çöz salgınının iplerini ve kavruk bir çarpıntı olan bireyci gizemini dünyaya bırak, senin yırtıcı kuşlar ve güvercinler arasından ustalıkla geçirdiğin ışıltısız kargın elbet saplanacak ilençli bir bulut bulur gökyüzü arenasında. Tevazu ile ışıltısız olarak nitelediği kargısını sonunda eline almış, yüreğini kuşanmış ve cephesini seçmiştir. Bu yeni durumu: yangına körükle giden erlere ARKADA körük yapan ellerle geldim. Z. ÖZGER ben yalnız körük yapmasını bilirim. körük kullanmasını bilmem diye ifade eder bir hesaplaşma şiiri olan Müfreze de. Arkadaş ın şiir serüveninde ben hem öz hem biçim bakımında daima arayış içinde olan, her yeni yazdığı şiirde kendine ait olmayan yüklerden biraz daha kurtulan, öz kimliğine doğru yol alma çabasından asla vazgeçmeyen bir şairin suretini ve o şairin yükselişini görmüşümdür. İlk şiirinden bir iki yıl sonra sadece İkinci Yeni ninkinden değil diğer etkilerden de sıyrılarak toplumcu gerçekçi şiir alanında kendi sesini taşıyan bir şair olarak yerini alması güzel olmaktan da öte muhteşemdir. Türkiye, şiddeti ve kanı giderek artan bir iç savaş içinde geleceğini ararken yüz binlerce devrimcinin kalbini cesaret ve umutla ısıtan, acısını yoldaşlık duygusuyla hafifleten Aşkla Sana nın ardında işte böyle bir şiir serüveni var. Sağdan yana ayrılmış hafif dalgalı, bir bölümü alnına düşmüş sarı saçları, incecik bedenini saran yatay şeritli tişörtü, her an kırılacak bir dal, düşecek yaprak hissi veren duruşu ile Arkadaş Z. Özger bana nedense güzü değil de daima baharı çağrıştırmıştır. Arkadaş, benim duygu dünyamda bahara en çok yakışan şair olmuştur. *** Arkadaş Z. Özger 1948 yılında Bursa da doğmuştur. Babası düşük ücretli bir işçi, annesi ise ev hanımıdır. Sağ kalan yedi kardeşten beşincisidir Arkadaş. Bursa nın arka sokaklarında iki katlı bir evde büyümüştür. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu ndan mezun olmuştur. TRT Ankara Televizyonu nda kurgucu olarak çalışmıştır. TRT deki programını izlemek için çıktığı bir günün akşamından evine dönememiştir. Evine dönerken Meşrutiyet Caddesi nde bir yerde düşmüştür. Sabaha doğru fark edilmiş ve Ankara Numune Hastanesine kaldırılmıştır. Yakınlarının ve arkadaşlarının söylediğine göre o hastanede 5 Mayıs 1973 te yaşamını yitirmiştir. Arkadaş, 9 Mayıs 1973 te toprağa verilmiştir. Bunu yakın arkadaşı Sina Akyol söylüyor. Şiirleri, Nadas Yayınları nca Şiirler adıyla 1974 te toplu olarak basılmıştır. Arkadaş Z. Özgerin şiirlerinin ikinci basımını ise Mayıs Yayınları tam 10 yıl sonra, 1984 te gerçekleştirmiştir. Bu tarihten itibaren de Mayıs Yayınları şairimiz adına genç şairlere bir ödül vermektedir.

