İslâm İktisat Düşüncesi Üzerine Prof. Dr. Muhit Mert

Benzer belgeler
İslâm İktisat Düşüncesi Üzerine Prof. Dr. Muhit Mert

İslam İktisat Doktrini Üzerinde Mülahazalar-İhsan Şenocak

5. SINIF DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ

İslam İktisat Düşüncesinin Kur an daki Temelleri Prof. Dr. Ali Rıza Gül. İslâm İktisat Düşüncesi Üzerine Prof. Dr. Muhit Mert

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

Kur an daki Temelleri Prof. Dr. Ali Rıza Gül. İslâm İktisat Düşüncesi Üzerine Prof. Dr. Muhit Mert

Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gâfillerden olma! (A râf sûresi,7/205)

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız

1. İnanç, 2. İbadet, 3. Ahlak, 4. Kıssalar

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.

Allah a Allah (ilah,en mükemmel, en üstün,en yüce varlık) olduğu için ibadet etmek

dinkulturuahlakbilgisi.com

2. Haramı ve helali tayin etmek Allah ın hakkıdır. Bir harama helal demek vebal olduğu gibi helale haram demek de vebaldir.

TEMİZLİK HAZIRLAYAN. Abdullah Cahit ÇULHA

ÖNCESİNDE BİZ SORDUK Editör Yayınevi LGS Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Yeni Tarz Sorular Nasıl Çözülür? s. 55

Buyruldu ki; Aklın kemali Allah u Teâlâ nın rızasına tabi olmak ve gazabından sakınmakladır.

Kültürümüzden Dua Örnekleri. Güzel İş ve Davranış: Salih Amel. İbadetler Davranışlarımızı Güzelleştirir. Rabbena Duaları ve Anlamları BÖLÜM: 3 URL:

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

3 Her çocuk Müslüman do ar.

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

ÖLÇME, DEĞERLENDİRME VE SINAV HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1 Ahlâk nedir? Ahlâk; insanın ruhuna ve kişiliğine yerleşen alışkanlıklardır. İki kısma ayrılır:

Bir selam ile selamlandığınızda ondan daha iyisiyle veya aynısıyla selamı alın (Nisa 86)

İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler

Kurban Nedir Ve Niçin Kesilir?

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 7. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

dinkulturuahlakbilgisi.com Memduh ÇELMELİ dinkulturuahlakbilgisi.com

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 11. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 12. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

Ezan Vakti/Kuran-ı Kerim Pro [Faydalı Android Uygulamalar]

Arap diliyle tesis edilen İslam a dair hakikatler diğer dillere tercüme edilirken zaman ve zeminin de etkisiyle gerçek anlamından koparılabiliyor.

EY İMAN EDENLER! Allah ın emrine uygun yaşayın

dinkulturuahlakbilgisi.com KURBAN İBADETİ Memduh ÇELMELİ dinkulturuahlakbilgisi.com


TEOG 2. MERKEZİ ORTAK SINAVLAR DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ DERSİ BENZER SORULARI

O, hiçbir sözü kendi arzularına göre söylememektedir. Aksine onun bütün dedikleri Allah ın vahyine dayanmaktadır.

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 10. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;

Orucun hükmü ve hikmeti nedir? ما حكم الصيام وحكمته. Abdurrahman b. Nâsır es-sa'dî

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

LGS Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Deneme Sınavı

Acaba İslam dini Kadın ın sünnet olması doğrultusunda bir destur vermiş midir?

TAKVA AYI RAMAZAN TAKVA AYI RAMAZAN. Rahman ve Rahim Allah ın Adıyla

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK (MAZERET) SINAVI 14 ARALIK 2013 Saat: 11.20

AİLEYE MUTLULUK YAKIŞIR! HAYAT SEVİNCE VE SEVİLİNCE GÜZEL

Muharrem ayı nasıl değerlendirilmelidir?

İslam Hukuku Dergisi İslam İktisadı Özel Sayısı

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 26 KASIM 2014 Saat: 11.20

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 26 KASIM 2014 Saat: 11.20

İslam Hukukunun kaynaklarının neler olduğu, diğer bir ifadeyle şer î hükümlerin hangi kaynaklardan ve nasıl elde edileceği, Yemen e kadı tayin edilen

Kur an-ı Kerim i Diğer Kutsal Kitaplardan Ayıran Başlıca Özellikleri

Gençler, "İrade, Erdem ve Hürriyet" Temasıyla Buluştu

İktisadi Kalkınma ve İslam Para, Faiz ve İslam. Başlangıcından Osmanlı ya İktisadi Düşünce Tarihinin İslami Kaynakları Prof. Dr.

İmam-ı Muhammed Terkine ruhsat olmayan sünnettir der. Sünnet-i müekkededir.[6]

Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesin olarak inanırlar. Bakara suresi, 4. ayet.

Murabaha Nedir? Murabahalı Satış Ne Demek?

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Tel: / e-posta:

Eğitim Programları ANA HATLARIYLA İSLAM DİNİ

Dünyada servetin %99 u, nüfusun %1 ine aitmiş... Saddam ın arkasında %90 destek vardı; idam edildi... -Obama.

penceremi ışığa açıyorum PARMAKLIKLAR ARKASINDAKİ YÜREKLERİ IŞIKLA BULUŞTURUYORUZ

TÜRKİYE EKONOMİSİ Prof.Dr. İlkay Dellal Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü

Ahlâk ve Etikle İlgili Temel Kavramlar

(1) BÜYÜK PEYGAMBER (S.A.A) KONULU, BÜYÜK YARIŞMA

Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır.

İÇİNDEKİLER İTİKAD ÜNİTESİ. Sorular

Ck MTP61 AYRINTILAR. 5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi. Konu Tarama No. 01 Allah İnancı - I. Allah inancı. 03 Allah İnancı - III

OKUNMAMIŞ ÜÇ MESAJINIZ VAR

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 26 KASIM 2014 Saat: 11.20

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

KIRŞEHİR MÜFTÜLÜĞÜ 2018 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI

Kurbanın Mahiyeti, Vücubu ve Şer î Hikmeti Pazartesi, 31 Ağustos :59

Küresel Katılım Finans Zirvesi (GPAS) Haliç Kongre Merkezi Kurum ve Sivil Toplum Kuruluşlarımızın Değerli Başkan ve Temsilcileri,

HÜCCETİN İKAMESİ VE ANLAŞILMASI

İlim gıda gibidir. Ona her zaman ihtiyaç vardır. Faydası da herkesedir.

Yahudiliğin peygamberi Hz. Musa dır. Bu nedenle Yahudiliğe Musevilik de denir. Yahudi ismi, Yakup un on iki oğlundan biri olan Yuda veya Yahuda ya

ÇALIŞMANIN ÖNEMİ ÇALIŞ

BÖLÜM: 2. Oruç Tutarken Nelere Dikkat Etmeliyiz? Orucu Bozan Durumlar. Orucun Kişiye ve Topluma Kazandırdıkları. Ramazan Bayramı Sevinci

AİLE KURMAK &AİLE OLMAK

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE DUA

Veda Hutbesi. "Ey insanlar! " Sözümü iyi dinleyiniz! Biliyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.

İLİ : GENEL TARİH : Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

dinkulturuahlakbilgisi.com amaz dinkulturuahlakbilgisi.com Memduh ÇELMELİ dinkulturuahlakbilgisi.com

FIKIH KÖŞESİ YAZILARI Zekât ve Fitre Müslümanlar zekât ve fitrelerini şahıslardan ziyade kuruluşa verebilir mi? Zekât ve Fitre ibadetleri, sosyal

İKTİSADİ DÜŞÜNCELER TARİHİ

5 Peygamberimiz in en çok bilinen dört ismi hangileridir? Muhammed, Mustafa, Mahmud, Ahmed.

NAMAZI, MESCİT VEYA CÂMİDE CEMAATLE KILMANIN HÜKMÜ. Vaizler Muhammed b. Salih el-muneccid. Terceme edenler. Muhammed Şahin. Tetkik edenler Ümmü Nebil

MÂTÜRÎDÎ KELÂMINDA TEVİL

Güzel Ahlâkı Kazanmak

ÖZEL BİLFEN İLKÖĞRETİM OKULU ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Transkript:

İslâm İktisat Düşüncesi Üzerine Prof. Dr. Muhit Mert Yaptığımız faaliyetler her ne kadar maddî-hâricî âmillerle izaha çalışılsa da aslında birtakım inançların, düşüncelerin, ahlâk düsturlarının, geleneklerin, alışkanlıkların tesiri altında meydana gelmektedir. İktisadî faaliyetlerimiz de böyle cereyan etmektedir. Yani bu saydıklarımız iktisadî faaliyetimizin şekline ve içeriğine tesir eder. Ekonomik faaliyetlerin yalnız hâricî sebeplere münhasır olduğu, gözle görülebilir maddî sebeplere dayalı bir hareketten ibaret olduğu zannedilmemelidir. İktisadî faaliyet tarzına müessir olan tasavvurların, ideallerin, ahlâk düsturlarının tümü belirli bir ruh hâletini ortaya çıkarır ki, buna iktisat düşüncesi denir. İktisat düşüncesi, bireylerin ve toplumların iktisadî olayları algılama ve değerlendirme biçimini, ekonomik faaliyetlerini ve iktisadî hayatı yönlendirme çabalarını yakından etkiler. (bkz. Sabri F. Ülgener, Darlık Buhranları ve İslâm İktisat Siyaseti, s.9). İktisadî düşüncelerin oluşumunda dinin etkisi inkâr edilemez bir gerçektir. Bu bütün dinler için söz konusudur. Meselâ Hristiyanlığın reformdan önceki haliyle sonraki hâli incelendiğinde Hristiyan toplumlarda iktisadâ dair düşüncelerin oluşumuna dinin ne derece etki ettiği açıkça görülür. Ortaçağ Katolik Hristiyan dünyasında süflî ve kirli telâkki edilen, çalışma, kazanç ve sanat gibi mefhumların Reformasyon ile beraber herkesin hürmetle andığı mukaddes birer fazilet hâline geldiği görülmüştür. Bu bizim için inançların ekonomik faaliyetlerdeki etkisini gösteren en önemli delillerden biridir. (Ülgener, a.e, s.28). Protestanlıkta Tanrı nın seçkin kulları arasına girebilmek için çok çalışmak, zühd içinde yaşamak ve dürüst olmak gibi üç temel düstur teşvik edilir. Zühd, yani sade, tutumlu, israftan uzak bir hayat, tasarruf haddinin yüksek olmasına yol açar. Çalışkanlık ve dürüstlük ise kişiye itibar sağlar. Dürüst ve sade insan gayretli çalışmasının neticesinde iş hayatında başarılı olur ve saygın bir konuma yükselir. İşte buradan hareketle Max Weber kapitalist iktisat düşüncesinin ruhunu Protestan ahlâkına hamlediyordu. Sombart ise Katolik Hristiyanlıktan hareketle uhrevî karakteri ağır basan bir dinin bu kadar dünyevî bir yönelişe kaynaklık edemeyeceğini söyleyerek dünyevîliği daha öne çıkan Yahudiliği Kapitalizm in kaynağı olarak görmüştür. (Mustafa Özel, İktisat, Siyaset ve Din, s.38-39). Kapitalist ekonomik düşüncenin kaynağı ister Protestanlık olsun isterse Yahudilik, bu çok önemli değildir. Önemli

