KAMER SÛRESİ Nuzul 54 / Mushaf 54

Benzer belgeler
İsimleri okumaya başlarken- و ب س ي د ن ا - eklenmesi ve sonunda ع ن ه ر ض ي okunması en doğrusu.

Öğretim İlke ve Yöntemleri 1

DUALAR DUANIN ÖNEMİ Dua

REHBERLİK VE İLETİŞİM 1

TARIK SÛRESİ Nuzul 38 / Mushaf 86

KUREYŞ SÛRESİ Nuzul 21 / Mushaf 106

Değerli Kardeşim, Kur an ve Sünnet İslam dininin iki temel kaynağıdır. Rabbimiz in buyruklarını ve Efendimiz (s.a.v.) in mübarek sünnetini bilmek tüm

KUR AN HARFLERİNİN MAHREÇLERİ (ÇIKIŞ YERLERİ)

KUR AN-I KERİM II Yrd. Doç. Dr. Remzi ATEŞYÜREK

HÜMEZE SÛRESİ Nuzul 34 / Mushaf 104

40 HADİS YARIŞMASI DİKKAT 47'DEN 55'E KADAR Kİ HADİSLERİN ARAPÇA METİNLERİ DÜZELTİLMİŞTİR. SINIFI 5-6,7-8 1-) 9-10,11-12 SINIFI 5-6,7-8 2-) 9-10

Gizlemek. أ Helak etmek, yok etmek أ. Affetmek. Açıklamak. ا ر اد Sahip olmak, malik olmak. Đstemek,irade etmek. Seçme Metnler 25

Question. Neden Hz İsa Ruhullah (Allah ın ruhu) olarak adlandırılmıştır? Yüce Allah ın kendi ruhundan. Peygamberi Âdem e üflemesinin manası nedir?

İmam Tirmizi nin. Sıfatlar Hususundaki Mezhebi

األصل الجامع لعبادة هللا وحده

(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. (Fâtiha, 1/5)

ŞEMS SÛRESİ Nuzul 28 / Mushaf 91

KUR AN-I KERİM II Yrd. Doç. Dr. Remzi ATEŞYÜREK

Allah, ancak samimiyetle ve kendi rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder. (Nesâî, Cihâd, 24)

NÛH SÛRESİ Nuzul 64 / Mushaf 71

(Dersini sabah namazından sonra yapmanı tavsiye etmekle birlikte, sana uygun olan en münasip bir vakitte de yapmanda bir sakınca yoktur.

55. Sizi ondan (arzdan) yarattık, ve ona iâde ederiz ve bir kere daha ondan çıkarırız.

BAZI AYETLER ÜZERİNE KÜÇÜK Bİ R TEFEKKÜR ( IV)

5. Ünite 1, sayfa 17, son satır

Kur an ın, şerî meseleleri ders verirken aynı anda tevhid dersi vermesi hakkında izahta bulunabilir misiniz?

KURAN DA TEKRARLANAN AYETLER

الصيام برؤية واحدة اسم املؤلف حممد بن صالح العثيمني

Cihad Gönderen Kadir Hatipoglu - Şubat :23:10. Cihad İNDİR

İNSAN ALLAHIN HALİFESİ Mİ? (HALEF- SELEF OLAYI) Allah Teâlâ şöyle buyurur:

İman; Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe iman etmendir. Keza hayrı ve şerriyle kadere inanmandır.

Bir kişinin kalbinde iman ile küfür, doğruluk ile yalancılık, hıyanet ile emanet bir arada bulunmaz. (İbn Hanbel, II, 349)

Kolay Yolla Kur an ı Anlama

118. SOHBET Kadir Suresi SÛRE VE MEÂLİ:

KALEM SURESİ. Nuzul Ortamı: Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla MEKKE. Nüzul Sırası 7 NÜZUL YERİ KALEM SURESİ. Nuzul Sıra 7.

ON EMİR الوصايا لعرش

Tedbir, Tevekkül Ve Kader Anlayışımız Gönderen Kadir Hatipoglu - Ağustos :14:51

MÜZZEMMİL SURESİ. Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla MEKKE GİRİŞ SURENİN KONUSU. MÜZZEMMİL SURESİ Mushaf Yeri 73. Ayet Sayısı 20.

NASR SÛRESİ Nuzul 111 / Mushaf 110

101. SOHBET Kur an da Hz. Lût (as) ve Kıssası LÛT (AS) KİMDİR?

(40 Hadis-7) SEÇME KIRK HADİS

Yarışıyorlarkoşuyorlar

ALLAH IN RAZI OLDUĞU KULLAR

HZ. PEYGAMBER (S.A.V) İN HOŞGÖRÜSÜ VE AFFEDİCİLİĞİ

bartin.diyanet.gov.tr/kurucasile

Onlardan bazıları. İhtilaf ettiler. Diri-yaşayan. Yüce. Sen görüyorsun ت ر dostlar. ..e uğradı

HADİS II DERSİ EZBER HADİSLER

DUA KAVRAMININ ANLAMI*

EV SOHBETLERİ AT. Ders : 6 Konu : Kitaplara İman. a) Kitaplara Topyekün İman

Bayram hutbesi nasıl okunur? - İlyas Uçar - Ebû Rudeyha - Evvâh - Kişisel Bilgi Sitesi

Kabir azabı kıyâmet kopuncaya kadar devam eder mi?

148. Sohbet ÖNDEN GİDENLER

yoksa ziyana uğrayanlardan olursun." 7

هل الا نبياء متساوون. şeyh Muhammed Salih el-muneccid

EV SOHBETLERİ SOHBET Merhamet

Kur'an'da Kadının Örtüsü Meselesi - İlyas Uçar - Ebû Rudeyha - Evvâh - Kişisel Bilgi Sitesi

CENAB-I HAKK IN O NA İTAATİ KENDİNE İTAAT KABUL ETTİĞİ ZAT A SALÂT VE SELAM

113. SOHBET Peygamberlerin Ortak Özellikleri

Yasin sûresini okuduktan sonra duâ etmek için toplanmanın hükmü. Abdulaziz b. Baz

Bazı Âyetlerin Anlamları ile İlgili Mülahazalar

KADR SÛRESİ Nuzul 12 / Mushaf 97

Altı aylık iken anne karnından düşen ceninin cenaze namazını kılmanın hükmü

Ders : 57 Konu: Şeytanla Mücadele

1- EBEVEYNLERİN ÇOCUKLAR ÜZERINDEKİ HAKLARI

İHSAN SOHBETLERİ İHSAN SOHBETİ

144. SOHBET ÖNEMLİ İMTİHAN: DİL

Okul Öncesi İçin DUÂLAR SÛRELER. Melek BOZDOĞAN Murat BOZDOĞAN

BİRKAÇ AYETİN TEFSİRİ

ARAPÇADA İSİMLER. Sonu ref ile biten sözcüğe ref edilmiş anlamında merfû adı verilir. Ref alametleri:

AÇIKLAMALI SÛRE MEÂLLERİ

AÇIKLAMALI SÛRE MEÂLLERİ

KEVSER SÛRESİ Nuzul 15 / Mushaf 108

AÇIKLAMALI SÛRE MEÂLLERİ

ICERIK. Din kelimesinin sözlük anlami Din kelimesinin Kur an daki anlamlari Din anlayislari Dinin cesitleri Ayetlerle din

Hor görme, aşağılama, hakir kabul etme günahını ilk işleyen şeytandır.

