ISSN 1304-13140 C İm c İ Prof. Sait G ö n en! '! şeker hastalarının tehlike sayısındaki artışa d ikkat çekiyor Tunceli'de I U I U.C H u c ADr kso Mustafa y «saha balballar araştırm aları"nın so nuçlarını yazdı Rusya ve İ S İ d m İ y e t karşı nasıl b irta v ır g eliştirecek?
TUNCELİ de Koç-Koyun Heykelleri, Balballar ve Bunların Tarihi Kaynakları F o to ğ ra fla r v e yazı: M U S T A F A A K S O Y fi Tunceli merkezinde Dersim coğrafyasını (Tunceli, Elazığ, Bingöl, Erzincan) kuşatacak şekilde bir etnografya müzesi yapılmalıdır. II derece muhafazakâr bir yapıya da sahiptir. Bundan dolayı bir kültürün en muhafazakâr ve kalıcı unsurlarını teşkil eden, doğum, evlilik, ölüm, mezar taşlan gibi kültür unsurlannda veya bunlara bağlı etnografya eserlerinde görmek mümkündür. Fakat Türkiye de daha yakın bir zamana kadar, sosyal bilimlerle ilgili eserlerde, genellikle gelenek ve geleneğe bağlı olarak üretilen etnografik eserler, sosyal grupların basit ifade biçimleri olarak değerlendirilmiştir. Oysa gelenek bir şeyin veya şeylerin yapıla gelmiş, kurumlaşmış örüntüsüdür. Bu sebeple gelenekler, etnografya eserleri ve sosyal zihniyetler, bir sosyo-kültürel yapının adeta sosyal DNATandır. Bu sebeple, etnografya eserleri insanlann basit sosyal faaliyetlerinin sonucu olmayıp, sosyal grupların veya milletlerin tarihi vesikalardır. Bir açık hava müzesi gibi Tunceli de 1993, 1997, 2005 ve 2007 olmak üzere kültür sosyoloji konusunda saha araştırmaları yaptım. Bu araştırmalarımdan hareketle Tunceli için şöyle diyebilirim: Tunceli coğrafi özelliğinden dolayı nüfus hareketliliğinin çok az olduğu bir fiziki yapıya sahiptir. Ayrıca Tunceli halkının önemli bir kısmının Alevi inançlı GELENEK ve onun önemli temsilcisi olan damgalar-şekiller, tarihin eski sayfalarının yeni yorumlarla hali hazırda okunması veya tekrar tekrar dile getirilmesidir. Ancak, bu tekrarlar her zaman aynı şekilde olmayıp, bazen sosyo-kültürel değişmenin gereği olarak farklı biçimlerde karşımıza çıkabilmekte. Geleneğin önemli temsilcileri olan etnografya eserlerinden mezar taşlan ve halı-kilimler adeta sosyal bilim araştırmalannda en yalın ve en önemli kaynakları meydana getirirler. Çünkü onların yapıcılan halktır. Halk kültürü ise en az etkileşim sonucu ortaya çıkarlar. Ayrıca halkın geleneği, kültürel dokunun en sık dokunduğu alan olmakla beraber, son Rusya'nın Altay bölgesindeki bazı tarihi koç başlı mezar taşlarının çizimi. Borisenko ve Khudyakov'un eserinden. Buradaki dört (4) nolu çizimin aslı bir(l) notu mezar taşıdır. 1 0 Yeni Ufuklar
olması da kültürel muhafazakârlık konusunda önemli bir faktördür. Bu ve başka faktörlerden dolayı Tunceli âdete bir açık hava etnografya müzesini çağrıştırmaktadır. Yani Türkiye deki en otantik mezarları, kutsal mekânları ve onlarla ilgili inançları, halı-kilim örneklerini Tunceli merkeziyle ilçelerinde görmek mümkündür. Balballar konusunda önemli tartışmalardan biri balbalın tarifi hakkında olup, burada o tartışmalara girmeden balbalların ortaya çıktığı ve yaşadığı kültürel coğrafyadan hareketle Tunceli deki balballardan söz edeceğim. Genel