BOZKIR DA MADENCİLİK ( )

Benzer belgeler
MAĞARALARI VE YERLEŞİM ALANI

ŞANLIURFA YI GEZELİM

GEÇMİŞTEKİ İZLERİYLE KAYSERİ

Konya İli Beyşehir İlçesi Fasıllar Anıtı ve Çevresi Yüzey Araştırması 2013 Yılı Çalışmaları

TARİH BOYUNCA ANADOLU

Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir.

ANTİK ÇAĞDA ANADOLU ANATOLIA AT ANTIQUITY KONU 3 FRİGLER 1

Bu doküman Kâtip Çelebi tarafından 1632 de yazılan ve İbrahim Müteferrika nın eklemeleri ile Matbaa-ı Amire de basılan Kitabı-ı Cihannüma nın

SȖDȂN SEYAHȂTNȂMESİ: METİN VE İNCELEME

COĞRAFİ YAPISI VE İKLİMİ:

HALFETİ İLÇEMİZ. Halfeti

KURTALAN İLÇESİ. Siirt deki Kültür Varlıkları

KÂMUS-UL ȂLȂM DA BURDUR VE YÖRESİ

YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH BÖLÜMÜ LİSANSÜSTÜ PROGRAMLARI

TARİHİ SÜREÇTE BİR YERLEŞİM YERİNİN İSİMLERİ: KONYA-BOZKIR ÖRNEĞİ THE NAMES OF SETTLEMENT DURING THE HISTORICAL ERA : KONYA-BOZKIR MODEL

T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

Başkale nin Tarihçesi: Başkale Coğrafyası:

Ermenek Mevlevihanesi/ Karamanoğlu Halil Bey Tekkesi

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Arşivcilik İstanbul Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

EDİRNE UZUNKÖPRÜ DOĞAL ORTAMI TEMİZ HAVASI İLE SÜPER BİR YAŞAM BURADA UZUNKÖPRÜ DE. MÜSTAKİL TAPULU İMARLI ARSA SATIŞI İSTER YATIRIM YAPIN KAZANIN

BOZKIR MADENİ EMANETİ KAZALARININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ ( ) * Hamit ŞAFAKCI **

Çaldıran daha önceleri Muradiye İlçesinin bir kazası konumundayken 1987 yılında çıkarılan kanunla ilçe statüsüne yükselmiştir.

AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ YAYIN LİSTESİ

İl Milli Eğitim Müdürlüğü ne bağlı resmi okullar

SARAY Saray İlçesinin Tarihçesi:

Kuruluş Dönemi Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Flash Anlatım Perşembe, 12 Kasım :53 - Son Güncelleme Çarşamba, 25 Kasım :14

Sonuç. Beylikler dönemi, Anadolu'da Türk kültür ve medeniyetinin gelişmesi

ILISU KASABASI. Ramazan ÖZDEMİR TC AHİLER KALKINMA AJANSI AKSARAY YATIRIM DESTEK OFİSİ

GEVALE KALESĠ KAZI ÇALIġMALARI

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA)

III.BÖLÜM A - KARADENİZ BÖLGESİ HAKKINDA

Arş. Gör. İlker YİĞİT

COĞRAFYA ARAZİ KULLANIMI VE ETKİLERİ ASLIHAN TORUK 11/F-1701

Aziz Ogan: Kültürel ve Tarihsel Hazinelerin İzinde Bir Arkeolog ve Müzeci

T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ Mühendislik Fakültesi Dekanlığı

Adıyaman'ın İsmi Nereden Geliyor?

İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM GENEL TARİH VE GENEL TÜRK TARİHİ I. TARİH BİLİMİNE GİRİŞ...3

Ali Efdal Özkul KIBRIS'IN SOSYO-EKONOMİK TARİHİ ( ) *dipnot

AZİZZÂDE HÜSEYİN RÂMİZ EFENDİ NİN ZÜBDETÜ L-VÂKI ÂT ADLI ESERİ NİN TAHLİL ve TENKİTLİ METNİ

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLET YILLIĞI NDA BURDUR Osman KOÇIBAY BURDUR VİLÂYETİ

sonra Türkiye deki şehirli nüfus, toplam nüfusun yarısını geçmiştir. TÜİK in 2017 verilerine göre şehirli nüfus oranı %92,5 dir.

T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ Mühendislik Fakültesi Dekanlığı

BOZKIR VE ÇEVRESİNDE MADENİN ETKİLERİ * THE EFFECTS OF THE MİNE IN THE BOZKIR AND VICINITY

AİLE İRŞAT VE REHBERLİK BÜROLARINDA YAPILAN DİNİ DANIŞMANLIK - ÇORUM ÖRNEĞİ -

Ilgın Sahip Ata Vakıf Hamamı. Lala Mustafa Paşa Külliyesi ve Cami. Ilgın Kaplıcaları. Buhar Banyosu


Tarihin Çeşitleri Hikayeci Tarih: Nakilci tarih yazımıdır. Eski Yunan Tarihçisi Heredot'la başlar.

İÇİNDEKİLER GİRİŞ BÖLÜM 1 OSMANLI SARAYLARI. 1. Dersin Amacı ve Önemi Kaynaklar-Tetkikler... 2

Tokat ın 68 km güneybatısında yer alan Sulusaray, Sabastopolis antik kenti üzerinde kurulmuştur.

Bu sayının Hakemleri

İktisat Tarihi I Ekim II. Hafta

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... V TABLOLAR LİSTESİ... XI ŞEKİLLER LİSTESİ... XIII FOTOGRAFLAR LİSTESİ... XIV KISALTMALAR... XV GİRİŞ...

Beşparmak, Karakümes ve Marçal Dağları'ndan oluşan dağlara "Batı Menteşe Dağları" denir.

BOZKIR DA MADENCİLİK FAALİYETLERİ* MINING ACTIVITIES IN BOZKIR

9. HAFTA. Ulusal sağlık politikaları: Osmanlı İmparatorluğu ve sağlık hizmetleri

ŞURA-YI DEVLET Belgeler, Biyografik Bilgiler ve Örnek Kararlarıyla

The person called HAKAN and was kut (had the blood of god) had the political power in Turkish countries before Islam.

Prof. Dr. Mehmet Ali BEYHAN Tel: [0 212] Oda no: 315

YERYÜZÜNDE YAŞAM ANADOLU VE MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI

T.C. ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ Genel Sekreterlik. Sayı : E /08/2018 Konu : Sempozyum Duyurusu DAĞITIM YERLERİNE

MANİSA İLİ KIRKAĞAÇ İLÇESİ ŞAİREŞREF MAHALLESİ ADA NAZIM İMAR PLANI DEĞİŞİKLİĞİ

SURUÇ İLÇEMİZ. Suruç Meydanı

TARİHİ ESERLER. Yapılan araştırmalar, iki kırık dökük hanın bulunması nedeniyle Kırıkhan isminin verildiğini destekler mahiyettedir.

5. SINIF SOSYAL BİLGİLER BÖLGEMİZİ TANIYALIM TESTİ. 1- VADİ: Akarsuların yataklarını derinleştirerek oluşturdukları uzun yarıklardır.

TARİH BÖLÜMÜ LİSANS DERSLERİ BİRİNCİ YIL

İktisat Tarihi I

2016 Başkale nin Tarihçesi: Başkale Coğrafyası:

Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

OSMANLI İMPARATORLUĞU GERİLEME DÖNEMİ ISLAHATLARI XVIII. YÜZYIL

ÖSYS YERLEŞTİRME SONUÇLARI ÖZEL İDARE ANADOLU LİSESİ (GAZİANTEP - ŞAHİNBEY) 2017 YILI SON SINIF ÖĞRENCİLERİ YERLEŞTİRME LİSTESİ

İÇİNDEKİLER. Takdim...7 Önsöz...9 Kısaltmalar I. DEVLET...13 Adâletnâme...15 Kanun...19 Kanunnâme...29 Padişah...43

Sultan Abdulhamit in hayali gerçek oldu BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU B İ L G İ. NOTU BALKANLAR 2 de İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl. Lisans Sanat Tarihi Ege Üniversitesi Y. Lisans Sanat Tarihi Ege Üniversitesi 1998

I.HAFTA. Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliği Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından Resmi Gazete Tarihi: 03/02/2005 Resmi Gazete Sayısı: 25716

Şimdiye kadar özelliklerini belirtmeye çalıştığımız Kütahya Yöresi'nin kuzey kesimi içerisinde de farklı üniteler ayırd etmek mümkündür.

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 10. SINIF TARİH DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü/Tarih Anabilim Dalı/Yeniçağ Tarihi Bilim Dalı

KUDÜS TE BULUNAN TARİHİ OSMANLI ESERLERİ

ETKİNLİKLER/KONFERSANS

2016 Özalp Tarihçesi: Özalp Coğrafyası: İlçe Nüfus Yapısı: Yaş Grubu Erkek Kadın Toplam 0-14 Yaş Yaş Yaş Yaş Yaş

ADI SOYADI: SINIFI: NUMARASI: PUANI:

ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU KAZI DESTEĞİ: POLEMAİOS ONUR ANITININ KAZI, RESTİTÜSYON VE RESTORASYON RAPORU

Kalem İşleri 60. Ağaç İşleri 61. Hünkar Kasrı 65. Medrese (Darülhadis Medresesi) 66. Sıbyan Mektebi 67. Sultan I. Ahmet Türbesi 69.

T.C. AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMÜ LİSANS PROGRAMI BİTİRME ÇALIŞMASI YAZIM KURALLARI

BURSA İLİ, GEMLİK İLÇESİ, FINDICAK MAHALLESİ, H22B17B2C PAFTA, 121 ADA, 208 NOLU PARSELE AİT 1/1000 ÖLÇEKLİ UYGULAMA İMAR PLANI RAPORU

MANİSA İLİ KIRKAĞAÇ İLÇESİ SARIAĞA MAHALLESİ 16 ADA 5 PARSEL NAZIM İMAR PLANI DEĞİŞİKLİĞİ

TC. ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI'NDA TAMAMLANAN TEZLER

MANİSA İLİ KIRKAĞAÇ İLÇESİ SARIAĞA MAHALLESİ 16 ADA 5 PARSEL UYGULAMA İMAR PLANI DEĞİŞİKLİĞİ

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI

İktisat Tarihi I. 18 Ekim 2017

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...9 GİRİŞ...11

İSLÂM ÖNCESİ İRAN DA DEVLET VE EKONOMİ -SÂSÂNÎ DÖNEMİ- (M.S )

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir?

Tarih Anabilim Dalı Tezli Yüksek Lisans (Sak. Üni. Ort.) Programı Ders İçerikleri

İÇİNDEKİLER. Birinci Bölüm

tarih ve 495 sayılı Eğitim Komisyonu Kararı Eki

ORTA ASYA TÜRK TARİHİ-I 1.Ders. Dr. İsmail BAYTAK. Orta Asya Tarihine Giriş

T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ Mühendislik Fakültesi Dekanlığı

Transkript:

T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI YENİÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI BOZKIR DA MADENCİLİK (1776-1839) HAMİT ŞAFAKCI DOKTORA TEZİ Danışman Prof. Dr. Bayram ÜREKLİ KONYA 2013

i

ii

iii

iv ÖNSÖZ Başlangıçta sosyal ve ekonomik açıdan Bozkır adlı bir çalışma düşünülmüş olmasına rağmen Bozkır madeni ile alakalı belgelerin yoğunluğundan ve maden işletmesinin Bozkır ın idarî ve ekonomik yönünü geniş ölçüde etkilemesinden dolayı tezin konusu, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda madenin sosyal ve ekonomik hayata etkisinden hareketle, madenin açılmasından kapatılmasına kadar geçen süre olan 1776-1839 yılları arası belirlenmiştir. Araştırma konusu her ne kadar Bozkır madeni olsa da Bozkır madeninde üretim aşamalarıyla ilgili veriler sınırlı olduğundan, Osmanlı madenciliğinde uygulanan kanunlar ve kanunnamelerden de istifade edilmiştir. Dolayısıyla Bozkır madeni özelinde irdelenen inceleme, Osmanlı madenciliği hakkında da çeşitli bilgiler vermektedir. Bu nedenlerle tezin adı Bozkır da Madencilik (1776-1839) olarak belirlenmiştir. Osmanlı madenciliği içerisinde Bozkır madeninin yeri nedir? Bozkır madeninde cevherlerin çıkarıldığı mağaralar nerededir? Bozkır madeninde gerçekleşen üretim miktarı ne kadardır? Bu mağaralardan çıkarılan cevherler nereye ve nasıl nakledilmiştir? Bozkır da madenin açılmasıyla idari, sosyal ve ekonomik durumda meydana gelen değişiklikler nelerdir? Bu araştırmada, bu ve benzeri sorulara cevap bulmak ve mağaralardan cevher çıkarılması aşamasından madenlerin günlük hayatta kullanımına kadar geçen süreçteki durumunu ortaya çıkarmak hedeflenmiştir. Bu çalışma ile Bozkır madeninin Bozkır kazasına etkisi ile devlete olan katkısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte madenlerin çıkarıldığı mağaralardan başlamak üzere darphaneye teslimine kadar geçen süreçte yapılan işlemler, ortaya çıkan sorunlar ve madende çalışan görevlilere de değinilmiştir. Bozkır madeni emaneti adı verilen idarî yapının sınırları belirlenerek yıllara göre meydana gelen değişiklikler irdelenmiş, Bozkır madeninde çıkarılan altın, gümüş ve kurşunun çeşitli aşamalarına dahil edilen yerleşim yerleri tespit edilerek madenin kaza ve çevresine etkisi üzerinde durulmuştur. Çalışmanın amacı, Bozkır madeninin Osmanlı madenciliği içerisindeki yerinin tespitine çalışmaktır. Bu amaçla giriş ve beş bölümden oluşan çalışmanın giriş

v bölümünde çalışmanın amacı ve kapsamı ile araştırmada kullanılan kaynaklara değinilmiştir. Bölgede meydana gelen siyasî gelişmeler Türklerin hakimiyet kurduğu dönem ele alınarak incelenmiştir. Birinci bölümde, Bozkır da yapılan madencilik faaliyetleri genel olarak anlatılmıştır. Bozkır da madencilik faaliyetleri hakkında bilgi verildikten sonra Bozkır madeninin 1776 yılında açılması ele alınmıştır. Ayrıca, 1785 yılında çeşitli sebeplerle kapatılan Bozkır madeninin, 1787 yılında yeniden üretime açılması, 1793 yılında ise Bereketli madeninin Bozkır madenine bağlanması ve 1839 yılında Bozkır madeninin tekrar kapatılması üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, madenlerin hukukî durumu ile maden işletme tarzları anlatılmıştır. Bozkır madeninin idarî ve hukukî durumu izah edildikten sonra madenciler ile Bozkır madenine bağlı yerleşim yerlerindeki ahalinin muafiyetleri ile bunlardan alınan vergilere değinilmiştir. Üçüncü bölümde, madenin kömür ve kütük ihtiyacı ile bu ihtiyaçların nasıl karşılandığı üzerinde durulmuştur. Bozkır madeninin açılmasıyla birlikte madene bağlanan kazalar ile bu kazaların hangi şartlarla madene bağlandığına değinilmiştir. Madene bağlı kazaların, madenin aynî ya da nakdî görevlerinden hangisini yaptığı ve yerleşim birimlerine düşen hisseler tespit edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde, Bozkır madeninde tespit edilen görevliler, görev tanımları yapılarak izah edilmeye çalışılmıştır. Osmanlı döneminde işletilen diğer madenlerdeki görevlilere dair belgelere de müracaat edilerek bu konudaki bazı eksiklikler giderilmeye çalışılmıştır. Beşinci bölümde, Osmanlı maden ocaklarından cevherin çıkarılması aşamasından, cevherin işlenmesine kadar geçen süreç incelenmiştir. Doğrudan Bozkır madenindeki cevherlerin nasıl çıkarıldığı ve işlendiği konusunda arşiv belgelerinde fazla ayrıntı olmadığından bu konular madencilik alanındaki kanunnameler ve dönemin kroniklerinden faydalanılarak ele alınmıştır. Bozkır madeninden çıkarılan altın, gümüş ve kurşunların miktarları belirtilerek, madenin Osmanlı madenciliği açısından önemi belirtilmiş, madenlerden alınan vergiler üzerinde durulmuş, elde edilen kurşun, altın ve gümüşün hangi yollarla İstanbul a

vi gönderildiğine değinilmiştir. Ayrıca Osmanlı madenciliğinin genel sorunları izah edilmiş, madende karşılaşılan eşkıyalık hareketleri anlatılarak bu soruna karşı alınan tedbirler üzerinde durulmuştur. Araştırmanın temel kaynağını arşiv malzemeleri oluşturmaktadır. Osmanlı madenciliği incelenirken özellikle Başbakanlık Osmanlı Arşivi nden istifade edilmiştir. Osmanlı Arşivi nde bulunan konu ile ilgili kataloglar taranarak gerekli belgeler temin edilmiştir. Bununla birlikte Bozkır madeni içerisinde tespit edilemeyen konular için ise diğer madenlere ait belgelere ve daha önce yapılan çalışmalara müracaat edilerek konu aydınlatılmaya çalışılmıştır. Sosyal Bilimler Enstitüsü tez yazım kılavuzu gereği, tezde kullanılan metin içerisindeki dipnot tekniğinin tarih araştırmalarına çok elverişli olmadığını da ifade etmek gerekir. Zira metin içerisindeki bütünlüğü bozması, tarihlerin metin içerisinde kullanılmasını zorlaştırması gibi nedenlerden dolayı metin içerisinde atıf yapmak pek kullanışlı değildir. Bu çalışma esnasında destek ve yardımlarını esirgemeyen tez danışmanım Prof. Dr. Bayram Ürekli hocama, çeşitli hususlarda yardımlarını gördüğüm Prof. Dr. Alaaddin Aköz, Yunus İnce, Ali Rıza Soyucak, Cemal Çetin, Fatih Harmancı, Zafer Okumuş, İbrahim Yavuzer, M. Sait Atay, Hasan Abaoğlu, Harun Şeker, Bülent Çevik ile çalışmalarım esnasında gösterdikleri sabır ve destek için anneme, eşime ve çocuklarıma teşekkürlerimi sunarım. Hamit ŞAFAKCI KONYA-2013

vii

viii T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü Adı Soyadı Hamit ŞAFAKCI Numarası 054102031002 Öğrencinin Ana Bilim / Bilim Dalı Tarih/Yeniçağ Tarihi Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Prof. Dr. Bayram ÜREKLİ Tezin Adı Bozkır da Madencilik (1776-1839) ÖZET Bu çalışmada, Osmanlı döneminde madencilik faaliyetleri genel hatlarıyla incelenmekte; Osmanlı döneminde işletilen madenlerden biri olan Bozkır madeni ele alınmaktadır. Osmanlı Devleti nin madencilik alanındaki uygulamalarını Bozkır madeni örneğiyle ortaya koymayı amaçlayan çalışmada; madenlerin işletme tarzları, madenlerin kullanım alanları, madende yapılan üretimin aşamaları, elde edilen ürünlerin nakli, madenlerde karşılaşılan çeşitli sorunlar ile madendeki görevliler gibi konular incelenmiştir. Bozkır madeni, Osmanlı döneminde 1776 yılında işletmeye açılmıştır. Madenin üretime açılmasıyla birlikte maden çıkarma işlerinin yürütülebilmesi için, cevherin durumuna göre, maden çevresindeki kazalara bazı muafiyetler verilerek idaresi maden eminliğine bağlanmıştır. Maden eminliğine bağlanan kazaların sayıca fazlalığı cevherin bolluğuna da işaret etmektedir. Çünkü cevherin bol olduğu dönemlerde odun, kömür ve sermaye gibi ihtiyaçlar arttığından dolayı madene bağlanan kazalar da artmıştır. Bozkır madeni emanetine çeşitli tarihlerde Bozkır, Belviran, Beyşehir, Seydişehir, Kırili, Göçü ve Kaşaklı kazaları bağlanmıştır. Madenden çıkarılan kurşunun Alanya iskelesine taşınmasında ise Karaman eyaleti kazaları ile İçil ve Alanya sancakları ahalisi görevlendirilmiştir. Bozkır madeninin açılmasıyla birlikte özellikle Gümüşhane madeninde çalışan gayri Müslim ustalar aileleriyle birlikte Bozkır kazasına gelerek yerleşmiştir. Bozkır da madencilerin konaklayacağı evler ve çeşitli ihtiyaçların

karşılanması için dükkânlar yapılmıştır. Bu anlamda madenin açılması Bozkır ın sosyal ve ekonomik yapısını belli oranda etkilemiştir. Bozkır madeni açıldıktan on yıl sonra kapanmasına rağmen, yöneticilerin zulümlerini engellemek için yeniden açılmış ve 1839 yılına kadar madende üretim yapılmıştır. (Yani Bozkır madeni 1776-1839 arası işletilmiştir.) Bu tarihte ise cevherlerin tükenmesi nedeniyle maden kapatılmıştır. Bundan dolayı Bozkır kazası halkı madenin açılmasından önceki statülerine döndürülmüştür. Simli kurşun madeni olarak adlandırılan madende kurşun, gümüş ve altın cevherleri çıkarılmıştır. Devlet kontrolü altında cevher üretiminin yapıldığı Bozkır madeni emaneti olarak adlandırılan maden bölgesi, merkezden atanan eminler tarafından yönetilmiştir. Dağlardan elde edilen cevher ayrıştırılmak üzere Bozkır a getirilirdi. Burada kurşun ve gümüş ayrıştırıldıktan sonra, gümüş saf olarak ya da gümüşün içinde altın varsa altınla karışık halde karadan İstanbul a gönderilirdi. Kurşun ise karadan Alanya İskelesi ne ve oradan deniz yolu ile İstanbul a gönderilirdi. Rum vakası (1823) nedeniyle bir dönem kurşun karadan İzmit İskelesi ne ve oradan kayıklarla İstanbul a gönderilmiştir. Elde edilen ürünler harp malzemeleri ve para basımı gibi alanlarda kullanılmıştır. Bununla birlikte sosyal hayatın bir parçası olan cami ve kütüphane gibi yapılarda da kurşunun kullanıldığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler Osmanlı Devleti, Konya, Bozkır madeni, madenci, kurşun, altın, gümüş. ix

x T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü Adı Soyadı Hamit ŞAFAKCI Numarası 054102031002 Öğrencinin Ana Bilim / Bilim Dalı Tarih/Yeniçağ Tarihi Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Prof. Dr. Bayram ÜREKLİ Tezin Adı Mining in The Bozkır (1776-1839) SUMMARY In this study, mining activities in the Ottoman Era has been generally examined. One of the mines in the Ottoman Period, the Bozkır mine is studied. In this work which aims to state Ottoman Empire s applications in mining via Bozkır mine, you can find the information about the methods used, where the minerals were used, the process of mining, tranportation, the general problems of the mines and the staff of the mines etc. The Bozkır mine was started to run first in The Ottoman Era in 1776. As soon as production in mining was started, the towns around the mine were under responsible of the mine according to the situation of the ore by giving some exemptions so that the producing mine went on properly. The number of the towns was related with the plenty of the ore. Because, ıf the ore was plenty, the wood and the coal used in the mine were plenty too. So, the mine needed more workers. Bozkır mine connected to Bozkır, Belviran, Beyşehir, Seydişehir, Kırili, Göçü and Kaşaklı towns in different times. The lead from the mine was transported to the Alanya Harbour by the help of people lived in Karaman, Alanya and İçil. After the Bozkır mine was opened, some non muslim with their families staff who worked in Gümüşhane mine came and settled in Bozkır. The number of the houses and shops increased. Therefore, we can say that the mine effected the social and economic life in Bozkır in a spesific way.

The Bozkır mine was closed after it was proceeded for ten years. However some rulers in the region started cruelty to the people. So it was opened again and carried on its production until 1839. (That is to say, Bozkır mine was run between the years 1776-1839.) In this year the ore finished and the mine was closed again. The position of the people in Bozkır transformed into the situation before the mine. Some of their rights became of the mine disappeared. In one of the mines, called Simli Lead Mine lead, silver and gold were expelled. The production was under control of the central government and the region was ruled by the people appointed by the central government. The ore expelled on the mountains were brought to Bozkır to be decomposed. After the silver and the lead were decomposed the pure silver or the silver with gold were sent to İstanbul on land. Lead was shipped to İstanbul from Alanya harbour. For some time, the lead was delivered to İstanbul on land via İzmit because of Greek rebellion (1823). The production (lead, silver and gold) was used to produce or to buy some Arsenal or to coin money. Moreover, the lead was also used in the construction of some buildings such as mosques, libraries and bridges. Key Words Ottoman Empire, Konya, Bozkır mine, miner, lead, gold, silver. xi

xii İÇİNDEKİLER Sayfa No Bilimsel Etik Sayfası... ii Tez Kabul Formu... iii ÖNSÖZ... iv ÖZET... viii SUMMARY... x İÇİNDEKİLER... xii FOTOĞRAF, GRAFİK, HARİTA, TABLO VE BELGE LİSTESİ... xix KISALTMALAR... xxi GİRİŞ... 1 1. Konu ve Kaynaklar... 1 2. Bozkır ın Tarihçesi... 3 2.1. Türk Hâkimiyetinden Önce Bozkır... 4 2.2. Türk Hâkimiyetinde Bozkır... 8 2.2.1. Osmanlı Öncesi Bozkır... 8 2.2.2. Osmanlı Dönemi nde Bozkır... 16 I. BÖLÜM BOZKIR DA MADENCİLİK FAALİYETLERİNİN TARİHSEL ALT YAPISI 1. XVIII. Yüzyıldan Önce Bozkır da Madencilik Faaliyetleri... 29 2. 1776-1839 Tarihleri Arasında Bozkır da Madencilik Faaliyetleri... 32 2.1. Bozkır Madeninin İlk Açılışı... 32 2.2. Madenin Kapatılması... 36 2.3. Madenin Yeniden Açılması... 42 2.4. Bereketli Madeninin Bozkır Madenine Bağlanması... 45 2.5. Madenin Tekrar Kapatılması... 48 2.6. Madenin Kapatılmasından Sonraki Gelişmeler... 51

xiii II. BÖLÜM BOZKIR MADENİNDE İDÂRÎ-HUKUKİ DURUM 1. Madenlerin Hukukî Durumu... 55 1.1. İslam Hukukuna Göre Madenler... 55 1.2. Osmanlı Hukukuna Göre Madenler... 56 2. Osmanlı Devleti nde Maden İşletme Usulleri... 63 2.1. Emanet... 64 2.2. İltizam... 70 2.3. İhale... 73 3. Bozkır Madeni Emanetinin İdarî Durumu... 75 3.1. Bozkır Madeni Emaneti nin İdâre Merkezi... 75 3.2. Bozkır Madeni Emanetinin Yönetimi... 84 4. Bozkır Madeninde Hukukî Durum... 93 4.1.. Bozkır Madeninde Ortaya Çıkan Davalar... 93 4.2.. Madencilerin Muafiyetleri... 96 4.3. Madene Bağlı Kazaların Muafiyeti... 101 5. Madencilerden ve Ahaliden Alınan Bazı Vergiler... 106 5.1. Cizye... 106 5.2. Adet-i Ağnam... 111 5.3. İmdâd-ı Seferiyye... 113 5.4. İmdâd-ı Hazeriyye... 115 5.5. Diğer Yükümlülükler ve Vergiler... 119 III. BÖLÜM BOZKIR MADENİNE BAĞLI KAZALAR VE BU KAZALARIN YÜKÜMLÜLÜKLERİ 1. Madene Kömür ve Kütük Temini... 121 1.1. Kömür Tedâriki... 121 1.2. Kal Kütüğü Temini... 126 2. Bozkır Madenine Bağlı Kazalar... 128

xiv 3. Madene Bağlı Kazaların Aynî ve Nakdî Yükümlülükleri... 133 3.1. Bozkır Kazası ve Köyleri... 134 3.1.1. Bozkır Kazası.... 134 3.1.2. Yalıhüyük Köyü.... 136 3.1.3. Kazıkdere Köyü... 137 3.1.4. Karacaardıç Köyü... 137 3.2. Belviran Kazası ve Köyleri... 138 3.2.1. Belviran Kazası... 138 3.2.2. Bolad ve Gederet Köyleri... 139 3.3. Aladağ Kazası Köyleri... 140 3.4. Seydişehir Kazası... 141 3.5. Beyşehir Kazası... 142 3.6. Yenişar/Kaşaklı Kazası... 143 3.7. Kırili Kazası... 144 3.8. Göçü Kazası... 144 IV. BÖLÜM BOZKIR MADENİNDEKİ GÖREVLİLER 1. İdarî Görevliler... 149 1.1. Maden Emini.... 149 1.1.1. Atama... 149 1.1.2. Maden Emininin Görevleri... 153 1.1.2.1. Madencilikle İlgili Görevleri... 153 1.1.2.2. İdarî Görevleri... 157 1.1.2.3. Hukukî Görevleri... 159 1.1.2.4. İktisadî Görevleri... 160 1.1.2.5. Timarla İlgili Görevleri... 163 1.1.2.6. Askerî Görevleri... 163 1.1.2.7. Sosyal Görevleri... 165 1.1.3. Azil... 168 1.1.4. Ücret... 170

xv 1.2. Vekil... 171 1.3. Kâtip... 173 1.4. Kadı... 175 1.5. Kethüda... 177 1.6. Hazinedar... 178 1.7. Vekilharç... 179 1.8. Postacılar... 179 1.9. Hizmetçiler... 179 2. Güvenlik Görevlileri... 180 2.1. Tüfekçibaşı ve Tüfekçiler... 180 2.2. Delilbaşı... 182 3. Teknik Personel... 182 3.1. Ustabaşı (Piristatbaşı)... 182 3.2. Piristat... 186 3.3. Kalcı... 190 3.4. Feteci... 192 3.5. Kürek Bağlayıcı... 192 3.6. Baltacı... 193 3.7. Usta... 194 4. Madenciler... 196 4.1. Çakılcı... 196 4.2. Arayıcılar... 197 4.3. Lağımcılar... 197 4.4. Tekneciler... 198 4.5. Dolapçılar... 198 4.6. Körükçüler... 198 4.7. Kantarcı... 199 4.8. Vezzân... 199 4.9. Ameleler... 199 4.10. Diğer Görevliler... 201

xvi V. BÖLÜM ÜRETİM VE NAKİL 1. Üretim... 205 1.1. Cevher Üretimi... 205 1.1.1. Cevherin Çıkarılması... 205 1.1.1.1. Aydınlatma... 209 1.1.1.2. Havalandırma... 210 1.1.1.3. Mağaralardaki Suyun Tahliyesi... 211 1.1.1.4. Tahkimat İşleri... 213 1.1.1.5. Mağaralardaki Organizasyon... 214 1.1.2. Cevherin İşlenmesi... 215 1.1.3. Madenlerde Çalışma Şartları... 224 1.1.3.1. Madenci İzinleri... 225 1.1.3.2. Madenci Ücretleri... 228 1.1.3.3. Madencilerin Günlük İhtiyaçları... 229 1.2. Bozkır Madeninde Üretim Durumu ve Vergilendirme... 232 1.2.1. Bozkır Madeninde Üretim Durumu... 232 1.2.1.1. Kurşun Üretimi... 232 1.2.1.1.1. Mürdesenk Üretimi... 232 1.2.1.1.2. Kurşun Üretimi... 234 1.2.1.1.2.1. Kurşunun Fiyatı... 240 1.2.1.1.2.2. Kurşun Madeninin Vergilendirilmesi... 242 1.2.1.2. Gümüş Üretimi... 246 1.2.1.2.1. Gümüşün Birim Fiyatı... 253 1.2.1.2.2. Gümüşte Vergi Oranı... 256 1.2.1.3. Altın Üretimi... 260 1.2.1.3.1. Altının Birim Fiyatı... 267 1.2.1.3.2. Altında Vergi Oranı... 269 1.2.1.4. Diğer Madenler... 271 1.2.1.4.1. Bileği Taşı... 271 1.2.1.4.2. Güherçile ve Barut İmali... 272

xvii 1.2.2. Madenlerin Kullanımı... 273 1.2.2.1. Kurşunun Kullanıldığı Yerler... 274 1.2.2.1.1. Askeri Amaçlı Tedârik... 274 1.2.2.1.2. Topluma Yönelik Tedârik... 276 1.2.2.2. Altın ve Gümüşün Kullanıldığı Yerler... 279 1.3. Maden Mekanları ve Kullanılan Üretim Araç-Gereçleri... 282 1.3.1. Mağara, Mahzen ve Fırınlar... 282 1.3.1.1. Bozkır Madenindeki Mağaralar... 282 1.3.1.2. Mahzenler... 286 1.3.1.3. Fırınlar... 288 1.3.2. Madenlerde Kullanılan Aletler... 290 2. Nakil... 298 2.1. Cevherlerin Mağaralardan Bozkır a Nakli... 298 2.2. Kurşunun Nakledilmesi... 301 2.2.1. Kurşunun Alanya İskelesine Nakli... 301 2.2.2. Kurşunun İzmit İskelesine Nakli... 309 2.2.3. Kurşun Nakliyle İlgili Diğer Konular... 311 2.2.3.1. Kurşunun Taşınması Esnasındaki Noksanlıklar... 311 2.2.3.2. Deve Tedâriki... 313 2.2.3.3. Taşıma Yükümlülüğüne İtiraz... 318 2.2.3.4. Mübaşirlere Ödenen Ücret: Mübaşiriyye... 320 2.2.3.5. Kurşunun Gemilerle Nakledilmesi ve Nevl... 321 2.2.3.5.1. Kurşunun Gemilerle Nakledilmesi... 321 2.2.3.5.2. Gemilere Ödenen Ücret (Nevl)... 323 2.2.3.6. Alanya ve İstanbul daki Mahzenler (Depolar)... 324 2.2.3.7. Nakliye Ücreti... 325 2.3. Altın ve Gümüşün Nakli... 329 2.4. Sermaye... 334 2.4.1. Sermayenin Nakli... 337 2.4.2. Maden Eminlerinin Muhallefâtı İle Sermaye İlişkisi... 340 3. Bozkır Madeni İşletmesindeki Sorunlar... 343 3.1. Genel Sorunlar... 343

xviii 3.2. Madenciliğin Ortaya Çıkardığı Sorunlar... 354 3.2.1. Bozkır Yöresinde Ormanların Yok Oluşu... 354 3.3.2. Bozkır Madeninde Eşkıyalık Hareketleri... 356 3.3.3. Eşkıyalığa Karşı Alınan Önlemler ve Nezr... 372 SONUÇ... 379 BİBLİYOGRAFYA... 387 EKLER... 414 Özgeçmiş... 440

xix FOTOĞRAF, GRAFİK, HARİTA, TABLO VE BELGE LİSTESİ FOTOĞRAF LİSTESİ Sayfa No Fotoğraf 1: Zengibar Kale Kalıntısı... 432 Fotoğraf 2: Bozkır Tarihi Köprüsü (Çarşamba Köprüsü)... 432 Fotoğraf 3: Mehmed Fazlullah Efendi Çeşmesi... 433 Fotoğraf 4: Bozkır Madenindeki Kızılgeriş Mağarası... 433 Fotoğraf 5: Zengibar Kale Harabeleri... 434 Fotoğraf 6: Bozkır a Ait Eski Bir Fotoğraf... 434 Fotoğraf 7: Bozkır Madenindeki Cevherlerden Bir Görünüm... 435 Fotoğraf 8: Bozkır Madenindeki Kızılgeriş Adlı Mağaranın Girişi... 435 Fotoğraf 9: Kızılgeriş Mağaralarının Genel Görünümü... 436 Fotoğraf 10: Mağaraların Kütüklerle Tahkim Edilmesi... 436 Fotoğraf 11: Mayıs Ayında Mağaraların Bulunduğu Dağların Durumu... 437 Fotoğraf 12: Bozkır ın Genel Görünümü... 437 Fotoğraf 13: Bozkır ın Görünümü... 438 Fotoğraf 14: Çarşamba Çayı, Çarşamba Köprüsü ve Merkez Cami... 439 GRAFİK LİSTESİ Grafik 1: Bozkır Madenine Gelir Olarak Kaydedilen Sancak Mutasarrıfına Ait Hazeriyye Akçesinin Dağılımı... 118 Grafik 2: 1776-1785 Yılları Arasında Madene Bağlı Kazaların Kömür Görevleri Dağılımı... 123 Grafik 3: 1787-1801 Yılları Arasında Bozkır Madenine Kömür Veren Kazaların Altı Ayda Verdiği Kömür Miktarı... 126 Grafik 4: 1787-1801 Yılları Arasında Kömür Görevinin Kazalara Dağılımı... 135 Grafik 5: 1787-1801 Tarihleri Arasında Madene Nakdi Yükümlülük İle Bağlı Kazaların Ödedikleri Miktarlar... 142 Grafik 6: Bozkır Madeninde Görevli Piristatların Yıllara Göre Dağılımı... 187 Grafik 7: Bozkır Madeninin Kömür İhtiyacını Karşılayan Baltacı Sayıları... 194 Grafik 8: Bozkır Madenindeki Kurşun Üretimi (1776-1839)... 236 Grafik 9: Bozkır Madeninde Gümüş Üretimi (1776-1839)... 249 Grafik 10: Bozkır Madeninde Üretilen Mahlut Sim Miktarı (1781-1800)... 252 Grafik 11: Bozkır Madeninde Altın Üretimi... 268

xx HARİTA LİSTESİ Harita 1: Madenle ilgili Bozkır Kazası Köyleri... 426 Harita 2: Bozkır Çevresi ve Maden Mağaraları... 427 Harita 3: Kurşunun İzmit e Nakli... 428 Harita 4: Bozkır Kazası Haritası... 429 Harita 5: 1840 Yılında Bozkır Kazası ve Köyleri... 430 Harita 6: Belviran Kazasının Madenle İlgili Yükümlülükleri... 431 TABLO LİSTESİ Tablo 1: Bozkır Kazası Köylerinin Erkek Sayısı... 81 Tablo 2: Madene Bağlı Yerleşim Yerlerinin Kazalara Göre Dağılımı... 146 Tablo 3: Bozkır Madeninde Görev Yapan Maden Eminleri (1776-1839)... 152 Tablo 4: Bozkır Madeninde Tespit Edilen Ustabaşılar... 186 Tablo 5: Bozkır Madeni Hümayun Emanetindeki Görevliler... 204 Tablo 6: Bozkır Madeninden Darphaneye Teslim Edilen Kurşun Miktarı... 237 Tablo 7: Bozkır Madeninden Darphaneye Teslim Edilen Gümüş Miktarı... 250 Tablo 8: Bozkır Madeni Üretimlerinden Yapılan Kesintiler... 258 Tablo 9: Bozkır Madeninde Üretilen Altın Miktarı... 266 Tablo 10: Karaton Madeni Kuyularında Kullanılan Aletler... 292 Tablo 11: Bozkır Madeninde Yapılan Üretimin Aşamaları... 375 Tablo 12: 2003 ve 2004 yılları verilerine göre Bozkır ve Çevresinde Bulunan Çeşitli Madenlere Ait Bilgiler... 376 Tablo 13: Bozkır da Oksitli Cevherlerin Durumu... 377 BELGE LİSTESİ Belge 1: Kurşunun Hangi İskeleye Nakledileceğine Dair Hüküm... 414 Belge 2: Madencilerin Serbestiyetlerine Dair Emir... 416 Belge 3: Bozkır Madeni Emini Mehmet Fazlullah Efendi ye Ait Vakfiye... 417 Belge 4: Şeyh Musa Zaviyesine Ait Vakfiye... 420 Belge 5: Bozkır Madenindeki Mağaralara Dair Belge... 421 Belge 6: Bozkır Madeninin Açılışına Dair Belge... 422 Belge 7: Bozkır Madeninin Kapanışına Dair Belge... 423 Belge 8: Maden Emini el-hâc Abdullah ın Muhallefâtını Gösteren Belge... 424 Belge 9: Bozkır Madeninden Teslim Edilen Gümüşe Dair Hesap Örneği... 425

xxi KISALTMALAR A.AMD A.DVN.MHM AE.SABH I AE.SMST II AE.SSLM III AHK.KR.d A.MKT A.MKT.DV A.MKT.UM AÜDTCF AÜSBE AÜTAED BCA bkz. BOA BTTD C.ADL C.AS C.BH C.DH C.DRB C.EV C.İKT C.MF C.ML C.NF C.SM C.TZ C.ZB Cm Çev. DAGM D.BŞM.d D.BŞM.DRB D.BŞM.MHF.d D.DRB D.DRB.HAT D.DRB.İ D.DRB.MH D.DRB.THR DH.UMVM DİA D.MMK D.MMK.d : Âmedî Kalemi Belgeleri : Mühimme Kalemi Belgeleri : Ali Emiri Tasnifi, Sultan I. Abdülhamid : Ali Emiri Tasnifi, Sultan II. Mustafa : Ali Emiri Tasnifi, Sultan III. Selim : Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Karaman Ahkam Defterleri : Sadaret Mektubi Kalemi Belgeleri : Sadaret Mektubi Kalemi Deavi Belgeleri : Sadaret Mektubi Kalemi Umum Vilayat Belgeleri : Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi : Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü : Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi : Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi : Bakınız : Başbakanlık Osmanlı Arşivi : Belgelerle Türk Tarihi Dergisi : Cevdet Tasnifi, Adliye : Cevdet Tasnifi, Askeriye : Cevdet Tasnifi, Bahriye : Cevdet Tasnifi, Dahiliye : Cevdet Tasnifi, Darbhane : Cevdet Tasnifi, Evkaf : Cevdet Tasnifi, İktisat : Cevdet Tasnifi, Maarif : Cevdet Tasnifi, Maliye : Cevdet Tasnifi, Nafia : Cevdet Tasnifi, Saray : Cevdet Tasnifi, Tımar : Cevdet Tasnifi, Zabtiye : Santimetre : Çeviren : Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü : Bab-ı Defteri Başmuhasebe Kalemi Defterleri : Bab-ı Defteri Başmuhasebe Darphane-i Amire Eminliği : Bab-ı Defteri Başmuhasebe Muhallefat Defterleri : Darphane Evrakı Dosya Usulü Envanteri : Darphane Evrakı Hatt-ı Hümayun : Darphane Evrakı İradeler : Darphane Evrakı Muhasebe Kalemi : Darphane Evrakı Tahrirat Kalemi : Dahiliye Nezareti, Umûr-ı Mahalliye-i Vilâyât Müdüriyeti Belgeleri : Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi : Maden Mukâtaası Kalemi ve Bağlı Birimlerine Ait Belgeler : Maden Mukâtaası Kalemi ve Bağlı Birimlerine Ait Defterler

xxii DRB.d : Darphane-i Amire Defterleri El 2 : The Encyclopaedıa of Islam FÜSBE : Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü GÜSBE : Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü H : Hicri HADR.d : Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Hadariye Defterleri HAT : Hatt-ı Hümayûn Tasnifi Haz. : Hazırlayan HD : Hurufat Defterleri HH.d : Hazine-i Hassa Defterleri HRT.h : Haritalar İA : İslam Ansiklopedisi İ.DH : İrade Dahiliye Belgeleri İE.AS : İbnülemin Tasnifi, Askeriye İE.MDN : İbnülemin Tasnifi, Meadin İÜEFTD : İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi İÜEFTED : İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü Dergisi İÜİFM : İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası İÜSBE : İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kg : Kilogram KKA : Kuyud-ı Kadime Arşivi KK.d : Kamil Kepeci Tasnifi Defterleri KLB.d : Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Kalebend Defterleri KŞS : Konya Şer iye Sicilleri KVS : Konya Vilâyeti Sâlnâmesi m : metre M : Miladi MAD.d : Maliyeden Müdevver Defterler MEDAD : Milli Emlâkten Devr Alınan Defterler MHM.d : Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Defterleri MKM.MHM.d : Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme-i Mektume Defterleri ML.VRD.CMH.d. : Maliye Varidat Muhasebesi Cizye Defterleri M.Ö. : Milattan Önce M.S. : Milattan Sonra MÜSBE : Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü MÜTAE : Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü NFS.d : Nüfus Defterleri NÜSBE : Niğde Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü OA : Osmanlı Araştırmaları S. : Sayı s. : Sayfa SDÜSBE : Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü SÜFBE : Selçuk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü SÜFEFED : Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Edebiyat Dergisi SÜSBE : Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

xxiii SÜSBED SÜTAED ŞKT.d TCTA TDA TDTD TİD TOEM TKGM TT.d TTK VD VGMA Yay. Yay. Haz. : Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi : Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi : Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Atik Şikayet Defterleri : Tanzimat tan Cumhuriyet e Türkiye Ansiklopedisi : Türk Dünyası Araştırmaları : Türk Dünyası Tarih Dergisi : Tarih İncelemeleri Dergisi : Tarih-i Osmanî Encümeni Mecmuası : Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü : Tapu Tahrir Defterleri : Türk Tarih Kurumu : Vakıflar Dergisi : Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi : Yayınlayan : Yayına Hazırlayan

1 GİRİŞ 1. Konu ve Kaynaklar Osmanlı tarihine dair son zamanlara kadar yapılan çalışmalar siyasi ve askeri konular üzerine yoğunlaşmıştı. Ancak son yıllarda Osmanlı Devleti nin sosyal, ekonomik ve kültürel yönlerini inceleyen araştırmalar da önem kazanmıştır. Bu anlamda Osmanlı ekonomik hayatından bir kesit sunan madenlerin durumu üzerine yapılan çalışmalar ekonomi alanındaki eksikliği giderme konusunda katkı yapmıştır. Başlangıçta Bozkır kazasının sosyal ve ekonomik yapısını inceleyen bir çalışma düşünülmüş olmasına rağmen Bozkır madeni ile ilgili belgelerin çokluğu Bozkır da Madencilik konusuna odaklanmamızı sağlamıştır. Araştırmamıza Bozkır madeninin açıldığı 1776 yılı ile kapatıldığı 1839 yılları esas alınmıştır. Bu tarihler arasında Bozkır madeninin Osmanlı ekonomisindeki yeri irdelenmiş, madende üretim için yapılan organizasyondan başlamak üzere cevherlerin mağaralardan çıkarılmasından çeşitli alanlarda kullanılmasına kadar geçen sürece değinilmiştir. Araştırmanın kapsamı 1776-1839 yılları olmasına rağmen karşılaştırma yapmak amacıyla bu dönem öncesi ve sonrasına ait madenciliğe dair bilgi ve belgeler de kullanılmıştır. Bozkır madeniyle ilgili belgenin olmadığı durumlarda daha önce madencilik alanında yapılan çalışmalara müracaat edilmiştir. Bununla birlikte doğru bir değerlendirme yapmak adına Osmanlı öncesini de bilmek gerektiğinden hareketle Bozkır ın tarihi ile yapılan madencilik faaliyetleri hakkında da kısa bir bilgi verilmiştir. Araştırmada özellikle arşiv belgeleri kullanılmıştır. Çalışmanın temel kaynağını Başbakanlık Osmanlı Arşivi nde bulunan defter, belge ve dosya koleksiyonları oluşturmaktadır. Bunun yanında diğer arşivlerden, kroniklerden, seyahatnamelerden 1 ve araştırma eserlerinden 2 de faydalanılmıştır. Başbakanlık 1 William J. Hamilton, Researches Asia Minor, Pontus and Armenia with Some Account of Their Antiquıties and Geology, II, London 1842. 2 Tetkik eserlerle ilgili bkz. dipnot 165-174. Madencilikle ilgili sözlüklere de müracaat edilmiştir. Cem Şensöğüt, Madencilik Terimleri İngilizce-Türkçe Sözlüğü, Konya 1996; Halil Köse-Ferhan Şimşir-Yalçın Çebi, Maden İşletme Terimleri Sözlüğü, İzmir 1989; Enver Ediger-Turan Dündar- Tevfik Güyagüler, Madencilik Terimleri Kılavuzu, Ankara 1979. Ancak bu eserlerde madencilik terimlerinin İngilizce ve Almanca karşılıkları ya da İngilizce madencilik terimlerinin Türkçe karşılıkları verilmiştir.

2 Cumhuriyet Arşivi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi nde bulunan belgeler de taranmıştır. Ancak Bozkır madeninin kapatılması ile maden emininin cami yaptırması dışında herhangi bir bilgi tespit edilememiştir. Bunların yanında genel olarak kurşunun nakli ve tevzi ile ilgili belgelerin bulunduğu Konya Şer iye Sicilleri ne de müracaat edilmiştir. Çalışmayı yönlendiren esas defterler Darphane Defterleri 3 ile Milli Emlakten Devr Alınan Defterler dir 4. Bu defterler yanında Maliyeden Müdevver Defterler 5, Mühimme Defterleri 6, Karaman Ahkam Defterleri 7 ile bibliyografyada verilen diğer defterler kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan kaynaklar arasında perakende vesikaları önemli bir yer tutmuştur. Özellikle Cevdet Tasnifi içerisinde yer alan birimlere ait belgeler kullanılmıştır. Bu tasnif içerisinde ise özellikle Bozkır madenine dair bilgiler veren Darbhane belgeleri kullanılmıştır. Yine aynı tasnif içerisinde yer alan Askeriye, Maliye ve Dahiliye birimlerine ait belgeler ile Adliye, Bahriye, Evkaf, İktisat, Maarif, Nafia, Saray, Timar ve Zabtiye birimlerine ait belgeler kullanılmıştır. Perakende vesikaları arasında Ali Emiri ve İbnü l-emin tasniflerine ait belgelerden de istifade edilmiştir. Ancak İbnü l-emin Tasnifi madenin açılmasından önceki yıllara ait belgeleri ihtiva etmesinden dolayı çok fazla kullanılamamıştır. 3 Bu defterler; madenlerdeki düzenlemeler, layihalar, raporlar, madenlerin açılması ve kapatılması, maden emini atamaları ve çıkarılan altın, gümüş ve kurşunun satın alma nizamı ile darphaneye teslim edilen altın, gümüş ve kurşunun miktarı gibi birçok konuyu ihtiva etmektedir. Bozkır madeniyle birlikte Osmanlı döneminde işletilen diğer madenlerle ilgili kayıtlar da mevcuttur. 4 Madenlerden çıkarılan ürünlerin satın alma fiyatı, ürünlerden yapılan kesintiler, madenlerin kullanıldığı yerler, madende işletilen mağaralar, madene bağlı yerleşim yerleri, kurşunun nakli ile madendeki görevlilere ait kayıtları ihtiva eden Milli Emlakten Devr Alınan Defterler içerisinde 1,3 8 ve 9 numaralı defterler kullanılmıştır. Bu defterler, Bozkır madeniyle ilgili bilgiler yanında Osmanlı döneminde işletilen madenler hakkında da kronolojik bilgiler vermesi açısından son derece önemlidir. 5 Bu defterler, özellikle Bozkır madeni emaneti idaresindeki yerleşim yerlerinden talep edilen vergiler, madene bağlı yerleşim yerleri, kurşunun nakli gibi konular yanında Bozkır da madenin açılmasından önceki döneme ait bilgiler de vermektedir. 6 Mühimme defterleri, Bozkır ın idari, sosyal, ekonomik ve hukuki yönlerini içeren birçok hükmü barındırmaktadır. Defterler; madenin açılması ve kapatılması, madenin ilk açılışında yapılan uygulamalar, madenin idari yapısında meydana gelen değişiklikler ile maden ahalisinden maden nedeniyle alınan paralar gibi birçok bilgiyi ihtiva etmektedir. 7 İdari olarak Bozkır madeni emanetine bağlı yerleşim yerlerinde yaşanan olumsuzlukların ortadan kaldırılması için maden emini ile kadıya gönderilen hükümleri ihtiva eden bu defter serisi içerisinde araştırma dönemini kapsayan defterler kullanılmıştır.

3 Çalışmada istifade edilen tasniflerden birisi de Hatt-ı Hümayun Tasnifi dir 8. Bu tasnif içerinde yer alan kataloglar taranarak konu ile ilgili olanlar kullanılmıştır. Ancak bu tasnif içerinde de tarihlendirme sorunu vardır. Zira tarihi olmayan birçok belgenin tahmini olarak tarihlendirildiği görülmektedir. Araştırmada kullanılan kaynaklardan birisi de dosya tasnifleridir. Özellikle Darphane Evrakı Tahrirat Kalemi, Darphane Evrakı Hatt-ı Hümayun ile Bab-ı Defteri Başmuhasebe Darphane-i Amire Eminliği dosya usulü envanterleri Bozkır da yapılan madencilik faaliyetleri ile madenlerden elde edilen gelirler gibi konularda bilgi vermektedir. Darphane Evrakı Tahrirat Kalemi belgeleri diğer tasniflerde bulunamayan bilgileri ihtiva etmesinden dolayı son derece önemlidir. Ancak madenin açıldığı ve kapatıldığı dönemleri kapsayan 650 dosya olduğundan tamamı taranamamış, sondaj usulü ile seçilen dosyalar incelenmiştir. Benzer durum diğer dosyalar için de uygulanmıştır. 2. Bozkır ın Tarihçesi Bozkır ilçesi 37-38 derece kuzey enlemi, 32-33 derece doğu boylamları arasında yer almaktadır. Konya iline bağlı 31 ilçeden biri olan Bozkır ın denizden yüksekliği 1.162 metre, yüzölçümü 1.949 kilometrekaredir 9. İlçenin kuzeyinde 8 Osmanlı padişahlarının yazılı emirlerinden olan hatt-ı hümayunlar; maden emini atamaları, eşkıyalık hareketleri ile bunlara verilen cezalar, madene bağlanma gibi konularda bilgiler vermektedir. 9 Bozkır ve çevresi ile ilgili yapılmış çalışmalar için bkz. Nuri İnan, Bozkır ve Çevresinin Fiziki Coğrafyası, SÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya 1994; Baştürk Kaya, Bozkır-Hadim- Belören Arasındaki Bölgenin (Konya) Fiziki Coğrafyası ile Erozyon İlişkilerinin Araştırılması, SÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya 1995; Sinan Aktaş, Ahırlı, Yalıhüyük İlçeleri ve Bozkır (Konya) İlçesinin Kuzey Bölgesinde Yetişen Makrofunguslar Üzerine Taksonomik Araştırmalar, SÜFBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya 2001; Şükrü Sabahlar, Bozkır (Konya) İlçesinin Güney Bölgesinde Yetişen Makrofunguslar Üzerinde Taksonomik Araştırmalar, SÜFBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya 2001; İsmail Yalçınlar, Bozkır da Fosilli Kambro-Ordovisiyen Tabakalar (Konya), Coğrafya Araştırmaları, II, S. 2, 1990, s.113-131; R. Çetik- E. Yurdakulol, Küçük Geyik Dağı (Bozkır-Konya) ve Civarı Florasına Katkılar, Selçuk Üniversitesi Fen Fakültesi Dergisi, S. 2, Konya 1982, s.167-185; M. Cemil Evirgen, Konya Göksu Bozkır Barajı Jeolojik İncelemesi, Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Çukurova 1992; Nazan Yalçın, Toroslar da Bozkır (Konya) Güneybatı Yöresinin Petrol Anakaya Ve Organik Fosiyes Özellikleri, Cumhuriyet Üniversitei Fen Bilimleri Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sivas 1997; Mustafa Küçüködük, Küçük Geyik Dağı (Bozkır- Konya) ve Çevresinin Vejetasyonu, Selçuk Üniversitesi Araştırma Fonu, Konya 2002; İbrahim Güler, XIX. Yüzyılın İkinci Yarsında ve XX. Yüzyılın Başında Bozkır (İdarî-Mülkî Teşkilâtı) Abdülaziz- V.Murad-II. Abdülhamid Dönemi (1868-1908), Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yayınlanmamış Lisans Tezi, Konya 1983.

4 Çumra ve Akören, güneyinde Hadim ve Antalya, doğusunda Güneysınır, batısında Antalya ve Ahırlı il ve ilçeleri bulunmaktadır 10. Bozkır, Konya Ovası yla Toros Dağları arasındaki engebeli bir arazi üzerinde yer alır. Orta Torosların eteğinde kurulmuş olan Bozkır ilçesi çok eski bir yerleşim yeridir. Bozkır ilçesi, tarih sahnesinde yerini aldığından bu yana bünyesinde değişik toplumları barındırarak birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. İsauralılar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve Osmanlılar gibi farklı devletlerin hüküm sürdüğü Bozkır da, bu toplumların bırakmış olduğu bir hayli tarihi ve kültürel eserler vardır. Bozkır a hâkim olan bu devletlerin siyasî tarihi, Bozkır ve çevresinde meydana gelen siyasî olaylar ve Türklerin Bozkır da hâkimiyet kurduğu zaman dilimi ele alınarak incelenecektir. 2.1. Türk Hâkimiyetinden Önce Bozkır Toros Dağları ile Akdeniz arasında bulunan Pisidia Bölgesi nin kenarı boyunca uzanan, Konya Ovası ile Akdeniz arasındaki Torosların kuzeyinde yer alan bölgeye antik çağda İsauria (Türk Ansiklopedisi, 1972: 227), merkezine ise İsaura 11 adı veriliyordu. Bu dönemde araştırmanın sınırları içerisinde yer alan, bugünkü Bozkır, 10 Bozkır hakkında Ahmed Rıfat şu bilgileri vermiştir. Konya nın 18 saat garb-i cenûbisinde 700 nüfusu şâmil bir kaza merkezidir ki bu kasaba (Siristad) namıyla dehi zebân-zed olub mea tevabi 10.293 nüfusu camidir. Derununda Bozkır Pınarı namıyla cereyan iden pınar kasabanın taraf-ı garbisinde ve üç saat ba dinde kain Karahisar karyesi civarındaki dağdan zuhur ve kaza-i mezkure tabi Fart ve Pınarcık karyelerinden ve Belviran nahiyesi dahilinden mürur ile Beyşehri Gölü ne munsabb olur (Ahmed Rıfat, 1299: 155). Şemsettin Sami ise, Bozkır, Konya vilayeti ve sancağında ve livanın kısm-i garbîsinde bir kaza olub, merkezi Siristad kasabasıdır. Şimâlen Beyşehri, şarken nefs-i Konya ve Karapınar, cenûben Hadim kazalarıyla, garben dahi Teke sancağıyla mahdûd ve muhâddır. Arâzisi kısmen dağlık olub, güzel ovaları dahi hâvîdir. Suğla Gölü bu kazada olub, merkez kaza içinden geçen nehr, Hadim dağlarından ve Belviran nâhiyesinden gelen diğer iki çayla birleştikten sonra, bu gölde munsabb olur. Arazisi mahsuldâr olub, hubûbât-ı mütenevvi a ile afyon ve meyve ve sebzelerin envâ i hâsıl olur. Ma mûlât-ı sanâ iyyesi kilim, abâ, sahtiyân ve tüfenk ve tabanca gibi şeylerden ibârettir. Belviran nahiyesiyle beraber 94 karyeyi hâvî olub, cümlesi Müslim olmak üzere 36.000 ahalisi vardır (Şemsettin Sâmi, 1996: 1382) demiştir. Ancak, Şemsettin Sami nin Bozkır ile ilgili verdiği bilgilere ihtiyatlı yaklaşmak gerekir. Zira Konya, Bozkır ın doğusunda değil kuzeyinde yer almaktadır. Bununla birlikte Bozkır ın Karapınar ile de sınır olması, Karaman ın idari durumu düşünüldüğünde, mümkün gözükmemektedir. 1322 tarihli Konya vilayeti salnamesinde, Bozkır kazası, Konya nın cenûbunda vâki ve şimâlen Konya, şarken Karaman, cenûben Akseki ve garben Seydişehri kazalarıyla hem hudud olub, merkez Siristad kasabası, Konya nın 90 kilometre cenûbunda ve 29 derece 55 dakika tûl-i şarkide ve 37 derece 10 dakika arz-ı şimâlîde ve kayadan ibaret bir dağın damınında kâ in olub (KVS 1322: 297) şeklinde ifade edilmiştir. Aynca bkz. KVS 1317: 155. 11 Yüksek yamaçlardan birine kurulmuş olan İsaura, hırsızların başkentiydi. Etrafındaki vahşi ve ulaşılamaz bölge yüzünden komşularının aç gözlülüğünü cezp etmemiş olmalı ki kalıntıları hâlâ mevcuttur (Hamilton, 1842: 332).

5 Hadim, Yalıhüyük, Ahırlı ilçeleri ve bunlara bağlı köylerin bulunduğu coğrafi alan İsauria 12 bölgesi içerisinde yer almaktaydı. M.Ö. 2200 yılında Orta Anadolu yu egemenliklerine alan Luwiler, İsauria Bölgesi ne de hâkim olmuşlardır. Luwi etkisi İsauria Bölgesi nde Helenistik ve Roma 13 çağına kadar devam etmiştir (Yılmaz, 2005: 5). Burada oturan halktan dolayı Hititler, bölgeye Luwiya 14 ya da Lukka demişlerdir. Zamanla Luwi tanrısı Tarhunt tan dolayı bölgeye Tarhuntaşşa 15 denilmiştir (Bahar, 1995: 221). Hititler döneminde, Dağlık Kilikya ve İsauria topraklarında Arzavalılara karşı bir tampon devlet olarak kurulan Tarhuntaşşa Krallığı, Luwi tanrısı Tarhunt tan dolayı bu ismi alırken, Hulai Nehri nden dolayı da Hulai Ülkesi olarak adlandırılmıştır (Doğanay, 2009: 33-34). M.Ö. I. bin yılda Hitit egemenliğine son veren Frigler in Bozkır ve çevresine hâkim olduğu, kaya kabartmalarından anlaşılmaktadır 16. İsauria Bölgesi, Asur ve 12 Konya iline bağlı yerleşim yerlerinden İsauria bölgesi içinde şu ilçeler bulunmaktadır. Hamilton un İsaura sınırlarını Elmasun köyünden başlatmasına bakılarak (Hamilton, 1842: 327) Güneysınır ilçesinin İsauria bölgesi içerisinde yer aldığını söylemek mümkündür. Malzemelerin hangi dönemlere ait olduğunu ortaya koymaya çalışan bir çalışmada, Konya yedi bölge olarak ele alınırken İsauria altıncı bölge olarak; Bozkır, Ahırlı, Hadim, Taşkent, Güneysınır ve Yalıhüyük ten oluşmuştur (Bahar- Koçak, 2004: 34). Seydişehir in de İsauria Bölgesi içinde olduğu bir araştırmacı tarafından ileri sürülmüştür (Bahar, 1995: 219). Genel olarak İsauria; Konya, Antalya, Karaman ve Mersin il sınırları arasında kalan Orta Torosların yayla alanlarını kapsar. Bu illere bağlı; Akseki, Gündoğmuş, Mut, Silifke, Gülnar, Ermenek, Kazımkarabekir ve Güneysınır ilçelerinin Toroslar yönündeki kısımları da İsauria bölgesi sınırları içerisindedir (Yılmaz, 2005: 3). Metin içerisinde İsauria bölgesi içerisinde yer alan bir yerleşim yeri ifade edilmek istenildiğinde parantez içerisinde adı yazılarak, anlatılan olayın bütün bölge için geçerli olmadığına dikkat çekilmiştir. 13 Güneysınır da Güdelesin Hüyük te, Roma dönemine ait keramikler bulunmuştur. Yine Güneysınır Güraağaç köyünde Roma dönemi su kalıntılarına rastlanılmıştır. Ayrıca burada M.Ö. II. binyıl, I. binyıl ve Roma-Bizans dönemini yansıtan keramikler bulunmuştur. Bölge özellikle Demir Çağı için önemli bir yerleşmedir. Güneysınır da bulunan Gavur Höyük te ise ilk Tunç Çağı, M.Ö. II. binyıl, I. binyıla ait keramik parçaları bulunmuştur (Bahar, 2002: 172). 14 İsauria Nova (Zengibar Kale) da Luwice isimlerle karşılaşılmıştır. (Bahar, 1991: 97; Bahar,1995: 221). Luwi etkisinin İsauria da uzun süre kalması; ülkenin aşılmaz dağlarla çevrili olması, denizden hayli içeride bulunması, anayolların uzağında kalması gibi nedenlerle açıklanabilir (Umar, 1999: 188). 15 Hititler, Kadeş Savaşı öncesinde bir süreliğine başkenti Tarhuntaşşa ya taşımışlardır. Başkentlikten sonra da Tarhuntaşşa dini bir faaliyet merkezi olmaya devam etmiştir (Bahar, 1995: 220-221). Tarhuntaşşa, Hititler ile batıdaki düşman ya da düşman olabilecek halklarla Hititler arasına bir tampon bölge yerleştirmek için düşünülmüş olmalıdır (Umar, 1999: 138). Tarhuntaşşa yı Hatıp a lokalize eden Hasan Bahar, Hulai Nehri memleketinin coğrafi, Tarhuntaşşa ülkesinin ise idari bir isimlendirme olduğunu belirtmiş ve en önemli akarsuyunun Göksu olduğunu dile getirmiştir (Bahar, 1996a: 48, 50). 16 Bozkır ve Hadim sınırları arasında yer alan İğdeören deki kaya kabartmaları Geç Hitit etkilerini yansıtmaktadır. Bununla birlikte Frig etkisinin varlığı da dikkati çekmektedir (Bahar, 1995: 228).

6 Frig 17 mücadelelerinde iki devlet arasında sınır olmuştur (Bahar, 1995: 229-231; Doğanay, 2009: 34). Daha sonra bölgede egemen olan Lidyalılar 18 ile Yeni Babil devleti arasındaki mücadele sonucu bölge, M.Ö. VI. yüzyılda Yeni Babil Devleti nin eline geçmiştir. Fakat Babil Devleti nin egemenliği uzun sürmemiş, Persler, Lidya ve Yeni Babil Devleti ne son vererek M.Ö. IV. yüzyılda bölgeyi ele geçirmiştir (Bahar, 1995: 232-236). Persler, Büyük İskender in M.Ö. 333 yılındaki İssos seferine kadar Anadolu ya hâkim olmuşlardır (Yılmaz, 2005: 5). Büyük İskender tarafından bölgenin Persler den alınmasıyla, bölgede Helenistik dönem başlamıştır. Fakat İsaurialılar İskender in egemenliğini kabul etmeyerek isyan edince Büyük İskender, generali Perdikkas ı 19 bölgeye göndermiştir. İki taraf arasında yapılan savaşta düşmana teslim olmak istemeyen ancak daha fazla dayanamayacaklarını anlayan İsaurialılar bütün akrabalarını, hazinelerini ve kendilerini ateşe atarak yakmışlardır. Bölge halkı esir olarak yaşamaktansa ölmeyi tercih etmiştir (Bahar, 1991: 89; Bahar, 1995: 236; Yılmaz, 2005: 6). Bir süre bölgenin egemenliğini eline geçiren İsaurialı korsanlar bu durumu daha fazla devam ettirememiştir. M.Ö. 75 yılında, Servilius İsauricus tarafından korsanlardan alınan bölge, Roma İmparatorluğu topraklarına katılmıştır (Türk Ansiklopedisi, 1972: 227 ). M.Ö. 64 yılında İsauria Bölgesi, Kilikya eyaletine 20 bağlı bir idari birim olmuştur (Özsait, 1985: 78). M.Ö. 39 da ise bölge merkezi İkonium (Konya) olan Lykaonia bölgesi içinde yer almıştır (Doğanay, 2009: 33-34). Galatya eyaleti sınırları içine alınan İsauria (Ramsay, 1960: 413), M.Ö. 37/36 yıllarında Galatya 21 krallığı ile birlikte Amyntas a verilmiştir. Amyntas, İsauria yı sakinleştirmek, halkının mukavemetini kırmak için müstahkem ve önemli şehri olan İsaura yı tahrip etmiş ve bunun yakınında aynı isimde bir kral ikametgahı inşa 17 Frig dönemine ait önemli bir anıt Bozkır ın Dibektaşı mevkiinde bulunmaktadır (Bahar, 1991: 77; Bahar, 1999: 16). 18 Lidya egemenliği Kızılırmak a kadar bütün Batı Anadolu ya yayılmıştır. Pamphylia, İsauria ve Lykaonia nın batı bölümü de bu egemenlik kapsamındaydı (Umar, 2008: 23). 19 Perdikkas M.Ö. 323 tarihinde İsauria nın merkezini kuşatmıştır (Hopwood, 1994: 376). 20 Bu eyaletin Trakheia/Dağlık Kilikya ve Pedias/Ovalık Kilikya adı verilen iki bölümü vardı. İsauria, Homanedeis ve Pisidia bölgeleri Trakheia içerisinde yer almaktaydı (Strabon, 2000: 251). Bu iki bölüm doğal sınırla birbirinden ayrılır. Tarsus tan doğuda kalan bölüm Ovalık Kilikya, batıda kalan dağlık bölüm ise Dağlık Kilikya dır (Umar, 2008: 3). 21 Galatya nın sınırları için bkz. Ramsay, 1960: 278-279.

7 ettirerek 22 etrafını surlarla çevirtmeye başlamış fakat yapı tamamlanamadan ölmüştür (Strabon, 2000: 66). Amyntas ın ölümüyle, M.Ö. 25 yılında, Galatya eyaleti kurularak İsauria, Roma imparatorluğuna bağlanmıştır. M.S. I. yüzyıla tarihlenen bir yazıtta ise İsauria nın metropolisinin İsaura olduğu görülmektedir 23 (Özsait, 1985: 84-85). Aynı yüzyılda Dağlık ve Ovalık Kilikya Kilikya eyaleti olarak birleştirilirken, milattan sonra üçüncü yüzyılın son çeyreğinde İsauria bölgesi, Kilikya dan ayrılarak İsauria olarak Lystra ve Laranda yı da içine alarak genişlemiştir. Dolayısıyla bu tarihten sonra adı bütün Dağlık Kilikya ya verilmiştir (Doğanay, 2009: 37-38). Roma İmparatorluğu nun ikiye ayrılmasından sonra ise İsauria Bölgesi, Bizans toprakları içinde kalmıştır. Bozkır da bulunan Rumca yazılmış bir mezar taşı da bu durumu kanıtlamaktadır (Oral, 1957: 31). İmparator Gallienus döneminde (260-268) İsaura/Bozkır kentinde Trebellianus adlı biri ayaklanma çıkarmış ve yöre halkınca imparator olarak tanınmış ise de üzerine gönderilen Roma ordusu tarafından yakalanıp öldürülmüştür. Bu isyan bir süre daha devam etmiş ancak bölgedeki son isyan olmamış, daha sonraki yıllarda da İsauria yöresinden isyan edenler olmuştur (Umar, 2008: 34-35). İsaurialılar, Bizans hâkimiyetine girdikten sonra da baş kaldırmaya devam etmişler ve Bizans tahtına göz dikmişlerdir (Yılmaz, 2005: 10). Bu isyanlar dışında önemli bir olay da bölge menşeli bazı kişilerin Bizans hükümdarı olmalarıdır. 474-491 tarihleri arasında İsaurialı Zenon Bizans hükümdarı olmuştur 24 (Ostrogorsky, 1999: 57). İsaurialı Zenon imparator olunca, İsaurialı yabanlardan devşirilen askerler, imparatorun koruyucu birliği olarak, başkent İstanbul a getirilmiştir (Umar, 2008: 38). Zenon kendisine karşı yapılacak bir suikastten endişe ederek İsauria ya gelmiş ve buradan topladığı askerlerle tahtı tekrar ele geçirmiştir (Abû l Farac, 1945: 147). Daha sonra 22 Amyntas burayı Homanidislere karşı bir üs gibi kullanmayı amaçlamıştır (Hopwood, 1994: 384). 23 Antikçağ da Zengibar Kalesi, Lystra/Hatunsaray yolu üzerinden Konya ya; Larende üzerinden ayrılan üç yol ile de Anamur, Tarsus ve Silifke ye bağlanmaktaydı (Temizsoy-Uysal-Mertek, 1985: 5). 24 Zenon, kendisine karşı İsaurialıların suikast hazırlığında olduğunu anlayınca, bu isyan hareketini bizzat İsauria nın dağlık arazisinde bastırdı ve buradaki kalelerin büyük bir kısmını yıktırdı (Vasiliev, 1943: 132). Zenon dan sonra başa geçen Anastas döneminde de, devletin önemli görevlerinde bulunan İsaurialıların Anastas a karşı da suikast hazırlığında olduğu anlaşılınca, bunlar yüksek memuriyetlerden azledildi. Ancak İsaurialılar, altı yıl süren bir harpten sonra memleketlerinde teslim alınarak büyük bir kısmı Trakya ya nakledildi (Vasiliev, 1943: 135-136).

8 717 741 yılları arasında 25, İsauria ya da Suriye sülalesinden olduğu konusunda farklı fikirler bulunan Leon, Bizans imparatoru olmuştur 26 (Vasiliev, 1943: 297). İlkçağ boyunca bölgenin konumu nedeniyle idari problemler de yaşanmıştır. Bozkır ve çevresine hâkim olan devletler problemlere karşı, yerel yöneticiler ile çözüm aramışlardır. Hititler, buraya hükümdar sülalesinden atama yaparak bölgeye ayrıcalıklı haklar verirken, Persler yerli krallar ile durumu kontrol altına almaya çalışmışlardır. Romalılar ise, zaman zaman Galatya Krallığı ile sorunu çözmeye çalışmalarına rağmen, coğrafyanın da ortaya koyduğu olumsuz etkiler en çok Romalıları uğraştırmış olmalıdır 27 (Bahar, 1995: 240). 2.2. Türk Hâkimiyetinde Bozkır 2.2.1. Osmanlı Öncesi Bozkır Anadolu nun İslamlaşması ve Türkleşmesinde ordudan önce Anadolu nun çeşitli bölgelerine gelip yerleşen Kolonizatör Türk Dervişleri, gittikleri yerlerde halkın gönlünü kazanmaya çalışmışlardır (Barkan, 1942: 279). Bozkır ve çevresinde de Hz. Osman soyundan Şeyh Muhammed Celaleddin, Erdoğan da; Hz. Ömer soyundan Seyyid Taysi, Avdan da; Hz. Ali soyundan Şeyh Bedreddin ibn Halil 28, Karacaardıç ta ve Hz. Ebu Bekir soyundan Şeyh Bayram Seydi nin, Dedemli de oldukları rivayet edilmektedir (Dr. Nazmî, 1922: 126; KVS, 1302: 71-72). Bu, Bozkır ın Türkler tarafından kültürel açıdan fethi olarak değerlendirilebilir. 1336 yılına ait bir vakfiyesi mevcut olan, Siristat ta bulunan Şeyh Musa adlı dervişi de, 25 Yelbeyi kaya tasviri şu şekilde anlatılmıştır. Kayserler devrinin İsaur ricalinden birinin kaya mezarıdır; bu adam, mezarın ön cephesine ve sağ tarafına İsaur ların başlıca merakı olan savaş ile avı tasvir ettirmiştir (Bittel, 1953: 312). Diocletionus (M.S. 286-305) zamanında Roma İmaparatorluğu toprakları 12 bölgeye ayrılırken birinci bölge Oriens (Torosların güneyindeki yerler), Isauria, Mısır ve Cyrenaeca idi (Akşit, 1970: 233). Milattan sonra ikinci ve üçüncü yüzyıllardaki durum için bkz. Hopwood, 1994: 375. 26 III. Leon un Suriye sülalesinden olduğunu söyleyen araştırmacılardan Hakkı Dursun Yıldız, İsauria sülalesine mensup hükümdarların tasvir aleyhtarlığı hareketlerin nedenini açıklarken III. Leon dan ve 726 yılında çıkardığı emirden bahsetmesi (Yıldız, 1982: 446-447) farklı görüşlerin nedenlerini açıklamaktadır. III. Leon un İsaurialıların kullandığı Konon adını alması nedeniyle bazı araştırmacılar tarafından İsauria kökenli zannedildiğini öne süren Ostrogorsky, III. Leon un Suriye menşeli olduğunu belirtmiştir (Ostrogorsky, 1999: 144). Kroniklerde geçen Leon un ailesiyle ilgili fikirleri değerlendiren Vasiliev de Leon un Suriyeli olduğunu ifade etmiştir (Vasiliev, 1943: 297). 27 Bozkır ın Türklerden önceki durumu için bkz. Hasan Bahar, Bozkır, Konya Ansiklopedisi, II, Konya 2011, 170-172; Mustafa Yılmaz, Bozkır: Helenistik ve Roma Çağı, Konya Ansiklopedisi, II, Konya 2011, 172-178. 28 Karacaardıç ta bulunan Ali Semerkandi soyundan gelen Şeyh Bedreddin nesli, I. Mahmut döneminde, 1754 yılında verilen bir emirle bazı vergilerden muaf tutulmuştur (Bilge, 1946: 57-59).

9 Bozkır a Türklerin yerleşmesine öncülük yapması nedeniyle, bu dervişlerin arasına eklemek gerekir (VGMA, 581/1: 232; Belge 4). Bu dervişin inşa ettiği zaviye, vakfiye tarihi olan 1336 yılından önce kurulmuş olmalıdır. Bozkır ve Belviran çevresi uzun süre Bizans 29 egemenliğinde kaldıktan sonra, XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bölgede Türklerin hâkimiyet mücadeleleri olmuştur. Nitekim bu mücadeleler sonucunda Konya 30 fethedilmiştir. Malazgirt zaferinden sonra Türkmenlerin fethedilen yerlere göçü hızlanmıştır (Turan, 1971: 37). Konya nın Selçukluların eline 1069 ya da 1071 31 yılından sonra geçtiği bilinmesine rağmen Bozkır ve çevresinin Selçukluların eline ne zaman geçtiği kesin değildir. Fakat Konya nın fethinden kısa bir süre sonra Türklerin eline geçmesi muhtemeldir. Bozkır ve çevresinin fethini tam olarak tespit edebilmek için Konya ile birlikte Bozkır ın çevresinde 32 bulunan şehirlere de göz atmak faydalı olacaktır. 1069 tarihinde Silifke de Türkmenlerin olması (Turan, 1999: 168) ile aynı tarihte 29 Bizanslılar zamanında, Konya ve çevresine, İstanbul u kuşatmak amacıyla düzenlenen seferler sırasında Müslümanların, Emevi halifesi Muaviye döneminde başlayan ve Abbasiler döneminde devam eden akınları vardır. Bu seferler sırasında Konya birkaç kez alınmasına rağmen kısa sürede terk edilmiştir (Darkot, 1997a: 843). Anadolu ya yapılan akınlar neticesinde tahrip edilen yerler arasında İsauria da vardı (Yinanç, 1944: 21). Bizans bu akınlara karşı Arap hududu boyunca doğuda dağ geçit bölgesi anlamına gelen kleisuralar oluşturmuştur. Bu sınır bölgelerinden birisi Ermenek, Mut gibi İsaura bölgesi topraklarını da kapsayan Seleukeia idi (Honigmann, 1970: 40-41). 962 yılında, Araplar yaptığı gazalarda, Seleukeia geçitlerinden, Anatolikon thema sı yollarından ve Toros Dağları eteklerinden Kilikya yı katederek Kapadokya ve Lykandos a varırlar, Fırat Nehri nin öte tarafına ulaşıp aynı yoldan geri dönerlerdi (Honigmann, 1970: 79). 30 Bizans döneminde İran la başlayan savaş sırasında Konya büyük zarar görmüş olmalıdır. VII. yüzyılın ortalarından itibaren bu defa Müslümanlar Anadolu ya akınlara başladılar. Toros geçitlerinden İstanbul a yönelen İslam ordusu, Konya ve yöresini sık sık yağma etmiş olmalıdır (Baykara, 1998: 9). 31 1069 yılında, Selçuklu kuvvetleri başta Karaman ve Konya olmak üzere birçok yeri ele geçirmiştir. Bizans imparatorunun Selçuklu kuvvetlerinin dönüş yolunu kesmek için Kayseri ye geldiğini haber alan Selçuklu kumandanları, Toros Dağları geçitlerinden güneye inerek Kuzey Suriye deki hareket üsleri olan Halep e ulaşmışlardır (Sevim, 1988: 49). Feridun Nâfiz Uzluk tarafından tıpkıbasımı ve tercümesi yapılan Anonim Selçukname adlı eserde, Konya nın Martava Gusta dan ve Gevele Kalesi nin Romanus Makri den alındığı kaydı vardır. Bu kayda, Konya nın fethi ile ilgili bir not ekleyen Uzluk, Konya nın fetih tarihi olarak 1079 tarihini vermiştir (Anonim, Selçukname, 1952: 23). Konya nın Malazgirt savaşından sonra Türklerin eline geçtiğini ileri sürenler de vardır (Yinanç, 1944: 104). Osman Turan ise, Konya nın 1069 tarihinde fethedildiğini belirtmektedir (Turan, 1999: 168). İbrahim Hakkı Konyalı ise, Sultan Süleyman ın 1076 tarihinde, Konya yı ilk başkenti yaptığını öne sürmektedir (Konyalı, 1997: 41). Konya nın ilk payitaht olduğu fikrini M. Halil Yinanç da dile getirmiştir (Yinanç, 1944: 107). Mehmet Önder Konya nın fetih tarihi olarak 1069 yılını öne sürmüştür (Önder, 1962: 13). Türklerin Konya ya ilk defa 1069 yılında geldiği fakat kesin olarak 1071 tarihinden sonra Konya nın fethedildiği (Baykara, 1998: 11) gibi görüşlerin yanında Konya nın fetih tarihini 1074 olarak verenler de vardır (Yurt Ansiklopedisi, 1983: 5123). 32 İ. Hakkı Konyalı, herhangi bir kaynak göstermeksizin, Bozkır a yakın yerlerden Viranşehir, Gurgurum, Fasıllar, Yunuslar ve diğer kalelerin 1078 veya 1079 yıllarında Anadolu Selçuklu Devleti nin sınırları içerisine katıldığını iddia etmiştir (Konyalı, 1991: 26).

10 Konya nın fethedilmesi birlikte düşünülürse Türklerin Bozkır ve çevresine de bu tarihte geldiği söylenebilir. 1081 tarihinde Bizans imparatoru Alexios Komnenos ile Anadolu Selçuklu hükümdarı Süleyman Şah arasında imzalanan ve hudut olarak Drakon Suyu nun çizildiği ahidnâme, Bizans ın bütün Anadolu yu Süleyman Şaha terk ettiğini göstermektedir 33 (Turan, 1997a: 209-210). Süleyman Şah ın Antakya seferinden önce, Orta Anadolu ya, sahil bölgelerine ve bütün Anadolu vilayetlerine, buraların korunması için vali tayin etmesi (Turan, 1997a: 212) de onun Anadolu ya hakim olduğuna delalet etmektedir. Türk göçleri ve fetih hareketleri sonucu, Ermeniler Fırat kıyılarına, Toroslar a, Kilikya ya, Malatya, Maraş ve Urfa bölgelerine yerleşmişlerdir (Turan, 1997a: 212). 1079 yılında Philateros; Harput tan Kilikya ya kadar uzayan Malatya, Maraş, Göksun, Tarsus, Anazarba, Masisa, Raban, Antakya ve Urfa şehirlerini içine alan geniş bir beylik kurmuştur (Turan, 1997a: 213). 1082 de 34 Tarsus ve bir yıl sonra Adana, Masisa, Anazarba ve bütün Kilikya beldeleri Süleyman Şah tarafından fethedildi 35 (Turan, 1997a: 213; Turan, 1993: 42; Yinanç, 1944: 116-117). Hem bu fetihler hem de 1081 yılında yapılan antlaşma Bozkır ve Belviran ın bu tarihlerden önce Türk hâkimiyetine geçtiğine işaret etmektedir. Konya nın fetih tarihi ile burada verilen tarihler değerlendirildiğinde Bozkır ın Türkler tarafından fethi için 1071-1082 tarihleri arasında bir yıl söylemek mümkün olur. Zira 1084 yılında bütün Anadolu nun Türkler eline geçtiği Bizans kaynaklarında geçmektedir (Yinanç, 1944: 119). Anadolu nun Süleyman Şah zamanında 19 emaret olduğu Mükrimin Halil Yinanç tarafından dile getirilmiştir. Tespit edilen emaretlerden biri Tarsus şehri merkez olmak üzere bütün Kilikya yı kapsayan emarete, bulundukları mevkilerin sarplığından dolayı doğrudan doğruya açılamamış olan Kozan mıntıkasındaki sarp kalelerle İzorya, yani Silifke bölgesindeki müstahkem mevkiler haraçgüzar olmuşlardı. Bir diğeri ise Orta 33 1081 yılında Bizans ın elinde kalan şehir ve kaleler, Karadeniz Ereğlisi, Kapadokya ve Menderes (Khoma) te idi (Turan, 1997a: 211). 34 Abû l Farac ta Tarsus ve Antakya nın fetih tarihini 1082 olarak vermiştir (Abû l Farac, 1945: 329). 35 Cahen bu durumu şöyle özetlemiştir: Süleyman Şah, Ebu l-kasım ı İznik te bırakarak 1084 yılından önce sahip olması gerektiği Konya nın ötesinde, Philarete in topraklarının merkezden uzak olan Kilikya bölgesini onun elinden almıştır (Cahen, 1988: 1411).

11 Anadolu da doğrudan doğruya Anadolu Sultanı na ait olan Konya emaretiydi (Yinanç, 1944: 133). İsauria olarak adlandırılan bölge, Kilikya emareti altında gösterilmesine rağmen İsauria nın tamamının bu emarete bağlı olması zor gözükmektedir. Bu anlamda Konya ya yakın olması nedeniyle 1876 yılında Bozkır a bağlanan Belviran ın Konya emaretine bağlı olduğunu söylemek daha gerçekçi olacaktır. Haçlı seferinden sonra, 1097 yılında, Akdeniz sahilleri tamamen Bizans ın hakimiyetine girmiştir. Kilikya ya hakim olan Türkler buraları terk ettiğinde, Toroslara sığınmış olan Ermeni beyleri yavaş yavaş buraları Bizans ın elinden alarak Kilikya Ermeni krallığını kurmuşlardır (Turan, 1997d: 685). I. Haçlı Seferi nden sonra Kılıç Arslan, 1097 tarihinde Bolvadin ve Akşehir e çekilmiştir. Böylece Selçuklu Devleti nin batı sınırı Eskişehir-Antalya hattına kadar gerilemiş oldu. Çukurova nın kaybı ise, Toroslarda oturan Ermenilerin yavaş yavaş bu bölgeye yerleşmelerine ve burada bir Ermeni krallığı kurmalarına imkan vermiştir (Demirkent, 1996: 32-33). 1101 yılında II. Haçlı ordusuyla mücadele neticesinde kurtulan Haçlı birlikleri Bizans ın elinde bulunan Ermenek (Germanikepolis) kalesine sığınmıştır (Demirkent, 1996: 43-44). Kilikya Ermeni hakimi olan I. Leon, İsauria (İçel Bölgesi) da Romalılara bağlı birçok şehri zabt etmiş ve özellikle Seleukeia (Silifke) yi ele geçirmek amacıyla kuşatmıştır. İmparator Ioannes Kinnamos, durumu öğrenince 1137 yılında onun üzerine yürümüştür (Ioannes Kinnamos, 2001: 14). Bu örnekler özellikle sahil şeridinin Bizans ın elinde olduğunu ama iç kesimlerin Türklerin elinde olduğunu göstermektedir. Selçuklu kuvvetlerinin Konya nın fethinden sonra Alanya yı ele geçirme girişimleri başlamıştır. Bu girişimler dikkate alındığında, Konya dan Alanya ya ulaşmak için Alanya dan önce Bozkır ın alınmasıyla ordunun geçeceği yolların 36 güvenliği sağlanmış olacaktı. Bozkır ve Belviran ın bulunduğu yerin Konya ya yakın olması da Alanya dan önce bu yerlerin fethini zorunlu kılıyordu. Nitekim Selçuklu 36 Bizans imparatoru İonnes Komnenos un Beyşehir üzerine 1142 yılında yaptığı saldırıya değinen Önder, İstanbul-Konya-Antalya ticaret yolunun önemine değinerek, Alaeddin Keykubad ın bu yolu izleyerek Antalya ve Alanya ya geçtiğini ifade etmiştir (Önder, 1986: 17).

12 sultanı Sultan Mesud, Antalya bölgesini fethetmek istediğinden dolayı Selçuklu kuvvetleri Antalya yörelerine sürekli akınlarda bulunmuştur (Turan, 1971: 177). Bizans imparatoru İonnes Komnenos ise, 1142 yılında İstanbul-Antalya yolunu güvenlik altına almak için Selçuklular üzerine düzenlediği seferde, Beyşehir adalarında yaşayan Hristiyanların Selçuklularla birlikte olduklarını görünce onların üzerine yürümüş 37, aynı yıl İonnes Komnenos, İsaura eyaletine yapılan seferler neticesinde burada tertibat aldıktan sonra Suriye ye yönelmiştir (Khoniates, 1995: 24-25; Turan, 1971: 177). 1146 tarihinde Bizans imparatoru Ioannes Türk topraklarını işgal etmek üzere orduyu toplamıştır. Çünkü Türkler bir İsauria şehri olan Prakana yı 38 istila etmişler ve başka zararlar da vermişlerdi (Ioannes Kinnamos, 2001: 35). Kılıç Arslan devletin başına geçtiğinde, taht mücadeleleri nedeniyle, İsauria daki bazı kaleleri 1155 yılında, Bizans imparatoru Manuel e vererek onun bu mücadelelerde tarafsız kalmasını sağlamıştır (Cahen, 1994: 112). İsauria da bulunan bazı kalelerin Selçuklu hükümdarı tarafından Bizans a verilmesi, Bozkır ve çevresindeki Selçuklu hâkimiyetini göstermesi bakımından önemlidir. Verilen son örnekler de Bozkır ın Türkler tarafından fethini 1155 tarihinden önce olduğunu göstermektedir. Bu nedenle ilk fetih tarihini 1071 1082 yılları arasında bir tarihe yerleştirmek mümkün olur 39. 1165 yılında Ermeni Thoros, İsauria daki birçok şehri ele geçirmiştir (Ioannes Kinnamos, 2001: 166). 1205 yılında, Selçuklu ülkesindeki saltanat çekişmesi nedeniyle Kilikya Ermeni kralı, Selçuklu tabiiyetini bırakarak hududa saldırmış, hatta Selçuklu ülkesinden güneye giden kervanların hareketine engel olmuştur. Ermeniler 1206 yılında Göksu yöresine saldırıp, mal ve hayvanları yağma edip, birçok esir de almışlardır. Bu ve benzeri olaylar nedeniyle Ermeniler üzerine sefer düzenleyen (Baykara, 1997: 39) Gıyaseddin Keyhüsrev in, Ermenistan dan Karaman 37 İoannes Kinnamos, uzun zamandan beri Türklere yakın yaşadıkları için onların adetlerini benimsediklerini ifade etmiştir (Ioannes Kinnamos, 2001: 20). 38 Silifke yakınlarındaki Uzuncaburç un eski adı Pranaka dır. Bu yerleşim yeri için bkz. Ramsay, 1960: 404. 39 Her şehrin Türkler tarafından ele geçirilmesiyle ilgili halk arasında hikayeler anlatılmaktadır. Bu anlamda Zengibar Kalesi nin Türklerin eline geçmesi ile ilgili anlatılan bir hikaye için bkz. Fevzi Selen, Zengibar Harabeleri, Konya Dergisi, S. 40, 1942, s.47-56. Zengibar kelimesinin anlamını başlangıçta silah dansı olarak ifade eden Bilge Umar, Farsça -bâr takısının yağdıran, serpen, saçan, döken anlamı nedeniyle Seng-bâr kelimesinden gelebileceğini belirtmiştir (Umar, 2008: 143-145). Bu ifadeye göre Zengibar, taş atılan ve taş yağdırılan yer gibi anlamlara gelmektedir. Zengibar Kalesi nin resmi için bkz. Fotoğraf 1, 5.

13 vilayetini aldığı Aksarayî tarafından belirtilir (Aksarayî, 2000: 25). Hudut bölgesi olarak Göksu yöresinin gösterilmesi, bu tarihte Bozkır ve çevresinin Türklerin elinde olduğunu göstermektedir. Kilikya Ermeni kralı Leon, 1216 yılında, kardeşler arasındaki mücadeleden faydalanarak Larende, Ereğli ve Ulukışla kalelerini işgal etmiştir (Turan, 1997b: 636). İzzeddin Keykavus Kilikya Ermeni krallığı üzerine yaptığı sefer sonucunda, Ermeni kralı, 1218 yılında, baronların ve esirlerin kurtuluş fidyesi olarak İsauria (Bozkır yakınlarında Zengibar kale) ve Gülek boğazına yakın olan Lauzad kalelerini sultana terk etmiştir (Turan, 1997b: 638). Zengibar kalesi 1216-1218 yılları arasında Ermenilerin eline geçmiş olmalıdır. Kilikya Ermeni Kralı II. Leon un 1219 yılında ölümünden sonra Alaeddin Keykubat döneminde yapılan Kilikya seferi sonucunda sahilden ilerleyen kuvvetler Anamur vb. kaleleri fethetti, bir diğer kuvvet ise kuzeyden ilerleyerek Silifke önlerine kadar bütün İsauria kalelerini zapt etti (Turan, 1997c: 649). Yeni fethedilen İsauria bölgesi vilayet ve kaleleri ile bir tahrire tabi tutulduktan sonra, Türkmenler tarafından iskan edildi. İdaresi de Kamerü d-dîn e verildiği için, bu havali Selçuklular zamanında Kamerü d-dîn İli adı ile anıldı ki, bu onun orada uzun süre vali olması ile alakalıdır. Karamanlılar zamanında ise Türkmenler tarafından bu bölgeye İç-il adı verildi (Turan, 1997c: 650). Bu son örnek, özellikle sahil kesiminde yer alan bölgeler için geçerli bir fetihti. Toros dağlarının güneyinde kalan kısım İçel, dağlık taşlık olan kuzey kısım ise Taşeli ya da Dışel ismiyle anılmıştır (Erdoğru, 1992a: 425). İbn Bibi nin Ermenistan vilayeti 40 (İbni Bibi, 1941: 290) dediği İsauria Bölgesi, I. Alâeddin Keykubat (1220-1237) tarafından alınarak, Selçuklu ülkesine dahil edilmiş, vali olarak Kamerü d-dîn 41 adlı bir kişi görevlendirilmiştir. Moğol 40 İbn Kemal ise Osmanlı dönemindeki Karaman iline önceden vilayet-i Yunan dendiğini aktarmıştır (İbn Kemal, 1991: 67; İbn Kemal, 1997: 23). 41 Babaları, Kamerüddin ili adı ile tanınmış bulunan Ermenistan vilayeti dağlarından Larende ye kömür taşıyarak çoluk çocuğunun yiyeceğini tedârik etmekle geçinen kömürcü Türkmenlerden birisi olan Karaman, 640 yılındaki Baycu karışıklığında fırsattan istifade ederek bütün oymağıyla çapulculuğa ve yol kesiciliğe başlamıştı. Bu yüzden piyade iken süvari oldu (İbni Bibi, 1941: 290) ve Karamanoğlu Larende nin kömürcülerinin soyundandır (Aziz b. Erdeşir-i Esterâbâdî, 1990: 104) şeklindeki kayıtlara, siyasi mücadeleler nedeniyle devletlerin kendi meşruiyetlerini artırmak için Karamanoğulları na karşı yaptığı küçümsemeler olarak bakmak gerekir.

14 istilasıyla Azerbaycan ve Şirvan taraflarından I. Alâeddin Keykubat döneminde Konya çevresine gelen Karamanoğulları, Ermenek bölgesine yerleştirilmiştir 42. Karaman boyundan Nure Sofi 43 oğlu Karaman, Sultan Rükneddin Kılıçarslan zamanında çok kuvvetlenerek İsauria Bölgesi (Bozkır, Belviran, Hadim, Taşkent) ile Silifke yi almıştır 44 (Turan, 1971: 519; Tekindağ, 1997: 316, 318; Turan, 1999: 299). Moğol istilasının 45 başladığı 1243 yılından itibaren Anadolu, Moğolların umumi valileri tarafından yönetilmiştir 46. Bu karışıklıktan faydalanan Karamanoğulları Konya yı işgal ve yağma etmişlerse de fazla tutunamamışlardır 47 42 Alâeddin Keykubat ın bu bölgeyi Karamanoğullarına verdiği düşüncesinin abartı olduğunu ve sadece yeni ele geçirilen bölgenin nüfusun arttırılması için onların buraya getirildiğini ileri sürenler de vardır (Cahen, 1994: 274-275). Bozkır da bulunan Çarşamba Köprüsü ile ilgili bilgiler de Türklerin bölgeye gelişi hakkında bilgi verebilir. Siristat ta bulunan köprü, Bozkır ilçesinde bulunan Çarşı Cami ya da Merkez Cami olarak anılan caminin önündedir. Çarşamba Suyu üzerinde yer alan bu köprünün hangi dönemde yapıldığı ile ilgili farklı görüşler vardır. Selçuklulardan kalma bir köprü olduğu dile getirilmesine rağmen (Türk Ansiklopedisi, 1956: 7; Konyalı, 1997: 1101) Çarşamba Köprüsü nün kemer taşlarının dizilişinin Selçuklu geleneğine uymadığını ifade eden Sabri Doğan a göre, muhtemelen Selçuklu öncesine ait bir yapıdır (Doğan, 2007: 377). Haşim Karpuz ise, dik köprüler grubuna giren üç gözlü bir taş köprü olan Çarşamba Köprüsü nün Beylikler-Osmanlı dönemine tarihlenebileceğini belirtmiştir (Karpuz, 2009: 1489). 1837 yılında kazaya gelen Hamilton kasabaya girmeden bir nehrin üzerindeki tamamen eski işlemelerle süslü bir köprüden bahsetmiştir (Hamilton, 1842: 338). Bozkır daki Çarşamba Köprüsü ne Muahede Köprüsü de dendiğini aktaran Konyalı, II. Bayezit devrinde yapılan evkaf sayımı defterinde geçen vakf-i cisr-i Çarşamba tabi i sahra-i Konya mukarrer bi hükm-i şerif be namı İbrahim Paşa ibn-i Şemseddin, kayıttan hareket ederek Sahra nahiyesine bağlı Gâne köyünün köprünün tamiri için vakfedildiğini ileri sürmüştür (Konyalı, 1997: 1101). Çarşamba Köprüsü için bkz. Fotoğraf 2, 14. 43 İbn Kemal, bu ismi Nureddin Sofi olarak aktarmakta ve Baba İlyas ın halifelerinden biri olarak göstermektedir (İbn Kemal, 1991: 67). 44 Ancak Aksarayî; Karaman, Zeynü l-hac ve Bunsuz gibi Türklerin emirleri Ermenek tarafında isyan ettiler, demekle birlikte, bunların yenildiğine ve Zeynü l-hac ve Bunsuz un öldürüldüğüne değinmiştir (Aksarayî, 2000: 54). Karaman Türkleri vermeyi taahhüt ettikleri vergi ve harçları göndermeyi geciktirince Ermenek vilayetinin komutanı olan Bedreddin Hutenî, Karaman Türkleri üzerine yürüdü. Karamanlıların hazineye 100.000 dinar göndermeyi ve serlerkeşlik aidatını ödeme teklifini sipehdarın kabul etmemesi üzerine Göksu derbendinde yapılan savaşta Karamanlılar başarılı olmuştur (Aksarayî, 2000: 85-86). 45 Baycu nun 1256 yılında Anadolu ya hareketinde, Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus, bir yandan onun amacının ne olduğunu araştırırken diğer yandan da ordusunu hazırlamaya çalışmıştır. Mevcut kuvvetlerden başka Uc Türkmenleri nden Bozkır, Gülnar ve Bolkar Dağları nda bulunan göçebelerden de asker toplanmıştır (Turan, 1971, 479). Zira Bozkır ve çevresi İlkçağlardan itibaren mevcut devletlere asker veren yerler arasındaydı. 46 10 Aralık 1291 tarihinde Karamanoğullarının kovalanması için dağlara gönderilen Moğol ordusu, sarp yerlere gizlenen Karamanoğullarından yakalananları öldürdü ve oradan Eşrefoğlu vilayetine gitti. Birçok kişiyi öldüren veya esir eden bu ordu, Karaman ve Eşrefoğlu vilayetlerinden 7.000 kadın, çocuk ve erkek esir etti (Anonim, Selçukname, 1952: 61-62). İki vilayetin ortasında bulunan Bozkır da bu harekete maruz kalmış olmalıdır. 47 Konya nın Karamanoğulları nın elinde bulunduğu dönemde, Karamanlıların, Arif Çelebi nin Moğol askerini istemesini biz sizinle komşu ve sizi sevenlerden olduğumuz halde siz bizi istemiyorsunuz da yabancı Moğolları istiyorsunuz demeleri üzerine Çelebi biz dervişleriz. Bizim nazarımız, Tanrı nın iradesine bağlıdır. O kimi ister ve memleketi kime verirse, biz onun tarafındayız ve onu isteriz demiştir (Ahmet Eflâki, 1954: 390).

15 (Turan, 1999: 300-301). Ancak 1327 yılında Konya yı yeniden alarak 48 bağımsızlıklarını kazanmışlardır (Tekindağ, 1997: 316-318). 1328-1329 tarihinde Karamanoğullarının Beyşehir i alması (Anonim, Selçukname, 1952: 68) Bozkır ın Karamanoğullarının bir uc bölgesi olmasını da ortadan kaldırmıştır. Şikari Karamanoğulları Tarihi adlı eserinde, Ermedsun adlı yerleşim yerinin Mirza Bahadır adlı kişiye verildiğinden bahsetmektedir (Şikari, 1946: 34, 44; Şikârî, 2005: 129). Anlatılan bu yer, Güneysınır a bağlı eski adı Armusun olan Gürağaç olmalıdır. Burası İlkçağlarda İsauria Bölgesi içinde, Osmanlı döneminde ise Belviran kazası 49 sınırları içerisinde kalmaktadır. Daha da önemlisi Bozkır a yakın yerlerden biridir. Bu bilgiler bölgede Karamanoğulları nın etkisini göstermesi bakımından önemlidir. Aynı eserde, Yerköprü yaylağında Karamanoğulları nın saraylarının olduğu, Karamanoğlu hükümdarının annesinin ve kardeşlerinin burada yaşadığı 48 Karamanlılar, İsauria yı da içine almak üzere Torosların bütün batı bölümünü ele geçirmişler ve İsauria da denize açılan bir kapı da elde etmişlerdir. Konya yı ellerinde bulundurmakla Anadolu yaylasında da etkili olabiliyorlardı. Karamanlılar siyasal yönden Memlüklüler e dayanmaktaydılar ve çevrelerini hâlâ Moğollar sarmış olduğundan hem siyasal açıdan hem de kültürel açıdan Türklüğün savunucuları durumundaydılar (Cahen, 1994: 354). İbn Kemal in Karaman oğlu Mahmut Beyin Larende ve çevresini Mısır Sultanının imdâdıyla cüz i himayetine aldığını belirtmesi de bu durumu teyit etmektedir (İbn Kemal, 1991: 61). 49 Nitekim Belviran kazasında bulunan Şeyh Hocenti ve Şeyh Şekerim Dede vakıflarına Karamanoğlu hükümdarları tarafından vakıflar tayin edilmiştir. 12 Ramazân 772/30 Mart 1371 tarihli Şeyh Hocenti Vakfı na ait vakfiye suretinde Sultan Mehmed Bey ifadesi ile birlikte Karaman Beyi Mehmed Sultan Alaeddin ifadesi de vakfiye içerisinde geçmektedir (VGMA, 2178: 76). Vakfiyede kastedilen Mehmed Bey bin Alaeddin Bey olmalıdır. Vakfiyede Şeyh Hocenti nin kardeşi olarak zikredilen Şeyh Şekerim Dede ibn Abdullah Paşa (VGMA, 2178: 76) zaviyesi ile ilgili Evâil-i Receb 765/4-13 Nisan 1364 tarihli vakfiye suretinde ise Alaeddin Bey ibn Halil Bey ibn Mahmud Bey ibn Karaman ismi geçmektedir (VGMA, 2178: 77). Her iki vakfiye örneği de Karamanoğullarının Belviran ve çevresine dolayısıyla Bozkır a hakim olduklarını gösteren önemli örneklerdir. Yine 1476 yılı Karaman eyaleti vakıflarına bakıldığı zaman Belviran kazasında; Ömer Seydî oğlu Sinan Seydî Zaviyesi, Yalıncak Dede Zaviyesi (Uzluk, 1958: 20, 32) ile ilgili İbrahim Beyin mektubu olduğundan bahsedilmiştir. 1483 yılında ise Ova Belviran a tabi Aşursaray ı köyü zaviye ve camisinin Karamanoğlu İbrahim Bey den ve babası Mehmet Bey den ve dedesi Alaeddin Bey den muafnameleri; Belviran kazasında Armudsun Camii nin Karaman emirlerinden Sultan Mehmet ten muafiyetleri vardı. Dağ Belviran ında bulunan Afşar Zaviyesinin vâkıfı olarak Alaeddin Bey bin Karaman ismi zikredilmiştir (Çoşkun, 1996: 70-71; Erdoğru, 2003b: 114-115). Yine Belviran kazasında bulunan Bozkandak köyünde Yalıncak Dede Zaviyesi, Seniroğlanı köyünde Yusuf Fakih Zaviyesi, Gödelesün köyünde Çavuş Zaviyesi, Durayda köyünde Mahmud Besavel Vakfı, Dutludinek köyünde Buğra Baba Zaviyesi, Yalıncak Şeyh Zaviyesi, İbrahim Seydi Zaviyesi, Kozağaç köyü zaviyesi gibi yapıların vakıfları için İbrahim Bey in mektubu (Çoşkun, 1996: 71-73; Erdoğru, 2003b: 114-116); Ova Belviran a bağlı Torla köyünde Yunus Fakih Camii ve Medresesi vakıfları için İbrahim Bey, Sultan Mustafa ve Sultan Cem in mektupları vardı (Erdoğru, 2003b: 116; Çoşkun, 1996: 73). Son örnekte göstermektedir ki İbrahim Bey Karamaoğlu hükümdarı iken Mustafa ve Cem Osmanlı şehzadeleridir ve bölgede görev yapmışlardır. Hangi devletin hakim olduğunu göstermesi açısından verilen örnekler önemlidir. 1483 yılında Bozkır vakıfları arasında geçen Avdan köyündeki Taysi Seydi zaviyesi için de İbrahim Bey in mektubu vardı (Çoşkun, 1996: 107; Erdoğru, 2003b: 139). Bu bilgiler için bkz. BOA, TT.d 1085: 39-41, 56, 61.

16 anlatılmaktadır. (Şikari, 1946: 35). Karamanoğulları 50 için bölgenin ne kadar güvenli olduğu hükümdar ailesinin burada yaşamasından anlaşılmaktadır. 2.2.2. Osmanlı Dönemi nde Bozkır Türkler Anadolu ya gelip yerleştikten sonra, Anadolu da Türk birliğini sağlamaya çalışan beylikler, Karamanoğulları ve Osmanlılar dı. Bu beyliklerden Osmanlılar, Hamitoğullarından Yalvaç, Karaağaç, Beyşehir ve Seydişehir i satın alarak Karaman beyliğine komşu olmuştur (Aşıkpaşazade, 1970: 65; Neşri, 1987a: 210). Osmanlıların Anadolu ya yayılarak Karaman hudutlarına dayanmaları, Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey in endişe ile karışık düşmanlığına sebep olunca, 1386 yılında Osmanlıların Bosna ile uğraşmasını fırsat bilen Alâeddin Ali Bey Beyşehir e saldırarak Osmanlılar ile Karamanoğulları 51 arasında gerçekleşen ilk savaşın çıkmasına neden olmuştur (Uzunçarşılı, 1982: 246; Aköz, 1987: 11). Murad Hüdavendigar 1386 yılında Karaman iline yürüdüğünde Beyşehir, Alâeddin Bey idaresinde idi. Beyşehir ile beraber Seydişehir ve Bozkır ın 52 da 50 Karamanoğullarının çeşitli yönlerini ele alan diğer eserler için bkz. Salim Koca, Anadolu Türk Beylikleri, Türkler, VI, Ankara 2002, s.703-755; Zerrin Günal Öden, Karamanoğulları Beyliği, Türkler, VI, Ankara 2002, s.756-762; Abdülkadir İnan, Karaman İsminin İntişar Sahasına Dair, Makaleler ve İncelemeler, Ankara 1987, s.8-11; Gaffar Totaysalgır, Karaman (Lârende) Tarihi İncelemeler, Konya 1944; Ali Gülcan, Karamanoğullarının Kökenleri ve Selçuk-Osmanlılar Karşısında Kişilikleri, Eskişehir; Ramazan Boyacıoğlu, Osmanoğullarının Karamanoğlu İbrahim Bey Aleyhine Aldığı Fetvalar, Pax Otomana Studies In Memoriom (Editör: Kemal Çiçek), Ankara 2001, s.641-657. 51 Karaman ordusunda Turgut, Varsak ve Bayburd Türkmenleri vardı ki bu Türkmenlerin yanında Bozkır dağlarında yaşayan Türkmenlerin olması kuvvetle muhtemeldir. Zira Osmanlı-Karaman mücadelesinde Bozkır her zaman Karamanoğullarını tutmuştur. Bunda Karamanoğulları ile aynı coğrafyada bulunmaları yanında akraba olmaları da etkili olmuş olmalıdır. Nitekim 1721 yılında, Bozkır köylerinden Karacaardıç, Gezlevi, Dolhanlı, Can, Dere, Siristat, Arslantaş, İldoğan ve Bademli de Avşar Boyu nun Zekeriyalu Cemaati ne (Halaçoğlu, 2009: 2475), Dere, Avdan, Akkilise ve Sopran da ise Varsak Boyu nun Eski Yörük Cemaati ne mensup kişilerin yaşadığı tespit edilmiştir (Halaçoğlu, 2009: 815). II. Bayezit Devri in âm defterinde Mahmud bin Bozkırlu, Ahmed bin Bozkırlu, Efendi bin Bozkırlu isimlerini taşıyan Varsak beyleri bulunmaktadır (Hüseyniklioğlu, 2008: 114). Yukarıda sayılan köylerden Can köyü olarak adlandırılan yer (Halaçoğlu, 2009: 2475), yeni adı Çağlayan olan Çat köyü olmalıdır. 52 Sultan Alâeddin, Beyşehir den sonra 30.000 asker ile Beyşehir den göçüp, Sırıstad Kalesi ne geldi. Galencan adlı bey hadiseyi duyup kale kapısını kapattı. Alâeddin 30.000 askeri ile 28 gün kuşattıysa da kaleyi alamadı. Bir gece 40 kişi kement atarak kaleye çıktı, Galencan ın sarayına çıkan askerler Galencan ı yakalayıp, Hisar kapısını açtılar. Karaman askerleri kaleye girip, kaleyi aldılar. Kaleden birçok mal, hazine ve cephane çıktı, Karamanoğlu bunları askerine bağışladı. Karamanoğlu Galencan ı bağışlayıp kaleyi yine ona verdi ve birkaç gün burada kaldı (Şikâri, 1946: 96) Şikari nin eseri üzerinde yapılan Karamanname isimli çalışma da ise, Sırsıkaad kal asına geldiler. Begine Galincâ derler idi şeklinde çevrilmiştir. Fakat tıpkıbasımında Sıristâd kal asına geldiler. Begine Galencân dirler idi kaydı görülmektedir (Şikârî, 2005; 169, 453). Şikari nin anlattığına göre Bozkır da XIV. yüzyılda muhkem bir kale vardı.

17 Karaman hükümdarına tabi olduğuna şüphe yoktur. Bu arada Alâeddin Bey, Seydişehir ile Çay arasındaki yöreyi Bozkır Bey e vermiş olabilir. Alâeddin Bey, Osmanlı kuvvetleri ile Konya yakınlarında Efrenk Yazısında yapılan savaşı kaybedince Karamanoğulları, işgal ettiği yerleri geri vermiştir 53 (Sümer, 1995a: 11; Uzunçarşılı, 1988: 13-14). 1386 yılında yapılan barış sonucunda Beyşehir Osmanlı idaresine geçmiş ise de Bozkır yöresi Karamanlıların elinde kalmıştır (Sümer, 1995a: 11). Beyşehir in Karamanlıların hâkim oldukları sahanın batı ucunda olması, şehri jeopolitik açıdan önemli hale getiriyordu. Bu yüzden 1466 yılına kadar Beyşehir, Osmanlılar ile Karamanlılar arasında birçok kere el değiştirmiştir (Erdoğru, 1992b: 84). Osmanlıların Batı ya yaptığı seferler sırasında Karamanlılar, fırsatını buldukları anda Osmanlı toprağını işgal etmiş fakat her seferinde geri çekilmek zorunda kalmışlardır 54. Karamanoğlu Alâeddin Bey, Sultan Murad ın ölümü üzerine Osmanlılar a ait olan yerleri almış, bu nedenle yapılan savaşta Karaman hükümdarı yenilerek barış istemiştir. 1391 yılında yapılan anlaşmaya göre Çarşamba Suyu 55 iki taraf arasında sınır, Beyşehir köylerinden biri olan Köşk-bükü hudut kabul edilmiştir (Mehmed Neşri, 1987a: 315; Uzunçarşılı, 1982: 265-267; Solak-zâde Mehmed Hemdemî 53 Osmanlıların Karamanlılar ın elindeki Eğridir Kalesi ni de aldığı belirtilmiştir (Aziz b. Erdeşir-i Esterâbâdî, 1990: 293). 54 İbn Kemal bu durumu şöyle ifade etmiştir: Sultân Murâd Gâzî devrinde Karamân oğlu Alâeddîn Âl-i Osmana husûmet izhâr îtdî, mezkûr Hüdâvendigâr ma fâr leşker-i cerârla üzerine varûb diyârın başına târ îtdî, ondansonra arâ yerlerinde adâvet gitdikçe müşted oldu. Osmânîlerle Karamânîlerin husûmeti mümted oldu. Gerçe her zemânda selâtîn-i taht-ı nişîn Âl-i Osmanın devlet kahrelerinin âsârı gün gibi zâhirdi, ol tâcidârların baht-ı sâ deleri müsâ id olmuşdu, mevâkib-i kevâkib şamârları vâfer ve zâferdi, Karaman oğlanları onlarınla mukâbele idemezlerdi, yüz yüze tûrûşûb bâşa bâş ûrûşûb mükâtele idemezlerdi, civârlarındaki diyârı yâkûb yıkûb île gûne hasâret iderlerdi (İbn Kemal, 1991: 68). 55 Bu çayın güneyinde yani Lârende tarafındaki topraklar Karamanoğulları na, kuzeyindeki topraklar ise Osmanlılar a kaldı. Bu çay Sarot yaylasından başlayarak Karacahisar, Sorkun, Dere, Siristat, Fart ve Pınarcık köylerinden geçerek Mavi Boğaza ulaşır, oradan da Avdan, Apa ve Dineksaray civarından akar. Ağıl civarında Hatunsaray ve Kavak civarından gelen Akpınar Çayı ile birleşerek Karaman Köprü civarında Acı Göl ü oluşturur, Karkın, Alemdaroğlu ve Dedemoğlu köylerine doğru akardı (Konyalı, 1997: 92).

