Tefsir 4. Ünite Kuran İlimleri
4. ÜNİTE: KUR AN İLİMLERİ 1. Kur an İlimlerinin Doğuşu ve Gelişmesi 2. Kur an ın İndiriliş Süreci ile İlgili Özellikleri 2.1. Mekki ve Medeni 2.2. Esbab-ı Nüzul 2.3. Nasih ve Mensuh 3. Kur an İfadelerinin Sınıfl andırılması 3.1. Kıraat Farklılıkları 3.2. Garibu l-kur an 3.3. Müşkilu l-kur an 3.4. Mücmel ve Mübeyyen 3.5. Mübhemler 3.6. Muhkem ve Müteşabih 3.7. Vücuh ve Nezair 4. Kur an ın Üslup Özellikleri 4.1.İ cazu l-kur an 4.2. Huruf-ı Mukattaa 4.3. Sure Başlangıçları 4.4. Yeminler 4.5. Meseller 4.6. Kıssalar 4.7. Mecazlar 4.8. Hitaplar 4.9. Tekrarlar
1. Kur an İlimlerinin Doğuşu ve Gelişmesi İlk asırda Hz. Peygamber ve sahabenin tefsirlerinden örnekler var. Daha sonra Kuran lafızları/lugat, israiliyat, kıraat, Kuranın Faziletleri, Meanil Kuran, garibul Kuran, Ahkamul Kuran ilimleri izledi. Hicri ikinci asırdan itibaren ise Kur an ilimleri hakkında müstakil eserler yazılmaya başlanmıştır. Hicri üçüncü asra gelindiğinde ise Kur an ın dil incelikleri tespit edilmeye ve ahkam ayetleri yorumlanmaya başlanmıştır. Ayrıca Kur an ın dil ve içerik üstünlüğü, kıraat, vücûh-nezâir, nâsih-mensuh, müşkilu l-kur an konularında eserler yazılmıştır. Sonraki asırlarda Kur an ilimlerine; sebeb-i nüzul, muhkem-müteşabih, huruf-ı mukattaa, kıssalar, yeminler gibi konular da eklenmiştir. Kur an ilimlerini inceleyen usul kitapları ise hicri beşinci yüzyıldan itibaren yazılmaya başlanmıştır
2. Kur an ın İndiriliş Süreci ile İlgili Özellikleri 2.1.Mekki ve Medeni 2.2. Esbab-ı Nüzul 2.3. Nasih ve Mensuh
Mekkî ve Medenî Kur an-ı Kerim, Mekke ve Medine de nazil olmuştur. Hicretten önce Mekke ve çevresinde inen ayet/sureye Mekkî; sonrasında Medine ve çevresinde inenlere de Medenî ayet/sure denir.
Mekki ve Medeni Üslûb Bakımından Farklılıklar 1. Mekkî buyruklarda çoğunlukla görülen güçlü bir üslûb ve sert bir hitaptır. Çünkü muhatapların çoğunluğu Kur ân'dan yüz çeviren, büyüklük taslayanlardır. O bakımdan onlara ancak böyle hitap etmek yaraşır. Meselâ, el-müddessir ve el-kamer sûrelerini okuyabilirsiniz. Medenî buyruklarda çoğunlukla görülen ise yumuşak bir üslûb ve kolay bir hitaptır. Çünkü muhatapların çoğunluğu Kur ân'a yönelen ve boyun eğen kimselerdir. el-mâide sûresini örnek olarak okuyabilirsiniz. 2. Mekkî surelerde çoğunlukla âyetler kısa, getirilen deliller güçlüdür. Çünkü muhatapların çoğunluğu inatçı ve ayrılıkçı kimselerdir. Bundan dolayı durumlarının gereğine uygun olarak onlara hitap edilmiştir. Örnek olarak Tûr suresini okuyabilirsiniz. Medenî buyruklara gelince, Medenî âyetler çoğunlukla uzun ve herhangi bir delil getirilmeksizin serbest bir şekilde hükümler sözkonusu edilmektedir. Çünkü muhatapların durumu bunu gerektirmektedir. Bunun için el-bakara suresindeki deyn (borçlanma) âyetini (el- Bakara, 2/282) okuyabilirsiniz.