İSLAM HUKUKUNDA CEZA CEZALAR

Kolay Yolla Kur an ı Anlama

tyayin.com fb.com/tkitap

ه: د ع ل ض ب او ت ن ل ه ب م ذ ت خ أ إن ا م م كي ف ت ر ك ت د ق ي فإ ن يت للا س ن و با ك ت

TİN SURESİ. Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ TİN SURESİ. 3 Bu güvenli belde şahittir;

Ders : 185. Konu : MEKKE DE GİZLİ DAVET. MEKKE DÖNEMİ ve DAVET BYK&ŞYK DERSLERİ

BURÛC SÛRESİ Nuzul 29 / Mushaf 85

KİTAP-SÜNNET İLİŞKİSİ (Nebi ve Resul Kavramları)

و ال ت ق ول وا ل م ن ي ق ت ل ف ي س بيل الل ه أ م و ات ب ل أ ح ي اء و ل ك ن ال ت ش ع ر ون

ی س ر و لا ت ع س ر ر ب ت م م ب ال خ ی ر

Borçlunun sadaka vermesinin hükmü

Damla Yayın Nu: Editör Mehmet DO RU. Dil Uzman lyas DİRİN. Görsel Tasar m Uzman Cem ÇERİ. Program Gelifltirme Uzman Yusuf SARIGÜNEY

şeyh Muhammed Salih el-muneccid

Rahmân ve Rahîm olan Allâh ın ismiyle Hamd, - Allâh a mahsustur. O na hamd eder, O ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve

124. SOHBET Sözü Güzel Söylemek

ALLAH YOLUNDA CİHAD1

EĞER NEBİ MUHAMMED, BENDEN YAHUDİLİĞİ VE HIRİSTİYANLIĞI İNKÂR ETMEMİ İSTESE; YAHUDİLİĞİ VE HIRİSTİYANLIĞI İNKÂR ETMEM, MUHAMMED'İ İNKAR EDERİM

EV SOHBETLERİ DERS: 7 KONU: PEYGAMBERLERE İMAN. A) Peygamber (Resȗl-Nebî) Ne Demektir?

Kur an-ı Kerim de Geçen Ticaret, Alım-Satım, Satın Alma Ayetleri ve Mealleri

MERYEM SÛRESİ Nuzul 43 / Mushaf 19 Surenin Adı:

Kur ân da Fert Aile ve Toplum Ahlâkı Gönderen Kadir Hatipoglu - Temmuz :39:53

TÎN SÛRESİ Nuzul 30 / Mushaf 95

EV SOHBETLERİ. (Allah) her şeyi yaratmış, ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir. (Furkan, 25:2)

SECDE SÛRESİ Nuzul 57 / Mushaf 32

Transkript:

Surenin Adı: KAMER SÛRESİ Nuzul 54 / Mushaf 54 Sûre ayın evrelerine değil de zati varlığına delalet eden ay anlamındaki Kamer adını ilk âyetinden alır. Sahabe nin dilinde ilk kelimeleri olan ikterabeti s-sâ ah ile anılmıştır (Buhârî). Surenin Nuzul Yeri ve Zamanı: Sûrenin tamamı Mekkîdir. MEKKE Mina Müzdelife Arafat KABE

Hz. Aişe den şöyle bir rivayet nakledilir: Bu sûre Muhammed e indiği sırada ben oyun oynayan yeni yetme bir kız çocuğuydum (Buhârî). İlk tertipler sûreyi Tarık-Sâd arasına yerleştirir. Bu sûreyi, 5. yılda inen Tarık ın arkasına yerleştirmek isabetli değildir. Zira sûre boykot döneminin açtığı yaraları saran bir üsluba sahiptir. Bu yaraların henüz taze olduğu 9. yılda inmiş olmalıdır. Surenin Konusu: Sure; Son saat yaklaştı ve ay yarıldı diye başlar. Kur an da Son Saat haberleri kesinliği ifade etmek için geçmiş zaman kipiyle yer alır. Bu sûrede kıssalar birer kurşun gibi söz kalıbına dökülerek sözün gücüne karşı gücün sözcülüğünü yapan inkârcı muhataplara yöneltilir. Tam dört kez şöyle denir: Fakat, uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabım nasıl olurmuş, (gördüler)! Doğrusu Biz bu Kur an ı ders alınsın diye kolaylaştırdık; öyleyse, yok mudur ders alan? Zira Kur an, sahibi Allah olan hayat okulunun yine Allah a ait olan müfredatıdır. Kur an dan ders almayan Allah tan ders almıyor demektir. Vahiy kendisini düşünen bir topluma ithaf eder. Dersi ise hayatına vahiyle istikamet vermek isteyenler alır. Hz. Ömer şöyle der: Lâ yağrurkum men karae l-kurân! İnnemâ huve kelâmun netekellemu bih. Velâkin unzurû men ya mel bih! (Birinin Kur an okuması sizi aldatmasın! O dilimizdeki bir sözdür. Asıl siz onu kim hayatına koyuyor, ona itibar edin!) Fudayl b. Iyaz şöyle der: İnnemâ nezele l- Kur anu li-yu mele bih; ittehaze n-nâsu kıraetehu amelen (Kur an sadece kendisiyle amel olunmak için indirildi; insanlarsa onun kıraatını amel edindiler). Sûre konu itibarıyla üç bölüme ayrılabilir. 1. Bölümü oluşturan 1-8. âyetler yaklaşan kıyametten söz eder. 2. Bölümde helâk kıssaları yer alır (9-42). Hz. Nûh un bittim noktası dile getirilerek (10) zımnen Allah Rasulü ne, Kulun gücünün bittiği yerde Allah ın yardımı başlar müjdesi verilir. 3. Bölüm mucizevi bir ihbar ile, vahye karşı direnenlerin hezimete uğrayacakları haberiyle başlar (45). Varlığın ilâhi bir plan üzere yaratıldığı vurgulanır (49). Son pasajında Allah a karşı küstahlaşan herkese şu ilâhi uyarı yapılır: Nitekim, geçmişte sizinle aynı kafaya sahip toplumları yok ettik: hâlâ yok mudur ders alan? (51) Sure; Dikkat et Ey İnsan. Unutma ki yaptığın her şey kayıt altına alınıyor (52-53) mesajıyla son bulmaktadır.

ب س م للا ح ن م ا ر ح ن م م RAHMÂN RAHÎM ALLAH IN ADIYLA ح ق ت م ب ت ح نساع ة و حن ش نق ح ق ا م ١ 1 SON Saat yaklaşacak ve ay yarılacak.(1) (1) Veya: Son Saat yaklaştı ve ay yarıldı. Kur an da Son Saat haberleri, kesinliği ifade için geçmiş zaman kipiyle yer alır. Tercihimiz bu genel Kur ani üsluba dayanmaktadır. Alternatif anlam ise, bir çok müfessirin tercihi olan ve sahabeden gelen rivayetlerde yer alan ayın yarılması mucizesi ne dayanmaktadır. Söz konusu rivayetler Ankebût 50-51 ve İsra 59 ışığında anlaşılmalıdır. Hasan ve Ata, bu âyeti Kıyame 7-8 deki ay tutulması ile tefsir ederler. Buna göre olay kıyamet öncesine bir atıftır (İbn Aşur). Olağandışı bir ay tutulması yaşanmış olması ve bunu görenlerin ayı ikiye yarılmış sanması da mümkündür. Âyet, kozmik sistemin oluşumu sırasında ayın yeryüzünden kopuşuna da yorulabilir. Allah en doğrusunu bilir. و ح ر م و ح ح ة ع م ض وح و ق و وح س م ا س ت ا م ٢ 2 Ama eğer onlar bir mucize görseler, (hem hakikatten) yüz çevirirler (hem de onun cazibesinden kendilerini alamayışlarını) Bu sürekli gerçekleşen bir sihirdir (2) diye izah ederler; (3) (2) Veya kelimeyi merra yerine mirra köküne isnat ederek: Güçlü bir sihirdir (İbn Aşur). Müşriklerin vahiy mucizesini sihir saydıklarına dair bkz. Zuhruf: 30; Ahkâf: 7. (3) Bağlamdan da anlaşılacağı gibi burada inkârcı muhatapların vahyin çağrısına sırt çevirmekle vahyin cazibesinden kurtulamamak arasındaki çelişkili durumları dile getirilmektedir. Zaten bir şeyi sihirdir diyerek reddetmek, onun kendi üzerindeki gücünü ve etkisi itiraf etmektir. Dolayısıyla buradaki i rad da mesajından yüz çevirmekle birlikte etkisinden kaçıp kurtulamamayı ifade eder (İ rad ve Tevelli için bkz. Necm: 29 ve Nisâ: 81). Parantez içi açıklamalarımız bu mülahazalara dayanmaktadır. (Nuzul 83 / Mushaf 43 : Zuhruf 30 Aşağıdadır.) و ناا ج اء ه م ح ق ق ا وح ه ذ ح س م و ح ننا ب ه ك اف م ور ٠٣ 30 Ama hakikat ayaklarına kadar geldiği zaman da, Bu bir sihirdir, biz bunu kesinlikle reddediyoruz dediler. (Nuzul 86 / Mushaf 46 : Ahkaf 7 Aşağıdadır.) و ح ذ ح ت ت لى ع ل ه م ح ات ن ا ب ن ات ق ال ح نذ ر ك ف م وح ل ق ناا ج اء ه م ه ذ ح س م ا ب ر ٧ 7 Evet ne zaman âyetlerimiz onlara bütün açıklığıyla tebliğ edildiyse, inkâr eden kimseler ayaklarına kadar gelen hakikat için Bu etkili bir sihirdir! dediler.(8) (8) Etkili, mubîn in bu bağlamdaki en uygun karşılığıdır. Âyetleri sihir saymakla ilgili bkz. Zuhruf: 30. Bu âyette sihr ile hakk birbirinin karşıtı olarak kullanılıyor. Şu halde sihr in mânalarından biri de gerçek olmayan dır. Bu âyet, ilk inkârcı muhatapların vahyin gücünü tersinden itiraf ettiklerini gösterir. Zira, eğer etkilenmeselerdi sihir demezlerdi.