18 Çelebi, 1989: 74; Ürekli-Yörük, 2002a: 208). Buna göre Bozkır Karamanoğullarının elinde kalırken Beyşehir Osmanlı idaresine geçmiştir 56. Osmanlı Devleti Niğbolu Muharebesi ile meşgulken Karamanoğlu Alâeddin Bey in Ankara ya saldırması sonucu 1397 yılında yapılan savaşı Karamanoğulları kaybetti. Kaçarken yakalanan Alâeddin Bey in öldürülmesinden sonra Karaman Devleti nin İçil 57 dışındaki bütün toprakları Osmanlı idaresine geçti (Uzunçarşılı, 1982: 295-297; Sümer, 1995a: 11). Şüphesiz Osmanlı idaresine geçen bu yerler arasında Bozkır da bulunuyordu 58. Zira Osmanlı Devleti Toros dağlarının kuzeyinde kalan bütün toprakları ele geçirmiştir. 1398 yılında Taşeli 59 ve İçel in Karamanoğulları elinde kaldığını belirten Uzunçarşılı, bu sınır hesaplamasında Toros dağlarını ölçü alarak, bu dağın kuzeyindeki şehirlerin Osmanlılara, güneyindeki şehirlerin ise Karamanlılara kaldığını ifade etmiştir (Uzunçarşılı, 1982: 297; Uzunçarşılı, 1988: 16). Bozkır ve çevresinin Osmanlı topraklarına katılmasından kısa bir süre sonra meydana gelen Ankara Savaşı neticesinde; Timur, Karamanoğullarına eski topraklarını geri vermiştir. Bundan sonra Bozkır yöresi, Belviran ile birlikte Karaman devletinin son zamanlarına kadar onların elinde kalmıştır 60 (Aşıkpaşazade, 56 Karamanoğlu nun, Konya ve çevresinin kendisine bırakılması karşılığında Beyşehir Kalesi ni Osmanoğlu na vererek anlaşması, bu olaydan kısa bir süre sonra Farsça kitabını yazan Esterâbâdî tarafından da aktarılmıştır (Aziz b. Erdeşir-i Esterâbâdî, 1990: 362). Müneccimbaşı ise 1391 yılında Karaman ın tamamının Osmanlı ya geçtiği şeklinde yanlış bir bilgi vermektedir (Müneccimbaşı Ahmed Dede, I: 136). 57 İç-il Selçuklular devrinde fethedilmeye başlanmış ve Karamaoğulları devrinde fetih tamamlanmıştır. Karamanoğlları nın Türkmenleri olup, onların en güvendiği unsuru teşkil etmişlerdir. II. Bayezid devrinde Ermenek, Selinti/Gazi Paşa, Gülnar, Silifke, Karı-Taş ve Mut olmak üzere altı bölgeye ayrılmıştır (Sümer, 1972: 180). XIX. yüzyılda ise İçel sancağı Silifke, Ermenek, Gülnar, Mut ve Anamur kazalarından oluşmuştur (Darkot, 1997b: 930). 58 Osmanlılara geçen yerler Konya, Aksaray, Develi Karahisar, Larende, Akşehir, Niğde ve Ereğli idi (Neşri, 1987a: 319, 321; İbn Kemal, 2000: 153, 155). 59 Arızalı ve taşlık sahalara Taş-eli ismi verilmektedir. Taş-eli, zemini kireçli yüksek bir yayla olup, çok defa hemen deniz kıyısından dik yamaçlar ile yükselir, iç taraflarda yüksekliği 1.500 metreyi geçer, bazı yerlerde 2.000 metreyi bile bulur (Darkot, 1997b: 928). 60 Osmanlılar 1473 yılında Silifke yi almıştır (Aşıkpaşazade, 1970: 201). 1467-1468 tarihinde Konya ve Larende Osmanlılar tarafından alındığına göre (Aşıkpaşazade, 1970: 191-193; Neşri, 1987b: 779-785) iki yerleşim yeri arasında bulunan Bozkır ve Belviran ın da bu tarihte alındığını söylemek mümkündür. Neşri ise Ermenek ve Karaman ın tamamen fethinin 1474-1475 tarihinde gerçekleştiğini belirtmiştir (Neşri, 1987b: 801). Belviran da Karamanoğlu İbrahim Bey in veziri Sürur Ağa nın 1468 tarihli vakfiyesi de (VGMA, 2178: 211) bu tarihe kadar bölgede hakim olunduğunu göstermektedir.

1970: 85). 12 Şevvâl 802/6 Haziran 1400 tarihli 61 bir vakfiye kaydında Karaman oğlu Mahmud Bey oğlu Halil Bey oğlu Sultan Alaeddin oğlu Sultan Mehmet Bey in, Belviran kazası Kuzviran köyündeki Şeyh Hocenti zaviyesi 62 için kullanılmak üzere vakfettiği yerlerin isimlerini bildiren bir vakfiye kaydı vardır (VGMA, 591-113). Bu vakfiye kaydına göre 1410 yılında Belviran Karamanoğullarının elindedir. Karamanoğlu Mehmet Bey eski topraklarını yeniden kazandıktan sonra Osmanlı içindeki taht kavgalarından faydalanmak istemiş ve Bursa ya gelerek buradaki kaleyi kuşatmıştır. Bu kuşatmadan istenilen netice alınmadığından şehri ateşe vererek geri dönmüştür (Hoca Sadettin, 1992: 78-80). Bu olay üzerine Çelebi Mehmet Karaman seferine çıkmıştır. 1414 yılında Seyidgazi yolundan hareket ederek Akşehir, Beyşehir, Seydişehir, Oklukhisarı ve Saidili alınarak Konya kalesinin kuşatılması üzerine zor durumda kalan Karamanoğlu Mehmet Bey in barış teklifi, Çelebi Mehmet tarafından kabul edilmiştir (Hoca Sadettin, 1992: 83). Yapılan antlaşmaya göre Akşehir, Beyşehir, Sivrihisar, Niğde, Seydişehir, Okluk ve Kırşehir Karamanoğullarına verilmiştir 63 (Oruç Beğ Tarihi, 2008: 49). Karamanoğlu Mehmet Beyin ölümünden sonra yerine geçen oğlu İbrahim Bey, babasının aldığı Hamideli topraklarını Osmanlı ya iade etmiştir 64. Bunun üzerine Sultan Murat, Hamideli ve Beyşehir i Şarabdar İlyas a mansıb olarak vermesine rağmen İbrahim Bey, sancakbeyi içinde otururken 1428 de Beyşehir i almıştır (Aşıkpaşazade, 1970: 117). 1432 tarihli Tacüddin İbrahim Bey e ait vakfiyede, Larende de yaptırdığı imarete vakfettiği yerler arasında Belviran a bağlı Kalınahur, Köpürce, Balçık Hisarı, Emre, Yuvacık, Fasılcık; Bozkır a bağlı Kayacık ve Kayapınar; Beyşehir e bağlı Çavuş köyleri (Uzunçarşılı, 1995: 94-97) isimlerinin 61 Fakat bu vakfiye tarihi 12 Şevvâl 812/17 Şubat 1410 olmalıdır. Zira vâkıf olarak nitelendirilen Mehmet Bey, Karaman beyi Alaeddin in Mehmet ve Ali adlı iki oğlundan biriydi ve anneleriyle birlikte Bayezit tarafından 1398 yılında Bursa ya gönderilmişti (Uzunçarşılı, 1988: 16). Timur un torunu Mehmet Mirza tarafından Bursa nın işgalinde kurtarılan Mehmet Bey e, Timur un yanına geldikten sonra, Karaman illeri ile birlikte Osmanlı arazisinden de Beypazarı, Sivrihisar, Kırşehir ve Kayseri tarafları verilmiştir (Aşıkpaşazade, 1970: 85; Uzunçarşılı, 1988: 17). 62 Mehmet Akif Erdoğru, zaviyenin adını Havva Cenneti olarak okumuştur (Erdoğru, 1994: 99). 63 Mehmet Akif Erdoğru, Neşri ve Aşıkpaşazade ye atıfta bulunarak Akşehir, Beyşehir, Seydişehir toprakları ile birlikte Bozkır topraklarının da Osmanlı topraklarına katıldığını belirtmiştir (Erdoğru, 1988: 119). Fakat Çelebi Mehmet, yapılan antlaşmayı bozmasına rağmen yeniden üzerine giderek yakaladığı Karamanoğlu Mehmet Bey i tekrar affetmiş ve Karamanoğullarından aldığı toprakları da geri vermiştir (Neşri, 1987b: 529-535). 64 1424 yılında Karamanoğullarına Timur tarafından verilmiş olan Hamidili, Beyşehir ve Otlukhisarı Osmanlılara geri verilmiştir (Uzunçarşılı, 1982: 403). 19

20 zikredilmesi Karamanoğullarının bölgeye hakim olduklarını göstermesi açısından önemlidir 65. Sultan Murat, 1435 yılında Karaman a ilk seferini düzenledi. Osmanlıları sefere iten sebep, Karamaoğullarının kâfirlerle anlaşması idi. Sultan Murat önce Akşehir i sonra da Konya yı aldı. Karamaoğulları nın hâkim olduğu yerlerden İçil hariç hepsi itaat altına alındı. Karamanoğlunu ele geçirmek için Varsak ilini aradılar ve Bozkır a 66 çıktılar. Karamanoğlu niyeti anlayınca barış teklif etti ve Hamideli nden elini çekerek bir daha düşmanlık etmeyeceğine söz verdi (Aşıkpaşazade, 1970: 128-129). Bundan sonra beş altı sene Osmanlılara karşı hiçbir harekette bulunmayan İbrahim Bey, Anadolu da Osmanlı ordusunun bulunmamasını fırsat bilerek Ankara, Kütahya, Afyon, Bolvadin, Beypazarı ve Hamideli taraflarına kadar olan yerleri yakıp yıktı. 1444 de Haçlılarla bir antlaşma yapan Sultan Murat, Karamanoğlu üzerine yürüdü (Uzunçarşılı, 1988: 25-26). Aşıkpaşa Sultan Murat ın seferini, Karaman ülkesini şöyle vurdular ki şehirlerini ve köylerini elek elek ettiler. Karamanoğlu kaçıp Taşeli ne girdi. O yıl nice erkek ve kız çocukları doğdu. Soyları sopları bilinmedi şeklinde aktarmıştır (Aşıkpaşazade, 1970: 140). Bu olaydan sonra Sultan Murat ve İbrahim Bey anlaştı 67. Buna göre Akşehir, Seydişehir ve Beyşehir Karamanoğullarına verildi (Uzunçarşılı, 1988: 28). 65 Yine Belviran da Sürur Ağa nın Gurre-i Şa bân 872/25 Şubat 1468 tarihli vakfiyesinde Belviran kazasında Türbe Boğazı isimli yerin vakfedilmesi anlatılmaktadır (VGMA, 2178: 211). Sürûr Ağa bin Abdullah, Hocenti bin Abdullah Paşa zaviyesine bir kısım yerler vakfetmiştir (VGMA, 2178: 79). Bu vakfiye üzerinde 12 Şevvâl 972/13 Mayıs 1565 tarihi okunmaktadır. Ancak vakıf sahibi ile birlikte düşünüldüğü takdirde vakfiyenin tarihi 12 Şevvâl 872/5 Mayıs 1468 olmalıdır. Burada bahsedilen kişi, Uzunçarşılı nın Server Ağa olarak bahsettiği İbrahim Bey in veziri olmalıdır (Uzunçarşılı, 1995: 104). Örnek verilen vakfiyelerde vâkıfın ismini Sürûr ya da Server şeklinde okumak mümkün olmakla birlikte babasının adının Abdullah olduğu kesindir (VGMA, 2178: 79). Aşıkpaşazade, Karamanoğlu İbrahim Beyin veziri olarak Surûr ismini zikrederken (Aşıkpaşazade, 1970: 141) Neşri ise İbrahim Beyin veziri olarak Kara Server adlı bir kişiden bahsetmektedir (Neşri, 1987b: 643). Bu isimli kişi Karamanoğlu İbrahim Bey in veziri olduğuna göre 1423-1463 yılları arasında görev almış olmalıdır. 66 Bu olay Neşri tarafından Karaman ın İçil den gayrisi gelip Sultan Murad a itaat ettiler. Sultan Murad ın kastı, baltacılar sürüp, Taş a yoledip, Karamanoğlunu ele geçirmekti. Bu kasıtla varıp Bozkır a çıktılar. şeklinde anlatılırken (Neşri, 1987b:.617), Oruç Bey, Karamanoğlu İbrahim in Taşili ne kaçtığından bahsetmektedir (Oruç Beğ Tarihi, 2008: 63). Buradan Bozkır ın Taşili denilen bölgede yer aldığı sonucu çıkmaktadır. Katip Çelebi, Karaman ilinin Osmanlıya geçtikten sonra ikiye ayrıldığını ve sahil semti için İçil dendiğini diğerinin ise paşa sancağı Konya olan Karaman eyaleti olduğunu belirtmektedir (Katip Çelebi, H.1145: 614-615). Sahilde Alanya nın doğusundan Silifke ye kadar uzanan İçel (Kilikya) bölgesidir (Pitcher, 1999: 98). 67 II. Murat ile İbrahim Bey sevgendnâme adı verilen bir muahede yaptı (Uzunçarşılı, 1988: 26-27). İbrahim Bey ile yapılan ahidnâme için bkz. Aköz, 2005; Uzunçarşılı, 1995: 120-123.

21 Fatih Sultan Mehmet zamanında çıkan bir anlaşmazlıkta, Karaman Beyi İshak Bey padişaha; Akşehir, Beyşehir ve havalisini vererek barış teklifinde bulundu; fakat Fatih oralar zaten bizim Hamitoğlu ndan satın aldığımız yerlerdir. Bu teklif ölüyü azad etmek demektir. Çarşanba Suyunu 68 hudud kabul eder ise anlaşırız, cevabını verdi (Neşri, 1987b: 775; Solak-zâde, 1989: 311; Uzunçarşılı, 1988: 31). Fatih in bu teklifine göre 1465 yılına kadar Bozkır, Karaman hâkimiyetindeydi. Osmanlı- Karaman sınırının Çarşamba Çayı olarak belirlenmesiyle hem doğal bir sınır elde edilecek hem de Bozkır ın en verimli toprakları olan Suğla Gölü ve Çarşamba Çayı arasındaki topraklar Osmanlılara kalmış olacaktı. İshak Bey, Fatih in bu teklifine razı olmayınca üzerine gönderilen kuvvete yenildi ve Karamanoğlu tahtına Pir Ahmet Bey geçti. Pir Ahmet Bey, Fatih in bu yardımına karşılık Akşehir, Beyşehir, Sıklanhisarı ve Ilgın pazarını Fatih e verdi. Fakat Fatih ve Pir Ahmet in araları açılınca Fatih büyük bir ordu ile Konya üzerine yürüdü. Yenilen Karamanoğlu Pir Ahmet in Larende ye kaçması sonucu Konya ve Gevele kalesi 1467 yılında Osmanlıların eline geçti (Oral, 1958b: 82-83; Ürekli- Yörük, 2002a: 210-211). Fatih in emriyle Karaman daki esnaf ve sanatkârlar İstanbul a sürüldü. Ermeniler Samatya ya, Konyalılar Fatih e, Aksaraylılar Aksaray a yerleştirildiler. Fatih, oğlu Mustafa Çelebi yi Karaman vilayetine vali tayin etti (Tekindağ, 1963: 60-67; Oruç Beğ Tarihi, 2008: 120). Pir Ahmet Bey in ölümünden sonra Karamanoğullarının son direnme noktası olan Silifke ve ardından Develi Karahisar ın alınmasıyla bu beyliğin bütün toprakları Osmanlılara geçti (Tekindağ, 1997: 327). Fakat Osmanlı devletinin bölgeye kesin olarak hakim olması 1476 tarihine kadar sürdü 69. 68 Çarşamba Suyu, Bozkır tarafından gelen su ile Karaviran tarafından gelen suların birleşmesiyle ortaya çıkmaktadır (Uzunçarşılı, 1988: 31). Hamilton, Çarşamba Nehri nin güneyde altı saat uzakta dağların arasında bir bölgeden çıktığını, kaynağından iki saat uzakta bir düzlükte kaybolduğunu ve biraz aşağıda tekrar yukarı çıktığını belirtmiştir (Hamilton, 1842: 338). Karamanoğulları ile Anadolu Selçukluları arasında Çarşamba Suyu kenarında yapılan savaş için bkz. Şikari, 1946: 41. 69 Osmanlıların Karaman Beyliğini ortadan kaldırması 1474-1475 yılına kadar sürmüştür (Neşri, 1987b: 801). Silifke ve Develi Karahisar ın teslim olmasıyla, Karamanoğullarının bütün şehir ve kalelerinin Osmanlıların eline geçmesi 1474 yılına kadar devam etmiştir (Aköz, 2000: 66).

22 Osmanlılar, Karamanoğullarından aldıkları yerlerde arazi tasarrufu ile ilgili uygulamaları başlangıçta aynen devam ettirmişlerdir 70. Bu anlamda iki devletin toprak şekillerinin de birbirine benzediği söylenebilir. Karaman beyliğinin ortadan kalkmasıyla bir eyalet halinde idare olunmak üzere tahrire tabi tutulan Karaman, 1500 yılında her timarı bir misli artırmak suretiyle tahrir olundu. Karaman timarlı sipahileri, Turgut ve Varsak aşiretleri bundan memnun olmadılar ve İran taraflarında bulunan Karaman ailesinden Kasım Bey in kardeşi Mirza Bey torunu Hacı Hamza Bey in oğlu Mustafa Bey i İçil e davet ettiler (Uzunçarşılı, 1988: 35; Yücel-Sevim, 1990: 179). Bu sırada Mora seferinde bulunan II. Bayezit, bunların üzerine Amasya valisi Şehzade Ahmet ile Konya valisi Şehinşah ve oğlu Beyşehir sancakbeyi Şehzade Mehmet i memur etti. Bunun üzerine Karamanoğlu Mustafa Bey, Halep e kaçtı ve oradan Mısır a geçerek orada öldü (Uzunçarşılı, 1988: 36; Müneccimbaşı Ahmed Dede, II: 412-413). Karaman ili alındıktan sonra, 1476 yılında Fatih burada evkaf ve emlak tahriri 71 yaptırdı. Bu tahrire göre mevcut 11 vilayetten biri Seydişehir ve Bozkır dı (Uzluk, 1958: 9; Konyalı, 1997: 111). Osmanlı hâkimiyetinin ilk dönemlerinde Beyşehir, idari bakımdan Karamanlılar devrinde olduğu gibi, vilayet merkezi olarak bırakıldı. Daha sonra ikinci derecede sancak merkezi haline getirildi. II. Bayezit in oğlu Şehzade Şehinşah 72 ve onun oğlu Mehmet Bey burada sancak beyi olarak bulundular (Uzunçarşılı, 1998: 109). Beyşehir in Seydişehir ve Bozkır bölgesini kapsayan sancağın merkezi olması II. Bayezit 73 devrinde gerçekleşti. XVI. yüzyılda ise Beyşehir, Karaman eyaletinin yedi sancak merkezinden biriydi 74 (Erdoğru, 1992b: 84-85). 70 Karamanoğulları dönemindeki uygulamaların devam ettirildiğine şu örnek verilebilir. Mezrea-i Sorak (Belviran nahiyesi) fi l-asıl mülkü meşrûi Hacı Yusuf ber-mucibi mektubi İbrahim Bey ve mukarrernâmei Sultan Bayezid. Evladı elindedir, ber mucibi mülkiyet tasarruf eder. Karye-i Kocac (Belviran nahiyesi) sipâhi zâdegân an nesli Yahşi Bey, ber-mucibi mektubi Alâüddin bin Mahmud (Uzunçarşılı, 1984: 153, 156). Kocac olarak zikredilen köy, Koçaş olmalıdır. 71 Bkz. TKGM, KKA TK 564: bu defter F. Nafiz Uzluk tarafından 1958 yılında yayınlanmıştır. 72 1483 yılında bu göreve gelmiştir (Oruç Beğ Tarihi, 2008; 135). 73 II. Bayezit devrinde Karamanoğulları ve Cem arasındaki ilişki için bkz. İbn Kemal, 1997: 10-28. 74 1520 yılında Karaman eyaletinin sancakları, Konya, Kayseriye, İç-il, Aksaray, Niğde, Lârende, Beğşehri ve Akşehir iken (Baykara, 1988: 101); 1527 yılında Konya vilayetinin sancakları, Konya, Kayseri, İç-il, Niğde, Beyşehri, Aksaray ve Maraş (Kunt, 1978: 128); 1568-1574 yıllarında Konya, Kayseriye, İç-il, Aksaray, Niğde, Beğşehri, Akşehir ve Kırşehri idi (Kunt, 1978: 138; Baykara, 1988: 101). 1578-1588 yıllarındaki Konya, Kayseri, Niğde, Kırşehri, Aksaray, Akşehir ve Beyşehri

23 Beyşehir sancağı, XVI. yüzyılda, iki kaza ile dokuz nahiyeden oluşuyordu. Bunlar Beyşehir ve Seydişehir kazaları ile Göçü, Kırili 75, Cezîre, Yenişehir, Kaşaklı, Yağan, Yaylasun, Gurgurum ve Bozkır nahiyeleriydi. Gurgurum ve Bozkır 76 nahiyeleri Seydişehir kazası sınırları içerisindeydi (Erdoğru, 1992b: 85). Bozkır nahiyesinin 1500 yılında, 37 köyü, 1.238 hanesi ve 1.572 nefer vergi nüfusu vardı. Bu veriler dikkate alınarak nahiyede toplam 6.524 kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir (Aköz, 2007: 70). Bu hesaplama üzerinden gidilirse nahiyenin merkezi konumundaki Siristat köyünün hane sayısına göre nüfusu 350 dir 77. 1524 yılında ise nahiyeye bağlı 43 köyün 1.270 hanede 1.888 nefer vergi mükellefi vardır. Bu rakamlara göre Bozkır nahiyesinin toplam 6.970 kişi olduğu tahmin edilmektedir (Aköz, 2007: 70). 1524 yılında Siristat köyünde ise 104 nefer 70 hanede yaşadığına göre, köyün tahmini nüfusu 384 tür. sancakları (Kunt, 1978: 156) 1609 ve 1653 yıllarında da sancak olarak devam etmiştir (Baykara, 1988: 101). 1550 civarındaki sancaklar için bkz. Feridun M. Emecan-İlhan Şahin Osmanlı Taşra Teşkilatının Kaynaklarından 957-958 (1550-1551) Tarihli Sancak Tevcih Defteri, Belgeler, XIX, S. 23, Ankara 1999, s.53-122. Karaman eyaletinin sancakları ilgili bkz. Mustafa Nuri Paşa, Netayic ül-vukuat, Kurumları ve Örgütleriyle Osmanlı Tarihi I-II (Sadeleştiren: Neşet Çağatay), Ankara 1979, s.140. Karaman eyaletinin XVIII. yüzyılın ilk yarsındaki sancakları için bkz. Fahameddin Başar, Osmanlı Eyâlet Tevcihâtı (1717-1730), Ankara 1997, s.76-83. Karaman eyaleti için bkz. M. Akif Erdoğru, Kanunî nin İlk Yıllarında Karaman Vilâyeti, TİD, S. VIII, İzmir 1993, s.37-50; M. Tayyib Gökbilgin, XVI. Asırda Karaman Eyaleti ve Larende (Karaman) Vakıf Müesseseleri, VD, S. VII, İstanbul 1968, s.29-38; Erdoğru, 1992a: 425-430. 75 İçil ve Kırili gibi yer isimleri belgelerde geçtiği şekliyle alınmıştır. 76 Karaman eyaleti ile ilgili olarak günümüze ulaşan ilk mufassal tahrir defteri olan 40 numaralı defter, Bozkır hakkında da bilgiler vermektedir. Fakat defterin tarihi ile ilgili farklı görüşler vardır. Defterde geçen H.908/M.1502 ve H.913/M.1507 tarihlerini değerlendiren M. Akif Erdoğru, 1502 tarihinin sonradan eklenen bir notta geçmesi nedeniyle 1507 tarihini kabul etmiştir (Erdoğru, 2006: 24). Halil İnalcık ın defteri, H.907/M. 1501 yılı olarak belirttiğini aktaran Alaaddin Aköz ise defteri H.906/M.1500-1501 yılına tarihlemiştir (Aköz, 2007: 67, 74). Bozkır hakkında bilgi veren bir başka defter ise, 399 numaralı tapu tahrir defteridir ve H.931/M.1524 tarihinde yazıldığı tahmin edilmektedir (Erdoğru, 2006: 26). H.992/M.1584 tarihli defter-i mufassal livâ-i Beyşehri ismini taşıyan Ankara da TKGM KKA nde bulunan 137 numaralı mufassal defter de (Erdoğru, 2006: 26-27) Bozkır hakkında bilgiler vermektedir. Bu defter için bkz. M. Akif Erdoğru, Beyşehir Sancağının 1584 Tarihli Nüfus Sayımı (Beyşehir, Seydişehir, Bozkır), İzmir 2004. Yine defter-i icmâl livâ-i Beyşehir ismini taşıyan Ankara da TKGM KKA nde 208 numarada kayıtlı defter H.991/M.1583 tarihine ait olup, Bozkır nahiyesindeki timarlar hakkında bilgiler vermektedir (Erdoğru, 1988: 117). BOA, Tapu Tahrir fihristi 387 numarada kayıtlı, Karaman ve Rum vilayetinin evkafını içine alan defter ise, DAGM tarafından tıpkıbasım şeklinde 387 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Karaman ve Rûm Defteri (937/1530) adıyla yayınlanmıştır. Fakat defterin hazırlanış tarihi H.929/M.1522 olmalıdır diyen Erdoğru, bu defterin tarihini 1520 olarak kabul edenlerin de olduğundan bahsetmiştir (Erdoğru, 2006: 30). 77 Köy 65 hane ve 90 nefer olarak (Aköz, 2007: 70) alınmıştır. Bir başka araştırmada ise 75 hane ve 90 nefer olarak verilmiştir (Erdoğru, 2006: 369). Nüfus hesaplaması yapılırken, hane sayısı beş ile çarpılmış, hane sayısından fazla olan nefer sayısı bu çarpıma eklenerek tahmini nüfus bulunmuştur.

24 1642 tarihli 78 icmal avarız-hane defterinde Bozkır, Beyşehir sancağına bağlı bir kaza 79 olup, 35 köyü vardır 80. Bu köylere ait toplam 59,25 avarız-hanesi vardır (BOA, MAD.d 3016: 21). Avarız-hanelerinin kaç gerçek haneden oluştuğu zamana ve bölgeye göre değişmektedir (Barkan, 1997: 15). Bozkır kazası köylerinde bir avarız-hane 12 gerçek haneden 81 oluşmaktadır. Bozkır kazasının eldeki verilerin 78 Karaman eyaletine bağlı Konya, Beyşehir, Akşehir, Niğde ve Aksaray sancaklarına bağlı kaza, köy ve mahallelerinin hane-i avarızını gösteren defterde, H. Şevvâl 1051 ve Receb 1052 tarihleri geçtiğinden dolayı bu tarih kabul edilmiştir (BOA, MAD.d 3016). Fihristte ise defterin tarihi 10 Cemâziye l-evvel 1051/ 17 Ağustos 1641 olarak kaydedilmiştir. 79 18 Ağustos 1629 tarihli bir belgede de Sazlı köyü mescidine bir imam tayini ile ilgili kayıtta da Bozkır kaza olarak geçmektedir (BOA, MAD.d 3743: 30). Yine Mart 1645 tarihli bir belgede Bozkır kaza olarak zikredilmiştir (KŞS, 7: 128-1). Fakat 15 Ekim 1667 (BOA, MAD.d 73: 32-1, 35-1; 37-1), 26 Kasım 1697 (BOA, İE.AS, 3067), 23 Nisan 1704 (BOA, İE.AS 3463) tarihli belgelerde ise nahiye olarak geçmektedir. Nahiye olarak geçen diğer belgeler için bkz. BOA, C.TZ 5701; BOA, İE.AS 1864; BOA, İE.AS 876, BOA, AE.SMST II 12/1173, 4/327. 80 Bu tarihte kazaya bağlı köylerin icmal avarız-hane defterinde Kazâ-i Bozkîrî der livâ-i Begşehrî, karye-i Akkilise hane 2,5, karye-i İltoğân hane rub 3, karye-i Sandı hane rub 3, karye-i Büyük Öz hane 1,5, karye-i Arvana hane nısf, karye-i Bademli hane rub 3, karye-i Saray hane rub 3, karye-i Küçük Öz hane nısf, Kafir Çiftliği hane 1, karye-i Kayacık hane 1, karye-i Gündüğün hane rub 3, karye-i Değirmen Deresi hane 4,5, karye-i Beşe Çiftliği hane rub 3, karye-i Sazlu hane 1,5, karye-i Boztam me a Temr Akçabınar hane 1 rub 1, karye-i Çat hane 3,5, karye-i Siristat hane 1 rub 3, karye-i Balıklavı hane 1, karye-i Kadı Beleni mea Akçabınar hane 1 rub 3, karye-i Morsun me a Fard hane 3 rub 1, karye-i Ahurlu hane 2,5, karye-i Merye me a Bahadlar hane 2,5, karye-i Sopran hane 3, karye-i Avtan me a Tutlu hane 2,5, karye-i Ali Çerçi hane 1 rub 3, karye-i Kuruçay hane 1, karye-i Karacaardıç hane 1, karye-i Kuşça me a Mesud hane 1 rub 1, karye-i Kozağaç hane 1 rub 1, karye-i Yaruktaş hane rub 3, karye-i Hisarlık hane 1,5, karye-i Arslan Söğüd hane 1 rub 1 (rub zaviyedar), karye-i Kâzık hane 2,5, karye-i Sinandı hane 4, karye-i Yağlu Üyük hane 2,5 yekûn hane 59 rub 1 (BOA, MAD.d 3016: 20-21) şeklinde kayıtlıdır. 1051/1641-1642 tarihli tahrir defterinde ise: Kazâ-i Bozkîr der livâ-i Begşehrî, karye-i Akkilise hane 32, karye-i İltoğân hane 8, karye-i Sandı hane 8, karye-i Büyük Öz hane 17, karye-i Arvana hane 4, karye-i Bademli hane 10, karye-i Saray hane 9, karye-i Küçük Öz hane 6, Kafir Çiftliği hane 10, karye-i Kayacık hane 10, karye-i Gündüğün hane 7, karye-i Değirmen Deresi hane 48, karye-i Beşe Çiftliği hane 7, karye-i Sazlu hane 18, karye-i Boztam me a Temr Akçabınar hane 13, karye-i Çat hane 39, karye-i Siristat hane 19, karye-i Balıklavı hane 11, karye-i Kadı Beleni mea Akçabınar hane 21, karye-i Morsun me a Fard hane 41, karye-i Aharlar hane 29, karye-i Merye me a Bahadlar hane 30, karye-i Sopran hane 37, karye-i Avtan me a Tutlu hane 30, karye-i Ali Çerçi hane 22, karye-i Kuruçay hane 12, karye-i Karacaardıç hane 9, karye-i Kuşça me a Mesud hane 14, karye-i Kozağaç hane 14, karye-i Yarıktaş hane 8, karye-i Hisarlık hane 17, karye-i Arslan Söğüd hane 11, karye-i Kâzık hane 27, karye-i Sinandı hane 53, karye-i Yağlıüyük hane 26 (BOA, KK.d 2592: 38-42/B) olarak kaydedilmiştir. 81 Belviran kazasına bağlı Kazlik mea Danil köyleri muharrir-i cedîd hîn-i tahrîrde bizim vesâiri vesâirimiz ile on üç nefer olub cümlemizin üzerine bir hane kayd idüb (Şafakcı, 2005: 357) denilmiştir ki bu köyde bir avarızhanenin 13 haneden oluştuğu anlaşılmaktadır. Konya kazası Sahra nahiyesine bağlı Çayırköy de ise 12 hane bir avarız-hane sayılmıştır (Şafakcı, 2005: 493; KŞS 7: 196-3).

25 hesaplanmasıyla 3.555 tahmini nüfusa sahip olduğu söylenebilir 82. Elde edilen sonuç 125 yıl önceki tahmini nüfustan daha az çıkmaktadır. Fakat askeri sınıflar, ilmiye sınıfı, derbentçi, ortakçı, tuzcu, doğancı, köprücü gibi görevliler ile vakıf reayasının bu vergiden muaf 83 tutulduğu unutulmamalıdır (Barkan, 1997: 15; Sertoğlu, 1986: 24). Avarız vergisi hesaplanırken bu kişilerin yazılmaması nedeniyle nüfusun az çıktığını söylemek mümkündür. Zira 1500 yılı tahririnde 12 köyde müsellemler 84, dört köyde sipahi ve sipahizadeler, iki köyde bazdâr, üç köyde dervişler ve bir köyde de ortakçılar bulunmaktadır (Aköz, 2007: 68). Bazı belgelerde nahiye bazılarında ise kaza olarak geçen Bozkır ın kesin olarak hangi tarihte kaza olduğu belirlenememiştir 85 ancak XVIII. yüzyılın başlarından itibaren kaza olduğu bilinmektedir. Zira bu tarihlerde çeşitli kurumlara yapılan atamalar hakkında bilgi veren hurûfât defterlerinde 86 kadılar ile ilgili kayıtlara rastlanmıştır 87. Aralık 1701 tarihli Seydişehir kazası hurufat defterinde Seydişehir e bağlı Bozkır nahiyesi olarak geçen (VGMA, HD, 1118: 72b) Bozkır la ilgili bir başka belgenin Seydişehir kazası içerisinde geçmemesi Bozkır ın ayrı bir kaza olarak 82 Hesaplamada, Bozkır kazasının 59,25 avarız-hanesi ile bir avarızhanedeki 12 gerçek hanenin çarpılmasıyla 711 gerçek hane sayısına ulaşılmış ve her hanede beş kişi yaşadığı kabul edilerek gerçek hane sayısıyla beş çarpılmış ve bu sonuç elde edilmiştir. Fakat 1051/1641-1642 yılındaki sayımda ise yaklaşık 681 gerçek hane olduğu görülmektedir. O zaman hesap edilen nüfus daha da düşecek ve yaklaşık olarak 3.450 kişi olacaktır (BOA, KK.d 2592: 38-43). Bu farklılığın temel nedeni her köye ortalama 12 hane üzerinden avarızhane kaydı yapılmakla birlikte bu rakamın altında veya üstünde olanlara fazla avarızhane yazılmasıdır. Örneğin Kafir Çiftliği köyü 10 gerçek haneden oluşurken 1 avarızhane olarak kaydedilmiştir (BOA, KK.d 2592: 38). Yapılan hesaplamada bir avarızhaneyi oluşturan 12 gerçek hane içinde 3 (1 rub ), 6 (2 rub ), 9 (3 rub ), 12 (1 hane) şeklinde bir ayrım yapıldığı anda 10 rakamı üç rub hisseyi geçtiğinden bir hane olarak kaydedilmiştir. Diğer köyler içinde benzer örnekleri vermek mümkündür. Bu anlamda tahrir ile avarızhane arasındaki nüfus farkı buradan da kaynaklanmaktadır. 83 Kör, topal, pirifâni olan kişiler ile çalışamayacak ve güçlükle hayatını kazanabilecek durumda olanlar da bu vergiden muaf tutulmuştur (Güçer, 1964: 72). 84 Örneğin Siristat ta 54 nefer 40 hanede müsellem olarak kaydedilmiştir (Aköz, 2007: 85). 85 1590 tarihli nüzül tevzi at ve tahsisi hakkında bilgi verilirken Beyşehir sancağına bağlı Beyşehir, Seydişehir, Bozkır, Yenişehir, Kırili ve Hacıbektaş kazalarından söz edilmiştir (Güçer, 1964: 157). Bu bilgiler bu tür vergilerin dağıtımının kaza esasına göre yapıldığını ve Bozkır ın bu yüzden kaza olarak zikredildiği izlenimini vermektedir. 86 VGMA nde bulunan hurufat defterleri, imam, hatip, mütevelli, nazır, ferraş gibi görevlilerin atamalarının kaydedildiği defterlerdir. XVII. yüzyılın sonlarından XIX. yüzyılın başlarına kadar olan süreyi kapsarlar. Bu defterlerde kazalar harf sırasına göre dizilmiştir. Defterdeki belgelerde ise birkaç cümle ile hangi göreve kimin, neden atandığı, ne kadar ücret aldığından bahsedilmiştir. Yani kurumlara atanan görevliler kazaların isim sırasına göre bu defterlerde yer almıştır. 87 1690 yılına ait defterde Bozkır, kaza olarak geçmesine rağmen bir kadı tespit edilememiştir (VGMA, HD, 1141: 76b). Kasım 1723 tarihinde fî zaman-ı Hazreti Yahya-zâde Efendi (VGMA, HD, 1137: 128a) ve Haziran 1725 te ise fî zaman-ı Salih Efendi (VGMA, HD, 1083: 103a) isimleri tespit edilmiştir.

26 değerlendirildiğini göstermektedir. Bununla birlikte böyle bir kaydın bulunması da, idari olarak Bozkır ın nahiyeden kazaya, geçiş dönemini yaşadığı izlenimini vermektedir. Katip Çelebi nin verdiği bilgiye göre, Beyşehir sancağının 88 kazaları Bozkır, Seydişehir, Karaîl, Göçükebir, Göçüsağir, Kaşaklı ve evsaf-ı Beyşehir di (Katip Çelebi, H.1145: 618). Bozkır ın XVII. yüzyılı hakkında bilgi veren Katip Çelebi, otuz iki karye bir kazadır demiştir. Cihannüma da Bozkır la ilgili verdiği bilgilerin devamında bu kaza Seydişehri nahiyesi idi (Katip Çelebi, H.1145: 619) şeklinde bir kayıt düşmesi Bozkır ın XVII. yüzyılın ortalarına doğru kaza olduğunu ortaya koymaktadır. Bölgenin diğer yerleşim yeri olan Belviran ise Bozkır dan çok önce kaza statüsüne kavuşmuştur. Belviran, 1476 89 ve 1483 90 yılında Konya sancağına bağlı bir kaza olarak geçmektedir (BOA, TT.d 1085: 39a; Çoşkun, 1996: 2; Erdoğru, 2003a: 134). 906/1500-1501 yılında yapılan bir tahrire göre Karaman vilayeti kazalarından birisi de Belviran dır (Konyalı, 1997: 114). 1522 91 yılı tahririnde Karaman vilayeti sancakları yazılmışken, Livâ-i Lârende üzerine yazılan derkenarda; sancaklıktan bozulmuştur, sipahileri Konya sancağı sipahileri ile eşerler, ifadesi Larende nin kazaya dönüştürülerek Konya sancağına bağlandığını göstermektedir (DAGM, 1996: 2). Belviran kazası 63 numaralı tahrir defterinde Larende sancağı içinde değerlendirilmiştir. Larende livasının Belviran kazası 1522 yılında 92 Konya sancağına dahil edilmiştir (DAGM, 1996: VIII). 1518 tarihli tahrirde Larende 88 Katip Çelebi nin verdiği bilgilere göre, paşa sancağı Konya olan Karaman eyaletinin sancakları; Aksaray, Akşehir, Beyşehri, Kırşehri, Kayseriyye ve Niğde idi (Katip Çelebi, H.1145: 618). 89 1476 yılında yapılan vakıf tahririnde, Larende vakıfları arasında Belviran a ait bazı köy isimleri görülürken (Uzluk, 1958: 24), Belviran kazasında bulunan zaviyeler Konya vilayeti içinde zikredilmiştir (Uzluk, 1958: 32). 90 Zaviye isimleri doğrudan Konya Vilayeti Belviran kazası içerisinde geçtiği için Konya ya bağlı olduğu düşünülmektedir bkz. Erdoğru, 2003b: 114-116. Larende merkez ve nahiyelerine ait aynı tarihli vakıflar arasında Belviran a bağlı herhangi bir vakıf zikredilmemiş, sadece vakıfların tasarrufundaki Belviran a bağlı köylerin ismi yazılmıştır bkz. Erdoğru, 2003b: 116. Bu verilere göre Belviran kazası 1483 yılında Konya sancağına bağlı olmalıdır. 91 Başbakanlık DAGM, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı tarafından yayınlanan bu defterin tarihi 937/1530 olarak verilirken, defterin tarihi ile ilgili ortaya çıkan farklı görüşler için bkz. Erdoğru, 2006: 30-31; Doğan Yörük, XVI. Yüzyılda Aksaray Sancağı (1500-1584), Konya 2005, s.8-10. 92 Kanuni Sultan Süleyman Kanunnâmesine göre 1522 yılında Karaman eyaleti, Konya, Larende, Niğde, Ereğli, Kayseri, Kara-Hisarcıklu (Karahisar-ı Develi), Aksaray, Kuş-Hisar, Gülnar, Akşehir, İshaklu, Bilviran, Beyşehir, İlgın, Seydişehir, Ermenek, Çimen-ili, Mut, Ortaköy, Ürgüb, Karı-Taş, Eski-il, Turgud ili ve Zengicek, Aladağ ve Anduğu kazalarından oluşmaktaydı (Çakar, 2002: 274).

27 sancağı içerisinde değerlendirilen Belviran, kısa bir süre sonra bu sancağın ortadan kaldırılmasıyla yeniden Konya sancağına bağlanmıştır. Belviran kazasının XVII. yüzyıldaki durumunu Katip Çelebi, Belviran; Konya sancağına bağlı, Aladağ ve Konya arasında bir kazadır (Katip Çelebi, 1145: 617) diye aktarmaktadır. Belviran, 1285/1868 yılında, Karaman kazasına bağlı bir nahiye iken, bu tarihte Bozkır kazasının nahiyesi yoktu (KVS, 1285: 89-90). Konya sancağına bağlı nahiyeler 1876 tarihli İdare-i Nevâhi Nizamnamesine göre yeniden düzenlenmiş ve bu tarihte Belviran nahiyesi Bozkır kazasına bağlanmıştır (Tönük, 1945: 209). Bu düzenleme aynı tarihli Konya salnamesinde de dikkate alınmış ve Belviran, Bozkır 93 kazasının bir nahiyesi olarak gösterilmiştir (KVS, 1292: 45, 172). Bozkır ve çevresinde idari anlamda bu gelişmeler yaşanırken sosyal anlamda dikkati çeken konu ortaya çıkan eşkıyalık hareketleriydi. XVI. yüzyıl sonlarında başlayan Celali isyanları Bozkır ve çevresinde de görülmüştür. Bölgenin en azılısı ve sözü geçen sipahisi Dağlar Delisi Süleyman dı 94. Onun ölümü üzerine yerine yeğeni İlâhî geçti, onu sevmeyenler Deli İlâhî 95 derdi. Zenginlerin servetlerine zorla el koyan bir kişi olan Deli İlâhi, şikâyetler üzerine ortadan kaldırıldı (Uzunçarşılı, 1983: 178, 189; Sümer, 1995b: 22-23). Bu dönemdeki diğer zorbalar Dereli Halil ile Bademlili Hüseyin di. Dereli Halil, I. Ahmet devri sekban bölükbaşlarından olup en büyük hasmı olan Bademlili Hüseyin i eviyle birlikte yakarak ortadan kaldırmıştır (Naima, 1281: 131; Türk Ansiklopedisi, 1956: 8). Deli İlâhî nin oğlu Hidayet, Rum Mehmet Paşa nın desteğini alarak, babasının mallarını Dereli Halil in gasp ettiğini belirterek devletten yardım talep etmiş ve bu sebeple gönderilen Karaman valisi Ahmet Paşa tarafından Dereli Halil ortadan kaldırılmıştır 96 (Sümer, 1995b: 22-23; Soyucak, 1997: 54). 93 Bozkır ın görünümü ile ilgili bkz. Fotoğraf 6, 12, 13. 94 Dağlar Delisi Süleyman Beyşehir in Kavak köyündendi (Sümer, 1972: 189). 95 Karaman Beylerbeyi olan Çerkez Ahmet Paşa, ondan başka kimse para tahsil edemeyeceğinden dolayı, Deli İlahi yi mütesellimi yapmıştı. Vergi toplamak bahanesiyle halka birçok zulümler yapan Deli İlahi ulufe almak için gittiği İstanbul da yargılanarak öldürüldü (Soyucak, 1997: 52). 96 Bu isyanlarla ilgili ayrıca bkz. Naima, 1281: 125-131; Önder, 1986: 39-45; Soyucak, 1997: 52-54; Uzun, 2008: 95-96. Dereli Halil in öldürülmesi ile ilgili halk arasında söylenen bir türkü için bkz. Önder, 1986: 45.

28

29 I. BÖLÜM BOZKIR DA MADENCİLİK FAALİYETLERİNİN TARİHSEL ALT YAPISI 1. XVIII. Yüzyıldan Önce Bozkır da Madencilik Faaliyetleri Anadolu da, tektonik hareketlere maruz kalmış olan Sivas ın doğusundaki bölgelerle, Toros sıradağları ve çevresi maden bakımından zengin bölgeler olarak bilinir (İzbırak, 1944: 219). Bu nedenle, Mezopotamya yazılı belgelerinde Toros Dağları için Gümüş Dağları ismi kullanılmıştır (Bahar, 1991: 39). Anadolu da Çayönü insanı, Ergani bakır madeni yataklarına yakın olmasından dolayı madeni ilk tanıyandır. Ondan sonra Çatalhöyük insanı, madeni tanımıştır (Bahar, 1991: 38). Ancak gerçek anlamda madencilik, maden cevherinin yani içinde bol miktarda maden olan kayaların, ısı kullanılarak arıtılmasıyla başlamıştır. Nitekim M.Ö 6000 yıllarını kapsayan ilk arıtılma işlemi Çatalhöyük te gerçekleştirilmiştir (Kaptan, 1990: 176; Kayaoğlu, 1985: 439). Anadolu da bakırın eritilmesiyle ilk denemelerin başladığını gösteren Çatalhöyük buluntuları (Kaptan, 1990: 176; Sever, 1999: 86) nedeniyle saptanan bu tarih, Anadolu daki metalürjinin başlangıç tarihi olarak kabul edilmelidir (Kaptan, 1990: 176). Ayrıca Çatalhöyük te yapılan arkeolojik kazılarda aynı tarihe ait tasfiye edilmiş kurşun topakları da bulunmuştur (Erginsoy, 1978: 12). Nitekim Çatalhöyük te M.Ö. 6400 lü yıllara tarihlenen bakır ve kurşun örnekleri vardır (Mellaart, 2003: 166). Bakır ve kurşunun boncuk, pandantif, tüp ve diğer ufak tefek nesnelerin üretiminde kullanılmış olması ilgi çekicidir. Her yapı katında bakır ve kurşun boncuklar ele geçirilmiştir. Bir cüruf yığınının analizi sonucunda bakırın filizinden çıkarıldığının anlaşılmış olması ve Anadolu da galen olarak karşımıza çıkan kurşunun varlığı, eritme işleminin yapıldığını gösterir (Mellaart, 2003: 170). Çatalhöyük te rastlanan çeşitli madenlere değinen James Mellaart; galen, linyit, manganez ve bakır oksitlerin kökeninin

30 saptanamadığını ancak bu maddelerin tümünün Toros Dağları nda 97 yaygın olarak görüldüğünü ifade etmiştir (Mellaart, 2003: 166). Madenler ve diğer sebeplerden dolayı Çatalhöyük insanı Neolitik dönemde, Çarşamba Suyu boyunca ilerleyerek İsaura bölgesi ile irtibata geçmiş olmalıdır. Zira İsaura bölgesi maden bakımından zengindir 98. Bozkır ve çevresinde maden yatakları olmakla birlikte maden işçiliği yapıldığını da belirtmek gerekir. Nitekim İsaura bölgesinin batı sınırındaki Suberde de 99 bulunan tunç iğne, bölgenin erken dönemlerde madeni işlediğine tanıklık etmektedir (Bahar, 1991: 38). Çatalhöyük te bulunan küçük bakır ve kurşun eşyalar, boncuk gerdançe, yüzük, iğne maden işçiliğinin en eski örneklerindendir. Kullanılan madenlerin eritilerek döküm yapıldığı tespit edilmiştir (Yurt Ansiklopedisi, 1983: 5118). Bölgede antik dönemlerde madencilik yapıldığı, Hadim e bağlı Korualan, Dedemli, İğdeören ve Beyreli çevresindeki maden cüruflarından anlaşılmaktadır. Roma döneminde bugünkü Hadim ilçesinin Dedemli kasabasının Geriş mevkiindeki maden ocakları işletilerek çıkarılan madenler insan gücüyle ya da merkeplerle Alanya ya taşınmıştır (Bahar, 2007: 13-14). Türklerin yaptığı fetihlerde, at yetiştirmeyi ve madenciliği iyi bilmeleri önemli rol oynamıştır: Türk, Çin, Arap tarih ve coğrafya kaynaklarının hepsinde Türklerin atalarının demirci 100 olduğundan bahsedilmektedir (İnan, 1966: 38). Başlıca meslekleri demircilik ve madencilik olan bozkır Türk topluluğunda kılıç, kalkan, mızrak üretilmiştir. Türk kılıçlarının kabzaları altın levhalarla kaplanır ve kıymetli taşlarla süslenirdi (Kafesoğlu, 1998: 321). 97 Aladağ daki Bereketli madeni ile Toroslardaki Bolkar madeni Hititlerin işlettiği madenlerdendi. Konya ovasının batısındaki Sultan Dağı nda bulunan Tiris Maden, elde edilen maden kalıntıları nedeniyle, Hitit döneminin önemli gümüş madenleri arasında sayılmıştır (Yakar, 1976: 120). 98 Çatalhöyük te ortaya çıkarılan ahşapların kökeni, ağaçtan neredeyse tamamen yoksun Konya ovasından değil, Torosların ormanlık alanlarında veya ovalık alanlarla birleşen eteklerinde aranması gereklidir (Mellaart, 2003: 44). Yapılar için kullanılan ahşap (meşe ve ardıç) ovada yetişmediğinden tepelerden çay boyunca yüzdürülerek taşınmış olmalıdır. Tahta kaplar için kullanılan köknar ise, birçok erzak gibi Toroslardaki ormanlardan getirilmiştir (Mellaart, 2003: 166). 99 Suberde de bulunan dört cm uzunluğundaki bakır bir bızın varlığı, Konya çevresindeki köylerde bile maden işletmeciliğinin yaygınlığını ortaya koymaktadır (Mellaart, 2003: 170). 100 Ebulgazi Bahadır Han ın Şecere-i Terâkime de naklettiği Ergenekon Destanı örnek olarak gösterilebilir (İnan, 1966: 38). İslamiyet ten önce Orta Asya da kurulan Türk Devletleri nin maden sanatı için bkz. Birkan, 2005.

31 Orta Asya da yapılan madencilik faaliyetleri, milattan önce üçüncü binlere kadar uzanan bakır, gümüş, altın, demir ve kurşun üretimine dayalıydı 101. Osmanlılardan önce Türklerde madencilik üzerine geniş ve aydınlatıcı bir makale neşreden Fahrettin Tızlak a göre Anadolu Türkleri, Orta Asya daki bilgi birikimi ile Anadolu daki birikimi birleştirerek ileri düzeye çıkarmış olabilir 102 (Tızlak, 2002: 410). Bununla birlikte Altaylarda yapılan madenciliğin, Hint-Avrupalı halk üzerinde etkili olduğu ileri sürülmüştür (Kafesoğlu, 1998: 320-321). II-IV. yüzyıllarda Bosna civarında madencilik çalışmaları zayıflamış ancak XIV-XV. yüzyıllarda Saksonyalı maden işçilerinin buraya gelmesiyle yeniden canlanmıştır (Atasoy, 1981: 35). O halde Avrupalılar, Türklerden öğrendiği maden sanatını geliştirmiştir. Fransız yazar Simon De Saint-Quentin, Türkiye de demir çıkarıldığını yazıyor ise de madenin yerini bildirmiyor. Selçuklular devrinde Divriği de maden çıkarıldığına dair bir bilgi yoktur. Bununla beraber bu maden adı geçen yörede olabileceği gibi Toros dağlarında da bulunabilir. Osmanlı hâkimiyetinden önce Anadolu da bir demir, dört gümüş madeni vardı. Gümüş madenleri Ulukışla yakınında, Gümüşhane de, Bayburt ta ve Kütahya civarındaydı. Demir madeni ise Ermenek yakınında bulunuyordu (Atasoy, 1981: 34; Sümer, 1989: 162). Para darbında kullanılmasından ötürü devletler tarafından gümüş, demirden daha önemli sayılıyordu (Cahen, 1979: 165). Osmanlı döneminde, Bozkır a bağlı Kazıkdere köyünde 1501 yılında demir madeni işletilmiştir (BOA, TT.d 40: 385). 1522 yılında 103 (DAGM, 1996: 63) ve 1524 yılında (BOA, TT.d 399: 292) maden işletilmeye devam edilmiştir. Kazıkdere köyündeki demir madeni, 1584 yılında da işletilmiş ve bu madenden 800 akçe maden öşrü alınmıştır (Erdoğru, 2004a: 404). Kazıkdere köyünün çoğu demirci 104 idi (Tuş, 101 XII. ve XIII. yüzyıllarda, dünyadaki gümüş kıtlığı Orta Asya dan elde edilen gümüşlerle giderilmiştir (Ashtor, 1986: 965). 102 Konya Mevlana Müzesi nde Semahane kısmında bulunan kuş kafesi biçiminde tunçtan yapılmış ve yaldızlanmış bir kandil örnek verilebilir. Çift başlı kartal, aslan ve ejder figürleri bulunan eser Anadolu Selçukluları dönemine aittir (Yetkin, 1976: 207-211). 103 DAGM, 1530 tarihini esas almaktadır. 104 Beyşehir sancağına bağlı Küre köyünde de çıkarılan demir madeninin işlenmesini Küre köyü reayası ile Keçilü konar-göçerleri gerçekleştirmiştir. 1500 yılında 12 nefer ve 1522 yılında 23 neferden oluşan Keçilü Yörükleri, demircilikle uğraştıkları için hadid ve ahen adı verilen demir vergilerini vermişlerdir. Demir öşrünün yanı sıra ganem ve bad-ı heva adlı vergileri de ödemişlerdir. Bunun dışında kalan vergilerden ise muaf tutulmuşlardır (Hüseyniklioğlu, 2008: 301). Fakat Kanuni

32 2007: 64). Osmanlı Devleti nde maden bulunan yerleşim yerlerindeki reaya madeni işlemekle görevlendirilmiştir. Bu kişiler sadece madenin çıkarılmasında değil çıkarılan madenin nakli ve maden ocaklarına gerekli malzemelerin temini ile de uğraşmışlardır. Madencilikle uğraşanlar, bu işte sürekli çalışarak birtakım muafiyetler de kazanmışlardır. Maden öşrü olarak 800 akçe gibi cüz i bir vergi alınmasına bakılarak demir madeninin çok büyük bir işletme olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte araştırmanın esas konusu olan kurşun madeniyle, bahsedilen demir madeninin alakası yoktur. Sadece kurşun madeni çıkarılan yerler arasında Kazıkdere ve çevresinin olmasından dolayı bir benzerlik vardır. Bu bilgilere bakılarak XVI. yüzyıl boyunca Kazıkdere köyünde demir madeni işletildiği ve işletmesinin köylülere bırakıldığını söylemek mümkündür. Bozkır madeni açıldığı zaman belgelerde 105 Kazıkdere köyü ahalisinin maden ilminden anladığından bahsedilmiştir. Uzak bir ihtimalde olsa, demir madeni işleme tekniğinin babadan oğla aktarılmasıyla 1776 yılında açılan madende köylülerin bu tecrübelerini kullandıkları söylenebilir. Zira demir madeninin ne zamana kadar işletildiği tam olarak tespit edilememiştir. 2. 1776-1839 Tarihleri Arasında Bozkır da Madencilik Faaliyetleri 2.1. Bozkır Madeninin İlk Açılışı Bozkır ve çevresinde maden cevheri olduğunu bilen kişilerin arzları üzerine (BOA, MEDAD 8: 611-2), maden bölgesinden alınan cevher numuneleri 106 darphaneye gönderilmiş (BOA, MEDAD 1: 751-1), gerekli inceleme yapıldıktan sonra darphane nazırı bu ocağın işletilmesi konusunda devlet için fayda görmüş ve durumu sadrazama bildirmiştir 107. Sadrazam da madenle ilgili durumu padişaha arz edince, madenin işletilmesi için gerekli emr-i şerif ısdar edilerek (KŞS 100: 219-2; Belge 6) madenin açılmasına izin verilmiştir. Sultan Süleyman ın ilk yıllarından itibaren bunlardan da avarız alınmaya başlanmıştır (Erdoğru, 2006: 163). 105 BOA, C.DRB 560; BOA, DRB.d 969. 106 Bir cevherin numunesi tutulmak istenirse yüz dirhemden az cevher gönderilmemesi gerekirdi (Ahmet Refik, 1931: 24). 107 31 Mayıs 1776 tarihli darphane emininin takririnde, Genç Ali Ağa nın imali cevherin her 100 kıyyesinden 40 kıyye halis kurşun ve az miktarda gümüş ortaya çıktığı belirtilerek hasılı harcına vefa ider denilmiştir (BOA, D.BŞM.DRB 14/88).

33 Gönderilen numuneye bakılarak 108 madenin işletilmesi için izin çıkınca, merkezden Genç Ali bu işe memur edilmiştir (BOA, C.DRB 2375). Memur olarak Bozkır a gelen Genç Ali dört ay Bozkır da kalmasına rağmen, bu zaman zarfında madenden hiçbir şey göndermediği kendisine hatırlatılmıştır. Ayrıca ahaliye zulüm ettiği yönünde şikayetler 109 olduğu belirtilen emin, bu konuda uyarılmıştır (BOA, MHM.d 173: 277). Bu ikaz, madenin açılması ile birlikte ahali ve emin arasında anlaşmazlıkların başladığını göstermektedir. Bozkır madeninden gönderilen cevherden tutulan ilk çeşnîde 100 kıyye 110 cevherden 40 kıyye kurşun ile az miktarda gümüşün ortaya çıktığı 111 ve yapılacak üretimin madenin masraflarını karşılayacağı belirtilmiştir (BOA, MEDAD 1: 752-1, 751-1; KŞS 100: 219-2; BOA, D.BŞM.DRB 14/88). Bunun üzerine devlete faydalı olacağı düşünülen madene, madendeki organizasyonu yapması için Haziran 1776 tarihinde bir memur görevlendirilmiştir (BOA, MHM.d 173: 277). Madenin açılış tarihi ile ilgili iki tarih üzerinde durmak mümkündür. Birincisi madenin açılmasıyla birlikte madene memur atamasının yapıldığı 2 Haziran 1776, ikincisi ise bu memurun emin olarak göreve başladığı 5-13 Ekim 1776 dır (BOA, MHM.d 173: 277). Fakat burada birincisi esas alınacaktır. Çünkü bu tarihte kâtip ataması yapılmış ve madene bağlanan kazalar belirlenmiştir. Yani maden için gerekli organizasyon yapılmasından hareketle madenin açılış tarihi olarak birinci görüşü kabul etmek daha doğru olacaktır. Buradan hareketle madenin açılışı için 2 Haziran 1776 tarihini esas aldık. İyi işletilirse Keban ve Ergani madenleri gibi bir maden işletmesi olacağı belirtilen Bozkır madeninde memur tarafından cevher çıkarılması, malzemeleri kendi 108 Bozkır madeni hakkında yapılan ilk değerlendirme şöyledir: külliyetlü cevher zuhûru melhûz ve ihrâc ve i mâlinde ihtimâm ve dikkat olunduğu sûretde Keban ve Ergani ma denleri misüllü cesîm bir ma den olacağı zâhir ve aşikâr olmağla (BOA, MEDAD 1: 750-1). 109 Genç Ali hakkında, 25 Aralık 1776 tarihinde, Bozkır ve Belviran kadıları ilamlarında ve ahali arz-ı hallerinde ahaliye zulmü belirtince, durum darphane nazırına sorulmuş, o da azledilip yerine başka birinin atanmasını takririyle bildirince, gereğince telhis verilerek el-hâc Süleyman emin olarak atanmıştır (BOA, C.DRB 2047). 110 Araştırma içerisinde vukıyye, vakıyye ve kıyye gibi aynı anlama gelen terimlerden kıyye kullanılmıştır. Bu ağırlık ölçüsü 400 dirhem eşit olup, 1,2828 kg ağırlığında idi. 111 Madene memur olarak gönderilen Genç Ali ye 10 kese akçe verilmiştir. Bozkır a gelen memurun gönderdiği cevher numunesinde, 100 kıyye (128,28 kg) cevherde 45 kıyye (57,726 kg) kurşun, kurşunun her kıyyesinde 4-5 kırat (0,8-1 gr) gümüş ortaya çıkmıştır (BOA, MEDAD 8: 611-2). Bu verilere göre 100 kıyye cevher içinde yaklaşık olarak 36 ya da 45 gr gümüş çıkmıştır.

34 tarafından verilmek üzere çeşnî 112 için bir fırın ile malzeme tedârik edilmesi ve diğer işlerde memura yardım etmeleri için Karaman valisi, Alanya mutasarrıfı ve Bozkır kadısına emir gönderilmiştir (BOA, MEDAD 1: 750-1). Görevli memura ise amele ve malzemeyi tedârik etmesi 113, mağaralar açması, cevher çıkarması ve bir fırın imâl ederek hasılatını darphaneye göndermesi emredilmiştir (BOA, MEDAD 1: 750-1). Bozkır madenine atanan memur, maden emininin yapacağı işleri başarabildiği için daha sonra Bozkır madeni emini olarak atanmıştır. Bu süreçte madenin gelirinin giderine yetip yetmeyeceğinin görülmesi için böyle bir uygulamanın yapıldığı ve madenin gelirinin masraflarını karşılayıp devlete önemli bir gelir getireceğine kanaat getirildiğinden, maden eminliği oluşturulmuştur. Madene memurdan sonra atanan ilk görevli, madene ait gelir ve giderleri yazmak için görevlendirilen kâtipti (BOA, MEDAD 1: 750-2). Diğer madenciler ise Gümüşhane, Keban ve Ergani madenlerinden, kalcı ve piristat ise Gümüşhane den tedârik edilmeye çalışılmıştır (BOA, D.BŞM.DRB 15/76). Burada bahsedilen madenciler, madende çalışan teknik elemanlardı. Madenin kapatıldığı 1839 yılına kadar bu usta grubu daha çok Gümüşhane den gönderilmiştir. Maden emininin atanmasıyla birlikte madenciler ile madene bağlı kazaların organizasyonu yapılmaya başlanmıştır. Ortaya çıkarılan bu organizasyon devlet kontrolü altında çalışmaya başlamış ve 1839 yılına kadar bu şekilde devam etmiştir. Madenin teknik eleman ihtiyacı dışındaki işçiler ise madene bağlı kazalardan temin edilmiştir. Belgelerde madenin Bozkır ve Belviran da (BOA, MEDAD 1: 752-1), Alanya ve Bozkır da (BOA, MEDAD 1: 751-1) ya da sadece Bozkır da ortaya çıktığı belirtilmiştir (BOA, MHM.d 173: 277). Bu şekilde aktarılmasının nedeni, ismi geçen yerlerin maden mağaralarının bulunduğu yerler olmasıdır. Fakat madeni idari olarak ifade eden kavramlar, Bozkır ve tevabi madenleri (BOA, MEDAD 1: 754-2) ya da Bozkır madeni emanetidir (BOA, D.BŞM.DRB 15/76). Zira ileride değinileceği üzere cevherlerin çıktığı mağaralar Bozkır ve Belviran kazalarındadır. Birkaç mağara 112 Kimyahane ve ayar tayin edici şube demektir (Musa Kazım, 1329: 551). 113 Bozkır ve Belviran kadıları ile Bozkır şeyhine; maden için lazım olan amele, kömür ve diğer malzemelerin temini konusunda yardımcı olmaları ve bunların ücretlerinin emin tarafından verileceği belirtilmiştir (BOA, MEDAD 1: 750-3). Ayrıca bu malzemelerin herkesin gücüne göre karşılanması gerektiğine de değinilmiştir (BOA, MEDAD 1: 754-3).

35 ise Alanya-Bozkır arasında olmakla birlikte bu mağaralar da Bozkır sınırları içinde kalmaktadır 114. Maden açıldıktan sonra, Bozkır da maden eminlerinin ikamet edeceği konak ile yedi fırın, kömür mahzenleri, madenci odaları, ekmekçi fırını ve dükkanlar yapılmıştır (BOA, D.BŞM.DRB 15/76). Devlet bu işlerin yapımı için, ahaliye verilmek üzere, maden eminine 7.500 kuruş göndermesine rağmen Bozkır halkı, bu işlerin bazılarını kendilerinin yaptığını ve bunların yapılması için arazilerinin alındığını ancak bu paranın kendilerine verilmediğini dile getirmiştir (BOA, MEDAD 8: 693-2). Madenin açılışı esnasında madenle ilgili düzenlemeler tam belli olmadığı için karşılıklı yazışmalar yapılmış. Madende üretilen gümüşün satın alınması esnasında nasıl bir yol izleneceği ile ilgili bir soruya, maden tam olarak bilinemediğinden hasılatı ortaya çıktıktan sonra bir nizam verilebileceği şeklinde bir cevap verilmiştir (BOA, MEDAD 1: 755-1). Yine maden açıldığı zaman madende çalışan madenciler ile madene bağlı kaza ve köylerin muafiyet ve serbestiyetleri ile ilgili nizamların neler olduğu da önemli bir konu idi (BOA, MEDAD 1: 751-1). Bu tür isteklerin nedeni ortaya çıkabilecek olumsuzlukları engellemek içindi. Serbestiyet 115 ile ilgili emir istenmesinin temel nedeni ise, maden bölgesinde ortaya çıkan bazı fesat çıkaranları kadıların dahi şikayet etmeye cesaret edememesiydi (BOA, C.DRB 2375). Maden açıldıktan sonra yapılan üretim sonucu ortaya çıkan kurşunun önce Alanya İskelesi ne nakledilmesi ve oradan gemilerle İstanbul a gönderilmesi için emir talep edilmiştir. Böyle bir emrin istenmesinin nedeni, nakliye ve nevl 116 ücretlerinin muhasebesi esnasında verilecek olan bu emrin kullanılacak olmasıydı (BOA, MEDAD 1: 755-2). Osmanlı devletinde madencilik faaliyetleri çok iyi bir şekilde koordine edildiği için hiç kimse merkezin emri olmadan keyfine göre bir uygulama yapmamıştır. Böyle bir uygulama olduğu zaman görevlilerin durumun 114 Bozkır madenindeki mağaralar için V. bölüme bkz. 115 Aladağ, Alanya ve Seydişehir kazalarının yaylakları birbirine civar olduğundan bu bölgelerde maden olduğu düşünülen yerlere madenciler tayin edileceğinden mutasarrıf, mirmiran, mütesellim ve voyvodanın karışmaması için emir isteği üzerine, tayin edilen bu madencilerin serbest olduğu ve ehl-i örf taifesinin karışmaması 2 Şubat 1777 tarihinde emredilmiştir (BOA, MEDAD 1: 756-2). 116 Nevl hakkında bilgi için bkz. V. bölüm.

36 düzeltilmesini merkeze bildirmesi sonucu, kusuru olan kişiler yaptığı hareketin durumuna göre ya uyarılmış ya da daha ağır cezalara çarptırılmıştır. Bu anlamda Bozkır madeni açıldığı ilk günden itibaren madende uygulanacak nizam hakkında maden emini tarafından merkezden bilgi talep edilmiştir. Birkaç yıl içinde Bozkır madeninde uygulanacak nizam 117 yerleşmiştir. Madenin açılmasına karar verildikten sonra maden çevresinde bulunan bazı kazalar, madenin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için, madene bağlanmıştır. Daha sonraki yıllarda cevherin durumuna göre sayısı değişmekle birlikte, madenin açıldığı ilk yıllarda Bozkır ve Belviran kazaları madene bağlanmıştır (KŞS 100: 190-2). Bütün bunlara rağmen madeni bekleyen en büyük tehlike, bunda cevher yoktur diyerek madenin işletilmesine muhalefet eden ulema, ayan ve şeyhin hareketleriydi (BOA, MEDAD 8: 611-2). Bu bakış açısı, madenin açılışından itibaren en önemli sorunlardan birisi olmuştur. Madende karşılaşılan sorunlardan bir diğeri de ilk atanan eminden başlamak üzere, eminlerin halka eziyet ettikleri yönünde şikayet edilmeleri ve bu sebeple azledilmeleriydi (BOA, MEDAD 1: 754-1). Sadece bu iki örnek bile düşünülürse bu çekişmelerin temel nedeninin güç mücadelesi olduğu söylenebilir. Zira maden açılmadan önce kazada söz sahibi olan ayan ve şeyh, madenin açılması ile birlikte merkezden atanan eminin bütün yetkilere sahip olmasından dolayı, maden bölgesinde istedikleri gibi hareket edememişlerdir. Maden emini, idari anlamda kazanın bütün işlerinden sorumlu bir görevli haline gelince kazanın eski yöneticilerinin halkı kışkırtması sonucu bu tür şikâyetler ya da karışıklıklar ortaya çıkmıştır. 2.2. Madenin Kapatılması Hasılat durumunun görülmesi, madenin temel ihtiyaçlarının karşılanması ve madencileri Bozkır a çekecek ortamın oluşturulması gibi nedenlerle Bozkır madeninin açıldığı tarihlerde herhangi bir nizam uygulanmamıştır. Madenin gelir ve gider kayıtlarının başlangıcı 1778 senesi olarak kabul edilerek 1785 senesine kadar yedi yıllık gelir ve giderleri hesap edilmiştir. Bu yıllarda madene sermaye olarak 87.756,5 kuruş verilmiştir. 1784 yılında maden emini olan Ali nin 44.625 kuruş 117 Bozkır madeninde uygulanan kurşun, altın ve gümüşün satın alınması ve vergilendirilmesi hakkında V. Bölüme bkz.

37 zimmetine karşılık madendeki kurşun ve selefi Fazlı Ağa zimmeti olan 43.101,5 kuruş karşılığında Alanya İskelesi ndeki kurşun darphaneye ulaşınca zimmet kapanacaktı (BOA, MEDAD 8: 681-1; KŞS 64: 115-1; BOA, MAD.d 7873: 109). Maden açıldıktan sonra iki yıllık hesabının görülmemesinin nedeni maden açıldıktan sonra hemen üretime geçmenin mümkün olmamasıydı 118. Bu nedenle madenin gelir ve gider hesabının başlangıç tarihi olarak 1778 yılı alınmıştır (BOA, MEDAD 8: 681-1). Madenin açılışından itibaren yıllık 17.500 kuruş gelir hasıl olmuştur (BOA, MEDAD 8: 681-1; KŞS 64: 115-1; BOA, MAD.d 7873: 109). 8 Temmuz 1785 tarihinde, bir önceki sene ile yapılan mukayese sonucuna göre, madenin gelirleri arasında altın ve gümüşten 5.500 kuruş, mübayaadan 1.500 kuruş, kurşundan 1.500 kuruş ve Seydişehir kazasından her yıl alınan 4.000 kuruş kömür bedeli gibi gelirler vardı (BOA, D.BŞM.DRB 16/47). Devlet için böyle bir gelir getiren Bozkır madeninin kapatılma sebeplerini ise şöyle sıralamak mümkündür. Seydişehir dağlarında ağaç olmadığından kömür tedârikinde güçlük çekilmesi, Yıllık 39.628 kuruş hasılatı olan madenin, kömür bedeliyesi 10.750 kuruş, sermaye olarak nakden verilen 22.128 kuruş olmak üzere toplam 32.878 kuruş hasılattan düşülünce, 6.750 kuruş geliri olduğunun tespit edilmesi, Maden nedeniyle fukaraya yapılan zulüm ve düşmanlığın sona ermemesi 119. Karaman, Alanya ve Adana taraflarından gönderilen deveciler için devlet ve ahali tarafından verilen nakliye ücreti hesap olunursa hazeriyyelerine karşılık 118 Öncelikle maden için gerekli binalar yapılır, malzemeler temin edilirdi madende üretim yapmak için gerekli donanım sağlandıktan sonra maden mağaralarından çıkarılan cevherler Bozkır a nakledilirdi. Bozkır da ayrıştırılan cevherlerden kurşun Alanya İskelesi ne nakledilir, oradan da gemilerle İstanbul a gönderilirdi. 119 Bereketli madeninde karışıklık çıkaran kişilerin halk tarafından şikayet edilmesi üzerine yakalandıkları maden emini tarafından arz edilmiş. Darphane nazırı madenin kapatılması ya da müfsitlerin mürafaa için mahalline gönderilmesi gerektiği arzına padişahın benim vezirim ma den ref oluna dimek ne dimek bu herifleri düşürüb mahallerine irsâl eyleyesin (BOA, HAT 182/8312) demesi madenlerin kapatılması düşüncesine padişahın bakış açısını göstermektedir.

38 geleceğinden Bereketli madeni misali maden kapatılmış ve ahali eski hallerine döndürülmüştür. Yani daha önce has, evkaf, zeamet ve timar ne şekilde tasarruf edilmişse aynı şekilde tasarruf edilmesine karar verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 681-1; KŞS 64: 115-1; BOA, MAD.d 7873: 109). Yani ahali 1785 senesi itibarıyla eski hallerine döndürülmüştür (BOA, MHM.d 183: 179; BOA, C.DRB 2948). Bozkır madeninin darphaneye masrafından başka faydası olmadığından (BOA, C.DRB 810: lef 2) refâh-ı ahvâl-i ra iyyet zımnında hatt-ı hümâyûn şevketmakrûnumla ma den-i mezbûr ref olunmuş (BOA, C.DRB 1842) denilerek maden kapatılmıştır. Ayrıca ma denin darbhâneye irâdı cüz î olub ma den vesilesiyle fukarayı raiyyete olan zulm ve te âdînin nihâyeti olmadığından başka kurşun nakli için Karaman ve Adana eyaletlerinden ve Alanya sancaklarından ihracı fermân olunan şütürân içün cânib-i mîriden virilenden ma ada ahali tarafından i tâ olunan ücret-i nakliye hesâb olunsa hazeriyyelerine mukâbil olmağla (BOA, C.DRB 2948) denilerek madenin durumu hakkında bir değerlendirme yapılmıştır. İşletmeye açık olduğu dönemlerde Bozkır madeni gelirlerinin çokluğundan bahsedilerek Keban ve Ergani madenleri ile kıyaslanmıştır. Fakat ahaliye yapılan zulüm nedeniyle, 1785 yılında, maden kapatılırken Bozkır madeni gelirlerinin azlığına değinilmiştir. Yani madenin kapatılmasında madendeki rezervin miktarıyla birlikte, maden bölgesinde ortaya çıkan olumsuzluklar da etkili olmuştur. Maden fukarasının hallerine merhameten madenin kapatılmasından dolayı ehl-i örf taifesine ahaliden fazla vergi talep etmemeleri emredilerek, maden ahalisi korunmaya çalışılmıştır (BOA, MHM.d 183: 179). Buna ilave olarak ahaliden, görevliye mübaşiriyye verilecektir gibi nedenlerle akçe talep edilmemesi istenmiştir (BOA, MHM.d 183: 228, 229). Bu örnekler de gösteriyor ki halka zulüm yapılmasının tek nedeni maden değildir. Maden kapatıldıktan sonra da yöredeki diğer görevlilerin suistimalleri olmuştur. Madenin kapatılmasından sonra eminlerin zimmetinde kalan sermaye akçesinin mahallinde meclis-i şer de görülmesi ve tahsili emredilmiştir (KŞS 64: 115-1). 1785 yılı kurşun ve gümüş hesaplarının görülmesi için İbrahim Ağa adlı mübaşir madene gelmiştir. 4.257 dirhem, 23 külçe gümüş ile 166.400 kıyye, 5.827 külçe kurşun mübaşire teslim edilmiştir. Bunlara ek olarak madencilerin zimmetlerinde olan

39 23.503,5 kuruşun ödenmesi için madencilerin birbirlerine kefil olduğunu gösteren Bozkır kadısının ilamı ile 1785 yılına ait Alanya İskelesi ne nakledilen 60.700 kıyye olmak üzere 2.141 külçe kurşun ile ilgili Alanya kadısının ilamı da mübaşire teslim edilmiştir. Bunların teslim edildiğine dair mübaşirden mühür tahvili, defter ve hüccet-i şeriyye alınmış, senedatın biri de mübaşir ile gönderilmiştir (BOA, D.DRB.THR 2/43). Madenci zimmetlerinde olan 23.503,5 kuruş maden emininin borçlarına karşılık darphaneye ödenecekti. Fakat mübaşir İbrahim, madencilerin ham cevherlerinden başka malları olmadığını dile getirmiştir. Madencilerin ise madende mevcut ham cevheri işleterek borçlarını ödeyebileceklerini belirtmeleri üzerine, madenci ustalarının mevcutları olan cevherden başka cevher ihraç olunmamak şartıyla mevcut cevherlerin madende imâl olunmasına izin verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 693-1). 17 Mart 1786 tarihli bu emir, devletin alacağını madendeki cevherin işlenmesiyle tahsil ettiğini göstermektedir. Madenciler, 14-23 Kasım 1784 ile 4 Kasım 1785 tarihleri arasındaki bir yıllık dönemde, maden eminine 137,5 kıyye sim-i halis ve 120.000 kıyye kurşunu dokuz ayda teslim etmiş, bunun yanında 80 fırınlık imâl olunacak cevher ile 50 fırınlık cevherin ise fırınların yanında olduğunu haber vermişlerdir. Devlete olan borçlarını ödemek maksadıyla, ortaya çıkan dört mağaranın dahi masrafları esnaftan alınan 12.000 kuruş ile yapılmıştır. Kömür ve diğer ihtiyaçlarının da kendi paralarıyla alınması karşılığında gereğinin yapılması 9 Ekim 1786 tarihinde, istenmiştir (BOA, D.BŞM.DRB 16/17). Madencilerin, borçları dolayısıyla, madenin yeniden açılmasını ve bu sayede borçlarını ödeyebileceklerini ifade etmelerine rağmen bu talep kabul edilmemiştir. Madenin açılması konusunda madenciler ile madene bağlı kaza halkı aynı düşünceyi paylaşmamaktadır. Zira 18 Haziran 1786 tarihinde, eskiden madene bağlı kazaların ahalisi, kendilerinin kömür ve kütük tedâriki nedeniyle baskıya uğrayacağını belirterek kaza halkının 5.000 kuruşu iki senede iki taksit ile ödemeyi taahhüt ederek cevherin imâl olunmamasını istemişlerdir. Bozkır, Belviran ve

40 Seydişehir kazalarının bu şekilde 30 kesenin bedavaya geleceğini haber vermeleri üzerine cevherin 120 imâl olunmaması emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 693-2). Madencilerin zimmetlerindeki 23.503,5 kuruşun 8.503 kuruşu Bozkır a ait olmakla birlikte bu miktarın 5.837 kuruşunu ödeyen Bozkır kazasının 2.600 kuruş borcu kalmıştır. Bozkır a düşen hissenin yanında Belviran a 7.500 kuruş ve Seydişehir e 7.500 kuruş hisse düşmesi nedeniyle bu üç kaza tarafından toplam 17.600 kuruşun ödenmesi istenilmiştir (BOA, C.DRB 2831: lef 4). Bozkır, Belviran ve Seydişehir kazaları ahalileri madencilerin zimmetlerine karşılık 15.000 akçenin ilk taksitini ödemişler 121 ve ikinci taksiti Temmuz 1787 tarihinde görevli memura ödeyeceklerini belirtmişlerdir. Buna karşılık madenciler ise, mağaralarda cevher olduğunu, bunların işletilmesine izin verilmesini ve Bozkır ahalisinin perişan olduğunu dile getirmiştir. Ancak Bozkır halkı madencilerin tam tersini düşünerek ikinci taksiti de ödeyeceklerini, 11 Mart 1787 de, ifade etmişlerdir (BOA, MEDAD 8: 697-1). Burada madenciler ile ahalinin madenin yeniden açılması konusunda farklı düşüncelere sahip oldukları görülmektedir. Bununla birlikte madenin kapatılmış olmasına rağmen madencilerin madeni terk etmedikleri ve yeni maden mağaraları arayıp bulmaları da dikkat çekmektedir. Böyle bir yola başvurmalarının nedeni aileleriyle birlikte Bozkır a gelip yerleşmeleri olmalıdır. Bozkır madeni kapatıldıktan sonra maden eminlerinin oturduğu ev, fırın ve madenci odaları gibi maden malzemeleri satışa çıkarılmıştır. Fakat madenin kapatılması nedeniyle madenciler ve tüccarlar dağıldığından (BOA, MEDAD 8: 690-3; BOA, C.DRB 810), fakir olmaları nedeniyle bunları almaya güçlerinin olmadığını belirten ahali, bunların kendilerine iadesini istemişlerdir. Halkın bu talebine 1777 yılında maden emini Süleyman a bu iş için 7.500 kuruş verildiğinden malzemelerin 120 Maden kapatıldığında bulunan cevher hakkında bu işten anlayan kişilerden bilgi istenildiğinde, bu kişiler, 60 fırınlık cevher olduğu her fırında 500 er kıyye kurşun ile 150 şer dirhem sim-i halis üretileceği, her fırının 40 kuruş masraf ile dört ayda vücuda geleceği ve toplam masrafının 5.000 kuruş olacağı bilgisini vermişlerdir (BOA, MEDAD 8: 693-2). 121 Bu üç kaza ahalisi ilk taksiti ödemelerine rağmen Seydişehir kazası ayanı olan ve Kıbrıs a nefy olunan Numan adlı şaki madencilerle birlikte hareket ederek Seydişehir in üzerine düşen hisseyi eda etmediğini belirtmiş. Buna ek olarak maden ameleleriyle birlikte madenin yeniden açılmasına ahali hoşnuttur diyerek sahte dilekçeler tedârik etmiştir (BOA, C.DRB 1842). Seydişehir ayanı Numan 5.000 kuruşu vermeye muhalefet ederken, Bozkır kazasının eski ayanı Kara Abdülhalim ise kendi zulmüne revaç vermek için İstanbul da oturan Alanyalı Mustafa yı kendisine kethüda tayin ederek, sahte arzlar sunmuştur (BOA, MEDAD 8: 698-3).

41 geri verilmesinin mümkün olmadığı ancak madene ait eşyaların satılabileceği şeklinde cevap verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 692-2). Bazı madencilerin Bozkır da kalmasına rağmen madencilerin büyük bir çoğunluğu ile kazada bulunan tüccarlar madenin kapatılması dolayısıyla Bozkır ı terk etmiştir. Bu bilgiler, madenin Bozkır kazasının sosyal ve ekonomik yapısı üzerinde önemli etkilerinin olduğunu göstermektedir. Bozkır madeninin kapatılma nedenlerine dair çeşitli kaynaklarda şu bilgiler verilmiştir. Ahmed Cevdet Paşa Bozkır ve Bereketli Madenlerinin Ref i başlığı altında madenin kapatılmasını şöyle değerlendirmiştir. Karaman eyaletine mülhak Beyşehri sancağında Bozkır ve Niğde sancağında Bereketlü madenleri birkaç sene mukaddem zuhûr idüb o mevsimde ricâl-i devletden bazıları imallerini tezvîc itmekle teshîle l- li-maslahatin 122 civarda vaki bazı karye zikr olunan madenlere rabt ve ilhâk olunarak birer maden emini nasb ile hâsılât-ı cüz iye ahz olunurdu ancak bu takrible ol karyeler ahalisi ziraatden mahrûm kaldıklarından başka tekalif-i şakkaya dûçâr olmalarıyla kendülerinden zarûrî bazı harekât-ı isyâniye his olunmağa başladı binaen aleyh zikr olunan madenlerin i mâli ilgâ olunarak mezkûr karyeler dahi evvelki hallerine red ve ircâ ile fukarâ ve zu afânın sûret-i asâyiş ve refâhlerı istihsâl olundu (Ahmed Cevdet, 1292: 335). Ahmed Vâsıf Efendi ise şu bilgileri vermiştir. Karaman eyaletine bağlı Beyşehir sancağında Bozkır ve Niğde sancağında Bereketli madenlerine bu madenler civarındaki bazı önemli timar ve vakıf köyleri eklenmiştir. Bu madenlere birer emin ataması yapılması ile az da olsa bir gelir sağlanmaya başlanmıştır. Ama bu durum fakir halkın vergi ödeyememesine ve perişan olmasına da neden olmuştur. Maden işlerini görmek için temel geçim kaynakları olan tarımı da bıraktıklarından dolayı çocuklarıyla birlikte çaresiz kalan halk birkaç defa isyan etmiştir. Ayrıca timar sahipleri yazılı olarak icmallerindeki bazı gelirlerin düşüşünü göz önüne alarak köylerinin madenlerle olan ilgileri nedeniyle mahsullerinin eksik olduğunu belirtip başka yerlerdeki görevlere atanmayı istemişlerdir. Bazı vakıflardaki köy gelirlerinin mürtezikanın eline ulaşamaması nedeniyle bunların görevlerini üzüntüyle yaptıkları ve birçoğunun görevlerini terk etmesi nedeniyle vakıfların harap olduğu dile 122 İşi kolaylaştırmak anlamında kullanılmıştır.

42 getirilmiştir. Fesadın önlenmesi amacıyla ve halkın durumunun düzeleceği gerekçeleriyle madenlerin kapatılmasına karar verilmiş ve ahali madenden önceki hallerine döndürülmüştür 123 ( Ahmed Vâsıf Efendi, 1978: 293-294 ). Bozkır ve Bereketli madenlerinin kapatılması hakkında kaynak belirtmeden Ziya Karamursal tarafından verilen bilgide şu ifadeler kullanılmıştır. Köylüler her yeni tayin edilen vali, kadı ve ayanın kudûmiyye adıyla talep ettiği tekâlif-i şakka nın ağırlığından şikâyet ve bu madenlerin işletilmesinin çiftçilik yapmalarına zarar verdiğini iddia ettiklerinden bu madenlerin işletilmesinden vazgeçilmiştir (Karamursal, 1989: 68). Belgelerde ve verilen kaynaklarda madenin kapatılmasının temel nedeni olarak halka yapılan zulümler gösterilmiştir. Madenlerin halka yapılan zulümler nedeniyle kapatılması doğru olmamakla birlikte, madenlerde esas halledilmesi gereken sorun angaryadır. Zira maden bölgesinde ziraatla uğraşmayan birçok kişi vardır ki ziraatla uğraşanların çoğu da yılın belli bir zamanında boş dururdu. Hem devlete hem de kaza halkına birçok kazanç getiren madenlerin halka zulüm edilmeden işletilmesi gerekirdi. Aslında sorunların ortadan kaldırılmasına çalışılması gerekirken madenlerin kapatılması anlamsız olup, birinin kurduğu binayı diğerleri ikmâl itmek lâzım iken icrâ-yı garez zımnında esasından yıkmışlardır ve yahud nefislerini düşünmekden menâfi -i mülkiye düşünmeğe vakt bulamamışlardır bir madenin i mâl ve adem-i i mâlinde tevakkuf olunacak yeri ol madenin zenginliği bahsidir ki i mâli sûretinde amelesinin mesârifini virdikden sonra fazla temettu bırakmak lâzım gelür ve devlet ve milletçe fâ idesi bu sûretde olur ammâ eğer hâsılâtı mesârifini kurtarmaz ise i mâlinde fa ide olmayub ve angarya dahi kudûmiyye mesâbesinde bir zulm-i sarîh olub bu sûretde terki icâb ider diyen Ahmed Cevdet Paşa, madenlerin bu ilimden anlayan kişiler tarafından işletilmesi gerektiği üzerinde durmuştur (Ahmed Cevdet, 1292: 336). 2.3. Madenin Yeniden Açılması Bozkır madeninde bulunan madenciler, darphaneye borçları olduğunu ve başka bir iş bilmediklerini (BOA, C.DRB 2831), evlatlarının dağ başlarında kendilerinin ise han köşelerinde sefil olduklarını belirterek madenin tekrar açılmasını talep 123 Ahmed Vâsıf Efendi nin düşünceleri ile ilgili ayrıca bkz. Özkaya, 2008: 314.

43 etmişlerdir (BOA, C.DRB 2975). 28 Mayıs 1787 de madencilerin bu talebi, reayaya zulüm edileceği ve reayanın madencilerin zimmetlerini ödediği gerekçeleriyle kabul edilmemiştir (BOA, MEDAD 8: 698-2). Bozkır madeninin tekrar açılmasını isteyen madenciler, Bozkır madeninin Keban ve Ergani ma denleri misüllü cesîm bir ma den olub cânib-i mîriyye enfa olacağı nı ifade etmişlerdir (BOA, C.DRB 2948). Eski maden emini Ali ve madenciler madende şu kadar cevher vardır diye sürekli arz göndermişlerdir (BOA, C.DRB 1842). Madencilerin bu isteklerinin çok rağbet görmemesi, halkın bu konuda farklı düşünmesi nedeniyle olmalıdır. Madenin yeniden açılması konusunda madenciler ile ahali farklı düşüncelere sahipti. Ahalinin madenin açılmasını istememesine bakılarak maden nedeniyle verilen muafiyetlere rağmen daha baskın hadiselerin olduğu düşünülebilir. Bozkır Şeyhi diye bilinen ve ahali üzerinde çok etkili olan Abdülhalim Efendi madenin açılmasına karşıdır. Zira madenin açılmasıyla şeyhin, halkın mallarını alması ve zulmü önlenecekti (BOA, MEDAD 9: 171-1; BOA, C.DRB 967; KŞS 65: 111-1). Madenin yeniden açıldığı tarihlerde, 11 Şubat 1789 da, bu düşünceleri bilinen Şeyh Abdülhalim le Bozkır a gönderilen memurun görüşmesi sonucu bu sorun giderilmiştir (BOA, D.DRB.THR 3/17). Bozkır şeyhleri halk üzerinde etkili olduğundan madenin açılması konusunda madenciler ve halk arasında farklı düşünceler ortaya çıkmıştır. Gönderilen arzlar üzerine tıpkı madenin ilk açılışında olduğu gibi madene bir memur gönderilmiş ve durumu yerinde inceleyerek merkeze bildirmesi istenmiştir (BOA, C.DRB 2831). Bozkır, Belviran ve Seydişehir in ödeyeceği parayı tahsil etmek için giden mübaşirin, ahalinin maden açılmadıkça bu parayı ödeyemeyeceklerini bildirmesi üzerine madenin cevher durumu ile devlete sağlayacağı faydanın kadı, naib ve zabitan tarafından araştırılması istenmiştir (BOA, MEDAD 8: 699-1). Sonradan emin olarak atanan Hasan isimli memur cevherden dört numune alarak darphaneye göndermiştir (BOA, HAT 2/55.A). Gönderilen bu cevher örnekleri 124 sonucunda madenin tekrar açılmasına karar verilmiştir. Fakat cevher durumu ile birlikte halka yapılan zulmün önlenmesi amacı da madenin 124 Buna göre dört ayrı gümüş numunelerinden 181 dirhemde 12,5 dirhem, 176 dirhemde 10 dirhem, 222 dirhemde 10 dirhem ve 300 dirhemde 10 dirhem altın ortaya çıkmıştır (BOA, HAT 2/55.A).

44 açılmasında etkili olmuştur. Defterdar Mehmed Şerif Efendi III. Selim e sunduğu lâyihasında madenin kapatılmasını şöyle değerlendirmiştir: maâdine niçün himmet olunmasın ve fukaraya zulm oluyor deyu Bereketlu ve Bozkır madenleri niçün kapansın; hem fukaraya zulm olmasın ve hem madenler işlesin; himmete bir şey hâil olamaz, kolayı bulunmaz şey olmaz derim. (Çağman, 2010; 15; Kaynar, 1985: 13). 26 Ekim 1787 tarihinde, ahaliye yapılan zulmün engellenmesi için madenin kapatıldığı ancak bu sefer de kaza ayanlarının zulmünün öncekilerden daha eziyetli olduğu, madenin hem fukaraya hem de darphaneye faydası olacağı mahallinden arz ve mahzar edilince, darphane nazırının takriri üzerine (BOA, MEDAD 9: 171-1; KŞS 65: 111-1) sadrazam da zulmün önleneceği düşünülüyorsa açılması uygundur deyince (BOA, C.DRB 238) emin tayiniyle madenin yeniden açılmasına karar verilmiştir. Tabii ki madenin açılma sebebi sadece ahaliye yapılan zulüm değildir. Madenin açılma nedenlerinden biri de ahalinin, darphaneye olan 15.000 kuruş borcunu maden açılmadıkça ödeyemeyeceğini belirtmesi olmuştur (BOA, MEDAD 9: 171-1; KŞS 65: 111-1; BOA, MHM.d 184: 255-1). Bu sorunları ortadan kaldırmak için madenin açılmasına karar verildiğinde, ahalinin borcu olan 15.000 kuruş ise maden eminine sermaye kayıt olunmuştur (BOA, MHM.d 184: 255-1). Kurşunun iskeleye taşınması için alınan nakliye ücreti nedeniyle Karaman eyaleti kazalarından yıllık 70-80 kese akçe tahsil edilmesi madenin açılmasıyla birlikte fukaraya yapılacak tek zulüm olarak görülmüştür (BOA, MEDAD 9: 171-1; KŞS 65: 111-1). Bu zulmün de önlenmesi için, kurşunun maden emini marifetiyle nakli, nakliye ücretinin madenciler tarafından verilmesi ve kazalardan bir akçe talep edilmemesi emredilmiştir (BOA, MHM.d 184: 255-1; KŞS 65: 111-1). Buna göre, üretilen kurşunun üçte birini madenciler mahallinde satarak kalan üçte ikisinin maden emini marifetiyle ücret-i nakliyesi madenciler tarafından ödenmek suretiyle iskeleye götürülmesi üzerine bir uygulama yapılmıştır (BOA, C.DRB 238). Ekim 1787 tarihinde, yeniden açılan madene el-hâc Hasan Ağa maden emini olarak atanmıştır (BOA, C.DRB 238; BOA, C.DRB 967). Maden emini atamasından sonra, madenciler ve maden ahalisinin serbestiyeti hatırlatılarak (BOA, MEDAD 9: 173-3) kurşun ve gümüş ile ilgili uygulanacak nizamlar üzerinde durulmuştur (BOA,

45 MEDAD 9: 174-1, 174-2). Bozkır madeninin çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması için madene Bozkır, Belviran ve Seydişehir kazaları bağlanmıştır (BOA, C.DRB 2636). Dolayısıyla maden kapatılmadan önceki durumuna tekrar kavuşturulmuş ve belirtilen düzenleme ile üretime devam etmiştir. 2.4. Bereketli Madeninin Bozkır Madenine Bağlanması Bozkır madeni emaneti, Bozkır ve Belviran kazalarında ortaya çıkan maden mağaraları ile bağlı kazaları kapsayan bir idari birimken, 18 Eylül 1793 tarihinde maden emanetinde idari açıdan bir değişiklik olmuştur. Buna göre, madene bağlı kazaların serbestiyeti ile ahalinin aralarındaki anlaşmazlıkların çözümünün maden emininin bilgisi dahilinde görülmesi gibi madenlerde geçerli olan şartlar hatırlatılarak, Bereketli madeni 125 Bozkır madenine bağlanmıştır (BOA, MAD.d 23093: 220-1). Bazı araştırmacılar tarafından, Bozkır madeninin cevher yönünden zengin olması, madenin Niğde sancağında bulunan Bereketli madeni ile birleştirilmesine ve aynı emin ile yönetilmesine gerekçe gösterilmiştir (Özkaya, 2008: 314; Konyalı, 1938e: 1233). Ancak Bereketli madeni 126, ustabaşı ile madencilerinin isteği üzerine Bozkır madenine bağlanmıştır (BOA, MAD.d 23093: 220-1). Bahsi geçen tarihte Bereketli madeninin de bağlanmasıyla 127 Bozkır madeni emanetine Arabzade Süleyman 128 atanmıştır (BOA, MAD.d 23093: 221-1). Fakat Arabzade Süleyman Bozkır madenini vekili Mehmet Memiş aracılığıyla idare etmiştir (BOA, MEDAD 9: 192-1). Bu şekilde idare etmesinin gerekçesi aynı zamanda Bozok sancağı mutasarrıfı olmasıydı (BOA, MEDAD 9: 208-3). Bereketli madeni hâsılatı olan altın ve gümüş Bozkır madeni hâsılatıyla darphaneye gönderilecekti (BOA, C.DRB 417; BOA, C.DRB 1789). Bozkır ve 125 Çamardı kazâsı cemî muzâfâtıyla Şücâeddin kazâsında Başmakcı Deresi nâm yedi aded kurâ ve Kamışlı nâm Kışlakçı ta bîr olunur iki aded karyelerin ahâlileri kemâfi l-evvel hidmeti lâzimelerinde kıyâm eylemek ve Melemenci aşîreti dahi kuyûd-ı lâzımesi üzere ma den-i mezbûre senevî bin yük cevher ve beş yüz deve yükü hatab nakl eylemek şartıyla ma den-i mezbûre müceddeden rabt olunub (BOA, C.DRB 417) denilerek Bereketli madenine nizam verilmiştir. 126 Bereketli madeni Niğde ahalisinin şikayetlerinden dolayı 1785 yılında kapatılmıştır. Ancak maden yeniden açıldığı zaman etrafta bulunan ehl-i örf taifesinin ahaliye yaptığı zulüm madenciler ve ustabaşı tarafından dile getirilince, ahalinin korunması için, maden Bozkır madenine bağlanmıştır (BOA, MAD.d 23093: 220-2). 127 Atama yapılırken Bereketli ma deni ilhâkıyla Bozkır ma deni emâneti kâffe-i merbûtât ve müştemelâtıyla 1208 senesine mahsûben ibkâ denilmiştir (BOA, C.DRB 1218). 128 1792-1794 yıllarında Bozkır madeni eminidir (BOA, D.DRB.HAT 2/27).

46 Bereketli madenleri emini Arabzade Süleyman Ağa üretimi bir himl altın ve gümüşün darphanede defterdar tarafından vezn olunması için 16 Temmuz 1794 de bir takrir verilmiştir (BOA, C.DRB 1943). Bu yıla ait olmak üzere, Bozkır madeninden 5.330 dirhem mahlût gümüş 129 ile 3.095 dirhem saf gümüş, Bereketli madeninden ise 4.117 dirhem saf gümüş darphaneye teslim edilmiştir 130 (BOA, C.DRB 1946 131 ). Bu dönemde Bozkır madeni eminine verilen sermaye 44.946 132 kuruştu. Bozkır madeninde elde edilen gelirler ile bu iş için yapılan masraflar ise şunlardı. Madende üretilen altın ve gümüşün değeri 11.380 kuruş ve kurşunun değeri 10.168 kuruştu. Bunlara ek olarak 2.253,5 kuruş nakliye ücreti ödenmekle birlikte halefi Abdülhalim e 13.140 kuruş devredilmiş ve toplam 36.942 kuruş gelir kaydedilmiştir. Bereketli madeninin hesabı ise altın ve gümüş bahası 2.945,5 kuruş, kurşun bahası 6.173 kuruş, nakliye ücreti 1.460 kuruş ve madendeki yedi fırın ile maden aletleri için harcanan 3.000 kuruş olmak üzere toplam 13.579 kuruştu. Bozkır ve Bereketli madenlerinden toplam 50.521 kuruş sayılan masraflar ile gümüş, altın ve kurşun miktarlarına karşılık madencilerin zimmetinde olan 44.946 kuruş düşülünce, kalan 5.575 kuruş maden emini tarafından talep edilmiştir (BOA, D.DRB.HAT 2/27). Maden emini bu alacağı tahsil etmiş olmalıdır, zira maden eminliğinden uzaklaştırıldığında darphaneye borcu gözükmektedir. Bozkır ve Bereketli madenleri emini Arabzade Süleyman, maden sermayesinden darphaneye olan borcu talep edilince, Bereketli madeni ustaları zimmetinde kalan sermaye akçesinden borç senedi ile yedi kişide 4.785 kuruş alacağı ile bu borcu ödeyebileceğini ve bundan başka borcu ödemeye kudreti olmadığını ifade etmiştir. Bunun üzerine Bozok ve Niğde sancağı ile Bereketli madeni emini Cabbarzade Mir Süleyman'a gönderilen 20 Nisan 1797 tarihli hükümde, eminin 129 Karışık olarak gelen bu cevherin yüz dirheminde 2,5 dirhem 6 kırat altın vardır (BOA, C.DRB 1946). 130 İki madenden gelen altın ve gümüş toplamının birlikte yazıldığı (BOA, D.DRB.HAT 1/9; 1/25) görülmekle birlikte kurşun üretimi ve masraflarının ayrı yazıldığı örnekler de vardır (BOA, C.DRB 1946; BOA, D.DRB.HAT 2/27). 131 Belgenin tam metni için bkz. Konyalı, 1938e: 1233-1235. 132 Bu miktarın 32.946 kuruşu Aydınlı Mehmet ten intikal etmişken, 12.000 kuruşu ise üç senelik kömür bedelidir (BOA, D.DRB.HAT 2/27).

talebi olan 4.785 kuruşun ilgili kişilerden tahsil edilerek Seyyid Süleyman ın borcuna karşılık darphaneye gönderilmesi emredilmiştir (BOA, C.DRB 32). 9 Ocak 1795 te ise maden emini Arabzade Süleyman madenleri layıkıyla işletemediği gerekçesiyle darphane nazırının takriri üzerine görevden alınmış ve yerine Cabbarzade Süleyman Bey 133 atanmıştır (BOA, HAT 1414/57740). Cabbarzade Süleyman Bey den sonra atanan Şeyh Abdülhalim ise sadece Bozkır madenine atanmıştır (BOA, C.DRB 1915). Bu dönemde Bereketli madeni Bozkır madenine bağlanarak bir idari yapı olarak idare edilmiştir. Bozkır ve Bereketli madenleri emaneti şeklinde zikredilen bu yapı çok uzun ömürlü olmamış ve kısa sürede her iki madene de ayrı maden eminleri atanmıştır. Fakat her iki madenin farklı birçok noktada kesişmeleri de ilginçtir. 1785 yılında her iki madenin de aynı gerekçelerle kapatılması, hemen akabinde aynı gerekçelerle açılmaları ve bahsi geçen dönemde aynı idare altında birleştirilmeleri iki madenin ortak özellikleridir. Bereketli madeninin Bozkır madenine bağlanması dışında iki madenin yönetiminin aynı maden eminine bırakıldığı dönemler de olmuştur. 1215/1800 yılında, Bozkır ve Bereketli madenleri emini Seyyid Ali ydi 134 (BOA, MKM.MHM.d 4: 12). Her iki madenin bir emin yönetiminde olduğu zamanlarda maden emini madenlerden birine vekilini atamıştır. Bu anlamda Seyyid Ali, kardeşi Ahmet i vekaleten Bereketli madenine atamıştır (BOA, D.DRB.THR 30/39). Maden emininin Bozkır da oturmasına bakılarak her iki madenin idaresi kendisine verilen eminin asıl görev yerinde yani Bozkır da oturduğu anlaşılmaktadır. Bir yıl önce, darphane nazırı, maden emininin mahallinde oturmasının faydalı olacağı düşüncesiyle Bereketli madeninin müstakil idaresinin daha iyi olacağını takririnde dile getirmiştir (BOA, MHM.d 209: 1-2). Seyyid Ali nin öldürülmesi üzerine ise bu iki madene Osmanzade Mir Abdurrahman atanmıştır (BOA, MKM.MHM.d 4: 12). Levâzım-ı nizâmiyyesini 133 Atama, Bozkır ve Bereketli madenleri emanetine yapılmıştır (BOA, MEDAD 9: 211-1). 134 Bu tarihte Niğde mütesellimliği ile Bereketli madeni eminliği aynı kişi üzerindedir. Ancak Niğde ahalisi müfsid-i tabiat olduklarından madenin kapanmasına neden olacak hareketleri olduğundan madenin Niğde den ayrılarak ber vech-i emanet üzere bir adamın darphaneden tayin olunacağı ancak gönderilen eminin bu fesatla baş edemeyeceğinden güçlü bir kişiye verilmesi gerektiği belirtilerek Bozkır madeni emini Seyyid Ali ye verilmesi ve böyle görevlere tayin olunanlara verilen dergâh-ı âlî kapıcıbaşılığının maden eminine ihsan buyrulması konusunda ferman istenmesi üzerine maden eminine kapıcıbaşılık verilmiştir (BOA, C.DRB 1872). 47

48 muhâfaza için Niğde sancağından çıkarılan Bereketli madeni birkaç kazanın madene bağlanmasıyla oluşturulan Bereketli madeni emaneti, 31 Temmuz 1805 tarihinde, Karaman valisi Kadı Abdurrahman Paşa ya verilmiştir (BOA, C.DRB 2082). Karaman valisi olan Kadı Abdurrahman Paşa aynı zamanda Bozkır madeni eminiydi. Birkaç görev üzerinde olan vali, Bozkır madenini vekili ve oğlu Abdullah aracılığıyla idare etmiştir (Konyalı, 1938b: 1088). Örneklerde görüldüğü üzere Bereketli madeni iyi idare edilememesinden dolayı Bozkır madenine bağlanmıştır. Yine benzer sebeplerle Bozkır madeni emini olan kişilere Bereketli madeni eminliğinin de verildiği görülmektedir. 1800 ve 1805 yılındaki bu örnekler maden eminlerinin güçlü ve nüfuzlu kişiler olmalarıyla da alakalıdır. Bozkır madeni eminlerinin görevlendirilmesinin bir diğer nedeni de Bozkır madeninin Bereketli madenine yakın olmasıdır 135. 2.5. Madenin Tekrar Kapatılması Bütün madenlerde 1838 yılından itibaren yeni düzenlemeler uygulanarak (BOA, DRB.d 165) madenler eski usullerinden 136 çıkarılarak germiyyet üzere imalata başlayacaktı (BOA, DRB.d 1027). Bu nedenle maden mühendisi 137 Polini, 135 18 Ekim 1779 tarihinde, Bereketli köyünden Seyyid Mustafa adlı kişinin gönderdiği cevher darphanede ölçülünce buradan iyi gelir sağlanacağına karar verilmiş. Ancak cevherin hangi mahalden alındığının kesin olarak bilinmesi gerekmekteydi. Bu nedenle Bozkır madeni emini Halil, Bozkır madeni bu yerleşim yerine yakın olduğundan bu durumun araştırılması için görevlendirilmiştir (BOA, C.DRB 3058). Madenin bu köyde mi olduğunun yanında madende yapılacak üretimin masrafını karşılayıp karşılamayacağını da araştırılması görevliden istenmiştir (BOA, MEDAD 8: 631-1). 136 13 Aralık 1842 tarihli belge, eski usul ile Avrupa usulü arasında şu farkların olduğunu göstermiştir. Avrupa usulü Nemçeli madenciler ve eski usul madenciler tarafından temsil edilmek üzere, yedi gün altı gece fırınlar çalıştırılmıştır. Buna göre Avrupa usulü ile çalışan bir fırına 10.148 kıyye kömür harcanmış ve 9.038 kıyye cevher elde edilmiştir. Yani her kantar cevhere 49 kıyye kömür harcanmıştır. Madencilerin eski usul ile işlediği bir fırında ise, 8.220 kıyye kömür karşılığı 4.620 kıyye cevher elde edilmiştir. Yani her kantar cevhere 78 kıyye kömür kullanılmıştır. Bu cevherlerin tutulan çeşnîlerine göre Nemçeli madencilerin ürettiği 3.709 dirhem saf simin dokuz dirhemi ma-i ziyan ve 347 dirhemi havaya munkalib olmuştur. Madencilerin ürettiği 1.895,5 dirhem saf simin 49 dirhemi ma-i ziyan ve 937,5 dirhemi havaya munkalib olmuştur. Kısaca eski usul ile çalışan madenciler, mai ziyan olan 40 dirhem saf simi, cevhere kullanılan kömürde her kantarda 28 kıyye kömürü, sim için 2.065 kıyye kömürü fazla kullanmışlar buna karşılık bir fırında 4.418 kıyye cevher eksik imâl etmişlerdir. Yani Avrupa usulü ile eski usul arasında 1,5 kâle yakın bir fark vardır (BOA, DRB.d 980). Buradan çıkarılacak sonuç ise, eski usulle işletmenin masrafı çok olmasına rağmen elde edilen ürün daha azdır, bu nedenle bu uygulamanın devlete zararı vardır. 137 Bozkır madeni üzerinde olan Konya müşiri Ali Paşa nın maiyyetinde de Neşad Bey isimli bir mühendis bulunmaktaydı (BOA, D.DRB.HAT 27/10). Fakat mühendisin madenle ilgili olup olmadığı tespit edilememiştir. Ali Paşa 1833 yılında Konya valisi olarak atanmış ve 1840 yılına kadar Konya da görev yapmıştır (Erdoğan, Mart 1949: 16).

49 bütün madenlere 138 gönderilerek cevherlerin verimli olup olmadığına baktırılmıştır. Bozkır madenindeki açılan mağaraların cevherlerinin tükenmiş olduğu Polini nin ifadesi ve layihası üzerine yapılan tahkikattan anlaşıldığından dolayı maden kapatılmıştır (BOA, DRB.d 1027; Belge 7). Bozkır madeni mağaralarının cevherleri tükenmiş ve maden nemasız olduğundan dolayı boş yere masraf edildiğinden (BOA, C.DRB 1712) Mart 1839 tarihinden itibaren Bozkır madenindeki üretim sona erdirilmiştir (BOA, DRB.d 165; BOA, HAT 568/27849). Bozkır madeninin kapatılmasıyla birlikte boşta kalacak olan madencilere, diğer madenlere gitmeleri tavsiye edilmiştir (BOA, DRB.d 165; BOA, HAT 568/27849). Maden işletmesinin terk edilmesiyle madene bağlı Bozkır ve Belviran 139 kazalarından alınan gelirlerin diğer madenlere sermaye olmak üzere iki taksit ile darphaneye ödenmesi istenmiştir (BOA, DRB.d 165; BOA, C.DRB 1712). Bu iki kazadan 1837 yılı örnek alınarak bu miktarlar toplanacaktı (BOA, MHM.d 253: 214). Bozkır ve Belviran kazalarından alınacak 3 yük 54.000 (354.000) kuruşa 6.702 kuruş 140 iltizamat temettuatı 141 eklenerek 3 yük 60.702 kuruşun 73.350 142 kuruşu 138 Osmanlı madenleri Polini adlı görevli tarafından incelenecekti. Madenlerde yeni bir uygulama başlayacak ancak yeni nizam çıkana kadar eski uygulamalara devam edilecekti (BOA, DRB.d 165; BOA, D.DRB.THR 679/16). Avusturya dan getirilen maden mühendisi ve ustaları madenleri gezecekti. Zira bu tarihten itibaren Avrupa usulü uygulanacaktı. Bu gerekçeyle Avrupa usulleri tercüme edilmiştir (BOA, D.DRB.THR 679/1). Timurhisarı kazasında gümüş ve altın madenleri olduğu belirtilince Polini beraberindeki heyetle bölgeye gitmiş, yapılan inceleme sonucu bu madenlere rastlanamadığı 17 Kasım 1838 tarihinde merkeze bildirilmiştir (BOA, D.DRB.THR 666/32). Mayıs 1838 tarihinde Polini adlı mühendisin Keban, Ergani, Gümüşhane ve o civardaki madenleri kontrol ettiği ve Rumeli de altın ve gümüş olduğu iddia edilen madenleri gezdiği bildirilmiştir. Karaton madeni maktu ve Sidrekapsi madeni emanet üzere idare edilmekle birlikte hasılatları tam olarak bilinemediğinden mühendisin yanına darphaneden memur verilerek bu madenlerin muayene edileceği ve kendisine engel olunmaması emredilmiştir (BOA, MHM.d 252: 121). 139 Bu kazalardan alınan ve madene gelir olarak kaydedilen meblağlar için III. bölüme bkz. 140 Bozkır kazasında bulunan iltizamatın temettuatı darphaneye ait olması nizamındandı (BOA, DRB.d 165). Bu gelirlerin dağılımı için bkz. BOA, DRB.d 1027. 141 Bozkır kazası dâhilinde bulunan perâkende iltizâmâtın bedel ve temettu ı Resm-i yaylak yörügân-ı Hacı İsâlu 5.000 Öşr-i mâhiyye-i karye-i Yalıhüyük 1.250 Perâkende iltizâmât-ı tımârât-ı Bozkır 6.950 Sâni bazar Ahurlu ve Hâce 0.615 Âdet-i ağnâm ve dönüm kazâhâ-i Bozkır ve Belviran 6.041 Hâsılat-ı perâkende iltizâmât kazâ-i Bozkır 10.631 Resm-i temettuat-ı cülûd karye-i Babuşçılar 1.000 31.487 31.487 Hâsılât-ı perâkende iltizâmât 24.785 bedelâtı 06.702 temettu, 18 Zî lhicce 1254/4 Mart 1839 (BOA, DRB.d 1027).