Mekki ve Medeni Konu Bakımından Farklılıklar 1. Mekkî buyruklarda çoğunlukla görülen, tevhid ve doğru akideye dair açıklamalardır. Özellikle ulûhiyetin tevhidi ve öldükten sonra dirilişe iman ile alakalı hususlar dile getirilmiştir. Çünkü muhatapların çoğu bunu inkâr ediyorlardı. Medenî buyruklarda çoğunlukla görülen ise ibadetlere ve muamelata dair geniş açıklamalardır. Çünkü muhatapların kalplerinde tevhid ve sağlıklı akide, iyiden iyiye yer etmiş bulunuyordu. Onların artık ibadetlerin ve muamelatın etraflı bir şekilde açıklanmasına ihtiyaçları vardı. 2. Kur ân'ın Medine'de inen bölümlerinde cihad, cihada dair hükümler, münafıklar ve onların durumlarına dair geniş açıklamalar yer alır. Çünkü durum bunu gerektiriyordu. Zira Mekkî buyrukların aksine Medine'de cihad emri teşrî buyrulmuş ve münafıklık ortaya çıkmıştı.
Mekkî ve Medenî Buyrukları Bilmenin Faydaları 1. Kur ân belâğatının en yüksek mertebelerinde ortaya çıkması. Çünkü herbir topluma kendi durumlarına uygun güçlü ve ağır yahut yumuşak ve kolay üslûblarla hitap edilmiştir. 2. En üstün amaçlarıyla teşriî hikmetin ortaya çıkması. Çünkü teşrî muhatapların teşriî hükümleri kabul ve uygulamaya istidâdları ve muhataplarının durumlarının gereğine uygun olarak, ümmetlerin durumuna göre tedrici olarak kısım kısım gerçekleştirilmiştir. 3. Yüce Allah'ın yoluna davet edenlerin eğitilmesi ve onların Kur ân-ı Kerim'in muhataplar açısından üslûb ve konuların seçiminde izlediği yolu izlemeye yönlendirmesi. Çünkü Kur ân daha önemliyi önceleyen bir üslûba sahiptir. Ayrıca sıkılığın ve kolaylığın yerli yerince kullanılması konusunda da davetçiler bu yolla eğitilirler. 4. Biri Mekkî, diğeri Medenî olmak üzere iki âyet bulunsa ve bunlarda neshin şartları bulunacak olursa, nâsih mensûhtan ayırdedilebilir. Çünkü Medine'de inen buyruk Mekke'de inen buyruğu neshedici olur. Çünkü Medine'de inen âyet, Mekke'de inenden daha sonra inmiş demektir.
Esbâb-ı Nüzul Ayetlerin inmesine sebep olan olay, soru veya diğer sebeplere denir. Bedrettin Çetiner: Esbab-i Nüzul
Kuranın 23 yılda inmesinin Hikmetleri 1. İnsanların ihtiyaçlarına göre nazil olması ile uygulama kolaylığı ve ihtiyacın nasıl giderileceğini göstermesi öğrenme ve uygulamada kolaylık sağlamıştır. İhtiyaç olmazsa insanlar ona değer vermezler. 2. Öğrenmeyi ve ezberlemek böylece daha kolay olmuştur. Toptan inzal edilseydi öğrenmek ve ezberlemek gerçekten çok zor olurdu. 3. Anlamayı kolaylaştırmıştır. 23 sene sahabeler Kur ân-ı Kerimde inen ayetlerin inceliklerini ve önemini daha iyi öğrenmiş ve hayatlarına uygulama imkânı bulmuşlardır. Birden nazil olsaydı uygulamaları mümkün olmazdı. 4. Asırlar boyu yerleşen ve gelenek haline gelen kötü adet ve uygulamaları yıkmak için tedricilik metodu uygulandığından bu kötü adetleri yıkıp, alışkanlıkları düzeltmek için böyle olması gerekiyordu. İçki ve faiz gibi kötü alışkanlıklar ancak tedricen yavaş yavaş terk edilmiş ve toplum alıştırılmıştır.
