TEMEL SAĞLIK HİZMETLERİ
|
|
|
- Engin Erol
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2903 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1860 TEMEL SAĞLIK HİZMETLERİ Yazarlar Doç.Dr. Didem ARSLANTAŞ (Ünite 1) Prof.Dr. Demet ÖZBABALIK (Ünite 2) Doç.Dr. Melis NAÇAR (Ünite 3) Porf.Dr. Dilek ASLAN (Ünite 4) Prof.Dr. Fevziye ÇETİNKAYA (Ünite 5) Prof.Dr. Kevser EROL (Ünite 6) Doç.Dr. Deniz SAYINER (Ünite 7) Prof.Dr. Nesrin DEMİRTAŞ (Ünite 8) Editör Doç.Dr. Didem ARSLANTAŞ ANADOLU ÜNİVERSİTESİ i
2 Bu kitabın basım, yayım ve satış hakları Anadolu Üniversitesine aittir. Uzaktan Öğretim tekniğine uygun olarak hazırlanan bu kitabın bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan izin almadan kitabın tümü ya da bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt veya başka şekillerde çoğaltılamaz, basılamaz ve dağıtılamaz. Copyright 2013 by Anadolu University All rights reserved No part of this book may be reproduced or stored in a retrieval system, or transmitted in any form or by any means mechanical, electronic, photocopy, magnetic tape or otherwise, without permission in writing from the University. UZAKTAN ÖĞRETİM TASARIM BİRİMİ Genel Koordinatör Doç.Dr. Müjgan Bozkaya Genel Koordinatör Yardımcısı Doç.Dr. Hasan Çalışkan Öğretim Tasarımcıları Yrd.Doç.Dr. Seçil Banar Öğr.Gör.Dr. Mediha Tezcan Grafik Tasarım Yönetmenleri Prof. Tevfik Fikret Uçar Öğr.Gör. Cemalettin Yıldız Öğr.Gör. Nilgün Salur Kitap Koordinasyon Birimi Uzm. Nermin Özgür Kapak Düzeni Prof. Tevfik Fikret Uçar Öğr.Gör. Cemalettin Yıldız Grafikerler Gülşah Karabulut Özlem Ceylan Dizgi Açıköğretim Fakültesi Dizgi Ekibi Temel Sağlık Hizmetleri ISBN Baskı Bu kitap ANADOLU ÜNİVERSİTESİ Web-Ofset Tesislerinde adet basılmıştır. ESKİŞEHİR, Ocak 2013 ii
3 İçindekiler Önsöz... iv 1. Temel Sağlık Hizmetleri Kavramı 2 2. Hastalık Belirtilerini Gözlemleme, Takip Etme ve İlk Önlemler Kişisel Hijyen ve Beslenmede Dikkat Edilecek Noktalar Bağışıklama ve Aşılama Erken Tanı ve Tedavi İlaç Kullanım İlkeleri, İlaç Verme Yolları, İlaç Yan Etkileri ve İlaçların Saklanması Uzun Süre Yatan Hastalarda Oluşabilecek Bazı Sistem Hastalıkları ve Bakımı Rehabilitasyon 162 Sözlük 187 iii
4 Önsöz İnsanlar için önemli olan eylemlerden birisi de sağlığını korumak ve geliştirmektir. Bu eylemi gerçekleştirirken de insanlar sağlık hizmetlerinden faydalanmaktadırlar. Toplumların sağlık sorunları ve bu sorunların çözümü için kullanılan sağlık hizmetleri birbirinden farklıdır. Bu sağlık hizmetleri sunulurken, önemli sağlık problemlerine öncelik verilmesine dikkat edilmelidir. Bir toplum için önemli olan sağlık problemleri çok görülen, çok öldüren ya da çok sakat bırakarak iş güç kaybına yol açan durumlardır ki bunlar önemli halk sağlığı sorunlarını oluşturur. Sağlık örgütünce verilecek hizmetlerde öncelik bu halk sağlığı sorunlarına yönelik olmalıdır. Tüm Dünya için vazgeçilmez olan, toplumun her kesimine eşit olarak ulaştırılması gereken minimal hizmetler, Alma-Ata bildirgesinde belirtilmiş olup temel sağlık hizmetleri kavramının esasını oluşturmaktadırlar. Bu kitapla da siz öğrencilerimize temel sağlık hizmetleri kavramını ve içinde yer alan konuları aktarmayı hedefledik. Birinci ünite içerisinde Temel sağlık hizmetleri kavramını açıklamayı ve koruyucu, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini anlatmayı hedefledik. İkinci ünite hastalık belirtilerinin gözlemlenmesi ve alınacak ilk önlemlerin aktarıldığı bir ünitedir. Üçüncü ünite içerisinde hijyen ve temel gereksinimlerden birisi olan beslenme için dikkat edilmesi gereken noktaları bulabilirsiniz. Dördüncü ünite de koruyucu sağlık hizmetleri içerisinde çok önemli bir yer tutan bağışıklama ve aşılama konusu ele alınmaktadır. Beşinci ünitede sekonder koruma yöntemi olan erken tanı ve tedavi konusunda gerekli bilgiler mevcuttur. Altıncı ünite tedavi edici sağlık hizmetlerinin en önemli kısmını oluşturan ilaç kullanım ilkelerinin ve ilaç verme yollarının aktarıldığı bir ünitedir. Yedinci ünitede uzun süre yatan kişilerde oluşabilecek sağlık problemleri ve bunların bakımına değinilmiştir. Sekizinci ünitede ise rehabilitasyon kavramının açıklanması hedeflenmiştir. Yoğun bir çalışma ve emeğin ürünü olan Temel Sağlık Hizmetleri kitabının meslek hayatınızda faydalı olmasını dilerim. Editör Doç.Dr. Didem ARSLANTAŞ iv
5
6 1 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Sağlığı tanımlayabilecek, Sağlık Hizmeti kavramını açıklayabilecek, Temel sağlık hizmeti kavramını tanımlayabilecek, Koruyucu sağlık hizmetlerini açıklayabilecek ve örnekler verebilecek, Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerini sıralayabilecek, Tedavi edici sağlık hizmeti kavramını tanımlayabilecek, Rehabilitasyon hizmetlerini aktarabilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Sağlık Hijyen Temel Sağlık Hizmeti Koruyucu Sağlık Hizmeti Tedavi Edici Sağlık Hizmeti Rehabilitasyon Alma Ata İçindekiler Giriş Sağlığın Tanımı Temel Sağlık Hizmetleri Kavramı Koruyucu Sağlik Hizmetleri Kişiye Yönelik Koruyucu Sağlik Hizmetleri Çevreye Yönelik Koruyucu Sağlik Hizmetleri Tedavi Edici Sağlik Hizmetleri Rehabilite Edici Sağlik Hizmetleri 2
7 Temel Sağlık Hizmetleri Kavramı GİRİŞ Kişilerin ve toplumların sağlıklarını korumak, hastalananların tedavisini yapmak iyileşmenin tam olmadığı durumlarda başkalarına bağımlı olmadan yaşamayı sağlamak ve toplumların sağlıklarını daha iyi durumlara getirmek için yapılan planlı çalışmaların tümüne sağlık hizmeti denmektedir. Sağlık hizmetlerinin temel amacı sağlığın korunmasıdır. Sağlık hizmetinin temel alanları Koruma Tedavi Rehabilitasyondur. Toplumların ekonomik düzeyi yükseldikçe sağlık için yapılan harcamalar artmaktadır. Unutulmaması gereken bir diğer gerçekte, sağlıkla ilgili temel kavramları bile yeterince karşılayamayan gelişmemiş toplumların varlığıdır. İster gelişmiş ister gelişmemiş toplumlar olsun ana hedef sağlığın korunması ve geliştirilmesidir. SAĞLIĞIN TANIMI O halde sağlık nedir? Sağlık, Dünya Sağlık Örgütü tanımına göre sadece hastalık ya da sakatlığın olmayışı değil kişinin bedenen ruhen ve sosyal yönden kendisini iyi hissetmesi halidir. Bir diğer tanımlamaya görede kişinin fiziksel, biyolojik ve sosyal çevresi arasındaki denge ve hal, hareket ve davranışlarının uyumlu olması durumudur. TEMEL SAĞLIK HİZMETLERİ KAVRAMI Çağımızın sağlık hizmetleri anlayışı, 1978 yılında Kazakistan ın Alma- Ata şehrindeki hemen hemen bütün ülke ve uluslararası kuruluşların katılımı ile ve UNİCEF ve DSÖ nün önderliğinde gerçekleştirilen Temel Sağlık Hizmetleri Konferansı nda şekillendirilmişitr. Alma- Ata da ki tanıma göre TSH, pratik ve bilimsel temellere oturmuş, bilimsel ve sosyal açıdan kabul edilebilir yöntemler ve teknoloji ile, toplumda bireylere ve ailelere onların tam katılımı ve kabul edebilecekleri bir maliyetle sunulan ve evrensel düzeyde ulaşılabilir, esas/temel sağlık hizmetleridir. Ülkenin hem sağlık sistemine entegre olmuş hem de sosyal ve ekonomik kalkınabilirliğine odaklanmış olmalıdır. TSH, bireylerle ilk temas noktasıdır ve aileye ve topluma onların yaşadığı ve çalıştığı yerlerde, onlara olabildiği kadar yakından ve ulusal sağlık sistemi aracılığıyla sağlık hizmetlerinin ilk elemanı olarak ve sürekli bir sağlık hizmeti sunumunu sağlar O ülkenin sağlık hizmetinin çekirdeği olup, ulusal kalkınma için büyük önem taşır. TSH, sağlık hizmetlerinin genelini ilgilendiren bir görüştür, sağlık hizmetlerinin örgütlenmesinde anahtardır, sağlık hizmetlerinin ilk basamağıdır, bir faaliyetler topluluğudur. 3
8 Halk sağlığının temel amaçları nelerdir? TSH içinde en azından olması gereken belli başlı 8 tane hizmet bulunmaktadır. Bunlar: Ana çocuk sağlığı ve aile planlanması, Başlıca enfeksiyon hastalıklarına karşı bağışıklama, Yerel endemik (yerleşik, o alanda sürekli bulunan) hastalıklardan koruma ve kontrol, Sık görülen hastalıklar ve yaralanmalara karşı uygun tedavi Toplumun sağlık sorunlarını çözmek amaçlı sağlık eğitimi yapılması, Uygun beslenme ve gıda temini Güvenli su ve temel sanitasyonun sağlanması Temel ilaçların sağlanması Bir görüş olarak TSH kavramını ele alırsak dört nokta son derece önemlidir: a. Sosyal eşitlik: sağlık hizmeti doğuştan kazanılmış bir haktır ve tüm topluma, en uzak noktaya kadar sosyal adalet anlayışı içerisinde hizmet götürülmelidir. b. Öz sorumluluk: herkes kendi sağlığının önemini bilmeli ve kendinden, çocuklarından sorumlu olmalıdır. Bunun sağlanabilmesi için kişiler eğitilmeli ve kişilerdeki farkındalık düzeyi arttırılmalıdır. Farkındalığı artan bireyler daha çok sorumluluk hissederek sağlık hizmetlerinin planlanma ve sunum aşamasında söz sahibi olmaktadırlar. Tüm bunların sonucu olarak toplum sağlık hizmetine katılmaktadır. c. Sağlık hizmetlerinin boyutu: sağlık hizmetleri yürütülürken diğer sektörlerden de yardım alınmaktadır. O halde sektörlerarası koordinasyon (eşgüdüm) mutlaka gereklidir. d. Uluslar arası dayanışma: sağlık tüm Dünya ülkelerini ilgilendiren bir konudur ve bu konu ile ilgili olarak gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerdeki sağlık hizmetlerin kalkınması ve gelişimi için mutlaka destek olması gerekmektedir. Örgütlenme olarak TSH Bir ülkedeki sağlık örgütlenmesinde şu başlıklara uyuluyorsa o ülkede TSH ne uygunluk söz konusudur. Uyulması gereken temel başlıklar şu şekilde sınıflandırılabilir: Toplum sağlık hizmetlerine katılmalıdır. Sağlık hizmetleri ekip anlayışı ile sunulmalıdır Hasta sevki basamaklandırılmalıdır Entegre hizmet anlayışı olmalıdır Hizmetler sürekli olmalıdır Sağlık açısından riski tespit edebilmek için ev ve işyerlerine kadar ulaşan bir sağlık sistemi kurulmuş olmalıdır. Oluşturulan hizmet modeli kişilerin kendi sağlıklarından sorumlu olmalarını destekler şekilde olmalıdır Oluşturulan hizmet modeli o ülkenin koşullarına ve toplumuna uygun özellikte olmalıdır. konular nelerdir? Sağlığın geliştirilmesi için özellikle üzerinde durulması gereken temel 4
9 İlk basamak sağlık hizmeti olarak TSH TSH nin en yaygın kullanıldığı alan bu alandır. Bu konuda aktarılmak istenen görüş koruyucu hizmetlerle evde ve ayaktan tedavi hizmetlerinin bir arada verildiği bir hizmet basamağı olmasıdır. Ve halkın ilk başvuru yaptığı basamaktır. Bu basamakta tanı ve tedavi hizmeti yapılamayan hastaların ikinci basamak sağlık hizmetine sevk edilmesi uygundur. Faaliyeler grubu olarak TSH TSH hizmetlerinin Alma-Atada belirtilen en az hizmet (ana çocuk sağlığı ve aile planlanması, temiz içme suyu temini halkın sağlık eğitimi gibi) kısmını içermesi anlamındadır. 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun 5 ocak 1961 yılında kabul edilmiştir. Böylece sağlık hizmetleri tarihinde Sosyalleştirme Dönemi başlamıştır. Günümüzde halk sağlığı anlayışı içerisinde 224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkındaki Kanun ve Alma-Ata bildirgesi nin temel ilkeleri yer almaktadır. Peki bu temel ilkeler nelerdir? 1. Toplumsal eşitlik: sağlık hizmetleri doğuştan kazanılmış bir haktır. Bu yüzden herkes sosyal adalet içerisinde sağlık hizmetlerinden eşit şekilde yararlanmalıdır. Yani sağlık hizmeti almada herkes eşit şansa sahip olmalıdır. 2. Sürekli hizmet: herkese her yerde ve her zaman hizmet sunulması anlamındadır. Yerleşik hizmetin sunulamadığı durumlarda da gezici hizmet birimleri kurulmalıdır. 3. Çevreyle bütünlük: kişi fizik, biyolojik ve sosyal çevresiyle bütün olarak ele alınır. Çevresinden soyutlanamaz ve sağlığı ile ilgili alınacak her önlemde mutlaka çevre koşulları da göz önüne alınmalıdır. 4. Yaşamın bütünlüğü: insan hayatının doğum öncesi dönemden ölüme kadar geçen süre içerisinde bir bütün olarak ele alınması gereklidir. Dolayısıyla insanlar sadece hasta iken değil sağlıklı oldukları zaman içinde de sağlık hizmeti alabilmelidirler. 5. Toplumsal etmenler: hastalıkların temelinde sadece fiziksel ve biyolojik nedenler yer almaz. Bunlara ilave olarak toplumsal ve kültürel nedenlerde son derece önemlidir. Kişilerin yaşam koşulları, inançları, ekonomik güçleri de sağlık durumlarıyla direkt ilişkilidir. 6. Entegre hizmet: koruyucu, tedavi edici ve rehabilite edici hizmetlerin birlikte ele alınması anlamındadır. 7. Öncelikli hizmet: hastalıklardan korumak, oluşumunu önlemek, her zaman için tedavi etmekten çok daha kolay ve ucuzdur. Bu yüzden korumaya yönelik hizmetlere öncelik verilmesi gerekmektedir. Koruyucu hizmetleri götürürken bazı gruplarında, öncelikli hizmet alması gerekir. Bu gruplara örnek verilecek olursa yaş grubu doğurgan çağ kadınlar, 0-6 yaş grubu çocuklar, yaşlılar, özürlüler gibi 8. Önemli hastalıklara öncelik: Çok görülen, çok öldüren, çok sakat bırakan ve çok iş güç kaybına yol açan hastalıklar bir toplum için önemli sağlık problemleridir. Bu tip problemlere de sağlık hizmeti götürülürken öncelik tanınmalıdır. Örnek verilecek olursa kalp damar hastalıkları şu an tüm Dünya için önemli bir sağlık problemidir. 9. Kademeli hizmet: hastaların ilk başvuru yeri birinci basamak (Aile sağlığı merkezi) olmalıdır. Buralarda tedavi edilemiyen kişilerin ikinci basamak olarak hastanelere sevk edilmesi gereklidir. Bu şekilde işleyen bir sağlık hizmetinde hastanelerin gereksiz şekilde meşgul edilmesinin önüne geçilmiş olur ve yığılmalar azalır. 10. Ekip hizmeti: sağlık hizmetleri içerisinde, farklı alanlarda eğitim görmüş bir çok kişi yer almaktadır. Hizmet ortaya çıkarılırken farklı özellikteki bu kişilerin bir ekip olarak çalışması gerekmektedir. 5
10 11. Sağlık kalkınma ilişkisi: ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyi sağlık düzeyinin yükselmesine neden olacağı gibi, sağlıklı toplumda ekonomik gelişmeyi daha da arttırır. 12. Katılımlı hizmet: halkın sağlık hizmetlerini benimsemesi ve gereken önemi vermesi hizmetlerin daha gelişmesini sağlar. Onun için hizmet planlanırken halkında katılımı sağlanmalıdır. 13. Evrensellik: sağlık sorunları ülkeden ülkeye değişmekle birlikte sağlıklı olmak tüm ülkeleri ilgilendiren bir konudur. Bu yüzden ülkelerarası işbirliği mutlaka yapılmalıdır. 14. Uygun Hizmet: toplumsal koşullara uygun bir hizmet modeli oluşturulmalıdır. Model içerisinde kültürel uygunluktan maddi koşulların uygunluğuna kadar her şey planlanmış olmalıdır. Birinci, ikinci ve üçüncü basamak tedavi hizmetlerini tanımlayınız. Sağlık hizmetlerininn temel amacı kişilerin sağlığını geliştirmek hasta olmamalarını sağlamak yani onları hastalıklardan korumaktır. Sağlık hizmetleri klasik olarak üç gruba ayrılarak incelenir. Bunlar: Koruyucu Tedavi edici ve Rehabilite edici sağlık hizmetleridir. KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ Sağlığın korunması hastalıkların önlenmesi için verilen hizmetler ile yapılan düzenlemeler bu gruba girer. Kişiye ve çevreye yönelik olarak iki grupta ele alınır. a. Kişiye yönelik koruyucu hizmetler: 1. Bağışıklama 2. Hastalıkların erken tanı ve tedavisi 3. İlaçla koruma 4. İyi beslenme 5. Kişisel temizlik ve bakım 6. Aile planlaması 7. Sağlık eğitimi b. Çevreye yönelik koruyucu hizmetler: 1. Besin kontrolü ve güvenliği 2. Yeterli ve temiz su sağlanması 3. Hava kirliliğinin kontrolü 4. Atıkların kontrolü 5. Konut sağlığı 6. İş ortamında sağlığı tehdit edebilecek etkenlerin kontrolu 6
11 KİŞİYE YÖNELİK KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ A1. Bağışıklama: bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en etkili yollarından biri kişilerin bağışıklanmasıdır. Çevremiz milyonlarca hastalık yapabilen mikroplarla kaplı durumdadır. Bu mikroplara ve onların zararlı etkilerine karşı vücudumuzun dirençli hale gelmesine bağışıklık denir. Kişi bir enfeksiyon hastalığına karşı ya doğuştan bağışıktır ki buna doğal bağışıklık adı verilir. Ya da hayatı boyunca bir şekilde bağışıklık kazanır ki ona da edinsel bağışıklık adı verilmektedir. Edinsel bağışıklık iki şekilde ortaya çıkar: a. Aktif bağışıklık: Aşılama b. Pasif bağışıklık: Serumla hazır antikor verilmesi. Bağışıklama hizmeti bebekleri, çocukları ya da erişkin bireyleri enfeksiyona yakalanma riskinin yüksek olduğu dönemlerden, çok daha önceki dönemlerde aşılayarak bu hastalıklara yakalanmalarını engelleyen bir temel sağlık hizmetidir. Bir toplumda bulaşıcı bir hastalığın kontrol altın alınabilmesi için toplumun %85-90 nın bağışık olması gerekmektedir. Özellikle bebek ölümlerinin önlenmesinde aşılama hizmeti çok önemli bir yer tutmaktadır. A2. Hastalıkların erken tanı ve tedavisi: erken tanı herhangi bir hastalığa ait belirtilerin tam olarak ortaya çıkmadığı, kişiye sıkıntı ve acı vermediği, onu çalışmaktan alıkoymadığı bir dönemde tanı konması olarak tanımlanabilir. İnsanların hayatları boyunca karşılaştıkları bir çok hastalık mevcuttur. Bunların bir kısmı önlenebilir bir kısmı ise önlenemez. Hastalık ortaya çıkmadan önce, gerekli koruyucu önlemler alınırsa önlenebilir hastalıklara yakalanma söz konusu olmaz. Kanser, şeker hastalığı, verem gibi hastalıkların erken dönemde tanı alması kişinin sağlığı yönünden önemlidir. Tanı ne kadar gecikirse kişinin sıkıntısı o kadar artacak ve hastalık daha da ciddileşecektir. Kronik hastalıklara ne kadar erken sürede tanı konursa tedavi kolaylaşır, tedavi süreleri ve harcamalar o kadar azalır. Kişiler önemli bazı hastalık belirtilerini bilseler hekime başvuru süresi çok azalacaktır ve bir çok önemli sağlık problemine çok daha erken dönemde tanı konması sağlanacaktır. Bunun içinde, kişilerin sağlık konusunda mutlaka eğitilmeleri sağlanmalı ve kısa sürede kendilerinde olan herhangi bir değişiklikle ilgili olarak bir hekime ulaşmaları konusunda farkındalık yaratılmalıdır. Sağlığını korumak isteyenlerin yapması gereken düzenli olarak bir hekim kontrolünden geçmektir. A3. İlaçla korunma: her hastalıktan korunmak için aşı yoktur. Belli hastalıklar içinde diğer kişileri korumak amaçlı ilaç verilmekte dolayısıyla da tehlike altındaki bireyler ilaçla korunmuş olmaktadır. Bu işleme kemoproflaksi adı verilmektedir. A4. İyi beslenme: beslenme sağlığı korumak, geliştirmek ve yaşam kalitesini arttırmak amaçlı vücut için gerekli besin öğelerini yeterli miktarda ve uygun bir zamanda tüketmektir. Vücut için gerekli olan besin öğeleri alınmadığı takdirde başlangıçta sadece onun eksikliği hissedilirken zamanla ciddi sağlık problemleri ortaya çıkmaya başlar. Sağlığın korunması için temel olan şartlardan birisi de dengeli ve yeterli beslenmektir. Yetersiz ve dengesiz beslenildiği takdirde vücudun büyümesi ve gelişmesi etkilenecek ve vücut direnci azalacaktır. Vücut direnci azalan kişilerde, mikroplara karşı gereken savaşı gösteremeyecek ve daha kolay hastalanacaklardır. Ayrıca iyi beslenmeyen hastalarında iyileşme süreleri çok uzamış olacaktır. Beslenmeyle almamız gereken temel maddeleri almazsak o besin öğelerinin vücutta yaptıkları işler aksayacak ve belli başlı şikayetler ortaya çıkacaktır. Yetersiz beslenmenin en çok etkilediği gruplar: bebek ve çocuklar genç bireyler doğurganlık çağındaki kadınlar gebeler emziren kadınlar işçiler yaşlı bireylerdir. 7
12 A5. Kişisel temizlik ve bakım: kısacası hijyen olarak da adlandırılan bu durumun amacı sağlığın korunması ve sürdürülmesidir. Her kişi kendi temizliğinden sorumludur. Temizlik alışkanlığının çocukluk döneminde doğru şekilde öğretilmesi hayatın ilerleyen dönemlerinde de uygulamaya devam edilmesi gerekmektedir. Temizlik aslında toplumların gelişmişlik düzeyini gösteren bir ölçüttür. Bir insanın uygar olabilmesi vücut ve gıda temizliğine verdiği öneme bağlıdır. Temizlik sadece görünür kirlenmenin olduğu zamanlarda yapılmaz. Sağlıklı bir yaşam için deri, saç, ayak, ağız diş gibi kısımlarının temizliği yanında giyecek, yiyecek ve çevre temizliğinin olması gerekir. Kişiler, tüm dış çevrenin kirletici etkenlerine maruz kalmaktadırlar. İnsanın dersi tüm bu kirleticilere karşı belli bir noktaya kadar direnç gösterebilmektedir. Ancak deride meydana gelen çatlak ya da yaralar bir takım hastalık etkenlerinin daha kolay bir şekilde vücuda girmesine yol açabilir. Bu yüzden vücut temizlğinin yapılması vücudun hastalıklara karşı korunması açısından son derece önemli bir davranıştır. Halen Dünya da ciddi hastalık hatta ölümlere yol açabilen hastalıklardan birisi olan enfeksiyon hastalıklarına engel olabilmek için, düzgün ve doğru bir el yıkama alışkanlığının toplumlara kazandırılması gerekmektedir. A6. Aile planlaması: yüzyıllar boyunca inasanlık istenmeyen gebeliklere engel olmaya çalışmıştır. Zaman zaman bu, anne ve bebek ölümlerine yol açmıştır. Bilimsel çalışmalar sonrası etkili aile planlaması yöntemleri geliştirilmiş ve günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. O halde aile planlaması ne demektir? diye bakacak olursak: ailelerin istedikleri zaman, istedikleri ve bakabilecekleri sayıda çocuk sahibi olmalarıdır. Sadece çocuk sahibi olmak anlamında değildir gerekirse çocuk sahibi olamayan çiftlere de yardımda bulunmak anlamına da gelmektedir. Aile planlaması hizmetlerinde zorlama yoktur, katılım gönüllüdür. Çiftler aile planlaması yöntemleri hakkında eğitilir ve kendilerine uygun olan yöntemi şeçip kullanırlar. Aile planlaması hem annenin hem de bebeğin sağlıklı olmasını sağlar, istenmeyen gebeliklere engel olur. Normal şartlarda bir annenin iki gebeliği arasındaki süre en az iki yıl olmalıdır. İki yıldan az aralıkla doğum yapılacak olursa annenin vücut sağlığı bozulacak, hem bebek için hem de yeni bir gebelik için annenin vücudunun hazırlanma olasılığı azalacaktır. Sık gebelik ve doğum gebeliğe bağlı riskleri arttırarak anne hayatını tehlikeye sokacaktır. Ayrıca sık gebelik ve doğum bebeklerin gelişimini etkilemekte onlarda büyüme geriliğine, sakatlıklara yol açmaktadır. Hatta bakım sorunu olması nedeniyle, bebek ölümlerine bile rastlanmaktadır. Anne ve bebek ölümleri en çok gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde rastlanan bir problemdir. Bu problemin buralarda bu kadar büyük boyutta olmasının nedenei ekonomik nedenler, sağlık hizmetine ulaşmada ki sıkıntılar, kaliteli ve yeterli sağlık hizmeti alamama ve aile planlaması hizmeti bakımından düşünülecek olursa da etkili ve modern yönteme ulaşmakta yaşanan sıkıntılardır. O halde aile planlamasının amaçları nelerdir? ailelerin istemedikleri çocuklara sahip olmalarını önlemek kadınların sık aralıklarla doğum yapmalarına engel olarak sağlıklarını korumak çok genç yaş ve çok ileri yaş kadınların gebe kalmalarına engel olmak doğurgan çağ kadın ve erkekleri üreme ve doğum kontrolü konusunda bilgilendirmek çocuk sahibi olmak isteyen çiftelere yardımcı olmak çocukların daha sağlıklı yetişmesini sağlamak Aile planlamasının anne, çocuk ve toplum sağlığı açısından yararları son derece fazladır. Anne sağlığı açısından bakacak olursak: Çok ve sık doğum nedenli ortaya çıkabilecek kadın hastalıklarını engeller Kansızlığa engel olur Zor doğum nedenli orataya çıkabilecek problemleri engeller Çok erken ve çok geç yaştaki doğumlara engel olur İstenmeyen gebeliklere engel olur ve istenmeyen gebelik nedeniyle ortaya çıkan düşük ve küretaj problemine dolaylı olarak çözüm bulur. Anne ölümleri azalır 8
13 Çocuk sağlığı açısından önemi: bebek ölümleri azalır erken doğum (prematürelik) azalır sağlıklı doğan bebek sayısı artar bebekler istendikleri için, bakımla ilgili aile üzerine düşen bütün görevleri yerine getirir. Bakabilecekleri sayıda bebek sahibi olunması nedeniyle çiftler, onların beslenmesinden eğitimine kadar her şeyine destek olurlar Toplum sağlığı açısından önemi ise sağlıklı anne ve çocuk sayısı artar. Sağlık hizmetine ulaşma olasılığı güçlenir ve toplumun sağlıklı bireylerle birlikte refah seviyesi yükselmiş olur. A7. Sağlık eğitimi: DSÖ ne göre: bireylere ve topluma sağlıklı yaşam için alınması gereken önlemleri benimsetip uygulatmak, sunulan sağlık hzimetlerini kullanmaya alıştırmak, sağlıklarını ve çevrelerini iyileştirmek için insanları ikna etmek ortak karara vardırmak ve eyleme yöneltmek amacıyla gerçekleştirilen eğitim uygulamalarıdır. Çeşitli şekillerde hastalıkların önlenebilmesini ve toplumun sağlık düzeyini geliştirebileceğini ve yükseltebileceğini anlatan bir disiplindir. Sağlık eğitimi etkinliklerinin şu temel ilkeleri kapsaması gereklidir: 1. Sağlık ve sağlığın iyileştirilip geliştirilmesi için gerekli olan teorik bilginin çok iyi bilinmesi, kavranması ve değerlendirilmesi ve bunun topluma benimsetilerek alışkanlık haline getirlmesinin sağlanması 2. Sağlığın korunması-geliştirilmesi için zararlı alışkanlıkların bırakılmasının sağlanması bunun yerine geçebilecek yararlı yeni davranışların kazandırılması için çalışılması 3. Bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşam potansiyelinin geliştirilmesi DSÖ sağlık eğitiminin amaçlarını: sağlığın değerinin halka anlatılması, kişilerin sağlık ihtiyaç ve problemlerini kendi kendine çözmeyi alışkanlık haline getirmesi ve sağlık hizmetlerinden yararlanmak konusunda istekli olması şeklinde belirlemiştir. Sağlık eğitiminin yedi boyutu: Sağlık ve sağlık eğitimi kişiyi fiziksel biyolojik ve sosyal çevresiyle bir bütün olarak ele alır. Sağlık eğitimi kişilere doğumdan ölüme kadar, tüm gelişim dönemlerinde yardım eden bir süreçtir Sağlık eğitimi her bireyin en üst düzeyde sağlıklı yaşamasını hedefler ve onların hasta ya da özürlü olduğu dönemlerde de sağlık ve hastalıklarıyla ilgilenir Sağlık eğitimi birey, aile, grup ve tüm topluluklarla ilgilenir Sağlık eğitimi sağlıkla ilgili en doğru ve kolay yolun seçimi ile ilgilenir Sağlık eğitimi hem formal hem de informal eğitimde yer alır Sağlık eğitiminde amaç bilgi vermeden, tutum-davranış ve sosyal değişime kadar giden bir diziden oluşur. Sağlık eğitimi ile birey yada toplumlarda istenilen yönde davranış değişikliği oluşturabilmek için o toplumun önceliklerinin belirlenmesi, gelenek ve göreneklerinin neler olduğunun tespit edilmesi, inançlarının sağlıkla ilgili beklentilerinin belirlenmesi gerekir. Bunu yaparken de çift yönlü iletişim kullanılmalı ve toplumla birlikte sorunlar saptanmalıdır. Çünkü toplumların sağlıkla ilgili algıları gelenek ve görenekleri, sağlık davranışının esas belirleyicileridir. Sağlık eğitimi planlanırken bu algılara mutlaka dikkat edilmelidir. 9
14 AlmaAta bildirgesinde Temel Sağlık Hizmetleri kapsamı içerisinde vazgeçilmez hizmetlerden biri olarak bir toplumda yaygın görülen sağlık sorunları ve bunların önlenmesi ve denetimi için halkın eğitilmesi yer almıştır. Sağlığı geliştirme DSÖ tarafından herkes için sağlık poltikasına ulaşmak için gerekli bir strateji olarak belirlenmiştir. Sağlığı geliştirme, kişilerin kendi sağlıkları üzerinde kontrolleri arttırmayı ve geliştirmeyi olanaklı kılan bir süreçtir. Halk sağlığı ve koruyucu hekimliğin önemli bir parçasıdır. Ottawa da 1986 yılında yapılan uluslararası konferans sonrası Ottawa Sağlığı Geliştirme Bildirgesi yayımlanmıştır. Ottawa Bildirgesindeki 5 başlıklı eylem planı nedir? Sağlığı geliştirme sağlık eğitiminin de içinde olduğu çok daha geniş, kapsamlı ve bütüncül bir kavramdır. ÇEVREYE YÖNELİK KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ Last 1995 yılında çevreyi insanın dışındaki her şey olarak tanımlamıştır. Günümüzde ise çevre kavramı insanların yaşamları boyunca etkileşimde bulundukları fiziksel biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamların hepsi anlamındadır. Sağlıklı olabilmenin ilk koşullarından birisi de sağlıklı bir çevrede yaşıyor olmaktır. Kişinin dışındaki her şey onun çevresidir. Çevre kişi arasında karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Kişinin genetik yapısı onun çevresel etmenlerden ne şekilde etkileneceğini belirleyen en önemli etmendir. Çevre aynı zamanda kişinin hastalanmasının nedenide olabilir. O halde çevrenin sağlığa etkilerine bakacak olursak: Hastalıklara zemin hazırlayabilir. Anne ve babanın sigara içtiği bir ev ortamında çocuklarda solunum yolları ile ilgili enfeksiyon, alerjik problemler gibi şeyler yaşanabilir. Çevre doğrudan kendisi hastalık nedeni olabilir. İçme sularının kirlenmesi ve bir çok kişinin ishal başta olmak üzere bir çok sağlık sorunu yaşaması gibi Bir kısım hastalıkların oluşumunu kolaylaştırır. Nemli ortamlarda alerjik problemler daha sık yaşanır Bazı sağlık sorunlarının ciddiyetini arttırır. Astım problemi olan kişilerin, hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde solunum sıkıntılarının daha ağır olması gibi. B1. Besin kontrolü ve güvenliği: gıdaların sağlık tehlikesi oluşturabilecek kimyasal, biyolojik ve fiziksel etkilerden korunması ve sağlığa uygun halde saklanmasıdır. Güvenli gıda ise her türlü bozulma ihtimalinden ve bulaş riskinden arındırılımış, tüketilmeye hazır halde bulunan gıda anlamındadır. Üretimden tüketime kadar her aşamada gıdalarda kirlenme riski mevcuttur. Mikroorganizmaların gelişimine elverişli özellikteki gıdalarda, bulaştan sonra onların gelişmesi için uygun sıcaklık ve nem olduğu takdirde hızla çoğalacaklardır. Eğer gıdalara, bu problemin yok edilmesini sağlayacak herhangi bir işlem uygulanmazsa bu gıdalar tüketici için ciddi tehlikelere yol açabilecektir. Bu durum hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde insan sağlığını ciddi olarak tehdit etmektedir. Özelliklede yaşlılar, çocuklar ve hamileler daha fazla risk altındadır. Kişilerin hastalanmaları sonrasında, tedavi için yapılacak harcamalarda çok yüksek miktarlara ulaşabilmektedir. Gıda güvenliği programlarının aktif olarak kullanılmasıyla bu tarzdaki sorunların önüne geçilebilir. Gıdalarla bulaşan hastalıklarda temel etken insan ve hayvan dışkısıyla bulaşan hastalıklardır. Sağlıklı gıda tüketiminde dikkat edilmesi gereken temel noktalar şunlardır Temizlik: gıdalar hazıralanmaya başlamadan önce kişisel temizliğe mutlaka dikkat edilmeli eller bol sabunlu suyla yıkanmalıdır. Daha sonra gıda hazırlığının yapılacağı tüm yüzeyler ve aletler yıkanmalı ortamın böcek, sinek ve diğer hayvanların girişine karşı korunaklı olması sağlanmalıdır. 10
15 Çiğ ve pişmiş gıdanın birbirinden ayrılması: gıdaların hazırlanması sırasında taze et, kanatlı hayvanların eti ve deniz ürünleri diğer gıdalardan ayrı tutulmalıdır ayrıca bunların hazırlanmasında kullanılan bıçak ve kesme tahtası gibi materyallerde ayrı olmalıdır. Uygun koşullarda pişirme: gıdaların pişirilmesi bir çok etkenin ölmesini sağlamaktadır. Gıdalar pişirilirken en az 75 0 C ye ulaşılması gerekmektedir. Taze etleri pişirirkende en son et suyunun renginin pembe değil daha berrak olmasına dikkat edilmelidir. Güvenli bir sıcaklıkta saklama: pişirilmiş gıdalar iki saatten fazla oda koşullarında saklanmamalı, pişmiş gıdalar 5 0 C nin altında soğutulmalı ve donmuş gıdalar oda sıcaklığında değil buzdolabının alt rafında çözünmeye bırakılmalıdır. Çözülmüş olan gıdalar bir daha dondurulmamalıdır. Taze sebze ve meyvelerin akan, temiz ve bol suyun altında yıkanması gereklidir. B2. Yeterli ve temiz su sağlanması: tüm canlılar suya bağımlıdır. Yaşamın gücü için su vazgeçilmez ve vücudun en çok ihtiyaç duyduğu bir besindir. Sağlıklı olabilmek için yeterince tüketilmesi gereklidir. Sağlıklı ve temiz su, içinde hastalık yapıcı mikroorganizmaları ve zehirli etki yapabilecek kimyasal maddeleri içermez, gerekli olan minerallerde dengeli bir şekilde mevcuttur. İçme ve kullanma sularının nitelik olarak birbirinin aynı olması gerekmektedir. Kişi başına tüketilen su miktarı ekonomik durum ve endüstürileşmek gibi bir takım faktörlerden etkilenmektedir. Aslında günlük kişi başı tüketilen su miktarı bir gelişmişlik göstergesidir. Suyun ne tip görevleri vardır? a. Vücutta hücreler arası besin ve oksijen taşınmasını sağlar b. Ağız, göz ve burun gibi organların nemli kalmasını sağlar c. Vücut sıvılarının (idrar, kan, tükrük gibi) büyük kısmını oluşturur. d. Eklemlere destek sağlar. Vücut için son derece önemli bir besin maddesi olan suyu ne kadar tüketmemiz gerekir? Bebekler su ihtiyaçlarını anne sütünden karşılamaktadırlar. Ek gıdaya başladıkları dönemde onlara da su takviyesi yapılmalıdır. Yetişkin bir bireyin günlük tüketmesi gereken su miktarı 1,5-2 litre kadardır bu da yaklaşık 10 su bardağına denk gelmektedir. Kişiler spor yaptıklarında ya da hava sıcaklığının çok yüksek olduğu dönemlerde daha fazla su tüketmelidirler. Yaşlı bireylerde su tüketimine özellikle dikkat etmek gerekir. İçme suyu renksiz, kokusuz ve berrak olmalıdır. Ph sı olmalı ve sıcaklığı C olursa tadı hoş olarak algılanır. Bazı mikroorganizmaların ve kimyasal artıkların suya karışması kirlilik olarak adlandırılır. Suyun kirliliği fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik analizlerle tespit edilir. Temizliğinden şüphe edilen sular 10 dakika kaynatılarak mikroplarından arındırılabilir. Kaynatılan su bir süre aynı kapta soğutulması için bekletildikten sonra tüketilebilir. Suyu arıtmak için kullanılan bir dezenfektanın şu özellikleri taşıması gerekir: Değişik zaman sıcaklık ve derişimlerde kabul edilebilir bir sürede sudaki bakteri, virüs ve amip kistlerini yok etmek zorundadır. İnsanlara ve evcil hayvanlara zararsız olmalıdır. Ucuz olmalı, taşınması ve depolanması kolay olmalıdır İşlenen suyun içerisindeki kalıntıları kolayca belirlenebilmelidir Bu dezenfekten maddenin suda kalıcı olması ve kaybolmasının, suyun yeniden kirlenmesi için bir gösterge olarak kullanılabilmesi gerekmektedir. Su dezenfeksiyonunda en çok klor tercih edilmektedir. nelerdir? Su kirlenmesini engelleyebilmek için alınması gereken önlemler 11
16 B3. Hava kirliliği ve kontrolü: çeşitli kimyasal süreçlerde açığa çıkan gaz yada parçacık halindeki maddelerin özellikle yakıt artıklarının atmosferde canlıların yaşamına zarar verecek miktarlarda birikmesine hava kirliliğ denir. Çeşitli amaçlarla yakılan yakıtlar, fabrika ve ve bacalarının dumanları, araçların egsoz gazları havaya zehirli olan karbonmomoksit, kükürtdioksit ve nitrikasit gibi gazların karışmasına yol açar. Atmosfer genellikle bu zehirli karışımları eritir fakat meteorolojik ve topografik şartlar nedeniylede kirlenmeye devam eder. Grafik 1.1: Hava kirliliği nedenlerinin grafiği Hava kirliliğinde, doğal kaynaklardan daha çok yapay kaynaklardan meydana gelen kirlilikler daha önemli yer tutmaktadır. Doğal kaynaklar içerisinde hava kirliliğine neden olan etmenler: volkanlar, tozlar, orman yangınları, okyanus spreyleri ve buharlaşmadır. Yapay kaynaklar ise insanların faaliyetleri sonrasında ortaya çıkarlar. Bunlarda ısınmadan, sanayiden, trafikten, endüstriden, termik santrallerden, nükleer santrallerden kaynaklanan kirlilikler olarak adlandırılır. İnsanların sağlıklı yaşayabilmesi için teneffüs edilen havanın mutlaka temiz olması gerekir. Hava kirliliğine sebep olan maddeler, kokusu, rengi, fiziksel ve kimyasal etkisi olmasa da zarar verebilir. Havanın doğal yapısını bozan ve kirleten maddelerin başka bir deyişle kirli havanın solunması, özellikle akciğer dokularını tahrip edici ve öldürücü olabilir. Solunum yolu ile alınan hava içerisindeki parçacıklar ve duman akciğerlere ulaşır. Solunum sisteminin derinliklerinde depolanan bu parçacıklar, akciğer kanserlerine kadar varan hasarlar yapabilir. Kirli havayı soluyan kişilerde bronşit başta olmak üzere birçok solunum sistemi ile ilgili rahatsızlık ortaya çıkar. Hava kirliliğinden bebekler, yaşlılar ve solunum sitemi rahatsızlığı olan bireyler daha çok etkilenir. Hava kirliliğini önlemek için alınacak önlemler: 1. Sanayi tesislerinin bacalarına filtre takılması 2. Sanayinin uygun yerlerde inşa edilmesi 3. Evlerdeki bacalar düzenli temizlenmeli 4. Kaçak kömür kullanımının önüne geçilmeli 5. Doğalgaz kullanımını teşvik edilmeli 6. Kalorifer ve doğalgaza periyodik bakım yapılmalı 7. Yeşil alanlar arttırılmalı 8. Toplu taşıma yaygınlaştırılmalı 9. Ormanlar korunmalı, sayısı arttırılmalı B4. Atıkların kontrolü: insanların günlük hayatında yaptıkları işler sonrasında ya da hem ticaret, hem de endüstrinin kullanımı ile ortaya bir çok atık çıkmaktadır. Tüm Dünya da bu insan sağlığını tehdit eden ve toplumsal sıkıntılara yol açabilen bir problem olarak karşımıza çıkar. Bu problemin çözümü bu atıkların sağlık kurallarına uygun şekilde ve teknik koşullarda toplanması, taşınması, yok edilmesi ve zararsız hale getirilmesidir. Çöplerin gelişigüzel ve açıkta bekletilmesi zaman zaman bazı hayvanların buralarda eşinmesine, çöplerin dağılmasına sinek ve 12
17 bir çok diğer böceğin buralarda üremesine neden olur. Nüfusun artması, endüstrinin gelişmesi ve şehirlerin daha da büyümesi meydana çıkan çöplerin daha fazla oluşmasına neden olur. Çöpler mevsime ve halkın alışkanlıklarına göre değişiklik göstermekle birlikte 1/3 nü organik maddeler oluşturmaktadır ve %20-30 oranında su içerdiği için kolay çürümekte ve kokuşmaktadır. Atıklar iki kısımda incelenmektedir. Grafik 1.2: Atık çeşitlerinin grafiği Katı atıklar evsel, ticari ve endüstriyel atıklardan oluşur, yarı çamur özelliğinde hem ayrışabilen hem de ayrışamıyan maddelerdir. Çöp kirliliğine engel olmak için üç işlem gerekir: 1. Biriktirme 2. Zarasız hale getirilecek istasyonlara taşıma 3. Zararsız hale getirme ve yok etme Sıvı atıklar ise: insanların idrar ve dışkılarından oluşan lağım sularıdır ayrıca lağım sistemine sanayinin sıvı atıklarıda karışır. Lağım kirliliklerine engel olmak için uygulanack yöntem: Yer altı ve yerüstü sularını kirletmemeli Toprağın yüzeyini kirletmemeli Böcek ve hayvan girişi olmamalı Koku yapmamalı Mutlaka kapalı ortamda biriktirilmelidir. B5. Konut sağlığı: insanların yaşamının önemli bir kısmının geçtiği konutlarında, sağlık üzerinde etkileri vardır. Bir evin sağlığa uygun alt yapısının oluşmasında, içme kullanma suyu, atıkların uzaklaştırılması ve teknoloji önemlidir. Amerikan Halk Sağlığı Örgütünün yayınladığı sağlıklı bir konut için gereken şartlar şunlardır: konutta bulunan bir kişi için 14 m 2 döşeme alanı gereklidir içinde yaşanılan her oda için en az 2 m lik yükseklik olmalıdır. konutlar çöplük, bataklık gibi yerlerin yakınına yapılmamalı duvar, döşeme pencere ve çatı yapısal olarak nitelikli olmalı, döşemeler ağırlığa dayanıklı olmalı ve 5 yada daha fazla basamakta her merdiven için mutlaka trabzan bulunmalıdır. yangından kurtulmak için en az 2 çıkış olmalıdır ocak, fırın, buzdolabı konacak yer olmalı, tuvalet bulunmalı içinde sifon olmalı ve lavabo yerleştirilmelidir. aydınlatmak için yeterli pencere olmalıdır 13
18 evde bulunan ilaçlar yada zehirli maddeler için, güvenli ayrı bir dolap olmalıdır. farelerin girmemesi için güvenli bir ortam yaratılmalı bütün boru sistemleri uygun standartta ve güvenli bir şekilde yapılmış olmalı konut güneş ışığı almalı içindekileri dış ortam ısısından koruyabilmeli çevredeki gürültü ile ilgili iyi izolasyon yapılmış olmalı ulaşılabilir, sağlıklı, güvenilir içme ve kullanma suyu bulunmalı ve konutun içinde olmalı yatak odası, yemek odası ve oturma odası ayrı olmalı nem ve mantarlama olmamalı çocuk yaş grubunun yeterince dolaşıp oynayabileceği alan bulunmalı O halde konut sağlığı dediğimizde unutulmaması gereken noktalar; temel fizyolojik ve psikolojik gereksinimleri karşılamalı bulaşıcı hastalıklara karşı koruyabilmeli kazaların önlemesine yardımcı olmalıdır. B6. İş ortamında sağlığı tehdit edecek etkenlerin kontrolü: iş sağlığı çalışma hayatındaki sağlık sorunlarının tanımlandığı ve çalışan kişilerin sağlığını korumaya önelik yapılan faaliyetlerin bulunduğu bir alan. Ana amacı, kişilerin sağlığının işten kaynaklı nedenlerle bozulmasına engel olmak yani koruyucu yaklaşımdır. Her geçen gün çalışan kişi sayısı artmakta ve insanlar işyeri ortamında bir çok hastalık riski taşıyabilen etkenle karşılaşmaktadırlar. İşyerindeki tehlikeler öncelikle işyerinde çalışanları daha sonrada bu kişilerin yakın çevresini etkiler. Onun için iş sağlığı çalışmaları, işyerindeki tehlikeleri kontrol altına alarak hem işçileri hem de yakın çevrelerini tehlikeye karşı korumuş olur. İşyerlerindeki belli başlı tehlikeler: 1. Kimyasal faktörler: iş yerinde en fazla kullanılan maddeler kimyasal maddelerdir. Kurşun, civa arsenik gibi bu kimyasal maddeler uzun sürede birikip kanser gibi kronik olaylara yol açabilecekleri gibi yüksek miktarda ani karşılaşma sonucu zehirlenme gibi tablolara da yol açabilirler. 2. Fiziksel faktörler: işyerinde ensık rastlanan ortam faktörleri fiziksel faktörleridir. Bunlarında en başında gürültü ve sıcaklık gelir. 3. Biyolojik faktörler: özellikle sağlıkla ilgili yerlerde çalışan bireylerde karşılaşma riski daha fazla olan faktörlerdir. Kanla bulaşan enfeksiyonlar bunlara örnek gösterilebilir. Cerrahi dalların ya da kan bankasında çalışanların daha fazla risk altında olduğu Hepatit-B mikrobu gibi. 4. Tozlar: partikül büyüklüğü 100 mikronun altında olup havada asılı kalan maddelere toz adı verilir bunlar akciğerlerde birikerek bir takım sağlık sorunlarına yol açarlar. 5. Ergonomik faktörler: çalışma ortamının kişinin ergonomik yapısına uygun olması kaza riskini azaltmaktadır. Onun için iş ve işçi uyumu mutlaka sağlanmalıdır. 6. Psikososyal faktörler: iş ortamındaki kişiler arası uyum iş stresini azaltır ve verimi arttırır. Onun için kişilerin kendilerine uygun işlere yerleştirilmeleri iş sağlığı uygulama ilkelerinin temelini oluşturur. 14
19 TEDAVİ EDİCİ SAĞLIK HİZMETLERİ Hastalanan insanların tekrar sağlığına kavuşması için yapılan çalışmaların tamamı bu başlık altında toplanır. Kendi içinde; birinci basamak tedavi hizmetleri (ilk başvuru ve ayakta tedavi), ikinci basamak tedavi hizmetleri (yataklı tedavi hizmetleri) ve üçüncü basamak tedavi hizmetleri olarak üçe ayrılır. Üçüncü basamakta kendi alanında uzmanlaşmış kişilerin bulunduğu ve ileri teknolojinin kullanıldığı hastaneler yer alır. Bu hizmetler tamamen sağlık personeli ve sağlık sektörünce yürütülen hizmetlerdir. Tedavi edici hizmetler genellikle koruyucu hizmetlerin yetersizliğinden ortaya çıkan problemlerle baş etmek için düzenlenmiş hizmetlerdir. REHABİLİTE EDİCİ SAĞLIK HİZMETLERİ Hastalık ve kazalara bağlı gelişen kalıcı bozuklukların ve sakatlıkların günlük yaşamı etkilemesini engellemek ya da bu etkiyi en aza indirmek, kişinin bedensel ve ruhsal yönden başkalarına bağımlı olmadan hayatını sürdürmesini sağlamak için düzenlenen hizmetlerdir. İki şekli mevcuttur: Tıbbi rehabilitasyon Sosyal rehabilitasyon Tıbbi rehabilitasyon: bedensel olarak ortaya çıkan sakatlıkların mümkün olduğu kadar düzeltilmesi işlemidir. Amaç yaşam kalitesini yükseltmektir. Postür (duruş) bozukluklarının düzeltilmesi, işitme ve görme kusurlarının en aza indirilmesi, diz yada kalça protezlerinin kullanılması gibi örnekler verilebilir. Sosyal rehabilitasyon: sakatlıkları nedeniyle eski işlerini yapamayan ya da belli bir işte bile çalışamayan kişilere iş öğretme, iş bulma ya da işe uyum sağlamaları için yapılan yardımların tümüdür. Amacı günlük yaşamda kişilerin başkalarına olan bağımlılığını azaltmak ve yaşama daha aktif katılımlarını sağlamaktır. Unutulmaması gereken her zaman için koruyucu hekimlik hizmetlerinin tedavi edici sağlık hizmetlerinden daha ucuz ve daha kolay olduğudur. Grafik 1.3: Sağlık hizmetlerinin grafiği 15
20 Özet Kişilerin ve toplumların sağlıklarını korumak, hastalananların tedavisini yapmak iyileşmenin tam olmadığı durumlarda başkalarına bağımlı olmadan yaşamayı sağlamak ve toplumların sağlıklarını daha iyi durumlara getirmek için yapılan planlı çalışmaların tümüne sağlık hizmeti denmektedir. Sağlık, Dünya Sağlık Örgütü tanımına göre sadece hastalık ya da sakatlığın olmayışı değil kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden kendisini iyi hissetmesi halidir. Bir diğer tanımlamaya görede kişin fiziksel, biyolojik ve sosyal çevresi arasındaki denge durumu ve hal, hareket ve davranışlarının uyumlu olması durumudur Alma- Ata da ki tanıma göre TSH, pratik ve bilimsel temellere oturmuş, bilimsel ve sosyal açıdan kabul edilebilir yöntemler ve teknoloji ile, toplumda bireylere ve ailelere onların tam katılımı ve kabul edebilecekleri bir maliyetle sunulan ve evrensel düzeyde ulaşılabilir, esas/temel sağlık hizmetleridir. Ülkenin hem sağlık sistemine entegre olmuş hem de sosyal ve ekonomik kalkınabilirliğine odaklanmış olmalıdır. TSH, bireylerle ilk temas noktasıdır. TSH, sağlık hizmetlerinin genelini ilgilendiren bir görüştür. sağlık hizmetlerinin örgütlenmesinde anahtardır sağlık hizmetlerinin ilk basamağıdır bir faaliyetler topluluğudur. Sosyal eşitlik: sağlık hizmeti doğuştan kazanılmış bir haktır ve tüm topluma en uzak noktaya kadar sosyal adalet anlayışı içerisinde hizmet götürülmelidir. Öz sorumluluk: herkes kendi sağlığının önemini bilmeli ve kendinden, çocuklarından sorumlu olmalıdır. Bunun sağlanabilmesi için kişiler eğitilmeli ve kişilerdeki farkındalık düzeyi arttırılmalıdır. Farkındalığı artan bireyler daha çok sorumluluk hissederek sağlık hizmetlerinin planlama ve sunum aşamasında söz sahibi olmaktadırlar. Tüm bunların sonucu olarak toplum sağlık hizmetine katılmaktadır. Sağlık hizmetlerinin boyutu: sağlık hizmetleri yürütülürken diğer sektörlerdende yardım alınmaktadır. O halde sektörlerarası koordinasyon (eşgüdüm) mutlaka gereklidir. Uluslar arası dayanışma: sağlık tüm Dünya ülkelerini ilgilendiren bir konudur ve bu konu ile ilgili olarak gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerdeki sağlık hizmetlerin kalkınması ve gelişimi için mutlaka destek olması gerekmektedir. Sağlık hizmetleri klasik olarak üç gruba ayrılarak incelenir. Bunlar: Koruyucu Tedavi edici Rehabilite edici sağlık hizmetleridir. 16
21 Kendimizi Sınayalım 1. Sağlık hizmetleri kaça ayrılır? a. 2 b. 3 c. 4 d. 5 e DSÖ ne göre sağlığın tanımı: sadece hastalık ya da olmayışı değil kişinin bedenen ruhen ve.. kendisini iyi hissetmesi halidir cümlesinde noktalı yerlere aşağıdaki ifadelerden hangileri getirilmelidir? a. Hastalığın/parasal b. Hastalığın/mevkisel c. Sakatlığın/manevi olarak d. Sakatlığın/parasal e. Sakatlığın/sosyal yönden 3. Temel Sağlık Hizmetleri Konferansı kaç yılında yapılmıştır? a b c d e Temel Sağlık Hizmetleri Konferansı nerede yapılmıştır? a. Alma-Ata b. Bişkek c. Paris d. Londra e. Roma 5. Sağlığın korunması, hastalıkların önlenmesi için verilen hizmetler ile yapılan düzenlemelere ne ad verilir? a. Rehabilitasyon b. Tedavi c. Koruyucu hizmet d. Çevresel sorumluluk e. Toplum sağlığı 6. Toplumsal koşullara uygun bir hizmet modeli oluşturulmalıdır ilkesi hangi temel sağlık hizmeti ilkesinin tanımıdır? a. Öz sorumluluk b. Toplumsal eşitlik c. Evrensellik d. Katılımlı hizmet e. Uygun hizmet 7. Ottawa Sağlığı geliştirme Bildirgesi kaç yılında yayınlanmıştır? a b c d e Aşağıdakilerden hangisi çevreye yönelik koruyucu hizmetlerdendir? a. Bağışıklama b. Erken Tanı c. Aile Planlaması d. Besin kontrolü ve güvenliği e. Sağlık eğitimi 9. Aşağıdakilerden hangisi kişiye yönelik koruyucu hizmetlerdendir? a. İlaçla tedavi b. Atıkların kontrolü c. İş sağlığı d. Yeterli ve temiz su sağlanması e. Hava kirliliğinin kontrolü 10. Tedavi Edici Sağlık Hizmetlerinde kaç basamak vardır? a. 1 b. 2 c. 3 d. 4 e. 5 17
22 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. b Yanıtınız yanlış ise Giriş başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. e Yanıtınız yanlış ise Sağlığın Tanımı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. d Yanıtınız yanlış ise Temel Sağlık Hizmetleri Kavramı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. a Yanıtınız yanlış ise Temel Sağlık Hizmetleri Kavramı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. c Yanıtınız yanlış ise Koruyucu Sağlık Hizmetleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. e Yanıtınız yanlış ise Temel Sağlık Hizmetleri Kavramı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. c Yanıtınız yanlış ise Sağlık Eğitimi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. d Yanıtınız yanlış ise Çevreye Yönelik Koruyucu Sağlık Hizmetleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. a Yanıtınız yanlış ise Kişiye Yönelik Koruyucu Sağlık Hizmetleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. c Yanıtınız yanlış ise Tedavi Edici Sağlık Hizmetleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Halk sağlığının temel amaçları: sağlık düzeyini yükseltmek ve korumak hastalananları sağlığına kavuşturmak bireyin ailenin ve toplumun esenliğini sağlamak toplumun değer yargılarını geliştirmek sağlık olanaklarının eşit olarak dağıtımını sağlamak Sıra Sizde 2 1. Güvenilir çevre (içme ve kullanma sularının temizliği, atıkların sağlığa zararsız hale getirilmesi, sağlıklı ve güvenli konutlar gibi) 2. Bağışıklığın arttırılması Olumlu sağlık davranışlarında bulunma (sigara içmeme, dengeli ve yeterli beslenme, düzenli fizik aktivite yapma, stresle başa çıkma gibi) 4. İyi beslenme 5. Sağlıklı doğum koşullarının sağlanması 6. Kaliteli, sürekli sağlık bakımı Sıra Sizde 3 Birinci basamak tedavi hizmeti: hastalıkların evde ya da ayakta teşhis ve tedavisi için düzenlenen hizmetler. İkinci basamak tedavi hizmeti: hastaların yatırılarak teşhis ve tedavi hizmetlerinin verildiği genel hastaneler. Üçüncü basamak tedavi hizmeti: özel dal hastanelerindeki hizmettir. Örnek: kanser hastaneleri. Sıra Sizde 4 Ottawa Bildirgesindeki 5 başlıklı eylem planı: 1. Sağlıklı kamu politakalarının oluşturulması 2. Destekleyici bir çevrenin oluşturulması 3. Toplum katılımının çok güçlendirilmesi 4. Kişisel becerilerin geliştirilmesi 5. Sağlık hizmetlerinin yeni gereksinimlere göre planlanması ve uyumunun sağlanması. Sıra Sizde 5 Tarım ilaçları ve yapay gübreler yetkili kuruluşların önerisine göre kullanılmalı sanayi kuruluşlarının atıkları arıtılmadan su kaynaklarına verilmemeli içme ve kullanma suyu kaynakları dışarıdan insan ve hayvan girmesine negel olacak şekilde yapılandırılmalı kaynak suyu beslenme bölgesinde endüstri kuruluşu, çiftlik ve mandıra olmamalı depo duvarları taş yada betonla örülmeli çöpler su kaynaklarına atılmamalı içme ve kullanma suyu kaynağının çevresinde metrelik dairesel mutlak koruma alanı olmalı.
23 Yararlanılan Kaynaklar Akdur R. (1998). Çevre Sağlığı. Akdur R, Çöl M, Işık A, İdil A, Durmuşoğlu M, TunçbilekA. Halk Sağlığı. ANTIP yayınları no: 26, Ankara p: Akdur R. (1998). Sağlık hizmetleri ve sağlık politikaları. Akdur R, Çöl M, Işık A, İdil A, Durmuşoğlu M, TunçbilekA. Halk Sağlığı. ANTIP yayınları no: 26, Ankara p:3-35. Aykut M. (2011). Toplum Beslenmesi. Öztürk Y., O.Günay (Ed.) Halk Sağlığı Genel Bilgiler, Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yayınları No: 172, p: Ceyhan O, Gün İ (2011). Çevre sağlığı. Öztürk Y., O.Günay (Ed.) Halk Sağlığı Genel Bilgiler, Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yayınları No: 172, p: Çetinkaya F, Naçar M, Öztürk Y.(2011). Sağlık Eğitimi. Öztürk Y., O.Günay (Ed.) Halk Sağlığı Genel Bilgiler, Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yayınları No:172, p: Eren N Öztek Z, (2006). Halk Sağlığının gelişimi. Güler Ç, Akın L (Ed.). Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Hacettepe Üniversitesi Yayınları, Ankara. p:28-40 Güler Ç, Benli D, Vaizoğlu AS (2006). Çevre Sağlığı. Güler Ç, Akın L (Ed.). Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Hacettepe Üniversitesi Yayınları, Ankara. p: Hayran O. (1998) Sağlık ve hastalık kavramları. Hayran O, Sur H (Ed.). Sağlık Hizmetleri El kitabı. Çevik matbaası. Yüce yayım, İstanbul p:1-14 Hayran O. (1998). Sağlık Hizmetleri. Hayran O, Sur H (Ed.). Sağlık Hizmetleri El kitabı. Çevik matbaası. Yüce yayım, İstanbul p:15-32 Öztek Z, Eren N (2006). Sağlık Yönetimi. Güler Ç, Akın L (Ed.). Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Hacettepe Üniversitesi Yayınları, Ankara. p: Öztürk Y. (2011). Sağlık Yönetimi. Öztürk Y., O.Günay (Ed.) Halk Sağlığı Genel Bilgiler, Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yayınları No:172, p: Özvarış ŞB (2006). Sağlık eğitimi ve sağlığı geliştirme. Güler Ç, Akın L (Ed.). Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Hacettepe Üniversitesi Yayınları, Ankara. p: Akdur R. (1999) Türkiye de sağlık hizmeteleri ve Avrupa topluluğu ülkeleri ile kıyaslanması _kiyaslamasi.pdf T.C Sağlık Bakanlığı Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğü. Sağlık ve sağlığın korunması modülleri Eğitimciler için eğitim rehberi sbu.saglik.gov.tr/ekutuphane/kitaplar/t6.pdf VI. Temel Sağlık Hizmeteleri Buluşması. Kongre. Alma-Atadan 30 yıl sonra Temel sağlık Hizmetleri Ekim 2009, İzmir manisatabip.org.tr/temel_sag/6.../kitap% %20(SON).pdf MEGEP. Hasta ve yaşlı Hizmetleri. Sağlığını Koruma megep.meb.gov.tr/mte_program_ modul/modul.../723h00023.pdf T.C Milli Eğitim Bakanlığı. Aile Ve Tüketici Hizmetleri. Aile planlaması Yöntemleri. megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/modul.../ 762SHD006.pdf T.C Milli Eğitim Bakanlığı. Çevre Sağlığı. Tıbbi atıklar megep.meb.gov.tr/mte_program_ modul/modul.../850ck0038.pdf T.C Milli Eğitim Bakanlığı. Çevre Sağlığı. Hava Kirliliği program_modul/modul_pdf/850ck0001.pdf T.C Milli Eğitim Bakanlığı. Çevre Sağlığı. Konutlara yönelik hijyen 2011 megep.meb.gov.tr /mte_program_modul/modul.../850ck0030.pdf Aktan CC, Işık AK. http Sağlık hizmetlerinin sunumu ve alternatif yöntemler. org/ekonomi/saglik-degisim.../sunumalternatif.pdf glik_ve_korunmasi.pdf T.C Milli Eğitim Bakanlığı. Çevre Sağlığı. Hava Kirliliği. _modül/modül_pdf/850ck0032.pdf. 19
24 2 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Hastalık belirtilerini tanıma, gözlemleme ve takip etme süreçlerini açıklayabilecek, Hastalık belirtilerinin ortaya çıktığı anda yapılacak ilk önlemler ile ilgili maddeleri sıralayabilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Hastalık Ateş Tansiyon Nabız Solunum Tansiyon Aleti Şeker Termometre İçindekiler Giriş Hastalık Belirtileri Nelerdir? Hastalık Belirtilerini Takip Yöntemleri Tansiyon, Nabız, Ateş Ölçümü Tansiyon Nasıl Ölçülür? Solunum Sayısını Belirleme Şeker Ölçümü ve Takibi Tansiyon Nabız Solunum Sayısı ve Ateşin Normal Değerleri ve Yüksek Çıktığında Alınacak İlk Önlemler 20
25 Hastalık Belirtilerini Gözlemleme, Takip Etme ve İlk Önlemler GİRİŞ Yaşam süresinin uzunluğu beden ve ruhun normal sınırlar içinde olmasına bağlıdır. Bu durum sağlık olarak adlandırılır. Dünya Sağlık Örgütüne göre sağlık; yalnız hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Sağlığı bozan etmenlerin sayısı ve süresi arttıkça organ veya sistemler etkilenir. Sonuçta insan hastalanır, sakat kalır veya ölür. Hastalık veya rahatsızlık; beden veya zihinde meydana gelen ve görev bozukluğuna yol açan belirli bir anormal duruma verilen isimdir. Türk Dil Kurumuna göre, "hastalık"; "Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza, esenlik karşıtı"dır. İnsan hastalıkları ve bunların tedavisiyle ilgilenen bilim dalı tıptır. Birçok benzer durum ve süreçler hayvanları da etkilemektedir; hayvanları etkileyen hastalıkları inceleyen bilim dalı veteriner hekimliğidir. Hayvanlar ve insanlar dışında, her organizma gibi, bitkiler enfeksiyon, besin yetersizliği veya mutasyonlar gibi çeşitli durumlardan etkilenip zarar görebilirler. Bitkileri etkileyen hastalıkları inceleyen bilim dalı bitki patolojisidir. İnsanlar tarihin başlangıcından bu yana hastalıklarla savaştıkları halde bu çabaların bilimsel bir temele oturtulması ancak 200 yıl öncesine dayanır. Eskiçağlarda hastalıkların tanrılarca verilmiş bir ceza olduğuna ve insanların içine giren "kötü ruhlar"dan kaynaklandığına inanılırdı. Çünkü o zamana kadar hastalıkların nedeni bilinmiyor ve korkunç salgınlara yol açan bulaşıcı hastalıkların önünü almak için hiçbir şey yapılamıyordu. Ortaçağ boyunca milyonlarca insan vebadan öldü ve insanlar "Kara Ölüm" dedikleri bu hastalığı bir alınyazısı gibi kabul ettiler. 18. yüzyılın sonlarına doğru İngiliz doktor Edvvard Jenner çiçek aşısını geliştirdi. Fransız bilim adamı Louis Pasteur birçok hastalığın gözle görülemeyecek kadar küçük canlılardan ileri geldiğini ortaya koyarak, 17. yüzyıldan beri varlığı bilinen bu mikroskobik canlılar ile hastalıklar arasındaki ilişkilerin araştırılmasına öncülük etti. Zamanla doktorlar, her hastalığın doğrudan doğruya canlının yapısına ya da çevreden gelen bozucu etkenlere bağlı bir nedeni olması gerektiğini kavradılar. Bir hastalığı önlemek ya da tedavi etmek için, önce nedenini bilmek gerektiğinden, hangi hastalıkların nerede, ne zaman ve kimlerde ortaya çıktığını sistemli bir biçimde araştırmaya başladılar. Modern tıp da hastalıklar, bulaşıcılığa bağlı (enfeksiyon), yaşlanma ve harabiyete bağlı (dejenerasyon), travmaya bağlı (travmatik), ruhsal değişikliklere bağlı (psikolojik), tümöre bağlı (tümoral), bağışıklık sistemindeki bozulmaya bağlı (enflamatuvar), metabolizmadaki değişikliklerine bağlı (metabolik) ve nesilden nesile geçişe bağlı (kalıtsal veya genetik) olmak üzere ayrılarak daha kolay tanınabilmekte ve tedavi edilebilmektedir. HASTALIK BELİRTİLERİ NELERDİR? Sağlığımızın bozulduğu hastalık durumlarını bildiren sinyallere hastalık belirtileri veya semptomlar adı verilir. Bu sinyaller hastalıkların olduğu organ veya sistemin işlevine göre değişir. En sık görülen hastalık belirtileri; 21
26 Ağrı Ateş Halsizlik ve yorgunluk Kilo kaybı İştahsizlık Kilo alımı Ağız kuruluğu Öksürük Hapşırık Nefes darlığı Titreme Morarma Uykusuzlık Fazla uyuma İdrarı tutamama Gayta tutamama Yürüyememe Dengesizlik Konuşamama Bilinç kaybı Kasılma Kusma-Bulantı Başdönmesi Kulak çınlaması Terleme Şişme-ödem Çarpıntı Bu belirtileri tutulan sistemlere göre gruplarsak; Enfeksiyon (Bulaşıcı) Hastalıkların Genel Belirtileri En sık görülen genel belirtiler; Ateş, Hâlsizlik, iştahsızlık, Kilo kaybı, Deri döküntüleri ve Ağrılardır. 22
27 Bunların içinde en önemlisi ateştir. Enfeksiyon hastalıklarının tamamına yakınında ateş artar. Vücut ısısının yüksek olmasına hipertermi denir. Vücuda girip çoğalan mikroorganizmalar kendileri veya toksinleri ile vücut savunma hücreleri arasındaki savaş sonucu ısı merkezi uyarılır. Bu uyarılma sonucu vücutta ısı üretimi artar, böylece ateş yükselmiş olur. Üst ve Alt Solunum Sistemi Hastalıklarının Genel Belirtileri Solunum sistemi, burundan başlayarak solunum borusu yolu ile Akciğerlere ulaşır. Buralarda travma, enfeksiyon, tümör sonucu çok farklı hastalıklar oluşabilir. Üst solunun yolunda; nezle, grip, larenjit, farenjit, rinit, alt solunum yollarında; bronşit, astım, zature, akciğer tümörleri, apseler gibi, hastalıklar farklı belirtilerle gidebilir. Üst solunum sistemi; Ateş, boğaz ağrısı, boğaz kaşıntısı, yutma güçlüğü, bulantı, burun, akıntısı-tıkanıklık, öksürük, ses kısıklığı, iştahsızlık, genel vücut ağrısı, hapşırma, burun kanaması, başağrısı, büyümüş lenf bezleri görülebilir. Alt solunum sistemi; Halsizlik, kilo kaybı, balgam, ateş, kan tükürme (hemoptizi), göğüste yanma, solunum sıkıntısı, öksürük, soluk renk, ıslık şeklinde solunum, çomak parmak, paslı dil, gece terlemesi, çarpıntı tansiyon düşüklüğü görülebilir. Dolaşım Sistemi ve Kan Hastalıklarının Genel Belirtileri dolasimsistemi/dolasim_sistemi.htm Kol-bacak damar hastalıkları, kan hastalıkları (lösemi, lenfoma, anemi, pıhtışaşma bozuklukları bu sistemin en sık görülen hastalıklarıdır. Bunların belirtileri şu şekilde olabilir; 23
28 Kalp, kalp-damar, kalp-kapak, doğuştan kalp hastalıkları belirtileri, Özellikle gece ortaya çıkan solunum sıkıntısı (dispne), ancak otururken uyuyabilme (ortopne), öksürük, balgam, çarpıntı, terleme, bacak ödemi, karaciğer ve dalak büyümesi, gece idrara sık çıkma, yorgunluk, yüzde renk değişikliği, sıcak basması, baş ağrısı, iştahsızlık, uykusuzluk, nabız düzensizliği, bulantı, kusma, fiziki gelişme geriliği, bayılma olarak sıralanabilir. Kan basıncı değişiklikleri belirtileri ise; Başağrısı, yorgunluk, ense ağrısı, çarpıntı, unutkanlık, kulak çınlaması, gözde noktalanma, bayılma, renk değişikliği, başdönmesi, bulantı, kusma, koma dır. Periferik (kol-bacak damar) hastalıkları; Yorgunluk, tüy dökülmesi, renk ve ısı değişikliği, uyuşma, karıncalanma, hissizlik, ağrı, nabız alınamaması, ödem, yaralar, ateş belirtileri ile seyredebilir. Kan hastalıkları; Ateş, halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, iştahsızlık, kanamalar, karın ağrısı, lenf bezlerinde büyüme, diş eti bozuklukları, çarpıntı, terleme, nefes darlığı, tırnaklarda çabuk kırılma, baş dönmesi, sarılık, gece terlemesi belirtilerini gösterebilir. Sindirim Sistemi Hastalıklarının Genel Belirtileri Sindirim sistemi, yemek borusu, mide, ince ve kalın barsaklar, karaciğer ve safra yolları ve pankreastan oluşmuştur. Yemek borusu hastalıkları; Bulantı olmadan mide içeriğinin ağza gelmesi (regurjitasyon), yutma güçlüğü, göğüs arkası ağrı, kilo kaybı, ses kısıklığı, öksürük ile, Mide hastalıkları; Bulantı, kusma, şişkinlik, kanama, kilo kaybı, ağrı, iştahsızlık, geğirme, kansızlık ile, İnce ve kalın barsak hastalıkları; Ağrı, kramp, ishal, kabızlık, kitle, kilo kaybı, kansızlık, bulantı, kusma, sarılık, hafif ateş ile, Karaciğer ve safra yolları; Erkeklerde meme başı büyümesi (jinekomasti), dalak büyüklüğü, parmak şekil bozukluğu (dupuytren kontraktürü), asit, varis,portal hipertansiyon, anemi, güçsüzlük, diabet, bulantı, kusma, sarılık, çarpıntı, geğirme, Murphy belirtisi (sağ kosta altı derin palpe edilirken hastadan bu esnada nefes alması istendiğinde, ani oluşan ağrıdan nefes alamaz) ile seyreder. 24
29 Endokrin Sistemi Hastalıklarının Genel Belirtileri Endokrin sistem, hipofiz, tiroid, paratiroid, pankreas ve sürrenal bezlerden oluşur. Bu organların hastalıklarında; çok su içme (polidipsi), çok idrara çıkma (poliüri), iştahsızlık, bilinç değişikliği, karaciğer ve dalakta büyüme, çok uzun boy veya cücelik, burun kanadında-dilde büyüme, alt çene ve el, ayak büyüklüğü, kifoz, baş ağrısı, görme bozukluğu, terleme, çarpıntı, ishal, uykusuzluk ve sinirlilik, ellerde titreme, ishal-kabızlık, kilo alma, kilo verme, kasılma, kramp, gözlerin öne doğru çıkması (ekzoftalmi), anemi, saçlarda dökülme, karın ağrısı, hipo-hipertansiyon, hormonal değişiklikler, ciltte kuruma, konsantrasyon değişikliği, bayılma, pigmentasyonda artış, dalgınlık, yüzde aydede görünümü, şişmanlık, kısırlık görülebilir. Sinir Sistemi Hastalıklarının Genel Belirtileri Sinir sistemi iki beyin lobundan, beyincik, omurilik ve omurilikten çıkan sinirlerden oluşur. Bu bölgenin hastalıkları damar hastalıkları, enfeksiyon, tümör, kalıtsal hastalıklar, bağışılık sistemi hastalıkları şeklinde olup, tutulan yere göre belirti verir. Kişilik ve davranış değişiklikleri, duyu ve motor bozukluklar, yürüme bozuklukları, nöbetler, denge bozuklukları, görme bozuklukları, başdönmesi, bulantı kusma, yürüyememe, kaslarda gerginlik ve kramplar, titreme, bellek bozuklukarı, yutma bozuklukları, idrar kaçırma, başağrısı, felçler görülebilir. 25
30 Genito-Üriner Sistem Hastalıklarının Genel Belirtileri Bu sistem, kadın ve erkek genital sistemlerinden ve boşaltım sisteminden (böbrek, idrar yolları ve mesane) oluşur. Boşaltım sistemi hastalıklarında, kanlı idrar, idrar yapamama, idrar kaçırma, ödem, tansiyon, halsizlik, yorgunluk görülebilir. Kadın ve erkek genital sistemi hastalıklarında, yorgunluk, halsizlik, kısırlık, ağrılar, idrar yapma bozukluğu, bulantı, kilo kaybı, kanama, akıntı görülebilir. HASTALIK BELİRTİLERİNİ TAKİP YÖNTEMLERİ Hastalıklar ani ortaya çıkan (akut) hastalıklar ve uzun yıllar boyunca seyreden (kronik) hastalıklar olmak üzere sınıflandırılabilir. Mikrobik hastalıklar, nezle, grip, sıcak çarpması, menenjit, damar tıkanmaları akut hastalıklar iken, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, felç, kalp hastalığı, romatizma gibi hastalıklar kronik hastalıklardır. Akut hastalıklar ilk tanılarını ortaya çıkan belirtiler üzerinden hastane ve benzeri sağlık kuruluşlarında alırken, aynı belirtiler veya eklenen yeni belirtilerin hastalık üzerindeki etkileri, aile sağlığı merkezleri veya hastanelerin poliklinik veya kliniklerinde takip edilir. Hastalık belirtilerinin seyri, veri tabanları, elle veya bilgisayarla doldurulan formlar, dosyalar, sağlık karneleri gibi yöntemlerle takip edilir. Örneğin; ateş nedeniyle hastaneye yatan hastanın ateşinin seyri, düşüp düşmediği, günün hangi saatinde arttığı, hastanın tedaviye yanıt verip vermediği ateş takip çizelgeleri ile anlaşılabilir. Aynı şey tansiyon, nabız, solunum, ağrı gibi belirtiler içinde söz konusudur. En iyi takip yöntemi sayısal ölçüm tekniğidir. Sayısal olarak ölçüm yapılamayan durumlarda ölçeker (skala) kullanılır. Örneğin şuuru kapalı bir hastada, ateş, solunum, tansiyon, şeker gibi sayısal ölçüm yapılabilen durumların yanısıra bazı ölçekler ile bilincin durumu takip edilir (Glaskow koma skalası gibi ) anlatırmısınız. Glaskow Koma Skalası Bilincin takip edildiği bir ölçektir.ayrıntılarını TANSİYON, NABIZ, ATEŞ ÖLÇÜMÜ Tansiyon; Tansiyonu kısaca kan basıncı olarak tanımlayabiliriz. Damarlarınızdaki kan, dolaşım sırasında bir basınç oluşturur. Bu basınç alınan gıda, yapılan iş ve harcanan güçle bağlantılı olarak gün içinde küçük değişiklikler gösterebilir. Kan basıncı (veya tansiyon) iki ölçümle ifade edilir: Sistolik basınç (büyük tansiyon) Diyastolik basınç (küçük tansiyon) Tansiyon düzeyinin sayısal olarak ifade edilmesini sağlayan aletlere tansiyon aleti adı verilir. Günümüzde kullanılan aletler havalı, cıvalı ve elektronik cihazlar olarak ayrılabilir. Tansiyon ölçen aletlere sfigmomanometre (Şekil 1) denir. Tansiyon ölçümü sırasında kalp atışlarının dinlenmesini sağlayan aletin adı da steteskop'tur (Şekil 2). 26
31 Şekil 2.1: Şekil 2.2: Cıvalı olanlar daha çok, hasta yoğunluğunun fazla olduğu klinik, hastane ortamlar için daha uygundur. Şekil 2.3: Ev kullanımları için elektronik olanlar tercih edilir (Şekil 3). Kan Basıncının Parmaktan ve ya Bilekten Ölçümü: Parmaktan ve/veya bilekten ölçen tansiyon aletleri diğerleri kadar doğru ölçmemektedir. TANSİYON NASIL ÖLÇÜLÜR? Şekil 2.4: Tansiyon ölçümünün şekilsel özeti 27
32 1. Hasta, kan basıncı ölçümünden yarım saat önce egzersizden kaçınmalı, birşey yememeli, kafein almamalı ve sigara içmemelidir. Hasta en az 5 dakika istirahat etmelidir. 2. Ölçüm yapılacak kişinin kolundaki kıyafet omza kadar sıyrılmalı ve kıyafetin kolu sıkmamasına özen gösterilmelidir, kolu sıkıyorsa çıkarılmalıdır. Tansiyon aletinin kola sarılan kısmına "manşon" denir (Şekil 4). Manşon kalple aynı hizada, dirsek çizgisinin bir-iki parmak üzerinden sarılır. Şekil 2.5: 3. Tansiyon ölçümü sırasında kişi en az 5 dakika süreyle ve sırtı arkaya dayalı şekilde otururken, ölçüm yapılacak kol da dirsek çukuru göğüs hizasında olacak şekilde alttan destekleniyor durumda olmalıdır, yani tansiyon ölçülürken kol havada tutulmamalıdır. 4. Manşon sarıldıktan sonra steteskop kulağa takılır. Steteskopun sesleri alan kısmına "steteskopun diyaframı" denir. Diyafram dirsek çukurunda gövdeye yakın tarafa yerleştirilir. Sesin duyulduğu damar brakiyal damar olup, bu hizadan geçer (Şekil 5). Şekil 2.6: 5. Manşon şişirilir. Buradaki amaç, manşon içindeki hava basıncının, damarlar içindeki basıncı yenmesidir. Dolayısıyla nabız yada herhangi bir ses alınabilen "sessiz" sahaya ulaşana kadar şişirilir. Manşon yaklaşık 180 mm. Hg'ya kadar şişirilir. 6. Daha sonra yavaş yavaş hava boşaltılmaya başlanır. Bu arada dikkat ve gözler basınç göstergesindedir. Önerilen saniye de 2mm hızla basıncı düşürmektir. Basınç düşerken nabız atışlarının ilk duyulduğu basınç değeri "sistolik basınç" ya da "büyük tansiyon" denilen basınçtır. Basınç düşürülmeye devam edilir. Seslerin kaybolduğu son nokta küçük tansiyon dur (diyastolik basınç). Yani seslerin ilk ve son duydulduğu basınçlar kişinin önce büyük sonra küçük tansiyonununu verir. 7. Tansiyonu ölçülecek kişilerde başlangıçta her iki koldan da ölçmek gereklidir. Hangi koldan okunan değer yüksekse, takip de artık hep o koldan yapılmalıdır. 8. Kol atardamarlarının sorunlu olduğu hastalıklarda tansiyonun ölçüleceği kolla dikkatli olunmalıdır. Meme kanseri gibi koltukaltı bölgesinde cerrahi girişim yapılmış hastalarda o taraftaki kolun ve böbrek yetersizliği nedeniyle hemodiyalize girmekte olan hastalarda da fistül bulunan kolun, tansiyon ölçümü için kullanılmaması gerekir. 28
33 9. Tansiyon takibinde ölçümlerin günün değişik saatlerini ve koşullarını içine alacak şekilde yapılması gereklidir. Sigara içmek, yemek yemiş olmak, kahve ilk dk lık dönemde tansiyonu artırıcı yönde etki yapabilir. 10. İlk ölçümde hipertansiyon tanısı koymaktan kaçınılmalıdır. Sistolik kan basıncı, gün boyunca 100 mm Hg'ya kadar değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle hipertansiyon tanısı koymadan veya tedaviye başlamadan önce, değişik zamanlarda en az 2 kez daha ölçülmelidir. Dijital Ölçüm Yapan Tansiyon Aleti ile Ölçüm Tekniği Genel olarak hemen hepsinde bir açma kapama düğmesi ve hafızadaki ölçümleri gösteren bir düğme bulunur (Şekil 6). İster koldan, ister bilekten ölçüm yapılsın, prensip olarak cihaz veya manşon kalp hizasında tutulmalı, ölçüm yapılırken konuşulmamalı, hareket edilmemelidir. Cihaz otomatik olarak manşonu şişirip yine kendisi indirip sonucu ekranında gösterir. Aynı zamanda hemen hepsinde nabız hızı da ayrıca gösterilir. Şekil 2.7: Tansiyon ölçüm tekniğini kısaca tekrarlarmısınız? Kan Basıncını Ölçerken Yapılan Hatalar 1. Bacak bacak üstüne atma 2. Kolun gergin olması 3. Dirsek çukurunun kalp hizasının altında olması 4. Manşetin çok uzun olması 5. Manşetin kısa olması 6. Manşetin gevşek sarılması 7. Manşetin yavaş şişirilmesi 8. Manşetin fazla şişirilmesi 9. Manşetin havasının çok yavaş boşaltılması 10. Manşetin havasının çok hızlı boşaltılması 11. Steteskopun çan kısmının iyi tutulmaması 29
34 Nabız ve Nabız Ölçümü Nabız, kalbin 1 dakika içinde kaç kere kasıldığının göstergesidir. Kalp her kasılmasıyla bir miktar kanı atardamarlara fırlatır ve damarların esneyebilme özelliğinden dolayı atardamarlarda buna bağlı bir genişleme olur. Damar duvarı bu genişlemenin ardından tekrar eski durumuna döner, ardından bir sonraki atım ile yeni bir basınç dalgası ile tekrar genişler ve bu böyle devam eder gider. İşte bu genişleme, el bileği, dirsek içi, kasık, şakak, ayak bileği gibi damarların yüzeyel seyrettiği yerlerde nabız dalgası olarak hissedilir (şekil 7). Nabız bize hem kalp hızı hakkında bilgi verirken, hem de kalbin düzenli çalışıp çalışmadığı, yani ritmi hakkında da bilgi verir. Nabız bölgelerinde birinci ve ikinci el parmak uçları ile yavaşça bastırarak nabız dalgasını aranır. Önce düzenli ve ritmik olup olmadığına daha sonra ise 1 dakika içindeki sayısına bakılır. Şekil 2.8: Ateş Bazı tansiyon aletleri kan basıncı ile beraber nabız hızını da vermektedir. Vücut ısısının normal değerlerinin üzerine çıkmasına ateş adı verilir. Ateş vucut ısısını etkileyen bir durum olduğunun uyarısı vermek açısından doğal bir savunma aracı olarak kabul edilir. Bu durumun varlığı kişiyi, yakınlarını ve sağlık personelini olası nedenler açısından uyarır. Vücut ısısı gün içerisinde değişim gösterebilir. Yaş, fiziksel aktivite, hormonal faktörler, günlük ısı döngüsü, stres, çevre ısısı ve beslenme, uyku hali, kanama ve bazı ilaçlar vücut ısısını etkileyebilir. Ateş, kendi başına bir hastalık değil, hastalık belirtilerinden bir tanasidir. Normal ısı koltuk altından 36,4-36,7 C, ağızdan ölçülen ısı ise 36,6-37 C dir. Vücut tüm foksiyonlarını, bu ısı değeri arasında, yerine getirdiği için ateş diye adlandırılan vücut ısısının yükselmesi, vücudun normal dengelerinde bir bozulma olduğunu gösterir. Enfeksiyon, ödem, doku hasarı veya aşı gibi nedenlerle ateş meydana gelebilir. Ateş ölçümü için kullanılan gereçlere ısıölçer veya termometre adı verilir (Şekil 7). Termometreler civalı, elektronik, ısıya dayanıklı bant ve timpanik olmak üzere farklı şekillerde olabilir. 30
35 Şekil 2.9: Ölçümün yapıldığı bölgeye göre değerler değişebilmektedir. Ölçümde ateş olarak değerlendirdiğimiz kriterler aşağıda belirtilmiştir. Koltuk altı 37,2 C Kulak 37,5 C Ağızdan 37,5 C Rektal ölçümde 38 C nin üzerindeki ölçümler ateş olarak kabul edilmektedir. Koltuk altı (Aksiller) ölçüm: Bu ölçümün güvenilir olması için koltuk altının kuru olması gerekir, Ölçüm için gereken süre en az 5 dakika olmalıdır. Kulak (Timpanik) ölçümü: Ölçüm yapacak şahsın aleti kulağa yerleştirmeden önce kulak kepçesini geriye doğru çekmesi ve ateş ölçeri yerleştirmesi gerekir. Kısa sürede 2 saniyede sonuç alınır, uygulanması kolay ve hijyeniktir. Ağız içinden (Oral) ölçüm: Termometre su ve sabunla yıkandıktan sonra ağızdan ölçüme hazır hale gelir. Ölçüm için gerekli süre civalı termometre ile 3 dakika digital termometre için 1 dakikadır. Hasta bilinçli olmalı ve ağzında yara olmamalıdır. Çocuk ve bebeklerde kullanmak zordur. Ölçümden önce çok sıcak veya soğuk bir yiyecek alınmamalıdır. Rektal (Anus) ölçüm: Vital bulgular stabil seyreden hastalarda tercih edilmektedir. Digital termometre ile 1 dakika civalı termometre ile 3 dakikada sonuç alınmaktadır. Ateş ölçümü sırasında dikkat edilecek şeyler şunlardır. 1. Derece göz hizasında - yatay olarak, parmaklar arasında tutulur, gerekirse hafifçe öne-arkaya hareket ettirilerek civanın yeri belirlenir C altında olmalıdır, bunun için civalı kısım aşağı gelecek şekilde termometre üst taraftan sıkıca tutulur ve el bilekten sallanarak civanın düşmesi sağlanır. 3. Cam termometre kırıldığında açığa çıkan civanın çevreye zarar verdiğini unutmadan uygun bir kaba alıp, toplama yerine teslim edilir. SOLUNUM SAYISINI BELIRLEME Vücudun enerji elde etmek için havadan oksijeni alarak vücuda zararli olan karbondioksiti havaya geri verilmesi olayına, solunum denir. Solunum, solunum organlariyla yapilir. Bu organlar; 31