Türk tarihi konusundaki uzmanlığıyla dünyaca tanınan B. Ögel, Göktürkler umumiyetle mezarlarının üzerine bir heykel korlardı. Bu âdet sonradan Bulgarlar ve Kumanlarda da devam etmişti. Mezar üzerine heykel dikme âdetinin mahiyeti henüz daha iyice anlaşılmış değildir. Altay dağlarındaki kurganlarda hem dikilmiş taşlara ve hem de bunlann yanında bazı heykellere rastlamaktayız diyerek balbalların Altay ve Moğolistan coğrafyasına temas eder. XIII. yüzyılda M oğolistan a seyahat eden misyoner W. V. Rubruk balballardan şöyle söz eder: Kumanlar, mezarlarının üzerine bir tepe yaparlar. Bunun üzerine doğu yönüne dönük ve kamının üzerinde elinde bir kâse olan heykel dikerler. Aslında bütün araştırmacılar genel olarak balbalların kaynağının Orta Asya ve Türk kültür coğrafyası olduğunu belirtirler. Mesela bu araştırmacılardan biri olan E. Nowgorodowa, M oğolistan da Eski Sanat adlı eserinde balbalları eski Türklerin mezar taşlan olarak ifade eder. Koç-koyun heykelleri ile balbalların kadim Türklere ait bir gelenek olduğu Altaylardaki, koç-koyun ve balbal heykelleri konusundaki çalışmalarıyla tanınan A. Y. Borisenko ve S. A. Khudyakov, tarafından Sibirya Sempozyumu nda Sibirya da Eski Eserler adlı bildiride şöyle ifade edilmiştir: İnsan ve hayvanların (koç, koyun, aslan, at) taştan yontulmuş heykelleri eski Türklerin ana eserlerindendir. Bunun gibi anıtlar ilk defa 1722'de, D. G. Messerschmidt ve F. I. Strahlenberg tarafından Minusinsk bölgesinde bulunmuştur. Ayrıca Strahlenberg bunların Minusinsk Tatarlarının kültü olduğunu ifade eder. Çin kaynakları da koç, koyun, at ve insan heykellerini M. O. 1000 ilâ M. S. 1000 yılları arasında tarihlendirerek bu eserlerin eski Türklere ait olduğunu belirtirler". Ayrıca V. D. Kubarev tarafından hazırlanan Altay Taş Yapıtları adlı eserde Altaylar bölgesindeki ve Moğolistan da Türklere ait 100 civarındaki balbal fotoğraflanarak bunların özellikleri, bulundukları yerler ile müzeler anlatılmıştır. Bu satırların yazan da Tuva, Hakasya, Batı Sibirya, Türk Cumhuriyetleri, Ukrayna, İran, Moldovya, Romanya ve Makedonya da yaptığım araştırmalarda çok sayıda koç-koyun ve balbal olarak bilinen mezar taşlanm görüp onlann fotoğraflannı çekerek arşivlemiştir. Bazı örnekler için www.mustafaaksov.com adlı siteye bakılabilir. Türkiye de en eski tarihli balballar Hakkâri ile Mardin de, en yenileri ise Tunceli ve Erzincan da tespit edilmiştir. En batıdaki balbal Hakkâri merkezindeki balballar milattan önce 1500, Mardin-Kızıltepe, Girbelli höyüğünde bulunan balballar ise M.Ö. IX. yüzyıl olarak tarihlendirilmiştir. E. Damk tarafından yapılan bir çalışmada Tunceli/ Pertek te 1960, 1966, 1968 ve 1969 tarihli balbalalar bulunmuştur. Aslen Tunceli nin Nazimiye ilçesinden olan, akademisyen Yusuf Arslan da 2011 de yaptığı araştırmalarda Ovacık ve Pertek te farklı tarihli yeni balballar tespit etmiştir. D. Gümüşoğlu, tarafından Erzincan/Refahiye ilçesi Eskikonak köyü (söz konusu eserin yazan bu köyden) ile Kırıktaş köylerinde yapılan araştırmada bazı balbal mezar taşlan tespit edilmiştir. Bilgilerimize göre Türkiye