(Nuzul 26 / Mushaf 53 : Necm 29 Aşağıdadır.) ف ا ع م ض ع ر ا ر ت و ى ع ر ذ ك م ن ا و م م د ح ن ل ح وة ح د ن ا ٢٢ 29 Şu halde, artık sen de vahyimizden yüz çevirerek Bize sırt dönen ve tek arzusu bu dünya hayatı(nın geçici zevkleri) olan kimseleri ciddiye alma! (21) (21) İ rad kötü veya kötü sanılanla mesafeyi sınırlamayı ifade eder. Tevelli ise hem iyiden yüz çevirmeyi, hem iyiye sırt dönenden yüz çevirmeyi ifade eder (krş. Müddessir: 23 ve Nisâ: 63, not 4 ve 3). (Nuzul 106 / Mushaf 4 : Nisa 81 Aşağıdadır.) و ق و ور ط اع ة ف ا ذ ح ب م ز وح ا ر ع ن د ك ب نت ط ائ ف ة ا ن ه م غ م ح نذى ت ق ول و للا ك ت ا ا ب ت ور ف ا ع م ض ع ن ه م و ت و نكل ع ل ى للا و ك ف ى ب ا و ك ١١ 81 Onlar Baş üstüne! derler, ama yanından uzaklaştıklarında, içlerinden bir güruh gece boyunca senin dile getirdiğinden farklı işler çevirirler. Ama Allah onların gece karanlığında çevirdikleri işleri kaydetmektedir. şu hâlde işine bak(101) ve Allah a dayan; zira dayanak olarak Allah yeter. (101) İ râd ın anlamı yüz çevirmek olamaz. Nedeni için 63. âyetin notuna bkz. Fe a rıd anhum ibaresinin vurgusu yükleminden çok öznesine dönüktür. Onlardan yüz çevirmekten amaç, kendi işine bakmasıdır (Tevelli ile farkı için bkz. Necm: 29, not 2). Bu açıdan onları boşver anlamındaki fe zerhum (Mü minûn: 54 vd.) formundan ayrılır. Bu ikincisinde vurgu, özneden çok yükleme aittir. و ك نذب وح و ح نتب ع وح ح ه و حء ه م و ك ل ح ا م ا س ت ق م ٠ 3 Zaten hep yalanlıyorlar ve önyargılarının peşine düşüyorlar. Sonuçta, her hakikatin (4) ortaya çıkmak (gibi bir huyu) var. (4) Lafzen: emrin. و ق د ج اء ه م ا ر ح ل ن ب اء ا ا ف ه ا ز د ج م ٤ 4 Doğrusu onlara, içerisinde (gerçeği) gözlere zorla sokan haberler bulunan bir mesaj gelmiştir: ك ا ة ب ا غ ة ف ا ا ت غ ر ح ن ذ م ٥ 5 Hedefe tam ulaştıracak çapta bir hikmet; fakat uyarının hiçbir yararı olmadı. ف ت و نل ع ن ه م و م د ع ح ندحع ح ى ش ی ء ن ك م ٦ 6 Artık sen de onlardan yüz çevir! (5) Bir davetçinin, asla (kimsenin) tasavvur edemeyeceği o şeye çağıracağı gün, (5) Zımnen: Gündemini düşmanların belirlemesin! Tevelli için 2. âyetin notuna ve atışarına bkz. خ نشع ا ح ب ص ا م ه م خ م ج ور ا ر ح ل ج د حث ك ا ننه م ج م حد ا ن ت ش م ٧ 7 Onlar yılgın ve bitkin gözlerle, savrulmuş çekirge sürüleri gibi mevzilerinden (6) çıkacaklar; (6) Ecdâs geldiği üç yerde de kıyamet bağlamında gelir. Bu yüzden daha genel bir kullanıma sahip olan kabirler ile karşılanması yerinde değildir.

ا ه ط ع ر ح ى ح ندحع ق ول ح ك اف م ور ه ذ ح و م ع س م ١ 8 Davetçiye doğru panik içinde seğirtecekler ve o inkâr edenler Bu zor bir gün! diye çığlık atacaklar.(7) (7) O kadar ki; o gün yüreklerin sahibini boğarcasına gırtlağa dayanacağı dehşet günü olacak (Mü min: 18). ك نذب ت ق ب ل ه م ق و م ن وح ف ك نذب وح ع ب د ن ا و ق ا وح ا ج ن ور و حز د ج م ٢ 9 ONLARDAN önce, Nûh kavmi de yalanlamıştı: hem kulumuzu(8) yalanlamışlar, hem de dönüp O bir delidir demişlerdi: ama engellendiler. (9) (8) Kulumuz un zımni çağrışımı: Biz e kulluk edenin mevlası Biz oluruz. (9) Şu arâ 116 ya dayanarak.

Hz Nuh un yaşadğı Yerler (Kufe ve Cudi) (Nuzul 51 / Mushaf 26 : Şu ara 116 Aşağıdadır.) ق ا وح ئ ر م ت ن ت ه ا ن وح ت ك ون نر ا ر ح ا م ج وا ر ١١٦ 116 Ey Nûh! dediler, Eğer buna bir son vermezsen, taşlanarak susturula)caksın. ف د ع ا م نبه ح ن ى ا غ ل و ف ان ت ص م ١٣ 10 Derken, o Rabbine şöyle yalvardı: Ben artık bittim, şimdi Sen yardım et! (10) (10) Lafzen: yenildim. Kul Bittim ya Rab! derse, Allah Yettim kulum! der (krş. Nûh: 26-27). Bu âyetlerin Allah Rasulü nün bittim noktası olan Taif seferine yakın bir zamanda indiği hatırlanmalıdır. İnsan ne ki? İnsan biter. Gerçekten Allah yolunda bitmek ve bittim demek kusur değil bilakis meziyettir, bir hak ediştir. Ben bittim diyecek kadar koşan ve bunu söylemeyi hak eden kaç fâni var şu dâr-ı dünyada? Onların hepsi de bittiklerinde Dayan kulum, Ben de yettim! diyen bir Allah ı yanlarında bulmuşlardır. (Nuzul 64 / Mushaf 71 : Nuh 26-27 Aşağıdadır.) و ق ال ن وح م ل ت ذ م ع ل ى ح ل م ض ا ر ح ك اف م ر د نا م ح ٢٦ 26 Nûh Rabbim! diye yalvardı, Yeryüzünde kâfirlerden mostralık (16) tek kişi dâhi bırakma! (16) Deyyâr bir tek burada geçer. Nadir kelimelere nadir karşılık kuralımız gereği böyle çevirdik. Sitemin büyüklüğü emeğin büyüklüğünün göstergesidir.