olan, iktisadî düşüncenin şekillenmesinde dinin tesirinin olduğunun ortaya konulmasıdır. Nasıl ki kapitalist iktisat düşüncesinin oluşumuna Yahudilik veya reform sonrası Hristiyanlık kaynaklık etmişse, Komünist/Sosyalist iktisat düşüncesine de inkârcılık tesir etmiştir. Bunların ötesinde kendine has özellikleriyle İslâmî bir iktisat düşüncesinin oluşmasında da İslâm etkili olmuştur. Bu çerçevede Müslüman fert veya toplumların iktisadî olayı algılayışı, yaşayışı ve yönlendirişi ile bir diğer dine mensup veya anlayışa sahip olan fert veya grupların algılayış, yaşayış ve yönlendirişleri de elbette farklı olacaktır. Hattâ aynı dine, aynı inanç veya aynı topluma mensup kişilerin, aldıkları eğitim, çevre faktörü, kültürel altyapı gibi etkenler sebebiyle düşüncelerinde de farklılık olabilir. Bu durum insanların dinin emir ve öğütlerinden aynı derecede etkilenmemelerinden kaynaklanır. Dolayısıyla bir dinin iktisat düşüncesinin oluşmasındaki tesirini araştırırken o dine mensup fertlerin yahut sosyal gurupların iktisadı algılama ve değerlendirmelerinden daha ziyade genel olarak o dinin iktisadî emir ve öğütlerine, oluşturmak istediği ekonomi zihniyetinin nasıl olduğuna bakmak gerekir. İslâm ın İktisadî Hayata Tesiri Her ekonomik sistem, kendi maksat ve prensiplerine uygun ideolojik bir temele oturur. Bu çerçevede İslâm ın telkin ettiği ekonomik sistem de kendine has bir düşünce ile ilişkilidir. İnançlar, insanın yaşayışına, olaylara yorum getirmesine, eşyayı değerlendirmesine ve değer ölçüleri kazanmasına varıncaya kadar her sahada tesirlidir. Nitekim İslâm ın ortaya koyduğu inançlar tarih boyunca Müslüman toplumlara yön vererek hayatın, sanat, edebiyat, bilim, örf-adet ve ekonomi gibi çeşitli tezahürlerinde kısacası her yönünde etkili olmuştur. İslâm iktisat düşüncesinin temellerini de kendine mahsus özellikleriyle İslâm ın kendisi oluşturmakta ve Müslüman toplumları buna göre yönlendirmektedir.

İslâm, insan hayatı ile ilgili her alanda temel kaideleri açıkça gösteren ve onu yönlendiren bir dindir. İslâm insan hayatını öncelikle imanla temellendirir. İmanın insan hayatına içerden bir tesiri vardır. Bunun ötesinde, İslâm emir ve yasaklarla, ekonomik hayata dışarıdan da tesir eder. Emir ve yasaklar fert ve cemiyet şuurunda inançlarla birleşerek ekonomik hayata şekil verir. İktisadî hâdiseler herkesi birinci dereceden ilgilendiren olaylar olduğundan insan hayatının bu yönüyle ilgili düzenlemeler de koyar. İktisadî hayatta adalet ve insaf ölçülerini yerleştirerek alıcı ile satıcı arasındaki münasebeti, ticarî ilişkiden ziyade bir kardeşlik münasebeti hâline getirir. Tevhid inancının insana kazandıracağı düşünce yapısı ve değer ölçüleriyle insanlık için faydalı bir iktisadî ortam temin edilir. Şayet bu olmazsa, pratikte ya insanların mülkiyet hakkını ihlâl edici veya insanları, devlet ve milletleri sömürücü düzenler meydana çıkar. Bunlar da insanlığın mutluluğunu menfî yönde etkileyen hususlardır. Bu olumsuz neticelerin ortadan kalkması için Tevhid inancının yaygınlaşması çok büyük önem arz etmektedir. İslâm ın koymuş olduğu iktisadî prensipler aynı zamanda imanî ve ahlâkî prensiplerdir. Seküler iktisadî anlayışlar iktisadı gayr-ı ahlâkî (ahlâksız) olmasa da, lâ ahlâkî (ahlâkla ilgisi olmayan) bir alan olarak görürken İslâm ahlâkî bir alan olarak görmektedir. İslâm ın iktisadî yapısı mü minin ahlâkî yapısından ayrılmayan bir hususiyet arz etmektedir. Bu iki yapı ve yapılanmayı birbirinden ayırıp tefrik etmek mümkün değildir. İslâm, ahlâkî yapıdan kopmuş ve insanın iç dünyasından uzaklaşmış bir ekonomik yapıyı insan için gerçek mutluluk vasıtası olarak görmez. Bu ilkeler Sosyalist ve Kapitalist sistemlerin aksine insanın dünya ve ahiret mutluluğunu beraberce elde etmesi doğrultusunda konulmuştur. Burada İslâm ın hedefi, sahip olduğu iman, amel ve ahlâk prensipleriyle hareket eden fertler, imanından aldığı kardeşlik düşüncesiyle şefkat ve merhametle hemcinsinin imdadına yetişen, başkasını düşünen, diğergam, fedakâr ve dürüst fertlerden oluşan toplumlar meydana getirmektir. Yoksa fikirleri, duyguları ve vicdanları baskı altında bulunan veya şahsî çıkarlarını ön plânda tutan, başkasını sömürerek geçinmeye çalışan fertlerden oluşan bir toplum değildir. İslâm Müslümanlara vicdanî sorumluluklar yükleyecek böyle bir toplumun meydana gelmesi için gayret eder. İslâm İktisat Düşüncesinin Bazı Özellikleri İslâm iktisat düşüncesi ile Kapitalist ve Sosyalist ekonomi anlayışlarının insana ve onun iktisadî hayatına yaklaşımları da temelde farklılık arz eder. Bunun sebebi, bu

sistemlerin temellerinin birbirinden farklı olmasıdır. İslâm iktisat düşüncesi vahye, nebevi sünnete dayalı iken Sosyalist ve Kapitalist iktisadî anlayışlar, insan zekâsının ürünü olan materyalist bir felsefî görüşe veya Reformasyon a uğramış bir dinin öğretilerine dayanmaktadır. Bu sebeple bu düşünce sistemlerinin insana bakış, eşya ve hâdiseleri algılayış biçimleri de elbette farklı olacaktır. Şimdi İslâm iktisat düşüncesinin temel karakteristik özellikleri üzerinde duracağız. 1- İnsana Bakış İslâm iktisat düşüncesinin birinci özelliği onun insana bakışıdır. İslâm a göre insan iradesi, gücü ve sorumluluğu olan bir varlıktır. İslâm iktisat düşüncesine göre, iktisadî hayatın işleyişinde insan iradesinin rolü görmezlikten gelinemez. Ama insan irade ve gücünün her şey olmadığı da bir gerçektir. Çünkü insanın irade ve gücünü aşan pek çok şey vardır. İnsan irade ve seçme hürriyetiyle her istediğini yapabilecek güçte bir varlık değildir. Onun hayatta arzulayıp da yapamadıklarının haddi hesabı yoktur. İktisadî hâdiseler insanların fiilleridir; ama tamamen insanların tasarladığı, yönlendirdiği ve meydana getirdiği olaylar değildir. İnsanın gücü bellidir. Bu gücün fiile tesiri de bellidir. Bu sebeple iktisadî olaylar her yönüyle insana verilemez. İnsanı aşan mutlak bir iradenin düzenleyiciliği de söz konusudur. Bu irade de Allah ın iradesidir. O, İlahî iradenin müsaadesi ölçüsünde işlerini yapar. İnsanın iktisadî faaliyetleri de bu esasa bağlı olarak gerçekleşir. Onun iradesini kullanarak işlerini yapması yaratma anlamında yapma değil kesbetme mânâsında yapmadır. İslâm düşüncesi bu ayrıntıya önem vererek insanın dünyadaki konumunu belirlemiştir. Ayrıca İslâm a göre insan başıboş bir varlık da değil, bilakis davranışlarından sorumlu bir varlıktır. Bu mesuliyet onun irade ve seçme hürriyetinden doğmaktadır. İslâm ın dünyevî sorumluluk ve ceza ile birlikte düşünce sisteminde ahiret sorumluluk ve cezasına da yer vermesi, fertler üzerinde müessir bir rol oynadığından sosyal hayatta problem ya hiç çıkmamakta veya beşerî yapının gereği olarak çıkan problemler geneli etkileyici boyutta olmamaktadır. Çünkü inanan insanlar her amelinden olduğu gibi üretim, tüketim vb. iktisadî fiillerinden de sorumlu olduğu inancıyla, toplumun ahengini bozan aldatma, dolandırma, haksızlık etme gibi kötülüklerden kendilerini korurlar. Kapitalist iktisadî düşünceye gelince onun temellerinden birisi Liberalizm dir. Liberalizm, insanların diledikleri gibi hareket etmeleri ve ekonomik alanda tam bir serbestliğe sahip olmaları gereğine olan inancı açıklar. (Besim Üstünel, Ekonominin Temelleri, s.72). Sosyalist düşünce sisteminde de; İnsanların kendi

