FATİH DEVRİ HATTATLARI HAT SANATI
|
|
|
- Yavuz Çiçek
- 8 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 İSTANBUL FETHİ DERNEĞİ NEŞRİYATI No. 12 FATİH DEVRİ HATTATLARI ve HAT SANATI EKKEM HAKKI AYVBKDi 1953 İstanbul Matbaası Nuruosmaniye cad. No. 90/1
2
3 FATİH DEVRİ HATTATLARI ve Sanatı M E D H Â L Fâtih'in otuz senelik devr-i saltanatında eser vermiş hattatlardan, yazı ve tercüme-i halleri devrimize ulaşrhış olanlar, araştırmamızın neticesine göre, otuz üç kadar olup bu rakkam bütün islâm memleketlerinde o asırda bildiğimiz hattatların vasatisini tek başına Osmanlı ülkesinde karşılamaktadır. Kemiyet bakımından böyle olmakla beraber keyfiyet cihetinden de mühim eserler vermiş ve müstakbel inkişafın kaynağını teşkil etmiş bir devredir. Bu tetkikimizde göreceğimiz gibi, Fâtih devrinde hat san'atımn beşiği kısmen Amasya şehri olmuştur; mekteb orada teessüs ederek daha ziyade XV inci asır sonlarında üstadlardan büyük bir kısmının yavaş yavaş göç etmesi ile, başşehre intikal eylemiştir.
4 Risalemiz iki kısımdan mürekkeb olacaktır: Birinci kısım, eserleri mevcud hattatların, tercüme-i hallerine ve yazıların hususiyetlerini tebarüz ettirmeye hasredilecek ve numuneleri ihtiva edecektir. Yazısı elimize geçmiyen hattatlar dahi silsilenin şümulünü belirtmek ve ileri deki tetkiklere esas olmak ve vasıflarını göstermek üzre, bir kaç satırla mücmelen zikrolunacaktır. San'at kudretleri hususunda, tasvib ve takdirleri muteber müelliflerin şehadetini kabul zoru hasıl olmaktadır. Ne acı hakikattir ki tereüme-i hali dercedilen otuz üç zattan yirmisinin yazısı elde edilememiştir. Mütebakisinden de. Şeyh Hamdullah Efendi müstesna, pek az eser kalmıştır. Her bir hattatın hal tercümesinin nihayetinde yazılarının bulunduğu yerler işaret edilmiştir. Görülecektir ki bir çoklarının yazısı müzelerde ve kütüphanelerde ya hiç yoktur veya birer tane mevcuttur. O- lanlar da belki en iyileri değildir. İki san'atkârm yalnız taş üstünde yazıları kalmıştır. Üç tanesi de ancak hususî koueksiyonlarda mevcuttur. İsimler harf sırasına göre tertibedilnıiştir. Bu kısımda hattatların defnedilmiş oldukları mahaller ve kabir taşlarından harab olmıyanlar da bildirilmiştir. Birinci kısımda hattatlar ve eserleri şerhedilirken birbiri ile mukayese ve tahlil olunup hususiyetleri ve karakterleri arzedilmeye gayret olunacaktır. İkinci kısım, birincide şerh ve tahlil edilmiş olan eserlerin müşterek vasıflarını ve devrin yazı san'atmm Osmanlı Türk güzel san'atlarmda tuttuğu mevkii izah eden terkibi bir etüd olacaktır.
5 KAYNAK OLARAK ŞU ESERLERE MÜRACAAT ETTİK : 1 Menâkıb-ı Hünerverân (1) 3 Gülzâr-ı Savâb (3) 3 Devhat-ül-Küttâb (3) 4 Tuhfe-i Hattatın (4) Gelibolulu Âlî Efendi tarafından yaaalıp İbnülemin Mahmud Kemal Beyin pek mühim bir mukaddimesi ile tab' olunan bu eser ihticaca salih, fakat pek mücmel olup 1000 (1591) tarihine kadar geçen hattatları zikretmektedir. Metinde (Hünerverân) olarals tekrarlanacaktır. Hattat Nefes-zâde İbrahim Efendi, mebadîden 1060 (1650) taruılne kadar gelen mâruf ve mahdut bazı sanatkârlar hakkında kısa malûmat vermekle iktifa etmiş buna mukabu hat malzemesi ve telaıiği hususunda gayet kıymettar bilgiler vermiştir. Metinde (Gülzâr) olarak kısaltılacaktır. Hattat Suyolcu-zâde Mehmed Necib E- fendi, başlangıçtan 1150 (1737) tarihine değin eser vermiş hattatların tercüme-i hallerini, Gülzar-ı Savab'a nisbetle daha geniş bir çerçeve dahilinde, neşretmektedir. Metinde yalnız (Devha) olarak beyan olunacaktır. Meşhur müellif Müstakim-zâde Süleyman Sa'deddin Efendi tarafından yazıhp İbnülemin Mahmud Kemal Beyin de- (1) Mustafa Alî Efendi, Menakıb-ı Hünerverân Türk Tarih Encümeni Külliyatı, İstanbul, Matbaa-i Amire (2) Nefes-zâde İbrahim Efendi Gülzâr-ı Savab Güzel Sanatlar Akademisi neşriyatı, (3) Suyolcu-zâde Mehmed Necib Efendi (Necîbâ) DevhatüI-Hattatîn Güzel Sanatlar Akademisi neşriyatı, (4) Müstakim-zâde Süleyman Sa'deddin Efendi Tuhfe-i Hattâtîn Hazırlayan İbnülemin Mahmud Kemal Bey Türk Tarih Encümeni neşriyatı, istanbul Devlet Matbaası, 1928.
6 gerli mukaddimesi ve tertibi ile neşredilmiş 750 sahiîelik en esasii menba olup 1202 (1787) senesine kadar gelip geçen hattatlardan 2200 kişinin oldukça mufassal tercüme-i hallerini ihtiva eder. Lisanı pek ağır olmakla beraber ana kaynak vasimi her zaman için muhafaza edecektir. Risalemizde (Tuhfe) şeklinde bahsedilecektir. 5 Mizan-ül-Hat Alâ vaz'ı Üstad-is-selef (1) Hattat Kebeci-zâde Mustafa HUmi E- fendi tarafından yazılıp muzehheb nüshasında, 60 mcı yaprağa ka - dar, hat haltkında mütalâat ve tarifatı, 73 üncü yaprağa kadar, aynen Nefes-zâdenin risalesmi, 134 üncüye kadar da, biraz indî tasniflerle hattatlar» zikreder. Bu tasnif cetvellerinde ekseriya yalnız isimler zikredilmiş, verilen malûmat da yukarıdaki menbalardan harice çıkmamıştır. Fazla olarak 1266 (1849) senesine kadar geçen Iıattatlann bir cetvelini ihtiva eder. Bu menhadan (Mizan) ismi ile bahsolunacaktır. 6 Şekayık-ı Nu'maniye tere, Güldeste-l riyaz-ı irfan, Sicill-i Osmanî Bilhassa ilmiyeye ve tarikata mensup hattatların hüviyetlerini tesbit hususunda bu üç eserden yardımcı olarak istifade ettik. Sırası ile (gekayık), (Güldesite) ve (Sicil) olarak zikredilecektir. Yazı numuneleri hususunda muttali' olduğumuz birçok menbaları aradık ve sorduk; Topkapı Sarayı, Türk - İslâm Eserleri Müzeleri ile Üniversite Kütüphanesi ve hususî kolleksiyonlardan bulabildiklerimizi dercettik. Bu arada müteferrik yerlerde, meselâ Konya'da Hazret-i Mevlânâ Dergâhı Müzesinde bulunan bir Kur'ân-ı Kerim'i de ihmal etmiyerek fotoğraflarını leffeyledik. Eserlerin intihabında da şimdiye kadar neşredilmemiş olanları tercih ettik. (1) Hâkkâk-zâde Mustafa Hilmi Mizan-ül-hat alâ vaz'ı üstadis-selef Yazma 134 yaprak. Fâtih Millet Kütüphanesi, 1129 No.
7 Birinci kısım Fâtih Devri Hattatları ve Eserleri ABDURRAHMAN HÂTEMÎ BİN ALİ BİN MÜEYYED BİN EŞ-ŞEYH PIR ALİ Ulema beyninde (Müeyyed-zâde) lâkabı ile anılan bu zat, aslen Amasyalı olup Temimî-zâde Hasan Çelebiye atfen Şeyh İshak-ı Kâzrunî neslinden geldiğini Tuhfe beyan etmektedir. Safer 860 (1456) tarihinde doğmuş ve IL Bâyezid'- in Amasya valiliği sırasında, meclisine dahil olarak Şeyh Hamdullah Efendiden hat meşketmiştir. Takî Temimî'nin hüsn-i hattına şehadet ettiğini Tuhfe yazmaktadır. Bazı garaz erbabının, Bâyezid ile sıkı münasebetini çekemiyenlerin zorile 881 (1476) senesinde [1] katline ferman çıkmış iken daha evvel haberdar olan Şehzade Sultan Bâyezid, Mısır memlûklerine tâbi Haleb'e kaçmasını temin etmişdir. Oradan Şiraz'a giderek Celâlüddin-i Devvanî'den yedi senede icazet almıştır. IL Bâyezid'in cülusunu takiben avdet edib maskat-ı re'sini ziyaretten sonra, ulemadan Hatib-zâde delaletiyle Ramazan 888 (1483) senesinde İstanbul'da Kalenderhane müderrisliğine tâyin olunmuş ve 17 Rebiülevvel 891 (1486) da, Muslihiddin-i Kastılanî'ye damad olduğu gün de, Fâtih külliyesi Semâniye medreselerinden birisine Efdal-zâde yerine naklolunarak sekiz yıl müderrislik etmiştir. Bundan sonra Edirne kadılığını ifa ve 907 (1501) senesinde Anadolu, 911 (1505) tarihinde Rumeli Kazaskerliği payelerini ihraz etmiş iken, Yavuz Sultan Selim'in cülusu hengâmmda, yeniçerilerin Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin evi ile beraber konağını yağma etmeleri sonunda, azlolunmuştur. 918 (151a) senesinde Karaferye kadısı, 919 (1513) te tekrar Rumeli Kazaskeri nasbolunub Çaldıran seferine Yavuz maiyetinde işti- (1) Şakayık, sahife 309, 310.
8 rak etmiş, avdette azlolunarak 5 Şaban (cvtma) gecesi 923 (1516) yılında inziva halinde iken vefat ve Eyyüb'de türbe civarına defnolunmuştur. Oğullarına taksim edilen yedi bin cildlik pek büyük bir kütüphaneye sahip olduğu söylenir. Üç lisanda nazma kadir ve fıkıhdan mühim bazı resâilin müellifidir. Takî Temîmî, tarihinde, hüsn-i hattına şehadet etmektedir (Tuhfe 249) [2]- Vefatından üç yüz sene sonra yazılan Hadikat-ül-Cevâmi', kabrinin Eyyûb türbesi civarında olduğunu zikretmek-.te ise de elyevm taşı kaybolmuştur. Galata'da camii, çeşmesi ve mahallesi vardır. Hüsn-i hattına ait numune görülmemiştir. Yalnız sahib olduğu kitaplarda imza ve temellük kitabelerine rastlandı [Bakınız: Bursa'da Haraççıoğlu K. No Veliyyüddin K. No ve No (bunda güzel bir mührü var), Fâtih K. 3137, Damad İbrahim Paşa K. No. 162, (Dr. Süheyl Ünver notu)], ABDURRAHMANT SÂBIĞ [3] Şeyh Mehmed Vesimî'den telemmüz [5] ve 841 (1437) tarihlerinde şöhreti yayılıp icazet [6] vermekte olduğu malûm [2] Tercüme-i hallerin sonuna doğru (Tuhfe 249), (Devha 30) v.s. olarak teker teker veya birkaçı bir arada gösterilen bibliyografya ufak tâdil ve tebdil ile yazılan metnin, o bende kadar, bu mehazlardan ahndığmı gösterir. Bundan sonraki malûmat eserler üzerinde ve vakıalara nazaran serdedllen zatî mütalâalardır. [3] Bu zatın künyesini Tuhfe, (^l^) «Sabiğ» ve (/«i l^) «Sani'>, Devha ise (^il^) «Sayi'» olarak kaydetmektedir. Sabiğ boyayan, sanı' işaret eden mânasına geldiği halde sayi'e bir mâna vermek kabil olamamakla beraber Devha'nm naklinde bu tarzda hatalara tesadüf edildiğinden biz Tuhfe'nin kaydını esas aldık. Bir Mısır mecmuasında [*] bu zatın ismine benziyen (^Lıll JİA^.c) «Abdurman bin-is-saiğ» namında bir hattatın 814 tarihli bir Kur'ân'mdan bahsedümekte ise de aynı adam olup olmadığını tahkik imkânı hasıl olmadı. [*] «En-Nil-üI-musavver mecmuası 29 Eylül 1923, bu Mushaf m Dar-ül-kütüb-ül-Mısrıyye'de olduğunu bildirmektedir. [5] «Telemmüz», umûmî olarak ilim tahsil etmek mânasına gelirse de betahsis hat hususunda kullanılır. Meşk hocasının talebesine «Tilmiz» denir. Hattatlar üstadlannm ismini kendi isimleri ile birlikte «Tilmizi» veya «min telâmîz-i filân..» olarak yazarlar. zikrederken [6] «İcazet» ilim veya hat öğrenenlere verilen şahadetnamedir. Tevdii ekseriya merasimle vâki olurdu. 8
9 olan bu zat, ihtiyarlığında. Şeyh Hamdullah Efendi ile muasır olmuştur. Taliplere ketebe yani imza atmak salâhiyeti demek olan [7] icazet vermek usulünü vazeylediği rivayet olunmaktadır. Doğduğu ve öldüğü tarihler malûm değildir (Tuhfe 553, Devha 8s). Talebe yetiştirmesine nazaran yazıda mertebesi ileride olsa gerektir. Yazısına tesadüf edilmemiştir. ABDULLAH-I AMÂSÎ Fâtih devrinde, Osmanlı Türk yazısının ilerleme çağında, kendine hâs bir üslûb ile yazan hattatlardan biridir. A- masyalı olup Şeyh Hamdullah Efendinin akrabasmdandır. 80 sene yaşıyarak pek çok yazmış ise de, muakkibi az olmuştur. (Devha 8^, Tuhfe 289, Mizan 78 yaprak). Yazısı daha ziyade düz kalem üslirbuna kaçtığı halde, bu vadinin vâzıı olan Yakut-ül-Müsta'sımî'den [8] ayrılma emarelerini taşıyan yuvarlak, inhinalı bir tarza mâliktir. 954 (1518) tarihli bir meşk murakkamdan [9] verdiğimiz numuneler (Resim: 1) deki Muhakkak [10] ve Reyhanı yazısını, [7] «Ketebe» icazeti imza koymaya salâhiyet demektir. Bir hattat icazet aldıktan sonra imza atmak hakkını kazanırdı. Aynı mânaya gelmek üzere, ismi başında bazan «Harrerehü, Ketebehu, Nemekahu, Sevvedehu» dendiği de vâkidir. Tevazuan «Meşekahu» diye yazanlar da olur. L8] Amasyah olduğu rivayet edilen, bu zat son Abbasî halifesi Müsta'sım Billâh'm kölesi iken, hatda gösterdiği büyük kudret sebebi ile âzâd olunarak, efendisi halifenin ismine izafeten Müsta'sımî lâkabına nail oldu. Aslında yazıyı büyük bir inkişaf ve terakkiye ulaştırıp şöhreti âlemi tuttu. Namından istifade ile yapılan birçok taklidleri bazı müzelere bile sokulmuştur. Tarih-i vefatının 699 (1299) olduğu belli ise de tevellüdü malûm değildir. Bu zata «Kıblet-ül-küttap denip bilâvasıta ve bilvasıta altı şakirdi «Ergun-ı Kâmil», «AbduUah-i Sayrefî», «Yahya Sofl», «Mübarek Şâh-ı Süyûfî», «Mübarek Şâh-ı Kutub», «Şeyh Ahmed-i Sühreverdî» yle beraber esatize-i seb'a'yı = yedi üstad teşkil ederler. [9] «Murakka'», birkaç kâğıdın suları aksi istikamette olmak üzere, bugünkü, ahşap kontr-plâklar usulü ile, üstüste yapıştırılıp elde edilen egrilmez, bükülmez ince mukavvaya denir. Üzerine yazı sahifesi yapıştırılır. Bununla beraber levhaların albüm halinde toplanmış şeklinde de kullanılır. [10] Hüsn-i hat nevilerini kısaca izahı münasip gördük: A «Kûfî»; tslâmiyetin ilk asırlarında «Himyerî» yazısının istihalesi ile meydana gelen kairn zaviyeler halindeki hendesî yazıdır. Kûfî'nin câri şekilde kâğıt üzerindeki yazılarda kullanılması Hicrî III., Milâdî IX. asır sonuna kadar, pek çok çeşitlerde, devam etmiş, bundan sonra sert kö-