nin en batısındaki balbal ise 1» Rusya/Hakasya-Minusinsk müzesinde tarihi koç başlı mezar taşı. Çanakkale nin Bayramiç ilçesinin Tahtacı köyü olan Koşubumu nun eski mezarlığı olan Düzeğrek te olup üzerindeki tarih 1931 dir. Koç başı damgası âdeta Türk kültürünün bir mührü gibi Türk kültür coğrafyasındaki çeşitli mezar taşlarında ve halı- kilimlerde varlığını sürdürmektedir. Aynca Anadolu>da geleneksel anlayışa göre dokunan halı ve kilimlerdeki hâkim damga koç başıdır. Türkiye de koç-koyun heykelleri hakkındaki en kapsamlı ve önemli eserin yazan M. A. Çay>a göre de koçbaşı damgalarını Türk hayvan üslubunun en güzel karakteristik üslubu olarak ve en yalın biçimiyle Japonya dan Anadolu ya kadar olan Türk mezar taşlarında görmek mümkündür. Türkiye de ise koç, koyun heykelli mezar taşlan özellikle Doğu Anadolu mezarlannda çok sık görülmekle beraber, bu tip mezar taşlannın Afyon, Rize ve Artvin de, en son örneklerinin ise Tunceli de olduğunu biliyoruz. Koç kurban etme geleneği Türklerin en önemli kurban geleneği olup, N. Diyarbekirli Hunlar da tanrılara İ t Geleneğin önemli temsilcileri olon etnografya eserlerinden mezar taşları ve halı-kilimler sosyal bilim araştırmalarında önemli kaynakları oluştururlar. Çünkü onların yapıcıları halktır. Halk geleneği ise kültürel yapının en sık dokunduğu alan olmanın yanında, son derece muhafazakâr bir yapıya da sahiptir. li I Yeni Ufuklar 1 1
kurban edilen hayvanların arasında en makbul olanı koç tu. Kurban hayvanları, özellikle de at ve koç Türkler de mezar taşı olarak da kullanılmıştır. Diğer yandan Türklerde at m göğe, koç un ise toprağa kurban edildiği bilinmektedir diyerek at ve koç türü hayvanların Türk tarihindeki önemine vurgu yapar. Kazakistan da cenaze ya da toylarda (çeşitli törenler) koç kurban kesilirse, koçun başını parçalama hakkı o cemaatteki en yaşlı ve saygıdeğer kişinindir. Bu insan koçbaşını parçaladıktan sonra koçun kulağını oradaki yaşça en küçüğe verir. Dili ise tör de yani başköşede oturan yer. Kulağın en küçüğe verilmesinin anlamı çok dinle az konuş, dilin başköşede oturana verilmesi ise misafire duyulan saygı ve sözün önce onun hakkı olduğundandır. Sonra parçalanmış koçbaşmdan sırayla herkes bir parça alarak paylaşma işlemi sona erer. Bu bilgiler koçbaşmm önemi hakkında bize bazı ipuçları vermektedir. Fakat niçin başka hayvan değil de koç dediğimizde doğrusu, doyurucu bilgi alamadık. Denilenler şu söylemleri içermektedir: Koç ilk kurbanlık hayvandır. At bizim için çok önemli olduğundan onu sık sık kesemezdik. Ayrıca bizim burada keçi, inek gibi hayvanlar fazla değildir. Kazakistan millî müzesinde, orta Kazakistan da bulunmuş, M. Ö. ki çeşitli yüzyıllara ait olan, topraktan yapılmış çeşitli koçbaşları, bir adet koç şeklinde mezar taşı ile ayaklan üzerinde üç adet koç başı olan bir tunç kazan vardır. Diğer yandan Kazakistan daki birçok türbenin üzerinde koç başı veya koç boynuzu vardır. Nazmiye deki Düzgün Baba türbesinde de kurban edilen koç boynuzlarının belli bir yerde toplanıp saklandığını bölgede yaptığım bir araştırmada görmüştüm. Ayrıca araştırma Türk