MUSTAFA ÖZTÜRK E ARMAĞAN Hazırlayan MUSTAFA ARGUNŞAH İstanbul, 2015
Prof. Dr. Mustafa Ünal TÜRKLERİN TARİH BOYUNCA SEÇTİKLERİ DİNLER VE SEÇME SEBEPLERİ Prof. Dr. Mustafa ÜNAL * Türkler, dünya tarihinde dünyayı tek başına yönetme idealine sahip 8-10 millet arasında, en başta gelenlerinden birisidir. Tarafsız antropolog, etnolog, filolog ve kültür tarihçilerinin ortaya koyduğu bilgilere göre Türkler, M.Ö. 8000 lere kadar geriye doğru tarihlenebilen maddi kültür ve buna bağlı olarak da din kültürü varlıklarını bırakmışlardır. Hal böyle iken, Türklerin din tarihi çok hareketli ve temiz geçmiştir. -Türklerin kendilerine ait millî bir dinleri var idi. Bu dinin adı yanlışlıkla ve hatta kasten Şamanizm olarak adlandırılır! Yanlışlıkla Şamanizm diyorlar, çünkü şamanın kim ve ne olduğunu bilmemektedirler. -Şaman; atalarından geleneksel olarak ulaşan bilgi, görgü, tecrübe ve yeteneği sayesinde gerçekleştirdiği ayin ile kişileri vecd ve istiğrak (esrime ve ekstazi) haline sokan uzmandır; -Şaman; simgesel olarak göğün yedi ya da dokuzuncu katına çıkarak her bir katında gördüğü olayları ve göğün son katından da Tanrının tavsiye ve emirlerini vecd ve istiğrak halindeki insanlara naklen aktaran, esrime ustasıdır; -Şaman; fiziki veya psikolojik hastaları yine atalarından öğrendiği tekniklere göre tedavi eden uzman hekimdir; -Şaman; insanlara, hayvanlara, bitkilere herhangi bir kötülüğün gelmesini önleyici teknikleri uygulayan Akbüyücüdür.. Türklerin millî dinine kasıtlı olarak Şamanizmdir diyenler de Türklerin geçmişini polemiğe çekmek isteyen reddiyeci kimselerdir. Dinler tarihçileri Şamanizmi bağımsız bir din olarak kabul etmeyip millî ve evrensel dinlerde kendilerini gösteren geleneksel inanç ve uygulamalar diye tanımlarlar. Şamanizm, dünyanın her yerinde yerel özellikleri yansıtarak varlıklarını sürdürür: Türk Şamanizmi, Kore Şamanizmi, Afrika Şamanizmi, Kanada Şamanizmi, Meksika Şamanizmi, Arap Şamanizmi, İsveç Şamanizmi gibi. * Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi. 360
Mustafa Öztürk e Armağan Türklerin millî dinlerinin adı; evreni yarattıktan sonra yaşam kurallarını kağan aracılığı ile kişioğluna bildiren ve ardından da dünyadan elini eteğini çeken; kadın ve erkek ayırımı yapmayıp her ikisini de eşit insan olarak kabul eden bir tanrının varlığını ve temel olarak da kurban ibadetini, ıduk yer sub (kutsal yer su) inancını barındıran, Ötüken ormanını kutsal sayan, ölüm sonrası hayatı bilen GÖK TANRI dinidir. Biz bu adı, Orhon Yazıtlarında çok açık seçik bir biçimde görmekteyiz.: Üze türük tengrisi türük ıduk yiri subı anca etmiş, türük bodun yok bolmazun tiyin, bodun bolçın tiyin Türklerin tarih boyunca önüne gelen bütün dinleri hiç çekinmeden benimsedikleri herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Bu konuda Fransız Türkolog Jean-Paul Roux şöyle der: Yollarında rastladıkları bütün dinlere tutku ile merak saran, hiç çekinmeden bu dinlerden, kendi zihinlerindeki betimlemeye girebilen her şeyi alan bu insanlar, Budizme, (Konfüçyanizme, Taoizme) Manikeizme, Mazdeizme, Hıristiyanlığa, Yahudiliğe ve İslama geçiyorlar ve bu dinleri kabul ederken görünür dönüşümlerine rağmen, ilk baştaki görüşlerine sadık kalmayı bilebiliyorlar!.. (Türklerin ve Moğolların Eski Dini, s. 237) Türkler, dünyanın büyük bütün dinlerini kısmen kabul ederken kendi dinleri Gök Tanrı dini acaba ne halde idi? Gök Tanrı dini aslında, inanç sistemi olarak bütün inanç ve ibadet ögelerini kurumsallaştırmaya hatta bunlardan bazısını Çinliler ve Moğollar gibi diğer küçük halklara ihraç etmeye başladığı dönemlerde, yukarıdaki dinleri kabul etmeye başlamışlar ve kendi dinlerini geliştirip yaymak yerine, unutup dağılmalarına göz yummuşlardır. Şimdi bu noktada, az önce adlarını andığımız dinleri Türklerin ne zaman, nasıl ve neden kabul ettiklerini anlatmaya çalışalım. 