ح ننك ح ر ت ذ م ه م ض ل وح ع ب اد ك و ل ل د وح ح ن ل ف اج م ح ك نفا م ح ٢٧ 27 Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, Senin kullarını yoldan çıkarmaya (çalışacaklar); onlardan fesatçılar ve küfre saplananlardan başkası doğmayacaktır. (17) (17) Bu ifadeler, Hz. Nûh un harcadığı emeğin ve davet yolunda katlandığı zorluğun büyüklüğünü göstermek içindir. Hz. Nûh un duasının kabul olması, Her peygamberin ümmeti hakkında kabul olmuş bir duası vardır hadisi ışığında anlaşılmalıdır (şatıbî, el- Muvâfakât IV, 283). İbn Mes ud, içinde bu duanın geçtiği şu hadisi nakleder: Bedir esirleri getirildiğinde; Hz. Ebubekir: Ya Rasulallah! Onlar senin kavmindendir; istersen onları bırakabilirsin: umulur ki Allah onlara dönüş nasip eder! dedi. Ömer de dedi ki: Ya Rasulallah! Onlar seni yalanladılar, yurdundan çıkardılar ve sana karşı savaştılar: vur boyunlarını! Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Allah kimi kalpleri pamuk gibi yumuşak, kimilerini de kaya gibi sert yaratır. Ey Ebubekir, sen: Artık kim bana uyarsa işte o bendendir.. (İbrahim: 36) diyen İbrahim; ve Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır.. (Mâide: 118) diyen İsa gibisin. Ey Ömer, sen de Rabbim! Mallarını yok et, kalplerini bağla.. (Yûnus: 88) diyen Musa ve Rabbim yeryüzünde kâfirlerden mostralık dâhi bırakma! diyen Nûh gibisin (Tirmizî ve İbn Hanbel). Hz. Nûh, kendi kanaatini yansıtan bu duayı felaketin ardından da yapmış olabilir. Zira bu iki âyetin öncesi buna delalet eder. Bunu Hûd 36 da teyit eder. Zira söz konusu âyette, Bundan böyle toplumundan kimse sana inanmayacak denilmektedir. ف ف ت ن ا ح ب و ح ح نسا اء ب ا اء ا ن ه ا م ١١ 11 Biz de bardaktan boşanırcasına dökülen bir su ile semanın kapılarını açtık; و ف نج م ن ا ح ل م ض ع ون ا ف ا ت ق ى ح ا اء ع لى ح ا م ق د ق د م ١٢ 12 Ve toprağı fışkıran pınarlara çevirdik; ve kararlaştırılmış bir görevi gerçekleştirmek üzere su(lar) birleşti.(11) (11) Hz. Nûh karada gemi yaparken zalim kavim Hani bunun denizi der gibisinden dalga geçiyorlardı. Zımnen, tüm zamanların Nûh larına: Günah okyanusunda sevap adası olmak karada gemi yapmaktır. Sen karada gemini yap! Deniz lazım olursa, suların Rabbi onu senin ayağına getirir. و ا ل ن اه ع لى ذ حت ح و حح و د س م ١٠ 13 Ama onu (malzemesi) ahşap ve çiviler olan bir (gemi ile) taşıdık (12) (12) Geminin nitelikleriyle anılmasının öyle bir vurgusu olabilir: Nûh u ve iman edenleri taşıyan, öyle olağanüstü gökten inmiş bir gemi değildi. Bildiğiniz türden ve sıradan malzemeyle yapılmış bir gemiydi. Dolayısıyla kerameti gemide değil, mü minlerin istikametinde ve imanında arayınız! ت ج مى ب ا ع ن ن ا ج ز حء ا ر ك ار ك ف م ١٤ 14 O (gemi) gözetimimiz altında yol aldı; (bu), nankörlüğe maruz kalan (Nûh a) verilmiş bir ödüldü. و ق د ت م ك ن اه ا ح ة ف ه ل ا ر ا ندك م ١٥ 15 Doğrusu Biz, bu (kıssayı) bir (ibret) belgesi olarak bıraktık (13) öyleyse yok mudur ders alan? (13) Hâ dişil zamiri kıssayı gösterebileceği gibi gemiyi de gösterebilir. Bu ikincisi olma durumunda mâna şu olur: Biz bu gemiyi geridekilere bir ibret olarak bıraktık.

ف ك ف ك ار ع ذ حبى و ن ذ م ١٦ 16 Nitekim, uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabım nasıl olurmuş (görün)! (14) (14) Vâv ın hal anlamını tercih ederek. و ق د نس م ن ا ح ق م ح ر لذ ك م ف ه ل ا ر ا ندك م ١٧ 17 Ve doğrusu Biz bu Kur an ı ders alınsın diye kolaylaştırdık:(15) öyleyse yok mudur ders alan? (15) Zikr, hem anlamayı ve hatırlamayı, hem de öğüt almayı ifade eder (bkz. A râf: 3, not 4; Enbiya: 10). (Nuzul 79 / Mushaf 21 : Enbiya 10 Aşağıdadır.) ق د ح ن ز ن ا ح ك م ك ت اب ا ف ه ذ ك م ك م ح ف ت ع ق ل ور ١٣ 10 DOĞRUSU Biz size, içinde size şeref ve itibar kazandıran bir mesaj(13) indirmiş bulunuyoruz: şu halde, hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız? (13) Veya: içinde zihninizi inşayı amaçlayan uyarılar olan bir mesaj (bkz. Taberî; krş. Zuhruf: 44, not 3). Zikrukum ifadesinin çeviriye böyle yansıması, kelimenin yapısından kaynaklanır. Zikr, Ya insan tasavvuruna bir şeyin simgesini sunarak onu hafızasına kaydetmesini sağlamak, Ya da zihinde/tasavvurda önceden varolduğu halde bir şekilde kaybolmuş olanı yeniden ortaya çıkarmaktır. Bu tanımı yapan Râğıb, önce kalbin ve dilin zikri diye ikiye ayırdığı kavramı, bir de kendi içinde ikiye ayırır: 1) Unutmaktan dolayı hatırlatmak, 2) Akılda kalıcı olmasını sağlamak için hatırlatmak (Müfredât). Bu tanım, temel niteliklerinden biri zikr olan vahyi, ilâhi bir inşa projesi olarak öne çıkarmaktadır (Tâhâ: 99, 130, ilgili notlar). Vahiy bu inşayı önce eylemin ana rahmi olan tasavvurda gerçekleştirir. Çevirimiz bu yaklaşıma dayanmaktadır. ك نذب ت ع اد ف ك ف ك ار ع ذ حبى و ن ذ م ١١ 18 ÂD (kavmi) de yalanlamıştı: fakat uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabım nasıl olurmuş, (gördüler).

Hz Hud ve Ad Kavmi Hz Hud ve Ad Kavmi

Hz Hud ve Ad Kavmi Hz Hud ve Ad Kavmi

Hz Hud ve Ad Kavmi ح ننا ح م س ل ن ا ع ل ه م م ا ص م ص م ح فى و م ن س ا س ت ا م ١٢ 19 Elbet Biz de onların üzerine kapkara bir günde gürültülü bir kasırga gönderdik: ت ن ز ع ح نناس ك ا ننه م ح ع ج از ن خ ل ا ن ق ع م ٢٣ 20 İnsanları öyle savuruyordu ki, sanki onlar kökünden sökülmüş hurma kütükleri gibi (yere serildiler). ف ك ف ك ار ع ذ حبى و ن ذ م ٢١ 21 Fakat uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabım nasıl olurmuş, (gördüler). و ق د نس م ن ا ح ق م ح ر لذ ك م ف ه ل ا ر ا ندك م ٢٢ 22 Ve doğrusu Biz bu Kur an ı ders alınsın diye kolaylaştırdık: öyleyse yok mudur ders alan?

