|
|
|
- Umut Irmak
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 1
2 GAZİANTEP, KAHRAMANMARAŞ, ŞANLIURFA SAVUNMALARI VE ANKARA ANTLAŞMASI İngilizler Mondros Ateşkes Anlaşmasından hemen sonra 1 Kasım 1918 tarihinde Irak'taki güçlerini toplayarak Musul'a girdiler, bir hafta sonra Kilis'i işgal ettiler ve bütün haberleşmeyi denetim altına aldılar. Bu arada Ateşkesten sonra Kilis'e dönen Ermeniler, Müslüman halka düşmanca bir davranış içine girdiler. Ermenilerin de desteği ile İngilizler halka baskı yapmaya başladılar. Antep bölgesinde toparlanan Ermenilerin birçoğu da diğer bölgelerden kaçan, memleketine dönemeyen kişilerden oluşmuştu. Yabancılarla birlikte Ermeni mevcudu Türk mevcudunu aşmıştı. İngiliz askerleri Antep'e 17 Aralık 1918 tarihinde girdiler. İşgal birliği süvarilerin ihtiyaçlarını karşılamak maksadı ile geldiklerini açıklamışlardı. Ancak esas sebep bu gibi gözükmüyordu. Bir kaç gün sonra Hükümet Konağı İngilizler tarafından işgal edildi. Şehrin ileri gelenleri ve aydınları çeşitli bahanelerle Halep ve Mısır'a sürüldü ve sokağa çıkma yasağı uygulandı. Kilis ve Antep halkı bu işgale karşı boyun eğmeyip protesto mektubu hazırladılar. Antep'te işgali kınayan bir miting düzenlediler. Mitingin hemen ardından Cemiyet-i İslamiye Teşkilatı kuruldu. İngilizlerin Antep'i işgali yaklaşık 1 yıl sürdü. Fransızlar, İngiliz işgal bölgesinin çok geniş olmasına tepki gösterdiler. İki İtilaf devleti aralarında yaptıkları uzlaşmayla, İngilizler Musul üzerindeki haklarından vazgeçtiler ve Antep, Urfa ve Maraş'ı boşalttılar. Sonrasında Fransız birlikleri 29 Ekim 1919 tarihinde Kilis'i, bir hafta sonra da Antep'i, bu arada Urfa ve Maraş'ı işgal ettiler. İşgale katılan Fransız askerleri arasında, bölgeden daha önce göç eden Ermeniler de vardı. Antep halkı Fransızların Adana'da Türk halkına yaptıkları zulüm ve işkenceyi iyi bildikleri için işgale tepki gösterdiler. Fransızlar bu duruma aldırmadıkları gibi resmi binalara Türk bayrağının çekilmesini de yasakladılar. Tabelalara bölgenin adının Kilikya olarak değiştirildiğini bildiren yazılar astılar. Bu olaylar Antep halkı üzerinde bomba tesiri yaptı. Ardı ardına protesto mektupları yolladı. Bundan sonra küçük bir çocuk, annesini Fransız askerlerinin sarkıntılık etmesinden korumak için uğraşırken askerler tarafından şehit edildi. Halk bu olaya büyük tepki gösterdi. Fransız kuvvetleri Urfa ve Maraş'ta da aynısını yaptılar. 4 Eylül 1919 tarihinde yapılan Sivas Kongresi'ne Antep adına Kara Vasıf Bey katıldı. Buradaki cemiyetlerin birleşmesi kararından sonra Cemiyet-i İslamiye Teşkilatı, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Antep Şubesi adını aldı. 30 Aralık 1919 günü Antepliler, Ermeni ve Fransızlara karşı büyük bir gövde gösterisi yaptılar. O zamanki Fransız karargahının önünden geçerek Belediye Binası önünden başlayan yürüyüşü tekrar burada bitirdiler. Şehirde savaş havası hakimdi. Türk mahallelerinde kalan Ermeniler başka mahallelere taşındılar yılının Nisan 2
3 ayı başında Türk Milli kuvvetleri Kentte bir ayaklanma başlatarak Fransızlara karşı direnişe geçtiler. Şehrin denetimini ele geçirerek Fransız askerlerini Antep'ten çıkardılar. Bunun üzerine Fransa Suriye'den de getirdiği yeni kuvvetlerle Antep şehrini kuşattı. on ay süren kuşatma sırasında Antep'e erzak ve cephane yardımı yapılamadı. Şehirde açlık ve susuzluk en üst seviye çıktı. Bunun üzerine 9 Şubat 1921 tarihinde Antepliler Fransa birliklerine teslim oldu. Maraş'ta ilk kıvılcım 31 Ekim 1919 günü Sütçü İmam Olayı ile yaşandı. Ermeni-Fransız Lejyon askerlerinin peçeli Türk kadınlarına el uzatmaları sonucunda ayaklanan Türkler, Ermenilere ve Fransızlara saldırmaya çalışsa da Ermeni-Fransız askerler, olaya müdahale etmek isteyen Sait adında bir Maraşlıyı yaraladılar. Sütçü İmam'ın da karşılık vererek Ermeni-Fransız lejyonerlere kurşun atmasından sonra kısa süreli bir arbede yaşandı. Bundan sonra kaledeki Türk Bayrağı indirildi. Fransızların Şehrin kalesindeki Türk Bayrağı'nı indirmeleri, suçsuz kişileri öldürmeleri, Maraş ileri gelenlerini tutuklamaları, tepkileri artırdı. Halk Fransızlara karşı harekete geçti. Kaleye çıkan Maraş halkı, içerideki Fransız askerlerini etkisiz hale getirip yeniden Türk bayrağını dikti. Bunun üzerine iki buçuk ay boyunca şehrin her yanında çatışmalar çıktı. Muharebe sırasında yaşanan en büyük çarpışma Türkoğlu Savunması idi. Ayrıca Pazarcık'ta da bir savunma yapılmıştır. Elbistan ve çevresinden de Maraş'a önemli derecede yardım gönderilmiştir. Daha sonra Fransızlar Şehri 11 Şubat 1920 tarihinde boşalttılar. Fransızlar Urfa'da da Maraş'takine benzer uygulamalarda bulunmuşlardı. Bununla yetinmeyerek, Haçlı Seferleri sırasında kurulan Urfa Haçlı Kontluğu'na kadar geriye giden bir takım haklar ileri sürmüşlerdir. Urfa halkı, Ali Saip Bey'in Jandarma Komutanı olarak atanmasından sonra yapılan çalışmalarla üç bin kişilik bir kuvvet meydana getirildi. Meydana getirilen Kuva-yı Milliye kuvveti 7 Şubat 1920 günü şehirdeki Fransız Komutana bir ültimatom vererek yirmi dört saat içinde Urfa'yı boşaltmalarını istedi. Fransız komutanın zaman kazanmaya yönelik cevabı ve devreye İngilizleri sokarak Osmanlı Hükümetine baskı yapmaya kalkışmaları üzerine iki gün sonra Fransızlara karşı taarruza geçildi. Çarpışmalar 10 Nisan 1920 tarihine kadar devam etti. Bu tarihte Fransızlar, birliklerinin yarısını kaybetmiş olarak Urfa'yı terk ettiler. Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra İngiltere, Yunanistan ve İtalya ile milli menfaatleri uyuşmayan Fransa, Sevr Antlaşması'nın imzalanmasından üç ay önce Türk-Fransız Cephesi'nde geçici bir ateşkes yaparak Ankara Hükümeti ile ikili ilişkilere başlamıştı. Ancak o dönemde, yeni Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni bir siyasi mevcudiyet olarak kabul etmelerine rağmen, Milli Hükümet'in Fransa ile ilişkileri daha ileri götürmesi mümkün olamamıştı. Sakarya Meydan Muharebesinin kazanılması ve Sovyet Rusya ile Ankara Hükümeti arasında imzalanan Moskova Antlaşması, Türk-Fransız ilişkilerini de olumlu yönde etkiledi. Fransa Cumhuriyeti, eski bakanlarından Henry Franklin Bouillon'u Ankara'ya gönderdi. Bouillon, Mustafa Kemal Paşa, Dışişleri Bakanı Vekili Yusuf Kemal Bey ve Genelkurmay 3
4 Başkanı Fevzi Paşa ile iki hafta kadar devam eden görüşmelerde bulundu. Bu görüşmelerden sonra iki ülke arasında 20 Ekim 1921 tarihinde Ankara Antlaşması imzalandı. 7 Şubat 2015, Eskişehir Cengiz ÇETİNTAŞ 24 NİSAN 1920: MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN MECLİSİN AÇILIŞ BEYANATINDA FRANSIZLARLA YAPILAN TEMESLAR HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 2.Birleşim, Gündem: 2/1) Meclis bir gün önce açılmıştı ve ilk gün çalışma kuralları ile ilgili bir takım kararlar alındı. Secim mazbataları için komisyonlar kuruldu. Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti Başkanı olarak değil, Büyük Millet Meclisinin Ankara Milletvekili olarak Genel Kurul da bulunuyordu. Uzun bir açış konuşması yaptı. Mondros Ateşkesi nden 23 Nisan 1920 gününe kadar gelişen olayları ayrıntılı olarak anlattı. Fransızlarla yaptığı temaslar hakkında bilgi verdi. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Sivas'ta bulunduğumuz sırada Fransızlarla da görüşmelerimiz olmuştur. Suriye olağanüstü temsilcisi Picot, Sivas a kadar geldi. Kendisi Fransa Hükümetinin bize karşı tavrını hâkimiyete aykırı buluyordu. Açıkça Kilikya (Çukurova) dâhil, Suriye'yi sömürge yapmak istiyorlardı. Suriye de ekonomik çıkar sağlandığında Kilikya yı boşaltacaklarını söyledi. Kendisine bizim için bir Kilikya bir de Türkiye meselesi yoktur. Bir mesele vardır, o da Türkiye meselesidir. Yurdumuzun ve Milletimizin bağımsızlığı konusunda anlaşmak gerekir. Genelde her şekilde bize yardım sözü verdi. Bütün bu verdiği sözleri uygulatmak için Paris te çalışmak zorunda olduğunu söyledi. Barış sözleşmesi sağlanana kadar Kilikya için hiç bir girişimde bulunulmamasını rica etti. Fransa temsilcisine şunu belirttik. Halen Fransızların elinde bulunan bölgelere güç gönderip çatışmaya girilmeyecek. Yalnız elinizde bulunan ve güvenliğinden sorumlu olduğunuz Kilikya, Maraş, Urfa gibi bölgelerde Fransızlar tarafından silahlandırılan Ermenilerin Müslüman halka saldırıp onları öldürmesi sonucu meydana gelecek direnmeden hiç bir sorumluluk kabul etmeyiz. Bu tür olayların önlenmesi için gerekli tedbirleri alınız. Valimizi yeniden atayıp, devlet görevlilerini yerinde bırakacaksınız. Müslüman halka saldıran Ermenileri oradan uzaklaştıracak ve bundan sonra kışkırtıp, silahlandırmayacaksınız. Bunlara kesin olarak söz verdi ve ayrıca Sivas ta ilgililere gerekli bildirimde bulundu. Sonuçta Valimiz oraya gitti, göreve başladı ve durum iyileşir gibi oldu. Ancak Kilikya daki kuvvetlere komuta eden Fransız Albay Odeyremon Müslüman düşmanı ve 4
5 Ermenileri koruyan biridir. Baskıdan biran bile vazgeçmedi. Bunun sonucu olarak Maraş'ta Müslüman halka saldırıda bulundular ve birçok görevliyi tutukladılar. Müslüman halk saldırılar karşısında kendisini savundu, karşılıklı çarpışma oldu ve Fransızlar geri çekildi. Bu çarpışma sırasında Fransız kılığında Müslüman halka saldıran bir kısım yabancılar, kendi hayatlarını koruyan Müslüman halk ile iki ateş arasında kalıp öldüler. Bu durum, bütün Avrupa ve Amerika da fazlası ile büyütüldü. Oysaki Milletimiz tarafından saldırı yapılmış değildir, sadece olan saldırıya karşılık verilmiştir. Ayrıca Fransızlar çekildikten sonra daha ileriye gidilmekten vazgeçilmiştir. Urfa da aynı durum olmuştur. Yine Fransızların kışkırtması ve koruması ile Müslüman halka saldıran Ermeniler yüzünden çarpışma olmuştur. Sonuçta Fransızlar orayı da bırakmak zorunda kalmışlardır. Fransızlar Maraş tan çekildikten sonra yeniden Maraş a, Urfa ya geldiler. Ancak yenilgiyi onur meselesi yapıp daha büyük bir saldırıya geçmediler. Öte yandan Kilikya da Müslüman halk saldırı karşısında devamlı karşılık verdi. Bu direniş Fransızların çekilmesiyle son buldu. Son zamanlarda yalnız Adana, Tarsus ve Mersinde Fransız gücü bulunuyor. 1 (Bir hafta sonra 1 Mayıs 1920 tarihindeki gizli oturumda...) MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Antep, Maraş, Urfa yı düşünmeliyiz. Efendiler, her yerde olduğu gibi, buraya da ateşkes şartlarına uyulmadı ve İtilâf kuvvetleri girdiler. Bilâhare İngilizler çekildi, Kilikya yı ve Antep, Maraş, Urfa yı bütün Suriye ile beraber Fransızlara bıraktı ve Fransızlar burayı işgal ettiler. Bu tecavüze karşı İstanbul Hükümeti hiç bir tedbir almadı, hatta protesto bile etmedi. Bu cümlenize malumdur. Fakat bizim kabul ettiğimiz Milli Misak programda, çizdiğimiz hududun dâhiline buralar da girer ve buraların da düşmandan temizlenmesi lazımdır. Adana da ve diğer bazı noktalarda düşman kuvvetleri kalmıştır. Fakat biz aynı zamanda muhtelif cephelerde, düşmanlarımızı harbe mecbur etmemeye çalıştık. Fakat Fransızlar burayı haksız olarak işgal ettikten sonra çok cüretkar davrandılar ve Müslüman ahaliye karşı çok fena hareketlerde bulundular ve bu hareketleri Fransız üniforması altında Ermenilere yaptırdılar. Denebilir ki her ne sebeple olursa bu Memlekette Ermenilerle Milletimiz arasında bir takım kanlı olaylar meydana gelmiştir. Bu iki milletin birbirine ve bilhassa Ermenilerin Milletimize karşı kuvvetli kin ve nefretleri vardır. Binaenaleyh Ermenileri bize musallat etmek tabii ki gayet yanlış hareketti. Çünkü Ermenilerin gayesi bilhassa himaye ve yardım görüldükten sonra Kilikya da, Antep te, Maraş ta, Urfa da, her nerede bulurlarsa Müslüman ahaliyi imha etmektir. Oralarda bulunan zavallı kardeşlerimiz pek acı muamelelere maruz kalmışlardır. Her türlü mukaddesatı muhafaza için hariçten, bütün Milletten yardım istiyorlar. Fakat daima imdat sesleri işitilmemiş bir halde kalıyor. Ne üzücüdür ki İstanbul Hükümeti hiç bir yardımda bulunmamıştır. İşte 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (24 Nisan 1920), 1.Dönem, c.1, s.2-10, 5
6 böyle artık her taraftan ümidini kesen ve idama mahkûm olduklarına şüphesi kalmayan, Kilikya ve civarı ahalisi, bizzat mevcudiyetini muhafaza için ortaya atılmak mecburiyetinde kaldılar. Buralar halkına, hiç olmazsa komşu olan Müslüman ahalinin seyirci kalmaları doğru olamazdı. Nitekim Memleket dâhilinden, bilhassa Sivas tan büyük vicdanlı vatanperverler kalktılar, koştular, bu işgal mıntıkaları içine girdiler ve oradaki kardeşleriyle birleşerek onların namus, mukaddesat ve mevcudiyetleri için onlarla aynı safta yer aldılar. Mücadele devam etmektedir. İlk çatışmalar Maraş ta oldu ve netice haklının lehine gelişiyor. Bunu müteakip Urfa ve Silifke havalisinde çatışmalar oldu. Buralarda da biz kazandık, düşman bugün Arappınarı istikametinde takip olunuyor. Antep te yine Ermeniler ile çatışmalar devam etmektedir. Düşman kuvvetlerini takviye için muhtelif taraflardan kuvvetler gelmiştir. Fakat bunlar milli kuvvetler tarafından çevrilmiştir. Adana ve İslahiye demiryolu hattına kadar olan mıntıka Kuva-yı Milliye tarafından işgal edilmiştir. Daha batıya gidecek olursak Pozantı da düşman kuvvetleri çevrilmiş ve o mıntıka da Kuva-yı Milliyenin hâkimiyetindedir. Silifke nin yardımsever halkı Kilikya meselesinde pek büyük cesaret ve yardım göstermiştir. Silifke kuvvetleri diyeceğimiz bir kısım kuvvetimiz Mersin e kadar olan mıntıkayı kurtarmıştır. (var olsunlar sesleri) Mersin de de düşmana hâkim bir noktada bulunuyorlar, daha bir kaç gün evvel Mersin den gelen arkadaşlarımız vardır. Onlar ifade ediyorlar ki Mersin de Fransız kuvveti azdır ve telaş içindedirler. Kilikya cephesindeki harekâtın son safhasını arz ettim. Eğer İstanbul işgali olmasa idi ve Yüce Meclisiniz yakın bir zamanda toplanmamış olsa idi, ihtimal ki yalnız bu cephede değil, diğer cephelerde, umumi cephede birbirine irtibatı olmadan bu mücadeleler devam edecekti. Fakat her şeyden evvel bir merkez lazımdır. Hep beraber kabul edeceğimiz siyaseti tespit edinceye kadar beklemek daha muvafık bir tedbir gibi düşünüldü ve son yapılan tebligatta daha ileri gidilmemesi emredildi ve onun için Mersin Şehri işgal edilmemiştir. Fakat oraya hâkimiz ve istediğimiz zaman zapt edebiliriz. İşte efendiler, Fransızlar bu harekâtlar neticesinde bunu yapan insanlarla temasa gelmek mecburiyetini hissetmişlerdir. (Elhamdülillah, bravo sesleri, alkışlar) Fransa tarafından bizimle görüşmek üzere Mösyo Albert Saro adında bir zat bugün buraya gelmiştir. Buraya gelmeden evvel bazı arkadaşlarımız Beyrut a gitmişlerdir. Orada Suriye ve Irak ı idare eden General Desperey ile görüşmüşlerdir. Bugün müzakerede bulunduk. Yarın devam edeceğiz. Müzakerenin tamamını size arz etmeyi uygun buluyorum. Ama sonra onayınızı almak doğru olacaktır. Görüştüğümüzü hulasa edeceğim. Asıl görüşme için bir Fransız heyeti gelmeye hazır bulunuyor, eğer zemin hazırlanırsa gelecekler. Bu zat da bütün Fransız diplomatları gibi diyor ki işgalde biz haklıyız, fakat sizinle de anlaşmak istiyoruz anlaşalım. Biz de diyoruz ki Fransızlar buraya haksız olarak girmişlerdir. Fakat bizim için yalnız bir Kilikya meselesi yoktur. Mevcudiyetimizin tamamının muhafazası meselesi vardır. Şimdi kendilerinin tekliflerini arz edeceğim. (Fransız memurunun teklifi okundu.) Bu ilk ve en ağır teklifleridir. Tabii dikkat buyrulursa anlaşılır ki bunu kabul etmekle kati bir şey kabul etmiş olmayız. Yalnız isteklerimizi tespit etmeliyiz ve bunun neticesinde bir 6
7 program meydana getirmeliyiz. Bir defa da Yüce Meclisinizce tasvip edilmesi lazımdır veyahut daha güzel esaslar gösterilir. Bu esaslar Erzurum ve Sivas kongrelerinin hükümleridir. Bir de Felah-ı Vatan Grubunun 1 programı var. Aynı programı mı takip edeceğiz, yoksa daha güzel bir program mı yapacağız? Bu bir meseledir Efendim. İcra Vekilleri Heyetini seçtikten sonra o heyet bir program hazırlar. Yalnız bendeniz şimdiden arz etmek istiyorum ki Vatanımızın hiç bir parçasını kimseye hediye etmek niyetinde değiliz. (alkışlar) DR. EMİN BEY (Bursa): Allah muvaffakiyet versin, Paşa Hazretleri. ŞEYH SERVET EFENDİ (Bursa): Fransızların müracaatı İngilizlerin bilgisi dâhilinde midir? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Hayır, gizlidir. 2 9 MAYIS 1920: GİZLİ OTURUMDA MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN VE GENEL KURMAY BAŞKANI İSMET BEY'İN FRANSIZLARLA YAPILAN GÖRÜŞMELER HAKKINDAKİ BEYANATLARI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 13.Birleşim, Gündem: 3/1) Meclis açıldıktan sonra, on beş gün içinde çok önemli siyasal gelişmeler meydana gelmişti. İtilaf devletleri Saint Remo da toplanarak, ileride Osmanlı Hükümetine dayatacakları Sevr Antlaşmasının esaslarını tespit ettiler. Fransızlar Güneydoğu Anadolu da askeri yönden Kuva-yı Milliye karşısında zorlanmaya başladılar ve Ankara Hükümeti ile barış şartlarını görüşmeye başladılar. Fransızlar anlaşmaya diğerlerine göre daha istekliydiler ve Ankara ile görüşmek üzere bir heyeti gönderdiler.. CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Efendim gizli celseyi açıyorum, söz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinindir. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Kilikya cephesindeki vaziyette de ufak bir değişiklik oldu. Pozantı muhasarası devam ediyor ve epeyce bir Fransız kuvveti orasını muhasarada bulunduruyordu. 3 Mayıs günü bu Fransız kuvvetinin muhasarası kaldırıldı. Oradaki kuvvetlerimizin yaptığı muharebe neticesinde Fransızlar muhasarayı bitirerek çekilmeğe mecbur olmuşlardır. Bugün Antep le doğrudan doğruya telgraf muhaberesi yaptık. Kılıç Ali Bey de orada idi. Çekilen Fransızlar Ceraplus ta zaten mevcut olan kuvvetlerinin yanlarına çekildiler ve Yılında toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisinde Milli Mücadele'yi destekleyen üyeler tarafından kurulan meclis grubudur. Grup başkanlığına Rauf Bey getirilmiştir. 2 TBMM Gizli Celse Zabıtları (1 Mayıs 1920), 1.Dönem, c.1, s.2-9, 7
8 oradan Urfa ya doğru hareket ederken Suruç ta bulunan kuvvetlerimizin taarruzuna tesadüf ederek orada kalmışlardır. Kilikya cephesinde başka fevkalâde bir hal yoktur. Bütün yeni vaziyet bundan ibarettir. Vuku bulacak değişiklikleri de ilk fırsatta arz ederim. Her halde vaziyetimiz gayet iyidir. Bu fesat çıkaranları esaslı bir surette tesirsiz hale getirip kati teşebbüste bulunuyoruz. Geçen gün arz etmiştim. Fransızlarla görüştük. Yalnız dedik ki teferruat hakkında şimdiden görüşmeğe lüzum gömüyoruz. Çünkü görüştüğümüz kişi o kadar salahiyet sahibi değildi. Her halde biz herkesle anlaşmağa taraftar olan insanlarız. Biz hiç kimse ile durup dururken mücadele, münakaşa etmek istemiyoruz, sulh taraftarıyız. Binaenaleyh evvela söz veririz ki yalnız Fransızlarla ve Kilikya meselesi hakkında değil, bütün mukadderatımız hakkında görüştükten sonra karar vermek üzere bir heyet buraya gelsin dedik. O, bunu kabul etti, buradan bir telgraf verdi. Eğer uygun görülürse anlaşmayı teklif etti. Salahiyet sahibi diğer bir Fransız yetkili buraya gelmek üzeredir. Bunların İstanbul a çektikleri telgraf alındı. Antalya ya çıkmışlar ve beraber buraya geleceklerdir. Bu suretle Fransızlarla daha kati müzakere yapabiliriz ve belki de anlaşırız. (inşallah, inşallah sesleri) 1 (Bir hafta sonra 17 Mayıs 1920 tarihindeki gizli oturumda...) MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Antep te yeni ve mühim bir hadise yoktur. Biliyorsunuz ki orada da muharebeler olmaktadır ve son bir muvaffakiyetimiz vardır. Ondan sonra yeni bir malumat olmadı. Dün bir Fransız tayyaresi Antep semalarında uçtuktan sonra Ceraplus istikametine gitmiştir. 2 (On iki gün sonra 29 Mayıs 1920 tarihindeki gizli oturumda...) İSMET BEY (Genel Kurmay Başkanı): Fransızlara karşı muharebe ediyoruz. Halk köylerinde toplanmıştır. İlk başladığı zaman birçok yerlerde bizlere Fransızlar tanklar, makineli tüfekler, toplarla yürüdüler. Cephe zannettikleri yerlerden birçok ateşler açarlar ve giderlerdi. Bin kişi on bin kişilik bir kuvvet iki günlük yol gider, gittikçe toplanır, ne ardı vardır ne arkası vardır. Şimdiye kadar hep böyle tecrübe edilmiştir üç gün evvel hepsi gitmişlerdir. Cephe zannettiler. Bir yere ateş ettiler. Bizimkiler hepsini tepelediler. Şimdi Adana ile Pozantı, bunlar alelade iki günlük yollarımızdır. Fransızlar Maraş ın kuzeyinde idiler. Urfa yı işgal etmişler, Pozantı ya kuzeyden gitmişlerdi. Sivas a ve Diyarbakır a kadar almayı arzu ediyorlardı. Fransız Albayı arabasına binerdi, Mardin e ve Diyarbakır a geliyorum, konsolosluk açacağım diye telgraf çekerdi. Herkes bilirdi ki bir müddet sonra nasıl Adana ya girmiş ise oralara da girecektir. Halbuki bu kadar Müslüman ı hiç yerine koyarak küçümser bir vaziyet alan Fransızlar bugün Maraş tan bütün Dünyanın tehditlerine rağmen sopa ile kovulmuşlardır ve bugün Antep in güneyindedirler. 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (9 Mayıs 1920), 1.Dönem, c.1, s.20-26, 2 TBMM Gizli Celse Zabıtları (17 Mayıs 1920), 1.Dönem, c.1, s.31-35, 8
9 Urfa dan atılmışlardır. Fırat ve Cerablus civarında, Arappınarı nda güç bir halde tutunmağa çalışıyorlar. Bütün yerleri ayrı ayrı muhasara ettik ve düşürdük. Biz İhtilal Heyetiyiz. Kendilerinin teçhizatı mükemmel olmakla beraber bizimle temas etmekten başka çare olmadığını anlayarak adam gönderdiler. Vaziyeti beraber iki eş heyet gibi tetkik etmişizdir ve bizim tekliflerimizi muvakkaten kabule mecbur olmuşlardır. Binaenaleyh Fransız Heyetiyle yaptığımız geçici bir askeri anlaşmayı izah etmek isterim. Mayısın otuzundan itibaren yirmi gün müddetle Fransızlarla aramızda ateşkes olacaktır. Bu müddet zarfında Memleketimiz dâhilinde bulundukları yerleri tahliye edeceklerdir. Bunlar Pozantı ile Kozan dır. Burada bulunan kıtalarını kendilerine iade edeceğiz. Memleketimizden çıkacaklardır. Şimdi aldığımız malumata göre ateşkes başlamıştır. (alkışlar) Antep bu günlerde müşkül vaziyet geçiriyor. Antep civarında muharebe oluyor. Yakında kuvvet gönderdiler. İçeride Fransız kuvveti vardır. Ahali kendisini müdafaa ediyor. Antep güneyinde yeni bir muharebe oldu. Bizim kıtaatımız kuzeye çekilmeye mecbur oldular. Fransızlar takip ettiler. Muvaffak olduk zannı ile tepelendiler. Antep in güneyine çekilmeye mecbur oldular. Yalnız Antep Şehri içinde çatışma devam ediyor. Onun için Fransızlarla yaptığımız müzakerede Antep Şehrinin tahliyesinde ısrar ettik. Mecburiyetlerinin derecesini tasavvur buyurunuz ki kendileri için müsait telakki olunan yerlerde de bizim şartlarımızı kabul ve Şehri tahliye ederek bizim memurlarımıza serbest bir surette bırakmaya muvafakat ettiler. Bunu yapıp yapmayacaklarını bekliyoruz. Yapacaklarını söylediler, muvafakat ettik. Antep in tahliyesiyle beraber diğer yerleri de tahliye etmek üzere anlaşacağız. Kendi imanımıza, kendi kuvvetimize dayanmayan hiç bir taahhüde inanmadığımız için bu müddet zarfında Adana'nın ve diğer mıntıkaların tahliyesinden başka çare olmadığını hazırlıklarımızla da göstereceğiz. Bugün zaten Pozantı ve Kozan dan emniyetle Adana Ovası na bakıyoruz. Orada hazırladığımız, topladığımız kuvvetlerle Adana yı tahliyeden başka çare olmadığını da ayrıca kendilerine göstermek istiyoruz. (alkışlar) Bu baskı neticesinde ümit ediyoruz ki yeniden Fransızlar bizimle temas edeceklerdir. Husule gelecek neticeyi ve vaziyeti ayrıca Yüce Heyetinize arz edeceğiz. Memleketimizi müdafaa etmek için aleyhimize kullanılabilecek kuvvetler ve olan bitenler bütün safhalarıyla arz olunmuştur. BİR MEBUS BEY: Anlaşma şartları nedir ve kaç maddeden ibarettir? İSMET BEY (Devamla): Arz ettim Efendim, yirmi gün müddetle ateşkes tatbik edilecek. Bu müddetin ilk on günü zarfında Antep Şehriyle Kozan ve Pozantı mevkileri tahliye olunacak. Antep Şehri civarındaki Fransız kuvvetleri Fransız ordugahına gidecek. Fransız esirlerini iade edeceğiz. Buna mukabil gerek asker olarak ellerinde esir bulunan ve gerek sair suretlerle götürülenleri iade edeceklerdir. Biz de Fransız kuvvetlerini Adana ve Tarsus a salimen göndereceğiz. MUSTAFA KEMAL PAŞA (TBMM ve Hükümet Reisi): İsmet Beyefendinin vermiş olduğu izahatta Fransızlarla yapılan bir anlaşmadan bahis olunmuştu. Bazı 9
10 fikirlerde bu yapılan anlaşma hakkında tereddüt hasıl olduğunu hissettiğim için yalnız bu noktayı izah etmek isterim. Biz anlaşmada karşılık olarak ne fedakarlık yaptık sualini şu tarza cevaplamak istiyorum. Yapmış olduğumuz bu geçici uzlaşma ile biz ne kazandık? Askeri, siyasi kazandıklarımızı arz edeceğim. Fransız cephesinden gelen mebus arkadaşlarımız bilirler ki orada bulunan kuvvetlerimizi bugünkü zihniyetimize göre takviye, teşkil, tertiplememek için az çok zamana ihtiyacımız vardır. Vakıa buraya gelmiş olan Heyet bütün Avrupa ya ilan edilmiş bir heyet değildir. Fakat kendilerini gönderenler tarafından tamamen salahiyet sahibi olarak gelmişlerdir. Bu heyet şifahi beyanatında ve gerek göndermiş oldukları telgraflarda daima Türkiye Büyük Millet Meclisi ifadesini yazmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi olarak hitap etmiştir. Bu kâğıda da o suretle imza etmişlerdir. Bu umumi faydadan başka maddi olarak siyasi fayda da vardır. Malumunuz sulh şartlarında Kilikya ile alakalı hususlar tetkik edilirse görülür ki Kilikya yı Suriye den ve Suriye yi Kilikya dan ayıran bir hudut vardır ve bu hudut Ceyhan dan geçer. Kilis, Antep, Urfa ve Mardin i içine alır. Bu isimlerini saydığımız yerler Suriye den sayıldığı halde anlaşmada böyle bir ifade yoktur. Nitekim Kilikya tahliye olunacaktır diyerek tarafımızdan resmen ifade olunmuştur. Binaenaleyh biz şimdi böyle bir sulh antlaşmasını tanımıyoruz ve tanımayacağız. Fakat bizim tanımamamız kâfi değildir. Avrupalılara da, antlaşmayı yapanlara da tanıtmamak lazımdır. İşte Fransızlarla giriştiğimiz münasebette bu noktayı da temin etmiş bulunuyoruz. Efendiler, bizimle karşı karşıya gelen Fransızlar arz ettiğim hududun batısından, Kilikya ya ait bazı kısımlardan, Kozan ın tahliyesinden ve en nihayet bütün Kilikya nın tahliyesinden bahsetmişlerdir. Fakat Antep in ve o civardaki arazinin tahliyesinden bahsetmemişlerdir ve daima ondan kaçmışlardır. İşte biz onlara böyle bir hududun olmadığını ve bizim için yalnız bir Kilikya meselesi değil bir güney hududu olduğunu ve bu milli hududun kuzeyinde kalan bir karış toprağı bile düşmanların elinde bırakmayacağımızı ispat için Antep şehrinin de tahliyesini esas şart olarak ifade ettik ve efendiler bunu temin ettik. Binaenaleyh Fransız delegeleri aldıkları salahiyeti de belki tecavüz ederek bizimle yapmış oldukları uzlaşmada yalnız Kilikya değil, bizim talep ettiğimiz noktaları tahliyeye muvafakat etmişlerdir. Maksat yalnız Kozan ın, Pozantı nın ve Antep in tahliyesi değildir, kendileriyle vuku bulan müzakerelerimizde bunu gayet açık olarak söyledik ki bizim bir teklifimiz vardır o da toprağımızı tamamen tahliye etmenizdir. Bu asıl maksadı teklif ettik. Bunu böyle kabul etmişlerdir ve bizimle anlaşmak yolunun ancak bu noktadan geçtiğini anlamışlardır. Binaenaleyh bu yirmi gün, daha esaslı bir uzlaşma yapmak için delegelerin salahiyet almak üzere Paris e gidip gelmesine yardım edecek bir zaman gibi düşünülüyor. Efendiler, bizim hesabımız şudur ki Fransızlar cidden uzlaşmak istiyorlar. Çünkü maddeten bizimle uğraşmak menfaatlerine aykırıdır ve belki buna mukabil Suriye deki menfaatlerini azami derecede temin etmek isterler. İşte onları bizimle uzlaşmaya yanaştıran sebep budur. Suriye deki menfaatlerinin ihlal edilmesine belki biz de maddeten muhalefet etmekten vazgeçeceğiz. Fakat böyle bir fedakarlık ancak menfaatlerimizin temin edileceği kanaati hasıl olduktan sonra olabilecektir. 10
11 Binaenaleyh Kilikya ve Güney havalisinden gelmiş olan arkadaşlarımız müsterih olmalıdırlar ki bu yapılan geçici uzlaşmadan da maddeten askerlik bakımından pek çok şeyler kazandık, zarar etmiş değiliz. İnşallah neticesini göreceğiz. 1 (Dokuz gün sonra sonra 7 Haziran 1920 tarihindeki oturumda...) MUSTAFA KEMAL PAŞA (TBMM ve Hükümet Reisi): Kilikya nın vaziyeti Efendim, yani Adana havalisi ve Antep havalisi vaziyeti memnuniyet vericidir. Pozantı nın tarafımızdan işgal edildiği ve orada beş yüz elli asker ve dokuz kadar subay Fransız olmak üzere esir edildiğini işitmişsinizdir. Efendim, bundan sonra Kozan Fransızlar tarafından doğrudan doğruya tahliye edildi. Bu mıntıkada tamamen tahliye devam etmektedir ve Antep Şehri de Fransız birlikleri tarafından tahliye edilmiştir. Oraya gelmiş olan mühimce bir Fransız kuvveti Kilis e gitmiştir. Yalnız orada ufak bir müfreze, yirmi otuz kişi kadar bir kuvvetleri vardır. Fakat onların da diğer bütün Fransız kuvvetleriyle beraber bütün Kilikya da ve bütün milli hududumuzdan çekilmeye tevessül etmişlerdir. 2 3 TEMMUZ 1920: GENEL KURMAY BAŞKANI İSMET BEY İN, FRANSIZLARLA KARARLAŞTIRILAN ATEŞKES ANLAŞMASI HAKKINDAKİ BEYANATI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 26.Birleşim, Gündem: 2/1) Fransızlar Maraş ve Urfa'da yenilmişlerdi. Türk direnişinin sertliği karşısında Fransızlar, ateşkes istediler ve 30 Mayıs 1920 tarihinden itibaren taraflar arasında ateşkese karar verildi. Hükümet Fransızların ateşkes isteğini kabul etmekle, TBMM'nin varlığını Fransızlara kabul ettiriyordu. Fakat Fransızlar ateşkes konusundaki sözlerine sadık kalmadılar. Ermenilerin saldırganlıklarına seyirci kaldılar. Mustafa Kemal Paşa Fransız Komutanına olayları duyurarak dikkatini çekti. CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Askeri ve siyasi vaziyet hakkında söz Genel Kurmay Başkanı İsmet Beyefendinin. Buyurun Efendim. İSMET BEY (Genel Kurmay Başkanı): Mayıs ayı sonunda Fransızlarla bir anlaşma yapmış bulunuyorduk. Yirmi gün süre içinde 28 Mayıs ta başlayan ateşkes sırasında esirlerimizi mübadele ve tahliye ettik. Ondan sonra bu müddet esnasında mahsur bulunan Antep, Pozantı ve Kozan, Fransızlar tarafından tahliye edilecekti. Ateşkes süresi sona ermeden Fransızların harekâtı ile anlaşma geçersiz bir hale gelmiştir. Arz edeyim, evvela ateşkesi bütün cephelere tebliğ ettik. Fakat bu müddet esnasında Adana da bulunan Valimizi 30 Mayıs 1920 günü 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (29 Mayıs 1920), 1.Dönem, c.1, s.38-48, 2 TBMM Zabıt Ceridesi (7 Haziran 1920), 1.Dönem, c.2, s , 11