36 Solunum için; 1. Soluk aldığımızda göğüs kafesimiz genişler. 2. Diyafram düzleşir. 3. Akciğerlerimize hava girer ve genişler. 4. Soluk verdiğimizde göğüs kafesimiz daralır. 5. Diyafram kubbeleşir. 6. Akciğerlerimizden hava çıkar ve daralır. 7. Sağlıklı insanda soluk alıp verme sayısı dakikada 12 16'dır. 8. Yaş, nabız, vücut ısısı, ağrı, sigara, vücut pozisyonu, ilaçlar, beyin travması, anemi, pnömotoraks, egzersiz, heyecan, korku, sevinç ve ağır yük solunum sıklığını etkiler. Hastanın solunumu sayılırken aynı anda derinliği ve düzeni de değerlendirilmelidir. Kişi dinlenmiş ve rahat olmalıdır. Solunumun sayılması içinen uygun zaman nabız değerlendirmesi sonrasıdır. Hastanın radyal (radial) arterinden tutulur. Kolu göğsüne getirilir. Nabız sayılıyor hissini uyandırarak solunum sayılır. ŞEKER ÖLÇÜMÜ VE TAKİBİ Kan şekeri vücudu dolaşan kan aracılığı ile tüm hücrelerin kullanımına sunulan enerji verici bir maddedir ve glikoz olarak adlandırılır. Normal değerleri (mg/dl) arasındadır. Düşmesine hipoglisemi, yükselmesine hiperglisemi denir. İnsan vücudundaki tüm hücreler yaşamlarını devam ettirebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Enerjinin bittiği yerde önce hücre yaşamı sonra da o hücrenin ait olduğu canlının yaşamı sona erer. Sinir hücreleri, kan hücreleri, üreme hücreleri için kanda daima belirli miktarda glikoz bulunması gerekir. Aksi durumlarda, bu hücreler düzgün çalışamazlar ve fonksiyon kayıpları oluşur. Vücudumuzda en çok enerji tüketen hücreler ettiren kas ve beyin hücreleridir. Kan şekeri ayarlanmasında iki hormon görev alır. İnsulin kandan glikozu toplar depolar, glukagon depolardan tekrar kana verir. Yemeklerden sonra kan şekeriniz geçici süreliğine normalin üzerine çıkabilir ve kan şekeriniz yediğiniz yemeğin karbonhidrat içeriğine göre ciddi değişkenlik gösterir. Ancak insülin gerekli miktarda salgılanarak, bu yüksekliği düzeltir. Belirli bir süre açlıktan sonra ise kan şekerinizin normal olmaması için bir neden kalmaz. Böylece açlık durumunda ölçülen şeker düzeyinin hem düşük hem yüksek olması anormallik olarak kabul edilir. Kan şekerinin yüksekliği ile giden hastalığa şeker hastalığı (diyabetes mellitus) adı verilir. Kan şekeri ölçümü şeker izlenmesinde son derece önemlidir. Bu aynı zamanda tedavinin ayarlanmasını da sağlar. Özellikle son yıllarda şeker ölçümleri evde çok kolay bir şekilde yapılabilmektedir. Kan şekeri gün boyu devamlı olarak değişim gösterse de, kan şekerini olabildiğince normale yakın değerlerde tutmak gerekir. Eğer diyabetli bir kişi kendini iyi hissetmiyorsa, o an yapılacak bir test ile bu hissettiklerinin kan şekeri düşüklüğünden mi, yoksa yüksekliğinden mi kaynaklandığını gösterecektir. Daha önceki dönemde diyabet, idrar şeker testi ile izleniyordu. Ancak bu testte, idrarda şeker, kan şekeri kanda yükseldikten bir süre sonra çıkabilir ve normal sınırın altındaki kan şekeri hakkında bilgi vermez. Günümüzde modern şeker ölçme aletleri geliştirilmiştir. Doğru sonuçları öğrenebilmek için bu cihazların kullanımının da çok iyi öğrenilmesi gerekir. Aksi takdirde, elde edilen sonuçlar yanlış ve yanıltıcı olur. Bugün artık birçok kişi, kan şekeri kontrolünü, cebe sığabilecek hesap makinesi büyüklüğündeki, şeker ölçüm aletleri ile yapıyor. 32
37 Günümüzde parmak delmek için otomatik deliciler mevcut. Bu aletlerle hızlı şekilde parmak delinebilmektedir. Kan şeker ölçüm aleti, test çubuğu üzerine koyduğunuz kan damlasının meydana getirdiği kimyasal reaksiyonu okur. Bu kimyasal reaksiyon, kan serumundaki şeker miktarını gösterir. Kan şeker ölçüm aleti kimyasal reaksiyonu mg/dl olarak sayılara çevirir ki bu rakamlar, şeker ölçme aletinin ön yüzündeki ekranda belirir. Bazı ölçüm aletleri, sadece sayıları göstermez, ayrıca ölçümü, ölçüm tarihini ve zamanını da hafızasına alarak kaydeder. Bazı ölçüm aletleri, bilgileri software programla işleyen bilgisayara aktararak, kan şekeri kontrolünün analizini yapabilir. Kan şekeri kontrolünde en iyi sonucu alabilmek için, ölçme yöntemini iyi öğrenmek şarttır. Kan şekeri nasıl ölçülür? Kan şekeri ölçümü için test çubukları (strip) kullanılır. Ölçüm cihazına yerleştirilen test çubuğuna bir damla kan damlatılır (Bazı cihazlarda test çubuğuna kan damlatıldıktan sonra cihaza yerleştirerek ölçüm yapılır) Cihazın özelliğine göre bir süre beklenir. Ölçüm sırasında ellerin temiz olmasına dikkat edilmelidir Delme işleminden sonra parmaktann gelen ilk damla kan kuru bir pamukla silinmelidir. Test çubuklarının üzerindeki kod numaraları cihazdakiyle aynı olmalıdır. Test çubuklarının bulunduğu kutu ısı, ışık ve nemden korunmalıdır. Kan şekeri cihazı alırken dikkat edilmesi gerekenler: Kullanımının kolay olması gerekir. Cihazla birlikte kullanılan malzemeler (stripler, parmak delme preparatları) kolay temin edilebilmelidir. Cihaz kolayca taşınabilmelidir. Cihazın ekranındaki rakamlar ve uyarılar kolayca görülebilmelidir. Kan şekeri sonuçları bir hafızada saklanabilmelidir. Diyabet tedavisinde, test için en uygun zamanlar; açlık, öğünden hemen önce ve öğünden 1 2 saat sonraki zamanlardır. Bununla birlikte, günde 7 kez test yapılması ideal iken, zaman yokluğu, gerekli test çubuklarının alım güçlüğü ve de sık olarak parmağı delmenin verdiği rahatsızlık gibi nedenler sık ölçüm yapılmamasının nedenleri arasında dır. TANSİYON, NABIZ, SOLUNUM SAYISI VE ATEŞİN NORMAL DEĞERLERİ VE YÜKSEK ÇIKTIĞINDA ALINACAK İLK ÖNLEMLER Tansiyon Kişinin kan basıncı normal değerlerin üzerinde olmasına HİPERTANSİYON; normal değerlerin altında olmasına ise HİPOTANSİYON denilir. Sistolik basıncın mmhg üzerinde olmasına SİSTOLİK TİP(büyük) HİPERTANSİYON; Diastolik basıncın 90 mmhg üzerinde olmasına ise, DİASTOLİK TİP (küçük) HİPERTANSİYON denilir. 33
38 NORMAL TANSİYON; Küçük tansiyon 80 mm cıvanın (veya 8), büyük tansiyon (sistolik basınç) ise 120 mm cıvanın (veya 12) altındadır. Bazı ilaçlar, belirli bir miktarın üzerindeki kan kayıplarında, geniş ve derin yanıklarda, aşırı kusma ve ishallerde HİPOTANSİYON oluşabilir YILI AMERİKAN KALP, AKCİĞER, KAN ENSTİTÜSÜNE GÖRE: Sistolik basınç 140 mmhg ve diyastolik basınç 90 mmhg üzerinde ise yüksek kan basıncı (hipertansiyon), Sistolik basınç mmhg ve diyastolik basınç mmhg arasındaysa öncü hipertansiyon, Sistolik basınç 120 mmhg ve diyastolik basınç 80 mmhg dan düşükse normal tansiyon denir. Ayağa kalkıldığında ortaya çıkan kan basıncı düşmesine ORTOSTATİK veya POSTÜRAL HİPOTANSİYON denilir. Özellikle uzun süre yatmış olan (günlerce, haftalarca) ya da ameliyat ve kaza sonrası kişilerin ayağa kaldırılması sonrasında ortostatik hipotansiyon nedeniyle kişi baş dönmesi, bulantı yaşayabilir, bilincini kaybedebilir(bayılma/senkop); O nedenle bu gibi kişiler yataktan yavaş yavaş kaldırılır. Yaşa göre Tansiyon arteryel değişiklikleri; Yaş Kan basıncının (mm Hg) Yenidoğan 75/ yaş 99/ yaş 100/ yaş 110/ yaş 120/65 Yetişkin 120/80 Bir kere ölçülerek kan basıncı hakkında karar verilemez. Kişilerin normal kan basıncının, her iki koldan ölçülerek saptanmasında yarar vardır. İki kol arasında mmhg fark olması sorun yaratmaz, eğer bundan daha fazlaysa mutlaka doktora başvurulmalıdır. Sistolik basınç (Büyük tansiyon) ile diastolik basınç (küçük tansiyon) arasındaki farka NABIZ BASINCI denilir ve normal değeri mmhg arasındadır. Tansiyon değerini etkileyen etmenler; 1. Kalbin pompalama gücü; Arttıkça arteryel basınç yükselir; kalbin pompalama gücü düştükçe azalır. Kalbin pompalama gücü kalp bölmelerinden pompalanan bir dakikadaki kan miktarıdır. 2. Periferik (kalp dışındaki bölgelerdeki) direnç 3. Kanın vizkozitesi (akışkanlığı); Kandaki hücre (hematokrit) yüzdesidir. Kandaki hücre oranı arttıkça, kanın akış hızı yavaşlayacaktır (hematokrit arttıkça akışmazlık artar). Akışkanlık azaldıkça (yani akışmazlık arttıkça) kan basıncı da artar 4. Arter (damar) duvarının esnekliği (elastikiyeti) Yaşla birlikte ya da hastalıkların etkisiyle damar çeperleri esnekliğini yitirir. Damar sertleştikçe kan basıncı artar. 34
39 Türkiye de hipertansiyon sıklığı nedir? Hipertansiyonun hedef organları Damarlar (özellikle kalp damarları), böbrekler, kalp, göz ve beyindir. Damarlarda ateroskleroza (damar sertliği) neden olup darlık ve tıkanıklıkların gelişmesine neden olurken, böbreklerde ileride böbrek yetmezliğine kadar giden hasara, kalpde kas kalınlaşmalarına ve kalp yetmezliğine, gözlerde körlüğe kadar giden hipertansif retinopatiye, beyinde ise kanama ve bunun sonucunda inmeye (felç) neden olabilir Yüksek kan basıncında, atardamarlar kan akımına gittikçe artan dirençle karşı koyarlar, bu ise kalbin pompalamasını ve kanı dolaştırmasını zorlaştırır. Hipertansiyon Nedenleri Değiştirilemez Faktörler Kalıtım: Ailesinde yüksek tansiyon hastası bulunan kimselerde hipertansiyon gelişme riski yüksektir. Ancak bu, yüksek tansiyonluların yakınlarında da mutlaka yüksek tansiyon gelişeceği anlamına gelmez. Ancak bu kişiler daha dikkatli olmalıdır. Yaş: Yüksek tansiyon genellikle 35 ile 50 yaşları arasında ortaya çıkar. Ancak bu hastalık daha genç yaşlarda da gelişebilir. Cinsiyet: Yüksek tansiyon 50 yaşından küçük erkeklerde, kadınlara göre daha sık görülür. 50 yaş üstünde ise kadınlarda erkeklere göre sıklığı artar. Şeker hastalığı: Şeker hastalarında yüksek tansiyonun ortaya çıkma riski, şeker hastası olmayanlara göre daha fazladır. Şeker hastalarında hipertansiyonun kontrolü çok daha önemlidir: şeker hastalarında tansiyonun normal kabul edilen sınırları 130/80 mmhg'dır. Değiştirilebilir Faktörler Şişmanlık: Fazla kilolar, kan basıncı üzerinde olumsuz rol oynayarak yüksek tansiyona zemin hazırlar. Bu yüzden fazla kiloların verilmesi, kan basıncının normal düzeye indirilmesine büyük ölçüde yardımcı olur. Sigara: Sigara, yüksek tansiyonun damarlar üzerindeki zararlı etkilerini hızlandırır. Tuz: Yüksek kan basıncı, tuzlu yiyeceklerle daha da yükselir. Stres: Aşırı sıkıntılı bir yaşam biçimi, yüksek tansiyonun ortaya çıkması için zemin hazırlar. Hareketsizlik: Düzenli yapılan egzersiz ve spor, yüksek tansiyonun kontrol altına alınmasını kolaylaştırır. Fazla alkol: Aşırı miktarda alınan alkol, damar sağlığı üzerinde olumsuz etkide bulunur. Günlük alkol tüketimi en fazla 60 ml viski, rakı veya votka, 300 ml şarap veya 720 ml bira olmalıdır. Kadınlar ve zayıf olanlarda bu miktarlar daha az olmalıdır. Tansiyon Değişikliklerinde Alınacak İlk ve Acil Önlemler Hipertansiyonun oluşturduğu şikayetler son derece silik olabildiği gibi, şiddetli de olabilir. Sabahları ense bölgesinde hissedilen ağrı, nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi, baş ağrısı, sık idrara çıkma hipertansiyon belirtisi olabilir. Hipertansiyon, tanı ve tedavisi kolay bir hastalıktır. Yüksek tansiyonun yol açtığı bir çok ölüm, erken tanı ve tedavi ile önlenebilir. Önemli olan hastalığın çok önemli olduğunu kabul etmek ve yapılması gerekenleri yapmaktır. Kan basıncını normale indirmek için hastanın yaşamında bazı değişiklikler yapması gerekir. Kilo ve Tuz; Az tuzlu yenmelidir. Fazla kilolar verilmelidir. 35
40 Katı yağlardan kaçınılmalıdır. Fazla olan her 10 kilonun verilmesi yüksek tansiyonun 5-20 mm cıva düşmesini sağlar. Diyetin, meyve, sebze ve katı yağ içeriği azaltılmış süt ürünlerinden zengin olması da tansiyonun normale dönmesinde katkıda bulunur. Spor Haftada en az 3 gün ve en az 30 dakika düzenli spor yapılmalıdır (örneğin tempolu yürüyüş). Spor tansiyonu 4-9 mm civa düşürür. Sigara ve Alkol Sigara damarlara zararlıdır ve bırakılmalıdır. Alkol tüketimi azaltılmalıdır. Tüm bunlara rağmen kan basıncı hala yüksek ise hekimin vereceği ilaçlar düzenli olarak kullanılmalıdır. Bu ilaçlara tansiyon önleyici (antihipertansif) ilaçlar adı verilir. İlaç tedavisinde kullanılacak ilaçların cinsi, dozu ve çeşitliliği tamamen doktorun kontrolü altında olmalıdır. Kontrol altına alınamayan olgularda birden fazla ilaç kullanılabilir. Asla doktorun dışındakilerden tavsiye üzerine herhangi bir ilaç alınmamalıdır. Bir hastaya iyi gelmiş bir ilaç başka biri için zararlı olabilir. Belli aralıklarla doktora gidilmelidir. İlaçlar kesintisiz ve düzenli alınmalıdır. Tansiyon düştüğüiçin ilaç kesilmemelidir. Unutulmamalıdır ki; ilacın azaltılması veya kesilmesi durumunda tansiyon tekrar yükselecektir. Özellikle romatizma tedavisinde kullanılan ağrı kesici ilaçlar, soğuk algınlığı ve grip için kullanılan ilaçlar kan basıncını yükseltebilir. Bu tür ilaçların doktor kontrolü ve tavsiyesi ile kullanılmasında yarar vardır. Tedaviyi zorlaştıran etmenler şunlardır; Hastaların hastalığı kabul etmediği durumlar Tedavinin ömür boyu olması Tansiyon normale indiği için ilaçların bırakılması İlaçların diğer organlara zarar verdiği yanlış kanısının olması Eğer bir tansiyon hastası (hipertansiyon) iseniz Tansiyonunuzu kontrol etmek için zaman zaman mutlaka tansiyonunuzu ölçtürünüz. İlaçlarınızı devamlı ve düzenli olarak kullanınız. Doktorunuzun önerdiği zamanlarda mutlaka kontrollere geliniz. Kontroller, özellikle birlikte başka risk faktörleri veya hastalıklar bulunduğu zaman (sigara, kolesterol yüksekliği, kalp damar hastalığı, şeker hastalığı gibi) çok daha önemlidir. 36
41 Hipotansiyon; Düşük kan basıncını anlamak çoğu kere kolay değildir. Düşük kan basıncı daha çok kendini yakınmalarla belli eder. Kandaki düşük basınç nedeniyle beyin ve böbreklerde kalıcı hasarlar oluşabilir. Ancak düşük basıncın derecesi kişiye göre değişir. Örneğin; bazı kişilerde 8/5 veya 8/4 lik bir tansiyon her hangi bir bulgu vermezken; normalde yüksek tansiyonda seyreden kişilerde 10/5 düşen bir tansiyonda düşük tansiyon bulguları oluşabilir. Düşük tansiyon durumlarında organizmada olan değişiklikler şunlardır; 1. Kalp tarafından atılan kan miktarını arttırılır, bu ise kalbin hızını arttırır. Damarlara gelen toplam kan miktarını arttırılarak kan basıncı yükseltilmeye çalışılanabilir. Kalp kan basıncını yükseltmek içim daha hızlı ve daha güçlü atmaya çalışır. 2. Toplardamarlar kendini daha fazla daraltarak kalbe gelen kan miktarı arttırılır ve tansiyon yükseltilmeye çelışılır. 3. Böbrekler devreye girerek yapılan idrar miktarı azaltılır ve tansiyon yükseltilmeye çalışılır. Böbreklerde kan basıncını ve dolaşan kan miktarını ayarlamaya çalışan sisteme reninanjiyotensin-aldesteron sistemi de denir. Bu system dolaşan kan miktarı ve basıncı algıladıktan sonra bu adı geçen hormonlar sayesinde böbrek üzerinden tuz atılımı ve tutulmasını ayarlayarak tansiyonu azaltır veya artırır. Normalde, sporcular ve ideal kilosunu koruyan ve sigara içmeyen kişiler genelde düşük kan basıncına sahiptirler. Bu düşük kan basıncı herhangi bulgu ya da yakınma olmadığı sürece istenilebilir bir durumdur ve tedaviye gerek yoktur. Bununla birlikte kan basıncı kısa süre içinde belirgin şekilde düşenlerde bulgu olmasa da bu durumda incelenmesi gerekecektir. Tedaviden önce sebebinin bilinmesi önemlidir. Eğer neden bir ilaç ise ilaç dozu azaltılır veya kesilir. Tansiyon düşüren ilaçlar ve idrar sökücüler doktor tarafından ayarlanmalı, değiştirmeli veya kesilmelidir. Hastalar kendiliğinden doktora danışmadan bu tip değişiklikleri yapmamalıdırlar. Neden susuzluk ise ağızdan alınacak sıvılarla yada bazen damardan sıvıyı vererek normal tansiyona dönmek gerekir. Kan kayıplarına bağlı tansiyon düşüklükleri de damardan sıvı ve kan transfüzyonları ile tedavi edilir. Septik şok yine acil bir durumdur; damardan sıvılar ve antibiyotikler ile tedavi edilebilir. Kalp hastalıklarından biri olan hasta sinüs sendromu nedeniyle veya kalp blokları nedeniyle olan hipotansiyonlarda genellikle kalp pili (pacemaker) takılabilir. Yüksek kalp hızı nedeni ile olan hipotansiyonlarda ilaç tedavisi uygulanabildiği gibi gerektiğinde elektriksel kardiyoveriyon (elektrik uyarımı ile kalbi hızlandırmak) yapılabilir. Akciğer pıhtıları (tromboz ve embolilerde) yeni pıhtı oluşumunu engellemek ve var olan pıhtının güvenli bir şekilde ortadan kalkmasını sağlamak için önce IV Heparin daha sonra oral warfarrin kullanılması gerekecektir. Pozisyona bağlı oluşan postural hipotansiyonda su tuz alımını artırma, varis çorapları ile ayaklardan kan dönmesini artırmak yöntemleri uygulanabilir. Nabız 37
42 Sağlıklı bireylerde nabız istirahat halinde iken dakikada , ortalama 70 civarında olmalıdır. Nabız hızı birçok durumdan etkilenir. Çeşitli hastalıklar, ateşli hastalıklar, şok, kanama, alkol, egzersiz, stres, yaralanma gibi durumlarda nabız hızı artar. Sarılık, beslenme yetmezliği, yorgunluk, yaşlılık, uyuşturucu-uyutucu ilaç alma ve bazı beyin hastalıklarında azalır. 12 yaş üzerindeki kızlar ve kadınlarda nabız, erkek çocuk ve erkek yetişkinlere göre daha hızlıdır. Atletlerde ve koşucularda ise nabız daha düşük olabilir. Nabız sayısı ile birlikte nabzın atım özelliği de değişik olabilir. Nabız sayısı, aralığı ve dolgunluğu normal olarak devam eder. Bu özellikteki nabza düzenli nabız denir. Aralıkları, vurgusu, dolgunluğu ve sayısı düzenli olmayan nabza da düzensiz (Aritmi) nabız denir. Aritmi, kalp hastalıklarında, hipertansiyonda ve kalbi etkileyen kafeinli, teinli içeceklerin fazla içilmesinde görülür. Nabzın dakika da 60 ve altında olmasına BRADİKARDİ, Nabzın dakika da ve daha üstte olmasına TAŞIKARDİ, Dakikada 130'un üzerinde hızlı ve zayıf nabza FİLİFORM nabız adı verilir. Yaşlara Göre Nabız Düzeyleri Yaş Nabız Hızı Sınırları (Nabız / dk.) Ortalama (Nabız / dk.) Yeni doğan - 1 ay ay - 12 ay ay - 2 yaş yaş 6 yaş yaş 12 yaş Yetişkin Kalp hastalığı tedavisinde kullanılan dijital (digoksin) nabzı yavaşlatır. Atropin nabız hızını arttırır. Yatarken, nabız hızı yavaştır. Ayakta dururken, nabız hızlanır. Otururken, nabız hızlanır Bradikardi, taşıkardi veya aritmi tedavisi için öncelikle nedenlerin çok iyi bilinmesi gerekir. Bunun için öncelikle; Nabzın Hızı (Sayısı) Nabzın Ritmi Nabzın Hacmi (Volümü) hesaplanır. Hastanın öyküsü, kullandığı ilaçlar başka bir hastalığı olup olmadığı, daha önce böyle bir durum yaşayıp yaşamadığı araştırılır. Bazı durumlarda ritmi bozulmuş nabızları düzelten ilaçlar vardır bunlara anti aritmik ilaçlar adı verilir. Ancak bu ilaçlar bir hekim kontrolünde verilmelidir. Solunum Solunum Hızı: Kişinin bir dakikada alıp-verdiği soluk sayısıdır Normal bir yetişkinde, bir dakikadaki solunum sayısı dakikada arasındadır; 25 ten fazla, 12 az ise sorun olabilir. Artışa, TAŞİPNE, azalmaya ise BRADİPNE denilir. Solunumun tamamen durması APNE olarak bilinir. Hızlı, yüzeysel ve güçlükle yapılan solunum DİSPNE olarak adlandırılır. Yaş, nabız hızı, egzersiz, vücut ısısı, ağrı, anksiyete, sigara, vücudun pozisyonu, ilaçlar, beyin travması Kansızlık ve akciğer hastalıkları solunum sayısını değiştirir. 38
43 Vücut ısısı yükseldiğinde solunum hızlanır (sayısı/hızı artar). Her 0,6 C ısı artışına, karşılık dakikadaki solunum sayısı 4 artar Solunum hızı Yeni doğanda atım/dk 1-6 yaş: Yetişkin: Solunum bozukluğu aynı zamanda vücut için gerekli oksijenin yetmezliği, zararlı karbondioksitin ise fazlalığı anlamını taşır. Nedeni ne olursa olsun solunum yetmezlikteki bir hasta ile karşılaşıldığında ilk yapılması gereken tedavi hastaya oksijen vermektir. Ancak bu tedavi mutlaka bir sağlık kurumunda ve hekimler tarafından yapılmalıdır. Bu esnada solunum sıkıntısını yaratan durum saptanarak nedene yönelik tedavi yapılmalıdır. Ateş Normal vücut ısısı, cinsiyete, kişinin hareket etme durumuna, yeme-içme tüketimine, günün saatine, kadınlarda menstruasyon evresine göre ± 6 C farklılık gösterebilir. Kişi çıplakken kuru havada 12,5 C kadar düşük ve 55 C kadar yüksek ısıya maruz kalsa bile vücudun iç ısısı sabit kalır. Amerikan Sağlık Birliği, normal ısı sınırlarını 36,5-37,2 C olarak kabul etmiştir. Vücut ısısını düzenleme merkezi beyindeki Hipotalamus tur; ısı, deri ve ter bezleri ile kontrol altında tutulur. Ateş, vücut sıcaklığının normal sınırların üstüne çıkmasıdır. Ateş başlarken hastada, üşüme, titreme, piloereksiyon, vazokonstriksiyon, soğukluk, solukluk, nabız hızında ve solunum hız ve derinliğinde artma görülür. Ateşli Durumda, deri ısınır, deride kızarıklık, vazodilatasyon, susama huzursuzluk, iştahsızlık halsizlik ve kas ağrısı görülür. Vücut ısısı 41 C ye yükseldiği duruma HİPERPREKSİ denir. Soğukta kalma gibi çevre ısısının çok daha düşük seyrettiği durumlarda ortaya çıkan ısı düşüklüğüne ise hipotermi denir. Hipotermi en sık donucu soğukta kalma durumlarında görülürken, aksine güneş çarpmaları hiperpreksi ile gidebilir. Vücut ısısı 42 C ye ulaştığında beyinde sinir hücreleri ölür. 44 C de solunum merkezi hasar görür, doku proteinleri yıkılır, enzimler inaktive olur ve ölüm oluşur. Nedeni ne olursa olsun hiperpreksi ile karşılaşıldığında ilk uygulamalar şöyle olmalı; Vital yani yaşamsal bulgular sık aralıklarla kontrol edilmeli yakından kontrol edilmelidir. Ateş nedeni olabilecek yerlerden (kan, idrar gibi ) kültür örneği alınmalıdır. Çevre ısısı düzenlemelidir. Titreme evresi haricinde soğuk uygulama yapılmalıdır. Hastanın yeterli sıvı alımını ve beslenmesini sağlamalıdır. Oksijen tedavisi uygulanabilir. Aktivite kısıtlanmalıdır. Ağız bakımı yapılmalıdır. Ateşi bir an önce düşürmek için ilaç tedavisi uygulanmalıdır (antipretik, antibiyotik ). 39
44 Özet İnsanlık var olduğundan beri sağlık ve hastalık konularına büyük ilgi göstermiş, sağlıklarını korumak, hastalıklara çare bulabilmek için çeşitli çözümler aramışlardır. Beden ve ruhun tam ve eksiksiz görev yapmasına sağlık adı verilirken, beden veya zihinde meydana gelen ve organlarda görev bozukluğuna yol açan durumlara ise hastalık adı verilir. Hastalıkları tedavi etmek için nedenlerini çok iyi bilmek gerekir. Nedenlerine göre hastalıkları farklı şekillerde sınıflayabiliriz. Bunlardan en kolayı, bulaşıcılığa bağlı (enfeksiyon), yaşlanma ve harabiyete bağlı (dejenerasyon), travmaya bağlı (travmatik), ruhsal değişikliklere bağlı (psikolojik), tümöre bağlı (tümoral), bağışıklık sistemindeki bozulmaya bağlı (enflamatuvar), metabolizmadaki değişikliklerine bağlı (metabolik) ve nesilden nesile geçişe bağlı (kalıtsal veya genetik) şekilde sınıflamaktır. Hastalıkların tanınması, hangi hastalıkta hangi belirtinin görüldüğünün bilinmesinden geçmektedir. En sık görülen hastalık belirtileri, Ağrı, ateş, halsizlik, kilo değişiklikleri, idrar değişiklikleri, solunum değişiklikleri, nabız değişiklikleri, baş dönmesi, uyku değişiklikleri, bilinç değişiklikleri, yürüyüş değişiklikleri şeklinde sıralanabilir. Organizmadaki her sistem kendi hastalığına özgün bulgular verirken, bazı bulgular tüm sistemlerde ortaktır. Örneğin, ateş en ortak bulgulardan biri iken, öksürük solunum sistemi hastalıklarında en sık rastlanır. Tansiyon, nabız, solunum, şeker ve ateş takibi hastanın yaşamsal bulgularının takibidir. Neden ne olursa olsun bu bulgular her hastada takip edilmesi gerekir. Takip hemen her zaman bu değerlerin kendilerine özgün ölçüm yöntemleri ile mümkündür. Yine normal olmayan değerleri ayırmak için normal değerleri sayısal olarak bilmek gerekir. Tansiyon, tansiyon aleti ile nabız ve solunum elle, ateş termometre ile şeker ölçme cihazı ile ölçülür. Tansiyon yüksekliğine hipertansiyon, düşüklüğüne hipotansiyon, nabız yüksekliğine taşıkardi, düşüklüğüne bradikardi, ateş yüksekliğine hiperreksi, düşüklüğüne hipotermi, şeker yüksekliğine hiperglisemi, düşüklüğüne hipoglisemi, solunum artısına takipne, solunum yavaşlamasına bradipne adı verilir. Tansiyon için normal değerler sistolik (büyük) tansiyon için 120 mmhg, diastolik (küçük) tansiyon için 80 mmhg altında olmasıdır. Bu düzey, yaş, cinsiyet, stres gibi durumlardan etkilenir. Hiper veya hipotansiyon nedenleri bulunduktan sonra bir hekim tarafından düzenli tedavi edilmelidir. Nabız için normal değerler, erişkinlerde 60 ile 100 arasıdır. Nabız değerlendirirken sadece sayısı değil, ritmi ve dolgunluğu da önemlidir. Ritmik olmayan nabızlara aritmi adı verilir. Nabız aynı zamanda tansiyon ile de yakından ilgilidir. Yüksek tansiyon durumlarında nabız düşerken, tansiyon düştükçe nabız hızlanır, böylece hayati önem taşıyan organlara kan sağlanmaya çalışılır. Şeker düzeyi, organizmanın enerji ihtiyacı için çok önemlidir. Normal şeker düzeyi kanda mg/dl olarak bilinir. Şeker hastalığının takibi için açlık ve tokluk şekerleri mutlaka kan şekeri ölçen cihazla gözden geçirilmelidir. Kan şekerindeki değişiklikler insülin hormonunun sağlıklı çalışıp çalışmadığını, verilen tedavinin etkin olup olmadığını takipte kullanılır. Ateş aslında bir savunma mekanizması olup, özellikle bulaşıcı hastalıkların ilk belirtilerinden biridir. Normal vücut sıcaklığı 36,5-37 santigrat derece olup, koltuk altı, ağız, kulak ve rektumdan ölçülen dereceler küçük farklılıklar gösterebilir. Ateşli hastalık ile karşılaşılan durumlarda öncelikle bu duruma yol açan nedeni saptamak, ateş düşüren ilaçlar ile müdahale etmek gerekir. Solunum sistemi ve soluk alıp verme yaşamsal sistemlerimizden biridir. Solunumun durması geri dönüşümsüz hasarlanmalara neden olabilir. Solunum sistemi hastalıklarında solunum sıkıntısı çeken kişilere oksijen tedavisi vermek hayat kurtarır. Normal solunum değeri yetişkinlerde 26/dakika civarındadır. Dakika da 10 altına inerse tolere etmek zorlaşır. Sonuç olarak, tansiyon, nabız, ateş, solunum ve kan şekeri değişiklikleri önemli hastalıkların belirtisi olabilir. Bunların normal değerlerini bilmek, takip etmek, değişikliklerine müdahale etmek sağlıklı yaşamanın en önemli kurallarından biridir. 40
45 Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdakilerden hangisi solunum sistemi hastalıklarında en sıklıkla görülen belirtilerden biri değildir? a. Ateş b. Nefes darlığı. c. Öksürük d. Solunum sıkıntısı e. Gaz 2. Aşağıdakilerden hangisi enfeksiyon hastalıklarında en sıklıkla görülen belirtilerden biri değildir? a. Halsizlik b. Yorgunluk c. Ateş d. Ağrı e. Kilo alma 3. Aşağıdakilerden sinir sistemi hastalıklarında en sıklıkla görülen belirtilerden biri değildir? a. Kusma b. Baş dönmesi c. Kanlı idrar d. Baş ağrısı e. Yutma bozukluğu 4. Aşağıdakilerden kalp damar hastalıklarında en sıklıkla görülen belirtilerden biri değildir? a. Göğüs ağrısı b. Solunum zorluğu c. Bacaklarda ödem d. İshal e. Halsizlik 5. Aşağıdakilerden genito-üriner sistem hastalıklarında en sıklıkla görülen belirtilerden biri değildir? a. İdrar yapamama b. İdrar kaçırma c. Kısırlık d. Solunum sıkıntısı e. Ağrı Aşağıdaki ifadelerden hangisi tansiyon yüksekliğini (hipertansiyonu) tanımlayan ifadedir? a. Büyük tansiyonun 150 mmhg, küçük tansiyonun 60 mmhg üstünde seyretmesi b. Büyük tansiyonun 150 mmhg, küçük tansiyonun 60 mmhg altında seyretmesi c. Büyük tansiyonun 120 mmhg, küçük tansiyonun 60 mmhg altında seyretmesi d. Büyük tansiyonun 150 mmhg üstünde, küçük tansiyonun 60 mmhg altında seyretmesi e. Büyük tansiyonun 120 mmhg, küçük tansiyonun 60 mmhg üstünde seyretmesi 7. Nabız sayısının 40 /dk. altında alınmasına ne isim verilir? a. Taşikardi b. Bradipne c. Takipne d. Bradikardi e. Aritmi 8. Aşağıdakilerden hangisi Hiperpreksiyi tanımlar? a. Solunum sayısının 26/dk. üzerinde olması b. Nabız sayısının 120/dk. üzerinde olması c. Ateş düzeyinin 41 santigrat derece üzerinde ölçülmesi d. Tansiyon düzeyinin 150/60 mmhg üstünde olması e. Kan şekeri düzeyinin 120 mg/dl üzerinde olması 9. Aşağıdakilerden hangisi hipergisemiyi tanımlar? a. Solunum sayısının 26/dk. üzerinde olması b. Nabız sayısının 120/dk. üzerinde olması c. Ateş düzeyinin 41 santigrat derece üzerinde ölçülmesi d. Tansiyon düzeyinin 150/60 mmhg üstünde olması e. Kan şekeri düzeyinin 120 mg/dl üzerinde olması 10. Aşağıdakilerden hangisi taşikardiyi tanımlar a. Solunum sayısının 26/dk. üzerinde olması b. Nabız sayısının 120/dk. üzerinde olması c. Ateş düzeyinin 41 santigrat derece üzerinde ölçülmesi d. Tansiyon düzeyinin 150/60 mmhg üstünde olması e. Kan şekeri düzeyinin 120 mg/dl üzerinde olması
46 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. e Yanıtınız yanlış ise Hastalık Belirtileri Nelerdir başlıklı konuyu yeniden iden gözden geçiriniz. 2. e Yanıtınız yanlış ise Hastalık Belirtileri Nelerdir başlıklı konuyu yeniden iden gözden geçiriniz. 3. c Yanıtınız yanlış ise Hastalık Belirtileri Nelerdir başlıklı konuyu yeniden iden gözden geçiriniz. 4. d Yanıtınız yanlış ise Hastalık Belirtileri Nelerdir başlıklı konuyu yeniden iden gözden geçiriniz. 5. d Yanıtınız yanlış ise Hastalık Belirtileri Nelerdir başlıklı konuyu yeniden iden gözden geçiriniz. 6. a Yanıtınız yanlış ise Tansiyon, Nabız, Solunum Sayısı ve Ateşin Normal Değerleri ve Yüksek Çıktığında Alınacak İlk Önlemler başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. d Yanıtınız yanlış ise Tansiyon, Nabız, Solunum Sayısı ve Ateşin Normal Değerleri ve Yüksek Çıktığında Alınacak İlk Önlemler başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. c Yanıtınız yanlış ise Tansiyon, Nabız, Solunum Sayısı ve Ateşin Normal Değerleri ve Yüksek Çıktığında Alınacak İlk Önlemler başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. e Yanıtınız yanlış ise Tansiyon, Nabız, Solunum Sayısı ve Ateşin Normal Değerleri ve Yüksek Çıktığında Alınacak İlk Önlemler başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. b Yanıtınız yanlış ise Tansiyon, Nabız, Solunum Sayısı ve Ateşin Normal Değerleri ve Yüksek Çıktığında Alınacak İlk Önlemler başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. Sıra Sizde 1 Komalı hastanın değerlendirilmesinde ağır kafa travması geçiren hastalarda bilinç durumunu hızlı ve basit şekilde değerlendirmek üzere geliştirilen Glasgow Koma Skalası ndan da yararlanılabilir Glasgow Koma Skalası göz açma, motor cevap ve verbal (sözel) yanıt üzerinde hesaplanır. Göz açma Kendiliğinden açık (4) Sesli uyaranla var (3) Ağrılı uyaranla var (2) Göz açma yok (1) Verbal cevap Oryantasyon normal (5) Konfüzyon, deoryantasyon (4) Uygunsuz kelimelerle (3) Anlaşılmaz sesler (2) Yanıt yok (1) Motor cevap Emirlere uyuyor (6) Ağrıyı lokalize ediyor (5) Ağrıdan uzaklaşıyor (fleksiyon) (4) Ağrı ile anormal fleksor postür (3) Ağrı ile anormal ekstansor postür (2) Motor cevap yok (1) Toplam puan 15 8 altı koma Sıra Sizde 2 1. Ölçümden önceki son 30 dakika içerisinde sigara, çay veya kahve içmemiş, kafein almamış ve yemek yememiş olunmalı 2. Ölçümden önce en az 5 dakika dinlenmiş olunmalı 3. Ölçüm yapılan oda sessiz ve ılık olmalı 4. Ölçüm, mümkünse sağ koldan yapılmalı ve ölçüm yapılacak kol giysisiz (çıplak) olmalı 5. Ölçüm sırasında ölçüm yapılacak kişi arkasına yaslanmalı, bacak bacak üstüne atmadan ve konuşmadan durmalı 42
47 6. Ölçüm sırasında ölçüm yapılacak kişinin kolu kalp hizasına yükseltilmeli ve alttan desteklenmeli 7. Tansiyon aleti (sfigmomanometre) manşonunun boyu hastaya/kişiye uygun olmalı, şişen kese bölümü kol çevresinin en az % 80 ini sarmalı, manşonun genişliği ise kol uzunluğunun 2/3 ü kadar olmalı 8. Manşon, alt kenarı dirsek çukurunun 2,5 3 cm üzerinde olacak şekilde kola sarılmalı, ne sıkı ne de gevşek olmalı 9. Stetoskop ucu manşonun altına sokulmamalı, dirsek çukurunda brakiyal arter üzerinde serbest durmalı ve cilde hafifçe bastırılmalı 10. Manşon, radial nabzın kaybolduğu düzeyin mm Hg üstüne kadar şişirilmeli 11. Manşon uzun süre şişirilmiş bırakılmamalı 12. Sfigmomanometrenin kontrol valfi açılarak saniyede 2 4 mm Hg hızla indirilmeli 13. Manşon basıncı azaltılırken, sesin ilk duyulduğu anda okunan değer sistolik, sesin artık işitilmez olduğu anda okunan değer ise diastolik basınç değeri olarak kaydedilmeli 14. Ölçümler, arada ikişer dakika bırakılarak en az iki defa yapılmalı ve sonuçların ortalaması kan basıncı değeri olarak alınmalı cme.htm Sıra Sizde 3 Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği nce 2003 yılında yapılan Türk Hipertansiyon Prevalans Çalışması hastalığın sıklık ve yol açtığı sağlık sorunlarıyla ilgili önemli sonuçlar ortaya koymuştur. Hipertansiyon kadınlarda daha fazla görülmektedir. Erkeklerde % 27,5 sıklıkta bulunurken kadınlarda bu oran % 36,1 dir. Hipertansiyon hastası olup kan basıncı yeterli kontrol edilenlerin oranı sadece % 21 dir. Bu da, 5 hipertansiften 4'ünde kan basıncı kontrolünün yeterli yapılmadığını göstermektedir. Bu veriler hipertansiyonun tanı ve tedavisinin toplumumuzda önem verilmesi gereken önemli sağlık problemlerinden biri olduğunu göstermektedir. Yararlanılan Kaynaklar Alev Aktürk Demir (2011). A'dan Z'ye Hastalıklar Tanım - Belirtiler - Tedavi, Ozan yayıncılık İç Hastalıkları Semiyoloji (2007) Alfa yayınları, Mustafa Çetiner (2007). Sağlığınıza Gürer yayıncılık Dolu, N. Solunum Sistemi. (2010). Temel Fizyoloji (Süer C. Ed.) Medical Kitabevi, Kayseri ss Kollektif (2008), Ailenizin Tıp ansiklopedisi, Arkadaş yayınları k_tansiyon.asp Türkiye genelinde hipertansiyon görülme sıklığı % 31,8 dir. Ülkemizde her üç kişiden biri hipertansiyon hastasıdır, yani başka bir deyişle Türkiye de yaklaşık 15 milyon hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Hipertansiyon saptananların % 38 inin daha önce hipertansiyon tanısı aldığı, % 62 sinin ise ilk kez bu çalışma sırasında hipertansif olduğunu öğrendiği belirlenmiştir. Buna göre ülke genelinde hipertansiyonu olan her 3 kişiden 2 si hipertansif olduğunun farkında değildir. 43
48 3 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Kişisel temizlik ve önemini açıklayabilecek, Ağız temizliği yöntemlerini sıralayabilecek, Diş fırçalamayı, tekniğine uygun olarak yapabilecek, Uyku hijyeninde yapılması ve yapılmaması gerekenleri sayabilecek, Fizik aktivitenin sağlık üzerine etkilerini aktarabilecek, Uygun giyimin nasıl olması gerektiğini tanımlayabilecek, Gıda-sağlık ilişkisini ve önemini açıklayabilecek, Yeterli ve dengeli beslenmeyi tanımlayabilecek, Besin gruplarını ve alınması gereken porsiyon miktarlarını sıralayabilecek, Yaşlılardaki beslenme ilkelerini sayabilecek, Beslenme problemi olan yaşlılara uygun yaklaşımı açıklayabilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Hijyen Temizlik Diş Fırçası Güvenli Gıda Yeterli Beslenme Dengeli Beslenme Yaşlılıkta Beslenme Stres İçindekiler Giriş Kişisel Hijyen Yeterli ve Dengeli Beslenme Beslenme Problemi Olan Yaşlılara Yaklaşım 44
49 Kişisel Hijyen ve Beslenmede Dikkat Edilecek Noktalar GİRİŞ Sağlık, yalnızca hastalık ya da sakatlığın olmayışı değil bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik hâlidir. Günümüzde sağlığa zarar verecek ortamlardan korunmak için yapılacak uygulamalar ve alınan temizlik önlemlerinin tümü hijyen olarak tanımlanır. Hijyenin sözcük anlamı sağlık bilimi demektir. Kişisel hijyen; saç, yüz, el, tırnak, göz, kulak, ayak, dış genital organlar, koltuk altı, ağız ve diş temizliği, banyo alışkanlığı, uyku, dinlenme, stres yönetimi, uygun fizik aktıvite, sağlıklı giyinme ve gida hijyenini kapsamaktadır. Temizlik, kişisel ve sosyal sağlık için temel bir dayanak olmasının yanında, toplum içinde yaşamanın vazgeçilmez bir parçasıdır. Sağlıklı bir yaşam için vücudun deri, saç, ayak, diş gibi kısımlarının bakım ve temizliği ile ayakkabı, giysi gibi eşyaların uygunluğuna ve temizliğine önem verilmesi gerekmektedir. Kişi tüm dış ortam kirleticilerinin sürekli etkisi altındadır. İnsan derisi bir dereceye kadar dışarıdan gelen kirleticilere karşı koruyuıcu bir engel oluşturmaktadır. Ancak derideki çatlak ve yaralar bir takım hastalık etkenlerinin kolayca vücuda girmesine neden olabilir. Bu nedenle temizlik vücudun hastalıklardan korunması açısından en önemli uygulamalardan biridir. Uyku, bedensel ve ruhsal yorgunlukları giderici, dinlendirici ve yeniden enerjik olmayı sağlayıcı bir ihtiyaçtır. Sistemli ve düzenli dinlenme sağlanırsa, sağlık korunur, çalışma huzurlu ve verimli olur. Strese cevap verme şekli de birçok faktöre bağlı olup kişiden kişiye değişebilmektedir. Düzenli fiziksel aktivite, çocukların ve gençlerin sağlıklı büyümesi ve gelişmesinde, istenmeyen kötü alışkanlıklardan kurtulmada da sosyalleşmede, yetişkinlerin çeşitli kronik hastalıklardan korunmasında veya bu hastalıkların tedavisinde veya tedavinin desteklenmesinde, yaşlıların aktif bir yaşlılık dönemi geçirmelerinin sağlanmasında bir başka deyişle tüm hayat boyunca yaşam kalitesinin artırılmasında önemli farklar yaratabilmektedir. Fiziksel aktivite, her yaşta sağlığa yararlıdır. Yeterli ve dengeli beslenme sağlığın temelidir. Kullandığımız besinler, bileşimlerine göre vücutta farklı görevleri yerine getirirler. Vücudun görevlerini normal olarak sürdürebilmesi için değişik besin gruplarından, bireylerin yaşına, cinsine, gebelik, emziklilik, yaşlılık gibi özel durumlarına göre günlük olarak belirli miktarlarda alınması gerekir. Her gruptaki besinlerden aile bütçesine göre uygun seçim yapılarak yeterli ve dengeli beslenme sağlanmalıdır. Beslenmeye gereken önemin verilmemesi, yanlış beslenme alışkanlıkları ve beslenme bilgisindeki eksiklikler ileri yaşlarda birçok sağlık sorununun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Yaşlılıkta sağlık sorunlarının önlenmesinde çocukluktan başlayarak etkin ve sürekli bir eğitim ile bireyleri sağlıklı bir yaşlanmaya götürecek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırmak son derece önemlidir. Beslenme durumunun değerlendirilmesinde en pratik olanı boy ve ağırlık ölçümlerinin elde edilmesi ile boya göre ağırlığın saptanmasıdır. Bunun için beden kitle indeksi (BKİ) kullanılır. BKİ nin yaşam boyu arasında tutulması yeterli ve dengeli beslenmenin göstergesidir. Aşırı zayıflık ve şişmanlık ölüm riskini arttırır. Yaş ilerledikçe doğal olarak BKİ de belirli bir artış olur. Temizliğin önemi nedir? 45
50 KİŞİSEL HİJYEN Sağlığın korunması, geliştirilmesi, sürdürülmesi ve sağlık için yararlı davranış ve uygulamalara kişisel hijyen kuralları denir. Bu kuralların alışkanlık haline dönüşmesi, hem bebeklik çağından itibaren aileden, hem de toplu yaşamın olduğu okullardan elde edilen bir birikimdir. Bireyin ait olduğu sosyal grup, hijyen uygulamalarını etkileyici özelliğe sahiptir. Birey hijyen uygulamalarını çocukluk döneminde ebeveynlerinden öğrenir ve kazandığı bu alışkanlıkları genellikle yaşamı boyunca sürdürür. Temizlik ve Banyo Temizlik, sağlığı korumanın birinci koşulu ve kuralıdır. Sağlığa zarar verecek ortamlardan korunmak için yapılacak uygulamalar ve alınan önlemlerin tümü olarak tanımlanır. Günümüzde insanların uygarlık düzeyini gösteren ana ölçüdür. Uygar insan aynı zamanda, vücut ve giyecek temizliğine önem verir. Temiz insan, toplum içinde sevilir, sayılır, hastalıklara karşı direnci yüksektir. Herhangi bir bulaşıcı hastalığı başkalarına bulaştırmaz, yani enfeksiyon (bulaşma) ve kontaminasyona (kirlenme) engel olur. Temizlik kişisel bir konudur. Rutini kişiden kişiye değişir. Her insan kendi temizliğinden sorumludur. Çocuklar küçük yaştan başlayarak su ve sabu kullanmaya alıştırılmalıdır. Uygun koşullarda yapıldığında inanılanın aksine çocukların büyük çoğunluğu banyodan hoşlanır. Çocuk yaşlarda anne, baba veya öğretmenler tarafından çoğu zaman bizzat yapılarak öğretilen temizlik uygulamalarının, çocukluktan sonra bireyin kendisi tarafından yapılması gerekmektedir. Örneğin tuvaletten önce ve sonra, yiyeceklere dokunmadan önce ve sonra ellerin yıkanması alışkanlık hâline getirilmelidir. Her gün yıkanma alışkanlığı ise bir başka temizlik uygulamasıdır. Temizlik sadece kirlilik belirtilerinin ortaya çıktığı durumlarda yapılması gereken bir uygulama olarak ele alınmamalıdır. Bazı temizlik uygulamaları sürekli ve düzenli olarak yapılmak zorundadır. Sabahları kalkıldığında yüzlerin yıkanması, dişlerin fırçalanması, düzenli banyo yapılması, iç çamaşırı değiştirilmesi gibi uygulamalar buna örnek verilebilir. Kişi tüm dış ortam kirleticilerinin sürekli etkisi altındadır. Eliyle dış ortamdaki birçok kirletici etmene dokunur. Ayakkabılarıyla gezerken kirletici bir takım öğelere basar. Tozlar vücuduna ve saçlarına konar. Kirli ellerini ağzına götürdüğünde kirletici etmenlerin vücuduna girmesine neden olabilir. Deri terleme yoluyla bir takım zararlı etkenleri vücut dışına atarken, vücut ısısının düzenlenmesine de yardımcı olmaktadır. Derinin sağlığıyla temizliğin yakından ilişkisi bulunmaktadır. İnsan derisi bir dereceye kadar dışarıdan gelen kirleticilere karşı koruyucu bir engel oluşturmaktadır. Ancak derideki çatlaklar, yaralar bir takım hastalık etkenlerinin kolayca vücuda girmesine neden olabilir. Gündelik temizlik uygulamaları; genel vücut, cilt, saç, yüz, göz, kulak, ağız, diş, el ve ayak, cinsel bölge temizliği olarak sınıflandırılabilir. Ayrıca adet dönemi temizlik ve bakımı, tuvalet sonrası beden temizliği, cinsel ilişki sonrası temizlik de kişisel hijyen açısından özellikle önemli konulardır. Genel Vücut Temizliği Vücut temizliği ile ishalli hastalıklar, cildin mikrobik, paraziter, alerjik hastalıkları gibi pek çok hastalığın önüne geçilebilir. Aralıklı temizlik, günlük temizlik dışında vücudun belirli aralıklarla yıkanmasını, saç ve tırmak bakımını kapsar. Vücudun yıkanması deri sağlığının korunması için çok önemlidir. Uygun vücut temizliği, birçok deri sorununu ve hastalığını önleyici ve ortadan kaldırıcı bir önlemdir. Deri, vücudumuzu kaplayan epitel örtü dokusudur ve diğer sistemlerle bütünlük içinde görev yaptığından deri, genel vücut sağlığının vazgeçilmez bir parçasıdır. Deri, salgıladığı ter ve yağ ile kaplanır. Bu maddelere çevreden gelen toz, kimyasal maddeler, ölü epitelyum hücreleri ve mikroorganizmalar da karışarak kir denilen oluşum meydana gelir. Kir deriyi kaplayarak derinin gözeneklerini, ter bezi ve yağ bezi kanallarını tıkar. Kir, uzun süre deride kalırsa, kokuşma meydana gelerek etrafa pis bir koku yayılır. Banyo ile vücut kokusu da önlenir. Vücut kokusu, vücut yüzeyinde bulunan mikropların (bakterilerin) teri parçalamasına bağlı olarak meydana gelmektedir. Koku meydana getiren vücut bölgeleri öncelikle ayaklar, kıl köklerinin yoğun olduğu kasık ve koltuk altlarıdır. Her gün banyo yapılamadığı durumlarda koltuk altı önce sabunlu bir bezle, sonra su ile iyice silinmeli ve temizlenmelidir. Deri üzerine daha sonra bir deodorant veya ter önleyici uygulanabilir. Deodorantlar kokuyu sadece maskelerler. Bu nedenle temizlik aracı olarak değil, geçici bir uygulama olarak değerlendirilmelidirler. Kir giyeceklerin de kirlenmesine neden olur. Kirli ve kir kokan giyecekler kişinin fizik görünüşünü bozar. Kirli giyecekler, 46
51 çabuk eskir ve temizleme giderlerini arttırır. Giysilere sinen ter kokusu, beden temizliği yapılsa bile aynı giysinin temizlenmeden tekrar kullanılması halinde kalıcı olur. Vücudun terleme oranının artması kokunun da artması anlamına gelecektir. Ancak, insan bir süre sonra kendi kokusuna duyarsızlaşır. Yoğun bedensel çalışma, vücuttan çıkan ter miktarının artmasına neden olmaktadır. Bedensel etkinliği fazla olmadığı hâlde, bazı bireylerin ter bezi salgısı fazla olabilir. Bu durum anksiyete, ergenlik ve menopoz dönemlerinde özellikle ortaya çıkabilir. Kirli deri ve giyeceklerde patojen mikroorganizmalar (hastalık yapan mikroplar) daha kolay çoğalır. Kirli insan hem kendisi hem de çevresi için enfeksiyon kaynağıdır. Derinin kirden temizlenmesi için sıcak sabunlu su ile yeteri kadar yıkanması gerekir. Banyo ve suyun ısısı, C de yani vücut ısısı (37 0 C) sınırları içinde olmalıdır. Organik yağları, kiri parçalayan ve kendine bağlayan sabun, mutlaka sıcak su ile kullanılmalıdır. Yıkanma sırasında lif kullanmak, deriden kirin atılması ve derinin ovulması bakımından da yararlıdır. Yeterli yıkanma için deri, köpürtülmüş sabun ile ovulur ve bol sıcak su ile durulanır. Bu işlem 2-3 defa tekrarlanır. Banyo haftada en az iki kez yapılmalıdır. Banyo aralığının uzun olması halinde sabunlu su ile koltuk altları, kasık bölgesi ve deri katları olan bölgeler silinmelidir. Kadınların adet döneminde banyo yapmanın hiçbir zararı olmadığı gibi özellikle temizlik gerektiren fizyolojik bir olaydır. Her banyodan sonra iç çamaşırları ve giysiler değiştirilmelidir. Spor ve aşırı yorucu işler yaparak fazla terlendiği durumlarda mutlaka banyo yapılmalı ve iç çamaşırları değiştirilmelidir. Kirli ortamda çalışan kişilerde zararlı bir takım maddeler vücuda bulaşabilir. İşte tüm bunların günlük banyo ile hatta gereğinde daha sık banyo ile vücuttan uzaklaştırılması sağlanabilir. Tarım ilacı uygulayan işçiler, matbaa işçileri gibi kirli ve zehirli iş ortamında çalışanlar, kirletici zararlı maddeleri deriden atmak için işten hemen sonra yıkanmalıdır. Çünkü bu zararlı maddeler deriden emilip vücutta bazı organlara zarar verebilir. Banyo yapmanın yanında mutlaka kıyafetler de değiştirilmelidir, banyo yaptıktan sonra aynı kıyafetler giyilirse zehir deriden vücuda geçmeye devam eder ve kişiyi hastalandırır. Banyonun faydaları: Kan dolaşımını canlandırır. Ruhen ve bedenen dinlendirir. Uykusuzluk probleminin giderilmesinde yardımcı olur. Sinir uçlarını uyarır ve sinir sistemini dinlendirir. Deri solunumunu ve boşaltımını kolaylaştırır. Derinin esnekliğini korur. İnsanın fiziki görünüşünü iyileştirir. Giyeceklerin daha az kirlenmesini sağlar. Yıkandıktan sonra temiz iç çamaşırı giyilmesi özellikle önem taşımaktadır. Temizlik Araç Gereçleri Kişisel temizlik bakım araçları; saç tarağı ve fırçası, tıraş bıçağı, diş fırçası, tırnak makası ve törpüsü, banyo kesesi/lifi ve havlu; kişisel temizlik malzemeleri ise; su, sabun, şampuan, tıraş sabunu, tıraş kremi ve köpüğü, diş macunu, diş ipi, tuvalet kâğıdı, ped ve deodorant olarak sayılabilir. Kişisel hijyen araçlarının temiz olması sık sık değiştirilmesi veya temizlenmesi gerekir. Uzun süre kullanılan kişisel hijyen araçlarında bazı mikroorganizmalar üreyebilir. Temizlik malzemelerinin ise bittikçe temini gereklidir. Kişisel temizlik bakım ve tüketim malzemeleri nelerdir? Kişisel hijyende kullanılan araç gereçler kişiye özel olmalıdır. Başkaları tarafından kullanılması halinde bulaşıcı hastalıklar insandan insana bulaşır. Berber, kuaför gibi yerlerde, bir defa kullanılıp atılan eşyalar kullanılmalı, birçok kişinin kullandığı eşyalar antiseptiklerle (mikrop öldürücü solüsyonlar) her kullanımdan sonra temizlenmelidir. Genel yerlerde hijyen kurallarına uyulmaması halinde birçok enfeksiyon hastalıkları, mantar hastalıkları, hepatit, AIDS gibi bulaşıcı hastalıklar sağlam kişilere bulaşır. Temizlik malzemelerinin başında su ve sabun gelir. Su tüketimi uygarlık ölçütüdür. Sabun, kiri eriten ve moleküllerine bağlayan bir özelliğe sahiptir. Kirin erimesi ve sabun moleküllerine bağlanması için sabunun yeterli sürede kullanılması gerekir. Sabun aynı zamanda antiseptiktir. Bu yolla kirdeki mikroorganizmaların zararsız hale gelmeleri ve deriden atılmaları sağlanır. Kirin eritilmesi ve atılmasında banyo suyunun ısısı da önemlidir. Sıcak banyolar bu işlemde daha etkilidir. Kişisel temizlik bakım araçları neden özel olmalıdır? 47
52 Temiz Çamaşır ve Takımlar Vücut temizliği kadar, kullanılan çamaşır ve diğer takımlar da önemlidir. Çünkü vücut temizliğinin devamı için temiz çamaşır giyilir. Çamaşırlar, yatak yorgan takımları ve diğer özel eşyalar, sıcak su ve deterjanlı maddelerle belirli aralıklarla yıkanır. Bol temiz su ile durulanır. Kuruduktan sonra ütülenir. Çamaşırların ütülenmesi ısı ile dezenfeksiyon (mikropları yok etme) sayılır, yıkanmayacak özellikte olanlar kuru temizleme sistemi ile temizlenir. Temiz çamaşırlar, ütülenmiş, giyilmeye hazır olarak saklanır. Gömlekler ve iç çamaşırlar mümkünse hergün değiştirilmelidir. Yatak yorgan takımları, vücudumuz ile doğrudan temas halindeki eşyalardır. Bunların da sık sık değiştirilmesi, iyice yıkanması ve ütülenmesi gereklidir. El Temizliği Günlük yaşamda en fazla kirlenen organların başında eller gelmektedir. Kirli yüzeylere sürtünen ve dokunan ellerin yıkanmadıkları sürece birer mikrop barınağı olmaya başladığı bilinmelidir. Eller kontamine (kirlenme) olma ve patojen ajanları başka yerlere taşıma bakımından ayrıca özellik taşır. El, otoenfeksiyonda (kendi kendine bulaştırma) tek sorumlu organdır. Yaralanan bir el, mikroorganizmaların vücuda girmesine yol açar. Kirlenen elin sabunla sık sık yıkanması alışkanlık haline getirilmelidir. Eller, özelikle yemeklerden önce ve sonra, yemek hazırlamadan önce ve sonra, diş, ağız, yüz, göz temizliği yapmadan önce ve sonra, işe başlamadan önce, kirli, tozlu bir işi tamamladıktan sonra, dışarıdan eve geldikten sonra, tuvaletten sonra, bebek emzirmeden önce yıkanmalıdır. Eller yıkanırken sabunu dairesel hareketler yaparak köpürtüp her iki elin parmaklarını birbirine geçirerek ve ileri geri hareket ettirerek avuç içi ve parmak aralarını saniye iyice yıkama, daha sonra akan suyun altında durulama şeklinde olmalıdır. Elle kurulanırken kesinlikle kişisel ya da kâğıt havlu kullanılmalıdır. El tırnakları: Tırnaklar da el temizliğinde önemli bir organdır. Tırnak aralığına giren kirli maddeler, uzun süre kalarak zaman zaman elin genel kirlenmesine veya kirin başka yere taşınmasına neden olur. El tırnakları ile parmak ucu arasında ince bir boşluk vardır. Tırnak büyüdükçe bu boşluk derinleşir. Boşluğa tırnak kiri ve parazit yumurtaları girer, hatta mantar yerleşerek uzun süre kalır. Bunlar basit yıkama ile de gitmez. Pislik, parazit yumurtaları ve mantar, el ile başka organlara, ağza taşınarak sürekli kirlenmeye yani otoenfeksiyona yol açar. El tırnakları, parmak derisi hizasında ve parmak ucuna paralel olarak, altında kirletici maddelerin birikmemesi için kısa ve yarım ay biçiminde kesilmelidir. Tırnaklar yenmemeli ve koparılmamalıdır. Bu şekilde kesilirse, tırnak boşluğunda kir tutunamaz. Kir varsa yumuşak ağaç kalemle temizlenir. Fırça ve sabun ile fırçalanarak yıkanır. Yüz, Göz ve Kulak ve Boyun Temizliği Her sabah yataktan kalkıldığında su ile yüzün yıkanması gerekmektedir. Makyaj yapılıyorsa her akşam yatmadan önce muhakkak göz çevresinde ve yüzde kullanılan makyaj artıkları uygun krem ve solüsyonlar kullanılarak temizlenmelidir. Yüz ve boyun, dış çevre ile temasta olan bölgelerdir. Yüz ve boyun, kulak kepçesiyle birlikte, sabah ve akşam sabunlu su ile yıkanmalıdır. Burun düzenli olarak temizlenmeli, karıştırılmamalıdır. Burun içerisindeki kıllar kopartılmamalıdır. Dış kulak yolu ve kulak kepçesi arkası, çok çabuk kirlenen bir bölgedir. Kulak temizliğinde kulak arkasının temizliği önemlidir. Kulak temizliğinde kulak arkasının temizliği unutulmamalıdır. Kulak içine herhangi bir cisim (kulak çubuğu da dâhil) sokulmamalıdır. Dış kulak yolunun zedelenmesi iltihaplanmalara neden olabilir. Kulağa küpe takarken bunun kulakta alerji yapabileceği bilinmelidir. Kulak memesine küpe için delik açılırken tek kullanımlık aletler kullanılmadığı takdirde bugün için çok yaygın hâle gelmiş kan yolu ile bulaşabilen sarılık (hepatit B, C), AIDS (HIV) gibi mikropların yol açtığı hastalıklara yakalanma tehlikesi vardır. Doğal olarak bu riskler kulak gibi vücudun başka yerlerine de takılan cildi delici takıların ve işlemlerin (dövme, pearsing gibi) tümü için geçerlidir. 48
53 Deri Katları ve Koltuk Altı Temizliği Deri katları en çok terleyen, yağlanan bölgelerdir. Koltuk altı, pubis ve diğer deri katlarının olduğu bölgelerde kir uzun süre kalır. Kir, mikroorganizmaların, mantarların ve bazı parazitlerin kolayca yaşayabilmeleri için iyi bir ortamdır. Bu bölgeler, kıllarla da örtülü olduğundan parazit, kir ve mikroorganizmalar bakımından temizlenmede ayrıca özellik taşır. Kılların sık sık temizlenmesi, sabunlu su ile yeterince ve belli aralıklarla yıkanması temizlik için yeterlidir. Deodorantlar kokuyu maskelerler, temizliği sağlamazlar. Saç Bakımı ve Temizliği İnsanlar arasındaki ilişkide ve kendimizi iyi hissetmemizde önemli etkisi saçlar, hem koruyucu hem de görünümle ilgili bir işleve sahiptir. Bu yüzden, saç dağınık olarak bırakılmamalı, düzgün ve muntazam biçimde tarakla taranmalıdır. Saçlar; baş derisinde bulunan kıl köklerinden uzayarak büyüyen kıllardır. Kıl köklerindeki bezlerden salgılanan maddeler yağlı yapıdadır. Saçlı deri, anatomik yapı olarak normal deriye göre daha az gözenekli ve daha çok yağ bezlerine sahiptir. Bu nedenle saçlı deri çok çabuk yağlanır ve kirlenir. Saçlı deri, aynı zamanda dışarı ile doğrudan temasta olduğundan toz ve partikülerle (uçuşabilen küçük maddeler) kolayca kirlenir. Güneşte daha çok terler. Saçlı deride epidermisin (üst deri) değişimi daha hızlıdır. Vücut parazitlerinden baş bitinin yerleşme ve çoğalması, diğer deri enfeksiyonları ve mantar hastalıklarının oluşması için uygun bir ortamdır. Sağlıklı saçlar için düzenli fırçalanması, yeterli ve dengeli beslenme ve uygun biçimde şampuanlanması gerekmektedir. Başın sabun veya iyi seçilmiş şampuanla yıkanması, bol bol su ile durulanması saç temizliği için yeterlidir. Normal bir saçın haftada bir ya da iki kez şampuanlanması gerekmektedir. Yağlı saçlar daha sık şampuanlanmalıdır. Şampuanlamadan sonra saçlara masaj yapılması yerel dolaşımı arttırır ve deriye yapışık birikintilerin uzaklaştırılmasını sağlar. Sağlıksız koşullarda üretilen şampuanlarda çok zararlı maddeler bulunabilir. Bu nedenle niteliği bilinmeyen şampuanlardan kaçınılmalıdır. Kepek ve azalttığı ileri sürülen şampuanların diğer şampuanlardan pek fazla bir olumlu etkisi bulunmamaktadır. Saç diplerinde kepek varsa, sık sık çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlıdır. Buna rağmen kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Hekim önerisi olmaksızın saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen hiçbir madde kullanılmamalı, hiçbir uygulama yapılmamalıdır. Şampuan seçiminde, niteliği bilinmeyen maddelerden kaçınılmalıdır. Saç bakımında temiz fırça ve tarak kullanılmalıdır. Saç temizliğinde kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalıdır. Kir ve ölü kılların uzaklaştırılması için saçlar düzenli olarak fırçalanmalıdır. Fırçalama sert biçimde yapılmamalıdır. En iyi fırçalar doğal maddelerden yapılmış olanlardır. En iyi tarak tipi testere dişi tipindekilerdir. Saçlı deri temiz, esnek, normal yağlı ve yumuşak kaldığı sürece saç sağlığı da korunmuş olur. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. Kurulama işlemi nazik olmalıdır. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanabilir. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. Ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. Saçlara çok yakın tutulacak olursa saçlı deri ve saçların yanmasına neden olabilmektedir. kullanılmamalıdır. Fırça ve tarak kişisel araçlardır ve başkasının fırçası, tarağı Ayak Temizliği Ayak bakımı ve temizliği en önemli temizlik uygulamalarındandır. Ayaklar her gün çorap ve ayakkabı içerisinde terlediğinden, düzenli olarak yıkanmayacak olursa çevreyi rahatsız edecek kokular, daha sonra da ayak sağlığını bozabilecek sorunlar ortaya çıkar. Ayak temizliğine özen gösterilmemesi durumunda mantar enfeksiyonu, bakteri enfeksiyonları sık olarak ortaya çıkar. Ayaklar düzenli olarak yıkanmalı, her yıkamadan sonra parmak araları havlu ile hatta saç kurutma aracı ile iyice kurutulmalıdır. Ayak havluları ellerin silinmesinde kullanılmamalıdır. Ayak sağlığı ve temizliği için kullanılan çorap ve ayakkabı da önemlidir. Özellikle çorapların pamuklu olması, ayak sağlığı için tercih nedenidir. Çorapların temiz olması ve günlük olarak değiştirilmesi gerekmektedir. Ayakkabı ve çorabın mevsim şartlarına göre seçimi, ayak sağlığını etkiler. 49
54 Ayakkabının yapıldığı malzeme, kullanılan yapıştırıcı maddeler, ayakkabı kalıbının ayak biçimine uygun olup olmaması ayakla ilgili sorunlarla yakından ilişkilidir. Ayakkabı seçiminde hijyenik oluşu, deriden yapılması, rahatlığı çok önemlidir. Dar ayakkabıda ayaktaki kan dolaşımı bozulur, nasır meydana gelir. Hergün değişik ayakkabı giymek, tırnak batmasını ve nasır oluşmasını engeller. Ayağı yormaz. Ayak tırnakları: Ayak tırnakları da el tırnakları gibi uzadıkça tırnak ile parmak ucu arasında kalan boşluk kirlenir. Ayak tırnakları, batmayı önlemek için düz olarak kesilmelidir. Ayak tırnaklarının yarım ay biçiminde kesilmesi tırnak batmalarına neden olabilir. Batan tırnak büyüdükçe yürümeyi engeller ve çok ağrı verir. Cerrahi müdahale gerekebilir. Tedavi edilmezse, iltihaplı yaralar meydana gelir. Ayak tırnağı çok uzarsa, ayakkabıya dayanır ve ayak geri itilir, parmak bükülür. Ayak parmakları üst üste biner veya tırnak batmaları oluşur. Tırnak kesildikten sonra ayak iyice yıkanıp kurulanmalıdır. Ağız ve Diş Sağlığı Ayak tırnakları, özenle düz olarak kesilir. Ağız ve dişler, patojen mikroorganizmalardan, soğuk, sıcak, sert fiziki faktörlerden en çok etkilenen organlardır. Ağız ve diş sağlığı, doğumdan önce başlar. Doğumdan sonra devam eder. Yaşam boyu izlenerek bakım ve tedavisi yapılmalıdır. Diş sağlığı, beslenme, özellikle A, C ve D vitaminlerini ve kalsiyum, fosfor, flor gibi minerallerin yeterli ve dengeli olarak alınması ile sağlanır. Diş plağı, yoğun bir film tabakası olup dişlerin üzerinde ve her bölgesinde bulunabilir. İçinde bakteri, yiyecek artıkları, tükürük içerikleri bulunmaktadır. Diş plağı, dişler üzerinden uzaklaştırılmazsa diş çürüğüne, dişeti hastalıklarına neden olabilir. Bakımsız ve çürük dişler en tehlikeli enfeksiyon kaynağıdır. Diş çürüklerine yerleşen daha sonra vücuda kan yoluyla yayılan patojen (hastalık yapan) mikroorganizmalar, ileri yaşlarda ortaya çıkan kalp ve damar hastalıkları, romatizmal hastalıklar, böbrek hastalıkları ve diğer bazı hastalıkların nedeni olabilirler. Çürük dişler, ağız sağlığını da bozar. Sindirim sistemi hastalıklarına ve ağız kokularına neden olur. İnsanın fizik görüntüsünü kötü yönde etkiler. Diş çürüğünü oluşturan nedenleri sayınız. Yemeklerden sonra ve yatmadan önce dişlerin fırçalanması çok önemlidir. Özellikle bebeklere yatmadan önce yiyecek ve içecek verilmemesi önerilmektedir. İlk diş çıktığı andan itibaren dişlerin temizliğine başlanır. Bebeğin ilk dişlerinin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz ıslak bir tülbent ile dişler silinmek suretiyle temizlenmelidir. 2-3 yaşlarından sonra mercimek büyüklüğünde florürlü macunla dişler fırçalanmalıdır. 7-8 yaşından sonra artık çocuk tek başına diş fırçalama alışkanlığı kazanmış olmalıdır. Aile içinde her bireyin kendine ait bir diş fırçası olmalı ve başkası ile ortak kullanılmamalıdır. Çocuklarda diş fırçalama hangi yaşta başlamalıdır? Dişler, uygun diş macunu ve diş fırçası ile günde en az iki defa her yemekten sonra ve yatmadan önce yeterli sürede fırçalanır. Diş macununu fazla kullanmak, ağız florasının (belli bir vücut bölgesinde doğal olarak bulunan mikroorganizmaların oluşturduğu doğal fizyolojik ortam) bozulmasına ve ağızdaki fagositlerin (mikropları yok eden akyuvarlar) ölmesine yol açabilir. Çok sıcak, çok soğuk, sert yiyecek ve içecekler diş minesinin çatlamasına neden olurlar. Kristal şeker ve benzeri yiyeceklerin çiğnenmesi de dişlerde çatlamaya yol açar. Şekerli yiyeceklerden sonra dişler fırçalanmazsa solunumdaki CO 2, karbonhidrat ile birleşerek diş çürümesine neden olan asitlere dönüşür. Asitler, dişte kaviteler meydana getirir. Ağız ph sı, asit ortama doğru kayar. Ağız florası bozulur, ağızdaki fagositler yetersiz kalır. 50
55 Dişlerin ve diş etlerinin sağlıklı olması için diş fırçası ve diş ipliği, her gün diş plağının uzaklaştırılmasında kullanılmalıdır. Düzenli diş hekimi kontrolü önemlidir. Diş hekimi diş etlerinin renk ve durumuna bakar. Diş eti hastalıklarından korunmak için dişlerin günde iki kez fırçalanması ve günde bir kere diş ipi kullanılması gereklidir. Sigara ve tütün kullanımından kaçınılmalı, sağlık ölçütlerinden olan dengeli beslenme uygulanmalıdır. Yetersiz ağız hijyeni, ailede kötü ağız sağlığı ve alışkanlıkları, karbonhidrat ağırlıklı sık beslenme, yetersiz florür alınımı, ekonomik sorunlar, şeker içeren ilaç kullanımı, ilaç veya radyasyon tedavisi gibi nedenlerle azalmış tükürük miktarı, diş minesindeki doğuştan derin oluk ve çukurlar, geçmiş çürük hikayesi (erken çocukluk çağı çürüğü), yarık dudak-damak gibi doğumsal bozukluklar, gastrik reflü diş çürüğünün nedenleri olarak sayılabilir. Dişlerin sağlıklı olması için ayrıca, sigara ve tütün kullanımından kaçınılmalı, sağlık ölçütlerinden olan dengeli beslenme uygulanmalıdır. Ülkemizde Ülke çapında yapılan bir çalışmada, hala diş fırçası olmayanların varlığı önemli bir bulgudur. Ayrıca fırçası olduğunu belirtenlerin arasında kullanmıyorum diyenlerin sıklığı ya da düzensiz kullananların çokluğu ağız-diş sağlığı hijyen eğitimindeki yetersizliğin bir göstergesidir. Toplumdaki bütün bireyler diş fırçasına sahip olmalı ve uygun şekilde kullanmalıdır. Diş fırçalarının seçiminde fırçanın büyüklüğü, eğimi, kıllarının naylondan yapılması, düz kesilmesi, kıllarının yumuşaklığı önemlidir. Kılların bulunduğu fırça uzunluğu, kullanacak kişilerin yaşına göre 2-3 cm uzunluğunda olmalıdır. Diş fırçaları sık sık değiştirilmelidir. Eski fırçalar kesinlikle kullanılmamalıdır. Diş fırçası, kişiye özel olmalıdır. Diş fırçalama tekniği: Dişlerin iki kere fırçalanması ve bir kez de diş ipliğinin kullanılması, kahvaltı sonrası ve yatmadan önce dişlerin fırçalanması önerilmektedir. Yumuşak ya da orta sertlikte ve ağıza uygun boyutta diş fırçası seçilmelidir. Florürlü diş macunları dişlerin diş çürüğünden korunması için önemlidir. Diş fırçası, diş ile diş etinin birleştiği yere 45 derece açı ile yerleştirilir. Kısa ve yumuşak hareketlerle diş etinden dişe doğru fırçalanır. Dişlerin iç ve dış yüzeyleri ve çiğneme yüzeyi fırçalanır. Fırça, diş etinden dişe doğru hareket ettirilir. Dişlerin iç, dış ve üst yüzeyleri sıra ile fıçalanır. Prensip olarak arka dişlerden fırçalamaya başlanmalı, dişlerin iç yüzeyleri dikey hareketlerle yeterince ve sıra ile fırçalanmalıdır. Dişlerin sadece üst yüzeyleri fırçanın ileri geri hareketiyle fırçalanır. Diş fırçalama en az 2-3 dakika sürmelidir. Dil de bakterilerin uzaklaştırılması için 30 saniye süresince fırçalanmalıdır. Fırçalama bittikten sonra ağız bir iki kez çalkalanır. Diş fırçası fırçanın kıllarındaki bozulmalara bağlı olarak 3-6 ayda bir değiştirilmelidir. Diş ipi yaklaşık 40 cm alınır. İki elin orta parmaklarına bir tarafa fazla olmak üzere sarılır. Başparmak ve işaret parmakları yardımı ile dişler arasına yerleştirilir. Dişle diş etinin birleştiği sınıra kadar kontrollü olarak C şeklinde yerleştirilir ve dişlerin üzerinden alt ve üst çeneye bağlı aşağı veya yukarıya doğru hareket ettirilir. Diş sağlığını korumak için: Yemeklerden sonra ve yatmadan önce dişler fırçalanmalıdır. Diş temizliğinde diş ipleri de kullanılmalıdır. Yılda iki defa diş hekimine gidilmelidir. Diş tedavisi ve çekimi diş hekimi tarafından yapılmalıdır. Özellikle gelişme çağında olmak üzere her yaşta beslenmeye özen gösterilmelidir. 51
56 Diş sağlığı için, A, C, D vitaminleri alınmalıdır. Mineralce zengin besinler yenilmelidir. Yeterli alınan süt ve süt ürünleri diş sağlığı için çok önemlidir. Elma, havuç gibi meyveleri ısırarak yemek, diş etini güçlendirir. Öğün arasında tatlı, asitli yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Şekerli yiyeceklerden sonra ağız yıkanmalıdır. Kürdan ve sert cisimlerle diş araları kurcalanmamalı, fındık, ceviz gibi sert cisimler dişlerle kırılmamalıdır. Alkol ve sigara kullanılmamalıdır. Sakız çiğneme, kalem ısırma, çeneye el koyup uzun süre durma alışkanlıklarından vazgeçilmelidir. Çok soğuk ve sıcak içeceklerden kaçınılmalıdır. Ağız açık uyunmamalıdır. Genital Bölge Temizliği Vücut temizliğinde, banyo yapma dışında genital bölge temizliğine özel olarak önem vermek gerekmektedir. Bu bölgedeki kıllar uygun ve hijyenik bir şekilde sık sık temizlenmelidir. Mikropların bu bölgelere yerleşmesi ile kaşıntı, kızarıklık, şişme, ağrı ve o bölgede ısı artışı gibi iltihabın belirtileri görülmeye başlar. İç çamaşırları sık değiştirilmeli, değiştirilen iç çamaşırları yıkandıktan sonra mutlaka ütülenmelidir. Herhangi bir iltihaplanma durumunda sağlık kuruluşlarına başvurmalıdır. Adet Dönemi Temizlik ve Bakımı: Âdet döneminde kadın üreme organlarından rahmin iç duvarını kaplayan ince doku atılmakta olup bu doku, mikropların çok sevdiği bir ortam özelliğini taşımaktadır. Bu nedenle banyonun ayakta ya da başkaları tarafından kullanılmayan temiz bir taburede oturarak yapılması önerilir. Adet döneminde dış üreme organlarının temizliğinin yanı sıra kullanılan pedlerin temizliğine de dikkat edilmesi gerekmektedir. Pedler bir defa kullanılmalı, kanama durumuna göre sık değiştirilmelidir Bir ped asla altı saatten uzun kullanılmamalıdır. Pedlere mikrop bulaşmaması için kullanmadan önce açıkta taşınmamalı, özellikle dış üreme organlarına temas edecek yüzü asla kirletilmemelidir. Pedler suda erimeyen malzemeden olduğu için asla tuvalete atılmamalı ve kapatılmadan açıkta bırakılmamalıdır. Bazı kişiler de adet döneminde pamuk kullanmaktadır. Pamuğun kolaylıkla ayrılabilme özelliği kullanım zorluğuna neden olabilir. Pamuk kullanımı isteniyorsa o zaman pamuğun temiz bir gazlı bez ile sarılarak kullanılması yerinde olur. Değiştirme sıklığı, saklanması ve uygulanması sırasındaki öneriler ped ile aynıdır. Tuvalet Alışkanlığı ve Temizliği: Tuvalet alışkanlığı, sindirim sistemi sağlığı ile bütünleşir. Bağırsakların düzenli olarak tuvalete çıkmaya alıştırılması mümkündür. Düzenli tuvalet alışkanlığı sindirim sisteminin düzenli çalışması açısından da önem taşımaktadır. Her gün aynı saatte tuvalete gidilmelidir. Bu alışkanlığın sürdürülmesi, sağlığımız için gereklidir. Kabızlık, bazen bu alışkanlığı bozabilir. Acele etmeden dışkılamayı gerçekleştirmek gerekir. Şiddetli ıkınmalar iç kanamalara neden olabilir. Dışarı çıkma zamanının değişmesi ya da düzensiz olması ciddi bağırsak hastalıklarının belirtisi olarak kabul edilmektedir. Tuvalet alışkanlığı, oyuna dalma, ihmal ve başka uğraşlarla da bozulur. Bağırsak hareketlerini yavaşlatan bazı ilaç ve içecekler nedeniyle dışkılama refleksi zayıflar ya da bozulur. Belli saatlerde tuvalete gitmek alışkanlık haline getirilmelidir. Posalı yiyecekler, sabah içilen bir bardak su, spor ve dengeli beslenme, düzenli dışkılamanın önemli bazı koşullarıdır. Bu uygulamalar, tuvalet alışkanlığının devamına yardımcı olur. Sağlıklı bir insanda idrar mikrop içermez, ancak dışkının her milimetre küpünde milyonlarca bakteri bulunur. Dışkılama sonrası temizlik, idrar çıkışı açıklığına ve kadınlarda hazne (vajina) girişine mikrop bulaştırmamak için mutlaka önden arkaya doğru yapılmalıdır. Dışkılama sonrasında ilk temizliğin, gözle görünür bir kirlilik kalmayıncaya kadar yinelenerek her seferinde kuru temiz tuvalet kâğıdıyla, daha sonra yine el değdirilmeden fışkıran suyla ya da ıslatılmış kâğıtla yapılması ve bölgenin tuvalet kâğıdı ile 52
57 kurulanarak temizliğin bitirilmesi en uygunudur. Bu işlem bittiğinde eller mutlaka sabunlu su ile yeterli sürede, etkili bir biçimde yıkanmalıdır. Tuvalet temizliğinde eller doğrudan veya dolaylı olarak mutlaka kirlenir. Tuvalet kâğıdı kullanılsa bile yapılan araştırmalar ellerin mikroorganizmalarla kirlenmiş olduğunu göstermiştir. Çocuklarda ellerin kirlenme olasılığı daha yüksektir. Tuvaletten sonra iyi temizlenmeyen eller, hem otoenfeksiyon hem de enfeksiyonun yayılmasında en etkin araçtır. Çünkü gaitada saprofit ve patojen mikroorganizmalar, portörlerde ise tipik enfeksiyon ajanları vardır. Özellikle ellerde istenmeyen bir bulaşmanın olduğu durumlarda kullanılan musluk, sifon ya da kapı kolu ve benzeri bir yüzeye dokunmak gerekiyorsa buralara doğrudan temas yerine tuvalet kâğıdı kullanarak dokunmak, tuvalet kâğıdının ruloda kalan bölümünü kirletmemek, hem daha sonra kendimizi hem de birlikte ortamı paylaştığımız insanları, dışkı ile bulaştırmamak açısından önemlidir. Kullanılan mekânın temiz bırakılmasına özen gösterilmeli, klozetlerin üzerine ayakkabıyla basılmamalı, sifon mutlaka çekilmelidir. Temizliğinden emin olunmayan genel tuvaletler sağlık açısından sakınca yaratabilir. Kendi sağlığımız ve başkalarının sağlığı için kullandıktan sonra tuvaletler temiz bırakılmalıdır. Tuvaletlerin içerisine tıkayıcı kâğıt vb şeyler atılmamalıdır. Cinsel İlişki Sonrasında Temizlik: Cinsel ilişki sırasında kişiler arasında vücut salgılarının bulaşması söz konusudur. Bu salgıların çoğu içerikleri nedeni ile mikropların çoğalmasına ve kötü koku oluşmasına elverişli ortam yaratırlar; bazen hastalık etkenlerini içerebilirler. Bu nedenle cinsel ilişki sonrasında da yıkanılması önerilir. Ancak, hazne (vajina) floranın bozulmaması için kesinlikle yıkanmamalıdır. Uyku ve Dinlenme Uyku Uyku, duyusal veya diğer uyarılarla uyandırılabilen bilinçsizlik halidir. Uyku anında sistemlerin ve organların çalışması yavaşlar. Uyku halinde sistemler ve beş duyu dinlenir. Sistemler, otonom sinir sistemi ile isteğimiz dışında çalışırlar. Buna rağmen sistemler uykuya değişik oranlarda, duyu organları ise tam olarak iştirak ederler. Derin uykuya dalma kişiden kişiye değişir. Uykudan uyarılabilme de uykunun derinliği ile ilişkilidir. Beyindeki uyanık kalmayı sağlayan merkezlerin etkisiz hale gelmesiyle uyku başlar. Oksijen azlığına bağlı esneme, gözlerin kapanması ve uykuya dalma ile devam ederek uyku derinleşir. Dinlenen uyanık tutma merkezleri çevreden gelen uyartıları değerlendirecek düzeye gelince, uyku sona erer, insan uyanır. Uyumak veya uyanık kalmak için kullanılan ilaçlar etkili olur, fakat ilacın etkisi sona erince, daha çok yorgunluk hissedilir. Bu tür ilaçlar bilinçsizce kullanılmamalıdır. Uyku, sinir sistemi için besin ve enerji kaynağı özelliğine sahiptir. Uykusuzluk, refleksleri yavaşlatır. Bu nedenle uykusuz insanlar daha çok kaza yaparlar. Uykusuz kalan insanın iş verimi azalır. Beyinsel faaliyetleri zayıflar. Uyku süresince sinir sisteminde biriken toksik metabolizma artıkları etkisiz hale dönüşür. Bu nedenle uyku süresinin yeterli olması gereklidir. Uyku süresi ile dinlenme arasında doğru orantılı bir bağlantı vardır. Uyku süresi yaşa göre değişir. Yetişkinler günde 7-8 saat uyumalıdırlar. Bebeklerde bu süre 20 saate kadar çıkar. Çocuklarda 14 saat, yaşlılarda 5-6 saattir. Hastaların uzun süre uyumaları gerekir. Uyku ruhsal ve bedensel dinlenme için bir ihtiyaçtır. Uyku sorunları sıktır ve özellikle duygusal olarak aşırı yüklendiğiniz zamanlarda daha sık olabilir. Sıkıntı, gün içinde yaşanan olayların zihinde devamlı canlanması ve yoğun heyecanlar uykunuzu belirgin düzeyde etkileyebilir. Düzenli uyku hastalıklarla başetmede çok önemlidir. Herkesin dinlenmeye ihtiyacı vardır. En sık uykusuzluk nedeni günlük yaşantıdaki değişikliktir. Örneğin seyahat etme, çalışma saatlerinde değişiklik, yeme, egzersiz, eğlence gibi davranışlarda aksamalar ve insanlar arası ilişki sorunları uykuda sorunlara yol açabilir. İyi bir uykuya sahip olmak yapılması gereken en önemli şey uyku hijyenine dikkat etmektir. Uyku hijyeni için yapılması gerekenler şunlardır: 1. Her gün aynı saatte yatağa yatmak, 2. Her gün aynı saatte yataktan kalkmak, 53
58 3. Tercihen sabahları olmak üzere her gün düzenli egzersiz yapmak, çünkü düzenli egzersiz dinlendirici bir uykuya neden olur. 4. Düzenli olarak doğa yürüyüşleri yapmak ve ve güneş koruyucu sürerek güneş ışığına çıkmak. 5. Yatak odasının ısısının çok yüksek olmayacak bir şekilde ayarlamak, 6. Uyurken yatak odasının sessiz olmasını sağlamak, 7. Uykuyu kolaylaştırmak için yatak odasınının karanlık olmasına dikkat etmek, 8. Yatağınızı yalnız uyku ve cinsel ilişki için kullanmak, 9. Uyku ilaçlarını hekim kontrolünde ve önerilen şekilde almak. Etkilerinin yatarken ortaya çıkacağı için uyku ilaçlarının yatmadan bir saat önce alınması önerilir. Böylece gün içindeki uykululuk etkileri de ortadan kalkar. 10. Uykuya gitmeden hemen önce gevşeme egzersizleri, masaj veya ılık banyo yapmak, 11. Ayak ve elleri sıcak tutmak. Uyku hijyeni için yapılmaması gerekenler de şunlardır: 1. Yatağa gitmeden hemen önce egzersiz yapmak, 2. Yatağa gitmeden hemen önce rekabete dayanan oyun oynamak, heyecanlı bir program seyretmek veya sevdiğiniz biriyle önemli bir tartışma yapmak gibi uyarıcı davranışlara meşgul olmak, 3. Akşam kahve ya da çay gibi kafeinli gıda almak, 4. Yataktayken televizyon seyretmek, 5. Alkol almak, 6. Yatağa aşırı aç veya tok olarak gitmek, 7. Reçetesiz olarak uyku ilaçları kullanmak, 8. Kendini uyumaya zorlamak. Bu yalnızca zihni ve bedeni daha fazla yorar. Yatakta dakikadan daha fazla uyuyamadan yatılırsa kalkılıp başka bir odaya gidilmeli, heyecan oluşturmayan bir yazı okuma veya program seyretme gibi uyku getirici bir şeyle uğraşılmalıdır. Uykunun geldiği hissedildiğinde yatağa dönülmelidir. Dinlenme Çalışan organda ve sistemdeki hücrelerde toksik atıklar meydana gelir. Bunlar, enzimler yardımıyla zararsız maddelere çevrilir, boşaltım sistemi kanalıyla ve solunumla dışarı atılır. Bu metabolizma faaliyeti, sürekli çalışmalarda yetersiz kalır. Metabolizma sonucu açığa çıkan bu maddeler hücrelerde birikerek yorgunluğu meydana getirir. Yorgunluk, bünye direncini kırar. Hastalıklara zemin hazırlar. Bu nedenle dinlenme de, uyku ve beslenme gibi gereklidir. İyi bir dinlenme için yeterli zamana ve uygun yere ihtiyaç vardır. Dinlenme yerleri temiz havalı, hoş görünümlü ve gerekli konfora sahip olmalıdır. Beş duyuları etkileyen, estetik, göze hoş gelen fiziki yapının ve renklerin dinlenmede önemi büyüktür. Dinlenme, günlük çalışma saatleri içinde, hafta sonunda ve yılın belli mevsimlerinde düzenli olarak gerçekleştirilmelidir. İnsan sağlığına ve verimliliğine önem veren işyerleri, dinlenmeye de özen gösterirler ve dinlenmeyi zorunlu hale getirirler. Ruhen Dinlenme İnsanın ruhsal yapısı, toplumdaki yerini, saygınlığını, sağlığını, etkinliğini ve kendisine verilen önemi ortaya koyar. Çünkü insan sosyal bir canlıdır. Onun sosyal yapısı; bilgi, tutum ve davranışlarına bağlıdır. Ruhen yorgun, yani kederli, huzursuz, isteksiz ve halsiz hisseden bireyin sosyal çevresi ile ilişkileri ve sağlığı bozulur. Ruhsal yönden gergin, yorgun olanların diğer sistemleri de sağlıklı çalışmaz. Çünkü sinir sistemi etkilenmektedir. Ruhen dinlenme de bu bakımdan sağlık için bedenen dinlenme kadar önemlidir. 54
