I. MALİ HAKLARIN ÇEŞİTLERİ FSEK, eser sahibinin mali haklarını şu başlıklar altında düzenlemiştir: İşleme hakkı (m. 21), Çoğaltma hakkı (m. 22), Yayma hakkı (m. 23), Temsil hakkı (m. 24), İşaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı (m. 25), Güzel sanat eserlerinin satış bedellerinden pay verilmesi (m. 45). A. İşleme Hakkı Diğer bir eserden yararlanmak suretiyle oluşturulan ve o esere nispetle bağımsız olmayan fikir ve sanat ürünlerine işlenme denir (FSEK m. 6/I). FSEK bağlamında işlenme eserden söz edebilmek için kendinden önce var olan bir (asıl) esere sadık kalınarak (iki eser arasında fark edilebilir nitelikte bir bağın bulunması), aynı eser kategorisinde bir başka şekle sokulan ve işleyenin hususiyetini taşıyan bir başka eserin varlığı gerekir. Bu bakımdan, (sinema eserleri bir tarafa bırakılırsa) işlenme eserden söz edebilmek için öncelikle, asıl eserin aynı kategoride bir başka biçime sokulması (dış şeklinin değiştirilmesi) gerekir. Bir romanın tercüme edilmesi ya da tiyatro piyesine dönüştürülmesi böyledir. Buna karşılık aynı konunun farklı bir kategoride işlenmesi, artık işlenme esere değil, asıl ve bağımsız başka bir esere vücut verir. Romanda yer alan betimlemenin heykel haline getirilmesi böyledir. Eser niteliği bulunmayan bir fikri üründen yararlanılarak oluşturulan bir başka fikri ürün ise, işlenme değil, asıl eser niteliğindedir. Buna karşılık asıl eserde esaslı değişiklik yapmayan eklemeler, çıkartmalar, kısaltmalar, teknik çalışmalar işlenme eser oluşturmaz. Söz gelişi, eserin sırf boyutuyla ya da boyuyla oynamak o eserin işlendiği sonucunu doğurmaz. Biçim değişikliğinden başka, asıl eserle işlenme arasındaki bağın (tabiiyetin) işlenmede gösterilmesi gerekir. Bu ise, asıl eser sahibinin adının belirtilmesi (FSEK m. 15/II), eser türünün açıklanması gibi asıl eserin anlaşılabileceği yollarla olur. Aksi bir davranışla kasten olsun olmasın, işlenmede asıl eserin hususiyeti (karakteristik özellikleri) gizlenir ya da asıl eserle olan bağı saklanarak işlenmeye bağımsız eser havası verilirse, intihal (aşırma) dahi söz konusu olabilir. Kanunda sinema eserleri bakımından bir istisna getirilmiştir. Buna göre, bir başka eser türünün (musiki, güzel sanat, ilim ve edebiyat eserlerinin) sinema eseri haline getirilmesi, işlenmedir (FSEK m. 6/I, b. 3). Sinema eserleri bakımından kanunen getirilen bu istisnaya sebep olarak, sinema eserlerinin her türlü fikri ürünü yaymaya elverişli olması gösterilmektedir. Bir eseri işleyerek faydalanma hakkı, kanundan doğan istisnalar hariç, münhasıran eser sahibine aittir (FSEK m. 21). Ancak eser sahibi, eserini bizzat işlemek istemeyebilir. Bu durumda eser sahibi, işleme hakkını ivazlı ya da ivazsız olarak üçüncü kişilere devredebilir. Buna karşılık, asıl eser sahibi de, işlenme eser sahibinin iznini almadan, işlenme eserden ekonomik olarak yararlanamaz. Söz gelişi asıl eser sahibi, Türkçe çeviri haklarını devrettiği romanının, işlenme koruma süresi dolmadan tekrar Türkçe çevirisi için aynı şartlarla bir başkasına hak devri yapamaz. Bununla birlikte, ekonomik olmayan, kişisel kullanımlar için bu izinlerin alınmasına gerek yoktur (FSEK m. 38). Söz gelişi bilimsel araştırmada yararlanmak üzere bir eser tercüme edilebilir. 1