19 Aydınlık KİTAP HORACE MCCOY UN ROMANINDAN, SIDNEY POLLACK IN F LM NE: ATLARI DA VURURLAR Bir avuç dolar için ölümüne dans TUNCA ARSLAN 1930 ların ekonomik ve insani çöküntü içindeki ABD sini en iyi anlatan romanlardan biridir Horace McCoy un ( ) kısacık ama efsane romanı Atları da Vururlar (They Shoot Horses, Don t They?). Sidney Pollack ın 1935 te yayımlanan bu romandan 1969 da uyarladığı, sinemalarımızda özgün adı değiştirilerek Son Gerçek başlığıyla gösterilen aynı adlı film de sinema klasiklerinden biridir. En uzun süre dayanan çiftin 1500 dolar kazanacağı insanlık dışı bir dans yarışmasını anlatan Atları da Vururlar 1970 de Hasan Aslan ın çevirisiyle E Yayınları nca dilimize kazandırılmıştı. Pollack, öykünün barındırdığı dramatik boyutu ve keskin toplumsal eleştiriyi olduğu gibi yansıtmayı başarmış ve bu filmle ustalık mertebesine yükselmişti. Öykünün başlangıcında, çok sevdiği atının, ayağı kırıldığı için vurularak öldürülmesine tanık olan küçük bir çocukla tanışırız. Yaralı at, daha fazla acı çekmemesi ama aynı zamanda da artık hiçbir işe yaramayacağı için vurulmuştur. Küçük Robert daha sonra, Hollywood un kenarlarında gezinen, yönetmen olma hayalleri kuran işsiz bir yetişkin olarak çıkar karşımıza. Yolu tesadüfen bir dans maratonunun düzenlendiği salona düşer ve Gloria yla tanışır. Birkaç filmde figüranlık yapmış, gözü yıldızlarda, depresif, umutsuz, sürekli ölümden ve hatta hiç doğmamış olmaktan söz eden, yaşam sevincini yitirmiş, dünyadan bezmiş genç bir kadındır Gloria. Ülkenin yaşadığı Büyük Depresyon a tutulmuş bir ayna gibidir. Elindeki mikrofondan sürekli cafcaflı laflar eden çığırtkan ve fırsatçı organizatör Rocky tarafından eşleştirilen iki kaybeden, 150 ye yakın çiftin piste çıkıp yüzlerce saat dans edecekleri acımasız bir yarışta bulurlar kendilerini. Kanun kaçaklarının ve hamile kadınların da bir avuç dolar için dans edeceği bu akıl almaz rekabet, dönem ABD sinin tokat gibi gerçeklerini ve çarpıcı insan portrelerini adeta gözümüze sokar. Başta Gloria ve Robert olmak üzere tüm karakterleri aracılığıyla okuru ve seyirciyi de bu sinir bozucu yarışın içine sokan, zaman zaman gerçekten baş döndürücü bir dil tutturan Atları da Vururlar ın neredeyse tamamına yakını tek mekânda geçer. Horace McCoy ve Pollack, adeta bir ölüm-kalım arenasına dönüşen dans salonunu, yarışmacıların 10 dakikalık dinlenme anlarını, bilet parası ödeyerek dans edenleri görmeye gelen ve kendilerini güvende hisseden seyircileri, Rocky ve yardımcılarını, yere yığılanları, ayakta zor duranları, kısacası eşi benzeri görülmedik sömürü panayırını, unutulmaz anlar, akıldan çıkmayacak karelerle betimlerler. BATAKLI IN D B Günümüzde televizyon ekranlarındaki yarışmaları izlediğimizde, romanın yazılmasından ve filmin çekilmesinden bu yana Türkiye ve dünyaya izdüşümlerinde herhangi değişme olmadığı ısrarla söylenebilecek bu sert öykünün ana hatları, kuşkusuz ki her şeyden önce Gloria karakteri üzerinden çizilir. Robert ın Senin kadar kasvetli birine rastlamadım dediği, herkesten nefret eden, ölmek isteyen ama intihar edecek gücü de olmayan Gloria, tüm yarışmacılar arasında içinde bulunduğu durumun bilincine varan, yaşadıklarının farkında olan tek kişidir aslında. Çaresizliğinin farkındadır Çare bulmak için daldığı bataklığın en dibinde olduğunun da Kariyerinin en parlak performanslarından birini sergileyen Jane Fonda nın, Gloria rolüne eldiven gibi uyduğu filmde oyunculuk yaşamının en akılda kalıcı rolünde izlediğimiz Michael Sarrazin ve en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında filme tek Oscar ını kazandıran Gig Young mükemmeldirler. Edebiyat ve sinema tarihindeki en karamsar yapıtlardan biridir Atları da Vururlar. Başından sonuna dek bir iç sızısı eşlik eder okura ve seyirciye. Robert, Onu neden öldürdün? diye soran polise İstedi de ondan diye karşılık verir. Bir soru daha gelir: Tek gerekçen bu muydu evlat?. Robert ın yanıtı hâlâ yankılanmaktadır: Atları da vururlar, değil mi? Yankılanan bir şey daha var elbette, Rocky nin sesi: Maratonumuz sürdükçe sürüyor Evet efendim, işte yine piste çıktılar. Ne kadar dayanabilecekler Alkışlarınızı duyalım Haydi, alkışlarınızı duyalım (Atları da Vururlar, Horace McCoy, E Yay., çev: Hasan Aslan, 155 s.)

