|
|
|
- Nesrin Yonca Adin
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 1
2 KUVA-YI SEYYARE İSYANI 1919 yılında İzmir in işgalinden sonra Yunan birliklerinin Ege içlerine doğru ilerlemeye başlaması sırasında Kuva-yı Milliye olarak adlandırılan bazı silahlı çeteler ve yerel gruplar bu işgallere karşı koydu. Poyraz Ağa ve Alaşehirli Mustafa Bey gibi çete reisleriyle direnişe katılan Çerkez Ethem, kısa bir süre sonra çetenin başına geçerek Salihli de bir direniş örgütü oluşturdu. Zamanla Kuva-yı Seyyare adını verdiği çetesini giderek güçlendirdi. Çerkez Ethem ve Kuva-yı Seyyare yıllarında patlak veren Anzavur, Düzce, Adapazarı ve Yozgat ayaklanmalarının bastırılmasında belirleyici rol oynadı. Çerkez Ethem Bey ve Kuva-yı Seyyare, bu isyanlar bastırıldıktan sonra Ankara ya geldi. Niyetleri burada kalıp iktidar mücadelesi vermekti. Bu sırada büyük Yunan saldırısı başlar. Yunanlılar hızla ilerlemektedir. Balıkesir ve Bursa nın düşmesi beklenmektedir. Yunan ilerleyişi karşısında, ne Kuva-yı Milliye müfrezeleri, ne de ordu birlikleri en ufak bir direniş gösteremezler. Disiplin ve yönetimi büsbütün bozulan ordu tümenlerinin geri çekilmesi, bir dağılma biçimini almıştı. Önceleri vatanı fedakârlıklarla savunmuş olan o kahraman yığınlar öteye beriye kaçıyorlar, önlerine çıkan her şeyi tahrip ediyorlardı. Bu perişanlıktan yararlanan Yunan Ordusu Salihli ve Alaşehir i almış ve Balıkesir e yaklaşmıştı. Mustafa Kemal Paşa, Genel Kurmay Başkanı Albay İsmet Bey ve Garp Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa, iç isyanların bastırılmasında büyük başarılar gösteren Ethem Bey i ve adamlarını Ankara ve civarından uzaklaştırmak, Bursa Cephesine yerleştirmek istiyorlardı. Ethem Bey ve kardeşleri ise Ankara da kalmak ve iktidar mücadelesi vermek istiyorlardı. Bu öneriyi zoraki kabul ederler ve Kuva-yı Seyyare, Eskişehir deki istirahatları bittikten sonra Kütahya ya geçer. Yunan saldırısı sonunda yerel cepheler dağılınca, geniş bir bölgeyi içine alan ve daha çok oynak savaş yöntemlerini kullanan bir örgütlenme ortaya çıktı ve Ethem Bey, Kütahya ve Havalisi Kuva-yı Seyyare Komutanı olarak sesini daha çok duyurdu. 1. Kuva-yı Seyyare adı da verilen bu Kuva-yı Milliye gücü, gerçekten de adı gibi her gittiği yerden ses getiren çevik bir kuvvetti. Askerleri ayda on beş liradan otuz liraya kadar aylık alırlardı. Yani düzenli ordu askerlerinin aldığı aylıktan hemen hemen üç kat daha fazla. Bu nedenle ordu askerlerinin bir kısmı da onlara katılıyordu. Çerkez Ethem Bey, gerek bu harekâtlardaki başarısının getirdiği saygınlıkla, gerekse ağabeyleri Reşit ve Tevfik beylerin Meclis içindeki etkinliğiyle bir güç odağı durumuna geldi. Bu nedenle Mustafa Kemal Paşa yla ve TBMM Hükümeti yle çatışmalara girdi. Ethem in Ankara nın otoritesini zayıflatıcı tutumları ve Sovyet Devrimi nden etkilenen Yeşil Ordu örgütündeki etkin rolü T.B.M.M. Hükümeti ni giderek daha fazla rahatsız etmeye başladı. Albay İsmet Bey in (İnönü) Batı Cephesi komutanlığına getirilmesinden sonra Ankara ile ilişkileri daha 2
3 da gerginleşen Çerkez Ethem İstiklal Mahkemeleri ne ve bütün milis kuvvetlerinin düzenli ordu birliklerine dönüştürülmesine karşı çıktı sonlarında kardeşleri ile birlikte Ankara Hükümeti ne karşı ayaklanarak kendisini Umum Kuva-yı Seyyare ve Kütahya Havalisi Komutanı ilan etti. Başlangıçta Ethem Bey le uzlaşmaya çalışan Ankara Hükümeti bundan sonuç alamayınca zora başvurdu. Kütahya dan Gediz e çekilmek zorunda kalan Çerkez Ethem in Şubat 1921 de Yunanlılara sığınmasıyla birlikte Kuva-yı Seyyare dağıldı, başındaki çete reisleri düzenli orduya teslim oldu. 5 Şubat 2015, Eskişehir Cengiz ÇETİNTAŞ 1 MAYIS 1920: GİZLİ OTURUMDA İÇ İSYANLAR, YUNAN KUVVETLERİNİN DURUMU VE KUVA-YI MİLLİYE HAKKINDA MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN BEYANATI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 8.Birleşim, Gündem: 2/1) Meclis in açılış hazırlıkları sırasında ve açıldıktan sonra ortaya çıkan, Vatanı koruyacak bir ordunun olmamasını fırsat bilen iç ve dış destekli çıkar gruplarının, Padişah ın zaafından ve İstanbul Hükümetinin desteğinden istifade ederek çıkarttıkları isyanlardır. Bunun yanında İzmir ve civarındaki Yunan kuvvetlerinin karşısında Kuva-yı Milliye güçleri bulunmaktadır. iki tarafın ufak tefek harekâtı ve ara sıra birbirine yaptıkları akınlar dışında önemli bir olay yoktur ve cephe sakindir. CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Söz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinindir. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Yunan kuvvetleri hakkında öteden beri edindiğimiz malûmata göre, bu kuvvet yüz on bin tahmin edilmektedir. Bu kuvvetin vaziyeti bozuktur. En yeni aldığımız malûmata göre, bir merasim münasebetiyle kuvvetleri gören arkadaşlarımızın beyanatına göre, bu kuvvetler anarşi içindedirler. Fazla, olarak aldığımız malûmata göre bu kuvvetlerin bir kısmı Arnavutların Yunanistan a karşı gösterdikleri hassasiyet üzerine Makedonya ya nakledilmiştir. Buna mukabil bizim cephemizi biliyorsunuz. Başında umum cephelerdeki kuvvetlerimiz yalnız halk kuvvetlerinden ibaretti. Kumanda meselesi de öyle idi. Lâkin son zamanlarda kuzey cephesinde ve daha evvel güney cephesinde, onu müteakip bütün cephede kuvvetler askerî bir şekil almaya başladı. Kumanda hususu da öyledir. Umumî kumandayı ifade etmek lâzım gelirse, kuzey cephesi bir kumandanlıktır. Buranın kumandanı çok kıymetli bir 3
4 arkadaşımızdır. Salihli cephesinde, yakın zamanda, yine yüksek kıymeti haiz ve Anzavur harekâtıyla bütün Millet ve Memleketi kendisine minnettar bırakmış olan Ethem Bey dir. Nazilli cephesinde de Demirci Efe ve diğer kahraman arkadaşlarımız bulunmakla beraber, umumi kumanda da yine kıymetli kumandanlarımızdan Albay Refet Bey idaresindedir. Umum kuvvetimiz düşman kuvveti karşısında sarsılacak gibi değildir. Fevkalâde durumda tabii bu değişebilir. 1 2 AĞUSTOS 1920: SİMAV, DEMİRCİ CİVARINDA DÜŞMANA İNDİRİLEN DARBE HAKKINDA KUVA-YI SEYYARE KOMUTANI ETHEM BEY'İN TELGRAFI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 42.Birleşim, Gündem: 5/1) Üç gün önce beş bin kişilik Kuva-yı Seyyare Birliği, Simav dan Demirci'ye doğru harekete geçti. 31 Temmuz günü Simav Dağları nın Cevizlik mevkiindeki muharebe beş saat sürer bu savaşta müfreze komutanları Halit Bey, Mısırlı Yusuf Bey büyük kahramanlılar gösterirler. Yunanlılar çok sayıda kayıp verirler ve geri çekilirler. Bu savaş Yunanlılar üzerinde büyük etki yaptığından, Venizelos Hükümeti düşürülür ve Başbakan Venezilos Yunanistan dışına kaçar. ÇELEBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Umum Kuva-yı Seyyare Kumandanı Ethem Bey in, Demirci de düşmana indirilen darbeye dair telgrafını okuyoruz. TBMM Başkanlığına Bir gün evvel fedakâr kıtaatımızla başlayan fakat vaktin geç olması dolayısıyla sona eremeyen Demirci Muharebesi, saat altı altıdan önce Demircinin kuzey doğusundaki sırtlarında tekrar başladı. Cesur ve fedakâr mücahitlerin bitmez ve sarsılmaz taarruzlarıyla bir kaç defalar hezimete uğratılan fakat her defasında defalarca güneyden aldığı takviyelerle tutunan Yunanlılar nihayet yedi buçuk saat devam eden şiddetli bir muharebeden sonra bozguna uğramış ve firar etmiştir. Muharebe meydanı, bir Ermeni taburunun yaralı ve ölüleri ile dolu idi. Üstündeki silah ve cephane ve teçhizatına, hatta ceket ve kunduralarını atarak firar eden düşman aç ve yorgundu. Kuvvetlerimiz tarafından Burlukule istikametlerinde beş saat mesafeye kadar takip edilerek teşebbüs ettikleri muharebede de birçok tüfek, makineli tüfek, yaralı ve ölü bırakarak, bitap düşen mücahitlerimizden yakasını zor kurtarabilmişlerdir. Ölülerden başka ikisi yüzbaşı, on beş esir, ganimet olarak otuza yakın otomatik ve makineli tüfek, pek çok silah, miktarı henüz tayin edilemeyen bir milyona 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (1 Mayıs 1920), 1.Dönem, c.1, s.2-9, 4
5 yakın piyade mermisi, çok sayıda otomatik ve mitralyöz şarjörü, birçok hayvan, bir alay karargâhında mevcut olması lazım gelen kaput, battaniye, çadır, elbise, kazan, dört yüz çelik miğfer, istihkâm malzemeleri ve kaçıramayıp tahrip ettikleri bir adet top elde edilmiştir. Mücahitlerimizden şehit ve yaralı adedi elliden azdır. Bunlardan başka akrabam Vasıf ve Makedonya Müfrezesi Kumandanı Mehmet Ali bey lerin de pek kahramanca bir surette hayatlarını feda ettiklerini bildiririm. 2 Ağustos 1920 Umum Seyyar Kuvvetler ve Kütahya Havalisi Kumandanı Ethem CAMİ BEY (Aydın): Reis Beyefendi, Meclis adına Ethem Bey e teşekkür edilmesini teklif ederim. CEMİL BEY (Kütahya): Reis Bey, Demirci hakkında bir önergemiz vardı. ÇELEBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Kütahya Mebusu Cemil Bey ve Konya Mebusu Arif Bey in verdikleri önergeyi okutuyorum. TBMM Başkanlığına Kahraman kıtalarımızın Demirci civarında, Allah ın beğeneceği gibi, düşmana indirdiği şiddetli darbe cidden hürmet ve takdire layık olmakla, Yüce Meclis adına teşekkür telgraf çekilmesini teklif eyleriz. 2 Ağustos 1920 (hay hay kabul, sesleri) Kütahya Mebusu Cemil Konya Mebusu Arif ÇELEBİ EFENDİ (Başkan Vekili): Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine yazılmasını kabul buyuruyor musunuz? (hay hay, sesleri) Kabul edilmiştir. 1 1 TBMM Zabıt Ceridesi (2 Ağustos 1920), 1.dÖNEM, c.3, s.41-58, 5
6 21 AĞUSTOS 1920: TBMM BAŞKANI MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN, SİMAV VE DEMİRCİ SAVAŞI HAKKINDAKİ BEYANATI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 54.Birleşim, Gündem: 7/1) Çerkez Ethem Bey ve Kuva-yı Seyyaresi, Aznavur, Düzce ve Yozgat isyanlarını bastırdıktan sonra Ankara ya geldi. Yunan saldırısı sonunda yerel cepheler dağılınca, Mustafa Kemal Paşa, Ethem Bey i Kütahya ya gitmeyi ikna etti. Kuva-yı Seyyare, geniş bir bölgeyi içine alan ve daha çok oynak savaş yöntemlerini kullanan bir örgütlenme yapısıyla ortaya çıktı ve Ethem Bey, Kütahya ve Havalisi Kuva-yı Seyyare Komutanı olarak sesini duyurmaya başladı. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin, Simav ve Demirci de meydana gelen muharebeler hakkındaki beyanatını dinleyeceğiz. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Münasip görürseniz gündemdeki kanun tasarısının müzakeresine geçmeden evvel istediğiniz mevzu hakkında kısaca malumat vereyim. Demirci Muharebesi hakkında izahat istenmişti. Demirci havalisindeki son hadiseleri izah edebilmek için müsaade buyurursanız bir kaç gün evvelki tarihten itibaren meydana gelen hadiseleri bir sıra halinde arz edeyim. Bu anlatacaklarımın birçoğu çoğunuzca bilinmektedir. 12 Temmuz 1920 tarihinden evvel Salihli civarında bulunan Yunan kıtalarında bir faaliyet olduğu anlaşılmıştı. Bu faaliyeti müteakip Yunanlılar 12 Temmuz da Manisa ya bağlı Borlu Nahiyesini işgal ettiler. Aynı gün Demirci nin güneyinden, Yunanlılar iki kol ile kuzeye doğru yürüyüşe devam ettiler. Bir kol Gördes istikametinde, diğer kol da Demirci istikametinde idi. Her iki istikamette yürüyen Yunan kıtaları akşamüzeri o istikamet üzerinde bulunan Boz Köyü işgal etti. Bu vaziyette bir kaç gün kaldılar. Etrafında bulunan Müslüman ahalinin ellerinden silâhları topladılar. Düşmanın bu hareketi üzerine Demirci ve Simav da bulunduğunu bildiğimiz bazı Kuva-yı Milliye ve gönüllü kuvvetler ne yazık ki düşman ile temas edemeden dağılmışlardır. Düşman 12 Temmuz dan 21 Temmuz a kadar bu vaziyette kaldı. Ondan sonra tekrar Kuzeye doğru yürüyüşüne devam etti ve Demirci nin güneyinde bulunan ufak bir müfrezemize taarruz etti. Üstün düşman kuvvetleri karşısında kalan müfreze geriye çekilmeğe mecbur olduğundan Yunanlılar Demirci yi işgal ettiler. Bir iki gün sonra Yunanlılar Simav istikametinde yürüyüşlerine devam etmişlerdi. 23 Temmuz da Hisarköy civarına kadar geldiler. Fakat burada durmadılar. Biraz geriye çekilerek Demirci nin kuzeyindeki Demirci Dağlarında bir mevzi aldılar. 25 Temmuz da Kütahya ve Havalisi Kumandanlığı na tayin edilen Ethem Bey kuvvetleriyle beraber Kütahya dan Simav a doğru yola çıktı. 26 Temmuz da Simavlılar yahut kendilerine Simavlı denilen bazı zararlı ve muhalif şahıslar doğrudan doğruya Yunanlılar ile işbirliğine giriştiler. (kahrolsun, sesleri) Müdafaa için ufak tefek müfrezeleri Kütahya istikametine kadar göndermişlerdi. Ethem Bey kuvvetleri de 30 Temmuz da Simav önlerine geldi. Simavlılar başta menfi telkinlerin tesiri ile muhalif vaziyet aldılar ve kendilerine yapılan nasihati dikkate 6
7 almadılar. 1 Binaenaleyh bunların hareketi bastırıldı ve Ethem Bey in Kuva-yı Seyyare kuvveti Simav a girdi. Bu kuvvetler burada durmaksızın Hisarköy istikametinde yürüyüşlerine devam ettiler ve Demirci nin on kilometre kadar kuzeyinde bulunan Yunan kuvvetleri ile karşı karşıya geldiler. Kuva-yı Seyyare Yunan kuvvetlerine taarruz etti ve bu taarruz neticesinde düşmanın vaziyeti sarsıldı ve kendisi beş kilometre kadar güneye çekilmeye mecbur edildi. Ertesi gün Yunanlılar takviye aldılar ve sonra Ethem Bey kuvvetlerine karşı taarruza başladılar. Yedi buçuk saat kadar şiddetli ve ciddi muharebeden sonra Yunan kuvvetleri mağlûp oldu ve Demircinin beş kilometre kadar güneyine çekilmeye mecbur edildiler. Bunu müteakip Yunanlılar tekrar mühimce takviye aldılar ve 4 Ağustos ta Demirci nin güneyine geçmiş bulunan Ethem Bey kuvvetlerine şiddetli ve kuvvetli karşı taarruza geçtiler. Muharebe akşama kadar devam etti ve 5 Ağustos ta da tekrar devam etti. Bu muharebe neticesinde düşmanın sayıca üstün kuvvetleri karşısında kalındığı anlaşıldı. Vaziyet münasip görülmediğinden burada kati netice alınıncaya kadar muharebenin devamından vazgeçildi. Demircide bulunan kuvvetlerimiz Demirci nin doğusuna, daha münasip, daha müsait bir mevzie çekildi. Düşman, bu mevzie çekilmiş olan kuvvetlerimizi takip etti ve yeniden taarruza başladı. Cepheden ve kanatlardan olmak üzere, bilhassa cephenin sol kanadına şiddetli taarruzlarda bulundu. Bu taarruzlar 6 Ağustos ta durduruldu, fakat düşman hakikaten mühim kuvvetler almıştı. Gerek muharebede esir edilen Yunanlılardan ve gerek civar ahaliden edinebildiğimiz malûmattan burada faaliyette bulunan düşman kuvvetleri, bir tümen büyüklüğünde idi. Bu kuvvetler tekrar 14 Ağustos ta daha şiddetli bir surette Ethem Bey kuvvetlerine taarruz etti. 15 Ağustos günü bu taarruzu yapan düşman kuvvetleri fazla sarsılarak ve mağlûp edilerek atılmıştı. Bundan sonra 17 Ağustos gecesi Ethem Bey gayet yerinde bir kararlar verdi. Düşman kendisini toplamağa vakit bulmaksızın düşman üzerine sabaha karşı baskın tarzında bir taarruz yaptı. Bu taarruz neticesinde bütün düşman kuvvetleri tamamen mağlûp edilerek Demirci nin güneyine atılmıştır. (şiddetli alkışlar) Son aldığımız raporlara göre Demirci ye ait havadis bundan ibarettir. Yani düşman kuvvetleri birçok didinmelere, kısa mağlûbiyetlere uğramakla beraber neticede uzunca bir darbe ile Demirci nin güneyine atılmış bulunuyor. Tabii halen temas ve belki muharebe devam etmektedir. HACIM MUHİTTİN BEY (Karesi): Yunanlılar Demirci nin ne kadar güneyine atıldılar, Paşa Hazretleri? 1 Ethem Bey, daha önce Salihli Cephesinde iken Simavlılarla arasında husumet yaşanmıştı. Simavlılar Yunanlılarla işbirliği içinde oldukları için değil, Çerkez Ethem Bey le aralarındaki husumet nedeniyle bu davranışta bulunmuşlardır. 7
8 MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Beş kilometre güneyine atılmıştır. Bu arz ettiğim cephe, malumunuz Garp Cephesinin merkezidir. Bunun kuzeyinde Ertuğrul mıntıkası ve güneyinde Uşak mıntıkası vardır. Bu iki mıntıkada arz etmeye değer bir vaka yoktur. Kuzey cephesinin kuzeyine tesadüf eden İzmit mıntıkasında bazı ufak tefek faaliyetler mevcuttur. Bu faaliyetler bugün bizim lehimizde cereyan etmektedir. CEMİL BEY (Kütahya): Paşa Hazretleri, Sındırgı hakkında malûmat verir misiniz? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Sındırgı hakkında mı? CEMİL BEY (Kütahya): Evet, Simav civarında bir yer. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Efendim, bizim kuvvetlerimiz, arz ettiğim gibi, Demirci nin güneyindedir. O halde, Sındırgıda bir şey yoktur. SIRRI BEY (İzmit): Ethem Bey, bizim sıkıntılı bir zamanımızda yetişerek bize pek ferahlı günler verdi. Onun böyle hasta olduğunu işittiğimiz zaman üzüldüğümüzü Meclis adına Ethem Bey biraderimize bir geçmiş olsun telgrafı ile bildirilmesini teklif ediyorum. (uygun, uygun sesleri) MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Efendim Ethem Bey biraderimizin rahatsızlığından dolayı hakikaten bendeniz de o üzüntüyü şahsen kendimde duydum ve Başkanlık Divanından kendilerine zaten bildirmiştim. Meclis adına da uygun görürseniz tekrar yazarız. (hay, hay sesleri) RAGIP BEY (Kütahya): Efendim, Paşa Hazretlerinin verdiği tafsilâttan istifade ile bendeniz, Uşakta yeniden husule gelen bir galeyandan bahsedeceğim. Geçenlerde cepheye gidip gelen üyelerimizden birisi, cepheleri teftiş esnasında askerler ile temas ettikleri sırada, ağa ve eşrafın harbe iştirak etmediklerinden şikâyet ettiklerini söylemişti. Filhakika efendiler bu, ordularımız için mühim bir eksikliktir. İşte bu mühim eksikliği takdir eden Uşaklılar onu bugün ikmal ediyorlar. Hem de pek tarihi ve ihtişamlı bir surette... REFİK BEY (Konya): Müzakere devam ediyor ama çoğunluk kalmadı. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Oylanılacak bir mesele yoktur. Müzakere devam edebilir. RAGIP BEY (Devamla): Pek ihtişamlı, pek ehemmiyetli bir surette ikmal ediyorlar. Yeni gelen birkaç hemşerimden aldığım malûmata göre, Uşak ahalisinin eşraf ve ağaları silâha sarılmıştır. Cephe için hazırlık yapıyorlar. (Allah razı olsun sesleri) Uşak, İzmir'in işgali gününden itibaren malını, canını ve her türlü varlığını, İzmir'den düşmanı atmak için, fedaya azmetmişti ve bunu ta o zamandan bugüne kadar fiilen ve maddeten, zaman zaman ispat etmiştir. Bu defa varlığından ne kalmış ise ortaya atmış. Memleketin eşraf ve ağaları bizzat silâha sarılmak suretiyle cepheye gitmeye hazırlanmaktadırlar. Bendeniz temenni ederim ki her 8
9 yerde aynı şekilde bir hareket başlasın. İşte o zaman düşman derhal mahvedilir. Bir daha bir karış yerimize ayak basamaz. (doğrudur, sesleri) 1 2 EYLÜL 1920: KUVA-YI MİLLİYE NİN HALKTAN PARA TOPLAMASINA DAİR AFYONKARAHİSAR MİLLETVEKİLİ M.ŞÜKRÜ BEY İN KONUŞMASI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 57.Birleşim, Gündem: 9/6) Kuva-yı Milliye ye finansman sağlamak için o yıllarda uygun olmayan yollar izlenmişti. Kuva-yı Milliye nin Kuva-yı Seyyare adı altındaki kesimi bağış adı altında halktan zorla para toplamışlardı. Para ve mal şeklinde yapılan bu bağışlar, kişilerin bağışta bulunup, bulunmama konusunda verecekleri kişisel kararlara bağlı değildi. Adı bağıştı ama herkes istese de istemese de vermek zorundaydı. Milletvekillerinin bir kesimi de o günlerin koşullarında bunu olağan görüyorlardı. (İki ay önce, 3 Temmuz 1920 tarihindeki oturumda...) MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Size seçim bölgemden bir misal vereyim. Karahisar da bir köylünün bütün serveti beş altı attan ibaret. Onları da bir hırsız çalıyor. Bir taraftan düşman, bir taraftan halk birbirini mahvediyorlar. Jandarma takip etmiyor, hırsız kaybolup gidiyor. Bu atların sonra hırsız tarafından satıldığı haberi alınıyor. Seksen liraya bir tanesi satılmış. Bunu sahibi öğrenerek adliyeye müracaat ediyor. Adliye, hırsızı bir saat bile tevkif etmeden bırakıyor. Jandarmaya müracaat ediyor, jandarma bir şey yapmıyor. Hırsız da der ki gittin hükümete dava ettin ne yaptın edepsiz der. Köylünün bir çift öküzü varsa bir tekini daha çalar gelir. Bugün Karahisar da bir Müdafaayı Hukuk Cemiyeti var. Gerçi kısmen o heyette de iyiler vardır. Bir iki kişiye bir iki dayak atıyor. Sizi doğruluktan başka bir şey kurtarmaz. Hakikati söyleyin diyorlar. Filan adam filan adama sattı, filân yerden çaldı. Onları hükümete teslim etmeyeceklerine teminat veriyorlar. Atların bedeli olarak yüzer liradan beş yüz lira Kuva-yı Milliye ye bırakacaksınız, atlar gelecek, siz kurtulacaksınız diyorlar. Bu suretle beş yüz lirayı alıyorlar. Kuva-yı Milliye den beş asker gidiyor, parayı alıp hırsızı salıveriyor. Gerçi bu iyi bir şey değil. Hükümetin kanunları vicdanlı ellere verilmelidir. Bu suretle malımız emin, her şeyimiz emin olur. Biz diyoruz ki millet felâketi görsün de bize gelsin. Maatteessüf millet felâketin görüp de koşup gelecek zamanda değildir. Biz maarifin adıyla eğlendik. Bakınız Karahisar da mahalle mekteplerini maarif İdaresi kaldırdı. Çocuklarımıza mektep bulunması, okutulması lâzım gelmez mi? Maarifin muallimleri, memurları çarşıda alenen oruç yiyorlarmış, içki içerlermiş. Demek muallim mesleğine hürmetkâr bir muallim ise, mesleğini yükseltecek ise böyle 1 TBMM Zabıt Ceridesi (21 Ağustos 1920), 1.Dönem, c.3, s , 9
10 muameleler iyi tesir yapar mı? Bugün devlet idaresinde karışıklık var mıdır, yok mudur? Bizim ciğerlerimiz vatan aşkıyla yanıyor mu, yanmıyor mu? (yanıyor, sesleri) Bakınız askeriyemiz de iflâs derecesine gelmiştir. Çünkü askeriye bir köyden topladığı on asker adayını merkeze getiriliyor. Bu gelenler arasında köyün ağasının da oğlu var. Zengin olanların kimisi bir kuzu ile kimisi bir başka şey ile kurtuluyor. Sonra oradan on kişiden üç kişi kalmıyor ve o üç kişi cepheye sevk olunuyor. O üçünden biri trene binerken trenin altına giriyor, biri diğer taraftan gidiyor. Bu millet muharip bir millettir. Başında iyi bir idare gördüğü takdirde ölüme atılır. Bugün mahvoluyoruz. Efendiler Vatan bugün tehlikede. Vatan istilâ olunduktan sonra, gerilla harbi olacakmış. Jandarma ile güvenlik sağlanacak deniliyor. On jandarma gönderiliyor bir şakiye, yirmi jandarma gönderiliyor da tek bir şaki getirilemiyor. Sonra Kuva-yı Milliye den iki adam gönderiliyor, o şaki çıkıp geliyor. Bin küsur, iki bin küsur kuruş maaşla gönderilecek jandarma, hayatını tehlikeye koymuyor. Bu mesleği ıslah etmeli. Meselâ bir köye bir jandarma geliyor, falan ağanın oğlunu istiyor. Burada yoktur diyorlar. Hâlbuki gözüyle kaçırıldığı görülüyor. Bir taraftan iç karışıklıklar, diğer taraftan dış belâlar bu Memleketi mahvediyor. 1 (İki ay sonra, 2 Eylül 1920 tarihindeki oturumda...) MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Muhterem efendiler, Memleketin ruhi vaziyetini yakından tetkik edenler ve bilhassa memleketin yükünü omzunda çeken köylü sınıfı ile halk ile temasa gelen bu Millet Meclisi pekâlâ takdir eder ki Milletin ruh hali buna katiyen müsait değildir. Halk ne diyor efendiler? Dün seçim bölgemden geldim. Diyorlar ki askere giden biz, sizin keselerinizi dolduran biz, Memleketin bütün yükünü çeken biz, Müdafaayı Hukuk Cemiyetinin istedikleri ağır ve haksız yardım paralarını veren biz, onların keselerini dolduran biziz. Onların evlâtları askere gitmiyor, biz gidiyoruz, bu ne haksızlıktır, ne adaletsizliktir. Efendiler, dediler ki önümüze düşün, mebuslarınız, eşraflarınız, memleketin ileri gelenleri, okumuşları hepimiz gideceğiz. O eşraf ki o zenginler ki keselerini bu zavallı halkın, bu Milletin, bu köylünün kesesinden dolduran bu efendileri yürütemedik. Diyorlar ki niçin onlar gitmiyor? Felâket umumi ise, menfaat umumi ise, zarar, ziyan da umumi olmalıdır. Nimet külfete göredir. Mademki Vatan müşterektir, hepimizin menfaati vardır, faydası vardır, hepimiz de bu külfete katlanmalıyız. Bütün Memleketin evlâdı, zengini, fakiri, köylüsü yan yana cephede bulunursa, o vakit bu Memleket kurtarılabilir. Onlar geride kalsınlar, keselerini doldursunlar, ondan sonra yardım parası istendiği zaman, köylülerin üzerine yüklensinler. Köylü bu paraları vermek için öküzünü satıyor. Bir köylüye sordum, odun satıyordu, dedim kazancın nasıldır, iyi midir? Ah Efendi dedi, kazancın hepsi tarlada. Bu günlerde Kuva-yı Milliye bizim köye bin lira yazmış. On çete gelip 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (3 Temmuz 1920), 1.Dönem, c.1, s.52-74, 10
11 köyümüzü yakıp yıkıyor. Buğdayımızı satacağız, para etmiyor, alan yok. Hakikaten satılmıyor. Bu zulümden kurtulmak için işte odun getirdik dedi. Odunları satıp döneceğiz, ondan sonra bu işten kurtulacağız. RAGIP BEY (Kütahya): Mehmet Şükrü Bey mevzu haricinde olduğu halde, Kuvayı Milliye nin haksız olarak para topladığından bahsetmişlerdir. Sorarım kendilerine, haklı olarak Karahisar Livası ne verdi? Binaenaleyh Kuva-yı Milliye Memleketi müdafaa için belki para toplamıştır, fakat Memleketin ve Milletin vereceği paralar, Memleketin müdafaasına ait oldukça daima haklıdır EYLÜL 1920: KÜTAHYA MİLLETVEKİLİ CEMİL BEY İN KUVA-YI SEYYARE ADAMLARININ YOLSUZLUKLARI HAKKINDAKİ SORU ÖNERGESİ (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 73.Birleşim, Gündem: 4/1) Çerkez Ethem Bey ve Kuva-yı Seyyaresi, Aznavur, Düzce ve Yozgat isyanlarını bastırdıktan sonra Ankara ya geldi. Niyetleri burada kalıp iktidar mücadelesi vermekti. Bu sırada Yunan ilerleyişi başlar. Mustafa Kemal Paşa, iç isyanların bastırılmasında büyük başarılar gösteren Ethem Bey i ve adamlarını ikna ederek Kütahya ya yollar. Bir yandan Yunan ilerleyişi önünde güçlü bir kuvvet olarak yer alırken, diğer yandan halka uyguladıkları yöntemler tepki çekiyordu. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Kütahya mebusu Cemil Bey in Milli Savunma Vekâletine vermiş olduğu bir önerge vardır. Önce önergeyi ve daha sonra cevabını okutuyorum. MUSTAFA BEY (Giresun): Soru önergesi sözlü mü, yazılı mı? HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Yazılı TBMM Başkanlığına Kuva-yı Milliye den bazılarının, esnaftan satın aldıkları eşyanın bedelini vermemek ya da kendilerince belirledikleri bir bedeli vererek gerçek bedelin bir kısmını kesmek gibi, rahatsız edici davranışlarda bulundukları halk tarafından sürekli şikâyet ediliyor. Halkımıza, Milli Hükümete karşı soğukluk yaratma eğilimine yol açacak bu gibi kötü davranışların yapılması acaba doğrumudur? Eğer doğru ise bunları yapanlar hakkında ibret verici cezalar veriliyor mu? Milli Savunma Bakanlığı tarafından cevaplandırılmasını teklif ederim. 22 Ağustos 1920 Kütahya Mebusu Cemil 1 TBMM Zabıt Ceridesi (2 Eylül 1920), 1.Dönem, c.3, s , 11
12 TBMM Başkanlığına Kütahya Milletvekili Cemil Bey tarafından, Kuva-yı Milliye den bazılarının, esnaftan satın aldıkları eşyanın bedelini vermemek ya da kendilerince belirledikleri bir bedeli vererek gerçek bedelin bir kısmını kesmek gibi davranışlarda bulunduklarının doğru olup olmadığı, eğer durum gerçekse yapanlar hakkında cezai bir işlem yapılıp yapılmadığı sorulmuştur? Durum Vekâletimiz tarafından incelenmiştir. Kuva-yı Milliye mensuplarından bazılarının geçtikleri köy ve kasabalarda şikâyetler üzerine sözü edilen kütü davranışların yapıldığı anlaşılmıştır. Yapanlardan yakalanabilenler hakkında yasal işlemler yapılmış, bazıları da cezalandırılacaklarını anlayınca birliklerinden firar etmişlerdir. Kötü davranışa uğrayan halkın ve esnafın, durumu ispatlamaları halinde, kanuni muamelelerin neticelenmesini beklemeksizin zararları ödenecektir. Durum bilgilerinize sunulur. 23 Eylül 1920 Milli Savunma Vekili İsmet HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Cevap böyledir. Gündeme devam ediyoruz EKİM 1920: GENEL KURMAY BAŞKANI İSMET BEY İN GEDİZ MUHAREBESİ HAKKINDA BEYANATI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 91.Birleşim, Gündem: 11/1) Garp Cephesi birlikleri ile Kuva-yı Seyyarenin beraber planladıkları Gediz Taarruzu bir hafta önce başlamıştı. Genel Kurmay Başkanı İsmet Bey bu taarruzun zamanlamasını pek uygun bulmamıştı. Taarruzun başlangıcında Yunan kuvvetleri geri püskürtülmüş ve Gediz kısa bir süreliğine kurtarılmıştı. Ancak havanın çok sisli olması ve Kuva-yı Seyyare ile sorunların yaşanması yüzünden bir takım olumsuzluklar yaşandı. İSMET BEY (Genel Kurmay Başkanı): Önceki günlerde Yüce Meclisinize çeşitli cephelerimizdeki vaziyeti arz etmiştim. O zamandan bugüne cephelerdeki değişiklikleri özetle tekrar edeyim. (dinleyelim, sesleri) Garp cephemizde son günlerde Gediz üzerine bir taarruz hareketi yaptık. Sisli ve pek yağmurlu bir havada, sabahleyin erken başlayan bu muharebe, çok kanlı ve inatçı bir surette geç vakte kadar devam etti. Düşman uzun müddetten beri Gediz etrafında 1 TBMM Zabıt Ceridesi (26 Eylül 1920), 1.Dönem, c.4, s , 12
13 hazırlamış olduğu mevzileri büyük bir zararla terk etmeye mecbur oldu. (bravo sesleri, alkışlar) 25 Ekim sabahından itibaren muharebenin diğer safhası cereyan ediyor ve tarafımızdan takip ediliyor. Dün akşam geç vakit aldığımız malûmatta, Hamidiye Hanı ndaki Yunan artçı kıtasına tarafımızdan baskın bildiriliyordu. Gediz'deki düşmanın esaslı bir surette hazırlandığı ve en az on bin kişi olduğu anlaşılıyor. Muhtelif raporlara göre her cepheden çok, orada düşman zayiat vermiştir ve çok sarsılmıştır. Uzun müddetten beri yığınak yaptığı erzak ve cephanesini terk etmeye mecbur kalmıştır. (bravo sesleri, alkışlar) Aynı gün düşman, Gediz taarruzumuza karşılık olarak İnegöl ve Yenişehir cephesinden taarruza geçti. O cephede de kanlı muharebeler, yirmi dört saat devam etmiştir. Düşman akşama doğru her cephede mevzilerinden atılmıştır. Dün Bursa Cephesinde sessizlik hâkimdi. Bu cephede harekâtımızın mühim bir önemi vardır. O da son vaziyetlerden sonra, dâhilde meydana gelmiş olan isyanların, yani büyük yangının söndürülmesinin ardından, Ordumuzun düşman aleyhine mühim bir faaliyet gösterip, esaslı bir muvaffakiyet kazanmış olmasıdır. Cephenin durumu son bir hafta içinde arz ettiğim gibidir. Her cephede imtihana çekilmiş ve her cephede bu imtihanı başarı ile geçirmiş bulunuyoruz. (Allah muvaffak etsin sesleri, alkışlar) Arkadaşlar, Gediz'de elde edilen ganimetin tespit edilip edilmediğini soruyorsunuz. Bu hususta erzak olarak bazı miktarlar tespit edildi. Fakat açık ve bütün teferruatıyla miktarını öğrenemedik. Bunu mazur görmek lazımdır. Erzak, cephane, elbise ve malzeme olarak bizim için pek ehemmiyetlidir herhalde. Tekrar bu cephe hakkında söz söylendiği için, Garp cephesi kumandanı ile Büyük Millet Meclisi arasında dün yapılmış olan haberleşmeyi arz edeyim. Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Gediz ve kuzeyindeki mıntıkada yirmi dört saatlik muharebede mağlup edilen düşman, 25 Ekim sabahına karşı, Uşak istikametine çekilebilmiş olup, Hamidiye Hanı civarında bıraktığı artçılar, tarafımızdan şiddetli baskıya maruz kalmışlardır. Dünden beri işgalim altına aldığımız Gediz'de elde edilen ganimetlerin ve esirlerin miktarı henüz anlaşılamamıştır. 20 Ekim de Yenişehir ve İnegöl taraflarına taarruz eden ve bir tümen olduğu tahmin edilen düşmanın, kıtaatımızın ısrarlı mukavemeti üzerine bu gece tekrar eski mevzilerine çekildiği ve bugün bir saat öncesine kadar bir faaliyet göstermediği öğrenilmiştir. Dun akşama kadar da bir faaliyet yoktur. Garp Cephesi kıtalarının beş günden beri yaptıkları fedakarca harekâtın ve kazandıkları muvaffakiyetin, Milletin itimat ve takdirlerine mazhar olacak bir derecede olduğunu arz ederim, Efendim. Garp Cephesi Kumandanı Ali Fuat (var olsun Ali Fuat Paşa, kahrolsun düşman, yaşasın Türk askerleri sesleri, alkışlar) 13
14 İSMET BEY (Devamla): Sonra Reis Paşa tarafından Garp Cephesine verilen cevap. Garp Cephesi Kumandanı Ali Fuat Paşa Hazretlerine 26 Ekim 1920 tarihli raporunuzu aldım. Garp Ordusunun kahramanca muvaffakiyeti tarafımızdan sevinç ve memnuniyetle öğrenilmiştir. Verdiğiniz müjdeli haberler yarınki toplantıda Büyük Millet Meclisine arz olunacaktır. Şimdiden tebrik, takdir, itimat ve hürmetlerimizi bildirmekle şeref eylerim. (tebriklerinize biz de iştirak ederiz, sesleri) TBMM Reisi Mustafa Kemal MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Meclis adına teşekkür edilmelidir ve Ordumuza Meclisin itimadı olduğunu, Ordu böyle çalıştıkça Meclisin de kendilerini hiçbir an unutmayacağının bildirilmesini rica ederim. İSMET BEY (Devamla): İftiharla bütün Ordumuza tebliğ ederiz. Vaziyet hakkında arkadaşlarım daha fazla malûmat istiyorlar. Bunlar hakkında ilerideki muvaffakiyetleri temenni etmekten başka söyleyecek sözüm yoktur. 1 9 ARALIK 1920: GİZLİ OTURUMDA MİLLİ SAVUNMA BAKANI FEVZİ PAŞA NIN BAZI MİLİS KUVVETLERİNİN TASFİYESİ HAKKINDA BEYANATI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 111.Birleşim, Gündem: 2/1) Uzun süren savaşlar, askerlik ve ordu için bir soğukluk doğurmuştu. Bu nedenle halk kendisini kavgaya sürükleyenler kimlerdir diye çevresine bakınca, subayları ve komutanları görüyordu. Şimdi onun gözünde bir yenilik gerekliydi. Subaylık yerine, çetecilik moda olmuştu. Zorunlu askerlik hizmeti yaşında bulunan vatandaşlar askeri kıtalara katılacakları yerde, çetecilere katıldılar. Çünkü çete olunca köylünün sırtından geçinmek mubah sayılıyordu. Sonra önemli bir disiplin yoktu. CELALETTİN ARİF BEY (BAŞKAN VEKİLİ): Cephelerdeki askeri vaziyet ve bazı milis kuvvetlerinin tasfiyesi hakkında Milli Savunma Vekili Fevzi Paşa Hazretleri beyanatta bulunacaklardır. FEVZİ PAŞA (Milli Savunma Vekili): Efendim Hükümetimiz ilk kurulduğu sırada Ordumuz yok denilecek derecede perişan bir halde idi. Ancak Şark Cephesinde 1 TBMM Zabıt Ceridesi (27 Ekim 1920), 1.Dönem, c.5, s
15 bulunan Ordu, büyük bir tecavüze uğramadığı için ve mükemmel bir halde bulunuyordu. Böyle bir zamanda cephede bulunan kıtalarımız mahalli kuvvetlerle takviye olunmuş idi ve bunun böyle olması da tabii idi. Çünkü İzmir işgali üzerine Millette milli bir galeyan meydana geldi. O sırada gerek Nazilli Cephesinde ve Balıkesir Cephesinde bazı şahsiyetler belirdi ve Milletin hakikaten ne kabiliyet ve sağlamlıkta olduğunu Avrupa ya ve Dünyaya karşı gösterdi. Ben Milli Savunma Vekili olarak bu ortaya çıkmış olan şahsiyetlere ve sistemlere karşı, ordu fikrini Millete kabul ettiremezdim, o zamanlar. Bir memuriyetle Akhisar, Salihli ve Alaşehir de dolaştığım sırada oradaki düşüncenin büsbütün başka bir şekil aldığını gördüm. Hatta diyorlardı ki biz para toplarız, koyun toplarız ve bu şekilde bir seneden beri memleketlerimizi başarıyla müdafaa ediyoruz ve bu gördüğünüz askerleri de biz besliyoruz. Taburlar beş yüz elli askere indirilmişti ve şüphesiz bu kadar tahsisat verilebiliyordu. Millet, parayı, yiyeceği, giyeceği Müdafaayı Hukuk şubeleri vasıtasıyla temin ediyor ve hakikaten cepheyi tutuyorlardı. Her mesleğin bazı sırları olduğu gibi, askeriliğin de bazı sırları vardır. Bu milis askerlerine dikkat ettim, hep köylerinin yanından toplanmışlar. Uğradığım bir köyde dediler ki bizim köyde yüz, yüz elli kişi kadar vardır amma hep ileridedir ve tecrübeler göstermiştir ki böyle müdafaa yapan kuvvetler sıkı bir baskı altında dağılırlar. O da bizdeki Vatan ile aile tesirlerinin neticesidir. Bu hal Milletin zihniyetinde büyük bir yer edinmiştir. Her nerede olursa olsun, Rumeli de, Anadolu da, Arabistan da düşmana uzak yerler ahalisi daha metin olmuşlardır. Düşmana yakın ve ailesini kurtaracak yerlerde bulunanlar daha az metin çıkmışlardır. Kazım Beyefendi ile Akhisar'da görüşürken bir taarruz hazırlığı yapalım dedik. Milli kuvvetlerin yanında bir miktar da ordu kuvveti hazırladık. Toplarımızı hazırlıyorduk. Bu kuvvetlerle Akhisar Cephesinden bir yarma hareketi ile cepheyi yarar ve içeri gireriz, dedik. Dört bin tüfekli kuvvetimiz, Yunanın taarruz eden kuvveti bu kadar yoktu efendiler, çarçabuk dağıldı. Bu tecrübeden sonra herkese kanaat geldi ki Ordumuzun kurulması lazımdır. Reis Paşa Hazretlerinin buyurdukları gibi Ali Fuat Paşa bu işe memur edildi. Kütahya'da bulunan Ethem Bey kuvvetleri bir iki hafta içinde Kütahya Milli Alayı adı altında bir kuvvet meydana getirmişlerdi. Ali Fuat Paşa bunda büyük bir muvaffakiyet görerek bu teşkilatın her tarafa kurulması için yazılar yazdı. Fakat öyle çetelerle hareket ederek, mesela bir çete Konya'ya gitsin, bir çete Yozgat'a gitsin, oradan cepheye gitsin şeklinde müdafaa olamazdı. Efendiler milli heyecan, belli usuller içine sokulmazsa çarçabuk söner. Az para harcanarak nasıl iktisat yapılırsa, kuvvetlere de öylece iktisat yapılmalıdır. Biz de düşmanlarımızla baş edebilmek için planlar yapmalıydık. Bugün yaptığımız, karşımızdaki İngilizlerin planları yıpratma harbidir. İngilizler Almanları nasıl yıprattılarsa, bizi de öyle yıpratmak istiyorlar. İçimizde isyanlar çıkarmak; ufak, ufak taarruzlar yapmak ve daima muharebe, muharebeye zorlamak. Biz de bu plana karşı lazım gelen tertibatı alırsak, o halde düşmanın bu planını suya düşürmüş oluruz. Bendeniz cephedeki Kuva-yı Milliye Teşkilatının vaziyetini bir iki ay evvel muntazam bir ordu yapmak fikriyle Garp Cephesine denetlemeye gelen Genel Kurmay Reisi İsmet Bey den duyduğum vakitte çok üzüldüm. Kütahya'da 15