59 Mutluluk, ruhi doyum, boş zamanın değerlendirilmesi ve para kazanmaya yönelik olmayan işlerle uğraşması, yani hobileri olması ruhen dinlenme için gereklidir. Ruhsal yapıyı bozan ve sosyal çevreden yansıyan olayla başa çıkabilmek için, ruhen dinlenmeyi sağlayacak etkinliklere katılmak gerekmektedir. Ruhen dinlenme, stres yönetimi, çevre değiştirme, boş zamanları değerlendirme ve çalışma hayatını iyileştirmeyi kapsamaktadır. Stres Yönetimi Günümüzde hızla yaşanmakta olan değişim, iş ve sosyal hayata hareketlilik getirmiştir. Bu hayat şartları nedeniyle insanın sınırlarını zorlaması, tepkileri ve değişimlere adaptasyon için çabalaması kaçınılmazdır. Stres, zorlanma, gerilme, baskı anlamına gelmektedir. Bir diğer anlamda ise stres, organizmanın dengesini bozabilecek etkenlerin tümü dür. Tıbbi açıdan stres, insanların dış ve iç dünyaları tarafından tehdit adilip, kafa tutma durumları ile karşı karşıya kaldıkları durumlar karşısında ürettikleri psikolojik, fizyolojik ve davranış reaksiyonları olarak ifade edilebilir. Stres iyi ya da kötü olabilir. Stresin insana ihtiyacı olan gücü, uyanıklığı verdiği durumlar iyi, yönlendirilmediği ve hastalığa neden olduğu durumlarda ise kötüdür. İnsanı zorlayan, ani ortaya çıkan ya da sürekli olan, iç ya da dış uyaranlar stres nedenleri olarak tanımlanır. Stres nedenleri, fiziksel, sosyal ya da psikolojik olabilir. Bir tehlike anında vücut, kan dolaşım sistemine adrenalin ve diğer stres hormonlarını salgılar. Bunun sonucunda kalp hızı artar, kan basıncı yükselir ve kaslarda gerginlik meydana gelir. Bu yanıtlar kişiye stres kaynağı ile mücadele ve stresten kaçma enerjisi sağlar. Stres durumunun uzaması sonucu, fiziki ve sosyal çevre faktörlerinin insanlarda baskı oluşturması önemli sağlık risklerindendir. Bu risk, insanın ruhsal yapısını ve sistemlerin fizyolojisini baskı altında tutarak çalışmasını bozar. Bu baskı devam ederse çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. İstanbul, Müftüoğlu O. (2003). Yaşasın Hayat. Doğan Kitapçılık, 7. Baskı, Stresle başa çıkma yöntemleri: Her insanın stres faktörleri farklı olduğu gibi, strese karşı verilen cevapları da farklıdır. Stres kontrolü kişiye özgüdür. Stresle başa çıkma yöntemleri olarak; gevşeme teknikleri, beden egzersizleri, gerilime neden olan faaliyetlerden uzak kalma, sosyal faaliyetlere katılma, zihinsel hazırlık, davranış değişikliği ve inanç sayılabilir. Yine bireysel bireysel olarak stresle başa çıkmanın bilinen bir diğer yolu da DKBY modelidir. Braham tarafından geliştirilen bu modelde; D: değiştir, K: kabul et, B: boş ver, Y: yaşam tarzını yönet şeklindedir. Değiştir: Bu adım imkân varsa, içinde bulunulan olumsuz durumu değiştirmektir. Olumsuz durum değişirse, bu durumun sebep olduğu stres ortadan kaldırılabilir. Kabul et: Değiştirilmesi mümkün olmayan koşulların kabul edilmesi temeline dayanır. Boş ver: Duygusal ve zihinsel açıdan farklı bir kavrayışla olaylara yeni ve farklı bir yorum getirmektir. Yaşam tarzını yönet: Bu adımda egzersiz, diyet, rahatlama ve duygusal destek gibi yöntemlerle, gelecekte stres oluşturabilecek nedenler ortadan kaldırılabilir. Ankara. Tutar H. (2004). Kriz ve Stres Yönetimi. Seçkin Yayıncılık, 1. Baskı, Boş zamanları değerlendirme: Boş zamanlar, ruhen dinlenme, istenilen davranışlar kazanma ve spor yapma gibi sağlığı yakından ilgilendiren uğraşlara fırsat verirler. Bu zamanların iyi değerlendirilmesi ya da kötüye kullanılması eğitim ve organizasyon işlemidir. Boş zamanlar, aile gelirini arttırıcı beceri ve hobiler kazanmak için bir fırsattır. Boş zamanlarda güzel sanatların her dalı ile uğraşılabilir, kitap okunabilir, spor yapılabilir, çeşitli beceriler kazanılabilir, seyahat edilebilir, sosyal ve kültürel etkinliklerde bulunulabilir veya izlenebilir. 55
60 Fizik Aktivite Bek N. (2008). Fizik Aktivite ve Sağlığımız. 1. Basım Sağlık Bakanlığı Yayın No: 730. Ankara. Toplumun büyük bir çoğunluğunda fiziksel aktivite, spor kelimesi ile eşanlamlı olarak algılanmaktadır. Oysa fiziksel aktivite, günlük yaşam içinde kas ve eklemlerin kullanılarak enerji harcaması ile gerçekleşen, kalp ve solunum hızını artıran ve farklı şiddetlerde yorgunlukla sonuçlanan aktiviteler olarak tanımlanmaktadır. Bu kapsamda spor aktivitelerinin yanısıra egzersiz, oyun ve gün içinde yapılan çeşitli aktiviteler de fiziksel aktivite olarak kabul edilmektedir. Fizik aktivite yani egzersiz, soluk alıp verme hızını, derinliğini ve kalp atış hızını belirli bir oranda arttıran, az da olsa terlemeye yol açan, kollar, bacaklar gibi büyük kas gruplarıyla yapılan enerji harcamayı gerektiren bedensel hareketlerdir. Fiziksel uygunluğun bir ya da birkaç unsurunu geliştirmeyi amaçlayan planlı, yapılandırılmış, sürekli aktivitelerdir. Fiziksel uygunluk ise günlük işleri yorgunluk duymaksızın, canlı ve uyanık bir şekilde yapabilmek, boş zamanları neşeli uğraşlarla geçirebilmek için gerekli enerjiye sahip olmak ve beklenmeyen durumları karşılayabilecek yeterliliğe sahip olmak olarak tanımlanabilir. Egzersizin amacı fiziksel uygunluğu geliştirmek için oksijen dağılımı yapmak, metabolik süreçleri düzenlemek, kas eklem hareketlerini iyileştirmektir. Fiziksel aktivitenin sağlığımız üzerine etkileri temelde üç başlık halinde incelenebilir: 1. Bedensel sağlık üzerine etkileri Kas kuvvetini ve sıkılığını korur ve arttırır. Dengenin sağlanmasına yardımcı olur. Eklem hareketliliğini korur ve arttırır. Kas ve eklemlerin esnekliğini korur ve arttırır. Kondisyon ve dayanıklılığı arttırır. Refleksleri ve reaksiyon zamanını geliştirir. Vücudun dik duruşunu korur. Yorgunluğu azaltır. Kas kasılması ve aktivitenin etkisiyle kemik mineral yoğunlunu koruyarak osteoporozu (kemik erimesi) önler. Kas dokusunca kullanılan enerji ve oksijen miktarını arttırır. Düzenli egzersiz ile kalp ritmi düzenlenir. Kalbin dakikadaki atım sayısını azaltır ve bir atımda pompalanan kan miktarında artış olur. Damarların kan akışına olan direnci azalır ve kan basıncı düşer. Damar yapısının elastikiyetini arttırır. Yüksek kan kolesterol ve trigliserit düzeyini düşürerek damar hastalıkları riskini azaltır. Kalbi güçlendirerek kalbe olan kan akışını arttırır ve buna bağlı olarak kalp krizi geçirme riskini azaltır. Ayrıca geçirilmiş kalp krizleriyle başa çıkma oranını arttırır. Akciğerlerin havalanması artar ve solunum kapasitesinde artış meydana gelir. Düzenli aktivite yapan aktif bireyler, sigara bağımlılığından kurtulma konusunda inaktif bireylerden daha başarılıdırlar. Düzenli fiziksel aktivite insulin aktivitesinin kontrolünü sağlayarak şeker hastalığının ve kan şekerinin kontrolüne yardımcı olur. Vücudun su, tuz, mineral kullanımının dengelenmesine yardımcı olur. Enerji gereksinimini yağları yakarak karşılama alışkanlığı getirerek metabolizmayı hızlandırır ve kilo alımını önler. Kadınlarda menopoza girme yaşını geciktirir ve menopozun olumsuz etkilerinin hafifletilmesinde yardımcı olur. Damar yapısına etkileri nedeniyle beyne olan kan akışının artışına bağlı olarak erken demans ve unutkanlık gelişim riskini azaltır. Beyin damar hastalıkları gelişim riskini azaltır. Yetişkinlerde sağlıklı cinsel aktivite üzerinde olumlu etkileri vardır. 2. Ruhsal ve sosyal sağlık üzerine etkileri Egzersiz, bireyin kendine ayırdığı zaman dilimleridir ve yaşama karşı toleransı arttırır. Bireyin kendini iyi hissetmesini sağlar ve mutluluk oluşturur. Beden sağlığı üzerinde olumlu etkileri nedeniyle özgüvenli bireyler yaratır. Her yaştan bireyler için, sosyal uyum ve kabul görme oranını arttırır. Bireylerarası iletişim becerilerini geliştirir. Olumlu düşünebilme ve stresle başa çıkabilme becerilerini geliştirir. 3. Gelecekteki yaşantı üzerine etkileri Sağlıklı yaşlanmayı beraberinde getirerek bağımsız ve aktif yaşlı bireyler yaratır. Olası ani veya sistemik hastalıkları önleyerek ölüm riskini azaltır. Kanser gelişim riskini azaltır. Aktif yaşayan bireylerde vücudun oksijen kullanma yeteneği arttığı için vücut direnci artar ve enfeksiyonlara karşı koruma gelişir. Kas-iskelet sistemini güçlü tutarak yaşlılıkta sık görülen düşmeler ve 56
61 düşmelere bağlı kırık riskini azaltılır. Depresyon, anksiyete ile başa çıkma gücünü arttırır, bireylerin yaşamdan keyif almasını sağlar. Yaşlılık ve ileri yaşlılık dönemlerinde insanları etkisi altına alan atıl kalma, işe yaramama duygularından kurtulma konusunda yardımcı olur. Her egzersiz öncesi bir ısınma dönemi olmalıdır. Bu dönemde kol, bacak ve gövde kasları aşırı yüklenmeden gerilmelidir. Uygun vücut ağırlığını korumak, şişmanlık, kalp-damar hastalıkları ve osteoporozu önlemek için, haftada 3-4 kez, dakikalık orta şiddette fiziksel aktivite gereklidir. Yaşlıda kondisyonu arttırmada en kolay, en ucuz, en emniyetli spor yürüyüştür. Haftada en az üç gün ve her yürümede dakika olarak yapılır. Başlangıçta haftada iki kez 10 dakika olacak şekilde başlanır, haftalık artışlar şeklinde süre ve sıklık artırılır. Yapılan bir çalışmada yaşlılarda 3-5 gün/hafta 30 dakika tempolu yürüme gibi aerobik egzersizlerin kalp hastalıklarından olan ölümleri %25 oranında azalttığı gösterilmiştir. Ancak, kardiyak hastalığı (miyokard infarktüsü, aritmi, kontrolsüz hipertansiyon vb), pulmoner hipertansiyon, yeni geçirilmiş derin ven trombozu, obstrüktif ve restriktif akciğer hastalığı, ağır kas-iskelet sistemi hastalığı ve psikojenik bozukluğu olan (ancak bakıcıları ile) hastalarda egzersiz uygulanması zararlıdır. Uygun Giyim Uygun giyim, mevsim ve dış şartlara göre, sağlığı bozmayan, koruyan ve devam ettiren giyimdir. Giysinin ana maddesi, dokunuşu, rengi ve vücuda uygunluğu uygun giyimin en önemli koşuludur. Giyim ve ev eşyaları çevredeki toz, is, havadaki nem ve vücut salgıları nedeniyle kirlenir. Kirlenen eşyaların uygun yöntemlerle ve belirli aralıklarla temizlenmesi sağlık açısından ve ekonomik yönden önemlidir. Ev ve giyim eşyalarının temizlik ve bakımı ev yönetiminin en önemli etkinliklerinden biridir. Sağlıklı giyim, mevsimlerine göre giysilerin seçilmesi, dış şartların değiştikçe giysilerin de ortama uygun olarak değiştirilmesidir. Kışın kalın, yünlü, koyu renkli kumaşlardan yapılan giysiler, yazın ise ince pamuklu, açık renkli giysiler giyilir. Vücut, dış şartlar ne olursa olsun kendi ısısını ayarlar. Giyecekler bu ısı ayarlama işlevine yardımcı olur. Örneğin, kalın ve gözenekli dokunan yünlü kumaştan yapılan elbise, vücudun ısı kaybetmesini önler ve ısının korunmasını sağlar. Koyu renkli giyecekler, ışık ile gelen ısıyı emerek ısınmayı kolaylaştırır. Uygun giyimin diğer bir koşulu da vücut ölçülerine uygun olmasıdır. Çok sıkı giyecekler derinin görevini engeller. Deri, ısı ayarlama ve ısının koronması işlevini yapamaz. Solunum ve dolaşım sistemlerinin fizyolojik görevleri engellenir. Vücut hareketleri tam olarak yapılamadığı gibi büyüme ve gelişme de etkilenir. Büyüme, gelişme ve hamilelik döneminde sıkı elbiseler sağlığa zararlıdır. Bol giyecekler de deri ile giyecek arasındaki uyumu sağlayamaz. Deri, bu boşluk içine dolan hava ile etkilenerek ısı ayarlama işlevini tam yapamaz. Ayaklar, ayakkabının bolluk ve darlığından çok etkilenen organlarımızdır. Ayak sağlığı bozulur, ayakta şekil bozuklukları, düşmeler, burkulmalar, dolaşım bozukluklarına bağlı nasırlaşma ve yürüme zorlukları meydana gelir. Cildin salgıladığı ter ve yağ gibi maddelerle toz, duman gibi dış etkenler giysilerin kirlenmesine neden olur. Kirli giysiler bulaşıcı hastalıkların yayılma riskini de artırır. Dış giysilerin her gün fırçalanıp bir askıya asılarak havalandırılması ve sonra dolaba asılması alışkanlık haline getirilmelidir. Gerektiği zaman giysileri ütülemek giysinin daha düzgün görünmesini sağlar ve mikropların ölmesine yardım eder. Sağlıklı ve iyi bir giysi; iklim koşullarına uygun olmalı, soğuğa, güneşe ve rüzgâra karşı vücudu korumalı, havalanmayı sağlamalı, hareketleri engellememeli ve kolay temizlenebilir nitelikte olmalıdır. Temiz, ütülü, bakımlı ve uygun bir giysi bireyin kendine güvenini artırır. Çeşitli etkinliklerde kendini daha rahat hissetmesine yardım eder. Giysinin temizliği yanında, bireyin kendine uyan renk, model, desen ve dokuyu seçmesi de önemlidir. Vücut yapısına, saç ve cilt rengine, günlük etkinliklerine uygun, temiz ve bakımlı giyinen birey iyi giyinme zevkini geliştirir. Böylece psikolojik yönden de doyum içinde olur. Kendine güveni artar. 57
62 Giysinin Yapısal Özelliği: Giyeceklerin ham maddesi sağlığı etkiler. Sentetik maddelerden yapılan giyecekler deri solunumunu ve terlemeyi olumsuz yönde etkiler ve engeller. Deriden ter buharlaşamaz ve dolayısıyla ısı ayarlama işlevi bozulur. Sentetik maddelerden yapılan iç ve dış giyecekler vücutta statik elektrik meydana getirir. Statik elektrik, yorgunluk, romatizmal ağrılar, kas krampları, uyuşukluk ve bitkinlik meydana getirir. Bazı sentetik giysiler, alerjik deri hastalıklarına neden olur. Sentetik maddeler deterjan gibi kimyasal maddelerle kolayca reaksiyona girerek deri sağlığını bozar. Organik yani doğal yün ve pamuk, giyecek malzemesi için en uygun olanlarıdır. Doğa şartlarına kolay uyum sağlarlar. Vücut fonksiyonlarını etkilemezler. Isı ve teri kolayca emerek dış ısıya vücudun uyumunu kolaylaştırır. Allerjiye ve statik elektriklenmeye neden olmaz. Pamuk ve yüne karıştırılan sentetik madde oranı arttıkça pamuklu ve yünlü giyeceklerin özelliği değişir. İç giyecekler: İç çamaşırlar, genellikle pamuktan yapılır. Doğrudan deri ile temas halinde olduklarından çabuk kirlenir. Bu nedenle en az iki günde bir değiştirilmelidir. Yıkandıktan sonra iyi durulanmazsa, deterjan kalıntısı alerjik reaksiyonlara neden olabilir. İç çamaşır ve pijamalar dış kıyafetler kadar özenle seçilmeli, temiz giyilmeli, iyi durulanmalı ve mikropların ölmesi için ütülendikten sonra giyilmelidir. Ayakkabılar: Ayak ölçüsüne uygun, deri ve köseleden yapılmalıdır. İç yüzeyi ve tabanı ince deri ile kaplanmalıdır. Ayakkabı içinde parmaklar kolayca hareket edebilmelidir. Parmakların hareket edebilmesi, ayakkabının ayağa uygun olduğunu gösterir. Parmaklar normal hareket edebiliyorsa, ayakta kan dolaşımı da normaldir. Başparmak, ayakkabı ucuna yaslanmamalıdır. Ayak ile ayakkabı arasındaki boşluk ayağın havalanmasını, terin buharlaşmasını da sağlar. Ayakkabı, ayağın fizyolojik yapısına uygun, topuksuz ya da kısa topuklu olmalıdır. Vücut yükünü topuk ve ayak tarağına yayabilen yapıda şekillenmelidir. Ayakkabılar da mevsimine göre seçilir. Hergün değişik tarzda ayakkabı giymek, ayakta nasırlaşmayı önler. Eldivenler ve gözlükler: Elin sıcaktan veya soğuktan korunması için giyilir. Sanayide elin kazadan ve kimyasal maddelerin zehirli etkilerinden korunmak için kullanılır. Yapısı, kullanım amacına uygun olmalıdır. Dar ve hava almayan, sentetik maddeden yapılan eldivenler elin kan dolaşımını bozar. Elde deri hastalıklarına neden olur. Bulaşık yıkarken deterjanın elde allerji yapmaması için, eldiven takmak çok önemlidir. Gözlükler de uygun yapıda olurlarsa, göz sağlığını korurlar. Gözlüğün rengi ve yapısı çok önemlidir. Gözü, katı, sıvı ve gaz halindeki kimyasal maddelerden, parlak ışık, ışın ve fiziksel etkilerden korur. Sanayi, güneş, kar ve koruyucu gözlüklerin kullanılması göz sağlığı için çok önemlidir. Şapkalar: Başın sıcak, soğuk ve travmadan korunması için giyilir. Diğer giyecekler gibi özenle seçilmelidir. Mevsim ve koşullara göre gerektiğinde giyilmelidir. İş kazalarından korunmak ve güneş çarpmasını önlemek için gerekli ve zorunlu bir giyecektir. Ölçüsü ve yapısı çok önemlidir. Gıda Hijyeni Uygun giyim kısaca nasıl olmalıdır? Bireyin sağlıklı olmasıiçin kendi temizliği kadar, gıdalarının da temiz ve güvenli olması gereklidir. Bunun için de gıdaları hazırlarken belli başlı şartlara uyulması gereklidir. Bunlar şunlardır. Karşılıklı Bulaşma Olması (Çapraz Bulaşma) Zararlı bakterilerin diğer gıdalardan, yüzeylerden, ellerden veya aletlerden gıdaya bulaşmasına denir. Gıdaların hazırlanma aşamasında taze et, kanatlı hayvan eti ve deniz ürünlerinin diğer gıdalardan ayrılması gerekir. Özellikle çiğ gıdaların hazırlanmasında kullanılan bıçak ve kesim tahtalarının mutlaka ayrı olması, hazırlanmış gıdalar ile çiğ gıdaların birbirinden ayrılacak şekilde kapalı kaplarda saklanması gerekir. 58
63 Karşılıklı bulaşma olmaması için özellikle et ve et ürünleri ile çalıştıktan sonra, mutfak malzemelerinin ve ellerin iyice yıkanması gereklidir. Kişisel hijyen: Gıdayı hazırlamaya başlamadan önce, temiz bir giysi giyilip, saçlar uzunsa arkaya toplanmalı, yüzük, künye saat gibi takılar çıkarılmalı, gerekirse eldiven kullanılmalıdır. Eller mümkün olduğunca yüze dokundurulmamalıdır. Gıda hazırlanırken sigara içilmemeli, elde bir yara varsa yara bandıyla kapatılmalıdır. Ellerin etkin bir şekilde yıkanması: Bol sabunlu su ile iç ve dış yüzey ovalanarak ve yaklaşık 20 saniye sürecek şekilde yıkanmalıdır. Daha sonra eller kâğıt havlu ile iyice kurulanmalı, musluk da bu havlu ile kapatıldıktan sonra atılmalıdır. Mutfak bezlerinin kullanımı: Mutfakta çiğ etlerle temas eden ellerimizi sildiğimiz veya çiğ ete temas eden mutfak bezleri kirli çamaşır sepetine atılmalıdır. Gıdaların buzdolabında muhafazası: Burada önemli olan nokta, buzdolabı her zaman temiz olmalı, çiğ et ve et ürünleri koruyucu ile buzdolabına konmalı, yenmeye hazır gıdalar asla etler ve suları ile temas etmemelidir. Ayrıca, kimyevi temizlik maddeleri, gıdalardan uzakta ayrı bir dolapta muhafaza edilmelidir. Çiğ etin hazırlanması: Çiğ etler, bir koruyucuya konup, buzdolabına yenmeye hazır gıdalardan uzak olarak yerleştirilmelidir. Donmuş bir et ürünü asla hemen pişirilmemeli, proteinlerinin kaybolmaması için yavaş bir şekilde çözülmelidir. Bakteriler çiğ etten ellere ve çalışma yüzeyine bulaşır. Çiğ eti kestikten sonra çalışma yüzeyi, bıçak ve eller iyice yıkanmalıdır. yapabilir miyiz? Et veya et ürünleri ile yemeğimizi hazırladıktan sonra, hemen salata Temizlik Mutfaktaki herşeyin belli aralıklarla temizlenmesi gereklidir. Zararlı bakterilerden kurtulmak ve gıdaya bulaşmasını önlemek için etkili bir temizlik şarttır. Mutfakta sık sık ellenen her şeyin üzerinde kir ve bakteriler birikebilir. Kirli görünmeseler bile, musluk, ocak düğmeleri ve kapı kolları gibi bu tip eşyaların düzenli olarak temizlenmesi bu nedenle çok önemlidir. Gıdaları hazırlamaya başlamadan önceki kişisel temizliğe dikkat edilmelidir. Gıdalar hazırlanmadan önce ellerin yıkanması ve hazırlama esnasında da yıkama işleminin tekrarlanması gerekir. Özellikle çiğ yenecek sebzeler temiz suyla iyice yıkanmalıdır. Temiz ve güvenli su, içmek için önemli olduğu kadar gıda hazırlanması için de çok önemlidir. Eğer su stokları hakkında herhangi bir şüphe varsa gıdaya ilave etmeden önce su kaynatılmalıdır. Gıda hazırlamada kullanılan tüm yüzey ve aletlerin yıkanması, mutfakların sinek, böcek ve diğer hayvanlara karşı korunması gerekir. Bunun için en iyi koruma yöntemi, gıdaları, sıkıca kapatılmış kaplar içerisinde depolayarak saklamaktır. Mutfakta çalışırken eller ne zaman yıkanmalıdır? Çalışma yüzeyinin temizlenmesi: Çalışma yüzeylerini her türlü artıktan ve bakteriden arındırmak için düzgünce temizlemek çok önemlidir. Bunun için önce artıklar bir bezle silinir, sıcak sabunlu suyla veya klorak gibi bir dezenfektanla silinip iyice durulanır. Buzdolabının temizlenmesi: Önce buzdolabının içindeki gıdaların hepsi dışarı çıkarılır, mümkün olduğu kadar soğuk bir yerde muhafaza edilir. Raflar çıkarılır. Buzdolabının içi sıcak sabunlu suyla iyice silinir. Daha sonra temiz suyla durulanır. Daha sonra temiz bir bezle iyice kurulanır. Ardından raflar sıcak sabunlu suyla yıkanır, temiz suyla durulanır ve temiz bir bezle iyice kurulanır. Raflar buzdolabına yerleştirilir. Son olarak yiyecekler buzdolabına uygun bir şekilde yerleştirilir. 59
64 Soğutma Sağlıklı bir şekilde tüketebilmek için bazı gıda maddeleri soğutularak muhafaza edilmelidir. Oda ısısında bırakılırsa bakteri üreyebilir. Bu tip gıdalar buzdolabında saklanmalıdır. Sıcak yiyecekler ise, hemen tüketilmeyeceklerse mümkün olan en kısa süre içinde soğutulmalıdır. Bunun için bir kabın içine koyup soğuk suyun içine yerleştirilebilir. Eğer yemekler yavaşça soğumaya bırakılırsa bakteriler üreyebilir. Yayarak ya da küçük porsiyonlara bölerek de yemeğin soğuması hızlandırılabilir. En önemlisi yemeği, mümkün olduğunca kısa sürede soğutarak buzdolabına yerleştirmektir. Gıdaları dondurmak mikroorganizmaları öldürmez, sadece oluşan mikroorganizmaların artmasını önler. Pişmiş gıdaların iki saatten fazla oda sıcaklığında bırakılmaması, pişmiş ve hassas gıdaların 5 o C nin altında soğutulması; gıdaların çok uzun süre buzdolabında saklanmaması, donmuş ürünlerin oda sıcaklığında değil, buzdolabının alt rafında çözülmeye bırakılması uygundur. önler. Gıdaları düzgün biçimde soğutmak, zararlı bakterilerin oluşmasını Pişirme Yemeğin pişip pişmediğinin kontrol edilmesi gerekir. Gıdaların düzgün pişirilmesi, zararlı bakterilerin öldürülmesi için çok gereklidir. Uygun pişirme yöntemi tehlikeli mikroorganizmaları öldürür. Pişmiş et ortasından kesildiğinde pembe ya da kırmızı olmamalı ve çok sıcak olmalıdır. Ancak bu şekilde bakteriler tümüyle yok edilebilir. Önceden pişirilmiş bir yemek tekrar ısıtılıyorsa iyice kaynatılması gereklidir. Ancak bu şekilde bakteriler tümüyle yok edilebilir. Gıdaların kaynatılmasında en az 75 o C ye ulaşılması, et ve kanatlı hayvan etlerinin sularının pembe değil, berrak olmasına dikkat edilmesi gerekir. Hammadde Kullanımı (Gıdaların Hazırlanması) Taze ve sağlıklı gıda seçmeye özen göstermek, gıdaların hazırlanmasında temiz su kullanmak, özellikle taze yenecek meyve ve sebzeleri akan su altında yıkamak gerekir. edilmelidir. Kullanmadan önce tüm gıdaların son kullanma tarihleri kontrol Güvenli Gıda Hazırlanmasında Dünya Sağlık Örgütü nün 10 Altın Kuralı 1. Gıda işlemi için güvenli gıda seçin. 2. Gıdalarınızı tam olarak pişirin. 3. Pişmiş gıdaları vakit geçirmeden hemen yiyin. 4. Pişirilmiş gıdaları dikkatlice depolayın. 5. Pişirilmiş gıdaları bütünü ile tekrar ısıtma işlemine tabi tutun. 6. Pişirilmiş gıdalar ve çiğ gıdalar arasındaki teması önleyin. 7. Kişisel temizlik kurallarına uyun. 8. Tüm mutfak yüzeylerini dikkatli bir şekilde temiz tutun. 9. Gıdaları böcekler, kemirgen ve diğer hayvanlardan koruyun. 10. Temiz su kullanın. 60
65 YETERLİ VE DENGELİ BESLENME Beslenme Beslenme, büyüme, vücut fonksiyonlarını yapabilme ve yaşamı sağlıklı, mutlu olarak sürdürebilme amacıyla vücudun yenilen gıdalardan yararlanmasıdır. Beslenme, ağız zevki ve alışkanlıkları ön plana alınarak, karın doyurmak için yemek içmek değildir. Kişinin yaşına, cinsiyetine, çalışma ve özel durumuna (gebe, emzikli, sporcu vb) göre gereksinmesi olan enerjiyi, her tür besin öğesini yeterli miktarda sağlayabilmesi ve maliyeti yüksek olmamasıdir. Aynı zamanda, kişinin alışkanlıklarına ters düşmemesi, besinlerin değerlerini yitirmeden, sağlığa zararlı duruma gelmeden hazırlayıp pişirmesidir. Besinlerin vücuda en elverişli biçimde kullanılması için 3-5 öğünde dengeli olarak tüketmelidir. Besin öğeleri vücuda gerekli düzeyde alınmazsa yetersiz beslenme durumu oluşur. Gıda, yenilip içilebilen, fizyolojik etkisi olan, besin öğelerini içeren, aynı zamanda açlığı giderme, büyüme, üreme, dokuları onarna ve lezzet alma gibi amaçlarla alınan maddelerdir. Beslenme, uluslararası insan hakları belgelerinde bir hak olarak ifade edilmekte ve bir ülkenin beslenme durumu o ülkenin en önemli refah göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Toplumun ve bireylerin sağlıklı ve güçlü olarak yaşamasında, ekonomik ve sosyal olarak gelişmesinde, refah düzeyinin artmasında yeterli ve dengeli beslenme temel şartlardandır. Besin, gıdalarda bulunan, bir kısmı yapay olarak da üretilebilen enerji substratları, yapı taşları veya biyolojik katalizörleri anlatan bir terimdir. Aynı zamanda besin, bitkisel ve hayvansal dokuların yenilebilen kısımlarına denir. Vücudun her türlü faaliyetini yapmak için gerekli olan enerji, yine beslenme, dolayısıyla besinler yoluyla vücuda alınır. Ayrıca, vücutta cereyan eden her türlü olayların düzenlenmesinde görev alan enzim ve hormonlara yardımcı olan vitamin ve madensel maddelerin de kaynağı yine besinlerimizdir. Besin ögesi, belirli kimyasal formülü ve vücutta belirli biyokimyasal fonksiyonu olan, besinlerin bileşiminde bulunan maddelere denir. Dilimizde besin ögesi sözcüğüne eş anlamlı olarak besin maddesi sözcüğü de kullanılmaktadır. Beslenme biliminde besin ögeleri; makro ve mikro besin ögeleri olarak iki gruba ayrılmıştır. Makro besin ögeleri proteinler, karbonhidratlar, yağlar ve sudur. Mikro besin ögeleri, vitaminler, mineraller ve iz elementler (demir, flor vb.) gibi diyette küçük miktarlarda bulunan ögelerdir. Tüm canlılar yaşamlarını idame ettirebilmek için enerjiye gereksinim duyarlar. Enerjilerini oksijen kullanarak veya oksijensiz yollarla sağlarlar. Ancak enerji üretimi için besin kullanımı ortaktır. Yeterli ve Dengeli Beslenme Vücudun normal yaşamını ve çalışmalarını sürdürebilmesi için gerekli olan enerji ve besin ögelerinin bireyin yaşına, cinsiyetine ve içinde bulunduğu fizyolojik ortama göre tam ve eksiksiz olarak sağlanmasına yeterli ve dengeli beslenme denir. Yeterli ve dengeli beslenmek için günde en az üç öğün besin tüketilmelidir. Öğünler arasındaki sürenin, 4 5 saati geçmemesi önerilmektedir. Yeterli ve dengeli beslenmede öğün sayısı kadar içeriği de önemlidir. Günlük beslenmede, her gruptan besin bulunur ve bunların miktarları o kişinin gereksinimlerine uygun olursa yeterli ve dengeli beslenilmiş olur. Yetersiz ve dengesiz beslenme durumlarında vücudun büyüme, gelişme ve normal çalışmasında aksaklıklar olacağından yeterli ve dengeli beslenme sağlığı temelidir olarak tanımlanabilir. Yeteri ve ve dengeli beslenm; bireylerin büyüme ve gelişme potansiyellerine ulaşabilmesi, hastalıklardan korunması ve kaliteli bir yaşam sürmeleri için temel bir gereksinimdir. Besinler, beslenmede temel olan besin öğelerinin yanında, besin öğesi olmayan yararlı ve zararlı kimyasallar açısından da farklılık gösterirler. Bazı besinlerde doğal olarak yararlı kimyasallar bulunurken, bazılarında da zararlı kimyasallar bulunabilir. Bugüne kadar yapılan birçok araştırma, beslenmenin çeşitli konularda önemini ortaya koymuştur. Çalışmalar yetersiz beslenen toplumlarda bebek ölüm hızının, yeterli beslenen toplumlardan on kat daha yüksek olduğunu göstermektedir. Yetersiz beslenen çocukların büyüme hızı ve zekâ gelişimleri de normalden düşüktür yıllarında Japonya da 12 yaş grubu çocukların ortalama boyu 134 cm iken, 1960 yılında aynı yaş grubunun boy ortalaması 142 cm ye ulaşmıştır. Bu artış besin üretimi ve tüketimindeki artışa bağlanmıştır. Yetersiz beslenen toplumlarda enfeksiyon hastalıkları daha sık görülmekte, daha ağır seyretmekte ve daha öldürücü olmakta ve kronik hastalıklar artmaktadır. 61
66 Aykut M. (2011). Toplum Beslenmesi. In: Öztürk Y., O.Günay (Ed.) Halk Sağlığı Genel Bilgiler, Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yayınları No: 172, p: Öğünler içerisinde en önemlisi sabah kahvaltısıdır. Kahvaltıda yeterli protein tüketen bireylerin iş verimi ve reaksiyon hızı yüksektir. Düşük protein içeren kahvaltı alımından sonraki ikinci ve üçüncü saatler arasında, kan şekeri açlık düzeyinin altına düşmekte ve kişiler açlık hissi duyduklarını belirtmektedirler. Yeterli protein içeren kahvaltıdan sonra ise kan şekeri düzenli seyretmektedir. Dengeli bir kahvaltıda, günlük enerjinin 1/4'ü ya da en az 1/5 inin karşılanması gerekmektedir. Bireyin enerji gereksinimi kalori olduğunda kahvaltıda alınan enerji kalori olmalıdır. Kahvaltıda tüketilecek sebze ve meyveden sağlanan C vitamini demir emiliminin artmasını sağlar. Buna göre, kahvaltıda yeterli miktarda ekmekle birlikte; süt, peynir, yumurta gibi proteince zengin besinlerden en az biri, portakal, domates, salatalık ve benzeri sebze ya da meyvelerden en az biri ve zeytin, tahin-pekmez, reçel, bal gibi besinlerden en az birini tüketmek, güne dinamik ve sağlıklı başlamak açısından önemlidir. Yetersiz ve dengesiz beslenme ne demektir? Beslenme planları yapılırken, kolaylık sağlaması bakımından besinler; içerdikleri protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineraller ile şekil ve lezzet yönünden benzeyenler aynı gruba alınarak beş grup altında toplanabilir. Besin grupları şunlardır: 1. Et, yumurta, kurubaklagiller 2. Süt ve sütten yapılan besinler 3. Sebzeler ve meyveler 4. Tahıllar ve tahıl mamulu besinler 5. Yağlar ve şekerler dir. Et, Yumurta, Kurubaklagiller Bu grupta et, tavuk, balık, yumurta, kuru fasulye, nohut, mercimek ve benzeri kurubaklagiller gibi besinler bulunur. Ceviz, fındık, fıstık gibi yağlı yohumlar da bu grupta yer alır. Diğer besinlere göre daha fazla yağ içerdiklerinden yağlı tohumları fazla tüketmemek gereklidir. Bu grup, protein, demir, çinko, fosfor, magnezyum, B 6, B 12, B 1 ve A vitamini, posa (kuru baklagiller) içerir. Et, yumurta, kurubaklagil grubundan günde iki porsiyon alınmalıdır. Süt ve Süt Ürünleri Bu gruba süt ve yoğurt, peynir, çökelek, kefir, lor gibi sütten yapılan besinler dâhildir. Bu besinler yüksek kaliteli proteince zengin olup, kemik ve dişlerin gelişimi için gerekli olan kalsiyum bakımından en zengin besinlerdir. Ayrıca, fosfor, B 2 (riboflavin) ve B 12 vitamini olmak üzere birçok besin ögesinin önemli kaynağıdır. Yağı alınmamış olanlar A vitamini yönünden de zengindirler. Başta yaşlılar, yetişkin kadınlar ve çocuklar olmak üzere tüm yaş gruplarının bu grubu hergün tüketmesi gereklidir. Hergün yetişkin bireylerin iki porsiyon, çocukların ve adölesan dönemi gençlerin, gebe ve emzikli kadınlarla, menopoz sonrası kadınların 3-4 porsiyon süt veya sütten yapılmış besinleri tüketmeleri gerekir. Bir orta boy su bardağı (200 cc) süt veya yoğurt ile iki kibrit kutusu peynir bir porsiyondur. Sebzeler ve Meyveler Bitkilerin her türlü yenebilen kısmı sebze ve meyve grubu altında toplanır. Sebze ve meyvelerin önemli kısmı sudur. Bu nedenle günlük enerji, yağ ve protein gereksinmesine çok az katkıda bulunurlar. Bunun yanında vitamin ve mineraller bakımından zengindirler. Folik asit, A vitaminin ön ögesi olan betakaroten, E, C, B2 vitamini, kalsiyum, potasyum, demir, magnezyumve diğer antioksidan özelliğe sahip bileşiklerden zengindirler. Bu grupta C vitamininden en zengin olanlar; turunçgiller ve koyu yeşil 62
67 sebzeler, karotence en zengin olanlar ise havuç, bal kabağı, kayısı, şeftali, ıspanak, pazı, asma yaprağı gibi sarı, koyu sarı ve koyu yeşil sebze ve meyvelerdir. Sebze ve meyveler az miktarda protein, karbonhidrat ve yok denecek kadar az yağ içerirler, bu nedenle kalorileri de azdır. Posa bakımından ise zengindirler. Günde en az beş porsiyon sebze ya da meyve tüketilmelidir. Günlük alınan sebze ve meyvenin en az iki porsiyonu yeşil yapraklı sebzeler veya portakal, limon gibi turunçgiller veya domates olmalıdır. Tahıllar ve Tahıllardan Yapılan Besinler Tahıllar Türk toplumunun temel besin grubudur. Buğday, pirinç, mısır, çavdar, yulaf ve bunlardan yapılan un, ekmek, makarna, bulgur ve benzeri olan besinler bu gruba girer. Bu gruptaki besinlerin önemli bir kısmı karbonhidrat olup iyi bir enerji kaynağıdırlar. Tahıl ve tahıl ürünleri vitaminler, mineraller, karbonhidratlar ve diğer besin ögelerini içermeleri nedeniyle sağlık açısından önemli besinlerdir. Özellikle kabuklu ve kepekli olanları B 1 vitamini (tiamin) ve aynı zamanda posa bakımından zengindirler. Birinci ve ikinci gruptaki besinlere göre daha az miktarda ve vücutta kullanım oranı da düşük olan protein içerirler. Ancak ekonomik nedenlerle et, yumurta, süt gibi besinlerden yeterli protein sağlayamayan aileler ve kişiler tahıl grubu besinleri, kurubaklagillerle pişirerek ya da birlikte yedikleri zaman karışımdan sağladıkları proteini vücutta daha yüksek oranda kullanabilmektedirler. Bunlara örnek olarak; mercimekli, nohutlu pilavlar, mercimekli bulgur ya da pirinç çorbası, mercimekli bulgur köftesi, aşure verilebilir. Tam tahıl ürünleri günde altı porsiyon tüketilebilir. Ağır işte çalışan ve enerji gereksinimi fazla olanlar bu gruptan daha fazla tüketebilirler. Yağlar ve Şekerler Ayçiçek, mısırözü, soya ve zeytinyağı gibi bitkisel sıvı yağlar, margarinler, tereyağı gibi hayvansal yağlar, şeker, bal, reçel, pekmez bu grupta yer alırlar. Bu gruptaki besinler, pekmez hariç, beslenmemize yalnızca enerji açısından katkıda bulunurlar, protein, vitamin ve mineraller bakımından katkıları yoktur. Pekmez bol enerji verdiği gibi kan yapıcı demir, kemik ve dişlerin gelişimini sağlayan kalsiyum ve bazı B vitaminlerince zengindir. Tereyağı, sütten ayrılırken A vitamini yağla birlikte ayrıldığı için, diğer yağlardan farklı olarak A vitamininden, bitkisel yağlar da E vitamininden zengindir. Besin Grupları Et, yumurta, kurubaklagiller Süt ve süt ürünleri Taze sebze ve meyveler Tahıllar ve tahıl mamulu yiyecekler Yağlar ve şekerler Yetişkinde Günlük Porsiyon Miktarı 2 porsiyon 2 porsiyon 5-8 porsiyon 4 porsiyon gram Beden kitle indeksi: Yetişkinler ve çocuklarda, boy uzunluğuna göre olması gereken vücut ağırlığını belirlemek için farklı yöntemler kullanılır. Boy uzunluğu ve vücut ağırlığına dayalı olan Beden Kitle İndeksi (BKİ) pratik bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Ağırlık (kg) / (Boy m) 2 formülü ile hesaplanır. BKİ nin arasında tutulması yeterli ve dengeli beslenmenin göstergesidir. Aşırı zayıflık ve şişmanlık ölüm riskini arttırır. Yaş ilerledikçe doğal olarak BKİ de de artış olur. Erişkinlerde BKİ ye göre vücut ağırlığının değerlendirilmesi aşağıdaki gibi değerlendirilir: 19.9 ve altı : Zayıf : Normal : Hafif şişman 30 ve üzeri : Şişman 63
68 Ayrıca yaşa göre BKİ değerlendirme kriterleri de belirlenmiştir. Buna göre yaş arasında BKİ değeri arası normal kabul edilir. Her 10 yaş ilerlemede, normal BKİ değerleri 1 arttırılarak (Örneğin; yaşta BKİ 20 25, yaşta gibi) 65 ve üzeri yaşta normal BKİ aralığı olarak belirlenmiştir. Arzu edilen beden kitle indeksi 65 yaş üstünde arasındadır. Beslenme Durumunun Yaşlanma Hızına Etkisi Yaşlılarda %65 oranında kronik hastalıklardan bir ya da birkaçının bulunduğu belirtilmiştir. Ayrıca yaşlı bireylerin sağlık durumlarıyla; çocukluk, gençlik ve erişkinlikte uyguladıkları yaşam şekli arasında ilişki bulunmuştur. Yaşam boyu sigara, alkol, aşırı tuz, gereksiz ilaç kullanımlarından sakınma, yeterli ve dengeli beslenme, uyku, egzersiz, eğlence ve dinlenmeye günlük yaşamda dengeli şekilde yer verme yaşam süresinin uzamasında önemli ölçüde etkilidir. Beslenmeyle İlişkili Hastalıklardan Korunma Stratejileri Hastalıklardan korunma üç aşamalı önlemi gerektirir. Birincil korunma; risk faktörlerini değiştirerek hastalıkları en aza indirmektir. Örneğin; diyette posanın artırılıp yağın azaltılması, yeterli kalsiyum ve antioksidan vitaminlerin alımı kolon ve rektum kanseri riskini azaltır. İkincil korunma; hastalıkların erken evrelerde tanınmasıdır. Örneğin, dışkıda kan olup olmadığının denetimiyle kolon-rektum kanseri erken evrede tanınarak gerekli tedavi yapılabilir. Üçüncül korunma; oluşan hastalıkların uygun tedavi ve diyetle hızlı iyileştirilmesi ve tekrarının önlenmesidir. Örneğin, kolon-rektum kanseri ameliyatından sonra hastanın uygun beslenmesi hastalığın tekrarını önleyebilir. Yaşlılıkta ölümlerin %75 i koroner kalp hastalığı, kanser ve beyin kanamaları nedeniyle oluşur. Şişmanlığın ve hareketsizliğin önlenmesi, diyette yağ dengesinin sağlanması gibi önlemlerle hastalıklar bir ölçüde denetim altına alınabilir. Yaşlanma da bireyin beslenme durumunu etkilemektedir. Yaşla sindirim organlarında oluşan değişiklikler bireyin beslenme durumunu olumsuz etkilemektedir. Yaşlılarda malnutrisyon, yaşa bağlı hastalık riskini arttırmaktadır. Aynı zamanda hastalıklar da yaşlının beslenme durumunu olumsuz etkilemektedir. Yaşlılar arasında malnutrisyon görülme sıklığı %30-60 arasında değişmektedir. Malnutrisyon, beslenmenin içerik ve/veya miktar açısından yetersiz olması sonucunda, vücudun gereksinimlerine karşın, sağlanan enerji ve besin öğelerinin yetersiz kalmasından kaynaklanan klinik durumdur. Kemik ve kas gücünün korunmasında dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve güneşlenme önemlidir. Dolaşımdaki D vitamini düzeyi arttıkça, kas gücü artmakta, osteoporoz olma olasılığı azalmaktadır. Yaşlılarda görme işlevini bozan en önemli sorun katarakttır. Düşük düzeyde C vitamini, E vitamini ve karotenoid alımı katarakt riskini arttırmaktadır. Bu vitaminler güneş ışınlarının gözde yaptığı harabiyeti engelleyerek katarakt oluşumunu geciktirmektedir. Yaşla birlikte hastalıklara karşı bağışıklık azalır. Diyetle yeterince sağlanamayan E vitamini, çinko gibi besin ögelerinin ek olarak alımı bağışıklığı olumlu etkilemektedir. Besin Grupları Et, yumurta, kurubaklagiller Süt ve süt ürünleri Taze sebze ve meyveler Tahıllar ve tahıl mamulu yiyecekler Yağlar ve şekerler Yaşlıda Günlük Porsiyon Miktarı 3-4 porsiyon 2 porsiyon 5-7 porsiyon 2-4 porsiyon gram 64
69 Yaşlılıkta Beslenme İlkeleri: Öğün sayısı arttırılmalı, her öğünde yenen miktar azaltılmalıdır. Her öğünde bütün besin gruplarından tüketilmelidir. Günlük yiyecekler, öğünlere dengeli dağıtılarak sindirim güçlükleri önlebilir. Uygun vücut ağırlığı korunmalı, şişmanlıktan sakınılmalıdır. Yağ tüketimi sınırlandırılmalı, etli yemeklere yağ ilave edilmemeli, bitkisel sıvı yağlar, çoğunlukla da zeytinyağı tercih edilmeli, yemekler kızartma ve kavurma yöntemleriyle değil nemli sıcaklıkta veya fırında pişirilmelidir. Posa tüketimi arttırılmalıdır. Bunun için; beyaz ekmek yerine kepekli ekmek tercih edilmeli, pirinç yerine bulgur tercih edilmeli, her gün 5-7 porsiyon sebze meyve yenilmeli, haftada 3-4 kez kurubaklagil yemeği tüketilmelidir. Yemekleri az tuzlu pişirmeli, sofrada tuz kullanılmamalıdır. Şeker, şekerli besinler ve hamur işi tatlı tüketimi azaltılmalıdır. Muhallebi, sütlaç gibi sütlü tatlılar, meyve tatlıları yaşlılar için daha uygundur. Günlük sıvı tüketimi arttırılmalı (8-10 su bardağı) ancak çay ve kahvenin aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır. Ihlamur, taze meyve suları ve ayran daha uygun içeceklerdir. Su Su, yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası, vücudun temel ihtiyacıdır. Yaşı ne olursa olsun, bol su tüketmek, sağlığın en önde gelen koşullarından biridir. Vücudumuza ihtiyacı kadar temiz ve kaliteli suyu sağlamadan sağlıklı olmak mümkün değildir. Tükettiğimiz suların belli oranlarda kalsiyum, magnezyum, sodyum gibi mineral içerikleri de olması gereklidir. Bebekler ilk 6 ay yalnızca anne sütüyle beslenmelidir. Anne sütü aynı zamanda bebeğin su ihtiyacını da karşılamaktadır. Çünkü anne sütünün büyük kısmını su oluşturur. Suyun dışında anne sütünde, bebeğin beslenmesini ve hastalıklara karşı dayanıklı olmasını sağlayan maddeler bulunur. Herhangi bir nedenle anne sütüyle yeteri kadar beslenemeyen ve ek gıdalara başlanan bebeklerde bebeğin su ihtiyacını karşılama konusunda dikkatli olmalıdır. Bebeklerin susadıklarını dile getirememeleri nedeniyle bu konuda annelere büyük görev düşmektedir. Yeni doğan bir bebekte vücut ağırlığının %75 ini su oluşturur. Yaş ilerledikçe, bu oran giderek azalır ve ileri yaşlarda %50 ye düşer. Yaşlandıkça vücudun sıvı dengesini düzenleyebilmek için daha fazla su tüketilmelidir. Yetişkin bir insanın günlük su ihtiyacı yaklaşık olarak 1,5-2 litre (8-10 bardak) kadardır. Ancak hava sıcaklığının çok yükseldiği ve vücudun su ihtiyacının arttığı durumlarda tüketilmesi gereken su miktarı da artar. Susamak uyarıcı bir etkiye sahiptir. Her vücut hücresi, dokusu, organı ve vücudun her türlü fonksiyonu için su gereklidir. Bu nedenle su vücudun en fazla oranda ihtiyaç duyduğu besin ögesidir. Su; Vücut hücrelerinde oksijen ve besin ögelerinin taşınmasını sağlar. Ağız, gözler ve burun gibi organların nemlenmesine yardımcı olur. Vücut sıvılarının (kan, mide sıvısı, tükürük, idrar ve bebeğin anne karnında iken içinde bulunduğu sıvı bölüm) büyük bir kısmı sudur. Eklemlere destek sağlar, organ ve dokuların korunmasında etkilidir. Dış ortamda yapılan yoğun çalışmalarda özellikle sıcak ve nemli günlerde vücuttan su kaybedilir. Vücuttan sadece 0,5-1 kilogramlık su kaybı susama hissini oluşturur. Biraz daha fazla kayıp vücutta dayanıklılık ve güçte azalmalara neden olur. Orta düzeyde su kaybı (dehidratasyon) fiziksel performansı bozar, yüksek sıcaklıklarda uzun süre sıvı kaybı yaşayan kişilerde sıcak çarpması veya sıcaklık şoku riski bulunur. Vücuttaki sıvı miktarının %20 oranında azalması yaşamsal risk oluşturmaktadır. Sağlıklı ve temiz su, içerisinde hastalık yapıcı mikroorganizmaların ve vücutta zehirli etki yapacak kimyasal maddelerin bulunmadığı sudur. İçme suyu güvenle içilebilen bir sudur. İçme suyu renksiz, tatsız, tortusuz ve kokusuz olmalıdır. Su niçin önemlidir? 65
70 BESLENME PROBLEMİ OLAN YAŞLILARA YAKLAŞIM Yaşlılıkta uygun beslenme, yaşlı bakımının en önemli bileşenleridir. Bazı fizyolojik değişiklikler nedeniyle altmışlı yıllarda beden kitle indeksi azalma eğilimi gösterebilir. Yaşlılıkta sık görülen çeşitli hastalıklar ve psikososyal faktörler nedeniyle kişinin beslenme durumu bozulabilir. Ankara daki bir saha araştırmasında yüksek beslenme yetersizliği riski yaşayan yaşlıların sıklığı %43.2 olarak saptanmıştır. Yaşlı kişilerin normalden az beslenmeleri, hastalık ve ölümlerindeki artış ile ilişkilidir. Alzheimer hastalarında kilo kaybı hastalığın ilerlemesiyle bağlantılıdır. Yaşlıda aşırı kilo kaybı; kas zayıflığı, immun yetersizlik, depresyon, dekübit (yatalak hastalardaki bası yarası) ülserlerinin gelişimi ve çeşitli hastalıklardaki komplikasyonlardaki artışa neden olur. Beslenme yetersizliğinin olup olmadığının anlaşılması için öncelikle yaşlının olağan bir günde ne yediğinin sorgulanması ile başlanmalıdır. Yaşlının beslenme durumunun belirlenebilmesi için öncelikle 24 saatlik besin tüketimini kendisinin ya da kişi hatırlamak konusunda güçlük çekiyorsa bakım veren kişinin bir hafta boyunca yediği, içtiği her şeyin miktarlarıyla birlikte kaydedilmesi gereklidir. Bu kayıt üzerinden değerlendirme yapılması en iyi yoldur. Bu değerlendirmenin yapılabilmesi için mutlaka diyetisyenden yardım alınması gereklidir. Beden kitle indeksinin 20 kg/m 2 nin altında olması bir sorun olduğunu gösterir. Risk faktörlerine göre yetersiz beslenmenin belirlenebilmesi için, yaşlının yetersiz beslenme kaynağına odaklanılması ve eğitim verilirken özellikle bu konu üzerinde konuşulması, kısaca yaşlıya özel konunun değerlendirilmesinin yaşlıya yararı büyüktür. Yaşlılar, kendine özel konunun konuşulmasından ve çözümün birlikte bulunmasından hoşlanırlar. Yaşlıda beslenme yetersizliğine neden olabilen risk faktörleri şunlardır: 1. Sosyoekonomik ve çevresel faktörler a. Yalnız yaşama ve sosyal ilişkilerin azalması: Yalnız yaşayan yaşlılarda beslenme yetersizliği daha sık görülür. Yalnız yaşayan yaşlıların yemek yeme isteği olmayabilir veya kendi yemeklerini hazırlamada zorluk çekebilirler. Bu kişilere, mümkün olduğu kadar, arkadaşları veya bakıcıları ile yemek yemeleri önerilebilir. Yemek listelerinin diyetisyen tarafından kontrol edilmesi ve yaşlının ihtiyacına uygun şekilde yemek yemesi önerilebilir. Yaşlılar, eğer aileleri ile birlikte yaşıyorlarsa, yaşlının yemeğini tepsi ile yatağa götürmek yerine, yaşlının sofraya oturarak diğer aile bireyleri ile birlikte yemek yemesi sağlanmalıdır. b. Yetersiz ekonomik gelir: Mali yetersizlikleri olan yaşlılarda devlete ait veya sivil destek sistemlerinin devreye sokulması uygun olabilir. c. Beslenme konusundaki bilgisizlik: Yaşlılara beslenme desteği konusunda bilgi verebilecek en önemli bilgi kaynağı diyetisyenlerdir. Beslenme konusunda yapılan öneriler; yaşlıların tat ve koku duyularının azalması ile baş edebilecek kuralları da içeren, dengeli beslenme, besin grupları konularında verilecek eğitimle tamamlanmalıdır. Özellikle hekim önerisi olmadan vitamin desteği alınmamalıdır. Beslenme eğitimi verirken yaşam tarzındaki kültürel etkilere de özellikle dikkat edilmelidir. 2. Psikolojik bozukluklar: Depresyon ve bilişsel yetersizlik, motivasyonu ve beceri yetersizliğini etkileyerek, yaşlılardaki beslenme yetersizliği için önemli risk faktörleri arasında yer alır. 3. Kronik hastalıklar: Bazı yaşlılar, kronik hastalıkları nedeniyle yedikleri besinlerde gereğinden fazla kısıtlama yapabilirler. Bu kısıtlama da yetersiz beslenmelere neden olabilir. Bu konuda bilgi sahibi olabilmek için yaşlıların yanındaki kişilerle birlikte hastalığının beslenme tedavisini öğrenmek üzere diyetisyene yönlendirilmeleri gerekir. Ayrıca pek çok kronik hastalık tek başına iştahsızlık yapabildiği gibi, bu hastalıklarda kullanılan ilaçlar da iştahsızlığa neden olabilir. Bazı ilaçlar ise besin ögelerinin emilimini ve atılımını olumsuz yönde etkilerler. Potasyum kaybını arttıran ilaç alan yaşlılar, potasyumdan zengin meyve ve sebzeleri bol tüketmelidirler. Yeme güçlüğü olanlara taze sıkılmış meyve suları ve sebze püreleri önerilebilir. Sütlü, meyveli ve 66
71 sebzeli tatlılara dövülmüş fındık ve ceviz konulursa, mağnezyum, potasyum ve enerji değerleri arttırılır. Mercimekli, sebzeli çorbalar, mağnezyum, potasyum, kalsiyum, çinko ile tiamin ve B 6 vitamini ve folatın alınmasını arttırdıkları gibi, konstipasyonu da önlerler. Yaşlıların kullandıkları ilaçlarla olumsuz etkileşimi olan vitamin ve mineral alımından sakınmaları gereklidir. Gerekmedikçe ek vitamin ve mineral verilmemeli, ihtiyaçların besinlerle karşılanması sağlanmalıdır. 4. Diş kaybı ve ağızda ağrı: Diş problemi olanlara, sert besinleri tüketmemeleri, sütlü, yoğurtlu çorbalar, sebze püreleri, sütlü ve meyveli tatlılar ile kıymalı sebzeleri, et ve tavukları kıyma veya köfte şeklinde kullanılmalıdır. Kronik hastalıklar nedeniyle olan diyet kısıtlamaları yetersiz beslenen yaşlılarda azaltılabilir. Genel yaklaşım, öğünlerin hacmini arttırmadan içeriğini zenginleştirmektir. Genel Diyet Önerileri 1. Sağlıklı beslenme önerileri uygulamak, 2. Gün içinde sık yemek yemeyi sağlamak, 3. Yaşlıya en uygun menüyü sunmak, 4. Geceleri 12 saatten fazla aç kalmasını önlemek, 5. Yüksek enerji ve/veya yüksek proteinli besinleri hastaların tercihlerine göre temin etmek, 6. Yemek yerken teknik ve insani yardım sağlamak, kabul edilebilir bir çevre yaratmak. Çiftçili S. (Ed.) (2011). Aile Hekimleri için Yaşlı Sağlığına Bütüncül Yaklaşım, Deomed Yayıncılık, İstanbul. 67
72 Özet Sağlığın korunması, geliştirilmesi, sürdürülmesi ve sağlık için yararlı davranış ve uygulamalara kişisel hijyen kuralları denir. Kişisel hijyen alışkanlıkları hem bebeklik çağından itibaren aileden, hem de toplu yaşamın olduğu okullardan elde edilen bir birikimdir. Sağlığı korumanın birinci koşulu ve günümüzde insanların uygarlık düzeyini gösteren ana ölçü temizliktir. Aralıklı temizlik, günlük temizlik dışında vücudun belirli aralıklarla yıkanması ve saç ve tırmak bakımını kapsar. Vücudun yıkanması deri sağlığının korur, kan dolaşımını hızlandırır, ruhen ve bedenen dinlendirir, sinir sistemini rahatlatarak uykusuzluk probleminin giderilmesinde de yardımcı olur. Kişisel temizlik bakım araçları; saç tarağı ve fırçası, tıraş bıçağı, diş fırçası, tırnak makası ve törpüsü, banyo kesesi/lifi ve havlu; kişisel temizlik malzemeleri ise; su, sabun, şampuan, tıraş sabunu, tıraş kremi ve köpüğü, diş macunu, diş ipi, tuvalet kâğıdı, ped ve deodorant olarak sayılabilir. Kişisel hijyen araçlarının temiz olması sık sık temizlenmesi veya yenilenmesi gerekir. Ellerin yıkanması özellikle bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için çok önemlidir. Bunun için sabunu dairesel hareketler yaparak köpürtüp her iki elin parmaklarını birbirine geçirerek ve ileri geri hareket ettirerek avuç içi ve parmak aralarını saniye iyice yıkamak gereklidir. El ve ayak tırnakları belli zamanlarda kesilmelidirler. El tırnakları yuvarlak, ayak tırnakları batmayı önlemek için düz olarak kesilmelidir. Yemeklerden sonra ve yatmadan önce dişlerin fırçalanması çok önemlidir. Bebeğin ilk dişi çıktıktan sonra, gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz ıslak bir tülbent ile dişler silinmek suretiyle temizlenmelidir, 2-3 yaşlarından sonra mercimek büyüklüğünde florürlü macunla dişler fırçalanmalıdır. Aile içinde her bireyin kendine ait bir diş fırçası olmalı ve başkası ile ortak kullanılmamalıdır. Uyku, bedensel ve ruhsal yorgunlukları giderici, dinlendirici ve yeniden enerjik olmayı sağlayıcı bir ihtiyaçtır. Uyku anında sistemlerin ve organların çalışması yavaşlar. Uyku hijyeni için her gün aynı saatte yatağa yatmak ve kalkmak, her gün düzenli egzersiz yapmak, yatak odasının sessiz ve karanlık olmasını sağlamak, uykudan önce gevşeme egzersizleri yapmak çok önemlidir. Sağlıklı aktif bir yaşlanma için, bedensel ve ruhsal sağlığın korunması için düzenli egzersiz çok önemlidir. Yaşlıda kondisyonu arttırmada en en emniyetli spor, yürümektir. Gıdaların hazırlanmasında, taze ve sağlıklı gıda seçmeye özen göstermek, temiz su kullanmak, özellikle taze yenecek meyve ve sebzeleri akan su altında yıkamak gereklidir. Sağlıklı gıda tüketiminde temizlik, çiğ gıdalarla pişmiş gıdaların ayrılması, uygun pişirme, güvenli sıcaklıkta saklanmaları çok önemlidir. Vücudun normal yaşamını ve çalışmalarını sürdürebilmesi için gerekli olan enerji ve besin ögelerinin bireyin yaşına, cinsiyetine ve içinde bulunduğu fizyolojik ortama göre tam ve eksiksiz olarak sağlanmasına yeterli ve dengeli beslenme denir. Yeterli ve dengeli beslenme için günde en az üç öğün besin tüketilmeli, öğünler arasındaki sürenin 4 5 saati geçmemesi önerilmektedir. Besinler; içerdikleri protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineraller ile şekil ve lezzet yönünden benzeyenler aynı gruba alınarak beş grup altında toplanabilir. Et, yumurta, kuru baklagiller; süt ve süt ürünleri; sebze ve meyveler; tahıllar ve tahıl mamulleri; yağlar ve şekerler olarak ayrılan beş besin grubu tanımlanmıştır. Boy uzunluğuna göre olması gereken vücut ağırlığını belirlemek en pratik yöntem, ağırlık (kg)/(boy m 2 ) formülü ile hesaplanan, normal olarak değerlendirilen beden kitle indeksidir. Yalnız yaşama ve sosyal ilişkilerin azalması, yetersiz ekonomik gelir, beslenme konusundaki bilgisizlik, psikolojik bozukluklar, kronik hastalıklar, diş kaybı yaşlıda beslenme yetersizliğine neden olabilen risk faktörleridir. Yaşlı beslenmesinde, yemek listelerinin diyetisyen tarafından kontrol edilmesi ve yaşlının ihtiyacına uygun şekilde yemek yemesi önerilebilir. Hekim tarafından önerilmedikçe, ek vitamin ve mineral verilmemeli, ihtiyaçların besinlerle karşılanması sağlanmalıdır. Yetersiz beslenen yaşlı, gün içinde sık ve az yemek yemeli, diyetisyen yardımıyla uygun menü hazırlamalı, geceleri 12 saatten fazla aç kalmamalıdır. 68
73 Kendimizi Sınayalım 1. Banyo ile ilgili olarak; I. Yeterli yıkanma için deri, köpürtülmüş sabun ile ovulur ve bol sıcak su ile durulanır. II. Banyo haftada ayda bir kez yapılmalıdır. III. Kadınlar adet döneminde banyo yapmamalıdır. IV. Her banyodan sonra iç çamaşırları ve giysiler değiştirilmelidir. Yargılarından hangisi doğrudur? a. Yalnız I b. I ve IV c. I, II ve IV d. III ve IV e. Yalnız IV 2. Aşağıdakilerden hangisi kişisel temizlik bakım araçlarından değildir? a. Diş macunu b. Havlu c. Tırnak makası d. Saç fırçası e. Banyo lifi 3. El temizliği ile ilgili olarak; I. Yemeklerden önce II. Tuvaletten sonra III. Yemek hazırlamaya başlamadan önce IV. Yemeklerden sonra Yargılarından hangisi doğrudur? a. Yalnız I b. Yalnız I ve II c. Yalnız I, II ve IV d. Yalnız III ve IV e. I, II, III ve IV 4. Diş sağlığı ile ilgili olarak; I. Diş plağı, yoğun bir film tabakası olup dişlerin üzerinde ve her bölgesinde bulunabilir. II. Diş sağlığı için sadece yeterince kalsiyum alınması yeterlidir. III. Dişler fırçalanmaya yedi yaşından sonra başlanmalıdır. IV. Yatmadan önce dişlerin fırçalanması çok önemlidir. Yargılarından hangisi doğrudur? a. Yalnız I ve II b. Yalnız II ve III c. Yalnız I ve IV d. Yalnız III ve IV e. I, II, III ve IV 5. Gıda hijyeni ile ilgili olarak; I. Pişmiş ve çiğ gıdalar birbirinden ayrı kaplarda saklanmalıdır II. Donmuş et ürünü buzdolabından çıkarılınca hemen pişirilmelidir. III. Buzdolabı içindeki gıdalar çıkarılmadan temizlenmelidir. IV. Sıcak yiyecekler uzun süre oda ısısında muhafaza edilebilir. Yargılarından hangisi doğrudur? a. Yalnız I b. Yalnız I ve II c. Yalnız I, II ve IV d. Yalnız III ve IV e. I, II, III ve IV 6. Aşağıdakilerden hangisi et, yumurta, kurubaklagiller besin grubundan değildir? a. Buğday b. Kuru fasulye c. Balık d. Fındık e. Ceviz 69
74 7. Yetişkin bir bireyin süt ve süt ürünleri grubundan günde kaç porsiyon tüketmesi gereklidir? a. Bir b. İki c. Dört d. Beş e. Altı 8. Yaşlı bir bireyin et, yumurta, kurubaklagiller grubundan günde kaç porsiyon tüketmesi gereklidir? a. 1 b. 2 c. 3-4 d. 5 e Beden kitle indeksi 21 olan yetişkin bir bireyin kilosu nasıl tanımlanır? a. Zayıf b. Normal c. Hafif kilolu d. Şişman e. Aşırı şişman 10. Aşağıdakilerden hangisi beslenme problemi olan yaşlılara yaklaşım konusunda doğrudur? a. Öğün sayısı azaltılmalıdır. b. Yağ tüketiminde hayvansal yağlar tercih edilmelidir. c. Her gün 2-3 porsiyon sebze - meyve yenilmelidir. d. Yaşlılara beslenmesinde en önemli bilgi kaynağı diyetisyenlerdir. e. Kepekli ekmek yerine beyaz ekmek; bulgur yerine pirinç tercih edilmelidir. Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. b Yanıtınız yanlış ise Temizlik ve Banyo başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. a Yanıtınız yanlış ise Temizlik Araç Gereçleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. e Yanıtınız yanlış ise El Temizliği başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. c Yanıtınız yanlış ise Ağız ve Diş Sağlığı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. a Yanıtınız yanlış ise Gıda Hijyeni başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. a Yanıtınız yanlış ise Yeterli ve Dengeli Beslenme başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. b Yanıtınız yanlış ise Yeterli ve Dengeli Beslenme başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. c Yanıtınız yanlış ise Yeterli ve Dengeli Beslenme başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz.. 9. b Yanıtınız yanlış ise Beden Kitle İndeksi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. d Yanıtınız yanlış ise Beslenme Problemi Olan Yaşlılara Yaklaşım başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 70
75 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Temizlik, sağlığı korumanın birinci koşulu ve kuralıdır. Temiz insanın hastalıklara karşı direnci yüksektir. Temiz insan, toplum içinde sevilir, sayılır. Herhangi bir bulaşıcı hastalığı başkalarına bulaştırmaz, yani enfeksiyon (bulaşma) ve kontaminasyona (kirlenme) mani olur. Sıra Sizde 2 Kişisel temizlik bakım araçları; saç tarağı ve fırçası, tıraş bıçağı, diş fırçası, tırnak makası ve törpüsü, banyo kesesi/lifi ve havlu; kişisel temizlik malzemeleri ise; su, sabun, şampuan, tıraş sabunu, tıraş kremi ve köpüğü, diş macunu, diş ipi, tuvalet kâğıdı, ped ve deodoranttır. Sıra Sizde 3 Başkaları tarafından kullanılması halinde bulaşıcı hastalıklar insandan insana bulaşır. Sıra Sizde 4 Diş plağının fırçalama ve diş ipi yoluyla uzaklaştırılmaması, yeterli ve dengeli beslenmeme, çok sıcak, soğuk, sert yiyecek ve içeceklerin yenmesi, diş hekimine kontrollerini aksatmak diş çürüğünü oluşturan nedenlerdendir. Sıra Sizde 5 İlk diş çıktığı andan itibaren dişlerin temizliğine başlanır. Bebeğin ilk dişlerinin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz ıslak bir tülbent ile dişler silinmek suretiyle temizlenmelidir. 2-3 yaşlarından sonra mercimek büyüklüğünde florürlü macunla dişler fırçalanmalıdır. Sıra Sizde 6 Uygun giyim kısaca, temiz, vücuda ve dış çevreye uygun, tamamlayıcı, özentiden uzak, ekonomik ve sağlıklı olmalıdır. Sıra Sizde 7 Et veya et ürünleri ile yemeğimizi yaptıktan sonra, temizlemeden aynı malzemelerle salata yapmamalıyız. Çiğ et, doğrama tahtasına, bıçağa ve ellere bakteri bulaştırır. Bu yüzden kirli yüzeyler, bıçak ve eller sıcak sabunlu su ile iyice yıkanmalıdır. Sıra Sizde 8 Yiyecek hazırlarken ellerin temiz olması çok önemlidir. Bu, belli zamanlarda özellikle önem kazanır. Çiğ et ve et ürünlerine, yumurta vb gibi bakteri bulaştırabilecek yiyeceklere dokunduktan sonra, çöpü boşalttıktan sonra, temizlikten sonra, bir yarayı veya bandajı elledikten sonra, gıda hazırlamaya başlamadan önce ve tuvalete gittikten sonra eller iyice yıkanmalıdır. Sıra Sizde 9 Yetersiz ve dengesiz beslenme; vücudun normal yaşamını ve çalışmalarını sürdürebilmesi için gerekli olan enerji ve besin ögelerinin bireyin yaşına, cinsiyetine ve içinde bulunduğu fizyolojik duruma göre ihtiyaç duyulan miktarlardan eksik ya da gereğinden fazla alınmasıdır. Sıra Sizde 10 Her vücut hücresi, dokusu, organı ve vücudun her türlü fonksiyonu için su gereklidir. Vücut hücrelerinde oksijen ve besin öğelerinin taşınmasını sağladığı, ağız, gözler ve burun gibi organların nemlenmesine yardımcı olduğu, vücut sıvılarının büyük kısmını oluşturduğu, eklemlere destek sağladığı, organ ve dokuların korunmasında etkili olduğu için su, vücudun en fazla oranda ihtiyaç duyduğu besin öğesidir. 71
76 Yararlanılan Kaynaklar Aykut M. (2011). Toplum Beslenmesi. Öztürk Y., O.Günay (Ed.) Halk Sağlığı Genel Bilgiler, Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yayınları No: 172, p: Bek N. (2008). Fizik Aktivite ve Sağlığımız. 1. Basım Sağlık Bakanlığı Yayın No: 730. Ankara. Bozhüyük A, Özcan S, Kurdak H, Akpınar E, Saatçı E, Bozdemir N. (2012). Sağlıklı Yaşam Biçimi ve Aile Hekimliği. Turkish Journal of Family Medicine and Primary Care (TJFMPC), 6(1), Çetin A. (2002). Geriatride Yaşam Kalitesi ve Rehabilitasyon. In: Gökçe-Kutsal Y, editör. Geriatri; s Çetinkaya F, Naçar M, Öztürk Y. (1999). Yetişkin kadınların Hepatit B konusundaki düşünceleri ve aşı yaptırma durumları. Viral Hepatit Derg; (1): Çiftçili S (Ed.) (2011). Aile Hekimleri için Yaşlı Sağlığına Bütüncül Yaklaşım, Deomed Yayıncılık, İstanbul. Gökalp S, Doğan BG, Tekçiçek M, Berberoğlu A, Ünlüer Ş. (2007). Erişkin ve Yaşlılarda Ağız-Diş Sağlığı Profili Türkiye Hacettepe Dişhekimliği Fakültesi Dergisi; 31(4): Hirvensalo M, Heikkinen E, Lintunene T, Rantanene T. (2005). Recommendations for and warnings against physical activity given to older people by health care professionals. Prev Med; 41: Karan A. (2006). Yaşlılıkta egzersiz ve spor. Türk Fiz Tıp Rehab Derg 2006; 52 (Özel Ek A): A53-A56. Müftüoğlu O. (2003). Yaşasın Hayat. Doğan Kitapçılık, 7. Baskı, İstanbul, Somyürek Hİ. (2003). Sağlık Meslek Liseleri İçin Sağlığı Koruma Bilgisi Ders Kitabı, Palme Yayıncılık, Ankara. Tayar M, Korkmaz NH. (2007). Beslenme Sağlıklı Yaşam. 2. Baskı, Nobel Yayıncılık, Ankara. Tunç M. (1999). Liseler İçin Sağlık Bilgisi, Ankara, s: Tutar H. (2004). Kriz ve Stres Yönetimi. Seçkin Yayıncılık, 1. Baskı, Ankara. Yazıcıoğlu B. Ağız ve Diş sağlığı. Güler Ç, Akın L. (Ed). Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Hacettepe Üniversitesi Yayınları, Ankara, s
77
78 4 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Bağışıklama ve aşılamanın yanı sıra konu ile ilgili soğuk zincir kavramı gibi özel tanımları açıklayabilecek, Bağışıklamanın temel sağlık hizmetleri içindeki yerini ifade edebilecek, Aşı ile korunabilir hastalıkları sıralayabilecek, Aşılama açısından zamanlama kavramını ifade edebilecek, Aşıların korunması, saklanması için gerekli koşulları sırılayabilecek, Aşılama yapılan grupları, durumları açıklayabilecek, Aşılama hizmetlerine toplum katılımının önemini aktarabilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Bazı Özel Dönemlere Göre Aşılama Gereksinimleri Bazı Özel Hastalıklara Karşı Aşılama Bağışıklama Aşılama Aşı Programı Aşıda Kaçırılmış Fırsat Soğuk Zincir Uluslararası Sağlık İçindekiler Giriş Tanımlar Bağışıklamanın Temel Sağlık Hizmetleri İçindeki Yeri Aşıların Ulusal Aşı Programında Yer Alma Süreci Nasıl Olur? Aşılar Nasıl Uygulanır? Aşılar Nasıl Saklanır? Yaş Dönemlerine ve Seyahat Durumlarına Göre Aşı Gereksinimleri ve Programlar Aşıları Yaparken/Yaptıktan Sonra Dikkat Edilecek Durumlar Var Mıdır? Aşılama Hizmetlerine Toplum Katılımı ve Önemi 74
79 Bağışıklama ve Aşılama GİRİŞ Bağışıklama sayesinde dünyada her yıl 2-3 milyon ölüm önlenmektedir. Bu durum göz önüne alındığında bağışıklama sağlık ve koruyucu hizmetler açısından en önemli kanıtlanmış uygulamalardan birisi olarak kabul edilmektedir. Aşılama/bağışıklama uygulamalarının beş yaş altı çocuklar, gebeler ve yaşlılar açısından diğer yaş gruplarına ve dönemlere göre daha önemli olduğu söylenebilir. Çünkü bu özel dönemler bireylerin hastalıklara karşı en duyarlı olduğu dönemler olarak da bilinmektedir. Dünyada geçmiş yıllara göre aşılama hizmetlerinde gelişme yaşanmış, bu sayede bulaşıcı hastalıklara bağlı ölüm ve hastalık hızlarında azalma olmuştur: Çiçek hastalığı yılları arasında küresel düzeyde yapılan aşılama hizmetleri sayesinde yeryüzünden yok edilmiştir. Tarihsel süreçte ilk kez beş yaş altı ölen çocukların sayısı 10 milyonun altına inmiştir. Kayıtlara göre ölüm sayıları sırasıyla 2000 yılında 10,5, 2005 yılında 9,6, 2007 yılında 9,2 milyon olmuştur. Sayının 2015 yılında da 4,3 milyona gerilemesi beklenmektedir. Dünyada önemli bir ölüm nedeni olan kızamığa bağlı kayıplarda küresel düzeyde 2000 yılından 2010 yılına gelindiğinde %74 azalma sağlanmıştır. Yeni doğan tetanozuna bağlı 1988 yılında meydana gelen ölüm sayıca azalmış ve günümüzde yılda ölüme gerilemiştir. Aşı ile korunabilir hastalıkların sıklığında ve şiddetinde de azalmalar görülmektedir. Örneğin, çocuk felci dünyada pek çok ülkede ve bölgede görülmemektedir yılından bu yana dünyada bu hastalık için %99 dan fazla azalma saptanmıştır. Ancak Şubat 2012 tarihi itibarıyla çocuk felci dünyada halen Nijerya, Pakistan ve Afganistan da görülmektedir. Esasen bu sayıların elbette çok daha gerilemesi, korunabilir hastalıklara bağlı dünyanın hiçbir bölgesinde ölüm ve hastalıkların yaşanmaması gerekmektedir. Bağışıklama/aşılama hizmetlerinde yaşanılan bu gelişmelere rağmen geçen on yılda dünyada bu hizmetlerde bölgesel ve yerel eşitsizlikler sürmüştür. Bunun nedeni olarak da kaynakların kısıtlı olması, sağlık önceliklerinin belirlenme sürecindeki etkenler, sağlık yönetim sistemlerinin kötü yönetimi, yetersiz izleme ve destek programları gösterilmektedir. Günümüzde küresel düzeyde halen yılda 24 milyon yeni doğan bebek (0-12 ay) rutin sunulan aşılama/bağışıklama hizmetlerinden yararlanamamaktadırlar. Bu da dünyada bir yılda doğan çocukların %20 si anlamına gelmektedir. Aşılama/bağışıklama hizmetlerinden yararlanamayan bebeklerin yaklaşık %70 i Afrika ve Güney Asya da bulunan 10 ülkede (Afganistan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Etiyopya, Hindistan, Endonezya, Irak, Nijerya, Pakistan, Güney Afrika ve Uganda) yaşamaktadırlar. Dünyada beş yaş altı çocuklarda aşı ile korunabilir hastalıklar denildiğinde öncelikle zatürree, rotavirüs, kızamık, haemafilus influenza, boğmaca ve tetanoz anlaşılmaktadır. Aşılama/bağışıklama hizmetlerinin özel olarak sunulması gereken çocuklar dışındaki önemli gruplar gebeler ve yaşlılardır. Gebelerin özel gereksinimleri bulunmaktadır. Yaşlanma ile birlikte de bağışıklık sistemi zayıflar, kişiler hastalıklara yakalanma açısından daha riskli hale gelirler. Bu nedenle bütün dünyada yaşlılık dönemine özel aşılama programları sunulmaktadır. 75
80 TANIMLAR Bağışıklama ve aşılama neden gereklidir? Bağışıklama: Bulaşıcı ya da bulaşıcı olmayan bazı hastalıklardan korunmak için vücutta savunma mekanizmalarının göstergesi olan maddelerin (antikor) istenilen/koruyucu seviyeye ulaşması aracılığı ile bağışıklık/direnç sisteminin güçlenmesidir. Bağışık, bireylerin toplumda yeterli sayıda olmasına bağlı olarak ilgili hastalığın bulaşmasının azalması ve hastalığın görülmesininin engellenmesine de herd immünite adı verilir. Aktif bağışıklama: Hastalığın geçirilmesi ya da aşı yoluyla gelişen korunmaya aktif bağışıklama denir. Pasif bağışıklama: İmmün (bağışıklığı gelişen) bir başka bireyden alınan antikorlar (hastalık etkenine karşı gelişen koruyucu madde) aracılığı ile bağışıklık sağlanmasına denir. Genişletilmiş Bağışıklama Programı (GBP): Dünya Sağlık Asamblesi nin 1974 yılında yapılan genel kurulu sonrasında küresel düzeyde çiçek hastalığını eradike edilmesi için uygulanan başarılı program temel alınarak bütün ülkelerdeki çocukların yaşam kurtarıcı aşılardan yararlanmaları için başlatılmış bir programdır. Bu program kapsamında hedeflenen ilk hastalıklar; difteri, boğmaca, tetanoz, kızamık, çocuk felci ve verem olmuştur. Türkiye de GBP 1981 yılından bu yana uygulanmaktadır. Ülkemizde GBP kapsamında halen yapılan aşılar ise; boğmaca, difteri, tetanoz, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, tüberküloz, poliomyelit, hepatit B ve hemofilus influenza tip b dir. Aşılama: Bağışıklamanın oluşması/sağlanması için hastalığa karşı risk altındaki sağlam kişilere yapılan işlemin adıdır. Aşı: Kişilerin hastalanmasına ve/veya ölmesine neden olan hastalıklardan korumak için ağız, iğne, vb. şekillerde uygulanabilen, gücü zayıflatılan hastalık mikrobunu içeren koruyucu özellikte maddelerdir. Aşıların canlı, ölü, vb. tipleri bulunmaktadır. Aşılamada kaçırılmış fırsat: Bir sağlık kurumuna herhangi bir nedenle başvurmuş bir bireyin olması gereken aşıları çeşitli nedenlerden dolayı olmadan ayrılmasıdır. Endemik hastalık: Bir toplumda ya da bölgede bir hastalığın sürekli olarak görülmesi anlamı taşır. Epidemi: Bir toplumda bir hastalığın beklenenden fazla sayıda görülmesidir. Salgın olarak da bilinir. Serum: Hastalık etkenine karşı aktif olarak bağışıklık kazanan (kazandırılmış) bireyin ya da hayvanın kanından sağlanan plazmadır. Plazmanın fibrinojeni alınmıştır. Uluslararası sağlık: Dünyadaki sağlık sorunlarına uluslararası perspektiften bakan, çözümlerini de bu bakış açısıyla üretmeye çalışan bir disiplindir. Halk Sağlığı disiplini ile eşgüdüm içinde çalıştı. Uluslararası sağlık, dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen bir sağlık sorununun bir başka bölgede de kolaylıkla görülebildiğini, buna neden olan koşulların da sağlığın belirleyicileri üzerinden şekillendiğini kabul eder. Yaşlılık: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yaşlılık dönemi 65 yaş ve üzeri dönem olarak tanımlanmaktadır. Bağışıklama ve aşılama tanım olarak ne anlama gelmektedirler? Genişletilmiş bağışıklama programı kapsamında ilk olarak difteri, boğmaca, tetanoz, kızamık, çocuk felci ve verem hastalıkları ile mücadele edilmiştir. 76
81 BAĞIŞIKLAMANIN TEMEL SAĞLIK HİZMETLERİ İÇİNDEKİ YERİ Temel Sağlık Hizmeti kavramı ilk kez Kazakistan ın başkenti olan Alma Ata da 1978 yılında Alma Ata bildirgesinde her bireye götürülmesi gereken esas sağlık hizmeti olarak tanımlanmıştır. Bu kavram çağdaş halk sağlığı yaklaşımıyla paralel bir bakış açısı içerisindedir. Temel sağlık hizmeti kavramının görüş, örgütlenme, ilk basamak sağlık hizmeti ve faaliyetler grubu olarak dört farklı yönü bulunmaktadır. Faaliyet alanı olarak temel sağlık hizmeti denildiğinde aşağıdaki sekiz konu akla gelmelidir: 1. Halkın sağlık eğitimi 2. Yeterli ve dengeli beslenme 3. Temiz suya ulaşabilme 4. Ana çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetleri 5. Bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklama 6. Endemik hastalıkların kontrolü 7. Sık görülen hastalıkların tedavisi 8. Temel ilaçların sağlanması Alma Ata Bildirgesi ne taraf olan ülkelerde bu listede yer alan sekiz hizmetin uygulanması esastır. Görüldüğü gibi bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklama 1978 yılından bu yana temel bir sağlık hizmeti olarak tanımlanmıştır. Bağışıklama ve diğer bütün faaliyetlerin temel sağlık hizmeti felsefesi içerisinde bütünlüklü bir bakış açısıyla uygulanması değerlidir. Bağışıklama temel bir sağlık hizmetidir. AŞILARIN ULUSAL AŞI PROGRAMINDA YER ALMA SÜRECİ NASIL OLUR? Toplumda istenilen bağışıklık düzeyine ulaşabilmek için aşılama programlarının ulusal ve küresel düzeyde yapılması gerekmektedir. Ancak her ülke kendi aşılama programını kendisi hastalık ve ölüm nedenlerine, ekonomik koşullarına, toplumun gereksinimlerine, vb. göre belirler. Ancak yine de aşıların ulusal ülke programlarında yer alması için bazı genel-geçer yaklaşımlar vardır. Bu konuda değerlendirilmesi gerekli konular, yanıt aranması gereken sorular aşağıda sıralanmıştır: 1. Hastalığın ülke açısından önemi ve önceliği ortaya konulmalıdır. İlgili hastalık ülkede bir halk sağlığı sorunu mudur? Bir sorunun halk sağlığı sorunu olması için toplumda sık görülmesi, sık öldürmesi, sakatlıkla sonuçlanması, işgücü kaybına neden olması gerekmektedir. 2. Aşı uygulaması hastalığın çözümüne katkı sağlaması, hastalığın aşılama ile kontrol altına alınması gerekmektedir. Aşı uygulaması yapılacak hastalıklar için diğer müdahale yöntemlerinin başarısının aşı uygulama başarısı ile karşılaştırmasının da yapılması önemlidir. 3. Aşının etkinliği, koruyuculuğu, güvenilirliği, uygulama şekli, saklama koşulları, bağışıklık süresi gibi teknik konuların özenle değerlendirilmesi gerekir. 4. Aşının ekonomik açıdan uygulanabilir olması çok önemlidir. 5. Teknolojik açıdan değerlendirmeler yapılmalıdır. 6. Aşı programının uygulanması için politik açıdan kararlı bir sürece gereksinim vardır. 7. Toplum tarafından kabul edilerek aşı hizmetlerine toplum katılımının sağlanması önemlidir. 77
82 Yukarıdaki temel başlıklarda değerlendirmeler tamamlandıktan sonra bir aşının ülke programında yer alıp almayacağına karar verilir. Uygulama ve izleme süreci daha sonraki aşamalardır. Yeni aşıların uygulanmaya başlanmasından sonra sürekli olarak izleme-değerlendirme çalışmalarının uzmanlar tarafından yapılması gerekmektedir. Bir aşının ulusal programda yer alması için neler gerekir? AŞILAR NASIL UYGULANIR? Aşılama için bireyin sağlık kurumuna başvurduğu her an bir fırsat olarak algılanmalıdır. Başvuru sırasında yaşa, gereksinime göre eksik olan aşı belirlenip hemen eksiklik tamamlanmalıdır. Aşı uygulamalarında kullanılan teknikler aşağıda sunulmuştur: 1. Kas içi: Difteri-Boğmaca-Tetanoz aşısı, Hepatit B aşısı, grip, kuduz aşıları bu yolla yapılır. 2. Ağız yoluyla: Canlı çocuk felci aşısının yapılma yöntemidir. 3. Buruna damlatma yoluyla 4. Deri içi: BCG aşısı bu yolla yapılır. 5. Deri altı uygulaması da aşıların uygulanmasında kullanılan bir tekniktir. Bütün aşılama teknikleri kullanılırken genel hijyen kurallarına dikkat etmek gerekir. Aşılama için bireyin sağlık kurumuna başvurduğu her an bir fırsat olarak algılanmalıdır. Başvuru sırasında yaşa, gereksinime göre eksik olan aşı belirlenip hemen eksiklik tamamlanmalıdır. Aşıların tipleri ve bazı örnekler aşağıda belirtilmiştir: 1. Canlı aşılar a. Bu tür aşılarda aşı içinde yer alan mikroorganizma canlıdır, ancak uygulandığında zararsızdır, hastalık oluşturmaz. b. Kızamık, kızamıkçık, kabakulak, suçiçeği, verem (BCG) aşıları canlı aşılar için verilebilecek bazı örneklerdir. Gebelik döneminde canlı aşı yapılmaması gerekmektedir. 2. İnaktive aşılar a. Hastalık yapan etken fiziksel, kimyasal yollarla öldürülmüştür (inaktive edilmiştir). Aşı yapıldığında vücutta bağışıklık sağlayan maddeler (antikor) yükselir. Bu tür aşılar canlı aşılara göre hücresel düzeyde bağışıklık sisteminde daha zayıf bir yanıt oluştururlar, tekrar dozları yapmaya gereksinim olur. b. Grip ve hepatit B aşıları bu tür aşılara örnektir. 3. Toksoid aşılar a. Hastalıklar bakterilerin toksini aracılığı ile oluşan durumlarda kullanılan aşılardır. b. Tetanoz, difteri aşıları örnek olarak verilebilir. 4. Subunit aşılar a. Bu tür aşılar mikrobun tamamı yerine sadece bağışıklık sistemini uyaran antijenleri içerirler. b. Hepatit B aşısı örnek olarak verilebilir. 5. Konjuge aşılar a. Pnömokok (zatürre, meningokok aşıları örneklerdir. 6. DNA aşıları ve rekombinant vektör aşıları da diğer aşılar arasındadır. Gebelik döneminde canlı aşı yapılmaz. 78