20 18 6 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP YENİ ÇIKANLAR Saf ve Bakir Anadolu Çocuğu Sığlıklar Özgürlüğün İcadı ve Aklın Amblemleri Boğaz Ha im Akman Bankas Kültür Yay., 684 s. Dört isimden oluşmuş bir kişi o: Güngör Uras, Ali Rıza Kardüz, Tevfik Güngör ve Ayşe Hanım Teyze. Türkiye nin ekonomik-gastronomik tarihinin önde gelen izleyicisi. Tahran dan Washington a, Londra dan Mekke ye, adımını attığı her toprak parçasından, siyasetten iktisada, yemekten müziğe anlatılacak bir şeyler çıkartıp okurlarıyla paylaşmaya can atan bir yazı makinesi. Konuya yabancı olanların yazıyı sıkılmadan okuyabilmelerini temin etmek, konuya ilgi duymalarını sağlamak gerekiyor. Arada sırada olayları hafife almak, okuyucunun tanıdığı kişileri, yazının içine oturtmak ilgi çekiyor. Nasıl ki Saf ve Bakir Anadolu Çocuğu olarak kendi üzerimden, başkalarının sorunlarını anlatıyorsam, aynı şekilde halkımızın çoğunluğunun temsilcisi olan Ayşe Hanım Teyzem, Ali Rıza Bey Amcam ve İşçi Memed üzerinden de halkın sorunlarını tartışmaya açıyor, halka bilgi veriyorum. Minna Canth, Kanat Kitap Çev. Ritta Cankoçak, 112 s. Fin edebiyatının kurucularından, yazar ve kadın hakları savunucusu Minna Canth ilk kez Türkçede! Sığlıklar, Minna Canth ın Zola nın etkisi altında kalarak doğalcı bir üslupla kaleme aldığı, kadının toplumsal konumunu sorgulayan romanlarından biri. Daha Finlandiya diye bir ülke yokken Fince yazan Minna Canth, Fin edebiyatının kurucuları arasında yer alan ilk kadın yazarlarından ve kuşkusuz, dönemine en çok damga vuran, yaşadığı toplumu en çok dönüştürenlerden biriydi. Kadınların toplum içindeki konumunu sorgulayan, doğalcı üslupla yazdığı kitapların yanı sıra, yorulmaksızın verdiği kadın hakları mücadelesiyle de saygın bir konuma erişti Canth. Sığlıklar, toplumun görünmeyen zincirleriyle eli kolu bağlanmış, hayat dolu bir kadının, Alma nın hazin hikâyesi. Jean Starobinski, Metis Yay. Çev. Haldun Bayr, 400 s. Sanatın, felsefenin, siyasetin ayrı ayrı kıtalar olduğunu varsaymıştır tarih uzun süre. Ayrı olsalar da aynı dünyanın kıtaları olduklarını, aralarında onca yolculuk, alışveriş, iletişim ve etkileşim olduğunu çeşitli nedenlerle görmezden gelmeyi tercih etmiştir. İşte Jean Starobinski nin 18. yüzyıl üstüne yaptığı bu çalışmanın başlıca hedefi, sözünü ettiğimiz bu bölümlemeyi aşmak, en azından onun dışında kalmak. Resim, mimari, müzik gibi sanatlar ile 18. yüzyılın Aydınlanma felsefesi ve Fransız Devrimi ni dünyaya getiren sosyal, siyasi gelişmeler arasındaki ilişkileri araştırmış, sanatı sosyal bağlamına yerleştirirken, bir yandan da hayatın başka yollarla belki kolay öğrenilemeyecek birtakım önemli yanlarını sanata sormuş. Ortaya da sanat tarihi ile sosyal tarihi iç içe geçiren zengin bir düşünce tarihi tablosu çıkmış. Peter Straub, thaki Yay. Çev. Dost Körpe, 784 s. Underhill çocukluk arkadaşı John Ransom tarafından memleketi Millhaven a, eskiden korkunç olaylara sahne olmuş ve şimdi yeni iblislerin cirit attığı şehre çağrılmıştır. Görünüşe göre Mavi Gül katili onyıllar süren sessizliğinden sonra tekrar harekete geçmiş ve Ransom ın karısını acımasızca öldürmüştür. İnzivaya çekilmiş amatör dedektif arkadaşı Tom Pasmore un yardımıyla gerçeğin peşine düşen Tim Underhill, kendini yalanlardan ve hilelerden oluşan karanlık bir labirentin içinde buluverir; her köşenin ardında bekleyen sarsıcı şoklar, Underhill i kendi