Islamic Economics: On Definition and Methodology (E-Book)

Benzer belgeler
Malezya-INCEIF'te İslami Finans Lisansüstü Eğitimi

Prof. M. A. Mannan İslam Ekonomisi Teori ve Pratik

İktisat Nedir? En genel haliyle İktisat bir tercihler bilimidir.

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

MARUF VAKFI İslam Ekonomisi Enstitüsü

dinkulturuahlakbilgisi.com KURBAN İBADETİ Memduh ÇELMELİ dinkulturuahlakbilgisi.com

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri

SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası

ÖZGEÇMİŞ HARRAN ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HARRAN ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

EKONOMİST TANIM A- GÖREVLER

MBA MBA. İslami Finans ve Ekonomi. Yüksek Lisans Programı (Tezsiz, Türkçe)

Altın Ayarlı İslâmi Finans

ISLAMIC FINANCE NEWS ROADSHOW 2013-TURKEY

İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ SONUÇ DEKLARASYONU

6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU

DÜNYA MÜSLÜMAN KADINLAR ZİRVESİ VE FUARI (BİLGE 2017)

5. SINIF DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ

AYP 2017 ÜÇÜNCÜ DÖNEM ALIMLARI

DR. Caner Ekizceleroğlu

İŞLETMELERİN AMAÇLARI. İşletmenin Genel Amaçları Arası Denge Genel nitelikli kuruluş ve faaliyet amaçları Özel nitelikli amaçlar

II. ULUSLARARASI HELÂL ÜRÜN EKONOMİSİ SEMPOZYUMU

Öğretmenlik Meslek Etiği. Sunu-2

ilim akademisi

Banka Kredileri ve Büyüme İlişkisi

VİZYON BELGESİ (TASLAK) TÜRKİYE - MALEZYA STRATEJİK DİYALOG PROGRAMI Sivil Diplomasi Kapasite İnşası: Sektörel ve Finansal Derinleşme

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

STRATEJİK YÖNETİM UYGULAMALARI. Yrd. Doç. Dr. Tülay Korkusuz Polat

BÖLÜM: 2 İŞLETMENİN TANITIMI VE TEMEL KAVRAMLAR

Eğitim Programları ANA HATLARIYLA İSLAM DİNİ

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS ULUSLARARASI POLİTİK İKTİSAT ECON

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

SAY 203 MİKRO İKTİSAT

ÜNİTE:6 Teknik Analiz ÜNİTE:7 Yatırım Politikaları ÜNİTE:8 Yatırım Şirketleri

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALAR

TÜRKİYE EKONOMİSİ Prof.Dr. İlkay Dellal Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü

İSLAMİ BANKALAR VE FİNANS KURUMLARI GENEL KONSEYİ (CIBAFI) GLOBAL FORUM 2018

Dersin Kaynakları. Ġktisat I. Ekonomi... Kıtlık...

Giriş İktisat Politikası. İktisat Politikası. Bilgin Bari. 28.Eylül.2015

KATILIM BANKALARI Tespitler, Tenkitler, Teklifler

MESLEKİ EĞİTİM, SANAYİ VE YÜKSEK TEKNOLOJİ

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN İŞ DÜNYASI BAKIŞ AÇISIYLA TÜRKİYE DE YOLSUZLUK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI

Yrd. Doç. Dr. Abdullah DURMUŞ

İçindekiler kısa tablosu

MARUF VAKFI İSLAM EKONOMİSİ ENSTİTÜSÜ AÇILDI

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl. Lisans Maliye Hacettepe Üniversitesi İİBF Y. Lisans İktisat Akdeniz Üniversitesi SBE 2003

TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS DERSLERİ DERSİN KODU VE ADI TEZ 5000 Yüksek Lisans Tezi TİB 5010 Seminer UAD 8000 Uzmanlık Alan

İslam İktisat Doktrini Üzerinde Mülahazalar-İhsan Şenocak

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Milletlerarası Ticaret Odası Değişen Küresel Ekonomi ve Türkiye Toplantısı 7 Mart 2014, İstanbul

İşletme Finansman BBA Prof.Dr. Abdulgaffar Ağaoğlu, Doç.Dr. Güner Gürsoy

Almanya da İslami banka ürünlerinin talep potansiyeli

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Türkiye Ekonomisi SPRI

İmam Abdüsselam Yasin Derneği, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesiyle ortaklaşave Dayanışma

GENEL EKONOMİ DERS NOTLARI

İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ İŞLETME BÖLÜMÜ DERS BİLGİ PAKETİ Dersin Kodu / Adı İŞL 104/ YÖNETİM VE ORGANİZASYON 1. Sınıf Bahar Dönemi

İSLAMİ FİNANS YOLUYLA FİNANSAL İÇERMENİN GELİŞTİRİLMESİ

ORGANİZATÖR Prof. Dr. Halit ÇALIŞ Konya Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi (+90332) /80 72

İSLAM KALKINMA BANKASI SERMAYE PİYASASI KURULU ORTAK KONFERANSI

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İKTİSAT ANABİLİM DALI YÖNETİM EKONOMİSİ TEZSİZ İKİNCİ ÖĞRETİM YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

FİYAT İSTİKRARI ACI KAHVE

Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Makro İktisat SPRI

1 TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ (TÜRKİYE) EKONOMİSİNİN TARİHSEL TEMELLERİ

Vizyon Siyasi Kalkınma Merkezi tarafından düzenlenen Filistin Ulusal Projesi Görüşler ve Perspektifler Sempozyumu Filistin in çeşitli kesimlerinden

TEOG 2. MERKEZİ ORTAK SINAVLAR DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ DERSİ BENZER SORULARI

ÜNİTE:1. Vergi Hukukuna İlişkin Genel Bilgiler ÜNİTE:2. Vergi Hukukunun Kaynakları ÜNİTE:3. Vergi Kanunlarının Uygulanması ÜNİTE:4

Tel: / e-posta:

Maliye Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans Programı Ders İçerikleri

stratejik saiklerle bu ülkeyi çok daha yakından tanımak durumundadır. Bu çalışmanın, söz konusu ihtiyaca hizmet etmesi umulmaktadır.

EĞİTİM YÖNETİMİ BİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ

İKTİSAT LİSANS PROGRAM BİLGİLERİ

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı. Dr. Vahdettin Ertaş. Finansal Erişim Konferansı. Açılış Konuşması. 3 Haziran 2014

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ KAYNARCA SEYFETTİN SELİM MESLEK YÜKSEKOKULU MALİYE PROGRAMI EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS PLANI AKTS KREDİLERİ

2. Uluslararası İktisadi ve İdari Perspektifler Kongresi 5-7 Ekim Tarihlerinde Fakültemiz Ev Sahipliğinde Gerçekleştirildi

Maliye Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri

EKONOMİK SÜREÇ İÇİNDE DEVLETİN FONKSİYONLARI KAMU HİZMETLERİ DIŞSALLIKLAR KAMU HARCAMALARININ ARTIŞINA YÖNELİK GÖRÜŞLER

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS EKONOMİYE GİRİŞ I ECON Yrd. Doç. Dr. Alper ALTINANAHTAR

İKİNCİ YIL ÜÇÜNCÜ YIL

ULUSLARARASI ŞEHİR VE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI ZİRVESİ Ekim 2017 Esenler / İstanbul

Ders Planı - AKTS Kredileri: II. Yarıyıl Ders Planı Kodu Ders Z/S T+U Saat Kredi AKTS Mikro İktisat Zorunlu

İKTİSAD VE EKONOMİ TERİMLERİNİN FARKI

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

Kurumsal Sosyal Sorumluluk Çalışmaları

Kurumsal Yönetim ve Kredi Derecelendirme Hizmetleri A.Ş. Kurumsal Yönetim Derecelendirmesi

ULUSLARARASI ÖĞRENCİLER AKADEMİSİ 2016 SETA ANKARA SETA SİYASET, EKONOMİ VE TOPLUM ARAŞTIRMALARI VAKFI.

İKTİSADÎ DÜŞÜNCENİN EVRİMİ (Başlangıcından Neoklasiklere) (İktisada Giriş I dersi için yardımcı kısa notlar)

İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI

ÜNİTE:1. İktisadın Temel Kavramlarına Giriş ÜNİTE:2. Arz, Talep ve Piyasa Dengesi ÜNİTE:3. Talep ve Arz Esneklikleri ve Uygulamaları ÜNİTE:4

ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030

İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS

KONU 1: TÜRKİYE EKONOMİSİNDE ( ) İŞGÜCÜ VERİMLİLİĞİ ve YATIRIMLAR İLİŞKİSİ (DOĞRUSAL BAĞINTI ÇÖZÜMLEMESİ) Dr. Halit Suiçmez(iktisatçı-uzman)

ÖRGÜTSEL DAVRANIŞ DORA KİTABEVİ, EYLÜL 2018, 302 SAYFA

Transkript:

Islamic Economics: On Definition and Methodology (E-Book) ISLAMIC ECONOMICS ON DEFİNİTİON AND METHODOLOGY EDITOR: Sercan Karadoğan PREFACE From the perspective of civilizations and their activity epochs, Ibn Khaldun s analysis has still been valid. It is commonly accepted that the life of the world has perpetuated in an enormous revolution process. For now on, The Western civilization has dominated the world we live in. This domination could be seen and felt in a variety of aspects. However, for the vast majority, the previous epoch was the Islamic Civilization. Apparently, once a civilization rules over the world, it predominates with all its dynamics. Its basic philosophy, law, ethics, art, sport, science, technology and economy become the dominant paradigms, customs and also trends. Undoubtedly, these approvals of societies have deep meanings. It is also impossible to realize such deep impacts and transformations artificially. The transformation process consists of an obsoleteness and a proposal of a renewal. Old is abandoned as a result of its inability to renew itself and new is honored and accepted as a consequence of its ability to adapt itself to the new conditions. If someone or something does not want to become obsolete and be abandoned, then it must successfully renew itself. Besides, the new needs a comprehensive in a high performance to be accepted universally. When do epochs change? When renewal is not possible. However if the previous old epochs become able renew and regenerate themselves fundemantally then they would regain a new identity and become prominent. The most significant underlying elements of all these are studying hard, making use of the opportunities for renewal and disallowance for degeneration. Islamic Civilization which has strived to recover and change back into its good old days and has an impressive opportunity and potential. At the same time, its

certificates of achievements need to be examined somewhere in the minds of the people. We, as an economic institution, undertake such missions on us; to re-study and revive economic aspects of Islam and in accordance with these to provide a basis for economic models and while we are experiencing the endpoints of globalization in this epoch, we have started such an activitywith the hope of forming an alternative to the universal system of fairness. Our wish from Allah, to give us the ability to think correctly, to do rightful things and to understand his purpose properly. Sıtkı ABDULLAHOĞLU Download: ISLAMIC ECONOMICS ON DEFİNİTİON AND METHODOLOGY View Fullscreen III. Uluslararası Ortak İslam Ekonomisi ve Finansı Konferansı Global İslami Finans Piyasası nın giderek büyümesi İslam Ekonomisi, İslami Finans, Katılım Bankacılığı ve Sigortacılık gibi konulara olan ilgiyi artırmaktadır. İstanbul S. Zaim Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi ve Durham Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirilecek olan Uluslararası İslam Ekonomi ve Finansı Konferansıyla, İslam Ekonomisi ve Finansı alanında çalışan akademisyen, uygulayıcı ve araştırmacıların bilimsel çalışmalarının teşvik edilmesi, işbirliklerine imkan sağlanması ve ilgili literatürün geliştirilmesi amaçlamaktadır. 1-3 Eylül 2016 tarihlerinde İstanbul da gerçekleştirilecek olan konferansın önemli bir özelliği ise bu alanda Türkiye de gerçekleştirilen iki büyük bilimsel etkinliğin

ortaklaşa yapılacak olmasıdır. İlk ikisi üniversitemiz tarafından yapılan Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Konferansıyla, birincisi Sakarya Üniversitesi tarafından önceki yıl gerçekleştirilen Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Kongresi birlikte icra edilerek bu alanda önemli bir işbirliği sağlanmış olacaktır. 2 Mayıs 2016 tarihine kadar tam metin bildiri ile müracaatın mümkün olduğu Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Ortak Konferansı TITANIC Bayrampaşa Business Hotel de gerçekleştirilecektir. Konferansa Türkiye Katılım Bankaları Birliği, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Borsa İstanbul, SESRIC ve Türk Hava Yolları nın sponsor olarak destek vermektedir. Konferansla ilgili detaylı bilgiye üniversitemizin Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi sayfasından veya kongrenin aşağıdaki bağlantısından ulaşmak mümkündür. http://www.icisef.org Kaynak: http://www.izu.edu.tr/ Ortadoğu Dinleri Açısından HomoEconomicus un Analizi Dr. İpek Madi T.C. MARMARA ÜNİVERSİTESİ ORTADOĞU ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ ORTADOĞU EKONOMİ POLİTİĞİ ANABİLİM DALI ORTADOĞU DİNLERİ AÇISINDAN HOMO ECONOMICUS UN ANALİZİ İPEK MADİ DOKTORA TEZİ