12 tevkif ettiler ve daha Adana da bulunan birçok eşraf tevkif edildi. Mersin e sevk edildiler ve harp gemilerine bindirilerek doğru İstanbul a götürüldüler. Ateşkesten sonra tevkife devam etmek hareketi, düşmanca bir harekettir. Tevkif olunan adamları bize vermeyerek başka yere göndermek hareketi düşmancadır ve doğrudan doğruya ateşkes şartlarına aykırıdır. Ondan sonra Kozan dan çekilen Ermeniler bütün İslam köylerine taarruz etmeye başladılar, köylerin mallarını yağma ettiler, ahalimizi kaçırdılar ve kendileri İslam ahalinin evlerine girdiler ve sonra buraları Fransızlar, trenle sevk ettikleri topu kullanarak doğrudan doğruya tahrip ettiler. Bu olanları protesto ettik. Doğrudan doğruya anlaşma şartlarına ve ateşkese aykırı olduğunu söyledik. Her müracaatımızda her protestomuza karşı inceleme yapacaklarını vaat ettiler. Onların memurları tarafından hazırlanan beyannamelerle bu hareketi bizim zayıflığımız şeklinde bütün Arabistan da ve oradaki vilayetlerimizde yaymaya başladılar. Türkler Beyrut a adam göndermişlerdir, dediler. Filhakika Beyrut tan mebuslarımız geçmişti, fakat tarafımızdan bunlar hiç bir vazife ve resmi salahiyete sahip değillerdi. Hasılı efendiler ateşkes esnasında Ereğli ye asker çıkardılar. Harp etmeden Memleketimizin bir noktasını daha işgal ettiler. Hemen Ereğli de çatışmalar başladı, iki üç gün devam eden mücadelede kullandığımız silahlar, Yunan cephesindeki kuvvetlerimizden bir kısmının alınmasına sebep olmuştur. Hemen Ereğli ye kuvvetlerimizi sevk ettik. Görüyorsunuz ki samimi bir surette takip etmek istediğimiz ateşkes müddetince bundan istifade ederek memurlarımızı tevkif etmişler, ahalimizin katliama devam eylemişlerdir. Memleketimizin arzu ettikleri yerlerini işgal için, kendilerini anlaşmaya hiç bağlı görmemişlerdir. Fransız memurlarına bunu şikayet ettiğimiz zaman bize dediler ki tıpkı İngilizlerin Kuva-yı Milliyenin taarruzundan dolayı Yunanlıları sevk ettikleri gibi, bizim orada adamlarımız, iki jandarmamız ve müfrezemiz vardı. Onları muhafaza için oraya kuvvet gönderdik, dediler. Zalimler, Memleketimizde istedikleri zulmü yapmak için her bahaneden istifade ediyorlar. Memleketimizde asayiş ya vardır veya yoktur ve meşru olan Hükümet Büyük Millet Meclisinin Hükümetidir. Memleketimizde yerlinin yabancının hayatını muhafaza etmek hakkını biz aittir. Bu hak bizimdir ve hiç bir millete vermeyiz ve her hangi bir millet, üniformasıyla bu hakkı benimsemek isterse bizim hakkımıza, hukuku istiklalimize tecavüz etmiş demektir. Yüce Meclisin prensibi de budur ve temsil ettiği istiklalin şartları da budur. Eğer biz istiklalin şartlarında zafiyet gösterirsek, davamızın kutsiyet ve meşruiyetinden esaslı bir surette kaybetmiş oluruz. Onun için Fransızlara anlaşma şartlarına dürüst bir surette riayet etmek lazım geldiğini izah ettik ve ahalimizi imhadan kurtardık. Silahla, deniz kuvvetinizle Memleketimizi işgale yeltendiniz, dedik. Ereğli işgaline karşı söyledikleri sebeplerden birinde deniyor ki işgalden dolayı mesuliyet oranın Fransız Kumandanına ait imiş. Meğer Fransız kumandan kendi başına bunu yapmış. Bizim hakikati anlamaktan aciz olduğumuz zannediyorlar. Tabi bu sebebe iltifat bile etmeyiz. Adana da anlaşma şartlarına uymak için ahalimizden çok fedakarlık istedik. Her gün telgraf başında gerek Müdafaayı Hukuk heyetinden ve gerek zulüm ve tecavüze uğrayan köylerin her birinden feryatlarına maruz 12
13 kaldık. Bizi öldürüyorlar, anlaşma şartlarına riayet etmiyorlar, diye. Biz de cevaben sabrediniz, söze riayet edelim diyorduk. Şimdi orada ateşkesin ihlal olunduğundan beri Memleketimizin kurtarılması için yeni bir ateşle faaliyete gelinmiştir. Resmi olarak arz ediyoruz ki doğrudan doğruya Adana ve Tarsus etrafında muharebeler vardır, Ateşkesin bozulmasından beri takriben on, on beş gün olduğu halde oradaki vaziyetin lehimize olarak geliştiğini hissetmekteyiz. 1 9 AĞUSTOS 1920: GİZLİ OTURUMDA TBMM BAŞKANI MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN, CEPHELERE YAPTIĞI TEFTİŞ SEYAHATİNE DAİR BEYANATI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 45.Birleşim, Gündem: 6/1) Temmuz Ayı ortalarında Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Batı ve Güney cephelerine inceleme gezisi yapacak olan on kişilik bir heyet seçilmişti. Bu Heyet Eskişehir, Bilecik, Afyonkarahisar ve Konya da incelemeler yaptıktan sonra Pozantı ya gelmiş ve burada tarihte Pozantı Kongresi adı verilen bir toplantı yapılmıştır. Dönüşte Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekiler, Kütahya ya uğramışlardır. Mustafa Kemal Paşa burada yeni kurulan Kütahya Milli Alayı nı denetlemiştir. CELALETTİN ARİF BEY (Başkan Vekili): Söz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinindir. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Meclis Başkanı): Güneyde Adana cephesinde bulunan arkadaşların karargâhı Pozantı dır. Biz de Konya'dan sonra oraya gittik. Orada bulunan muhtelif Müdafaayı Hukuk heyetlerini Pozantı ya davet ettik. Onlarla askeri ve siyasi vaziyet hakkında fikir alışverişi yaptık. Askeri vaziyet Efendim, düşman Adana da, Tarsus ta, Mersin de bulunuyor. Buna karşı şu bizim Adana cephesi, Tarsus ve Mersin in kuzeyinde olmak üzere bir cephemiz vardır. Bu cephedeki kuvvetlerimiz faaliyette bulunuyor, bu kuvvetlerde de oldukça intizamlı. Malumunuz bu kuvvetler kendiliğinden meydana gelmiştir. Tabii birçok intizamsızlık görülmüştü ve oraya bir kumandan gönderildi. İntizam ve irtibat sağlandı. Bizim kuvvetlerimizle düşman kuvvetlerini mukayese etmek istedik. Ne yazık ki düşman kuvvetleri hakkında kati ve açık malûmat bulunmadık. Bu kuvvetlerin elinde bulunan silah ve cephaneyi oradaki ahali vermiştir. Diğer taraftan bugün Adana Vilayetini düşünecek olursak, Vilayetin bu kısmında idaremizin teşekkül etmediğini gördük. Valisi, mutasarrıfı, kaymakamı, adliyesi, polisi, jandarması yoktur. Hiçbir şeyi yoktur. Ben doğrusu ahaliye karşı biraz mahcup oldum, insanların kanlar dökerek düşmanların elinden kurtardıkları yerler elimizdedir. Bunu idare etmeyi unutmuşuz. Onun için derhal bir devlet idaresi 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (3 Temmuz 1920), 1.Dönem, c.1, s.52-74, 13
14 tesisi lâzım geldi. Bunun için vali ve kaymakamlar filan derhal tayin edilmek lüzumuna kani olduk ve orada hazır bulunanlardan Büyük Millet Meclisi Mebusu İsmail Safa Bey i vekâleten Vali tayin ettim, Hükümet kanalıyla Yüce Heyetinize arz olunup kati karar alınıncaya kadar vekâleten tayin ettim. Bu arkadaşımıza derhal Adana dan, şuradan buradan hükümet teşkilatı kurmasına dair emir verdim ve şimdilik Pozantı yı Adana ya merkez olmak üzere tesise lüzum gördüm. Mersin Livası kuruldu. Karaisalı Kazası diye halk kendi kendine idare etmeye başlamıştır. Mersin ve Tarsus kazalarını doğrudan doğruya Vilayete bağladık ve oralarda vekâleten vazife yapacak olan kişiyi vekil olmak üzere tayin ettik. Orada en çok şikayet ettikleri hal demiryolu civarında bulunan ahalinin korkması, ürkmesi ve hasat ile meşgul olamamasıdır. Ondan sonra Mersin, Tarsus ta bulunan Müdafaayı Milliye heyetleri vardır. Onları da malumunuz olan karara uyarak, oradaki kaymakamların emrine verdik ve bu heyetlerden ikişer üyeyi Pozantı ya davet ettik. Bundan sonra efendim, geriye döndük bütün yol boyunca oradan geçmekte olduğumuzu işiten halk gece gündüz toplanarak yanımıza geldiler, görüşüldü. TUNALI HİLMİ BEY (Bolu): Adanalılar, Tarsuslular, Mersin'liler, o fedakar Osmanlılar, o Müslümanlar kimler tarafından idare olunuyor, Adana'nın ağaları tarafından mı? Hayır, hayır katiyen efendiler, kendileri de itiraf ettiler ve dediler ki biz şimdiye kadar para yardımında bulunmadık, köylere çıktık, aman zaman dedik. Un, buğday, koyun, aldık, Ordumuzu on dört aydan beri, hariçten hiç bir yardım görmeden, idare ettik ve düşmanla çarpışıyoruz dediler. Gönül isterdi ki Adana'nın falan zengini çıkarmışta bin lira vermiş, gönül isterdi ki Mersin'in falan zengini çıkmışta bin lira vermiş. O paralar da feda edilseydi acaba Adana şimdiye kadar melun Fransızların elinden kurtulmayacak mı idi? Başka ne diyeyim? Kalbimden çıkacak bir kaç sözüm var, fakat korkuyorum ki (söyle söyle, sesleri) ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): İfadem yanlış anlaşılmasın, orduya lüzum yoktur demiyorum. Bu yapılmakla beraber, çete harbi yapacak yirmi, otuz kişilik müfrezelere ihtiyaç vardır ki bunları düşmanın arkalarına geçmek, düşmanı devamlı taciz etmek suretiyle birçok şeyler kazanırız. (gürültüler) Müsaade buyurun Efendim, siz gelir ne söyleyecekseniz söylersiniz. Bendeniz kendi kanaatimi söylüyorum. Biz bunun kendi Memleketimizde faydalarını gördük. Maraş ve Antep'te muntazam olmayan ve Kuva-yı Milliye denilen kuvvetler oradan Fransızları sürmüş ve uzaklaştırmışlardır. Onlar da inkar edilmesin. Aklıma geldi söylüyorum. Bu itibarla Milli Savunma Vekilinden rica ediyorum, Dünyanın bizden söz ettiği şekilde harp edecek bu muntazam olmayan teşkilata sıcak baksınlar, Efendim. YASİN BEY (Antep): Bendeniz bir vazifeden bahsetmek istiyorum. Ondan evvel Ali Şükrü Bey in Maraş ve Antep hakkındaki ifadesine cevap vereceğim. Evet, Maraş ve Antep halkı muntazam olmayan dedikleri kuvvetlerle memleketlerindeki düşmanı kovdular. Lakin o kuvvetlerin başında namuslu subay ve kumandan Kılıç 14
15 Ali Beyler, Sarı Mehmetler vardı Efendim. O subayların idaresi, kumandası sayesinde, intizam içinde düşmanı kovdular. Hilmi Bey kardeşimize de söylemişlerdi. Onların feda ettiği mal ve can malumunuzdur. Binaenaleyh Adana daha birçok kuvvete sahiptir. Yalnız bu çiftçi kardeşlerimizin topraklarını ekip biçemediklerini unutmayalım. Adana'nın kendi kuvvetini besleme ve giydirmede pek zengin komşuları olan Konya ve Kayseri'den şimdiye kadar esirgedikleri azami istifadeyi bekliyor ve istiyorlar. 1 (On altı gün sonra sonra 25 Eylül 1920 tarihindeki oturumda...) İSMET BEY (Genel Kurmay Başkanı): Adana Cephesinde Mersin, Tarsus, Adana, Ceyhan adeta mahsur bir halde bulunmaktadırlar. Adana dan Tarsus a veya Tarsus tan Mersin e gitmek, mühim bir askeri kıta ile yapılan bir iştir. Giderler, oraya bir kafile götürecekler, çarpışmalar olur, muhabereler olur. Ya istedikleri yere giderler yahut gidemezler. Girerlerse, mühim muvaffakiyet addolunur. Adana nın sahil ile Mersin ve Tarsus ile münasebeti pek müşkül bir hale geldiği İçin, karadan münasebet temin edilmeye çalışılıyor. Burada faaliyet ve taarruz ateşi bizim kıtalarımızda daha üstündür. Muntazam düşman kuvvetlerine karşı bu cephedeki halkın gösterdiği mukavemeti için söylenecek söz bulamıyorum. (alkışlar) Ceyhan ın kuzeyine, İskenderun civarına kadar hakim bulunuyoruz. Adana dan İskenderun a kadar bizim adımız ve bizim silahımızın daha kuvvetlidir. Konuşmama Antep mıntıkasındaki harekâtı arz ederek bitireceğim. Burada son bir buçuk ay zarfında pek mühim fedakarlıklar görülmüştür. Fransızlar Antep i bilhassa hedef alarak mühim kuvvetlerle ilerlediler. Bir aralık Antep i kuşatarak vaziyete tamamen hâkim oldular. İlerlediler ve bizim kıtalarımızı kuzeye attılar. Birçok müessif misallerini gördüğümüz ve Dünyanın her yerinde açık bir şehir için olması gereken neticeyi tahmin ettiler. Yani Antep i kuşattıktan sonra Şehrin teslim olacağını sandılar. Ama Antep kendi kendisini müdafaa etti. Biz de kuvvetler sevk ettik. Fransız kuşatmasını açtık. (alkışlar) Antep Şehri içindekilerle doğrudan doğruya temas kurduk. Antep civarında Amerikan mektepleri, kolejleri vardır. (lanet olsun, sesleri) Bu Amerikan okulları, bugün Fransızların üssü olmuştur. Bizim canımızı yakmak için ve halkımızı öldürmek için Amerikan mekteplerini askeri üs olarak kullanıyorlar. Buraları mektep değil, Memleketimiz içinde bire kale olarak inşa olunmuştur sanki. Bu üsleri kullanan Fransız kuvvetleri, Nizip e kadar ilerlediler ve etrafında bulunan köylere girdiler, köylerin etrafını sardılar, bıçaklarını çektiler, Fransız himayesini istediklerine dair halktan senet istediler. Muharebe ede, ede, dövüşe, dövüşe Antep e gelirler ve telsizlerle halkın kendilerini istediklerini ilan etmeye çalışırlar. Bundan sonra Antep teki şiddet ve faaliyet daha çok artmıştır. Bugün bildiğimiz muharebelerin en fedakar ve en şiddetli olanları Antep te cereyan etmektedir. Şehir ikiye ayrılmıştır. Şehir içinde barikatlar 1 TBMM Zabıt Ceridesi (9 Ağustos 1920), 1.Dönem, c.3, s , 15
16 yapılmıştır, Halk kendisini, Fransızlara ve onlarla bilerek veya bilmeyerek işbirliği yapan Ermenilere karşı müdafaa ediyor. Her gün şehre top atılıyor. Kadınlardan ve çocuklardan şehitler veriliyor. Çok üzülüyoruz, fakat böyle büyük bir kurtuluş davasında vatandaşlarımızın, bütün kadın ve çocukların hisse aldığını görerek yaşamak için ve bağımsız olarak yaşamak için azim sahibi olduğumuzu, daha kuvvetle ispat ettiğimizi zannediyoruz. Antep için Memleketimizde oraya büyük bir alaka gösterilmiyor. Bundan daha büyüğünü göstermek ve oradaki halkımızı maddeten ve manen yardım etmek hepimizin borcudur. Cepheler hakkında söyleyeceklerim bundan ibarettir. Mukavetimiz, davaya başladığımız zaman olduğu kadar kuvvetli ve ateşlidir. Anlatacaklarım bundan ibarettir arkadaşlar. TUNALI HİLMİ BEY (Bolu): Efendim, İsmet Beyefendi Hazretlerinin izahatı sırasında, Antep te Fransızların mektebinden bizlere ateş ettiklerini ifade ettiler. Bu vesile ile tarihe geçmesini daima arzu ettiğim bir hatırayı arz etmek isterim. Bundan bir kaç ay evvel Fransızlar Ereğli yi işgale teşebbüs ettiler. Oraya vardığımın ertesi günü birtakım hilelerle karaya çıktılar. Dördüncü günü yetmiş kadar kahraman, bunların 300 kadar, karada, siperler arasında bulunan askerleri üzerine ateş açtılar ve püskürttüler. Ramazan Bayramı sabahı defolup gittiler. İşgal ettikleri kısımda hastane bulunuyordu. Bu hastaneye gittik ve orada gördüğümüz manzara karşısında Gladstone un bir sözünü hatırladım. Melun adam vaktiyle diyordu ki zaten dedikten sonra geberdi gitti. Diyordu ki Türkleri karşımda gördükçe insan yaratıldığıma utanıyorum. Fransızların böyle yaptıklarını görüp de insan olduğuma ben de utanıyorum. REFİK BEY (Konya): Medeni denilen milletlerden daha çok medeniyiz. TUNALI HİLMİ BEY (Devamla): Sonra efendiler, liman fenerini orada bulundukları müddetçe söndürmüşler. Katiyen geceleri yaktırmıyorlardı ve hatta kullanılamaz hale getirmişler. Halbuki liman feneri insani bir meseledir. Hastaneye girince ne gördük, beyler? Ne kadar ilaç şişesi, masalar, defterler, camlar, çerçeveler varsa hepsi kırılmış. Hatta kudurgan ayaklarla yerde çiğnenmişti. Bu da bir şey değil Efendim, hastanenin iki odasından ikisini de, tamamen bizim askerimiz üzerine mitralyöz sıkmak için kullanmışlardır. Tarih kaydetsin. 1 1 TBMM Zabıt Ceridesi (25 Eylül 1920), 1.Dönem, c.4, s , 16
17 27 EKİM 1920: GENEL KURMAY BAŞKANI İSMET BEY İN CEPHELERİN DURUMUNA DAİR BEYANATI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 91.Birleşim, Gündem: 11/1) Garp Cephesi birlikleri ile Çerkez Ethem Bey in Kuva-yı Seyyare birliklerinin beraber düzenledikleri Gediz Taarruzu bir hafta önce başlamıştı. Taarruzun başlangıcında Yunan kuvvetleri geri püskürtülmüş ve Gediz kısa bir süreliğine kurtarılmıştı. Bu sırada Güney Cephesinde Fransızlarla ve Doğu Cephesinde de Ermenilerle mücadele olanca hızı ile devam ediyordu. Ayrıca iç isyanlar da tamamen bastırılmamıştı. İSMET BEY (Genel Kurmay Başkanı): Son hafta içinde Adana Cephesinde mühim bir imtihana maruz kaldık. Yaklaşık 10 Ekim den itibaren yeni kuvvetlerle takviye edilmiş düşman, Toprakkale den ta Mersin'e kadar bütün cephede, her yerde şiddetli taarruzlar yaptı. 11 Ekim de Toprakkale den ilerleyen düşman kıtaları, Ceyhan'a kadar muhtelif istikametlerden ilerlediler ve dört beş gün, gece gündüz, devam eden muharebelerden sonra tekrar eski yerlerine geri gönderildiler. Adana ve Tarsus istikametinde 15 Ekim de başlayan muharebe, 16 Ekim e kadar devam etti. 25 Ekim sabahı Gülek Boğazı istikametinde ilerlemiş olan düşman kıtalarının, her taraftan yapılan şiddetli taarruzlarımız üzerine tekrar Adana Ovasına geri çekildiler. (alkışlar) Bugün bir aylık harekâttan sonra düşman daha fazla sarsılmış bir vaziyettedir. Antep mıntıkasında müdafaasız olan Şehrimiz bombardıman edilmeye devam ediliyor. Fakat gün geçtikçe müstahkem bir kale gibi düşman taarruzları önlenmekte, düşman zayiata uğratılmakta, başarılarımız daha çok hissedilmektedir. 14 Ekim de topçu atışlarından sonra Şehrin bazı mahallerine iki defa hücum ettiler. İkisinde de kanlı bir surette püskürtüldüler. 15 ve 16 Ekim den beri bu cephe gerisinde bizi uzun müddetten beri meşgul eden Haçin'in alındığını biliyorsunuz. 20 Ekim de Antep in güneyinde bir düşman kafilesiyle mühim muharebe cereyan etti ve düşman getirmekte olduğu erzak ve cephanenin birçoğunu terk etmeye mecbur kaldı. 1 1 TBMM Zabıt Ceridesi (27 Ekim 1920), 1.Dönem, c.5, s
18 8 ŞUBAT 1921: ANTEP İN ADININ GAZİANTEP OLARAK DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDAKİ KANUN TASARISININ GÖRÜŞÜLMESİ (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 147.Birleşim, Gündem:4/1) On ay süren Fransız kuşatmasında Antep'e erzak ve cephane yardımı yapılamadı. Şehirde açlık ve susuzluk en üst seviye çıktı. Çaresiz kalan halk Fransa birliklerine teslim olma kararı verdi. Antep in ileri gelenleri Fransız kuvvetleri Komutanına geçici olarak teslim olacakları haberini gönderdiler. Fransız Komutan geçici ifadesini kabul etti. Hükümet, işgale on ay dayanan ve düşmana geçit vermeyen Antep e Gazilik unvanı verilmesi için Meclise bir kanun tasarısı verdi. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Antep Livası merkezi olan Antep Kasabası nın adının Gaziantep olarak değiştirilmesine dair Hükümetten gelen bir tezkere var. TBMM Başkanlığına Antep livası Merkezi olan Antep Kasabası adının Gaziantep olarak değiştirilmesine dair Vekiller Heyetinin 2 Şubat 1921 tarihindeki toplantısında kabul edilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisine takdim edilen Kanun Tasarısının kabulünü rica ederim, Efendim. 3 Şubat 1921 Vekilleri Heyeti Reisi ve Milli Savunma Vekili Fevzi MADDE 1. Antep livası Merkezi olan Antep Kasabası adı Gaziantep olarak değiştirilmiştir. MADDE 2. Bu kanunun yürürlülüğü İçişleri Vekâletine aittir. MADDE 3. Bu kanun yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Efendim, Hükümetten böyle bir karar geliyor. Mesele pek açıktır. Komisyona havalesi usuldendir. Fakat Yüce Heyetiniz arzu ederse şimdi karar verebiliriz. (şimdi müzakere edelim sesleri) Gündeme alınarak şimdi müzakeresini kabul edenler lütfen el kaldırsın. Kabul edilmiştir. Birinci maddeyi okutuyorum. MADDE 1. Antep livası Merkezi olan Antep Kasabası adı Gaziantep olarak değiştirilmiştir. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Birinci Madde hakkında söz isteyen var mı? (hayır, sesleri) Birinci Maddeyi kabul edenler lütfen el kaldırsın. Kabul edildi. 18
19 MADDE 2. Bu kanunun yürürlülüğü İçişleri Vekâletine aittir. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): İkinci Maddeyi kabul edenler lütfen el kaldırsın. Kabul edildi. MADDE 3. Bu kanun yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Üçüncü Maddeyi kabul edenler lütfen el kaldırsın. Kabul edildi. Kanun Tasarısının tamamını oya koyuyorum. Kabul edenler lütfen el kaldırsın. Oybirliği ile kabul edildi. TUNALI HİLMİ BEY (Bolu): Yalnız Antep değil, bütün Türkiye gazidir ŞUBAT 1921: GİZLİ OTURUMDA GAZİANTEP İN FRANSIZLAR TARAFINDAN İŞGALİNİN GÖRÜŞÜLMESİ VE VEKİLLER HEYETİ REİSİ FEVZİ PAŞA NIN AÇIKLAMALARI (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 150.Birleşim, Gündem:2/1) Fransız kuvvetleri ilk defa 1 Nisan 1919 tarihinde Antep'i işgal etmişlerdi. Bunun üzerine Antep Kuva-yı Milliyesi bir ayaklanma başlatarak Kentin denetimini ele geçirdi ve Fransız askerlerini Antep'ten çıkardı. Bunun üzerine Fransa Suriye'den de getirdiği yeni kuvvetlerle Antep şehrini kuşattı. On ay süren kuşatmada Antep'e erzak ve cephane yardımı yapılamadı. Şehirde açlık ve susuzluk en üst seviye çıktı. Çaresiz kalan halk Fransa birliklerine teslim oldu. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Antep Mebusu Abdurrahman Lami Efendi nin mevzu ile alakalı bir önergesi var, okutuyorum. TBMM Başkanlığına Büyük üzüntü içinde haber aldım ki Gaziantep mücahitleri, eşrafı ve bazı ahalisi Maraş'a çekilmişlerdir. Antep müdafaa ve mücadelesinin kurucusu olan ve Gazi unvanının verilmesinde büyük bir hissesi bulunan Gaziantep Mebusu Kılıç Ali Beyefendinin, salahiyetli olarak biran evvel Maraş'a gönderilmesini Antepliler istirham etmektedirler. Bu teklifin yerine getirilmesi için müsaade buyrulmasını Yüce Heyetinizden rica ederim. Gaziantep Mebusu Abdurrahman Lami 1 TBMM Zabıt Ceridesi (8 Şubat 1921), 1.Dönem, c.8, s.132, 19
20 (hay hay sesleri) ZAMİR BEY (Adana): Efendim güzel şehrimiz Gaziantep, bugün ne yazık ki şehit olmuştur. Efendiler, o güzel şehrimizin halkı sekiz on aydan beri düşmana aslancasına göğüs gerdiler. Düşmanı daima perişan edip ezdiler. Nedense son zamanlarda düşman bütün kuvvetlerini Adana'dan çekip Antep e gönderdi. Bendeniz bunu arkadaşlarıma on beş gün evvel yazmıştım. Adana Cephesi bomboş denilecek derecededir. Biran evvel kuvvet gönderilerek emniyete alınmasını, şayet bu fırsatı kaçıracak olursak Adana'yı da kaçıracağımızı yazmıştım. Nedense bu kuvvet zamanında Adana'ya yetişmedi. Şayet yetişmiş olsaydı bu boş kalan cephelerde kuvvetimiz Adana'yı kurtarmış olacaktı. Öyle zannediyorum ki, boş kalan askerini Adana Cephesine gönderecektir ve orasının vaziyeti de zorlaşacaktır. Paşa Hazretlerinden rica ediyorum, istirham ediyorum, bunun için biran evvel alınması icap eden tedbirleri alsınlar. Çünkü mesele gayet mühim ve netice itibariyle vahim olacaktır. FEVZİ PAŞA (Vekiller Heyeti Reisi): Gaziantep in son vaziyeti hakkında gayet üzücü bazı haberler aldık. Fakat bu, Antep in kahramanlığına zerre kadar zarar vermeyeceği için arkadaşlarımın buyurdukları şehit sözünün tekrar etmemesini istiyorum. Bundan iki ay evvel Antep in vaziyeti hakkında açıklamalarda bulunmuştum. Bizim için önemini de arz etmiştim. Ondan sonra Fransızlar için Antep in önemi iki kat artmıştı. Çünkü Antep in müdafaası görüldükçe Suriye ahalisi ve çöl aşiretleri Fransızların bir gün Suriye'den sürülüp gideceklerine kanaat getirmekte ve bu şekilde Fransızların Suriye'deki emelleri daima güçlüğe uğratmakta idi. Bunun için biz Antep i ne kadar kurtarmak için uğraştık ise Fransızlar da elinde tutmak için o derece uğraşlardır. Ordumuz henüz yeni yeni kurulmaya başlamıştır. Bunun için sarf olunan emeklerin, ancak bundan bir buçuk ay içinde netice vermeye başladığı hepinizin malumudur. Antep, Adana, Elcezire gibi uzak cephelerde biraz daha zaman geçeceği tabiidir. Fransızların Suriye'de yerleşmek için ne gibi harekâta teşebbüs ettiklerinden biraz bahsetmek isterim. Sevr Antlaşması, Halep-Bağdat hattının güneyini, Musul'u ve kuzeyden mühim bir parçayı, Kürdistan'ın mühim bir kısmı bulunmak üzere İran hududuna olan kısmını Fransızlara vermişti. Fransızlar daima bu hattın güneyinde kendi hüküm ve nüfuzlarını tesise çalışmışlardır. Fırat nehrinin batısı ile deniz arasını, Antep Cephesi kapıyordu. Bu Antep Cephesi bunu kapamakla beraber, düşmanın doğrudan doğruya Fırat'tan Cerablus'u takip edip ilerlemesine mani oluyordu. Kuvvetlerimizle Maraş'taki Antep yolunu kapatıyoruz ve Fransızlar Antep i almadan bir hareket yapamıyorlardı. Fakat buradan doğrudan doğruya yapamadığı bir hareketi çölden yapmaya karar vermişlerdi. Bundan üç dört ay evvel Fransızlar Habur vadilerinde sakin olan aşiretlerin bazılarını elde etmeye çalıştılar ve bir kısmını da elde etmeye muvaffak oldular. Daha ileriye vardılar, Musul'da Nasturilerden Ağa Patros vardır ki bu İngilizlerin adamıdır. Bu adamın yardımlarıyla bu mıntıkada kandırdıkları ahali ile top ve tüfek teşkilatlarıyla elde etmek plânını takip et tikleri gibi, bir taraftan da Antep i sıkıştırıyorlardı. Buna karşı 20
21 biz hem bu Elcezire Cephesini bu gibi tesirlerden kurtarmak, hem de Antep i kurtarmak mecburiyetinde idi. Antep gerçi bir kale değil, fakat oranın kahraman ahalisi orasını müstahkem bir kale gibi kahramanca müdafaa ediyorlardı. Böyle mühim bir yerin kurtarılması üç suretle mümkündür. Düşmanı bir harp meydanında bozguna uğratmak, bazı taarruzlar ederek cephede mümkün olan yerlerde kuvvetini azaltıp ondan sonra taarruz etmek, bu da mümkün olmazsa üçüncüsü burayı tecrit etmektir. Biz bu üç yola da başvurduk. Ancak düşman da arz ettiğim gibi buranın ehemmiyetini tamamıyla takdir ettiği için, kuvvet getiriyordu. Malumunuz Fransa'nın Kilikya'da ve Suriye'de bulundurdukları kuvvet, kendi ifadelerine göre, yetmiş bin civarındadır. Bundan başka Ermenilerden istifade ediyorlar, Lübnanlılardan istifade ediyorlar, Asurîlerden istifade ediyorlar, bunlardan jandarma teşkilâtı yapıyorlar. Bizim buraya tahsis edeceğimiz kuvvet, Fransızları sahra muharebesinde mağlup etmek ve Suriye'de daima tehdit altında bulundurmaktı. ABDURRAHMAN LAMİ EFENDİ (Gaziantep): Daha sonra Antep Cephesinde böyle bir askeri vaziyet karşısında bulunmayacağımız ne malum? FEVZİ PAŞA (Devamla): Arz edeceğim efendim, şimdi bu kuvvetleri saha harbinde mağlup edebilmek için oraya ne kadar kuvvet sevk ettikse Fransızlar da tam zamanında bunlara karşı daha fazla kuvvet yetiştirdiler. Bundan üç ay evvel son gayretle Fransız kuvvetlerini ağır toplarımızla tahrip ederek bunları geri atacak kuvvet hazırladık. Fakat o vakit bunlar ellerinde bulundurdukları kuvvetleri gerek karadan ve gerek denizden sevk ederek harp meydanına yetiştirdiler. Akçakoyunlu ile Antep arasında meydana gelen muharebede, onların çok sayıdaki kuvvetleri karşısında ve bizim askerlerimize cephane ikmal edilememesinden dolayı çekilmeye mecbur olduk. Bunun üzerine ikinci plana geçtik. Yani düşmanın kuvvetlerini Antep önlerinde mağlup edemeyeceğimiz anlaşıldıktan sonra, bunların kuvvetlerini dağıtmak için, Halep'in doğu ve güneyine doğru sokulduk. Diğer taraftan bir akıncı kolu ile Suriye ihtilalcı kuvvetleriyle birleşerek Hama hizalarına kadar vardı ye orada Ümraniye'de ve Mesip dağlarında Fransızlara karşı daima mukavemet eden şeyhlerin kuvvetine yeni bir kuvvetle takviye ettik. Fransızlar bu şekilde gerilerinin tehdit olunduğunu gördüklerinden, kuvvetlerini çektiler. İkinci defa olarak zayıf düştüklerini zannettiğimiz Antep e hücum ettik. Fakat efendiler, Antep en zayıf düştüğü zaman orada üç yüz mitralyöz vardı ve şehrin etrafında mühim tepeleri tahkim ederek tel örgüleriyle sarmışlardı. Fakat kuvvetlerimiz layığı ile talim etmedikleri için şüphesiz tel örgülerini bozup içeri giremiyorlardı. Orada top, mitralyöz ateşleri muvaffakiyetimize mani oluyordu. Bunun üzerine Deyrizor'da birleşmiş olan Fransızları oradan atmak için Elcezire'deki kuvvetlerin mühim bir kısmını alarak Antep teki kuvvetlerimizi takviye ettik. Bu kuvvetler orada Fransızlarla bir muharebe yaptı. Fakat diğer kuvvetler, gene bizim tarafımızda yer alan aşiret kuvvetleriyle o cepheyi mümkün mertebe takviye ve Fransız propagandasını kısmen mani olmaya muvaffak olduk. Bu şekilde Elcezire'deki kuvvetlerin bir kısmı 21
22 da batıya alındı. Bu kuvvetlerin bir kısmı da Midyat taraflarında, Garzan taraflarında bulunan bazı eşkıya ile meşgul oluyordu. Görülüyor ki Antep e civar yerlerden kuvvetler yetiştirmek ve aynı zamanda muhtelif cephelerde düşmanla uğraştığımız halde, emin olunuz ki bu yetişen kuvvetleri muharebeye sevk edecek zaman kazanılmış olsaydı, ümit ederdik ki Antep i kurtarabilecektik. Fakat Antep bir kale değildir ki mahzenlerinde erzak bulunabilsin. Birçok erzaka ihtiyaç vardı. Ellerinde ne kadar erzak varsa bunları yediler, bitirdiler. Arz ettiğim tel örgülerin aralarından askerleri geceleyin sırtında kaçıracağı pek az erzak ile geçinmek mümkün olmadığı gibi, şehrin civarında fıstık ziraatı yapılan bir kalenin son günlerini andıran bu hal devam edemezdi. Bunun için son tedbire müracaat ettik. Düşmanı zor vaziyete sokalım dedik. Düşmanı mahsur bir hale sokmak için onun erzak kollarını vurmak ve onu cephanesiz ve erzaksız bırakmak lazım idi. Akçekoyunlu ve Antep arasında bine yakın develik bir kervan vardı. Daima muhafız ile gelip gidiyordu. Kuvvetlerimiz bunun üzerine İkizkuyu civarında taarruz ederek düşman da ve biz de bir hayli zayiat verdik. Fakat düşman daha çok zayiat verdikten sonra bu yolu terk etmeye mecbur kaldı. Üç haftadır buradan bir kafile gelip geçmiyordu. Hatta bu taarruzun tesiriyle Akçekoyunlu'yu da tahliyeye mecbur oldu. İkinci yol Antep in Kilis üzerinden büyük şose bulunduğu için köprülerini tahrip ettik ve buraya gelen kuvvetlerin tehdit etmek üzere kuvvetler ikmal ettik. Bir kaç defa Fransızlara taarruz yaptık. Birincisinde ihtiyat kuvvetleri çıktı, muhasara yarılamadı. İkincisinde siperlerin bir kısmı yarıldı, içeride mahsur kalanlarla birleşildi ve bunların bir kısmı dışarı çıktı. Üçüncüde, gene bir kısım yarıldı gene bir kısmı dışarı alındı. Fakat bu yarıldıktan sonra orada durmak mümkün olmuyordu. Çünkü karşı taarruzlar bizi zayiata uğratıyordu. Orada tutunabilmek için ancak Elcezire'den getirteceğimiz kuvvetlere ihtiyaç vardı. Fakat düşman bu tehlikeyi anladığı için kendisi de Suriye'den yeni kuvvetler getirtti. Fransızlar Kilis te kuvvetlerini topladıktan sonra kuvvetimiz üzerine taarruz etti. Bu kuvvet geri çekildi. Çünkü düşman kuvvetli idi. Bundan sonra Antep e gelmeye başladılar. Antep in vaziyeti artık son derecede kötüleşti. Ya oradaki müdafaa bu kuvvet geldikten sonra büsbütün baskı altında kalacak veya esir düşecek veya dışarı çıkacak idi. Erzak tedariki imkânı kalmamıştı. Verilen talimatta, eğer iaşe imkânı varsa bizim bir iki haftaya kadar kuvvetlerimiz gelecek, kati tertibat yapılacak denilmişti. Aynı zamanda Antep te top ve tüfek sesleri işitiliyordu. Bir Doktor isminde birisini söylüyorlardı. Antep in onun vasıtasıyla Fransızlara teslim olduğunu söylüyorlardı. Fransızların burada ne yaptıklarını katiyen bilmiyoruz. Fakat bilinen bir şey varsa, propaganda mahiyetinde saydığımız iyi muamele ettikleri, şöyle yaptıkları, böyle yaptıkları yolunda ahaliyi teskin edecek bazı beyanatları var. Fakat biz bunu hakikat saymıyoruz. Şimdi Efendim, Antep ahalisinin yaptıkları vazife, tarihte emsali olmayan bir kahramanlıktır. Buna şüphe yoktur. Acaba harici kuvvetler, vazifelerini yapmışlar mıdır? Çünkü Fransızlara baskı, bizim lehimizde Sevr Antlaşmasında bir yardımda bulunmak hususundaki Suriyelilerin Fransızlara yaptıkları baskı kendi aleyhlerinde galeyandan ibarettir. Bu da bizim harici kuvvetlerimizin Fransızların arkasında daimi faal olmasından 22