İşleme hakkını devralan üçüncü kişi (işleyen), asıl eser sahibinin haklarını çiğnememek şartıyla, kendi işleme eseri bakımından eser sahipliği haklarına tamamen sahiptir (FSEK m. 6/II). İşlenme eser sahibi, asıl eser sahibinden işlenme hakkını devralmakla, o işleme türünün niteliği gereği sahip olduğu mali haklara da sahip olur. Söz gelişi, yabancı bir eserin tercüme haklarını devralan kimse, işin niteliği gereği, tercüme (işlenme) esere ait çoğaltma ve yayma haklarına da sahip olur. Zira çoğaltma ve yayma hakkı olmadan, o tercüme eserden ekonomik olarak yararlanmak mümkün değildir. İşleyen tarafından asıl eserde yapılan değişiklikler, asıl eser sahibinin şeref ve itibarını zedeler yahut eserin nitelik ve özelliğini bozar nitelikte ise, asıl eser sahibinin, bu değişiklikleri önleme hakkı vardır (FSEK m. 16/son). İşlenme eser de işlenebilir. Bu durumda her bir işlenme eserden ekonomik olarak yararlanmak asıl eser sahibinin ve önceki işlenme eser sahiplerinin iznine bağlıdır (FSEK m. 49/II). Kamuya mal olmuş, herkesin kullanımına açık eserler de işlenebilir. Ne var ki bu eserleri işleyenler, başkalarının da bu eserleri işlemesine engel olamazlar. Bu kişiler, ancak asıl esere ekledikleri kendi fikri ürünlerine ait unsurların başkalarınca izinsiz kullanılmasına engel olabilirler. Sahibinin hususiyetini taşımaları ve gerekli şekli almış olmaları (eser vasfını kazanmış olmaları) kaydıyla, ön çalışmalar ve henüz tamamlanmamış çalışmalar da işlenebilir. İşlenme çeşitleri kanunda örnek kabilinden, sınırlayıcı olmayacak şekilde sayılmıştır. B. Çoğaltma Hakkı Fikri hukukta çoğaltma; eserin basma, kopyalama, tekrarlama gibi yollarla birden fazla hale getirilmesidir. Eserin aslından ya da kopyasından (FSEK m. 22/I: aslını veya kopyalarını ) eserin aynen tekrarına imkan veren tek nüsha üretmek dahi yeterlidir. Bu nedenle, daha önceden tespit edilmemiş (gayri maddi) bir eserin ilk tespiti de çoğaltmadır. Çoğaltmanın mekanik yolla yapılmış olup olmaması önem taşımaz (FSEK m. 22/I: herhangi bir şekil veya yöntemle ). Bir eserin, yazıcıdan çıktısının alınması ya da fotokopisinin çekilmesi, bir tablonun elle resmedilmesi birer çoğaltma olduğu gibi, taşınabilir disk gibi dijital bir ortama aktarılarak kaydedilmesi de çoğaltmadır. Yine çoğaltma bakımından, eserin büyüklüğü ya da boyutu ile oynanması ya da farklı malzeme kullanılması önem taşımaz. Bu bakımdan taştan yapılmış bir heykelin bu sefer tahtadan minyon boyda üretilmesi, iki boyutlu eserin üç boyutlu hale getirilmesi birer çoğaltmadır. Ayrıca bir metnin steno ile ya da brail (görme engelliler) alfabesi ile kaleme alınarak kopya edilmesi eylemleri de birer çoğaltmadır. Eserin kısmen çoğaltılması da mümkündür (FSEK m. 22/I: tamamen veya kısmen ). Yeter ki eser sahibinin hususiyeti o kısımdan anlaşılabilsin. Müzik melodisine ait bir parçanın çoğaltılması böyledir. Eserin doğrudan ya da dolaylı biçimde algılanabilir olması da, çoğaltma bakımından önem taşımaz (FSEK m. 22/I: doğrudan veya dolaylı ). Çoğaltmayı karakterize eden husus, eserin maddi olarak tespit edilerek ikinci bir nüshasının üretilmesidir. Eserin doğrudan 2