kaderlerine hâkim olma isteği temel bir esastır. (Üstünel, a.g.e., s.76). Yani bu iki sisteme göre de iktisadî olayları yönlendiren insandır. Bu sistemler, fizikî evrenin dışında metafizik bir gücü ya kabul etmemekte veya kabul etse bile tesir alanını sınırlamaktadırlar. İnsanı ise, irade ve seçme hürriyeti sınırsız ve her istediğini yapma gücüne sahip, yaptığı işlerde yegâne hâkim bir varlık kabul ederler. Ayrıca bu iktisadî düşünce sistemlerinde insanın iktisadî fiillerinden sorumluluğu dünyevîdir. Bu yüzden beşerî sistemlerde, konulan kanun ve kaidelere uymayan fertlerden sadece yakayı ele verenler cezaya çarptırılmakta, bunun ötesinde bir yolunu bulanlar kurtulmaktadır. Problemlerin önüne geçilemeyişinin sebebi de sorumluluğun sırf dünyevî oluşudur. 2- İnsan-Toplum Münasebetlerinde Denge İslâm iktisat düşüncesinin temellerinden ikincisi insan toplum ilişkisinde denge gözetmesidir. İslâm insanın ekonomik duygu ve düşüncelerini meşru dairede serbest bırakarak tatminini esas alır. Fakat bunun yanında insanda vicdanî bir sorumluluk oluşturarak her zaman şahsî çıkarlarını gözetme yerine toplumun çıkarlarını gözetmeyi, başkalarını düşünmeyi ve yardım etmeyi de öğütleyerek sosyal dayanışmayı sağlar. Bu durum fertle toplum arasında bir denge meydana getirir. İslâm ın bu dengeyi sağlamadaki en önemli ilkeleri şu üç kavram etrafında şekillenir: din kardeşliği, diğergâmlık ve infak. İslâm, irsî olmasa bile bütün inananları kardeş ilân etmiştir (Hucurat 49/10). Komşusu açken tok yatan gerçek mü min değildir. (Heysemi, Mecmau z-zevâid, VIII/167) öğretisiyle Müslümanlarda diğergamlık duygusunu oluşturmuştur. Cimriliği kötüleyip yardımlaşmayı, hatta karşılıksız olarak vermeyi (infak) teşvik etmiştir. Kapitalizm in temellerinden birisi ise ferdiyetçiliktir. Bireycilik bir ölçüde liberal görüşün sonucu olarak toplumdaki her bireyin kendi çıkarı için çalışmasının toplum yararına olacağı inancını ifade eder. (Üstünel, a.g.e., s.73). Sosyalizm in bir temeli ise toplumculuktur ve ona göre toplumun çıkarlarını her şeyin önünde tutmak gerekir. (Üstünel, a.g.e., s.77). Her ikisinde de gaye, toplumun refahını sağlamaktır, ancak biri fert, diğeri toplum lehine olacak şekilde dengeyi bozmaktadır. Sonuçta ise Kapitalizm insanları menfaatleri üzerinde boğuşturarak ezilmiş sınıflar ve mutlu bir azınlık meydana getirirken, ona reaksiyon olarak doğan Sosyalizm, insanın duygu ve düşüncelerini baskı altında tutarak gayri tabiî ve gayri insanî bir uygulama tarzıyla içtimâî refahı temin etme yoluna gitmiştir. 3- İnsan-Eşya Münasebetinde Denge İslâm iktisat düşüncesinin temel hususiyetlerinden üçüncüsü insan-eşya

ilişkisinde denge oluşturmasıdır. Bu dengeyi kurmada en önemli dayanak noktaları ise İslâm ın bir taraftan helâl-haram çizgisiyle bir ölçü koyarak meşrû dairede, maldan istifade esasını getirmesi, diğer taraftan dünyanın fânîliğini nazara vererek insanı ihtiras ve ızdırap girdabından kurtarmasıdır. İslâm insanın eğilimlerini göz önünde bulundurarak maldan yeterince ve meşru bir dairede istifade etmesine imkân tanır. Hür teşebbüs ve özel mülkiyete imkân vererek insanın duygu, düşünce ve kabiliyetlerini geliştirir. Çünkü bu melekeler de insana Allah ın bir bağışıdır. İslâm, Allah ın bağışı olan bu melekelerin bütün insanların yararına kullanılması gereğini aşılar. (bkz. Mannan, İslâm Ekonomisi, s.229). Fakat bunun ötesinde insanın ihtiraslarını terbiye ederek onu tecavüzkâr olmaktan ve gayrimeşru yollara düşmekten korur. İktisadî ahlâkı korumaya yönelik prensipler koyar. Hz. Peygamber in (s.a.s.) İnsanoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü de ister. mealindeki hadîsi (Müslim, Zekât, 39/116, 119) ile işaret ettiği gibi, insan madde ile tatmin olamayacağından dolayı mânevî tatmin vasıtaları araması gerektiğini insana öğütler. Sınırsız tatmin dünyası olan Cennet in varlığıyla, insanı teselli ederek, onu kazanmaya teşvik eder. Kapitalist ve Sosyalist iktisadî düşünce sistemleri ise eşyadan istifade etmede bir denge oluşturmazlar. Kapitalizm in haz cı düşüncesi, insana dilediği gibi istifade etme anlayışı kazandırır. İnsan nazarını dünya malına çevirdiği için onun maddî eğilimlerini ve ihtiraslarını kamçılar. İnsanda tecavüzkâr bir yapı oluşturur. İktisadî ahlâkı ihlâl eder. İnsanın ihtiraslarını tatmin etmek mümkün olmadığı için onu ızdıraba sürükler. Sosyalizm ise zoraki hizmet anlayışıyla insanı maldan yeterince istifade etmekten mahrum eder. Hür teşebbüs ve özel mülkiyeti yasaklayarak insanın duygularını baskı altına alır. Bu gayri insanı davranışıyla insanın ruhî durumunu bozarak onu ızdıraba sürükler. 4- İktisadî Faaliyetin Gayesi

İslâm iktisat düşüncesinin dördüncü hususiyeti iktisadî faaliyetin ulvî/mânevî bir gayeye dayanmasıdır. İslâm insana sadece iktisadî etkenlerle hareket eden bir varlık olarak bakmaz. İslâm a göre insan, asıl gayesi ibadet olan ve her türlü davranışına ibadet özelliği kazandıran şerefli bir varlıktır. İktisadî faaliyetler ise insan için gaye değil sadece birer sebeptir. İktisadî faaliyetlerin en önemlileri üretim ve tüketimdir. İslâm, bunları hayatın gayesi değil sadece vasıtası olarak görür ve yapılan amelin gayesine göre ona değer verir. İnsanın rızık temini için çalışması, hayatı idame için yeme içmesi gibi iktisadî fiilleri de bu gaye sebebiyle insana ibadet sevabı kazandıran bir davranış olur. Bu gerçeği Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) genel mânâda, Ameller niyetlere göredir (Buhârî, Bed ü l-vahy, 1) mealindeki hadîsiyle ifade etmişlerdir. Yani niyet amellere değer kazandıran mühim bir hususiyettir. Hz. Peygamber in (sallallahü aleyhi ve sellem) hadîslerinde rızık teminine yönelik çalışmanın son derece yüceltilmiş olmasının sebebi de bu çalışmanın ulvi bir gayeye yönelik olmasıdır. Peygamber Efendimiz in, önemli ibadetlerin bile affettiremeyeceği bazı günahları geçim temini için yapılan çalışmanın silip götürdüğünü, (Sehâvî, Ahsenü t- Tekâsîm, Beyrut 1994, s. 157); çalışmaktan elleri nasır bağlayan ve yorgun olarak uyuyan kimsenin mağfur olduğunu (Beyhakî, es-sünenü l-kübrâ, İcare 15), helâl rızık temini için çalışmanın Allah yolunda cihad etmek gibi olduğunu (Hindî, Kenzü l-ummâl, 4/6) beyan etmesi bu çalışmanın gayesinden kaynaklanmaktadır. İslâm iktisat düşüncesine göre üretimin gayesi, insanın Rabbine karşı vazifelerini eda edebilmesi için hayatını idame etmeye yarayacak vasıtaları elde etmek, tüketimin gayesi ise insanı Allah ın bir kulu olarak vazifelerini ifâya muktedir bir durumda tutabilmektir. Bu durumda üretim ve tüketim, İlâhî bir gayenin gerçekleşmesi için sadece vasıtadır. Optimum üretim ve tüketim miktarı ise, Allah a karşı mükellefiyetini ifâ etmek için insanın zaman ve enerjisini maksimum kılan miktardır. (Münzir, Tasarruf ve Yatırım Fonksiyonları, s.133). Dolayısıyla insanın çalışmaması, üretime katkıda bulunmaması İslâm da hoş karşılanmamış, yeme-içmeyi terk ederek ibadet edemeyecek kadar kendini güçsüz düşürmesi veya helâk etmesi Allah a isyan olarak telâkki edilmiştir. İnsanın kendini helâk olmaktan koruyacak ve ibadete güç kazandıracak kadar yiyip-içmesi, sıcak ve soğuğa karşı sağlığını koruyacak kadar giyinmesi farzdır. Nafile ibadetlerle ilim tahsiline güç kazandıracak kadar yiyip içmesi menduptur. Kuvvetinin artması için doyuncaya kadar yiyip içmesi mubahtır. Doyduktan sonra tıka basa yemesi ise haramdır. (Alâûddin Âbidin, el-hediyyetü l-alâiyye, s.214).

