2
CAN DÜNDAR KÖY ENSTİTÜLERİ 3
2014, Can Sanat Yayınları A.Ş. Tüm hakları saklıdır. Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz. 1-3. basım: İmge Yayınları (2000-2011) Can Yayınları nda 1. basım: 2014 3. basım: Ekim 2015, İstanbul Bu kitabın 3. baskısı 1 000 adet yapılmıştır. Yayına hazırlayan: Sırma Köksal Mizanpaj: Bahar Kuru Yerek Ka pak ta sarımı: Utku Lomlu / Lom Tasarım (www.lom.com.tr) Ka pak baskı: Azra Matbaası Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi D Blok 3. Kat No: 3-2 Topkapı-Zeytinburnu, İstanbul Sertifika No: 27857 İç baskı ve cilt: Türkmenler Matbaası Merkez Efendi Mahallesi Gümüşsuyu Cad. No: 18, Topkapı, İstanbul Sertifika No: 12584 ISBN 978-975-07-2237-0 CAN SANAT YAYINLARI YAPIM VE DAĞITIM TİCARET VE SANAYİ A.Ş. Hayriye Caddesi No: 2, 34430 Galatasaray, İstanbul Telefon: (0212) 252 56 75 / 252 59 88 / 252 59 89 Faks: (0212) 252 72 33 canyayinlari.com/ 9789750722370 yayinevi@canyayinlari.com Sertifika No: 31730 4
CAN DÜNDAR KÖY ENSTİTÜLERİ BELGESEL 5
Can Dündar ın Can Yayınları ndaki diğer kitapları: Lüsyen, 2010 Canım Erdalım Sevgili Babacığım, 2011 Anka Kuşu, 2012 Aşka Veda, 2012 Ben Böyle Veda Etmeliyim, 2012 Benim Gençliğim, 2012 Birand, 2012 Büyülü Fener, 2012 Kırmızı Bisiklet, 2012 Sarı Zeybek, 2012 Savaşta Ne Yaptın Baba?, 2012 Uzaklar, 2012 Yağmurdan Sonra, 2012 Yakamdaki Yüzler, 2012 Yârim Haziran, 2012 Yüzyılın Aşkları, 2012 Ergenekon (Celal Kazdağlı yla Birlikte), 2013 Yaveri Atatürk ü Anlatıyor, 2013 Yıldızlar, 2013 Nâzım, 2014 Abim Deniz, 2014 İsmet Paşa (Bület Çaplı yla birlikte), 2015 Karaoğlan (Rıdvan Akar la birlikte), 2015 Yükselen Bir Deniz, 2015 Gölgedekiler, 2015 6
CAN DÜNDAR, 16 Haziran 1961 de Ankara da doğdu. 1982 de AÜ, SBF Basın Yayın Yüksek Okulu ndan mezun oldu. 1986 da İngiltere de London School of Journalism i bitirdi. 1988 de, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü nde Siyaset Bilimi dalında yüksek lisansını tamamladı. 1996 da aynı bölümde doktora derecesi aldı. 1979 dan beri gazetecilik, belgesel yapımcılığı, TV programcılığı yapıyor. 2013 ten beri Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor. Kitapları: Demirkırat (M.A. Birand ve B. Çaplı yla birlikte, 1991), Sarı Zeybek (1994), 12 Mart: İhtilalin Pençesinde Demokrasi (M.A. Birand ve B. Çaplı yla birlikte, 1994), Gölgedekiler (1995), Hayata ve Siyasete Dair (1995), Yağmurdan Sonra (1996), Ergenekon (Celal Kazdağlı yla birlikte, 1997), Yârim Haziran (1998), Benim Gençliğim (1999), Köy Enstitüleri (2000), Nereye? (2001), Yaveri Atatürk ü Anlatıyor: Salih Bozok un Anıları (2001), Uzaklar (2002), Yükselen Bir Deniz (2002), Savaşta Ne Yaptın Baba? (2003), Bir Yaşam İksiri: Dr. Nejat F. Eczacıbaşı (2003), Mustafa Kemal Aramızda (Ülkem Özge Sevgilier le birlikte, 2003), Büyülü Fener (2003), Duvar (Ege Dündar la birlikte, 2003), Yıldızlar (2004), Sedat Alp: İlk Türk Hititoloğun Yaşam Öyküsü (Fatma Sevinç le birlikte (2004), Kırmızı Bisiklet (2005), Nâzım (2005), İlk Durak-İETT (Nebil Özgentürk le birlikte, 2005), Özel Arşivinden Belgeler ve Anılarıyla Vehbi Koç I. (2006), Yüzyılın Aşkları (2006), Karaoğlan (Rıdvan Akar la birlikte, 2006), İsmet Paşa (Bülent Çaplı yla birlikte, 2006), Yakamdaki Yüzler (2007), Ecevit ve Gizli Arşivi (Rıdvan Akar la birlikte, 2008), Ben Böyle Veda Etmeliyim: İsmail Cem (2008), Özel Arşivinden Belgeler ve Anılarıyla Vehbi Koç II. (2008), Mustafa (2009), Anka Kuşu (2009), Lüsyen (2010), Canım Erdalım Sevgili Babacığım (2011), Aşka Veda (2012), Birand / Bir Ömür, Ardına Bakmadan (2012). 7