83 AŞILAR NASIL SAKLANIR? Aşıların üretiminden aşı uygulanacak kişiye ulaşıncaya dek soğuk bir şekilde saklanması, taşınması işlemine ve bu işlemi sağlayan her türlü kişi, araç-gerece ve bu sistemin tümüne soğuk zincir adı verilir. Aşı uygulanan kişide istenilen bağışıklık düzeyinin gerçekleşmesi için soğuk zincir kurallarına uyabilmek son derece önemlidir. Depolama koşulları, aşıların transferleri sırasında dikkat edilecekler, aşının kişiye uygulandığı zaman kadar özelliklerinin korunması için gerekli bütün adımlar soğuk zincir kapsamında değerlendirilmelidir. Aşıların etkinliğini kaybetmemesi için özellikle saklama koşulları ile ilgili bazı bilgiler önem taşır: 1. Aşıyı uygulamadan önce mutlaka etiketi, son kullanma tarihi kontrol edilmelidir. Tarihi geçmiş aşılar kullanılmamalıdır. 2. Son kullanma tarihi en yakın olan aşı en önce kullanılmalıdır. 3. Aşı şişeleri açıldığı zaman bu bilgiler kaydedilmelidir. 4. Aşıların açıldıktan sonra kullanım süreleri birbirlerinden farklıdır. Bu fark gözetilmelidir. Örneğin; kızamık aşısı sulandırıldıktan sonra 4 saat içinde, BCG aşısı 8 saat içinde kullanılmalıdır. Diğer aşılar için de bu süreler belirlidir. 5. Bütün aşıların sıcağa duyarlı olduğu unutulmamalıdır. Aşıların önerilenden daha farklı bir sıcaklıkta saklanması bozulmaya neden olabilir. 6. Aşılar buzdolabında saklanmalıdır. 7. Aşıların saklandığı buzdolabında başka hiçbir şey saklanmaz. Buzlukta buz aküleri ve sebzelikte su şişeleri olması olası elektrik kesintilerinde buzdolabındaki sıcaklığın dengelenmesi açısından önemlidir. 8. Aşıların saklandığı buzdolabının kapısının her zaman kilitli olması, sağlık kurumunda bir kişinin aşı saklama konusunda sorumluluk alması önem taşımaktadır. 9. Buzdolabının kapak kısmına kesinlikle aşı konulmaması gerekmektedir. 10. Buzdolabında termometre olmasına özen gösterilmelidir. 11. Buzdolabında sıcaklığın +2 ve +8 derece arasında olması önerilmektedir. 12. Buzdolabının kapağında sıcaklık izleme çizelgesinin olması önerilmektedir. Aşı saklama sürecinden sorumlu olan kişi her gün sabah ve akşam bu çizelgeden gerekli kontrolleri yapmalıdır. 13. Bazı aşıların üzerinde yer alan ve aşıların izlenmesine yarayan çizelgeler/göstergeler takip edilmelidir. Örneğin çocuk felci aşısı üzerinde yer alan bu çizelgeler sayesinde aşıların ısıdan etkilenip etkilenmedikleri kolaylıkla değerlendirilebilir. Soğuk zincir ne anlama gelir? Aşıların fazla sıcak ve soğuğa karşı hassasiyetleri açısından sıralamaları Tablo 4.1 de gösterilmiştir. Tablo 4.1: Aşıların hassasiyetleri açısından karşılaştırılmaları (çok hassastan az hassasa doğru sıralama) Donma açısından Hepatit B DBT DT Td TT, KPA Sıcaklık açısından OPV Kızamık, KKK, IPV DBT, KPA BCG DT, Hib Td, TT, HepB 79
84 YAŞ DÖNEMLERİNE VE SEYAHAT DURUMLARINA GÖRE AŞI GEREKSİNİMLERİ VE PROGRAMLAR Çocukluk Dönemi Aşı Uygulamaları Ülkemizde beş yaş altı çocuklar için önerilen rutin aşılama programı bulunmaktadır. Ulusal programa göre aşağıdaki hastalıklara karşı önerilen aşılar Tablo 4.2 de sunulmuştur: Tablo 4.2: Hastalıklar ve önerilen aşılar Hastalık Adı Hepatit B (Sarılık) Verem Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak Çocuk felci (poliomyelit) Zatürree Boğmaca, Difteri, Tetanoz, Grip Korunmak için Önerilen/Uygulanan Aşı Adı Hepatit B aşısı BCG Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak aşısı OPA (ağızdan Polio aşısı) Konjuge pnömokok aşısı DaBT-İPA-Hib: Difteri, aselüler Boğmaca, Tetanoz, İnaktif polio, Hemofilus influenza tip b aşısı (Beşli Karma Aşı) Bu aşıların hepsinin yapılma zamanı, yapılış şekli, vb. ayrıntılar Ulusal Aşı Programında yer almaktadır. Bebek doğduğu andan itibaren aşılama programı başlar. Rutin program bebeklik döneminden birey ilkokul sekizinci sınıfa gelinceye kadar sürer. Bu hizmetin sunulmasını aile hekimleri takip etmektedir. Okullar, kreşler, vb. aşıların toplu şekilde yapılabileceği alanlardır. Kamusal mekanizmalar bu alanları etkili bir biçimde kullandıkları takdirde ülkemizde aşı takviminin önerdiği aşıların yapılmadığı bebek, çocuk, ergen kalmayacaktır. almaktadır. Beş yaş altı çocuklara uygulanan aşılar Ulusal Aşı Programı nda yer Gebelik Döneminde Aşılama Gebelik döneminde aşıların uygulanması ile ilgili aslında her yaş grubunda olduğu gibi hekimlerin yönlendirmesi esastır. Hekimlerin yönlendirmesinde uygun bulunan aşılamanın ikinci ve üçüncü üçer aylık dönemlerde yapılması önerilmektedir. Bu dönemde özellikle tetanoz aşısının gebeliğin 20. haftasından sonra yapılması önerilmektedir. Tetanoz, önemli bir yenidoğan ölüm nedenidir, aşı ile bu durum önlenebilmektedir. Gebelere canlı virüs aşısının yapılmayacağı da unutulmamalıdır. Yaşlılık Döneminde Aşılama Altmış beş yaş ve üzeri dönem olan yaşlılık döneminde çok çeşitli nedenlere bağlı olarak bağışıklık sisteminde zayıflamalar olabilir. Bir başka ifadeyle yaşlılar bazı hastalıklara karşı daha korunaksız olabilirler, hastalanabilirler, yaşamlarını yitirebilirler. Dünyada yaşlılara yönelik yapılması öneriler aşılar aşağıda sunulmuştur: 1. Mevsimsel grip aşısı 2. Zatürree (pnömokok) aşısı 3. Tetanoz aşısı 4. Hepatit B aşısı 5. Su çiçeği aşısı 80
85 Ülkemizde ise mevsimsel grip aşısı ve zatürre aşısı 65 yaş ve üzerine devlet tarafından maliyeti karşılanan aşılardır. Yaşlılık dönemi özel bir dönemdir. Ülkemizde ise mevsimsel grip aşısı ve zatürre aşısı 65 yaş ve üzerine devlet tarafından maliyeti karşılanan aşılardır. Seyahatlere Yönelik Aşılama Dünyada özellikle uluslararası seyahatler öncesinde gidilecek bölgenin ya da ülkenin özelliğine göre hastalıklardan korunmak amacıyla özel bazı aşıların yapılması önerilmektedir. Uluslararası Sağlık Tüzüğü ne göre uluslararası bir yolculuk yapan ve hastalığın bulaştığı bir bölgeden ayrılan kişilerden sarı humma aşısı olması istenebilir, önerilir. Menengokoksik menenjit aşısı da uluslararası seyahatlerde yapılması önerilen aşılar arasındadır. Bunun yanı sıra, eğer enfeksiyon riski varsa, kızamık, çocuk felci, tetanoz, A tipi hepatit, B tipi hepatit, kuduz, tifo, grip, verem, kolera Japon ensefalopatisinden korunmaya karşı aşıların yapılabileceği belirtilmektedir. Uluslararası Sağlık Tüzüğü ne göre uluslararası bir seyahate çıkmadan önce hangi aşı(lar) önerilmektedir? Bazı Özel Hastalıklara Karşı Aşılama Ülkemizde toplum tarafından iki aşıdan biraz daha ayrıntılı olarak bahsetmek yerinde olur: Kuduz ve Tetanoz Kuduz, hayvanlardan insanlara bulaşan viral bir hastalıktır. Kuduz virüsünün insana bulaşması için hayvanın enfekte olmuş tükürüğünün insanda deri bütünlüğünün bozulması sonucu mukoza teması olması gerekir. Hastalık doğadaki vahşi memeliler tarafından ya da evcil ama aşılanmamış hayvanların insanları ısırması sonucu bulaşır. Hastalık başlıca, kuduz olan bir hayvanın ısırması, hayvanın salyasıyla bozulmuş olan deri bütünlüğü nedeniyle temas, kuduz hayvanın et/süt gibi ürünlerinin yenmesi aracılığı ile bulaşabilir. Kuduz hastalığının önemi aşı ile korunabilir olmasıdır. Ancak korunma sağlanamazsa öldürücü bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Şüpheli bir hayvan tarafından ısırılma durumu olduğunda öncelikle oluşan yara bol sabunlu su ile yıkanmalıdır. Hemen ardından kişi bir sağlık kuruluşuna başvurmalı, götürülmelidir. Eş zamanlı olarak duruma etken olan hayvan da gözlenmelidir. Bu gözleme süresi 10 gündür. On gün içinde hayvanda kuduz görülmez ise tedirgin olacak bir durum olmadığı düşünülebilir. Şüpheli hayvan gözlem altında tutulamadığı durumlarda mağdur (ısırılan) kişi tedavi altına alınmalıdır. Kişiye yapılacak ilk uygulama serum uygulamasıdır. Serum yaranın etrafına dikkatle uygulanır. Bu uygulamadan sonra aşılamaya geçilir. Aşılama 0., 3., 7., 14., ve 28 günlerde kas içine beş doz olarak yapılır. Aşılama doğru yapıldığında başarının %100 olduğu bilinmektedir. Kuduz hastalığı açısından risk altındaki kişiler için bulaşma öncesi de aşılama yapılabilir. Risk altındaki kişilerin veteriner hekimler, kuduz hastalarının bakımından sorumlu sağlık personeli gibi özel gruplar sayılabilir. Aşılama şeması bu gruplarda hastalık şüphesinde önerilen aşılama şemasından farklıdır. Tetanoz, korunmak için aslında çocukluk çağından itibaren rutin olarak aşılama yapılan bir hastalıktır. Tetanoz, kesici ve delici yaralanmalar sonucu vücuda giren bir bakterinin zehiri (toksini) nedeniyle meydana gelir. Bu bakteri clostridium tetani dir. Bu bakteri toprakta yaşar. Hastalık etkeni vücuda girdikten bir süre sonra (ortalama 8 gün) belirtiler başlar. Hastalığın ölüm riski yüksek olup asıl yapılması gereken korunmadır. Tetanoz açısından risk teşkil eden bir yaralanma sonrası HEMEN yara temizlenmelidir. Ardından sağlık kuruluşuna başvuru değerlidir. Yaralanan kişinin tetanoz aşısı açısından değerlendirmesi yapılır, aşılarının tam olup olmamasına göre müdahalelerde farklılıklar olabilmektedir. Üç doz tetanoz aşısı olmuş ve son on yıl içerisinde bir doz da güçlendirme dozu yapılmış kişinin hastalıktan korunduğu kabul edilmektedir. Ancak bu durumda bile eğer son aşının yapılmasından itibaren beş yıldan daha fazla süre geçmiş ise bir doz daha aşı uygulanabilir. 81
86 Tetanozla ilgili önemli bir konu da yeni doğan döneminde görülen tetanoz hastalığıdır (neonatal tetanoz). Bu hastalık da özellikle gelişmekte olan ülkelerde görülür. Korunmak için yine aşılamanın önemi hatırlanmalıdır. Kuduz ve tetanoz hastalıklarının ölümle sonuçlanma olasılığı çok yüksektir. Temel amaç korunma olmalıdır. Aşı Yapılmaması Gereken Durumlar Çok Sınırlıdır! Aşılamanın sağlık açısından önemi/yararı açıktır. Böyle bakıldığında aşı yapıl(a)mayan durumların son derece kısıtlı/nadir olduğunu önemle vurgulamak gerekir. Genel bir yaklaşımla bir aşıya ya da aşının bileşenine karşı daha önceden anaflaktik (yaşamı tehdit edecek kadar alerji gelişmesi) bir reaksiyon gelişmiş ise aşı yapılması önerilmez. Bağışıklık sisteminin çok zayıflamasına neden olan kimi durumlarda da aşı yapılmasında sakınca olabilir. Aşıların tamamının sağlık kurumlarında yapılmasının önerildiği de dikkate alındığında bu gibi durumlar sağlık çalışanının aşı yapmadan önce aşı yapılacak kişiden bilgi alması önemli bir adımdır. Sağlık kurumunda aşı yapılırken de gözlem ve değerlendirme bu gibi durumların önlenmesi açısından değerlidir. Aşağıda aşı yapılmasına ENGEL OLMAYAN kimi durumlar yer almaktadır. Bu konuda ne yazık ki toplumda halen eksik/yanlış bilgiler mevcuttur: 1. Erken doğan bebekler (prematür bebek) 2. Düşük doğum ağırlıklı bebek 3. Ateşin 38,5 dereceden düşük olduğu üst solunum yolu hastalıkları 4. Emzirme 5. Malnütrisyon (yetersiz beslenme) 6. Alerjik nezle 7. Antibiyotik almak 8. Lokalize (bölgesel, sistemik olmayan) cilt iltihapları 9. Süregen kalp, akciğer hastalıklarının varlığı 10. Doğum sonrası sarılık geçirme durumu AŞILARI YAPARKEN/YAPTIKTAN SONRA DİKKAT EDİLECEK DURUMLAR VAR MIDIR? Evet, aşılamaya bağlı herhangi bir istenmeyen durumla karşılaşılmaması için aşı yapılan kişinin izlenmesi önemlidir. Her aşıdan sonra oluşabilecek riskler farklıdır. Bu nedenle yapılan aşıya göre değişen uyarılar kişiye ya da kişinin yakınına mutlaka anlatılmalıdır. AŞILAMA HİZMETLERİNE TOPLUM KATILIMI VE ÖNEMİ Aşılama hizmetlerinin toplumda istenilen düzeye ulaşabilmesi için sunulan hizmetlere toplum katılımının sağlanması gerekir. Toplum katılımı için ise hizmetlerin ücretsiz ve sürekli olarak ulaşılabilir olması önemlidir. Bununla birlikte toplumun var olan aşılarla ilgili her türlü bilgiye sahip olması gerekir. Aşı ile korunabilir hastalıklarla ilgili bilgi sahibi olmak toplumun bu hizmetten yararlanma düzeyini artırmasına katkı sağlar. Farkındalığın artması için ise küresel düzeyde bazı özel günlerin önemi bulunmaktadır. Örneğin, Nisan haftasında Dünya Sağlık Örgütü tarafından Dünya Aşılama/Bağışıklama Haftası etkinlikleri düzenlemektedir. Bu etkinlikler sürece toplum katılımını arttırmaktadır. 82
87 Özet Bağışıklama, bulaşıcı ya da diğer kimi hastalıklardan korunmak için vücutta savunma mekanizmalarının göstergesi olan maddelerin (antikor) istenilen/koruyucu seviyey ulaşması aracılığı ile bağışıklık/direnç sisteminin güçlenmesidir. Aşılama ise bağışıklamanın oluşması/sağlanması için yapılan işlemin adıdır. Bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklama 1978 yılından bu yana temel bir sağlık hizmeti olarak tanımlanmıştır. Bağışıklama ve diğer bütün faaliyetlerin temel sağlık hizmeti felsefesi içerisinde bütünlüklü bir bakış açısıyla uygulanması değerlidir. Bağışıklama/aşılama sayesinde dünyada her yıl 2-3 milyon ölüm önlenmektedir. Bu uygulamanın beş yaş altı çocuklar, gebeler ve yaşlılar açısından diğer yaş gruplarına ve dönemlere göre daha önemli olduğu söylenebilir. Çünkü bu özel dönemler bireylerin hastalıklara karşı en duyarlı olduğu dönemler olarak da bilinmektedir. Bağışıklama/aşılama hizmetlerinde yaşanılan bu gelişmelere rağmen geçen on yılda dünyada bu hizmetlerde bölgesel ve yerel eşitsizlikler sürmüştür. Bunun nedeni olarak da kaynakların kısıtlı olması, sağlık önceliklerinin belirlenme sürecindeki etkenler, sağlık yönetim sistemlerinin kötü yönetimi, yetersiz izleme ve destek programları gösterilmektedir. Bağışıklama hizmetleri ile ilgili önemli bir adım da Genişletilmiş Bağışıklama Programı (GBP) olmuştur. Bu program Dünya Sağlık Asamblesi nin 1974 yılında yapılan Genel Kurul u sonrasında küresel düzeyde çiçek hastalığını eradike edilmesi için uygulanan başarılı program temel alınarak bütün ülkelerdeki çocukların yaşam kurtarıcı aşılardan yararlanmaları için başlatılmış bir programdır. Bu program kapsamında hedeflenen ilk hastalıklar difteri, boğmaca, tetanoz, kızamık, çocuk felci ve verem olmuştur. Aşılama hizmetlerinde kaçırılmış fırsat kavramının bilinmesinde yarar bulunmaktadır. Bu kavram, bir sağlık kurumuna herhangi bir nedenle başvurmuş bir bireyin olması gereken aşıları çeşitli nedenlerden dolayı olmadan ayrılmasıdır. Aşılama hizmetlerinin istenilen düzeye ulaşması için kaçırılmış fırsatlar engellenmelidir. Her ülke kendi aşılama programını oluşturmalıdır. Bu progrram hastalık ve ölüm nedenlerine, ülkenin ekonomik koşullarına, toplumun gereksinimlerine, vb. göre belirler. Ayrıca hastalığın ülke açısından önemi ve önceliği ortaya konulmalı, aşı uygulaması hastalığın çözümüne katkı sağlamalı, hastalık aşılama ile kontrol altına alınabilmeli, aşının etkinliği, koruyculuğu, güvenilirliği, uygulama şekli, saklama koşulları, bağışıklık süresi gibi teknik konular değerlendirilmeli, aşı ekonomik açıdan uygulanabilmeli, aşı programının uygulanması için politik açıdan kararlı olunmalıdır. Aşı toplum tarafından kabul edilmeli ve toplum katılımı sağlanmalıdır. Aşıların etkinliğinin korunması, istenilen bağışıklık düzeyinin sağlanması açısından değerlidir. Bu noktada soğuk zincir olarak bilinen ve üretiminden aşı uygulanacak kişiye ulaşıncaya dek aşıların soğuk bir şekilde saklanması, taşınması işlemi ve bu işlemi sağlayan her türlü kişi, araç-gerece ve bu sistemin tümü olarak tanımlanan kavramın uygulanması gerekir. Aşı uygulaması ile ilgili yaş gruplarına, gebelik gibi özel dönemlere ve seyahat öncesi gibi özel koşullara göre farklı öneri ve uygulamaların olduğu bilinmelidir. Bu uygulamalarla ilgili rehberler, uluslararası ve ulusal rehberler bulunmaktadır. Sağlık çalışanları bu öneriler doğrultusunda mesleki uygulamalarını yürütmelidirler. Aşıların uygulanmasında dikkat edilmesi gerekli bir diğer konu da aşı yapılan ve yapılmayan durum ve koşulların iyi bilinmesidir. Genel bir yaklaşımla bir aşıya ya da aşının bileşenine karşı daha önceden anaflaktik (yaşamı tehdit edecek kadar alerji gelişmesi) bir reaksiyon gelişmiş ise, ciddi başka bir hastalık varlığında aşının yapılması uygun değildir. Bunun dışındaki erken doğan bebekler (prematür bebek), düşük doğum ağırlıklı bebek, ateşin 38,5 dereceden düşük olduğu üst solunum yolu hastalıkları, emzirme, malnütrisyon (yetersiz beslenme), alerjik nezle, antibiyotik almak, lokalize (bölgesel, sistemik olmayan) cilt iltihapları, süregen kalp, akciğer hastalıklarının varlığı, doğum sonrası sarılık geçirme gibi durumlar aşı yapılmasına engel değildir. Aşılamaya bağlı herhangi bir istenmeyen durumla karşılaşılmaması için aşı yapılan kişinin izlenmesi önemlidir. Her aşıdan sonra oluşabilecek riskler farklıdır. Bu nedenle yapılan aşıya göre değişen uyarılar kişiye ya da kişinin yakınına mutlaka anlatılmalıdır. 83
88 Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdaki hastalıklardan hangisi başarılı bir aşılama programı sayesinde küresel düzeyde yok edilmiştir? a. Çiçek b. Suçiçeği c. Kızamık d. Çocuk felci e. Difteri 2. Dünyada 1988 yılından bu yana aşağıdaki hangi hastalık için %99 dan fazla azalma saptanmıştır? a. Su çiçeği b. Kızamık c. Çocuk felci d. Difteri e. Boğmaca 3. Aşılama/bağışıklama hizmetlerinden yararlanamayan bebeklerin yaklaşık %70 i hangi kıtada yer alan ülkelerde yaşamaktadır? a. Avrupa b. Avusturalya c. Amerika d. Antartika e. Afrika 4. Bir toplumda bir hastalığın beklenenden daha fazla sayıda görülmesine ne denir? a. Endemi b. Epidemi c. Pandemi d. Sporadik vaka e. Taşıyıcı 5. Aşağıdakilerden hangisi Temel Sağlık Hizmetleri içinde yer almaz? a. Halkın sağlık eğitimi b. Yeterli ve dengeli beslenme c. Temiz suya ulaşabilme d. Bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklama e. Nadir görülen hastalıkların tedavisi 6. Aşağıdakilerden hangi aşı deri içine yapılır? a. Difteri b. Boğmaca c. Tetanoz d. Hepatit B e. BCG 7. Tetanoz aşısının gebeliğin hangi ayından sonra yapılması önerilir? a. 4 b. 8 c. 12 d. 16 e Aşağıdaki aşılardan hangisi yaşlılık dönemi için önerilen aşılar arasında yer almaz? a. Mevsimsel grip b. Zatürree (pnömokok) c. Tetanoz d. Hepatit B e. Boğmaca 9. Uluslararası Sağlık Tüzüğü ne göre uluslararası seyahate çıkmadan önce aşağıdaki hangi aşının yapılması önerilmektedir? a. Menengokoksik menenjit b. Kızamıkçık c. Hepatit C d. Difteri e. Boğmaca 10. Aşağıdaki hangi durum aşı yapılmasına engel teşkil eder? a. Düşük doğum ağırlıklı bebek b. Aşıya karşı önceden anaflaksi gelişmesi c. Malnütrisyon (yetersiz beslenme) d. Alerjik nezle e. Antibiyotik almak 84
89 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. a Yanıtınız yanlış ise Giriş başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. c Yanıtınız yanlış ise Giriş başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. e Yanıtınız yanlış ise Giriş başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. b Yanıtınız yanlış ise Tanımlar başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. e Yanıtınız yanlış ise Bağışıklamanın Temel Sağlık Hizmetleri İçindeki Yeri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. e Yanıtınız yanlış ise Aşılar Nasıl Yapılır başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. e Yanıtınız yanlış ise Gebelik Döneminde Aşılama başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. e Yanıtınız yanlış ise Yaşlılık Döneminde Aşılama başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. a Yanıtınız yanlış ise Seyahatlere Yönelik Aşılama başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. b Yanıtınız yanlış ise Aşı Yapılmaması Gereken Durumlar Çok Sınırlıdır başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Bağışıklama sayesinde dünyada her yıl 2-3 milyon ölüm önlenmektedir. Bu durum göz önüne alındığında bağışıklama sağlık ve koruyucu hizmetler açısından en önemli kanıtlanmış uygulamalardan birisi olarak kabul edilmektedir. Aşılama/bağışıklama uygulamalarının beş yaş altı çocuklar, gebeler ve yaşlılar açısından diğer yaş gruplarına ve dönemlere göre daha önemli olduğu söylenebilir. Çünkü bu özel dönemler bireylerin hastalıklara karşı en duyarlı olduğu dönemler olarak da bilinmektedir. Sıra Sizde 2 Bağışıklama, bulaşıcı ya da diğer kimi hastalıklardan korunmak için vücutta savunma mekanizmalarının göstergesi olan maddelerin (antikor) istenilen/koruyucu seviyey ulaşması aracılığı ile bağışıklık/direnç sisteminin güçlenmesidir. Aşılama ise bağışıklamanın oluşması/sağlanması için yapılan işlemin adıdır. Sıra Sizde 3 Her ülke kendi aşılama programını kendisi hastalık ve ölüm nedenlerine, ekonomik koşullarına, toplumun gereksinimlerine, vb. göre belirler. Hastalığın ülke açısından önemi ve önceliği ortaya konulmalı, aşı uygulaması hastalığın çözümüne katkı sağlamalı, hastalık aşılama ile kontrol altına alınabilmeli, aşının etkinliği, koruyculuğu, güvenilirliği, uygulama şekli, saklama koşulları, bağışıklık süresi gibi teknik konular değerlendirilmeli, aşı ekonomik açıdan uygulanabilmeli, aşı programının uygulanması için politik açıdan kararlı olunmalıdır. Aşı toplum tarafından kabul edilmeli ve toplum katılımı sağlanmalıdır. Sıra Sizde 4 Aşıların üretiminden aşı uygulanacak kişiye ulaşıncaya dek soğuk bir şekilde saklanması, taşınması işlemine ve bu işlemi sağlayan her türlü kişi, araç-gerece ve bu sistemin tümüne soğuk zincir adı verilir. Sıra Sizde 5 Uluslararası Sağlık Tüzüğüne göre uluslararası seyahatlerde yaptırılması önerilen (gereken) aşılar sarı humma aşısı ve meningokoksik menenjit aşısıdır. Bunun yanı sıra kızamık, çocuk felci, tetanoz, A tipi hepatit, B tipi hepatit, kuduz, tifo, grip, verem, kolera Japon ensefalopatisi, hastalıklarına karşı korunmak için de aşıların yapılabileceği belirtilmektedir. 85
90 Yararlanılan Kaynaklar Akın L. Bağışıklama. In: Halk Sağlığı Temel Bilgiler Kitabı (Güler Ç, Akın L, Eds). Hacettepe Üniversitesi Yayınları, 2006, pp Öztek Z, Eren N. Sağlık Yönetimi. In: Halk Sağlığı Temel Bilgiler Kitabı (Güler Ç, Akın L, Eds). Hacettepe Üniversitesi Yayınları, 2006, pp Kartal M, Güldal D. Yeni Aşıların Ulusal Programda Yer Alma Süreci. Turkiye Klinikleri J Fam Med-Special Topics 2011; 2 (5): Velipaşaoğlu S. Aşılar ne zaman ulusal programda yer alır? Türkiye Klinikleri Pediatri 2004; 2: Kaya M. Rutin Aşı Uygulamaları Dışındaki Aşılar Ve Halk Sağlığı Yaklaşımı. In: Halk Sağlığında Güncel Sorunlar ve Yaklaşımlar (Aslan D, Yayına Hazırlayan). Ankara Tabip Odası Yayınları, 2008, pp International Health Regulations (2005). Second Ed. World Health Organization publications, Switzerland, Yalnız C. Aşı uygulamalarına genel bakış. Türkiye Klinikleri Pediatri 2004; 2: Aslan D, Güler Ç.Uluslararası Sağlık. In: Halk Sağlığı Temel Bilgiler Kitabı (Güler Ç, Akın L, Eds). Hacettepe Üniversitesi Yayınları, 2006, pp Aslan D, Sayek İ. Tıp Eğitimi İçinde Uluslararası Sağlık Yaklaşımı, Hacettepe Tıp Dergisi 2005; 36 (3): Yararlanılan İnternet Kaynakları Immunization [Internet] Erişim: Immunization highlights. [Internet] ighlights/2011/en/index1.html 6. Erişim: Facts on Immunization [Internet] on/facts/en/index2.html. Erişim: State of the world's vaccines and immunization. Third edition. WHO Publications, [Internet]. dex.html. Erişim: Expanded Program on Immunization (EPI). [Internet] Erişim: Vaccine Preventable Diseases. [Internet] ccines/en/. Erişim: Do Polio Still Exist? [Internet] ml/. Erişim: Uluslararası Sağlık Tüzüğü. [Internet] tml. Erişim: World Immunization Week. [Internet] vents/immunization_week/2012/further_infor mation/en/index.html. Erişim:
91
92 5 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Erken tanının ne anlama geldiğini açıklayabilecek, Erken tanının önemini açıklayabilecek, Erken tanı yöntemlerinin neler olduğunu sıralayabilecek, Erken tanı uygulanacak kişi ve grupları ifade edebilecek, Kendisi, yakınları ve hizmet ettiği kişiler için erken tanı yöntemlerinin kullanımını talep edebilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Erken Tanı Sekonder Koruma Periodik Muayene Aktif Tarama Pasif Tarama Tarama Testleri Tarama İçindekiler Giriş Erken Tanı Kavramı Erken Tanının Sağlık Hizmetleri İçerisinde Yeri Erken Tanının Önemi ve Faydaları Erken Tanı Uygulamasında Kullanılan Yöntemler Erken Tanısı Mümkün Hastalık ve Bozukluklar ve Önerilen Tanı Testleri Toplumdaki Değişik Grupların Taşıdıkları, Erken Tanısı Mümkün Hastalık ve Bozukluk Riskleri Kanserde Erken Tanı 88
93 Erken Tanı ve Tedavi GİRİŞ Günümüzde bilim ve teknolojinin sunduğu olanaklardan birisi de tanı amaçlı yaklaşımlardır. Ancak bu kadar gelişmiş olanaklara rağmen ülkemizde hala birçok kişi, kalp hastalığı, yüksek tansiyon, kanser vb. hastalıklardan ölmektedir. Bu ölümlerin önemli nedenlerinden biri kişilerin bazı belirtilerin çok önemli hastalıkların başlangıcı olabileceğini bilmemesi ve hastalık belirti vermeden erken dönemde hekime gitme alışkanlıklarının bulunmamasıdır. Hastalığın erken dönemde saptanması ile ifade edilmek istenen, henüz hastalığa ait belirti ve bulguların ortaya çıkmamış olduğu bir dönemde hastalığın bulunmasıdır. Genelde hastalığın başlangıç belirtileri kişiyi fazla rahatsız etmediği, işinden alıkoymadığı sürece kişiler hekime başvurmazlar. Kişiler ancak önemli şikâyetleri olduğu zaman hekime başvurduğunda da çoğunlukla geç kalınır. Hekime geç başvurulduğunda tedavi daha zor, uzun süreli ve daha ızdıraplı olup; hatta gecikmeden dolayı hastalık kalıcı ve geri dönüşümü olanaksız hasarlar vermiş olabilmektedir. Kronik hastalığın erken tanısıyla ilerlemesinin durdurulmasıyla hastalığın erken dönemde ilaç ya da ilaç dışı tedavisine başlanılarak komplikasyon ve sekellerinin önüne geçilmiş olur. Kronik hastalıklar genellikle sinsi şekilde başlayıp uzun süre sessiz seyretmeleri nedeniyle, şikâyet ve belirtilerin ortaya çıktığı dönemlerde ilerlemiş ve vücutta tahribata yol açmış şekilde teşhis edilirler. En gelişmiş ülkelerde bile, kronik hastalığı bulunan bireylerin bir kısmının hastalığından habersiz oldukları saptanabilmektedir. Örneğin; ABD de hipertansif olanların % 30 u, ülkemizde ise % 59,3 ü bu durumlarının farkında değildir. Birçok ülkede ve ülkemizde yapılan çalışmalarda da Kronik Obsrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) tespit edilenlerin % 90 ının hastalıklarının farkında olmadıkları saptanmıştır. Erken tanı; tüm topluma ya da risk altındaki gruplara yönelik taramalar ile yapılır. Ancak, sağlık kuruluşlarındaki rutin muayeneler veya periyodik sağlık muayeneleri sırasında da bireylere erken tanı konulabilir. Çağdaş sağlık hizmetleri görüşünde erken tanı hizmetlerine kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında büyük önem verilmektedir. Aynı zamanda çağdaş sağlık olgusu, erken dönemlerinde tanısı konan hastalıkların iyileştirilmesinin kolay ve başarılı olduğu doğrultusundadır. Herhangi bir şikâyeti olmayan kişilere tarama testleri ile semptomların çıkmasından önce tanı konabilmektedir. Toplum tarama testleri ve erken tanı yöntemleri bu konuda çok yardımcı olmaktadır. Servikal yayma ile serviks kanserinin önüne geçilmesi, fizik muayene ile birlikte mamografi kullanımının meme kanseri ölümlerini azaltması, bazı hastalıkların kolay tanısı için halkın ve uzmanların eğitilmesi bu konulara örnek oluşturabilir. Bu konuda ilk yapılması gereken yeterli sağlık eğitimidir. Bu konuda kişilerin eğitilmesi kadar sağlık çalışanlarının eğitilmesi de önemlidir. Giderek tıp biliminde de erken tanının değeri daha iyi anlaşılmakta ve uygulanmasına da büyük önem verilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü nce (DSÖ), 42 yıl önce 1964 yılında yapılan Prag Toplantısı nda; 20. yüzyılın ikinci yarısında en önemli koruyucu hekimlik uygulamalarından birisinin erken tanı olduğu belirtilmiştir. 89
94 ERKEN TANI KAVRAMI Erken tanı, erken teşhis ve erken yakalama kavramları bazen birbiri yerine kullanılan terimlerdir. Erken yakalama, "Belli bir hastalığı, hastalık sürecinin başlangıcında hastalığın belirti ve bulgularını henüz ortaya çıkmadan önce saptamak amacı ile sağlıklı toplumun bütününü ya da risk altında olduğu kabul edilen bölümünü hedef alarak yürütülen her türlü sağlık hizmeti faaliyeti" olarak tanımlanabilir. Erken tanı; kişinin hastalığının klinik belirtilerinin ortaya çıkmadığı veya ona acı ve sıkıntı vermeyen silik belirtilerin bulunduğu dönemde (presemptomatik dönem) hastalığın tanısı demektir. Erken tanı uygulamaları, bir sağlık riskini ya da hastalığı, kişiye en az zarar verecek şekilde ya da zarar vermesini önleyecek şekilde, seyri esnasında yeterince erken dönemde saptamak için yapılan, vaka bulma ve sağlık taraması gibi tüm yaklaşımları kapsar. Tarama, erken tanı veya sekonder korunma ile eş anlamlı olarak kullanılır ve preklinik veya gizli hastalığı olan kişilerin araştırılmalarını kapsar. ERKEN TANININ SAĞLIK HİZMETLERİ İÇİNDEKİ YERİ Kişilerin ve toplumların sağlıklarını korumak, hastalandıklarında tedavilerini yapmak, tam olarak iyileşmeyip sakat kalanların başkalarına bağımlı olmadan yaşayabilmelerini sağlamak ve toplumların sağlık düzeylerini yükseltmek için yapılan planlı çalışmaların tümü Sağlık Hizmetleri olarak adlandırılır. Geleneksel tıp, kendisine ortaya çıkan bulgu ve belirtilerle hekime başvuran veya getirilen kişilerle ilgilenir. Amacı ilk önce kişinin hastalığının adını koymak, yani tanıya karar vermek, sonra da hangi hastalığa tutulduğunu saptadığı kişiyi en uygun biçimde tedavi ederek eski sağlığına kavuşturmaktır. Koruyucu hekimliğin hedef kitlesi ise sağlıklı kişilerdir, burada amaç öncelikle hastalıklara yol açan ya da hastalık riskini arttıran etkenleri bulmak, sonra da bu etkenlerin sağlıklı kişileri hasta kişiler haline getirmesine engel olmak, yani hastalığın ortaya çıkmasını önlemek, kişiyi korumaktır. Sağlık hizmetlerinin temel amacı, kişilerin hasta olmamalarını sağlamak, yani kişileri hastalıklardan korumaktır. Ancak, her türlü çabaya karşın herkesi, her hastalıktan korumak mümkün olmaz; bazıları hastalanır. İşte o zaman, sağlık hizmetlerin ikinci amacı olan hastaların tedavisi söz konusu olur. Bugünkü sağlık bilgileriyle ve var olan yöntemlerle her hasta tam olarak tedavi edilemez; bazıları ölür, bazıları ise sakat kalır. Sağlık hizmetlerinin üçüncü amacı sakatların başkalarına bağımlı olmadan, kendi kendilerine yeter biçimde yaşamalarını sağlamak, yani rehabilite etmektir. Sağlık hizmetlerinin koruma, tedavi ve rehabilitasyon olmak üzere üç boyutu vardır: Erken tanı kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri içerisinde yer alan 7 temel hizmetten biridir. Şekil 5.1: Erken Tanının Sağlık Hizmetleri İçindeki Yeri 90
95 Sağlık koruma düzeyleri; Birincil korunma : Primer koruma İkincil korunma : Sekonder koruma Üçüncül korunma : Tersiyer koruma Hastalıklardan korunma açısından en etkili yaklaşım birincil koruma yani etkene yönelik korunma olmakla birlikte, hastalıkların erken dönemde saptanması ile de oldukça başarılı korunma sağlanabilir. Bu anlamda erken tanı ikincil düzeyde koruma olarak da adlandırılmaktadır. İkincil korumanın temel amacı, kronik hastalığın pre-semptomatik dönemde erken tanısıyla hastalığın ilerlemesinin durdurulması ve komplikasyonların önlenmesidir. Halk sağlığında ikincil önlemi başarmak için klinik taramalar önemli bir yer tutar. ERKEN TANININ ÖNEMİ VE FAYDALARI Toplumda hastalıkların erken tanısı üzerine yapılan çalışmalar birçok hastalıklarda bilinen vaka sayısının, mevcut vaka sayısına oranla çok az olduğunu göstermektedir. Birçok çalışmada değişik ülkelerdeki hastalık prevalansının (görülme durumlarının) bilinenden çok az olduğu gösterilmiştir. Bu durum, Toplumda Hastalık Buz Dağları (buz dağlarının büyük bir kısmının deniz içinde olması ve görülememelerine benzetilerek) şeklinde adlandırılır. Erken tanı hastalığın ya da bozukluğun, dolayısıyla kişinin fonksiyon kaybının derecesinin artmasını önler veya düzelmesini sağlar. Tanının gecikmesi hastalığın ağırlaşmasına hatta tedavi olanağının ortadan kalkmasına sebep olur. Hastalıkların erken dönemlerde, yani, belirtisiz ya da belirtili dönemlerin başlangıcında teşhis edilebilmeleri için kişilerin eğitilmeleri ve bütün sağlık personelinin bu konuya önem vermesi gerekir. Çoğu kez kişiler, hastalıklarının belirtileri ilerledikten ve durumları hayli bozulduktan sonra sağlık kuruluşlarına başvururlar. Hastalıklar ne kadar erken dönemlerinde teşhis edilirlerse, tedavileri de o kadar kolay ve başarılı olur. Bu ilke, bütün hastalıklar için geçerlidir. Kanser, diyabet ve tüberküloz gibi hastalıklarda hastalığın erken tanısı kişinin yaşam süresini uzatması bakımından çok önemlidir. Örneğin, kanser başlangıç döneminde teşhis edilirse tamamen tedavi edilebilir ya da buna bağlı ölüm önlenebilir; tüberkülozlu bir hasta, ne kadar erken ortaya çıkarılırsa etkili bir biçimde iyileştirilip hastalığın kötü gidişinden korunabilir. Doğuştan işitme kaybının erken tanısında yenidoğan işitme taraması büyük önem taşır. Yıllar içinde yavaş yavaş ilerleyen sinsi bir hastalık olan glokomda (göz tansiyonu) görme kaybı oluştuktan sonra geri dönüş olmadığından erken teşhis çok önemlidir. Göz tansiyonunun kötü sonuçları ancak erken teşhis ve doğru tedavi ile engellenebilir. Ülkemizde çocukluk döneminde sık görülen doğumsal kalça çıkığı (DKÇ) erken tanı konulup tedavi edilirse başarılı sonuçlar alınabilen bir anomalidir. Hastalıkları erken dönemlerinde teşhis etmek bazen güç, fakat tedavileri o derece başarılıdır. Geç dönemlerinde hastalıkları teşhis etmek kolay olmakla birlikte, tedavinin sonuçları her zaman başarılı olamaz. O nedenle hastalıkların erken dönemlerde, mümkünse belirtileri ortaya çıkmadan ya da belirtili dönemlerin başlangıcında teşhis etmek hastaları, hastalıkların kötü prognozundan korumanın önemli yollarından birisidir. Tanının gecikmesi, hastalığın ağırlaşmasına, hatta tedavi olanağının ortadan kalkmasına sebep olur. Erken tanı kişinin sağlığını koruma yanında, tedavi maliyetini de düşürür. Bazen kişilerin erken dönemde hekime başvurması da yeterli olmaz. Hekim hastaya zaman ayırıp iyi sorgulama, tam fizik muayene ve gerekli laboratuar tetkiklerini yaptırmadıkça erken tanı olanağı da kaçırılmış olur. Hekimler, hemşireler ve diğer sağlık çalışanları arasında farkındalığın artmasının erken yakalama yoluyla ölümlerin azaltılmasında önemli etkileri olur. Erken tanının faydaları; 1. Tedavi şansını artırır. 2. Tedaviyi kolaylaştırır. 3. Tedavi giderlerini azaltır. 91
96 4. Sakatlığı önler. 5. Doku ve organ kaybını önler. 6. Hayat kurtarır. 7. Yaşam süresini uzatır. Erken tanı için bugün kabul edilen üç koşul vardır: 1. Kişilerin çeşitli önemli hastalıklar konusunda bilgili olmaları ve vücutlarında ortaya çıkabilecek ve önemli hastalıkların erken işaretleri sayılabilen belirtilere karşı uyanık olup hekime başvurmaları, 2. Herhangi bir hastalığı olduğu yolunda bir fikre kapılarak sağlık kuruluşlarına başvuran kişilere vakit ayırıp, onlara gerekli tetkiklerin ve muayenelerin rahatça yapılabildiği, tıbbi olanakların vakit kaybetmeden kişilerin hizmetine sunulabildiği bir sağlık sistemi, 3. Herhangi bir hastalık belirtisi veya bir sağlık sorunu olmasa bile risk durumuna göre belirli aralıklarla yapılması gereken ve CHECK-UP olarak adlandırılan periyodik sağlık kontrollerinin yapılmasıdır. ERKEN TANI UYGULAMASINDA KULLANILAN YÖNTEMLER Kişilere Erken Tanısı Önemli Olan Hastalıkların Belirtilerini Öğretmek Erken tanısı gereken hastalıkların ilk belirtileri ve bu belirtiler ortaya çıkınca ne yapılması gerekeceği halka öğretilmelidir. Sağlık eğitimi çalışmalarının vazgeçilmez uygulamalarından biri bu olmalıdır. Etkin bir sağlık eğitiminin yapılmadığı toplumlarda erken tanı çalışmalarından beklenilen sonucu elde etmek güç hatta olanaksızdır. Ülkemizde kadınlarda görülen en sık 10 kanser türü içinde birinci sırayı alan meme kanserinde erken tanı kadınların kanserin erken bulgularına karşı duyarlı olması ile sağlanabilir. Meme kanserinden erken tanı, için kadına kendi kendisini muayene etmesi öğretilmelidir. Kendi kendini muayenenin etkili bir erken tanı yöntemi olduğu bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Bu yöntemin ucuz olması, noninvaziv olması başlıca yararlarıdır. Kadınların kendi kendini değerlendirebileceği konusunda yüreklendirilmesi çok önemlidir. Kadınların meme kanserinden korunma ve erken tanı konusunda bilgi gereksinimlerinin karşılanmasında, birinci basamaktaki hekim, hemşire ve ebeler sağlık ekibinin önemli üyelerindendir. Sigara içen bir kişinin sabahları olan kesik öksürüğünü ve müphem yan etkilerini sigaraya yormaması gerekir. Çünkü bu şikâyetler akciğer kanserinin erken belirtileri olabilir. Yine memesinde ufak bir kitlesi olan bir kadının, kendisine düzenli meme muayenesi yapmayı bilmediği ve uygulamadığı için meme kanseri geç dönemlere kadar fark edilmeyebilir. Zaman zaman ortaya çıkan göğüs ağrılarının hatta ağır yemeklerden sonra olan şişkinlik ve göğüs sıkışmasını, gaz sancılarına veya başka nedenlere yorarak kalp krizi geçirene kadar kalp hastalıklarının farkına varılmaması ve bunlar gibi daha binlerce örnek vermek olasıdır. Kanserin belirtileri çok çeşitlidir. Özellikle hastalığın bulunduğu organa ve vücuttaki yayılım derecesine göre değişiklikler gösterir. Örneğin; kalın barsak kanserlerinde dışkılama alışkanlıklarında değişiklik olup; kabızlık, ağrı, kanama gibi belirtiler çıkarken, idrar yolları kanserlerinde; idrar yapmada güçlük, ağrı, hematüri, akciğer kanserlerinde; göğüs ağrısı, kanlı balgam, öksürük gibi belirtiler olabilir. Farklı yaş ve cins grupları için anlamı değişik olmakla birlikte, çeşitli kanserler için uyarıcı olup erken tanı faaliyetleri sırasında üzerinde durulması gereken ve hekime başvurmayı gerektiren belli başlı belirtiler şöyle sıralanabilir: 1. Vücudun herhangi bir yerinde şişlik veya kitleler 2. İyileşmeyen ve iyileşmesi geciken yara 3. Ben ve siğillerdeki değişiklik 4. Olağan dışı kanama 92
97 5. Yutma güçlüğü 6. Sürekli öksürük 7. Ses kısıklığı 8. İdrar ve dışkılama alışkanlıklarında değişiklik 9. Nedeni açıklanmayan ateş ve zayıflama 10. İnatçı hazımsızlık Periyodik Muayeneler Periyodik sağlık muayenesi, henüz bir hastalık belirtisi göstermeyen sağlıklı kişilerin, tarama muayene ve testleri ile sağlıklarının korunmasına katkıda bulunmak amacıyla yapılan düzenli sağlık kontrolüdür. Bu amaç doğrultusunda, bireylere, cinsiyet ve yaş gruplarına uygun olarak, o toplumda mortalite ve morbiditeyi en fazla etkileyen hastalıkların risk faktörlerine yönelik, kanıta dayalı muayene ve tarama testlerinin uygulanmasını, danışmanlık ve hasta eğitimi hizmetlerini, bağışıklaşmayı da içeren bir hizmet sunumunu içermektedir. Danışmanlık ve hasta eğitimi sağlıklı bireylerin periyodik muayenelerinde vazgeçilmez bir uygulamasıdır. Periodik muayenelerin koruyucu yönleri de vardır. Örneğin, bulaşıcı bir hastalığı iyi tedavi etmekle, hastanın yakın çevresindeki kimselere birincil koruma, hastaları dikkatlice muayene etmekle, hastanın, henüz açığa çıkmamış başka sorunlarını erken teşhis ederek ikincil koruma ve kronik hastaları periodik izlemlerle kontrol edip, komplikasyonları önleyerek üçüncül koruma sağlanmış olur. Erken tanıyı sağlamak için kişileri periyodik sağlık muayenesine alıştırmak veya önemli durumlarda kanun yolu ile sağlam insanları periyodik muayenelere zorlamak da hastalıkları erken tanıma için başvurulan bir yoldur. Periyodik sağlık muayeneleri özellikle riskli grupların gebelerin, çocukların, işçilerin ve yaşlıların sağlıklarının korunması için gereklidir. Evlenme muayenesi, şoför muayenesi, gıda üretim ve satış işlerinde çalışanların muayenesi, sıtmalı bölgelerde kan muayenesi gibi muayeneler kanunların zorunlu kıldığı muayenelerdendir. Bu muayeneler ile hem kişinin hem de çevresindeki diğer kişilerin sağlığı ve hayatı korunur. İşyerlerinde yaptıkları iş nedeniyle sağlıkları tehlikede olanların periyodik sağlık muayenesi de iş sağlığı kurallarındandır. İşçi sağlığı ve işyeri güvenliği mevzuatında belirlenmiş çok sayıda ağır ve tehlikeli işler ile çok sayıda meslek hastalığı vardır. Gerek hukuki nedenlerle, gerekse işçinin o işe uygun olup olmadığının değerlendirilmesi için, işe giriş muayeneleri ile, işe girdikten sonra da, olası bir meslek hastalığının erken tanısı için, 6 12 ay aralıklarla periodik muayeneler yapılması yasa ile zorunlu kılınmıştır. Aralıklı olarak yapılması gereken bu kontrolleri işyeri hekimi yapar ve yaptırır. İleri teknolojik tanı ve tedavi yaklaşımlara eşlik eden tıbbi gelişmeler, farklı gruplarda, özelleşmiş takip kriterlerinin oluşmasına yol açmıştır. Bu durum, erişkin bireyler arasında farklı yaş grupları ve farklı cinsiyetler için, farklı korunma ve sağlığı geliştirme önlemlerinin alınmasına neden olmaktadır. Bu hizmet kişinin risk durumuna göre şekillendirilir ve sunulur. Fizik muayene bulgusu ve bireylerin şikâyetlerinin olmaması halinde görme keskinliği ve işitme muayeneleri yaş dönemine kadar ertelenebilirken, üreme çağından itibaren servikal smear alınması, 40 yaş üzerinde lipid profilinin takibi, temel tarama ve takip kriterleri arasına girmiştir. Çok sayıda bilimsel araştırmanın sağladığı kanıtlara dayanılarak, ulusal ve uluslararası nitelikteki benzer kılavuzlardan yararlanılarak periyodik muayene kılavuzları hazırlanmış ve takip kriterleri oluşturulmuştur. Bunlar; kuvvetle önerilenler, önerilenler, lehinde veya karşısında olunamayan öneriler, önerilmeyenler ve hakkında yeterli delil bulunmayan önerilerdir. Periyodik muayene takip şemaları bu öneriler ışığında kişilerin kendi ihtiyaçlarına yönelik olarak kişiselleştirilmelidir. Bu kılavuzlarda her bir önerinin dayandığı bilimsel kanıtın düzeyi de belirtilmektedir: Kuvvetle önerilenler: Faydasını gösteren yüksek düzeyde kanıt olanlar. Müdahalesi maliyet etkin ve bireylerin hemen hepsi tarafından kabul edilebilirdir. 93
98 Önerilenler: Faydasını gösteren kanıta rağmen faydanın göreceli olarak az olduğu ya da kanıtın zayıf olduğu haller. Müdahalesi maliyet etkin ve bireylerin hemen hepsi tarafından kabul edilebilirdir. Önerilmeyenler: Faydasının olmadığı hakkında iyi ya da zayıf kanıt olanlar. Seçenek olarak sunulanlar: Faydasının az da olsa var olduğu hakkında iyi ya da zayıf kanıt olanlar. Maliyet etkinliği bilinmeyebilir ya da bireyler müdahalenin kabul edilebilirliği hakkında hemfikir olmayabilirler. Hakkında yetersiz kanıt olanlar: Var olan kanıtların ya zayıf ya da tartışmalı olduğu testler. Her ülkenin sağlıkla ilgili durumu bir diğer ülkeninkinden farklılıklar gösterir. Bu nedenle her ülke, kendi risk gruplarına göre sağlık izlemlerinde öncelikler belirlemeli ve kendine özgü periyodik sağlık muayenesi kılavuzlarını geliştirmelidir. Sonuçta erken yaşlarda başlayan korunma önlemleri ile yaşlara ve cinse özgü takip aralıkları ile karakterize periyodik muayenenin önemi belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır. Beslenme, egzersiz ve sosyal çevre ile uyumun sağlanmasına yönelik önlemler bu dönemin belirgin özelliği haline gelmiştir. Taramalar Sağlık taraması, hastalık taraması, toplum taraması gibi farklı kavramlarla ifade edilen taramalar bir erken tanı yöntemidir. Hastalığa ait belirti ve bulguların ortaya çıkmamış olduğu dönemde, sağlıklı kişilerin muayeneden geçirilmesine tarama muayenesi adı verilmektedir. Hastalık belirtisi olmayan kişilerin kendiliğinden sağlık kuruluşlarına başvurmaları yaygın bir uygulama olmadığından, erken tanı amacı ile kullanılacak muayene yöntemlerinin sağlıklı kişilere götürülmesi gereklidir. Görünüşte sağlam olan kişilere bazı muayeneler veya testler uygulanarak henüz tanısı konulmamış, bilinmeyen hastalık veya bozuklukların yaklaşık olarak belirlenmesi, diğer bir ifadeyle; şüpheli hastaların sağlamlardan ayrılmasıdır. Bir tarama muayenesinin tanı koydurucu olması gerekmez, hastalık yönünden kuşkulu olanları ayırması yeterlidir. Tarama, büyük toplulukların araştırıldığı ve merkezi olarak yapıldığında kitle taraması olarak adlandırılır Kitle taramaları erken tanı için, çok kullanılan ve en iyi sonuç veren bir yöntemdir. Bir bölgede yaşayan halkın tümü veya tehlikeye maruz kısmının sistematik bir şekilde veya olası hastalıkları bulmak amacı ile yapılan muayenesine Kitle Taraması denir. Kitle taraması kısa süreli uygulanabilen test ve muayenelerle görünüşte sağlam olan bir toplumda hastalık yönünden kuşkulu olan kişileri ayırmak olarak da tanımlanabilir. Toplum taramalarının yapılmasında amaçlardan biri belirtisiz hastalarda erken tanı ve tedavi ile toplumdaki morbidite ve mortalite oranlarını düşürmektir. Erken tanının etkinliğini gösteren sonuçlar bu tip araştırmalarla ortaya konulabilir. Kitle taramaları bir tek hastalığa yönelmiş olabileceği gibi birden fazla hastalığın aranması amacıyla da (çoklu tarama) yapılabilir. Birden fazla hastalık için yapılan taramalarda, her bir hastalık başına maliyet daha düşük olur. Bazen de tarama muayeneleri, toplumda bazı hastalıklar yönünden risk taşıyan gruplara uygulanır. Bu durumda taramanın etkinliği daha artar ve hastalık başına harcama daha az olur. Taramalar bulaşıcı hastalıklar için yapılabileceği gibi, bulaşıcı olmayan hastalıkların erken tanısı amacıyla da yapılabilir. Örneğin bir bölgede, kolera, tifo, verem, sıtma, barsak parazitleri gibi bulaşıcı hastalıkların yanı sıra diyabet, anemi, hipertansiyon gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların görülme ve bu hastalıkların bölge için sağlık sorunu olup olmadığını saptamak amacıyla taramalar planlanabilir. Ülkemizdeki yürürlükteki yasalara göre yapılan bazı uygulamalar; örneğin; evlenme muayeneleri, işe giriş, ehliyet alma ve askerlik muayenelerinde yapılan sakatlık muayeneleri, esnaf denetimlerinde yapılan portör taramaları tarama amacına yöneliktir. Taramalar insan gücü, zaman ve parasal kaynaklar bakımından önemli harcama gerektiren çalışmalardır. Tarama programlarında yer alacak bir hastalığın seçiminde maliyet-yarar değerlendirmesi çok önemlidir. Bu değerlendirmede, hastalığın korunabilirliği, sıklığı, öldürücülüğü, kalıcı sakatlık bırakma olasılığı, uzun ve pahalı tedaviyi gerektirmesi, tedavi olanakları, tanıya götürücü ucuz ve kolay bir testin varlığı ve tanı kuşkusunun yaratacağı psikolojik baskı göz önüne alınmalıdır. 94
99 Hastalık taramalarına, en çok ihtiyaç duyan gruplar, kuşkusuz risk altındaki gruplardır. Bazı hastalıklar için geçmişte yapılan kitlesel taramalar artık terkedilmiş, onun yerine yüksek risk taşıyan gruplara yönelinmiştir. Fayda/maliyet açısından bu yaklaşım daha verimli ve pratiktir. Örneğin, fabrika taramalarıyla bir verem hastası bulmanın maliyeti dolar arasında değişirken, bilinen hastaların temaslılarının muayenesiyle bulunan bir olgunun maliyeti yalnızca 82 dolardır. Temaslı muayenelerinde, fabrika taramalarına kıyasla 45 misli fazla hasta bulunabilmektedir. Maliyet/yarar açısından uygun bulunan bazı organize topluluk taramalarına örnek olarak şunlar verilebilir: 1. Okul öncesi çocuklarda şaşılık, ambliyopi ve diş çürükleri 2. İlkokullarda diş, görme ve işitme muayeneleri 3. Cezaevlerinde tüberküloz 4. Sağlık çalışanlarında hepatit B, tüberküloz 5. Yeni doğan bebeklerde fenilketonüri ve doğuştan kalça çıkığı (DKÇ) muayenelerinin de rutin olarak yapılması gerekmektedir. Bir tarama programı planlamada göz önünde bulundurulması gerekenler: 1. Hastalık sık görülen önemli bir sağlık sorunu olmalı 2. Erken tanının, klinik sonuçları iyileştireceği bilimsel olarak kanıtlanmış olmalı 3. Doğru sonuç verme ve kabul edilebilirlik bakımından yeterli olmalı 4. Hastalık için belirli bir tedavi yöntemi olmalı 5. Erken tanıyla bulunan hastaların tedavisi, hastalığın ilerlemesini mümkün kılıyor olmalı 6. Tarama muayeneleri ucuz ve kolay olmalı 7. Hastalığın tanımlanabilir bir pre-semptomatik ya da gizli dönemi olmalı 8. Hastalığın tanısı için uygun bir test olmalı 9. Taramada kullanılacak yöntem, zararsız ve halk tarafından kabul edilmeli 10. Hastalığın doğal seyri iyi bilinmeli 11. Kimlerin hasta olarak kabul edilebileceği konusunda fikir birliği olmalı 12. Tarama muayenesinde kullanılan yöntem ile normal bulunanların arasında hasta kalmamalı ve muhtemel hasta grubuna ayrılanların büyük çoğunluğu kesin tanı muayeneleri sonunda hasta çıkmalı 13. Paramedikal personel tarafından uygulanabilecek yöntemler tercih edilmelidir. Kitle Taramalarının Planlanması ve Uygulanması Taramalar genellikle pahalı ve başarı ile yürütülmesi zor olan bir çalışma şeklidir. Bu nedenle taramalara başlamadan önce dikkatli ve bütün ayrıntıları kapsayan bir plan ve program yapmak gerekir. Yukarıda belirtilen ölçütlere göre bir bölgede bir veya birkaç hastalık için taramaya karar verilirse, taramada kullanılacak yönetimin seçimi, personelin eğitilmesi, bulunan şüpheli vakaların kesin tanı olanaklarının sağlanması, çalışma yerinin ve saatlerinin halk için en uygun yer ve saat olması tarama çalışmalarına başlamadan önce çözümlenmesi gereken hususlardır. Taramalara başlamadan önce bölgede yaşayanların saptanması taramanın ne dereceye kadar başarılı olduğunu değerlendirmek ve tüm halkı muayeneye getirebilmek için şarttır. Bundan sonra geniş ölçüde halk eğitimi yaparak halkı muayeneye gelmeye isteklendirmek de gerekir. Taramalarda en uygun ve en pratik yöntem seçilir. Taramalarda genellikle muayene yöntemi kullanılır. İlk muayenede amaç hastalığı kesin olarak teşhis değildir, sağlamlar ile hastalık şüphesi 95
100 olanları ayırmaktır. Yapılan bir kitle taraması sonunda muayene edilenler önce iki gruba ayrılır. Birinci grup normal bulunan kişilerdir. Bunlara başka muayene yapmak gerekmez. Hastalık tehlikesi devamlı ise belirli aralıklarla normaller yeniden taranır. İkinci gruptakiler muhtemel hastalardır. Bunlar gerekli her yönteme başvurularak muayene edilir. Bu muayeneler sonunda bu üç grup üçe ayrılır. Birinci gruptakiler hastalardır; bunlar derhal tedavi altına alınır. İkinci gruptaki ilk tarama muayenesi yanlış olarak pozitif sonuç veren normal kimselerdir. Bunlar diğer normaller gibi işlem görür. Üçüncü grup haklarında kesin karar verilmeyen sınırdaki vakalardır. Bunlar sürekli gözlem altında tutulur. Fayda/maliyet açısından uygun bulunan bazı organize topluluk taramaları hangileridir? Taramalar pasif tarama ve aktif taramalar olarak iki başlıkta toplanmıştır: Pasif Tarama (Fırsatçı Tarama): Başka bir nedenle sağlık hizmeti almaya gelenlere tarama için testler uygulanmasıdır. Hekim ya da hekim dışı sağlık personeline herhangi bir nedenle başvuran hastalar arasında kuşkulu olanlarda hastalık araştırmadır. Fırsatçı tarama, erken tanı faaliyetlerinin bir parçası olarak düşünülebilir. Genel olarak topluma yönelik yürütülen çalışmalarda kimlerin, hangi tarama programlarına katılmasının istendiği açıklanır ve sağlıklı görünen, fakat risk altında bulunan grubun taramanın yürütüldüğü kurumlara başvurmaları beklenir. Burada, hedef nüfusun isimlerinin tek tek belirlenerek programa davet edilmesi söz konusu değildir. Örneğin, meme kanserine yönelik fırsatçı taramaların mortaliteye etkisi gösterilmiş değildir, ancak bu tip taramalarla toplumda farkındalığın arttığı söylenebilir, ancak fırsatçı taramaların yaygın olduğu toplumlarda, toplum tabanlı tarama programına geçildiği zaman katılımın düşük olduğu gözlenmiştir. Pasif Taramanın Avantaj ve Dezavantajları Avantajları Basittir, kolay uygulanır Koruyucu hizmet için başvurmayan kişileri de kapsar Dezavantajları Organizasyon gerektirir Hedef grubun tümünü kapsayamaz Zaman planlaması yapmak zordur Kişi başka bir hastalık için başvurduğundan sağlık eğitimi yapmak güçtür. Aktif Tarama (Düzenlenmiş Tarama, Sistematik Tarama): Sağlık çalışanlarının ev ya da kişilerin bulundukları yerleri dolaşarak soruşturma ve diğer yöntemlerle hasta aramasıdır. Belirlenen bir hedef gruba ya da kitleye gidilerek, seçilen konuda tarama testleri uygulanmasıdır. Tüm nüfus sistematik olarak taranamayacağından, belirli yüksek riskli gruplar seçilerek taramalarda sağlanacak yarar arttırılmış olur. Risk faktörleri, tarama yapılacak hastalık için, yaş, cinsiyet, bulgu ve belirtiler, aile öyküsü, meslekler ve çevredeki zararlı etmenler olarak belirlenebilir. Toplum tabanlı (topluma dayalı, toplum bazlı) tarama (=toplum taraması): Burada çıkış noktası belli bir coğrafi ya da idari bölgede yaşayan risk altındaki grup olmaktadır. Amaç bu grubun tümünü taramak olduğundan "hedef grup" olarak tanımlanan risk altındaki nüfus saptanır, isimler belirlenir ve kişiler tek tek taramaya davet edilir. Toplum tabanlı bir taramanın etkin olması için hedef nüfusun yüksek bir yüzdesinin taramadan geçirilmesinin yanında, tüm aşamalarda kalite güvencesinin sağlanması da gerekmektedir. 96
101 Aktif Taramanın Avantaj ve Dezavantajları Avantajları Tarama yapılan kişi ile konuşulup, tartışılabilir Taramayı yapan da taranan kişide amacı anlamıştır Birkaç sorun için bir arada yapılabilir Sağlık eğitimi için yeterli zaman vardır Sağlık eğitimi çok iyi yapılabilir Dezavantajları İyi bir organizasyon gerektirir Kaynakların kötü kullanılma olasılığı yüksektir Taramaya çoğunlukla hizmete en az gereksinimi olanlar katılır Yönetimi güçtür Pasif ve aktif taramalar arasındaki fark nedir? ERKEN TANISI MÜMKÜN HASTALIK VE BOZUKLUKLAR VE ÖNERİLEN TANI TESTLERİ Taramalarda Kullanılan Muayene Testleri ve Değerlendirilebilecek Hastalıklar TESTİN ADI Akciğer grafisi (mikrofilm) Açlık kan şekeri ölçümü EKG Göğüs ağrısı anketi Kan basıncı ölçümü Tonometri Vajinal sitoloji Mamografi Kendi kendine meme muayenesi (KKMM) Hemoglobin ölçümü Antropometrik ölçüm Kalın damla yayma tetkiki Tüberkülin testi Balgam muayenesi Serolojik test Çeşitli görme testleri (Snellen cetveli vb.) Odiometri Otoakustik emme testi (OAE) (Yenidoğan işitme testi) Ortolani Testi (DKÇ muayenesi) İdrar muayenesi (Albumin) İdrar muayenesi (Şeker) Okuma ve zeka testleri (IQ) İdrarda hücre Dışkıda yumurta ve larva Fenilketonüri ve hipotroidi taraması Dışkıda gizli kan testi (özellikle yaşlılarda) Kolonoskopi Rektal muayene, PSA (Kanda prostat spesifik antijeni) Ciltte ben ve pigmentli (renkli) noktalar kontrolü İdrar sitolojisi HASTALIK ADI Tüberküloz Akciğer kanseri Kalp hastalıkları Diyabet Koroner kalp hastalığı Hipertansiyon Glokom Serviks uteri kanseri Meme kanseri Anemi Büyüme ve gelişme- Beslenme bozuklukları Sıtma Tüberküloz Frengi Görme bozuklukları İşitme kayıpları Doğuştan işitme azlığı ya da sağırlık Gelişimsel kalça displazisi (GKD) Böbrek hastalıkları Diyabet Çocuklarda uyum bozuklukları Zeka geriliği Şiştozomiyazis Barsak paraziti Beyin hasarı ve zeka geriliği (Doğumsal hipotroidi ve fenilketonüri hastalığı) Kolon kanseri Prostat kanseri Cilt kanseri Mesane kanseri 97
102 Tarama programlarında diyabet, hipertansiyon, tüberküloz, anemi, koroner kalp hastalığı, fenilketonüri, sıtma ve glokom un erken tanısı için kullanılacak olan uygun olan testler hangileridir? Tarama programlarında akciğer kanseri, meme kanseri, serviks kanseri, kolon kanseri, prostat kanseri ve cilt kanserinin erken tanısı için kullanılacak olan uygun olan testler hangileridir? TOPLUMDAKİ DEĞİŞİK GRUPLARIN TAŞIDIKLARI, ERKEN TANISI MÜMKÜN OLAN HASTALIK VE BOZUKLUK RİSKLERİ Değişik Gruplarda Uygulanacak Testler Doğum Öncesi Gebe Kadını Değerlendirme Genetik düzensizlikler Kan grubu uyuşmazlığı Cinsel yolla bulaşan hastalıklar: Sifiliz, hepatit B, gonore, Herpes, Aids Rubella, toxoplazmozis Doğum kusurları: Nöral tüp bozuklukları, Down sendromu Tıbbi sorunlar: Diabet, hipertansiyon, anemi, tüberküloz, kalp hastalığı, Hipotiroidi, Böbrek enfeksiyonları Obstetrik sorunlar: Baş-pelvis uygunsuzluğu, tekrarlayan düşükler, düşük tehdidi Annenin alkol ve sigara kullanımı Bebeklik (0 18 Aylar) Rutin taramalar: Fenilketonüri, DKÇ, hipotiroidizm Doğumsal kalp hastalıkları Duyma ve görme bozuklukları, şaşılık Baş çevresi taraması, gelişme geriliği Diş çürüklüğü ve çarpıklığı Çocukluk (18 ay 11 yaş) Görme, işitme bozuklukları Gelişmedeki anormallikler Davranış bozuklukları, Öğrenme yetersizliği Diş çürümeleri Adölesan (12 15 yaş) Büyüme geriliği Obezite Duruş bozuklukları, omurga anomalileri Akdeniz anemisi, orak hücreli anemi, demir eksikliği anemisi Tüberküloz, tüberkülin testi 98
103 Doğuştan kalp hastalığı, Görme ve işitme bozuklukları Diş çürümeleri Psiko-seks gelişimi Eğitime uyamama, öğrenme güçlüğü Genç yetişkinler (16 44 Yaş) Hipertansiyon Diyabet Diş çürümeleri Meme ve serviks kanseri Anemi Madde bağımlılığı Meslek hastalıkları Tüberküloz Yetişkinler (45 64 Yaş) Glokom Yüksek tansiyon Diyabet Kanser; göğüs, rahim, prostat, ağız, akciğer, mide, meme, kolon ve rektum Bu grupta hem genç yetişkinlerin hem de yaşlıların hastalıkları görülebilir. Yaşlılar (65 yaş ve üstü) Tüberkülin testi Duyu bozuklukları (Görme, işitme) Hareket bozuklukları (Kalça-ayaklar) Hipertansiyon Diyabet Kanser Beslenme Hissi durumlar Entelektüel durumlar Doğum öncesi gebe kadını değerlendirirken uygulanması gereken testler hangileridir? KANSERDE ERKEN TANI Dünyada önemli bir sağlık sorunu olan kanser, sakat bırakması, organ-doku kaybı ile ekonomik kayıplara neden olması ve öldürücü olması dolayısıyla ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde bazı kanserlerden korunmak mümkün olup, erken teşhis edildiğinde birçok kanser türü de tedavi edilebilir hastalıklar arasındadır. Erken tanı, kanserle savaşın temel ilkelerinden biri olup, erken tanı ancak periyodik kontrollerle mümkün olabilmektedir. Bilinen erken yakalama yöntemleri, bize kanser ölümlerinin yaklaşık üçte birini, yani yılda yaklaşık 3-3,5 milyon ölümü ortadan kaldırma olanağı 99
104 sunmaktadır. DSÖ nün Herkese Sağlık programı çerçevesinde ülkemizde de kanserde hedef; 2020 yılına kadar 65 yaş altı nüfusta tüm kanserleri %10, 2030 yılına kadar akciğer kanserini %25, tüm kanserleri %15 azaltmaktır. Tanı-tedavi metotlarının gelişmesi ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak kanserin tedavisinde de başarı oranları önemli ölçüde artmıştır. Tedavi maliyeti oldukça yüksek rakamlara ulaşan kanserlerde erken tanı ile teşhis edilebilen kanserlerde erken tanı konulduğu takdirde hastanın ve ülkenin kayıpları önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Kişilerde kansere bağlı erken semptom ve işaretlerin belirlenmesi ile kanser, yaygın duruma ulaşmadan erken evrelerde yakalanabilir. Kanserde ölüm oranlarının yüksek olması, erken tanının önemini daha da artırmaktadır. Herhangi bir şikâyeti olmayan kişilerde, kanserin belirtileri olmadığı halde bazı testler yapılarak, belirtilerin çıkmasından 2 yıl kadar daha erken kanser tanısı koymak mümkün olmaktadır. Hekimler başta olmak üzere tüm sağlık çalışanları kanserde erken tanı ve tedavi için çaba harcamalı, erken tanı ve tedavinin önemi ve konusunda halkı eğitmelidir. Tarama programları ile mortalite hızının düştüğü kanıtlanmış olan üç kanser tipi vardır: Kadınlarda meme kanseri ve serviks kanseri ile kadın ve erkeklerde kolorektal kanserler. Meme Kanseri Birçok toplumda kadınlar arasında en sık görülen ve ölüme neden olan meme kanserinde erken tanı ile kanserin topluma getirdiği yük azaltılabilir. Meme kanserinde korunmanın temeli erken tanıyı sağlamaktır. Sıklığının giderek artması, erken evrelerde tedavi edilebilir olması, günümüz koşullarında erken dönemde tanınmasının olanaklı olması, meme kanserinde erken tanının önemini artırmaktadır. Bugünkü teknoloji ve hastaya yaklaşım sistemi meme kanserlerini 1 cm ya da daha küçük boyutlarda yakalamaya uygundur. Ayrıca son yıllarda meme kanserli hastalar giderek daha teknik olarak tedavi edilmekte ve daha uzun süre yaşamaktadırlar. Meme kanserinde erken teşhis ile kadınların iyileşme oranı %80 ile %100 arasında değişmektedir. DSÖ 1998 yılı sağlık raporlarında, kadın sağlığına olan etkileri açısından meme kanserinden korunmaya yönelik olarak erken tanı ve tarama programlarını önermektedir. Meme kanserinde erken tanıda temel ilke riskli ve yüksek riskli kadınları belirlemek ve bu kişileri belirtileri olsun olmasın belli aralıklarla kontrole çağırmaktır. Kadının öz ve soy geçmişinde meme kanseri ile ilgili hiçbir ek risk etmeni yoksa bile, bu kadının yaşamı boyunca meme kanseri olma şansı %12' ye yakındır. Bu kadar yüksek bir olasılık karşısında, erken tanıda başarılı olabilmek için önce tüm dünyada kabul edilmiş tarama programlarını uygulamak gerekir. Meme kanserine erken tanı konması için yerleşmiş üç yöntem vardır: 1. Kendi Kendine Meme Muayenesi 2. Klinik Meme Muayenesi 3. Mamografi Kendi Kendine Meme Muayenesi Birçok çalışma, memelerini dikkatle muayene eden kadınların küçük meme kanserlerini bulabildiğini ve prognozlarının daha iyi olduğunu göstermiştir. Genel kanı daha yaygın olarak yapılan kendi kendine meme muayeneleri ile bir toplumda meme kanserinin evresinin düşeceği ve yaşam süresinin olumlu şekilde etkileneceğidir. Klinisyenler kadınlara meme muayenesini doğru olarak yapmayı öğretmeleri erken tanı açısından önemlidir. Klinik Meme Muayenesi Memenin bir sağlık personeli tarafından muayenesi küçük boyuttaki kitlelerin saptanması açısından önemlidir ve mortaliteyi kesin olarak azaltmaktadır. Genel olarak; erişkin kadınlar yılda bir, öz veya soy geçmişinden dolayı yüksek risk grubundaki kadınlar ise daha sık muayene olmalıdır. 100
105 Mamografi Mamografi, günümüzde meme kanserinin erken tanısısında en sık kullanılan radyolojik yöntem olup düşük dozda çekilen bir meme röntgen filmidir. Mamografi elle tespit edilemeyecek kütle oluşumlarının tespiti açısından önemlidir. Mamografi tanı için kullanıldığı gibi aynı zamanda tarama amaçlı olarakta kullanılır. Mamografi; özel bir risk faktörü bulunmadığı takdirde 40 yaş üstü kadınlarda yılda bir kez düzenli yapılmalıdır. Ailede meme kanseri öyküsü olması ya da meme kanserini atlatmak gibi yüksek risk faktörleri bulunuyorsa mamografinin yapılmasını ve tekrar aralığını muayene eden hekim belirler yaş arası düzenli mamografi takibi yaptıran kadınların meme kanserinden ölüm oranları %24, yaş arasındaki kadınlarda ise bu oran %34 azalmaktadır. Amerikan Kanser Enstitüsü, 40 yaş üzerindeki her kadının, yılda bir defa mamografi çektirmesini önermektedir. Muayene ve mamografi yöntemleri ile meme kanserine bağlı ölümler üçte bir oranında azaltılabilmektedir. Serviks Kanseri Kadınlarda yaş ilerledikçe rahim ve serviks kanseri riski artar. Bazı kadınlar menopozdan sonra artık kadınsal problemlerin görülmeyeceğini düşündüklerinden jinekolojik muayenelerini bırakırlar. Her yaştaki kadının yılda bir kez jinekolojik muayene ile Pap smear testlerini yaptırması halen önerilmektedir. Serviks kanserinin taramasında en etkili, en ucuz ve en kolay yöntem Pap Smear dir. Serviks kanserinden korunma çabalarının daha iyi sonuç verebilmesinin ilk ve en önemli yolu daha çok sayıda kadının Pap testi kapsamına alınmasıdır. Servikal kanserde iyi organize edilmiş tarama programlarının çok etkili ve maliyet- etkin olduğu tespit edilmiştir. Tarama programları uygulayan ülkelerde serviks kanseri insidansında önemli ölçüde azalma olmuştur. Hangi gruplar daha sık tarama gerektirir? 1. Birden fazla kişiyle ilişkide bulunan kadınlar 2. Eşleri birden fazla kadınla ilişkide bulunan kadınlar 3. Beş yıl ya da daha fazla doğum kontrol hapı kullananlar 4. Vagina ya da vulvada siğil hikâyesi olan kadınlar 5. Eşinin penis siğil hikâyesi olanlar 6. Önceki anormal lekeleri olan kadınlar 7. Çok sigara içenler Kolon ve Rektum Kanserleri Birçok batı ülkesinde kolorektal kanserler, kansere bağlı ölümler arasında ikinci sırada yer almaktadır. Kalın barsak (kolon) kanseri yaşlı insanlarda daha yaygındır. Kolorektal kanserler yıllarca asemptomatik kalabilirler. Sinsi bir şekilde gelişen semptomlar, tanının konulmasından önce, genellikle aylarca, bazen yıllarca mevcuttur. bu nedenle hastalar çoğu zaman hastalıklarının ileri dönemlerinde başvurmaktadırlar. İlk belirti dışkılama değişikliği (konstipasyon veya ishal) dir. Rektal kanama önemli bir belirtidir, gizli veya taze kanama şeklinde olabilir. Kanamaların çoğunlukla hemoroide bağlı olduğu düşünülür, bu durum tedavinin gecikmesine neden olur. Genellikle halsizlik, yorgunluk ve demir eksikliği anemisi ile kendini gösterir. Postmenapozal kadında veya erişkin erkekte demir eksikliği anemisi görüldüğünde akla kolorektal kanser gelmelidir. Kolon kanserinde erken tanı için 3 test önerilir: 1. Dışkıda gizli kan testi 2. Rektal muayene 3. Kolonoskopi 101
106 Cilt Kanseri Cilt kanseri hem kadınlarda hem de erkeklerde görülen en yaygın tümördür. Malign melanom ölüme neden olabildiği için vücuda yayılmadan erken aşamada alınmalıdır. Melanom riski yüksek olan insanlar, daha önce malign melanomu olanlar, yakın akrabalarında bulunanlar, küçükken veya gençken ileri derecede güneş yanığı olanlar, açık ten rengine sahip kolay yanan ve çilleri olan kişilerdir. Malign melanoma erken tanı konması mortalite üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Hastalığın uzun preklinik dönemi, deneyimli bir gözün kolayca fark edebileceği değişiklikler ve lezyonun cerrahi olarak çıkarılması ile sağlanan iyi prognoz, bu kanserin tarama için uygun olduğunu göstermektedir. Test uygulamasının (deneyimli gözlemciler tarafından inspeksiyon) iyi olması gerekmektedir. Herhangi bir nedenle yapılan fizik muayeneler sırasında derinin dikkatle muayene edilmesi şarttır. Malign lezyonun en önemli görünür özellikleri; renk, kabarık ve düzensiz şekildir. Kişilerin kendi vücudunu incelemesi yoluyla da erken teşhis sağlanabilir. Kişinin cildini iyi tanıması ve benlerine dikkat etmesi önemlidir. Kişilere vücudunda özellikle şekil ve renk değişikliği gösteren, sınırları düzensiz olan lekeleri veya iyileşmeyen yaraları olduğunda hekime başvurmaları gerektiği öğretilmelidir. Prostat Kanseri Prostat kanseri sık görülen ve yavaş ilerleyen bir tümör olduğu için tarama ile erken tanı konulması çok faydalıdır. Prostat Kanseri ndeki hasta dağılımının %80 ini 65 yaş üzerindeki erkekler oluşturur. Yaşlı erkeklerde en sık görülen kanserdir. Prostat kanserinden erken tanı konan 10 erkekten 8 inin en az 5 yıl daha yaşadığı bilinmektedir. Erken tanısı için rektal muayene ve kandaki Prostat spesifik antijen (PSA) kullanılır. Altmış yaşın üzerinde ve sağlık durumu iyi olan erkeklerde başka nedenlerle yapılan fizik muayenelerde de prostat rektal yoldan muayene edilmelidir. Akciğer Kanseri Kırkbeş yaşın üzerinde olup sigara içen, dolayısı ile akciğer kanseri geliştirme riski yüksek hasta grubunda tümörü uygun evrede yakalayabilmek amacı ile yılda bir kez akciğer grafisinin çektirilmesi gerçekçi görülmektedir. Ancak X-ışınlarının zararlı etkileri nedeniyle toplum taraması amacıyla kullanılması önerilmemektedir. Mide Kanseri Mide kanserlerinde erken tanı koymak ve erken cerrahi tedavi hastanın yaşama şansını artıran en önemli faktördür. Ancak, gelişmiş tanı yöntemlerinin olmasına karşın, mide kanserlerinin erken tanısında henüz önemli bir başarı sağlanmış değildir. Erken evredeki olguların yakalanmasındaki tek şans endoskopik yöntemlerin uygun ve erken kullanılmasıdır. Bu nedenle dispeptik yakınmalarla gelen orta yaş üstündeki bireylerde tedaviye cevap vermeyen inatçı dispepside, anemi ve belirgin kilo kaybı gibi durumlarda mutlaka endoskopi yapılmalıdır. Tiroid Kanseri Çocukluk çağında baş-boyun ışınlaması uygulanan kişilerin dikkatli bir şekilde ve düzgün aralıklarla tiroid bezi muayenesi olmaları gerekmektedir. Primer Karaciğer Kanseri Karaciğer kanserine yakalanma riski yüksek olan hepatit virüsü taşıyıcıları gibi kimselerin serum AFP değerleri takip edilebilir. Testis Kanseri Testis kanserinde erken tanıda ileri yaştaki erkeklerin fizik muayeneleri sırasında skrotum kitle açısından muayene edilmesi ve hastalara da bu muayenenin öğretilmesi önemlidir. 102
107 Over Kanseri Over kanserinde öz geçmişinde over kanseri öyküsü olan kadınlarda düzenli aralıklarla ultrasonografik muayene yapılması ve serumda CA-125 düzeyi bakılması önerilmektedir. hangisidir? Meme kanserine erken tanı konması için kullanılan üç yöntem Her bir kanser tipinin kendine özgü etiyolojisi, risk faktörleri, tanı yöntemleri ve tedavi farklılıkları vardır. Bu nedenle, erken tanı ve tarama stratejileri de kimi kanserde önerilir, kimi kanserde önerilmez. Örn; mesane kanseri için etkili bir tarama yöntemi bulunmamaktadır. Öte yandan gerek kanser yükünün bileşenleri, gerekse kullanılan yöntemler ve teknoloji yıldan yıla farklılaşır, bu nedenle erken tanı ve tarama ile ilgili öneriler de zaman içinde değişebilir. Ayrıca uluslar arası kuruluşların genel önerilerinin her ülkenin koşullarında yeniden değerlendirilmesi gerekir. Amerikan Kanser Topluluğu Kanserde Erken Tanı Önerileri (2011 yılı) Kanser tipi Risk grubu Test ya da işlem Sıklık Meme Kolon Prostat 20 yaş ve üzeri kadın 50 yaş ve üzeri erkek ve kadın 50 yaş ve üzeri erkek 20 yaştan sonra her ay Kendi kendini meme muayenesi yaş arası 3 yılda bir Klinik meme muayenesi 40 yaşından sonra her yıl Mamografi Dışkıda gizli kan testi ya da Fleksibl sigmoidoskopi ya da Dışkıda gizli kan testi ve Fleksibl sigmoidoskopi ya da Çift kontrastlı baryumlu barsak filmi ya da Kolonoskopi Parmakla rektal muayene ve prostat spesifik antijen testi (PSA) yaşından sonra her yıl 50 yaşından sonra her 5 yılda bir 50 yaşından sonra her yıl dışkıda gizli kan testi ve 5 yılda bir fleksibl Sigmoidoskopi 50 yaşından sonra her 5 yılda bir 50 yaşından sonra her 10 yılda bir PSA testi ve parmakla muayene 50 yaş üzeri olup 10 yıl yaşam beklentisi olanlarda yılda bir Serviks Kadınlar Pap testi Servikal kanser taraması ilk cinsel temastan 3 yıl sonra başlamalıdır. 21 yaşında taramalar her durumda başlatılmalıdır. Tarama her yıl klasik Pap testi ile, ya da 2 yılda bir likit Pap testi ile yapılmalıdır. 30 yaş ve üzerinde 3 normal testi takiben taramalar 2-3 yılda bire geçilir. 70 yaş ve üzerinde 3 ve daha fazla normal testi olanlarda (son 10 yılda hiç anormal Pap testi yoksa) ve total histerektomi olanlarda servikal kanser taraması kesilebilir. Kanser Kontrolu 20 yaş üzeri erkek ve kadınlar Periyodik sağlık muayenelerinde kanser açısından özellikle tiroid, testis, over, lenf nodları, ağız boşluğu, deri muayeneleri yapılmalıdır. Ayrıca tütün ve sigara, güneş ışınları, beslenme, risk faktörleri, cinsel konular ve çevresel maruziyetler açısından sağlık danışmanlığı verilmelidir.
108 Özet Önemli koruyucu sağlık hizmetlerinden biri olarak nitelendirilen erken tanı kişinin hastalığının klinik belirtilerinin ortaya çıkmadığı veya ona acı ve sıkıntı vermeyen silik belirtilerin bulunduğu dönemde hastalığın tanımı demektir. Hastalıklardan korunma açısından en etkili yaklaşım birincil koruma yani etkene yönelik korunma olmakla birlikte, hastalıkların erken dönemde saptanması ile de oldukça başarılı korunma sağlanabilir. Bu anlamda erken tanı ikincil düzeyde koruma olarak da adlandırılmaktadır. İkincil korumanın temel amacı, kronik hastalığın pre-semptomatik dönemde erken tanısıyla hastalığın ilerlemesinin durdurulması ve komplikasyonların önlenmesidir. Hastalıklar ne kadar erken dönemlerinde teşhis edilirlerse, tedavileri de o kadar kolay ve başarılı olur. Hastalıkları erken dönemlerinde teşhis etmek güç, fakat tedavileri o derece başarılıdır. Geç dönemlerinde hastalıkları teşhis etmek kolay olmakla birlikte, tedavinin sonuçları her zaman başarılı olamaz. Tanının gecikmesi, hastalığın ağırlaşmasına, hatta tedavi olanağının ortadan kalkmasına sebep olur. Erken tanı kişinin sağlığını koruma yanında, tedavi maliyetini de düşürür. Erken Tanı Uygulamasında Kullanılan Yöntemler: 1. Kişilere erken tanısı önemli olan hastalıkların belirtilerini öğretmek 2. Periyodik muayeneler 3. Taramalar Erken tanıyı sağlamak için kişileri periyodik sağlık muayenesine alıştırmak veya önemli durumlarda kanun yolu ile sağlam insanları periyodik muayenelere zorlamak da hastalıkları erken tanıma için başvurulan bir yoldur. Periyodik sağlık muayeneleri özellikle riskli grupların gebelerin, çocukların, işçilerin ve yaşlıların sağlıklarının korunması için gereklidir. Evlenme muayenesi, şoför muayenesi, gıda üretim ve satış işlerinde çalışanların muayenesi, sıtmalı bölgelerde kan muayenesi gibi muayeneler kanunların zorunlu kıldığı muayenelerdendir. Sağlık taraması, hastalık taraması, toplum taraması gibi farklı kavramlarla ifade edilen taramalar bir erken tanı yöntemidir. Kitle taramaları erken tanı için, çok kullanılan ve en iyi 104 sonuç veren bir yöntemdir. Bir bölgede yaşayan halkın tümü veya tehlikeye maruz kısmının sistematik bir şekilde muayenesine Kitle Taraması denir. Taramalar insan gücü, zaman ve parasal kaynaklar bakımından önemli harcama gerektiren çalışmalardır. Bu nedenle tarama programlarında yer alacak bir hastalığın seçiminde maliyet-yarar değerlendirmesi çok önemlidir. Bu değerlendirmede, hastalığın korunulabilirliği, sıklığı, öldürücülüğü, kalıcı sakatlık bırakma olasılığı, uzun ve pahalı tedaviyi gerektirmesi, tedavi olanakları, tanıya götürücü ucuz ve kolay bir testin varlığı ve tanı kuşkusunun yaratacağı psikolojik baskı göz önüne alınmalıdır. Taramalar pasif tarama ve aktif taramalar olarak iki başlıkta toplanır. Başka bir nedenle sağlık hizmeti almaya gelenlere tarama testleri uygulanması pasif tarama, bir hedef gruba ya da kitleye giderek seçilen konuda tarama testleri uygulaması aktif tarama olarak tanımlanır. Taramalar bir tek hastalığa yönelmiş olabileceği gibi birden fazla hastalığın aranması amacıyla da yapılabilir. Taramalar bulaşıcı hastalıklar için yapılabileceği gibi, bulaşıcı olmayan hastalıkların erken tanısı amacıyla da yapılabilir. Kanserde ölüm oranlarının yüksek olması, erken tanının önemini daha da artırmaktadır. Kişilerde kansere bağlı erken semptom ve işaretlerin belirlenmesi ile kanser, yaygın duruma ulaşmadan erken evrelerde yakalanabilir. Tarama programları ile mortalite hızının düştüğü kanıtlanmış olan üç kanser tipi vardır: Kadınlarda meme kanseri ve serviks kanseri ile kadın ve erkeklerde kolorektal kanserler. Meme kanserine erken tanı konması için yerleşmiş üç yöntem kendi kendine meme muayenesi, klinik meme muayenesi ve mamografidir. Serviks kanserinin taramasında en etkili, en ucuz ve en kolay yöntem Pap Smear dır. Kolon kanserinde erken tanı için önerilen testler, dışkıda gizli kan testi, rektal muayene ve kolonoskopidir.