50 darphanenin mürettebatı kadimesi olup maaş gibi harcamalara mahsus olduğundan kalan 2 yük 87.352 kuruş diğer madenlere sermaye kaydedilmiştir 143 (BOA, DRB.d 165). Maden mağaralarında cevher olduğu takdirde, germiyyet üzere imalat nemasız olup yıllık hasılatı 3.000 kıyye kurşundan ibaret olduğundan hariçten mübayaa mecburiyeti zaruri olacaktı ancak simin mübayaası darphanenin nizamatına mugayir görünmekteydi (BOA, DRB.d 165). Bozkır madeninin kapatılması ile ilgili yapılan bir başka değerlendirmede de benzer ifadeler kullanılmıştır. Hâsılat-ı senevîsi üç beş bin kıyye kurşun olduğundan dolayı başka madenlerden gümüş satın alınmak mecburiyetinde olunması darphanenin mübayaa hakkındaki nizamına aykırı olduğundan madenin işletilmemesine karar verilmiştir (BOA, C.DRB 1712; BOA, DRB.d 165). Bozkır madeninden her yıl gönderilecek miktarı belli olan kurşun ve gümüşün darphaneye teslim edilmesi yani taahhüt üzere işletildiği dönemde madendeki üretimin belli miktarın altına düşmesi halinde eksik kalan miktar görevlilerden alınırdı (BOA, DRB.d 1043). 1837 yılında geldiği Bozkır a Tris Maden 144 adını veren Hamilton, bu ismi, dağlardan elde edilen kurşunu eritme veya ham haline getirmekten dolayı vermiştir. Hamilton, Bozkır madeni ile ilgili şu bilgileri de vermiştir: "Bu madende senelik 800-900 okkadan fazla üretim yapılamıyor ve sadece kışın çalışılıyor. Mangal kömürünün oldukça pahalı olması, fazla kâr elde edilememesi ve bana gösterilen örneklerde maden cevherinin oldukça zayıf olmasına rağmen madenden az miktarda gümüş de elde edilmekteydi (Hamilton, 1842: 339). Hamilton un madenin çalışmasından kastettiği fırınların çalışması olmalıdır, kış aylarında mağaralardan cevher kazmak bir yana mağaraların bulunduğu yerlere ulaşmak mümkün 142 Madenden senevi ber vech-i maktu fiyat-ı mukarreresiyle 40 kıyye sim ve 20.000 kıyye kurşun mea harceban ceyb-i hümayuna mâlî ve zamime-i maaşı memurin, avaid-i ketebe, hidmet-i mübaşiriyye ceman 73.350 kuruş mürettebatı bulunduğu ihraç ittirelen derkanarlarından nümayan olmuş (BOA, DRB.d 165). 73.350 kuruşun 44.000 kuruşu tertib-i hazine-i ceyb-i hümayun, 11.200 kuruşu memur maaşları, 18.150 kuruşu ise avaid-i ketebe-i darphane ve hizmeti mübaşiriyye olarak verilmiştir (BOA, DRB.d 1027). 143 7 Nisan 1840 tarihine kadar Bozkır dan 393.007 kuruş ödeme yapılmıştır. İki taksit halinde ödenen miktarın ilk taksiti dört, ikinci taksiti ise altı ödemede yapılmıştır. Belirtilen meblağın içinde temettu bedel-i iltizamat 6.702 kuruş, bedel-i kurşun ise 32.305 kuruştu (BOA, DRB.d 1043). 144 1884 Haziran ında Bozkır da bulunan Sterrett ise, eski ve terk edilmiş bir gümüş madenini gören Hamilton un, madenden dolayı, bu yere kimsenin bilmediği Tris Maden ismini verdiğini belirtmiştir (Sterrett, 1888: 98).

51 gözükmemektedir. Bozkır madeninin kapatılmasına Konya salnamelerinde, Dedem(li) karyesi civârında gümüş ma deni olub akdemleri Siristad kasabasına götürdülerek i mâl olunmakda iken masrafı vâridâtını korutmadığından terk ve ta tîl idilmişdir (KVS, 1309: 92) şeklinde kaydedilmiştir. Yine bir salnamede benzer bilgiler verilerek her nasılsa terk ve tadil edildiği ifade edilmiştir 145 (KVS, 1302: 71). 2.6. Madenin Kapatılmasından Sonraki Gelişmeler 1839 yılı Mart ayından itibaren madenin kapatılmasından sonra bazı yazışmalarda Bozkır madeni nahiyesi 146 ya da Bozkır madeni kazası 147 şeklinde ifadeler geçmektedir. Madenin faaliyette olduğu izlenimini veren bu bilgiler yazıcıların alışkanlıklarından kaynaklanmış olmalıdır. Zira Bozkır madeninin bu tarihten sonra Osmanlı döneminde tekrar açıldığına dair bir bilgiye ya da belgeye ulaşılamamıştır. Fakat daha sonraki dönemlere ait belgelerde de Bozkır madeni müdürlüğü 148 şeklinde ifadelere rastlanılmış olmasına rağmen madenin üretimi ile ilgili herhangi bir veri elde edilememiştir. 145 Diğer Konya Vilayeti Salnameleri nde de, aynı bilgiler tekrar edilmiştir. 146 1840 yılında Bozkır madeni nahiyesine 1.300 kuruş aylık ile zabtiye memuru atanması (BOA, MAD.d 18963: 8) ile ilgili belge örnek verilebilir. 147 Bozkır madeni kazası naibi Arnavut Ali Zülfikar Efendi, kendisine yapılan uyarılara rağmen, kazaya bağlı Ahırlı köyü pazarında dellallar vasıtasıyla halka vergilerden affolunduklarını ve kimseden bu yolla vergi alınmayacağını bildirmesi üzerine görevinden uzaklaştırılarak Alanya ya nefy edilmiştir (Erdoğan, Nisan 1949: 13). 16 Eylül 1839 tarihli bu belgede maden kapalı olmasına rağmen Bozkır madeni kazası ifadesinin geçmesi alışkanlığın devamı neticesinde sehven yapılmış olmalıdır. 148 Yozgat hanedanından Ahmet Bey in Konya sancağında bulunan Bozkır madeni müdürlüğü zamanında zimmetine geçirdiği 14.966 kuruş kefili olan Yagop Bazergan tarafından hazineye teslim edilmiştir. Bunun üzerine kefil olan kişi bu paranın Ahmet Bey den tahsil edilerek kendisine verilmesini talep ettiği 14 Nisan 1853 tarihli (BOA, C.DRB. 1769) belgede madenle ilgili herhangi bir kayıt yoktur. Yine Konya eyaletinde bulunan Bozkır madeni müdürü Raşid Efendi zimmetinde olan bâ-tahvil 2.500 kuruş alacağının tahsil edilmesini sabık Selanik kereste memuru Hacı Rüstem, 5 Temmuz 1859 tarihli arzında Konya valisine bu konuda emir yazılmasını istemiştir (BOA, A.MKT.DV 161/31). Vefat eden Rüstem Beyin eşi Mukaddes Hanım, 7 Haziran 1861 de, halen Bozkır madeni müdürü Mehmet Raşid Efendi ye 1856 senesinde verilen 2.591 kuruşun beş senedir ödenmediğini ifade ederek tahsil edilmesini istemiştir (BOA, A.MKT.DV 191/23; BOA, A.MKT 178/22). Bu istek üzerine Konya valisine bu meblağın tahsili emredilmiştir (BOA, A.MKT.DV 191/23). 13 Ekim 1861 tarihinde de Bozkır madeni kazası olarak zikredilmiştir (BOA, A.MKT.UM 499/93). Sadece Bozkır kazası isminin zikredildiği belgeler de vardır. Örneğin, Mehmet Efendi kefaletiyle Bozkır kazası eski naibi Alanyalı İsmail Raşid Efendi nin sarraf Kozanoğlu Andon a 5.751 kuruş borcu olduğu ve memleketine dönen naibin borcunun kefilden alınmasının haksızlık olacağı belirtilerek bu esnada alınması gerektiği 13 Ağustos 1860 tarihinde belirtilmiştir (BOA, A.MKT.UM 420/39). Bozkır madeni müdürü ifadesi Bozkır kazası müdürü yerine kullanılmış olmalıdır, zira madende üretim yapıldığına dair herhangi bir bilgi yoktur. Bununla birlikte madenden teslim edilen kurşun ya da

52 6 Şubat 1843 tarihli belgeye göre, daha önce kapatılan Bozkır madeni civarında sızma isimli bir yerde maden olduğu ihbar edilince, madenden bir miktar cevher alınarak darphaneye gönderilmesi konusunda eyalet müşirine bir tahrirat yazılmış ve Bozkır kazasından birkaç madenci amelesi getirilmiştir. Madene gelen bir görevliye cevher numunesi verilmiş ve darphanede çeşnîsine bakılmıştır. Tahrirat bir fermanla birlikte maden-i hümâyun meclisine havale edilmiştir. Sonuç olarak sızma madeni cevherinin bir gün işe yaramayacağı belirtilmiştir 149 (BOA, DRB.d 980). Fakat bu madenin yeri tam olarak tespit edilememiştir. 7 Nisan 1862 tarihli belgeye göre, Alanya tarafında ortaya çıkan madenlerle ilgili Alanya meclisinin mazbatasıyla, Konya valisinin tahriratı Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye ye havale olunmuştur. Alanya nın birçok yerinde olan madenlerin numuneleri gönderilmiş. Darphanede muayene ettirilen cevherlerin bir nühas, bir demir ve üç altın, gümüş ve kurşun madeni olduğu belirlenmiştir. Beş kırattan 2 kırata kadar altın, 22 dirhemden 20 dirheme kadar gümüş ve 72,5 kıyyeden 35 kıyyeye kadar kurşunun ortaya çıkması üzerine madenin verimli olduğu görülmüştür. Hazine-i Hassa nezaretinin madenin işletilmesi için şartların araştırılması talebi üzerine 1.000 kuruş maaşla Kolağası Aziz Efendi, yanına bir uşak ile gerekli hayvanlar verilmek üzere, bu işe memur edilmiştir (BOA, HH.d 917: 81). Fakat bu gümüş madenleri de tespit edilememiştir. Daha da önemlisi yer isminin yanında kullanılan maden kelimesi hariç, madene ait hiçbir kayda rastlanılmamıştır. 149 Konya sancağında, 1857 yılında, Çizme ismiyle bilinen yerde gümüş ve kurşun madeni bulunduğu bir maden araştırmacısı tarafından tespit edilmiştir (Tızlak, 1997b: 708, 710). Bu konuda ayrıca bkz. Fahrettin Tızlak, Osmanlı Devleti nde Madencilik, Osmanlı III, Ankara 1999, s.312-321. Ancak Çizme olarak verilen yer Sızma olmalıdır. 22 Mayıs 1848 tarihinde, Konya sancağında Sızma Dağı ve Kurşunlu civarında dört mahalde maden bulunduğunu ve kendisinin bir maaşla ustabaşı olmasını talep eden Vasil adlı kişinin arzı tezkereyle nezarete ve fermanla müşir-i meclis-i me âden-i hümayuna havale edilmiştir. Gönderilen numunelerin darphanede çeşnîsi tutulmuş ancak bunun gibi madenlerin işletilmesi talebinde olan kişiye bir müddet verilerek halka eziyet etmemek ve bütün masrafları kendisi karşılamak ve üretilen altın, gümüş, kurşun ve bakırın beşte birini bedelsiz olarak kalanı ise fiyat-ı câriyesiyle darphaneye verilmek ve madenin çıktığı mahal bir kişinin mülkü olursa o kişinin rızasını almak şartlarıyla işletilmesine ruhsat verildiğine dair emir olduğu hatırlatılmıştır. Ancak talep, bu usule aykırı göründüğünden madenin yerinin tespit edilerek mahallinde hums nizamiyla işletecek bir talibinin olup olmadığının bilinmesi için Konya valisinden tahriratla isti lamı münasib gibi tezkere olunmuş olduğuna dair meclis-i mezkurdan kaleme alınan mazbata takdim olunmuş olmağla bu mazbata icrayı iktizası mütevakkıf emr iderek canib-i nezaret-i maliyeden takrirle arz takrir-i mezkur meclis-i valaya bil-ita mucebince isti lamı havi Konya valisine emirname-i sami yazdırılmış olmağla icabına himmet buyrulmak babında sadır olan fermanı ali mucebince kayd ve ilmuhaberi tahrir olunmak fermanı sami mucebince kayd olunub keyfiyet-i malum olmak için me âden-i hümayuna işbu ilmuhaber virildi (BOA, DRB.d 1037). Burada bahsedilen yerler Selçuklu ilçesine bağlı Sızma kasabası ile Sarayönü ilçesine bağlı Kurşunlu kasabası olmalıdır. Dolayısıyla bu yerlerin de Bozkır madeni ile bir bağlantısı yoktur.

53 tarihe kadar bahsedilen hadiseler dışında madenden elde edilen cevher miktarı ya da İstanbul a ulaştırılması gibi konularda hiçbir bilgiye ulaşılamamıştır. Fakat Alanya kazasında sonraki yıllarda madenin işletildiğine dair kayıtlar vardır. 1908 yılında Antalya nın Alanya kazasındaki simli kurşun madeni, Fransız Atimmas ve Hanri adlı kişilere imtiyaz olarak verilmiştir (Duran, 2001: 79). 09/10/1936 tarihinde, Başvekâlet Müsteşarlığı na arz edilen bir belgede, Bozkır ve Belviran da bulunan kurşun, gümüş ve altın madenlerine ait bilgiler verilmiştir. Buna göre, Hicri 1190 yılından itibaren faaliyete geçen madenden 1202 yılına kadar Alanya İskelesi yoluyla İstanbul darphanesine madenler gönderilmiştir. Hatta bakır madeni de gönderilmiştir 150. 1190 ile 1212 yılları arasında 2.800 dirhemden fazla gelen mahlut gümüşten bir çekide 37 kırat üç buğday altın elde edilmiş, bir başka sefer ise 14.610 dirhem saf gümüş ile 16.615 dirhem mahlut sim teslim edilmiştir. Bu mahlut gümüşün her çekisinde iki dirhem beş kırat altın ortaya çıkmıştır. 1190 yılında Bozkır ve Belviran da sekiz gümüş mağarasının açılıp 90 fırın civarı cevher elde edilmiştir. Verilen bu bilgilerden sonra bu madenlerden geçmişte olduğu gibi tekrar yararlanılması için etüdler yapılması talep edilmiştir (BCA, 19138: 30.10./175.211.3). 1936 yılında madenin açılmasının faydalı olacağı ifade edilmesine rağmen, maden işletilmemiş. Fakat Osmanlı döneminde işletilen Bozkır madeni mağaralarından biri olan Küçüksu Yatağı 1980 lere kadar özel sektör (Çin-Kur) tarafından işletilmiştir (Koçak, 2007: 538). 1980-1990 yılları arasında yine Bozkır madeni mağaralarından Kızılgeriş e giden Hasan Bahar, özel bir maden işletme şirketinin burada faaliyet yapmakta olduğunu bildirmektedir. 1980 li yıllarda bu ocağa raylı sistem döşenmiş ve cevherler maden vagonlarına yüklenerek dışarı çıkarılmıştır. Dışarıya çıkarılan cevher kamyonlarla Dedemli üzerinden Kayseri ye götürülmüştür (Bahar, 2007: 14). Bugün ise bu ocaklar çalışmamaktadır. 150 Fakat bu bilgi sadece bir belgede Bozkır madeninde mevcut nühasın Alanya İskelesi ne nakledilmesi için deve tedârikiyle ilgili sıkıntıların anlatıldığı Karaman valisi Mehmet Paşa nın kaimesinde geçmektedir. Aynı belgenin diğer leflerinde ise, iskeleye götürülecek maden olarak kurşundan bahsedilmiştir (BOA, C.DRB 2416). Bozkır madeninde bakır üretimi ile ilgili bir başka bilgi de tespit edilemediğinden bunun sehven yazıldığı düşünülmektedir.

54

55 II. BÖLÜM BOZKIR MADENİNDE İDÂRÎ-HUKUKÎ DURUM 1. Madenlerin Hukukî Durumu 1.1. İslam Hukukuna Göre Madenler Para basımı için altın ve gümüşe, silah üretimi için demire, günlük yaşam için ise cıva, tuz ve şap gibi madenlere ihtiyaç duyulduğundan (Ashtor, 1986: 963-964) İslam devletlerinde madenler 151, önemli bir yere sahipti. Tabii ki devlet için bu derece önemli olan madenlerin hukuki durumu âlimler tarafından da değerlendirilmiştir. Hukukçular içerisinde Osmanlı Devleti nin resmi mezhebi olması nedeniyle Hanefi mezhebinin görüşleri konu açısından önemlidir. Bu anlamda Hanefi mezhebinin madenlerin mülkiyeti konusundaki görüşü: Altın, gümüş, bakır ve demir gibi madenlerin beşte biri 152 devlet hazinesinindi. Kalanı mülk arazide bulunmuş ise mal sahibinin, metruk ve mevat arazide ise bulanın, miri arazide bulunmuş ise tamamı devletindi. Maliki hukukçular 153 ise madenlerin özel mülkiyete konu olamayacağını tamamının devlete ait olduğunu ancak devletin müsaadesi ile özel teşebbüsün madenleri işletebileceğini belirtmişlerdir (Cin-Akgündüz, 1989: 251). Bu görüşü savunanlar, madenleri bazen kötü niyetli kişilerin ele geçirmesiyle karışıklıkların ortaya çıkabileceği fikrinden hareket ederek söylemişlerdir (Zuhayli, 1994: 89). Hukukçular tarafından sıvı madenlerde ise şahsi mülkiyet kabul edilmemiştir (Yeniçeri, 1980: 72). Zira sıvı madenler suya kıyas edilmiş ve bunun sonucunda suya uygulanan 154 statü bu madenler için de geçerli olmuştur. Dolayısıyla 151 Maden, lügatte ikamet manasına gelen adn kökünden gelmektedir (Bilmen, 1967: 76; Aktan 1986: 25). 152 Diğer Türk devletlerinde olduğu gibi Osmanlı Devleti nde de Tanzimat ın ilanına kadar beşte bir (hums) alınmıştır (Cin-Akgündüz, 1995: 298). 153 Malikilere göre, sahibi belli arazide olan madenler o arazi sahibinindir. Devlet başkanının da olduğu söylenmiştir. Harp ve sulh ile ele geçen topraklar gibi sahibi belli olmayan mülk arazilerdeki madenler, bir görüşe göre gazilerin diğer bir görüşe göre ise devletindir (Yeniçeri, 1980: 75). Maliki mezhebine göre, maden kimsenin mülkiyeti altında olmayan bir toprakta ise bu devlet yöneticisinin ve onun naibinindir. Şafilere göre madeni keşfetmek, madenlerin mülk edinilmesine sebep teşkil etmez. Kim ölü bir araziyi ihya eder ve orada altın ve gümüş gibi bir maden ortaya çıkarsa ona malik olabilir. Hanbelîler böyle bir durumda sıvı olan madenlere değil yalnızca katı olan madenlere malik olunabileceğini belirtmişlerdir (Zuhayli, 1994: 91). 154 Peygamberin suda insanların ortak olduğunu bildiren hadisine dayandırılmıştır (Yeniçeri, 1980: 72).

56 sıvı madenler toplumun ortak malıdır ve herkes bundan faydalanma hakkına sahiptir (Aktan, 1986: 42). İslam hukukunda, vergilendirme ve mülkiyet problemi ile birlikte madenlerin elde ediliş biçimi de madenlerin çeşitli kısımlara ayrılmasında etkili olmuştur. Hanefi mezhebi dışındaki diğer hukuk ekolleri madenleri iki şekilde tasnif etmiştir. Bu tasnife göre açık madenler; işletilmesi kolay olan, her ferdin ihtiyaç duyduğu ve istifade edebileceği, kendisinden faydalanmak için ayrıca izabe ve tasfiye gibi ameliyeye gerek duyulmayan madenlerdir. Yerin derinliklerinde bulunan, çıkarmak için bir emek harcanan altın, gümüş, demir ve kurşun gibi madenler ise gizli madenler olarak sınıflandırılmıştır (Aktan, 1986: 30-31; Yeniçeri, 1980: 71). Madenlerden alınacak vergiler konusunda İslam hukukçuları farklı görüşlere sahiptir. Hanefi mezhebine göre Daru l-islam da sahibi olmayan bir arazide bulunan maden altın, gümüş ve kurşun gibi dövülebilen ve çekilebilen 155 maden türünden ise ganimetlerde olduğu gibi beşte biri 156 beytülmale aittir (Zuhayli, 1994: 86). Buna karşılık diğer mezhep imamları ise madenlerin kırkta bir oranında zekata tabi olduğu görüşündedir (Aktan, 1986: 47). Vergi mükellefinin Müslüman veya gayri Müslim, kadın ya da erkek olmasının bir önemi olmadığından zimmîler de Müslümanlarla aynı oranda vergiye 157 tabi tutulurdu (Aktan, 2003: 308). Kısaca söylemek gerekirse, İslam hukukuna göre madenlerin hukuki durumunu belirleyen birinci unsur arazinin mülkiyeti, ikincisi ise madenin cinsiydi. 1.2. Osmanlı Hukukuna Göre Madenler İslam dini, Osmanlı İmparatorluğu nun resmi dini olması sebebiyle diğer müesseselerde olduğu gibi maden işletme işinde de İslami esaslar geçerli olmuştur. Fakat Osmanlı Devleti tamamıyla özel koşullar altında gelişen, Şeriatı aşan bir hukuk 155 Hanefi mezhebine göre madenler: Altın, gümüş, kurşun, demir, bakır gibi eriyen ve dökümü yapılabilen katı madenler; kireç, alçı, sürme, zernik gibi eritme ameliyesi ile erimeyen katı madenler; su, civa, neft, petrol gibi sıvı halinde olup katılaşmayan madenler olmak üzere üç kısma ayrılmıştır (Yeniçeri, 1980: 70). 156 Bu fikre rikazda da beşte bir vardır hadisi şerifi dayanak olarak alınmıştır (Aktan, 1986: 26; Zuhayli, 1994: 86). 157 Verginin ne zaman alınacağı konusunda, Ebu Hanife ve fukahanın büyük bir kısmı maden vergilerinin madenler üretildikçe, cevherin ocaktan geçmesinden önce tahsil edilmesi gerektiği görüşündedir. Ancak Maliki, altın ve gümüş gibi izabe ve tasfiye edilmesi gerekli olan madenlerin vergilerinin bu işlemlerden sonra ödeneceğini çünkü vergi miktarının ancak bu durumdan sonra belli olacağını söyler (Aktan, 2003: 309).

57 düzeni geliştirmiştir. Buna imkân veren prensip ise örftür yani hükümdarın kendi iradesine dayanarak Şeriatın kapsamına girmeyen alanlarda kanun koyma 158 yetkisidir (İnalcık, 2009: 228). Osmanlı padişahları İslam hukukuna aykırı olmamak şartıyla çeşitli konularda uygulanan örfi hukuk kurallarını kanunname 159 adı altında toplayarak yürürlüğe koymuşlardır. Yeni bir durum karşısında meseleyi halletmek için verilen her emir, ferman tarzında münferit bir kanun özelliğini taşımaktaydı. Aynı sahaya ait çeşitli tarihlerde verilmiş olan emirlerin bir araya getirilmesi ile belirli bazı sahaların hususi kanunları yahut kanunnameleri oluşmuştur. Daha sonra bu kanunların bir araya toplanması suretiyle genel bir kanunnamenin ortaya çıktığı söylenebilir (Barkan, 1943: XX). Gümüş para basılması veya gümrüğe ait fermanlar bu tarzda kanunnamelerdir (İnalcık, 2009: 237). Bir düzen isteyen belli konular üzerinde çıkarılmış fermanlardan oluşan ferman-kanunlar, çok kez yalnız bir gruba veya bir nevi göreve ait emirlerdir. Burada Osmanlı İmparatorluğu nda hukukun şahsiliği prensibi, vergi kanunlarının bölge veya gruba göre özel niteliği söz konusudur. Bu hükümler, doğrudan doğruya bir grubu ilgilendirdiği gibi, bir görevliye uygulanacak hususları bildirmiş de olabilir. Bu son halde üçüncü kişileri bağlayan hükümleri içerir. Bu hükümlerde kanun maddeleri, genellikle eskiden beri yerleşmiş örf ve âdetlerin onaylanmasını emreder. Mesela Novobrdo nın alınmasından (1455) dört beş sene sonra çıkarılmış olan bir maden kanununda, fetihten önceki uygulamalar yerinde bırakılmıştır. Bazen de kanun maddeleri zikredilmeyerek genel olarak olup gelmiş kanuna göre hareket edilmesi emredilmiştir. Olup gelmiş kanun, örf ve âdet hukukundan başka bir şey değildir ve çoğu kez ortadan kalkmış devletin, örf ve âdet halinde yaşamakta olan kanunlarıdır 160 (İnalcık, 2009: 238). 158 Kanun ve yasa koymanın temel koşulları ise şunlardır: Şeriat dışı bir durum, buna dair yaygın bir âdetin veya kısasa esas olacak bir genel âdetin varlığı, hükümdarın iradesi, genel düzenin bunu gerektirmesi (İnalcık, 2009: 228). 159 XV-XVI. yüzyılda Osmanlı ekonomisini ilgilendiren kanunnameler için bkz. Barkan, 1943. 926/1519-1520 tarihli Karaman Vilayeti Kanunnamesi nde kalay ve kurşun vs. yükünden iki akçe alına (Barkan, 1943: 46) cümlesinden başka madenlerle ilgili herhangi bir kayıt yoktur. 160 Osmanlı iktisadi sisteminin dayandığı; iaşe/provizyonizm, fiskalizm ve gelenekçilik adlarıyla üç prensip ortaya konulmuştur. Provizyonizm, bütün mal ve hizmetlerin iç pazarda ucuz, bol ve kaliteli olarak tedârik edilmesini öngörmekteydi. Bu prensibe göre, önce kaza adı verilen idari yapının ihtiyaçları karşılanırdı, bu ihtiyaç karşılanmadıkça üretimin kaza dışına aktarılmasına izin verilmezdi. Yurt içi tüm ihtiyaçlar karşılandıktan sonra, fazla kalan mal varsa, onun ihraç edilmesine müsaade edilirdi. Buna karşılık ithalatın yapılmasında bir kısıtlama olmamakla birlikte ithalatı kolaylaştırıcı ve

Osmanlı Devleti nde madenlerin mülkiyeti konusunda bilgi sahibi olmak için, madenin bulunduğu arazinin mülkiyetinin 161 kime ait olduğunu bilmek gerekmektedir. Osmanlı Devleti nde araziler, mülk, miri, metrûk, mevat ve mevkûf olmak üzere beş kısımdan oluşmaktadır. Eğer madenin bulunduğu arazi tasarruf ediliyorsa, bu araziyi işleten kişinin gücünün yetmesi halinde beşte birini devlete vermek suretiyle madeni işletmesine izin verilirdi. Ancak araziyi kullanan kişinin madeni işletmeye gücü yetmezse o zaman devlet tarafından ya da gücü yeten bir başka kişi tarafından işletilmesi söz konusu olurdu 162. Yani dikkate alınan husus mülkiyet hakkından ziyade madenin boş kalmaması yani işletilmesiydi. Metruk ve mevkuf arazide de esas olan madenin işletilmesiydi. Bursa da Hüdavendigar vakıf arazisinde Gümüş Deresi denilen yerde çıkan maden konusunda diğer madenlerde uygulanan kurallar uygulanmıştır (Çağatay, 1943: 120). Osmanlı madencilik hukukunu anlamak için çıkarılan maden kanunlarını da bilmek gerekmektedir. Osmanlı madenciliği hakkında bilgi veren maden kanunlarından ilki Robert Anhegger tarafından yayınlanmıştır. Beş sayfa ve 21 paragraftan oluşan maden kanunu 1525 yılına aittir (Tızlak, 1997a: 8). İkinci kanun teşvik edici bir politika izlenmiştir (Genç, 2005a: 45-47). Fiskalizm ise, hazineye ait gelirleri mümkün olduğu kadar yüksek seviyeye çıkarmaya çalışmak ve ulaştığı düzeyin altına inmesini engelleme prensibidir. Bir yandan gelirleri yükseltme, diğer yandan harcamaları kısma şeklindeki görüştür de denilebilir (Genç, 2005a: 50). Gelenekçilik, sosyal ve iktisadi ilişkilerde oluşan dengeleri, mümkün olduğunca muhafaza ederek değişim eğilimlerini engelleme ve herhangi bir değişiklik ortaya çıktığında tekrar eskiye dönmeye çalışmaktır. Burada hedef, üretim ile tüketimin dengede tutulmasıdır. Kadimden olagelene aykırı iş yapılmaması deyimindeki kadim bir kanunnamede; kadim oldur ki, onun öncesini kimse hatırlamaz, sözü gelenekçiliğin ne ölçüde yerleştiğini göstermektedir (Genç, 2005a: 48-49). Bozkır madeni ile ilgili ortaya çıkan sorunların çözümünde kanun-ı kadime atıf yapılmasına bakılarak, Osmanlı madencilik kurallarının uygulanmasında gelenekçilik prensibinin uygulandığı söylenebilir. Fakat Bozkır madeninde üretilen kurşun, altın ve gümüşün bir miktarı vergi olarak alındıktan sonra, geri kalanının devlet adına satın alınması ve bu madenlerin öncelikli olarak darphanenin ihtiyaçlarının karşılanmasına ayrıldığı görülmektedir. Devletçi bir tekelin izlendiği madencilik sektöründe devletin ihtiyacı karşılandıktan sonra diğer sektörlere de belirli miktarda madenler dağıtılırdı. Bu bakımdan kuralların uygulanması açısından gelenekçi bir yapı izlenirken, Bozkır madeninde yapılan üretimin vergi ya da satın alma yoluyla devlete geçmesi fiskalizm prensibinin uygulandığını göstermektedir. Bozkır kazasında yapılan zirai üretimin satın alınması yönündeki isteklere önce kazanın ihtiyaçlarının karşılanması cevabına bakarak ise provizyonizm prensibinin uygulandığı söylenebilir. Bozkır madeni emanetinin iyi yönetilmesini sağlamak amacıyla bu üç prensip de Bozkır madeninde uygulanmıştır. 161 Eylül 1664 tarihinde, Vultıçrın kasabasında uzun zamandır boş olan araziler mukataa emini Ahmet tarafından 10.000 akçe resm-i tapu karşılığında satılmış ve bu araziler üzerinde bulunan maden kuyularında cevher çıkmıştır. Bunun üzerine beş dirhemde bir dirhem öşr-i mirisi mukataa emini Ahmet e verilmiştir (BOA, İE.MDN 78). 162 Trebce de, dedesinden kalan bir mülkteki maden için madencilerin karışmaması yönündeki ilgilinin isteği kabul edilmiştir. Ancak bir süre sonra madeni boş bıraktığı gerekçesiyle bu şahsın mülkü olan maden kuyuları elinden alınarak başka bir işletmeciye verilmiştir (Çağatay, 1943: 120). 58

59 ise, 1536 tarihli olup, Turski Rudarski Zakoni adıyla Fehim Spaho tarafından yayınlanmıştır 163. Üçüncüsü ise, II. Mehmet ve II. Bayezit dönemlerine ait maden kanunlarını içeren Kānūnnāme-i Sultānî Ber Mūceb-i Örf-i Osmānî dir. Divanda malî konulara örnek ve kaynak vazifesi görmek üzere hazırlanmış bir kanunnamedir. Zira berat örnekleri yahut darphane, para ve kıymetli madenler ile gümrük gibi konular genelde defterdar ve nişancıyı ilgilendirmektedir (Anhegger-İnalcık, 2000: XIV). Der Ahvâl-i Ma âdin ve Memleha ve Kavânîn-i Bîlâd-ı Mahsusa 164 isimli bölümünde madenler hakkında bilgi veren, Hezarfen Hüseyin Efendi tarafından kaleme alınan, Telhisü l-beyân Fî Kavânîn-i Âl-i Osman adlı kanunname de madencilik açısından önemlidir. Maden kanunları, arşivde bulunan belgelerde çok fazla bilgi verilmeyen maden kuyularının işletilmesi, orada bulunan görevliler gibi konular hakkında bilgi vermesi açısından son derece önemlidir. Bunlara ek olarak çeşitli maden kanunları ya da Osmanlı maden hukuku ile ilgili çalışmalar yapan Anhegger 165, Akgündüz 166, Beldiceanu 167, Ahmet Refik 168 ve Çağatay ın 169 çalışmaları ile son yıllarda madencilik alanındaki Tızlak 170, Altunbay 171, Yorulmaz 172, Balcı 173 Quataert in 174 çalışmaları da önemlidir. 163 Kânûn ve Tertibât-ı Me âden, Kânûn ve Tertibât-ı Şâhî fî l-me âden, Kânûn-ı Kadîm-i Sâs ve âdet-i Nâs-ı Me âden gibi bölümlerden oluşmaktadır bkz. Spaho, 1913: 139-162. 164 Bkz. İlgürel, 1998: 255-257. Madencilik ile ilgili bölüm Fahrettin Tızlak (Bkz. Tızlak, 1997a: 213-214) ve Anhegger tarafından da (Bkz. Anhegger, 1944: 346-348) yayınlanmıştır. 165 Osmanlı İmparatorluğunda Madenler ve Madencilik I Rumeli adını taşıyan iki ciltlik eseri önemlidir. Robert Anhegger, Beitraege zur Geschichte des Bergbaus im Osmanischen Reich I Europaeische Türkei, I, İstanbul 1943; Robert Anhegger, Beitraege zur Geschichte des Bergbaus im Osmanischen Reich I Europaeische Türkei, II, İstanbul 1944. 166 Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri, I-II, İstanbul, 1990. 167 Nicorâ Beldiceanu, Les Actes Des Premiers Sultans Conserves Dans Les Manuscrits Turcs De La Bibliotheque Nationale a Paris II Reglements Miniers 1390-1512, Paris 1964. 168 Ahmet Refik, Osmanlı Devrinde Türkiye Madenleri (967-1200), Devlet Matbaası, İstanbul 1931. 169 Neşet Çağatay, Osmanlı Devletinde Maden İşletme Hukuku, AÜDTCF, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara 1942. Aynı yazarın madencilikle ilgili diğer çalışmaları için bibliyografya bölümüne bkz. 170 Fahrettin Tızlak, Osmanlı Döneminde Keban-Ergani Yöresinde Madencilik (1775-1850), Ankara, 1997. 171 Mustafa Altunbay, 15-18. Yüzyıllar Arasında Osmanlı Devleti nde Madenler ve Madencilik., Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Trabzon 1998; Mustafa Altunbay, Osmanlı Döneminde Bir Maden İşletmesinin Tarihi Süreci: Sidrekapsi, İÜSBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 2010. 172 Şerife Yorulmaz, Aydın Vilayeti nde Madenler (1850-1908), Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, İzmir 1994. 173 Ercümen Balcı, 19. yüzyılda Osmanlı Devleti nde Maden İşletmeleri (Bulgardağı Maden İşletmesi Örneği) 1825-1908, İ.Ü SBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 2001; Ercümen Balcı, Osmanlı Maden Rejiminde Nizamnâmeler Dönemi ve İmtiyazlar, İÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1994.

60 II. Bayezid dönemi Osmanlı maden kanunlarının standardizasyonu ve kanun halinde toparlanması açısından önemlidir. Sakson maden kanunları Osmanlı maden kanunnamelerini etkilemiştir (Murphey, 1986: 975). XII-XIII. yüzyıllarda Orta Almanya dan Sırbistan ve Bosna ya göç eden Sakson madenciler, mevcut ocakları ıslah ederek, bunları teknik ve hukuki açıdan Almanya ve Bohemya modeline göre uyarlamışlardır. Bu nedenle Osmanlı kanunnamelerinde geçen madencilikle ilgili birçok terim Almanya kaynaklıdır (Altunbay, 1998: 13). Yani Balkanlarda Osmanlı dan önce uygulanan Saksonya 175 menşeli maden kanunları, Osmanlılar tarafından bazı değişikliklerle devam ettirilmiştir (Tızlak, 1997a: 6). Ahmet Akgündüz ise bu konuda şu şekilde görüş belirtmiştir. Yıldırım Bayezid Han, Novoberdo kalesini ve buraya bağlı yerleri aldığı zaman bu yerleri kendisine itaat eden İstefan a vermiştir. Novoberdo ya gelen İstefan madencilere madenlerin işletme kaidelerini sormuş, bunların yazılı hale getirilmesini emretmiş ve 24 kişiden kurulu madenciler heyetinin hazırladığı metni tasdik ederek yürürlüğe koymuştur. Bu kanun esasları, Osmanlı ulu l-emri tarafından da şer-i şerife muhalif olmadığı için muhafaza olunmuştur. Rumeli deki birçok kanunların, eski Avrupa kanunlarından alındığı iddiasının aslı budur. Ve mesele görüldüğü tarzda değildir 176 (Akgündüz, 1990b: 545). Madenleri ilgilendiren çeşitli konularda, arşiv belgelerinde, kânûn-ı kadîm e atıfta bulunulmaktaydı. Bu durum ortaya çıkan sorunların çözümü için eski Osmanlı maden kanunlarının hatırlatılması olmalıdır. Zira Osmanlı Devleti bütün madenlere 174 Donald Quataert, Osmanlı İmparatorluğu nda Madenciler ve Devlet Zonguldak Kömür Havzası, 1822-1920, (Çev. Nilay Özok Gündoğan-Azat Zana Gündoğan), İstanbul 2009. 175 Yalnızca Orta Avrupa da değil tüm dünyada madencilik sektörünün gelişmesinde öncülüğü Alman madenciler yapmıştır. Çeşitli Avrupa ülkelerinde kullanılan, madenciliğe ilişkin sözcük ve deyimlerin incelenmesinden anlaşıldığına göre bunlar önemli ölçüde Almanca kökenlidir. Çünkü gerek yeni maden ocaklarının açılmasına gerekse var olanların geliştirilmesine öncülük edenler Almanlar olmuştur. Almanya nın doğu ve güneydoğu Avrupa içlerine doğru yayılması sırasında, Slavların ve Macarların elindeki yörelere göçenlerle birlikte madenciler de gitmişlerdi. Buralarda işgal eylemi ve madencilik bir arada yürütülmüştür (Gimpel, 1996: 66-67). 176 İslam hukuku, devlete ait arazilerdeki madenlerin tasarruf şeklini, amme maslahatına uyulması şartıyla devlete bırakmıştır. Osmanlı devleti de bu salâhiyetten istifade ederek, Sas madeni kanunlarını, eskiden beri devam eden işletme esaslarını temel kabul ederek ve bunların İslama muhalif yönlerini düzelterek aynen iktibas yoluna gitmiştir (Akgündüz, 1993: 666).

61 tek tek kanunlar çıkarmamıştır. Belgelerde kanûn-ı kadîm 177 (BOA, MEDAD 9: 182-d) diye geçen hususun yukarıda bahsedilen kanunnamelere atıf olduğu düşünülmektedir. 18 Mayıs 1780 tarihinde Bozkır madeninde üretilen altın ve gümüşten alınacak vergiler ile bu madenlerin devlet tarafından satın alma fiyatlarında Gümüşhane madeni örnek gösterilirken (BOA, MEDAD 8: 639-2) yine Bozkır madeni üretimi kurşunda, Gümüşhane ve Ergani madenlerinde üretilen bakırdan alınan vergi ve satın alma fiyatları esas alınmıştır (BOA, MEDAD 8: 639-1). Fakat aynı tarihte, kurşuna uygulanan fiyat nedeniyle diğer madenlerle yapılan karşılaştırma sonucunda, Bozkır madeni kurşunları için Sidrekapsi ve Karaton madenlerindeki satın alma fiyatı uygulanmaya başlanmıştır (BOA, MEDAD 8: 640-2). 31 Ekim 1787 tarihinde, Bozkır madeni yeniden açıldığı zaman altın ve gümüşten alınacak vergiler ile bu madenlerin devlet tarafından satın alma fiyatlarında yine Gümüşhane madeni örnek alınmıştır (BOA, MEDAD 9: 174-1). Kurşunda ise Gümüşhane ve Ergani madenlerinde üretilen bakırdan alınan vergi ve satın alma fiyatları esas alınmıştır (BOA, MEDAD 9: 174-2). Bütün bu örnekler her maden için ayrı bir kanun uygulama yerine bütün madenlere aynı usullerin uygulandığını göstermektedir. Bu anlamda yukarıda bahsedilen kanunnamelerin Bozkır madeninde de uygulandığını söylemek mümkündür. Ancak Anadolu daki madenler ile Rumeli deki madenlerin aynı şekilde ve madencilik alanında aynı terimler kullanılarak işletildiğini söylemek mümkün değildir. Bunun temel nedeni olarak Anadolu madenciliğinin kendi özelinde gelişmesidir. Temel konularda aynı uygulamalar geçerli olmakla birlikte 178 mevcut farklılıklardan en barizi, madencilik sahasında görevli kişilerin unvanlarının farklı olmasıdır. Osmanlıların bu iki maden bölgesindeki farklılığı, madencilik alanındaki yerel âdetlere bağlamak mümkündür. Osmanlı madenciliğinin 1776-1839 tarihleri arasındaki durumu hakkında, Bozkır 177 Kanûn-i kadîm, eski sultanlar döneminde uygulanmış ve faydaları görülmüş kanun ve kaideler bütününü ifade etmektedir. Osmanlı nasihat yazarları kanûn-i kadîmin ideal biçimiyle uygulandığı devletin olgunluk çağının Kanuni Sultan Süleyman veya Yavuz Sultan Selim devri olduğu kanaatindedirler (Öz, 2005: 117-118). Kadîm olan odur ki onun evvelini kimse hatırlamaz şeklinde 17. yüzyıl sonuna ait kanunnamede geçmiştir (Genç, 2005a: 92). Bu durumda nasıl ortaya çıktığını kimsenin bilmediği fakat tecrübe sonucu kullanılan ve fayda sağlanan uygulamaların, eskiden beri kullanıldığını ifade etmek için kullanılmıştır, denilebilir. 178 Vergi konusunda aynı uygulamalar geçerlidir.

62 madeninden hareketle ayrıntılı bilgi verildiğinden burada daha fazla ayrıntıya girilmemiştir. 1858 tarihli arazi 179 kanunnamesine göre arazi-i miriye ve arazi-i mevkufe-i gayr-i sahihada ortaya çıkan madenler devlete aittir. Çünkü bu toprakların rakabesi devlete ait olup, bu araziyi kullananlar kiracı konumundadır. Arazi-i metruke ve mevatta ortaya çıkan madenler, beşte biri alındıktan sonra, bulan kimseye ait olur. Arazi-i mevkufe-i sahihada zuhur iden madenler vakfa aittir. Arazi-i miriye-i mevkufede ortaya çıkan bir madende arazinin değeri mutasarrıfına verilir (Çağatay, 1942a: 15). Mülk arazilerde ortaya çıkan maden ise sahibine ait olur. Arazi-i öşriye ve haraciyede çıkan izabeye külliyetli madenlerin beşte biri devlete, kalanı arazi sahibine aittir 180 (Kubalı, 1944: 797). 1858 yılında toprak rejimi ve mülkiyetinin tespit eden bir kanunname çıkarılması, yabancı devletlerle yapılan ticaret antlaşmalarının sonucu işlenmiş madenlerin Osmanlı piyasasını istila etmesi ve Osmanlı Devleti nin maden sanayisinin değerini anlaması üzerine 17 Temmuz 1861 181 tarihinde bir maâdin nizamnamesi hazırlandı (Karal, 1988: 246-247). Böylece uzun süre devam eden 179 Osmanlı toprak rejiminin geçirdiği aşamalar için bkz. Ömer Lütfi Barkan, Türk Toprak Hukuku Tarihinde Tanzimat ve 1274 (1858) Tarihli Arazi Kanunnamesi, Tanzimat I, İstanbul 1999, s.321-421. 180 27 Mart 1866 tarihli belgeye göre çeşitli arazilerde ortaya çıkan madenlerin durumu şöyledir: Melfûf-ı takrîr mutâla a ve arâzi-i kânûnnâme-i hümâyûna mürâca at olundukda her kimin uhdesinde olursa olsun arâzi-i mîriyeden bir mahalde zuhûr iden altûn ve gümüş ve nühas envâ-i ahcâr ve alçı ve kükürd ve güherçile ve zımpara ve kömür ve tuz ma denleri ve me âden-i sâ ire cânib-i beytü l-mâle âid olub arâzi mutasarrıflarının hîç bir ma deni zabt itmeğe veyahud çıkan ma denden hisse almağa salâhiyetleri yokdur kezâlik tahsîsât kabîlinden olan arâzi-i mevkûfede zuhûr iden bi l-cümle me âden cânib-i beytü l-mâle âid olub gerek arâzi mutasarrıfları tarafından ve gerek cânib-i vakfdan dahl ve ta arruz olunamaz fakat gerek arâzi-i mîriyeden ve gerek zikr olunan arâzi-i mevkûfeden me âden-i mezkûrenin ihrâcıyla zirâ at ve tasarrufdan ta dîli icâb iden mikdârı mahallin değer bahâsı mutasarrıfına virilmek lâzım gelür ve arâzi-i metrûke ile arâzi-i mevâtta bulunan me âdenin humsu beytü l-mâle ve bâkîsi bulan kimseye âid olur ammâ evkâf-ı sahîhadan olan arâziden zuhûr iden ma denler cânib-i vakfa âid olur derûn-ı kurâ ve kasabâtdan olan mülk arsalarda zuhûr iden me âden cümleten sâhibine âid olur ve arâzi-i öşriyye ve haraciyyede zuhûr idüb izâbeye kâbili olan ma denlerin humsu cânib-i beytü l-mâle ve bâkîsi arâzi sâhibine âid olur ve izâbe idilmek kâbili olmayan me âden cümleten sâhibine âid olur ve bi l-cümle arâzide bulunub mâlik ve sâhibi olmayan meskûkât-ı atîka ve cedîde ve defâ in-i mütenevvi anın ahkâmı kütüb-i fıkhıyyede tafsîl olunmuşdur deyü kânunnâme-i mezkûrun yüz yedinci maddesinden münderic olmağla emru fermân (BOA, C.DRB 2809). Bu metnin arazi kanunnamesinde bulunan 107. maddesi için bkz. Kubalı, 1944: 797. 181 Bu nizamnameyle ilgili 9 Zî lka de 1277 tarihli tahrirat için bkz. Tızlak, 1995; 9 Muharrem 1278 tarihli hattı hümayun sureti için bkz. BOA, C.DRB 2044: 2-14.

63 kanunname geleneği 182 Tanzimat Dönemi nde sona ermiş ve akabinde nizamnameler devri başlamıştır. 1861 tarihli ilk maadin nizamnamesinde, bir madenin imtiyaz olarak verilebileceği, hazine tarafından aynen ya da nakden maden idaresince belirlenen oran üzerinden gelir alınabileceği hükme bağlanmıştır. İlk maden nizamnamesinden sonra 17 Mart 1869, 7 Eylül1887 183 ve 9 Nisan 1906 tarihlerinde 184 de maadin nizamnameleri 185 çıkarılmıştır (Balcı 1994: 50; Keskin, 2005: 154-176). 2. Osmanlı Devleti nde Maden İşletme Usulleri Osmanlı devletinde madenleri işletme tarzları ile ilgili farklı görüşler ortaya konulmuştur. Madenlerin yönetiminin emanet, iltizam ve ihale tarzlarıyla işletildiğini ifade eden görüşler olduğu gibi (Murphey, 1986: 974) madenleri işletme usullerini iltizam, emanet ve malikâne olarak belirten araştırmacılar da vardır 186 (Tızlak, 1997a: 11). Bir başka araştırmacı ise Osmanlı madenlerinin idare ve işletme tarzlarını üç başlık halinde incelemiştir. Bunlar, doğrudan doğruya devlet tarafından işletilen madenlerin idare tarzı, devlet yardımı ve nezareti altında madenciler tarafından işletilen madenlerin idare tarzı ile muayyen müddetle kesime vermek veya sarraf yazılmak suretiyle işletilen madenlerin idare tarzıdır 187 (Çağatay, 1942a: 26: Çağatay, 1943: 123). Bu işletme tarzlarından hangisinin maden üretiminde 182 Özellikle XV ve XVI. yüzyıllarda yayınlanan kanunnamelere sonraki yıllarda atıflar yapıldığı görülmekle birlikte nizamnameye geçiş aralığında madenlerle ilgili layihalar da yayınlanmıştır. III. Murat döneminde hazırlandığı tahmin edilen bir layiha için bkz. Akgündüz, 1990a: 158-163. Tanzimat dönemi ile madenlerde Avrupa usulünün uygulanmaya çalışıldığı ve bunun için Avrupalı mühendisler getirildiği ve onların raporlarına göre madenlerin yeniden yapılandırıldığı da unutulmamalıdır (BOA, MHM.d 252: 121). 183 Bu nizamnamede 1901 ve 1905 yıllarında değişiklikler yapılmıştır (Balcı, 1994: 50). 184 Bu nizamname nedeniyle, madencilik işletmecilikten ziyade maden haklarının alışverişine dayanan bir ticaret şeklini almıştır. Maden hakkını ele geçiren, bu hakkını tutturabildiği bir fiyata başkasına devrediyor, devralan ise uygun bir zamanda bu hakkını karla yine bir başkasına satıyordu. Bu suretle maden hakkını alıp satmak memlekette kârlı bir ticaret haline gelmiştir. Bu faaliyetin önünün alınması için 1906 tarihli maden kanununun değiştirilmesi gerekmekteydi (Eldem, 1994: 176). 185 Bu nizamnameler için bkz. Keskin, 2005: 154-176; Balcı, 1994: 50-61. 186 Aslında bu görüş genel anlamda mukataaların yönetim tarzları ile alakalıdır. Mukataa, devlet işletmesi veya devlete ait bir gelir payının tahsili için kullanılırdı. Mukataalar da devlete ait gelirlerin tahsili veya bir tekel haline getirilen herhangi bir kuruluşun işletme hakkı veya yer altı servetlerinden devlet payına düşen kısmı toplamak veya gerektiğinde bu kaynakları işletenlerden çıkardıkları madeni satın alma tekeli (monopson) kurmak, (altın, gümüş, bakır madenleri gibi) şekillerinde işletilen üretim birimleriydi (Tabakoğlu, 1985: 120) diyen Tabakoğlu, mukataaların işletme tarzlarını iltizam, emanet ve malikâne yöntemleri olarak sayarken Baki Çakır da mukataaların yönetimini bu üç tarzda ele almıştır (Çakır, 2003: 115). 187 Yücel Özkaya da bu görüşü kabul etmiştir (Özkaya, 2008: 301).

64 uygulandığını belirleyen unsurlardan biri sermaye miktarıdır. Buna ek olarak bu usullerin seçiminde başka etkenler de vardı. Maden için gerekli ekipman, yakıt, maden işçilerinin ücretleri gibi giderler oldukça ciddiydi. Bu tür yatırımlar bireysel bir yatırımcının çok ötesinde olduğundan bu tür yatırımlar ya devlet tarafından ya da yatırım ortaklığı şeklinde yapılmaktaydı (Murphey, 1986: 974). Aşağıda değinileceği üzere, madenleri işletme tarzlarının belirlenmesinde etkili olan unsurları sadece sermaye ile açıklamak da yeterli değildir. Bu çalışmada, Osmanlı madenlerinin yönetim tarzları emanet, iltizam ve ihale olmak üzere üç başlık halinde incelenecektir. 2.1. Emanet Emanet, lügatte emin olmak manasındadır. Istılahta ise, emin sayılan ve ittihaz edilen kimsenin yanında başkasına ait bulunan maldır. Burada tanımlanan emanet normal bir eşya ile ilgilidir. Emaneten verilen mal güzelce muhafaza edilmeli ve talep edilmesi halinde iade edilmelidir. Bunlara ek olarak emin, kendisine verilen ve kaybolan malın bedelini ödemek zorunda değildir 188 (Bilmen, 1967: 145, 147-148). Bir eşyanın emanet olarak bırakılması ile madenin emanet olarak idaresi, benzer şartları ihtiva etmektedir. Maden eminleri, maden emanetini iyi muhafaza etmek, maden bölgesinden iyi üretim yapmakla yükümlü olmakla birlikte madenin zarara uğradığı durumlarda bunu tazmin etmezlerdi. Ancak kötü bir yönetim söz konusu olursa eminler görevden alınırdı. Neşet Çağatay, devlet yardımı ve nezareti ile madenciler tarafından işletilen madenler adıyla bir işletme tarzından bahsetmektedir (Çağatay, 1942a: 31). Bu işletme tarzı emanet usulü işletme tarzının karşılığı olmalıdır. Doğrudan devlet tarafından yönetilen madenlerin genellikle terk edilmiş ya da kullanılmayan madenler oldukları ya da kârlılığı artırmak için daha ciddi finansman gereken madenler olduğu da iddia edilmiştir (Murphey, 1986: 974). Devlet, İnegöl deki gümüş madenine 150.000 akçe kaynak sağlayarak, dört yeni su çarkı kurmuştur. Özel yatırımcılar tarafından yetersiz fon bahanesiyle terk edilen madenin masrafları devlet tarafından karşılanmıştır (Murphey, 1986: 974). Osmanlı devletinde emaneten 188 Ancak kişi bu malın zarar görmesine bilerek, ölçüsüz, aşırı ve kusurlu davranarak sebep olmuşsa o zaman sorumlu tutulurdu (Aktan, 1995: 84).

65 idare edilen mukataaların genelde az gelir getiren, özel teşebbüsün pek ilgi göstermediği gelir kaynakları olduğu yönünde benzer bir görüş daha vardır (Tızlak 1997b: 705). Bu görüşlere tamamen katılmak mümkün değildir. Zira Keban-Ergani 189, Gümüşhane, Bereketli ve Bozkır gibi devlet için önemli ve büyük madenlerin de emanet usulüyle idare edildiği dönemler vardır. Ayrıca işletme tarzlarını belirleyen tek unsur elde edilen gelir de değildir. Madenlerin idare tarzını belirlemeyi sadece bir nedene bağlamak yeterli değildir. Zira zaman, yer, sermayenin karşılanması ve madenlerdeki üretim düşüşü gibi durumlar madenlerin yönetim tarzlarını belirlemede etkili olmuştur. Ayrıca madenlere ait sermayenin kaynağı, madenlerin yöneticilerinin görev süreleri, arazilerin mülkiyeti, madenlerin işletilmesinin devlet ya da özel teşebbüs tarafından yapılması gibi sebepler de madenleri işletme usullerinden hangisinin uygulanacağının belirleyicisi olmuştur. Emanet, ya mültezimlere çekici gelmeyen ya da madenler gibi stratejik önemlerinden dolayı devlet tarafından denetlenmesi gereken işletmelerdir. Osmanlı maliye geleneğinde emanet iltizama tercih edilmesi gereken bir yöntem olarak değerlendirilmiştir (Tabakoğlu, 1985: 128). Devletin emanet usulünü benimsemesinin nedeni 190 ise, mültezimlerin kendi çıkarlarını düşünmeleriydi. XVI. yüzyılda ülkeye bol miktarda ve ucuz bir şekilde giren Amerikan gümüşü nedeniyle birçok maden ocağı kapanmıştır. Bunun sebebi ise, mültezimlerin bir sürü zahmetli işlemden sonra elde edilen gümüş üretmek yerine, piyasadan ucuz Amerikan gümüşü satın alıp devlete verme yoluna gitmeleriydi (Sahillioğlu, 1978: 14). Bozkır madeninde altın cevheri Sarıot isimli yerden çıkarılmaktaydı. Burada gümüş ve kurşun az olduğundan madenciler masraflarına yetmediğini ifade ederek gümüş ve altın fiyatına zam yapılmasını istemişlerdir. Bu gerçekleşmezse yarısı sarıot tabir olunan cevherden ve yarısı kurşunlu cevherden imâl etme yönündeki talepleri kabul edilmiştir (BOA, HAT 2/55.A). 28 Eylül 1787 tarihinde, madencilerin fırınların çoğunda altın ve gümüş imâl etmesi gerekirken kurşun imâl ettiği ve böyle olursa tedib olunacakları belirtilmiştir (BOA, C.DRB 2748). 1 Kasım 1787 de de 189 Emanet sisteminin Keban ve Ergani madenlerinde uygulanması için bkz. Tızlak, 1999b, 925-939. 190 Emanet usulü devletin maden mevzuatı konusunda sahip olduğu miri rejimi yani devletçi ve tekelci zihniyetin esaslarına uygun olduğundan da uygulanmıştır (Tızlak, 1993: 294).

66 madenciler kurşunlu cevher imâlini altına tercih ederek altını fazla imâl etmemişlerdir (BOA, MEDAD 9: 175-2; BOA, C.DRB 2739). Bu örnekler göstermektedir ki madenciler kendileri için daha kârlı gördüğü kurşun imaline yönelmişlerdir. Madenciler daha da ileri giderek gümüş ya da altını üretmek yerine piyasadan satın alarak devlete vermeyi tercih etmişlerdir (Sahillioğlu, 1978: 14). Madeni hümayunu şahaneden 191 (BOA, C.DRB 1686), maden-i miriyeden (BOA, C.DRB 2047) diye tanımlanan Bozkır madeni, açıldığı 192 1776 yılından (BOA, MEDAD 1: 754-2) kapatıldığı Mart 1839 a kadar emanet usulüyle idare edilmiştir 193 (BOA, C.DRB 1712). Bozkır madeninde emanet usulü hâsılat ve taahhüt tarzında iki şekilde uygulanmıştır. Bunlardan birincisi madende ne kadar üretim yapılırsa gönderilmesi üzerine kurulu sistemdir. Bu tarzda temel amaç her zaman daha fazla üretim yapmaktır. Fakat önceki senelere göre üretimdeki düşüşten maden eminleri sorumlu tutulmamışlardır. İkinci uygulama ise, emin atamaları yine emanet usulü ile işletmek şartıyla belirli oranda bir cevher üretmenin taahhüt edilmesiyle yapılmıştır. Emanet usulüne göre devlet, maden bölgesine emin adını verdiği bir görevliyi gönderirdi. Bu görevliye madenin büyüklüğüne göre bir sermaye verilirdi. Verilen bu sermaye emin tarafından maden işlerinin yürütülmesi ve elde edilen ürünlerin devlet adına satın alınması için kullanılırdı (BOA, C.DRB 37; BOA C.DRB 2969). Maden emini, kendisine gönderilen sermayeyi cevherin çıkarılması ve işlenmesinde kullanılmak üzere madencilere verirdi. Bu şekilde madenciler finansa edilmiş olurdu. 191 Bozkır madeni için, padişahın malı anlamına gelen ceybi hümayun malı terimi de kullanılmıştır (BOA, DRB.d 1027). 192 hasılatı zahire ihraç ettirilmemek için darphane-i amire tarafından imâl ve idare olunub, ancak sene-i merkumeden müceddeden miri meaden kayd ve min ba d hesapları canib-i miri ile ruyet olunmak üzere (BOA, MEDAD 8: 638-1) ifadesinden 1780 yılına kadar Bozkır madenindeki organizasyonun tamamlandığı anlaşılmaktadır. 193 6 Nisan 1837 de Bozkır madeni Karaman müşiri Ali Paşa ya ihale olunmuştur (BOA, HAT 1321/51571). Müşir de gönderdiği tahriratında Bozkır madeni eminliğine Ömer Bey i atadığını bildirmiştir (BOA, HAT 682/33214). 1837 yılında Bozkır madeninin 25.000 kuruş semen karşılığı Ömer Beye ihale edildiği kayıtlıdır (BOA, C.DRB 1712; BOA, DRB.d 165). Madendeki tek farklı uygulama budur. Fakat burada gözden kaçmaması gereken nokta Bozkır madeni emaneti Konya müşiri Ali Paşa ya verilmiş, o da böyle bir uygulamaya gitmiştir. Zira ertesi yıl yine maden, emanet usulü üzere vali Ali Paşa ya verilmiştir (BOA, C.DRB 1712). Buradaki uygulama müşirin yerine birini vekil olarak ataması, taahhüt üzere verilecek miktarı vermesi karşılığında Ömer Bey den belli bir miktar para almıştır. Dolayısıyla vekaletten de biraz farklı bir uygulama söz konusudur. Ömer Bey bu meblağ karşılığında zarar ve kardan sorumlu olmuştur.

Fakat madencilere verilen bu para avans 194 niteliğinde idi. Zira üretilen cevherlerin devlete ait olan hissesi düşüldükten sonra kalan madenler, belirlenen fiyat üzerinden devlet adına satın alınırdı. Satın alma işlemi esnasında, madencilere verilen bu para satın alınacak cevherin değerinden düşülürdü. Her yılsonunda ya da emin değişikliğinde eminlere verilen sermaye ile elde edilen ürünlerin muhasebesi yapılırdı 195. Madencilere avans olarak verilen bu sermaye akçesi doğrudan hazineden verilmekle birlikte, madene bağlı kazalardan alınan kömür bedeli ve imdad-ı maden adıyla alınanlar (BOA, C.DRB 475); madene bağlı kazalardan tahsil edilen kömür, kütükkesen, çakılcı bedeliyesi ve imdad-ı menzil ile sancak mutasarrıflarına verilen hazeriyye akçesi de bu sermayeye dâhil edilmiştir (BOA, C.DRB 1686). Maden emini madenle ilgili görevlerini yerine getirirken madenin durumuna göre belirli bir maaş alırdı. Fakat görevi esnasında oluşabilecek riskten sorumlu tutulamazdı. Tek sorumluluğu kendisine verilen görevi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmaktı. Kısacası emin madenden sağlanacak kâr ya da zarardan etkilenmezdi (Sahillioğlu, 1995: 112). Tabii ki burada kastedilen ekonomik anlamda bir etkisinin olmamasıdır. Zira bir madenin iyi idaresinden dolayı yeniden atanan (BOA, C.DRB 493) ya da kötü idaresinden dolayı azledilen eminler vardı (BOA, C.DRB 571; BOA, C.DRB 560). Bu anlamda eminler etkilenmektedir fakat görev nedeniyle oluşacak risklerden korunmuşlardır. Emanet tarzı yönetimde eminler mart ayı başından şubat ayına kadar bir yıllığına atanırlardı. Bu görevi bir yıldan fazla yapan eminlerin görev süreleri de her yıl yenilenirdi (BOA, C.DRB 475; BOA, C.DRB 493). Madenlerin emanet olarak idare edildiği zamanlarda hâsıl olarak adlandırılan ve madenlerden ne miktarda ürün elde edilirse onun darphaneye teslimini öngören sistemin en önemli eksiği, belgelerde emin atamalarında ürünlerin artırılması şartına rağmen, maden eminlerinin maden üretiminden elde edilecek gelirlerin arttırılması noktasında ortaya çıkacak zarardan sorumlu olmamaları nedeniyle fazla çaba göstermemeleriydi. Nitekim Bozkır madeninde emanet sistemi ile yönetim tarzı 194 Nitekim Bozkır madeni 1786 yılında kapatıldığı zaman maden ustalarının hesapları görülünce 23.503,5 kuruş zimmetleri olduğu ve bu meblağın kendilerinden tahsil edileceği belirtilmiştir (BOA, C.DRB 810; BOA, C.DRB 1842). 195 Bu konuda bkz. BOA, C.DRB 3090; BOA, C.DRB 2969; BOA, C.DRB 3015; BOA, C.DRB 1031; BOA, C.DRB 1035; BOA, MEDAD 8: 618-1. 67

68 devam ettirilmesine rağmen bu sistemde belirli bir miktar ürünü darphaneye vermek üzere nizam verilerek hem belirtilen eksikliğin önüne geçilmeye hem de maden üretimindeki düşüşten dolayı yapılan teslimat belirli bir oranda sabitlenmeye çalışılmıştır. Emanet tarzı içerisinde değerlendirilen belirli bir miktar gümüş ve kurşun vermeyi taahhüt 196 üzerine yapılan işletme tarzında ise maden emininin sorumluluğu vardı. Zira eksik gönderilen ürünlerin miktarının hesap edilerek maden emininden bunun karşılığı olan meblağın tahsil edilmesi, eminin maddi anlamda bir sorumluğu olduğunu göstermektedir. Madenlerin taahhüt üzere işletildiği dönemlerde her emin atamasında bir sarraf maden eminine kefil olmaktaydı ve bu sarraflar İstanbul da ikamet etmekteydi. Madenlere emin ataması sırasında bir sarrafın taahhütü gerekmekle birlikte sarrafın taahhütünün muteber olup olmadığı da araştırılmaktaydı (BOA, HAT 1253/48422). Taahhüt olarak verilen madenden kurşun ve gümüşün aynen teslim edilmesine İstanbul da bulunan sarraflar kefil olmaktaydı. Bu ürünler teslim edilmezse bunun karşılığı olan meblağ tahsil edilirdi 197 ya da bir sonraki yılın hâsılatı bir önceki yıla kaydırılırdı 198. Böylece devlet zarara uğramaktan kurtulmuş olurdu. 18 Ocak 1822 tarihinde, 20 kıyye gümüş, 12.500 kıyye kurşun senesi içinde noksansız aynen gönderilmek şartıyla taahhüt üzere emin ataması yapılmıştır (BOA, DRB.d 1044). 1825 yılından itibaren zam yapılarak bu oranlar 28 kıyye gümüş, 15.500 kıyye kurşun olarak değiştirilmiştir (BOA, DRB.d 158). Bu miktarlar maden emini tarafından taahhüt edilmiştir. Darphaneye verilen taahhüt senedinin altında maden emini ile kefili olan sarrafının ismi yazılmıştır (BOA, DRB.d 158). 1833 yılında ber vech-i maktû 199 yani yıllık aynen teslim edilecek olan gümüş ve 196 Neşet Çağatay ın bir yılda madenin cinsine göre bir müddet zarfında muayyen bir miktar maden vermeyi taahhüt etmek şartıyla talibinin uhdesine ihale etmek olarak tarif ettiği aynî kesim (Çağatay, 1942a: 36) emanet tarzı içerisinde değerlendirdiğimiz taahhüt üzere işletme olmalıdır. 197 1837 yılında eksik gönderilen kurşunun bedeli alınmıştır (BOA, DRB.d 1043). 198 Nitekim 1822 yılında, 186 dirhem sim eksik olduğundan 1823 yılı hasılatından 1822 senesine bu miktar aktarılmıştır (BOA, DRB.d 996: 91). 199 Benzer bir uygulama 25 Mayıs 1782 tarihinde yapılmıştır. Berat ile ber vech-i maktu uhdesinde olan Esgökçe köyü ve tevabiinden Özdere köyündeki sim madeni mukataası diğer madenler gibi serbest olup amelesinin dava vs. işleri maden emini tarafından görülmek şartıyla müstakil madenci kaydolmamak takribiyle yıllık darbhaneye belirli bir miktar gümüş verilmesinde sıkıntı olduğundan madene bağlı bu iki köyden 20 amele gönderilmesi talep edilmiştir. Sim madeni, senevi 600 kuruş

69 kurşuna zam yapılmış ve bu uygulamaya göre Bozkır madeninden 40 kıyye gümüş, 20.000 kıyye kurşun gönderilmeye başlanmıştır (BOA, DRB.d 976). Taahhüt tarzı işletmede taahhüt edilen miktar darphaneye teslim edilince, teslim edilen madenin fiyatı hesap edilerek madenin geliri ile maden emininin alacağı ortaya çıkarılmıştır (BOA, DRB.d 1005). Madenin istenilen düzeyde çalıştırılamamasının bir nedeni de, eminin kâr ve zarardan sorumlu olmaması nedeniyle üretimi artırmak için fazla gayret sarf etmemesine neden olan emanet tarzının uygulamadaki aksaklıkları gösterilebilir. Mustafa Akdağ, emanet ile idare edilen madenlerin de belirli bir gelirin altına düşürülmemesini emin olan kişilerin kabul ettiklerini, bu şekilde yapılmazsa bu idare tarzında ne elde ederse onu hazineye teslim etmek biçiminde olursa eminin gelirleri arttırmada fazla gayret sarf etmeyeceğini ve hazinenin zarar göreceğini belirtmiştir. Hatta eminlerin gelirleri olduğundan az göstermek suretiyle bir kısmını kendilerine alıkoymaları düşünülebileceğini ifade eden Akdağ, buna önlem olarak ber vech-i iltizam emanet yönteminin yaygınlaştırılmasının devlete daha kârlı göründüğünü öne sürmüştür (Akdağ, 1995: 232). Fakat kadı, kâtip ve madencilerin gözetiminde gelirlerin saklanmasının çok zor hatta imkansız olduğu unutulmamalıdır. Zira madencilerin hesabı, çıkan cevher üzerinden görülmekte, mağaralardan çıkan cevher her işlem gördüğü aşamada tartılarak kaydedilmektedir. Emanet ber-vech-i iltizam yöntemi, isminden de anlaşılacağı üzere iltizam ve emanet sisteminin birlikte yer aldığı bir idare tarzıdır. Mukataayı iltizam eden kişi, emin ve mültezim unvanlarını birlikte kullanmaktadır. Mültezim olduklarından dolayı kâr ve zararları kendilerine ait olup, emin sıfatından dolayı da devletten maaş alan kişilerdi. Yapılan muhasebelerinin kâr zarar oranının ne olduğu değil, iltizam ettikleri miktarı ödemek zorundadırlar. Bunu ödememeleri halinde mültezimler gibi malları müsadere edilir ve gerekirse hapse atılırlardı (Sahillioğlu, 1962: 147). Bu işletme tarzı, emanet sistemi içerisinde üçüncü bir yöntem olarak adlandırılabilir. Fakat genel özellikleri açısından değerlendirildiği zaman iltizam sisteminin karakteristik özelliklerini daha fazla yansıtmaktadır. karşılığında darphaneye 40 kıyye sim vermek şartıyla Abdülvehhab a verilmiştir (BOA, D.BŞM.DRB 15/88).

70 Yukarıda anlatılan madenlerin yönetim tarzlarından biri uygulandığı gibi bunların karma bir şekilde yapıldığına ya da birbirinin ardından uygulandığına dair örnekler de vardır. XVIII. yüzyıl başlarında devletin desteğiyle imar edilip işletmeye açılan Sidrekapsi maden ocakları, yüzyılın ilk çeyreğine kadar neredeyse tamamen ber vech-i emanet suretiyle işletilmiştir. Daha sonra ise, malikane/iltizam suretiyle işletme denemesi yapıldıktan sonra kısa bir süreliğine emanet yönetimine dönülmüşse de 1726 yılından itibaren ber vech-i malikane suretiyle işletilmiştir (Altunbay, 2010: 80). 2.2. İltizam Terim olarak özel bir şahsın devlete ait herhangi bir vergi gelirini toplamayı belirli bir yıllık bedel karşılığında üzerine almasına iltizam denirdi (Genç, 2000: 154). Devlete ait gelir kalemlerinden oluşan mukataalar, belirli zamanlarda açık artırma ile satılırdı. Mukataaları, devlet muhasebesi dilinde, tahvil denen genellikle üç yıllık bir süre ile işletmek hakkını alan kimselere âmil ya da mültezim denirdi. Bir mukataayı tahvile alan mültezim bu miktarın bir kısmını peşin olarak öder, iltizam miktarının belirli bir miktarına kefil tayin edilirdi. Mültezim nefsi ve bütün varlığıyla sorumluydu. Edimini yerine getirmediği zaman bütün malı satılır, borçlularındaki alacaklar alınır, bu da yetmezse mültezim yakalanarak hapse atılırdı (Sahillioğlu,1962: 146-147). Yani yapılan açık artırma sonucu 200 en yüksek bedeli veren ve madenleri yönetmeye talip olan kişiye mukataaların işletilmesinin verilmesiydi. Kârı ve zararı tamamen mültezime ait olan bu tarzın önemli bir unsuru da kefaletti. Başlangıçta çoğunluğu mukataanın bulunduğu bölgede yerleşmiş küçük sermaye sahiplerinden oluşan bir kefil grubuna dayanıyordu. Daha sonraki yıllarda ise büyük merkezlerde, özellikle İstanbul da yoğunlaşan bir kredi kurumu halinde örgütlenmiş sarraflara dönüştü. Kredi veren durumundaki kefiller iltizam karşılığında her zaman açık veya gizli bir pay alıyorlardı (Genç, 2000: 155). Bu şekilde altı, dokuz ve hatta on iki yıllık tahvillere rastlamak mümkündür. Bir tahvil süresi bir mültezimin mukataayı tahsil etmeme nedenleri arasında; ölüm, varislerin işletmek istememesi, tahvil bitiminden önce bir başka kişinin iltizam bedelini artırması 200 1574 yılında Van da bulunan güherçile madeninin ihracı için iki mültezim müzayedeye girmiş, birinin diğerinden 800 kantar fazla teklif ettiği merkeze bildirilince, merkezden gönderilen hükümde devlete hangisi faydalı ise onun tercih edilmesi istenmiştir (Altunbay, 1998: 26-27).

71 üzerine mevcut mültezimin bunu kabul etmemesi sayılabilir 201 (Sahillioğlu,1962: 148). Hazineye yapılan nakit ödemeler, çeşitli görevlilerin ücretlerinin ödenmesi ve mukataadaki görevlilerin ücretleri yazıldığı zaman bu miktarlar iltizam bedeline denk gelirse mültezim ibra olur, aşarsa mültezim alacaklı duruma geçer ve yeniden mukataayı iltizam ederse bu alacak, takip eden tahvil kıymetinden ödenmiş bir peşin sayılırdı (Sahillioğlu,1962: 149-150). Devletin varidat gelirlerinin azaldığı zamanlar hazinede ortaya çıkan düzensizliği önlemek için mukataa mallarını peşin olarak almak üzere uygulanmış bir tedbirdir. diyen Çağatay, iltizamı muayyen müddetle kesime verme olarak değerlendirmiştir 202 (Çağatay, 1942a: 36). Aktif durumda olan ve yıllık düzenli bir getirisi olan madenler genel olarak özel yatırımcılara verilirdi (Murphey, 1986: 974). Küre-i Nühas madeni mukataasının aynen teslim edeceği/maktu ı 7.000 kıyye nühas olup, madenin cevheri eskisi gibi olmadığından iltizam ile kimse talip olmadığından 28 Nisan 1721 de, emanet ile İsmail adlı kişiye tefviz olunmuştur (Yaman, 1938: 161). Maden iltizâma verilirken eski ve yeni haslarından tahsil edilecek vergiler de iltizâma dahil edilirdi. İltizâm mukavelelerinde bazen haslar için belirlenen meblağlarla maden için teklif edilen meblağ ayrı ayrı gösterilirdi. Fakat haslar, maden, darphane, kalhane ve bunlarla ilgili olmayan birçok mukâtaanın aynı mültezime verildiği ve bunlar için toplu bir iltizâm bedeli teklif edildiği de olurdu 203. Madenci köylerini maden iltizâmına dahil etmenin bir sebebi de vergi muhassıllarının madencileri ezmesini önlemekti. Maden üretimi birçok kimsenin para hırsını tahrik ediyor ve ücra yerlerdeki madeni ve madencileri korumak için martoloslar tayin ediliyordu. Ayrıca mültezim, has köylerinden topladığı meblağları 201 Mukataaların tahvile alındığı tarihten itibaren tahvilin son gününe kadar bir başka mültezim tarafından artırma ile iltizama alınması mümkündü (Çakır, 2003: 116). 202 Aynı bilgi için bkz. Çağatay, 1943: 124. 203 1550 tarihli Köstendil Tahrir Defteri'ne göre madene bağlı darphane yılda 1.111.555 akçeye, humsı nukre (gümüşün beşte biri) ve öşr-i hums-i zeheb (altının ellide biri) ve öşr-i cevherin yıllığı 299.501 akçeye verilmiştir. 1572-1573 tarihli Tahrir Defteri'nde Kratovo'da mukâtaalar ve yıllık iltizâm bedelleri olarak Kratovo darphanesi gümüş para darbı işi 573.099 akçe, hasene (altın) darbı işi 10.000 akçe, madenin cevher, gümüş ve altınının ellide biri 126.900 akçe şeklinde gösterilmiştir. Bu son meblağa Plaviçe'den çıkarılan altın dahildir. Kratovo yakınlarında ayrıca Kerebenede de altın çıkıyordu ve 1530'larda bunun gümüşle birlikte yıllık iltizâm değeri 5.500 akçe idi (Sahillioğlu, 1989: 535).

72 sermaye gibi kullanabiliyordu. Ancak madencilere kredi sağlamak için hazinece tahsisat ayrıldığı gibi bazı zengin kimselerin maden sarrafı olarak tayin edildiği de oluyordu. Sarraflık hizmeti mecburiydi. Madenciler üretim giderleri ve geçimleri için bu sarraflardan kredi alır ve madenlerini sattıktan veya darphanede para bastırdıktan sonra bu sarraflara borçlarını öderlerdi (Sahillioğlu, 1989: 534). Devlet mükelleflerden fazla tahsilat yapıp hesaplarında düşük gösterme, kanunda bulunmayan tekalif ile mükellefleri rahatsız etme, halka haksızlık edilmesi gibi durumlarda tek taraflı olarak iltizam sözleşmesini feshedebilmekteydi (Çakır, 2003: 118). Herhangi bir maden ocağını iltizam eden kişi, madende çalışan görevlilerin ücretlerini ve diğer masraflarını da karşılamaktaydı. 1673 yılında 4.500 batman bakır karşılığında Küre-i Nühas madenini iltizam eden maden nazırı Mansur a madende çalışan hademe, in amhan, duaguy, abkeşan, hakkeşan, kâtipler, aşçı ve diğer masrafların karşılanması şart koşulmuştur (Yaman, 1941: 268). Açık artırma yoluyla kayd-ı hayat şartıyla yani ölene kadar iltizam edilen mukataalara ise malikane 204 adı verilmekteydi (Genç, 2005b: 103). Selanik yakınlarındaki Sidrekapsi madeni mukataası 205 XVIII. yüzyıl başında Çavuşzade ailesine verilmiştir. 1707-1708 yıllarında mukataayı müzayede ile elde eden Çavuşzadeler 1775 206 yılına kadar yıllık 55.000 kuruşluk ödeme karşılığında madeni iltizam etmişlerdir (Altunbay, 1998: 28-29). Yani malikane, iltizam sisteminin bir 204 Rumeli eyaletinde Karaton madenine bağlı kaza reayasından maden hizmetinde olanlar muafiyet vechi üzere maden emini tarafından zabt edilmiş iken Kumanova kazasında ayanlık iddiasında olanların, reayaların hanelerine sair hane gibi vergi yüklemeleri üzerine yapılan şikâyetler üzerine, ber vech-i malikâne olarak tevcih olunan madende, bağlı kaza ahalileri 945 kişi ve vergilerden muaf olup bedel-i muafiyetleri olan 5.995 kuruş her yıl tahsil edilip maden hizmetinde oldukları belirtilince, bu miktarı ödeyen madenci reayasının cizyelerini de ödedikten sonra diğer vergilerden muaf olduklarına dair 9 Şubat 1782 tarihli emir verilmiştir (BOA, C.ML 28382). 14 Ağustos 1762 tarihinde, Karahisar-i Şarki sancağında Milas kazasında bulunan nühas madeni ber vech-i malikane cami-i cedd-i hümayun evkafına mukataa kayd olunmağın Gümüşhane eminlerinin karışmaması gerekirdi. Madenin Yavşan köyünde boş bir arazide çıktığından ve köyün yarısı Amasya daki Mehmet Paşa ve Hızır Paşa Camii nin vakfı diğer yarısı da zeamet olduğundan mütevelli tarafından yönetilecekti. Ayrıca Gümüşhane madenine bağlanması halinde kömür ve kütük tedârikinde zorluk olacağı maden emini tarafından ifade edilmiştir (BOA, HAT 8/280). 205 1805 yılında Siroz Ayanı Yusuf Bey in ber vech-i malikane uhdesinde olan maden-i Sidrekapsi mukataası için bkz. BOA, A.AMD 50/65. Mukataaların malikane olarak verilmesi ile ilgili bkz. Çakır, 2003: 154-162. 206 1776 yılında Sidrekapsi madeninin malikane olarak verilmesi ile ilgili bilgi için bkz. BOA, D.MMK 368/10.

73 uzantısı olarak mukataa için en yüksek fiyatı veren kişiye kayd-ı hayat şartıyla verilmesiydi. Kısaca iltizam, belirli bir zaman dilimini içeren dönemler arasında gelir getiren kurumların/madenlerin özel teşebbüse açık artırma yoluyla kiraya verilmesidir. Bu tarzda mültezim adı verilen girişimciden bir yıllık miktar peşin olarak alınırdı. Malikane ise talip olan kişiye ölene kadar madenin iltizam edilmesiydi. Devletin iltizamı emanete tercih etmesi 207 uygulamada sorunlar olmadığı anlamına gelmez. Devlet açısından iltizam yönteminin önemli bir sakıncası zimmet sorunudur 208. Yani mültezimlerin devlete borçlu olmaları ve bunun tahsilinde devletin alacağının tamamının tahsil edilememesi gibi bir durum ortaya çıkabilmekteydi (Çakır, 2003: 119). İltizam usulünün, çağın iktisadi şartları içinde verimlilikten de önemli maliye için devlet gelirlerini mevsimlik, hatta konjonktürel dalgalanmalardan koruyarak önceden görmek gibi vazgeçilmez avantajları da mevcuttu (Genç, 2000: 156). Mültezimlerin sürekli olarak kendi çıkarlarını düşünmeleri, madeni iltizam edecek taliplinin çıkmaması ve bazı mültezimlerin piyasadan ucuz gümüş alarak devlete vermeleri gibi nedenler devlet tarafından iltizam sistemi yerine emanet sisteminin tercih edilmesine neden olmaktaydı. 2.3. İhale İhale, uzun süreli olarak lisanslı bireylere ya da şirketlere devlet arazilerinin maden araştırmaları için verilmesidir. Bu sistem kırsal kesimde nüfus yoğunluğunun az olduğu topraklarda madenleri araştırmaya teşvik etmekteydi. Bu tür üretim tarzında yatırımcılar maksimum üretkenliğin sağlanması için gereken tüm gelişmeleri üstlenir. Devlet, çıkarılan madenlerden cevherlerin durumuna göre %1-5 ile % 10-20 gibi bir miktarı 209 talep ederdi (Murphey, 1986: 974-975). Madenin hasılatına göre %3 ile %20 arasında aynen veya bedel olarak bir miktarın maden 207 Bu tercihin sebebi iltizam yönteminde emanet yönteminden daha yüksek miktarda gelir tahsil edilmesiydi (Çakır, 2003: 115). 208 Emanetin, iltizama tercih edilmesi gerektiğini öne süren ve defterdarlık görevinde bulunan Mustafa Âli, emanet yöntemiyle zimmet sorunun halledilebileceğini belirtmekteydi (Çakır, 2003: 119). 209 26 Mart 1849 tarihinde, Tepeköy madeninin işletilmesi için talip olan kişi, madeni kendi parasıyla işleterek elde ettiği altın gümüş ve kurşunun beşte birini bedelsiz ve kalanını ücreti karşılığında darphaneye vereceğini ifade edince 15 yıllığına madenin imtiyazı kendisine verilmiştir (BOA, DRB.d 1044).

74 idaresi tarafından alınacağı 1861 tarihli nizamnamenin 32. maddesinde belirtilmiştir (BOA, C.DRB 2044: 9; BOA, C.ML 1053: Madde 32). Daha sonra çıkarılan nizamnamelerde alınacak vergiler daha belirgin hâle getirildi. Bir kişi kendi toprağında ya da sahibinden izin alarak bir başkasının toprağında maden arayabiliyordu. Arama sonucu bulunan madenin yerleşim yerine bir zararı yoksa madene işletme izni verilirdi. Bu şekilde madeni işletenler senede iki ayrı vergi öderlerdi. Birincisi kullanılan arazinin her bir dönümüne bağlı olarak senede bir defa verilen resm-i mukarrer di. Diğeri ise işletilen maden cevherinin saf hale getirilmesinden sonra alınan resm-i nisbi denilen hasılat vergisiydi (Balcı, 2001: 18). Resm-i mukarrer arazi sahibine ait iken resm-i nisbi %5 ile %20 arasında cevherin durumuna göre belirlenirdi (Balcı, 2001: 19). 1861 yılında yürürlüğe giren ilk maden nizamnamesi, maden işletmeciliğinin devlet tekelinden çıkarılarak özel teşebbüse açılmasını öngörüyordu. Ancak ülkedeki bütün madenlerden ziyade yeni keşfedilecek madenler ile eski önemini kaybetmiş mevcut madenler bu kapsama alınmıştır (Balcı, 2001: 24). XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletle özel sektör arasında yapılan sözleşme gereğince, 99 yılı geçmemek üzere bir kısım maden bölgelerindeki maden işletme hakkının şahıs ya da şirketlere devredilmesiyle ortaya çıkan imtiyazlı işletme yönteminde, işletme hususiyetleri maden nizamnameleri ile düzenlenmiştir (Balcı, 2001: 18). Gümüşhane madenine bağlı Karahisar-ı Şarki sancağında bulunan Lice köyü gümüş madeni uzun yıllar emanet usulüyle idare olunduktan sonra Mart 1864 ten itibaren ihaleye çıkarılmıştır. Madenin ihalesi için 25 sene müddet tanınmıştır. İhale neticesinde madenin 25 sene müddetle imtiyazını Miftahzade Mahmut Durmuş Ağa ve Mardiros Davidyan adlı şahıslar kazanmışlardır. Maden ihalesini kazanan kişiler, belirli bir zamanda maden harcını yatırarak fermanlarını almak mecburiyetinde idiler (Balcı, 2001: 24). 1861 tarihli nizamnamedeki en önemli şart madenin sahibi olan Osmanlı vatandaşları bunu başkasına yani Osmanlı vatandaşı olmayanlara devredemeyecekti 210 (BOA, C.DRB 2044: 5). Fakat sermaye yetersizliğinden dolayı 210 1861 tarihli nizamnamenin 13. maddesinde şöyle denilmiştir. Saltanat-ı seniyye teb asından bi zzât veyâhud kumpanya vechle bi l-iştirâk ma den i mâline taleb olanlara nizâmına tevfîkan bir müddet münâsebe-i imtiyâziye ile ruhsat virilecekdir ve iş bu kumpanyalara düvel-i ecnebiye

75 yabancı ortak almak isteyen bu müteşebbislere, madenlerin kapanmaya başlamasından dolayı izin verilmek zorunda kalınmıştır (Balcı, 2001: 26; Varlık, 1985: 918; Quataert, 1985: 915). İhale, maden şirketleri veya ruhsat verilen kişilerce maden araştırmaları için devlete ait toprakların uzun dönemi kapsayan bir imtiyazla kiraya verilmesini ifade etmektedir. 28 Ocak 1845 tarihinde, Marmaris, İçil ve Alanya dağlarında bulunan madenler için mühendisler gönderildiği ve Ereğli kömür madeni gibi kumpanya tarafından imtiyazla işletileceği belirtilmiştir (BOA, DRB.d 1039: 127). 3. Bozkır Madeni Emanetinin İdarî Durumu 3.1. Bozkır Madeni Emanetinin İdâre Merkezi Bozkır madeni açılmadan önce Beyşehir sancağına bağlı bir kaza olarak görünen Bozkır kazasının merkezi olan Siristat, madenin açılmasıyla birlikte önem kazanmaya başlamıştır. Zira Gümüşhane den gelen madenciler ile başka yerlerden ticaret amaçlı gelen tüccarlar 211 aileleriyle birlikte Siristat a yerleşmeye başlamıştır 212. Bunlara ek olarak madenin açılmasıyla birlikte kazada açılan dükkanlar da yerleşim yerinin ticari anlamda önem kazanmasını sağlamıştır. Bozkır madeni emanetinin idare merkezi Siristat köyüdür. Bu yerleşim yeri, Osmanlı döneminde Bozkır nahiyesinin sonra Bozkır kazasının ve madenin açıldığı dönemlerde ise maden emanetinin merkezi konumundadır. Bozkır madeni emini olan kişiler Siristat a gelerek, madenin ilk açılışında burada yapılan maden eminlerine ait konakta 213 oturur (BOA, MEDAD 8: 690-3) ve madeni buradan idare ederlerdi. teb asından taleb olacakların dahi hissedâr olması câ iz olacakdır. (BOA, C.DRB 2044: 5). 1861 tarihli nizamnamenin tam metni için bkz. Tızlak, 1995: 84-91. 211 20 Ocak 1786 tarihinde, madenin kapatılması üzerine eminlerin oturduğu ev ile fırınlar, madenci odaları ve diğer maden malzemelerinin satılacağı belirtilmesine rağmen, maden dolayısıyla kazada bulunan tüccar ve madencilerin dağılması nedeniyle bunları almaya kimsenin talip olamayacağı kaza ahalisi tarafından dile getirilmiştir (BOA, MEDAD 8: 690-3). 212 Madenlerin bulunduğu bölgenin ekonomik ve sosyal olarak geliştiğini gösteren başka örnekler de vardır. IV. Murat döneminde, maden dolayısıyla halka verilen vergi muafiyetleri sonucu Gümüşhane nüfusu 30.000 kişiye ulaşmıştır (Abdürrahim Şerif, 1341: 402). Tokat ta bulunan bakır kalhanesinin şehrin gelişimine etkisi için bkz. Mehmet Genç, 17.-19. Yüzyıllarda Sanayi ve Ticaret Merkezi Olarak Tokat, Türk Tarihinde ve Türk Kültüründe Tokat Sempozyumu (2-6 Temmuz 1986), Ankara, 1987, s.145-169. 213 Benzer yapılar diğer madenlerde de vardı. 7 Ağustos 1834 tarihinde, Bereketli madeni eminlerinin oturduğu konak ile kurşun konulan mahzen harap olduğundan, maden emini çadırda ikamet etmiş ve

Burada kastedilen bizzat maden eminliği yapanlar için geçerli idi. Zira bazı maden eminleri üzerinde başka görevler de olduğundan dolayı yerlerine vekillerini göndermişler (KŞS 102: 102-2) ya da eminlik ile birlikte diğer görevleri de yürütmüşlerdir. Özellikle maden eminliği görevi de verilen ancak asli görevi Karaman valisi olan kişiler, Bozkır da oturmayıp eyalet merkezi olan Konya yı tercih etmişlerdir (BOA, HAT 473/23144). Bozkır madeni 1837 yılından itibaren ise müşirlere verilmiştir. Bozkır madeni emaneti kendisine verilen müşirler madeni bir kişi aracılığıyla ya da kendileri idare etmişlerdir (BOA, HAT 682/33214; Bkz. Tablo 3). Maden emanetini müşirin bizzat yönetmesi durumunda madenin idaresinin eyalet merkezinden yönetildiği söylenebilir. Nitekim 1838 yılında Bozkır madeni 16.000 dirhem gümüş ve 20.000 kıyye kurşun teslim etmek şartıyla Konya müşiri Hacı Ali Paşa ya verilmiştir 214 (BOA, DRB.d 977: 45). Bozkır madeni emininin ikamet ettiği üç odası olan hanenin mefruşatı vilayet tarafından tanzim olunmuştur. Bu nedenle halktan, mutfak takımı gibi şeyler alınmazken maden eminleri, birkaç sene bunu talep etmekle birlikte devriye 215 adıyla da talepte bulunmuşlardır. Maden eminlerinin oturduğu mahalde devre çıkarak devriye istediği ile ilgili 18 Eylül 1822 tarihli şikayetler vardı (BOA, DRB.d 1044). Bozkır kaza merkezinin önceden Hoca köyü 216 olduğunu belirten M. Zeki Oral, Bozkır madeni işletilmeye başlanınca bugünkü Bozkır merkezine maden amele evleri olarak 70-80 bina yapılmış, bu suretle kurulmaya başlayan kasaba önce Seydişehir e bağlı müdürlük iken, sonra Beyşehir sancağına bağlı kaza olmuştur. demektedir (Oral, 1957: 31). Ancak Siristat kasabası madenden önce de bölgenin merkezi konumundadır. Ancak Bozkır madeninin açılması ile emanetin idari kurşunlar da ustabaşıların evine konmuş olduğundan buraların tamirinin önemi vurgulanmıştır (BOA, DRB.d 160). 214 1837 yılında Bozkır madeninin idaresi Hacı Ali Paşa üzerinde olup, bu durum maden kapanana kadar devam etmiştir (BOA, DRB.d 1030). 1837 yılında Hacı Ali Paşa yıllık bir meblağla madene Ömer Efendi yi yerine görevlendirmiştir (BOA, DRB.d 1021). 215 Şehir ve kasabaların asayişinin muhafaza etmek için gezdirilen zabıta memurlarının dolaşmalarına devriye denilirdi. Tanzimat tan evvel kol gezmek tabiri kullanılırdı (Pakalın, 1993: 444). 216 Madenin açılmasından sonra yapılan bu evlerden dolayı bir kasaba haline gelen Bozkır ın merkezinin Hocaköy olduğu bir başka araştırmacı tarafından da dile getirilmiştir (Önder, 1962: 468-469). Zikredilen tarihlerde Bozkır adını taşıyan bir yerleşim yeri olmadığından ve bu isim sadece coğrafi bir bölgeyi ifade ettiğinden ve daha sonra Siristat köyü Bozkır ismini aldığından bu görüşlere katılmak mümkün değildir. Hocaköy ün diğer köylerden farklı yanı Bozkır şeyhi olarak adlandırılan kişilerin buradan çıkması nedeniyledir. Maden öncesi döneme ait böyle bir varsayım, şeyhlerin gücü ve bölgedeki etkinliği nedeniyle yapılmış olmalıdır. 76

77 anlamdaki merkezi olan Siristat, idari anlamda ön plana çıktığı gibi ticari, sosyal ve bayındırlık alanında da gelişmeler göstermiştir. Sosyal anlamda Siristat Müslüman ve Hristiyanların birlikte yaşadığı bir yerleşim yeri haline gelmeye başlamıştır. 9 Ekim 1786, Bozkır madeninde bulunan Müslüman ve zimmi madenciler 217 arzlarında; Keban, Ergani ve Gümüşhane madenlerinden bütün eşya ve çocuklarıyla Bozkır madenine getirildiklerini ve 40-50 usta ve ailelerinin Bozkır da bulunduğunu ifade etmişlerdir (BOA, D.BŞM.DRB 16/17). Bozkır madeni açıldığı zaman diğer madenlerden 400 den fazla Müslüman ve zimmi madenci Bozkır a gelmiştir. Tek geçim kaynakları madencilik olan bu kişilerin borçlarını ödeyebilmek için madenin yeniden açılmasını istemelerine rağmen, halka maden nedeniyle zulüm olacağından bu istekleri kabul edilmemiştir (BOA, MEDAD 8: 698-2). Ayrıca her sene emin atamasıyla birlikte özellikle piristat, kalcı, feteci ve kürek bağlayıcı gibi ustalar Gümüşhane den istenilmiştir. Bu bilgi, Bozkır da sürekli ikamet eden işçilerin olduğunu gösterdiği gibi mevsimlik olarak Bozkır madeninde çalışan kişilerin de olduğuna kanıt olmaktadır. Bozkır a madenin açılmasıyla birlikte madenciler geldiği gibi farklı meslekleri yapan kişiler de gelmiştir. Madenin kapatılması esnasında üzerinde cevher naklinden dolayı borcu olan çerçi Yuri adlı bir kişi tespit edilmiştir. Eğer buradaki meslek unvanı lakap olarak kullanılmamışsa ki belgede bazı madencilerin görevleri de belirtilmiş- başka meslek sahiplerinin de madende çalıştığı söylenebilir 218 (BOA, C.DRB 810, lef 4). Bozkır kazasının madenin açılmasıyla önemi artmakla birlikte, çeşitli sorunlar, dini köken fark etmeksizin devam etmiştir. 8 Şubat 1814 te kazada sakin Müslüman ve ehl-i zimmet reaya, kaza ayanı Altıparmak kardeşi İbrahim adlı kişinin bazılarını öldürdüğünü ve mallarını aldığını bilâ-defter cebren 150.000 kuruştan fazla tevzi yaptığını belirterek ahalinin istediği birinin ayan olmasını talep etmişlerdir (BOA, C.DH 9743). Bozkır da madenin işletildiği dönemde cami, han ve hamam vardı. Bozkır, maden emini konağı 219 ve diğer evleriyle mamur bir kasabaydı. Burada müstakil maden emini oturur. Pirler tabir olunan köyde bir zaviye ile Uryani Mehmet 217 Bozkır madeninde çalışmak için bölgeye gelen madenciler için bkz. Şafakcı, 2011: 397-398. 218 Bozkır da yaşayan gayrimüslimler için bkz. Şafakcı, 2011: 399-400. 219 Maden emini konağının tamiri için 21 Ocak 1780 de kereste, çivi ve diğer masraflar için 4.502 kuruş verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 633-1).

Efendi nin türbesi ziyaretgahtı. Bunun evladından olan postnişinlerine Bozkır Şeyhi tabir olunurken ayanlık da bunların elindeydi (Oral, 1957: 31). Fakat madenin açık olduğu dönemlerde bölgenin idari anlamdaki gücü maden eminleriydi. Madenin açılmasıyla birlikte madenin idari olarak merkezi olan Siristat köyünde oturan maden eminleri, burada çeşme ve cami gibi sosyal hayatın birer parçası olan eserler bırakmışlardır. Bozkır madeni emini Mehmet Fazlullah, Siristat a dört çeşme yaptırmış ve bunların ihtiyacını karşılamak için belirli bir miktar para da bırakmıştır (VGMA, HD, 1078: 36a). Aynı maden emini Bozkır ma den-i hümâyûn sefergâhı olan Siristat köyünde, sefergâh önündeki musallayı yeniden bina eylemiştir (VGMA, HD, 1074: 40b). Musallanın bulunduğu yer, maden-i hümayunun çok yakınında ve kıble canibindeydi. Aynı zamanda musalla, sarayın yanındaydı 220 (VGMA, HD, 1078: 36a). Dolayısıyla maden emininin oturduğu konak ile kurşun ve gümüşün ayrıştırıldığı fırınlar birbirine yakın mesafedeydi. Siristat köyünde Şeyh Musa Zaviyesi (VGMA, HD, 1079/2: 132b) ve Halil Bey Zaviyesi (VGMA, HD, 1141: 76b) gibi dini kurumlar da vardı. Bunların yanında Siristat köyü cami olarak geçen bir de cami bulunmaktaydı. Belgelerin bir tanesi hariç tamamında caminin adı Siristat köyünde bulunan cami olarak zikredilmiştir. Ancak bir belgede caminin ismi Siristat köyünde bulunan İdris Efendi Camii diye geçmiştir (VGMA, HD, 1133: 97a). İdris Efendi camiyi yaptıran kişi olmalıdır; daha sonra köylüler camiyi birkaç kez tamir ettirmiş, bundan dolayı caminin ismi özel bir isim yerine genel bir isim hâlini almış olmalıdır. 1783 yılına ait bir belgede köyde bir tane cami olduğuna değinilmiştir (VGMA, HD, 1078: 36b). Bu cami de söz konusu edilen camidir. Ancak 1783 yılından itibaren ikinci bir cami daha ibadete açılmıştır. Bozkır maden-i hümayununda sefergâh-ı maden-i hümayun olan Siristat köyünde nüfusun arttığı ve köyde bir cami olduğundan dolayı cuma ve beş vakit namazın kılınması esnasında cemaati almadığından maden emini Mehmet Fazlullah ın kardeşi Zeynelabidin Efendi tarafından bir mescit tamir ettirilmiş ve içine minber koydurularak camiye çevrilmiştir (VGMA, HD, 1078: 36b; VGMA, HD, 540: 63a). Bunlara ek olarak Siristat ta banisi Hacı Ahmet Ağa adıyla anılan bir adet mescit ve yanında bir de muallimhane vardı (VGMA, HD, 1133: 97a). 220 Musallaya vaiz, imam, hatip, müezzin gibi görevliler atanmıştır. bkz. VGMA, HD, 1074: 40b; VGMA, HD, 1078: 36a; VGMA, HD, 1078: 36b. 78

79 Bozkır madeninin idari anlamda merkezi olan Siristat ın madenin açılmasıyla birlikte geliştiğini ve maden sayesinde yeni binaların yapıldığını ya da tamir ettirildiğini gösteren kayıtlar vardır. Bozkır madeni eminlerine ait konağın tamiri için gerekli kereste, çivi ve diğer masraflar için 4.502 kuruş ile maden yakınında sekiz adet madenci odaları 221 için 400 kuruş ve yine madenciler için altı dükkana 550 kuruş 222 masraf edileceği, 21 Ocak 1780 tarihinde, tahmin edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 633-1). 1777 yılında ise benzer masraflar için 2.837,5 kuruş harcanmıştır 223. Maden eminlerinin mutfak takımı ve devriye 224 adlarıyla ahaliden talepte bulundukları yönündeki şikayetler üzerine eminlerin maden-i hümayun olan kazada oturup, ahali ve madencilerin umurlarını yapmalarının kaide olduğu hatırlatılarak bu taleplerle halka zulüm edilmemesi emredilmiştir (BOA, DRB.d 1044). Zira madene bağlı kazalara ilişkin işler, 18 Eylül 1822 de ilgili kazada oturan maden emininin adamı tarafından takip edilmiştir (BOA, AHK.KR.d 18: 124-2). Fakat madene bağlı kazalarla ilgili işlerin yapılması için maden emini de bu kazalara gitmiştir (BOA, MAD.d 23093: 220-3). Bu anlamda maden emini sadece Bozkır kazasında değil madene bağlı bütün kazalarda idari olarak etkin bir rol almıştır. Bozkır madeni emini olarak görevlendirilen kişiler, maden emanetine bağlı olan köy ve kazaların da idari açıdan yöneticileridir. Maden emaneti etrafındaki yöneticiler bu idari tarzdaki yönetime karışamamaktadır. Zira maden emini bağlı kazaların ve madencilerin bütün işlerinden sorumludur. Ayanların zulmünden dolayı madene bağlanan bazı köylerin vergilerini emin vasıtasıyla ödemeleri şartıyla hükûmetleri ma dene zam olunmuştur (BOA, MEDAD 8: 629-3) şeklindeki açıklamalar maden emininin idari 221 1777 yılında da madencilere ait odalarda tamirat yapılacağı belirtilmiş ancak oda sayısı farklı verilmiştir. Şöyle ki, Berat-ı mesârif-i tecdîd ve ta mirât otahâ-i ma denciyân der ma den-i m. hil at mühûr defter 18 odaya 400 kuruş (BOA, D.BŞM.d 4702: 4). 222 Ebniye-i tecdid-i dekakin rây-ı bademe-i madeni m. denilerek altı dükkana 550 kuruş harcandığı kaydedilmiştir (BOA, D.BŞM.d 4702: 4). 223 Bu durum, Berat-ı bahâ-i kerâste ve mesâmîr ve ücret-i duvarciyân ve gayruhü rây-ı lâzime-i ebniye-i bend ve kırk bahâ ve muhârebet? kömür vesâire bâdeme-i ma den-i mezbûr hil at mühür ve defter kazâ-i m. 2837,5 kuruş (BOA, D.BŞM.d 4702: 4) şeklinde deftere kaydedilmiştir. 224 Karaman valisi tarafından gönderilen kişilerin madene bağlı Belviran kazasından devriye ve kudûmiyye ve avaid namıyla para toplamaları üzerine, valiye kaza ahalisinin madene bağlı olduğu ve gerekli hizmetleri yaptıkları zaman tekalif-i saireden muaf oldukları 18 Şubat 1820 de hatırlatılmıştır (BOA, DRB.d 1044). 1814 yılından beri maden eminlerinin devriye adıyla kazalardan talepte bulunduğuna değinilerek mirmiran ve vezirler tarafından devriye, kudûmiyye, saray tamiri ve sancak masrafı adlarıyla bir akçe alınmaması ve mübaşir gönderilmemesinin madenin nizamından olduğu 2 Aralık 1821 tarihinde dile getirilmiştir (BOA, DRB.d 157).

80 anlamdaki görevlerini göstermektedir. Bu anlamda maden emaneti, özerk bir yapı şeklinde oluşturularak maden emini tarafından yönetilmiş ve hiçbir mahalli idareci bu bölgenin yönetimine karışmamıştır. 16 Nisan 1835 te gölde tutulan balık üzerinden vergi talebi üzerine Seydişehir Gölü nün yarısı maden bölgesi içindedir cevabı verilerek maden eminine müdahalenin önüne geçilmiştir (BOA, C.DRB 1276). Madene bağlanan kazaların mutasarrıfların mansıplığından çıkarılması da emanetin idari etkinliğini artırmak için yapılmış olmalıdır. 2 Aralık 1809 dan itibaren eski Anadolu valisi vezir el-hac Osman Paşa ya Beyşehir sancağı tevcih olunmuşken, 14 Şubat 1810 tarihinden itibaren ise Beyşehir mansıplıktan çıkarılarak madene bağlanmıştır (Muşmal, 2005: 39). IV. bölümde de değinildiği üzere maden emini, emanete bağlı olan kazalarda idari anlamdaki yetkilidir. Bu yöneticinin konağının bulunduğu Siristat ise emanetin merkezidir. Bozkır kazasında yapılan nüfus sayımında ma den-i hümâyûnu Bozkır derlivâ i Begşehrî ifadesi kullanılmıştır (BOA, NFS.d 3310: 171). 1831 yılı nüfus sayımına göre erkek nüfusu 7.592 olarak kaydedilen Bozkır kazasının 3.020 si tüvânâ, 2.983 ü sabi ve 1.589 u amel-mânde olarak kaydedilmiştir (BOA, NFS.d 3341: 28). Kelime anlamı güçlü, kuvvetli manasına gelen tüvânâ (Devellioğlu, 1999:1115), askerlik çağında olanları kastederken; sabi ergenlik çağına gelmemiş erkek çocukları; amel-mânde ise yaşlı olup iş göremez durumda olanları kastetmektedir. Askeri amaçla yapıldığı anlaşılan bu sayımın içerisine mansûre olarak adlandırılan askerler dahil edilmemiştir. Zira Bozkır kazasında 69 asker tespit edilirken, bu rakam içerisinde Siristat köyünden üç mansure kayıt edilmiştir (BOA, NFS.d 3341: 27). Yukarıda belirtilen nüfus içerisinde Siristat köyünde 134 tüvânâ, 109 sabi ve 66 amel-mânde olmak üzere 309 erkek yazılmıştır (BOA, NFS.d 3341: 9). 1835 yılı verilerine göre ise toplam erkek nüfusu 8.568 olduğuna göre erkek sayısı kadar da kadın yaşadığı varsayımından hareketle Bozkır kazasının toplam nüfusu 17.136 kişi olmalıdır (Tablo 1).

81 Tablo 1: Bozkır Kazası Köylerinin Erkek Sayısı 225 Köyler Tüvana Sabi Müsen 226 Toplam Redif Merkez Siristat 133 146 69 348 5 Kozağaç 43 48 31 122 2 Tepearası 14 33 15 62 1 Hocaköy 79 109 59 247 5 Pabuşçılar karye-i Hocaköy 49 59 23 131 Bekele 19 18 6 43 1 Tepelice 24 37 23 84 2 Baybağan 20 49 25 94 3 Kayapınar 42 67 33 142 3 Arslantaş 46 59 23 128 4 Karabayır 28 37 14 79 3 Soyucak 85 105 43 233 4 Kovanlık 44 53 22 119 4 Sinandı Mahalleleri Kazıkdere Mahalleleri Hisarlık Mahalleleri Diğer Köyler Yalnızca 30 26 6 62 1 Gezlevi 37 49 40 126 4 Fakılar 35 34 14 83 3 Holuslar 27 41 12 80 2 Gerez 60 97 46 203 4 Söğüt 31 39 13 83 3 Dedemköy 95 106 60 261 5 Dolhanlar 70 71 26 167 5 Hisarlık 78 104 61 243 5 Mürüvvetli 70 96 27 193 6 Yaztam 25 19 10 54 3 Aydınkışla 20 27 14 61 3 Kuşça 41 49 21 111 5 Ulupınar 28 19 6 53 2 Karayahya 14 14 4 32 1 Acılar 49 86 31 166 6 Belkuyu 15 21 18 54 Akçaalan 6 10 10 26 Avtan 64 81 50 195 6 Fart 77 85 39 201 5 Pınarcık 46 61 33 140 4 Karacaardıç (Mahalle-i Hacı) 43 57 27 127 4 Sazlı 36 40 17 93 2 Sopran 45 75 60 180 6 Karacaardıç 50 54 36 140 3 Boztam 19 26 13 58 2 Bademli 49 32 31 112 4 Balıklavı 8 17 13 38 3 Akkise 129 161 112 402 16 225 Veriler 1835 yılına aittir (BOA, NFS.d 3342: 3-4). 226 Tüvana gençler, sabi çocuklar ve müsen yaşlılar yerine kullanılmıştır.

82 Köyler Tüvana Sabi Müsen 226 Toplam Redif Saray 4 3 1 8 Özisağir 11 11 10 32 2 Yalıhüyük 87 131 43 261 7 Ertoğan 17 39 12 68 Çiftlik 24 26 14 64 2 Sandı 8 8 3 19 1 Arvana 34 25 13 72 3 Kayacık 13 26 8 47 1 Aliçerçi 18 41 21 80 4 Ahurlu 114 202 82 398 5 Kuruçay 66 68 44 178 5 Meyre 77 124 101 302 9 Gündüğün 8 15 3 26 1 Özikebir 9 8 3 20 1 Dere 253 307 121 681 11 Karacahisar 5 11 4 20 Akçapınar 73 94 53 220 5 Çat 84 135 62 281 10 Toplam 2828 3691 1834 8353 215 Bozkır madeninin merkezi olan Siristat, maden nedeniyle farklı etnik kökenlere sahip insanlar ile tüccarların da yerleştiği bir yerleşim yeri olmuştur 227. XVI. yüzyılda, kasabada sadece Türklerin yaşadığına değinilmiştir. Ancak maden 227 12 Ekim 1831 tarihinde yapılan sayımda, ma den-i Bozkır der-livâ-i Begşehri re âyâ-yı ma denciyân başlığı altında yazılan madenciler şunlardır: Papas Kilyos veled-i Andon (canib-i Isparta), Minhail veled-i Nikola (madenci ustabaşı), Anastas veled-i Yani, Yorgi veled-i Yani (madenci), oğlu Yani, diğer oğlu Apostol, Todori veled-i Paldeli (madenci), oğlu Sava, Polhud veled-i Eksenbe (madenci), oğlu Eksenbe, diğer oğlu Yorgi, Kelemenyus veled-i Antemus (madenci), oğlu Yorgi, Totori veled-i Totos (madenci), Kiryako veled-i Kostanti (madenci), karındaşı Yorgi, Avril veled-i Kiryako (madenci), Karındaşı Kostantin, Dimitri veled-i Anastas (madenci), oğlu Emanet, diğer oğlu Todori, Yorgi veled-i Murad (madenci), karındaşı oğlu Dimitri, karındaşı oğlu Nikola, Yorgi veled-i Emanet (madenci), Nikola veled-i Yani (madenci), karındaşı Evide, diğer karındaşı Penayut, Todori veled-i Emanet (madenci), oğlu Aknat, diğer oğlu Yorgi, diğer oğlu Emanet, Hıristo veled-i Rumanis (madenci), karındaşı Nikola (tüccar), oğlu Tomanus, Esper veled-i Emanet (madenci), oğlu Yorgi, Esper veled-i Dimitri (madenci), İstavri veled-i Yani (tüccar, evsat), karındaşı Matol (tüccar, evsat), Lundi veled-i İlya (pabuşçu, edna), oğlu Anastas (üç yaşında), kasab Penayut veled-i Yani, oğlu Yani, karındaşı Kuzma (madenci), Gümüşhaneli Pandebi veled-i Yani, Yorgi veled-i Dimitri (evsat), Pomi veled-i Burdan (çömlekçi, edna), Todori veled-i Pomi (Sabî), Nikola veled-i Pomi (Sabî), Bürdan veled-i Orham (çömlekçi, evsat), oğlu Andon (Sabî) (BOA, NFS.d 3278: 30-31). Aynı tarihte tüccar ve misafir olarak Bozkır madenine gelenler ise; Kayserili Anaştaş veled-i Usef (evsat), karındaşı Küdepe (evsat), uşağı Anaştaş, Silleli Anaştaş veled-i İlya (evsat), Kayserili Usef veled-i Burdan (evsat), karındaşı Murad (evsat), Kayseriyeli Usef veled-i Kiryakov (evsat), karındaşı Pedos (evsat), Silleli Sava veled-i Bolat (edna), Çalîli Melkun veled-i Vadtat (evsat), Konyalı Tanel veled-i Tanel (evsat), Kayseriyeli Acı veled-i İskender (Evsat), Konyalı Sahk veled-i Hanas (edna), Silleli Lundi veled-i Burgali (evsat), Silleli Burdan veled-i Kostanti (edna), Arabgirli Estefan veled-i Ernin (evsat), Konyalı Andon veled-i Musa (evsat), Konyalı Yefus veled-i Kîrof (edna), Konyalı Estefan veled-i Arakis (evsat), Silleli Yorgi (evsat), Konyalı Agob veled-i Kîvjek (edna), Konyalı Agob veled-i Andon (evsat), Karamanlı Artin veled-i Bağrsar (evsat), Pedos veled-i Agob (evsat), oğlu Estefan (edna) (BOA, NFS.d 3278: 33).