geçmişindeki korkunçluklara, Vietnam ormanlarında yaşadığı tüyler ürpertici olaylara, dokuz yaşındaki ablasının öldürülmesine tanık olduğu güne ve ardından şehri sarsan bir dizi cinayete geri götürür. Hepsi Senin İçin 21. Yüzyılın İlk Devrimci Dalgası Suçumuz Köy Enstitülü Olmak Gitmek Yola Çıkış Atilla Dorsay Alt n Kitaplar, 128 s. Atilla Dorsay, bunca kitaptan sonra ilk kez hikâyeyi deniyor. Ana tema olarak tuhaf aşkları seçiyor ve biraz gözlemlerinden, biraz da hayal gücünden çıkıp gelen garip, aykırı, kimi zaman ölümcül tutkuları yazıyor. Dünyanın Öyküsü dergisinin ilk sayısı geldi ve orada Müze Memuru Mithat la Şişman Ayten çıktı karşıma: Yazan, Atilla Dorsay. İlgiyle okudum o kahramanları; İstanbul un, güzelim Samatya nın kokusunu soluyarak, gülümseyerek kendini bana hemen sevdiren Ayten ve Mithat la tanışmış oldum. Bu binlerce yıllık kentin kalabalıklarında, dikkat etme çabası bile göstermediğimiz o kavgasız, sıcacık aşk öyküsünü bize yaklaştıran yazarını da yanımda duyumsayarak... (Füruzan.) Foti Benlisoy Agora Kitapl, 368 s. Muhammed Buazizi nin kendini ateşe vermesiyle Tunus ta başlayan Arap devrimci süreci, devrim kelimesini bölgede ve dünyada gündelik kullanıma sokmuştu. Sonra, başta İspanya ve Yunanistan bir dizi Avrupa ülkesindeki kitle eylemleri, öfkeliler (indignados) hareketi geldi, daha sonra da özellikle ABD de işgal et (occupy) hareketleri. Bu kez bir İspanyol devriminden, Avrupa ya da Amerikan devriminden bahsedilir oldu. Şili deki devasa öğrenci muhalefetine penguen devrimi dendi. Benlisoy un kitabı devrimin ansızın ve vakitsizce yeniden siyasal tahayyül dünyamıza dahil oluşuna dair sorular soruyor ve bu sorulara uçarı olmayan, teori ve gerçekle aynı anda bağını koruyan cevaplar veriyor Hamdi lker, E Yay nlar, 336 s. Bu kitapta Türkiyede ve dünyada iktidar değişimi süreçlerinde yaşanan insanlık dramı zincirlerinin yalnızca bir halkasını, Köy Enstitülü Hamdi İlker ve arkadaşlarının başına gelenleri okuyacaksınız. Gerçekte var olmayan bir dernek ve gerçekte var olmayan üyelerinin başına gelenlere duruşma tutanaklarıyla tanık olacaksınız. Bu kitap sonraki kuşak aydınlarına not düşen bir belgedir. Ayrıca aydınların adalet, demokrasi ve bilimselliğin hayata geçirilmesi konularındaki talepleri sürdürmelerinde onlara güç verecek ve yol gösterecek rehberdir. (Prof. Dr. Güler Yalçın) Jean Luc Nancy, MonoKL Çev. Murat Er en, 67 s. Gitmek daima aşina olanın (bir) parçasını; yabancı olan, aşina olmayan ve önceden kesinlikle bilmediğimiz bir parça için, bir yer için, yaşamın bir parçası için terk etmektir. Gitmek söz konusu olduğu zaman bizi bekleyenin ne olduğunu asla bilemeyiz. Bizler insanız çünkü gitmekteyiz, hiçbir nihai varışın mümkün ya da vaat edilmiş olmadığını bilebileceğimiz, bilmek zorunda olduğumuz bir gidişe/yola çıkışa ayarlıyız. Yaşamaya değer bir hayatı, ancak böyle bir atılım içinde, gidişin zorunluluğu içinde - zira başka türlüsü elimizden gelmez- ve bu risk alış içinde, gidişin bahsi içinde yaşayabiliriz. Bu aynı anda hem çok zor, hem çok tedirgin edici hem de çok heyecan vericidir. Ölüyoruz ve eski bir özdeyiş der ki: gitmek, biraz ölmektir; ölmekse tamamen gitmektir.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ Her yönüyle edip (edebiyatçý) ve öðretmen Ýbrahim Zeki Burdurlu nun ölümsüz bir yapýtý elinizi öpüyor. Burdurlu bu çalýþmasýnda, cennet Anadolu nun deðiþik yörelerinden