Kapitalist ve Sosyalist ekonomilerdeki üretim ve tüketimin sebep ve gayeleri İslâm iktisat düşüncesindekinden farklıdır. Çünkü bu öğretilerden her ikisi de üretim, tüketim ve insanın arzularının yerine getirilmesini hayatın nihai amacı olarak görürler. Kapitalizm çok çeşitli güdülerin, duyguların, motiflerin etkisi altında gördüğü, her davranışını menfaatlerinin belirlediğini düşündüğü insanı, homo economicus yani, ekonomik çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen bir varlık olarak kabul etmektedir. (Üstünel, a.g.e., s.91). Sosyalizm de insanı bir üretim aracı olarak görmektedir. (S. Hayri Bolay, Felsefi Doktrinler Sözlüğü, s.159). Kapitalizm in, bir insan modeli olan homo economicus (iktisadî adam) görüşü de, Sosyalizm in insana bir üretim aracı olarak bakması da İslâm ın insan anlayışından çok uzaktır. 5- İhtiyaç-Kaynak Dengesi İslâm iktisat düşüncesinin beşinci özelliği ihtiyaçlarla kaynaklar arasında bir dengenin olduğunu öğretmesidir. Bunun en temel dayanakları, ihtiyaçların sınırlı olduğu ve rızkın Allah ın taahhüdünde bulunduğu öğretisidir. Ekonomi bilimi ihtiyaçları sınırsız, kaynakları ise sınırlı gösterir. Bu da insanda ekonomik kaynakların yetersiz olduğu düşüncesi ve neticede açlık çekeceği endişesi doğurmaktadır. İslâm ise ihtiyaç ile arzu arasında ayrım yaparak ihtiyaçları sınırlı, arzuları sınırsız kabul eder, kaynak bunalımına rızık gerçeği ile yaklaşımda bulunur. İhtiyaç fizyolojik, arzu ise psikolojik bir özellik taşır. İslâm fizyolojik açlığı tatmin, psikolojik açlığı ise terbiye ederek sınırlandırmayı esas alır. Bunu baskı ile değil kanaati ve eşyadan iyi yararlanmayı telkin ederek, israf, savurganlık ve lüksün zararlarını ortaya koyarak yapmaktadır. İslâm rızık gerçeği ile de kaynakların bir nevi sınırsız olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü dünyaya gelen her canlı kendi rızkıyla gelir ve herkes kendi rızkını yer, hiç kimse kendi rızkını tüketmeden ölmez. Rızık ilâhî bir takdirdir ve Allah, yarattığı her canlı için onu garantilemiştir. inancını telkin eder. İslâm, insana kazandırdığı bu inançla, onun hayatı endişeyle değil, güvenle karşılamasını sağlamıştır. Sosyalist iktisadî düşünce, insanın ihtiyaçlarını en asgari seviyede ele alıp sadece onun tatmini için gerekli şeyleri hazırlamaktadır. Onun arzularına ise fazla bir değer atfetmemekte ve baskı altında tutmaktadır. Kapitalist ekonomi düşüncesi ihtiyaçları sınırsız, ihtiyacı tatmine yarayan kaynakları ise sınırlı göstererek insana hayat endişesi vermektedir. Arzularını ise terbiye etmek şöyle dursun, aksine onları kamçılayarak tüketimi had safhaya çıkarmayı, böylece kaynakların kısa zamanda tüketilmesini ve yenilerinin üretilmesini hedefler.

6 Düzenleyici Kuralların Menşei İslâm iktisat düşüncesinin altıncı özelliği ekonomik hayatı düzenleyen kuralların menşeinin İlâhî olmasıdır. Bu, İslâm iktisadî düşüncesinin en önemli hususiyetlerden biridir. Zîrâ insanı bağlayan, yanlış yapmaktan alıkoyan şey, me hazin (kaynağın) kutsallığıdır. Böylece ekonomik düzeni ifsad edici pek çok menfi müessirin önüne geçilmiş olur. İslâm iktisadında uygulanan düzenleyici ekonomik kuralların kaynağı İlâhî iken Kapitalist ve Sosyalist sistemlerde toplumun iktisadî düzeni için uygulanan kuralların kaynağı beşerîdir. Bu yüzden de aralarında tesir farkı vardır. İslâm ekonomik sistemi gereği piyasanın denetimi ve gerektiğinde müdahale İslâmî değerlerle donanmış toplumda karşılığını hemen bulur ve göstermesi gereken tesiri kalıcı olarak gösterir. Bu sebeple daha etkin ve daha uzun ömürlüdür. Oysa Sosyalist ve Kapitalist ekonomik sistemlerde piyasaya müdahale topluma dıştan ve zorla empoze edilir, tesiri de zayıf kalır. (Manan, a.g.e., s.292-293). Bu çerçevede İslâm, özgür ve düzenli bir ticaret ortamı için birtakım emirler vermiş, bu ortamı olumsuz yönde etkileyen bütün faktörleri de yasaklamıştır. Ticarette dürüstlük, zekât, öşür gibi malî infaklar emredilmiştir. İsraf, faiz, ihtikâr (stokçuluk), gabn (ticarette başkasını aldatma), telakki-i rukban (üreticiyi pazarın dışında karşılayıp malını ucuza alıp, pazarda pahalıya satma) ve insanların gözlerini boyayıcı reklâmlarla aldatma yasaktır. Allah yolundan ayrılan, namuslu ve doğru davranmayan tüccarların günahkâr oldukları ve ahirette cezalandırılacakları, doğru ve iyi olanların mükâfatlandırılacakları bildirilmiştir. (Heysemî, a.g.e., IV/72) Sonuç Sonuç olarak söyleyecek olursak, İslâm iktisat düşüncesi İslâm ın kendine has inanç, amel ve ahlâk düsturlarıyla bezelidir. Bu yüzden, Müslümanların iktisadî hayatıyla onların iman ve ahlâkları arasında bir ayrım yapmak oldukça zordur. İslâm da iktisat düşüncesi ve bu çerçevede oluşan ekonomik sistemi, ne Kapitalizm, ne de Sosyalizm gibidir; bunlardan ayrı, kendine has maddî-mânevî faktörlerin ahenkli bir karışımından meydana gelmektedir. İslâm iktisat düşüncesine dair tespit ettiğimiz yukarıdaki özellikler Kapitalist ve Sosyalist ekonomi düşüncelerinin öğreti ve pratiklerinden tesir ve neticeleri bakımından son derece yüksektir. Sömürüye dayanan, sosyal hayatta mutlu bir azınlık ve ezilmiş bir sınıf doğuran Kapitalizm ile baskıcı ve gayri tabiî bir düzen olan Sosyalizm in sunmuş olduğu ekonomik hayat tarzlarının İslâm ın sunmuş olduğu

dürüstlük ve kardeşlik esasına dayalı âdilane ekonomik hayat tarzından ne kadar uzak olduğu pratikte de açıkça görülebilir. Yazar: Prof. Dr. Muhit Mert IV. İSLAM İKTİSADI ATÖLYESİ YAZI ÇAĞRISI İslam İktisadı Perspektifinden Sosyal Adalet İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği, İlmi Etüdler Derneği (İLEM) ve Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği nin (İGİAD) birlikte düzenlediği İslam İktisadı Atölyesi IV, 2-3 Nisan 2016 tarihlerinde İslam İktisadı Perspektifinden Sosyal Adalet başlığı ile İstanbul da gerçekleştirilecek. İstanbul Üniversitesi İslam İktisadı ve Finansı Anabilim Dalı nın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek atölye bu seneki başvurularda öncelikli olarak sosyal adalet ve ilgili konuları İslam iktisadı perspektifinden ele alan tebliğlere yer verecek. Gelir adaletsizliğinin her geçen gün arttığı, yoksulluğun dünya çapında bir problem olduğu, gayri insani çalışma koşulları, yetersiz maaşlar ve sosyal güvencesizlik ile malul bir emek piyasasının varlığını koruduğu bugünün hakim iktisadi düzeninde, çoğu devletin bu talepleri karşılayacak düzeyde politikalar üretememesi de bir o kadar dikkat çekiyor. Kapitalist politikaların sosyal adaleti sağlamaktan uzak, bilakis eşitsizliği her daim derinleştiren ve iktisadi ve sosyal refahın geniş kitlelere ulaşmasını engelleyen özellikleri birçok Müslüman ilim adamı tarafından yıllardır eleştiriliyor. Bu eleştirileri ise İslami ilkeler çerçevesinde şekillenecek alternatif bir teorik ve pratik iktisadi düzenin sosyal adaleti sağlayacağı yönündeki iddialar izliyor. Diğer taraftan, Müslüman idarecilerin yönetimi altındaki toplumlarda beliren tecrübe alternatif bir sosyal adalet anlayışı sunmaktan uzak gözüküyor. Ayrıca