16 bir alay yapan İsmail Hakkı Bey buraya gelecekmiş, aman gelmesin biz lazım gelen intizam ve inzibat dairesinde vazifemizi yaparız. Ben de emir verdim, dedim ki katiyen İsmail Hakkı Efendi gelmesin. Lâzım gelen kuvvet orada yapılır. Malumunuz Kütahya Milli Alayı Eskişehir e geldi ve bir hadise oldu, on günde kurulan alay, çarçabuk dağıldı, kumandanlarını vurdular ve o kuvvet sıfıra indi. O zaman kendilerine kanaat geldi ki bu ancak geçici bir vaziyet ve zaman içindir. Yoksa muntazam ve uzun bir harbi temin edemez. Uzun ve muntazam bir harbi idare etmek için mutlaka muntazam ve iyi tertip edilmiş kuvvetler lazımdır ve bundan sonra muntazam orduya ehemmiyet verildi ve Ordu kurulmaya başlanıldı ve kurulduktan sonra da herkese emniyet geldi. Baktılar ki asker muntazam, askerin kıyafetleri, cephanesi muntazam, eksik toplarını da tamamladık. Onun üzerine dediler ki; biz taarruz ederiz. O vakit henüz taarruza geçecek vaziyette değiliz. Yani lüzumundan fazla kuvvetlere itimat ediyorsunuz, henüz o halde değiliz dedim. Fakat bunlar, Reis Paşa Hazretlerinin beyan buyurdukları gibi, taarruzda muvaffak olamadılar. Filhakika, bendeniz biraz da onlara hak veririm. Yani Yüce Heyetiniz bizi itham edebilir ve der ki mademki burada muvaffakiyet ihtimali vardı, harp sanatı bu taarruzu emrederdi. Düşman öyle bir halde idi ki ne sağ kanadı bir yere dayanıyor, ne de sol kanadı. Yunanlılar bugün Gediz'den çekilmiştir. Fakat Gediz'den çekilmeleri zannedilmesin ki Kuva-yı Milliye nin kahramanlıklarındandır. Düşman yaptığı hatayı anladı, derhal kuvvetlerini geri aldı ve lazım gelen tertibatı hazırladı. İstiyorlardı ki burada da bir zafer olsun. Şüphesiz bu gayet zor bir şeydi ve eğer burada da bir zafer olsaydı Avrupa ya karşı gayet üstün bir vaziyet olacaktı. Fakat o kuvvetlerin birbirlerinden farklı olmasından dolayı ve Paşa Hazretlerinin de söyledikleri gibi emir de dinlememeleri dolayıdır ki başarılı bir hareket yapılamadı. Bir zafer ihtimaliyle başlayan harp ne yazık ki bir felaketle neticelendi. Zamanımızda büyük ordular daima bir demiryolu hattına dayanırlar. Büyük orduların harekâtı hep böyledir. Anadolu haritasına baktığımız zaman iki büyük ova görünür. Birisi Eskişehir'de açılıyor, buraya kadar geliyor. Diğeri Afyonkarahisar'dan Konya'ya doğru. Bunların ikisinin ortasından da demiryolu geçiyor. Düşman bir kuvvet toplamış, Uşak ve civarında. Bir kuvvet de Balıkesir ve havalisinde. Çünkü demiryolu olmayan yerlerde ordu beslenmez. Bendeniz de başından beri bu tarzda teşkilata taraftar idim. Ali Fuat Paşa Garp Cephesi Kumandanı iken daha Bursa Cephesi yarılmamıştı. Burada başarılı bir şekilde harp yapılabilirdi. Fakat Ali Fuat Paşanın kuvvetleri dağıldıktan sonra buradan ayrılma durumu ortaya çıktı. Yunan taarruzundan sonra kuvvetimizi bütün piyade askerlerimizin iki misli kuvvete çıkardık. Bu kuvvetlerimizle zaferler kazanmayı Cenabı Haktan ümit ediyoruz. (inşallah sesleri) Fakat böyle kuvvetler yapılması bazı tarafları şüphelendirmiş, hatta Raşit Beyle bendeniz görüştüğüm sırada bazı hareketler yapıyorsunuz dedi. Dedim ki bu teşkilatı her tarafta yapıyoruz. Sivas'ta da, Yozgat'ta da yapıyoruz, buralarda da yapıyoruz. Sizin kuvvetleri de harp nizamına kabul ediyoruz. Ama dedi, Refet Bey in oradan aldırılması daha münasip olur. Bunun üzerine bendeniz dedim ki Refet Bey in orada kalması lüzumludur. Çünkü orada bir hadise olmuş, gitmiş, onu bastırmıştır. 16
17 Halkın ezilmemesi için orada bir teşkilat lâzımdır ve bu işe başlamış olan bir adamın onu tamamlaması lâzımdır ve Refet Bey iyi bir askerdir. Kendisinden daha uygununu bulamadım. Bu şahsiyetle uğraşmayınız, rica ederim, bu bir vatan meselesidir. Mesele böyle kaldı. Sonra Reis Paşa Hazretlerinin buyurdukları gibi, onları topladılar, yine görüştük ve kendilerine anlattım. O iddia ediyor, bizim kuvvetten başka kuvvet yoktur, bizim askerler bir işe yaramazmış, biz kâfiyiz. Dedim ki siz bir tümen kuvvetindesiniz, elinizde dört topunuz var. Bununla bir cephe muharebesi yapamazsınız. Tel örgü ile örülmüş bir cepheyi sökemezsiniz. Arkasından çevirseniz orada makineli tüfek vesaire vardır. Demirci'de nasıl muvaffak olduk, dedi. Dedim, Demirci'de düşmanın bir taburu vardı. Siz kendiniz bin, bin beş yüz kişi idiniz. Sonra düşman baktı ki çare yoktur; bir tümen ile hücum yaptı, siz de geri çekildiniz. Süvarinin yapacağı budur. Düşman fazla kuvvetle geldiği vakit bakarsınız ki sökmüyor, geriye çekilirsiniz. Zayıf bulduğunuz yerde vurursunuz. Düşmanları öylece hırpalarsınız. Yoksa muntazam bir mevkii, toplarla, tel örgüleriyle takviye olunmuş ve son usul tahkimat ile kapatılmış bir yeri, süvarilerin zapt etmesi ihtimali yoktur. Ondan sonra dedim ki siz bir süvari tümenisiniz. Askeri emirlere uymak ve itaat etmek lâzımdır. Canınız isterse bunu yaparsınız şeklinde tertibat yapılamaz. Sizin muntazam bir şekle girmeniz lâzımdır ve başka çare yoktur. Buna muvafakat ettiler ve arkadaşları ile gittiler. Son safhayı arz etmeyeceğim. Nihayet bu telgrafı aldık. Bu telgraf, efendiler, Düzenli ordu ile çetecilik zihniyetinin mücadelesidir. Eğer biz bir Hükümet kurmak istiyorsak, kanunları hâkim kılmak istiyorsak, bundan başka çare yoktur. Mademki Büyük Millet Meclisinin Vatana Hıyanet Kanunu vardır. Bu da telgrafta tamamıyla ona uygundur. Oraya temas etmiştir. Bu kumandanın azli ile mahkemeye verilmesi lâzımdır. Böyle de yaptım. Mademki hak bizdedir. Muvaffakiyet de inşallah bizdedir ve inşallah bu çetecilik zihniyeti silinecektir. (alkışlar) Bundan sonra bütün gazetelerde Mustafa Kemal Paşa çeteleri adı olmayacak, Anadolu Büyük Millet Meclisi Ordusu adı olacaktır. HAMDULLAH SUPHİ BEY (İstanbul): Milli Savunma Vekili Paşa Hazretleri tarafından verilen izahat ve beyanata bendenizin ilâve edeceğim iki üç şey arasında büyük bir münasebet vardır. Antalya'da bulunduğum esnada Demirci Mehmet Efe kuvvetleri Isparta'da görüldükten sonra güneye, doğuya, batıya yayıldılar. Günün birinde bir haber aldık ki Antalya'ya kuzeyden köylüler geliyorlar. Yunan önünden kaçar gibi köylüler, ihtiyarlar, kadınlar ve çocuklar, bir takım erkekler, yangından kaçar gibi, ne kurtarabildilerse Belediyenin etrafına geliyorlar ve Belediyenin etrafında öbek öbek diziliyorlar. Kuva-yı Milliye nin belli başlı adamlarından biri olan Mehmet Efe asayiş vazifesiyle güneye inmiştir. Fakat adamları olan Mahmut, Mevlut efendiler gibiler köylülerimize musallat olmuşlar ve zavallı köylüler, eşeğin üstüne, katırın üstüne ne yükletebilirse hepsini yükleterek kaçıyor. Zira bu adamlar köylünün evini yakıyorlar. Yangın, tahrip, soygundan canını kurtararak kaçanlar Antalya'ya dökülüyorlar. Biz o zaman, Meclise ve Milli Savunmaya arkadaşlarımızla iki telgraf çektik ve vaziyeti izah ettik. Fakat günün 17
18 birinde halk üzerinde çok tesirli olan bir haber duyuldu. Isparta'da Demirci Efe nin kuvvetleri, Hükümetin kuvvetleri tarafından sarılmış ve beş yüz kişi tevkif edilmiş ve silâhları alınmış ve tamamı dağıtılmıştır. Arkadaşlar; sekiz aydan beri Meclisimiz burada faaliyet ediyor ve sekiz aydan beri de bir Hükümet kurmuşuzdur. Fakat ahalinin elleri bu hadise olduktan sonra Hükümete daha fazla sarılmıştır. Her tarafta halk kendisine adalet verecek olan Hükümeti arıyor, muntazam ve adil bir Hükümet arıyor. Şükranla kaydetmeliyiz ki İçişleri Vekâletine seçtiğimiz arkadaşımız, doğrudan doğruya fiili bir şekilde ve Memleketin geniş bir sahasında şakilere kuvvetli bir darbe indirmiştir. (alkışlar) Arkadaşlarımızla dönüş yolunda Sandıklı da Refet Bey e tesadüf ettik ve gece konuştuk ve kendisini en ateşli ve en samimi bir şekilde bu başarılarından dolayı tebrik ettik. Ertesi gün bir otomobil bulmuştuk, Refet Bey daha evvel yola çıkmıştı. Yolda arkadaşım ve ben son derece mesut olarak gördük ki Ordumuzun kuvveti yeniden doğmaya başlamış ve her yerde kendisini gösteriyor. Biz buna şahit olduk. Otomobilimiz çok süratle gidiyordu ve biz yolda Refet Bey in başında yürüdüğü askerleri gördük, tertemiz giyinmişlerdi, gözlerinin içinde Dünya Harbindeki bıkkınlıklarından eser kalmamıştı ve kendilerine yeniden şevk gelmişti. Arkadaşlar; zulümden bunalmış olan milletimiz, sizden adil Hükümet istiyor ve hiçbir zaman, bugün olduğu kadar, halk elini Hükümete uzatmamıştır. Emin olabilirsiniz ki bir zamanlar bizim tarihimizde yedi bela adını alan jandarmalarımız, bugün köylerimiz için kurtarıcı adamlardır. Çal Kazasına Refet Bey in gönderdiği kuvvetler, Efe nin takibi için gittiği zaman, ahali atlas yorganlar çıkardı ve demek ki hâlâ bizim Ordumuz, bizim subaylarımız ve bizim haklarımızı muhafaza edecek namuslu kuvvetlerimiz varmış dediler ve askerleri bu suretle karşıladılar. Biz buraya gelinceye kadar dört merkezde Ordunun teşekkül ettiğini gördüm. Hakikaten bir orduya sahip olduktan sonra, Hükümeti kurdum demeye Büyük Millet Meclisinin hakkı olacaktır. Bilâkis çete kuvvetleri devam ettikçe ve bu kuvvetler kendi maksatlarımızın temininden uzaklaşmakta inat ve ısrar ettikçe bizim için bir tek yol kalır arkadaşlar ve şimdiye kadar en zayıf zamanlarımızda bir tek dayanağımız vardı, o da imandır. Fakat bir şey var ki bizim kendisine paye verdiğimiz, kendisine kahraman dediğimiz ve ifa ettiği hizmetler dolayısıyla takdirlerimizi sunduğumuz, hatta kendisine milli bir kahraman unvanı verdiğimiz zayıf ruhlu insanlar yükseldi mi uçurum yanına gelmişler gibi başları dönüyor ve etrafı göremiyorlar, sersem oluyorlar. Bugün bu adamlar da aynı dalâlete düşmüşlerdir. O halde bunun önüne geçmek, bunları uslandırmak ve Anadolu nun muhtaç olduğu huzuru temin etmek şarttır. (alkışlar) 1 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (9 Aralık 1920), 1.Dönem, c.1, s , 18
19 9 ARALIK 1920: GİZLİ OTURUMDA DİYARBAKIR MEBUSU HACI ŞÜKRÜ BEY İN HAKKINDAKİ SUÇLAMALARA CEVABI VE MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN KONUŞMASI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 111.Birleşim, Gündem: 3/1) 4 Aralık 1920 günü, Mustafa Kemal Paşa ile Çerkez Ethem Bey in birlikte Eskişehir e gittikleri grubun içinde Hacı Şükrü Bey de bulunuyordu. O gün Ethem Bey ve Hacı Şükrü Bey birlikte gruptan ayrılarak gizlice Kütahya ya gitmişler ve Ethem Bey bir daha Ankara ya dönmemişti. Hacı Şükrü Bey daha sonra Ankara ya dönünce, Mecliste bir takım ithamlarla karşılaştı. Yapılan gizli oturumda bu ithamlara cevap verdi. Mustafa Kemal Paşa da onu suçlayan bir konuşma yaptı. CELALETTİN ARİF BEY (BAŞKAN VEKİLİ): Söz Hacı Şükrü Bey in, buyurun Efendim. HACI ŞÜKRÜ BEY (Diyarbakır): Efendiler, geçen gün ben bu kürsüde Ömer Lütfi Beyle cereyan eden bir meseleden dolayı, birçok arkadaşlarımı tefrik etmeden bir sürçü lisanda bulunmuştum. Paşa Hazretleri de bu kürsüye çıktıkları zaman bana birçok belirsiz ve yuvarlak cümlelerle isnatta bulunmuşlardı. Fakat ben o gün bir türlü bunun esbabını anlayamamıştım. Bugün sebebini öğrendiğimden dolayı Paşa Hazretlerine bilhassa teşekkür ederim. Efendiler, Yunanlılar 16 Mayısta İzmir'i işgal ettiler. Yunanlıların İzmir'i işgalinden 9 Haziranda ilk defa Aydın Cephesinde Kuva-yı Milliye teşkil ederek vatanı müdafaaya başlamıştım. Binaenaleyh ben orada bütün mevcudiyetimle vatani olan vazifemi ifaya yerine getirdim. 17 Temmuzda bugün, mahiyeti söylenen Demirci Mehmet, kendi nazarımda öldürülmeye layık olan Demirci Mehmet Efe, 17 Temmuzda Paşa Hazretlerine, Hacı beni öldürecektir diye yazmıştır. Ben o cephede bulunduğum müddetçe Demirci Efe hiç kimsenin on parasına, hiç kimsenin ırzına, namusuna tecavüz etmemiştir. Fakat efendiler ben Sivas'taki kongreye üye gönderilmesini etrafa ilân ettiğim zaman hiçbir tarafla ilgimiz yok ve diğer taraftan da Yunanlılara karşı çarpışırdık. Ferit Paşa Hükümeti istifa ettikten sonra Konya'ya gelen Refet Beyefendiye ilk defa olarak ben telgraf çektim ve kendilerini Nazilli'ye davet ettim. O zaman Refet Bey, Konya Aziziye'sinde isyan çıkmıştı, orada idi. Telgraf da yanımdadır. Ondan sonra efendiler Antalya depolarında saklı olan silâh ve cephaneyi almak üzere oraya kadar gittim. Sonra Afyon a geldiğim zaman orada merhum Arif Beyin kuvvetleri vardı. Ben yanımdaki adamlarla gittim, isyanı bastırdım ve Refet Bey e ben kendi mevkiini teslim ettim. Refet Bey i ben şahsen sevmem, fakat Refet Bey le aramızda hiçbir şey yoktu. Paşa Hazretlerine, hakkımda bir şey yazmış ise o da kendi fikridir. Sonra Efendim Paşa Hazretleri buyurdular ki, Hacı Şükrü bir vesika meselesini bana haber verdi. Efendiler, Yozgat'ın Alaca nahiyesinden Hasan Gazi Beldesinde bir adama Ethem Bey vesika vermiş ve bu adama Ethem Bey vermiş olduğu vesikada, bana oradan. Bu adamı ben kendi gözümle gördüm, çünkü Eskişehir'de idim. Ethem Beye çekmiş 19
20 olduğu bir telgrafta elimden aldı, yırttı ve topladığım adamları iade etti. Ben bunu aynen Paşa Hazretlerine yazdım. Ethem Bey in Refet Beye çekmiş olduğu telgrafı orada gördüm, fakat burada kimseye göstermedim ve bu hale de tenezzül etmem. Efendiler, Paşa Hazretleri bendenizi buraya Ocak sonunda davet buyurdular. Üç tane telgraf çektiler. Bendeniz Afyon'da idim ve İngilizler daima gözetliyorlardı. İşte efendiler, ben oradan Haymana taraflarından buraya geldiğim zaman, Haymana hükümeti hayvan almıştır, birçok eşya almıştır. O zaman Vali bulunan Yahya Galip Bey de buradadır. Yalnız maiyetimdeki adamlardan bir erin hayvanının ayağı kırılarak şurada Dere köyünde kaldı, onun yerine halktan birinin kısrağı alındı ve bilâhare sahibine iade olundu. Sonra efendiler, ben burada Paşa Hazretlerinin cidden teveccühlerine mazhar oldum. Ben burada daima onların emrettikleri yerde oturdum, kalktım ve Vatanıma hizmetten başka şimdiye kadar hiçbir şey yapmadım. Ben vatanım için öleceğim ve sonuna kadar bu Memleketin iyiliğine çalışacağım ve beni bundan menedecek hiçbir kuvvet de yoktur. Efendiler, Ethem Beyle Tevfik Bey arasında ne cereyan etti? Onu da bilmiyorum. Garp Ordusu, Şark Ordusu diye, o zamana kadar da bir şey bilmiyordum. Ethem Bey son defa olarak buraya gelmişti ve giderken Paşa Hazretlerinin emirleri ile bendeniz de gittim. Ethem Bey in satın aldığı matbaayı Eskişehir'den buraya gönderdim ve o zaman Fuat Paşa Gediz harekâtı hakkındaki beyanatında dedi ki, gerek Kuva-yı Milliye ve gerek ordu, hepsi fedakârca çalışmıştır ve hatta bir yerde on dokuz subay birden yaralanmıştır. Fakat kumanda heyetinin bir hatası neticesi olarak o muharebe kaybedilmiştir. Yunanlılar da rahat rahat kaçmışlardır. Bunu Paşa Hazretlerine arz ettim. Ethem Bey son olarak buraya gelmişlerdi, burada benim odamda idiler. Paşa Hazretlerine bir mektup yazdı. Aradan bir kaç gün geçti. Ethem Bey gayet ağır surette hastalandı, o gün Dr. Adnan Beyefendi gelmişti. Ethem Beyi muayene ettiler. O akşama doğru Ethem Beyin trene binip gitmelerini Paşa Hazretleri emretmişlerdi. Hatta benim de beraberce gitmemi emretmişlerdi. Biz kalktık, Paşanın maiyetinde olduğumuz halde bendeniz, Hakkı Behiç Bey, Celâl Bey, Kılıç Ali Bey, Ertuğrul grubu kumandanı Kâzım Bey ve Giresunlu Osman Ağa hareket ettik, o da vardı. Eskişehir'e geldiğimizde Ethem Bey hasta idi, çıktı ve doğru hanesine gitti; biz vagonda kaldık. Sonra, arkadaşlar çay içmeye gidelim dediler. Döndüğümüz zaman Paşa Hazretlerinin bir yaveri geldi, Hakkı Behiç Bey i istedi. Hakkı Behiç Bey gitti Paşa Hazretleriyle ne görüştü bilmiyorum. Ethem Bey hasta idi ve trenden çıkmıştı. Binaenaleyh biz burada neye kalacaktık? İsmet Bey oraya gelecek idi. Onun üzerine efendiler, ben, Osman Ağa, Kılıç Ali Bey, Reşit Bey, Celâl Bey, Kâzım Bey doğru kalktık Ethem Beyin evine gittik. Biz caddeden yaya yürürken gördük ki, Eskişehir'e 61.Tümen getirtilmiş, meydanda silâh çatmış duruyor. Tümeni gördük, acaba dedik ne var? Biz doğru geçtik yukarıya. Ethem Beyin evinde diğer arkadaşlar öteki odaya gitmişlerdi. Ben de öteki odayı açtım ve geri çekildim, orada bir genç zabit Ethem Beye bir şeyler anlatıyordu. Akşam on ikiye kadar Ethem Beyin evinde oturduk ve biz kalktık yemeğe gidiyorduk. Sonra efendiler, bu askerlerin Eskişehir'e gelmesine yegâne sebep, güya Ethem Bey in kardeşi Tevfik Bey asker toplamış, Eskişehir'i basacak 20
21 imiş ve onun için Eskişehir'in etrafını savunma altına almışlar. Bunu da Ethem Beye o zabit haber vermiş. Bunda hiç katiyen alâkam yoktur. Yine yolda giderken tanımadığım bir subay Kılıç Ali Bey in yanına yaklaştı ve o süvari subayı, hatta Paşa Hazretlerinin boş doksan vagonla gittiğini ve Eskişehir'e bir süvari bölüğünün geleceğini ve bu süvari bölüğünün aynı zamanda Ethem Bey kuvvetlerine karşı, baskın yapıldığı zaman Eskişehir'i müdafaa edeceklerini söyledi. Ben bundan son derecede üzüldüm ve üzüntüm son dereceyi bulmuştu, hatta yemek yiyemedim. Biz oradan kalktık, tekrar Ethem Bey in evine gittik. Paşa Hazretleri gelmemiş, ama birçok yabancılar gelmiş. Kimler gelmişse meçhul. Paşa Hazretlerinin emir buyurdukları kişi de gelmiş, bunlar konuşmuşlar, ne konuşmuşlarsa. Biz kalkıp oradan yemeğe gittik. Paşa Hazretleri daha gelmedikleri için geç vakte kadar orada oturduk. Ethem Bey dedi ki; rica ederim burada az dur ve Reşit Bey le Çerkezce görüştüler ve bittabi ben Çerkezce bilmiyordum. Beraber yemek yedik, sonra sekiz araba geldi, ben arabaların ne için geldiğinin farkında değilim, kendisi arabalara bindi. Kendisine nereye gittiğini sordum; bu nedir dedim? Dedi ki, deminden beri Tevfik le muhabere etmek istedim, telgrafhane muhabereyi temin etmediği için merak ediyorum. Hakikaten bunların göstermiş olduğu telâştan şüphelendim. Tevfik, burayı basacak mıdır? Onun üzerine efendiler; arabalara bindik ve hakikaten Eskişehir in dışına çıktık. Bir tabura rast geldik. Nereye gidiyorsunuz diye bize sordular. Düğüne gidiyoruz dedik. Efendiler, Kütahya'ya gittik. Milli namusum askeri namusu namına temin ederim ki, Kütahya'da Kuva-yı Milliye namına bir tek askere rast gelmedim. Biz orada iken Tevfik Bey geldi, hüngür hüngür ağladı ve kendilerinin Anzavur gibi olmayacaklarını söyledi. Biz orada gönderdikleri kumandanların haberleşmelerini sağladıktan sonra kalktık Eskişehir'e geldik. Biz Eskişehir'e geldiğimiz zaman efendiler, oradan yazdı ve hatta hiç unutmam, Hacı Şükrü Beyin oraya kadar gitmesi uygun bir hareket olmadığı için, cezalandıracağız diyor, Paşa Hazretleri. Binaenaleyh bendeniz vatani bir hizmettir diye gittim. Bundan dolayı ne lâzım gelirse yapınız. İkinci olarak efendiler, biz orada iken Hakkı Behiç Bey i (P) Teşkilâtına 1 incelettirdiler. (P) Teşkilâtı bunu yapınca, Hakkı Behiç Bey bundan dolayı üzülmüştü. Biz Kütahya'ya gittiğimiz vakit, Tevfik Bey e bir telgraf geliyor. Diyor ki; sizin burayı basacağınız söyleniliyor. Binaenaleyh sakın bu gibi hareketlere cesaret etmeyiniz, falan filân. Aynı zamanda oradaki malumatı buraya 1 18 Şubat 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa nın talimatıyla Fevzi Çakmak Paşa nın kurduğu askeri istihbarat servisidir. Kısa adı "P" dir. Açılımı ise, Askeri Polis Teşkilatıdır. Bütün ajanları askerlerden oluşmakta, başında Binbaşı İsmail Hakkı Bey bulunmaktadır. Amacı, İngiliz ajanları ve propagandalarını ortadan kaldırmaktır. Ancak ajanlar sadece İngilizleri izlemekle kalmaz, aynı zamanda milletvekillerini de izlemeye başlarlar. Sonradan Hacı Şükrü Bey TBMM kürsüsünden izlendiğini söyleyerek sitemde bulunur. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, bu işi takip edeceğini ve gerçekten bunu işittiğini, bundan dolayı müteessir olduğunu belirtir Yılında teşkilata son verilir. ( 21
22 veriyor ve İsmet Bey e geliyor, ona havadis veriyor. Ben bunu gördüm orada. Tuttum, Ethem Bey e bir şifreli telgraf yazdım. Memur bulunan İsmail Hakkı Bey ikiyüzlüdür, buna itimat etmeyiniz, diye yazdım. Bir felâket gelmesi muhakkaktır, dedim. Sonra efendiler ikincisi, hücum tabur kumandanını Ordu derhal açığa alıyor. Açığa alındığını Ethem Bey haber almış. Bu subayı bana gönderin diye kardeşine yazıyordu. Buna ben cevap verdim. Böyle bir zamanda Ordunun açığa almış olduğu bir subayı kendi maiyetine alman doğru değildir. Ordu ile alakanı kesmek demektir, böyle bir muameleye tenezzül etme dedim. Bu telgrafım da İsmet Bey in eline geçmiştir. Getirtiniz, buradan okuyunuz. Sonra efendiler; Paşa Hazretleri bilmem ki neden benim şahsıma işaret buyurdular, beş yüz lira dediler. Efendiler ben hayatımda Paşa Hazretlerinden beş yüz lira almış adam değilim ve hiç kimseye de para göndermiş değilim. Rica ederim. Paşa Hazretleri o adam kim ise ismini söylesinler. Efendiler ben vatanımın kurtuluşunu görmedikten sonra hiçbir fıkraya mensup olmayacağım. Hiçbir fırka ile de alâkadar değilim, ben siyasî bir adam değilim, ben bir asker adamım. Vatanım kurtulsun, en büyük arzum ve gayem budur. Sonra Paşa Hazretleri burada bir belge okudular. Haymana'da Vanlı Abbas a ait. Bu, Musa Beyin oğullarındandır. Hepiniz bilirsiniz, Erzurumlular daha iyi bilirler. Bu adama Haymana daki silâhlarını almak için bir vesika verdim ve o zaman Aydın cephesinde bulunduğum zaman Milletimin bana vermiş olduğu Millî Kumandanlık mührü ile bir vesika verdim. Rica ederim ve o vesikadan başka bir vesika kabul etmem. Yörük Ali'ye yazdığım mektupların hepsini de getiriniz ve burada okuyunuz. Ben, nüfuzumu Memleketimin menfaatinden ve vatanımın saadetinden başka hiçbir yere sarf etmedim. Tevfik Bey, Reşit, Ethem Bey olsun, benim arkadaşlarımdır. Tevfik Bey Ordu arkadaşımdır. Onlarla beraber bu harekâtı yaptık. Efendiler ortada bazı alçak, münafık herifler var, iki tarafın arasını bozuyor. Sonra Ethem Bey le Refet Bey in arasındaki meseleler. Ethem Bey in bildirisi var. Sonra efendiler; Ethem Bey le irtibat kuran Refet Bey, Aydın cephesine kumandan tayin olunduktan sonra bütün cepheleri gezmeye memur oldular. Bütün cepheleri gezdikten sonra umum cephenin kumandasını eline alacaktı. Bir defa efendiler, Kâzım Bey, Refet Beyin emrine girmeyi kabul etmedi. Ethem Bey cephesi ayrı kaldı. Ondan sonra Demirci, mıntıkasına gitti ve yalnız Refet Beyin zamanında seksen altı kızı dağa kaldırıldı. Paşa Hazretleri o vakit uzakta idi. Demirci kuvvetleri Alaşehir'e girdi. Maksadı Ethem Bey e suikast idi. Ethem Bey e kendisinin nadim olduğunu, bu gibi şeylere bir daha yanaşmayacağını söyledi. Ben bunu, yalan doğru, Ethem Bey den işittim. Olabilir ki, bu meseleden dolayı Ethem Bey le Refet Bey in arası açıktır. Efendiler, ben sözüme son vermeden Yüce Meclisten rica ediyorum. Benim hakkımda ufak bir suçlama var ise, yapmış olduğunuz Vatana Hıyanet Kanunu ile beni idam etmenizi hassaten istirham ediyorum. Eğer kusur varsa, tahkikat icra yapacaksınız ve beni bu Millet Meclisi nin kapısı önünde asacaksınız. Ben bu Millî Harekâtın amiliyim. Efendiler bütün belgeler ortaya çıkarılmalı ve benim hıyanetim varsa herkes anlamalı. 22
23 MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Hacı Şükrü Beyin uzun konuşmasındaki noktalara ayrı ayrı cevap vermeyeceğim. Bazı ufak noktalar vardır, onlara cevap vereceğim. Meselâ Hakkı Behiç Bey kardeşimizin (P) teşkilâtı tarafından takip olunduğunu söylediler. Hakikaten Hakkı Behiç Bey in böyle takip edildiğini işittiğim zaman ben de fevkalâde müteessir oldum ve ben bizzat Garp Ordusu Kumandanlığına telgraf yazmak suretiyle bunun incelenmesini vazife bildim. Bu hususta belge mevcuttur. Gelen cevapta deniyor ki, benim bilgim dışında takip olunmuştur. Bu meseleyi tahkik ediyorum. Fakat belki de hiçbir kimse tarafından takip olunmamıştır, kendisine öyle bir kuruntu gelmiş olabilir. Bu, Refet Bey in bilmem neyin anlaşmazlığı değildi. Farz edelim ki mesele ve hatta vaktiyle diyor, bana teklif ettiler, cepheden kabul için ve ben kabul etmemiş olmamakla mahiyeti hakkındaki düşüncemi şimdi takdir buyurursunuz diyor. Mektubu okuyabilirsiniz. İsmet Bey e ve Garp kumandanlığına karşı isyan vaki olmuştur. Sonra hakikaten bende bir rapor vardır. Hacı Şükrü Bey tarafından Macit Beye beş yüz lira verilmiştir diye. Belki vermediniz, belki yanlış olabilir. Sonra Hacı Şükrü Bey Millî kumandanlıktan bahsetti. Kendileri hakikaten bu olayların cereyanı esnasında, Hacı Şükrü Kumandan ve Mebus imzasıyla birçok yazışmada bulunmuştur. HACI ŞÜKRÜ BEY (Diyarbakır): Paşa Hazretleri müsaade buyurur musunuz? Benim şifre ile haberleştiğimden ettiğimden zatı âlilerinin bilgisi var mıdır? Yok mudur? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Bahsettiğim şey, bu olayın cereyanı esnasında ve bu dosyaları teşkil eden belgelerin elde edildiği sırada, Hacı Şükrü Bey Eskişehir'den muhtelif yerlere şifreli telgraf vermek istemiş ve vermiştir. Tabii ki daha sonra Garp Ordusu kumandanı aldığı tedbirler sayesinde bunu önlemiştir. Kendilerine Milli Savunma Vekâletinden soruyorlardı. Hacı Şükrü Bey e hakikaten mebuslukla beraber uyuşmayan bir kumandan yetkisi verilmiş midir diye. Şimdi Hacı Şükrü Bey in, kumandanlığına dair vermiş olduğu cevap budur. Başkanlık Makamındaki yazıları sonra okuruz. Şimdi onun yazdığını okuyacağım. (okur) Kendine bir defa Millî kumandan diyor. Hangi millet? Kim vermiş sana bu sıfatı? Bana da Anafartalar Kahramanı dediler, Arıburun Kahramanı dediler, Bitlis, Muş, Suriye Kahramanı dediler diye imzamı öyle mi atacağım? Binaenaleyh bu bir suiistimaldir. Kumandan diye nasıl imza ediyorsun? Ancak kolordu kumandanları, kumandanlığını muhafaza edebilir. Olayı açıklarken, tabii gayet yanlış görüşleri izah etmiştim. Ben izah ederken demiştim ki; şöyle bir vaziyette, Bursa cephesinde iken kalkmış Eskişehir e gelmiş olan süvari bölüğü ve ucu bucağı olmayan kollar gittikten sonra ne görecektik? Yalnız sizin o kadar muhakemeniz olsaydı, ben sizi tevkif etmek isteseydim, ne için sizi alıp da buradan oraya götürecektim? Ben sizin hepinizi tevkif eder, idam eder ve öldürürdüm. Hâlbuki ben sizi orada bıraktım ve ben oraya gittiğim zaman o kararı vermiş olsaydım, bakınız askerlere tesadüf etmişsiniz, kaçabilir miydiniz? Böyle bir şey hiç hatır ve hayalimden geçmemiştir. Tevfik Bey Eskişehir'e gelecekmiş de basacakmış. Efendi orada öyle işkillenen kumandan gördün mü? Hakikaten Simav ve Havalisi 23
24 Kumandanı olarak jandarmaları ile beraber oraya gönderilmiş olan zat, Tevfik Bey tarafından cebren kovulmuştur ve o da zaten korkak bir adam olacaktır. Oraya gittiği baskıda bulunmuşlar, illâ Eskişehir'e git diye. O da demiş, aman süvarileri ile beraber gelin. Hatta o zaman biri bana geldi. On üç vagonluk bir süvari kuvveti geliyor dedi. Dedim; siz budala mısınız; kim geliyor? Eğer böyle bir tren gelecek olsaydı; tren seferlerini düzenleyen kişi buradadır. Demiryolları Müdüründen gidin sorun. Cevap geldi ki, hayır öyle bir şey yoktur: O jandarmaların geldiğine dair sokak dedikodularıdır, hiçbir vakit hatırınıza bir şey gelmemelidir. Yalnız bir şey sormak istiyorum. Mademki kendinizi müdafaa ediyorsunuz, belki izah edersiniz. Demin verdiğim izahatta birçok kişi tarafından bilinen mesele hakkında ve Ethem Bey in Reşit Bey le görüşürken, Sarı Efe hakkındaki haberleşmeyi arz etmiştim. Haber veriniz, adamı mahsus gönderiniz, derhal terk etsin orasını, öteki efe ile birleşsin ve beriki de demiş ki, belki ben yapamam siz yapınız ve icap ederse isyan edersiniz. O haberleşmeyi müteakip de Hacı Şükrü Bey telgraf makinesi başında görüşmüştür ve cereyan eden haberleşmede şu sözler vardır. Sen nasılsın? Bildiğin gibi. Söylediğim şeylerle de görüştüm, iyi cevap aldım, Sarı Efe çok iyi, sıhhati yerindedir. Evet, ben çalışıyorum. HACI ŞÜKRÜ BEY (Diyarbakır): Cevap vereyim müsaade ediniz. Bunları zatı âlinize kim vermiş ise namussuzdur, alçaktır. Ben haberleşmelerden bile haberdar değilim. Yanımda kim varmış ise söyleyiniz. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Biz Harp Divanı Heyeti değiliz. Kendinizi orada, Harp Divanında müdafaa edersiniz. Tam iki tahkikat yapılıyor, başka belgeler de vardır. Şimdilik hakkınızda başka bir şey söylenmez. İşi tahkikata bırakıyoruz. (Açıklama yeterli görüldü, gizli oturuma son verildi.) 1 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (9 Aralık 1920), 1.Dönem, c.1, s , 24
25 9 ARALIK 1920: AFYONKARAHİSAR MİLLETVEKİLİ MUSTAFA HULUSİ EFENDİ NİN, KÜTAHYA HÂKİMİ AHMET ASIM EFENDİ HAKKINDAKİ SORU ÖNERGESİ (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 111.Birleşim, Gündem: 7/1) Kütahya Kadısı Ahmet Asım Efendi, Kütahya Mutasarrıflığı (Valilik) görevini vekâleten yürütüyordu. Kütahya ve çevresine hâkim olan Ethem Bey in emrindeki Bölge Komutanı Binbaşı Abdullah Efendi ile asker kaçakları konusunda anlaşmazlığa düştüler. Kadı Efendi önce tutuklandı ve Kütahya dışına çıkarılarak salıverildi. O da Ankara ya gelerek kendisi gibi kadı olan Afyonkarahisar Milletvekili Hulusi Efendi ye her şeyi anlattı. Hulusi Efendi de Meclise bir soru önergesi verdi. VEHBİ EFENDİ (BAŞKAN VEKİLİ): Şimdi ikinci mesele için soru önergesi vardır, okuyalım, TBMM Başkanlığına Kütahya Livası Mevki Komutanı Abdullah Bey in, firari asker ailelerinden bazılarının sürgün edilmek üzere hazırladığı evrakı, Kütahya Mutasarrıf Vekili Kadı Ahmet Asım Efendiye havale etmesi üzerine, bu tür işlemlerin artık istiklâl mahkemelerine ait olduğu gerekçesi ile evrak geri göndermiştir. Bunun üzerine Abdullah Bey son derecede infiale kapılmış ve Asım Efendi yi makamına getirtmek için evine dört asker göndermiştir. Kadı Efendi gece geç olduğunu, sabahleyin görüşebileceğini söyleyerek kapıyı kapatmış ve arkasını sağlam demirler yerleştirmiştir. Abdullah Bey, ikinci defa tekrar altı asker göndermiş ve askerler kapıyı açılmayınca evin bitişiğinde bulunan okul bahçesinin parmaklığını kırarak sanki her türlü saldırıya karşı dokunulmazlığı olan harem kapısına dayanıp, Kadı Efendi yi esir ve caniler gibi zorla, hakaretlerle Mevki Komutanlığı na götürmüşlerdir. Bu kadar eziyet ve hakaret yetmiyormuş gibi, aynı gecede silahlı askerlerle on dört saat uzakta bulunan Gediz e gönderilmiş ve kendisinden derhal Kütahya bölgesi dışına çıkması istenmiştir. Asım Efendi, can güvenliği kalmadığı için mutasarrıflık yaptığı Kütahya Livası nı terk ederek Ankara ya gelmek zorunda kalmıştır. Düşmanlarımıza karşı kullanılmak üzere bulundurulan silâhların ve askeri kuvvetin, Hilâfet Makamı nı temsil eden bir kişiye karşı kullanılması olayının ve buna benzer diğer liva ve vilâyetlerde meydana gelen olayların, ilgili bakanlar tarafından öncelikle araştırılmaları için bu açıklama sunulmuştur. Efendim. 9 Aralık 1920 Karahisar Mebusu Mustafa Hulusi VEHBİ EFENDİ (BAŞKAN VEKİLİ): Şu soru önergesi kabul buyruluyor mu? (kabul, aciliyetle sesleri) Acil olarak kabul buyruluyor mu? (bugün sesleri) Bu 25
26 önergeyi kabul edenler ellerini kaldırsın. (olamaz sesleri, gürültüler) Kabul edilmiştir. BİR MEBUS BEY: Hükümete haber verilsin, vekiller gelsin. VEHBİ EFENDİ (BAŞKAN VEKİLİ): Hükümetin zaten malûmatı var, gelmelerini beklediğimizi belirtelim ARALIK 1920: ÇETE KURMAK İSTEYEN BAZI MİLLETVEKİLLERİ HAKKINDA İÇİŞLERİ BAKANLIĞI TESKERESİNİN GİZLİ OTURUMDA GÖRÜŞÜLMESİ (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 123.Birleşim, Gündem: 2/1) On sekiz gün önce yapılan gizli oturumda, Çerkez Ethem Bey ile Eskişehir den gizlice Kütahya ya giden ve üç gün sonra Ankara ya dönen Hacı Şükrü Bey ile Mustafa Kemal Paşa arasında çok sert bir tartışma yaşanmıştı. Bugünkü gizli oturumda da bir milletvekilinin çete reisi unvanıyla verdiği bir belge konusu, dönüp dolaşıp çetecilik ile Ordu tartışmasına döndü. Bu gizli oturum, İki gün sonra Mustafa Kemal Paşa nın da katılacağı gizli oturumun bir ön görüşmesiydi sanki. CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): İçişleri Vekâletinin bir tezkeresi var, okunacak. TBMM Başkanlığına Büyük Millet Meclisi Üyelerinden bazılarının çete teşkilatı yapmak üzere kimlikleri bilinmeyen şahıslara belge vermekte olduklarından konu edinerek; güvenliği ihlal edebilecek olan bu gibi davranışlara meydan verilmemesi hakkında Bala Kaymakamlığından ortaya çıkan uyarılar üzerine; Bu gibi belgeleri taşıyan kişilerin belgeleri ne maksatla alıp bunun üzerine ne gibi teşebbüste ve faaliyette bulundukları hakkında sorular sorulduktan sonra serbest bırakılması ve alınacak belgelerin de Vilâyete gönderilmesi, çete teşkilâtı için kimseye müsaade edilmemesi lüzumu Ankara vilâyetinden bildirilmiştir. Kaymakamlığın bu telgrafının sureti de arz ve takdim kılınmıştır. Meclis üyelerinden bazılarının bu kabilden olan harekâtı hakkında kabul ve tatbik edilecek hareketin tebliğine müsaade buyrulması arz olunur Efendim. 1 Aralık 1920 İçişleri Vekâleti Vekili Dr. Adnan 1 TBMM Zabıt Ceridesi (9 Aralık 1920), 1.Dönem, c.6, s , 26
27 CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Efendim, bazı mebusların çete teşkilâtı için hususî adamlar göndermekte olduklarına dair İçişleri Vekâleti bir tezkere gönderiyor. FEYZİ EFENDİ (Malatya): İsim açıklansın. MUSTAFA BEY (Tokat): Böyle vesika veren kimse söylensin. CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Efendim, bu Başkanlık Divanına havale edilmişti. Divan da gizli celsede Genel Kurula arzını uygun görmüştür. Genel Kurula malûmat arz olunur. FEYZİ EFENDİ (Malatya): Belgeler kimindir? Bilinmelidir. VEHBİ EFENDİ (Konya): Efendim, çete teşkilâtı zaruret üzerine kurulmuş bir şeydir. O zamanlar hakikaten zaruret vardı ve bu inkılâpta çeteden istifade olunmamış, dersek günahtır. İstifade olundu. Şu zarurette isabetli oldu. Şu halde üyelerden hiçbirisinin bu gibi şeylerle, yani çete teşkilâtı ile meşgul olacağını zannetmiyorum. Şayet hâlâ çeteye ihtiyaç var zannı ile böyle bir şeyler yapmak isteyenler varsa rica ederiz bundan vazgeçelim, zarar görülecektir. Zira her şey ihtiyaç üzerine ortaya çıkar. Zaruret bitti. Rica ederiz, böyle şeyler artık olmaz zannederim. Şayet fikir üzerine böyle bir şey yapan üyelerimiz varsa, rica ederiz, vazgeçsin. MEHMET NADİR BEY (Isparta): Hâlâ çete teşkilâtı devam ediyor. (kürsüye sesleri) RIZA BEY (Muş): Bala dan Abbas isminde birisinden bir kâğıt geldi. Bunlardan bazısı benim maiyetimde bulunmuş, bana yazmışlar. Bunun için yetmiş seksen süvari ve tüfeğimiz var diyorlar. Jandarmalar almaya gitti. Bu mesele için cevap vermiştim. Bunlar yetmiş seksen süvaridir. O kâğıt elimdedir. (gürültüler) Binbaşı Rıza Bey vardı. Onunla görüşmüşler. Bu süvariler kaymakama gitmişler ve Müdafaayı Milliye emrine verilmişlerdir. FEYZİ EFENDİ (Malatya): Hali hazırda düşmanların karşısında çeteler hizmet ettiler. Evet, çeteler büyük hizmet ettiler. Lâkin mademki Elhamdülillah Büyük Millet Meclisi kuruldu, askerliği yaptı, idareyi teşkilatı kurdu. Artık çeteye de lüzum kalmadı. Benim dünkü gün Hacı Mehmet Efendi namıyla aldığım bir telgrafta bunlar Antep in üzerine düşmana karşı gidiyorlar. Lâkin şu havalide dünkü gün aldığım telgrafta Hacı Mehmet Efendi ve Polatlılı Abdullah... MUSTAFA BEY (Tokat): Mebus olanlardan çete teşkilâtı ile meşgul olan var mı? Onu söyleyiniz. FEYZİ EFENDİ (Devamla): Bunlar Milli Müdafaa Reisi tarafından verilmiş ve onun emri ile gönderilmişti. Lâkin şu havalide mebus arkadaşlarımız tarafından çete yazmaları muvafık görülemez. Evet, rica ederiz. Arkadaşlarımız yapmasın. 27
28 ÖMER LÜTFİ BEY (Amasya): Efendim, malûmu âliniz ki ateşkesten sonra düşmanımız olan hükümetler bizi silâhsız bir şekilde avlamak istediler. Daha doğrusu saflık ettik. Onlar için birtakım şartları kabul ettik. Zannediyorduk ki, kendi mevcudiyetimizi ve istiklâlimizi Wilson prensipleri muhafaza edecek. Bu meyanda kabul olunan şartlardan daha ziyade üzerimize basarak, elimizi kolumuzu bağlayarak ve silâhlarımızı ve toplarımızın kamasını, tüfeklerimizin mekanizmasını aldılar. Firar eden askerlerimizi takipten menettiler. Bu suretle mevcut tümenlerimiz, kolordularımız hepsi birer iskelet halini aldı. Yani biraz sonra düşmanlar tarafından İzmir'e malûm olan taarruz vaki oldu. İzmir'e taarruz eden Yunan kuvvetleri yerli Hıristiyanlarla beraber, hepiniz pekâlâ biliyorsunuz, ahalinin hürriyetine, malına, canına ve en nihayet ırzına tecavüz ettiler. Eli bağlanmış, ordusu yok olan bu millet, böyle bayağı bir tecavüz karşısında kalan bu millet eline silâhını aldı, çıktı. Yani Kuva-yı Milliye nin başlangıcı böyle olmuştur. Tabii ki on adam, yüz adam böyle müdafaaya çıkınca içerisinden biri kim daha cesur, kim daha iyi ise başbuğ olur. İşte bu suretle Kuva-yı Milliye namı ile düşmana karşı çalıştılar. Bu teşkilâtı beslemek ve erimekten menetmek için de her tarafta bu kanaatte bulunanları iş başına getirdiler. Nihayet vaziyet inkişaf etti. İşgalciler, İstanbul da dokunulmazlığı olan Mebusan Meclisine varıncaya kadar el uzattılar. Nihayet İstanbul'da hükümetin devamına imkân kalmadı ve buraya kaçtılar ve Millet Yüce Meclisi seçti, Ankara ya gönderdi. Şimdi hamdolsun hükümet şeklini aldık. Meclisimiz var, vekillerimiz var, Ordumuz var. Uğraşıldı ve bu altı ay zarfında, noksanları olmakla beraber, yoktan bir ordu meydana geldi. Muntazam hükümetlerde memleketin müdafaası hiç şüphesiz ki orduya aittir. Ordu ile Kuvayı Milliye arasındaki fark şudur. Kuva-yı Milliye denilen heyet kanaati gayet sağlam olan insanlardan, efrattan müteşekkil olan cesur bir heyettir. Pek çekingenler veya korkaklar oraya girmezler. Ordu ise uzun boylu bir talim ve terbiye devresi geçirerek müthiş inzibat altına girmiş binlerce, yüz binlerce insanlardan müteşekkil bir heyettir. Çünkü bu kolay iş değildir, bu can pazarıdır. İnsan ölüme seve seve gider derseniz, gitmez. Doğru değildir, gitmez. Fakat onu ölüme sevk eden Vatan muhabbeti, arkadaş gayreti, akrandan utanmak gibi birçok hissiyat vardır. Bir saygıyı sayarak gider. Yüz binlerce insanlardan müteşekkil olan bir orduyu bir heyet haline getirmek uzun boylu talim ve terbiye etmek ve iyi bir kumanda heyeti ve iyi bir subay heyeti bulunmak lâzımdır. Tabii bunu mütemadiyen çoğaltacağız. Yani hepimizin düşüncesi budur. Sonra ayrıca Kuva-yı Milliye için Memleketin dâhilinden insan yazmak, toplamak bendenize kalırsa doğru değildir. Bir kısmının iaşe tarzı başka, elbisesi başka, maaş ve kumandanı başka ve diğeri de alelade bildiğimiz askerlik adı altında yan yana aynı cephede harp etmesi biraz müşkül olur zannederim. Hakikaten bazı zamanlar oldu ki onların sayesinde burada oturduk. Fakat bugün bir Ordu vardır. Herkesin bu Orduyu takviyeye çalışması vatanperverlik icabındandır. Binaenaleyh dâhilen yeniden Kuva-yı Milliye teşkiline bendeniz kendi hesabıma lüzum görmem. Zannederim, Yüce Meclis de buna muvafakat etmez. Sonra pek âlâ bilirsiniz, Makedonya muhitinde orada bulunan Bulgar çeteleri kendi vatanları, kendi menfaatleri icabı hizmet ederler. Fakat 28