10 Resim: 1 AbdulîaJı-ı Amâsî meşli murakkâ'mdan ketebe sahifesi E. H. Ayverdi Koleksiyonundan Fot: T. B. Klişe yazımn eb'admdadır. 10
11 Resim: 2 Abdullah-ı Amâsî'nin meşli muralikâ'mdan baş Ekrem Hakkı Ayverdi koleksiyonundan sahife Foto: Turgut Bleda, Klişe yazmm eb'admdadır. 11
12 (resim: s) de ketebesi ile beraber icazet hattını görmekteyiz. Yazılarının tetkiki bizi çok kuvvetli bir hattat olduğuna iknaa kâfidir. Eğer Şeyh Hamdullah'ın, her türlü mukayese fevkindeki kudretli üslûbunun doğduğu asra tesadüf etmeseydi daha büyük bir mevki tutardı denilebilir. Tevellüd ve vefat tarihi malûm değilse de, 80 sene yaşadığı rivayetine ve 924 (1518) de yazısı görüldüğüne nazaran, 840 (1436) senelerinde doğup. Şeyh Hamdullah ile aynı yıllarda vefat etmiş olması ihtimâli hatıra gelmektedir. Yukarıda resimlerini dercettiğimiz murakkâ'mdan başka Topkapı Sarayı müzesinde (Yeni gelenler 1477 No.) nesih bir mevlidi vardır, başka bir eseri görülememiştir. gelerinin yuvarlanması ile meydana gelen nesih ve sülüs onun yerini almıştır. Bununla beraber celisi (yani büyüğü), pek kuvvetli tezyini kıymetine binaen, Hicrî VII., Milâdî XIII. asırlara kadar devamlı şekilde ve Hicrî TX., Milâdî XV. asra kadar da daha seyrek olarak taş, alçı ve kalem üzerinde ve mimarî bir unsur halinde yazılmıştır. B «Nesih»; Kûfî yazı köşelerinin tamamen yuvarlanması ile meydana gelen bu nev'in IV. asr-ı hicrîde ilk numuneleri görülmüş, V. ve VI. asırlarda taazzuv etmiştir. Yalnız ince kalemle, ilmî metinler, Kur'ân-ı Kerim'ler, bu nevi yazı İle tahrir olunurdu. C «Sülüs»: îki üç milimetre kalınhgmda kalemle yazılan ve IV. asr-ı hicrî sonlarında meydana gelen yazıdır. Yuvarlaklığı nesihe nazaran daha az ise de köşeler sert değildir, yumuşak ve kıvrak bir hareketle döner. Sülüs, yazının esasıdır. Bütün nev'iler ve kaideler bundan çıkıp hüsn-i hat talimi de sülüs öğrenmekle başlar. Güzel yazı levhaları sülüsle yazılır.. D «Reyhanı»: Nesih yazının ufkî kısımları daha yatkın ve uzun olan nev'ine derler. Bünye itibariyle ondan daha sertçedir. İstimali azdır. Bazan icazetlerde kullanılır. E «Muhakkak»: Sülüs yazının yatgm ve ufkî kısımları uzun olan nev'ine derler. Ona nazaran daha sert bir manzara arzeder. Kullanışı nadirdir, arzuya göre bazı yerlerde tatbik olunur. P «Tevki'»: Sülüs yazı gibi iki, üç milimetre kalınlığında kalemle, kelimeler aralarında birleştirilerek yazılan bir nev'idir. Müstakbel Osmanlı Divâni yazısının esasını teşkil etmiştir. Mahalli istimali resmî evraktır. G «Rik'a, Rikâ', Hatt-ı icâze» denilen altıncı nev'i nesihin dendansız, yuvarlak ve kıvrak bir nev'idir. İcazetler ekseriya bu hatla yazılır. Bu altı nev'e «Aklâm-ı sitte» = Altı çeşit kalem (usul) derler. H «Celî»: Sülüs yazının hudut tâyin etmeden kalın kalemle yazılan nev'idir. Esas kaideleri sülüse merbut olmakla beraber her türlü tezyini şekle, istife müsait olgun bir tarzdır. Büyük levhalarda, taş üstüne yazılan kitabelerde kullanılır. Kalınlığı ve büyüklüğü arzuya ve mahalline göre değişir. Yerine göre üç, beş santimden elli santim kalınlığına kadar 12
13 AHMED BÎN ABDULLAH-I HİCAZI Hat tezkirelerinin hiç birinde ismine tesadüf edilemiyen bu hattata, Edirne'de yazıp Konya'daki Hazret-i Mevlânâ Dergâhına vakfedilen ve orada bulunan takriben 25X35 ebadında bir Kur'ân-ı Kerim'i ile muttali olduk. (Resim: 3) de görüldüğü üzere, devrin tarzına uyularak üstte ve altta iki satır muhakkak, ortada altın ile bir satır sülüs, bunların arasındaki metin ise nesihle yazılmıştır. (Resim: 4) ketebe sahifesini göstermektedir. Altın üzerine siyahla yazılmış altı satırlık ketebesinden Edirne şehrinde 856 (1452) de tahrir olunup arka sahifesindeki yedi satır reyhânî va.kıfname ile Sadr-ı-âzam ((Mahmud Paşa bin Abdülhay» tarafından Hazret-i Mevlânâ türbesine 872 (1468) de vakfedildiği anlaşılmaktadır. Muhakkak, sülüs ve reyhânî yazıları pek güzel ve mükemmeldir. Nesih, Yakut vadisinin gelişmiş, bir nümunesidir. olanları vardır. Ayasofya Cihâr-ı Yâr levhaları 55 santim kalınlıkta, dünyanın en büyük yazılandır. I «Müsennâ»: Sülüs veya celinin karşılıklı çift yazılan şeklidir. Levhalarda ve kitabelerde kullanılır: Bab-ı Hümâyûn kitabesi gibi. K «Nesta'lîk»: istesihln sür'atle yazılmasından hasıl olmuş ve Iran topraklarında zuhur etmiş bir yazıdır. Şakulî kısımları çok ince, ufkîler kaim, (J ' j) nun, lâm gibi harfler büyük bir tekne teşkil edecek şekiller alır. Dendan nadirdir. Sülüs ve nesihin hayatî ve beşeri unsuruna mukabil bu nev'i daha ziyade mücerred ve aklî bir hüviyet taşır. Nesta'lîk, talikin neshi, incesi mânasına gelirken tatbikatta, galat olarak buna «Talik» denilmektedir Nesta'lîk'm bir de «Şikest, Şikeste» demlen muharref, yani bozuk nev'i vardır. L «Ta'lik»: Nesta'lîk'm sülüse tekabül eden nev'idir. Sülüsle aynı kalınlıkta kalemle yazılır. Bu iki yazı Azerbaycan ve İran'da en büyük üstadlarmı vermiş olmakla beraber Türkiye'de de Yesarî Bsad Efendi ile aynı dereceye varmıştır. M «Ta'lik celisi»: Talikin kalın - kalemle yazılan nev'idir. İran'da celî hiç tekemmül edemediği halde Türkiye'de harikalar doğuran bir mertebeye erişmiştir. N «Divâni»: Bir cihetten tevkie, bir cihetten talike benziyen son derece hareketli girift, hususî bir yazı nev'idir. Yalnız Türkiye'ye mahsustur denilebilir. Fâtih devrinde görülmüş, Yavuz Sultan Selim asrında tekemmül etmiştir. Yalnız fermanlarda kullanılır. O «Siyâkat»: Kûfî'ye benzeyip arazi ve emlâk tahrir defterlerinde ve Defter-i Hâkanî kayıtlarında ve malî kayıtlarda kullanılan hususî bir nev'idir, Türkiye'ye mahsustur. 13
14 > -T--: Resim: 3 14 Ahmed-i Hicazî Kur'ân-ı Kerimi, baş sahile Konya Hazret-i Mevlânâ Müzesinde AsU: 25X35 Fot: E. E. M.
15 e- Kesim: 4 Aiımed-i Hicazt Kur'âu-ı Kerimi, ketebe sahifesi Konya Hazret-i Mevlânâ Müzesinde Ash: 25X35 Fot: E. E. M. 15
16 AHMED BİN HOCA YAHYA (SİBEK-ZÂDE) Sibek [*] Yahya Efendi oğlu, Şeyh Hamdullah Efendi tilmizi olup, Amasyalıdır. 908 (150.2) tarihinde yazdığı Kur'- ân-ı Kerim'i Sultan Bâyezid'e hediye ederek mazhar-ı takdir ve atiyeye nail olmuştur. Padişahın irtihalinde bu mushaf-i şerif türbesine konmuştur (Tuhfe gs). Ne türbedeki bu Kurân-ı Kerim bulunmuş, ne de başka bir yazısı görülmüştür. II. Bâyezid'in yazısını takdir etmesi kudretine delildir. ALİ (SEYYİD) Azerî olup Seyyid Şerif-i Cürcanî'den tahsil-i ulûm eyledi. İsfendiyaroğlu İsmail Bey nezdine geldikten sonra, o- nun ibramı ile, II. Murad'a müracaat edip Bursa'da Yıldırım medresesine tâyin olundu. Şerh-i şerif-i Şemsiyeye, Küçük Haşiye namı ile büyük bir eser ve Metali' ve Mevakib şerhle rine haşiyeler yazmıştır. 860 (1456) tarihinde vefat etmiştir. Temimi, Yakut üslûbunda mükemmel yazı yazdığını söyle mektedir (Tuhfe 334). Yazısı görülmemiştir. ALI BİN YAHYA'ES-SOFÎ Edirneli hattat Yahya Sofî'nin [11] oğlu olup mermer üzerine mahkûk şahane kitabeleri ile Fâtih devrini şa'şaadar eden büyük hattatdır. Her cins yazıda üstaddır. Müsenna sülüs celisinde de mehareti vardır. Malûm olan imzalı kitabeleri, Bab-ı Hümâyûnun kapı kemeri aynasında müsennâ «Besmele ve İnnel-müttekine...)) âyet-i kerîmesi, kapı kemeri üstündeki girift sülüs celîsi inşa kitabesi, bir yanda dairevî müsenna ccnasrun-min-a-uah» âyet-i kerîmesi ile aynı şekildeki ketebe kıt'ası ve Fâtih camiinin üç parçadan mürekkeb inşa kitâbesidir. Kabri Üsküdarda elyevm hattatlar makberesi denilen makberededir. Şeyhin o semte rağbeti bundan tevellüd etmiştir. (Tuhfe 333). [11] Bu zatı 700 (1300) tarihlerinde gelip Yakut'un bilâvasıta şakirdi olan Yahya Sofi ile karıştırmamalıdır. Eski sanatkârların ismi ile tahallüs etmek âdeti, bir asır sonra, Edirneli Yahya'nın Meragalı bir hattatın künyesini almasına saik olmuştur. [*] Sibek, elmacık mânasına gelmektedir, farisîdir. 16
17 Evliya Çelebi ve ondan naklen Tuhfe Bab-ı Hümâyûnun tak-ı bâlâsında (AAV <..^U "iim;-) ((Halled-a-Uah izze sahibehu 883» tarihinin bu hattat tarafından yazıldığını kaydediyorlarsa da inşa kitabesinden gayrı böyle bir tarih yoktur. Bab-ı Hümâyûnun Ayasofyaya bakan yüzünde hepsi müsenna olmak üzere kemer aynasında (cinnel-müteekine», sağ tarafta «Nasrun min-a-uah)), sol tarafta x^ jul ı_i*i>l '"'^) «Ketebehu az'af-ül-ibad Ali bin mürid-is-sofî» ketebe madalyonu anahtar taşı üstünde de saray ve surun dört satırlık inşa kitabesi bulunmaktadır. Eğer yukarıda bahsedilen tarih kapının birinci avluya bakan yüzünde idi ise buna diyecek yoktur. Çünkü bu kısım Sultan Aziz zamanında yapılan bir ilâve ile kapatılmıştır. Fâtih camii kitabesi sağda yedi satırla başlayıp kemer üstünde iki satır halinde devam etmekte solda yine yedi satırla nihayet bulmaktadır. Bu son kısımdaki imzası «Ketebehu Ali bin-is-sofî» dir.- Babasının künyesini yalnız Sofi olarak zikretmesi Bab-ı Hümayunda ilâve ettiği, Mürîd, kelimesinin bir isim olmayıp bir sıfat olduğunu ve bir sanatkâr tevazuu ile (Sofilerin müridinin oğlu) mân.asını ifade ettiğini tahmin ettirmektedir. Fotoğraf da görüleceği üzere (resim: 5), gerek celî sülüs, gerek karşılıklı istifle meydana gelen, müsenna şekiller nazirsiz bir güzelliğe mâliktir. Harfler usul ve kaideye uygun ve teker teker pek güzel, şekilleri kat'î vazıh ve ahenkli olup, satıra oturmuştur ve istif, fevkalâdedir. Müsennâ şekillerde de karşılık getirilen keşidelerin ahengi emsalsizdir. Fâtih camiindekiler de pek güzeldir. Kapı yuvasının sağından başlayıp (resim. 6) ve ortada (resim: 7) devam etmekte ve solunda (resim; 8) bitmektedir. Bilhassa ortadaki harf, istif, hareke itibariyle fevkalâdedir. Üst satırda ( J ) «fi» kelimesinin orta uzunluktaki keşidesi ile şakulî olarak yazılan ( jû ) «Osman)) kelimesinin ( j ) «nun» harfinin bütün ikinci satır boyunca uzatılması ahengi son haddine vardırmaktadır. Sol kitabenin nihayetinde şakulî olarak imzası okunmaktadır. F.2 17
18 Eesim: S Ali Şolî'nin Bab-ı Hümâyûn kitabe ve müsennâ' âyet yazısı Fot: T. B. 18
19 Bu yazılardan otuz sene evvelki Edirne Üç Şerefeli camii kitabesi ile [12] bunlar, ta XIX. asra kadar celî sülüsün en güzel numuneleri olarak kalmıştır. Ancak XVIII. asır sonunda, hattat Mustafa Rakım'ın fevkalâde celî yazısı yeni bir ahenk ile bir devir açmıştır. Halbuki sülüs ve nesih, Fâtih devrinde, celî seviyyesinde olmayıp, ilk tohumları atılarak pişdarları bu zamanda zuhur etmesine rağmen, II. Bâyezid devrinde kemâl mertebesine ulaşabilmiş ve erişilmez bir merhaleye varmışdı. Celî ise Fâtih, devrinde, baba - oğul Sofî'ler elinde, söylediğimiz kemâli bulmuşken, müteakip asırlarda tevekkuf ve hattâ bir derece tedennî etmiş ve sert, köşeli bir hal almıştır. Bu da küçük yazıya daha fazla ehemmiyet verilmesinden doğmuştur. İlerde Şeyh Hamdullah E- Kesim: 7 Ali Sofî'nin Fâtih camii Itjtâbe yazısı, kapı iistü Fot: T. B. fendinin tercüme-i halinde göreceğimiz veçhile, asırların eri büyük hattatı olan bu zat ve muakkipleri, bir cihetten,mimarî bir unsur olan, celî kitabelerle çok uğraşmamışlardır [13]- ' [12] Bu kitabede imza yoksa da Edirneli olması ve Fâtih camiinde de yazısı bulunması sebebi ile eserin, sahib-i tercümenin babası Yahya Sofî'ye ait oldugnnu zannedebiliriz. [13] Şeyhin muasırı, lâkin muakkibi olmayan ve EseduUah-ı Kirmânî talebesinden Karahisarî Ahmed Efendi ve şakirdi Hasan Çelebi bu fasılada bir istisna teşkil ederler; her ikisinin Süleymaniye camiindeki yazıları enafisdendir.