Müslüman bireylerin iktisadi hayat içerisindeki tavırlarına İslam ın sosyal adaletten yana tavrı değil, çoğunlukla günlük iktisadi koşulların gereklilikleri şekil veriyor. Bu noktada, 1960 lı yıllarda İslam iktisadı başlığı altında çalışmalar yapılmaya başlanmasındaki temel maksadın sosyal adalet meselesiyle yakından ilgili olduğunu fakat sonraki yıllarda çalışmaların daha çok finans alanına kaydığını göz önüne aldığımızda sosyal adalet konusunu yeniden ve daha temelli bir şekilde konuşma ihtiyacı daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu bağlamda, IV. İslam İktisadı Atölyesi ile sosyal adalet başlığı etrafındaki meseleleri İslam iktisadı perspektifinden ele alan tartışmalar yürütülmesi hedefleniyor. Böylece dünyanın dört bir tarafında çalışmalar yapan akademisyenleri bir araya getirerek mevcut sosyal ve iktisadi adaletsizliklerin sebeplerinin gerçekçi ve derinlikli bir şekilde irdelenmesi ve İslami ilkelere dayalı bir sosyal adalet anlayışının teorik zemininin nasıl oluşturulacağı, hangi alternatif mekanizmaları içereceği ve ne gibi somut çözümler üretilebileceği üzerine kolektif bir çalışma yapılması amaçlanıyor. Bu çerçevede, aşağıdaki ve benzeri sorulara odaklanan tebliğ özetleri bekleniyor: Günümüzde sosyal adaletsizliğin temel sebepleri ve sonuçları Küresel ve yerel ölçekte sosyal adaleti sağlama için alınan önlemler ve bunların etki/başarı oranı Sosyal adalet tartışmaları ve öne çıkan başlıklar İslam iktisadı perspektifinin sosyal adalet tartışmalarına katkısı Günümüzde Müslüman toplumlarda sosyal adalet nasıl anlaşılmakta ve uygulanmaktadır? Günümüzde Müslüman toplumlarda uygulanan iktisadi politikaların sosyal adalet açısından etkileri ve sonuçları Sosyal adalet İslami bir perspektifle bugün nasıl ele alınabilir? İslam iktisadı çerçevesinde sosyal adaleti sağlayacak ilkeler ve mekanizmalar İslami ilkelere dayalı bir iktisadi sistemde sınıfsal farklılıkları ve gelir adaletsizliğini ortadan kaldıracak önlemler Zekât müessesesi, faiz yasağı, sadaka ve infaka teşvik, lüks ve israfın yasaklanması vb. hususlar nasıl bir sosyal adalet anlayışı tesis ediyor? İslam iktisadının ilkesel ve kurumsal nitelikleri bugünkü iktisadi sistem içerisinde nasıl var olabilir? Adil bir iktisadi hayat için bölüşüm ve yeniden bölüşüm dinamikleri ne

şekilde yapılandırılmalıdır? Müslüman coğrafyalarda mevcut olan yoksulluğun kaynakları, sebepleri ve sonuçları nelerdir? Yoksullukla mücadele İslami bir perspektiften nasıl ele alınabilir? İslam iktisadı bağlamında vergilendirme, sosyal güvenlik ve asgari ücret politikalarını belirleyen parametreler neler olmalıdır? Müslüman toplumlarda da uygulanan kalkınma temelli iktisadi politikaların sosyal adalet açısından yansımaları nasıl olmaktadır? Bir sosyal politika unsuru olarak emek piyasasının tanzimi ne şekilde gerçekleşmelidir? Günümüzde haneler ve devletlerin yaşadığı borç krizlerine İslam iktisadı perspektifinden ne tür çözümler getirilebilir? Bu ve benzeri soruları konu edinen tebliğ özetlerinin gönderimi www.islamiceconomy.org üzerinden 31 Ekim 2015 tarihine kadar yapılabilecektir. Kabul edilen özetlerin tam metinlerinin teslimi ise 31 Ocak 2016 tarihinde olacaktır. Atölyeye katılım için nihai kabul tam metinler üzerinden verilecektir. Katılımı kabul edilen kişilerin yol ve konaklama masrafları organizasyon tarafından karşılanacaktır. Atölyeye gönderilecek tebliğ özetleri 250-400 kelime arasında olmalıdır. Tebliğ özetleri ayrıca yazarın tam adını, çalıştığı kurumu, anahtar kelimeleri, yazışma adresini, telefon ve e-posta adreslerini içermelidir. Özeti gönderilen tebliğlerin tam metinleri, daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış ve hâlihazırda yayımlanmak üzere sunulmamış olmalıdır. Daha önceki atölyelerde olduğu gibi bu atölyede de sunulan tebliğler daha sonra yayımlanacaktır. Bu zamana kadar dünyanın birçok ülkesinden alanında uzman onlarca ilim adamını ağırlayan İslam İktisadı Atölyesi ne katılım ve katkı sağlayan isimlere şu linkten ulaşabilirsiniz. Ayrıca atölye çıktılarının kalıcı hale gelmesi ve İslam iktisadı alanında yapılan diğer çalışma ve tartışmalara katkı sağlaması amacıyla sunulan tebliğler editöryal okumadan geçerek kitaplaştırılmaktadır. İlk atölyenin tebliğleri Türkçede İslam İktisadını Yeniden Düşünmek, İngilizcede Islamic Economics: Basic Concepts, New Thinking and Future Directions ismiyle yayımlanmıştır. İkinci atölyenin tebliğleri ise Türkçe olarak İslam İktisadı ve Piyasa başlığı ile kitaplaştırılmıştır. İslam İktisadı ve Emek başlığı ile düzenlenen üçüncü atölyenin tebliğleri Gower Publishing tarafından Labor in an Islamic Setting: Theory and Practice başlığı ile yayımlanacak.

IV. İslam İktisadı Atölyesi, yeni perspektifleri teşvik eden, hem teoriye hem de saha çalışmalarına önem veren, metodolojik meseleleri önemseyen ve disiplinlerarası bir vizyon benimseyen perspektifi ile yüksek lisans ve doktora öğrencilerinden alanında uzman ilim adamlarına beraber çalışma çağrısında bulunuyor. Her türlü sorunuz için iew@islamiceconomy.org adresine yazabilirsiniz. Önemli Tarihler Başvuru ve özet gönderimi 31.10.2015 Kabul edilen özetlerin ilanı 10.11.2015 Tam metinlerin gönderilmesi 31.01.2016 Kabul edilen tam metinlerin ilanı 20.02.2016 Kesin programın ilanı 15.03.2016 Atölye çalışması 2-3.04.2016 İletişim www.islamiceconomy.org iew@islamiceconomy.org + 90 216 310 4318 İslam İktisat Doktrini Üzerinde Mülahazalar-İhsan Şenocak İslam özgün bir medeniyettir. Hayatın bütün şubelerinde olduğu gibi iktisatta da ilkeler vaz etmiştir. İslam ın iktisat telakkisini anlayabilmek için, Onu kendi varlık

alanında vaz ettiği ilkeler çerçevesinde kıymetlendirmek gerekir. Kur an ve Sünnet in belirlediği iktisat ilkeleri ilk uygulanma imkanını Medine de bulmuştur. İlkeler zamanla kurumsal kimlik kazanmış ve İslam iktisat doktrini ortaya çıkmıştır. İslam nazarında ticaret; Farzdan sonra (namazdan) emredilen diğer bir farz dır(1). Nitekim müminlere Cuma namazına gitmeyi emreden ayetin devamında gelen ilahi hitab Namaz kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allah ın lütfundan nasibinizi arayın.(2) şeklindedir. Buna göre kesb yani ticaret, ziraat, sanayi gibi helal olan yollardan mal temin etmek farzdır. Bazı fakihler ticaretin bir köşeye çekilip ibadet etmekten daha üstün olduğunu belirtmişlerdir(3). Çünkü ibadetin faydası kişiye yöneliktir. Ticaretin ise bir çok insana faydası vardır. Tüccar kendi ailesinin yanısıra onlarca ailenin geçimine de katkıda bulunur. Allah Resulü (salllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Doğru, güvenilir bir tüccar kıyamet günü, peygamber, sıddık ve şehitlerle birlikte olacaktır.(4) ; Doğru, güvenilir bir tüccar kıyamet günü arşın gölgesinde bulunacak yedi zümre insanla birlikte olacaktır.(5) *** İslam iktisat doktrininin temelinde üretim vardır. İslam, müntesiplerini üretmeye ya da bir türlü üretim faaliyeti içerisinde yer almaya çağırır. İslam, veren eli alandan daha üstün tutar. Allah Resulü, elin üç çeşit olduğunu; en üstün olanın Allah Teala nın kudret eli, ikincinin veren, en düşük olanın da alan el olduğunu, kıyamete kadar alan elin hep en düşük olacağını bildirmiştir(6). Öteki iktisat doktrinlerinin en önemli sermaye artırım unsuru ise faizdir. İslam nazarında ise faiz; karşılığı olmayan fazlalık olduğundan haksız mal edinmek kapsamında değerlendirilir. Öteki iktisat doktrinleri hakkaniyet mefhumuna itibar etmediklerinden sistemlerin yasal kabul ettiği her tür iktisadi muameleyi caiz görürler. İslam da ise kazanç emeğe dayanıyorsa helaldir. İktisadın Mimarları İslam medeniyetinin mimarı peygamberlerdir. Onlar pazarın kurucuları ve ilk

yöneticileridir. Peygamberler insanları ticari yoldan kazanmaya çağırmış, kendileri de el emekleriyle geçimlerini temin ederek iktisadi ilkeleri örneklemişlerdir. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) Hiç kimse kendi eliyle kazandığından daha hayırlı bir şey yememiştir.(7) buyurmaktadır. Abdullah b. Abbas (radiyallahu anhuma) peygamberlerin iktisadi hayattaki konumları ile alakalı şöyle demektedir: Hz. Adem çiftçi, Nuh marangoz, İdris terzi, Davud demirci, Musa çoban, İbrahim çiftçi, Salih (aleyhimusselam) tüccardı. Hz. İsa yarına bir şey saklamayacak şekilde yaşar, Hz. Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) da Ecyad ta ailesinin koyunlarını beklerdi(8). Hz. Zekeriyya marangozluk(9) yapar, nafakasından arta kalan kazancını tasadduk ederdi(10). Allah Resulü ticari gaye ile iki defa ülke dışına çıkmış, sözleriyle de ticareti teşvik etmiştir. Büyük sahabiler de İslami piyasanın oluşmasında aktif olarak yer almış, bizzat çalışmışlardır. Hz. Ebu Bekir kumaş, Ömer deri, Osman da (radiyallahu anhum/allah hepsinden razı olsun) gıda maddeleri satardı. Hz. Ali (radiyallahu anh) ise yevmiyelik çalışırdı(11). Hz. Aişe (radiyallahu anha) Ebu Bekir (radiyallahu anh) in halife olmadan önce Kureyş in ticareti en iyi yapan üyesi olduğunu bildirmektedir(12). Üretim ve ticaretin nasıl olması gerektiği, pratikteki sorunların nasıl aşılacağı hususu ayet ve hadisler ışığında mevcut uygulamalardan da istifade edilerek fakihler tarafından dikkatle incelenmiş, furu ve fetva kitapları yanında kaleme alınan müstakil eserlerde de konu mufassal bir şekilde izah edilmiştir. İslam İktisat Doktrininin temel esaslarını, eşyaya bakışını başlıklar halinde tahlil edelim. Kar Haddi Malın fiyatını piyasa koşulları belirler. Allah Resulü nün uygulamaları incelendiğinde fiyat belirlemeden imtina ettiği, piyasanın arz talep dengesine göre tabii bir şekilde oluşmasını istediği görülmektedir. Şu hadis Efendimiz in kâr haddine bir sınırlama getirmediğini açıkça göstermektedir: Allah Resulü Hakîm b. Hizâm 1 dinar vererek kendine kurbanlık bir koyun alması için gönderir, O da bu parayla iki koyun satın alır ve birini 1 dinara satarak 1 dinar ve bir koyunla Resul-i Ekrem in yanına gelir. Allah Resulü Hakim b. Hizam a kurbanı kesmesini, parayı