29 nerede ettiler, daima hududun öbür tarafında. Bulgar çeteleri Bulgaristan dâhilinde bir şey yapmadılar. Bu böyledir. Bizim de bazı serdengeçti bazı fedai adamlarımız varsa ve bu fedai insanlar ufak tefek çete halinde Bursa ve İzmir taraflarında birtakım işler yaparlarsa hakikaten çok güzeldir. Nitekim geçenlerde ajanslarda okuduk, Lazkiye'ye kadar Türkler gitmişler, deniyor. Fakat zannedersem bu bizim muntazam askerlerimiz değildir. Oraya kadar Halep'in daha aşağısına sıçrayıp gitmişler, bunu anlarım. Ayniyle bu teşkilâtın en ziyade Garp cephesinde gelişme göstermesi, arz ettiğim gibi ilk ihtiyacın mahsulüdür. Doğu Anadolu da zararsız bir ordu vardır, İngilizler oraya el uzatamadılar. Dokuzuncu kolordu, oldukça intizamını muhafaza etmişti ve orada da Yunan işgali gibi bir şey yoktu. Orası bu suretle yapılan milli teşkilâtı eline aldı. Tamamıyla ordu şekline soktu ve şimdi orada ordu vardır. Yanında başka teşkilât yoktur, zannederim. Keza Antep, Urfa vesaire oralarda da milli teşkilât oldu. Bu Kuva-yı Milliye Ordunun bir parçası şeklindedir. Hayat şartları da Ordu dan fazla değildir. Ne fazla maaşları vardır, ne de fazla bir şeyleri vardır. Asker gibi yerler, içerler, giyerler ve emre tabidir. Fakat bundan sonra Memleket dâhilinde bu isim altında askere almayı uygun görmüyorum. Çünkü zaten lâzım olan askerleri silâhaltına alıyoruz. İnşallah muzaffer oluruz. HASAN BASRİ BEY (Karesi): Görüşülen mesele şu tezkerede yazılan meseleden ibaret idi. Fakat bilâhare dallandı, büyüdü, başka bir cereyana doğru gitmeye başladı. Bir kere Kuva-yı Milliye ile çeteciliği aynı şey zannetmek bendenizce hatadır. Kuva-yı Milliye eğer Kuva-yı Milliye ise çete değildir. Eğer arkadaşlarımızdan biri sırf Hükümete, Orduya yardım etmek endişesi ile böyle bir belge vermiş ve Kuva-yı Milliye teşkilâtı yapmış ise herhalde Memlekete ihanet etmiş sayılamaz ve bir mebus olmak haysiyetiyle ihanetten sorumlu tutulamaz. Yok, eğer tezkerede yazıldığı gibi Memleketi soyan, Memlekette çapulculuk eden, Memlekette asayişi bozan, Memlekette her türlü fenalığı yapan bir çete teşkilâtı meydana getirmek istemişse, bu hareketi hakikaten bir ihanettir ve cezalandırmak lâzımdır. Yalnız böyle körü körüne mebuslardan bazısı tarafından belge veriliyor demek ve bu tarzda beyanatta bulunmak zannederim uygun değildir. Belgeyi veren kimdir, belge Hükümete, Orduya yardım için mi verilmiştir, yoksa arz ettiğim şekilde bir çete teşkil etme emeli ile mi verilmiştir? Sonra bendeniz arz ettiğim gibi hiçbir mebus arkadaşımızın böyle asayişi ihlâl edici mahiyette bir belge vermesi mümkün değildir. Arz ettiğim gibi, Hükümete yardım içindir ve binaenaleyh samimi bir teşebbüstür. Yalnız Kuva-yı Milliye ye lüzum var mı, yok mu meselesinden evvel, belge verilmek meselesi tenkit sebebi olabilsin. Efendiler, Ömer Lütfü Beyefendi tarafından tarihçesi beyan buyrulduğu gibi, Kuva-yı Milliye nin ilk doğduğu muhit, İzmir havalisidir. SALİH EFENDİ (Erzurum): Yanlıştır. Çünkü bu kolay iş değildir, can pazarıdır. HASAN BASRİ BEY (Devamla): Fiilen Yunan işgali dolayısıyla halk meşru müdafaa mecburiyetinde kaldı. Milli heyecan neticesinde bir Kuva-yı Milliye 29
30 teşkilâtı meydana geldi. Bu teşkilât herhalde çetecilik teşkilâtı değildi. Bir meşru müdafaa idi. Kendi seçim bölgem adına arz ediyorum ki bizde efendiler, Cenabı Hakka şükürler olsun çetecilik olmamıştır. Kuva-yı Milliye demek Memleketin asayişini muhafaza eder, Memleketin iffetini, namusunu muhafaza eder, Memlekette namuskârlığı esas olmak üzere tanır bir teşkilât demektir. CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Efendim mevzu değişiyor. Kuva-yı Milliye nin mevcudiyetine lüzum var mı, yok mu? Fakat şimdi esas gündemimiz bu değildir. HASAN BASRİ BEY (Devamla): Mademki müsaade olunuyor, bendeniz de bildiklerimi arz edeceğim. (mevzuun haricine çıkılmasın sesleri) Bizde Kuva-yı Milliye bu şekildedir ve sizi bütün namusumla temin ederim ki seçim bölgemdeki Kuva-yı Milliye hiçbir çapulculuk yapmamıştır. Gayet namuskâra ne çalışmıştır. Bu Kuva-yı Milliye nin kalıntıları bugün de yine namuskâra ne olarak cephede harp ile meşguldür. Kuva-yı Milliye yi çetecilikle suçlamak büyük hatadır. (çok doğru sesleri) Sonra Kuva-yı Milliye nin devam etmesi veya lağvedilmesi meselesi henüz hallolunmamıştır. Efendiler, Kuva-yı Milliye yi lağvetmek için Memleketi yüzde yüz muhafazaya, müdafaaya muktedir olduğumuza kanaat getirmek lazımdır. Kuva-yı Milliye nin arz ettiğim gibi çetecilik olmayan Kuva-yı Milliye nin milli heyecan ve meşruiyetten doğmuş olduğunu kabul etmek lâzımdır. Efendiler, mademki gizli celsede bulunuyoruz. Dertlerimizi samimî bir halde söyleyelim. Efendiler, filhakika bazı yerlerde Kuva-yı Milliye namı altında şakilik eden, çapulculuk eden birtakım kuvvetler türemiş ve bu kuvvetler Memlekette büyük zararlar yapmıştır. Bu inkâr edilemez. Fakat ben kabahati, layığı ile vatanî hislerle dolu olmayan ve cehalet içinde bulunanlardan çok, bunların dolaştığı yerlerin eşrafında buluyorum. MUSTAFA BEY (Tokat): Eşraf şikâyet ediyor. (gürültüler) HASAN BASRİ BEY (Devamla): Efendiler, Memlekette namuskârlığı hâkim kılmaya kararlı olan eşraf, Memlekette emin olunuz, hiçbir çapulculuk yaptırmaz. Dışarıdan gelsin, içeriden gelsin, Ordulara yardım kılacak teşkilâtı halkın ruhundan doğma bir harekete getirmek lâzım gelir. Hulâsa olarak arz ediyorum. Eğer hakikaten Memleketi yıkan çete... EMİN BEY (Eskişehir): Mesele vesika verilip verilmemesi hakkındadır. Bu nazik bir meseledir. Bunlara mani olalım. HASAN FEHMİ BEY (Gümüşhane): Teşkilâtı Mahsusa nın devam eden ilgasına dair olan şu görüşmede belge veren mebusa, ne tenkit, ne sitem ve ne de bundan kasti şüphe hissetmedim bendeniz. Takdir buyurursunuz. Bunlar Ankara Hükümetinin ilk teşekkülünde ve bundan evvel memlekete yaptıkları vazifeyi, övünerek Yüce Meclise hatırlatmışlardır. Bu da resmen zabıt ceridenize geçmiştir. Gayeye ulaşmak için Kuva-yı Milliye mi, Ordu mu çok çalışmıştır? Arz ettiğim gibi Milli Savunma bütçesinde bu görüşülüp karar verilecek bir meseledir. Bu 30
31 teskereden bendenizin anladığım mana, belge veriliyor. Hiç şüphe yok ki hizmet kastiyle veriliyor. Belge veren zatın kim olduğu ve nereye ne suretle verildiğini bilmiyorum bendeniz. Kuvveti çoğaltma kastıyla bir teşkilât yapın, diye verebilirler. İçişleri Vekâleti tezkeresi ile istiyor ki Ordu kuvvetini muntazam kaynaklardan alıyor. Ankara Hükümetinin başlangıcından bugüne kadar yapıla gelmekte olan usulü gereği, herkesin kuvvet toplayarak vatanî vazifeye koşmasına lüzum görülmüyor. Ordu bu vazifeyi ifa ediyor. Herkes haberdar olsunlar. Bilgi malumattan ibarettir. Başkanlık Divanında bu tezkere okundu. Her arkadaşı oraya davet ederek bunu okumak imkânı var mıdır efendiler? Yoktur. Bunu bilgi vermek için burada okunmaktan ibarettir zannederim. Benden evvel söz söyleyen üyelerin hatırına geldiği gibi, Kuva-yı Milliye yi lağvetmek mevzuubahis değil. Kuva-yı Milliye yi büyütmek, bu da mevzuubahis değil. Elli kişiyi başına toplayanı cepheye sevk etmek Vatan vazifesi idi. Bugün buna gerek kalmadığını anlatmaktan ibarettir ve bunda hiçbir suretle arz ettiğim gibi tenkit şaibesi yoktur. Bendenizce bu meseleyi kapatsak daha iyi olur. (kâfi, kâfi sesleri) CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Efendim, görüşme kâfi görülüyor mu? (kâfi sesleri) Kâfi görülmüştür ARALIK 1920: GİZLİ OTURUMDA MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN ÇERKES ETHEM HAKKINDAKİ KONUŞMASI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 125.Birleşim, Gündem: 3/2) İki gün önce yapılan gizli oturumda Kuva-yı Seyyare adı verilmeden son iç durum görüşülmüştü. Bu gizli oturuma Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa da katıldı ve sadece o konuştu. Çerkez Ethem Bey ve Kuva-yı Seyyare ile son bir ay içinde yaşanan anlaşmazlıkları ayrıntılı olarak açıkladı. Salondaki milletvekilleri can kulağı ile onu dinlediler. Sonunda Ethem Bey in aynı gün Kütahya dan gönderdiği telgraf okundu. Bütün milletvekilleri hayretler içinde donakaldılar. CELALETTİN ARİF BEY (BAŞKAN VEKİLİ): Çerkez Ethem meselesi hakkında Mustafa Kemal Paşa Hazretleri izahatta bulunacaklar. Buyurun Efendim. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Muhterem efendiler, şimdi ayrıntılı arz edeceğim mesele ihtimal ki cümlenizin üzüleceksiniz. Fakat vaka halinde bulunduğu için Yüce Meclisin kulağına arz etmek istiyorum. Malûmu âlileridir ki İstanbul düşmanlarımız tarafından işgal olduktan sonra Yüksek Heyetiniz Ankara'da toplanmaya tevessül etmişti. O günler bizim için bittabi en zayıf bulunduğumuz günlerdi ve nazik günlerdi. Hariçteki düşmanlarımızdan başka 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları, (29 Aralık 1920), 1.Dönem, c.1, s , 31
32 dâhilde fesat içinde olan birçok yerler aleyhimizde zorluklar çıkarıyorlardı. İşte öyle acı günlerde bizimle beraber çalışmış bulunan ve bizim imdadımıza yetişmiş olan birçok kıymetli arkadaşlarımız vardır. Yine cümlenizce malum olduğu üzere Meclis üyelerinden Reşit Beyin biraderi Ethem Bey vardır, onun biraderi Tevfik Bey vardır. Bunlar Aznavur meselesinde, o zamanlar kuzey mıntıkasında kumandan bulunan Yusuf İzzet Paşa ve Kâzım Paşa Hazretlerinin emirlerinde olacak Biga'da muvaffakiyetle icraatta bulunmuşlardır. Onu müteakip Düzce isyanı vuku buldu. Orada yine Fuat Paşanın emrinde faydalı hizmetlerde bulundular. Ondan sonra idi ki Yozgat hadisesinde da mücadele ettiler ve o gün için alevli bir halde bulunan isyanları bastırdılar. Bu arkadaşların bu saydığım harekâtla hakikaten vaziyetimizi tarsine ve maksadımızı yürütmeye fevkalâde denecek hizmetler yapmışlardır ve bu hizmetlerinden dolayı hepimiz zannederim kendilerine lüzumu kadar takdir ve tebrikte bulunduk. Bittabi gerek bu arkadaşların ve gerekse bunlar gibi çalışmış ve hatta daha az çalışmış arkadaşların hizmetlerini inkâr edemeyiz. Herhalde maksadımızda muvaffakiyetli adımlar atabilmek için gayeye uygun en ufak bir hizmet sahibi olanları dahi büyük bir hürmet ve samimiyetle takdir etmek en birinci vazifemiz olmalıdır ve biz böyle telâkki ederiz. Fakat bütün gayret ve himmetten maksat mutlaka gayeyi temin etmek olduğunda hiç şüphe yoktur. Gayemiz de Vatanın ve Milletin selâmet ve saadetini, hakiki kurtuluşunu gerçekleşmektir. Yoksa bu yerde, buranın altında başka birtakım menfaatler, başka birtakım hırslar, başka birtakım düşünceler takip etmek elbette cinayet olur, hıyanet olur. Yüce Meclis, kim olursa olsun, ben de dâhil olduğum halde, bu mukaddes gayenin aksine hareketini göreceği kimseler hakkında ulvi gayenin gerçekleşmesi için icap eden tedbirleri almakta bittabi tereddüt etmez. Bundan önceki bahis mevzuu ettiğim vakayı iyi tasvir edebilmek için bazı konuşmalar yapacağım. Buna müsaadenizi rica ederim. Ankara da Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti teşekkül etmeden evvel cümlenizce malumdur ki, Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyetlerinin birleşmesinden husule gelmiş bir teşkilât vardı ki bu teşkilât Temsil Heyeti adında bir heyet tarafından idare edilmekte idi. Bu teşkilâta bittabi Ordumuz da dâhil bulunuyordu. Şüphesiz orduların başında bulunan kumandanlar İstanbul Hükümetine yakın gibi görünüyorlarsa da hakikatte asıl teşkilâtın içinde ve hep beraber çalışmakta idiler. Bu münasebetle bizim, yani Heyeti Temsiliye nin Ordu ile alâkamız vardı. Onları takip ediyorduk. Muhtelif cepheler içinde, en ziyade hassas ve faal olan, Garp Cephesi idi. Bildiğiniz gibi, Yunanlılar İzmir'e çıktıktan ve oradaki tecavüz ve taarruzlarını yaptıktan sonra hamiyetli ve namuslu vatanperver insanlar birtakım lider olanlarla beraber derhal düşman karşısında bir cephe vücuda getirdiler. Bu cephenin bir parçasında, Salihli civarında Ethem Bey ve Tevfik Bey ve adamları bulunuyordu. Kuzeyden diğer arkadaşlarımız, Güneyden de başka arkadaşlarımız vardı. Bu cephe üzerindeki vaziyeti daha ziyade ıslah etmek, teşkilâtını daha iyi bir hale koymak için meşgul olmuştuk. Mevzuu bahis olmuş olan bütün cepheyi bir kaç parçaya veyahut ikiye ayırıp muhtelif kumandalar altında bulundurmak veya o zaman üç parça halinde idi, olduğu gibi bırakmak. Bu meselenin halliyle gayri resmî bir surette çalıştık. Fakat 32
33 ıslahat ve icraat yapabilmek için itimat, muhabbet ve samimiyeti kalben güvenmek icap ediyordu. Bunun için ben şahsen cephe üzerinde kumanda edenlerin görüşlerini sormuştum. O zamanki duruma göre, cephenin iki parça olması ve doğrudan doğruya bana bağlanması tercih edilmişti. Bir müddet o yolda gitti. Fakat Yunanlıların bütün cephe üzerine taarruzu ki neticesini biliyorsunuz, bir çöküntü yarattı. Ondan sonra Garp Cephemizde tekrar bir kumanda teşkil etmek lâzım geldi. Binaenaleyh mesele yeniden ikinci bir defasında ciddî ve resmî bir surette mevzuu bahis oldu. Bu mesele Hükümette konuşulurken daha henüz Garp Cephesine resmen tayin edilmemiş ve fakat tayini düşünülen Fuat Paşa da hazır bulunuyordu. Fuat Paşa, bütün cephenin kendi emrinde bulunmasını ve bu cepheye ait olmak üzere ta Samsun a, Sivas'a kadar Güneye bir hat çizerek, kendisine bağlı olmasını istedi. Görüyorsunuz, Memleketin hemen hemen yarısında bütün cephe ile beraber kumanda etmeyi taahhüt etti. Ben şahsen bunun bir adam tarafından idaresinin mümkün olamayacağı kanaatinde bulundum. İki üç sebepten dolayı mümkün olamayacağını düşünüyordum. Birincisi büyük bir cephedir ve muhabere cephesidir. Bilirim, muharebe cephesi ile meşgul olan geri ile meşgul olamaz. Mutlaka onu ikinci, üçüncü ellere bırakır. Sonra bu kadar büyük bir cephe üzerinde kumanda etmek güç bir meseledir. Bu müşkülât bizde iki defa olmuştur. Çünkü bizde büyük kumandanlar yakından birliklerini görmezse, yakından doğrudan kumandasını yapmazsa ekseriya yanlışlıklar olur. Benim tecrübeme dayanarak Dünya Harbinde ekseriya mağlup olmamıza sebep bu noktadır. Hâlbuki böyle Karadeniz den Akdeniz e uzanan bir cephede, kumanda eden bir adam, tabii gördükleriyle değil, duyduklarıyla kumanda ediyor demektir. Diğer kumandanların kendiliğinden hareketi bahis mevzuu olabilir. Onun için daha sıkı bir kumanda, daha dikkatli bir kumanda mümkün olabilmesi için, iki parçaya ayrılmış bulunmasını münasip gördüm. Sonra geri mıntıkası gayet büyüktü. Bunların da taksimini düşünüyordum. Fakat o zaman Fuat Paşa, ancak bu mesuliyeti üstlenebileceğini, bizim Milli Savunma ve Genel Kurmayın ortaya koyduğu mahzurlara karşı kendisince birtakım tedbirler bulabileceğini iddia etti ve iddialarında ısrar etti. Sonunda hataların tecrübe ile düzeleceğine inanılarak bir an için bu kabul edildi ve Garp Cephesi geniş bir mıntıka ile Fuat Paşa emrine verildi. Hâlbuki Fuat Paşa yalnız Eskişehir'de oturuyordu ve Eskişehir'e yakın olan yerleri ancak görebiliyordu. Hâlbuki Meclisinizin Reisi Ben, geri birlikleri Fuat Paşa dan daha çok görmüşümdür. Daha çok işleri vardı. Cepheye ait Uşak'a da ancak bir iki defa gidebildi. Birliklerini dada yakından görebilirdi. Bilhassa geri mıntıkasıyla hiç ilgilenemedi. Bir zaman böyle muallâkta kaldı. Nihayet kendisinin teklifi ve ricası üzerine geri mıntıkasına bakmak için yine ordu kumandanı salâhiyetinde olmak üzere bir kumandanlık vekâleti ihdas olundu. Ordu kumandanı vekili sıfatıyla tayin ettiler ve böylece ikiye ayırmak mecburiyetini kendileri hissetti ve teklif etti. Bundan başka bir meselede de noksan görüldü. O meselenin ne olduğunu izah etmeden evvel Yüce Meclisice ve hepimizce asıl gaye olarak kabul edilen bir noktayı hatırlatmak isterim. Bütün gayemizi emniyetle ulaşabilmek için, emniyetle dayanılacak bir kuvvete yani bir orduya sarılmak lâzımdır. Teşebbüsümüzün 33
34 başında, inkılâbın en hararetli zamanında, daha doğrusu meşru olarak İstanbul'da bir hükümet varken, o meşru hükümete karşı isyan ettiğimiz zaman, o gün için ne olduğuna bakmayarak, her kuvvetten istifade etmek maksadımızdı. Fakat hepimiz bilirdik ve bugün düşünebiliriz ki, o mahiyetteki kuvvetlerle bir Milletin istiklâli emniyete alınamaz. Kuvvet, mutlaka her türlü emre itaat, disipline tamamıyla sahip ordu halinde bulunandır. Memleketi ve Milleti bezdirmeyecek kuvvet ancak odur. Hâlbuki bizim için kuvvet kaynağımız, Millettir. Milletin nefretini kazanan bir kuvvet, elbette maksadın derhal sona ermesini icap ettirecek bir kuvvettir. Memleketin her cephesinde ve merkezinde bu vasıflara haiz ordu yapmakla meşgul olduk. Elhamdülillah bugünden muvaffakiyetini görmekteyiz ve daha göreceğiz. Fakat Garp Cephesinde işte Kuva-yı Milliye diyoruz, hâlbuki hepimiz Kuva-yı Milliyeyiz. Malûmu âliniz ordu Kuva-yı Milliyedir. Ekseriya düşünülen şey şunun bunun şahsi teşebbüsü ile şuradan buradan toplanmış, mahpushaneden çıkarılmış vasıf ve mahiyetine dikkat edilmeye lüzum görülmemiş birtakım insanlardan mürekkep kuvvetler, istersek çete diyelim, tabii ki bu mahiyetteki kuvvetler maksadımıza, halkımıza ve siyasetimize zarar vermiştir. Bunu itiraf etmiş olmakla bu noksanın telafisi de elimizde değildir. Meselâ Yozgat'ta isyan edenleri bastırmaya gitmiş olan bir kuvvetin diğer taraftan masum halka zarar verdikleri anlaşıldı. Hâlbuki maksudumuz o değildir. Fakat bunu da görmekle beraber, çaresiz olmak da elimizde değildi. Garp cephesinde arz ettiğim esas yani muntazam, mazbut, Hükümetin, Meclisin emirlerini kayıtsız şartsız yerine getiren kuvvet ortaya çıkarmak prensibinde biraz gevşek davranılmıştır ve benim bizzat gördüğüme göre, o kadar geç kalınmıştır ki, bu gecikme neticesinde aciz kalındığı görülmüştür. Hepimiz Kuva-yı Milliye olalım, Ordu büyüsün, başka çare yoktur. Ordu kumandanlarıyla ve bazı kumandanlarla görüşülüp tartışılmış meselelerdir bunlar. Tabii bunun yanlış olduğunu ve düzeltilmesi icap ettiğini birçok defalar söyledim ve hakikaten yine Garp Ordusu içinde bulunan uyanmış bazı kumandan arkadaşlarımızın gayretiyle bir dereceye kadar düzeltilebildi. Garp Cephesinde, malûmunuz bir Gediz taarruzu meydana gelmiştir. Bu taarruzun icrasına Cephe Kumandanı karar vermiştir, yani Fuat Paşa Hazretleri. Fakat Genel Kurmay Başkanı buna karşıydı. Cephe kumandanının teklifi ve açıklamalarında doğru ve yanlış olan noktalar var idi. Meselâ deniliyordu ki düşman uzun bir cephe üzerinde kuvvetlerini yerleştirmiştir. Gediz'de az bir kuvvet vardır. Fakat o zaman Genel Kurmay Başkanlığının buna karşı olan görüşü de şu idi. Düşman duruyorsa da kuvvetinin azlığından ve işitildiği gibi cüretsizliğinden, moralinin bozuk olmasından dolayı değildir. Düşman Ordusunun sayısı bizden fazladır. Fakat duruyor olması, bir taktik icabıdır. Bizim kuvvetimiz bütün cephe üzerinde düşmandan azdır. Biz olsa olsa bütün cephemizi takviye ederiz. Yalnız bir noktada belki güçlüyüz ve düşmana karşı bir taarruz yapabiliriz. Fakat bu kuvveti kullandıktan sonra muvaffak olsak bile o noktada bu kuvvet kullanılmış bir kuvvet olacaktır. Bu duruma müteakip düşman harekete geçerse onu durduracak kuvvetimiz yoktur. Binaenaleyh bu tehlikedir. Bunu belki Dünya Harbi içinde veya saltanat devrelerinde ordularımız herhangi bir muharebe meydanında yapar, mağlup olur, 34
35 ehemmiyeti yoktur ve tehlikesi oraya aittir. Hâlbuki Garp Cephesi bizim için, maksadımız için hayat ve memat meselesi kadar mühimdir. Binaenaleyh çok dikkatli hareket etmek mecburiyetinde idik ve her zaman da bu sebeple Genel Kurmay Başkanı bu taarruzun yapılmamasını ısrar etti. Telgraf ile anlaşamadılar, bizzat Eskişehir'e gitti, Ordu kumandanı ile görüştü. Görüşmede Genel Kurmay Başkanının gösterdiği bir kaç mahzura karşı, bir defa daha karar vermek üzere cepheye gitmeyi muvafık görmüşlerdi. Onu müteakip Genel Kurmay Başkanı geldi, bekledi. O cevaba gelen cevapta da gösterilen mahzurlara karşı fikrinde devam ve ısrar edildi. Genel Kurmay Başkanı o zaman bana müracaat etti. Bütün vaziyeti izah etti, düşüncelerini izah etti ve ben dedi, ona katiyen muvafakat etmek istemedim ve düşüncesinden vazgeçirmek istedim. Yalnız bir çarem kaldı. O da taarruz etmeyin diye emir vermekti. Bu hususta istişare etmek üzere size geldim. Sizin müdahale etmeniz lâzım mı, değil mi diye geldim, dedi. O zaman ben vaziyeti biliyordum. Genel Kurmay Başkanlığı, bütün görüşünde haklı idi. Garp Ordusu Kumandanının belirttiğim noktalarda isabetli fikirleri vardı. Fakat genel durum dikkate alınınca uygun değildi. Yalnız Garp Ordusunda, Garp Ordusu kumandanlarında bir kati düşünce meydana gelmişti ki, düşman falan yerde az sayıdadır. Biz onu orada mahvedebiliriz ve onu mahvetmekle parlak bir vaziyet hâsıl olmuş olur. Bu kanaat bütün orduya ve bütün mülki idareye ve saire ye ve oradaki halkın hepsine sirayet etmişti. Hatta oraya gidip gelen mebus arkadaşlara sirayet etmişti. Evet, düşman kaçmaya hazır idi. Falan yerde kuvvet topludur. Falan yerde azdır. Şimdi bu kadar yayılmış ve bilhassa Orduda yayılmış olan bir kanaati iptal etmek, reddetmek o da doğru bir iş değildi. Öyle bir kanaati ret edince ne olacak, kabul edince ne olacak mukayese ettim. Verdiğim karar şu idi, Ben taraf olmayacağım. Sana emir vererek taarruzu reddetmeni tavsiye ederim. Böyle oldu. Hepinizce malûm olduğu gibi, Gediz taarruzu yapıldı. Tabii muharebe hakkında tafsilât verecek değilim. Tabii bendeniz de bilmiyorum. Henüz Garp Ordusu Kumandanı resmen bir malûmat vermemiştir. Yalnız sağlam yerden duyduk ki düşmanın kuvveti çoktu. Bu zaten kumanda eden arkadaşlarımızın ifadeleriyle teyit edilmiştir. Bittabi düşmanın mevzii gayet kuvvetli idi. Düşmanın kuvveti daha çok idi. İlk anda mağlup olduklarını sanarak geri çekilme emri de vermişlerdir. Tabii bunlar birçok dedikoduları ortaya çıkaracaktır da. O muharebe esnasında Birinci Kuva-yı Seyyare dediğimiz Ethem Bey kuvvetleri de tabii ki vardı. O zaman yine, Tevfik Bey in kumandasında bulunan bir Kuva-yı Seyyare, Ordu Kumandanı Fuat Paşa dan aldığı emirlerin hiçbirisini icra etmemiştir. Düşmana taarruz et, falan yere git, şunu yap, bunu yap demiş. En nihayet geride bulunan Ethem Bey i davet etmiş ve ondan sonra emirleri üstün olmaya başlamış ve öyle zamanda başlamıştır ki Kâzım Beyefendi aldığı geri çekilme emrine itaat etmemiş, itaat etmeye lüzum görmemiş, anlamış vaziyeti ve sis olduğu için, ihtimal düşman da vaziyeti anlamadığı için geri çekilmeye karar vermiş. Düşmanın geri çekilmiş olması bizim için kesin bir geri çekilme olarak düşünülmüştür. Bittabi düşman mağlup edilmedi, geriye çekildi. Şimdi ondan sonra korktuğumuz netice bildiğiniz gibidir. Malûmunuz Bursa Cephesinden düşman taarruzla Yenişehir i 35
36 işgal etmiştir. Oradaki kuvvetlerimizi işgal etmiş, Uşak'tan taarruz etmiştir. Yani cephenin her tarafında bizi tekrar mağlup etmiştir. Orada da bir taraftan yanlışlıktan düşmanın geri çekilmesi, diğer taraftan geri çekilmeye karar vermesi isabet oldu. Açık bir hava olsaydı, belki de düşman karşı bir taarruza geçer, yegâne kuvvetlerimizi de orada imha ederdi. Binaenaleyh işte Gediz taarruzu budur. Şimdi kimisi diyor ki, böyle yapsaydık daha iyi idi. Kimisi diyor ki, şöyle yapsaydık daha iyi olurdu. Kimisi, Ordu Kumandanı ricat emri... Ordu Kumandanı diyor ki, hata Kuva-yı Seyyarede. Kuva-yı Seyyare Kumandanı Ethem ve kardeşleri diyor ki, hata bizde değildir, Ordu Kumandanındadır. Ordu Kumandanı hatasını kapatmak için bize atfediyor. Böyle bir takım dedikodular var. Onun üzerine Fuat Paşa görüşmek üzere buraya geldi ve hemen ben de Fuat Paşa nın kumanda edemeyeceği kanaatine sahip oldum. Binaenaleyh vaziyet hakkında hiçbir münakaşa etmeksizin zaten Moskova'ya bir sefir göndermek fevkalâde lâzım geliyordu. Çünkü malûmu âliniz Yusuf Kemal Bey burada idi. Bekir Sami Bey... Siyasi durumumuz fevkalâde nazik bir noktaya gelmişti. Binaenaleyh bir an evvel oraya birisini göndermek lâzımdı ve Fuat Paşa nın oraya gitmesini pek muvafık bulduk. Çünkü inkılâbımızda şöhret kazanmış bir kumandanımızdı. İngilizlerin düşmanıdır, yani Moskova'da güzel bir tesir yapacağını düşünerek oraya göndermek istedik ve o da derhal kabul etti. İşte Fuat Paşa hazretleri bu suretle Garp Cephesi Kumandanlığından ayrıldı. Garp Cephesinin vaziyetini tekrar tartıştık ettik ve bu tartışmada Fuat Paşa beraber olduğu halde Genel Kurmay Başkanı İsmet Bey, Milli Savunma Vekili ve geçici olarak buraya gelmiş bulunan Refet Bey hazır bulunuyorlardı. Karadeniz den Akdeniz e kadar devam eden bu cephe ve bu cepheden Sivas'a kadar devam eden geri mıntıkası bir adam, bir kumandan tarafından idare edilemediğini zaten öteden beri tahmin ediyorduk. Bugün fiilen tahakkuk etmiş bulundu. Artık hatayı tekrar etmek istemedik ve cepheyi ikiye ayırmayı muvafık gördüm. Cephelerin başına geçecek olan arkadaşlardan da gayet mühim bir vazife talep ettim. Bu talep, orada bize iki ordu vücuda getirmekti. Batıda ve Güneyde tabii mıntıkalarını ayırdık. Seri bir surette, emin bir surette ilkbahara kadar tahammül edecek iki ordu vücuda getirilmesini şiddetle talep ettim ve biz tekrar arz ediyorum, Garp Cephesini ve bu vaziyetin neticelerini maksadımızla pek çok alâkadar görürüz. Eğer bugün muktedir olsak Yunanlıları... Binaenaleyh her şeyden ziyade en büyük ehemmiyeti Garp Cephesine vermek lâzım olduğu kanaatinde bulunduk ve yine o kanaatteyiz. İşte bu sebeple bu iki cephe kumandanlığını üzerlerine alacak olan arkadaşların en çok çalışabilecek ve çok çok münasebetimiz bulunan arkadaşlardan olmasını iyi olacağını ve netice olarak dedik ki, Genel Kurmay Başkanının asıl vazifesi orduların harekâtını tertip ve tanzim vazifesidir. Fakat bu tertip ve tanzim vazifesini burada yapacağına, en mühim olan, hayatî bir mesele teşkil eden, Garp Ordusunun başında yapsın ve orada doğrudan doğruya o parçaya kumanda etsin. Hem de icap ettikçe genel askeri durumumuzu izah etsin. Binaenaleyh bir mahzur görmedik, belki pek münasip gördük. Diğer cepheye, Cenup Cephesine gelince. Malûmunuz Refet Bey İçişleri Vekilidir. Fakat İçişleri Vekili olmadan evvel ve çok 36
37 evvel daha başında Konya'ya gitmiş, Denizli'ye gitmiş, efelerle çok düşüp kalkmış ve binaenaleyh Konya ile ve Cenup Cephesiyle çok alâkadar olmuş bir zattır. Ondan başka Konya isyanı üzerine kendisi bu isyanı bizzat bastırmak üzere de gönderilmiştir. Kendileri orada idi. Binaenaleyh dedik ki, herhalde Refet Bey zaten o isyanı bastırmakla daha bir müddet meşgul olacaktır, Cenup Cephesi Kumandanlığını da üstlensin. Orada işi bittikten, isyan basıldıktan sonra askeri teşkilat ta vücuda getirilebilir. Ondan sonra yerine burada daha kıymetli bir arkadaş bulabilirsek onu göndeririz, kendileri buraya gelirler. Bulamazsak İçişleri Vekâletinden istifa eder, orada kalır. Başka arkadaşımızı da İçişleri Vekâletine seçeriz dedik. Binaenaleyh onu da oraya tayin ettik. Refet Bey in şahsı bahis mevzuu olan bu noktada diğer bir safhada açıklamada bulunacağım. Konya isyanı ortaya çıktığı vakit, Garp Ordusu Kumandanı Fuat Paşa tesadüfen burada bulunuyordu. Malûmunuz Ordu Kumandanlarının mıntıkasının asayiş, emniyet, disiplin durumundan, Ordu Kumandanları mesuldür. Bu itibarla Fuat Paşa da kendi mıntıkası olan Konya isyanından dolayı da mesuldür. O isyanın çıkarılmaması için icap eden tedbirleri almak mecburiyetinde olduğu gibi, çıktıktan sonra da bastırılması için icap edeni yapmak mecburiyetinde idi. Fakat tabii bir mesul edecek adam aramaktansa, çıkmış olan isyanı seri bir surette bastırmak ve bunu müzakere ederken alâkadar olmak itibariyle Fuat Paşayı da çağırdık. Kimi gönderelim denildiği sırada, Fuat Paşa âdeta bir manayı mahsus ifade eder tavırla, doğrudan doğruya Refet Bey gitsin dedi. Refet Bey gitmelidir, kendini temizlemelidir dedi. Ben Fuat Paşa nın ifadesindeki manayı garip görünce, dedim ki, hemen Refet Bey gitsin. Bunu dediğimde iki şey düşünmüştüm. Bir defa Refet Bey İçişleri Vekili olmak itibariyle Memleketin tamamından, her noktasındaki asayişten mesuldür. Binaenaleyh bir İçişleri Vekili herhangi bir isyanı bastırmak için... Meselâ Sofya'da bunun bir misalini görmüşüm. Bulgaristan'da bir isyan çıkmıştı. İçişleri Vekili falan yerde isyan çıkmıştır, İçişleri Vekili bizzat emir vermiştir. Binaenaleyh İçişleri Vekilinin asli vazifesindendir ve bir içişleri vekilinden bu beklenir. İkincisi, Refet Bey askerdir, tedbirlidir, uyanıktır ve kıymetli bir kumandandır. Fazla olarak Konya nın hususiyetlerini iyi tanımıştır. Kendisine tabii bir askerî salâhiyeti ve İçişleri Vekili olmak itibariyle de mülki salâhiyeti bulunur. Valiler, mutasarrıflar; kaymakamlar, jandarma, polis velhâsıl bütün hükümet vazifelileri üzerinde tesir ve salâhiyeti olunca isyanı daha kolay bastırır. Şundan bundan talimat beklemeye lüzum kalmaz. Asıl sebebi olarak bu. Fakat mademki Refet Bey kendisini temizlemeye mecbur bir şahsiyet gibi zannedilmiştir, o halde bu hizmeti ifa etmek üzere... Yine bir kumandanımız bunu söylüyor. Bu zannı da bertaraf etsin. İşte bu bunu duyunca, diğer arkadaşların görüşlerinin ne olduğunu anlamaya çalışmadan hemen Refet Bey gitmelidir dedim. Refet Bey bundan fevkalâde müteessir oldu ve dedi ki, ben İçişleri Vekâleti Makamını gayet mühim bir makam zannediyordum ve bunun içindir ki Yüce Meclisin teklifini şeref sayarak kabul ettim. Fakat şimdi görüyorum ki bir ordu kumandanlığı mıntıkasının herhangi bir noktasında bir isyan çıkınca buradaki mühim vazifeleri terk edip gitmesinde bir sakınca yok. Binaenaleyh bu sözünüzü bir emir telâkki ediyorum ve emrinize itaat 37
38 edeceğim. Yalnız bu dakikadan itibaren İçişleri Vekâletinden istifa ediyorum dedi. Dedik ki hayır, maksat seni İçişleri Vekâletinden istifa ettirmek değildir. Bunu da ifa et, gel. Pekâlâ, bunu da emir olmak üzere telâkki ediyorum ve gidiyorum, dedi. Hulâsa o gece bunu gönderdik. Hakikaten bildiğimiz gibi isyanı seri ve pek adilâne bir surette bertaraf etmiş gibidir. Tamamen diyemem. Hulâsa bu münasebetle orada bulunmakta olan Refet Bey e de Cenup Cephesi kumandanlığı verildi. Filhakika gerek İsmet Bey ve gerek Refet Bey ilk dakikadan itibaren ciddiyetle vazife yapmışlardır. Yani kendilerinden talep ettiğim muntazam orduyu yapmaktadır ve işte bu muntazam orduyu vücuda getirmek için icap eden tedbirleri almışlardır. Bazı ufak parçalar ilâve edeceğim. Belki fazla görülür. Efendim, Meclis üyelerinden Diyarbakır Mebusu Hacı Şükrü Bey, o esnalarda Eskişehir'de bulunuyordu. Oradan döndü. Beni gördü. Dedi ki, Ethem Bey in selâmı var, bir mesele mevzuu bahistir ve bundan çok müteessirdir, bizzat bu meseleyi halledesiniz. Bahis olunan mesele şu idi. Refet Bey Ethem Bey in vesikasına sahip adamların elinden vesikaları almış, yırtmış atmış. İkincisi, Ethem Bey in müfrezesine katılmak üzere Ankara'ya kişi kadar bir müfreze gelmiş. Refet Bey bunları ileriye göndermemiş. Geriye iade etmiştir. Hacı Şükrü Bey dedi ki, buna çok müteessirdir. İşte o müfrezenin tekrar gönderilmesini istiyor ve Refet Bey niçin yapmıştır diyor ve bunu hakaret telâkki ediyor. Düşündüm, buraya iki yüz kişilik bir müfreze gelse Kuva-yı Milliye falan hepimiz görürdük. Sonra Refet Bey böyle bir şey yapmış olsaydı, yani bundan malumatım olmak lâzım gelirdi. Çünkü kendisi İçişleri Vekili idi. Derhal Refet Beye haber gönderdim. Kendisiyle görüştüm dedim. Böyle böyle şeyden bahis olundu. Hayır dedi. Böyle şeyin aslı yoktur. Ben Ethem Bey müfrezesine iltihak etmek üzere buraya gelmiş 200 kişiyi katiyen iade etmiş değilim ve o bahis olunan adamın vesikasını da yırtmış değilim, dedi. Vesika yırttım, dedi ve sebebini izah etti. Daha İçişleri Vekili olmadan Ankara'ya dönerken Alaca'dan geçiyormuş. O civardaki ahali kendisine müracaat etmişler. Aman efendim, birtakım adamlar geliyorlar, zorla asker topluyorlar, bizim köylerimizden. Asker gitmezse evimizi yakıyorlar, hayvanlarımızı alıyorlar, bize zulüm ediyorlar. Bizi bu adamların elinden kurtar, diyorlar. Onun üzerine Refet Bey Alaca'da kalıyor. Köylerden hakikaten birtakım adamlar geliyor ki, hakikaten ellerinde vesikaları vardır, işte asker toplamaya memurdur, bunlar ve asker vermezlerse yakmaya, yıkmaya yetkilidirler. Refet Bey bu çapulcuların elinden bu vesikaları alır ve yırtar. Fakat Ethem Bey müfrezesinden hakikaten firar etmiş olanları da ile toplatır ve kendi müfrezesiyle mahallerine gönderir. Binaenaleyh benim yaptığım bundan ibarettir, dedi. Yoksa buraya gelmiş bir kuvveti iade etmiş değilim, dedi. Hacı Şükrü Bey i tekrar gördüğüm zaman bunu hikâye ettim ve dedim yaz Ethem Bey e. Hatta yeniden ikinci defasında da Hacı Şükrü Bey in huzurunda tekrar Refet Beye söyledim. Tekrar aynı izahatı verdi. Kanaat geldi ki böyle bir şey olmadı Ethem Bey e. Adnan Bey le de görüştüm, yani ehemmiyet verdim bu işe, tahkik ettim. Bu, vaki değildir. Zannediyorum, Hacı Şükrü Bey yazmıştır, kendisine. Fakat bir kaç gün sonra Ethem Bey den bir telgraf geliyor, doğrudan doğruya bana. Onda deniliyor ki, filan gece müfrezemden şu 38
39 kadar kişi firar etti. Bu firarın sebebini tetkik ettim. Anladım ki hakikat şudur. Refet Bey benim firarilerimi Ankara'dan iade ettiği için ve vesikalarını yırttığı için bundan cesaret alarak firar ettiler. Binaenaleyh firarlara sebep, Refet Beydir. Hacı Şükrü Bey hakikati izah ettikten sonra tekrar bana böyle bir telgrafın gelişi canımı sıktı ve bu defa kendim hususî olarak yazdım. Kendisine dedim. Siz bana daha evvel Hacı Şükrü Bey vasıtasıyla gönderdiğiniz haber üzerine ben de bizzat ilgilendim ve tetkik ettim. Öğrendiğim hakikat de size tebliğ ettim. Hâlâ aynı mesele üzerinde Israr etmeyi doğru bulmuyorum. Eskişehir İstiklâl Mahkemesinden bir mektup yahut telgraf geldi. Orada deniliyor ki; Ethem Bey den aynen alınan telgraf şudur. Telgrafa göre Ethem Bey İçişleri Vekili Refet Beyi Eskişehir İstiklâl Mahkemesine vermiştir, bu meseleden dolayı. Tabii pek fazla bir harekettir. Uygunsuz, kanunsuz, düşüncesiz bir harekettir. Fakat bir mesele yapmış olmamak için İstiklâl Mahkemesine bir cevap verdim, dedim ki Ethem Bey aynı meseleyi bana yazdı. Ben kendisine icap eden cevabı verdim. Sizce takibi meseleye lüzum yoktur. Fakat belki aynı günlerde idi ki, arkadaşlardan birisi geldi dedi ki, bu nasıl şey acaba? Bir telgraf varmış, Ethem Bey den dedi. Telgrafta Ethem Bey Refet Bey i paylamış. Kim söyledi dedim. Dedi, o telgrafın sureti Hacı Şükrü Bey dedir ve herkese de gösteriyordu. Zannederim Hacı Şükrü Bey e de sordum, var mı bir telgraf dedim. Var, kimseye göstermedim, dedi. Bunun üzerine Refet Bey in kendisinden sordum. Bunun üzerine Hacı Şükrü Bey e hitaben, demek yok dediniz, hâlbuki vardı. Kendisine sordum, dedim, size bir telgraf var. Refet Bey katiyen ne bana ve ne de kimseye Ethem Bey den böyle bir telgraf aldığını söylememiştir. Dedim, nasıl, var mı telgraf? Var, dedi. Nasıl şey, dedim. Ehemmiyeti yok, dedi. Yok dedim. Benim duyduğum başka türlü. Hakaret eden bir şeymiş. Evet öyle. Ne dereceye kadar? Yani Dünyada bir adamın, en adi bir adamın, en adi bir tarzda ne kadar tahkir etmek mümkünse ve ne kadar fena faydalanmak kabilse o kadar dedi. Sen ne hak ve salâhiyetle bu telgrafı gizliyorsun? Nasıl kabul ediyorsun? Refet Beye değildir, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin İçişleri Vekilinedir. İşte bunun için sana söyledim. Şimdiye kadar sen ısrar etseydin, yine söylemezdim, dedi. Ne yaptın dedim, hiçbir şey yapmadım, yırttım, attım, dedi. Çünkü dedi, size söylesem bir Hükümet meselesidir, Hükümete yapılan bir hakarettir. Bunu yapmak istemedim, dedi. Bizzat cevap vereyim, dedim. Onu da aleyhe bir surette tahkiri muvafık görmedim. Yani benim şahsiyetimden dolayı bir mesele olabilir. Diyeyim ki, affedersiniz beyefendi. Yalandır, şudur, budur. Onu da kabul edemedim. Binaenaleyh Memleketin menfaati için en makul hareket tarzı, bunu atmak ve yırtmaktır ve öyle yaptım, dedi. Yine mevzuu bahis etmeyiniz, ben unuttum. Muhteviyatı doğru ise doğrusu ben biraz daha şaşırdım. Belki vakti zamanında o telgrafı bana göstermiş olsaydı, onun kadar sakin bulunamazdım. İhtimal böyle bir şey vardır. Malûmu âliniz Ethem Bey Yozgat ve havalisinde bulunduğu bir sırada, Refet Bey de Düzce ve Bolu'da bulunuyordu. Refet Bey in yanında hiçbir kuvvet yoktu, tek başına bulunuyordu. İşte tek başına bulunan Refet Beyle Zile'ye hareket emri verdim. Tek başına Refet Bey Zile'deki isyanı bastırmak üzere hareket etti. Hareket ettiği 39
40 sırada on kişi, sonra on beş kişi, sonra otuz kişi, sonra elli kişi, böyle kuvvet yaparak gitmiştir. Zannederim, Çorum'da bulunduğu zaman yanında 150 kişi vardı. Tabii ki kuvvetine göre hareket edecek, belki bir an evvel Üçüncü Kolordu Kumandanı Selahattin Bey in yanına gitmek, onların kuvvetiyle birleşerek hareket etmek istiyordu. Fakat gitmek için en kestirme ve doğru yolu takip ediyordu. Ethem Bey in uzun bazı telgrafları vardır. Gayet imalı. İşte sizin kumandanlarınız her vakit şöyle yapıyorlar, böyle yapıyorlar. Hep kinaye başlar, kumandanlara. Tariz olunan kumandan yalnız Refet Bey olmadı. O zaman ne kadar kumandan varsa, o muhitte isimleriyle gayet acizdir, ağırcanlıdır, aklı ermez, yalnız kendilerinin aklı erer, böyle bir zihniyet hâsıl oldu. Bu adamlar da diğer bazı kumandanları da meselâ telgraf başına çağırarak yüzlerine karşı tahkir etmişlerdi. Biz bunların hepsine vakıf bulunuyorduk. Fakat Memleketin huzuru için çalışıyorken bir taraftan da daha çok huzursuzluğa sebebiyet vermeyi tabii ki istemezdim. Hulâsa Refet Bey hakkında böyle ufak tarizler var. Hacı Şükrü Bey le Refet Bey arasında da bazı arzu olmayan şeyler olsa gerek. Benim temas ettiğim noktayı izah eyleyeceğim. Hacı Şükrü Bey, malûmunuz, daha ilk Yunanlıların taarruzu esnasında, 57. Tümende zannederim bir alay kumandanı idi ki, Şefik Bey in Tümeni ve burada alay kumandanı iken, ben Kuva-yı milliye kumandanıyım dedi ortaya çıktı ve işe başladı. Mesaisi esnasında da bir Demirci Efe yaratıldı. Bununla beraber bulundular ve çok ahbaplık ettiler. Fakat neticede birbirlerini sevemediler. En nihayet Demirci Efe daha çok baskın bulundu ve Hacı Şükrü Bey oradan, cepheden uzaklaştı. Zannederim Hacı Şükrü Bey diğer cepheye gitti. Belki Salihli civarlarına. Tam bu sıralarda idi, Refet Bey de o taraflara gitti ve zannıma göre Refet Bey de Hacı Şükrü Bey den memnun olmadı ve Refet Bey Hacı Şükrü Beyin orada kalmasını muvafık görmedi ve hemen cepheden uzaklaşmasını arzu etti ve bana da yazdı. Bu Hacı Şükrü Bey hiçbir işe yaramıyor dedi, bunu uzaklaştırmak lâzımdır. Ben Hacı Şükrü Bey i belki daha evvelden tanırım. Fakat o zamanlar Sivas'tan Ankara'ya gelmek üzere idim. Doğrudan doğruya Hacı Şükrü Bey e ben Ankara'ya gidiyorum, sen de orada bana katıl dedim. Hakikaten Ben Ankara'ya geldikten biraz sonra Hacı Şükrü Bey geldi. Gelir gelmez bir defa buradaki Vali Bey e bir emirname gönderilmiş o biraz müteessir olmuş. Gelirken yollarda da beraberinde ufak bir müfrezesi vardı, hayvan falan alınmış yollardan. Onlar da dilekçeleriyle arkasından geldiler. Nihayet... HACI ŞÜKRÜ BEY (Diyarbakır): Paşa, hiçbir şey alınmadı. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): En nihayet bunların hepsi alındı. Neticede ben Hacı Şükrü Bey e dedim ki; sen bir yere gitmeyeceksin, bu yanındaki haşeratı defedeceksin ve sonra mebus da oldu, halen buradadır. Yani Refet Bey le böyle bir alâkası vardır. Ben kefil olayım, Hükümet kurulsun ve fırka ile alâkadar ol. Bunların hepsini yaptın ve sen de o zaman bir fırkamız vardı, Mahmut Bey Binbaşı. Fırka ile alâkadar olarak burada oturacaksın dedim. Sonra mebus da oldu ve elan buradadır. Şimdi tekrar takip ettiğimiz konumuza dönüyorum. Refet ve İsmet Bey gittiler ve işe başladılar. Birinci Kuva-yı Seyyare Kumandanı Ethem 40