ÖZET Ekonomik faaliyetler, toplumda insan ilişkilerinin bir parçası olduğundan toplumların bu faaliyetlerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen siyasi, dini, kültürel ve ahlaki boyutu incelenmelidir. İktisadi olayların kültürel değerlerle desteklenmesi ile toplumsal refah düzeyinin maksimuma ulaşmasının ilişkisi sebebiyle, bu çalışmada, Geleneksel iktisat teorilerinin gelişmesinde rol oynayan toplumsal nedenler topluca araştırılmış ve iktisadi düşüncenin gelişiminde önemli yer tutan iktisadi faaliyetlerin tarihi yine topluca incelenmiştir. Bu incelemenin gayesi iktisadi düşünce tarihinin ya da iktisat teorisinin gelişiminin ayrıntısını ortaya koymaktan ziyade teorilerin arkasındaki zihniyetlerin etkilerini ve zihniyet değişimlerinin sonuçlarının incelenmesidir. Çalışmada, Geleneksel iktisadi doktrinlerin zihniyet yapısının etkisinin tarihsel araştırması eski uygarlıkları içerirken, yerleşik iktisadın gelişimine katkıda bulunan alanlar, güncel iktisat literatürüne kadar bazı örneklerle ortaya konmuştur. Neoklasik doktrine nispeten dayandığı esasları gevşetilmiş Yeni iktisatta, yerleşik iktisattan daha yoğun matematik ve kurgusal modeller kullanılmaktadır. Bu nedenle, bu çalışma, yerleşik veya yeni olsun, gerçekleri yansıtmayan ve sorunlara çözüm üretemez hale gelmiş olan iktisadı, Geleneksel İktisat olarak nitelendirmiştir. Bunda İktisat Teorisinin fazlasıyla transdisipliner bir alan haline gelmesinin de bir payı vardır. Çalışmada, çeşitli bilim dallarında yaşanan gelişmelerin İktisat Teorisine yansımaları hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Geleneksel iktisat teorisinin zihniyet esaslarının ağırlıklı olarak Batı nın dünya görüşünü yansıtmasının çalışmanın bütünlüğüne ilişkin nedenlerine değinilmiştir. Geleneksel iktisadi zihniyetin teşkil ettiği sistemlerin yanlış varsayımlarından temizlenmesi gerektiği ve iktisadi tercihleri yapan, faaliyetleri gerçekleştiren insan kabulünün gözden geçirilmesinin iktiza ettiğine değinilmiştir. İktisat teorilerinin bazını oluşturan yapının, Batı dünyasının ekonomik ve sosyal gelişimi anlaşılmadan analiz edilmesi zordur. Çünkü Geleneksel iktisat teorileri Batı nın iktisadi sorunlarına çözüm arayışından ibarettir. Atılgan ın ifade ettiği gibi, günümüzde Batının yaşadığı ekonomik çıkmaz devam etmektedir. Greenspan in birisi insan doğasını değiştirmek için bir yol bulmazsa başka krizler de göreceğiz ifadesini dile getiren İşler, Greenspan in krizlerde insan doğasından

başka ortak hiçbir nokta bulunmadığını söylediğini ifade etmiştir. Batı ekonomileri aşırı tüketim ve israf üzerine kurulu bir yapıya sahiptir. Çünkü hâkim olan zihniyet çoğu aza tercih eden, kendi menfaatini her şeyin üstünde tutan bir homo sapiens i kabul ettiği için itidalli olma hali mümkün değildir. Materyalist ve Liberal Felsefenin güç aldığı Evrimci kabul e dayanan Geleneksel iktisadi zihniyete göre bir Homo Sapiens iktisadi ortamda bir Homo Economicus tur. Çalışmada, Ahiret inancını inkâr edecek homo economicus un tüm hedefinin azami ve peşin dünyevi menfaat olacağına dair açıklama yapılmıştır. Homo economicus aksiyomlarının geçerliliği üzerine literatürde genel olarak yapılan eleştiriler çalışmanın ilgili bölümlerinde verilmiştir. Aksiyomların geçerliliği, her üç Ortadoğu dini-musevilik, Hıristiyanlık ve İslam- açısından ayrıca analiz edilmiştir. Geleneksel iktisat literatürü, bağlı olduğu varsayımların geçerliliğini sorgulamakta ve teorilerin gerçekleri açıklamadığının farkına varmaktadır. Ancak genel olarak literatür, sorunu kökten halletmemekte ısrarlı olduğundan varsayımlarını, sorunlu, sınırlı, güçlü/güçsüz gibi adlandırmalarla gevşetmekten öteye gidememektedir. Kazgan, iktisadi zihniyetin insan davranışları ile ilgili varsayımları Doğal Kanun felsefesine dayanan ve insan aklı ile kainatın kanunlarının bulunabileceği görüşünü kabul eden, iktisadi liberalizm felsefesinin ürünü olduğunu ifade etmiştir. Salt akılcılık ve deneycilikten etkilenen iktisadi liberal görüşe dayanarak iktisatçılar, kendi duyuları ve mantıklarını kullanarak saptadıkları gözlemleri, insan davranışları ile ilgili varsayımlar yapıp, gerçekleri hangi ölçüde açıkladığı belirsiz teoriler kurarak, evrenselliğini iddia etmişlerdir. Kazgan ın deyişiyle, varsayımların gerçekleri yansıtması konusunda araştırma yapılmazsa iktisatçılar istedikleri varsayımları yapabilirler. Tabii ve Toplumsal Kanunların evrenselliği iddiasının iktisada yansıması gerçekte evrensel olan Semavi dinlerin iktisadi doktrinlerine karşıt alternatif olarak getirilmiş bir görünüme sahiptir. Bu görüşün iktisat teorisine yansıması aslında bu çalışmada homo economicus aksiyomlarının analiz edilmesinde de görülebileceği gibi birtakım ifade edilmeyen ya da gizlenmiş aksiyomlar içermektedir. Çalışmada İşler in açıkladığı gizli varsayımlar a yer verilmiştir. Ancak çalışmanın bütünlüğü göz önüne alındığında gizlenmiş aksiyomlar dan kasıt İşler in mantıksal bütünlük ile çıkarmış olduğu gizli varsayımlar ile ilgili değildir. Bu çalışmanın bütününe müteallik öne sürülen aksiyomlar ifade edilmeyen aksiyomlar olarak adlandırılabilir.

Geleneksel iktisat teorisinin kabulüne göre iktisadi insanın aksiyomlarından özellikle birbirini gerektiren ve bütünleşen doyumsuzluk, bencillik ve rasyonellik in bir arada gerektirdiği iktisadi tercih ve davranış biçimi Ortadoğu dinlerinin iktisadi doktrinlerinin kabul ettiği insan görüşüne ters düşmektedir. Homo economicus varsayımı ağırlıklı olarak Batı nın zihniyetine dayalı esaslardan güç almaktadır. Bu zihniyetin fiiliyata geçtiği ve etkin olduğu coğrafyalarda ciddi ekonomik ve sosyal krizler yaşanmakta ve sorunun kaynağı kavranamamakla birlikte çözüm getirmeyen hafif modifiye olmuş alternatifler üretilmektedir. Sorunun çözümü ile ilgili öneri ve Geleneksel sistemdeki yanlışlıklar ve bulgular tezin ilgili bölümlerinde ve ayrıca Sonuç bölümünde açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Homo Economicus, Dinsel İktisadi Düşünce, İslam Ekonomisi, Ortadoğu, Geleneksel İktisat. İpek Madi Ortadoğu dinleri açısından homo economicus un analizi Analysis of homo economicus according to Middle Eastern religions View Fullscreen Prof. M. A. Mannan İslam Ekonomisi Teori ve Pratik Bu Yazı Prof. M. A. Mannan ın İslam Ekonomisi Teori ve Pratik Kitabından Alıntılanmıştır İslam Ekonomisi Teori ve Pratik Kanımca, İslâm ekonomisi, İslâmî değerlerden esinlenen toplumun iktisadî sorunlarını inceleyen bir ilimdir. İslâmi ekonominin bu tanımı, bugün ileri sürülen öteki tanımlardan tamamen farklıdır. Bugünkü ekonomi, iş hayatında insanın incelenmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Profesör Robinson un sözleri ile bu tanıma daha çok farklılık verelim. Robinson şöyle tanımlar ekonomiyi: Ekonomi,

kıt kaynaklarla hedefler arasındaki ilişkilerde, insan davranışlarını inceleyen ve farklı uygulamaları olan birilimdir. Elbette bu tanım tartışılabilir. Ama burada bugünkü ekonominin ana hedefi belirlenmektedir. Buna göre, ekonomi, toplum içerisinde yaşayan insanın incelenmesini konu edinmektedir. Ekonomi, sosyal ilimler içerisinde yer almaktadır. Kuşkusuz İslâm Ekonomisi de sosyal ilmin bir bölümüdür. Ne var ki, daha sınırlı anlamda bir sosyal ilimdir burada sözünü ettiğimiz. Çünkü burada toplum içerisindeki herhangi bir kişiyi incelemiyoruz. İslâm ekonomist, toplumdan soyutlanmış tek tek kişilerin incelenmesi değildir. O, daha çok. İslâmî değerlere inanan toplumdan tecrit edilmemiş insanın incelenmesidir. Çağdaş ekonomi gibi, İslâm ekonomisi, Robinson Crusoe ya benzer insanlardan oluşan bir dünyayı incelemez. Çünkü her iki ekonomi de, ya bir olay, ya da bir olanak olarak, değiştirme fenomenini ihtiva etmek zorundadır. Çağdaş ekonomi, esas olarak, paraya ilişkin sorunlarla uğraşmaktadır. Gerçekten, bugün, ekonominin insan davranışlarından yalnız para kazanma ve harcama yönüyle ilgilendiği görüşünü benimseyen ekonomistlerin sayısı gittikçe artmaktadır. Ne var ki, klâsik yazarlar ve bugünkü izleyicileri, para duvarının ötesine geçmek ve ekonomik sorunları parasal olmayan bir birimle ölçmek eğilimindedir. Temel ekonomik sorunların kaynağı şu gerçeğe dayanmaktadır. İnsanın ihtiyaç ve istekleri vardır ve bu istekler, ihtiyaçlar, sınırlı enerjimizi, maddî gereçlerimizi harcamadan karşılanamaz ve doyurulamaz. Bütün isteklerimizi karşılayacak kadar sınırsız kaynaklarımız olsaydı, ekonomi sorunu ortaya çıkmayacaktı. Kıt kaynaklar açısından İslâm ekonomisi ile çağdaş ekonomi arasında hemen hemen hiç bir fark yoktur. Bir fark varsa, o da onun hacım ve tabiatında yatmaktadır. İki ekonomik sistem arasındaki asıl fark, seçme sorununun çözümünde düğümlenmektedir. Kaynakların sınırlı oluşu, seçme sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bazı isteklerinin kimi isteklerimizden vazgeçme pahasına, tatmin edilebilmektedir. Kaynakların kıtlığı ve isteklerin çokluğu arasındaki bu sürekli çelişki, bizleri, isteklerimiz arasında, bir seçim yapmaya, onları; önceliklerine göre, sıralamaya ve kaynaklarımızı, gereksinmelerimizi, azami ölçüde, karşılayacak şekilde dağıtmaya zorlamaktadır. Çağdaş ekonomide, seçme sorunu, büyük ölçüde, kişinin belirsiz, çoğu zaman saçma isteklerine, kaprislerine bağlıdır. Bu ekonominin konu edindiği insan, toplum gereksinmelerine değer vermemektedir. Fakat İslâm ekonomisinde kişi, kaynakları istediği gibi harcayamaz. Bu hususta, kişinin gücünü aşan, Kur an ve hadisle getirilen sınırlamalar, tahditlervardır.