Nesh Nâsih -Mensuh م ا ن ن س خ م ن آي ة أ و ن ن س ه ا ن أ ت ب خ ي ر م ن ه ا أ و م ث ل ه ا أ ل م ت ع ل م أ ن هللا ع ل ى ك ل ش ي ء ق د ير Biz bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir. (Bakara:106)
İçkinin haram kılınma Merheleleri 1. Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden de (istifade ediyorsunuz); ondan hem sarhoş edici bir içki, hem de güzel bir rızık elde ediyorsunuz. Şüphe yok ki bunda (aynı şeyde, güzel ve çirkin birer yol bulunmasında) akıl erdiren bir kavim için kat i bir delil vardır. (Nahl, 67) 2. Sana şarap ve kumardan soruyorlar. Deki: "Onlarda büyük bir günah ve insanlar için birtakım faydalar vardır. Fakat günahları, faydalarından daha büyüktür." Allah size ayetlerini böyle açıklar; umulur ki düşünürsünüz. (Bakara, 219) 3. Ey iman edenler! Siz sarhoş iken ne söylemekte olduğunuzu bilinceye kadar, cünüp iken de yolcu olan(larınız) müstesna namaza yaklaşmayın!... Şüphesiz ki Allah Afuvv (çok affedici olandır), Gafur (çok bağışlayandır.) (Nisa, 43) 4. Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları ancak şeytanın işinden birer pisliktir; öyleyse ondan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumarda aranıza (o yolla) ancak düşmanlık ve kin düşürmek ve sizi Allah ın zikrinden ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz (bunlardan) vazgeçen kimseler (olmaz) mısınız? (Maide, 90-91)
Kuranın 23 yılda inmesinin Hikmetleri 5. Kur ân-ı Kerim İman, İbadet, Muâmelat, Cihad ve Ukubat gibi çeşitli hükümler konusunda tedrici bir metot takip etmiştir. Mekke döneminde İman üzerinde durmuş ve imanın esaslarından Allah ın birliği ve ahiret inancının kalplerde ve akılarda tespitini sağlamıştır. Bu iki iman esası tam olarak kalplerde yer etmezse ibadet ve muamelâta ait hususları hayata geçirmek mümkün olmaz. İmandan sonra ibadet hayata hâkim olmalıdır ki muamelâta ait hususlar uygulanma imkânı bulsun. Muamelât konuları uygulanırsa bundan sonra uygulamayanlara ceza verilebilir. Bunlar tedrici olduğu için Kur ânı nüzulü de tedrici olmuş ve Allah ın Âdetullah ve Sünnetullah kanunlarına uygun olmuş insanların da bu kanunlara uyması istenmiştir. 6. Pek çok ayetler de ortaya çıkan problemlere çözüm getirmiştir. Olaylar ortaya çıkmadan bu konuda çözüm getirmenin bir anlamı olmazdı ve insanların dikkatini çekmez ve gerek birey gerekse toplumda müessir olmazdı. 7. Düşman tecavüz etmezse savaş olmaz, savaş olmayınca da savaşla ilgili hükümlere gerek duyulmazdı. Bu nedenle savaşın gerekçeleri, dikkat edilmesi gereken hususlar ve insanların hukukunu korumak için yapılması gereken şeylere ihtiyaç duyulmazdı.
Kuran İfadelerinin Sınıflandırılması 3.1. Kıraat Farklılıkları 3.2. Garibu l-kur an 3.3. Müşkilu l-kur an 3.4. Mücmel ve Mübeyyen 3.5. Mübhemler 3.6. Muhkem ve Müteşabih 3.7. Vücuh ve Nezair
Kıraat Farklılıkları Kur an ı, kıraat ilminin esaslarıyla okuyan kimseye kâri, çoğuluna kurrâ ve bu ilmi öğretene de mukri denilmektedir. Allah, Kur an ı Kureyş lehçesinde indirmiş, onun bazı kelimelerini telaffuz edemeyenlere de kolaylaştırarak okuma izni vermiştir.15 Kur an ın zamanla dil ve gönüllere yerleşmesiyle, bu izne gerek kalmamıştır. Bu yüzden Hz. Osman, Kureyş lehçesinin dışındaki kelime farklılıklarını kaldırtarak Mushafları çoğalttırmıştır
Hz. Osman ın çoğalttırdığı Mushafların yazısı, noktasız ve harekesiz olduğundan harf ve harekede farklı kıraate imkân verir tarzdaydı. Örneğin; ي ا أ ي ه ا ال ذ ين آم ن وا إ ذ ا ض ر ب ت م ف ي س ب يل هللا ف ت ب ي ن وا و ت ول وا م ل م ن أ ل ى إ ل ي ك الس ل م ل س ت م ؤ م ن ا (Nisa:94) kelimesini noktasız ve harekesiz ف ت ب ي ن وا ayetindeki olarak düşünürsek فتثبتوا okumak da mümkündür. Nitekim bu iki farklı şekilde de okunmuştur. Bu takdirde ayetin manası da elbette değişecektir. Birinci okuyuşa göre ifade, O hâlde iyi anlayıp dinleyin, kesin bilgiyle hareket edin. anlamını kazanmaktadır. İkinci kıraate göre ise, İhtiyatlı olun, sağlam yere basın ve teenni ile hareket edin. manasına gelmektedir.
Kıraat ilmi sayesinde kelimenin farklı okunması, Kur an a mana zenginliği kazandırmaktadır. Örneğin; و ان ظ ر إلى ال ع ظ ام ك ي ف ن ن ش ز ه ا ث م ن ك س وه ا ل ه ق ال أ ع ل م أ ن هللا ع ل ى ك ل ش ي ء ق د ير ayetindeki(bakara:259) ن ل ح م ا ف ل م ا ت ب ي okuyuşu ayete kemikleri, yerli yerine ن نش ز ه ا ن نش ر ه ا anlamını, koyarak birleştirmek şeklinde harf farkıyla (ru) okuyuşu ise diriltmek, ölüye can vermek manasını kazandırmıştır.