41 Bey rahatsızdı. Filhakika bir iki defa istirahat etti. Son zamanlarda da istirahat için Ankara'ya gelmişti. Kardeşi Tevfik Bey vekâleten orada kumanda etti. Bir gün kendisinden hususî bir tezkere aldım ve bu tezkerenin ekleri vardı. Bu tezkerede diyor ki, benim bu defa Ankara'ya gelişim, sadece Zatı Devletinize karşı dostluğumuzu teyit sadakat içindir. Fakat arzu ederim ki gizli konuşacağız. Kabul ederseniz ve cepheden aldığım raporları da aynen önemli gördüğüm için takdim ediyorum, Zatıâlinize. Davet ettim, o raporları kendisine okuttum, bir şey anladım, bir mana ifade etmiyordu. Nihayet dostça sohbetten sonra, Efendim dedi, Garp Cephesinin ikiye ayrılmış bulunmasını biz muvafık görmüyoruz. Hepsi bir kumanda altında olsun daha iyidir, dedi. Vallahi dedim, bu bana ait bir mesele değildir, Genel Kurmaya ait bir meseledir. Fakat ben de asker olduğum için anlarım bu işlerden. Benim bildiğime göre en uygunu olarak bu taksimat yapılmıştır. İyidir bu taksimat. Tekrar etti, bir kumanda altında bulunsa daha iyidir, dedi. E, nasıl yapalım, dedim. Refet Bey oradan kalksa dedi. Çünkü doğrusunu söyleyeyim bizim Refet Bey e emniyet ve itimadımız yoktur dedi. Ben bu emniyetsizliği başka telâkki ettiğim için, bizce Refet Bey gayet zeki ve uyumlu bir adamdır ve dirayetli bir askerdir, sonra büyük kuvvetlere kumanda etmiş, tecrübeli bir kumandandır. Kendisine emniyetsizlik ve itimatsızlık nasıl olur, dedim. Yok dedi, hakkınız var. Bütün bu saydığınız askeri vasıflara haizdir. Bizim emniyetsizliğimiz o yüzden değildir. Bizimki şahsen, dedi. Derhal o telgraf meselesi hatırıma geldi. Dedim ki, sizin böyle bir firariyi iade meselesi, vesika meselesi var. Bundan dolayı itimatsızlığa sahip oluyorsanız bu doğru değildir, dedim. Katiyetle emniyet etmek lâzımdır ve dedim ki, Refet Bey bir Hükümet adamıdır. Orduda bir kumandandır. Onun kumandan oluşu, olmayışı müsavidir. Nedir sizin telaşınız? İşte kuvvet üzerinedir, falan dedi. Dedim, Refet Bey kuvvetini sizin şahsınız aleyhinde kullanmaz. Sonra Meclis onu idam eder. Nihayet dedim ki, şey ediniz, sizin hayatınız ve adamlarınızın hayatı, benim hayatım ne kadar eminse, o kadar emindir. Ne Refet Bey, ne Ali Bey, ne Veli Bey tasavvur ettiğiniz kötü ve kasti hareket yapamaz. Size yapmaya teşebbüs etmesi, bana yapmaya teşebbüs etmesi demektir ve Büyük Millet Meclisine ve gayeye ve maksada aykırıdır. Binaenaleyh buna müsaade edecek hiçbir fert yoktur. Buna söz veriyorum, size teminat veriyorum. Zaten hasta olduğunu işittim, git, istirahat et, dedim. Refet Bey le de barışırsınız, dedim. Bu, ihtisas meselesidir, sanattır, fendir, Genel Kurmay Başkanlığı icap ederse değişiklik yapar vesaire... Peki, Efendim dedi, gitti. Bir iki gün sonra baktım, Özel Kalem Müdürüne, Ethem Bey bir tezkere yazıyor ve diyor ki, cepheden telgrafların suretini aynen gönderdim. Paşa ya münasip bir zamanında okursun. Bunu aldığım sırada Kuva-yı Seyyare Kumandanı Tevfik Bey imzalı birtakım harp raporları geldi bana. Bir, iki, üç, dört... Dikkatimi çekmedi. Çünkü bazı kumandan arkadaşlar bazı fevkalâde meseleler olduğu zaman, makam sırasını riayet etmeden bir taraftan rapor vermekle beraber, beni de bilgi için haberdar ederler. Böyle malûmat verdikleri çoktur. Bunları da o mahiyette telâkki ettim. İçindekileri önemli görmediğim için bıraktım. Fakat bu Özel Kalemdeki evrakın arasındaki harp raporları dikkatimi çekti. En son 41
42 maddesinde usulen bu raporlar hangi makama verilmiş ise yazılır. Orada ise Garp Ordusu Kumandanlığına rapor verilmiş olduğu kaydı yoktu. Onun üzerine Tevfik Beye bir şey yazdım, bana üç beş günden beri doğrudan vermekte olduğunuz günlük harp raporlarının son maddesinde bu raporların Garp Ordusu Kumandanlığına verildiği yazılmak lâzım gelirken, yazılmamıştır. Bu bir yanlışlık mıdır, yoksa bir sebebe mi vardır? Dedim ve hâlâ cevabını alamadım. Efendim, o gelen evrakı okuduğum zaman bir kaç meseleye şahit oldum ki, onları sıra ile arz edeceğim. İsmet Bey kumandayı aldıktan sonra bakmış ki, Garp Ordusunda bazı kumandanlar, mesela Birinci Kuva-yı Seyyare birçok adamları asıyor, kesiyor. Kimisine casus diyor, yapıyor, kimisine firari diyor yapıyor. Diğer taraftan birçok aileleri sürgün ediyor. Yahut evlerini yakıp yıkıyor. Bu firari meselesinde başka bir vaka daha olmuş. Tevfik Bey birtakım aileleri sürgün edilmek üzere Kütahya'ya göndermiş. Oradaki Mutasarrıf Vekili Kadı Efendi bakmış sefil, perişan birtakım insanlar, çoluk çocuk filan. Bunlar ne? Bir de bakar Tevfik Beyin emri. Bunları derhal uzaklaştırınız ve evlerini yakınız, Adamcağız neden dolayı diye sorar. E bunların kocaları filan firaridir. Kadı Efendi, vekâleti yeni almış olduğu için, bu defa da İstiklâl Mahkemeleri Kanununu tetkik eder. Bakar ki bu gibi meseleler İstiklâl Mahkemelerine aittir. Hâlbuki İstiklâl Mahkemesinden bir hüküm çıkmamış. Bunun üzerine firari olan kişilerin evrakını da İstiklâl Mahkemesine vermek ister. Fakat kendi kendine düşünür. Mahkemenin vereceği hüküm, kanunda yok, bunların haneleri yakılırsa, fevkalâde hüküm o vakit yaparız diye hanelerine göndeririz, perişan bırakmaktansa köylerine göndereyim der. Bunu haber alan Tevfik Bey derhal emir veriyor, gece Mutasarrıf Vekili Kadı Efendinin evinin içine ve hareminin içine silahlı insanlar giriyorlar ve alıyorlar, Mutasarrıf Vekili Kadı Efendiyi, hayvana bindiriyorlar, gece, on beş saatlik cepheye götürüyorlar. Yani böyle vakalar olmuş. Sonra iade etmiş, evvelâ idam edecekmiş, lütfetmiş, iade etmiş. Kütahya'dan, sonra tekrar emir vermiş, kovunuz demiş ve biliyorsunuz ki, bu adam buraya gelmiştir. İşte bu gibi olaylar üzerine Garp Ordusu Kumandanı İsmet Bey bir duyuru yayımlıyor. Casuslar istiklâl mahkemelerine veriliyor. Casusların istiklâl mahkemelerine verilmeleri firarı mesailinden daha kuvvetlidir. Kanunda pek açıktır, hemen istiklâl mahkemesine verilmelidir. Hâlbuki orada Yunanlılar çekiliyor. Bir taraftan giriyorlar. Bir takım adamları casustur diye idam ediyorlar. Filhakika casus ise, idam hükmü, istiklâl mahkemesince verilmek lâzım. Fakat Orduca bir diğer mühim mesele vardır ki, bu gibi casus hemen idam olunmaz. Bir kurmay heyeti tarafından, bir istihbarat heyeti tarafından tahkik olunur, alınan malûmat birbirine birleştirilir. Casus şebekesi bu suretle meydana çıkarılır. İşte bu iki durumdan İsmet, casuslar istiklâl mahkemelerine verilir, diyor. Tevfik Bey' bunların her ikisine de itiraz ediyor. Biz bunları burada yapacağız. Çünkü casusları ve firarileri kıta karşısında veya mahallî halk karşısında cezalandırmak daha tesirli olur diyor. İsmet Bey düşünüyor. Hakikaten daha tesirli olur. Fakat istiklâl mahkemesine gönderirsiniz. Mahkeme idamına hüküm verir. Ondan sonra tekrar ben size gönderirim, tahakkuk eder casusluğu, o zaman idam edersiniz. Fakat hüküm vermek benim de salâhiyetim dışındadır, diyor. Her 42
43 durumda, istiklâl mahkemesi verecektir, diyor. Tevfik Bey dinlemiyor. Diğer bir mesele, Tevfik Bey diyor ki, emir veriniz, sol kanatta, 12. Kolordu vardır, Fahrettin Bey ordusu. Sol kolda, benim sol tarafımı sağlama alsın. Malûmunuz bu seyyar bir kuvvettir, süvari bir kuvvettir. İleriye gitmek istiyor. İsmet Bey buna diyor ki, sizin vazifeniz, siz bir defa süvarisiniz ve müstakil bir süvari kıtası mahiyetindesiniz, düşmanla teması muhafaza etmek, düşmanı taciz etmektir. Ben size düşmana hücum ediniz demem. Çünkü bilirim ki, kuvvetiniz buna kâfi değildir. Böyle seyyar bir kuvvet her gittiği yerde sağ cenahını, sol cenahını kendisi temin eder. Üstün düşman gücü gelirse geriye çekilir. Hulâsa ders verir tarzda bir şey yazılıyor. Tevfik Bey diyor ki 12. Kolordu dediğim tertibatı almazsa ben mevkiimi terk edeceğim ve Efendi Köprüsüne geleceğim. İsmet Bey ona karşı diyor ki, tabii yapmazsınız böyle şeyi. Şimdiye kadar olduğu gibi şimdiden sonra da bu şekilde vazifenizi ifa edersiniz. Diğer bir mesele Efendim, düşman birçok yerleri kendiliğinden tahliye etti. Bu düşmanın tahliye ettiği yerlerde de hiçbir memur yok. Ne mülki memurlar, ne de adli memurlar, Hükümet yoktur oralarda. Hâlbuki Kuvayı Seyyareye mensup olanlar yahut olmayanlar yani çete tarzında olanlar, böyle hali olan yerlere giriyorlar ve soyuyorlar. Sonra diyorlar ki, siz vaktiyle düşmanla beraber hareket ettiniz bir de onları öldürüyorlar. Simav vakası daha evvel olmuştu. Düşmandan tahliye olunan yerlerdeki ahali ya düşmanla beraber kaçıyorlar yahut düşmana yalvarıyor, aman burada oturunuz, bizi muhafaza ediniz veyahut bize karşı cephe teşkil ediyorlar. Simav vakası daha evveldir. O Demirci'ye giderken Simavlılar silah kullanmaya başlamışlardı. Fakat bu, defa dediğim gibi, her taraf bize karşı silah kullanıyor. İsmet Bey diyor ki, bu halkın hıyanetinden değil, fakat mahvoldular artık ve bir de askere alıyorlar. Onun üzerine bir defa bu yeni yerler halkının askerliğini iki ay tecil ediyor. İki ay sonra almayacağız diyor ve İçişleri Vekâletine yazıyor ki, memur gönderiniz. Fakat memurlar gelip işe başlayıncaya kadar da oradaki halka bir yetkili makam olmak üzere, Eskişehir'den bir miktar jandarma müfrezesiyle beraber Simav ve Havalisi Kumandanlığı adıyla bir zat gönderiyor. Halka diyor ki; korkmayınız, size adaletle muamele edeceğiz, inşallah Anavatana kavuşacaksınız, diyor ve oraya da havali kumandanı gönderiyorum, her derdinizi oraya söyleyebilirsiniz, tarzında bir bildiri yayınlıyor. Efendim, Tevfik Bey bunu kendi izzeti nefislerine, şeref ve haysiyetlerine tecavüz sayıyor ve havali kumandanlığını protesto ediyor. Böyle bir havali kumandanlığına lüzum yoktur diyor ki biz öteden beri bu havalide kumanda eden kimseleriz. Biz yapamadık mı? Biz mi fenalık ettik? Biz mi zulüm ettik ki? Buna lüzum görüyorsun diyor ve gönderirsen iade ederim diyor ve filhakika havali kumandanı jandarmasıyla falan bilmem nereye vasıl olmuşken Tevfik Bey bunları Kütahya'ya, oradan da Alayunt'a atar, kovar ve aynı zamanda Cephe Kumandanına karşı isyan eder. İşte o raporlar o imiş. O raporlar gelirken bir tarafını Cephe Kumandanına, bir tarafına da doğrudan doğruya benim şahsıma, güya bana rapor gönderiyor. Efendim, vaziyetin bu şekilde bu mahiyette olduğunu anlar anlamaz bir gece idi, derhal verdiğim karar şu oldu. Hemen ertesi günü bizzat Eskişehir'e gideyim ve Ethem Bey in kendisi de burada, yanıma bir kaç 43
44 arkadaş alayım, Eskişehir e gideriz, İsmet Beyle beraber görüşürüz, dedim. Mesele tabii bir dereceye kadar Genel Kurmay Başkanlığına ve Hükümete aksetti. Fakat ben kendilerinden rica ettim. Gerek Genel Kurmay Başkanlığından, gerekse diğer arkadaşlarımdan, dedim ki bu mesele resmiyete intikal ederse ki münasebetsiz meseledir bu, tabii Hükümet gibi hareket olununca başka türlü hareket etmek lâzımdır. Binaenaleyh biraz bana müsaade ediniz. Şahsen özel olarak, arkadaşça, samimi bir surette bu meseleyi kökünden halledeyim dedim. Arkadaşlar da muvafakat etti ve ertesi günü haber gönderdim. Ethem Beye, Reşit Beye, Eyüp Sabri Beye, Hakkı Behiç Beye, Celâl Beye söyledim. Kendilerine dedim ve bilgim dâhilinde son vaziyete göre Reşit Bey e dedim, senin kardeşin düşman karşısında silahlı olarak isyan etmiştir ve bunun da cezasının ne olacağı malûmdur. Binaenaleyh iş resmiyete intikal etmeden haydi beraber gidelim, bu işi halledelim. Ethem Bey hastadır, sen geleceksin, dedim. Ethem Bey gelecek, hepiniz geleceksiniz, dedim. Hasta idi, hakikaten Adnan Bey tavsiye etmiş. Hastadır diye. Fakat yine Adnan Bey vagon muhafazalı ve sobalı olursa gidebilir dedi. Tuttum, kendi hususi kompartımanımı verdim. Böyle Eskişehir'e hareket ettik. Fakat İsmet Bey in karargâhı Bilecik'te idi. Oraya kadar gitmek icabetti. Bir de ikinci bir mesele oldu ki o da malûmunuz olduğu gibi, İzzet Paşa ve beraberindekilerin randevu mahalli Bilecik idi. Bunların da oraya geleceğine dair hareketim esnasında telgraf almıştım. Hatta bir taşla iki kuş vuracağız dedim ve Bilecik'e hareket ettik. Ertesi gün sabahleyin, gece hareket etmiştik, Eskişehir'e vardık. Yatıyordum, henüz uyandım, baktım fazla tren duruyor. Dedim, hemen hareket edelim. Dediler ki, arkadaşlar çay içmeye indiler. Sordum, kimler? Baktım hemen bütün arkadaşlarım. Ethem Bey de dâhil, Hacı Şükrü Bey de dâhil, dedim. Haber veriniz beklemeyelim. Nihayet haber verdiler, tamamız dediler. Tamam mıyız, dedim. Yalnız Ethem Bey yok dediler. Demiştir ki zaten, Paşa benim hasta olduğumu biliyor. Sabahleyin bir ter döküldü. Doktordan ilâç filan aldım. Tesir etmedi, seyahate devam edemeyecek bir haldeyim. Onun için rica ederim onlar gitsinler, meseleyi halletsinler, bana müsaade buyursunlar, ben burada kalacağım demiş. Dedim ki, o halde ben de burada kalırım, İsmet Beyi de davet ederiz ve kaldık. Tabii Ethem Bey evine gitmiş, istirahat yapmak üzere. İsmet Bey i telgraf başına çağırdım. Dedim ki, Ankara'dan hasta olarak hareket etmiş olan Ethem Bey uykusuzluktan ve yorgunluktan dolayı burada daha muzdarip bir hale geldi. Seyahate devam edemeyecek bir haldedir. Onun için rica ederim, siz buraya geliniz. Zaten iki saatlik bir mesafedir. Gelebilirsiniz, dedim. İsmet Bey dedi ki; düşman cephesinde bir hususiyet görüyorum. Muvakkaten olsun cepheden ayrılmayı mahzurlu görüyorum ve zaten vasıtam dahi yoktur. Sordum, nedir bu vaziyet? İşte bu izahatla uğraşırken hakikaten son rapor geldi. Düşman cephesinde bir faaliyet, hassasiyet, bir hususiyet vardı. Bunun ne olacağı belli değildi. Netice olarak düşman bir kısmını çekmeye başladı ve bu suretle vaziyet görülmeye etmeye başladı ve geri döndü. Fakat şey arıyor, vasıta yok dedi. Ben kendisine yazdım. Her ne vasıta ile olursu olsun hareket et dedim. Ben bizzat gelip seni alacağım. Hareket ettim, gittim. Henüz hareket edememişti, onu 44
45 Bilecik'ten aldım, getirdim. Gece olmuştu. Bizi bir lokantaya götürdüler. Baktım tekmil arkadaşlar orada idi. Yalnız Ethem Bey yoktu. Sordum, ne oldu, ne haldedir, dedim. Daha iyicedir, dediler. İstirahatta. Kâzım Beyefendi de beraberdi. Dedim ki, yemeği müteakip görüşelim. Bu meseleyi halledelim. Evvelâ Ethem Bey zaten hasta, icap ederse onunla sonra görüşürüz dedim. Karargâhta görüşmeye devam ettik. İsmet Bey, Kâzım Bey, Celâl Bey, Hakkı Behiç Bey ve Reşit Bey olmak üzere oradaki konuştuklarımızı hemen aynen nakletmeye gayret edeceğim. Ben İsmet Bey e dedim ki, sizin cephenizde bir şeyler olmuş, onu anlamaya gayret edeceğiz. Bir şey yok, yalnız ben de anlıyorum, şimdi bir şey olduğunu, dedi. Size kumandayı taahhüt ettiğim dakikadan bugüne kadar bir şey dediniz de, bu bir şey denilen mesele ile alâkadar görünebileceğini tahmin ettiğim hususları birer birer zikredeyim, dedi. Firari meselesini, casus meselesini, Simav ve havalisi kumandanlığı meselesini, o sol cenah temini meselesini hikâye ettikten sonra buna daha bir iki şey ilâve etti. Meselâ tütün meselesini ilâve etti. Düzce'de mi nerede bir tütün meselesi varmış. Hükümetin mührünü fark etmişler, tütünleri almışlar, gitmişler. Sonra resmiye muamele cereyan etmiş. Maliyeden falandan Garp Ordusu Kumandanlığı na yahut İstiklâl Mahkemesine intikal etmişmiş. Diğer şey, İsmet Bey Eskişehir içerisinde gayri muntazam ve silâhlı falan birtakım adam görmüş. Nedir bunlar, demiş. Kimisi firari demiş, kimisi Kuva-yı Milliye denim demiş. Ne olursa olsun gelsin, teftiş edeceğim demiş. Getirmişler, teftiş etmek üzere. Bunun başında müfreze kumandanı gibi olan adam, İsmet Bey in karşısına çıktığı zaman gayri muntazam bir vaziyette filan... Kimsin sen diye sormuş. Müfreze kumandanıyım demiş. Böyle nasıl müfreze kumandanısın? Vaziyetini al. Sen askersin, ben Ordu Kumandanıyım, diye bir ihtarda bulunur. Derken Ethem Bey de orada idi. Zannederim Ethem Bey bundan müteessir olmuş. Demiş, İsmet Bey e, işte sen benim müfreze kumandanlarımdan birisine dedin ki, göğsünü kapa. Hâlbuki bizim müfrezede böyle şey olmaz, demiş. Başka bir şey bilmiyorum, dedi. Diğer bir şey daha anlattı, onu da söylüyorum. Çünkü bilâhare burada başka şekilde işittim. Ethem Bey ilk görüştükleri, yani İsmet Bey ilk kumandayı aldıkları zaman demiş ki, maksatta muvaffak olabilmek için yegâne çarenin, muntazam bir ordu meydana getirmek olduğu kanaatinde misin? Evet demiş. O halde el ele vererek hep beraber bu maksatla çalışalım ve siz bundan kuruntu etmemelisiniz. Hatta arzu ederseniz hizmetleriniz vardır, Millet size bir vaziyet de verir. Meselâ beylerbeyi diye bir şey verir. Böyle bir şeyden, hatta İsmet Bey in hikâye edişine göre memnun olmadı değil. Sonra başka türlü tefsir etmişler ve bu izahatı verdikten sonra İsmet Bey şunu ilâve etti. Dedi ki, ben kimseye şikâyet etmedim, ben size şikâyet etmedim. Benim cephemde bir kıta kumandanı bana karşı isyan etti, itaatsizlikte bulundu. Ben buna karşı henüz onun itaat etmesi ve boyun eğmesi için tedbirlerimi kullanmadım. Eğer tedbirlerimi kullanır da muvaffak olamazsam o zaman şikâyet ederim. Onun için şikâyet etmedim, dedi. Yani böyle görüşme ile hallolunur taraftarı olmadı. Daha evvel bana İsmet Bey in söylediği şey bu meseleyi gayet basit bir surette halletmekti, yani bizimle konuşmamak istiyordu. Kumandanlık böyle görüşmelerle olmaz dedi. Ben dedi, mademki 45
46 hastadır, Ethem Bey in doğrudan doğruya yanına giderim, hatırını sorarım ve derim ki senin bu budala kardeşin ne yaptı? Haydi, git kumandayı al. Böyle gayet basit ve kestirme yoldan bu meseleyi bitirmek ve halletmek istiyordu. Zannederim demişti, bizimle pek görüşmek istemedi. Ben kendisine dedim ki vakıa biz buraya senin salâhiyetine tecavüze gelmedik. Fakat arkadaşça halletmek için geldik. Binaenaleyh rica ederim, konuşalım dedim. Pekâlâ dedi. Bunun üzerine Reşit Bey bu ortaya konulan şeylere temas etmedi. Yani bunda haklı, bunda haksız gibi tafsilata girişmedi. Bir noktaya saplanmış gibi konuşuyordu. Pek saldırgan ve tahrik edercesine bir tavır ile bir lisanla İsmet Bey e ve hepimize hitap etti. İsmet Bey gayet sakin bir surette dinlemek istiyordu ve ara sıra kardeşim, bu söylediğin şeylerin, mesele ile alakası yoktur, demek istiyor. Fakat Reşit Bey e dinletmek kabil olmuyordu. Ben de çok hazmetmeye gayret ettim ve neticede kendilerine bir teklifte bulundum. Dedim ki, Tevfik Bey isyan etmiştir ve zaten kumandan değildir. O çekilsin kumandadan. Reşit Bey e, sen git dedim, kumandayı al. Usulen rapor vermeye başlarsın. İade olunan Simav kumandanı yerine gitsin ve usulüne uygun verilen emirler yapılsın ve mesele olmasın, dedim. Reşit Bey dedi ki, Tevfik' in orada kalmasını İsmet Bey kabul eder, o kabul ederse ben de itiraz etmem dedim. Kendisine sordum. Teklif ettim, Tevfik Bey çekilmeli, Ethem Bey yahut Reşit Bey kumandayı almalıdır, dedi. Reşit Bey, ben gidemem dedi. Ben oraya gidersem mağlup olurum. Tevfik giderse mağlup olmaz. Arzu eder misin mağlubiyetimizi? İsmet Bey düşündü. Eğer galibiyet ve mağlubiyet Tevfik'in şahsına münhasır ise Tevfik'i kabul ediyorum, kalsın dedi. Fakat bu mesele dahi mevzuu bahis olurken Reşit Bey yine münakaşalı yaptı işi. Onun üzerine ben dedim ki, ben buraya Büyük Millet Meclisi Hükümetinin bir kararını tebliğe gelmedim. Ben buraya eski bir arkadaşınız, Mustafa Kemal sıfatıyla ve uzlaşacağımı farz ederek geldim. Fakat görüyorum ki, bu müşkül oluyor. Benim vaziyetim müşkülleşiyor. Ben Büyük Millet Meclisi Reisiyim dedim ve bu zat da diyor ki, ben kimseye şikâyet etmedim, kendisi şikâyet ettiği zaman, iş bize intikal ettiği zaman uzun konuşuruz, dedim. Reşit Bey, lütfediniz bu meseleyi hallediniz dedi. Tekrar oturduk, o suretle halle muvafakat ettim. Reşit Bey sonra Kâzım Beyefendinin refakatlerini de kabul etti. Kâzım Bey le beraber gidecekler, Kütahya'ya. Orada bu meseleyi halledecekler. Bu toplantının başında garip bir şey oldu. Reşit Bey söze başlarken dedi ki, Ethem Bey bu dakikada burada yoktur. Filhakika Ethem Bey, Hacı Şükrü Beyler beraber o gece Eskişehir'den firar etmişlerdi. Kendilerini korkutan eden hususlar vardı. Yani Ethem Bey i, diğerlerini korkutan hususlar var. Şimdi İsmet Bey daha evvelden Bursa cephesinde bulunan düşmanın ya tamamen yahut kısmen çekileceğini tahmin eder gibi olmuş. Binaenaleyh o cephe herhalde zayıflayacak. Tekmil kuvveti bu cephenin karşısında toplarsam, düşman çekilirken taarruz edersem iyi bir şey olur demiş. Bu maksatla hakikaten kuvvetini Bursa cephesine toplamış. Fakat bu esnada ki o gün hakikaten düşman çekiliyordu, lâkin vaziyet ve düşman Uşak cephesini takviye ediyor. Tabii bu, ordu kumandanını düşündürüyor. Ordu kumandanı bu düşünce içinde iken düşman karşısında bulunan kendi kuvvetleri arasında kendine mensup bir kuvvet isyan ediyor. Binaenaleyh isyan 46
47 eden bir kuvvet kumandanının, Mutasarrıfı bağlayıp gönderen, bir havali kumandanını iade eden adam, demek ki deli bir adamdır. Bu her şeyi yapabilir. O halde hem zaten Uşak'taki düşmana karşı belki müdafaa etmez ve hem de bu vaziyete karşı bir tedbir almış olmak için derhal kuvvetlerini Eskişehir civarında toplamak... Diğer taraftan Hacı Şükrü Bey bir süvari kolunun gelmekte olduğunu hissediyor ve diyor ki bin... öyle piyade, süvari, topçu fırkalar Eskişehir havalisinde, civarında toplanıyor. Bittabi bu fevkalâde bir manzarayı gösteriyor, herkese. Diğer taraftan diyor ki Ethem Bey e yazılı veya şifahi, bin süvari geliyor ve sizin için geliyor. HACI ŞÜKRÜ BEY (Diyarbakır): Hayır, katiyen Paşam. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Bilecik'te bir Gökbayrak Taburu var. Oralarda birçok sarkıntılık, falan yapmıştır. Bazı çok münasebetsizlikleri var. Hatta İsmet Bey onu bir defa haddini bildirmeye karar vermiş. Fakat tedip olunacağını anlayınca isyan etmiş. Uslanmış, müsamaha etmemiş, falan... Binaenaleyh bu kuvvetin, Gökbayrak Taburunun tedibi meselesi mevzuu bahis olurken bir hücum taburu kumandanı vardır. O demiş ki; canım ne ehemmiyet veriyorsunuz? Ben iki bölükle mahvederim. Bu konuşulurken orada hazır bulunan Topçu Müfettişi Galip Bey namında bir zat da kuvvetine bu kadar güveniyor musun? Meselâ birinci... Nasıl senin kuvvetlerin? Yok demiş, Ethem Bey benim arkadaşımdır, onunla vuruşmam. Böyle bir sohbette olmuş. Biz Eskişehir'e geldiğimizde Reşit Bey bu Hücum Taburu Kumandanına tesadüf etmiş, demiş, ne arıyorsunuz burada? Demiş benim taburum alaya çevrilecektir. Buraya geldim, teşkilâtımızı ikmal için. Hayır, doğru söylemiyorsun, bizim için geldin, demiş. Yok demiş, katiyen demiş, ben sizin arkadaşınızım, meselâ sizin hakkınızda cereyan eden sözler de var, demiş ve onları aynen söylemiş. Ethem Bey e, Reşit Bey e, böyle kuvvetler toplanıyor, süvari geldi diyor. Hulâsa arz ettiğim gibi, o gece uzaklaşıyorlar. Reşit Bey le Kâzım Kütahya'da Ethem Bey le buluşuyor ve ben artık meseleyi hallolunmuş telâkki ettim. Oradan Bilecik'e gittim ve buraya geldim. Geldikten sonra da aldığım raporlara göre, Ethem Bey rapor vermeye başlamıştır. Garp ordusuna ve Reşit Bey de bana yazıyor ki, bu mesele bitmiştir. Tabii memnun oldum. O esnada idi ki soru önergesi bulunuyordu. Acele ettiniz, bu hallolunmuş gibi, hallolunmuş zannetmiştim. Efendim, Kütahya'ya gitmiş olan arkadaşlar ki Reşit Bey ve Kâzım beyefendiler, Ankara'ya döndüler. Reşit Bey buraya geldiği zaman göremedim. Geldiği anda Genel Kurul toplantısı vardı. Bunun nihayetinde de Bakanlar Kurulu vardı. Orda müzakere etmekte iken İzzet Paşa Hazretleri mektupla bendenizi aradılar. Kırk elli kadar mebustan ibaret grup toplandı ve cephe hakkında bazı şeyler varmış, onları Hükümetten anlamak üzere... Ve mümkün ise Bakanlar Kurulu toplantıda... Ve ben de beraberim dedi. Onun için Hükümet bizi ne vakit kabul eder? Zaten toplantıda bulunan Bakanlar Kuruluna arz ettiler. Bu grup benimdir, dediler. Bu heyet nedir? Böyle her vakit her grup Hükümeti açıklamaya davet etsin, böyle, bir usul yoktur. Binaenaleyh böyle ne grup ve ne de Vekil heyeti tanırız... Kabul edemeyiz, dediler. Onun üzerine ben 47
48 İzzet Paşa Hazretlerine dedim ki, Hükümetin kararı budur. Fakat ben şahsen diyorum ki siz mebussunuz, ben de mebusum. Heyet tanımam. Ancak ben reisim, siz de mebussunuz. Herhangi bir mesele hakkında görüşmek isterseniz ben memnuniyetle görüşürüm, malumatım varsa arzu ettiğiniz izahatı da veririm. Sorayım, dedi. Sordu. Bunu kabul etti. Ertesi gün bize geldi ve orada konuştuk kendileriyle. İzzet Paşa Hazretleri bir kaç şey not ettirdiler. Birincisi, Garp Cephesinde bir kumanda ihtilâfı varmış, bunun vaziyeti nedir? İkincisi, Kuva-yı Mllliyenin lağvına Hükümet karar verdi mi? Üçüncüsü, Birinci Kuva-yı Seyyarenin lağvına Meclis karar vermelidir. Dördüncüsü, bu vaziyeti, mevcut ihtilâfı gidermek... Böyle dört maddeyi... kendilerine şimdi Yüce Meclise verdiğim tafsilatı belki daha kısa olarak bu noktaya kadar olanını arz ettim. Yalnız bütün bu tafsilât içinde bazı çirkin noktalar var onları da burada tekrar etmek lâzımdır. Meselâ, Reşit Bey Eskişehir'de görüşürken demiştir ki; Kuva-yı Seyyare kayıtsız şartsız büyümek üzere mevcudiyetini devam edecektir. Bittabi böyle bir şey kabul edilemez. Sonra hükümetin emirlerine, Büyük Millet Meclisinin kanunlarına karşı gelmek doğru değildir. Çünkü Hükümet hiçbirimize kanunların üstünde yetki vermiş değildir ve maksada uygun olan kuvvetler, nazarımızda muhteremdir. Hükümet, acele ile Kuva-yı Milliyenin lağvına karar vermiş değildir. Antep'te mücadele eden Kuva-yı Milliyedir. Adana ve Mersin cephesinde mücadele edenler Kuva-yı Milliyedir... Binaenaleyh böyle kuvvetlerin lağvına karar vermiş değildir. Belki çapulcu ve muzır Kuva-yı Milliyenin lağvına karar vermiştir. Büsbütün Kuvayı Milliye teşkilâtı büyütülmeyerek, Birinci Kuva-yı Seyyare adı altında Ordunun kadrosu dâhilinde... Gayri kanuni, hükümete mütecaviz harekâtına müsaade olunamazdı... O grubun toplanmasına sebebiyet vermiş olan davet sahibi Ethem Bey in biraderi Reşit Bey le görüşmek üzere ayrıldım. Bunu müteakip idi, Celâl Bey le Adnan Bey geldiler. Celâl Bey birçok telgraf haberleşmesini gösterdi. Dedi ki, şimdi bana Reşit Bey tesadüf etti. Bunları Paşaya gönder, ne yaparsa yapsın, halletsin, dedi. Paşaya sen kendin git, ben hayatımdan korkarım, gidemem. Reşit Bey nihayet Celâl Bey le Adnan Bey e tesadüf etmiş, beraber gelmişler. Bu gördüğüm ve beraber okuduğumuz haberleşmeler Kütahya'dan Ethem Bey le Reşit Bey arasında telgraf başında vuku buluyor. Ethem Bey diyor ki, meseleyi Meclise duyurunuz, Meclise hallettiriniz. Reşit Bey diyor ki, Meclise duyuramıyoruz. Ethem Bey diyor ki, ihtirası uğrunda Dünyayı feda etmeye meyilli olan Refet Bey hâlâ iş başındadır. Eğer onun Meclis vasıtasıyla iş başından çektirilmesi mümkün değilse, idareten derhal iş başından çekiniz. Ethem Bey diyor ki, Sarı Efe ye Düzce'de haber gönderiniz. Telgraf yazınız, kuvvetlerini toplasın, Gökbayrak Taburuna... Reşit Bey diyor ki; ben buradan haber gönderemem. Emir ver... Şayet seni muhabere ettirmezlerse tekrar isyan et. Hulâsa Reşit Bey diyor ki, düşmana müdafaa etmeyiniz, kuvvetlerinizi çekiniz. Düşman taarruz ederse müdafaayı kahraman fırkalara bırakınız. Reşit Bey diyor ki; buradakiler, turşu gibi ve lahana gibi. Hem korkuyorlar, hem bir şeyler. Hulâsa muhabere bu ve muhabereyi yapan zat da çok haklıdır. Bağırmış, çağırmış, Celâl Bey e demiş ki kardeşlerim mahvoluyor, okudum baktım ki... Velhasıl birtakım münasebetsiz 48
49 haberleşme. O sırada Kâzım Bey, Reşit Beye tesadüf etmiş ve almış getirmiş. Reşit Bey geldi, baktım hasta, mecnun gibi olmuş. Elinden tuttum oturttum. Sen hastasın dedim, ne için geliyorsun? Ne ise sükûneti muhafaza etmeyi tavsiye ederim. Böyle heyecanla bir şey çıkmaz. Otur, ne istersen söyle. Hallolunmayacak Dünyada mesele yoktur dedim. Hissiyatına kapılarak, hayatımdan korkuyorum, dedi. Nedir bu heyecanınız, nedir, ne oluyor dedik. Kumandanları değiştiriniz. Kimi? Refet Beyi. Kimi yapalım dedim. Beni yapınız dedi. Ben daha iyi yaparım dedi. Olmaz, dedim. Bunlardan bahsetmeyiniz. Baktım ki konuşmalardan bir netice çıkmıyor, siz gidiniz, ben akşama kadar düşüneyim dedim. Elbette kararlı bir çıkış yolu bulurum. Hakikaten gittim, Milli Savunma Vekili Paşa Hazretlerini gördüm. Cephe ile haberleştim ettim ve dedim ki kararlı bir şekilde, bir yol bulunuz. Maksat ve teşkilât bozulmamak üzere bunlara emniyet sağlanacak surette bir şekil isterim dedim. İsmet Bey den bir cevap geldi. İsmet Bey diyor ki, eğer bunlar kuvvetlerin benim elimde toplu bulunmasından korkuyorlarsa ve benim şahsımla temasa gelmek istemiyorlarsa, o halde Kâzım Bey e bizim güvenimiz vardır. Onların da güvenleri vardır. Kâzım Bey onların da kuvvetlerini alsın, karargâhla Kütahya'da otursun. O kuvveti alsın Kütahya'ya götürsün ve benim elimdeki fırkalardan da bazı fırkaları Kâzım Bey in emrine verelim, o zaman benim kuvvetimden onun kuvveti fazla olacaktır ve aramızda Kâzım Bey bulunacaktır. Kâzım Bey le o akşam görüşmek üzere sözleştik. Ertesi günü buluştuk. Kâzım Bey e söyledim. Kâzım Beyin ufak bir mütalaasıyla... O da şey etti, prensip olarak kabul etti ve kalktı. Kâzım Bey Eskişehir'e gitti. İsmet Bey le tekrar görüşürler. Kumandayı almadan gideyim Kütahya'ya. Ethem Bey le de görüştükten sonra kumandayı alayım. Gidiyor, buluyor, görüşüyorlar ve tekrar geri dönüyor. İsmet Bey le görüştükleri zaman İsmet Bey Kâzım Bey e bir mektup sureti okur ki okuyacağım o mektubun suretini. O mektubu okuduktan sonra Kâzım Bey İsmet Bey e benimle tekrar görüşmek lâzım geldiğini söylerler. Düşünürler, ben oraya gideyim. Bu anlaşmayı temin edeceklerini kabul etmişlerdir ve Kâzım Bey buraya gelmiştir. O mektubu beraber okuduk. Şimdi Efendim bütün bu çerçeve içinde birtakım siyasi akımlar vardır. Şimdi o akımlar... Bizim böyle bütün hüsnüniyetle, samimiyetle, dostça teşebbüslerimiz olurken, Ethem Bey in, Tevfik Bey in, Reşit Bey in, Hacı Şükrü Bey in ve belki Kuva-yı Seyyarelerinin gizli birtakım teşkilâtı var, gizli teşebbüsler... Ankara'nın aksine o kuvveti oraya ilhak etmek... Konya'ya öyle adamlar gönderilmiştir. Bu adamların ellerinde Ethem Bey in açık resmî vesikaları vardır. Yeni kuvvet toplamaya memurdur ve bütün mülki amirler bunlara yardım edecektir. Kuvvet toplamak için parola verilmiştir, işaret verilmiştir. Diğer taraftan Yörük Ali Efe ye, Demirci Efe ye, Gökbayrak Taburuna şifreli telgraflar, özel adamlarla mektuplar gönderilmiştir ve bunlar Hükümetimizin aleyhine teşvik edilmiştir. Yalnız dikkat çekici olan bir şey vardır. Meselâ bu mektup, Vacip Bey namında bir zatın cebinde çıkmıştır, mektup on iki tarihlidir. Bu mektubu üzerinde bulunduran kişinin üzerinden de Türkiye Komünist Fırkasının teşkilât kurmak üzere verdiği vesika vardır. Bu adam ve bunun gibi hepsi tevkif olunuyor ve üzerlerinden vesikaları alınıyor. Meselâ bu veya bunun 49
50 gibi bir adama Hacı Şükrü Bey beş yüz lira verilmiştir. Bittabi bu adam ve bunun gibilerin hepsi tevkif olunuyor, üzerlerinden vesikalar alınıyor. Bunun gibi daha vesikalar vardır. Bir taraftan Reşit Bey ve arkadaşları burada adamlar seçip, orduya gönderiyorlar. Subaylara ve bilhassa askerlere propaganda yapmak için. Ethem Bey le çatışma olduğu zaman askerler Ethem Bey tarafına geçsinler diye. Bu adamların bir kısmı doğrudan doğruya bana gelmiş, ifade etmişlerdir. İsimleri bende saklıdır. Sonra bir taraftan Ethem Bey, bir taraftan Reşit ve Tevfik Beyler ve adamları Ethem Beyin karargâhına mensup bazı kişileri teşvik ediyorlar. O mektupların bir tanesi buradadır. Muhterem Mücahit kardeşim Yörük Efe ye... diyerek. Kütahya'dan Ethem Bey tarafından yazılan kâğıdı okuduk. İki genç bu gece Karahisar'a geldiler. Bunların bendenizle Haydar Beyi öldürmek üzere... Bu kişiler arasında namusuna fevkalâde emniyet ettiğim bir zatın ismi geçmiştir. Onu yakından sizler de tanırsınız. Hakkı Behiç'in ismi geçmiştir. Öyle zannediyorum ki bu mektubu üzerinde taşıyan adamın üzerinde Umumi Kâtip sıfatıyla Hakkı Behiç Bey in mektubunun bulunması... Kâğıt arasında bir münasebet yoktur. Yalnız aynı adamın üzerinde bulunmasından başka. Ethem Bey tarafından bahsediyor. Ethem Bey demiştir. Sonra efendim... Demirci Mehmet Efe telgraf başına çağırılıyor, Ethem Bey tarafından. Daha evvel adam gönderiliyor. Ethem Bey e diyor ki, Refet'in vücudu kalkmadıkça hiçbir mesele hallolunmaz. Bunun ehemmiyeti yoktur. Yalnız demiştir ki telgraf başında, Sen Refet'in tekliflerine uy. Fakat kuvvetini topla ve vaziyet al. Filhakika Refet Bey daha evvel Mehmet Efe ile görüşmüştür. Bütün bunlar cereyan ederken tabii biz de boş durmuyorduk. Meselâ Haymana'ya adam gönderdik. Meselâ Hacı Şükrü Beyin vesikasıyla yeniden adam toplamaya teşebbüs edenler varmış. Telgrafla haber verdiler. Biz de tabii meseleyi sulh içinde ve samimî bir surette ve fakat zararsız şekilde halletmeye çalıştık. Fakat bunun icabı olmak üzere bütün bu müteşebbisleri tevkife ve bu vesaiki almaya mecbur olduk. Ethem Bey diğer taraftan benim şahsıma telgraflar veriyor, daima sevgisinden ve muhabbetinden bahsediyor. Ben de aynı surette teşekkür ediyorum. Lâkin bir taraftan da bunlar cereyan ediyor. Son aldığımız raporda Ethem Bey cepheyi bırakmıştır, kendisine mahsus olan süvari kuvvetini Gediz'de toplamış ve Pehlivan Ağa namında birisi var. Onun da maiyetinde 200 kadar kişi... Kütahya'ya toplanmış, hulâsa birtakım tertibat almış ve bir taraftan da meselâ ordu kumandanı da ne kadar cephaneye ihtiyacınız vardır, bildiriniz de miktarını, göndereyim diyor. Cevap vermiyorlar. Bu nedir? Hakaret ediyor. Şimdiye kadar bize böyle sual eden olmadı. Ne demek? Kütahya itaat ettiğinden bahisle rapor... Diğer taraftan da haberleşme de böyle cereyan ediyor. Yine bugün aldığım raporlar vardır. Ethem Bey ve kardeşleri ve adamları bir Hükümet teşkiline kati olarak karar vermişlerdir ve hakikaten Ethem Bey bunu, itimat ettiği ve kendisiyle görüşen bir arkadaşımıza demiştir. Binaenaleyh bunu yıkmak lâzım, belki de yıkmak esnasında beni makamımdan ederler. Muvaffak olursam sevap alırım. Diğer mühim mesele, bir gün işitiyorum. Ankara'da bir hareket var. Reşit Bey diyor ki, bu paşalar buraya sulh yapmak için gelmişler. İzmir'i, İstanbul'u kurtarıyorlar ve bunların kurtarılacağını vaat etmek için gelmişlerdir. Hâlbuki tevkif 50
51 etmişlerdir. Filhakika bir gece yarısı, çünkü bu mesele buradaki Bolşevik Sefaretini de alâkadar ettiği için, beni uyandırdılar. Bolşevik heyeti geldiler. Beş altı saat beni işgal etmişlerdir. Sonra kendisi itiraf etmiştir, bu propagandayı yapmıştır. Meselenin bu kadar had bir şekle girdiğini görünce, halledilmiş zannederken bu şekle girmesi üzerine ve kendi kendime bazı arkadaşlarıma ve ben Hükümete ve Yüce Meclise dedim ki, şahsi delâletimle hallederim. Benim bu delâletimin, şahsî delâletimin suiistimal edildiğini zannederek ve beni iğfal ederek hakikaten Hükümetin ve Memleketin başına telâfisi olmayacak bir zarar, bir felâket açacaklar. İhtimal ki menedemeyecek bir halde bulunurum. Belki Meclis de tedbir bulmak zamanında geç kalmıştır. Ben de hususi vazifeme artık nihayet... Fakat bu meseleyi fevkalâde açık, katî vefakâr bir surette halletmek azminde bulunduğum için tuttum Reşit Bey e az çok bu işin iyilik içinde halledileceğini bilen on, on beş kadar arkadaşları davet ettim. Bu heyete asıl işlerin sahibi olan Genel Kurmay Başkanlığı ve İçişleri Vekâleti makamlarında bulunanları davet ettim. O heyette Reşit Bey vardı, Celâl Bey, Emir Paşa, Yunus Nadi Bey, Kılıç Ali Bey, İhsan Bey, Vehbi Bey vardı, bir on beş kadar vardı. Bu zevatın huzurunda ve Reşit Bey in karşısında meseleyi açtım ve bu söylediklerimin hepsini söyledim. Bunu yapıyorsunuz. Kendine hiçbir vesika göstermeye lüzum kalmadı. İtiraf etti, yaptık ve yapıyoruz dedi. Bunun üzerine dedim ki, Reşit Bey bir, bir buçuk ay evvel bu meselenin halli ile meşgul olduğum sırada kahramanlıktan bahsettin. Siz de mektuplarınız olmadığı halde,... Hakikati sizin beyninize sokabilmek için derim ki Hükümet ve ordu kuvvetlidir. Kararını verirse yapar, buna muktedir, fakat biz bunda bir vefa meselesi görüyoruz ve meseleyi o noktadan halletmek istiyoruz. Lâkin bundan sonra artık devam edemeyiz bu işe. İtiraf ediyorsunuz, yapılacak şey, Hükümetin ve Büyük Millet Meclisinin kanunlarına, emirlerine itaat etmektir, başka bir mesele yoktur. Şunu kaldırın, bunu getirin... Bu anarşidir, olamaz. İşte bu hakikati kardeşlerinize anlatınız ve Kılıç Ali Bey, Celâl Bey, Vehbi Bey ve Eyüp Sabri Bey ve Emir Paşa da gideceklerdi, ümit ederim ki vaziyeti anlayacaklar, dedim. Zahmetine katlandılar, oraya gittiler. Onlar orada iken Ethem Bey kuvvetlerini toplamakla, tertibat ve vaziyet almakla meşgul olduğu... Bir gece idi. Ben de telgraf başına çağırdım, giden heyete dedim ki, Cephe kuvvetlerinde birtakım vaziyetler alıyormuşsunuz, binaenaleyh şimdi bu hareketinizin sebep ve maksadını kati surette anlamak mecburiyetindeyim. Bana cevap verdiler, Celâl Bey ve beraberindekiler, müsterih olunuz, kötü durumlara sebep olacak fevkalâde bir şey yoktur. Fahrettin Bey, Refet Bey görevlerinden alınsın... Tevfik Bey le görüştükten sonra bana bir rapor gönderiyorlar, evet biz o emre itaat edeceğiz, kanunlara itaat edeceğiz. Bunda ihtilâf yoktur. Ethem Bey ve kardeşleri... Şu kalksın, bu kalksın. Yani eskiden öteden beri ne istiyorlarsa, bunları yine istiyorlar. Şimdi Efendim gayet basit görünür, Refet ve Fahrettin Beyler kalksın, hâlbuki biz de maatteessüf hâsıl olan kanaat, teşebbüslere dayanmak şartıyla hâsıl olan kanaat şudur. Kütahya, Isparta, Demirci Efe ye ve ta Isparta'ya kadar bir nüfus mıntıkası, Isparta Yörük Ali Efeye kadar olan mahal de bir diğer nüfus mıntıkası... Bir taraftan da bütün Memleket içerisinde kayıtsız şartsız kuvvet yığmak... 51