8
İçindekiler Önsöz... 11 1937... 17 1943... 61 1945-1947... 79 Kaynakça... 101 9
10
Önsöz Hasanoğlan, Ankara yakınlarında küçük bir kasaba... Ama orada kurulu Yüksek Köy Enstitüsü sayesinde Türkiye ye Talip Apaydın ı, Fakir Baykurt u, Mahmut Makal ı, Mehmet Başaran ı kazandırmış bir kasaba... Birkaç yıl önce Vedat Günyol, yanında Talip Apaydın ve Mehmet Başaran olduğu halde Hasanoğlan ı ziyaret etti. Günyol, Yüksek Köy Enstitüsü nde Fransızca öğretmeniydi. Eski öğrencileri Apaydın ve Başaran la, eski okul binalarının önündeki bankta oturup eski günleri yâd ettiler. Aynı kampüs içinde yeni kurulmuş okulun öğrencileri, keyifle sohbet eden bu yaşlı konukların önünden ilgisiz bakışlarla geçiyorlardı. Günyol, uzaktan kendilerine bakan öğrencilerden birkaçını yanına çağırdı: Bizim kim olduğumuzu biliyor musunuz? diye sordu. Eskiden burada okumuşsunuz, dedi çocuklardan biri. Talip Apaydın düzeltti hemen: Okuyan biziz. Vedat Bey hocamızdı, dedi. Günyol, anket i sürdürdü: Hiç Hasan Âli Yücel adını duydunuz mu? Duymuşlardı. Neci bu adam? diye üsteledi Günyol. Eski milli eğitim bakanlarından, dedi bir çocuk. Diğeri, cesaretlenip lafını tamamladı: Köy Enstitüleri ni kapatan adam... Günyol ve Apaydın birbirlerine baktılar hayretle. 11
Peki İsmail Hakkı Tonguç u tanıyor musunuz? Hayır. Mahmut Makal diye birini duydunuz mu? Duyduk, yazarmış. Hiç kitabını okudunuz mu? Hayır. Talip Apaydın?.. Tanımıyoruz. Fakir Baykurt?.. Duyduk ama okumadık. Mehmet Başaran?.. Yok... Tolstoy, Dostoyevski, Gogol?.. Yok... Üzüldü Günyol, Yahu çocuklar, dedi, biz bütün bu isimleri okuyarak yetiştik. Bakın Mehmet Başaran burada... Talip Apaydın da... Burada okumuşlar. Bu binaları yapmışlar. Şu aralarında gezindiğiniz ağaçları dikmişler. 30 ar, 40 ar kitap yazmışlar. Ve sizin bunların hiçbirinden haberiniz yok! Çocuklar mahcup, başlarını öne eğdiler. Günyol duygulanarak, Haberiniz yok çünkü öğretmenlerinizin de haberi yok, dedi. Arkalarında duran metruk bina ve o binayla birlikte bir eğitim politikası terk edilmeseydi, onları yetiştiren öğretmenler bunları bilerek yetişecek, yetiştireceklerdi. Durumu bundan iyi ne anlatabilirdi ki?.. Bu sahne hepimizi kaygılandırmalı, diye düşünüyorum. Cumhuriyet tarihinin gelmiş geçmiş en büyük eğitim hamlesi hakkında pek az şey biliyoruz. Köy Enstitüleri belgeseli için Hasanoğlan ın kaderine terk edilmiş binaları, derslikleri, kütüphaneleri, prova odaları arasında gezerken neyi yitirdiğimizi çok daha iyi anladım. Mezunlarla konuşurken nasıl bir coşkudan vazgeçtiğimizi bir kez daha fark ettim. Piyano başındaki, keman dersindeki, tiyatro sahnesindeki köy çocuklarının görüntülerine, fotoğraflarına bakarken Çetin Altan ın Türki ye nin geleceğine dair gördüğü kimi düşlerin mazide gizli olduğunu kavradım. 12
Ve bunu sizlerle, özellikle de Köy Enstitüleri deneyiminden hiç haberdar olmadan yetişen yeni kuşaklarla paylaşmak istedim. Bu belgesel için bir dizi insana şükran borçluyum. Aslında beni ilk cesaretlendiren, bir gün büromu ziyaret edip, Neden bir Köy Enstitüleri belgeseli yapmıyorsun? diyen değerli tiyatro sanatçısı Ecder Akışık ile Köy Enstitüsü mezunu eski milletvekili Süleyman Şimşek oldu. Belgeseli, konunun asıl sahibi olan Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı işbirliğiyle hazırladık. Vakıf Başkanı Mustafa Aydoğan; Genel Sekreteri Zeliha Kanalıcı, değerli hukukçu Halit Çelenk le birlikte yardımlarını