Kıraat farkı bazen harfin uzatılması/med veya uzatılmaması/kasr şeklinde görülmektedir. Örneğin, Fâtiha م ال ك ي و م الد ين suresinin 4. ayetindeki Kur an da yer aldığı gibi hem medli ve hem de م ال ك melik ( م ل ك ) şeklinde kasr edilerek okunmuştur. Bu kelime birinci şekilde okunduğunda Allah ın, mülk üzerindeki yetkisi, م ل ك şeklinde okuyuşa göre ise, Allah ın insanlar üzerindeki yetkisi ifade edilmektedir.20 Bu örneklerde açıkça görüldüğü üzere kıraat farklılıkları, anlamda zıtlık oluşturmamakta ve ayetin manasını zenginleştirmektedir. Şu da unutulmamalıdır ki kıraat farklılıkları haram ve helalleri bildiren ayetlerde bulunmamaktadır.
3.2. Garibu l-kur an Kur an-ı Kerim, Kureyş lehçesinde indirilmiştir. Kureyş lehçesiyle konuşan bir kimsenin, Kur an da yer alan başka bir lehçeye ait kelimeyi anlayamadığı olmuştur. Örneğin, Abdullah b. Abbas ف اط ر ayetindeki ال ح م د ل ف اط ر الس م او ات و ا ل ر ض (Fatır:1) ın manasını, bu kelimenin ait olduğu lehçeyle konuşan iki kişiden öğrenmiştir.
Kur an-ı Kerim deki bazı kelimelerin anlamının herkes tarafından bilinememesi, Kur an ın ona yüklediği yeni anlam sebebiyle de olabilmektedir. Örneğin, خ ت م هللا ع ل ى ق ل وب ه م و ع ل ى س م ع ه م و ع ل ى أ ب ص ار ه م غ ش او ة و ل ه م عذ اب ع ظ يم ayetindeki خ ت م (bakara:7) nin mühürledi anlamı bilinmesine rağmen, ayetteki Allah onların kalplerini mühürledi. ifadesinin anlamı bazı kimselerce anlaşılamamıştır. Tefsir ilmi, öncelikle kelimelerin lügat manasına yöneldiğinden, müfessirlerin garip kelimeleri nüzul zamanındaki anlamıyla tespit etmeleri önemlidir. Aksi takdirde Kur an ın doğru anlaşılması ve yorumlanması zorlaşır.
Garibu l-kur an hakkındaki en meşhur eser, Râğıb el-isbehânî (öl. 502/1108) nin el- Müfradât fî Garibi l- Kur an isimli kitabıdır.
3.3. Müşkilu l-kur an Müşkilu l-kur an, bazı ayetlerin ve kelimelerin anlaşılma güçlüğünü ortadan kaldırmayı amaçlayan bir ilim dalıdır. Kur an-ı Kerim de gerçek manada bir ihtilafın olamayacağını أ ف ل ي ت د ب ر ون ال ر آن و ل و ك ان م ن ع ن د غ ي ر هللا ل و ج د وا ف يه اخ ت ل ف ا كث ير ا Hâlâ Kur an ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı. (Nisa:82) ayeti bildirmektedir. Bu anlaşılma zorluğu, dilin inceliklerini, Kur an ın bütününü ve Hz. Peygamberin sünnetini dikkate almakla giderilmeye çalışılmıştır.
Müşkilu l-kur an Ayetlerin anlaşılma zorluğu, ayetin bir ifadesinden de kaynaklanabilmektedir. Buna örnek olarak, Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmeden önce, (halis Müslüman olun da) Rabb inizden size indirilenin en güzeline tabi olun. ayetini (Zümer:55) verebiliriz. Kur an ın her ayeti en güzel olduğu hâlde size indirilenin en güzeline buyrulmasının sebebi üzerinde durulmuş ve şöyle yorumlanmıştır: Kur an ın her emir ve yasağı, kıssa ve hükmü en güzel olma vasfına sahiptir. Ancak herkesin ayetleri uygulama konumu farklıdır. Yani kimin neyi uygulayacağı değişebilir. Söz gelimi zengin için Allah yolunda infak etmek, hayırda bulunmak en güzel ameldir. Hasta için ruhsatlardan yararlanmak en güzeli, günahkârlar için de tövbe ayetlerine sarılmak en güzel olanıdır.