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA Zehra İpşiroğlu ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA Resimleyen: Gözde Bitir Bu kitabın ilk baskısı ÇYDD için Toroslu Kitaplığı tarafından yapılmıştır. Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Düzelti: Leyla Nebioğlu Kapak

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar.

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar. MESLEĞE VEDA From: Güney Dinç Sent: Wednesday, April 16, 2014 1:56 PM To: Subject: [ÇEHAV] Mesleğe Veda Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum.

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ 6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ OKUMA KÜLTÜRÜ (5 EYLÜL - 21 EKİM) - Konuşmacının sözünü kesmeden sabır ve saygıyla dinler. - Başkalarını rahatsız etmeden dinler/izler. - Dinleme/izleme yöntem ve tekniklerini

Detaylı

timasokul.com / bilgi@timasokul.com

timasokul.com / bilgi@timasokul.com OKUMAYI SEViYORUM DiZiSi zç Yayın Yönetmeni Savaş Özdemir Hazırlayan Reşhat Yıldız Kapak Tasarım M. Aslıhan Özçelik Grafik Tasarım M. Aslıhan Özçelik Esra Bayar Resimler shutterstock.com Sevengül Sönmez

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com GÜNLÜK (GÜNCE) 1 GÜNLÜK Öğretmeye bağlı, gerçekçi anlatım türlerinden biri olan günlükler, bir kişinin önemli ve kayda değer bulduğu olayları, gözlem, izlenim duygu düşünce ve hayallerini günü gününe tarih

Detaylı

135 yýlý geride býrakan köklü bir mizah dergisi geleneðine sahibiz, ama mizah dergilerimiz

135 yýlý geride býrakan köklü bir mizah dergisi geleneðine sahibiz, ama mizah dergilerimiz Cihan Demirci Damdaki Mizahçý Mizah Dergilerimizde Yazýnýn Serüveni 135 yýlý geride býrakan köklü bir mizah dergisi geleneðine sahibiz, ama mizah dergilerimiz epeyce bir süredir dergilerinde mizah öyküsü

Detaylı

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum.

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum. Türkiye deki en büyük emek israflarından birisi İngilizce öğreniminde gerçekleşiyor. Çevremde çok insan biliyorum, yıllarca İngilizce öğrenmek için vakit harcamış, ama hep yanlış yerlerde harcamış. Bu

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Bin Yıllık Musiki Kültürümüze Katkı Sunuyoruz. 14 Ocak 2014 Kürdilihicazkâr Faslı Beraber ve Solo Şarkılar Konseri

Bin Yıllık Musiki Kültürümüze Katkı Sunuyoruz. 14 Ocak 2014 Kürdilihicazkâr Faslı Beraber ve Solo Şarkılar Konseri Bin Yıllık Musiki Kültürümüze Katkı Sunuyoruz 14 Ocak 2014 Kürdilihicazkâr Faslı Beraber ve Solo Şarkılar Konseri Müdürlüğümüz bünyesinde faaliyet gösteren AKM Klasik Türk Sanat Müziği Korosunun Şef Mitat

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

1 ÇALIŞMANIN NASIL SUNULACAĞINI İŞARETLEYİNİZ

1 ÇALIŞMANIN NASIL SUNULACAĞINI İŞARETLEYİNİZ ÇALIŞMAYA DAİR BİLGİLER 1 ÇALIŞMANIN NASIL SUNULACAĞINI İŞARETLEYİNİZ SUNUM:(X) ATÖLYE ÇALIŞMASI: ( ) 2 UYGULAMADA YER ALAN DİĞER PAYDAŞLAR(DERSLER/KURUMLAR) Tüm derslerde uygulanabilecek bir çalışmadır.

Detaylı

ilk yar desteklerinizle daha fazla güzel çocuğumuza ulaşıyor, çok teşekkür ediyor, selam sevgi ve saygılarımızı yolluyoruz...

ilk yar desteklerinizle daha fazla güzel çocuğumuza ulaşıyor, çok teşekkür ediyor, selam sevgi ve saygılarımızı yolluyoruz... Bu akşam kişisel bir sorgulama geliyor "neredeyim, ne yapıyorum?" sevgili Seda'dan... Bir türkü ile başlıyor... (türküyü dinleyerek okumalısınız) Türkü taaa Ardahan'dan çınlayıp uzaya yayılmış; sevgili

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

GÜL-AY Basın-Meslek İlkelerine Uyar. Yazı ve ilanlar imza sahiplerine aittir. Köşe yazılarına ücret ödenmez. Makalelerinden kendileri sorumludur.

GÜL-AY Basın-Meslek İlkelerine Uyar. Yazı ve ilanlar imza sahiplerine aittir. Köşe yazılarına ücret ödenmez. Makalelerinden kendileri sorumludur. 06 EKİM 2014 REKLAM HABERLER Gül-Ay - Sayfa 3 06 EKİM 2014 Gül-Ay - Sayfa 5 HABERLER Erdemli de üzüm festivali yapıldı Erdemli'ye bağlı Üzümlü köyünde Üzüm festivali yapıldı. Erdemli Belediyesi tarafından

Detaylı

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım.

