TÜRK EĞİTİM TARİHİ 3 Dr. Öğr. Ü. M. İsmail Bağdatlı mismailbagdatli@yahoo.com
TÜRKLERİN MÜSLÜMAN OLMALARINDAN SONRA EĞİTİMDE GELİŞMELER
Çeşitli dinî inanışlara sahip olan Türk topluluklarının İslamiyet i kabul süreci, Talas Savaşı (751) ile başlamıştır. Talas Irmağı kıyısında gerçekleşen savaş, Abbasiler ve Çinliler arasındaki hâkimiyet mücadelesinden kaynaklanmıştır. Savaşta Türk boyları, Abbasilerin yanında yer almış; bu olaydan sonra kurulan iyi ilişkiler sayesinde İslamiyet i tanıyan bazı Türk boyları bu dine girmişlerdir. Karluk, Yağma ve Çiğil boyları; bu yeni dini kabul eden ilk Türk topluluklarıdır. İlk Müslüman Türk devleti de bu boylarca kurulan Karahanlı Devleti dir (müslüman oluşları 930).
İlk müslüman Türk Devletinin İtil (Volga) Bulgar Devleti olduğu da ileri sürülmüştür. Bu devletin hükümdarı Almuş (Cafer) Han 921 de Abbasi Halifesine elçi göndererek, kendisinin ve halkının bir kısmının İslâmiyeti kabul ettiğini bildirmiş, ondan İslâmı öğretecek öğretmenler, mescid ve kale yapımını bilen ustalar istemiştir. Halifenin gönderdiği heyet Mayıs 922 de Almuş Han a ulaşmıştır.
MÜSLÜMAN TÜRKLERİN EĞİTİM HAYATINDAKİ DEĞİŞİKLİKLER
Türk toplumlarında ilk defa medrese denilen, planlı, düzenli, güçlü bir örgün eğitim-öğretim kurumu olan bir okul ortaya çıkmış, medreseler kısa sürede her tarafa yayılmıştır. Bu kurumlar Türkiye Cumhuriyeti kuruluncaya kadar yaşamıştır.
Türk toplumlarının eski değerleri ve töresi değişmiştir. Medreseler ile düşünürler, mutasavvıflar, din adamları, bu değişmeyi sağlayıcı bir yaygın eğitim görevi yapmışlardır.
Türk toplumlarının yeni dinle ve yeni değerlerle buluşması, gazi ve veli insan tiplerinin ortaya çıkarmıştır. Eski savaşçı, cihangir, alp tipinin özellikleri bu yeni tiplerin özellikleri ile kaynaşmıştır. Gaziler ve veliler, Anadolu, Balkanlar ve Orta Doğuda bir çok yörenin Türkleşmesi ve İslâmlaşmasında önemli rol oynamışlardır.
Türkler İslâmiyette bilimin yüce tutulduğunu görmüşler, bu da kendilerinin köklü bilim sevgilerini sürdürmelerini kolaylaştırmıştır.
Türklerin müslüman olmaları ve batıya ilerledikçe Araplar ve İranlılarla ilişkilerinin artması sonucu, Arapça ve Farsça aydınların dili üzerinde giderek artan bir etkiye sahip olmuştur. Halkın kullandığı Türkçe bu etkiden uzak kalmıştır. Orta ve yüksek öğretim ve bilim dili genel olarak Arapça olmuştur.
Türkler İslâmiyete geçerken Arap yazısını da almışlar, bu, kullanım süresinin uzunluğu ve yayılma alanının genişliği bakımından onların başta gelen yazısı olmuştur.
KARAHANLILAR
840 ta Uygur Devletinin siyasi hakimiyeti sona erince, Uygurlar ve başka toplumlar Karahanlı Devletini kurdular ve 930 lu yıllarda Abdülkerim Satuk Buğra Han döneminde Müslüman oldular.
Devlet 11. yüzyılın ortalarında ikiye ayrıldı. Başkenti Kaşgar olan Doğu Karahanlı Devletinin en ünlü hükümdarı Hasan Buğra Han dır (1052-1103). Bu devlet 1130 da ortadan kalmıştır. Başkenti Semerkand olan Batı Karahanlı Devletinin ünlü hükümdarlarından biri Buğra Kara Han Ebû İshak İbrahim dir (1052-1068). Bu devlet de 1212 de hakimiyetini kaybetmiştir.
İç Asya ve Maveraünnehir de çok sayıda başka Müslüman Türkler de bulunmaktaydı. Bunlar bazı Türk-Arap-İranlı karışımı devletlerin kurulmasında etkili oldukları gibi, müstakil devletler de kurmuşlardır.
İÇ ASYA MÜSLÜMAN TÜRKLERİ VE KARAHANLILARDA EĞİTİMİN TEMEL ÖZELLİKLERİ
Bu toplumların Müslüman olmaları, yerleşik bir düzene geçmeleri onların eğitimini olumlu yönde şekillendiren iki temel etken olmuştur.
Bu toplumların devlet adamları, eğitimöğretime ve bilimin gelişmesine önem vermişlerdir.
Medreseler kurulup gelişmiş, ülkenin her tarafına yayılmıştır.