23 ileri gelmiştir. Adana Mebusu Zamir Bey böyle bir telgraf çekmişti. Güney Cephesine yazdım ve orada bazı tertibat almak üzere bulunuyorduk. Hatta bazı kuvvetlerimiz ovaya inerek demiryolunu tahrip ettiğini yazmıştı. Ancak bunlardan daha önemli olanı Yunanlıların yeni birtakım kuvvetlerle Afyon ve Bursa taraflarına birçok sevkiyat yaptıklarına dair haberler alıyorduk. Mutlaka tedbir almak lazım geliyordu. Bunun için bütün kuvvetlerimizi düşmanın yapacağı manevraya karşılık verecek şekilde hazırlamak mecburiyetinde kaldık. Şüphesiz ki Adana cephesinde büyük bir faaliyet yapamazdık. Bundan sonra ne yapacağımıza dair Abdurrahman Efendi nin sorusuna cevap vermek isterim. Bir kale düştüğü vakit büyük bir boşluk meydana gelir. Bu boşluk askeri harekât üzerine fena bir tesir icra eder. Fakat arz ettiğim gibi Antep bir kale değildir. Sırf ahalinin hamiyet ve fedakârlığına dayanarak müdafaa edilen açık bir şehir idi. Buradaki kuvvetlerin mühim bir kısmı kumandanlarıyla beraber dışarıya çıkmıştır. Kalanlar yaşlı, çocuk ve kadınlardır. Bu sebeple biz maddi bir kuvvet kaybetmedik. Fakat manevi zararımız vardır. Çünkü Suriye'de yapmakta olduğumuz tesir azalmıştır. Fransızların yegâne arzusu, bu kanaati kendi lehlerine çevirmektir. Bizim için en büyük ehemmiyeti olan ise buranın düşmesi ile o civar ahalisinin manevi kuvvetleri kırılmıştır. Bu kadar uğraştık, Fransızları atamadık, denilmektedir. En büyük korkumuz budur. Buna karşı kuvvetlerimiz yetiştiği gibi, eldeki kuvvetler de zarara uğramamış Maraş ile Antep arasında bulunuyorlar. Ahalinin bu manevi yılgınlığına mani olunacaktır şüphesiz. Ancak ahalinin itimadı olan bazı kimselerin oraya gitmesi lazımdır. Kılıç Ali Bey hemen buradan oraya hareket ederse çok iyi olur ve az zamanda kuvvetler geldikten sonra evvelce yaptığımız gibi Fransızların arkasından baskı kurarız. Fransızlara bu defa iki taraftan daha şiddetli taarruz ederiz. NUSRET EFENDİ (Erzurum): Efendim, harp hissiyat ile değil fazla hesap ile fen ile yapılır. Binaenaleyh Antep ahalisi kahramanca müdafaa yapıyor iken, niçin Fransızların arkasında akıncı kuvvetler gönderilmedi? FEVZİ PAŞA (Devamla): Tertibat alınmıştır. İşte onu arz ettim. NUSRET EFENDİ (Erzurum): Nerede müdafaa vardır? Siperler filan var mıdır? FEVZİ PAŞA (Devamla): Malumunuz büyük ovalarda bunlar yapılamaz. Boğazlarda, geçitlerde, asıl müdafaa hatları düşmanın geçebilecekleri mahallerde olur. Birecik'te Cerablus köprüsü tahrip edilmiştir. Mamafih askerlikte düşmanın nereden geleceği anlaşılırsa bütün kuvvetle oraya yüklenilir. Eğer düşman çoksa müdafaa edilir. Az ise taarruza geçilir. Bu tertibat düşünülmüştür. Başka soru var mı Efendim? ABDURRAHMAN LAMİ EFENDİ (Gaziantep): Antep ahalisinin manevi kuvvetini yükseltmek lâzımdır. Bugün Maraş'la Antep arasında iki bin haneli köyler vardır. Bunlar son zamanlarda çetelik, Kuva-yı Milliye lağvından sonra... Hâlbuki bunların cesaretlerini artıran muhterem arkadaşımız Kılıç Ali Bey dir. Kılıç Ali Bey Mustafa 23
24 Kemal Paşa tarafından Sivas'tan Maraş'a gelmiş, Maraş'ın imdadına yetişmiştir. Onun üzerine Antepliler Kılıç Ali Bey e gönülden bağlanmışlardır. Sonra efendiler, Kılıç Ali Bey Pazarcık'tan altı bin kuvvet aldı. O zaman daha fazla kuvvet yoktu. Bu altı bin mücahidi Antep ahalisi kendi kesesinden dört ay besledi. Hiç hükümetten para istemediler. Kendi keselerinden askere baklava yedirmek şartıyla beslediler. Bütün Antepliler Kılıç Ali Bey e bağlı idi. Orada Kılıç Ali Bey demiyorlardı, Kılıç Ali Paşa derlerdi. Kadınların bile manevi kuvvetleri yükselmişti. Antep te muharebe en şiddetli bir devreye geldiği vakit, Kılıç Ali Bey oradan gitti. Onun yerine başka bir kumandan geldi. Kılıç Ali Bey in oradan gitmesi sanki bir ordunun gitmesi gibi oldu. Ahalinin maneviyatı kırıldı. Son zamanlarda Antep mühim bir harp safhası geçirmiştir. Antep e yardım edildi, edilmedi meselesini söylemiyorum. Yalnız bu geçici işgal ilahi kaza ve kader ile olmuştur. Geçici olarak esir olmuş olan Antep in evladı gene oradadır. Gene Antep i müdafaa edeceklerdir. Fevzi Paşa Hazretleri manevi kuvvetleri azalmasın dediler. Onun için, kendilerine lazım gelen teçhizatı vermek lazımdır. Bendeniz çok üzgünüm, evler yanmış, servetin hepsi mahvolmuştur. Bütün orada olan akrabamın hayatından bir haber yoktur. Fransızlar oraya girdikten sonra onlara ne şekilde muamele yapıldı? Antep müdafaasında bir kaç kahramanın büyük tesiri vardır, derim. Bunların birincisi Kılıç Ali Bey arkadaşımızdır. İkincisi, Hocazade Ferit Bey isminde bir kişi olup öteden beri Kuva-yı Milliye'yi kurmakla uğraşan ve beş bin lira para veren adamdır. Onun için efendim Antep ahalisi kaldıkça korkmam ve inşallah gene Antep ahalisi Antep i kurtaracak ve Antep bizim olacaktır. Çünkü gene o ahali oradadır. Kahramanlıklarını gene göstereceklerdir. Burada iki şehrin vaziyeti de tehlikededir, biri Maraş, diğeri Urfa. Bundan sonra düşman ya Maraş'a gidecek, ya Urfa'ya. Şimdi, eğer milli kuvvetlerle bunun önüne geçilmezse, nizami kuvvetlerle bunun önüne geçemezler. Bendeniz Yüce Meclisten bir şey talep ediyorum. Aman diyorlar, bize Kılıç Ali Beyi gönderin, salahiyeti ile. Mutlak ve mutlak vatan fedaisi olarak beş bin, on bin kuvvet toplanacaktır. Hiç olmazsa düşmandan beş, on köy kurtarır isek faydalı olur. Efendiler rica ederim Kılıç Ali Bey e izin veriniz. İHSAN BEY (Cebelibereket): Efendim, Paşa Hazretlerinin bütün ifadelerinden hiçbirini tenkit etmeyeceğim. Halimiz malumdur. Yalnız benim için en mühim bir mesele vardır. Malum ya muharebeyi yapan, komutandır. Orada ahalinin Kılıç Ali Bey i bize gönderin demesinden oradaki kumandanın, ahalinin memnuniyetini gösterememiş bir adam olduğu anlaşılıyor. Ali Bey i istemeleri, oradaki kuvvetleri istemediklerinden değildir. Kılıç Ali Bey in oraya gitmesini ben kendi şahsım adına isterim. Kılıç Ali Bey kumandan olarak oraya gitmeli yahut bu iş olmaz demek doğru değildir. Büyük bir talihsizlik olmak üzere bugün Antep in düşmesini duymakla üzgünüz. Fevzi Paşa Hazretlerinin dediği gibi müdafaa ediniz denmiş ve bunlar da müdafaanın yüksek mertebesini yapmışlardır. Müdafaa ediniz, mücadeleye devam ediniz emrini veren karargâh, mademki bir kuvvet gönderemeyecek, bu kahraman milleti bu kalenin içinde niçin ezdiriyordu? Paşa 24
25 Hazretleri buyurdular ki Antep i Türkler müdafaa ettikçe bizim lehimize, Fransızların aleyhine galeyan pek büyüktür. Antep in Müslümanlar tarafından müdafaasını gördükçe Araplar silâha sarılıyorlar, Fransızlara isyan ediyorlar. Bu da bizim için bir müdafaa teşkil ediyor. Demek ki Antep in düşmesi ile Arapların maneviyatı bozuldu ve Suriye'de Fransızlara karşı olan mukavemet de azaldı. Buna meydan vermekteki hikmeti anlamıyorum. Efendiler, Paşa Hazretleri müddetimiz pek azdır dediler. İki, üç senedir diye senet mi aldınız ki on aya pek azdır ve henüz bir ordu teşkil edemiyoruz, diyorsunuz? Düşman orduları her taraftan bizi tehdit etmekteler. Nakliyat işleri hiçbir şekilde muntazam değildir, biliyorum. Paşa Hazretleri fevkalade çalışıyorlar. İmanları çok kuvvetlidir. Fakat efendiler bu işlerin yoluna girmemesi, herkesin vazifelerini ifa edememeleri sebebiyledir. Emir vermek iş değildir efendiler. Biz emir verdik demekle mesuliyetten hiçbir kimsenin kendisini kurtaracağına kani değilim. Asker istediler, evlatlarımızı mı verdik, ne istediler de vermedik? Buna karşılık bugün Antep düşüyor. Yarın başka bir yer düşecektir. Kendilerinin ruh ve zihniyetinde adamlar bulsunlar. Nakliye vasıtaları hususunu da bir intizama soksunlar. TUNALI HİLMİ BEY (Bolu): Efendim, bu konuşmaların aleni celsede tekrar edilmesini rica ederim. Bu vesile ile iki vazife ifa edilmiş olur. Birincisi Antep hakkında icap eden takdir gösterilmiş olur, diğeri de bu vesile ile diğer dindaş vatandaşlarımıza bir ibret dersi olur. Kılıç Ali Bey evvelce niçin getirildi? O kadar uzağa gitmeyelim. Bu hadise husule gelmezden evvel niçin göndermedik? Binaenaleyh arkadaşlar, benim bir teklifim var. Bunun kabulü hepimize düşen bir vazifedir. Tarih tekerrürden ibarettir, deniyor. Zaferlerimiz tekerrür etmişse son üç asırdan beri de zafersizliklerimiz, küçüklüklerimiz devam edip gidiyor. Bendeniz burada yoktum. Bursa düştü deniliyor. Meclis bir galeyana geliyor. Bilhassa Milli Savunma Komisyonundaki arkadaşlarımız harp meselelerini enine boyuna tetkik etsinler. İstirhamım bundan ibarettir. Biliyorsunuz sulh meselesi karşısında bulunuyoruz. MAZHAR MÜFİT BEY (Hakkâri): Efendiler, Gaziantep şehit değil, yaralıdır. Her muharebede kahramanlardan birinin aldığı yarayı almıştır. Bu yarayı tedavi etmek lazımdır. Ahali, Kılıç Ali Bey gelirse maneviyatımız yükselecek, teşkilat yapacağız diyor ve binaenaleyh Kılıç Ali Bey in gelmesine büyük bir arzu gösteriyorsa gitmelidir. Acaba Antep hangi askeri mıntıka dâhilinde bulunuyor? FEVZİ PAŞA (Milli Savunma Vekili): İkinci Kolordu mıntıkasındadır. MAZHAR MÜFİT BEY (Devamla): Paşanın buyurduklarını, şurada bir hesap tuttum, oldukça bir kuvvet oldu. Acaba bu kuvvet Antep e sevk olunmuş da Antep kahramanlarıyla birleşerek düşmanla çarpışmış mı? Bendeniz Antep in kurtarılacağına, Cenabı Hakkın yardımıyla, eminim. Fakat Antep in düşmesinin sebebini de anlamak isterim. Eğer orada asker var idiyse, bu askerin başında bulunmuş olan bir kumandan var idiyse, bu kumandan vazifesini yapmış mıdır? Paşa Hazretleri derse ki orada bulunan kumandan vazifesini yapmıştır. Pekâlâ, 25
26 bunun mesulü olan Milli Savunma Vekilinden bu sözü dinlemek isterim. Bize desinler ki orada askeriye vazifesini yapmıştır. Amma mağlup olur, teslim olur, o başka. Fakat niçin mesul aramıyoruz, niçin kaza ve kadere yüklüyoruz? Bizim tedbirimizde hiç kusur yok mudur? Mesela bendeniz asker olmadığım halde bazı kusurlar görüyorum. Paşa Hazretleri buyurdular ki Antep in ehemmiyeti iki kat arttı, Fransızlar için. Çünkü Antep i kaybettiğimiz dakikada, oradaki müdafaamız mahvolduğu dakikada, Arabistan'daki harekâtımız zaafa uğrar, buyurdular. Demek ki Antep in hakikaten bir ehemmiyeti varmış. Hiç olmazsa Maraş cephesinden mi, Elcezire cephesinden mi, Adana cephesinden mi, nereden ise yardım edilmeli idi. Hep yolda, yolda... Ben öyle zannediyorum ki buranın ehemmiyetini, Paşa Hazretleri bugün değil, bundan altı ay evvel takdir buyurmuşlardır. Buranın ehemmiyetini bundan çok evvel takdir buyurduklarına eminim. Vallahi arkadaşlar, bendeniz bunu Pilevne'ye benzettim, Gazi Osman Paşa ya benzetiyorum. Dayan, dayan... Fakat ne yardım var, ne asker var. Buradan ha gönderiyoruz, geliyor diye aldattık. Sonra diyorlar ki belki ahalinin maneviyatı kırılır, elbette kırılır Paşam. Çünkü Vatanını müdafaa et, biz arkandayız denir de bir yardım görmezse, elbette maneviyat kırılır. Çünkü ne Millet Meclisinin, ne Hükümetin bir yardımını görmediler. Buna misal mi istersiniz. İşte Kılıç Ali Beyi istiyorlar. Misal budur. Demek ki bizden ümidi kesiyorlar, Kılıç Ali Bey i istiyorlar. Öyle ise Kılıç Ali Bey kardeşim, haydi birader, gene o vazife seni bekliyor. Git, Allah yolunu açık eylesin, Allah muvaffak etsin. RÜŞTÜ BEY (Ergani): Antep in uğramış olduğu bu felaket bendenizde de arkadaşlarım gibi çok tesir etti. Yalnız arz edeceğim bir nokta var, Paşa Hazretleri eğer Antep e asker sevk ediyorsa bendeniz de oradaki aşiretlerle iştirak etmek üzere şimdiden gitmek isterim. HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): On ay evvel Hükümet burada teşekkül etti. Hatta propagandaların ilk kurbanı Bursa olmuştu. Açık Vatanın her tarafında propaganda vardı. Meclis Millete meşruiyetini anlatmak için çok zorluk çekti. Propaganda şu idi, askerlik yoktur, silâhınızı terk ediniz. Artık ölmeyin diyorlardı. İşte bu zorluklar içerisinde idi ki biz Ordu çekirdeğini yapmıştık. Biz Memlekette galip düşmanlara karşı kahramanca bir Ordu kurmaya başladık. Başlangıçta iken en iyi tanıdığımız kişi isyan ederek Hükümetin başına engel, bela oldu. Antep in düştüğünü görmekle ümitsiz olmayalım. Biz diğer memleketlerimizin de düştüğünü gördük. Erzurum düşerken Rusları görüyor, artık bir daha bu memleketi göremeyeceğim diye teessüf ediyordum. Bana diyorlardı ki ümitsiz olma, gene görürsün. Fakat efendiler, az zaman içinde öncü olarak bu Erzurum a girmeye muvaffak olduk. İnşallah Antep e de gene bu şekilde gireceğiz. (inşallah sesleri) Hükümeti tenkitten ziyade teşvik edelim. Daha çok üzüleceğimiz bu gibi şeylere meydan vermemek için çalışalım. Tenkitten çok, Hükümeti takviye edelim. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Buyurun Paşa Hazretleri. 26
27 FEVZİ PAŞA (Milli Savunma Vekili): Biraz önce Ordunun yeni teşekkül ettiğini arz etmiştim. On aydan beri Hükümetin istikrarı ile uğraşıyoruz. Bundan üç ay evvel Hükümetimiz istikrar bulmamıştı. Hükümetimiz uyanık davranmasa idi Meclis dağılacaktı. Efendim, ben burada altı ay uğraştım. Burada kuvvet teşkil ediyordum. Kuvvetimiz biraz artınca istikrara ulaştık. Yoksa silahımızı alırlardı, kuvvetimizi alırlardı, bizi parçalarlardı. Sonra Efendim, biz bugün Avrupa nın en kuvvetli devletleriyle çarpışıyoruz ve dört taraftan hücuma maruz bulunuyoruz. Bendeniz Milli Savunma Vekâletini kabul ettiğim zaman, Milletimin varlığını müdafaa etmek hususundaki azmine güvendim. Efendiler Antep bundan altı ay evvel düşüyordu. Oraya gönderdiğimiz kuvvetler, silah ve cephane sayesinde kurtulmuştur. Buyurdular ki bir yeri müdafaa et emri verildikten sonra oraya icap eden kuvvetler gönderilir. Dünya Harbinde müdafaa edilen kaleler patır patır düştüler. Hâlbuki Antep açık şehir olduğu halde, düşman burada aciz kaldı. Fransızlar aciz vaziyete düşmüşlerse o da şehir dışındaki kuvvetlerin yapmış olduğu tesirdendir. Nakliyat işleri muntazam değildir buyurdular. Nakliyat işleri şüphesiz büyük masrafları gerektirir. Şimdiye kadar bizim yaptığımız nakliyatta bir intizamsızlık görmedim. Hatta diyebilirim ki Yunan taarruzundan sonra bütün cephaneyi düşmana bırakmışlardı. Yeniden yetiştirdik. Evet, biz de biliyoruz, hepimiz biliyoruz ki tüfek başına şu kadar, top başına şu kadar cephane ile harbe girmek lâzım gelir. Biz muharebeye girdiğimiz vakit bazı yerlerde cephanemiz azdı. Fakat oralara zamanında cephane yetiştirdik. Topumuz noksandı, top da yetiştirdik. Biz tertibatımızı, sevkiyatımızı yapıyorduk. Bir felaket karşısında bulunduğumuz zaman o felaketi bizim düşünerek yaptığımız şeyler karşılıyordu. Demek ki sevkiyat ve nakliyatımız pek muntazam olmasa idi bu mühim zamanlarda top, tüfek bulamazdık. Dünya Harbinde Erzurum düştü, diğer cepheler düştü. O büyük ve milyonlarca sarf ettiğimiz o harpte niçin buraları düştü? O zamanki sebepler şimdi de aynıdır, nakliye vasıtalarının eksikliği, düşmanın çokluğu. Fakat Erzurum düştüğü zaman ben Kolordumla yetiştim. Düşman bir taraftan Trabzon'a geliyordu ve ben Kolordumun başında olduğum halde yetiştim, düşmanı durdurduk. Anadolu yu yıkılmaktan kurtardık. Eğer böyle olmasa idi Anadolu yıkılmış, Çarlık Rusyası yıkılmamış olurdu. Bir de Antep e giden kuvvet ahali buna ehemmiyet atfeder ve maneviyatları düzelir. Düşman kollarını sallayarak yürüyor. Erzurum'a giren kuvvet orayı tahkim ile uğraşıyordu. Hiçbir kumandan başında her bir ufak teferruata kadar harp vaziyetini hesap edemez. Harp planları yapıldıktan sonra değişecek vaziyete göre düşünülür. Onun için Kılıç Ali Beyin oraya gitmesi ahalinin maneviyatını düzeltme içindir. Ahalinin bir şahsa olan emniyeti, maneviyatları üzerinde büyük tesir yapar. Kendileri oraya gittikleri takdirde büyük tesiri olacaktır Fakat ben kendileriyle görüştüm, o sıralarda bazı maniler vardı. Şimdi gitmesi uygun olur. Kendileri de arzu ediyorlar. Bunda fayda çoktur. Askeriye ayrıdır, Kuva-yı Milliye ayrıdır. Kuva-yı Milliye akıncı kolları halinde düşmanın gerisinde daima gerilla harbi yaparak düşmanı zayıflatır. Çünkü bir yere gelip konduğu zaman hemen tahkimat yapamaz. Kuvvetlerinin tehdit altına alındığını görürse geriye çok kuvvet ayırır. İleride yapacağı taarruz az olur. 27
28 Bunun için orada akıncı kollarına ehemmiyet verdik. Gerek mahalli ve gerek Suriye kuvvetlerinden istifadeye çalıştık. Kılıç Ali Bey in oraya gitmesi münasiptir. Şüphesiz emir ve kumanda oradaki İkinci Kolorduya aittir. İhsan Bey bir şey buyurdular. Altmış bin kadar hazır bir orduyu tutabilmek için hazırlık yapılmış mıdır, dediler. Bu Efendim, arz ettiğim gibi böyle bir ihtimale göre her türlü hazırlık yapılır. Fakat bugün bendeniz Hakkın yardımıyla diyebilirim ki Yunanlıların taarruzlarını tutabilecek tertibatı alıyoruz ve bu tertibatımız ancak Millette gördüğümüz mukavemet hissinden ileri geliyor. Milletin mukavemet hissi yükseldikçe, ordular muntazam oldukça, mukavemet artar. Antep te Elhamdülillah bu hali gördük. Önüne geçildiği takdirde milletin kahramanlık göstereceği muhakkaktır. Mazhar Müfit Bey arkadaşımız buyurdular ki Antep in düşmesinin sebebi nedir? Efendim bu Genel Kurmay a takdim olunur, orası bunu askerlik bakımından tetkik eder. Böyle bir rapor oradan tertip olunur. Henüz gelmemiştir. Sonra efendiler gene Mazhar Müfit Bey buyurdular ki böyle asker gönderilmiş, yetişilememiş. Söylediklerim anlaşılamamıştır. Asker yetişmiştir, daha evvel yetişmiştir. Düşman askerinin daha toplu bulunması ve istihbarat şebekesinin bilhassa tayyare ile yaptığı keşiflerle hakiki vaziyeti meydana çıkarmasından ileri geliyor ve biz oraya oradaki kuvveti ezecek kuvvet getirdikçe o da getirtiyor. Ben öyle zannediyorum ki azami şekilde fedakârlık yapılmıştır. Ancak bazı arkadaşların dedikleri gibi oraya Kuva-yı Milliye göndermek mümkün değil midir? Ordu kuvvetleri gene ahaliden çıkmış kuvvetlerdir. Ancak bunlar emir ve kumandaya bağlı kuvvetlerdir. Eskiden Kuva-yı Milliye taburları yok mu idi? Adı vardı, aralarında irtibatı yoktu. Bunlar çok para alıyor, serbestler, emir ve kumandaya tabi tutulmuyor, filan ediyor. Bu vaziyetleri düzeltmek gerekiyordu. Bu da kolay bir şey değildir. Beş on günde bu yapılamaz. Muntazam talim ister. Son olarak şunu arz edeyim ki efendiler, memleketin istilaya maruz kalan yerlerini kurtarmak için çok fedakârlık, ne yapılmak lazım gelirse yaptım. Bir tarafı açarak diğer tarafı kapayıp iş yapmak ve düşmanın oradan gelmek ihtimaline karşı her tarafı kapamak mecburiyetindeyim. İcabında cüretkâr kararlar alınmış ve yapılmıştır. Buna emin olabilirsiniz. Hatalarımız olur, kusurlarımız olur, emin olunuz ki ben elime geçen subayların en iyisini kullanıyorum. Zaman olmuştur ki efendiler, ben çok kötü vaziyet karşısında kalmışım ve gece gündüz onlarla çalışmışızdır. Rüştü Bey arkadaşımız gayet iyi teklifte bulundular. Teşekkür ederiz. Kendileri giderler, oradan aldıkları kuvvetlerle bu akıncı kuvvetlerini kendileri teşkil ederler. Yüce Heyetinizden son istirhamım, düşmanla harp olduğu zaman bunun fena zamanlar da olur ve her felâket zamanlarında asabiyete düşmeden sabır göstermek lazımdır. Gevşeklik varsa haklarında en şiddetli davranarak ordunun manevi kuvvetini gayet yüksek tutmak lazım gelir. (müzakere kâfi sesleri) NECİP BEY: Ordumuzun kurulması adeta harika denecek bir süratle olmuştur. Temenni ederim ki her hata cezasız kalmasın. Sebep olanlar mesul olsun. Bazı arkadaşlarımızla gezdik, işittik. Mesela Bursa düşünce pek müstahkem mevkilerimiz bir hafta on gün boş, sahipsiz, kumandasız kaldı. Oraları tutmak 28
29 imkânı varken tutulamadı. Sebep olanlar aranılmadı. Bazı hocaların karşısında dinden bahsedemezsiniz. Size kâfir oldunuz derler. Bir askerin yanında askerlikten bahsedemezsiniz. Çünkü harp sanatı derler, ağzınızı kaparlar. (müzakere kâfi sesleri) Mesuller cezasız kalmasın. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Efendim müzakereyi kâfi görenler el kaldırsın. Kâfi görülmüştür. (Kılıç Ali Bey (Gaziantep), Rüştü Bey (Ergani), Memduh Bey (Giresun), Abdurrahman Lami Efendi nin (Gaziantep) izinleri kabul edilerek, Kılıç Ali Bey Antep te askeri teşkilat kurmaya memur edildi ve diğerlerinin de beraber gitmesine karar verildi.) 1 26 ŞUBAT 1921: MERSİN MİLLETVEKİLİ YUSUF ZİYA BEY İN, ADANA VE ÇEVRESİNDE FRANSIZLARIN YAPTIKLARI PROPAGANDA HAKKINDA SORU ÖNERGESİ (1.Dönem, 1.Yasama Yılı, 157.Birleşim, Gündem: 4/1) Mondros Ateşkesi ile birlikte Çukurova Fransız askerleri tarafından işgal edilmişti. İlk günlerinden itibaren Fransızlar idari işlere müdahale etmeye başlamışlardır. Fransız üniforması taşıyan silahlı Ermeniler tarafından bölgede jandarma birlikleri oluşturulmuştur. İşgalinin, askeri bir işgal olduğu her ne kadar söylenmiş ise de Fransa, yönetimde söz sahibi olmak için kendi idaresini kurmak istemiştir. Londra Konferansı görüşmelerini etkilemek için propaganda faaliyetlerine de başlamıştır. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Adanalıların Fransız işgalinden memnun olduklarına ve Anadolu Hükümetini istemediklerine dair zorla Fransızların taraftar topladıklarına ve buna muhalefet edenlere işkence ettiklerinden dolayı protesto ettiklerine dair Haçin Kasabası Belediye Reisinden gelen telgraf ve bu meseleye dair Mersin ve Adana mebuslarının bir önergesi var, okunacak. TBMM Başkanlığına Adana, Mersin, Kozan, Cebelibereket livalarından eşraf, ahali ve belediyelerden birçok imzalarla alınan telgraflarda, Fransız'ların Londra Sulh Konferansında üstünlük sağlamak emeliyle masum ahaliye baskı yaparak taraftar toplamak ve bu suretle işgali haklı göstermeye çalışmak istedikleri bildirilmektedir. Vicdansız ve alçakça olan bu hareket ile Vatanın bunca senelik bölünmez bir parçası olan bu mıntıka halkının hak ve hürriyetine taarruz ve 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (14 Şubat 1921), 1.Dönem, c.1, s , 29
30 tecavüzün devam ettirilmek istenildiği anlaşılmaktadır. Büyük Millet Meclisi Hükümetince bilinen bu hadiselere karşı ne gibi tedbirler alınmıştır ve Londra daki Delege Heyetimize vaziyet bildirilmiş midir? İzahat verilmesini Hükümetten rica ederiz. Mersin Mebusu Yusuf Ziya ve 6 arkadaşı EMİR PAŞA (Sivas): Dışişleri Vekâletine havale edilsin, Efendim. HASAN BASRİ BEY (Karesi): Efendim aynı vaziyet Yunan işgali altında bulunan yerlerde de vardır. Hükümet bunun hakkında Delege Heyetine tebligat yapmış mıdır? Buna dair izahat versinler. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Bu meseleye dair bugün izahat vermek mümkün müdür, yoksa başka vakit izahat verilecek midir, Paşa Hazretleri? FEVZİ PAŞA (Vekiller Heyeti Reisi): Hayır Efendim, bugün mümkün değildir. Dışişleri Vekili burada yoktur. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Uygun görürseniz bunu Hükümete havale edelim. ZİYA HURŞİT BEY (Lazistan): Efendim, Memleketimizden ayrılması mümkün olmayan ve Türklüğün bir ocağı bulunan Adana havalisine, zengin olması dolayısıyla öteden beri birçok yabancı göz dikmiştir. En çok buraya Fransızlar göz koymuşlar ve buraya Mondros Ateşkesinden itibaren yerleşmek için fırsat bulmuşlardır. Ayrıca Ermenilerin Kilikya'da öteden beri takip ettikleri bir plan vardır ki Adalar Denizi'nden Karadeniz'e kadar bir Ermeni Hükümeti meydana getirmektir. İngilizler nasıl Mısır'ı elde ettilerse, Fransızlar da Çukurova yı ikinci bir Mısır yapmak istiyorlar. Fakat Adana ahalisi bu istilaya mukavemet etmeye karar verdi ve hiç bir yerden yardım görmeden silaha sarıldılar. Bununla beraber, Maraş ve Antep müdafaaları tarihimizde en birinci, en büyük ve en parlak hadiseler oldu. Fransızlar son defa çevirmek istedikleri dolaplarla bu yerleri bizim elimizden almak istiyorlar. Adana'da vatansız, densiz, alçak, serseri adamlar bulmuşlar ve bu adamlar sayesinde Ferda isminde bir gazete çıkararak propaganda yapıyorlar ve güya ahaliden taraftar topluyorlar ve Londra Konferansı üzerinde bir tesir yapmak istiyorlar. Oradaki dindaşlarımız, vatandaşlarımız, kardeşlerimiz bu hadiseyi çok fena görüyorlar ve bu telgraflarla Büyük Millet Meclisine müracaat ediyorlar. Büyük Millet Meclisi esasen Milli Misakı muhafaza etmek için zaten kararını vermişti. Bu Vatanın hiç bir parçasını ve hiç bir yerini bir yabancıya vermeyecektir. Adana Ahalisi mallarıyla, canlarıyla hiçbir yardım almaksızın çalışmışlardır. Bu ahali şimdi yine Büyük Millet Meclisine müracaat ediyorlar. Bendeniz diyorum ki Hükümet Reisi bütün bu telgrafı çekenlere, böyle propagandalarla Milli Misakımızdan vazgeçmeyeceğimizi anlatsın ve bütün varlığımızla buna çalışacağımızı tebliğ etsin. İnşallah onları kurtaracağız. 30
31 HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Paşa Hazretleri buradadır. Yalnız bunu Hükümete havale edelim. ZAMİR BEY (Adana): Adana ahalisinin ahalinin yapmış olduğu protestoyu, hiç olmazsa Londra daki delegelerimize bildirelim. Bu mühim bir meseledir. Dışişleri Vekili ahalinin göstermiş olduğu bu hissiyatı Londra ya duyursun. YAHYA GALİP BEY (Kırşehir): Dışişleri Vekilini çağıralım, gelsin cevap versin. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Efendim bu meselenin gündeme alınmasını kabul buyuranlar el kaldırsın. (kabul sesleri) Gündemimize alınmıştır. Dışişleri Vekiline haber göndeririz. (Gündemdeki diğer maddelerin görüşülmesine geçilir. Bir süre sonra Dışişleri Vekili Meclise gelir ve tekrar bu konudaki görüşmeye devam edilir.) ZAMİR BEY (Adana): Efendim Fransızların, güzel memleketimizi işgal ettiklerin günden itibaren yapmadıkları zulüm kalmamıştır. Hele son zamanlarda para ile aldatmış oldukları birtakım adamlar vasıtasıyla da büyük propagandalar yapıyorlar. Bakınız Efendim, Fransız parasıyla Fransızlar için çalışan birkaç rezilin beyannamelerini Yüce Meclisinizde okuyacağım, müsaade buyurursanız. Şimdi bu adamlar vasıtasıyla bugün ahaliden imza topluyorlar. Adana'da bir gazete çıkıyor, Ferda Gazetesi, Hepiniz bilirsiniz ki bu gazete Fransız parasıyla çıkıyor ve bunları da çıkaran Mesut Fani ve ailesi. Fransızlar bunların bir kısmını memur yapıyor, bir kısmını da bilmem ne yapıyor ve bir kısmına da propaganda yaptırıyorlar. Fransızlar Mesut Fani yi Osmaniye'ye Mutasarrıf yaptılar. O bir beyanname neşrediyor, diyor ki... Dört yüz senedir altında yaşadığınız bayrak denilen o kırmızı paçavradan ne fayda gördünüz? O, size ne verdi? Tahta sabanlarla bu güzel toprağın yüzünü kirletip buruşturmaktan başka ne yaptınız? Bugün muazzam bir devletin şanlı bayrağı üzerimizde dalgalanıyor. Geliniz, budalalık yapmayınız, bari bundan istifade ederek mesut yaşayalım. Millet demek, bir bez parçasına sahip olmak demek değildir. Şimdi bu alçaklar bugün Fransızlar hesabına ahaliden zorla imza topluyorlar ve bunları da Londra Sulh Konferansına gönderiyorlar. Bütün millet bunları işitiyor. Büyük bir heyecan içinde Büyük Millet Meclisine istirham ediyorlar, diyorlar ki bu adamlar katiyen bizi temsil edemezler. Binaenaleyh bizim samimi ve hakiki sözlerimizi Büyük Millet Meclisine ve bu vasıta ile Sulh Konferansına duyurunuz diye her taraftan binlerce telgraflar alıyoruz. Biz Hükümetimizden rica ediyoruz ki Sulh Konferansında bulunan delegelerimiz bu ahalinin maksadını anlatsın. YUSUF ZİYA BEY (Mersin): Hükümet ne yapmıştır? Onu soruyorum. İSMAİL SAFA BEY (Mersin): Efendiler, iki sene evvel imza ettiğimiz o Mondros Anlaşmasından sonra Avrupalılar büyük bir ümit ile bu Memlekette hayatın bütün söndüğünü ve Milletimizin bir daha belini doğrultamayacağını zannettiler. Bu itibarla sevgili Memleketimizin en güzel kısımlarını aralarında taksime kalkıştılar. 31
32 Türkiye 'nin en verimli bir parçası olan Adana ve havalisi de bu taksimde Fransızların hissesine düşmüş oldu. Fransızlar burayı işgal ettiler. Biz öteden beri Fransızları cidden medeni bir millet zannederdik. Fransızlar bu iki sene içerisinde Dünyanın en aşağı, en zalim, en barbar bir milleti olduklarını gösterdiler. Adana ya memur adı altında, subay adı altında öyle eli kanlı, öyle kalpsiz, öyle hırsız, öyle rüşvetçi insanları gönderdiler ki Adana'nın en cahil köylüsü bile bunların bu ahlak düşkünlüğü karşısında nefret etmek mecburiyetini hissetti. İşte bu memurlar Fransa'ya, devamlı birçok rakorlar gönderdiler. Fransa burayı hiçbir masraf harcamadan, bir damla Fransız kanı dökmesine lüzum kalmadan işgal edebilir ve idaresi altında tutabilir. Bir memur arkadaşlar bir sene içerisinde kırk bin lira para yaptı. O memurlardan her birisi Adana nın bahtsızlığı üzerinde bir sultan hayatı yaşamağa kalkıştı ve bundan dolayıdır ki bu tatlı hayata, bu şahane hayata veda etmek hiçbirinin hatırından geçmiyor. Fakat arkadaşlar hiç beklenilmeyen bir zamanda oradaki kardeşleriniz silaha sarıldı ve on aydır Fransızlara karşı tarihimizin en şanlı bir kısmını yaratmış bulunuyorlar. Şimdi oradaki insanlar, Fransızların Adana ve havalisinde yerleşmek emellerini boşa çıkarmışlarsa, Fransızların istediklerine dair olan iddialarını da aynı şekilde boşa çıkaracaklardır. Arkadaşlar ben bundan katiyen endişe etmiyorum. Çünkü bir kere o havali halkı memleketleri kurtuluncaya kadar silahı bırakmayacaklardır. Fransızlar nasıl bir iddia arkasında koşarlarsa koşsunlar, bütün davalarımızı tekzip edecek oradaki halkın kahramanlığıdır. Yalnız üzüldüğüm bir nokta var. Bu havalideki mücadele tarihi, Memleketimizin ve ırkımızın en yüksek bir tarihinin parçasıdır. Bugün düşmanlarımız nasıl varlığımıza kastetmiş, nasıl canımıza kastetmiş, nasıl hayat ve namusumuza kastetmiş ise tarihimize de aynı küstah tecavüzü göstermek istiyorlar. Binaenaleyh ben istiyorum o şanlı tarih parçası hiçbir vakit en kötü, en hafif bir iftiraya maruz kalmasın. Evet, bugün Adana'da, hakikaten bir kaç namussuz ve soysuz insanlar Fransa hesabına çalışmaktadır. Fakat yine arkadaşımın okuduğu beyannameden anlaşıldığına göre bu insanlar ırkımızdan değildir. (soysuzlar sesleri) Bu insanlar o memleketin halkından değildir. Çünkü bir parça ruhunda, kalbinde İslam hissi taşıyan, bir parça tarihine, ırkına, mazisine bağlı olan bir insan, hiçbir vakit önünde can vermek istediğimiz yüksek bir bayrağa paçavra diyemez. O insanlar hatta insan değildir. Değil bizden, değil Türk olmaktan, hatta insan olmaktan da daha aşağıdır (bravo sesleri) Yalnız arkadaşlar, o tarihi muhafaza etmek Yüce Heyetinize aittir. Zannederim ki Avrupa, o kadar ahmak değildir. On aydır harp eden bir memleketin, Fransızlar ne kadar kuvvetle iddia ederlerse etsinler, Fransızları istemiş olmaları ihtimal haricindedir. Bir kaç gün evvel gazetelerde gördük; aynı zamanda Antep Şehrinde de aynı şekilde imza toplamaya kalkışıyorlar. On aydır hiçbir istihkâmı olmayan bir şehir, vücudunu, gövdesini siper ediyor, bayrağından, ırkından, ayrılmamak için en büyük fedakârlıklara katlanıyor. Sonra zulüm ile ağır toplarla, medeniyetin icat ettiği azgın ve cehennemi aletlerle oraya girmeye muvaffak olan Fransızlar gün oranın kalbini de almak ve Dünyaya ilan etmek istiyorlar. On aydır harbeden Antep için bugün bizi istiyor, diyorlar. Şüphesiz ki Dünya ahmakçasına olan bu 32