20 Kesim: 6 Ali Sofî'nin Fâtih camii kitabe yazısı Kesim: 8 Ali Sofî'nin Fâtih camii kitabe yazısı (sag) Fot: T. B. (sol) Fot: T. B 20
21 Bu hali ile Ali Sofî'nin, devrini aşan bir nadire olduğu kanaatindeyiz. Maalesef nesih ve sülüs yazısı hiç görülmemiştir, hiç bir müzede de yoktur. Lâkin Fâtih sarayı nakışhanesinde temellük kitabelerini yazmış olması muhtemeldir. (Dr. A. Süheyl Ünver notu). Vefat tarihi malûmumuz değildir. ALİ YETÎM Aydm'da doğmuş ve bir sene zarfında bütün akrabasının vefat etmesi yüzünden Yetim lâkabı ile şöhret bulmuştur. Tire'de hat öğrenmeye başladıktan sonra İstanbul'da Yahya Sofi ve oğlu, yukarıda zikrolunan, Ali Sofî'den ikmal-i tahsil eyledi. Tarik-1. ilmîde Hoca Zadenin talebesi iken kadılığa tâyin olundu. 920 (1514) tarihinde vefat etti (Tuhfe 335)- (Şekayık Tercümesi ) da yüz yaşma yakın vefat ettiğini ve ((bînazîr» yazı yazdığını ve cilt bağladığını söylemektedir. Ali isminin müteradifi makamında olan (Alâeddin) unvanı ile yâd edilmektedir. Yazısı görülmemiştir. ALİ ALÂEDDİN [14] İsfahan'dan Amasya'ya gelib Şeyhin ilk tilmizlerinden oldu. Badehu Devlet-i Osmaniye hizmetine girerek tarik-i kazada Bursa, sonra Gebze müderrisliği payesini ihraz eyledi; 933 (1517) de vefat etti (Tuhfe 335). Yazısı elde edilememiştir. ŞEYH AYAS. Bursalı olub İstanbul'un ilk kadısı Hızır Bey Çelebi'- den icazet aldı ve hüsn-i hattı elde etti. Tarikat-i Zeyniyeden Şeyh Tacüddin'e intisab ile halifesi oldu; 861 (1465) senesinde Bursa'da vefat etti (Tuhfe )- (Şekayık Tercümesi 189). Bu zatın hal ehli olduğu yazılıdır. Manen de yüksekliğine misaller verirler. Yazısı bulunamamıştır. [14] Bu devirde Alâeddin Ali isminde on kadar âlim, zuhur etmişse de hangisi olduğunu tâyin müşiüldiir; hiçbirinin tercüme-i hali ve vefatı tarihleri bu zatmfcine uymamaktadır; herhalde meşhurlarından olmasa gerektir. 31
22 CELÂL-İ AMASÎ Babasının adı Ahmed [15] ve sülâlece Amasyalı ve Şeyhin muasırı bir hattatdır; oğulları Muhiddin ve Cemaleddin Şeyh Hamdullah'ın hala-zâdesi olmalarına nazaran sahib-i tercümenin de Şeyhin babasının kız kardeşinin zevci olması lâzım gelir (Tuhfe 155). Fâtih devrinin yeni bir üslûp araştırması vadisinde himmeti olduğu oğullarına icazet vermesi ile anlaşılan bu zatın yazısına ne müzelerde ne koleksiyonlarda tesadüf olunmuşdur; tarih-i vefatı belli değildir. ^ CEMAL-İ AMÂSÎ Vatanı Amasya ve asıl ismi Mehmed, şöhreti Cemal olan ve yukarıda zikrolunan Celâl-i Amasî'nin oğlu, Şeyh Hamdullah'ın hala-zâdesi ve onun kemâle erdirdiği sülüs ve nesih yazının taazzuvu keyfiyetinin büyük yapıcılarından bir zattır. Bu ve biraderi Muhiddin hakkında şu medhiye söylenmiştir: ^ dur Celâl oğlu ki hâttât-ı cihandır Nazîri gelmemiş nesh-ü celide Karındaşı Cemâlin hattı dâhi Teberrüktür Sıfahân-ü Herîde Seksen sene yaşadığı söylenen bu zat Amasya'da Sultan Bâyezid camiinin «Künküre» [16] sine müsennâ bir fetih sûresi yazmıştır (Tuhfe 397, Gülzâr 54). Takdim ettiğimiz (resim 9, 10, 11) Mehmed Cemâl-i Amasî'nin 888 (1483) tarihli «Duâ-i Üsbuiye» eserinden baş [15L Babasının. Alrnıed olduğunu müteakiben bir sahifesini koyacağımız, oğlu Mehmed Cemal-i Amasî'nin Dua-i Üsbuiye kitabındaki ketebesinden öğrenmekteyiz. [16] a) «Künküre» kubbenin göbeği mânasına gelir, b) kubbe sakatlandığından bu yazı şimdi yoktur. 23
23 i" Kesim: 9 Cemâl-i Amâsî'nin dua-i üsbuiyesinde baş sahife E. H. A. Kolek. Fot: T. B. Kesim: 10 Cemâl-i Amâsî'nin dua-i üsbuiyesinden I. ketebe sahifesi E.H.A. Kolek. Kesim: 11 Aym eser, II. Ketebe sahifesi Fot: T. B.
24 ve ketebe sahifeleridir. Baş sahifede gayet keskin ve kuvvetli bir muhakkak metin ile altınla yazılmış sülüs bir serlevha görmekte, ketebe sahifesinde aynı derecede bir reyhânî yazı bulmaktayız; eser hattatın kemâl devrine aittir. Türk - İslâm Eserleri Müzesinde 97 numarada 913 (1507) tarihli bir Kurân-ı Kerim'i vardır ki yaşlılık devrine aittir [17]. Bugüne kadar başka eserini göremedik. Devha'nm kaydına göre 80 sene yaşadığına ve 913 de hali hayatta olduğuna göre senelerinde doğmuş olmalıdır. CEMALEDDİN ABDULLAH BİN ALİ BİN ABDULLAH BİN MEHMED-İL-HÜSEYNÎ 856 (1452) senelerinde iştihar edip kavâid-i hatta dair ((Umde» [18] isimli bir eser bırakmış, bu kitap birçok haşiyelerle âlimlerin takdir ve tervicine nail olmuştur (Devha 30). Yazısına tesadüf edilememiştir. ESEDULLAH-I KİRMANI Mehmed Kirmânî'nin tilmizi olup Osmanlı diyarına yerleşmiştir. Ayasofya Kütüphanesine mevkuf Kelâm-ı Kadîmi 862 (1457) tarihlidir. 892 (1486) tarihinde vefat etmiştir. Büyük hattat Ahmed-i Karahisarî'nin üstadıdır (Tuhfe 113). Halil E. Arda koleksiyonundaki hünerli levhasından a- İman (resim 12, 13) de görüleceği üzere bu zat Yakut vadisini muhafaza ve düz kalemle yazı yazmış, Şeyhin açtığı çığıra gitmemiştir. Yazısı köşeli ve sertçedir. Bilâvasıta ve bilvasıta tilmizleri Karahisarî, Hasan Çelebi ve AbduUah-ı Kirimi yolu ile Yakut üslirbu, Osmanlı diyarında bir asır daha, az çok devam etmiş, nihayet yerini kat'î olarak Şeyh Hamdullah mektebinin nazirsiz ve rakipsiz üslûbuna terketmiştir. Yine bu resimden görüldüğü üzere oldukça güzel nesta'lîk de yazmıştır. Bu yazıdan maada ne Tuhfe'nin bahsettiği Ayasofya Kütüphanesindeki Kur'ân-ı Kerim bulundu, ne de müzelerde başkaca hattı Görüldü. [17] 888 tarihli olanı Fâtih devrine daha yalîîn olduğu iğin tercihan neşrettilc. Zira Fâtih devrinde de yaşamış ve o zamanda da eser vermiştir. [18] Bu eseri aranmışsa da bulunamamıştır. 24 '
25 ŞEYH HAMDULLAH [19] Aynı şehirden neş'et ile son Abbasî halifesi Musta'sım BiUâh'm hattatı olup onun ismi ile Musta'sımî tahallûs ve iki asır müddetle (ckıblet-ül-küttâp» unvanını muhafaza e- den Yâkut-ı Müsta'sımî'den bu payeyi bilistihkak devralıp, icmâ-i ümmetle 5 asırdır taşımakta bulunan Şeyh Hamdullah bin Şeyh Mustafa, Amasyalıdır. Babası Buhara'dan hicret etmiş, Tuhfe'nin kaydına nazaran, 840 (1436) tarihinde Hamdullah Efendi dünyaya gelmiştir. Mustafa Efendi Sühreverdîye tarikatı şeyhlerinden olmakla, oğlunun lâkabı ek- Besim: 13 Esed-u-Ualı-ı Kirmânî'nin Mulıalikak, Sülüs ve Talik yazısı Halil Edhem Arda Kolek. Foto: T. B. [19] Şeyh HarnduUah hakkındaki tercüme-i halin vak'aları, ileride gösterilecek mehazlardan alınmış olmakla beraber etüd. tamamen müstakildir. 25
26 fiii8fc^fc'fl*llıtfîl»lîlwlp iîsfili^»fsliisiiiii%^ ^«l?'-;!^^.»;f.,.«,,. Resim: 13 Esed-u-Uah-ı Kirmânî'nin Sülüs, Nesîlı yazısı H. E. Kolek. Pot: T. B.
27 seriya «İbn-üş-şeyh)) şeklinde zikredilir. Bununla beraber, bu tarikatte bizzat hilâfet aldığından, doğrudan doğruya Şeyh olarak ta yâd edilir. İsmi ile beraber söylenirse Şeyh Hamdullah denir. Bütün menbâlar şeyhin ilk üstadının (Hayreddin-i Meraşî) olduğunda müttefiktirler. Son asırlarda yazısını görmediğimiz [20], müzelerde bir yazısını bulamadığımız bu üstadın şeyh üzerindeki tesirini ölçmeye imkân yoktur. Şu muhakkak ki Cenab-ı Hakkın verdiği dehâ hâzinesi tecellî âleminde de bir kıvılcıma muhtaçtı. Hayreddin-î Mera'şî de herhalde tutuşturmasını bilenlerdendi; menkulât da bu merkezdedir. Menbalar, babasının evlenmesini ve doğacak çocuğa peşinen isim konmasını, devrinin zihniyetine uygun, hoş hikâyelere bağlar. Şeyh Hamdullah, üstadından icazet aldıktan sonra, Devha'nm kaydına göre, Yâkut-ı Müsta'sımî talebesi Abdullah-ı Sayrefî ve bilâhare Yakutun yazılarım elde ederek üzerinde çalışmış ve derunî tekevvününü damla damla inbikten istihsal ile, hepsinin tetkikinden sonra, yepyeni bir üslûb açma-.ya başlamıştır. Müstakîm-zâde bu oluş ve buluşu Tuhfe'de şöyle tasvir ediyor: (... ve sahife zihinlerine irtisam ederek lâkin harice çıkarıp kuvveden fi'le götürmek mümkün olmaz idi. Bu babda kemâl-i iztırap üzre iken Hazret-i Hızır-i âniyy-üz-zikir aleyh-is-selâm zuhur edüb kendine ol tavrı tâlim ve bir mikdar müzakere ile tesliyet-i amîm peyda olub vakıa endek zamanda safha-i hayalinde merkûz olan vâdi edna himmetle kendilerine hediyye-i behiyye ve hibe-i vehibe-i rabbâniyye olmuşdur). -, Muasırırları ve akrabaları Muhiddin ve Cemal ve Abdullah-! Amâsî'ler de XV. asrın ikinci nısfmdaki Türk cemiyetinin siyaset, ilim, sanat ve mimarîdeki büyük ibda devrinin hat kolu için yeni bir şekil ve vâdi aramakta idiler. Onlar da yeni bir üslûb yoluna gittiler. Belki Şeyh HamduUahm, onlara tekaddüm eden, hamlesi olmasaydı, bunlardan birisi vâzı' ölür, tarzı revaç bulurdu. Nasib Şeyhin imiş; açtığı çı-. [20] Dr. Süheyl Ünver 1951 şubatında Mısır'a seyahatinde Şerif Sabri Paşa sarayı müzesinde İmzalı bir liitasım gördüğünü bildirmektedir. 27
28 ğır o kadar şayan-ı hayrettir. Maamafih bu üç muasırının ve baba - oğul Sofilerin mevcudiyeti de Şeyhin üzerinde terbiyetkâr bir tesir bırakmıştır, dense hata edilmiş olmaz. Şeyh, hattında görülen ince hususiyetler ve sanat vadisine verdiği büyük ve şahane ahenkden başka teknik safhada da, kalemi münharif, yani iğri, keserek o devre kadar yeknesak olan yazı kalınlıklarına harf ve kelimelerin ufkî ve şakulî kısımları ile baş ve sonlarında çeşnili bir kalınlık ve hareket vermişdir. Bu usul beş asır Türk yazısını, bütün islâm âleminin yazılarından tefrik eden en mümeyyiz vasıf olarak kalmıştır. Amasya'da bu üstadlarm zuhurundan az evvel Edirnede yetişip İstanbul'da eser veren baba - oğul Yahya ve Ali Sofilerin kendi vadilerinde kemâllerini unutmamak lâzım gelir. Şeyh ve arkadaşları hattın esası olan Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhanı, Tevki', Rika' yazıları üstünde çalışırken bu ikisi de basit ve müsennâ celîde kemâl mertebesinde idiler. Ali Sofî'nin tercüme-i halinde zikrettiğimiz gibi. Şeyh 'mektebi amelî ve biraz da tezyini ve mimarî kıymeti olan celî ile pek fazla alâkadar olmamış ve Ali Sofî'nin kitabeleri, üçasır boyunca mevkiini muhafaza etmiştir. Biraz sonra bu noktayı resimler üzerinde de izah edeceğiz. Şeyh Hamdullah'ın birinci hayat safhası Amasya'da geçmiş, bu sırada vali olan müstakbel li. Bâyezid ile münasebet tesis etmiştir. Bâyezid evvelâ Hamdullah Efendinin babası Şeyh Mustafa Efendi ile, muhtemelen tarikma intisab suretile, rabıta peyda etmiş derler belki bu vesile ile oğlunu da tanıyarak yazı meşk eylemiş, aralarında sıkı ve yakın bir dostluk hasıl olmuştur. Şeyh Hamdullah Efendiye bu esnada Fâtih Sultan Mehmed için de iki eser istinsah ettirilerek gönderilmişdir. İkinci hayat safhası Sultan Bâyezid'in cülus devresi ile başlar; aradaki dostluğa rağmen, taht endişesi ile meşgul olan padişah hattatı pek aramadı ise de onu İstanbul'da bulunca sevinip büyük itibar göstermekte de kusur etmemiştir. 28