52 Binaenaleyh bunları bin kere kendileriyle, bizim heyet ile konuştuk ve her gece belki konuştuk, söyledik. Bizim heyet diye gönderdiğimiz arkadaşlar eski nakarat... Fakat ben artık şahsi vazifemin son bulduğunu söylemiş olduğum için ve hakikaten Hükümete arz ettim, onlar bir karar verdiler. O karar, Vatanın hakiki selameti için... Hükümet Birinci Kuva-yı Seyyarenin kayıtsız şartsız, Büyük Millet Meclisinin kanunlarına ve Büyük Millet Meclisi Hükümetinin emir ve nizamlarına itaat ile mükellef olduğunu ve askeri disiplin ile vazifeli bulunduğunu ve Birinci Kuva-yı Seyyare Kumandanlığının askeri hususlardan bilcümle... Ordunun Kumandanı Genel Kurmay Başkanına aittir. Binaenaleyh Hükümet dedi ki, siz ayrı ayrı uğraşmayınız, bu askerî meseledir, zaten oraya ait bir durumdur. İcap edilen ne ise o yapar. Ben de bu Hükümet kararını Kütahya daki arkadaşlara gönderdim. Onu müteakip tekrar bize yazdılar. Bizim görüşmelerimizin yanlış anlaşıldığını görüyoruz. Bu Hükümet kararı bu işi nereye götürür? Ben de cevap verdim. Yanlış anlaşılan bir şey yoktur. Tatbiki bulunan bir meseleyi tekrar ihtardan ibarettir. Oradaki hususi vazifeniz son buldu, dönünüz. Hâlbuki diğer taraftan açık telgraf olmak üzere Garp Ordusu Kumandanlığına, Genel Kurmay Başkanlığına, Kuva-yı Seyyare Kumandanı Ethem Bey imzasıyla bir telgraf yazılıyor. (Telgraf okundu) Ankara da Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, Bakanlar Kuruluna, Afyon da 12. Kolordu Komutanlığına, Eskişehir de Garp Cephesi Komutanlığına, Konya da Cenup Cephesi Komutanlığına, Bu israf ve ihtiraslarla dolu şartlar altında Millet ve Devletin artık savaşa katlanacak gücü kalmamıştır. İstanbul dan gelen ve tutuklanan Barışı Sağlama Heyeti nin uygun ve elverişli şartlar altında geldikleri gerçek olduğuna göre, bu heyetin serbest bırakılarak barış konuşmalarının çabuklaştırılmasını bütün asker ve sivil ileri gelenlerine tercüman olabilirim. Ankara da toplanan Meclisin ne şekilde toplandığını gerçekten hepimiz biliyoruz. Bu meclisin ilk yaptığı da, fakir milletin sırtından kendilerine yılda üç yüz bin küsur lira ödenek ayırmaları olmuştur ki, içlerinde bir yılda yüz lirayı bir arada gören pek az kişi vardır. Şimdi bol bol dalkavukluk yapmaktadırlar. Ankara da bulunan heyetin hemen İstanbul a gönderilmesi gerekmektedir. Kütahya, 29 Aralık 1920 Ethem Kuva-yı Seyyare ve Kütahya Havalisi Komutanı 52
53 (TBMM tutanağında bu telgraf metni yer almamaktadır. Tarafımdan eklenmiştir. CÇ) 1 MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Şimdi efendiler; demek bu en nihayet hazırlanmış bir gayedir. Fakat bence muhakkaktır ki daha evvelinden bu şekilde veyahut o şekilde, burasını berbat etmek ve burada kendi akıllarınca bir hükümet yapmak teşebbüsünde ve kanaatinde bulunmuşlardır. Bütün teşebbüsleri açık, hep bu gizli gayeye ve bu noktaya aittir. Efendiler, Elhamdülillah Hükümetimiz kuvvetlidir. Ordumuz şayanı emniyettir. Bittabi Büyük Millet Meclisinin meşruiyetine taarruz edenler, tecavüz edenler hakkında Yüce Meclisin kanunları tatbik edilir ve Hükümetimiz bu kanunları tatbik etmeye muktedirdir. Zannediyorum ki bu açık telgraf üzerine Genel Kurmay Başkanlığı, derhal Ethem Bey i kumandadan azlediniz ve hakkında kanuni işlem yapınız emrini vermiştir. Tabii Ordu icap eden tedbirleri ve tertibatı yapar. Yalnız şunu da tamamlamak istiyorum. Gelen paşalar vaatle katiyen gelmemişlerdir. Onu da bilelim ki, belki yarın veya diğer gün Muhtar Beyefendi izahat vereceklerdir. Fransızlar müracaat ederse ve neticesi gelmese bile, müracaatlarını derhal kabul ederiz. Müzakereler dahi siyasetimizi ve bizim bu tarzı hareketimiz Batı ya karşı... Doğu ya olan ve bu noktadan Moskova ile... Efendim, Hacı Şükrü Beyin kabahatleri çoktur, isterseniz onu diğer münasip bir zamanda mevzu ederiz. CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Celseyi tatil ediyorum ARALIK 1920: GİZLİ OTURUMDA ÇERKES ETHEM MESELESİ ÜZERİNE CEPHEYİ TEFTİŞTEN DÖNEN MİLLETVEKİLLERİNİN AÇIKLAMALARI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 126.Birleşim, Gündem: 3/2) Hükümetin, Çerkez Ethem Bey ve kardeşleri ile görüşmek için Kütahya ya gönderdiği milletvekilleri bir sonuç alamadan Ankara ya geri döndüler. Kuva-yı Seyyare beklenen isyanını bir gün önce başlamıştı. Bir gün önceki gizli oturumda sadece Mustafa Kemal Paşa konuşmuştu. Bu defa Kütahya dan dönen milletvekilleri gördükleri ile ilgili açıklamalarda bulundular. Mustafa Kemal Paşa da açıklamalarda bulundu. CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Mevzu üzerinde Celâl Bey, Vehbi Bey konuşacaklardır. Buyurun. MAHMUT CELÂL BEY (Saruhan): Muhterem arkadaşlar, hatırlarsınız ki bir hayli zaman evvel Kuva-yı Seyyare kumandanlarıyla Garp Cephesi Kumandanı 1 Yunus Nadi, Çerkez Ethem Kuvvetlerinin İhaneti, s.91, Sel Yayınları, İstanbul, TBMM Gizli Celse Zabıtları (29 Aralık 1920), 1.Dönem, c.1, s , 53
54 arasında bir yanlış anlama hâsıl bulmuştu ve bunu hususi surette işitmekte idik. Bununla gayri resmî olarak gerek Reisimiz Paşa Hazretleri ve gerek Hükümet ve bazı kişiler meşgul bulunuyorlardı. Son zamanlarda ki bir kaç gün önce hususi surette bazı arkadaşlarla beraber özel bir toplantı yapıldı ve orada muhterem Reisimiz Paşa Hazretleri bu meseleyi bahis mevzuu ederek bize hususî vazife verdi ve gidiniz şu esasları orada kendilerinden anlayınız dediler. Bize, hatırladığıma nazaran, orada söylenilmek üzere söylenilen sözler şunlardan ibaretti. Kayıtsız ve şartsız Büyük Millet Meclisinin emrine itaat olunacaktır. Kendileri cephede vaziyet alıp kayıtsız şartsız kumandaya tabi olacak ve itaat edeceklerdir. Kuva-yı Seyyarenin şurada burada bulundurduğu irtibat subaylarının hususî şifreleri ellerinden alınacak ve onlar sadece insani vazife ifa ettikleri iddia olunduğu, yani Kuva-yı Seyyarede bulunan asker ve subayların ailelerine de baktıkları için onların vazifeleri devam edecek ve ancak ordu şifresiyle haberleşmeye izin verilecektir. Kuva-yı Seyyare rast geldiği yerden asker toplamayacaktır. Askerlik şubeleri, diğer orduda olduğu gibi, muayyen kadrolarını tamamlamak için asker vereceklerdir. Bunlar da bunu kabul ederek bu suretle hareket olunması ve daha hatıra gelmeyen ihtimal ki böyle disipline ait esaslı maddeler de mevcut idi. Biz arkadaşlarımız Vehbi, Eyüp Sabri, Kılıç Ali Bey, Reşit Beylerle gittik. Emir Paşa Hazretlerinin rahatsızlığına binaen onlar kaldılar. Reşit Bey de dâhil olduğu halde Kütahya'ya gittik. Yalnız şu anda efendiler, çok mühim bir vaziyet karşısında bulunuyoruz ve diyebilirim ki maksadımızın istihsali uğrunda yaptığımız mücadelenin tam bir dönüm noktasında bulunuyoruz. Yani ben kendi hesabıma ait olmak üzere söylüyorum. Meseleyi gözümün önüne getirdiğim zaman bir taraftan zekâsına, irfanına, liyakatine, hüsnüniyetine hiç şüphesiz hüsnüniyetine, vatanperverliğine itimat ettiğim kumandanlar. Diğer taraftan bu meselenin ta başından itibaren pazı kuvvetine güvenmiş, ortaya atılmış, çalışkan arkadaşlarımız. Bunların bir an için sırf Memleket istiklâlini müdafaa için eline aldıkları silâhların, bu Memleketin öz evladının sinesine çevrildiğini tasavvur ve tahayyül etmek bile hepimiz için gönül yakan bir meseledir. Heyetimiz, yani giden bu hususî heyet sırf bu meseleyi göz önünde bulundurarak, bunun vuku bulmasına, bu hadisenin düzelmesi için çalışmayı en samimi emel görmüşler ve bunun iyilikle, maazallah, Memlekette hâsıl olacak karışıklık ve felâketten dolayı müteessir, elemli bulunuyorduk. Oraya, Kütahya'ya vardık. Bu his altında bizi orada bulunan kumandanlar karşıladılar. Gece akşamüzeri varmıştık. Misafir ettikleri evde Reis Paşa Hazretlerinden bir telgraf aldık. O telgrafta deniliyordu ki, Kuva-yı Seyyareden bazı kişilerin cepheden gelerek, Kütahya ve Gediz'de vaziyet aldıkları haber alındı. Bu mesele hakkında kati malûmatınızı bildiriniz. Biz o dakikaya kadar gördüğümüz, şahit olduğumuz meseleleri... MEMDUH BEY (Giresun): Telgraflar okunsun, Paşa Hazretleri. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Benim yazdığım telgraf aşağı yukarı şu idi. Birinci Kuva-yı Seyyare, Garp Cephesi Kumandanının malûmat ve onayı olmaksızın mıntıkasında bulunan bir alayı cepheye dağıtarak, kendi hafif 54
55 kuvvetlerini Gediz'de, Pehlivan Ağa müfrezesini Kütahya'da toplamış olduğunu istihbar ettim. Bunun mana ve mahiyetini katiyetle anlamak isterim. MAHMUT CELAL BEY (Devamla): Paşa Hazretlerinin şüphesiz buyurdukları gibidir. Mesele, biz orada gördüğümüz bir kaç saatlik vaziyetten mülhem olarak yanlık anlaşılacak bir maksat yoktur. Aynı zamanda cephede kumanda etmekte bulunan Ethem Bey in biraderi Tevfik Bey Kütahya'ya gelecek ve kendisiyle görüşeceğiz. Görüştükten sonra neticeyi tafsilatlı olarak arz ederiz, diye cevap verdik. Ertesi günü Tevfik Bey cepheden döndü. Ethem Bey Reşit Bey, arkadaşlar beraber olduğu halde meseleyi açtık. Sözümün başlangıcında arz eylediğim hususî celsede söylenmesi lâzım gelen sözleri Vehbi Bey arkadaşımız kendilerine tamamen anlattılar. Bir sükûnet içerisinde dinlediler ve bunları tamamen kabul ettiklerini ve aynı şekilde hareket edeceklerini ve hatta Tevfik Bey ilave etti, ben aynı zamanda askerlik de ettim, Orduda bulundum. Düzen ve disiplin olmayınca orada hiçbir zaman muvaffakiyet hâsıl olmayacağını biliyoruz ve böyle hareket edeceğiz dediler. Sonra kendileri Ordu tarafından alınan tedbirden bahsettiler. Bazı askerlerinin, hasta ve izinli askerlerinin dönüşlerinde silâhlarının alındığını ve üzerlerinin arandığını söylediler. Biz onları orada not etmiştik. Bunlardan da sarfı nazar edilmesini bizim vasıtamızla rica ettiklerini anlattılar. Aynı zamanda şunu söylediler. Bizim yaptığımız harekâtta, aldığımız tavır ve vaziyette hata ve sevap vardır. Bunun hatasını I itiraf ederiz. Sevap gördüğümüz noktalar da şunlar, şunlardır. Uzun boylu görüşme sürdü. Aynı zamanda biz öyle zan altında bulunuyoruz ki, Kuva-yı Milliyenin yani Kuva-yı Seyyarenin ortadan kaldırılması kararlaştırılmıştır. Bu mesele bugün için ihtilaflı bir meseledir ve biz bundan tamamen vazgeçiyoruz. Asıl olan bu noktanın hallidir, dediler. Ben de, bütün bu tekliflerinizi kabul ediyoruz ve yapacağız. Fiili teminat isteriz. O fiili teminatı birçok zamanlar işitmiş bulunuyordum ki bazı kumandanların değiştirilmelerinden ibaret, bazı kumandanların tayinlerini istiyorlardı. Bu cihet de olamazsa tarafsız bir şekil ve yol düşündüklerini, yani üç, dört yol düşündüklerini söylediler. Arkadaşlar orada, o görüşmeden ne suretle mülhem olmuş isek bir telgrafla buraya malumat verdik ki gördüğümüz ve hissettiklerimiz bu merkezdedir, şu şekildedir, bunlar tespit edilmiştir ve bu... VEHBİ BEY (Karesi): Reis Bey, okunsun telgraflar, bütün mesuliyetler bizim üzerimizde kalmasın ve Meclis öğrensin. (Telgraf okundu.) MAHMUT CELÂL BEY (Devamla): Bunu biz gece yarısı almıştık. O zamanki hissiyatımızın tercümanı olmak üzere şu telgrafı çekmiştik. (İkinci cevap telgrafı okundu.) MAHMUT CELÂL BEY (Devamla): Sonra Paşa'nın buna cevabı vardır. (Mustafa Kemal Paşa'nın ikinci telgrafı okundu.) 55
56 MAHMUT CELÂL BEY (Devamla): Bu telgraf gayet nazik ve samimi ifadelerle yazılmış bir telgraf idi. Okunmak için kendilerine verdik ve bu müzakeremizde kendilerinde tesirlerini de gördük. Sonra arz ettiğim gibi biz arkadaşlarca yazdığımız telgraf ki o müzakereden sonra, (Müzakereden sonra yazdıkları telgraf okundu) MAHMUT CELÂL BEY (Devamla): Emniyet tertibatından maksadımız, cepheden Kütahya'ya asker getirmişlerdi ve Gediz'den de haberdar değildik. Fakat kuvvetle zannediyorum ki Gediz'de de tedbir alınmış idi. Bir subayın oradaki Altıntaş müdüriyetine tehdit dolu yazdığı bir mektup idi. Bunu Nahiye Müdürü almış, gerek kumandana ve gerek Nahiye Müdürüne malûmat vermek üzere gelmiş idi. Bir de irtibat memurları yalnız Ankara, Eskişehir'e devam (Telgrafın geri kalanı okundu.) MAHMUT CELÂL BEY (Devamla): Paşa Hazretlerinden ilk evvel şu cevabı alıyoruz. (Mustafa Kemal Paşa'nın cevabı okundu.) MAHMUT CELÂL BEY (Devamla): Biz bu telgrafı aldığımız zamanda meselenin hallolunduğunu ve binaenaleyh bu düzene girmek hususunda esas itibariyle kendileri de kabul ettiği için bir mesele kalmadığını ve Hükümetin bunu sırf tehdit maksadıyla yazmış olacağını aradaki husumete sebep olan meselelerin resmen halli demek olacağını kendilerine izah etmek istedik. Fakat maalesef muvaffak olamadık. Zaten bu birinci meselede onlarda kabul etmiş bulunuyorlardı. Asıl bu onların tabiri gibi söylüyorum, fiili emniyete varabilmek için bu Fahrettin Beyin yerine tampon vazifesini görmek üzere, kendi tabirleridir, Kâzım Bey in tayini, Refet Bey İçişleri Vekâleti vazifesine dönmeyip orduda kumandanlık edecekse... Eğer İçişleri Vekâletine Refet Bey dönecekse onun yerine herhangi bir zatın gerek tümen ve gerek ordu kumandanlığına tayini, Orduca resmen tetkik edilmesine işarettir, bu kendilerine, demek istedik. Bu mesele hakkında açık malûmat almak ihtiyacında olduklarını söylediler. Binaenaleyh bu iki nokta belirsiz kalmıştır. Biz burada görüşmek üzere, dönmek üzere bulunduğumuz bir zamanda Kütahya'da bir söylenti çıktı. Kütahya'ya Eskişehir'den on bir vagon mühimmat ve asker geliyor. Bu o aradaki Kuva-yı Seyyare asker ve subayları arasında heyecanı sebep oldu ve ne maksatla geldiğini henüz bilmiyorlardı. Yalnız tümenlerden birisinin, kışlamak üzere, Kâzım Bey kumandası altında oraya geleceğini haber aldıklarını söylüyorlardı ve bu düşmanca bir vaziyet midir? Yoksa o arada kışlamak üzere mi gelmişlerdir? Bu tayin olunamadığı için tereddüt ediyorlardı ve heyecanın sebebi de bu idi. Onlar da arada kendilerine ait olan malzemeyi cephenin gerisine çekiyorlardı. Biz de tabii ki endişeli bir vaziyette idik. Maksat anlaşılmadan eğer silâh patlayacak olursa korktuğumuz bir vaziyetin gözümüz önünde vukua geleceğini anlıyorduk. Bu anlaşılmadı. Hatta biz dahi bizzat meşgul 56
57 olduk. Askerin ne için gelmekte olduğunu sorduk. Gece yarısı işittiğimize nazaran, mahallere söylemiş bulunuyorlar. Refet Bey kumandası altında askerlerin Karahisar'a geldiklerini ve orada tertibat alındığını istihbarat ettiklerini söylediler. Bu vaziyeti, Eskişehir'den asker sevk olunduğunu, Karahisar'a Refet Bey in kumandası altında asker geldiğini görünce haklarında fiili hareketin başladığına hükmettiler. Bunu bize doğrudan söylemediler. Fakat aldıkları tertibat ve vaziyet dolayısıyla anlıyorduk. Yalnız kendilerine buraya asker geldiği takdirde ne vaziyet alacaklarını sual ettik ve dediler ki, biz mecbur kalmadıkça silâh çekilmeyeceğini ve sonra bize İsmet Bey de söyledi zannederim, kendilerinden işittik ve böyle hüküm verildikten sonra İsmet Bey in de bir telgrafı geliyor. Oraya asker gelecektir, siz Gediz cihetlerine gidiniz. Siz Gediz taraflarına gidiniz, diye. O kendilerini biraz müsterih etmiştir. Fakat vaziyetleri tamamen endişeli idi. Biz bir iki defa dönüşümüz için kendileriyle müzakere ettik. Müzakeremizde müspet bir netice alamadık. Olur, filân dediler, fakat dönmek mümkün olamamıştı ve sabahleyin bize, tren hazırdır, istediğiniz zaman hareket edebilirsiniz. Dr. SUAT BEY (Kastamonu): Hangi tarihte? MAHMUT CELÂL BEY (Saruhan): Dün sabahleyin. Reşit Bey, ben kalacağım burada, siz gidiniz dedi ve bizi acele gönderdiler. Hatta biz kendilerine veda için gittiğimiz zaman Ethem Bey, gayet müteessir bir tavır ve vaziyetle, sabahleyin Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Hükümete, Garp Cephesi Kumandanlığına ve Karahisar'a bir telgraf çektiğini söyledi ve o telgrafı da, hiç şüphe etmem ki, büyük bir teessürle burada okumuşsunuzdur. Düşünce itibariyle gayet sakat ve bu işi bozmaktan başka bir işe yaramaz. Arkadaşlar, hepimiz bu hareketin doğru olmadığını kendisine anlattık ve ümit etmek isteriz ki siz bu fikrinizde samimi değilsiniz. Herhalde yine anlaşmak için böyle bir tehdit şeklinde bir vesile ortaya atıyorsunuz, demek istedik. Bunu açıkça bendeniz, Ethem Bey e ve Reşit Bey e söyledim. İstasyonda son ayrıldığımız zaman, ancak bu manayı anlayabiliyorum, çünkü başka türlü son mermi atılıncaya kadar bir anlaşmaya müsait vaziyetteyiz dedi ve oradan ayrıldık, efendiler. Bendeniz, unuttuğum noktalar ve hatırımdan çıkmış bazı şeyler olmakla beraber olanları ancak bu suretle hikâye edebildim ve bunlar noksandır, fazla değildir. Sonra şunu da ilâveye mecburum ki efendiler, orada pek ağlanacak, hüzünlü dakikalar yaşadık. Bu Memleketin istiklâlini, namusunu, şerefini müdafaa için silâha sarılan arkadaşlardan ilk hareketlerinden itibaren, son Demirci ve Gediz muharebelerinden itibaren bunlara ait birçok kahramanlık hikâyeleri dinledik ve bunların içerisinde asıl Reis Paşa Hazretlerine ve Meclise söyleyiniz. Bize kurşun atmasınlar. Biz Memleketin namusunu müdafaa için ortalığa atıldık ve sizden yalvarırız, istirham ederiz, bu yanlış anlaşılmayı iyilikle hallediniz. Balıkesir ve havalisinde, bunları söyleyen zatı tanırlar. Anzavur'un tedibine en ziyade amil olan bir zattır. Battal Gazi namını alan Parti Pehlivandır. Böyle hazin ve elim bir tesir altında oradan ayrıldık. Giderken bizim askerlerin kırmızı ve yeşil çekerek harp düzeni halinde Kütahya üzerine yürümekte olduklarını gördük ve insan şüphesiz ki bunların el ele vererek 57
58 düşmana saldırmalarını ve esasen maksat bir olduğu halde ulvi vazifelerini, pek yiğitçe, pek kahramanca düşmana karşı ifa etmelerini temenni etmekten başka bir şey yapamıyor. İsmet Beyi gördük, orada ve ismet Bey e böyle olduğu gibi gördüklerimizi söyledik. İsmet Bey, bilirsiniz ki gayet temiz ve kahraman bir askerdir. O da vaziyetten müteessir olduğunu, fakat disiplin temin etmek imkânı olmadığını bize anlatmak istedi ve herhalde çare bulunmasını rica ettik. Görüşümüzü sordu. Biz vaziyeti olduğu gibi gördük. Bunu esasa bağlamak yine sizlere aittir. İsmet Bey dedi ki, şöyle hatırlıyorum benim için yapılacak çare, bu kişiler kumanda mevkiinden çekilsinler. İleride yine Memleket hizmetine koşmak vaziyetinde bulunmak için çekilsinler, Münasip gördükleri bir yerde otursunlar ve biz yine bu Kuva-yı Seyyareyi, yine evvelce olduğu gibi, tanzim eder, tertip ederiz ve bugün bundan başka düşündüğüm bir mesele yoktur. Buraya geldik, efendiler. Yalnız Eskişehir'de, af buyurunuz, gerek Kütahya'da, şunu da ilâve edeyim ki, tarafların vukuatı, bilhassa bizim bildiğimiz meseleyi, lüzumundan fazla mübalağa ettiklerini gördük. Zannederim herhangi bir meselede, böyle mühim ve vatani meselelerde işin içine hırs girdiği zaman mantık kaybolur. O mesele hallolunmaktan pek uzak bulunur. Bu işin içerisine hırs girdiğini anlıyorum ve bugün dahi şu dakikada fena yazılmış olan telgrafın buraya gelmiş ve alâkadar zevatın resmen nazarı dikkatlerine vazedilmiş olmasına rağmen kan dökülmeden meselenin hallini temenni ediyorum. Zannediyorum ki buna imkân vardır. Bilhassa geleceği, vaziyeti kurtararak ve tarafların, hiç şüphesiz hepimiz onların şerefini nazarı dikkate alarak, sonra da zarar vermeyecek bir şekilde meselenin hallini bu Meclisten ve Hükümetten bekliyoruz. Bilhassa Reis Paşa Hazretleri de bir buçuk aydan bu meseleyi dikkatle yakından takip etmişlerdi. Buna da kaniim ki onlar da kötü bir devreye varmadan, yani silâh patlamadan işe iyilikle son vermek isterler. Bizim görüşlerimiz bundan ibarettir. Meselenin çaresini de hep beraber düşünmek zaruretindeyiz. BİR MEBUS: Siz nasıl bir anlaşma imkânı tasavvur ediyorsunuz? MAHMUT CELÂL BEY (Devamla): Bendeniz ferden, şahsen, kati olarak şu diyemem. Fakat yine tarafların şeref ve haysiyetini kurtarmak ve vaziyetimizi tehdit etmeyecek bir şekil bulmak herhalde lâzımdır. Fakat bunu açıkça şimdi söyleyemeyeceğim. Hatıra gelenler söylesinler, belki bendeniz de bir şey düşünebilirim. SALİH EFENDİ (Erzurum): Ethem Bey in son yazdığı telgraf yeni bir zihniyet üzerine mi yazılmıştır? Yoksa eskiden beri mevcut olan bir zihniyetle mi yazılmıştır? Bu mesele hakkındaki görüşünüz neden ibarettir? MAHMUT CELÂL BEY (Devamla): Bu, çok mühim bir meseledir. Biz arz ettiğimiz gibi kendilerine veda ettiğimiz zamanda böyle bir telgraf çekildiğini bize söylediler ve o zamana kadar haberimiz yoktu. Olsaydı bu, vaziyeti yüzde yüz tehlikeye düşüreceği için, Memlekette sırf silâh patlamaması için, buna mani olmaya bütün kuvvetimizle çalışırdık. Telgrafın bize, çekildiğini Telgraf Müdürünün imzası olduğu 58
59 halde kopyasını gösterdiler ve orada son vaziyette yani bu işin, öyle tahmin ediyorum, silâh patlamadan hal olunmayacağına kanaat hâsıl ettikten sonra bu telgraf çekilmiş olacaktır. Sonra bendeniz Reşit Bey e açıkça istasyonda ayrılırken bunu da söylemiştim, yine tekrar ediyorum; ben bu telgrafı gayet sakat buluyorum ve ümit etmek istiyorum ki siz bunu tehdit ederek uzlaşmak için bir fırsat kabul etmek istiyorsunuz. Bunun bütün sakat olmasına rağmen bir fırsat ortaya koymak istiyorsunuz. Evet dedi, mesele böyledir ve biz ilk mermi atılıncaya kadar anlaşmak isteriz. Fakat belki bunun evveli olabilir ve belki sonrası vardır. Açıklamalarım, bu mesele hakkında bundan ibarettir. Yalnız malûm olan bir mesele varsa, telgraf gayet ağır ve sakattır. Gerek zihniyet ve gerek fikir ve mütalâa itibariyle sakattır. Onda hiç şüphe yoktur. İHSAN BEY (Adana): Müsaade buyrulur mu? Celâl Bey den bir şey soracağım. Sizin biraderlerine tebliğ edeceğiniz meseleleri kabul etmiş ve bunu kardeşlerine de kabul ettirmeyi taahhüt etmişti. Kendisinin orada kalışı, hissediyorum, ifadelerinizde... MAHMUT CELÂL BEY (Devamla): Arz edeyim, Efendim, Tevfik Bey geldiği vakit görüşmek üzere dedi, hatta isim düzelterek Reşit kardeşim böyle hepimizin kabul edeceği bir meseleyi size söz vererek gelecekseniz netice itibariyle mahcup olabilirsiniz ve biz fiil emniyet isteriz ve o fiili emniyet de şundan ibarettir. Bu husule gelirse biz burada çalışabiliriz ve bu mesele burada tespit edilmeden gelirseniz meseleye hal edilmiş nazariyle bakamazsınız, aldanırsınız, dediler. Bu meselede Reşit'e söz hakkı vermediler. VEHBİ BEY (Karesi): Yalnız efendiler, bir kelime ilâve etmeme müsaade buyurunuz. Biz tarafların istinat ettikleri delillerin haklı ve haksız olması üzerinde durmadık. Onlar tarafından disiplin ile itaat edeceğiz cevabı verilince, ona hallolunmuş nazariyle baktık. Binaenaleyh tarafların şu veya bu cihetle haklı, şu veya bu sebeple haksız olduğu yolunda mana çıkarılmamasını rica ederim. EMİN BEY (Eskişehir): Efendim, dün akşam Paşa Hazretleri, Ethem Bey tarafından yeni bir Hükümet teşkili, böyle bir vaziyet tesisi için veyahut tertibat alındığı hakkında bir söz söylemişti ve bahis buyruldu. Bu son vaziyetten hâsıl olmuş bir fikir değildir. Bir şeyi varmış, anlaşılıyor. Lütfen bu hususta izahata buyurur musunuz? MAHMUT CELÂL BEY (Devamla): Bendeniz bu hususta bilgi sahibi değilim. Belki olabilir, belki değildir. Evet veya hayır demek için elimde bir vesika yoktur. VEHBİ BEY (Karesi): Efendim, insanın bu gibi meselelerin içinde bulunması talihinin fenalığına atfetmekten başka bir şey değildir. Çünkü Celâl Beyefendi tamamen tasvir etti ve arkadaşların kanaatlerine, hissiyatlarına tercüman oldu. Buna bendenizin de kanaatim namına ilâve edecek bir şey varsa, henüz silâh patlamak ihtimali mevcuttur. Çünkü bir tarafı dinliyorsunuz. O bir taraf kurşun atmadıkça ben de kurşun atmam diyor. Bu vaziyetin verdiği his üzerine, kendi 59
60 üzerlerinde uyandırdığı hissiyat neticesi ufak şeylerden nem kapıyor. Bir kartopu ki eritmek lâzımdır. Silâh patlamaksızın Yüce Meclis hallederse bugüne kadar Vatana ettiğiniz hizmetlerin en büyüğünü etmiş olursunuz. Bendeniz bunu rica ediyorum. Şöyle de olur, menedilir, böyle de olur, menedilir. Bunu selâmeti fikirle meneder, hatıra gelir ve bunu şimdi düşünmek olmaz. Çünkü birisinin hatırına bir şey geliyor, söylüyor, meseleye zarar veriyor. Bir komisyon kurmak şartıyla ve komisyon on, on beş kişilik teşkil olunur. Bu meseleyi tetkik eder. Orada etrafıyla düşünür. Herkes elini vicdanının üzerine kor, tetkik eder. Meclis bu meselede hissiyatına tabi olmaya hakkı vardır. Fakat buna önem vererek, vakayı göz önüne getirerek bir karar alırlar. Bize getirirler, o vakit münakaşa ederiz. REFİK BEY (Konya): Bir komisyonun kurulmasını teklif ediyorum. CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Bu hususta önergeler vardır. TBMM Başkanlığına Cepheden gelen arkadaşlarımızın ifadelerine ait kanaatime göre, evvelâ Hükümetin, hemen bu dakikada Ordu ile Kuva-yı Seyyare arasındaki çatışmaya başlatacak emirlerin tehir edilmesi hakkında duyuruda bulunması ve sonra meseleyi araştırmak üzere Yüce Meclisin beş veya daha fazla arkadaşı İnceleme Heyeti olmak üzere seçmesi gerekir. Bu heyetin bütün haberleşme dosyalarını tetkik ederek tarafları dinlemesi ve kanatlarının bir raporla Genel Kurula arz etmeleri gerekir. Memleket adına lüzumlu gördüğümden bunların karara alınmasını ve Hükümete süratle tebliğini teklif ederim. 30 Aralık 1920 İzmit Mebusu Sırrı TBMM Başkanlığına Pek mühim ve hassas olan meselenin Vatanımızın selametine uygun bir surette halli için Hükümetten üç, mebuslardan altı üyeden meydana gelen bir hakem heyetinin teşkilini teklif ederim. 60 Konya Mebusu Refik MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Mesele bugün tafsilat ve teferruatıyla Heyeti arz edilmiştir. Celâl Beyefendinin oraya giden Heyet namına verdiği izahat ve Vehbi Bey in vermiş olduğu izahat, arz olunan tafsilâtı meseleleri açıklamıştır. Şimdi son vaziyet, Ordu Birinci Kuva-yı Seyyarenin kötü bir hale gelmemesi için, fiilen tedbir almaya başlamıştır. Binaenaleyh bu tedbirlerin bir an dahi duraklamasına, heyet teşkili, komisyon teşkili, eğer bu okunan önergeler gibi, verilen emir ve talimatın tehirine sebep olacaksa, Hükümet tabii ki buna muvafakat
61 edemeyecektir. Çünkü Hükümet bunun neticesine ait mesuliyeti yüklenmiş olacaktır. Bu meselede Hükümeti kusursuz bir hale koyarsanız ve teşkil edeceğiniz komisyonda bu meseleyi halledebileceğinize kani olursanız, o zaman komisyonları yapabiliriz. Bu, bir Hükümet işidir. Yalnız görüşelim. Hakikaten daha seri, daha emin bir surette bir şekil hal bulacak isek tatbik edilsin. REFİK BEY (Konya): Paşa Hazretleri müsaade buyrulur mu? Biraz evvel arkadaşımızın izah ettiği gibi, meselenin hassasiyeti zatı devletince malûmdur. Meydan verilmesin. Şüphesiz fiili tedbirler devam edebilir. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Beyefendi hazretleri, silâh patlamadan ve bir fenalığa meydan vermeden halledilmek için bir buçuk aydan beri, geceli, gündüzlü çalışmaktayız. Bütün arkadaşlarımız bunu pekâlâ biliyor. Yalnız burada, nazarî çalışmak, değil, bir buçuk aydan beri bizzat o arada gidip çalışmak suretiyle hadiseye vakıf oldum. İhtimal ki bir buçuk ay evvel, dün başlamış olan hareket başlayabilirdi. Bir buçuk aydan beri Ordu büyük bir kısmı bu meselenin halline hazır bulunuyordu ve düşmanla meşgul olamadı. Binaenaleyh bunun fazla gecikmesine imkân yoktur ve görüyorsunuz Garp Ordusu Kumandanı İsmet Bey böyle bir ihtimali bertaraf etmek için Ethem Bey e haber veriyor. Ben Kütahya'yı işgal edeceğim, Kuva-yı Seyyareyi oradan çekiniz diyor. REFİK BEY (Konya): Dünkü zatıâlinizin izahatı sırasında ve dış görünüş itibariyle bugünkü vaziyetimize muhalif bulunan şu hareketi, üzerinize aldığınız yüce vazifeyi, iyi bir şekilde yerine getirme azmi ve fedakârlığını arzu ettiğinizi tamamen kanaat edindiğimiz kalplerimize yerleştirmiştir. Arzu ediyoruz ki, bu vazifenizin yegâne önderi ve Anafartalar Kahramanı, tarihi şanın muvaffakiyetine son hassas olan şu mesele halledilsin. Kendi hesabıma ve bütün Milletin menfaati namına teşekkürlerimi takdir ediyorum. Silâh patlamamasını temenni ediyoruz ve arzularımız da silâh patlamamasını temin etmektir ve biz müzakereye devam edelim. Memleketin menfaatine muvafık bir surette hallederiz inşallah. Dünkü telgraf bize ait değildir, sahibine aittir. Onun tutar yeri yoktur. Yüksek hissiyatınıza müracaat etmek suretiyle buna bir hal çaresi bulunması ve Yüce Meclisin kefilliği buyurdu... Tekrar istirham ediyorum Paşa Hazretlerinden. SALİH EFENDİ (Erzurum): Mademki bazı arkadaşlarımızın da beyanatı gibi bu meselenin sulh ile halli mümkün olduğunu Celâl Bey itiraf ediyor, gerek Meclis ve gerek sizin şerefi riyasetinizden bunu temenni ediyorum. BİR MEBUS: Efendiler bazı meseleler ve vaziyetler vardır ki maatteessüf hüsnüniyetle hal çaresi bulunamaz. Bendeniz de bu dakikada hâsıl olan kanaat budur. Eğer Birinci Kuva-yı Seyyare Ordunun ve Hükümetin kuvvetini görürse silâh patlamaz, hallolur. Fakat oradaki Ordumuzun mağlup olacağını görse, ayaklarının altını dahi hepimiz beraber öpsek yine de anlaşmak mümkün olmaz. Mamafih bir sureti hal bulunursa şüphesiz hepimiz memnun oluruz. 61
62 İSMAİL FAZIL PAŞA (Yozgat): Bunlar üzerine sevk edeceğimiz subayların fikrini tamamıyla anladınız mı? Yani bu adamlar benim kulaklarıma gelen çoğu subaylardan, Müslüman Müslüman a kurşun atmaz, şeklindedir. O halde bu söylenti ne dereceye kadar tesir yapar? Bu cereyan bizim de kulaklarımızı doyurmuştur. Ordu muharebe etmez, Ordu askerleri Kuva-yı Milliye karşısında dağılır. Bundan benim anladığım, propagandadır ve bu bendenizce fazla propagandadır. Çünkü diğer taraftan da ordu tesir yapmamıştır. Çünkü diğer taraftan diyorlar ki, kuvvetlerimize sahibiz. Hükümetin her türlü emirlerini icra ettiririz, diyorlar. Fakat bendeniz istemem söylemeyi, Vatanın selâmeti namına söyleyeceğim. Bugün İsmet Bey in maiyetindeki karargâh müfrezesi ki en güzide bir şeydir, onların subayları böyle bir şey teklif olunursa ben yapamam dediğini zatı âlilerine söylüyorum. BİR MEBUS: İsim vermeyiniz, şahıs tayin etmek iyi değildir. İSMAİL FAZIL PAŞA (Yozgat): Şahıs tayin etmek iyi değil. Fakat selâmeti vatan namına mecbur oldum, söylemeye mecbur oldum. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Beyefendiler, gayet üzüntü verici bir vaziyet karşısında bulunuyoruz. Eğer Hükümet varsa ve Hükümet bir kuvvete dayanıyorsa yapılacak şey, bu kuvvetin gücünü kullanmaktır. Hükümetin dayandığı kuvvet yoksa Birinci Kuva-yı Seyyare Kumandanının diktatörlüğünü kabul etmek lâzımdır. İSMAİL FAZIL PAŞA (Yozgat): Efendiler; müsaadenizle şurasını arz edeyim. Söyleyeceğim şeylerden eğer bir hisse çıkarılırsa veya başka bir manaya çekilirse, mukaddesatıma ve Cenabı Allaha yemin ederim ki mesele daima belki 50 seneden beri vicdanların çarpmakta olduğu ve bunun selâmetinden başka bir şey olmadığı için Celâl Bey in dediği gibi, böyle tüfek patlaması anında korktuğum şekiller vardır. Bunun için sulh yoluyla hal yolu vardır. Korkarım ki halen kül altında kıvılcım gibi yanmakta olan, Müslümanlar arasında kan dökülmesi ve buna sebebiyet verilmesi doğru değildir. Böyle olduğu takdirde öyle bir vaziyet ortaya çıkar ki çabalayıp, çalıştığımız mukaddes gayeye varamamak veya belki başka neticeler hâsıl olur. Celâl Bey deminden bir şey söylüyor. O adamlar fiili emniyeti istiyorlarmış. Rica ederim, niçin bu nokta sorulmuyor? Ne imiş bu fiili emniyet? Efendiler malûmu âliniz ki Ethem Bey denilen zatın toplamış olduğu kuvvetler birtakım yuvalardan toplanmış, birtakım haşereden ibarettir. Mamafih içlerine nizami birlikler de konulmuştur. Binaenaleyh oldukça şöyle muntazam bir kuvvet ortaya çıktı. Sırası geldi, bir bu kuvveti Yozgat'a, Demirci'ye, Düzce'ye sevk ettik. Resen hizmet ettiler. Sonra bunların bu hizmetlerine karşı olanca mükâfatı da yaptık. Sonra Bolu'dan itibaren Antalya'ya kadar uzanan bir Garp Cephesi vardı ki, malûmunuz burayı iki kumandana emanet ettiniz. Bunlar iki üç ay çalışarak, çabalayarak ta Balıkesir'den Bursa'ya kadar 30 kilometre mesafede düşmanı geri çektirdiler. Bunların gayretini inkâra mahal yoktur. Bu iki kumandanının himmet ve gayretleri vardır. Gediz'de hakikaten şayanı iftihar bir surette kış kıyamet 62
63 demeyerek süngü hücumuyla düşmana hücum ettiler. İşte bu kuvvetler bir beraberlik ve muntazam bir idare, itaat içinde idi. Ethem de öyle idi. Pekâlâ ne oldu sonra? Bir buçuk ay sonra ne oldu? Kalktı ayağa, ben o vakit hasta idim, Eskişehir'de idim ve Hükümette de bunun hakkında cereyan eden görüşmelerde ekseriyetle bulunmadım. Bunun derecesini evet bilmiyorum. Malûmu âlinizdir ki zamanımızın harplerinde çabuk hareket ederek muvaffak olmak için, itaat, ciddiyet ve disiplin lazımdır. Bunda tereddüt ve şüphe yoktur. Binaenaleyh bu çetelere, derme çatma kuvvetlerimiz varsa bunlara, hakikaten intizam vermek, Ordu içine katmak lâzımdır. Hatta bendeniz Eskişehir'de hasta bir halde iken o vakit Fuat'a sormuştum. Ne yapıyorsunuz, bu gelen herifleri? Sıraya dizerek, sen falanca tabur falan diye numara veriyoruz ve kıtasına katıyoruz. Mamafih bunlar durmayıp firar ediyor. Filan falan. Yine bu Ehem in müfrezesine kayıyorlar. Hatta Fuat'a dedim ki, sen Ehem in kuvvetlerini daha ziyade intizama sokmuyorsun. Zamanı değil şimdi, tamamıyla itaat halindedir. İfadede zerre kadar aykırılık yoktur. EMİN BEY (Eskişehir): Bir sual sormam müsaade buyrulur mu? Hastalığınız zamanında ziyaretinize gelmiştik. Fuat Paşa Hazretleri Petersburg'a tayin olunmuştu. O zaman bir vaka yoktu. Zatı âliniz bize buyurdunuz ki; korkarım ki Fuat'ın cepheden ayrılması bu Millî Kuvvetlerin isyanına sebep olur. O zaman bir sezginiz mi vardı? İSMAİL FAZIL PAŞA (Devamla): Müsaade ediniz söyleyeyim. Ayıptır, bir babaya söylemek, onu irfanınız anlamalı. O çocuk disiplin altında bulundurulmalı. Korkarım ki o sesler de kulağıma gelmeye başladı. Onu Hükümete sorun. Bunu müdafaa etmek nezaketime yakışmaz. Her ne ise, şimdi ne oldu? Benim anladığım, dinlediğim ve bildiğim ve emin olunuz ki efendiler sağlık durumum beş altı ay çekilip istirahat etmeme lüzumlu kıldı ve hakikaten öyle de kalacaktım. Vaktaki bu mesele çıktı. Birtakım önümde büyük büyük kâbuslar çıkmaya başladı. Aman aramızda bir fenalık olacak, silâh patlayacak olursa fena olur dedim. Bir zaman daha bende belki bu meselenin sulh içinde hallinde alınacak tedbirlere belki ufak bir oyum lüzum eder diye geldim. Geldiğim zaman Hükümetten işittiklerimi arz edeyim. Birincisi, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, Ethem Beyle beraber buradan Eskişehir'e gitmişler. Eskişehir'de ne oldu, ne olmadı? Ona dair malûmatım yok. Ethem Bey in Kütahya'ya firar ettiklerini beyan buyurdular. CELALETTİN ARİF BEY (BAŞKAN VEKİLİ): Paşa Hazretleri izah ettiler, Efendim. İSMAİL FAZIL PAŞA (Devamla): Müsaade buyurunuz Hükümetten duyduğum şeylerden arz edeceğim. Bu ifadeler birbirinin devamıdır. MUSTAFA BEY (Giresun): Hükümette cereyan eden görüşme dursun. İSMAİL FAZIL PAŞA (Devamla): Kendi davamı ispat etmek için bildiğimi söyleyeceğim. Lütfen dinleyiniz. Şimdi efendim, Ethem Bey le birlikte gitmişler, Ethem Bey gece Kütahya'ya kaçmış. Vaziyetin ne şekilde olduğunu bilmiyorum. Albay Kâzım Bey, Reşit Bey daha birtakım zevat buraya geldi. Görüşmüşler, 63
64 binaenaleyh onlara ne memuriyet verdi? Onlardan malûmatım yok. Onlar gide dursun. Hükümette iken telefon başına çağırıldım, o telefonda, Yusuf İzzet Paşa ve mebustan arkadaşlarımız 40 kişiden oluşan Heyet ile Hükümete gidip bir müzakerede bulunacağız dediler. Biz de Hükümette müzakerede bulunuyorduk. Bunu Mustafa Kemal Paşa Hazretleri telefonu bırakmaksızın söyledi. Bu müzakerenin ne bir resmi sıfatı olabilir ve ne de onların salahiyeti olabilir. Binaenaleyh siz Mebusların Reisisiniz, onlar da mebustur. Müzakerede bulununuz. Neticeyi bize bildiriniz. MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Hükümet bunu unutmuş ki Meclis hem yasama, hem yürütme... İSMAİL FAZIL PAŞA (Devamla): Her ne ise, Mustafa Kemal Paşa Hazretleri bunlara gider, konuşurlar. Netice nedir bilmiyorum. İhtimal ki bazı arkadaşlarımın malûmatı olabilir. Benim malûmatım yok. Halta Din İşleri Vekili Mustafa Efendinin de malûmatı yok. O da böyle nihayet son toplantımızda, çünkü benim derdim, Ethem Bey meselesi nereye sürüklenecektir? Şu vatan bir belaya uğramadan Ethem Bey meselesi hakkında yapılanlar nerelere çekildi, dedim. Kâzım Beyi bekli yorum, o vakit izahat veririm. Ondan sonra zaten bizi memuriyetten ayırırlar. Ondan sonra bize malûmat kapandı. Şimdi gelelim meseleye. Resmen bilebildiğim bu kadar, Şimdi kumandanlıklar ikiye ayrıldı. İsmet Bey oraya kumandan gitti. Anlamadığım bir nokta var. Garp Cephesi bir kumanda altında idi. Eğer bunun ikiye taksim olunması bir lüzum üzerine lâzım idi ise birbirine kumandanlar yakın olur. İcabında yekdiğerine yardım etmek, irtibat etmek için bir kumandan lâzım. O kumandanın ne olduğunu bilemem. Kâh Mustafa Kemal Paşa, kâh Fevzi Paşa Hazretleri emir verir. Hatta bir kere de cephelerin ayrılması hususunda sordum ki; Paşa Hazretleri Başkumandanlığı deruhte buyurdunuz mu? Hayır dediler. Pekâlâ, bu cephenin ikiye ayrılmasında bir mana göremiyorum. Şayet iki cepheye ayrılması maksat idi ise iki kumandan lâzım. Bu, yapılmadı. Vaktaki İsmet Bey o cepheye kumandan tayin olundu. Diyemem ki; bunda bir maksat, garez vardır, hâşâ. Zannederim ki hepiniz takdir edersiniz. Zamanında, yapılmayan tedbir aynı tedbirdir. Şimdi gider gitmez İsmet Beyin tatbik etmek istediği, orada bulunan Ethem Bey çetesini Orduya katmak istedi. Acaba zamanı mıdır? Onu bilmiyorum. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Zamanıdır, Paşa. İSMAİL FAZIL PAŞA (Devamla): Onu bilmem, pek güzel. Ethem Bey in yaptığı tahribat bu nu ikrar etmeyecek kimse yoktur. Mütareke oldu, düşman her yerimizi aldı. Sonra biz Milli Mücadeleye kalkıştık. Eli silâh tutanlara müracaat etmek mecburiyeti vardı. Hiçbir vakitte, hiçbir Devlet gönüllü istihdamıyla memleketi tahrip ettirmez. Gönüllünün istihdamıyla onun yaptığı tahribata mani olmak için hakikaten Hükümetin birtakım kuvvetli dayanaklara sahip olması lâzımdır. Efendiler; aslan, kaptan çetesi dediğimiz bir çete, Kuva-yı Milliye dediğimiz bu çetelerin yaptıkları şeyi biz bile Ankara'da önleyemedik. Hatta biz burada Meclis Başkanlığı Muhafızı namıyla ihdas edilen bir çete, aslan kaptan namında bir 64