33 iddiaları ciddiye almayacak ve bunlara karşı gülecektir. Yalnız bizim de bir vazifemiz vardır ki bu yalanları Avrupa'ya bildirmeliyiz. Avrupa'ya demeliyiz ki ey utanmaz Avrupa yahut ey utanmaz Fransa, on aydır sana karşı silahını çekmiş bir halkın seninle beraber olduğunu nasıl iddia ediyorsun? Ey hayâsız ve medeniyetten nasibi olmayan insanlar, nasıl inanıyorsunuz on aydır size kurşun sıkmış, on aydır hiç bir istihkâmı olmadan toplarınıza karşı gelmiş bir memleketi nasıl, oluyor da bugün, bizimle beraberdir diye iddia ediyorsunuz? Hâlâ insancığın yürümekte utandığı yolda yürüyorsunuz ve bu aklınızla hiçbir vakit Dünyaya beklediği sulhu veremeyeceksiniz, demek bizim vazifemizdir zannederim. AHMET MUHTAR BEY (Dışişleri Vekili): Efendiler, Fransızların Adana ve havalisinde icra etmekte oldukları zulümden dolayı arkadaşların gösterdiği heyecan ve teessüre ben de iştirak ederim. Fransızlar o havalide bazen cebir ve tehdit, bazen de şimdi olduğu gibi Londra Konferansı münasebetiyle onun üzerinde bir tesir yapmak fikri ile hakikatte pek iğfal edici bir siyaset takip ediyorlar. Hükümet şimdiye kadar Fransızların bu havalide icra ettikleri kötü muameleyi duydukça bunların tekrarını menetmek için her türlü teşebbüsten geri kalmamıştır. Sevr Antlaşması burasını Fransız nüfus mıntıkası dâhiline katmış olduğundan, kendi yurtlarını muhafaza hususunda ahalinin mücadelesi esnasında, bunlardan ellerine geçirebildikleri kimseleri, devletler hukukuna aykırı olarak birer asi olarak farz etmektedir. Bu kimseler asi insanlar olmayıp, yurtlarını müdafaa eden kahramanlardır. Bunlar hakkında zulüm, işkence, idam gibi cezalar tatbik edildiği takdirde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti de kendi idaresinde bulunan Fransızlar hakkında aynı muameleyi tatbik edecektir. Bu husus Fransız Hükümetine bildirilmiş ve neticede birçok mücahidimiz tahliye edilmiştir. Hatta bu hususta fevkalade hassas görünerek aldığı bir haberin neticesini neticesiz bırakmak için yarım saatte Paris 'e kadar telgraf göndermek suretiyle meseleye el konulmuştur. Bu, Hükümetimizin ne kadar uyanık olduğunu gösterir. Delegelerimiz buradan Londra'ya gittikleri zaman kendisine verilen talimat ile işgal edilen yerlerdeki işgal askerleri tarafından yapılacak bütün kötü muamele ve zulüm olanca kuvvetleriyle protesto ederek, İtilaf hükümetinin dikkatlerinin çekilmesi hususu kendilerine tembih edilmiştir. Adana işgal edilmiş yer olduğu için tabii Delege Heyeti gerek Konferansın ve gerek temasta bulunacağı diğer devlet adamlarının bu husus hakkında şiddetle dikkatleri çekilecektir. Bundan başka Fransızların Konferans üzerinde bir tesir icra etmek maksadıyla yapacakları teşebbüsler delegelerimiz tarafından dikkatle takip edilecek ve anında karşılık verilecektir. Buna dair işgal mıntıkasındaki ahali tarafından bize gönderilen protestolar Dışişleri Vekâleti tarafından, en seri vasıta ile delegelerimize gönderilecektir. Londra daki Delege Heyetimizle henüz haberleşme kuramadığımız için kendilerine bu hususlarda talimatı şimdilik veremiyoruz. Fakat Bugün veya yarın haberleşme kurulur kurulmaz, Fransızların Adana da çevirdikleri entrikalar Delege Heyetimize bildirilecektir. Binaenaleyh Yüce Heyetinizin, 33
34 Hükümetçe kendisine verilen vazifeleri ifa etmekte olunduğuna kanaat buyurmasını rica ederim. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Bu bir soru önergesi odluna göre söz alan birçok arkadaşımız vardır. İzahatı kâfi görenler lütfen el kaldırsın. Dışişleri Vekilinin vermiş olduğu izahat kâfi görüldü. ABDÜLGAFUR EFENDİ (Karesi): Bendeniz seçim bölgeme ait bir kaç söz söyleyeceğim. Muhterem efendiler, bundan bir kaç ay evvel bin bir zorluk ile seçim bölgemden aldığımız mektuplarda, sefil, rezil, ırki ve tarihi düşmanımız olan Yunanlılar, kendilerinden hoşnut ve memnun olduklarına dair bin seneden beri Türk ve Müslüman olarak yaşayan Karesi Livası ahalisi adına da zorla yazı almak istediklerini yazıyorlar. Bunu hususi mektuplarla anladığımız gibi yine Balıkesir'den gönderilmiş ve bugün Sebilürreşât Mecmuasında yayınlanmış olan bir mektubu da lütfen okursanız anlarsınız. Bundan başka yine oralardan dalgalana, dalgalana gelen haberlere göre, son zamanlarda Kilikya da Fransızların yaptığı gibi, Yunanlıların da gerek Biga, gerek Karesi ve gerek Saruhan livalarında aynı hareketleri yapmaya başlatmış olduğu aldığımız haberlerden anlaşılıyor. Bendeniz Yüce Heyetinize karşı teklif ediyorum. Gerek bu Livamızda ve gerek buna komşu diğer livalarda halk bunu arzusuyla vermiş değil, böyle bir baskı karşısında kalarak vermiştir. Yoksa şimdiye kadar on dört ay cephelerde gerek canıyla ve gerek kanıyla uğraşan ve hayat hakkını elde etmeye çalışan Livamız halkının ve komşu livalar halkının Osmanlı ve Türk olarak kalmasını arzu ettiklerini ifade ediyorum. Dışişleri Vekili Beyefendinin, Kilikya'da Fransızların yapmış olduğu bu hareketler gibi Yunanlıların da böyle yaptıklarını toplantı halinde bulunan Sulh Konferansına bildirmesini rica ve istirham ediyorum. 1 1 TBMM Zabıt Ceridesi (26 Şubat 1921), 1.Dönem, c.8, s , 34
35 5 MART 1921: MARAŞTA TEDAVİ OLAN GAZİANTEPLİ GAZİLERE YARDIM YAPILMASI HAKKINDA GÖRÜŞME (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 3.Birleşim, Gündem:3/1) On ay süren Fransız kuşatmasında Gaziantep'e erzak ve cephane yardımı yapılamadığı, açlık ve susuzluk en üst seviye çıktığı için çaresiz kalan Antepliler, 8 Şubat 1921 tarihinde Fransa birliklerine teslim oldu. Türk birlikleri Kentten ayrılarak Maraş a çekildi. Maraş ta çok sayıda yaralı asker hastanelerde tedaviye alındılar. Maraş tan Meclise çekilen telgraflarla bu Gaziantep gazilerine yardım talep edildi. Mecliste milletvekilleri tarafından duygusal konuşmalar yapıldı. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Meclis Başkanı): Efendim, Maraş'tan bir telgraf var. Gaziantep'te harp eden ve pek çok fedakârlıklarda bulunan kıymetli gazilerin bazıları kıymetli uzuvlarını kaybetmişler, orada hastanede bulunuyorlarmış. Onları Yüce Meclisiniz adına taltif etmek için bazı hediyelerin alınmasını teklif ediyorlar. Onun için oylarınıza arz ediyorum. (uygundur sesleri) MÜFİT EFENDİ (Kırşehir): Anteplilerin memleketlerini, vatanlarını müdafaa hususunda gösterdikleri kahramanlık, Osmanlı ve Türk tarihine altın kalemle yazılacaktır. Kendilerine Gazi unvanı verilmekle mühim bir vazife ifa edilmiş oluyor. Orada bulunan mücahitlerimiz tabii şimdiye kadar yaptıkları mücadelede şehit oldukları gibi içlerinden yaralı olanlar da vardır. Onlar bizim adımıza, Büyük Millet Meclisi adına bu gazilik vazifesini ifa ettiklerinden dolayı Büyük Millet Meclisi kendilerini her türlü hediyelerle memnun, ikram ve saygı göstermek suretiyle milli vazifeyi ifa edeceğinden emin olarak, ayrıca Meclis adına bu gösterdikleri kahramanlıklardan dolayı teşekkür edilmesini istirham ederim. (hay hay sesleri) BESİM ATALAY BEY (Kütahya): Efendiler bilirsiniz ki binlerce seneden beri insanlığın yetiştirdiği büyük adamlar, insanların şahsi haklarına, milletlerin hukukuna riayet etmeyi herkese telkin etmişlerdir. Fakat ne olmuş? Hiç! Allahın gökten indirdiği kitapların, bize gönderdiği peygamberlerin hepsi bunu tavsiye etmiş, şahısların, milletlerin haklarına riayet etmeyi tavsiye etmiş, fakat yine ne olmuş? Yine hiç! Hem bu, öyle bir Peygamberin ümmeti tarafından yapılıyor ki efendiler, Dünyada insaniyeti, Dünyada ilmi ve dostluğu her şeyden daha fazla tavsiye eden Hazreti İsa'nın ümmeti olduğu iddiasında bulunan milletler, bugün Dünyayı eline almış, her tarafta kan, her tarafta zulüm, her tarafta cinayetler yayıyorlar. Yalnız peygamberler değil, Dünyada yetişen filozoflar, Dünyada yetişen şairler de insanların kardeşliğini, ferdi hakları, cemiyetlerin milli hukukunu tavsiye etmiş, fakat ne olmuş? Yine hiç efendiler! Son asırda en büyük âlim tanıdığımız sosyologlar, milletler yükseliyor, gittikçe ilerleyecekler, onlar bir gün tekâmül edecekler derken, biz bugün geriye gidildiğini ve yine İslam Âleminin doğusunda kan, batısında kan, kuzeyinde kan, güneyinde kan görüyoruz. Efendiler, Antep'in feci vaziyetini biliyorsunuz. Aylardan beri yokluk içerisinde uğraştılar, didindiler, Dünyada ancak Kartaca müdafaasına benzeyen bir 35
36 büyüklüğü gösterdiler. Nihayet ne oldu? Taşlar içerisinde, kanlar içerisinde, en medeni zannettiğimiz Fransızlar tarafından onların müdafaası kırıldı. Efendiler, o Fransızlar ki biz Batı Âleminin ileri gitmiş bir milleti diye, onların medeniyetini, onların lisanını, onların ilim ve maarifini Memleketimizde yaymaya çalışıyorduk. Hâlbuki ne görüyoruz? Bugün bizim mukaddes haklarımıza evvela onlar tecavüz ediyorlar. O Antep ki bin şu kadar seneden beri İslam ın ilk asırlarından beri Müslümandır efendiler. Halife Harun Reşit zamanında Müslüman olmuş Antep, tarihin bahsetmediği zamandan beri Türk olan Antep, Hititlerden tutun, Komagenelerden tutun, İskitlerden tutun, Atilla nın Hunlarından tutun, Dulkadiroğullarından tutun, tarihin bahsettiği ve etmediği zamandan beri Türk olan Antep, bugün bizim elimizden alınmak isteniyor. Arkadaşlar, bilin ve emin olun ki her gecenin bir gündüzü vardır. Bugün İslam Ümmetinin, Türk Milletinin üzerine yüklenmiş olan felaket bir gün atılacaktır. Allahın kudreti, tabiatı budur, Allahın sünneti de budur. Her gecenin bir gündüzü, her kışın bir yazı olacaktır. Biz milli azmimizi iyi kullandıkça, Batı Âlemi eminim ki bir gün haklarımızı teslim edecektir. Biz eğer kendi kılıcımıza yaslanır, kendi hakkımızı iddia edersek, Dünya bizimle, Allah da bizimle beraberdir. CEVDET BEY (Kütahya): Efendim tarihte, askerlik tarihinde, harp tarihinde kahramanlıklarla tarif olunan bir kaç müdafaa vardır. Üç bin senelik bir efsane içinde Truva Müdafaası, sonra efendiler, Roma'nın Hanibal a karşı müdafaası, Kartaca Müdafaası vardır. Efendiler, Osmanlı tarihine en yüksek bir sayfa açan Plevne Müdafaası vardır. Lakin Antep Müdafaası hepsinden üstün hepsinden büyüktür. Efendiler, Avrupa bizi Wilson'un prensipleriyle aldatarak silahlarımızı aldıktan sonra, cephanemizi aldıktan sonra, bizim müdafaa aletlerimizin hepsini aldıktan sonra, Memleketimizi istila etti. Arap memleketlerini, Suriye'yi tamamen istila etti ve bu şekilde o Avrupa daha da ileri gideceğini ümit ediyordu. Çünkü onun için Anadolu en büyük bir hedef idi. Doğuyu ezmek için önce Anadolu'yu ezmek esas idi, efendiler. Fakat efendiler, Fransızlar Suriye'yi istila ettikten sonra rahat bir adım daha atarken, karşısında müthiş bir sesin yükseldiğini hissetti. Bir ses kalktı ve orada dur dedi. O ses Anteplilerin sesi idi. Efendiler, Antep korunan bir belde değildir. Antep güzel, şairane bir beldedir. Antep in ahalisi münevverdir, zemini kokulu ve çiçeklidir. Senelerden beri harp görmeyen bir memlekettir. Fakat onun kalbinde bir iman vardır, milletin doğurduğu bir iman, milletten ileri gelen bir yiğitlik vardır. Antep hiç bir zaman istila kabul etmedi, esaret kabul etmedi ve Fransızlara dur dedi, durdurdu. On aydır mücadele ediyor. Antep in her kulesi, her bir mağarası bir siper oldu. Her bir kadın kalbi, her bir erkek kalbi siper oldu. Çünkü efendiler, biz müminleriz. Bizim iman gibi bir hududumuz vardır. Bizim bu hududumuzu hiç kimse, hiç bir yabancı kuvveti aşamaz. Efendiler, size hakiki bir hadise arz edeyim. Geçenlerde Antepli biri geldi. Fransız Ordusu Antep i kuşattığı zaman müthiş toplarla bombardıman ediyormuş. Mesela bir evi hedef alıyor, eziyor, yıkıyor, beş dakika sonra oradan bir Osmanlı bayrağı yükseliyor, ona karşılık veriyormuş. Efendiler istirham ederim, Antep için her ne lazımsa bunu 36
37 verelim. Antepliler her ne istiyorlarsa buna uyalım. Çünkü on aydır şehirlerini müdafaa etmektedirler ve Osmanlı tarihine en yüksek bir sayfa yazmaktadırlar. (alkışlar) İHSAN BEY (Cebelibereket): Efendiler, fazilet üzerine kurulmuş olan medeniyeti kabul eden insanlar için Dünyada en büyük şeref, insanlara hizmet etmek, hatta bütün insanlığın hizmetkârı olmak, insanlığın hizmetkârı olanları da tebrik etmekten ibarettir. Fabrikalarından çıkan dumanın çokluğunu görerek kendilerine medeni süsünü veren Batılılar, Kilikya'nın pamuklarına hırslanarak, güya oraya medeniyet getirmek için toplarıyla, bombalarıyla, süngüleriyle ve vahşetleriyle Antep e hücum ettiler. Yalnız hakkı için, yalnız hürriyeti için, yalnız istiklali için mücadele eden ora halkı yedi buçuk ay kuşatmada bulundurdular. Yarıdan fazlası kadın, çocuk, ihtiyar, genç, hasta, sağlam bütün oranın evladını toprağa gömdüler. Utanmadan edebiyatlarında insanlığa hürriyet ve istiklal davalarını güden ve bu davalar uğrunda ölenleri takdis eder gibi görünen Fransızların, orada yaptıkları zulüm ve vahşet üzerine, hakiki medeniyet kimdedir ve zulüm kimdedir, bu hükmü verdirmiştir. Bendeniz eminim ki şimdi Muhterem Meclisimiz Antep te hürriyet için, varlık için, hak için mücadele edenleri, yalnız Türk olduğu, yalnız Müslüman olduğu için değil, Türk ve Müslüman olmasalar da hürriyet, istiklal ve adalet adına mücadele ettikleri için hürmet edersiniz. İşte bu hürmetten doğan his ile istirham ediyorum Anteplilere her türlü yardım yapması için Hükümete mecbur etmelidir. Ondan sonra o kahramanlara, o şehit analarına, o şehit babalarına, şehit yavrularına, Müfit Efendi Hazretlerinin buyurdukları gibi, Meclis adına bir takdirname gönderilmelidir. Ondan sonra teklif edilen hediyeyi, her türlü maddi ve manevi fedakârlığı yaparak, götürmeli ve takdim etmeliyiz. (hay hay sesleri) VEHBİ EFENDİ (Konya): Ben bu kürsüye bir şeye teşekkür için geldim. Biz Avrupa yı görmedik. Fakat Avrupa'ya giden gençlerimiz, vay Avrupa nın medeniyeti, vay Avrupa nın insaniyeti, vay Avrupa nın ahlakı diye şapır, şapır bize methettikleri halde, şimdi Avrupa görenlerin, bugün Avrupa da medeniyet olmadığını ve insanlara feci bir şekilde kıyıcı bir millet olduklarını anladıklarına teşekkür ederim. Çünkü Avrupa yı görmediğimizden, bazı sözlerine şimdiye kadar inanıyorduk. Demek o sözlerin hiç birisinin esası yokmuş. Sonra Antep için lazım gelen yardımları tabii hepimiz arzu ederiz. Onun için bir şey söylemiyorum. ABDULLAH AZMİ EFENDİ (Eskişehir): Efendim Antep in gösterdiği mevcudiyet, her türlü takdirin üzerindedir. Meclisten yapılacak yardımlar Antep in gösterdiği fedakârlığa karşı az gelebilir. Bunu gazetelerle ilan ederek, her taraftan yardım yapılmasını ve Meclisten de bunun için bir komisyon kurulmasını teklif ediyorum. Çünkü Meclisin yapacağı fedakârlık ne kadar olsa, gene de Antep in gösterdiği fedakârlığa kâfi bir karşılık olamaz. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Meclis Başkanı): Efendim, bu telgraf münasebetiyle yapılan konuşmalar bir kaç noktada hulasa edilebilecektir. Bir defa esas itibariyle, Yüce Heyetiniz kahraman Gaziantep ahalisine teşekkür gönderilmesi için Meclis 37
38 Divanına vazife veriyor. Sonra esas itibarıyla Maraş ta hastanede bulunan ve bazı kıymetli uzuvlarını kaybetmiş gazilere Yüce Heyetiniz adına münasip bazı hediyelerin gönderilmesi meselesi var. Müsaade buyurursanız bunları sıra ile oya koyayım. Evvela Yüce Heyetiniz adına bir teşekkür yazılmasını oya koyayım. Kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın. Kabul olunmuştur, Efendim. Bu hediye meselesine dair ufak bir izahta bulunayım Efendim. Geçenlerde zaten Yüce Heyetiniz Garp Cephesi için bir miktar yardımın yapılmasına karar vermişti. Zannediyorum ki o para henüz tamamıyla harcanmadı. Uygun görülürse o paranın bir kısmını buraya verelim. Şayet yetmezse o vakit yine Yüce Heyetinize müracaat olunur. (uygundur sesleri) Kabul edenler lütfen ellerinizi kaldırınız. Kabul olundu Efendim MAYIS 1921: GİZLİ OTURUMDA DIŞİŞLERİ BAKANI BEKİR SAMİ BEY İN FRANSIZLARLA YAPTIĞI ANLAŞMANIN GÖRÜŞÜLMESİ VE İSTİFASI (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 32.Birleşim, Gündem:2/1) Dışişleri Bakanı ve Türk Delege Heyeti Başkanı Bekir Sami Bey, Londra Konferansı sırasında Mustafa Kemal Paşa nın bilgisi dışında İtilaf devletleri delegeleri ile bazı anlaşmalar imzalamıştı. Bu anlaşmalar, bazı madenleri işletme imtiyazları gibi milli bağımsızlığa uygun olmayan hükümler içeriyordu. Bekir Sami Bey Ankara ya döndüğünde Bakanlık görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Hükümet bu istifayı ve Fransızlarla yapmayı düşündüğü anlaşma taslağını Meclise sundu. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Söz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Muhterem efendiler, Meclisinizin Millete karşı yapmayı taahhüt ettiği şartlar öteden beri ilan ettiğimiz, cümlemizce malum bir esası ihtiva ediyor. O esası bir daha tekrar etmek isterim. Milli hudutlarımız dâhilinde Memleketin bütünlüğünü ve Milletin istiklâlini temin etmektir. Bizim Millete karşı taahhüt ettiğimiz vazife bunu temin edecektir. Binaenaleyh Meclisin ve Hükümetin takip ettiği siyaset bu maksat içindir. Heyetimiz hedefe yürürken daima Memleketin, Milletin kuvvetine dayanarak yürümüştür. Binaenaleyh denilebilir ki bizim takip ettiğimiz siyaset, aslında bağımsız bir siyasettir. Yalnız kendi maksadımız için ve kendi kuvvetimize dayanarak bulunan bir siyasettir. Fakat mücadelemizin başından bugüne kadar bu siyasetimize dost ve düşman bir takım manzaralar karşısında kaldık. Cümlenizce malumdur ki, Doğu Dünyası bizim bu siyasetimize dosttur ve bunun bir neticesi olmak üzere de Ruslarla da bir takım anlaşmalar yaptık. En son zamanda ve cümlenizce malum olduğu gibi bir de 1 TBMM Zabıt Ceridesi (5 Mart 1921), 1.Dönem, c.9, s.23-25, 38
39 antlaşma imzaladık. Binaenaleyh denilebilir ki siyasetimiz bağımsız olmakla beraber, Doğu siyasetine uygun bir siyasettir. Fakat buna mukabil Batıya karşı uzlaşma kapılarını kapatmış değiliz. Gayemize ulaşmak şartıyla Batının göstereceği samimi yaklaşıma ciddiyet ve samimiyetle hazır ve amade bulunuyoruz. Bu düşüncemizi birçok vesilelerle bütün Dünyaya ilân etmiş bulunuyoruz. Fakat bütün Dünyaya karşı mevcudiyetimizi elde ettikten sonra, Doğuya veya Batıya yaklaşacak bir siyaset takip edeceğimize dair zannediyorum ki şimdiden katî bir söz söylemek ne mümkün ve ne de caizdir. Efendiler, bu son günlere kadar Batının bizim hakkımızdaki imha siyasetinden, Sevr Antlaşmasını ilân etmiş olduğu idam kararnamesi hükmünü icradan, vazgeçeceğini düşünmek için bizce katî bir emare mevcut değildir. Batının bize samimi bir nazarla baktığına henüz inanamamaktayız. Binaenaleyh Batı ile ciddi bir surette uzlaşma gününün geldiğine kani değilim. Bunun için bugüne kadar takip ettiğimiz siyasete devam etmeye, bunu değiştirecek sebeplerin ortaya çıkmasına kadar, bu karar dairesinde hareket etmeye yeniden karar vermiş bulunuyoruz. Bu söylediklerimle Meclisinizin kanaat ve siyaseti bu yolda olduğuna inanarak, itimat ederek, aynı siyaseti takip etmekte olan Hükümetimizin görüşlerini ve kendi görüşlerimi, Meclis Başkanı olmam itibarıyla, arz etmek lüzumunu hissetmiş bulunuyorum. Şimdi, Londra'ya gitmiş olan Delege Heyetimizin oradaki konferans neticesindeki tavırları ve Fransızlarla, İtalyanlarla yapmış oldukları anlaşmalar dikkate alınırsa, Delege Heyeti ile Hükümet arasında görüş ayrılığı ortaya çıkıyor. Nitekim Fransızlarla yapılmış olan anlaşma daha yapıldığı zaman telgrafla bildirilmiş, Yüce Heyetiniz bunu reddetmiş ve Hükümet de bunun üzerine reddolunduğunu Delege Heyetine bildirmişti. Delege Heyeti buraya geldikten sonra şifahi olarak bazı izahat ve malumat verdiler. Buna rağmen yine Yüce Heyetinizin reddetmekteki sebepleri kuvvetten düşürecek başka bir sebep görülmedi. Anlaşmayı reddetmekte Hükümet de, Meclis de müttefik kaldı ve bu ihtilâftan dolayı Dışişleri Vekili Beyefendi istifa buyurdular. Mamafih kendilerinden yine başka istifadeler temin edeceğinizden, istifanamesini Başkanlık Divanına takdim ediyorum. Bu anlaşmaların çok azı dahi Sevr Antlaşmasını esas olarak bize kabul ettirmeye dairdir. Yüce Heyetinizin vereceği karar tabii ki kati karar olacaktır. Fransızlarla yapılmış olan anlaşmaya yeniden bir karşı teklif hazırlandı. Onu Paşa Hazretleri şimdi arz edecektir. İtalyanlarla yapılmış olan anlaşma metni de Fransızlar ile yapılmak istenen anlaşma hükümlerini ihtiva etmektedir. Yalnız onun icrası için İtalyanlara hemen cevap vermeye lüzum görülmemiştir. Fakat Fransızlara hemen cevap vermek lazımdır. Fransızların doğrudan doğruya bendenize müracaatları vardır. Onlar yapılmış olan anlaşmanın tatbikinin mümkün olmayacağını anlamışlar ve değiştirmek istemektedirler. Ümit ederim ki Hükümetin yeni hazırladığı proje ile çalışması için yeni Dışişleri Vekili seçmenizi rica edeceğim. Fevkalâde durum sebebiyle doğrudan doğruya Hükümet Reisi Paşa Hazretleri Dışişleri evraklarını doğrudan doğruya kendisi imzalamaktadır. Bu sebeple biran önce yeni vekilin seçilmesini rica edeceğim. Bir şey daha rica edeceğim, Bekir Sami Beyefendi den Avrupa'da mühim istifadeler temin edileceğinden Hükümet 39
40 Reisi Paşa Hazretleri ile de görüştük. Binaenaleyh kendilerine bir vazife vermek münasiptir. Uygun bulunursa çok faydalı hizmetler ifa edeceğini ümit ediyorum. Malumunuz kendileri Londra'da, Paris'te, İtalya'da pek mühim işler yapmışlardır. Binaenaleyh Avrupalılar, İtilâf devletleri bize temayül göstermektedirler. O temayüllerini güçlendirmek için Avrupa ya gidecektir. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): okutuyorum. Vekiller Heyeti Riyasetine Bekir Sami Bey in istifa dilekçesini Muhterem Reis Paşa Hazretleri, gerek imzalamış olduğum anlaşmalar ve gerekse siyasi düşüncelerim itibariyle Hükümetiniz ile bendeniz arasında açık bir surette ihtilâfı ortaya çıkmıştır. Bu şartlar dâhilinde bendenizin Dışişleri Vekâleti gibi umumi siyasetin tatbik yeri olması icap eden bu makamda kalması münasip olmadığından istifamın kabul buyrulmasını talep ve rica eylerim Efendim. 8 Mayıs 1921 Dışişleri Vekili Bekir Sami (kabul, kabul sesleri) HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Reis Bey, Fevzi Paşa Hazretleri izahat versin. FEVZİ PAŞA (Vekiller Heyeti Reisi): Reis Paşa Hazretlerinin beyan buyurdukları üzere bizim için acil olan, Fransız uzlaşmasının bir an evvel bir neticeye varmasıdır. Bunun için gerek Fransızlar tarafından gösterilen temayül ve gerekse o havalinin muhterem mebusları tarafından Hükümete verilmiş olan bazı malumatın ilâvesiyle bir karşı teklif hazırladık. Gerek bu karşı teklif, gerek bu teklifi icap ettiren siyasi sebepler, Yüce Heyetinizin öteden beri Dünyaya ilân ettiği Milli Misak a uygundur. Bundan başka evvelki mukavelede, Bekir Sami Bey in imza ettikleri mukavelede demiryolu hattı bahis mevzuu idi. Bekir Sami Beyefendi de bu hududun düzeltildiğini bildirdiler. Kendileri de demiryolu hattının hudut olarak kabul edilemeyeceği lüzumunu beyan ettiler ki bu lüzumu takdir ederek birçok kazalar köyler arazisi ikiye ayrılacak istasyonların bir kısmı Fransızlar tarafında ve bir kısmı bizim tarafımızda gayet garip bir vaziyet hâsıl olacak. Biz kaza hudutlarını daha ziyade coğrafi şartlara uygun olarak tespit ve teklif ettik. İktisat hususuna gelince, bu mevzudaki düşüncemiz ise yine Bekir Sami Bey in anlattıklarından anlaşıldığına göre, Fransızların teklifi bilhassa sermaye meselesine dairdir ve biz de yabancı sermayesinin Memleketimize girmesine taraftarız. Fakat asıl sermayenin bizim Memleketimize gelmesine taraftarız. Onların arzu ettikleri gibi bir takım nüfuz mıntıkaları haricinde, kendilerinin arzularını temin edecek bazı şartlar gösteriyoruz. Bunu da mukaveleye koymuyoruz. Mukavelede böyle bir menfaatin temin edilmesi istiklâle aykırıdır. 40
41 HÜSEYİN AVNİ BEY (Erzurum): Bekir Sami Bey bu mukavele hakkında izahat versin daha iyi olur. BEKİR SAMİ BEY (Amasya): Muhterem efendiler, Londra Konferansına Milletin mukadderatı için, Meclisinizden itimat ve emir alarak arkadaşlarımla beraber gittim. Millet ve Memleket hesabına elde ettiğimiz fayda azdır, çok değildir. Fakat zannediyorum ki, Yüce Heyetiniz temin ettiğimiz faydayı değil, arzuladığımız neticeyi tamamen elde edemediğimiz için anlaşmayı tasvip buyurmadı. Londra Konferansına kabul edilmemiz ihtimaline karşı bize bir siyasi heyet olarak değil, bir propaganda heyeti olarak gitseniz dediniz ve biz bu şartla böyle bir kayıt ile gittik. Her ne hal ise Milletin azmi ve Ordunun kahramanlığı Londra Konferansının kapısını bize açtırdı ve girdik ve zannederim ki Delege Heyetiniz, gazete yazılarıyla da ispat ederim ki mağlup bir hükümetin heyeti gibi görünmemiştir. Emin olunuz efendiler, bulunduğumuz her yerde delegelerimiz kendilerinden istenileni en iyi şekilde yapmışlardır. Muhterem efendiler, Ramazan içinde bir asabiyet normaldir. Hepinizden rica ederim ki serinkanlılığınızı muhafaza ediniz. Söyleyeceğim pek azdır. Memleketin menfaati olan işlerde asabiyet fayda vermez, itidal her zaman lazımdır. Efendiler elde ettiğimiz netice pek azdır. Bunu evvelce arz ettiğim için, netice nedir diye sormanız zannederim doğru değildir. Bendeniz şunu yaptık diye kürsüye çıkmadım. Hiç bir şey yapmadığımızı söyleyerek söze başladım. Evvela Hükümetimizin meşru olduğunu resmen Dünyaya kabul ettirdik ve İstanbul Hükümetinin bir merhum hükümet olduğunu Konferans heyetine kabul ettirdik. Şüphesiz bu benim şahsi muvaffakiyetim değildir. Yeni bir uzlaşma metni imzaladım. Bunu ne için imza ettim, delege arkadaşlarımın iştirakiyle mi yaptım yahut yapmadım? Efendiler eğer yapmış olduğum uzlaşma metni Yüce Meclisinizce kabul olsaydı, delege arkadaşlarla yaptım, derdim. Fakat reddettiğiniz için delegelerin hissesi yoktur. İki metinde de arkadaşlarımdan hiç birisinin haberi yoktur. Faydalı gördüm, Milletim hakkında şahsen mesuliyeti kabul ettim, şahsen imza ettim. Efendiler daha çok izahat vermek isterim. Ne için imza ettim, faydalı mıdır, değil midir? Münakaşa edebiliriz ama bendeniz harp içinde bulunduğumuz böyle bir zamanda kendimi müdafaa etmeyi yanlış buluyorum. İstifamı verdim. Uzlaşma metinlerini reddettiniz, başka söylenecek bir şey yoktur. Mühim olan Milletin selâmet ve saadetidir. Mesul olacağım bir hal var ise İstiklâl Mahkemesine ve nereye isterseniz oraya gitmeye hazırım. FEVZİ PAŞA (Vekiller Heyeti Reisi): Efendiler, Hükümet Yüce Heyetiniz tarafından reddedilen bu projeyi bugün buraya tasdik için getirmiyor. Yalnız Hükümetin anlamak istediği, bu projede Hükümet ile Meclis arasında tezat teşkil edecek bir takım noktalar varsa bunları öğrenmek ve görüşerek halletmektir. (muvafık, muvafık sesleri) İlâvesi lâzım gelecek şey var ise onlara dair söz söyleyelim. Hükümet Yüce Heyetinizin kanaatini anlayarak hemen bugün belki bu akşam işe başlasın. 41
42 SAFA BEY (Mersin): Suriye'de Fransızlara terk edilen bir takım Türk toprakları kalmıştır. Onun için biz bu teklifi Milletimizin kati teklifi olarak şüphesiz kabul edemeyeceğiz. Çünkü biliyorsunuz biz İmparatorluğumuzun üçte ikisinden vazgeçtik. Artık bunun bir karışını bile terk edemeyiz. Binaenaleyh bir buçuk seneden beri bu dava uğrunda varını yoğunu mahveden, birçok şehirlerini harabeye çeviren, birçok genç çocuklarını yerlere seren bu Millet toprağının bir karışından vazgeçemez. Yalnız, eğer Hükümetimiz bu teklifi kati bir teklif şeklinde değil bugün için kazanılmış bir muzafferiyet şeklinde yapmak istiyorsa şüphesiz kendisine izin veririz. TAHSİN BEY: Doksan sene müddetle Fransızlara devredilen demiryolu hattını pek haksız buluyorum. Şimdi bu hattın Fransızlara devrini icap ettiren hakkın neden ibaret olduğunu anlamak isterim. Memleketimizi Rumlaştıran bu hatlardır. Onların kuvvetidir. Hükümeti mecbur ederler. Ermenileri Rumları, Yunanlıları gönderir Memleketimiz de propagandadan kurtulmaz. Hâlbuki biz ne için kanlarımızı döküyoruz? Memleketimize biz hâkim olalım diye döküyoruz. Bundan böyle Rumları, Ermenileri Memleketimizde demiryollarımızda istihdam edip de onların hakareti karşısında o demiryollarının verilmemesi taraftarıyım. VEHBİ EFENDİ (Konya): Efendim, insanlar iki kısımdır. Biri ipi koparan, vurup kıran, diğeri de kopan ipi kapıp bağlayandır. İpi koparıp gelmektense, bağlayıp işi başarmak daha iyidir. Binaenaleyh Bekir Sami Bey bu hususta büyüklük etmiştir. Zira kırıp gelmedi. Meseleyi bağlar gibi yaptı. Bunun için Hükümete de bir yol açtı. Bundan dolayı büyüklük etmiştir. Teşekkür ederim kendi namıma. Sulh görüşmelerini iyi yürütmeli rica ederim. Bunun adı sulh ise bir ayak ileri varınız, yer veriniz, birini çekin, bir verin, iki alın yahut iki verin bir alın. Yoksa bütün Dünyaya istediğimizi vereceksin diye titretecek isek o başka. Bekir Sami Bey in yapmış olduğu uzlaşma metni Meclisçe kabul olunmadı. Son sözüm Hükümetin karşı teklifi muvafıktır. Bekir Sami Bey in burada son sözüne iyi dikkat etmeli. Her mesuliyeti üzerime aldım, kendi şahsım namına imza ettim. Milletim namına menfaat gördüm, Meclis kabul eder veya etmez o başka dedi. REFİK ŞEVKET BEY (Saruhan): Hükümetin karşı teklifi, Bekir Sami Bey in yaptığından daha çok ehvendir. Bendeniz Bekir Sami Bey in yaptığı uzlaşma için bir lâf söyleyeceğim. Bekir Sami Bey çetelerin vekili olduğu halde, çeteler tabirini kabul etmeyecek idi. Hepimiz çetelerin vekiliyiz. Buna Bekir Sami Bey itiraz etmeli idi. Karşı teklif acaba Hükümet tarafından telgrafla mı gidecek, yoksa bir heyet vasıtasıyla mı gidecek? Bendeniz hulâsa edeyim. Eğer karşı teklif bir heyet vasıtasıyla gidecekse, o heyet talimat haricine çıkmasın. Ondan sonra Sevr Antlaşmasının kabul olunmadığına dair bir kayıt ilâve ettirsin. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Beyefendinin sorduğu meseleyi izah edeyim. Bendeniz bu meselede Hükümet ile beraber müzakerede bulundum. İtimat ettiğimiz bir hususi memur, buradan doğrudan doğruya Adana'ya gönderilmiştir. Fransızlara siz de memurunuzu gönderiniz, dedik. Fransızlar bunu aynen kabul 42
43 ettikleri takdirde tasdik için bir memur gönderecekler. Şayet bunun üzerine değişiklik yapmak lâzım gelirse aynen bildirilecektir. Ayrı bir delege heyeti gitmeyecektir. Fransızlara bu anlaşma yapıldıktan sonra Sevr Antlaşmasını kabul ettirmek tekrar uğraşacaklarını ve İngilizler de uğraşmaktadırlar. Fransızlarla İtalyanlar bu anlaşmaları yapmakla Sevr Antlaşmasından vazgeçmiş değildirler. Bu Sevr yerine geçecek bir mesele değildir. Kendi tarafımızdan Sevr i kabul etmiyor ve bunun için diyoruz ki yapacağımız sulh esas olmak üzere bu anlaşmayı yapıyoruz. Zira zannediyoruz ki Sevr Antlaşmasından vazgeçtik, bu anlaşma kâfidir dedirtemeyiz. Sevr Antlaşması meselesinde müttefiklerimizden ayrılamayız demişlerdir. Biz de üzerine varmıyoruz. Takip olunan düşüncemiz, demiryolu hattının kuzeyindeki araziyi, Fransızların işgalinden kurtarmak ve buna mukabil bir takım siyasi teşebbüslerde bulunmak ve yine iktisadi teşebbüslerde bulunmalarına yine de bizim menfaatimiz ve kanunlarımız dairesinde müsaade etmektir. MUSTAFA BEY (Giresun): İskenderun olsun, bizde bıraksalar. ABDULLAH EFENDİ (Isparta): Dışişleri Vekâletinde Muhtar Bey bulunuyor idi. Fransızlarla yapılan şey burada okundu, burada reddedildi. Hükümet karşı teklifte bulundu. Bunu Meclis kabul etti. Buna cevap geldi mi, geldi ise ne cevap alındı? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Cevap vereyim. Yüce Meclisiniz reddetti. Delege Heyeti Reisi buyurdular ki ben mesuliyeti üzerime alarak yaptığım anlaşmayı dikkate aldım, Memleket ve Millete fayda tasavvur ettim, imza ettim düşüncesindeyim, dediler. O gün bu şartlar dâhilinde muvafık görüp mesuliyeti üzerine aldılar. Bekir Sami Beyefendi ben reddolunduğuna dair talimatname aldım dememişlerdir. DR. MAZHAR BEY (Aydın): Hepimiz biliyoruz ki Londra Sulh Konferansında Türkiye'nin en büyük kazancı, Türkiye Hükümetinin Ankara'da bulunan Hükümetin tasdik edilmesi, tanınması oldu. Bizim için en evvel lâzım gelen şey bu idi. Ankara'daki Hükümeti tasdik ettirmek oldu. Binaenaleyh bu hareket tabii ki şu veya bunun veya filân heyetin eseri değildir. Binaenaleyh Fransızlarla yaptığımız bu anlaşmayı böyle alelacele kabul ettirmek için tesirli olup olmadığını takdir edebilmek bu hususta uzun münakaşa açmak lâzım gelir. Bekir Sami Bey i acele bir anlaşmayı imzaya sevk edecek kadar mühim bir mesele karşısında kalmadığına, daha bizim karşı tekliflerimiz gitmeden Fransızların bir mektubu geldiğinden bahis olunuyor ki anlaşılıyor ki Fransızlarla yapılan anlaşmada Vehbi Efendi gibi Bekir Sami Bey de aman mal buldum kaçırmayayım diyerek, hemen imza etmiş. Rica ederim bu mesele mühimdir. Türkler artık harpten bezmişler, herhalde sulha taraftarlar fikrini verecek hareket doğru değildir. Biz kendi aramızda ne yapsak olur ama dışarısı için doğru değildir. Herhalde biz fevkalâde güçlü ve azimkâr bir vaziyette bulunduğumuzu göstermemiz şarttır. Yoksa böyle mal bulmuş mağribi gibi koşacak adamlarımız böyle mühim işler için tayin edilmemelidir. Artık bu son tecrübe her şeyi pek ziyade meydana çıkarmıştır ve tamamen halletmiştir. Herkesin parmak basacağı bir hale gelmiştir. Bu kadar 43