83 açıldıktan sonra gerek Gümüşhane den gerekse diğer madenlerden gelen gayrimüslim madenciler Siristat a gelerek yerleşmiş. Madencilerin yanında madencilerin çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması noktasında cazip bir merkez haline gelen kasabaya tüccarlar da gelmiştir. Millet-i Hıristiyan tabi kasaba-i Siristat denilerek 16 Mayıs 1836 tarihinde, kasabaya ticaret için gelenler ve diğerleri kaydedilmiştir 228. Madende çalışanlar yalnızca gayrimüslim madenciler değildi. Madene bağlı kazalardan madenlerde çalışan kişiler olduğu gibi Siristat kasabasında ikamet eden kişiler de madende çalışmıştır 229. Taife-i madenciyan tabi kasaba-i Siristat haraçgüzar değül şeklindeki başlık altında, 16 Mayıs 1836 tarihli sayımda; Yorgi veled-i Amente ser-usta taife-i madenci 42 yaşında, oğlu Emanet 2, Yorgi v. Yani 35, oğlu Yani 3, Yani v. Amenet 28, kardeşi Penayut v. Amenet 22, Acı Esper v. Amenet 45, oğlu Yani 7, Estedül v. Yani 40, Karalam v. Yani 30, Todori v. Amenet 70, oğlu A tad 25, diğer oğlu Amenet 8, Nikola v. Romani 50, oğlu Romani 8, Acı Yorgi v. Kiraki 55, Kiraki v. Kostanti 18, kardeşi Yorgi 9, Kavril v. Kiraki 32, Dimitri v. Todori 50, oğlu Amenet 11, diğer oğlu Pavli 8, diğer oğlu Todori 4, Yorgi v. Yani 56, oğlu Yani 22, Acı Penaylu v. Yani 45, kardeşi Anastas v. Yani 40, oğlu Esterani 8, Balhorate v. Eksenet 4, oğlu eksenet 14, diğer oğlu Meyne 8, diğer oğlu Anastas 4, Totos v. Todori 35, Todori v. Petvili 65, oğlu Sava 18, diğer oğlu Yani 4, Mehaş v. Nikola 45, oğlu Nikola 1, Kassab Penayut v. Yani 50, oğlu Yani 11, diğer oğlu Kostanti 2, Dekelmeyaz v. Akunaki 50, oğlu Yorgi 9, Hırsanti v. Romani 55, oğlu Penayut 7 yaşında olmak üzere 28 kebir ve 17 sağir 45 kişi kaydedilmiştir 230 (BOA, NFS.d 3316: 11-12). 228 Bunların isimleri ve yaşları şöyleydi: Acı Anastas kahya-i evvel 25, Dimitri v. Acı Elya 19, Sakızlı tüccar Yorgi v. Dimitri kahya-i sani Hristiyan 36, oğlu Dimitri 3, Kıbrıslı Livzi v. Mehaş 40, çömlekçi Burdet v. Avrahim 65, oğlu Andon 11, çölmekçioğlu Todori v. Burden 16 (BOA, NFS.d 3316: 10), kardeşi Nikola v. Burden 10, tüccar Estori v. Atdun 25, rençber Yasef v. Romani 36, oğlu Dimitri 5, diğer oğlu Avrahim 2 yaşındadır (BOA, NFS.d 3316: 11). Bu şekilde 13 kişi kaydedilirken bunların 5 inin sabi olduğu ifade edilmiştir. 229 1840 yılında Siristat kasabasında ameleci olarak kaydedilen kişiler ve yaşları şu şekilde tespit edilmiştir. Ali v. Mustafa 34, Abdülkerim v. Mahmut 57, Hasan v. Abdullah 30, Veli v. Koca Mahmud 57, Abdülkadir v. Mehmet 23 ve Veli v. Mehmet 19 (BOA, NFS.d 3319: 4-5; BOA, NFS.d 3320: 3). Aynı tarihte işçi olarak 37 yaşındaki Ali v. Mehmet kayıtlıdır (BOA, NFS.d 3319: 5). 230 1838 yılındaki veriler için bu bölümdeki cizye başlığına bkz.

84 3.2. Bozkır Madeni Emanetinin Yönetimi Merkezden kendisine bir miktar sermaye verilerek maden bölgesine gönderilen maden emini, Bozkır madeni bölgesinde; madene ait kömür, kütük, cevher çıkarılması, işlenmesi ve nakli gibi konularda sorumluydu. Madene ait çeşitli görevler yapılırken maden eminine hiç kimsenin müdahale etmemesi gerekirdi. Bu anlamda vali ve sancak beylerine madenin serbestiyet düzeni ile ilgili çeşitli emirler yazıldığı gibi (BOA; MEDAD 9: 171-1; 177-1) maden bölgesinde ortaya çıkan sorunların çözümünde validen maden bölgesine yardım etmesi de istenebilirdi (BOA, MEDAD 8: 606-1). Özellikle eşkıyalığın önlenmesi konusunda maden eminlerinin yetersiz kaldığı durumlarda ise valiye emirler yazılırdı 231 (BOA, MEDAD 8: 611-2). Bu anlamda çeşitli görev ve sorumlulukları bulunan maden emini, önemli yetkilerle de donatılmıştır. Bozkır madeni emininin bi l-istiklal 232 olarak hareket etmesi, Madenciler ve maden emanetinde bulunan halkın hakları nasıl savunuluyor? sorusunu akla getirmektedir. Fakat unutulmaması gereken nokta özerk bir yapı olan maden emanetinde maden emininin sınırsız bir gücü yoktu. Onu denetleyen görevliler de vardı. Madenle ilgili olarak kâtip, adli olarak da kadılar bu görevi yapardı. Maden emininin elindeki yetkileri kötüye kullanması halinde halkın durumu, kadı tarafından merkeze bildirilirdi. Kadıların 233 maden eminleri tarafında yer aldığı durumlarda ise, halk şikayet ettiği konuyu doğrudan merkeze yazarak sorunun çözümünü talep edebilirdi. Merkeze ulaşan şikayetler üzerine ise bir mübaşir görevlendirilerek mevcut şikayetler yerinde araştırılarak çözüm yolları aranırdı 234. Gönderilen 231 Karaman valisine maden bölgesinde çıkan eşkıyalığın engellenmesi ile ilgili gönderilen diğer emirler için bkz. BOA, C.DRB 2605; BOA, C.DRB 2890. Bu emirler Bozkır madeni eminine de gönderilmiştir. Yine kurşunun madenden Alanya İskelesi ne taşınması konusunda da valiye emirler verilmiştir (BOA, C.DRB 2416). 232 Yörük taifesinden bazı kişilerin Seydişehir, Kırili ve Göçü kazası köyleri ahalilerine zulüm yaptığı ifade edilince, bu bölgelerin istiklal üzere maden emini denetiminde olduğu hatırlatılarak bunların maden bölgesinden çıkarılması Karaman valisi, maden emini ve kazaların kadılarına 30 Haziran 1793 te emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 202-2). 233 Madene bağlı kazaların kadıları da maden emininin zulmünden dolayı arz yazmışlardır (BOA, D.BŞM.DRB 14/97). 234 Seydişehir kazası ahalileri divan-ı hümayuna arzuhal idüb seksen aded balta hesabıyla madene bağlanan kaza, esbak maden emini vaktinde beher balta otuz altışar kuruş kömür akçesi virilüb kaza-i mezburun meblağın edasına aczleri varken maden emini olan Mehmed Fazlullah tüfenkçibaşısı ile ittifaken beher baltaya yüzonyedişer kuruş tevzi ve bundan maada çakıl, kürek, cevher nakli ve menzil

mübaşirin konuyu araştırması ve merkeze bilgi vermesine bakılarak bu şekilde gönderilen mübaşirlerin bir nevi müfettiş olduklarını söylemek mümkündür. Yapılan araştırmalar neticesinde fitne yaptığı ortaya çıkan maden eminleri görevden alınarak sürgün cezasına çarptırılırdı 235. Bununla birlikte çeşitli yolsuzluklara karıştığı tespit edilen maden eminleri de cezalandırılmıştır. Rüşvet aldığı gerekçesiyle azledilen Bozkır madeni emini Hacı Ali Ağa nın yeni maden emini Hacı Hüseyin Ağa ile hesaplaştıktan sonra bir mahalle sürgün edilmesi için hatt-ı hümayun olduğundan çavuş mübaşeretiyle Bolu ya nefy olunması konusunda divandan emr-i ali verilmiştir (Kavaklı, 2005: 346). Maden eminlerinin bölgesinde geniş yetkileri vardı ancak olumsuzluklar ortaya çıktığında ve cezai bir müeyyide uygulanması gerektiğinde maden emini hakkında gerekli işlemler başlatılırdı. 21 Ağustos 1816 tarihinde, maden ustaları ile kaza ahalisi, Bozkır madeni emini İshak Ağa nın yanındaki kişilerle birlikte kendi bildikleri gibi salyane tevzi eylediği ve kaza hakiminin de bunlara uyduğu yönünde şikayetlerinden dolayı başka bir kişinin maden emini olarak atanmasını talep etmişlerdir. Bu şikayetlerin yerinde incelenmesi ve tarafların dinlenmesi gerektiğinden dolayı bu durumun Karaman valisine yazılmasına karar verilmiştir. Ancak Şeyh Mehmet in sürgün cezası ile ilgili emrin de gönderildiği hatırlatılmıştır (BOA, C.DRB 1581). Madenciler ve maden ahalisi kendilerine verilen muafiyeti yapılan herhangi bir uygunsuzluk durumunda kullanmışlardır. Bu durum genel olarak serbestiyet kelimesi ile ifade edilmiştir. Bozkır madeninde uygulanan serbestiyet usulü sayesinde maden emini maden bölgesinde görevlerini sürdürmüş ve hiçbir idareci ona karışamamıştır. Ancak ortaya çıkacak olumsuzluklarda kadı devreye girmiştir. Bu anlamda düşünüldüğü zaman müstakil bir birim özelliği kazanan Bozkır madeni emaneti; idarî, malî ve hukukî açıdan çevre yerleşmelerden farklılıklar arz akçesi ve mübaşiriyye vs. gün be gün mezalim ve tadiyat ibtidar ile senede üç defa balta akçesi denerek cebren ve fehren hal ve kayda tahsil eylediğinde kaza ahalisi diyar-ı ahara gidip perakende ve perişan olduklarından bahsle hallerine merhamet olunmasını istemişlerdi. Mübaşire bu durumu araştırması ve durum hakkında bilgi vermesi, kadının da ona yardım etmesi emredilmiştir. 21 Haziran 1784 tarihinde verilen emirde, mübaşirden teftiş ve tefehhus edip hakikati hali bildirmesi istenmiştir (BOA, MEDAD 8: 677-2). 235 Mübâşiri ta yîn olunmak üzre çâvuşbaşı ağaya virilen 9 Kasım 1828 tarihli emir şöyledir: Keşan nâ ibine, Bozkır Ma deni emâneti Bozkır kazâsına tâbi Hoca karyesi ahâlisinden Hacı Abdullah nâm kimesneye ihâle olunmış ise de îkâz-ı fitneden hâlî olmadığından azl olunmuş ve Der-sa âdet'e gelüb emânet-i mezkûrun tahsîli dâ iyyesinde olmakla li-ecli't-te dîb kavâs mübâşeretiyle Keşan'a nefy olunmak bâbında dîvândan emr-i âlî (Kavaklı, 2005: 242). 85

86 etmekteydi. İdari ve hukuki açıdan maden emini ber vech-i istiklâliyet e sahip idi. Madenciler ve madene bağlı kaza ahalileri arasında olacak davaların maden emini marifetiyle mahkemede görüleceği ve ehl-i örf taifesinin her ne sebeple olursa olsun karışmamaları gerektiği Karaman valisine bildirilmiştir (BOA, MEDAD 8: 638-2). 21 Ekim 1787 tarihinde Madene bağlı olan kazalara vechen mine l-vücûh zulm ve te addiye cevâz virmeyüb sâ irlerin mezâliminden dahi himâyet ve sıyânet itmek merbût olan kazaların fi l-asl câri olan şurût-ı serbestiyetleri yine kemâkân mer î olub ma den emininden ma adâ vülât ve hükkâm ve mirmirân ve zâbitân taraflarından kazahâ-i merkûmeye bir vecihle müdâhale olunmamak şerâyit-i derc ve tastîr olunarak Bozkır, Belviran ve Seydişehir kazaları bu şartlarla madene bağlanmıştır (BOA, C.DRB 967). Malî açıdan ise madene sermaye akçesi gönderilmesi hatırlanırsa diğer yerleşim yerlerinden farkı daha iyi anlaşılabilir. Serbestiyet denilince Bozkır madeni emanetine bağlı kazaların idari, adli ve malî açılardan diğer bölgelerden bağımsız olması anlaşılmalıdır. Maden bölgesindeki tüm sorumluluk tamamen maden eminine ait olup maden bölgesindeki halkın işleri maden emini tarafından yerine getirilirdi. Serbestiyet, madene, madencilere ve madene bağlı kaza ahalilerine kimsenin karışmaması demekti. ehl-i örf tâ ifesi taraflarından ihzâr teklifi vesâ ir bahâne ile cevr ve te addî ve rencîde olunmayub serbestiyetlerine ale l-istimrâr ri âyet (BOA, MEDAD 8: 620-1) denilerek ehl-i örf tarafından mahkemeye çağırma gibi haksızlıkların yapılmaması konusunda ilgililer ikaz edilerek serbestiyetin sürekliliği hatırlatılmıştır. Mefrûzı l-kalem ve maktû ı l-kıdem min külli l-vücûh serbest olub vüzerâ ve mirmirân ve müteselim ve voyvoda vesâ ir ehl-i örf tâ ifesi taraflarından vechen mine l-vücûh müdâhale ve mümâna at olunmayub serbestiyet üzere tarafından i mâl ve idâre olunmak fermanım olmağın denilerek maden eminine 2 Şubat 1777 tarihinde emir gönderilmiştir (BOA, MEDAD 1: 756-2). Karaman valisine de bu serbestiyet kaideleri hatırlatılarak ehl-i örf taifesinin madencilere ve maden ahalisine karışmamaları, eminin şikayetinin geçerli olduğu da hatırlatılarak 236, maden eminine yardım edilmesi emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 173-3). 236 Ümenânın şükr ve şikâyeti müsmer ve mü esser olmağla bundan böyle hilâf-ı rızâ-yı hümâyûn hareket-i birle ma denciyânın ve ma denlere bağlu kazâlar ahâlisine ta arruz ile beytü lmâl-i müslimînin irâd-ı cesîmesinin kesretine bâ is olmakdan ihtirâz ve ictinâb eylemek bâbında fermân-ı

87 min külli l-vücûh serbest (BOA, C.DRB 1058) yani her bakımdan serbest olan Bozkır madeni madencileri ile madene bağlı kaza ahalilerine ehl-i örf taifesi karışamıyordu. 25 Nisan 1816 tarihinde, Kadı Abdurrahman Paşa nın Konya valiliği esnasında valilere mahsus sarayın tamiri için hazeriyye hesabı üzere eyaletteki kazalara tevzi yapılmış ve Bozkır kazası hissesine 2.150 kuruş isabet etmiştir. Ancak kaza ahalileri serbestiyet üzere madene bağlı olduklarından Kadı Paşa nın dahi hisse tarh etmediğinden bahsederek affedilmelerini istemiştir. Bu durum hakkındaki görüşü sorulan darphane nazırı, madene bağlı kazaların serbest olduğu ve tekâlif-i şakkanın tamamından muaf olduklarını söylemiştir (BOA, C.ML 528). Bozkır madenine bağlı Seydişehir kazasına bağlı 23 köy ahalisi dağlarında ağaç olmadığından kömür görevi yerine kendilerinden üç taksit ile 4.000 kuruş kömür bedeliyesi alındığını ve madenin diğer işlerini de yerine getirdiklerini ancak ayanların tekalif-i örfiyye talep ettiği yönündeki şikayetleri üzerine bu kazanın madene bağlı ve serbest olduğu 28 Mart 1783 tarihinde hatırlatılmıştır (BOA, MEDAD 8: 669-2). Dolayısıyla serbestiyet, madenciler ile madene bağlı kaza ahalisinin işlerinin maden emini tarafından görülmesini ifade etmekteydi. Bozkır madeni eminine gönderilen 10 Kasım 1787 tarihli hükümde, Bozkır ve Belviran ve Seydişehri kazaları merbût ve mülhak olmağla kemâfi s-sâbık kazâhâi mezkûr ma den-i mezkûre merbût olmağın sen ki ma den emini mûmâ ileyhsin kazâhâ-i selâse-i merkûme ahâlilerinin zuhûr iden da vâ ve niza ları ve ahz ve habs ve te dib ve güşmâlleri ve sâ ir cüz î ve küllî umûr ve hususları ber vech-i istiklâl senin ma rifetinle ru yet olunub taraf-ı aharden müdahale ve ta arruz olunmamak ve ahali-i merkûmenin her halde himâyet ve sıyânet ve mezâlim ve ta diyâtdan hıfz ve harâset ve onlar dahi sana ita at ve inkıyâd eylemeleri (BOA, C.DRB 2636) ifadesi, davaların maden emini nezaretinde görüleceğini göstermektedir. Burada söz konusu uygulama madenciler ya da maden ahalisinden birinin davada bulunması gerekli olduğu zamanlarda mahkeme emin huzurunda ya da gözetiminde kurulmuş olmalıdır. Ancak bu davalarda kadıların da olduğu ve kararları veren kişinin o olduğu unutulmamalıdır. Davada eminin rolü, madencilik işlerinin aksamasını engellemek âlişânım sâdır olmuşdur (BOA, MEDAD 9: 173-3) denilerek maden eminlerinin şikayetlerine itibar edildiği vurgulanmıştır.

88 olduğundan davaların uzun süreli olmasını engellemek, ilgili kişiyi madencilik faaliyetlerine hemen döndürmek olduğundan davaların çözülmesine nezaret etmek olmalıdır. İkinci husus, Bozkır kazasında meydana gelecek anlaşmazlıklar; Bozkır mahkemesinde, Seydişehir kazasındaki davalar ise Seydişehir mahkemesinde maden emini ve ilgili kaza kadısının marifetiyle görülmüştür (BOA, MEDAD 8: 620-3, 625-1). Bu maden işlerinin aksamaması için alınan tedbirlerden biri olmalıdır. Zira ahaliden bir kişinin bir başka mahkemeye gitmesi nedeniyle maden işleri aksatılacağından böyle bir yola başvurulmuştur. Eminin bu davalarda yer alması ise davanın ivediliği ve önceliğine etki edebilir. 19 Mart 1827 tarihli emirde bu durum şöyle ifade edilmiştir. Bozkır kazasının zuhûr iden da vâ ve niza ları ve ahz ve habs ve te dibleri ve sâ ir cüz î ve küllî umûr ve hususları ber vech-i istiklâl Bozkır ma deni emini ma rifetiyle ru yet olunub taraf-ı aharden müdahale ve ta arruz olunmamak ve her halde himâyet ve sıyânet ve mezâlim ve ta diyâtdan hıfz ve harâset ve eminlerine ita at eylemek şartıyla Bozkır ma denine rabt ve ilhâk olunmuş (BOA, C.AS 23891). Yine madencilerin özel bir emir olmadıkça tutuklanamayacağı ma denciyanın müstakilen emr olunmadıkça ihzarı şurutundan olmadığından (BOA, C.DH 3592) şeklindeki ifade, madenin idari ve hukuki anlamdaki özerkliğini göstermektedir. Ber-vech-i istiklal, madenciler ve madene bağlı kaza ahalilerinin kendi aralarında ortaya çıkan dava ve anlaşmazlıkların çözümünün maden emini nezaretinde yapılması, işlediği suçtan dolayı cezalandırılması gerekenlerin cezasının maden emini tarafından yerine getirilmesidir. Seydişehir kazasında ayanlık iddiasında olan Çopur Kadı ve Hacı İsa adlı kişilerin Bozkır madeni emini Kadı Abdurrahman tarafından çavuş mübaşeretiyle Magosa ya nefy edilmesi 5 Eylül 1801 de emredilmiştir (BOA, C.DRB 2423). Her yıl yapılan emin atamalarında ber vech-i istiklal ve serbestiyet üzere idare hatırlatılmıştır (BOA, C.DRB 252; BOA, MEDAD 8: 675-1). Bozkır madeni emanetini sene-i merkûme mahsûben serbestiyet vechiyle zabt ve rabt ve i mâl ve idare ve bir ferdi umuruna karıştırmayub (BOA, C.DRB 1915). ber vech-i emânet zabt ve rabt ve i mâl ve idare ve bir ferdî umuruna karıştırmayub umûru ma den müdâhale ve te addîye cesâret idenler olur ise men ve def ve tenbîh

89 olmayanları ism ve resmleriyle Deraliyye me i lâma musâra at eyleyesin (BOA, C.DRB 3123) emirleri, maden eminlerine gönderilmiştir. Benzer şekilde aynı emirler hem idari anlamdaki karışıklığı önlemek için, hangi eminin atandığını gösteren emirler, madene bağlı kazaların kadı ve naiblerine de bildirilmiştir (BOA, C.DRB 2482). Eminler arasındaki hesaplaşmada halef, selefin bakaya kalan borçlarını kabul etmediği zaman, borçlar eski emin üzerinde kalmak şartıyla yeni eminin marifeti ile yerli yerinden toplanmak üzere devir teslim işlemleri yapılırdı. Maden eminleri arasında devir teslim işlemleri esnasında eski emin dahi olsa maden hizmetindeki çalışanlar üzerindeki alacakların tahsilinin de yeni emin tarafından yapılması, serbestiyet sistemine gösterilen hassasiyeti hatırlatmaktadır (Aslan, 1989: 64). Bozkır madeni emaneti için kullanılan maden-i hümâyun toprağı ifadesi yukarıda anlatılmaya çalışılan idari yapıyı yansıtan önemli bir örnektir. Bozkır a bağlı Yalıhüyük köyü ahalisi madenin kömür ve kütük ihtiyacını karşılamakla birlikte yakınlarında bulunan gölde de balık tutmaktaydı. Balık tutulması nedeniyle Beyşehir Dalyan Mukataası denilerek vergi talep edilmesi üzerine verilen cevapta, yarısının maden-i hümayun ve diğer yarısının Seydişehir toprağı olduğu 16 Nisan 1835 te belirtilmiştir (BOA, C.DRB 1276). Bu tarihte Bozkır ve Belviran kazalarının madene bağlı olduğu hatırlanırsa, madene bağlı bu kazaların bir idari yapıyı temsil ettikleri rahatlıkla söylenebilir. Burada vergi toplanması görevi maden toprağı olduğu için maden eminine aittir. Zira Bozkır madeni emanetine bağlı kazalarda vergi toplama işi, maden emini tarafından yapılmaktaydı (BOA, C.DRB 2148; 2726). Yine madene bağlanan kazaların vergileri ile (BOA, MEDAD 9: 176-1) Karaman valisine ait hazeriyyenin toplanması görevi de maden emininin göreviydi (BOA, C.DRB 2148). Madene bağlı kazalardan maden için toplanacak bedeller de maden emini tarafından toplanırdı (BOA, C.AS 42326). Maden eminleri doğrudan darphaneden atanmaktaydı ve herhangi bir mahalli yöneticinin bu konuda etkisi yoktu 237. Yine maden emini yıl sonu hesaplarında ve 237 Darphane nazırının takririyle atanan maden eminleri, darphane nazırının değişmesinden etkilenmezdi. Zira maden emini darphaneye karşı sorumluydu. 4 Mart 1779 da darphane nazırı Ahmet Latif e dergah-ı ali çavuşluğu ihsan olunduğundan yerine Mehmet in atandığı ifade edilerek Bozkır madeni emini olarak atanan kişinin bundan etkilenmeyeceği ifade edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 629-1). Fakat bu istisnai örnek dışında maden eminlerinin bütün işlerini denetleyen kişi darphane nazırıdır.

90 madenle ilgili konularda darphane nazırına karşı sorumluydu (BOA, MEDAD 8: 782-2; 642-1). 2 Mayıs 1785 te Bozkır kazasından ağnam vergisinin alınamadığı yönünde Karaman valisine yapılan şikayet üzerine valinin ben maden tarafına karışmam demesi nedeniyle, maden eminine emir yazılması sadrazam tarafından arz edilince maden emini marifetiyle adet-i ağnamın toplanarak hazineye mübaşirle ulaştırılması emredilmiştir 238 (BOA, C.ML 23783). 27 Şubat 1781 tarihinde, Bozkır madeni emini Mustafa kaimesinde, madene bağlı Belviran kazası köylerinden Bolad ve Gederet köylerinin kömür ve cevher nakli ile amele malzemesini edaya muhalefet etmeleri üzerine gerekli işlemlerin yapılması için izin istemiştir. Bu isteğe verilen cevapta, maden işlerinin aksamasına sebep olacak kişilerin cezalandırılmasının ertelenmeyeceği vurgulanmıştır (BOA, C.DH 15332). Maden işlerinin aksamaması için cezalandırma yöntemi yanında işlerin yolunda gitmesi için de çeşitli önlemler alınmıştır. Baltacı vermek yerine kömür bedeli ödeyen kazalara yapılan tevziler, balta hesabı üzere, kadı ve maden emini tarafından yapılmaktaydı (BOA, MEDAD 8: 670-2). Fakat ayanların ahaliden bu görevleri dışında tekalif-i örfiyye talep ettiği yönündeki şikayetler üzerine madene bağlı kazaların serbestiyetleri hatırlatılırdı (BOA, MEDAD 8: 669-2). Madene bağlı kaza ve köy ahalisinin davaları kadı tarafından maden emini marifetiyle mahallinde görülürdü (BOA, MEDAD 8: 672-1). Madenler ve madencilikle ilgili davalar da maden emini tarafından mahallinde görülürdü (Özkaya, 2008: 307-308). Maden bölgesinde bulunan kadı ve naiblere de maden eminine yardımcı olmaları ve bu duruma aykırı hareket yapmamaları konusunda uyarı yapılırdı (BOA, MEDAD 9: 201-1). 1 Şubat 1800 de, Beyşehir sancağı kazaları; Beyşehir, Kırili, Bozkır, Seydişehir, Kaşaklı ve Göçikebir ile Konya sancağına bağlı Belviran kazası madene bağlıydı (BOA, C.ML 2517). Bozkır madeni ne bağlanan kazalar Bozkır maden-i hümayun emanetine dahil oluyordu. Bu ifade madene bağlı kazaların idari yapısını da göstermekteydi. Bozkır madenine bağlı kaza ahalilerin bazılarının maden için gerekli yükümlülüklerini yerine getirmeden başka yerlere gitmeleri üzerine onların Hatta maden eminlerinin çeşitli sebeplerle azledilmeleri gerektiğinde durumu bir takrirle darphane nazırı bildirirdi (BOA, MEDAD 8: 680-1). 238 20 Ekim 1806 da da aynı emir gönderilmiştir (BOA, MAD.d 10086: 280-3).

91 yapacağı hizmetler de kalanlara yüklenmiştir. Madene bağlı kazalardan firar edenlerin eski yerlerine döndürülmelerini Bozkır kadısı ilamında ve maden emini tahriratında niyaz edince, madenin düzenini korumak için vatanlarını terk edenlerin bulundukları mahalde hane-i avarıza kayıt olunmamışlar ve 10 seneyi geçmemiş 239 ise hepsinin eski köylerine gönderilmeleri 19 Nisan 1793 te emredilmiştir 240 (BOA, MEDAD 9: 202-1). 6 Aralık 1797 tarihinde yine madenin düzeninin bozulacağı ve maden işlerinin aksayacağı ileri sürülerek madene bağlı kazaları terk edenlerin eski yerlerine döndürülmesi emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 219-1). Madene bağlı kaza ahalileri bir başka kazaya yerleştiği zaman maden işlerinin aksamaması için kazalarına döndürülmüştür (BOA, MEDAD 9: 219-1). Yine 1793 yılında, madenin tatiline neden olabilecek Yörük taifesinin Kırili, Göçü ve Seydişehir kazaları toprağına yerleşmesi nedeniyle bu topraklardan çıkarılması Karaman valisi ile ilgili kaza kadıları ve Bozkır madeni eminine emredilmiştir (BOA, MAD.d 23093: 59-2). Kısaca söylemek gerekirse, bir madenin serbest olması demek, maden bölgesindeki bütün vergilerin toplanması ve madene bağlı kazaların bütün işlerinin maden emini tarafından yürütülmesi demektir. Ber-vech-i istiklaliyet üzere yönetim ise, Bozkır madeninin bağımsız bir idari birim olarak yönetildiğini göstermektedir. Maden bölgesindeki madenci ve ahaliye ait bütün işlerin maden emini tarafından ya da onun nezareti altında yapılması buna kanıt olarak gösterilebilir. Maden emini maden bölgesinin idari yöneticisidir ve görevleri itibarıyla maden bölgesi özerk bir yapıya sahiptir, denilebilir. Zira diğer yöneticilerin bu yerleşim yerlerine müdahalesi, sık sık gönderilen emirlerle engellenmeye çalışılmıştır. Bozkır madenine bazı dönemlerde vezir rütbeli kişilerin atanması da bu bölgede bulunan idari yapıya devletin verdiği önemi göstermesi açısından önemlidir. Bununla birlikte maden emininin idari statüsünün yetkileri göz önüne alındığı zaman adeta bir beylerbeyi statüsünde olduğu bir araştırmacı tarafından dile getirilmiştir (Yüksel, 239 10 yıllık zaman sınırlamasının geçerli olmadığı madenler de vardı. 22 Şubat 1794 tarihinde, Bereketli madenine bağlı Çamardı kazasından başka yerlere yerleşen ahalinin geri döndürülmesi ile ilgili emirde zaman sınırına bakılmaması emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 208-1). 240 Bozkır madenine bağlı Göçikebir kazası köylerinden Bükçe, Saraycık, Hasanşeyh ve Nefâh köyleri reayaları ve maden reayaları köylerine yakın bir yerde olan Konya nahiyesinden İnce köyüne/inlice giderek altı ay kazada ve altı ay köyde durup, üzerlerine edası lazım gelen tekalifleri ödemediklerinden başka maden hizmetini de terk eylediklerinden yerlerine terk edenlerin yerlerine iskanı 7 Ekim 1793 te emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 202-d).

92 1997: XV). Fakat Bozkır madeninde bulunan maden emininin idari statüsü beylerbeyi statüsünün altındadır. Buna delil olarak beylerbeyi olan kişilerin vezir rütbeli kişiler olduğunu madene atanan kişilerin ise daha aşağı görevlere sahip bazen vezir rütbeli kişiler olmasına rağmen kişiler olması gösterilebilir. Bozkır madeni emanetindeki bahsedilen statü, redif teşkilatının kurulması ve valiliğin müşirliğe çevrilmesi ile ortadan kalkmıştır. 4 Temmuz 1834 tarihinde yürürlüğe giren Redif Nizamnâmesi ne göre redif teşkilatı 241 kurulacak yerlerin vali ve mutasarrıfları ile diğer görevlilerine durum bildirildi. Karaman valisi ve Akşehir, Aksaray, Beyşehir 242 sancakları mutasarrıfı Ali Paşa, Konya sancağı kazaları kadı ve naibleri ile voyvoda, âyân, vücûh-ı memleket ve iş erlerine de bir hüküm gönderildi (Kütükoğlu, 1982: 128). Bu nizamnameye göre sancaklardan, hâvî oldukları kazaların maden, has, vakıf, muaf olup olmadıklarına bakılmaksızın, zâbitleriyle birlikte 1.400 kişiden ibaret birer tabur teşkil edilecekti 243 (Kütükoğlu, 1982: 129). Burada önemli olan nokta ise maden bölgesi olan kazaların da aynı statüde olması ve muafiyet durumunun dikkate alınmamasıydı. Redif taburlarının bulunduğu sancaklar grup grup toplanarak bir müşirin 244 emrine verilmiştir (Kütükoğlu, 1982: 141). Yani vali ünvanı müşire çevrilmiş; müşirlere, askerî, malî ve idarî yetkiler verilmiştir (Çadırcı, 2007: 107). Artık Bozkır madeninin idari birim olarak Konya müşirine bağlı hale gelmesiyle ber vech-i istiklaliyet 245 durumu sona ermiştir. 1836 da redif askerinin yeniden faaliyete 241 Tam adı Redîf-i Asâkir-i Mansûre veya Asâkir-i Redîfe-i Mansûre olan bu ordunun kuruluş amacı, Yeniçeri Ocağı nın kaldırılmasından sonra oluşturulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adıyla oluşturulan yeni orduya destek sağlamak ve halkı uzun süre mecburi hizmette tutmadan kendi bölgelerinde eğiterek iç güvenliği sağlamaktı (Özcan, 2007: 524). 1831 tarihli nüfus sayımında Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ye Bozkır kazasından 65 kişi kayıtlı iken (BOA, NFS.d 3341: 9-14) 1835-1836 yılı nüfus verilerine göre ise, Bozkır kazasından 215 kişi redif olarak yazılmıştır (BOA, NFS.d 3342: 3-4). 242 1834 yılında, mütesellimlikle idare olunan Beyşehir sancağı ve Aksaray sancağı Karaman valisi olan Hacı Ali Paşa ya ilhak edilmiştir (Ahmed Lûtfî Efendi, 1999: 819). 243 Redif askeri olacaklar 23-32 yaşlarında bulunacaklar, askerliğe engel sakatlıkları olmayacaktı (Çadırcı, 2007: 105). 244 Konya Müşirliği; Nefs-i Konya, Akşehir, Beyşehir, İçel, Niğde ve Aksaray dan oluşturulmuş ve Karaman valisi Hacı Ali Paşa müşir olarak atanmıştır (Kütükoğlu, 1982: 142). 245 Bozkır madeni emini İzzet Bey tarafından varid olan maruzat hulasası müşirliklerin oluşturulmasından birkaç ay önce serbestiyet uygulaması ve vergilerin maden emini tarafından toplanması gibi uygulamaların devam ettiğini göstermektedir. Konya sancağından tahsil edilecek tekâlifât-ı seniyye den Belviran kazası ahalisine %5 hesabıyla icab iden hisseleri maden emini ve mahkeme tarafından tahsil edilerek liva tarafına teslim olunması ve serbestiyete aykırı olarak fazla

93 geçmesi üzerine idari düzenlerde bazı değişiklikler olmuş. Redif-i Mansure Konya Müşirliği unvanıyla; Konya, Akşehir, Beyşehir, İçel, Niğde ve Aksaray sancakları birleştirilerek Karaman valisi Hacı Ali Paşa müşir olarak atanmıştır (Çadırcı, 1997: 16). 8-17 Ocak 1838 tarihinde Redif-i Mansure-i Eyalet-i Konya Müşiri Ali Paşa ya gönderilen fermanda, Konya da redif askeri için hazırlanan kışlanın inşasına 2 yük 74.810 kuruş masraf edildiğinden, bu masrafın; 1 yük 60.500 kuruşu Konya sancağı kazalarına, 51.500 kuruşu Beyşehir sancağı kazalarına, 42.310 kuruş Akşehir sancağı kazalarına ve 20.500 kuruşunun Aksaray kazalarına isabet eylediği ifade edilerek bu şekilde tevzi defterlerine kayıt edilmesi emredilmiştir (KŞS 83: 5-1). 6 Nisan 1837 tarihinde Bozkır madeni Karaman müşiri Ali Paşa ya ihale olunmuştur (BOA, HAT 1321/51571; Tablo 3). Müşir de gönderdiği tahriratında Bozkır madeni eminliğine Ömer Bey i atadığını bildirmiştir (BOA, HAT 682/33214). Konya müşiri Hacı Ali Paşa, Konya müşirliği adı verilen idari yapının yöneticisi olmakla birlikte aynı zamanda Bozkır madeni emanetinin de yöneticisiydi 246 (Bkz. Tablo 3). Yani idari açıdan Bozkır madeni emaneti, yeni oluşturulan Konya müşirliği içine alınmıştır. 4. Bozkır Madeninde Hukukî Durum 4.1. Bozkır Madeninde Ortaya Çıkan Davalar Bozkır madeni emaneti sınırları içerisinde yaşayan halk arasında ya da madenciler arasında olan sorunlar ile bu iki grubun birbirleriyle olan anlaşmazlıkları maden emininin gözetiminde mahkemede çözülmeye çalışılmıştır. Bozkır ve Belviran kadılarına gönderilen 17 Mayıs 1778 tarihli hükümde; madene bağlı kaza ahali ve reayasının umur ve hususları ancak maden emini tarafından görülüp, serbestiyet üzere onun tarafından zabt edileceği ve maden hizmetinde oldukları için min külli l-vücuh serbest olub dava ve nizaları ancak Bozkır mahkemesinde talepte bulunulmaması konusunda emir verilmiştir. Bu olay emsal gösterilerek Bozkır madenine bağlı diğer kaza olan Bozkır kazasından ise, Beyşehir sancağından fermanla talep edilen matlubat-ı devlet-i âliyye ve tekalifi seniyyeden yüzde beş hesabıyla, hisselerini maden emini marifetiyle Beyşehir sancağına ita eyledikten sonra fazla talepte bulunulmaması konusunu içeren 27 Mayıs 1834 tarihli emir maden emini, Bozkır naibi ve liva mütesellimine gönderilmiştir (BOA, MEDAD 3: 282-1). 246 Bozkır madeni dışındaki madenlerde de benzer uygulamalar yapılmıştır. Gümüşhane madeni Mart 1838 tarihinden itibaren Trabzon Valisi Osman Paşa ya emaneten verilmiştir (BOA, İ.DH 6/262). 26 Kasım 1839 da, Bozok sancağı mütesellimi Mehmet aynı zamanda Aladağ madeni eminiydi (BOA, MAD.d 8355: 55).

94 marifet-i şer ve maden emini marifetiyle görüleceği ifade edildikten sonra diğer görevlilerin karışmaması emredilmiştir (BOA, C.ADL 76/4572). Larende voyvodası el-hâc Abdurrahman ın Belviran kazası ahalisine kaza ahalileri için 3.750 kuruş borç para verdiğini ve 181 güne dek ödeyeceklerini taahhüt etmelerine rağmen ödemediklerini Larende kadısı ilamında ifade edince, Bozkır madeninde müstahdem olduklarından maden emini marifetiyle tahsili istenmiş ve mahallinde davanın görülmesine 8-17 Şubat 1779 ta karar verilmiştir (BOA, AHK.KR.d 15: 192-4). Ehli örf taifesinin maden bölgesine karışamadığını gösteren bu örnek, davaların da maden emini tarafından görülmesi üzerinde durmaktadır. Maden emininden bir şikayet olduğu zaman ise darphaneden bir adam gönderilerek durum araştırılmıştır (BOA, DRB.d 159). 9 Kasım 1817 de Bozkır kazasına bağlı Meyre ve Ahırlı köyleri arasında cebel-i mübah anlaşmazlığı ortay çıkmış, dava mahallinde görülürken maden emini Ahmet Ağa dan da şikayet olması üzerine bütün ilamlar nazırda toplanmıştır. Maden emininden şikayet edilmesi ve azlinin istenmesinin nedeninin bu dava olduğu anlaşılınca, bu dağdan müştereken istifade edilmesi 247 ile darphaneden bir mübaşir tayini emredilmiştir (BOA, HAT 666/32434). 7 Temmuz 1777 de, Bozkır madeni emini Hacı Süleyman Ağa nın Sopran köyünden Osman ı bila-cürm/suçsuz yere hapsettiğini ve iki bin kuruş cerimeye kat 248 ve 500 kuruşluk malını aldığı ve 1000 kuruş daha vermezse hapisten salınmayacağını teyzesinin oğlu Musa Beşe bildirince durumu araştırmak için bir mübaşir gönderilmiştir. Mübaşir ve Müvellâ ya 249 ; maden eminine, bir adamdan bu kadar cerime alınır mı gereği gibi tahkik ve hapis dahi var mıdır diye sorulması ve olayın araştırılması emredilmiştir (BOA, AHK.KR.d 14: 190-3). Maden emini ile ilgili şikayet olduğu zaman kazadaki kadı tarafından değil de merkezden gönderilen görevliler tarafından ifadesi alınmaktadır. Bu durum iki açıdan önemlidir. Birincisi maden eminini kazada bulunan kadıların yargılamasının mahzurlu görülmesidir. Zira maden emini ile kadıların anlaştığı durumlarda davaların sonuçları önceden belli 247 16 Kasım 1824 tarihli hüküme göre, Bozkır kazasına bağlı Kuruçay ve Yalıhüyük köyleri arasında ortaya çıkan yaylak anlaşmazlığı, yaylağın ortak olarak kullanılması ve bu şartı bozan köyün darphaneye 10.000 kuruş nezre bağlanmasıyla çözülmüştür (BOA, DRB.d 1044). 248 İşlenen suça kesilen ceza anlamında kullanılmıştır. 249 Şerîatçe bir iş takibi için görevlendirilen memur olan müvellâ, bir kazada vaki bazı muayyen davaları o kaza hakiminin görmesine mahzur veya mani bulunduğu surette yalnız adı geçen davaları dinlemek ve sonuçlandırmak üzere tayin olunan hakimdi (Devellioğlu, 1999: 790).

95 olurdu. İkincisi ise idari olarak kazanın yöneticisi olan maden eminlerinin merkezden yapılan atama ve azil gibi işlerinin yanında ortaya çıkan davaları da merkezden gönderilen görevlilerce görülürdü. Davalar, madencilerin başka bir gelirleri olmadığı için zor durumda kalacakları düşüncesi ve devletin madenin çalışmaması sebebiyle uğrayacağı zararları engellemek için Bozkır da görülmüştür. Bu sebeplerden dolayı Bozkır da madenciler, ahali ya da başka kimselerle ortaya çıkacak olan anlaşmazlıkların çözüm yeri olarak Bozkır mahkemesi gösterilmiştir. Ancak davanın şahitlerinin korku gibi nedenlerle gerçekleri Bozkır da ifade etmekten çekinmeleri gibi nedenlerden dolayı bazı davalar İstanbul da da görülebilmekteydi. 1779 yılında maden bölgesinde meydana gelen olayda, babası Ali nin Sopran köyünden maden hademeleri ile adamları tarafından öldürüldüğünü belirten Seyyid Ahmet davanın mahallinde görülmesini, dava burada görülmezse İstanbul da davanın görülmesini talep etmiştir (BOA, AHK.KR.d 16: 136-3). Bu olayla ilgili şahit istenmesine rağmen kimse şahit olmak istememiş ancak bu katli gerçekleştirenler İstanbul a götürülürse şahitlik yaparız diyenlerin çıkması üzerine dava İstanbul a taşınmıştır (BOA, AHK.KR.d 16: 174-2). Bozkır kazasında görülen davalar arasında, maden bölgesinde ikamet eden bir kişiden alacağı olan maden emaneti dışında yaşayan kişilere ait davalar da vardı. 1779 yılında, İstanbul da oturan Mehmet, kardeşi Mustafa nın Bozkır madenine bağlı Belviran kazası sakinlerinden 550 kuruş alacağı olduğunu belirtince maden eminine, davanın mahallinde görülmesi emri verilmiştir (BOA, AHK.KR.d 16: 60-1). Başka yerlerin ahalisi iken Bozkır a çeşitli nedenlerle gelen kişilerin davaları da emin tarafından görülmüştür. 1785 yılında, İstanbul da sarraflık yapan Ermeni taifesinden Evaniş zimmi Alanya sancağı halkından olan Ali Bey den alacağını talep etmiştir. Bu dönemde Ali Bey, Bozkır daki Yenice Bazar isimli yaylakta olduğundan maden emini ve naibe davanın görülmesi emri verilmiştir (BOA, AHK.KR.d 19: 63-1). Bozkır madeni emaneti dışındaki kişilere ait davalar da çeşitli nedenlerle Bozkır da görülmüştür. 10-18 Kasım 1789 da, Alanya sancağına bağlı Akseki kazası ahalisinden Osman ın, liva müteselliminin kardeşi Mustafa nın, hanesini basıp eşyalarını aldığını ve kardeşinin mütesellim olması nedeniyle mukavemet mümkün

96 olmadığından Mustafa nın Bozkır a götürülmesi talebi kabul edilmiştir. Maden eminine davanın Bozkır da görülmesi emredilmiştir (BOA, SKT.d 196: 173). Maden eminleri davaların görülmesine nezaret ettiği gibi bizzat davanın sonucunu da uygulamaktadır. 20-29 Aralık 1788 de Seydişehir kazası Taraşçı köyünden Hüseyin in isimleri belli kişilerden 400 kuruş alacağının tahsil edilmesini talep etmesi üzerine, emine davanın mahallinde görülerek bu kişilerden o miktar paranın alınıp ahkâk-ı hak olunması emredilmiştir (BOA, SKT.d 195: 65). Yani belirtilen miktar paranın borçlulardan alınarak alacaklı olan şahsa verilmesi ve bu işin hukuka uygun olarak yapılması maden emininin göreviydi. Seydişehir kazası, Bozkır madenine bağlandığında kazada ortaya çıkacak davalar Seydişehir mahkemesinde görülecekti (BOA, MEDAD 8: 625-1). Seydişehir kazasından Mehmet ve eşi Emine Divan-ı Hümayun a arz gönderip, Fatma benim hanemi bastı! diye dava edip iddiasını ispat edememiş ve davadan men edilerek eline hüccet verilmesine rağmen Fatma nın hâlâ müdahale sevdasında olduğunu ifade ederek bunun için bir emir talep etmeleri üzerine, kazanın madene bağlı olduğu ve davaların Seydişehir mahkemesinde görüleceği şeklinde bir cevap verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 626-1). Madene bağlı kazaların serbestiyeti hatırlatılarak bu davanın sonuçlandırılması için maden eminine 13 Mayıs 1779 tarihinde emir verilmiştir. Davaların mahallinde görülmesi emri yerine getirilmediği zaman maden eminleri görevden alınmaktaydı. 6-15 Haziran 1817 de Bozkır şeyhi Abdülhalim in kızı Saliha, maden emini İshak ın 1813 te hanesinde olan 40.000 kuruşluk eşyasını ve 12 devesini aldığını ancak mahallinde dava olunmadığını belirtince, 1816 yılında mahallinde görülmesi için emir verilmesine rağmen maden emini bu emri yerine getirmediğinden azledilmiştir. Madene emininin azlinden sonra naibe alınan malların geri verilmesi için emir verilmiştir (BOA, AHK.KR.d 29: 33-1). 4.2. Madencilerin Muafiyetleri Bozkır madeninde çalışan madenciler muafiyet sistemi içerisinde değerlendirilmiştir. Bu sistem, madencilerin bazı vergilerden muaf olması anlamına gelirken, madencilerin etnik kökenine ya da dini inancına göre farklılık arz etmiyordu. Buradaki tek istisna durum, gayri Müslim madencilerin cizye vergisi

97 ödemesiydi. Ancak madencilerin cizye ödemede de normal reayaya göre aşağıda değinileceği üzere bazı farklılıkları vardı. Normal reayadan ayırt edilerek çeşitli muafiyetler verilen madenciler, Müslim ya da gayri Müslim olsun aynı vazife ve mükellefiyetler ile aynı hak ve muafiyetlere sahipti (Çağatay, 1942a: 56-57). Osmanlı devletinde vergilerden muaf olma konusunda üç kademe vardı. Devlet, önce avarızdan, sonra raiyyet rüsûmundan ve en son şerî vergilerden muâfiyet bağışlardı. Cizye ve aşar gibi şerî vergilerden muafiyet fevkalade hallerde nadiren yapılırdı. Sipahi hakkı sayılan ve timara tahsis edilen raiyyet rüsûmundan muafiyete genelde fiili askeri bir hizmet yüklenen reaya mazhar olabilirdi. En basit muafiyet şekli avarız-ı divaniyyeden muafiyetti. Rüsûm-i raiyyetten muaf olanlar, avarızdan da muaf olurlardı. Şeri vergilerden muaf olanlar rüsûmu raiyyetten ve avarızdan muaf tutulurlardı. Bütün bu muafiyetler ancak din ve devlet için bir takım hizmetler karşılığı bağışlanmış sayılırdı (İnalcık, 1996: 52). Madencilik sektöründe çalışanlar, normal reayanın yerine getirmekle yükümlü olduğu avarız-ı divaniyye, nüzul, sürsat, imdad-ı hazeriyye, imdad-ı seferiyye, nal, kaftan baha, kan, zahire baha, divan taamiyesi, bayrak harcı gibi tekalif-i örfiyye ve tekalif-i şakka adı verilen vergileri ödemekten muaf tutulmuşlardır 250 (Çağatay, 1942a: 57-58; Çağatay, 1943: 279; Altunbay, 1998: 34). Fakat maden kapatıldığı zaman madenciler normal reaya statüsüne dönmüş ve bu vergileri ödemek zorunda kalmıştır. Bu genel kural Bozkır madeninin ilk kapanışında da uygulanmıştır. 16 Ekim 1779 tarihinde, Bozkır madeni ustabaşı olan ve Gümüşhane ye bağlı Holusane köyünden Gavmiye nin talebi üzerine Bozkır madeni emini muafiyet ile ilgili bir emir istemiştir. Selanik yakınlarındaki Sidrekapsi madeni reayaları serbest olmaları kanunu kadim olmağla, Selanik sancağı mutasarrıflarına ve Rumeli valilerine tertip olunan hazeriyyeden, imdad-ı seferiyye tahsili ferman olunduğu senelerde seferiyyeden, mübayaa zahiresinden ta dil ve tesviye vechiyle üzerlerine icab iden 250 Maden işlerine bakanlar sefere gitmekten de muaf tutulmuşlardır (Çağatay, 1942a: 58). Gümüşhacıköy madeninde devriye, kudûmiyye, saray tamiri ve sancak mesarifi denilerek bir akçe alınmaması konusunda mütesellimler uyarılmıştır. Yine Küre-i Nühas madeninde çeşitli hizmetleri yapan reaya hizmetleri karşılığında avarız-ı divaniyyeden muaf olduklarından başka saray fermanı, nal, kaftan, kan, zahire baha, divan taamiyesi, bayrak harcı ve bunun emsali tekalif-i örfiyye ve şakka adı verilen vergileri ödemekten muaf tutulmuşlardır (Çağatay, 1942a: 57). 1744 tarihli bu belge için bkz. Çağatay, 1942b: 279-283.

98 hisselerinden başka vilayet harcı, sancak mutasarrıfları için kudûmiyye, kaftan baha, zahire, arpa, saman, hatab, mefruşat bahaları ve tekalif-i saire-i örfiyye ve şakka 251 talebiyle rencide olunmayıp, bütün işleri nazır tarafından görülmüştür (BOA, MEDAD 8: 630-d2). Bu durum emsal alınarak Bozkır madeninde uygulanmaya başlanmıştır. Bu ustabaşının talebi madencilerin muafiyetleri hakkında önemli bilgiler vermektedir. Müslüman madenciler raiyyet resmi ödemekten muaf iken gayrimüslim madenciler genelde ispence vergisinden muaf tutulmuşlar, altı 252 ya da 12 akçelik ispence ödemişlerdir (İnalcık, 1996: 61). Madencilerin bahsedilen vergilerden muaf olmalarına rağmen madene civar olan yerlerin ehl-i örf taifesi, çeşitli vergiler talep edebilmiştir. Mart 1789 da Bozkır madenine bağlı Afşar köyü maden hademeleri, 1762-1763 te Karaman valisi Çelik Mehmet Paşa nın çeşitli adlarla 800 kuruş almışken oğlu İbrahim in de böyle yaptığını belirtince maden emini ve naibe fukaranın korunması emri verilmiştir (BOA, SKT.d 194: 54). Madenciler tarafından işlenen suçlara ise gerekli cezalar, madendeki üretimin devam etmesi için maden emini tarafından verilmiştir. Herhangi bir nedenden dolayı maden eminine karşı gelen madencilerin kalebent cezası gibi ağır bir cezaya çarptırılmaları madene ve maden emininin yetkisinin korunmasına verilen önemi göstermektedir (Tızlak, 1997a: 190). İş kaybına yol açmamak için madenciler madeni izinsiz olarak asla terk edemezlerdi. Diğer yandan bu insanlar yol onarımı, devlet binası yapımı gibi zorunlu vergi tahsilatının bir parçası olan işlerden de muaf tutulurdu (Murphey, 1986: 976). Maden işlerine bakanlar sefere gitmekten de muaf tutulmaktaydı (Çağatay, 1942a: 58). Bunda temel amaç madenin boş kalmaması olmalıdır. Zira madencilere böyle görevler verilirse madenin işletilmesi mümkün olmayacağından, hem devlet önemli bir gelir ile birlikte stratejik bir madenden mahrum kalacak hem de madencilikten 251 Abdurrahman Vefik in Tekalif-i Kavaidiye adlı eserinde tekâlif-i divaniyye ile tekâlif-i örfiyyeyi birbirine karıştırdığını ifade eden Özkaya, vergileri şöyle sınıflandırmıştır. Tekâlif-i divâniyye veya avarız-ı divâniyye; avarız, nüzul, kürekçi akçesi ve sürsattan ibarettir. Bu vergiler emlak sahibi kişilerden hane olarak alınan ve erkek sayısına göre taksimi yapılan bir vergi şeklidir. Tekâlif-i şakka ise; kaftan baha, selamiye, na l baha, bayrak akçesi, devriye, konak ve göçek akçesi, tavuk baha gibi adlarla toplanmaktaydı (Özkaya, 1994: 47-48). 252 Silistre de Izgorgrad köyünde madenci Hıristiyanlar için şu kayıt yapılmıştır: Bundan aşağı yazılanlar altışar akça ispence ve altışar akça harac verüb gece-gündüz ma dende hizmet ederler, eküb biçmezler, kuyucular ve madencilerdir (İnalcık, 1996: 62).

99 başka gelirleri olmayan kişiler zor durumda kalarak maddi açıdan temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacaktı. Bu muafiyet yanında maden bölgelerinin zarara uğramasını engellemek amacıyla çeşitli önlemler de alınmıştır. Osmanlı yasaklarına göre, maden ocağı işletilen yere kervan ve yolcu kafileleri uğrayamaz, silahlı kimseler gelemezdi (Kırzıoğlu, 1991: 72). Madencilerin davaları Bozkır mahkemesinde maden emini marifetiyle görülmüştür (BOA, MEDAD 1: 754-2). Madenciler, her türlü dava 253 ve anlaşmazlıklarda maden eminine müracaat ederdi. Madencilerin cezalandırılması, tutuklanması 254 gibi konular da emin tarafından yapılırdı (BOA, MEDAD 1: 754-2). Madencilerin kendi aralarında veya başkaları ile olan davalarını maden emini hâl ve fasl ederdi (Çağatay, 1942a: 41). Bozkır madenine civar olan Aladağ, Alanya ve Seydişehir kazalarının yaylaklarına emin tarafından madenciler tayin olunduğundan sancak mutasarrıfları, mirmiran, mütesellim ve voyvodaların müdahale etmemesi gerekirdi. Zira bu madenciler sadece eminin idaresinde olup serbestiyet üzere idare edilmekteydi (BOA, MEDAD 1: 756-2). Madenciler iyi hizmet ederse ödüllendirilirdi. Nitekim Sidrekapsi madeninde faydaları görülen madencilerin cizye hariç diğer vergilerden muaf olması ya da amelenin başına ustabaşı olması yönünde arz yazılmıştır (BOA, C.DRB 206). Madenlerde çeşitli kazaların olması da kaçınılmazdı. Madende meydana gelecek çeşitli kazalarda zarar gören madencilerin zararları tazmin edilmeye çalışılırdı. 13 Nisan 1849 da Gümüşhane madenlerinde lağımcı ustası iken üzerine lağım yıkılması sonucu sağ ayağı kırılan Yorgi adlı zimmiye hayatta olduğu sürece verilmek üzere maden emini gelirlerinden aylık 60 kuruş maaş bağlanmıştır (BOA, DRB.d 1040). Madendeki üretimin devam etmesi için bazı uygunsuz hareketler affedilebilmiştir. Bozkır madeni ustabaşı olan Penayut kömür ve kütük temini işini üzerine almakla birlikte cevher mağaralarını da madenden anlamayan kişilere vermiştir (BOA, C.DRB 560). Önceki emin Abdülhalim buna müsaade etmesine 253 Madenciler ve maden ahalisinin dava, niza, ahz ü habs, tedib ve guşmalleri vs. cüzi ve külli umur ve hususları ber vech-i istiklal maden emini marifeti ve marifeti şerle görülüp vali, kadı vs. madenci ve ahaliyi ihzar ve başka bahane ile taciz etmesi azam-ı mevad-ı miriyeden olan madenin lazimesine halel getireceği için cevaz verilmeyeceği belirtilmiştir (BOA, MEDAD 9: 173-3; BOA, MEDAD 8: 644-2). 254 Madenciler müstakil bir emir olmadıkça tutuklanamazdı (BOA, C.DH 3592).

100 rağmen, Seyyid Ali ise buna izin vermemiş ve germiyyet üzere imâl konusunda ustabaşını uyarmıştır. Maden emini Seyyid Ali nin tazyiki üzerine ustabaşı, kardeşi ile birkaç madenciyi, maden eminini şikayet etmek için İstanbul a göndermiştir (BOA, C.DRB 571). Bozkır madeninde ustabaşı olan Penayut, kardeşi Yani ile madenci Harlâm, kalcı Yuseb ve kalcı Yorgi maden eminininden şikayetçi olmuşlardır. Bu olay üzerine görevden uzaklaştırılan Penayut a diğerleriyle birlikte küreğe konma cezası verilmiştir (BOA, C.DRB 782). Fakat 4 Ekim 1800 de, cevher imali için kalcı ve madenci amelesine ihtiyaç olduğundan, Bozkır madenine iade olunmaları için maden emininin talebi üzerine darphane ifrazcıbaşı Simon ustanın kefaletiyle, bu hareketler affedilecek türden olmamasına rağmen ismi geçen madenciler serbest bırakılmışlardır (BOA, C.DRB 782). Yukarıda değinildiği üzere suç işleyen madencilere ceza verilmesi ile ilgili örnekler de vardır. Bozkır madeninde madenci sayısının azlığı nedeniyle maden emininin bunların affedilmesi yönündeki isteği böyle istisnai bir örnek ortaya çıkarmıştır. Zira herhangi bir nedenle madenin çalışmasını engelleyen kaza ahalisi kalebent cezası gibi ağır cezalar ile cezalandırılmıştır 255. Keban, Ergani, Gümüşhane ve Bozkır madenlerinde çalışan madencilerin madenlere gidip geldiklerinde ve bulundukları madenlerde ayinleri ve gerekli umur, husus ve akd-i nikahları berat gereği Gümüşhane metropoliti yahut tayin eylediği vekili tarafından görülmekteydi. Üzerlerine lazım gelen mal-ı miri ve rusumat-ı muʻtâdelerinin toplanması da aynı şekilde bu görevliler tarafından yapılmaktaydı. 28 Ocak 1791 tarihinde, madencilerin bulunduğu mahallerin metropolitlerinin müdahale 255 Edirne bostancıbaşısına ve Hasköy mütesellimine ve İnoz Kal ası dizdârına hüküm ki, Çirmen ve Dimetoka ve havâlisinde olub dergâh-ı mu allam kapûcubâşları ndan sâbık Bozkır Ma âdini emîni el-hâc Hasan dâme mecduhu mahall-i merkûmeye ma âdin emîni nasbıyla küşâdına irâde-i pâdişâhânem erzânî ma âdin-i mezkûre mağaralarında külliyetlü ve nemâlu cevherler olub peyder pey ihrâc ve emîn-i mûmâ-ileyh ma rifetiyle i mâline mübâderet kılınmak cümleye lâzime-i zimmet iken zikr olunan mağâraların bulunduğu mahallerden Elvan Deresi karyesine iki sâ at mesâfede vâki Sorgunlar karyesi ihtiyârı ve söz sâhibleri Seyyid Hâcı Mehmed ve Pehlivanoğlu Seyyid Mehmed nâm kimesneler hilâf-ı marzî ba zı gûna harekât-ı reddiyeye ibtidâr birle sâ`ir ahâlî-i kurâyı dahî tahrîk ile ma âden-i mezbûrenin adem-i i mâlini mûceb olur hâlâta ictisâr itmeleriyle merkûmlar ibretü l-gayr çavuş mübâşeretiyle İnoz Kal ası na kal abend olunmaları içün siz ki bostancıbaşı ve mütesellim-i mûmâ-ileyhümâsız size hitâben emr-i şerîfim sudûrını hâlâ darphânem-i âmirem nâzırı Yusuf dâme uluvvuhü bâ-takrîr inhâ itmekle siz ki Edirne bostancıbaşısı ve Hasköy mütesellimi mûmâ-ileyhümâsız vech-i meşrûh üzere çavuş mübâşeretiyle merkûmların li-ecli t-te`dîb kal a-i merkûmeye kal abend olunub bilâ emr-i şerîf ıtlâk ve bir takrîb firârlarından mücânebet ve vusûl ve vaz -ı kal a olunduklarını çavuş-ı merkûm ile bir an akdem Der- aliyyeme i lâm ve inhâya mübâderet olunmak bâbında fî evâ`il-i Receb sene 205/6-15 Mart 1791 (Baytimur, 2005: 127).

101 ederek ayinleri kendilerinin yapmak istediği yönünde madencilerin şikayeti üzerine, Gümüşhane metropoliti veya vekili tarafından madencilerin bu işlerine vechen mine l-vücûh müdahale olunmamasını darphane nazırı da bildirince bu yönde emir verilmiştir (BOA, AE.SSLM III 22665). Maden emanetinin özellikleri arasında madencilerin min külli l-vücuh serbestiyet üzere idareleri esas alınmıştır (KŞS 100: 190-1; Belge 2). 4.3. Madene Bağlı Kazaların Muafiyeti Ergani madeninde, 1772 yılında madencilikle doğrudan uğraşan kişiler tekalif-i örfiyyenin tamamından muaf iken, madene bağlı yerlerde bulunan ahali sadece avarız ve nüzul bedelinden muaftı. Yani madene bağlı kazalar madenlere sermaye teşkil etmek maksadı ile alınması gerekli olan bütün miri salyane mallarından -avarız ve nüzul bedelleri hariç- hisselerine düşeni ödemek zorundaydılar. Bir başka deyişle madene bağlı kaza ahalileri madenciler gibi bütün örfi vergilerden muaf değildi (Tızlak, 1997a: 190). Avarız konusunda Bozkır madeninde ise farklı bir uygulama söz konusudur. Avarız ve tekalif olarak toplanan meblağlar Gümüşhane madeni eminine irad kaydolunurken (BOA, MAD.d 8572: 392) Bozkır madenine bağlı Bozkır ve Belviran kazası avarızları maden eminleri vasıtasıyla tahsil olunup, Karaman eyaleti avarız tahsildarına verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 643-1). 12 Ocak 1780 tarihinde, Bozkır madenine bağlanan Aladağ kazası köylerinin avarızlarının emin tarafından toplanıp Hazine-i Amire ye teslim olunacağı belirtilmiştir (BOA, İE.MDN 66). Dolayısıyla Bozkır madeninde toplanan avarızlar madene gelir olarak kaydedilmemiştir. Ancak bu vergiden muaf olduğunu belirten kişiler de ortaya çıkmaktaydı. Hz. Ebu Bekir soyundan Dedem köyünün raiyyet ve hane-i avarıza bağlı vergi alınması için kadimi reaya, emlak ve arazisi olmadığından raiyyet ve tekalif talebinin kanuna aykırı olduğunu ahali dile getirmiştir (BOA, AHK.KR.d 16: 120-2). Benzer şekilde Seyyid Harun Veli türbedarının hane-i avarıza bağlı kadimi reaya, emval ve yerleri olmadığından vergi talebinin olmaması gerektiği yönündeki isteğine davanın maden emini tarafından mahallinde görüleceği cevabı verilmiştir (BOA, AHK.KR.d 16: 41-1). Gederet ve Bolad köyleri ahalileri madene bağlı olup, köprüye bakmalarına rağmen üzerlerine düşen avarız ve emredilen vergileri ödediklerini (BOA, MAD.d

102 8575: 461-1) 28 Aralık 1800 de, hacıların geçtiği bu köprünün 256 tamirini kendi mallarından karşıladıklarını ve maden hizmetlerini de yaptıklarını belirtmişlerdir (BOA, C.NF 800). Bozkır kazasına bağlı Karacaardıç köyü ahalisinden Şeyh Bedrettin evladından olanlar şeyh evladından olduklarından 1682 tarihli emirle vergiden muaf olduklarını ve muafiyetin baltacılığı da kapsadığını iddia edince min külli l-vücuh üzere bu meselenin Bozkır da görülmesi için maden emini ve kadıya 11 Eylül 1819 tarihli emir gönderilmiştir (BOA, DRB.d 1044). Sadattan olanların durumu belgelendirmeleri halinde resm-i raiyyet taleplerinin önlenmesi ile ilgili emir de vardı (BOA, AHK.KR.d 34: 192-1). Yine Bozkır a bağlı Erdoğan köyünde bulunan Abdi Efendi isimli hayır sahibinin yaptırdığı caminin imam ve hatibi Hz. Osman soyundan gelen Seyyid Ahmet, avarıza bağlı tekalif olunacak emlak ve arazisi olmadığını belirterek vergi istenmemesini talep etmiştir (BOA, C.EV 8805). 12 Mayıs 1779 tarihinde, Bozkır kazasına bağlı Söğüt köyünde bulunan Şeyh Güldüğün zaviyesinin 14 neferle, gelip geçene yemek yedirmek şartıyla muaf ve müsellem olduğu ancak buna aykırı hareketler yapıldığını zaviyedarlar dile getirince, kanun gereği hisse ve tekalif-i şakka istenmemesi emredilmiştir (BOA, MAD.d 8522: 225-1). 1780 senesine mahsuben Bozkır ve Belviran kazalarının avarız ve nüzül tahsildarlığını deruhde iden Musa, maden emini tarafından toplanan 1.200 kuruşun kendisine ödenmeden maden emini Halil in vefat ettiğini ifade ederek bu meblağı talep etmiştir. Kaza ahalisi bunu eda eylediklerine dair ellerinde senet olduğunu ifade edince, maden emininin muhallefâtından önce maden sermayesi, sonra avarız miktarı tahsil edilecekti. 5 Ocak 1781 tarihinde verilen bu emre göre muhallefâtın kalan miktarından ise diğer alacaklıların borcu ödenecekti (BOA, MEDAD 8: 642-1). Bu örnekte dikkati çeken nokta, diğer vergilerde olduğu gibi avarızın toplanması noktasında da maden emininin görevli olmasıdır (BOA, MEDAD 8: 643-1). 17-24 Şubat 1789 da Kırili kazasında Eflatun tabir olunan pınarın mecrasında yapılan üç bab değirmenin hangi timar, zeamet ve has toprağında olduğunun resim için bildirilmesi talebine, Kırili kazasının madene bağlı olduğu cevabının verilmesi de 256 4 Mart 1796 da, Gümüşhane ye bağlı Suryane köyü ahalisi derbentçi ve köprücü olup serbest olduğundan avarız-ı divaniyye ve tekalif-i örfiyyeden muaftı (BOA, MAD.d 8574: 331).

103 (BOA, SKT.d 194:46) vergi toplama konusunda hangi idarecinin sorumlu olduğunu göstermektedir. Madene bağlı kaza ahalisinin her türlü davaları maden emini marifetiyle/tarafından görüldüğü, maden dışından herhangi bir ehl-i örf taifesinin davaya karışmasının (KŞS 65: 110-1) engellenmesi de madene bağlı kaza ahalilerine verilen bir ayrıcalıktı. Bozkır madenine bağlı kazaların uğradıkları zulüm ve haksızlığın çözümü de emin tarafından yapılmıştır. Yörük taifesinin madene bağlı Seydişehir, Kırili, Göçikebir kazası ahalilerine zulüm yaptığı yönündeki şikayetler üzerine bu bölgelerin istiklal üzere maden emini denetiminde olduğu belirtilerek bunların maden bölgesinden çıkarılmasına 30 Haziran 1793 te karar verilmiştir (BOA, MEDAD 9: 202-2). Bozkır madenine bağlı kaza ahalilerinin davaları maden emini tarafından görülür, etraf kazalarda bulunan yöneticiler karışmaz (BOA, MEDAD 8: 644-2) ve davalar Bozkır mahkemesinde görülürdü. Bu durum; vezir, mirmiran, mirliva, mütesellim vs. ehl-i örf taifesi tarafından ihzar teklifi vs. bahane ile bir ferde dahl itmeyip mefrûzı l-kalem ve maktû ı l-kıdem serbestiyet üzere emin tarafından zabt olunması bunun aksinin madene halel getireceği şeklinde ifade edilirdi (BOA, MEDAD 8: 620-3). Bir mütesellimin madene bağlı kazalardan bir ayanı hapsetmesi nedeniyle, üzerinde maden malı olduğu belirtilen bu kişinin derhal tahliye edilerek madene gönderilmesi emri (BOA, MHM.d 196: 217) devletin madenin çalışmasına verdiği önemi göstermektedir. 12-20 Nisan 1814 te, eski Karaman valisi Ali Paşa tarafından Bozkır madeni emini vekili tayin olunan İbrahim, iki senedir Bozkır halkına eziyet etmekte olduğundan ve bazılarını öldürdüğünden Bozkır ayanı da olan İbrahim in yerine darphaneden İshak emin olarak atanmış; ahali ile emin arasındaki dava da yeni emin tarafından görülmüştür (BOA, MHM.d 235: 114) Madene bağlı kaza ahalilerinin bazısı maden hizmetlerini yapmadan başka yerlere kaçmış ve onların yapacağı hizmetler de kalanlara verilmiştir. Bu firar edenlerin eski yerlerine iskanı Bozkır kadısı ilamında ve Bozkır madeni emini tahriratında bildirince 19 Nisan 1793 te firar edenlere bulundukları yerde hane-i

104 avarız kayıt olunmamış ve 10 sene geçmemiş ise 257 eski yerlerine gönderilmeleri emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 202-1). Bu anlamda madene bağlı Göçikebir kazası köylerinden Bükçe, Saraycık, Hasan Şeyh ve Yatağan köyleri ahalisi maden hizmetlerini terk ettiklerinden eski yerlerine dönmeleri yönünde emir verilmiştir (BOA, MEDAD 9: 202-d). Bu köy ahalileri Konya yakınlarında bulunan İnlice köyüne yerleşip altı ay burada ve altı ay köylerinde ziraatle uğraşmalarına rağmen maden işlerini yapmamışlar ve vergilerini ödememişlerdir (BOA, C.DRB 1260). Benzer şekilde madene zarar veren etraf kazalara yerleşme olayı, ahalinin eski yerlerine döndürülmesiyle çözülmeye çalışılmıştır (KŞS 67: 144-1). Belviran kazasından Mustafa adlı kişi eski bir mütesellimin yanına gitmiş ve yanında kazadan 135 kişiyi de götürerek bu mütesellimin çiftliğinde çalıştırmaya başlamıştır. 30 Kasım 1828 tarihli maden eminine gönderilen emirde, madene zarar verecek bu durum herkesin asli vatanına döndürülmesi ile çözülmüştür (BOA, DRB.d 1044). 31 Temmuz 1823 tarihinde Konya sancağından istenen deve hissesinden Belviran kazasına %5 tarh edilirken şark ordusu için 82 süvari askeri, sekiz deve ve mübaşiriyye ücreti olarak her mübaşire 36,5 kuruş olmak üzere iki bin kuruştan fazla talep edildiği yönünde kaza ahalisinin şikayetleri olmuştur (BOA, DRB.d 159). Bozkır madenine bağlı Belviran kazası Konya sancağına bağlı olduğundan diğer kazalar gibi Mora ordusu asker bedeliyesi ve Sakız ceziresi mahiyesi hususlarında Belviran kazası hissesine düşen %5 lik hissenin terk olunarak diğer kazalarla birlikte değerlendirilmesini Karaman valisi talep etmiştir. Ancak %5 hisseden başka bir şey talep edilmemesi ve emin marifetiyle bunların toplanacağı, 22 Ağustos 1825 tarihinde valiye bildirilmiştir (BOA, C.ML 5858). Madene bağlı Bozkır kazası, Beyşehir sancağına bağlı olduğundan sancak hissesine her ne düşerse %16 sını eda eylemek üzere bir düzenleme gündeme gelmiştir. 9 Mayıs 1829 tarihinde, kaza ahalisi Asakir-i Mansure taburları için nefer ve bunların masrafı için bir miktar paradan hissesine düşeni ödemiştir (BOA, C.ML 18157). 24 Aralık 1833 tarihinde Konya daki vali sarayının tamiri için de Bozkır 257 25 Ocak 1818 de, Bereketli madeni kazalarından başka yerlere yerleşen ahalinin köylerine dönmeleri istenince 10 sene olmuştur bahanesi öne sürülünce ianeten li l-maden zaman itibar olunmayarak eski köylerine dönmeleri emredilmiştir (BOA, C.ML 185).

105 kazası hissesine %5 258 hisse tarh olunmuştur (BOA, DRB.d 976). 13 Haziran 1834 tarihinde Bozkır kazasına peksimet hissesi olarak %5 tarh edilmiştir (BOA, DRB.d 160). Nitekim 11 Şubat 1835 tarihinde kazaların nüfusuna göre belirlenen redif askeri ve zabitan olarak Bozkır kazasına %16 hisse tarh edilmeye çalışılmasına peksimet hissesi örnek gösterilerek %5 olarak hesap edilmesi ve bunun maden emini tarafından toplanması yönünde emir verilmiştir (BOA, DRB.d 160). Bozkır kazasına %5 hesap edilmesinin nedeni madene bağlı Belviran kazasının bu oranda ödeme yapması ve yüksek oranda hisse talebinin madenin kapanmasına sebep olacağından endişe duyulması gösterilmiştir (BOA, DRB.d 160; BOA, DRB.d 976). Fakat bu iki kazaya madenle ilgili tevzilerin de yapıldığı hatırlanırsa bu miktarın %5 lerde tutulmasının nedeni daha iyi anlaşılabilir. Tevzi defterleri, eyalete bağlı sancak ve kazalara çeşitli vergilerin dağıtılması ve her yerleşim birimine bir hissenin ayrılması işlemine denirdi. Yapılan işlemin onaylanması için bir örneği İstanbul a gönderilirdi 259. Konya sancağına bağlı olan maden kazalarından Belviran kazasına, Konya sancağının ödeyeceği vergilerin %5 inin bu kazadan maden emini tarafından toplanarak sancağa gönderilmesi ve serbestiyet şartı gereği sancak tarafından fazla talepte bulunulmaması yönünde 10 Mart 1832 tarihinde bir emir verilmiştir (KŞS 73: 257-1). Nitekim aynı yıl kazaya tevzi edilen ağnam vergisinde bu hususa dikkat edilmesi istenmiştir (KŞS 74: 35-1). Maden eminleri madene ait çeşitli işlerin halledilmesi için adamlarını madene bağlı kazalara gönderebilmekteydi. Madene bağlı Seydişehir kazasına maden emini tarafından maden işleri için bir görevli gönderilmiştir. Bu görevli Seydişehir de oturmaktadır (BOA, AHK.KR.d 18: 124-4). 23 Haziran-2 Temmuz 1801 tarihinde, levent çiftliği için maden bölgesinden gönderilecek askerlerin avarız-ı divaniyye ve imdad-ı hazeriyyeden başka bütün 258 27 Mayıs 1834 tarihinde, Beyşehir sancağı hissesine düşen vergilerden Bozkır kazasına %5 hesabı ile hisse ayrılmasına ve maden emini tarafından bu vergilerin toplanarak mütesellime teslim edilmesine karar verilmiştir (BOA, MEDAD 3: 282-1). 19 Mart 1827 tarihinde, Bozkır kazası ahalisi sancak mutasarrıflarına mahsus hazeriyye ve seferiyyeyi edada kusurları yokken livadan talep edilen ref-i menzil bedeli ile Asakir-i Mansure-i Muhammediye den hisselerine düşeni madene bağlı olmak gerekçesiyle itirazları liva mütesellimi tarafından bildirilince 323,5 kuruş menzil bedeli ile 16 nefer ve bir rub askerin tahsili için emir verilmiştir (BOA, C.AS 23891). 259 Tevzi defterlerinin uygulanması ile ilgili örnekler için bkz. Çadırcı, 1997: 148-163.

106 vergilerden muaf olduğu ve maden dolayısıyla ya da başka sebeplerle bunlara zulüm yapılmaması üzerinde durulmuştur (BOA, DRB.d 156: 123-2). Bu tarihlerde madene bağlı sadece Bozkır ve Belviran kazaları kaldığından kazaların madene verdiği bütün bedellerin madene bağlı bu iki kazaya yüklenmemesi ile eskiden bu kazalar ne veriyorsa aynı miktarı vermesi üzerinde durulmuştur (BOA, MHM.d 217: 162). Eski Karaman valisi Kadı Paşa zamanında valiye ait sarayın tamiri için hazeriyye hesabı üzere eyalette bulunan kazalara 100.000 kuruş tahsil edilmek üzereyken Kadı Paşa ölmüş. Belviran kazasına 91 günde ödemek şartıyla 2.205 kuruş tevzi edilmiştir. Bozkır kazasına ise 2.150 kuruş isabet etmesine rağmen kaza ahalisi, serbestiyet üzere madene bağlı olduklarını ve bu sebeple Kadı Paşa nın dahi hisse tarh etmemiş olduğunu ifade ederek af talebinde bulununca durum darphane nazırına sorulmuş; madene bağlı kazaların serbest olduğunu ifade eden darphane nazırı tekalif-i şakkanın cümlesinden muaf olduklarını 25 Nisan 1816 da belirtmiştir (BOA, C.ML 528). Bozkır madeni emaneti içerisinde yaşayan halkın ödeyeceği vergiler belli olmasına rağmen bazı görevliler aykırı hareketlerde de bulunabilmişlerdir. Konya valisi delilbaşının diğer kazalar gibi Belviran kazasından da yedi sekiz bin kuruş topladığı maden emini tarafından bildirilince 8 Şubat 1815 de tekidi içeren emir gönderilmiştir (BOA, DRB.d 970). 5. Madencilerden ve Ahaliden Alınan Bazı Vergiler 5.1. Cizye Sözlük anlamı kafi gelmek, karşılığını vermek anlamına gelen (Erkal, 1993: 42) cizye, Müslüman olmayan tebaadan alınan şahsi bir vergiydi. Cizye, Müslümanlığı kabul etmeyenlerin devlet tarafından korunmaları ve savaşlara katılmamaları karşılığında, onlardan alınmaktaydı. Cizye mükellefi olmak için erkek olmak, bâliğ olmak, sıhhatli ve çalışabilecek güçte olmak gibi şartlar gerekliydi (Kütükoğlu, 1999: 533). En önemli şartlardan birisi de cizye mükelleflerinin ehl-i kitap olmasıydı (Süleyman Sûdî, 1996: 43). Kadınlar 260, çocuklar, hasta ve sakatlarla 260 Kocalarının arazileri kendilerine intikal etmiş dul kadınlar cizye ödemekle yükümlüydüler (İnalcık, 1993: 46).

107 çalışacak gücü olmayan yaşlı erkekler, sadece hibelerle geçinen rahipler 261, köle ve dilenciler cizye mükellefi değillerdi (Becker, 1997: 200). Ancak çalışmadığı halde vergiyi ödeyebilecek kadar serveti olanlardan 262 cizye alınırdı. Bir evde oturan kardeş ya da ata ile oğullarının kazancı bir olursa o haneden bir cizye alınır, ancak aynı evde oturmakla beraber kazançları ayrı olursa, ayrı cizye alınırdı 263 (Çağatay, 1947: 495). Kısaca cizye, 14-75 yaş arasındaki 264 sağlıklı erkeklerden alınan bir baş vergisiydi (Kütükoğlu, 1999: 533-534). 1840 yılında Bozkır madeninde bulunan gayrimüslimlerden tahsil edilecek cizye için alt yaş sınırı ondu 265. Bozkır madeni emanetinde çalışan Müslüman madencilerin yanında gayrimüslim madenciler de vardı. Bu madencilerin bir kısmı Bozkır da ikamet ederken bir kısmının Gümüşhane den geldiğine değinilmiştir. Bu anlamda Bozkır madeninde çalışmak amacıyla gelen madencilerle ilgili birçok örnek vardır. 15 Ocak 1777 tarihinde Gümüşhane den beş piristat istenmiştir. Bu tarih madenin açılmasından hemen sonradır. Dolayısıyla madenin açılması ile birlikte madende gayrimüslimler istihdam edilmeye başlanmıştır 266 (Şafakcı, 2011: 397). Keban, Ergani, Gümüşhane ve Bozkır madenlerinde istihdam olunan madencilerin 267 ayinleri, nikâhları ve diğer dini işleri ile resimlerinin toplanması işi Gümüşhane metropolitine ya da vekiline ait olduğundan yerel metropolitlerin karışmaması gerekirdi (BOA, AE.SSLM III 22665). Gümüşhane den gelen 261 cizyeye müstehak olmayan sabi ve zahirü l-fena olmayup piri fânî ve amel-mande olub bir vecihle kâru kesbe iktidarı olmayanlardan cizye alınmaması emredilmiştir (KŞS 57: 180-1). 262 Bunun ölçüsü ise, kişinin ev, bağ ve ev eşyasından başka koyun, keçi, hububat ve şarap gibi mahsullerinden 300 akçe tutarında malı olması gerekir (Çağatay, 1947: 494). 263 Karaman Vilayeti ne ait kanunnameye göre, cizyenin miktarını belirleyen unsur cizye mükellefinin zenginliğidir (Ürekli-Yörük, 2002b: 361). 264 Yaş sınırının 15-75 olduğunu belirten de vardır (Nedkoff, 1944: 621). 265 Bu verilerde 9 yaşındaki Yani ye ednâ cizye kaydedilmişken aynı yıl dokuz yaşındaki Penayut a cizye yazılmamıştır. Ancak 10 yaş ve üzerindekilere cizye yazılmasına bakılarak alt sınırın 10 yaş olduğu söylenebilir (BOA, NFS.d. 3320: 223). 1838 yılında dokuz yaşında olan kişilere cizye yazılmaması da bu fikri desteklemektedir (BOA, NFS.d 3318: 2-3). Niğde de ise alt yaş sınırının 11 olduğu görülmektedir (İyi, 1999: 16). 266 Bu konuda birkaç örnek vermek gerekirse; 29 Aralık 1796 tarihinde 35 madenci (BOA, C.DRB 782), 4 Mayıs 1801 de Bozkır da bulunan kurşun madeni için 10 piristat ve 15 madenci Gümüşhane tarafından istenmiştir (BOA, C.DRB 378; IV. Bölüm). 267 18 Nisan 1831 tarihli bir başka belgede Keban, Ergani, Balya, Bereketli, Aladağ, Gümüşhacıköy madenlerinde çalışan madencilerin cizyelerinin Gümüşhane kazası cizyedarı tarafından, ahar kazada bulunanların cizyelerinin ise oradaki cizyedar tarafından toplanacağı belirtilmiştir (BOA, C.DRB 1672).

108 madenciler, maden ocaklarında çalışıp Siristat kasabasında ikamet etmişlerdir 268. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, madencilerin Bozkır madeninde çalışmaya gelen mevsimlik işçi olup olmadığıdır. Zira her yıl emin atamasında usta talep edildiğine göre bir kısım madenciler sadece madenlerin çalıştığı dönemlerde Bozkır da iken, bunların asıl ikamet yeri Gümüşhane idi. Bozkır da sürekli ikamet eden madenciler ile geçici olarak madene çalışmaya gelen madencilerin cizyelerinin tahsilinde ikamet durumu, sorumlu görevliyi de belirlerdi. Maden işleyen zimmîler, ya alt seviyeden vergi ödemiş (İnalcık, 1993: 46) ya da belirli oranda madeni işlemek şartıyla çeşitli vergilerden muaf olmuşlardır (Barkan, 1943: 72). 26 Ocak 1779 tarihinde Gümüşhane den 15 madencinin Bozkır madeni ne gelirken yol üzerinde bazı cizyedarlar tarafından alıkonulduğu hatta hapis edildiği belirtilerek, madencilerin evraklarının Gümüşhane tarafından düzenlendiği, kimsenin müdahale etmemesi gerektiği belirtilmiştir. Cizye tahsili muharrem ayında yapılırdı, madenciler bu ayda hangi yerleşim yerinde ise cizyeleri orada tahsil edilirdi (BOA, MEDAD 8: 625-3). Nitekim Gümüşhane reayasından olup Bozkır madeninde bulunan ustalardan 1795-1796 yılında Karaman cizyedarı cizye talep edince, bu madencilerin müracaatı üzerine, bu madencilerin Gümüşhane kalemine bağlı olduğu ve başkasının karışmaması emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 214-1). Bozkır madeninde bulunan diğer cizye ödeyen madenciler ise Karaman kalemi içerisinde değerlendirilmiş, 1784-1785 senesine ait 20.500 kuruş cizyenin toplanıp mübaşir aracılığıyla darphaneye ulaştırılması maden eminine emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 3-1). 20 Ocak 1802 tarihinde, cizyesini eda eden ve Bozkır madeninde çalışmaya gelen Gümüşhane reayasından fazla talepte bulunulmaması maden eminine bildirilmiştir (BOA, C.İKT. 2189). Cizyenin reayadan toplanması görevi, maden eminine ait olmakla birlikte bazı kişiler Karaman eyaleti cizyesini üzerine almıştır. 1834 yılında, Karaman Kalemi Gebran Cizyesine bağlı Bozkır madeni cizyesi Karaman valisi Ali ye verilmiştir. Daha önce ise, İbrahim adlı kişiye belli bir miktar bedel karşılığında verilmiştir (BOA. MHM.d. 251: 45). Bunların yanında Bozkır 268 Diğer madenlerdeki durum şöyledir. Gümüşhane den getirilen maden görevlilerinin cizyeleri Gümüşhane kazası cizyedarı tarafından tahsil edilmektedir. Keban ve Ergani madenlerine bağlı kazalardaki ehl-i zimmet reayasının cizyesi ise maden emini tarafından toplanıp ilgili hazineye gönderilirdi (Tızlak, 1997a: 189-190).

109 madenine çalışmaya gelen madencilerin cizyesi Gümüşhane madeni eminleri tarafından alınmasına rağmen yol üzerindeki bazı kişilerin bu madencilere cizye evrakı sordukları yönündeki şikâyetler merkeze ulaşınca, bu kişiler uyarılmıştır (BOA, C.DRB 1058). Bozkır madeninde çalışan madencilerin cizyeleri maden emini ve Gümüşhane madeni eminleri tarafından toplanırken, maden bölgesi dışındaki kazalarda bulunan reayanın cizyesi o bölgedeki cizyedar tarafından toplanmıştır (BOA, C.DRB 1672). 1831 yılı nüfus sayımına göre Beyşehir e bağlı kazalarda gayrimüslim nüfus olmadığı, sadece Beyşehir kazasına bağlı köylerde 52 Rum olduğu belirtilmiştir (Karal, 1997: 203). Bu tarihte Bozkır da bulunan gayrimüslimlere neden değinilmediği anlaşılamamıştır. Hâlbuki 1832 yılına ait kayıtlara göre Bozkır da 30 cizye mükellefi erkek nüfus vardı (BOA, C.ML 17819). 21 Şubat 1841 tarihli belgede, Bozkır madeni amelesinin maden kapatıldığından yakınlarda bulunan madenlere ya da Gümüşhane ye dönmelerine izin verilmesi yönündeki arzlarına karşılık, madencilere Gümüşgan ve Bereketli madenlerinden istediklerine gidebilecekleri ve durumu Konya müşirine bildirmeleri emredilmiştir. Dolayısıyla madende çalışmak için gelen gayrimüslim madencilerin, madenin kapanmasıyla birlikte Bozkır ı terk ettikleri ve yakın yerlerde bulunan madenlere çalışmaya gittiklerini söylemek mümkündür. Bu madencilerin ayrılmasıyla Bozkır kaza merkezinde sadece ticaret yapmak amacıyla bulunan gayrimüslimler kalmıştır (Şafakcı, 2011: 399). Kısaca söylemek gerekirse, Gümüşhane den gelen madencilerin cizyeleri Gümüşhane kazası cizyedarı tarafından, madene bağlı kaza ahalisinin cizyesi maden emini tarafından toplanmıştır. Maden eminleri topladığı cizyeyi darphaneye teslim etmiştir. Yani Bozkır madeni bölgesinden toplanan cizye madene sermaye olarak kaydedilmemiştir. 1840 yılında Bozkır madeninde bulunan gayrimüslimlerin yaşı ve ödeyecekleri cizye miktarı şu şekilde kaydedilmiştir 269 : Ameleci Yorgi veled-i Emnat 44 (A), oğlu Emnat 7, diğeri Burdan 1, ameleci Yani v. Emnat 30 (Tâ), kardeşi Penayut 26 (Tâ), 269 İsmin yanında yazan rakamlar o kişinin yaşını gösterirken parantez içinde verilen A (a lâ), Tâ (evsât) ve Nâ (ednâ) hangi gruptaki cizyenin ödeneceğini göstermektedir. Bu veriler, vergi yükümlülerini gelirlerine göre iyi, orta ve az olarak sınıflandırmış oluyordu.

110 ameleci Acı Esper v. Emnat 47 (Tâ), oğlu Yani 9 (Nâ), diğeri Emnat 3, ameleci Estedül v. Deli Yani 42 (Tâ), ameleci Ağnat v. Todori 27 (Tâ), kardeşi emnat 10 (Nâ), tüccar Acı Nikola v. Romani 52 (A), oğlu Romani 10 (Nâ), Acı Yorgi v. Kiraki 57 (A), Kiraki v. Kostanti 18 (Tâ), kardeşi Yorgi 11 (Nâ), ameleci Kudail v. Kiraki 34 (Tâ), ameleci Dimitri v. Todori 52 (A), oğlu Emnat 13 (Tâ), diğer oğlu Pavli 10 (Nâ), diğer oğlu Todori 6, diğeri Asankeli 1, Eksaneke v. Belharus 16 (Tâ), kardeşi Meyne 10 (Nâ), diğeri Anastas 6, ameleci Todos v. Todori 37 (Tâ), ameleci Minhail v. Nikola 47 (Tâ), Yani v. Penayut 13 (Nâ), çiftçi Kalamyuz v. Esnaki 52 (Tâ), oğlu Yorgi 11 (Nâ), dülger Leyon v. Minhail 42 (Tâ), Çömlekçi Burdan v. Avrahim 67 (Nâ), oğlu Epruse 13 (Tâ), köşker Yasef v. Yani 27 (Tâ), Yorgi v. Yani 37 (Tâ), oğlu Yani 7, Tobal Yorgi v. Yani 58 (Nâ), oğlu Yani 24 (Tâ), Sava v. Todori 20 (A), karındaşı Yani 6, diğeri Estefon 3, Fersnan v. Romani 57 (Nâ) Bulgar madeninde, oğlu Penayut 9 270 (BOA, NFS.d. 3320: 223; BOA, NFS.d. 3319: 281). 1843 yılında isimleri verilen bu kişilerin birçoğunun Bozkır kazasını terk etmediği görülmektedir. Özellikle madenin kapatılmasının üzerinden dört yıl geçmesine rağmen, ameleci olarak belirtilen kişilerin 1843 yılında Bozkır da bulunmaları kazaya yerleştikleri izlenimini vermektedir (Şafakcı, 2011: 401). Madende bulunan gayrimüslimler içinde cizye tahsilinde alt yaş sınırı 10 iken cizye ödeyen en yaşlı kişi 67 yaşındadır. Toplam 32 cizye yükümlüsünün beşi a lâ, 11 i evsât ve 17 si ednâ grubundadır. 270 1838 yılı kayıtlarında da burada zikredilen kişilerin çoğu yazılmıştır. Kâtiplerin yazımlarından dolayı isimler farklı gibi olmakla birlikte aynı kişiler dönem hakkında bilgi veren diğer kayıtlar incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. Karşılaştırma imkanı vermesi için 1838 yılı kayıtları da şu şekildedir: Yorgi veled-i Bekenet ustabaşı 42 yaşında (Tâ), oğlu bekenet 5, Yorgi v. Yani 35 (A), oğlu Yani 5, Yani v. Bekenet 28 (Tâ), kardeşi Penayut v. Bekenet 21 (Tâ), Acı Esper v. Bekenet 45 (Tâ), oğlu Yani 7, diğeri Bekenet 1, Hıristo v. Yani 40 (Tâ), oğlu Yani 1, Haralam v. Yani 30 (Tâ), oğlu A nad v. Todori 25 (Tâ), kardeşi Bekenet 8, Nikola v. Romeni 50 (Tâ), oğlu Romeni 8, Acı Yorgi v. Kirkako 55 (A), Kirkako v. Kostanti 16 (Tâ), kardeşi Yorgi v. Kostanti 9, Kadril v. Kirkako 32 (Tâ), Dimitri v. Todori 50 (Tâ), oğlu Bekenet 11 (Nâ), diğer oğlu Yani 8, diğer oğlu Todori 4, Yorgi v. Yani 56 (Tâ), oğlu Yani 22 (Tâ), Anastas v. Esterani 8, Balfron v. Bekenet 40 (Tâ), oğlu bekenet 14 (Nâ), diğeri Meyna 8, diğeri Anastas 4, Todori v. Todori 35 (Tâ), Todori v. Pandeli 65 (Tâ), oğlu Sava 18 (Nâ), diğer oğlu Yani 4, diğeri Hristofi 1, Minhail v. Nikola 45 (Tâ), oğlu Nikola, Kelimendüs v. Akuneki 50 (Tâ), oğlu Yorgi 9, Hırsandi v. Romeni 55 (Tâ), oğlu Penayut 7, dülger Levzi v. Minhail 40 (Tâ), oğlu Minhail 6, Çömlekçi Burdan v. Avraham 65 (Tâ), oğlu Andon 11 (Nâ), Rençber Yusef v. Yani 25 (Tâ) (BOA, NFS.d 3318: 2-3). Toplam 47 kişi kaydedilmekle birlikte cizye kaydedilen kişi sayısı 28 dir. Toplam 28 cizye yükümlüsünün ikisi a lâ, 22 si evsât ve dördü ednâ grubundadır.

111 5.2. Adet-i Ağnam Kanunnamelerde resm-i merai, resm-i ganem ve koyun resmi olarak geçen bu vergi sadece koyunlardan alınıyor gibi gözükse de birçok kanunnamede keçilerden de alındığı ortaya çıkmaktadır (Çağatay, 1947: 485-486). Küçükbaş hayvan sahiplerinden alınan bu verginin 1705 yılı mart ayı başından itibaren yılda bir defa tahsil edilmesine karar verilmiştir. Bu vergiler, birkaç kaza bir mukataa halinde, hazinenin düzenli gelir kaynakları arasına sokulmuştur (Tabakoğlu, 1985: 167). Madene bağlı kaza ahalilerinden bu verginin toplanması işini de maden emini yaparak ilgililere teslim ederdi. 2 Mayıs 1785 tarihinde, adet-i ağnam eyalet-i Karaman mukataasının üçte bir hissesine malikane mutasarrıf iken ölen Çepnizade Seyyid İsmail in devlete olan borcuna karşılık bu verginin tahsili emredilmiştir. Bozkır madeni kazalarının emine istinaden altı senelik adet-i ağnamı vermediklerinden bu verginin maden emini tarafından toplanması emri verilmiştir (BOA, MAD.d 9740: 459; BOA, C.ML 23783). Bu tarihte, Bozkır kazasının yıllık 873 er kuruştan altı senelik 5.238 kuruş bakayası olduğu belirtilince, Bozkır ahalisi dört senelik borçları olduğunu ve diğerlerini ödediklerine dair senetleri olduğunu ifade etmişlerdir. Yılda bir kere mart ayında koyun sahiplerinin mevcut koyunlarından berat gereği, memur olan tahsildarına eda etmeleri ve eda tezkeresi almaları gerektiği belirtilerek eda tezkeresi olmayanlardan bu verginin tahsili emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 682-1). Bu toplanan vergiden kuzu ve oğlak hariç tutulmuştur. 1 Şubat 1800 de, koyun ve keçinin re sinden birer para alınmıştır (BOA, C.ML 2517). Bu verginin toplanması iltizam edilmekteydi (BOA, MAD.d 10086: 280-3). Yine 22 Temmuz 1831 tarihli belgede, Belviran kazasının 39 ve 41 senesi adet-i ağnam vergilerinin eksik olmasından dolayı bu eksiğin emin tarafından toplanması emredilmiştir (KŞS 74: 238-1). Yine aynı tarihli bir başka belgede ise Bozkır kazasında kalan adet-i ağnam bakayasının tahsili için Bozkır madeni eminine emir gönderilmiştir (BOA, C.ML 10512). Maden emanetinin serbestiyeti nedeniyle bu vergiler, madene bağlı kaza ahalisinden maden emini vasıtasıyla toplanmıştır. Karaman eyaletindeki ahalinin ağnam ve keçinin her birinden bir para resm-i kıl ve yapağı tahsili ber vech-i emanet olarak ihale edilmiştir. Adet-i ağnam

112 mukataatı resimleri toplandığı zaman kuzu ve oğlaktan başka es-selâtîn, eşraf, ayan, ahali, askeri, reaya, çoban, mandıracı, celeb, göçebe, yörükan, evlad-ı fatihan, havas, evkaf, maden ahalisi ve reayaları, Türkmen, ekrad, aşayir, kabail, muaf ve gayr-i muaf vesair Türkmenlerin ellerinde, yaylaklarında ve kışlaklarında olan koyun ve keçinin sayısı yazılarak bu teke ve keçidir gibi özürlere itibar olunmayıp her koyun ve keçiden resm-i yapağı ve kılın tahsili emredilmiştir. Bu hayvanların sahiplerinin isimleri ile hayvan sayılarının yazılarak eminler tarafından eda tezkeresi verilmesi ve muhalefet edenlerden iki resm tahsil edilmesi Ocak 1798 de belirtilmiştir (KŞS 67: 141-1). Karaman eyaleti kazalarından Belviran kazası da zikredilmiştir. Kuzu ve oğlakla ilgili şart ise şöyleydi: Verginin toplanacağı yılın mart ayında ya da daha sonra olan kuzu ve oğlaklar bu verginin dışında tutulmuş. Her keçi ve koyundan toplanan bir para İrad-ı Cedid Hazinesi ne 271 gönderilmiştir (KŞS 67: 231-1). Vergi söz konusu olduğu zaman gündeme gelen muafiyet iddiaları ağnam vergisinde de görülmektedir. Zaviyedarların ağnam vergisinden muaf olduklarına dair iddialarında başarılı olmalarının nedeni daha önce kendilerine verilen belgelerden dolayı idi. Zira kavânîn-i atîka nın bu hususta, tuğrâ-i sultanî ile mu allem temlîk-nâme olmadıkça, mücerred defterde kayd ile mülk ve mülke müteferri olan vakfiyyet ve sâ ir tasarrufât, sahîh olmaz. Ve bu bâbda defterdârlar nisânlarıyle yazılmış ahkâm dahi makbûle değildir. Ve bi l-cümle selâtîn-i Osmâniyye den mülk-nâme-i hümâyûn gerekdir denilmiştir (Süleyman Sûdî, 1996: 177). Tanzimat tan sonraki dönemlerde Bozkır kazasındaki bazı zaviyeler de bu vergiden muaf olmuştur. Konya vilayetinde Bozkır kazasında Dermâl karyesinde Hacı Bayram Veli sülalesinden Seyyid Mehmed Tahir, Abdülkerim, Ali ve Mehmed Efendilerinin 150 şerden besledikleri mikdar-ı rü ûs 600, mikdâr-ı bedeli 2.100. Yine kaza-i mezburda Utan karyesinde sülale-i Farukiyye den Seyyid Osman ve Tahireddin, Said ve Hasan Efendilerin malları mikdar-ı rüus 230, miktar-ı bedeli 805 (Süleyman Sûdî, 1996: 178). Süleyman Sûdî nin Dermâl köyü olarak bahsettiği yer Dedemli köyü ve Utan köyü olarak yazdığı yer ise Avdan köyüdür 272. 271 III. Selim Nizam-ı Cedit Askeri nin ihtiyaçlarını karşılamak için İrad-ı Cedit Hazinesi adı verilen bir hazineye rüsum-ı zecriye ile yapağı, tiftik, kıl, pamuk, pamuk ipliği, mazı, kökboya ve palamuttan alınan vergiler bağlanmıştır (Çadırcı, 1997: 103-104). 272 Giriş bölümüne bkz.

113 Bozkır madenindeki madencilerle ilgili doğrudan bir kayıt tespit edilememiştir. Ancak koyun üzerinden gelir sağlayan madencilerin de bu vergiyi ödedikleri 2 Ocak 1723 tarihli kayıttan anlaşılmaktadır. Gümüşhane ye bağlı Torul kazası reayasının çoğunluğu madenci olup, maden hizmetinde bulunmalarından dolayı davar beslemeleri mümkün olmadığından ağnâm vergisini tahsile memur olan kimselerin her sene celeb mâl ve başka bahane ile reâyayı rahatsız etmek suretiyle maden hizmetinin aksamasına sebep olmaları nedeniyle reayanın (kendileri için besledikleri ağnamdan hariç) adet-i ağnam talebiyle rencide olunmamasına dair emri içeren kayıt (Çetinkaya, 2006: 170) bunu teyit etmektedir. Reayaların kendileri için beslediği hayvanlardan vergi alınmaması anlaşılmalıdır. 5.3. İmdâd-ı Seferiyye Yıllarca süren savaşların hazineyi tüketmesi üzerine, devlet gelirlerini arttırmak için çeşitli tedbirler alınırken varlıklı kişilerden de imdâdiyye adı altında yardımlar toplanması yoluna başvurulmuştur. İlk uygulamalarda genellikle "imdâd-ı seferiyye" adıyla anılan ve arızî bir özellik taşıyan imdâdiyye, XVIII. yüzyıldan itibaren "imdâd-ı seferiyye" ve "imdâd-ı hazeriyye" diye ikiye ayrılarak düzenli vergiler halini almıştır. Avarız türü bu olağanüstü vergiler, daha sonra beylerbeyi ve sancak beyi gibi yüksek dereceli taşra görevlilerinin de gelirlerini teşkil etmiştir. Bu gelirler önceleri haslardan, sonraları ise has karşılığı nakdî ödemelerden ve nihayet halkın bu ad altında ödediği vergilerden karşılanmıştır (Tabakoğlu, 2000: 221). Bu vergi başlangıçta savaş harcamalarına ve maaş ödemelerine katkı sağlamak üzere sonra ödemek şartıyla ödünç olarak isteniyordu. Fakat daha sonra bu uygulamadan vazgeçilmiş ve vergi haline getirilerek tarifesi avarız hanesi başına belirlenmiştir. Eyaletlerden avarız başına 133 kuruş olarak belirlenen yükümlülük önce avarız hanesi başına üç nefer olarak tarh edilmiş, bu miktar önce iki nefere indirilmiş sonra asker toplamanın güçlüğünden dolayı nefer başına 150 kuruş alınmasına karar verilmiştir. Ayrıca bunun muafiyet sınırı da çok dar tutulmuş 273, ulema ve askeri zümre de vergilendirilmiştir (Tabakoğlu, 1985: 266-267). 273 İmamlar ve hatiplerle ruhban sınıfı ve sadakayla geçinenler, bir tür askerlik demek olan köprücülük, su yolculuk hizmetleri yanında kereste, zahire ve kendir yetiştirme gibi devlete aynî hizmetlerde bulunanlar dışında kalan ulema ve askerî zümre hatta has tasarruf eden sultanlar dahi vergilendirilmiştir. Toplanması kararlaştırılan imdâdiyyenin kapsamına ulemâ da dâhil edilince bu

114 1699'dan sonra bir süre unutulan ve bu şekilde bir defalık alınmasıyla varlık vergisini hatırlatan imdâd-ı seferiyye 1711 Prut seferi dolayısıyla yeniden toplanmış ve 1718 yılında yeni bir düzenlemeye tâbi tutulmuştur Buna göre, önceki yıllarda toplanan imdâd-ı seferiyye ortalaması esas alınarak merkezden eyalet başına belli bir meblağ tarh edilip sancaklara dağıtılmış, sancaklardan da imkânları dahilinde kazalara tevzi edilmiştir. Bu son uygulamalarda imdâd-ı seferiyye eyalet ve sancak mutasarrıflarına tahsis edilen bir gelir haline dönüşmüştür (Tabakoğlu, 2000: 221). 28 Nisan 1718 de Beyşehir livasına bağlı Beyşehir, Seydişehir, Bozkır, Kırili, Göçü ve Kaşaklı kazalarından toplam 5.000 kuruş seferiyye toplanmıştır 274 (KŞS 48: 279-1). 24 Nisan-3 Mayıs 1802 tarihinde Bozkır 520, Kırili 950, Kaşaklı 450 ve Göçükebir 350 kuruş seferiyye ödemiştir. Beyşehir sancağına bağlı kazaların ödediği seferiyye 5.000 kuruş (BOA, HADR.d 7: 132) olmasına rağmen bu toplam içine Beyşehir ve Seydişehir kazaları hisseleri yazılmamıştır. Dikkati çeken noktalardan birisi kazalardan alınan seferiyye oranlarının hazeriyyenin iki katı olarak toplanmasıydı. Zira Bozkır dan 260 kuruş hazeriyye talep edilmişken seferiyye olarak bunun iki katı olan 520 kuruş talep edilmiştir ki bu durum diğer kazalar için de geçerlidir. İmdad-ı seferiyye konusunda önemli bir nokta ise çok uzun bir zaman geçmesine rağmen sancağa bağlı kazalardan toplanan miktarın aynı kalmasıdır. Bu miktarın arttığı ile ilgili örnekler olmasına rağmen seferiyye oranı değişmemiştir. 30 Mart-8 Nisan 1778 de, Beyşehir sancağı mutasarrıfı Ahmet Paşa Mısır muhafazasına tayin edildiğinden mutasarrıf için tayin edilen ve senede üç taksitle toplanan hazeriyye emrinin terk olunarak imdad-ı seferiyye olarak 7.000 kuruşun toplanması emredilmiştir (BOA, HADR.d 9: 154-2). Yine 23 Şubat-3 Mart 1784 de, Beyşehir sancağı mutasarrıfı Halil Paşa, Özi ve Silistre muhafazasına memur olan Mehmet Paşa maiyyetinde olduğundan senede 7.000 kuruş seferiyye alırken Beyşehir ve Göçikebir kazalarından seferiyyenin ödenmeyen kısmı talep edilmiştir (BOA, HADR.d 9: 363-1). İki örnekte göstermektedir ki sancak mutasarrıfına ait hazeriyye kesimde büyük bir tepki oluşmuş; sonunda onlardan böyle bir vergi toplanmasından vazgeçilip mal sahibi zengin kişilerden durumlarına göre imdâdiyye alınması emri verilmiş, tayin edilen baki kulları ve divan çavuşları mahalle mahalle gezerek vergiyi tahsil etmişlerdir (Tabakoğlu, 2000: 221). 274 Aynı belgeye göre Konya sancağına bağlı Belviran kazasından ise 860 kuruş alınmıştır.

115 emri terk edilerek bu meblağın seferiyyenin üzerine eklenmesiyle bu meblağlar ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bir artıştan söz etmek mümkün değildir. Bozkır madenine bağlı Bozkır ve Seydişehir kazaları ahalilerinin vali ve liva mutasarrıflarına verdikleri imdad-ı seferiyyelerini ödemede bir kusurları yokken bunu tahsille görevli memurların 400-500 kuruş fazladan talep etmeleri üzerine kazaların serbest olması nedeniyle kazalardan ne alınacaksa maden emini tarafından toplanıp ilgililere verileceği hatırlatılmıştır (BOA, C.ML 24210). 15 Haziran 1788 tarihinde serbestiyete uygun davranılarak maden emini marifetiyle imdad-ı seferiyyenin toplanması Konya mütesellimi ve Beyşehir mutasarrıfına da bildirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 177-1). Fakat imdad-ı seferiyye adıyla ahaliden fazla para alınmaya çalışıldığı da olmuştur. Şeyhoğlu Abdülhalim 1776 dan beri valiye begdel olarak 25 kese akçe verip ahaliye kendisi için 25 kese akçeyi tevzi ettiği ve 2-10 Aralık 1787 ye kadar 300 kese akçe tevzi olunduğu yönünde şikayetler olmuştur (BOA, AHK.KR.d 20: 198-2). 5.4. İmdâd-ı Hazeriyye Avarız türü vergilerden olan ve iki, bazen de üç taksitte toplanan imdâd-ı hazeriyyenin geliri, besleyecekleri askerlere sarf edilmek üzere eyalet ve sancak mutasarrıflarına tahsis edilmiştir. Bu uygulamanın başlıca gerekçesi, eyalet ve sancak mutasarrıflarının savaşa götürmekle yükümlü oldukları kapı halkı denilen askerlerini beslemekte zor duruma düşmeleriydi. Yeni düzenleme ile her eyalet ve sancağın ne miktar imdâd-ı seferiyye ile yükümlü olduğu tespit edilecek, böylece beylerbeyi ve sancak beyleri doğrudan halka yönelmeyip merkezden belirlenen miktarları toplamakla yetinecekler, bu meblağın yarısını kendi giderlerine ayıracaklar, öteki yarısının her 70 kuruşu için bir asker besleyeceklerdi (Tabakoğlu, 2000: 222). Barış zamanlarında geliri eyalet ve sancak beylerine, bunların besleyecekleri askerlere sarf edilmek üzere konulan bir vergi olan imdâd-ı hazeriyyenin miktarı seferiyyeye oranla daha hafifti ve bu vergi kazalara toplu bir meblağ olarak bölünür, sonra avarızhânesi itibarıyla kaza halkına dağıtılırdı (Tabakoğlu, 1985: 268-269). İmdad-ı hazeriyye hesaplamasında muharrem ayı başlangıç olarak ele alınır (BOA, HADR.d 9: 245-1) ve yılda iki taksit halinde altı ayda bir (Muharrem ve Receb) iki

116 taksitle alınırdı (Çadırcı, 1997: 147). Karaman eyaletinde, Mayıs 1797 de, Karaman valisine ait olan hazeriyyenin toplanması için muharrem ayı başlangıcı esas alınmış ve yılda iki taksitle toplanmıştır (KŞS 67: 175-2). Beyşehir sancağı mutasarrıfları ile Karaman valisine ödenen hazeriyyelerin toplanması kazaların madene bağlı olup olmamasına göre değişmekteydi. Genellikle tevzi defterlerine eklenerek toplanan bu vergi gerek görüldüğünde valiler tarafından gönderilen mübaşirler vasıtasıyla toplanırdı (Çadırcı, 1997: 147). Fakat Bozkır madenine bağlı kazaların hazeriyyeleri maden emini tarafından toplanır ve ilgili yere gönderilirdi 275. Beyşehir sancağındaki Seydişehir 276, Kırili 277, Bozkır ve Göçikebir kazaları ahalilerinin kadimden Karaman valisine ve sancak mutasarrıflarına verdikleri imdad-ı hazeriyye ve seferiyye maden emini olanlar marifetiyle mahalline teslim olunurdu (BOA, HADR.d 7: 6-3). Karaman eyaleti kazalarından 1794 senesine mahsuben Karaman valisi için toplanacak 24.750 kuruş hazeriyye (KŞS 66: 99-2; 80-2) 1779 yılında da aynı miktarda toplanmıştır 278. Beyşehir sancağına bağlı kazaların ödeyeceği toplam 275 30 Kasım 1796 tarihli hükümde; Beyşehri sancağında vâki kazâlardan Seydişehri ve Kır-ili ve Bozkır ve Göçi-i Kebîr kazâları ahâlîlerinin kadîmden Karaman valisine ve sancak mutasarrfılarına viregeldikleri imdâd-ı hazeriyye ve seferiyye ve mütesellimlik mâhiyyesi ve mukayyedât-ı sâ ireleri her ne ise kemâ fî s-sâbık ma den emîni olanlar ma rifetiyle mahallerine edâ ve teslîm olunmak vesâ ir evâmîr-i aliyye vârid olan tekâlîflerini dahi öteden berü nevechile edâ idegelmişler ise yine olvechile edâ itmek şartıyla mukaddemâ Bozkır ma denine merbût olunduklarında bu def a Beyşehri ve Yenişar nâm-ı diğer Kaşaklı kazalarının dahi inhâ ve istid â olunduğu üzere ma dene rabt ve ilhâk olunmasını istîzânını hâvî takdîm olunan takrîr taraf-ı hazret-i sadâretpenâhîden atebe-i ulyâ-yı mülûkâneye lede l- arz ber-mûceb-i takrîr ilhâk olunub ziyâde ocak işletmek ve ma den i mâline dikkat olunmak şartlarıyla hatt-ı hümayun çıktığından Karaman valilerini verilen imdad-ı hazeriyye ve seferiyyenin maden emini tarafından toplanarak vali tarafına gönderileceği Beyşehir ve Yenişar kazalarının ahalileri madene bağlanma karşılığında her yıl kömür, kütükkesen, çakılcıyan bedeliyesi ve imdad-ı menzil olarak 6.000 kuruş ile sancak mutasarrfına verilen 2.990 kuruş hazeriyye maden eminine gelir olarak kayd olunmak ve öteden beri Karaman valilerine verilegelen hazeriyye ve seferiyyeleri maden emini marifetiyle kemafi s-sabık vali tarafına zamanında teslim olunması emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 215-1). 276 Bozkır madeninden çıkarılıp Üsküdar ocağına bağlanan Seydişehir kazası ahalisi avarız-ı divaniyye ve imdad-ı hazeriyye hariç bütün tekalif-i örfiyye ve şakkadan, ba-husus kalyoncu ve bayrak askeri vs. tertibat-ı seferiyyeden dahi muaf olup, nefer yazılanlar avarız ve hazeriyyeden dahi muaf tutulmuştur. Kazaya iki taksitle vali için 32 kuruş ve liva mutasarrıfı için üç taksitle 30 kuruş imdad-ı hazeriyye tayin olunmuş ve İrad-ı Cedid Hazinesi nden bu miktarların ödenmesine ve ahaliden daha sonra toplanmasına karar verilmiştir (BOA, MHM.d 217: 82; BOA, C.AS 38021). 277 24 Nisan-3 Mayıs 1802 de, Kırili kazası madenden ayrılıp Üsküdar ocağına bağlandığında vali ve mutasarrıf hazeriyyeleri deraliyeden İrad-ı Cedid Hazinesi nden mahalline eda olunmuş ve ahaliden toplanarak İrad-ı Cedid Hazinesi ne gönderilmiştir (BOA, HADR.d 7: 132). 278 6-15 Haziran 1779 da, Karaman valisi olanlar senede iki taksitle kazalardan toplam 24.750 kuruş hazeriyye almıştır (BOA, HADR.d 9: 154-2).