65 adam, Milli Savunmaya ait bir şeyi işgal ettiler, aileleriyle beraber oturuyorlar. Gece vakti geldiler, bastılar, çıkardılar, kimse çıkaramadı. Vasfi Bey ki memuru idi, o gece her tarafa, Nafıa Vekâletine, Ankara Valisine müracaat etti, önü alınamadı. Bunlar birtakım serseri adamlardır. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Tahkik ettim, böyle bir şey vaki değildir. İSMAİL FAZIL PAŞA (Devamla): Şimdi bunlar birtakım serseri adamlardır, bunlar haşerattır. Açıktan söylüyorum, yapılacak tedbirler ihtimal ki bunları sıçratır. Şimdi bunlara tatbik edilmek istenilen şeye müstahaktırlar. Meselâ bir kaymakam iki yüz kişi gönderiyor. Kendilerine emirler veren ve intizam teklif eden adamlara, şöyle yapacağız, böyle yapacağız diyorlar. İşte bu herifleri hazmetmişiz. Bunlardan ne çıktı? Bizi vuracaklar, bizi dağıtacaklar diyorlar. Fiili emniyeti dedikleri bu meseledir. Hayatlarının muhafazaya alınmasını talep ediyorlar. Diyor ki, Kütahya Hâkimini buraya iade edecek olursanız ben bunları idam ederim. İntizam teklif eden adamlar aynı zamanda bakınız bunların af olunmayacak hareketlerine. Hakikaten bunlar için büyük bir ceza teşkil edecek bir meseledir. İçişleri Vekâletine, Reis Paşaya, eğer Kütahya Hâkimini buraya iade ederseniz idam ederim diye yazıyor. Yörük Efe de bir kâğıt yazıyor. Gönder, istiklâl mahkemesine bunları verelim, diye ve yekdiğerinin aleyhinde bulunuyorlar. Eski yeniçeriler gibi vaziyet alıyorlar ve yekdiğerlerinin aleyhinde bulunuyorlar. Binaenaleyh bu Milli Mücadelede bu gibi ihtilâfa meydan verilmemek için, T. B. M. Meclisinin manevi şahsiyetine ait olan ordular o mahallin reisine ait olmaları lâzımdır ve en büyük askerimiz Mustafa Kemal Paşadır: Buna ait olsunlar ve bu kumandanlar arasındaki ihtilâfı bu suretle kaldıralım. İçişleri Vekili Refet Beyin Konya vakası çıktığında lâzım gelen tedbirleri almak üzere gitmesine karar verdik. Buradan ayrılacak olursam İçişleri Vekâletinde ortaya koyduğum kaideler, kurallar neticesiz kalmaya mahkûm olur, dedi. Bana ısrar etti Konya'ya geçici olarak şu on beş gün içerisinde işini bitirdikten sonra bir talimat vereceksin, umumî vaziyeti tespit ettikten sonra Vekil olursun. Sorarım efendiler yanındaki kuvvetlerle geldi, o ikiye taksim olunan cephenin kumandanı oldu, Cenup Cephesi Kumandanlığını aldı. Benim aklım ermez. Hükümet üyesi sıfatı üzerinde olmak üzere, mahdut olan bir kumandaya nasıl iner? Pek çok hususta Baş Kumandanlık vazifesini kim görür? İçişleri Vekili Refet Bey Afyonkarahisar'daki kumandayı yürüten bu zat buraya nasıl gelir? Refet Bey Konya ve havalisinin, Mersin, Adana ve havalisinin ve Afyon'dan itibaren ta Akdeniz e kadar devam eden cephenin kumandanıdır ve İçişleri Vekilidir. İçişleri Vekâleti ile kumandanlık beraber nasıl olur? Onu bilmem. ŞÜKRÜ BEY: İçişleri Vekâletiyle kumandanlık nasıl uyar? İSMAİL FAZIL PAŞA (Devamla): Bu kişilerden birini diğerinin makamına götürsek, o benim işim değildir, ona karışmam der. Onları asıl makamlarına getirmelidir. Sonra Fahrettin Bey, benim en aziz arkadaşımın oğludur. Bunu Ali Fuat gibi severim. Erzincan'da beraberimde idi. Lâkin bu adam Konya'da Suphi Bey le 65
66 birlikte vali ve kumandanlık etti. Fahrettin Bey buraya gelmiş idi. Eli ayağı temiz bir zat idi. HAMDİ BEY (İzmit): Paşa Hazretleri, müsaade buyurur musunuz? Refet Bey in oraya gitmek hususundaki kararda imzanız var mıdır? İSMAİL FAZIL PAŞA (Devamla): Mustafa Kemal Paşa Hazretleriyle Ali Fuat Paşa müsaade etmişti. Benim öyle bir kararım yoktur. O kendi reyinde müstakil bir adam, ben kendi reyimde müstakil bir adamım. Oğlum diye beni tenkit edemezsiniz. Fahrettin Bey buraya geldi, benim moralim bozuktur, dedi. İki saat sonra Mustafa Kemal Paşa Hazretleri müsaade ettiler. O mevkide ben, üzülsem bile ben de yapamam. Bu zat tekrar kumandayı aldı. Vaziyeti tamamıyla anladım. Şimdi gider, anlatırım dedim. Rica ederim, bu adamda bir kararsızlık var. Pek öyle başımızda tutulacak adam değil. Vatanın selameti için bu adamları oradan getirttik. Şimdi Ehem i de zincire bağlayıp bir tarafa bırakma ve yerlerine icap eden kumandanları koymak suretiyle emin olunuz mesele hallolunur. Bu, izzeti nefis meselesidir. Şer gelince, ehveni şer tercih olunur. Sonra daha var. Yani demek istiyorum ki, açık söylüyorum mesele, bugün Ethem Bey ve hatırı sayılır kişiler falan ve filan haklarında bizim tatbik etmiş olduğumuz muamelenin zemin ve zamana uygun olarak yapılıp yapamamasından ibarettir. Maazallah ya tüfek patlarsa... MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Patlamaz... HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Görüşme usulüne dair söyleyeceğim. Ondan evvel bir sualim var. Şimdi Hükümeti mevzuu bahis etmekte mana nedir? Hükümet bugün çaresine tevessül etmiştir. Binaenaleyh bu müzakereyi fazla görüyorum. Biz icraat yapıyoruz, bize daha ne izahat veriyorlar. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Efendim, Hüseyin Avni Bey in bu meselede hakkı vardır. Doğrudur, Hükümet gibi düşünüldüğü zaman böyledir. Bu iş Bakanlar Kurulunda umumi meseleler arasında bir mesele gibi ortaya çıkmış, tabii mesuliyeti var. O mesuliyeti idrak ederek buraya geldik, bu meseleyi halletmek mecburiyetindeyiz. Eğer bundan çekinirsek ve bunu hissederse belki o zaman fena olur, Memleket batar. BASRİ BEY (Karesi): Memleket batarsa hepimiz birden batarız, Efendim. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Efendim, bu meseleyi Yüce Meclise arz lüzumunu hissediyorum. Harekâtın başından bugüne kadar bizimle gayemiz için beraber çalışan üyelerimizin kanunsuz ve isyankâr harekâtına karşı aldığımız tedbirlerdir. Tabii ki bu kadar fedakârlık etmiş olan arkadaşlardan yine aynı gayeye suikast edecek bir kimsenin bulunacağını hiç kimse hatırına getirmez. Düşündük ki meseleyi hususi surette ve gayri resmi halledelim. Tabii arkadaşlarımız Hükümetin malik olduğu kadar bilgiye malik olmadıklarından başka başka düşünebilirler. Binaenaleyh istedik ki mesele bütün açıklığıyla Meclis 66
67 tarafından malûm olsun. Bunlar hakkında şu veya bu tedbiri yapabilmek için Hükümet, Meclisten bir karar çıkarttırmadı. Mesele Hükümetçe malûm idi. İşin fiili tatbikatına girişilmiş bulunuyordu. Ümit ederim ki hepimizin arzu ettiğimiz gibi mutlaka Memleket ve Millete faydalı bir surette neticeye vasıl oluruz. Paşa Hazretlerine bir iki noktada cevap vermek istiyorum. Herhalde Memleketin her tarafında hükümet teessüs etmelidir ve yine gayemizin elde edilmesi ve Memleketin müdafaası için muntazam ordu meydana gelmelidir. Bu esaslara muhalif olan, muzır olan her türlü kanaatler imha edilmelidir. Heyet bu kanaatte olmakla beraber, bu gibi icraatın zamanı geldiğine kani değildi. Böyle ufak tefek icraat için en münasip zaman olduğu düşüncesindeyim. Meselâ Demirci Efe, Yörük Ali Efe, bilmem Gökdemir arasında hakikaten taşkınlık eden Ethem Bey ve kardeşleri bulunmuşlardır. Oraya gönderdiğimiz iki güçlü kumandanın gayet basiretli tedbirleri neticesinde bugün ortaya çıkan netice nedir? Demirci Efe, artık ben yoruldum göstereceğiniz yerde istirahat edeceğim, demiştir o yolda müsaade edilmiştir. Yanında hakikaten çokça kuvvet vardı ve halka zarar ve Hükümetin kurulmasına mani oluyordu. Birçok cinayetlere girişiyordu. Tabii bu halde bırakılamazdı. Bu adamı boğazlamak mı istiyorduk? Hayır. Terbiye ve itaat altına almak istiyorduk. Binaenaleyh kendisine ihtarlarda bulunuldu. Fakat diğer taraftan Ethem Bey in teşviki neticesi olarak oradaki Ordu kumandanının kuvvetini tanımadı. Silâhlı olanların silâhını aldılar. Fakat yine uygulanan akıllı tedbirler neticesinde hükümete iltihak etmiştir. Şimdi aldığım telgrafta Demirci Efe muhafazaya alınmıştır. (Telgraf okundu) MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Aman tüfek patlayacak ve bilmem ne olacak diye endişeye mahal yoktur. Kütahya sükûnetle işgal edilmiştir ve bir hadise vukua gelmemiştir. BİR MEBUS BEY: Ethem Bey in kuvveti nereye çekilmiştir? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Zannederim Gediz'e çekilmiştir. Ümit ederim ki Genel Kurmay Başkanlığı çok vakit geçmeden onları Orduya itaat etmeye mecbur edecektir. Mümkün olduğu kadar iyilikle yapılacak, onlar tarafından sebebiyet verilmedikçe, verilmediği takdirde Orduca silâh kullanılmayacaktır. Ümit ederim ki mesele hallolunacaktır. HÜSEYİN AVNÎ BEY (Erzurum): Ya silâh patlarsa, mesele büyürse ne olur? Ethem Bey büyüye büyüye kartopu gibi bir şekil almış. Bakalım giden kuvvet ne yapacak, bunlara duracaklar mı? Bugün Kütahya'ya gidildi, onlar da Ethem Bey e katılırlarsa, binaenaleyh yalnız Refet Bey meselesi değildir. Bilâhare gelen telgraftan anlaşılıyor ki, fikri kuvvetler memleket içinde bir fesat çıkarmak istiyorlar. Mesele bu olsa idi sureti halli gayet basit idi. Yarın karşısına Ethem Bey kuvvetleri çıktığı zaman ne olacaktır? Mesele Refet Bey meselesi değildir, hayır katiyen değildir. Bu mesele olmuştur. Halledilmesi gayet basittir. Şayet silâh patlarsa 67
68 meselesine gelince, Ethem Bey kuvvetleri Ordunun karşısında duramaz, dağılabilir, öteye beriye gidebilir. Bir orduya tevkif emri verirsek üç misli, beş misli kuvvetle takip edebilir. Bunlar bu kuvvetimizden korkacaklar, ordu mukavemetini bir günde kaybetmez. Ordunun acele etmemesi muvafık değil midir? Anlaşma zemini yok mudur? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Efendim, arz edeyim, anlaşmadan bahis buyruluyor. Bu Hükümete itaat ettirmek meselesidir. Bittabi anlaşma bahis mevzuu olamaz. Bazılarının telâkki ettiği gibi, Ethem ve Refet Beyler arasında olsa, iki şahıs arasında itilâf anlaşma bulunabilir. Fakat bahis mevzuu olan Hükümet meselesidir. Bir buçuk aydan beri tedbiri I sulh ile anlaşmak istenmiştir. Eğer onları ikna etmek, takip etmek imkânını görse idik, zaten bunların hepsine ihtiyaç kalmazdı. Muvaffak olamadığımızdan, Ordunun kuvvetini bunlara karşı sevk ihtiyacı meydana geldi. İhtimal ki yapılacak bazı teklifleri vardı ve neticeye varılırdı. Ancak resmen ve alenen Millet Meclisine karşı tecavüz ve taarruz etmiştir ve bundan dolayı derhal kumandadan azledilerek kanuni takibata gidilmiştir. Fakat Yüce Meclis onu yapabilir, o başka. Hükümetçe yapılacak başka bir şey yoktur, Efendim. Cepheye giden arkadaşlarımızın açıklamaları da bu merkezdedir. Görülen vaziyet, meselenin bu olduğunu işaret ediyordu. Mamafih Memleket bizimdir, o bizimdir, doğrudan doğruya açık söylesinler. Ethem Bey in, Arif Bey in ve Atıf Bey in meselesinin bu olduğunu tahmin ederim. Arkadaşlarımız çok hüsnüniyet sahibidirler. Bu meseleyi başlangıcından sonuna kadar tetkik ettikten sonra hâsıl olan kanaate göre muamele yapacaklardır. Malûmunuz bütün kumandanların çekilmesini arzu etmişlerdi. Fahrettin Bey in, İsmet Bey in, Refet Bey in çekilmesini istediler. Sonra baktılar bu olmayacak, fazla geliyor. Arkadan ortalığı karıştıralım dediler. Bu talepleri ile maksat, Hükümeti ellerine zorbalık yapmaktı. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Efendim, buyurdunuz ki; bu duruma iki buçuk aydan beri vakıf idik, kuvvet yapmakla meşgul idik. O halde niçin vesvese yapıyoruz ve tereddüt ediyoruz? Buyruluyor ki, o zaman böyle teşebbüste bulunmak için elimde vesika yoktu, şimdi vesika vardır. Binaenaleyh bu zihniyet ve bunun meydana gelmesine mani olabilecek sebepleri öğrendik ve tedbirleri aldık. Sonra elimize kuvvet geçmişti, bugüne kadar niçin fırsat verdik? Mademki bir buçuk aydır kardeşi falan, hepsi elinizde iken niçin tevkif etmediniz? Bu eşkıyayı bir daha Memleketin içine saldınız? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Efendim, neticede bilgim oldum, sonra Memlekette mühim ve kuvvetli bir kuvveti imha etmek doğru değildir. Hem o zaman hiçbir vesika yoktu. Şimdi elimizde vesikalar vardır. Şimdi mektuplarını adamlarını tuttuk. Fakat nasılsa bu arkadaşlar da yanlış bir zihniyet hâsıl olmuştur. Zannederim ki başlangıçta bir şey yapılamazdı. Bunların hataları görüldüğü zaman derhal onları imha etmek, en evvel aklımızda olan şey değildir. O bir kuvvettir, düzeltilmeye çalışılır, ıslahı ettirilmeye çalıştırılır, biz onun için takip ettik 68
69 ve malûmunuz daha çok çapulcu kuvvetleri vardı. Bunlar bertaraf edilmişti. Kalan kuvvetler çekinmişler ve hakikaten uslanmış kuvvetlerdi ve zamanla az çok müsamaha edilmek şartıyla daha iyi bir hale geleceğini tahmin ediyorduk. Fakat nasılsa zihniyet değişti ve daha şiddetli ve seri tedbirler almaya Hükümeti mecbur etmişlerdir. Eğer böyle fena zihniyetlere sapmamış olsalardı, elbette haklarında daha hayırlı idi. BASRİ BEY (Karesi): Paşa Hazretleri müsaade buyrulur mu? Ethem Bey le Balıkesir arasında bir münasebet yoktur. Hatta bendeniz şahsen Ethem Bey le şimdiye kadar görüşmedim, tanışmıyorum. Yalnız bugüne kadar Millî Mücahit olarak alkışlanan Ethem Bey in, Meclisin teşekkülüne sebep olduğu beyan edilmek suretiyle, Başkanlık Makamında alkışlanan Ethem Bey, eğer fena ise, fenalıkları daha evvelden görülmek icap ederdi. Ne bir fırka, ne bir şahıs namına değil, yalnız kendi vicdani kanaatime dayanarak arz ediyorum. Paşa Hazretleri, benim kendi vicdani kanaatime göre Ethem Bey de, bir ihanetten ziyade bir idaresizliğin neticesi vardır. Bendeniz Balıkesir'de yok idim, firarda idim, Ethem Bey üç defa Balıkesir'e gelmiş, üç defa Karesi livası dâhilinde harekât yapmış çapulculuğu bahis mevzuu olan Ethem Bey in, benim seçim bölgemde çapulculuğu yoktur. Bir tavuğa bile dokunmadığını iddia ediyor ve ispat ediyorlar. Çünkü milli harekâtın başlangıcından beri o harekâtın karşısında bulunanların tamamıyla emniyet ve itimat hissettirmek suretiyle idare eden Kâzım Bey in iyi idaresidir. Sonra Memleketteki kötü idarenin vaziyete hâkim olması neticesinde Ethem Bey kuvvetleri... (gürültüler) Bizim livamız dâhilinde hiç çapulculuk yapmamıştı. Buna Kâzım Bey şahittir. (gürültüler) Ben kanaatimi söylüyorum. Muhammed Ümmetinin kanını düşünelim, biri birine kırdırmayalım. Zatı Devletlerinin şimdiye kadar tarihte ifa ettiği büyük hizmetlerin en mühimi olmak üzere bütün vicdanımla tasdik ederim ki... MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Konuşmalarınız arasında cevap verilmesini lüzumlu gördüğüm noktalar şunlardır. Diyorsunuz ki, Ethem Bey iyi adamdır. Hâlbuki öyle değildir. Ethem Bey şakidir. İdare edilerek kullanılıyordu. Şaki, daima şakidir. Bunun itimada şayan bir ciheti yoktur. Efendiler, buna emniyet buyurmanızı rica ederim. BASRİ BEY (Devamla): Eğer bu adam fena adam olsaydı, fenalığı daha evvelden belli olurdu. Pek çok adamlar vardır ki halleri beğenilmez. Söylemek istediğim noktaları dahi biraz imalı olarak söyleyeceğim. Çünkü bunu içimizde belgelemiş kişiler var... MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Buna, bu harekete, hıyanetten ziyade idaresizliktir diyorsunuz. Eğer Garp Ordusu Kumandanlığının teşekkülünden itibaren bugünkü idare olsaydı mesele kalmayacaktı. Meselâ bazı yerde koyunlar gasp olunmuştur. Hükümet ağzını kapamış, kulaklarını tıkamıştır. Müracaat eden insanların parasını vermiştir. 69
70 BİR MEBUS: Yozgat'taki elli bin lira ne oldu? EMİN BEY (Eskişehir): Efendim, Meclisin bana dair bir kanaati yok ki buna bir çare düşünelim. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Usulü müzakereye dair söyleyeceğim. Reis Bey. Efendiler, sizden bir şey soran yok. Hükümet kendi kendine istediğini yapıyor, neyi müzakere edeceksiniz? (gürültüler, devam sesleri) MUHİTTİN BAHA BEY (Bursa): Muhterem efendiler, on sekiz saattir geçen zaman, belki hayatımızın, siyasi hayatımızın en mühim, en karanlık, en dikkat çeken zamanıdır. Başladığımız muazzam davanın en yüksek merhalesinde iken bütün Fransız gazeteleri lehimizde, ittihadımız lehinde, ittifakımız lehinde bulunurken; İngilizler sebat ve metanetimiz karşısında şaşırmışken, Cihan muazzam bir milletin mevcudiyeti hakkında yeniden iman ederken, hepimiz istikbalimizin, parlak davamızın haklılığına daha emin iken, inkılâp tarihîmizi lekeleyecek, altı ay evvel kahraman dediğimiz adamlara, altı ay sonra bizim tarafımızdan alçak denildiğini gösterecek bir hadise ne tesir eder? Efendiler, gördüğünüz şey o kadar basit değildir. Yapılan fenalık büyük olmakla beraber bizim haysiyetimize, Siyasi haysiyetimize fevkalâde taarruz edilmiş olmakla beraber, vicdanlarımız içinde maziye ait olması lâzım gelen hakikatlere dikkat çekmek lâzımdır. Telgrafı yazanları kınar, tel'in ederim. Büyük Millet Meclisinin meşruiyetini zarar veren bir harekette bulundukları için kendilerine ne kadar büyük ceza verilse, ne büyük tekdir ve teline uğrasalar yeri vardır. Fakat efendiler, bu böyle olmakla beraber, inkılâbımıza başladığımız zamandan beri, icabında emrinize uyan, oradan oraya koşan, bazıları menfaat için, bazıları mevki temin etmek için ve fakat birçokları dini, namusu, ırzı muhafaza için koşan adamlar bugün karşınızda asi vaziyettedir. Yapacağımız iki şekil vardır. Asiler öldürülür. Bunları öldürmek hem hakkımız, hem vazifemizdir. Fakat efendiler, yapılmış fedakârlıklar hesabına Vatanın yüksek menfaati namına yapılabilen bazı hareketler daha vardır. Asiyi ikaz etmek, affetmek, fakat siz nasıl isterseniz öyle yapınız. Bunları söylemekten maksat, vatani vazifemizi yapmaktan ibarettir. Efendiler; düne kadar Yunan Ordusu karşısında koşan iki kuvvet vardı. Birine Kuva-yı Milliye, birine Kuva-yı Muntazamı Askeriye diyorduk. Şimdi bu iki kuvvet karşı karşıya gelsin, ne yaptığını bilmeyen iki masum kuvvet birbirini boğsun. Neferlerin ne kabahati vardır? Binaenaleyh ben bu mühim meseleyi Büyük Millet Meclisinin haysiyeti, şerefi ve her şeyin üstünde olmak üzere, gayemizden hiçbir şey feda etmemek şartıyla, yapılan şeyleri unuttuğumuzu gösterelim. Cahillerin cehalet içinde yaptıkları şeylere karşılık vermeyelim. Büyük Millet Meclisinin iyiliği düşünen bir heyet olduğunu bu ispat eder. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri size, hürmetle size hitap ediyorum. Siz ki, Çanakkale'de hiçbir kuvvetin yapamayacağı harekâtı yaptınız. İslâm Milletinin başşehrini kurtardınız, siz ki bu büyük hareketin başına geçtiniz, bu Milleti vücuda getirdiniz. Bu muazzam meselenin de Büyük Millet Meclisi Riyasetine lâyık olduğu şekilde hallini temenni ederim. Af ile evvelâ 70
71 kuvvetlerinizi göstererek, Büyük Millet Meclisinin yüksek vatani menfaatinin hiçbir kısmını feda etmeyerek, asileri tevbih ve tekdir ediniz. Bu Meclisin, bu ulvî Meclisin ulviyetini gösteriniz ve iki Müslüman kuvveti birbirine kırdırmayınız. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Muhterem efendiler, hiç zannetmem Meclisimizi teşkil eden üyelerden herhangi bir zat mutlaka filan ve falanı imha etmek fikrini bir an için aklına koymuş olsun. Bilhassa Vatana hizmeti geçmiş olan bir zatı... Bu sebeple üyelerin hissiyatından ve fikirlerinden ilham alarak karar veririz. Garp Ordusunun bir kısmıyla Kütahya'ya girmiş olduğuna dair telgraf aldık. Cenup ordusunun mühim kuvvetleri zannederim ki Altıntaş'ta bulunuyor. Yani Birinci Kuva-yı Seyyare dar bir vaziyete konulmuştur. Şimdiye kadar vuruşulmadı. Kütahya'da bulunan Kuva-yı Seyyarenin bazı kısımları çekilmiş olduğu anlaşıldı. Bundan sonra da vuruşmamaya gayret ederiz. Ethem Bey in, Reşit Bey in, Tevfik Bey in haklarında kanunî hükümler tabii ki gayet ağırdır. Fakat bu hükümleri vermek ve yine hükümleri af etmek Meclisin salahiyetindedir. Bu gece Paşa Hazretlerinden rica ederim, Ordu kumandanlarıyla beraber vaziyeti gördükten sonra, kendilerine bazı dostane tekliflerde bulunabilir. Şüphe yok ki kumandadan çekilmeleri lâzımdır. Kumandadan çekildikten sonra kendilerinin hayatlarının korunacak olduğunu taahhüt ederiz. Yalnız o açık telgrafıyla Meclisin meşruiyetine taarruz etmiştir. Ondan dolayı heyeti Meclis adına doğruyu söyleriz. Kendileri sükûnetle teslim olur. Kuvvetleri dağıtmak hatırımızdan geçmemiştir. Arkadaşların buyurdukları gibi, onlar masum kuvvetlerdir. Vatanperver insanlardan mürekkep bir kitledir. Başlarına diğer bir arkadaş geçer, kumanda eden Cephenin şurasına burasına ayrılabilir. Dağıtmak muvafık olmayabilir. Bu, bir mesele olarak mütalâa edilmez. Fakat bu arkadaşlar, kendilerine tevcih edilmiş olan pişmanlığı binaen vaziyeti ve şöhreti suiistimal etmiş oluyorlar. Böyle bir teklifte bulunabiliriz. Kuvvetten tecrit edilecekler, kabahatlerini Büyük Millet Meclisi affedecektir. Son tasavvurlarından dolayı affedilmeleri için Yüce Meclise delâlet edeceğimizi vaat edebiliriz. (pek muvafık sesleri) EYÜP SABRİ BEY (Eskişehir): Ethem Bey, Tevfik Bey hakkında yapılsın, Reşit Bey hakkında bir muamele yapılmasın. Çünkü anlaşmak için gitmiştir. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Mademki bu meselede anlaşmak için gitti deniyor, bende Reşit Bey i, kendisini itham edecek vesikalar vardır ve kendi itirafı etmiştir. Binaenaleyh o arkadaş da müsamaha ile geçiştirilemez. Hakikati söyleyelim ki, mesele aydınlansın. Tabii Reşit Bey orada kalmıştır. CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Açıklamanın sonu itibarıyla görüşmenin yeterliliğini kabul edenler... YUNUS NADİ BEY (İzmir): Görüşme usulü hakkında söyleyeceğim. Paşa Hazretlerinin son teklifleri, kendileri tarafından Yüce Meclise verilmiş bir teklif mahiyetinde. Meclise Hüseyin Avni Bey in evvelce sorduğu bir sual cevapsız kalmıştır. Meclis bu neticeyi kabul etmektedir. Ben bunu anlayamadım. Fakat bu 71
72 meselenin hususi surette halline çare bulunamayıp, bugün Hükümetçe icraata geçilmek suretiyle halline başlanmıştır. Bu meselede Hükümet buradaki açıklamaları malumat arz edilmesi şeklinde düşünür mü? Yoksa buna bir netice vermek ister mi? Mecliste Paşa Hazretlerinin teklifi, herhangi bir teklif gibi reddolunursa, Meclisin yasama ve yürütme yetkilerinden bahsetmiyorum, alelade bir meclise dahi, bu mesele malûmat kabilinden arz olunamazdı. ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Muhterem arkadaşlar, bendeniz Ethem Bey meselesini bir mesele olmak üzere kabul etmiyorum. Ethem Bey meselesiyle hâsıl olan bir mesele var ki, o da Meclis meselesidir. Şimdi Meclis meselesi karşısında bulunuyoruz. Meclis meselesini hallettikten sonra, tabiatıyla mesele halledilmiş olacaktır. Paşa Hazretlerinin beyanatı meyanında bir fırka vardı. Burada teşekkül edip toplanan bir grupta seçilen arkadaşların Hükümet ile temas etmeleri ve onun da Paşa Hazretlerine bildirilmesine dair. Hükümette bunun neticesinde bir karar veriyor. Bunu teşekkürle kaydederim. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri iştirak etmiyor ve Meclis Reisi sıfatıyla temsilci heyeti reisiyle görüşeceğini söylüyor. Acaba Hükümet ne zannediyor ki, kendisi nedir? Bizim içimizden ayrılmış ve gösterilen muayyen vazifeleri görmek üzere seçilmiş arkadaşlardır. Biz bütün Memleketin mukadderatını fiilen almış olduğumuzu bütün kâinata ilân ettik. Büyük Millet Meclisi var dedik. Paşa Hazretleri yine bu kürsüden, Bursa'nın düştüğü zaman yapılan gensoru esnasında buyurmuşlardı ki, Meclis doğrudan doğruya her meseleden mesuldür, ferden mesuldür. Bizim kabul ettiğimiz esaslardan biri de budur. Bunu, Meclisin mesuliyeti hakkında söylemişlerdir. Mademki bizim mesuliyetimiz vardır, Hükümetin kendi içinde yapmış olduğu şeyler bizim prensibimiz aykırıdır, gayet çirkindir. Bunu arz ediyorum ki, Paşa Hazretleri bunu kabul etmemişlerdir. İkinci mesele efendiler, biz her vakit iddia ediyoruz ki kudretimiz büyüktür, yasama ve yürütme kudretimiz vardır. Bununla beraber hadiselerin meydana gelmesi karşısında aciz mevkide kalıyoruz. Tarihe karşı biz mesulüz, bu vazifemizi, bu kudretimizi kullanamıyoruz. Şimdi halledilecek mesele budur. Bu mesele halledilmeli. Bu zihniyet ortadan kalkmalıdır. Bu zihniyet Hükümetteki bazı arkadaşlarımızda mevcuttur. Yine Paşa Hazretlerinin beyanatı arasında buyurmuşlardır ki, Hükümet doğrudan doğruya bunun mesulü olduğunu ve bunun mesuliyetini idrak eden ve Hükümetin mesuliyetiyle yan yana yürüyen Meclisin de bir mesuliyetidir. Onun mesuliyeti, sizin mesuliyetiniz içindedir. Yunus Nadi Beyefendinin buyurdukları gibi, malûmat arz edilemez. Mademki mesele Meclise arz edilmiştir, Yüce Meclisi bu mesele üzerine elini koyar. Paşa Hazretlerinin hakikaten samimî ve ciddî ve olduğu gibi söyleyeceklerine eminim. Çünkü temsilci olarak gittiğimiz zaman bize de söylemişlerdi. Burada da aynı şekilde tekrarlamışlardır. Bilirsiniz ki bendeniz ne zamandan beri iddia ediyorum ki bu Memleket Kuva-yı Muntazama ile kurtulur ve Kuva-yı Muntazama teessüs etmedikten sonra hükümet olmak imkânı yoktur. Biz içinden yıkılırız. Şüphesiz ki intizamsızlıklar Memleketimizi harap etmiştir, bu haraplığa sebebiyet verenler, biz burada söylediğimiz zaman belki zaman veya siyaset hesabıyla ki Hükümet o 72
73 zamanlar aksini iddia etmişlerdir. Biz o vakit görüyorduk ve onlar da biliyordu ki Memlekette prensipler, kanunlar hâkim değildi. Memlekette şahsiyetler, eşkıyalar hâkimdir. Hatta kumandanlardan Yüce Meclisin emirlerini dinlemeyen kumandanlar vardı. Binaenaleyh bendeniz yine o zamanlar söylemiştim. Böyle bir esasa, bir meclise, bir heyete, bir disipline tabi olmayan bir şaki kumandan varken elbette hükümet olamazdı. Şükürler olsun görüyoruz ki, Meclis Memlekette tesis ettiği Hükümette bütün milli hudutlar dâhilinde yaşayan insanların refah ve saadetini temin etmek istiyor. Bunu şükranla karşılarız. Bunu şükranla karşılamakla beraber kendimizin de hiçbir salâhiyetimiz olmadığı vaziyetine sokulduğunu istemeyiz. Bunu istediğimizi kabul ettiğimiz gün, bizim burada toplanmamızın hiçbir mahiyeti yoktur, dağılınız, çünkü yazıktır. (dağılalım sesleri) Bu vesile ile intikal ediyorum, Ethem Bey in yazdığı telgraf haincedir. Gayet fenadır. Efendiler, affınıza sığınarak söyleyeceğim, haincedir. Efendiler siyasetimizi alt üst edecek mahiyettedir. Doğu ile münasebetimizi bozacak mahiyettedir. Efendiler, her cürüm af edilebilir, fakat bu affedilemez. Çünkü öyle bir mahiyettedir ki bütün Müslümanları, bütün Memleket dâhilinde yaşayan insanları, Orduyu birbirine çarpıştırarak kendi bencilliklerini, kendi diktatörlüklerini ister mahiyettedir. Bunu da heyet olarak giden arkadaşlarımız tekrar etmişlerdir ki, evvelce olmayan bu zihniyetler Hükümetin bu kuvveti karşısında bunu kasten yapmışlardır. Binaenaleyh bu affedilemez. MAHMUT CELÂL BEY (Saruhan): Heyete ait olanı anlamadım. ŞÜKRÜ BEY (Devamla): Eğer efendiler, bu böyle söz olan bir mesele için olsun, hepimizin müşterek bir gayesi vardır. O da; Vatanın kurtuluşudur. Onlar da başından beri Vatanın kurtarılması uğrunda mücadele ediyoruz diye iddia ediyorlar. Bu iddialarıyla Memleket dâhilinde pek çok yapmış olduklar şeyler müsamaha ile görüldüğü halde, onların en dikkat edilecek selâmeti, siyasetimizin iyiliğini düşünmek olacaktır. Demek ki bu adamlar kendi bencilliklerini, kendi niyetlerini temin etmek için şu telgrafı gönderiyorlar. Şimdi yapılacak mesele Yüce Meclis bu meseleye el atar, Hükümetin kararı üzerinde incelemesini yapar. Yoksa Hükümetin biz yaptık demesi kâfi değildir. NAFİZ BEY (Canik): Efendim, siyaset gayet garip garip çehreler gösterir. Zaman ilerledikçe hakiki siyaset de değişir. Şu Yüce Meclis teşekkül edeli dokuz ay kadar bir zamandır, bendeniz de ondan bir ay sonra geldim. O vakitten beri, vakti gel dikçe, icap ettikçe Kuva-yı Milliye aleyhinde, fakat bu kelimeyi kullanmaksızın, sözler söylemiştim. O vakitler bazı üyeler birbirlerine yaklaşarak, bu adam Kuva-yı Milliye aleyhinde söz söylemiş, derlerdi. Zaman zaman tekrar etmişimdir. Fakat biz düşünüyorduk ki Hükümet bulunmadığı zamanlarda, Memleketin eli silâh tutan, kalbi hamiyetle çarpan her fedakâr ferdi hududa koşmuş ve Hükümet zayıf olduğu zamanlarında yine o kuvvetlere dayanmıştır. Çünkü dayanacakları kuvvet mevcut değildi. Bu da meşrudur. Fakat zaman geçti, düzenli ordun meydana gelmeye başladı, İşte bu zamanlar düzensiz kuvvetlerin Memlekette artık yeri 73
74 yoktur. Düzensiz kuvvetlere böyle muamele yapıldıkça Memlekette haydutluk, yağma yekdiğerini takip etti. Bu takip ettikçe halk yekdiğerine fena nazarlarla bakmaya başladı. Daha açıkça arz edeyim, Kuva-yı Milliyenin mensup olduğu ve Kuva-yı Milliye'ye taraftar ancak yüzde beş kişiyi istisna edebiliyorum ki mensup olmaları dolayısıyla menfaat temin eden kimselerdi. İşte onlar bizim taraftarlarımızdı. Diğerleri muhalifimizdi. Bunu hadiseler de ispat etmiştir. Memleketin muhtelif yerlerinde ufacık bir isyan kıvılcımı büyük bir yangına sebebiyet verdi. Bu ne idi? İşte Kuva-yı Milliyenin ortaya çıkardığı fikir dolayısıyla, aleyhtarlık dolayısıyla Memleketimiz aleyhinedir. Eğer müteşebbis bir memlekette bulunmuş olsaydık bizi çoktan altüst ederlerdi. Fakat şükredelim ki ahali cahildir. Bu ahali baskı altında boyun eğmeye alışmıştır. İşte ondan dolayı şimdiye kadar mevcudiyetini muhafaza edebilmiştir. Teşekkür ederiz ki zaman geldi, şu hadise hakikati nazarımızda tecelli ettirdi. Ethem Bey bu Memleket için çalışmış, hakikaten büyük fedakârlık etmiş olmak sıfatıyla ona hürmet ederim. Fakat bir kanun adamı olmam sıfatıyla arz ediyorum, af mahkeme edilmeden söz konusu olamaz. Yapılan hareket, yapılan cinayet dolayısıyla derhal adam mahkemeye sevk edilir. Bir ihtimal masumdur, bir ihtimal değildir. Mahkeme onu tespit eder. Ondan sonra ona denilir ki, mahkeme seni mahkûm etmiştir, fakat biz sabık fedakârlığına nazaran seni affediyoruz. Böyle dersek çok güzel etmiş oluruz. Yoksa şimdi hiçbir şeyi affedemeyiz. Hüküm olmadıktan sonra o adam suçludur diyemeyiz. Nazarımızda şimdi maznundur. Binaenaleyh Hükümet siyaseten kendisine tebligat yapabilir. Paşa Hazretlerinin buyurdukları gibi delâlet edebilecekleri kendilerine ihtar edilebilir ve başka suretle taahhüt edilebilir. Ne de yağma edilen masumların hukukları namına bir şey söylenebilir, Ne ifade etmek istediğimi arz edeyim. Demirci Mehmet Efe hiçbir köyde oturamaz. Mevkii, İstiklâl Mahkemesidir. Ondan sonra hukuku nazarımızda tecelli eder. Demirci Efe affa layık ise Yüce Meclisi affeder. Sonra gelelim esas meseleye. Şimdiye kadar bu işe Yüce Meclisi ele almamıştır. Şuradan buradan gelen haberlerle yahut bazen de yanlış malûmatlarla fikrimiz dolmuştur. Bu mesele had bir devreye gelmek itibariyle Hükümet, doğrudan doğruya, icra kuvveti ve vekili olmak hasebiyle bu mesuliyeti üzerine almıştır. Mesuliyetin sonunda, biz bunu üzerimize alırsak muvafık hareket etmiş olmayız. Hükümet bu meseleyi hüsnü suretle halleder ve halledemezse bize der ki, biz şu suretle hareket ettik. Biz beğenmezsek, Hükümetin yakasından tutarız. Eğer şimdi bu meseleye müdahale edersek, o vakit mesuliyeti üzerimize alırız. Bendenizin arz edeceğim bundan ibarettir. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Efendim, Yunus Nadi Beyefendiye kısa bir cevap vermek istiyorum. Buyurdular ki bu kadar mühim bir mesele Hükümet tarafından sadece malûmat vererek Yüce Meclise arz olunamaz. Bendenizce bu kadar açık seçik muamelenin Meclise verilen bu malûmat bile fazladır. Efendiler, bugün vesikalardan ve fiili teşebbüsten, her şeyden vazgeçiniz, en son alınan açık telgrafla Yüce Meclisin meşruiyetine açık bir surette çirkin bir lisanla taarruz ve tecavüz eden bu gibiler hakkında lâzım gelen muamele için Meclis gayet açık bir 74
75 kanun yapmıştır. Bu hareketi yapanlar hakkında şöyle mi yapalım, böyle mi yapalım diye maruzatta bulunan Hükümeti an tutmak uygun değildir. Bu kadar aciz, bu kadar titrek insanlardan müteşekkil bir heyetle bugünkü şartlar dâhilinde Memlekette hüküm icra edilemez. Bütün arkadaşlarımdan istirham ediyorum, Hükümete tavsiye olunacak harekâtı tavsiye buyurunuz. Beyefendiye de ufak bir cevap vermek istiyorum. Bu mesele bir aydan, bir buçuk aydan beri bahis mevzuu olduğu halde dün Meclise intikal etti. Buraya intikalinden belki bir kaç ay evvel bazı tedbirlere teşebbüs etmiş bulunurdum. Bunda bir hatam olduğunu bu suretle anlamış bulunuyorum. Hakikaten böyle hayat ve istiklâlimize ve mevcudiyetimize bir darbe vurmak isteyenlere karşı bu kadar samimi, bu kadar iyilikle hareket etmek bir hatadır ve ben üzülerek söylüyorum bu hatayı yaptım. Fakat bundan sonra heyetinize vaat ediyorum, tekrar etmem. Beyefendinin mütalaasına temas eder bir kaç nokta arz etmek istiyordum. Yalnız mütalâa benim izahatım da ufak... Bendeniz arz ettiğim gibi kanunen açık olan bir vazifesini Hükümet ifa ede gelmektedir ve bunda henüz kendisini aciz görmemiştir ve bundan dolayı Yüce Heyetinizden bir karar çıkmasına lüzum görmemiştir. Fakat Heyetiniz bu meselede mesuliyeti Hükümetin üzerinden almak isterse Hükümet bundan memnun olur ve elbette Yüce Heyetinizin kararıyla bu mesele hallolunursa daha uygun olur. Kararı Hükümet uygun görürse kabul eder. Görmezse düşürürsünüz. Kendi kararınızı icra ettirecek bir heyet bulursunuz. Demirci Efenin teslim olmasında, kendisine Hükümet namına bir şey vaat edilmemiştir. Evet, kayıtsız şartsız teslim olmuştur. Demirci Efe meselesi bu meseleye nazaran daha hafiftir. Demirci Efenin birtakım hususi cinayetleri, yani asıp kesmesi ve gafleti vardır. Fakat son vaziyette asıl cani Ethem Bey dir. Çünkü Demirci Efe sükûnet ve itaatle oturuyordu. Sonra isyankâr oldu. Ama silâhla mukabele etmedi, Ordu kuvvetleri bunları sardı, silâhlarını aldı. Adamlarından asker olanları kıtalarına gönderdi. Bu adam bir kaç kişi ile kaçtı. Fakat bilâhare teslim oldu. Bu adam Büyük Millet Meclisine tecavüz etmemiştir. Ordu ile fiilî bir çatışma yapmamıştır. Ondan dolayı mahallinde idareten bir yerde ikamet ettirilmiştir. Herhalde cinayetlerine İstiklâl Mahkemesince bakılması lâzımdır. CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Efendim bu meseleye dair çeşitli önergeler var. Görüşme kâfidir, gündeme geçelim deniyor. Gündeme geçiyoruz 1 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (30 Aralık 1920), 1.Dönem, c.1, s , 75
76 8 OCAK 1921: TBMM BAŞKANI MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN, KUVA-YI SEYYARE KOMUTANI ETHEM BEY İN İSYANI HAKKINDA BEYANATI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 131.Birleşim, Gündem: 8/1) Aralık ayı sonunda Kütahya ya, Kuva-yı Seyyare üzerine gönderilen Garp Cephesi kuvvetleri Gediz e kadar ulaşmışlar ve isyancıları Simav a kadar sürmüşlerdi. Ama bu fırsattan yararlanan Yunan kuvvetleri Bursa ve Uşak üzerinden taarruza geçtiler. Türk Ordusu iki ateş arasında kaldı. İsyanının gizlenecek tarafı kalmamıştı. Mecliste açık oturumda Mustafa Kemal Paşa gelişmelerle ilgili olarak açıklamalarda bulundu. Meclis iyice hareketlendi ve tarihi kararlar alındı. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Söz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinindir. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Muhterem efendiler, Garp Cephemizi teşkil eden askeri kuvvetimizden olan Birinci Kuva-yı Seyyare dediğimiz kıtanın başında kumandan olarak Ethem Bey in ve bunun biraderi Tevfik Bey in bulunduğunu cümleniz bilirsiniz. Bunlar hakkında ve bunların son zamanlardaki yaptıkları hakkında bir iki kez Yüce Heyetinize bazı izahat vermiştim. Fakat bu izahatım gizli celselerde olduğu için bütün Milletçe mesele henüz bilinmemektedir. Binaenaleyh, En son safha hakkında beyanatta bulunmadan evvel şimdiye kadar cereyan etmiş olan olayların gayet kısa bir özetini vermek istiyorum. Fakat yapacağım açıklama çok özet olacaktır ve birçok araştırmam neticesinde elde edilen delillerin ve belgelerin verdiği kesin kanaatlere dayanacaktır. Ethem ve Tevfik beylerle beraber, maalesef baştan itibaren son zamanlara kadar bizimle beraber ve içimizde arkadaşlık etmiş bulunan Reşit Bey, Vatanı ve Milleti müdafaa etmek için emirleri altında bulundurmağa muvaffak oldukları kuvvetlere dayanarak bir takım hayallere saptılar. Bizim kati kanaatimize göre meydana gelecek olan şuydu. Evvelâ Kütahya ve havalisinde kendi tabirlerince bir Hükümet, fakat bizim hakiki ifade etmek üzere kullanacağımız tabirle, bir derebeylik kurmaya yeltendiler. Bu derebeyliği Afyonkarahisar a, Isparta'ya ve belki Konya'ya, Eskişehir'e kadar içine alacak şekilde genişletmekle beraber, Memleketin diğer yerlerinde de kuvvetler teşkili ile daha çok güçlenmek ve sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırarak yerine Memlekete hâkim bir Hükümet meydana getirmek istemişlerdir. Tabii ki bu kadar hatalı fikirlere sahip olacaklarını ve fena yola sapacaklarını hiç birimiz düşünmek istemezdik. Yalnız hepimize malûm olan bir hakikat vardı ki, o da Ethem Bey ve Tevfik Bey kendilerine bağladıkları bazı kimselerle Memleket içinde daimî bir anarşinin sürmesine taraftar buluyorlardı. Yine bu adamlar Memleket ve Millet menfaati adına vazife yaparlarken, her yerde, Millete kötülük yapıyorlardı. Şüphe yok ki, hepimiz bu adamların ve kuvvetlerinin Millete yaptıkları kötülükleri yakından görüyorduk. Lâkin öyle devirler geçirdik ki, o devirlerde tabii her kuvvetten istifade etmek zaruretinde idik ve fakat her kuvvetin fenalıklarını bertaraf ederek, olumlu ve faydalı bir hale getirmek ümidini de kuvvetli olarak muhafaza ediyorduk. Ethem ve Tevfik beylerin kuvvetleri hakkında ilk tatbik etmek 76