1. Taoculuk ve Konfüçyüsçülük Türkler İç Asya da, sürekli olarak Çinlilerle askerî, siyasi ve ekonomik bir mücadelenin içinde olmuşlardır. Zaman zaman Türkler, zaman zaman da Çinliler üstün olmuşlardır. M.Ö. 500 lerde Türklerin Çinlilere karşı açık bir üstünlüğü yakaladığı anlaşılır. İşte, bu dönemlerde Türkler, Çinliler üzerinde ekonomik, siyasi, askerî ve dinî bir etkiye sahip idi. Hatta, Çin kayıtlarında Türklerin Çing- Lu-Şen yani Kingluk adı verilen bir bıçakla yaptıkları kurban ayininin bile Çinlilere geçtiği anlatılmaktadır. Hal böyleyken, Çinlilerin Türk egemenliğinden kurtulabilmesi için iki yol tavsiye edilmiştir: a- Çinlilerin Türk egemenliğinden kurtulabilmesi için Çinlilerin mistik bir atalar yolunu takip etmesi gerektiğini ileri süren Taoculuğun kurucusu La tseu nun reçetesi. 361
Prof. Dr. Mustafa Ünal b- Türklerden kurtulabilmek için mistik yoldan daha ziyade daha aksiyoner bir yol olan barış zamanı atalarının tarih, gelenek ve göreneklerini bilinçli bir biçimde öğrenip uygulayan ahlaklı ve erdemli birer vatandaş olmayı; savaş zamanında da vatanı savunmak için her türlü savaş bilgi ve tecrübesine sahip olmayı yeğleyen Konfüçyüsçülüğün kurucusu Kung-fu-çu nun reçetesi. Miladdan Önce 136 da Konfüçyüsçülük Çin in resmî dini olduktan sonra Çinliler, Türkleri Çin kültürüne alıştırmak için ellerindeki soylu tutsakları Konfüçyüsçülük felsefesine göre yetiştirip ülkelerine geri gönderip hakan olmalarını sağlamışlar ve zaman zaman Türkler bazı bölgelerde Konfüçyüsçülüğü bazen de mistik-sufi yol olan Taoculuğu kabul etmişlerdir. 2. Budizm M.Ö. 6. yy da Sidharta Gotama Buda tarafından kuruldu. M.S. 4-6. yüzyıllar arasında Türkler arasında Budizm ve Budist tapınakları Viharalar görüldü. (Buhara kenti, Viharalar kenti demek idi.). Budizmin Türkler arasında daha çok ferdî kurtuluş yolunu öğütleyen Uluğ Kölüngü dedikleri Mahayana ve Lamaizm mezhepleri yayıldı. Hunlar Arasında Budizm: Budizm Çinliler arasında hızla yayılmaya başladığı Milattan sonra 2. yy.da, ekonomik gücünü kaybetmeye başlayan Çin İmparatoru, ipek ve kervan yollarını elinde tutup panayır şehirlerini güçlendirmeye çalışıyordu. Bölgede güç kazanan Hun Türkleri, stratejik bir plan ardından Budizmi kabul ettiler ve Budizme geçen Çinlileri kendilerine çekmeyi başardılar. Tabgaçlarda Budizm: Hun kağan soyundan hanedanı ele geçirince, Kuzey Çin i egemenliği altına aldılar (MS. 440 lar) ve milli birliklerini sağlamak için resmî bir din olarak yabancısı olmadıkları Budizmi seçtiler, ama kan akıtmanın Budizmde yasak olmasına rağmen Tabgaç Türkleri başlarda Gök ayini sırasında ak buzağı ve koç kurbanı yanında diğer Gök Tanrı inanç ve uygulamalarını da sürdürüyorlardı; ancak Baba-oğul I. ve II. Topa Han zamanlarında (465-499), giderayak kendi öz kimliklerini bırakıp Çinlileşmeye yönelince güçlenen Çinliler arasında erimeye yüz tuttular. GökTürkler de (552-745) Budizm: Göktürkler her ne kadar Gök Tanrı dininden iseler de Mukan (552-572) ve Taspar Kağan (572-581) döneminde kısa süreli, Budizm dinini kabul etmişlerdir. Bunun nedeni ise, ticari ve askerî idi. İpek yolu ve kervan yollarında uluslararası ticaret yapan kimseler daha çok Budist rahipler idi. Diğer eşyaların yanında çok zengin altın ve gümüş ticaretini elinde bulunduran Budistlerin ticaret ve turizm gücünden faydalanmak için Budizmi ülkelerinde serbest tutarak Budistlerin zengin müştemilatlı stupalar yapmasını sağlamış ve aynı zamanda Konfüçyüsçülüğü koruyup geliştirmek adına, 362