da tasadduk etmesini emreder(13). Efendimiz bu alış-verişte % 100 lük kar olmasına rağmen Hakim e karşı çıkmamış, alış-verişin batıl olduğuna hükmetmemiştir. Bu durum aldatma olmaması şartıyla kar oranında bir sınırlamaya gidilmeyeceğini göstermektedir. Zekat Mal insanın elinde kirlidir. İnsan ferdi mülkiyetindeki cemiyet payını sahiplerine iade ederek malını temizler. Aksi takdirde mal kenz olur. İnsan kendisine rızık olarak verilenden tasaddukta bulundukça(14) malın aslı bereketlenir. Surette malı eksilten zekat hakikatte onu artırır. Zekata paralel olarak sermaye de artar. Sermaye menbaından çıkan su gibidir. Su ne kadar çok çıkarsa etrafına o derece yayılır; servet de çoğaldıkça daha çok muhtaç insana menfaat olarak ulaşır. Bu yüzden fakir zenginin malının daha da artması için dua eder. Zekat fakiri madden olduğu gibi manen de zengine yaklaştırır. Bölgeler bazında da düşünüldüğünde sadaka fakir bölgelerin kalkınması için önemli işlev görür. Malın bölgeler arasında intikalini temin eder. Mülkiyet Hakkı Mutlak mülkiyet yalnız Allah Teala ya aittir. İnsan halifedir; kuldur. Eşyada mahluktur. Bu yüzden ikisinin üzerinde her şeyi yaratan Allah Teala nın hakimiyeti vardır. İnsan nisbî bir mülkiyet hakkına sahiptir. Onun mal ile münasebeti patronun idaresinde tasarrufta bulunan genel müdüre benzer. Allah Teala nın müsaade ettiği kadar tasarrufta bulunabilir. Bu yüzden şeri ölçüye göre şahsa ait olan her malı hakikat ölçüsünde kıymetlendirirken ne seninki senin; ne de benimki benim düsturu esas alınır. Seninki de benimki de Allah ındır. Eşya İnsan Münasebeti Eşya ve insan münasebetini şu gerçeklik üzerine kurar; eşya da, ona sahip olan insan da zamanı gelince yok olacaktır. Baki kalacak her şeye malik olan Allah Teala dır: Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacaktır. Bu hakikati zihinlerde canlı tutmak isteyen bazı devlet başkanları çeşitli zamanlarda kefenlerini bir mızrağını ucuna geçirtip, çarşı pazarda dolaştıran

adamlarına şöyle söyletmişlerdir; Ey ahali! Bu gördüğünüz cihan padişahının kefenidir. Ölünce buna sarılacak, sonrada bedeniyle birlikte çürüyüp toprak olacaktır. Sizler de dünyayı bu yönüyle görün. Ölümü düşünmeyi ihmal etmeyin.(15) İlahi Denetim Hayatın her kesiti gibi iktisadi yaşam da ilahi murakabe altındadır. Bu bilinç hak ve vazife dengesini tesis etmede son derece önemli rol oynar. Murakabe altında olmak onu her türlü taşkınlıktan ve tecavüzden korur. Müslüman aldığı, sattığı her malın, attığı her adımın verilecek hesabı olduğunu bilir. Bütün ameliyeleri üzerinde ilahi rıza için yapılmıştır. ibaresi vardır. İslam iktisat doktrinin uygulandığı bölgelerde kısa zamanda etkin hale gelmesinin önemli nedenlerinden biri de murakabeyi mali denetçiler yerine vicdanların yapmasıdır. Merhamet İslam, iktisadın soğuk yüzünü merhametle ısıtır. Gayr-i müslim dahi sadakadan istifade eder. Devlet başkanı hizmetçisiyle; halife kölesiyle birlikte yemek yer, nöbetleşe aynı vasıtaya biner. Fethedilen ülkelerde manevi kalkınmayla birlikte büyük bir maddi kalkınmada müşahede edilir. Ötekiler, siyasi nüfuzlarından yararlanarak az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeleri sömürürken, İslam dervişler ya da Müslüman tacirler vasıtasıyla Müslümanlıkla tanıştırdığı bölgelerde ekonomik refah için yoğun gayret gösterir. İktisat Ve Din İktisat din merkezlidir. Müslüman sürgünler ülkesi olan dünyaya başkentler başkentinden gelmiştir. Burada kazandıkları ile başkentler başkentinde yatırım yapar. Böyle elde edilen para refah üretir. Refahta dünya ve ahiret saadetini celp eder. Patron Çalışan Münasebeti İslam tefeciliğe, rüşvete, faize, patron tasallutuna karşıdır. Fakat işçinin de öc alma duygusuyla hareket etmesine müsaade etmez. Çalışan cemiyet içerisinde kendini ayrı bir sınıf olarak da göremez. Grev gibi yöntemlere baş vurarak hakkını

almak isterken başkalarını zararına sebep olamaz. O, hakkını talep ederken patronun kasasındaki paranın ya da artan sermayenin kendi ücretinden kesildiğini de düşünemez. O, patronun parasını saymakla değil, piyasa koşullarında aldığı ücretin hakkını ne kadar ödeyip ödemediğini düşünür. Çalışan, patronun himayesi altındadır. Patron, çalışanın kendi iradesiyle her türlü sorunuyla ilgilenmelidir. Onunla gerektiğinde aynı sofraya oturur. Çalışan da nafakasını temin etmenin vesilesi olarak gördüğü müessise ve müesseseye dualarında yer ayırır. Sendika İslam, taşları yerli yerine oturttuğundan çalışanın gözünde patronu, hakkını gasp eden; patronun nazarında da çalışanı hakkından fazlasını talep eden olarak gösteren sendikaya ihtiyaç yoktur. Patron, çalışan münasebetinde hak ve vazife ihlali olması durumunda vazife sendikaların değil idari ve içtimai makamlara geçer. Tavuk ve yumurta misali, patron olmayınca çalışan, çalışan olmayınca da patron olamayacağı hakikati önünde, patrona düşen çalışan sayesinde vücut hikmetine kavuştuğunu; çalışana düşen ise, çalınmış bile olsa kendi hakkına ve gücüne tecelli zemini açanın patron olduğunu bilmek ve onun iyisine bağlanmaktır.(16) Üretim İslam dünyada Ahiret siteleri kurar fakat o sitelerde dünya yaşamanın gereklerini ihmal etmez. Sitelerin yöneticisi olarak tasarlanan müslüman üretir, pazara çıkar, piyasa oluşturur, insiyatif alır.

Siyaseten etkin olabilmek için iktisaden de güçlü olmak gerektiğini bilir. Bu noktaya dikkat çeken Süfyan es-sevrî malın silah(17) olduğunu söyler. Konu ile alakalı Muhammed b. Sevr şöyle bir hadise rivayet etmektedir: Mescid-i Haram da otururken Süfyan es-sevrî bize uğradı; sizi böyle oturtan nedir? diye sordu, biz de ne yapalım ki? deyince, Allah ın lutfunu arayın. Müslümanlara yük olmayın. şeklinde ikazda bulundu.(18) Allah Resulü yetim malı kendisine emanet edilen kişiyi onun adına ticaret yapmaya çağırır: Malı olan bir yetime veli olan, onun adına ticaret yapsın. Zekat, malı yiyip bitirecek şekilde onu atıl bırakmasın.(19) Müslüman sahipsiz bir araziyi ekip biçerse yer onun olur. Arazinin etrafını taşla çeviren fakat bir şey ekmeyen kişi ise üç yıldan sonra boş bıraktığı yer üzerinde hak iddia edemez. Nitekim Allah Resulü nün Bilal b. Haris (radiyallahu anh) e verdiği yeri Hz. Ömer boş görünce Bilal e: Allah Resulü bu yeri sana insanların kullanımından alıkoyasın diye değil, çalışasın diye verdi. İşletebileceğin kadarını al, gerisini iade et.(20) demiştir. İslam çift yönlü çalışmayı emretmektedir. Minarelerden yükselen ezanlarla Batı ruh ve kültürünü yenme davasını güderken, fabrika bacalarından yükselen duman kıvrımlarının göklerdeki nakışıyla da maddeye hakimiyet hünerini Batıdan koparıp almak gayesini temsil eder.(21) İslam Üretici Olmayı Teşvik Eder İnsan eğitime, irşada muhtaçtır. Bilge devlet adamları, alimler ona yol gösterir. İyiyi emreden kötüden alıkoyan bilge, akil insanlar avamı eğitir, sorun çözer, mevcudu en faydalı olacak şekilde kullanmanın yollarını tespit edip insanlarla paylaşır. Allah Resulü her alanda olduğu gibi iktisadi sahada da ashabını eğitmiş, onlara yol haritası çizmiştir. Hadis mecmularında bu hususta çok sayıda rivayet vardır. Allah Resulü nün bir sahabiyle olan diyaloğu akil insanların nasıl davranması gerektiğini göstermesi açısından önemlidir: Ensari bir sahabi Allah Resulü ne gelip Ondan bir şeyler ister. Efendimiz: Evinde bir şey var mı? diye sorar. Sahabî: Evet, süs ve giyim eşyası var; bir kısmını giyiyor, bir kısmına da eve seriyoruz. Ayrıca su içtiğimiz büyükçe de bir bardak der. Allah Resulü sahabiye: Onları bana getir. diye emreder. Sahabî de getirir.