117 hazeriyye miktarı 2.500 kuruştu. Tespit edilebilen hazeriyye oranları ise, 3 Mayıs 1802 tarihinde Bozkır 260, Kırili 475, Kaşaklı 225 ve Göçükebir 175 kuruştu (BOA, HADR.d 7: 132). Sancağın ödeyeceği 2.500 kuruştan kazaların ödediği miktar düşülünce kalan 1.365 kuruş imdad-ı hazeriyye Beyşehir ve Seydişehir kazalarına ait olmalıdır. İmdad-ı hazeriyyenin ödenmesi ile ilgili çeşitli anlaşmazlıklar da olmuştur. Karaman valisine eda edilen 1784 yılı imdad-ı hazeriyyesinin ikinci taksitinin ödenip ödenmediği ile ilgili emir üzerine bu durum Bozkır mahkemesinde görüşülmüş, Bozkır ve Belviran kazalarının bunu ödediği belirtilmiştir 279 (BOA, AE.SABH I 6638). 22 Ocak 1798 de valinin hazeriyyenin ikinci taksiti olan 700 kuruşu, maden için toplanan nakliye ve mübaşiriyye ücreti olarak toplanan 1.200 kuruştan kesmesi üzerine emin, hazeriyye taksitinin gönderildiğini bildirmiştir. Ancak 700 kuruş yerine üç bargir gönderen eminin hareketi vali tarafından kabul görmediğinden hayvanlar geri gönderilmiş ve vali, maden için toplanan paradan hazeriyyeyi kesmiştir. Bu anlaşmazlığın çözümü için valinin adamları ile maden emini vekilinin de bulunduğu mahkemede hesaplaşmaları emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 217-d). Beyşehir sancağı mutasarrıfına ödenen hazeriyye ise, sancağın bütün kazaları madene bağlandığında maden eminine gelir olarak kaydedilmiştir. 12 Şubat 1810 da Beyşehir sancağı kazalarının hazeriyye olarak her sene maden eminine verdikleri miktarlar; Beyşehir 700, Seydişehir 600, Kırili 600, Bozkır 400, Kaşaklı 290, Göçikebir 400 kuruş olmak üzere 2.990 kuruştu (BOA, C.DRB 37; Grafik 1). Bu hazeriyye sancak mutasarrıflarına verilirken maden eminine gelir olarak kaydedilmiştir. 1796 yılında da aynı oranda hazeriyye maden eminine gelir olarak kaydedilmiştir 280 (BOA, DRB.d 156: 53-1; BOA, HADR.d 7: 6-3). Yine 23 Aralık 1797 de Beyşehir ve Kaşaklı kazaları Bozkır madenine bağlı olduğundan sancak mutasarrıflarına ödenen hazeriyye ve seferiyye maden eminine gelir olarak 279 Bozkır madeni açılmadan önce de kazadan hazeriyyenin toplandığı ile ilgili örnekler de vardır. 12 Temmuz 1749 tarihli belgede, Karaman eyaleti valilerinin imdad-ı hazeriyyelerinden sancaklara tevzi olunan miktarlardan ödenmeyen 45,5 kuruş, Beyşehir sancağına bağlı Bozkır kazası hissesiydi (KŞS 57: 149-2). 280 30 Kasım 1796 tarihinde verilen hazeriyye miktarı şöyle ifade edilmiştir: Hazeriyye-i mutasarrıf-ı livâ-i Beyşehri kazâhâ-i mezkûrîn fîmâ ba d beher sene(kaza-i Beyşehri) 700, (kaza-i Seydişehri) 600, (kaza-i Kırili) 600, (kaza-i Bozkır) 400, (kaza-i Kaşaklı) 290, (kaza-i Göçikebir) 400 = 2.990 (BOA, MEDAD 9: 215-1).

118 kaydedilmiştir. Fakat Karaman eyaleti valilerinin hazeriyye ve seferiyyeleri maden emini marifetiyle valiye teslim edilecekti (BOA, C.DRB 2148). Beyşehir kazasının kömür, kütükkesen, çakılcı bedeliyesi ve imdad-ı menzil olarak yıllık 5.000 ve Yenişar ahalisinin de aynı nedenlerle 1.000 kuruş olmak üzere toplam 6.000 kuruş ile sancak mutasarrıflarına verilen 2.990 kuruş imdad-ı seferiyye ve hazeriyye maden eminine gelir olarak kaydedilmiştir (BOA, C.DRB 2148; BOA, C.DRB 2726; BOA, C.DRB 37). Kazalardan toplanacak bu imdadiyyelerle vali ve sancakbeyleri kapu halkı besleyecekler ve göreve çağrıldıklarında bunlarla sefere eşecek lerdi. Fakat başlangıçta her kaza için belirlenen imdadiyyeler, fiyat artışlarına ve savaş malzemelerindeki pahalılaşmaya rağmen, yıllarca hiç değişmedi ya da çok yavaş ve düşük düzeyde zamlar oldu (Cezar, 1985: 928). İmdâd-ı seferiyye bir defada toplanma şartına bağlı iken imdâd-ı hazeriyyenin taksitlerle toplanması usuldendi. Tahsilattan sonra yükümlüye edâ tezkeresi verilir böylece mükerrer tahsiller önlenmek istenirdi (Tabakoğlu, 2000: 222). Grafik 1: Bozkır Madenine Gelir Olarak Kaydedilen Sancak Mutasarrıfına Ait Hazeriyye Akçesinin Dağılımı (Kuruş Olarak) 600; 20% 400; 13% 290; 10% 400; 13% 700; 24% 600; 20% Bozkır Seydişehir Beyşehir Yenişar Kıreli Göçü Vezir, beylerbeyi ve sancak beyi gibi yüksek rütbeli devlet görevlilerinin idarî ve askerî yükümlülüklerini gereğince yerine getirebilmeleri için ihdas edilen ve nisbî olarak azalmakta olan eski has gelirlerinin tamamlayıcısı olduğu anlaşılan imdâdiyyeler varlığını Tanzimat dönemine kadar sürdürmüş, bu dönemde vergiye çevrilmiştir (Tabakoğlu, 2000: 222).

119 5.5. Diğer Yükümlülükler ve Vergiler Yukarıda ödenen vergiler yanında madene bağlı kazaların ödediği çeşitli bedeller ve yerine getirmesi gereken yükümlülükler de vardı. Tabiî ki madene bağlı kazaların en önemli yükümlülüğü değinildiği üzere madenin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamaktı. Ancak bunun yanında sancaklara ait yükümlülüklerden kazalar hissesine düşen miktarların da kaza ahalisi tarafından yerine getirilmesi gerekliydi. Seferiyye malzemesi taşımak için gerekli develerin, madene bağlı Belviran kazasından tedârik edilerek gönderilmesi için 25 Mayıs 1828 de emir gönderilmiştir (KŞS 74: 99-2). Konya sancağından tahsil edilecek tekâlifât-ı seniyye den Belviran kazası ahalisinin %5 hesabıyla belirlenen hisseleri maden emini ve mahkeme tarafından tahsil edilerek liva tarafına teslim olunması ve serbestiyete aykırı olarak fazla talepte bulunulmaması konusunda emir verilmiştir. Bu olay emsal gösterilerek Bozkır madenine bağlı diğer kaza olan Bozkır kazasından Beyşehir sancağından fermanla talep edilen matlubat-ı Devlet-i Âliyye ve tekalif-i seniyyeden yüzde beş hesabıyla, hisselerini maden emini marifetiyle Beyşehir sancağına ödedikten sonra fazla talepte bulunulmaması konusunu içeren 27 Mayıs 1834 tarihli emir maden emini, Bozkır naibi ve liva mütesellimine gönderilmiştir (BOA, MEDAD 3: 282-1). Dakîk, toz haline getirilmiş şey, un anlamlarına gelmektedir (Devellioğlu, 1999: 163). Ordunun Karkın ve İsmil menzilleri zahiresinde kazalardan mürettep dakikin 281 bedeli olan meblağ 5.055 kuruş dakik bedeliyesi tahsil edilerek mübaşire teslim ile Deraliyye ye gönderilmekteydi. Mahkeme bunu toplamakla görevli Bozkır şeyhinin kendi adamı olan çavuş ile bunu orduya gönderdiğini maden emini, 18-26 Ocak 1800 de bildirmiştir (BOA, AE.SSLM III 18985). 18 Kasım 1818 tarihinde Çumra menzilinden Şam a giden orduya verilen zahire 282 bahası Bozkır madeni emininden alınmış ve Bozkır madeni emini bunu teslim ettiğine dair senedat-ı şeriyye almıştır (BOA, C.AS 21864). 281 23 Aralık-1 Ocak 1728 tarihinde, Keban ve Ergani madenleri için gerekli olan dakik, ücreti peşin olarak sahibine ödenmek şartıyla bazı kazalardan toplanmıştır (Ahmet Refik, 1931: 31). 282 Madene bağlı kazaların menzillere tayin olunan zahire miktarları için bkz. BOA, C.AS 15701; BOA, C.AS 16336.

120 Bozkır madenine bağlı yerlerden çeşitli adlarla usulsüz vergi talep edildiği ile ilgili örnekler de vardır. 16 Nisan 1835 tarihinde, Bozkır kazasına bağlı Yalıhüyük köyü ahalilerinden Beyşehir dalyan mukataası dahilindedir denilerek vergi istenmiş ancak bu zamana kadar böyle bir durum olmamıştır. Balık tutulan göl, Beyşehir ve Seydişehir Gölü ne bağlı ise de gölün yarısının maden toprağı olduğu ifade edilerek müdahalenin engellenmesi emredilmiştir (BOA, C.DRB 1276). Fakat bu tarihten önce verilen bir emirde ise, Bozkır kazasına bağlı köylerin vergilerini ödemeleri gerektiği belirtilmiştir. Seydişehir Gölü nden Bozkır kazasına akan suda Bozkır kazası köylerinden Sopran, Balıklavı, Yalıhüyük ve Arvana köy ahalileri balık avlamışlardır. 10 Eylül 1830 tarihinde mukataaya bağlı olduğundan dolayı ağ ve balıktan resim vermeleri gerektiği belirtilince, ahali balıkların resimlerini maden eminine verdiklerini söylemiş yine de malikane 283 tarafına öşür ve resimlerin verilmesi emredilmiştir 284 (BOA, MAD.d 9637: 253). Dalyan, balık avlamaya mahsus su üzere çardak (Ahmet Vefik Paşa, 2000: 109); balığını yavaş yavaş çıkarmak ve kendi tasarrufunda olarak korumak üzere deniz kenarında, koyda ve boğazda sınırlandırılmış yer (Şemsettin Sâmi, 1317: 869) için kullanılan bir tabirdir. Beyşehir dalyan mukataası, Beyşehir sancağına bağlı kazaların gölden balık tutmaları için oluşturulmuş, sınırları belli balık avlama yerlerini ifade etmektedir. 283 Hadimizade el-hâc Ahmet ve oğlu Mustafa Bozkır a bağlı Balıklağu köyünün balık avlama öşrünün rub hissesinin kendisine ait olduğunu belirtince, sipahilerin hakkı verildikten sonra diğerlerinin malikane sahiplerine verilmesi gerektiği belirtilmiştir (BOA, MAD.d 9637: 257). 284 Bahsedilen vergiler dışında da madene bağlı kaza ahalilerinden tahsil edilen vergiler vardı. Ancak madene bağlı kazalarla ilgili diğer vergilere belgelerde değinilmediği için burada yer verilmemiştir. Örneğin, ianei cihadiye, muharebe için muvakkaten toplanan bir vergi idi. Bu, her yerin iktidarına göre merkezden tevzi olunur ve doğrudan doğruya merkeze gönderilirdi (Karamursal, 1989: 182). II. Mahmud un getirdiği vergilerden biri olan İane-i Cihadiyye redif askerlerinin giderlerini karşılamak için toplanmıştır (Çadırcı, 1997: 106). 15 Nisan 1840 tarihinde Amasya muhassılına gönderilen hükümde, Gümüşhacıköy madeni eski emini Salih in 1837 yılına ait Merzifon, Zeytun ve Hacıköy kazalarından eksik kalan cihadiye akçesinin tahsili emredilmiştir (BOA, D.DRB.MH 1067/15).

121 III. BÖLÜM BOZKIR MADENİNE BAĞLI KAZALAR VE BU KAZALARIN YÜKÜMLÜLÜKLERİ 1. Madene Kömür ve Kütük Temini 1.1. Kömür Tedâriki Bozkır madeni için gerekli kömür aynî olarak tedârik edilirken, madendeki fırınların azaldığı dönemlerde, maden için gerekli kömür ihtiyacını birkaç kazanın karşılaması durumunda diğer kazalardan kömür bedeli alınmıştır. Bozkır madenine bağlı kaza ahalileri rençper olduğundan dolayı kömür yakma işini bilmediklerinden, Rum taifesinden olmak şartıyla, Gümüşhane den 20 baltacı talep edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 624-2). Bu bilgiye göre Bozkır madeni ahalisinin kömür yakma işini Gümüşhane den gelen ustalardan öğrendiği söylenebilir. Bozkır madeni fırınları için gerekli kömür, Bozkır ve Belviran kazaları yakınlarındaki Mağarata Burdi, Kızılpembe, Merkepçukuru, Alacabeli, Kovanlık, Mor Tepe, Sarot, Gültepe ve Sülek Sisam Beli diye bilinen yaylalardan elde edilmiştir 285 (BOA, MEDAD 1: 756-1; KŞS 100: 190-2). Yaklaşık 4.000 kişilik bir Yörük grubunun bu yaylaklara gelerek çam, ardıç gibi ağaçları keserek bunlardan tahta imâl ederek sattığı ve bu durumun maden için zararlı olacağı iddialarına verilen cevapta, yaylakların Yörüklere ait olması durumunda karışılmaması, onlara ait değilse maden için odun yapılması gerektiği görevlilere bildirilmiştir (BOA, MEDAD 1: 756-1; KŞS 100: 190-2). Bozkır madeninde bir fırının ihtiyacı olan kömür, cevherin kolay eriyip erimemesine göre değişmekteydi. 1781 yılında Bozkır madeninde, cevherin durumuna göre, bir fırına 10.000 ya da 6.000 kıyye kömür harcanmıştır (BOA, 285 Bozkır da 20 yıldır mangal kömürü yapan Mehmet Çandar, Bozkır ve Ahırlı ilçelerinde mangal kömürü ürettiklerini ve orman köylüsünün kestiği odunları ihale ile alarak torluk adı verilen istifleme şekli ile istiflediklerini ifade etmiştir. Odunların üzerini saman ve kum ile örttüklerini ve yaklaşık bir ay boyunca gece gündüz bu şekilde içten içe torlukların yandığını ve bu süre sonunda torlukların bozulup içindeki kömürlerin satışa hazır hale getirildiğini söylemiştir. Kömür işinde çalışan Mehmet Tarhan ise beş ton odundan bir ton kömür elde edildiği bilgisini vermiştir. Mangal kömürü yapmak için kullanılan ağaçlar, ormana faydası olmayan bozuk meşe ağaçlarıdır (Bozkır Gündem, 2009: 5).

122 MEDAD 8: 653-1). Madenin ihtiyaç duyduğu kömürün temin edilmesi için madene bağlı kazaların köylerine balta hesabı üzere tevzi yapılmıştır. Madene bağlı köylerin güçlerine göre tevzi edilen baltaların her biri haftada 100 kıyye kömür yakmış ve bu 100 kıyye kömüre, fırınların bulunduğu mahalle de nakledilmek şartıyla 60 şar akçe ücret ödenmiştir (BOA, C.DRB 2421). Bozkır madenine bağlı kömürcülerin fırınlara teslim ettiği kömürlerin ücretleri ödenerek teslim alındıktan sonra, madende bulunan kömür mahzenine 286 (BOA, MEDAD 8: 633-1) konulmuştur. Madendeki fırınların ihtiyacı olmayan kömür mahzenlerde bekletilmiş ihtiyaç halinde mahzenlerden çıkarılarak fırınların olduğu yere götürülmüş olmalıdır. Zira kömürün mahzenlere konulmasıyla hem doğal şartlara hem de diğer olumsuzluklara karşı önlem alınmış oluyordu. Kömür vermekle yükümlü olan kaza ahalileri kömürleri madencilere teslim etmekteydi (BOA, MEDAD 8: 685-1). Madencilere teslim edilen kömürlerin ücretleri maden emini tarafından ilgililere ödenirdi (BOA, MEDAD 1: 750-3). Bazen kömür teslimi esnasında madenciler ile ahali arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkması nedeniyle merkezden madencilerin ahaliye eziyet etmemesi için kadı ve eminlere emirler gönderilerek sorun çözülmeye çalışılırdı (BOA, C.DRB 2009). Madene bağlı kazalarda bulunan kadılar ve ayanlar ile Bozkır şeyhinin de kömür ve amelenin tedâriki hususunda, maden eminine yardımcı olmaları gerekirdi (BOA, MEDAD 1: 750-3). Madene bağlı kazalardan kömür temin edilirken ya da kömür yerine bedel alınırken çeşitli sorunlarla karşılaşılmıştır. Eylül 1815 tarihinde, Bozkır madenine bağlı Belviran kazasına kömür bedeli olarak üç ayda bir tevzi yapılırken, her ay tevzi yapıldığı yönünde şikâyetler yapılması üzerine, maden emini İshak hakkındaki bu durumun araştırılması için bir mübaşir görevlendirilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda, eski kaza ayanı Şeyh Mehmet ve akrabalarının bu iddiaları ortaya attığı belirlenirken, bu tarihlerde şeyhin Limni Adası na sürgün cezası ile ilgili emrin yeniden gönderilmesine de değinilmiştir (BOA, MHM.d 236: 177). Kömür tedâriki 286 Bozkır madeni açıldığı zaman bir bab büyük kömür mahzeni ile bir bab mürdesenk ile bunlardan başka üç bab mahzen yapılmıştır (BOA, MEDAD 8: 607-1). 21 Ocak 1780 tarihinde, Bozkır madenindeki kömür mahzenlerine kereste, çivi ve diğer masraflar nedeniyle 2.837 kuruş harcanmıştır (BOA, MEDAD 8: 633-1).

123 konusundaki yaşanan sıkıntılardan biri de Bozkır madenine kömür, kütük ve cevher naklini engellemeye çalışan eşkıyalar 287, bu sayede ahaliyi kendi tarafına çekmek amacıyla bu tür hareketlere başvurmuştur (BOA, D.DRB.THR 60/29). Kömürle ilgili bir diğer sorun ise, kömürün cevher işleme merkezine olan uzaklığının yapılan masrafları artırmasıydı. Nitekim Bozkır madeninde beş veya altı saat mesafeden gelen kömür ve kütük, fırın başına 50 ile 70 kuruş arasında bir masraf ortaya çıkarmıştır (BOA, MEDAD 8: 653-1). Kömür ve kütük tedârikinde uygulanan genel kurala göre, bu ihtiyaçlar maden emini eliyle tedârik edilirken, madenciler bu işlere karışmaz ve sadece mağaralardan cevher çıkarırdı. 24 Şubat 1801 tarihinde, Bozkır madeni ustabaşı Penayut; bakkal, meyhaneci ve papaz gibi maden işlerinden anlamayan kişilere cevher mağaralarını vermiştir. Ayrıca, madenin levâzım-ı ma denden olub ümenânın re y ma rifetleriyle rûyet olunan kömür, kütük, cevher nakli ile çakılcı görevlerini ustabaşı kendi üzerine aldığından dolayı bu ustabaşı görevden uzaklaştırılmıştır. Bu sorunlardan dolayı madencilerin cevher çıkarma haricindeki işlere karışmaması ve maden levazımatının maden emininin gözetiminde yapılması hatırlatılmıştır (BOA, C.DRB 571). Grafik 2: 1776-1785 Yılları Arasında Madene Bağlı Kazaların Kömür Görevleri Dağılımı 27% 51% Bozkır Belviran Seydişehir 22% Bozkır kazası ahalisi, 1806 yılında, 300.000 kıyye cevherin mağaradan mukırrgâh-ı ma dene yani Siristat kasabasına nakli ile cevherin imâl ve kal olunması için gerekli olan 7.000 küfe kömürü teslim edeceklerini taahhüt etmelerine 287 11 Mart 1742 tarihinde, kömür naklinde ve harkında çalışanları korumak için Keban madenine bağlı kazalardan eşkıyaya karşı levent yazılmıştır (BOA, DRB.d 968: 64-1).

124 rağmen 80.000 kıyye cevher ile 16 fırına 1.600 küfe kömür vermişlerdir (BOA, D.DRB.THR 37/34). Bu bilgilere göre, fırın başına 5.000 kıyye cevher ile 100 küfe kömür verildiği görülmektedir. Bu miktarların birbirine orantılı verildiği düşünülürse 50 kıyye cevherin işlenebilmesi için bir küfe kömüre ihtiyaç duyulduğu söylenilebilir. Fakat kazanın taahhüt ettiği cevher ve kömürün fırın başına düşen miktarı 437,5 küfe kömür ile 18.750 kıyye cevher olduğu anda aynı orantının olduğu farz edildiğinde yaklaşık olarak 43 kıyye cevher için bir küfe 288 kömür verildiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bozkır kazası ile birlikte cevher nakletme ve kömür verme göreviyle madene bağlı diğer kazaların da olduğu unutulmamalıdır. Yine aynı tarihte Bozkır ahalisi, 5.000 küfe kömürün her küfesinin ikişer kuruşa mevcut şartlara aykırı olarak kendilerinden alındığını dile getirmişlerdir (BOA, D.DRB.THR 37/34). Gümüşhacıköy madeninde ise, 1837 yılında, bir fırına 60 küfe kömür 289 kullanılmıştır (BOA, HH.d 13823: 1). Aynı madende bir fırına 50 küfe kömür ve 25 küfe cevher, yine bir fırına 60 küfe kömür ile 30 küfe cevher konulduğundan (BOA, HH.d 17512) bahsedilmiştir. Buna göre fırına konan kömür oranı cevher miktarının iki katı olmalıdır. Madene aynen kömürü teslim eden kazalar olduğu gibi kömür bedeli ödeyen kazalar 290 da vardı. 5 Ekim 1785 tarihinde Seydişehir kazası, dağlarında ağaç olmadığından, kaza hissesine düşen 80 balta hesabı üzere, yılda üç taksitle 4.000 kuruş kömür bedeli ödemiştir (BOA, D.BŞM.DRB 16/47; Grafik 5). Bozkır madeninin kömür ihtiyacını karşılayan bazı köyler, etrafında bulunan köylerle ara sıra sorun yaşamıştır. 22 Kasım 1823 te, Seydişehir kazasına bağlı Karaviran köyü ile Bozkır madenine kömür harkına memur Akkilise köyü arasında 288 Tızlak, bir küfe kömürün 170-180 kıyye ağırlığında olduğunu belirtmektedir (Tızlak, 1997a: 175). Bu veri kabul edildiği takdirde bir küfe kömürün ağırlığı 218-230 kg olmaktadır. 289 1842 yılında, Balya madeninde, çam kömürünün fiyatı, nakliyesi ile birlikte küfesi 320 para ve meşe kömürünün fiyatı, nakliyesi ile birlikte küfesi 240 paraydı. Her ikisinde de 10 ar paranın madenciler tarafından verilmesinin nizam gereği olduğu hatırlatılmıştır (BOA, DRB.d 1037). 5 Haziran 1704 tarihinde, Karaton madeninde roş(t) olmak ve kurşun ihracı için kömür satın alınmıştır (BOA, KK.d 5184: 8). Kal için çam kömürü gerektiğinden bunun çam bulunan yerlerden araba ile taşınması ve ücretinin nazır tarafından verilmesi gerektiği belirtilmiştir (BOA, KK.d 5184: 32). Karaton madeninde 1772-1773 yılında, kömürün 10 kıyyesi bir para olarak hesaplanmıştır (BOA, D.BŞM.DRB 14/33). Keban madeninde ise, 8 Haziran 1737 tarihinde, hark olunan kömür, mekkari ile himli 48 paraya taşınmıştır (BOA, DRB.d 968: 55-2). 290 1836 yılında, Bereketli madenine bağlı Çamardı kazası ve köylerinden kömür bedeliyesi olarak hane başına 3,5 kuruş toplanmıştır (BOA, DRB.d 1020).

125 ortaya çıkan anlaşmazlıklar üzerine Beyşehir mütesellimine gönderilen emirde, madenin kömür maslahatının sekteye uğramaması için bu müdahalenin ortadan kaldırılması istenmiştir (BOA, DRB.d 1044). Benzer şekilde 9 Kasım 1817 tarihinde, Meyre ve Ahurlu köyleri arasında Mübah(a) Dağı ndan odun tedâriki konusunda bir anlaşmazlık ortaya çıkınca, her iki köyünde kendi hisselerine düşen miktarı bu dağdan kesmeleri emredilmiştir (BOA, HAT 666/32434). Maden için tedârik edilen kömür, ilgili köy ahalisi tarafından maden bölgesinin merkezi ve fırınların bulunduğu kasaba olan Siristat a nakledilirdi. Örneğin, Seydişehir Gölü nden birkaç kayık vasıtasıyla kömür ve kütüklerini eskiden beri karşı yakadan Bozkır tarafına nakleden Yalıhüyük köyü ahalisi, oradan da kömürlerini hayvanlarına yükleyerek madene teslim ederlerdi 291 (BOA, C.DRB 1276). Tedârik edilen kömürün kendi hayvanları ile maden bölgesinin merkezine taşınması işi madene karşı sorumlu her köy için geçerliydi ve kömürün teslimi esnasında, köy halkı, maden emininden ücretlerini alırlardı. Bozkır madeninin işletilmeye devam edildiği 1837 yılında kömür bedeli olarak senede bir defa Bozkır kazasından 8.372,5 kuruş toplanmıştır. Bu hesaba göre, kazadan 3.349 kova kömür bedeli olmak üzere her kovası 100 paradan hesap edilmiştir 292 (BOA, C.DRB 1712). Bu hesaba göre bir kova kömürün fiyatı 2,5 kuruşa karşılık gelmiştir. Aynı tarihte, Gümüşhacıköy madenine bağlı kazalara kütük kesilmesi, kömür yakılması ve kömür nakli gibi konularda tevzi yapılmıştır. Bu tevziye göre tedârik edilen kömürün küfesinin nakline 20 şer para noksan verildiği anlaşıldığından ve kömürün geldiği yerin madene uzak olmasından dolayı, kömürün yakılmasına ve nakledilmesine bir fiyat belirlenmiştir. Bu fiyata göre, kömürün her küfesine 6,5 kuruş ücret verilirken, kömürün her küfesinden avaid ve akçebaşı namıyla 17 şer para maden emini tarafından alınacaktı (BOA, HH.d 13823: 1). Kömürler yakıldıktan sonra fırınların bulunduğu mahalle nakledilmesi gerektiğinden çeşitli masraflar da yapılmıştır. Bozkır madeninde bu konuyla ilgili 291 12 Ekim 1736 tarihinde, Şât? Nehri üzerindeki kömür ve zahire nakli için kullanılan ağaç köprü harap olduğundan tamir masrafının üçte ikisi madenciler ve üçte biri kömürcüler tarafından karşılanacağı belirtilmiştir (BOA, DRB.d 968: 123-3). 292 1809 yılında Ma âdin-i Hümayun genelinde bir küfe kömür 1,5 kuruş iken, 1841 yılında bu fiyat üç kuruş 15 paraya yükselmiştir (Tızlak, 1997a: 175).

126 doğrudan bir veri tespit edilememesine rağmen kömürleri taşımak için hayvanlara ihtiyaç duyulduğu gibi hayvanlara yüklenilmesi için semer, urgan ve kova gibi malzemelere de ihtiyaç duyulduğu tahmin edilmektedir. Nitekim Keban madeninde, Kömür nakli için gadâr, urgan, merkep nalı ve semer gibi malzemeler kullanılırken (BOA, D.MMK.d 23125: 4), 1819-1820 yılında 20 nefer merkepçiye 12 ayda 3.360 kuruş aylık ücret verilmiş ve kömür hayvanları için arpa ve saman alınmıştır (BOA, D.MMK.d 23125: 11). Grafik 3: 1787-1801 Yılları Arasında Bozkır Madenine Kömür Veren Kazaların Altı Ayda Verdiği Kömür Miktarı (Kıyye Olarak) Göçü; 120.000; 15% Bozkır; 360.000; 46% Kırili; 150.000; 19% Belviran; 156.000; 20% 1.2. Kal Kütüğü Temini Bozkır kazasına bağlı Hisarlık ve Kazıkdere köyleri, madenin kal kütüğü hizmetini yapmak üzere madenin açılışından itibaren görevliydi (BOA, MEDAD 8: 607-2). Kal kütüğü olarak ifade edilen bir fırının ihtiyacı olan kütük miktarı, cevherin kolay eriyip erimemesine göre değişmekteydi (BOA, MEDAD 8: 653-1). Bu durumda kal işleminde kullanılan kütük miktarını cevherin kalitesi etkiliyordu. Zaman içerisinde fırınların kal kütüğü ihtiyacını karşılamak için bu iki köy dışında bazı köyler de görevlendirilmiştir. Bu görevlendirmenin temel nedeni, kütüklerin temin edildiği ormanların kesilmesinden dolayı azalarak zamanla fırınlardan uzaklaşması ya da tükenmesiydi. Kazıkdere ve Hisarlık köyleri dışında, Bolad ve Gederet köyleri 1817 yılında madenin kal ocağı kütüğünü temin etmekle görevlendirilmiştir (BOA, AHK.KR.d 29: 26-4). 16 Nisan 1835 tarihinde, madenin kömür ve kütük ihtiyacını karşılayan köylerden biri olduğu tespit edilen Yalıhüyük köyü, Bozkır madeninin kömür ve

127 kütükkeseni olup, elde ettiği kömür ve kütüğü Seydişehir Gölü nden kayıklarla Bozkır tarafına taşıyıp oradan da hayvanlarına yükleyerek maden işleme merkezine getirmiştir (BOA, C.DRB 1276). Maden için gerekli olan kütüklerin kullanıldıkları yerler ise şunlardı. Kal kütüğünden cevherlerin işlenmesinde faydalanılmıştır. Mağaraların sağlamlaştırılması için mağara ağacı 293 olarak tarif edilen ağaçlar kullanılmıştır (Fotoğraf 10). Bunların yanında maden emini konağı, mahzenler ve madenci odalarının yapımında da keresteye ihtiyaç duyulmuştur (BOA, MEDAD 8: 633-1). Madenin kütük ihtiyacı karşılanırken çeşitli sorunlarla da karşılaşılmıştır. 5 Şubat 1792 tarihli maden emini ile Belviran ve Seydişehir kadılarına gönderilen emirde, madene bağlı kazalardan aynen alınan kömür ve kütük hizmetinin Bozkır madeni emini Aydınlı Mehmet döneminde Seydişehir ve Belviran kazalarından aynen alınmadığı, tam ı hâm tabi iyyet ve kas an i mal ve idare-i maden ahalilerine adem-i sulûk birle bedele kat ve bedelini tahsîl ve ahz ile hem ma den-i mezbûru ferîn-i sedd ve ta tîl ve hem fukarâ-yı ra iyeti bu vecihle tecrîm eylediği ihbâr ve inhâ olunmağın denilerek, bu nedenle hem halkın zor durumda kaldığı hem de madenin imali için gerekli olan kömür ve kütüğün temini konusunda sıkıntı yaşandığından kazaların aynen kömür ve kütük teslim etmeleri gerektiği bildirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 196-1). Kütük temininde karşılaşılan bir diğer sorun ise, kömürde olduğu gibi, kütüğün fırınlara beş altı saat mesafede olan yerlerden tedârik edilmesinin fırınların masraflarını arttırmasıydı (BOA, MEDAD 8: 653-1). Madene bağlı kazalardan aynen alınan kömür ve çakılcı gibi görevler içinde kütük görevi de bulunmaktadır. Bazı kazalar aynî olan bu görevleri yapmadıkları durumlarda nakdî bir bedel ödemişlerdir. Fakat bu miktarların genel toplamı verildiğinden kütük karşılığı alınan ücret tespit edilememiştir 294 (BOA, MEDAD 9: 293 4 Ocak 1788 tarihinde, Keban madeninde yeni ortaya çıkarılan cevherin imali için kalhane kütüğü ve mağara ağacı lazım idi (BOA, MEDAD 9: 25-1; BOA, C.DRB 864). 294 Fırınların ormanlara uzaklığı, kütüklerin fırınlara nakil ücreti ve her fırında kullanılacak kütük cevherin durumuna göre değişmekle birlikte diğer madenlerdeki fiyatlar şöyle tespit edilmiştir: Karaton madeninde 1772-73 yılında odunun 1,5 çekiden ziyadesi sekiz paraydı (BOA, D.BŞM.DRB 14/33). 1837 yılında Gümüşhacıköy madeninde kal ocaklarında kullanılacak kütüğün her yüküne madencilerin 10 ar para vermesi kural olduğundan bu miktar emine gelir olarak kaydedilmiştir. Bu madende 3.600 yük kal kütüğü ikişer kuruştan hesap edilmiştir (BOA, HH.d 13823: 1). 1842 yılında,

128 215-1). Bozkır madeni fırınları için tedârik edilen kütüklerin teslimi esnasında, bu işle görevli kişilere ücretleri, maden emini tarafından ödenmiştir (BOA, MEDAD 9: 171-1). 2. Bozkır Madenine Bağlı Kazalar Madencilik faaliyetlerinin aksamadan devam etmesi için gerekli olan kömür ve kütüğün temin edilebilmesi, sermaye sorununun halledilmesi gibi amaçlarla bazı kazalar madene bağlanmıştır. Bozkır madeni ilk açıldığında madenin kömür ihtiyacını karşılamak için Bozkır ve Belviran kazaları maden emaneti idaresindeydi (KŞS 100: 190-2; BOA, MEDAD 1: 756-1). Bu iki kaza, madenin kömür ihtiyacını tedârik etmekle birlikte maden için gerekli amele ile madenin diğer ihtiyaçlarını da karşılamıştır (BOA, MEDAD 1: 750-3). Madene bağlı kaza ahalisi bu görevlere ek olarak cevher nakli konusunda da üzerine düşeni yapmaktadır (BOA, MEDAD 1: 754-3). Kısaca belirtmek gerekirse madene bağlı kazaların halkı, madenciler için gerekli malzemelerin tedârik edilmesinden başlamak üzere, mağaralardan cevher çıkarılması, çıkarılan cevherin Siristat a nakledilmesi ve fırınlarda ayrıştırılması ile kurşunun Alanya İskelesi ne naklinde görev almıştır. Bozkır madenindeki fırın sayısının artması sonucu 295 Bozkır ve Belviran kazalarının maden için ihtiyaç duyulan kömürü karşılayamaması üzerine 1778 yılında Seydişehir kazası da madene bağlanmıştır (BOA, MEDAD 8: 621-2). Fakat bu gerekçeyle madene bağlanan Seydişehir kazasının dağlarında ağaç olmaması nedeniyle senede üç taksitte ödemek üzere 4.000 kuruş kömür bedeli vermeyi isteyen kaza ahalisinin isteği, kömüre olan ihtiyaç nedeniyle kabul edilmemiştir (BOA, MEDAD 1: 621-d). Daha sonraki yıllarda ise bu isteğin kabul edildiği, madenin 1785 yılında kapatılması sırasında görülen geçmiş yıllara ait hesap kayıtlarından anlaşılmaktadır (BOA, MAD.d 7873: 109; KŞS 64: 115-1). Yerleşim yerlerinin Bozkır madenine bağlanması, hep kaza statüsünde olmakla birlikte bu genellemenin tek istisnası, Aladağ kazasına bağlı Eşenler, Habiller, Gaziler, Yağcılar, Sarıhacılar, Ömeroğlu ve Mahmudcalar adlı yedi köyün madene Balya madeninde, kütüğün her biri 40 para olmakla birlikte bu meblağın dört parası madenciler tarafından verilirken, odunun ise arabası 200 para olarak hesap edilmiştir (BOA, DRB.d 1037). 295 Fırın sayısı beş iken yedi olmuştur.

129 bağlanmasıydı. Ayanların zulmünden dolayı madene bağlanan bu köylerin vergilerini emin vasıtasıyla ödemeleri şartıyla hükûmetleri ma dene zam olunmuştur (BOA, MEDAD 8: 629-3). 8 Ekim 1779 tarihinde üzerlerine düşen maden hizmetlerini yapmaları istenen bu köyler madene bağlanmıştır. 2 Haziran 1780 tarihinde ise, madene bağlanma sonucu vergi ve masraflar konusunda karışıklıklar çıkacağını belirten bu köylerin halkının, madenden çıkarılarak Karaman valilerinin taht-ı hükümetlerinde olma talepleri kabul edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 634-d). Çok kısa bir süre madene bağlı kalan bu köyler dışında madene köy statüsünde bağlanan başka bir yerleşim yeri tespit edilememiştir. Burada önemli olan nokta ise adı geçen köylerin, madene bağlandıktan sonra, hükümetleri yani yönetimleri de madene bağlanmış ve çeşitli görevleri maden emini tarafından yapılmıştır. Bu durum, maden emanetinin serbestiyetini göstermesi açısından önemlidir. Zira bu köylerin vergi ödemedeki karışıklıklar yüzünden tekrar Karaman valisinin yönetimine girmeleri bunu ispat etmektedir. Madene bağlı olduğu dönemlerde köylerin vergileri maden emini tarafından toplanmakta ve hiçbir görevli bu duruma karışamamaktadır. Kaza ahalisinin madene bağlanma talebi olduğu gibi bu durumun tam tersini isteyen kaza halkı da vardır 296. Hatta bazı kazaların madene bağlanılmak istendiği gibi asılsız haberler de ortaya çıkmıştır. 17 Mart 1785 de Pirluganda kazası için bu şekilde bir bilgi ortaya çıkınca, kaza ahalisi fakir olduklarını ve hayvanlarının olmadığını söyleyerek madene bağlanmak istemediklerini bildirmişlerdir (BOA, MEDAD 8: 683-1). Yapılan tahkikat sonucu kazanın madene bağlanmasının 296 Alanya, Manavgat, İbradı kazalarının kadıları 29 Ağustos 1799 tarihinde, Bozkır madeni emini Abdülhalim in kazaları madene ilhak ettirdim dediği yönündeki iddialarına, arazilerinin dağlık ve ziraatin az olması nedeniyle insan ve hayvan kuvveti fazla olmadığından madene bağlanırlarsa perişan olacaklarını dile getirmişlerdir (BOA, C.DRB 2162). Alanya sancağının Bozkır madenine bağlanması için maden emini olan Abdülhalim in konuyla ilgili yazdığı sahte arzlar üzerine tedibi istenilmiş, ancak tenbih edilmiştir. Ancak bundan sonra böyle bir şey olursa tedib ve tenkil edileceği, bundan sonra livâ-i mezbûru ma den-i merkûmeye ilhâk sevdâsıyla lisâna götürür isen ve kâl ve kaleme alur isen te dîb ve tenkîlinde, şeklinde emine bildirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 223-d2). Madene bağlama talebine karşılık Alanya sancağı ahalisinin verdiği tepki ise şöyledir: Alaiye sancağı garib ve civar olmak takribiyle maden-i mezbûre ilhâk eylemek dâ iyesiyle ahâlisini şimdiye kadar ikiyüz kîseden mütecâviz hasârata kesr-i kâr eylediğinden başka bu def a dehi ahâli-yi kazâyı ihzâr sevdâsıyla livâ-yı mezbûru ma den-i mezkûre ilhâk içün tertîb eylediğün sahte arz ve mahzarlara i tibâr olunmamasını livâ-i mezbûr mutasarrıfı mirmirân İbrahim Paşa dâme iclâlehü tarafından bâ-tahrîrât ve livâ-i mezbûr ahâlisi cânîblerinden bâ-mahzar Darbhâne-i Âmirem nâzırı Ahmed Şakir dâme mecdühü tarafından isti lâm olundukda sen livâ-i mezbûrun ma den-i merkûme rabt olunmasını şimdiye kadar nâzır-ı mümâ ileyh tarafına çend def a tahrîr eylemekle livâ-i mezbûrun ma den-i mezkûra münâsib ve lüzûmu olmayub (BOA, MEDAD 9: 223-d2) diyen nazır madenin, Alanya sancağının bağlanmasına ihtiyacı olmadığını ortaya koymuştur

130 mümkün olmadığı belirtilmiş, ancak bu haberlerin çıkması da engellenememiştir. Zira ayanlık iddiasında olanlar ya da Bozkır da bulunan şeyh gibi kimseler, madenin varlığını kendi lehlerine kullanmaya çalışmışlardır. Bozkır madeninin 26 Ekim 1787 de yeniden açılmasıyla birlikte eskiden olduğu gibi Bozkır, Belviran ve Seydişehir kazaları madene bağlanmıştır (BOA, MHM.d 184: 255-1; BOA, C.DRB 264; BOA, C.DRB 2636). 29 Mart 1788 de ise, Kırili ve Göçü kazaları da Karaman valilerine verilen imdad-ı hazeriyye ve seferiyye ile mütesellimlik mahiyesinin emin vasıtasıyla toplanarak ilgililere teslim edilmesi şartıyla madene bağlanmıştır (BOA, MEDAD 9: 176-1; KŞS, 65: 95-1). Madene bağlı kazaların sayıları zaman içinde, çeşitli nedenlerle artıp eksilmiştir. Madene bağlı kazaların artmasının temel nedeni bol ürün elde etme düşüncesi ile madenin kömür ve kütük ihtiyaçlarını karşılamaktı (BOA, HAT 204/10649). Bağlı kaza sayısının azalmasının nedeni ise madendeki fırın sayısının azalması ya da maden bölgesinde önemli bir idari işlemin olmasıydı. 3 Aralık 1796 tarihinde ise, Beyşehir ve Kaşaklı 297 kazaları nakdî bir yükümlülük ile madene bağlanmıştır 298 (BOA, MEDAD 9: 215-d). Kazaların bağlanmasıyla madenin sermaye ihtiyacı karşılanmaya çalışılmıştır. Beyşehir mutasarrıflarına tahsis olunan bu kazaların madene bağlanmasının bir diğer nedeni 297 Diğer adı Yenişar dır (BOA, DRB.d 156: 53-1). Beyşehir sancağına bağlı Kaşaklı ve Yenişehir adı verilen iki nahiye tahrirlerde geçmektedir. Yenişehir nahiyesinin merkez köyü Yenice olup, bölge Beyşehir Gölü nün batı kısmıyla Anamas Dağları arasındaki küçük bölgeyi kapsamaktaydı. Kaşaklı nahiyesi ise, Yağan ve Yenişehir nahiyeleri arasında küçük bir sahayı ifade edip, merkez köyü Adaköyü dür (Erdoğru, 2006: 74-75). 1843 yılında Beyşehir sancağı kazaları arasında Yenişar ve Kaşaklı adlarına rastlanmaktadır (Muşmal, 2005: 68). 298 Beyşehri sancağında vâki kazâlardan Seydişehri ve Kır-ili ve Bozkır ve Göçi-i Kebîr kazâları ahâlîlerinin kadîmden Karaman valisine ve sancak mutasarrfılarına viregeldikleri imdâd-ı hazeriyye ve seferiyye ve mütesellimlik mâhiyyesi ve mukayyedât-ı sâ ireleri her ne ise kemâ fî s-sâbık ma den emîni olanlar ma rifetiyle mahallerine edâ ve teslîm olunmak vesâ ir evâmîr-i aliyye vârid olan tekâlîflerini dahi öteden berü nevechile edâ idegelmişler ise yine olvechile edâ itmek şartıyla mukaddemâ Bozkır ma denine merbût olunduklarında bu def a Beyşehri ve Yenişar nâm-ı diğer Kaşaklı kazalarının dahi inhâ ve istid â olunduğu üzere ma dene rabt ve ilhâk olunmasını istîzânını hâvî takdîm olunan takrîr taraf-ı hazret-i sadâretpenâhîden atebe-i ulyâ-yı mülûkâneye lede l- arz ber-mûceb-i takrîr ilhâk olunub ziyâde ocak işletmek ve ma den i mâline dikkat olunmak şartlarıyla hatt-ı hümayun çıktığı belirtilerek Karaman valilerini verilen imdad-ı hazeriyye ve seferiyyenin maden emini tarafından toplanarak vali tarafına gönderileceği Beyşehir ve Yenişar kazalarının ahalileri madene bağlanma karşılığında her yıl kömür, kütükkesen, çakılcıyan bedeliyesi ve imdadı menzil olarak 6.000 kuruş ile sancak mutasarrfına verilen 2.990 kuruş hazeriyye maden eminine gelir olarak kayd olunmak ve öteden beri Karaman valilerine virilegelen hazeriyye ve seferiyyeleri maden emini marifetiyle kemafi s-sabık vali tarafına zamanıyla teslim olunması, 30 Kasım 1796 tarihinde emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 125-1)

131 ise vüzera, mirmiran ve zabitanın yaptığı baskı ve zulümlerdi (BOA, C.DRB 2148; BOA, C.DRB 2726). Yani ahali bu baskılar neticesinde zor durumda kaldığından madene bağlanarak bu baskılardan kurtulabileceğini düşünerek böyle bir talepte bulunmuştur. Bu tarihte Bozkır madenine bağlı kazalar Bozkır, Seydişehir, Kırili, Göçü, Beyşehir ve Yenişar/Kaşaklı kazalarıydı (BOA, C.DRB 152). Madene bağlanma işlemleri, ilgili kaza ahalileri ve maden emininin arzı ile darphane nazırının takriri sonucu sadrazamın da bu durumu arzı üzerine bir emri şerif ısdarı ile sonuçlanmaktaydı (BOA, HAT 204/10649; BOA, C.DRB 37). Genel olarak, kaza ahalilerinin kendilerine yapılan zulümler nedeniyle, maden emini ise fırın sayısının artması sebebiyle kazaların madene bağlanmasını talep etmekteydi. Beyşehir sancağındaki kazaların kadimden Karaman valisine ve sancak mutasarrıfına verdiği imdâd-ı hazeriyye ve seferiyye ve mütesellimlik mâhiyyesi eskiden olduğu gibi maden emini tarafından ilgililere eda edilmek şartıyla kazalar madene bağlanmıştır (BOA, C.DRB 152). Bozkır madenine yukarıda sayılan sebeplerle bağlanan kazalar olduğu gibi çeşitli nedenlerle maden emanetinden çıkarılan kazalar da vardı. Madene bağlı kazaların madenden çıkarılmasının ilk örneği 1801 yılında olmuştur. Buna göre Seydişehir 299 ve Kırili kazaları 300 maden emanetinden çıkarılarak Üsküdar ocağına bağlanmıştır (BOA, MHM.d 214: 125,126; BOA, C.ML 2724). 1802 yılında ise Beyşehir, Yenişar ve Göçü kazaları madenden çıkarılarak Üsküdar ocağına bağlanmıştır. Bu kazaların Üsküdar ocağına bağlanmasının temel nedeni, ocağın çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak (BOA, MAD.d 8572: 468-1) ve bu kazalardan asker tedârikini 301 sağlamak idi (BOA, MKM.MHM.d 4: 20). Devlet, asker tedâriki konusuna öncelik verdiği için böyle bir yola başvurulmuş olmalıdır. 299 Seydişehir kazası Üsküdar ocağına bağlanmış olsa da bazı işleri yine maden emini tarafından yapılmıştır. Kazada ayanlık iddiasında olan Çopur Kadı isimli kişinin çıkardığı karışıklıkların önlenmesi ve diğerlerine örnek olması için çavuş mübaşeretiyle Magosa ya sürgün edilmesi maden eminine, 5 Eylül 1801 tarihinde emredilmiştir (BOA, C.DRB 2423). 300 Bu iki kazanın madenden çıkarılması ile ilgili ayrıca bkz. BOA, C.AS 22824; BOA, C.AS 38021. 301 Belli sayıda asker göndermek şartıyla Üsküdar ocağına bağlanan kazalardan ocağa gelenlerin isimleri defterlere yazılmış ve vergilerden muaf tutulmuşlardır. Bu askerlerin bir sene ocakta ikamet edeceği, ocakta kalanların onbaşı, yüzbaşı ve binbaşı olarak maaş alabileceği ve yaşlı olanlara tekaüdlük maaşı verileceği belirtilmiştir (BOA, C.DRB 711). Karaman valisi Kadı Abdurrahman Paşa, oluşturduğu kuvvetin başına albay rütbesiyle kumandan olarak atanmıştır. Bu dönemde Beyşehir den 2.000 asker Üsküdar a gönderilmiştir (Aksan, 2010: 206).

132 28 Kasım 1806 tarihli hükümde, madene bağlı kazaların Bozkır, Seydişehir, Kırili ve Göçü Kebir kazaları olduğu, Beyşehir ile Kaşaklı kazalarının da eski şartlarıyla tekrar madene bağlandığı görülmektedir (BOA, C.DRB 2042). Fakat Beyşehir sancağı 27 Kasım 1808 tarihinde Bilanlı Mustafa Ağa ya tevcih olunurken, 8 Ocak 1809 da Bozkır Madeni ve Alanya sancağı vezir İbrahim Paşa ya tevcih olunmuştur (BOA, D.DRB.THR 50/2). Zaman içinde madene bağlanma ve madenden ayırma işlemleri devam etmiştir. 1224/1809 yılında sadece Bozkır ve Belviran kazaları madene bağlıydı (BOA, D.DRB.HAT 15/42). Fakat kısa bir süre sonra, maden emininin madene bağlı kazaların sadece bir fırının ihtiyacını karşılayabileceğini ve Beyşehir sancağındaki Beyşehir, Kırili, Yenişar-Kaşaklı, Göçü ve Seydişehir kazalarının her birinin bir fırının kömür, kütük, amele ve cevher nakli gibi şartlarla Bozkır madenine bağlanmaları yönündeki arzı, kabul edilerek bu kazalar madene bağlanmıştır (BOA, C.DRB 730; BOA, C.DRB 1686). 20 Şubat 1810 tarihinde, kendilerine zulüm yapıldığını belirten Beyşehir ahalisinin bu isteği kabul edilmişken, 19 Temmuz 1810 da ise Beyşehir kazaları yeniden mirmiran mansıbına dahil edilmiştir (BOA, DRB.d 970). Burada madene yeniden bağlanma nedeni olarak yeni mağaraların açılması ileri sürülerek bu kazalar eski şartlardaki haliyle madene bağlandı. Bozkır madeni emanetine kazaların bağlanma talepleri sonraki yıllarda da devam etmiştir. 24 Temmuz 1817 tarihinde Beyşehir, Kırili, Yenişar ve Seydişehir kazalarının madene bağlanma isteği, madende sadece bir fırının işletilmesi ileri sürülerek reddedilmiştir. Ancak külliyetli cevher çıkarsa bu kazalar 302 madene bağlanabilecekti (BOA, HAT 765/36091.K). 1 Kasım 1821 tarihinde kazaların madene bağlanma isteği yine reddedilmiştir. Bu dönemde madene bağlı kazalar Bozkır ve Belviran dı. Madende bir fırın işletildiğinden dolayı bu iki kaza, maden için gerekli ihtiyaçları karşılamada yeterli görülmüştür (BOA, D.DRB.HAT 15/42). Tabi burada madene bağlanmak istemenin temel sebebi vergiden halas olmak yani bazı vergilerden muaf olmaktı 303. Zira madene bağlanmak isteyen kazaların bu taleplerinin devam ettiği görülmektedir. Örneğin, Göçü kazası ahalisi madene 302 Bu kazaların madene bağlanmak istemesiyle ilgili ayrıca bkz. BOA, HAT 765/36091.Ö,M,N,L,P,J. 303 Muaf olunan vergiler hakkında bkz. II. bölüm.

133 bağlanma isteğinde bulunmuş olmasına rağmen, eğer bu kaza madene bağlanırsa bu durumun diğer kazaların serzenişine sebep olacağından bu istek reddedilmiştir (BOA, DRB.d 1044). Kazaların madene bağlanmak istemelerinin bir başka nedeni ise, vezir ve mirmiran gibi görevliler için kaza halkından bazı kişilerin evlerinden çıkarılarak üç beş kişinin bir evde toplanmasıyla, boşaltılan evlerde bu görevlilere konak oluşturulmasıdır (BOA, HAT 765/36091.O). Dolayısıyla madene bağlanıldığı zaman, maden emini Bozkır daki konağında oturduğundan böyle bir durum söz konusu olmayacak, bununla birlikte maden kazası olduklarından bu ahalinin bütün işleri maden emini tarafından takip edileceğinden ehl-i örf taifesi de onlara karışamayacaktı. Bozkır madeninin açılışından itibaren madene sürekli bağlı olan kazalar Bozkır ve Belviran kazalarıydı. Nitekim Mart 1839 dan itibaren cevherin tükenmesi nedeniyle madenin kapatılmasına karar verildiğinde, bu kazalardan maden için alınacak paralar önceki senelere mukayese edilerek hesap edilmiştir (BOA, DRB.d 1041; BOA, DRB.d 1027). Bozkır madeni emanetine bağlı bu iki kazanın madenin açılışından kapatıldığı tarihe kadar madene bağlı kalmasını, cevher mağaralarının büyük kısmının bu iki kazada bulunması ile madene ait fırınların bulunduğu Bozkır kazasının merkezi konumundaki Siristat kasabasına bu kaza köylerinin yakın olması gibi sebeplerle açıklamak mümkündür. 3. Madene Bağlı Kazaların Aynî ve Nakdî Yükümlülükleri Bozkır madenine bağlı kazalardan bazıları madenin kömür ihtiyacını karşılarken bazıları da, işlenen fırın sayısının az olması ya da ilgili kazaya ait dağlarda ormanların az olması gibi sebeplerle madene sermaye olmak üzere kömür bedeli vermişlerdir. Madene ait bazı görevleri yapmak için Bozkır madenine bağlanan kazalar, genel olarak Beyşehir sancağı 304 kazaları ile Konya sancağına bağlı Belviran kazası idi. Bu kazaların madene yakınlığı düşünüldüğü zaman kazaların bağlanmasının temel nedeninin, madenin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Bozkır madeni emaneti adı verilen bu idari yapıya olan yakınlıkları olduğu anlaşılmaktadır. 304 Beyşehir sancağına bağlı kazaların XVI. yüzyıldaki durumu için bkz. (Erdoğru, 2006). Bu kazaların XIX. yüzyıldaki sosyal ve ekonomik yapısı için bkz. (Muşmal, 2005).

134 3.1. Bozkır Kazası ve Köyleri 3.1.1. Bozkır Kazası Bozkır kazası ahalileri, madenin açıldığı ilk yıllarda, madene ait her ne görev olursa yapacaklarını, hangi mekan, bahçe ve bağ ile konaklarında bile maden çıksa muhalefet etmeyeceklerini söyleyerek bu durumu baş muhasebeye kaydettirmişlerdi (BOA, D.BŞM.DRB 15/3). Buradan hareketle madenin açılmasına taraftar olduğu söylenebilen Bozkır kazasının madenle ilgili görevleri şunlardı: Kazanın hissesine maden-i hümayun hizmeti için levazımatıyla birlikte yedi menzil bargiri (at) 305, iki nefer sa i (postacı) düşerken Bozkır kazasının 32 köyü kömürcü 306 olarak kaydedilmiştir (BOA, C.DRB 2421). Bu köyler arasında bulunan Hisarlık ve Kazıkdere köyleri madenin kal kütüğü ihtiyacını karşılamıştır (BOA, MEDAD 8: 607-2). Birçok belgede kömür ve kal kütüğü ile görevli Bozkır köylerinin sayısı 32 olarak geçmekle birlikte uygulamada bu sayı 31 di (BOA, MAD.d 7873: 109). Bozkır kazası köyleri, 150 balta ile madenin kömür ihtiyacını karşılayacak, bunun yanında madenin diğer hizmetlerini de yapacaklardı (BOA, C.DRB 1058; Grafik 2; 5). Bu 150 baltanın her baltası, haftada 100 kıyye kömür hark (yakma) eyleyecek ve kömürün her 100 kıyyesi 60 akçe olmak üzere fırınların bulundukları mahalle nakledecekti. Köylerden ikisi ise kal kütüğü teminine tahsis olunmuştur. Bunlardan başka mağaralar kazılması ve cevher çıkarılması işleri de kaza ahalisi tarafından yapılacak ve çakılcı namıyla amele gerekirse kazadan tedârik edilecekti (BOA, C.DRB 2421; BOA, MEDAD 8: 658-2). Madene ne kadar amele ihtiyaç 305 Bazı belgelerde bu bargir sayısı iki olarak verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 681-1;KŞS 64: 115-1). Menzil bargiri olarak bahsedilen hayvan attır. Bununla birlikte Bozkır kazası ahalisinden madene sermaye olmak üzere, 1777 yılında, 11.961 kuruş 36 akçe toplanmıştır (BOA, D.BŞM.d 4702: 4). Bu meblağın içinde kazanın masrafları ile ile diğer hususlar da vardı. 306 2 Ocak 1778 tarihinde kazaya bağlı köylere düşen balta miktarı şöyleydi: Akkilise balta 13, Sinandı balta 13, Avdan balta 9, Sopran balta 9, Yalıhüyük balta 8, Ahırlı balta 10, Dere balta 12, Çat balta 8, Siristat balta 7, Fât balta 8, Meyre balta 8, Akçapınar balta 4, Aliçerçi balta 4, Eldoğan balta 4, Bozdan balta 3, Bademli balta 5, Kayacık balta 2, Tahir Çiftliği balta 3, Saray balta 1, Balıklava balta 2, Kozağaç balta 2, Sazlı balta 2, Özikebir balta 1, Özisağir balta 1, Sandı balta 1, Paşa Çiftliği balta 1, Kuruçay balta 6, Gündüğün balta 1, Arvana balta 2. yekün: balta 150. (BOA, MEDAD 8 607-2; 619-1). Köy ismi Fat olan köy Fart olmalı; Bozdan ise Bozdam olmalıdır. Bununla birlikte kömür işiyle görevli köy sayısı 32 değil, 29 dur. Bu köyler arasında bulunan Hisarlık ve Kazıkdere köyleri madenin kal kütüğü ihtiyacını karşılamıştır (BOA, MEDAD 8: 646-1). Madenin çeşitli hizmetlerinden muaf olan Karacaardıç köyüne balta yazılmadığı da dikkate alınırsa, o zaman köy sayısı 32 olmaktadır.

135 olursa günlük 20 akçe ücret karşılığında, yine kazadan karşılanacaktı (KŞS 64: 115-1). Grafik 4: 1787-1801 Yılları Arasında Kömür Görevinin Kazalara Dağılımı (Balta Olarak) 50; 15% 62,5; 19% 150; 46% 65; 20% Bozkır Belviran Kırili Göçü Kazanın sancak mutasarrıfına verdiği hazeriyye akçesi miktarı olan 400 kuruş, maden eminine verilmek suretiyle madene gelir olarak kaydedilmiştir (BOA, DRB.d 156: 53-1; BOA, MEDAD 9: 215-1; BOA, C.DRB 37). Bütün bu görevler ile birlikte mağaralardan çıkan cevherin Bozkır a, o gün kullanılan adıyla Siristat a, taşınması işinde de görev alan Bozkır kazası ahalisi, madenin kapalı olduğu dönemde Bozkır madeninde bulunan kurşunu da Alanya İskelesi ne götürmüştür. 26 Haziran 1787 tarihinde, Bozkır kazası hissesine düşen 650 kıyye 30 dirhem kurşun kaza ahalisi tarafından madenden iskeleye nakledilmiştir (BOA, C.DRB 3041). Madene bağlı oldukları gerekçesiyle kurşunun Alanya İskelesi ne nakline izhâr-ı acz eyleyen kazadan, kurşunun lüzumundan dolayı kaza hissesine düşen devenin gönderilmesi istenmiştir (BOA, MEDAD 8: 648-2). Madenin kapatılması üzerine madencilerin borçları madene bağlı kazaların ahalisine paylaştırılmıştır. Yani maden kapansa bile bağlı kaza halkı çeşitli hesapları ya da borçları kendi üzerine almıştır. Madenin ilk kapatıldığı tarihlerde, madencilerin darphaneye olan 23.503,5 kuruş borçlarını ödeyemeyeceğinden dolayı madene bağlı kazalar halkından Bozkır kazası 8.503 kuruş, Belviran kazası 7.500 kuruş ve Seydişehir kazası 7.500 kuruş vererek bu borcu ödemeyi kabul etmişlerdir (BOA, C.DRB 2831).

136 Bozkır kazasından, 1837 yılında, ceyb-i hümâyûn malı gümüş ve kurşun zamâimi ve maden masrafı için 192.000 kuruş iki taksitle toplanmıştır. Madenin kapatılması üzerine ise bu rakamdan 20.000 kuruş affedilerek kazanın diğer madenlere sermaye olmak üzere 172.000 kuruş ödemesi talep edilmiştir. Yine 1837 yılında hil at bahâ 307 adıyla kazaya bağlı köylerden 71.000 kuruş iki taksitle tahsil edilirken 1839 yılında bu rakam üzerinden 21.000 kuruş affedilerek 50.000 kuruş toplanacaktı (BOA, MHM.d 253: 213; BOA, C.DRB 1712; BOA, DRB.d 1027). 1837 yılında iki taksitle 20.000 kuruş mağara masrafı ve 8.372,5 kuruş kömür bedeli de kazadan toplanmıştır. Madenin kapatılması nedeniyle kömür bedeli affedilmiştir. Bozkır kazasına bağlı köylerden yılda bir defa cevher bedeli olarak 1.571 kuruş ile çakılcı aylığı olarak 3.525 kuruş toplanırken yine 1838-1839 yılında her ikisi de affedilmiştir (BOA, MHM.d 253: 213; BOA, C.DRB 1712). Yani 276.468,5 kuruş ödeyen kaza ahalisinin madenin kapatılması üzerine bu miktardan 34.468,5 kuruş affıyla iki taksitle ödeyeceği toplam miktar 242.000 kuruştu (BOA, C.DRB 1712). Bozkır kazasına bağlı köyler, madene ait yükümlülüklerini yerine getirmek zorundaydı. Ancak madene bağlı köylerin birkaçı, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi konusunda diğer köylerden farklı özelliklere sahipti. Bu anlamda maden işlerinden muaf olduğunu iddia eden, maden hizmetinde madenci olarak görev alan ya da kömür tedârikini kayıklarla yapan köyler şunlardı: 3.1.2. Yalıhüyük Köyü Bozkır kazasına bağlı Yalıhüyük köyü, başlangıçta madene sekiz balta ile görevlendirilmişken daha sonraki yıllarda, 16 Nisan 1835 tarihinde, madenin kömür ve kütük ihtiyacını karşılamıştır. Bu hizmet karşılığında Seydişehir Gölü nden birkaç kayık tedârik ederek, lazım olan kömür ve kütüklerini kayıklar ile ezelden beri karşı yakadan köy tarafına nakletmişler ve oradan hayvanlarına yüklemek suretiyle madene ulaştırmışlardır (BOA, C.DRB 1276). Bu bilgi madenin kütük ihtiyacını karşılayan köylere ekleme yapıldığını göstermektedir ki bunun nedeni diğer iki köyde ağacın azalması ya da kütük tedârik edilecek ormanın uzaklaşması olabilir. 307 Hil at bedeli, hil at giyecek kadar önemi olmayan kişilere elbise yaptırmak için armağan olarak verilen para yerine kullanılan bir tabirdi (Devellioğlu, 1999: 370).

137 3.1.3. Kazıkdere Köyü Kazıkdere 308 köyünün ismi bir belgede karye-i Gerez nam-ı diğer Kazık diye geçmiş olmakla birlikte, yine aynı belgenin içinde Kazıkdere nahiyesine bağlı Gerez köyü adı kullanılmıştır (BOA, C.EV 23538). Bozkır kazasına bağlı Kazıkdere köyü ahalisi maden ilminden anladıklarından dolayı mağaralardan cevher çıkarılmasıyla görevlendirilmişlerdir (BOA, C.DRB 560). Bölgede XVI. yüzyılda demir madeni çıkarıldığı ve bu madeni köylülerin işlettiğine daha önce değinilmiştir. Kazıkdere köyü ahalisinin maden ilminden anlamasının bir sebebi de cevher çıkarılan mağaralara yakın yerde bulunmaları olmalıdır. 1831 yılı nüfus sayımında ise Bozkır kazasına bağlı Kazıkdere nam-ı diğer Dedemli köyü ifadesi kullanılmıştır. Bu tarihte Kazıkdere köyünün mahalleleri Dolhanlar, Gezlevi, Gerez, Fakılar ve Söğüt olarak sayılmıştır (BOA, NFS.d 3341: 11). 3.1.4. Karacaardıç Köyü Bozkır kazasına bağlı Karacaardıç köyünden 309 Şeyh Bedrettin evladından Şeyh Muhammed arzında, Bozkır kazası madene bağlanınca madene hizmet için köylerinin baltaya dâhil olunmayıp, şeyhin evlatlarından olduklarından bütün vergilerden muaf olduklarını iddia etmiştir. Hazine defterleri incelenince kazanın 31 köyünün madenin kömür hizmetine tayin edildiği ancak Şeyh Bedrettin evlatlarının diğer vergilerden muaf olduğu gibi balta hizmetinden de muaf olduğu, 8 Aralık 1779 tarihinde, belirtilmiştir (BOA, MEDAD 8: 632-2). Fakat bu muafiyetin bazen anlaşmazlıklara dönüştüğü görülmektedir. Zira bu şeyhin neslinden gelen kişilerin, 1682 tarihli emirle vergiden muaf olduklarını ve muafiyetin baltacılığı da kapsadığını iddia etmesi üzerine bu meselenin Bozkır da görülmesi için maden emini ve kadıya 11 Eylül 1819 tarihli emir gönderilmiştir (BOA, DRB.d 1044). Karacaardıç köyü ahalisinin balta görevinden muaf olduğu iddiası, bu tarihte madenin açılışında köylere tevzi edilen balta görevinin devam ettiğini göstermesi açısından önemlidir. Zira madenin açılışında madenin kömür ihtiyacından sorumlu köylere yapılan 308 Bozkır kazasının arazisi üç kısma ayrılmaktadır. Dağlık kısmına Kazık Dere, ova kısmına Yazı Kolu, hem dağlık hem de ovalık kısmına Belviran denilmekteydi (Dr. Nazmî, 1922: 116). 309 Bu köyün yeri için bkz. Harita 1, 4, 5.

138 tevzilerde belirtilen balta sayısı daha sonraki dönemlere ait kayıtlarda geçmemektedir. Bu muafiyet iddiası madenin ikinci açılışında yapılan balta hisselerinin madenin kapanmasına kadar devam ettiğini de göstermektedir. 3.2. Belviran Kazası ve Köyleri 3.2.1. Belviran Kazası Madenin açılışından kapanışına kadar geçen süreçte Bozkır kazası ile birlikte sürekli madene bağlı olan Belviran kazası hissesine 65 balta 310 tayin edilmiştir. Kaza halkı, bu balta miktarı ile madenin kömür ihtiyacını karşılarken madene ait diğer görevleri de yapmıştır (BOA, C.DRB 1058; Grafik 4). Bununla birlikte madene kömürün nakledilmesi ve ilgilere teslimi de kazanın görevleri arasındaydı (BOA, C.DRB 2421). Kazaya bağlı 33 köy madenin kömür tedâriki ile görevlendirilmiştir (BOA, MAD.d 7873: 109). Bu köyler belirtilen miktar balta hesabı üzere madene aynen kömür tedârik ederdi. Fakat Belviran kazasından aynî olarak alınan kömür ve amele yerine bazen maden eminlerinin bu görevler yerine bedel aldıkları da olmuştur. Ancak sadece Bozkır kazasından elde edilen kömür, madenin kömür ihtiyacını karşılamadığından dolayı Bozkır ahalisi, 1814 yılında Belviran kazasının da kömürü aynî olarak eda etmesini istemiştir (BOA, DRB.d 970). Bu uyarılara rağmen 1230/1815 yılında Belviran kazasından yine kömür bedeli üç taksitle toplanmıştır (BOA, MHM.d 236: 177). Belviran kazasından, 1837 yılında, ceyb-i hümayun malı gümüş ve kurşun zamâimi ve maden masrafı için iki taksitle 92.000 kuruş toplanırken, hilʻat bahâ adıyla 27.800 kuruş yine iki taksitle tahsil edilmiştir (BOA, MHM.d 253: 214; BOA, C.DRB 1712; BOA, DRB.d 1027). Bu toplam miktardan madenin kapatılması üzerine 7.800 kuruşu affedilerek toplam 112.000 kuruşun iki taksitle toplanması 310 2 Ocak 1778 tarihinde Belviran a bağlı köylerin balta dağılımı şöyleydi: Gederet balta 6, Bolad balta 5, Yelbeği balta 2, Saraycık balta 2, Işıklar balta 1, Yeniceköy balta 1, Armudlu balta 4, Hamzalar balta 2,5, Kızılçalar balta 2, Emirler Türkmane balta 1, Turayda balta 3, Bardas balta 3, Eldeb balta 2, Karasınır balta 3, Elmasun balta 1,5, Kurukavak balta 1,5, Çiçek balta 2, Avşar balta 1,5, Tahtalı balta 1, Gelincik balta 1, Kınık balta 3, Boyalıca ve Kuzviran balta 1, Dinek balta 3, Apasaray balta 1,5, Alibeghüyüğü balta 3, Mescidli ve Kuzviran balta 1, Ayvalca balta 1, Aba balta 2, Akalan balta 2, Koçaş balta 1, Kozağaç balta 0,5, Sınırahmed balta rub, Armusun balta rub, yekün balta 65. (BOA, MEDAD 8: 609-1, 619-2). Fakat bu tevziye göre toplam 65,5 balta hesabı çıkmaktadır. Bununla birlikte Belviran kazası ahalisinden madene sermaye olmak üzere, 1777 yılında, 1.209 kuruş toplanıp maden eminine teslim edilmiştir (BOA, D.BŞM.d 4702: 4). Belviran kazasına bağlı köylerle ilgili bkz. Harita 6.

139 emredilmiştir (BOA, DRB.d 165; BOA, DRB.d 1041). Bu meblağlar kazanın madene yaptığı katkıyı göstermektedir. 3.2.2. Bolad ve Gederet Köyleri Bozkır madeninin kömür ihtiyacını karşılmak için Belviran kazası köylerinden Bolad köyüne beş ve Gederet köyüne altı balta hisse yazılmıştır. Fakat bu köylerin halkı, bazı eşkıyanın tahriki ile, maden hizmetlerinden kömür, cevher nakli ve amele malzemesi gibi görevleri yapmaya muhalefet etmeleri nedeniyle, bu durumun diğer köyleri de etkilemesiyle madenin olumsuz etkileneceğinden, bu gibi karışıklık çıkaranların isimlerinin yazılması 2 Kasım 1781 tarihli emirde dile getirilmiştir (BOA, C.DH 15332; BOA, MEDAD 8: 648-1). 27 Şubat 1781 tarihinde, Bozkır madeni emini Mustafa kaimesinde, bu iki köyün maden için üzerine düşen görevleri bazı şakilerin tahrikiyle yapmadığını ve bu durumun diğer köylere de sıçradığını ifade etmiştir (BOA, C.DH 15332). Konya sancağı, Belviran kazasına bağlı Gederet ve Bolad köyleri, Göksu Nehri üzerindeki köprü tamiriyle görevli olduklarını belirterek tekalif-i örfiyye ve şakkadan 311 muaf olduklarını iddia etmişlerdir. Bu köyler avarız konusuna da itiraz etmişler, ancak Bolad köyünün nısf ve Gederet köyünün ise bir adet ve bir rub avarızhaneleri olduğu belirtilerek bunları ödemeleri kendilerine, 28 Aralık 1800 tarihinde, emredilmiştir (BOA, MAD.d 7940: 45; BOA, MAD.d 8575: 461-1). Bu iki köyün, 1756-1757 tarihinde verilen emir gereği köprü tamiri karşılığında vergiden muaf oldukları ancak maden açılınca madene bağlandıkları ve üzerlerine balta tevzi edildiği şeklindeki arzlarına verilen cevapta, köprü kendilerine 311 Tekalif-i şakka olarak sayılan vergiler şunlardı: Yem, yiyecek, kurban akçası, selâmiye, nal baha, çizme baha, kaftan baha, tavuk baha, çubuk akçası, devriye, konak ve köçek akçesi, diyet öşrü, anbar akçası, huddâm akçası, düzenlik, otluk, ot bekçisi ile zahire mübayaası, hazeriyye, seferiyye, menzil akçası, mekkari bedeli gibi angaryalar sayılabilir (Orhonlu, 1990: 56). Abdurrahman Vefik in Tekalifi Kavaidiye adlı eserinde tekâlif-i divaniyye ile tekâlif-i örfiyyeyi birbirine karıştırdığını ifade eden Özkaya ise vergileri şöyle sınıflandırmıştır. Tekâlif-i divâniyye veya avarız-ı divâniyye avarız, nüzul, kürekçi akçesi ve sürsattan ibarettir. Bu vergiler emlak sahibi kişilerden hane olarak alınan ve erkek sayısına göre taksimi yapılan bir vergi şekliydi (Özkaya, 1994: 47). Tekâlif-i şakka ise, kaftan baha, selamiye, na l baha, bayrak akçesi, devriye, konak ve göçek akçesi, tavuk baha gibi adlarla toplanmaktaydı (Özkaya, 1994: 48).

140 mahsus ise kendileri, eğer hacıların 312 geçeceği yol ise kazanın bütün köyleri köprüyü onarmakla görevlidir, denilmiştir. Ama her iki durumda da bu köylerin madene bağlı olduğu hatırlatılmıştır (BOA, DRB.d 969). Yani maden dolayısıyla köy ahalilerinin üzerlerine düşen görevleri yapmaları gerekmekteydi. Altı balta ile görevli Gederet ve beş balta ile görevli Bolad köyü ile ilgili sorunlar daha sonraki yıllarda da devam etmiştir. Nitekim Belviran kazası kadısı madenin muattal kalacağından bahsederek, bu köylerin madene bağlanmasını talep etmiştir. Bu arz üzerine gönderilen 26 Mayıs 1801 tarihli emire göre, bu köyler madene bağlanarak köprü tamirinin de kaza ahalisi tarafından yapılmasına karar verilmiştir (BOA, C.ML 4272). 1801 yılında madene bağlı bu köyler kütük ve cevher taşımakla görevli (BOA, C.NF 800) iken 1817 yılında ise madenin kal ocağı kütüğünü temin etmekle görevli oldukları görülmektedir (BOA, AHK.KR.d 29: 26-4). Daha sonraki yıllarda ise Bolad köyünden 2.400 kuruş ve Gederet Köyünden ise 1.700 kuruş maden mesarif-i imdadiyyesi nin yılda iki tevzide alındığı, 26 Şubat 1822 tarihli belgeden, anlaşılmaktadır (BOA, DRB.d 1044; BOA, DRB.d 159). 3.3. Aladağ Kazası Köyleri Aladağ kazasına bağlı yedi köyün (Eşenler, Habiller, Gaziler, Yağcılar, Sarıhacılar, Ömeroğlu ve Mahmudcalar), ayanların zulmü ve ziraat edecekleri tarlaların Belviran kazasında olması gibi sebeplerle madene bağlanma talebi kabul edilmiştir. 8 Ekim 1779 tarihinde madene bağlanan ve toplam 30 balta 313 ile madenin kömür ihtiyacını teminle görevlendirilen köyler cevher nakli ile diğer hizmetleri de yapacaktı (BOA, MEDAD 8: 629-3, 630-d). Bu yerleşim yerlerinde vergilerin toplanması konusunda karışıklıklar çıkması üzerine bu köylerin, 2 Haziran 1780 tarihinde, Karaman valisinin taht-ı hükümetlerinde olma talebi kabul edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 634-d). Bu konuda yapılan değerlendirmede madenin Aladağ kazasına bağlı bu yedi köye ihtiyacının olmadığı dile getirilmiştir. Kısa süreliğine de olsa madene bağlanan bu köylerin idari açıdan bütün işlemleri maden emini 312 Köprü çam ağacı resne ıyle yapılıp Çam Köprüsü diye şöhret bulmuştur. Hacıların güzergahı olduğu için ise Şam Köprüsü diye bilinmektedir (BOA, DRB.d 1044). 313 Eşenler 5,5, Habiller 5,5, Gaziler 5, Yağcılar 3,5, Sarıhacılar 3,5, Ömeroğlu 3,5 ve Mahmudcalar 3,5 balta olarak hesap edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 629-3). Bu köylerin bulunduğu yer ile ilgili bkz. Harita 6.

141 tarafından yapılmıştır. Madenden çıkarıldıktan sonra ise idari anlamdaki bu değişiklikle birlikte, bu köylerin bütün sorumluluğu Karaman valisine geçmiştir. 3.4. Seydişehir Kazası 314 Madene bağlanan kaza senede üç taksitle 315 80 balta 316 hesabı üzere 4.000 kuruş vermiştir 317 (BOA, D.BŞM.DRB 16/47). Aynî olarak kömür vermek üzere madene bağlanan Seydişehir kazası, dağlarında ağaç olmadığından (BOA, C.DRB 1058) ve bu nedenle kömür tedâriki 318 zor olduğundan kömür vermek yerine bir ödeme yapmakla birlikte madenin diğer hizmetlerini de yerine getirmek şartıyla Bozkır madenine bağlanmıştır (BOA, AE.SABH I 15109; BOA, C.DRB 1058). Madenin diğer işleri arasında kazanın yapacağı işler; madene amele ve çakılcı vermek, cevher nakletmek ile menzil bargirlerine ianet etmek sayılabilir 319 (BOA, MEDAD 8: 626-2). Kaza, hissesine düşen cevher nakli görevini bizzat yapmadığı zaman karşılığında kazadan ücret alınmıştır (BOA, MEDAD 9: 182-2). Kömür 314 Bu kazaların hangi tarihlerde madene bağlandığı yukarıda zikredildiğinden burada o bilgilere değinilmeyerek sadece kaza ahalisinin yükümlülükleri ele alınmıştır. 315 Bazen dört taksitle toplanan kömür bedeli miktarının 5.333 kuruş olduğu da belgelerde geçmektedir (BOA, C.DRB 3090). Bazen de kömür, kütük ve cevher bedeli olarak verilen 4.000 kuruş iki taksitle ödenmiştir (BOA, C.DRB 37). 316 Seydişehir e bağlı köylerin 25 Ocak 1780 tarihindeki balta dağılımı şöyleydi: Gevrekli balta 7,5, Karaviran balta 7,5, Çalmanda balta 6,5, Taraşçı balta 3, Akça balta 3,5, Kilisa balta 3,5, Dere balta 3, Elmesud balta 2,5, Dikilitaş balta 2,5, Göküyük balta 1,5, Nuzumla balta 1,5, Boyalı balta 1,5, Kavak balta 2, Gökçeüyük balta 1,5, Manasdır balta 1, İncesu balta 1, Çat balta 1, Tûl balta 1, Taşağıl balta 1, Yenice balta 0,5, Kurân balta 0,5, Karayunak balta 0,5, nefs-i Seydişehir 26 balta yekün balta 80. (BOA, MEDAD 8: 647-2). 12 Temmuz 1784 tarihinde ise Seydişehir kazası köylerine 60 balta hesap edilirken Seydişehir kazası merkezine 20 balta hesap edilmiştir. Buna göre Seydişehir merkez mahallelerine yapılan tevziye göre, mahalle-i Ayanlar 3,5 balta, mahalle-i Ulukabu 3 balta bir rub,mahalle-i Sofuhane 2 balta 3 rub 1 an, mahalle-i Değirmenci 2 balta 3 rub bir an, mahalle-i Cami-i Cedid 2 balta, mahalle-i Hacı Seyyid Ali 2 balta, mahalle-i Cami-i Kebir 1 balta, mahalle-i Kızılcalar 1 balta, mahalle-i Debbağhane 3 rub, mahalle-i Kiçi Kabu me a Bâdâr 3 rub olmak üzere 20 balta olarak hesaplanmıştır (BOA, MEDAD 8: 678-1). Bazı ayanın kaza köylerine tevzi edilen balta sayısını kendilerine göre ayarladığından bazı köylere fazla yazıldığı bazılarına ise hiç yazılmadığı yönünde şikayetler üzerine bu tevzinin kadı, maden emini ve iş erleri tarafından yapılacağı belirtilmiştir (BOA, MEDAD 8: 670-2). 317 23 köyden oluşan bir kaza olan Seydişehir kazası dağlarında ağaç olmadığından dolayı kömür tedârikinde sıkıntı çekildiği için bu görev nakde çevrilmiştir. Kazada ortaya çıkan veba hastalığı sebebiyle hallerine merhameten baltacı sayısının yeniden düzenlenmesini talep eden kaza halkının bu isteği, 6 Şubat 1778 tarihinde, kabul edilmemiştir (BOA, MEDAD 8: 621-d). 318 5 Şubat 1792 tarihinde, madenin kömür ihtiyacı Belviran ve Seydişehir kazalarından bedel alınmasından dolayı karşılanamadığından kömürün aynî olarak alınması talep edilmiştir (BOA, MEDAD 9: 196-1). 319 Bunların miktarlarının belirlenmesinde balta sayıları etkili olmaktaydı (BOA, MEDAD 8: 629-2). Balta sayısı göz önüne alındığı zaman Seydişehir kazası, Bozkır kazasının yarısı oranında bir miktar vermiş olmalıdır.

142 bedeli nakde çevrilmeden önce baltacılar 320 atanmış (BOA, C.DRB 2421) ancak belirtilen nedenlerle bundan vazgeçilmiştir. Fakat madene bağlandığında balta başına 36 şar kuruş kömür akçesi ödenirken maden emini Mehmet Fazlullah tüfenkçibaşısıyla birlikte her baltaya 117 kuruş belirlemiştir. Bununla birlikte maden emininin çakıl, kürek, cevher nakli, menzil akçesi ve mübaşiriyye istediği ve senede üç defa balta akçesi denerek para toplandığı yönünde kaza ahalisinin şikayetleri üzerine durumu araştırmak için bir mübaşir görevlendirilmiştir (BOA, MEDAD 8: 677-2). Seydişehir kazasının sancak mutasarrıfına verdiği hazeriyye akçesi olan 600 kuruş, maden eminine verilmek suretiyle, madene gelir olarak kaydedilmiştir (BOA, DRB.d 156: 53-1; BOA, MEDAD 9: 215-1; BOA, C.DRB 37). Bununla birlikte Seydişehir, Beyşehir, Kırili, Yenişar/Kaşaklı ve Göçü kazalarının madene bağlanma istekleri, her kazanın bir fırın için cevher, kömür ve kütük götürmeleri ve gerekli amelelerin dahi kazalarından karşılanması şartlarıyla kabul edilmiştir (BOA, C.DRB 730). Bozkır madenine kömür bedeli ödemek suretiyle bağlı kazalar Seydişehir ile birlikte Beyşehir ve Yenişar dı (Grafik 5). Grafik 5: 1787-1801 Tarihleri Arasında Madene Nakdi Yükümlülük İle Bağlı Kazaların Ödedikleri Miktarlar (Kuruş Olarak) 1000; 10% 5000; 50% 4000; 40% Seydişehir Beyşehir Yenişar 3.5. Beyşehir Kazası Bozkır ve Belviran kazaları madenin kömür ihtiyacını karşılayamadığı zaman Beyşehir kazası da Bozkır madeni emanetine bağlanmıştır (BOA, HAT 204/10649). Fakat kaza, kömürü aynen vermek yerine genelde kömür bedeli ödemiştir. Yıllık iki 320 Seydişehir kazası mahallelerine 20 ve köylerine 60 balta hesap edilmiştir. Bu yerlerin isimleri ve balta miktarları için bkz. BOA, MEDAD 8: 678-1.

143 taksit ile madene 4.000 kuruş kömür bedeli verdiği dönemler olmakla birlikte (BOA, C.DRB 37), genelde madene 5.000 kuruş vermiştir. Madene bağlanma karşılığı verilen bu miktar kömür, kütük, çakılcı bedeli ve imdad-ı menzil olarak toplanmıştır (BOA, C.DRB 37; BOA, C.DRB 2042; BOA, DRB.d 969; BOA, MEDAD 9: 221-4). Beyşehir kazasının sancak mutasarrıfına verdiği hazeriyye akçesi 321 olan 700 kuruş, maden eminine verilmek suretiyle bu miktar madene gelir olarak kaydedilmiştir (BOA, DRB.d 156: 53-1; BOA, MEDAD 9: 215-1; BOA, C.DRB 37). Beyşehir kazası bu yükümlülükleri yanında madenin amele ihtiyacını da karşılamıştır. Ancak bu durum çok sık rastlanan bir hal değildi. Zira maden için gerekli amele genelde Bozkır kazasından karşılanmıştır. 1800 yılında ise, Bozkır kazasında meydana gelen hastalık nedeniyle telef olan çakılcı amelesinin yerine Beyşehir kazasından 40 çakılcı amelesi alınmıştır (BOA, DRB.d 969). Bu bakımdan madenin ortaya çıkan çeşitli ihtiyaçları, madenin bu tür ihtiyaçları ile görevli kazalarında bir sorun çıkması halinde, bu şekilde bir yükümlülüğü olmayan madene bağlı kazalardan da alınabilmekteydi. 3.6. Yenişar/Kaşaklı Kazası Madene bağlanan bu kazanın adı belgelerde Kaşaklı ya da Yenişar olarak geçmektedir. Ancak verilen isimden sonra kazanın diğer adıda zikredilmektedir. Kaşaklı kazası olarak verildiği zaman diğer adının Yenişar (BOA, DRB.d 156: 53-1) olduğu belirtildiği gibi Yenişar nâm-ı diğer Kaşaklı (BOA, MEDAD 9: 215-1) şeklinde de geçmektedir. Bu kayıtlar bu iki yerleşim yerinin bir kaza olarak değerlendirildiğini göstermektedir 322. Fakat genelde Yenişar ismi kullanılmıştır. Madene bağlanma karşılığı kömür, kütük, çakılcı bedeli ve imdad-ı menzil olarak 321 Toplam 2.990 kuruş olan hazeriyye akçesi sancak mutasarrıfına verilmektedir. 1796 ve 1810 yıllarında 2.990 kuruştan Beyşehir sancağına bağlı kazalar hisselerine düşen miktarı ödemişlerdir (BOA, MEDAD 9: 215-1; BOA, C.DRB 37). Fakat 1 Aralık 1804 tarihinde, Beyşehir 151 adet ve Yenişar 32 adet ve rub avarız ve nüzülhaneleriyle senevi 6.000 kuruş karşılığında madene bağlanmıştır. Bu tarihte sancak mutasarrıfı için Beyşehir kazası, Yenişar kazası ve altı köyün tahsis edildiği belirtilerek 2.990 kuruşu maden tarafına vermeleri gerektiği hatırlatılmıştır (BOA, C.DRB 1497). Bu bilgiye göre, sancağa bağlı bütün kazaların verdiği bu miktarı sadece bu iki kazanın verdiği gibi bir ifade kullanılmıştır. Ancak Beyşehir sancağına bağlı bütün kazaların sancak mutasarrıfına ödediği miktar 2.990 kuruştur. 322 XVI. yüzyılda iki ayrı nahiye olarak görünen bu yerleşim yerleri, 1845 yılında ise Kaşaklı kazası ve Yenişar kazası olarak adlandırılmıştır. Bu yerleşim yerlerine bağlı köylerin bu tarihlerdeki durumu için bkz. Erdoğru, 2006: 74-75; Muşmal, 2005: 346.

144 Yenişar kazasından 1.000 kuruş toplanmıştır (BOA, C.DRB 37; BOA, C.DRB 2042; BOA, DRB.d 969; BOA, MEDAD 9: 221-4). Yine Yenişar kazasının sancak mutasarrıfına verdiği hazeriyye akçesi olan 290 kuruş madene gelir olarak kaydedilmiştir (BOA, DRB.d 156: 53-1; BOA, MEDAD 9: 215-1; BOA, C.DRB 37). 3.7. Kırili Kazası Kırili kazası, 29 Mart 1788 tarihinde maden emanetine ilhak edilmesi karşılığında madenin şu hizmetlerini yerine getirecekti. Madene yıllık 150.000 kıyye kömür vermek, fırınlara 200.000 kıyye cevher nakletmek ile birlikte her sene altı çakılcı vermek ve altı aylık çakılcı ücreti olan 250 kuruşu ödemek, kütük ve amele ücreti olarak 250 kuruş vermek kazanın görevleri arasındaydı (KŞS 65: 95-1; BOA, MEDAD 9: 176-1). Kaza ahalisi cevher nakli görevini bizzat yapmadıkları zaman ise bu görev karşılığında ücret alınmıştır (BOA, MEDAD 9: 184-2). Ayrıca kazanın sancak mutasarrıfına verdiği 600 kuruş hazeriyye akçesi, Bozkır madenine gelir olarak kaydedilmiştir (BOA, DRB.d 156: 53-1; BOA, MEDAD 9: 215-1; BOA, C.DRB 37). 1801 yılında, maden kazası olmaktan çıkarılan Kırili kazası, Üsküdar ocağına bağlanmış 323 ve maden eminine bu kazadan bir şey talep etmemesi emredilmiştir (BOA, MHM.d 214: 213-214). 3.8. Göçü Kazası Belgelerde Göçi Kebir kazası olarak geçen kaza, Bozkır madenine yıllık iki taksit halinde 120.000 kıyye kömür vermek şartıyla madene bağlanmıştır (KŞS 65: 95-1; BOA, MEDAD 9: 176-1; Grafik 3). Kazanın sancak mutasarrıfına verdiği 400 kuruş hazeriyye akçesi de madene gelir olarak kaydedilmiştir (BOA, DRB.d 156: 53-323 27 Eylül 1802 tarihinde, Seydişehir ve Kırili kazaları menzilleri için vilayet tarafından mutemet bir kiracıbaşı tayini ve ulaklara müşkilat çıkarılmaması, menzillerde 12 bargir bulundurulması, bargirlerin belli bir ücret karşılığında değiştirilmesi ve yıllık bir miktarın bunlara tayin edilmesi Alanya mutasarrıfı, asker başbuğu ve Bozkır madeni emini Abdurrahman Paşa ya emredilmiştir (BOA, C.NF 1604). Ocağa bağlanan Kırili ahalisinden askeri ve gayr-i askeri olanlar avarız-ı divaniyye ve imdad-ı hazeriyyeden başka bütün tekalif-i örfiyye ve şakkadan, kalyoncu ve deve bedeli gibi cümle sefer tertibatından muaf kılınmış ve ocak defterine asker yazılanlar sair ahaliden imtiyaz için avarız ve hazeriyyeden de muaf olmuştur. Ayrıca bu kazadan maden için bir akçe istenmemesi ve tevzi defterinin külliyen ref olunarak maden mürettabatından bakaya ne kalmış ise onun dahi terk olunduğu ve bu durumun madenden daha önemli olduğu, 5 Aralık 1801 de, belirtilmiştir (BOA, C.AS 38021; BOA, DRB.d 156: 125-1). 13-22 Haziran 1801 tarihinde ise, Seydişehir kazası aynı şartlarla Üsküdar ocağına bağlanmıştır (BOA, DRB.d 156: 123-2).

145 1; BOA, MEDAD 9: 215-1; BOA, C.DRB 37). 1217/1802 yılında ise maden kazası olmaktan çıkarılan Göçü kazası, Üsküdar ocağına bağlanmıştır (BOA, MHM.d 215: 134-135). Buraya kadar bahsedilenler yanında madene bağlı bütün kazalar imdad-ı hazeriyye ve seferiyyelerini maden emini vasıtasıyla vali tarafına eda etmişlerdir (BOA, C.DRB 37). Buna ek olarak kurşunun Alanya İskelesi ne nakledilmesinde bu kazalara yapılan tevziler var ise, bu görevlerini de yapmaları gerekmekteydi. Nitekim 1781 yılında madene bağlı Belviran, Bozkır ve Seydişehir kazalarının madene bağlı olduklarından dolayı, kurşunun nakli konusundaki isteksizlikleri üzerine, kurşunun nakli için emir verilmiştir (BOA, C.DRB 1115). 7 Ekim 1793 tarihli hükümde, Göçü Kebir kazasına bağlı Bükçe, Saraycık, Hasan Şeyh ve Yatağan köyleri reayaları ile maden reayaları Konya nahiyesindeki İnce adlı köye yerleşmişlerdir 324. Bu köylerin halkı, altı ay kazalarında ve altı ay bahsedilen köyde ziraatla uğraşmış ancak üzerlerine düşen vergileri ödemedikleri gibi maden hizmetini dahi terk etmişlerdir. Bu olay üzerine gönderilen emirde, bu kişilerin eski yerlerine dönmeleri emredilmiştir 325 (BOA, C.DRB 1260). Madene bağlı kazalar bu görevler dışında madenle ilgisi olmayan görevler de üstlenmiştir. Nitekim madene bağlı Bozkır, Belviran, Beyşehir, Seydişehir, Kaşaklı, Kırili ve Göçü kazalarından 326 Paspanoğlu Osman adlı eşkıyanın idam ve izalesi için 500 piyade ve süvari talebine, kaza kadıları cevher ve kömür nakli işlerinin aksamasını öne sürünce, 250 asker gönderilmesi emredilmiştir (BOA, MHM.d 206: 83). 324 İnce köyü ismiyle bir yerleşim yeri tespit edilememesine rağmen Konya çevresindeki İnlice köyü ile İnce köyü aynı köyler olmalıdır. İsmin yanlış yazılması yazıcı hatası olarak değerlendirilmelidir. 325 Osmanlı madencilik rejimindeki bu uygulama çok eskiden beri uygulanmaktaydı. Srebrenica madenleri yasaknamesinde, madenlere bağlı yerlerde kayıtlı ahalinin yerlerini terk etmesi halinde, hangi yerde bulunursa o yerin kadı ve subaşıları onları eski yerlerine döndürecekti (Anhegger-İnalcık, 2000: 12). 326 Adı geçen kazalara bağlı köyler ile bilgi tespit edilemeyen yerler olduğundan bu eksiklik 1840 yılı verilerine göre giderilmeye çalışılmıştır. Bkz. Tablo 2.

146 Tablo 2: Madene Bağlı Yerleşim Yerlerinin Kazalara Göre Dağılımı Bozkır Belviran Seydişehir Aladağ Beyşehir 327 Kaşaklı Yenişar Kırili Göçü Ahırlı Akalan Ayanlar M. Eşenler Hacı Armağan (Meydan) M. Ada Bademli Kırili merkez Aşağı Homa Akçapınar Alibeghüyüğü Cami-i Cedid M. Gaziler İçerişehir M. Bayındır Hoyran Balganda Afşar Akkilise Armudlu Cami-i Kebir M. Habiller Dalyan M. Cemaller Kuruca Budak Bükce Aliçerçi Armusun Debbağhane M. Mahmudcalar Evsat M. Çay Kürtler Çavuş Çavuş Arvana Apa Değirmenci M. Ömeroğlu Akburun Çetmi Muma Çukurkent Çiçekler Avdan Apasaray Hacı Seyyid Ali M. Sarıhacılar Avdancık Mahremkolu Yenice Ebulvefa Fasıllar Bademli Avşar Kızılcalar M. Yağcılar Avşar Salur Fele Hasanşeyh Balıklava Ayvalca Kiçi Kabu M. Bademli Göçeri Hüseyinler Bozdam Bardas Sofuhane M. Başlamış Görünmez Karacaviran Çat Bolad Ulukabu M. Bayat Hordu Karahisar Dere Boyalıca Akça Bayındır İlimen Kızılca Eldoğan Çiçek Boyalı Bektemir Kaba Kuzlu Fart Dinek Çalmanda Candar Kıyakdede Ovacık Gündüğün Eldeb Çat Çiftlik Kınık Rumdiğin Hisarlık Elmasun Dere Çivril Kiçi Saraycık Karacaardıç Emirler Türkmane Dikilitaş Çonya Köşk Yukarı Homa Kayacık Gederet Elmesud Çukurağıl Öyük Yatağan 327 Beyşehir, Kaşaklı, Göçü, Yenişar ve Kırili kazalarına bağlı yerleşim yerleri Hüseyin Muşmal ın çalışmasından alınmıştır (Muşmal, 2005: 346). Kaşaklı kazasına bağlı yerleşim yerleri 1845 yılı verilerine göre, diğer kazalara ait bilgiler ise 1840 yılına aittir. Bozkır madenine bu kazaların bağlanması esnasında köy isimleri zikredilmemiştir. Sadece Göçü kazasına bağlı Bükce, Saraycık, Hasanşeyh ve Yatağan köylerinin maden hizmetini yapmaması ile ilgi bir kayıt tespit edilmiştir (BOA, C.DRB 1260).

147 Bozkır Belviran Seydişehir Aladağ Beyşehir 327 Kaşaklı Yenişar Kırili Göçü Kazıkdere Gelincik Gevrekli Davgana Sadıkhacı Yaylasun Kozağaç Hamzalar Gökçeüyük Doğancık Selki Kuruçay Işıklar Göküyük Eğirler Suludere Meyre Karasınır İncesu Emen Suvarık Özikebir Kınık Karaviran Eylikler Tozluca Özisağir Kızılçalar Karayunak Göçü Yenice Paşa Çiftliği Koçaş Kavak Gönan Sandı Kozağaç Kilisa Gurgurum Saray Kurukavak Kurân Huğlu Sazlı Kuzviran Manasdır İsa Sinandı Mescidli Nuzumla Karaali Siristat Saraycık Taraşçı Karadiğin Sopran Sınırahmed Taşağıl Kırıklı Tahir çiftliği Tahtalı Tûl Kıstıfan Yalıhüyük Turayda Yenice Kurdular Yelbeği Manastır Yeniceköy Mesutlar Sarı Sevindik Şamlar Üskerles

148

149 IV. BÖLÜM BOZKIR MADENİNDEKİ GÖREVLİLER 1. İdarî Görevliler 328. 1.1. Maden Emini 1.1.1. Atama Bozkır madenine, açıldığı 1776 yılından itibaren atanmaya başlanan maden emini, maden emaneti adı verilen idari yapıyı yöneten görevlidir. Kendisine iş emanet edilen güvenilir kimse anlamına gelen emin kelimesi, Osmanlılarda belli bir görevi yerine getirmesi istenen, bu görev karşılığında ücret alan 329 ancak üstlendiği görevden dolayı herhangi bir risk altına girmeyen görevli için kullanılmıştır (Sahillioğlu, 1995: 111). Bozkır madeni emanetine bir emin 330 atanacağı zaman, darphane nazırının durumu bir takrirle vezir-i azama bildirmesi üzerine vezir-i azam da bir telhisle durumu padişaha aktarırdı. Padişah atamayı uygun görürse bu konuda hattı hümayun sadır olduğunu belirten bir fermanla eminin ataması gerçekleştirilirdi 331. Maden eminleri 332 ; yeni mağaralar açmak, madenci ve maden ahalisini zulümden korumak, işlerine hariçten kimseyi karıştırmamak, madeni peyderpey İstanbul a gönderip teslim etmek (BOA, C.DRB 252), eşkıyayı 333 def etmek ve külliyetli cevher çıkarmak (BOA, HAT 295/17552) gibi şartlarla atanmışlardı. Ayrıca fesadı ortadan 328 Bozkır madenindeki görevliler idari, teknik, güvenlik ve madenciler olmak üzere dört başlık halinde incelenmiştir. Madendeki görevliler için bkz. Tablo 5. 329 Madende çalışan amele ve ustalar yevmiye ve ücretle çalıştırılması durumunda fazla üretim yapılmasına gayret etmemişlerdir. Selanik sancağına bağlı Sidrekapsi madeni diğer madenler gibi imâl edilmediğinden madene bağlı reaya ücret-i yevmiyeleri ile istihdam olunduğundan zararı kendilerine ait olmadığından ve zarar devlete ait olduğundan hasılının harcına yetmediğinden bahsedilmiştir (Çağatay, 1942a: 29). Bozkır madeninde, maden eminine verilen sermaye madencilere verilir, yapılan üretim sonucu ortaya çıkan ürünün devlete ait kısmı alındıktan sonra kalan kısmı belirlenen fiyat üzerinden devlet tarafından satın alınırdı bkz. V. Bölüm. 330 10 Kasım 1823 tarihli bir belgede, Bozkır madeni müdürü olarak geçmektedir (BOA, D.DRB.HAT 18/47). Fakat bu şekilde müdür ifadesinin kullanıldığı başka bir belge tespit edilememiştir. 331 Bu konuda bkz. BOA, C.DRB 2047; BOA, C.DRB 1915:lef 1; BOA, AE.SABH I 4193; BOA, HAT 1414/57740; BOA, MEDAD 9: 195-1. 332 Çeşitli dairelerde görev yapan ve farklı görevleri olan eminler için bkz. Karamursal, 1989: 132. 333 Bozkır ma deninin tathîr-i eşkıyâ emr-i ehmine medâr olmak ve ma den-i mezkûr vech-i lâyıkıyla i mâl olunmak üzere Karaman valisi Ali Paşa ya, 23 Ocak 1812 de, Bozkır madeni emaneti de verilmiştir (BOA, C.DRB 1457).

150 kaldırmak için atanan maden eminleri de vardı (BOA, DRB.d 969). Sayılan görevlerin yanında bol miktarda altın, gümüş ve kurşun istihsali ile odun, kütük, kömür ve diğer malzemelerin vaktiyle karşılanması; madencilerin serbestiyet şartlarına, himayelerine, madenin germiyyet üzere imaline dikkat edilmesi gibi üretimi devam ettirmek için gerekli hizmetleri yerine getirecek becerikli birinin emin olması gerekirdi (BOA, C.DRB 2482). Maden emini olacak kişinin becerikli olması kadar önemli bir konu da sadakatli bir kişi olmasıydı (BOA, MEDAD 9: 195-1). Bozkır madenine emin ataması yapıldığı zaman, madene bağlı kazaların kadı ve naiblerine yapılan atama bildirilirken, kazaların madene hizmet etmeleri ve serbestiyetleri de atamalarda hatırlatılırdı (BOA, MEDAD 8: 680-2). Bu anlamda emine söylenen ilk emirlerden birisi de maden işlerine kimseyi karıştırmaması ve karışacak olanları def etmesiydi (BOA, C.DRB 493). Bozkır madeni emini olarak görev yapan bazı maden eminleri ertesi yıl yeniden atanabilmiştir. Maden idaresinde liyakat sahibi olan, fukarayı koruyan, tecrübeli (BOA, C.DRB 252), darphaneye faydalı hizmetleri olan (BOA, MEDAD 9: 221-1), madeni güzel idare eden maden eminleri bu özelliklerinden dolayı yeniden atanmışlardır (Tablo 3). Buna ek olarak sağlam bir eminin atanması halinde fakirlerin maaş alacağı ve devletin çok fayda sağlayacağı düşüncesi (BOA, C.DRB 2948) de atamalarda dikkat edilen hususlardandı. Bozkır madeni eminliğine atanan kişiler devletin çeşitli kademelerinde görev yapan kişiler arasından seçilmişlerdi. Dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarından 334, dergâh-ı muallam kapıcıbaşılarından 335 dergâh-ı muallam gediklilerinden (BOA, C.DRB 334 BOA, C.DRB 2636. Bozkır madeni emini olanların daha etkin olarak çalışabilmesi için gerekli olan bu unvan, eminlik görevine atanan kişilerin nüfuz ve iktidarları için bir rütbe verilmesi gereğince dergah-ı ali kapucubaşılığı talep edilmiştir (BOA, C.DRB 1872). 335 BOA, C.DRB 3123. Karaman müşiri olan Ali Paşa aynı zamanda Bozkır madeni eminiydi ancak madeni vekili aracılığıyla idare etmiştir. Bozkır madeni köylerinden Boğazsaray köyü de bu müşirin Mart 1837 den itibaren olmak üzere 2.400 kuruş bedel-i iltizamat karşılığında zeametiydi. Daha önce 2.000 kuruş ödemiştir (BOA, MEDAD 3: 158-2). Bozkır madeni kapatıldığı zaman masrafları arasında tertib-i hazine-i ceyb-i hümayun me a harciyâb adıyla 44.000 kuruş vardır ki, buradan anlaşıldığı üzere müşirlik maaşı da madenin masrafları arasına yazılmıştır (BOA, DRB.d 1027). Bunun yanında 11.200 kuruş memur maaşları ile 18.150 kuruş avaid-i ketebe-i darbhane ve hizmet-i mübaşiriyye olarak yazılmıştır (BOA, DRB.d 1027). 1253 yılına ait olup maaş vesaireye mahsus olan 73.350 kuruş masraf dışında, madenin vermesi gereken 40 kıyye gümüş ile 20.000 kıyye kurşunun satın alma bedeli 100.500 kuruş ile takvim? ve kal bahası 960 kuruş yazılmıştır. Konya müşirine olan masrafı ise, 36.288 kuruş ilbâs olunan hal baha, 84.258,5 kuruş maden emini vekili memuriyetiyle maaşlarıyla ve mesarif-i saire, 10.500 kuruş murur ve ubur iden memurin mesarifi ile 25.679 kuruş

151 2421), silahşöran-ı hassadan (BOA, C.DH 9743), vezirlerden (BOA, DH 2669; BOA, C.DRB 2482) maden emini atandığı gibi, yerli ahali ya da Bozkır şeyhi olarak tanımlanan kişiler de (BOA, C.DRB 1915) Bozkır madeni emini olarak atanmıştır 336. Bozkır madenine Karaman valileri de atanmıştır. Vezir rütbeli bu tür kişilerin atanmasının temel nedeni eşkıya ile mücadele etmekti (BOA, C.DRB 1710). Fakat vezir rütbeli kişiler başka işlerle de uğraştığından dolayı madenle gereği gibi ilgilenemediğinden ve yerine gönderdiği eminler de madene önem vermediklerinden dolayı maden gereği gibi işletilememiştir (BOA, C.DRB 2482). Ayrıca maden-i hümayun örneğinde görüldüğü gibi, vezir rütbeli kişilerin sermaye akçesini kendi işlerinde kullandığı ve zamanında ustalara vermediği de görülmektedir (BOA, HAT 566/2774). Maden eminliğine kabiliyeti olduğu devlet tarafından kabul edilen ve emin olarak atanmaları düşünülen bazı kişileri, madene bağlı kaza ahalisinin maden emini olarak istememeleri üzerine başka birinin emin olarak atanması (BOA, D.DRB.THR 60/44), halkın görüşlerinin de dikkate alındığını göstermesi açısından önemlidir 337. Atamalarda dikkat çeken noktalardan bir diğeri ise, vefat eden eminin borcunun ödenmesi şartıyla damadının maden emini olarak atanmasıdır 338 (BOA, AE.SABH I 4193). Devletin alacağını tahsil etmek için bu doğrultuda bir atama yapıldığı gözden kaçırılmamalıdır. Ancak böyle bir atama yapılacaksa bile, atanacak kişinin maden işlerinden anlaması temel şartlardan biriydi (BOA, C.DRB 2421). güzeşte-i sarraf olmak üzere toplam 156.725,5 kuruştur. Bütün masaraflar toplandığında 356.535,5 kuruş masraf ortaya çıkmaktadır. 354.000 kuruş maden kapatıldıktan sonra Bozkır ve Belviran kazalarından talep edilmiştir (BOA, DRB.d 1027). 336 Daha önce atanan eminler sadakat ve liyakatle darphaneye hizmet edemediklerinden dolayı Bozkır ahalisinden kudreti meşhur ve mütevatir olan Bozkır şeyhi Abdülhalim, maden emini olarak atanmıştır (BOA, C.DRB 1915). Madene bağlı kaza ahalisine, diğer eminlerde olduğu gibi, maden emini olan şeyhe de yardım etmesi gerektiği bildirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 213-2). 337 Fakat halk arasında farklı düşüncelerin olduğu zamanlarda olmuştur. 28 Temmuz 1799 tarihinde Bereketli madeni emini olan Fazlı Ağa dan memnun olan ahali onun yeniden atanması için başvururken bazı kişiler ise İstanbul a giderek onu istemediğini bildirmiştir. Bunun üzerine şikayetçi olanların Konya Kalesi ne sürülmesi ile meselenin halledileceği yönündeki görüş kabul edilmiştir (BOA, C.DRB 1862). 338 Maden emini Halil in damadı Mehmet Fazlullah, Halil in borçlarını ödemek şartıyla Mart 1782 den itibaren maden emini olarak atanmıştır (BOA, MEDAD 8: 657-2).

152 Tablo 3: Bozkır Madeninde Görev Yapan Maden Eminleri (1776-1839) Atama Maden Emininin Adı Atama Maden Emininin Adı Yılı Yılı 1776 Genç Ali 339 1809 Ömer 1777 Süleyman 1810 Mehmed Said 1778 Halil 1811 Mehmed Said/el-Hâc Ali 1779 Halil 1812 Ali Paşa 1780 Halil 1813 Ali Paşa 1781 Mustafa 1814 İshak Ağa 1782 Mehmet Fazlullah 1815 İshak Ağa 1783 Mehmet Fazlullah 1816 İshak Ağa 1784 Ali Ağa 1817 Ahmet Ağa 1785 Ali Ağa 1818 Ahmet Ağa 1787 Hasan Ağa 1819 Ahmet Ağa 1789 Hasan Ağa 1820 el-hâc Abdullah Ağa 340 1790 Hasan Ağa 1821 el-hâc Abdullah Ağa 1791 Aydınlı Mehmet 1822 el-hâc Abdullah Ağa 1792 Arabzade Süleyman Ağa 1823 el-hâc Abdullah Ağa 1793 Arabzade Süleyman Ağa 1824 el-hâc Abdullah Ağa 1794 Arabzade Süleyman Ağa 1825 Mehmet Ağa 1795 Cabbarzade Süleyman Ağa 1826 Mehmet Ağa 1796 Abdülhalim 1827 Ali Ağa 1797 Abdülhalim 1828 el-hâc Ali Ağa 1798 Abdülhalim 1829 el-hâc Ali Ağa 1799 Abdülhalim 1830 el-hâc Hüseyin Ağa 1800 Seyyid Ali 1831 el-hâc Hüseyin Ağa 1801 Seyyid Ali 1832 el-hâc Hüseyin Ağa 1802 Abdurrahman Paşa 341 1833 el-hâc Hüseyin Ağa 1803 Abdurrahman Paşa 1834 İzzet Bey 1804 Abdurrahman Paşa 1835 Seyyid Ömer 1805 Abdurrahman Paşa 1836 Seyyid Ömer 1806 Abdurrahman Paşa 1837 Seyyid Ömer 342 1807 Abdurrahman Paşa 1838 el-hâc Ali Paşa 1808 Abdurrahman Paşa İbrahim Paşa 1839 Maden kapalı 339 Tablo oluşturulurken maden eminlerinin rumi takvime göre mart ayında atanması esas alınmıştır. Ancak mart ayından önce ya da sonra yapılan atamalar da vardır. Bozkır madeni emanetinde görev alan ilk emin olan Genç Ali 2 Haziran 1776 yılında göreve başlarken, onun yerine göreve gelen Süleyman ise 30 Aralık 1776 tarihinde göreve başlamıştır. Mehmet Fazlullah ın yerine atanan Ali Ağa ise 5 Ekim 1784 te atanmıştır. Ali Ağa nın yerine atanan Hasan Ağa ise 26 Ekim 1787 tarihinde görevdedir. 340 2 Aralık 1820 tarihinde Ahmet Ağa nın yerine atanmıştır (BOA, DRB.d 1044). 341 Kadı Abdurrahman Paşa olarak meşhur olup, Osmanzade olarak da bilinir (BOA, C.İKT 1072; BOA,DRB.d 969). Rumeli ye görevlendirildiğinde madeni vekili olarak oğlu Abdullah yönetmiştir. 1807 yılında ise el-hac Mehmet Emin adlı kişi vekili olarak görev yapmıştır. 342 El-Hâc Ali Paşa yerine bu görevi yapmıştır (BOA, DRB.d 1027).

