TÜRK VERGİ SİSTEMİ-1.BÖLÜM I. TÜRK VERGİ SİSTEMİNİN TARİHÇESİ Cumhuriyet öncesinde uygulanan Osmanlı dönemi vergileri, genel olarak şer i vergilerden oluşuyordu. Bunların arasında Müslüman olmayan tebaadan alınan haraç, cizye vergileri vardı.
Cumhuriyetin kabul edildiği 1923 yılında öşür, temettü (gelir), müsakkafat (bina), ağnam (hayvanlar) gibi vergilerden oluşan basit, adaletsiz bir vergi sistemi yürürlükte idi. Cumhuriyetin kabulünden sonra, Osmanlı vergi sisteminin yerine çağdaş batılı devletlerin uyguladıkları sisteme geçiş süreci başlatılmıştır.
İlk olarak, zirai ürünlerden alınan vergi olan aşar, 1925 yılında yürürlükten kaldırılmıştır. Bu olay, Cumhuriyet döneminin ilk vergi formu olarak görülür. 1949 yılında Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları kabul edilerek ciddi bir vergi reformu gerçekleştirilmiştir. Bu kanunların hazırlanmasında Batı hukukundan, özellikle Alman vergi kanunlarından yararlanılmıştır.
TÜRK VERGİ SİSTEMİNİN GENEL YAPISI
Türk vergi sistemini oluşturan temel kanunlar arasında aşağıdakiler yer almaktadır 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu 4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu 488 Sayılı Damga Vergisi Kanunu 6802 Sayılı Harçlar Kanunu 1319 Sayılı Emlak Vergisi Kanunu
197 Sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu 7338 Sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu 4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu 488 Sayılı Damga Vergisi Kanunu 6802 Sayılı Harçlar Kanunu 1319 Sayılı Emlak Vergisi Kanunu 197 Sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu 7338 Sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu
193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu TÜRKİYE KÜMÜLATİF GELİR VERGİSİ BEYANNAME BİLGİLERİ
,
FAALİYET KONULARI İTİBARİYLE ORTALAMA MATRAHLAR
GELİR VERGİSİNDE MÜKELLEFİYET VE ŞEKİLLERİ Vergi Usul Kanununun 8. maddesinin birinci fıkrası hükmünde Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu düşen gerçek veya tüzelkişidir şeklinde tanımlanmıştır. Gelir vergisi şahsa bağlı bir vergidir. Bu nedenle, verginin kapsamını tayin bakımından gelir kavramından sonra belirlenmesi gereken ikinci unsur verginin mükellefidir. Gelir Vergisi Kanununun 1 inci maddesine göre verginin mükellefi gerçek kişilerdir. Vergi mükellefini gerçek kişi olarak tespit etmek, mükellefiyetin belirlenmesi için yeterli değildir.
Her kanun gibi vergi kanunlarının da uygulama alanı devletin egemenlik hakkının geçerli olduğu saha ile sınırlıdır Bu nedenle vergi hukukunda tam mükellefiyet ve dar mükellefiyet şeklinde tasnif edilmiştir. TAM MÜKELLEFİYET Gelir Vergisi Kanununun 3. maddesi hükmüne göre; aşağıda yazılı gerçek kişiler, tam mükellef olarak Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendirilirler:
1. Türkiye de yerleşmiş olanlar; 2. Resmi Daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları Maddenin uygulamasında Türkiye de yerleşmeden maksadın ne olduğu ise aynı Kanunun 4. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre; aşağıda yazılı kimseler Türkiye de yerleşmiş sayılır: 1. İkametgahı Türkiye de bulunanlar, (ikametgah, Medeni Kanunun 19 uncu ve müteakip maddelerine göre; bir kimsenin yerleşmek niyeti ile oturduğu yerdir.)