Müşkilu l-kur an Ayetleri anlama zorluğu bazen de iki ayet arasında sanki zıtlık varmış gibi ortaya çıkmaktadır. Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz. 32 ve Ant olsun biz Kur an ı öğüt alınsın diye olaylaştırdık 33 ayetleri buna örnektir. İlk ayette Kur an ın ağır bir söz olduğu, ikinci ayette ise onun kolaylaştırıldığı beyan edilmiştir. Bu durum ilk bakışta çelişki izlenimi vermektedir. Hâlbuki ilk ayet, Kur an ın getirdiği hayat düzeninin tebliğinin ve uygulanmasının ağır bir sorumluluk olduğunu bildirmiştir. İkinci ayette belirtilen Kur an ın kolaylaştırılması ise okunması, anlaşılması ve ezberlenmesidir. Kur an ı teorik olarak öğrenmek kolaydır. Ancak kişisel ve sosyal hayatımızı onun öngördüğü şekilde yaşamanın önünde sabrı ve iradeyi gerektiren nice zorluklar vardır.
3.4. Mücmel ve Mübeyyen Mücmel, bir açıklayıcı tarafından açıklanmadıkça, manası anlaşılmayan kapalı lafızdır. Kapalılığı gideren lafız veya uygulamaya mübeyyin denir. Mübeyyin, kapalı lafzın hemen bitişiğinde veya ondan ayrı olarak gelmektedir. Mücmel lafızların açıklanarak manası güçlü ifadelere dönüştürülmesine de mübeyyen denir. Mücmel lafızları açıklayan manası güçlü ifadelere de mübeyyen denir. Mübeyyen lafızların ifade ettiği anlam, şüpheye yer vermeyecek şekilde kesindir. Örneğin, ayetlerde zekâtı verin ifadesinden, zekatın verilmesi gerektiği anlaşılır. Zekâtı kimlerin ve ne oranda vermesi gerektiğini de sünnet açıklamıştır.
Mücmel ve Mübeyyen Ayetlerdeki kapalılık bazen lafzın yaygın kullanılmamasından kaynaklanmaktadır. Örneğin, İnsan, helû olarak إ ن ا ل ن س ان خ ل ق ه ل وع ا yaratıldı. (Mearic:19) ayetindeki ه ل وع ا lafzı böyledir. Helû daki kapalılığın, hırslı ve sabrı إ ذ ا م س ه الش ر ج ز وع ا و إ ذ ا م س ه geldiğini, az anlamına açıklamıştır. ayetleri ال خ ي ر م ن وع ا
Mücmel ve Mübeyyen Ayetlerdeki lafızlar bazen birden çok anlam taşımakla da kapalı hâle gelebilmektedir. Lafzın eşit seviyedeki bu anlamlarından hangisinin alınması gerektiği açık değildir. و الل ي ل إ ذ ا ع س ع س Örneğin, ayetindeki ( Tekvir:17 )ع س ع س kelimesi, gitmek ve gelmek manalarındadır. Dolayısıyla ayete giden gece veya gelen gece anlamlarından hangisini kazandırdığı belirgin değildir.
Mücmel ve Mübeyyen Lafzın, sözlük manası bilinmekle birlikte özel anlamda kullanılması da kapalılığa sebep olmaktadır. Bu çeşit mücmelin örneği, salat, zekât ve hac gibi kavramlardır. Örneğin:,و أ ق يم وا الص ل ة و آت وا الز ك اة و ار ك ع وا م ع الر اك عي ن Ayetindeki (Bakara:43) salat kelimesinin sözlük manası dua iken, Allah onu şart ve rükünleri olan namaz ibadeti anlamında kullanmıştır. Bu kapalılığı Hz. Peygamber, uygulamalı olarak açıklamış ve böylece bu lafızlar müfesser/mübeyyen hâline gelmiştir.
3.5. Mübhemler Mübhem, Kur an daki yer, zaman, kişi ve eşya isimlerinin açıkça zikredilmeksizin, ismi mevsul, ismi işaret ve zamirle üstü kapalı ifade edilmesidir. Böyle durumlarda ayetlerin kimi ve neyi kastettiği tam olarak anlaşılmayabilir. Müphemleri açıklayabilmek için yine Kur an a, sünnete ve sahabe sözlerine bakılır. Ayrıca tarih araştırmalarından ve ilmî verilerden de faydalanılabilir.
3.5. Mübhemler و ال ت ي أ ح ص ن ت ف ر ج ه ا ف ن ف خ ن ا ف يه ا م ن ر وح ن ا Örneğin, ل ت ي ayetindeki(enbiya:91) و ج ع ل ن اه ا و اب ن ه ا آي ة ل ل ع ال م ين ism-i mevsulü ile, namusunu koruyan bir و م ر ي م اب ن ت Allah, kadından bahsedilmektedir. olan, İffetini korumuş ع م ر ان ال ت ي أ ح ص ن ت ف ر ج ه ا İmran kızı Meryem i de (Allah örnek gösterdi.) (Tahrim:12) ayetinde bu kadının İmran kızı Meryem olduğunu ismen belirtmiştir.