algılanmasına imkan vermeyen model, kalıp, negatif bant vb. araçları üretmek çoğaltma sayılır. Zira bunlar ileriki aşamada eserin algılanabilir olmasını sağlayacak tespitlerdir. Eser, geçici olarak da çoğaltılabilir. Bu bakımdan, eserin kısa ya da uzun süreli olarak çoğaltılması önem taşımaz (FSEK m. 22/I: geçici veya sürekli ). Buna göre, internetten indirilen eserin bilgisayarın ana belleğine kaydedilmesi çoğaltmadır. İnternet sitelerinin bilgisayar ekranında görüntülenebilmesi için, verilerin geçici olarak bilgisayarın ön belleğinde (RAM) kaydedilmesi gerekmektedir. Bilgisayar kapatıldığında ise, geçici olarak ön belleğe kaydedilen söz konusu veriler otomatik olarak silinmektedir. Dolayısıyla ön belleğe kayıt, her ne kadar bir çoğaltma eylemi olsa da, teknik zorunluluk arz etmesi hasebiyle bir hak ihlali olarak değerlendirilmemek gerekir. Ne var ki kullanıcı, teknik olarak zorunlu olan bu geçici kopyalamanın ötesine geçebilir, söz konusu veriyi bilgisayarın ana belleğine ya da taşınabilir bellek gibi başka bir diske kaydedebilir. Bu durumda FSEK m. 38 de yer alan kişisel kullanım istisnası söz konusu değilse, çoğaltma hakkının ihlali söz konusu olabilir. Kanunda sayılan çoğaltma çeşitleri sınırlı değildir. Buna göre, eserin aslından ikinci bir kopyasının çıkarılması; eserin işaret, ses ve görüntü nakil ve tekrarına yarayan, bilinen ya da ileride geliştirilecek olan her türlü araca kayıt edilmesi; her türlü ses ve müzik kayıtları; mimarlık eserlerine ait plan, proje ve krokilerin uygulanması (FSEK m. 22/II) Kanunda örnek olarak sayılan çoğaltma halleridir. Kanunun çoğaltma hakkı bakımından getirdiği bu düzenlemeler (FSEK m. 22/I-II), bilgisayar programları için de geçerlidir. Buna göre, bilgisayar programının dijital bir ortama aktarılarak kaydedilmesi çoğaltmadır. Ancak, çoğaltma hakkının düzenlendiği maddenin son fıkrasına (FSEK m. 22/III) bilgisayar programları için özel bir hüküm konulmuştur. Bu hükme göre, bilgisayar programlarının sadece ikinci bir kopyasının üretilmesi değil, aynı zamanda bilgisayar programının geçici çoğaltılmasını gerektirdiği ölçüde, programın yüklenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanması eylemleri de birer çoğaltmadır. Dolayısıyla, bilgisayar programının veri taşıyıcısına aktarılması (fiziki nüsya üretimi), online ortama aktarılması ya da bilgisayarın ana belleğine kaydedilmesi birer çoğaltmadır. Kanunun çoğaltma hakkıyla ilgili getirdiği başkaca özel hükümler de bulunmaktadır. Buna göre, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, asıl veya çoğaltılmış nüshalar üzerindeki mülkiyetin nakli, fikri hakların devrini içermez (FSEK m. 57/I). Ancak, aksi kararlaştırılmış olmadıkça bir güzel sanat eseri üzerinde çoğaltma hakkına sahip olan kişiden o güzel sanat eserine ait kalıp ve sair çoğaltma aletlerinin zilyetliğini kazanan kişi, o güzel sanat eserinin