esirgemedi. Proje, Kültür Bakanlığı ve ATV nin katkısıyla hazırlandı. Bakan İstemihan Talay baştan itibaren, çalışmamızı yürekten destekledi. Kendisi de bir Köy Enstitüsü mezunu olan Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel hem kişisel arşivini hem bakanlık arşivini açarak bizlere yardımcı oldu. Aynı şekilde Hasan Âli Yücel in kızı Canan Yücel Eronat ın içten desteğini gördük. İsmail Hakkı Tonguç un oğlu Engin Tonguç ise babasının yıllarca Köy Enstitüleri nde çektiği fotoğrafları kullanmamıza izin verdi. Ayrıca Turgut Kavraal, Eğit-Der Müzesi nin bütün olanaklarından yararlanmamızı sağladı. Ancak belgeselin asıl yükünü, genç araştırmacı Serhat Özkan sırtladı. Köy Enstitüleri araştırmasını, kaynak taramasını, tanıklarla görüşmeleri hep Serhat yaptı. Ve sanıyorum, bu başarılı çalışmayı bitirdiğinde karşılaştığı eğitim manzarası kendisini de derinden etkiledi. Belgeselin montajında yine genç bir arkadaşımın, Ayhan Demir in imzası var. Görüntüleri kameramanımız Murat Özcan kaydetti. Yönetmenliği ise bütün belgesellerimizin yetenekli ve sessiz kahramanı sevgili Soner Sevgili üstlendi. Müzik için genç kompozitör Anjelika Akbar la ilk görüştüğümde, Köy Enstitüleri ni hiç duymamıştı bile... Proje içinde tanıdıkça heyecanlandı, marşları dinledikçe coşkusu arttı ancak finali öğrenince hepimizden çok hüzünlendi ve ilk coşkusu ile son hüznünü çok iyi yansıtan olağanüstü bir müzik yaptı. Marşları modernize ederek hiç haberdar olmadığı bu derin birikimi günümüze taşıdı adeta. Her belgeselde olduğu gibi bu belgeselde de işin görünmeyen, zor kısmını taşıyan, prodüksiyonu üstlenen eşim Dilek Dündar ile yardımcısı sevgili Nazan Gezer e... 13
Kitap-CD olarak yayımlama fikrini ortaya atan, kitabın ilk baskılarını yapan yayıncım, dostum Refik Tabakçı ya... Ve nihayet kitabın ilk baskısının tasarımını yapan Selin Sobacı ya da teşekkür borçluyum. Son teşekkür de Talip Apaydın a... İlk günden itibaren projenin danışmanlığını üstlenen Apaydın, bize yalnızca arşivini değil, bütün deneyimini ve kalbini de açarak en büyük destekçimiz oldu. Belgeselin finalinden de anlaşılacağı gibi bizim için Köy Enstitüleri nin simgesi haline geldi. Belgeseli beğendiğini, zaman zaman yanaklarına düşen gözyaşlarından anladık. Onunla çalışma onuruna erişebildiğimiz için kendimi şanslı sayıyorum. Bu belgesel ilk kez Köy Enstitüleri nin kuruluşunun 60. yıldönümü nedeniyle CHP tarafından Ankara da düzenlenen törende on yıllar sonra yeniden bir araya gelen Köy Enstitülüler tarafından izlendi. Bizim için büyük heyecandı. O yaşlı çınarları, Ziraat Marşı söylenirken eski talebe ruhuyla ayağa fırlayıp, Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüsüyüz! diye haykırırken görmek göz yaşartıcıydı. Geç de olsa, onlara yarım kalmış mucizelerinin şanına yaraşır bir belgesel sunabildiğimizi umuyorum. Hatalarımız ve eksiklerimiz varsa, bunu da o mucizenin yarım kalmasının getirdiği eğitim eksikliğine bağlamalarını diliyorum. Bir daha Hasanoğlan a gittiklerinde çocuklar onları tanır mı bilmiyorum. Ama şimdi, Hiç olmazsa biz de bir şeyler yaptık, diyebiliyorum. Hepsinin ellerinden öpüyorum. Can Dündar 2000 14
15
Sürer eker biçeriz, güvenip ötesine, Milletin her kazancı milletin kesesine Toplandık başçiftçinin, Atatürk ün sesine Toprakla savaş için, ziraat cephesine. 16
1937 17
18
İlk Gün 40 kişiydiler. Hepsi yoksul köylü çocuklarıydı. Aralarında hiç kız yoktu. Eskişehir e kimi ana babasıyla kimi yalnız geldi. İlkokulu bitirdikten sonra, Çifteler e öğretmen okulu açılıyor, diye duymuş, babalarının zar zor topladığı 30 lirayı kayıt için verip soluğu Eskişehir de almışlardı. 19