Mustafa Öztürk e Armağan dışarıdan gelmiş bir din olan Budizme takibat uygulayan Çin deki Budistlerin sempatisini kazanmayı bilmiş ve zaman zaman gerçekleştirdiği akınlarla Çin devletini vergiye mahkûm etmiştir. 700 lü yıllarda Bilge Kağan zamanında Gök Türkler, Vezir Tonyukuk un öğütleri doğrultusunda Budizmi bırakıp öz dinleri olan Gök Tanrı dinine yeniden dönmeye başlamışlar ama Bilge Kağan ın 734 te ölümüyle Basmıl, Karluk ve Uygurlar başkaldırıp devleti yıpratmışlar ve sonunda Uygurlar, beyleri Kutluk Bilge Kül önderliğinde bu devleti yıkıp Uygur Devletini (745-840) kurmuşlardır. Bütün bu dönemler genel olarak değerlendirildiğinde, Budistlerin Çin yöneticiler tarafından taciz edilip takibat altına alındığı dönemlerde, Türklerin askerî, siyasi ve ekonomik anlamda güç kazanmış bölümlerinde Çin devletine karşı koz olarak kullanmak amacıyla Budacılık resmî din olarak kabul edilmiştir. 4. Manilik Uygurlar da başlangıçta Budizm e sempati ile baktılar ama Buku -Böğü Kağan zamanında Bizans ve İran ın baskısıyla Orta Asya ya geçmeye çalışan Mani din adamları ve inananları Çin ülkesinde de baskı karşılaşınca Çin ile gerilen ilişkileri askerî, siyasi ve ekonomik faydacılığa çevirebilmek amacıyla Mani dinini kabul ettiler. 5. Türkler Arasında Zerdüştlük Bizans ile Göktürk devletlerinin siyasi, askerî ve ekonomik baskıları arasında sıkışan Sasani devletinin resmî inancı olan Zerdüştlük, şahların taht kavgasına bağlı olarak 630 lardan sonra Göktürk ülkesine dağılmaya başlamış ve destekledikleri şahın tahta geçmesine sempati oluşturmak için bazı Türk bölgelerinde yayılma ortamı bulmuştur. 6- Türkler Arasında Hıristiyanlık Günümüzde Türklerin bir kısmı her ne kadar Ortodoks Hıristiyanlık inancında iseler de Türkler arasında Hıristiyanlık Nasturi Hıristiyanlık biçiminde 750 lerden sonra şimdiki Güney Kazakistan ve Özbekistan bölgelerinde yayılmış olup bu da önceki dinlerin yayılmasına benzer bir biçimde Bizans ın baskısıyla Orta Asya ya sığınan mağdur Nasturileri korumak ve bu sayede Bizans ın tamponu konumundaki İran a darbe vurma fırsatı elde edilmiştir. 7- Türkler Arasında Musevilik Hazarlar, Batı Göktürkler, Avar ve Bulgar devletlerinin birbirleriyle yaptıkları savaşlardan sonra bu devletlerin küllerinden doğmuş büyük bir imparatorluk devleti olup Çin, Orta Doğu ve Avrupa bağlantılı ipek yoluna egemen idi, 363
Prof. Dr. Mustafa Ünal dolayısıyla da müthiş bir ticaret ağına sahipti ve buradan elde ettiği gücün etkisini diğer alanlara da taşıyabiliyordu. Güney-Batıda Bizans, Güneyde İran Sasani devleti, yine güneyde hızlı bir biçimde büyüyen Müslüman Arap devleti Hazarların komşuları idi. Bizans ve Müslüman Araplar Hazarların ipek yolu sayesinde kazandığı zenginliğe ve güce göz dikmekteydiler. Bunun için de zaman zaman, sınırı geçip büyük zenginlik içinde bulunan Hazar şehirlerini vur-kaç yaparak çapulluyorlardı. Hazarlar da bunun karşılığında büyük takibatlarla karşı taraflara büyük kayıplar verdiriyordu. 