ك نذب ت ث ا ود ب ا ن ذ م ٢٠ 23 SEMUD da bütün uyarıları yalanladı;

Hz Salih ve Semud Kavmi Hz Salih ve Semud Kavmi

Hz Salih ve Semud Kavmi ف ق ا وح ح ب ش م ح ا ننا و ح د ح ن نتب ع ه ح ننا ح ذ ح فى ض ل و س ع م ٢٤ 24 Ve dediler ki: Ne! İçimizden (bula bula) bir ölümlüye mi uyacağız? (16) Bu takdirde biz sapıklığa ve çılgınlığa gömülmüş oluruz. (16) Tabiatın gizli güçlerinin sembolleri olarak niteledikleri totem ve putlarını meşrulaştırmak için melek peygamber talebine işaret eder.. Ama bu talebin özünde insan soyundan umut kesme yatar. Bu, onların kendilerinden umut kestiklerini gösterir. ء ح ق ى ح ذ ك م ع ل ه ا ر ب ن ن ا ب ل ه و ك نذح ح ش م ٢٥ 25 Vahiy, aramızdan bir tek ona mı indirildi? Hayır, aksine o yalanda sınır tanımayan mağrurun biri. س ع ل ا ور غ د ح ا ر ح ك نذح ح ل ش م ٢٦ 26 (Allah dedi ki): Onlar yarın yalanda sınır tanımayan mağrur kimmiş bilecekler: ح ننا ا م س ل وح ح نناق ة ف ت ن ة ه م ف ا م ت ق ب ه م و حص ط ب م ٢٧ 27 Unutma ki (Ey Sâlih); Biz bu dişi deveyi onları sınamak için göndermiş bulunuyoruz: (17) artık onları gözetle ve sabırlı ol! (17) Sınama aracı kılınan diğer örnekler için krş. Müddessir: 31; İsra: 60; Sâffât: 63; Bakara: 102.

و ن ب ئ ه م ح نر ح ا اء ق س ا ة ب ن ه م ك ل ش م ا ت ض م ٢١ 28 Ve onlara suyun aralarında (18) taksim edildiğini haber ver: her sulama nöbetleşe yapılacaktır. (18) Yani kendi hayvanlarıyla Allah ın suyunu dâhi esirgedikleri dişi (ve belki de hamile) deve arasında (şu arâ: 155). Canın sahibi o canı verendir. Sahipsiz deveye Allah sahip çıktı. Allah ın suyunu Allah ın devesinden esirgemeye kalktılar. Bu Allah la ayaklaşmak demekti. Sonunda helak oldular. ( Allah ın devesi ne dair tahliller ve konuyla ilgili açıklamalar için bkz. Hûd: 64, not 2; Hac: 37.) (Nuzul 70 / Mushaf 11 : Hud 64 Aşağıdadır.) و ا ق و م ه ذ ه ن اق ة للا ك م ح ة ف ذ م وه ا ت ا ك ل فى ح م ض للا و ل ت ا س وه ا ب س وء ف ا خ ذ ك م ع ذ ح ق م ٦٤ 64 İmdi ey kavmim! Allah a ait olan bu dişi deve(79) sizin için bir sembol kılınmıştır. O hâlde bırakın da Allah ın arzında otlasın! Sakın ona kötülük yapayım demeyin! Sonra ânî bir azaba çarptırılırsınız. (79) Lafzen: Allah ın devesi. Bu ifade tıpkı, Beytullah (Allah ın evi) ve Bu âyette geçen ardullah (Allah ın arzı) gibi anlaşılmalıdır. Bu son ikisi nasıl kamu malını ifade ediyorsa, hakkında bir yığın mesnetsiz yorum yapılan bu deve de kamu malını ifade eder. Etiyle canıyla bilinen bir devenin bilinmeyen mucizevi bir belge (âyeten) olması, o deve üzerinden yapılan sınavın azametine ve asla tahmin edilemeyecek olan sonucuna işaret etse gerektir. Muhtemelen bu deveyi ayrıcalıklı kılan, onların varlıktaki ilâhî hiyerarşiye müdahale anlamına gelen sahte kutsallık icadı sayılabilecek uygulamalarıydı. Allah için hayvan kurban etmenin hikmeti de, ilâhî hiyerarşiye (meratibü l-vücûd) saygı taliminden başkası değildi (krş. Hac: 36-37, notlar). Bu, Mâide 103 ten öğrendiğimiz Mekke ve çevresinde yaygın olan bir geleneği andırır. Bu geleneğe göre, özellik sahibi hayvanları önce adayarak sahte bir kutsallık kılıfı geçiriyorlar, bu süreç o hayvanlara eza-cefaya dönüşerek ölüme kadar varabiliyordu. Bu geleneğin köklerinin Semud a kadar uzandığını düşünebiliriz. (Nuzul 91 / Mushaf 22 : Hac 37 Aşağıdadır.) ع لى ا ا ه د ك م و ب ش م ح ا س ن ر ٠٧ وا ه ا و ل د ا اؤ ه ا و ك ر ن ا ه ح نتق و ى ا ن ك م ك ذ ك س نخ م ه ا ك م ت ك ب م وح للا ر ن ال للا 37 Onların ne etleri, ne de kanları Allah a ulaşır; fakat sizden O na ulaşan yalnızca O na karşı gösterdiğiniz derin sorumluluk bilincidir. Böylece onları sizin yararınıza âmâde kıldı ki, size yol gösterdiğinden dolayı Allah ın yüceliğini lâyıkıyla takdir edesiniz; (58) ve (sen Ey Peygamber,) iyileri (O nun rızasına ermekle) müjdele! (58) Kurban ibadetinin hikmeti, eşyanın insanın emrine âmâde kılınması demeye gelen teshir sırrında yatmaktadır. Bu sırrı önceki âyette yer alan kezalike sahharnâhâ lekum ile bu âyetteki kezâlike sahharahâ lekum ibâreleri ele verir. Teshir, insanın yaratılmışlar âlemindeki şerefini gösterir. Lekum deki lâm hem insanın emrine âmâde kılınmayı hem de insan için bir yasaya bağlı olarak yaratılmayı ifade eder. Allah ın insana musahhar kıldığı her şeyin üzerinde zımnen insani hizmete mahsustur yazılıdır. Kur an a göre yıldızlar, nehirler, güneş ve ay, gece ve gündüz, yer ve gökteki her şey, denizler, kuşlar, bulutlar insanın emrine musahhar kılınmıştır. Kurbanlık hayvanlar da öyle Teshir, varlık hiyerarşisine (meratibü l-vücud) delalet eder. Kurban kesmek, Allah ın koyduğu varlık hiyerarşisine saygı göstermektir. Zira insanlığın dünü ve bugünü, varlık hiyerarşisi bozulunca başta öküz (apis) ve inek (hotor) olmak üzere emrine verilen her şeyi tanrılaştırdığının sayısız örnekleriyle doludur (A râf: 148). Mâide 103. âyet, cahiliyye insanının varlık hiyerarşisini bozma teşebbüsünü reddeder. Kurban kesen zımnen şu ahdi vermiş olur: Allah ım! Senin varlık için koyduğun sıralamayı (meratib l-vücûd) bozmayacağım!