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım. 1. Soru Kitap okumak insanı özgürleştirir. Okuyan insan yeni düşünceler edinir, zihnine yeni pencereler açar. Okumak olaylara bakış açımızı bile etkiler. Kalıplaşmış salt düşünceler, yerini farklı ve özgür

Detaylı

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni Sayı:1 Nisan 2015 1 KİTAP VE KÜTÜPHANENİN ÖNEMİ 3 2014-2015 KÜTÜPHANE ORYANTASYONUMUZ 5 KÜTÜPHANEMİZ 8 OKUMA ŞENLİĞİMİZ 10 BRITANNICA ONLINE 12 SEVİM AK

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI Şubat Ayı E-Bülteni 1 İÇİNDEKİLER 1. Doğum günü Olan Yıldızlarımız 2. Mihver Dersler 3. Branş Dersler 4. Kulüpler 2 DOĞUM GÜNÜ OLAN YILDIZLARIMIZ

Detaylı

Nasıl Daha İyi Öğrenirim?

Nasıl Daha İyi Öğrenirim? Nasıl Daha İyi Öğrenirim? Farklı Öğrenme Yöntemleri Öğrenciler farklı yöntemlerle öğrenirler. Bunlardan bazıları aşağıda verilmiştir: okuyarak ve okuduğunu hatırlayarak, önemli bölümlerin altlarını çizerek,

Detaylı

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfinle kurul Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Detaylı

Verimli Çalışma Teknikleri

Verimli Çalışma Teknikleri Verimli Çalışma Teknikleri İlham, fikir gelince bunu mutlaka not alın! Ord.Prof.Dr. Süheyl ÜNVER evinin her tarafında kağıt ve kalem bulundururmuş. Duyduğu, aklına geldiği her şeyi yazarmış. 50 den fazla

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

Senenin Son Yenilikleri

Senenin Son Yenilikleri Senenin Son Yenilikleri 000 Genel Bilgiler Bisküviyi Çaya Yatay Bandırın Bilimcilerin böylesi gerçekleri ortaya çıkarması sizce de şahane değil mi? Yazar: Rik Kuiper 150: Psikoloji Başarıya Götüren Aile

Detaylı

BİZ KİMİZ? ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu, Atatürk ü ve ideolojisini daha iyi tanımak ve tanıtmak için 1989 yılında ODTÜ Kültür İşleri Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan bir düşünce topluluğudur. Atatürkçü

Detaylı

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim İŞİTME ENGELLİ GÜL USTABAŞ GENÇ İŞİTME ENGELLİLER NORMAL OKULLARDA KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİNE TABİ OLMALI. İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE NORMAL İNSANLAR GİBİ HATTA ONLARDAN DAHA AZ SORUN YAŞIYOR SORU-- Kısaca

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır.

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır. 30.10.2015 DENİZATI ndan Herkese Merhaba! Haftanın ilk günü sohbet saatimizde herkes hafta sonu neler yaptığını anlattı. Duvarda asılı olan Atatürk resimlerine dikkat çeken öğretmenimiz onu neden asmış

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler 1. Adı Soyadı : HALE TORUN 2. Doğum Tarihi : 07.07.1972 3. Ünvanı : Öğretim Görevlisi 4. Öğrenim Durumu : Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Marmara Üniversitesi 1994 Y.Lisans Radyo Televizyon ve

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu YAZ DEMEDEN ÖNCE Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni gulseminkucba@terakki.org.tr AMACIMIZ Okuma ve yazma eylemlerini temellendirmek, Yaratımla ilgili her aşamada yaratıcılığın bireyin gözlem ve birikimlerine

Detaylı

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart!

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! On5yirmi5.com Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! Üniversitelerin açılmasıyla birlikte geçen hafta İstanbul Polisi, Beyazıt ve Beşiktaş'ta bir dizi korsan fotokopi baskını gerçekleştirildi.

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI 6+1 Analitik Yazma Modeli ile Düşlerimin Peşinde Selda AKTAŞ Nergiz İLİMEN ÇALIŞMANIN AMACI Öğrencilerin sıkıcı, kendini tekrarlayan, monoton yazılar yazmak yerine özgün, akıcı,

Detaylı

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III

İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III Bölüm I Çocuk Edebiyatı ve Gelişimle İlgili Temel Kavramlar 15 Fiziksel (Bedensel)Gelişim 20 İlk Çocukluk Döneminde(2-6)Fiziksel Gelişim 21 6-12 Yaş Arası Fiziksel Gelişim 23 12-18

Detaylı

geliştirmemize yardımcı olur.

geliştirmemize yardımcı olur. 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; PYP disiplinler üstü temaları ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 4. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (19 Ekim - 04 Aralık 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ANAOKULU PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK SERVİSİ VELİ BÜLTENİ MAYIS -2012 ÇOCUK VE KİTAP "EĞİTİM YAŞAM İÇİNDİR" 2 ÇOCUK VE KİTAP Önceleri çocuk için kitap bir oyuncaktır.