Özetlersek, İslâm ekonomisi toplum içerisinde yaşayan herhangi bir kişiyi değil, dindar bir insanı incelemektir. Oysa çağdaş ekonomi, toplumdaki herhangi bir kişiyi ele alır. İsteklerin çokluğu ve kaynakların kıtlığından dolayı ekonomi sorunu ortaya çıkmaktadır. Her iki ekonomide de durum aynıdır. Fakat seçme konusunda, iki ekonomi, birbirinden ayrılmaktadır. İslâm ekonomisine İslâm ın temel ilkeleri ışık tutmakta, Kapitalist bir sosyo-ekonomik temel üzerine kurulan çağdaş ekonomi ise kişisel istek ve kaprislerle denetlenmektedir. Bu fark bizi bir tartışmaya sürüklemektedir: Acaba İslâm ekonomisi sonuçlarla ilgilenmeli midir? Yoksa farklı sonuçlar karşısında tarafsız mı kalması gerekir? Bu sorular, daha çok, bugünkü ekonominin ilkelerini benimseyenler tarafından ortaya atılmaktadır. Çünkü bugünkü ekonomi, sonuçlara karşı kayıtsız kalmakta, onları, olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi ele alarak incelemektedir. Profesör Robinson şöyle özetler bu noktayı: Ekonomi, kişide bir davranış eğilimi olarak ortaya çıkan amaçlarla teknik ve sosyal çevre arasındaki ilişkileri konu edinir. Ne amaçların kendisi, nede sosyal ve teknik çevre ekonominin konusudur. Ekonomistlerin önemsediği, bunlar arasındaki ilişkilerdir. Hicks, Lange, Koldor gibi kimi ekonomistler, refah ekonomisinin bir bölümünü tamamen ilmi bir temel üzerine oturtma çabası içerisindedirler. Bu yazarlara göre, ekonomik kaynaklar en iyi şekilde dağıtılırsa en yüksek bir ekonomik refah sağlanabilir. O halde, refah ekonomisinin asıl görevi, kaynakların optimum dağıtım şartlarını inceleyip ortaya çıkarmaktır. Bu yazarların kullandığı refah deyiminin ahlâka ilişkin bir yanının olmadığını burada belirtmek gerekir. İster beğenelim, ister beğenmeyelim, İslâm ekonomisi, farklı amaçlara karşı kayıtsız kalamaz. Alkollü içkilerin üretimi ve satışı, çağdaş ekonomi sistemi içerisinde, belki iyi bir ekonomik faaliyet olabilir. Fakat İslâm devletinde öyle değildir. Çünkü bu tür faaliyetler insanın refahına ki para birimi ile ölçülemeyen bir refahtır buhiç bir katkıda bulunmamaktadır. Bugünkü ekonomide, kişinin refahına, kendi değer ölçülerine göre, elde etmek istediği hizmet ve malların, artan, onları elde etmek için harcanan çabaların ve yapılan feragatlerin azalan fonksiyonu olarak bakılmaktadır. İslâm ekonomisinde, kişi, kendi ekonomik faaliyetlerine yön verirken, Kur an ve sünnetin emirlerini göz önüne almak zorundadır. Kur an ve sünnet çerçevesinde kalmak üzere yapılacak yeni düzenlemelerle, bir kısım insanların zararına, tek bir ferdin bile zenginleşmesini olanaksız kılacak şekilde, kaynaklar dağıtılırsa, sosyal refah azamiye çıkarılmış olur. Kur an ve sünnette açıkça yasaklanmayan, onların

özüne uygun olan her şey, İslâmî bir üslup içerisinde ifadesini bulabilir. Her ne kadar, İslâm ekonomisi, bugünkü ekonominin tersine, sadece beşeri davranışların para kazanma ve harcama yönüyle ilgilenmiyorsa da, bu konular, yine de, ekonomik faaliyetlerimizin büyük bir bölümünü teşkil ederler. Bunun için. İslâm para kazanma ve harcama üzerinde önemle durmuş, azamî sosyal fayda sağlamak için, kazançlarla harcamalar arasında sağlam bir denge kurmaya, çalışmıştır. İslâm, sürekli meşru kazancı öğütlemiştir. Gayri meşru kazanç yolları, sonunda, kişiyi ve toplumu bir yıkıma sürükleyeceği için, tümünü yasaklanmıştır (K. IV : 30). Bundan dolayı İslâm, servet kazanma için girişilecek faaliyetlerde izlenecek yolları saptamış ve bu hususta belirli kurallar koymuştur. Bu sınırlayıcı kurallar, toplumu, tam bir huzur ve refaha eriştirmek için konmuştur. Ne şekilde olursa olsun, ahlâkî değerlerin etkisinden kurtulmuş bir ekonomik faaliyet düşünülemez. Kur an da şöyle buyrulur: Ey insanlar! Yerdeki şeylerden, helâl ve temiz olmak şartıyla, yiyin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size, hakikaten, apaçık bir düşmandır. (K. II. 168) Bu yüzden, İslâm devleti, sadece toplum yararı ile tam bir uyum içinde olan meşru faaliyetleri teşvik edebilir. İslâm, bir kaç kapitalistin, kaynakları tekelinde tutmasına şiddetle karşı çıkmış, öte yandan, sosyal faydalar sağlayan harcamalar üzerinde önemle durmuştur. Kendilerini rızıkladığımız şeylerden gizli ve açık infak edenler katiyen kesat bulmayacak bir kazanç umabilirler. (XXXV: 29) Cimrilik kötülenir, kınanır. Çünkü olumsuz ve yıkıcı bir etki yapar topluma. Cimrilerin elindeki servet, onlara bir yarar sağlamak şöyle dursun, kendileri için bir engel olmakta, ruhî ve ahlâkî gelişmelerini önlemektedir. Öte yandan, diğer bir aşırılık olan israf da, aynı şekilde, kınanmaktadır. İsraf etmeyin! Çünkü Allah, israf edenleri sevmez. (XI:141) Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. (XVII : 27) Gerçek şudur: Allah tektir ve hiç bir şeye muhtaç olmayan sadece O dur. İhtiyaç içinde olan insandır. Refah, cimrilikle veya para ve malları toplum hizmetinin dışında bırakmakla değil, ancak Allah için, yani yarattıklarının hizmetinde, harcamakla elde edilir. Böylece İslâm, kazanma ve harcama faaliyetlerine halkın refahını yükseltecek biçimde, bir yön vermektedir. İslâm ekonomisinin kapsamı, bir bakıma, bugünkü ekonominin kapsamından daha dar, bir bakıma da daha geniştir. Dardır, çünkü o,sadece Allah ın birliğine, Kur an ve Sünnetle getirilen ilkelere inanan bir toplumu ele almaktadır:

İslâm devleti her ekonomik faaliyeti teşvik etmediği, hatta yasakladığı için, İslâm ekonomisinin daha dar bir çerçeve içerisinde kaldığı görüşü ileri sürülebilir. Gerçekten insanın refahını yükseltmeyen faaliyetlerin İslâm devletinde yeri yoktur. Fakat bu kavram, yani İnsan refahı kavramı, statik değildir. Sürekli olarak değişmekte ve gelişmektedir. Burada önemli olan, İslâm ın, tüm gelecek zamanlar için geçerli evrensel kuralları ile refah kavramının bir uyum içerisinde olmasıdır.öte yandan, İslâm ekonomisi, bugünkü ekonomi ilminin dışında bırakılan siyasal, toplum sal ve ahlâkî faktörleri de içerisine aldığı için daha geniş kapsamlıdır. Bir anlamda, İslâm ekonomisi ile klâsik ekonominin dışta bıraktığı konuları da incelemeye alan uygulamalı ekonomi arasında bir benzerlik vardır. Böylece İslâm ın refah kavramının ışığı altında, toplumdaki kıt kaynakların yönetimi, İslâm ekonomisinin faaliyet alanı olmaktadır. Bu yüzden, o sadece refahın maddi yanıyla değil, aynı zamanda, üretim ve tüketimde İslâm ın ilkelerine bağlı kalarak, refahın manevî yanıyla ilgilenmektedir. Ekonomi ilminin temel kavramları, kaynağını, İbni Haldun, Tusi gibi ünlü İslâm yazarlarının eserlerine borçludur. Tusi nin ekonomi tanımı, iş bölümü, değiştirme değerleri ve refah konularının önemini belirtmektedir. O, tanınmış farsça eserinde, şunları yazar: Herkes kendi besininin, giysilerinin, barınaklarının ve araçlarının üretimi ile uğraşmak zorunda olsaydı, belirli bir süre sonra, besinsizlikten dolayı, hayatın devamı imkânsızlaşacaktı. Fakat herkes birbiriyle işbirliği yaptığı belirli meslekleri benimsediği ve yasalar, üretim fazlasının değiştirilmesine özen gösterdiği için ekonomik araç ve mallar herkese yetmektedir. Allah, birbirlerine yardım etmeleri için farklı meslekleri benimseyecek şekilde, insanları değişik yetenek ve zevklerde yaratmıştır. Ekonomik istemi ve uluslararası ekonomik ilişkilerin varılmasını sağlayan bu iş bölümüdür. Karşılıklı işbirliği olmadan insan hayatı anlamsızlaşmaktadır. Sosyal ilişki kurmadan kişinin hayatını sürdürmesi düşünülemez. İnsan yaratılış gereği olarak topluma bağlıdır. Öte yandan, sosyal ilmin babası olarak ün yapmış Tunuslu ilim adamı İbni Haldun, ekonominin ayrı bir tanımını yapmıştır. İbni Haldun, Tusi den daha açık bir tanım getirmiştir ekonomiye. O, ekonominin, insan refahı ile çok derin ve sıkı bir ilişki içerisinde olduğunu, kendinden sonra gelen ekonomistlerden daha açık olarak görmüştür. O nun Ahlâk ve Aklın Buyruğu adlı eseri, ekonomiyi, hem pozitif, hem de normatif ilim olarak düşündüğünü göstermektedir. Ayrıca kitle kelimesini kullanmakla iktisadî araştırmalarda amacın, kişinin değil, kitlenin

refahını yükseltmek olduğu gerçeğini belirtmektedir. Ekonomik ve sosyal yasalar, toplumu etkisi altına aldığı için, bu yasalar toplum dışındaki bir kişi tarafından etkilenemeyeceği için, kitle refahının önde tutulması gerekir. Siyasal, sosyal ahlâkî ve kültürel etkenlerle ekonomi arasındaki karşılıklı bağları ilk kez İbni Haldun ortaya çıkarmıştır. Her ne kadar, ünlü eseri Mukaddime de ayrı ayrı bu etkenleri ele alıp inceliyorsa da, İbni Haldun, bu etkenleri, toplumsal örgüt içerisinde yaşayan insanoğlunu etkileyen uygarlığın iç içe geçmiş farklı görüntüleri olarak düşünmektedir. Tusi ve İbni Haldun dan başka, İmam Ebu Yusuf, Yahya bin Adam ve El Hariri gibi birçok ünlü İslâm bilginleri ekonomi ilminin gelişmesine büyük katkılarda bulundular, Ekonomiye kesin bir şekil veren ve onu ilmî bir temele oturtan bu bilginlerdir. Bu açıdan bakılırsa, bu Müslüman bilginler klâsik ekonomistlerin, Merkantilistlerin öncüsü olarak görülebilir. Fikir Yayınları, 4. Baskı, 1980 İstanbul, s.15-24. Yazar: Prof. M. A. Mannan Tercüme: Bahri Zengin, Tevfik Ömeroğlu İslam İktisadı Atölyesi IV: İslam İktisadı Perspektifinden Sosyal Adalet Sonuç Bildirgesi DÜNYADA SOSYAL ADALETİN TESİSİ