109 Kendimizi Sınayalım 1. Taramalar ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur? a. Bir tarama muayenesinin tanı koydurucu olması gerekir. b. Birden fazla hastalık için yapılan taramalarda, her bir hastalık başına maliyet daha yüksektir. c. Bulaşıcı hastalıklar için tarama muayenesi yapılması uygun değildir. d. Tarama programlarında yer alacak bir hastalığın seçiminde maliyet-yarar değerlendirmesi çok önemlidir. e. Taramalar için yasal zorunluluk getirilemez. 2. Tarama programı planlanırken göz önünde tutulması gereken faktörlerden biri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? a. Hastalık toplumda az görülen bir sağlık sorunu olmalı b. Hastalığın tanımlanabilir bir pre-semptomatik ya da gizli dönemi olmalı c. Hastalık için belirli bir tedavi yöntemi olmalı d. Paramedikal personel tarafından uygulanabilecek yöntemler tercih edilmeli e. Kimlerin hasta olarak kabul edilebileceği konusunda fikir birliği olmalı 3. Pasif taramalar ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? a. Pasif tarama başka bir nedenle sağlık hizmeti almaya gelenlere tarama için testler uygulanmasıdır. b. Pasif taramaların en önemli avantajı basit ve kolay olmasıdır. c. Pasif taramalar fırsatçı taramalar olarak olarak da nitelendirilir. d. Pasif taramanın avantajlarından biri sağlık eğitimi yapma olanağının fazla olmasıdır. e. Hedef grubun tümünü kapsamaması en önemli dezavantajıdır. 4. Uygulanacak tarama testleri ile ilgili aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır? a. Diyabet- açlık kan şekeri b. Hipertansiyon- kan basıncı ölçümü c. Anemi-hemoglobin ölçümü d. Barsak parazitleri-dışkıda yumurta e. Sıtma- tüberkülin testi 5. Aşağıdaki tarama testlerinden hangisi bebeklik döneminde yapılması gereken testlerden biri değildir? a. Fenilketonüri b. Doğuştan kalça çıkığı c. Hipotiroidizm d. Duyma ve görme bozuklukları e. Davranış bozuklukları 6. Tarama programları ile mortalite hızının düştüğü kanıtlanmış olan kanser tipleri ile ilgili hangisi/hangileri doğrudur? I. Meme kanseri II. Serviks kanseri III. Kolon kanseri IV. Pankreas V. Karaciğer a. I b. I, II c. I, II, III d. I, II, IV e. II, III 7. Aşağıda belirtilen hastalıklardan hangisi/ hangilerinde erken tanı açısından akciğer grafisi çekilmesi en uygun yöntemdir? I. Tüberküloz II. Kalp hastalıkları III. Akciğer kanseri IV. Mide kanseri a. I b. I; II c. I, III d. I,II, III e. II, III, IV 105
110 8. Amerikan Kanser Topluluğu mamografi taramasına kaç yaşında başlanmasını önermektedir? a. 35 yaş b. 30 yaş c. 40 yaş d. 50 yaş e. 65 yaş 9. Aşağıdakilerden hangisi/hangileri kolon kanserinde erken tanı için önerilen testlerdendir? I. Dışkıda gizli kan testi II. Rektal muayene III. Ultrasonografi IV. Kolonoskopi a. I b. II c. I, II d. I, II, IV e. III 10. Aşağıdaki tarama testlerinden hangisi 65 ve üzeri yaş grubunda yapılması gereken testlerden biri değildir? a. Görme ve işitme taramaları b. Gelişme geriliği c. Hipertansiyon d. Diyabet e. Tüberkülin testi Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. d Yanıtınız yanlış ise Taramalar başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. a Yanıtınız yanlış ise Aktif ve Pasif Taramalar başlı klı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. d Yanıtınız yanlış ise Pasif Taramalar başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. e Yanıtınız yanlış ise Erken Tanısı Mümkün Hastalık ve Bozukluklar ve Önerilen Tanı Testleri başlı klı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. e Yanıtınız yanlış ise Değişik Gruplarda Uygulanacak Testler başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. c Yanıtınız yanlış ise Kanserde Erken Tanı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. d Yanıtınız yanlış ise Erken Tanısı Mümkün Hastalık ve Bozukluklar ve Önerilen Tanı Testleri başlı klı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. c Yanıtınız yanlış ise Amerikan Kanser Topluluğu 2011 Yılı Kanserde Erken Tanı Önerileri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. d Yanıtınız yanlış ise Kolon ve Rektum Kanserleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. b Yanıtınız yanlış ise Değişik Gruplarda Uygulanacak Testler başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 106
111 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Fayda/maliyet açısından uygun bulunan bazı organize topluluk taramaları hangileridir? Okul öncesi çocuklarda şaşılık, ambliyopi ve diş çürükleri İlkokullarda diş, görme ve işitme muayeneleri Cezaevlerinde tüberküloz Sağlık çalışanlarında hepatit B, tüberküloz Yenidoğan bebeklerde fenilketonüri ve doğuştan kalça çıkığı (DKÇ) muayenelerinin de rutin olarak yapılması gerekmektedir. Sıra Sizde 2 Pasif ve aktif taramalar arasındaki fark nedir? Pasif tarama herhangi bir nedenle hekim ya da hekim dışı sağlık personeline başvuran hastalara tarama için testler uygulanmasıdır. Aktif tarama sağlık çalışanlarının ev ya da kişilerin bulundukları yerleri dolaşarak soruşturma ve diğer yöntemlerle hasta aramasıdır. Belirlenen bir hedef gruba ya da kitleye gidilerek, seçilen konuda tarama testleri uygulanmasıdır. Sıra Sizde 3 Tarama programlarında diyabet, hipertansiyon, tüberküloz, anemi, koroner kalp hastalığı, fenilketonüri, sıtma ve glokom un erken tanısı için kullanılacak olan uygun olan testler hangileridir? Diyabet-Açlık kan şekeri ölçümü Hipertansiyon-Kan basıncı ölçümü Tüberküloz-Tüberkülin testi Anemi-Hemoglabin ölçümü Koroner kalp hastalığı- EKG Zeka geriliği-fenilketüniri Sıtma-Kalın damla yayma tetkiki Glokom-Tonometri Sıra Sizde 4 Tarama programlarında akciğer kanseri, meme kanseri, serviks kanseri, kolon kanseri, prostat kanseri ve cilt kanserinin erken tanısı için kullanılacak olan uygun testler hangileridir? Akciğer kanseri-akciğer grafisi Meme kanseri-mamografi Serviks kanseri-pap Smear Kolon kanseri-kolonoskopi Prostat kanseri-psa Cilt kanseri-ciltte ben ve pigmentli noktalar kontrolü Sıra Sizde 5 Doğum öncesi gebe kadını değerlendirirken uygulanması gereken testler hangileridir? Genetik bozukluklar Kan grubu uyuşmazlığı Cinsel yolla bulaşan hastalıklar: Sifiliz, hepatit B, gonore, Herpes, AİDS Rubella, toxoplazmozis Doğum kusurları: Nöral tüp bozuklukları, Down sendromu Tıbbi sorunlar: Diyabet, hipertansiyon, anemi, tüberküloz, kalp hastalığı, Hipotiroidi, Böbrek enfeksiyonları Obstetrik sorunlar: Baş-pelvis uygunsuzluğu, tekrarlayan düşükler, düşük tehdidi Annenin alkol ve sigara kullanımı Sıra Sizde 6 Meme kanserine erken tanı konması için kullanılan üç yöntem hangisidir? Kendi Kendine Meme Muayenesi Klinik Meme Muayenesi Mamografi 107
112 Yararlanılan Kaynaklar Althusser, L. (2000). Machlavell and Us. London: Verso. Ateş, T. (1994). Siyasal Tarihimiz Nerele Gidiyor: İstanbul, Der Yayınevi. Yücel, T. (1983). Yapısalcılık ve Tarihsel Süreç İçinde İnsan, İstanbul: Can Yayınları. Bozkaya, M. ve Kılıç, L. (2010). Ders Kitabı Hazırlarken, Anadolu Üniversitesi Basımevi, Eskişehir. Altınbaş M. (2002) A dan Z ye Onkoloji: Kayseri, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayını. Anak S, Ünüvar A. (2002). Neoplastik Hastalıklar. (Ed: Neyzi O, Ertuğrul T) Pediatri Cilt 2, 3. Baskı. Ankara: Nobel Kitabevi; Aydıntuğ S. (2004). Meme Kanserinde Erken Tanı, Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi, 2004: 13 (6); Bilaloğlu P., Gökharman Ünlübay D., Tunçbilek I., Koşar U. (2001). Doğumsal Kalça Çıkığı Tanısında Ultrasonografi, Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi (STED), 10 (5): Bilir N. (2002) Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Kontrolü ve Yaşlılık Sorunları, Halk Sağlığı Temel Bilgiler, ***Editörler: Münevver B., Ç. Güler, Ankara, Güneş Kitapevi Ltd. Şti Dirican R., Bilgel N., (1993) Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği), II. Baskı, Bursa, Uludağ Üniversitesi Basımevi, Erkişi K, Sağlıker Y, (Ed): (2004) Meme Kanseri, Harrison- İç Hastalıkları prensipleri, İstanbul, Nobel Tıp Kitabevleri, Hatun Ş. (2001). Topuktan Alınan Bir Damla Kan, Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi (STED), 2001;10 (5): Kutluk T, Kars A. (1994) Kanser Konusunda Genel Bilgiler. Ankara: T.C.Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Daire Başkanlığı Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Yayınları; Öztek Z., Kubilay G. (2005) Toplum Sağlığı Hemşireliği, Palme Yayıncılık, Ankara, 2005, s: 177. Öztürk A. (2010)., Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Kontrolü ve Yaşlılık Sorunları, Halk Sağlığı, Editörler: Yusuf Öztürk, Osman Günay, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri, Smith RA, Cokkinides V, Brooks D, Saslow D, Brawley OW. (2011). Cancer screening in the United States, 2011: a review of current American Cancer Society guidelines and issues in cancer screening. CA Cancer J Clin; 61:8-30 Aydın İ., Yenidoğanda Metabolik Taramalar, Erişim Adresi: resources/newborn/98chapters.html, 108
113
114 6 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; İlaç kullanımında temel ilkeleri açıklayabilecek, Tedavide kullanılan ilaçların vücuda veriliş yollarını sıralayabilecek, İlaçların kullanımı sırasında oluşabilecek istenmeyen etki tiplerini belirleyebilecek, Zehirlenmeler ve tedavi ilkelerini ifade edebilecek, İlaç kullanımındaki yanlışlıkları tartışabilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Farmakoloji İlaç Toksisite Zehir Advers Etki Farmasötik Şekil Müstahzar Akılcı İlaç Kullanımı İçindekiler Giriş İlaç Kullanım İlkeleri Akılcı İlaç Kullanımı İlaç Uygulama Yolları ve Farmasötik Şekiller İlaçların İstenmeyen Etkileri İlaç Etkileşmeleri Besin Destekleri Zehirlenmeler ve Genel Tedavi İlkeleri İlaç Kullanımındaki Yanlışlıklar İlaçların Saklanma Koşulları 110
115 İlaç Kullanım İlkeleri, İlaç Verme Yolları, İlaç Yan Etkileri ve İlaçların Saklanması GİRİŞ Genellikle hastalıkların tanısı, tedavisi, önlenmesi ve diğer amaçlarla tıpta kullanılan biyolojik etkinliği olan saf kimyasal madde veya onun eşdeğeri bitkisel veya hayvansal kökenli belirli miktarda etkin madde içeren karışımlar ilaç olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir ifadeyle ilaçlar hastalıklardan korunma, hastalıkları tedavi etme, tanı koyma, hastalık semptomlarını azaltma gibi değişik amaçlarla kullanılmaktadır Dünya Sağlık Örgütü ise ilacı fizyolojik sistemleri veya patolojik olayları alanın yararına değiştirmek veya incelemek amacıyla kullanılan madde veya ürün olarak tanımlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında ilaçlar hastalık olarak değerlendirilebilen psikolojik veya somatik işlevleri düzeltebilir, vücutta hastalık yapan mikroorganizmaları yok edebilir veya vücutta eksikliği hastalığa yol açan bazı maddeleri yerine koyarak etkilerini oluştururlar. İlaç uygulaması sağlık personelinin temel görevleri arasında yer almaktadır. Ancak bu uygulamanın güvenli bir biçimde yapılabilmesi için ilaçların hazırlanması ve uygulanması hakkında bilgi ve beceriye sahip olunmalıdır. İLAÇ KULLANIM İLKELERİ Bilinçli bir şekilde ilaç kullanımı için mutlaka hekim reçetesi ile yazılmış ilaçların kullanılması, satın alınan ilaçların son kullanım tarihlerinin kontrol edilmesi, doktor reçetesinde tavsiye edilen dozların kesinlikle aşılmaması, ilaçların evde çocukların ulaşamayacağı yerlerde belirtilen fiziksel koşullarında saklanması ve beklenmeyen etkiler görüldüğünde ilaç kullanımının kesilerek doğrudan ilgili doktora ulaşılması gerekmektedir. Hastanın durumunun ayrıntılı olarak değerlendirilmesi sonucu tedavisi için en uygun ilacın seçilmesi hekimin sorumluluğundadır. İlaçların kullanılması, hastaya veriliş biçimi ve miktarına doktor karar verir. O nedenle akılcı ilaç kullanımı konusunda ilk sorumluluk hekim üzerinde olmaktadır. Hekim hastası için uygun reçeteyi yazdıktan sonra ilacın alınabileceği yer ise eczanedir. Dolayısıyla reçetede yazılan veya reçetesiz alınabilen ilacın sağlanması konusu da eczacının sorumluluğundadır. O nedenle akılcı ilaç kullanımı konusunda ikincil önemli sorumluluk da eczacıya düşmektedir. Bunun yanında gerek hastanede kullanılan ilaçlar gerekse injeksiyon yoluyla kullanılacak ilaçların uygulanması konusunda hemşire ve diğer sağlık personelinin de bu sürece katkısı vardır. Hatta reçetede yazılan ilaç bilgili hasta yakını tarafından da uygulanabilir. İlacı uygulayan kişinin hastanın ilacı ne amaçla kullandığını, ilaç etkilerini ve olası yan etkilerini iyi bilmesi gerekir. İlaç kullanacak kişinin hastalığı konusunda da bilgili olmalıdır. Bilinçsiz bir biçimde, aşırı miktarda ve rastgele kullandıklarında ise organizma için oldukça zararlı olabilmektedir. Hatta aşırı düzensiz ve yüksek dozda ilaç alımı hastayı ölüme kadar götürebilir. Akılcı ilaç kullanımı konusu hangi meslek gruplarını ilgilendirir? 111
116 AKILCI İLAÇ KULLANIMI Son yıllarda daha etkili, daha güvenli ilaçların geliştirilmesiyle tedavisi oldukça güç olan hastalıklar da tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle de çok fazla sayıda ilaç piyasada bulunmaktadır. Bununla birlikte yeni etki mekanizmalarına sahip ve istenmeyen etkileri daha düşük olan, kanser ve AİDS gibi hastalıkların tedavisi için ilaç geliştirme çalışmaları sürmektedir. Ülkemizde sınırlı parasal kaynaklara rağmen sağlık harcamalarında ilaca ayrılan pay gerek ABD, gerekse AB ülkelerinde olan değerlerin çok üzerindedir. Bu yüzden hastalığın ve hastanın durumu için en etkili, en uygun, en güvenli ve en ucuz tedavi yaklaşımları konusunda eğitim çalışmaları önem kazanmaktadır. Bu çalışmalar Akılcı İlaç Kullanımı nın temelini oluşturmaktadır. Hastasının durumunu etraflı bir şekilde inceleyerek tanı koymak ve tedavisi için de en uygun, en güvenli ve en ucuz ilacı seçerek reçetesine yazmak hekimin sorumluluğundadır. Bu reçetenin yapılması sırasında hastanın danışabileceği diğer bir sağlık görevlisi de eczacıdır. Ayrıca gerek hastanede, gerekse polikliniklerde hekimin hastaya verdiği bilgilerin pekiştirilmesinde ve ilacın uygulanmasında görev alan hemşire ve diğer sağlık görevlileri de akılcı ilaç kullanımı konusuna katkıda bulunmaktadırlar. Akılcı olmayan ilaç kullanımı hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde görülen küresel bir sorundur. En sık görülen örnekleri gereksiz yere fazla ilaç yazılması, tanıyla ilişkisi olmayan ilaç kullanımı, gereksiz ve uygunsuz antibiyotik kullanımı, gereksiz ve pahalı ilaç kullanımı, reçetesiz satılan ya da Türkiye de olduğu gibi reçeteli olduğu halde reçetesiz de alınabilen ilaçların kullanılması sayılabilir. Bu arada bağımlılık yapan ilaçların veya maddelerin kullanılması veya bazı ilaçların kötü kullanılması da sayılabilir. Örneğin, yetkisiz ve bilgisiz kişilerin tavsiyesiyle ilaç alınabilmesi gibi. Bu şekilde özellikle vitaminler, ağrı kesiciler, glukokortikoidler, antibiyotikler, hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, diüretikler, antasidler, barsak hareketlerini hızlandıran ve barsakları yumuşatan ilaçlar gibi sindirim sistemini etkileyen ilaçlar, kilo vermeyi kolaylaştıran ilaçların uygunsuz kullanımları söz konusudur. Yani ilacın yanlış endikasyonda, yanlış yoldan, yanlış dozda, yanlış aralıklarla ve yanlış sürede kullanılması akılcı olmayan ilaç kullanımı için örnek olabilir. Akılcı ilaç kullanımında önemli bir nokta da hastanın hastalığı ve kullanması gereken ilaç/ilaçlar konusunda yeterince bilgilendirilmemesidir. İlacın etkileri, istenmeyen etkileri, kullanma zamanı, aç veya tok alınması, kullandığı diğer ilaçlarla veya ilaç olmayan diğer ürünlerle ve besinlerle etkileşmesi gibi. Ayrıca son zamanlarda halk arasında giderek yaygınlaşan bitkisel kökenli maddelerin de ilaç yerine veya ilaçlarla birlikte kullanımı da ciddi sorunlara yol açmaktadır. Ne yazık ki bu tür maddeler doğal kaynaklı olmaları nedeniyle doğal olan her şey zararsızdır şeklinde yanlış bir inanışa da dayanmaktadır. Oysa bu tür ürünlerin standardizasyonu konusunda önemli sorunlar vardır. Bu ürünlerin bazıları özellikle karaciğerde ilaç parçalayan enzimleri etkileyebildiklerinden alınan ilaçların etkileri de buna bağlı olarak değişmektedir. Bunun yanında bu tür ürünlerin bazılarının içine beklenen etkiyi gösteren ilaçların katıldığı da yapılan bazı araştırmalarda gösterilmiştir. Bu ürünleri kullananlar da bunları ilaç olarak düşünmediklerinden hekimlerini bu konuda bilgilendirmemektedirler. Sonuçta bu tür ürünleri kullanan hastalara verilen ilaçlar beklenen etkiyi oluşturamamakta veya tam tersine zararlı sonuçlara yol açabilmektedirler. Akılcı ilaç kullanımı hastaları bireysel olarak değerlendirip, en etkili, en güvenli, en uygun ve en ucuz ilacın seçilerek tedavinin yapılmasını amaçlamaktadır Akılcı-Olmayan İlaç Kullanımının Nedenleri Eğitim yetersizliği, Komşuluk ve akrabalık ilişkileri içinde insanların birbirine ilaç tavsiye etmeleri, Kurum hekimine yakınları için kendi üzerinden ilaç yazdırma eğilimi, Yasal olarak eczanede reçete ile satılması gereken ilaçların reçetesiz de satın alınabilmesi Reçete bedelinin büyük bir kısmının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenebilmesi Eczanelerde zaman zaman olabilecek dikkatsizlikler 112
117 Akılcı-Olmayan İlaç Kullanımının Sonuçları Tedavinin yetersiz kalması İlaçların istenmeyen etkilerinin artması İlaç etkileşmeleri Tedavi maliyetinde artış İşten geri kalma ve kazanç kaybı Antibiyotik direnci artacaktır. Akılcı ilaç uygulamalarıyla tedavi başarısı çok önemli oranda Akılcı-Olmayan İlaç Kullanımının Önlenmesi İçin Yapılabilecekler Sorunların tanımlanması ve alınan önlemlerin sonuçlarının izlenmesi, Eğitim: Sağlık personelinin mezuniyet öncesi ve mezuniyet sonrası eğitimi, İlaç endüstrisi ile sağlık çalışanlarının ilişkilerinin etik normlarının belirlenmesi, Reçetesiz satılan ilaçların kontrol altına alınması, Satın alınan ilaçların son kullanım tarihlerinin kontrol edilmesi, Doktor reçetesinde, tavsiye edilen dozların kesinlikle aşılmaması, Halk sağlığı eğitimleri ve hastaların ilaç kullanımı konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi, İlaç prospektüslerinin hastanın anlayabileceği şekilde düzenlenmesi, Beklenmeyen etkiler görüldüğünde ilaç kullanımının kesilerek, hemen ilgili doktora ulaşılması, İlaç dışı tedavi seçeneklerinin belirlenmesi. Akılcı ilaç kullanımı, hasta için en etkili, en uygun en güvenli ve en ucuz olan ilacın yeterli dozda yeterli süre ile kullanılmasıdır. İlaçlardan en verimli şekilde yararlanabilmek için uygun zamanda, uygun yerde, uygun şekilde ve uygun dozda kullanılması gerekir. Bu yüzden sağlık hizmeti sunan personelin gerek mezuniyet öncesi gerek mezuniyet sonrasında akılcı ilaç kullanımı konusundaki eğitimleri son derece önemlidir. Bütün bunların ötesinde halka yönelik eğitim çalışmaları da giderek önem kazanmaktadır. Akılcı ilaç kullanımında hastanın uyuncu da önemli rol oynamaktadır. Uyunç, hastaya reçete edilen ilaçları önerilen zamanda, dozda, sürede ve uyarılara uygun olarak kullanmasıdır. Uyuncun artırılmasında hastanın eğitilmesi ve hekime olan güveni önemli rol oynar. Bu noktada hasta-hekim iletişimi son derece önemlidir. Hekim hastasına yeterli zaman ayırarak hastalığı konusunda ve ilaç kullanımı ile ilgili olarak açık ve anlaşılır bir şekilde hazırlanmış doz cetvelleri oluşturarak bilgilendirmelidir. Bu da tedavinin başarı şansını önemli ölçüde artırır. İlaçların önerildiği gibi alınması, etkinliğinin artmasının yanında istenmeyen etkilerinin en aza indirilmesini sağlar. İlacın aç veya tok iken alınması, başka ilaçlarla birlikte kullanımı, tedavi süresince önerilen beslenme biçimi ve kullanım süresi doktorun tavsiyesine göre düzenlenmelidir. Birçok ilaç yan etki olarak sersemlik ve uyku yapar. Dolayısıyla dikkat gerektiren bir makine kullanıyorsanız ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Trafik kazası, iş kazası gibi. Bütün bunların yanında, ilaç prospektüslerinin hastanın anlayacağı bir dille ve okunabilecek büyüklükte yazılması hastanın ilacı konusunda bilgi sahibi olmasına katkıda bulunur. Ülkemizde son yıllarda Sağlık Bakanlığı nın bu yöndeki girişimleri ile prospektüslere kullanım talimatı eklenmeye başlamıştır. 113
118 Sonuç olarak gerek sağlık çalışanlarının akılcı ilaç kullanımı konusunda eğitilmesi, gerekse hastalarda bu konuda farkındalık yaratılması, hem tedavi başarısı, hem de ülke ekonomisi adına önemli katkı ve yararlar sağlayacaktır. Akılcı ilaç uygulanması konusunda sağlık personeli yanında halka yönelik eğitimler de önemlidir. İLAÇ UYGULAMA YOLLARI VE FARMASÖTİK ŞEKİLLER İlaç Uygulama Yöntemleri İlaçların vücutta etki oluşturabilmeleri için, etki göstermeleri beklenen organ ve dokularda yeterli konsantrasyonda bulunmaları gerekir. Bütün ilaçlar vücuda verildikten sonra beklenen hedef yapının etkilenmesi yanında, başka yapılarda da istenmeyen etkiler oluşturabilirler. O nedenle tedavide amaç hedef yapının etkilenmesi ancak diğer yapıların etkilenmemesidir. Bunu sağlayabilmek için de ilacın etkilemesi beklenen hedef yapıda yeterli konsantrasyonda bulunmasını sağlayacak bir yolla vücuda verilmesi gerekir. Bu amacı sağlayabilmek için ilaçların uygulama yolları başlıca iki gruba ayrılabilir: a. Lokal uygulama: İlacın etkilemesi gereken hedef yapı vücut yüzeyine yakın ve injektör iğnesi ile ulaşılabilecek bir yerde ise bu uygulama yolu oldukça avantajlıdır. İnjeksiyon yoluyla verilecek ilaçların en önemli özelliklerinden birisi steril olmasının gerekmesidir. İnjektör içinde hava kabarcığı kalmamalıdır ve olabildiğince sterilite ve temizlik koşullarına uymak gerekir. Çözelti halindeki ilaçlar ampul, toz haldeki ilaçlar viyal şeklinde pazarlanırlar. Viyaller kullanılmadan önce steril bir su veya uygun çözelti ile sulandırılarak injektöre çekilirler. İnjeksiyondan sonra oluşan iğne ve injektör gibi atıkların da tıbbi atık olarak değerlendirilmesi gerekir. b. Sistemik uygulama: Vücutta yaygın bir etki oluşturmak gerektiğinde veya lokal uygulama yolu uygun olmadığında başvurulabilir. Bu durumda hedef yapı yanında, diğer sistemlerin de ilaç tarafından etkilenmesi kaçınılmazdır. Lokal olarak uygulanan ilaçların da bazı durumlarda sistemik dolaşıma katılabileceğini göz önüne almak gerekir. İlaçların uygulandığı yerden emilerek kan dolaşımına geçme oranı biyoyararlanım olarak adlandırılır. Özellikle ağız yoluyla verilen ilaçlar, sindirdim kanalından emildikten sonra önce karaciğere gelir. Karaciğer ilaçların biyotransformasyonunu yapan enzimler açısından vücuttaki en önemli merkezlerden biridir. O nedenle ilaçlar daha sistemik dolaşıma geçmeden burada enzimlerin etkisiyle karşılaşarak bir miktar kimyasal değişikliğe uğrayabilir. O nedenle buna ilk-geçiş etkisi denir. Bundan sonra ilaçlar sistemik kan dolaşımına geçerek etkilerini gösterebilirler. İlaçların uygulandığı yerden emilip karaciğerden geçtikten sonra sistemik dolaşıma katılma oranı sistemik biyoyaralanım olarak isimlendirilir. a. Lokal Uygulama Yolları: Lokal uygulama yolları her ne kadar etki yerinde başlangıçta yüksek ilaç konsantrasyonu oluştursa da zamanla ilacın sistemik dolaşıma geçmesi de söz konusu olabilir. Lokal uygulama yerleri aşağıda 16 madde halinde özetlenmiştir: 1. Epidermal (cilt üzerine; perkütan) uygulama: İlaçların doğrudan cilt üzerine sürülerek ciltten emiliminin sağlanmasıdır. Lipide çözünen ilaçlar ciltten emilebildikleri halde suda çözünen ilaçların ciltten emilimleri oldukça düşüktür. Ciltten emilim mukozalara göre daha düşüktür ancak ciltte yara veya sıyrık olduğunda emilim de artar. Kulak arkasındaki cilt bölgesinin geçirgenliği diğer bölgelere göre daha yüksektir. Bebeklerde de cilt geçirgenliği yetişkinlere göre daha yüksektir. Bazı cilt hastalıklarının tedavisi için kullanılan bir uygulama yoludur. Cilt üzerine friksiyon yapılması emilimi hızlandırabilir. 2. Cilt içine (intrakütan) injeksiyon: 0.1 ml den daha düşük hacimde çözeltiler bu şekilde injekte edilerek lokal etki oluşturabilirler. Bazı test çözeltileri bu yolla kullanılır. 114
119 3. Eklem içine (intraartiküler) injeksiyon: Eklemlerin iltihaplı durumlarında ilaç çözeltisi eklem kesesi içine injekte edilebilir. 4. Kalp içine (intrakardiyak) injeksiyon: Kalp durması durumlarında ilaç çözeltisi sternumun (sine kemiği) hemen yanından sol 4.interkostal aralıktan girilerek kalp içine injekte edilebilir. 5. Plevra içine (intraplevral) injeksiyon: Arka aksiler çizgi üzerinde skapulanın (kürek kemiği) köşesinden 7. İnterkostal aralıktan girilerek yapılan injeksiyondur. Torasentez de denir. 6. Periton içine (intraperitoneal) injeksiyon: Göbeğin alt kısmından linea alba üzerinde girilerek yapılan injeksiyondur. Abdominal parasentez de denir. 7. Kafa içi (intratekal) injeksiyon: 3.ve 4. Lomber vertebralar (bel omurları) arasından girilerek yapılan injeksiyondur. Lomber ponksiyon da denir. Eklem, kalp, plevra, periton ve kafa içi injeksiyonların mutlaka bu alanda deneyimi olan personel tarafından uygulanması gerekir. 8. Uterus içine (intrauterin) injeksiyon: Uterus kası içine veya uterus boşluğu içine ilaç verilmesidir. Rahim İçi Araç (RIA) uygulamaları da bu kapsamda değerlendirilebilir. Çünkü bazı RİA lar ilaç emdirilmiş olarak pazarlanmaktadır. Bu işlem deneyimli sağlık personeli tarafından yapılmalıdır. 9. Vajina içine (intravajinal) uygulama: Ovül, krem veya sıvı haldeki bazı ilaçların vajina içine uygulanmasıdır. Bu yolla vajinal tablet şeklinde preparatla da uygulanabilir. 10. Rektum içine (rektal) uygulama: Supozituvar, krem veya sıvı haldeki ilaçların anüsten verilerek uygulanmasıdır. Bazen büyük hacimde sıvılar verilerek kolonun boşaltılması da bu yolla sağlanabilir. Buna lavman denir. Rektal ve vajinal uygulamada temizliğe çok dikkat edilmelidir. Ovül ve supozituvar şeklindeki preparatlar vücut sıcaklığında eriyebilen taşıyıcı sistemler içinde hazırlandıklarından buzdolabında saklanmaları gerekir. 11. Ağız içi (bukkal) uygulama: Ağız ve boğaz dezenfeksiyonu için katı veya sıvı haldeki ilaçların ağız mukozası üzerine uygulanmasıdır. Bu ilaçların yutulmaması gerekir. 12. Burun içine (intranazal) uygulama: Burun mukozasında lokal etki oluşturmak üzere sıvı ve pomad şeklindeki ilaçların burun mukozası üzerine uygulanmasıdır. 13. Kulak içine uygulama: Sıvı veya pomad şeklinde preparatlar kulak içine uygulanabilir. Bazı kulak infeksiyonlarında bu yolla uygulama yapılabilir. Bu preparatların soğuk olmamasına dikkat edilmelidir. 14. Konjonktiva üzerine uygulama: Sıvı ve pomad şeklindeki ilaçların göz içine uygulanmasıdır. Göze uygulanan preparatlara kolir denir ve steril olmaları gerekir. Kullanılacak preparat açıldığında sterilite de bozulacaktır. O nedenle bu tür preparatların kullanımından sonra buz dolabında uzun süre saklanmasına gerek yoktur. Bir haftadan daha uzun süre aynı preparat kullanılmamalıdır. Son zamanlarda bazı göz damlaları tek kullanımlık ambalajlar şeklinde hazırlanmaktadır. Göze damlatılan ilaç çözeltilerinin nazolakrimal kanaldan geçerek burun mukozasına ulaşması halinde sistemik dolaşıma geçme riski artar. Bu nedenle damla uygulanırken gözün iç kısmına parmakla bastırılarak nazolakrimal kanalın kapatılması doğru bir yaklaşım olur. Göze yapılacak uygulamalar sırasında temizlik koşullarına uymak çok önemlidir. Eğer aynı göze birkaç damla arka arkaya damla uygulamak gerekirse uygulamalar arasında en az beşer dakikalık sürelerin bırakılmasına dikkat etmek gerekir. 15. Lezyon içine uygulama: Tümör veya iltihaplı dokuların içine yapılan injeksiyonlardır. 16. İnhalasyonla uygulama: Özellikle solunum yollarında lokal etki oluşturmak amacıyla bazı ilaç çözeltilerinin solunum yolları üzerine uygulanmasıdır. Bu amaçla kullanılan farmasötik şekiller aerosol, çözelti veya çok küçük partiküllü tozlar olabilir. Uygulamadan önce hava yollarının açılmasını sağlamak için öksürülerek balgam çıkarılması iyi bir yaklaşımdır. İlacın alveollere kadar ulaşması için nefes alırken ilaç çözeltisinin püskürtülmesi gerekir. Bunun için hastaların eğitilmesi önemlidir. Aerosollerin uygulamadan önce iyice çalkalanması gerekir. Toz haldeki ilaçlar inhalatör yardımıyla, çözelti haldeki ilaçlar da nebülizör denen aletlerle uygulanır. İnhalasyondan sonra ağız içinde kalabilecek ilaçların buradan emilerek sistemik dolaşıma geçmesine engel olmak için ağız suyla çalkalanmalıdır. 115
120 Lomber ponksiyon nedir? b. Sistemik Uygulama Yolları: Tüm vücutta yaygın bir etki oluşturmak gerektiğinde ilaçlar sindirim kanalı içine, damar içine veya kas içine injeksiyon şeklinde, cilt veya solunum yolu aracılığıyla uygulanabilir. 1. Enteral uygulama: İlacın sindirim kanalı içine verilmesi demektir. İlaçların sindirim kanalı mukozasından emilmesi olayı pasif difüzyon şeklinde olur. O nedenle emilim de, hiçbir zaman %100 olarak kabul edilemez. İlaçların sindirim kanalı içinden emilimi bazı faktörlerden etkilenebilir. Bunlardan bir kısmı ilaçla ilgili olabildiği gibi bir kısmı da sindirim kanalı fonksiyonlarıyla ilgili olabilir. İlaçla ilgili faktörlerden en önemlileri ilacın yağda veya suda çözünürlüğü, farmasötik şeklinin katı veya sıvı olması, partiküllerin büyüklüğü ve kristal şekli olabilir. Doğal olarak sıvı haldeki ve yağ/su partisyon katsayısı yüksek olan (yağdaki çözünürlüğü sudaki çözünürlüğünden daha yüksek) ilaçlar daha kolay ve çabuk emilirler. Başlıca üç şekilde yapılabilir. a. Ağız yoluyla (oral, per os): İlacın ağıza alınıp bir miktar su ile yutulması şeklinde yapılır. En çok kullanılan ilaç uygulama yoludur. İlaçların mide irritasyonu yapması nedeniyle genellikle tok karına alınması beklenir. Ancak sindirdim kanalında besinlerin bulunması bazı ilaçların emilimini bozabilir. Ağız yoluyla kullanılan ilaçların susuz kullanılmaması gerekir. Çünkü, su ilacın çözünürlüğünü artıracak dolayısıyla da emilimini kolaylaştıracaktır. Çay ve kahve yan etkileri artırabilir. Emilimi bozabilir. İlaçların sütle alınması da bazı ilaçların emilimini azaltırken, bazı ilaçların da istenmeyen etkilerini azaltabilir. İlaçların yatarak içilmemesi, mutlaka dik ve oturur pozisyonda, bol su ile alınması, ardından en az 10 dakika yatar pozisyona geçilmemesi doğru bir yaklaşımdır. Özel olarak tavsiye edilmemişse ilaçların bölünmeden ve çiğnenmeden yutulması gerekir. Midede bozunan veya şiddetli irritasyon yapan ilaçların mideden dağılmadan geçebilmesi için üzeri özel bazı maddelerle kaplanır. Bu tip ilaçların bölünmeden kullanılması gerekir. b. Dilaltı (sublingual): İlaç dil atına uygulanarak buradan doğrudan dolaşım sistemine geçebilir. Ancak özellikle çok küçük moleküllü ve yağda iyi çözünen ilaçların bu şekilde uygulanma kolaylığı vardır. Emilim çok çabuk olur ve dakikalar içinde ilaç etkisi başlayabilir. c. Rektal yolla uygulama: Ağız yolundan ilaç verilemediği durumlarda ilaçlar rektal yolla da sindirim kanalı içine verilebilir. Buradan da emilerek doğrudan dolaşım sistemine katılabilir. Supozituvar, pomad veya çözelti şeklinde ilaçlar bu yolla uygulanır. Rektal yolla uygulanan ilaç çözeltilerine enema denir. Zaman zaman analjezik ilaçlar ve genel anestezik ilaçlar bu yolla uygulanabilir. 2. Parenteral uygulama: Enteral uygulama olanağı bulunmayan durumlarda, sindirim kanalından emilmeyen veya sindirim kanalında bozunabilen ilaçların uygulanması gerektiğinde veya çabuk etki oluşması beklenen durumlarda başvurulan bir uygulama yoludur. Adından da anlaşılacağı gibi ilacın sindirim kanalı dışında injeksiyon yoluyla vücuda verilmesidir. Bu şekildeki uygulamada en önemli özellik, injekte edilecek ilacın kesinlikle steril olmasının gerekliliğidir. Bunun yanında, ilaç çözeltisinin ph sının vücut ph sına yakın olması gerekir. Aksi halde injeksiyon yerinde yanma ve irritasyon oluşur. Bunun yanında çözeltinin onkotik basıncının da plazmanınkine eşit (izotonik) veya üzerinde olması (hipertonik) gerekir. Onkotik basıncı plazmanınkinden düşük yani hipotonik çözeltilerin injekte edildiği durumlarda eritrositlerde hemoliz gelişir. a. İntramusküler (kas-içi) injeksiyon: Oldukça sık kullanılan bir injeksiyon yöntemidir. Genellike kalça ve kol kası içine yapılır. En çok 5 ml civarında bir hacim içinde ilaç çözeltisi verilebilir. İnjeksiyondan sonra injeksiyon yerine masaj yapılarak emilim hızlandırılabilir. Çözelti veya süspansiyon şeklindeki ilaçlar intramusküler yolla verilebilir. Bazen yağlı çözeltiler de bu yolla verilebilir. Bu uygulamada en önemli sorun şişman kişilerde injeksiyonun yağ dokusu içine yapılması riskidir. Böyle durumlarda yağ dokusu fazla kanlanmadığından emilim gecikir. Zaman zaman uzun etki beklenen bazı ilaçların kas içi injeksiyonuyla uzun süreli etkiler oluşturulabilir. 116
121 b. Damar içine injeksiyon: Ven veya arter içine yapılan injeksiyonlardır. İlaç etkisi çok kısa sürede başlar. Çünkü ilaç çözeltisi hemen sistemik dolaşıma katılır. Damar içine yapılan injeksiyonlar için süspansiyonlar veya yağlı çözeltilerin verilmesinden kaçınılmalıdır. Çünkü embolilere neden olabilir. c. İntravenöz (ven-içi) injeksiyon: Oldukça sık kullanılan bir uygulama şeklidir. Bu amaçla daha çok dirseğin ön yüzündeki antekübital ven denen ven kullanılır. Ancak gerektiğinde vücutta iğne ile kolay girilebilen diğer venlerden de yararlanılabilir. Hacmi 10 ml den az çözeltiler birkaç dakika içinde yavaş olarak injekte edilir. Bu uygulamaya bolus injeksiyon denir. Daha büyük hacimde çözeltiler yavaş olarak uzunca bir sürede verilebilir. Buna da intravenöz infüzyon veya venokliz denir. İlaç çözeltisinin bulunduğu kap ile damar arasında venokliz takımı bulunur. Zaman zaman intravenöz yolla hastaya verilecek ilaçlar infüzyon yapılacak çözelti içine karıştırılarak verilebilir. Ancak bu nokta, özellikle ilaç etkileşmeleri açısından önemli bir risk oluşturabilir. d. İntraarteriyel injeksiyon: Özellikle anjiyografi sırasında uygulanır. Zaman zaman belirli bir organı etkilemesi beklenen ilaç o organın arteri içine yüksek konsantrasyonda verilerek veninden geri alınabilir. Böyle bir durumda bu uygulama sistemik değil lokal uygulama yolu olarak değerlendirilebilir. e. Kemik iliği içine injeksiyon: Bebekler ve ileri yaştaki hastalarda venlerin kullanılmasının uygun olmadığı durumlarda ilaç çözeltisi kemik iliği içine injekte edilir. f. Ciltaltı (subkutan) injeksiyon: Uyluk, kol veya karın derisi altına düşük hacimdeki ilaç çözeltisinin injekte edilmesidir. Bu yolla verilecek ilaç çözeltisinin hacmi büyük olmamalıdır. Çünkü cildin gerilmesi sonucu ağrı olabilir. Süspansiyonlar ve yağlı çözeltilerin de ciltaltına verilmemesi gerekir. Zaman zaman tablet şeklinde steril hazırlanmış ilaçların da, cilde lokal anestezi altında yapılan ufak bir insizyonla ciltaltına yerleştirilerek uzun süreli olarak emilmesi sağlanabilir. Bu yönteme de pelet implantasyonu denir. Bu yöntemle ilaçların uzun süre ciltten emilmesi ve belirli kan düzeyinin sürdürülmesi sağlanabilir. Daha sonra bu preparatlar ciltten çıkarılır. Son zamanlarda bu tür preparatlar vücutta parçalanabilecek şekilde hazırlanır ve ciltten çıkarma işlemine gerek kalmaz. İyonize haldeki ilaç çözeltisinin bir gazlı beze emdirildikten sonra cilt üzerine uygulanıp buraya yerleştirilen elektrodlarla akım uygulanarak da ciltten emilim sağlanabilir. Çok ender uygulanan bu yönteme iyontoforez denir. Zaman zaman cilt altı uygulamayla büyük hacimli sıvılar da verilebilir. Böyle bir durumda ciltaltında yayılma ve emilimi artırmak amacıyla çözeltinin içine hyalüronidaz enzimi katılır. Bu uygulama şekline hipodermokliz denir. ne olabilir? Pelet implantasyonunun intravenöz bolus uygulamaya göre avantajı 3. İnhalasyon yoluyla uygulama: Çok küçük moleküllü, kolay buharlaşabilen ve yağda kolay çözünen ilaçlar solunum yolundan uygulanması sonucunda akciğer alveollerinden emilerek sistemik dolaşıma katılabilir. Özellikle, genel anestezi amacıyla kullanılan gaz haldeki ilaçlar bu yolla uygulanabilir ve çok kısa sürede emilerek sistemik etki gösterirler. 4. Transdermal yolla uygulama: Pomad olarak veya özel bir farmasötik şekle sokulan yağda iyi çözünebilen ilaçlar flaster şeklinde cilde yapıştırılarak uzun süreli emilim sağlanabilir. Bu amaç için hazırlanan farmasötik şekiller Transdermal Terapötik Sistem (TTS) olarak isimlendirilir. Bu preparatların yapısında içten dışa doğru dört tabaka bulunur. İlk tabaka cilde yapışmayı sağlayan zamk tabakasıdır. Bu kısımda az miktarda bulunan ilaç başlangıç aşamasında emilir. Bunun dışında geçirgen mikroporöz bir tabaka vardır. Bu da rezervuardaki ilacın kontrollü bir şekilde cilt üzerine salıverilmesini sağlar. Bunun dışında ilaç rezervuarı görevi yapan tabaka ve en dışta da bir örtü tabakası bulunur. Bu tabaka geçirgen değildir. Pomad şeklinde uygulama çok fazla tercih edilmemektedir. 117
122 gerekir. Göze uygulanan ve parenteral yolla kullanılan ilaçların steril olması Farmasötik Şekiller Hastaların kolay alabilmeleri için belirli forma getirilen ilaçlar farmasötik şekiller olarak isimlendirilir ve fiziksel özelliklerine göre üç gruba ayrılabilir: Sıvı Yarı katı Katı Sıvı Farmasötik Şekiller Çözelti: Solüsyon olarak da bilinir. Etkin maddelerin uygun bir çözücüde eritilmesiyle oluşan, berrak sıvı farmasötik şekillerdir. Ağızdan veya diğer yollardan kullanılabilirler. Ağızdan kullanılacak çözeltilerin kokusunu ve tadını düzeltmek amacıyla yardımcı maddeler de kullanılabilir. Damla: Derişik bir çözelti şeklinde hazırlanır ve standart damlalıkla damla sayılarak su içinde seyreltilerek ağız yoluyla kullanılabilir. Ancak doğrudan burun, kulak ve göze de uygulanabilir. Göze uygulanacak damlaların steril olması gerekir. İnjeksiyonluk Çözelti: İnjektör veya kateterler aracılığıyla uygun bir yoldan vücuda injekte edilmek üzere hazırlanırlar. Bu tür farmasötik şekillerin de steril, genellikle vücut ph sına yakın, izotonik veya hipertonik olması gerekir. Etkin maddeler genellikle su içinde çözülür. Ancak bazı ilaçlar yağlı sıvağlar içinde de çözülebilir. Bu tür preparatların damar içine verilmemesi gerekir. Çünkü embolilere yol açabilir. Süspansiyon: Katı haldeki etkin maddelerin uygun bir sıvı içinde küçük partiküller halinde homojen bir şekilde dağıtılmasıyla hazırlanır. Bekletildiğinde çökmeler olacağı için kullanılmadan önce mutlaka çalkalanmalıdır. Ağız yoluyla kullanılabileceği gibi göz, kulak, burun ve cilt üzerine de uygulanabilir. Steril süspansiyonlar injeksiyon yoluyla da verilebilir. Bu durumda embolilere yol açacağından damar içine verilmesinden kaçınmak gerekir. Şurup: Yüksek oranda şeker içeren çözeltilerdir. Ağız yoluyla uygun bir ölçekli kaşıkla alınır. İçinde mikroorganizma üremesinin engellenmesi adına %60-64 arasında şeker eritilmelidir. Posyon: İçinde %25-30 oranında şeker bulunan sıvı farmasötik şekillerdir. Ağız yoluyla kullanılır. Ancak içindeki şeker oranı düşük olduğundan kolayca mikroorganizmalar üreyebilir. Bu nedenle 4-5 gün gibi kısa bir süre içinde tüketilmelidir. Eliksir: İçinde %20 civarında alkol ve şeker içeren sıvı farmasötik şekillerdir. Ağız yoluyla kullanılır. Lavman: Rektal yolla kullanılan çözelti ve süspansiyonlardır ve ml kadar küçük hacimli olanlara enema denir. Daha büyük hacimli olanlar kalın barsağın boşaltılması amacıyla kullanılan boşaltıcı lavmanlardır. Uygulamadan önce vücut sıcaklığına kadar ısıtılmalıdır. Sıvı farmasötik şekillerin saklanması, ambalajı ve taşınması katı farmasötik şekillere göre daha sıkıntılıdır. Yarı-Katı Farmasötik Şekiller Emülsiyon: Birbiriyle karışmayan iki sıvının uygun bir ajan aracılığıyla homojen bir şekilde karıştırılmasıyla elde edilen krem kıvamında farmasötik şekillerdir. Pomad (merhem): Cilt ve mukozalara uygulanır. Yarı katı haldeki yağlar veya emülsiyonlar içinde etkin maddelerin eritilmesiyle hazırlanır. Pomadların içine talk katılarak sertleştirilmesiyle pat adı verilen macun şeklinde preparatlar hazırlanır. 118
123 Katı Farmasötik Şekiller a. Ağız yoluyla kullanılanlar Tablet (komprime): Etkin maddelerin uygun yardımcı maddelerle karıştırıldıktan sonra özel makinelerde sıkıştırılarak farklı boyutlarda hazırlanan yuvarlak disk veya oval şeklinde preparatlardır. Ağız yoluyla kullanılan ilaçların %80 den fazlası tablet şeklindedir. Ancak bazı tabletler cilt altına yerleştirilerek implantasyon şeklinde bazıları da vajinal yolla kullanılabilir. Tabletler oral yolla alındığında, genellikle mide suyunda dağılırlar. Bazıları çiğneme tableti şeklinde alınarak etkilerinin daha çabuk başlaması sağlanır. Pastil şeklindeki tabletler ağızda eritilerek ağız-boğaz dezenfeksiyonu için kullanılır. Bazı tabletlerin içinde asidik ve bazik özellikte iki maddenin karışımı bulunur ve suda köpürerek erir. Bu tip tabletlere efervesan tablet denir. Mideyi fazla irrite eden veya mide suyunda bozunan ilaçları içeren tabletlerin midede dağılmadan geçmeleri için üzeri mide suyunda çözünmeyen bir film tabakasıyla kaplanır. Bunlara barsak-kaplamalı tabletler denir. Bu tip kaplanmış tabletlerle daha uzun süren etkiler sağlamak üzere modifiye-salan farmasötik şekiller geliştirilmiştir. Bunlara sürekli salan, yavaş salan ve gecikmeli salan tabletler denir. Draje: Tabletlerin hasta tarafından alınmasını kolaylaştırmak için üzeri şekerli ve/veya renkli maddelerle kaplanarak hazırlanır. Kapsül: Kokusu ve tadı hoş olmayan ilaçların, hasta tarafından alınmasını kolaylaştırmak için iç içe geçebilen küçük silindirik kaplar içine etkin maddelerin yerleştirilmesiyle hazırlanır. Tabletlerde olduğu gibi bazıları mide suyuna dayanıklı maddelerle kaplanmış barsak-kaplamalı kapsüller şeklinde olabilir. Kaşe: Nişastadan yapılmış tablet şeklinde yassı iç içe geçebilen kapsüller içine ilaçların yerleştirilmesiyle hazırlanır. Kapsüllere göre biraz daha büyüktür ve yutulması daha zordur. Pilül: Toz haldeki ilaçların şeker veya balla karıştırılarak hazırlanan hamurun küçük küreler şeklinde kurutulmasıyla hazırlanır. Büyükleri veteriner hekimlikte kullanılır ve bol adını alır. Toz (pudra): Toz haldeki ilaçlar uygun ölçeklerle ağızdan alınabilir. Bu şekildeki ilaçların küçük kağıt paketler içinde tek dozluk uygulamaları da vardır. Midede parçalanan veya mideye zarar veren ilaçların barsakta açılan tablet veya kapsül şeklinde kullanılabilecek farmasötik şekilleri vardır. b. Diğer yollardan kullanılanlar: Supozituvar: Vücut sıcaklığında eriyebilen bir yağlı sıvağ (taşıyıcı) içinde etken maddenin eritilmesinden sonra hazırlanan konik şekilli farmasötik şekillerdir. Rektuma uygulanırlar. Ovül: Vajinaya uygulanmak üzere supozituvar gibi hazırlanan farmasötik şekillerdir. Bitkisel Kökenli Preparatlar İlaç gibi aktif madde içeren bazı bitkilerin belirli kısımları kurutularak hazırlanan bitkisel ilaç hammaddelerine drog denir. İnfüzyon: Belirli bir miktar bitkisel droğun üzerine kaynar su dökülüp bir süre bekledikten sonra süzülmesiyle elde edilir. Örn. Çay demlenmesi gibi. Dekoksiyon: Belirli miktarda bitkisel droğun üzerine soğuk su konup15-30 dakika kadar bir süre kaynatıldıktan sonra süzülmesiyle hazırlanır. Örn. Ihlamur hazırlanması gibi. Tentür: Bitkisel droğların bir süre alkol veya diğer organik çözücüler içinde bekletildikten sonra süzülmesiyle hazırlanan berrak çözeltilerdir. Ekstre: Bitkisel droğların bir süre su, alkol veya diğer bir organik çözücü içinde bekletilip süzüldükten sonar çözücünün bir miktar buharlaştırılmasıyla hazırlanır. 119
124 İLAÇLARIN İSTENMEYEN ETKİLERİ İlaçlar vücuda verildiklerinde beklenen hedef yapının etkilenmesi yanında, vücutta istenmeyen birçok etkiler de oluştururlar. Bu tür etkiler ilaçlar yanında çevresel kimyasal maddelerle de oluşabilmektedir. Bu tür etkiler yan etkiler olarak da isimlendirilebilir. Bunun yanında ters etki, advers etki ve istenmeyen etki de aynı anlamda kullanılmaktadır. Her ilacın istenmeyen etkisi vardır. İlaçları kullanırken beklenen yararlar ve oluşturacağı zararlar açısından bir değerlendirme yapılır. Yarar/zarar oranı değerlendirilerek ilacın kullanımına karar verilir. İlaçların bu istenmeyen etkileri beş grup altında toplanabilir: 1. Yalın Toksik Etkiler İlacın terapötik etkilerinin bir uzantısı şeklinde ortaya çıkar ve genellikle doza bağlı olarak artar ve öngörülebilir nitelikteki etkilerdir. En hafif şekli bazı organların işlevlerinde bozulma ile ortaya çıkan fonksiyonel nitelikte olanlardır. Bazı durumlarda klinikte rutin olarak ölçülen bazı biyokimyasal değerler kullanılan ilaçlarla değiştirilebilir. Daha ileri bir reaksiyon olarak bazı hücrelerde veya hücre içi yapılarda zedelenmelerle ortaya çıkabilen yapısal nitelikteki toksik etkilerdir. Yalın toksik etkiler ilaç kesildiğinde yavaş yavaş ortadan kalkar ve kalıcı nitelikte bir hasar genellikle oluşmaz. Bu tür istenmeyen etkilerin ilacı kullanan birçok kişide ortaya çıkması beklenir. 2. Özel Toksik Etkiler Bu tür etkiler genellikle hücre çekirdeği düzeyinde ve kalıcı nitelikte oluşan hasarlardır. İlaçların kendisi veya vücutta oluşan metabolitleri bu etkilere neden olabilir. İlaçlar hücre çekirdeğinde DNA yapısında ve genlerde değişiklikler yapması nedeniyle mutasyona yol açabilirler. Bu tür etkiye mutajenik veya genotoksik etki denir. Bu mutasyon daha sonraki kuşaklara da aktarılabilir. Mutajenik etki gösteren ajanlar karsinojenik yani kanserojenik (onkojenik) etki de gösterebilirler. Bu tür ilaçlar gebe kadın tarafından alınırsa anne kanından fötal dokuya da geçerek bebekte kalıcı malformasyonlara neden olabilirler. Bu tür etkiye de teratojenik etki denir. Özellikle, gebeliğin ilk üç aylık dönemi organojenez dönemi denen organların oluştuğu dönemdir ve ilaçların bu tür etkilerine en duyarlı olduğu dönemdir. O nedenle gebelerin ilaç kullanımından kaçınması gerekir. Ancak gerektiğinde doktor kontrolü altında yarar/zarar oranı çok ayrıntılı değerlendirilerek olabildiğince kısıtlı bir süre içinde kullanılabilir. İnsanların sıklıkla kullandığı ilaçların, özel toksik etkiler denen bu tür etkilerinin olmaması beklenir. Sadece kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar için bu tür istenmeyen etkilere katlanılabilir. 3. İlaç Alerjisi Antijen antikor reaksiyonu veya antijen-t lenfositi etkileşmesine bağlı olarak gelişen bir immünolojik yanıttır. Bu tür reaksiyonlar aslında vücuda verilen büyük moleküllerle örneğin yabancı proteinlere karşı kolayca oluşabilir ve vücudun bir savunma mekanizmasıdır. Oysa ilaçlar genellikle küçük moleküllerdir ve kolayca immünolojik yanıt oluşmaz. Ancak ilaçlar veya metabolitleri vücutta büyük moleküllerle örneğin; bazı proteinlerle kovalent bağlanarak antijenik özellik kazanırlar. Bu tür ilaç moleküllerine hapten denir. Bazı insanlar kalıtsal olarak atopik bünyelidir ve çeşitli maddelere karşı alerjik reaksiyon gösterebilirler. Bu kişilerde ilaç alerjisi de sık görülebilir. Alerjik reaksiyonların en önemli özelliklerinden biri ilaçla ilk defa temasta ortaya çıkmamasıdır. Çünkü immünolojik reaksiyonun oluşabilmesi için bir duyarlılaştırma döneminin geçmesi gerekir. Örneğin antikorların oluşması veya T lenfositlerinin duyarlılaştırılması dönemi. Bu yaklaşık bit hafta civarında sürebilir. İlacın bundan sonra uygulanması sonrasında çok ciddi bir reaksiyon olarak da ortaya çıkabilir. Bir başka önemli nokta alerjik reaksiyonun doza bağımlı olmamasıdır. Çok düşük dozlarla bile çok ciddi reaksiyonlarla karşılaşılabilir. Alerjik reaksiyonlar genellikle cilt belirtileri, kan tablosu bozuklukları ve solunum sistemi sıkıntıları gibi belirli bozukluklarla sınırlı kalır. Ancak basit bir cilt döküntüsünden hemen tedavi edilmezse ölümcül olabilen anaflaktik şoka kadar gidebilen şiddette olabilir. O nedenle atopik bünyeli kişilere ilaç verilirken çok dikkatli olmalı ve hastanın durumu çok yakından izlenmelidir. Belirli bir kimyasal gruba sahip ilaca karşı alerjik reaksiyon gösteren kişiler o kimyasal grubu taşıyan başka ilaçlara karşı da alerjik reaksiyon gösterebilirler. Buna çapraz-alerji denir. Örn. Penisilin alerjisi gibi. 4. Dayanıksızlık Reaksiyonları Kişide önceden bulunan bazı hastalıklar nedeniyle bazı grup ilaçlara karşı beklenenden daha farklı yanıtlar alınabilir. Örn. Bronşiyal astması olan hastalar solunum yollarında değişik 120
125 mekanizmalarla daralmaya yol açan ilaçlara karşı duyarlıdır. Bu tür ilaçlar normalde solunum yollarında belirgin bir daralmaya yol açmamasına rağmen, astmalı hastalarda birdenbire nöbete yol açabilirler. Diyabetli, hipertansif, kalp yetmezliği olan veya Myastenia gravisli hastalar da, bazı ilaçlara karşı beklenenden farklı yanıtlara yol açabilen risk grupları içindedir. 5. İdiyosenkrazi Yukarıda sayılan dört kategoriden herhangi birine sokulmayan ve genetik farklılıkla ilgili olmayan ve mekanizması bilinmeyen durumlar idiyosenkrazi olarak değerlendirilir. Sağlık Bakanlığı ilaçların yan etkilerini saptamak, izlemek, değerlendirmek ve önlemek için bir merkez kurmuştur. Hekimler hastalarına uyguladıkları ilaçlarla ilgili olarak beklenmeyen bir durumla karşılaştıklarında hastanelerde oluşturulan irtibat noktalarına bu konuda bilgi vermektedirler. Bu veriler, Sağlık Bakanlığı nın İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Türkiye Farmakovijilans Merkezi (TÜFAM) tarafından toplanarak değerlendirilmektedir. Farmakovijilans ilaçların güvenliliği açısından oldukça önemli bir alandır. Toksikoloji, farmakoloji, epidemiyoloji ve bilgi teknolojisi gibi alanları yakından ilgilendirmektedir. İlaçların istenmeyen etkileri nedeniyle oldukça fazla halk sağlığı ve ekonomik sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bu yüzden oluşan bir istenmeyen etkinin değerlendirilmesi son derece önemlidir. Günümüzde kullanılan ilaçların hepsinin az veya çok istenmeyen etkileri de vardır. Yan etkisi olmayan hiçbir ilaç yoktur. İLAÇ ETKİLEŞMELERİ İki veya daha fazla ilacın birlikte kullanılması, zaman zaman beklenen etkilerde nitel veya nicel olarak değişmelere yol açabilir. Bu durumda ilaç etkileşmelerinden söz edilir. Bu etkileşmeler, bazen bir ilacın etkisini güçlendirmek veya istenmeyen etkilerini azaltmak için bilerek ve isteyerek oluşturulur. Ancak çoğu zaman bilgisizce ilaç kullanımı durumlarında olduğu gibi istemeden de oluşabilir. İlaç kullanımı sırasında ortaya çıkan bir istenmeyen etki, ilaç etkileşmeleri nedeniyle de olabilir. Hatta bu etkileşmeler zaman zaman ilaçlarla birlikte alınan besinlerle de oluşabilir. Birden fazla hekimin gözetimi altında bulunan hastalar, eğer hekimler arasında iletişim yoksa bu açıdan yüksek risk altına girebilir. Bir ilaç diğer bir ilacın etkisini artırabilir veya çok azaltabilir. Bu etkileşmeler başlıca üç şekilde oluşabilir: 1. Farmasötik etkileşmeler Daha vücuda verilmeden önce iki veya daha fazla ilaç arasında oluşabilir ve genellikle kendini fiziksel değişimler şeklinde belli eder. Örneğin berrak iki sıvının karıştırılmasıyla çökelti oluşması veya katı haldeki tozların karıştırılması sonucu sıvılaşma oluşması gibi. Bu durum özellikle parenteral ilaç uygulamaları sırasında oluşabilir. İntravenöz yolla verilen büyük hacimli sıvıların içine katılan bazı ilaçların çökelti oluşturabilmeleri ve bu şekilde embolilere yol açmaları nedeniyle ciddi riskler ortaya çıkabilir. 2. Farmakokinetik etkileşmeler Farmasötik etkileşmeler özellikle hangi durumlarda tehlikeli olabilir? İlaçlar birbirinin emilimini, vücuttaki dağılımını, biyotransformasyonunu ve vücuttan atılmasını yani farmakokinetiğini değiştirerek kan düzeyinin beklenenden farklı olmasına yol açabilir. Bu şekilde kan düzeyinin beklenenden düşük olması ilaçtan beklenen terapötik etkinin azalmasına veya ortadan kalkmasına yol açabileceği gibi, kan düzeyinin yükselmesi de ilaç toksisitesi veya istenmeyen etkilerin artmasına neden olabilir. Bu tür etkileşmeler özellikle emilim ve biyotransformasyon düzeyinde çeşitli besinler, çevresel kirlilikler ve sigara dumanıyla da oluşabilir. Bu tür etkileşmeye sıklıkla neden olabilecek besinler arasında ızgaralar, proteinden zengin besinler, lahana, karnabahar, brokoli, greyfurt suyu, nar suyu gibi besinler ve alkol bulunmaktadır. 121
126 3. Farmakodinamik etkileşmeler İlaçlar birbirinin etkisini etki mekanizması düzeyinde azaltabilir veya artırabilir. Bu şekilde iki ilaç bir arada kullanıldığında biri diğerinin etkisini azaltıyorsa antagonizma, artırıyorsa da sinerjizmadan söz edilir. Antagonizma başlıca üç şekilde oluşabilir: a. Kimyasal antagonizma: İki ilaç birbirinin etkisini, kimyasal yolla etkisiz bir moleküle dönüştürmesiyle azaltabilir. Bu durumdan zaman zaman zehirlenme durumlarında yararlanılır. Herhangi bir zehirle veya yüksek dozlarıyla zehirlenme yapabilen bir ilaç molekülüyle kompleks yaparak onu etkisiz bir moleküle dönüştürerek zehirlenme beirtileri ortadan kaldırılabilir. b. Fizyolojik antagonizma: İki ilaç birbirinin etkisini farklı bir reseptör veya mekanizma aracılığıyla azaltabilir veya ortadan kaldırabilir. c. Farmakolojik antagonizma: İki ilaç birbirinin etkisini aynı reseptör sistemi veya mekanizma aracılığıyla azaltabilir. Sinerjizma iki veya daha çok ilacın birbirinin etkisini artırmasıdır ve başlıca iki şekilde görülür: a. Aditif etkileşme: İki ilaç birlikte verildiklerinde oluşan etki ayrı ayrı verildiklerinde oluşturdukları etkinin cebirsel toplamı kadarsa buna aditif etkileşme denir. b. Potansiyalizasyon: İki ilaç birlikte verildiklerinde oluşan etki, ayrı ayrı verildiklerinde oluşturdukları etkinin cebirsel toplamından büyükse buna da potansiyalizasyon denir. İlaçların birlikte kullanılmaları gerektiğinde birbiriyle etkileşebilecekleri göz önüne alınmalıdır. BESİN DESTEKLERİ Besin destekleri, bitkisel kökenli maddeler, mineraller, vitaminler, amino asidler, enzimler, metabolitler, ekstreler ve konsantreler olarak kullanıma sunulmaktadır. Bitkisel kökenli tıp uygulamaları 5000 yıldan fazla süreden beri yazılı kayıtlarda bulunmaktadır. Günümüzde Batı toplumlarında, erişkinlerin %20 kadarı bitkisel ürün kullanmaktadır. Binlerce bitkisel ürün tezgah üstü olarak satışa sunulmaktadır. Bu ürünlerin bileşimi, etkinliği, güvenliği ve bu konuda yapılacak düzenlemeler belki de hekimlere çok yararlı olacaktır. Son yıllarda, birçok besinsel biyoaktif madde farmasötik ürün şeklinde pazarlanmıştır. Bu tür ürünler yeni bir hibrid terim olarak nutrient ve farmasötikten gelen nutrasötik olarak tanımlanmıştır. Nutrasötikler, besinlerin biyoaktif maddelerinin konsantre edilmesiyle hazırlanan diyet destekleridir. Nutrasötik ve fonksiyonel besin arasında kesin bir sınır da yoktur. Örn. 1 litre özsudan 300 mg ekstre elde edildiğinde yeni bir fonksiyonel besin elde edilir. Aynı miktar ekstre bir kapsüle konduğunda yeni bir nutrasötik elde edilecektir. Bu tür ürünlerle ilgili olarak oluşabilecek toksisite reaksiyonları üç grup altında toplanabilir: (a) Kendi içindeki bileşenlerden kaynaklanan toksisiteler (b) Bu ürünlerin kontaminasyon ve tahşişinden kaynaklanan toksisiteler ve (c) Bu ürünlerin veya içindeki bileşenlerin ilaçlarla etkileşmesinden kaynaklanan toksisiteler. Bitkisel kökenli ürünler de vücutta karaciğerde enzimlerle kimyasal reaksiyonlarına girerek metabolize edilmektedir. Ayrıca birçoğunun bazı karaciğer enzimlerini inhibe ettiği veya indüklediği gösterilmiştir. Bu nedenle de bu bitkisel ürünler reçeteli veya tezgah üstü bir çok ilaçla etkileşerek farmakokinetik ve farmakodinamik etkileşmeler göstermektedir. Örn. St John s wort olarak pazarlanan ürün, birçok ilacın vücuttan atılmasını hızlandırarak plazma konsantrasyonunu düşürmektedir. Bunun yanında ginseng, ginkgo, sarımsak, acı biber, valerian ve meyankökü gibi birçok bitkisel ürün de ilaç etkileşmelerine neden olarak bazıları ciddi sonuçlara gidebilen sorunlara yol açmaktadır. Bu ürünlerin belirli gruplarda kullanımı ile ilgili istenmeyen etkiler günden güne artmaktadır. Örneğin; yaşlılar çoklu ilaç kullanmaları nedeniyle bitkisel kökenli ürün- ilaç etkileşimi açısından riskli olan gruplardır. Bazı kronik hastalar da bu ürünleri gelişigüzel kullanma eğilimindedirler. O nedenle, ilaç ve nutrasötik etkileşmelerine ilgi giderek artmakla birlikte bu tür etkileşmeler üzerinde de güncel bilgiler oldukça sınırlıdır. 122
127 Bitkisel ürünlerin bulaşıklık ve başka ürünlerle karıştırılması da ayrı bir problemdir. Özellikle Asya kökenli geleneksel bitkisel ürünlerin önemli bir kısmında kurşun, civa, kadmiyum ve arsenik gibi ağır metaller ciddi sağlık sorunu oluşturabilecek düzeylerde bulunmuştur. Bunun yanında tezgah üstü veya diğer ilaçların da bu ürünlere katılması ve bunun da belirtilmemesi ölümlere kadar giden ciddi sonuçlara yol açmıştır. Bu arada, bitkisel kökenli ürünlerin içinde bulunan pestisid, bakteri, küf, mantar ve mikotoksinlerin bulunması da ciddi sağlık sorunları oluşturma açısından bir başka önemli problemdir. Sık kullanılan bazı bitkisel ürünlerin, pek de etkinliği olmadığı halde ciddi istenmeyen etkiler oluşturması da gözden kaçan gerçeklerdir. Son zamanlarda özellikle kilo vermek amacıyla kullanılan bazı bitkisel kaynaklı ürünlerin kullanımı sonucunda ciddi hepatotoksisite ve nefrotoksisite nedeniyle bazı ülkelerde karaciğer ve böbrek transplantasyonu gerektiren olgular bildirilmiştir. Ayrıca bitkisel kökenli bu ürünlerin tanımlanması gerçekten bu alanda uzmanlaşmış eğitimli kişiler tarafından yapılmalıdır. Aksi halde yanlış tanımlanma da ciddi sağlık sorunları oluşturabilmektedir. Bitkisel ürünlerin genetik özellikleri, yetiştirilme, harmanlama, hazırlama ve saklama koşulları da etkinliklerini değiştirmektedir. Ayrıca yanlış yönlendirme, sık kullanım, yarar/zarar oranı (bazılarında etkinlik plasebodan farklı değil), olası yan etkiler konusunda yeterli bilgilendirme yapılmamasıdır. İnternet pazarlaması da önemli bir sorundur. Ancak bu ürünlerin kullanımı, etkinlik, güvenlik ve ilaç etkileşmeleri konusunda yeterli çalışma bulunmamaktadır. Ayrıca, bunların kullanımındaki güncel düzenlemeler güvenli veya yasal değildir. Bu konuda ulusal standartlar olmalı ve bu konuda araştırmalar teşvik edilmelidir. O nedenle, DOĞAL olan her ürünün GÜVENLİ ve SAĞLIKLI da olacağı yaklaşımı her zaman geçerli olmamaktadır. Hastalar bu kullandıkları ürünleri ilaç olarak değerlendirmedikleri için bu konuda hekime bilgi vermemektedir. Çünkü, kullanılan ürün doğal kaynaklıdır ve bundan herhangi bir olumsuzluk beklenmemektedir. Bu konuda yaşanan sorunlar etkinlik, güvenlik ve riskler konusunda eldeki verilerin sınırlı olmasıdır. Ürün etiketleri bütün içeriği belirtmeli ve uyarılar yapılmalı ve üretimleri standardize edilmelidir. Ayrıca besin destekleri ile ilgili bilgiler (ETKİ/TOKSİSİTE) de eklenmelidir. Önerilen doz aşılmamalı, klinisyen, hastaya bu tür tedavi yaklaşımının riskleri, yararları ve alternatifleri konusunda bilgi vermelidir. Toksisiteden sorumlu molekül belirlenmeli, toksisisite tedavisi için yöntemler geliştirilmelidir. En iyi yöntem de eğer etkin tedavi yoksa, standart tedaviye dayanıksızlık varsa ve standart tedavi yöntemleri yetersiz kalıyorsa, yarar/risk oranı yakından izlenerek, hastanın rutin tedavisi sürdürülerek besin desteklerinden yararlanılmalıdır. Doğal kaynaklı olan her ürünün sağlıklı ve de güvenilir olamayabileceği konusunda bir tutum geliştirilmelidir. Yeni bir ilaca başlarken, hastaların daha önce reçeteli veya reçetesiz kullandıkları ilaçları, vitamin, mineral ve besin destekleri konusunda hekimini bilgilendirmesi tehlikeli olabilecek etkileşme sorunlarını engelleyebilir. değildir. Doğal olan her ürünün zarasız olduğunu düşünmek her zaman geçerli ZEHİRLENMELER VE TEDAVİLERİNDE GENEL İLKELER İlaçlar, tarım ve endüstride kullanılan çeşitli kimyasal maddeler gereğinden fazla dozlarda vücuda girdiğinde genellikle akut bazen de kronik zehirlenmelere yol açabilirler. Akut zehirlenme durumlarında hastaya hemen gereken girişimin yapılması hayat kurtarıcı olmasına rağmen bazen en ufak bir dikkatsizlik veya gecikme insan hayatını riske atabilir. Akut zehirlenmelerin tedavisi için geçerli olan ilkeler kronik zehirlenmeler için de geçerli olabilir. Zehirlenme durumlarında dikkat edilmesi gereken en önemli yaklaşım solunum ve dolaşımın sürdürülmesinin sağlanmasıdır. Bu nedenle hastaya girişim yapılırken öncelikle solunum yollarının açık kalması sağlanırken, damar yolunun da açılarak yaşam bulgularının izlenmesi gerekir. Bundan sonra hastanın vücuduna değişik yollarla girmiş bulunan zehir özelliği gösteren maddenin kan dolaşımına geçişinin engellenmesi ve dolaşıma geçmiş olan kısmın ise bir an önce vücuttan uzaklaştırılması gerekir. Solunumun sürdürülebilmesi adına, hastaya oksijen uygulaması her zaman hayat kurtarıcı olmayabilir. Özellikle, solunum merkezi depresyonu yapan ilaçlarla oluşan zehirlenmelerde kandaki karbondioksid düzeyi, yüzeysel de olsa solunumun sürdürülmesini sağladığından, bu tip bir hastaya doğrudan oksijen verilmesi solunumun durmasına yol açabilir. Böyle bir durumda oksijen tedavisi gerektiğinde yapay solunum olanakları sağlandıktan sonra oksijen uygulamasına başlanmalıdır. 123
128 Bundan sonra yapılması gereken, zehirlenme yapan etkenin belirlenmesidir. Ancak hastanın kendisinden doğru bilgi alınabilmesi her zaman mümkün olmamaktadır. Bazen hastanın bilinci kapalı veya oldukça bulanık olabilir. Böyle durumda hastanın en yakınındaki kişiler, sağlık ekibi, olayın tanıkları bilgi kaynağı olabilir. Hastayı nakleden kişilerin kullanılan ilaç veya maddenin boş kutularını da sağlık ekibine mutlaka getirmesi yerinde bir davranıştır. Eğer olanak varsa, hastada kan veya idrarda toksik maddenin düzeyinin ölçülmesi tedaviyi yapacak hekimin işini kolaylaştıracaktır. Bu arada hastada çok belirgin olan bazı semptomların tedavisi gerekir. Örneğin; kan basıncı ve kalp hızı değerleri kontrol edilerek ilaçlarla tedavi yapılabilir. Kan elektrolitleri vücut sıcaklığı değerlendirilir ve gerekenler yapılır. Konvülsiyonlar varsa, tedavi için uygun ilaçlar verilebilir. Bütün bunların dışında zehirlenen hastada yapılması gereken tedavi yaklaşımları başlıca üç grup altında toplanabilir. Ancak bunlardan herhangi biri diğerinin yerini alamaz ve en önemlisi bu yaklaşımların duruma göre eşzamanlı uygulanmasıdır. olmalıdır? Herhangi bir zehirlenme durumunda ilk yapılması gereken işlem ne 1. Emilimin Engellenmesi Zehirlenmeler oral, parenteral, inhalasyon veya cilt teması yoluyla olabilir. Zehirlenmeye yol açan etkin madde cilt veya mukozalara bulaşmışsa bol su ile yıkanması gerekir. Karbon monoksid ve doğal gaz zehirlenmeleri inhalasyon yolu olarak değerlendirilir ve hastayı kısa sürede temiz havaya çıkarmak gerekir. Ancak ağız yolundan alınmışsa sindirim kanalından uzaklaştırılması gerekir. Özellikle kaza ile veya intihar amacıyla bu yolla ilaç veya toksik maddelerin alınması sıklıkla karşılaşılan durumlardır. Sindirim kanalından uzaklaştırılma işlemi için kusturma ve/veya barsakların boşaltılması önemlidir. Emilimin engellenmesi adına yapılabilecek işlemler aşağıda sınıflandırılmıştır: a. Kusturma: Zehirlenme yapan etkin maddenin alınmasından hemen sonra yapılması gerekir. En basit yöntem dilin arka tarafına boğaza doğru yapılabilecek bir uyarı ile kusma refleksinin uyarılmasıdır. Ayrıca, kusma bazı ilaçlar yardımıyla da uyarılabilir. Özellikle zehrin içilmesinden sonraki ilk bir saat içinde uygulanırsa alınan zehirin %30-60 kadarı atılabilir. Bir saatten sonra bu oran %20 lere kadar düşebilmektedir. Ancak aradan bir saatten daha uzun zaman geçmişse, petrol ürünleri, derişik asid veya bazik maddeler içilmişse, bilinç kaybı veya konvülsiyonlar varsa, hasta 6 aydan daha küçük bebekse kusturma önerilmez. Özellikle güçlü asidik veya bazik maddelerle oluşan zehirlenmelerde kusma ile yemek borusu bir kez daha irrite edilmiş olur. Petrol ürünleri ise kusma sırasında solunum yollarına geçebilir. b. Mide yıkama: Bu işlem de zehirli maddenin alınmasından hemen sonra gerçekleştirilirse yaralıdır. Ancak süre ilerlemişse kusmada olduğu gibi yararı azalır. Bir saatten sonra uygulama önerilmez. Özellikle hastanın bilinci kaybolmuşsa mide yıkaması önerilir. Ancak böyle bir durumda da en önemli tehlike mide içeriğinin solunum yollarına kaçabilmesidir. Mide yıkama petrol ürünleri, asid veya bazik maddelerin içilmesinden sonra, kusma sırasında mide içeriğinin yemek borusunu yeniden irritasyonunu engellemek adına tercih edilir. Ancak, mide yıkama sırasında en önemli sıkıntı yıkama tüpünün yanlışlıkla solunum yollarına girebilmesidir. O nedenle işlemin uygulanması sırasında solunum yollarının korunması gerekir. Bu işlemin evde yapılması önerilmez. Deneyimli sağlık personeli tarafından ve donanımlı sağlık kuruluşlarında yapılmalıdır. c. Barsakların boşaltılması: Barsaklara geçmiş olan zehrin buradan emilmesini engellemek için barsak hareketlerini artıran pürgatif ilaçlar yardımıyla barsaktan geçiş hızlandırılır. Bu amaçla magnezyum tuzları ve özel yıkama çözeltileri kullanılabilir. Ancak böbrek fonksiyonları bozuksa magnezyum tuzları kullanılmamalıdır. Bu maddeler ağız yoluyla veya yıkama sondası içine verilebilir. Uygulamadan sonra hemen ishal başlar. d. Kimyasal adsorbanlar: Bu maddelerin başlıca etki mekanizmaları; zehri adsorbe etmesi (yani fiziksel kompleks yapması), çöktürmesi, kimyasal kompleks oluşturması veya kimyasal reaksiyonla parçalaması şeklinde olabilir. Sonuçta zehrin sindirim kanalından emilmesi engellenir. Sıklıkla bu amaçla kullanılan adsorbanlar, aktif kömür ve kolestiramindir. Aktif kömür inert bir maddedir ve birçok ilacı bağlayarak emilimini engelleyebilir. Ancak metaller, alkol ve bazik maddeleri bağlayamaz. Zehirlenmeler derişik 124
129 asid veya bazik maddelerle oluşmuşsa bunları kimyasal olarak nötralize edebilecek zayıf baz veya asidler de uygulanabilir. Kolestiramin ise anyon değiştirici bir reçinedir ve bazı ilaç zehirlenmelerinde adsorban olarak kullanılabilir. 2. Eliminasyonun hızlandırılması: Uygulama yerinden emilerek sistemik dolaşıma geçmiş olan zehrin vücuttan kısa süre içinde uzaklaştırılması amacıyla başlıca aşağıda sıralanan yöntemler uygulanabilir: a. Yinelenen dozda aktif kömür verilmesi: Sindirim kanalında enterohepatik dolanıma giren ilaçların sindirim kanalından tekrar emilmesini engellemek adına kullanılabilir. (Bazı ilaçlar karaciğerde biyotransformasyona uğradıktan sonra safra içinde oniki parmak barsağına atılır. Buradan tekrar emilerek karaciğere gelir ve karaciğer ve barsak arasında süreklü dolanıma uğrar. Bu olaya enterohepatik dolanım denmektedir.) b. İdrar ph sının değişitirilmesi: Zayıf asid veya baz özelliğindeki ilaçlarla oluşan zehirlenmelerde böbreklerden ilacın tekrar emilmesini engellemek adına onları iyonize edebilen zayıf baz veya asid yapılı ilaçlarla idrar ph sı değiştirilebilir. c. Diürez: Hastaya büyük hacimde elektrolit içeren fizyolojik çözeltilerle birlikte güçlü diüretikler de verilerek dolaşımdaki ilacın böbrekler aracılığıyla vücuttan uzaklaştırılması sağlanabilir. Ancak bu durum özellikle böbrekler aracılığıyla atılan ve böbrek fonksiyonları normal olan hastalar için uygulanabilir. d. Hemodiyaliz: Yapay böbrek de denen bu girişim için donanımlı bir merkez bulunmalıdır. Yöntemin esası, bir atardamara takılan bir kateterle alınan kanın hemodiyaliz cihazı içindeki fizyolojik sıvılar içinden yarı geçirgen selofan borular aracılığıyla geçirildikten sonra tekrar bir kateterle bir toplardamar içine verilmesidir. Kan içindeki ilaç veya zehirli madde selofan borular içinden geçerken pasif difüzyonla fizyolojik sıvıya geçer ve kan temizlenmiş olur. Özellikle böbrekler aracılığıyla vücuttan atılan maddeler için yararı olabilir. e. Hemoperfüzyon: Yöntem hemodiyalize benzer ancak vücut dışına çıkarılan kan adsorban özelliği gösteren bir madde içeren kartuş üzerinden geçirilir. Kandaki zehirli madde kartuş içindeki adsorban tarafından tutularak kanın temizlenmesi sağlanır. f. Periton diyalizi: Bir kateter aracılığıyla diyaliz sıvısının karın boşluğundan geçirilerek yıkanmasıdır. Başarı oranı daha düşüktür. İnfeksiyon riski vardır. Ancak hemodiyaliz gibi bir cihaza gereksinim yoktur. g. Kan değiştirme: Vücuttaki kanın tamamen değiştirilmesidir. Özellikle küçük çocuklardaki zehirlenmelerde uygulanması tercih edilebilir. Zehirlenmeye yol açan etkenin sistemik dolaşımdan uzaklaştırılması için ya emilimin engellenmesi veya vücuttan atılımın hızlandırılması gerekir. 3. Sistemik antidotla tedavi: Zehirlenmeye yol açabilen bazı ilaç veya kimyasal maddelerin etkisini seçici olarak ortadan kaldırabilen maddelere antidot veya panzehir denmektedir. Ancak zehirlenme yapan her etken için böyle bir antidot bulunmamaktadır. Antidotlar kimyasal, fizyolojik veya farmakolojik olarak zehirlenme yapan ajanın etkisini ortadan kaldırabilirler. 4. Semptomatik ve Destekleyici Tedavi: Zehirlenme yapan her ajanın seçici bir antidotu olmadığına göre, genelde birçok zehirlenmelerin tedavisi için uygulanabilecek genel yöntemlerdir. Zehirlenme durumlarında ilk yapılması gereken, hastanın solunum ve dolaşım fonksiyonlarının sürdürülmesini sağlamaktır. Solunum yolları açık tutulmalı, kan basıncı yakından izlenmeli ve gereken önlemler alınmalıdır. Bunun yanında bazı ajanlarla oluşabilecek konvülsiyonların uygun terapötik ajanlarla kontrolü gerekir. Hastanın kanındaki ölçülebilecek biyokimyasal değerlerin normal sınırlar içinde sürdürülmesi önemlidir. Özellikle kan glukoz, üre ve elektrolit değerleri yakından izlenmeli ve gereken önlemler alınmalıdır. Hastanın vücut sıcaklığı yakından izlenmelidir, ateş yükselmişse ilaçlar ve soğuk tamponlarla düşürülmeli tam tersi durumda da yeterli vücut sıcaklığı korunmalıdır. Böbrek fonksiyonları yakından izlenmeli ve böbrek yetmezliğine karşı önlemler alınmalıdır. 125
130 şansı yoktur. Zehirlenmeye yol açan her ajan için panzehir veya antidot bulmak İLAÇ KULLANIMINDAKİ YANLIŞLIKLAR İlaç kullanımıyla ilgili yaşanan en önemli sorunlar ilaçların kötü kullanımı veya kötüye kullanımından kaynaklanmaktadır. Her iki durum da suistimal olarak değerlendirilebilir. Ancak birbirinden ayırt edilmesi gerekir. İlacın kötüye kullanılması ve yanlış kullanılması durumları birbirinden oldukça farklı durumlardır. İlacın kötüye kullanılması özellikle bazı keyif verici ve bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımıyla ilgili bir durumdur. Bu grup ilaçlar genellikle psikoaktif ya da psikotrop olarak tanımlanan ilaçlardır. Tıbbi endikasyon olmadan, düzenli bir şekilde bazen de dozlarının artırılarak kullanılmasıdır. Bazı ilaçlar başlangıçta terapötik etkileri nedeniyle kullanılmaya başlandığı halde, keyif verici etkileri nedeniyle daha sonra endikasyon ortadan kalktığı halde hastalar tarafından kullanılmaya devam edilir. Ancak ilaçların kötü kullanılması genellikle kullanım hatalarını içermektedir. Hekim tavsiyesi dışında yanlış endikasyonda, yanlış yoldan, yanlış dozda, yanlış süre ve aralarla kullanılmasını kapsamaktadır. Bizim ülkemizde özellikle antibiyotikler, vitaminler, aspirin-benzeri ağrı kesici ilaçlar, idrar söktürücü etki gösteren diüretikler, sindirim sistemi ilaçları, kilo kaybına veya kilo almaya yol açan ilaçlar kötü kullanılan ilaçlar arasında ön sıraları almaktadır. Genellikle çok yapılan yanlışlardan biri eş dost ve yetkisiz kişilerin birbirine ilaç tavsiye etmesidir. Önerilen ilaç uygun gibi görünse de kullanılmakta olan başka ilaçlarla etkileşebilir veya birlikte kullanılmaması gerekebilir. Kişiye ve hastalığa özel doz ve kullanım süreleri olabilir. Başkasının ilacıyla tedavi olmaya çalışmanın bir başka sakıncası da erken tanının çok önem kazandığı günümüzde, hekim tarafından görülmeden yapılan geçiştirici tedavilerin sorunları gizlemesi ve çözümü güçleştirmesidir. İlaçların etkisinden tam olarak yararlanabilmek için doğru kullanılması çok önemlidir. İlacın kötü kullanılması veya kötüye kullanılması sonuçları açısından birbirinden farklıdır. Her ilaç günde kaç kez alınacaksa, bu, eşit aralıklarla olmalıdır. İlaçların istenen etkiyi gösterebilmeleri için kanda belirli bir düzeyde bulunması gerekir. Buna minimum etkin konsantrasyon (MEK) denir. Bu düzeyi sağlayabilmek için, ilacı eşit aralıklarla almak gerekir. Birçok ilaç mide irritasyonu yaptığı için ilaçlar genellikle tok karına alınır. İlaçların günlük doz ayarlaması da genellikle yemek zamanlarıyla senkronize edilmeye çalışılır. Örneğin günde 3 kez alınacak bir ilacın 8 saat ara ile, 4 kez alınacak ilaç 6 saat arayla alınmalıdır. Ancak bu durumlarda öğün aralarının eşit olarak bölünemeyeceği de belirlidir. O nedenle hastalara doz aralıkları net olarak açıklanmalıdır. Ancak bazı ilaçların emilimi besinler tarafından etkilenmektedir. Bu durumda ilaçların aç karına alınması gerekebilir ve bu durum da hastaya açıkça belirtilmelidir. Halk arasında aç karına ilaç alınması net olarak bilinmemektedir. İlacın aç karına alınması demek son yemekten iki saat sonra ve gelecek yemekten bir saat önce demektir. İlaç alındıktan sonra da yemeğe kadar herhangi bir besin alınmaması gerektiği hastaya açıklanmalıdır. En önemli noktalardan biri de ağız yoluyla kullanılan ilaçların su ile alınmasıdır. Su midede ilacın çözünmesine dolayısıyla da emilimine katkıda bulunacaktır. İlaçları yatar pozisyonda değil, oturarak veya ayakta almak gerekir. Reflü şikayeti olanların ilaç aldıktan sonra en az 10 dakika uzanmaması iyi olur. Osteoporoz tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar kullanılırken yemek borusuna geçip irritasyon yapması nedeniyle ilaç alımından sonra en az yarım saat yatmamak, hatta eğilmemek gerekir. Ağız yoluyla alınacak ilaçlar, çiğnenerek, kırılarak, bölünerek veya suda çözülerek kullanılmamalıdır. Yanlış kullanmayla ilgili olarak sıklıkla karşılaşılan örnekler aşağıda kısaca özetlenmiştir. Bizim ülkemizde en çok tüketilen ilaç grubunu antibiyotikler oluşturmaktadır. Antibiyotik kullanımındaki en önemli sorunlardan biri, gelişigüzel kullanılması ve bunun sonunda mikroorganizmalarda antibiyotik direnci gelişmesidir. Antibiyotik reçetesi yazıldığında hasta ilaç kullanımı konusunda hekim tarafından ayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir. Dozları, doz aralıkları, kullanım süresi, istenmeyen etkileri, bunlar konusunda yapılabilecekler hastaya önceden bildirilmelidir. 126