29 Şeyh Hamdullah İstanbul'a gelib Saraçhanebaşmda, Kazasker hamamı karşısında, hemşerileri Cemal ve Abdullah-ı Amâsî'nin oturdukları eve indi. Rivayete nazaran, kendisine bir arzıhal yazdırıp padişaha takdim eden kapıcılardan birisi, eski dostluğun ihyasına vesile oldu. Yazıyı tanıyan Sultan Bâyezid Hân derhal onu celb ile sarayda, harem civarında, bir makar [21] (meşkhane) tahsis ve kâtib-i saray ve muallim nasbetti. Gülzâr-ı Savâb'm rivayetine nazaran hazineden yedi tane Yakut yazısı çıkartıp «Bu tarzdan gayrı bir vâdi ihtira olunsa idi iyi olurdu» demiş. Bu rivayette padişaha bir hisse çıkarmak gayreti hissedilmektedir; Şeyh o zaman kemâl yaşında vadisini ve tarzını tamamiyle ortaya koymuş ve bizzat hünkâra hocalık etmiş olmasına nazaran böyle bir ikaza muhtaç olmıyacağı aşikâr ise de İstanbul'a gelişinden sonra deryalar misiuû bıraktığı eserlerinde teşvik ve tergibin mühim hissesi olduğu da muhakkaktır. Sultan Bâyezid dividini tutmuş; eli ile arkasını yastıklarla besleyip rahatını temin etmiş ve vazifesinden yani yevmiye verilen akçeden maada, Üsküdar civarında Sarıgâzide, kendisine, iki ve ayrıca mührezenlerine bir kariyeyi timar olarak tahsis ile bazı hasutlara «Yazıyı Şeyh değil. Sultan Bâyezid yazdı» dedirtmiştir. Sultan Bâyezid'in, Kıblet-ül-küttâbı, başköşeye oturtması ulemânın itirazlarını mucib olunca, yazdığı bir Kur'ân-ı Kerim'i getirterek, orada mevcud diğer kitapların üstüne mi yoksa altına mı koyalıpı? diye sual etmiş, bittabi üstüne konmak şânmdandır, cevabını aldığında, lâtife yollu «Kur'ân-ı Kerim kitabetini içimizde Hamdullah Efendi kadar ihya etmiş bir ferd yoktur; sizin altınıza nasıl geçirebilirdim?» diye ulemayı ilzam eylemiştir. Bu kadar izzet ve ikbal içinde, İstanbul'da otuz sene mütemadiyen yazı yazmış ve muhakkak ki en güzel eserlerini bu devirde vermişdir. Hakkında şu beyitler söylenmişdir: is-^x J>4İ=' f^^' J=Jİ f^.^ Cıylj İzi- ^Jjl o ille Şeyh oğlu Hamdi hattı tâ kim zuhur buldu Âlemde bu muhakkak, fesholdu hatt-ı Yâkût [21] Gülzar^ı Savatı sahife
30 (joli. 0_>9ll (_$_JJ çjl Şeyh-i sâhib tarz-ı âlî ihtisas Âb-ı TÛyî cevher-î Yâkût-ı hâs Bu zat hatdan maada birçok kemâl ve hüneri nefsinde cem' etmişti. Tasavvufta birçok mürid yetiştirmiş, el vermiş, mertebesi âlî bir şeyh idi derler; zaman zaman Alem dağında Sarıgâziye ve Akbaba köyüne çekilerek inziva ve murakabaya dalar, sonra memur olduğu dünya hizmetine dönerdi. Gayet iyi terzi imiş. Asıl şaşılacak cihet de o ince san'atı meydana çıkaran nâzik ve mahir ellerinin kuvvet ve cehdin âzamisini taleb eden, okçulukta, menzil tesis edecek kadar, ileri olmasıdır. Ok meydanında bilinen ilk menzil taşlarından biri ona aid olup 911 (1505) tarihlidir. Rivayete nazaran, Ok meydanında Fâtih zamanındaki ilk tesisleri büyük mikyasta tevsi- edip geniş vakıflar yapan Sultan Bâyezid'i bu teşebbüsünde en ziyade Şeyhi memnun etmek arzusu saik olmuştur. Yüzücülükte Üsküdardan saraya gelecek kadar ileri olduğu da söylenen rivayetler arasındadır. II. Bâyezid'in vefatından sonra. Yavuzla pek ünsiyet etmemiş, esasen yaşlanmış olduğundan inzivaya çekilmiştir. Kknutiî kendisini celb ile tatyib etmiş ve bir mushaf-ı şerif yazmasını istemiştir. O da ihtiyarlığını ileri sürerek Muhiddih-i'Amâsî'yi tavsiye etmiştir. Şeyhin doğduğu tarih ve binaenaleyh yaşı rivayetlere zemin teşkil etmektedir. Bazıları müddet-i ömrünü 110= seneye yükseltiyorlarsa da doğru olamaz. Vefatından on sene evvel yazdığı Kur'ân-ı Kerim'in ketebesini şöyle koymuştur [as]: [22] Gülzar-ı Savab 51. Maalesef bu Kur'ân-ı Kerim ve binaenaleyh, ketebe bulunamamıştır. 30
31 ((Yâ men ensafe hakk-el-insâf unzur keyfe ketebe ve lime ketebe ve bime ketebe kâtib-üs-sultan ibn-üs-sultan Bâyezid Hân bi irtiâşı re'sihî maa'ştiâli şa'rihî fi evân-ı şeybihî ve hüve'bnü bıd'm ve semaîne min ömrihî». Tercümesine nazaran Sultan Bâyezid'in kâtibi olan hattat saçları ağardığı ve yaşı 80 ve bıd'ı [23] olduğu halde bu-, nu nasıl yazar? İnsaf ve im'an ile nazar et, diyor. Demek yaşı o zaman 83 den 89 a kadarmış. Vefatı {4\ ^_^) ((Zayf-ı ilâh» 926 (1519) olduğuna göre bu Kur'ân-ı Kerim'i yazdığından beri geçen on senenin ilâvesi ile 93 ile 99 yaşında irtihali ve tevellüd tarihinin aiı, Tuhfe'nin kaydı gibi 840 (1436) olmayıp 830 (1426) veya birkaç sene evvele tesadüf etmesi lâzım gelir diye düşünüyoruz. Kabri Karacaahmed türbesi hizasında ve ileridedir. (Resim 14) taşını göstermektedir. Vefatından çok sonra Şahin Ağa tarafından yazılan yuvarlak bir taşdan ibaret ve etrafı çok bakımsızdır. Taşdaki kitabe: 1 ((Reis-ül-Hattâtîn Hamdullah, 2 il mâ'rûf bi-ibniş-şeyh rahmet-u-uahi aleyhi.» Tarihi yoktur. Hayatının yazı muhasebesi şu şekilde mukayyettir: 47 Kur'ân-ı Kerim, deri üstüne bir meşârik ve bir mesâhib-i şerif, 1000 kadar en'am, evrad, ezkâr ve lâyuat kıt'alar ve ayrıca muhtelif kitaplar ve malûm bir kaç kitabe [24]. Şimdi hattından numuneler verelim [25]: [23] ^ 9 â kadar olan adetlere denir. [24] Bu kısım iğin (Tuiıfe , Gülzar 48-53, Devha 8, Hünerverân 24 den) istifade edilmiştir. [25] Şeyh Hamdullah Efendiye ait münteşir yazı numunelerini tetkik için Melek Celâl: Şeyh Hamdullah. Kenan Matbaası eserine. Güzel Sanatlar mecmuası ikinci nüshasında İsmail Baykal'm makalesinde bulunan fotoğraflara müracaat olunabilir. Biz de bu arada müzelerde görülmesi kabil olmıyan gayrı münteşir örnekler vermeği tercih ettik. Çünkü, müzedekileri her zaman tetkik kabil iken diğerleri meçhul kalmakta olduğundan, fotoğraflarını da koyduğumuza göre, yeni numuneler vermek imkânı.hasıl olmaktadır. 31
32 Kesim: li Şeyh Hamdullah Ef. kabir taşı 32
33 (Resim 15, 16) Evasıtta Fâtih Sultan Mehm,ed için yazdırılmış, Topkapı Sarayı Müzesi III. Ahmed Kütüphanesinde 1966 No. da mukayyed bulunan 1 m Kesim: 15 Şeyh Hattib Kitab-ı Hüneyn temellük madalyonu T. K. S. M. Fot: T. B. Resim; 16 Aym eser, ketebe sahifesi (Resim 15, 16) Evasıtta Fâtih Sultan Mehmed için yazdırılmış, Topkapı Sarayı Müzesi III. Ahmed kütüphanesinde 1966 No. da mukayyet bulunan (^yi j j J>,U J üu-l 0;;>. ^br) «Kitâb-ı Huneyn-ibn-i İshak fi-l-mesail-i ve ecvibetihâ fi-t-tıb)) eserinde Fâtih temellüknâmesi ve ketebe sahifesi görülmektedir. Bunların birincisinde tevki', ikincisinde nesih ve tevki' numunesi mevcuttur. F. 3 33
34 i,. mm = =-'-'r.--.i'.- 34 E. H. A. kolek. Kesim: 17 Şeyhi en'ammdan baş sahife Fot: T. B.
35 Kesim: 18 geylı en'ammdan 11. sahile E. H. A. lîiolek. Pot: T. B. 35
36 (Resim 17, 18) Şeyhin kemâl zamanında yazdığı Ekrem Ayverdi koleksiyonundaki en'ammdan baş ve ikinci sahifedir. (Resim 19) Ketebe yaprağını gösteriyor. Hattatın pek çok eserlerinde olduğu gibi bunda da tarih yoksa da yazı kemâl devrine ve tahminen 900 (1494) tarihlerine aittir. Bizzat hattatının da emsalsiz derecede güzel ve nazîrsiz yazılarındandır. Keşideli (j) ((nun», (^) ((sin», ve (o^) ((şm» larm, (. =)boru keflerin, harekelerin, noktaların ahengi, istifi ve tevzii suretiyle elde edilen akıcılık, harflerin başlıbaşma güzellikleri ve heyeti umumiye ahengi, hattat tâbiri ile (satıra oturuş) harikuladedir; münharif kalemin meydana getirdiği en yüksek bir yazı nümûnesidir. Aslı E. H. Ayverdi koleksiyonunda bulunan (Resim âo) deki sülüs ve nesih kıt'a yaşlılık çağma aittir. İmzasını koyarken bu ihtiyarlığında saçının ağarması ve başmm titremesine rağmen AUaha hamdederek selât ve selâmda olarak yazdığını işaret eder. Bununla beraber en metin bir elin erişemiyeceği bir selâbetle yazmış ve yerine oturtmuştur. Tuhfe'nin kaydına nazaran Şeyhe aid olduğu malûm o- lan (Resim 21) Bâyezid camii kitabesini, (Resim 22) cami kapısı mukabilindeki şadırvan avlusu kapısında bulunan 911 (1505) tarihli yazıyı göstermektedir. Fikrimce, Şeyh Hamdullah Efendi bu celî yazılarında sülüs ve müştakkatmda gösterdiği büyük tekemmülü gösterememiş, sırf tezyin ve fayda noktai nazarından mütalâa ederek üzerinde fazla durmamıştır. Meselâ (Resim 22) deki kitabenin (s^i) harfleri heyeti umumiyeden ayrı biraz da eğri düşmekte ve istif tenasüpsüz bulunmaktadır; o devirde yazı yalnız kâğıt üzerinde olanlardan ibaret addolunuyordu. Şeyhin taş üzerinde olan malûm yazıları Amasya ve İstanbul Bâyezid camileri kitabeleri ve mihrab yazıları, Sultanahmedde Firûz Ağa camii kitâbesidir. Tuhfe Davud Paşa camii kitabesinin de ona aid olduğunu bildiriyorsa da, yazının derecesini gözönünde tutarak, böyle olmadığı zannolunabilir. Şeyhin müzelerimizde pek çok Kur'ân-ı Kerim'leri ve 36
37 Kesim: 19 Şeyh en'ammdan ketebe sahifesi E. H. A. kolek. Fot: T. B. Kesim: 20 Şeyh'in sülüs ve nesîh kıt'ası E. H. A. kolek. Fot: T. B.
38 Kesim: 31 Şeylı hattile Bâyezid camii kitabesi Fot; T. B. murakkaları ve sair yazıları vardır. Hususî koleksiyoncular da yazısına pek itibar göstermektedirler [26]. Resim: 33 Şeyh hattile Bâyezid camii şadırvan avlusunda kitabe Fot: T. B. [26] Şeyh Hamdullah Efendinin Topkapı Sarayı müzesi III. Ahmed 5, Emanet hazinesi 71 ve 148 Kur'ân-ı Kerim'leri ve Emanet hazinesi 2086 No. da Aklâm-ı Sitte murakkaı mevcuttur; münteşir numuneler ekseriya bu Kur'ân'lar ve murakka'dan intihab edilmiştir. Bundan başka Üniversite Kütüphanesinde A 657 No tarih, A 6662 No tarih, A 6552 No tarih ve A 6667, A6565, A 6639 No. lu mushaflar ve A 6641, A 1674 No. lu en'am cüzleri, Tüı-k - İslâm müzesinde 402 No tarihli Kur'ân-ı Kerim, 2475 No. lu murakkaı, Ayasofya kütüphanesinde 10 No tarihli Kur'ân-ı ile 19 numarada mukayyet üç cüz'ü vardır. 38
39 HANDAN MEHMED Türkistan'dan Amasya'ya yazı öğrenmeye gelerek Şeyh HamduUah'dan telemmüz etmişdir. Nesih yazısı üstadının mertebesine yakındır. (Devha 46). Devha'nm bu şahadeti tamamiyle yerindedir. Hasan F. Enata koleksiyonundaki, (Resim 23) de ketebe sahifesi görülmektedir. Bu yazıyı (Resim 17, 18) deki Şeyh en'âmı yazısı ile mukayese edersek aynı kanaate varılır. Cidden mükemmel ve üstadâne yazıdır. Hocasınmkine yaklaşmıştır. Bu eserden maada müzelerde ve kpleksiyonlarda yazısı bulunamamıştır.. ''<:.-Mil Besim: 23 Handan en'ammdan ketebe sahifesi E. H. A. kolek. Fot: T. B. ders icazeti alıp sahn müderrisi oldu. Fâtih Sultan Mehmed'in hocalığı payesine eriştikten sonra Kazasker nasbolundu. Yine sahn müderrisliğine nakledildi. Bundan sonra İstanbul kadılığı vazifesini ifa eyledi. Padişah hocalığına teşek-. küren fevkalâde müzeyyen bir sıhah-il-lûga yazıp takdim eyledi; mühimce telif atı vardır. 39
40 8gı (1486) senesinde vefat edipeyûb türbesi civarına defnedildi. (Tuhfe 159, Şekayık 179). Kabir taşı kaybolmuş, yazısına da tesadüf edilememiştir. HAYREDDİN-İ MER'AŞÎ Şeyh Hamdullah Efendinin ilk üstadı olan bu zat AbduUah-ı Sayrefî'den telemmüz ederek nam ve şöhret kazanmıştır. 874 tarihini taşıyan son zamanlarına aid bir yazısını gördüğünü Tuhfe müellifi beyan etmektedir (Tuhfe 199,. 200). HASAN BİN ABDÜSSAMED Fâtih devri âlimlerinden olub Hasan-ı Samsunî diye a- nılan bu zat, Ali Sofî'den yazı öğrendi. Molla Husrev'den Devrinde namdâr olub Şeyh Hamdullah gibi bir talebe yetiştirerek hattatlar silsilesinde mühim mevki tutan bu zatın yazısını gördüğünü her nekadar Tuhfe müellifi bildiriyorsa da ne müzelerde ne hususî koleksiyonlarda bir yazısı vardır. Yalnız Dr. Süheyl Ünver Mısır'da Şerif Sabri Paşa koleksiyonunda bir kıt'asını gördüğünü söyledi. İLYAS-I ŞEHİD BİN MEHEMMED BİN EL-HACÖMER Şeyh-ül-İslâm Çivi-zâde Mehmed Efendinin babası olub doğduğu Menteşe şehrinde müderrislik payesini ihraz etmiştir. Yakut üslûbunda yazan, kalemi seri bir hattat idi. 900 (1484) tarihinde irtihal eyledi (Tuhfe 132). Yazısı görülmemiştir. KEMAL-ÜS-SANÎ Topkapı Sarayı müzesinde, emainet hazinesi 186 numarada mukayyet 866 (1461) tarihli bir Kur'ân-ı Kerim'i olduğu halde tezkirelerden hiç birinde tercüme-i hali dercolunmayan bu zatın yazısından (Resim 24) de Kur'ân-ı Kerim'in baş ve (Resim 25) de ketebe sahifesini veriyoruz. Yazı orta derecede tevkî' üslûbundadır. Kur'ân yazısında kullanılması pek mûtad olmıyan bu üslûbun, nedretinden dolayı dercini münasib gördük. 40