ف ن اد و ح ص ا ب ه م ف ت ع اطى ف ع ق م ٢٢ 29 Derken onlar, (çete başı olan) arkadaşlarını çağırdılar. Kafa kafaya verdiler ve nihayet o, (deveyi) gaddarca boğazladı. (19) (19) Akara için bkz. A râf: 77 (Nuzul 56 / Mushaf 7 : A raf 77 Aşağıdadır.) ف ع ق م وح ح نناق ة و ع ت و ح ع ر ح ا م م ب ه م و ق ا وح ا ص ا ح حئ ت ن ا ب ا ا ت ع د ن ا ح ر ك ن ت ا ر ح ا م س ل ر ٧٧ 77 En sonunda dişi deveyi (58) işkenceyle, vahşice katlettiler (59) ve Rablerinin buyruğuna karşı geldiler; üstelik dediler ki: Ey Sâlih! Eğer peygamberlerden biri olduğun gerçekse, haydi getir şu bizi tehdit ettiğin azabı! (58) Bu deve ile ilgili bir açıklama için bkz. Hûd: 64, not 2. (59) Agara, hayvanın bacaklarını kırmak anlamına gelir. Bu bağlamda kelimenin kazandığı anlam işkenceyle öldürme, hunharca katletme dir. ف ك ف ك ار ع ذ حبى و ن ذ م ٠٣ 30 Fakat, uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabımın nasıl olduğunu (hiç hesaba katmadı). ح ننا ح م س ل ن ا ع ل ه م ص ة و ح د ة ف ك ان وح ك ه ش م ح ا ت ظ م ٠١ 31 Elbet Biz de onlara tek bir bela sayhası gönderdik: sonunda çürüyüp un-ufak olmuş odun talaşına döndüler. و ق د نس م ن ا ح ق م ح ر لذ ك م ف ه ل ا ر ا ندك م ٠٢ 32 Ve doğrusu Biz bu Kur an ı ders alınsın diye kolaylaştırdık: öyleyse yok mudur ders alan? ك نذب ت ق و م وط ب ا ن ذ م ٠٠ 33 LÛT kavmi de bütün uyarıları yalanladı.

ح ننا ح م س ل ن ا ع ل ه م اص ب ا ح ن ل ح ل وط ن نج ن اه م ب س م ٠٤ 34 Elbet Biz de onları bir bela fırtınasına maruz bıraktık (20) ve seher vakti sadece Lût un (iman) ailesini kurtardık, (21) (20) Krş. Ankebût: 28-35. (21) Karısı bu aileye dahil olmadığı için kurtulamadı (bkz. Hûd: 81 ve Neml: 57). (Nuzul 89 / Mushaf 29 : Ankebut 28-35 Aşağıdadır.) و وط ا ح ذ ق ال ق و ا ه ح ننك م ت ا ت ور ح ف ا ش ة ا ا س ب ق ك م ب ه ا ا ر ح د ا ر ح ع ا ا ر ٢١ 28 LUT U da (göndermiştik). Hani o kavmine demişti ki: şu kesin ki siz, bütün bir dünyada daha önce hiç kimsenin yapmadığı (derecede) iğrençlikler yapıyorsunuz. ح ئ ننك م ت ا ت ور ح م ج ال و ت ق ط ع ور ح نسب ل و ت ا ت ور فى ن اد ك م ح ا ن ك م ف ا ا ك ار ج و ح ق و ا ه ح ن ل ح ر ق ا وح حئ ت ن ا ب ع ذ ح للا ح ر ك ن ت ا ر ح نصاد ق ر ٢٢ 29 Evet, erkeklere (şehvetle) yaklaşan ve (cinsellik için doğal olan) yolu kapatan; üstelik bu çirkinliği kamuya açık yerlerde güpegündüz gurup halinde işleyen siz değil misiniz? Fakat kavminin tek cevabı: Eğer doğru sözlü biriysen, haydi Allah ın azabını getir de görelim bakalım! diye (meydan okumaktan) ibâretti. ق ال م حن ص م نى ع ل ى ح ق و م ح ا ف س د ر ٠٣ 30 Rabbim! dedi (Lût): Ahlâkî çürümeye yol açan şu topluma karşı bana yardım et! و ناا ج اء ت م س ل ن ا ح ب م ه م ب ا ب ش م ى ق ا وح ح ننا ا ه ل ك وح ح ه ل ه ذ ه ح ق م ة ح نر ح ه ل ه ا ك ان وح ظ ا ا ر ٠١ 31 Ve elçilerimiz İbrahim e (oğlu İshak ı) müjdelemek için geldiklerinde: Bakın demişlerdi, biz, işte şu bölgelerin halkının helâki (için görevlendirildik); çünkü oraların halkı hadlerini çoktan aşmış bulunuyorlar.

ق ال ح نر ف ه ا وط ا ق ا وح ن ر ح ع ل م ب ا ر ف ه ا ن ن ج ننه و ح ه ل ه ح ن ل حا م ح ت ه ك ان ت ا ر ح غ اب م ر ٠٢ 32 (İbrahim): Peki ama dedi, Lût da onların içinde yaşıyor! (Elçiler): Biz dediler, onların arasında kimlerin yaşadığını çok iyi biliyoruz; sonuçta onu ve (iman) ailesini mutlaka kurtaracağız; ne ki onun karısı hariç: zaten o kadın, döküntülerden biri olmalıydı. و ناا ح ر ج اء ت م س ل ن ا وط ا سیء ب ه م و ض اق ب ه م ذ م ع ا و ق ا وح ل ت خ ف و ل ت ز ر ح ننا ا ن ج وك و ح ه ل ك ح ن ل ح ا م ح ت ك ك ان ت ا ر ح غ اب م ر ٠٠ 33 Ve elçilerimiz Lût a gelir gelmez, o derin bir hüzne kapıldı ve onlar adına hiç bir şey yapamayıp eli kolu döküldü kaldı. Ama onlar dediler ki: Korkma ve üzülme! Çünkü biz seni ve yakınlarını elbette kurtaracağız; ancak karın hariç: zaten onun geride kalanlardan biri olacağı malum. ح ننا ا ن ز ور ع لى ح ه ل ه ذ ه ح ق م ة م ج ز ح ا ر ح نسا اء ب ا ا ك ان وح ف س ق ور ٠٤ 34 İşte bu yüzden biz şu bölge halkına, işleye geldikleri fısku fücur yüzünden gökten yakıcı bir bela indireceğiz. و ق د ت م ك ن ا ا ن ه ا ح ة ب ن ة ق و م ع ق ل ور ٠٥ 35 Doğrusu Biz ondan geriye, akleden bir topluluk için hakikatin apaçık belgeleri olan işaretler bırakmışızdır. (Nuzul 70 / Mushaf 11 : Hud 81 Aşağıdadır.) ق ا وح ا وط ح ننا م س ل م ب ك ر ص ل وح ح ك ف ا س م ب ا ه ل ك ب ق ط ع ا ر ح ن ل و ل ل ت ف ت ا ن ك م ح د ح ن ل حا م ح ت ك ح ننه ا ص ب ه ا ا ا ح ص اب ه م ح نر ا و ع د ه م ح ص ب ح ح س ح ص ب ح ب ق م ١١ 81 (Elçilerimiz): Ey Lût! dediler, Biz Rabbinin elçileriyiz; onlar sana asla ilişemeyecekler! Artık gecenin bir vaktinde (iman) ailenle birlikte yola koyul!(94) Sizden hiç kimsenin gözü arkada kalmasın; tabii ki karın hariç: çünkü ötekilerin akıbeti onun da başına gelecektir.(95) Unutma ki onların vâdesi bu sabah doluyor: (zaten) sabah yakın değil mi? (96) (94) Hz. Lût un inkârcı eşine atıf yapılmaksızın aile nin mücerret olarak kullanıldığı yer için bkz. Kamer: 34. (95) Hz. Lût un karısı Sodom un yerlisiydi, kendisi ise Mezopotamya asıllı bir göçmendi. Karısı hakkı ve haklıyı destekleyeceği yerde hemşerilik gayretine düştü ve bu onun helâkine yol açtı. (96) Son cümlenin, azgın kavmin gün ağarınca helâk olacağını haber veren elçilere Hz. Lût un şimdi mi? sorusu üzerine, onların verdiği cevap olduğu nakledilir (Ferrâ). Fakat âyetin son cümlesinin, Hz. Lût un, azgın kavmin hemen, şimdi cezalandırılması arzusuna bir cevap teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Hz. Nûh un oğlundan sonra, Nebi nin saçlarını ağartan bir aile dramı daha. (Nuzul 53 / Mushaf 27 : Neml 57 Aşağıdadır.) ف ا ن ج ن اه و ح ه ل ه ح ن ل حا م ح ت ه ق ند م ن اه ا ا ر ح غ اب م ر ٥٧ 57 Derken, Biz onu ve (iman) ailesini (60) kurtardık; ancak karısının dökülenler arasında yer almasına karar verdik. (60) Bu bağlamda ehl, kan bağından daha çok din bağına işaret etmektedir. Nûh un oğlu için o senin ehlinden değildi denilir (Hûd: 46). Hz. Peygamber de Fars asıllı Selman için Selman bizdendir, ehl-i beytimizdendir derken aynı anlamı kastediyordu. ن ع ا ة ا ر ع ن د ن ا ك ذ ك ن ج زى ا ر ش ك م ٠٥ 35 Katımızdan bir nimet olarak: şükredenleri Biz işte böyle ödüllendiririz. و ق د ح ن ذ م ه م ب ط ش ت ن ا ف ت ا ا م و ح ب ا ن ذ م ٠٦ 36 Doğrusu (Lût) Bizim enseleme gücümüze karşı onları uyarmıştı; fakat onlar bu uyarılara hep kuşkuyla yaklaştılar.