Efendimiz eline alıp ashabına; Bu iki şeyi kim satın alır? diye sorar. Birisi kalkıp: Ben iki dirhem karşılığında alırım. der. Efendimiz de onları iki dirhem karşılığında satar. Daha sonra parayı şöyle diyerek ensarî sahabiye verir: Bir dirhemle yiyecek temin et, ailene bırak, diğeriyle de keser alıp yanıma gel. Sahabî söyleneni yapar. Allah Resulü eliyle kesere sap takar. Ardından şöyle buyurur: Git, odun yap sonra onları sat, onbeş gün (aralıksız çalış) seni görmeyeyim. Sahabî gider, odun yapar, sonra onları satar. On dirhem kazanarak geri gelir. Bir kısmı ile elbise, diğeriyle de yiyecek satın alır.(22) Sanayi Sanayi eşya ve tabiatı daha kullanılır hale getirmiştir. Sanayinin gelişmesine paralel olarak insanların refah düzeyi yükselmiş, eşya üzerindeki hakimiyeti artmıştır. Sinaî ameliyelerin ibtidaî ve nihaî atılımlarının esasını teşkil eden demiri ilk olarak Hz. Davud (aleyhisselam) işlemiştir. Cenab-ı Hakk Onun için demiri yumuşatmış(23) peygamberine zırh yapma sanatını öğretmiştir(24). Müfessirler Hz. Davud un demiri işleme sanatını öğrenmesi ile alakalı şöyle bir olay nakletmektedirler: Hz. Davud tebdili kıyafetle çıkar dolaşır, gittiği yerlerde ki insanlara; Davud nasıl biridir? diye sorardı. Bir gün Cebrail (aleyhisselam) genç bir adam suretinde onunla karşılaşır ve Hz. Davud Ona da; Ey Genç! Davud u nasıl bilirsin? diye sorar. Cebrail: Davud, ne güzel bir kuldur. Fakat Onda bir özellik vardır. Nedir o? Geçimini devlet hazinesinden temin ediyor. Halbuki insanların en hayırlısı kendi kazandığından yiyendir.bu konuşmadan sonra Hz. Davud, ağlayarak mihrabına döner ve şöyle diyerek Allah Teala ya yalvarır: Bana, hazineye muhtaç etmeyen bir geçim yolu öğret! Allah Teala da Ona zırh yapmayı öğretir. Demiri yumuşatır. Öyleki Onun elinde demir başkasının elindeki hamur gibi olur(25). Ticaret Bir Nevi İbadettir Esasında rıza-i ilahi olan her ameliye ibadettir. İnsana hizmet önceliği olan ticaret de ibadettir. Allah Resulü nden itibaren ticari ameliyeler ibadet bağlamında değerlendirilmiştir. İmamların güneşi (Şemsu l-eimme) olarak bilinen Serahsî, İmam Muhammed in helal kazancın nasıl olması gerektiğini anlattığı eseri

Kitabu l-kesb i zühd ve ahlak kitabı olarak kaleme aldığını söyler. İslam toplumunda ticaretin ibadet olarak algılandığının en somut belgelerinden olan kitabın telif öyküsü şu şekildedir: İmam Muhammed kitap yazmayı bırakınca kendisine; Zühd ve takva alanında da bir eser yazsaydınız ya denir. Bunun üzerine İmam: Kitabu l-buyû /alış-veriş kitabını yazdım ya der. Daha sonra Kitabu l-kesb/islam İktisadı nı yazar. Ticareti müstakim olanın ameli kamil olur. Çünkü zühd ve takvanın başı helal kazançtır. Bu yüzden İmam Muhammed alış-veriş ile alakalı bir kitabı zühd ve ahlak eseri olarak nitelemiştir. Müslümanlar pratikte ibadetle ticareti bir arada yürütmüşlerdir. Şu ayet bu birlikteliği en ideal düzeyde tesis eden sahabeyi anlatmaktadır: (Bu kandil) bir takım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine, içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O nu öyle kimseler tesbih ederler ki; Onlar, ne ticaret ne de alış verişin kendilerini Allah ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamadığı insanlardır.(26) Fakat bu birlikteliği tesis etmedeki başarı sahabenin nassları anlama istidadına göre farklılıklar arz etmiştir. Hz. Ebu Bekir ve Abdurrahman b. Avf gibi sahabiler ibadet-ticaret birlikteliğindeki muvazeneyi korurken, Ebu d-derda gibi zahidler bütün zamanlarını ibadete teksif ederek(27) dünyevi ameliyelerle meşgul olmayı zaid görmüşlerdir. Para ve Zühd Müslüman Allah adına tasarrufta bulunur. Mümin hakim; para ise mahkumdur. Para Allah a yaklaştıran bir unsur olması cihetiyle bir kıymet arz eder. Buna göre paraya sahip olmayan kişi nasıl zahid olabilirse, Abdurrahman b. Avf gibi yüklü miktarda para sahipleri de zahid olabilir. İslam iktisat doktrinindeki para insan münasebetini çözemeyen birisi Süfyan b. Uyeyne ye yanında yüz dirhem olan kişi zahid kabul edilir mi? diye sorunca, Süfyan evet der. Adam bu nasıl olur? diye sorar. Bu defa Süfyan: para azalınca üzülmez, artınca sevinmez, ondan ayrılmasına sebep olan ölümü de çirkin görmezse kişi zahiddir.(28) der. Ali b. Cafer şöyle demektedir: Babam, Ahmed b. Hanbel i ziyarete giderken beni de yanında götürdü. Bu oğlumdur deyince, bana dua etti ve babama Onu çarşıya çıkar, piyasayı öğrenmeye zorla ve akranlarından uzak tut. buyurdu.(29)

el-cassasi Ahmed b. Hanbel e; dört lira var, biri dürüst ticaretten, ikincisi sılanın gereği olarak kardeşlerden, üçüncüsü ders okutma ücretinden, sonuncusu da Bağdat arazisinin kirasından elde edilmiştir. Bunlar hakkında ne buyurursunuz? diye sorar. Ahmed b. Hanbel: Benim katımda en makbul olanı dürüst ticaretten kazanılandır. En çirkini ise sıla vesilesi ile alınandır. Ders ücretine gelince, ihtiyaç duyman halinde onu al. Bağdat arazisinden elde edilen gelirin durumunu sen de biliyorsun. Neden bana soruyorsun? İktisadın Üç Kutbu İslam iktisadının üç kutbu vardır. Birinde ticaretin helal, diğerinde faizin haram üçüncüsünde ise zekatın farz olduğu yazılıdır. Fakat helal ticaretin faizden uzak tutulması ve zekatla temizlenmesi esastır. Esas olan çok kazanmak değil, hesabı verilecek derecede kazanmaktır. Selef-i Salihinin eşleri, nafaka temini için sabah evden çıkan beylerine; Rızkımızı kazanırken Allah tan korkun, bize haram yedirmeyin, zira açlığa karşı sabredebiliriz fakat ateşe tahammül edemeyiz. derlerdi. Tevekkül ve Kazanma Azmi Allah Resulü veren elin alan elden üstün olduğunu bildirmektedir. Çünkü veren el çalışan,terleyen, üreten eldir. Bazı kavramların yanlış anlaşılması Müslümanların

kazanç kültürünü olumsuz şekilde etkilemiştir. Tarihi süreç içerisinde ziyadesiyle yanlış anlaşılan ve bundan dolayı da hiç bir kavramın yapamayacağı büyüklükte tahribatta bulunan kavramların başında tevekkül gelmektedir. Bu yüzden İslam ın ilk asırlarından itibaren fakihler tevekkül-kesb muvazenesi üzerinde durmuşlardır. Hz. Ömer (radiyallahu anh) başlarını önde yürüyen Yemenli bir grup için; Bunlar kimdir? diye sorup, Bunlar Allah Teala ya tevekkül eden kimselerdir. (mütevekkilun) cevabını alınca, Hayır, bunlar mütevekkil (tevekkül eden) değil, yiyicilerdir (müteakilun). Size mütevekkilin kim olduğunu söyleyeyim mi? der. Evet cevabını alınca şöyle buyurur: Mütevekkil, tohumu toprağa eken sonra da Allah Teala ya tevekkül eden kimsedir.(30) Yine Hz. Ömer (radiyallahu anh) sizden birisi: Ya Rabbi rızkımı gönder diye oturduğu yerden rızık istemesin. Biliyorsunuz ki gökyüzü ne altın ne de gümüş yağdırır.(31) buyurmuştur. Tevekkül rızık temin etmek için çalışmaya engel olmamalıdır. Yemen halkı azık biriktirmeden hacca gider: Biz Allah a tevekkül ederiz. derlerdi. Fakat Mekke ye ulaştıklarında insanlardan yiyecek bir şeyler isterlerdi. Bu durum üzerine; Azık toplayın. Şüphesiz azığın hayırlısı takvadır.(32) ayeti inmiştir. Horasanlı bir adam İmam Ahmed b. Hanbel e; Azık olmadan hac edebilir miyim? diye sorar. İmam: Hayır! Çalış, çabala öyle yola çık. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve selem) sefere çıkarken ashabına azık hazırlattı. O zaman azıksız cihat eden ve hacca giden kimseler yanlış yapıyor. Evet! Onlar yanlış yapıyor(33). Yine yanına gelip sahip olduğu bir dirhemle hacca gitmek istediğini söyleyen şahsa şöyle demiştir: Piyasanın kalbinin attığı Babu l-kerh e git, orada bu bir dirhemle tatlı al, başının üzerinde taşı, onu sat, üçdirhem kazanıncaya kadar ticarete devam et, yanında bu kadar para birikince hacca git. Ey Ebu Abdullah! Ben Allah a tevekkül ediyorum. Bu kadar çalışmaya ne gerek var?!