3.5. Mübhemler Ayetteki kapalılığı bazen de Hz. Peygamber ل ل ذ ين أ ح س ن وا ال ح س ن ى و ز ي اد ة Örneğin, kaldırmıştır. Güzel davrananlara daha güzel karşılık, ز ي اد ة bir de fazlası vardır ayetindeki (Yunus:26) /fazla kelimesinin manasını Peygamberimiz şöyle açıklamıştır: Allah, muhsin kullarını cennetle ödüllendirdikten sonra onlara, fazladan, cemalini de gösterecektir.
3.6. Muhkem ve Müteşabih Muhkem, Kur an-ı Kerim in kolaylıkla anlaşılan açık ifadeleridir. Müteşabih ise Kur an ın, birden fazla anlama geldiği için kesin bir anlama ulaşılamayan ifadeleridir. Muhkem ve müteşabihin sözlük anlamları; Kur an ın lafızlarının ve manalarının sağlamlığını, kusursuzluğunu ve güzelliğini ifade etmektedir. Âl-i İmrân suresinin 7. ayetinde hem muhkem hem de müteşabih ayetlere vurgu yapılmaktadır: (Kur an ın) bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar kitabın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun tevilini ancak Allah bilir
Muhkem ve Müteşabih Muhkem ayetlerin anlamı açıktır ve te vile ihtiyacı yoktur. Müteşabihler ise başka sözlerle desteklenmiş olsa bile manaları kesin olarak bilinemez. Buna rağmen müteşabihler, muhkem ayetler ışığında akli ilkeler ve dil incelikleri dikkate alınarak yorumlanabilir.
Muhkem ve Müteşabih Gaybe ait konular müteşabih ayetlerde ele alınmaktadır. Müteşabihler çoğunlukla Allah ın zat ve sıfatları, iman, ahiret gibi gaybi konuları içermektedir. Müteşabihler, gayb âlemine ait bu konuları doğrudan değil, hayatımızdaki benzerleriyle anlatmıştır.
Muhkem ve Müteşabih Örneğin,... ي د هللا ف و ق أ ي د يه م... Allah ın eli onların ellerinin üzerindendir (Fetih:10) ifadesi, Allah ın kudretini ele benzeterek anlatmıştır. Kur an-ı Kerim de Allah ın görmesi, bilmesi gibi sıfatları da bizim görmemize, bilmemize benzetilerek anlatılmıştır.
Muhkem ve Müteşabih Müteşabihlik lafız ve mananın ikisinde de olabilmektedir. Örneğin, İyi davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir (Bakara:189) ifadesi böyledir. Ayetin manasını bilmek için cahiliye Araplarının ihrama girdiklerinde evin kapısından girmeyip arkasından açtıkları delikten girme âdetlerini bilmek lazımdır. Ayetin lafzı bu detayı vermediği için lafzında ve manasında gizlilik oluşmuştur.
3.7. Vücûh ve Nezâir Vücûh eş sesli demektir. Kur an-ı Kerim de, aynı kelimenin değişik ayetlerde farklı anlamlarda kullanılmasıdır. Her dilde eş sesli kelimeler vardır. Türkçemizdeki yüz kelimesi, başın ön kısmı, dış taraf, yön anlamlarında eş seslinin misalidir. Vücuha, Kur an-ı Kerim den hüdâ kelimesini örnek gösterebiliriz.
Vücûh: Eş sesli
Vücuh: Eş sesli Ümmet: küçük insan topluluğu, millet, müddet
Nezair Nezâir ise eş anlamlı kelimeler için kullanılan bir kavramdır. Diğer bir ifade ile lafız, şekil, bazen de mana bakımından birbirine benzeyen lafız ve ayetlerdir. Örnek: hesap günü, din günü, dirilme günü, kavuşma günü, pişmanlık günü kelimeleri de ahiret günüyle eş anlamlı (nezâir) olarak kullanılmıştır.
Lafız veya manada birbirine benzeyen ayetlere de nazîr/nezâir denilmektedir. و ج وه Örneğin; ışılar, Nice yüzler o gün / ي و م ئ ذ ن اض ر ة parlar. (Kıyame:22) ayetinin benzerleri (nezâir), şu şekillerde gelmiştir: ışıldar. O gün yüzler vardır و ج وه ي و م ئ ذ م س ف ر ة (Abese:38) O gün bir takım و ج وه ي و م ئ ذ ن اع م ة. yüzler de vardır ki mutludurlar.