çoğaltma hakkını da kazanmış sayılır (FSEK m. 57/II). Çoğaltma hakkı, Kanunun getirdiği bazı istisnalar dışında münhasıran eser sahibine aittir (FSEK m. 22/I). Ancak eser sahibi, bu hakkını bizzat kullanmak yerine başkasına devredebilir. Genellikle işleme ya da yayma hakkının devri, çoğaltma hakkının devri sonucunu doğurur. Zira tek başına bu hakların devri, onlardan ekonomik olarak yararlanmaya imkan vermez. C. Yayma Hakkı 1. Genel Bilgi Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak (FSEK m. 23/I), yayma sonucunu doğurur. Bu eylemler, FSEK m. 7 de düzenlenen kamuya sunma (umuma arz) eylemleriyle ( satışa 3
çıkarılma veya dağıtılma yahut diğer bir şekilde ticaret mevkiine konulma ) paralellik arz eder. Yayma eylemine ancak maddi varlığa sahip nüshaların konu olması karşısında, dijital nüshalar FSEK m. 23 kapsamı dışında olup, FSEK m. 25/II kapsamında yer almaktadır. İş yerlerine ait bekleme salonlarında, gelenlerin okuması amacıyla gazete ve dergi bulundurulması ise yayma eylemi oluşturmaz. Zira burada eser, gelen müşterilerin geçici olarak incelemesi ve okuması için oraya bırakılmakta ve istenilen anda oradan kaldırılabilmektedir. Dolayısıyla, burada yararlanmaya dönük tam bir özgüleme söz konusu değildir. Oysaki kiralama ve kamuya ödünç vermede eserin kullanılması (yarar elde edilmesi) söz konusudur. 2. Tükenme İlkesi Yayma hakkı da ayrı ve münhasır bir haktır (FSEK m. 23/I: münhasıran eser sahibine aittir. ). Eser sahibi, diğer mali hakları gibi bu hakkını dilerse tek başına kullanır, dilerse başkasına devreder. Ancak eser sahibi, eserini ilk kez yaymakla bu münhasıriyetini (tekelini) yitirmiş olur. Tükenme ilkesi denilen bu prensip sayesinde eser, hak sahibi tarafından ülke sınırları içinde ilk defa satıldıktan veya dağıtıldıktan sonra, yeni malikler tarafından tekrar satılabilir. Bu satış, eser sahibinin yayma hakkını ihlal etmez (FSEK m. 23/II-c.2). Böylece, üretici-dağıtıcı-tüketici zincirinde eser sahibinin her bir satıştan ayrı ayrı ücret alması ve bu işlemleri karşılıksız olarak engellemesi önlenmiş olur. Bununla birlikte, eser sahibinin yayma hakkı dışındaki diğer mali hakları tükenmez. FSEK, ülkesel tükenme ilkesini esas almıştır (FSEK m. 23/II-c.1:... belirli nüshaların... ülke sınırları içinde ilk satışı veya dağıtımı yapıldıktan sonra... ). Dolayısıyla, eser, sahibinin izni ile Türkiye sınırları içinde ilk kez satış ya da dağıtıma konu olduktan sonra, izne gerek olmadan Türkiye sınırları içinde tekrar satış ve dağıtıma konu olabilir. Eser Türkiye dışında sahibinin izniyle çoğaltılarak satışa ya da dağıtıma konu olmuş ise, yurt içinde yayma hakkı henüz tükenmediğinden, söz konusu nüshalar Türkiye ye ithal edilirken izin almak gerekir (FSEK m. 23/II-c.1). bir eserin aslını ya da çoğaltılmış nüshalarını satın alan kişi, eser sahibinden izin almadıkça, o eseri ne başkasına kiraya verebilir ne de kamuya ödünç verebilir (FSEK m. 23/II-c.2: Kiralama ve kamuya ödünç verme yetkisi eser sahibinde kalmak kaydıyla... ). Başka deyişle, yayma hakkının türü olan bu iki hak, eser sahibinde kalır; tükenmez. Örneğin