740 yılında Hazar Kağanı Bulan, uluslararası ticaretle kazandığı gelirlerin, İspanya daki Müslümanların Yahudilere yaptığı baskı ve zulme bağlı olarak Yahudi kervanlarının Hazar ülkesine gelememesinden dolayı, onların hakkını savunmak adına Araplara şiddetli bir karşılık verdikten sonra Museviliği din olarak kabul etti. Büyük Hazar tarihçisi Artamanov un değerlendirmesine göre Hazarlar, o dönemin dünya siyasetine etki eden Hıristiyan Bizans ve Müslüman Arapların karşısında üçüncü güç olarak ben de varım! demek için Musevi olmuşlardır. 7. Türkler Arasında İslam Türklerin İslam dinini kabul etmeleri hem tarih hem de neden olarak yanlış bilgilerle anlatıla gelmiştir. Bunların en başında, Türklerin İslamı 750 yılındaki Talas Savaşında kabul ettikleri bilgisi bulunur. Türkler İslamiyeti bu tarihte kabul etmemişlerdir. Bu savaş, Çinlilerle Araplar arasında yapılan bir savaş olup Türkler ezelî düşmanları Çin e karşı Araplara askerî ve başka lojistik destek vererek Çin in zayıflaması ve darbe almasına katkı sağlamıştır. Dolayısıyla Türkler, en azından yüz yıl bu bölgede Çin tarafından rahatsız edilememiştir. Talas Savaşından sonra Türklerden Karluklar Balasagun-Talas bölgesinde 750-850 yıllarında; Uygurlar ve Sarı Uygurlar da 800 lü yıllarda Budizm i kabul etmişlerdir ki, Moğol coğrafyasındaki Türkler çoğunlukla 1600 lere kadar Lamaist Budizm de bulunmuşlardır; yine 750 lerden sonra Uygurlar, Buku Kağan ile Mani dinini, 750 lerden 1300 lere kadar Nasturi Hıristiyanlığı, Hazarlar 650 den 900 lere kadar Museviliği din olarak kabul etmişlerdir. Türkler İslamı 10. Yüzyılın ikinci yarısından sonra Karahanlılar ve Selçuklularla yoğun olarak kabul etmeye başlamışlar ve bu süreç 1700 lere kadar sürmüştür. Türklerin İslamı kabul ederken İslam dininin tek tanrılı din oluşu sebep olarak gösterilmesi de yanlış bir bilgi olup sadece İslama sempatik algı oluşturma amaçlıdır. Zira, Türklerin kendi geleneksel Göktanrı dini, dünya dinleri arasında en soyut tek tanrı inancını barındırır. Ayrıca daha önce kabul ettikleri diğer dinler de çok tanrılı dinler olmayıp hepsi tektanrılı dinlerdir. Dolayısıyla, İslamın tek 364
Mustafa Öztürk e Armağan tanrılı vahdet dini olması gerekçesi, Türklerin kabul etmesi için geçerli neden değildir. Üçüncü bir yanlış konu da İslamın ahlaka önem vermesine dayanarak zaten ahlaklı olan Türklerin İslamı kolayca kabul ettiğidir. Halbuki, daha önce kabul edilen dinler de ahlak konusuna oldukça ağırlık veren dinler olup kaynaklarının büyük bir kısmında ahlak meselelerine farz derecesinde önem vermektedirler. Öyleyse, Türklerin İslama nasıl girdiği konusu nasıl anlaşılabilir? Türkler Müslüman Araplarla karşılaşınca hemen onların dinini kabul ettikleri anlayışının doğru olup olmadığı nasıl bilinebilir? Müslüman Araplar Türk ülkelerini fetih mi etti yoksa yağmaladı mı? Araplar İslamı Türklere tebliğ etti mi, yoksa zorla mı kabul ettirdiler, yahut da ikisi de mi doğru değil? Bu soruların cevabı, günümüzde yazılan romantik gül kokulu İslam Tarihi kitaplarında değil, ilk dönemde sıcağı sıcağına yazılmış tarih kitaplarında bulunmaktadır. Kalbiyle değil, aklıyla okuyanlar bilir ancak. Görüldüğü üzere, Türkler tarih boyunca millî dinlerin yanında evrensel dinlerin hepsini kabul etmiş ve bu dinleri uygar, barış ve refah devleti olmaya başladığı dönemlerde elde ettiği cihan hakimiyeti ülküsü doğrultusunda her ırktan ve kültürden insanları huzur içinde yaşatma aracı olarak çok başarılı bir biçimde değerlendirmiştir. 365