5 yıl orada okuyacak, öğrenecek ve köylerine öğretmen olarak geri döneceklerdi. Hızla büyüyecek bir eğitim ordusunun ilk neferleri olduklarından haberleri yoktu. 1937 yılıydı. Yoksulluk diz boyuydu. İhsan Güvenç (Çifteler Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü öğrencisi) Siyah dar paçalı, arkası bohçalı, donlu çarık giymişlerdi. Ben nahiyeden gittiğim için daha bol paça pantolonum vardı ama arkadaşların çoğu, bu dediğim kıyafetteydi. Çoğunun ceketi yok, sıkma dediğimiz yakasız gömlek, şimdi hâkim yaka diyorlar, moda oldu. O, yokluktan öyle dikilirdi tabii. Kayıt oldular, saçları üç numara kesildi, bit taramasından geçirildiler. Kamera karşısına bu sefer, okul yılları boyunca sırtlarından çıkarmayacakları gri üniformalarıyla geçtiler. Yeni bir hayata başlamak üzereydiler. Abdullah Özkucur (Çifteler Köy Enstitüsü öğrencisi) Akşam çorba verdiler. Ben böyle çorba görmemiştim. Pirinç çorbasıymış, demir kaşık verdiler. Biz tahta kaşığa alışmıştık. Demir kaşıkla adamın ağzına bir şey gitmiyor. O zaman bazı arkadaşlar birbirlerine gülüyorlar. Ankaralı arkadaşlar varmış. Yavaş ye, diyorlar. Dün birisi damağına sapladı çatalı, diye takılıyorlar. Kaşık, çatal tutmasını kimse bilmiyor. 20
O gün yırtık çarıkları, yamalı elbiseleriyle mahzun fotoğraflar çektirdiler. Köy Enstitüsü ne kaydolmak için gelen öğrenciler. İlk karyolam Sultan Mahmud un kışlasıymış. Kocaman bir kışla bu. Oraya gittik. Yerimizi gösterdiler. Karyola var. Karyola görmemiştim şimdiye kadar. Gece de sabaha kadar yere birkaç kişi düşüp kalktı. İnenler, binenler oldu. Abdullah Özkucur Kurtuluş 15 yıl önce gerçekleşmiş ama ülke yoksulluktan ve cehaletten kurtulamamıştı. Ne dil devrimi ne de okuma yazma seferberliği köyün gelişmesine yetmişti. Ülkenin nüfusu 16 milyondu, okuryazar sa- 21
yısı sadece 2,5 milyon... Yani 7 kişiden sadece biri okuma yazma biliyordu. Nüfusun yüzde 80 i köylerde yaşıyordu ve devrimler, henüz 40 bin köyün sınırları içine sokulamamıştı. Çocukların geldiği Anadolu cehalet içinde kıvranıyordu. Devrimin önder kadroları, 1935 te CHP nin 4. Kongre sinde köyün kalkınması için önlem almaya karar vermişti. Bu cehaleti yenmek istiyorlardı; ama nasıl?.. Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, çözüm arayan Mustafa Kemal e, Elimde para var fakat eleman yok, diyordu. Çözümün ilk ışığı bu ikilinin yaptığı görüşmede yandı. Mustafa Kemal, içinden yetiştiği camiayı, askerleri devreye sokmayı düşündü: Erlerin eğitimini yaptırdığımız çavuşlardan bu konuda da pekâlâ yararlanılabilir, dedi. Askerliğini çavuş olarak yapmış, okuma yazma bilen gençleri kendi köylerinde eğitmen olarak görevlendirmeyi düşündüler. Mustafa Kemal in adını koyduğu projenin başına İsmail Hak kı Tonguç getirildi. Tonguç, Gazi Eğitim Enstitüsü nde elişi hocasıydı. Özellikle köyde eğitim konusunda araştırma ve çeviriler yapmıştı. O günden sonra ilköğretim genel müdür vekili olarak hizmet verecekti. Orduda çavuş ve onbaşı olarak askerlik yapmış 85 kişi köylerinden çağrılıp Eskişehir Çifteler de eğitime alındı. 6 ay kurs görecek ve köylerine dönüp çocuklara temel eğitim vereceklerdi. Ayrılırken, kendi yaptıkları bavullarla yan yana dizilip fotoğraf çektirdiler. 22
21 Eylül1939 da Eğitmen Kursu nu bitirip görev yerlerine gitmek üzere kurstan ayrılan eğitmenler, kendi yaptıkları tahta bavullarıyla. 23
24
25