MÜSLÜMANLAR İÇİN KAÇINILMAZ VE ERTELENEMEZ BİR VAZİFEDİR İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği, İlmi Etüdler Derneği (İLEM) ve Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği nin (İGİAD) İstanbul Üniversitesi İslam İktisadı ve Finansı Anabilim Dalının ev sahipliğinde düzenlediği 4. İslam İktisadı Atölyesi 2-3 Nisan 2016 tarihlerinde İslam İktisadı Perspektifinden Sosyal Adalet başlığı ile İstanbul da gerçekleştirilmiştir. Atölyede farklı ülkelerden bir araya gelen ilim adamları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri dünyada artan sosyal adaletsizliklere dikkat çekerek İslam iktisadının bu çerçevede çözüm üretmesi zorunluluğunu dile getirmişlerdir. İki gün boyunca sunulan tebliğler, yapılan değerlendirmeler ve tartışmalar çerçevesinde kamuoyunun dikkatinin aşağıdaki konulara çekilmesi ve bu hususta eylemlerin geliştirilmesi çağrısında bulunulmasına karar verilmiştir. 1. İslam dini, ilk günden itibaren sosyal adalete vurgu yapmış, güçsüzlerin korunması ve gücün topluma aktarılmasını teşvik etmiştir. Bu çerçevede Müslümanların İslam ın bu prensip ve hikmetine uygun bir şekilde adaletin tesisinde dünyaya örneklik ve öncülük etme vazifeleri tekrar hatırlatılmalıdır. 2. Gelir adaletsizliği her geçen gün artmakta, yoksulluk dünya çapında bir problem haline gelmektedir. Ayrıca, Müslüman ülkelerdeki çarpıcı sosyal adaletsizlik de dikkat çekmektedir. Dünyanın mamur bir yer olabilmesi ancak adaletin tesisi ile gerçekleşecektir. 3. İslam iktisadı tartışmaları ve İslami bir iktisadi sistem arayışı sosyal adalet ihtiyacı çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Ancak son zamanlarda İslam iktisadı çalışmalarında sosyal adalet, yoksulluk ve emek gibi konulara daha az yer verildiği ve alandaki ağırlığın finans ile ilgili çalışmalara kaydığı görülmektedir. Dolayısıyla finans dışı konuların teorik ve felsefi bir derinliği olacak ve uygulamayı da besleyecek şekilde İslam iktisadı çalışmalarının gündemine daha fazla alınması gerekmektedir. 4. Dünyada kapitalist sistemin meydana çıkardığı bölüşüm sorunları çeşitli iktisadi, siyasi, sosyal ve fikri krizleri tetiklemektedir. Dolayısıyla ana akım

iktisadi sistemin ve düşüncenin eleştirisi daha fazla gündeme alınmalı ve alternatifler daha güçlü bir biçimde vurgulanmalıdır. 5. Müslüman ülkelerde ekonomideki temel karar ve yönelimlerin sermaye ve birikim eksenli olmaktan çıkarılıp adil bölüşüm ve toplumsal denge eksenli bir hale getirilmesi gerekmektedir. Üretken bir ekonomi ve dengeli bir toplum yapısı için buna acil ihtiyaç bulunmaktadır. 6. İlim adamlarının iktisadi sistem ve uygulamalara yönelttikleri eleştirileri sistemli bir alternatife dönüştürmeleri ve uygulamaların geliştirilmesine katkı sağlamaları zorunludur. Her düzeydeki Müslüman yöneticilerin de bu tür girişimlerin önünü açıp, uygulamaları teşvik etmesi gerekmektedir 7. Gelir adaletsizliği ve servetin eşitsiz dağılımı gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin ortak sorunudur. Pek çok başka sosyal ve iktisadi probleme kaynaklık eden bu sorunun çözümü için sadece kısa vadeli politikalar ve sosyal yardımlar yeterli değildir. Bunun için evvela adaletsizliği doğuran iktisadi sistemin gözden geçirilmesi ve sorunların kaynaklarının sistematik bir biçimde ortadan kaldırılması gerekmektedir. 8. Günümüzde sosyal adaletsizliğin en önemli sebeplerinden birisi faizdir. Yapılan araştırma ve incelemeler günümüzde görülen devasa gelir ve servet adaletsizliğinin arkasında faizin bulunduğunu, faize dayalı iktisadi sistemde refahı toplumun genelinden, çok küçük bir azınlığa aktardığını açık bir biçimde göstermektedir. Bu sebeple faizin topyekün ortadan kaldırılmasına yönelik teori, politika ve uygulamaların daha fazla gündeme getirilmesi zorunludur. Aksi halde geliştirilecek bütün eleştiri, alternatif ve uygulamalar eksik ve yetersiz kalacaktır. 9. Gelir eşitsizliği günümüzde toplumun değişik kesimlerini birbirinden ayırmakta ve aralarına kalın duvarlar örmektedir. Bu da toplumun değişik sınıfları arasında çatışmalar ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Gelir eşitsizliğini sağlayan kurumlardan biri de faizdir. İslam faizi yasaklayarak bu alanda ortaya çıkacak adaletsizlikleri başından itibaren önlemiştir. Bu sebeple faiz sorunun açık bir şekilde tanımlanması için çalışmalar genişletilmelidir. 10. Günümüz iktisatçıları gelir adaletsizliğini çözmek üzere servet vergisini önermektedirler. Bu fikir günümüzde sosyal adaleti sağlamak üzere ortaya atılan en radikal öneri olarak öne çıkmaktadır. Hâlbuki İslam ın beş temel şartından birisi olan zekât bu soruna daha kapsamlı ve sistematik bir çözüm önermektedir.

Bu çerçevede bir çözüm olarak zekat kurumu üzerinde daha fazla durulması gerekmektedir. 11. Geleneksel olarak şahısların kendilerinin dağıttıkları zekat uygulaması kadar, günümüzde zekatın etkin, etkili ve verimli bir biçimde toplanması, dağıtılması ve değerlendirilmesi için farklı ülkelerde geliştirilen sistemler incelenmeli ve bu hususta daha derinlikli ve uzun soluklu araştırmalar ve uygulamalar yapılmalıdır. 12. Zekat yoksulları destekleyen ve bu şekilde sosyal adaleti gerçekleştirmede önemli katkılar sunan bir enstrümandır. Neticesinde yoksullukla mücadelede zekat önemli bir araçtır. 13. Benzer şekilde İslam ın bir Müslümanı sadece bu dünyaya değil aynı zamanda öte dünyaya da yöneltmesi neticesinde sadaka ve infak kurumları ortaya çıkmıştır. Bu iki yardımlaşma mekanizması vakıf müessesesini doğurmuştur. Vakıflar Müslüman toplumlarda tarih boyunca refahın topluma geri döndürülmesi bakımından önemli katkılar sağlamıştır. Öte yandan kar amacı gütmeyen, hayırseverlik ve bağış temeline dayalı olan vakıf aynı zamanda ekonomik istikrarı sağlayıcı önemli bir kurumdur. Vakıf kurumu, bugün karşılaşılan ekonomik istikrarsızlık ve sosyal adaletsizliklerin önüne geçmek için önemli imkanlar sunmaktadır. Bugün bu gelenekten faydalanarak vakfın sosyal refaha ve adalete katkısı yeniden ve geniş çaplı bir biçimde değerlendirilmeli ve yeni vakıf model ve uygulamaları oluşturulmalıdır. 14. Sosyal adalet sadece iktisadi bir konu ve mesele değildir. İktisadi eşitsizlikler toplumsal yapıda çok önemli sorunlar oluşturup geri dönülemez tahribatlara yol açmaktadır. Benzer şekilde toplumsal yapıda dengeleri sarsacak her türlü değişim sosyal adaletsizliğe kaynaklık edebilir. Bu minvalde her türlü uygulamada sosyal dengelerin gözetilmesi zorunludur. 15. Günümüzde hakim olan kapitalist ekonomik sistem ve serbest piyasa anlayışı zengin ve güçlülerin yoksulların ve güçsüzlerin üstüne basarak yükselmelerini sağlamaktadır. Bu durum dezavantajlı grupların ortaya çıkmasına neden olmuştur. İslam iktisadı çalışmaları bu dezavantajlı grupların haklarını koruyan kavram ve kurumları daha fazla öne çıkarmalıdır. 16. Hâkim ekonomik sistem bir yönden insan özgürlüğü ve serbest piyasadan bahsetmekte, öte yandan toplumun önemli kesimleri gerek borç gerekse tüketim alışkanlıkları vasıtasıyla görece özgürlüklerini yitirmektedir. Bu çerçevede borç ve

tüketim üzerine kurulu olmayan İslam ekonomisi günümüz insanlarına önemli olanaklar sunmaktadır. 17. Sosyal adalet temelli bir iktisadi sistem iş verimliliğini de artırmaktadır. İslamın sosyal yardımlaşma ilkesine dayalı olan infak ve sadaka kültürünün bugünkü toplumlarda yenide hatırlanması bir zarurettir. 18. İslam hukukunda yer alan önemli kavramlardan biri olan teberru, yardım ve hayır amaçlı bir sosyal sermayenin tesisine olanak sağlamaktadır. Bu çerçevede mikro ölçekte bazı yardımlaşma ve dayanışma fonları oluşturarak toplum üyeleri arasındaki kaynaşmayı sağlamak gerekmektedir. 19. İslami finans kurumları sadece maksimum kârı hedeflememeli, konvansiyonel bankalardan farklı olarak sosyal adaleti sağlayacak mekanizmalar oluşturmalıdırlar. Bunun için doğrudan veya dolaylı olarak sosyal faydayı da sağlayan uygulamalara yer verilmelidir. 20. İslam iktisadı sosyal denge üzerine kurulu olmak zorundadır. Bu da İslami ve ahlaki değerlerle mümkün olacaktır. Bu çerçevede İslami bankaların zenginliğin eşit bir şekilde toplumun değişik kesimlerine dağıtımında etkin bir rol alması gerekir. 2-3 Nisan 2016 tarihlerinde İstanbul da gerçekleştirilen 4. İslam İktisadı Atölyesi ni tertip eden, katılan ve katkı yapan ilim adamları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri günümüzde dünyada ve özellikle Müslüman ülkelerde ortaya çıkan sosyal adaletsizliğin ve buna bağlı türeyen sorunların İslam iktisadının yukarıda sayılan ilke, teori ve uygulamaları dikkate alındığı takdirde önemli oranda azalacağını deklare etmekte; ilim adamlarını, politika yapıcıları ve karar alıcıları bu sese kulak vermeye çağırmaktadırlar.

IV. İSLAM İKTİSADI ATÖLYESİ YAZI ÇAĞRISI İslam İktisadı Perspektifinden Sosyal Adalet İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği, İlmi Etüdler Derneği (İLEM) ve Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği nin (İGİAD) birlikte düzenlediği İslam İktisadı Atölyesi IV, 2-3 Nisan 2016 tarihlerinde İslam İktisadı Perspektifinden Sosyal Adalet başlığı ile İstanbul da gerçekleştirilecek. İstanbul Üniversitesi İslam İktisadı ve Finansı Anabilim Dalı nın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek atölye bu seneki başvurularda öncelikli olarak sosyal adalet ve ilgili konuları İslam iktisadı perspektifinden ele alan tebliğlere yer verecek. Gelir adaletsizliğinin her geçen gün arttığı, yoksulluğun dünya çapında bir problem olduğu, gayri insani çalışma koşulları, yetersiz maaşlar ve sosyal güvencesizlik ile malul bir emek piyasasının varlığını koruduğu bugünün hakim iktisadi düzeninde, çoğu devletin bu talepleri karşılayacak düzeyde politikalar üretememesi de bir o kadar dikkat çekiyor. Kapitalist politikaların sosyal adaleti sağlamaktan uzak, bilakis eşitsizliği her daim derinleştiren ve iktisadi ve sosyal refahın geniş kitlelere ulaşmasını engelleyen özellikleri birçok Müslüman ilim adamı tarafından yıllardır eleştiriliyor. Bu eleştirileri ise İslami ilkeler çerçevesinde şekillenecek alternatif bir teorik ve pratik iktisadi düzenin sosyal adaleti sağlayacağı yönündeki iddialar izliyor. Diğer taraftan, Müslüman idarecilerin yönetimi altındaki toplumlarda beliren tecrübe alternatif bir sosyal adalet anlayışı sunmaktan uzak gözüküyor. Ayrıca Müslüman bireylerin iktisadi hayat içerisindeki tavırlarına İslam ın sosyal adaletten yana tavrı değil, çoğunlukla günlük iktisadi koşulların gereklilikleri şekil veriyor. Bu noktada, 1960 lı yıllarda İslam iktisadı başlığı altında çalışmalar yapılmaya başlanmasındaki temel maksadın sosyal adalet meselesiyle yakından ilgili olduğunu fakat sonraki yıllarda çalışmaların daha çok finans alanına kaydığını göz önüne aldığımızda sosyal adalet konusunu yeniden ve daha temelli bir şekilde konuşma ihtiyacı daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu bağlamda, IV. İslam İktisadı Atölyesi ile sosyal adalet başlığı etrafındaki meseleleri İslam iktisadı perspektifinden ele alan tartışmalar yürütülmesi