و ق د م حو د وه ع ر ض ف ه ف ط ا س ن ا ح ع ن ه م ف ذ وق وح ع ذ حبى و ن ذ م ٠٧ 37 Daha beteri arzularını onun misafirlerinden tatmin etmek için onunla çekiştiler; (22) bunun üzerine Biz de gözlerini kör ettik; (23) Madem uyarımı (göz ardı ettiniz), o halde azabımı tadın! (dedik). (22) Tercih ettiğimiz bu anlam için krş. Yusuf: 23 (23) Zımnen: şehvet güdüleri bilinçlerini öyle kuşattı ki, gözleri hiçbir şeyi görmez oldu. (Nuzul 71 / Mushaf 12 : Yusuf 23 Aşağıdadır.) و م حو د ت ه ح نتى ه و فى ب ت ه ا ع ر ن ف س ه و غ لنق ت ح ل ب و ح و ق ا ت ه ت ك ق ال ا ع اذ للا ح ننه م ب ى ح س ر ا ث و ح ی ح ننه ل ف ل ح ح نظا ا ور ٢٠ 23 Derken, evinde bulunduğu kadın arzusunu onunla tatmin etmek için onu baştan çıkarmak istedi. (26) Ve (bir gün) kapıları sıkı sıkıya kapatıp dedi ki: Hadi, seninim! (Yusuf): Allah a sığınırım dedi, çünkü O benim Efendim (28); bana güzel bir konum kazandırdı! şu da bir gerçektir ki, zalimler asla başarıya ulaşamaz. (26) el-murâvede, iki taraftan birinin istemediğini diğerinin istemesi yüzünden taraflar arasında çıkan çekişme anlamındadır (Râğıb). Zemahşerî ye göre, bu çekişme sırasında arzuladığını elde etmek için her türlü hile, işve, cilve ve tuzağa başvurma anlamını içerir (Esâs ve Keşşâf). Tercihimiz, râvedethu an nefsihi ibaresinin yan anlamlarını tercümeye yansıtma kaygısının bir ürünüdür. İbarenin tamamlayıcı unsuru olan an-nefsihi, muhatabın direnişine rağmen onu kendi aleyhine bir işe razı etmek vurgusunu zaten barındırır. An edatının, genellikle, nesne olarak aldığı yüklemi özneden uzaklaştırma vurgusu dikkate alınırsa, bu ibare mefhum olarak kadın, arzusunu tatmin etmek için, onu öz benliğinden uzaklaştırmak istedi ya da onu, kendi özüne yabancılaştırarak arzusunu tatmin etmek istedi anlamına ulaşılır. Elde edilen bu dolaylı anlam, aslında her günahın, insanın kendi özünden uzaklaşması anlamına geldiğini de îmâ eder (krş. Kamer: 37). (28) Burada Hz. Yusuf a ait olan çünkü O benim Efendim ifadesinde efendim sözcüğünün aslı olan rabbî, Hz. Yusuf un da konuştuğu Sami dil ailesinde hizmetçinin sahibi, kölenin efendisi, kulun Rabbi anlamlarına kullanılan çok çağrışımlı bir ifadedir. Dolayısıyla bununla ne kastedildiği ancak hatibin kastı, iç ve dış bağlam göz önüne alınarak bilinebilir. Hz. Yusuf ile yöneticinin karısı arasındaki bu diyalogda bu sözcük kasten tevriyeli kullanılmış gibidir. Çünkü bu kıssanın ana temalarından biri de Allah ın rububiyetine dikkat çekmektir (bkz. âyet 39, 42 ve 50). Bu gerçek dikkate alındığında Hz. Yusuf un rububiyet konusunda ne kadar titiz olduğu görülecektir. Bu durumda Hz. Yusuf, o benim Rabbim dir derken gerçek Rabbi olan Allah ı kastetmiş, fakat içerisinde bulunduğu konum gereği, bunu tevriyeli olarak ifade etmiştir. Bu durumda muhatabın bu sözü kendi tasavvuruna göre anlaması doğaldır. Böylelikle Hz. Yusuf, evin hanımına, kendi aleyhine kullanacağı bir koz da vermemiştir. و ق د ص نب ه م ب ك م ة ع ذ ح ا س ت ق م ٠١ 38 Mamafih, sabahleyin erkenden kalıcı izler bırakan bir azap onları kuşattı: ف ذ وق وح ع ذ حبى و ن ذ م ٠٢ 39 Sonunda, uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabım nasıl olurmuş (gördüler). و ق د نس م ن ا ح ق م ح ر لذ ك م ف ه ل ا ر ا ندك م ٤٣ 40 İşte Biz bu Kur an ı ders alınsın diye kolaylaştırdık: öyleyse yok mudur ders alan! و ق د ج اء ح ل ف م ع و ر ح ن ذ م ٤١ 41 Doğrusu, Firavun yandaşlarına da bu uyarılar gelmişti.