4.Kur an ın Üslup Özellikleri 4.1. İ cazu l-kur an 4.2. Hurûf-ı Mukattaa 4.3. Sure Başlangıçları 4.4. Yeminler 4.5. Meseller 4.6. Kıssalar 4.7. Mecazlar 4.8. Hitaplar 4.10. Sorular ve Cevaplar
4.Kur an ın Üslup Özellikleri Kur an-ı Kerim in cümlelerinin oluşturulmasında ve kelimelerinin seçilmesinde kendine has anlatım tarzı ve üslubu vardır. O, şiir ve nesrin üstün özelliklerini kendinde toplayan ilahî bir kitaptır. Kur an ın ses dizgisi ve lügat güzelliklerinin ahengi, kulağa hoş gelen ve ruhu büyüleyen musiki gibidir. İçerdiği bilgi ve onu ifade farkı sebebiyle, benzerinin getirilemeyeceği konusunda meydan okumaktadır.
4.1. İ cazu l-kur an İ caz, aciz bırakmak, ikna etmek ve muhatabın delillerini çürütmektir. Terim olarak ise Kur an ın, kendi benzerini getirmede insanları aciz bırakması anlamına gelmektedir. Kur an-ı Kerim, Arap lisanının mesel, yemin, kıssa gibi bütün dil inceliklerini kullanmakla birlikte, kendine özgü kullanımıyla da mucizedir. Kur an ın meydan okumasına rağmen aynı dilin belagatine sahip olanlar benzerini asla getirememişlerdir.
İ cazu l-kur an Allah ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kafirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla azgeçmez. (Tevbe:32) Bazıları da gürültü kopararak onu susturmak istemişlerdir: و ق ال ال ذ ين ك ف ر وا ت س م ع وا ل ه ذ ا ال ر آن و ال غ و ا ف يه ل ع ل ك م ت غ ل ب و ن İnkâr edenler! Bu Kur an ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler. (Fussilet:26)
4.2. Hurûf-ı Mukattaa Hurûf, harf kelimesin çoğuludur. Mukattaa ise kesilmiş şey anlamındadır. Terim manası, bazı sure başlarındaki tek tek okunan harflerdir. Mukattaa harflerine hecâ harfleri de ق,ن,ص,طس Mushaflarımızda; denilmiştir. harfleri ayetin bir parçası olarak ص ve,المر,الر görülmüştür. Diğer surelerdeki bu harfler ise müstakil bir ayet olarak numaralandırılmıştır.
Hurûf-ı Mukattaa
4.3. Sure Başlangıçları Bir sözün giriş kısmı, dinleyicinin durumu ve seviyesine uygun olması bakımından önemlidir. Bu nedenle dinleyicinin ilgisini ve dikkatini çekebilmek için konuşmaya latif, güzel ve ilginç bir üslupla başlanır. Sureler de; hamd, yemin, nida/çağrı edatı, hecâ harfleri gibi üsluplarla başlamıştır. Bu üslup, ifade, şekil ve mana bakımından muhatabın ilgisini çekecek ve onu âdeta dinlemeyezorlayacak niteliktedir. Nebe suresinin hayret uyandıran bir soruyla başlaması buna güzel bir örnektir: Birbirlerine neyi ع م ي ت س اء ل ون ع ن الن ب إ ال ع ظ يم soruyorlar? O büyük haberi mi?
4.4. Yeminler Kur an-ı Kerim de yeminler, kasem kelimesiyle ifade edilir ve Aksâmu l-kur an ismi altında incelenir. Allah Kur an-ı Kerim de, kendi yüce ismi üzerine, resullere, Kur an a, meleklere, kıyamet gününe ve tabiattaki önemli varlıklara yemin etmiştir.
Yeminler Allah, üzerine yemin ettiği varlıklarla, dinleyenlerin dikkatlerini çekmiş ve onların üzerinde düşünmelerini sağlamıştır. Örneğin, güneşin her gün düzenli şekilde doğması, gece ve gündüzün canlılara hayat vermesi üzerine yemin edilmiştir. Gecenin dinlenme vakti kılınması ve semanın yıldızla süslenmesine dikkat çekilmiştir. İncir, zeytin gibi gıdaların lezzeti ve faydası üzerine kasem edilmiştir. İnsanın gündelik hayatıyla iç içe olan bütün bu varlıklar ve nimetlere yemin edilmekle ona, Bu harika denge ve düzen nasıl sağlanabiliyor, bu lezzetler topraktan nasıl çıkabiliyor? düşüncesini vermektedir. Allah, yukarıda belirtilen maksatları gerçekleştirmek için on yedi sureyi, farklı varlıklara yemin ederek başlatmıştır. Sure içerisinde de kendi ismi, Ka be ve değişik varlıklar üzerine yemin etmiştir.