hedefleniyor. Böylece dünyanın dört bir tarafında çalışmalar yapan akademisyenleri bir araya getirerek mevcut sosyal ve iktisadi adaletsizliklerin sebeplerinin gerçekçi ve derinlikli bir şekilde irdelenmesi ve İslami ilkelere dayalı bir sosyal adalet anlayışının teorik zemininin nasıl oluşturulacağı, hangi alternatif mekanizmaları içereceği ve ne gibi somut çözümler üretilebileceği üzerine kolektif bir çalışma yapılması amaçlanıyor. Bu çerçevede, aşağıdaki ve benzeri sorulara odaklanan tebliğ özetleri bekleniyor: Günümüzde sosyal adaletsizliğin temel sebepleri ve sonuçları Küresel ve yerel ölçekte sosyal adaleti sağlama için alınan önlemler ve bunların etki/başarı oranı Sosyal adalet tartışmaları ve öne çıkan başlıklar İslam iktisadı perspektifinin sosyal adalet tartışmalarına katkısı Günümüzde Müslüman toplumlarda sosyal adalet nasıl anlaşılmakta ve uygulanmaktadır? Günümüzde Müslüman toplumlarda uygulanan iktisadi politikaların sosyal adalet açısından etkileri ve sonuçları Sosyal adalet İslami bir perspektifle bugün nasıl ele alınabilir? İslam iktisadı çerçevesinde sosyal adaleti sağlayacak ilkeler ve mekanizmalar İslami ilkelere dayalı bir iktisadi sistemde sınıfsal farklılıkları ve gelir adaletsizliğini ortadan kaldıracak önlemler Zekât müessesesi, faiz yasağı, sadaka ve infaka teşvik, lüks ve israfın yasaklanması vb. hususlar nasıl bir sosyal adalet anlayışı tesis ediyor? İslam iktisadının ilkesel ve kurumsal nitelikleri bugünkü iktisadi sistem içerisinde nasıl var olabilir? Adil bir iktisadi hayat için bölüşüm ve yeniden bölüşüm dinamikleri ne şekilde yapılandırılmalıdır? Müslüman coğrafyalarda mevcut olan yoksulluğun kaynakları, sebepleri ve sonuçları nelerdir? Yoksullukla mücadele İslami bir perspektiften nasıl ele alınabilir? İslam iktisadı bağlamında vergilendirme, sosyal güvenlik ve asgari ücret politikalarını belirleyen parametreler neler olmalıdır? Müslüman toplumlarda da uygulanan kalkınma temelli iktisadi politikaların sosyal adalet açısından yansımaları nasıl olmaktadır? Bir sosyal politika unsuru olarak emek piyasasının tanzimi ne şekilde gerçekleşmelidir?

Günümüzde haneler ve devletlerin yaşadığı borç krizlerine İslam iktisadı perspektifinden ne tür çözümler getirilebilir? Bu ve benzeri soruları konu edinen tebliğ özetlerinin gönderimi www.islamiceconomy.org üzerinden 31 Ekim 2015 tarihine kadar yapılabilecektir. Kabul edilen özetlerin tam metinlerinin teslimi ise 31 Ocak 2016 tarihinde olacaktır. Atölyeye katılım için nihai kabul tam metinler üzerinden verilecektir. Katılımı kabul edilen kişilerin yol ve konaklama masrafları organizasyon tarafından karşılanacaktır. Atölyeye gönderilecek tebliğ özetleri 250-400 kelime arasında olmalıdır. Tebliğ özetleri ayrıca yazarın tam adını, çalıştığı kurumu, anahtar kelimeleri, yazışma adresini, telefon ve e-posta adreslerini içermelidir. Özeti gönderilen tebliğlerin tam metinleri, daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış ve hâlihazırda yayımlanmak üzere sunulmamış olmalıdır. Daha önceki atölyelerde olduğu gibi bu atölyede de sunulan tebliğler daha sonra yayımlanacaktır. Bu zamana kadar dünyanın birçok ülkesinden alanında uzman onlarca ilim adamını ağırlayan İslam İktisadı Atölyesi ne katılım ve katkı sağlayan isimlere şu linkten ulaşabilirsiniz. Ayrıca atölye çıktılarının kalıcı hale gelmesi ve İslam iktisadı alanında yapılan diğer çalışma ve tartışmalara katkı sağlaması amacıyla sunulan tebliğler editöryal okumadan geçerek kitaplaştırılmaktadır. İlk atölyenin tebliğleri Türkçede İslam İktisadını Yeniden Düşünmek, İngilizcede Islamic Economics: Basic Concepts, New Thinking and Future Directions ismiyle yayımlanmıştır. İkinci atölyenin tebliğleri ise Türkçe olarak İslam İktisadı ve Piyasa başlığı ile kitaplaştırılmıştır. İslam İktisadı ve Emek başlığı ile düzenlenen üçüncü atölyenin tebliğleri Gower Publishing tarafından Labor in an Islamic Setting: Theory and Practice başlığı ile yayımlanacak. IV. İslam İktisadı Atölyesi, yeni perspektifleri teşvik eden, hem teoriye hem de saha çalışmalarına önem veren, metodolojik meseleleri önemseyen ve disiplinlerarası bir vizyon benimseyen perspektifi ile yüksek lisans ve doktora öğrencilerinden alanında uzman ilim adamlarına beraber çalışma çağrısında bulunuyor. Her türlü sorunuz için iew@islamiceconomy.org adresine yazabilirsiniz. Önemli Tarihler

Başvuru ve özet gönderimi 31.10.2015 Kabul edilen özetlerin ilanı 10.11.2015 Tam metinlerin gönderilmesi 31.01.2016 Kabul edilen tam metinlerin ilanı 20.02.2016 Kesin programın ilanı 15.03.2016 Atölye çalışması 2-3.04.2016 İletişim www.islamiceconomy.org iew@islamiceconomy.org + 90 216 310 4318 İslam İktisadı nda Son 50 Yıldaki Gelişmeler(1940-1997)Sabahattin Zaim View Fullscreen

Malezya-INCEIF te İslami Finans Lisansüstü Eğitimi INCEIF ve İslami Finans INCEIF (International Center for Education in Islamic Finance), diğer adı ile Küresel İslami Finans Üniversitesi, 2006 da Malezya Merkez Bankası tarafından ve sadece Yüksek Lisans ve Doktora seviyesinde eğitimiyle kendisini İslami Finans eğitimine adamış bir üniversite. Üniversite nin temel iki amacı hem Dünya daki İslami Finansal Kurumlardaki insan kaynağı ihtiyacını karşılamak hem de bu alandaki akademisyen eksiğini giderip akademik çalışmaları arttırmak. Özellikle 2010 yılından itibaren Malezya daki ve Dünya daki İslami Finans alanında Abbas Mirakhor başta olmak üzere önde gelen akademisyenleri transfer ederek bu alanda Dünya da en önde gelen üniversitelerden biri olmuştur. 2014 verisiyle şuana kadar ki Dünya daki İslami Finansal Araştırmalarının %11 i INCEIF ve kardeş kurumu olan ISRA (Uluslararası İslami Finans a Dair Şer i Araştırmalar Akademisi) tarafından yapılmış bulunmaktadır. Çok kısa zamanda elde edilen bu başarı bu 2 kurumun bu alanda ne kadar ciddi olduğunu anlamak için önemli bir örnek.

Eğitim Programları INCEIF te 3 lisansüstü programı bulunmakta. 1-İslami Finans Uygulaması (Master), 2-M.Sc İslami Finans, ve 3-İslami Finans Doktorası Ayrıca 2015 Eylül de yeni bir sertifika programı açılmış bulunmaktadır. İslami Finans Uygulaması Master ı özellikte sektörde belirli seviyede deneyimi olan insanlara veya sektörde çalışmayı düşünenlere hitap eden bir program. Dersler ileri düzey nicel ve teknik değil İslami Finans ın piyasadaki uygulamalarına yönelik bir içeriğe sahip. Programa internet üzerinden veya yüzyüze şekilde devam edebilirsiniz. Program süresi yüz-yüze öğrenciler için 1 yıl. İnternet üzerinden tam zamanlı yine 1 senede ya da yarı zamanlı 2 senede tamamlamanız mümkün. Ders saatleri 09.00 ile 17.00 arasında. Bir ders 3 saat ve her dönem 5 veya 6 civarı ders alıyorsunuz. Her sene de Eylül, Ocak ve Haziran olmak üzere 3 dönem mevcut. Verilen bazı dersler; Mali Yönetim, Nicel Analiz, Finansal Muhasebe, İşletme Ekonomisi, Şer i Açıdan İşletme ve Finans, İslami Finansal İşlemler için Fıkıh, Etik ve Yönetişim, İslami Finans için Muhasebe, İslami Sigorta, İslami Bankacılık Uygulamaları, İslami Finans ta Risk Yönetimi, İslami Sermaye Piyasaları, İslami Varlık Yönetimi, Şer i Denetim, Muamelat Fıkhı, Kavaid-i Fıkhiyye. Bu program Ocak, Haziran ve Eylül aylarında olmak üzere senede 3 kez öğrenci

alımı yapmaktadır. Yüz-yüze program için her sene toplamda yaklaşık 100-150 arası öğrenci alınmakta. İnternet programı için kabul almak çok daha kolay. Öğrencilerin yaklaşık %25 i harç bursu kazanabilmekte. Bunun dışında Üniversite nin sunduğu başka bir burs bulunmamakta. Başlangıçta harç bursu kazanamaz iseniz ve ilk veya ileriki dönemlerde 3.50 üzeri bir ortalamaya sahip iseniz Üniversite nin Fisabilillah Bursu na başvurup sonraki dönem için harç bursu kazanma imkanınız da mevcut. M.Sc. İslami Finans daha çok akademi düşünenlere hitap eden bir lisansüstü programı. Dersleri İslami Finans Uygulaması Master ına göre biraz daha nicel ve teknik bilgiler içermekte. Programı sadece yüz-yüze şekilde yapabilmekteseniz ve program süresi 2 yıl. Programı tezli ve tezsiz yapabilmeniz mümkün. Tezsiz Yüksek Lisans seçeneğinde toplan 15 ders, tezli seçenekte ise 12 ders almanız gerekmekte. Hafta içi Ders saatleri akşam 18.30 ile 21.30 arasında ve Cumartesi 09.00 ile 17.00 arası. Her Eylül ve Ocak dönemi için 3 veya 4 ders alınmakta, Haziran dönemi için ise 1 veya 2 ders alabilirsiniz. Verilen bazı dersler; İslam Ekonomisi, İslami Finans, Usulü Fıkıh, İslami Finans için Fıkıh, İslami Sermaye Piyasaları, İslami Finans ta Risk Yönetimi, İslami Finans için Muhasebe, Ekonometri I, Ekonometri II, Kurumsal Finans, Uluslararası Finans, İslami Portfolyo Yönetimi, İslami Varlık Yönetimi Bu program Ocak, Haziran ve Eylül aylarında olmak üzere senede 3 kez öğrenci alımı yapmaktadır. Yüz-yüze program için her sene toplamda yaklaşık 70-100 arası öğrenci alınmakta. Öğrencilerin yaklaşık %15-20 si harç bursu kazanabilmekte. Bunun dışında Üniversite nin sunduğu başka bir burs bulunmamakta. Başlangıçta harç bursu kazanamaz iseniz ve ilk veya ileriki dönemlerde 3.50 üzeri bir ortalamaya sahip iseniz Üniversite nin Fisabilillah Bursu na başvurup sonraki dönem için harç bursu kazanma imkanınız da mevcut. İslami Finans Doktorası 13 ders ve tez den oluşmakta. Dersler M.Sc programı ile %90-95 uyuşmakta. Program süresi 1.5-2 yıl ders süreci ve 2-2.5 yıl da tez olmakla birlikte ortalama 4 sene sürmekte. Ders saatleri Hafta içi Ders saatleri akşam 18.30 ile 21.30 arasında ve Cumartesi 09.00 ile 17.00 arası. Her Eylül ve Ocak dönemi için 3 veya 4 ders alınmakta, Haziran dönemi için ise 1 veya 2 ders alabilirsiniz. Tez öncesi bir yeterlilik sınavı yapılmakta. 2 Tez danışmanı hocası seçilip tez konu önerisi verilip kurul tarafından onaylandıktan sonra teze

başlayabilmekteseniz. Bu program Ocak ve Eylül aylarında olmak üzere senede 2 kez öğrenci alımı yapmaktadır. Yüz-yüze program için her sene toplamda yaklaşık 40-60 arası öğrenci alınmakta. Öğrenciler için başlangıçta herhangi bir harç bursu verilmemekte. İlk veya ileriki dönemlerde 3.50 üzeri bir ortalamaya sahip iseniz Üniversite nin Fisabilillah Bursu na başvurup sonraki dönem için harç bursu kazanma imkanınız mevcut. Tez sürecinde harç bursu tez konusuna göre verilmekte. Program Ücretleri (Toplam) İslami Finans Uygulaması Master ı Harç Masrafları : 23,250 RM (16.377 TL/5.382 US. Dollar-2015 Eylül) M.Sc. İslami Finans Harç Masrafları : 22,080 RM (15.553 TL/5.111 US. Dollar-2015 Eylül) İslami Finans Doktorası Harç Masrafları US. Dollar-2015 Eylül) Malezya da Yaşam : 32,000 RM (22.540TL/7.408