ك نذب وح ب ا ات ن ا ك ل ه ا ف ا خ ذ ن اه م ح خ ذ ع ز ز ا ق ت د م ٤٢ 42 Bütün âyetlerimizi yalanladılar: bunun üzerine Biz de, her şeye gücü yeten yüce bir güç sahibi nasıl çekip alırsa, işte öyle çekip aldık. ح ك نفا م ك م خ م ا ر ح و ئ ك م ح م ك م ب م حء ة ف ى ح ز ب م ٤٠ 43 İMDİ, sizin kâfirleriniz şu bahsi geçenlerden daha mı değerlidir; yoksa silinmez sayfalarda (24) dokunulmaz olduğunuz mu kayıtlı? (24) Zubur için bkz. Nahl: 44 ; Şu ara 196 (Nuzul 74 / Mushaf 16 : Nahl 44 Aşağıdadır.) ب ا ب ن ات و ح ز ب م و ح ن ز ن ا ح ك ح ذ ك م ت ب ر ل نناس ا ا ن ز ل ح ه م و ع لنه م ت ف نك م ور ٤٤ 44 (Biz onları) hakikatin açık belgeleri ve hikmet yüklü sayfalarla (48) (göndermiştik). İşte sana da bu uyarıcı vahyi indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın(49) ve belki onlar da bu sayede düşünürler. (48) Lafzen: yazılarla.. (Fî-zuburi l-evvelîn için bkz. şu arâ: 196, not 5). Zubur (t. ez-zubratu), ağır demir plakalarına verilen isim. Hacimce ağır ya da kinayeten değerli kitaplar için veya silinmezlik özelliği olan kayıtlar için kullanılmıştır. Râğıb ın başkalarına dayandırarak ve Taberî nin Enbiya 105 in tefsirinde verdiği bilgiye göre, içerisinde yasaların değil hikmetin yer aldığı eserlere verilen genel isimdir. Hz. Davud un kitabına da yasayla ilgili olmamasından dolayı bu ad verilmiştir. Bağlamına göre Hikmet yüklü sayfalar veya silinmez/korunaklı kayıt şeklindeki çevirimiz, bu verilere dayanmaktadır. (49) Tebyin, hem iletme, duyurma, bildirme, hem de tarif etme ve uygulamalı olarak gösterme anlamında açıklama dır. Kur an da beyyene fiili kimi yerde bu en geniş çağrışımlarıyla, kimi yerde ise sadece duyurma-iletme anlamıyla kullanılmıştır. Mesela Âl-i İmran 187 ve Mâide 15 gibi âyetlerde, hep kitap ehliyle ilgili olarak gizleme (hafâ) ve saklamanın (keteme) zıddına eksiksiz iletme, duyurma anlamına kullanılır. Fakat tüm dil otoritelerinin de ifade ettiği gibi, tebyin, sözü de içine alan fakat ondan daha kapsamlı bir anlam taşır (Esâs; Lisân ve Müfredât). Bu sûrenin 39. âyetinde ve başka âyetlerde (msl. Nisâ: 26; Mâide: 75 vd.) Allah a izafe edilen beyyene fiili, 64. âyette (ayrıca İbrahim: 4) yine aynı anlam içeriğiyle Hz. Peygamber e izafe edilir. İlgili âyetler birlikte okunduğunda, Hz. Peygamber in beyan ve tebyin misyonunun sadece iletmekle sınırlı olmadığı, Uygulamaya konu olan talimatların nasıl uygulanacağını bizzat göstermenin de bu misyona dahil olduğu görülecektir. Zaten vahyin onu güzel örnek olarak nitelemesi bunun teyididir (Ahzab: 21). (Nuzul 51 / Mushaf 26 : Şu ara 196 Aşağıdadır.) و ح ننه فى ز ب م ح ل نو ر ١٢٦ 196 Yine kuşku yok ki bu (mesaj), öncekilerin hikmet yüklü sayfalarında da yer almakta. (95) (95) Lafzen: öncekilerin yazılarında/sayfalarında. (Zubur a verdiğimiz mâna için bkz. Nahl: 44). Bunlar Tevrat ve İncil den öte ki onlar zaten adlı adınca zikredilmektedir- başta Eski Hind, Eski Mısır ve Eski İran dinî metinleri olsa gerektir. Bu tezimizi M. Hamidullah ın verdiği şu emek mahsulü bilgiler teyit eder: Müfessirler resim ve heykellere tapmayı reddeden, övülen ve herkese rahmet sıfatlarını taşıyan bir zâtın geleceğini önceden haber veren Zerdüştlerin kitabına (Zend-Avesta, Hacht 13, XXVI-II, 129) göndermeler yaparlar (Bu konuda Avesta ve Dasâtîr in başka pasajlarıda vardır).

Brahman Hinduların Pourâna ve Vedalar ı da çölden çıkacak, adı övülmeye değer: Muhammed olan bir bilgeden ve onun arabasının göğe değeceğini (Miraç); devleri bulunan bir bilge (bkz. İşaya, 21:6-7); biri üç yüz diğeri on bin kutsanmış kişiyle gerçekleştireceği iki zaferini (Bedir Savaşı ve Mekke Fethi) haber vermektedir. Başka yerde, Kalınki Pourâna da babasının Allah ın kulu (Abdullah ın tam karşılığı) annesinin ise güvenilir (Amine nin tam karşılığı) olduğu yer almaktadır. Yine kumlu bir memlekette dünyaya geleceği ve doğduğu şehrin kuzeyine hicret edeceği vs. belirtilmektedir. Hemen belirtelim ki Pourâna kelime anlamıyla Eskilerin Yazıları/Suhufu l-evvelîn anlamına gelir ki, bu âyette bu ifade aynen yer almaktadır. Yine bilinmektedir ki, Guatama Buda da Metteya veya Maitreya nın (âlemlere rahmetin) kendi işini tamamlamak için geleceğini önceden haber vermiştir [Bkz. aynı yer, IX, 128; XX, 107] (Aziz Kur an, İstanbul- 2000). Eski Mısır ın Hermetik metinleriyle ilgili bkz. Enbiya: 29, not 9. ح م ق و ور ن ر ج ا ع ا ن ت ص م ٤٤ 44 Yoksa Biz örgütlü gücüz, galip geliriz mi diyorlar? س ه ز م ح ج ا ع و و ور ح د ب م ٤٥ 45 Gün gelecek, birlikleri yenilip dağılacak ve arkalarını dönüp (kaçacak)lar. (25) (25) Allah Rasulü nü teselli için mucizevî bir biçimde geleceğin önceden haber verilmesi. Tarih bu mucizevî haberin aynen gerçekleştiğine şahit olmuştur. ب ل ح نساع ة ا و ع د ه م و ح نساع ة ح د ه ى و ح ا م ٤٦ 46 Ne var ki onların asıl randevuları Son Saat tir; işte o Son Saat en dehşetli, en acı olanıdır. ح نر ح ا ج م ا ر فى ض ل و س ع م ٤٧ 47 Çünkü günahı hayat tarzı edinenler, sapıklığa ve çılgınlığa mahkûm olmuşlardır. و م س ب ور ف ى ح ننا م ع ل ى و ج وه ه م ذ وق وح ا نس س ق م ٤١ 48 O gün yüzükoyun ateşe sürüklenecekler (ve denilecek ki): Tadın bakalım, değdiğinin fiyakasını bozan cehennemin okşayışını! (26) (26) Kısa vâdeli hazları hayatın eksenine yerleştirenlere kinayeli bir hatırlatma. ح ننا ك نل ش ی ء خ ل ق ن اه ب ق د م ٤٢ 49 ŞÜPHE yok ki, her şeyi bir kaderle yaratan Biz iz. (27) (27) Yani: ölçüyle. İradeye bağlı eylemlerin gerçekleşmesinde iradeyi kullanmak da kaderdir. و ا ا ح ا م ن ا ح ن ل و ح د ة ك ل ا ح ب ا ب ص م ٥٣ 50 Bizim emrimiz ise, sadece göz açıp kapamak gibi bir anlık iştir.

و ق د ح ه ل ك ن ا ح ش اع ك م ف ه ل ا ر ا ندك م ٥١ 51 Nitekim, geçmişte sizinle aynı kafaya sahip toplumları yok ettik: hâlâ yok mudur ders alan? و ك ل ش ی ء ف ع ل وه ف ى ح ز ب م ٥٢ 52 Ve yaptıkları her şey korunaklı sayfalarda kayıt altına alınmıştır; و ك ل ص غ م و ك ب م ا س ت ط م ٥٠ 53 Küçük olsun büyük olsun, her ne yapmışlarsa satırlara geçmiştir. ح نر ح ا نتق ر فى ج ننات و ن ه م ٥٤ 54 Ne var ki, sorumluluğunun bilincinde olanlar cennetlerde ve ırmaklar arasında (mest) olacaklar (28) (28) Veya mecazen: Hayranlık verici, akıl almaz bir ışık tayfı içinde mest olacaklar (krş. Zemahşerî). Tercihimiz, Kur an daki cennet tasvirlerinin genel bir okumasına dayanmaktadır. فى ا ق ع د ص د ق ع ن د ا ل ك ا ق ت د م ٥٥ 55 Sadâkat tahtında sonsuz hükümranlık ve iktidar sahibinin yüce huzurunda (29) (29) Allah ım! Bizi o mutlu sondan mahrum eyleme!