153 Maden emini olarak atanan kişilerin maden işlerini bilen kişiler olmasına özellikle dikkat edilmiştir. Nitekim 18 Ekim 1779 da Bozkır madeni emini olan Halil e, Bereketli madeninde bulunan cevherin incelenmesi görevi, yakın olması nedeniyle Bereketli madeni de tefviz edilmiştir (BOA, C.DRB 3058). Kısa bir süre sonra başka birinin emin olduğu bilinse de bu eminin madencilik bilgisinden istifade edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu anlamda, eski Bereketli madeni emini el-hâc Ali (BOA, DRB.d 970), eski Gümüşhane emini Süleyman Ağa (BOA, C.DRB 2605) ve eski Karaton madeni emini Mehmet (BOA, MEDAD 9: 187-1) gibi kişilerin Bozkır madeni emini olması, tecrübenin atamalarda önemini ortaya koymaktadır. Yine Bozkır madeni emini olan kişiler de benzer şekilde başka madenlere atanmışlardır. 20 Eylül 1789 tarihinde, eski Bozkır maden emini Hasan Ağa Rumeli de Hasköy Drama civarında bulunan madene atanmıştır (BOA, HAT 190/9188). Eminlik görevi sona erenler, başka madenlerde görev aldığı gibi, Karaman valisinin kethüdalığını yapmak gibi (BOA, D.DRB.THR 2/45, 2/46) alanlarda da istihdam edilmişlerdir. 1.1.2. Maden Emininin Görevleri 1.1.2.1. Madencilikle İlgili Görevleri Madenlerdeki üretimin devamlılığını sağlamak maden eminlerinin temel göreviydi. Bunun için kuyuların atıl durumda bırakılmaması için maden emini, kadı ve maden katibinden oluşan bir heyet her perşembe günü 343 kontrol işlemi yapardı (Spaho, 1913: 152). Madenlerde üretilen cevherin miri hissesi dışında kalanı devlet adına kadı huzurunda alınması görevlerinden olan maden emini (BOA, C.DRB 3152), satın alma işleminin cumartesi günü yapılmasını da sağlardı (Anhegger, 1943: 34). Maden emininin madencilerin organizasyonunu sağlamak, eksik olan madencileri tespit ederek merkeze bildirmek ve bu eksikliğin giderilmesi için gerekli önlemleri almak gibi görevleri de vardı. Bozkır madeni emanetinde yeni mağaralar bulunması için maden emini cevher olduğu düşünülen yerlere madenciler 343 Kontrol işleminin salı ve cuma günleri yapıldığını belirten araştırmacılar da vardır (Anhegger, 1943: 34).

154 görevlendirirdi (BOA, MEDAD 9: 173-1). Bozkır madeni emininin, maden için gerekli olan ustaların gönderilmesini İstanbul a arz ederek belli sayıda ustanın Gümüşhane tarafından gönderilmesi için emir yazılmasını istemesi de madencilikle ilgili görevleri arasındaydı (BOA, C.DRB 3083). Yani emin, madeni ilgilendiren çeşitli konularda merkezle doğrudan yazışma yapmakta idi. Maden eminliği sona eren kişinin sorumlulukları sona ermezdi. Zira yeni atanan emin geldiği zaman kâ ide-i mer iyyeden olan halef-selef eminlerin hesaplaşması gerekirdi. Kâ ide-i maden üzere (BOA, C.DRB 2421), eski emin tarafından gelir ve giderleri bütün ayrıntılarıyla halefine devredilir ve bu hesabın bir örneği de darphaneye gönderilirdi. Böylece eminin alacaklı ya da borçlu olup olmadığı belirlenirdi (BOA, D.DRB.HAT 2/27). Kavânîn-i mer iyye-i maden / yürürlükteki maden kanunları üzere (BOA, C.DRB 2421) devir ve teslim cümle marifetiyle görülür ve madende olan sermaye ile reaya ve madencilerin zimmetleri yazılırdı (BOA, C.DRB 2956). Maden emini atamalarının mart ayında yapıldığı hatırlanırsa, halef-selef eminler arasındaki hesaplaşmaların da genelde bu ayda yapıldığı ifade edilebilir. Bazı durumlarda azledilen ya da görevini tamamlayamayan eminlerin hesapları ise görevin sonlandığı aylarda görülürdü (BOA, MEDAD 8: 618-1; 680-1). İki emin arasındaki hesaplaşmalar Bozkır da yapılırken bazen Bozkır dışında da bu devir teslim işlemi yapılabilirdi (BOA, MEDAD 8: 616-1). Bozkır dışında yapılan hesaplaşmaların nedeni eski maden emininin Bozkır dışında ikamet etmesiydi 344. Eminler arasındaki hesaplaşmada eski emin ürettiği gümüş ya da kurşunu yeni emine teslim ederdi. Böyle durumlarda eski emine bu işleme dair tahvîl verilirdi (BOA, D.DRB.THR 6/29). Bozkır madeni emininin en önemli görevlerinde biri de kurşunun mağaralardan Bozkır a ve Bozkır dan Alanya İskelesi ne taşınması işine nezaret etmekti. Kurşun nakledileceği zaman maden emini durumu merkeze bildirerek bir mübaşir tayin edilmesini talep eder, gönderilen mübaşir marifetiyle kurşun iskeleye götürülürdü (BOA, C.DRB 2416). Maden emini, kurşunun Bozkır dan Alanya İskelesi ne taşınmasına nezaret etmekle birlikte kurşunun nakliye ücretini taşıma görevini yerine 344 6 Haziran 1778 de, eski maden emini Süleyman, Akşehir de oturduğu için yeni emin Halil e Akşehir e gidip hesaplaşmanın yapılması, bu hesaplaşmada sermaye, altın, gümüş ve kurşunun devrinin yapılması ve ilgili defterin darphaneye gönderilmesi emredilmiştir (BOA, C.DRB 475).

155 getiren kişilere öderdi (BOA, C.DRB 3137). Bunun yanında taşıma işinden muaf olduğunu iddia eden kaza ahalileri ortaya çıkarsa, emin durumu merkeze arz eder. Merkezden verilen cevaba göre hareket eden maden emini, bu iddiaların dikkate alınmaması ve tevzi defterlerindeki yazılı hisselerin uygulanması (BOA, C.DRB 2429) ya da bu ahalinin muaf olduğu şeklindeki emirleri uygulardı (KŞS 64: 67-2). Bozkır madeni emininin bir diğer görevi ise, madenin iskeleye nakli için gerekli olan hayvanların tedârik edilmesini sağlamaktı (BOA, C.AS 25803). Kurşun taşımak için kaza hisselerine tevzi edilen develer madene getirildiği zaman, kaza ahalisine maden emini tarafından eda tezkeresi verilirdi (BOA, C.DRB 2820). Maden emini kurşunun Alanya İskelesi ne götürülmesini, görevlilere teslim edilmesini ve kurşun mahzenlere konulmasını kaimesi ile merkeze bildirirdi (BOA, MEDAD 9: 197-3). Eminin görevlerinden birisi de maden için gönderilen sermaye akçesini teslim almaktı 345 (BOA, C.DRB 3136). Teslim alınan bu sermaye akçesiyle, Bozkır madeninde bulunan görevlilerin maaşları (BOA, C.DRB 2782) ile maden amelesinin yevmiyeleri maden emini tarafından ödenirdi (BOA, C.DRB 2948). Bunların yanında Bozkır madenindeki üretimin devam edebilmesi için gerekli temel maddelerden biri olan kömürün bedeli de ilgililere maden emini tarafından ödenirdi (BOA, MEDAD 1: 750-3). Madene bağlı kazaların kömür, kütük ve çakılcıyan bedeliyesi ve imdad-ı menzil olarak verdikleri para ile sancak mutasarrıflarına verilen imdad-ı hazeriyye ve seferiyye madene gelir olarak kaydedilmiştir (BOA, C.DRB 2148). Dolayısıyla bu gelirler de emin tarafından toplanmıştır. Maden emini bu paraların toplanması için bizzat madene bağlı kazalara gidebilirdi (BOA, MEDAD 9: 190-1). Yine maden emini, maden levazımatını tedârik etmek için madene bağlı kazalara giderdi (BOA, MEDAD 9: 190-2). Madencilerin çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması işi de maden emini tarafından yapılırdı. Madencilerin yiyecek gibi temel ihtiyaçları ile madende 345 Bozkır madeni emaneti Mart 1782 başlangıcından itibaren kendisine verilen Mehmed Fazlullah a sermaye akçesi teslim edildiğinden eminin hazine ile her kimin kazasına dâhil olursa müsellem ve yarar ve şecî ve bahâdır adamlar ta yîn ve yeniçerilerde kazadan ihrâc ve konak yerine dek kemâl-i muhâfaza itmeleri Üsküdar dan Bozkır madenine varıncaya dek yol üzerinde vaki nüvvab, voyvoda, mütesellim, iş erleri ve yeniçeri serdarlarına emredilmiştir (BOA, C.DRB 3050). Kemâl-i muhâfaza tabiri sermayenin en üst derecede korunmasının istenildiğine işaret etmektedir.

156 üretim yapılabilmesi için gerekli malzemeler maden emini tarafından tedârik edilirdi. İhtiyaçların bu şekilde karşılanmasının temel nedeni, madencilik işlerinin aksamamasıydı. Yani madenciler maden dışında herhangi bir meseleyle meşgul olmuyor ve bu şekilde madende üretimin sürekliliği sağlanmış oluyordu. Maden emini madencilerin çeşitli ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, bu malzemelerin ücretlerini ilgili madencinin hesabına yazarak, madencilere bir nevi avans vermiş olmaktadır. Eminden kaynaklı sorunlar olduğu zaman çözüm yeri olarak Bozkır mahkemesinin önceliği vardı. Eski maden eminlerinden Ahmet Ağa nın haksız olarak Abdullah adlı kişiyi idam ettirdiği ve 10.000 kuruşluk nakit ve eşyasını aldığı yönündeki şikâyetler üzerine, Bozkır mahkemesinde duruşma olunması istenilmişse de eski eminin İstanbul da olmasından dolayı bu mümkün olmadığından, 5 Kasım 1822 de arz odasında duruşma olunması talep edilmiştir (BOA, HAT 626/30943). Maden emini maden hasılatından mîrî hissesini ve diğer resimleri ve emrine verilen sermaye ile de madenciler hissesini devlet adına satın alırdı 346. Madenin yıllık varidat 347 ve masraf hesaplarının bilançosunu, yani yılda ne kadar amele, usta çalıştırılmış ve ücretleri ne tutmuş, ne kadar kömür, odun, kütük, demir, çelik, tulum, mum, çıra sarfedilmiş, kaç ocak cevher çıkarılmış ve bundan ne kadar halis cevher elde edilmiş, miri hissesine ne kadar isabet etmiş, sair mîri rüsum ne kadar tutmuş, rençberan hissesinden satın alınan cevherin miktarı, fiyatı, ocakların diğer masrafı vesair hususlar yazılarak oluşturulan defter mahallin kadısına tasdik ettirilerek bir sureti mahallinde saklanır, bir suretini merkeze gönderirdi. Bundan başka madenlerde kullanılan ölçü ve tartıların doğru olup olmadığını, darphaneden gönderilen tartılarla kontrol ederdi (Çağatay, 1942a: 44). Bütün bunların yanında Bozkır madeninde yapılan üretimin ilk aşamasından itibaren madenlerin İstanbul a teslimine kadar çeşitli görevleri olan maden emininin madencilikle ilgili diğer görevleri yeri geldikçe değerlendirilecektir 348. 346 Madenden çıkan kurşunun beşte biri devlete ait (BOA, C.DRB 3123) olup, geri kalan kurşunun madencilerden alınması işini maden emini yapardı (BOA, C.DRB 3152). 347 Bkz. Belge 9. 348 Keban Ergani madenleri eminlerinin madencilikle ilgili görevleri için bkz. Tızlak, 1997a: 71-75.

157 1.1.2.2. İdarî Görevleri Maden eminlerinin atamasında darphane etkili olduğu için Bozkır madeni emini, darphane nazırına karşı sorumluydu. Bu anlamda çevresinde bulunan beylerbeyi, sancakbeyi gibi ehl-i örf taifesi ile alt üst ilişkisinden ziyade madeni ilgilendiren yazışmaların 349 yapılması ön plana çıkmıştır. 2 Mayıs 1785 de Bozkır ağnam vergisini toplamaya memur olan kişi, bu vergiyi toplayamadığını bildirerek Karaman valisine başvurmuştur. Karaman valisinin ben maden tarafına karışmam demesi üzerine durum sadrazama bildirilince, madene gönderilen mübaşir vasıtasıyla ve maden emini marifetiyle bu verginin toplanması emredilmiştir (BOA, C.ML 23783). Bu bilgiye bakılarak maden emininin Bozkır madeni emaneti olarak adlandırılan idari yapıda tam yetkili olduğu ve diğer görevlilerin bu idari yapıya karışmadıklarını söylemek mümkündür. Bozkır madeni emini bazen emanet sınırları dışındaki olaylarda da görev almıştır. Bozkır a gönderilen 5 Temmuz 1781 tarihli hükümde, Ulukışla menzilinin idaresi ve derbentlerin muhafazası için şekavetleri anlaşılan Kaplanoğlu Hasan ve refikinin yerlerine becerikli kimseleri menzilci tayin etmesi, Bozkır madeni eminine emredilmiştir. Maden emininin görevi bu menzilin korunması, menzilcilerin hizmetini yapmasıydı. Maden emini tarafından iyi idare edilmesi için madene bağlanan menzile mutemet adamların tayin edilmesi de emine emredilmiştir (BOA, C.NF 2240). Bozkır kazasında ayanlık iddiasında olan kişilerin yaptığı zulümlerden dolayı vekil emin yerine darphaneden muhtasar daire ile mütedeyyin bir emin nasb ve irsal edilmesi isteği üzerine, 12 Şubat 1814 de, İshak Ağa emin olarak atanmıştır. Emin, Bozkır a ulaşınca ahaliyi toplaması, durumu öğrenmeye çalışması ve emin tarafından bir kişinin ayan olarak atanması emredilmiştir (BOA, C.DH 9743). Bozkır madeni emininin ahalinin isteklerini de dikkate alarak madene bağlı kazalara ayan 350 349 Konya valisinin delilbaşı olan görevlinin diğer kazalar gibi Belviran kazasından da yedi-sekiz bin kuruş topladığı emin tarafından bildirilince, 8 Şubat 1815 da, tekidi içeren bir emir gönderilmiştir (BOA, DRB.d 970). 350 8 Temmuz 1790 tarihinde, madene bağlı olan kazalarda çıkan sorunlar nedeniyle maden emininin bu kazalara bir kaymakam ataması yönünde maden emininin talepte bulunması üzerine, darphane nazırı kaza ahalisinin istediği birinin emin tarafından atanması şeklinde bir düzenleme yapılabileceğini ancak kaza ahalilerinin bu duruma razı olup olmadıklarının merkeze yazılması emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 187-d). Keban ve Ergani madenleri emini olanların vali ve

158 atamasında söz sahibi olması, idari anlamda maden emanetinin tek yetkilisi olduğunu göstermektedir. Bozkır madeni emaneti adı verilen idari statüden çıkarılan kazaların bazı işleri de zaman zaman maden emini tarafından yapılmıştır. Seydişehir kazası madenden çıkarılarak Üsküdar Ocağı na bağlanınca Çopur Kadı ve Hacı İsa adlı kişilerin ayanlık düşüncesiyle ahaliyi tahrik etmeleri üzerine maden eminine bunların çavuş mübaşeretiyle Magosa ya nefy edilmesi için ferman verilmiştir. Maden emini sürgün edilecek kişileri çavuşa teslim etmiş ve bu kişiler sürgün yerlerine ulaştırıldığı zaman İstanbul a bildirilmiştir (BOA, C.DRB 2423). Maden emanetinde meydana gelen eşkıyalık hareketlerinin önlenmesi konusunda maden eminlerinin yanında görevli tüfekçiler olduğu gibi, maden eminleri eşkıyalık yapan ya da maden işlerini engelleyen kişiler ile ilgili de doğrudan merkezle yazışmıştır. Bozkır madeni emini olan el-hâc Süleyman arzında, Bozkır şeyhi ve oğullarının memuriyetine müdahale etmek maksadıyla fesat çıkardıklarını ve Kıbrıs a nefy olunmaları talebinde bulunmuştur (BOA, C.DRB 2890). Yine Aladağ kazası ayanı Mustafa yanına topladığı adamlarla madene bağlı Belviran kazasından maden ahalisini zorla Aladağ da bulunan çiftliğe götürüp yerleştirerek zulümler yapmıştır. Madenin nizamına halel gelmemesi için Mustafa ve avanelerinin kazadan uzaklaştırılması maden emini Seyyid Süleyman a, 28 Eylül-6 Ekim 1793 tarihinde, emredilmiştir (BOA, KLB.d 26: 106-3). Maden emini idari anlamda emanet içinde bağımsız hareket etmiş ve diğer yöneticiler maden eminine karışmamıştır. 27 Mayıs 1834 te, Beyşehir sancağı hissesine düşen vergiden madene bağlı Bozkır kazası hissesine düşen kısmının tevzi ve tahsili maden emini tarafından yapılmış ve sancak mütesellimine teslim edilmiştir 351 (BOA, MEDAD 3: 282-1). mutasarrıfların yaptığı voyvoda atamasını yapması da (Tızlak, 1999b: 930) idari anlamda maden eminlerinin durumunu göstermektedir. 351 Maden-i Hümâyûn eminlerinin; 1831 yılından itibaren uygulanmaya başlanan nüfus sayımı ve her kazada yaşayan islâm ve zimmî reayanın nüfusunun ve özellikle erkek nüfusunun oturduğu yerler ile zimmî reayaya ait kiliselerin yerlerini belirtir birer defterin her yıl İstanbul a gönderilmesinden ibaret olan yoklama usulü, maden eminlerinin kendi sorumluluk bölgelerinde bu hususların en üst düzeyde uygulayıcısı oldukları bir araştırmacı tarafından tespit edilmiştir (Tızlak, 1997a: 69-70). Bozkır madeninde ise yapılan nüfus sayımları sonucu oluşturulan defterler Bozkır kadıları tarafından mühürlenerek İstanbul a gönderilmiştir (BOA, NFS.d 3316: 222; BOA, NFS.d 3317: 337).

159 1.1.2.3. Hukukî Görevleri 352 Eminin hukuki olarak en önemli görevi, sorunların mahkemede çözülmesine nezaret etmek ve davanın sonucunu uygulamaktı (BOA, C.DH 16283). Bozkır madeni kazalarından Bozkır, Belviran ve Seydişehir kazaları ahalisinin zuhûr iden da va ve niza ları ve ahz ü habs ve te dîb ve gûşmâlleri vesâir bi-cüz i ve küllî umûr ve hususları ber vech-i istiklâl maden emini tarafından görülürdü (BOA, C.DRB 2636). Bozkır madenine bağlı kaza ahalileri arasındaki davaların görülmesi (BOA, AHK.KR.d 17: 74-3) maden emininin görevleri arasındaydı. Bozkır madeni emini ile madenciler arasındaki hesaplar da kadı tarafından mahkemede maʻrifet-i şerʻle görülmüştür (BOA, D.DRB.THR 9/20). Bozkır madeninde meydana gelen anlaşmazlıkların mahallinde çözümü genel prensipti, ortaya çıkan toprak anlaşmazlığı (BOA, AHK.KR.d 32: 224-1), at ve bağ anlaşmazlığı (BOA, AHK.KR.d 32: 233-1), alacak davaları (BOA, AHK.KR.d 29: 40-2) gibi konuların mahallinde çözülmesi maden eminine bildirilmiştir. Bozkır madeni kapatıldıktan sonra ise bu sorunların çözümü için Beyşehir muhassılı ile Bozkır naibine, 21-30 Haziran 1841 de, emir gönderilmiştir (BOA, AHK.KR.d 35: 160-2, 165-2, 166-2). Daha sonra gönderilen emirler ise Bozkır kazası müdürü ile Bozkır naibine gönderilmiştir (BOA, AHK.KR.d 36: 42-2, 51-1, 52-1). Emirlerin gönderildiği makamlar bölgede idari anlamda hangi görevlinin yetkili olduğunu göstermektedir. Bu bakımdan madenin açık olduğu dönemlerde maden emini, idari anlamda emanetteki tek yetkili olmakla beraber hukuki konularda kadı ile birlikte hareket eden bir görevliydi. Bozkır madenine bağlı kaza ve köy ahalileri arasındaki anlaşmazlıkları bildiren arzlar yazıp meselenin çözümünü sağlamak eminin görevleri arasındaydı. Madene bağlı Kuruçay ve Yalıhüyük köyleri yaylak anlaşmazlığına düştüğü zaman durum emin tarafından İstanbul a bildirilmiştir. 23 Ocak 1825 tarihinde gönderilen emirde, her iki köyün de yaylaktan ortak istifade etmeleri yönünde bir karar verilerek mesele çözülmüştür (BOA, C.DH 8182). Madene bağlı kazalarda meydana gelen adli olaylarda suçu sabit olan kişiler kaza ahalisi tarafından maden eminine teslim edilirdi 353. Maden emini de suçlu olan 352 Maden emanetinin serbestiyetine daha sonra değinileceğinden fazla ayrıntıya girilmemiştir.

160 kişileri hapse atardı (BOA, AHK.KR.d 19: 174-1; BOA, AHK.KR.d 34: 137-1). Madene bağlı kaza ahalileri arasındaki alacak davalarında da maden emini etkin bir rol oynamaktaydı. Bu anlamda borçlu olan kişinin ölümü üzerine borç, maden emini tarafından varislerden alınıp alacaklılara verilmekteydi (BOA, AHK.KR.d 27: 65-2). Bazı anlaşmazlıkların çözümü için ise Bozkır a gönderilen mübaşirin ücreti mazlum olan kişilerden değil de karşı taraftan -özellikle de adam öldürenlerden- alınmıştır (BOA, AHK.KR.d 27: 130-1, 103-3; BOA, AHK.KR.d 28: 20-3). 1.1.2.4. İktisadî Görevleri Bozkır madenine bağlı Beyşehir, Seydişehir, Kırili, Göçü ve Kaşaklı kaza ahalileri mahkemeye gelip, maden levazımatı ile ilgili hizmetleri yaptıklarını ancak kazalarında ortaya çıkan hastalık yüzünden perişan olduklarını belirterek, piyade neferleri bedeliyesi olarak sancak ahalisinden istenen 40.000 kuruşun affedilmesini, 8 Temmuz 1800 tarihinde, Bozkır kadısının ilamı ile bildirmişlerdir. Fakat bu isteğe, 25.000 kuruşun peşin ve kalanın maden emini tarafından toplanıp teslim olunacağı şeklinde cevap verilmiştir (BOA, C.AS 42326). Bu anlamda Bozkır madeni emaneti adı verilen idari statüye bağlı kazalardan toplanacak olan vergi ve bedellerin toplanması görevi de bizzat maden emini tarafından yapılmıştır. Bu durum madene bağlı kazaların idari olarak diğer kazalardan farklı bir statüye sahip oldukları gibi ekonomik yükümlülüklerin uygulanması noktasında da diğer kazalardan ayrıldıklarını göstermektedir. Karaman valisine ait imdad-ı seferiyye ve hazeriyyenin toplanarak emine teslimi ile maden emini bu meblağı vali tarafına gönderirdi (BOA, C.DRB 2148). Bu vergilerin toplanması noktasında aykırı davranan yöneticiler de uyarılırdı (BOA, MEDAD 9: 177-1). Madene bağlı kazalardan toplanacak vergilerin 353 Seydişehir kazasında ikamet eden ve eskiden beri fitne, fesat ve ihtilal-i belde olan Yavrı Hasan oğulları Muhammet ve Abdurrahman, Gök Hacı Mahmut, Gök Boğa oğlu İbrahim, Abdülkadir ile Akçalar imamı Hüseyin toplanıp muhtar-ı belde es-seyyit Numan Ağa yı haksızca öldürüp mallarını gasp etmişlerdi. Seydişehir köylerinden Çalmanda sakinleri, biz de o esnada cemiyette bulunup ahalimizden bazıları katiller ele geçerse tutup maden eminine teslim edip eşyayı ashabına teslim eyleyeceğiz eğer bundan sonra hilaf zuhur ederse Bozkır madeni sermayesine 7.500 kuruş nezr-i hasen rızamızdır demişlerdir (BOA, MEDAD 9: 179-1). Bu köy sakinlerinin bu şekilde davranmasının nedeni olay esnasında orada bulunmalarıydı. Zira muhtarı öldüren kişiler ahalinin de mallarını yağmaladığından halk suçluların cezalandırılmasını isteyince bu köy halkı da kendilerinin suçsuz olduğunu ortaya koymak için böyle bir yola başvurmuştur.

161 toplanması işini de Bozkır madeni emini olan kişi yapardı 354. Beyşehir sancağından istenilen ref-i menzil bedeliyesi olan 325,5 kuruşun ödenmesi esnasında madene bağlı olmak iddiasıyla bunun ödenmediği mütesellim tarafından ifade edilince, ber vech-i istiklal in sınırları belirtilerek bunu ödemeleri Bozkır naibi ve maden eminine, 17 Mayıs 1827 de emredilmiştir (BOA, C.AS 23891). Satılan tiftik, mazu ve kök boyanın gümrük vs. vergileri 355 konusunda ise bunların tahsil edildiğine dair emin tezkeresi olması gerekmekteydi. Zira bu tezkeresi olmayanların sefineye alınmaması gerektiği, tezkeresiz başka mahallerden götürenlerden ise iki kat resm alınacağı belirtilmiştir (BOA, C.ML 3397). Maden emini bazı vergileri bizzat toplarken, emanet sınırları içerisinde iltizam ederek çeşitli görevleri üzerine alan mültezimlere de idari yetkisini kullanarak yardım etmiştir. Bozkır kazasına bağlı Meyre ve Balıklavı köylerinin aşar ve rusumatlarını kanun gereği alan mültezim Abdülmümin kazadan bazı kişilerin tahriklerini bildirince emine bu kişileri tenbih etmesi emredilmiştir (BOA, AHK.KR.d 17: 95-3). Bu örnek, iktisadi meselelerde de maden emininin bölgede yetkili olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Bozkır kazasının Osmanlı ordusunun ihtiyaçlarının karşılanmasında da çeşitli yükümlülükleri vardı. Bu yükümlülükler de maden emini tarafından yerine getirilirdi. Çumra menzilinden Şam a giden ordunun zahire bahasının Bozkır madeni emini tarafından görevli memura teslim edildiği ve yedinden senedât-ı şer iyye alındığı, 23 Haziran 1799 tarihinde bildirilmiştir (BOA, C.AS 21864). Bozkır madeni emini Abdülhalim, 30 Mayıs 1799 da maden kazalarına 30 saat mesafede olan İsmil, Karkın ve Çumra menzillerine gönderilecek zahirenin nakli hususunda develerin iki katı ücret ile tedârik olunduğunu bu nedenle zahirenin yarısının affedilmesini 354 Karaman eyaleti avarız tahsildarı, madene bağlı Bozkır ve Belviran kazalarının vergisinin maden eminleri vasıtasıyla tahsil oluna geldiğini ve bu sene zam olunan 1.200 kuruşun da maden emini Halil tarafından tahsil olunduğunu ancak kısa bir süre sonra maden emininin vefat ettiğini ifade ederek bu vergi miktarını talep etmiştir. Ancak Halil Ağa nın önce darphaneye olan 76.000 kuruşun malından alınacağı, kalan muhallefâtından ise avarız miktarının tahsildara eda olunması ile diğer borçlarının da ödenmesi ve fazlasının hazine-i amireye gönderilmesi, 10 Şubat 1781 de, emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 643-1). Tahsildar, devlete ait vergileri, gelirleri veya birinin gelirini toplayan memura denirdi (Abdurrahman Vefik, 1328: 256). Bahsedilen örnekte madene bağlı kazaların avarızı Musa adlı tahsildar üzerindedir (BOA, MEDAD 8: 642-1). Bozkır madeni emininin maden emanetine başka bir görevliyi karıştırmaması ve bu verginin kendisi tarafından toplanıp tahsildara eda edileceğini ifade etmesi maden emanetinin idari statüsünü göstermesi açısından da önemlidir. 355 Tiftiğin her kıyyesinden üçer para, mazunun her kıyyesinden birer para ve kökboyanın her kıyyesinden ikişer akçe resm-i miri alınacaktı (BOA, C.ML 3397).

162 istemiştir. Zira bu dönem fırınların imali için lazım olan kömür, kütük ve diğer levazımatın temini mevsimiydi (BOA, C.AS 16336). Beyşehir ve Yenişar kazaları Çumra menziline; Bozkır ve Seydişehir kazaları Karkın menziline; Göçü, Belviran ve Kırili kazaları (ayrıca Eyübili, Aksaray ve Pirluganda) İsmil menziline bağlıydı. Her menzile 6.500 kile arpa, 750 kile fiğ, 800 adet koyun, 2.000 kantar saman ve 450 araba odun gönderilmesi emredilmiştir. Bozkır kazası hissesine 2.750 kile arpa, 275 kile fiğ, 300 koyun, 800 kantar saman ve 180 araba odun düşmüştür (BOA, C.AS 15701; BOA, C.AS 16336). Madene bağlı kaza ahalileri arasındaki alacak davalarında da maden emini görevliydi 356. Bu anlamda borçlu olan kişinin ölümü üzerine borcun maden emini tarafından vereselerden alınıp alacaklılara verildiği görülmektedir (BOA, AHK.KR.d 27: 65-2). Madene gelir olarak kaydedilen mukataatın tahsilinin emin tarafından yapılması, buna ek olarak madene gelir kaydedilen kazaların avarız ve nüzul bedellerinin toplanması da eminin görevleri arasındaydı (BOA, C.ML 22569). Benzer bir durumda, Bozkır madeni emini Çelikpaşazade İbrahim Paşa nın Bozkır madeni sermayesinden darphaneye borcu olduğundan dolayı Suğla mukataasının 5/8 i darphaneye ve 3/8 i paşaya aitti. Borca karşılık mukataa darphaneden idare olunacağından hâsılat, rusûmât ve avâidâtı, 24 Nisan 1811 de, Bozkır madeni emini el-hâc Ali ye verilmiştir (KŞS 102: 154-1). Maden emaneti bölgesinde kuralların uygulanmasından sorumlu olan maden emini, bölgede devletin çıkarlarının korunması için de önlemler almaktaydı. Konya da bulunan güherçile tabh iden karhanecilerin Bozkır tarafına 15, 20 kantar güherçile sattığı, Bozkır da dinkler kurularak barut imâl edildiği ve tüccara satıldığının duyulduğu belirtilerek Karaman valisine ve Bozkır madeni eminine bu dinklerin ortadan kaldırılması, 11 Haziran 1825 tarihinde emredilmiştir (BOA, C.AS 22358). 356 Bozkır madeni emini ve kadısına 27 Ocak-4 Şubat 1810 da gönderilen emirde, İbrahim adlı kişi, Bozkır kazası Hocaköy den Küçük Halim Efendizade Mehmet zimmetinde 1806 senesinden beri olan 25.000 kuruş alacağını talep ettiğini ancak vermediğini belirtmiştir. Bunun üzerine maden eminine, mübaşir marifetiyle ve maden emini marifetiyle davanın görülmesi yönünde emir verilmiştir (BOA, SKT.d 205: 105).

163 1.1.2.5. Timarla İlgili Görevleri Maden eminlerinin timarla ilgili görevleri daha çok ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözümü ile ilgiliydi. Maden bölgesinde timarla ilgili anlaşmazlıklar olduğu zaman, bu durumun çözülmesi için emine davanın görülmesi emri verilirdi. 17-25 Ocak 1811 de, timar sahibi ve alaybeyi arasındaki anlaşmazlık üzerine mahsül ve rusumatı alan alaybeyinden bunların alınarak timar sahibine verilmesi maden eminine emredilmiştir (BOA, AHK.KR.d 26: 43-3, 93-2). 24 Temmuz 1783 te, Morsun köyündeki timarların mutasarrıfları ile Dard Zaviyesi zaviyedarları arasında buraların kullanımı konusunda bir anlaşmazlık ortaya çıkmıştır. Zaviyedarların buranın vakfa ait olduğunu söylemesi üzerine, kuyuda bakılınca bu yerin vakıf değil timar olduğu anlaşılmış. Bunun üzerine, Bozkır madeni emini ile Bozkır kadısına gönderilen emirde zaviyedarların karışmaması ve davanın mahallinde görülmesi emredilmiştir (BOA, C.TZ 4853). Bölgenin idari amiri olan maden emini, emanet sınırları içerisindeki sorunları çözmeye çalıştığı gibi maden bölgesi dışındaki sorunları da gönderilen emirler doğrultusunda ortadan kaldırmaya gayret etmiştir. 6 Nisan 1800 tarihinde, Ilgın mukataasına malikane mutasarrıf olan Mustafa Bey, mukataaya yakın olan Konya, Kadınhanı, Argıthanı, Akşehir, Doğanhisar ve Bozkır madeni kazalarına mukataa reayalarının geldiğini ve 10 sene geçmemiş ise geri yerlerine döndürülmesini isteyince; Karaman valisi, Akşehir mütesellimi, Bozkır madeni emini ve bu yerleşim yerlerinin kadılarına bu konuda emir verilmiştir (BOA, MAD.d 8577). 1.1.2.6. Askerî Görevleri Bozkır madeni emini olan kişiler çeşitli askeri yükümlülükleri de yerine getirmekteydi. Bozkır madeni emini Abdülhalim Efendi den 1.000 askeriyle Kıbrıs muhafazasına gitmesi istenince, emin maden idaresindeki ahalinin yorgun olduğundan bahisle affını istemiş. Bozkır şeyhi affedilmiş ancak askerin gönderilmesi, 17 Ağustos 1798 de emredilmiştir (BOA, C.AS 8012). Bozkır madenine bağlı kazalarından tedârik edilecek 1.000 askerden dolayı madenin

164 ta dilinin söz konusu olduğu 357 ve Alanya kalesinde asker olmadığı ve buranın korunmasının önemi emin tarafından vurgulanmıştır. Bunun üzerine 100 nefer üzerine bir başbuğ tayini ve 200 nefer ile Alanya havalisinin korunması şartıyla maden emini Abdülhalim affedilmiştir (BOA, C.AS 1517). Görüldüğü üzere maden emini emanet dâhilindeki yerlerden istenilen miktarda askeri toplayarak, belirtilen yerde orduya katılmakla görevlendiriliyordu. Maden emini istenilen asker sayısını düşürdüğü gibi, yerine bir başbuğ tayin ederek sefere gitme görevinden de muaf tutulmuştur. Bozkır madeni emini emanet içerisinde ya da civarında ortaya çıkan eşkıyalık hareketlerine karşı çeşitli önlemler almıştır. Beyşehir sancağında ortaya çıkan eşkıyalık hareketlerine karşı asker toplanması konusunda maden emini, madene bağlı kazalara adamlarını göndererek bu emri yerine getirmeye çalışmıştır (BOA, C.AS 33129). Yine Bozkır madeni civarında ortaya çıkan eşkıyalık hareketlerine karşı maden emini önemli bir rol oynamıştır. 8 Haziran 1794 tarihinde, Tarsus ta başlayan eşkıyalık ve yağma hareketleri üzerine Adana, Tarsus mütesellimleri ile Bozkır madeni emini eşkıyanın kökünün kurutulması ile görevlendirilmiştir (BOA, C.DH 791). Bozkır madeni emini çeşitli sebeplerle bölgeden asker temin etme konusunda da görevlendirilmiştir. Devlet için tedârik edilecek asker hususunda sancak mutasarrıfı ve maden emininin anlaşmazlığa düşmesine rağmen istenen sayıda askerin gönderilmesi ilgililere, 19-27 Mayıs 1778 de, bildirilmiştir (BOA, MHM.d 174:277). Aladağ kazası voyvodası, Konya mütesellimi ve Bozkır madeni emini Seyyid Mehmet e gönderilen emirde, Aladağ kazası şehir kethüdası Mustafa nın kaza süvarisiyle sefere katılması için emir verilmesine rağmen henüz hareket etmediği belirtilerek hoşça bir ifadeyle memuriyetine gitmesi konusunda uyarılması (BOA, MHM.d 192: 173) Haziran 1790 da, göreve gitmezse tedip olunacağı bildirilmiştir (BOA, MHM.d 192: 265). 7 Nisan 1791 tarihinde mütesellim değişikliği esnasında Beyşehir eski mütesellimi Ali Ağa adlı kişi yanına topladığı 357 Bozkır muhtarı Şeyh Mehmet, 9 Temmuz 1811 tarihli tahriratında, Bozkır da 10 nefer bile istenilse maden eminleri maden umuruna sekte geldi diyerek şikayet ettiklerinden ve bunu merkeze yazdıklarından, memur olduğu görevi yapamadığından bahisle istenilen askerin affını istemiştir (BOA, C.AS 9229).

165 Yörük eşkıyası ile yeni mütesellim Hüseyin Ağa nın üzerine saldırınca, bir köye sığındığı belirtilerek asker toplanması emredilmiştir. Bu emir üzerine maden emini, Beyşehir ve Seydişehir kazalarına adamlarını gönderdiğini söylemiştir (BOA, C.AS 33129). III. Selim döneminde kurulan yeni ordu için ihtiyaç duyulan askerleri seçme noktasında maden eminleri etkin bir görev almıştır. Levent Çiftliği için bazı kazalardan tertip olunup ocağa gönderilmeleri gereken askerlerin, kaza ayan ve zabitleri tarafından dikkat edilmeden yapıldığı ve gelenlerin çoğunun serseri olduğu belirtilerek; maden eminine, bağlı kazalardan harbi bilen kişilerin gönderilmesi istenmiş ve Seydişehir kazasının asker maddesinden dolayı Üsküdar ocağına bağlandığı bildirilmiştir. Maden bölgesinden gönderilecek askerlerin avarız-ı divaniyye ve imdad-ı hazeriyye hariç bütün vergilerden muaf olduğu ve maden dolayısıyla bunlara zulüm yapılmaması, 23 Haziran-2 Temmuz 1801 de emredilmiştir (BOA, DRB.d 156: 123-2). 17 Mayıs 1827 de, Beyşehir livası hissesine düşen Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye den 16 nefer ve bir rub askerin tahsilinde madene bağlı olduklarını bildirerek itiraz eden kaza ahalisinden tahsili, ber vech-i istiklalin sınırları hatırlatılarak maden emininden istenilmiştir (BOA, C.AS 23891). 1.1.2.7. Sosyal Görevleri Bozkır madeni eminleri, sosyal hayatın birer parçası olan cami, kütüphane, türbe ve kilise gibi binaların tamirinde de çeşitli görevler üstlenmişlerdi. Maden eminleri bu tür binaların yapımı ile bu binaların tamiri için gerekli yapı malzemelerini tedârik ederdi. Pirluganda kazasına bağlı kazası Hadim köyünde Şehdî Osman Efendi nin bina eylediği kütüphanenin çatısı harabe olduğundan ve bu nedenle kitaplar zarar gördüğünden çatısının üzerinin kurşunla kaplanmasına karar verilmiştir. Kütüphane için gerekli kurşunun Bozkır madeninden karşılanması ve maden emini marifetiyle tamirinin yapılması maden emini Mehmet Fazlullah a 6 Mayıs 1782 de emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 663-1). Kütüphane için gerekli kurşunun maden mevcudundan karşılanarak kütüphanenin tamir edilmesi ve bu

166 durumun mahalline kaydedilip İstanbul a defterinin gönderilmesi istenmiştir 358 (BOA, C.MF 5724). Bozkır madeni üretiminden kütüphaneye 3.000 kıyye kurşun verilmiştir (BOA, C.DRB 810). 4 Şubat 1787 tarihinde, Bozkır şeyhi Abdülhalim Efendi nin ceddî Şeyh Mehmet Camii nin çatısı harap olduğundan Bozkır madeninden 15.000 kıyye kurşun istenmiştir (BOA, C.DRB 2948). Yine Bozkır madeninden Hz. Mevlana Türbesi ne 10.000 kıyye kurşun gönderilmiştir (BOA, C.DRB 810; BOA, MEDAD 8: 691-2). Maden eminleri gayrimüslim reaya ve madencilerin çeşitli işlerini de yapardı. Bereketli madenine bağlı Çamardı kazasında Arvan köyünde Rum reayaya ait Âyâestîfânûs/Ayastefanos kilisesinin duvarlarının bazı yerleri harap olduğundan ayin yapılamadığı maden eminine arz edilince, maden emini de bu durumu bir görevli ile tespit ederek tamiri için ruhsat verilmesini, 10 Mart 1832 de arz etmiştir (BOA, C.ADL 2180). Maden eminleri, dini yapıların tamirinde görev aldığı gibi gayri Müslim madencilerin dini hayatını sürdürebilmesi için gerekli önlemleri almakla da görevliydi. 28 Ocak 1791 de Keban, Ergani, Gümüşhane ve Bozkır madencilerinin ayinleri, nikahları Gümüşhane metropoliti veya atadığı vekili tarafından yürütüldüğünden maden bölgesindeki metropolitlerin karışmaması emredilmiştir (BOA, AE.SSLM III 22665). Vakıf görevlileri de çeşitli konularda maden eminine başvurarak ortaya çıkan sorunları çözmeye çalışmıştır. 1783 te Seydişehir de bulunan Rüstem Bey Vakfı ile Gevrekli köyü arasındaki arazi anlaşmazlığının çözümünde kanun üzere hareket edilmesi Seydişehir kadısı ve maden eminine bildirilmiştir (BOA, AHK.KR.d 18: 18M-3). Aynı yıl Bozkır daki Şeyh Musa Zaviyesi nin gallesinin 359 kalanını vakfiye gereği vakıf evladı kişiler ile hariçten birkaç kişinin talep etmesi üzerine maden emini tarafından mahallinde davanın görülmesi emredilmiştir (BOA, AHK.KR.d 18: 30-3). Karacaardıç köyünde Müteveffa Hacı İbrahim adlı hayır sahibinin yaptırdığı camiinin imam ve hatibi Seyyid Mehmet, Karabayır köyünde bulunan ambarda ekin mahsulü olduğunu ve Bozkır madeni hademelerinden Alanyalı Geyrek Fakih in bunu aldığını belirtince, zabiti olan maden emini marifetiyle davanın görülüp talebi 358 Kütüphaneye yapılacak masraf 500-600 kuruşu geçmemek şartıyla, maden emini tarafından Bozkır madeni mevcudundan karşılanacaktı (BOA, MEDAD 8: 683-2). 359 Galle; zahire, mahsul, ekin, irat ve gelir anlamına gelmektedir (Devellioğlu, 1999: 275).

167 üzerine mahsulün maden emini tarafından alıverilmesi konusunda, 12-21 Ekim 1779 da emir verilmiştir (BOA, AHK.KR.d 16: 115-4). Görev olarak telakki edilmese de Bozkır madeni eminleri sosyal hayatın birer parçası olan cami ve çeşme gibi yapıların yapılmasına da öncülük etmişlerdi. Bozkır kazası Siristat köyünde, maden emini Mehmet ve karındaşı Zeynelabidin adlı hayır sahipleri, bir cami yaptırmıştır (BOA, C.EV 6174). Yine ma den-i hümâyûn un merkezi konumundaki Siristat köyünde Mehmet Fazlullah Efendi Çeşmesi bulunmaktadır. Çeşme hâlâ mevcut olup, Bozkır ilçesinde Orta Mahalle Camii nin doğusundadır. Çeşme, Bozkır madeni emini Mehmet Fazlullah Efendi tarafından 1781 yılında yaptırılmıştır (Kitabe, 1196) 360. Mehmet Fazlullah Efendi tarafından yaptırılan çeşmelerin Siristat köyü içinde dört adet olduğu belgelerde belirtilmesine rağmen şu an sadece bahsedilen çeşme ayaktadır. Çeşmeyi de yaptıran el-hâc Ahmet Ağa oğlu Mehmet Fazlullah Efendi nin bıraktığı paralar ile mütevellinin ücreti ödenmiştir. Bu dönemde mütevelli günlük iki akçe ücret almıştır. Bu parayla aynı zamanda eski maden eminlerinden Halil Efendi nin kabrinin de tamiri yapılmıştır (VGMA, HD, 1078: 36a; VGMA, HD, 537: 58b). Mehmet Fazlullah Efendi 29 Mayıs 1795 tarihli vakfiyesinde, kendi malından biriktirdiği ve arttırdığı 159 kuruş ile Siristat köyünde bulunan aşağı değirmende üç kıyye tabir olunan hissesini şöyle şart eylemiştir. Vâkıf, bu paraların istirbaha (%15 kâr ile paranın borç olarak verilmesi) verilerek, elde edilen gelirlerle kendi yaptırdığı dört çeşmenin ve Bozkır da yaptırdığı diğer binaların tamirlerine ve görevlilerine maaş olarak verilmesini istemiştir 361. Çeşmenin 362 kitabesinde ise şu yazılar yer almaktadır. Sahib-i hayrat hâlâ emin-i maden-i hümayun Mehmet Fazlullah Efendi. Fazlıyâ yolun düşerse tarihin oku hemân Geçme suyun iç çeşme-i aşûbdan ab-ı revân. 360 Mehmet Fazlullah Efendi Çeşmesi Kitabesi; bkz. Fotoğraf 3. Hurufat defterlerinde çeşme ile ilgili ilk kayıt, Ağustos 1784 tarihine ait olup mütevelli olarak Kadızade Seyyid Abdullah ın atandığı kaydedilmiştir (VGMA, HD, 1078: 36a). 1204/1789 yılında ise Kadızade Seyyid Abdullah ın ölümü üzerine Seyyid Mehmet mütevellilik görevini yürütmeye başlamıştır (VGMA, HD, 537: 58b). 361 VGMA, No. 579, s. 21, sıra 14. 1795 Tarihli Vakfiye Sûreti; Belge 3. 362 Çeşmenin mimari özellikleri için bkz. Sabri Doğan, Bozkır da Türk-İslam Devri Yapıları, Bozkır ın Dünü ve Bugünü Sempozyumu 2006, Konya 2007, s.376.

168 Sene 1196 1.1.3. Azil Bir maden emini atandıktan bir yıl sonra görevi sona ererdi. Ancak maden emini, başarılı bulunursa yeniden atanır ya da çeşitli sebeplerden dolayı bir yılı doldurmadan azledilirdi. Bu anlamda maden emininin azli ve yerine başka birinin atanması gerektiği kâ ide-i darbhane ve me âden ancak mart duhûlunda olagelüb eğeri bî-hengâm azl ve aharî nasb olunsa darbhâne-i amireye ve ma dene hasâret-i küllisi olacağı ma den emâneti ihale olunacak adam mücerrebi l-etvâr ve kaviyyi l-iktidâr ve ma den i mâlinden aşinâ olması lâ-büdd idüğü ve tîz elden bu makûle adam tedâriki müte assir olmağla darphane nazırı tarafından belirtilmiştir (BOA, C.DRB 238). Darphane nazırı, atamaların mart ayında yapılmasının faydası ve atanacak kişide bulunması gereken özellikler üzerinde durmuştur. Mart ayı ifadesini, atanan maden emininin göreve başlama ayı olarak algılamak gerekir. Zira, madene bağlı kaza ahalilerinin himaye edilmesi, kömür ve kütük temini gibi konuların vaktiyle tedârik edilmesi gibi nedenlerle maden emanetlerine yapılacak atamaların mart ayından birkaç ay önce yapılması usul-i maslahatdan idi (BOA, D.DRB.HAT 16/52). Bozkır madeni emini olarak atanan görevli ilgili yılın mart ayından şubat ayına kadar bir yıl görev yapardı ve şubat ayı sonunda eminin görevi sona ererdi. Fakat farklı nedenlerle bu görev sürelerinin tamamlanamadığı durumlar da olmuştur. Eminin eceliyle ölümü üzerine, geçici olarak eminin kethüda ya da katibi, eminin görevlerini yapmaya devam etmiştir. Ancak bu kişiler, sadece ilgili yılı, başka bir ifadeyle ölen maden emininin bir yıldan eksik kalan zamanını tamamlamışlardır (BOA, C.DRB 3123). Zira daha sonraki yıla maden emini atanmıştır. Yeni bir maden emini atanınca kendi eşyası hariç, maden için verilen sermaye, altın, gümüş ve kurşun madenleri ile eski eminin alacakları kısaca madene ait ne varsa tayin olunan mübaşir vasıtasıyla yeni emine devredilerek hazine-i amire defterlerine gelir kaydedilmek üzere ma zûlân defteri arz olunurdu (BOA, C.DRB 3123). Bozkır madeni emininin görevinin sona ermesinin bir diğer nedeni de eminin istifa etmesiydi. 1781 yılına mahsuben emin olarak atanan Mustafa, huyunu ve madenin idaresindeki eksikliğini öne sürerek istifasını sununca, yerine

169 mücerrebeti l-etvâr birisi olan Mehmet Fazlullah maden işlerinde bulunduğundan dolayı maden emini olarak atanmıştır (BOA, C.DRB 2421). Maden eminlerinin azledilmesinin nedenlerinden birisi de maden idaresindeki gevşeklikti. Yine 1781 yılına mahsuben Bozkır madeni emini olan Aydınlı Mehmet, idâre-i ma den kemâli fütûr ve rehâvetine mebnî merkûmun azli denilerek gevşekliğinden dolayı azl edilmiştir (BOA, C.DRB 252). Bozkır madeni eminlerinin azillerinin bir diğer nedeni ise ahaliyi zulümden kurtarma düşüncesiydi (BOA, DRB.d 969). Bozkır madeni emini Genç Ali nin ahaliye yaptığı zulüm Bozkır ve Belviran kadılarının ilamları ve ahalinin arzlarında bildirilince, darphane nazırı, bu durumun kendisine sorulması üzerine eminin azli ve tecrübeli birinin atanmasını takrir 363 etmiştir. Takrir gereği verilen telhis üzerine, kendisine güvenilen ve becerikli birinin atanması konusunda emr-i hümayun sudur olduğu ve gereğince el-hâc Sülayman ın atandığı, 25 Aralık 1776 da, bildirilmiştir (BOA, C.DRB 2047; BOA, MEDAD 1: 754-1). Maden eminlerinin azledilmesi darphane nazırının takriri üzerine yapılırdı (BOA, DRB.d 1044). Maden eminleri darphane nazırının vereceği olumsuz bir raporu içeren takrir gereği padişahın emriyle görevden uzaklaştırılırdı. Bu örnekten de anlaşıldığı üzere maden eminlerinin görevden uzaklaştırılması konusunda bir diğer uygulama ise Bozkır madeni emaneti sınırları içerisinde yaşayan halkın herhangi bir sebepten dolayı maden emininin değiştirilmesi yönünde İstanbul a vereceği arzuhallerdi. Bozkır madeni emini İshak Ağa, maden ustaları ve kaza ahalileri tarafından gaddar ve fukaraya zulm eden birisi olarak anlatılmış, emin ve yanındaki kaza ahalilerinin kafalarına göre salyane talep ettikleri, mütedeyyin ve dindar bir kişinin emin olarak tayini ahali tarafından arz edilince, 21 Ağustos 1816 tarihinde, her iki tarafında dinlenmesi ve bu konuda Karaman valisine yazılması yönünde bir cevap verilmiştir (BOA, C.DRB 1581). 1817 yılında İshak Ağa nın atanmaması ahalinin isteklerinin dikkate alındığını göstermektedir (Tablo 3). Bazı kaza ahalileri ise düşmanlık ve kendilerini düşünmelerinden dolayı eminin azlini istemekteydi. Fakat olay incelendiği zaman ayanlık iddiasında olanların halka, maden eminini zorla şikayet ettirdikleri ortaya çıkmıştır (BOA, C.DRB 238). 20 Ağustos 1818 tarihinde, Sunullah adlı kişi, Meyre 363 Rahmen li l-fukarâ azli mûceb ve yerine müstekim ve muharreri l-etvâr maden emini nasb ve ta yîn olunmak muktezâ idüğünü şeklinde takrir sunulmuştur (BOA, C.DRB 2047).

170 köyü ahalisini tahrik ederek Bozkır madeni emini Ahmet Ağa yı fazla vergi alıyor diyerek şikayet etmiştir. Buna rağmen 24 kişi merkeze eminin iyi halini haber vermiştir (BOA, AHK.KR.d 29: 1-3). Maden eminlerinin azledilme sebepleri arasında rüşvet almak, yeterince üretim yapamamak ve uzun süre görevde kalmanın gevşeklik ortaya çıkarması gibi nedenler de vardı. Bozkır madeni emini el-hâc Ali nin rüşvet aldığı anlaşıldığından azledilerek yerine Hacı Hüseyin Ağa atanmıştır. Azledilen eminin bir yere sürgün edilmesi için istenen emir, 18 Ekim 1829 tarihinde verilmiştir (BOA, C.DRB 950). Azillerin bir diğer nedeni ise madenin imâl edilmemesi, darphaneye yeterince gümüş ve kurşun gönderilememesiydi 364 (BOA, DRB.d 970). Bozkır madeninde dört senedir emin olan Abdülhalim in azli icap ettiğinden, Mart 1800 de, azledilerek yerine Osmanzade Seyyid Ali atanmıştır (BOA, C.DRB 475). Abdülhalim in azil sebeplerinden biri de eminin gevşekliğinden dolayı madenin düzeninin bozulmasıydı (BOA, C.DRB 560). Aralık 1808 de, Bozkır madeni tevcih olunan İbrahim Paşa (BOA, MHM.d 227: 265), 1808 senesinin kalan aylarını tamamlamak ve 1809 yılına mahsup olmak üzere atanmıştır (BOA, DRB.d 970). Fakat İbrahim Paşa başka mahalde olduğundan yerine, 10 Haziran 1809 tarihinde, Ömer Ağa emin olarak atanmıştır (BOA, DRB.d 970). Burada görüldüğü üzere maden eminleri başka mahallerde de oturmaktadır. Fakat eminlerin maden-i hümayun olan kazada oturması ve maden işlerini yapması kaideydi. Bereketli madeni emini ile ahalisi arasında anlaşmazlıklar olduğundan eminin madende değil de taşrada oturduğunu maden ustalarının bildirmesi üzerine madenin boş bırakılmaması gerektiği, maden bölgesinin etrafındaki kötülükler hatırlatılarak dile getirilmiştir (BOA, HAT 351/19834.B). 1.1.4. Ücret Bozkır madenine atanan maden eminlerinin ne kadar ücret aldığı ile ilgili net bir bilgi tespit edilememiştir. Ancak, 7 Mayıs 1816 da, Keban madeni emini 7.500 kuruş, Ergani madeni emini 7.500 kuruş ve Gümüşhane madeni emini ise 12.500 364 Bozkır madeni emini Ahmet, yeterince gümüş ve kurşun üretememesi nedeniyle madenin kapanmasına neden olacağından dolayı, bu kadar uzun süre görev alan bir kişinin başarılı olamaması ile ahalinin de maden eminini şikayeti üzerine, 2 Aralık 1820 de azledilmiştir (BOA, DRB.d 1044).

171 kuruş maaş almıştır (BOA, DRB.d 993). Keban ve Ergani madenleri eminlerine 1736-1741 yıllarında da aynı ücret verilmiştir (Çağatay, 1942a: 44). Bozkır madeninde görevli katibin Keban madeninde görevli katibin üçte biri oranında bir maaş almasına bakılarak Bozkır madeni emininin yıllık 2.500 kuruş ücret aldığı tahmin edilebilir. Bozkır madeni eminleri aldıkları bu maaş yanında İstanbul dan madene gelirken ve madenden İstanbul a giderken 500 er kuruş harcırah da almıştır (BOA, D.BŞM.d 4702: 3). Maden eminleri ise maden emaneti kendilerine tevcih olunduğunda darphane nazırına caize verirlerdi 365 (Bölükbaşı, 2010:71). 1.2. Vekil Bozkır madeni eminleri, farklı görevlerle uğraşması ya da iki madenin birlikte idaresi gibi durumlarda eminlik görevi için yerlerine birisini vekil olarak atamışlardır. Eminin ölümü üzerine işlerin aksamaması için yeni emin atanana kadar bu görevi yapan kâtip ya da kethüdanın (BOA, MAD.d, 5610: 111) vekil olarak değil geçici görevli olarak değerlendirilmesi daha doğru olacaktır. Bozkır da bulunan emin eşkıya tarafından öldürülünce 1801 yılında olayın araştırılması için gönderilen memur, eşkıyanın bölgeden uzaklaştırılması için vekâlet buyruldusu istemiş ve yeni emin atanana kadar bu görevliye vekâlet buyruldusu verilmiştir (BOA, C.DRB 393). Maden emini madenden başka bir yere gittiği zamanlarda da yerine bir görevliyi vekil olarak bırakırdı. Bozkır madeni emini Halil e gönderilen emirde, 12 Şubat 1780 de, madende üretilecek altın ve gümüşün beşte biri devlet için ayrıldıktan sonra kalan kısmının diğer madenlerle kıyas edilerek belirli bir fiyatla satın alınacağı ve bütün gelir ve giderlerinin hazine-i amire defterlerine kayıt olunması için yerine kethüdasını vekil bırakarak İstanbul a gelmesi gerektiği belirtilmiştir (BOA, MEDAD 8: 633-3). Fakat eminin vekilinden kastedilen görevliler bunlar değildir. Özellikle Bozkır madeni ile Bereketli madenlerinin birleştirilmesi ve madenlerin bir kişiye tefviz edilmesi üzerine madenlere vekil eminler atanmıştır. 21 Temmuz 1794 te Bozkır madeni emini olarak Seyyid Süleyman atanmıştır. Ancak Bozkır madeni Mehmet Memiş adlı vekil tarafından idare olunmuştur. Vekil olmasına 365 2.500 kuruş gayraz ketebe ve 7.500 kuruş bo ça baha adlarıyla toplam 10.000 kuruş caize-i madeni Bozkır adıyla ödenmiştir. Bununla birlikte 7.500 kuruş da hizmet-i mübaşiriyye olarak darphaneye teslim edilmiştir (BOA, D.BŞM.MHF.d 8824). 1820-1821 yılında, aynı ödemeler Keban, Gümüşhane, Gümüşhacıköy, Bereketli, Balya ve Sidrekapsi madenlerinden de yapılmıştır. Maden-i hümâyûn yekünü 155.050 kuruştu (BOA, D.BŞM.MHF.d 8824).

172 rağmen eminin bütün yetkilerine sahip olan bu görevli, eşkıya takibi ve bunların yargılanması gibi konularda yetkilerini kullanmıştır (BOA, MEDAD 9: 192-1). Bozkır madeni emini olan Ali Ağa, 1800 yılında kardeşi Ahmet i vekaleten Bereketli madenine emin tayin etmiştir (BOA, D.DRB.THR 30/39). Yani emin olarak atanan kişi Bozkır madeninde, vekili ise Bereketli madeninde görev yapmıştır. Unutulmaması gereken bir nokta da vekilin emin tarafından görevlendirilmesidir. Fakat Bereketli madeni müstakil olursa daha iyi çalışacağı ve maden emininin maden mahallinde oturmasının daha faydalı olacağı da dile getirilmiştir (BOA, MHM.d 209: 1). Karaman valisi ve Bozkır madeni emini olan Kadı Abdurrahman Paşa, Rumeli ye gittiği zaman oğlu Abdullah ı Bozkır madeninde vekil olarak bırakmıştır (Konyalı, 1938b: 1088). 4 Temmuz 1807 tarihinde ise Bozkır madeni Hacı Mehmet Ağa ya deruhte edilmesine rağmen, 21 Şubat 1808 de maden tekrar Abdurrahman Paşa ya verilmiştir (BOA, DRB.d 987). Bozkır madeninde vekil eminin görev yapmasının bir diğer nedeni ise, Bozkır madenine vezir rütbeli kişilerin atanmasıdır (BOA, HAT 473/23144; BOA, DRB.d 970). Bozkır madeni emini olan Karaman valisi Ali Paşa, yerine İbrahim i vekil olarak tayin etmiştir (KŞS 102: 102-2; BOA, DRB.d 970). Fakat Ali Paşa başka bir işle meşgul olduğundan madenle yeterince ilgilenememiş, vekil olarak tayin ettiği emin de maden hususuna önem vermediğinden madende üretim azalmıştır (BOA, DRB.d 970; BOA, C.DRB 2482). 28 Aralık 1813 te gönderilen emirle, birkaç senedir maden emini vekili olan İbrahim ile Bozkır kazası ahalisi arasında anlaşmazlıklar ve vekilin yaptığı haksızlıklar nedeniyle bu kişi azledilerek yerine darphane tarafından İshak maden emini olarak atanmıştır (KŞS 102: 102-2; BOA, DRB.d 970). Yapılan bu atama üzerine eski ve yeni eminlerin hesaplaşması gerekmekteydi. Bu nedenle yapılan işlemler yeni atanan emin ile vekil arasında olmuştur (BOA, C.DRB 2482). Buna göre vekil, eminin bütün yetkilerine sahip olmakla birlikte emin tarafından atanan bir görevliydi. 6 Nisan 1837 de Bozkır madeni Karaman müşiri Ali Paşa ya ihale olunmuştur (BOA, HAT 1321/51571). Müşir de gönderdiği tahriratında Bozkır madeni eminliğine Ömer Bey i atadığını bildirmiştir (BOA, HAT 682/33214). Yani vekâleten idare söz konusudur. Madenin kapatıldığı yıllarda yine aynı müşirin

173 idaresinde bulunan maden, vekil vasıtasıyla idare edilmiştir (BOA, DRB.d 1027; Tablo 3). Fakat müşirin idaresindeki Bozkır madeninden yeterince üretim yapılamamış hatta taahhüt edilen miktar bile karşılanamamış ve yine müşirin idaresinde iken maden kapatılmıştır (Bkz. V. Bölüm). 1.3. Kâtip Osmanlı madenlerinde görevli olan kâtip, maden ocaklarının dağınık ve toplu, işletmenin büyük ve küçük olmasına göre bir ya da daha fazla olabilirdi (Çağatay, 1942a: 45). Bozkır madeninde bir tek kâtip kadrosu vardı ve beratla tayin olunurdu 366 (BOA, MEDAD 8: 862-2). 2 Haziran 1776 tarihinde, darphane tarafından Hafız Mehmet, Bozkır madeni kâtibi olarak atanmıştır (BOA, MEDAD 1: 750-2). Bozkır madenine atanan ilk kâtip olan Hafız Mehmet, madenin kapanıp tekrar açılması üzerine kâtipliği yeniden talep etmiştir. Kayıtlar incelenmiş ve berat 367 kaydı olduğundan 30 Kasım 1787 de tekrar atanmıştır (BOA, MEDAD 8: 862-2). Uzun süre aynı kişinin kâtiplik görevini yapabildiğini göstermesi açısından bu örnek önemlidir. Bununla birlikte çocuklarının da aynı görevi devam ettirilebileceği belgelerde çocuksuz öldüğünün belirtilmesinden anlaşılmaktadır. Hafız Mehmet in çocuksuz ölümü üzerine kâtiplik görevi, 5 Ağustos 1788 tarihinde, Ahmet Şakir ve Osman adlı kişilere ortak olarak verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 862-3). 5 Temmuz 1817 de Osman kendi rızasıyla yarım hisse kitabet görevini oğlu Mehmet Salih e bırakmıştır (BOA, DRB.d, 159). 9 Haziran 1825 te ise Mehmet Salih Efendi, bu görevi Mehmet Sait bin el-hâc Mehmet e bırakmıştır (BOA, DRB.d, 159). Kâtiplerin görevleri, madenin kâffe-i vâridât, hasılât, mesârifât, mübâya ât, zabt ve tahrîr; i dâd-ı fırın 368, hasılât-ı kurşunu tahrîr ve defter eylemekti (BOA, MEDAD 1: 750-2; BOA, C.DRB 2782). Daha açık bir ifadeyle, maden için gerekli 366 Belgelerde kâtip ya da sim kâtibi olarak geçmiştir. Bu görevler aynı olmalıdır. Zira Keban ve Ergani madenleri kâtibi olan Mehmet için her iki kelimede farklı belgelerde kullanılmıştır (Yüksel, 1997: 18, 115). Ancak Keban madeninde sim kâtibi yanında kömür kâtibi adıyla bir başka görevli kâtibin de olduğunu unutmamak gerekir (BOA, DRB.d, 993; BOA, D.MMK.d 23125: 2). Bozkır madeninde ise kal kâtibi olarak bir kişi tespit edilmiştir (BOA, D.BŞM.MHF.d 13209: 2). 367 Kâtiplerin atamasının maden emini marifetiyle yapılması, maaşlarını maden eminlerinden almaları ve bu maaş için ellerine bir berat kaydının verilmesi gerektiğinden darphane nazırının ilamı gereği Bozkır madeni kâtibi Hafız Mehmet e berat kaydı 26 Aralık 1779 tarihinde verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 870-3). 368 Fırınlara giren cevherlerin yazılması olmalıdır. Zira görevleri arasında ortaya çıkarılan kurşunun yazılması da vardır.

174 olan zahire, kütük ve kömürlerin defterlerini tutmak, madene sermaye olarak tahsis edilen gelirlerin tahsili ile yine madenden elde edilen çeşitli ürünlerin defterlerini tutmak, kâtiplerin temel görevlerindendi. Ayrıca bunlarla ilgili yazışmaları sağlamak da görevleri arasındaydı (Tızlak,1997a: 89). Bazen kurşunun İstanbul da mahzenlere konulması esnasında darphane kâtipleri ile birlikte Bozkır madeni kâtibi ve ustaları da kurşunun vezni işlemine katılmışlardı (BOA, D.BŞM.DRB 17/9). Kâtibin en önemli görevlerinden birisi de satın alınacak kurşunu fırın itibarıyla fert fert deftere yazmak (BOA, MEDAD 1: 751-1; KŞS 100: 219-2) ve maden hasılatını kaydetmekti (BOA, MEDAD 1: 752-1). Kâtibin görevi, maden emininin emriyle madene ait tüm hesapları deftere geçirmektir, diye özetlenebilir. Ölen maden eminin muhallefâtının tespit edilmesi konusunda görevlilere yardım etmek (BOA, MEDAD 8: 642-1) ve maden emininin ölümü üzerine vekâleten maden eminliğini bir süreliğine idare etmek (BOA, MAD.d, 5610: 111) gibi görevler de kâtipler tarafından yapılmıştır. Fakat kâtiplerin madeni yönetmeleri kısa bir süre için söz konusudur. Zira emin atamaları mart ayında yapıldığından kâtip sadece kalan süreyi tamamlamak için görevlendirilmiştir. Bunun yanında kâtipler, kömür bedeli ile kaza ahalisi üzerinde kalan bakayaların toplanması için maden eminiyle birlikte madene bağlı kazalara giderek bunların tahsilinde de görev almışlardır (BOA, MEDAD 9: 190-1). Kâtip, tahsil edilen meblağların kimlerden tahsil edildiğinin deftere kaydedilmesi için madene bağlı kazalara gitmiş olmalıdır. Kâtipler madenlerin büyüklüğüne göre farklı maaşlar almışlardır. Bereketli madeni kâtibi 750 kuruş (BOA, C.DRB 1618), 7 Mayıs 1816 da Ergani ve Gümüşhane madenleri kâtipleri 1.500 er kuruş ve Keban madeni kâtibi 1.800 kuruş maaş almıştır (BOA, DRB.d, 993). 1790-1794 yıllarında ise Keban ve Ergani de kâtiplere yıllık 1.500 er kuruş maaş verilirken kömür kâtibine 120 kuruş ücret verilmiştir (BOA, HH.d 18253: 2). Bozkır madeni kâtiplerine Gümüşhane emsali yıllık bir maaş tayin edilmesi emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 870-3). Bu emir üzerine Bozkır madeni kâtiplerine

175 yıllık 369 bir maaş belirlenmiştir. Bozkır madeni katibinin maaşı belirlenirken Nif madeni ile karşılaştırılmış (BOA, C.DRB 2782) ve kâtibe 500 kuruş maaş verilmiştir. Bu meblağ, maden emininin bilgisi dahilinde, madencilerin hasıl olan nemalarından alınacaktı (BOA, DRB.d 970; BOA, DRB.d, 159). Madenden iki kâtibin ortak olarak görev aldığı dönemlerde ise kâtiplere 250 şer kuruş ücret verilmiştir (BOA, DRB.d, 970). Madende görev alan kâtibe verilen ücret yanında maişet adı altında bir miktar para daha verilmiştir. Bozkır madeni kâtibi, geçinme yardımı adıyla verilen bu miktarla birlikte yıllık 620 kuruş ücret almıştır (BOA, C.DRB 3090). Yukarıda değinildiği üzere kâtip, sim kâtibi ve kömür kâtibi gibi görevliler çeşitli kaynaklarda görülebilirken kal kâtibi adı verilen bir görevli, sadece bir belgede tespit edilebilmiştir. 15 Şubat 1813 tarihinde, maden emini Mehmet Emin Ağa nın mallarının sayımı yapılırken borçlu olduğu kimseler arasında kal katibi Abdullah Efendi ye 50 kuruş borcu olduğu zikredilmiştir (BOA, D.BŞM.MHF.d 13209: 2). Kal kâtibi adı verilen bu görevlinin madenlerin kal edilmesi sırasında cevherin kal olmadan önceki ağırlığından ne kadar noksan olduğunu bir başka ifadeyle kesr-i kâlin miktarını deftere kaydeden görevli olmalıdır. 1.4. Kadı Kazaların adli işlerinden 370 ve beledi işlerinden sorumlu olan kadılar, kazadan vergi toplanmasına da nezaret etmekteydi 371. Kazalar ile ilgili fermanlar doğrudan doğruya kadıya gelirdi 372. Beylerbeyi ve sancakbeyleri, kazalarda en büyük amir olarak kadıya buyruldu yazarlardı. Kadıların elinde bir kuvvet yoktu. Yalnız kuru bir idari yetkileri vardı. Bu yüzden kadılar ehl-i örf taifesi karşısında zor durumda kalmışlardı. Bazen onların doğru-yanlış isteklerini yerine getirmişler bazen de onlar 369 Keban madeninde maaşlar aylık olarak (BOA, D.DRB.THR 682/2), Sidrekapsi madeninde ise günlük olarak tayin edilmiştir (Çağatay, 1944: 272). Yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere Keban ve diğer madenlerde maaşlar yıllık olarak da verilmiştir. 370 Kaza merkezi olan yerleşim yerlerinde mahkeme adı verilen bir daire vardı. Bu çoğu zaman kadı nın oturduğu ev ile yan yana, bazen de büyük caminin içinde yahut yanında idi (Akdağ, 1995: 69). 371 Bu çalışmada kadı nın madencilikle ilgili görevlerine değinilmiştir. Osmanlı taşra teşkilatı içerisinde yer alan kazanın adlî işlerine bakan kadı, görev yaptığı yerin idarî, beledî, malî ve askerî işleriyle de ilgilenmiştir. Osmanlı kadısı hakkında bkz. İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı, Ankara 1984; İlber Ortaylı, Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devletinde Kadı, Ankara 1994; Ebül ulâ Mardin, Kadı, İA, VI, Eskişehir 1997, s.42-46. 372 Merkezi hükümet ile halk arasındaki ilişkiyi sağlamak merkezin isteği doğrultusundaki emirleri ve uyulması icab eden yasakları halka duyurmak, halkın da istek ve şikayetlerini merkeze bildirmek kadıların idari görevleri arasındadır (Ürekli, 2000: 712).

176 tarafından azlettirilmişlerdir. Kadıların en önemli görevi çeşitli konularda merkezden gelen emirleri ilgili kişilere bildirmek ve bu emirlerin birer örneğini şer iye sicili adı verilen mahkeme defterlerine kaydetmekti (Özkaya, 1994: 33). Kadılar, madenlerde kuyuların açılması, cevherlerin çıkarılması ve hisselerin madenciler arasında paylaşılmasında da fiili olarak vazife yapmışlardır. Maden çıkan bir kuyunun, su çıkması gibi bahanelerle terk edilmesi üzerine başka bir madenci buranın suyunu kurutup işletilecek duruma getirirse, bu kuyunun işletme hakkı kendisine verilirdi. İşletmeye kâdir olduğu yerlere, kimsenin müdahale etmemesi için maden emininden tezkere alındığı gibi, kadıdan da hüccet alınması gerekiyordu. Ayrıca kuyudan çıkarılan cevher, maden ahalisi, emin ve kadı nın bir araya gelmesiyle şahısların hisselerine göre cevher miktarları belirlenirdi. Bu, maden kâtibinin defterine kaydedildikten sonra madencilere mühürlü tezkereler verilirdi (Aslan, 1989: 65). Kadıların görevleri arasında sene içerisinde ya da sonunda düzenlenen madenin varidat ve masraf hesapları ve amelenin yoklama defterlerini tetkik ve tasdik etmek de vardı (Çağatay, 1942a: 45). Kadılar ve naibler, madenlere gerekli işçinin temini, işlerin serbestiyet üzere yürütülmesi ve eminlerin azli vaktinin ne zaman olduğu hususunda madenlerin şartlarını hükümete bildirirken; diğer taraftan, madenci ve maden ahalisinin korunması için, onların isteklerini İstanbul a bildirmekte idiler. Davaların görülmesinde karar mercii kadılardı. Ayrıca yeniden açılan maden kuyularının işletme hakkının belirlenmesinde eminin tezkeresi yanında kadılardan hüccet alınmasını icap etmesi ve hisselerin madenciler arasında belirlendiği esnada, kadı nın bizzat bulunması, maden eminlerinin serbestiyet sisteminde verilen geniş salahiyetlerle keyfi bir tutum içerisine girişini önleyecek mahiyetteydi (Aslan, 1989: 65). Bozkır madenine yapılan emin atamaları madene bağlı kazaların kadılarına bildirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 171-1). Olası bir karışıklığın önüne geçmek adına böyle bir bildirimin yapıldığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte kadılara bu bilginin verilmesiyle maden emanetini idare edecek kişinin bağlı kaza ahalisine duyurulması da kadılar tarafından yerine getirilmiş olurdu. Maden eminlerinin madene bağlı kazalar ahalisine karşı bir zulmü olursa bu durum da kadılar tarafından merkeze

177 bildirilirdi (BOA, MEDAD 1: 754-1). Kadılar maden eminleri arasındaki devir teslim işlerinde de görev almışlardır 373. Buradaki görevi hakem olmak ve ilgili tutanakları tutmak olmalıdır. Bu işlem esnasında devlete borçlu olduğu ortaya çıkan maden emininin muhallefâtının tespitinde de kadılar görev almıştır (BOA, MEDAD 8: 646-1). Kadı, madene reaya veya amele kaydedildiğinde, tahrirlerin kurallara uygun, tarafsız ve hakkaniyet içerisinde yapılıp yapılmadığını denetlerdi (Çağatay, 1942a: 45). Madencilik ile ilgili görevleri arasında maden için madene bağlı kazaların halkı tarafından verilecek olan kömür ve diğer malzemelerin kaza ahalisine tevzisinde görev alan kadı (BOA, MEDAD 8: 619-1), maden için gerekli bu ihtiyaçların ahaliden temin edilmesi konusunda da maden eminine yardım ederdi (BOA, MEDAD 1: 750-3). Burada kadıların yardım etmesinin temel nedeni, kazaları bir yıllığına atanan eminlerden daha iyi bilmeleri ile maden emininin madene bağlı bütün kazalardan bu ihtiyaçları tek başına toplamasının zorluğu olmalıdır. Bütün bunların yanında kadı nın en önemli görevlerinden biri de madenciler arasında ortaya çıkan davaların Bozkır mahkemesi ya da madene bağlı ilgili kaza mahkemesi tarafından görülmesiydi. Bu davaları maden emininin bilgisi dahilinde gören kadı (BOA, MEDAD 1: 754-2), bu sayede maden işlerinin aksatılmadan yürütülmesini de sağlamış olurdu. Bütün bunların yanında kadı nın halledemeyeceği bir sorun ortaya çıkarsa, merkezi hükümete müracaat olunarak yardım istenirdi (BOA, MEDAD 8: 648-1). 1.5. Kethüda Büyük devlet adamlarıyla zenginlerin işlerini gören ve halk arasında kahya denilen görevliye kethüda 374 denirdi (Pakalın, 1993: 251). Bozkır madeni eminlerinin maiyyetinde de kethüda adlı görevliler vardı. Bozkır madeni emini istediği kişiyi 373 Sene içerisinde ve bitiminde kayıt edilmiş olan madenin varidat ve masraf hesapları ile amelelerin yoklama defterlerini tasdik ederdi (Çağatay, 1942a: 45). 374 Kethüdanın yaptığı görevlerden birisi yanında bulunduğu kişinin arzlarını merkeze iletmekti. Eski maden emini Aydınlı Mehmet in eşyaları Kırili kazasında soyulmuştur. Bu olay üzerine kazanın ödemeyi taahhüt ettiği 24.000 kuruşun darphaneye ödendiği, borç senedi ile taahhütün ref olunması ve ellerine bir örneğinin verilmesini eski maden emini Arabzade Süleyman Ağa nın kapı kethüdası olan Süleyman ın arzuhaliyle bildirmesi üzerine, 16 Mart 1795 te, bu yönde bir emir verilmiştir (BOA, MEDAD 9: 192-d). Kethüda hakkında bkz. Redhouse, 1880: 720; Ayverdi, 2006: 1685; Cl. Huart, Kâhya, İA, VI, Eskişehir 1997, s.101.

178 kendisine kethüda olarak atamakta ya da kethüdayı görevden alabilmekteydi 375 (BOA, DRB.d 157). Bu nedenle bazı maden eminleri kardeşlerini kendisine kethüda olarak da atamıştır (BOA, C.DRB 393). Bozkır madeni eminlerinin yanında bulunan kethüdanın görevleri ile ilgili şu tespitler yapılabilir. Maden emininin ölümü üzerine, eminin yanındaki görevlilerden kâtip ve kethüda geçici bir süre maden emininin görevlerini yürütmüşlerdir (BOA, C.DRB 3123). Bununla birlikte Bozkır madeni emini İstanbul a gittiği zamanlarda onun yerine vekaleten 376 maden eminlerinin kethüdaları madeni yönetmiştir (BOA, MEDAD 8: 633-3). Maden eminlerinin ölümü üzerine eminlerin mal varlığı ile ilgili kethüdanın bilgisine de başvurulmuştur (BOA, MEDAD 8: 642-1). Yine eminin ölümü üzerine kethüda zimmetinde bulunan paranın tahsili emredilmiştir (BOA, AHK. KR.d 24: 105-1). Bu örneklerden maden emininin yakın adamlarından birisi olduğu anlaşılan kethüdanın başka yöneticilerin yanında da bulunduğu unutulmamalıdır 377. 1.6. Hazinedar Bir hazineyi korumak ve yönetmekle görevli kimse (Ayverdi, 2006: 1251) anlamına gelen hazinedar, Keban ve Ergani madenlerinde madenin işletilmesi için tahsis ve tahsil edilen gelirler ile elde edilen ürünlerin muhafaza edildiği hazinelerin başındaki kişiye denilmiştir 378 (Tızlak, 1997a: 88). Bu görevli madenlerin gelir gider defterlerini de tutmaktaydı (BOA, C.ML 7520). Kâtiple aynı görevi yapıyor gözükmekle birlikte, muhtemelen eminin özel görevlisiydi. 5 Ocak 1781 tarihinde, ölen maden emini Halil in hazinedarı Abdullah adlı kişinin hesabı görülünce 375 1 Şubat 1832 de, Bozkır madeni emini olan Hacı Hüseyin Ağa, Hüseyin Efendi yi kendisine kethüda olarak atamış ancak bir süre sonra kethüdayı ahaliye yaptığı düşmanlıktan dolayı görevinden almıştır (BOA, DRB.d 157). 376 12 Şubat 1780 tarihinde, Bozkır madeninde üretilen altın ve gümüşün humsu alındıktan sonra kalanını satın almak için bir fiyat belirleneceğinden Bozkır madeni emininin İstanbul a gelmesi ve yerine kethüdasını vekil bırakması emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 633-3). 377 Bozkır şeyhi olan kişilerin yanında da kethüda isimli görevliler vardı (BOA, MEDAD 8: 606-3). Karaman valisi olan kişilerin yanında bulunan kethüda ise, Bozkır madeninden iskeleye nakledilecek kurşunu nakletme yerine bedel veren kazalardan bu bedeli tahsil etmiştir (BOA, MEDAD 8: 697-d). Ayanların yanında da kethüda adlı görevliler vardı. Eski Bozkır ayanlarından Abdülhalim, İstanbul da ikamet eden Alanyalı Mustafa yı kendisine kethüda tayin ederek sahte arzlar ile zulmüne revaç vermek için uğraştığı kaza ahalisi tarafından ifade edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 698-3). 378 Hazinedar, kıymetli eşya ve malların konulduğu yeri idare ve muhafazaya memur olanlar hakkında kullanılan bir tabirdi (Pakalın, 1993: 785).

179 zimmetinde kalan 282,5 kuruş, huzûr-ı şer de madene sermaye olmak üzere teslim alınmıştır (BOA, MEDAD 8: 642-1). 1.7. Vekilharç Vekilharç, büyük daire ve konaklarda masraflara bakan görevli olup, iaşe memuru da denilirdi (Pakalın, 1993: 586). Bir başka ifadeyle bir evin giderlerini tutan ve karşılığında ücret alan görevli (Redhouse, 1880: 856) vekilharç idi. Maden eminlerinin maiyyetinde de vekilharç 379 adıyla anılan bir görevli bulunmaktaydı. Bozkır madeninde görevli olan vekilharç ile ilgili fazla bilgi elde edilememesine rağmen maden emininin mutfak 380 harcamalarını yapmak (BOA, MEDAD 8: 642-1) gibi bir görevi tespit edilmiştir. 1.8. Postacılar Hususi olarak posta işini görenlere sâ î denirdi (Pakalın, 1993: 420; Redhouse, 1880: 591). Bu anlamda Bozkır madeninde de bu isimle anılan haberciler vardı. Maden açıldığında Bozkır kazasından tedârik edilecek iki sâ înin maden hizmetinde istihdam olunması üzerine bir düzenleme yapılmıştır (BOA, MEDAD 8: 607-2). Bu görevliler maden işlerinde (BOA, MEDAD 8: 619-1) kullanılacak habercilerdi. Postacı olarak nitelenen bu görevlilere giyecek adıyla para verilmiş 381 ve bu meblağ kaza defterine yazılmıştır. 1.9. Hizmetçiler Bozkır madeni emininin yanında etba ı olarak adlandırılan hizmetçileri vardı (BOA, C.DH 12225). Bozkır madeni emininin yanında bu isimle 30 görevlinin olduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır. 1777-1778 yıllarında bu görevlilerin her birine ayda beş kuruş verilmek üzere 16 ayda toplam 382 2.400 kuruş verilmiştir (BOA, 379 Maden emininin tebşîr buyruldusunu ilgililere iletmiştir (Tızlak, 1997a: 87). 380 Bozkır madeni emini Halil vefat ettiğinde onun vekilharcı olan Hacı Halil 7,5 aylık mutfak masrafından başka 81 kuruş talep etmiştir (BOA, MEDAD 8: 642-1). 15 Şubat 1813 tarihinde, maden emini iken ölen Mehmet Emin Ağa nın mallarının sayımı yapılırken borçlu olduğu kimseler arasında vekilharcına 431 kuruş borcu olduğu zikredilmiştir (BOA, D.BŞM.MHF.d 13209: 2). Vekilharcın anlamı için bkz. Ayverdi, 2006: 3312. 381 Berât-ı harcirâh-ı mübâşirîn ve ücret-i sâ iyân ve gayruhü hil at defter 1.298 kuruş şeklinde kaydedilmiştir (BOA, D.BŞM.d 4702: 4). Hilat baha, hilat giyecek kadar önemi olmayan kişilere elbise yaptırmak üzere verilen paradır (Devellioğlu,1999: 370). 382 15 ayda etba ı ve hüddâm ve tüfekciyân aylığı olarak 1.900 kuruş verilmişti (BOA, C.DRB 3090). Maden emininin 1.367 kuruş ile birlikte selefi Genç Ali hizmetçilerinin gerekli malzemelerinin

180 D.BŞM.d 4702: 3). Aynı tarihte, bu 30 görevliye, hilat defter adıyla her birine 25 kuruş olmak üzere 750 kuruş daha ödenmiştir 383 (BOA, D.BŞM.d 4702: 3). 1831 yılında yapılan nüfus sayımında maden eminine tabi olarak Mehmet veled-i Arslantaşlı Abdülcelil adlı 45 yaşındaki bir kişi kayıtlıdır (BOA, NFS.d 3310: 173). Bu kişinin maden eminin maiyyetinde olması, hizmetçisi olduğunu ve bu görevlilerin yerel halktan temin edildiğini göstermektedir. Aynı sayımda 36 yaşındaki Memiş veled-i Abdülbaki (BOA, NFS.d 3310: 174), 41 yaşındaki Ahmet veled-i çukadar oğlu Mehmet (BOA, NFS.d 3310: 176) ve Ahırlı köyünden 35 yaşındaki Ali veled-i Halil (BOA, NFS.d 3310: 258) de maden eminine tabi olarak kaydedilmiştir. Bunların yanında madende çeşitli işleri gören görevliler de vardı. Bozkır madeninde tabbâhîn denilen aşçılar vardı ki bunlara 16 ayda 240 kuruş ücret ödenmiştir (BOA, D.BŞM.d 4702: 3). Maden emini ile madencilerin yemeklerini yaptıkları anlaşılan bu görevliler, 16 ayda (toplam 472 günde) mutfak masrafı olarak 9.522,5 kuruş 12 akçe harcamıştır (BOA, D.BŞM.d 4702: 3). Bu hesap üzere bir günlük mutfak masrafı 20 kuruş 20 akçe tutarındaydı. 2. Güvenlik Görevlileri 2.1. Tüfekçibaşı ve Tüfekçiler Tüfekçibaşı, madenin güvenliğinden sorumlu olan tüfekçi adı verilen görevlilerin başındaki kişidir. Bozkır madenini korumakla görevli tüfekçilerin sayısındaki artış nedeniyle bunların başına bir tüfekçibaşı atanmış olmalıdır. Bozkır madeninde, çok uzun zamandan beri Bozkır madeni tüfekçibaşılığı yapan el-hâc Ebu Bekir in ölümü üzerine, 15-25 Ocak 1792 tarihinde mallarının darphaneye gönderilmesi emredilmiştir (BOA, MHM.d 198: 44). Tüfekçibaşının temel görevi, madeni muhafaza etmek ile birlikte eşkıya takibi, onları yakalamak ve teslim olmazlarsa eşkıya ile savaşmak idi (BOA, AHK.KR.d 20: 4-2). Bu görevlerinin yanında tüfekçibaşı, maden emini ile birlikte madene bağlı kazalara tevzi edilen masrafı olan 1.677,5 kuruşun kendisine gelir olarak kaydedilmesi talebi, 30 Haziran 1777 de, kabul edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 609-2). 383 15 Şubat 1813 tarihinde, maden emini Mehmet Emin Ağa nın mallarının sayımı yapılırken borçlu olduğu kimseler arasında hizmetçilerinden Hamza ya 100 kuruş borcu olduğu zikredilmiştir (BOA, D.BŞM.MHF.d 13209: 2).

181 baltalardan alınacak bedelin tahsili için maden eminiyle birlikte bu kazalara gitmiştir (BOA, MEDAD 8: 677-2). Fakat burada sadece ahalinin tevzi edilen miktarı kabul etmesini kolaylaştırıcı bir etken olduğundan dolayı eminin yanında yer aldığını 384 daha da önemlisi maden emininin korunmasını sağladığını söylemek mümkündür. Bozkır madeninin güvenliğini sağlayan görevlilere tüfekçi adı verilmekteydi. Bozkır madenin açıldığı ilk yıllarda tüfekçiler Konya dan tedârik edilmiştir (BOA, D.DRB. THR 2/19). Ancak Bozkır madenindeki tüfekçiler yeterli olmadığı zaman talep edilmesi halinde Karaman valisi de maden bölgesine askeri yardımda bulunmaktaydı. 6 Kasım 1782 tarihinde, 300 kişilik eşkıyanın maden bölgesinde bulunması üzerine bunların emin tarafından etkisiz hale getirilmesi gerekirken eminin yardıma muhtaç olduğunu bildirmesi üzerine Karaman valisinin 400 kişiyle birlikte kethüda ya da tüfekçibaşı görevlendirmesi ve eşkıyaların yakalanması emredilmiştir 385 (BOA, MHM.d 178: 227; BOA, C.ZB 4251). Bozkır madencilerinin çoğu tüfekçi kayıt olup maden hizmetinde çalışmadıklarından, madende çalışmaları için 20 Temmuz 1782 tarihli emir, emin tarafından madencilere hatırlatılmıştır (BOA, D.DRB. THR 2/19). Muhtemelen bu tarihten sonra, artan tüfekçi 386 kayıtlarından dolayı, bu görevliler üzerine bir tüfekçibaşı atanmış olmalıdır. 1831 yılında yapılan nüfus sayımında Çat köyünden 33 yaşında Demirci Hasan veled-i tüfenkçi Abdurrahman (BOA, NFS.d 3310: 188) kaydı bu görevi hâlâ yerel ahalinin yaptığını göstermektedir. Bozkır madeninin muhafazası ile görevli 10 tüfekçiye, 16 ayda (her nefere ayda 2,5 kuruş olmak üzere) 400 kuruş ödenmiştir 387 (BOA, D.BŞM.d 4702: 3). 11 Mart 1782 tarihinde ise 15 ayda etba ı, hüddâm ve tüfekçiyân aylığı olarak 1.900 384 Seydişehir kazası ahalileri divan-ı hümayuna gönderdikleri arzlarında şunları aktarmıştır. 80 aded balta hesabıyla madene bağlanan kaza, önceki maden emini vaktinde her balta 36 şar kuruş kömür akçesi verirdi. Maden emini olan Mehmed Fazlullah, tüfekçibaşısı ile ittifaken her baltaya 117 şer kuruş tevzi ederek bundan başka çakıl, kürek, cevher nakli ve menzil akçesi ve mübaşiriyye adlarıyla ahaliye çeşitli zulümler yapmıştır. Bu şikayetler üzerine, görevlendirilen mübaşire bu durumu araştırması ve durum hakkında bilgi vermesi, kadı nın da ona yardım etmesi, 21 Haziran 1784 te emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 677-2). 385 Bu eşkıyaların yakalanması ile ilgili İçil sancağı ve Adana valisine gönderilen emirler için bkz. BOA, MHM.d 178: 227-228. 386 11 Mart 1782 de, 15 ayda hizmetçi ve tüfekçilerin aylığı için 1.900 kuruş verilmiştir (BOA, C.DRB 3090). 387 9 Şubat 1777-27 Mayıs 1778 tarihlerinde.

182 kuruş ücret verilmiştir (BOA, C.DRB 3090). Fakat bu hesaplamada tüfekçi sayısının arttığı düşünülürse, maden emininin yanındaki hizmetçilerin sayısının azalmış olması gerekir. Zira yukarıda da değinildiği üzere, maden emininin 30 yardımcısının olduğu ve her birine aylık beş kuruş ücret verildiği düşünülürse bu meblağın sadece yardımcılara yetmediği görülecektir. 2.2. Delilbaşı Delilbaşı, Tanzimat tan önce vezir dairelerinin muhafız ve muharip olarak kullanılan iki kısmından 388 bir kısmını teşkil eden süvarilerin başlarına denirdi (Pakalın, 1993: 422). Delilbaşı adlı görevli, Tanzimat tan önce vezir ve mirmiran dairelerinde bulunmaktaydı. Her bir bayrakta, 15 nefer taşınması kural iken bölükbaşılar bu neferi idare edemediğinden bu sayı 12 nefere düşürülmüştür. Bayrak başına bunlara altmışar kuruş ulufe verilmekteydi. Delilbaşı devr namıyla taşraya çıkmayacak, bir memuriyet verilirse uyacak ve uğradığı kazalardan bir akçe talep etmeyecekti 389. 4-14 Mart 1803 tarihinde Rumeli Beylerbeyi, Alanya mutasarrıfı ve Bozkır madeni emini olan Abdurrahman Paşa maiyyetine delilbaşılardan Zobu Mehmet 15 bayrak delil ile istihdam edilmiştir ((BOA, MHM.d 220: 57). Son örnekte de görüldüğü üzere vezir rütbeli maden eminlerinin yanında bulunmalarından dolayı ve bazen de maden emininin Karaman valisinden eşkıyaya karşı yardım istemesi nedeniyle 390 delilbaşına 391 değinilmiştir. 3. Teknik Personel 3.1. Ustabaşı (Piristatbaşı) Bozkır madeninde eminden sonra gelen en üst rütbeli görevli olan ustabaşı, belgelerde piristatbaşı olarak da geçmektedir (BOA, MEDAD 8: 870-1). Gümüşhane, Keban, Ergani madenleri ile diğer madenlerde istihdam olunan piristat 388 Vezir dairelerinin ikinci kısmını teşkil eden piyadelerin başı ise tüfekçibaşı idi (Pakalın, 1993: 422). 389 8 Şubat 1815 tarihinde, Karaman valisinin delilbaşı olan kişinin Belviran kazasından 7-8 bin kuruş toplaması madene bağlı kazanın serbestiyetine aykırı olduğundan delilbaşına serbestiyeti hatırlatan bir emir gönderilmiştir (BOA, DRB.d, 970). 390 Bkz. BOA, C.DRB 2890; V. Bölüm. 391 Maden emini ile delilbaşılar görevleri nedeniyle çeşitli sebeplerle karşılaşmıştır. Bozkır madeni emini Halil in Karaman valisinin delilbaşı zimmetinde 250 kuruş alacağı olması (BOA, MEDAD 8: 652-1) iki görevlinin ilişkisini göstermesi açısından örnek olarak verilebilir.

183 amelelerinin tedârik edilmesi ile onların düzeninin sağlanması piristatbaşıların temel göreviydi (BOA, MEDAD 8: 870-2). Kurşunun tartılması hususunda da görevli olan piristatbaşı, bu işlem sonucu kurşundan eksik ortaya çıkması durumunda bu eksikliğin bedelini de ödemek zorundaydı. Bunlara ek olarak piristatbaşı, fırınlarda ve gerekli maden hizmetlerinde tembellik etmemek şartıyla atanırdı (BOA, MEDAD 8: 862-1). Bozkır madenindeki uygulama ise şu şekildeydi: Kurşun, Bozkır madeni ustabaşıları tarafından tartılarak, develere yüklendikten sonra görevli mübaşire teslim edilmek suretiyle Alanya İskelesi ne gönderilirdi (BOA, DRB.d 970). Ustabaşı, maden eminin arzı ile Darbhane-i Amire nazırının takriri ve bunun üzerine yazılan ferman ile atanırdı (BOA, MEDAD 8: 862-1;BOA, MEDAD 9: 575-2). Ustabaşı olabilmenin şartı, çok cevher ihraç ve imâl eden becerikli bir kişi olmaktı (BOA, C.DRB 571). Piristatbaşı olanlar maaşını maden emininden 392 alırlardı (BOA, MEDAD 8: 862-1). Ustabaşı kadrosunun boş olduğu zamanlarda kimsenin iş yapmadığından bahsedilmektedir ki (BOA, MEDAD 8: 630-d2) buradan piristatbaşının bütün işçileri denetleyen ve yönlendiren kişi olduğunu söylemek mümkündür. Maden eminleri, madencilerin madendeki organizasyonunu ustabaşı vasıtasıyla yaptırırken madencileri yine onun vasıtasıyla denetlemiştir. Maden eminlerinden sermaye alan ustabaşı, aldığı sermayeyi ustalara dağıtarak 393 bütün ücretlilere maaşlarını verdiği gibi madenlerin odun, kütük vb. ihtiyaçlarını da karşılamaktadır (Tızlak, 1997a: 111; Yüksel, 1997: XXXIII). 4 Mart 392 Bozkır madeni ustabaşı olan Nikola, 1808 yılı maden hesabından Kadı Abdurrahman Paşa zimmetinde olan 2.195 kuruş alacağının verilmesini talep etmiştir. Fakat ustabaşının alacağının sebebinin ne olduğunun araştırılması ve davanın mahallinde görülmesi emri verilmiştir (BOA, MAD.d 9756: 13-5, 126-1). Ustabaşının bu alacağı, maaşı dolayısıyla mı yoksa başka bir nedenle mi olduğu tam olarak anlaşılamamıştır. Ustabaşı olan kişiler imdad-ı hazeriyye ve imdad-ı seferiyye dışında bir vergi ödememişlerdir (BOA, MEDAD 8: 630-d2). Gümüşhane de piristatbaşı olanlar bir iki fırını işletmeleri şartıyla yıllık 480 kuruş maaş almışlardır (BOA, MEDAD 8: 870-d2). 393 Nitekim maden emini atandığı zaman uygulanan eski ve yeni eminin hesaplaşmasında ustabaşı ve ustaların zimmetleri de bu hesaplaşmada görüşülmüştür (BOA, D.DRB.THR 9/20). Madencilerin borçları mahkemede maden emininin de olduğu bir duruşmada görülmüş ve durum kadı tarafından merkeze bildirilmiştir. Buna göre eski maden eminleri Hasan, Mehmet ve Süleyman dönemlerine ait madencilerin borçları şu şekildeydi. Mutu Beşe 1.242, İbrahim Ağa 1.074, Kadıoğlu 1.805, Yahya Beşe 1.862, Ali Beşe 2.440, Estefer 2.410, Uzun Sava 650, Usta Murad 1.746, Kurd Dimitri 2.039, Kostantini 2.428, kardeşi Sava 1.927, ustabaşı 21.087, Esber 1.081, pâristâd Musa 253, pâristâd Hıristiyanni 126, pâristâd Budro 141, pâristâd Süleyman 49, pâristâd İsmail 92, pâristâd Maçkalı 196, pâristâd Küçük Yuri 116 ve pâristâd Hüseyin Ağa İbrahim Beşe 1.327 kuruş borçluydu. Bu borçaların 24.197 kuruşu Hacı Hasan Ağa, 8.749 kuruşu Mehmet Ağa ve 10.085 kuruşu Süleyman Ağa döneminde kalmadır ve toplam 43.031 kuruştur (BOA, D.DRB.THR. 9/20). 11 Mart 1796 daki bu borç madencilerden satın alınan altın, gümüş ve kurşun bedeli düşüldükten sonra kalan miktardır.

184 1801 tarihinde Ustabaşı Penayut a mağaralardan cevher ihracı söylenmişken ustabaşı kömür, kütük, cevher nakli ve çakılcı maddelerini kendi üzerine almış 394, cevher mağaralarını da maden ilminden anlamayan esnaflara 395 vermiş, aslen madenci olanları bu görevlere getirmediğinden yeterince cevher çıkarılamamıştır 396. Bütün bu olumsuzluklara rağmen ustabaşı kardeşi Yani yi İstanbul a göndererek eminden de şikâyetçi olmuştur. Olay araştırılınca Yani ve avanelerinin 397 küreğe konulmasına ve ustabaşının görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiştir (BOA, C.DRB 560). Fakat cevher ihracı için kalcı ve maden amelesine ihtiyacı olduğunu belirten maden emini, bunların affedilerek madene gönderilmesini talep etmiştir. Mağaradan cevher ihraç ve imalinden başka eminin işlerine karışmayacaklarına dair darphane ifrazcıbaşı Simon ustanın taahhüdü ve kefaleti üzerine af olunur hareketten olmayan bu davranışlar affedilmiştir (BOA, C.DRB 782). Fakat aynı hareketleri yaptığı belirlenen ustabaşının, Mayıs 1803 te, Bozkır madeninden kovulması yönünde bir emir gönderilmiştir 398 (BOA, AHK.KR.d 24: 85-2). Bu olaylar üzerine, emin tarafından maden ilmini bilen madencilere mağaraların tahsis edilmesi ve kömür, kütük, cevher nakli ve çakılcı maddelerinin emin tarafından yapılması ve madencilerin sadece mağaradan cevher çıkarması emredilmiştir (BOA, C.DRB 571; BOA, DRB.d 969). Ustabaşının görevi maden ocağındaki cevherin çıkarılması, fırınlara taşınması ve işlenmesi gibi işlere nezaret etmekti (BOA, DRB.d 1048). Bununla birlikte, madende kalan kurşunun taşınması işini bazen ustabaşı yapmıştır (BOA, C.DRB 2411). Nitekim madenin kapanması esnasında maden ustabaşı olan Minhail in tâkımıyla nukûd ve nakl-i cevher olmak üzere 2.308 kuruş 28 para borcu vardı (BOA, C.DRB 810, lef 4). 394 Madene bağlı kazalardan bedel alan ustabaşının bu hareketi hıyanet etmekti (BOA,C.DRB 782). 395 Bakkal, mumcu ve meyhaneci gibi esnaflar ile papazlara cevher mağaraları verilmiştir (BOA, C.DRB 571). 396 Benzer bir örnekte ise Keban madeni ustabaşı ile Ergani madeni ustabaşı kendi aralarında anlaşarak madencileri başka yerlere göndermişler ve istedikleri gibi davranmaya başlamışlardı. Hatta Mısır da bulunan Fransızlarla bile haberleştikleri anlaşılan bu ustabaşılara gerekli cezanın verilmesi maden eminine, 4-13 Haziran 1800 de emredilmiştir (BOA, MHM.d 211: 49). 397 Şikayet edenler Yani, kalcı Yuseb, kalcı Yani ve madenci Harlâm adlı görevlilerdi (BOA, C.DRB 782). 398 Ustabaşılar madende karışıklık çıkardığı zaman kalebentlik cezasına çarptırılmıştır (BOA, KLB.d 29: 23-2). Bu olaylardan sonra Nikola adlı zimmi Bozkır madeninde ustabaşı olarak görev yapmıştır (BOA, D.DRB.THR 34/45).

185 Bozkır madeninde bir ustabaşı kadrosu vardı. Bu göreve genellikle zimmîler atanmıştır 399. Madenin açılışından itibaren Bozkır madeninde bu kadroda bir ustabaşı görev almıştır 400. Ustabaşı olan kişiler, madendeki ustalar arasından seçildiğinden ve ustalar da genellikle Gümüşhane den geldiğinden dolayı ustabaşı olanlar genellikle Gümüşhaneli ydi (BOA, MEDAD 8: 630-d2). Bozkır madeni ustabaşısı olan Minhail in ölümü üzerine, 17 Nisan 1794 te, kardeşi Penayut Bozkır madenine ustabaşı olarak atanmıştır (BOA, MEDAD 9: 575-2). Bu durum madencilikle ilgili mesleklerin intikalinde akrabalığın önceliğini göstermektedir. Ancak akrabalara ustabaşılık görevi verilirken ustabaşı olacak kişinin de madencilikten anlaması aranan kriterlerdendi. Ustabaşının görevi, maden emini ile ustalar arasındaki bağlantıyı sağlayarak üretecekleri cevhere karşılık madencilere verilen avans niteliğindeki parayı ulaştırmaktı. Zira ustalara sermayeden verilen paralar bâ-tahvîl ve bâ-temessükât olarak yani borç senedi ile verilmiş ve deftere kaydedilmiştir 401 (BOA, MEDAD 9: 210-1). Bozkır madeni 1785 yılında kapatıldığı zaman Bozkır madeni ustalarının zimmetinde 23.503,5 kuruş kalmıştır. Maden ustaları bu paranın kendilerine nakden verilmediğini her hafta maden emini tarafından ustabaşı olanlara demir, don yağı, 399 Ustabaşı olduğuna dair beratı olan Minhail, madenin yeninden açılması üzerine 4 Kasım 1787 de yine ustabaşı olarak atanmıştır (BOA, MEDAD 8: 862-1). Fakat diğer madenlerde Müslüman kişilerden ustabaşı olanlar da vardır. Bereketli madeninde Mustafa Mûti Bey (BOA, KLB.d 29: 23-2), Hacı Mehmet (BOA, AHK.KR.d 30: 2-1) ve Hüseyin (BOA, DRB.d 1048) gibi ustabaşılar vardır. Ustabaşılık mesleğinin babadan oğla geçebildiği Hacı Mehmet in yerine oğlu Hüseyin in geçmesinden anlaşılmaktadır. Bununla birlikte 1815 de ustabaşı olan Hacı Mehmet, 31 Ocak 1845 tarihine kadar bu görevi yürütmüştür (BOA, DRB.d 1048). Keban madeninde ustabaşı ölünce bir torununun olduğundan bahsedilerek çocuğun yerine bir başkası vekaleten ustabaşılık görevini yapmaya başlamıştır (BOA, MEDAD 8: 871-1). Yine Gümüşhane ve Espiye madenleri piristatbaşısının ölümü üzerine oğulları Penayut ve Yani babalarının yarım hisselik ustabaşılık görevine ortak olarak atanmışlardı (BOA, MEDAD 8: 870-d1). Bu kişilerden Penayut daha sonra Bozkır madeni piristatbaşılığı görevini de yapmıştır (BOA, C.DRB 560). Aynı kişilerin uzun süre ustabaşılık yapması, madenlerde istikrarın yakalanmasına verilen önemi göstermektedir. 400 Bozkır madeninde ilk ustabaşı 1779 yılında tespit edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 630-d2). 401 Nitekim Bozkır ve Bereketli madenleri ustalarından olan Nalbantoğlu Seyyid el-hac Ali Ağa ya üç tahvil ile 1.902, Bayrakdaroğlu es-seyyid Mustafa ya iki tahville 1.026, Bekir Beşe ye iki tahville 251, Uzun Ali ye iki tahville 598, Mandaloğlu Penayut a iki tahville 506,5, Kara Kefere ye bir tahville 100 ve Muradoğlu Penayut a iki tahville 401 kuruş verilmiştir. Bu ustalara verilen toplam miktar 4.785 kuruştur (BOA, MEDAD 9: 210-1). 20 Nisan 1797 de, Bozkır ve Bereketli madenleri emini Arabzade Süleyman ın maden sermayesinden darphaneye borcu olduğundan dolayı Bereketli madeni ustalarından olan bu yedi kişiden bu paraların tahsil edilerek, bu borçtan düşülmesi yönünde emir verilmiştir (BOA, MEDAD 9: 210-d).

186 zahire, cevher nakliyesi ve bir miktar harçlık verilerek, bunlara karşılık cevher çıkarılmasında kullanıldığını söylemişlerdir (BOA, MEDAD 8: 693-1). Bozkır madeninde tespit edilen ilk ustabaşı 15 Ekim 1779 tarihinde, Gümüşhane nin Holûsâne köyünden Gavmiye adlı zimmi iken (BOA, MEDAD 8: 630-d2) maden kapatılmadan önce de ustabaşı olan Minhail (BOA, MEDAD 8: 693-1) 1794 yılına kadar göreve devam etmiştir 402. Minhail in ölümü üzerine, kardeşi Penayut Bozkır madenine ustabaşı olarak atanmıştır (BOA, MEDAD 9: 575-2). 1803 yılında madende çeşitli olaylara karışması nedeniyle azledilen Penayut un yerine Nikola adlı zimmi Bozkır madeninde ustabaşı olarak görev almıştır (BOA, D.DRB.THR 34/45). 12 Ekim 1831 tarihinde ise Minhail veled-i Nikola madenci ustabaşı iken (BOA, NFS.d 3278: 30) 16 Mayıs 1836 tarihinde ise 42 yaşındaki Yorgi veled-i Emnet Bozkır madeni ustabaşı idi 403 ve defterde ser-usta taife-i madenci (BOA, NFS.d. 3316: 11) şeklinde kaydedilmiştir. Tablo 4: Bozkır Madeninde Tespit Edilen Ustabaşılar Görev Yaptığı Yıllar Piristatbaşının Adı 1779- Gavmiye 1785-1794 Minhail 1794-1803 Penayut 1803- Nikola 1831- Minhail veled-i Nikola 1836-1839 Yorgi veled-i Emnet 3.2. Piristat 404 Piristat, fırınlardaki cevherin işlenmesine nezaret eden görevliye denirdi (BOA, MEDAD 9: 201-3). Keban, Ergani ve Bozkır madenleri için gerekli piristat ve diğer ameleler Gümüşhane tarafından gönderilmekteydi (BOA, C.DRB 233). Piristat ta bîr olunub cüz i a zamı olan ustaları (BOA, C.DRB 238) olarak tarif edilen 402 Bozkır madeninde görev yaptığı tespit edilen ustabaşılar için bkz. Tablo 4. 403 1838 yılı kayıtlarında 42 yaşında olan Yorgi v. Bekenet isimli kişi ustabaşı olarak kaydedilmiştir (BOA, NFS.d 3318: 2-3). 1840 yılına ait bir başka kayıtta ise 44 yaşındaki ameleci Yorgi veled-i Emnat isimli kişi ustabaşı olarak görülmektedir (BOA, NFS.d. 3319: 281). Bu üç ismin aynı kişiler olduğu ve kâtiplerin yanlış kaydetmesinden dolayı farklı isimlerin ortaya çıktığı oğlunun isminin de ilgili defterlerde benzer şekilde kaydedilmesinden anlaşılmaktadır. 1843 yılında ise, 47 yaşında Yorgi v. Emnet adlı bir kişi esnaf olarak kaydedilmiştir (Şafakcı, 2011: 401). 404 Piristad, purustat, prustad, pirüstad, pirüstad, purustad, pâristâd vb. okunuşları olmasına rağmen bu çalışmada piristat kelimesi esas alınmıştır.

187 piristatlar Gümüşhane nin 405 Konas kazası köylerinden tedârik edilmekteydi 406. Meslekleri piristatlık olan bu köyler ahalisinin başka işlerle uğraşmaya başlamasıyla birlikte piristat ihtiyacının karşılanmasında sorun yaşanabilmekteydi. Bu sorun nedeniyle, sadece Keban-Ergani madenleri için 200 piristat gerekli olduğundan, diğer madenlerin ihtiyaçları da düşünüldüğünde gerekli piristat ihtiyacı karşılanamamaktaydı. Bunun yanında görevli bazı ustaların piristatlığı bilmemesi 407 de önemli bir sorundu. Bunun önüne geçilebilmek için piristatların sürekli talim yapması gerekirdi (BOA, C.DRB 83). Piristatlıkta mâhir olmadıklarına mebnî bir fırunda zuhûru meczûm olan sîmden katî noksân hâsıl olduğunu ve bu takrîb ile germiyyet i mâl-i ma dene fütûr-ı îrâs ideceğini belirtilerek bu mesleğin önemi vurgulanmıştır (BOA, C.DRB 83). Burada piristatlığı bilmeyenlerin gümüşü eksik çıkarması nedeniyle madende gevşekliğe ve bıkkınlığa yol açabileceği üzerinde durulmuştur. Grafik 6: Bozkır Madeninde Görevli Piristatların Yıllara Göre Dağılımı Piristat Sayısı 35 30 25 20 15 30 10 5 10 12 5 5 0 Yıl 1776 1779 1782 1788 1793-1822 Ustaların Gümüşhane den istenmesinin nedenleri ise şunlardı: Bozkır daki madenciler gerçek madenci değildi. Bozkır daki madenciler eşkıyalık işlerine karıştığından dolayı, bunu âdet 405 Gümüşhane den diğer madenlere gönderilen teknik elemanlar için bkz. Altunbay, 2007: 285-293. Gümüşhane den Sidrekapsi madenine gönderilen cevherin izabe ve terbiyesinde ihtisas sahibi olan lüpçü adı verilen ustalar yerli lüpçülerden daha iyi cevher çıkarmışlar ve daha az fire vermişlerdi. Yerli lüpçüler bir ruş tabir edilen altı bin okka ham cevherden 800 dirhem ham cevher elde ettikleri halde, Gümüşhane den gelenler 1.748 dirhem gümüş elde etmişlerdi. Yani Gümüşhane den gelenler yerli ustalardan her ruşta 948 dirhem fazla gümüş elde etmiştir (Çağatay, 1942a: 25-26). 406 Bu köyler Tândurluk, Dölek, Bağçecik, Suviran, Şeyhdede ve Kabakilise dir (BOA, C.DRB 83). 407 Piristatlığı bilmediklerine kanıt olarak, bir fırında tahmin edilenden fazla gümüşten noksan verilmesi gösterilmiştir (BOA, C.DRB 83).

188 haline getirerek ahaliye eziyet etmekteydi. Eskisi gibi olmak isteyen madenciler fesattan geri durmuyorlardı. Madenci, işi sadece madencilik olan ahaliye denirdi. Bozkır daki madenciler, madencilik bilgisinden yoksun olduğu için fırınları telef etmekteydi. Madene bağlı kazalar kömür harkından/yakma habersizdi (BOA, C.DRB 1058). Bozkır daki kaza ahalilerinin çoğunluğu rençperdi (BOA, MEDAD 8: 642-2). Yani gündelikçi olarak çalışan, bu işin ilmini tam olarak bilmeyen kişilerdi. Bozkır madeninin ilk açılışında üç piristat ile 47 madenci diğer madenlerden Bozkır a gelmiştir. Bu madencilerden başka üç piristat da madende vardı (BOA, C.DRB 2375). Bozkır madenine, 24 Aralık 1782 de, mu tâd üzere Gümüşhane den 408 piristat ve madenci gönderilmiş ancak gelenler maden ilminden anlamamakla birlikte hastalık nedeniyle kaçmışlardır. Bunların kaçması nedeniyle madenin boş kaldığı maden emini tarafından bildirilince, Gümüşhane den 12 piristat gönderilmesi emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 666-1; BOA, C.DRB 3083; BOA, C.DRB 2691). Madendeki piristat sayıları zaman içinde farklılık göstermekteydi (Grafik 6). Bunun nedeni işletilen fırın sayısındaki artış ya da azalmaydı. Çünkü her fırına iki piristat ustası 409 düşmekteydi (BOA, DRB.d 1037). Bozkır madeni ilk açıldığında Gümüşhane den beş piristat istenmiş (BOA, MEDAD 1: 755-3; 756-3) fakat bunlar gelmediği için Niğde sancağı Aladağ isimli yerde bulunan kurşun madeninden Duhancı Todori ve Küçük Yani isimli piristatların Bozkır a gönderilmesi istenerek (BOA, MEDAD 8: 609-3) sorun çözülmeye çalışılmıştır. 26 Ocak 1779 yılından itibaren 10 (BOA, C.DRB 1058; BOA, MEDAD 8: 638-3), 24 Aralık 1782 tarihinden itibaren 12 (BOA, MEDAD 8: 666-1, 669-1) ve bundan 408 Genelde piristatlar Gümüşhane den gelmekle birlikte zaman zaman farklı yerlerden de gelmiştir. 30 Haziran 1777 de Gümüşhane tarafından istenen beş piristat yeterli olmadığından ve hâlâ madene gelmediklerinden Niğde sancağı Aladağ isimli yerdeki kurşun madeninden isimleri belirtilen görevlilerin gönderilmesi emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 609-3). 5 Mart 1789 da Bozkır madeninde hastalık ortaya çıktığından dolayı fırınlarda tabh (pişirilen) ve imâl olunan altın, gümüş ve kurşun külçelerini kal itmek için piristat ve kalcı olmadığından Bereketli madeninden üç piristat ve bir kalcının Bozkır madenine gönderilmesi emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 201-3). 409 Balya madenine ait 1842 yılı masraf defterinde fırın başına iki piristat düşmüştür (BOA, DRB.d 1037).