Yaşam Masrafları Konaklama (Aylık) Kuala Lumpur ve Selangor da ev kiraları döşeli 3 odalı bir Condominium adlı apartmanların dairesi için 2200-2800RM(1,500-2000 TL). Eğer Kuala Lumpur ve Selangor da Condominium da sadece oda kiralamak isterseniz. Büyük odalar 1000-1300 RM(700-950 TL), orta büyüklükte bir oda 600-800RM (420-560 TL) ve küçük odalar 400-700RM(280-490 TL) civarı. Faturalar (Aylık) Elektrik: 20-50 RM (Kişi Başı) +50 RM (Klima varsa) (15-35 TL) Su Faturası: 10-15 RM (Kişi Başı) (7-10TL) İnternet: 150 RM (Toplam) (105 TL) Cep Faturası: 50 RM(35 TL) Ulaşım

Otobüs biletleri 1-3RM (0,70-2,1 TL) Metro vetramvay biletleri 2-4RM (1,5-3 TL) Taksi ile 4KM civarı mesafe 7-8RM (5-6 TL) Yeme İçme Günlük 45-75 RM (30-50 TL) Coğrafya ve İklim Malezya Güneydoğu Asya da Endonezya, Tayland ve Singapur gibi ülkelere komşu. Türkiye ye direk uçuş ile gitmeniz 10-12 saat sürüyor. Ekvatoral ve muson iklimine sahip. Bitki örtüsü cangal adı verilen gür yağmur ormanlarından oluşmuştur. Evlerde karınca yerine kertenkele, sokaklarda kedi yerine fare görmeniz sıradışı değil. Bu yüzden Condominium larda oturmanız önemli. Çok yağışlı olan bazı aylar dışında yılın neredeyse tamamı yaz mevsimi. Hava sürekli nemli ve sıcak. Fansız veya klimasız bir ortamda vakit geçirmek çok zor. Dışarda yürümek, oturmak vs her türlü faaliyet de tabii ki zor. Yeme İçme Hiç görmediğiniz tropik meyvaları ve kendi damak tadınızdan çok farklı Malay, Ç:in ve Hint yemeklerini mevcut. Kahvaltı dan akşam yemeğine kadar çok farklı yemekler yeniliyor. Bu hususta önünüzde 3 seçenek var. İlki Malezya daki yerel yemeklere alışmak. İkincisi yerel yemeklere direnip dışarıda sadece küresel fastfood yemek zincirleri, arap lokantaları ve evinizde de kendinizin hazırladığı türk usülü yemeklerle beslenmek. Üçüncü yol da yerel yemekleri kendinize özgü bir şekilde damak tadınıza uygun olarak harmanlamak. Bu da ne bir Türk gibi ne de Malezya da yaşayan herhangi biri gibi beslenmediğiniz bir beslenme tarzı. Murat Yaş INCEIF Doktora Öğrencisi Ek Bilgi: www.inceif.org

İslam İktisat Doktrini Üzerinde Mülahazalar-İhsan Şenocak İslam özgün bir medeniyettir. Hayatın bütün şubelerinde olduğu gibi iktisatta da ilkeler vaz etmiştir. İslam ın iktisat telakkisini anlayabilmek için, Onu kendi varlık alanında vaz ettiği ilkeler çerçevesinde kıymetlendirmek gerekir. Kur an ve Sünnet in belirlediği iktisat ilkeleri ilk uygulanma imkanını Medine de bulmuştur. İlkeler zamanla kurumsal kimlik kazanmış ve İslam iktisat doktrini ortaya çıkmıştır. İslam nazarında ticaret; Farzdan sonra (namazdan) emredilen diğer bir farz dır(1). Nitekim müminlere Cuma namazına gitmeyi emreden ayetin devamında gelen ilahi hitab Namaz kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allah ın lütfundan nasibinizi arayın.(2) şeklindedir. Buna göre kesb yani ticaret, ziraat, sanayi gibi helal olan yollardan mal temin etmek farzdır. Bazı fakihler ticaretin bir köşeye çekilip ibadet etmekten daha üstün olduğunu belirtmişlerdir(3). Çünkü ibadetin faydası kişiye yöneliktir. Ticaretin ise bir çok insana faydası vardır. Tüccar kendi ailesinin yanısıra onlarca ailenin geçimine de katkıda bulunur. Allah Resulü (salllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Doğru, güvenilir bir tüccar kıyamet günü, peygamber, sıddık ve şehitlerle birlikte olacaktır.(4) ; Doğru, güvenilir bir tüccar kıyamet günü arşın gölgesinde

bulunacak yedi zümre insanla birlikte olacaktır.(5) *** İslam iktisat doktrininin temelinde üretim vardır. İslam, müntesiplerini üretmeye ya da bir türlü üretim faaliyeti içerisinde yer almaya çağırır. İslam, veren eli alandan daha üstün tutar. Allah Resulü, elin üç çeşit olduğunu; en üstün olanın Allah Teala nın kudret eli, ikincinin veren, en düşük olanın da alan el olduğunu, kıyamete kadar alan elin hep en düşük olacağını bildirmiştir(6). Öteki iktisat doktrinlerinin en önemli sermaye artırım unsuru ise faizdir. İslam nazarında ise faiz; karşılığı olmayan fazlalık olduğundan haksız mal edinmek kapsamında değerlendirilir. Öteki iktisat doktrinleri hakkaniyet mefhumuna itibar etmediklerinden sistemlerin yasal kabul ettiği her tür iktisadi muameleyi caiz görürler. İslam da ise kazanç emeğe dayanıyorsa helaldir. İktisadın Mimarları İslam medeniyetinin mimarı peygamberlerdir. Onlar pazarın kurucuları ve ilk yöneticileridir. Peygamberler insanları ticari yoldan kazanmaya çağırmış, kendileri de el emekleriyle geçimlerini temin ederek iktisadi ilkeleri örneklemişlerdir. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) Hiç kimse kendi eliyle kazandığından daha hayırlı bir şey yememiştir.(7) buyurmaktadır. Abdullah b. Abbas (radiyallahu anhuma) peygamberlerin iktisadi hayattaki konumları ile alakalı şöyle demektedir: Hz. Adem çiftçi, Nuh marangoz, İdris terzi, Davud demirci, Musa çoban, İbrahim çiftçi, Salih (aleyhimusselam) tüccardı. Hz. İsa yarına bir şey saklamayacak şekilde yaşar, Hz. Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) da Ecyad ta ailesinin koyunlarını beklerdi(8). Hz. Zekeriyya marangozluk(9) yapar, nafakasından arta kalan kazancını tasadduk ederdi(10). Allah Resulü ticari gaye ile iki defa ülke dışına çıkmış, sözleriyle de ticareti teşvik etmiştir. Büyük sahabiler de İslami piyasanın oluşmasında aktif olarak yer almış, bizzat çalışmışlardır. Hz. Ebu Bekir kumaş, Ömer deri, Osman da (radiyallahu anhum/allah hepsinden razı olsun) gıda maddeleri satardı. Hz. Ali (radiyallahu

anh) ise yevmiyelik çalışırdı(11). Hz. Aişe (radiyallahu anha) Ebu Bekir (radiyallahu anh) in halife olmadan önce Kureyş in ticareti en iyi yapan üyesi olduğunu bildirmektedir(12). Üretim ve ticaretin nasıl olması gerektiği, pratikteki sorunların nasıl aşılacağı hususu ayet ve hadisler ışığında mevcut uygulamalardan da istifade edilerek fakihler tarafından dikkatle incelenmiş, furu ve fetva kitapları yanında kaleme alınan müstakil eserlerde de konu mufassal bir şekilde izah edilmiştir. İslam İktisat Doktrininin temel esaslarını, eşyaya bakışını başlıklar halinde tahlil edelim. Kar Haddi Malın fiyatını piyasa koşulları belirler. Allah Resulü nün uygulamaları incelendiğinde fiyat belirlemeden imtina ettiği, piyasanın arz talep dengesine göre tabii bir şekilde oluşmasını istediği görülmektedir. Şu hadis Efendimiz in kâr haddine bir sınırlama getirmediğini açıkça göstermektedir: Allah Resulü Hakîm b. Hizâm 1 dinar vererek kendine kurbanlık bir koyun alması için gönderir, O da bu parayla iki koyun satın alır ve birini 1 dinara satarak 1 dinar ve bir koyunla Resul-i Ekrem in yanına gelir. Allah Resulü Hakim b. Hizam a kurbanı kesmesini, parayı da tasadduk etmesini emreder(13). Efendimiz bu alış-verişte % 100 lük kar olmasına rağmen Hakim e karşı çıkmamış, alış-verişin batıl olduğuna hükmetmemiştir. Bu durum aldatma olmaması şartıyla kar oranında bir sınırlamaya gidilmeyeceğini göstermektedir. Zekat Mal insanın elinde kirlidir. İnsan ferdi mülkiyetindeki cemiyet payını sahiplerine iade ederek malını temizler. Aksi takdirde mal kenz olur. İnsan kendisine rızık olarak verilenden tasaddukta bulundukça(14) malın aslı bereketlenir. Surette malı eksilten zekat hakikatte onu artırır. Zekata paralel olarak sermaye de artar. Sermaye menbaından çıkan su gibidir. Su ne kadar çok çıkarsa etrafına o derece yayılır; servet de çoğaldıkça daha çok muhtaç insana menfaat olarak ulaşır. Bu yüzden fakir zenginin malının daha da artması için dua eder. Zekat fakiri madden olduğu gibi manen de zengine yaklaştırır. Bölgeler bazında da düşünüldüğünde

sadaka fakir bölgelerin kalkınması için önemli işlev görür. Malın bölgeler arasında intikalini temin eder. Mülkiyet Hakkı Mutlak mülkiyet yalnız Allah Teala ya aittir. İnsan halifedir; kuldur. Eşyada mahluktur. Bu yüzden ikisinin üzerinde her şeyi yaratan Allah Teala nın hakimiyeti vardır. İnsan nisbî bir mülkiyet hakkına sahiptir. Onun mal ile münasebeti patronun idaresinde tasarrufta bulunan genel müdüre benzer. Allah Teala nın müsaade ettiği kadar tasarrufta bulunabilir. Bu yüzden şeri ölçüye göre şahsa ait olan her malı hakikat ölçüsünde kıymetlendirirken ne seninki senin; ne de benimki benim düsturu esas alınır. Seninki de benimki de Allah ındır. Eşya İnsan Münasebeti Eşya ve insan münasebetini şu gerçeklik üzerine kurar; eşya da, ona sahip olan insan da zamanı gelince yok olacaktır. Baki kalacak her şeye malik olan Allah Teala dır: Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacaktır. Bu hakikati zihinlerde canlı tutmak isteyen bazı devlet başkanları çeşitli zamanlarda kefenlerini bir mızrağını ucuna geçirtip, çarşı pazarda dolaştıran adamlarına şöyle söyletmişlerdir; Ey ahali! Bu gördüğünüz cihan padişahının kefenidir. Ölünce buna sarılacak, sonrada bedeniyle birlikte çürüyüp toprak olacaktır. Sizler de dünyayı bu yönüyle görün. Ölümü düşünmeyi ihmal etmeyin.(15) İlahi Denetim Hayatın her kesiti gibi iktisadi yaşam da ilahi murakabe altındadır. Bu bilinç hak ve vazife dengesini tesis etmede son derece önemli rol oynar. Murakabe altında olmak onu her türlü taşkınlıktan ve tecavüzden korur. Müslüman aldığı, sattığı her malın, attığı her adımın verilecek hesabı olduğunu bilir. Bütün ameliyeleri üzerinde ilahi rıza için yapılmıştır. ibaresi vardır. İslam iktisat doktrinin uygulandığı bölgelerde kısa zamanda etkin hale gelmesinin önemli nedenlerinden biri de murakabeyi mali denetçiler yerine vicdanların yapmasıdır. Merhamet