41 -Xf3.fî?<;---i;-r.-V*-*f..'3 " W 1 ^ Kesim: 24 Kemal-ül-sânî Kur'âm baş sahifesi T. K. M. kolelî. Pot:.T. B. 41
42 SULTAN KORKUT Fâtih'in torunu, Sultan Bâyezid'in ikinci oğlu şehzade Korkut, babasının Amasya valiliği sırasında. Şeyh Hamdullah Efendiden telemmüz etmiştir. Bu şâir ve hattat şehzade, Yavuz Sultan Selim tarafından şehid edilerek Bursa'da Sultan Orhan türbesine defnedilmiştir (Tuhfe Resim: 25 Aym eser ketebe sahifesi Resim: 26 Molla Hüsrev'in Mirkaf'tnden T. K. M. kolek." Fot: T. B. ketebe sahifesi Fot: T. B. Bu satırların müellifi Sultan Korkut'un bir Kur'ân-ı Kerim'ini görmüşse de şimdi nerede bulunduğunu bilmediğinden nümûne alamadı; vasat derecede bir nesih idi. Müzelerde başka yazısı bulunamamıştır. 42
43 MECDEDDİN Edirne'de doğup hemşehrisi Yahya Sofî'den yazı öğrendi ve Yakut üslûbunda yazdı; bir yandan tahsil-i ulûm ile müderrisliğe kadar yükselip Molla Güranî'nin inzivaya çekilmesi üzerine Kazasker nasbolundu. 871 (1466) tarihinde Edirne'de vefat etti. Tuhfe Müellifi Süleyman Sadeddin E- fendinin ceddidir (Tuhfe 371, Şekayık 311). Yazısı görülmemiştir. MEHEMMED BİN FERAMÜRZ (MOLLA HUSREV) Dürer ve Gurer sahibi olarak şöhret kazanan Şeyh-ül- İslâm Molla Hüsrev Edirne'de [27] veya Tokat'da doğmuştur Gençliğinde Şah Melek ve Halebî medreselerinde müderris, Fâtih'in birinci saltanatında kazasker oldu. Sultan Murad'm ikinci cülusunda Fâtih'e sadakat göstererek çekildi; Istanbulun fethinden sonra, Hızır Beyin vefatını müteakip, İstanbul kadısı nasbedildi. Aynı zamanda (Bilâd-ı Selâse) yani Galata ve Üsküdar kadılıkları ve Ayasofya müderrisliği nefsinde cemolundu. Talebesi ikametgâhının önünde sabahleyin toplanır, büyük bir alayla Hoca ata bindirilerek medreseye gidilirdi. Cuma günü Ayasofyaya girdiğinde, cemaat, hürmeten ayağa kalkıp, mihrab yakınındaki yerine kadar yol açardı. Uzun boylu, gür sakallı ve heybetli idi. Her işini kendi görür ve her gün teberrüken iki sahife yazı yazardı; vefatında güzel yazısı ile birçok kitablar çıkmıştır. Fâtih'in yemekde Molla Güranî'yi sağa oturtulmasını sebeb tutarak 877 (1472) de Bursa'ya azimet ve Zeynî'lerde bir medrese inşa ve tedris ile meşgul oldu. Sultan Mehmed hareketine nedamet ile İstanbul'a davet ve fetva makamını ona bahşeyledi. Istanbulda üç cami bina ettirmiştir. 885 (1480) senesi şabanında bir cuma günü vefat ederek namazı Fâtih camiinde kılınmış ve Bursa'da medre- [27] Molla Hüsrev'in doğduğu yeri Şekayık tasrih etmemekte, ancak kenarda, babasımn Sivas ile Tokat arasında Varsak kariyesinde bir zaviye yaptırdığını bildirmektedir. Edirne'de doğduğu Tuhfe'de mezkûrdur. Güldeste-i Rıyâz-ı İrfan (Beliğ Çelebi, Bursa Hüdavendigâr matbaası 1302) de ahfadından naklen Tokatta {o^j) «Kırkın» kariyesinde dünyaya geldiğini bildirmektedir. 43
44 sesi sahmna defnedilmiştir [s 8]. Pek çok telif atı varsa da en meşhurları, fıkıhtan Dürer nammdaki metin ile Gurer ismindeki şerhtir (Tuhfe 439, Şekayık ). Tuhfe'nin yakûtane hatta mâlik olduğunu bildirdiği MoUa'nm (Resim 26) de Mirkat'dan ketebe sahifesi görülmektedir. Talik kırmasına yakın bir kitap metni olan bu yazı 839 (1435) senesine, binaenaleyh Molla Hüsrev'in gençliğine aittir [29]. Kütüphanelerdeki diğer yazıları da kitap yazısıdır. MEHEMMED BİN MEHEMMED HAMDİ BİN MEHEMMED BİN HAMZA [*] Ak Şemseddin'in torunudur. Babasının lâkabı Hamidüddin, kendisininki Zeynüddin'dir. Şeyh Hamdullah E- fendiden icazet alarak Ayasofya kubbesindeki Âyet-i Nur'u yazmış ve iki taraf kemerlerinde de mabadini devam ettirmiştir. Sonradan yanan Bab-ı-âlî civarındaki Acem Ağa mescidinin 888 (1483) tarihli kitabesi de onundur. KVIH. asır nihayetinde mescid yanmca taş, çeşme üstüne konmuştur. X. Hicrî asır ortalarında vefat eyledi (Tuhfe 142, 143). Ayasofya'daki âyetler tamirler esnasında yeniden yazıldığı gibi çeşme üzerine naklolunan kitabe yerine Mustafa Rakım Efendinin bir kitabesi konmuş ve evvelki kaybolmuştur. Müze ve koleksiyonlarda yazısına rastgelinmemiştir. MEHEMMED BİN SEYYİD GARÎ Fâtih Sultan Mehmed'e hattat olup Yakut vadisinde güzel yazar idi. Hazine-i Hümâyûna aid 880 (1475) tarihu ve [28] Her iki mehaz medresesi sahmna defnedildiğini bildiriyorlar ki, doğrudur. Bu medrese Bursa hususî idaresince seneler önce 8 taksitle bir taliplisine satılmıştır. Diğer taşlar azalmış ise de kendi kabri, yannı ne olacağı malûm olmamakla beraber, aynen durmaktadır. Molla Hüsrev kabrin yanındaki Zeynîler mezarlığına, yeniden o kısmı İstimlâk edilerek ilhak etmek Bursalılar için bir namus borcudur (Dr. Süheyl tjnver notu). [29] Bu kitabın aslı Yeni Cami kütüphanesinde iken kaybolmuştur. Biz klişeyi İlmiye Salnamesinden aldık. [*] Tuhfe bu zatın künyesini Mehemmed bin Mehemmed Hamdi bin Hamza olarak kaydediyor. Ak Şemseddin'in ismi (Mehemmed bin Hamza) olduğundan, torununun künyesinin kaydettiğimiz veçhile olması lâzımgelir.
45 aralarına farisî mânaları kaydedilmiş bir mushaf-ı şerifi Tuhfe müellifi Müstakîm-zâde tarafından ziyaret edilmiştir (Tuhfe 439). Mevzuubahis Kur'ân-ı Kerim elyevm hazinede bulunmadığı gibi başka yazısı da elde edilememiştir. MUHYİDDDİN Ulema arasında Muhiddin-i Acemi denilen bu zat Azerbaycan'dan gelib Molla Güranî'ye tilmiz oldu. Sahn medreselerinden birine müderris tâyin olunarak bir müddet sonra Edirne kadısı nasbedildi. Bu vazifede iken 880 (1475) senesinde vefat ile Edirne'de Kasım Paşa camii haziresine defnedildi. Her çeşit yazısı lâtif, kendisi salih bir zat idi (Tuhfe 515, Şekayık 318, 19). Kabir taşı kaybolduğu gibi yazısına da rastgelinmemişdir. MUHYİDDİN-İ AMÂSÎ Hattat Celâl Amâsî'nin oğlu, Mehmed Cemal'in kardeşi, Şeyhin hala-zâdesidir. Vasfında şu razım söylenmişdir: ^/lo cüu- Celâl oğlu ki hattâth cihandır Nazîri gelmemiş nesh-ü celîde Ânâ hatm'oldu bû nesh-û celî bil Nitekim kûfî hatm'oldu Alîde Eğerçi cidd-ü cehd etmiş velîkün Sunulmuşdur anâ kâlû belide Karındâşî Cemâlin hattı dâhî Teberrükdür Sıfâhân-û Herîde 45
46 'I -V': ^.^'^.''^ > 1 ; ^ j : ^ ^ : ; Kesim: 27 Muhiddin-i Amâsî kasîde-i bür'e'sinden baş sahife B. H. A. kolek. Fot: T. B.
47 r.45 f./..; : ' i Kesim: 28 Muhiddin'i Amâsî Kaside-i bür'e'sinin son sahifesi E. H. A. kolek. Fot: T. B. 47
48 Yüz sene yaşadığı rivayet edilen bu zat Kanunî Sultan Süleyman asrına da yetişmiş ve Şeyhin tavsiyesi ile ona bir Kur'ân-ı Kerim yazarak bin filori caize almış ise de İstanbul'da kalması için ayrıca gönderilen «Müverrak)), yani tezkireli bir filori yevmiyeyi kabul etmeyip ccbize muvazzaf olup diyar-ı itibarımızı külliyen terketmek gayet müşkildir» diye itizar ve Amasya'ya avdetle orada vefat etmiştir (Tuhfe 511, Gülzâr 153). E. H. Ayverdi koleksiyonunda bulunub (Resim 27) de baş, ve (Resim 28) de ketebe sahifelerini takdim ettiğimiz nesih Kaside-i.Bür'e, imza yerinde yukarıda Tuhfe'den aldığımız nazmın muaddel bir şekli yazılmak suretile Muhyiddin'e matuf olduğuna göre, XV. asır karakterini taşımasını da nazarı itibare alarak, fakat yine kayd-ı ihtirzî ile Muhyiddin-i Amâsî hattı olarak kabul ediyoruz. Maalesef müzelerde ve koleksiyonlarda başka bir tek yazısı yoktur. Bu yazı da gösteriyor ki Yakut mektebinden ayrılan yuvarlak ve daha munis bir vadiye sapıp vazıh ve pürüzsüz bir şekil bulmuş, bu suretle Türk yazısının emsalsiz oluşunda büyük bir pay almıştır. Bununla beraber Şeyh derecesine ulaşmaktan uzaktır. Yukarıda tekrarladığım gibi, Hamdullah Efendi yetişmeseydi kardeşi Cemal ile bu hattat bir çığır açar ve bir müddet de onun isrinde yürünürdü; hatda kuvveti o mertebededir. MUHYİDDİN KÖSEÇ Hattat Ergun-ı Kâmil neslinden Bağdatlı olup seyrek sakalından dolayı Köse unvanı ile anılan bu zat Şeyh Hamdullah Efendi ile ders şeriki olarak Hayreddin-i Mer'asîden telemmüz ile, birçok eser bıraktıktan sonra, 910 (1505) tarihlerinde vefat etti (Tuhfe 515). Yazısına tesadüf edilememiş dir., MUSTAFA BİN MEHEMMED BİN İLYAS BİN ÖMER Yukarıda bahsedilen Menteşeli İlyal-ı Şehidin biraderidir. İlmiye mesleğine sâlikti ve kardeşi gibi Yakut üslûbu ile güzel yazardı. 911 (1506) tarihinden sonra vefat etmiştir (Tuhfe 535). Yazısına rastgelinmemişdir. 48
49 MUSTAFA BİN NASUH Selânikden İstanbul'a ve orada da ârâm edemiyerek yazı öğrenmek aşkı ile tâ Amasya'ya gidib şeyhin tedris halkasına girdi. Beraberce İstanbul'a avdet ettiler. Yazısı güzeldir. Bir mushafmı Müstakîm-zâde ziyaret eylemiştir (Tuhfe 545). MIR TÂCÎ Amasya'da doğup Şeyh Hamdullah Efendi ile ders şeriki olarak Hayreddin-i Mer'aşî'den taalüm eylemişdir. Oğlu Tâcî-zâde Cafer Çelebi de meşhur ve mârufdur. Sultan Bâyezid'in Amasya valiliği sırasında defterdarı olmuş ve 890 (1485) tarihinde vefat etmiştir. Şair ve münşî idi (Tuhfe 147). Yazısı müzelerde ve koleksiyonlarda mevcud değildir. YAHYA SOFÎ Edirneli olub Fâtih camiinin şadırvan avlusunun haricinde, pencere üstündeki Sûre-i Fatiha bunun eseridir; ketebesi avlunun iç tarafında cami duvarının Akdeniz cihetindeki pencere aynasında iken 1179 (1765) zelzelesinde cami ile beraber harab olmuştur. ((882 senesinde rıhlet edüb türbe-i sagîre [30] ile beraber havliye nazır pencere dahilindeki merkat bunların olmak üzere mârufdur» (Tuhfe 582, 83)- Tuhfe, aynı tercüme-i halde AbduUah-ı Sayrefî'den taalüm ettiğini bildirmekte ise de bu bir iltibastan tevellüd etmiştir. Müellif bir asır evvelki I. Yahya Sofî'yi [31] atlayıp kaydetmediği için, aynı isimdeki zatları birbirine karıştırmıştır. Mîzan'm kaydı veçhile (Yahyâ-i Rumî) denilen bu ikinci Yahya'nın, aralarındaki asır farkından dolayı Abdullah-ı Sayrefî'den ders görmesine imkân yokdur. Fâtih camiinin kitabesi, Yahya'nın oğlu, Ali Sofî imzasını taşır. Tuhfe'nin kaydına nazaran babasına aid olduğu anlaşılan mermere kabartma yazılıp zemine yeşil taş ka- [30] Fâtih'te Gülbahar türbesi olacak. [31] Birinci Yahya Sofî'nin Türk-îslâm müzesinde 430 No. da 739 (1338) tarihli nefis bir Kur'ân-ı Kerim'i ve Topkapı Sarayı müzesi emanet hazinesinde 2152 ve 2310 No. lu murakka'larda müteaddid yazısı vardır. F. 4 49
50 kılmış 6 parçadan mürekkep besmele ve Fatiha levhası son zamanlarda tamir edilip eski şeklini muhafaza etmektedir. Ketebesinin, şadırvan duvarının son penceresinden başlayıp yıkılan cami şadırvan avlusuna açılan pencerelerin üzerinde devam eden çini üzerine Âyet-el-Kürsî levhalarının birisinde olması lâzımgeliyorsa da 8 parçadan mürekkeb bu âyetten şadırvan avlusuna ve dışa nazır pencere üstünde ikisi kalmış, cami duvarındaki 6 sı harab olarak maalesef imza zayi olmuşdur. Avlunun cümle kapısı haricindeki yeşil mozaik mermer parçalarla kakma zeminli 6 levhalık Fatiha Sûresi tezyini kıymeti büyük bir mimarî eserdir. Yazı da metîn, kuvvetli ve cesurdur. Fakat öğlununki onu geçmişdir denilebilir. (Resim 29, 30) bu sûrenin besmelesi ve nihayetini göstermektedir. Edirne'de Üç Şerefeli camiin gayet uzun elifleri ile hususî hüviyyet taşıyan kitabesinin de, tarih ve mevki itibariyle Yahya Sofî'ye aid olduğunu zannediyoruz. Fakat bunu müsbit bir vesika olmadığından nümûne koymaktan tevekki ettik. Yahya-i Rumî'nin kâğıt üzerinde bir yazısına müzelerde ve koleksiyonlarda şimdiye kadar tesadüf edilememişdir. Tuhfe'nin ifadesinden yazısız olduğu anlaşılan kabri bugün malûm değildir. Besim: 29 Yahya Sofî'nin Fâtih camiindeki besmelesi Fot: T. B.