44 şehitlerimiz bize lanet okur. Döktüğümüz kanlar boş değildir. Biz harbe başladığımız zaman düşmanlarımızdan yüz kere zayıf idik. Milli Harekâta geçmiş olan bu Millet bugün bu vaziyete geldikten sonra, Yunan'a iyi darbeler vurduktan sonra her adımda zaferlerini gösterdiği zamanda, sulh için bu kadar istekli olmak, oruçlu bir adamın iftara bir saat kala vaziyetine benzer. (gürültüler) Bazı Beyler beni konuşmaktan alı koymak istiyor. Sözümü geriye almıyorum, almayacağım. Allah daima muvaffakiyetler ihsan etsin. Arkadaşlar söyleyecek hiç bir sözüm yoktur. (gürültüler, patırtılar) Yalnız Hükümete teşekkür ederim ki, bizim Memleketin madenlerini satmamış. Bekir Sami Beyefendi mesuliyeti üzerine alarak arkadaşlarını işe karıştırmayarak talimat dışına çıkmıştır. HACI ŞÜKRÜ BEY (Diyarbakır): Efendiler Hükümet Reisi Paşa Hazretlerinin tanzim ettiği ve Ömer Lütfü Beyefendi tarafından okunan karşı teklifler muvafıktır. Bu beyanları bence vatanseverliktir. Çünkü Bekir Sami Beyefendi gerek Fransızlarla ve gerek İtalyanlarla yaptığı anlaşma tarihlerine dikkat edilecek olursa, Yunanlıların taarruz edeceğini anlamış bunu yapmıştır. Eğer bu olmamış olsaydı Fransızların karşısında Adana cephesinden kuvvet sevk edilip de Karahisar'a getirilemezdi. BESİM ATALAY BEY (Kütahya): İnsanlar ne kadar yükselirse yükselsin bazı şeyler müneccimlik, bazılarından uğursuzluk ederler. Sömürge elde etmek isteyenler Çin Hükümetine müracaat eder derler ki, Şanghay ı doksan dokuz sene müddetle benim imtiyazıma bırak. Artık orada ilelebet kalmıştır. Bizim bu demiryolu hattının doksan dokuz sene müddetle Fransızlara terk edilmesi zannederim ki doğru değildir. Bu değiştirilmelidir. ZEKAİ BEY (Adana): Müsaade buyurunuz da cevap arz edeyim. Fransız mı olacak diye bahis mevzuu olması mümkün değildir. Ayrıca yapılacak şeylerdir. Elverir ki maksat temin edilmiş olsun. Ondan sonra o şirketin katiyen yabancı istihdam etmemesi, o Memleketin kanunlarına uyması meseledir. Yani bendeniz anlaşmayı müdafaa ettiğim için değil bendeniz evvelâ Şükrü Bey e cevap vereceğim. Delege Heyetimiz madenlerimizi satmamışlardır, dediler. Şahsıma ait cevap vereceğim. Heyetimiz maden satmamıştır. Yapılan akordun hiç birisi Memleketin bir karışından hiç bir serveti yabancılardan birisine satmak için karar vermemişlerdir. Zatıâliniz bu akordun manasını anlamamışsınızdır, öyle zannediyorum. Meclisçe inşallah daha iyi şartlarda, inşallah şimdi teklif edilen sulhun neticesine vasıl olmak isterim. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Dışişleri Vekilinin memuriyeti müddetince izinli sayılmasını kabul edenler lütfen el kaldırsın. Kabul edilmiştir. Hacı Şükrü 44
45 Bey, Ethem Bey meselesinden dolayı suçu olmadığından, hakkında muamele yapmaya lüzum olmadığı karara bağlandı HAZİRAN 1921: GİZLİ OTURUMDA DIŞİŞLERİ BAKANI YUSUF KEMAL BEY İN, FRANSA SEYAHATİ HAKKINDAKİ BEYANATI (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 43.Birleşim, Gündem:2/1) İkinci İnönü Savaşı TBMM Hükümeti nin yurt içinde ve dışında konumunu yakından etkilemiştir. Bu askeri başarıyla Türk Ordusu nun gün geçtikçe kuvvetlendiği ve kolay kolay yenilemeyeceği anlaşılmıştır. İtalya ve Fransa Yunanlıların Türk Ordusu nu yenemeyeceklerine inandıklarından, Ankara Hükümeti ile dostça görünen davranışlarına daha kesin bir biçim vermek üzere harekete geçmişler; İngiliz politikasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti yle yeni temaslar kurma eğilimi belirmişti. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Söz Dışişleri Vekili Yusuf Kemal Beyefendinindir. YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Efendim, dönüşümden beri vakit bulamadım. Onun için her şeyden evvel Meclisin gösterdiği büyük teşekkürlerin pek çok minnettarı olduğum halde bana verdiğiniz vazifeyi ifa edebileceğimi bilemiyorum. Fakat her yerde, her vakit bundan evvelki olduğu gibi bütün mevcudiyetimle çalışıyorum ve ümit ederim, alnı açık olarak çıkıyorum. Bugüne kadar böyle çalıştım, bundan sonra da sizden aldığım kuvvet ve cesaretle çalışacağım. Burada izah edeceğimiz mesele hakkında evvelce malûmat verildiği için özetle arz edeyim. Şu günlerde yakın olarak Fransızlarla görüştük. Onun için o mesele hakkında malûmat vereceğiz. Onun için müsaadenizle Fransızlar işinden başlayayım. Fransız işlerinin tarihçesi malûmunuzdur. Londra'da Fransız Başbakanı ile eski Delege Heyetimizin Reisi Bekir Sami Bey arasında bir anlaşma imza edilmiş idi. O anlaşma Yüce Meclisinizde reddedilmiş, sonra Hükümetçe de reddedilmişti. Bu anlaşmaya dayanarak Fransa ister istemez harbi bıraktığını delil saymıştı. Hükümetimiz ise Milli Misaktan harice çıkamamıştır. Onun için teklif tamamen Milli Misakımıza uygun olarak yapılmış, Fransa Hükümeti bunu kabul veya ret suretinde resmi cevabını vermemiştir. Yalnız buradan gönderdiğimiz memurumuza Suriye'de bir Fransız memuru, bir Fransız Generali bu meseleleri müzakere edebilecek meseleler olmayıp hariçte müzakere edilecek bir mesele olduğu için memurumuz geri dönmüştür. Sonra buraya Franklin Bouillon adında resmi salahiyeti bulunmayan bir kişi Fransa Hükümetinin malûmatı dâhilinde 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (12 Mayıs 1921), 1.Dönem, c.2, s.72-78, 45
46 gelmiştir. Paşa Hazretleri ile yapılan bütün görüşme, Dışişleri Vekâletimiz tarafından kayda alınmıştır. RIZA NUR BEY (Sinop): Bendenizin Tiflis'te bu hususta edindiğim malûmat ve kanaate göre Fransa Hükümeti çoktan beri Kafkasya'da konfederasyon tesisine çalışmıştır ve Türkiye'yi de buna katmak için birçok paralar ve gayretler sarf etmiştir. Bekir Sami Beyefendi ile Kafkasya'dan geçtiği zaman, bu şeyler görüşülmüş idi. YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Malûmunuz İngiltere, Fransa, İtalya hükümetleri arasında nüfuz bölgeleri taksimi hakkında bir anlaşma var. Şimdi Franklin Bouillon ile yapılan görüşmenin tutanaklarını size sunuyoruz. (Hamdullah Suphi Bey tarafından toplantı tutanakları okundu.) YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Başka yeni bir anlaşma metni dedikleri mektup, anlaşma imza edildiği takdirde o mektup Fransa Hükümeti Dışişleri Nazırına gönderilecek. Bu metni okuyoruz. (Ankara Anlaşması için Fransız Hükümetine sunulan mektup metni okundu.) YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Bu mektup hemen hemen bundan evvel yazılan mektubun aynıdır. Karşı teklif ile şimdiki bu anlaşma sureti mukayese edildiği takdirde, görülür ki sonrakiler evvelkilerden daha iyidir. Fransız temsilci Mersin'e gitmiştir. Mersin'den kendisi de doğrudan doğruya Fransa ile haberleşecek ve o haberleşme neticesinde kendisini Fransız Hükümeti kabul ediyor mu, etmiyor mu, bize bildirecek. Kabul ediyorsa imza orda mı, burada mı olacak? Ana prensibi esas itibariyle kabul ettiğimiz takdirde kendisi de buraya gelecektir. Bizim salahiyetli bir temsilciyi Paris'e göndermemize çok ısrar ettiler. Öyle bir memur gönderildiği takdirde bu nokta o zaman aydınlanacaktır. Şimdi beyefendiler Franklin Bouillon, Paşa Hazretlerinin karşılıklı konuşmalarını arz edeyim. Eğer ana prensipte kabul edilir de bazı hususlar üzerinde münakaşa etmek lüzumu var ise... (gürültüler) İşte arkadaşlar Franklin Bouillon la cereyan eden müzakere ve o müzakere neticesinde meydana gelen şeyler ve bu hususta ne noktaya kadar vasıl olduk, o da budur. Son vereceği haberi bekliyoruz. (gürültüler) DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Müsaade buyurunuz. Beyanatı kesmek doğru değildir. Devam edelim. YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Başka emirleriniz varsa izah edeyim. ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Bazı meseleler hakkında soracaktım, müsaade buyurunuz. HÜSREV BEY (Trabzon): Adnan Bey, birinci nokta hakkında izahat vereceğim. YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Yalnız izahat vermiyorum, arz ediyorum. 46
47 HÜSREV BEY (Trabzon): Tutanağın nasıl tutulduğunu izah ettiler. Paşa Hazretlerinin fikirleri bendenizde de hâsıl oldu. Fakat sonra anladım ki Reis Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin ve Franklin Bouillon un ifadeleri, en az Bekir Sami Beyefendinin Hükümetin düşüncelerine göre talimata uymadığı yönünde idi. Ben öyle anladım ve öyledir. Tabii Franklin Bouillon, anlaşılıyor ki, son celseye kadar... Paşa Hazretleri her konuştuğumuz bu zat Paris'teki, Londra'daki çıkan gazeteleri okusaydı anlardı. ALİ ŞÜKRÜ BEY (Trabzon): Efendim o zamanki Delege Heyetimizin bir anlaşmasından bahsediyor. Paşa Hazretleri ile Franklin Bouillon arasında cereyan eden müzakerede Milli Misaka uygun olmayan bir anlaşma yapılmıştır, sözü geçmiş. Yalnız orta yerde bir nokta vardır ki Franklin Bouillon söylediği gibi Milli Misaktan Delege Heyetimiz bahsetmemiş değil, bahsetmiştir. Yalnız neticede Milli Misak haricinde anlaşma yapılmıştır. Şimdi malûmunuz bu tarzda müzakerede anlaşmayı tabii Reis imza eder. Bundaki şeref veya leke varsa o da tabii Reis e aittir. Ben bunu ordu meselesine benzetirim. Bir ordunun mağlup veya galibiyetinden hissedar olan, şeref alan veya kendisine leke sürülen kumandandır. Fakat mağlup olan ordunun kumandanı lekeli olmakla beraber Genel Kurmaya da sorarlar, siz ne yapıyordunuz? Yapmış olduğunuz plânlar ne idi? Biz bu gibi idare ettiğimiz... Bekir Sami Bey... hatta talimata da lüzum yoktu. Elinde gayet açık... İstanbul Meclisinde kabul edilen bir Milli Misak varken, Delege Heyeti uzmanları acaba kendisini resmen protesto etmişler mi sen bunu yapamazsın demişler mi? Rica ederim bu noktada Delege Heyeti uzmanları bizi aydınlatsınlar. Mesuliyeti varsa Bekir Sami Beye aittir. Fakat sadece Bekir Sami Bey in iş görmesi lâzım gelir ki Bekir Sami Bey e bu uzmanların ikaz etmesi gerekirdi. Hakikaten resmen bu kişiler Bekir Sami Beyefendiyi ikaz etmişler mi? Bekir Sami Bey de bunlara rağmen mi bunu imza etmiş? O zaman bendeniz burada yoktum. Fakat işittiğime göre Bekir Sami Bey gayet manidar bir şekilde bugün iyi bir iş yapılmadığı için mesuliyeti ben üzerime alıyorum, demiş. Bekir Sami Bey in bu sözü pek manidardır. Bundan da bazı manalar çıkar. Tabii bunda bir maddi mesuliyeti yoktur ama manevi mesuliyet varsa, paylaşılsın. 1 1 TBMM Zabıt Ceridesi (27 Haziran 1920), 1.Dönem, c.11, s.61-62, 47
48 30 TEMMUZ 1921: DIŞİŞLERİ BAKANI YUSUF KEMAL BEY İN, FRANSIZLARLA YAPILAN GÖRÜŞMELERE DAİR AÇIKLAMALARI (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 57.Birleşim, Gündem: 2/2) Eski Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey in teşebbüsleri Meclis tarafından reddedilince Fransa, eski bakanlarından Franklin Bouillon u gayri resmi olarak Ankara'ya gönderdi. 9 Haziran 1921'de Ankara'ya gelen Bouillon, Mustafa Kemal Paşa, Yusuf Kemal Bey ve Fevzi Paşa ile iki hafta kadar devam eden görüşmelerde bulundu. Görüşmelerde esas olarak Milli Misak ve TBMM nin tanınması ele alındı. Bu sırada başlayan Yunan taarruzu nedeniyle görüşmelere bir süreliğine ara verildi. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Meclis Başkanı): Fransızlarla münasebetlerimiz hakkında Dışişleri Vekili Yusuf Kemal Beyefendi izahatta bulunacaklar. Buyurun, Efendim. YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Efendim, her vakit söylenmekte olan bir söz vardır, top patlarken Dışişleri Vekilinin susması icap eder. Tabii dış siyasetimiz hakkında bir şey söylemeyeceğim. Yalnız başlamış olan bir meselenin son günlerde bazı hadiseler vukua geldi, onları arz edeceğim. Yani Fransızlarla müzakeremiz olmuştur. Müzakere ve neticesi burada arz edilmişti. O müzakereyi, gayri resmi bir şekilde Franklin Bouillon Hükümetine bildirmek üzere Paris'e kadar gitmeyi lüzum görmemiş, Halep'ten, Beyrut'tan telsiz telgrafla Hükümetle haberleşmiş, bizim yaptığımız tekliflerden, Hükümetinin kabul ettiği, kabul etmediği noktaları, kendisini beklemekte olan memurumuz Münir Bey e bildirdi. Onu arz edeceğim. Münir Bey Kelebek istasyonunda idi. Pozantı'ya yakın Kütüklü de görüştüler. Münir Bey in bize çekmiş olduğu telgrafları uzun uzadıya okuyup başınızı ağrıtmayacağım. Yalnız Franklin Bouillon un, Münir Bey le konuşmuş olduğu müzakereleri hülasa ederek göndermiş olduğu bir mektupta yazılanlara göre, evvelce Fransızlarla müzakere edilmiş olan, Yüce Meclisinizce bilinenlere dair mektuptaki değişikliği arz edeceğim. Anlaşma taslağının Birinci Maddesinde, Türkiye Hükümeti ile Fransa Hükümeti arasında ileriye ait hususlar kararlaştırılmıştır. Franklin Bouillon resmi salahiyete sahip değildir. Fakat Fransız Hükümeti ile olan yakınlığı ve bilhassa Fransız Hükümetinin Reisi olan Briyan'la olan dostluğuna sebebiyle Fransa Hükümeti adına, konuşur bir kimsedir. İkinci Maddede harp esirlerinin karşılıklı salıverilmeleri, Üçüncü Maddede Fransız kuvvetlerinin çekileceği hat ifade ediliyor. Bu maddeye yalnız bir şey ilave etmişler, bulundukları mevki ve tarih ne olursa olsun. Dördüncü Maddede yaptıkları değişiklikle çekilmenin bir ay yerine iki ay içinde, yani anlaşmanın imzalanmasından sonra iki ay içinde tahliyesi deniliyor. Beşinci Maddede Bekir Sami Bey in anlaşma tasarısındaki maddeyi koymak istiyorlar. Malumunuz Bekir Sami Bey tasarısında hudut demiryolu hattı olarak teklif edilmişti. Altıncı Maddede Osman Gazi nin Dedesi Süleyman Şah ın Türbesine bayrağımızın çekilmesini ve muhafızlarımızın bulunmasını teklif ediliyor. Yedinci Maddede çekilmenin ve 48
49 işgalin tarafların kumandanlarınca bir komisyon tarafından yapılması şeklindedir. Sekizinci Maddeyi aynen kabul etmişlerdir. Franklin Bouillon burada iken bir dokuzuncu madde teklif edilmişti. O da Türk Milli Misakı tarafından tanınmış olan azınlıkların haklarının her iki Hükümet tarafından muhafaza edilmesi. Biz ona demiştik ki bunu koymaya lüzum yoktur. Şimdi bunun hakkında bir şey söylemiyor. Onu açık bırakıyor. Bir de o zaman Bekir Sami Bey in tasarısında Türk ve Suriye hududu aralarında tesis edilecektir. O bunu da koyalım diyordu, biz lüzum yok diyorduk. Şimdi bu maddeyi izah ediyor. Müşterek iktisadi hayatı devam ettirecek bir usul bulunacak. Urfa, Antep, Maraş civarları ile Haleb in bugünkü ticaretini kesmemek, eskiden olduğu gibi devam ettirmek talep ediliyor. Bundan maksat bütün gümrüklerimizi kaldırmak, gümrüksüz Fransa mallarını açmak mıdır? Yoksa iki tarafın da ihtiyacını temin etmek üzere, yani Fransızlarla, Belçikalıların arasında olduğu gibi böyle ufak bir şey midir, henüz belli olmamıştır. Yani Münir Bey müzakereye memur olmadığı için bundan yalnız maksadınız nedir denildi. Müzakere edilmedi. Çünkü kendisinin yalnız bize tebliğe bir iki gün sonra İstanbul a gitmek üzere mektup projesine gelince bir giriş var idi. Onu okuyorum. (Tutanakta yer almamaktadır.) YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Bunda en ruhlu olan cümle milli hudut dâhilinde... Çıkarılmasını istiyor, bunda Briyan diyormuş ki bizim müttefiklere karşı... Onun için bunu biz koyamayacağız, Türkler bize itimat etsinler. Franklin Bouillon bu defaki müzakerede acaba bu kapitülasyonlara da hepsini ileri sürerek, bunu kaldırmak için ileri sürüyorlar. Aynı zamanda Fransa nın bize karşı müttefikleri nezdinde yapacağı yardım ne olursa olsun hiç bir taahhüde girişmeksizin anlaşmaya koymak istemiyorlar. Franklin Bouillon, haberleşmeyi daha iyi yapabilmek için İstanbul'a gideceğini söylemiş. İstanbul dan Ankara'ya gelmek daha uygun olur. Münir Bey, ben Ankara'dan bir talimat almadım, bu hususta size bir şey söyleyemem, demiş. O da Fransız Parlamentosunun kati fikri budur, Ankara Hükümeti bunu müzakere edecek ise gelecek, olmazsa gelmeyecektir. Onun üzerine Hükümet kararıyla yazmış olduğumuz cevabı okuyorum. (Tutanakta yer almamaktadır.) YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Celalettin Arif Bey ve Bekir Sami Bey den şiddetli şikâyet etmiştim. Bekir Sami Bey ve Celâlettin Arif Bey in Avrupa'da bir resmi salahiyetleri yoktur. Ayrıca Münir Bey e tarafımdan bazı şeyler tavsiye olundu. Müzakere bundan ibarettir, şimdi haber bekliyoruz. 49
50 MUSTAFA KEMAL PAŞA (Meclis Başkanı): Müzakere edecek mevzu bitmiştir. Celseyi kapatıyorum. 1 4 EKİM 1921: DIŞİŞLERİ BAKANI YUSUF KEMAL BEY İN, GİZLİ OTURUMDA FRANSA İLE YAPILACAK ESİR DEĞİŞİMİ HAKKINDA AÇIKLAMALARI (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 86.Birleşim, Gündem: 2/2) Gaziantep, Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve Çukurova da yani Güney Cephesinde savaş daha çok yerli milisler ile Fransız askerleri arasında geçmiştir. Bu durumda Türklerden kaç kişinin esir düştüğünü tespit etmek zorlaşmaktadır. Ele geçirilen Fransız esirleri Kayseri ye sevk edilmiştir. Fransızlarla on beş gün sonra imzalanacak olan Ankara Antlaşmasının hazırlıkları devam ediyordu. İki hükümetin delegeleri bir metin üzerinde çalışırken, Mecliste milletvekilleri de merak içindelerdi. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Adana Mebusu Zamir Bey in Fransa ile yapılacak esir mübadelesi hakkında bir soru önergesi var, okutuyorum. (Önerge tutanakta yer almamaktadır.) ZAMİR BEY (Adana): Efendim, önergem iki maddedir. Birisi, Fransızlarla yapılacak esir mübadelesi hakkında Hükümetin Yüce Meclise malumat vermemiş olması. İkincisi, bu mübadelenin milli menfaatlerimize uygun olup olmadığı meselesidir. En önemlisi olan ikincidir. Sebebi ise Fransızların Adana'da yaptıkları zulümdür. Bu esirler elimize geçmeden önce Fransızlar Adana'da birçok zulüm yapmışlardı. Kuva-yı Milliye taraftarı olmak suçuyla yüz kişiden fazla insanı şehit etmişlerdi. Şimdi yapmamalarının tek sebebi, daha fazlasını bizim onların esirlerine yapacağımızı bildikleri içindir. İdama karar verdiği halde Dışişleri Vekâletinden yapılan bir ihtar üzenine idamdan vazgeçildiğini Dışişleri Vekili Bey söylemişti. Oradaki kardeşlerimize yapılan zulmün, zaten köyleri yanmış çaresiz kardeşlerimizin nasıl bir ıstırap ve felaket içinde kalacakları malumunuzdur. Bunu Yüce Meclisinize bildirmek benim için bir vazife idi. Karar tabii sizindir. YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Zamir Beyefendi arkadaşımızın soru önergesinin ihtiva ettiği iki maddeden birisi, Fransızlarla yapılacak esir mübadelesi hakkında Hükümetin Yüce Meclise malumat vermemiş olmasıdır. Fakat henüz icraat safhasına gidilmemiştir. Verilen karar, Fransızlarla imzalanacak anlaşmanın şimdiden taraflarca kabulü şeklindedir. O madde şudur... 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (30 Temmuz 1921), 1.Dönem, c.2, s , 50
51 Bu anlaşmanın imzası üzerine Türk ve Fransız bütün tutuklu ve savaş esirleri serbest bırakılacak ve kendilerini tutuklayan tarafın yapacağı harcama ile gösterilecek en yakın kente götürüleceklerdir. Bu madde hükmü, tutuklama, hapis veya esaretin tarihi ve yeri ne olursa olsun bütün esirler için geçerli olacaktır....bu madde iki taraf delegeleri tarafından hazırlanmış, ama henüz icraata geçilmemiştir. Karar olduğu gibi kalmıştır. Yani ne taraflarca imza edilmiş ne de ondan sonra burada bulunan Fransız delegelerine haber verilmiştir. Derhal olunacak bir şey değildir. Uzun zamana ihtiyaç vardır. Sırası geldiğinde Dışişleri Vekâleti tarafından Yüce Meclisinize gelip arz edilecektir. VEHBİ BEY (Karesi): Mademki Meclise haber verilmemiştir, hepimiz söyleyeceğiz. SIRRI BEY (İzmit): Bizim yürütme salahiyetimiz de var. Nasıl evet veya hayır dersiniz? Niçin bu yola gittik, bunda ne menfaat vardır? Birçok zamandan beri bize Fransızlar tarafından İngiliz esirlerinin tahliyesinden evvel Fransız esirleri tahliye edilmezse veya Fransız esirleri İngiliz esirlerinden sonraya bırakılacak olursa, bu Fransızlar için adeta hakaret gibi düşünülecektir. Son konferansta haber aldığımıza göre, İstanbul'un Yunanlılar tarafından işgal ettirilmesi, söz konusu olmuştur. Buna karşı en çok muhalefet eden Fransa olmuştur. Onun için bizim şimdiye kadar Fransızlarla olan münasebetlerimizi göz önüne alacak olursak, açıkça Fransızlar daha az düşmandır. Sonra Yunanlılarla harp ettiğimiz sırada Güney Cephemizin, daha doğrusu Adana Cephemizin hali malumdur. Sonra neticenin fayda temin edip etmeyeceğini istikbal gösterecektir. Bilhassa Mösyö Franklin Bouyyon tekrar ettiği gibi, Fransızların kalbini elde edecek tek muamele budur, diyor. YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Zamir Beyefendi mühim bir noktadan bahsettiler. Bu esirler şimdiye kadar bizim elimizde rehine idi. Öbür taraftan Fransızlar vaktiyle yaptıkları gibi bazılarını Kuva-yı Milliye taraftarı oldukları için şu kadar insana yaptıklarını yarın yine yapmaya başlayacak olursa, bunlar bizim elimizde rehinedir. Bununla onun önünü almak isteriz. Fakat Fransızlarla anlaşma olmazsa gene böyle bir şey yaparlarsa ondan sonra gelecek harp hali değil mi? İngiliz esirlerine karşı aynı itiraz vardır. Bugün onları verdikten sonra onların Malta'da tuttukları eserleri alacağız. Gene İstanbul'da kalan falan beyi, filan Paşayı gene tevkif edip Malta ya götürmeyeceklerini kim temin eder? Bize düşten vazife, mümkün mertebe zararlara mani olmaktır. Avrupalılar için esir mukaddes bir şeydir. Türkler için de esir mukaddes bir şeydir. Onlar niçin düşünsünler de biz düşünmeyelim? Tahliye etmek isterlerse biz niçin orada zahmet çeken esirlerimizi kurtarmak yolunu takip etmeyelim? Bu İngilizlere göre de vardır, Fransızlara göre de vardır. Elbette Türk'ün kalbi, orada inleyen Türk'ü biran evvel kurtarmak ister. 51
52 Bunun için Hükümet bu kararları aldı. Zannediyoruz ki Memleketin menfaatlerine uygun bir karar aldık. YASİN BEY (Gaziantep): Reis Bey, esir miktarının bilinmesi lazımdır. Çok rica ederim bunu Dışişleri Vekili Bey bütün imkânları ile tetkik etsin. YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Bendeniz Meclise karşı bir şey gizlemek istemem. Geçen gün İngiliz meselesinde aynen bu idi. Meclise arz ettim. Sonra Divandan verilen izahat kâfi midir, denildi ve kâfi görüldü. Biz o şekilde iş görüyoruz. Rica ederim zor vaziyete koymayınız. Çok sözler söyleyeceğim, Öyle bir zamandayız ki göreceğimiz işler pek mühimdir ve bu İşleri itimadınızı alarak şu günlerde görmezsek çok fena olur. Hiç bir iş yapamayız. SELAHATTİN BEY (Mersin) Vekil Bey den bir şey sormak istiyorum. Biz bunlardan hiç bir şey anlamıyoruz. Ne türlü iç ve dış siyaset takip ediyoruz, hiçbir şey bilmiyoruz. İç ve dış meseleler de Vekil Beyefendi fırsattan istifade Meclisi bilgilendirirse memnun oluruz. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim, bunlar ayrı bir meseledir. YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Çok rica ederim, o mıntıka mebusları, Fransızların esir aldıkları hakkında bana bildiklerini, gördüklerini, esir olanların isimlerini bildirirlerse memnun olurum. Mübadele yerinde onları tahkik ederler, bizim elimize vesika veriniz. Malumunuz Fransızların ellerinde bulunanlar asker değil, rastgele milislerdir. Onların muntazam listesi yok. Bunları bilenler varsa, lütfen Dışişleri Vekâletini haber versinler. TAHSİN BEY (Van): Malumunuz esir mübadelesi meselesi ateşkes şartlarının esas maddelerinden biridir. Bu gibi şartlar icra edilmedikçe bir şey olmaz. Hükümet bu kararı almış ve bunu aynı zamanda Franklin Bouyyon a da bildirmiş. Bu kararda, isabet olup olmadığına dair bir şey söyleyeceğim. Bu karar ki her halde Meclis tarafından tasdik edilmesi lazım gelirse, karşı tarafa tebliğ edilir. Meclis e arz edip bir karar almakta ne gibi bir mahzur vardır? YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Müsaade ediniz tekrar, tekrar arz ettim. Her vakit Meclis Dışişleri Komisyonuna her meseleden haberdar ediyorum. Sonra sizinle toplantı yapacağımız günlerde hasta idim. TAHSİN BEY (Van): Bir kere Komisyon Meclis değildir. Meclisin bir parçasıdır. YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Tahsin Beyefendi, malumunuz esir mübadelesi, ateşkes öncesi veya sonrasında, sulh antlaşması imzalanmadan, kumandanlar tarafından icra edilebilir bir meseledir. Devletler hukukunda da teamül icabı da esir meselesi değil hükümetlerin, kumandanlar tarafından ele alınır. (söz isteriz sesleri, gürültüler) 52
53 DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Müsaade buyurun efendim. Bunu müzakere edecekseniz... (gürültüler) MUSTAFA KEMAL BEY (Ertuğrul): Vekil Bey bize izahat versin, bize taahhütte bulunsun. MAZHAR BEY (İstanbul): Mesele açıktır. Bir soru önergesi verilmiş, sahibi kâfi görüyor. İç Tüzük açıkça böyle diyor. Gensoru önergesi verecek arkadaşlar varsa... Verdikleri karar İngilizlere yapılan muamelenin aynıdır. VEHBİ BEY (Karesi): Mazhar Beyefendi çok aldanıyorlar. Fakat düşünsünler ki iş bildikleri gibi değildir. İlk defa gelen mesele Meclisin salahiyeti dâhilinde olan bir meseledir. Yalnız Vekili Bey den soruyorum. Meclisin oyunu almak için Meclise geldi, işte mesele olacak. YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Rica ederim beni gayet müşkül bir vaziyete sokuyorsunuz. Rus Andlaşması üç defa buradan geçti. Eğer mesele Yüce Meclisinize arz olunmak meselesi ise o sırf bana aittir. Fakat bu sözlerin altında, biz bu anlaşmayı ret edeceğiz demek istemiyorsa, mesele açıklık kazansın ve meydana, çıksın. (gürültüler) DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Ortada bir soru önergesi var. Bu başka türlü olamaz. Bir mebus bir soru sormuş ve cevabı kâfi görmüş oturmuştur. Soru meselesi bitmiştir. YUSUF KEMAL BEY (Devamda): Arz ediyorum, Meclisin tasdikine lüzum yoktur ve bu işlerden değildir. Ben burada resmi söz söylüyorum. Hata ediyorsam mesuliyeti bana aittir. (gürültüler) DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Efendim meseleyi bitirelim. (bitmez ki sesleri) MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Karahisar): Soru önergesine cevap verildi. Sahibi de kabul etti. Vekil Bey diyorlar ki bu mesele ile esir mübadelesi meselesini şey edelim diyorlar. Meclisin yürütme salahiyeti itibarıyla bunu tetkik etmek istiyorsanız edelim, diyorlar. Bunun için söz söylememek lâzım geliyorsa, bu hususta verilmiş izahat kâfidir. DR. ADNAN BEY (Başkan Vekili): Müsaade buyurunuz oya koyalım. Müzakerenin yeterliliğini oylarınıza arz ediyorum. Kabul edenler, etmeyeniler. Kabul olundu. 1 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (4 Ekim 1921), 1.Dönem, c.2, s , 53
54 16 EKİM 1921: GİZLİ OTURUMDA FRANSIZLARLA YAPILACAK ANLAŞMA HAKKINDA MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN BEYANATI (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 94.Birleşim, Gündem: 2/1) Sakarya Meydan Muharebesi'nin kazanılması ve Sovyet Rusya ile Ankara Hükümeti arasında imzalanan Moskova Antlaşması, Türk- Fransız ilişkilerini de olumlu yönde etkiledi. Mustafa Kemal Paşa ile eski Fransız bakanlarından Franklin Bouillon arasında yapılan görüşmelerde esas olarak Milli Misak şartları, yeni Türk Devleti'nin mevcudiyeti ele alındı. İki ülke arasında bir barış anlaşması imzalanması için görüşmeler başladı. Mecliste bu görüşmeler yakından takip ediyordu. (Dışişleri Bakanlığının hazırladığı Fransızlarla imzalanacak Barış Antlaşmasının şartlarına ait tasarı, üç gündür saatlerce süren gizli oturumlarda milletvekilleri tarafından tartışıldı. Konuşma sırası Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ya geldi.) MUSTAFA KEMAL PAŞA (Başkumandan): Arkadaşlar, müzakere mevzuu olan Türkiye-Fransa Anlaşması hakkında Yüce Heyetinize hukuk tarzında beyanatta bulunmak istemiyorum. Çok rica ederim, bütün arkadaşlar tereddüt ettikleri hususları tekrar sorsunlar, böyle topluca müzakere edelim, Görüyorum ki aynı şeyler tekrar ediliyor, fakat bir neticeye varılamıyor. İlk evvela şunu arz edeyim ki bu Anlaşma şartlarını reddettirmek için söz söylenir, fevkalade parlak nutuklar verilir ama bu geriye dönüş olabilir. Fakat hakikat böyle midir? Kanaatimi arz ederim ki hakikat böyle değildir. Bütün arkadaşlarımla beraber ve belki onların başında onun kabulüne dair bir tek kelime söylemekten çekinirim. Nitekim Bekir Sami Bey in imza edip buraya getirdiği Anlaşmayı gördüğüm dakikada heyecana tutuldum. Bu kabul olunamaz dedim. O Anlaşma şartları, bizim Milli Misak şartlarıyla taban tabana zıttı. Bizim kan dökerek müdafaa ettiğimiz davaya tamamen karşı şartlardı. O Antlaşma, bizim reddettiğimiz Sevr Antlaşmasını kabul ediyordu. Ondan dolayı o Anlaşmayı hep beraber reddetmiştik. Benim gördüğüme göre bugün henüz müsvedde halinde bulunan sulh şartları, milli davamızla asla ihtilâf halinde değildir ve tamamen Milli Misakımıza uygundur. Bunun tamamının kabulünde bir mahzur görmüyorum, kendi şahsım itibarıyla. Şimdiye kadar bu mesele hakkında fikirlerini açıklayan arkadaşlarımı dinledim. Onların da hiç birisi şartların tamamının reddini teklif etmediler. Yalnız, karşı tarafa fuzuli bir takım menfaatler verilmiş olduğu sanılmaktadır. Bu mesele hakkında muhtelif tarzlarda cereyan etmiş olan müzakereleri bendeniz de bir kaç kelime ile tekrar arz edeyim. Franklin Bouillon buraya ilk geldiği zamanda müzakereyi idare eden arkadaşların yanında bulunuyordum. Bu müzakerenin ne şekilde yapıldığını, konuşulan sözlerin nelerden ibaret olduğunu ve müzakerenin mahiyetini Yüce Heyetiniz çok iyi bilirler. Çünkü gizli tutanakları burada aynen okumuştum ve hatırlanır ki bugün ve üç günden beri devam eden müzakerelerdeki mühim noktaların hepsi o müzakerede daha pek açık ve seçik tenkide maruz kalmış ve neticede Franklin Bouillon la bir metin hazırlanmasına karar verilmiş ve o da Yüce Heyetiniz 54