189 sonraki tarihlerde ise 30 410 piristatın Bozkır madenine gönderilmesi istenmiştir. Yani zamanla fırın sayısındaki artış nedeniyle piristat sayısı da aynı oranda artmıştır. Piristatların temel görevi fırınlardaki cevherlerin işlenmesidir. Başka bir ifadeyle altın, gümüş ve kurşunun fırınlarda pişirilmesidir (BOA, MEDAD 9: 201-3). Bu işi bilmeyen piristatlar, gümüşten fazla noksan verilmesine neden olmuştur (BOA, C.DRB 83). Yani cevherlerin iyi işlenmesi ve en üst derecede verim alınması piristatlara bağlıdır. Bozkır madeni fırınlarında pişirilen ve imâl olunan altın, gümüş ve kurşun külçelerini kal itmek için piristat ve kalcıya ihtiyaç duyulmaktaydı (BOA, MEDAD 9: 201-3). Piristat olarak görev yapan kişiler, genelde zimmi olmasına rağmen az da olsa Müslümanlar da bu görevi yapmıştır 411 (BOA, C.DRB 2375; BOA, C.DH 3592). Her sene emin ataması ile birlikte çeşitli ustaların gönderilmesi ile ilgili taleplerin olması Bozkır madeninde istihdam edilen bu ustaların bir dönem için gönderildiğini başka bir ifadeyle bu ustaların geçici statüde çalıştıklarını göstermektedir. Fakat madenin açılışından kapatıldığı tarihe kadar geçen süreçte Bozkır kazasına yerleşmiş olan piristatlar da vardı (BOA, KK.d 6421). 1831 yılında, Siristat köyünde kayıtlı 46 yaşındaki Mehmet veled-i Demircioğlu Mustafa ve Mehmet veled-i İsmail piristad-ı maden olarak kaydedilmiştir (BOA, NFS.d 3310: 173). Gümüşhane madeninde piristatlar, 7 Mayıs 1816 da 960 kuruş maaş alırken (BOA, DRB.d 993) 1842 yılında Balya madeninde 80 piristata 1.255,5 kuruş ücret ödenmiştir ki bir piristat günlük yaklaşık 15,7 kuruş civarında bir ücret almıştır (BOA, DRB.d 1037). Gümüşhane den diğer madenlere gönderilen piristatlara 410 Bozkır madenine 30 piristat istenmesi ile ilgili, BOA, MEDAD 9: 206-3, 211-3, 213-3, 219-3, 221-3, 223-4; BOA, C.DRB 1218; BOA, C.DRB 1686; BOA, C.DRB 1710; BOA, C.DRB 1454; BOA, C.DRB 1915; BOA, C.DRB 2482; BOA, D.DRB.HAT 21/20; BOA, DRB.d 976 numaralı belge ve defterlere bkz. 1788 yılında ise, Bozkır madeninde işletilen fırınlar için beş piristat istenmiştir (BOA, MEDAD 9: 104-1). 18 Ocak 1822 tarihinde 20 kıyye gümüş ve 12.500 kıyye kurşunu senesi içinde noksansız olarak aynen nakletmek üzere taahhüt üzere işletilmeye başlanan Bozkır madenine 30 piristat istenmiştir (BOA, DRB.d 1044). Madenin kapatılmasına kadar bu sayıda piristat istenmiş olmalıdır. Çünkü gümüş ve kurşun miktarı belirtilen oranların altına düşmemekle birlikte bu miktar zaman içinde arttırılmıştır. 411 Bozkır kazasında, 24 Haziran 1838 tarihli, doğan ve ölen kişilerin kayıtlarının tutulduğu defterde, Kara Bıyıklı Bâristâd Mehmed in tevellüd iden oğlu Mehmed (BOA, KK.d 6421) diye bir kayıt bunu teyit etmektedir. Ayrıca 1838 yılı nüfus verilerine göre piristat olarak zikredilen ve Siristat köyü hanesine yazılan 50 yaşındaki Abdülbaki v. Mustafa, 55 yaşındaki Mehmet v. Mehmet, 50 yaşındaki Hasan v. Mustafa ve 43 yaşındaki Mehmet v. Ali piristatlık yapmıştır (BOA, NFS.d 3317: 11-12).

190 harcırah da verilmiştir (BOA, C.DRB 2630). Günlük ya da aylık bir ücret alan piristatlara 1703-1704 yılında ise bir ocak cevher için 1.200 akçe verilmesi (Çağatay, 1942a: 49) miktarı belirli bir iş karşılığında ücret verildiğini de göstermektedir. 3.3. Kalcı Kalcı, piristatla birlikte cevherin fırınlarda pişirilmesi işini yapan yani çıkarılan madeni kal eden görevlidir. Cevher kal olduktan sonra kal olmadan önceki vezniyle mukayese edilerek ne kadar noksanlaştığı tespit edilir ve bu miktar kesr-i kâl olarak ilk ağırlığından çıkarılırdı (Çağatay, 1942a: 48). Darphaneye teslim edilen mahlût adı verilen altın ve gümüşün karışık olduğu cevherden kesr-i kâl adıyla bir miktar daha düşülürdü. Altın ile gümüşün ayrıştırılması işleminde cevherin durumuna göre kesr-i kâl oranı yüz dirhem cevherde %10 (BOA, DRB.d 996: 93, 98) ile % 2 arasında değişmekteydi (BOA, DRB.d 1030). Kal, maden külçelerinin eritilip tasfiye olunması 412 (Şemsettin Sami, 1317: 1032) yani saflaştırılmasıdır ki bu işi yapan kişiye de kalcı 413 demek gerekir. Kalcılar alaşım halindeki madenleri izabe etmek suretiyle ayıran esnaftı (Sahillioğlu, 1965: 121). Çok sık olmamakla birlikte kal ağası adlı bir görevli daha tespit edilmiştir ki kalcı ile aynı kişi olmalıdır 414. Diğer ustalar da olduğu gibi Gümüşhane den 415 tedârik edilen kalcılarla ilgili en önemli sorun bu görevi yapanların bazılarının bu ilmi bilmemesiydi (BOA, MEDAD 8: 666-1). Ortaya çıkan sorunlardan bir diğeri ise, çeşitli sebeplerle kal ustalarının kal işlemini gerçekleştirememesiydi. Bozkır madeninde 6 Kasım 1792 de, madencilerin çoğu sıtma hastalığına yakalandığından ve kalcıbaşının da sahib- 412 Kal, maden tasfiyesi için izabe ve pişirmek anlamında kullanılmaktadır. İstisfa, altını gümüşü halîta, mağşuşundan ve curuftan ayırmak (Ahmet Vefik Paşa, 2000: 203); bir maden külçelerinin eritilip tasfiye olunması; altını bakırı kal itmek; kal ameliyatı (Şemsettin Sâmi, 1317: 1032) gibi anlamlarda kullanılmıştır. Bu tanımlamalara göre kal, madenin saflaştırılması için pişirilmesi ve bunun sonucu eriyen madenlerin birbirinden ayrılması ya da kısaca çıkarılan cevherin ayrıştırılması anlamına gelmektedir. Bu anlamda kalcı için arıtımcı denilebilir. İzabe ise, eritmek manasında kullanılmıştır (Şemsettin Sami, 1317: 85). Kal, eritmek ve rafine etmek anlamlarına geldiğine göre (Redhouse, 1880; 688) kalcıya eritici, iyileştirici ya da madenlerdeki cevheri ayrıştıran, arıtan ve temizleyen görevli denilebilir. 413 Kalcılar, cevherin ocaklardan çıkarıldıktan sonra taş ve topraktan ayrılması işlemine nezaret eden ustalardı (Altunbay, 2007, 286). 414 15 Şubat 1813 tarihinde, maden emini Mehmet Emin in borçlu olduğu kişiler arasında Kal Ağası Mustafa Ağa ismiyle bahsedilen kişiye 200 kuruş borcu olduğu zikredilmiştir (BOA, D.BŞM.MHF.d 13209: 2). 415 Bereketli madeninden 30 Temmuz 1777 de iki kalcı (BOA, MEDAD 8: 609-3) ve 1788-1789 yılında Bozkır madenindeki hastalık nedeniyle bir kalcı (BOA, MEDAD 9: 201-3) gönderilmesi istenmiştir.

191 fırâş/hasta olduğundan fırınlarda imâl için hazır olan altın, gümüş külçesinden 10 adet kâlin geriye kaldığı ve hasta olmadan evvel kâl olan altın gümüş sekiz kıta olup madenciler iyileşirse cevherin, kış içinde fırınlarda imâl edileceği emin tarafından belirtilmiştir (BOA, D.DRB.THR 6/29). Bozkır madeninde görevli kalcılara verilen ücret konusunda bir kayıt tespit edilememesine rağmen diğer madenlerde kalcılara verilen ücretler şöyle tespit edilmiştir: 1707-1708 yılında, Kratova madeninde kalcıya yevmiye 60 akçe ücret verilmiştir (Çağatay, 1942a: 48). Keban-Ergani madenlerinde kal ağası da denilen bu görevli aylık 40 kuruş (BOA, D.MMK.d 23125: 4), 7 Mayıs 1816 da Gümüşhane madenindeki kalcı ise 240 kuruş maaş almıştır (BOA, DRB.d 993). Osmanlı madenleri için bir rapor hazırlayan Polini adlı mühendis ise Akdağ madeni için hazırladığı raporda kalcıya 650 kuruş mahiye verilmesini önermiştir (BOA, DRB.d 165). 1258/1842 de Balya madeninde kâl ustadiyesi olarak 531 kuruş verilmiştir (BOA,DRB.d 1037). Madendeki kalcı sayıları zaman içinde farklılık arz etmiştir. Bunun nedeni işletilen fırın sayısındaki artış ya da azalmaydı. Çünkü her fırına bir kalcı ustası düşmekteydi. Bozkır madeni için 1793-1831 yılları arasında dört kalcı 416 istenirken (BOA, DRB.d 1044) 1780-1783 arasında ise genelde 417 üç kalcı talep edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 638-1, 666-1; BOA, C.DRB 3083). Bozkır madeni açıldıktan sonra farklı sayılarda madende istihdam edilen kalcılara, madenin kapatılması nedeniyle boşta kalmalarından dolayı Gümüşgan ve Bereketli madenlerinden istediklerine gitmelerine izin verilmiştir (BOA, DRB.d 980). 416 BOA, MEDAD 9: 206-3, 211-3, 213-3, 219-3, 221-3, 223-4; BOA, C.DRB 1218; BOA, C.AS 23579; BOA, C.DRB 1686; BOA, C.DRB 1710; BOA, C.DRB 1454; BOA, C.DRB 1915; BOA, C.DRB 2482; BOA, D.DRB.HAT 21/20; BOA, DRB.d 976. 18 Ocak 1822 tarihinde 20 kıyye gümüş ve 12.500 kıyye kurşunu senesi içinde noksansız olarak aynen nakletmek üzere taahhüt üzere işletilmeye başlanan Bozkır madenine dört kalcı istenmiştir (BOA, DRB.d 1044). Bu tarihten sonra da aynı miktarda kalcı istenilmiş olmalıdır. 417 1777 yılında iki (BOA, MEDAD 8: 609-3), 1783 te bir (BOA, C.DRB 2691) ve 1779 yılında beş kalcı (BOA, C.DRB 1058) istenmiştir.

192 3.4. Feteci Fete, kırmak, açmak ve yardım anlamlarına gelmektedir 418 (Tızlak, 1997a: 156). Darphaneye teslim edilen gümüşten fırın başına her fırından elde edilen üründen fete-i sim adıyla bir kesinti yapılmaktaydı. Bozkır madeninde üretilen gümüş darphaneye teslim edildikten sonra hesabı görülürken teslim edilen gümüş kıtalarının 419 her birinden 3 dirhem fete-i mu tade düşülürdü (BOA, DRB.d 996: 89). Darphaneye teslim edilen gümüşler için kullanılan kıta ifadesi fırınlarda cevherin kaç defada kal olunduğunu belirtmektedir (BOA, D.DRB.THR 6/29). Kıta olarak darphaneye teslim edilen gümüş vezn olununca gümüşün miktarı ortaya çıkmaktaydı. Miktarı belirlenen gümüşten, kıtasından üç dirhem fete-i mu tadesi düşülünce dirhemi 16 paradan işlem görmüş olup, ortaya çıkan meblağ ise maden eminine verilen sermayeye karşılık yazılmıştır (BOA, DRB.d 1030). Bozkır madeni için Gümüşhane den istenen feteci adı verilen görevli ilk olarak 28 Mayıs 1780 tarihinde (BOA, MEDAD 8: 638-3) ve son olarak 25 Mart 1783 (BOA, MEDAD 8: 669-1) tarihinde istenilmiştir 420. Bozkır madeni için bu süreçte bir adet feteci ustası talep edilirken bu tarihten sonra bu isimle bir görevli talep edilmemiştir. Gümüşhane den gönderilen ve cevherin izabe ve terbiyesinde ihtisas sahibi olan ve madenlerde gümüş elde etmekle görevli lüpçü adı verilen ustalar (Çağatay, 1942a: 25-26) ile feteci adı verilen görevlilerin aynı görevi yaptığı söylenebilir. Zira gümüşten resm-i fete adıyla fırınlarda cevherin kaç defada kal olunduğuna gösteren bir kesinti yapılmaktaydı. 3.5. Kürek Bağlayıcı Ateşten kor ve kül çıkarmaya mahsus sapıyla beraber yekpare küçük demir alet (Şemsettin Sami, 1317: 1194) anlamına gelen kürek 421 kelimesi ile bağlayıcı kelimesinin bir araya gelmesinden oluşan bu terim, Bozkır madenlerindeki bir 418 Fette şeklinde de okunabilen kelime, bir kırık parça ya da ufalanmış kitle analamına geldiğine göre (Redhouse, 1890; 1365) bu işi yapan görevliye feteci denilebilir. 419 Belgelerde kıta ât şeklinde ifade edilmiştir (BOA, DRB.d 1023: 38; BOA, DRB.d 996: 89). Örneğin 10 kıtaat/parça teslim edilen gümüş, 10 ile 3 ün çarpımı sonucunda 30 dirhem gümüş resm-i fete olarak düşülmüştür (BOA, DRB.d 996: 89). 420 Feteci talebi ile ilgili ayrıca bkz. BOA, MEDAD 8: 666-1; BOA, C.DRB 2691; BOA, C.DRB 3083. 421 Kürek; toprak, kum ve külü toplayıp atmak için de kullanılır.

193 görevliyi ifade etmekteydi. Bozkır madeninin ilk açılışında yazılan masraf defterinde bahâ-i kâv sâle ve tîmûr ve elvâh ve ücret-i kürekciyân rây-ı i mâl-gerde kürek bâdeme-i ma den-i mezbûr hil at defter-kadı 551,5 kuruş (BOA, D.BŞM.d 4702: 3) kaydı görülmektedir. Bu kayda göre kürek imali konusunda görüşü alınan kürekçilere ücret ödenmiştir. Madenin ikinci defa açılmasından sonra piristat, kalcı ve kürek bağlayıcı ustaları istenmiştir. Bozkır madeninin bu konudaki ihtiyacı da Gümüşhane den karşılanmıştır. Gümüşhane madeni emini olanlara, piristatbaşılar marifetiyle bu ustaların tedârik edilerek Bozkır tarafına gönderilmesi gerektiğine dair emirler gönderilmiştir (BOA, MEDAD 9: 206-3; 211-3). Bozkır madeni için, 1788-1831 yılları arasında, her yıl emin atamasından sonra bir kürek bağlayıcı istenmiştir 422. Bozkır madeninde görevli kürek bağlayıcının ne kadar ücret aldığı tespit edilememesine rağmen Akdağ madeninde bir kürek bağlayıcıya aylık 700 kuruş ücret verilmiştir (BOA, DRB.d 165). 3.6. Baltacı Madenin kömür ihtiyacını karşılayan baltacıya, kömürcü de denilmektedir (BOA, MEDAD 8: 638-2). 26 Ocak 1779 da Bozkır madenine bağlı kaza ahalilerinin çoğu rençper olduğundan ve kömür yakma işini bilmediklerinden Gümüşhane den 20 baltacı istenmiştir (BOA, C.DRB 1058; BOA, MEDAD 8: 624-2). Baltacılar tarafından yakılan kömür, diğer madenler misali ücreti nakit olarak verilmek şartıyla, emin tarafından satın alınırdı (BOA, MEDAD 8: 638-3). Madenin açıldığı ilk yıllarda köylüler tarafından kömür tedâriki iyi bilinmediğinden dolayı, Gümüşhane den kömürcü amelesi istenirken (BOA, MEDAD 8: 638-3) bu ustalarla birlikte madene bağlı kaza ahalilerine de kömür tevzi edilmiştir (Grafik 7). Buna göre, Bozkır kazası 150 balta ve Belviran kazası 65 balta olarak hesap edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 619-1, 620-2). Madene bağlı kazaların köylerine tevzi edilen balta hesabı üzere her balta, haftada 100 kıyye kömür tedârik ederek fırınların olduğu 422 Kürek bağlayıcı ile ilgili belgeler için bkz. BOA, MEDAD 9: 206-3, 211-3, 213-3, 219-3, 221-3, 223-4; BOA, C.DRB 1218; BOA, C.AS 23579; BOA, C.DRB 1686; BOA, C.DRB 1710; BOA, C.DRB 1454; BOA, C.DRB 1915; BOA, C.DRB 2482; BOA, D.DRB.HAT 21/20; BOA, DRB.d 976, 1044.

194 mahalle nakletmek şartıyla her 100 kıyye kömüre 60 ar akçe 423 ücret tespit edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 658-2). Bu ücretler karşılığında madencilere teslim edilen kömürlerin teslimi esnasında madenciler ile kömürcüler anlaşmazlığa düşebilmekteydi. Bu anlaşmazlığın temel sebebi madencilerin, Bozkır ve Belviran kazaları ahalisinden kanuna aykırı taleplerde bulunmalarıydı (BOA, MEDAD 8: 685-1). Grafik oluşturulurken madene bağlı kazaların verdiği kömürcüler dikkate alınmıştır. Dolayısıyla baltacı sayısındaki artış ya da eksilme madene bağlı kazaların madene bağlanması ya da maden emanetinden çıkarılması ile ilgilidir. Ancak baltacı sayısını doğrudan etkileyen unsur, madende üretimin artması bir başka ifadeyle madende işletilen fırın sayısının artmasıyla orantılıdır. Grafikteki kömür miktarındaki artış ve eksilme madendeki fırın sayısı ile ilgilidir. Grafik 7: Bozkır Madeninin Kömür İhtiyacını Karşılayan Baltacı Sayıları Baltacı Sayısı 350 300 250 200 150 100 50 0 1777 1778 1787-1801 1802-1839 Yıllar 3.7. Usta Usta, ustabaşının gözetiminde çalışan, mağara açılmasından cevherin saflaştırılmasına kadar geçen süreçteki işleri, yanındaki madenciler ile birlikte yapan maden görevlileridir (Tızlak 1997a: 111). Maden eminlerinden sermaye alan ustabaşı, aldığı sermayeyi ustalara dağıtır ve bu şekilde maden işletilirdi. Bu durum 423 1787 yılında, Keban madeninde her ay kömür harkı için, ücreti maden emini tarafından verilmek şartıyla, her baltacıya sekiz kuruş ücret verilmiştir (BOA, MEDAD 9: 26-1).

195 emin değişimi esnasında görülen hesaplaşmalarda ustaların zimmetlerinde kalan paralardan da anlaşılmaktadır (BOA, MEDAD 8: 689-1; BOA, C.DRB 810). Bozkır madenine bağlı kaza ahalilerinin çoğu rençper olduğundan ve kömür yakma işini bilmediğinden ve mevcut madenciler dahi mağaradan cevher kazmayı bilmediğinden Gümüşhane tarafından maden amelesinden ve Rum taifesinden olmak şartıyla 10 piristat, beş kalcı, 20 baltacı ve yeterince maden ustasının Bozkır a gönderilmesi istenmiştir (BOA, C.DRB 1058). Bu örneğe bakılarak, Bozkır madeninde sadece gayri Müslimlerin çalıştığı söylenemez. Nitekim madende Müslüman ustalar da görev almıştır (BOA, D.DRB.THR 9/20). Gümüşhane madeninden usta talep edildiğinde madende alakası olmayan, olmamak şartıyla denilmesi (BOA, C.DRB 2691) usta talebinde dikkat edilen hususları göstermesi açısından önemlidir. Bu ustaların temini için Bozkır madeninden bazı ustalar Gümüşhane tarafına gitmişlerdir (BOA, MEDAD 8: 669-1). Bu durum Bozkır madeninde devamlı olarak çalışan ustaların olduğunu göstermektedir. Madenin kapalı olduğu, 17 Mart 1786 tarihinde, Bozkır madeninde 400 usta bulunuyordu (BOA, MEDAD 8: 693-1). Ustalar genelde Gümüşhane den temin edilmiştir. Gümüşhane den Bozkır madenine çeşitli zamanlarda gelen ustaları piristat, kalcı, feteci, kürek bağlayıcı ve baltacı olarak sıralamak mümkündür. Bunlardan başka bir de madenci ustası diye tarif edilen bir grup vardı (BOA, MEDAD 8: 609-3; 610-1). Bunlar da ilk zamanlar Gümüşhane tarafından karşılanmıştır (BOA, C.DRB 1058). Madene bağlı kaza ahalilerinin maden ilminden anlamamaları bu durumda etkili olmuştur. Ancak sonraki yıllarda madende devamlı çalışan ustalar vardı. Nitekim madenin kapalı olduğu dönemde, ustaların cevher çıkarmamak şartıyla, fırınların yanındaki mevcut cevherlerin imâl olunmasıyla borçlarını ödeme talebi merkez tarafından kabul edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 693-1). Bu görevlilerden biri belgelerde Usta Murat şeklinde geçmektedir (BOA, D.DRB.THR 9/20). Bu ustaların mağaralarda görev alan usta grubu olduğunu söylemek mümkündür 424. Çünkü yukarıda sayılan ustaların çoğu fırınlarda görev almaktadır. 424 Neşet Çağatay ın hutman olarak bahsettiği görevliler Bozkır madenindeki bu ustalar olmalıdır. Hutman, cevher damarlarına bakmak, mağaralarda ortaya çıkacak suyun tahliyesini sağlamak, ameleye cevherlerin kazılmasını öğretmek ve cevher damarını bulmak gibi alanlarda görev almıştır (Çağatay, 1942a: 50-51).

196 Bozkır madeninde bulunan ustalar, işleri madencilik olmasına rağmen eşkıya ile anlaşmak gibi yanlış yollara da sapabilmiştir. Temmuz 1805 te Bozkır madeni ustalarından yedisinin eşkıya ile iş birliği yaparak diğer 13 maden ustasına eziyet etmesi üzerine, bu 13 usta maden işlerini yapmada zorlanacağından, yedi madencinin ustalıktan çıkarılmasını darphane nazırına sormuş, o da çıkarılmalarını uygun bulmuştur (BOA, AHK.KR.d 24: 332-2). Bu olayda dikkat çeken bir nokta ise, ustaların darphane nazırının onayı ile iş akitlerinin iptal edilmesidir. Maden emini madencilik alanında yaptığı bütün işlerde darphane nazırına karşı sorumlu olduğundan ustalıktan çıkarma işlemini de nazırın onayını ile yapmıştır. 4. Madenciler 4.1. Çakılcı Mağaralardaki cevheri kütlesinden koparan görevli olan çakılcı 425 Çağatay ın taşçılar olarak isimlendirdiği görevli olmalıdır. Zira külünkzen de denilen taşçılar, kuyularda maden kazma işinde çalışırlardı (Çağatay, 1942a: 58). Bozkır madeni mağaralarından cevher çıkarmak için görevlendirilen çakılcı amelesi genelde Bozkır kazasından karşılanmıştır. Fakat 19 Aralık 1800 tarihinde, Bozkır daki hastalık nedeniyle çakılcıların çoğu telef olup i mâl-i ma den ve ihrâc-ı cevher sekteye uğradığından Beyşehir kazasından 40 çakılcı alınması yönündeki talep kabul edilmiştir. Bozkır dan alınan çakılcıyan misali maaş verilen bu görevlilerin daha önce madende çalışmadıkları da vurgulanmıştır (BOA, DRB.d 969). Temel görevi mağara kazıp, cevher çıkarmak olan bir çakılcı amelesi günde yalnız 100 kg cevher ihraç edebilirdi (Ahmed Hamdi, 1922: 130). Madene bağlı Bozkır kazasından çakılcı namıyla amele gerektiği zaman alınmış ve bu amelelerin 426 her birine günlük 20 akçe ücret verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 607-2; BOA, C.DRB 2421). Bu görevi yerine getirmeyen madene bağlı kaza ahalilerinden ise çakılcıyan bedeliyesi alınmıştır (BOA, C.DRB 1497). Madene bağlanan Kırili kazası her sene altı çakılcı hesabı üzerinden altı aylık çakılcı ücreti olarak 250 kuruş ödemiştir (BOA, MEDAD 9: 176-1). 1837 yılında çakılcı aylığı için Bozkır kazası köylerinden 425 Madene bağlı kazalardan tedârik edilen çakılcı görevi yerine bir bedel alındığı zaman çakılcıyân bedeliyesi denilmiştir (BOA, MEDAD 9: 180-2). 426 Madene bağlı kazalara ne kadar amele yazılırsa merkeze bildirilirdi (BOA, MEDAD 8: 629-2).

197 3.525 kuruş toplanırken madenin kapatılması üzerine bu para affedilmiştir (BOA, C.DRB 1712). Çakılcılar, madenin açılışından kapatıldığı tarihe kadar Bozkır madeni mağaralarındaki cevherlerin kazılması görevini yapmaları karşılığında günlük ücret almış ve genelde Bozkır kazası ahalisinden tedârik edilmiştir. Bozkır madeni emanetinden özellikle cevher ihracında maharetleri bilinen Bozkır a bağlı Kazıkdere köyünden amele alınmaktaydı (BOA, C.DRB 560). 4.2. Arayıcılar Arayıcılar, maden olma ihtimali olan yerleri araştırırlardı. 24 Ekim 1787 de madenin tekrar açılması üzerine Bozkır ve tevâbi ma denlerinin beher hâl etrâf eknâfında olan mahallerde cevher ihrâcımız ol-vecihle i mâl ve idâre olunmak irâdei aliyye-i mülûkânem ta alluk itmekden nâşî ma den-i merkûmenin etrâf eknâfında vâki ma den cevheri mazanna olan mahallere varılub yegân yegân mu ayene ve mağaralar hafr ve bu vecihle külliyetlü cevherin zâhire ihrâc ve i mâline mübâşeret olunmak fermanım olmağın denilerek maden emininin iş bilen birkaç adamını ve yeterince madenciyi yeni mağaralar bulmak amacıyla cevher olduğu düşünülen yerleri bulmaları ve buralardan bulunan cevherlerden darphaneye numune göndermeleri belirtilirken, cevher aranacak yerlerin kadı ve naiblerine de bu kişilere engel olmayıp yardım etmeleri tembih edilmiştir (BOA, MEDAD 9: 173-1). Arayıcılar, cevher bulunduğu belirtilen ya da cevher bulunması muhtemel olan yerleri kazan kimselerdi. 7 Mart 1789 tarihinde, Seydişehir kazası civarındaki Kürebeli ve Kızıldere diye bilinen mahallerde külliyetli cevher olduğu haber verilince, bu dağlarda cevher ihtimali olan yerlerin kazılması ve cevher çıkarılmasına kimsenin karışmaması gerektiği belirtilmiştir (BOA, MEDAD 9: 181-1). Yine Bozkır madeni emanetine sınır olan Aladağ, Alanya ve Seydişehir dağlarında cevher olduğu düşünülen yerlere tayin edilen madencilere kimsenin karışmaması ve madencilerin serbestiyeti hatırlatılmıştır (BOA, MEDAD 8: 618-2). 4.3. Lağımcılar Maden kuyularının lağımlarını temizleyen, sularını aktaran lağımcılara 427, abkeşân da denilmekteydi (Çağatay, 1942a: 58). Balya madeninin 1842 yılı 427 Bkz. V. Bölüm.

198 hesaplarına göre, 9.000 çakılcı amelesi ve cevherkeşan ile 1.700 âbkeşân amelesinin her birine günlük dört kuruş ücret verilmiştir. Bu amelelere bahşiş, senede bir defa bulgurluk ücreti ve her ameleye 1,5 kıyye olmak üzere ekmek verilmiş; madenciler için arpa, çavdar ve darı da alınmıştır (BOA, DRB.d 1037). Bozkır madeninde lağımcı adıyla bir görevli tespit edilmemiştir. 4.4. Tekneciler Kuyulardan çıkan taşı, toprağı ve cevheri taşıyan ameleye denilmektedir. Genel olarak hâkkeşan da denilirdi (Çağatay, 1942a: 58). Gümüşhacıköy madeninde 1837 yılında taş ve toprak parça keşan ücreti olarak 1.490 kuruş masraf yazılmıştır (BOA, HH.d 13823: 2). Bozkır madeninde ne kadar tekneci çalıştırıldığı bilinmemektedir. 4.5. Dolapçılar Maden kuyularından su, taş, toprak ve cevher çıkarmak için at ve eşek ile çekilen kova yerine sığır derisi tulumu bağlanmış olan dolapları idare eden kimselere denilirdi (Çağatay, 1942a: 58). Dolap beygircileri, yüzeyde kurulan arıtma tesislerindeki çarhlara ait dolapların çalıştırılması için kiralanan beygirleri kontrol edip yönlendiren teknik sınıfa dahil gruptu. 1706 yılında Sidrekapsi madeninde günlük 15 er akçe ücretle çalıştıran dolapçılar, yılın belli bir bölümünde istihdam edilirdi (Altunbay, 2010: 49). Bozkır madeninde dolapçı adlı görevliye ait bir kayıt tespit edilememiştir. 4.6. Körükçüler Maden ocaklarında ateş körüklerini 428 çekenlere verilen isimdi (Çağatay, 1942a: 58). Balya madeninin 1842 yılı masraf hesaplarına göre, fırın körüklerinde 40 fırında 2.583 amele ve her kâl körüğünde dört kişi olmak üzere 39 kal körüğünde 156 kişi görev almış ve bu amelenin her birine günlük 170 para ücret verilmiştir 429 (BOA, DRB.d 1037). 428 Açılıp kapandıkça içindeki havayı üflemek suretiyle ateşi canlandırmaya yarayan, deri, meşin ve tahtadan alete körük (Ayverdi, 2006: 1790), körüğü kullanan kişiye de körükçü denilmiştir. 429 Gümüşhacıköy madeni körüklerinde, madencilerin zahire taşımakla meşgul olmasından dolayı, hapiste olan kişilerin çalıştırıldığına bugünkü anlamda şikayet mektubu denilebilecek bir belgede değinilmiştir (BOA, HH.d 17512).

199 4.7. Kantarcı Kantarcı, kuyulardan elde edilen ham cevher ile fırınlara konacak cevheri tartan görevliydi (Çağatay, 1942a: 48). Fırınlara konulacak cevherin miktarı belli olduğundan (BOA, C.DRB 3058) bu miktarın ayarlanması onun sorumluğundaydı. Bozkır madenindeki fırınların her birinden 10 akçe kantariyye adıyla ücret alınırdı (BOA, MEDAD 8: 639-2). 4.8. Vezzân Saf hale getirilen altın ve gümüşü tartan görevliydi (Çağatay, 1942a: 48). Fırın başına vezzaniye adıyla 30 akçe alınmaktaydı. Bu bakımdan fırınlardan çıkarılan kurşun ve gümüşü tarttıkları söylenebilir. Zira Bozkır dan ne miktar kurşunun iskeleye ve ne miktar gümüşün İstanbul a gönderildiği bellidir. Gümüşhane madenindeki fırınların her birinden 30 akçe vezzaniye alınması emsal alınarak Bozkır madeninde de uygulanmıştır (BOA, MEDAD 8: 639-2). Bozkır madeninde kurşunun humsu ile birlikte kitâbet, nezâret, vezzaniye avâidleri devlet için çıkarıldıktan sonra kalan kurşun belirlenen fiyat üzerinden satın alınırdı (BOA, MEDAD 8: 640-1). Ergani madeninde, 1790-1794 yıllarında, vezzaniye ücreti olarak yıllık 200 kuruş masraf yazılmıştır (BOA, HH.d 18253: 2). 4.9. Ameleler Rençperler 430, bunlara ırgat da denilmektedir. Maden işlerinde hizmete gelmeyen kişilerden alınan bedel akçesiyle, yerlerine tutulan ve muvakkaten çalışan kimselerdi (Çağatay, 1942a: 58). Madenin ilk açılışında, rençper olarak adlandırılan Bozkır kazası ahalisinden bazı kişilerin Bozkır madeninin kömür tedâriki işinde görevli oldukları, ancak bunların kömür tedârikinde çok becerikli olmadıkları dile getirilmiştir (BOA, MEDAD 8: 624-2). Bozkır madeninin germiyyet usulü 431 ile işletilmesi birçok ameleye ihtiyaç duyulmasına neden olmuştur. Bozkır madeni açıldığı tarihten itibaren madenin amele ihtiyacı Bozkır kazasından karşılanmaya çalışılmıştır (BOA, MEDAD 1: 750-1). 430 Ağır ve yorucu işlerde çalışan kimseleri ifade eden kelime çiftçi anlamına da gelmektedir (Hüseyin Kazım Kadri, 1928: 917). 431 Germiyyetin sözlük anlamı sıcaklık, hararet; ateşli çalışmadır (Devellioğlu, 1999: 287). Fakat burada kasdedilen fırınlarda yapılan çalışma olmalıdır.

200 Maden için ne kadar amele gerekli ise Bozkır kazasından tedârik edilmiş ve bunlara günlük 20 akçe ücret ödenmiştir 432 (BOA, MEDAD 8: 607-2). Madencilere elbise yaptırmak için 1777 yılında, 500 kuruş ödenmiştir (BOA, D.BŞM.d 4702: 3). Yine Bozkır madeninde madenciler ile ahaliye hilat baha olarak 550 kuruş verilmiştir (BOA, C.DRB 3090). Maden emanetine bağlı kazaların bazısı amele göndermek yerine amele ücreti ödeyerek bu görevi yerine getirmiştir. Bozkır madenine bağlanan Kırili kazası kütük, kül ve amele ücreti olarak 250 kuruş ödemiştir (BOA, MEDAD 9: 176-1). Madenin açıldığı 1776 yılında, 3 piristat ile 47 madenci Bozkır a gelmiştir. Bu madenciler içinde Müslüman ve gayrimüslim piristat ve ustalar vardı 433 (BOA, C.DRB 2375). 24 Aralık 1782 de Bozkır madeninin ihtiyacı olan maden amelesi de Gümüşhane den karşılanmıştır (BOA, C.DRB 3083). Gümüşhane madeninden böyle bir talepte bulunulması, Bozkır da yaşayan halkın madenciliği tam bilmediğinden gönderilen madenciler tarafından madenciliğin inceliklerinin kaza halkına öğretilmesinin hedeflendiği izlenimini vermektedir. 4 Mayıs 1801 tarihinde de Gümüşhane den 15 madenci gönderilmesi istenmiştir (BOA, C.DRB 378). Tabii ki bütün madenciler Gümüşhane den karşılanmamıştır. 1801 yılında, Bozkır a bağlı Kazıkdere köyü ahalisi 434 maden imali fenninde mahir olduklarından, serbestiyet üzere, mağara açıp cevher çıkarmakla görevlendirilmiştir (BOA, DRB.d 969). Bozkır madeninde görevli madencilerin sayısı hakkında kesin veri olmamasına rağmen madende çalışan bir hayli madenci olduğu tahmin edilmektedir. Keban ve Gümüşhane madenlerinden gelen zimmi ve Müslüman 400 madenci, Bozkır madenine yerleştirilmiştir (BOA, C.DRB 2975). Daha önceden madene yerleştirildiği anlaşılan bu madenciler, sermayeleri yetmediği için 23.000 kuruş maden sermayesinden ve 12.000 kuruş tüccardan borç aldıklarını ve madencilikten başka 432 1837 yılında Gümüşhacıköy madeni fırınlarında çalışan ameleye dört kuruş ücret hesap edilmiştir. Bu masraf kazalardan toplanmak suretiyle bu meblağın günlük iki kuruşu ameleye ücret olarak verilirken kalan miktar madene gelir olarak kaydedilmiştir (BOA, HH.d 13823: 1). Balya madeninde ise, madencilere bahşiş verildiği gibi yılda bir defa bulgurluk verilmiştir (BOA, DRB.d 1037). 1783 yılında külünk-zen ve su dökücülere verilen ücretler için bkz Çağatay, 1942b: 280-283. 433 Piristat olarak Hasan Beşe, Köstendil ve Yani gibi kişiler vardı. Bunlardan başka aynı tarihli bir arzın altında 34 gayri Müslim kişinin ismi vardı. Bu zamana kadar Bozkır da hiç gayrimüslim olmadığına göre bu kişiler madene gelen ustalar olmalıdır. Dolayısıyla madene gelen 50 kişinin 36 sı gayrimüslim diğerleri ise Müslüman idi (BOA, C.DRB 2375). 434 Küre bakır madeninde esirler de çalıştırılmıştır (Yaman, 1938: 162; Yaman 1941: 270).

201 gelirleri olmadığını belirterek madenin tekrar açılmasını talep etmişlerdir. 26 Haziran 1787 de evlatlarının dağ başlarında, kendilerinin ise han köşelerinde sefil olduğunu belirten madenciler, Bozkır madeninin yeniden açılmasını istemiştir (BOA, C.DRB 2975). Burada belirtilen rakamın madenin kapalı olduğu dönemlere ait olduğu ve Bozkır madeni emaneti dâhilindeki kaza ahalilerinin de burada görevlendirildiği düşünüldüğü zaman madende birçok kişinin çalıştığını söylemek mümkün olmaktadır. Bozkır madeninde çalışan madencilerin 1782 yılındaki durumu ise şöyleydi. Madencilerin tek kârı, dağa varıp bir fırınlık cevher tedârik etmekti. Ancak madenciler geçimlerini sağlamak için başka işler yapmaya başladığından maden işleri aksamaktaydı (BOA, D.DRB.THR 2/19). Madenciler gelirlerinin masraflarını karşılamadığını, maden işlerinden dolayı borçlu olduklarını ve bu nedenle başka madenlere gidip borçlarını ödeyeceklerini ifade etmişlerdir 435 (BOA, C.DRB 47). Bütün bu olumsuzluklara rağmen madenin kapatılmasına kadar, Bozkır da maden amelesi görev yapmıştır. Bozkır madeni kapatıldıktan sonra, 21 Şubat 1841 tarihinde, madende bulunan maden amelesi Gümüşgan ve Bereketli madenlerinden istediklerine gidebilecekti (BOA, DRB.d 980). 4.10. Diğer Görevliler Berat-ı bahâ-i kereste ve mesâmîr ve ücret-i neccârân ve duvarciyân ve rençberân ve gayruhü rây-ı? inşaâ-i konak bâdeme-i emin-i ma den-i mezbûr hil at defter kazâ-i m. 4502,5 kuruş (BOA, D.BŞM.d 4702: 4) ifadesi, rençperlerin Bozkır madeninde görev aldığını göstermektedir. Bu kayda göre Bozkır madeninde marangoz olarak tanımlanan neccar ile duvarcı da görev yapmıştır. Bu görevliler maden eminine ait konağın inşasında çalışmışlardır. Bunların yanında kuyu, lağım ve baca inşaatları ile yüzeyde kurulan çarh ve fırın gibi tesislerde gereken demirin döşenmesi ve ayrıca inşa işlerinde ve cevher çıkarmada kullandıkları demir aletlerin 435 Mağaradan cevher ihrâcında gayri bir şey e ma denciyân tâ ifesi müdâhale itmemek ve ittirilmemek ve gerek ümenâ-yı ma den ve gerek ma denciyân kömür ve kütük ve cevher nakliçün bedel almayub cümlesinin aynî alınmak ve müceddeden mağara küşâdına taleb olan ma denciyâna lâyıkıyla i ânet olunub sâ irlerden mümtâz olmak ve ümenâ dahi ma denciyânın ihrâc itdiği cevheri der akîb fırun mahalline nakl idüb kâffe-i levâzımını tedârik ve a dâd-ı birle bilâ imhâl i mâl itmek (BOA, C.DRB 571) şeklinde madencilerin yapacağı görevler tarif edilmiştir.

202 imalinden sorumlu olan demirciler 436 de madenlerde görev almıştır (Altunbay, 2010: 50). Balya madeninin 1842 yılı hesaplarına göre, her fırında bir çarkçı görevlendirilmiş ve günlük 10 kuruş ücret verilmiştir. Yine her fırında günlük 10 kuruş ücret alan fırın mütevellisi vardı (BOA, DRB.d 1037). 1837 yılında Gümüşhacıköy madeninde demirci, dülger, duvarcı, mesmer ve kelbed gibi görevliler vardı (BOA, HH.d 13823: 2). Maden-i hümayunda ise bir veznedara aylık 5 kuruş ücret verilmiştir (BOA; D.MMK.d 23125: 4). Burada isimleri zikredilen görevliler dışında madenciler de vardı 437. İfrazcılar ise, özellikle altın ve gümüş elde edilen madenlerde görev almışlardı. İfrazcılar madenleri birbirinden ayırmak için güherçileden elde edilen ve tizap denilen, halk arasında kezzap denilen nitrik asit kullanmaktaydı. İfrazcılar ücret olmak üzere fırın başına veya toptan ücret-i ifrâziye adıyla ücret alırlardı. Fırın başına alınan ücret üç akçeydi (Çağatay, 1942a: 49). Bedel-i ifrazın yıllık üretimin % 1 i (Tızlak, 1997a: 156) olduğu belirtilirken bir başka araştırmacı bu oranın %10 olduğunu ifade etmiştir (Bölükbaşı, 2010: 74). 18 Mayıs 1780-31 Ekim 1787 yıllarında gümüşün her çekisinden 55 er akçe resm-i miri ifrâzciyân ve mahlut sim içerisindeki altın çıkarıldıktan sonra kalan gümüşün ise 10 dirhemde bir dirhemi bedel-i ifrâz olarak alınırdı 438 (BOA, MEDAD 8: 639-2, 645-3; BOA, MEDAD 9: 174-1). Buradan hareketle altın ile gümüşün karışık olduğu ve mahlut sim olarak adlandırılan madenden onda bir ya da %10 oranında bedel-i ifraz alındığı görülmektedir. Fakat sim olarak adlandırılan gümüşten ise 100 dirheminde 55 akçe alındığına göre ve 100 dirhem gümüş 1.680 akçe olduğuna göre oranlama yapıldığı zaman %3,2 oranında bir kesinti yapıldığı görülecektir. Bu veriler dikkate alındığında yapılan kesintinin oranını belirleyen unsurun madenin cinsi olduğu ortaya çıkmaktadır. 436 1831 yılında yapılan nüfus sayımında Bozkır kazası içinde Siristat ta ikamet eden 26 yaşındaki Demirci Mehmet Veled-i Demirci Mehmet (BOA, NFS.d 3310: 174) gibi demirciler vardı. 437 Osmanlı döneminde madenlerde görevli olduğu daha önce madencilik alanında yapılan çalışmalarda tespit edilen ancak Bozkır madeninde tespit edilmediği için bu bölümde zikredilmeyen görevliler için bkz. Çağatay, 1942a; Tızlak, 1997a; Altunbay 2010; Anhegger, 1943. 438 18 Mayıs 1780-31 Ekim 1787 de, gümüşün her çekisinden 55 er akçe resm-i miri ifrâzciyân devlet için alındıktan sonra, mahlut simde ortaya çıkan altının dörtte biri miri için alınır, kalan altının her miskali 480 er akçeye ve mahlutun altını çıkarılarak baki siminde 10 dirhemde bir dirhemi bedel-i ifraz ve beher ocakda üçer dirhem resm-i fetesi çıkarıldıktan sonra çeki tabir olunur her 100 dirhemi 1680 er akçeye hesap edilmesi şeklinde Gümüşhane madenindeki uygulama Bozkır madeninde de yürürlüğe girmiştir (BOA, MEDAD 8: 639-2, 645-3; BOA, MEDAD 9: 174-1).

203 Bozkır madeninde ifrazcı adı verilen bir görevli tespit edilememiştir. Ancak Bozkır madeni için 6 Mayıs 1780 de ifrazcı ile aynı görevi yaptığı 439 düşünülen tizâbcı 440 adı verilen bir görevli Gümüşhane den talep edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 638-3). Bu tarihten sonra böyle bir görevlinin talep edilmemesi ve Bozkır madeninde görev almaması, madene nizam verilirken altın ile gümüşün Bozkır da ayrıştırılmasının araştırılması için böyle bir görevli talep edildiği izlenimini vermektedir. Ancak bu durumun geçekleşmemesi üzerine Bozkır madeninde üretilen mahlût sîm olarak adlandırılan gümüş ile karışık altının darphaneye nakledilerek burada ayrıştırılmasına karar verilmiş olmalıdır. Balkanlarda işletilen Sidrekapsi madeninde çalışan teknik personele bakıldığı zaman hutman, urbarar, şafar, vatrok, palkançaron, vedarcı gibi madende çalışan teknik elemanlar ile iştolna, roşt ve pavun 441 gibi madencilik terimleri kullanılmıştır (Altunbay, 2010: 13-15). Bozkır madeni üzerinde yapılan incelemede, genel olarak, bu isimli görevliler ile madencilik terimlerine rastlanmamıştır. Bu bakımdan madenlerdeki Alman etkisinin Balkanlar da etkili olduğunu, Anadolu da ise bu etkinin söz konusu olmadığını söylemek mümkündür. Bozkır madeni 1776 yılında açıldığında Bozkır halkı madencilik alanında fazla bilgi sahibi olmadığından özellikle Gümüşhane den ustalar getirilmiştir. Getirilen bu ustalar sayesinde XVIII. yüzyılda Anadolu madenlerindeki madencilik terminolojisi ve teknolojisi Bozkır da uygulanmaya başlanmıştır. 439 Tizzâb, altın ve gümüşün birbirinden ayrılması için kullanılan bir maddeydi (BOA, C.DRB 1830). 440 Keskin anlamına gelen tîz ile su anlamına gelen âb kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşan tîzâb, mermeri ve litoğrafya taşlarını hakk eden yani kazıyan, maruf yakıcı sarımtırak suya denirdi ve halk arasında kezzap olarak kullanılırdı (Şemseddin Sami, 1317: 457). 441 Maden kuyularını işleten eminler, çoğu kez madenci ustaları ve kadı gibi yetkililerle birlikte kuyularda pavun adı verilen bir ölçüm yaparak, tahmini olarak işlenebilir cevherin miktarını/rezervini tespit ederlerdi (Altunbay, 2010: 33). Bozkır madeninde bu isimle bir işlem tespit edilememesine rağmen mağaralarda doksan fırınlık cevher vardır gibi ifadelerden Bozkır madeninde de bu şekilde ölçümler yapıldığı anlaşılmaktadır (BOA, C.DRB 2375; BOA, MEDAD 8: 693-2).

204 Tablo 5: Bozkır Madeni Hümayun Emanetindeki Görevliler * Delilbaşı, bazen madenin güvenliği ile görevlendirildiği için burada yer verilmiştir.

205 V. BÖLÜM ÜRETİM VE NAKİL 1. Üretim 1.1. Cevher Üretimi Bozkır madeninde bulunan cevherlerin işletilebilmesi için merkezi yönetimden izin alınması gereklidir 442. Bunun için bölgede maden cevheri olduğunu bilen kişilerin, ilgililere bu konuda bilgi vermesi ve bir miktar cevher numunesini incelenmek üzere darphaneye göndermesiyle süreç başlatılmıştır 443. Darphanede, Bozkır madeninden gönderilen numuneler incelenerek bu maden ocağından devlet için fayda sağlanacağına kanaat getirilirse, darphane nazırının bu durumu sadrazama, sadrazamın da padişaha bildirmesi üzerine madenin açılmasıyla ilgili bir emir yayınlanmış, maden işleriyle ilgilenmesi ve madendeki organizasyonu yapması için bir memur görevlendirilmiştir 444 (Bkz. I. Bölüm). 1.1.1. Cevherin Çıkarılması Bozkır madenindeki mağaralardan cevher üretiminin yapılması ile ilgili bilgi elde edilememiştir. Arşivdeki belgelerden elde edilen bilgiler genelde üretim sonucu ortaya çıkan maden miktarları, kurşununun Alanya İskelesi ne ve oradan darphaneye nakli ile ilgilidir. Bu bilgi eksikliğini gidermek adına madencilikle ilgili kanunnameler ile kanunlara müracaat edilmiştir. Madenlerde kanun-ı kadim olarak bahsedilen uygulamalar geçerli olduğuna göre, Bozkır madeninde de mağaralardan cevherin çıkarılmasından fırınların olduğu yere nakline kadar geçen süreçte aynı uygulama geçerli olmalıdır. 442 Bozkır madenindeki üretimin çeşitli aşamaları için bkz. Tablo 11. 443 Novoberdo madeni kanunnamesine göre, 1494 yılında, bir kimse bulduğu cevheri urbarara götürür ve birkaç mutemet bu cevherdir diye şahitlik ederse, o kuyuya ölçü çekilirdi. Ancak mutemetlerin kuyuyu görüp içinden cevher almaları gerekirdi (Akgündüz, 1990b: 545). 444 Darphanede yapılan incelemede cevherin yetersiz olduğu düşünülürse, madenin bir yıl işletilip üretimi ve masrafı görüldükten sonra karar verildiği ile ilgili örnekler de vardır. 2 Ağustos 1838 tarihinde, Çıldır eyaleti Mirho kazasında bir gümüş madeni bulunarak numunesi darphaneye gönderilmiştir. Ancak darphanede izabe olunan cevherde pek nema görülmemiştir. Buna rağmen madenin bir yıl işletilip masraf ve kâr oranının görülmesinden sonra eski nizama göre karar verilmesi yönünde bir uygulamaya gidilmiştir (BOA, D.DRB.THR 675/3).

206 Bozkır madeninde mağara, diğer madenlerde kuyu olarak adlandırılan cevher çıkarılan yerlerde önce toprak atılarak mağaralar açılmıştır. Cevher olduğu düşünülen yerdeki toprak atılarak yer altına doğru kazılarak 445 mağara açılırdı 446. Açılan mağaraların derinlikleri ise kanunnamelere ve gözlemlere göre şöyleydi. 1536 tarihli maden kanununda 100-150 kulaç 447 arasında bir derinlikten bahsedilirken (Spaho, 1913: 142) bir başka araştırmada ise, 1586-1589 yıllarında, Sidrekapsi madeninde bulunan ve gözlemlerini dile getiren Mehmet Aşık a atıfta bulunularak 112,5-150 metre arasında bir derinlikten söz edilmiştir (Murphey, 1986: 982). Madenciler, maden mağaralarına girerek külüng adı verilen çekiçleriyle cevherleri koparırlardı (BOA, D.DRB.THR 2/19). 1910 yılında Bulgardağı madenindeki durum şu şekildeydi: Madenciler kazma ve kürekleriyle mağaralara girerler, içeride don yağı yakarlardı. Sarı bir toprak halinde olan cevheri çuvallara koyarak, katırlarla kasabaya naklederler, cevher orada izabe fırınına girerdi (Ahmet Şerif, 1999: 230). Bozkır madeni mağaralarında ise kazılan cevher, mağaralardan çuvallara doldurularak ameleler vasıtasıyla mağara önlerine çıkarılarak biriktirilmiş ve oradan hayvanlara yüklenerek cevher işleme merkezi olan Siristat a getirilmiştir. Maden kuyularından çıkarılan cevherlerin miktarı defterlere yazılırdı ki, cevherlerin yazıldığı bu defterler kuyu defteri 448 olarak adlandırılırdı (Anhegger, 1943: 35). Her işçinin çalıştığı yani cevher 449 ürettiği yere işlek denirdi (Spaho, 1913: 142). Bu işleklerde ortaya çıkan taş ve toprakların da maden cevheri gibi buradan 445 1588-1589 tarihli maden kanununa göre, madende cevher çıkarmak için hutman denilen kişinin tahmin ettiği yer kazılır ve buradan cevher çıkmazsa bu görevlinin hakkından gelinirdi (BOA, MAD.d 22148: 5). 446 Ortaçağ İslam dünyasında ise, dikey şaft ve yatay tünel kazma teknikleri kullanılırdı. Birincisi şaftları dik olarak toprağın altına daldırmak ve damarlara ulaşıldığında yatay olarak ilerlemekti. Ancak daha sık uygulanan dağın yamaçlarına maden galerileri açılır, şaftları batırmak yerine damarları takip ederlerdi. Ayrıca ikincisi daha az masraflı olduğundan daha çok tercih edilirdi (Al- Hassan- Hill, 1986: 968). 447 Bir kulaç 1,137 m dir (Akgündüz, 1990b: 444). Buna göre kuyudaki derinlik 113,7-170,5 m arasında değişmektedir. Fakat kulaçla ilgili farklı miktarlar da kabul edilmektedir. Halil İnalcık a göre, bir kulaç 1,71 m (İnalcık, 1991a: 18) Hinz e göre ise kulaç 4 şer i arşın (Zirau ş-şer iyye) yani 199,5 cm ya da yaklaşık iki metredir (Hinz, 1990: 67). Kulaçla ilgili bkz. Pakalın, 1993:314; Cengiz Kallek, Kulaç, DİA, XXVI, 2002: s.353-354. 448 Cevherin çıkarılmasından nakline kadar geçen süreçlerde çeşitli defterler tutulmuştur. Bu bürokrasi sayesinde madencilik sektöründe bir otokontrol sistemi oluşturulmuştur. Madencilikle ilgili tutulan çeşitli defterler hakkında bkz. Anhegger, 1943: 35. 449 Hezârfen Hüseyin Efendi, Telhîsü l-beyân fî Kavânîn-i Âl-i Osmân adlı eserinin nüshalarında küçük farklılıklar olmasına rağmen cevherleri şu şekilde ayırmıştır: Cevher birkaç dürlü olur azlığı

207 çıkarılması gerekirdi. Cevherin yanında taş ve toprakların yeryüzüne çıkarılmasında eşeklerle döndürülen dolaplardan faydalanılırdı 450 (Tızlak, 1997a: 102; Hezârfen Hüseyin Efendi, 1998: 256) İssawi bu konuda, kazılan cevherin küçük çuvallarda çocukların büyük gayretiyle taşındığını belirtmiştir 451 (Issawi, 1980: 284). Hamid Sa dî de Gümüşhacıköy madeni mağaralarında çıkarılan cevherlerin küçük çocuklar vasıtasıyla çıkarıldığını ve katırlarla izabehaneye sevk olunduğunu iddia etmiştir (Hamid Sa dî, 1340:227). Bozkır madeninde çıkarılan cevherin yeryüzüne çocuklar vasıtasıyla taşındığına dair bir kayıt tespit edilememiştir. Ancak 1780 yılında, Keban Ergani madenleri mağaralarında üretilen cevherler maden küfeleri ile yeryüzüne taşınmıştır (Yüksel, 1997: XXXVIII; Tızlak, 1997a: 102). 14 Temmuz 1536 da, kuyularda kazılan cevher, jak 452 adı verilen bir tulumla kuyu ağzına çıkarılırdı 453. Kuyuda görevli kişilerin reisine hutman 454 denilirdi ki kuyunun cevherini kiralanan hayvanlara yüklettirip çarha gönderirdi. Yani yer altından çıkarılan cevherler çokluğu damarlarına göredir kimi ince kimi yoğun olur. Bazı damar olur ki jola gider kimi yukarı ve bazı arkırı gider. Yüksek yerde bulunub jola alçakda bulunub dağa gitmek ekseriya eylik alametidir. Kâh ol tarafa kâh bu tarafa gitmek ekseriya yaramazlık alametidir ve damarda kâh büyük pareler bulunur ana vante derler ve damar olmayub hali kadar dahi vasi yerin cümlesinde cevher olur. Ana gank derler. Bunlar eylik alâmetidir. Kâh bir yer bir miktar bulunur. Ana plaviçe derler. Ekser ol asl paydar olmaz. Asl eyü cevher oldurki kalın damar ola iki taraf yumuşak taş ki ana licek derler arasında buluna. Ekser bu makule paydar olur ve licenk solunda bulunana ligunat ve sağında bulunana hagunat derler, hagunat eyüdür. Kâh cevhersiz damar bulunur. (Hezârfen Hüseyin Efendi, 1998: 256-257; Anhegger, 1944: 347-348; Tızlak, 1997a: 214). Cevherlerle ilgili bilgi için ayrıca bkz. Akgündüz, 1990a: 159. 450 1837 yılında Osmanlı madenleri hakkında bir rapor hazırlayan maden mühendisi Polini şu bilgileri vermiştir: Madenler pratik cevher çıkarımı dikkate alınmadan işletilmektedir. Avrupa da yüzyıllardır kullanılan makinelerin kullanılması buradaki sorunların çözümü için zaruridir. Ne şaft ne de tüneller var, sadece çamurdan labirentler ki bunların içinden bir insanın tam dolu tekerlekli bir arabayla çalışması imkânsızdır. Cevher çıkarmaya yarayan araçların da kullanımı çok zordur (Issawi, 1980: 284). Bir şiirinde madenler hakkında bilgi veren Zaifi ise, madendeki kuyuların karanlık ve dar olduğuna değinmiştir (Naklen: Anhegger, 1944: 353). 451 12 Ekim 1831 tarihli nüfus verilerine göre, Kırşehir sancağındaki Gümüşgan madeninde çalışan ve defterde madenci olarak kaydedilen 25 madencinin yaş dağılımı şöyleydi. 10 yaşında bir, 15 yaşında bir, 20 yaşında bir, 23 yaşında bir, 25 yaşında iki, 30 yaşında üç, 35 yaşında beş, 38 yaşında bir, 40 yaşında üç, 45 yaşında bir, 46 yaşında bir, 50 yaşında iki ve 60 yaşında üç madenci kaydedilmiştir (BOA, NFS.d 3278: 24-26). 10 yaşındaki Sava veled-i Yedus üzerine edna cizye kaydedilmişken (BOA, NFS.d 3278: 24), 15 yaşındaki Yani veled-i Abraham da edna olarak kaydedilmiştir (BOA, NFS.d 3278: 24). 452 Cevher taştan koparıldıktan sonra, bir at torbası kadar cevher alan kab ve çuval olarak tarif edilen jaka (Akgündüz, 1990a:519) konularak çıkarılırdı. 453 Maden ağzına çatılan ağaçlara urgan bağlanıp, kuyudan aşağıya kadar sarkıtılarak urgana bağlı tulumla cevher, taş ve toprak çıkarılırdı (Akgündüz, 1990a: 160). Âdet-i şurf budur ki, kuyu ziyâde derin olub horna ile yani kuyu üzerinde olan el dolabıyla toprağın taşra çıkarurlar (Akgündüz, 1990b: 480). 454 Hutman, her hafta kuyuda çalışan kişilerin hisselerini de dağıtan görevliydi (Spaho, 1913: 143).

208 mağaraların ağzında bekleyen ve bu iş için kiralanan atlarla cevher işleme merkezine getirilirdi (Spaho, 1913: 142). Kratova madeni haricinde Vulçıtrın sancağında Trebce de bulunan Merhum İbrahim Paşa nın işlettirdiği kuyuyu işletmek için 20 ırgat tutulmuştur. Açılan kuyu, toprak ise toprağın düşmemesi için etrafı ağaç payesiyle kulacına üçer yüz akçe ve her nefere ayda elli kıyye kendüm/buğday ve haftada ikişer kıyye hamir/hamur verilmiştir. Eğer taş ise, ağaç ile yapmak gerekmediğinden buğday ve hamur verilirdi. Bu 20 ırgat gece gündüz nöbet usulüyle çalışarak ancak 20 gün işleyebilirdi. 1710 yılında 20 ırgata haftada ırgat başına birer kuruş ücret ve yevmiyye ikişer para yemeklik akçesi verilmiştir 455 (Ahmet Refik, 1931: 51). Kuyularda çalışan ustaların ücretleri yanında, 1706 yılı Sidrekapsi madeni örneğinde de görüldüğü üzere, bir kuyunun mum, demir, çelik, lesen, laka ağaçları, ıhlamur kapları, öküz derileri, tekne bahaları ile cevher naklinde kullanılan hayvanlar için satın alınan saman ücretlerini de madenlerin masrafları arasında saymak mümkündür (Altunbay, 2010: 43). 1837 yılında Bozkır madeni mağara masrafı olarak, Bozkır kazasından 20.000 kuruş ile Bozkır kazası köylerinden cevher bedeli olarak 1.571 kuruş ve çakılcı aylığı olarak da 3.525 kuruş maden masrafı olmak üzere Rûz-ı Hızır (6 Mayıs) ile Rûz-ı Kasım (7 Kasım) tarihlerinde iki taksitte toplanmıştır (BOA, C.DRB 1712). Maden mağaralarının sınırı, maden kulacı ile etrafından sekizer kulaç yerdi 456. Bu sınır cevherin kimlere ait olduğunun tespiti açısından da önemliydi. Kuyu ya da mağara olarak tarif edilen cevher bulunan yerler konusunda taraflar arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde bu sınırlar göz önüne alınmaktaydı (Anhegger, 1944: 346-348; Hezârfen Hüseyin Efendi, 1998: 256; Tızlak, 1997a: 213). 1488 yılı maden kanunnamesine göre, kuyular arasındaki mesafe nedeniyle ortaya çıkan anlaşmazlıklar urbarar adı verilen kuyu mühendisleri tarafından kuyuların sınırları 455 29 Ağustos 1702 tarihinde Sidrekapsi madeninde inşa edilecek bir kuyuda gün içerisinde sekizer saatlik nöbetle, 18 cevher arayıcı, dokuz lağımcı, altı ırgat, dört neccar, altı maden mühendisi olarak tanımlanan şafaran ve bir mutemedin istihdam edileceği planlanmıştır. Adı geçen görevliler için 30 ar akçe ücret tayin edilmiştir. Ancak cevher arayıcılarının ücreti cevher bulunmasından sonra kesilecekti. Yine inşa edilecek çarhların her birinde dört hizmetkar, bir cistileci/cevher parçalayıcı ve bir mutemet görevlendirilecek ve bunlara da günlük 30 ar akçe ücret verilecekti (Altunbay, 2010: 36). 456 Bir kulaç 1,137 m. kabul edildiğinde, mağaraların sınırı 9,096 m olmaktadır.

209 ölçülerek çözülürdü (Akgündüz, 1990b: 445). Urbarar 457 iki kuyu sahibini de dinleyerek kanun-ı kadim üzere davaları görmüştür (Spaho, 1913: 156). Bozkır madeni mağaraları da dahil olmak üzere Osmanlı madenciliğinde cevherin çıkarılması alanında çeşitli sorunlarla karşılaşıldığı ve bu sorunlara bazı çözüm yollarının bulunmaya çalışıldığı görülmektedir. Ortaya çıkan sorunlara karşı uygulanan çözüm yollarından birkaçı şöyleydi. Cevher çıkarılan mağaralar üç gün üst üste sebepsiz yere boş bırakılamazdı. Bu şekilde davrananlardan ocak alınırdı (Hezârfen Hüseyin Efendi, 1998: 256). Yine bir işçi kasıtlı olarak cevher üretimini engeller ya da bir işçinin aletini çalarsa 300 akçe cezaya çarptırılırdı (Spaho, 1913: 158). Bir maden ocağında bulunan kuyunun üzerindeki dolap ve binası kuyuya ait olup, kuyuyu işleten kişi bunları alıp götüremezdi (Beldiceanu, 1964: 320). Mağaralarda cevher çıkarılması esnasında alınan tedbirler ise şunlardı: 1.1.1.1. Aydınlatma Madencilerin mağaralarda rahat çalışabilmesi, daha açık bir ifadeyle cevher kazabilmeleri için aydınlatma sorununun halledilmesi gerekliydi. Bozkır madeninde mağaraların aydınlatılması ile ilgili bir bilgi tespit edilemese de aşağıda çeşitli madenlerle ilgili farklı zamanlara ait verilen örnekler, mağaralardaki aydınlatmanın 458 mum ile yapıldığını göstermektedir ki bu durum Bozkır madeninde de geçerli olmalıdır. Bu anlamda çeşitli zamanlarda mağaralar ya da kuyuların nasıl aydınlatıldığı hakkında bilgi veren çeşitli örnekler vardır. 1536 yılına ait kanunnameye göre, kuyulardaki aydınlatma mumla yapılmaktaydı (Spaho, 1913: 161). Zaifi ye göre, Kratova madeninde her işçinin elinde bulundurduğu meşaleler ile aydınlatma sağlanmıştır (Anhegger, 1944: 353). 16 Haziran 1703 tarihinde, Karaton madeni mağaralarında da kıyyesi 20 akçe olan mum kullanılmıştır (BOA, 457 Urbarar, hutmanlar arasında kuyu sınırı nedeniyle ortaya çıkacak anlaşmazlıkları çözerdi (Beldiceanu, 1964: 317). 458 İslam dünyasında madenciler damarları takip ederek madene ulaşana kadar sürekli kazarlardı. Madenciler lambaları yandığı sürece kazmaya devam ederdi. Eğer lambaları söner ve tekrar yakmayı başaramazlarsa ilerlemeyi durdururlardı. Çünkü bu pozisyona ulaşan kişi hemen ölebilirdi (Al- Hassan-Hill, 1986: 968). Örnekten de görüldüğü üzere aydınlatma, aynı zamanda madencilerin hayatta kalmasını sağlayan bir araç olarak da kullanılırdı. Osmanlı öncesi dönemde Ortadoğu da yapılan madencilik çalışmalarında maden kuyularının kazılması meşalenin yanması ile alakalıydı. Kuyularda meşalenin yanmadığı bir yere varılınca kazı işleri hemen durdurulurdu. Aksini yapanlar ise hemen orada ölürdü (Bakır, 2005: 404).

210 KK.d 5184: 8). Yine 1705-1706 ile 1719 yıllarında Sidrekapsi 459 madeninde, maden ocakları ve lağımlar da mum ile aydınlatılmıştır (Çağatay, 1944: 269). Gümüşhane kasabasında bulunan mum karhanesi, kasaba camiinin mum ihtiyacını karşılamakla birlikte Gümüşhane ve diğer madenlerde cevher çıkarmak için gerekli olan ve mağara yağı olarak da tarif edilen mumu da temin ederdi (BOA, MEDAD 8: 871-2). 1837 yılında Gümüşhacıköy madeninde cevher mağaralarında kullanılmak üzere don yağı kullanılmıştır. Kıyyesi 30 ar paradan olmak üzere ücreti, maden emini tarafından verilmiş olmasına rağmen bu meblağ madencilerin kâide-i miriyyelerinden olduğundan maden emini tarafından onlardan tahsil edilmiştir (BOA, HH.d 13823: 1). Bununla birlikte revgân-i don ya da mağara yağı olarak ifade edilen yağ yetmediğinden madene bağlı kazalara bir tevzi daha yapılmıştır (BOA, HH.d 13823: 2). Kısaca söylemek gerekirse mum, aydınlatma için kullanılırdı. Mum, kazılacak istikameti sıraya koymak için oldukça faydalı olmakla birlikte mağara içinde yeterli temiz hava olup olmadığının da iyi bir göstergesiydi. Bu veriler dikkate alındığında madenci için mum, hem anı hem de geleceği kurtaran bir araçtı. 1.1.1.2. Havalandırma Madende çalışan işçilerin çalışmaya devam edebilmeleri için mağaraların içerisinde temiz havanın olması gerekliydi. Bu havalandırma işleminin iki türlü yapılabileceği öne sürülmüştür. Bu fikre göre, dışarıdan çalıştırılan körükler sayesinde galerilere hava basılması ile ya da yer altından yanlamasına ve yukarıya doğru havalandırma deliklerinin açılmasıyla havalandırma sağlanabilirdi 460 (Tızlak, 1997a: 100). Bozkır madeni Geriş mağaralarında, yukarıya doğru açılan havalandırma olması muhtemel bir delik tespit edilmiştir. Agricola, kuyu içerisinde maden cevheri nedeniyle pis kokulu ve zehirleyici olan gazın temiz hava ile 459 Sidrekapsi madeninin aydınlatılması için gerekli olan ve şem-i revgân olarak tabir edilen mum, Sidrekapsi kasabası ile yakın mahallerde kurulan pazarlarda maden adına satın alınmaktaydı. Ocaklarda gece gündüz çalışmaların sürdürülebilmesi için mum ışığına daha fazla ihtiyaç olduğundan dolayı, çevrede bulunan bazı kadılara emirler gönderilerek bu kazalarda kurulan pazarlardan mumun satın alınması ve bölge dışından gelen tüccarlara satılmasının önlenmesi için, 10 Temmuz 1703 te, gerekli tedbirlerin alınması istenmiştir (Altunbay, 2010: 39). 460 Sidrekapsi madeni Bulana mevkisinde kuyu için galerileri bir taraftan inşa edilen bacalar aracılığıyla yeryüzüyle irtibatlı iken diğer yandan lağımlar arasında açılan kısa dehlizlerle hepsi birbiriyle rabıtalı olmuştur. Böylece kuyularda temiz havanın kolayca dolaşımı sağlanmıştır (Altunbay, 2010: 32).

211 dağıtılmazsa öldürücü etkisinin olacağını dile getirmiştir. Ayrıca aydınlatma için kullanılan mumların gaz nedeniyle sönmesi 461, kuyuda biriken gazın tehlike sınırını aştığının göstergesi olduğunu da belirten Agricola, girişimcileri önce sağlığı, sonra kârı düşünmek gerekir! diye uyarmıştır (Naklen: Tez, 2005: 135). 1536 tarihli maden kanununda bir kuyunun komşu kuyuya yellik verebileceğinden bahsedilirken (Spaho, 1913: 147), Sas madeni kanunnamesinde ise bu durum, tenef deyü kuyuların ziyade umkundan müte affin hava olur ki, adamı helak eyler, anı def edüb havaya menfez kılmak içün her kangı kuyudan mümkün ise delüb yel alur, kimesne red eyleyemez (Akgündüz, 1990b: 480) şeklinde ifade edilmiştir. Maden mağaralarının havalandırmasının önemi yapılan harcama kalemlerinden de anlaşılmaktadır. 1705 yılında Sidrekapsi madeninde lağım ve bacalardan hava gitmediğinden teneffüs için kuburluk ve yelkenlik bez ile lağım ve bacaları yapmak için les ağacı alınmıştır (Çağatay, 1944: 269-270). 1.1.1.3. Mağaralardaki Suyun Tahliyesi Maden mağaralarında çalışma şartlarını zorlaştıran sebeplerden biri de mağaraların su ile dolmasıydı. Mağarada rahat çalışılıp, cevher kazılması ve mağara ağzına çıkarılabilmesi için öncelikli olarak bu suların boşaltılması gerekmekteydi. Bozkır madeni mağaraları ile ilgili bu konuda bir bilgi tespit edilememiş olsa da bu sorunun oralarda da olması muhtemeldir. Torosların yanı başında bulunan mağaraların kış ve bahar aylarında suların etkisi altına girmesi ihtimal dâhilindedir. Bir cevher kuyusunda su ortaya çıkarsa, kuyunun uygun bir yerinde çukur kazılarak su orada toplanırdı 462. Kuyulardaki su tulum ile madenin lağımı 463 olursa 461 Ortaçağ İslam dünyasında ışıklandırma için yağ lambaları kullanılırdı. Maden kuyularında lambalar sönerse madenci kazmayı bırakırdı. Dolayısıyla lambalar kuyuda yeterli temiz hava olup olmadığının da iyi bir göstergesiydi (Al-Hassan-Hill, 1986: 969). 462 Ortaçağ İslam dünyasında madencilikte karşılaşılan problemlerden biri madenlerin direnajıydı. Pandihir de küçük gümüş madencileri bu problemi çözememişlerdi. Diğer yandan Mağrip te yer alan devletin gümüş madenlerinde drenaj sistemi çözülmüştür. al-kazwini şöyle aktarır: İşte gümüş madenleri isteyen herkes bunların işlemesini üstlenebilir. Buralarda birçok insanın sürekli çalıştığı yeraltı madenleri var. 20 zira aşağıya inildiğinde suyla karşılaşılmaktadır. Sultan suların yukarı taşınması için su dolapları kurdurmuş bu sayede sular çamur ortaya çıkana kadar yukarı taşınmaktadır. İşçiler bu çamurları yeryüzüne çıkarıp yıkamaktadır. O bunu beşinciyi almak için yapmaktadır. Su 20 zira aşağıda olduğu için yeryüzüne üç aşamada çıkarılmaktadır. İlk önce suyun olduğu yere bir dolap kurulmakta su yukarı taşınmakta ve bir tankta depolanmaktadır. Diğer bir dolap ise bu tanka yerleştirilmekte bu da suyu kaldırır ve başka bir tanka döker bu tankta ise üçüncü bir dolap bulunmakta bu da suyu yukarı çıkarıp suyun tarımda ve bahçe sulamakta kullanılmasını

212 lağıma olmazsa yeryüzüne çıkarılıp dökülürdü. Su çok olursa bir çah, ona tayin edilerek dolap kurularak bargirler ile suyu alınırdı. Kuyudaki lağım cevher kazılan mahalden derin ise suyu çeker, böyle durumda su elle çekilirdi. Cevher lağımdan derin olursa dolap kurularak suyu lağıma dökerlerdi. Lağım açmak ise kendi kuyusunda ya da kullanılmayan bir kuyuda olmak üzere iki türlü yapılırdı (Akgündüz, 1990a: 160). Madende biriken suyun çekilmesi için iştolna adı verilen bir lağım açılırdı (Akgündüz, 1990b: 445). 1705 yılında, Sidrekapsi madeninde, lağım ve kuyulardan toprak, su ve cevher çıkarmak için adedi 203 akçeden sığır derisi satın alınmıştır (Çağatay, 1944: 269). Suyun bu şekilde tahliye edilmesi yanında, mağaraların hava alması ve biriken suların boşaltılması cevheri kuşatan tabakanın çatlakları vasıtasıyla tabi suretle olmaktadır, diyen araştırmacılar da vardır (Ahmed Hamdi, 1922: 130). Maden kuyularına dolan suların dışarı atılması için tulumbalar ve su yollarından istifade edilmiştir 464. 1 Ekim 1736 da Ergani madenindeki sulu mağaranın temizlenmesi için maden sermayesinden karşılanmak üzere büyük ağaç ve kazıklık meşe alınacağı ve bu iş için merkezden yedi lağımcı ustasının gönderileceği belirtilmiştir (BOA, DRB.d 968: 123-4). 5 Nisan 1763 te Ergani madeninde Kalbaşı denilen dağdaki cevher mağaralarının olduğu yerde bir miktar su olduğu ve mağaraların 4-5 ziraa 465 müntehi olduğu belirtilerek lağım açılması ve dağın sağlamaktadır. Bu operasyon binlerce ürün çıkaran bir kişi haricinde üstlenilemezdi (Al-Hassan-Hill, 1986: 969). XV. ve XVI. yüzyılda Avrupa da, maden kuyularındaki su, tulumbalar ya da su dolaplarına bağlı kovalar ya da iki üç sığır derisinin dikilmesiyle yapılan kırba adı verilen büyük kovalarla boşaltılırdı. Bunlar kuyuya indirilerek suyla doldurulur, sonra çıkrıklarla çekilirdi. Çıkrıkları su çarkları ya da kas gücü çalıştırırdı (Tez, 2005: 135). Agricola ya göre Avrupa da su çekmek için kullanılan makineler için bkz. Agricola, 1912: 160-168. 463 Kuyulara lağım vurulması ile ilgili ayrıca bkz. Beldiceanu, 1964: 371. 464 1819-20 yılında Ergani madeninde maden ocaklarındaki suların boşaltılması için tulumba kullanılmış, 1820-21 yılında ise suyun tahliyesi için su yolu açılmıştır (Tızlak, 1997a: 101). Benzer şekilde 1796 yılında, Gümüşhane madeninde biriken su tulumbacılar tarafından boşaltılacaktı (Altunbay, 2002: 280). Yine 1704 yılında Sidrekapsi madeninde kuyulardaki suların tulumbalarla tahliye edilmesi gündeme gelmiştir (Altunbay, 2010: 33). 1842 yılında Balya madeninde de tulumba kullanılmıştır (BOA, DRB.d 1037). 26 Haziran 1714 te, Blasnice kazası İrjane köyü yakınlarındaki kuyuda, çıkan sular ıstavna idüb, suyun akıntısı 10 kulaca baliğ olub kuyuya girip biraz cevher çıkarıldığı zaman yine suyun ortaya çıktığı ve bu suyun tulumlar ile tükenmeyeceği ve tekrar iştavna açıp suyu akıtmak gerektiği ifade edilmiştir. 150 kulaç kuyudan yakın bir mahalden delik delinip iştavna yapılınca su akar ve cevher çıkarılır diye belirtilmiştir (Ahmet Refik, 1931: 52). Bu örnekler gösteriyor ki Osmanlı maden kuyularında biriken suların tahliye edilmesinde tulumlar, tulumbalar ve su yolları gibi araçlar, kuyulardaki suların miktarına ve coğrafi şartlara göre kullanılmıştır. 465 Zira: Zirau l İstanbuliyye İstanbul kumaş arşınıdır yaklaşık olarak 67,3 cm dir. XIX. yüzyılda 68,579 cm idi (Hinz, 1990: 72). Bugün Türkiye de bir zira 65 cm dir (Hinz, 1990: 79). Zira ve arşın eş

213 yarılması tedbirlerinin araştırılması istenmiştir. Yapılan araştırmada dağın dört tarafının ova olduğu ve dağın yarılması halinde iki üç bin arşın yarılacağı, lağım açılması halinde ise 4-5 arşın lağım olacağı sonucuna varılmıştır (BOA, C.DRB 205). Yine Ergani madenine 1 Mart 1765 te sulu mağaraların temizlenmesi için giden bir keşif heyeti, 200 amele ile birlikte 25 günde 30 senedir mevcut olan suların temizlenmesi için yapılacak masrafları hesaplamıştır. Bu madendeki suların temizlenmesi için; kazma, taşçı kazması, kereste, ağaç kürek, deri, torba, büyükküçük-orta ağaç, kazıklı ağaç, ufak ağaç, küfe ağacı, urgan, küçük urgan, demir, çelik, barut, tahta, mağara yağı, kömür gibi alet ve malzemeler ile yine bu iş için çakılcı, madenci amelesi, mutemet, aşçı, kâtip, bağcı mağara gibi miktarı belirtilen görevliler için toplam 31.097 kuruş 40 akçe talep edilince daha önce böyle bir meblağın verilmediği belirtilmiştir (BOA, C.DRB 125). Maden kuyularındaki suyun temizlenmesi ile görevli olanların aldığı ücretler konusunda ise şu örnekler verilebilir. 5 Haziran 1704 tarihinde Karaton madeninde Çenal madeni kuyusundaki her gün cevher çıkarmak ve su çekmek için 40 ar kişiye, iki aylık 240 kuruş verilmiştir. Bu madendeki lağım işçilerine ise aylık yaklaşık dörder kuruş ücret ile yine maden ve lağımda kullanılmak için demir verilmiştir (BOA, KK.d 5184: 8). 1842 yılında Balya madeninde, sulu mağaranın suyunun çıkarılması ve çamurlu mağaranın temizlenmesi için 9.000 çakılcı ile cevherkeşana ve 1.700 abkeşana günlük dört kuruş ücretle bu 10.700 amelenin her birine 1,5 kıyye ekmek verilmiştir (BOA, DRB.d 1037). 1.1.1.4. Tahkimat İşleri Maden mağaralarında göçüklerin meydana gelmesini engellemek için mağaralar ağaçlarla tahkim edilirdi (Fotoğraf 10). Fakat Bozkır madeni Kızılgeriş Mağarası nda ise böyle bir tahkimat yoktu. Bu mağaranın tahkim edilmemesinin temel nedeni, mağaranın üzerinin ve yanlarının doğal taş bloklarla çevrili olması yani anlamlı kullanılmakla birlikte her ikisi de genelde 75,8 cm olarak kullanılmıştır (Günergun, 1998: 46). 1836 yılında bir zira=0,7579586 metre idi (1 m=1,3193331 zira). Aynı yıl İbrahim Ethem Paşa ya göre, bir dirhem=3,2204359 gram; bir okka=1288,172 gram idi (Günergun, 1998: 35). İshak Efendi ye göre ise 1 m=1,3193331 zira idi (Günergun, 1998: 34). Daha sonraki yıllarda zira ve okka nın eşdeğerleri için bkz. Günergun, 1998: 45. Zirâ, dirsekten orta parmak ucuna kadar olan bir uzunluk ölçüsüdür. Bu uzunluk ölçüsüne arşın da denir. Birbirinden farklı uzunlukları olmakla birlikte genel olarak 54,04 cm olarak kabul edilir (Tashih Heyeti 1997: 575).

214 doğal bir tahkimatının olmasıdır 466 (Fotoğraf 4). 16 Haziran 1703 te, Karaton madeninde tavân ve kuyu için gerekli 400 tahta üçer akçeden 10 kuruş masraf gösterilirken, kuyunun ortası için de kerestenin gerekli olduğu belirtilmiştir 467 (BOA, KK.d 5184: 8). 1708 de, ocaklarda kuyu, lağım ve baca inşaatlarında kullanılan les ağacı adıyla anılan bir tür kereste, Sidreakpsi madenlerinde inşa edilen kuyu, baca ve lağımlarda tavan ile duvarların çökmemesi için destek amaçlı kullanılmıştır (Altunbay, 2010: 56). 1.1.1.5. Mağaralardaki Organizasyon Osmanlı devleti, madenlerde birbirini denetleyen ve tamamlayan bir organizasyon kurmaya çalışmıştır. Bozkır madenine ve diğer madenlere atanan eminlere verilen sermaye, ustabaşılar vasıtasıyla ustalara ve onlar vasıtasıyla ise madencilere dağıtılmıştır. Madencilere verilen bu para avans niteliğinde olup, madencilerin çıkardığı cevherler verilen bu avansa karşılık devlet tarafından satın alınırdı (BOA, MEDAD 9: 210-1). Buradan hareketle devletin madenlerde birbirini tamamlayan bir teşkilat yapısı oluşturduğu söylenebilir. Maden emini, kadı ve maden katibinin birbirini kontrolü yanında cevherin mağaralardan çıkarılıp biriktirilmesinde madencilerin hisselerinin, fırınlara konan cevherin, fırınlardan çıkan cevher ile iskeleye ve darphaneye nakledilen cevher miktarlarının her defasında kayıt altına alınması denetlemenin sıkı tutulduğunu kanıtlamaktadır. Bozkır madeni emini olan kişinin yapması gereken görevlerden biri cevher olduğu düşünülen yerlere madencileri sevk etmesiydi (BOA, MEDAD 9: 181-1). Külünkzen adı verilen cevher kazan grubun işlerini yapması, mağara önlerinde biriktirilen cevherlerin fırınların olduğu Siristat köyüne getirilmesi, mağaralar için gerekli amelenin tedârik edilmesi ya da amele yerine ücret ödeyen kazalardan bu ücretlerin tahsil edilmesi ve en önemlisi madenin çalışması için gerekli olan sermayenin ustalar vasıtasıyla madencilere ulaştırılması ancak iyi bir organizasyonla yapılabilirdi. 466 Benzer bir örnek için bkz. Ahmet Refik, 1931: 50. 467 1842 yılında, Balya madeninde fırın masrafları arasında gösterilen kütüğün her biri 40 paradan hesap edilirken bu ücretin dört parası kanun gereği madenciler tarafından karşılanmıştır (BOA, DRB.d 1037).

215 Cumartesi günü kadı, emin, maden katibi ve roşt katibi ile şafarlar 468 ve ehl-i maden olanlar izbor 469 ederlerdi. İzbordan kastedilen bütün kuyuların yoklanıp kaç kulaçta olduğunun tespit edilmesidir. Bu aynı zamanda şafarlar ile hutmanların görevlerini yapıp yapmadığının tespiti anlamına da gelmektedir. Bu yüzden her hafta yapılan bu tespit hafta başı olan cumartesi günü yapılırdı (Spaho, 1913: 152-153). Madenlerde alınan bu önlemlere rağmen bir sorun ortaya çıkarsa, suçu işleyen kişiye çeşitli cezalar verilirdi. Bir kişi madencilerin aletlerinden birini çalarsa 25 ferfere (Spaho, 1913: 158) yani 300 akçe cezaya çarptırılırdı. Yine maden mağaralarında görevli bir kişi borcundan dolayı hapis olunsa pazar günü öğleye kadar tutulur ve bir kefil bulunarak madendeki işine gönderilirdi (Spaho, 1913: 158). Maden işlerinin aksamaması ve devamlılığı için böyle bir yola başvurulmuştur. 1.1.2. Cevherin İşlenmesi Bozkır madeninde çıkarılan cevherlerin kayıtları, maden kanunlarındaki gibi tutulmuş olmalıdır. Kanunnamelere göre, mağara ağızlarında ya da cevher işleme merkezlerinde her hafta sonu üretimi yapanlara göre kadı ve maden eminlerinin nezaretinde kayıtlar tutulurdu (Spaho, 1913: 143). Bu şekilde toplama merkezinde biriktirilen cevher birinci defa yıkama 470 işlemine tabi tutulurdu (Anhegger, 1944:353). Bu işlem civardaki bir akarsuyun arklarla işleme merkezine getirilmesi ile yapılırdı. Maden ve kuyular için arkı getiren kişi haftada her plakaniçeden dört akçe alırdı (Spaho, 1913: 162). 1837 yılında Gümüşhacıköy madeni kâl ocaklarına su yolu masrafı olarak 155 kuruş kayıt edilmiştir (BOA, HH.d 13823: 2). Bozkır madeninde ise bu işlem Çarşamba Suyu nda yapılmıştır, zira hem aşağıda belirtilen şartlara en uygun yerin Çarşamba Suyu olması hem de suyun fırınların yanında yer alması bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Zaifi ye göre, birinci defa yıkanan ve suya yakın bir yere yığılan cevher, dövülerek toz haline getirilir ve yine toplanarak nemlendirilirdi. Suyuyla yıkanarak 468 Her 10 kuyuya şafar tayin edilmiş ve haftada 30 akçe ücret almıştır (Beldiceanu, 1964: 328). 469 İzbor, cumartesi günü madenlerde çalışanların yaptığı hususi toplantıya denirdi (Anhegger-İnalcık, 2000: 7). 470 1488 de, cevherin yıkanmasından, ayrıştırılmasına kadar geçen süreçte yapılan harcamalar için bkz. Akgündüz, 1990b: 566.

216 temizlenir, kök kök olan cevher toplanarak roşt olmak için hazırlanırdı 471 (Anhegger, 1944: 354). Bundan sonra cevher ikinci defa yıkama işlemine tabi tutulurdu. Yıkanacak cevher tahtadan bir yere konulup su ile yıkanırdı ve o tahtaya plakaniç 472, bu cevheri karıştıran alete karaçana denirdi. Bu tahtanın altında bir havuz bulunurdu ve temizlenen cevher yakınlardaki bir binaya konularak korunurdu 473. Havuzda kalan cevher yeniden temizlenirdi ki ondan aşağıda da bir havuz vardı. Buradaki cevher de yıkanarak ayrıştırılırdı. Bunların yanında derenin içinde bir cevher daha vardı (Spaho, 1913: 142-143). Vatruk adı verilen görevli cevherin yıkanmasını takip ederdi, cevher tam temizlenmemiş ise tekrar yıkatılır ve ondan sonra çarha götürülürdü. Ancak çarha götürüldükten sonra sahiplerine geri verilemezdi 474 (Spaho, 1913: 161). III. Murad döneminde hazırlandığı belirtilen bir layihada ise şu bilgiler verilmiştir. Madenlerde üç-dört kişi anlaşarak bir kuyuyu işletebilir. Dört nöbet 475 usulüyle çalışan bu kişiler maden katibi tarafından kaydedilir, kuyudan çıkan cevherler biriktirilirdi. Üç zira miktarı eni ve uzunu olan tahtaya su konulur ve kreçira adı verilen aletleriyle cevheri çalkalayıp, taşı topraktan ayırarak temizlerlerdi. Cevher yıkandıktan sonra taşlı toprakla bir miktar cevher de giderdi. Onu toplayıp bir 471 1704 yılı başlarında Sidrekapsi madeninde 144.000 kıyye cevher kuyulardan çıkarıldıktan sonra roşt işlemi ile arıtılarak, sekiz kez yapılan roşt işleminden 48.000 kıyye saf cevherin teşkil edildiği ve bunların fırınlarda tekrar gümüş, altın ve kurşun olarak ayrıştırılacağı haberi verilmiştir (Altunbay, 2010: 42). Roşt, bir fırınlık yani altı bin okkalık topraktan çıkarılmış ham cevhere denirdi (Çağatay, 1944: 266). 472 Karışık halde bulunan bu cevherlerin yıkanıp, çalkalanıp taş ve toprağının ayrıştırıldığı yer ve alet kanunnamelerde blakaniç olarak geçmekteydi (Akgündüz, 1990a: 161; Akgündüz, 1990b: 444). Bir başka kanunnamede ise, plakaniç olarak geçmektedir (Spaho, 1913: 140). 473 Bozkır madeninde cevherlerin ve işlenmiş kurşunların konulduğu binalara mahzen denilmekteydi (BOA, D.DRB.THR 6/37). 474 İslam dünyasında cevherler metalurjik merkezlere gönderilmeden önce çarpma, eleme ve yıkama gibi yöntemlerle çeşitli operasyonlardan geçirilerek ezilir ve küçültülürdü. Altın cevherler ise daha iyi derecede ezilir ya da dövülürdü. Ezilme işi kayalıklardan elde edilen cevherlerde sıklıkla kullanılırdı. Bu iş için genellikle el değirmenleri ya da su kullanılmaktaydı (Al-Hassan- Hill, 1986: 969). Gümüşü ayırma işlemlerinden ilki kurşunla karıştırma usulüdür. Bu usule göre kurşunla karıştırılan gümüş basit bir fırında eritilerek, gümüş-kurşun karışımı elde edilirdi. Bartolomes de Madina tarafından 1557 yılında gümüşün civa içerisinde erimesi esasına dayanarak geliştirdiği amalgam usulü de vardır ve birkaç yüzyıl kullanılmıştır. Bu usule göre, dönen taş tekerleklerin arasında gümüş madeni su ile ezilerek çamur haline getirilir ve sonra taş zemin üzerinde tuz ve civayla karıştırılır ve birkaç gün bu taş tekerlekler arasında ezilirdi. Bu usulde, gümüş bileşikleri metal gümüşe indirgenir, civayla beraber meydana gelmiş olan amalgam toplanır ve yıkanır. Elde edilen civa dağıtıldıktan sonra yeniden kullanılmak için toplanır ve gümüş çökelekleri de temizlenmek için tasfiyehanelere gönderilirdi (Türk Ansiklopedisi, 1970: 160). 475 1536 yılında nevbetlerine gelmeyüb hidmetlerin eda itmeyen kuyucuların âdet-i kadim üzere emin te dib idüb denilerek geri hizmetlerine gönderilmesi istenmiştir (Spaho, 1913: 141).

217 yere yığarlar, güneş tesirinde bırakıldığından taş cevherden ayrıldığında tekrar plakaniçde yıkayarak cevheri tefrik ederlerdi. Ondan sonra dahi kalan taş ve toprağı bir yere yığarlardı. Onu dahi bir zaman sonra yıkayıp cevherini alırlardı. Kuyu başlarında kalan bu taş ve toprak yağmur suyuyla ya da bir yerden su getirilmesiyle kalan cevher de alınırdı. Cevher yıkandıktan sonra maden ahalisi ile kadı, emin ve maden katibi gelerek cevheri ölçer ve deftere kaydederdi 476 (Akgündüz, 1990a: 161-162). Cevherin yıkanmasından sonra yükler halinde izabe edilecek cevher fırınların yanına getirilirdi ve bu işleme roşt adı verilirdi (Spaho, 1913: 143; Anhegger, 1944: 353). Madenciler cevheri hayvanlara yükleyerek çarha götürürlerdi. Madenci, emin ve maden katibinden alınan tezkere roşt katibine gösterilir ve tezkerede yazan cevher miktarı ile yapılan ölçüm tutarsa o da madencilere bir tezkere verip cevheri roşt ederdi. Roşt etmenin kaidesi, bir yere odun ve kömür getirerek bir daire yere bir miktar kömür, sonra odun ve bir miktar cevher ile tekrar odun-kömür-cevher bu üslup üzere bir kömür, bir cevher bir odun cevher bitene kadar buğday yığını gibi yığılıp ateşin nüfuz etmemesi için üzeri çamurla sıvanırdı. Bu yığının orta yerine ateş koymak için bir delik korlardı. Yakılan ateş sönünce cevher eriyip kurşunu çıkardı 477 (Akgündüz, 1990a: 162). Kat kat döşenip buğday çeci şeklini aldığında balçıkla sıvanan cevher 478, odun ve kömür üç dört hafta yanardı (Anhegger, 1944: 354). Bozkır madeninde ise bir fırın, beş gün beş gecede 10 nöbet ile yakılmıştır 479 (BOA, MEDAD 8: 653-1). 476 Karatova madeni hakkında bilgi veren şair Zaifi, cevherin çıkarılması ile ilgili şu bilgileri vermiştir. İki üç yüz kulaç urganla kuyulara giren işçiler, meşalelerle aydınlatılan kuyularda cevher kazardı. Cevherler biriktirildikten sonra kadı, emin ile ehl-i maden hisseleri dağıtır, humsu padişaha verilirdi (Naklen: Anhegger, 1944: 353). 477 Roşt işlemi için ayrıca bkz. Beldiceanu, 1964: 370. Roşt işlemi esnasında taşları ayıran ırgada ve cevheri suda yıkayan ustalara ücret verildiği gibi; kömür, odun ücreti ile roşthaneden cevheri çarha götürmek için kira verilir ve cevheri kurşunla eriten ustalara da ücret verilirdi (Beldiceanu, 1964: 344-345). 478 İlk önce bir kemer cevher, bir kemer odun ve onun üzerine de bir kemer kömür olmak üzere bitinceye kadar üst üste yığılır. Oluşturulan yığının etrafı balçıkla sıvanırdı (Spaho, 1913: 143; Anhegger, 1944: 354). 479 Maden cevherlerinin tasfiyesi için yapılan ameliye olan roşt, roştuna göre üç dört mak ad yanardı (Akgündüz, 1990b: 444). Yığının en altında hava deliği ve üstünde de dumanın çıkacağı bir deliğin bırakılmasına dikkat edilirdi. Daha sonra ise ateşlenen fırınlar yedi sekiz gün boyunca sürekli yanardı. (Spaho, 1913: 143). 1842 yılında bir fırında eski usulle yedi gün altı gecede karışık cevherler imâl edilmiştir (BOA, DRB.d 980)

218 Döşenen cevher, kömür ve odun yandıktan sonra kadı, emin ve kâtip üzerine vararak kanun üzere üçer himl ayırarak, her üç himl 480 kanun gereği hîce denilerek bu miktarın içine 12 kantar 481 mürdesenk karıştırılırdı. Uzunluğu ve genişliği ikişer zira birer körük, bir fırın bina olunmuştur. Fırın yakıldıktan sonra cevher üstten boşluğa akacak şekilde bir havuz yapılırdı. Fırından çıkan karışık haldeki cevher fırın yakınlarındaki bir ocak yerinde çam ağacından dört tomruk ile kül oluşturulunca ocak kurutulup üzerine odun ve onun üzerine kurşunlar yüklenip ve çam tomruklar da kurşunların üzerine konulup (Spaho, 1913: 143) yakılırdı. Körükler vasıtasıyla dolap döndürülür ve ateş gerekli sıcaklığa ulaşınca kurşun eriyerek ocağa akardı 482. Ateş altında kaynadıkça kaymak gibi mürdesenk ortaya çıkardı 483. Kanun gereği o ocakta görevli olan çestlaç bunu alırdı. Mürdesenkle birleşik olan bu cevher gümüş kalıncaya kadar devam ederdi. Bu durumda kadı, maden emini ve kâtibe haber verilerek ne kadar ürün elde edildiğini öğrenmek için mahkemede tartılıp defterlere kaydedilirdi. Her hafta tekrarlanan bu işlem sonucunda kalhaneye gönderilen gümüşün 484 ; kadı, maden emini, maden katibi ve roşt katibinin de bulunduğu kalhanede kanun üzere, 100 dirhemine beş dirhem bakır katılarak 485 ocağa konurdu. Kalcı adı verilen usta demir maşasıyla; bakır, kurşunu yiyip kendi dahi kaybolana ve sadece gümüş kalana kadar karıştırırdı. Burada ortaya çıkan gümüşler sahib-i ayara teslim edilir ve deftere kaydedilirdi 486 (Spaho, 1913: 144). Bu aşamadan sonra ise elde edilen gümüşler para yapımında kullanılırdı 487. 480 Bir himl, dört kabal kabul edilen mahalli ölçüye eşit olup 99.576 kg a eşittir (İnalcık, 1991a:13). 481 Bir kantar 44 kıyye idi (BOA, C.SM 63/3196). 482 1588-1589 tarihli maden kanununda çok kısa bir bilgi de olsa cevherin işlenmesi ile ilgili Ma den çıkan gümüş kokulu olub kefçeye girüb kâl olunmakta aslâd asîr ve gümüş zâyi olmak görine alâca hemân ateşin çeküb soğuya yine ateş idüb kaynamağa başladıkda bir kıyye fer ve mesel bir adam tersîn halt ile halis gümüş ola gaslde olunmaya (BOA, MAD.d 22148: 6) denilmiştir. 483 Bozkır madeninde 27 Ekim 1793 tarihinde, 10.000 kıyye kurşun kal olacak mürdesenk külçe hazır olduğu piristat ve kalcıbaşı iyileştiği zaman kal olunup der-mahzen olunacağı maden emini tarafından bildirilmiştir (BOA, D.DRB.THR 6/29). 484 Gümüşler cistiladan çıktığında bir deri keseye konulup kâtip ve şafar mühür ile emin de vezn idüb mahkemeye gönderilip onlar dahi vezn idüb ne miktar olduğu deftere kayd edilip mühürlenir ve kal işlemi için hazır hale getirilirdi (Spaho, 1913: 146). 485 Gümüşü sertleştirmek için de bakır kullanılmıştır (Halil Edhem, 1307: 73). 486 Bu işlemin anlatılışı için bkz. Anhegger, 1944: 354-355. 487 Cümle mübaşirin, kadı, emin, kâtibler ve ustalar gelüb ondan sahib-i ayar nekra sahiblerinin nekraların vezn idüb nekraların sahib-i ayara teslim ederler ve kadı, emin ve kâtibler ale l-infirâd defterlerine kayd idüb ve sehmine üçer akçe dahi kayd iderler kıymeti bağlarlar ve ol nekra hanesinde ol aldıkları nekraları sahib-i ayar kepçeye koyub kaç nevbet olursa eridüb subke iderler 13.000 dirhem olucak bir nöbet hasıl olur vezn idüb ustalara teslim iderler ve deftere kayd iderler ve ol vakt 65

219 Fırının üslubu, taştan bir duvar yapılarak duvarın dibine bir delik konulması şeklindeydi. Körüklerin lüleleri oraya konurdu ve duvara yamaşık fırın ederlerdi. Önünden iki deliği olurdu. Birbirinden bir karış yüksek, üstünde olan delikten cevherin dördü ki akıp altında olan delikten kurşun akıp işler, roşt olan cevher tamam çekildikten sonra kaç kıta kurşun olursa vatruk gelip maden emininden cistile edilmesi için icazet tezkeresini alırdı (Akgündüz, 1990a: 163). Evliya Çelebi, Samakov madeninde eritme işlemi için devamlı yakılan körüğü on adamın çekemeyeceğini ve körüğün maden ocağının yakınına konulan bir su değirmeninin çarklarınca döndürüldüğünü yazmıştır 488 (Sevinç, 1980: 110). Aşık Çelebi, genellikle galen ve diğer sülfür çeşitlerinin tasfiyesi için, maden ocaklarında kullanılan fırınların körüklerini çalıştıran su çarklarının ziraatta kullanılan eski İran su çarklarından ayırt etmek için- Frenk çarkı olduklarını belirtmiştir (Murphey, 1992: 14). Çarh, bir su çarhı diğeri bargir ile çekilen kuru dolap olmak üzere iki türlüydü. Suların çoğalması üzerine kuru dolapla amele gelirdi. Çarhın birçok hizmetkarı vardı fakat bunlardan başka kimse cevher çekmeye kadir değildi. Çarhın cevheri yandıktan sonra tekneyle 489 cevherini alırlardı (Akgündüz, 1990a: 162-163). Cistila, bir mahalde tekne resminde kül ve kum ile teşt ederler ki vüsatde kurşuna göre ondan sonra ateş ile kuruduktan sonra kurşunu üzerine koyup, eritip, dirhemi kefçede tahrik olunub kesr gelür kanun budur ziyade olucak onu sahib-i ayara tazmin olunur ve ustalar dahi kendüye teslim olunan nekra-i alub kârhâneye gelüb kasâcçı tâb zânına tartı virüb ol dahi tavlayub kasâcçuya virir oldahi tamam tâsî-i evâzedüb ve götürüb ustalara teslim ider ondan ustalar kelpedenci ocağına kelpedenciye virir oldahi temam temâmı çekdikten sonra götürüb ustalara teslim ider ondan ustalar pergelleyüb tuğracıya virir oldahi tuğralayub girü ustalara teslim ider ondan ustalar karmaya çâşni kuyucuya virir oldahi kehle idüb girü ustalara teslim ider oldahi vezn idüb ağardıcıya virir ve ağardıcı ağardub ve götürüb yine ustalara teslim idüb ustalar sikkezene virir sikkezen sikkeleyüb ve getürüb ustalara teslim idüb ustalar kadıya, emine, sahib-i ayara ve kâtibe haber idüb nekra hanesinde cem olub ve nekra defterlerin ihzar idüb nekra sahiblerine üleştireler ustalar dahi kendüye teslim olunan 13.000 dirhemin 120 dirhemin kanun-i padişahî mûcebince ustalara virilüb ve 880 dirhemi ki hurdalıkdır taleb olundukda bir mikdarı işlenüb meskûk olunur ve meskûkdan mâada ne kalursa hurda olub taleb olunub ahz olunur ve defterde meskûk aynî ile kayd olunub ve ondan sonra sâfî kalan nöbet 12.000 dirhemdir her 100 dirhemi 420 üzerine 50.424 akçe olur ki bu zikr olunan akçeden nekra sahibleri ma rifetiyle 100 dirhem çeşnî alunub add olunur temam 420 geldikde tâblanub temam ve sahih bulduktan sonra ol- çeşnî-i bir pâre beze bağlanub hazane-i amireye mahsus darbhaneye irsal oldukda kaç nöbet işlediyse olkadar merbut çeşnî aynî ile irsal olunur ve bir nevbetten 3.800 akçesi mühri içün ahz olunur ve bâki 36.055 akçesi nekra sahiblerine tevzi olunur ve bu tevzi olunan akçeden maden emini öşrin alıb hıfz ider (Spaho, 1913: 144-145) ifadesi kanunnamede zikredilmiştir. 488 XV. ve XVI. yüzyılda Almanya da su çarkları, maden kuyularındaki suyun boşaltılmasını ve maden eritme ocaklarında kullanılan körüklerin çalıştırılmasını sağlıyordu (Tez, 2005: 132). 489 Maden kuyularındaki toprağın tekne ile çıkarıldığını gösteren örnekler de vardır (Beldiceanu, 1964: 357).

220 kaynamağa başlar. Cistilar, kurşunu gümüşten tefrik eden görevlidir. Kurşun üzerine köpük resminde kömür ile mahlut bir nesne çıkar ki, asıl gümüşü onda olur. Üzerinden sıyrılıp yunarak tekrar cistilaya konularak tekrar yıkanıp cistilada kaynatılır. Tamam, kurşunu halt olunca, ondan sonra muhkem kaynayarak mürdeseng olub ocaktan taş akmaya başlar. Mürdeseng aktıktan sonra gümüş orta yerde kalır. Su vurup ocaktan çıkaran şafar mühürleyip kalhaneye getirir. Kalhanede kal olup halis olduktan sonra darphaneye iletilirdi (Akgündüz, 1990a: 163). Kanunnamelerde geçen bu bilgiler yanında seyyahların cevherlerin işlenmesi ile ilgili gözlemleri ise şu şekildedir. Kâtip Çelebi, Gümüşhane madenlerinde cevherin ayrıştırılması ile ilgili şu kayıtları tutmuştur. Cevher ilk fırınlaması esnasında yakılmasında az olan toprağı kabuk gibi ayrılarak zenberekte kalır. Eriyerek ayrılan aşağı ocağa iner. O eriyip terk edeni/mutarik-i zabı kal ateşine koyduklarında kendisine bir yol bularak kırmızı bir mum gibi eriyip pişirilen cevherin yüzüne çıkar, mürdesenk denilen kurşun olur. Pişirilen saf maden aşağıda kalır. Madenin sıcaklığının ölçüsü tam olmadığından bu cevherin çoğu gümüş, az bir miktarı ise altındır. Ondan sonra tîzabda gümüşü çözerken altın çöker. Bu şekilde bir maden cevherinden üç türlü maden ortaya çıkarılır (Ahmed Vâsıf Efendi, 1978: 296). Ocaklardan elde edilen simli kurşun ergitilerek kurşunu ayrılırdı. Geri kalan gümüşte altın varsa Rumeli de tizab denilen nitrik asitle muamele edilerek meydana çıkarılırdı. Mâ-i faruk/ayırıcı su adı verilen nitrik asit imali için güherçile gerekirdi (Sahillioğlu, 1989: 534-535). 1910 yılında Bulgardağı madenine giden Ahmet Şerif fırının durumunu, cevherlere yapılan işlemleri şu şekilde gözlemlemiştir. Pek âdî ve basit olan fırın, arkasında iki işçi tarafından hareket ettirilen bir körükle işletilirdi Fırını odunla yakıyorlar, cevheri ocağa döküyorlar, körük devamlı çekiliyor. Sıcaklık istenilen dereceye gelince, cevher erimiş ateş hâlini alıyor ve ocaktaki oluk açılarak, aşağıdaki uzun kalıba dökülüyor, orada, az bir süre kaldıktan sonra, sertleşiyor, üzerinde beyâz bir renk bulunan simli kurşun oluyor ve bir ocakta bu işlem, cevherin saflığına göre üç-dört def a tekrâr ediliyor. Ocakta ise, kül hâlinde cürûf kalıyor, bu atılıyor. Bundan sonra, maden külçelerinin eritilip arındırılması işlemi olan kâl işlemi başlar. İzâbe fırınından alınan kurşun parçaları, kâl fırınına götürülür bu fırın

221 az bir farkla, diğerinin aynıdır. Fırının arka tarafında bir oluk vardır. Bunun üzerine iki sıra odun konur. Kurşun kitlesi arada kalır. Körük çekilir, gerektiği kadar sıcaklık elde edilince, kurşun erir ve taş halinde, kurşun oksit kalarak, altınla karışık gümüş, oluğun içine çökelir. Buradan gümüş parçaları akarak saklanır. Kurşun oksit de, ambara konulur. Bütünüyle dolmuş olan ambarlarda, beş yüz bin okka kurşun oksit bulunduğunu, memurlar, tahminen söylüyorlar. Altınla karışık olan gümüşü, maden idaresi, nezarete gönderiyor ve orada tahlil edilip, altını ayrılarak, müzayede ile satılıyor. Fiyatı buraya bildiriliyor, galiba masrafları çıktıktan sonra, altının dirhemi 12 kuruş 32 para, gümüşün dirhemi ise 18 para ve kurşun 12 para tutuyor (Ahmet Şerif, 1999: 230). Fırınların önünde, dere içinde, yığın yığın cürûf, izabe işleminde cevherden kalan posa vardır. Bunlara hiç önem verilmediğinden dere alıp götürmektedir. Hâlbuki geçenlerde gelen maden mühendisleri bu cürûfta % 47 oranında cevher kaldığını söylemişlerdi. Demek ki bu hiç kullanılmadan mahvoluyor ve su ile gidiyor. Diğer işlemle, bu cüruftan faydalanmak mümkün olduğu gibi, kurşun oksitin de tekrar kurşun haline getirilmesi pek mümkündür (Ahmet Şerif, 1999: 230). Bozkır madenindeki cevherlerin işlendiği fırınlar ile ilgili olarak ilkokulun 490 yanında bir höyük gibi yığılı duran cüruflar madenin işlenişine delil olabilir (Oral, 1957: 31). Ocaktan çıkan madenler kasabada, çay kıyısındaki ilk mektebin bulunduğu yerdeki tesislere getirilmekte ve bu tesislerde yapılan işlemler sonucunda kurşun, gümüş ve az miktarda altın elde edilmektedir. Bunların cürufları son zamanlara kadar mektebin güney çevresinde görülmekte idi (Sümer, 1995c: 14). Cevherler Çarşamba Çayı nın kenarında, pazar yerinin batısında bulunan fırınlarda işlenmiştir. Bu düşünceye kanıt olarak, fırınların yakılması için gerekli olan körüklerin çalıştırılması için suyun gerekli olması gösterilebilir. Faruk Sümer, altın ve gümüşün de Bozkır da ayrıştırıldığını söylemesine rağmen Bozkır madeninde sadece gümüş ile kurşun ayrıştırılmıştır. İçerisinde altın olan gümüş, mahlût sim olarak adlandırılmış ve darphaneye gönderilerek orada ayrıştırılmıştır (BOA, C.DRB 355). 490 Bozkır da yapılan incelemeler neticesinde fırınların cuma pazarının batısında yer aldığı tespit edilmiştir.

222 Cevherlerin ayrıştırılması esnasında kullanılan fırınlara yapılan masraflar, çeşitli nedenlerden dolayı Osmanlı madenlerinde farklıydı. 24 Şa bân 1195/15 Ağustos 1781 de Bozkır madeni fırınlarının masrafı 118,5 kuruş 491 olmuştur. Fakat bir fırının masrafının 94,5 kuruş 15 para olması gerektiğinin söylenmesi üzerine darphane nazırı, maden fırınlarına naklolunan kömür ve kütüğün beşer altışar saat mesafedeki mahallerden geldiğinden her fırının masrafının 50-70 kuruş arasında olduğunu, cevher kazılması, cevher nakli, çakılcı masrafı ve diğer masrafları ile birlikte beş gün beş gecede 10 nöbet tabir olunup bazı fırında 20.000 ve bazısında 15.000 cevher noksan olduğuna değinerek her fırının birbiriyle mukayese imkanının olmadığını dile getirmiştir. Zira bazı fırına 10.000 kıyye bazısına ise cevherin çabuk erimesi nedeniyle 6.000 kıyye kömür gitmekteydi. Kal kütüğü de bu şekildeydi. Bununla birlikte cevherin iyi, orta ve kötü olup olmadığı da bilinmemekteydi (BOA, MEDAD 8: 653-1). Dolayısıyla bu etkenler fırınlara yapılan masrafları da artırmaktaydı. Fırınlarda yapılan üretim sonucu ortaya çıkarılan ürünler mahzenlere konurdu. Bozkır madeninde bir fırın mahzeni vardı (BOA, MEDAD 8: 633-1). Üretilen kurşunların konduğu bu mahzen (BOA, MEDAD 8: 670-1) kurşunların korunması için kullanılmış, mahzendeki kurşunların başına bir hadise gelmesi durumunda ise görevlilerden iki katıyla tazmin edileceği ifade edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 691-2). Madenlerde cevherlerin işlenmesi kış şartlarıyla yakından ilgiliydi. Kış aylarında cevher kazmak mümkün değilse de genelde fırınlar cevherleri ayırmak için yakılırdı. Keban ve Ergani madenlerinde mart, nisan ve mayıs ayları çok soğuk geçtiğinden dolayı fırınların haziran, temmuz, ağustos ve eylül aylarında çalışabileceği, bu yıl üç defa gönderilen gümüşün son defa gönderilenin bu yüzden az olduğu, 4 Mart 1840 ta, merkeze bildirilmiştir (BOA, C.DRB 1634). Bozkır madeninde ise Siristat a naklolunan cevherler kışın da işlenebilmiştir (BOA, D.DRB.THR 6/29). Kış ayları, Bozkır madeni mağaralarının Bozkır ve Alanya arasında olmasından dolayı mağaralardan cevher çıkarılmasını ve bunun Siristat a naklini engellemiştir. 11 Ekim 1788 tarihinde, Bozkır madeninde üretilen kurşunun 491 Bereketli madeninde 18 Ekim 1779 da 7.200 kıyye cevher alan bir fırının masrafı 75 kuruştu (BOA, C.DRB 3058). Balya madeninde ise bir fırına 6.000 kıyye cevher konulmuştur (Su, 1939: 24, 64).