51 Kesim: 30 Yahya Sofî'nin Fâtih camiindelii Fatiha sûresi nihayeti Fot: T. B. GIYAS-ÜL-MÜCELLİD-ÜL-İSFAHANÎ 800 [32] (ısg*/) tarihlerinde Azerbaycan ve İran'da görülmeye başlıyan talik tarzı hat, Fâtih devrinde henüz Osmanlı diyarında taammüm etmemişti. Molla Hüsrev'in tercüme-i halinde görüldüğü veçhile, kırma bir şekli kitap yazısında kullanılıyor ise de hüsn-i hat vasfını haiz yazı yazan nadirdi. Zikrolunan EsadüUah-ı Kirmanı vasat derecede rtesta'lîk de yazıyordu. Lâkin o da Azerbaycan'dan gelip Osmanlı diyarında yerleşmiş bir zat idi. (Resim 31), aslı Ayasofya [32] Nesta'lîk ve Talik'm 820 (1417) tarihinde (Mir Ali-i Tehrizî) tarafından icat olunduğu umumiyetle tekrar edilmekte ise de Üniversite kitaphanesinde P. 446 No. Hattat Ali bin Dost-ı Hûda ketebeli, 725 tarihli ve Yahya bin Ali ketebeli F No. 800 tarihli nestâlîk kitablarm ve Ekrem Hakkı Ayverdi koleksiyonunda bulunan Hattat Mehmed Muhyî tarafından 800 (1397) de yazıhp II. Beyazid'in mührünü havi, nesta'lîk Lâlî Dlvânı'nm tetkikinden bu nev'i hattın ilk örneklerinin biraz daha evvel meydana geldiği aşikâr olmaktadır. Mîr Aliy-i Tebrizî bu mevcud tarzı ıslâh etmiştir. Bu sebebledir ki biraz evvel veya sonraya da râcî bulunmak üzere asır başını ortalama bir mebde olarak aldık. 51
52 kütüphanesi 3958 No. da bulunup, Edebiyat Fakültesinin faksimile bastırdığı Kabulî Divânının ketebe sahifesinin fotoğrafını göstermektedir. 880 (1475) de Gıyas-ül-Mücellidül-Isfahânî tarafından İstanbul'da yazılmıştır. Yazı, nesta'lîkin oldukça tekemmül etmiş bir nümûnesidir. Bundan, tâ'lik tarzının o devirde henüz Azerbaycan ve İran'dan gelen hattatlar tarafından Osmanlı diyarında yazıldığı anlaşılmakdadır [33]- [33] Bu hattatın Türkiye'de yerleşip şakird yetiştirdiği meçhul olmasına hinaen, yazısı, ancak ta'lîk tarzının ilk tezahürlerini göstermek üzere, etüdümüzün sonuna ek olarak konmuştur. 52
53 İkinci kısım Fâtih Devrinde Hat San'atı isminin delâleti ile Türk neslinden olması lâzım gelip rivayete nazaran, Amasya'dan Bağdad'a hicret ile son Abbasî halifesine kâtip olan Yakût-ı Müsta'simî ve altı şakirdinin teşkil ettikleri Esatize-i seb'a = yedi üstad'm sonuncuları AbduUah-ı Sayrefî ve I. Yahya Sofî'nin XIV. asır ortalarında ufuuerinden sonra geçen bir asır zarfında islâm dünyasında büyük hattatlar olduğu malûmumuz değildir. Selçuklardan sonra Anadolu'da tevâif-i-mülûk hüküm sürmeye başlarken istikbalin muazzam Osmanlı İmparatorluğu da henüz taazzuv halinde idi. XV. asır ortalarına doğru, islâm dünyasının pişüvası olmaya başlıyan Osmanlı Devletinin ülkelerinde her sahada bir tekevvün ve taazzuv hamlesi görülmeye başlandı. Sanatın her şubesinde bü hali müşahede etmekteyiz. Mimaride Üç Şerefelinin şöhreti dünyayı tuttu. Edebiyatta Türk dili ile mühim eserler verilmeğe başlandı Musikide bir taraftan Abdülkadir-i Meragî de en mühim eserini verdi; İstanbul alınıp s6 metre kubbeli camii ile geniş Fâtih külliyesi yapıldı., ^ Hat da bu yolda hissesine düşeni fazlası ile ifade etti. E dirneli Yahya Sofî, oğlu Ali Şofî, Muhyiddin-i Amâsî, Cemal-i Amâsî, AbduUah-ı Amâsî, Şeyh Hamdullah, yeni vâdi ve tarz arayıp buldular, Herbirinin tercüme-i halinde tahlil ettiğimiz veçhile mütemadiyen mütekâmili aradılar. Yazının harf harf, terkip ve hareketler itibariyle daha ihtişamlı, aynı zamanda munis, sevimli ve kıvrak, her türlü keskin köşelerden, sert dönüşlerden arî bir şekil almasına gayret ile, yazının şakulî ve ufkî kalınlıklarında farklar yaratarak seyyal bir kül elde ettiler. Harekeler amelî faydalarından ba:şka zengin bir tezyini unsur haline geldi. Yahya ve Ali Sofî'lerin basit ve müsennâ celileri Fâtih asrında 300 yıl daha tefevvuk edilemiyen, gayet muvazeneli 53
54 istiflere mâlik, pek kıymetli numuneler vermiştir. Ancak XIX. asırda Mustafa Râkım'm zuhuru ile celî hatta yeni bir ahenk ve inkişaf gelebilmiştir. Dîvânî hattı da Fâtih devrinde pek mütekâmil bir dereceye varmıştır. (Resim 52) de fotoğrafını koyduğumuz, Fâtih'in, Mahmud Paşanın annesi için verdiği fermanın fotografisi bunu çok güzel bir şekilde isbat etmektedir. Bu divanîyi kimin yazdığı malûm olmamakla beraber hat ve satıra OTURUŞ itibariyle kemâl derecesi arzetmektedir. Yalnız BU ^'^r^o u' 4-^ y ^^ / Resim: 31 Gıyâs'ın Kabulî Dîvânında ketebe sahifest Fot: T. B. 54
55 f 'JU^ [^V ^.. Besim: 32 Fâtih'in Mahmua Pş. Valdesîne fermam tevki' yapı ve tuğra Fot; T. B.
56 devirde divânı henüz Yavuz zamanında aldığı son şekli bulamamıştır. Bununla beraber bütün esasları ihtiva etmektedir. Bilâhare yapılan ilâveler arada bir konulan büyük teknelerdir. Yine bu asırda tekniğe de bir yenilik getirilip münharif, yani iğri kesilmiş, kalem kullanılmaya başlanmıştır. Evvelce kalem düz kat' olunduğundan yazı köşeleri keskin ve kalın- lıklar hemen hemen yeknesak düşüyordu. Şeyh Hamdullah tekevvükü sonunda, kalemini münharif kesti; ahenk ve kıvraklığın vasıtası böylece temin edilmiş oldu. Nesta'lîkten gayrı bütün islâm yazılarının şahikasını teşkil eden Osmanlı mektebi II. Bâyezid devrinde bu derecesini bulmuştur. Ancak kök, hemen bütün güzel sanatlarımızda olduğu gibi, Fâtih zamanına uzanmakta, filizleri bu devrin ceyyid havası ile beslenmektedir. Osmanlıların veya devrin tâbiri ile Rûmun, esatize-i seb'asmı teşkil eden Ali, Sofî, Şeyh Hamdullah, Muhyiddin, Celâl, Abdullah-ı Amâsî'lerle, Şeyh Hamdullah zâde Mustafa Dede ve Karahisarî Ahmed Efendilerden beşi doğrudan doğruya, diğer ikisi de o devir üstadlarından bilâvasıta taalüm etmek suretiyle, dolayisile, Fâtih devrine mensupturlar. Binaenaleyh Osmanlı yazı sanatının esası Fâtih devrinde atılmıştır, şeklinde bir hüküm, hatalı olmaz, kanaatindeyiz. Dikkat edilecek bir nokta da Amasya şehrinin bu hususta tuttuğu mevkidir. Daha evvelce de iki asır müddetle bir irfan merkezi olan bu şehirden, tercüme-i hallerini yazdığımız, 33 hattatın, 9, u ye en namdarlarr zuhur etmiştir. İkinciliği de beş sanatkârla Edirne tutmaktadır. Bu iki belde hat sanatının müstakbel cihanşümul merkezi İstanbul'a lüzumlu unsurları temin etmiştir. İstitraten şunu da söylemek isteriz ki, siyakat yazısı da bu devrin icatlarındandır denilse hata olmaz. Tuğra resminin pek iptidaî şekilde kalmasını vazıh sebeplerle izah etmek mümkün olmuyor, ancak bu hususta şöyle bir ihtimal akla gelmektedir ki, o devirde tuğra, hattat lara yazdırılmayıp ancak mes'ul nişancılara resmettirilmiş olabilir ve bu yüzden de tekemmül edememiştir. Esasen aynı iptidaî vasıf hemen hemen II. Sultan Mahmud devrine kadar sürüp gitmiş ve ancak Rakım'm harikulade istifi ile tuğra yeni bir şekil bağlamıştır. 56
57 DÜZELTME Sahife 29 daki eski yazının, ikinci mısramdaki kelimesi j^ji olacaktır. Sahife 55 deki (Resim 32) nin alt satırındaki «tevki' yapı» «tevki' yazı» olacaktır. BU hataları düzeltir, özür dileriz.
Hüsn-i Hat yazı çeşitleri - İlyas Uçar - Ebû Rudeyha - Evvâh - Kişisel Bilgi Sitesi
Hüsn-i Hat yazı çeşitleri başlıca altı kısımda toplanmış olup, buna Aklâm-ı sitte (altı kalem) denir. Aklam-ı sitte peyderpey icat olunarak, Bağdat da Yakut-ı Musta sami tarafından kesin şekli verilen
OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik
OSMANLI YAPILARINDA İZNİK ÇİNİLERİ Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik Çinileri, KültK ltür r Bakanlığı Osmanlı Eserleri, Ankara 1999 Adana Ramazanoğlu Camii Caminin kitabelerinden yapımına 16. yy da Ramazanoğlu
YAHYA SOFÎ NİN İSTANBUL FATİH CAMİİ PENCERE ALINLIKLARINDAKİ FATİHA SÛRESİ
YAHYA SOFÎ NİN İSTANBUL FATİH CAMİİ PENCERE ALINLIKLARINDAKİ FATİHA SÛRESİ Bilal SEZER Özet: Bu çalışmada, İstanbul Fatih Camii'nin dış yüzeyinde bulunan taşa mahkûk celi sülüs yazıların yazı ve istif
OSMANLI MEDRESELERİ. Tapu ve evkaf kayıtlarına göre orta ve yüksek öğretim yapan medrese sayısı binden fazlaydı.
B130214028 Nil ÜSTER OSMANLI MEDRESELERİ Medrese, Müslüman ülkelerinde orta ve yüksek öğretimin yapıldığı eğitim kurumlarının genel adıdır. Medrese kelimesi Arapça ders kökünden gelir. Medreselerde ders
FATİH SULTAN MEHMET İN Sarayları
54 MİMARİ I FATİH SULTAN MEHMET İN SARAYLARI FATİH SULTAN MEHMET İN Sarayları Yazı ve Fotoğraf: İsmail Büyükseçgin / [email protected] Eski Saray (Beyazıt Sarayı) MİMARİ I FATİH SULTAN MEHMET İN
III. MİLLETLER ARASI TÜRKOLOJİ KONGRESİ Y A Z M A ESERLERDE SERGİSİ. 24 Eylül - 5 Ekim 1979 SÜLEYMANİYE KÜTÜPHANESİ.
III. MİLLETLER ARASI TÜRKOLOJİ KONGRESİ Y A Z M A ESERLERDE V A K IF M Ü H Ü R L E R İ SERGİSİ 24 Eylül - 5 Ekim 1979 SÜLEYMANİYE KÜTÜPHANESİ H azırlayanlar : Dr. GÜNAY KUT NİM ET BAYRAKTAR Süleyman şâh
Bâlî Paþa Camii. Âbideler Þehri Ýstanbul
191 Camii minaresi Camii, Ýstanbul un Fatih ilçesinde, Hýrka-i Þerif civarýnda, Hüsrev Paþa Türbesi yakýnýnda, caddesi, Hoca Efendi sokaðýnda bulunmaktadýr. Bu camiin bânîsi, Sultan Ýkinci Bayezid in veziri
OSMANLI TÜRKÇESİ. Hafta 1. Yrd. Doç. Dr. Mehmet MEMİŞ SAKARYA ÜNİVERSİTESİ
SAKARYA ÜNİVERSİTESİ OSMANLI TÜRKÇESİ Hafta 1 Yrd. Doç. Dr. Mehmet MEMİŞ Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Sakarya Üniversitesi ne aittir. "Uzaktan Öğretim" tekniğine uygun olarak hazırlanan
Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı
Edirne Camileri - Eski Cami Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Eski Cami (Cami-i Atik - Ulu Cami).............. 4 0.1.1 Eski Cami ve Hacı Bayram Veli Söylencesi.......
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 5
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 5 BAKİ SARISAKAL SELANİK Selanik 26 Mayıs: Selanik Limanında Padişahın Gelişini Bekleyen Selanik Valisi İbrahim Bey ve Hükümet Erkânı Selanik Limanında Padişahı Bekleyen
UŞAK'DA BIR KÖPRÜ KITABESI ÇANLı KÖPRÜ (H. 653. M. 1255)
»^o^y^^ (S)>-^ı>^-^ ûi^^ts^ Okunuşu : Essultanî UŞAK'DA BIR KÖPRÜ KITABESI ÇANLı KÖPRÜ (H. 653. M. 1255) )ena hazihi imara Emir Sipah Salar *Şücaeddin Kızıl bin Nuhbe (?) edamallahu sümuvvehu cemaziyelûlâ
50 MİMARİ I TAHİR AĞA TEKKESİ TAHİR AĞA TEKKESİ. Yazı ve Fotoğraf: İsmail Büyükseçgin /
50 MİMARİ I TAHİR AĞA TEKKESİ TAHİR AĞA TEKKESİ Yazı ve Fotoğraf: İsmail Büyükseçgin / [email protected] Yazı ve Fotoğraf: İsmail Büyükseçgin / [email protected] MİMARİ I TAHİR AĞA TEKKESİ
İLİM ÖĞRETMENİN FAZİLETİ. Bu Beldede İlim Ölmüştür
İLİM ÖĞRETMENİN FAZİLETİ Bu Beldede İlim Ölmüştür Rivayet edildiğine göre Süfyan es-sevrî (k.s) Askalan şehrine gelir, orada üç gün ikamet ettiği halde, kendisine hiç kimse gelip de ilmî bir mesele hakkında
Şeyhülislam Yahya Efendi nin torunu olan Ayşe Hubbi Hatun
Eyüp Sultan Gezi Rehberi 01 AYŞE HUBBİ HATUN TÜRBESİ Osmanlı nın Kadın Şairleri Vardı. Şeyhülislam Yahya Efendi nin torunu olan Ayşe Hubbi Hatun (? - 1590), Akşemseddin Hz.nin soyundan Şemsi Efendi ile
MUHİTTİN SERİN PROFESÖR
MUHİTTİN SERİN PROFESÖR ÖZGEÇMİŞ YÜKSEKÖĞRETİM KURULU 26.05.2014 Adres : İcadiye-Bağlarbaşı Caddesi, no: 40 34662 Üsküdar/İstanbul Telefon E-posta : : 0216474086-1235 Doğum Tarihi : 12.01.1945 Faks : [email protected]
Kur ân ve iman hakikatlerine ulaşmanın adresi
Kur ân ve iman hakikatlerine ulaşmanın adresi Adres: İ.O.S.B. Turgut Özal Cad. B-Blok No: 126 K: 3 Başakşehir/İSTANBUL Tel: +9 0212 696 13 70 - Fax: +9 0212 696 13 71 www.altinbasaknesriyat.com R İ S Â
RESTORASYON ÇALIŞMALARI
VAKIFLAR İSTANBUL I. BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ 2010 YILI RESTORASYON ÇALIŞMALARI (01.01.2011 Tarihi İtibari ile) restorasy n 175 restorasy n 175 RESTORASYONU TAMAMLANAN ESERLER (2004-2010) S.NO İLİ İLÇESİ TAŞINMAZ
ÜSKÜDAR ATİK VALİDE C YAZILARI. Zübeyde Cihan ÖZSAYINER Sanat Tarihi Uzmanı. Ana kubbede yer alan celi sülüs Fatır Süresi,
Ana kubbede yer alan celi sülüs Fatır Süresi, ÜSKÜDAR ATİK VALİDE C YAZILARI Zübeyde Cihan ÖZSAYINER Sanat Tarihi Uzmanı Minber kemeri üzerindeki celi Kelimç-i Tevhit. 8 Ü sküdar, Toptaşı'nda bulunan Atik
Kur'an-ı Kerimde tevafuk mucizesi Kainatta tesadüf yok, tevafuk vardır
Kur'an-ı Kerimde tevafuk mucizesi Kainatta tesadüf yok, tevafuk vardır Tevafuk birbirine denk gelmek, birbiriyle uygun vaziyet almak demektir. Tevafuklu Kur anda tam 2806 Allah lafzı pek az müstesnalar
TOKAT IN YETİŞTİRDİĞİ İLİM VE FİKİR ÖNDERLERİNDEN ŞEYHÜLİSLAM MOLLA HÜSREV. (Panel Tanıtımı)
TOKAT IN YETİŞTİRDİĞİ İLİM VE FİKİR ÖNDERLERİNDEN ŞEYHÜLİSLAM MOLLA HÜSREV (Panel Tanıtımı) Mehmet DEMİRTAŞ * Bir şehri kendisi yapan, ona şehir bilinci katan unsurların başında o şehrin tarihî ve kültürel
Resim 170- Hattat Halim Bey in istifli celî sülüs besmelesi. Ýmza kýsmýnda Halim Bey, Hamid Bey in talebesi olduðunu belirtmiþtir. (Ýsmail Yazýcý Koleksiyonu) 133 Resim 171- Sivas Burûciye Medresesi nde
Ünite 1. Celâleyn Tefsiri. İlahiyat Lisans Tamamlama Programı TEFSİR METİNLERİ -I. Doç. Dr. Recep DEMİR
Celâleyn Tefsiri Ünite 1 İlahiyat Lisans Tamamlama Programı TEFSİR METİNLERİ -I Doç. Dr. Recep DEMİR 1 Ünite 1 CELÂLEYN TEFSİRİ Doç. Dr. Recep DEMİR İçindekiler 1.1. CELÂLEYN TEFSİRİ... 3 1.2. CELALÜDDİN
B.M.M. Yüksek Reisliğine
SıraNQ 139 Askerî hastanelerde bulunan hasta bakıcıları ile hemşirelere bir nefer tayını verilmesi hakkında m numaralı kanun lâyihası ve Millî Müdafaa ve Bütçe encümenleri mazbataları T.C. Başvekâlet Muamelat
V Ön Söz Birinci fasıl: İşletme İktisadının Esasları 3 A. İşletme ve işletme iktisadının mahiyeti 3 I. İşletmenin mâna ve tarifi 3 II. İşletme iktisadı ilminin mahiyeti 8 III. İşletme iktisadı ilminin
Edebiyat tarihimize haklı olarak damgasını vuran bu şaheser aynı zamanda benimde okumayı sevmeme vesile olmuştur.