Çöle yalnız mı insanlarla birlikte mi gireceksin. Tabiî ki insanlarla birlikte. O halde tevekkül noktasında yalan söyledin, sen mütevekkil değilsin. Çölde yalnız başına yürü. Aksi takdirde insanların heybelerindeki azığa tevekkül etmiş olursun(34). Yanlış tevekkül anlayışının olumsuz etkilerini tasvir sadedinde Gazzalî şöyle demektedir: Cahil, helalin kaybolduğu, ona ulaşma yolunun da kapalı olduğunu zanneder. Ona göre helal olarak geriye sadece Fırat nehrinin suyu ve sahipsiz arazilerdeki otlar kalmıştır. Gerisini günahkar ellerin, fasit ilişkilerin kirletip bozduğunu düşünür. Fakat gerçek bunun tam tersidir. Nitekim Allah Resulü; Helalin de haramın da belli olduğunu bu ikisi arasında şüpheli şeylerin bulunduğunu söylemektedir. Bu üç meselenin bir biriyle ilişkileri daimidir. Nasıl helallerin kaybolma suretiyle dönüşümü düşünülebilir?! Kaybolan, helal değil onu tanıma ve ona ulaşma keyfiyetidir(35). Para Kazanmanın Gayesi Müslüman kendinin olduğu gibi bakmakla yükümlü olduğu kişilerin nafakalarını da temin etmekle sorumludur. Hasan b. Er-Rebî şöyle demektedir: Kendi çalışmam karşılığında bir kırat kazanmam, birinin bana on dirhem hediye etmesinden daha değerlidir.(36) İbrahim b. Ethem de kimseye yük olmamak için rızkını amelilik yaparak kazanır, kendisine; Nasılsınız? diye sorulduğunda; Nafakamı benden başkası temin etmediği müddetçe iyiyim.(37) derdi. Vefat ederken geride bir miktar dinar bırakan Said b. Müseyyeb, vefatı esnasında Allah Azze ve Celle ye halini şöyle arz etmiştir: Ey Allahım! Sana malumdur ki bu dinarları sadece din ve neslimi korumak için biriktirdim.(38) Rızık peşinde koşanlar başkalarının onlar hakkında bu ne ile geçinir? şeklindeki sui zanlarına da engel olurlar. Ebû Yusuf el-ğasûlî şöyle demektedir: Bana her ayda bir dirhem olmak üzere yılda on iki dirhem yetmektedir. Buna rağmen beni çalışmaya sevkeden şu kurraların; Ebû Yusuf geçimini nereden kazanıyor(min eyne ye külü) şeklinde ki konuşmalarıdır.(39) derdi. Faiz

İslam da aslî ve tabi kazanç yolu emektir. Allah Resulü: Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yemiş değildir.(40) buyurmaktadır. İslam meşru kazancı ibadet olarak nitelerken; hırsızlık, gasp, rüşvet, kumar, faiz gibi haksız mal edinmeyi kesin bir dille yasaklamıştır. Kazancın meşru olabilmesi için karşılığı olmalıdır. Faiz karşılığı olmayan bir fazlalıktır. Batı iktisat doktrinleri faiz üzerine ibtina ederken İslam onun yerine üretimi koymuştur. Ticaret akdin her iki tarafında yer alana eşit oranda risk yüklerken faizde sermaye sahibi risk almadan, emek sarf etmeden kazanç elde eder. Ticarette kâr bir defa alınırken veresiye faizi anlamına gelen rebe n-nesîe de ödenmemesi durumunda sürekli artan kazanç vardır. Ticarette taraflar arasında orantılı bir şekilde menfaat temini söz konusu iken faizde sermaye sahibinin sömürüsü vardır. Faizde para, vade sebebiyle para kazanırken; ticarette mal ve emek parayı artırmaktadır. İslam servetin üretim ve yatırım dışında tutulmaması için faizin oluşum ve gelişimini engelleyici tedbirler almıştır. Servetin artmasının temel faktörü olarak emeği gördüğünden sermayenin risk ve zarar almadan tek başına kazanç aracı olmasını tasvib etmez. Böylece sermayenin sınırlı sayıda insan elinde kalmasına da engel olarak içtimai sınıflanmaların önüne geçer. Ticaret üretken olduğundan paranın dengeli bir şekilde emek sahiplerine ulaşmasına imkan verir. Paranın üretime dönüşmesi yeni istihdam alanları oluşturur. Faiz, tek taraflı çıkar sağlayan, parayı sınırlı sayıda insanda toplayan bir sömürü sistemidir. İslam piyasayı genişletmeyi hedeflediğinden aynı cins malların farklı kalitede olsa dahi eşit ve peşin olarak mübadelesini öngörür. Bundan gaye ise alım satım işlemlerinin takas yerine para ile satın alma şeklinde yapılarak pazarın kullanılması ve piyasanın genişletilmesidir. Mukayese Bir asırdan daha uzun bir zamandır İslam ülkelerinde Batı iktisat sistemleri denendiğinden mevcut iktisadi yapılar İslam doktrini ile alakalı direkt bilgi veremez. İslam ülkelerindeki iktisadi yapı kapitalizm ve sosyalizmin ya aynı ya da her ikisinin sentez edilmiş halidir. Bu iki sistemin ne oldukları anlaşıldığında İslam

iktisat doktrinin de ne olmadığı da anlaşılacaktır. Batı iktisat doktrini kendi içerisinde kapitalizm ve sosyalizm olarak esasta ikiye ayrılır. Kapitalizm insana sınırsız hakimiyet verir. Onun nazarında eşya köledir. Zengin paraya da parası olmayan insana da hükmeder. Batının müstemlekesi olan ülkelerin mal ve haklarının gasp edilmesinin arkasında sınırsız hakimiyet düşüncesi vardır. Sosyalizmde ise para ulvi bir değeri haizdir. Mal tanrılaştırılır. Bu yüzden kimse tek başına ona sahip olamaz. Çalışanın hakkı, işçi bayramı gibi toplum içinde ayrı bir sınıf oluşturmaya yönelik kavram ve ameliyelerle eşya ve ona sahip olma kutsanır. Kapitalizm eşyaya hükmeden insanı, sosyalizm ise eşyayı yüceltir. Gerek insan gerekse de eşyayı doğru okuyamayan bu iki sistem iktisadi yapılanmanın içerisine dini dahil etmediklerinden kazandıkları para refah değil buhran üretmektedir. Batı paranın refah ürettiği iktisadi yapının İslam da olduğunu bildiğinden İslam iktisat nizamını kendi sistemi içerisinde eritmek istemektedir. Kapitalist düşüncenin müslümanlar tarafından içselleştirilmesi, onun müsaade ettiği alan içerisinde İslam iktisat doktrini inşa etme gayretleri batının başarısını göstermektedir. Batı iktisat sistemi çerçevesinde düşünen müslüman mütefekkirlerin ve iktisatçıların bir çoğu dünyada var olabilmek için kapitalizmin değer yargılarına İslam iktisat ilkelerini uyarlamanın gerekliliğine inanmaktadırlar. Bu inanç ticari sigorta, teşvik kredisi gibi hususların helal olduğunu söyleyen zihniyeti var eden önemli bir handikaptır. O halde cevap bekleyen en önemli soru İslam iktisat doktrininin nasıl anlaşılması gerektiği hususudur. Onu sosyalizmin müjdecisi olarak gören istismarcılar anlayamayacağı gibi, uyum ısrarı güden mustagribler de anlayamayacaktır. (1): Nafakasını temin etmeye muktedir olan her mükellefe helal yoldan kazanç sağlamanın farz olduğunu bildiren rivayetler için bkz. Taberânî, el-mu cemü l- Kebîr, X, 74; Beyhakî, es-sünenü l-kübrâ, VI, 127; İbn Hacer, Mecmeu z-zevâid, X, 291. (2): Cuma(62): 10. (3): Muhammed b. Hasan eş-şeybanî, Kitabu l-kesb, Beyrut, 2005, s. 102. (4): Timizî, Buyû, 4. (5): Tirmizi, Buyû, 1.

(6): Bkz. Ahmed, Müsned, I,447. (7): Buhârî, Büyû, 15; Enbiyâ, 37. (8): Hakim, Müstedrek, II, 596. (9): Ahmed, Müsned, II, 296. (10): Ebu Bekr Ahmed b. Muhammed el-hallâl, el-hassü ala t-ticare ve s-sınaa ve l-amel, Beyrut, 1995, s. 60. (11): Ahmed, Müsned, I, 135. (12): el-hallâl, a.g.e., s. 53 (13): Tirmizî, Buyû, 34. (14): Bakara(2): 3. (15): Rahmân(55): 26-27. (16): Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, İstanbul, 1976, s. 339. (17): el-hallâl, a.g.e., s. 37. (18): el-hallâl, a.g.e., s. 37. (19): Tirmizî, Zekat, H.no: 580. (20): Kutub Mustafa, el-istismar, Beyrut, s. 57 (21): Kısakürek, a.g.e., s. 341. (22): Ebû Davud, Zekat. (23): Sebe(34): 10. (24): Enbiya(21):80. (25): Kurtubî, el-camiu li-ahkami l-kur an, Beyrut. ty., XIV, 266 (26): Nûr(18): 27-28. (27): Konu ile ilgili şöyle demektedir: İbadet ile ticareti bir arada tutmayı istedim fakat başaramadım. Ticareti terk edip ibadete yöneldim. Bkz. el-hallâl, a.g.e., s. 54. (28): el-hallâl, a.g.e., s. 36. (29): el-hallâl, a.g.e., s. 24. (30): eş-şeybanî, a.g.e., s. 88. (31): Gazzalî, İhya u Ulumi d-dîn, Beyrut, ty., II, 80. (32): Bakara(2): 197. (33): el-hallâl, a.g.e., s. 70. (34): el-hallâl, a.g.e., s.72. (35): Gazzalî, a.g.e., V, 25. (36): el-hallâl, a.g.e., s. 44. (37): el-hallâl, a.g.e., s. 40. (38): el-hallâl, a.g.e., s. 51. (39): el-hallâl, a.g.e., s. 43.

(40): Buhârî, Büyû, 15; Enbiyâ, 37. Kaynak: http://www.ihsansenocak.com/islam-iktisat-doktrini-uzerinde-mulahazalar/