kültür coğrafyasında yaptığım yerlerdeki müzelerde çeşitli devirlere ait koçbaşlan, koç başlı mezar taşlan ile üzerinde koç başı damgası olan çeşitli etnografya eserleri bulunmaktadır. Koçbaşı damgalar İslâm öncesi Türklerin kültürü hakkında yaptığı araştırmalanyla tanınan ve çalışmalan birinci kaynak eserler arasında gösterilen E. Esin de Türklerdeki hayvan üslubu hakkında şunlan ifade eder: Zoomoıflk motiflerden, oturmuş koç heykelleri de Siwet-ulan ve Moğolistan daki Gök-Türk muhitine has görünmektedir. Bunların bilhassa mezarlarda bulunması, henüz daha anlaşılmamış bir mânâ ifâde etmiş olsa gerek. Tunceli/Ovacık, Kozluca köyündeki koç başlı mezar taşı. Bender'in eserinde ifade ettiği mezar taşı bu olup, mezarlık da başka koç, koyun başlı mezar taşları da vardır Tabgaç mezar taşındaki koçbaşlı ejder tasvirini de bu münasebet ile hatırlıyoruz. Siwet-ulan üslubunda, bir çift karşılıklı koç heykeli Kül Tigin külliyesinde, yazılı taşın bulunduğu avlunun girişinde durmakta idi. Bu koç heykelleri, Türk mezarlannm bir hususiyeti olarak, Türklerin göç ettiği yollar boyunca dizilmiş ve M angışlak dan geçerek Anadolu ya kadar uzanmıştır. Gerçekten de Kazakistan ve diğer Türk cumhuriyetlerindeki önemli türbelerin üzerlerinde, mezar taşlannda ve mezarlann duvarlannda koçbaşı ya da koçbaşı damgalannı sıkça görmek mümkündür. 1997 de Manğışlak da yaptığım araştırmada, eski İskit Mezarlığı diye de bilinen tarihî Akşukur mezarlığı nda çok sayıda koç heykeli mezar taşı olup bunlardan Koçkar Ata nm mezar taşının üzerindeki Arapça yazının (yazı çok eski olduğu için okunamıyor) yöre halkı tarafından Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali olduğuna inanıldığı bilgisini derlemiştim. Farklı renklerde taşlar Tunceli/Pülümür, Sağlamtaş köyünün tarihi mezarlığındaki koç başlı mezar taşları. Mustafa Aksoyyaz tatiline köyünde geçirmek için gelen Sağlamtaşlı bir vatandaşla beraber. Koç, koyun heykellerinin tarihî kaynaklan Moğolistan, Altay bölgesi yani kadim Türklerin kültür merkezi olmasına rağmen Türkiye deki koç, koyun heykelleri önemli oranda 1 2 Yeni Ufuklar
Karakoyunlu (1365-1469) ve Akkoyunlu (1403-1508) isimleriyle açıklanmaya çalışılmıştır. Hatta 2005 de Diyarbakır da yaptığım bir araştırmada, müzedeki bazı koç mezar taşlarının bir kısmının neden beyazımsı, bir kısmının da neden siyahımsı olduğunu sorduğum da beyazımsı olanların Akkoyunlulara, siyahımsı olanların da Karakoyunlulara ait olduklannı öğrenmiştim. Oysa Akkoyunlular ve Karakoyunlular tarih sahnesine çıkmadan önce, siyahımsı ve beyazımsı renklerdeki koç-koyun heykellerinden çeşitli örnekleri Türk kültür coğrafyasında görmek mümkündür. Hatta bunlardan bazıları milattan önceki tarihlere aittir. Bu konuya yukarıda kısaca değinmiştik. Mezar taşlarının renklerinin farklı olmasında yöredeki taşlann ya da taşlan kullanan ustalann tercihlerinin daha belirleyici olması muhtemeldir. Diğer yandan Karakoyunlu ve Akkoyunlu bir boyun adı olmayıp çeşitli Türk boylannın meydana getirdiği devletlerin adıdır. Bilindiği gibi Karakoyunlu ve Akkoyunlu devleti Türklerin iki