Farabî, İbn-i Sina, Birunî gibi dünya eğitim ve bilim tarihinde yer alan bilim adamları yetişmiştir.
Eğitim tarihmizde eğitim bilimine ilişkin ilk görüşler başta Farabî olmak üzere bu düşünürler tarafından ileri sürülmüştür.
KARAHANLILARDA EĞİTİM VE MEDRESELER
Semerkand Registan Meydanı
Medreseler, temelde eğitimin camilere sığmaması sebebi ile ortaya çıkmaya başlamıştır. Başka sebepler de bulunmaktadır
Medreselerden, yeni Müslüman olan Türk boylarının yeni inanışlarını pekiştirme, yeni dinleri ile çelişen eski inanışları kaybettirme aracı olarak yararlanmak.
Medreselerden, çevrelerindeki Şiilere karşı kendi Sünnî-Hanefî inançlarını koruma aracı olarak faydalanmak.
Karahanlılar, medreseleri Semerkand, Buhara, Taşkent, Balasagun, Yarkent, Kaşgar gibi önemli şehirlere yaydılar.
Farabî, İbn Sina, Birunî, Balasagunlu Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut, Ahmet Edip, Ahmet Yesevî, bu dönemde yetişen önemli kişiler arasındadır.
Medreseler genellikle Camiler ile birlikte inşa ediliyordu. Medreselerin Camilerden farkı daha sistemli oluşu, talebe ve müderris odaları bulunması idi. Medreselerin açılmasından sonra Camii dersleri de devamlılığını korumuştur.
Medresenin plan tipi olarak önce Horasan'da Budist manastırlarından (Vihara) esinlenerek gelişmiş olması ihtimalinden söz edilmektedir. Bu manastırlar arasında en ünlülerinden biri Belh Yakınında Nevbahar Budist Manastırı idi.
Medreselerin mali giderleri vakıflar tarafından karşılanmıştır.
Bu dönem medreselerinde Sünnî ve Hanefî çizgide eğitim yapılması şartı vardı.
Karahanlılarda medreseler yanı sıra Küttap veya mektep adı verilen yerler de bulunuyordu. Buralarda, yazı yazma ve okuma öğreniliyordu. Mektepler, zaman içinde okuma yazmanın yanı sıra kıraat ilmi, basit dinî bilgiler ve ibadet şekilleri, hattâ basit hesaplama yollarının da öğretilmeye başlanmasıyla çok yönlü eğitim kurumları hâline gelmiştir.
Yaygın eğitim alanında ise, camiler, tekkeler, zaviyeler ve ribatlardan bahsetmek mümkündür.
Cami ve mescitler; ibadet amaçlı kurulmuş olmakla birlikte toplantıların yapıldığı, mahkeme işlemlerinin görüldüğü, ziyafetlerin düzenlendiği, alışveriş yapılabilen, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin de yürütüldüğü mekânlardı. Cami ve mescitlerde ibadetten önce ve sonra Kur'an ve ilahiler okunur, vaaz ve hutbeler verilir, kussas olarak adlandırılan hikâyeciler tarafından dinî ve ahlakî hikâyeler anlatılırdı. Bu hikâyeler, toplum eğitiminde önemli bir rol oynamıştır.
Büyük yerleşim merkezlerinde kurulan tekkeler, daha küçük yerlerde kurulan zaviyeler de eğitim açısından önemlidir. Belli yaşa gelen erkekler, bir tarikate girerek tekkeye yöneliyor; burada çok disiplinli bir kültür ortamında yetişme olanağı buluyorlardı. Tekkelerde dil, edebiyat, müzik, sanat, iş ahlâkı, sosyoloji, sağlık eğitimi veriliyordu. Bu bakımdan tekke; dinî ilimler, din hukuku ve Arapça öğreten medreselerden farklıydı.
Ribatlar, önceleri sınırlarda güvenliği sağlamak üzere yapılmış askerî nitelikli kurumlardı. Zamanla sosyal yaşamın bir parçası hâline geldiler. Benzer görev üstlenmiş olmaları nedeniyle birçok eserde ribat adı, kervansaray ve hankah ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır.
Ribatlar genellikle dört tarafı surlarla çevrili, içlerinde geniş bir avlusu bulunan; mescit, aşhane, yatakhane, hamam, şifahane, ayakkabıcı ve ahırlar gibi birçok hizmet bölümünden oluşan yapılardı.
Bu yapılarda, eğitim görmek isteyen kimsesiz öğrenciler için okul ya da derslikler de bulunuyordu. 10. yy.da sayıları on bin civarında olan ribatlar, zamanla Selçuklu medreselerine de etki etmiştir. Karahanlılardan kalan başlıca ribatlar içinde Ribatımelik, Daya Hatun Kervansarayı, Akçakale Kervansarayı sayılabilir.
KARAHANLILAR EĞİTİM MÜESSESELERİ ÖRGÜN EĞİTİM KURUMLARI YAYGIN EĞİTİM KURUMLARI KÜTTAB VEYA MEKTEPLER MEDRESELER CAMİ VE MESCİDLER TEKKE VE ZAVİYELER RİBATLAR
Teşekkür ederim Yrd. Doç Dr. M. İsmail Bağdatlı mismailbagdatli@yahoo.com