131 Yapılan en önemli yanlışlardan biri antibiyotiklerin yeterli doz ve sürede kullanılmamalarıdır. Çünkü hasta, hastalık belirtileri ortadan kalkınca veya istenmeyen etkiler ortaya çıktığında kendiliğinden tedaviyi bırakmaktadır. Oysa yeterli doz ve sürede antibiyotiğin kullanılmaması, hastalığın nüksetmesi ve antibiyotik direnci gelişmesi konusunda en önemli risk faktördür. Antibiyotikler genellikle aç veya tok karnına içilebilir. Ancak bazı antibiyotiklerin emilimini besinler azalttığı için aç karına alınması gerekir. Örneğin Makrolid (eritromisin ve benzerleri) grubu antibiyotikler. Tetrasiklin grubu antibiyotikler de ağır metallerle birlikte suda erimeyen kompleksler oluşturur ve çökerler. Bu durumda da sindirim kanalından emilmezler. O nedenle bu grup antibiyotikler antasid ilaçlarla veya bu tür metaller içeren yiyeceklerle birlikte kullanılmamalıdır. Örneğin; kalsiyum içeren süt ve süt ürünleri, demir içeren yeşil sebzeler gibi. Bu grup antibiyotikler kalsiyum içeren kemik dokuda da toplanma eğilimi göstermeleri ve dişlerde renklenmelere neden olabileceğinden küçük çocuklarda da kullanılmazlar. Ancak bu grup antibiyotiklerin veteriner hekimliğinde ve besi hayvanlarında çok kullanılmaları nedeniyle hayvansal ürünler aracılığıyla da vücuda girebilecekleri akılda tutulmalıdır. Antibiyotiklerin yanlış kullanımı sonucunda mikroorganizmalarda gelişen direnç önemli bir tedavi sorununa yol açmaktadır. Ağrı kesici - Ateş düşürücü ilaçlar (analjezik antipiretik): Bunlar genellikle tok karnına alınmalıdır. Bu grup ilaçların bir çoğu mide mukozası üzerine irritan etki yapar. En çok görülen sorunlar, sindirim sisteminde oluşan ülserler, bu ülserlere bağlı ağrı, yanma ve kanamalardır. Geçmişte bu bölgelerde kanaması, reflü, gastrit ve ülser sıkıntısı olanların ilaç kullanımlarında daha da fazla dikkatli olması gerekir. Besinlerle birlikte alındığında bu yan etkileri azalır. En azından dolu bir bardak su, süt veya ayran ile içilmelidir. Bu şekilde mide asidi belirli oranda seyreltilmiş olacağı için mide mukozası üzerindeki istenmeyen etki önemli ölçüde azalır. Ancak mide ülseri olanlar veya eskiden geçirmiş olanlar için bu grup ilaçlar oldukça risklidir. Ciddi kanamalara neden olabilir. Bu grup hastalarda kullanılması gerektiğinde, mide mukozasını irrite etmeyen ilaçlar veya barsak-kaplamalı tablet veya kapsül şeklinde, rektal yolla uygulanabilen veya parenteral preparatlar tercih edilebilir. Bu ilaçlarla birlikte mide mukozasını koruyucu bazı ilaçların da birlikte de kullanılmaları önerilebilir. Bu konulara dikkat edilmediğinde ciddi kanamalara yol açabilirler. Yine basit bir ağrı kesicinin rastgele kullanımı, akut böbrek yetmezliğine kadar uzanan bir dolu ciddi soruna zemin hazırlar. Aspirin-benzeri ilaçlar sadece ağrı kesici ve antiinflamatuvar etkileri için değil myokard infarktüsü geçirenlerde de kronik olarak koruyucu amaçla uzun süreli olarak kullanılmaktadır. Böyle durumlarda hasta mide irritasyonu ve kanama riski açısından yakın gözetim altında tutulmalıdır. Sürekli bu ilaçları kullanan hastalar bazı cerrahi girişimler gerektiğinde kanama riski açısından değerlendirilmelidir. Aspirin, kan sulandırıcı diye bilinen antikoagulan ilaçlarla birlikte kullanıldığında kanama riski belirgin oranda artacaktır. Antikoagulan ilaçları kullananların K vitamini preparatlarını veya K vitamininden zengin besinleri tüketmeleri kullandıkları ilaçların etkinliğini azaltacaktır. Vitamin preparatları da bizim ülkemizde gereksiz yere fazlaca kullanılan ilaçlardır. Özellikle gebelik, emzirme dönemi, ağır ateşli hastalıklar ve gelişme çağındaki çocuklarda vitamin gereksinimi artabilir. Ülkemizde vitaminlerin tezgah üstü şeklinde reçetesiz de rahatlıkla satılmaları nedeniyle bu grup ilaçların kötü kullanımı sık rastlanan durumlardır. Zaman zaman bu açıdan aşırı dozda vitamin yüklenmesine bağlı olarak zehirlenme tabloları görülebilmektedir. Yeterli ve dengeli beslenen sağlıklı insanlarda, bazı hastalık durumlarında vitamin eksikliği ilk akla gelen sorun olarak algılanmamalıdır. Sakinleştirici ilaçlar: Trankilizan ve sedatif denilen sakinleştirici, uyku verici ve yatıştırıcı ilaçlarla birlikte alkol kullanılmamalıdır. Kural olarak ilaç kullanırken alkol alımı konusunda mutlaka hekimin bilgisine başvurmak gerekir. Bu tür santral sinir sistemini inhibe eden ilaçlar bir arada kullanıldığında birbiriyle sinerjistik etkileşir ve birbirinin etkisini artırırlar. Bu grup ilaçları kullananların dikkat gerektiren işleri yapmaktan uzak durmaları gerekir. O nedenle özellikle direksiyon kullanmak veya tehlikeli olabilecek durumlarda reflekslerini ortaya koymada sıkıntı yaşayabilirler. Anemi tedavisinde kullanılan demir ilaçları ile kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünleri, pekmez, susam, fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler birlikte kullanılmamalıdır. Bu tür ilaç ve besinler en az 2 saat arayla tüketilmelidir. Çünkü bu besinler demir emilimini azaltabilirler. 127
132 İdrar söktürücü olarak bilinen bazı diüretik ilaçlar, böbreklerden potasyum atımını engeller ve kan potasyum düzeyinin yükselmesine yol açar. Bu da kalp atımında düzensizliklere yol açabilir. Bu nedenle bu tür diüretiklerle birlikte potasyum zengini muz, kayısı, turunçgiller, patates gibi besinler tüketilmemelidir. Kronik kullanımı gereken ilaçlar konusunda hastaların ilaç kullanımı ve yan etkileri konusunda yeteri kadar bilgilendirilmeleri ve hazırlanmaları gerekir. Bazı kardiyovasküler hastalıkların tedavisi sırasında ilaç yanında yaşam tarzı değişiklileri de tedaviye yardımcı olacaktır. Hatta bazı durumlarda sadece yaşam tarzı değişikliği bile tedaviye yetebilir. Örneğin diyet düzenlenmesi ve düzenli ekzersiz yapılması gibi. Doğru İlaç Kullanım İlkeleri Gerek hastalık durumlarında, gerekse hastalıklardan korunmak veya çeşitli amaçlarla günlük yaşantıda ilaçlar sıkça kullanılmaktadır. İlaçlar ancak doğru kullanıldıklarında yeterli terapötik etkiyi gösterir. Ancak tüm dünyada ilaçların yaklaşık yarısının uygunsuz şekilde kullanıldığı bildirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü bu konuda ilk düzenlemeleri 1985 yılında Nairobi de yapılan toplantıda ele almış ve akılcı ilaç kullanımını; kişilerin klinik bulgularına ve bireysel özelliklerine göre en uygun ve güvenli ilacı, en uygun süre ve dozajda, en düşük fiyata ve kolayca sağlayabilmeleri olarak tanımlamıştır. Şimdiye kadar anlatıldığı gibi ilaçlar yerine göre hayat kurtarıcı olabilirken, doğru kullanılmadığında tehlikeli sonuçlara da yol açabilir. Bu tür olaylar sadece bizim ülkemizde değil, gelişmiş batı ülkelerinde bile zaman zaman ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Bu konuda gereken özen gösterilmediğinde ilaçla tedaviden beklenen yarar yerine tam tersine zararlar ortaya çıkabilir. Bu açıdan en önemli ilke akılcı ilaç kullanımı için gerekli ölçütlerin yerinde kullanılmasıdır. Bu da hastalık için gereken ilaçlar içinde o hasta için en etkili, en uygun, en güvenli ve en ucuz ilacın seçilerek kullanılmasıdır. Uygulama aşamasında ilacın yeterli dozda, önerilen dozda ve sürede, önerilen zamanda kullanılması da tedavinin başarısı açısından çok önemlidir. Çünkü bazı ilaçların günün hangi saatinde alınması bile önemlidir. Özellikle kanser kemoterapisinde kullanılan ilaçlar için ilacın tümör dokusuna en yüksek etki, hastanın diğer organ ve dokularında en düşük etkinin oluşabileceği optimum bir zamanlama üzerinde durulmaktadır. Bu şekilde maksimum terapötik etki oluşurken minimum düzeyde istenmeyen etkilerle karşılaşılması amaçlanmaktadır. İlacın yetersiz dozda ve sürede kullanılması da terapötik etkinin azalmasına yol açarken, Gereğinden fazla dozda ve sürede kullanılması da hem istenmeyen ve toksik etkilere, hem de gereksiz maliyete yol açmaktadır. Akılcı ilaç kullanımı, öncelikli olarak halkın sağlığını ve toplumun çıkarını gözetmektedir. Bu açıdan bakıldığında ilk aşama hastanın sorununun tanımlanması, yani hekim tarafından doğru tanının konulmasıdır. Bunun yanında ilaçlı veya ilaçsız, etkili ve güvenilir bir tedavinin planlanması, eğer ilaçla tedavi uygulanacaksa, uygun ilaçların seçimi, her bir ilaç için uygun dozun ve uygulama süresinin belirlenmesi ve uygun reçetenin yazılması basamakları gelmektedir. Reçetede yazılan ilaçların etkileri, istenmeyen etkileri ve kullanımı konusunda genellikle hekimlerin hastalarına yeterli bilgiyi vermeleri beklenir. Ayrıca eczacı da reçetede kullanım ile ilgili bilgileri hastaya hatırlatıcı notlarla ilaçlarını verirler. Bütün bunların ötesinde doğru ilaç kullanımı konusunda aşağıda bazı önemli noktalar belirtilmektedir: 1. Hekime muayeneye gelen hastaların daha önce kullandığı tüm ilaçları ve önceki tedavi bilgilerini, başka hastalıklarını doktoruyla paylaşması tedavinin başarısının önemli bir aşamasıdır. Hekim özellikle son bir ay içinde hastanın kullandığı tüm ilaçları, bunların doz ve kullanım şekillerini de bilmelidir. Hekime bu konuda verilecek bilgi ilaç isimleri şeklinde olmalıdır. Sadece farmasötik şeklin nasıl olduğunun tanımlanması yeterli olamaz. Bunun yanında reçetesiz olarak alınarak kullanılabilen bitkisel kökenli maddeler konusunda da hekime bilgi verilmelidir. Çünkü reçete edilecek ilaçla bu tür maddelerin de etkileşebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Hasta/hasta yakını ilacın olası yan etkileri, ilacın besin ve ilaç etkileşimleri konusunda bilgilendirilmelidir. Bu durum hasta/hasta yakını tarafından da sorgulanmalıdır. 2. İlaçlar doktor reçetesi ile alınmalı, yetkisiz ve bilgisiz kişilerden ilaç tavsiyesi alınmamalıdır. Reçeteye yazılan ilaçla ilgili farmasötik şekil, doz, doz aralıkları, aç veya tok olarak alınması gibi bilgilerin hastaya açıklanması gerekir. Astım hastalarında inhalasyonla kullanılacak ilaçlar konusunda hastanın eğitilmesi gerekir. Ülkemizde ne yazık ki ilaçların büyük çoğunluğunun reçetesiz de satın alınabilmesi uygunsuz ilaç kullanımına zemin hazırlamaktadır. Bununla birlikte ilaçların nasıl kullanılacağı ve hangi koşullarda saklanacağı hastaya tam olarak anlatılmalı ve hasta/hasta yakını tarafından eksiksiz olarak uygulanmalıdır. 128
133 3. Hastaların hekimlerini bilgilendirmeden başka bir ilacı tedaviye eklememeleri gerekir. Bu yeni ilaç daha önce kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir. Bunun sonucu ilaç etkilerinin azalması veya tehlikeli boyutta artması şeklinde ortaya çıkabilir. İlaç yanında vitamin, ilaç dışıbesin desteği, bitkisel ürün gibi bütün ürünleri kullanmadan önce hekime ve eczacıya danışılmalıdır. 4. İlaçlar doktorun önerdiği şekilde kullanılmalıdır. Buna hastanın uyuncu denmektedir. Uyunç, hastanın hekiminin tavsiyelerine uyma eğilimidir. İlacın dozu değiştirilmemelidir. Bir dozun alınması unutulduğunda bir sonraki dozla birleştirilerek alınması doğru bir yaklaşım olmayabilir. Ancak bazı ilaçlar için birkaç kez doz atlanması tedavi başarısını olumsuz yönde çok değiştirebilir. Böyle bir durumda mutlaka hekimi bilgilendirmek ve bu yeni durum için önerisini almak gerekir. 5. Tedavi sırasında ilaçla ilgili olsun olmasın herhangi bir istenmeyen etki oluştuğunda mutlaka hekime bilgi verilmelidir. Tamamen hekim tavsiyesine uygun olarak kullanılan ilaçlarla zaman zaman istenmeyen etkiler ortaya çıkabilir. Bunlar bazı durumlarda tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Zamanında önlem alınabilmesi adına bu konu atlanmamalıdır. 6. Hastanın herhangi bir ilaç veya besine alerjik reaksiyonu olup olmadığı konusunda da hekim bilgilendirilmelidir. Belirli bir kimyasal gruba karşı alerjik reaksiyonu olan bir hasta bu kimyasal yapıya benzeyen başka ilaçlara karşı da alerjik reaksiyon gösterebilir. Bu tür reaksiyonlar basit bir cilt döküntüsü, solunum sıkıntısından anaflaktik şoka kadar gidebilecek şiddette olabilir. Özellikle parenteral uygulanan ilaçlarla ölümlere kadar gidebilen tehlikeli reaksiyonlarla karşılaşılabilir. 7. Hekimin belirttiği ilaç dozu değiştirilmemelidir. Özellikle ilaca bağlı olarak ortaya çıkan yan etkileri azaltmak adına bu yola hastalar sıklıkla başvurabilirler. Ancak bu konuda hekime bilgi vermeden doz azaltılmamalı veya artırılmamalıdır. Tedavinin seyri çok olumsuz etkilenebilir. 8. İlaç hekimin bilgisi olmadan birdenbire kesilmemelidir. Bazı ilaçlarla uzun süre tedavi edilen hastalar ilacın birden kesilmesinden son derece olumsuz etkilenir ve hayati tehlikeye yol açabilecek ciddi sorunlarla karşılaşılabilir. Bu durum bir bağımlılık tablosu ile ilgili bir sorun değildir. 9. Gereksiz yere ilaç kullanımına devam edilmemelidir. Hastalık durumu ortadan kalktığında hekimin bilgisi altında ilaç kesilebilir. İlacın kesilmesi konusunda hekimin tavsiyelerine yakından uymak gerekir. Bazı ilaçlar birdenbire kesilmek yerine dozu yavaş yavaş azaltılarak bir iki haftaya yayılarak yamuklama şeklinde kesilirler. Hastaların bu programa uymaları gerekir. Ağrı kesici ilaçlar ara sıra kullanılan ilaçlardır. Ağrılı durum ortadan kalktığında ilaca devam etmenin gereği yoktur. Ancak hipertansiyon gibi kronik hastalıkların tedavisi ömür boyu sürecektir. O nedenle hastaların bu konuda da bilgilendirilip hazırlanmaları yerinde bir yaklaşım olur. 10. Gebelik ve emzirme dönemlerinde, çocuklarda, bebekler ve yeni doğanda, yaşlılar, böbrek ve karaciğer yetmezliği olanlar, ilaç alerjisi ve kronik başka hastalıkları olanlarda ilaç kullanımı ve dozları konusunda çok dikkatli olmak ve yarar/zarar oranı konusunda yeterli bir değerlendirmenin mutlaka yapılması gerekir. Hatta doğurganlık çağındaki kadınlara ilaç verirken gebelikten korunma önlemleri ayrıntılı olarak sorgulanmalıdır. 11. Hastaların kullandığı ilaçlar konusunda yakınlarını bilgilendirmeleri gerekir. Herhangi bir ciddi sorun geliştiğinde hekimin bilgilendirilmesi adına yararlı olabilir. İleri yaştaki hastalar veya demans gelişmiş hastalarda ilaçların düzenli alınması önemlidir. Böyle durumlarda hastanın tedavisinin aksatılmaması da önemlidir. 12. Süresi geçmiş ilaçların ilaç dolabında bulundurulmaması ve evden uzaklaştırılması gerekir. Aslında ilaçların belirli bir kullanım ömrü olması nedeniyle evde stoklanabilecek maddeler olmadığı unutulmamalıdır. Geçmişte kullanılan ilaçlar tekrar gerekebileceği endişesiyle ilaç dolabında uzun süre bekletilmemelidir. Birçok ilaç uzun yıllar içinde kutusu açılmasa da etkisini kaybeder ve bozulur; saklama koşulları uygun değilse içinde küf ve diğer mikroorganizmalar üreyebilir. Artan ilaçların bozulduktan sonra çöpe atılması ülkemiz adına da maddi bir kayıptır. İlaçların evden uzaklaştırılmasında genel ev atıklarının bulunduğu atıklar arasına atılmaması ve ayrı bir yerde toplanarak belediyelerin tıbbi atıkları içinde yok edilmesi çevre kirliliği açısından önemlidir. Tedavi sonlandığında kalan ilaçları hekime veya yakın bir sağlık merkezine teslim 129
134 ederek maddi olanaksızlık nedeniyle ilaç alamayan kimselere sağlık kuruluşları aracılığıyla ulaştırılabilir. Tedaviden sonra artan ilaçlar, yakınmalarının benzemesi nedeniyle başkalarına verilmemelidir. Şikayetler benzese de altta yatan hastalık tamamen farklı olabilir. Son kullanma tarihi geçmiş olan ilaçlar kesinlikle kullanılmamalıdır. Kesilmiş veya açılmış ambalajlar satın alınmamalıdır. 13. Bazı hastalıkların tedavisi sırasında ilaç-dışı yöntemlerin de tedaviye destek olabileceği unutulmamalıdır. Örneğin, hiperkolesterolemi, hipertansiyon ve şeker hastalığının tedavisinde ilaç kullanımının yanı sıra diyetin kalitatif ve kantitatif olarak düzenlemesi egsersiz son derece önemlidir. İlaç tedavisinin yanı sıra önerilen yaşam tarzı değişikliklerine uymak tedavi başarısını artırmak adına önemlidir. Bacaklarında varisleri olan hastaların varis çorabı kullanmaları ilaç tedavisinden daha etkili olabilir. Ülkemizde, doğru ilaç kullanımı konusunda sorumlulukları bulunan hekim ve eczacı yanında bu konuda hizmet veren sektörün Akılcı İlaç Kullanımı konusunda toplum bilincini arttırmaya yönelik desteğinin bulunması önemlidir. İLAÇLARIN SAKLANMA KOŞULLARI İlke olarak ilaçlar çocukların göremeyeceği, ulaşamayacağı yerlerde, ışıktan ve nemden korunarak, kendi ambalajında ve kapakları sıkıca kapatılmış olarak saklanmalıdır. Çünkü ilaçların üretim ve son kullanılma tarihleri ve saklama koşulları ambalajlarının üzerinde yazılmaktadır. Kullanma talimatında belirtilmediği sürece ilaçların oda sıcaklığında saklanması yeterli olabilir. Ancak bu ortam da çok fazla sıcak olmamalıdır. Oda sıcaklığı genellikle o C olarak kabul edilir. Bazı iklimlerde oda sıcaklığı 30 o C nin üzerine çıkabilmektedir. O nedenle bu sıcaklık derecelerinde ilaçlar daha kolay bozunabilir. Birçok ilacın buzdolabında saklanmasına gerek yoktur. Buzdolabında saklanması gereken ilaçlar da kesinlikle buzlukta saklanmamalı ve dondurulmamalıdır. Buzdolabında saklama kavramı da genellikle +4 o C olarak kabul edilir. Bu durumda buzdolabının kapağından ziyade orta raflarda saklamak daha uygundur. Soğukta saklanması gereken ilaçların transferi de soğuk zincir sistemiyle yapılmalıdır. Bu konuya dikkat edilmezse ve soğuk zincir herhangi bir noktada kırılırsa ilacın etkinliği azalacaktır. Bu özellikle bazı aşılar ve insülin preparatları için önemlidir. İlaçların ısı yayan cihazlardan ve mikrodalga fırınlardan da uzak tutulması gerekir. Bazı ilaçlar ışıkta bozunabilir. Bu tür ilaçlar genellikle koyu renkli ambalajlarda saklanır. Hatta çok duyarlı olan bazı ilaçlar ışıklı ortamda birkaç dakika içinde bozunabilir. O nedenle ambalajından çıkarıldıktan sonra bekletilmeden hemen hasta tarafından alınmalıdır. Işıkta bozunan infüzyon sıvılarının ve infüzyon setinin alümiyum folyo ile kaplanarak ışıktan korunması gerekir. Toz halinde alınıp sulandırarak kullanılan şuruplar hazırladıktan sonra buzdolabında saklanmalıdır. Bu tür ilaçlar 10 gün içinde bitmezse kalan kısmı atılmalıdır. Bu tür şuruplar ve süspansiyonlar her kullanımdan önce iyice çalkalanmalıdır. Uygun olmayan saklama koşullarında ilaçların kimyasal yapılarında bozulma olabileceği yani etkisini kaybedebileceği hatta istenmeyen etkilerin ortaya çıkabileceği, zehirlenmelerin oluşabileceği unutulmamalıdır. Kimyasal maddelerdeki bozunma bazen renk değişiklikleriyle kendini belli edebilir. Renklenmeler ve çökeltiler oluşan ilaçlar kullanım süresi dolmamış olsa bile kullanılmamalıdır. 130
135 Özet Günlük yaşantımızda sıklıkla kullandığımız ilaçlar doğru kullanılmadığında tedavi başarısı olumsuz etkilenecektir. Doğru ilaç kullanımının esasını da akılcı ilaç uygulamaları oluşturmaktadır. Akılcı ilaç kullanımı kişilerin bireysel özelliklerine göre en etkili, en güvenli, en uygun ve en ucuz ilacın seçilmesi ve bu ilaçların da hekimin tavsiyelerine uyularak kullanılmasıdır. İlaçlar yerine göre hayat kurtarıcı olurlar ve hastalıkların tanı ve tedavileri için vazgeçilmez ürünlerdir. İlaçlar beklenen etkilerini oluşturabilmeleri için vücuda lokal veya sistemik yollardan verilirler. Sistemik yolla verildiklerinde hedef yapıyı etkilerken, onun yanında vücutta diğer yapıları da az veya çok etkileyebilirler. O nedenle her ilacın beklenen etkileri yanında istenmeyen etkileri de vardır. Bu yüzden ilaçları kullanırken beklenen yararlarına karşın oluşturabilecekleri zararların muhasebesi çok iyi yapılarak kullanılmalıdır. İlaçlar bir arada kullanıldıklarında birbirlerinin etkilerini olumlu veya olumsuz yönde değiştirebilirler. Hatta ilaçların etkileri besinler veya son zamanlarda kullanımı giderek yaygınlaşan besin desteklerinden de etkilenebilir ve tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Zaman zaman kaza ile veya intihar amacıyla ilaçların aşırı dozda kullanılmaları nedeniyle zehirlenmeler oluşabilir. Böyle bir durumda zehirin vücuttan olabildiğince hızlı bir şekilde uzaklaştırılması gerekir. Bunun için öncelikle emilimin engellenmesi ve atılımın hızlandırılması amaçlanır. Var ise zehirin antidotu verilir ve bu arada semptomatik ve destekleyici tedavi yöntemleri uygulanır. İlaçlar ambalajları üzerinde belirtilen koşullarda genellikle serin ve kuru, çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklanmalı ve son kullanma tarihinden önce tüketilmelidir. 131
136 Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdakilerden hangisi akılcı ilaç kullanım ilkeleri arasında değildir? a. Etkililik b. Güvenlilik c. Ucuzluk d. Uyunçsuzluk e. Uygunluk 2. Hangisi lokal uygulama yolu değildir? a. İntratekal b. İntravenöz c. İntraplevral d. İntraartiküler e. İntrakardiyak 3. İçinde 1/5 oranında alkol ve şeker içeren farmasötik şekillere ne denir? a. Posyon b. Eliksir c. İnfüzyon d. Dekoksiyon e. Emülsiyon 4. Hangisi kullanılmadan önce mutlaka çalkalanmalıdır? a. Tablet b. Solüsyon c. Emülsiyon d. Süspansiyon e. Pilül 5. Hangisi zehirlenme durumunda ilaç emilimini engellemeye yönelik bir işlemdir? a. Hemodiyaliz b. Diüretik verme c. Ateşi düşürme d. Hemoperfüzyon e. Kusturma 6. İnjektör içinde karıştırılan iki berrak çözeltide çökelti oluşması hangi tip ilaç etkileşmesidir? a. Farmasötik b. Farmakolojik, c. Fizyolojik d. Patolojik e. Mikrobiyolojik 7. Hangisi kas-içi injeksiyonun kısaltmasıdır? a. i.v. b. i.a. c. s.c. d. s.l. e. i.m. 8. Süspansiyonlar hangi yolla verilmemelidir? a. Kas-içi injeksiyon b. Oral c. Ven-içi injeksiyon d. Rektal e. Cilt üzeri 9. Hangisi inhalasyon yoluyla uygulanabilir? a. Transdermal terapötik sistem b. Aerosol c. Kolir d. Enema e. Lavman 10. İlaçların birbirinin etkisini azaltmasına ne denir? a. Sinerjizma b. Aditif etkileşme c. Potansiyalizasyon d. Aldırmazlık e. Antagonizma 132
137 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. d Yanıtınız yanlış ise Akılcı İlaç Kullanımı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. b Yanıtınız yanlış ise İlaç Uygulama Yöntemleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. b Yanıtınız yanlış ise Farmasötik Şekiller başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. d Yanıtınız yanlış ise Farmasötik Şekiller başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. e Yanıtınız yanlış ise İlaç Etkileşmeleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. a Yanıtınız yanlış ise İlaç Etkileşmeleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. e Yanıtınız yanlış ise İlaç Uygulama Yöntemleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. c Yanıtınız yanlış ise İlaç Uygulama Yöntemleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. b Yanıtınız yanlış ise İlaç Uygulama Yöntemleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. e Yanıtınız yanlış ise İlaç Etkileşmeleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Akılcı ilaç kullanımı konusu hekimler, eczacılar, hemşireler ve ilaç uygulayan diğer sağlık personelini ilgilendirir. Ancak halkın da bu konuda eğitiminin önemi büyüktür. Sıra Sizde 2 İntratekal ilaç uygulaması için 3. ve 4. Lomber vertebralar (bel omurları) arasından girilerek yapılan injeksiyondur. Sıra Sizde 3 İlaç etki süresinin daha uzun olması sağlanır. Sıra Sizde 4 Özellikle damar içi uygulamalarda embolilere (damar tıkanmaları) yol açması nedeniyle tehlikeli olabilir. Sıra Sizde 5 Öncelikle hastanın solunum ve dolaşım işlevlerinin sürdürülmesi sağlanmalıdır. Yararlanılan Kaynaklar Bowman WC, Rand MJ. Textbook of Pharmacology, 2 nd.ed. Blackwell Scientific Publicatlions, Oxford, Brunton LL, Chabner BA, Knollmann BC. Goodman and Gilman s The Pharmacological Basis of Therapeutics. 12 th Ed. Mc Graw Hill, New York Dorland s Illustrated Medical Dictionary. 25 th Ed. WB Saunders. Philadelphia, Harvey RA, Champe PC. (Ed.). Lippincott s Illustrated Reviews Pharmacology. JP Lippncott, Philadelphia, Geçgil Ş. (Editör). Farmasötik Teknolojiye Başlangıç. Cihan Matbaacılık, İstanbul Katzung BG (Ed.) Basic and Clinical Pharmacology. 8 th. Ed. Lange Medical Books Mc Graw Hill, New York, Kayaalp S.O. (Editör). Rasyonel Tedavi Yönünden Tıbbi Farmakoloji Cilt 1. Dördüncü Baskı, Toraman ve Ulucan Matbaası, Ankara Kayaalp S.O. (Editör). Rasyonel Tedavi Yönünden Tıbbi Farmakoloji Cilt 1. Sekizinci Baskı, Hacettepe-Taş Kitapçılık, Ankara, 1998 Kayaalp S.O. (Editör). Rasyonel Tedavi Yönünden Tıbbi Farmakoloji Cilt Baskı, Pelikan Yayıncılık, Ankara Kayaalp S.O. (Editör). Rasyonel Tedavi Yönünden Tıbbi Farmakoloji Cilt Baskı, Pelikan Yayıncılık, Ankara Laurence DR, Bennett PN, Brown MJ. Clinical Pharmacology. 8 th. Ed. Churchill Livingstone New York 1997 True BL, Dreisbach RH. Dreisbach ın Zehirlenme El Kitabı, Korunma, Tanı ve Tedavi, Ed. Tulunay M, Cuhruk H. 13. baskı, Güneş Kitabevi, Ankara, Yazan Y, Öztürk Y, İncesu Z, Genç L. Sekreterler İçin Tıbbi Terminoloji, Anadolu Üniversitesi Yayın No 1892, Açıköğretim Fakültesi Yayın No: 994. Eskişehir
138 7 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Bası yarası oluşumunu engellemek için gerekli girişimleri uygulayabilmek, Solunum yollarının özel tedavi ve bakım yöntemlerini açıklayabilmek, Dolaşım sistemi hastalıklarını tanımlayabilmek, belirti ve bulgularını bilmek, Aldığı-çıkardığı sıvı takibinin temel ilkelerini bilmek, Ağrısı olan hastayı değerlendirebilmek, Üriner inkontinanslı hastanın tedavi ve bakımını yapmak, Yatağa bağımlı inkontinanslı hastanın izlem ve bakımını yapmak ile ilgili, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Basınç Noktaları Bası Yarası Pnömoni Aldığı-Çıkardığı Sıvı Oksidasyon Homeostaz Ağrı Eşiği Üriner İnkontinans Stres İnkontinans Bilinçsiz İnkontinans Sürekli Sızıntı Mesane Eğitimi İçindekiler Bası Yaraları Koruma ve Bakımı Akciğer Yetersizliği ve Enfeksiyonları Dolaşım Bozuklukları Günlük Aldığı Çıkardığı Sıvı Takibi İnkontinansı Hastaların Bakımı Ağrılı Hasta ile Başa Çıkma Yolları Ağrısı Olan ve Yatağa Bağımlı Hastada Yaklaşım 134
139 Uzun Süre Yatan Hastalarda Oluşabilecek Bazı Sistem Hastalıkları ve Bakımı GİRİŞ Bireylerin bedensel ve ruhsal sağlığı için hareket etmeye gereksinimleri vardır. Bu gereksinim hem sağlıklı hem de hasta bireyler için geçerlidir, çünkü insan bedeni işler durumda olduğu sürece sağlıklı kalabilmektedir. Hareketsizlik, organizmada oluşan olumsuz değişikliklerin altında yatan önemli mekanizmalardan biridir. Sürekli hareketsiz kalma bedenin pek çok yaşamsal değerinde kayıplara, birçok hastalık ve belirtinin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Hastalık veya ameliyat gibi bazı durumlar kişileri kısa süreli ya da uzun süreli yatağa bağımlı hale getirebilmektedir. Uzun süreli yatak istirahati/bağımlılık önlem alınmazsa çeşitli organ ve sistemlerde deformitelere, fonksiyon kayıplarına yol açmaktadır. Yatak istirahatine bağlı olarak, kalbin yükünde artma, ortostatik hipotansiyon, trombüs oluşumu, toraksın genişlemesinde azalma, solunum yollarında sekresyon birikimi, hipostatik pnömoni, konstipasyon, idrar yapmada zorluk, üriner staz, böbrek taşı oluşumu, uykusuzluk, davranış ve oryantasyon bozuklukları, anksiyete, bası yaraları gibi istenmeyen durumlar ortaya çıkmaktadır. Uzun süreli yatak istirahatinin, tüm sistemleri etkilemesinin yanında kalp damar sistemi ve kan değerlerini de olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Bu etkilenmeler sonucunda hastaların kan gazı değerlerinde; değişiklikler meydana gelmektedir. Uzun süre yatağa bağımlı kalan hastalarda olabilecek bazı sağlık sorunlarını ele aldığımız bu ünitede bahsedilen konuların sık karşılaşılan bazı sorunlar olduğunu belirtmemizde yarar olacaktır. Doğru bakım, doğru yaklaşım ve müdahalelerin bilinmesi ve uygulanması bu hastalarda sadece günlük hayatı etkileyecek küçükmüş gibi görünen ancak etkileri ile yaşam kalitesini düşüren sorunları azaltmanın yanı sıra bazı durumlarda yaşamsal uygulamalar olabilir yani hayatı kurtarabilir. Bu nedenle bu tür hastalara bakım vericilerin (bazen bu aile bireyi, bazen profesyonel bakıcı olabilir) bazı sorunları bilmesi ve bu konularda doğru davranışları sergilemesi son derece önemli yada başka bir deyişle hayati olabilir. BASI YARALARI KORUMA VE BAKIMI Bası yaraları yüzyıllardır bakım vericilerin çözemedikleri bir sorun olmuştur. Bası yaralarının meydana gelmesi ve nüks etmesi basıncın kaldırılmasıyla kolayca önlenebilmesine rağmen günümüzde bile bası yaralarının tanı ve tedavisi başarılı sonuçlar vermemiştir. Bası yarası belli bir deri alanının aralıksız ve uzun süre süren bası sonucu meydana gelen iskemi, hücre ölümü ve doku nekrozudur. Yük binen kemiksi çıkıntılar üzerindeki deride daha sık görülür. Bu bölgelerde kemik çıkıntısının üzeri sadece deri ve belki de biraz kas ve subkutan doku ile kaplıdır. Bası yaraları ile karşılaşma oranı incelenen hasta grubuna göre değişiklik göstermekle birlikte %1,4 ile %36,4 arasında bulunmuştur. Ölüm oranı, aynı risk faktörlerine sahip kişiler arasında bası yarasının oluşması ile 4,5 kat artmaktadır. Yaraya bağlı vücutta yaygın enfeksiyon gelişmesi durumunda ise ölüm oranı %50 ye kadar yükselmektedir. Bası yaraları hastanede yatan hastalarda tedavi ve hastanede kalış maliyetini de ciddi oranda artırmaktadır. Bu nedenlerle, bası yarası gelişme riski yüksek olan hastalarda gerekli önlemlerin alınması ve yara oluşumu sonrasında da ucuz ve etkin tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi çok önemlidir. Bası yaralarının gelişebileceği yerleri önceden bilmek korunma açısından önem taşır. 135
140 Bası yarası gelişiminde üç temel mekanik faktör olan basınç, makaslama kuvveti ve sürtünme önemli rol oynamaktadır. Ancak diğer bazı iç ve dış etkenler de bu duruma katkı sağlamaktadır. Bası yaralarının gelişmesinde rol oynayan en önemli faktör basınçtır. Basınç; vücut ile destek yüzey arasında birim alana düşen dik kuvvet olarak tanımlanmaktadır. Bu basıncın 32mm Hg nın üzerinde olması kapiller yatakların kapanmasına ve doku iskemisine yol açmaktadır. Sağlıklı kişilerde basınç ülseri oluşmamasının nedeni basıncın süresi ile ilişkilidir. Çünkü hareket etme ve duyusal algılama problemi olmayan sağlıklı kişiler basınç nedeniyle oluşan doku hipoksisinin yol açtığı rahatsızlığı hisseder ve pozisyon değiştirerek basıncı başka noktalara kaydırırlar. Bası Yaralarının Oluşmasında Rol Oynayan Risk Faktörleri 1. Basınç Noktaları: Basınç yarası oluşumunda riskli bölgeler vücuttaki bazı basınç noktalarıdır. Özdinçler A, İnal S, Zengin A, Tekeoğlu A. Bası Yaraları ve Önleme Yolları, Özürlüler Vakfı, Özdinçler A, İnal S, Zengin A, Tekeoğlu A. Bası Yaraları ve Önleme Yolları, Özürlüler Vakfı, Sürtünme: 3. Yaş: Yaşın ilerlemesi ile, Deri perfüzyonu ve deri turgorunda bozulma, Serum albumin düzeyi ve immün cevapta azalma, Yağ dokusunun azalmasına bağlı zayıflık, Doku elastikiyeti kaybı, Epidermis ve dermis arasındaki bağlantının zayıflaması, Mental durumun bozulması ile (hareket azlığı, pozisyon değiştirmeyi unutma, vb.gibi) yaşlılarda basınç ülserlerinin gelişmesinde rol oynayan faktörlerdir. 136
141 4. Isı artışı: Isı nem ile (idrar, ter, gaita) birlikte deride yaraya dönüşümü kolaylaştırır. Doku iskemisi doku ısısında artışla birlikte olduğunda, kanlanması azalan durumdaki dokular ve hücreler daha büyük tehlike altındadır. 5. Ödem 6. Anemi (Kansızlık): Dokuların oksijenlenmedeki yetersizliği bası yarası oluşumunda etkili olabilmektedir. 7. Enfeksiyon: Bakteriyel enfeksiyonlar dokunun çürüme hızını artırır. Doku beslenmesini azaltır, iyileşme gecikir. 8. İdrar-Dışkı Tutamama: Bası yaraları inkontinansı olan felçli hastalarda veya yaşlılarda sık görülür. Daha önce de belirtildiği üzere ıslaklık deride yumuşamaya yol açarak yara oluşumunu kolaylaştırır. 9. Beslenme: Kişinin beslenme durumu bası yaralarının oluşmasında önemli bir faktördür. Yetersiz beslenen veya zayıf kişilerde bası yarası daha kolay gelişir. Bunun bir nedeni mekaniktir, yani kemik çıkıntılar daha belirgin oldukları için daha kolay bası altında kalmaktadırlar.diğer neden ise özellikle C vitamini eksikliğinde dokunun dayanıklılığının azalması ve yara açılmasının kolaylaşmasıdır. 10. Psikolojik faktörler Bası Yaralarının Önlenmesi Bası yaralarının önlenmesi için yapılabilecekler nelerdir? 1. Riskin Değerlendirilmesi: Öncelikle bakım verdiğimiz hasta bası yarası oluşması ile ilgili ne kadar risk taşıyor bu bilinmeli ve bu nedenle değerlendirme ve incelemeler yapılmalıdır. 2. Eğitim: Hastaya basınç bölgeleri,pozisyon uygulama, cilt bakımı, yara bakımı ve beslenme düzenlenmesi hakkında bilgi verilir. 3. Pozisyonu Değiştirme ve hastaya uygun pozisyon verilmesi Yatan hastaların pozisyonu 2 saatte bir değiştirilmelidir. Hasta döndürülme sırasında, sürüklenip çekilmez yuvarlanır. Uyuma esnasında yüzüstü pozisyonu tercih etmesi önerilir. Simit şeklinde minderler (kan akımını azaltacağından) tercih edilmez. Çevirme-Pozisyon verme önemlidir. Yatak çarşafları düzgün, kuru, temiz ve kırışıksız olmalıdır. Çarşaflar, yatağın özelliğini kaybetmeyeceği gerginlikte olmalıdır. Sabahları çarşaflardaki kırışıklık ve yabancı bir objenin cilt yapısında ve renginde bir değişikliğe neden olup olmadığı incelenmeli, renk değişikliği veya kızarıklık 30 dk dan fazla devam ediyorsa, normal rengine dönünceye kadar basıdan uzak tutulmalıdır. 4. Deri Bütünlüğünün Korunması Havalı yatakların kullanılmanın yararları bilinmektedir. Hasta yakınlarına almak yada kiralamak ekonomik duruma bağlı olarak önerilebilir. 5. Yatak Bakımı Basınç yaralarının yaygın olduğu vücut bölgeleri; topuklar, kuyruk sokumu kemiği, kalçanın çıkıntılı yerleri günlük olarak kontrol edilmelidir. Ayrıca; Deri bakımı her gün yapılmalıdır. Deri sürtünmeden korunmalıdır. Yatak çarşafları temiz ve kuru olmalıdıır. 137
142 İdrar ya da dışkının ciltle temasını önlememk için bariyer krem ve polimerik cilt koruyucuları kullanılabilir. Emici bezler, kondom kateter, dışkı ya da idrar toplama sistemleri kullanılarak kaçırma problemleri olan hastanın cildi korunabilir. Nemi kontrol altında tutmak için neme yol açan nedenler belirlenir. Bunlara örnek verilmek istenirse; Terleme Banyo sonrası ıslak kalma Yara akıntısı Dışkı ya da idrarın kaçırılması Sürtünme ve yırtılmayı önlemek için; Hastanın yatağının başucu 30 den daha fazla yükseltilmemelidir. Hasta yatak içinde hareket ederken (oturma, yan dönme vb.) trapez ve tırmanma aleti kulanmalı. Yatağın ayakucuna doğru kaymış olan bir hastayı başucuna doğru çekerken mutlaka çarşaf kullanılmalıdır. Çok yaygın bir şekilde yapıldığı gibi hasta 2 kişi tarafından koltuk altından tutularak yukarı doğru çekilmemelidir. 6. Beslenmenin Düzenlenmesi Hastanın ilk değerlendirilmesi yapılıp basıya karşı önlemler alındıktan sonra beslenme durumu değerlendirilmelidir. Gerek primer hastalık, gerekse yara yüzeyinden oluşan kayıplar nedeni ile bu hastalarda genellikle malnütrisyon ve negatif azot dengesi mevcuttur.bu hastalara yüksek kalorili, yüksek proteinli ve yüksek miktarda vitamin içeren diyet başlanmalıdır. Normal yara iyileşmesi için gerekli olan A ve C vitaminleri, epitelizasyon ve fibroblast proliferasyonu için gereken çinko, birçok enzimatik süreçte kofaktör olarak rol alan kalsiyum, kollajen metabolizmasına katılan demir ve bakır elementleri diyete eklenmelidir. Düşük kontaminasyonu bası yaralarının tedavisinde önemli bir sorun olduğundan düşük posalı besinler tercih edilmelidir. AKCİĞER YETERSİZLİĞİ VE ENFEKSİYONLARI Solunum sistemi üst ve alt solunum yollarından oluşur. Üst hava yolları (ağız, burun, yutak, gırtlak) havayı ısıtır, nemlendirir ve filtre eder; alt hava yolları (akciğerler) gaz alışverişini gerçekleştirir. Gaz değişimi sayesinde oksijen kan yoluyla dokulara iletilirken, karbondioksit gibi atık maddeler dışarıya atılır. Solunum, oksijen ve karbondioksitin atmosfer havası ile yer değiştirmesidir. Solunumu ilgilendiren ve solunumla ilgili terimler; Solunum sayısı: Normal koşullarda sağlıklı yetişkin bir birey dakikada solunum yapar. Yaş ilerledikçe solunum sayısı düşer. Solunum derinliği: Yüzeyel, normal ve derin olarak ifade edilir. Solunumun derinliği akciğere çekilen havanın az ya da çok olduğunu gösterir. Solunum ritmi: İnspirasyon (soluk alma) ve ekspirasyonun (soluk verme) düzenini gösterir. Normalde düzenli ve kesintisiz solunum vardır ve buna ritmik solunum denir. Solunumun hızlanması: Nefes alma veya vermenin süratli oluşudur. Solunum sayısı dakikada 24 ten fazladır. Yorgunluk, koşma gibi durumlarda görüldüğü gibi kalp, akciğer, kan ve ateşli hastalıklarda da görülebilir. Solunum yavaşlaması: Solunum sayısının dakikada 10 un altında olmasıdır. Tüberküloz, menenjitli çocuklarda, diyabet komasında görülür. 138
143 Dispne (nefes darlığı): Zor nefes alma veya verme veya her ikisidir. Larenks ve trekeada herhengi bir sebepten ileri gelen darlıklarda nefes alma zorluğu görülür. Nefes verme zorluğu bronşial astım nöbetlerinde ve amfizemde görülür. Anoksi: Yerel veya genel olarak oksijenin tamamen yokluğudur. Hipoksi: Hücrelerin veya dokuların yeterli oranda oksijensizliğidir. Hipoksi belirtileri: konsantrasyon ve oryantasyon bozukluğu, bilinçte bozulma, baş dönmesi, davranış değişikliği, yorgun, endişeli ve ajite bir görünümdür. Siyanoz: Oksijen gereksinimin yeterli karşılanmadığı durumlarda deri ve mukoz membranların kirli mavimsi-mor renk almasıdır. Siyanoz dudaklarda, kulak memelerinde, tırnaklarda ve oral mukozada belirgin olarak gözlenir. Apne: Solunumun geçici veya kalıcı olarak durmasıdır. Normalde solunum sistemi, sinir sistemi, kardiovasküler sistem ve renal sistem birbirleriyle uyum içinde çalışırlar. Bu sistemlerden birinin fonksiyonunda bozulma solunum sisteminin çalışmasını etkileyebileceği gibi, solunuma ilişkin sorunlar da diğer sistemlerin çalışmasını etkiler Normal bir solunum için öncelikle beyinde solunum merkezinin normal işlev görüyor olması gerekir. Buradan çıkan solunum uyarısı periferik sinirler aracılığı ile diyafram gibi solunum sistemi yardımcı organlara iletilir. Diyaframı, interkostal (göğüs kafesi kasları) ve abdominal kasların çalışmasını yöneten sinirler medulla spinalisden çıktığı için medulla spinalis hastalıkları da solunum yetmezliğine neden olur. Gögüs kafesi soluk alma sırasında genişler ve soluk verme sırasında normale döner. Akciğerler ve alveollerde meydana gelen problemler yani daralmalar (astım, KOAH), gaz değişim ünitelerinin kollabe olması (atelektazi) veya sıvı ile dolu olması (pnömoni, sol kalp yetmezliği, respiretuar distres sendromu) ise akciğer yetmezliği ve solunum yetmezliğine neden olur. Solunum Yetmezlikleri Arteriyel oksijen parsiyel basıncının (PaO2) 80 mmhg nın altında olmasına hipoksemi, 60 mmhg nın altında olmasına hipoksemik solunum yetmezliği denir. Kafa travmaları ve beyin ameliyatlarında, yüz, boyun yanıklarında, yeterli solunum yapamayan komadaki hastalarda akciğer ödemi, eklemsi (ağır gebelik toksikozu) gibi durumlarda gelişebilir. Yutma refleksinin kaybı, pulmoner elastikiyetin bozulması, küçük dilin kapanma mekanizma bozukluğu sonucunda tükürük ve sıvılar trekea- bronşial kanalda birikir. Solunum yetersizliğinin belirtileri: Burun kanadı solunumu Göz kapaklarının retraksiyonu Aksesuar kasların kullanımı Trakea çekilmesi İnterkostal çekilme Torakoabdominalparadoksal solunum Terleme Şuur değişiklikleridir Pnömoni Solunum yetersizliği belirtileri nelerdir? Akciğer dokusunun enfeksiyonudur. Seyahat öyküsü, evcil hayvan ile temas, çevrede başka hastaların bulunması, mevsimler, sigara kullanımı gibi faktörler pnömoni etyolojisindedir. Pnömoni ventilasyon ve perfüzyonu etkiler. Genel belirti ve bulguları; birden yükselen ateş, pürülan balgam, öksürük, göğüs ağrısı, yorgunluk ve şiddetli dispne, siyanozdur. Pnömokok enfeksiyonlarının önlenmesinde aşılanma son derece önemlidir. 139
144 Yaşı 65 ve üzeri olanlar, Bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar Enfeksiyon riskinin yüksek olduğu bölgelerde yaşayanlara özellikle önerilmektedir. Pnömoniye neden olan faktörler bilinirse sağlıklı ya da hastalığa yatkınlığı olan bireylerin korunması kolaylaşır. Örneğin viral pnömoni daha önce sağlıklı olan bireyde viral enfeksiyonu takiben gelişir. Pnömonili hastanın bakımında başlıca amaçlar; Hava yollarının açıklığının sağlanması Enerji harcaması azaltmak için yeterli istirahatın sağlanması Hastanın gereksinimi olan sıvıyı almasının sağlanması Hastanın yeterli besin alması Tedavi planını ve koruyucu önlemleri anlaması Bireyi Koruyucu Önlemler; Sigarayı bırakması önerilir ve önemi anlatılır. Enfeksiyonlara karşı koruyucu önlemler alınır. Bireyin öksürmesi sağlanır. Sekresyonların uzaklaştırılması sağlanır. Solunum öksürük egzersizleri yaptırılarak etkili öksürmesi sağlanır. Uygun aralıklarla pozisyon değiştirilir. Oral hijyene önem verilir. Tedavide kullanılan araç gerecin uygun şekilde temizlenmiş olduğundan emin olunmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır. Atelektazi Alveollerin kollapsı ya da hava girişine kapalı olmasıdır. Akut ya da kronik olabilirler. En sık görülen iki nedeni; solunum yollarının mukus, tümör, gibi oluşumlar ile tıkanması ve alveol yüzeyini kaplayan sıvıda sürfaktan eksikliğinin olmasıdır. Atelektazi risk faktörleri; Pulmoner ödem Batın ve göğüs cerrahisi sonrası Uzun süreli hareketsizlik Bilinç düzeyinde azalma Nazogastrik beslenme Kronik akciğer hastalıkları (KOAH) Hava yollarındaki tıkanmalar Belirti ve bulguları; öksürük, balgam çıkarma, düşük ateştir. İlerleyen dönemlerde belirgin solunum sıkıntısı, taşikardi, taşipne, plevral ağrı, merkezi siyanoz görülebilir. Tedavi ve bakımda temel amaç; ventilasyonu düzeltmek ve sekresyonların atılımını sağlamaktır. Ayrıca pnömoni gibi komplikasyonları önlemektir. Hava yollarındaki sekresyonu mobilize edebilmek için postüral drenaj veya göğüs perküsyonu yapılır. Sekresyonların uzaklaştırılması için bronkodilatör tedavisi yapılır. Hastaya diyafragmatik solunum öğretilir. 140
145 Akut Respiratuar Distres Sendrom (ARDS) Alveoller kapiller bariyerde artmış permaibilitenin (geçirgenliğin) neden olduğu pulmoner ödeme bağlı solunum yetmezliği durumudur. Nedenleri; Boğulma Yüksek dozda ilaç alma Pnömoni Toksik madde inhalasyonu, Septik şok, Travma, Yaygın damar içi pıhtılaşma Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı pulmoner kapillerin zarar görmesi, alveol kapiller membranının geçirgenliğinin artmasına yol açar ve arkasından pulmoner ödem gelişir. Hava boşlukları sıvı ile dolunca akciğerlerde gaz değişimi ve mekanik özellikler bozulur. Belirtileri; taşipne ve sonrasında dispne, kan gazlarında kötüleşme, ajitasyondur. Genellikle bu hastalar yoğun bakıma alınır. Nedene yönelik ve destekleyici tedavi yapılır. İlk birkaç gün sıvı kısıtlaması yapılır. ARDS lı hastaların beslenme desteği çok önemlidir ve günlük kalorilerini karşılayacak nitelikte beslenmesi düzenlenebilir. ARDS lı hastanın durumu oldukça ciddi olduğundan hastanın yakından izlenmesi gerekebilir. Hastanın tedavisi aksatılmadan yapılır ve yapılan her şey için hastaya açıklama yapılır. Hastanın anksiyetesinin yüksek olması hem oksijen kullanımını arttırır hem de dinlenmesini engeller. Hasta yakınlarına da yeterli açıklama yapılmalıdır. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalıkları (Koah) Bronşlarda irreversible (geri dönüşsüz) daralma ile seyreden amfizem, kronik bronşit ve kronik astımı kapsar. KOAH için en önemli risk faktörü sigara içmektir. Diğerleri; pasif içicilik, mesleki nedenlerle zararlı maddelere maruz kalma, havadaki polenler, genetiktir. KOAH, hava yollarının duvar kalınlığının artması, mukus artışı, küçük hava yollarındaki değişiklikler nedeniyle oluşan obstrüksiyona bağlı olarak oluşur. En sık görülen belirtileri; nefes darlığı, öksürük, hırıltılı solunum, balgam çıkarmadır. Kronik öksürük sabahları daha fazla olmakla birlikte akut ataklar sırasında balgam artar. Hastalığın erken tanısı; solunum fonksiyon testleri ile konur. Bu testlerde genellikle total akciğer kapasitesinde artma gözlenir. Total akciğer kapasitesinde artma bu hastalık için karakteristiktir. Tedavi KOAH tedavisinde temel amaç; nefes darlığı ve diğer belirtilerin azaltılması, alevlenmelerin önlenmesi, akciğer fonksiyonlarının en iyi düzeyde tutulmasıdır. En etkili girişim sigaranın bıraktırılmasıdır. Bronkodilatör (bronşları genişletici) ilaç tedavisi uygulanır. Antienflamatuar ilaçlardan steroidler KOAH tedavisinde oral ya da inhaler olarak kullanılır. KOAH alevlenmelerinde antibiyotiklerin kullanımı halen tartışmalıdır, ancak sürekli ve tekrarlayan ateşi olan hastalarda bakteriyel enfeksiyonlara yönelik olarak antibiyotikler verilmektedir. KOAH hastalarına her yıl ekim- kasım aylarında enfluenza ve beş yılda bir pnömokok aşısı yaptırması önerilmektedir. Hipoksemik KOAH hastalarında yaşamı uzatan tek tedavi yöntemi oksijen verilmesidir. Parsiyel oksijen basıncının 65 ve altı olan hastalara sürekli oksijen tedavisi uygulanır. Bu hastalarda ev ortamında oksijen sağlayan bazı cihazlar kullanılmaktadır. Bu cihazların nasıl kullanılacağı ve bakımlarının nasıl yapılacağı bakım vericiler tarafından mutlaka öğrenilmelidir. KOAH hastalarının yaşamlarını hastalıklarına rağmen sürdürmeleri, egzersiz kapasitelerini korumaları çok önemlidir. Bu nedenle hastaların rehabilitasyon programlarına alınarak solunum, öksürük egzersizlerinin öğretilmesi, kontrollü solunum, postüral drenaj gibi yöntemler uygulanır. Bu yöntemlerin hasta ve ailesine öğretilmesi ve evde sürekli uygulamaları sağlanmalıdır. KOAH hastasına verilebilecek 141
146 eğitimin içeriği, hastalık hakkında bilgi verilmesi, tedavi ve evde oksijen tedavisi, beslenme, solunum tedavisi, sigaranın bıraktırılması, cinsel yaşam, kronik hastalıklarla baş etme yöntemleri gibi konuları kapsamalıdır. Hastaya evde devam etmek üzere seçilen programı tamamlayan yazılı ve sözlü rehberler verilmelidir KOAH eğitim programı; Solunum egzersizleri, Aktivite planlaması, Solunum kaslarının eğitimi, bireysel bakım aktivitelerinin eğitimi, fiziksel kondüsyon kazanılması, Oksijen tedavisinde dikkat edilecekler, Baş etme mekanizmaları Amfizem Amfizem, vücudun herhangi bir yerinde hava toplanmasıdır. Pulmoner amfizem ise; bronşiollerin kalıcı olarak genişlemesidir. En önemli etken sigara içilmesidir. Hava kirliliği, zararlı gazların solunması, olumsuz çevre etkileri de diğer nedenlerdendir. Amfizemde mukus solunum yollarından atılamaz, enflamasyonla birlikte ödeme ve hava yolu tıkanmasına nedenolur. Bunun sonucunda solunum işi çok artar. İnspriasyon kolay, ekspriasyon zordur. Amfizemli hastalarda kronik öksürük, hırıltılı solunum, dispne, bol miktarda balgam çıkarma, ara sıra ateş yükselmesi en belirgin semptomlardır. Amfizemli hastada uygulanacak tedavi ve bakım planı; Ventilasyonun geliştirilmesi ve zorlu solunum yükünün azaltılması, Enfeksiyondan koruma ve enfeksiyon gelişirse hemen tedavi edilmesi, pulmoner ventilasyonu arttırmak ve enerji kullanımını azaltmak için fizik tedavi yöntemleri kullanmak, Solunumu kolaylaştırmak için uygun pozisyon; ortopne pozisyon verilir. Psikolojik destek Pulmoner rehabilitasyon ve devamlı hasta eğitimi şeklinde olmalıdır. Amfizemin ilaçla tedavisinde bronkodilatörler, kortikosteroidler,ekspektoranlar, merkezi sinir sistemi depresanları kullanılır. Değişen aralıklarla oksijen tedavisi uygulanır. Solunum egzersizleri ile hastalar karın kaslarını ve diyafragmayı daha iyi kullanmayı öğrenip etkili solunum yapabilirler. Hasta enfeksiyonlardan korunur. Pnömokok ve enfluenza aşılarını düzenli yaptırmasının gerekliliği ve önemi hasta ve ailesine anlatılır. Kronik Bronşit Birbirini takip eden iki yıl boyunca her yıl en az üç ay süren ve aşırı trakeabronşial mukus sekresyonuna bağlı olarak ortaya çıkan öksürük ve balgam çıkarılması ile seyreden bir hastalıktır. Risk faktörleri, sigara, hava kirliliği, polenler, sık sık üst solunum yolları enfeksiyonlarıdır. Uzun süreli sigara içimi ya da irritanlar hava yollarında irritasyon yaparak alveol epitelinde enflamasyon ve bronşlarda fazla mukus salgılanmasına neden olur. Hava yollarının temizlenmesi güçleşir. Bronş duvarları kalınlaşır ve hava yolları tıkanabilir. Alveollerin ve bronşların hasarıyla alveolar makrofaj fonksiyonları bozulur ve sonuçta yabancı maddeleri yok etme gibi fonksiyonlarını yerine getiremez. Kronik bronşitte tedavinin amacı, sekresyonların çıkarılması, bronşiollerin açık tutulması ve normal fonksiyonlarının sürdürülmesi, enfeksiyonların önlenmesidir. Hava yollarındaki tıkanıklığın giderilmesi, sekresyonların kolaylıkla uzaklaştırılması için bronkodilatörler verilir. Uygun hidrasyon sağlanarak sekresyonlar yumuşatılır ve öksürük ile dışarı atılması kolaylaştırılır. Postüral drenaj, göğüs perküsyonu, etkili solunum egzersizleri balgam çıkarılmasına yardımcı olur. Tekrarlayan enfeksiyonlar da antibiyotik verilerek tedavi edilir. Hastanın yeterli ve dengeli beslenmesi sağlanır. 142
147 Astım Astım genetik ve çevresel etkenler nedeniyle bronşial düz kasların geri dönüşümlü kasılması, mukus artışı, mokuza enflamasyonu ve ödem ile seyreden bir hastalıktır. Astım gelişmesinde en önemli faktör alerjidir. Havada bulunan irritan maddeler ya da alerjenlere maruz kalma astım gelişme riskini arttırmaktadır. Bu tip astım en çok çocukla görülmekle birlikte adölesan dönemde iyileşebilmektedir. Astımda öksürük, dispne ve hırıltılı solunum en sık görülen semptomlardır. Astımda altta yatan olay hava yollarındaki kronik bir enflamasyondur. Alerjik reaksiyon gösteren bireylerin yaşadığı ortamda sık karşılaştıkları ve duyarlı oldukları alerjik maddelere karşı spesifik immünoglobulin E (IgE) üretme yatkınlığı vardır ve bu genetiktir. Enflamatuar yanıt olarak küçük bronşiollerin çeperinde ödem oluşur, koyu mukus salgılanır ve bronşiollerin düz kasında spazm oluşur. Alerjik astımlı hastanın tedavisinde en önemli yaklaşım çevresindeki etken ajanların uzaklaştırılmasıdır. Hastaya bilinen ve bilinmeyen alerjenlerden uzak durması, ev ortamının tozsuz ve iyi havalandırılmasına önem gösterilmesi önerilir. Bunun dışında ilaç tedavisi de önemlidir. Hastanın önerilen tedaviyi aksatmadan sürdürmesi, uygun inhalasyon tekniği, üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunması, sağlıklı ve dengeli beslenmesi, aşırı egzersizlerden kaçınması, acil durumlarda neler yapacağı ve yardıma gereksinimi olduğunda kimden yardım alacağını planlaması önerilr. Solunum Yollarının Özel Tedavi ve Bakım Yöntemleri Solunum sistemi sorunlarının tedavisinde değişik modeller kullanılmaktadır. Solunumsal desteğin sağlanması için aerosal tedavi, akciğerlerin genişlemesine yardımcı olan yöntemler, öksürüğün arttırılması ve oksijen tedavisi uygulanmaktadır. Aerosol Tedavi Aerosol sıvı ya da katı bir maddenin gaz içindeki küçük taneciklerinin süspansiyonudur. İnhalasyon yoluyla verilen ilaçlar damar yolundan sonra en süratli yanıtı sağlar, kas içi ve deri altına yapılan enjeksiyonlardan daha hızlı etki sağlar. Akciğerlerin genişlemesine yardımcı olan yöntemler; Solunum egzersizleri, diyafragmatik solunum ile amaç soluk alırken diyafragmayı kullanmak ve onu kuvvetlendirmektir. Soluk alırken bir elinizi karnın üstüne (kaburgaların hemen altına) diğer elinizi göğsün ortasına koyunuz. Burun yoluyla yavaş yavaş ve derin derin nefes alın, karnınızı mümkün olduğu kadar şişiriniz. Dudaklarınızı büzerek nefes verirken karın kaslarınızı sıkıştırınız. Nefes verirken karın kaslarınıza, yukarı ve içeri doğru yavaşça bastırınız. Günde birkaç kez yavaş yavaş bir dakikadan beş dakikaya kadar artırarak bu işlemleri tekrarlayınız. Öksürük Hava yollarını temizleyen en etkili mekanizma öksürüktür. Ayrıca hastanın yatak içinde pozisyonu uygun aralıklarla değiştirmek sekresyonların drenajını kolaylaştırır. Hastaya öğretilirken; Birkaç kez derin solunum yapması, Son aldığı soluğu birkaç saniye tutması, Tekrar soluk almadan önce, akciğerlerinde hava kalmadığını hissedinceye kadar öksürmesi, Hastada ameliyat sonrası insizyon varsa ağrıyı azaltmak ve insizyon bölgesinin zarar görmemesi ve ağrının azaltılması için, öksürürken o bölgeyi elleri ya da yastık ile desteklemesi ve öksürürken de ağzını kağıt mendil ile kapatması önerilir. 143
148 Postüral Drenaj Yer çekiminin de yardımıyla bronşlardaki sekresyonların çıkarılmasını kolaylaştıracak spesifik pozisyon verilerek yapılır. Sekresyon etkilenen bronşiollerden bronşa ve trakeaya drene olur, öksürük ya da aspirasyon yoluyla çıkarılır. Postüral drenajdan önce hastanın istemlenen bronkodilatör ve mukolitik ilaçları almasının önemi ve bunların sekresyon drenajını kolaylaştırdığı anlatılır. Oksijen Tedavisi Oksijen tedavisi ile çevre atmosferinde bulunan oksijen konsantrasyonundan daha fazla konsantrasyonda oksijen verilir. Tedavideki temel amaç; kanda yeterli oksijen taşınmasını sağlayarak solunum işini kolaylaştırmak ve kalbin üzerindeki stresi azaltmaktır. Oksijen tedavisinin gerekli olup olmadığına arteryel kan gazları, oksijen satürasyonu ve klinik değerlendirmeye göre yapılmaktadır. Oksijen tedavisi ve uygulama şekilleri; Nazal kanül ile dakikada 0.5 ile 1 lt akım hızı ile Nazal katater ile dakikada 4-5 lt akım hızı ile, Oksijen maskesi ile dakikada 5-6 lt akım hızı ile oksijen verilebilmektedir. Oksijen yanmayı destekleyen bir gaz olduğundan ortama sigara içilmez yazısı konulur, yağ eter, alkol gibi maddeler, statik elektrik oluşturabilecek materyaller ortamdan uzaklaştırılır. DOLAŞIM BOZUKLUKLARI Dolaşım Sistemi Dolaşım sistemi, kapalı bir devredir ve aynı kan, aynı damar sistemi içinde devamlı dolaşır. Bu nedenledir ki bir noktadaki akımın değişmesiyle tüm sistem etkilenebilir. Örneğin kan damarında belirli bir miktarda gelişen ani bir büzülme, dolaşımın başka bir kısmında dilatasyona neden olabilir. Bu koruyucu bir mekanizmadır. Dolaşım sisteminin görevleri: 1. Taşıma foksiyonu Sindirim sisteminde emilen maddeler, Oksijen Karbondioksit Diğer metabolik atıklar Hormonlar 2. Vücut ısısının kontrolü 3. Mikroorganizmalara karşın vücudun korunması 4. Lenfatik sistem Periferik damarlar; arterler, venler ve lenfatiklerden oluşur. Kalp kalp-damar sisteminin merkezidir ve damarlar da kanı bu merkezden ya da merkeze taşıyan kanallardır. Periferik damar hastalıkları toplumda oldukça yaygın görülen hastalıklardır. Bu hastalıkların en önemli özellikleri uzun süreli olmaları, bireyde şiddetli ağrı başta olmak üzere diğer çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Periferik damar hastalıklarının nedenlerini ve patafizyolojik değişikliklerini anlayabilmek için öncelikle damar sisteminin yapı ve fonksiyonlarını bilmek gereklidir. 144
149 Damarlar altı grupta incelenirler: 1. Aorta ve büyük damarlar 2. Arteriyoller 3. Kapillerler 4. Venüller 5. Venler 6. Lenfatikler Periferik Damar Hastaliklarinda Risk Faktörleri Yaşlılığa bağlı ateroskleroz Hiperlipidemi Sigara kullanımı Hipertansiyon Şişmanlık Yetersiz fiziksel aktivite Stres Diyabet Genetik faktörler Tüm damar hastalıklarında oksijen eksikliği ya da lenf ve venlerde staz nedeniyle sıvı ve atık ürünlerin birikimine bağlı dokularda hasar oluşması sonucu kanın damarlarda akışı etkilenir. Kanın yeterli ve düzenli akmasını etkileyen önemli faktörler vardır. Bunlar; damarların durumu, kan akım hızı, dokuların metabolik gereksinimi, sinir sisteminin etkisidir. Periferal Vasküler Sistemin Değerlendirilmesi Yürümekle ağrı var mı? Gün sonunda bileklerde ödem var mı? Yanma, uyuşukluk, yorgunluk, sızlama, karıncalanma, kramp oluyor mu? Cilt renginde, ısısında değişiklik ve ülser var mı? Saçlı deride değişiklik, dökülme var mı? Sigara, alkol, kahve, çay ve beslenme alışkanlıkları nasıl? Vasküler Hastalıklarda Görülen Belirti ve Bulgular İntermitent klaudikasyon (yürümekle ve egzersiz sonrası baldırda oluşan 1-2 dakika dinlenmekle geçen şiddetli kas ağrıları) Dinlenme ağrısı Ekstremitelerde soğukluk ve solukluk Rubor (ekstremitelerin morumsı kırmızı renk alması) Siyanoz Trofik değişiklikler (ekstremite cildinde ve tırnaklarda kuruluk, pullanma, kalınlaşma, kıllarda dökülme) Bacak ülserleri Gangren 145
150 Vasküler Hastalıklarda Görülen Belirtiler Nelerdir? Vasküler Hastalıklar Etyolojisi: Tam nedeni bilinmemekle beraber yaş, cinsiyet, otoimmün sistem ve sigara risk faktörleri olarak görülmektedir. Belirti ve Bulguları: Ayak tabanında ve parmaklarda ağrı en tipik belirtidir.intermitent klaudikasyon, dinlenme ağrısı, soğuk ekstremiteler, zayıf nabız, deride incelme ve kıllarda dökülme görülebilir. Tedavi-Bakım: Hastalığın ilerlemesini önlemek, vazodilatasyonu sağlamak, soğuktan korunmasını sağlamak, ağrıyı gidermek, duygusal destek önemlidir. Sigaranın bıraktırılması, ayak hijyeninin sağlanması ve ağrı için burger -allen egzersizleri yaptırılması gereklidir. Reynaud Hastalığı ve Fenomeni Genellikle üst ekstremite, bazen de alt ekstremite arteriollerini simetrik olarak tutan, ataklar halinde seyreden bir hastalıktır. Hastalık primer olursa reynaud hastalığı, skleroderma, obstrüktif arter hastalığı, travmatik nedenler, pulmoner hipertansiyon gibi hastalıklar sonucu gelişirse raynoyd fenomeni denir. Hastalık yaş kadınlarda daha sık görülür. Soğuk ile temas, stres, heyecan nedeniyle başlar. Belirti ve Bulgular: Başlangıçta her iki elde bir ya da iki parmak ucu hastalıktan etkilenirken, olay ilerledikçe eller de etkilenebilir. Önce parmak uçlarının rengi solar, daha sonra buna siyanoz, soğukluk, uyuşma ve ağrı eşlik eder, Son dönemde zonklama, karıncalanma ve kırmızılık olaya hakim olur. Ataklar dakika sürer ve dakika içinde geriler. Ataklar kendiliğinden düzelebildiği gibi hasta sıcak ortama girdiğinde gerileyebilir. Soğuk mevsimlerde tablo şiddetlenir. İleri devrelerde basit bir stres ve hafif soğuk nöbetin ortaya çıkmasına neden olur. Tedavi ve Bakım: Temel yaklaşım, hastalığı tetikleyen etkenlerden uzak durmaktır. İlaç tedavisi, parmaklarda nekroz ve yara olması durumunda yara debridmanı ile birlikte sempatektomi önerilmektedir. Hastaya stresli ve güvensiz ortamlardan korunması konusunda eğitim verilir ve stres yönetimi öğretilmelidir. Kış aylarında hastanın olabildiğince dışarı çıkmaması ya da çıkacaksa sıkı giyinmesi, kapı kolu, direksiyon vb soğuk yüzeylere temas etmemesi, buzdolabını temizlerken, hatta buzluktan donmuş bir yiyecek alırken eldiven giymesi söylenmelidir. Yaz aylarında klimalı ortamlar için yanında bir hırka bulundurması, vazokonstriksiyona neden olan doğum kontrol hapı, Beta adrenerjik blokörler gibi ilaçları almamaları hatırlatılmalıdır. Hastalara sigara kullanımından kaçınmaları söylenir. Hastalar güvenlik açısından dikkatli olmalı, örneğin kesici aletleri dikkatli kullanmalıdır. Derin Ven Trombozu Derin ven sisteminde özellikle kasık ve pelvik bölgede oluşan tromboz, genellikle yaşamı tehdit eden komplikasyonlara neden olur. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülür. Tromboz oluşumu genellikle venöz staz, hiperkoagülabilite ve venöz duvarın zedelenmesi sonucu gelişir. Belirti ve Bulgular: Alt ekstremitede tek taraflı ağrı, ödem kızarıklık, ısı artması,ekstremitede güçsüzlük ve uyuşma da olabilir.olay ilerledikçe konjesyon nedeniyle ödem ilerler. 146
151 Korunma: Risk altında olan bireylerin kilo vermesi, uygun egzersizler yapması, uzun süre aynı pozisyonda oturmaması, kontraseptif ilaç kullanmaması, sigara içmemesi, dehidrate olmaması, sık sık bacaklarını yukarı kaldırması gerekir. Tedavi- bakım: İlaçla tedavi- antikoagülan tedavi, antiinflamatuar ilaç tedavisi, yatak istirahati, bacak elevasyonu, ılık uygulama önemlidir. Varis Bedenin alt kısımlarında bulunan venlerdeki kapakların yetersizliği sonucu venlerin anormal derecede kıvrılması ve genişlemesi ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Yaşlılarda ve kadınlarda daha fazla görülür. Belirti ve Bulgular: ayakta kalınca varisli vende yanma, ağırlık, aşağı doğru çekme hissi, bacakta kaşıntı ve ödemdir. Varikoz vende inflamasyon varsa ısıda da artış olur. Tedavi ve Bakım 1. Konservatif Tedavi: Varis çorabı, en iyi elastik desteği sağlar. Varis çoraplarının tedavi edici etkileri yoktur, varis hastalığının ilerlemesine engel olurlar. Çorabın, etkin olabilmesi için, bireye uygun ölçülerde olması gerekir. Hasta, varis çorabını giyerken şu noktalara dikkat etmelidir: Yataktan kalkmadan önce, bir süre bacaklar kalp seviyesine getirilerek venler boşaltılmalı, Çorap el içinde toplanmalı, ayaklar yataktan sarkıtılmadan, bacaklar yukarı doğru sıvazlanarak çorap giyilmeli, Külotlu varis çorabı giyiliyorsa, çorap her iki bacakta diz eklemini geçtikten sonra ayağa kalkarak çorabın kalça kısmı yerleştirilmelidir. Gece yatmadan önce çorap çıkarılmalıdır. Ayrıca varisli hastalar uzun süre ayakta durmaktan kaçınmalı ve günde bir kaç kez bacak elevasyonu yapmalıdırlar. 2. Skleroterapi: Varisli venlere sklerozan madde enjekte edilir. Bu madde, venöz damar iç tabakasında hasar oluşturup aseptik tromboz yaparak venin iptalini sağlar. Estetik bir uygulama olup hastanın ağrı yakınmasını geçirmez. Enjeksiyon tamamlandıktan bir-iki dakika sonra hastaya varis çorabı giydirilerek yürütülür. Çorap, işlemden sonra altı hafta kadar giyilmelidir. Skleroterapi sonrası hastanın önerildiği şekilde yürüyüş aktivitelerine başlaması istenir. 3. Cerrahi Tedavi: Varikoz venin çıkarılmasıyla olur. Varisli venin cerrahi tedavisi için derin venlerin sağlam ve fonksiyonel olması gerekmektedir. Varis ameliyatı sonrası bakım: Tüm ekstremiteye elastik destek uygulamak, Bacağı hareketli tutmak ve egzersiz yaptırmak, Bacağı kalp seviyesinde tutmak önemlidir. Ameliyattan saat sonra hasta ayağa kaldırılır ve yürümesi desteklenir. Yattığı zamanlarda bacaklar elevasyona alınmalıdır. Hastanın, yürüme egzersizlerini ve elastik desteği (varis çorabı) ameliyattan sonra üç hafta sürdürmesi gerekir. Yaşlı bireylerde bu süre daha uzun tutulmalıdır. GÜNLÜK ALDIĞI ÇIKARDIĞI SIVI TAKİBİ Amaç: Hastanın 24 saat içinde aldığı ve çıkardığı sıvıların doğru ölçümünü yaparak olası komplikasyonları önlemek. 147
152 Temel İlkeler Aldığı çıkardığı sıvı takibi cc (ml) olarak kaydedilir. Hastanın her sabah vücut ağırlığı ölçümü yapılır; her gün aynı tartı aleti ile aynı kıyafetle, aynı saatte aç karnına ve hasta tuvalete gittikten sonra yapılır. Sıvıların arttırılması ve azaltılması hekim işbirliği ile yapılır. Aldığı sıvıların kaydı, çıkardığı sıvıların muhafazası için hasta ve refakatçi ile işbirliği sağlanır. Aldığı çıkardığı izlenimine başlarken işlemin nasıl yapılacağı hastaya açık bir şekilde anlatılmalıdır, çünkü işlemin yapılabilmesi hastayla işbirliğine bağlıdır. Bireye aldığı sıvı, yarı sıvı besinleri kendi ölçüleri ile kendine ait bir kağıda kaydetmesi söylenmelidir, böylece unutulma durumu ortadan kalkmış olur. Gündüz verilecek sıvı miktarı 1 gün önce çıkardığı +500 olarak hesaplanır. Parenteral sıvı tedavisi yapılan hastalarda 8 saatte bir şişe seviyesi tanılanarak kaydedilir. Çıkarılan sıvıların toplandığı kabın üzerine hasta adı soyadı, yatak numarası ve biriktirilen sıvının cinsi yazılır, kaybın hangi yolla olduğu açıkca belirtilmelidir. Oral kayıpların takibi bardak ve ölçme kabı ile yapılır. Alt bezi kullanan hastalarda boş bez tartılır, hasta idrarını yaptıktan sonra bez tartılır, aradaki fark; çıkardığı sıvı olarak kaydedilir. Yara sızıntı ve kanamalarda 24 saatlik ped sayısına göre değerlendirilir. Menstrüel kanamalarda her pedde ml kayıp olduğu kabul edilerek 24 saatlik ped sayısına göre takip yapılır. Sıklıkla kullanılan ölçeklerin ml olarak değerleri: Bir bardak sıvı: 200 ml Bir bardak süt: 200 ml Bir bardak yoğurt: 200 ml Bir kase çorba: 150 ml Bir yemek kaşığı: 15 ml 24 saatlik idrar toplanıyorsa sabah 08 de hastanın ilk idrarını tuvalete yaptırılır. Ertesi sabah son idrarını ölçü kabına olmak üzere 08 e kadar olan tüm idrarını toplanır. Sondası olan hastanın sızıntı yönünden takibi yapılmalıdır. Aldığı çıkardığı sıvı izlemine her 8-12 saatin sonunda aldığı çıkardığı sıvıların ara toplamı alınır. 24 saatin sonunda da genel toplam olarak hesaplanır. Elde edilen sonuçlar, bireyin aldığı-çıkardığı sıvı miktarının dengeli olup olmadığı yönünden değerlendirilir. Aldığı- Çıkardığı Sıvı Takibinin Yapıldığı Hastalıklar: Konjestif kalp yetmezliği Böbrek yetmeliği Yoğun sıvı tedavisi olan hastalar Ödemli hastalar Kemoterapi ve Böbreğe toksik etkisi olan ilaç kullanan hastalar Diüretik kullananlar Karaciğer sirozu, karaciğer hastalığı 148
153 Cerrahi operasyon geçiren hastalar Yüksek ateşli hastalar Oral beslenemeyenler (Koma, yutma güçlüğü v.s.) Diaresi ve kusması olan hastalar Yanık ve hormonal nedenler Beslenme bozuklukları Post op hasta: İlk 1 saatte 15 dakikada bir, ikinci 1 saatte ½ saatte bir, 3 ile4. saatlerde saat başı, stabil ise 4 saatte bir Akut Böbrek yetmezliği Diabetus insübütüs Uygunsuz ADH sendromu Böbrek transplantasyon sonrası İleri derecede yanıklar İleri derecede ishallerde Karaciğer sirozu Ödemli hastalar Kemoterapi ve böbreğe toksik etkisi olan ilaç kul. Divnetik kullananlar Konjestif Kalp Yetmezliği Yoğun sıvı tedavisi olan hastalar Yüksek ateş Oral beslenemeyen hastalar Beslenme bozuklukları olan hastalar saatte bir 24 saatte bir Aldığı sıvılara; Oral alınan tüm sıvılar IV sıvılar İrrigasyon sıvıları İrrigasyon sıvılardan arta kalan miktar (geri alınamayan miktar) Periton diyalizinden arta kalan sıvı Meyveler Yemek sıvıları dahil edilir. Çıkardığı Sıvılara İdrar Kusmuk Hematemez Melena Diare Mens Kanaması 149
154 Drene olan sıvı Mide aspirasyonu Parasentez Torasentez Terleme Ameliyat drenaj kaybı Periton diyalizinden fazla çıkan sıvı dahil edilir. Yetişkinlerde 24 saatte normal koşullarda alınan ve kaybedilen su miktarı Organizmaya alınan sıvı: gün/ml Yiyeceklerde (Endojen yol): 1000 Oksidasyonlarda (Endojen yol): 300 <<<< Toplam: 2500 Sıvılarla: 1200 Organizmadan çıkarılan sıvı: gün/ml Deri ile: 500 Akciğerlerle: 350 <<<< Toplam: 2500 Feçesle: 150 İdrar: 1500 Terlemeyi tam olarak ölçmek mümkün değildir. Terleme: Sadece yüzde terleme varsa (+) Giysilerini ıslatacak kadar terleme (++) Yatağı ıslatacak kadar terleme (+++) olarak değerlendirilir. Sıvı Bilançosu Dengede: Aldığı- çıkardığında ml fazla Pozitif bilanço: Aldığı> çıkardığı (böbrek yetmezliği) Negatif bilanço: Çıkardığı>aldığı (diüretik kullanımı) İnsanda Sıvı Kaybını Arttıran Faktörler Sıcak bir çevre Kusma Böbreklerin kusurlu çalışması Kan kaybı Ateş Yara akıntısı Ulusoy, F., Görgülü, S. (2000). Hemşirelik Esasları, Ankara. Vücut Suyunun Kaybı Sonucu Ortaya Çıkan Durumlar % 1 inin kaybı: susama hissi % 5 inin kaybı: halsizlik, nabızda artış, vücut ısısında artış %11-15inin kaybı: Delirium, sağırlık, böbrek yetmezliği tablosu %20den fazlasının kaybı: ağır dehitratasyon, deri buruşması, vücuttan terle karışık kan sızması, gözyaşı yerine kan gelmesi 150
155 İNKONTİNANSI OLAN HASTALARIN BAKIMI Üriner İnkontinans (İdrar kaçırma) Üriner inkontinans, sosyal ve hijyenik problemlere yol açan istem dışı idrar kaçırma olarak tanımlanmaktadır. Üriner inkontinans kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha fazla görülmektedir İdrar kaçırma sıklığı ilerleyen yaşla birlikte artmakta ve yaşlılarda sıklığı %50 lere ulaşmaktadır.yaşlanma ile birlikte tüm vücut sistemlerinde olduğu gibi idrar yollarında da bazı değişiklikler meydana gelir. İdrar yolu enfeksiyonu sıklığı artışı, idrar torbası kapasitesi azalması, leğen kemiği içindeki idrar torbası ve rahmi yerinde tutan destek dokularda zayıflama, prostat büyümesi vb nedenler idrar kaçırma riskini artırmaktadır. Üriner İnkontinans Risk Faktörleri Yaş ve cinsiyet Doğum travması Östrojen yetersizliği Irk Obezite ve kronik konstipasyon Bağ dokusu Sigara kullanımı Geçirilmiş pelvik cerrahi Radyoterapi Üriner sistem enfeksiyonu Nörolojik hastalıklar ve spinal kord yaralanmaları İnkontinans Tipleri ve Bulguları 1. Urge İnkontinans (Sıkışma tipi) En sık karşılaşılan tiptir. Aniden ortaya çıkan aşırı idrar torbası kasılmaları sonucu kişi idrarını tutamaz ve idrarını kaçırır. 2. Stres İnkontinans Stres inkontinansında hastanın öksürme, aksırma, örneğin spor aktivitesi ve ani pozisyon değişikliği gibi fiziksel çaba sırasında istemsiz idrar kaçırmasından şikayet etmesidir. 3. Bilinçsiz İnkontinans Semptom; urge veya stres ile birlikte olmayan istemsiz idrar kaybıdır. Bulgu; hastada stres veya urge olmadan idrar kaçağının gözlenmesidir. 4. Sürekli Sızıntı Hasta sürekli idrar kaçırmadan şikayetçidir. 5. Noktürnal Enürezis Noktürnal enürezisde hasta sadece uyku sırasında idrar kaçırmadan şikayetçidir. 6. İşeme Sonrası Damlama: Hasta işemeden sonra gelişen damlamayla idrar kaçağından şikayetçidir. 7. Taşma İnkontinansı: Mesane idrarla doludur ve idrarı boşaltma görevini yerine getiremez. Hastalar sık aralıklarla idrar çıkma ihtiyacı hissederler. Erkeklerde görülen en sık sebep, prostat büyümesidir. İdrar yapmada zorlanma ve idrar sonrası damla damla idrar gelmesi düşündürebilir. 151
156 Üriner İnkontinanslı Hastanın Tedavisi ve Bakımı Üriner inkontinanslı (Üİ) hastaların bakım ve tedavisindeki amaç; kişilerin tekrar idrar tutabilir hale gelmesini (kontinansı) sağlamaktır. Kontinansı sağlamada kullanılan tedaviler; cerrahi tedavi, ilaç tedavisi ve davranışsal tedavidir. Hastayla birlikte tüm tedavi seçenekleri, riskleri ve muhtemel sonuçları detaylı bir şekilde tartışılmalı ve buna göre seçim yapması sağlanmalıdır. Neden Davranışsal Tedavi? Basit olması Kolay uygulanabilmesi En az girişimsel olması Daha güvenilir olması Yan etkilerinin olmaması Davranışsal Tedavi Yöntemleri Pelvik Taban Kas Egzersizleri Biofeedback Mesane Eğitimi Tuvalete Gitme Programı Oluşturma Yaşam Tarzı Değişikliği Diyet Pelvik Taban Kas Egzersizleri Pelvik taban kaslarını güçlendirmek ve böylece üretral sfinkter fonksiyonunu iyileştirmek için tanımlanmıştır. Uygulama Egzersiz yapılırken bacaklar dizden bükülü olmalıdır. Kas 10 saniye kasılıp, 10 saniye dinlendirilmelidir. Zayıf kasları olan hastalarda daha uzun süreli dinlenme süresi gerekir. Kasılma esnasında asla nefes tutulmamalı. Gluteal bölge, abdominal ve uyluk kasları kasılmamalıdır. Egzersize günde 3 tekrarla başlanır. Ulaşılmak istenen günde 10 defa yapılan 10 kasılmadır. Doğru kas kasılmaya öğrenildiğinde egzersiz her pozisyonda yapılabilir. Egzersiz programı ömür boyu devam eder. Biofeedback Yöntemi Biofeedback yöntemi; fizyolojik olayların bir ekran ve ses düzeni aracılıgı ile görsel ve isitsel sinyaller halinde yansıtılmasıdır. Biofeedback hastaların pelvik taban kaslarını nasıl kasmalarının ögretilmesinde kullanılmaktadır. Uygulama Tedavi süresi dakikadır. Haftada 3 seanstan toplam 6-8 hafta uygulanır. Kas 10 saniye kasılıp, 20 saniye dinlendirilir. Genellikle seans arası istenen sonuçlar elde edilir. Program egzersiz ile devam ettirilir. 152
157 Mesane Eğitimi Mesane eğitimi haftalık artan sürelerle, sadece belirli zamanlarda idrar yapmanın öğretildiği formal bir programdır. Mesane eğitimi sırasında Hastalardan belirlenen tuvalete gitme programına mümkün olduğu kadar uymaları Programlanmış tuvalete gitme zamanından önce idrar yapma ihtiyacı duyarlarsa, idrara gitmeyi geciktirmek için çaba göstermeleri. Bunu için önerilen teknikler: İlgilerini başka yöne çekme Rahatlama teknikleri kullanma Derin solunum yaparak gevşeme Tuvalete gitme saatleri geldiğinde idrar yapma ihtiyacı duymasalar bile tuvalete gitmeleri ve idrar torbalarını boşaltmayı denemeleri. İdrar torbasındaki idrar miktarının önemli olmadığı, önemli olanın onu zamanında boşaltmak olduğu Her idrar yapmalarını üriner günlüğe kaydetmeleri ve her hafta günlüklerinin inceleneceği İdrar yapma aralarında başarılı olduklarında sürelerin kademeli olarak artırılacağı ve bunun normal tuvalete gitme (3-4 saat) programına ulaşıncaya kadar sürdürebileceği Mesane eğitimi programında hastalar öngörülen programa mümkün olduğu kadar uymaları konusunda cesaretlendirilmelidir Hastanın çabasına yardımcı olmak için kişi desteklenmeli, programı olumlu yürütmede başarılı olmasa bile yaptıkları arasında olumlu söylenebilecek bir şeyler bulunmalı ve teşvik edilmelidir Tuvalete Gitme Programı Oluşturma Rutin olarak ya da programlanan tuvalete gitme, genellikle kendi bağımsız tuvalete gidemeyenlere bakım veren kişilerin uyguladığı, belirli zamanlarda tuvalete gitmeyi sağlayan bir tekniktir. Hastanın idrar kaçırma olayından önce idrarını yapmasını sağlayarak hastayı kuru tutmak amaçlanır 2-4 saatte bir tuvalete gitmesi veya sürgü verilmesi önerilir. Bu hastanın düzenli bir işeme programı oluşturmasını sağlar. Yaşlı, yatalak ya da Alzheimer lı hastalarda, refleks ve taşma tipi idrar kaçırmada yararlıdır. Yaşam Tarzı Değişikliği Kilo verme/düzenli egzersiz Yüksek lifli posa bırakan yiyecekler Yeterli sıvı alımı (1500ml) Aşırı sıvı alımının azaltılması Yetersiz sıvı alımının artırılması (idrar yoğunluğu mesaneyi tahriş edebilir) Noktüri nedeniyle akşam dan sonra sıvı alımının kısıtlanması Sigaranın bırakılması Nikotin detrusor kasını tahriş etmekte Kronik akciğer hastalıklarını tetiklemekte Düzenli idrara çıkma alışkanlığı Kahve, çay, çikolata, alkol ve asit oranı yüksek olan gıdaların azaltılması 153