Detaylı

ZONGULDAKLI GENÇ ŞAİR VE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMNENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ UFUK SİLİK ŞİİR İLE HAYATIM YENİDEN ŞEKİLLENDİ

ZONGULDAKLI GENÇ ŞAİR VE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMNENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ UFUK SİLİK ŞİİR İLE HAYATIM YENİDEN ŞEKİLLENDİ ZONGULDAKLI GENÇ ŞAİR VE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİN KÜLTÜRÜ ÖĞRETMNENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ UFUK SİLİK ŞİİR İLE HAYATIM YENİDEN ŞEKİLLENDİ SORU- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız ve hangi okulları

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi?

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi? Alkollü İçecek: 18.12.2011 Gün içinde ürünü ne zaman satın aldı/tüketti/kullandı? -Akşam yemeğinden sonra saat 20:00 civarında. Ürünü kendisi mi satın aldı, başkası mı? Kim? -Kendim satın almadım. Kız

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir. Şiirlerin

Detaylı

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA...

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... http://www.dw.de/müslüman-kadın-futbolcular-berlinde-buluş... GÜNDEM / ALMANYA ALMANYA Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu 'Discover Football'

Detaylı

ÖZEL EFDAL ANAOKULU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ DENIZYILDIZI GRUBU KASIM AYI BÜLTENİ

ÖZEL EFDAL ANAOKULU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ DENIZYILDIZI GRUBU KASIM AYI BÜLTENİ ÖZEL EFDAL ANAOKULU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ DENIZYILDIZI GRUBU KASIM AYI BÜLTENİ BU AY ÖĞRENDİKLERİMİZ ATATÜRK Atatürk kim olduğunu hatırladık Atatürk ün hayatını inceledik. Atatürk ün kişisel

Detaylı

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl ÖZGEÇMİŞ 1.İsim : Turgut 2.Soyadı: Yüksel 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi 4.Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İşletme Anadolu Üniversitesi 1998 Yüksek Lisans Doktora 5.Akademik Unvanlar Arts

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014 BİLİMKURGU: BAŞKA BİR VAROLUŞ MÜMKÜN Bilimkurgu bir bakışa göre Samosata lı Lukianos tan (M.S. 2. Yüzyıl) bu yana, başka bir bakışa göre ise 1926 yılında yayımcı Hugo Gernsbeack in scientifiction kelimesini

Detaylı

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ K.R. RAVINDRAN U.R. Başkanı 2015 16 Canan ERSÖZ U.R. 2430. Bölge Guvernörü 2015 16 Firuz Harbiyeli 3. Grup Guvernör Yardımcısı Hüseyin MURSAL (Başkan) Süleyman ÇOLAKOĞLU (Asbaşkan) Okşan HALEFOĞLU (Kulüp

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ ÖĞRENİM DURUMU Lisans: 1976-1980 Doç. Dr. Rıza BAĞCI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ/TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ Yüksek Lisans: 1984-1987 EGE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL

Detaylı

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Mustafa Köz Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Resimleyen: Yasemin Ezberci Yayın Koordinatörü:

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

KIRMIZI KANATLI KARTAL

KIRMIZI KANATLI KARTAL Resimleyen: Vaqar Aqaei Refik Durbaş KIRMIZI KANATLI KARTAL ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Şiir 1. basım Refik Durbaş KIRMIZI KANATLI KARTAL Resimleyen: Vaqar Aqaei www.cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 20 MAYIS 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Federasyona katıldılar TÜRKİYE Spor Yazarları Derneği nde İstanbul Muhtarlar Federasyonu Yönetim Kurulu ve Beşiktaş Muhtarlar Derneği

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest

Detaylı

ÇİÇEK GRUBU 2013-2014 HAZİRAN AYI BÜLTENİ YAZ MEVSİMİ BABALAR GÜNÜ DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ TATİL Yaz mevsiminde havada meydana gelen değişiklikler neler? Yaz mevsiminde hayvanlarda ne gibi değişiklikler olur?