İbrahim Efendi Konağından Saçlı Abdülkadir Haziresine Eyüpsultan da tarihin tozlu sayfaları arasında gezintiye devam ediyoruz. Bugünkü durağımız Saçlı Abdülkadir Efendi mescidi haziresi Saçlı Abdülkadir
Hüseyin Odabaş. (2007). "İstanbul Kütüphanelerindeki Kitapların Sayımı ve Toplu Kataloğunun Hazırlanmasına Dair". Osmanlıca Metinler: Matbaacılık,
İstanbul Kütüphanelerindeki Kitapların Sayımı ve Toplu Kataloğunun Hazırlanmasına Dair * Eslâf-ı salâtin-i izam hazeratıyla sâ ir ashâb-ı hayrat taraflarından inşâlarına himmet buyrulan dersa âdet ve bilâd-ı
Osmanlı dan Günümüze Kur an Ve Hüsn-İ Hat Sempozyumu 01-03 Kasım 2013, Amasya
Osmanlı dan Günümüze Kur an Ve Hüsn-İ Hat Sempozyumu 01-03 Kasım 2013, Amasya Hat sanatı denilince öncelikle Kur an-ı Kerim harfleri ile yazılmış güzel yazı sanatı akla gelir. Bu sanat, Kur an harflerinin
SÜHEYL ÜNVER ARAŞTIRMA MERKEZİ RESSAM HOCA ALİ RIZA BEY KOLEKSİYONU KONSERVASYONU
SÜLEYMANİYE YAZMA ESER KÜTÜPHANESİ KONSERVASYON VE ARAŞTIRMA MERKEZİ SÜHEYL ÜNVER ARAŞTIRMA MERKEZİ RESSAM HOCA ALİ RIZA BEY KOLEKSİYONU KONSERVASYONU HOCA ALİ RIZA BEY KİMDİR? Üsküdarlı Hoca Ali Rıza
Yer Esnaf/Dükkan İsim Nefer Aded Arşiv İsmi
Yer Esnaf/Dükkan İsim Nefer Aded Arşiv İsmi Sayf a No Koskada Kızıltaş mahallesi Mehmed şeriki Ali A.DV.d 827 s.4-5 Aksaray da Camcılar Câmii Halil Kalfa ve şakirdi 3 nefer A.DV.d 827 s.4-5 Hüsrev Paşa
- 354 İstatistik umum müdürlüğü teşkilâtı hakkında kanun
- 354 İstatistik umum müdürlüğü teşkilâtı hakkında kanun (Resmî Gazele ile neşir ve ilâm : 24/V/9S3 - Sayı : 2409) No. Kabul tarihi 23 - V -933 BÎRİNCİ MADDE İstatistik umum müdürlüğü; umum müdürlük, müşavirlik,
SELANİK HORTACI CAMİSİ
SELANİK HORTACI CAMİSİ BAKİ SARISAKAL SELANİK HORTACI CAMİSİ Portakapı Mahallesinde günümüzde Egnatia Caddesinin üzerinde Erken dördüncü yüzyılda inşa edilmiştir. İlk başta bir pagan tapınak ya da türbe
Ebû Dâvûd un Sünen i (Kaynakları ve Tasnif Metodu) Mehmet Dinçoğlu
Ebû Dâvûd un Sünen i (Kaynakları ve Tasnif Metodu) Mehmet Dinçoğlu Cilt/Volume: II Sayı/Number: 1 Yıl/Year 2016 Meridyen Derneği hadisvesiyer.info Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları 2012, 472 sayfa.
Yavuz Selim 1470 tarihinde Amasya da doğdu. Annesi Gülbahar Hatun Dulkadiroğulları beyliğindendir.
Yavuz Selim 1470 tarihinde Amasya da doğdu. Annesi Gülbahar Hatun Dulkadiroğulları beyliğindendir. YAVUZ SULTAN SELİM Babası: Sultan II. Bayezid Annesi: Gülbahar Hatun Doğum Tarihi: 10 Ekim 1470 1 / 5
(Resmî Gazete ile ilânı : 28. V. 1949 - Sayı: 7218) Kabul tarihi 5394 < 24. V. 1949
698, ^ New - York'ta Lake Success'te imzalanan (Kadın ve Çocuk Ticaretinin kaldırılması) ve (Müstehcen neşriyatın tedavül ve ticaretinin kaldırılması) hakkındaki Protokollerin onanmasına dair Kanun (Resmî
EVLİYA ÇELEBİYE GÖRE YANYA CAMİLERİ
EVLİYA ÇELEBİYE GÖRE YANYA CAMİLERİ BAKİ SARISAKAL Evliya ÇELEBİ YE GÖRE YANYA CAMİLERİ Yanya Câmileri: Büyük Hisar da dört adet mihrap vardır. Hepsinden mükellefi ve mükemmeli Selâtîn Câmii benzeri, cemaati
Asr-ı Saadette İçtihat
Mehmedkirkinci.com Asr-ı Saadette İçtihat Sual: Hazret-i Peygamber zamanında içtihat yapılmış mıdır? Her güzel şey, her hayır Nebi ler eliyle meydana geldiği gibi, küllî bir hayır olan içtihadı da ilk
ARAPÇA YAZMA ESERLERİN DİZGİSİNDE TAKİP EDİLECEK YAZIM KURALLARI
ARAPÇA YAZMA ESERLERİN DİZGİSİNDE TAKİP EDİLECEK YAZIM KURALLARI 1. Âyetlerin yazımında Resm-i Osmânî esas alınacaktır. Diğer metinlerde ise güncel Arapça imlâ kurallarına riâyet edilecek, ancak özel imlâsını
Murat Dursun Tosun ŞEBİNKARAHİSAR TARİHİNDEN GÜNÜMÜZE YANSIYAN BİRKAÇ OLAY
ŞEBİNKARAHİSAR TARİHİNDEN GÜNÜMÜZE YANSIYAN BİRKAÇ OLAY 1 1893 tarihli belgede Çeçezade Ömer isimli bir şahsa ait üç adet dükkanın yandığından yangından sonra Osman Bey isimli nüfuzlu birisinin yanan dükkânlardan
Es-Seyyid Eş-Şeyh Abdülkadir El Abri Hazretleri
Es-Seyyid Eş-Şeyh Abdülkadir El Abri Hazretleri Asıl adı: Abdülkadir Nesebi: Seyyid( Hazreti Hüseyin(R.A) ın Efendimizin Soyundandır) Doğum yeri ve tarihi:m.1897/h.1315,muş un Bulanık İlçesi Abri(Esenlik)Köyü
Aziz Ogan: Kültürel ve Tarihsel Hazinelerin İzinde Bir Arkeolog ve Müzeci
Eylül 2017 Aziz Ogan: Kültürel ve Tarihsel Hazinelerin İzinde Bir Arkeolog ve Müzeci Aziz Ogan, 30 Aralık 1888 tarihinde Edremitli Hacı Halilzade Ahmed Bey'in oğlu olarak İstanbul'da dünyaya geldi. Kataloglama
Hat sanatında ekol olmuş hattatlar
On5yirmi5.com Hat sanatında ekol olmuş hattatlar Hat Sanatında Üç Ekol: Hafız Osman, Şeyh Hamdullah, Şevki Efendi Yayın Tarihi : 25 Mayıs 2012 Cuma (oluşturma : 10/28/2017) Hat sanatında güzeli arama gayreti
KUDÜS TE BULUNAN TARİHİ OSMANLI ESERLERİ
KUDÜS TE BULUNAN TARİHİ OSMANLI ESERLERİ 2 www.mirasimiz.org.tr KUDÜS TE BULUNAN TARİHİ OSMANLI ESERLERİ Kudüs, Müslümanlarca kutsal sayılan bir şehirdir. Yeryüzündeki ikinci mescid, Müslümanların ilk
BEDÎÜZZAMAN HAZRETLERİNİN İSİM VE ÜNVANLARI
BEDÎÜZZAMAN HAZRETLERİNİN İSİM VE ÜNVANLARI 1-Bedîüzzaman 2-Allâme-i Asır 3-Allâme-i Zîfünun 4-Nüsha-i Nâdire-i Zaman 5-Allâme-i Bedîüzzaman 6-Define-i Ulûm 7-Define-i Fünun 8-Bedîülbeyan 9-Lisan-ül Hak
Ermenek Mevlevihanesi/ Karamanoğlu Halil Bey Tekkesi
Ermenek Mevlevihanesi/ Karamanoğlu Halil Bey Tekkesi PROF. DR. NEJAT GÖYÜNÇ ARMAĞANI 305 Mevlüt ESER Prof. Dr. Yusuf KÜÇÜKDAĞ NEÜ A. Keleşoğlu Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilgiler Eğitimi Mevlevilik, Mevlâna
FOSSATİ'NİN "AYASOFYA" ALBÜMÜ
FOSSATİ'NİN "AYASOFYA" ALBÜMÜ Ayasofya, her dönem şehrin kilit dini merkezi haline gelmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu'nun İstanbul'da inşa ettirdiği en büyük kilisedir. Aynı zamanda dönemin imparatorlarının
BOSNA-HERSEK TEKİ KÜLTÜR, BİLİM VE EĞİTİM ÜZERİNDEKİ OSMANLI ETKİSİ: MEVCUT DURUM
Prof. Dr. Cazim HADZİMEJLİS* BOSNA-HERSEK TEKİ KÜLTÜR, BİLİM VE EĞİTİM ÜZERİNDEKİ OSMANLI ETKİSİ: MEVCUT DURUM Osmanlıların Balkanlarda çok büyük bir rolü var. Bosna Hersek te Osmanlıların çok büyük mirası
Deniz Esemenli ile Üsküdar Turu 27 Ekim 2013, Pazar
Deniz Esemenli ile Üsküdar Turu 27 Ekim 2013, Pazar Tur Danışmanımız: Doç. Dr. Deniz Esemenli, Sanat Tarihçisi Buluşma Noktası: Üsküdar Meydanı, III. Ahmet Çeşmesi önü Tur başlama saati: 09.00 Gezimizin
NOT : İMAM-I RABBANÎ Hz. bu mektubu muhterem şeyhi Muhammed Bakibillah'a yazmıştır.
6.MEKTUP MEVZUU : a) Cezbe ve sülûk husulünün beyanı. b) Celâl ve cemal sıfatları ile terbiye almak. c) Fenanın ve bekanın beyanı. d) Nakşibendî tarikatına mensub olmanın üstünlüğü. Belâ ve musibet için
Es-Seyyid Eş-Şeyh Abdülhamid El Abri Hazretleri
Es-Seyyid Eş-Şeyh Abdülhamid El Abri Hazretleri Asıl adı: Abdülhamid Nesebi: Es-Seyyid( Hazreti Hüseyin(R.A) ın Soyundandır) Doğum yeri:muş un Bulanık İlçesi Abri(Esenlik)Köyü Babası: Es-Seyyid Eş-Şeyh
I. Hutbe okutmak. II. Para bastırmak. III. Orduyu komuta etmek. A) Damat Ferit Paşa
1. Osmanlı Devletinde inşa edilen ilk medrese aşağıdakilerden hangisidir? A) Süleymaniye Medresesi B) Süleyman Paşa Medresesi C) Sahn-ı Seman Medreseleri D) Kanuni Sultan Paşa Külliyesi E) Şehzade Ahmet
Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. Yayın Kataloğu
Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayın Kataloğu 2013 2 TAHRÎRU USÛLİ L-HENDESE VE L-HİSÂB EUKLEIDES İN ELEMANLAR KİTABININ TAHRİRİ Nasîruddin Tûsî (ö. 1274) Meşhur Matematikçi Eukleides in (m.ö.
3. AHMET ÇEŞMESİ (İSTANBUL - SULTANAHMET MEYDANI)
3. AHMET ÇEŞMESİ (İSTANBUL - SULTANAHMET MEYDANI) İstanbul da Bâb-ı Hümâyun ile Ayasofya arasında XVIII. yüzyıla ait büyük meydan çeşmesi ve sebil. Osmanlı dönemi Türk sanatının çeşme mimarisinde meydana
NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır.
4.MEKTUP MEVZUU : a) Mübarek ramazan ayının faziletleri. b) Hakikat-ı Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ) beyanı.. Ona ve âline salât, selâm ve saygılar.. c) Kutbiyet makamı, ferdiyet mertebesi.. NOT : İMAM-I
Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108. Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal
Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108 Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4 Fakrnâme Vîrânî Abdal Yayına Hazırlayan Fatih Usluer ISBN: 978-605-64527-9-6 1. Baskı:
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 8
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 8 BAKİ SARISAKAL SEYAHAT PROGRAMI Padişahımızın Seyahat Programı: Padişahımızın gerek Selanik teki ikamet ve gerek Kosova, Piriştina ve Manastır a seyahatlerinde
MÜHRÜ SÜLEYMAN. Osmanlı Paralarının üzerinde Hazreti Süleyman ın mührü bulunurdu..
MÜHRÜ SÜLEYMAN Osmanlı Paralarının üzerinde Hazreti Süleyman ın mührü bulunurdu.. Zamanımızda bazı kendini bilge zanneden sahte alim geçinenler, yeni çıktı turfandalar bu motifi inkar edip hatta şeklini
SELANİK ALACA İMARET CAMİSİ
SELANİK ALACA İMARET CAMİSİ BAKİ SARISAKAL SELANİK ALACA İMARET CAMİSİ (İSHAK PAŞA CAMİSİ) Selanik Alaca İmaret Camisi Alaca İmaret Camisi Selanik şehir merkezinin kuzey bölümünde bulunmaktadır. Aziz Dimitris
Hacı Bayram-ı Velî nin Torunlarından Şair Ahmed Nuri Baba Divanı ndan Örnekler, Ankara Şehrengizi ve Ser-Güzeşt i
Hacı Bayram-ı Velî nin Torunlarından Şair Ahmed Nuri Baba Divanı ndan Örnekler, Ankara Şehrengizi ve Ser-Güzeşt i Yazar Mustafa Erdoğan ISBN: 978-605-9247-81-8 1. Baskı Kasım, 2017 / Ankara 100 Adet Yayınları
Tarihi Yarımada yı İnci Gibi Süsleyen Camiler
Tarihi Yarımada yı İnci Gibi Süsleyen Camiler 95 Sur içi Camisi Tek Kitapta! İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş., İstanbul un tarihsel ve mimari açıdan en zengin bölgesi Sur içini inci gibi süsleyen
NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bu mektubu büyük şeyhi Muhammedi Bakibillah'a yazmıştır.