bir film ya da müzik CDsi ya da Blueray Diski (BD) satın alan kişi, bunu bir başkasına satış ya da bağış yoluyla devredebilir; ancak kiraya veremez. Aynı şekilde, kamuya açık olan bir kütüphane, hak sahibinden izin almadan eseri kamuya ödünç veremez. Buna karşılık, bir kimse elindeki eseri arkadaşına (kişisel) ödünç verebilir. Bir eseri internet üzerinden satın alarak bilgisayarının belleğine indiren (download eden) kişinin eylemi, eser sahibinin yayma hakkını tüketmez. Zira bu işlem yukarıda belirttiğimiz üzere, yayma hakkının kapsamı dışındadır (umuma iletim hakkı kapsamındadır). Dolayısıyla söz konusu eser (söz gelişi satın alınıp bilgisayar belleğine indirilen bir film) kişisel kullanım için diske kaydedilebilir; ancak tekrar satışa sunulamaz. 4
D. Temsil Hakkı 1. Genel Bilgi Temsil, eserin maddi olmayan içeriğinin çeşitli yollar ile (FSEK m. 24/I: okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil suretiyle ) duyulara hitap edecek şekilde kamuya sunulmasıdır. Örneğin herhangi bir şiirin okunması, musiki eserinin çalınması, tiyatro piyesinin oynanması, tablonun sergilenmesi böyledir. Sayılan kamuya sunma yolları örnek kabilindendir; sınırlı sayıda değildir. Temsil, iki şekilde olur. Doğrudan temsil denilen ilk halde, eser sahibi ile muhatabı arasında mekanik herhangi bir araç bulunmadan eserden yararlanma söz konusudur (FSEK m. 24/I: Bir eserden, doğrudan doğruya ). Söz gelişi, bir oyunun orada bulunan seyircilere sahnelenmesi böyledir. İkinci hal olan dolaylı temsilde, eser sahibi ile muhatabı arasında teknik araçlar bulunmaktadır. Bu da doktrindeki yaygın görüşe göre iki şekilde olur: Ya eser, bir nakil aracı ile orada bulunmayanlara, tekrarlanmayacak (o ana özgü) şekilde aktarılmış olabilir (FSEK m. 24/II: başka bir yere herhangi bir teknik vasıta ile nakli de ), söz gelişi sahnede icra edilen oyunun salon dışında olanlara aynı anda ekranlar vasıtasıyla izlettirilmesi böyledir; ya da eser, tekrarlanabilir şekilde daha sonradan bir aletle kamuya sunulmuş olabilir (FSEK m. 24/I: işaret, ses veya resim nakline yarıyan aletlerle ), söz gelişi sahnede icra edilip de DVD/BD formatında piyasaya sunulan sahne oyununun, otobüs seyahatlerinde yolculara izlettirilmesi böyledir. Her ne kadar sinema (film) eserleri ancak DVD/BD oynatıcı gibi bir araçla gösterilebilirse de, bunların temsili doğrudandır. Zira sinema filmleri, hareketli oyun sahnelerinin film şeridine tespit edilmesi suretiyle oluşturulur. Dolayısıyla sinema eserinin bir araç (oynatıcı, projeksiyon vs.) olmadan gösterilmesi mümkün değildir. Temsil hakkını doğrudan ve dolaylı diye ikiye ayırmanın önem taşıdığı yer, hakkın devri bakımındandır. Sözleşmede aksi belirtilmedikçe, temsil hakkının devri, sadece doğrudan temsili kapsar. Temsili, çoğaltma ve yaymadan ayıran önemli unsur, eserin sabit olmayan araçlarla üçüncü kişilerin algısına sunulmasıdır. Temsilde, çoğaltma ve yaymadan farklı olarak, mutlaka bir madde üzerinde sabitlenme söz konusu değildir. Bir oyunun sahnelenmesinde seyircilerin oyunu görerek ve dinleyerek algılamaları, benimsemeleri böyledir. 