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı Resimleyen: Ferit Avcı Süleyman Bulut ŞİPŞAK BİLMECELER 2 ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Bilmece DEYİM VE ATASÖZLERİ 2. basım Süleyman Bulut ŞİPŞAK BİLMECELER 2 DEYİM VE ATASÖZLERİ Resimleyen: Ferit Avcı www.cancocuk.com

Detaylı

İŞTİP TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜNDE TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE UYGULAMADA OLAN TÜRKÇE - MAKEDONCA MATERYALLER. 1.Giriş

İŞTİP TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜNDE TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE UYGULAMADA OLAN TÜRKÇE - MAKEDONCA MATERYALLER. 1.Giriş İŞTİP TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜNDE TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE UYGULAMADA OLAN TÜRKÇE - MAKEDONCA MATERYALLER 1.Giriş Son dönemde Türkiye ile Makedonya arasında her alanda iş birliği gelişti ve bunun neticesi

Detaylı

ÖZLÜCE ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI TÜBİTAK 4006 BİLİM FUARI PROJESİ İNEBOLU GENELİ ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ OKUMA ALIŞKANLIĞI ANKETİ

ÖZLÜCE ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI TÜBİTAK 4006 BİLİM FUARI PROJESİ İNEBOLU GENELİ ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ OKUMA ALIŞKANLIĞI ANKETİ ÖZLÜCE ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI TÜBİTAK 4006 BİLİM FUARI PROJESİ İNEBOLU GENELİ ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ OKUMA ALIŞKANLIĞI ANKETİ ALTAN YILMAZ ÖZLÜCE ORTAOKULU TÜRKÇE ÖĞRETMENİ MÜRÜVVET ÖZTÜRK

Detaylı

SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin

SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin (kısa adı ile SAM-DER in) davetlisi olarak 2010 yılında kurulduğu dönemde Sam-der e geldim ve büyük

Detaylı

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor.

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor. Babalarını Yola Getiren Kızlar! Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 28 Aralık 2014 Yakın geçmişte Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bir yazı yazdım. Özellikle dindar geçinen

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

Kahraman Kit ve Akıllı Can. Technical Assistance for Promoting Registered Employment. Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi

Kahraman Kit ve Akıllı Can. Technical Assistance for Promoting Registered Employment. Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

KAZANIMLAR OKUMA KONUŞMA YAZMA DİL BİLGİSİ

KAZANIMLAR OKUMA KONUŞMA YAZMA DİL BİLGİSİ EYLÜL 1-2 (16-27-EYLÜL 2013) DOĞA VE EVREN İSTİKAL MARŞI-İKİNDİLER Türkçe Dersine Yönelik Tutum Ölçeği İLKÖĞRETİM SI 1. Okuma kurallarını uygulama:1.5 Okuma yöntem ve tekniklerini kullanır.2. Okuduğu metni

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (28 EKİM -13 ARALIK 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz ikinci temamıza ait bilgiler,

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

Beşiktaş Gazetesi. Basın Yayınımızın Değerli Mensupları, Sevgili Sinema Emekçileri ve Yaratıcıları, Bugün önemli bir başlangıcı paylaşıyoruz.

Beşiktaş Gazetesi. Basın Yayınımızın Değerli Mensupları, Sevgili Sinema Emekçileri ve Yaratıcıları, Bugün önemli bir başlangıcı paylaşıyoruz. Sinemaseverlere özel!.. Belgesel sinemaseverler Levent Kültür Merkezi'nde buluşmaya devam LEVENT Kültür Merkezi nde Her Cuma Yeni Sinema başlığı altında düzenlenen etkinlik kapsamında Türk filmleri Levent

Detaylı

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI Göknil Genç BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI 1 Çeviren: Saadet Özen ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü 5. basım Resimleyen: Mustafa Delioğlu Göknil Genç BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI 1 Resimleyen: Mustafa

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

Kentliye seslendi. ye nin örnek ilçesi haline getirmek. Ünal, Kentlileri; bir yelpazede devam ediyor. Hizmetlerimizin. hizmetlerin en etkin

Kentliye seslendi. ye nin örnek ilçesi haline getirmek. Ünal, Kentlileri; bir yelpazede devam ediyor. Hizmetlerimizin. hizmetlerin en etkin Kentliye seslendi Başkan Ünal, Kentlileri; Kentleşme düzeyiyle, alt yapısıyla, sınırları içinde yaşayanların eğitim ve kültür seviyesiyle İstanbul un modern ve aydınlık yüzü olan Beşiktaş ı Türki- BEŞİKTAŞ

Detaylı

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları ÇALIŞMA KAĞIDI - 1 Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların başına, yanlış olanların başına ise çiziniz. İlk cümle size yardımcı olmak için örnekte gösterilmiştir.

Detaylı