büyük grubundan biri olan Oğuzlarla ilgilidir. Oysa koç-koyun heykelleri Oğuz olmayan ve Kıpçak grubu olarak adlandınlan Kuzey Türkleri mesela Altay, Kazak, Kırgız Türkleri arasında daha yaygın görülmektedir. Dolayısıyla Türkiye deki Tunceli/Pulümür, Sağ la m taş köyüne yaz tatilini geçirmek için gelen gençler köy mezarlığından tahmini olarak yüz metre aşağıya yuvarlanan, akrabaları dahi olmayan, ancak atalarına ait olduğuna inandıkları koç başlı mezar taşını, yaptıkları özel bir salla mezarlıkta uygun bir yere koymak için yukarı taşıyorlar. koç-koyun heykellerini aşiretlere, boylara, bazı Türk devletlerine göre değil de Türk tarihi ve kültürü esas alınarak tanımlanması gerekiyor. Ancak Türkiye yapılan bazı çalışmalarda mesela C. Bender in eserinde konu siyasal bir bakış açısıyla şöyle yorumlanmıştır: Kürt yerleşim merkezlerinde bulunan mezarlıklarda tanrılara kurban olarak sunulan koyun ve koç mezar taşlarına rastlanılmıştır. Erciş, Van, Ahlat, Dersim kentleri ile dolaylarındaki mezarlarda bulunan bu eserlerin bazıları Van Müzesi ne teslim edilmiş, bir bölümü de okul bahçelerine ya da resmî dairelerin giriş kapılarına yerleştirilmiştir Bu tür mezar taşları ile ilgili olarak derinliğine bir inceleme yapılmamıştır. Dersim 'in Ovacık ilçesi Kozluca köyü mezarlığında bulunan iki koç mezar taşında, koçların gövdelerinde Güneş tanrısı Şimig/ Şamaş a âit semboller vardır. Şimiği, günümüzdeki Kürtlerin ataları olan H unilerin güneş tannsıydı. Daha sonraki dönemlerde Şamaş adını almıştır. Mezar taşlarının üzerinde, güneş sembolünün yanı sıra kılıç, yay, balta, tüfek, kama, makas, ibrik, süvari, insan tasvirleri, at, geyik, keçi, koç ve koyun gibi hayvan motifleri de görülmektedir Yukandaki görüşlerin aslında ciddîye alınır bir tarafı yok. Örneğin koçbaşı heykelindeki güneş sembolü ne dikkat edilip, ona önem veren araştırmacının o sembolün başka nerelerde, olduğuna da dikkat etmesi gerekmez miydi? Diğer yandan koç başlı heykeller üzerindeki çeşitli şekillere dikkat eden bir araştırmacının koç başlı heykellerin en eski örneklerinin neden Altaylar ile Moğolistan da olduğuna, neden bu coğrafyalarda çok yaygın olarak kullanıldığına değinmesi ve cevap vermesi gerekmez miydi? Aynca Anadolu daki koç başlı heykelleri Hurriler ile Şamaş Ta ( Asur ve Babil uygarlığında Şamaş olarak bilinen Utu, Sümerlerin ana tanrıçasıdır.) açıklayan yazar Anadolu daki koç başlı heykellerin genel olarak Alevî inançlı insanların yaşadığı yerlerde, neden daha sık görüldüğüne dikkat etmesi gerekmez miydi? Zam an içinde önemseniyor Bender ve benzerlerinin görüşleri aslında cevap verilmeye değmez. Fakat bu tip görüşlere cevap verilmediğinde, zamanla bazıları tarafından önemsenip, önemli kaynak olarak kabul edilmektedirler. Bender in görüşlerinin aksine Baba Mansur Ocağı ndan E. İ. Sevin,...koç ve at heykelleri genellikle kırsal alanda karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Anadolu daki örneklerin %46 sını bünyesinde toplayan Tunceli (Dersim) coğrafyası günümüze kadar bu geleneğin devam etmesinde, İi Türkiye'deki sosyal bilimciler genel olarak Türkiye'deki etnografya eserlerini ve onların tarihî kaynaklarını görmezden gelerek Türkiye'nin sosyal yapısı hakkında görüşler ifade etmişlerdir. Oysa bu eserler sosyal grupların tarihî geleneğinden kaynaklanarak, geleneksel olarak kuşaktan kuşağa aktarılan, tarihî vesikalardır. Yeni Ufuklar 13