2. Bir takvim yılı içinde Türkiye de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar (Geçici ayrılmalar Türkiye de oturma süresini kesmez.) Gelir Vergisi Kanununun 3.ve 4. maddelerinde tam mükellefiyetin bu şekilde sınırları çizildikten sonra Türkiye de Yerleşme Sayılmayan Haller başlıklı 5. maddesinde ise maddede sıralanan ve T.C. vatandaşı olmayan yabancıların Türkiye de altı aydan fazla kalsalar dahi yerleşmiş sayılmayacakları ve dolayısıyla tam mükellefiyet esasında vergilendirilemeyecekleri belirtilmiştir. Buna göre; - Belli ve geçici görev veya iş için Türkiye ye gelen iş, ilim ve fen adamları, uzmanlar, memurlar, basın ve yayın muhabirleri ve durumları bunlara benzeyen diğer kimselerle
tahsil, tedavi, istirahat veya seyahat maksadıyla gelen yabancılar; - Tutukluluk, hükümlülük veya hastalık gibi elde olmayan sebeplerle Türkiye de alıkonulmuş veya kalmış olan yabancılar, Türkiye de altı aydan fazla kalsalar dahi yerleşmiş sayılmayacaklar ve tam mükellef olmayacaklardır. DAR MÜKELLEFİYET Gelir Vergisi Kanunu nun 6. maddesinde Türkiye de yerleşmiş olmayan gerçek kişilerin sadece, Türkiye de elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilecekleri hüküm altına alınmıştır.
GELİR KAVRAMI VE YEDİ GELİR UNSURU Gelir Vergisi Kanunu gerçek kişilerin şahsi gelirlerinin vergilendirilmesini hedeflemektedir. Gelir vergisi gerçek kişilerin bir takvim yılı içerisinde elde ettikleri kazanç ve iratların safi tutarı üzerinden, diğer bir deyişle gelir üzerinden alınan bir vergidir. Geniş Anlamda Gelir ise bir kimsenin belli bir dönemde yaptığı tüketim toplamına o dönem içinde varlığında meydana gelen artışın eklenmesi suretiyle bulunan meblağdır. Ancak Gelir Vergisi Kanunu vergilendirme açısından Kanunun 1. maddesinde yer alan tanımı esas almaktadır. Bu tanıma göre GELİR
bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır. şeklinde tanımlanmıştır. Tanımda yer alan kazanç ve irat kavramlarını ise aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür. Kazanç: Sadece emekten veya emek ile sermayenin birleşmesinden elde edilen hasılattır. 7 gelir unsurundan kazanç tanımına girenlere; ücret, ticari ve zirai kazanç, serbest meslek kazancı ile sair kazanç ve iratları örnek vermek mümkündür.
İrad ise: Nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerler ile mal ve hakların karşılığında elde edilen gelirlerdir. Gelir unsurlarından irat olanlara menkul ve gayrimenkul sermayeden elde edilen hasılatları örnek verilebilir.. Gelirin tanımdan hareketle vergiye tabi gelirin özelliklerini; 1. Gelirin Şahsi Olma Özelliği, 2. Gelirin Yıllık Olma Özelliği, 3. Gelirin Safi Olması Özelliği, 4. Gelirin Gerçek Olması Özelliği, 5. Gelirin Genel Olması Özelliği, 6. Gelirin Elde Edilmiş Olması Özelliği, olmak üzere altı ana başlık altında toplamak mümkündür.
1. Gelirin Şahsi Olma Özelliği: Gelir vergisi bakımından gerçek kişi, Medeni Kanun hükümleri (Md.28) çerçevesinde şahsiyet sahibi yani hak ve borçlara ehil olan insandır. Gerçek kişi bakımından medeni ehliyet veya yaşın gelir vergisine etkisi yoktur. 2. Gelirin Yıllık Olması Özelliği: Vergilemede gerçek kişiye ait olan gelirin bir yıllık tutarı göz önüne alınır. Bir yıllık dönemden takvim yılının anlaşılması gerekir. Takvim yılı, 1 Ocakta başlayıp 31 Aralıkta sona eren 12 aylık dönemdir. Faaliyetin kıst dönem olması bu durumu değiştirmez. Bir yıla ilişkin
beyanname ertesi yılın Mart ayının başından yirmibeşinci günü akşamına kadar (geliri sadece basit usulde tespit edilen ticari kazançlardan ibaret olanlar için Şubat ayının başından yirmibeşinci günü akşamına kadar) verilmektedir. Bu hükmün istisnası ölüm ve memleketi terk halleridir. Gelir Vergisi Kanununun 92 nci maddesi hükmü uyarınca; takvim yılı içerisinde memleketi terk edenlerin beyannameleri memleketi terke tekaddüm eden 15 gün, ölüm halinde ise ölüm tarihinden itibaren 4 ay içerisinde verilmektedir.