16.MEKTUP MEVZUU : Uruc, (yükselme) nüzul (iniş) ve diğer hallerin beyanı.. NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bu mektubu büyük şeyhi Muhammedi Bakibillah'a yazmıştır. Taleb babında en az duranlardan birinin arzuhalidir.
TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME
TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME Bu sözleşme, ILO'nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmesinden biridir. ILO Kabul Tarihi: 18 Haziran 1949 Kanun Tarih
YAZ! NASIL YAZILIR? (1)
YAZ! NASIL YAZILIR? (1) Daha evvel neşredilen seri makalelerde, eski san'at yazılarımızm vücude getirilmesi için lüzumlu malzemeden - bu sahifelerin imldnı nisbe tinde - bahsolunmuşdu. Unu, yağı ve şekeri
TÜRKİYE HÜKÜMETİ İLE MİLLETLER ARASI ÇALIŞMA TEŞKİLATI
TÜRKİYE HÜKÜMETİ İLE MİLLETLER ARASI ÇALIŞMA TEŞKİLATI ARASINDA TÜRKİYEDE BİR ÇALIŞMA ENSTİTÜSÜ KURULMASINA MÜTEALLİK 13 SAYILI EK ANLAŞMA Milletlerarası Çalışma Teşkilatı (Badema Teşkilatı diye anılacaktır.)
ADANA SEYHAN - ULU CAMİ MEDRESESİ ULU CAMİ MEDRESESİ
ULU CAMİ MEDRESESİ Ulu Cami Medresesi, kuzey-batı köşesine sokulmuş olan Küçük Mescit ve onun bitişiğindeki muhdes bir yapı sebebiyle düzgün bir plân şeması ve âbidevi bir görünüş arz etmez. Bununla beraber
SELANİK AYASOFYA CAMİSİ
SELANİK AYASOFYA CAMİSİ BAKİ SARI SAKAL SELANİK AYASOFYA CAMİSİ Aya Sofya (Azize Sofya) tapınağı Selanik in merkezinde, Ayasofya ve Ermou sokaklarının kesiştiği noktadadır. Kutsal İsa ya, Tanrının gerçek
Resim 114- Hattat Hâmid Aytaç hattýyla sülüs nesih bir kýt a. (Tezhib: Fatma Özçay) 108
VIII. BÖLÜM HAT SAN ATINDAN ÖRNEKLER 107 Resim 114- Hattat Hâmid Aytaç hattýyla sülüs nesih bir kýt a. (Tezhib: Fatma Özçay) 108 Resim 115- Hattat Halim Bey e ait Azapkapý Sokollu Camii kubbe yazýsý. Resim
Sirküler Tarihi : Sirküler No : 2017/098
Sirküler Tarihi : 16.12.2017 Sirküler No : 2017/098 7061 SAYILI KANUNLA 213 SAYILI VERGİ USUL KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER DEĞİŞİKLİK I MADDE 16-4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 101
YANYA MÜSLÜMAN MEZARLIKLARI NASIL YOK EDİLDİ? BAKİ SARISAKAL
YANYA MÜSLÜMAN MEZARLIKLARI NASIL YOK EDİLDİ? BAKİ SARISAKAL YANYA MÜSLÜMAN MEZARLIKLARI NASIL YOK EDİLDİ? Yanya Yanya daki mescit, makber ve evkafı İslamiyeye vuku bulan tecavüzden dolayı mebuslarımıza
MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya
ÖTÜKEN MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya Üniversitesi, Tarih Bölümü nden mezun oldu. 2008 yılında
Mahmûd Paşa Kütüphanesinin Yeniden Açılışı *
- 56 - Mahmûd Paşa Kütüphanesinin Yeniden Açılışı * Daru s-sa adetu ş-şerîfe ağası hazretlerinin nezareti âliyelerinde olan evkâftan Mahmûd Paşa yı veli tâb-ı serâh 1 hazretlerinin mahmiyye-i İstanbul
MOLLA GÜRANİ (1416 1488) (Ahmed bin İsmail bin Osman el Kuranî)
MOLLA GÜRANİ (1416 1488) (Ahmed bin İsmail bin Osman el Kuranî) Osmanlı müfessir, fakih, hadis alimi, şeyhülislamıdır. Fatih Sultan Mehmed Han hazretlerinin hocası ve mürebbisidir. Diyâr ı Rûm'un, Anadolu'nun
Türkiye: 1936 yılında maden istihsalâtımız umumiyet üzere artmıştır. Bu yılın istihsal adetlerini bir öncesi ile karşılaştıralım:
Türkiye: 1936 yılında maden istihsalâtımız umumiyet üzere artmıştır. Bu yılın istihsal adetlerini bir öncesi ile karşılaştıralım: Listede zımpara müstesna - ki yalnız iki, üç yüz tonluk bir tenakus göstermiştir,
TOKAT IN YETİŞTİRDİĞİ İLİM VE FİKİR ÖNDERLERİNDEN HAYREDDİN TOKÂDÎ NİN DÜŞÜNCE DÜNYASI. (Panel Tanıtımı)
TOKAT IN YETİŞTİRDİĞİ İLİM VE FİKİR ÖNDERLERİNDEN HAYREDDİN TOKÂDÎ NİN DÜŞÜNCE DÜNYASI (Panel Tanıtımı) Mustafa CANLI * Tokat ili, topraklarının verimli olmasıyla meşhur olduğu gibi âlimleri ile de meşhur
PERVARİ İLÇESİ. Siirt deki Kültür Varlıkları
PERVARİ İLÇESİ Siirt deki Kültür Varlıkları 185 3.6. PERVARİ İLÇESİ 3.6.1. PALAMUT KÖYÜ UMURLU MEZRASI HANI Han Umurlu Mezrasının hemen dışındadır. Yapı üzerinde kim tarafından ve ne zaman yaptırıldığını
KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ
KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya
OSMANLILAR. 23.03.2015 Yrd. Doç. Dr. Ali Gurbetoğlu. İstanbul Ticaret Üniversitesi
OSMANLILAR 1 2 3 Osmanlılarda Eğitimin Genel Özellikleri Medreseler çok yaygın ve güçlü örgün eğitim kurumları haline gelmiş, toplumun derinden etkilemişlerdir. Azınlıkların çocuklarını üst düzey yönetici
MÜTEFERRİKA. MUTAFARRİKA, Osmanlı d e v l e t i t e ş k i l â t ı n d a ve sar a y ı n d a bir türlü h i z m e t s ı n ı f ı t i a ( müteferrika
MÜTEFERRİKA. MUTAFARRİKA, Osmanlı d e v l e t i t e ş k i l â t ı n d a ve sar a y ı n d a bir türlü h i z m e t s ı n ı f ı t i a ( müteferrika cemâati, müteferrika taifesi) ve bu s ı n ı f a m e n s
Dönem : 4 Topiant, : 3 MİLLET MECLİSİ S. Sayısı : 194'e 2 nci Ek
Dönem : 4 Topiant, : 3 MİLLET MECLİSİ S. Sayısı : 194'e 2 nci Ek 2 ve 4ncü Maddelerinin Değiştirilmesine, Değişik 60 nci ve Bu Kanuna Bir Ek Madde ile Bir Geçici Madde İlâvesine Dair nın C. Senatosunca
YAŞ PROBLEMLERİ. Bir kişinin bugünkü yaşı x ise, t yıl sonraki yaşı x + t t yıl önceki yaşı x t dir. n kişinin bugünkü yaşları toplamı x ise,
YAŞ PROBLEMLERİ Bir kişinin bugünkü yaşı x ise, t yıl sonraki yaşı x + t t yıl önceki yaşı x t dir. n kişinin bugünkü yaşları toplamı x ise, t yıl sonraki yaşlan toplamı x + n. t t yıl önceki yaşlar toplamı
AKTAY TURİZM YATIRIMLARI VE İŞLETMELERİ A.Ş. ANASÖZLEŞME TADİL TASARISI
AKTAY TURİZM YATIRIMLARI VE İŞLETMELERİ A.Ş. ANASÖZLEŞME TADİL TASARISI ESKİ METİN YÖNETİM KURULU VE SÜRESİ: Madde 7: Şirket işlerinin idaresi, genel kurul tarafından, hissedarlar arasından en çok üç yıl
Server Dede. - Server baba şu Bektaşilerin bir sırrı varmış nedir? Diye takılır, sula sorarlardı.
Server Dede Sultanahmet Meydanı nda Tapu ve Kadastro Müdürlük binasının arka tarafına geçerseniz, bir incir ağacının altında 1748 tarihli enteresan bir mezar görürsünüz. Mezarın baş kitabede buradan yatan
Esibabı mucibe lâyihası
SıraNo 193 Maarif vekâleti tarafından idare edilecek mektep pansiyonları hakkındaki kanunun bazı maddelerinin tadiline ve bu kanuna bazı hükümler ilâvesine dair olan kanunun 8 inci maddesinin değiştirilmesi
ULU CAMİ BATTALGAZİ - MALATYA
ULU CAMİ BATTALGAZİ - MALATYA Ulu Cami / Malatya - Battalgazi YAPIM TARİHİ: İlk yapı muhtemelen I. Alaaddin Keykubat döneminde (1224 civarı ) yapılmıştır. Daha sonraları
Kurşunlu Camii. Kayseri deki Sinan. Kurşunlu Camii, klasik dönem Osmanlı mimarisinin Kayseri deki özgün eserlerinden biridir. 16.
Kayseri deki Sinan Kurşunlu Camii Kurşunlu Camii, klasik dönem Osmanlı mimarisinin Kayseri deki özgün eserlerinden biridir. 16. yüzyıl mimari karakterini taşıyan tek kubbeli, tek minareli, son cemaat mahalli
TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI
Kitâbü Takrîbi l-garîb Kāsım b. Kutluboğa (ö. 879 h. / 1474 m.) Tahkik Dr. Öğr. Üyesi Osman Keskiner TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları Yayın No. 743 İSAM Yayınları 200 Klasik
İstanbul-Aksaray daki meydanı süsleyen, eklektik üslubun PERTEVNİYAL VALİDE SULTAN CAMİİ İBADETE AÇILDI. restorasy n
A Ç I L I Ş L A R A Ç I L I Ş L A R A PERTEVNİYAL VALİDE SULTAN CAMİİ İBADETE AÇILDI İstanbul-Aksaray daki meydanı süsleyen, eklektik üslubun en güzel örneklerinden birini oluşturan Pertevniyal Valide
II. Beyazid Camii - Külliyesi ve Sağlık Müzesi. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı
II. Beyazid Camii - Külliyesi ve Sağlık Müzesi Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 II.Beyazid Camisi ve Külliyesi (II.Beyazid Kompleksi).... 4 0.1.1 Darüşşifa
KÖY İÇME SULARI HAKKINDA KANUN
3287 KÖY İÇME SULARI HAKKINDA KANUN Kanun Numarası : 7478 Kabul Tarihi : 9/5/1960 Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 16/5/1960 Sayı : 10506 Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 41 Sayfa : 1019 Kanunun
Sultanım, müsaade buyurun, ben İstanbul'un çevresini dolaşıp, mevcut suları bir inceleyeyim!.
HEY GİDİ KOCA SİNAN.. MEKANIN CENNET OLSUN!.. Kanuni Sultan Süleyman devri.. O vakitler İstanbul da su sıkıntısı var.. Problemi çözmek için Sultan Süleyman, Mimar Sinan ı makama çağırır ve Mimarbaşı, milletin
Metin 5. Ahmed-i Yesevî nin Menkabevî Hayatı
214 215 Metin 5 Ahmed-i Yesevî nin Menkabevî Hayatı Halkın muhayyilesi üzerinde kuvvetli intibalar bırakan her şahsiyet, hattâ daha hayatında iken menkıbesinin teşekkül ettiğini görür. O menkıbeler uzun
Hattatlara Yeni Armağan: Müstakimzâde Süleyman Sa deddin Efendi nin Yeni Harflerle Basılan Tuhfe-i Hattâtîn Adlı Eseri Üzerine
Hattatlara Yeni Armağan: Müstakimzâde Süleyman Sa deddin Efendi nin Yeni Harflerle Basılan Tuhfe-i Hattâtîn Adlı Eseri Üzerine Aziz Doğanay Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hüsn-i hat fakire mal,
ĐSTANBUL KÜLLĐYELERĐ (FATĐH / SULTAN SELĐM / ŞEHZADE MEHMET) TEKNĐK GEZĐSĐ RAPORU
ĐSTANBUL KÜLLĐYELERĐ (FATĐH / SULTAN SELĐM / ŞEHZADE MEHMET) TEKNĐK GEZĐSĐ RAPORU Fakültemiz lisans programında açılan MĐM 376 Anadolu Uygarlıkları Teknik Seçmeli Dersi kapsamında yapılması planlanan Đstanbul
Yeni Osmanlılar Cemiyeti Kurucularından Mehmed Âyetullah Bey Dönem-İnsan-Eser
Yeni Osmanlılar Cemiyeti Kurucularından Mehmed Âyetullah Bey Dönem-İnsan-Eser Yazar Ferhat Korkmaz ISBN: 978-605-9247-84-9 1. Baskı Kasım, 2017 / Ankara 100 Adet Yayınları Yayın No: 252 Web: grafikeryayin.com
Vakıflar Genel Müdürlüğüne Ait Camilerden Türk Vakfı Hat Sanatları Müzesine Gelen Hat Eserleri
VAKIFLAR DERGİSİ ÖZEL SAYISI Dr. Zübeyde Cihan ÖZSAYINER Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi Müdürü Vakıflar Genel Müdürlüğüne Ait Camilerden Türk Vakfı Hat Sanatları Müzesine Gelen Hat Eserleri Ortada yer
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 4
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 4 BAKİ SARISAKAL SELANİK Selanik 25 Mayıs. Akşam 8: Boğazdan çıkıldıktan sonra Hellas açıklarında İzmir den gelen İzzettin ve İhsan Gambotları Zat-ı Hazreti Padişahiyi
DURAKLAMA DEVRİ. KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ Youtube Kanalı: tariheglencesi
DURAKLAMA DEVRİ KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ Youtube Kanalı: tariheglencesi 05.08.2017 OSMANLI DEVLETİ NİN GENEL DURUMU XVII.YÜZYILDA OSMANLI- AVUSTRYA VE OSMANLI- İRAN İLİŞKİLERİ a-avusturya ile İlişkiler
EHL-İ SÜNNET'İN ÜSTÜNLÜĞÜ.
EHL-İ SÜNNET'İN ÜSTÜNLÜĞÜ www.almuwahhid.com 1 Müellif: Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye (661/728) Eser: Mecmua el-feteva, cilt 4 بسم هللا الرحمن الرحيم Selefin, kendilerinden sonra gelenlerden daha alim, daha
CAMİ MİMARİSİ EMEVİLER EMEVİLER DEVRİ EMEVİLER DEVRİ EMEVİLER DEVRİ ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİ OSMANLI MİMARLIĞI
CAMİ MİMARİSİ EMEVİLER 661-750 Y. Doç. Dr. UZAY YERGÜN EMEVİLER DEVRİ EMEVİLER DEVRİ TUNUS KAYRAVAN 670-726 (F: A.Ç., 2006) ŞAM EMEVİYE, 706-714 EMEVİLER DEVRİ ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİ 756-1031 KUDÜS MESCİD-ÜL
BURSA'DA DÜNDEN BUGÜNE TASAVVUF KÜLTÜRÜ. Vakfı. İslAm Ara~tırrnalan Merkezi KiHüphanesi. 81)_5J;f. Dem. No: Tas. No: ' ' "-==~~="" -~~..,_.
BURSA'DA DÜNDEN BUGÜNE TASAVVUF KÜLTÜRÜ Vakfı İslAm Ara~tırrnalan Merkezi KiHüphanesi Dem. No: Tas. No: 81)_5J;f ' ' "-==~~="" -~~..,_.J 3 BURSA KÜLTÜR SANAT VE TURİZM V AKFI YA YINLARI BURSA KİTAPLIGI:
