BARBAROS UN SON BÜYÜK SEFERİ VE AŞKI 110 kadırga, 40 kalite, 4 baştardadan oluşan muazzam bir armada düzgün bir geçişle Topkapı Sarayı sahillerini yalayarak Marmara ya doğru süzülüyordu. Kanuni Sultan Süleyman, yanında Derya Kaptanı Barbaros Hayrettin Paşa olduğu halde sefere giden donanmanın geçit resmini gurur ve övünçle seyrediyordu. Son tekne de geçtikten sonra Barbaros ayrılmak üzere davrandı. Kanuni: Göreyim seni Hayrettin, bu seferde nasıl cenk ede, nasıl yararlılık gösterirsin dedi. Barbaros; devrin mürai vezirlerinin huluskar ifadelerine lüzum görmeden ezilip büzülmeden gururlu ve tok bir sesle: Hızır Reis (Barbaros Hayrettin Paşa) Hayrettin kulun devlete layık olmaya çalışacaktır. Cevabını verdi. Padişahın elini öperek huzurdan ayrıldı. İskele de bekleyen 24 çifte kayığına atlayarak amiral gemisine geçti. İspanya Kralı ve Almanya İmparatoru V. Şarl, Fransa ya devamlı çullanıyordu. Son olarak Fransa nın Akdeniz sahillerindeki Niş Kalesi ni zapt etmişti. Kalenin geri alınması ancak İspanyol donanmasını yenmekle mümkündü. Dejenere Fransız donanması ise bu işi başaracak durumda değildi. Şarlken in donanmasına haddini bildirecek tek kuvvet Barbaros idi. Bunu takdir eden Fransız Kralı I. Fransuva, Kanuni ye başvurarak Osmanlı donanmasının yardımını rica etmiş ve Kanuni de kabul etmişti. İşte 1543 yılı nisan sonunda İstanbul dan hareket eden Osmanlı donanması Fransa nın yardımına gidiyordu. 1
Barbaros Baştardasına çıkınca reislerinin hatırlarını sordu. Leventlerin gönüllerini aldı, kıç kasaraya doğru ilerledi. Sanki içine denizin saf ve temiz havasını doldurmak istiyormuş gibi derin bir nefes alarak ciğerlerini boşalttı. Zarif görüntüsüyle her biri birer biblo zarafetiyle olan gemilerini zevkle seyretti. Kendisini riya, entrika ve köle ruhunun yer bulmadığı muhitinde görmesi onda bir ruh hafifliği yaratmıştı. Geride bıraktığı İstanbul a başını çevirip bir defa olsun bakmadı bile, Küpeşteye abandı. Cefasında bile zevk bulduğu denizi seyre daldı. Barbaros saray muhitine ve adamlarına bir türlü ısınamamıştı. Vezirlerin ne hareketlerinden ne de dillerinden bir şey anlamıyordu. Bu adamların Barbaros a karşı takınmış oldukları tavır ile sarf ettikleri sözlerde, kıskançlık ve kin potasında ağdalanmış mürai bir tavır vardı. Fransa nın bile boyun eğdiği İspanya Kralı V. Şarl ı Barbaros kaç defa yenmiş değil miydi? Kralı bulunduğu Cezayir Türk devletini büyük bir ayrıcalıkla imparatorluğunu hediye etmekle gösterdiği devlet reisliğine karşılık; Barbaros u inkâr yoluna sapıp Kanuni nezdinde fitne ve tezvir icadına çalışarak bu denizlerin hakimine devletin Derya Kaptanlığı makamını çok görenler de aynı vezirler değil miydi? Onların bulundukları yer, Barbaros a havasızlıktan boğuluyormuş gibi bir sıkıntı, bir huzursuzluk veriyordu. Barbaros Hayrettin Paşa Gemide bulanan Fransız elçisi Pauli nin yanına gelmesi, Barbaros u dalmış olduğu insanı bunaltan düşüncelerden kurtardı. Kendi dünyasına dönen Barbaros neşesini buldu. Zindeleşti. Elçiyi karşısına oturtup anlatmaya başladı. Fırtınalı ve macera dolu hayatının sayfalarını çevirerek eski günlerin heyecanlı zevkine gömüldü. 2
Haziran ortalarında Mesina Boğazı ndan giren Osmanlı donanması su ihtiyacını karşılamak üzere Reciyo Şehri önünde demirledi. Gemilerden vazifelendirilen leventler fıçılarla, varillerle sahile çıktılar. Nereden su temin edebileceklerini öğrenmek üzere sağa başvurdular, sola baş koştular, önlerine gelen kapıları tıklattılar. Fakat şehirde canlıya rastlamadılar. Donanma daha çok uzaklarda iken Barbaros un rüzgârı çoktan şehirde esmişti. Halk korkudan dağlara kaçmışlardı. Türk leventleri kimsesiz şehirde su sağlamaya çalışırken Reciyo Kalesi nden üzerlerine tüfek ve top ateşi yağmaya başladı. Birkaç Türk levendi yaralandı ve şehit oldu. Şehrin hakimi Don Diyago Gaytano, emrindeki muhafız kıtası ile kaleden ateş açmıştı. Bunu duyan Barbaros kükredi. Birkaç top ve bir miktar asker çıkararak kaleyi ateş altına aldı. İki gün sonra kele teslim oldu. Barbaros saldıranları görmek ve cezalarını vermek istiyordu. Şehrin hakimi ve ailesi halkı bu amaçla kalenin iç tarafındaki şatonun salonunda bekliyorlar, haklarında verilecek cezanın dehşetini düşünerek korkularından titriyorlardı. Barbaros, iki sıra dizilmiş muhafız alayının ortasında şatoya doğru hırçın adımlarla ilerlerken hırsından soluyordu. Yapılan bu saldırıyı bir türlü kabullenemiyordu. Onlar, Barbaros u tanımıyorlar mıydı; Barbaros un bir an içinde şehirleri kasıp kavurabileceğini bilmiyorlar mıydı; eğer Barbaros İtalya sahillerini yakıp yıkmadan yoluna devam ediyorsa bunun, Fransuva ile Papa nın arasını daha fazla bozmamak için elçi Pauli nin yalvarmaları karşısında istemeyerek uyduğu bir fedakârlık olduğunu takdir etmiyorlar mıydı? Yüzü, gür kasları çatılmış, sağ eli hançerinin kabzasında olduğu halde bir fırtına gibi salondan içeri girdi. Bütün heybet ve haşmetiyle salonun ortasına kadar yürüdü. Herkes Barbaros un bir bomba gibi patlayacağını sanıyorlardı. Fakat hayret... Barbaros bir anda değişiverdi. Sert ve hiddetli bakışlarıyla oradakileri süzerken gözleri birisi üzerinde takıldı kaldı. Simasındaki fırtına bir anda dağıldı. Dudaklarında beliren gizli bir gülümseme gözlerinde de yansıdı. Şehrin hakimi Don Diyago Gaytona bir psikolog anlayışıyla kendini takdim ettikten sonra, Barbaros hayran bir bakışla seyrettiği genç kızı işaret ederek: Benim kızım. Dedi. Barbaros ilgilenerek nazik bir şekilde sordu: İsmi nedir? Barbaros bu ismin söylenmesinden bir tat duyacakmış gibi, heceleri ahenkli ve uzatarak tekrarladı: Dona Marya, Dona Marya... Dona Marya ilahi bir güzelliğe sahipti. İnce ve anlamlı bir güzelliğin seçilmiş bir örneğiydi. Dona Marya nın sihirli güzelliği 80 yaşında bulunan Barbaros un iç dünyasını bir anda mucizevî bir şekilde gençleştirdi. Kalbindeki aşk isteğini canlandırdı ve ateşledi. Barbaros Gaytono ailesini Baştardasına davet etti. Onlara geminin kıç kasarasındaki süslenmiş ve tam döşenmiş köşkünde bir ziyafet verdi. Sofranın ince bir zevkle tertiplenmesine özellikle özen gösterdi. Servis kıymetli gümüş kaplarla 3
yapıldı. Çok uzun süren yemek sırasında Barbaros ilgi çekici konular üzerinde yetenekli bir şekilde dolaşarak misafirlerini sıkmamaya çalıştı. Vezirlerin; deniz adamlarını ve bu arada Barbaros u nezaket kurallarından uzak kaba saba insanlar diye nitelendirmelerine rağmen Barbaros ince bir salon adamı gibi idi. Misafirlerinin her biriyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Yalnız Dona Marya ya fazla tercih hakkı tanıyor, saygı ve ikramda ona daha fazla yer veriyordu. Hiçbir fırsatı kaçırmayan gözleri Dona Marya üzerinde geziyordu. Dona Marya da devamlı Barbaros u deniyordu. Onun da gözünde Barbaros a karşı derin bir hayret ve hayranlık ifadesi seziliyordu. Hayalindeki Barbaros ile, şimdi yanında oturan Barbaros u bir türlü bağdaştıramıyordu. O bu dehşet adamını ne kadar başka hayalinde canlandırmıştı. Taçlı şöhretiyle Avrupa nın atmosferini sarsmış olan, ismi ancak korku ile anılan, hatırlandıkça zihinlerde kâbus yaratan, yakıcı, yıkıcı, öldürücü Barbaros un şu mütevazi, sevimli insan olduğuna aklı yatmıyordu. Tarafların böyle çeşitli düşünceleri arasında akşam yemeği pek samimi bir neşe içinde geçti. Misafirler o geceyi Barbaros un gemisinde geçirdiler. Hızır Reis Barbaros Hayrettin Paşa nın İstanbul Deniz Müzesi ndeki Büstü Osmanlı donanması Reciyo dan hareket ettiği zaman Gaytono ailesi de Barbaros un Baştardasında bulunuyordu. Fakat savaş esiri olarak değil, kıymetli bir misafir sıfatıyla, Barbaros onları yolda Terasino ya bırakacaktı. Barbaros un bütün uğraşı Dona Marya idi. Devamlı onunla ilgileniyor, onu eğlendiriyor, kıymetli mücevherlere boğuyordu. Genç kız da Barbaros un bu verdiklerine bir karşılık vermek istedi. Mehtaplı bir gece sazını eline alarak içli ve berrak sesiyle Barbaros a şarkılar okudu. Dona Marya nın sazından ve dilinden dökülen aşk nağmeleri Barbaros u hayali bir dünyaya sürüklemişti. Barbaros heyecan ve zevk taşan bu şiirli anın bitmemesini istiyordu. Elinde güç olsa zamanı durduracaktı. Bu mümkün olmadığına göre, bu aşk ilahesini hayatına çekebilmiş olsa bu da aynı şeyin bir bakıma ifadesi olurdu. 4
Böyle karışık ve mistik düşüncelerin etkisi altında ezilen Barbaros birden genç kıza evlenmek teklifinde bulundu. Dona Marya da, Barbaros un şöhret ve kudretinin etkisine kapılmış olacak ki bu ani teklifi güler yüzle karşıladı. Cevabımı Terasino ya varınca veririm dedi. Terasino ya gelinceye kadar Barbaros bir daha bu konuya dokunmadı. Devamlı, Terasino da Dona Marya nın dudaklarından dökülecek cevabının ne olacağını düşünerek hayatı boyunca duymadığı bu heyecanın pençesinde günlerce kıvrandı. Nihayet merakla beklediği an gelip çattı. Donanma Terasino ya demirledi. Misafirleri sahile çıkaracak kayıt Baştardanın iskelesine yanaştı. Don Diyago Gaytono ile karası Barbaros a veda ettiler; sıra Dona Marya ya gelmişti. Barbaros üzgün ve heyecanlı gözüküyordu. Üzgün oluşu; hayal ettiği tatlı anların birden bire biteceği endişesindendi. Genç kız ağır adımlarla Barbaros a yaklaştı. Yüzü biraz solgundu saniyeler asırlar kadar gelen intizar dakikalarından sonra nihayet Dona Marya konuştu: Ben sizin yanınızda kalıyorum. Barbaros yeniden hayata doğmuştu. Kulaklarına inanamıyordu. Heyecan ve sevincini yenmeğe çalışırken, kızın annesi ile babası işaret ederek sordu: Geride neler bıraktığının farkında mısın, ayrıldıkların arasında sakın sonradan pişmanlık duyacakların olmasın? Dona Marya tereddüt bile geçirmedi. Solgun yüzünü Barbaros un yüzüne dikerek: dedi. Benim geçmişim ölmüştür, ben senin için yeniden yaşıyorum, seni seviyorum, Donanma hareket eder etmez. Dona Marya Müslüman olmak arzusunu gösterdi. Barbaros hemen gemideki imamı çağırttı. Olağan tören ile Dona Marya Müslümanlığı kabul etti ve arkadan da seksen yaşındaki Barbaros ile 18 yaşına henüz basmış olan Dona Marya nın nikâhları kıyıldı. Şarlkene karşı Fransa ya yardıma giden Osmanlı donanmasının bu seferi, aynı zamanda Barbaros ile Dona Marya için bir Balayı seferi olmuştu. 1 1 Tevfik İnci tarafından hazırlanan Deniz Tarihimizin Şeref Sayfaları adlı kitaptan alınmıştır. 5