158 Ağır kaldırma ve zorlama gerektiren hareketlerden kaçınılması İdrar kaçırma yarattığı fiziksel rahatsızlığın yanında istenmeyen sosyal, psikolojik, ekonomik etkileri olan, çok boyutlu ve karmaşık bir problemdir. Bu çok boyutlu problemin bakım ve tedavisi, yaşamı olumsuz etkileyen tüm yönlerinin dikkate alındığı hassas, kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşımı, aynı zamanda bir ekip çalışmasını gerektirmektedir. Diyet Üriner inkontinansın konservatif tedavisinde diyet alışkanlığının düzenlenmesi önemlidir. Üriner inkontinanslı kadınların mesane günlüklerine bakılarak diyet alışkanlığında düzenlemeler yapılabilmektedir. Diyet menüsünde kafeinli yiyecek ve içeceklerin kısıtlanması sağlanmalıdır. Kafeinli başlıca yiyecek ve içecekler; kola, kahve, çay, alkol ve çikolatadır. Bu yiyecekler ve içecekler diürezisi artırmakdır. Özellik stres üriner inkontinansın gelişiminde kronik konstipasyon önemli bir risk faktörüdür. Bu nedenle konstipasyonu önlemek amacıyla lifli gıdaların alınması ve sıvı alımının artırılması gerekmektedir. Yatağa Bağımlı İnkontinanslı Hastanın İzlem ve Bakımı Hastanın bilinç durumu açık ise; İnkontinans sıklığını gözlemek ve kaydetmek. Yapılan gözleme göre hastaya gereken sıklıkta sürgü /ördek vermek. Bu işlem sırasında mahremiyetine özen göstermek. Hasta yatağına idrar emici yatak bezlerinden koyarak yatağın ıslanmasını engellemek. Sıvı alımı gündüz arttırarak gece kısıtlamak. Aldığı-çıkardığı sıvı takibi yapmak. İnfeksiyon ve tahrişi engellemek için hastaya sık aralıklarla perine bakımı vermek. Erkek yaşlıya prezervatif sonda takmak. Eğitim (mesane eğitim programları -kegel egzersizleri vs. geliştirmek) Danışmanlık Hastanın bilinç durumu kapalı ise; İşlemler sırasında hasta mahremiyetine özen gösterilir. Aldığı ve çıkardığı sıvı izlenir. Hastanın kullandığı alt bağlama bezleri ıslanma durumuna bağlı olarak değiştirilir. Düzenli olarak perine bakımı verilir. Hasta yatağına idrar emici bezlerden koyarak yatağın ıslanması engellenir. Sıvı alımı aldığı-çıkardığı takibine göre düzenlenir. İdrar yolu enfeksiyonu açısından hastanın bulgu izlemi yapılır. Bilinç durumu açık yatağa bağımlı inkontinansı olan hasta bakımı girişimleri nelerdir? 154
159 AĞRISI OLAN VE YATAĞA BAĞIMLI HASTADA YAKLAŞIM Ağrı Nedir? Ağrı, vücudun belli bir bölgesinden kaynaklanan, doku harabiyetine bağlı olan veya olmayan, kişinin geçmişteki deneyimleriyle de ilgili, hoş olmayan emosyonel bir duyumdur, davranış şeklidir. Ağrıyı tanımlayabilmek için basit gruplara ayırmak mantıklı bir yaklaşım gibi görünmektedir: Deneysel Ağrı: Bilinçli yapılan bir iğne batırılması, deriyi sıkıştırmak veya diş pulpa testi en basit ağrı deneyimi olarak görülen deneysel ağrıya örnek verilebilir. Çok kısa süreli olduğundan ve hastanın isteği ile durdurulabildiğinden bu tip ağrı duygusal tepkilere neden olmaz. Ancak hastadaki uyaranı kontrol etme yetisi elinden alınırsa, kişi anksiyete ve psikolojik tepkilerle yanıt verebilir.buna en güzel örnek gıdıklamadır.kişi kendisini gıdıklayamaz ancak başka birinin müdahalesine tepki verir. Akut Patolojik Ağrı: Hasarlı bir diş veya kırık bir bacak akut patolojik ağrı doğurur. Bu tip ağrıda anksiyete, sözsel şikayet veya fiziksel hareket gibi psikolojik ve davranışsal tepkiler görülmesi yaygındır. Bu tepkilerin nedeni ağrının bir fonksiyon bozukluğunu işaret etmesi ve ağrı her ne kadar kendini sınırlasa da hastanın ağrıyı kendi isteğiyle dindirememesinden kaynaklanır. Bununla beraber günümüzdeki tıbbi, cerrahi veya dental tedaviler genellikle rahatlama sağlar, ağrı beraberindeki psikolojik ve davranışsal tepkilerle beraber ortadan kalkar. Kronik Benign Ağrı: Diğer ağrı tiplerinden çok daha karmaşık fiziksel ve pikolojik bir problem olan kronik ağrı, birkaç ayla birkaç yıl arasında süren, hayatı tehdit eden etiyolojisi bulunmayan ve vücudun herhangi bir yerinde lokalize olabilen ağrılardır. Genellikle ağrıya neden olan faktör bellidir ve ağrı kendini sınırlamaz. Genellikle ağrı şiddeti zamanla artar. Kronik ağrının görünen herhangi bir amacı veya fonksiyonu yoktur, orjinal sebepten uzun süre sonraya kadar devam edebilir ve hem hasta hem de doktor için ağrıyı ortadan kaldırmak güçtür. Ağrı doku harabiyetini bildirmek ve kişiyi ağrı uyaranına karşı bir reaksiyon göstermeye sevk etmektir. Esas olarak ağrı vücut için koruyucu bir mekanizmadır. Herhangi bir doku hasarlandığı zaman ortaya çıkar ve kişiyi ağrı uyaranına karşı bir reaksiyon gösteremeye sevk eder. Ağrı Eşiği Kişinin tanımlayabileceği en hafif ağrı düzeyine ağrı eşiği denir. Ağrı eşiği kişiden kişiye değişebildiği gibi, aynı kişide zaman içinde de değişiklik gösterebilir. Psikolojik durum, kültürel farklılıklar, dini inanç, yorgunluk, ağrı hafızası, fiziki ortam ağrıya karşı oluşan reaksiyonu, tepkileri ve ağrının şiddetini etkiler. Ağrı eşiğini azaltan nedenler arasında; uykusuzluk, yorgunluk, anksiyete, korku, üzüntü, çaresizlik, depresyon, öfke, rahatsız edici bir ortamda bulunma, iş ve prestij kaybı, ailevi kaygılar, tedirginlik ve stres sayılabilir. Ruhsal durumun iyi olması veya düzelmesi, yeterli uyku, dinlenme, anlayış, dışa dönük kişilik, gevşeme ise ağrı eşiğini artıran nedenlerdir. Ağrının Sistemler Üzerine Etkisi Ağrı eşiğini azaltan nedenler nelerdir? Ağrının geçirilemediği durumlarda aşağıda belirtildiği gibi birçok komplikasyon ortaya çıkabilmektedir. Pulmoner fonksiyonların postoperatif dönemde gerilemesi cerrahi insizyon yerinin diyafragmaya olan yakınlığı ile doğrudan orantılıdır. Bu nedenle özellikle batın ve toraksa uygulanan cerrahi girişimlerden sonra ağrı, derin soluk alma ve öksürüğü kısıtlamakta, buna bağlı olarak da hipoksi, atelektazi, pnömoni ve diğer akciğer enfeksiyonlarına zemin hazırlamaktadır. Ağrısı olan hastanın akciğerlerinin vital kapasitesi azalır. 155
160 Ağrıya karşı olan nöroendokrin yanıt sonucu kalbin iş yükü ve miyokardın oksijen tüketimi artar. Oksijen tüketimindeki artış koroner arter ve kapak hastalığı olanlara iskemiye, akut kalp yetmezliğine ve miyokard infarktüsüne yol açabilir. Ağrının oluşturduğu stres ve sempatik aktivite sonucu endokrin sistemde glikoz dengesinde bozukluklar, negatif nitrojen dengesi ortaya çıkmaktadır. Şiddetli ağrı, hastanın hareket etmesini engelleyerek venöz dönüşte azalmaya ve tromboembolik komplikasyonlara neden olmaktadır. Ağrısı olan hastada anksiyete oluşur. Anksiyete ise kas tonusünü arttırır. Artan kas tonusu ile kaslarda oksijen tüketimi fazlalaşır ve laktik asit üretimi artar, laktik asit birikimine bağlı kaslarda kramplar oluşabilir. Ağrıya yanıt olarak gelişen sempatik aktivasyondaki artış sonucunda sfinkter tonusunda artma olur. Bunun sonucunda üriner retansiyon görülür. Organlardan ve somatik yapılardan kaynaklanan ağrılı uyaranlar bulantı ve kusmaya neden olur. Sempatik aktivasyonun artışı ile intestinal sekresyonda ve sfinkter tonusunda artma, düz kas tonusunda azalma olur. Bunun sonucu gastrik staz ya da paralitik ileus gelişebilir. Ağrılı Hastanın Değerlendirilmesi Ağrısı olan hastaların değerlendirilmesinde önemli noktalar anamnez ve fizik muayenedir. Bunları desteklemek için bazı tanı testleri istenebilir. Hastaların sikayeti, hikayesi, ağrının dağılımı ve niteliği, ağrıyı arttıran ve azaltan faktörler, kullandığı tedavi, kantitatif ölçümler, benzer bulguların daha önce yasanıp yasanmadığı, daha önce uygulanmış tedaviler, travma / cerrahi varlığı, genel sağlık hikayesi, sistemlerin değerlendirilmesi, her sistemde ağrı sorgulaması, geçmiş genel sağlık hikayesi, sigara, alkol, ilaç kullanımı, aile hikayesi, ailede benzer ağrı veya maluliyet şikayeti olanlar, iş ve sosyal hikaye, medeni durumu, eğitimi, meslek ve işvereni, maddi durumu, sosyal ortamlara katılım, ağrının sosyal yaşamı etkileme düzeyi değerlendirilerek gerekli tanısal ve terapötik yaklaşımlarda bulunulur. Ağrının Ölçülmesi Ağrı ölçümleri için bir sınıflama Doğrudan Ölçüm ve Dolaylı Ölçüm şeklinde yapılan sınıflamadır. Doğrudan ölçümler ağrının doğasını ortaya koymaya yöneliktirler. Dolaylı ölçümler ise ağrının yaşam kalitesine etkisini ölçerler. Ağrı ölçümleri için diğer bir sınıflama ise Tek Boyutlu Ölçüm ve Çok Boyutlu Ölçüm seklinde sınıflamadır. Tek boyutlu skalalara Örnek: LANSS Skalası (LANSS - Leeds Assessment of Neuropathic Symptoms and Signs), Vizüel Analog Skala (VAS - Visual Analog Scale), Sayısal Değerlendirme Skalası (NRS - Numerical Rating Scale), Sözel Değerlendirme Skalası (VRS - Verbal Rating Scale) sayılabilir. Çok boyutlu skalalara örnek: McGill Ağrı Anketi (MPQ - McGill Pain Questionnaire), Yasam Kalitesi Değerlendirmesi (Quality of Life Assessment) ve Hasta Günlüğüdür. Ölçek, 100 mm boyunda bir yatay çizgiden ibarettir. Çizginin sol ucunda Ağrı yok veya Ağrı tümüyle geçti ibaresi yer alırken sağ ucunda ise Dayanılmaz ağrı veya Ağrıda hiç azalma yok ibaresi yer alır. Hastaya çizgi üzerinde, kendi ağrısını doğru sekilde yansıtacak bir noktayı işaretlemesi söylenir. Hastanın işaretinin sol uca uzaklığı ölçülür. Genellikle milimetre olarak ölçülen bu uzaklık puan olarak bildirilir. Çocuk, yaşlı ve güç iletişim kurulan hasta populasyonu için geliştirilmiş farklı ağrı ölçüm skalaları bulunmaktadır. Altı yaşından küçük çocuklar için geliştirilmiş yüz resimli skalalar (Wong-Baker ağrı skalası) kullanılmaktadır. 156
161 Ağrılı Hastada Fizik Muayene Ağrılı hasta değerlendirilirken genel fizik muayene, vital bulgular, genel görünüş, yürüyüş, nörolojik muayene, kas iskelet sistemi, eklem hareket açıklığı (ROM: Range of Motion) bakılır. Çesitli ağrı tiplerine göre özel muayene teknikleri de uygulanır. Ağrı Tedavisi Ağrı tedavisinde esas olarak farmakolojik tedavi ile %75-85 hastada fayda sağlar. Farmakolojik tedaviyle yanıt alınamayan hastalarda ise non farmakolojik tedaviler uygulanır. Bunlardan invazif olmayan yöntemlere masaj, hipnoz örnek verilebilir. Tüm bunlara cevap vermeyen ağrıda genellikle skopi cihazı eşliğinde ameliyathane şartlarında uygulanan invazif teknikler uygulanır. Analjezik Kullanım İlkeleri Analjezikler, akut ve kronik ağrı sendromlarında, ağrının semptomatik kontrolünü sağlamak için kullanılan ilaç grubudur. Analjezikler ile semptomatik ağrı tedavisinde hedef, istirahatte ağrısızlık, ağrı ile bölünmeyen gece uykusu, ayakta ve hareketle ağrısızlıktır. 157
162 Özet Bası yarası belli bir deri alanının aralıksız ve uzun süre süren bası sonucu meydana gelen iskemi, hücre ölümü ve doku nekrozudur. Bası yaralarının oluşmasında basınç noktaları, sürtünme ve makalma kuvvetleri, yaş, ısı artışı, ödem, anemi, enfeksiyon, idrar-dışkı tutamama, enfeksiyon, beslenme, psikolojik faktörler gibi etmenler etkilidir. Bası yaralarının önlenmesinde riskin değerlendirilmesi, hasta ve ailenin eğitimi, pozisyon değişimi, deri bütünlüğünün korunması, yatak bakımı, beslenmenin düzenlenmesi gibi önlemler alınmalıdır. Solunum sistemi üst ve alt solunum yollarından oluşur. Üst hava yolları (ağız, burun, yutak, gırtlak) havayı ısıtır, nemlendirir ve filtre eder; alt hava yolları (akciğerler) gaz alışverişini gerçekleştirir. Solunumsal desteğin sağlanması için aerosal tedavi, akciğerlerin genişlemesine yardımcı olan yöntemler, öksürüğün arttırılması ve oksijen tedavisi uygulanmaktadır. Dolaşım sisteminin; sindirim sisteminde emilen maddeleri,oksijeni,karbondioksiti ve diğer metabolik atıkları taşıma görevi olduğu gibi, vücut ısısının kontrolü ve mikroorganizmalara karşı da savunma görevi vardır. Dolaşım sisteminde meydana gelen damar yapılarındaki değişiklikler, oksijen eksikliği, lenf ve venlerde staz nedeniyle sıvı ve atık ürünlerin birikimine bağlı dokularda hasar oluşmasına bağlı kanın damarlarda akışının etkilenmesi sonucunda periferal damar hastalıkları ortaya çıkar. Yürümekle ve egzersiz sonrası baldırda oluşan ve 1-2 dakika dinlenmekle geçen şiddetli kas ağrıları, dinlenme ağrısı, ekstremitelerde soğukluk ve solukluk, ekstremitelerin morumsı kırmızı renk alması, siyanoz, ekstremite cildinde ve tırnaklarda kuruluk, pullanma, kalınlaşma, kıllarda dökülme, bacak ülserleri, gangren gibi belirtiler bu hastalıkların ortak belirtilerindendir. Aldığı-çıkardığı sıvı takibinde amaç hastanın 24 saat içinde aldığı ve çıkardığı sıvıların doğru ölçümünü yaparak olası komplikasyonları önlemektir. Aldığı çıkardığı sıvı takibi cc (ml) olarak kaydedilir. Hastanın her sabah vücut ağırlığı ölçümü yapılır; her gün aynı tartı aleti ile aynı kıyafetle, aynı saatte aç karnına ve hasta tuvalete gittikten sonra yapılır. Aldığı çıkardığı izlenimine başlarken işlemin nasıl yapılacağı hastaya açık bir şekilde anlatılmalıdır, çünkü işlemin yapılabilmesi hastayla işbirliğine bağlıdır. Bireye aldığı sıvı, yarı sıvı besinleri kendi ölçüleri ile kendine ait bir kağıda kaydetmesi söylenmelidir, böylece unutulma durumu ortadan kalkmış olur. Üriner inkontinans, sosyal ve hijyenik problemlere yol açan istem dışı idrar kaçırma olarak tanımlanmaktadır. Üriner inkontinanslı (Üİ) hastaların bakım ve tedavisindeki amaç; kişilerin tekrar idrar tutabilir hale gelmesini (kontinansı) sağlamaktır. Kontinansı sağlamada kullanılan tedaviler; cerrahi tedavi, ilaç tedavisi ve davranışsal tedavidir. Üriner inkontinansta davranışsal tedavi yöntemleri pelvik taban kas egzersizleri, biofeedback, mesane eğitimi, tuvalete gitme programı oluşturma, yaşam tarzı değişikliği, diyettir. Ağrı, vücudun belli bir bölgesinden kaynaklanan, doku harabiyetine bağlı olan veya olmayan, kişinin geçmişteki deneyimleriyle de ilgili, hoş olmayan emosyonel bir duyumdur, davranış şeklidir. Kişinin tanımlayabileceği en hafif ağrı düzeyine ağrı eşiği denir. Ağrı eşiği kişiden kişiye değişebildiği gibi, aynı kişide zaman içinde de değişiklik gösterebilir. Ağrı ölçümleri için bir sınıflama Doğrudan Ölçüm ve Dolaylı Ölçüm şeklinde yapılan sınıflamadır. Doğrudan ölçümler ağrının doğasını ortaya koymaya yöneliktirler. Dolaylı ölçümler ise ağrının yaşam kalitesine etkisini ölçerler. Ağrı tedavisinde esas olarak farmakolojik tedavi ile %75-85 hastada fayda sağlar. Farmakolojik tedaviyle yanıt alınamayan hastalarda ise non farmakolojik tedaviler uygulanır. Bunlardan invazif olmayan yöntemlere masaj, hipnoz örnek verilebilir. 158
163 Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıda bası yaralarının oluşmasında rol oynayan risk faktörleri verilmiştir, farklı olanı işaretleyiniz. a. Hareketsizlik b. Yaş c. Beslenme d. Enfeksiyon e. Sıcaklık 2. Aşağıdaki ifadelerden yanlış olanı işaretleyiniz. a. Hareket etme ve duyusal algılama problemi olmayan sağlıklı kişiler pozisyon değiştirerek basıncı başka noktalara kaydırabilirler. b. Yüzüstü yatış pozisyonunda omuzlar, ayakların ön yüzü basınç altında kalan bölgelerdendir. c. Bası yarasının gelişmesinin önlenmesinde eğitimin önemli bir yeri vardır. d. Nem, maserasyon, doku yıkımı, deride yüzey gerilimini azaltırlar. e. Stres durumunda kortizon salınımı artar. 3. Aşağıdaki uygulamalarından hangisi yatağa bağımlı ve hareketsiz bir hastada basınca bağlı yara riskini azaltmak için alınan önlemlerden biridir? a. Hastanın pozisyonunu sık aralıklarla değiştirmek b. Yatak takımlarını kuru tutmak c. Hastanın iyi beslenmesini sağlamak d. Yatak başını en fazla 30 derece yükseltmek e. Hepsi 4. Aşağıdaki iafedelerden hangisi yaşa bağlı bası yarası oluşma risk faktörlerinden değildir? a. Yara akıntısı b. Deri turgorunda bozulma c. Kollajen rejenerasyonu d. Serum albumin düzeyinde azalma e. Yağ dokusunun azalması 5. Aşağıdakilerden hangisi solunum yollarının özel tedavi ve bakım yöntemlerinden değildir? a. Aerosol tedavi b. Solunum egzersizleri, diyafragmatik solunum c. Postüral drenaj d. Oksijen tedavisi e. Sigaranın bırakılması 6. Astım ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? a. Öksürük, dispne ve hırıltılı solunum en sık görülen semptomlardır. b. Tedavide en önemli yararlı yaklaşım eliminasyondur. c. Pulmoner ödem astımın risk faktörlerindendir. d. Astımda bronşiollerin düz kasında spazm oluşur. e. Astımda altta yatan olay hava yollarındaki kronik bir enflamasyondur. 7. Aşağıdaki ifadelerden doğru olanı işaretleyiniz. a. Üst hava yolları (ağız, burun, yutak, gırtlak) gaz alışverişini gerçekleştirir. b. Perfüzyon doku solunumudur. c. Solunum ventilasyon, difüzyon ve perfüzyon aşamalarından oluşur. d. Takipne solunum sayısının dakikada 10 un altında olmasıdır. e. Ekspirasyon havanın akciğerlere girmesidir. 8. Aşağıdaki ifadelerden yanlış olanı işaretleyiniz. a. Davranış değişikliği, konsantrasyon ve oryantasyon bozukluğu, baş dönmesi, bilinçte bozulma hipoksinin belirtilerindendir. b. Takipne solunum sayısının dakikada 24 ten fazla olmasıdır. c. Ritmik solunum düzenli ve kesintisiz solunum şeklidir. d. Apne, yerel veya genel olarak oksijenin tamamen yokluğudur. e. Kusmaul solunum diyabetik ketoasidozda görülen bir solunum şeklidir. 159
164 9. Aşağıdaki hastalıklardan hangisi Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalıkları (KOAH) içerisinde yer alır? a. Amfizem b. Atelektazi c. Pnömoni d. ARDS e. Pulmoner ödem 10. Aşağıda verilenlerden hangisi derin ven trombozunun tedavi ve bakım uygulamalarından değildir? a. Antikoagülan tedavi b. Cerrahi tedavi c. Yatak istirahati, d. Bacak elevasyonu, e. Ilık uygulama Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. e Yanıtınız yanlış ise Risk Faktörleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. d Yanıtınız yanlış ise Risk Faktörleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. e Yanıtınız yanlış ise Yatak Bakımı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. a Yanıtınız yanlış ise Yaş başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. e Yanıtınız yanlış ise Solunum Yollarının Özel Tedavi ve Bakım Yöntemleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. c Yanıtınız yanlış ise Astım başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. c Yanıtınız yanlış ise Solunum Özellikleri ve Tipleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. d Yanıtınız yanlış ise Solunum Özellikleri ve Tipleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. a Yanıtınız yanlış ise KOAH başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. b Yanıtınız yanlış ise Vasküler Hastalıklar Derin Ven Trombozu başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 1. Riskin değerlendirilmesi 2. Eğitim 3. Pozisyon değişimi 4. Deri bütünlüğünün korunması 5. Yatak bakımı 6. Beslenme Sıra Sizde 2 Burun kanadı solunumu Göz kapaklarının retraksiyonu Aksesuar kasların kullanımı Trakea çekilmesi İnterkostal çekilme Torakoabdominalparadoksal solunum Terleme Şuur değişiklikleridir Sıra Sizde 3 İnkontinans sıklığını gözlemek ve kaydetmek. Yapılan gözleme göre hastaya gereken sıklıkta sürgü /ördek vermek. Bu işlem sırasında mahremiyetine özen göstermek. Hasta yatağına idrar emici yatak bezlerinden koyarak yatağın ıslanmasını engellemek. Sıvı alımı gündüz arttırarak gece kısıtlamak. Aldığı-çıkardığı sıvı takibi yapmak. İnfeksiyon ve tahrişi engellemek için hastaya sık aralıklarla perine bakımı vermek. Erkek yaşlıya prezervatif sonda takmak. Eğitim (mesane eğitim programları -kegel egzersizleri vs. geliştirmek) Danışmanlık Sıra Sizde 4 Ağrı eşiğini azaltan nedenler arasında; uykusuzluk, yorgunluk, anksiyete, korku, üzüntü, çaresizlik, depresyon, öfke, rahatsız edici bir ortamda bulunma, iş ve prestij kaybı, ailevi kaygılar, tedirginlik ve stres sayılabilir. 160
165 Yararlanılan Kaynaklar Kutlu A, Dıramalı A, Temiz C, Onur E, Miskioğlu M. Yatağa Bağımlı Hastalarda Egzersizin Kan Değerleri ve Yaşam Bulguları Üzerine Etkisi, Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu Dergisi 27 (1): 25-36, 2011 Erdost Ş, Çetinkale O. Yara Bakımı Ve Tedavısı, İ.Ü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri Sempozyum Dizisi No:67, Ökdemir P, Bası Yaralarından Korunma ve Hemşirelik Bakımı, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri Yara Bakımı ve Tedavisi, Sempozyum Dizisi No: 67, s , Tel H, Özden D, Güneş Çetin P. Yatağa Bağımlı Hastalarda Basınç Yarası Gelişme Riski ve Uyguladıkları Önleyici Bakım, Hemşirelikte Araştırrma ve Geliştirme Dergisi (1) 2: Arslantaş K, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Tıpta Uzmanlık Tezi, İskemik Yara Tedavisinde Eritropoetinin Etkinliği, İstanbul, Özdinçler A, İnal S, Zengin A, Tekeoğlu A. Bası Yaraları ve Önleme Yolları, Özürlüler Vakfı, Bozbaş G, Gürer G. Bası Yaralarında Güncel Tedavi Yaklaşımları, Sakarya, , Akdemir, N., Birol, L. (2004). İç Hastalıkları ve Hemşirelik Bakımı.Ankara: Sistem Ofset. Aksoy, G., Kanan, N., Akyolcu, N. (2012). Cerrahi Hemşireliği. Nobel Tıp Kitabevleri. Erdil, F., Elbaş, Ö, N. (2001). Cerrahi Hastalıklar Hemşireliği. Ankara: Aydoğdu Ofset. Ovayolu, N., Ovayolu, Ö., Ateş, Ç. (2008). Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, 3(9), s: Sabuncu, N., Alpar, Ş., Özdilli, K., Batmaz, M., Bahçecik, N., İlhan, S., Özhan, F., Dursun, S. (2009). Hemşirelik Bakımında İlke ve Uygulamalar. Ankara: Alter Yayıncılık. limdallari/gogus_hastaliklari/4-donem/solunumyetmezligi.pdf Ovayolu N, Ovayolu Ö. "Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı ve Hemşirelik Bakımı", Fırat Saglık Hizmetleri Dergisi, Cilt: 3, Sayı:9 (2008). Akdemir, N., Birol, L. (2004). İç Hastalıkları ve Hemşirelik Bakımı Kitabı: Ankara. Erdil, F., Elbaş, Ö. N. (2001). Cerrrahi Hastalıkları Hemşireliği Kitabı: Ankara. Yıldırım A., Hemşirelik Bakım Protokolleri El Kitabı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hemşirelik Hizmetleri Müdürlüğü, İstanbul Ulusoy, F., Görgülü, S. Hemşirelik Esasları Kitabı. Demirci N, Coşar F. Üriner inkontinans tedavisinde davranışsal tedavi yöntemleri, S.D.Ü. Tıp Fak. Derg. 16(3): 35-40, Kara C, Reşorlu B, Oğuz U, Ali Ünsal Üroloji ve Kadın Doğum Doktorlarının Kadın Hastalarda Üriner Inkontinansa Yaklaşımları, 62(1), Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası 2009 Sarıcı D, Üriner İnkontinans Tedavisinde Pelvik Taban Egzersizleri Nöromodülasyon- Biofeedback İçin Evde Egzersiz Eğitim Uygulaması Kısa Dönem Sonuçları, Uzmanlık Tezi, İstanbul, Polat M. Stres Üriner İnkontinans ve Miks İnkontinansı Olan Kadınlarda Fonksiyonel Elektrik Stimülasyonun Tek Başına Ve Biofeedback İle Birlikte Kullanılmasının Etkinliği, Uzmanlık Tezi, İstanbul, Günay T. Pelvik Organ Prolapsusuna Eşlik Eden Gizli Stres İnkontinans Olgularında Profilaktik Antiinkontinans Cerrahisinin Etkinliği, Uzmanlık Tezi, İstanbul, Kaplan S, Demirci N. Üriner İnkontinansta Konservatif Tedavi Metotları, Fırat Saglık Hizmetleri Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 13 (2010). Demirbaş S. Pelvik Prolapsus, Kolon Rektum Hast Derg; 22:1-9, Ankara, Coşkun A., Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği El Kitabı, Koç Üniversitesi Yayınları, 2012 Çöçelli L, Bacaksız D, Ovayolu N. Ağrı Tedavisinde Hemşirenin Rolü, Gaziantep Tıp Dergisi, 2008, 14: Sütekin E, Çeneler ve Yüz Bölgesi Ağrıları, Bitirme Tezi, Şahin Ş, Ağrı ve Cinsiyet, Ağrı, 16:2,2004. Güleç G, Güleç S. Ağrı ve Ağrı Davranışı, Ağrı 18:4, Ketenci A, Ağrı Kontrolünde Konservatif Tedavi Yöntemleri, Ankem Dergisi 16:3, ,
166 8 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Rehabilitasyon, bozukluk, özürlülük, engellilik ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi kavramlarını tanımlayabilecek, Rehabilitasyonun ve özürlülük haklarının tarihsel gelişimini sıralayabilecek, Dünya ve Türkiye de özürlülük oranlarını, özür türlerini ve nedenlerini açıklayabilecek, Rehabilitasyonun temel ilkelerini belirleyebilecek, Tıbbi, mesleki, psikososyal ve toplum temelli rehabilitasyon uygulamalarının önemini ve kapsamını ifade edebilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Rehabilitasyon Bozukluk Özürlülük Engellilik Tıbbi Rehabilitasyon Psikososyal Rehabilitasyon Mesleki Rehabilitasyon Toplum Temelli Rehabilitasyon İçindekiler Giriş Tanımlar Özürlülüğün Nedenleri Özür Türleri Özürlerin Nedenlerine Göre Sınıflandırılması Dünyada ve Türkiye de Özürlülük Oranları Rehabilitasyonun ve Özürlülük Haklarinin Tarihsel Gelişimi Rehabilitasyon Tıbbi Rehabilitasyon Psikososyal Rehabilitasyon Mesleki Rehabilitasyon Toplum Temelli Rehabilitasyon 162
167 Rehabilitasyon GİRİŞ Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ne göre, sağlık; yalnızca hastalık ya da bedensel güçsüzlüğün olmayışı değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan tam bir iyilik halinin olmasıdır. Hastalık ise bulgularla ortaya çıkan patolojik bir durumdur. İnsanlığın temel amacı toplumdaki her bireyin mümkün olduğu kadar en iyi düzeyde sağlıklı bir yaşam sürdürmesini sağlamaktır. Dolayısıyla, doğuştan veya sonradan oluşabilecek hastalıkları, kazaları engellemek, bu nedenlerle oluşan özürlerin kişiler üzerindeki etkilerini önlemek, azaltmak ya da gidermek ve insan onuruna yaraşır sağlıklı yaşam standartlarının, eşitliğin, özgürlüğün sağlandığı evrensel bir düzenin yapılandırılması ve devam ettirilmesi için geliştirilen rehabilitasyon uygulamaları önem kazanmaktadır. TANIMLAR Rehabilitasyon, İngilizce kökenli rehabilitate fiilinden türemiş olup, iyileştirmek, düzeltmek, eski haline döndürmek, yeni alışkanlıkların kazandırılması veya yeni bir duruma adaptasyonun sağlanması anlamına gelen bir terimdir. Ancak günümüzde rehabilitasyon bu dar anlamın çok ötesine geçmiştir. Rehabilitasyon; fizyolojik veya anatomik yetersizlikleri veya çevreye uyum sorunu olan kişinin fiziksel, psikolojik, sosyal, mesleki ve eğitsel potansiyelini en üst düzeye çıkarma olarak tanımlanmaktadır. Özürlülüğün tanımlanması ve bununla ilgili terimlerin kullanılmasında uluslararası düzeyde farklılıklar görülmüştür. Dünya Sağlık Örgütü 1980 yılında kabul görecek şekilde Bozukluk, Özürlülük ve Engelliliğin Uluslararası Sınıflandırması (International Classification of Impairments, Disabilities, and Handicaps-ICIDH) nı kullanıma sunmuştur. Bu sınıflandırma kapsamında tanımlar yapılmıştır. Ancak görülen bazı aksaklıklar nedeniyle daha sonra, insanın biyo-psiko-sosyal bir model olduğu düşünülerek, yeni bir model olan İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması [International Classification of Functioning, Disability and Health (ICF)] geliştirilmiştir ve Mayıs 2001 deki Dünya Sağlık Asamblesinde uluslararası kullanımı onaylanmıştır. İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması, sağlık ve sağlıkla ilgili alanları sistematik olarak gruplandırır. Hastalıkların, yaralanmaların ve bozuklukların vücut fonksiyonunu ve yapısını nasıl bozduğunu, aktivitelerini nasıl sınırladığını, sosyal alanda katılımı nasıl kısıtladığını belirten standart kodlar içerir. Dolayısıyla, insanın fonksiyonelliği (işlevselliği) ve özürlülük durumu, hem bireysel hem de sosyal alanda değerlendirilmektedir. Bu sınıflandırmada özürlülük; aktivite limitasyonu olarak, engellilik; katılım kısıtlılığı olarak ifade edilmektedir. Sadece özürlüler için değil, tüm bireyler için kullanılabilen bu sınıflandırmanın amaçları; Sağlık ve sağlıkla ilgili durumların, sonuçlarının ve belirleyicilerinin anlaşılması ve araştırılması maksadıyla bilimsel bir temel hazırlamak, Sağlıkla ilgili bilgi sistemleri için, sistematik kodlama şemaları sağlamak, Disiplinlerarası standart bir dil oluşturmaktır. 163
168 Dolayısıyla ICF, sağlığın yanı sıra araştırmalarda, eğitim, sosyal güvenlik, insan hakları, işe yerleştirme, iş sağlığı gibi sosyal politikaların oluşturulmasında kullanılabilmektedir. Sağlığın yanı sıra, eğitim, sigorta, sosyal güvenlik, insan hakları, iş sağlığı, sağlık ve özürlülükle ilgili politikaların oluşturulması ve istatistiklerin elde edilmesi gibi bir çok alanda kullanılması hedeflenmiştir. Yukarıda açıklanan ICIDH ve ICD kapsamında özürlülük farklı derecelerde tanımlanabilir: Bozukluk / yetersizlik/ (impairment): Doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza nedeniyle vücut yapısı (anatomik, fizyolojik ve psikolojik) ve fonksiyonlarında (işlevlerinde) anlamlı sapma ya da kayıp olarak tanımlanmaktadır ve organ seviyesinde bozuklukları kapsamaktadır. Özürlülük / yetiyitimi / sakatlık / aktivite limitasyonu / (disability): Bozukluk(lar) nedeniyle, kişisel seviyede fonksiyonel aktivitenin sınırlanmasını ve katılımın kısıtlanmasını (yaşamda karşılaşılabilecek sorunları) ifade eder. Herhangi bir aktiviteyi insan için normal kabul edilen aralık veya tarzda yapabilme yeteneğinin azalması veya kaybedilmesidir. Engellilik / katılım kısıtlılığı/ (handicap): Toplumsal düzeyde ortaya çıkar. Bozukluk ya da özür nedeniyle yaş, cinsiyet, sosyal ve kültürel faktörlere bağlı olarak, normal rolün yerine getirilememesi, kısıtlanması olarak açıklanır. Örneğin yüksek tansiyon nedeniyle beyin kanaması geçişen bir hastayı ele alalım. Mesleği öğretmenlik olan bu hastanın, yüksek tansiyonun yol açtığı beyin kanaması sonucu vücudunun bir tarafında felç gelişmiş ve konuşma bozukluğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenlerle artık öğretmenlik yapamayan hasta fiziksel, psikolojik, sosyal ve mesleki yönden sıkıntı ve zorluklar içindedir. Bu örnekte; yüksek tansiyon hastalık, hastalık nedeniyle damar, sinir ve kasların fonksiyonlarında ortaya çıkan anormal değişiklikler bozukluk, vücudun bir yarısında gelişen felç ve konuşma bozukluğu özürlülük, özür nedeniyle bu kişinin artık öğretmenlik yapamayışı ve sosyal aktivitelere katılamaması ise engellilik durumudur. Yaşam kalitesi: Dünya Sağlık Örgütü yaşam kalitesini, bireyin, gerek kültürel ve içinde bulunduğu ortamın değer yargıları, gerekse kendi hedefleri, beklentileri, standartları ve ilgileri bağlamında, hayatta kendi durumunu algılama biçimi olarak tanımlamıştır. Yaşam kalitesi, çok boyutlu bir kavramdır. Yaşam kalitesini oluşturan faktörler, fiziksel ve bedensel iyilik hali, kişisel gelişim ve tatmin olma durumu, diğer insanlarla ilişkiler, sosyal ve toplumsal aktivitelerin bir yansımasıdır. Sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi: Birey için beklenen, istenen fiziksel, sosyal ve emosyonel iyilik halinin medikal bir durumdan ne derece etkilendiğini ifade etmektedir. Hastalığın ve tedavisinin hasta üzerindeki etkilerinin yine hasta açısından değerlendirilmesidir. Sağlıkla ilgili yaşam kalitesi çok yönlüdür ve subjektiftir. Bio-psiko-sosyal bir yapı olarak insanın, organik beden yanında, onu varlık olarak bütünleyen psikososyal bedeni de vardır. Bu nedenle, hem organik hem de psişik, sosyal ve emosyonel parametrelerde hastalığın ve/veya tedavinin etkileri sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ölçekleri ile ölçülebilir. Sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ölçekleri: Genel Ölçekler (Sağlık Profilleri, Yararlılık Ölçümleri) ve Özgül Ölçekler (Hastalığa Özel Ölçekler, Popülasyona Özel Ölçekler, İşleve Özel Ölçekler ve Durum ya da Soruna Özel Ölçekler) olarak sınıflandırılmaktadır. ÖZÜRLÜLÜĞÜN NEDENLERİ Özürlülük genelde kaynağına ve sebeplerine göre değişik şekillerde sınıflandırılmaktadır. Kaynağına göre sınıflandırıldığında, doğuştan gelen özürlülük nedenleri arasında; genetik bozukluklar, akraba evliliği, gebelik sırasında annenin karşılaştığı travmalar, hastalıklar, ilaç kullanımı, ışına maruz kalmak, annenin alkol ve madde bağımlısı olması, kötü beslenmesi gibi nedenler görülmektedir. Sayılan tüm bu nedenler kaçınılmaz, önlenemez durumlar değildir. Tıp bilimince gerçekleştirilen araştırmalarla genetik bozuklukların bir kısmı önceden belirlenebilmektedir. Doğum sırasında kazanılan özürler; kötü ve 164
169 yetersiz koşullarda gerçekleştirilen doğumlar, travmalar, yanlış uygulamalar, hastalıklar v.b. nedeniyle olmaktadır. Doğum sonrasında; iş kazaları, ev kazaları, trafik kazaları, savaşlar, terör olayları, endüstriyel kazalar, deprem ve benzeri yıkım olayları, büyük sanayi kazaları, süregen hastalıklar temel özürlülük nedenleri arasındadır. Yukarıda sıralanan bu nedenlerin büyük çoğunluğunun önlenebilir nitelikte olduğu bilinmektedir. Özürlülük bir kader değildir. Toplum bilinçlendirilir ve gerekli önlemler alınırsa özürlülük büyük oranda önlenebilir. Bunun için, insana her şeyin üstünde değer veren bir anlayışın toplumda benimsenip, yerleştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, ısrarla üzerinde durulması gereken ana konu, özürlülüğün oluşmasını önlemek amacıyla gerekli girişimlerde bulunmak ve uygulamaktır. ÖZÜR TÜRLERİ Görme özürlüler İşitme özürlüler Dil ve konuşma özürlüler Ortopedik özürlüler Zihinsel özürlüler Ruhsal ve duygusal özürlüler Süreğen hastalığı olan özürlüler ÖZÜRLERİN NEDENLERİNE GÖRE SINIFLANDIRILMASI Fiziksel özürler: Kas-iskelet, sinir ve damar sistemini ilgilendiren durumlarda, aktivitelerin (kavrama, el ve kolu çeşitli görevlerde kullanma, yürüme, çömelme, eğilme, merdiven inip çıkma, solunum, konuşma gibi) fiziksel fonksiyon kaybı nedeniyle kısıtlanmasıdır. Kas-iskelet, sinir ve damar sistemini ilgilendiren bozuklukların yanı sıra, dil ve konuşma bozukluklarının nedenleri de çok fazladır. Dil ve konuşma bozuklukları sesleri telaffuz etmekten, düşünceleri sözlü ve yazılı kelimelere dökme zorluğuna kadar farklı düzeylerde olabilir. Duyusal özürler: Görme, işitme gibi duyuların yetersizliği nedeniyle çevrenin bir kısmının algılanamamasıdır. Görme özürlülerin bazılarının görmesi bulanıktır, şekilleri ve renkleri ayırmakta zorlanırlar, görüş açıları çok dardır. İşitme özürlüler bilgi edinmek, öğrenmek için görme yetilerini kullanmak zorundadırlar. İletişim genellikle dudak okuma ve işaret dili şeklinde görseldir. Telsiz mikrofon ve işitme cihazı gibi çeşitli araçlar kullanabilirler. Algısal ve ruhsal bozukluklar nedeniyle oluşan özürler: Zihinsel, ruhsal ve duygusal fonksiyonların sosyal, psikolojik ve fiziksel alanlardaki yetersizliğidir. Okuma, yazma, kavrama, sayı sayma, organizasyon becerileri, zaman-mekan algılama, sosyal ortamlara uyma sorunları gibi pek çok yönleri vardır. Süreğen hastalıklar nedeniyle oluşan özürler: Doğuştan veya sonradan olan kalıcı hastalıklar stres ve çevre faktörleri gibi çeşitli nedenlerden etkilenerek özür oluşmasına yol açabilirler. DÜNYADA VE TÜRKİYE DE ÖZÜRLÜLÜK ORANLARI DSÖ nün ölçütlerine göre, gelişmiş ülkelerde nüfusun %10 unun, gelişmekte olan ülkelerde ise %12 sinin özürlü olduğu kabul edilmektedir. Buna göre tüm dünyada 500 milyon, Türkiye de 8 milyon civarında özürlü olduğu tahmin edilmektedir. 165
170 Türkiye de 2002 yılında Devlet İstatistik Enstitüsü ve Özürlüler İdaresi Dairesi nin işbirliğiyle, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilindeki tüm yerleşim yerlerinde yapılan Türkiye Özürlüler Araştırması (2002) ile, Türkiye de özürlülerin sayısı, oranı, sosyo-ekonomik yapısı, sosyal yaşamda karşılaştıkları sorunlar, beklentileri, özürlülük türü, özürün oluş sebebi, bölgesel farklılıklar ile süreğen hastalığa sahip olma oranlarının ölçülmesi hedeflenmiştir. Araştırmada, 2002 yılında Türkiye nüfusu: iken, özürlü sayısı olarak belirlenmiştir. Buna göre; özürlü nüfusun toplam nüfus içindeki oranı % 12.29, ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel özürlülerin oranı % 2.58 ve süreğen hastalığı olanların oranı ise % 9.70 dir. Özürlülerin % 48,4 ünü ortopedik, % 27,8 ini zihinsel, % 25,9 unu görme ve % 17,4 ünü işitme özürlüler oluşturmaktadır. Doğumla birlikte gelen özürlülük daha azken, yaşlılıkta artmaktadır. Çocuklukta ve gençlikte özürlülüğe daha az rastlanmaktadır. Araştırmanın cinsiyet dağılımı verileri Tablo 1 de gösterilmiştir. Fiziksel özürlülerin işgücüne katılmaları ile ilgili verilere bakıldığında, yaklaşık % 78 nin işgücüne dahil olmadığı görülmektedir. İşgücüne dahil olan yaklaşık % 22 lik kesim içerisindeki genel işsizlik oranı % 15,5 tir. Süreğen hastalığı olanların ise % 23 ü işgücüne katılmakta % 77 si ise işgücüne dahil olamamaktadır. Süreğen hastalığa sahip özürlülerin genel işsizlik oranı da % 10,7 dir Tablo 8.1: Türkiye Özürlüler Araştırması (2002) verilerine göre özürlü nüfusun dağılımı Toplam özürlü nüfus Toplam (%) Erkek (%) Kadın (%) Ortopedik, görme, işitme, dil, konuşma ve zihinsel özürlü nüfus Toplam (%) Erkek (%) Kadın (%) Süreğen hastalığa sahip olan nüfus Toplam (%) Erkek (%) Kadın (%) REHABİLİTASYONUN VE ÖZÜRLÜLÜK HAKLARININ TARİHSEL GELİŞİMİ Özürlü kişilerin rehabilitasyonu ve bu doğrultuda haklar elde edilmesine yönelik girişimler birdenbire başlamamış; zamanla biçimlenmiştir. Farklı dönemlerde özürlülük ve özürlü haklarına ilişkin farklı modeller benimsenmiştir. Özürlülüğe ilişkin ilk ve en eski model ahlaki model dir. Bu modelde özürlülüğün, ahlaki çöküntüden kaynaklandığına, özürlü kişilerin bedenlerine şeytanın ve kötü ruhların egemen olduğuna inanılmıştır. Bu nedenle, hem özürlüler hem de onların aileleri utanç yaşamaya başlamışlar ve damgalanmışlardır. Aynı zamanda suçlanmışlar, hatta cezalandırılmışlardır. Pek çok kültürde özürlü kişilerin karşılaştığı bu gibi olumsuz durumlar 21. yüzyıla dek değişik ölçülerde olsa da varlığını korumuştur. Medikal model 1800'lü yılların ortalarında tıp ve rehabilitasyon alanlarındaki gelişmelerle birlikte ortaya çıkmıştır. Bu model 'ahlaki çöküntü'den çok 'patoloji' ile sınırlıdır. Ahlaki model kadar 'kötüleyici' olmasa da, 'özürlülüğü olan kişiye' ya da özürlülük yaşantısına değil de 'özürlülüğe' odaklanmıştır. Özürlü kişilere ve onların ailelerine tanı, tedavi, bakım ve izleme programlarının güçlendirilmesi, önleme programlarının dikkatle hazırlanması, özürlü kişilerin ve onların yakınlarının yaşam kalitelerini yükseltilmesi gibi birçok olanak sağlamıştır. Medikal modelde otomatik olarak tüm özürlü kişilerin yeteneklerinin sınırlı olduğu varsayılmakta ve aşırı koruyucu-kollayıcı tutumlar sergilenmektedir. Bununla ilişkili olarak, özürlü kişilerin yaşadıkları sorunlarda, ahlaki modeldeki kadar değilse de, ciddi bir artış gözlenmiştir. Özürlülere karşı toplumun olumsuz tutumları (damgalama, aşağılama, vb) özürlü kişilerin toplumdan dışlanmasına, toplumsal yaşama etkin biçimde katılamamalarına, kendilerini damgalanmış, toplumdan soyutlanmış hissetmelerine neden olmuştur. Dolayısıyla, özürlüler var olan potansiyellerini ortaya koyabilecekleri fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel olanaklardan çoğu kez yoksun bırakılmışlardır. 166
171 Özelikle İkinci Dünya Savaşının ardından, özürlü kişilerin vatandaşlık hakları eskiye kıyasla daha çok dikkate alınmaya başlamıştır. Özürlü kişilerin toplumdaki diğer kişiler gibi her türlü vatandaşlık hakkına sahip oldukları varsayılmıştır. Toplumsal yaşamın hemen hemen her alanında gözlenen özürlü haklarının ihlali gibi sorunlar, yasaların uygulanmasındaki aksaklıklar, özürlülük mevzuatındaki yetersizlikler yeni bir hareketin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere olmak üzere gelişmiş batılı ülkelerde 1970 li yıllardan itibaren biçimlenen Özürlülük Hakları Hareketi esas olarak özürlü kişilerin ortak bir hedef doğrultusunda örgütlenerek haklarını politik eylem platformunda dile getirmelerini, savunmalarını ve güçlenmelerini amaçlamaktadır. Özürlülük Hakları Hareketinin ivme kazanmasıyla özürlülüğe yol açan nedenler daha çok tartışılmaya başlanmıştır. Özürlülüğün, kişinin özür durumundan çok toplumun koyduğu engellerden kaynaklandığı, bu engellerin özellikle ayırımcılık ve önyargıyla biçimlendiği görülmeye başlamıştır. Bu doğrultuda da sosyal model ortaya çıkmıştır. Sosyal modele göre; özürlülük, kişiler arasındaki fiziksel, zihinsel v.b. farklılıkların bir yansıması olmaktan çok, toplumdaki ayırımcılığın, önyargının ve dışlamanın bir ürünüdür. Özürlü kişilerin, özürlülük durumları, çevre koşullarının kişilerin durumuna ne kadar uygun olduğuna bağlıdır. Başka bir ifadeyle; çevresel, fiziksel, mekansal koşullar ve toplumsal tutumlar kişileri özürlü kılmaktadır. Sosyal modele göre engelli kişi yoktur, engellenmiş kişi vardır. Bu gelişmeler doğrultusunda, Özürlülük Hakları Hareketinin ürünü olarak nitelendirilebilecek ve global öneme sahip olan en temel hukuki düzenleme, Birleşmiş Milletler Özürlü Kişilerin Hakları Beyannamesi (Declaration on the Rights of Disabled Persons) adı altında 9 Aralık 1975 tarihinde Genel Kurulun 3447 sayılı kararıyla ilan edilmiştir. Beyanname, özürlü kişilerin haklarının korunması için ulusal ve uluslararası eylemin önemini vurgulamaktadır. Bu beyannamenin maddeleri şöyledir: Madde 1: 'Özürlü kişi' (disabled person) terimi 'doğumsal olsun veya olmasın, fiziksel veya zihinsel kapasitesindeki bir yetersizliğin sonucu olarak, normal kişisel ve/veya sosyal yaşamın gerekliliklerini kısmen veya tümüyle kendi başına sağlayamayan herhangi bir kişi' anlamına gelmektedir. Madde 2: Özürlü kişiler bu beyannamede ortaya konulan tüm hakları kullanabilme yeteneğine sahiptirler. Bu haklar, herhangi bir istisna olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, dil, din, politik veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mal varlığı, soy veya herhangi bir başka durum dikkate alınmaksızın özürlü kişinin kendisi veya ailesi için garanti edilmektedir. Madde 3: Özürlü kişiler, insani değerleri nedeniyle doğuştan saygı görme hakkına sahiptirler. Özürlü kişiler, özürlülüklerinin orijini, doğası ve ciddiyeti ne olursa olsun, kendi ülkelerindeki yaşıtları olan diğer vatandaşların sahip oldukları en başta olabildiğince normal ve tam anlamıyla iyi bir yaşam sürme hakkı olmak üzere, tüm haklara sahiptirler. Madde 4: Özürlü kişiler, diğer insanların sahip oldukları aynı vatandaşlık haklarına ve siyasal haklara sahiptirler. Madde 5: Özürlü kişiler olabildiğince kendilerine güvenlerini sağlamak üzere düzenlenmiş önlemlere hak kazanmışlardır. Madde 6: Özürlü kişiler, protez ve ortopedik aletleri de kapsayan tıbbi, psikolojik ve fonksiyonel tedavi, sosyal entegrasyon veya yeniden entegrasyon süreçlerini hızlandıracak, kapasite ve becerilerini en üst düzeyde geliştirmelerine yardımcı olacak tıbbi ve sosyal rehabilitasyon, eğitim, mesleki eğitim ve rehabilitasyon, yardım, danışmanlık, yerleştirme hizmetleri ve diğer hizmetleri elde etme haklarına sahiptirler. Madde 7: Özürlü kişiler, ekonomik ve sosyal güvenlik ve iyi düzeyde yaşama hakkına sahiptirler. Kapasitelerine göre istihdam edilme veya yararlı, verimli ve kazançlı bir işe girme, sendikalara katılma hakkına sahiptirler. 167
172 Madde 8: Özürlü kişiler, ekonomik ve sosyal planlamanın tüm aşamalarında özel ihtiyaçlarının dikkate alınması hakkına sahiptirler. Madde 9: Özürlü kişiler, aileleriyle veya koruyucu ebeveynleriyle yaşama ve tüm sosyal, yaratıcı veya rekreasyonel etkinliklere katılma hakkına sahiptirler. Hiçbir özürlü kişi, kendi isteği dikkate alınmasızın bir yerde ikamete, durumunun gerektirdiğinden farklı bir tedaviye zorlanamaz. Eğer özürlü kişinin uzmanlaşmış bir kuruluşta kalması zorunlu ise, kuruluşun çevre ve yaşam koşulları özürlünün yaşıtlarının normal yaşamına olabildiğince yakın olmalıdır. Madde 10: Özürlü kişiler, her türlü sömürüye, ayırımcı, istismarcı veya aşağılayıcı nitelikteki her türlü düzenlemeye ve tedaviye karşı korunacaktır. Madde 11: Özürlü kişiler, böyle bir yardımın zorunlu olduğunun anlaşılması halinde yakınlarının ve mülklerinin korunmasını sağlayacak nitelikli hukuki yardımdan yararlanabileceklerdir. Eğer yargılama usulleri kendilerine karşı olursa hukuki işlemler onların fiziksel ve zihinsel durumlarını tam anlamıyla dikkate alacaktır. Madde 12: Özürlü kişilerin örgütleri, özürlü kişilerin haklarıyla ilgili tüm konularda başarıyla danışmanlık verebilir. Madde 13: Özürlü kişiler, aileleri ve toplulukları, uygun olan tüm araçlarla bu beyannamede belirtilen haklarına ilişkin olarak tam anlamıyla bilgilendirilecektir. Özürlülük Hakları Hareketinin ürünü olarak nitelendirilebilecek ve global öneme sahip olan en temel hukuki düzenleme hangisidir? Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler in uzmanlık örgütleri 1980 li yıllarda özürlülük konusunu kapsamlı olarak ele almışlardır. DSÖ 1980 yılında daha önce anlatılan Bozukluk, Özürlülük ve Engelliliğin Uluslararası Sınıflandırması (International Classification of Impairments, Disabilities, and Handicaps-ICIDH) nı yayınlamıştır. Birleşmiş Milletler 1981 yılını Uluslararası Engelliler Yılı olarak ilan etmiştir. Ardından, 1982 yılında işlev ve yapı farklılıkları ile yeti yitimlerinin önlenmesi ve rehabilitasyonuyla engellilere fırsat eşitliği sağlanması üzerine inşa edilen Dünya Eylem Programı kabul edilmiştir. Daha sonra, 1983 yılında Uluslararası Çalışma Örgütünün hazırladığı Sakatların Mesleki Rehabilitasyonu ve İstihdam Hakkında Sözleşme kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Özürlü Kişilerin Hakları Beyannamesi, pek çok ülkede özürlülük alanında önemli adımlar atılmasına yol açmıştır. Bunlar arasında ABD'de 1990 yılında yürürlüğe giren 'Özürlülükleri Olan Amerikalılar Kanunu' (Americans with Disabilities Act) özürlülerin haklarının korunması ve toplumla bütünleşmeleri önündeki engelleri kaldırmayı hedefleyen en yeni kanunlar arasında yer almaktadır. Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi 1994 yılında engellilere ilişkin ayrımcılığa vurgu yaparak genel bir yorum yayınlamış, sorunu temel insan hakları sözleşmeleri çercevesine taşımıştır. Bununla ilişkili bir başka gelişme, Avrupa Özürlülük Forumu (European Disability Forum) dur. Avrupa Özürlülük Forumu, Avrupa Topluluğu bünyesindeki tüm özürlü kuruluşlarını içeren 'şemsiye organizasyon'dur. Oluşumun temel amaçları; Avrupa Topluluğu ndaki özürlülerin seslerinin temsilcisi olmak, tüm Avrupa Topluluğu inisiyatiflerinin özürlülerin insan haklarını güçlendirmelerini kolaylaştırmak ve ayırımcılığa karşı kapsamlı Avrupa mevzuatını oluşturmaktır. Tüm dünyada özürlülerle ilgili bu gelişmeler olurken nüfusunun % u özürlü olan Türkiye de de özürlü vatandaşların hakları başta Anayasa mız olmak üzere çeşitli yasalar ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır. Özürlüler İdaresi Başkanlığı nca yürütülen çalışmalar sonucunda hazırlanan 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 1-Temmuz-2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun amacı; özürlülüğün önlenmesi, özürlülerin sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunlarının çözümü ile her bakımdan gelişmelerini ve önlerindeki engelleri kaldırmayı sağlayacak tedbirleri alarak topluma katılımlarını sağlamak ve bu hizmetlerin koordinasyonu için gerekli düzenlemeleri yapmaktır. Bu kanun özürlüleri, ailelerini, özürlülere yönelik hizmet veren kurum ve kuruluşlar ile diğer ilgilileri kapsamaktadır. 168
173 Birleşmiş Milletler Özürlü Bireylerin Hakları Beyannamesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi nde de 3 Aralık 2008 tarihinde kabul edilmiştir ve dolayısıyla Türkiye de bu sözleşmeye taraf olmuştur. Türkiye de özürlü işçi çalıştırmakla ilgili yasal düzenlemeye, 4857 sayılı İş Kanununun 30. maddesinde yer verilmiştir. Bu kanuna göre; işverenler elli veya daha fazla işçi çalıştırdıkları işyerlerinde her yılın Ocak ayı başından itibaren yürürlüğe girecek şekilde Bakanlar Kurulu nca belirlenecek oranlarda özürlü işçiyi meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmakla yükümlüdürler. İşverenler çalıştırmakla yükümlü oldukları özürlü işçileri, Türkiye İş Kurumu aracılığı ile sağlamaktadırlar. Özürlü işçi çalıştırma oranı, Bakanlar Kurulunun 2005/9077 sayılı kararıyla tarihinden geçerli olmak üzere, kamu işyerlerinde %4, özel sektör işyerlerinde %3 olarak belirlenmiştir. REHABİLİTASYON Rehabilitasyon: Kişinin, yaşamın tüm alanlarına katılımını sağlamak ve fonksiyonları engelleyecek tüm durumları veya engellemiş tüm fonksiyonları düzeltmek için eğitim ve deneyime sahip farklı alanlarda çalışan uzmanlar tarafından yapılan çabaların tümünü kapsamaktadır. Rehabilitasyon: Kişiyi bir bütün olarak ele alır. Özürlü, ekibin tartışılmaz üyesidir. Önleme, tedavi ve uzun süreli bakım ve takibi kapsar. Ekip çalışmasını gerektirir. Rehabilitasyon süreklilik isteyen bir uygulamadır. Dünya Sağlık Örgütü, Sakatlık Önleme ve Rehabilitasyon Raporu nda şu ilkeleri kabul etmiştir: Rehabilitasyon; sakatlık ve engelliliğin etkisini, sakat ve engellilerin çevreye uyumsuzluğunu azaltmayı amaçlayan tüm önlemleri içerir. Rehabilitasyonun amacı, özürlüleri çevreye uyum için eğitmek ve onların sosyal entegrasyonu için mevcut çevre ve toplumda da düzenlemeler yapmaktır. Rehabilitasyon hizmetlerinin planlanmasında ve yürütülmesinde, özürlü kişilerin birlikte yaşadıkları aileleri ve toplumda görev almalıdırlar. Rehabilitasyon uygulamalarında istenilen amaca ulaşılabilmesi için bir çok disiplinin bir arada çalışması gerekir. Rehabilitasyon ekibine dahil olanlar: Özürlü kişi Aile Uzman doktor Fizyoterapist Hemşire Diyetisyen İş ve uğraşı terapisti 169
174 İşitme ve konuşma terapisti Odyolog Ortez- protez teknikeri Psikolog Sosyal hizmet uzmanı Sosyolog Çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı Mesleki danışman Rehabilitasyon mühendisleri Tıbbi cihaz şirketleri Okul yönetimi ve öğretmen Sivil toplum kuruluşları Yerel yönetimler İşveren Rehabilitasyon farklı alanlardaki uygulamaları kapsar. Bunlar: Tıbbi rehabilitasyon Mesleki rehabilitasyon Psikososyal rehabilitasyondur. Tıbbi, mesleki ve psikososyal rehabilitasyon ayrı ayrı düşünülemez. Her zaman birbirlerini tamamlarlar. TIBBİ REHABİLİTASYON Tıbbi rehabilitasyon, özürün önlenmesi ve özürlünün sağlık ve fonksiyonelliğinin birçok disiplinlerin katılımı ve disiplinlerarası işbirliği ile sağlanmasıdır. Kişinin sağlığını farklı şekilde tehdit eden özürlülük durumunu, fizyolojik, anatomik ve çevresel kısıtlamaların elverdiği ölçüde azaltmaya, mümkünse ortadan kaldırmaya yönelik tedavi uygulamalarını içeren ve özürlü kişinin fiziksel kapasitesini en üst dereceye çıkartarak, günlük yaşamda mümkün olabilen en üst fonksiyonel bağımsızlık düzeyine ulaşmasını amaçlayan hizmetler bütünüdür. Tıbbi rehabilitasyon uygulamaları ne üzerine odaklanır? Tıbbi rehabilitasyonun temelini, diğer alanlarda olduğu gibi, hastanın dikkatli ve eksiksiz bir şekilde değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Hastalık tanısı hastanın hikayesi, muayene bulguları ve tetkik sonuçları değerlendirilerek konulur. Hikaye alınırken, daha önce geçirdiği hastalıklar sorgulanmalı, sinir sistemi, kas-iskelet sistemi, kalp ve akcigerlerle ilgili hastalık ve psikiyatrik hastalık öyküsü varsa bunların üzerinde daha çok durulmalıdır. Yaşam tarzının sorgulanması kapsamında, ilgi alanları, en çok hoşlanılan spor dalları, zeka oyunları, katıldığı sosyal aktiviteler ve bunlara katılımın devamlılığı, diyet, ilaç, alkol ve sigara kullanımı belirlenmelidir. Sosyal yönden, sosyo ekonomik durumu, aile içi sorunlar, ailenin tutumu, ev düzeninde mimari engellerin varlığı araştırılmalıdır. Mesleki yönden, eğitim düzeyi, mesleği, varsa iş tecrübesi, iş yerindeki mimari engeller ve maddi geliri hakkında bilgi alınmalıdır. Hastanın fizik muayesesinde, hasta hastalık nedeniyle ortaya çıkan yetersizlikler ve sakatlıkları gösteren fizik bulgular yönünden değerlendirilir. Tüm vücut sistemleri ile ilgi bulgular, ve bunun kapsamında 170
175 solunum, kalp ve dolaşım, boşaltım ve üreme sistemi ile ilgili bulgular kaydedilmelidir. Kas iskelet sistemi ie ilgili olarak, eklem stabilitesi, eklem hareket sınırları, kas kuvvetleri değerlendirilir. Nörolojik muayenede, bilişsel durum, kas ve sinirlerin fonksiyonları, konuşma, işitme ve lisan durumu, refleksler, yüzeyel ve derin duyu ile ilgili incelemeler yapılır. Ayrıca, hastanın fonksiyonel bağımsızlığını tekrar kazanabilmesi için gerekli olan fiziksel, psikolojik ve entelektüel kapasitesi belirlenir. Fonksiyonel değerlendirmede, günlük yaşam aktiviteleri (banyo yapma, tuvaleti kullanma, giyinme, yatağa yatıp kalkma, yemek yeme, saç tarama, diş fırçalama, traş olma, makyaj yapma, ambulasyon aktiviteleri ve motorlu araç kullanımı) incelenir. Ambulasyon herhangi bir yöntem kullanarak bir yerden bir yere hareket etmektir. Örneğin, yürüyerek, emekleyerek, cihaz, protez, baston ya da tekerlekli sandalye kullanarak ambulasyon sağlanabilir. Hastanın tam olarak fonksiyonel kapasitesinin belirlenmesi başarılı bir rehabilitasyon için önemlidir. Hastanın yeni duruma uyum sağlaması için sahip olduğu beceriler geliştirilerek fonksiyonel bağımsızlık düzeyi arttırılabilir. Dolayısıyla, rehabilitasyon amacıyla yapılan değerlendirme; ortopedik, nörolojik muayeneleri ve fizik muayenenin önemli bir kısmı olan fonksiyonel değerlendirmeyi içerir. Tanı konduktan sonra hastanın iletişim becerileri, önceki ve şimdiki fonksiyonel kapasitesi, günlük yaşam aktiviteleri ile ilişkili olarak, var olan veya birlikte oluşan diğer tıbbi problemler için uygulanacak tedaviler belirlenir. Farklı hastalıklarda uygulanan tıbbi rehabilitasyon girişimlerinden bazıları şunlardır: Beyin ve omurilik yaralanması olan hastaların rehabilitasyonu: Başta trafik kazaları olmak üzere, beyin ve omuriliğe gelen darbeler, ateşli silahlarla yaralanmalar, spor ve iş kazaları ve düşmeler, beyin ve omurilikte yaralanmalara neden olurlar. Beyin ve omurilik travmaları her yaşta görülebilirse de, genç erkeklerde risk en yüksektir. Beyinde hasarın şekil ve şiddetine bağlı olarak belirti ve bulgular değişebilir. Hafif baş ağrısı, baş dönmesi, çabuk yorulma ve hafıza kaybı gibi belirtilerle hafif seyrettiği gibi, yoğun bakım üniteleri gerektiren, her iki kol ve bacakta felçle sonuçlanan, idrar torbası, bağırsak ve cinsel işlev bozuklukları gelişen, zihinsel bozukluklar ve kişilik değişikliği yapan ağır durumlar da oluşabilir. Omurilik yaralanmaları, omurganın içinde bulunan sinir dokusunun travma ya da başka nedenlerle yaralanmasıdır. Sağlıklı bir insanda omurilik ve sinirler kollar, bacaklar ve beyin arasındaki sinir iletimini sağlarlar ve biz bu sayede hareket edebilir ve hissedebiliriz. Eğer sinir dokusu yaralanırsa (örneğin omurga kırıklarında), duyu kayıpları, tam ya da kısmi hareket kayıpları yani felçler meydana gelebilir. Spastisite (kontrol edilemeyen kas kasılmaları) ve süregen sinir ağrıları, idrar torbası, bağırsak ve cinsel işlev bozuklukları omurilik yaralanmalarında sık görülen problemlerdir. Tedavi rehabilitasyon ekibi tarafından planlanır. Rehabilitasyon çalışmaları hayati tehlikenin devam ettiği yoğun bakımda başlatılmalı ve hastanın durumu sabitleştikten sonra da devam ettirilmelidir. Süreç içinde gelişecek ikincil hastalıkları (komplikasyon) önlemek için erken dönemde önlemler alınmalıdır. Komplikasyon denilen bu durumlar; uzun süre yatmaya bağlı olarak kaslarda erime, deride basınç yaraları, kemik mineral dokusunda azalma (osteoporoz-kemik erimesi), eklemlerde sertlikler, kas içinde kemik oluşumları, idrar torbası ve böbrek taşları ve diğerlerinden oluşmaktadır. Bu hastalarda rehabilitasyonun amacı, fiziksel ve davranışsal tedavi kapsamında kas kuvvetini arttırma, denge, koordinasyon ve bilişsel fonksiyonu, günlük yaşam aktivitelerini, bağırsak, idrar torbası ve cinsel fonksiyonları geliştirmektir. Bu amaçlarla çeşitli fizik tedavi ajanları (sıcak, soğuk uygulamalar, masaj, çeşitli elektriki akım uygulamaları) ve egzersizler uygulanır, cihaz, baston, koltuk değneği ve tekerlekli sandalye kullanımı için eğitimler verilir ve farklı amaçlara yönelik becerileri geliştirilir. Var olan yetenekleri ve geliştirilen becerilerini günlük yaşamda ne şekilde kullanabilecekleri öğretilir. Eğlendirici aktiviteler yoluyla toplumsal entegrasyonları sağlanır. Engelsiz ortamların oluşturulması ile ilişkili olarak evde, iş yerinde ve çevrede düzenlemeler yapılır. Ortopedik rehabilitasyon: Hareket sistemini ilgilendiren çeşitli duruş bozuklukları, hastalıklar, kazalarla oluşan kırık, çıkık, bağ yaralanmaları, menisküs yırtıkları gibi ortopedik problemlerde, bu sistemle ilgili cerrahi girişimler öncesinde ve sonrasında ortopedik rehabilitasyona gereksinim vardır. Ortopedik rehabilitasyon kapsamında, doku iyileşmesinin tamamlanması, eski haline en yakın iyileşmenin gerçekleşmesi, eklemlere normal hareket ve fonksiyonlarının kazandırılması, zayıf kas gruplarının güçlendirilmesi ve oluşabilecek özürün önlenmesi amacıyla, hastalara uygun geleneksel tedavi, fizik tedavi ajanları ve amaca yönelik egzersizler uygulanır. Gerektiğinde yardımcı cihazlar (kol, bacak ve gövdeye uygulanan cihazlar, ayakkabı destekleri, baston, koltuk değneği ve tekerlekli sandalye gibi) kullanılır. Ayrıca, duruş bozukluklarının düzeltilmesi ve iş yeri ergonomisi konularında eğitim verilerek fonksiyonları geliştirilmeye ve aktif yaşama dönüşleri kolaylaştırılmaya çalışılır. 171
176 Romatizmal hastalıkların rehabilitasyonu: Romatizmal hastalıklar her yaşta ortaya çıkabilen, nedeni tam olarak belli olmayan, ancak genetik faktörlerle ilişkili olduğu bilinen, eklem ağrıları, hareket kısıtlılıkları ve ileri devrede şekil bozukluklarıyla seyreden sistemik hastalıklardır. Romatizmal hastalıklarda rehabilitasyonun amaçları; ağrıyı azaltmak, eklemlerde oluşabilecek şekil ve hareket bozukluklarını önlemek, oluştu ise yeniden kazandırmak, fonksiyonel aktiviteyi geliştirmek, ağrı kesici ilaç gereksinimini azaltmak ve daha ağrısız ve bağımsız bir yaşam sağlamaktır. Bu amaçlarla ilaç tedavisinin yanı sıra mutlaka vücudun düzgün duruşuna yönelik eğitim verilir. Hastalığın evresine uygun fizik tedavi ajanları, çeşitli egzersizler ve cihazlar uygulanır. Günlük yaşam aktivitelerini daha kolay yapabilmeleri için özel teknikler öğretilir ve bu amaçla geliştirilen aletleri kullanmaları önerilir. Gerekiyorsa hasta işe dönüş ve iş değiştirme ile ilgili eğitim alır. Ayrıca, hasta hastalığını kabüllenmesi, hastalığı ile ilgili sorunlarla başa çıkması yönünde eğitilir. El rehabilitasyonu: El ve kolu ilgilendiren çeşitli romatizmal ve nörolojik hastalıklar, kaza veya travma sonucu oluşan yara, yanık, damar, sinir ve kas kirişi yaralanmaları, kırık ve çıkık durumlarında, hatta tamamen kopan el veya kolun ameliyatla yeniden kazandırıldığı durumlarda, hastaların günlük yaşam aktivitelerine ve mesleki faaliyetlerine geri dönmelerini hızlandırmak amacıyla yapılan uygulamalardır. Koruyucu ve geleneksel tedavi sırasında ve cerrahi girişimler öncesi ve sonrasında, ani ve süreğen ağrı, şişme ve aşırı duyarlılığı azaltmak, yeni his-duyu eğitimi vermek, yara iyileşmesini kolaylaştırmak, nedbe dokusu oluşumunu azaltmak, kas kuvvetini arttırıp, hareket kısıtlılığını azaltarak ve adaptif yöntemler ve cihazlarla günlük yaşam becerilerini geliştirerek fonksiyonu arttırmak, işe dönüş öncesi hazırlık ve işe dönüşü hızlandırmak için uygun fizik tedavi yöntemleri, egzersizler ve cihazlar kullanılır, eğitim programları düzenlenir. Kardiyo-pulmoner rehabilitasyon: Kardiyak ve pulmoner rehabilitasyon uygulamaları öncelikle sağlıklı kişilerin fiziksel uygunluklarını sürdürmek, kalp ve akciğer hastalıkları ile ilgili riskleri (obezite, hipertansiyon, hiperlipidemi, diabetes mellitus, sigara kullanımı, sedanter yaşam) azaltabilmek amacıyla uygulanır. Ayrıca, çeşitli kalp hastalıkları [aterosklerotik kalp hastalığı (damar sertliği), göğüs ağrısı, myokard infarktüsü (kalp krizi), by-pass ameliyatı, veya revaskülerizasyon (anjiografi yapılıp damar içine stent yerleştirilmesi), aritmi (kalp atışlarında düzensizlik), kalp kapak hastalığı, kalp pili takılması ve kalp yetersizliği durumlarında veya kalp yetersizliği nedeniyle kalp nakli için bekleyen veya kalp nakli yapılan hastalarda], akciğer hastalıklarında (kronik obstrüktif akciğer hastalığı, bronşial astma, kistik fibrosis, intertisyal akciğer hastalıkları, bronşiektazi, göğüs duvarı hastalıkları, diğer akciğer hastalıkları), sinir-kas hastalıkları, kanser, akciğer, kalp ve karın bölgesini ilgilendiren cerrahi uygulamalarda ve yaşlı kişilerde uygulanır. Kardiyo-pulmoner rehabilitasyonun amaçları; kardiyo-pulmoner risk faktörlerini azaltmak, güvenli bir egzersiz programı oluşturmak, kardiyopulmoner fonksiyonu geliştirmek, efor kapasitesini arttırmak, etkili solunumu öğretmek, akciğerlerdeki sekresyonları temizlemek, vücut duruşundaki bozuklukları önlemek ve gidermek, psikososyal olumsuz etkileri azaltarak yaşam kalitesini arttırmaktır. Bu amaçlarla, kol, bacak ve solunum kaslarının kuvvet, endurans ve esnekliğinin artırılması için egzersiz eğitimi, bronşial drenaj teknikleri, gevşeme teknikleri, solunum egzersizleri, günlük yaşam aktiviteleri sırasında enerji koruma teknikleri uygulanır. Hastaya hastalığına uygun yaşam tarzı (sağlıklı beslenme, spor yapma, sigaradan kaçınma gibi) ile ilgili eğitim verilir. Nörolojik rehabilitasyon: Beyin damar hastalıkları (inme), multiple skleroz, parkinson hastalığı, sinir yaralanmaları ve diğer sinir ve kas hastalıklarında ayrıntılı değerlendirmeden sonra hastalığa göre, hastaya özel tedavi programları düzenlenir. Nörolojik rehabilitasyonun amaçları; komplikasyonları önlemek, kasları kuvvetlendirmek, spastisiteyi azaltmak, denge, koordinasyon, el fonksiyonları, düzgün duruş ve yürümeyi geliştirmek, solunum kapasitesini ve yaşam kalitesini arttırmaktır. Bu kapsamda, geleneksel tedavinin yanı sıra çeşitli nörogelişimsel tedavi yaklaşımları, denge ve koordinasyon egzersizleri, kas tonusunu düzenlemek (kas kuvvetini arttırma, spastisiteyi azaltma gibi) ve oluşabilecek eklem hareket kısıtlılıklarını önlemek için egzersizler ve diğer fizik tedavi yöntemleri (farklı elektrik akımlarıyla yapılan elektriksel uyarılar, buz ve cihaz uygulamaları gibi) uygulanır. Duyu bozukluğu varsa, yeni his-duyu eğitimi verilir ve oluşabilecek kazalara önlemek için hasta ve ailesi bilinçlendirilir. İdrar torbası ve bağırsak problemlerine yönelik hasta ve aileye eğitim verilir. Gerekiyorsa baston, koltuk değneği veya tekerlekli sandalye kullanımı öğretilir, duruma uygun çevre düzenlemesi yapılır. Hastalığa uyum stratejileri geliştirilir. 172
177 Pediatrik rehabilitasyon: Çocukluk döneminde karşılaşılan serebral paralizi, brakial pleksus (kola dallar veren sinir kökü) yaralanmaları, meningomyelosel, tortikollis, romatizmal hastalıklar, kalp, akciğer ve boşaltım sistemi ile ilgili hastalıklar, kanser, genetik ve metabolik bozukluklarla ilgili çeşitli hastalıklarda yapılan rehabilitasyon uygulamalarını kapsamaktadır. Bu alanda serebral paralizi rehabilitasyonu önemli bir yer alır. Doğum öncesi, doğum sırasında ya da doğum sonrası herhangi bir nedenle henüz gelişmemiş beyinin hasar görmesi sonucu merkezi sinir sisteminde oluşan bozukluklar serebral paralizi, mental motor retardasyon olarak adlandırılır. Serebral paralizi gelişimsel bir bozukluktur. Beyin hasarı ilerleyici değildir. Fakat ortaya çıkan sorun ömür boyu devam eder. Oturma, emekleme, ayakta durma gibi motor gelişim aşamaları yavaşlamıştır. Kasın sürekli kasılı veya gevşek olması, anormal duruş ve hareket bozuklukları karşımıza çıkar. Ayrıca, duyu bozukluğu, işitme, konuşma ve görme bozuklukları, zeka geriliği (mental retardasyon) ve davranış bozuklukları görülür. Serebral paralizide rehabilitasyonun amaçları: Çocuklarda görülen hareket bozukluklarını en aza indirmek, oluşabilecek kas-iskelet sistemi bozukluklarını, duruş bozukluklarını önlemek, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığı arttırmak için yardımcı araç, gereç ve cihazların kullanımını sağlamak, eğer görme, işitme, konuşma ve zeka problemleri varsa bunlarla ilgili sorunları en aza indirmek, aile eğitimi vermek ve çocuğun eğitimi konusunda aileye yol göstermek, çocuğun yaşayacağı mekanların düzenlemesine yapmaktır. Bu amaçlarla nörogelişimsel tedavi yaklaşımları kapsamında, yapılan çeşitli egzersizler, mental ve duyusal engeller yüzünden genellikle yetersiz olan iletişim kurma yeteneğini arttırmak için sesli ve renkli oyuncaklar ya da objelerin kullanılması, pozisyonlama teknikleri, koordinasyon bozukluklarına yönelik tedavi uygulamaları, manipulasyon ve mobilizasyon teknikleri, stabilizasyon egzersizleri, koruyucu rehabilitasyon uygulamaları yapılmakta, cihaz ve yürümeye yardımcı diğer araçların kullanımı sağlanmaktadır. Zeka, dil, konuşma ve görme bozuklukları olan çocukların eğitimi için özel eğitim programlarına katılımları sağlanmakta, toplumla bütünleşmeleri yönünde kaynaştırma programları düzenlenmektedir. Sporcularda rehabilitasyon: Spor yaralanmaları vücudun tamamının veya bir bölgesinin, normalden fazla, dayanıklılık sınırlarının üstünde bir kuvvetle karşılaşması sonucunda, meydana gelir. Bu tür yaralanmalar, spor yapanlar kadar, spor yapmayan kişilerde de ortaya çıkabilir. Ancak sporcularda kas iskelet-sistemi ve kalp-damar sisteminin fonksiyonlarının üst seviyede olması ve bu seviyenin devamlı korunması gerekir. Bu nedenle hızlı ve aktif bir rehabilitasyon programı uygulanmalıdır. Temel amaç; sporcunun yaralanma riskini minimale indirmek gayesiyle gerekli olan esneklik, kuvvet ve enduransı (dayanıklılığı) içeren en mükemmel fiziksel uygunluk seviyesine getirmek için uygun antrenman ve egzersiz programı düzenleyerek maksimum performansa ulaştırmaktır. Spor yaralanmalarında rehabilitasyonun amacı ise; enflamasyonu önlemek, ağrıyı gidermek, normal eklem hareket açıklığını korumak veya yeniden kazandırmak, kas kuvvet, esneklik ve dayanıklılığını, kardiyovasküler dayanıklılığı arttırmak, spor branşına özgü becerileri geliştirmek ve yeniden spora dönüşü sağlamaktır. Unutulmamalıdır ki yetersiz tedavi ve erken spora dönüş bir sonraki travmayı kolaylaştıran en önemli sebeptir. Yaralanmanın erken döneminde istirahat, buz ve kompresyon uygulanır, yaralanan kısım yükseltilerek (elevasyon) ağrı ve şişme önlenmeye çalışılır. Daha sonraki süreçte yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda, hastaya uygun egzersizler, farklı fizik tedavi ajanları (sıcak, soğuk, elektiriki akım uygulamaları), cihazlar uygulanabilir. Rehabilitasyon programlarının sonunda kol veya bacakta, iki taraf arasındaki kuvvet farkının %10 olduğu belirlendiğinde, sporcunun yeniden sahaya dönmesine izin verilebilir. Kanser rehabilitasyonu: Günümüzde erken tanı ve geliştirilen farklı tedavi seçenekleri sonucunda kanserli hastaların hayatta kalma süreleri artmıştır. Kanser artık süregen hastalıklar grubunda yer almaktadır. Kanserli hastalar birçok fiziksel ve ruhsal sorunla karşılaşmaktadır ve bunlar yaşam kalitesinde azalmaya neden olmaktadır. Hastaların, hastalığın her aşamasında (tanı, tedavi, tedavi sonrası, nüks ve terminal dönem) rehabilitasyona gereksinimleri vardır. Rehabilitasyon uygulamaları hastalığın kendinden veya tedavisinden (kemoterapi, radyoterapi) kaynaklanabilecek fiziksel, psikolojik ve mesleki sorunları ortadan kaldırmak amacıyla yapılan tüm çabaları kapsamaktadır. Kanserli hastalarda; ağrı, hareketsiz kalmanın çeşitli vücut sistemlerindeki komplikasyonları (osteoporoz, hareket kısıtlılıkları, dolaşım bozuklukları v.b.), yorgunluk, psikososyal sorunlar, bilişsel bozukluklar, merkezi ve çevresel (periferik) sinir sistemi tutulumu, kemik tutulumları, cerrahi tedavi veya radyasyondan sonra vücudun 173
178 ilgili bölgesinde şişme (lenfödem), yutma ve konuşma güçlüğü, seksüel problemler, beslenme problemleri, idrar torbası ve bağırsak sorunları en sık rastlanan özürlülük nedenleri arasındadır. Hastaya özel olarak planlanan, gerçekçi hedeflere sahip, hasta ve ailesinin aktif katılımını sağlayan, eğitim ve psikososyal danışma komponenti olan, birçok disiplinin birlikte yürüttüğü bir rehabilitasyon programı kanserli hastaların fonksiyonel yeteneklerini ve hayat kalitesini belirgin olarak arttırmaktadır. Tedavi kapsamında ilaç uygulamalarına ek olarak, ağrıyı azaltmak, bağışıklık sistemini ve kasları güçlendirmek, şişmeyi gidermek, fonksiyonel aktiviteyi ve yaşam kalitesini arttırmak amacıyla, ihtiyaca göre ve kişiye özel egzersizler, masaj, bandajlama, manipulasyon, soğuk uygulamaları ve elektrik akımları uygulanır, yardımcı cihaz ve yürüme eğitimleri ile bağımsızlık kazandırılmaya çalışılır. Ayrıca, psikososyal ve mesleki yaklaşımlarla hem fiziksel hem de psikososyal destekler sağlanmaktadır. Yanık rehabilitasyonu: Yanık ısı, ışın, elektrik veya kimyasal maddelere maruz kalma sonucunda deri ve derialtındaki dokularda meydana gelen yaralanmadır. Son yıllarda donanımlı yanık merkezlerinin artması, yeniden canlandırmadaki ilerlemeler, yara bakımı ve yamalama tekniklerindeki gelişmeler, yeni yapay deri kullanımı ve rehabilitasyon uygulamalarındaki gelişmelerle yanığa bağlı ölümler azalmış, hastaların yeniden topluma kazandırılması sağlanmıştır. Yanığa neden olan ajan, yanığın derinliği, etkilediği alanın genişliği, yanan vücut bölgesi (eller, ayaklar, yüz ve cinsel organlar), hastanın yaşı (çok genç ve yaşlı hastalar) ve diğer hastalıkların varlığı (diabet, kalp, süreğen böbrek hastalığı gibi), duman soluması ve kırıkların olması tedavinin planlanmasında önemlidir. Yanık rehabilitasyonunun amacı; gelişebilecek komplikasyonları önlemek, eklem hareket kısıtlılığını ve deformitelerini minimale indirmek, hareket kabiliyetini arttırmak, nedbe dokusu oluşumunu kontrol etmek, estetik ve fonksiyonel kusurları en düşük seviyeye indirmek, mümkün olan en iyi fonksiyonel kapasiteye ulaştırmak, hastanın mesleki ve rekreasyonel faaliyetlerini yeniden kazandırarak, en kısa sürede günlük yaşam aktivitelerini yapabilmelerini sağlamaktır. Hastaların çoğunda yara bakımı, ölü dokuların kesilmesi gibi girişimlerin yanı sıra, erken dönemde başlayan pozisyon verme, cihaz uygulamaları, basınç giysisi kullanımı, egzersizler, hidroterapi (suyun katı, sıvı ve gaz halinin tedavi amacıyla kullanılması) uygulamaları ve kendine bakım aktivitelerini içeren bir program sayesinde çok iyi sonuçlar elde edilebilir. Gerektiğinde yapılan cerrahi girişimler sonrasında da bu uygulamalara devam edilir. İşitme-konuşma ve görme bozukluklarında rehabilitasyonu: İletişim kurma biçimleri arasında en önemli olanı sözel iletişimdir. Bunun da temel elemanları işitme, ses, konuşma ve lisandır. Bu elemanlardan herhangi birisinde ortaya çıkabilecek bir sorun, kişinin yalnız çevresi ile iletişiminin bozulmasına neden olmakla kalmayıp, aynı zamanda kendisi ile de hem organik hem de psikolojik sorunlar ortaya çıkartabilecek, düşünce, duygu, davranış ve ifadelerinde bozulmalar olabilecektir. İşitme yetersizliği, konuşma formasyonunun bozulmasına ve diğer insanlarla iletişimde sorunlara neden olmaktadır. Pek çok kişi işaret dilini öğrenmeye uğraşmaz, dolayısıyla onların çevreyle iletişim kurmadaki güçlükleri psikolojik ve sosyal sorunlara neden olabilir. İşitme kaybı olan kişi başkasına nasıl sesleneceğini bilemediğinden ve konuşma güçlüğü nedeniyle, bazen zeka geriliği olan bir kişi olarak yanlış değerlendirilebilir. İleri işitme kaybı olmayan insanlarda bile duyduklarının ve taklit ettiklerinin bozuk veya yetersiz olması sebebiyle konuşma bozukluğu olabilir. Doğuştan işitme kaybı olan birinin, sonradan işitme kaybı olan birine göre, iletişim bozukluğu daha fazla olacaktır. İşitme kaybı izolasyona neden olur ve işitme kaybı olan kişiler normal sosyal hayattan çekilmeye eğilimliyken, grup içinde daha cesur ve daha sosyaldirler. İşitme kayıplarının tedavisinde işitme cihazları veya cerrahi bir işlemle yerleştirilen elektrikli bir işitme protezi olan kohlear inplantlar kullanılmaktadır. İşitme cihazı kullanmaya başlayan çocuk, mümkün olan en erken dönemde işitme kaybının tipi ve derecesine göre seçilecek bir özel eğitim programına dahil edilmelidir. Çünkü sadece işitme cihazının kullanımı, çocukların konuşmayı anlama ve ifade etme becerilerinin gelişimi için yeterli değildir. Cihaz yardımı ile sağlanan işitsel duyumların lisan gelişimine, özellikle konuşma yeteneğine yardımcı olabilmesi için özel eğitime ihtiyaç vardır. Konuşma bozukluğu; kişinin ağız yoluyla kendi kültürüne uygun sembolleri çıkartamama ve uygulayamama şeklinde tarif edilebilir. Konuşmayı sağlayan yapılardan herhangi birinde ortaya çıkabilecek bir problem konuşma bozukluğuna yol açar. Konuşma bozukluklarında rehabilitasyonun amacı; kişinin sahip olması gereken kültürel özelliklerini, kişiliğine uygun nitelikte ses ve semboller ile 174