İslam, iktisadın soğuk yüzünü merhametle ısıtır. Gayr-i müslim dahi sadakadan istifade eder. Devlet başkanı hizmetçisiyle; halife kölesiyle birlikte yemek yer, nöbetleşe aynı vasıtaya biner. Fethedilen ülkelerde manevi kalkınmayla birlikte büyük bir maddi kalkınmada müşahede edilir. Ötekiler, siyasi nüfuzlarından yararlanarak az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeleri sömürürken, İslam dervişler ya da Müslüman tacirler vasıtasıyla Müslümanlıkla tanıştırdığı bölgelerde ekonomik refah için yoğun gayret gösterir. İktisat Ve Din İktisat din merkezlidir. Müslüman sürgünler ülkesi olan dünyaya başkentler başkentinden gelmiştir. Burada kazandıkları ile başkentler başkentinde yatırım yapar. Böyle elde edilen para refah üretir. Refahta dünya ve ahiret saadetini celp eder. Patron Çalışan Münasebeti İslam tefeciliğe, rüşvete, faize, patron tasallutuna karşıdır. Fakat işçinin de öc alma duygusuyla hareket etmesine müsaade etmez. Çalışan cemiyet içerisinde kendini ayrı bir sınıf olarak da göremez. Grev gibi yöntemlere baş vurarak hakkını almak isterken başkalarını zararına sebep olamaz. O, hakkını talep ederken patronun kasasındaki paranın ya da artan sermayenin kendi ücretinden kesildiğini de düşünemez. O, patronun parasını saymakla değil, piyasa koşullarında aldığı ücretin hakkını ne kadar ödeyip ödemediğini düşünür. Çalışan, patronun himayesi altındadır. Patron, çalışanın kendi iradesiyle her türlü sorunuyla ilgilenmelidir. Onunla gerektiğinde aynı sofraya oturur. Çalışan da nafakasını temin etmenin vesilesi olarak gördüğü müessise ve müesseseye dualarında yer ayırır. Sendika İslam, taşları yerli yerine oturttuğundan çalışanın gözünde patronu, hakkını gasp eden; patronun nazarında da çalışanı hakkından fazlasını talep eden olarak gösteren sendikaya ihtiyaç yoktur. Patron, çalışan münasebetinde hak ve vazife ihlali olması durumunda vazife sendikaların değil idari ve içtimai makamlara geçer. Tavuk ve yumurta misali, patron olmayınca çalışan, çalışan olmayınca da patron olamayacağı hakikati önünde, patrona düşen çalışan sayesinde vücut

hikmetine kavuştuğunu; çalışana düşen ise, çalınmış bile olsa kendi hakkına ve gücüne tecelli zemini açanın patron olduğunu bilmek ve onun iyisine bağlanmaktır.(16) Üretim İslam dünyada Ahiret siteleri kurar fakat o sitelerde dünya yaşamanın gereklerini ihmal etmez. Sitelerin yöneticisi olarak tasarlanan müslüman üretir, pazara çıkar, piyasa oluşturur, insiyatif alır. Siyaseten etkin olabilmek için iktisaden de güçlü olmak gerektiğini bilir. Bu noktaya dikkat çeken Süfyan es-sevrî malın silah(17) olduğunu söyler. Konu ile alakalı Muhammed b. Sevr şöyle bir hadise rivayet etmektedir: Mescid-i Haram da otururken Süfyan es-sevrî bize uğradı; sizi böyle oturtan nedir? diye sordu, biz de ne yapalım ki? deyince, Allah ın lutfunu arayın. Müslümanlara yük olmayın. şeklinde ikazda bulundu.(18) Allah Resulü yetim malı kendisine emanet edilen kişiyi onun adına ticaret yapmaya çağırır: Malı olan bir yetime veli olan, onun adına ticaret yapsın. Zekat, malı yiyip bitirecek şekilde onu atıl bırakmasın.(19) Müslüman sahipsiz bir araziyi ekip biçerse yer onun olur. Arazinin etrafını taşla çeviren fakat bir şey ekmeyen kişi ise üç yıldan sonra boş bıraktığı yer üzerinde hak iddia edemez. Nitekim Allah Resulü nün Bilal b. Haris (radiyallahu anh) e verdiği yeri Hz. Ömer boş görünce Bilal e: Allah Resulü bu yeri sana insanların kullanımından alıkoyasın diye değil, çalışasın diye verdi. İşletebileceğin kadarını al, gerisini iade et.(20) demiştir.

İslam çift yönlü çalışmayı emretmektedir. Minarelerden yükselen ezanlarla Batı ruh ve kültürünü yenme davasını güderken, fabrika bacalarından yükselen duman kıvrımlarının göklerdeki nakışıyla da maddeye hakimiyet hünerini Batıdan koparıp almak gayesini temsil eder.(21) İslam Üretici Olmayı Teşvik Eder İnsan eğitime, irşada muhtaçtır. Bilge devlet adamları, alimler ona yol gösterir. İyiyi emreden kötüden alıkoyan bilge, akil insanlar avamı eğitir, sorun çözer, mevcudu en faydalı olacak şekilde kullanmanın yollarını tespit edip insanlarla paylaşır. Allah Resulü her alanda olduğu gibi iktisadi sahada da ashabını eğitmiş, onlara yol haritası çizmiştir. Hadis mecmularında bu hususta çok sayıda rivayet vardır. Allah Resulü nün bir sahabiyle olan diyaloğu akil insanların nasıl davranması gerektiğini göstermesi açısından önemlidir: Ensari bir sahabi Allah Resulü ne gelip Ondan bir şeyler ister. Efendimiz: Evinde bir şey var mı? diye sorar. Sahabî: Evet, süs ve giyim eşyası var; bir kısmını giyiyor, bir kısmına da eve seriyoruz. Ayrıca su içtiğimiz büyükçe de bir bardak der. Allah Resulü sahabiye: Onları bana getir. diye emreder. Sahabî de getirir. Efendimiz eline alıp ashabına; Bu iki şeyi kim satın alır? diye sorar. Birisi kalkıp: Ben iki dirhem karşılığında alırım. der. Efendimiz de onları iki dirhem karşılığında satar. Daha sonra parayı şöyle diyerek ensarî sahabiye verir: Bir dirhemle yiyecek temin et, ailene bırak, diğeriyle de keser alıp yanıma gel. Sahabî söyleneni yapar. Allah Resulü eliyle kesere sap takar. Ardından şöyle buyurur: Git, odun yap sonra onları sat, onbeş gün (aralıksız çalış) seni görmeyeyim. Sahabî gider, odun yapar, sonra onları satar. On dirhem kazanarak geri gelir. Bir kısmı ile elbise, diğeriyle de yiyecek satın alır.(22) Sanayi Sanayi eşya ve tabiatı daha kullanılır hale getirmiştir. Sanayinin gelişmesine paralel olarak insanların refah düzeyi yükselmiş, eşya üzerindeki hakimiyeti artmıştır. Sinaî ameliyelerin ibtidaî ve nihaî atılımlarının esasını teşkil eden demiri ilk olarak Hz. Davud (aleyhisselam) işlemiştir. Cenab-ı Hakk Onun için demiri yumuşatmış(23) peygamberine zırh yapma sanatını öğretmiştir(24). Müfessirler Hz. Davud un demiri işleme sanatını öğrenmesi ile alakalı şöyle bir

olay nakletmektedirler: Hz. Davud tebdili kıyafetle çıkar dolaşır, gittiği yerlerde ki insanlara; Davud nasıl biridir? diye sorardı. Bir gün Cebrail (aleyhisselam) genç bir adam suretinde onunla karşılaşır ve Hz. Davud Ona da; Ey Genç! Davud u nasıl bilirsin? diye sorar. Cebrail: Davud, ne güzel bir kuldur. Fakat Onda bir özellik vardır. Nedir o? Geçimini devlet hazinesinden temin ediyor. Halbuki insanların en hayırlısı kendi kazandığından yiyendir.bu konuşmadan sonra Hz. Davud, ağlayarak mihrabına döner ve şöyle diyerek Allah Teala ya yalvarır: Bana, hazineye muhtaç etmeyen bir geçim yolu öğret! Allah Teala da Ona zırh yapmayı öğretir. Demiri yumuşatır. Öyleki Onun elinde demir başkasının elindeki hamur gibi olur(25). Ticaret Bir Nevi İbadettir Esasında rıza-i ilahi olan her ameliye ibadettir. İnsana hizmet önceliği olan ticaret de ibadettir. Allah Resulü nden itibaren ticari ameliyeler ibadet bağlamında değerlendirilmiştir. İmamların güneşi (Şemsu l-eimme) olarak bilinen Serahsî, İmam Muhammed in helal kazancın nasıl olması gerektiğini anlattığı eseri Kitabu l-kesb i zühd ve ahlak kitabı olarak kaleme aldığını söyler. İslam toplumunda ticaretin ibadet olarak algılandığının en somut belgelerinden olan kitabın telif öyküsü şu şekildedir: İmam Muhammed kitap yazmayı bırakınca kendisine; Zühd ve takva alanında da bir eser yazsaydınız ya denir. Bunun üzerine İmam: Kitabu l-buyû /alış-veriş kitabını yazdım ya der. Daha sonra Kitabu l-kesb/islam İktisadı nı yazar. Ticareti müstakim olanın ameli kamil olur. Çünkü zühd ve takvanın başı helal kazançtır. Bu yüzden İmam Muhammed alış-veriş ile alakalı bir kitabı zühd ve ahlak eseri olarak nitelemiştir. Müslümanlar pratikte ibadetle ticareti bir arada yürütmüşlerdir. Şu ayet bu birlikteliği en ideal düzeyde tesis eden sahabeyi anlatmaktadır: (Bu kandil) bir takım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine, içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O nu öyle kimseler tesbih ederler ki; Onlar, ne ticaret ne de alış verişin kendilerini Allah ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamadığı insanlardır.(26) Fakat bu birlikteliği tesis etmedeki

başarı sahabenin nassları anlama istidadına göre farklılıklar arz etmiştir. Hz. Ebu Bekir ve Abdurrahman b. Avf gibi sahabiler ibadet-ticaret birlikteliğindeki muvazeneyi korurken, Ebu d-derda gibi zahidler bütün zamanlarını ibadete teksif ederek(27) dünyevi ameliyelerle meşgul olmayı zaid görmüşlerdir. Para ve Zühd Müslüman Allah adına tasarrufta bulunur. Mümin hakim; para ise mahkumdur. Para Allah a yaklaştıran bir unsur olması cihetiyle bir kıymet arz eder. Buna göre paraya sahip olmayan kişi nasıl zahid olabilirse, Abdurrahman b. Avf gibi yüklü miktarda para sahipleri de zahid olabilir. İslam iktisat doktrinindeki para insan münasebetini çözemeyen birisi Süfyan b. Uyeyne ye yanında yüz dirhem olan kişi zahid kabul edilir mi? diye sorunca, Süfyan evet der. Adam bu nasıl olur? diye sorar. Bu defa Süfyan: para azalınca üzülmez, artınca sevinmez, ondan ayrılmasına sebep olan ölümü de çirkin görmezse kişi zahiddir.(28) der. Ali b. Cafer şöyle demektedir: Babam, Ahmed b. Hanbel i ziyarete giderken beni de yanında götürdü. Bu oğlumdur deyince, bana dua etti ve babama Onu çarşıya çıkar, piyasayı öğrenmeye zorla ve akranlarından uzak tut. buyurdu.(29) el-cassasi Ahmed b. Hanbel e; dört lira var, biri dürüst ticaretten, ikincisi sılanın gereği olarak kardeşlerden, üçüncüsü ders okutma ücretinden, sonuncusu da Bağdat arazisinin kirasından elde edilmiştir. Bunlar hakkında ne buyurursunuz? diye sorar. Ahmed b. Hanbel: Benim katımda en makbul olanı dürüst ticaretten kazanılandır. En çirkini ise sıla vesilesi ile alınandır. Ders ücretine gelince, ihtiyaç duyman halinde onu al. Bağdat arazisinden elde edilen gelirin durumunu sen de biliyorsun. Neden bana soruyorsun? İktisadın Üç Kutbu İslam iktisadının üç kutbu vardır. Birinde ticaretin helal, diğerinde faizin haram üçüncüsünde ise zekatın farz olduğu yazılıdır. Fakat helal ticaretin faizden uzak tutulması ve zekatla temizlenmesi esastır. Esas olan çok kazanmak değil, hesabı verilecek derecede kazanmaktır. Selef-i Salihinin eşleri, nafaka temini için sabah evden çıkan beylerine; Rızkımızı