55 tarafından da kabul edilmişti. Şimdi o maddeler ile bugün bugünküler arasındaki farklar, iki veya üç noktaya dairdir. Birincisi, o kabul buyrulan anlaşmada Çobanbeyli midir, nedir o istasyona kadar, Bekir Sami Bey in anlaşmasında ancak ondan sonra doğuya giden demiryolunun güneyinden yirmi kilometreyi de kazanmak istiyorduk. Bu anlaşmada bu vardır. Bundan fazla olarak gümrük meselesi ve Halep e ait su meselesi vardır. Bundan başka bizim o anlaşmada İskenderun havalisi tamamen terk olunmuştu ve onu terk etmeyi Yüce Heyetiniz o defa kabul etmişti ve bu defa terk olunmaya karşı bir suret şart konulmuştur. Bu şart, Bekir Sami Bey tarafından kabul olunandır, zannederim Efendim. Franklin Bouillon ile görüşülürken Yüce Heyetiniz kabul etmişti. HASAN BASRİ BEY (Karesi): Evvelce böyle bir kararımız var mıydı, ya? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Zannederim, Efendim. Franklin Bouillon buradan giderken bize demişti, bu şartları Fransa Hükümetinin kabul edeceğini zannetmiyorum, ama ben şahsen kabul ediyorum ve kabul ettirmeğe çalışacağım. Gitti ve bize haber verdi. Fransa Hükümetinin kabul edemeyeceğini bildirdi. Bu bize ulaştığı zaman Yunan ordusu Ankara istikametine doğru yürümekte idi ve cevap istiyordu. Biz tabii hemen hayır veya evet gibi bir cevap vermedik. Çünkü mazeretimiz vardı ve zaten cevap vermek mümkün değildi. Ama Dışişleri vekâletince denmişti ki ana prensip itibariyle mutabıkız, fakat teklifleriniz açıklanmaya muhtaçtır. Biz onlara esas itibarıyla mutabıkız demekle, tekliflerinizi esas olarak kabul ettik, mahiyetinde anlamışlar. Bu sebeple Sakarya Meydan Muhaberesinden sonra Franklin Bouillon buraya geldi, Dışişleri Vekâletiyle görüştükten sonra bana da resmi bir ziyaret yaptı. Bu ziyaretinde ilk söz olarak kendisine söylediğim söz, benim meşgulüm, bilhassa Ordu ile meşgulüm, bu defa doğrudan doğruya sizinle müzakerede bulunamayacağım, fakat Dışişleri Vekâleti sizinle görüşecek ve derhal müzakerelere başlayacak, dedim. O dedi ki siz hiç mi müzakerelere dâhil olmayacaksınız. Dedim ki icap ederse ben de sizinle görüşebilirim. Yusuf Kemal Beyefendi ile Fethi Beyefendi müzakereye memur edildiler. İki, üç günlük müzakere zarfında bana verilen haber, Franklin Bouillon ile arkadaşlarımız arasında çetin ve şiddetli bir takım görüşmeler olmuş ve adeta müzakere kesintiye uğramıştır veya uğrayacaktır. Bunun sebebi de hudut meselesidir. Cepheye gideceğim bir sırada kendisine iade ziyareti yaptım. Beni görür görmez dedi ki sözlerim sizin arkadaşlarınızı rencide etmiştir ve artık benim için müzakereye devam imkânı kalmamıştır. Artık Fransa ya dönmek mecburiyetindeyim. Sebebini sordum. Sebebi dedi, bizim teklif ettiğimiz hududu sizin arkadaşlarınız kabul etmiyorlar. Dediği hudut, Bekir Sami Beyin kabul ettiği hudut idi. Ben de müttefikiz demekle Bekir Sami Bey in kabul ettiği hududunu kabul ediyoruz demiş olmadık ve zannetmiyorum. Bekir Sami Bey in bütün anlaşma şartlarını bizim Meclisimiz büyük bir nefretle reddetmişti, reddolunmuş bir teklifi ne ben ve ne de arkadaşlarım Meclisin karşısına çıkıp da bunu tekrar kabul edeceksiniz diyemeyiz, dedim. Binaenaleyh ben de bundan başka söyleyecek söze salahiyetli değilim, dedim. Onun üzerine ben müzakereye devam edemem, o 55
56 halde müsaade buyurun gideyim, dedi. Fakat bundan sonra ilâve ettim. Dedim ki, Fransa Hükümeti böyle bir hududu bize kabul ettirmekle, aramızda sulh ve dostluğun kurulmamasını talep etmiş oluyor. Eğer iddianız doğru ise, Fransa Hükümeti Türkiye ile dost olmak istiyorsa böyle bir hudut olamaz. Siz de bunu Hükümetine açık bir surette bildirir iseniz, alacağınız cevabın olumlu olacağına kanaatim vardır, dedim. Daha bazı teferruat üzerinde görüştükten sonra, pekâlâ ben bu isteklerinizi sizin lehinize olmak üzere teferruatıyla Paris Hükümetine yazacağım, dedi. Hakikaten ondan sonra gerek hudut meselesi ve gerek burada arkadaşlarımızın uzun nutuklarla devamlı tenkit ettiği hususları ihtiva eden bir kaç sayfa rapor yazdı ve bunun cevabı gelinceye kadar artık bizimle onun arasında ciddi bir müzakere cereyan edemedi. Zannederim on, on beş gün burada misafir edildi. Yazmış olduğu rapora bir cevap aldı. Alınan bu cevabın olumsuz olduğu anlaşıldı. Doğrusunu söyleyeyim ben buna inanmadım. Olabilir, bir telgraf almış olabilir, fakat bizden fazla bir şey koparabilmek için Hükümetim reddetti, der. Onun için Fethi Bey e rica ettim. Mümkün ise telgrafı aynen okutunuz, dedim. Gelen cevap telgrafı aynen okudu. Fransa Türkiye ile kati surette sulh yapmak istiyor ve bunda çok büyük menfaati vardır. Fakat Fransa hükümeti hudut meselesinde ilk ifade ile tayin ve tespit edilmiş olan hudut üzerinde ısrarlıdır. Eğer Türkiye Hükümeti buna karşı ısrar gösterirse, ne yazık ki müzakereyi keseceğini ve Paris e dönmekten başka bir şey yapamayacağını, ifade etti. Franklin Bouillon tekrar hudut meselesini bizim karşımıza sürdü ve dedi ki bunun üzerine hudut meselesi en son görüşülecek bir mesele olsun. Diğer meseleleri görüşelim, en son hudut meselesi üzerinde anlaşmaya çalışalım. Fransa nın bütün menfaati Suriye üzerinedir. Bunu temin etmediği takdirde beyhude yere Çukurova yı tahliyede bir fayda görmüyor demek oluyordu. İşte bunun üzerine arkadaşlarımız kendisine teklif etti ve hudut meselesini sonraya bırakalım, dedi. Müzakereler tekrar başladı. Diğer şartlar görüşüldükten sonra nihayet mesele hudut üzerine geldi. Arkadaşlarımızın pek mantıklı olarak ortaya koydukları itirazlara karşı bunun olamayacağını beyan ettiler. Bez de tabii ki reddettik. Hiç olmazsa bunun üzerinde bazı değişiklikler yapalım, çünkü Meclis bunu katiyen kabul etmez, dedik. Bu, Musul üzerindeki iddiamızı şimdiden terk ettiğimiz manasına gelebilir. Sonra diğer kısım üzerinde, mademki buradan asker geçireceksiniz, biz de şuradan asker geçirelim denildi. Bütün görüşler dikkate alınarak Franklin Bouillon a arkadaşlarımız tarafından teklif ve tenkitlerde bulunuldu. Bu adam bunu kabul etti, etmedi. Mesela Cezirei İbni Ömer e giden demiryolu hattını aşağı almak için yapılan teklife verdiği cevapta diyor ki Fransa Hükümeti bu demiryolu hattı ile kuzeye giden mıntıkayı tabii işletecektir ve bunun için iki yol vardır. Bunun birisi demiryolu ve diğeri de nehirdir. Binaenaleyh biz nehre uygun olmasını istiyoruz ve olmak mecburiyetindeyiz. Sizin dediğiniz gibi de nehre kavuşmak mümkündür. Ancak benim müttefikim İngiltere Hükümeti bu hattan itibaren Musul Vilâyetinin batı hududunu ele almıştır. Bu takdirde o hududu geçerek İngiliz mıntıkası olan bir mıntıkadan geçmek ve oradan Dicle ye kavuşmak lâzım gelecek ve bu da İngiltere ye harp ilan etmek demektir. Ben bunu yapamam. Onun için İngiliz 56
57 mıntıkasının kuzeyinden Dicle ye ulaşmak istiyorum. Fakat siz Musul vilâyeti üzerinden... Tahakkuk ettirdiğiniz takdirde ben reisinize şifahi teminat veririm ki hudutta ona göre değişiklik yaparım, demiş. Ben cevaben, hiç olmazsa bir mektup versin dedim. Mektup veremem, çünkü İngiltere aleyhinde sizinle ittifak yapmış olurum. Salahiyet sahibi bir delege gibi vereceğim bu şifahi teminatı bir gün siz söylersiniz, hatırlatırsınız, demiş. Bu, laftan ibarettir tabii ki. Efendim netice olarak müzakerede bilhassa Yusuf Kemal Beyefendi bir kaç defa kavga etmiştir. Bilhassa son bir kaç günkü müzakerede hazır bulunamamıştır. Yusuf Kemal Bey girmemiştir, giremem demiştir, artık konuşmam demiştir. Bazı değişiklikleri Fethi Bey vasıtasıyla yaptırmağa muvaffak oldum. Fakat o da bugünkü hale geldi, o da durdu. En son vaziyet şudur, ben anlıyorum ki hudut meselesinde başka türlü hareket etmemize imkân yoktur. Binaenaleyh artık müzakeremizin devamına imkân kalmamıştır. Ben sizin hayrınıza çalışan bir adamım, fenalık etmem. Müsaade ediniz ben Fransa ya gideyim, siz de temsilci gönderiniz, müzakere nihayet bulmasın, orada tekrar devam edelim, burada bu işi bundan başka türlü bitirmek mümkün değildir. Orada devam edersiniz, daha iyi veyahut daha kötü bir netice alırsınız, ona da karışmam, dedi. İşte bundan sonra Hükümet zor bir hususu kabul veya ret etmek karşısında kalmıştır. Bu husustaki mesuliyeti ifade etmeden evvel Yüce Heyetiniz ile görüş alış verişi yapmak kararını verdik. Yüce Heyetinizin fikrini aldıktan sonra tabii müzakere devam edecek ve Franklin Bouillon a diyeceğiz ki, kabul eder misiniz, etmez misiniz? Etmem, olmaz diyecektir. Binaenaleyh müzakere kesilecektir. Ya da kabul edeceğiz ve anlaşmayı imza edeceğiz. Şimdi vaziyetimiz bundan ibarettir. Müsaade buyurursanız bendeniz ufak bir tahlil yapmak istiyorum. Biliyorsunuz ki Franklin Bouillon la ilk görüşmemizde ben kendisiyle ne yapmak istediğimizi sordum. Fransa bir sulh yapmak mı istiyor? Hayır dedi. Fransa Hükümeti bugün sizinle bir sulh yapamaz. Fransa Hükümeti müttefiklerinden ayrılıp sizinle başlı başına bir sulh yapamaz, dedi. Fransa Hükümeti sizinle bir daha harbe girmemek üzere bir şey yapmak istiyor. O halde bu ne sulh, ne ateşkes, muayyen bazı şartlar üzerinde anlaşmaktır. Bu bir sulhun zemini olabilir. Binaenaleyh bugün müsvedde halinde müzakere ettiğimiz bu şeyler, bir anlaşmaya ait şartlardır ve bu husus bu anlaşmanın metninde gayet açık bir surette ifade olunmuştur. Lütfen Efendim, mektubun baş tarafını okursanız pek açık bir surette anlarsınız ki Türkiye ile Fransa Hükümeti arasında kati ve devamlı bir sulh yapılmıyor. Kati ve devamlı bir sulha zemin hazırlamak üzere bu anlaşma yapılıyor. Bu anlaşma neye karşılık olarak yapılıyor? Fransa, Türkiye nin istiklal ve hâkimiyetine dair meselelerde samimi olarak çalışması için yapılıyor. Yani kati ve devamlı bir sulh yapılmıyor, fakat kati ve devamlı bir sulh yapılırken istiklâl ve hâkimiyetimize dair meselelerde Fransız Hükümetinin bize yardım etmesi için yapılıyor. LÜTFÜ BEY (Malatya): Bu nasıl temin edilecek? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Ne olursa olsun, bizim gayemiz budur. Fransa Hükümeti bize çalışacağını vaat ediyor. İşte mahiyeti bundan ibarettir. 57
58 Bazı arkadaşlarımızın dediği gibi, belli bir süresi olmayan bir anlaşmadır. Binaenaleyh belli bir süresi olmayan, asıl mahiyeti bir ateşkesten ibaret bulunan ve kati sulh yapılırken menfaatlerimize, istiklâl ve hâkimiyetimize aykırı olan hususlarda itiraz hakkımız olmakla beraber daima, reddedebileceğimiz bir anlaşmadır. LÜTFİ BEY (Malatya): Mektubun başı bunu temin ediyor mu? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Türkiye'nin haklarına dair meseleleri halletmesi itibariyle, evet. Şimdi bendeniz için olduğu gibi, bütün, arkadaşlarımız için de ölçü, Milli Misakıdır. Milli Misaka uymayan bir anlaşmayı kabul etmeyiz. Şimdi arkadaşlarımızın en çok düşünecekleri mesele ve tetkik edecekleri mesele hudut meselesidir. Hududu iki noktayı göre mütalaa etmek lâzımdır. Birisi, Milli Misaka uymasıdır. Evvela birinciyi tetkik edelim. Milli Misaka göre hudut meselesinin hiç bir tezat teşkil edecek noktası yoktur. Birinci maddeyi okuyacak olursak, Arapların çoğunlukta olduğu yerlerde anlaşmanın imzalanmasından sonra işgal altında kalan yerlerin vaziyeti, ahalinin serbestçe referandum yapılması ile belli olacaktır. Dini ve ırki Osmanlı, İslam çoğunluk hiç bir vakit parçalanma kabul etmez. Bir ateşkes hattı düşünülüyor. Ateşkes hattı, milli hudut gibi tasavvur ediliyor. Ateşkes hattı nedir, var mıdır böyle bir hat? Yoktur. İBRAHİM BEY (Mardin): Düşmanın girmediği yerler. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Hayır, ona ateşkes hattı denmez. Malûmunuzdur ki İstanbul Hükümetine teklif ettim. Ordumuz düşman ordusuyla karşı karşıya bulunuyor. Bir ateşkes hududu göstermeyi ben bizim için faydalı görüyorum. O zaman zannederim Harbiye Nazırı İzzet Paşa idi. O bana, çizilmiş, tespit olunmuş, kâğıda geçmiş hiç bir ateşkes hududu yoktur, dedi. Yalnız biz Erzurum Kongresini yaparken, anavatanı düşünerek bir hudut olması lâzım gelir, dedik ki hâkim bulunduğumuz hat bizim hududumuzdur. İskenderun üzerinden doğuya doğru uzanan yerlerde benim kuvvetlerimin süngüsünün hâkim olduğu hattı, ben pekâlâ bilirim. Bu emperyalist, istilâcı bir ifadedir, dediler. Zaten Wilson prensiplerine göre bir hudut göstermek lâzımdı, milliyet prensiplerine dayalı bir şekilde olmadı. Bir ifade bulalım. Milli hududumuz nedir? Türklerle ve bizimle mukadderatımızı paylaşmış olan Kürtlerle meskûn olan yerleri, bizim milli hudutlarımız içinde kalmak lâzım gelir mi? Hayır, hayır. Bu pek geniş olur. Bizim milli hududumuz, bize mesut ve bağımsız yaşayabileceğimiz bir milli hudut olur ve menfaatlerimize uygun çizdirebileceğimiz hudut hangisi ise, işte o milli hududumuz olacaktır. Yoksa açık bir şekilde çizilmiş bir hudut... VEHBİ BEY (Karesi): Ateşkes imzalandığı zaman yabancı orduların işgali altında kalan, işgal dışında kalan hattır. Milli Misaka göredir. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Arz edeyim Efendim, Malûmunuz İskenderun bölgesinden İran'a kadar, ne bizim ve ne de düşmanın kuvvetli olduğu mıntıkalarda bulunabilir. Buyurduğunuzu dikkate almak lâzım gelirse o zaman 58
59 düşmanın kuvveti falan yerde, oradan ilerisi işgal altında değildir. Fakat düşmanın işgalinde kalmış olan ateşkes hattı İSMAİL SAFA BEY (Mersin): İskenderun mıntıkasında yoğun bir Türk nüfusu var mıdır, bizim milli hududumuz olacak kadar? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): O başka bir meseledir. Bu hudut Milli Misaka dâhil değildir. Milli Misakımızda muayyen ve müspet bir hat yoktur. Kuvvet ve kudretimizle tespit edeceğimiz hat, hudut olacaktır. Hiç bir mana ifade etmez. Biz zaruret dolayısıyla İSMAİL SAFA BEY (Mersin): Milli Misakı yanlış anlıyoruz. Zannediyoruz ki yoğun bir şekilde Türk olan yerler Milli Misak dâhilindedir. Bir zaruret dolayısıyla Adana'yı da terk etseydik Milli Misaka uygun sayacak mıydık? Neden Batum u bıraktık? Milli Misaka muhalif hareket etmedik mi? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Beyefendi Hazretleri bu hududun Milli Misaka ait maddesiyle tezat teşkil edip etmeyeceğini söylüyorlar. Milli Misaka aykırı olmadığını söylüyorum. Kuvvet ve kudretimizin imkânları derecesinde tespit edeceğiz. Efendim, İskenderun'da bizim kuvvetimiz vardı. İngiliz ve Fransızlar derhal oradan çıkacaksınız, dediler. Orasını düşman eline vermeye razı olmuşlardır. Binaenaleyh İskenderun da düşmanın işgalinde işgalindeydi. İSMAİL SAFA BEY (Mersin): Adana'da da öyle olmuştur. Süngü süngüye bulunduğumuz bir sırada düşman işgale muvaffak oldu. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Şimdi Safa Bey, iddia ettiğiniz gibi hududun haricinde bulunan İskenderun ve Antakya gibi yerler vardır. Fakat yazık değil midir ki böyle çoğunlukla Türk olan yerler Milli Misak dâhilinde olduğuna delil değildir. Bir kayıt ile hududun güneyinde bırakılmış olmasını ben şahsen o kadar mühim görmüyorum. Biliyoruz ki oradaki ahali buraya üye göndermişlerdir. Hepimizin eline birer vesika verilmiştir. Azami olarak bize verdikleri salahiyet bundan ibarettir. BİR MEBUS BEY: Efendim bu anlaşma hakkında Ruslar nasıl düşünmektedir? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Acaba Ruslar nasıl düşünüyor? İhtimal bunu merak edenler vardır. Müsaade ederseniz buradan bahsedelim. Geçenlerde, üç, beş gün evvel Rusya Büyükelçisi benden bir görüşme talep etti. O gelmek istedi, ben gittim. Kendisi bana açık ve kati olarak dedi ki Fransızlar iki şart ortaya sürmüşler. Bunlardan birisi, Türkiye ile Rusya ittifakının bozulmasına dair. İkincisi, Kafkasya'da eski emperyalist hükümetlerin iadesine dairdir. Ben, böyle bir şey olmamıştır ve o adam da böyle bir şey söylememiştir. Bu söylediğime kanaat getirdi. Ben, ikimiz şahsen görüşelim, iki arkadaş gibi. Senin da şahsen ve Hükümetin adına düşüncelerinizi anlamak istiyorum dedim. Dedi ki beni gayet müşkül bir mevkide bıraktın, binaenaleyh ben söylemek mecburiyetindeyim. Efendim, belki iki üç saat devam eden bir sohbetimiz oldu. Şunları sordu. 59
60 İstanbul'un vaziyeti nedir? Memlekette dâhili vaziyetiniz nedir? Sonra mali, iktisadi ve askeri vaziyetiniz nedir? Bunların bazılarını bilirim, bazılarını bilmem, dedi. İşte bunların hepsine vereceğiniz cevaplar, bu anlaşma karşısında alacağınız tavrı tayin eder, dedi. Hülâsa ve netice olarak ben diyebilirim ki anlaşmak lazımdır, bu bizim yaptığımız şeyler bir prensiptir, dedi. Kendisi Rusya aleyhinde olmamak şartıyla bizim bu şekilde daha kuvvetli olacağımıza inanmaktadır. VEHBİ BEY (Karesi): Müsaade buyurunuz bir şey arz edeyim. Malûmunuz daha birçok mevzu müzakere edeceğiz. Bu müzakerede bulunan arkadaşlar yorgun. (müzakere kâfi, sesleri) YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Müsaade buyurursanız bendeniz bir şey arz edeceğim. Şimdiye kadar ısrar edilmesi icap eden, değiştirilmesi lüzumlu birtakım noktalar ortaya çıktı gibi geliyor. Bu noktalarda ısrar edelim. Yalnız görüşmenin bir kaç türlü zorluğu var. Birisi, mesela bunların Dışişleri Komisyonunda görüşülmesi lazımdır. İkincisi, şimdiki Delege Heyeti ile... (önergelerimiz var, sesleri) Önerge filan kabul etmem. Meclisin bize karşı emniyeti vardır. Onun için bendeniz arz ediyorum. Bize hakaret olur. Biz istifa ederiz. Paşa Hazretlerinin başkanlığında, Ferit Bey ve daha birçok arkadaş alalım. Tekrar bir daha görüşelim. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Delege Heyeti, imza heyeti değildir. Ben arz ediyorum. Bu ehemmiyetli bir iştir. Bizim düşünemediğimiz noktaları bize izah edecek, Delege Heyetinde müşavir olamaz. YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Sonra Delege Heyeti meselesinde bendenizin salahiyetine müdahale edilmiş olur. Yalnız kalabalık olmayalım. Bu işte çok delege olmaz. Heriflerle karşı karşıya geldiğimiz zaman, Paşa Hazretleri bulunduğu zaman Heyette müşavir bulunmasın. Başka şekil vermek doğru değildir. Bu kâfidir. HÜSREV BEY (Bolu): Ferit Bey, Münir Bey gidip görüşseler olmaz mı? Bu suretle Dışişleri Komisyonunda müzakere yapılabilir. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Dışişleri Vekâletine ya emniyetiniz vardır, ya yoktur. Burada en zor noktaları zannediyorum ki çok evvel düşünmüşlerdir ve tenkit etmişlerdir. Böyle olmakla beraber daha faydalı olacak arkadaşlar varsa onları gönderelim. Ötekiler derhal çekilsinler. Diğerleri idare etsin. Mevcut arkadaşlar buna hazırdırlar. Hatta Dışişleri Vekâletinden çekilmek en büyük nimettir. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Müzakereyi kâfi görenler el kaldırsın... (söz isteriz, sesleri) MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Arkadaşlar bu meselenin bu tarzda münakaşası pek çok uzayabilir ve bundan bir netice çıkmak çok zordur. Meclisin düşünceleri anlaşılmıştır. İtiraz edilen noktalar tamamen belli olmuştur. 60
61 Binaenaleyh delegelerimiz bu noktalar üzerinde daha fazla menfaat temin etmek üzere müzakereye devam etsinler. Artık hiç bir şey yapmak imkânı kalmadığına kani oldukları zaman, bu iki üç gün içinde onun üzerine son kararımızı veririz ve artık şimdilik bunun müzakeresini kâfi görelim. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Reis Paşa Hazretlerinin izahatını kâfi görüp teklifi kabul edenler el kaldırsın. Kabul edilmiştir EKİM 1921: GİZLİ OTURUMDA MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN AÇIKLAMALARINA DEVAM ETMESİ VE FRANSIZLARLA YAPILACAK ANLAŞMA METNİNİN KABUL EDİLMESİ (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 96.Birleşim, Gündem: 2/1) Fransa Hükümeti ile yapılacak anlaşma için yapılan görüşmelerin sonuna gelinmiş ve her iki taraf delegeleri tarafından bir anlaşma metni hazırlanmıştı. Mustafa Kemal Paşa bu metni Meclise sundu ve açıklamalarda bulundu. Anlaşma metni her iki devletin hükümetleri tarafından milli meclislerinde kabul edildikten sonra yürürlüğe girecekti. İleride Ankara Anlaşması adını alacak olan bu anlaşma ile sadece Fransa ile ateşkes yapılmış ve Suriye sınırı çizilmiş oluyordu. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Buyurun Paşa Hazretleri. MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara): Arkadaşlar, son celsede vermiş olduğunuz karar gereğince Franklin Bouillon ile tamamen uyarılarınız da dikkate alınarak müzakereye devam olunmuştur. Müzakereye devam eden arkadaşlar Yusuf Kemal Beyefendi Hariciye Vekili sıfatıyla ve Fevzi Paşa hazretleri de hazır bulundu. Müzakereyi olduğu gibi özetleyeceğim. Kendilerine dedim ki şimdiye kadar cereyan eden müzakereler neticesinde tespit olunabilen şekiller pek de tatminkâr görülmüyor. Binaenaleyh Meclisimiz tarafından daha büyük bir itiraza maruz kalmamak için o şekli olduğu gibi Meclise arz etme mecburiyetini hissettim ve Meclis o anlaşma müsveddesi üzerinde ve özellikle bazı noktalar üzerinde pek sert tenkitlerde bulunmuş ve bu şekliyle kabul edemeyeceği hissini göstermiştir. Gerek biz şahsen ve gerek Meclis bizimle Fransa arasında biran evvel hakiki bir sulh ve ateşkesin yapılmasına taraftardır. Ancak milli menfaatlerimizden vazgeçmemek bizim vazifemiz ve vicdani mecburiyetimizdir. Altıncı maddeden başlamıştım. Tam bir umumi af bahis mevzudur. Oraya şahsi hakları almayalım, dedim. Bu affın Antakya ve İskenderun a dâhil olmaması lüzumundan bahsettim. 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (16 Ekim 1921), 1.Dönem, c.2, s , 61
62 Sekizinci madde İskenderun ve Antakya havalisi için pek büyük ve sert ve kabulü mümkün olmayan hususlar olduğunu söyledim. Dokuzuncu madde de hudut meselelerine aittir. Bunun bu şekliyle kabul görülmediğini söyledim. Sonra onuncu madde de mezar meselesi vardı. Müfit Efendi hatırlamıştı. Onuncu madde de Sultan Osman ın kabir meselesi hakkında tenkitlerini söylemişti. Burası yalnız bir mezardan ibaret midir? Tabii bunun etrafı da olması lâzım gelir. Onu hatırlatmıştım. Sonra on birinci madde ki demiryolu meselesidir. Oradaki şirketle asker nakli meselesini katiyen kabul etmediğimizi ifade ettim. Sonra on ikinci madde ki muayyen sancaklar hakkında münasip bir vergi meselesidir. Halep arasında bir vergi kabul etmeyeceğinizi söyledim. Franklin Bouillon bu tenkitleri dinledikten sonra uzunca bir konuşma yaptı. Konuşmasından anlaşılan, üzgün olduğunu, işaret ettiğim noktalarda değişiklik yapmaya pek de muktedir olamayacağını, salahiyeti bulunmadığını ifade etti. Fakat bu umumi sözlerden sonra tekrar onun söylediklerine karşı ben de maddeler üzerine yeniden mütalaada bulunacağını söyledim. Bize ne vereceksiniz, dedim. Cevaben dedi, daha evvelce bu mektuplar gelip, giderken İzmir in, Trakya nın iadesinde çalışın, demiştik. Biz bunu yapacağız, fakat müttefik bulunduğumuz devletlere karşı Trakya ile İzmir in iadesi hususunda resmi bir söz veremeyiz. Size senet vermeye cesaret edemeyiz, demişti. Cevaben, ben de bunun madde olarak anlaşmaya konmasını teklif etmiyorum, baş başa görüşmeliyiz, anlaşmalıyız, dedim. Bugün Fevzi Paşa Hazretleri yalnız bu mesele hakkında kendileriyle görüşmek üzere gitmişti. Sonra Efendim, ön dördüncü maddede ittifakla kaydı vardı. Meclisimizde edildiği için biz onu kabul etmek istemiyoruz, kaldıralım, dedik. Maksadımız Halep'i susuz bırakmamaktır, dedik. Onun yerine doğrudan doğruya komşular arasında hallolunur şeklinde hususi bir şekil ve mahiyet verebiliriz dedim. Maksadımız Halep'i müşkül bir vaziyette bırakmamaktır. Birçok münakaşadan sonra biz size teklif etmiyoruz ki aramızda gümrük olmasın. Aramızda gümrük olacak. Gümrüksüzlüğü biz de düşünmediğimiz için itirazınızı dinleyeceğim, dedi. Ben de dedim ki mademki iki hükümeti dost olarak telakki ediyorsunuz. Bir hükümet dost olan bir hükümetle ne yaparsa öyle yapalım. O halde umumî olarak böyle bir madde koyalım. Yani bu anlaşmayı imzalandıktan sonra Türkiye ile Suriye arasında bir gümrük anlaşması yapmak üzere bir komisyon kuracağız. On birinci madde demiryolu hattına aittir. Arkadaşların en çok mahzurlu gördükleri, hattın ve istasyonların güvenliği imtiyaz sahibi şirketle Türk zabıtası tarafından temin olunması oldu. Hat bizimdir, muhafazası bize aittir, dedik. Neticede öyle oldu. Sonra Fransa Hükümeti demiryolundan askeri nakliyat yapılır, kaydı vardı. Buna itiraz ettik. Bir defa dedik, Fransa Hükümetinin bizim memleketimizde, bizim arazide bizim memleketimizdeki demiryollarında askeri nakliyatına müsaade edemeyiz. Çünkü Fransa bu demiryolundan askerleri nereye nakleder? Farz edelim ki aleyhimize değildir ve güneye nakledecek. Yine Müslüman kardeşlerimize karşı sevk edecektir. Çok uğraştık, neticede bundan vazgeçirmenin mümkün olamayacağını görünce, yalnız Fransa Hükümeti kaydını kaldıralım ve bilmukabele biz de kendi askerimizi sevk ve nakledebilelim, dedik. Bunu kabul 62
63 ettiler. Ancak vaziyeti kurtarmak itibariyle Fransa Hükümeti kaydını kaldırdık. Türkiye ve Suriye dedik. Bunda da bunu yaptırabildik, Efendim. FERİT BEY (İstanbul): Süre meselesi bahis mevzu oldu mu? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Süresiz sevk edeceğiz. Yani biz orada bulundukça asker sevk edeceğiz. Siz niçin asker sevk edeceksiniz? Biz de dedik ki her halde Fransızlara karşı asker sevk etmeyeceğiz. Burada açık konuştuk. Sonra en esaslı hudut meselesinde çok söz söylendi. Franklin buna muktedir değilim, çünkü daha evvel bahis mevzuu oldu, siz itiraz ettiniz, dedi. Bunu Fransa ya yazdım. Aldığım cevabı da biliyorsunuz. Bu hudut meselesini kabul ettiremediğimiz takdirde vazifeniz geri dönmektir, cevabını aldım, ona dair hiç bir şey yapamam, dedi. Ben de dedim ki sizin maksadımızı tamamıyla anladık. Fakat siz ısrar ederseniz, hakikaten yapacak başka bir şeyimiz kalmaz. Ben şahsen düşünüyorum, Meclisimiz bunu kabul etmez, dedim. Şimdi bizim çizdiğimiz hat malum bir yoldur ki aşağı yukarı böyledir. Nispeten bizim lehimizde. İşte budur arkadaşlar, azama değişiklik budur. Sonra efendim, sekizinci madde İskenderun ve Antakya hakkında bir maddedir. Bu İskenderun ve Antakya'yı tamamen bize ilhak edeceğiz. Bunu parçalayamayız. Esas davamız bundan ibarettir. Bunu tabii parçalayamayız. En nihayet dedim ki orada müstakil bir Türk Hükümeti teşekkül etmelidir. Bunu yapamayız, dedi. Bunun üzerinde biraz münakaşa oldu. Yapamayız dedi. O sırda Yusuf Kemal Bey Briand'ın sözlerini hatırlattı. Onlara karşı cevap verdi ve doğru dedi. Hakikaten milliyet esası üzerine bir hudut yapmayı Briand da söyledi, ben de söyledim. Tekrar ediyorum, benim de istediğim budur. Yaptığımız hudut işte o huduttur. Fakat Briand bu nutkunda milliyet esasına dayalı hudut yapacağız, dedi. Diğer nutkunda da İskenderun limanını da askersiz mıntıka yapacağız, diyor. Orada asker, silah bırakmayacağız. Bunu size veririz ve kendilerine mahsus bir şey yapmayı taahhüt ederiz, dedi. En nihayet dedim ki pekâlâ orada bir bağımsız idare kurulmasını teklif ediyoruz. Bunu belki yapar. Fakat bugünden kâğıt üzerine yazıp ilan edemeyiz. Çünkü İskenderun ve Antakya'da bunu ilan ettiğimiz gün Halep'te, Şam'da isteyecek. Halep galeyan edecek, Şam yapacak. Suriye'de bizim aleyhimize büyük bir hareket olacaktır. Bunu maddeten, Bütün yapacağı şeyler görüşüldükten sonra şöyle bir neticeye vardık. İskenderun ve Antakya da Fransa Hükümetinin bir hususi idare kurmasına razı değiliz. Birtakımı haklarımız vardır ve bugün biz bu haklarımızdan vazgeçmiş değiliz. Bu haklarımızı saklı tutuyoruz. Suriye üzerindeki haklarımızdan vazgeçmiş değiliz, dedik. Tabii o ayrı bir şey, onu ayrıca görüşürüz, dedi. Biz o havalinin Fransa Hükümetlinin idaresine geçmesine sebep olacak bir maddenin yazılmasını kabul edemeyiz. Binaenaleyh İskenderun ve Antakya'da bir hususi idare kurulacak, Arapça ve Fransızca resmi lisan olacaktır ifadesini kaldırdı. Bir hususi idare kurulacaktır, Türkçe resmi lisan olacaktır ve Türk memurları tarafından idare olunacaktır, ifadesi konuldu. Yani mutasarrıf, kaymakam Türk olacak. Resmi lisanı Türkçe olacak. Mektepleri ise Türk mektebi olacak. Yapılmış olan şey budur. Yani orada bir Türk mevcudiyeti gösterilecektir. Türk Bayrağı çekilsin diye ısrar ettik. 63
64 Bunu şimdi kabul edemem, dedi. En çok size söyleyebileceğim bir şey var, orası kendine mahsus bir bayrak yapacaktır. Burasına da kayda geçiremem, dedi. Delegelerimiz resmen görüşürlerken tutanağa geçirebiliriz ve yapacağız, dedi. Ben o vakit fazla ısrar etmedim. Bunlar bayrağı yaparlar, belki bir tarafına bir ay yıldız koyar, fakat bir düğer tarafına da Fransız bayrağı koyarlar. Hülasa cesaret edemedim. Doğrusu o kadar ısrar etmek istemedim. Transit meselesi vardır. Fakat bunları burada bahis mevzuu etmedik. Mademki taraflar bir gümrük anlaşması yapacaktır, o vakit hallederiz, dedik. Şahsi haklar hariç kalsın, dedik. Ben bunun uzmanı değilim, aklım ermiyor. Size bir vaatte bulunmaktan ya da en az düşündüğümüz bir maksadımız, biran evvel sulh ve sükûnun teessüs edebilmesidir. Böyle şahsi bir takım davalar icat olunabilir. Lakin sizin de söylediğiniz hepsinin önlüne geçmekten ibarettir. Mamafih sizin de söyledikleriniz doğrudur. Ben salahiyetli olmadığımdan bunu da ben kabul edemem. Sonra İskenderun ve Antakya yı da içine almasında ısrar ettik. Dedik ki İskenderun ve Antakya havalisinde insanlar tamamen bizim kardeşlerimizdir ve tamamen bu maksat için, bizim maksadımız içlin çalışmaktadırlar. Halen bu maksada itibar ettiklerinden dolayı kanuni ve siyasi tahkikata tabi olmalarına muvafakat edemeyiz. Buna dair söz verilmeyiz ve maddeye koyamayız, dedi. Maddeye koymak için söylediği mahzur, burası Fransızların silahla haklim oldukları bir mıntıkadır. Prensip olarak Fransa'nın Hükümetinin silahla hâkim olduğu mıntıkada tahakküm kabul edemem diyor. Yapılacak böyle, diyor Efendim. Şimdi arkadaşlar, malumunuz bu müsvedde sizlere takdim olunduğu zaman ikinci maddede, iki devlet aralarındaki harp halinin sona ereceğini beyan ederler, denilmektedir. Bu anlaşmanın imzasından itibaren harp hali son bulacağı için tatbikata başlanacaktır. Şimdi pek mühim olmamakla beraber, onlar için bazı esaslı ve mühim olduğu düşünülen bu değişikliği yapmaktan vazgeçilmiştir. Franklin Bouillon imza atma salahiyetinden mahrumum diyor. Bu ufak değişikliği de ben şahsen kabul ettim ve artık her şey görüşülmüştür. Ben Perşembe günü gitmek mecburiyetindeyim. Fazla görüşmeğe de lüzum yok. Ona göre nasıl uygun görürseniz hareket edeyim. (gürültüler) Şimdi yani bir anlaşma yapıp bunu bunu hükümetlerin tasdikinden sonra uygulamaya koymak... Tabii ben şahsen titizlendim. Şimdi bunu kabul ederiz. Biz bugün bu şartlarına göre uygun görürüz. Fakat dört ay sonra bunun belki mahzurlarını görürüz. Hemen tatbik olunacaktır diye bazı mahzurlara göz yumuyoruz. Hemen tatbik olunmadıktan sonra hakikaten endişe verici bir mesele karşısında kaldık. Bunun üzerinde biraz münakaşa yaptık, Bir netice alamamıştık. Onun üzerine bazı arkadaşlar bu mesele üzerinde bu adamla görüştüler. Bu adam diyor ki ayrıca bir madde koyalım. Bu anlaşmayı Fransa Hükümeti kabul ettikten sonra yürürlüğe konulacaktır diyelim. Bir cümle ilave ettik. Günü de ilave ettik. Fransa Başvekili on beş gün içinde imza edecek. Bu Fransa Hükümeti tarafından kabul edilirse ve bizim Hükümet de kabul ederse, size sunulacak. Siz kabul ederseniz, anlaşma yürürlüğe girer. Efendim, silah meselesi hakkında Fevzi Paşa görüştü. Bu imza olunup yürürlüğe konulduktan sonra, biz silah ve malzeme vereceğiz, her şey vereceğiz, dediler. Bunun için 64