Örnek: Kırtasiyecilik faaliyeti ile uğraşan Bay (Z) 20 Mart 2013 tarihinde ölmüştür. Mükellefin 2011 ve 2013 takvim yılı yıllık gelir vergisi beyannameleri adı geçenin varisleri tarafından ölüm tarihini izleyen 4 ay içerisinde (20 Temmuz 2013 tarihine kadar) verilmesi gerekmektedir. 3. Gelirin Safi Olması Özelliği: Gelirin safi olması, gelirden o gelirin elde edilmesi ve kaynağının idamesi için yapılan giderlerin indirilmesinden sonra kalan tutarın vergilemede esas tutulması demektir. Her gelir unsuru itibarıyla indirilecek giderler Gelir Vergisi Kanununda ayrı ayrı belirtilmiştir.
4. Gelirin Gerçek Olması Özelliği: Gerçek gelirden kasıt, vergilemenin bazı belirtilere göre değil mükelleflerin gerçekten elde etmiş olduğu gelir üzerinden yapılmasıdır. 5. Gelirin Genel Olması Özelliği: Bir takvim yılı içinde gerçek kişiler tarafından elde edilen kazanç ve iratların tamamının toplanarak vergilendirilmesidir. 6. Gelirin Elde Edilmiş Olması Özelliği: Elde etme vergiyi doğuran olaydır. Gelir fiilen veya hukuken bir kişinin tasarruf edebildiği zaman elde edilmiş sayılır.gelirin elde edilmesiyle vergiyi doğuran olay ortaya çıkar.gelir Vergisi Kanununda gelirin elde
edilmesi tahakkuk ve tahsil esasına bağlanmıştır. Tahakkuk Esası: Mahiyet ve tutarı itibarıyla hukuken o gelirin sahibi tarafından talep edilebilir olmasıdır. Hukuki Tasarruf: Sahibinin gelir üzerinde talepte bulunma hakkının doğuşunu ifade eder. Ekonomik Tasarruf: Ödemeyi yapacak olan tarafından gelirin sahibinin emrine amade kılınmasıdır. Talep edilebilir hale gelmesidir. Hukuki tasarruftan sonra ekonomik tasarruf gelir. Hukuki ve ekonomik tasarruf birlikte değerlendirilir. Tahsil Esası (Fiili Tasarruf): Gelirin sahibinin mal varlığına dahil olmasını ifade eder. Gelir Vergisi Kanunu 2. maddesinde yer alan ve aşağıda sayılan yedi gelir unsurundan birinden elde edilmiş olması da gerekmektedir.
Gelirin Unsurları 1-Ticari Kazançlar; 2- Zirai Kazançlar; 3- Ücretler; 4- Serbest Meslek Kazançları; 5- Gayrimenkul Sermaye İratları; 6- Menkul Sermaye İratları; 7- Diğer kazanç ve İratlar;
YARARLANILAN KAYNAKLAR 2013 YILI GELİR VERGİSİ BEYANNAME DÜZENLEME REHBERİ - A. Murat YILDIZ Yeminli Mali Müşavir Ankara, Şubat 2014 193 SAYILI GVK TÜRK VERG S STEM Prof.Dr. Nurettin B L C (Ünite 1-8), T.C. ANADOLU ÜN VERS TES YAYINI NO: 2612 AÇIKÖ RET M FAKÜLTES YAYINI NO: 1580