2. Kamu Kavramı Temsil bakımından (ve sonraki başlığımız olan umuma iletim bakımından) değinilmesi gereken bir başka önemli unsur, kamu (umum) kavramıdır. Gerek doğrudan gerek dolaylı temsilden bahsedebilmek için eserin kamuya açık yerde sunulması gerekir. Örneğin mağaza, AVM, hastane, muayenehane, bekleme salonu, otel lobisi, taksi kamuya açık yerlerdir. Buna karşılık, girişi serbest olmayan (kapalı olma vasfını yitirmemiş) yerler kamuya açık değildir, dolayısıyla buralarda yapılan temsil, kamuya temsil değildir. Kamu, kişisel ilişki (yakınlık) bağının bulunmadığı (dar kişisel çevre ile sınırlı olmayan), diğer (belirsiz) kişilere açık olan bir çokluğu ifade eder. Çokluğun bulunup 5
bulunmadığına karar verilirken objektif kriterlere göre hareket edilmektedir. Duruma göre az kişi ile hatta iki kişi ile dahi çokluk şartı sağlanmış olabilir. Bahsi geçen kişisel ilişki bağı (yakınlık) iki şekilde olabilir: eseri kullananlar (organizasyon ve finans bakımından sorumlu olanlar) ile eseri algılayanlar / esere erişenler arasında ya da bizzat bu sonuncuların (eseri algılayanların / esere erişenlerin) kendi arasında. Burada önemli olan, ortak bir etkinliğe katılmış olmanın ve kişiler arasında bilinçli bir bağın bulunmasıdır. Bu bağın tespiti, duruma göre değişir. Söz gelişi kişilerin sayısı, ilişkilerin türü burada belirleyici olabilir. Bu nedenle, ne kadar çok kişi söz konusu olursa, kişisel bağ o derece az olur. Buna karşılık, ne kadar az kişi söz konusu olursa, kişisel bağ o derece fazla olur. Ancak, katılan kişiler için azami bir sayı vermek mümkün olmadığı gibi, ilişkilerin ailevi ya da arkadaşlık düzeyinde olması da şart değildir. Katılımın biletli ya da biletsiz, ivazlı ya da ivazsız olması önem arz etmez. Ancak, ivazlı olma halinde karine olarak kamusallık (umumilik) gerçekleşmiş sayılır. Zira genellikle ücretli temsillerde, hususilik için gereken yakınlık (kişisel ilişki bağı) bulunmaz. 3. Temsil Halleri Kanunun örnek kabilinden saydığı temsil hallerinden okumak, ilim ve edebiyat eserlerinin kamunun işitme duyusuna takdim (hitap) edilmesidir. Bu takdimin bizzat yapılmış olması gerekir; yoksa önceden yapılan bir kaydın dinletilmesinde olduğu gibi, tekraren nakil söz konusu olmamalıdır. Bu bakımdan konferans verilmesi, şiir okunması hep birer okumadır. Müzik eşliğinde okumada, her ne kadar müzik ile metin birleştirilmiş olsa da, müzik bakımından çalma, metin (dil ile ifade olunan eser) bakımından okuma söz konusu olur. Şarkıların güfteleri (metinleri), bu bağlamda okuma ya konu olur. Çalmak, musiki eserlerinin müzik enstrümanları aracılığıyla icra edilerek kamunun işitme duyusuna takdim (hitap) edilmesidir. Piyano resitali, konser icrası birer çalma eylemidir. Oynamak (halk dilinde temsil ), eserin hareketli olarak kamunun görme duyusuna takdim edilmesidir. Ancak, oynamada hareket yanında, ses ve müzik de ifadesini bulabilmektedir. Özellikle tiyatro, opera veya operet temsilleri böyledir. Bununla birlikte, oyun sessiz ve sözsüz olarak da oynanabilir. Koreografi ya da pandomim temsilleri böyledir. Göstermek, eserin