65 miktar tayin ediniz. Ne kadar silah ve ne cins istiyorsunuz? Fakat bedava verilmeyecek. Bunun için uygun bir yol bulunacak. Şimdi biz peşlin para vererek alıyoruz, avansla alıyoruz. Buna da bazı şeyler söyledi. Şimdi siz veremezsiniz, bir sene sonra, iki sene sonra verirsiniz, dedi. Ancak bunu Hükümet olarak değil, tüccarlar vasıtasıyla yaparız, diyor. Zannederim Maliye Vekili Beyefendi de bir şekil arıyordu ki buna karşı nasıl bir şekil gösterebiliriz diye. Şimdi arkadaşlar da Yüce Heyetinize bu izahatı vermeden evvel Hükümet ile de bu maddeler üzerinde mütalaa ettik. Netice olarak bu anlaşmada birçok mahzurlar olduğunu itiraf ediyoruz. Ancak bütününde asıl davamıza zarar verecek bir şekil olduğunu düşünmüyoruz ve böyle bir şekil kabul ettiğimize kani değiliz. İkincisi, bu anlaşmayı kabul etmekle umumi menfaatimize pek büyük hizmet olacağı kanaatindeyiz. Batı iler siyasetimizde ve hatta Rusya ile siyasetimizde faydalar temin edecektir. Üçüncüyü de arz edeyim Efendim. Davamıza zarar vermemek şartıyla ufak, tefek mahzurlar, bizi sarsacak mahiyette değildir. Bu mahzurlarla beraber bu anlaşma ile Ordumuz daha kuvvetli olacaktır. Bu bir müsamaha anlaşması değildir, siyasi bir anlaşmadır. Ben kendi kanaatimi, kendi vicdanımın sesini arz ediyorum. Bunun bütün mesuliyetini üstüme alarak söylüyorum. Bunu yapmakla bütün Memlekete, Orduya ve Millete, geleceğimize hizmet edeceğimize inanıyorum. Tasvip sizindir. Yusuf Kemal Bey den rica ederim. Bu değişikliği görüşmemişlerdir esas itibariyle. Bunu yazdılar onu aynen okurlar, sonra yazarlar. Yarın imza ederler. Fransa Başvekili Brian ın Amerika seyahati vardır. Herif bir ay, iki ay da oyalaması muhtemel ve muallâkta kalabilir. Bu düşebilir ve esele kalabilir. Bunu kabul etmekte bugün için bir mahsur yoktur, fayda vardır. Nasıl arzu ediyorsanız öyle olsun. HACI HAYALİ EFENDİ (Urfa): Paşa Hazretleri bu hududu on kilometre kadar güneye atmak mümkün değil mi? MUSTAFA KEMAL PAŞA (Devamla): Çok çalıştık, mümkün olamadı. Hudut meselesi hakkında diyor ki bu hudut, hudut değildir. Sizin için de bizim için de kötüdür. Hudutların yalnız bir mahiyeti vardır. Ya birilerimizle düşman veya dost olacağız. Bu iki şıktan başka manası yoktur. Sizin de niyetiniz dost olmak ise, o vakit bu hudut iyidir. Bu hudut sizin için iyidir. Çünkü her zaman bir hadise, fırsat ortaya koyarsınız. İSMAİL SAFA BEY (Mersin): Muhterem arkadaşlar, bugün yeminlerimize sadık olduğumuzu gösterecek bir gündeyiz. Elimizde tek bir askerimizin olmadığı bir günde bütün Dünya zulmün karşı hakkımızı müdafaa için bir program çizmiştik. Bunun adına Milli Misak demiştik. Türklerin yaşadığı yerler Milli Misakımızın dâhilindedir ve milli hudutlarımızın içinde kalması şarttır demiştik. Biz bunu kurtarmak için gelmiştik. Bazı arkadaşlarımız Fransızlarla yapılan anlaşma Milli Misakımıza uygun değildir, diyorlar. Çünkü milli hudutlarımız içinde kalması lazım gelen iki yüz elli bin Türk var. Sonra arkadaşlar, bu iki yüz elli bin Türk bir Anadolu dur ve bir Türkiye dir. Çünkü arkadaşlar nüfusumuzu hesap edelim. Kaç 65
66 milyon nüfusumuz var ki iki yüz elli bini az görüyoruz? Sonra İskenderun un Anadolu ya, Anadolu nun İskenderun'a çok ihtiyacı vardır. Bir kere İskenderun ve havalisi Türk olduğu için, Milli Misakımıza dâhil olduğu içlin bizimdir ve bizden ayrılamaz. Sonra Anadolu yaşamak istiyorsa, iktisaden hür olmak istiyorsa, başka milletler gibi belini doğrultmak, fakirlikten kurtulmak istiyorsa, İskenderunsuz yaşayamaz. İskenderunsuz Anadolu yaşayamaz. Onun için İskenderun Türk olmayıp da Arap olsaydı, Fransız, Alman olsaydı bize yine lâzımdı. Mademki İskenderun hariç kalıyor, mademki bayrağımız aramızdan hariç kalıyor, mademki İskenderun dan ayrılıyoruz, bu anlaşmayı kabul edemeyiz. Sonra arkadaşlar, bir sulha muhtacız diyoruz. Evet, hakikaten muhtacız. Senelerden beri elimizden silah düşmemiştir, senelerden beri güç yükü altında iniliyoruz. Sulha ihtiyacımız var. Fakat bizi ölüm ve sefalet içlimde yaşatmayacak, bir sulha muhtacız. Yoksa bu kadar kan döktükten sonra, bu kadar sıkıntı çektikten sonra ve Memleketimiz taraf, taraf harap olduktan sonra elde edeceğimiz sulh, bizi yarın yine silah ve ölüm karşısında bulundurur. Fransızlar bize böyle bir sulh teklif ediyorlar. Hatta bu kadar bile değildir. Biz, Memleketimiz kurtulsun, ezilen harap olan bir kaç yer elimize geçsin diye biz buna razı olmak istiyoruz, bunu vermiyorlar. Daha düne kadar Fransızlar, memurlarımız, askerlerimiz çekilecek defken, bugün Hükümetim tasdik ettikten sonra, diyorlar. O halde Hükümetleri tasdik etmezse ne olacak? O zaman Fransızlara karşı büyük bir beceriksizlik daha göstermiş olacağız. Yarın Franklin Bouillon Paris e giderek, üzgünüm Hükümetim kabul etmiyor, derse ne olacak? Çünkü arkadaşlar bir Fransız a ihtimal ki bunu burada kabul ettirebiliriz. Fransız esirler elimizde kalmış olsaydı. Bugün onlar da bizim elimizde yok, onları da bıraktık. Ama bizim esirlerimiz onların elindedir. Sevgili Adana mız, Antep imiz hâlâ Fransızların elindedir. Onun için yapılan hatalar kâfidir. YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Rica ederim. SIRRI BEY (İzmit): Ve buna razı olduğumuzu göstermenin belgesi... YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Sırrı Bey, cevap vermeye fırsat bırakmadan taarruza başladı. SERRI BEY (İzmit): Söz söylemeyecek miyiz? YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Kürsüden söylersiniz, ben de cevap veririm. ABDÜLKADİR KEMALİ BEY (Kastamonu): Konuşan arkadaşlarımızın yaman kalplerinin ne kadar vatan aşkıyla, ne kadar kuvvetti ateşlerle yandığını işaret ettiler. Uzun uzadıya söz söylemeyi lüzumsuz görüyorum. Ve yalnız Reisimizin başı ucundaki "İşlerinizde istişare ediniz, danışınız." ayetine uymanın pek büyük neticeler verdiğini görmekle memnunum. Paşa Hazretlerinin verdikleri izahat, bizde öyle bir his yarattı ki Memleketin vaziyetini son seyahatimde de gördüğüm gibi pek uygun görüyordum. Fakat Franklin Bouillon un ikinci madde hakkında yaptığı çevirme hareketi, belki yanlış düşünüyorum, beni düşündürmeğe başladı. Bu ikinci madde zannediyorum ki resmen milli davamızdan vazgeçtiğimizi 66
67 Dünyaya ilana sebep olacaktır. Olabilir ki Briand bunu kabul etmez ve kötü bir netice ortaya çıkar. Bu beni çok korkutuyor. Onun içlin düşünüyorum. Fransız Hükümetinin, senelerden beri hukuk, siyaset ve iktisatta yüksek olan bir milletin temsilcisi olan Franklin Bouillon a lüzum eden salahiyeti vermemiş bulunmasına akıl erdiremiyorum. Biz buradan bir heyet gönderiyoruz ve o heyete salahiyet veriyoruz. Onun için korkuyorum ki bir aksi netice çıkar. Memleketin son ümidi olan Büyük Millet Meclisi ve onun Reisi bir ret karşısında sessiz kalarak mahvolmasın. Memleket bir tarafla anlaşmayı arzu ediyor. Binaenaleyh Franklin Bouillon un salahiyetsiz biri olduğunu sanmıyorum. Eğer öyle değilse, dökülecek kanlar ve yanacak köylerimiz varsa, bunların da aktığını ve yandığını biz de görelim. SIRRI BEY (İzmit): Tam salahiyet görülmemiştir ki anlaşılan. Her delegenin umumiyetle sahip olması lâzım gelen salahiyeti vardır. Yalnız Bekir Sami Bey kendisine verilen sınırsız salahiyeti aşmıştır. Hiç bir delege, hükümetin verdiği salahiyeti aşamaz. Hem de bizi nasıl bir vaziyete bıraktı bu adam? Mütehassıslar, ancak kendisine verilmiş olan talimat dairesinde salahiyetlerini kullanırlar. Bu adam diyor ki benim almış olduğum talimat size evvelce verdiğim hususlara dairdi. Eğer siz bunu kabul etseydiniz derhal tatbik olunacaktı. Çünkü almış olduğum talimata uygun olacaktı. Bana bir takım değişiklikler yaptırdınız ki bunları yapmak salahiyetine sahip değilim. Ben, bu tekliflerin makul olduğuna şahsen kani olduğum için bunu imza etmek mesuliyetini alıyorum. Fakat Hükümetimin de bunu tasdik edeceğine şimdiden bir şey söyleyemem. Yalnız ikinci bir şey temin ediyor ki ben şahsen izahat verdikten sonra mutlaka imza edeceğine kaniim ki imza ediyorum. Onun için de on beş gün müddet veriyorum. Zira benim buradan Paris e gidip Briand a izahat verebilmem on beş günü bulur ve ben çok eminim ki hakiki vaziyeti izah ettikten sonra kabul etmiş olduğumuz şeyleri Briand da kabul eder. Meclisimizin mutlaka tasdik edeceğine inanılabilir ve derhal tatbikata başlanabilir. Ben de bu mesele üzerinde çok tereddüt ettim. Şimdilik böyle bir vaat alınıyor. Bir de aradan beş altı ay geçer. Beş ay sonra şu tarihte bunu kabul etmiştiniz. Tabii bizim vaziyetimiz müşkül olabilir. Fakat inşallah iyi olur. Bugün Meclisimiz tarafından kabul olunursa, bugün tatbikata başlanacağından dolayı kabul edilir. Fransız Hükümeti ve Meclisi tarafından reddolunabilir. Böyle bir ret karşısında kalırsak aleyhimizde değil lehimizdedir. Fransa hükümetinin kabul ettiği şartlar bizim aleyhimize olur. Çünkü Bekir Sami Bey in anlaşmasını reddettik. Biz kabul edelim, onlar reddetsin. Lehimizdedir, aleyhimizde değildir. ABDÜLKADİR KEMALİ BEY: Şu halde imzamız tasdik mahiyetinde değil demektir. SIRRI BEY (Devamla): Hayır şimdi yapacağımız tasdik mahiyetinde değildir. Bilhassa Meclisimiz yürütme meclisi olduğu için bu müzakere yapıyor. Yani sen mesul idin, ben değildim dememek için hepimiz birden bunu tasvip ediyoruz. Bunun resmi muameleleri vardır. Bizim delegelerimiz karşı karşıya parafe ve imza 67
68 edecekler. Ondan sonra hükümetler yarın veyahut bu akşam imza edeceklerdir. Ondan sonra öteki gelip bizim Hükümetimize tasvip ettirecek ve sonra Hükümet gelip Meclise tasdik ettirecek. Ondan sonra iki Hükümet arasında bütün bu bunlar olurken on beş gün sonra Mösyö Briand kabul ettikten sonra Fransız askerlerinin tahliyesine başlanacak. Peki, bu tahliye işi olup bittikten sonra ve Fransa Hükümeti reddederse ne olacak? Daha iyi ya reddetsin. Biz de sonra dilediğimizi yaparız. Fakat biz reddetmeyelim. (gülüşmeler) HACI HAYALİ BEY (Urfa): Antep yanıyor, nasıl kabul ediyorsunuz. Tarih bize lanet eder. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Müzakerenin yeterliliğini oylarınıza sunacağım. Kabul edenler lütfen el kaldırsın. (gürültüler) Müzakerenin yeterliliği kabul edildi. YASİN BEY (Antep): Reis Bey, tutanağa geçsin rica ederim. Urfa nın mebusları dinlenmedi. HAYALİ EFENDİ (Urfa): Düşman Halep i işgal ettikten, Mondros Ateşkesi imzalandıktan sonra Urfa işgal edildi. Birecik Kazası sonra Antep i zor kullanarak işgal ettiler. Teşkilât yapmak yasaklandığı halde, biz teşkilât yaptık. Düşman içimizde bulunduğu halde biz teşkilât yaptık. Hükümet bize silâh vermedi, bir asker vermedi. Bir fişeği bir çeyreğe, bir mavzeri on beş madeni liraya aldık. Fransızlara harp ilân ettik. Kendi kuvvetimize dayanarak düşmanı Suruç'tan çıkardık. Cerablus'a kadar ki Urfa'nın hududu dâhilindedir, Fransızları çıkardık. İşte bugün o livalar, o kazalar Meclis tarafından Fransızlara bağışlanıyor. Bugün o livalar boyun eğilerek Fransızlara veriliyor. Rica ederim hattın o tarafında kalan yerleri almış olan halk nasıl malik olabilir. Fransızlara karşı gönderilmiş olan halk nasıl gönderebilir. İşte Urfa Livası bereketli araziye sahiptir. Bugün bunlar alınıyor. Yaptığımız mücadelenin mükâfatı bumudur beyefendiler? Beyim, bunun mahzurları Suruç a İngilizlerin ilk işgallerinde asayiş yoktur. Asayişi temin için geleceğiz, dediler. Oraya gelmek için hiçbir hakları yoktur. Memlekette asayişi ilân için ilk evvel (gürültüler, devam devam sesleri) Yolları kestiler. (gürültüler) OSMAN BEY (Lazistan): Bunları biliyoruz ne hacet... HAYALİ EFENDİ (Devamla): Efendiler, benim oğlum yaralanmış, yüreğimiz yanıyor. Anlaşma benim memleketimle alakalı. YASİN BEY (Antep): Anlaşma bizim memleketimize alakadar ediyor. Mebusumuz söz söylerken Allah'tan korkunuz da müsaade buyurun, dinleyin. HAYALİ EFENDİ (Devamla): Hükümet kimi gönderdi bizim yardımımıza. Ketkanlı aşireti vardır ki eşkıya adamlardır. Urfa, Birecik yolundan ne kadar tüccar geçtiyse soydular. Hatta kadınların arabalarına kadar el uzattılar. Hayatını aldılar, birçok Müslüman ahaliyi mahvettiler. Bu Aşiretin Reisi Basravinin bir sözünü hatırlatmak isterim. Be kelp oğulları, bir eşek alıyorsunuz, bir de esir alıyorsunuz. Behey eşek 68
69 oğulları, bir eşek alıyorsunuz, bir de esir alıyorsunuz. Behey eşek oğullan, evvelâ esiri öldürünüz. Bu söze göre hareket ettiler. Onun tesiriyledir ki ondan sonra soyulanları hayatlarından mahrum bırakıldılar. Yani evvela öldürüldüler sonra soydular. Beyefendiler Hükümet biraz kendini gösterdi. Hükümet bir yolda Basravi yi yakaladı, hâlâ Diyarbakır da hapistir. Şimdi hudut böyle yapıldığı vakit o havalinin büyük bir kısmı hattın güneyinde kalacaktır. Mütemadiyen Fransızlar teşvik kışkırtacaklardır. Bu Aşiret İngilizlerle birlik oldu, bizimle mücadele etti. İşte bu Aşiret, bugün Fransızlar tarafından onların aleti olacaktır. Nasıl olur da hattın kuzeyinde kalanlar rahat ederler? Sonra bu hat Antep ve Urfa livalarını ikiye böldüğü için bir adamın arazisinin yarısı kuzeyde yarısı güneyde kalıyor. Bir adam bir çiftlik davasından dolayı Fransa'ya mı Türkiye' ye mi müracaat edecek? Bu adamlar arazilerini terke mecbur kalırlar. O hudut boyunda ne kadar ahali varsa silahlanmış Fransızlarla harp etmiştir. Ben adamlarımı silahlandırıp harp ettim. Bugün ben çiftliğime nasıl gidebilirim? Çünkü Fransızlara karşı silahları bırakacağız. Bunların mükâfatı mıdır? Hattın güneyinde bir takım Türkler vardır, Onlar bizim milli istiklâlimizden emin oldukları için silaha sarılmışlardır. Onları kuşkulu bırakmak uygun mudur? Bu şartlar dâhilinde yani hattın güneyindeki adamları kurban vermektir. Çünkü Fransızlar karşısında silah atmışlardır. İşte alın, bunları kurban edin, demektir. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Verilen önergeleri okutuyorum. TBMM Başkanlığına On birinci maddede Pozantı ve Tarsus arasındaki hat kısmının çıkarılmasını Fransız temsilcinin muvafakat edebileceğini ümit ediyorum. Bu hususun Hükümete tebliğini teklif ederim. 16 Ekim 1921 Kars Mebusu Cavit TBMM Başkanlığına Bu meseleye karar verebilmek için bilhassa Doğu Anadolu nun vaziyetine dair malûmata ihtiyaç olduğundan, öncelikle Doğu Anadolu dan gelen üyelerin oraların vaziyeti hakkında izahat vermelerini teklif eylerim. 16 Ekim 1921 Ertuğrul Mebusu Necip 69
70 TBMM Başkanlığına Mesele anlaşılmıştır. Anlaşmanın lâzım gelen noktalarını üyeler itiraz buyurdular ve Meclisin düşüncesini Hükümet anlamıştır. Binaenaleyh müzakere kâfidir. Bu itiraz edilen hususlar hakkında Hükümetin mümkün olduğu kadar azamî fayda temin etmesi ile biran evvel Anlaşmanın kabulünü teklif ederim. 15 Ekim 1921 Lazistan Mebusu Osman Nuri OSMAN NURİ BEY (Lazistan): Bugün Hükümet gelip anlaşma metnindeki değişiklikleri bildirdiler. Yüce Meclis yapılandan haberdar oldu. Müzakereyi kâfi gördünüz. Binaenaleyh anlaşmanın umumi vaziyeti hakkında da Paşa Hazretleri izahat verdiler. Biran evvel uygun bularak Delege Heyetimize salahiyet verilmesi lâzımdır. Düzeltilecek ifadeler vardı. Meclis bir kere hükümetin tespit ettiği şekli görüp, ondan sonra onaylamak hususunda bir karar vermelidir. Fakat ifadelerde bazı noktalar varsa ne vaziyet alınabilir. Bazı mektuplara karşı yazılacak mektuplar vardı. Meclis bir kere dinlemelidir. Başka türlü olamaz. SELAHATTİN BEY (Mersin): Beyefendi, mektepler hakkında Fransa usulü eğitim meselesi kalacak mıdır? YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Öyle bir şey yok. SELAHATTİN BEY (Mersin): Öyle ise cevap veriniz bunun içinden çıkamayız. YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Müsaade buyurunuz ben gönlümden temenni ederim ki bu mesele bahis mevzuu olurken dün Ferit Beyefendi buna itiraz ettiler. Bir sözlük açtık, baktık. Ecole İndustrielle sanayi mektebi diye yazıyor. Fevkalade mahcup oluruz bugün şu kelimeyi, varın şu kelimeyi değiştirin. Biz o adamın karşısında küçük düşürüyor. Rica ederim, bu meseleyi hallederiz. Resmi mektepler kelimeleri kaldırıldı, onun yerine meslek mektepleri kondu. (biz Fransızların mekteplerini istemiyoruz, sesleri) Bunu ancak filan mektep deyiniz, ben de ona göre talepte bulunayım. Bütün itirazlarda Dışişleri Vekili cahildir demek vatani bir şey midir? Yoksa rica ederim vatana bir fayda temini midir? Hariciye Vekâletine hiç ihtiyacımız yoktur derseniz o başka. Yüce Meclisinize her şeyi arz ettik. Paşa Hazretlerinin izahatı gibi şimdilik Meclisin itirazlarını dinledik. Meclisin mütalaasını aldık. Bunları görüştük ve anlaştıktan sonra Yüce Meclisinize arz ediyoruz. Aşağı, yukarılı anlaşılan esaslara biz de kendimizce bir şekil verdik. Şimdi okuyun. Yalnız tekrar ediyorum. Bunun imzası için Yüce Meclisten bir müsaade almadıktan sonra ben Fransız delegeleri ile bir şekil veremezdim. Kelimesi, harfi tayin edilmeksizin bir şekil düşünülmez. Onun için eğer bugün Meclis buna imza için salahiyet verirse müsaade ederseniz bu akşam gideceğim. 70
71 HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Anlaşma metninin okunmasını ister misiniz? (hayır, sesleri) Okunmasını arzu edenler ellerini kaldırsın. İSMAİL SAFA BEY (Mersin): Okunsun. Bir daha, beş daha... HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Meclisin bir kısmı okunsun diğerleri okunmasın diyor. Lüzum görüyorsanız okuyunuz. (gürültüler) YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Yüce Meclisinizin arzusu tatmin etmek üzere isterseniz kısaltarak okuyayım. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Okunmasını arzu edenler lütfen ellerini kaldırsın. Okunması arzu edildi. (Yusuf Kemal Bey, Anlaşma taslağını okudu. Bu metin tutanakta yer almamaktadır. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Osman Bey in verdiği önergeyi, Anlaşma metninin kabulüne dair önergeyi kabul edenler ellerini kaldırsın. Çoğunlukla kabul olundu. Böylelikle diğer önergeler reddolunmuş oluyor. YUSUF KEMAL BEY (Devamla): İstirham ederim gayet mühim bir mesele var, arz edeyim. Salahiyet sahibi olmak için ben kendi hesabıma ad okunarak oylanmasını isterim. Böylece kendini göstermek, göstermemek cesaretini gösteren arkadaşlar istedikleri gibi hareket edeceklerdir. (gürültüler) Rica ederim sözümü kesmesinler, elverir ki bence kati bir oy veriniz. Elverir ki usulen... (gürültüler) Yahu insaf ediniz. Ben de sizin gibi Milletin bir mebusuyum. Ne kadar yoruldum. Elverir ki bence kati bir oy veriniz. Yalnız usulen tutanağa geçsin. Rica ederim, mademki Fransız Hükümetinin, Fransa Meclisinin bir anlaşma için bir tasdik hakkı vardır. Yüce Meclisinizin de kabul hakkı ve tasdiki vardır. Ben kanunlarımıza istinaden sizin yasama hakkınız baki kalmak üzere, şimdi bu anlaşmaya imza için izin istiyorum. (verildi sesleri, gürültüler) HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Oylama bitmiştir, celseyi tatil ediyorum. 1 1 TBMM Gizli Celse Zabıtları (18 Ekim 1921), 1.Dönem, c.2, s , 71
72 1 KASIM 1921: DIŞİŞLERİ VEKİLİ YUSUF KEMAL BEY İN FRANSIZLARLA İMZALANAN ANKARA ANLAŞMASI HAKKINDA BEYANATI (1.Dönem, 2.Yasama Yılı, 103.Birleşim, Gündem: 8/1) Ankara Anlaşması, TBMM Hükümeti ile Fransa arasında imzalanan ilk resmi anlaşma oldu. Altı ay boyunca iki hükümet temsilcileri arasında yapılan uzun görüşme ve tartışmaların yanı sıra iki ülke arasında gidip gelen çeşitli anlaşma taslaklarının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu Anlaşma, Ankara Hükümeti nin ilk kez Batılı bir devlet tarafından hukuksal açıdan tanınması nedeniyle diplomatik bir başarıdır. İtilaf devletlerinde görüş ayrılığının başladığının bir kanıtı niteliğindedir. YUSUF KEMAL BEY (Dışişleri Vekili): Efendim, geçende Büyük Millet Meclisi Hükümetiyle, Fransa Hükümeti arasında imza edilmiş olduğunu arz ettiğim Anlaşmayı bilginiz olmak üzere Yüce Meclisinize arz edeceğim. Tarafların delegeleri tarafından imzalanan ve hükümetleri tarafından tasdik edilmiş olan Anlaşma metni şudur. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKÜMETİ İLE FRANSA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA İMZALANMIŞ OLAN ANLAŞMA Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Fransa Cumhuriyeti Hükümeti iki memleket arasında bir anlaşma imzalamak arzusunda bulundukları için, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Dışişleri Vekili Yusuf Kemal Beyefendi Hazretlerini ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti eski Dışişleri Nazırı Mösyö Hanri Franklin Bouillon Hazretlerini delege tayin etmişlerdir. Adı geçenler usulüne uygun olarak ve salahiyetlerini kullanarak aşağıda yazılı hususları kararlaştırmışlardır. 1.Her iki taraf bu anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte aralarındaki savaş durumunun sona ereceğini bildirirler. Durum ordulara, sivil makamlara ve halka derhal bildirilecektir. 2.Bu anlaşmanın imzası üzerine Türk ve Fransız bütün tutuklu ve savaş esirleri serbest bırakılacak ve kendilerini tutuklayan tarafın yapacağı harcama ile gösterilecek en yakın kente götürüleceklerdir. Bu madde hükmü, tutuklama, hapis veya esaretin tarihi ve yeri ne olursa olsun bütün esirler için geçerli olacaktır. 3.Bu Anlaşmanın imzalanmasından sonra en çok iki ay içinde, Fransız kuvvetleri Sekizinci Maddede belirtilen hattın güneyine, Türk kuvvetleri ise aynı hattın kuzeyine çekileceklerdir. 4.Üçüncü Maddede yazılı süre içinde uygulanacak boşaltma ve işgal, her iki tarafın komutanlarınca atanan bir karma komisyonun kararına göre belirlenecek düzenlemelerle yapılacaktır. 5. Her iki taraf, boşaltılacak topraklarda, bu toprakları teslim alır almaz bir genel 72
73 af ilan edeceklerdir. 6. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Milli Misakta açıkça tanınan azınlık haklarının, bu konuda Müttefik Devletler ile onların hasımları ve kimi müttefikleri arasında yapılmış sözleşmelerdeki ilkelere dayanarak kendi tarafından doğrulanacağını bildirir. 7. İskenderun Bölgesi için özel bir idare kurulacaktır. Bu bölgenin Türk ırkından olan halkı, kültürlerinin gelişmesi için her türlü kolaylıktan faydalanacaktır. Türk Dili orada resmi bir niteliğe sahip olacaktır. 8. Üçüncü maddede adı geçen hat aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir: Sınır çizgisi, İskenderun körfezi üzerinde Payas mevkiinin hemen güneyinde olmak üzere seçilecek bir noktadan başlayacak ve yaklaşık olarak Meydan-ı Ekbez e doğru gidecektir. (Demiryolu istasyonu ve Meydan-ı Ekbez Suriye de kalacaktır) Sınır daha sonra Marsova yı Suriye ye, Karnaba ile Kilis Şehrini Türkiye ye bırakmak üzere güneydoğuya doğru kayacak, oradan Çobanbey istasyonunda demiryoluyla birleşecektir. Daha sonra, Bağdat demiryolunu takip edecek ve demiryolu platformu Nusaybin e kadar Türk toprakları üzerinde kalacaktır. Oradan, Nusabyin ile Cezire-i İbn-i Omar arasındaki eski yolu takip ederek Cezire-i İbn-i Omar da Dicle ye varacaktır. Nusaybin ile Cezire-i İbn-i Omar ve yol Türkiye de kalacaktır. Çobanbey ile Nusaybin arasındaki demiryolunun istasyon ve garları, demiryolu platformunun parçalarından sayılarak Türkiye de kalacaktır. Bu anlaşmanın imzasından sonra bir ay içinde söz konusu hudut çizgisini çizmek üzere iki tarafın temsilcilerinden oluşan bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon o süre içinde çalışmalara başlayacaktır. 9. Osmanlı Hanedanı nın kurucusu Osman Gazi nin dedesi Süleyman Şah ın Caber Kalesi nde bulunan ve Türk Mezarı adı ile tanınan mezarı, çevresiyle birlikte, Türkiye nin malı olarak kalacak ve Türkiye orada koruyucular bulundurup Türk bayrağını çekebilecektir. 10. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Pozantı ile Nusaybin arasındaki Bağdat demiryolu kesimine ait imtiyaz hakkının (Concession) ve Adana Vilayetinde yapılmış bulunan kolların bu imtiyaz haklarına bağlı, özellikle işletme ve taşıma ticaretine dair bütün hak, izin ve avantajlar ile birlikte, Fransız Hükümeti in göstereceği bir Fransız grubuna devredilmesini kabul eder. Türkiye Meydan-ı Ekbez den Çobanbey e kadar Suriye topraklarında, Suriye ise Çobanbey den Nusaybin e dek Türk toprakları üzerinde demiryolu ile askeri ulaşım yapma hakkına sahip olacaktır. İlke olarak bu demiryolu kesimi ve kolları üzerinde ayırım gözeten hiçbir tarife uygulanamaz. Gerekirse bu ilkeye aykırı hareket edilebilmesi konusunu iki hükümet birlikte incelemek hakkını saklı tutarlar. Anlaşma imkânı bulunmazsa taraflardan her biri serbestçe hareket edebilecektir. 73
74 11. Bu anlaşmanın tasdik edilmesinden sonra Türkiye ve Suriye arasında Gümrük Sözleşmesi yapılması için bir karma komisyon kurulacaktır. Bu sözleşmenin şartları ve yürürlük süresi bu komisyon tarafından tespit edilecektir. Bu sözleşmenin yapılmasına kadar taraflar hareket serbestliğine sahip olacaklardır. 12. Kuveik suyu Halep Şehri ile kuzeyde Türk kalan bölge arasında adil bir şekilde ve iki tarafı tatmin edecek biçimde bölüşülecektir. Halep Şehri, bölgenin ihtiyacını karşılamak üzere, kendi yapacağı harcamalarla Türk toprağı üzerinde Fırat tan da su alabilecektir. 13. Yerleşik ya da yarı göçebe halktan Sekizinci Maddede tespit edilen hudut çizgisinin her iki tarafında bulunan çayırlardan faydalanma ya da mülkiyet hakkına sahip olanlar, haklarını eskiden olduğu gibi kullanmayı sürdüreceklerdir. Bunlar işletme ihtiyaçları için serbestçe ve hiç bir gümrük vergisi ya da çayır için harç, ne de başka hiç bir ücret vermeksizin, hudut çizgisinin bir yanından öteki yanına, hayvanlarını ve yavrularını, araç ve gereçlerini, tohumlarını ve ürünlerini götürebileceklerdir. Bunlara dair vergi ve harçları oturdukları ülkede ödemekle yükümlüdürler. 20 Ekim1921 tarihinde Ankara'da iki nüsha olmak üzere düzenlenmiştir. Franklin Bouillon Yusuf Kemal YUSUF KEMAL BEY (Devamla): Bu maddelere dair mesela demiryolu maddesinde Türkiye Hükümetinin hakları tamamıyla saklı kalacak ve ilgili şirket tarafından Türkiye Hükümetinden vuku bulacak her türlü talebe karşı Hükümetin haklarını temin edecektir. Yani bu bize temin edilmiştir. Aynı zamanda iki taraf delegeleri arasında bir de protokol imza edilmiştir. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Anlaşma metnini aslı geldiği vakit Dışişleri Komisyonuna havale ederiz. OSMAN BEY (Lazistan): Bendeniz ta Moskova'dan beri Dışişleri Vekili Yusuf Kemal Beyefendinin Memleket hakkında başlayan hayatının böyle milli emelimizi tatmin etmek üzere sulh ile neticelenmesi hususundaki başarısını takdir eder ve Yüce Meclisinizin bu duygularıma iştirak etmesini temenni ederim. (iştirak ederiz sesleri) HASAN BASRİ BEY (Karesi): Tetkik ettikten sonra duygularımızı açıklayalım. HASAN FEHMİ BEY (Başkan Vekili): Perşembe günü toplanmak üzere celseyi tatil ediyorum. 1 1 TBMM Zabıt Ceridesi (1 Kasım 1921), 1.Dönem, c.14, s.24-27, 74
75 (Ankara Antlaşması ile İtilaf devletleri cephesi bozulmuş ve yeni Türk Devleti, Fransa tarafından tanınmıştır. Bu Antlaşma sonunda Güney Cephesindeki savaş resmen sona ermiş, Antep tek mermi atılmadan geri alınmış ve Türkiye'nin Güney sınırı belirlenmiştir. Nihayet bu antlaşma ile Türk milli emellerinin haklılığı ilk defa olarak İtilaf devletlerinden birisi tarafından da resmen haklı görülmüş ve onaylanmıştır. Fakat bu Antlaşma ile Fransa ve Türkiye arasındaki askeri harekât sona ermiş olmasına rağmen, Lozan Konferansında Fransa, İtilaf devletleri safındaki yerini ve durumunu muhafaza etmiştir.) İÇİNDEKİLER 24 NİSAN 1920: MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN MECLİSİN AÇILIŞ BEYANATINDA FRANSIZLARLA YAPILAN TEMESLAR HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ MAYIS 1920: GİZLİ OTURUMDA MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN VE GENEL KURMAY BAŞKANI İSMET BEY'İN FRANSIZLARLA YAPILAN GÖRÜŞMELER HAKKINDAKİ BEYANATLARI TEMMUZ 1920: GENEL KURMAY BAŞKANI İSMET BEY İN, FRANSIZLARLA KARARLAŞTIRILAN ATEŞKES ANLAŞMASI HAKKINDAKİ BEYANATI AĞUSTOS 1920: GİZLİ OTURUMDA TBMM BAŞKANI MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN, CEPHELERE YAPTIĞI TEFTİŞ SEYAHATİNE DAİR BEYANATI EKİM 1920: GENEL KURMAY BAŞKANI İSMET BEY İN CEPHELERİN DURUMUNA DAİR BEYANATI ŞUBAT 1921: ANTEP İN ADININ GAZİANTEP OLARAK DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDAKİ KANUN TASARISININ GÖRÜŞÜLMESİ ŞUBAT 1921: GİZLİ OTURUMDA GAZİANTEP İN FRANSIZLAR TARAFINDAN İŞGALİNİN GÖRÜŞÜLMESİ VE VEKİLLER HEYETİ REİSİ FEVZİ PAŞA NIN AÇIKLAMALARI ŞUBAT 1921: MERSİN MİLLETVEKİLİ YUSUF ZİYA BEY İN, ADANA VE ÇEVRESİNDE FRANSIZLARIN YAPTIKLARI PROPAGANDA HAKKINDA SORU ÖNERGESİ MART 1921: MARAŞTA TEDAVİ OLAN GAZİANTEPLİ GAZİLERE YARDIM YAPILMASI HAKKINDA GÖRÜŞME
76 12 MAYIS 1921: GİZLİ OTURUMDA DIŞİŞLERİ BAKANI BEKİR SAMİ BEY İN FRANSIZLARLA YAPTIĞI ANLAŞMANIN GÖRÜŞÜLMESİ VE İSTİFASI HAZİRAN 1921: GİZLİ OTURUMDA DIŞİŞLERİ BAKANI YUSUF KEMAL BEY İN, FRANSA SEYAHATİ HAKKINDAKİ BEYANATI TEMMUZ 1921: DIŞİŞLERİ BAKANI YUSUF KEMAL BEY İN, FRANSIZLARLA YAPILAN GÖRÜŞMELERE DAİR AÇIKLAMALARI EKİM 1921: GİZLİ OTURUMDA FRANSIZLARLA YAPILACAK ANLAŞMA HAKKINDA MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN BEYANATI...54 Sakarya Meydan Muharebesi EKİM 1921: GİZLİ OTURUMDA MUSTAFA KEMAL PAŞA NIN AÇIKLAMALARINA DEVAM ETMESİ VE FRANSIZLARLA YAPILACAK ANLAŞMA METNİNİN KABUL EDİLMESİ KASIM 1921: DIŞİŞLERİ VEKİLİ YUSUF KEMAL BEY İN FRANSIZLARLA İMZALANAN ANKARA ANLAŞMASI HAKKINDA BEYANATI [email protected] Bu kitabın her hakkı Cengiz Çetintaş' a aittir. Bilgiler kaynak gösterilmek koşuluyla eposta, fotokopi vb yoluyla gönderilebilinir veya çoğaltılabilinir. Ancak bilgilerin tümü dergi, kitap veya benzer şekillerde yayımlanamaz. 76
GAZİANTEP, KAHRAMANMARAŞ, ŞANLIURFA SAVUNMALARI VE ANKARA ANTLAŞMASI
CENGİZ ÇETİNTAŞ TBMM Tutanaklarında Kurtuluş Savaşı: 14 TBMM Tutanaklarında GAZİANTEP, KAHRAMANMARAŞ, ŞANLIURFA SAVUNMALARI VE ANKARA ANTLAŞMASI (1920-1921) http://www.cengizcetintas.com [email protected]
MİLLİ MÜCADELE TRENİ www.egitimhane.com
MİLLİ MÜCADELE TRENİ TRABLUSGARP SAVAŞI Tarih: 1911 Savaşan Devletler: Osmanlı Devleti İtalya Mustafa Kemal in katıldığı ilk savaş Trablusgarp Savaşı dır. Trablusgarp Savaşı, Mustafa Kemal in ilk askeri
İÇİNDEKİLER... SAYFA NUMARASI 1. Genelkurmay Başkanlığının Afyon ve Kocaeli mıntıkalarındaki duruma dair 3 Ekim 1921 tarihli Harp BELGELER
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... BELGELER III SAYFA NUMARASI 1. Genelkurmay Başkanlığının Afyon ve Kocaeli mıntıkalarındaki duruma dair 3 Ekim 1921 tarihli Harp Raporu... 1 2. Ali İhsan Paşa nın Güney
T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük DİRİLİŞİN DESTANI: SAKARYA
1 Kütahya- Eskişehir Savaşı nda ordumuz Sakarya Nehri nin doğusuna çekilmişti. 2 TEKÂLİF-İ MİLLİYE NİN SAKARYA SAVAŞI NA ETKİSİ Tekâlif-i Milliye kararları daha uygulamaya yeni başlandığı için Sakarya
SAYFA BELGELER NUMARASI
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... SAYFA BELGELER NUMARASI 1. 27 Ekim 1922 tarihinde İsmet Paşa nın Dışişleri Bakanlığına ve Fevzi Paşa nın Batı Cephesi Komutanlığına atanması... 1 2. İstanbul daki mevcut
9 EYLÜL 1922 BAKİ SARISAKAL
9 EYLÜL 1922 BAKİ SARISAKAL 9 EYLÜL 1922 Güzel İzmir imizin kurtuluşu, bugün doksan birinci yılına basıyor. Bu mutlu günü anarken, harp tarihinde eşi görûlmiyen Başkomutanlık Meydan Muharebesindeki geniş
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan
BATI CEPHESİ'NDE SAVAŞ
T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK TEOG ÇIKMIŞ SORULAR - 3. ÜNİTE Batı cephesinde Kuvâ-yı Millîye birliklerinin faaliyetlerini ve düzenli ordunun kurulmasını değerlendirir.türk milletinin Kurtuluş Savaşı
Musul Sorunu'na Lozan'da bir çözüm bulunamadı. Bu nedenle Irak sınırının belirlenmesi ileri bir tarihe bırakıldı.