bölgede genel olarak kabul gören Alevî-İslâm inancının etkisi dikkat çekicidir... İslâmiyet sonrası Türk boylarının hâkimiyet sürdürdükleri alanlarda yer alan insan ve hayvan tasvirli mezar taşlarının varlığı bizi ister istemez İslâmiyet öncesi Orta Asya kültür ortamına götürmektedir diyerek Bender ve benzerlerini doğrulamamaktadır. Etnografik eserlerin tarihî kaynaklarını bilmeden Anadolu tarihiyle ve coğrafyasıyla sınırlı kalarak izah etmek mümkün değildir. Örneğin, saha çalışması yapılarak ve konu hakkında önceden yapılan çalışmalardan hareketle S. V. İvanov, tarafından yazılan Tarihi Kaynak Olarak Sibirya Halkları Motifleri adlı eserde, Türkiye deki etnografya eserlerinde görülen neredeyse bütün damga, şekil ve süs örneklerini görmek mümkündür. Hatta bu esere konu olan bölgelerdeki insanların neredeyse yüzde biri dahi günümüzde bile İslamiyet le henüz tanışmamış oldukları hâlde, Türklerin İslâm dinini kabul etmelerinden sonra oluşan ve Rumî sanatı olarak ifade edilen süsleme örneklerinden bolca görmek görülmektedir. Genel olarak Türkiye deki sosyal bilimciler genel olarak Türkiye deki etnografya eserlerini ve onların tarihî kaynaklarını görmezden gelerek Türkiye nin sosyal yapısı hakkında görüşler ifade etmişlerdir. Oysa bu eserler sosyal grupların tarihî geleneğinden kaynaklanarak, geleneksel olarak kuşaktan kuşağa aktarılan, tarihî vesikalardır. Ayrıca bu metinler, resmî kurumlar tarafından yazılmadıkları için de, halkın en yalın duygu ve düşüncelerini ifade ederler. Dolaysıyla etnografya eserleri bir sosyal grubun veya milletin tarihi yazılırken ilk önce başvurulması gereken vesikalar olarak, ilgilileri beklemektedirler. Ancak bu bekleme süresi uzun olduğunda olumlu sonuçlara ulaşılacağını sanmıyorum. Çünkü sanayileşmenin veya modemizmin getirdiği olumsuz şartlar, bu eserlerin her gün daha çok yok olmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak, Tunceli merkezinde Dersim coğrafyasını (Tunceli, Elazığ, Bingöl, Erzincan) kuşatacak şekilde bir etnografya müzesi yapılmalıdır. Çünkü Türkiye deki en önemli tarihî değere sahip bu bölgedeki etnografya eserleri bir bir yok almaktadır. Örneğin Diyap Ağa nın eşyaları bir depoda çürümeye terk edilmiş ve Atatürk le olan fotoğrafının orijinali İl Özel İdaresi nin demirbaşında kayıtlı olmasına rağmen yerinde yoktur. Tarihî mezar taşlan ise ya defineciler ya da başka insanlar tarafından çeşitli şekilde tahrip ya da yok edilmektedir. Tunceli/Pertek, Batı Sibirya, Hakasya ve Tuva'dan balballar. Van müzesinde Hakkâri balballarının bir kısmı. Tunceli merkezindeki bir mezarlıkta 1957 tarihli koç başlı ve üzerinde balbal olan bir mezar taşı. Bu mezar taşının yanında tahrip edilmiş 1965 tarihli ve üzerinde balbal olan bir başka koç başlı mezar taşı daha vardır. 14 Yeni Ufuklar