teknik aletlerle kamunun görme duyusuna ya da görme yanında işitme duyusuna takdim edilmesidir. Resimlerin projeksiyon aracılığıyla duvara yansıtılması, güzel sanat eserinin (söz gelişi tablonun) sergilenmesi ya da sinema filminin gösterimi böyledir. E. Umuma İletim Hakkı 1. Genel Bilgi Umuma iletim hakkı ile kastedilen, eserin kamuya (umuma) arz edilmesidir. Esasen umuma iletim hakkı, temsil hakkının bir türü olarak görülebilir. Dolaylı temsilde olduğu gibi, umuma iletimde de eserin teknik vasıtalarla kamuya sunulması söz konusudur. Ancak Kanun, önemine binaen umuma iletim hakkını ayrı bir mali hak olarak düzenlemiştir. 6
Umuma iletim hakkı, yayın ve yeniden yayın hakkı; umuma dağıtım ve sunma hakkı (eserin yayın yoluyla satış veya diğer biçimlerde umuma dağıtılması ve sunulması hakkı); dijital ortamda (internet üzerinden) iletim hakkı olarak üç kategoride ele alınabilir. 2. Yayın ve Yeniden Yayın Hakkı (FSEK m. 25/I) Yayın, eserin yayın tekniği ile umuma (kamuya) ulaştırılmasıdır (FSEK m. 25/I: radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması ). Yayının söz konusu olabilmesi için seslerin, işaretlerin veya görüntülerin elektromanyetik dalgalarla bir merkezden gönderilmesi (yayılması) gerekir. Gelişen teknolojiye açık olarak yayını şimdilik üç şekilde ele alabiliriz. Kablosuz (telsiz) yayın, yeryüzünden bir verici aracılığıyla gönderilen sinyallerin (radyo dalgalarının) radyotelevizyon gibi bir alıcı tarafından alınması suretiyle olur. Kablolu (telli) yayın ise, bir yayın kuruluşunun, orijinal bir yayını ya da bir vericide topladığı kablosuz yayını, abonelerine kablo yardımıyla ulaştırmasıyla olur. Uydudan yayın ise, yeryüzündeki bir vericiden yayılan sinyallerin, uzaydaki bir uyduya gönderilmesi ve oradan yeryüzüne yansıtılmasıyla olur. Burada önemli olan yayının kamuya ulaşmasıdır. Kamuya ulaşmayan yayınlar, fikri hukuk bakımından yayın sayılmaz. Bu bağlamda, doğrudan yayın uyduları tarafından yapılan yayınlar yayın hakkı kapsamında yer alır. Yayının, kamu tarafından fiilen ulaşılması (algılanması) da gerekmez; ulaşılabilir olması yeterlidir. Yeniden yayın ise, yayın tekniği ile kamuya iletilen eserin, bir başka yayın kuruluşu tarafından tekraren yayınlanmasıdır (FSEK m. 25/I: ve yayınlanan eserlerin bu kuruluşların yayınlarından alınarak başka yayın kuruluşları tarafından yeniden yayınlanması suretiyle umuma iletilmesi hakkı ). Bu ise, eser sahibinin iznini gerektirir. 3. Umuma Dağıtım ve Sunma Hakkı (FSEK m. 25/II, c. 1) Eserin yayın yoluyla satışı veya diğer biçimlerde dağıtımı ve sunumu da eser sahibinin münhasır yetki alanındadır (FSEK m. 25/II, c. 1: telli veya telsiz araçlarla satışı veya diğer biçimlerde umuma dağıtılmasına veya sunulmasına ). Burada yayın yoluyla satış ya da diğer biçimlerde kamuya dağıtma ya da sunma, esasen eserin maddi olmayan nüshalarına dairdir. Zira maddi nüshaların satışı, kiralanması, diğer yollarla dağıtılması FSEK m. 23 de düzenlenen yayma hakkı kapsamında yer almaktadır. 