77 istediğimiz tedbir, bunları mantıki, makul, meşru ve istifade edilebilir bir hale getirmek olmuştu. Bununla uzun zaman mücadele edildi. Bittabi Hükümetimiz ve Hükümetimizin Memleket içindeki bütün teşkilâtı, bir taraftan cephelerdeki ordularımız günden güne düzen, intizam, mükemmeliyet ve kudret kazanıyordu. Ordu ve Hükümet her tarafta tedbirlerini tatbik ettikçe ve bu tatbikatta kudretini gösterdikçe Ethem ve Tevfik beylerin hayal dünyalarında teşekkül eden düşünceler ortaya çıkmaktan mahrum oluyordu. Son zamanlarda Garp Cephesinde bir kumanda değişikliği oldu. Bildiğiniz gibi Fuat Paşa oradan alındı, yerine bütün cephe ikiye ayrılarak, bir kısmına Genel Kurmay Başkanı İsmet Bey, diğer kısmına da İçişleri Vekili Refet Bey getirildiler. Hükümetin bu iki zata vermiş olduğu vazife, bu iki cephe üzerinde kuvvetli ve muntazam birer ordu meydana getirmekti. Diğer taraftan bütün o sahada Hükümetin hakikî olarak teşekkül eden Hükümetin şeref ve haysiyetinin daima korunduğunu herkese göstermek ve icap ederse fiilen kabul ettirmek idi. Bu iki komutan, vazifelerini ilk andan itibaren fevkalâde bir surette, tedbirli bir tarzda tatbik etmeye başladılar. İşte bu esnasında, Ethem ve Tevfik beyler kendi plânlarının az bir zaman sonra tatbik etmekten menedileceklerini idrak ettiler. Plânlarının tatbiki için acele etmelerinin lüzumunu anladılar. Ethem Bey rahatsızlığını bahane ederek kâh Eskişehir'de ve kâh Ankara'da çalışıyordu. Reşit Bey Meclisin içinde çalışıyordu. Tevfik Bey, kardeşi Ethem Bey in Vekili sıfatıyla, Kütahya ve o havalideki kuvvetlerin başında çalışıyordu ve her üçü aynı maksada çalışıyorlardı. Ethem Bey in hastalık bahanesiyle burada bulunduğu bir sırada cephede bulunan biraderi Tevfik Bey hiç manası olmayan bir takım uydurma meselelerle Hükümet ve Ordunun icraatına itiraz etmeğe başladı ve bu itirazlarını Büyük Millet Meclisinin kanunlarının tatbik olunmamasına kadar ilerletti. Misal olarak hatırıma gelen birkaç şeyi, söyleyeceğim. Meselâ, casuslar Büyük Millet Meclisinin çıkarttığı kanuna göre istiklal mahkemelerine sevk olunur. Firar meseleleri istiklâl mahkemelerine sevk olunur. Hâlbuki Kuva-yı Seyyarenin başında bulunan Tevfik Bey her iki meseleyi de doğrudan doğruya kendisi hallediyordu. Yani filân adam casustur diye Tevfik Bey tarafından derhal idam olunuyor yahut firara sebebiyet vermiştir diye Tevfik Bey veya Ethem Bey tarafından idam olunuyordu. Bunlar kendi nüfuzlarını, tehditlerini göstermek için böyle terör yapıyorlardı. Garp Ordusu Kumandanı, bütün kumandanlara olduğu gibi, bunlara da yapmış oldukları yanlışlıkları bir bildiri ile duyurmuştu. İtiraz ettiler ve bu itirazlarında haksız olduklarını da itiraf ettiler. Meselâ, Simav ve havalisinden düşman çekildikten sonra Hükümet yetkilileri bulunmadığından halkın durumu karmakarışık bir halde bulunuyordu. Hükümeti ihtiyaç olan memurları, jandarma ve polisi seçip gönderinceye kadar, oraya sırf halka bir idari merci olmak üzere, Garp Ordusu Kumandanı bir Havali Kumandanı tayin etti. Simav ve Havalisi Kumandanı diye bir zatı tayin etti ve oraya yeterli miktarda jandarma ve kuvvet gönderdi. Buna da itiraz ettiler. Garp Ordusunun böyle bir tedbiri tatbik etmekten diğer bir fikir ve maksadı da vardı. O da, şu idi. Yunanlılar çekildikçe derhal Birinci Kuva-yı Seyyareye mensup olan müfrezeler oralara gider, halkı soyar veya asker yapacağız diye icap edenleri alır ve bir 77
78 kısmını da siz Yunanlılarla beraber hareket ettiniz diye öldürür. Böyle bir takım zulümler yapıyorlardı ve bunun neticesi olarak, hıyanet neticesi olarak, oradaki ahali, ya Yunanlılara kendilerini yalnız bırakmamaları için rica ediyorlardı veya Yunanlılarla beraber kaçıyorlardı veyahut ta bu gelen gayri muntazam şaki kuvvetlere karşı silahlanarak cephe kurmaya mecbur kalıyorlardı. İşte Garp Ordusu Kumandanı bu zavallı Müslüman halkın kalbini tatmin etmek hayat ve fayda sağlamak ve düşmanla beraber kendilerini yürümekten alıkoymak için yegâne bir tedbir olmak üzere Simav ve havalisine, sırf halka müracaat edecekleri merci olmak üzere böyle bir heyet göndermişti. Tevfik Bey bunu da istemedi ve gönderilen Havali kumandanlığını beraberindeki jandarmasıyla beraber oradan iade etti. Bu tarzdaki muhalefetlerini bir gün o dereceye getirdi ki, ben Garp ordusunu tanımam dedi. Yani düşman karşısında bulunan kuvvetleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin Garp Ordusu Kumandanına isyan ediyordu. Bu vaka Meclis Başkanlığına intikal etmişti. Ben bunun tatlılıkla hallini pek çok arzu ediyordum. Bunun için meseleyi resmen Hükümete ve Heyeti Meclise intikal ettirmeden evvel bizzat halledebileceğimi zannederek teşebbüs etmiştim ve burada bulunan Ethem ve Reşit Beyleri alarak cepheye gittim. Oradaki kumandanlarla görüştüm, münakaşaya sebep olan husus o kadar basit, o kadar manasız idi ki, hakikaten ne Reşit Bey ce, ne Ethem Bey ce ve ne de diğer bu işlerle temasta bulunan ve alâkadar olan arkadaşlarca önemli görülmedi ve bir mesele olarak düşünülmedi. Garp ordusu kumandanının bu husustaki tebligatının herhangi bir zat, herhangi bir kumandan tarafından reddedilmiş olmasını makul bulmadılar. Fakat derhal bunlar bu esasın çürük olduğunu görünce, ikinci bir esasa geçtiler. Dediler ki, biz filân, filan, filân kumandanları istemeyiz, onlar yapamazlar. İstemedikleri kumandanların hepsi dikkate alınırsa adeta Garp Ordusunda hiç bir kumandan kalmıyordu. Bütün Garp Ordusunu bunların emrine vermek icap ediyordu. Hâlbuki ret ettikleri kumandanların her biri ayrı ayrı fazilet sahibi ve kıymetli insanlardır. Bu hususta dahi iddialarının makul olmadığını görünce dediler ki, yalnız filân kumandanı istemeyiz. Meselâ Refet Bey i istemeyiz dediler. Ne için Refet Bey i istemiyorsunuz dedik. Emniyetim yok diye cevap verdi. Biz bu emniyetsizliği, Refet Bey in noksan meziyetlerinden ileri geldiğini farz etmekte olduğunu düşünerek bunun böyle olmadığını söyledik. Refet Beyin gayet kıymettar, gayet anlayışlı, gayet cesur ve kıymetli bir kumandan olduğunu kendisine söylediğim zaman, böyle faziletlerin herkesten ziyade Refet Bey de mevcut olduğuna ve herkesten ziyade kanaatleri olduğunu söylediler. Emniyet duymadıklarını beyan ederek Refet Bey in oradan alınmasını ve Refet Bey ile beraber Karahisar da bulunan Kolordu Kumandanı Fahrettin Bey in de alınmasını arzu ediyorlardı. Fakat böyle her an başka bir safhada, başka bir renkte, başka bir maksatta ortaya çıkan mesele tabii ki bizim dikkatimizi çekti ve bunun için Hükümet bu işi bütün yönlerini inceden inceye araştırmaya koyuldu. Bu esnada gördük ki bunlar, mesela Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe vesaire gibi ne kadar böyle kimseler varsa bunların hepsini gizli mektuplarla, şifreli mektuplarla, hususi adamlarla Hükümet aleyhine kendisiyle beraber olmaya teşvik ediyordu. Hükümet 78
79 bir taraftan bunlara nasihat etmek suretiyle akıl ve mantık dairesine çekmeye çalıştığı sırada bittabi diğer taraftan da bunların fenalıklarının Memlekete yayılmasını önlemeye çalışıyordu ve bunun için icap eden tedbirleri alıyordu. Bu adamlar baktılar ki bu tedbirlerinde, bu teşebbüslerinde de muvaffak olamıyorlar, o zaman zihniyetlerini değiştirdiler. Değiştirdikleri şu idi şimdi arz edeceğim. Bu zihniyet, doğrudan doğruya Reşit Bey in ağzından çıkmış, benim ve Yüce Mecliste bulunan birçok arkadaşın huzurunda telâffuz edilmiştir. Bu adamlar demişlerdir ki, bizim için hayatımız haysiyetimiz, bizim menfaatimiz bu Milletin, bu Vatanın hayat ve menfaatinden yüksektir. Biz İran'da da, Turan'da da kendimize yaşayacak bir yer buluruz. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum) : Tarihini söyler misiniz, ne zaman söylediler? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): O kadar hafızam kuvvetli değildir Beyefendi Hazretleri. Müsaade buyurursanız bunu işitmiş arkadaşlardan Celal Bey in hafızası daha kuvvetlidir. Bu on, on beş gün içinde, son zamanlarda vuku bulmuştur. Yine bu adamlar demişlerdir ki, biz İzmir ve havalisinde engin araziye, çiftliklere ve servete sahibiz ve size iştirak etmekle büyük işler ve büyük fedakârlıklar yaptık. Biz Yunanlılarla beraber kalabilirdik ve Venizelos'la ben diz dize oturabilirdim. Binaenaleyh birinci hayale, birinci gayeye erişemeyeceklerini gördükten sonra ikinci bir menfaat yaratmaya teşebbüs etmişlerdir. Yeni hıyanet noktası aramaya teşebbüs etmişlerdir. Bunun için tevessül ettikleri tarzı hareketleri şunlardır. Evvelâ Bolşevikleri kışkırtmak, komünist renk, şekil ve kisvesinde görünmek, Bolşevikleri aldatmak, Bolşeviklere bu Memleket içinde bir coşku, derhal bir inkılâp, bir ihtilâl yapmak imkânı olduğu kanaatini verdirmek istediler ve bunun için burada bir beyanname yazdılar. Evvelâ Eskişehir'de bulunan işçiyi isyan ettirmek istiyorlardı. O işçilere hitaben bir beyanname yazdılar, bastırdılar, oraya götürüp dağıtacaklardı. Tabii müsveddesini yazdılar ve matbaada bastırdılar, ancak ondan sonrasına muvaffak olamadılar. Bunların bu hareketi evvelce bizce malûm idiyse de suçüstü yakalayalım dedik. Fakat diğer taraftan Bolşevikler de bu adamların böyle mesleksiz ve mezhepsiz olduklarını anlamışlardır. Binaenaleyh kendilerine hıyanete daha müsait olan bir muhit, bir temas noktası aradılar. Onun için Yunanlılarla dostluğu tahkik ettiler. Böyle Bolşeviklerle, Yunanlılarla, ayni zamanda İstanbul'la ve ayni zamanda İngilizlerle böyle muhtelif kisvelere, renklere ve zihniyetlere bürünerek muhtelif siyasetler takip ve muhtelif siyasetler tertiplediler. Hangi siyaset kendi emellerine, menfaatlerine, hıyanetlerine mutabık gelirse derhal oraya tevessül için amade bulunuyorlardı. Bir taraftan da Milletin birliğini ve bilhassa Ordunun düzenini ve itaatini, disiplinini ihlâl için teşebbüste bulunuyorlardı. Orduya salepçi kıyafetinde bir takımadamlar soktular ki bunlar askere diyeceklerdi ki derhal subaylarınızı öldürünüz, Memleketlerinize gidiniz, böyle bir şeye lüzum yoktur. Diğer taraftan da bütün subayların kendileriyle beraber bulunmaları için ayrı ayrı propaganda yapmışlardır. Diğer bir istikametteki teşebbüsleri de; bütün Millet nazarında Büyük Millet Meclisinin muhterem üyelerini lekelemek, Büyük Millet Meclisinin haysiyetini 79
80 düşürmek idi. İçeriye ve dışarıya karşı bütün bu teşebbüsler esnasında Hükümet tedbirlerini tatbik etmekle beraber, arz ettiğim gibi, mümkün olduğu kadar bu adamları Yola getirmeye çalıştı. En son olmak üzere gerek Yüce Heyetinizden ve gerek onlara güven verebilecek kıymetli ve faziletli arkadaşlarımızdan bir kaçı da oraya kadar gittiler. Kendilerine icap eden nasihatte bulundular. Fakat bu da tesir etmedi. Belki bu arkadaşları ayartmak için birçok yalanlar söylemişlerdir. Çünkü bu arkadaşlarla orada fikir alış verişinde bulundukları sırada, Hükümetin kendi emirlerine vermiş olduğu bir piyade alayının, 159.Alayın bütün subaylarını tevkif etmişlerdi ve askerlerine de birer vesika verdiler ve bu vesikalar üzerinde, artık muharebe bitmiştir, hepimiz Padişahımızın emirlerine itaat edeceğiz. Haydi, Memleketlerinize gidiniz ve bu kâğıtları dağıtınız diye terhis etmişler ve ellerinden silâhlarını alarak şuradan, buradan topladıkları adamlara ve ondan sonra da Yunanlılara verdiler. O sıralarda, heyet daha orada bulunduğu zaman hatırımızdadır, doğrudan doğruya Meclis Başkanlığına hitaben yazdıkları bir telgraf, daha doğrusu bir protestoname diyelim, çünkü onlar öyle demişlerdi, bu protestoname ile doğrudan doğruya Yüce Meclisin meşruiyetine, mevcudiyetine tecavüz ve taarruz etmişlerdi. Bütün manasıyla isyan etmişlerdi. NUSRAT EFENDİ (Erzurum): Paşa Hazretleri bu telgrafa isyanname desek doğru olur. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Evet bu isyannameyi kendileri için kıymetli bir vesika addederek, düşmanlarımız nezdinde kendilerini kurtarmağa yetecek bir vesika olarak düşündüklerinden, son elde ettiğimiz vesikada da bunun bir suretini de düşmanlarımıza vermiş oldukları anlaşılıyor. Bu adamlar bütün Milletin ve Memleketin mukaddes menfaatlerini tahkir etmekten, bu adamlar Yüce Meclise karşı hiç bir hor hakir kişinin telâffuz edemeyeceği edepten yoksun tahriklere cüret etmişlerdir. Bu adamlar Vatan müdafaası için hudutlarda, cephelerde duran askerlerimize silâhlarını çevirmekten utanmadıkları halde, yine Yüce Meclisiniz bunların lehinde, bunların kurtarmak istediniz. En son kabul etmiş olduğunuz karar, bu adamların ilticaları halinde hayatlarının emniyete alınacağı ve işlemiş oldukları suçlardan dolayı haklarında verilecek olan kanuni hükmün âcizane delaletimle affedileceklerinin kendilerine bildirilmesinden ibaret idi. Efendiler Yüce Heyetinizin bu emrini harfiyen yerine getirdim. Bu bildiri Garp Ordusu Kumandanı İsmet Bey tarafından aynen bunlara tebliğ edilmiştir. Garp Ordusu Kumandanı İsmet Bey, her insana nasip olmayacak bir büyüklüğü de kendiliğinden göstermiştir. Bu adamların kafasını on kere parçalamak için sınırsız fırsatlara sahip iken, pek kuvvetli birlikler elinde iken ve bütün vaziyete hâkim iken vurmamıştır. Vuracağı zaman demiştir ki... (hata etmiş, sesleri) O hata etmemiştir, o daima Yüce Meclisinizin mukarreratına uygun hareket etmekle pek büyük bir sevap işlemiştir. (doğru, sesleri) İsmet Bey bunlara demiştir ki, işte Büyük Millet Meclisinin size olan en büyük lütuf ve iyiliği, bunu size resmen tebliğ ediyorum. Fakat hususi olarak kendiliğimden de diyorum ki, yaptığınız hıyanet, cinayet ve kötülüktür. Güvenecek hiçbir şeyiniz yoktur. Maiyetinizdeki kuvvetleri pek abartılı 80
81 olarak söylüyorsunuz, ben onu üç misli düşünerek tedbirlerimi almışımdır. Binaenaleyh Büyük Millet Meclisinin emrine itaat ediniz. Bu adamlar ona da itaat etmemişlerdir. İşte ondan sonra Ordu Kumandanı, kuvvetlerini bunların bulunduğu istikamete göndermiştir. Hâlbuki bunlar daha evvel Yunanlılarla ittifak etmişlerdir ve bütün gelişmeler gösteriyor ki, bu ittifaklarını fiilen uygulamak için bahane bahaneler arıyorlardı. Ordu, Gediz istikametine doğru ilerleyince bunların maiyetlerinde bulunan ve kısmı zorla tutulabilen insanlar derhal vaziyeti anladılar ve kısım, kısım ayrıldılar ve bu ayrılanların bir kısmı Orduya katılmıştır ve bir kısmı da katılmak üzere bulunuyor. Ethem, Tevfik ve Reşit Beyler doğrudan doğruya maiyetlerinde kalan bir kısım kuvvetler ki, en son olarak üç yüz kişi kadar görülmüştür, kayıtsız şartsız Yunanlıların emrine tâbi olmuşlardır. 1 (Kahrolsun, lanet olsun sesleri) Yunanlılara şüphe yok ki bunlar birçok sır verme vaadinde bulunmuşlardır. Yalnız bu adamlar bittabi ne Ordumuzu bilirler ve ne de Ordumuzun kahramanlığını lüzumu gibi takdir edebilirler. Onların sır diye verdiklerinin hüküm ve tesiri yoktur. Fakat her halde mübalağalı bir surette vermiş oldukları malûmat ve izahatla Yunan Ordusunu ve İngilizleri fevkalâde heveslendirmişlerdir ve bunun neticesi olarak iki gün evvel Yunan Ordusu, bütün Garp Cephesinin her noktasında, kendi safları arasında Ethem dâhil olduğu halde taarruz geçmişlerdir. (Allah kahretsin, sesleri) NUSRAT EFENDİ (Erzurum): Paşa Hazretleri artık bey demeyiniz, hain deyiniz. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): İşte Ethem, Tevfik ve Reşit Beylerin bu haince hareketlerini fiilen dahi ihbar ettikten sonra tabii haklarında verilecek olan hüküm pek açıktır. Bittabi o dakikadan itibaren bunlar bizim için hiç bir temiz sıfata haiz olamazlar ve ihtarınız üzere Ethem ve Tevfik hainleri diyeceğim. Ancak henüz Büyük Millet Meclisi üyesi sıfatını taşımakta bulunan Reşit Bey hakkında dahi ayni şeyi kullanmak mecburiyetindeyim. Yüce Heyetinize hürmeten telaffuz edebilmek için Reşit Bey in mebusluktan düşürülmesine rey vermenizi istirham eylerim. (kabul, reye sesleri) HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Millet ve Memleket menfaatleri aleyhine silâh kullanarak, düşmanlarla işbirliği yapan Saruhan Mebusu Reşit Bey in mebusluktan ihracını kabul buyuranlar el kaldırsın. Çoğunlukla kabul edilmiştir. (alkışlar) MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Binaenaleyh efendiler artık Ethem, Tevfik ve Reşit meselesi kalmamıştır. Maiyetlerindeki namuslu kuvvetler ayrılmışlar ve Orduya iltihak katılmışlardır ve kendileri de ne kadar aciz ve naçiz olduklarını 1 Çerkez Ethem ve kardeşleri o tarihte henüz daha Yunanlılara iltica etmemişlerdi. Mustafa Kemal Paşa ya, ya yanlış istihbarat verilmiş veya Meclisi endişelendirmemek için böyle söylemiş olabilir. 81
82 anlamışlardır ve en son kendilerine lâyık olan yeri de ancak Rum saflarında bulabilmişlerdir. Şimdi Karşımızda bir Yunan meselesi vardır. Bu münasebetle belki icap ederse Milli Savunma Vekili Paşa Hazretleri de yeni gelişmeler oldukça tabiatıyla beyanatta bulunurlar. Ben yalnız ufak bir özet yapayım. VEHBİ BEY (Karesi): Bir şey arz edeceğim. Bizim arkadaşlardan Saruhan Mebusu Reşat Bey vardı, acaba o ne oldu? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Efendim Saruhan Mebusu Reşat Bey, Saruhan Mutasarrıfı Aziz Bey ve Demirci Kaymakamı Hilmi Bey daha evvel İsmet Beyin yanına gelmişlerdi ve onlar bu adamların gizlice Yunanlılarla temas ve münasebette bulunduklarını bildirmişlerdi ve İsmet Bey zannederim onları beraberinde bulundurdu. Efendim evvelsi gün düşman Yenişehir, İnegöl, Gediz ve Uşak'tan yani her noktadan taarruz etmiştir. (bu sırada Aydın Mebusu Tahsin Bey taarruzu tard anlayarak alkışladı) SALİH EFENDİ (Erzurum): Paşa Hazretleri, kulaklarında arıza olduğundan taarruzu tard (sürme, dağıtma) anlamış ve onun için böyle harekette bulunmuştur. TAHSİN BEY (Aydın): Efendim kulaklarım ağır işittiğinden yanlış anladım, affedersiniz. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Önemli değil. İnşallah tard olunduğunu da yarın söylerim. (İnşallah sesleri) Efendim; Uşak'tan doğuya ilerlemek isteyen düşmana karşı Cenup Ordusu Kumandanı Refet Bey ve orada bulunan Kolordu Kumandanı Fahrettin Bey taraflarından seri bir surette alınan tedbirler karşısında düşman Uşak'ın pek yakınında İslâm Köyünden ileri geçememiştir. Orada durdurulmuştur. Dün ve bugün hiç bir hareket ve faaliyeti görülmemiştir. Güneyde, Gediz'de bulunan kuvvetimize Ethem üç yüz kişi kadar bir kuvvetle taarruz etmiştir. Tabii püskürtmüşlerdir. Bunun taarruzu üzerine tabii oradaki kuvvetlerimiz mukabil taarruza geçmiş, takip ediyordu. Son vaziyeti henüz takip ediyoruz. Bunlar ehemmiyetli bir şey değildir. Daha çok vakayı halledeceğiz. Kuzeyde Efendim, malûmu âliniz Yenişehir ve İnegöl'de büyük kuvvetlerimiz yoktur. İleri karakol postası halinde ufak şeylerimiz var. Asıl mevzilerimiz daha doğudadır. Meselâ Köprühisar'da mevziimiz vardır. Onun güneyinde, Nazif Paşa'da esaslı tahkim olunmuş mevzilerimiz vardır. Düşman Köprühisar mevzilerine mühimce bir kuvvetle ilerledi, taarruz etti. Fakat bu taarruzda muvaffak olamadı, püskürtüldü. Kuvvetini tekrar bir alayla takviye etti. Dün akşamki vaziyette bozulup giden kuvvetlerle onu tazyik eden kuvvet mevziin karşısında kalmıştır. Bugün de en son malûmatıma göre, düşman tarafından yeni bir hareket meydana gelmedi. Yeni bir faaliyet yoktur. Bunun güneyinde, İnegöl doğusundaki Nazif Paşa mevkiine düşman fazla bir kuvvetle fazla bir tazyik yapmıştır. Fakat son okuduğum raporda vaziyet, ondan sonra bir faaliyet göstermemiş olduğu merkezinde idi. Tabii vaziyete henüz tamamen inkişaf etmiş nazariyle bakılamaz. Henüz düşmana karşı mevcut olan kuvvetlerimizi kullanmamışız ve temas eden, duran, ufak hareket 82
83 yapan kuvvetlerimiz esasen düşman temasında bırakılmış olan kuvvetlerdir. Yalnız şurasını arz edeyim ki, bu adamlar Ethem ve Tevfik, bir aydan iki aydan beri faaliyet sahasına nakletmek istedikleri emel peşinde bizi ve Orduyu biraz meşgul etmişlerdir. Bu meşguliyetler yüzünden Memleket ve Millet hesabına çok büyük zayiat olmuştur, çok fırsatlar kaybedilmiştir. İnşallah bundan sonra o fırsatları telâfi ederiz. (İnşallah sesleri) Efendiler, maksadımız meşrudur, muvaffakiyet imanımız sarsılmamıştır. Binaenaleyh dâhilde ve hariçteki düşmanlarımız, ister çok, ister az olsun, teşebbüslerinin büyüklüğü ne olursa olsun muvaffakiyetimiz katidir. Nihai muvaffakiyet, meşru bir maksat takip edenlerde kalacaktır. SALİH EFENDİ (Erzurum): Önergemden evvel bir şey arz edeceğim, kısa bir şeydir Efendim. Arkadaşlar, Paşa Hazretleri geçen ki Ethem hakkındaki beyanatında pek şüpheli beyanatta bulunmuşlardı. Hatta şunu Paşa Hazretlerinin vicdanına karşı söylerim ki beni de çağırdı ve dedi ki: Haymana'da bir teşkilât yapılıyormuş, sen de alâkadar mısın o mesele ile? Bu mesele benim için bir dert oldu. Çünkü ben Erzurumlu bir adamım. Memlekete namusuyla, diniyle, ırzıyla bağlıyım. Bu böyledir. Siz de böylesiniz. Fakat bu beyanat içimizde şüpheli bir iz bıraktı. Hatta Hacı Şükrü Bey in de bu meselede alâkadar olduğunu Paşa buyurdular. Ben zannediyorum ki, içimizde şüpheli bir şeyler oluyor. Ben bir arkadaşımın yüzüne bakarken şüphe alıyorum. Mademki, Vatan tehlikeli bir zamana gelmiştir. Hayat gider, vatan kurtulur. Çünkü hayatıyla oynayan herif hayatını düşünmez. Yalnız bu şüpheleri def etmek için aramızda iyi bir tetkikat yapalım. Bizim içimizde de şüpheli şahıslar varsa tart edelim. Hatta birisi de içimizde ben olmak şartıyla. Paşa Hazretleri hakikati izah etsinler. Mesele meydana çıksın. Kapalı bir meseleden dolayı ben arkadaşıma, arkadaşım bana karşı bir şüphe beslemesin. (çok doğru sesleri) Fakat ceza bana tatbik edilirse ben giderim. Yalnız şüpheli şeyler kalmasın. Eğer icap ediyorsa Paşa Hazretleri gizli celsede izahat versin (lüzum yok, aleni olsun sesleri) MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Efendim, Yüce Meclisi teşkil eden mebusların hepsi Milletin samimi ve vicdani seçimlerine mazhar olmuş hakikî mümessillerdir. Binaenaleyh bu muhterem mebusların teşkil etmiş olduğu bu Yüce Meclis her türlü kötülüğün karşısındadır. Kötülüklerin yetişemeyeceği kadar yüksektir. Yüce Heyetinizi teşkil eden üyelerin içinde fikirler ve düşüncelerde ihtilâf daima olabiliyor. Fakat bütün bu vicdani kanaat mutlaka Memleketin azami menfaatlerinin sağlanmasına ait olduğuna hiç kimsenin şek ve şüphesi yoktur. Fakat maatteessüf ismi daima zikredilmiş bulunan ve zikredilmiş bulunduğu için tekrarından engel görmeyeceğim Hacı Şükrü Bey bu meseleye temas etmiştir. Bu meseleye ben de temas ettim. Buna temas eden arkadaşlar pek çoktur. Fakat bütün temas eden arkadaşlar daima iyi yapmak için temas etmişlerdir. Herkes mümkün olduğu kadar iyi yapmışlardır. Ancak Hacı Şükrü Bey in teması kötü olmuştur. Hacı Şükrü Bey, Ethem ve Tevfik i ihanete sevk edenlerden birisidir. Hacı Şükrü Bey hakkında bazı vesika da vardır. İhtimal ki bu vesikalar, istiklâl 83
84 Mahkemesince veya başka bir mahkemece tetkik olunduğu sırada Hacı Şükrü Bey in teşebbüsleri ortaya çıkacaktır. Ancak hakkında kanuni takibat yapmak için bu işe fena bir fiil ile iştirak etmiş bulunan ve iştiraki belli olan Hacı Şükrü Bey in de Yüce Meclis içinde bulunuyor olması bu Meclisin şerefine uymaz. Onun için Hacı Şükrü Bey in de mebusluktan hariç tutulması uygun olur. HACI ŞÜKRÜ B. (Diyarbakır): Bendeniz de söyleyeyim de, ondan sonra Paşa Hazretleri MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Ve bunu Yüce Heyetinize Hükümet Reisi sıfatıyla teklif ediyorum ve Reis Bey den rica ederim reye konulsun. MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Bu hususta vesika verilsin, tetkik edilsin, Meclisçe bilgi toplandıktan sonra reye konsun. Çünkü diğeri, Reşit Bey fiilen iltihak etmiştir. Yunan Ordusuna iltihak etmekle hıyanet göstermiştir ve bu suretle biz buna kâiniyiz, buna rey veririz. Fakat Hacı Şükrü Bey hakkında tam kanaatimiz olabilmesi için, Paşa Hazretlerinin vesikayı Meclise tevdi etmeleri lâzımdır. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Ufak bir misal daha, Hacı Şükrü Bey hakkında mevcut olan vesikalardan bir tanesini bir gizli celsede Genel Kurula arz etmiştim. HACI ŞÜKRÜ BEY (Diyarbakır): Paşam, bendeniz onun yalan olduğunu söyledim. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Eğer diğer vesika yalansa o da yalandır. HACI ŞÜKRÜ B. (Diyarbakır): Hepsi yalandır. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Oturunuz yerinize, söz alırsınız söylersiniz. O vesika Yüce Heyetin kendi hakkında hüküm vermesi için kâfidir. Buna şunu da ilâve edeyim ki, maalesef üyelerden daha bir iki kişi bahis mevzu olacaktır. Fakat onlar hakkında, Mehmet Şükrü Bey in buyurduğu gibi, mevcut olan vesika henüz Meclise sunulacak türden olmadığından isimlerini söylemiyorum. Binaenaleyh Hacı Şükrü Bey in artık bu Mecliste yeri yoktur. Eğer Yüce Heyetiniz müsamaha ederseniz tabii salâhiyet size aittir. HACI ŞÜKRÜ BEY(Diyarbakır): Söz istiyorum. HÜSREV BEY (Trabzon):Bir şey arz edeceğim. Görüşme usulü hakkında. Şüphesiz ki, arkadaşımız kendi hakkını müdafaa etmek için bazı şeylerde bulunacaktır. Adeta burası bir mahkeme salonuna benzeyecek. Bunu katiyen doğru görmüyorum. Zaten Salih Efendinin takriri yüzünden bu meselenin açılmaması icap ederdi. Mesele naziktir. Bence doğru değildir. Şükrü Bey in dediği gibi, bu vesikalar gelir ve Meclisçe incelenir. Ondan sonra... HACI ŞÜKRÜ BEY (Diyarbakır): Hayır Beyefendi af buyurunuz. Burada benim haysiyetim bahis mevzuu olmuştur. Alenen söyleyeceğim. Geçen gizli celsede bu meselenin başından sonuna kadar ne suretle cereyan ettiğini bu kürsüden 84
85 söyledim. Tutanaklarda mevcuttur. Binaenaleyh Paşa Hazretlerinin benim hakkımda söylemiş oldukları sözlerin hepsinin doğru olmadığını ispat ettim ve tutanakta mevcuttur. Yalnız Paşa Hazretleri, son olarak bir şifre, bir muhabere emri göstermişlerdir. Binaenaleyh ben burada kendilerine dedim ki, bu size burada hiç vazifeli olmayan bir takımadamlar tarafından verilmiştir. Benim hiç bir zaman postaneye gidip, telgrafhaneye gidip, Ethem ve Reşit Beyle beraber postaneye gidip Ethem Bey le haberleşmediğimi söyledim. Reşit Beyle haberleşmeye gidenler Yusuf İzzet Paşa Hazretleridir. Yusuf izzet Paşa kalksınlar. Söylesinler. Desinler ki, Hacı Şükrü o gün onlarla gelmiş ve onlarla haberleşmede bulunmuşlardır. İşte Yusuf İzzet Paşa burada, Posta ve Telgraf Nezareti burada herkes bunu söyleyebilir. Ben bunu söyleyebilirim, bir yere gitmedim ve bulunmadım. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Canım imza ve mührün olan mektuplar var, dolaşıyor ortada, İstiklâl mahkemelerine verilmek üzere. HACI ŞÜKRÜ BEY (Diyarbakır): O mektubu çıkarın getirin buraya okunsun Efendim. Nerede ise... MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Bu mesele gizli celsede açılsın Efendim. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Vekâletine NAFİZ BEY (Canik): Görüşme usulü hakkında söyleyeceğim. Bu meselenin incelenmesi için Adalet MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Bu mesele hakkında Hacı Şükrü Bey savunmasını, bir komisyon inceleme yaptıktan sonra söyleyebilir. Paşa Hazretleri Hükümet Başkanı olmak itibariyle ve Meclisin Reisi olmak sıfatıyla diyorlar ki ve iddia ediyorlar ki, Hacı Şükrü Bey hakkında vesika var, bu vesika Yüce Meclise verilir, bir komisyonda incelenir, Genel Kurulda okunur. İtham edildikten sonra Hacı Şükrü Bey dışarı çıkar. Hakkında lâzım gelen ceza tatbik edilir. Böyle bir mesele yapılmadan burada Hacı Şükrü Beyin kendisini savunma hakkı yoktur. Burası mahkeme salonu değildir. CELÂLEDDİN ARİF BEY (Erzurum): Efendim, müsaade buyrulursa bu hususta Kanunu Esasi hükmü açıktır. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Efendim, Hacı Şükrü Bey hakkında mevcut olan vesika, Başkanlık Makamı tarafından usulüne göre Komisyona havale eder. CELÂLEDDİN ARİF BEY (Erzurum): Komisyona değil, Paşa Hazretleri Kanunu Esasi gereğince şubeye gider. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Şubeye havale edilmesini arzu buyuranlar lütfen el kaldırsın. Şubeye havale edilecek Efendim. Kurada Dördüncü Şubeye 85
86 isabet etmiştir. Dördüncü Şube inceleyecektir. Söz, Milli Savunma Vekili Paşa Hazretlerinindir. FEVZİ PAŞA (Milli Savunma Vekili): Efendim, bendeniz askeri harekât hakkında biraz bilgi vereceğim. Malûmu âliniz Yunanistan'daki seçimler neticesinde... NUSRET EFENDİ (Erzurum): Paşa Hazretleri yüksek söyleyiniz. FEVZİ PAŞA (Devamla): Efendim, bendeniz askeri harekât hakkında biraz bilgi vereceğim. Cephelerde bir değişiklik meydana geldi. Uşak ve Bursa'da toplanan Yunan kuvvetleri, kısmen terhis edilerek Memleketlerine gitmekle beraber, Yunanistan'daki seçim neticesinde cephelerde bir değişiklik meydana geldi. Cephelerdeki açıklıklar takviye edilmek üzere bir kısım kuvvetleri cepheye sevke başladılar. Alınan malûmat, seçimler ve Yunanistan'daki siyasi değişiklik dolayısıyla Yunanlıların harekâtı durdurdukları ve Avrupa'da hâsıl olacak kanaate göre yeni bir siyaset takip edecekleri hususundan ibarettir. Filhakika bu son zamanlarda hayli kuvvetlerin geri gittiği bilgisini aldım. Malûmu âlinizdir ki evvelce iki tümen kadar Uşak'ta, iki tümen kadar da Bursa'da bulunuyordu. Son zamanlarda bu tümenlerin kuvvetleri azaldığından, Uşak Cephesini ayrıca mevcudu az tümen ile takviye ettiklerine dair bilgi aldım ve bundan da cephedeki azalan kuvvetlerin mevcuduna eşdeğer yeni kadrolarla mevcudu tamamladıkları anlaşılıyordu. Bittabi buna karşı cephelerdeki kuvvetlerimiz takviye edildi ve icabında Yunanlıların bir taarruzuna karşı değil, hatta Yunanlılara taarruz ederken lâzım gelen kuvvet ve gayreti gösterecek daha fazla birlik ve tertibat gerekiyordu. Demin burada Reis Paşa Hazretlerinin izah buyurdukları vaka meydana geldiği esnada askeri vaziyet bu merkezde idi. Ocak ayı başında bizim cephelerden kuvvetlerimizi tamamıyla çektiğimize dair bazı haberlerin, Yunanlıları harekete teşvik ettikleri anlaşılıyor. Çünkü bu tarihten itibaren sükûnet içinde bulunan bir anda faaliyet başlamıştır. Evvela Otakçı'dan güneye geçen bir müfreze küçük bir taarruz icra etti, püskürtüldü. Bilâhare Nazilli'den güneye taarruz eden bir müfreze orada bir gösteriş icra ederek geriye çekildi. Nihayet 6 Ocak ta, yani bundan iki gün evvel Uşak'ta üç sınıftan mürekkep bir kuvvet kuzeye doğru taarruz harekâtına başladı. İslamköy'de durduruldu. Bu müddet zarfında Bursa'da düşman bazı kuvvetler yığdı. Bu iki gün arasında bu kuvvetlerle daha ciddi bir taarruza başlattı. Üç günden beri taarruz hareketi devam ediyor. Taarruzun birinci safhasında Köprühisar'da düşman kuvvetleri geri atıldı. Fakat sonra düşmanın takviye edilen kuvvetleri bugün taarruzlarına devam ederek Pazarcık a doğru harekete geçtiler. Bugün orada bizim kuvvetler toplanıyor. Yunan kuvvetleri de toplanıyor. Bu iki gün zarfında ümit ederiz, kati netice alınmış olunacak. (İnşallah sesleri) İslamköy'den henüz ileri hareket yapmıyor. Fakat buradaki kuvvetleri de, aldığımız malûmata nazaran, takviye olunmuştur ve taarruz muhtemeldir. Mamafih oraya karşı lâzım olan kuvvetler toplanmıştır. Diğer, askeri tertibata dair müsaade ederseniz fazla tafsilât vermeyeceğim. Henüz vaziyet belli değildir. İnşallah çok yakında muzafferiyeti arz ederim. (İnşallah, Allah muvaffak etsin sesleri) 86
87 HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Ethem, Tevfik, Reşit meselesine ait olan izahat bitti. Söz alan kalmadı. Başka bir meselenin müzakeresine geçiyoruz. HİLMİ BEY (Bolu): Önergem vardır. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Efendim, Reis Paşa Hazretleri beyanatına başladığı zaman Milletin itimat ve emniyetini haiz olan Ethem diye ifade buyurdular. Bunun düzeltilmesini teklif edeceğim. Zannediyorum Millet Meclisi buna hiç bir ehemmiyet ve itimat atfetmemiştir. İlk defa, evvelce hıyanetleri belli olan bu gibi şahısları, böyle sonu feci olan vaziyetlere getiren şahısları, bu kadar yükseltmekte biraz tedbirsizlik görüyorum. İstirham ediyorum ki, böyle vukuat kürsüye geldiği zaman gayet elim oluyoruz. Bu tür vakalara karşı mani olacak tedbirler alarak, Konya hâdisesi gibi ve bu gibi hâdiselere meydan vermemeğe biraz daha gayret etmelerini Hükümetten istirham ediyorum. Yoksa buraya geldiği zaman bunların hikâyesi cidden bizi müteessir ediyor. Daha evvel baş başa verip çarelerini ararsak daha iyi olur. Birçok böyle elim hadiseler meydana geldi. Bizim de burada yüreğimiz yaralandı. Hükümetin bundan daha ziyade tedbirler almalarını kendilerinden istirham gederim. Çünkü bu adam, Ethem meselesi cidden pek barizdi ve çirkin bir vaziyet olduğu evvelinden biliniyordu. İlk icraatına başladığı zamanlar, alkışladığımız devreler de oldu. Meclis selâm da gönderdi. Bilâhare anladık ki, Yozgat'a gitti hıyanet yaptı. Yoldan, geçenleri soydu,, köylüyü soydu. Hırsızlık yaptı. Paşa Hazretlerinin buyurduğu gibi, komünist kisvesine bürünerek bir meslek adını berbat ederken, bunlardan haberimiz oldu. Sonra Paşa Hazretleri Reşit Bey i, biz Venizelos la diz dize geliriz diyen bir arkadaşımızı, bize daha önce anlatsaydılar, zannederim, Ethem filân Yunanistan 'a iltihak etmez, tecavüz vuku bulmaz ve birçok kanların da heder olmasına meydan vermemiş olurduk. İşte istirhamımız bundan sonra belki bu gibi adamlar yine içimizden çıkabilir. Araştırarak, olmadan evvel haber vererek, tedbirleri alarak yüreğimiz yaralanmasın. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Efendim, Hüseyin Avni Beyefendinin söylediği sözler çok makuldür. Yalnız makul olmakla beraber, yapılmamış olması kusur ve kabahatini biraz açıklamak etmek istiyorum, müsaade buyrulursa. Buyurdular ki; Reşit Beyi bugün kürsüden tarif ederken, kullandığım ifadelerle asıl mahiyet anlaşıldı. Eğer bunu daha evvel bize anlatan olsa idi, böyle bir adam bizim içimizde yer bulamazdı manasında ifadede bulundular. Çok doğrudur. Hakikaten arz ettiklerimi, samimi ve ciddi olarak arz ettiklerimi her vakit tasvip edeceğinize kanaatim olsa, bunda zerre kadar kusur etmem. Fakat bunun böyle olmadığını size ispat etmek isterim. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): İtimadımız vardır, Paşa Hazretleri. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Deminden arz ettim ki, Hacı Şükrü Bey in Yüce Meclisinizde bulunması, Meclisin şerefine uygun olamaz ve bunun içinde bulunduğu meselede 87
88 HACI ŞÜKRÜ BEY (Diyarbakır): Reis Paşa, başka misal getiriniz. Eğer öyle ise ben Meclis kapısında kendimi asarım. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Müsaade buyurunuz. Bu hususa lüzum yoktur, vesika ibraz edelim. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Efendim, Paşayı severiz. Fakat kanunu hepsinden daha çok severiz. Hacı Şükrü Bey i kanuna teslim ettik, kanun hâkimdir. Binaenaleyh emir yerini bulmuştur. HÜSREV BEY (Trabzon): Reis Beyefendi, bir şey arz edeceğim Hüseyin Avni Beyin söyledikleri Meclisin sükûneti... (kürsüye sesleri) HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Van Mebusu Hasan Sıddık Bey in bu mesele ile alakalı bir önergesi vardır. Ethem ve arkadaşlarının mal ve emlâkinin haczini teklif ediyor. Malûmu âliniz bu, mahkemeye ait bir meseledir. Binaenaleyh Yüce Meclise arz ediyorum. Tunalı Hilmi Bey in de bir önergesi var. Düşmanlar hakkındaki beyanatın hemen basılıp, dağıtılmasını teklif ediyor. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Bu önerge ile istenileni Hükümet pek lüzumlu olarak daha evvel dikkate almıştı. Burada yaptığımız açıklamanın özetini ve meselenin hakikatini bütün Milletimizin ve düşmanlarımızın öğrenebilecekleri manada bir beyanname yazmaya karar vermişlerdi. Ancak bu beyannamenin basılmasını Yüce Heyetinize arz ettikten sonraya tehir ettik. (pek muvafık uygun sesleri) TUNALI HİLMİ BEY (Bolu): Müsaade buyruluyor mu? Meselenin zemini gayetle tehlikelidir. Rahmani ve şeytani olmak üzere propagandaya gayet müsaittir. Binaenaleyh o zemini muhaliflerimiz, düşmanlarımız, hainlerimizden evvel biz kavrarsak biz üstesinden geliriz. Onlar kavrarsa onlar üstesinden gelirler. Bunu istirham ederim. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Efendim, zaten lüzumlu olduğu belirtilen beyanname hazırlanmış. Arzu buyurursanız okunsun. (okunmaya hacet yok sesleri) Bu mesele de kapanmıştır. (Diğer gündem maddelerinin görüşülmesi devam ederken, Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa körsüye çıktı.) FEVZİ PAŞA (Milli Savunma Vekili): Efendim, bendeniz askeri harekât hakkında biraz bilgi vereceğim. Aldığımız istihbarat bilgilerine göre, Yunanistan'da yapılan seçimden sonra siyasi değişiklik dolayısıyla askeri harekâtı durdurdukları ve Avrupa'da hâsıl olacak kanaate göre yeni bir siyaset takip edecekleri şeklindeydi. Hakikaten bu son zamanlarda hayli kuvvetlerin geri gittiğini öğrenmiştik. Son zamanlarda Uşak ve Bursa daki kuvvetlerin azaltıldığı, ama yeni kadrolarla mevcudu tamamladıkları anlaşılıyordu. Buna karşı cephelerdeki kuvvetlerimiz takviye edildi ve icabında Yunanlıların bir taarruzuna karşı değil, hatta Yunanlılara 88
89 taarruz ederken kuvvet artırmayı düşündük. Biraz önce burada Reis Paşa Hazretlerinin Kuva-yı Seyyare nin isyanı hakkında açıklama yaptığı sırada askeri vaziyet bu merkezde idi. Ethem Yunanlılarla temasa geçti ve bizim cephelerden kuvvetlerimizi tamamen çektiğimize dair haberlerle Yunanlıları harekete teşvik ettikleri anlaşılıyor. Çünkü bugün Uşak ve Bursa'dan Yunan kuvvetleri cephelerimize doğru ilerlemeye başladılar. Bugün kuvvetlerimiz cephe vaziyeti almaya başladılar. Bu iki gün ümit ederiz, Yunan taarruzunu durduracağız. (inşallah sesleri) Alınan ve alınacak askeri tertibat hakkında müsaade ederseniz fazla malumat veremeyeceğim. Henüz vaziyet tam belli olmamıştır. İnşallah en kısa zamanda muzafferiyetimizi arz ederim. (inşallah, Allah muvaffak etsin sesleri) 1 (Beş gün sonra, 13 Ocak 1921 tarihindeki oturumda...) MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Ethem ve Tevfik ve Reşit hainleri hıyanetlerini fiilen ifşa ederek Yunan Ordusuna iltihak etmiş bulunuyorlar. Efendiler, Yunan karargâhı da ve İngilizler de bu iltihak ile husule gelen memnuniyetin derecesini takdir etmek için Ethem, Tevfik ve Reşit'in zihniyetlerini biraz izah edeceğim, düşüncelerini açıklayacağım. Bu bedbahtlara Garp Ordusunda maddeten ve manen kuvvet olarak yalnız onların emrinde bulunan insanlar vardı. Esasen Ordumuzun maddi kuvveti bunlardan zayıf idi, öyle farz ediyorlar, öyle zannediyorlardı. Hele maneviyatça Ordunun hiç kıymeti yoktu. Ancak düşman karşısında ve harekât mıntıkasında Ethem ve kardeşlerinin kuvveti sayesinde ve bu kuvvetin tesiri altında, bu kuvvetin korkusuyla durabilirlerdi. Yani Kuva-yı Seyyare ortadan kalkarsa, onların telâkkilerine göre, hemen Ordu ortadan kalkacak idi. Yine onların zanlarınca ve Milletimizde birlik ve beraberlik yoktu. Milletimizin tek temsilcisi olan Yüce Heyetinizde de hiç bir birlik ve beraberlik yoktu. Binaenaleyh bütün bu zihniyetleri Yunan karargâhına ve tabii İngilizlere, İstanbul'a yetiştirmişlerdi. Şüphe yok bundan fazla olarak bütün askeri tertibatımızı, nerelerde ne kadar askerimiz var, nelerimiz mevcut, vasıtalarımız ne derecededir, hangi yerlerden ne kadar, zamanda, ne kadar kuvvet getirebiliriz. Tabii bunları da söylemişlerdir. (Allah kahretsin sesleri) İşte Konstantin'in bundan fevkalâde cüret alarak seri bir hareketle zayıf olduğu kendilerince tayin edilen istikametten yürüyerek Eskişehir'i işgal ederek ona göre harekâtı tertip etmek istemiş olduğu tahakkuk etti. Şüphe yoktur ki, bu harekete Ethem kendi kuvvetleriyle dahi bilfiil iştirak etti. Ethem ve kardeşlerinin kuvveti, henüz kuvvetlerimiz Gediz civarında bulunurken bir darbe ile dağıtıldı. Malûmu âliniz onun devamında askeri kıtalarımız asıl tehlikenin gelmekte olduğu istikamete tevcih edildi. O istikamette yani Kütahya havalisinde bazı şeyleri söylemekte çekinmeyeceğim. Orada kişiden ibaret ufak bir kuvvet Ehem i 1 TBMM Zabıt Ceridesi (8 Ocak 1921), 1.Dönem, c.7, s , 89