kazanırken Allah tan korkun, bize haram yedirmeyin, zira açlığa karşı sabredebiliriz fakat ateşe tahammül edemeyiz. derlerdi. Tevekkül ve Kazanma Azmi Allah Resulü veren elin alan elden üstün olduğunu bildirmektedir. Çünkü veren el çalışan,terleyen, üreten eldir. Bazı kavramların yanlış anlaşılması Müslümanların kazanç kültürünü olumsuz şekilde etkilemiştir. Tarihi süreç içerisinde ziyadesiyle yanlış anlaşılan ve bundan dolayı da hiç bir kavramın yapamayacağı büyüklükte tahribatta bulunan kavramların başında tevekkül gelmektedir. Bu yüzden İslam ın ilk asırlarından itibaren fakihler tevekkül-kesb muvazenesi üzerinde durmuşlardır. Hz. Ömer (radiyallahu anh) başlarını önde yürüyen Yemenli bir grup için; Bunlar kimdir? diye sorup, Bunlar Allah Teala ya tevekkül eden kimselerdir. (mütevekkilun) cevabını alınca, Hayır, bunlar mütevekkil (tevekkül eden) değil, yiyicilerdir (müteakilun). Size mütevekkilin kim olduğunu söyleyeyim mi? der. Evet cevabını alınca şöyle buyurur: Mütevekkil, tohumu toprağa eken sonra da Allah Teala ya tevekkül eden kimsedir.(30) Yine Hz. Ömer (radiyallahu anh) sizden birisi: Ya Rabbi rızkımı gönder diye oturduğu yerden rızık istemesin. Biliyorsunuz ki gökyüzü ne altın ne de gümüş yağdırır.(31) buyurmuştur. Tevekkül rızık temin etmek için çalışmaya engel olmamalıdır. Yemen halkı azık

biriktirmeden hacca gider: Biz Allah a tevekkül ederiz. derlerdi. Fakat Mekke ye ulaştıklarında insanlardan yiyecek bir şeyler isterlerdi. Bu durum üzerine; Azık toplayın. Şüphesiz azığın hayırlısı takvadır.(32) ayeti inmiştir. Horasanlı bir adam İmam Ahmed b. Hanbel e; Azık olmadan hac edebilir miyim? diye sorar. İmam: Hayır! Çalış, çabala öyle yola çık. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve selem) sefere çıkarken ashabına azık hazırlattı. O zaman azıksız cihat eden ve hacca giden kimseler yanlış yapıyor. Evet! Onlar yanlış yapıyor(33). Yine yanına gelip sahip olduğu bir dirhemle hacca gitmek istediğini söyleyen şahsa şöyle demiştir: Piyasanın kalbinin attığı Babu l-kerh e git, orada bu bir dirhemle tatlı al, başının üzerinde taşı, onu sat, üçdirhem kazanıncaya kadar ticarete devam et, yanında bu kadar para birikince hacca git. Ey Ebu Abdullah! Ben Allah a tevekkül ediyorum. Bu kadar çalışmaya ne gerek var?! Çöle yalnız mı insanlarla birlikte mi gireceksin. Tabiî ki insanlarla birlikte. O halde tevekkül noktasında yalan söyledin, sen mütevekkil değilsin. Çölde yalnız başına yürü. Aksi takdirde insanların heybelerindeki azığa tevekkül etmiş olursun(34). Yanlış tevekkül anlayışının olumsuz etkilerini tasvir sadedinde Gazzalî şöyle demektedir: Cahil, helalin kaybolduğu, ona ulaşma yolunun da kapalı olduğunu zanneder. Ona göre helal olarak geriye sadece Fırat nehrinin suyu ve sahipsiz arazilerdeki otlar kalmıştır. Gerisini günahkar ellerin, fasit ilişkilerin kirletip bozduğunu düşünür. Fakat gerçek bunun tam tersidir. Nitekim Allah Resulü; Helalin de haramın da belli olduğunu bu ikisi arasında şüpheli şeylerin bulunduğunu söylemektedir. Bu üç meselenin bir biriyle ilişkileri daimidir. Nasıl helallerin kaybolma suretiyle dönüşümü düşünülebilir?! Kaybolan, helal değil onu tanıma ve ona ulaşma keyfiyetidir(35).

Para Kazanmanın Gayesi Müslüman kendinin olduğu gibi bakmakla yükümlü olduğu kişilerin nafakalarını da temin etmekle sorumludur. Hasan b. Er-Rebî şöyle demektedir: Kendi çalışmam karşılığında bir kırat kazanmam, birinin bana on dirhem hediye etmesinden daha değerlidir.(36) İbrahim b. Ethem de kimseye yük olmamak için rızkını amelilik yaparak kazanır, kendisine; Nasılsınız? diye sorulduğunda; Nafakamı benden başkası temin etmediği müddetçe iyiyim.(37) derdi. Vefat ederken geride bir miktar dinar bırakan Said b. Müseyyeb, vefatı esnasında Allah Azze ve Celle ye halini şöyle arz etmiştir: Ey Allahım! Sana malumdur ki bu dinarları sadece din ve neslimi korumak için biriktirdim.(38) Rızık peşinde koşanlar başkalarının onlar hakkında bu ne ile geçinir? şeklindeki sui zanlarına da engel olurlar. Ebû Yusuf el-ğasûlî şöyle demektedir: Bana her ayda bir dirhem olmak üzere yılda on iki dirhem yetmektedir. Buna rağmen beni çalışmaya sevkeden şu kurraların; Ebû Yusuf geçimini nereden kazanıyor(min eyne ye külü) şeklinde ki konuşmalarıdır.(39) derdi. Faiz İslam da aslî ve tabi kazanç yolu emektir. Allah Resulü: Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yemiş değildir.(40) buyurmaktadır. İslam meşru kazancı ibadet olarak nitelerken; hırsızlık, gasp, rüşvet, kumar, faiz gibi haksız mal edinmeyi kesin bir dille yasaklamıştır. Kazancın meşru olabilmesi için karşılığı olmalıdır. Faiz karşılığı olmayan bir fazlalıktır. Batı iktisat doktrinleri faiz üzerine ibtina ederken İslam onun yerine üretimi koymuştur. Ticaret akdin her iki tarafında yer alana eşit oranda risk yüklerken faizde sermaye sahibi risk almadan, emek sarf etmeden kazanç elde eder. Ticarette kâr bir defa alınırken veresiye faizi anlamına gelen rebe n-nesîe de ödenmemesi durumunda sürekli artan kazanç vardır. Ticarette taraflar arasında orantılı bir şekilde menfaat temini söz konusu iken faizde sermaye sahibinin sömürüsü vardır. Faizde para, vade sebebiyle para kazanırken; ticarette mal ve emek parayı artırmaktadır. İslam servetin üretim ve yatırım dışında tutulmaması için faizin oluşum ve gelişimini engelleyici tedbirler almıştır. Servetin artmasının temel faktörü olarak

emeği gördüğünden sermayenin risk ve zarar almadan tek başına kazanç aracı olmasını tasvib etmez. Böylece sermayenin sınırlı sayıda insan elinde kalmasına da engel olarak içtimai sınıflanmaların önüne geçer. Ticaret üretken olduğundan paranın dengeli bir şekilde emek sahiplerine ulaşmasına imkan verir. Paranın üretime dönüşmesi yeni istihdam alanları oluşturur. Faiz, tek taraflı çıkar sağlayan, parayı sınırlı sayıda insanda toplayan bir sömürü sistemidir. İslam piyasayı genişletmeyi hedeflediğinden aynı cins malların farklı kalitede olsa dahi eşit ve peşin olarak mübadelesini öngörür. Bundan gaye ise alım satım işlemlerinin takas yerine para ile satın alma şeklinde yapılarak pazarın kullanılması ve piyasanın genişletilmesidir. Mukayese Bir asırdan daha uzun bir zamandır İslam ülkelerinde Batı iktisat sistemleri denendiğinden mevcut iktisadi yapılar İslam doktrini ile alakalı direkt bilgi veremez. İslam ülkelerindeki iktisadi yapı kapitalizm ve sosyalizmin ya aynı ya da her ikisinin sentez edilmiş halidir. Bu iki sistemin ne oldukları anlaşıldığında İslam iktisat doktrinin de ne olmadığı da anlaşılacaktır. Batı iktisat doktrini kendi içerisinde kapitalizm ve sosyalizm olarak esasta ikiye ayrılır. Kapitalizm insana sınırsız hakimiyet verir. Onun nazarında eşya köledir. Zengin paraya da parası olmayan insana da hükmeder. Batının müstemlekesi olan ülkelerin mal ve haklarının gasp edilmesinin arkasında sınırsız hakimiyet düşüncesi vardır. Sosyalizmde ise para ulvi bir değeri haizdir. Mal tanrılaştırılır. Bu yüzden kimse tek başına ona sahip olamaz. Çalışanın hakkı, işçi bayramı gibi toplum içinde ayrı bir sınıf oluşturmaya yönelik kavram ve ameliyelerle eşya ve ona sahip olma kutsanır. Kapitalizm eşyaya hükmeden insanı, sosyalizm ise eşyayı yüceltir. Gerek insan gerekse de eşyayı doğru okuyamayan bu iki sistem iktisadi yapılanmanın içerisine dini dahil etmediklerinden kazandıkları para refah değil buhran üretmektedir. Batı paranın refah ürettiği iktisadi yapının İslam da olduğunu bildiğinden İslam iktisat nizamını kendi sistemi içerisinde eritmek istemektedir.

Kapitalist düşüncenin müslümanlar tarafından içselleştirilmesi, onun müsaade ettiği alan içerisinde İslam iktisat doktrini inşa etme gayretleri batının başarısını göstermektedir. Batı iktisat sistemi çerçevesinde düşünen müslüman mütefekkirlerin ve iktisatçıların bir çoğu dünyada var olabilmek için kapitalizmin değer yargılarına İslam iktisat ilkelerini uyarlamanın gerekliliğine inanmaktadırlar. Bu inanç ticari sigorta, teşvik kredisi gibi hususların helal olduğunu söyleyen zihniyeti var eden önemli bir handikaptır. O halde cevap bekleyen en önemli soru İslam iktisat doktrininin nasıl anlaşılması gerektiği hususudur. Onu sosyalizmin müjdecisi olarak gören istismarcılar anlayamayacağı gibi, uyum ısrarı güden mustagribler de anlayamayacaktır. (1): Nafakasını temin etmeye muktedir olan her mükellefe helal yoldan kazanç sağlamanın farz olduğunu bildiren rivayetler için bkz. Taberânî, el-mu cemü lkebîr, X, 74; Beyhakî, es-sünenü l-kübrâ, VI, 127; İbn Hacer, Mecmeu z-zevâid, X, 291. (2): Cuma(62): 10. (3): Muhammed b. Hasan eş-şeybanî, Kitabu l-kesb, Beyrut, 2005, s. 102. (4): Timizî, Buyû, 4. (5): Tirmizi, Buyû, 1. (6): Bkz. Ahmed, Müsned, I,447. (7): Buhârî, Büyû, 15; Enbiyâ, 37. (8): Hakim, Müstedrek, II, 596. (9): Ahmed, Müsned, II, 296. (10): Ebu Bekr Ahmed b. Muhammed el-hallâl, el-hassü ala t-ticare ve s-sınaa ve l-amel, Beyrut, 1995, s. 60. (11): Ahmed, Müsned, I, 135. (12): el-hallâl, a.g.e., s. 53 (13): Tirmizî, Buyû, 34. (14): Bakara(2): 3. (15): Rahmân(55): 26-27. (16): Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, İstanbul, 1976, s. 339. (17): el-hallâl, a.g.e., s. 37. (18): el-hallâl, a.g.e., s. 37. (19): Tirmizî, Zekat, H.no: 580. (20): Kutub Mustafa, el-istismar, Beyrut, s. 57

(21): Kısakürek, a.g.e., s. 341. (22): Ebû Davud, Zekat. (23): Sebe(34): 10. (24): Enbiya(21):80. (25): Kurtubî, el-camiu li-ahkami l-kur an, Beyrut. ty., XIV, 266 (26): Nûr(18): 27-28. (27): Konu ile ilgili şöyle demektedir: İbadet ile ticareti bir arada tutmayı istedim fakat başaramadım. Ticareti terk edip ibadete yöneldim. Bkz. el-hallâl, a.g.e., s. 54. (28): el-hallâl, a.g.e., s. 36. (29): el-hallâl, a.g.e., s. 24. (30): eş-şeybanî, a.g.e., s. 88. (31): Gazzalî, İhya u Ulumi d-dîn, Beyrut, ty., II, 80. (32): Bakara(2): 197. (33): el-hallâl, a.g.e., s. 70. (34): el-hallâl, a.g.e., s.72. (35): Gazzalî, a.g.e., V, 25. (36): el-hallâl, a.g.e., s. 44. (37): el-hallâl, a.g.e., s. 40. (38): el-hallâl, a.g.e., s. 51. (39): el-hallâl, a.g.e., s. 43. (40): Buhârî, Büyû, 15; Enbiyâ, 37. Kaynak: http://www.ihsansenocak.com/islam-iktisat-doktrini-uzerinde-mulahazalar/ İslam İktisadı Nedir?