4. Umuma Erişilebilir Kılma Hakkı (FSEK m. 25/II, c. 2) Eserin dijital ortamda (internet üzerinden) umumun erişimine sunulması da bir umuma iletim türü olarak kanunda düzenlenmiştir (FSEK m. 25/II: gerçek kişilerin seçtikleri yer ve zamanda eserine erişimi sağlamak suretiyle umuma iletimine ). Görüldüğü üzere Kanun, kullanıcının esere istediği yer ve zamanda erişebilmesini aramaktadır. Bu ise, özellikle internet kullanıcısını tarif etmektedir. Örneğin bir müzik eserine internet üzerinden erişim (elektronik ticaret) bu kapsamdadır. Bunun için, müzik eserinin kullanıcı tarafından bilgisayarına indirilmiş, harddiskine kaydedilmiş olması şeklinde çoğaltma fiilinin gerçekleşmesi gerekmez; eserin interaktif olarak indirilebilecek, görüntülenebilecek ya da dinlenilebilecek şekilde hazır tutulması (umuma sunulması) yeterlidir. Oysaki az önce ele 7
aldığımız yayın hakkında, kullanıcının istediği zaman esere ulaşabilmesi mümkün olmayıp, programın gönderilmesi ile eşzamanlı yararlanma söz konusu olur. F. Pay ve Takip Hakkı Güzel sanat eserlerinin, diğer eserlerden farklı olarak, süregiden maddi getirisi bulunmamaktadır. Bir güzel sanat eserinin pay ve takip hakkına konu olabilmesi için, eser sahibi ya da mirasçısı tarafından bir defa satıldıktan sonra koruma süresi içinde tekrar satışa konu olması; bu satışın sergide, açık arttırmada yahut buna benzer bir yerde yapılması; bu satış bedeli ile önceki satış bedeli arasında açık nispetsizlik (oransızlık) bulunması gerekir. Bu şartların bulunması halinde her bir satışta satıcı, Kararname ile belirlenen uygun bir pay ödemekle yükümlüdür (FSEK m. 45/I). Pay verme borcu, borcun doğumuna kaynaklık eden satıştan itibaren işleyen 5 yıllık zamanaşımına tabidir (FSEK m. 45/son). Güzel sanat eserinin; aslından başka, ( eser sahibinin kendisinin sınırlı sayıda meydana getirdiği veya eser sahibinin kontrolünde ve izniyle meydana getirilmiş ve eser sahibi tarafından imzalanmış veya başka bir şekilde işaretlenmiş olmaları nedeniyle ) özgün eser olduğu kabul edilen kopyası ile FSEK m. 2/I-b.1 de ve FSEK m. 3 de sayılan eserler (ilim ve edebiyat eserleri ile musiki eserleri) bakımından yazar ya da bestecinin el yazısı ile yazdığı eserlerin aslı da, pay ve takip hakkına konu olur (FSEK m. 45/I). Buna karşılık Kanun, mimari eserler bakımından pay ve takip hakkı tanımamıştır (FSEK m. 45/I: Mimari eserler hariç ). Zira burada değer artışına neden olan şey, eserin mimari özelliğinden ziyade, gayrimenkule ait başkaca faktörlerdir. Güzel Sanat Eserleri, İlim ve Edebiyat Eserleri ile Musiki Eserlerinin El Yazısıyla Yazılmış Asıllarının Satış Bedellerinden Pay Verilmesine ilişkin 2006/10880 Karar Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı (RG 27.9.2006, Sayı: 26302). Söz konusu Kararda oranlar şu şekilde belirlenmiştir: a) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 50 ile % 100 arasında olması durumunda farkın % 10'u. b) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 101 ile % 200 arasında olması durumunda farkın % 9'u. c) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 201 ve üzeri olması durumunda farkın %8'i. (m. 1). Yrd. Doç. Dr. Ali Demirbaş 8