MUSUL SORUNU VE ANKARA ANTLAŞMASI Musul, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanmadan önce Osmanlı Devleti'nin elinde idi. Ancak ateşkesin imzalanmasından dört gün sonra Musul İngilizler tarafından işgal edildi.
Bu durumun, aşağıdaki gelişmelerden hangisine ortam hazırladığı savunulabilir?
1)Birinci İnönü Savaşının kazanılmasından sonra halkın TBMM ye ve düzenli orduya güveni artmıştır. Bu durumun, aşağıdaki gelişmelerden hangisine ortam hazırladığı savunulabilir? A)TBMM seçimlerinin yenilenmesine
KURTULUŞ SAVAŞI CEPHELER
KURTULUŞ SAVAŞI CEPHELER DOĞU VE GÜNEY CEPHELERİ KURTULUŞ SAVAŞI DOĞU VE GÜNEY CEPHESİ DOĞU CEPHESİ Ermeniler XIX. Yy`a kadar Osmanlı topraklarında huzur içinde yaşadılar, devletin çeşitli kademelerinde
Lozan Barış Antlaşması
Lozan Barış Antlaşması Anlaşmanın Nedenleri Anlaşmanın Nedenleri Görüşme için İzmir de yapılmak istenmiş fakat uluslararası antlaşmalar gereğince tarafsız bir ülkede yapılma kararı alınmıştır. Lozan görüşme
SAMSUN BAHRİYE MEKTEBİ
SAMSUN BAHRİYE MEKTEBİ BAKİ SARISAKAL SAMSUN BAHRİYE MEKTEBİ 1880 yılının başında Samsun da açıldı. Üçüncü Ordu nun sorumluluğu altındaydı. Okulun öğretmenleri subay ve sivillerdi. Bu okula öğrenciler
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan
OSMANLI BELGELERİNDE MİLLÎ MÜCADELE VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
T.C. BAŞBAKANLIK DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın Nu: 88 OSMANLI BELGELERİNDE MİLLÎ MÜCADELE VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK A N K A R A 2 0 0 7 1 P r o j e Y ö n e t i c
Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)
Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923) Lozan Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı nı sona erdiren antlaşmadır. Bu antlaşma ile Misak-ı Milli büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Şekil 1. Kasım 1922 de Lozan Konferansı
KURTULUŞ SAVAŞI ( ) Gülsema Lüyer
KURTULUŞ SAVAŞI (1919-1922) Gülsema Lüyer KURTULUŞ SAVAŞI (1919-1922) Mondros Mütarekesi ve Mütareke Sonrası Genel Durum İşgaller ve Kurtuluş Savaşı Hazırlık Evresi T.B.M.M. nin Açılması Düzenli Ordu Hazırlıkları,
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf...
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf... 7 a. Fransız-Rus İttifakı (04 Ocak 1894)... 7 b. İngiliz-Fransız
2018-Inkilap Tarihi ve - Deneme Sınavı 7
2018-Inkilap Tarihi ve - Deneme Sınavı 7 1. Çay da toplanılmıştı. Fevzi Çakmak saldırı planını açıklamıştır. İsmet Paşa saldırıya karşıdır. Yakup Şevki Paşa, milletin varını yoğunu zar gibi atmanın tarihçe
Osmaniye Belediyesi Osmaniye Kent Konseyi Eğitim, Kültür ve Sağlık Meclisi Sayfa 44
9- ATATÜRK OSMANİYE DE İKEN ÇEKİLEN RESİMLERİ BULMA YARIŞMASI PROJESİ Osmaniye Belediyesi Osmaniye Kent Konseyi Eğitim, Kültür ve Sağlık Meclisi Sayfa 44 ATATÜRK ÜN OSMANİYE DE ÇEKİLEN FOTOĞRAFLARINI BULMA
BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi
2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI
L 1 S E ... TURKIYE CUMHURiYETi INKILAP TARiHi VE ATATURKÇULUK KEMAL KARA ÖNDE YAYINCILIK
L 1 S E..... TURKIYE CUMHURiYETi INKILAP TARiHi VE...... ATATURKÇULUK KEMAL KARA Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının 31.05.2006 tarih ve 233 sayılı karan ile 2006-2007 öğretim
TSK'dan Sınır Ötesi IŞİD Operasyonu
TSK'dan Sınır Ötesi IŞİD Operasyonu TSK Müşterek Özel Görev Kuvveti ve koalisyon hava kuvvetleri tarafından Suriye'nin Cerablus bölgesinin IŞİD'ten geri alınması için operasyon başlatıldı 24.08.2016 /
Evrensel Bakış Açısı. Fransız Taburunu Esir Alan
Evrensel Bakış Açısı Gürbüz Evren Fransız Taburunu Esir Alan 44 Kuva-yi Milliyeci Mustafa Kemal önderliğindeki Kurtuluş Savaşı nı küçümseyenler, Sadece Yunanistan ile savaşılmış derler. Böylelikle Yunanistan
Mustafa Kemal Atatürk ün Hayatı
Mustafa Kemal Atatürk ün Hayatı 1881 de Selanik te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Efendi dir. Sırasıyla, Mahalle Mektebi, Şemsi Efendi Okulu, Selanik Mülkiye Rüştiyesi, Selanik Askeri Rüştiyesi,
8. SINIF T C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ
8. SINIF T C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ BİR KAHRAMAN DOĞUYOR ÜNİTESİ KONU ANLATIMI HASAN DOĞAN BİR KAHRAMAN DOĞUYOR M. Kemal 1881 de Selanik te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, Babası Ali Rıza Efendidir.
T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK TESTİ
T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK TESTİ DİKKAT! BU BÖLÜMDE YANITLAYACAĞINIZ TOPLAM SORU SAYISI 0 DİR. ÖNERİLEN YANITLAMA SÜRESİ 40 DAKİKADIR. ) I Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kurdu. ) Mondros Ateşkesi
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de
İÇİNDEKİLER İLKSÖZ... 1
İÇİNDEKİLER İLKSÖZ... 1 BÖLÜM 1: SEÇİLMİŞ KAVRAMLAR BÖLÜM 2: BÜYÜK DÖNÜŞÜM VE OSMANLILAR BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜN İZLERİ...11 DEVRİMLER ÇAĞI VE OSMANLILAR...14 a) Sanayi Devrimi... 14 b) Fransız Devrimi... 17 c)
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan
IV.HAFTA XX.YÜZYIL BAŞLARINDA OSMANLI İMPARATORLUĞU
IV.HAFTA XX.YÜZYIL BAŞLARINDA OSMANLI İMPARATORLUĞU Osmanlı Devleti nin 19. yüzyılda uyguladığı denge siyaseti bekleneni vermemiş; üç kıtada sürekli toprak kaybetmiş ve yeni yeni önem kazanan petrol Osmanlı
İÇİNDEKİLER... SUNUŞ III
SUNUŞ İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER... III BİRİNCİ BÖLÜM SİYASİ, COĞRAFİ DURUM VE ASKERÎ GÜÇLER 1. Siyasi Durum... 1 a. Dış Siyasi Durum... 1 b. İç Siyasi Durum... 2 (1) Birinci Dünya Savaşı Öncesi Osmanlı Devleti
Başbakan Yıldırım, Mersin Şehir Hastanesi Açılış Töreni nde konuştu
Başbakan Yıldırım, Mersin Şehir Hastanesi Açılış Töreni nde konuştu Şubat 03, 2017-5:56:00 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Binali Yıldırım, Mersin Şehir Hastanesi'nin ve yapımı tamamlanan
MUSTAFA İPEK HALİLİYE SÜLEYMANİYE İMAM HATİP ORTAOKULU
1. Buna göre İstanbul hükümetinin tutumuyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir? A) İşgallere karşı çıkılmıştır. B) Teslimiyetçi bir politika izlenmiştir. C) Bağımsızlığımızdan taviz verilmemiştir.
Milli varlığa yararlı ve zararlı cemiyetler
On5yirmi5.com Milli varlığa yararlı ve zararlı cemiyetler Milli varlığa yararlı ve zararlı cemiyetler nelerdir? Yayın Tarihi : 12 Kasım 2012 Pazartesi (oluşturma : 12/22/2018) Cemiyetler-Zararlı ve Yararlı
İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ BENZER SORULAR
İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ BENZER SORULAR TEOG Sınav Sorusu-3 ANABİLİM Ödev Testi 3. Atatürk ün çocukluk yıllarını geçirdiği Selanik şehrinin aşağıdaki özelliklerinden hangisi, şehirde farklı
6 Mayıs 1922 - Başkomutanlık kanunu süresinin meclisçe tekrar uzatılması. 26 Ağustos 1922 - Büyük Taarruzun başlaması
6 Mayıs 1922 - Başkomutanlık kanunu süresinin meclisçe tekrar uzatılması 26 Ağustos 1922 - Büyük Taarruzun başlaması 30 Ağustos 1922 - Başkumandan meydan muharebesi 2 Eylül 1922 - Yunan orduları başkomutanı
TERCİH ETTİĞİN OKOL GELECEĞİNDİR MEVLÜT ÇELİK 8.SINIF KAVRAM HARİTASI. Mevlüt Çelik. T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük
T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük YURDUMUZUN İŞGALİNE TEPKİLER YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM TERCİH ETTİĞİN OKOL GELECEĞİNDİR MEVLÜT ÇELİK 19.yy.sonlarına doğru Osmanlı parçalanma sürecine girmişti. Bu dönemde
2018-LGS-İnkılap Tarihi Deneme Sınavı 9
2018-LGS-İnkılap Tarihi Deneme Sınavı 9 1. Mudanya Mütarekesi, Yunanlıların aslında Osmanlı Devleti nin paylaşımı projesinde bir alet olduğunu, arkalarındaki gücü İngiltere başta olmak üzere İtilâf devletlerinin
BÖLÜKYAYLA ORTAOKULU 8. SINIFLAR İNKILAP TARİHİ DENEME SINAVI
2015-2016 BÖLÜKYAYLA ORTAOKULU 8. SINIFLAR İNKILAP TARİHİ DENEME SINAVI 4- TBMM hükümetinin ilk askeri ve siyasi başarısı A) Londra Konferansı B) Moskova antlaşması 1-) Arkadaşlar kongremizde yurt genelindeki
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ MUSTAFA KEMAL İN SAMSUN A ÇIKIŞI GENELGELER KONGRELER
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ 1919-1922 MUSTAFA KEMAL İN SAMSUN A ÇIKIŞI GENELGELER KONGRELER Milli mücadele Hazırlık Dönemi Kronoloji 19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal in Samsun a Çıkışı 28 Ocak 1919 Havza Genelgesi
Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;
Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : GK. SEÇ. I: BİLGİ TOPLUMU VE TÜRKİYE Ders No : 0310250040 Teorik : 3 Pratik : 0 Kredi : 3 ECTS : 3 Ders Bilgileri Ders Türü
Osmanlı dan Cumhuriyet e Adım Adım!
Osmanlı dan Cumhuriyet e Adım Adım! Eskiden devletimizin adı Osmanlı Ġmparatorluğu idi. Başımızda padişah vardı. Egemenlik haklarımız padişahın elindeydi. Başkentimiz Ġstanbul du. 19 Mayıs 1919 da Mustafa
TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME
TEŞKİLATLANMA VE KOLLEKTİF MÜZAKERE HAKKI PRENSİPLERİNİN UYGULANMASINA MÜTEALLİK SÖZLEŞME Bu sözleşme, ILO'nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmesinden biridir. ILO Kabul Tarihi: 18 Haziran 1949 Kanun Tarih
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi nde düzenlenen basın toplantısında konuştu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi nde düzenlenen basın toplantısında konuştu Ağustos 21, 2017-1:53:00 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde
SELANİK BAŞKONSOLOSUMUZUN KAÇIRILMASI
SELANİK BAŞKONSOLOSUMUZUN KAÇIRILMASI BAKİ SARISAKAL SELANİK BAŞKONSOLOSUMUZ VE KONSOLOSHANE ÇALIŞANLARININ KAÇIRILMASI OLAYI Selanik Konsolosluğumuza her türlü hukuk düveli kavanine muhalif olarak Fransız
Filmin Adı: Şaban Oğlu Şaban. Oyuncular: Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Adile Naşit, Şener Şen. Filmin Yönetmeni: Ertem Eğilmez. Senaryo: Sadık Şendil
1 Filmin Adı: Şaban Oğlu Şaban Oyuncular: Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Adile Naşit, Şener Şen Filmin Yönetmeni: Ertem Eğilmez Senaryo: Sadık Şendil Müzik: Kemani Sebuh Efendi- Kürdilihicazkar Longa Filmin
Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;
Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : A.SEÇ.ATATÜRK İLK.VE İNK.TAR.SEMİNERİ Ders No : 0310400249 Teorik : 2 Pratik : 0 Kredi : 2 ECTS : 3 Ders Bilgileri Ders Türü
Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS
DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ATATÜRK İLKELERİ VE İNKİLAP TARİHİ I AI0 2 + 0 2 2 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze /
1895: Selanik Askeri Rüştiyesi ni bitirdi, Manastır Askeri İdadisi ne girdi.
ATATÜRK KRONOLOJİSİ 1881: Selanik te doğdu. 1893: Askeri Rüştiye ye girdi ve Kemal adını aldı. 1895: Selanik Askeri Rüştiyesi ni bitirdi, Manastır Askeri İdadisi ne girdi. 1899: Mart 13: İstanbul Harp
Gazi Ahmet Muhtar Paşa
Evrensel Bakış Açısı Gürbüz Evren Cepheden Cepheye Koşan Komutan: Gazi Ahmet Muhtar Paşa O smanlı Devletinin son dönemlerinde, ordunun en önemli komutanlarından biri de, Gazi Ahmet Muhtar Paşa dır. Verilen
ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ DERSİ I.DÖNEM MÜFREDAT PROGRAMI
HAFTALAR KONULAR 1. Hafta TÜRK DEVRİMİNE KAVRAMSAL YAKLAŞIM A-) Devlet (Toprak, İnsan Egemenlik) B-) Monarşi C-) Oligarşi D-) Cumhuriyet E-) Demokrasi F-) İhtilal G-) Devrim H-) Islahat 2. Hafta DEĞİŞEN
KARMA TESTLER 03. A) Yalnız l B) Yalnız II. C) Yalnızlll D) I ve II E) I, II ve III. 2. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na girmesine,
KARMA TESTLER 03 1. Osmanlı Devleti'nde matbaanın kurulması, I. Sanayi II. Ticaret III.Kültür alanlarından hangileri ile ilgili değişikliğin hız kazanmasını sağlamıştır? A) Yalnızl B) Yalnız II C) Yalnızlll
Atatürk ün İstifaları
Yılmadan Yorulmadan Dr. Sıtkı Aydınel Atatürk ün İstifaları 12 Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, meslek hayatı boyunca doğruluğuna inandığı idealleri ve düşünceleri uğruna gerektiğinde görevlerinden ve
ÜNİTE 13 BAYBURT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM MERKEZİ ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ MİLLİ MÜCADELE DE BATI CEPHESİ I İÇİNDEKİLER HEDEFLER
MİLLİ MÜCADELE DE BATI CEPHESİ I İÇİNDEKİLER Batı Cephesi I. İnönü Savaşı Londra Konferansı Moskova Antlaşması Türk-Afgan Dostluk Antlaşması II. İnönü Savaşı Kütahya-Eskişehir Savaşları BAYBURT ÜNİVERSİTESİ
Zeki DOĞAN-Sosyal Bilgiler Öğretmeni
T.C. ĠNKILAP TARĠHĠ VE ATATÜRKÇÜLÜK AÇIK UÇLU DENEME SINAVI (I. Dünya Savaşı ndan Erzurum Kongresi ne kadar) sosyalciniz.wordpress.com 1. Gelişen sanayimiz için hem bir hammadde kaynağı hem de uygun bir
ESAM [Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi] I. Dünya Savaşı nın 100. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu
ESAM [Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi] I. Dünya Savaşı nın 100. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu -KAPANIŞ KONUŞMASI- M. Recai KUTAN 7 Kasım 2014 I. DÜNYA SAVAŞININ 100. YILDÖNÜMÜ ULUSLARARASI
Dönem : 4 Topiant, : 3 MİLLET MECLİSİ S. Sayısı : 194'e 2 nci Ek
Dönem : 4 Topiant, : 3 MİLLET MECLİSİ S. Sayısı : 194'e 2 nci Ek 2 ve 4ncü Maddelerinin Değiştirilmesine, Değişik 60 nci ve Bu Kanuna Bir Ek Madde ile Bir Geçici Madde İlâvesine Dair nın C. Senatosunca
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ASKERLİK HAYATI
T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK TEOG ÇIKMIŞ SORULAR - 1. ÜNİTE Atatürk ün askerlik hayatı ile ilgili olay ve olguları kavrar. Örnek olaylardan yola çıkarak Atatürk ün çeşitli cephelerdeki başarılarıyla
KURTULUŞ SAVAŞINDA BİR VATANDAŞIMIZIN UÇAK BAĞIŞI
KURTULUŞ SAVAŞINDA BİR VATANDAŞIMIZIN UÇAK BAĞIŞI Süreyya Hami ŞEHİDOĞLU ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 24, Cilt: VIII, Temmuz 1992 Nafiz KOTAN İsmail Habip, Kurtuluş Savaşı nı anlatırken:...
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ü Ölümünün 78. Yılında Saygı ve Minnetle Anıyoruz
ANMA PROGRAMI 1. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı 4 2. Çeşitli Yönleriyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk 10 (Yrd. Doç. Dr. Levent KALYON) 1. Resimlerle Atatürk 15 2. Kendi sesiyle Atatürk 18 2 Beni görmek
Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti
Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti Leyla Tavflano lu Çok sıklıkla Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan a gittiğim için olsa gerek beni bu oturuma konuşmacı koydular. Oraların koşullarını
ÇALIŞMA SORULARI. A) Aşağıda yer alan LGS ye yönelik yayımlanan örnek MEB soruları yer almaktadır. Bu soruları yanıtla.
Adı - Soyadı: Sınıf: 8/ Ders: T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ÇALIŞMA SORULARI Sevgili Öğrencimiz, A) Aşağıda yer alan LGS ye yönelik yayımlanan örnek MEB soruları yer almaktadır. Bu soruları yanıtla.
Sosyal bilgiler öğretmeninin verdiği bu bilgiye dayanarak Mustafa Kemal Paşa ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
S-1 Sosyal bilgiler öğretmeni: (ikinci Meşrutiyet in ilanının ardından (Meşrutiyet karşıtı gruplar tarafından çıkarılan 31 Mart Ayaklanması, kurmay başkanlığını Mustafa Kemal in yaptığı Hareket Ordusu
-412- (Resmi Gazete ile yayımı: 5.8.1999 Sayı: 23777)
-412- TURKIYE CUMHURİYETİ İLE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ ARASINDAKİ SOSYAL GÜVENLİK ANLAŞMASI İLE İLGİLİ EK ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN (Resmi Gazete ile yayımı: 5.8.1999
1. Aile tarihimizi araştırırken aşağıdaki eşyalardan hangisi bize yararlı olabilir? A) Çeyiz sandığı B) Oyuncak kamyon C) Bilgisayar D) Tansiyon aleti
1. Aile tarihimizi araştırırken aşağıdaki eşyalardan hangisi bize yararlı olabilir? A) Çeyiz sandığı B) Oyuncak kamyon C) Bilgisayar D) Tansiyon aleti 2. Aile geçmişini öğrenen bir kimsede aşağıdaki duygulardan
UNUTULAN SAVAŞLAR / KUTÜ L-AMMARE ZAFERİ
UNUTULAN SAVAŞLAR / KUTÜ L-AMMARE ZAFERİ Yrd. Doç. Dr. A. Poyraz GÜRSON Atılım Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü Dr. A. Poyraz Gürson, İlk-ortaöğretim ve liseyi İzmir Karşıyaka'da tamamlamayı müteakip
11. SINIF T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ
KASIM EKİM. SINIF T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR A. İN HAYATI. Mustafa Kemal in çocukluk dönemini ve içinde bulunduğu toplumun
Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'na Kürtler Katıldı mı? Atatürk şehitlere ihanet etmiş! DTP'li Muş milletvekili Sırrı Sakık Çanakkale Şehitlikleri'ni gezmiş ve şu açıklamalarda bulunmus: "Bu ülkede burada
29 EKİM TÖRENLERİ. Cumhuriyet Bayramı Republic Day OFFICIAL HOLIDAY. Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi
29 EKİM TÖRENLERİ Cumhuriyet Bayramı Republic Day OFFICIAL HOLIDAY Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi 1923 Cumhuriyet ilân edildi. Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 5
SULTAN MEHMET REŞAT IN RUMELİ SEYAHATİ 5 BAKİ SARISAKAL SELANİK Selanik 26 Mayıs: Selanik Limanında Padişahın Gelişini Bekleyen Selanik Valisi İbrahim Bey ve Hükümet Erkânı Selanik Limanında Padişahı Bekleyen
KURTULUȘ SAVAȘI - Cepheler Dönemi - Burak ÜNSAL Tarih Öğretmeni
KURTULUȘ SAVAȘI - Cepheler Dönemi - Burak ÜNSAL Tarih Öğretmeni Düzenli Ordunun Kurulması Nedenleri: Kuva-yı Milliye nin ișgalleri durduramaması Kuva-yı Milliye nin zararlı faaliyetleri Düzenli ordulara
Cumhuriyet Halk Partisi
1 Cumhuriyet Halk Partisi 29 Ekim 1923, saat 20.30 Tarih : 28.10.2011 29 Ekim 1923, Türkiye tarihinin dönüm noktalarından biriydi. TBMM de saat 20.30 u gösterirken Anayasa da gerekli değişiklikler yapıldı,
KIBRIS GEÇİCİ TÜRK YÖNETİMİ MECLİSİ. 12'nci Birleşinr 18 ARALIK 1970 CUMA
/ DONEM: II t KIBRIS GEÇİCİ TÜRK YÖNETİMİ MECLİSİ Z A B I T L A R I 12'nci Birleşinr 18 ARALIK 1970 CUMA - 2 - GÜNDEM; BOLUM: A 1. 1970 Disiplin Adliye Kurulları (Geçici Hükümler) Kural Tasarısı. 2. Sosyal
Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;
Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : EĞİTİM SOSYOLOJİSİ * Ders No : 0310340040 Teorik : 2 Pratik : 0 Kredi : 2 ECTS : 4 Ders Bilgileri Ders Türü Öğretim Dili
Tuba ÖZDİNÇ. Örgün Eğitim
ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ-I Dersin Adı Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi-I Dersin Kodu 630909 Dersin Türü Dersin Seviyesi Dersin AKTS Kredisi Haftalık Ders Saati Zorunlu Önlisans 2 AKTS 2 (Kuramsal)
KURTULUŞ SAVAŞI KARTPOSTALLARI MEHMED İN HİKAYESİ *
ÇTTAD, X/23, (2011/Güz), s.s.187-232 Albüm KURTULUŞ SAVAŞI KARTPOSTALLARI MEHMED İN HİKAYESİ * Kurtuluş Savaşı nın bitmesinin hemen ardından, verilen bu büyük mücadeleyi kamuoyuna anlatmanın bir aracı
Resim-2 Genelkurmay başkanlığı, Eskişehir - Afyon hattına yerleşen düşmanın savunma ve berkitme faaliyetleri ile bulunduğu bölgede daha fazla
SAD TAARRUZ PLANI 23 Ağustos 13 Eylül 1921 tarihleri arasında çok kanlı ve çetin savaşların yaşandığı Sakarya Meydan Muharebesi nde taarruz azmi ve başarı umudu kırılan Yunan ordusu daha fazla kayıp vermeden
Türkiye'de 3 Ay OHAL İlan Edildi
Türkiye'de 3 Ay OHAL İlan Edildi Erdoğan, "OHAL uygulaması kesinlikle demokrasiye, hukuka ve özgürlüklere karşı değildir" dedi. 21.07.2016 / 09:56 Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından
HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR
BALIKESİR - 30.09.2014 HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR Balıkesir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Gündoğdu, Ankara ve Hatay Tabip odaları üyelerinin Gezi Parkı olayları sürecinde hukuka aykırı
Dunkirk'ün gerçek tarihi
Dunkirk'ün gerçek tarihi Tüm zamanların ilk on savaş filmleri arasında gösterilen Dunkirk'te, savaşın gerçek kahramanları gözardı mı edildi? 17.08.2017 / 13:25 Hindistanlı askerlerin yardımı olmasaydı,
KÖY İÇME SULARI HAKKINDA KANUN
3287 KÖY İÇME SULARI HAKKINDA KANUN Kanun Numarası : 7478 Kabul Tarihi : 9/5/1960 Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 16/5/1960 Sayı : 10506 Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 41 Sayfa : 1019 Kanunun
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ÎLE FEDERAL ALMANYA CUMHURİYETİ ARASINDA 16 ŞU BAT 1952 TARİHÎNDE ANKARA'DA AKDEDİLMİŞ OLAN TİCARET ANLAŞMASINA EK PROTOKOL
-. '. ' J ı 156 16 Şubat 1952 tarihli Türkiye Batı - Almanya Ticaret ve ödeme Anlaşmalarına Ek 21 Aralık 1954 tarihli Protokollerle Ekleri Mektupların Tasdikine dair Kanun (Resmî Gazete ile ilâm.- 2.II.
T.C İnkılap Tarihi Ve Atatürkçülük
T.C İnkılap Tarihi Ve Atatürkçülük 2015-2016 T.C İnkılap Tarihi Ve Atatürkçülük Arif ÖZBEYLİ Türkiye Büyük Millet Meclisi nin Açılması Meclis-i Mebusan ın dağıtılması üzerine, Parlamento nun Mustafa Kemal
Cumhuriyet Halk Partisi
1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı
Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;
Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ I Ders No : 0020020021 Teorik : 2 Pratik : 0 Kredi : 2 ECTS : 3 Ders Bilgileri Ders Türü
İÇİNDEKİLER... ÖN SÖZ... BİRİNCİ BÖLÜM SİYASİ, COĞRAFİ DURUM VE ASKERÎ GÜÇLER
İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... ÖN SÖZ... BİRİNCİ BÖLÜM SİYASİ, COĞRAFİ DURUM VE ASKERÎ GÜÇLER III XI 1. Siyasi Durum... 1 a. Dış Siyasi Durum... 1 b. İç Siyasi Durum... 2 2. Coğrafi Durum... 5 a. Çanakkale
http://www.cengizcetintas.com/index.html
http://www.cengizcetintas.com/index.html 1 KUVA-YI SEYYARE İSYANI 1919 yılında İzmir in işgalinden sonra Yunan birliklerinin Ege içlerine doğru ilerlemeye başlaması sırasında Kuva-yı Milliye olarak adlandırılan
Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı
Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet
http://www.cengizcetintas.com/index.html
http://www.cengizcetintas.com/index.html 1 KARS, ARDAHAN VE ARTVİN' İN KURTULUŞU, GÜMRÜ VE KARS ANTLAŞMALARI Birinci Dünya Savaşının başında 1914 yılında, karşı askeri blokta yer alan Çarlık Rusyası kuvvetlerinin
TÜRKİYE - AFRİKA EKONOMİ FORUMU AÇILIŞ TÖRENİ KONYA 9 MAYIS İş Dünyası ve STK ların Değerli Başkan ve Temsilcileri,
TÜRKİYE - AFRİKA EKONOMİ FORUMU AÇILIŞ TÖRENİ KONYA 9 MAYIS 2018 Afrika Ülkelerinin Değerli Büyükelçileri, Sayın Valim, Belediye Başkanım, İş Dünyası ve STK ların Değerli Başkan ve Temsilcileri, Değerli
HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 9.Ders. Dr. İsmail BAYTAK III. HAÇLI SEFERİ
HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 9.Ders Dr. İsmail BAYTAK III. HAÇLI SEFERİ 3.HAÇLI SEFERİ (1189-1192) Sebepleri: 1187 yılında Selahattin Eyyubi nin Hıttin Savaşı nda Küdus Kralı nı yenmesi ve şehri ele geçirmesi
BALKAN AVASLARI. alkan Savaşları, I. Dünya. Harbinin ayak sesleri niteliğinde olan iki şiddetli silahlı çatışmadır. Birinci Balkan Savaşı nda
BALKAN AVASLARI S. Yazan: ERHAN KANYILMAZ alkan Savaşları, I. Dünya B Harbinin ayak sesleri niteliğinde olan iki şiddetli silahlı çatışmadır. Birinci Balkan Savaşı nda Balkan Devletleri arasında oluşturulan
OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ
OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi
Fırat Kalkanı harekatı Başladı
Fırat Kalkanı harekatı Başladı Suriye nin kuzeyine yönelik Fırat Kalkanı harekatı kapsamında tank birlikleri, Suriye sınırından içeri girdi. Cerablus a doğru hareket eden tanklar, IŞİD hedeflerini vuruyor.
Aç l fl Vural Öger Çok değerli misafirler, Konrad-Adenauer vakfının 23 senedir yapmış olduğu bu gazetecilik seminerinde son senesinde bizim de k
Çok değerli misafirler, Konrad-Adenauer vakfının 23 senedir yapmış olduğu bu gazetecilik seminerinde son 10-11 senesinde bizim de katkılarımızın olması bizi her zaman çok mutlu ediyor çünkü Avrupa da yaşayan
Sakarya Zaferi 97 Yaşında
Yılmadan Yorulmadan Dr. Cihangir Dumanlı Sakarya Zaferi 97 Yaşında Hattı Müdafaa Yoktur Sathı Müdafaa Vardır. B atı cephesinde Yunan ordusuna karşı 13 Eylül 1921 de kazandığımız Sakarya zaferi kurtuluş
B.M.M. Yüksek Reisliğine
SıraNQ 139 Askerî hastanelerde bulunan hasta bakıcıları ile hemşirelere bir nefer tayını verilmesi hakkında m numaralı kanun lâyihası ve Millî Müdafaa ve Bütçe encümenleri mazbataları T.C. Başvekâlet Muamelat
Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;
Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ I Ders No : 05002000 Teorik : 2 Pratik : 0 Kredi : 2 ECTS : 2 Ders Bilgileri Ders Türü