4.5. Meseller Mesel; halk arasında kabul görüp yayılmış, benzetmeye dayalı hikmetli ve kinayeli veciz sözlerdir. Çoğulu emsâl dir. Kur an ilimlerinde Emsâlü l-kur an; ayetlerdeki mana ve maksadın, insan ruhunda iz bırakan ve hayranlık uyandıran biçimde özlü olarak ifade edilmesidir. Kur an da bu kavram, darb-ı mesel tamlamasıyla kullanılmıştır ve açıklamak manasına gelmektedir. Dilimizde de atasözü veya vecize anlamında kullanılmıştır.
Meseller Geçimini ziraattan sağlayan halkın yaşadığı Medine de inen Bakara 261. ayeti buna örnektir. Ayette, mallarını ihlasla Allah yolunda harcamak, yüz taneli yedi başak bitiren tohum ekmeye benzetilmiştir. Aynı şekilde, insan hayatının kısalığı; fide, çiçek açma, meyve verme ve kuruma aşamalarından geçerek rüzgârın önünde savrulan bitkiye benzetilmiştir. Malın ve fani dünyanın tatlı meyvesi sayılan evlatların geçiciliği de kısa ömürlü süse benzetilmiştir
Mesller Örneğin, Rabb inin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel) çıkar; kötü olandan ise faydasız bitkiden başka bir şey çıkmaz (Araf:58) ayetindeki güzel toprak mümine, iyi mahsul de onun salih ameline benzetilmiştir. Çorak toprak ise kafire, kıt ve kötü ürün de onun kötü ameline benzetilmiştir.
4.6. Kıssalar Sözlükte kıssa, birinin izini sürerek arkasından gitmek ve bir sözü birine beyan etmek anlamındadır. Kur an kıssaları, ibret alınacak olan, tarihî gerçeklik ve doğruluk niteliği taşıyan olaylardır. Kur an insanı eğitirken anlatım üslubunu zenginleştiren ve soyut gerçeklerin anlaşılmasını kolaylaştıran kıssaları bir metot olarak çokça kullanmıştır.
Kıssalar Peygamber kıssaları(nuh Peygamber kıssası) Şahıs kıssaları (Lokman kıssası) Kavim kıssaları (Ad ve Semud kavmi) Grup kıssalrı (Ashab-ı Kehf)
4.7. Mecazlar Mecaz, asıl manasından alınıp, ilgili bulunduğu başka bir manaya nakledilen lafızdır. Dilimizde aynı manada kullanılmaktadır. Mecazın karşıtı hakikattir ve lüzumlu, doğru inanç, arınmış amel, tam olarak maksada uygun düşen söz demektir
Mecazlar Mecazlar; Kur an ın ifade ve üslup yönünden özlü, doğru ve sıkıcılıktan uzak biçimde tefsir edilmesini ق د... Örneğin, sağlamaktadır. indirdik size elbiseler... أ ن ز ل ن ا ع ل ي ك م ل ب اس ا ifadesini hakiki manada aldığımız takdirde gökten kar ve yağmur gibi hazır elbiseler indirildiği anlamı kazanacaktır. Hâlbuki ayet, elbisenin hammaddesinden dikilmesine kadar hazırlanmasını uzun uzadıya anlatmak yerine, sonucunu mecaz yoluyla özlüce ifade etmiştir.
Mecazlar Kur an daki bir lafzın hakikat mi, mecaz mı olduğunu أ ل م Mesela, bilmek ayetin doğru anlaşılmasını sağlar. Rabb in fil sahiplerine ت ر ك ي ف ف ع ل ر ب ك ب أ ص ح اب ال ف يل neler etti, görmedin mi? 71 ayetindeki görmedin mi? ifadesi, hakikat manasına alındığında peygamberimize Sen fil olayını gördün. anlamına gelecektir. Oysa Peygamberimiz fil vakasından sonra doğmuştur. Bu olayı görmesi mümkün değildir. Bu ifade mecaz manasında alındığında ise Araplar arasında tazeliğini koruyan fil hadisesini Bilmiyor musun? anlamına gelecektir.
4.8. Hitaplar ي ا أ ي ه ا الن ب ي ي ا ابرهيم ي ا أ ي ه ا الرسل ي ا أ ي ه ا الن ا س ي ا أ ي ه ا ال ذ ين آم ن وا ي ا أ ي ه ا ال ذ ين ك ف ر وا
4.9. Tekrarlar Lafız Tekrarı Öyleyken Rabb inizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? ( 31 defa tekrar) (Rahman Suresi) Konu Tekrarı (Hz. Adem in kıssasının tekrarı)
4.10. Sorular ve Cevaplar Sor ve Cevaplarda Amaç Yönlendirmek, Gerçeği öğretmek İkna etmek Soru ve Cavaplar İnsanlara (Ey insan seni rabbine karşı aldatan şey nedir? Müminlere Ehl-i kitaba Müşriklere, Münafıklara Meleklere