179 formüle edip, normal yöntemlerle her türlü ortamda ifade edebilecek şekilde restore etmek ve mevcut fonksiyonları maksimum düzeyde kullanılabilir hale getirerek normal kişilerle kaynaşmalarını sağlamaktır. İyi bir konuşma gelişimi için temel ilkeler: İşitme kaybının erken farkedilmesi, tanısının konması, uygun duyum cihazları, özel eğitim, normal dil gelişimi basamaklarının takibi, davranışçı tedavi, psikanalitik tedavi, nefes alıştırmaları, gevşeme teknikleri, konuşma tedavisi (konuşmanın yavaşlatılması, ses düzey kontrolü gibi), uygun çevre oluşturulması, aile eğitiminin başlaması ve kaynaştırmadır. Görme kaybı sadece gözü ilgilendirdiğinde ve tek bir duyu kaybı olduğunda, hastanın başka tıbbi bir problemi olmamakla birlikte, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız değildir. Psikososyal ve mesleki sorunları vardır. Dolayısıyla burada rehabilitasyonun temel amacı, tıbbi tedaviden çok, sosyal ve mesleki problemler üzerinde odaklaşmaktır. Ancak görme kaybı çok çeşitli hastalıkların sonucu ise (beyin omurilik yaralanması, şeker hastalığı gibi) veya başka bir tıbbi problemin parçası ise, rehabilitasyon yaklaşımı geniş kapsamlı olmak zorundadır. Görme rehabilitasyonu kapsamında görme özürlülere güvenli ambulasyon ve yön bulma teknikleri öğretilir. Bağımsız fonksiyon görebilmeleri için, özel günlük yaşam aktiviteleri ve cihazlı günlük yaşam aktiviteleri teknikleri konularında eğitim verilir. Ayrıca Braille alfabesi ile okuma ve yazma da öğretilir. Az görenlerde, görmeyi arttıran cihazların kullanımı sağlanır. Braille ve bilgisayar adaptasyonu ile okuma ve yazma yeteneklerinin geliştirilmesi üzerinde yoğunlaşılır. Görme özürlü kişinin ve ailesinin psikososyal sorunlarını gidermek için uğraşılır. Mesleki yetenekleri doğrultusunda eğitim, iş bulma ve işe yerleştirme konularında yardımcı olunur. Kadın sağlığında rehabilitasyon: Kadınlarda hamilelik döneminde bacaklarda dolaşım bozuklukları sık görülmekte ve vücut duruşundaki mekanik değişiklikler sırt ve bel ağrısına neden olmaktadır. Doğum eylemi sırasında olumsuz koşullarda, doğum kanalı çevresindeki bazı sinir ve kaslar zedelenebilmekte, daha sonraki dönemde genital bölgede ağrı, idrar ve dışkı kaçırma, genital organın dışarı sarkması (genital organ prolapsusu) gibi sorunlar görülebilmektedir. Menopoz öncesi ve sonrası dönemde hormonel değişiklikler nedeniyle ateş basmaları, osteoporoz, depresyon, uyku bozuklukları, idrar kaçırma gibi sorunlar kadın sağlığını olumsuz etkilemektedir. Yaşlı kadınlarda da idrar ve dışkı kaçırma, genital organ sarkması sık görülmektedir. Yine kadınlarda en sık rastlanan meme ve rahim ağzı kanserleri sonrası gelişen ilgili kol veya bacakta lenf dolaşımındaki bozukluk nedeniyle gelişen şişme (lenfödem) günlük yaşamı olumsuz etkilemektedir. Tüm bu durumlarda, duruma ve kişiye özel egzersizlerin yararlı etkileri olduğu araştırmalarla belirlenmiştir. Bu nedenle, hamilelikte bebeğin normal gelişimi, vücut mekanikleri ve düzgün duruşun korunması, bacaklarda dolaşımın düzenlenmesi ve doğum eylemi ile ilgili eğitim verilir, doğum öncesi ve sonrası için egzersizler öğretilip bunların düzenli yapılması sağlanır. Daha ağrısız doğum için gevşeme ve solunum egzersizleri uygulanır. Meme ve rahim ağzı kanserleri, ateş basmaları, osteoporoz, obezite ve şeker hastalığının önlenmesinde ve tedavisinde uygun süre ve şiddette yapılan egzersizlerin çok önemli yararları vardır. İdrar ve dışkı kaçırma sorunlarında da idrar torbası ve genital organlara normal anatomik destek görevi yapan kasların (pelvik taban kasları) kuvvet ve dayanıklığını arttıran egzersizler (Kegel egzersizleri), elektriki uyarılar ve davranış tedavisi ile olumlu gelişmeler elde edilmektedir. Lenfödemi olan kişilerde ise, lenf drenaj masajı, egzersiz, bandaj uygulamaları ve cilt bakımı hakkında bilgilendirme yapılmaktadır. Geriatrik rehabilitasyon: Yaşlanma ile vücutta bir takım fizyolojik değişiklikler kaçınılmaz olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu fizyolojik değişikliklere çeşitli hastalıkların eklenmesi yaşlı bireyde ağrı, aktivite kısıtlanması ve katılımda azalma gibi çok sayıda soruna neden olmaktadır ve yaşlı bireyin yaşam kalitesi bozulmaktadır. Yaşlı insanda yaşanabilecek sorunların üstesinden gelmek için iyi planlanmış kapsamlı sağlık hizmetlerine diğer bir ifade ile geriatrik rehabilitasyona gereksinim vardır. Geriatrik rehabilitasyon fizyolojik yaşlılığın ortaya çıkardığı sorunların çözülmesi, hastalık veya özürlülüğün önlenmesi veya en aza indirilmesi ve yaşlıların günlük yaşantılarında fiziksel, psikososyal ve ekonomik yönden bağımsız hale getirilmeleri için yapılan çalışmaları kapsamaktadır. Yaşlılıkta en sık karşılaşılan sorunlar; bilişsel yetersizlik, ağrı, denge bozuklukları ve düşmeler, idrar kaçırma, depresyon, uyku bozukluğu, çeşitli enfeksiyonlar, kemik dansitesinde azalma gibi sorunlardır. Rehabilitasyon programı kapsamında, kas kuvvet ve dayanıklılığını, esnekliği, kardiyopulmoner fonksiyonu, kemik dansitesini, dengeyi arttırmaya yönelik egzersizler uygulanır, düzgün duruş, yürüme ve denge eğitimi verilir. Günlük yaşam aktivitelerindeki güçlükleri azaltmak için uygun metodlar ve yardımcı cihazların kullanılması 175
180 öğretilir. Ev içinde düşmeleri ve oluşabilecek kazaları (kırık gibi) önlemek için aydınlatma ve kaygan olmayan taban döşemeleri ve uygun mobilyaların kullanımı yönünde düzenlemeler yapılır. Ambulasyonu sağlamak için yardımcı destek cihazlarının (baston, koltuk değneği, yürüteç ve tekerlekli sandalye) kullanımı öğretilir. Sosyal aktivitelere katılımları sağlanır. Amputasyonda rehabilitasyon: Amputasyon, kaza ya da hastalık nedeniyle kol veya bacağın belli bir seviyeden kesilmesidir. Kesilen yerden geri kalan kol veya bacak kısmına güdük adı verilir. Amputasyon geçiren hastalarda rehabilitasyon ameliyat öncesinde başlar. Bu dönemde hasta yapılacak olan cerrahi girişim ve daha sonra uygulanacak rehabilitasyon programı konusunda bilgilendirilir. Ayrıntılı olarak muayene edilerek mevcut durumu ve ilave başka hastalıkları olup olmadığı belirlenir. Çünkü ilave hastalıklar güdük iyileşmesi ve protez (kesilen vücut kısmının yerine konulan yapay alet) uyumunu olumsuz etkileyecektir. Hastanın rehabilitasyon programına uyum potansiyelinin belirlenmesi için eklem hareket açıklığı, kas kuvveti ve duyu değerlendirilmesi yapılır ve fonksiyonel durumu saptanır. Protez uygulamaları ve güdük bakımı konularında eğitim verilir. Ameliyat sonrası dönemde yapılacak tedavinin esas amaçları; yara iyileşmesi, ağrının ve şişliğin kontrolü, güdüğün düzgün şekillenmesi, kasların kuvvetini arttırmak, eklem hareket kısıtlılıklarını önlemektir. Bu amaçlarla egzersizler, bandajlama, elektriki akım uygulamaları ve manipulasyon gibi fizyoterapi yöntemleri kullanılır. Yara iyileşmesi tamamlandığında, hastaya protezini verimli şekilde kullanabilmesi için gerekli önerilerde bulunur ve geçici protez ile eğitimine başlanır. Bacak protezlerinde önce kısmi ağırlık, daha sonra tam ağırlık verilerek denge, ağırlık aktarma egzersizleri, ambulasyon aktiviteleri ve yürüme eğitimine devam edilir. Hem kol hem de bacak amputasyonlarında, geçici protez tam gün kullanılabildiğinde ve güdükte şişlik tamamen kontrol altına alındığında kalıcı protez yapılarak kullanımına başlanır. Bu yolla hastaların günlük yaşam aktivitelerinde daha bağımsız olmaları ve ambulasyonları sağlanır. PSİKOSOSYAL REHABİLİTASYON Özür türü ne olursa olsun, özürlü insanların psikolojik durumları rehabilitasyon uygulamaları kapsamında ele alınmalıdır. Fiziksel, duyusal, algısal ve ruhsal fonksiyonlardaki bozukluklar ve süregen hastalıklar özürlülerin topluma katılımını kısıtlamaktadır. Toplumsal destek sistemlerinin yetersizliği, toplumun dışlayıcı tutum ve davranışları da özürlü bireyin topluma eşit bireyler olarak katılmasını önlemektedir. Özürlü kişilerin özürleri nedeniyle oluşan duyguları şöyle sıralanabilir: Aşağılık duygusu: Her zaman olmamakla birlikte, fiziksel özürlülerin çoğunda bu duruma rastlanmaktadır. Bu kişiler, sakatlıklarını mutsuzluk kaynağı yapmakta, utanç, acıma ve bazen de acındırma, duygusal bir tepki olarak karşımıza çıkmaktadır. Özürlülük ikilemi: Özürlü, aslında kendisinin normal bir kişi gibi kabul edilmesini istemesine rağmen, kendisinden özürlü insanlar gibi davranış beklendiğini düşünerek duygusal bir çatışma yaşar. Bu durumda psikososyal rehabilitasyona ihtiyaç duyulmaktadır. Normal davranışları yüceltme: Özürlü kişi, özürlü olmayan kişilerin davranışlarını en ideal olarak kabul ettiği için, kendisine bir hedef belirlerken sağlıklı bir insana uygun hedefler belirler. Sonuçta ulaşamadıkları ideal hedefleri nedeniyle, bu insanlar aşağılık ve suçluluk duygularına kapılırlar. Suçlanma: Fiziksel özürlü kişilerin normal standartlara uymayan davranışları ve fonksiyonlarını yerine getirirken karşılaştıkları güçlükler nedeniyle yetersizlik duygularına sahip olmak, özürlünün kişiliği için yıkıcı olmaya başlar. Böylece kendisinde suçluluk duygusu oluşarak diğer insanlardan saklanmak ister. Grup stereotipi davranışlar: Yapılan araştırmalara göre, bütün özürlü kişilerde, hemen hemen aynı özellikler gözlenmektedir. Özürlü kişinin topluma uyum sağlamak için, özürünü saklamaya çalışması ve unutmak için çaba göstermesi, daha çok hatırlamasına sebep olmaktadır. Bu da fiziksel özüründen endişe duymasına ve özürünün hayatını yöneten ana kuvvet haline gelmesine neden olmaktadır. Ayrıca, kalıcı belirtilerle süren ruhsal rahatsızlığı olan kişilerde duygusal ifade sorunları, düşünce fakirleşmesi ve irade eksikliği, aşırı ya da sapmış davranışlar (bağırma, soyunma, çevreye zarar verme, yineleyici hareketler) ve toplumdan uzaklaşma gibi durumlar söz konusudur. 176
181 Bunların yanı sıra, özürlülerin aileleri özürle ilk yüz yüze geldiklerinde şok yaşamakta, daha sonra reddetme, suçluluk duyma, depresyon, hayal kırıklığı, utanma gibi duygular yaşamaktadırlar. Bu tür ruhsal sorunlara ek olarak, özürlüler ve ailelerinin kendileri ve çevre şartlarından doğan ya da kontrolleri dışında oluşan maddi, manevi ve sosyal sorunları bulunmaktadır. Psikososyal rehabilitasyon özürlülerin toplumda mümkün olduğu kadar bağımsız yaşamalarına yardımcı olacak sosyal, mesleki, serbest zaman becerilerini keşfetmek ve geliştirmek için uygulanan bir programdır. Psikososyal rehabilitasyon uygulamalarında özüre değil, kişiye odaklanılarak, değişim, umut ve iyileşmeye olanak sağlayan bir yol izlenmektedir. Öncelikli amaç, hastaneye yatışları engellemek ve sosyal görevleri dengelemektir. Özürlünün, özüre karşı olan duyarlılığını azaltmak, stresler karşısındaki dayanıklılığını artırmak, sosyo-ekonomik koşullarına ve değerlerine uyum sağlayarak toplumda verimli hale gelmesi için gerekli olan değişimin yaratılması amacıyla, psikososyal rehabilitasyona da tıbbi rehabilitasyon kadar önem verilmelidir. Psikososyal rehabilitasyon programları, diğer rehabilitasyon uygulamalarıyla birlikte ele alınmalıdır. Psikososyal rehabilitasyonda: Kişiye sıkıntı vermeyecek, ikincil özür oluşmasına yol açmayacak, günlük yaşamını etkilemeyecek şekilde uygun farmakolojik tedavinin seçimi ve sürdürülmesi, Kişinin bireysel ve toplumsal yaşamını kolaylaştıracak, engelleri aşmasını sağlayacak şekilde becerilerle donanması, Sosyal desteklerin, bağımsız yaşam ve toplumsal entegrasyonun, ulaşılabilirliğin ve yardımcı teknolojilerden yararlanarak fonksiyonların geliştirilmesi ilkeleri üzerine odaklanılır. Özürlülere yönelik sosyal hizmet uygulamaları üç boyutta yürütülür: 1. Özürlü bireyler ve aileleri ile sosyal hizmet uygulamaları, 2. Özürlü grupları ve aileleri ile sosyal hizmet uygulamaları, 3. Özürlü bireyler ve ailelerine yönelik toplum düzeyinde sosyal hizmet uygulamaları. Özürlü bireyler ve aileleri ile sürdürülen çalışmalarda sosyal destek özellikle önem taşır. Sosyal destek, insanın stresli bir olaya egemen olmasını ve onunla başa çıkmasını koylaştıran sosyal çevreden gelen bir geri bildirim dir. Özürlüler için gerekli olan sosyal desteği aile üyeleri, yakın arkadaşları ve meslek sahibi kişiler sağlar. Aileler, özürlülerin bağımsız yaşamalarında çok önemli rol oynar. Bazı aileler resmi bir destek almadan özürlünün bakımını sağlar; bazıları ise dışarıdan yardımına ihtiyaç duyar. Sosyal destek kimler tarafından sağlanır? Sosyal destek türleri; duygusal sosyal destek, bilgisel sosyal destek ve elle tutulur sosyal destek olarak sıralanabilir. Bu destek türleri zaman zaman birbirini kapsayan nitelikleri taşır. Duygusal Sosyal Destek: Özürlülerin sevildiklerini ve insan olarak değerli bulunduklarını hissetmelerine yol açan davranışları içerir. Hem özürlülerin hem de ailelerinin yaşam kalitesini arttırmak ve onlara değer verildiğini hissettirmek açısından önemlidir. Özürlülerin ve ailelerinin üzüntülerini, sıkıntılarını uyumsuzluğa yol açmayacak biçimde yaşamaları için yardımcı olunur. Özürlülerin eksiklikleri, yetersizlikleri yerine, başarıları ve yeterlilikleri üzerinde durulur. Özürlüler ile aile üyeleri arasındaki ilişkilerin yeniden kurulması ve tanımlanması için yardımda bulunulur. Özürlülerin ve ailelerinin özürü kabullenmeleri için çaba gösterilir. Bilgisel Sosyal Desek: Özürlü bireye kendine nasıl yardım edebileceği ve özürü hakkında yeni bir görüş kazandırmayı vb. amaçlar. Özürlülere ve ailelerine gereksinim duydukları bilgileri aktarmak için; 177
182 Özürün psikososyal boyutları hakkında bilgi verilir. Özürlülük sonucu ortaya çıkan sıkıntılar ile başa çıkmakta kullanılacak teknikler hakkında bilgilendirilir. Özürlülerin bakımı, eğitimi ve rehabilitasyon hizmetleri vb. hakkında bilgi verilir. Özürlülerin yaşamlarını kendi başına idare etmeleri için, kendilerini yönetmek ve kendilerini savunmak konularında gerekli bilgileri aktarılır. Özürlülerin ailelerine, özürlüye karşı tutumlarının onun gelişimini nasıl etkileyeceği konusunda bilgi verilir. Elle Tutulur Sosyal Destek: Elle tutulur ya da araçsal sosyal destek hizmeti, eşya, alet,meta cinsinden yardımlar, ödünç para verme, çocuklara bakma, ev içindeki ve dışındaki hizmetleri üstlenme gibi yardımlardan oluşur. Bu tür destek daha çok aile üyeleri ve yakın arkadaşlar tarafından sağlanır. Elle tutulur sosyal destek kapsamı içinde sosyal yardım, sürekli ya da özel durumlarda karşılıksız yapılan ayni ve nakdi nitelikteki ekonomik yardımlardır. Ayni yardımlar; eşya, giyecek, yiyecek, ilaç, protez, tekerlekli sandalye vb. yardımları içerir. Nakdi yardımlar ise geçim parası şeklinde verilir. Özürlü grupları ve aileleri ile sosyal hizmet uygulamaları: Özürlüler ve aileleri ile yapılan grup çalışmalarında da bazı sosyal destek türlerinden yararlanılır. Grup ortamında sosyal destek ve grup bağının oluşması, duyguların belirlenmesi ve ifade edilmesi, sosyal destek sistemlerinin harekete geçirilmesi ile sağlanır. Özürlüler ve ailelerinin katılımıyla kurulan çeşitli gruplar vardır. Bu gruplar; destek grupları, etkileşim grupları, eğitici gruplar ve toplumsallaşma gruplardır. Destek Grupları: Kendi kendine yardım grupları olarak da adlandırılan destek gruplarının üyeleri arasında karşılıklı güçlü bir destek esastır. Destek gruplarında çalışmaların amaçları: Özürle başedebilme kapasitesinin arttırılması, özürlülük sonucu olaşan stres ve sosyal izolasyonun azaltılması, Bir yere ait olma duygusunun sağlanması, Benlik saygısı düzeyinin arttırırılması ve damgalanmış olma duygusunun azaltılmasıdır. Etkileşim Grupları: Her üyenin duygularını farketmesi ve bu duyguların diğerleri üzerindeki etkilerini görmeleri amaçlanır. Bu gruplarda üyelerin kendilerini rahatlıkla ifade etmeleri, duygusal ifade biçimlerini geliştirmeleri ve kolaylaştırmaları için çaba gösterilir. Eğitici Gruplar: Konu ile ilgili uzmanlar tarafından grup üyelerine belli bilgi ve becerilerin kazandırılması amaçlanır. Özürlülere ve ailelerine hastane, tıbbi personel, kaynaklar ve özürün etiyolojisi, gelişimi, bireysel ve sosyal yaşamdaki sonuçları, özürlülerin bakımı, eğitimi, aile planlaması, rehabilitasyon merkezleri, özürlü danışma merkezleri ve sosyal güvenlik hizmetlerine dair bilgiler verilir. Toplumsallaşma Grupları: Bu grupların amacı, üyelerde kabul edilebilir tutum ve davranışlar geliştirmektir. Kendi kendine gelişimleri ve sosyal rolleriyle bütünleşmeleri için yardımcı olunur. Özürlülere yeni rollerine ya da değişen rollerine uyum sağlamaları için olanak tanınır. Özürlüler ve ailelerine yönelik toplum düzeyinde sosyal hizmet uygulamaları: Özürlüler ve ailelerini de içine alan topluma yönelik çalışmaları içerir. Bu kapsamda: Özürlülüğün nedenlerini önleyici çalışmalar yapılır ve bu konuda toplum ve kamu görevlileri bilinçlendirilir. Özürlüler ve aileleri, aktif bir yardımlaşma içinde bulunmaları ve bu amaçla dernek ve vakıf kurmaları için özendirilir. Özürlüler ve aileleri ile çalışmak isteyen gönüllü kişilere yönelik özel organizasyonlar geliştirilir ve yürütülür. 178
183 Özürlülere yönelik yanlış anlayış ve önyargıların değiştirilmesine yönelik toplantılar düzenlenir, broşürler hazırlanır, basın ve kitle iletişim araçları harekete geçirilir. Özürlülerin boş zamanlarını değerlendirici etkinlikler oluşturulur ve özel spor karşılaşmaları düzenlenir. Özürlülük alanında araştırmalar yapılarak bu araştırmaların sonuçları, ilgili hizmet birimlerine bildirilir. Bu yolla hizmet birimlerinin politikaları etkilenmeye çalışılır. Özürlülere yönelik yasal düzenlemelerin yapılması konusunda kamuoyu oluşturulur ve ilgili kamu kuruluşlarının dikkatine sunulur. Özürlülere kolaylık sağlayan bir toplum ortamı oluşturulması için sosyal planlama görevleri yürütülür. Özürlüler ve aileleri için uzun süreli hizmet ve desteğin planlanması ve koordinasyonunda yardımcı olunur. Özürlüler ve aileleri, vatandaşlık haklarıyla ilgili sorunlarında kendi haklarının savunucusu olmaları ve ailelere yönelik hizmetlerin geliştirilmesi için eğitilirler. Özürlülerin yararlandıkları kuruluşların kendilerine ve ailelerine tanıtımı için toplantılar düzenlenir. Özürlülerin bilgi ve becerileri ile uyumlu işler bulabilmeleri için, çeşitli iş araştırmaları yapılır ve işverenler bilgilendirilir. MESLEKİ REHABİLİTASYON Toplumumuzda insanın kişiliği, sosyal durumu, kendini değerli hissetmesi genellikle mesleğine dayanmaktadır. Özürlü kişiler ise, çoğunlukla mesleki becerilerini ve mesleklerini kaybetmiş, durumlarına uygun iş bulabilme olanakları önemli ölçüde azalmış kişilerdir. Bu durum sosyal ve psikolojik sorunlara neden olmaktadır. Özürlü bir kişinin iş sorununun çözülmesinde tıbbi, psiko-sosyal ve mesleki rehabilitasyona gereksinim vardır. Mesleki rehabilitasyon; özürlü bir kişinin mesleki danışmanlık, mesleki eğitim ve uygun iş alanının seçilerek işe yerleştirilmesi ve ardından özürlünün işe tam adaptasyon sağlayana kadar gözlenmesi hizmetlerini sunmaktadır. Önemli olan, özürlü kişilerin de sağlamlar kadar, kişisel ilgilerine uygun bir iş bulmalarıdır. Böylece kişinin kendini kanıtlayacak şekilde, daha verimli ve sürekli çalışması sağlanabilir. Mesleki rehabilitasyon süreci; değerlendirme, iş arama becerileri eğitimi, iş analizi, işe yerleştirme ve iş takibini içermektedir. Bu süreç doğrultusunda her özürlü için hazırlanacak bireysel planın amaçları; tıbbi değerlendirme ve bununla ilişkili olarak gerekirse tıbbi tedavi, özürlünün eğitimini sürdürmek, mesleki okullarda veya iş başında eğitim ve işe yerleştirmektir. Bu planda: Uzun dönem mesleki rehabilitasyon hedefleri ve amaçları, Sağlanacak hizmetler, Hizmetler için gerekli parasal destek, Danışman ve özürlünün sorumlulukları, Değerlendirme sürecinde yapılacak ölçümler ve işlemler belirlenmelidir. Başarılı bir mesleki rehabilitasyon için özürlü kişi işe yönlendirilmeden önce, kişisel özellikleri ve çevresi bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Değerlendirme, tüm disiplinlerle ilişkili olarak, öncelikle tıbbi kayıtlardan elde edilen veriler, iş ve eğitim öyküsü gibi rehabilitasyon ekibinin raporlarını 179
184 içermelidir. Yetenek, beceri, ilgi alanları, eğitim ve fiziksel kapasite gibi bazı kişisel özellikler, özürlünün işe yerleştirilmesinde önemlidir. Psikolojik değerlendirme bireyin öğrenme yetenekleri, zorluklarla başa çıkma becerileri ve kişisel özelliklerine ilişkin yararlı bilgi sağlayabilirken, mesleki değerlendirme işe bağlı davranışları, yetenekleri ve ilgi alanlarını tanımlar. İşe yerleşmeyi etkileyen en önemli faktörler; iş arayan kişinin özürünün türü, yetenek ve becerileri, kişilik özellikleri, fonksiyonel durumu, eğitim durumu, daha önceki mesleği, piyasa koşullarıdır. Diğer değişkenlerin ise, iş motivasyonu, toplumsal entegrasyon, bağımsız araba kullanma, bağımsız yaşam ve yaşam memnuniyeti olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, özürlü kişinin yaşı, iş tecrübesi, daha önce yapılan işlerin niteliği ve niceliği, ailenin davranış ve inançları da mesleki rehabilitasyonda önemlidir. Yetenek, doğuştan bazı işleri yapmaya yatkın olmaktır. Beceri ise eğitim ve uygulama ile kazanılır. Becerilerin geliştirilmesinde yeteneklerin etkisi vardır. Yetenekli kişiler yeni bir işte daha hızlı beceri kazandıkları gibi, o işi diğerlerinden daha da iyi yapabilirler. Özür genelllikle becerinin kaybına neden olur, sağlam kalan becerilerin kullanılmasını engelleyebilir. Okuma, yazma ve konuşma gibi yüksek entellektüel beceriler, özürlü kişinin iş bulmasını daha kolaylaştırır. İyi eğitim görmüş ve meslekleri olan kişiler, daha kolay iş bulabilirler. Bu nedenle, eğitim çağındaki özürlülerin eğitimine de en az sağlıklılar kadar önem verilmeli ve imkanlar sağlanmalıdır. Özürlü kişinin iş bulmasını etkileyen önemli diğer bir unsur da fonksiyonel kapasitedir. Kişinin, belirli işlerin gerektirdiği fiziksel aktiviteyi gösterip gösteremeyeceğini saptamak için fonksiyonel değerlendirme yapılmalıdır. Fonksiyonel becerilerin birçoğu iş başında gözlenerek ölçülebilir. Kavrama, kaldırma kuvveti gibi fonksiyonel kapasiteyi ölçmek için geliştirilmiş çeşitli sistemler bulunmaktadır. Farklı ölçüm yöntemlerinin kullanılmasıyla, daha doğru verilerin elde edilmesi mümkün olabilir. Mesleki değerlendirme kapsamında aşağıdaki sorulara cevap aranır: Önceki mesleğine geri dönebilir mi? İş uyarlamaları ve yardımcı teknoloji ile önceki mesleğine geri dönebilir mi? Hangi becerileri diğer bir mesleğe aktarılabilir? Başarılı bir şekilde işe yerleştirilmesi için hangi eğitim veya hizmetler yardımcı olabilir? Özür iş değişimini gerektirir veya iş seçimini sınırlandırırsa, yeniden özel eğitim verilebilir. Fakat mesleki rehabilitasyonun amacı, kişiyi mümkün olduğu kadar erken dönemde üretken hale getirebilmektir. Bu nedenle değerlendirme sırasında, özürlü kişinin önceki işinden, yeni işine aktarılabilecek beceriler araştırılmalıdır. Eğer kişinin sahip olduğu beceriler farklı bir çevrede tekrar düzenlenerek, yeni bir meslek yaratılamıyorsa, yeniden mesleki eğitim için zaman ve para gereklidir. Bu veriler doğrultusunda özürlü kişinin çahşma kapasitesini arttırıcı yönde fiziksel ve mesleki eğitim verilir. Özürlülerin mesleki eğitimleri sırasında üç konu üzerinde durulmalıdır. Özürlünün ekonomik geleceğini sağlayacak, zevkle çalışabileceği bir mesleği kendisinin seçmesi, Özürlü için verilecek mesleki eğitimin mümkünse eski işe ya da ona yakın işlere yönelik olması, Mesleki eğitimde, özürlülerin özürlü olmayan kişiler kadar verimli olmalarını sağlayacak tedbirlerin alınması. Bu arada, bir taraftan özürlü kişi değerlendirilirken, diğer taraftan da iş analizleri yapılmalıdır. İşi yapmak için gerekli olan beceri ve fonksiyonlar, çalışma ortamındaki çevre koşulları, grup çalışmasının mı yoksa, bireysel çalışmanın mı gerekli olduğu belirlenmelidir. Tüm bu değerlendirmeler sonunda, özürlü kişinin özellikleri ve iş için gerekli olan özellikler arasında bir uyum sağlanmaya çalışılır. Bu şekilde sürdürülen mesleki rehabilitasyon programlarında girişimlerin zamanlaması iyi yapılmalıdır. Özürlünün henüz sakatlığını ve bunun getirdiği psiko-sosyal ve mesleki kısıtlamaları anlamasına zaman bırakmadan başlatılan mesleki rehabilitasyon bir çok sorunlar yaratabilir. Bu nedenle, özürlü kişinin işe hazır olması beklenmelidir. Bazı hastalık durumlarında, kişinin performansında hastalıkla ilişkili olarak gün içinde olabilecek değişiklikler işi engelleyebilir veya aksamasına neden olabilir. Bu nedenle hastalığın kontrolünün sağlanması önemlidir. Ayrıca, iş istekleri ve iş planlamada 180
185 direnç ve dayanıklılık göz önünde bulundurulmalıdır. Motivasyon, kendine güven, kişiler arası ilişkiler, sorunlarla başa çıkma ve işe ilişkin gerçekçi beklentiler gibi psikolojik faktörleri de içeren destek sistemleri işe yerleştirmedeki başarı için önemlidir. İş yerine ulaşımdaki güçlük de iş başarısını etkileyen bir başka durumdur. Özürlü iş aramak istediğinde, iş başvuruları için gerekli olacak becerileri geliştirilmelidir. Bu kapsamda, meslek danışmanının belirlenmesi ve izlenmesi, varsa iş deneyimlerini de içeren özgeçmiş yazımı, başvuru ve görüşme becerileri ile ilgili eğitim gerekli olabilir. Kişi bir işe kendi kendine yerleşebildiği gibi, tüm sorumluluğu danışmanın üstlenmesi yoluyla da yerleşebilir. Meslek danışmanının başlıca görevi, özürlünün işe yerleştirilmesi için bireysel bir plan hazırlamak ve bunun uygulanmasını sağlamaktır. Bu kapsamda özürlünün iş arama becerilerini geliştirmek için, iş görüşmelerinde tutunacağı tavır ve davranışlar, bireysel ve sakatlıkla ilgili sorulara nasıl yanıt vermesi gerektiği, yasal haklarının neler olduğu konularında ders verir. Gerektiğinde özürlünün iş ile ilgili eğitim almasını sağlar. İş analizinde; işin kaldırma, kavrama, ayakta durma, yürüme, oturma, eğilme, yükseğe uzanma, konuşma, duyma, yazma ve okuma gibi fiziksel gereksinimleri incelenir. Özürlü kişinin bilişsel fonksiyonları değerlendirilerek, bu fonksiyonlarda kısıtlılığı olan kişiler için işin yoğunluğu, ve işin bilişsel özellikleri (bellek, akıl yürütme, problem çözme gibi) belirlenir. İş alanına park etme, tuvalet, kafeterya ve diğer birimlere ulaşma gibi iş çevresi ile ilgili değerlendirmeler de iş analizi kapsamında yapılmalıdır. Ayrıca, iş analizinde; ekonomik getirimler, mesleki güvenlik ve sağlık standartları, işverenin gereksinimleri, iş uygulamaları ve örgütsel yapılanma göz önünde bulundurulur. İşe uyum düzenlemeleri, işverenle işbirliği içinde yapılabilir. Bu kapsamda, iş yerlerinde aletlerin malzemelerin özürü şiddetlendirmek yerine, azaltıcı yönde kullanılması için gerekli düzenlemeler yapılır. Özürlünün çalışabilmesini kolaylaştıracak yüksekliği ayarlanabilir masa ve sandalye, çekmeceler, ulaşılabilirliği ve kavramayı kolaylaştıran araçlar, hareket eden işyeri malzemeleri, ses düzenekleri, büyük düğmeli aletlerin temini, zorunlu görevlerin değiştirilerek işin yeniden yapılandırılması, kişisel bakım için yardımcıya izin verilmesi işe uyumu artırır. Teknoloji, eğitim alma ve iş bulabilmede önemli bir araçtır. Ayrıca, fonksiyon kaybını telafi etmede yardımcı olur ve fiziksel ve psikolojik bağımsızlığı arttırarak engellerin kaldırılmasında anahtar rol oynar. İş takibi, işe yerleştirme sürecinde önemli bir basamaktır. Özürlünün iş performansı ve iş ilişkileri ile ilgili problemleri belirlenerek, bu problemlerin çözümünde yardımcı olunmalı, gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Kişi uygun işe yerleştirildikten sonra bu işte başarılı olana kadar izlenmelidir. Mesleki rehabilitasyon uygulamaları hangi hizmetleri sunmaktadır? TOPLUM TEMELLİ REHABİLİTASYON Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından bir rehabilitasyon yaklaşımı olarak ortaya konan ve sosyal modele dayanan toplum temelli rehabilitasyon, özürlü kişileri toplumsal düzeyde ele alarak onların rehabilitasyonu, sosyal uyumu ve fırsat eşitliğini sağlayan bir stratejidir. Uygun sağlık, eğitim, mesleki ve sosyal hizmet alt yapısını kurmak amacıyla, özürlülerin, ailelerinin ve sivil toplum örgütlerinin ortak çalışmasını gerektirir. Toplum temelli rehabilitasyon; birçok disiplin ve sektörün çabalarıyla, toplumda temel hizmetlere ulaşmakta güçlük çeken bireylere ulaşmanın alternatifi veya tamamlayıcısı olan bir uygulamadır. Özürlülerin toplumda eşit haklardan yararlanmaları, bağımsız yaşamaları için ve aileleri ile birlikte yaşam kalitelerini arttırarak onları topluma kazandırmak amacıyla; mevcut kaynakları harekete geçirmeyi, çevre ve toplumun uygun şekilde düzenlenmesini ve toplumda davranış değişiklikleri oluşturmayı hedeflemektedir. Özürlülüğün önlenmesi amacıyla, özüre neden olan risk faktörlerinin engellenmesi veya azaltılması temel hedeflerden biridir. Bu amaçla düzenli olarak toplum taramaları yapılmalıdır. Ayrıca, özürün erken dönemde tespiti ve etkilerinin azaltılabilmesi için önlemler alınmasıdır. Toplum ev, iş ve trafik kazalarının önlenmesi ve sağlıklı yaşam tarzının benimsenmesi konularında eğitilmeli ve teşvik edilmelidir. 181
186 Ayrıca, özürlü kişiler her aşamada, kendi kararlarını vermeleri yönünde teşvik edilmeli ve rehabilitasyon programlarına katılımları sağlanmalıdır. Fonksiyonel kısıtlamaların etkilerini en aza indirmek veya gidermek için, toplumda profesyonel kişiler, tam donanımlı ve kullanılır servisler olmayabilir. Toplum temelli rehabilitasyon çalışanları bu alanlarda birincil rehabilitasyon programları uygulamak üzere eğitilebilir. Gelişmiş ülkelerdeki gibi, özürlülerin fonksiyonel ve ekonomik bağımsızlıkları, onlara toplumda eşit haklar sağlamamıştır. Bu nedenle, toplum temelli rehabilitasyon programlarında; eğitim, meslek öğretme, sosyal rehabilitasyon ve korunma gibi konulara da yer verilmeye başlanmıştır. Bu doğrultuda, özürlüler fırsat eşitliği çerçevesinde ve yaşamları boyunca her türlü olanakları ve eğitim fırsatlarını en iyi biçimde kullanabileceklerinin bilincinde olmalıdırlar. Profesyonel hizmetlerin erişilebilir ya da mevcut olmadığı topluluklarda, toplum temelli rehabilitasyon çalışanları eğitilerek, temel eğitim hizmetlerinin verilmesinde görevlendirilmelidir. Ayrıca, özürlülerin kentsel ve kırsal kesimde yerel özellikler gözetilerek, küçük ve büyük ölçekli gelir getirici çalışma olanaklarına ulaşabilmeleri, gerekirse bu amaçla bilgi ve beceri kazanmaları amacıyla eğitimleri sağlanmalıdır. Rehabilitasyon programlarının uygulanmasında oluşan önemli bir diğer değişiklik de, bireyin fonksiyonel yeteneklerinin korunması veya tekrar kazandırılmasına ek olarak, toplumun özürlülere karşı yaklaşımlarının ve çevresel faktörlerin de yeniden düzenlenmesidir. Bu amaçla, özürlülerle etkileşim içinde bulunan insanlar, özürlülere karşı olumlu bir tutum geliştirmeleri ve özürlünün topluma entegrasyonunun sağlanması yönünde eğitilirler. Program çercevesinde, bir başkasının yardımına ihtiyaç duyan özürlülerin bakımlarını sağlayacak kimsenin olmaması durumunda, uzun süreli bakımları sağlanmalıdır. Aile bireylerinin çalışması durumunda ise, günlük bakım kolaylıkları sağlanmalıdır. Bunların yanı sıra, toplum kadar, fiziksel çevrenin de özürlüye uyumlu hale getirilmesinin gerekli olduğu görülmüştür. Toplumsal yaşamın her alanında özürlülerin karşılaşabilecekleri engellerin ortadan kaldırılması yönünde düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır. Özürlünün tekerlekli sandalyesi ile kolayca geçebileği genişlikte kapılar, asansörler, uygun yükseklikte tuvalet ve lavabolar, merdiven yerine rampaların kullanımı gibi değişiklikler, ulaşım araçlarının özürlülere uygun donanımı, yollarda görme engellilere yönelik yol takibini sağlayan şeritlerin ve sesli uyarıların kullanılması, park yerlerinde özürlüler için geniş park alanınına yer verimesi bu düzenlemeler kapsamındaki örneklerdir. Toplum temelli rehabilitasyonda, programların planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesinden toplum sorumludur. Böylece üyeler arasında sürekli bir etkileşim ve iletişim söz konusudur. Dolayısıyla rehabilitasyon uygulamalarına, bir toplumu bilinçlendirme yaklaşımı eklenmiştir. 182
187 Özet Rehabilitasyon; fizyolojik veya anatomik yetersizlikleri veya çevreye uyum sorunu olan kişinin fiziksel, psikolojik, sosyal, mesleki ve eğitimle ilgili potansiyelini en üst düzeye çıkarma olarak tanımlanmaktadır. Kişinin, yaşamın tüm alanlarına katılımını sağlamak ve fonksiyonları engelleyecek tüm durumları veya engellemiş tüm fonksiyonları düzeltmek için eğitim ve deneyime sahip farklı alanlarda çalışan uzmanlar tarafından yapılan çabaların tümünü kapsamaktadır. Bozukluk/yetersizlik: Doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza nedeniyle vücut yapısı ve fonksiyonlarında anlamlı sapma ya da kayıp olarak tanımlanmaktadır ve organ seviyesinde bozuklukları kapsamaktadır. Özürlülük / yetiyitimi / sakatlık / aktivite limitasyonu: Bozukluk nedeniyle, kişisel seviyede fonksiyonel aktivitenin sınırlanmasını ve katılımın kısıtlanmasını ifade eder. Engellilik/katılım kısıtlılığı: Toplumsal düzeyde ortaya çıkar. Bozukluk ya da özür nedeniyle yaş, cinsiyet, sosyal ve kültürel faktörlere bağlı olarak, normal rolün yerine getirilememesi, kısıtlanması olarak açıklanır. Sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi: Birey için beklenen, istenen fiziksel, sosyal ve emosyonel iyilik halinin medikal bir durumdan ne derece etkilendiğini ifade etmektedir. Hastalığın ve tedavisinin hasta üzerindeki etkilerinin yine hasta acısından değerlendirilmesidir. Özürler nedenlerine göre: Fiziksel özürler, duyusal özürler, algısal ve ruhsal bozukluklar nedeniyle oluşan özürler, süreğen hastalıklar nedeniyle oluşan özürler olarak sınıflandırılabilir. Doğuştan veya sonradan kazanılan özürlerin birçoğu önlenebilir. DSÖ nün ölçütlerine göre; gelişmiş ülkelerde nüfusun %10 unun, gelişmekte olan ülkelerde ise %12 sinin özürlü olduğu kabul edilmektedir. Özürlü kişilerin rehabilitasyonu ve bu doğrultuda haklar elde edilmesine yönelik girişimler kapsamında medikal ve sosyal modeller benimsenmiş, özürlü kişilerin haklarının korunmasını amaçlayan ulusal ve uluslararası öneme sahip Birleşmiş Milletler Özürlü Kişilerin Hakları Beyannamesi ilan edilmiştir. Rehabilitasyon uygulamaları; tıbbi, mesleki ve psikososyal rehabilitasyon alanlarında uygulanır. Bunlar birbirlerinden ayrı ayrı düşünülemezler ve her zaman birbirlerini tamamlarlar. Tıbbi rehabilitasyon, özürün önlenmesi ve özürlünün sağlık ve fonksiyonelliğinin birçok disiplinlerin katılımı ve disiplinlerarası işbirliği ile sağlanmasıdır. Psikososyal rehabilitasyon özürlülerin toplumda mümkün olduğu kadar bağımsız yaşamalarına yardımcı olacak sosyal, mesleki, serbest zaman becerilerini keşfetmek ve geliştirmek için uygulanan bir programdır. Mesleki rehabilitasyon; özürlü bir kişinin mesleki danışmanlık, mesleki eğitim ve uygun iş alanının seçilerek işe yerleştirilmesi ve ardından işe tam adaptasyon sağlayana kadar gözlenmesi hizmetlerini sunmaktadır. Toplum temelli rehabilitasyon, özürlü kişileri toplumsal düzeyde ele alarak onların rehabilitasyonu, sosyal uyumu ve fırsat eşitliğini sağlayan, toplumun özürlülere karşı yaklaşımlarını ve çevresel faktörleri de yeniden düzenleyen bir stratejidir. 183
188 Kendimizi Sınayalım 1. İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması ile ilgili aşağıda yanlış olanı işaretleyiniz? a. Sadece özürlüler için kullanılır. b. Özürlülük bireysel alanda değerlendirilir c. Özürlülük sosyal alanda değerlendirilir. d. Engellilik; katılım kısıtlılığı olarak ifade edilir. e. İnsanın biyo-psiko-sosyal bir model olduğu düşünülür. 2. Aşağıda yanlış olan şıkkı işaretleyiniz. a. Bozukluk, yetersizlik olarak da ifade edilir. b. Özürlülük, aktivite limitasyonu olarak da ifade edilir. c. Engellik toplumsal düzeyde ortaya çıkar. d. Sağlıkla ilgili yaşam kalitesi tek yönlüdür. e. Yetersizlik organ seviyesindeki bozukluktur. 3. Aşağıdakilerin hangisi doğum sonrasında kazanılan özürlülük nedeni değildir? a. İş kazaları b. Deprem c. Genetik bozukluklar d. Ev kazaları e. Süreğen hastalık düzeltilebilir. 4. Aşağıdakilerden hangisi rehabilitasyonun amaçlarından biri değildir? a. Yaşam kalitesini arttırmak b. Toplumsal katılımı kısıtlamak c. Fonksiyonel kapasiteyi arttırmak d. Risk faktörlerini azaltmak e. Hareket kısıtlılıklarını önlemek 5. Aşağıda yanlış olan şıkkı işaretleyiniz. a. Psikososyal rehabilitasyon sosyal görevleri dengeler b. Destek gruplarında benlik saygısı geliştirilir. c. Mesleki ve psikososyal rehabilitasyon ayrı ayrı uygulanır d. Bilgisel sosyal destekte özür hakkında bilgi verilir e. Nakdi yardımlar, geçim parası şeklinde verilir 6. Aşağıdakilerden hangisi işe yerleştirmeyi etkileyen faktörlerden biri değildir? a. Özürün türü b. Yaş c. Meslek d. Kişilik özellikleri e. Beslenme 7. Aşağıdakilerden hangisi sporcularda rehabilitasyonun amaçlarından biri değildir? a. Ağrıyı azaltmak b. Esnekliği azaltmak c. Yaralanma riskini azaltmak d. Kuvveti arttırmak e. Hareket kısıtlılığını önlemek 8. Aşağıda yanlış olan şıkkı işaretleyiniz. Düzenli yapılan egzersizler; a. Kanser riskini azaltır b. Obeziteyi önler c. Solunum kapasitesini azaltır d. Dolaşım bozukluklarını önler e. Şeker hastalığı riskini azaltır 9. İş analizinde aşağıdakilerden hangisi değerlendirilmez? a. İşin bilişsel özellikleri b. Ekonomik getirimler c. Yara iyileşmesi d. İşverenin gereksinimleri e. İşin fiziksel gereksinimleri 10. Aşağıdakilerden hangisi toplum temelli rehabilitasyonun amaçlarıdan biri değildir? a. Özürün erken dönemde tespiti b. Sosyal hizmet alt yapısını kurmak c. Mevcut kaynakları harekete geçirmek d. Toplumda davranış değişiklikleri oluşturmak e. Özürlüyü toplumdan uzaklaştırmak 184
189 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. a Yanıtınız yanlış ise Tanımlar başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. d Yanıtınız yanlış ise Tanımlar başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. c Yanıtınız yanlış ise Özürlülüğün Nedenleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. b Yanıtınız yanlış ise Tıbbi Rehabilitasyon başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. c Yanıtınız yanlış ise Psikososyal Rehabilitasyon başlı klı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. e Yanıtınız yanlış ise Mesleki Rehabilitasyon başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. b Yanıtınız yanlış ise Tıbbi Rehabilitasyon başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. c Yanıtınız yanlış ise Tıbbi Rehabilitasyon başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. c Yanıtınız yanlış ise Mesleki Rehabilitasyon başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. e Yanıtınız yanlış ise Toplum Temelli Rehabilitasyon başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Birleşmiş Milletler Özürlü Kişilerin Hakları Beyannamesi Sıra Sizde 2 Tıbbi rehabilitasyon uygulamaları özürlülük üzerine odaklanır. Sıra Sizde 3 Özürlüler için gerekli olan sosyal desteği aile üyeleri, yakın arkadaşları ve meslek sahibi kişiler sağlar. Sıra Sizde 4 Mesleki rehabilitasyon; özürlü kişinin mesleki danışmanlık, mesleki eğitim ve uygun iş alanının seçilerek işe yerleştirilmesi ve ardından özürlünün işe tam adaptasyon sağlayana kadar gözlenmesi hizmetlerini sunmaktadır. Yararlanılan Kaynaklar Aile Eğitim Rehberi- Ruhsal ve Duygusal Özürlülerler, Aile Eğitim Serisi: 5, 2007, TC. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlügü Yayınları, Genel Yayın No: 128, Ankara Arıkan Ç. Sosyal Model Çerçevesinde ÖzürlülüğeYaklaşım. Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, 2002; 2(1): Birleşmiş Milletler Sözleşmesi. ÖZ-VERİ 2008: 5(2), Bilgi Bankası - Özürlülük Eğitimi: Dünyada Sosyal Rehabilitasyon Uygulamaları (Erişim tarihi: ). Bölükbaşı R: Toplum temelli rehabilitasyon. ÖZ - VERİ 2004, 1(1): Clark GS, Siebens HC. (2005) Geriatric rehabilitation. In: Physical Medicine and Rehabilitation, Principles and Practice. Ed's, DeLisa JA. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins, Ed 4, pp: Demirtaş RN. Menopoz ve egzersiz. Fizyoterapi Rehabilitasyon. 1999; 10 (1-2): 5-12 Demirtaş RN, Öner C, Örken N. Türkiye Sakatlar Derneği Eskişehir Şubesi üyelerinim mesleki rehabilitasyon açısından değerlendirilmesi. Fizyoterapi Rehabilitasyon; 1994; 7 (6): Denise GT, Kalpakjan CZ, Paasuke L, Homa D. (2005) Vocational Rehabilitation, Independent Living and Consumerism. In: Physical Medicine and Rehabilitation, Principles and Practice. Ed's, DeLisa JA. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins, Ed 4, pp: Diamond M, Armento M. (2005) Children with disabilities. In: Physical Medicine and Rehabilitation, Principles and Practice. Ed's, DeLisa JA. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins, Ed 4, pp: Erkan G. Özürlülerle sosyal hizmet uygulamaları. C. Ü. Tıp Fakültesi Dergisi 2003 Özel Eki; 25 (4); Ertürk BB. İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırılması ÖZ-VERİ, 2004; 1 (1) Gül İI. Bir hak mücadelesi alanı olarak engellilik ve engellilerin haklarına ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi. ÖZ - VERİ, 2008; 5 (2); İnal S, Özdinçler A Nörolojik Rehabilitasyon 185
190 Karataş K. Engellilerin Toplumla Bütünleşme Sorunları Bir Sosyal Politika Yaklaşımı. Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, 2002; 2 (2): Kayacı E. Özürlüler İçin İstihdam Politikası Oluşturulması. Uzmanlık tezi, 2007, Ankara Metintaş S. Topluma Dayalı Rehabilitasyon. Sted 2006, 15 (2): Özürlü insanlara psikososyal yaklaşım. Mail.baskent.edu.tr/~ /ozurlu.doc (Erişim tarihi: ) Özürlüler Yerel Hizmet Rehberi İSOM Modeli, 2012, İBB Basımevi, İstanbul Özürlüler ve Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun. Resmi Gazete; Tarih: 07/07/2005, Sayı: Rondinelli RD. (2005) Disability Determination. In: Physical Medicine and Rehabilitation, Principles and Practice. Ed's, DeLisa JA. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins, Ed 4, Sullivan MJL, Michael Feuerstein M, Gatchel R, Linton SJ, Pransky G. Integrating psychosocial and behavioral interventions to achieve optimal rehabilitation outcomes. Journal of Occupational Rehabilitation. 2005; 15 (4): Stineman MG, Lollar DJ, Üstün B. (2005) The Internationl Classification of Functioning, Disability, and Health: ICF Empowering Rehabilitation through an Operational Bio- Psycho-Social Model. In: Physical Medicine and Rehabilitation, Principles and Practice. Ed's, DeLisa JA. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins, Ed: 4, Yıldız M, Psikiyatrik rehabilitasyon. Sayıl I (Ed). Bireyden Topluma Ruh Sağlığı. İstanbul, Erler Matbaacılık, s: Tate DG, Kalpakjan CZ, Paasuke L, Homa D. (2005)Vocational rehabilitation, independent living and consumerism. In: Physical Medicine and Rehabilitation, Principles and Practice. Ed's, DeLisa JA. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins, Ed 4, Türkiye Özürlüler Araştırması (2002), (Erişim tarihi: ) Vango MM, Gerber LH. (2005) Rehabilitation for patients with cancer diagnosis In: Physical Medicine and Rehabilitation, Principles and Practice. Ed's, DeLisa JA. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins, Ed 4, Wainapel SF, Bernbaum M. (2005) Rehabilitation of the patients with visual impairment. In: Physical Medicine and Rehabilitation, Principles and Practice. Ed's, DeLisa JA. Philadelphia: Lippincott Williams and Wilkins, Ed 4, pp: (Erişim tarihi: ) (Erişim tarihi: ) Yerel yönetimler için ulaşılabilirlik temel bilgiler teknik el kitabı. T.C Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlü Ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü Yayınları, 2011,Ankara, Genel Yayın No: 49 Yıldız M, Psikiyatrik rehabilitasyon. Sayıl I (Ed). Bireyden Topluma Ruh Sağlığı. İstanbul, 2004,Erler Matbaacılık, s:
191 Sözlük E Endurans: Yorgunluğa karşı direnç gösterme ve yorgunluktan sonra çabuk toparlanma şeklidir. Kardiorespiratuar endurans, dolaşım ve solunum sistemlerinin etkili çalışmasıdır. Yani dolaşım ve solunum sistemlerinin egzersiz ve iş yükü karşısında çabuk uyum sağlayabilme ve aktivite sonrası çabuk toparlanma yeteneğidir. F Fonksiyonel kapasite: İşin gerektirdiği fonksiyonlarla ilgili aktiviteleri güvenilir ve emniyetli bir şekilde yapabilme yeteneğidir. Fonksiyonel kapasiteyi değerlendirme testi, bireyin maksimum iş yeteneğinin sistematik, kapsamlı ve objektif ölçümünü sağlar. Genellikle güç, esneklik, dayanıklılık, koordinasyon, tepki zamanı, fonksiyonel performans ve güvenilirliği içerir. Fonksiyonel testler nesneyi kavrama (kaldırma, taşıma, itme, çekme), oturma, ayakta durma, yürüme, ulaşma, durma, emekleme, denge ve tırmanma gibi aktiviteleri kapsar. Belirli işler için mesleki kapasiteyi bu testlerle değerlendirmek mümkündür. Fonksiyonel kapasiteyi değerlendirme testleri, özürlü çalışanın tekrar işe geri dönüp dönemeyeceği hakkında yararlı bilgiler verir. H Hidroterapi: Suyun katı, sıvı ve gaz halinin tedavi amacıyla kullanılmasıdır. M Meningomyelosel: Doğuştan omuriliğin kese şeklinde dışa doğru çıkması T Tortikollis: Boyun eğriliği 187
TEMEL SAĞLIK HİZMETLERİ (SHZ106U)
DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. TEMEL SAĞLIK HİZMETLERİ (SHZ106U) KISA
TEMEL SAĞLIK HİZMETLERİ
TEMEL SAĞLIK HİZMETLERİ KISA ÖZET KOLAYAOF 1 2 Ünite 1: Temel Sağlık Hizmetleri Kavramı Kişilerin ve toplumların sağlıklarını korumak,hastalananların tedavisini yapmak iyileşmenin tam olmadığı durumlarda
Çevremizdeki Sağlık Kuruluşları VE Sağlık Hizmetleri
Çevremizdeki Sağlık Kuruluşları VE Sağlık Hizmetleri Çevremizde bulunan sağlık kuruluşları, herhangi bir sağlık probleminde müdahalede bulunan ve tedavi amacı güden kuruluşlardır. Yaşadığınız çevrede bulunan
T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3275 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2138 HAVACILIK EMNİYETİ
T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3275 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2138 HAVACILIK EMNİYETİ Yazarlar Doç.Dr. Ender GEREDE (Ünite 1, 5, 7, 8) Yrd.Doç.Dr. Uğur TURHAN (Ünite 2) Dr. Eyüp Bayram ŞEKERLİ
Halk Sağlığı-Ders 1 Hastalık ve Sağlık-Halk Sağlığının Doğuşu
Halk Sağlığı-Ders 1 Hastalık ve Sağlık-Halk Sağlığının Doğuşu Öğr. Gör. Hüseyin ARI 1 Hastalık ve Sağlık İnsanoğlu varoluşundan bu yana sonsuza dek yaşama isteği ile güdülenmiştir. Söz konusu güdü insanları,
SAĞLIK YÖNETİMİ SAĞLIK HİZMETLERİNİN ÖZELLİKLERİ, SINIFLANDIRILMASI VE FONKSİYONLARI
SAĞLIK YÖNETİMİ SAĞLIK HİZMETLERİNİN ÖZELLİKLERİ, SINIFLANDIRILMASI VE FONKSİYONLARI Kaynak: Sağlık İşletmeleri Yönetimi Prof. Dr. Dilaver TENGİLİMOĞLU Doç. Dr. Mahmut AKBOLAT Yrd. Doç. Dr. Oğuz IŞIK *Geçmiş
SAĞLIK KURUMLARI YÖNETİMİ. SAĞLIK HİZMETLERİ VE SAĞLIK YÖNETİMİ Yrd. Doç. Dr. Perihan ŞENEL TEKİN
SAĞLIK KURUMLARI YÖNETİMİ SAĞLIK HİZMETLERİ VE SAĞLIK YÖNETİMİ Yrd. Doç. Dr. Perihan ŞENEL TEKİN Sağlık pek çok değişkenden etkilenir. Bunlar: Fiziki çevre (iklim, beslenme, konut koşulları, çalışma koşulları,
Sağlık Nedir? Sağlık Tanımı Sağlık Hizmetleri Türk Sağlık Sistemi. Sağlık tipleri. Sağlık Nedir? Tıbbi Model. Sağlık Modelleri 19/11/2015
Sağlık Tanımı Türk Sağlık Sistemi Yük.Hem.Müge Bulakbaşı Sağlık Nedir? Sağlık negatif yönden hastalığın yokluğu şeklinde tanımlanmaktadır. Pozitif yönden sağlık; bireylerin hayata katılabilme yetenekleri,
HİJYEN VE SANİTASYON
HİJYEN VE SANİTASYON TEMİZLİK+ HİJYEN= SANİTASYON Bulunduğumuz ortamda hastalık yapan mikroorganizmaların hastalık yapamayacak seviyede bulunma durumuna hijyen denir. Sağlıklı (temiz ve hijyenik) bir ortamın
HALK SAĞLIĞINDA KULLANILAN KAVRAMLAR. Prof.Dr. Ayfer TEZEL
HALK SAĞLIĞINDA KULLANILAN KAVRAMLAR Prof.Dr. Ayfer TEZEL HALK SAĞLIĞI Bir toplumdaki bütün insanları; yaşadıkları çevre ile birlikte ele alan, İnrauterin hayattan ölünceye kadar kendi sorumluluğu altında
Halk Sağlığı. YDÜ Tıp Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Aslı AYKAÇ
Halk Sağlığı YDÜ Tıp Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Aslı AYKAÇ Halk Sağlığı, organize edilmiş toplum çalışmaları sonunda; - çevre sağlığı koşullarını düzelterek - bireylere sağlık bilgisi vererek - bulaşıcı hastalıkları
SAĞLIK ÇALIŞANLARININ MESLEKİ TEHLİKE ve RİSKLERİ. Öğr. Gör. Nurhan BİNGÖL
SAĞLIK ÇALIŞANLARININ MESLEKİ TEHLİKE ve RİSKLERİ Öğr. Gör. Nurhan BİNGÖL Sağlık hizmeti sunumu sırasında sağlık çalışanları, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden sağlıklarını tehdit eden pek çok riske maruz
Sağlığın Korunması, Yükseltilmesi ve Sağlık Politikaları
Sağlığın Korunması, Yükseltilmesi ve Sağlık Politikaları Yrd. Doç. Dr. Figen Işık Esenay Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hem. Isınma SAĞLIK denince aklınıza
TOPLUMU TANIMA VE EKİP ÇALIŞMASI YARD. DOÇ. DR. NALAN AKIŞ
TOPLUMU TANIMA VE EKİP ÇALIŞMASI YARD. DOÇ. DR. NALAN AKIŞ Amaç Bu dersin sonunda öğrenciler, sağlık hizmeti verecekleri toplumu tanımanın önemi konusunda bilgi sahibi olacaklardır. ÖĞRENİM HEDEFLERİ Bu
İçerik. Çevre tanımı Sağlık çevre ilişkisi Verdiği Zararlar Önlemler
İçerik Çevre tanımı Sağlık çevre ilişkisi Verdiği Zararlar Önlemler ÇEVRE Çevre insanların ortak varlığını oluşturan değerler bütünündür. Bir canlının üzerinde etkili olabilen tüm faktörleri içeren ekosisteme
14 Kasım Dünya Diyabet Günü. Kadınlar ve Diyabet: Sağlıklı bir gelecek hakkımız
14 Kasım Dünya Diyabet Günü Kadınlar ve Diyabet: Sağlıklı bir gelecek hakkımız 14 Kasım Dünya Diyabet Gününe ilişkin Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalımızın bilgilendirme metni:
HİJYEN VE SANİTASYON (LBV104U)
DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. HİJYEN VE SANİTASYON (LBV104U) DERS
SAĞLIK NEDİR? Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ);
SAĞLIK KAVRAMI SAĞLIK NEDİR? Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ); Yalnızca hastalık veya sakatlığın olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak tam bir iyilik halidir. şeklinde tanımlamıştır. SAĞLIK KAVRAMI
Doç.Dr.Gülbiye Y. YAŞAR, Dr.Emirali KARADOĞAN
Doç.Dr.Gülbiye Y. YAŞAR, Dr.Emirali KARADOĞAN Sağlık Kavramı Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ne göre sağlık; Sadece hastalık ve sakatlığın olmaması değil, bedenen, ruhen ve sosyal bakımdan tam bir iyilik halidir.
Türkiye de Sağlık Örgütlenmesi
Türkiye de Sağlık Örgütlenmesi (224 Sayılı Yasa ) Doç.Dr.Melikşah ERTEM İdeal Bir Örgütün İlkeleri Eşitlik Sürekli hizmet Entegre hizmet Katılımcı hizmet Öncelikli hizmet Ekip hizmeti Kademeli hizmet İdeal
A.SAĞLIK VE SAĞLIKLA İLGİLİ KAVRAMLAR B.SAĞLIĞA ETKİ EDEN ETMENLER
I. ÜNİTE: SAĞLIKLI YAŞAM EYLÜL 1. Sağlık, hastalık ve engellilik kavramlarını açıklar A.SAĞLIK VE SAĞLIKLA İLGİLİ KAVRAMLAR Anlatım Deney Gösteri ATATÜRK ÜN BİLİME VERDİĞİ ÖNEMİ ANLATMA EKİM 1 1 2. Bünyesel,
bekletilme ünitesi Sebze yıkama ünitesi Bulaşık yıkama ünitesi
MUTFAK HİJYENİ VE KİŞİSEL HİJYEN ENFEKSİYON KONTROL KURULU MUTFAK HİJYENİ Mutfakta fiziki iki alanlar; l Yemek pişirilme ünitesi Hazırlanan yemeklerin bekletilme ünitesi Sebze yıkama ünitesi Bulaşık yıkama
ÖZEL UNCALI MEYDAN HASTANESİ ÇALIŞAN GÜVENLİĞİ PLANI
Sayfa No: 1/5 ların yaralanma riskinin azaltılması Hastanelerimizde kesici ve delici alet yaralanmalarını önlemeye yönelik düzenlemelerin yapılması -Enfeksiyon Kontrol tedavisini sağlayan tüm sağlık personeli
Çalışma Yaşamında Sağlığın Geliştirilmesi
Çalışma Yaşamında Sağlığın Geliştirilmesi 1 Amaç: Katılımcıların; işyerinde sağlığın geliştirilmesi programlarını hazırlamalarına ve uygulamadaki gerekli temel bilgileri kazandırmalarına yardımcı olmaktır.
GÜVENLİ ANNELİK. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı 2016
GÜVENLİ ANNELİK Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı 2016 Bu sunum; Arş. Gör. Dr. Tuğçe Şanver, Arş. Gör. Dr. Can Keskin ve Prof. Dr. Şevkat Bahar Özvarış tarafından hazırlanmıştır.
Çevre İçin Tehlikeler
Çevre ve Çöp Çevre Bir kuruluşun faaliyetlerini içinde yürüttüğü hava, su, toprak, doğal kaynaklar, belirli bir ortamdaki bitki ve hayvan topluluğu, insan ve bunlar arasındaki faaliyetleri içine alan ortamdır.
Sorular biyolojik ve psikolojik etmenler
Sorular biyolojik ve psikolojik etmenler 1. Aşağıdakilerden hangisi İş Yerinde Görülen Psikososyal Etmenlerdendir A) Çalışma ortamı B) Çalışma süresi C) Ücretler D) Yönetsel ve çalışanlarla ilgili faktörler
SAĞLIK ÇALIŞANLARININ ENFEKSİYON RİSKLERİ
SAĞLIK ÇALIŞANLARININ ENFEKSİYON RİSKLERİ Sağlık hizmeti veren, Doktor Ebe Hemşire Diş hekimi Hemşirelik öğrencileri, risk altındadır Bu personelin enfeksiyon açısından izlemi personel sağlığı ve hastane
SAĞLIKLI YAŞAM VE EGZERSĐZ. Prof. Dr. Erdal ZORBA
SAĞLIKLI YAŞAM VE EGZERSĐZ Prof. Dr. Erdal ZORBA GEÇMĐŞTEN GÜNÜMÜZE SAĞLIK Geçmişte sağlığın tanımı; hastalıklardan uzak olma diye ifade edilirdi. 1900 lerin başında ölümlerin büyük bir kısmı bakteri ve
İNSAN VE ÇEVRE A. DOĞADAN NASIL YARARLANIYORUZ? B. DOĞAYI KONTROL EDEBİLİYOR MUYUZ? C. İNSANIN DOĞAYA ETKİSİ
İNSAN VE ÇEVRE A. DOĞADAN NASIL YARARLANIYORUZ? B. DOĞAYI KONTROL EDEBİLİYOR MUYUZ? C. İNSANIN DOĞAYA ETKİSİ A. DOĞADAN NASIL YARARLANIYORUZ? Canlıların hareket etme, büyüme ve yaşamlarını sürdürebilmeleri
Rehabilitasyon Hizmetleri
14. HAFTA Rehabilitasyon Hizmetleri Hastalık, kaza veya yaralanma sonucu gelişen sınırlanmış fonksiyonel kapasitenin, geçici veya kalıcı yetersizliklerin, hastalığın tedavisi ile birlikte veya tedavi sonrası,
DEPOLAMA UYGULAMALARI. Fırat ÖZEL, Gıda Mühendisi 2006
DEPOLAMA UYGULAMALARI Fırat ÖZEL, Gıda Mühendisi 2006 1 Gıda Maddelerinin Depolanması Gıda maddeleri canlı kaynaklı maddelerdir. Bu nedenle özel olarak saklanması gerekir. Aksi durumda büyük miktarlarda
Sağlık ve Sağlıklı Yaşam
Sağlık ve Sağlıklı Yaşam Amaç Bu sunumu dinleyen katılımcılar sağlıklı olabilmek ve/veya sağlıklı olma halini sürdürebilmek için yapılması gereken temel adımları bilecekler ve bu adımları yaşamlarında
KANSER TANIMA VE KORUNMA
KANSER TANIMA VE KORUNMA Uzm. Dr Dilek Leyla MAMÇU Sunum İçeriği Genel Bilgiler Dünyada ve Ülkemizdeki son durum Kanser nasıl oluşuyor Risk faktörleri neler Tedavi seçenekleri Önleme mümkün mü Sorular/
Dr. Bekir KESKİNKILIÇ
Dr. Bekir KESKİNKILIÇ 1 SAĞLIK Yalnızca hastalık veya sakatlığın olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Irk, din, siyasi görüş, ekonomik veya sosyal durum ayrımı yapılmaksızın
TEHLİKELİ MADDE YÖNETİM PROSEDÜRÜ. KOD:STK.PR.02 Y. Tarihi: 31.05.2013 Sayfa No: 5/5 Rev. T.:15.07.2013 Rev. No: 01
1. AMAÇ: Tehlikeli Maddelerin Güvenli Taşınması, Depolanması, Kullanılması, Dökülmesi ile Tehlikeli Maddelere Maruz Kalınması Durumunda yapılması Gerekenler ve Eğitimi İçin Standart Bir Yöntem Belirlemektir.
Mevsimlik Tarım İşçilerinin ve Ailelerinin İhtiyaçlarının Belirlenmesi Araştırması 2011 Harran Üniversitesi-UNFPA
Mevsimlik Tarım İşçilerinin ve Ailelerinin İhtiyaçlarının Belirlenmesi Araştırması 211 Harran Üniversitesi-UNFPA Hizmet için kanıt oluşturan sonuçlar açısından Hizmetleri planlama ve uygulama açısından
Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı
Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı çeken sigara vücuda birçok zarar vermekte ve uzun süre
SU ÜRÜNLERİNDE GIDA GÜVENLİĞİ
SU ÜRÜNLERİNDE GIDA GÜVENLİĞİ Sudan Sofraya Balık Güvenliği Ülkeler, insan yaşamı ve sağlığı için yüksek düzeyde bir koruma güvencesi sağlamak zorundadırlar. Bu yaklaşım çerçevesinde güvenli ve sağlıklı
Çevre Yüzyılı. Dünyada Çevre
Çevre Yüzyılı Çevre; canlıların yaşamı boyunca ilişkilerini sürdürdüğü dış ortamdır. Hava, su ve toprak bu çevrenin fizikî unsurlarını; insan, hayvan, bitki ve diğer mikroorganizmalar ise, biyolojik unsurlarını
SEÇMELİ DERS ÖNERİ FORMU
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi 2012-2013 Eğitim Öğretim Yılı SEÇMELİ DERS ÖNERİ FORMU Dersin adı Üreme Sağlığı Anabilim dalı Sorumlu öğretim üyesi E-posta adresi Halk Sağlığı Prof.Dr.Haldun SÜMER
Şişmanlık (obezite); sağlığı bozacak düzeyde vücutta yağ miktarının artmasıdır.
ŞİŞMANLIK (OBEZİTE) Şişmanlık (obezite); sağlığı bozacak düzeyde vücutta yağ miktarının artmasıdır. Yağ dokusunun oranı; Yetişkin erkeklerde % 12 15, Yetişkin kadınlarda %20 27 arasındadır. Bu oranların
6331 sayılı İş Kanunu kapsamında iş sağlığı ve güvenliği konusunda çalışmalar yaparak, Şifa Ortak Sağlık Güvenlik Birimi tarafından ;
17.12.2013 İŞ GÜVENLİĞİ KAPSAMINDAKİ HİZMET TEKLİFİ TEKLİF BİLGİLERİ YETKİLİ ANKARA DİŞ HEKİMLERİ ODASI DANIŞMAN ŞİFA ORTAK SAĞLIK VE GÜVENLİK BİRİMİ ADRES: HEPKEBİRLER MAH. NASRULLAH İŞ MERKEZİ KAT:5
TÜTÜN ÜRÜNLERİNİN ZARARLARI PASİF ETKİLENİM
TÜTÜN ÜRÜNLERİNİN ZARARLARI VE PASİF ETKİLENİM TÜTÜN ÜRÜNLERİ TÜTÜN ÜRÜNLERİ TÜTÜN ÜRÜNLERİ TÜTÜN ÜRÜNLERİ TÜTÜN ÜRÜNLERİ Başlıca tütün ürünleri nelerdir? SİGARA ELEKTRONİK SİGARA PİPO PURO NARGİLE ESRAR
İŞ YERİ HEKİMİ. (A) İş yeri hekimi, işyerinde bulunması halinde diğer sağlık personeli ile birlikte çalışır.
ORGANİZASYONDAKİ YERİ görev yapar. : : İş Sağlığı ve Güvenliği Sorumlu Koordinatörüne bağlı GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI: İş Yeri Hekiminin Görevleri: (A) İş yeri hekimi, işyerinde bulunması halinde
Çocuğunuzun ilk doğduğu günden itibaren gençlik çağlarına gelinceye kadar çeşitli kontroller ve sağlıklı çocuk izlemleri yapılması gerekiyor.
Çocuğunuzun ilk doğduğu günden itibaren gençlik çağlarına gelinceye kadar çeşitli kontroller ve sağlıklı çocuk izlemleri yapılması gerekiyor. Sağlıklı çocuk izlemi: Çocuğun yaşına uygun ruhsal, fiziksel
BİYOLOJİK RİSK ETMENLERİ
Bu mikroorganizmalar; 1 Doğrudan temas Hava ve vektörleri Ortak kullanılan canlı veya cansız maddeler vasıtasıyla insanlara bulaşırlar. MESLEKİ BİYOLOJİK RİSKLERE MARUZ KALINAN SEKTÖRLER Tarım Ürünün yetiştirilmesi
Halk Sağlığı Hizmetleri ve Toplum Sağlığı Merkezleri (TSM)
Halk Sağlığı Hizmetleri ve Toplum Sağlığı Merkezleri (TSM) Uz. Dr. Özgür ERDEM Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Toplum Sağlığı Hizmetleri Daire Başkanlığı (10 Mart 2015/ ŞANLIURFA) 1 Sunu Planı Halk sağlığı
Dünya nüfusunun her geçen yıl artması, insanları beslenme, giyinme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını gidermek için değişik yollar aramaya
Dünya nüfusunun her geçen yıl artması, insanları beslenme, giyinme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını gidermek için değişik yollar aramaya zorlamıştır. Mevcut Dünya topraklarından daha çok verim elde
HASTA DOSYASI VE ARŞİV HİZMETLERİ
HASTA DOSYASI VE ARŞİV HİZMETLERİ Hasta dosyalarına yönelik düzenleme yapılmalıdır. Hasta dosyaları için standart bir dosya içeriği belirlenmeli, o Dosyalarda bulunması gereken bilgi ve dokümanlar belirlenmeli,
DENGELİ BESLENME NEDİR?
DENGELİ BESLENME NEDİR? Vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gereken dört temel besin grubu olan; süt ve ürünleri, et ve benzeri, sebze ve meyveler, ekmek ve tahıllar dan hergün sizin için gerekli
VÜCUT BAKIMI VE TEMĠZLĠĞĠ
VÜCUT BAKIMI VE TEMĠZLĠĞĠ Sağlıklı bir yaşam için vücudun deri, saç, el ayak, ağız ve diş gibi kısımlarının bakımı ve temizliğine önem verilmesi gerekir. Derinin sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi ve vücuda
MESLEK HASTALIKLARINDAN KORUNMA İLKELERİ
MESLEK HASTALIKLARINDAN KORUNMA İLKELERİ İşyerlerinde meslek hastalıklarına sebep olabilecek faktörleri her zaman tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Bu sebeple, meslek hastalıklarından korunmak
Pınar SARIOĞLU ALTIN Bülent ORAL Bekir ORAL 07 Aralık 2017
İş Sağlığı ve Güvenliği Ön Lisans Programlarında İş Hijyeni Kavramının Ulusal Ölçütte Değerlendirilmesi Pınar SARIOĞLU ALTIN Bülent ORAL Bekir ORAL 07 Aralık 2017 Çalışmanın Amacı Kavram Tanımları Türkiye
Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu
Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Yaşlı Bakım-Ebelik 2. Ders YB 205 Beslenme İkeleri 2015 Uzm. Dyt. Emine Ömerağa [email protected] BESLENME Dünya Sağlık Örgütü (WHO-DSÖ)
T.C KONYAALTI KAYMAKAMLIĞI. İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü
T.C KONYAALTI KAYMAKAMLIĞI İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü GIDA GÜVENLİĞİ Gıdalarda oluşabilecek fiziksel, kimyasal ve biyolojik her türlü zararın ortadan kaldırılması için alınan tedbirlerin
B unl a r ı B i l i yor mus unuz? MİTOZ. Canlının en küçük yapı biriminin hücre olduğunu 6. sınıfta öğrenmiştik. Hücreler; hücre zarı,
MİTOZ Canlının en küçük yapı biriminin hücre olduğunu 6. sınıfta öğrenmiştik. Hücreler; hücre zarı, sitoplazma ve çekirdekten meydana gelmiştir. Hücreler büyüme ve gelişme sonucunda belli bir olgunluğa
T.C. ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI ÇEVRE YÖNETİMİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YER SEVİYESİ OZON KİRLİLİĞİ BİLGİ NOTU
T.C. ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI ÇEVRE YÖNETİMİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YER SEVİYESİ OZON KİRLİLİĞİ BİLGİ NOTU Temmuz 2014 OZON NEDİR Ozon (O 3 ) üç tane oksijen atomunun birleşmesi ile oluşmaktadır. Ozon, atmosferde
PROJE KONUSU NASIL BULUNUR? Prof. Dr. Turan GÜVEN
PROJE KONUSU NASIL BULUNUR? Prof. Dr. Turan GÜVEN PROJE KONUSU SEÇERKEN ŞU SORULARIN CEVAPLARI ARANMALIDIR : 1. Proje yapmam için bir gerekçem var mı? 2. Niçin proje yapacağım? 3. Projemin amacı nedir?
VERİ YAPILARI VE PROGRAMLAMA (BTP104)
VERİ YAPILARI VE PROGRAMLAMA (BTP104) Yazar: Doç.Dr. İ. Hakkı CEDİMOĞLU S1 SAKARYA ÜNİVERSİTESİ Adapazarı Meslek Yüksekokulu Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Sakarya Üniversitesi ne aittir.
Çalışma Ortamında Sağlığın Korunması ve Geliştirilmesi
Çalışma Ortamında Sağlığın Korunması ve Geliştirilmesi Prof. Dr. Nazmi Bilir Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Enstitüsü 10 Ekim 2014 [email protected] Sunum Planı Sağlık Hizmetlerinin Gelişmesi
ÖZEL YALOVA HASTANESİ EĞİTİM PLANI
2018 YILI HİZMET İÇİ HİZMET İÇİ EĞİTİM Tarihi Süresi Konusu Alt Konuları/İçeriği cisi Yeri Materyalleri Değerlendirme Verilecek Adı Soyadı Görev/Ünvan 01.01.2018 31.12.2018 1 Hafta Uyum leri 1-Genel Uyum
Halk Sağlığı-Ders 6 Aşırı Doğurganlığın Kontrolü ve İlaçla Koruma
Halk Sağlığı-Ders 6 Aşırı Doğurganlığın Kontrolü ve İlaçla Koruma Öğr. Gör. Hüseyin ARI 1 Aşırı Doğurganlık Sosyoekonomik koşullar, beslenme ve çevre sağlığı uygun olmayan toplumlarda aşırı doğurganlık
İŞYERİNDE SAĞLIĞI GELİŞTİRME ve PROGRAM PLANLAMA. Prof.Dr.Ayşe Beşer Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi [email protected].
İŞYERİNDE SAĞLIĞI GELİŞTİRME ve PROGRAM PLANLAMA Prof.Dr.Ayşe Beşer Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi [email protected] 1 HEDEFLER.Sağlığı, koruma ve geliştirme kavramlarını bilme İşyerlerinde
HALK SAĞLIĞI VE AİLE HEKİMLİĞİ VI. DERS KURULU (20 NİSAN 2015-25 MAYIS 2015)
T. C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2014 2015 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI DÖNEM III HALK SAĞLIĞI VE AİLE HEKİMLİĞİ VI. DERS KURULU (20 NİSAN 2015-25 MAYIS 2015) DEKAN BAŞKOORDİNATÖR DÖNEM III KOORDİNATÖRÜ
KADIKÖY BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA MÜDÜRLÜĞÜ
KADIKÖY BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA MÜDÜRLÜĞÜ ÇEVRE NEDİR? İçinde bulunduğumuz canlı, cansız tüm varlıkların birbirleri ile ilişkilerini içine alan ortam. Çevrenin doğal yapısını ve bileşiminin bozulmasını,
İŞYERİ HEKİMİ GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI
Sayfa No 1 / 5 1.BİRİM:İş Sağlığı ve Güvenliği 2. GÖREV ADI: İşyeri Hekimi 3. AMİR VE ÜST AMİRLER: Başhekim Yrd., Başhekim 4.YATAY İLİŞKİLER:Hastane Tüm Birim ve Bölümleri, İSG kurulu 5. GÖREV DEVRİ:Diğer
Okul Sağlığına Genel Bir Bakış ve Okul Sağlığında Ruh Sağlığının Yeri. Dr Hilal Tıpırdamaz Sipahi 22 Ekim 2003
Okul Sağlığına Genel Bir Bakış ve Okul Sağlığında Ruh Sağlığının Yeri Dr Hilal Tıpırdamaz Sipahi 22 Ekim 2003 Okul dönemi 6-19 yaşlar arasını kapsar, iki dönemdir erken okul yaşı ve prepubesans kızlarda
DETERJAN VE DEZENFEKTANLAR. Fırat ÖZEL, Gıda Mühendisi 2006
DETERJAN VE DEZENFEKTANLAR Fırat ÖZEL, Gıda Mühendisi 2006 ÖNEMLİ! Gıdaları insanların sağlıklarını çok ciddi şekilde etkiler. Bu nedenle, gıda üreten kişilerin temizlik kurallarına uyması çok önemlidir.
SAĞLIKLI GIDA. AMAÇ : Katılımcıları, gıda, gıdanın sağlıkla ilişkisi ve sağlıklı gıda tüketimi hakkında bilgilendirmek.
SAĞLIKLI GIDA SAĞLIKLI GIDA AMAÇ : Katılımcıları, gıda, gıdanın sağlıkla ilişkisi ve sağlıklı gıda tüketimi hakkında bilgilendirmek. ÖĞRENİM HEDEFLERİ : Gıda ve gıda türlerini söyleyebilme, Gıda, sağlık
VERİ YAPILARI VE PROGRAMLAMA
VERİ YAPILARI VE PROGRAMLAMA (BIP116) Yazar: Doç.Dr.İ.Hakkı.Cedimoğlu SAKARYA ÜNİVERSİTESİ Adapazarı Meslek Yüksekokulu Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Sakarya Üniversitesi ne aittir.
KANSEROJEN VEYA MUTAJEN MADDELERLE ÇALIŞMALARDA SAĞLIK VE GÜVENLİK ÖNLEMLERİ HAKKINDA YÖNETMELİK
KANSEROJEN VEYA MUTAJEN MADDELERLE ÇALIŞMALARDA SAĞLIK VE GÜVENLİK ÖNLEMLERİ HAKKINDA YÖNETMELİK Amaç Bu Yönetmeliğin amacı; çalışanların kanserojen veya mutajen maddelere maruziyetinden kaynaklanabilecek
ERGENLİKTE HİJYEN SAĞLIK VE KİŞİSEL BAKIM. Hazırlayan Okul Rehber Öğretmeni İrem YILDIRIM
ERGENLİKTE HİJYEN SAĞLIK VE KİŞİSEL BAKIM Hazırlayan Okul Rehber Öğretmeni İrem YILDIRIM SAĞLIK VE HİJYEN NEDİR? Sağlık; kişinin doğuştan getirdiği kalıtsal özellikleri ile fiziksel, biyolojik ve sosyal
GÜNLÜK HĠJYEN ALIġKANLIKLARI
GÜNLÜK HĠJYEN ALIġKANLIKLARI HĠJYEN NEDĠR? Bir sağlık bilimi olup,temel ilgi alanı sağlığın korunması ve sürdürülmesidi r. KĠġĠSEL HĠJYEN Kişilerin kendi sağlığını korudukları ve devam ettirdikleri öz
KANALİZASYONLARDA HİDROJEN SÜLFÜR GAZI OLUŞUMU SAĞLIK ÜZERİNE ETKİLERİ
KANALİZASYONLARDA HİDROJEN SÜLFÜR GAZI OLUŞUMU SAĞLIK ÜZERİNE ETKİLERİ Bu Çalışma Çevre Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sayın Prof. Dr. Mustafa Öztürk tarafından 2006 yılında yapılmıştır. Orijinal
Sağlık Bülteni İLK YARDIM BÖLÜM I
Sağlık Bülteni ODTÜ G. V. ÖZEL MERSİN İLKÖĞRETİM OKULU Kasım 2013 İLK YARDIM BÖLÜM I Hayatımız boyunca çeşitli nedenlerle yaralanmalar veya hastalıklarla karşılaşmamız kaçınılmazdır. Yaşamımızın çeşitli
BELEDİYE HİZMETLERİNDE ÇÖZÜM ORTAĞINIZ
BELEDİYE HİZMETLERİNDE ÇÖZÜM ORTAĞINIZ ÇÖP DEPONİ ALANLARINDA VE ÇÖP SIZINTI SUYUNDA KOKU KONTROLÜ, ÇÖP SIZINTI SUYUNUN ARITMA ÖNCESİ BOİ, KOİ, AKM DEĞERLERİNİN İYİLEŞTİRİLMESİ Bütün dünyada olduğu gibi,
PROF. DR. AYLA SOYER İÇERİK. Soyer, A., İşletme Sanitasyonu, gıda güvenliği
PROF. DR. AYLA SOYER İÇERİK 1 İçerik Gıda Endüstrisinde hijyen ve sanitasyon kavramları ve önemi, Gıda, gıda kaynaklı hastalıkların tehlikeleri, Gıdalarda kontaminasyon kaynakları ve önlenmesi, Gıda işletmelerinde
ÇALIŞAN GÜVENLİĞİ PLANI
KOD YÖN.PL.04 YAY.TAR. 15.02.20 REV.TAR. SIRA NO 1 ÇALIŞAN GÜVENLİĞİ HEDEFİ El Hijyenine bağlı risklerin azaltılması PLANLANAN FAALİYETLER El hijyeni malzemelerine tüm personelin her zaman ulaşabilirliğini
KAVRAMSAL ÇERÇEVE/TANIMLAR HÜTF HALK SAĞLIĞI AD. HAZIRLIĞIDIR (EYLÜL 2016)
KAVRAMSAL ÇERÇEVE/TANIMLAR HÜTF HALK SAĞLIĞI AD. HAZIRLIĞIDIR (EYLÜL 2016) BEKLENTİLER! AMAÇ Bu dersin sonunda tüm katılımcılar sağlık ilgili kavramları açıklayabileceklerdir. ÖĞRENİM HEDEFLERİ Dersin
EVSEL ATIKLAR VE TEHLİKELERİ. Mustafa Cüneyt Gezen, DGSA, CIH
EVSEL ATIKLAR VE TEHLİKELERİ TEHLİKELİ KABUL EDİLEN ATIKLARIN ÖZELLİKLERİ: H1 Patlayıcı H2 Oksitleyici H3 A Yüksek oranda alevlenir H3 B Alevlenir H4 Tahriş edici H5 Zararlı H6 Toksik H7 Kanserojen H8
BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ EĞİTİM PLANI
BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ EĞİTİM PLANI DİSİPLİN/ GELİŞİM ALANI: UZUN DÖNEMLİ AMAÇ: - Vücudumuz bilmecesini çözelim - Maddeyi tanıyalım - Kuvvet ve hareket - Işık ve ses - Canlılar dünyasını
DİCLE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ DERS YILI DÖNEM III HALK SAĞLIĞI, BİYOİSTATİSTİK, TIP TARİHİ VE ETİK
DİCLE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2017 2018 DERS YILI DÖNEM III HALK SAĞLIĞI, BİYOİSTATİSTİK, TIP TARİHİ VE ETİK 24.04.2018 28.05.2018 Dersler Teorik Pratik Toplam Halk Sağlığı 82 --- 82 Biyoistatistik
Beslenme Programlarının Yürütülmesinde Toplum Katılımının Sağlanması. Prof. Dr. Türkan Kutluay Merdol 6 Mart 2008
Beslenme Programlarının Yürütülmesinde Toplum Katılımının Sağlanması Prof. Dr. Türkan Kutluay Merdol 6 Mart 2008 Toplumun Kalkınması Toplumu Oluşturan Bireylerin Sağlığı ile İlişkilidir Beslenme Sağlığın
TURHAN DOĞRU NEFES ALMAK:
Mustafa TURHAN A sınıfı İşgüvenliği Uzmanı [email protected] DOĞRU NEFES ALMAK: Solunum Koruyucuların Farklı Sektörlerde Kullanımı 1 Doğru Nefes Almak ne demek? Tehditler İmkanlar Solunum koruyucular
KADIN VE AİLE SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI SAĞLIK VE HIFZISSIHHA MÜDÜRLÜĞÜ
KADIN VE AİLE SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI SAĞLIK VE HIFZISSIHHA MÜDÜRLÜĞÜ BAĞIRSAK PARAZİTLERİ VE KORUNMA YOLLARI BU EĞİTİMDE NELER PAYLAŞACAĞIZ?
ÇEVRE KORUMA ÇEVRE. Öğr.Gör.Halil YAMAK
ÇEVRE KORUMA ÇEVRE Öğr.Gör.Halil YAMAK 1 Çevre Kirlenmesi İnsanoğlu, dünyada 1,5 milyon yıl önce yaşamaya başlamıştır. Oysa yer küre 5,5 milyar yaşındadır. Son 15 yıl içinde insanoğlu, doğayı büyük ölçüde
Ders Yılı Dönem-III
2018 2019 Ders Yılı Dönem-III HALK SAĞLIĞI, BİYOİSTATİSTİK, TIP TARİHİ VE ETİK DERS KURULU 22.04.2019 27.05.2019 HALK SAĞLIĞI, BİYOİSTATİSTİK, TIP TARİHİ VE ETİK DERS KURULU 22.04.2019 27.05.2019 Dersler
İlimizde özellikle 1993 yılında zaman zaman ciddi boyutlara ulaşan hava kirliliği nedeniyle bir dizi önlemler alınmıştır. Bu çalışmaların başında;
İSTANBUL DA ÇEVRE KİRLİLİĞİ İstanbul da Çevre Kirliliği Su, Hava, Toprak ve Gürültü Kirliliği olarak 4 Bölümde ele alınmalıdır. İstanbul da Çevre Kirliliği konusunda İstanbul İl Çevre Müdürlüğü, Büyükşehir
Basiskele. Basiskele
STOP DO NOT ENTER RESERVED PARKING Akılcı ilaç kullanımı; kişilerin hastalığına ve bireysel özelliklerine göre uygun ilacı, uygun sürede, uygun dozda, uygun doz aralıklarında en düşük maliyetle
TIBBA MERHABA DĠLĠMĠ HALK SAĞLIĞI ANABĠLĠM DALI
TIBBA MERHABA DĠLĠMĠ HALK SAĞLIĞI ANABĠLĠM DALI ÖĞRETĠM ÜYESĠ : Prof. Dr. Nurhan ĠNCE DERS ADI : Sağlık hizmetleri ve sağlık politikalarının temel özellikleri AMAÇ : Öğrencilerin, sağlık hizmetleri ve
HİJYEN. Sağlıklı yaşama şartlarını öğreten bir bilim dalıdır.
HİJYEN HİJYEN Sağlıklı yaşama şartlarını öğreten bir bilim dalıdır. Aynı zamanda birey ve toplum olarak insan sağlığının korunması ve geliştirilmesini hedefler. Yaşamın verimli, sağlıklı düzeyde uzun süre
HİZMETLİ PERSONEL EĞİTİM PLANI
PERSONEL PLANI EĞ.PL.No: 01 Y. Tarihi : 01.09.2015 Rev. No - Tarihi : S. No : 1/8 İN TARİHİ-SAATİ İN KONUSU AMACI İN VERİLEĞİ İNİ VEREN KİŞİ 1 10-11 / 09 / 2015 SKS VERSİYON-5 UYGULAMA VE ÖNEMİ HAKKINDA
Biyolojik Risk Etmenleri
Biyolojik Risk Etmenleri Mesleki tehlikeler Biyolojik, Biyomekanik, Kimyasal, Fiziksel (+radyolojik) Psikososyal TANIMLAMA Çalışma yaşamında biyolojik risk etkenleri denildiğinde akla, herhangi bir enfeksiyona,
9-ZEHİRLENMELERDE İLKYARDIM
9-ZEHİRLENMELERDE İLKYARDIM ZEHİRLENMELER Zehirlenme nedir? Vücuda zehirli (toksik) bir maddenin girmesi sonucu normal fonksiyonların bozulmasıdır. Vücuda dışarıdan giren bazı yabancı maddeler, vücudun
DERS X Küresel Sağlık Sorunları
DERS X Küresel Sağlık Sorunları Dünyada gerçekleşen ölümlerin yaklaşık % 23 ü çevresel etkilerle gerçekleşmektedir. Düşük ve orta gelirli ülkelerde çevresel hastalıklar daha fazla görülmektedir. Erkekler,
Program Geliştirme ve Öğretim. Yard. Doç. Dr. Çiğdem HÜRSEN
Program Geliştirme ve Öğretim Yard. Doç. Dr. Çiğdem HÜRSEN Temel Kavramlar Eğitim: Eğitim, bireyin doğumundan ölümüne kadar süre gelen bir süreçtir. Bu süreçte bireylere çeşitli bilgi, beceri, tutum ve
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ LİSANS PROGRAMI TÜRKİYE'DE ÇEVRE SORUNLARI DOÇ. DR.
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ LİSANS PROGRAMI TÜRKİYE'DE ÇEVRE SORUNLARI DOÇ. DR. SEVİM BUDAK Katı Atıklar Dünya nüfusu gün geçtikçe ve hızlı bir şekilde artmaktadır.
T. C. MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2013 2014 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI DÖNEM III HALK SAĞLIĞI VE AILE HEKIMLIĞI DERS KURULU
T. C. MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2013 2014 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI DÖNEM III HALK SAĞLIĞI VE AILE HEKIMLIĞI DERS KURULU ( 6. ) DERS KURULU ( 28 NİSAN 06 HAZİRAN 2014) DERS PROGRAMI T.
Yasemin ELİTOK. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi. Pediatrik Hematoloji-Onkoloji BD, Erzurum
Yasemin ELİTOK Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji-Onkoloji BD, Erzurum Tanı olanaklarının gelişmesi ve sağlık kuruluşlarından yararlanma olanaklarının artması, Toplumun bilgi seviyesinin