90 dağıttıktan sonra yalnız üç yüz kişi beraberinde kalmıştı. Yanında bir bataryayı beraber götürmüş, fakat o bataryanın subayı kaçmıştı. Batarya kullanılamayacak bir halde bulunuyordu. Bu kuvvetlerin buradan çekilip gittiğini görünce yine bir takım insanları başına toplamış, altı yüz kişiye, belki sekiz yüz kişiye çıkarmış. Bataryaya da ihtimal Yunanlılardan gönderilen topçularla bir faaliyet vermiş ve evvelki günden beri Kütahya'da bulunan ufak kuvvetimize taarruza başlamıştır. Binaenaleyh evvelki gün, dün ve bugün orada bulunan bu çok az olan kuvveti, bu aciz kuvveti mütemadiyen darbelerle meşgul etmiştir. Hatta şimdi gelen bir raporda, sağ cenahta Aydoğdu sırtları istikametine çekilen asiler takip olunmaktadır, deniliyor. Efendim, işte bu ufacık kuvveti mağlûp etmeğe kâfi gelebilir. Fakat tabii vaziyeti daha ciddi mütalâa ettik ve bulaşık insanları biran evvel temizleyebilmek için oraya süvari ve piyade olmak üzere bugün çok sayıda kuvvet sevk olunmuştur. Beddua ediyorum. Bu güçlü kuvvet bunu büsbütün perişan edecektir. (inşallah sesleri) 1 20 OCAK 1921: KÜTAHYA DA KUVA-YI SEYYARE YE KARŞI YAPILAN ASKERİ HAREKÂT HAKKINDA VERİLEN SORU ÖNERGESİNE MİLLİ SAVUNMA VEKİLİ FEVZİ PAŞA NIN CEVABI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 135.Birleşim, Gündem: 7/2) Kuva-yı Seyyare çeteleri, bütün güçleriyle Kütahya ya taarruz etmelerine rağmen, 61.Tümen i yenememiş ve kente girememiştir. Asilerin içinde baş gösteren çözülme ve bıkkınlık, düzenli ordu lehine bir durum yarattı. Kuva-yı Seyyare hiçbir başarı elde edememiş ve Gediz istikametine doğru çekilmeye başlamıştır. Ethem, Demirci ye çekilir. Mecliste milletvekilleri Çerkez Ethem in yakalandığına dair haberler alırken, o ve kardeşleri Yunanlılara irtica hazırlığı yapmaktaydı. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Cepheye dair malumat verilmesi için bir soru önergesi verildi, Sivas Mebusu Emir Paşa ve arkadaşları tarafından. Fevzi Paşa Hazretleri de burada bulunuyorlar. Önerge okunsun, arzu buyurursanız izahat versinler. 1 TBMM Zabıt Ceridesi (13 Ocak 1921), 1.Dönem, c.7, s , 90
91 TBMM Başkanlığına Asi Ethem'in kayıtsız, şartsız teslim olduğuna ve adamlarının esir edildiğine dair haberler dolaşıyor. Buna dair askeri harekât hakkında Mecliste hazır bulunan Milli Savunma Vekili Paşa Hazretlerinin malumat vermeleri lüzumunu teklif ederiz. 20 Ocak 1921 Sivas Mebusu Mehmet Emir 91 Yozgat Mebusu Süleyman Çankırı Mebusu Neşet FEVZİ PAŞA (Milli Savunma Vekili): Asi Ethem ve adamları malumunuz İnönü Muharebesi sırasında Kütahya'ya taarruz hazırlığı yapmışlardı. Fakat onların tahmini gibi ondan sonra taarruza başladılar. Başında orada bir tabur kuvvetinde bir müfrezemiz vardı. Müfrezemiz bir kaç gün müdafaa etti. Kuvvetlerimiz İnönü den yetiştikten sonra asiler çekilmeye başladılar. Her konaklama mahallinde kuvvetlerimiz baskın yaptı. Her baskında birer miktar asi esir alındı. Bunların bizim ordu kuvvetlerinden teşkil ettikleri bir tabur vardı. Bunlar tamamen teslim oldular. Sonra Gediz tarafında tekrar bir muharebe daha oldu. Burada yüz, yüz elli asi esir alındı. İki, üç gün evvel Simav la Gediz arasında yapılan bir çatışmada iki yüz asi daha esir alındı. Bundan iki, üç gün evvel asiler Demirci ye çekildiler. Kuvvetlerimiz kendilerini takip ediyorlar. Asilerin bir kısmı Kula'da Yunanlılara iltica etmiştir. Bir kısmı da dağılmışlardır. Bu dağılanlar silahlarını saklıyorlar. Tabii silahlar peyderpey ortaya çıkıyor. Ümit ederim ki bugün yarın Memleketimizde hiç bir çete kalmaz ve tamamen mahvolacaklardır. Teslim olacaklardır diye böyle bir söz çıkmıştır. Fakat böyle bir şey yoktur. Yalnız köylüler ve ahali arasında böyle bir söz dolaşıyor. Yalnız çetelere dair malumat istiyorsunuz, başka malumat istemiyorsunuz, değil mi? HÜSREV BEY (Trabzon): Bir şey arz etmek istiyorum. Teslim olma meselesi, Büyük Millet Meclisinin onlara kesin tebligatı zamanında bahis mevzu olabilir. Bugün Yunan safları arasına iltica edenler, teslim olma değil, yakalanır ve istiklâl mahkemesine verilir. Bunu Meclis adına arz ederim. TUNALI HİLMİ BEY (Bolu): Teslim olacağına, beynine bir kurşun sıksın. HÜSREV BEY (Devamla): Adamlarını mazur görebiliriz. Çünkü onlar cahil, akılsız adamlardır, kandırılmışlardır. Silahları alınır, yaşlarına göre askere alınırlar, alınmayanlar terhis olunur. Yalnız reis olan herifler hemen istiklâl mahkemesine gidecektir. FEVZİ PAŞA (Milli Savunma Vekili): Yalnız şurasını arz edeyim ki bunlar düşmanımız derecesinde ve belki daha fazla zulmediyorlar. Hayvanları için saman vermediler diyerek iki kadın, iki çocuk ve iki erkekten olan bir aileyi evlerine kapayarak diri diri yakmışlardır. Bunun içindir ki bu canavarların aman dileyerek teslim olmaları tabii kabul olunmaz. Bu şüphesiz reisleri için mevzudur. Diğer
92 adamları zorla götürülmüş, fırsat buldukça kaçarak bize sığınanları tabii affediyoruz. TUNALI HİLMİ BEY (Bolu): Paşa Hazretleri, her halde onlar da yılanın kuyruğudur. FEVZİ PAŞA (Milli Savunma Vekili): Onların silâhlarını alıyoruz, hayvanlarını alıyoruz, askerlik yaşında bulunanları uzak cephelere gönderiyoruz. Askerlik yaşı haricinde bulunanları, eğer hakikaten fenalıkları varsa tabii istiklâl mahkemesine vereceğiz. 1 (Fevzi Paşa Mecliste bu konuşmayı yaparken, Ethem Bey in yanında bulunan ağabeyi Milletvekili Reşit Bey, Yunanlılarla iltica koşullarını konuşmak için Uşak a gider. Süvariler Demirci ye girerler. Ordu birlikleri, Kuva-yı Seyyare nin kalan son askerlerini teslim almışlardır. Yarbay Derviş Bey, Ethem Bey e bir mektup yazar ve mektubu Gördes e gönderir. Ethem Bey bu mektuba verdiği cevapta, Hükümete teslim olmayı esasta kabul ettiğini, kesin cevabını kardeşi Tevfik Bey in görüşünü aldıktan sonra bildireceğini yazmıştır. Ancak Tevfik Bey Yunanlılarla görüşmeye gitmişti ve ertesi akşam geri dönecektir ve bu sırada da Yunanlılarla teslim tutanağını imzalamış bulunuyordu. 21 Ocak 1921 günü Derviş Bey in süvarileri Gördes e hareket eder. 22 Ocak 1921 günü kalan az sayıdaki Kuva-yı Seyyare askerleri Gördes te direnme imkanı bulamayarak, Yunan ileri karakolları yakınında bulunan Kayacık Bucağı na çekilirler. Komutanları arasında düşmana teslim olup, olmama konusunda hararetli tartışmalar olur. Parti Pehlivan ve Halil Efe kesinlikle düşmana teslim olmayacaklarını bildirerek, top ve makineli tüfekleri orduya gönderirler. Ordu birlikleri, 23 Ocak 1921 günü teslim olan Kuva-yı Seyyare subay ve erleri ile birlikte Demirci ye, 24 Ocak 1921 günü de Simav a geri dönerler. Çerkez Ethem Bey ve ağabeyi Tevfik Bey yanlarındaki birkaç kişi ile birlikte bulundukları Eskimanyas Köyü nden çıkarak hemen yakındaki Yörük Köyü nde Yunanlılara teslim olurlar. Bu sırada ağabeyi Reşit Bey de Uşak ta bulunuyor ve teslim koşullarını görüşüyordu. Yunan işgalinin yavaşlatılmasında, iç isyanların bastırılmasında elbette ki Kuva-yı Seyyare inkar edilemeyecek başarılar ortaya koymuştur. Ancak bu başarı bundan sonraki direniş için yeterli olamayacaktı. Düzenli ve güçlü Yunan Ordusu na karşı, bir o kadar daha düzenli ve güçlü Türk Ordusu na ihtiyaç vardı. İşte bunun için, o zamanki adı Kütahya Livası olan bu yurt parçasında, Kuva-yı Milliye nin son temsilcisi olan Kuva-yı Seyyare nin sonu gerçekleştirildi. Daha önceden Ordu içine alınan ve Kuva-yı Seyyare nin tasfiyesinden sonra Orduya katılan Kuva-yı Milliye müfrezelerinden, bir süre daha yararlanıldı. Sakarya Savaşı ndan sonra bu müfrezeler Ordu içinde, düzenli ordu birliklerine dönüştürüldü. Bu milli örgüt ve bir düşünce tarzı 1 TBMM Zabıt Ceridesi (20 Ocak 1921), 1.Dönem, c.7, s , 92
93 olan çetecilik, tarihin şerefli sayfaları içinde yerini aldı.) (İç Ege'de Felaket ve Zafer, İÇİNDEKİLER 1 MAYIS 1920: GİZLİ OTURUMDA İÇ İSYANLAR, YUNAN KUVVETLERİNİN DURUMU VE KUVA-YI MİLLİYE HAKKINDA MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN BEYANATI AĞUSTOS 1920: SİMAV, DEMİRCİ CİVARINDA DÜŞMANA İNDİRİLEN DARBE HAKKINDA KUVA-YI SEYYARE KOMUTANI ETHEM BEY'İN TELGRAFI AĞUSTOS 1920: TBMM BAŞKANI MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN, SİMAV VE DEMİRCİ SAVAŞI HAKKINDAKİ BEYANATI EYLÜL 1920: KUVA-YI MİLLİYE NİN HALKTAN PARA TOPLAMASINA DAİR AFYONKARAHİSAR MİLLETVEKİLİ M.ŞÜKRÜ BEY İN KONUŞMASI EYLÜL 1920: KÜTAHYA MİLLETVEKİLİ CEMİL BEY İN KUVA-YI SEYYARE ADAMLARININ YOLSUZLUKLARI HAKKINDAKİ SORU ÖNERGESİ EKİM 1920: GENEL KURMAY BAŞKANI İSMET BEY İN GEDİZ MUHAREBESİ HAKKINDA BEYANATI ARALIK 1920: GİZLİ OTURUMDA MİLLİ SAVUNMA BAKANI FEVZİ PAŞA NIN BAZI MİLİS KUVVETLERİNİN TASFİYESİ HAKKINDA BEYANATI ARALIK 1920: GİZLİ OTURUMDA DİYARBAKIR MEBUSU HACI ŞÜKRÜ BEY İN HAKKINDAKİ SUÇLAMALARA CEVABI VE MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN KONUŞMASI ARALIK 1920: AFYONKARAHİSAR MİLLETVEKİLİ MUSTAFA HULUSİ EFENDİ NİN, KÜTAHYA HÂKİMİ AHMET ASIM EFENDİ HAKKINDAKİ SORU ÖNERGESİ ARALIK 1920: ÇETE KURMAK İSTEYEN BAZI MİLLETVEKİLLERİ HAKKINDA İÇİŞLERİ BAKANLIĞI TESKERESİNİN GİZLİ OTURUMDA GÖRÜŞÜLMESİ ARALIK 1920: GİZLİ OTURUMDA MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN ÇERKES ETHEM HAKKINDAKİ KONUŞMASI ARALIK 1920: GİZLİ OTURUMDA ÇERKES ETHEM MESELESİ ÜZERİNE CEPHEYİ TEFTİŞTEN DÖNEN MİLLETVEKİLLERİNİN AÇIKLAMALARI
94 8 OCAK 1921: TBMM BAŞKANI MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN, KUVA-YI SEYYARE KOMUTANI ETHEM BEY İN İSYANI HAKKINDA BEYANATI OCAK 1921: KÜTAHYA DA KUVA-YI SEYYARE YE KARŞI YAPILAN ASKERİ HAREKÂT HAKKINDA VERİLEN SORU ÖNERGESİNE MİLLİ SAVUNMA VEKİLİ FEVZİ PAŞA NIN CEVABI Bu derginin her hakkı Cengiz Çetintaş' a aittir. Bilgiler kaynak gösterilmek koşuluyla eposta, fotokopi vb yoluyla gönderilebilinir veya çoğaltılabilinir. Ancak bilgilerin tümü dergi, kitap veya benzer şekillerde yayımlanamaz. 94
KÜTAHYA MİLLİ ALAYI, SİMAV, DEMİRCİ VE GEDİZ MUHAREBELERİ
CENGİZ ÇETİNTAŞ TBMM Tutanaklarında Kurtuluş Savaşı: 8 TBMM Tutanaklarında KÜTAHYA MİLLİ ALAYI, SİMAV, DEMİRCİ VE GEDİZ MUHAREBELERİ (1920) http://www.cengizcetintas.com [email protected] 1 TBMM
İÇİNDEKİLER... SAYFA NUMARASI 1. Genelkurmay Başkanlığının Afyon ve Kocaeli mıntıkalarındaki duruma dair 3 Ekim 1921 tarihli Harp BELGELER
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... BELGELER III SAYFA NUMARASI 1. Genelkurmay Başkanlığının Afyon ve Kocaeli mıntıkalarındaki duruma dair 3 Ekim 1921 tarihli Harp Raporu... 1 2. Ali İhsan Paşa nın Güney
KÜTAHYA MİLLİ ALAYI, SİMAV, DEMİRCİ VE GEDİZ MUHAREBELERİ
1 KÜTAHYA MİLLİ ALAYI, SİMAV, DEMİRCİ VE GEDİZ MUHAREBELERİ Yozgat İsyanını bastırdıktan sonra Çerkez Ethem Bey, Kuva-yı Seyyare ile Ankara'ya gelmişti. Mustafa Kemal Paşa, Genel Kurmay Başkanı Albay İsmet
SAYFA BELGELER NUMARASI
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... SAYFA BELGELER NUMARASI 1. 27 Ekim 1922 tarihinde İsmet Paşa nın Dışişleri Bakanlığına ve Fevzi Paşa nın Batı Cephesi Komutanlığına atanması... 1 2. İstanbul daki mevcut
9 EYLÜL 1922 BAKİ SARISAKAL
9 EYLÜL 1922 BAKİ SARISAKAL 9 EYLÜL 1922 Güzel İzmir imizin kurtuluşu, bugün doksan birinci yılına basıyor. Bu mutlu günü anarken, harp tarihinde eşi görûlmiyen Başkomutanlık Meydan Muharebesindeki geniş
SAMSUN BAHRİYE MEKTEBİ
SAMSUN BAHRİYE MEKTEBİ BAKİ SARISAKAL SAMSUN BAHRİYE MEKTEBİ 1880 yılının başında Samsun da açıldı. Üçüncü Ordu nun sorumluluğu altındaydı. Okulun öğretmenleri subay ve sivillerdi. Bu okula öğrenciler
UNUTULAN SAVAŞLAR / KUTÜ L-AMMARE ZAFERİ
UNUTULAN SAVAŞLAR / KUTÜ L-AMMARE ZAFERİ Yrd. Doç. Dr. A. Poyraz GÜRSON Atılım Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü Dr. A. Poyraz Gürson, İlk-ortaöğretim ve liseyi İzmir Karşıyaka'da tamamlamayı müteakip
BATI CEPHESİ'NDE SAVAŞ
T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK TEOG ÇIKMIŞ SORULAR - 3. ÜNİTE Batı cephesinde Kuvâ-yı Millîye birliklerinin faaliyetlerini ve düzenli ordunun kurulmasını değerlendirir.türk milletinin Kurtuluş Savaşı
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de
KURTULUŞ SAVAŞINDA BİR VATANDAŞIMIZIN UÇAK BAĞIŞI
KURTULUŞ SAVAŞINDA BİR VATANDAŞIMIZIN UÇAK BAĞIŞI Süreyya Hami ŞEHİDOĞLU ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 24, Cilt: VIII, Temmuz 1992 Nafiz KOTAN İsmail Habip, Kurtuluş Savaşı nı anlatırken:...
ESAM [Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi] I. Dünya Savaşı nın 100. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu
ESAM [Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi] I. Dünya Savaşı nın 100. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu -KAPANIŞ KONUŞMASI- M. Recai KUTAN 7 Kasım 2014 I. DÜNYA SAVAŞININ 100. YILDÖNÜMÜ ULUSLARARASI
DEMİRCİ MEHMET EFE ÇETESİ VE KUVA-YI MİLLİYE TEŞKİLATININ TASFİYESİ
1 DEMİRCİ MEHMET EFE ÇETESİ VE KUVA-YI MİLLİYE TEŞKİLATININ TASFİYESİ İzmir in Yunanlılar tarafından işgal edilmesinden sonra Yunan birliklerinin Ege içlerine doğru ilerlemeye başlaması sırasında Kuva-yı
MİLLİ MÜCADELE TRENİ www.egitimhane.com
MİLLİ MÜCADELE TRENİ TRABLUSGARP SAVAŞI Tarih: 1911 Savaşan Devletler: Osmanlı Devleti İtalya Mustafa Kemal in katıldığı ilk savaş Trablusgarp Savaşı dır. Trablusgarp Savaşı, Mustafa Kemal in ilk askeri
"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."
Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir
Cumhuriyet Halk Partisi
1 Cumhuriyet Halk Partisi 29 Ekim 1923, saat 20.30 Tarih : 28.10.2011 29 Ekim 1923, Türkiye tarihinin dönüm noktalarından biriydi. TBMM de saat 20.30 u gösterirken Anayasa da gerekli değişiklikler yapıldı,
KURTULUŞ SAVAŞI KARTPOSTALLARI MEHMED İN HİKAYESİ *
ÇTTAD, X/23, (2011/Güz), s.s.187-232 Albüm KURTULUŞ SAVAŞI KARTPOSTALLARI MEHMED İN HİKAYESİ * Kurtuluş Savaşı nın bitmesinin hemen ardından, verilen bu büyük mücadeleyi kamuoyuna anlatmanın bir aracı
KURTULUŞ SAVAŞI ( ) Gülsema Lüyer
KURTULUŞ SAVAŞI (1919-1922) Gülsema Lüyer KURTULUŞ SAVAŞI (1919-1922) Mondros Mütarekesi ve Mütareke Sonrası Genel Durum İşgaller ve Kurtuluş Savaşı Hazırlık Evresi T.B.M.M. nin Açılması Düzenli Ordu Hazırlıkları,
Resim-2 Genelkurmay başkanlığı, Eskişehir - Afyon hattına yerleşen düşmanın savunma ve berkitme faaliyetleri ile bulunduğu bölgede daha fazla
SAD TAARRUZ PLANI 23 Ağustos 13 Eylül 1921 tarihleri arasında çok kanlı ve çetin savaşların yaşandığı Sakarya Meydan Muharebesi nde taarruz azmi ve başarı umudu kırılan Yunan ordusu daha fazla kayıp vermeden
Filmin Adı: Şaban Oğlu Şaban. Oyuncular: Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Adile Naşit, Şener Şen. Filmin Yönetmeni: Ertem Eğilmez. Senaryo: Sadık Şendil
1 Filmin Adı: Şaban Oğlu Şaban Oyuncular: Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Adile Naşit, Şener Şen Filmin Yönetmeni: Ertem Eğilmez Senaryo: Sadık Şendil Müzik: Kemani Sebuh Efendi- Kürdilihicazkar Longa Filmin
http://www.cengizcetintas.com/index.html
http://www.cengizcetintas.com/index.html 1 SAKARYA ZAFERİ Kütahya-Eskişehir Savaşından sonra Sakarya Nehri Doğusuna çekilmiş olan Türk Ordusu, güneyden kuzeye doğru yüz kilometre boyunca savunma durumuna
İÇİNDEKİLER... ÖN SÖZ... BİRİNCİ BÖLÜM SİYASİ, COĞRAFİ DURUM VE ASKERÎ GÜÇLER
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... ÖN SÖZ... BİRİNCİ BÖLÜM SİYASİ, COĞRAFİ DURUM VE ASKERÎ GÜÇLER III XI 1. Siyasi Durum... 1 a. Dış Siyasi Durum... 1 b. İç Siyasi Durum... 2 2. Coğrafi Durum... 5 a. Çanakkale
29 EKİM TÖRENLERİ. Cumhuriyet Bayramı Republic Day OFFICIAL HOLIDAY. Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi
29 EKİM TÖRENLERİ Cumhuriyet Bayramı Republic Day OFFICIAL HOLIDAY Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi 1923 Cumhuriyet ilân edildi. Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk
EĞİTİM EMEKÇİLERİ ÖRGÜTLENME TARİHİNDEN
EĞİTİM EMEKÇİLERİ ÖRGÜTLENME TARİHİNDEN BAKİ SARISAKAL EĞİTİM EMEKÇİLERİ ÖRGÜTLENME TARİHİNDEN Muallimler Birliği Umumi Merkezi Reisi İzmir Mebusu Necati Bey Muallimler Birliği Müessislerinden Prag Sefiri
EFENDİLER! YARIN CUMHURİYETİ İLAN EDECEĞİZ.
1 ALTERNATİF AKIM Excellence and innovation built into every design. EFENDİLER! YARIN CUMHURİYETİ İLAN EDECEĞİZ. ALTERNATİF AKIM 2 1914-1918 Dünya Savaşı Bu savaş dünyada bazı şeylerin değişmesine sebep
İÇİNDEKİLER... SUNUŞ III
SUNUŞ İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER... III BİRİNCİ BÖLÜM SİYASİ, COĞRAFİ DURUM VE ASKERÎ GÜÇLER 1. Siyasi Durum... 1 a. Dış Siyasi Durum... 1 b. İç Siyasi Durum... 2 (1) Birinci Dünya Savaşı Öncesi Osmanlı Devleti
T.C İnkılap Tarihi Ve Atatürkçülük
T.C İnkılap Tarihi Ve Atatürkçülük 2015-2016 T.C İnkılap Tarihi Ve Atatürkçülük Arif ÖZBEYLİ Türkiye Büyük Millet Meclisi nin Açılması Meclis-i Mebusan ın dağıtılması üzerine, Parlamento nun Mustafa Kemal
http://www.cengizcetintas.com/index.html
http://www.cengizcetintas.com/index.html 1 KÜTAHYA - ESKİŞEHİR SAVAŞI Yunan Ordusu nun İnönü savaşlarında uğradığı başarısızlıklar, İngiltere nin Türkiye ye ilişkin planlarında önemli gedikler açmış, Türk
TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME
TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME Bu sözleşme, ILO'nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmesinden biridir. ILO Kabul Tarihi: 18 Haziran 1949 Kanun Tarih
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ MUSTAFA KEMAL İN SAMSUN A ÇIKIŞI GENELGELER KONGRELER
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ 1919-1922 MUSTAFA KEMAL İN SAMSUN A ÇIKIŞI GENELGELER KONGRELER Milli mücadele Hazırlık Dönemi Kronoloji 19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal in Samsun a Çıkışı 28 Ocak 1919 Havza Genelgesi
Sakarya Zaferi 97 Yaşında
Yılmadan Yorulmadan Dr. Cihangir Dumanlı Sakarya Zaferi 97 Yaşında Hattı Müdafaa Yoktur Sathı Müdafaa Vardır. B atı cephesinde Yunan ordusuna karşı 13 Eylül 1921 de kazandığımız Sakarya zaferi kurtuluş
TERCÜME-İ HALİMDEN BİR HÜLASA.
TERCÜME-İ HALİMDEN BİR HÜLASA TERCÜME-İ HALİMDEN BİR HÜLASA Vefatımda varislerim bu hûlâsadan küçük bir hûlâsa çıkarırlar. Arabi 1313, Rumi 1312 ve Miladi 1896 senesi Ramazan-ı Şerifin birinci gecesi
ksakarya Meydan Savaşı 6 Ay, 4 Hafta önce Karma: 0 Sakarya Savaşı
ksakarya Meydan Savaşı 6 Ay, 4 Hafta önce Karma: 0 Sakarya Savaşı admin Yönetici Gönderiler: 2 Kurtuluş savaşı sırasında Türklerle Yunanlılar arasında yapılan meydan muharebesi (23 ağustos- 13 eylül 1921).
Almanya'da Yaşayan Trabzonsporlu Taraftarın 61 Plakanın İlginç Azmin Hikayesi
Almanya'da Yaşayan Trabzonsporlu Taraftarın 61 Plakanın İlginç Azmin Hikayesi Yüksekova ve Cizre nin il yapılacağı duyuldu, 70 küsur ilçe Ben de istiyorum diye ayağa kalktı. Akhisar, Tarsus, Nazilli, Alanya,
20 Derste Eski Türkçe
!! 20 Derste Eski Türkçe Ders Notları!!!!!! Cüneyt Ölçer! !!! ÖNSÖZ Türk Nümismatik Derneği olarak Osmanlı ve İslam paraları koleksiyoncularına faydalı olmak arzu ve isteği île bu özel sayımızı çıkartmış
T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük DİRİLİŞİN DESTANI: SAKARYA
1 Kütahya- Eskişehir Savaşı nda ordumuz Sakarya Nehri nin doğusuna çekilmişti. 2 TEKÂLİF-İ MİLLİYE NİN SAKARYA SAVAŞI NA ETKİSİ Tekâlif-i Milliye kararları daha uygulamaya yeni başlandığı için Sakarya
BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi
2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI
TERCİH ETTİĞİN OKOL GELECEĞİNDİR MEVLÜT ÇELİK 8.SINIF KAVRAM HARİTASI. Mevlüt Çelik. T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük
T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük YURDUMUZUN İŞGALİNE TEPKİLER YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM TERCİH ETTİĞİN OKOL GELECEĞİNDİR MEVLÜT ÇELİK 19.yy.sonlarına doğru Osmanlı parçalanma sürecine girmişti. Bu dönemde
SELANİK SEREZ 1913 BAKİ SARISAKAL
SELANİK SEREZ 1913 BAKİ SARISAKAL SELANİK SEREZ 1913 Yunanlıların, Bulgarlar karşı icra etmekte oldukları hareketi askeriye neticesinde duçar oldukları kuvvetli zayiat ve binlere baliğ olan mecruhları
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 5
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 5 BAKİ SARISAKAL SELANİK Selanik 26 Mayıs: Selanik Limanında Padişahın Gelişini Bekleyen Selanik Valisi İbrahim Bey ve Hükümet Erkânı Selanik Limanında Padişahı Bekleyen
Aç l fl Vural Öger Çok değerli misafirler, Konrad-Adenauer vakfının 23 senedir yapmış olduğu bu gazetecilik seminerinde son senesinde bizim de k
Çok değerli misafirler, Konrad-Adenauer vakfının 23 senedir yapmış olduğu bu gazetecilik seminerinde son 10-11 senesinde bizim de katkılarımızın olması bizi her zaman çok mutlu ediyor çünkü Avrupa da yaşayan
Gazi Ahmet Muhtar Paşa
Evrensel Bakış Açısı Gürbüz Evren Cepheden Cepheye Koşan Komutan: Gazi Ahmet Muhtar Paşa O smanlı Devletinin son dönemlerinde, ordunun en önemli komutanlarından biri de, Gazi Ahmet Muhtar Paşa dır. Verilen
Vatan istilacılarına isyan edenlerin kırık utangaç hali, benim için, ibadetle olanların sert ve dik tavırlarından iyidir.
Şeyh Şamil (k.s) in Sözleri Kahrolsun Sefil Esaret! Yaşasın Şanlı Ve Güzel Ölüm! Vatan istilacılarına isyan edenlerin kırık utangaç hali, benim için, ibadetle olanların sert ve dik tavırlarından iyidir.
KURTULUŞ SAVAŞI CEPHELER
KURTULUŞ SAVAŞI CEPHELER DOĞU VE GÜNEY CEPHELERİ KURTULUŞ SAVAŞI DOĞU VE GÜNEY CEPHESİ DOĞU CEPHESİ Ermeniler XIX. Yy`a kadar Osmanlı topraklarında huzur içinde yaşadılar, devletin çeşitli kademelerinde
KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ
16 Prof. Dr. Atilla ERALP KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ Prof. Dr. Atilla ERALP ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Kopenhag Zirvesiyle ilgili bir düşüncemi sizinle paylaşarak başlamak
8. SINIF T C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ
8. SINIF T C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ BİR KAHRAMAN DOĞUYOR ÜNİTESİ KONU ANLATIMI HASAN DOĞAN BİR KAHRAMAN DOĞUYOR M. Kemal 1881 de Selanik te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, Babası Ali Rıza Efendidir.
Kazova: Patronsuz üretim devam ediyor; herkes mutlu, herkes çalışmak istiyor.
Kazova: Patronsuz üretim devam ediyor; herkes mutlu, herkes çalışmak istiyor. İşçi Cephesi: Direnişiniz nasıl başladı? Kazova dan bir işçi: Bizim direnişimiz ilk önce 4 aylık maaşımızı, kıdem ve tazminat
Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;
Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin
Mustafa Kemal ile mükemmel
Atatürk ün Dünyası Cengiz Önal 77 İsmet Paşa nın Batı Cephesi Genel Komutanlığına Atanması Mustafa Kemal ile mükemmel sayılabilecek bir ilişki içinde bulunan Albay İsmet Bey, Birinci İnönü(6-10 Ocak 1921)
OSMANLI BELGELERİNDE MİLLÎ MÜCADELE VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
T.C. BAŞBAKANLIK DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın Nu: 88 OSMANLI BELGELERİNDE MİLLÎ MÜCADELE VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK A N K A R A 2 0 0 7 1 P r o j e Y ö n e t i c
American Tank Company (Ruhi) vs Afrika Schützenkompanie (Levent) 1750 pts & Mid-War Hold the Line
American Tank Company (Ruhi) vs Afrika Schützenkompanie (Levent) 1750 pts & Mid-War Hold the Line 25 Ağustos 2013 Pazar Brifing: Görev isminden de anlaşılacağı gibi hattı tutan bir birliğe bir diğerinin
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 8
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 8 BAKİ SARISAKAL SEYAHAT PROGRAMI Padişahımızın Seyahat Programı: Padişahımızın gerek Selanik teki ikamet ve gerek Kosova, Piriştina ve Manastır a seyahatlerinde
Başbakan Yıldırım, 25. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı sonrası basın çadırını ziyaret etti
Başbakan Yıldırım, 25. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı sonrası basın çadırını ziyaret etti Ekim 23, 2016-8:39:00 Başbakan Binali Yıldırım, "Peşmerge güçleri Başika kasabasını DEAŞ'tan temizlemek için
12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN
12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın
TSK'dan Sınır Ötesi IŞİD Operasyonu
TSK'dan Sınır Ötesi IŞİD Operasyonu TSK Müşterek Özel Görev Kuvveti ve koalisyon hava kuvvetleri tarafından Suriye'nin Cerablus bölgesinin IŞİD'ten geri alınması için operasyon başlatıldı 24.08.2016 /
Sosyal bilgiler öğretmeninin verdiği bu bilgiye dayanarak Mustafa Kemal Paşa ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
S-1 Sosyal bilgiler öğretmeni: (ikinci Meşrutiyet in ilanının ardından (Meşrutiyet karşıtı gruplar tarafından çıkarılan 31 Mart Ayaklanması, kurmay başkanlığını Mustafa Kemal in yaptığı Hareket Ordusu
NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.
Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci
Osmaniye Belediyesi Osmaniye Kent Konseyi Eğitim, Kültür ve Sağlık Meclisi Sayfa 44
9- ATATÜRK OSMANİYE DE İKEN ÇEKİLEN RESİMLERİ BULMA YARIŞMASI PROJESİ Osmaniye Belediyesi Osmaniye Kent Konseyi Eğitim, Kültür ve Sağlık Meclisi Sayfa 44 ATATÜRK ÜN OSMANİYE DE ÇEKİLEN FOTOĞRAFLARINI BULMA
BİRİNCİ İNÖNÜ ZAFERİ
CENGİZ ÇETİNTAŞ TBMM Tutanaklarında Kurtuluş Savaşı: 15 TBMM Tutanaklarında BİRİNCİ İNÖNÜ ZAFERİ (1920-1921) http://www.cengizcetintas.com [email protected] 1 TBMM Tutanaklarında Kurtuluş Savaşı:
Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler
Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Bir cinayetin altı elemanı vardır: Öldürülen kimdir, öldüren kimdir, cinayetin yeri, cinayet günü, nasıl öldürüldü, neden öldürüldü?
Harf üzerine ÎÇDEM. Numara
Harf üzerine ÎÇDEM A Numara Adliyenin manevi şahsiyetini tahkir... 613 G Ağır Tehdit 750 Aleniyet deyim - kavram ve unsuru... 615 Anarşistlik - kavram ve suçu 516 Anayasa Nizamı 558 aa Anayasa Nizamını
BÜYÜK TAARRUZ DA SUGÖREN KÖYÜ (12 30 AĞUSTOS 1922)
BÜYÜK TAARRUZ DA SUGÖREN KÖYÜ (12 30 AĞUSTOS 1922) İstanbul - Bursa karayolundan Sugören tabelası yönüne dönünce arabamın camlarını aralarım. Dışardaki deniz kokusuyla karışmış bol oksijenli dağ havasını
Sayın Hava Kuvvetleri Komutanım, Kıymetli konuklar,
Sayın Hava Kuvvetleri Komutanım, Kıymetli konuklar, Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür denir... Sizleri yakın tarihimizde kısa bir yolculuğa çıkarmak istiyorum: Sene 1923 Çetin mücadeleler neticesinde,
Fikret BABAYEV * * Azerbaycan Anayasa Mahkemesi Başkanı
Fikret BABAYEV * Sayın Başkan, değerli katılımcılar! Öncelikle belirtmek isterim ki, bugün bu faaliyete iştirak etmek ve sizlerle bir arada bulunmak benim için büyük bir mutluluktur. Bu toplantıya ve şahsıma
Sultan Abdülhamid Han hakkında 7 itiraf
Sultan Abdülhamid Han hakkında 7 itiraf Osmanlı Devleti'nin en kritik bir devrinde otuz üç yıl hükümdarlık yapmış İkinci Abdülhamid Han için ağır ithamlarda bulunanların sayısı gittikçe azalmakla birlikte,
Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart!
On5yirmi5.com Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! Üniversitelerin açılmasıyla birlikte geçen hafta İstanbul Polisi, Beyazıt ve Beşiktaş'ta bir dizi korsan fotokopi baskını gerçekleştirildi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ü Ölümünün 78. Yılında Saygı ve Minnetle Anıyoruz
ANMA PROGRAMI 1. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı 4 2. Çeşitli Yönleriyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk 10 (Yrd. Doç. Dr. Levent KALYON) 1. Resimlerle Atatürk 15 2. Kendi sesiyle Atatürk 18 2 Beni görmek
Atatürk ve Ağustos Ayı
Yılmadan Yorulmadan Dr. Sıtkı Aydınel Atatürk ve Ağustos Ayı Büyük asker ve büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk 57 yıllık ömrünün tamamını vatanı ve milletine (hatta tüm insanlığa) hizmete adamış, çok
Mustafa Kemal Atatürk ün Hayatı
Mustafa Kemal Atatürk ün Hayatı 1881 de Selanik te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Efendi dir. Sırasıyla, Mahalle Mektebi, Şemsi Efendi Okulu, Selanik Mülkiye Rüştiyesi, Selanik Askeri Rüştiyesi,
34 NOLU SÖZLEŞME ÜCRETLİ İŞ BULMA BÜROLARININ KAPATILMASI HAKKINDA SÖZLEŞME
34 NOLU SÖZLEŞME ÜCRETLİ İŞ BULMA BÜROLARININ KAPATILMASI HAKKINDA SÖZLEŞME Aynı konudaki 96 sayılı sözleşmenin onaylanması sonucu yürürlükten kalkmıştır ILO Kabul Tarihi: 8 Haziran 1933 Kanun Tarih ve
HÜRRİYET İLKOKULU EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI KUTLAMA PROGRAMI
HÜRRİYET İLKOKULU 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI KUTLAMA PROGRAMI 1 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLAMA PROGRAMI Sayın Müdürüm, Saygı Değer Öğretmenlerim,Kıymetli
KIBRIS GEÇİCİ TÜRK YÖNETİMİ MECLİSİ. 12'nci Birleşinr 18 ARALIK 1970 CUMA
/ DONEM: II t KIBRIS GEÇİCİ TÜRK YÖNETİMİ MECLİSİ Z A B I T L A R I 12'nci Birleşinr 18 ARALIK 1970 CUMA - 2 - GÜNDEM; BOLUM: A 1. 1970 Disiplin Adliye Kurulları (Geçici Hükümler) Kural Tasarısı. 2. Sosyal
BURSA' NIN YUNAN İŞGALİNE GİRMESİ VE İLK HÜKÜMET KRİZİ
1 BURSA' NIN YUNAN İŞGALİNE GİRMESİ VE İLK HÜKÜMET KRİZİ Mustafa Kemal Paşa Meclis açıldıktan bir hafta sonra, 30 Nisan 1920 tarihinde Türk milli iradesini sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin temsil
Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti
Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti Leyla Tavflano lu Çok sıklıkla Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan a gittiğim için olsa gerek beni bu oturuma konuşmacı koydular. Oraların koşullarını
http://www.cengizcetintas.com/index.html
http://www.cengizcetintas.com/index.html 1 GAZİANTEP, KAHRAMANMARAŞ, ŞANLIURFA SAVUNMALARI VE ANKARA ANTLAŞMASI İngilizler Mondros Ateşkes Anlaşmasından hemen sonra 1 Kasım 1918 tarihinde Irak'taki güçlerini
MİLLÎ SAVUNMA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜK MÜZESİ
MİLLÎ SAVUNMA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜK MÜZESİ Millî Savunma Üniversitesi Müzesi; Türk Silahlı Kuvvetlerinin en üst düzeyde eğitim, öğretim ve bilim kuruluşu olan Millî Savunma Üniversitesi (Harp Akademileri)
ANADOLU TOPRAKLARINDA MEHMETÇİĞİN İMZASI: SİPER HATLARI
ANADOLU TOPRAKLARINDA MEHMETÇİĞİN İMZASI: SİPER HATLARI Anadolu tarihi boyunca defalarca istilalara uğramış, toprakları üzerinde birçok savaşlar yaşanmıştır. Yapılan her savaş Anadolu topraklarında ve
Emekli Albay Ümit Yalım : Gizli mutabakat yapıldı AKP döneminde 17 ada, Yunanistan a geçti
Emekli Albay Ümit Yalım : Gizli mutabakat yapıldı AKP döneminde 17 ada, Yunanistan a geçti Emekli Albay Ümit Yalım, Bu iktidar önce Ege de, Yunanistan a geçen 17 adanın hesabını versin dedi. Cumhurbaşkanı
Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?
Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? EVLENİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Peygamber (sav) Efendimiz den Abdullah ibn-i Ömer RA ın bir hadisini bu münasebetle hatırlayalım, duymuşsunuzdur: (Lâ tenkihun-nisâe
BAŞBAKAN YARDIMCISI HAKAN ÇAVUŞOĞLU, BATI TRAKYALI GENÇLERLE YTB DE BULUŞTU Cuma, 13 Nisan :47
Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığında, Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneğinin girişimleriyle Yunanistan'dan gelen Batı Trakyalı öğrencilerle
Sunum ve Sistematik 1. BÖLÜM: MUSTAFA KEMAL İN HAYATI
Sunum ve Sistematik 1. BÖLÜM: MUSTAFA KEMAL İN HAYATI KONU ÖZETİ Bu başlık altında, ünitenin en can alıcı bilgileri, kazanım sırasına göre en alt başlıklara ayrılarak hap bilgi niteliğinde konu özeti olarak
TED İN AYDINLIK MEŞALESİNİ 50 YILDIR BÜYÜK BİR GURURLA TAŞIYAN OKULLARIMIZDA EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BAŞLADI
TED İN AYDINLIK MEŞALESİNİ 50 YILDIR BÜYÜK BİR GURURLA TAŞIYAN OKULLARIMIZDA 2016-2017 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BAŞLADI Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ün 1928 yılında Ankara
20 Derste Eski Türkçe
20 Derste Eski Türkçe Sunuş: Yaklaşık iki yıldır Osmanlı madeni paraları toplamaktayım. Paraların üzerindeki eski türkçeyi okumak için bir kaç kitap inceledim, olmadı. Bu konudaki kurslara katılmaya da
Sarıkamış. Dersleri. Yılmadan Yorulmadan Dr. Cihangir Dumanlı
Yılmadan Yorulmadan Dr. Cihangir Dumanlı Sarıkamış Dersleri 103 yıl önce Birinci Dünya Savaşının başlangıcında Doğu (Kafkas) Cephesinde yaşanan olaylar her düzeyde alınacak çok acı derslerle doludur. Sarıkamış
II. MEŞRUTİYET DÖNEMİ
II. MEŞRUTİYET DÖNEMİ 1908 II. Meşrutiyete Ortam Hazırlayan Gelişmeler İç Etken Dış Etken İttihat ve Terakki Cemiyetinin faaliyetleri 1908 Reval Görüşmesi İTTİHAT ve TERAKKÎ CEMİYETİ 1908 İhtilâli ni düzenleyen
Devrim Öncesinde Yemen
Yemen Devrimi Devrim Öncesinde Yemen Kuzey de Zeydiliğe mensup Husiler hiçbir zaman Yemen içinde entegre olamaması Yemen bütünlüğü için ciddi bir sorun olmuştur. Buna ilaveten 2009 yılında El-Kaide örgütünün
Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim Velimizi Sen Bilmezsin Biz Bağış Alamıyoruz Cümlelerini kurarken bir daha düşüneceksiniz.
Aşağıda Emek vererek Yazmış olduğumuz yazı ve bilgileri 5 dakika ayırıp okur inceler ve bizden ücretsiz bir örnek kayıt dosyası talep ederseniz. Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim
BİRİNCİ BÖLÜM HAREKÂT ALANININ COĞRAFİ VE TOPOĞRAFİK DURUMU, TARAFLARIN HAREKÂT PLANLARI, 5 İNCİ ORDU İLE 3 ÜNCÜ KOLORDU KARARGÂHLARINDAKİ FAALİYETLER
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM HAREKÂT ALANININ COĞRAFİ VE TOPOĞRAFİK DURUMU, TARAFLARIN HAREKÂT PLANLARI, 5 İNCİ ORDU İLE 3 ÜNCÜ KOLORDU KARARGÂHLARINDAKİ FAALİYETLER 1.
Başbakan Yıldırım, Keçiören Metrosu nun Açılış Töreni nde konuştu
Başbakan Yıldırım, Keçiören Metrosu nun Açılış Töreni nde konuştu Ocak 05, 2017-4:11:00 Başbakan Binali Yıldırım, Keçiören Belediyesi önünde düzenlenen metro açılış töreninde yaptığı konuşmada, nüfusu
Doç. Dr. Selçuk ÖZDAĞ
AK PARTİ TBMM GRUP BAŞKANLIĞI MİLLETVEK TEMMUZ 2016 FAALİYET RAPORLARI Doç. Dr. Selçuk ÖZDAĞ TBMM 24. 25. ve 26. Dönem Manisa Milletvekili AK Parti Siyasi Erdem ve Etik Kurulu Üyesi TDED Manisa Şube Başkanı
TÜRKİYE - AFRİKA EKONOMİ FORUMU AÇILIŞ TÖRENİ KONYA 9 MAYIS İş Dünyası ve STK ların Değerli Başkan ve Temsilcileri,
TÜRKİYE - AFRİKA EKONOMİ FORUMU AÇILIŞ TÖRENİ KONYA 9 MAYIS 2018 Afrika Ülkelerinin Değerli Büyükelçileri, Sayın Valim, Belediye Başkanım, İş Dünyası ve STK ların Değerli Başkan ve Temsilcileri, Değerli
DENETİM MESLEĞİNDE MEVZUAT PARADOKSU - YETKİ PAYLAŞIMI. Prof. Dr. Ünal TEkİNaLP. İhsan Uğur DELIkaNLI Yücel akdemir Nazmi karyağdi
4/28/11 12:00 PM Page 67 DENETİM MESLEĞİNDE MEVZUAT PARADOKSU - YETKİ PAYLAŞIMI Prof. Dr. Ünal TEkİNaLP kürşad Sait BaBUçcU İhsan Uğur DELIkaNLI Yücel akdemir Nazmi karyağdi GENEL OTURUM II 1 u?nal tekinalp:layout
KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ. Youtube Kanalı: tariheglencesi
KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ www.tariheglencesi.com Youtube Kanalı: tariheglencesi 20.08.2017 T.C İnkılap Tarihi Ve Atatürkçülük Arif ÖZBEYLİ Türkiye Büyük Millet Meclisi nin Açılması Meclis-i Mebusan
Başbakan Yıldırım, Ankara YHT Garı açılış töreninde konuştu
Başbakan Yıldırım, Ankara YHT Garı açılış töreninde konuştu Ekim 29, 2016-6:32:00 Başbakan Binali Yıldırım, "Bu modern Ankara Tren Garı yap-işlet-devret modeliyle 725 trilyon harcanarak, bu hale geldi.
Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm:
Hatim-i Esam hazretleri, hocası Şakik-i Belhi hazretlerinin yanında 33 sene kalır, ilim tahsil eder. Hocası, bu zaman içinde ne öğrendiğini sorduğu zaman, sekiz şey öğrendiğini söyler ve bunları hocasına
ATATÜRK ün Balmumu Heykelleri
ATATÜRK ün Balmumu Heykelleri Balmumu heykellerinin en önemli özelliği; Atamızın ölümünde yüzünden alınan masktan bire bir çalışılmış olup 2008 yılından itibaren müzemizde sergilenmeye başlanmıştır. Sağ
BURSA' NIN YUNAN İŞGALİNE GİRMESİ VE İLK HÜKÜMET KRİZİ
CENGİZ ÇETİNTAŞ TBMM Tutanaklarında Kurtuluş Savaşı: 6 TBMM Tutanaklarında BURSA' NIN YUNAN İŞGALİNE GİRMESİ VE İLK HÜKÜMET KRİZİ (1920) http://www.cengizcetintas.com [email protected] 1 TBMM
ATATÜRK ÜN BAZI KURULUŞLARIN HATIRA DEFTERLERİNE YAZDIKLARI
ATATÜRK ÜN BAZI KURULUŞLARIN HATIRA DEFTERLERİNE Yrd. Doç. Dr. Hülya BAYKAL Kurtuluş Savaşı'nın başından itibaren, Atatürk'ün ziyaret ettiği kuruluşlar için, O'nun görüşlerini almak, izlenimlerini belirlemek
ASKİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ HUKUK MÜŞAVİRLİĞİ KURULUŞ GÖREV VE YETKİ YÖNETMELİĞİ
ASKİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ HUKUK MÜŞAVİRLİĞİ KURULUŞ GÖREV VE YETKİ YÖNETMELİĞİ T.C. ANKARA BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ BELEDİYE MECLİSİ Karar No: 81 23.02.2004 - K A R A R - ASKI Genel Müdürlüğünün 1. Hukuk Müşavirliğinin
BEDİR SAVAŞI. Nedenleri Savaş Sonuçları UHUD SAVAŞI. Nedenleri. Savaş Sonuçları HENDEK SAVAŞI. Nedenleri. Sonuçları. Kaynakça
BEDİR SAVAŞI Nedenleri Savaş Sonuçları UHUD SAVAŞI Nedenleri Savaş Sonuçları HENDEK SAVAŞI Nedenleri Kaynakça Sonuçları Bedir savaşın en önemli nedeni Müslümanları hicrete zorlayan Kureyşlilerin, hicret