223 Alanya İskelesi ne taşınması gerekirken kasım ayı geldiğinden ve şiddetli kıştan dolayı maden ile iskele arasındaki yollar kapalı olduğundan kurşunun nakli mümkün olmamıştır (BOA, C.DRB 3137). Bozkır madeni fırınlarında istihdam edilen görevlilerle ilgili bir bilgi tespit edilememesine rağmen diğer madenlerdeki uygulamaların geçerli olduğu düşünüldüğünden diğer madenlerde çalışan amelelerle ilgili şu bilgiler tespit edilmiştir. 1842 yılında Balya madeninde 40 fırın körüğünde 369 nöbette 2.583 amele ile 39 kal körüğünde her kâlde dört kişi bulunmak üzere 156 kişinin görevlendirildiği, bu amelelerin 200 para olarak görünen ücretinin nizam gereği 30 parasının madenciler tarafından verildiği; 39 fırında 39 çarkçının görevlendirildiği ve yevmiye olarak 10 kuruş verildiği görülmektedir. Buradan her kal körüğünde dört ve her fırında bir çarkçının görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Balya madeninde 1842 yılında 40 fırında 80 piristat görevlendirilmiş ve bu görevlilere 1.255,5 kuruş ücret verilmiştir. Her fırına iki piristatın düştüğü madende, her fırına günlük 10 kuruş ücret verilen bir fırın mütevellisi görevlendirilmiştir. Yine Balya madeninde kal üstadiyesi adıyla 531 kuruş ödenmiştir (BOA, DRB.d 1037). Fırınların bulunduğu yerlere cevher nakletmek de madendeki önemli işlerden biriydi. 1837 yılında Gümüşhacıköy madeninde cevher nakliyesinde görev alan cevherkeşan, 20 şer para eksik ücret verilmesine rağmen yine hizmete devam etmiştir. Bir fırına 30 küfe cevherin kullanıldığı madende, her küfe cevherin nakliye ücreti 5,5 kuruş olmuştur. Yine aynı madendeki fırınlar 10 nöbet itibarıyla çalışmış, fırınlardaki amele için kazalardan dörder kuruş tahsil edilip ikişer kuruşu ameleye verilirken kalanı maden eminine gelir olarak kaydedilmiştir. Bir fırına 30 küfe cevher ile 60 küfe kömür kullanılmıştır (BOA, HH.d 13823: 1). Balya madeninde de cevher ve cüruflar küfe hesabıyla taşınmıştır. Cürufun her küfesi 160, cevherin her küfesi ise 200 paradan hesap edilmiştir. Aynı madende odun, kum, kül ve taş nakliyesi için de ücret ödenmiştir (BOA, DRB.d 1037). Gümüşhacıköy ve Balya madenleri arasında cevherin küfesinde 20 paralık bir farklılık bulunmaktadır. Cevher nakledilen yerin uzaklığı bu iki maden arasısındaki farklılığının ortaya çıkmasına sebep olmuş olmalıdır.

224 Maden eminlerinin nevruza yakın muhasebeleri görülürdü (Spaho, 1913: 140). Bu işlem esnasında maden için yapılan bütün harcamalar kaydedilirdi (IV. Bölüm). Madenlerde üretilen altın, gümüş, kurşun gibi madenlerin çıkarılması ve işlenmesi aşamaları ile naklinde harcanan bütün masrafları çıktıktan sonra kalan miktar madenin yıllık kârını ortaya koymaktaydı ki buna fayiz-i maden denilirdi (BOA, MEDAD 8: 548-1; 681-1). 1.1.3. Madenlerde Çalışma Şartları Madenlerde cevherlerin çıkarılmasından işlenmesine ve nakline kadar her alanda ağır çalışma koşulları vardı 492. Bu zorluğu madenciler için biraz da olsa hafifletmek için madenlerde nöbet usulü çalışma sistemi benimsenmiştir. Bozkır madeninde fırınların yakılması esnasında beş gün beş gece 10 nöbet usulü ile çalışılmıştır (BOA, MEDAD 8: 653-1). Çalışma şartlarının 493 ağırlığı nedeniyle işçiler dönüşümlü olarak çalışmış ve bu hesaba göre haftada iki gün dinlenmişlerdir. Madencilik, iş kazalarının çok olduğu alanlardan biridir. Yukarıda değinildiği üzere mağaralarda tahkimat yapılarak çeşitli önlemler alınmaya çalışılmıştır. Buna ek olarak çalışılan yer zehirli gazlar barındırdığından gerekli havalandırma tedbirleri alınmıştır. Bununla birlikte sulu mağaralar madencilerin çalışmasını zorlaştırdığından öncelikle suların temizlenmesi gibi önlemler alınmıştır. 1910 yılında Bulgardağı madenine giden Ahmet Şerif, bir madencinin günlük ücretinin beş kuruşu geçmediğini ifade ederek madencilerle ilgili gözlemlerini şu şekilde aktarmıştır: Hâlbuki o, mağaralarda çalışacak, geçilmez yerlerde yürüyecek ve bütün gün ateş karşısında körük çekecektir. Mağaralara inip çıkarken, düşmek ve çığ düşmesine uğramak gibi tehlikeler ise, devamlı olmaktadır. Hatta geçenlerde, düşen büyük bir çığ altında kalıp, derhal ölen, üç madenciden birinin, bulunamayan cesedi, epeyce bir süre sonra, ben orada iken, karların altından meydana çıktı. (Ahmet Şerif, 1999: 231). 492 Bu konu hakkında bkz. M. Bülent Varlık, Osmanlı İmparatorluğu nda Madenlerde Çalışma Koşulları Üzerine Bir Derleme/Deneme, Ekonomik Yaklaşım II, S. 1, Ankara 1981, s.191-210. Aynı makale için bkz. M. Bülent Varlık, Osmanlı İmparatorluğu nda Madenlerde Çalışma Koşulları, TCTA IV, İstanbul 1985, s.917-922. 493 Ortaçağ da Avrupalı madencilerin çalışma şartları için bkz. Gimpel, 1996: 91-94.

225 Madenciler, mağaralardan sonra fırınların yanına getirilen cevherin işlenmesinde de çok ağır koşullarda çalışmıştır. Fırınların karşısında körükleri çeken görevlilerin akşama kadar sıcağın karşısında çalışması zorlu koşullarla verilebilecek örneklerden birisidir. Bütün bu ağır şartlara rağmen madenciler ürettikleri madenlerin masraflarını karşılamaması gibi sorunlarla da karşı karşıya kalabilmekteydi 494. Madenlerde çalışma şartlarının daha iyi anlaşılması için madencilerin izinleri, ücretleri ve günlük ihtiyaçları gibi konuların da bilinmesi gerektiğinden aşağıda bu konulara da değinilmiştir. Hata en bile olsa bir kimseyi öldürmenin müeyyidesinin diyet olduğu dikkate alınırsa, İslam Hukuku nda insan hayatına ne ölçüde kıymet verildiği anlaşılır. Ancak işveren, kazalara karşı her türlü tedbiri almış, buna rağmen kaza olmuşsa, işverene karşı dikkatsizlik ve tedbirsizlik gibi bir suçlama yapılamayacağından Hz. Peygamber bu durumda madende ölen kimselerin varislerine karşı ocak sahiplerinin malî mükellefiyetinin bulunmadığını bildirmiştir. Tabii ki bu durum, işçilerin sosyal güvenliği için bir takım sigorta şirketlerinin kurulmasına engel değildir (Aktan, 1986: 84). Nitekim 13 Nisan 1849 tarihinde Gümüşhane madenlerinde lağımcı ustası olarak çalışırken üzerine lağımın yıkılması üzerine sağ ayağı kırılan Yorgi adlı kişiye yaşadığı müddetçe maden emini temettuatından verilmek üzere aylık 60 kuruş maaş bağlanmıştır (BOA, DRB.d 1040). Madende çalışmadan dolayı meydana gelen zararın tazmin edilmesi madencilerin sigortalandığı şeklinde yorumlanabilir. 1.1.3.1. Madenci İzinleri Bozkır madeninde üretim faaliyetleri mevsimlikti. Çünkü kış aylarında maden çalışmamaktaydı. Fakat burada mağaralardan cevher kazılması kastedilmektedir. Zira madenlerin işlendiği fırınların kışın da çalıştığı ile ilgili hem belge (BOA, D.DRB.THR 6/29) hem de gözlemler (Hamilton, 1842: 339) bulunmaktadır. Ancak üretilen kurşunların Alanya İskelesi ne naklinin kış nedeniyle kasım ayında gerçekleşmemesi nakil güzergahında bulunan mağaraların da çalışmadığını 494 mağaralardan ihrac fetay-ı şehrde leknis tabir olunan havuzlarda birkaç defa tathir ve süzüb kiriç gibi kurutmağla imâl olduğundan hâsıl olan zer ü simin aidat-ı miriyyeleri ihraç olduktan sonra fiyatı miri üzere ita buyrulan mübayaa bahaları fırunlarımız bahalarına vefa etmeyüb (Altunbay, 2002: 284). Cevherin su ile ayrıştırılması sonucu imâl edilen altın ve gümüşün bahaları fırınların masraflarına yetmemiştir.

226 göstermektedir. Zira Bozkır madeni mağaraları ileride değinileceği üzere Bozkır ve Alanya arasındadır. Madencilik sektöründe iş mevsimi olarak Nevrûz-i Rûz-i Kasım (Mart-Kasım) (Yüksel, 1997: XXXV) veya Rûz-i Hızır-ı Kasım (6 Mayıs-Kasım) (Altınay, 1931: 40 ) tarihleri verilmiştir 495. Bozkır madeninde ise altı aylık bir çalışma yapıldığına dair izlenimler elde edebiliyoruz. Zira kazalar madene bağlanırken Kırili kazasından altı aylık çakılcı ücreti talep edilmiştir 496 (BOA, MEDAD 9: 176-1). Bozkır madeni mağaralarındaki çalışmalar, kış şartlarından dolayı kasım ayında bittiğine göre, Bozkır madeninde madenin faal olduğu aylar mayıs, haziran, temmuz, ağustos, eylül ve ekim ayları olmalıdır. Kış aylarında, yerleşim yerlerine uzak ve dağlara yakın bir yerde olan cevher mağaralarına ulaşımın zorluğu, buradaki kış şartlarının madencileri olumsuz etkilemesi ve mağaralarda cevher kazmak ile çıkarılan cevherleri fırınların olduğu Siristat kasabasına nakletmenin zorluğu gibi nedenler madencilik faaliyetlerinin mevsimsel olmasına neden olmuştur. Osmanlı madenlerinde çalışan amelelerin isimleri defterlere kaydedilirdi. Amelenin isimlerini içeren defterlerin birer örneği de İstanbul a gönderilirdi 497 (Ahmet Refik, 1931: 16). Deftere kayıtlı bir maden amelesinin maden emininden izin almadan madeni terk etmesi mümkün değildi. Madeni terk edip evine gidecek olan madenci fırınları işletmek şartıyla yerine güvenilir bir madenciyi vekil olarak bırakmalıydı 498 (Ahmet Refik, 1931: 26). Zira babadan oğla geçen bir meslek olan madencilik 499 işlerinde çalışmak zor olduğundan madenlerden kaçanlar da oluyordu 495 Bir başka araştırmacı ise madencilik faaliyetlerinin, mevsimsel olarak 21 Mart-7 Kasım arasında 7,5 ay yapıldığını ifade etmiştir (Murphey, 1986: 976). 496 Kırili kazasının madene vereceği 150.000 kıyye kömür için kazaya 62,5 balta tayin edilmiştir. Her baltanın haftada 100 kıyye kömür teslimi öngörüldüğüne göre kaza haftada 6.250 kıyye, ayda 25.000 kıyye kömür teslim etmelidir. Bu hesaplama kazanın vermesi gereken 150.000 kıyye kömürü altı ayda tamamladığını göstermektedir. Benzer durum diğer kazalar için de geçerlidir. 497 Madenlere bağlı köyler ahalisi de defterlere kaydedilirdi ve eğer köylerini terk ederlerse geri getirilirlerdi (Anhegger-İnalacık, 2000: 12). 498 Gümüşhane kadısına ve Gümüşhane, Keban ve Ergani madeni eminlerine gönderilen hükümde: Gümüşhane ve tevabii mukataası mirînin külliyetlü mukataası olub her madende olan ustalar iktiza hasebile hanelerine gitmek lazım geldikde varub gelince furunların işletmek şartile yerine mu temed vekil nasb ve emin olanların yedinden izin kağıdı alub ve derakab gelüb hidmete kıyam eylemesi (Ahmet Refik, 1931: 26) ifadesiyle yerine vekil bırakmanın gerekliliği üzerinde durulmuştur. 499 Madenciliğin babadan oğla geçmesi bir taraftan madencilik faaliyetlerinin sürekliliğini sağlarken diğer taraftan, kabiliyet esası gözetilmediğinden dolayı, madencilikten anlamayan insanların da madenlerde istihdamına sebep olmuş olmalıdır. Nitekim Osmanlı nın madencilik alanındaki teknolojik meselelerde geri kalmasının az da olsa bir nedeni de bu olabilir.

227 (Tızlak, 1997a: 192). Hem madenlerde çalışmanın zorluğu hem de madenlerde çalışacak maden işinden anlayan fazla kişi olmaması nedeniyle, kaçan kişi yakalanıp maden bölgesine getirilirdi. Usta, işçi, amele ve diğer madenciler belirli bir zaman için dahi olsa yerlerine vekil bırakmadan işi bırakıp ayrılamazlardı (Çağatay, 1942a: 19). Bütün madenciler, vaziyete göre tayin edilmiş belirli bir zaman varsa, o müddet bitmeden ya da maden ocakları kapanmadan izinsiz olarak hiçbir sebeple ayrılamazlardı. Zaruri bir sebeple ayrılması gereken madenci, maden emininden izin kağıdı almak zorundaydı (Çağatay, 1942a: 42). Genel olarak madenlerde beş gün çalışma ve kalan iki gün tatil olarak belirlenmiştir 500 (Anhegger- İnalcık, 2000: 7,12,14,15). Avare gün ya da tatil olarak belirlenen günlerin, çalışanların Müslim ve gayri Müslim olduğundan hareketle cuma ve pazar günleri olabileceği Altunbay tarafından iddia edilmiştir (Altunbay, 1998: 45). Cuma gününün tatil olduğu konusunda bir tereddüt yoktur. Zira madencilikle ilgili kanunnamelerde hafta başı olarak cumartesi günü zikredilmiştir 501 (Spaho, 1913: 153). Ancak pazar gününün tatil olmasına şüpheli bakmak gerekir. Zira fırınların devamlı yakılacağı ve hafta başının da cumartesi olduğu düşünülürse diğer tatil gününün perşembe günü olması muhtemeldir. Bu durumda gayrimüslim madencilere yerlerine bir vekil bırakma hakkı verilerek pazar günü ayinlere katılmalarına izin verilmiş olmalıdır. Mağaralarda çalışanlar için, fırınların aralıksız yanması gerektiği düşünülürse, haftanın ikinci gününün tatil olması pek mantıklı gelmemektedir. Sas madeni kanununda ve kuyu ki, şurfı battal ola, rehin konulmazdan evvel sahibine hüccet koyalar; tâ şenbe gününden çahârşenbe günü akşamına dek yıldı görünce urbarara varub bir gümüş nesne koya; zamkoş için kıymeti ola. (Akgündüz, 1993: 669) şeklindeki açıklamadan hafta başının 500 1475 tarihli Kratova madeni yasaknamesinde de iki gün avare olduğu ile ilgili hüküm vardır (Akgündüz, 1990a: 549). 1455 yılında hazırlandığı tahmin edilen Novoberdo madeni yasaknamesindeki iki gün tatil olması ile ilgili bkz. Akgündüz, 1990a: 556. Haftada iki gün avare olma ile ilgili ayrıca bkz. Beldiceanu, 1964: 323. 501 Şenbe/Cumartesi günü çeşitli görevlilerin maden üzerine varıp izbor etmelerinden bahsedilmiştir (Spaho, 1913: 152). Sırpça zbor kelimesinden gelen cumartesi günü madenlerde çalışanların hususi bir toplantısına izbor denirdi (Anhegger-İnalcık, 2000: 7). Kadı, emin, maden kâtibi, roşt kâtibi, şafarlar ve ehli maden olanlar cumartesi günü kuyulara bakarak, kuyuların kaç kulaçta olduğunu, cevher durumunu tespit ederek kadı defterine kaydedilmesi ile her hafta cumartesi günü gerçekleşen (Spaho, 1913: 152) bir teftişti, denilebilir.

228 cumartesiden başladığı ve çarşamba gününe kadar çalışmanın tamamlandığı anlaşılmaktadır. 1.1.3.2. Madenci Ücretleri Mağaralarda ya da fırınlarda bu çalışma şartları altında çalışan madencilerin aldıkları ücretler konusunda şu bilgileri vermek mümkündür. 1796-1797 yıllarında maden amelesinin günlük 15-20 paraya çalıştığı ve bunun önceki yıllara göre iki katı bir ücret olduğu tespit edilirken 1842 lerde ise, Ergani madeninde üretilen bir batman bakır için maden amelesine beş kuruş 30 paralık bir ödeme yapılmıştır 502 (Tızlak, 1997a: 191). 19 Şubat 1782 tarihinde, Bozkır madenine bağlı kazalardan temin edilen baltacılar haftada yüz kıyye kömürü temin ederek fırınların olduğu mahalle nakletmek karşılığında 60 akçe ücret almıştır. Yine madene bağlı kazalardan temin edilen çakılcı amelesine ise yevmiye 20 şer akçe ücret verilmiştir (BOA, C.DRB 2421). Benzer şekilde Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne 100 kıyye kurşun 50 para nakliye ücretiyle görevli kaza ahalileri tarafından taşınmıştır (BOA, C.DRB 3252). Bu örneklere bakılırsa maden işçileri yaptığı işe göre günlük ya da üretim üzerinden ücret almıştır 503. 22 Mayıs 1849 da madenciler yevmiye ile çalışmak istememiş ancak bu durum, Tanzimat ın bir gereği olduğundan yeni usul benimsenmiştir (BOA, DRB.d 1040). Madencilerin aldığı ücretleri mukayese etmek için o günkü şartların ne olduğunu da tam olarak bilmek gerekmektedir. Bu anlamda 1836 yılında ekmeğin okkasının 0,4 kuruş olması 504 (Varlık, 1985: 921) madencilerin ücretlerinin düşük seviyede olduğunu da göstermektedir. Verilen ücretlerin azlığı madencilerin yakınmalarını da beraberinde getirdiğinden devlet, bu sorunu çözmek için madencilere ücret dışında çeşitli adlarla ödemeler yaparak sorunu gidermeye çalışmıştır. Nitekim Bozkır madenindeki madencilerin aldığı ücretler, masraflarını karşılamadığından dolayı madenciler başka madenlere giderek borçlarını ödemek istemişlerdir (BOA, C.DRB 47). Madenlerde 502 1836 yılında, Keban madeninde kurşun üretiminde çalışan işçilere günlük 1,25 kuruş ücret verilmiştir. Bununla birlikte bu işçiler gerçek değeri 0,4 kuruş olan ekmeği 0,1 kuruşa satın almışlardır (Varlık, 1985: 921). 1251/1835 yılında Bereketli madenine bağlı köylerden 50 şer kuruş ırgadiye akçesi toplanmıştır (BOA, DRB.d 1020). 503 1820 yılında, Bozkır madeninden caize-i maden-i Bozkır adıyla 2.500 kuruş gayraz ketebe, 7.500 kuruş bo ça baha ve 7.500 kuruş hizmet-i mübaşiriyye teslim edilmiştir (BOA, D.BŞM.MHF.d 8824). 504 Konya da 1792 yılında 45 dirhem pide ve somun bir akçe iken (KŞS 66: 152-1) 1793 yılında 33 dirhem pide ve somun bir akçeydi (KŞS 66: 152-2).

229 çalışanlara ödenen ücret dışında iane-i madenciyân kaleminden de bazı yardımlar yapılmıştır (Tızlak 1997a: 191; D.MMK.d 23125). Bu ödemeler onların üretim esnasında sermaye konusundaki sıkıntılarını gidermek için yapılan takviyet akçesi ödemelerinden farklı idi (Tızlak, 1997a: 192). Madencilere ayrıca in âmat adıyla bir miktar para 505 (Çağatay, 1942a: 35) ile Gümüşhane den gönderilen madencilere harcırahları da verilmiştir. Nitekim 1772-1773 yılında Gümüşhane madeni eminine gönderilen emirde Sidrekapsi madenine gönderilecek madencilerin harcırahlarının ödenip, madene gönderilmesi istenmiştir (BOA, C.DRB 2630). 1.1.3.3. Madencilerin Günlük İhtiyaçları Bozkır madeni mağaraları ya da fırınlarında çalışan madenciler ile madendeki diğer görevlilerin günlük ihtiyaçları Bozkır madeni emini olan kişi tarafından karşılanmıştır. Bu anlamda, 20 Temmuz 1782 de, Bozkır madenindeki madencilerin ihtiyaçları için 3.000 kuruşluk zahire mübayaa ve der anbar olunması lazımdır denilerek sermaye talep edilmiştir 506 (BOA, D.DRB.THR 2/20). Bu konuya bir başka örnek ise, Bozkır madeni ilk kez kapatıldığında, madencilerin zimmetinde kalan 23.503,5 kuruşun alınması emredilince, ustalar bu meblağın nakden verilmediğini, her hafta maden emini tarafından ustabaşı olanlara demir, don yağı, zahire, cevher nakliyesi ve bir miktar harçlık olarak verildiğini söylemişlerdir (BOA, MEDAD 8: 693-1). Dışarıdan gelen madencilerin ve hayvanlarının bütün ihtiyaçları maden emini tarafından temin edilmekteydi. Çünkü bu iş için zaman harcayacak olan madenciler madene gereken önemi veremeyeceğinden, devlet onların rahat çalışabileceği bir ortam yaratmaya çalışmıştır. Zira madencilerin yiyecekleri yanında getirmesi de söz konusu değildi. Madencilerin kendi ihtiyaçlarını karşılamaya çalışması madendeki çalışmaları da aksatacağından bu ihtiyaçlar maden emini tarafından karşılanmıştır. Başka bir ifadeyle Bozkır madeninde çalışan madencilere bahara kadar harçlıkları ve 505 Benzer şekilde Bozkır madeninde görevli kâtibe yıllık 500 kuruş maaş verilirken (BOA, DRB.d 970; BOA, DRB.d 159), verilen ücret yanında maişet adı altında bir miktar yardım daha alan kâtip, bu miktarla birlikte yıllık 620 kuruş ücret almıştır (BOA, C.DRB 3090). 506 Keban madeninde ise, madencilerin günlük ihtiyaçları için yani akvât-ı yevmiyeleri için gerekli ihtiyaç maddeleri Harput ovasında bulunan köylerden miri fiyat ile sağlanırdı (Tızlak 1997a: 187). Yine benzer şekilde, 17 Eylül 1800 de, Gümüşhane madenindeki madencilerin zaruri ihtiyaçlarını karşılamak üzere Bayburt kazası köylerinden Belâhur köyü hem zahire mahalli ve hem de Gümüşhane ye yakın olduğundan dolayı zahireci olarak tayin edilmiştir (BOA, C.DRB 1775). Bozkır madeninde bu şekilde zahireci olarak tayin edilen bir köy tespit edilememiştir. Ancak ihtiyaç olan malzeme Bozkır kazası köylerinden satın olma yoluyla temin edilmeye çalışılmıştır.

230 zahirelerinin verilmesi madencilerin firar etmemeleri için de gerekliydi (BOA, C.DRB 1058). Bozkır madenindeki madencilerin ihtiyaçları maden emini tarafından karşılanmakla birlikte madenin açılmasıyla birlikte Bozkır da altı dükkan yapılmıştır (BOA, MEDAD 8: 633-1). 31 Aralık 1777 de ise bir adet ekmek fırını açılmıştır (BOA, MEDAD 8: 607-1). Ayrıca yine bu tarihte madencilerin kalacağı 13 oda ile Edase ve Beş köylerinde oda ve mahzenler yapılmıştır. Bu odalar ve mahzenlere levazımat, mürdesenk, emval ve zahire konulmuştur (BOA, MEDAD 8: 607-1). Yani madencilerin temel ihtiyacı olan zahire, madencilerin çalıştığı alanlara götürülerek madencilerin ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır. Madenciler için gerekli zahirenin nereden ve nasıl temin edildiği de önemlidir. Osmanlı provizyonizm prensibine göre iktisadî bakımdan kendi kendine yeterli olması beklenen temel bölgesel birim kaza idi. Merkezinde nüfusu 3-20 bin arasında değişen bir yerleşme yeri ile 20-30 dan 100-150 ye kadar değişebilen köylerden oluşan bölge, üretim ve tüketimin birbiriyle dengelenmesi beklenen temel birimdi. Bölge içinde üretilen mallar, kazanın ihtiyacı karşılandıktan sonra bölge dışına gönderilebilirdi (Genç, 2005a: 88). Bozkır madeninde çalışanların yiyecek ihtiyaçlarının karşılandığı yer Bozkır kazasıdır. Zahire temin etmek için bir miktar sermaye verilen bazı kişiler görevlendirilerek Bozkır köylerine gönderilmiş, madencilerin ihtiyacını karşılayacak buğday ve arpanın ücreti karşılığında köylülerden temini yoluna gidilmiştir (BOA, MEDAD 8: 672-1). Devlet ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetleri üreticilerden bir tür aynî gelir vergisi tarzında, piyasa fiyatının altında, ekseriya maliyetinin de altında kalan fiyattan satın alma imkanı veren miri mübayaa rejimini uygulamıştır 507 (Genç, 2005a: 89). Yani, tespit edilen ihtiyaç maddeleri ücreti karşılığında Bozkır kazasından temin edilmiştir. XVI. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu nda kazalara yalnız kendi sınırları içerisinde hububat ticaretine izin verilirken hükümetin izni olmadan hububat ihraç edilemezdi. Böylece her kazada üretilen hububat o kazada yaşayan halkına tahsis 507 Ancak bazen zahire konusunda farklı uygulamalar az da olsa uygulanmaktaydı. Bozkır madeni emininin bazı ahalinin zahiresine el koyması üzerine şikayetler olmuş ve bu şikayetler neticesinde bu zahirelerin ücretleri sahiplerine ödenmiştir (BOA, AHK.KR.d 17: 57-3; BOA, MEDAD 8: 632-1).

231 edilmiş oluyordu (Güçer, 1951: 81-82). XIX. yüzyılda da bu uygulama devam etmiştir. Bozkır kazasının önce kendi ihtiyacını karşılaması gerektiğine yönelik örnekler vardır. Alanya sancağı mutasarrıfı Mehmet Fevzi Paşa, ziraatları yetmediğinden Bozkır ve Beyşehir e zahire satın almak 508 için bir adam gönderdiğini ancak adamının buradan çıkarıldığını ifade ederek bu konuda emin ve mütesellime emir gönderilmesini istemiştir. Bu istek üzerine 1803-1804 yılından beri uygulanan sisteme göre zahire alacak yerin önce merkeze yazması gerektiği, 30 Ekim 1818 de, paşaya bildirilirken (BOA, HAT 616/30306) Bozkır ve Beyşehir in verimli yerler olmasına rağmen bu sene ziraatın vasat olduğu da belirtilmiştir (BOA, HAT, 617/30409). Zahire satışının kazanın ihtiyaçları karşılandıktan sonra devam ettiğine yönelik örnekler de vardır. Nitekim 25 Ocak 1826 da, Alanya sancağı Aras köyü ahalileri Koçhisar dan yüklediği tuzu Bozkır kazasına götürüp arpa ile değişmiştir (BOA, DRB.d 159). Bozkır kazasından diğer kazalara zahire satışının önündeki engellerden biri yukarıda açıklandığı üzere kıtlıktı. İkincisi ise zahirenin öncelikle kazanın daha doğru ifadeyle madencilerin ihtiyacını karşılamasıydı. Zira timar ve iltizamın aşarı başka mahalle götürüldüğünden dolayı kalan zahire maden amelesi ve hademelerinin ihtiyacına yetmediğinden, önce madencilere yetecek zahirenin, değeri nakit olarak verilmek suretiyle, satın alınırdı (BOA, DRB.d 970). Bozkır madeninde çalışan madencilerin ihtiyaçları karşılanırken, kazada bulunan maden eminin yaşadığı konağın çeşitli ihtiyaçları da benzer şekilde satın alınarak temin edilmeye çalışılmıştır. Konakta, Bozkır madeni emini ile yanında bulunan hizmetçi ve yardımcılarının barınma ve yiyecek ihtiyaçları karşılanırdı. Bozkır madeninde yapılan 15 aylık 2.250 kuruş harcama içinde, mutfak masrafı da bulunmaktaydı (BOA, C.DRB 3090). Madenlerde tecrübeli madenci sayısı az olduğundan kiralık işçilerle açık kapatılmaya çalışılırdı. Bu işçiler madende çalışmaya başladıkları zaman yiyecek ve barınma yardımı alırlardı. 1714 te madende çalışmak için kiralanan işçilere bir kuruş haftalıklarının üzerine, her gün yiyecek karşılığı olan iki para nakit olarak verilirdi. Bazen yiyecek oranı işçi başına aylık 63,96 kg un ve haftalık 2,49 kg mayalı ekmek 508 1.000 kile buğday ile 1.000 kile arpa mübayaa talep edilmiştir (BOA, HAT 670/32730).

232 olarak ödenirdi (Murphey, 1986: 976). Osmanlı madenlerinde çalışan madenciler için arpa, çavdar (BOA, DRB.d 1037) ve buğday, madende bulunan hayvanlar için ise saman ve arpa gerekliydi (BOA, D.MMK.d 23125: 5). Mart 1839 tarihinde Akdağ madeninde madenciler için temin edilen buğday, arpa ve erzak maden emini tarafından satın alınmıştır. Bu maddelerin satın alma fiyatına nakliye masrafının eklenmesiyle ortaya çıkan miktar, madencilerin hesabına yazılması gerekliydi. Ancak maden eminleri satın aldığı bu ihtiyaç maddelerini değerinden fazla fiyatla o zaman ki ifadeyle gâlî bahâ ile maden ustalarının hesaplarına yazdığından madenciler zor durumda kalmakla birlikte zarar etmiş ve ortaya çıkan açıkları kapamak için borçlanmıştır (BOA, D.DRB.THR 679/16). 1.2. Bozkır Madeninde Üretim Durumu ve Vergilendirme 1.2.1. Bozkır Madeninde Üretim Durumu Bozkır madeninde elde edilen ürünler kurşun, altın ve gümüştü. Bu ürünler karışık halde mağaralardan çıkarılır, fırınlarda kurşun ve saf gümüş ile karışık haldeki altın ve gümüşten oluşan mahlût sim elde edilirdi. Kurşun ve gümüş Bozkır da ayrıştırılırken, altın ve gümüşün karışık olarak bulunduğu mahlût sim darphanede ayrıştırılırdı. 1.2.1.1. Kurşun Üretimi Kurşun üretimi, mürdesenk üretimi ve kurşun üretimi olmak üzere iki alt başlık halinde incelenmekle birlikte bu madenler birbiriyle ilişkilidir. Zira mürdesenk gümüşle kurşunun ayrıştırılması esnasında ortaya çıkan bir maden olmakla birlikte kurşun elde etmede de kullanılmıştır. 1.2.1.1.1. Mürdesenk Üretimi Mürdesenk, tabii kurşun oksidi olup sarı toz halinde veya kırmızı sarı pulcuklar şeklinde bulunur ve gümüşlü kurşunun kal edilmesiyle elde edilirdi (Devellioğlu, 1999: 732). Bozkır madeninde çıkarılan karışık haldeki cevherin içinden mahlût sîm/gümüş ile altın ayrıştırıldıktan sonra kalan ve mürdesenk adı verilen cevherin arıtılması ile kurşun elde edilmekteydi. 1 Ocak 1777 de, Bozkır madeninde imâl

233 edilen fırınlarda hasıl olan mürdesengin 509 kal edilip saf kurşun olması gerektiği ve ortaya çıkan kurşunun sermaye akçesiyle satın alınacağı ancak kıyyesinin satın alma fiyatının ne olacağı sorulmuştur (BOA, MEDAD 1: 755-2). 2 Ağustos 1779 da Kayseri kazası köylerinden Araplar köyünde bulunan el-hac Süleyman Camii nin harap olduğu ve tamiri için 30.000 kıyye kurşunun Bozkır madeninden gönderilmesi, bu kadar kurşun yoksa mevcut mürdesenkten imâl edilerek ilgili yere gönderilmesi istenmiştir (BOA, MEDAD 8: 627-2). Mürdesenkten kurşun elde edilirken izabe esnasında mürdesengin üçte biri yok olmaktaydı (BOA, DRB.d 968: 42-2). 12 Mart 1741 de, Keban madeninden Bağdat cebehanesine 510 gönderilen 900 kantar mürdesengin kantarı, dörder kuruşa satın alınırken bu miktar mürdesenkten 600 kantar kurşun elde edilmiştir. Mürdesenk 3.600 kuruşa satın alınmışken kurşun oluncaya dek her kantar için birer kuruş kömür, amele ve fırın masrafı da yapılmıştır. Bütün bu masrafların yanında, Keban dan Diyarbakır a develerle kantarı 150 akçeden 750 kuruş nakliye ücreti ile götürülen mürdesengin toplam masrafı 4.950 kuruşa mal olurken, bu ücretler maden emini tarafından sermaye akçesinden ödenmiştir (BOA, DRB.d 968: 42-1). Bozkır madeninde üretilen mürdesengin muhafaza altına alındığı bir adet mürdesenk mahzeni vardı (BOA, MEDAD 8: 607-1). 10 Ekim 1776 da, Bozkır madeni açıldığı zaman üretilen ve mahzene konulan mürdesengin kıymetinin ne olacağının sorulması üzerine (BOA, C.DRB 2375) mürdesengin fiyatı ile ilgili bir düzenlemenin yapılacağı belirtilmiştir 511. Bozkır madeninde tespit edilememesine 509 Kelimenin anlamı için ayrıca bkz. Şemsettin Sami, 1317: 1324; Çağatay, 1942a: 34; Murphey, 1986: 982; Tızlak, 1997a: 124. Halil Edhem gümüşün beyaz, altının sarı ve kurşunun esmer renkte olduğunu belirtmiştir (Halil Edhem, 1307: 33). 510 Harp mühimmatının konulduğu yer olan cebehane tabiri belgelerdeki gibi kullanılmıştır. 511 Gümüşhane madenlerinin mürdesenk ihtiyacı Keban madeninden karşılanmıştır. 9 Temmuz 1737 de, Gümüşhane madenlerinden Espiye madeninin mürdesenk ihtiyacından dolayı Keban madeninden 60.000 batman mürdesengin yakın yerlerin develeriyle sekiz kuruş ücretle taşınacağı belirtilirken (BOA, DRB.d 968: 56-2), yine 9 Mayıs 1760 tarihinde Gümüşhane madeni için Keban madeninden 4.000 batman mürdesenk gönderilmiştir (BOA, C.DRB 118). Konuyla ilgili ayrıca bkz. Tızlak, 1997a: 125. Mürdesenk konusunda maden eminlerinden kaynaklanan olumsuzluklar dikkati çekerken, ülkenin çeşitli yerlerinde mürdesenk fiyatlarının farklı olduğu görülmektedir. 1784 yılında Gümüşhane madenine verilmek üzere 100.000 batman mürdesengin 52.000 batmanı sevk edilmiş, kalan 48.000 batmanının ise maden emini tarafından Halep te kantarı 55 ve Tokat ta 45 kuruşa satıldığı madenciler tarafından dile getirilmiştir. Madencilerden dört kuruşa alınırken maden emini zorla ikişer kuruşa almıştır. Çaresiz kaldıklarını dile getiren madenciler, mevcut mürdesenkleri kurşun ettiğinde eminin bunları kantarı dokuzar kuruştan alıp, madende kantarını 32, Halep te 70 ve Tokat ta

234 rağmen 1790-1794 yılları arasında Ergani madeninde her fırına iane-i mürdesenk adıyla 10 kuruş verilmiştir (BOA, HH.d 18253: 2). 1.2.1.1.2. Kurşun Üretimi Kolay işlenen, korozyona dayanıklı ve bu özellikleri nedeniyle eski çağlardan beri yapılarda geniş bir kullanım alanı olan yumuşak, ağır, mavimsi-esmer renkli maden olarak tanımlanan kurşun 512 ; 16. ve 17. yüzyıl kaynaklarında sürb-i ham, sürb-i cedid veya ayrıştırma sırasında kalan kimi madenlerin rengini etkilemesine göre sürb-i siyah, sürb-i ak deyimleriyle kaydedilmiştir (Sönmez, 1997: 63-64). Bozkır madeninin açıldığı 18. yüzyılın son çeyreğinden Tanzimat ın ilanına kadar, incelenen döneme ait belgelerde sürb kökenli sözcüklerle karşılaşılmamış bunun yerine kurşun ve mürdesenk gibi terimlerin kullanıldığı görülmüştür. Bozkır madeninde üretilen kurşunun tamamı miri sermaye akçesiyle mübayaa olunurdu 513. Devlet tarafından satın alınan kurşun, arabalarla Alanya İskelesi ne ve oradan darphaneye gönderilirdi 514 (BOA, MEDAD 1: 755-2). 31 Mayıs 1776 tarihinde Bozkır madeninde 100 kıyye cevherden 40 kıyye halis kurşun elde edilmiştir (BOA, D.BŞM.DRB 14/88). Kasım 1784-Kasım 1785 yılları arasındaki bir yıllık dönemde 137,5 kıyye gümüş ve 120.000 kıyye kurşun dokuz ayda teslim olunmuştur (BOA, D.BŞM.DRB 16/17). Bozkır madeninden ya da diğer madenlerden teslim edilen kurşunlar Yalıköşkü sahilinde Sepetçiler Kasrı aşağısındaki mahzenlere 515 konulurdu (BOA, MEDAD 8: 782-2). 60 kuruşa sattığı rivayetini anlatmışlardı. Gönderilen emirde, 30 Temmuz 1786 da, yeni atanan emin ve mübaşir ile hesaplaşmaları istenmiştir (BOA, AE.SABH I 3980). 512 Kurşun; gri renkli, metalik parlaklığa sahip, korozyona karşı dayanıklı, kolayca şekillendirilebilen (http://ekutup.dpt.gov.tr/ 2001: 1, 5) bir maden olarak tarif edilmiştir. Kurşun çoğunlukla saç veya tel ve varak halinde bulunurdu (Halil Edhem, 1307: 71). 513 Ma den emini Süleyman Ağa nın imâl ve mübaya a eylediği 1.143 külçe adediyle 27.314 kıyye kurşun tarafımızdan teslîm ve makbûzları müş ar darbhâne-i âmireye bir kıt a mühür tahvîl irsâl olunmuş olub (BOA, C.DRB 1058) diyen maden emini Halil in sözlerinden de üretilen kurşunun satın alındığı anlaşılmaktadır. 514 1827 yılında, Bozkır madenindeki üretilen kurşunun her kantarı 20 kuruş ücreti nakliyesi ile İzmit İskelesi ne nakli için Alanya sancağı ahalisi görevliydi (BOA, DRB.d 1044). Nakil bölümünde değinileceği üzere bir dönem Bozkır da üretilen kurşunlar İzmit İskelesi ne taşınmıştır. 515 Darbhâne-i Âmire den ma den ümenâsına mühüren temessük ile nakden virilen asl sermâye-i kadîm akçesinden olub sermâye-i mezkûr mukâbili zer ve sîm gibi gelüb vaz olunan kurşundan İstanbul daki mahzenlerde mevcut kurşunlar devrolunurken cümle huzurunda ölçülerek darphane defterlerine kaydedildiği darphane nazırı tarafından ilam edilince baş muhasebeye kaydedilirdi. Bu işlem sonucunda darphaneye sakk yani bir vesika verilirdi (BOA, MEDAD 8: 782-2).

235 Bozkır madeninde yapılan üretimde karşılaşılan olumsuzluklar da vardı. Madenciler kendileri için hangi maden üretiminin yapılması kârlıysa ona yöneldiğinden dolayı merkezden uyarılarak istenilen üretimin yapılması sağlanmaya çalışılırdı. kurşun i mâli ma denciyâna enfe olmak mülâbesesiyle kendi cer nef aları zımnında i mâl eyledikleri fırunları kurşuna hasr itmeyüb sarıot ta bîr olunur altun cevheri vesâ ir zer ve sîm cevherleri taharrî ve tecessüs mağaralar hafr ve ekser fırunlarda i mâl olunmak ve ma denciler nef aları mülâhazasıyla zer ve sîm cevheri tecessüsüne rağbet itmeyüb ekser fırunlarını kurşun i mâline hasr iderler ise te dîb olunmak (BOA, C.DRB 967) denilerek madenciler, kendi kârlarını düşünerek daha çok kurşun üretimi yapmalarından dolayı altın ve gümüş üretimine ağırlık vermeleri yönünde ikaz edilmiştir. Cevher işlenirken fırınların üçte ikisinin sarıot ve üçte birinin kurşunlu cevhere ayrılmasının nedeni de, madencilerin kendileri için daha kârlı olduğunu düşündüğü kurşun üretimine ağırlık vermesi ve altın üretimini terk etmesiydi (BOA, MEDAD 9: 175-2). Mart 1822 tarihine kadar madende üretilen kurşun konusunda herhangi bir şart yokken başka bir ifadeyle madende üretilen kurşun darphaneye gönderilirken bu tarihten sonra her yıl gönderilecek kurşun miktarı belirlenmiştir. Emin atamalarında gönderecekleri kurşun miktarı yazılarak buna uymaları konusunda her atamada uyarılar yapılmıştır. Bahsi geçen tarihten itibaren Bozkır madeninden yıllık 12.500 kıyye kurşun taahhütü üzere eminler atanmıştır (BOA, DRB.d 996: 91). 1825 yılı mart ayından itibaren bu kurşun miktarına zam yapılması sonucu miktar 15.500 kıyye olmuştur (BOA, DRB.d 1005; BOA, DRB.d 996: 97). Mart 1833 yılında yeniden yapılan zamla bu miktar 20.000 kıyye kurşuna çıkarılmıştır. Madenin kapatıldığı tarih olan Mart 1839 a kadar bu taahhüt geçerli olmuştur (BOA, DRB.d 977: 45; BOA, DRB.d 165; BOA, DRB.d 1013). Yılda yukarıda belirtilen miktarlarda gönderilmesi gereken kurşun eksik geldiği zaman sonraki senelerde gönderilen kurşun eksik yıla kaydedilirken, 1838 yılında ise eksik gönderilen kurşunun bedeli maden emininden tahsil edilmiştir (BOA, DRB.d 1043). Taahhüt üzere verilen veriler rumi takvime göre bir yılın mart ayından diğer yıl başlangıcı olan mart ayına kadar geçen üretimi göstermektedir (Tablo 6). Taahhüt öncesi döneme ait veriler değerlendirilirken maden eminlerinin mart ayında

236 atanmaları nedeniyle tarihler verilirken rumi takvim esas alınmıştır. Zira kurşun ve gümüşün darphaneye tesliminde kullanılan 1208 senesine mahsuben (BOA, C.DRB 1946) ifadesi bunu teyit etmektedir. Zira bu bir maden emininin atandığı dönemi kastetmekte ve belirtilen bu yılın hemen ardından maden emininin adı zikredilmektedir. Eğer böyle bir tarih madenlerin teslimi ile ilgili belirtilmemişse, üretilen madenlerin teslimat tarihinden ziyade üretildikleri tarih olarak bir yıl öncesi alınmıştır. Bozkır madeninde üretilen kurşunun taahhüte bağlandığı dönemlerde belirtilen miktarlar teslim edilmek zorundaydı. Eğer bir yılda taahhüt edilen fazla miktarda kurşun darphaneye teslim edilirse bir sonraki yılın hesabına bu fazlalık eklenirdi. 1822 yılına mahsup olarak gelen 716,5 kıyye kurşun, o yıl gönderilecek 12.500 kıyye tamamlandığından 1823 yılı hesabına aktarılmıştır (BOA, DRB.d 996: 92). Bir sonraki yıl hesabı için gönderilen kurşunların bir önceki yılın hesabına dahil edildiği ile ilgili örnekler de vardır. 1833 te gönderilen 15.250 kıyye kurşunun 2.585 kıyyesi 1832 senesine dahil edilmiştir (BOA, DRB.d 1013). Grafik 8: Bozkır Madenindeki Kurşun Üretimi (1776-1839) 800000 700000 600000 Üretim Kg 500000 400000 300000 200000 100000 0 1770 1780 1790 1800 1810 1820 1830 1840 1850 Yıllar

237 Tablo 6: Bozkır Madeninden Darphaneye Teslim Edilen Kurşun Miktarı 516 Üretim Yılı Kıyye Kg 517 Üretim Yılı Kıyye Kg 1777 27.314 35.038,4 1798 90.380 11.5939,5 1780 107.318 137.667,5 1799 70.000 89.796 1781 55.196 518 70.805,4 1800 33.000 519 42.332,4 1782 3.000 3.848,4 1801 80.000 102.624 1783 152.855 196.082,4 1803 30.034 38.527,6 1784 69.562 89.234,1 1805 52.267 67.048,1 1785 93.000 119.300,4 1806 19.029 24.410,4 1786 520 28.145 36.104,4 1221 59.680 76.557,5 1789 90.330 521 115.875,3 1808 46.847 522 60.095,3 1790 95.325 122.282,9 1809 12.977 16.646,9 1791 12.500 16.035 1810 46.187 59.248,7 1792 27.499 35.275,7 1811 31.060 39.843,8 1793 47.678 61.161,3 1812 8.443 10.830,7 1794 40.257 51.641,7 1813 10.000 12.828 1796 1.473 1.889,6 1815 19.034 24.416,8 516 Bu tablodaki bilgiler şu belge ve defterlerden çıkarılmıştır: BOA, MEDAD 8, 9; BOA, DRB.d 47, 973, 969, 970, 986,987, 992, 996, 1002, 1003, 1005, 1012, 1013, 1021, 1030, 1044, ; BOA, D.BŞM.d 4702; BOA, C.MF 5724, BOA, C.DRB 568, BOA, C.DRB 810, BOA, C.DRB 880, BOA, C.DRB 907, BOA, C.DRB 1035, BOA, C.DRB 1865; BOA, C.AS 38432, BOA, C.AS 6937, BOA, C.AS 10086, BOA, C.AS 25803, BOA, C.AS 34303, BOA, D.DRB.THR 34/9, 36/34, 100/4 517 Çalışmada bir dirhem 3,207 gr (İnalcık, 1991a: 16; Zambaur, 1997a: 595; Hinz, 1990: 44) kabul edilmiş, bir okka 400 dirheme eşit olduğundan bir okka 1,2828 kg olarak alınmıştır (Hinz, 1990: 30). XIX. yüzyılda bir okka 1288,172 gram idi (Günergun, 1998: 35). 518 19 Eylül 1782 tarihinde, Bozkır madeni üretiminden darphanede 176.133 kıyye, Alanya İskelesi nde 115.047 kıyye ve Bozkır madeninde ise 61.088 kıyye kurşun vardı (BOA, C.AS 38432). 519 750 kantar kurşunun Sakızlı Mike adlı reisin gemisine yüklenmesi emredilmiştir (BOA, DRB.d 969). Araştırmada bir kantar 44 kıyye olarak alınmıştır. Zira 24 Nisan 1800 tarihinde, bir kantar 44 kıyye olarak belirtilmiştir (BOA, C.SM 63/3196). 1578 yılında da bir kantar 44 okka olarak 56,444 kg hesap edilmiştir (Kırzıoğlu 1991:74). 520 Bozkır madeninin kapatıldığı bu tarihte madende 153.400 kıyye kurşun vardı (KŞS 64: 114-2). 521 Kıyye olarak miktarı verilmemiş olan kurşun miktarı 3.184 külçe olarak verilmiştir. Bahsedilen 3.184 külçenin 3.112 külçesi 88.287,5 kıyyedir (BOA, D.BŞM.d 5792: 2). Buradan hareketle üretim miktarı 90.330 kıyye olarak hesaplanmıştır. Fakat Bozkır madeninde üretilen kurşunların külçe miktarları farklıdır ve yaklaşık olarak bir külçe 27 kıyye gelmektedir. Örneğin, 1.800 külçe 49.220 kıyye olarak belirtilirken yaklaşık bir külçe 27,34 kıyyeye karşılık gelmiştir (BOA, MEDAD 9: 197-1). Yine 1.576 külçe 41.075 kıyye olarak zikredilirken (bir külçe 26,06 kıyye) (BOA, MEDAD 9: 197-3), 5.818 külçe olmak üzere 149.864 kıyye kurşun (BOA, MEDAD 8: 668-d2) 5.408 külçe olmak üzere 153.400 kıyye (BOA, MEDAD 8: 691-2) gibi örnekler vardır. Fakat külçenin kıyye karşısında daha fazla çıktığı örnekler de vardır. Bu örnekler için bkz. BOA, MEDAD 9: 212-2; 213-1. 522 15 kantarı yani 660 kıyyesi Payas Kalesi ne verilmiştir (BOA, C.AS 34303).

238 Üretim Yılı Kıyye Kg 523 Üretim Yılı Kıyye Kg 1816 7.256 9.308 1829 3.531 4.529,6 1817 22.442,5 28.789,2 1830 15.500 19.883,4 1818 4.550 5.836,7 1831 15.535 19.928,3 1820 9.007 11.554,1 1832 15.500 19.883,4 1821 7.116,5 524 9.129 1833 20.002 25.658,6 1822 12.500 16.035 1834 20.000 25.656 1823 10.518,5 13.493,1 1835 20.000 25.656 1824 8.371 525 10.738,3 1836 2.647 3.395,6 1825 15.500 19.883,4 1837 5.170 6.632 1826 15.500 19.883,4 1838 5.177 6.641 1827 13.669 17.534,6 1839 0 0 1828 14.577 18.699,4 Toplam 1.669.263,5 2.212.136 1822 yılına kadar tabloda verilen bilgiler darphaneye teslim edildiği ya da başka kurumlara verildiği kesin olarak tespit edilen rakamlardır (Tablo 6). Ancak belirtilen tarihe kadar olan rakamların Bozkır madeninin kurşun üretimini tam olarak yansıttığı söylenemez 526. Zira üretilen kurşunun devlete ait olan beşte biri hesap edildiği zaman bu oran biraz daha yükselecektir. Bunun yanında Bozkır madeninde üretilen kurşunun Alanya İskelesi ne taşınması için kurşunların mahallinde satıldığı (BOA, MEDAD 9: 183-1) ya da madencilerin kendilerine ait hisselerini yasak olmasına rağmen tüccarlara satabileceği de buna kanıt olarak ileri sürülebilir 527. Bozkır madeninde yapılan üretimin bir miktara yani taahhüde bağlandığı dönemlerle ilgili veriler ise kesindir. Bazı yıllarda ise tablodan anlaşılacağı üzere madenden 523 Kg ların virgülden sonraki kısımları yuvarlanmıştır. 524 35 kantarı yani 1.540 kıyyesi Narince Kalesi ne verilmiştir (BOA, C.AS 10086). 525 Bu yılda teslim edilen kurşun miktarı 12.500 kıyye olmalı, zira eksik çıktığı ile ilgili bir kayda rastlanılmamıştır. 526 15 Aralık 1796 tarihinde, Bozkır madeninde üretilen kurşundan Alanya İskelesi nde bulunan 4.000 kıyye kurşunun gönderilmesi için bir gemi gerekli olduğu belirtilmiştir. Bozkır madeni emininin kapı kethüdası Kitani Süleyman şimdiye kadar 50.000 kıyye kurşun gönderildiğini ve bir aya kadar 150.000 kıyye kurşunun da iskeleye gönderileceğini bildirmesi üzerine bunun doğru olup olmayacağı ile ilgili soruya söylenenlerin doğru olduğu cevabı verilmiştir (BOA, C.BH 1591). 527 26 Eylül 1806 da 2.000 kıyye kurşun Hasan Bey e satılmıştır (BOA, DRB.d 987).

239 kurşun gönderilmediği görülmektedir. Ancak az da olsa her yıl darphaneye Bozkır madeninden kurşun gönderildiğini söylemek mümkündür. Zira yapılan organizasyon bunu gerektirmektedir. Taahhüt üzere üretim yapıldığı dönemlerde, Bozkır madeninden gönderilecek kurşunun eksik çıkması halinde eksik miktarın ücreti maden emininden ya da sarrafından tahsil edilirdi. 1827 yılında 13.669 kıyye kurşun teslim edilirken (BOA, DRB.d 1015) teslim edilmesi gereken 15.500 kıyye kurşundan 1.831 kıyye kurşun eksik teslim edilmiştir. Eksik gönderilen kurşunun kıyyesi 10 paradan hesap edilerek bu miktarın üzerine nakliye ücreti de eklenerek bu borç darphane defterlerine kaydedilerek bir sureti emine verilmiştir (BOA, DRB.d 973). 1828 yılında ise eksik teslim edilen 923 kıyye kurşunun bedeli 923 kuruş olarak alınmıştır (BOA, DRB.d 996: 104). 1829 yılında Bozkır madeninden teslim edilmesi gereken 15.500 kıyye kurşundan 11.969 kıyye eksik teslim edilince, kurşunun her kıyyesi 40 paradan 11.969 kuruş olmak üzere bedeli alınmıştır (BOA, DRB.d 996: 105). 1827, 1828 ve 1829 yıllarında eksik gelen kurşunun her kıyyesi için yine 40 para ücret hesap edilmiştir (BOA, DRB.d 1005). 1836 yılı hesabı için gönderilmesi gereken 20.000 kıyye kurşundan eksik olan 17.353 kıyye kurşunun her kıyyesi 90 paradan ücreti ödenmiştir 528 (BOA, DRB.d 1013). Burada dikkati çeken nokta, eksik gelen kurşunun kıyyesine 50 para zam yapılmasıydı. 1837 yılında ise, 5.170 kıyye kurşun teslim olunup eksik olan 14.830 kıyyenin ücreti olan 33.367,5 kuruşun alındığı ile ilgili kayıt vardır (BOA, DRB.d 1012). Madenin üretimi ile ilgili son kayıtların tespit edildiği 1838 yılında da eksik kurşun teslimi söz konusu olmasına rağmen bu yıl eksik miktarın tahsil edildiği ile ilgili bir kayıt tespit edilememiştir. Bozkır madeninin açıldığı 1776 yılından kapatıldığı 1839 yılına kadar toplam kurşun üretimi 2.212.136,647 kg olmuştur (Tablo 6). Fakat madendeki üretimin devlete verilen, başka yerlere satılan ve tespit edilemeyen miktarlar da hesaba katıldığında tespit edilen rakamdan daha yüksek çıkacağı da unutulmamalıdır. Bozkır madeninde bir yılda en fazla 137.667,5 kg kurşun üretilmiştir. Madendeki kurşun üretiminin on yıllık dönemler halinde üretimine bakıldığında ise en fazla üretim 1780 528 Bu eksiklik için ödenen miktar, 39.044 kuruş 30 akçeydi (BOA, DRB.d 1013).

240 yılından itibaren artarak 1790 yılında en fazla artış olmuştur (Grafik 8). Bu artışın temel nedeni cevherlerin verimliliği ile madenin ikinci kez açılması idi 529. 1.2.1.1.2.1. Kurşunun Fiyatı Bozkır madeninde üretilen kurşun, devlet tarafından bir birim üzerinden fiyat düzenlemesi yapılarak satın alınırdı. Bununla birlikte Bozkır ve Bereketli madenlerin üretilen kurşunların maden eminlerine verilen sermaye akçesi bedeli olduğu da dile getirilmiştir (BOA, C.DRB 2973). Maden eminlerine avans niteliğinde verilen sermaye karşılığında teslim edilen kurşunların tayin edilen fiyat üzerinden hesaplanmasıyla, verilen sermaye akçesinden kurşun ücretinin düşülmesiyle maden eminlerinin muhasebesi görülmüştür. Kurşunla ilgili fiyat düzenlemesi yapılırken birim olarak önceleri kantar daha sonra ise kıyye (yaklaşık 1.282 gr) temel alınmıştır. 30 Haziran 1777 tarihinde, Bozkır madeni fırınlarından çıkarılan kurşunların humsu (beşte biri) devlete ait olup, madencilerin elinde kalan kurşunun ahara satılmayıp sekiz kuruş olan kantarına bir kuruş zamla dokuz kuruşa satın alınması üzerine nizam verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 610-2; 621-1). Devlet kendine ait hisseyi aldıktan sonra madencilerin elinde kalan kurşunlar maden emini tarafından satın alınırdı. 19 Şubat 1782 tarihinde Bozkır madeninde her kantarı 8,5 kuruş 12 paraya mübayaa olunan kurşunun fiyatı, Sidrekapsi ve Karaton madenlerinde uygulanan her kantarı sekizer kuruşa satın alınması nizamına göre yeniden düzenlendi (BOA, C.DRB 2421; BOA, C.DRB 47). Sidrekapsi ve Karaton madenlerinde kurşunun her Rumi kantarı sekiz kuruşa satın alındığından, bunun Bozkır madeninde de uygulanmasına karar verilmiştir (BOA, C.DRB 3015). 4 Şubat 1787 de ise kurşunun fiyatı kıyye üzerinden hesap edildi. Bu tarihte, Bozkır madeninde üretilen kurşunun kıyyesi nakliye ücreti ile birlikte 8,5 paraydı. Kurşunun nakliye ücreti madenciler tarafından, satılacak kurşundan karşılanacağından kurşun darphaneye yedi paraya gelecekti (BOA, C.DRB 2948). 5 Ekim 1789 tarihinde, maden yeniden açıldığı zaman kurşunun üçte birinin satılması suretiyle kalan kurşunların nakliye ücretleri madenciler tarafından karşılandığından 8,5 paradan 1,5 para düşülmesi üzerine kurşun yedişer paraya darphaneye verilmiştir 529 Bozkır madeni 1785 yılından Ekim 1787 yılına kadar kapalı idi.

241 (BOA, C.DRB 238; BOA, C.DRB 967). Karaman eyaleti kazalarından yıllık 70-80 kese akçe nakliye ücreti tahsil olunması fukaraya zulüm olduğundan madendeki kurşunun üçte birinin mahallinde madencilere satılarak, geri kalan üçte ikisinin nakliye ücretinin madenciler tarafından karşılanmasıyla bu zulmün önlenmesi için böyle bir yol tercih edilmiştir (BOA, C.DRB 238). Bozkır madeni eminine gönderilen 25 Eylül 1789 tarihli hükümde, iskeleye gönderilen 86.166 kıyye kurşunun her kıyyesi iki paradan 4.308 kuruş nakliye ücretinin talep edilmesi üzerine madendeki 9.159 kıyye kurşunun satılması için müsaade isteğine, nakliye ücretinin ödenmesi için izin verilmiştir (BOA, C.DRB 1865; BOA, MEDAD 9: 183-1). 20 Nisan 1797 tarihinde Bozkır madeninde üretilen kurşunun, mahallinde ya da darphanede miriden fazla lîfi ile harice satılması yasak olup ancak aynen dersaadete nakli mütemenna suretini kesb ittiğinde mahallinde satılması için izin verilmesi talep edilmiştir. Yani kurşunun İstanbul a taşınması esnasında yapılacak masrafların karşılanması için kurşunun Bozkır da satılması için izin istenilmiştir (BOA, C.DRB 476). Bu isteğe verilen cevapta ise, Bozkır madeninde üretilen kurşunun mahallinde satılması yasak değil 530 ise dahi kurşunun lüzumundan dolayı satılmaması ve iskeleye gönderilmesi emredilmiştir (BOA, C.DRB 3152). Bozkır madeni üretimi kurşunun kıyyesi; 1805 yılına kadar darphane tarafından 8 paradan hesap edilirken (BOA, DRB.d 986), Mart 1805 ten itibaren bir kıyye kurşunun 10 paradan işlem göreceği belirtilmiş (BOA, DRB.d 969) ve bu şekilde kıyyesi 10 paradan işlem görmüştür (BOA, D.DRB.THR 36/34). 1838 yılına mahsuben gönderilen 2.530 kıyye kurşunun 30 Mayıs 1839 tarihinde de darphanede kıyyesi 10 paradan hesap edilmiştir (BOA, DRB.d 1030). Belirlenen bu fiyat 1805 yılından 1839 yılına kadar uzun bir zaman diliminde uygulanmıştır. Bozkır madeninden ya da diğer madenlerden darphaneye gönderilen kurşuna ise, çeşitli kurumlara ya da müteşebbislere verilmesi esnasında bu fiyatlardan farklı fiyatlar uygulanmıştır. Madenlerden satın alınan kurşunun fiyatının farklı 531 olmasının temel nedeni, madenin çıkarılması aşamasından darphaneye teslimine 530 Bu durum, hâsıl olan kurşun mahallinde füruhtu memnû değil ise dahi Deraliyye de eşedd-i lüzûmu (BOA, C.DRB 3152) şeklinde ifade edilmiştir. 531 Yukarıda değinildiği üzere Bozkır madeninden gönderilen kurşunun kıyyesinin 10 para olduğu 13 Haziran 1809 tarihinde, kurşunun kıyyesi darphanede 23 paradan hesap edilmiştir (BOA, D.DRB.THR 50/33).

242 kadar geçen süreçteki bütün masrafların darphaneden karşılanmasıydı. Darphane mahzenlerinde bulunan kurşunlardan, bazergana kıyyesi 30 paradan olmak üzere 40.000 kıyye kurşun 30.000 kuruşa satılmış olmasına rağmen diğer belgelerde bu fiyatın 60 para olduğu görülmektedir (BOA, DRB.d 163). 1838 yılından itibaren ise darphaneden verilecek olan kurşunun fiyatının 90 para olacağı; bununla birlikte tophane, tersane, tüfenkhane vs. verilen kurşunun üç kuruş gibi bir fiyatının olduğu ancak bütün masrafların darphane tarafından karşılanması nedeniyle belirtilen fiyatın geçerli olacağı ifade edilmiştir (BOA, DRB.d 165). Madenlerden gelen kurşunların madenlerdeki fiyatı ile darphanedeki fiyatının farklı olmasına rağmen darphanenin de kurşunu başka kurumlara vermesi nedeniyle açık verdiği şeklinde değerlendirmeler de mevcuttur. Darphanede, 25 Mart 1784 te bir kıyye kurşun 13 paraya mübayaa edilirken; Sidrekapsi madeninde kurşunun bir kıyyesi, 21,5 akçeye mübayaa edilmiştir (BOA, C.DRB 2973). Haziran 1786 tarihinde Yalıköşkü ndeki mahzenlerde bulunan kurşunlar, bu madenin vezniyle görevli Mehmet Emin ile bir kâtip ve darphane katibi tarafından tartılınca 9.241 kantar 35 kıyye kurşun olduğu tespit edilerek aynı mahzenlere konulmuştur (BOA, MEDAD 8: 782-d). Özi ve Anapa kaleleri ile tophaneye gerekli 179,5 kantar ile cebehane için gerekli 4.324 kantar kurşunun darphanenin bu mevcudundan karşılanması istenmiştir. Daha önce bu mahzenlerden Bosna ya verilen 500 kantar kurşunun kıyyesi 13 paraya verildiğinden aynı hesap üzere ilgili yerlere verilmesi ve gerekli bahasının darphanenin zuhurat-ı iradatından karşılanması ve irad-ı hümayun defterlerine kaydedilmesi emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 783-1). Fakat bu durumda da darphanenin sürekli açık vereceği şeklinde görüş üzerine kıyyesinin 13 paradan hesap edilerek darphane tarafından bu meblağın ödenmesi ve yapılan bu ödemeye karşılık bazı ölen kişilerin malları ile Mora halkının taahhütü olan paranın darphane hesabına kayıt olunması (BOA, MEDAD 8: 783-2) şeklinde bir önlem alınmıştır. 1.2.1.1.2.2. Kurşun Madeninin Vergilendirilmesi Bozkır madeninde üretilen kurşun üzerinden alınan vergilerle ilgili ilk bilgi, 23 Ekim 1776 tarihine ait olup, yeni açılan madende, kurşunun rub ı mirisinin alınarak kalan kurşunların mübayaa olunması şeklindeydi (BOA, C.DRB 2375). Bu şekilde

243 ifade edilmesine rağmen madenle ilgili bir düzenleme yapılacağından da bahsedilmekteydi. Nitekim üretilen kurşunun dörtte birinin devlete ait olması ile ilgili düzenlemenin uygulandığına dair bir belge tespit edilememiştir. 30 Haziran 1777 tarihinde, madende üretilen 2.370 kıyye kurşunun kantarının sekiz kuruşa madencilerden satın alındığı ancak madencilerin masraflarından dolayı bu miktarın 10 kuruş olmasını talep eden maden emini bunu dile getirince, madende üretilen kurşunun başka yerlere satılmaması ve üretilen kurşunun beşte birinin devlete ait olması 532 şartlarıyla kurşunun kantarının 9 kuruşa mübayaa olunması üzerine nizam verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 610-2). Bu örneklere rağmen 12 Mayıs 1780 tarihine kadar kurşun üzerinden hums-ı miri alınmadığı söylenebilir. Zira, yeni açılan madenlerden, faaliyete başladıklarından itibaren bir müddet madenin nizamına gireceği ve tesisat masraflarını kurtardıktan sonra kâr getirmeye başlayacağı zamana kadar miri hisse alınmamaktaydı (Çağatay, 1942a: 13). Bu düzenlemenin 1780 yılından itibaren uygulandığını gösteren bir başka delil ise madencilerin bu nizamın uygulanmaması için yaptığı başvurudur. 20 Temmuz 1782 de Bozkır madeninde çalışan madenciler, sadece taşçı kazmalarının olduğunu, mağaraların olduğu dağa varıp bir fırınlık cevher tedârik etmeye çalışan kimseler olduklarını, hums talep olunması halinde diğer madenlere gideceklerini zira çok kârlarının olmadığını söylemişlerdir (BOA, D.DRB.THR 2/19). Bozkır ve tevabi madenlerinde üretilen kurşun, madencileri çekmek ve isteklendirmek için kurşunun hums-ı miri sinden bahs olunmayıp her rumî kantarı 8,5 kuruş 12 şer paraya satın alınmıştır. Ancak kaide-i maden üzere üretilen kurşundan hums-ı miri verilmesi mu tad olduğundan Sidrekapsi ve Karaton madenlerinde hasıl olan kurşunun her Rumi kantarı sekizer kuruşa satın alındığından bundan böyle üretilen kurşundan 1/5 oranında vergi alınacağı ve kalan miktarın satın alınacağı, 12 Mayıs 1780 tarihli hükümde belirtilmiştir (BOA, C.DRB 2969). Bu hükümde Gümüşhane, Keban ve Ergani madenlerinde çıkan bakırın 1/5 inin devlete ait olduğu hatırlatılırken satın alınacak kurşuna Sidrekapsi ve Karaton madenleri örnek verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 656-2; 657-1). Yani Bozkır madeninde üretilen 532 25 Kasım 1777 de Bozkır madeninde üretilen kurşunun humsu mirisi Beylerbeyi nde yeniden inşa olunacak caminin örtüsü için kullanılacaktı (BOA, MEDAD 8: 611-2).

244 kurşunun satın alma fiyatı Sidrekapsi ve Karaton madenleri, devlete ödenecek vergiler için ise Gümüşhane ve Ergani madenleri nühas ocakları örnek alınmıştır. Üretilen kurşunun 1/5 inin bedelsiz olarak devlete verilmesi anlamına gelen hums-ı miri, kurşundan alınan vergidir. Bozkır madeninde üretilen kurşunun Gümüşhane ve Ergani madenleri nühas ocaklarında uygulanan kaide üzere beşte biri ile birlikte tefâvüt, nezâret, vezzâniye ve kitâbet avâ idâtı devlet için alındıktan sonra kalan kurşun madencilerden satın alınacaktı. Bu düzenlemeye vezzaniye ve kitabet avaidlerinden ocakların mesarif-i mu tâdeleri ümenanın hesablarına mahsûb ettirilmek kaide-i meriyye-i miriyyeden olduğuna binaen diye de eklenmiştir (BOA, C.DRB 2421). Gümüşhane ve Ergani madenlerinde üretilen bakırın beşte biri devlete ait olup geri kalanı satın alınırdı. 3 Nisan 1780 de, Bozkır madeninde üretilen kurşuna da nühas ocaklarındaki uygulamanın tatbik olunacağı ile ilgili emirler gönderilmiştir (BOA, C.DRB 3123; BOA, C.DRB 3144). Yapılan düzenlemeyle ilgili geçen terimler avaid yani gelir olarak adlandırıldığı için ücret olarak değerlendirilmiş olup şu anlamlara gelmektedir: Tefâvüt, iki şey arasındaki fark 533 anlamına gelmektedir (Şemsettin Sami, 1317: 420; Devellioğlu, 1999: 1056). Nezâret, kelimesinin anlamları içerisinde nazırlık, idare, denetim ve kontrol gibi anlamları vardı (Şemsettin Sami, 1317: 1462; Devellioğlu, 1999: 832). Bozkır madeni eminlerinin maden işlerinin kontrolü karşılığında aldığı ücret olmalıdır. Vezzâniye, vezzân kelimesi kantarcı anlamına geldiğine göre muhtemelen tartan ücreti ya da kantarcı ücreti olarak adlandırılmalıdır. Üretilen madenleri tartan görevliler için ayrılan tartıcı ücretidir. Kitâbet, kâtip vazife ve memuriyeti, kâtiplik gibi anlamları vardır (Şemsettin Sami, 1317: 1144). Madenlerde üretilen kurşun, altın ve gümüşleri yazan kâtipler için ayrılan yazıcı ücretidir. 31 Ekim 1787 tarihli hükümde ise yeniden açılan Bozkır madeninde üretilen kurşunla ilgili vergiler hususunda şu kayıtlar vardır. Gümüşhane ve tevâbi ve Ergani ma denlerinde i mâl olunan nühâs ocaklarından hâsıl olan nühâs-ı hâmın hums ve tefâvüt ve nezâret ve vezzâniye ve kitâbet avâidâtı mîrîçün ifrâz olundukdan sonra bâkî kalan nühâs-ı hâmı emin olanlar ma denciyân yedlerinden mübâya a 533 Tefâvüt-i hasene ise, hicri ve mali takvim arasındaki 11 günlük farka dayalı devlet geliri olarak tanımlanmıştır (Pakalın, 1993: 434; Sakaoğlu, 1985: 127).

245 idegelüb nühâs ocaklarından mâru z-zikr vezzâniye ve kitâbet avâidlerin ocakların mesârif-i mu tâdeleri ümenânın hesâblarına mahsûb ittirilmek kâ ide- i mer iyye-i mîrîyyeden olduğuna binâ en Bozkır madeninde olan kurşun dehi zikr olunan nühâs ocaklarına tatbîk ile tanzim olunmuş olduğu denilerek yeni bir nizam verilmiştir (BOA, MEDAD 9: 174-2). 1780 yılında uygulanmasına karar verilen düzenleme, madenin tekrar açılması ile yeniden yürürlüğe girmiştir. 5 Ekim 1789 tarihinde Bozkır madeninde üretilen kurşunun üçte birinin satılması suretiyle kalan kurşunların nakliye ücretleri madenciler tarafından karşılandığından 8,5 paradan 1,5 para düşülmesi üzerine yedişer paraya darphaneye verilmiştir (BOA, C.DRB 238; BOA, C.DRB 967). Neşet Çağatay, bu olayı Bozkır madeninde üretilen kurşundan üçte iki oranında vergi alınması olarak değerlendirmiştir (Çağatay, 1942a: 33). Hâlbuki bütün masrafları devlet tarafından karşılanan kurşunun, Alanya İskelesi ne taşınması için gerekli nakliye ücretinin bu şekilde karşılanması için yapılmış bir uygulamadır. Yine 31 Ekim 1787 de madenciler, Bozkır madeninde mevcut kurşunun üçte birini mahallinde satarak üçte ikisini darphaneye teslim edeceklerdi ve bunun nakliye ücreti emin tarafından madencilerden toplanarak iskeleye nakledilecek ve köylerden bu bedel alınmayacaktı (BOA, MEDAD 8: 174-2; BOA, MHM.d 184: 255-1). 25 Eylül 1789 tarihinde Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne 86.166 kıyye kurşun kıyyesi ikişer paradan 4.308 kuruş nakliye ücreti ile taşınmıştır. Fakat taşımadan dolayı eminden alacaklı olan kişilerin emini tazyiki üzerine, madende bulunan 9.159 kıyye kurşunun satılarak nakil ücretinin ödenmesi Bozkır madeni emini Hasan a emredilmiştir (BOA, C.DRB 1865). Bozkır madeninde imâl olunan kurşunun Gümüşhane ve Ergani madenlerinde üretilen nühas gibi humsı, tefâvüt, nezâret, vezzâniye ve kitâbet avâ idâtı devlet için ayrıldıktan sonra kalan kurşunun madencilerden satın alınması ve Alanya İskelesi ne nakledilmesi ile ilgili bir düzenleme yapılmıştır (BOA, MEDAD 8: 639-1). Yukarıda bahsedilen tarihler dışında Bozkır madeninde üretilen kurşundan ne kadar vergi alındığı ile ilgili bir kayıt tespit edilememiştir. Ancak Bozkır madeninde üretilen kurşundan alınan vergi konusunda emsal olarak alınan Keban ve Ergani madenlerinde, 1829-1830 yılından itibaren hums-ı miri kaldırılarak yerine bedel

246 sistemi getirilmiştir. Madencilerin şevk ve gayretlerinin azalmasına sebebiyet veren bu durumun ortadan kaldırılmasıyla madendeki üretimin artacağı düşünülmüştür (Tızlak, 1997a: 157). Bozkır madeninde üretilen kurşundan vergi alınmadığına dair şu örneği de vermek mümkündür. 1822 Mart ayından geçerli olmak üzere, bu tarihe kadar Bozkır madeninde üretilen kurşun darphaneye gönderilirken, bu tarihten sonra yıllık 12.500 kıyye kurşun gönderilmesi ile ilgili bir düzenleme yapılmıştır (BOA, DRB.d 996: 91). Dolayısıyla Bozkır madeninde darphaneye teslim edilecek olan bu miktarın fiyatı tespit edilirken herhangi bir vergi düşülmemiş ve gönderilen kurşun belirlenen fiyat üzerinden hesap edilerek maden emininin hesabına yazılmıştır. 1.2.1.2. Gümüş Üretimi Gümüş çoğunlukla saç ve tel gibi bazen dal gibi şekillerde veya kalın bir şekilde damar halinde taşların içinde ortaya çıkar. Gümüşün rengi beyazdır. Lakin üzeri sarımtırak veya siyahımtırak renkte olur. Daima beraberinde az miktarda altın ve bakır bulunur (Halil Edhem, 1307: 72). Gümüş için belgelerde sim tabiri kullanılmakla beraber bazı eserlerde fıdda 534 ya da nukre 535 tabiri de kullanılmıştır. Fakat konu açısından değinildiği üzere Bozkır madeninden gönderilen saf sim ve mahlut sim olmak üzere iki türlü gümüşten bahsedilmiştir. Birincisi adından da anlaşılacağı üzere saf iken ikincisi ise altın ile gümüşün karışık olduğu mahlut sim olup, ayrıştırılan bu madenlerden altın miktarı düşüldükten sonra kalan gümüş hesap edilerek maden emininin hesabına yazılmıştır. Bozkır madeninin açılmasından hemen sonra, 31 Ekim 1776 da yapılan ilk teslimatta 500 dirhem sim ve ikincisinde 427 dirhem gümüş darphaneye teslim edilmiştir (BOA, MEDAD 1: 752-1). 1777 yılında ise, 100 kıyye cevherden 45 kıyye 534 İhvān al-şafā adlı eserden çıkarılan malumata göre, fıdda yani gümüş terkipçe altına en yakın maden olup eğer arzın içinde teşekkülü esnasında soğuğun tesirine uğramamış olsaydı o da altın olacaktı; kuruluğu ile soğukluğu müsavi nispettedir. Bakır, kurşun veya kalay ile halite teşkil eder; fakat kolaylıkla da ayrılır. Uzun müddet ateş tesirine maruz kalırsa, yanar ve toprak altında da zamanla bozulur. Civa buharı tesirine maruz olan cam gibi, kırılgan olur ve çekiç altında parçalanıp dağılır. Kükürt buharı gümüşü karartır ve erimiş gümüş üzerine gümüş atılırsa, gümüş yanar, kararır ve cam gibi kırılır. Fakat üzerine biraz boraks dökülürse, eski halini alır yalnız kütlesi biraz küçülür (Ruska, 1997a: 601). 535 Külçe halindeki gümüş için kullanılan bir tabirdir (Devellioğlu, 1999: 844). Arapça erimiş, eritilmiş gümüş parçası anlamına gelen nukre, Osmanlılar İstanbul un fethinden sonra altın para bastıkları için gümüş olan ilk paraları hakkında bu tabir meydana gelmiştir (Pakalın, 1993: 706).

247 kurşun ve kurşunun her kıyyesinden 4-5 kırat 536 sim çıkmıştır (BOA, MEDAD 8: 611-2). 5 Ekim 1789 tarihinde Bozkır madeninden gelen cevher numuneleri incelenerek yapılan değerlendirmeye göre, ortaya çıkan altın ve gümüş madenlerinin yıllık 30.000 kuruşluk faizi olacaktı (BOA, C.DRB 238; BOA HAT 183/8405). 29 Mart 1796 da ise 157,5 kıyye gümüşün İstanbul a gönderildiği ifade edilmiştir (BOA, D.DRB.THR 9/20). Bir kıyyenin 400 dirhem olduğu düşünülürse (BOA, DRB.d 1006; BOA, DRB.d 976) bu tarihte Bozkır madeninden 63.000 dirhem gümüş teslim edildiği ortaya çıkmaktadır 537. Bozkır madeninde üretimde karşılaşılan çeşitli sorunlar olmakla birlikte bu sorunlara değinildiği için burada tekrar edilmeyecektir. Fakat madendeki altın ve gümüş üretiminin düşmesinin temel sebebine değinmek gerekmektedir. Şöyle ki Bozkır madeninde çalışan madenciler, kendileri için daha kârlı olduğunu düşündüğü kurşun üretimine önem vermekteydi. Bu sorunun çözümü için devlet, madencileri uyararak fırınlarda altın ve gümüş üretiminin de yapılmasını ve bu emre aykırı davrananların cezalandırılacağını belirtmiştir. Üretilen altın ve gümüşlerin belirlenen fiyatla darphaneye verileceği, başka bir yere satılmaması ve bu madenlerin telef edilmemesi yönünde de madenciler, 26 Ekim 1787 tarihinde uyarılmıştır (BOA, MEDAD 9: 171-1; BOA, C.DRB 238). Mart 1822 tarihine kadar madende üretilen gümüş konusunda herhangi bir şart yokken, başka bir ifadeyle madende üretilen gümüş darphaneye gönderilirken, bu tarihten sonra her yıl gönderilecek gümüş miktarı belirlenmiştir 538. Maden eminlerine 536 XIX. yüzyıl Osmanlı ağırlık ölçüleri şöyleydi: bir batman=6 kıyye, bir çeki=4 kantar, 1 kantar= 44 kıyye, bir kıyye= 2 3/11 lodra, bir lodra= 176 dirhem (bir kıyye=400 dirhem), bir miskal= 1 ½ dirhem, bir dirhem =4 denk, bir denk=4 kırat, bir kırat=4 buğday, bir buğday=4 fitil, bir fitil=2 nakir, bir nakir=2 kıtmir, bir kıtmir=2 zerre (Günergun, 1998: 47). 537 Tabloya yazılan veriler başka belgelerden de teyit edildiği için yazılmış olmasına rağmen bu miktar sadece bir belgede belirtilen miktarın teslim edildiği şeklinde geçtiği için tabloya alınmamıştır. Kastedilen miktarın daha önce gönderilenlerle mi yoksa bir seferde gönderilen gümüş mü olduğu net olarak anlaşılmadığı için böyle bir uygulama yapılmıştır. 12 Temmuz 1791 tarihinde, Bozkır madeni emini Mehmet, Kırili kazasında madene ait çeşitli işleri yaparken darphaneye gönderilmek üzere yanında bulunan 33 kıyye zer ve sim hazinesi yağma edilmiştir (BOA, MEDAD 9: 190-1). Aynı hesaplama ile 13.200 dirhem mahlut sime karşılık gelmektedir. Bu üretimin karşılığı olan meblağ sorumlulardan ve kaza ahalisinden tahsil edilmiştir. Ancak darphaneye teslimi gerçekleşmediğinden aşağıdaki tabloda yer almamıştır. 538 17 Kasım 1824 te, Bereketli madeni emaneti 80.000 dirhem/200 kıyye saf sim ve 175.000 kıyye kurşun taahhütü üzere eski Bozkır madeni emini Ahmet Ağa ya sarraf kefaletiyle verilmiştir. Bu şekilde taahhüt üzere işletilen madenler yanında aynı tarihte Balya ve Ünye madenleri ise hasılat üzere işletilmiştir (BOA, D.DRB.HAT 21/20).

248 gönderecekleri kurşun ve gümüş miktarının ne kadar olacağı belirtilirken buna uymaları konusunda her atamada uyarılar yapılmıştır. Bahsi geçen tarihten itibaren Bozkır madeninden yıllık 8.000 dirhem yani 20 kıyye gümüş taahhütü üzere eminler atanmıştır (BOA, DRB.d 996: 91). 1825 yılında bu gümüş miktarına zam yapılması sonucu miktar 11.200 dirhem yani 28 kıyye olmuştur (BOA, DRB.d 1005; BOA, DRB.d 996: 97). 1833 yılında yeniden yapılan zamla bu miktarda 16.000 dirheme bir başka deyişle 40 kıyye gümüşe çıkarılmıştır. Madenin kapatıldığı tarih olan Mart 1839 a kadar bu taahhüt geçerli olmuştur (BOA, DRB.d 977: 45; BOA, DRB.d 165; BOA, DRB.d 1005). Yılda yukarıda belirtilen miktarlarda gönderilmesi gereken gümüş eksik geldiği zaman sonraki senelerde gönderilen sim eksik yıla kaydedilmiştir. Nitekim 1822 yılında 186 dirhem sim eksik olduğundan 1823 yılı hasılatından 1822 senesine bu miktar aktarılmıştır (BOA, DRB.d 996: 91). Bozkır madeninden 1826 yılına ait toplam 11.200 dirhem teslim edilmiştir (BOA, DRB.d 996:97,98). Bu meblağ 2.149, 6.040 ve 3.011 dirhem olarak teslim edilmiş ancak bu hesaplama resm-i feteleri düşülmeden yapılmıştır (BOA, DRB.d 996: 99). Zira fete miktarları düşülürse teslim edilmesi gereken gümüşten daha az bir teslimat yapılmış olacaktı. Ancak yapılan hesaplamalarda Bozkır madeninden gönderilen miktar toplanarak taahhüt edilen miktar ile karşılaştırılmıştır. Diğer yıllarda da aynı uygulama yapılmıştır. Buradan şöyle bir sonuç çıkarmak mümkündür. Devlet, Bozkır madenini taahhüt üzere verdiği zaman madenden teslim edilecek gümüş miktarını belirlemiş ve bu taahhüdün belirlenen miktarı teslim alınmış ve ondan sonra resm-i fetesi düşülerek hesap edilmiştir. 31 Ağustos 1780 tarihinde, Bozkır madeni emini Halil in ölümü üzerine yapılan hesapta, vefatında mevcut 3.493 kuruş sim bahası maden emininin borcundan düşülmüştür (BOA, MEDAD 8: 643-2). Bir dirhem gümüşün 21 akçe olduğu düşünülürse bu tarihte 19.960 dirhem gümüş üretilmiş olmalıdır. Ancak aşağıda verilen tabloda böyle bir teslimat tespit edilememiştir. Bu da Bozkır madenindeki üretimin burada belirtilen rakamlardan daha fazla olduğu izlenimini vermektedir. 1778-1780 ile 1801-1804 tarihleri arasında gümüş teslimatının olmaması da dikkat çekicidir. Bu yıllar dışında da gümüş teslimatının yapılmadığı yıllar vardır (Tablo 7). 1801 yılından itibaren mahlut sim teslimatının yapılmadığı da

249 tablodan anlaşılmaktadır. Bozkır madeninde bu tarihten itibaren altın üretimi, son dönemlerde az da olsa mahlut sim teslim edilmesine rağmen elde edilen altınla ilgili bir kaydın olmaması nedeniyle, sona ermiştir, denilebilir. Bozkır madeninde 1.935.283,392 gram, bir başka ifadeyle yaklaşık 1.935,3 kg gümüş üretimi yapılmıştır. Fakat gümüş üretiminin daha fazla olduğu tahmin edilmektedir 539. En yüksek gümüş üretimi 1782 yılında yapılmış ve yaklaşık olarak 150 kilo gümüş üretilmiştir (Tablo 7; Grafik 9). Tabloda görüldüğü üzere taahhüt üzere madenin işletildiği dönemlere ait gümüş üretimi hasılat üzere işletilen dönemlere göre daha azdır. Ancak devlet için, taahhüt üzere üretim tarzı belirlenen oranların her zaman teslim alınması ya da eksik teslim edilen gümüş bedelinin tahsil edilmesi yönleriyle ne üretilirse o miktarın gönderildiği hasıl tarzı üretimden daha faydalı olmuştur. Zira taahhütün olmadığı yıllarda gümüş tesliminin yapılmadığı yıllar olmakla birlikte çok az gümüşün teslim edildiği yıllar da bir hayli vardır. Mahlut sim ise toplam 187.988 gram yaklaşık olarak 188 kg üretilmiştir. Altınla gümüşün karışık olduğu cevherde en fazla üretim yapılan yıl ise yaklaşık 39 kiloluk üretimle 1797 yılı olmuştur (Grafik 10). Grafik 9: Bozkır Madeninde Gümüş Üretimi (1776-1839) 540 700 600 500 Üretim Kg 400 300 200 100 0 1770 1780 1790 1800 1810 1820 1830 1840 1850 Yıllar 539 20 Haziran 1806 da 30 dirhem sim teslim edildiği ifade edilmiş (D.DRB.THR 36/25) rakamlarda yanlışlık olduğu düşünüldüğünden ve bu bilgi başka belgelerden de teyit edilemediğinden tabloya alınmamıştır. 540 Grafik, on yıllık üretim toplamına göre hazırlanmıştır. Her yıl yapılan üretim için bkz. Tablo 6.

250 Tablo 7: Bozkır Madeninden Darphaneye Teslim Edilen Gümüş Miktarı (Dirhem Olarak) 541 Üretim Yılı Saf Sim Gram Mahlut Sim Gram 1776 927 2.972,889 1777 22.177 71.121,639 1781 32.515 104.275,605 4.652 542 14.919 1782 46.690 149.734,83 3.315 10.631 1783 7.970 25.559,79 3.660 11.738 1784 54.580 175.038,06 4.555 14.608 1785 25.630 82.195,41 1786 4.265 13.677,855 1788 8.160 26.169,12 1.915 6.141 1791 2.470 7.921,29 950 3.047 1792 4.650 14.912,55 9.800 31.429 1793 2.085 6.686,595 5.655 18.136 1794 4.840 15.521,88 10.753 34.485 1797 5.380 17.253,66 12.225 39.206 1798 6.000 19.242 1799 18.060 57.918,42 693 2.222 1800 4.600 14.752,2 445 1.427 1805 10.885 34.908,195 1806 10.885 34.908,195 1807 12.155 38.981,085 1808 18.140 543 58.174,98 1809 10.411 33.388,077 1810 18.180 58.303,26 541 Bu tablodaki veriler şu defter, dosya ve belgelerden çıkarılmıştır. BOA, MEDAD 1, 8; BOA, DRB.d 47, 163, 973, 987, 989, 996, 998, 999, 1000, 1001, 1005, 1009, 1012, 1013, 1017, 1023, 1030, 1051; BOA, D.BŞM.d 4702; BOA, C.DRB 4, 89, 267, 295, 312, 355, 810, 898, 964, 1778, 1946, 2406, 2408, 2506, 2507, 2343, 2375, 2668, 2866, 3026, 3039, 3051, 3090; BOA, HH.d 17503; BOA, AE.SABH I 12047; BOA, HAT 197/9967; BOA, D.BŞM.DRB 16/49; BOA, D.DRB.THR 6/29. 542 Bu tarihte teslim edilen 1.712 dirhem mahlut simden altın miktarı ile kesr-i kal ve bedel-i berat düşüldükten sonra kalan 1.633 dirhem gümüş, dirhemi 22 akçeden hesap edilmiş ve 299 kuruş 46 akçe tutmuştur (BOA, AE.SABH I 12047). Kesr-i kal, mahlût sim içindeki altın ayrıştırılıp altın miktarının düşülmesinden sonra her çekide 3 dirhem düşülmesine denirdi. Bedel-i berat ise, mahlût sim içindeki altının ayrıştırılmasından sonra altın miktarından her binde bir dirhem düşülmesine denirdi (BOA, C.DRB 2668). 543 Bu gümüş miktarı içerisinde darphaneye teslim edilen 12.880 dirhem gümüşten defterin birinde sadece kesr-i ayar düşülerek 12.880 dirhemden 644 dirhem düşülünce kalan 12.236 dirhem gümüş sekiz paradan 2.447 kuruş tutmuştur (BOA, HH.d 17503: 7). Bir başka defterde ise 12.236 dirhem gümüşten resm-i fete olarak 122 dirhem daha düşülmüş ve kalan gümüş 12.104 dirhem 2.420,5 kuruş 36 akçe tutmuştur (BOA, DRB.d 987).

251 Üretim Yılı Saf Sim Gram Mahlut Sim Gram 1811 4.080 13.084,56 1812 5.575 17.879,025 1813 24.525 78.651,675 1814 5.645 18.103,515 1815 3.685 11.817,795 1816 8.505 27.275,535 1817 2.213 7.097,091 1818 3.018 9.678,726 1821 544 5.113 545 16.397,391 1822 8.000 25.656 1823 8.000 25.656 1824 8.000 25.656 1825 11.200 35.918,4 1826 11.200 35.918,4 1827 12.880 41.306,16 1828 11.755 37.698,285 1829 8.038 25.777,866 1830 11.259 36.107,613 1831 11.200 35.918,4 1832 11.527 36.967,089 1833 16.095 51.616,665 1834 16.128 51.722,496 1835 16.108 51.658,356 1836 16.000 51.312 1837 16.000 51.312 1838 16.052 546 51.478,764 Toplam 603.456 1.935.283,39 58.618 187.989 544 Bu yıla ait 1.768, 2.530 ve 815 dirhem olmak üzere üç seferde toplam 5.113 dirhem gümüş gönderilmiştir. Bu gümüşün fetesi düşülünce ise toplam 5.044 dirhem gümüş kalmıştır. Darphane hesaplamalarında fete düşüldükten sonra kalan gümüş ile dirhem fiyatının çarpılması sonucu gümüşün değeri bulunurdu (BOA, DRB.d 996: 89). Fakat tabloda resm-i fete düşülmeden teslim edilen oranlar verilmiştir. Bunda temel neden bazı belgelerde fete hesabı verilmediğinden (BOA, HH.d 17503: 7) karışıklığa neden olmamak için ve daha da önemlisi Bozkır madeninde yapılan üretimi tam olarak yansıtmak için teslim edilen gümüşler aynen yazılmıştır. 1829 yılına ait 8.038 dirhem gümüş teslim edilirken eksik gelen gümüşün bedeli alınacakken yapılan hesaplamada ise bu miktarın fetesi düşüldükten sonra kalanı olan 7.992 dirhem taahhüt edilen 11.200 dirhemden düşüldükten sonra kalan 3.228 dirhemin bedeli olan 3.228 kuruş talep edilmiştir (BOA, DRB.d 996: 105). 545 Bozkır madeninden bu tarihte 12 kıyye gümüş gönderilmiştir (BOA, DRB.d 1044). 546 Bu miktarın 8.260 dirhemi mahlut olup 248 dirhem kesr-i kal düşülmüş haliyle 8.012 dirhem eklenmiştir (BOA, DRB.d 1010; BOA, DRB.d 163).

252 Bozkır madeninin taahhüt üzere işletildiği dönemlerde belirlenen miktarda gümüşün darphaneye teslim edilmesi gerekirdi. Bu dönemde eksik teslim edilen gümüşün her dirhemi için görevlilerden bir kuruş ücret alınmıştır. 1829 yılı hesabında eksik teslim edilen 3.228 dirhem gümüş için 3.228 kuruş talep edilmiştir (BOA, DRB.d 996: 105). Bozkır madeninde taahhüt üzere üretim yapıldığı dönemlerde mahlut sim ve saf sim ayrımı ismi dışında uygulamadan kalkmıştır. Taahhüt edilen gümüş miktarın da her ikisi de aynı şekilde değerlendirilmekle birlikte dirhem fiyatları da 16 para ya da 48 akçe olarak belirlenmiştir. Ayrıca taahhüt üzere yapılan üretimden önceki dönemlerde mahlut simden ortaya çıkan altın miktarı belirtilip ücreti hesap edilirken bahsedilen dönemde böyle bir hesaplama yapılmamıştır. 1824 yılına ait 3.004 dirhem (BOA, DRB.d 996: 93), 1826 hasılatından 2.338 dirhem (BOA, DRB.d 996: 99), 1830 yılına mahsuben gönderilen 1.595 dirhem (BOA, DRB.d 973; BOA, DRB.d 1010), 1834 yılına mahsuben gönderilen 3.885, 9.920 ve 3.170 dirhem (BOA, DRB.d 1017) 1836 yılına ait olmak üzere gönderilen 10.340 dirhem (BOA, DRB.d 1023: 38) mahlut simin fiyatı 16 para olarak hesap edilmiştir. Ancak Bozkır madeninde teslim edilen mahlut simden altın elde edilmesi 1781-1800 yılları arasındadır. Bu tarihler arasında madenden darphaneye 12 defa mahlut sim teslim edilirken 1797 yılında yapılan mahlut sim teslimatı en yüksek seviyeye ulaşmıştır (Grafik 10; Tablo 7). Grafik 10: Bozkır Madeninde Üretilen Mahlut Sim Miktarı (1781-1800) 547 Üretim Gram 45.000 40.000 35.000 30.000 25.000 20.000 15.000 10.000 5.000 0 1780 1785 1790 1795 1800 1805 Yıllar 547 Grafikle birlikte bkz. Tablo 6.

253 Darphanenin gelirleri arasında Bozkır madeninden teslim edilen gümüşle ilgili kayıtlar da vardır. 1798 yılında gönderilen gümüşün bahasının dört kese, faizinin bir kese 548 (BOA, D.DRB.HAT 3/29) ve aynı yıl gönderilen gümüşün üç kese bahası ve bir kese faizi (BOA, D.DRB.HAT 3/32), 1799 yılında gönderilen gümüşün 4,5 kese bahası ve 1,5 kese faizi (BOA, D.DRB.HAT 3/70) ve aynı yıl gönderilen bir diğer gümüşün ise üç kese bahası ve 0,5 kese faizi (BOA, D.DRB.HAT 4/12) olmuştur 549. Verilen bu rakamlarda ne kadar gümüş teslim edildiğine dair bir bilgi yoktur. Ancak Bozkır madeninden gönderilen gümüşlerin değerlerinin ve bunlardan elde edilen kârların gösterilmesi nedeniyle bu bilgiler önem arz etmektedir. Bozkır madeninden gönderilen gümüş örneklerinin ortalama dört kesesinin (2.000 kuruş) bir kese (500 kuruş) kârı vardı. Bu oran, yaklaşık olarak madende üretilen gümüşün bütün masrafları çıktıktan sonra devlete dörtte birinin kâr olarak kaldığı şeklinde de yorumlanabilir. 1.2.1.2.1. Gümüşün Birim Fiyatı Bozkır madeninde üretilen gümüş, devlet tarafından bir birim üzerinden yapılan fiyat düzenlemesine göre satın alınırdı. 31 Aralık 1776 tarihinde maden emini Bozkır madeninde üretilen gümüşün fiyatının Gümüşhane de uygulanan fiyat üzere satın alınmasını talep ederek bu konuda bir emir verilmesini istemiştir. Ancak madenin üretimi tam olarak bilinemediğinden böyle bir uygulama olamayacağından madenin hasılatı tam olarak bilindiği zaman bir düzenleme yapılabilecekti (BOA, MEDAD 1: 755: 1). 9 Şubat 1777-27 Mayıs 1778 tarihleri arasında Bozkır madeninden 12.890 dirhem saf sim ve 387 dirhem mahluttan hasıl olan sim olmak üzere 13.277 dirhem gümüş darphaneye teslim edilmiştir. Darphanede Bozkır madeninden teslim edilen gümüşün dirhem fiyatı 22 akçeden hesaplanmış ve 2.434 kuruş 14 akçe tutan meblağ hasılat olarak kaydedilmiştir (BOA, D.BŞM.d 4702: 2). Bozkır madeninde üretilen gümüşün satın alma fiyatı ile ilgili ilk düzenleme 18 Mayıs 1780 tarihinde yapılmıştır. Buna göre, Bozkır madeninde üretilen mahlut 548 Belgelerde faiz olarak geçtiğinden aynen alınmıştır. Gümüşün bahası derken değerinden, faizi derken elde edilen kârından bahsedilmiştir. 549 Darphane gelirleri arasında gösterilen Bozkır madeninden gönderilen gümüşlerin sadece kuruş olarak değerinin yazıldığı örnekler de vardır. 1810 yılında Bozkır madeninden 3.096 ve 929 kuruşluk gümüş gönderilirken (BOA, D.DRB.HAT 10/35; 10/28), bir önceki yıl ise 494 kuruş değerinde gümüş gönderilmiştir (BOA, D.DRB.HAT 10/3).

254 simin fiyatı Gümüşhane madeninde uygulanan fiyat olacak ve mahlût sîm içerisinden ortaya çıkarılan altın çıkarıldıktan sonra kalan gümüşün 10 dirhemde bir dirhemi bedel-i ifraz ve her ocakta üçer dirhem resm-i fetesi düşüldükten sonra çeki tabir olunur her 100 dirhemi 1680 er akçeye ve madenden gelen simi saf dahi resmi fetesi çıkarıldıktan sonra aynı fiyat ile satın alınacaktı (BOA, MEDAD 8: 639-2; 645-3). 31 Ekim 1787 tarihinde de Bozkır madeninde üretilen gümüşle ilgili bu emir tekrar gönderilmiştir (BOA, MEDAD 9: 174-1). Fakat 10 Ağustos 1781 tarihinde, Bozkır madeninden gönderilen mahlut sim içindeki altın düşüldükten sonra kalan gümüşün dirhemi 22 akçeden, saf simin dirhemi ise 21 akçeden işlem görmüştür (BOA, AE.SABH I 12047). 11 Nisan 1783 tarihinde saf sim ile mahlut sim arasındaki ayrım devam etmiştir (BOA, C.DRB 295). 1794 yılından itibaren ise Bozkır madeninde üretilen saf ya da mahlut simin fiyatı 22 akçeden hesap edilmiştir (BOA, C.DRB 1946). Bozkır madeninden gönderildiği tespit edilen son gümüş örneklerinde 1838 550 yılına ait 8.260 dirhem mahlut sim ile 8.040 dirhem saf simin dirheminin 16 paradan hesap edilmesine (BOA, DRB.d 163) bakılarak aynı fiyat uygulamasının, madenin kapatılmasına kadar devam ettiğini söylemek mümkündür. Zira bir dirhem gümüş, 48 akçeden işlem görmekteydi. Darphanede yapılan bu hesaplama ile gümüşün madencilerden satın alınma fiyatı arasında farklılık vardı. Devlet tarafından satın alınan altın ve gümüşler piyasa fiyatının çok altında bir fiyata satın alınmaktaydı. 1786 yılında, Bozkır madeni kapatıldığında, madende bulunan 4.257 dirhem gümüş, 5,5 paradan hesap edilerek gönderilen mübaşire 551 teslim edilmiştir (BOA, D.DRB.THR 2/43). Yani madencilerin elindeki gümüşler 5,5 paradan satın alınmıştır. Yukarıdaki örnekteki 100 dirhemi 1.680 akçe olan gümüşün dirhemi 5,6 paraya tekabül etmektedir (BOA, 550 1834 yılına mahsuben gönderilen 3.885, 9.920 ve 3.170 dirhem mahlut simin fiyatı da 16 para idi (BOA, DRB.d 1017). 1836 yılına ait olmak üzere gönderilen 10.340 dirhem mahlut sim de aynı fiyat üzerinden işlem görmüştür (BOA, DRB.d 1023: 38). Benzer şekilde 1830 yılına mahsuben gönderilen 1.595 dirhem mahlut sim de 16 paradan hesap edilmiştir (BOA, DRB.d 973; BOA, DRB.d 1010). 551 Bozkır madenindeki hasılatı teslim alacak olan mübaşir İbrahim Ağa tarafından 12 Ocak 1786 tarihinde 4.265 dirhem saf sim teslim edildiği kayıtlıdır. Başmuhasebeden yapılan hesaplamada 746 kuruş 45 akçe bedel yazılan bu gümüş miktarı (BOA, C.DRB 1778) 24 Aralık 1785 tarihli bir belgede ise aynı görevli tarafından 4.257 dirhem gümüşün 585 kuruşa alındığını göstermektedir (BOA, C.DRB 810). Bozkır madeninde ve darphanede ölçümleri farklı olan bu gümüşlerin aynı madenler olduğu tahmin edilmiştir. İkinci örnek madencilerin elindeki gümüşün satın alınması, birinci örnek ise darphaneye tesliminde yapılan hesaplamadır. Bir dirhemi madencilerden yaklaşık olarak 5,5 paraya satın alınırken, darphanede bu hesaplama yedi para üzerinden yapılmıştır.

255 C.DRB 3090). Fakat darphanedeki hesaplamalarda ise 21 akçe yani yedi para olarak hesap edilmiştir. Aynı durum diğer madenler için de geçerlidir. 1780 yılında Keban madeninde gümüşün yüz dirhemine 1.560 akçe ücret verilirken, aynı tarihte Ergani de 1.620 akçeydi. 1772 yılında Espiye madeninde ise gümüşün yüz dirhemi 2.080 akçe ve Gümüşhane de ise 2.040 akçe idi (Bölükbaşı, 2010: 74). Bozkır madeninde üretilen gümüşler maden eminlerine verilen sermaye akçesi bedeli karşılığı idi 552. 21 Ağustos 1786 tarihinde bu durum Darbhâne-i Âmire den ma den ümenâsına mühüren temessük ile nakden virilen asl sermâye-i kadîm akçesinden olub sermâye-i mezkûr mukâbili zer ve sîm gibi gelüb vaz olunan kurşundan (BOA, MEDAD 8: 782-2) şeklinde ifade edilmiştir. Gümüşle ilgili fiyat düzenlemesi yapılırken birim olarak dirhem temel alınmıştır. Madenin açılışından 1805 yılına kadar gümüş yedi paradan başka bir ifadeyle 21 akçeden hesap edilmiştir (BOA, C.DRB 2408). 1805 yılı Mart ayından itibaren ise gümüşün dirhemi sekiz para 553 olmuştur (BOA, DRB.d 969). 6 Aralık 1820 tarihli fermana göre bütün madenlerde üretilen gümüşün dirhemi 16 para olarak kabul edilmiştir 554. Bozkır madeninde üretilen gümüşün dirhem fiyatı da sekiz paradan 16 paraya çıkmıştır (BOA, D.DRB.HAT 14/46). Bozkır madeninden gönderildiği tespit edilen son gümüşün dirhem fiyatı da 16 paraydı (BOA, DRB.d 1010). Bozkır madeninde taahhüt üzere üretim yapıldığı dönemlerde madenden teslim edilen gümüş 16 paradan hesap edilirken, teslim edileceği taahhüt edilen ancak çeşitli nedenlerle teslim edilemeyen bir başka ifadeyle eksik teslim edilen gümüşün her dirhemine karşılık görevlilerden ise bir kuruş tahsil edilmiştir (BOA, DRB.d 996: 105). 552 11 Haziran 1781 tarihinde Bozkır madeninde üretilen zer ve simin mübayaa olunması için istenen 5.000 kuruş sermaye nakden gönderilmiştir (BOA, MEDAD 8: 651-2). 553 8 Temmuz 1812 tarihinde; Bozkır, Bereketli ve Sidrekapsi madenleri gümüşlerinin dirhemi 8 para iken, Balya 10, Karaton 7 ve Gümüşhane madeni gümüşü 11 para olarak belirlenmiştir (BOA, HH.d 17503: 1, 15, 17). Bu tarihte Keban madeninde ise gümüşün dirhemine bir para zam yapılarak 12 paraya çıkarılmıştır. Bunun gerekçesi ise, Keban madeninde üretilen gümüşün dirhemi maden emini tarafından madencilerden 11 paraya satın alınırken bir fırın 550 kuruş masrafla işletilmiştir. Ancak bu tarihte bir fırının masrafı 750 kuruş olmuştur (BOA, HH.d 17503: 1). 554 Bu tarihten önce madenlerde üretilen gümüşlerin bir dirheminin fiyatları şöyleydi: Bereketli, Bozkır ve Sidrekapsi gümüşleri 8, Gümüşhacıköy ve Balya gümüşleri 10, Gümüşhane gümüşleri 11 ve Keban gümüşleri 14 paradan işlem görürken, bu tarihte tamamının dirhemi 16 para olmuştur (BOA, D.DRB.HAT14/46). Diğer madenlerde ise gümüşün dirhemi, Gümüş madeninde 10 (Gümüşhacıköy olmalı), Karaton 7, Ünye 8, Akdağ 16 paradan işlem görmüştür (BOA, DRB.d 47).

256 1.2.1.2.2. Gümüşte Vergi Oranı Gümüşhane madeni fırınlarının her birinden 30 akçe kitâbet, 30 akçe vezzâniye ve 10 akçe kantariyye olmak üzere 70 er akçe avâ idât ile gümüşün her çekisinden 55 er akçe resm-i miri ifrazciyan devlet için alındıktan sonra mahlut sim içerisindeki altının dörtte biri devlet için bedelsiz olarak ve kalan altının her miskali 555 480 akçeye satın alınırdı. Mahlut sim içerisindeki altın miktarı çıkarıldıktan sonra kalan gümüşün 10 dirhemde bir dirhemi bedel-i ifraz 556 ve her ocaktan üçer dirhem resm-i fetesi düşüldükten sonra madencilerden 100 dirhemi 1.680 akçeye satın alınırdı. Saf simin resm-i fetesi düşüldükten sonra aynı fiyat ile satın alındığına dair 18 Mayıs 1780 tarihinde 557 bir düzenleme yapılmış ve bu nizamın Bozkır madeninde de uygulanmasına karar verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 639-2; 645-3). 31 Ekim 1787 tarihinde madenin yeniden açılmasıyla aynı uygulama hatırlatılmış ve bu nizam uygulanmaya devam edilmiştir (BOA, MEDAD 9: 174-1). 21 Mart 1807 tarihinde 555 Altın ve gümüş için kullanılan ölçülerin oranları şu şekildedir: Anadolu da bir kırat 1/24 miskal ya da 1/16 dirhemdir. Ağırlığı 0,2004 gram idi (Hinz, 1990: 34). Anadolu da bir miskal: 4,81 gram idi. Bir Osmanlı ağırlık dirheminin ağırlığı ise miskalin üçte ikisi kadardı yani 3,086 gramdı. Bir kırat ise 0,195 gramdı (Hinz, 1990: 6). Kıymetli maddelerin ölçüsünde bir kırat 0,189 gram, bir miskal 4,548 gram olarak verilmiştir (Zambaur, 1997b: 735). Dört buğday tanesi, bir kırat veya bir keçiboynuzu çekirdeğidir. Dört kırat veya 16 buğday bir dank tır. Dört dank veya 16 kırat yahut 64 buğday tanesi bir dirhemdir. 1,5 dirhem veya altı dank veya 24 kırat veyahut 96 buğday tanesi bir miskaldir. Şeri ağırlık ölçüsü siteminden farklı olan bu sistemde miskal 4,811 grama tekabül ediyordu (Sahillioğlu, 1958: 1). Örfi miskal buğday tanesine istinad etmektedir, halbuki şeri miskal arpa tanesine dayanır. Şeri miskal 72 arpadır ve 20 kırattır. Şeri dirhemin ağırlığı da 16 kırat değil, 14 kırattır (Sahillioğlu, 1958: 5). Dirhem eskiden beri üç çeşit olup biri dirhem-i şer i (14 kırat) ki orta büyüklükte 70 arpa tanesinin ağırlığı demektir. Zekat, mehr ve diyette muteber olan ölçüdür. Diğeri dirhem-i örfi veya dirhem-i miri olup 16 kırattan (elmas ve cevahir gibi değerli şeylerin tartısında kullanılan ağırlık ölçüsü) ibaret gümüş hakkında kullanılır. Üçüncüsü de dirhem-i hesabidir. Miskal: bir buçuk dirhem, dank: miskalin dörtte biri, buğday: dörde ayrılan kıratın bir parçası. Fitil: dörde ayrılan buğdayın bir parçası. Nakir: ikiye ayrılan fitilin bir parçası. Kıtmir: ikiye ayrılan nakirin bir parçası. Zerre: ikiye ayrılan kıtmirin bir parçasıdır. (Süleyman Sûdi, 1982: 9, 19). Karat olarak da kullanılan ağırlık ölçüsü bu çalışmada kırat olarak kabul edilmişir. 556 Fahrettin Tızlak, bedel-i ücret-i ifrazın üretimin %1 i oranında olduğunu (Tızlak, 1997a: 156) Ömerül Faruk Bölükbaşı ise, ifraz bedeli denilen bu kesintinin %10 oranında olduğunu ifade etmiştir (Bölükbaşı, 2010: 74). Bozkır madeninde üretilen gümüşün 10 dirhemde bir dirhemi bu bedel için alındığına göre bu oranın %10 olduğunu söylemek mümkündür. 1733 yılında, altının her miskali 573 akçe hesaplanıp, kalan simin her çekisinden birer kuruş ücret-i ifrazciyan aşağı varılmıştır (HH.d 14910: 2). Yani ayırma ücreti düşülmüştür. 557 Gümüşhane madenindeki aynı tarihli uyguluma şu örneklerle açıklanmıştır. Mahlut sim ve saf simden alınan vergileri belgelerdeki örneklerle açıklamak gerekirse, bir fırında 173 dirhem sim-i mahlut üretildiği düşünülürse bu orandan 20 dirhem bedel-i ifraz ile üç dirhem resm-i miri fete düşüldükten sonra kalan 150 dirhem 1,5 çeki olduğundan çekisi 1.680 akçeden hesap edilmiştir. Yine bir fırından elde edilen saf sim 103 dirhem örneği verilerek bu orandan üç dirhem resm-i miri fete düşülünce kalan 100 dirhem bir çeki kabul edilerek 1.680 akçeden hesap edilmiştir (BOA, C.DRB 2969).

257 Bozkır madeni üretimi olan 12.155 dirhem saf sim teslim edilmişken, 39 kıta ât olan gümüşün her kıtasından 3 dirhemden resm-i fete 558 olarak 117 dirhemi düşüldükten sonra kalan 12.038 dirhemin her dirhemi 8 paradan hesap edilen gümüşün değeri 2.407,5 kuruş 12 akçe tutmuş ve 20 Haziran 1807 de aylık defterine masraf kaydedilen bu tutar maden emininin sarrafı Agob a teslim edilmiştir (BOA, DRB.d 987). Mahlut sim ve saf sim arasındaki ayrıma dikkat etmek gerekmektedir. Zira darphanede yapılan hesaplamalarda saf simin her kıtasından üçer dirhem resm-i fetesi düşüldükten sonra hesabı görülmüştür (BOA, C.DRB 3051). Mahlut simde ise altın miktarı düşüldükten sonra, yıllara göre gönderilen mahlut simden bir miktar kesr-i kâl çıkarılmıştır 559. Mahlut sim içindeki altın oranı ile kesr-i kal düşüldükten sonra kalan gümüşten her bin dirhemde bir dirhem bedel-i berât da düşüldükten sonra kalan miktar gümüşün dirhem fiyatıyla çarpılarak değeri bulunmuştur 560 (BOA, C.DRB 295; BOA, C.DRB 89; BOA, C.DRB 355). Gümüşhane madenlerinde her fırının 100 kuruş masrafı olduğu, fırınlara konulacak cevherin bir haftada çıkarıldığı belirtilerek çıkarılan gümüşün füruht edilerek (satılarak) madencilerin ve fırınların masraflarının karşılanması için izin talep edilmiştir. Bu olmazsa devletin bu ihtiyaçları karşılamak için sermaye göndermesi istenmiştir. Devlet, 19-28 Haziran 1719 da gümüşün satılmasına izin vermiştir (Ahmet Refik, 1931: 23). Madende üretilen gümüşün satılmasını vergi olarak değerlendirmemek gerekir. Zira, bu durum devletin karşılayacağı sermaye yerine yapılan bir uygulamadır. Bu olayda, devlet kendisi için satın alacağı gümüşten vazgeçerken sermaye vermekten de kurtulmuş oluyordu. Bozkır madeninde kurşun 558 Saf gümüşün her kıtasından kıyye-i muʻtâd sim olmak üzere üçer dirhem düşülmüştür. Buna fete-i muʻtâde de denilmekteydi (BOA, DRB.d 996: 89, 91). 559 1781 (BOA, AE.SABH I 12047) ve 1793 yıllarında çekide üç dirhem (BOA, C.DRB 898), 1808 yılında çekide beş dirhem kesr-i ayar düşülmüştür (BOA, DRB.d 987). 1825, 1826 yıllarında 100 dirhemde 10 dirhem (BOA, DRB.d 996: 91, 93), 1830 yılında 3,5 dirhem (BOA, DRB.d 973), 1249 yılında 100 dirhemde beş dirhem (BOA, DRB.d 1010; 1013), 1835 te 100 dirhemde üç ve 1836 da 100 dirhemde 2 dirhem kesr-i kal düşülmüştür (BOA, DRB.d 1010). 1838 yılında ise çekide üç dirhem (BOA, DRB.d 1030; 1010) kesr-i kal düşülmüştür. 560 Nisan 1794 te Bozkır madeninden gönderilen 1.915 dirhem mahlut simden elde edilen 32,5 dirhem altın miktarı düşülünce kalan 1.882,5 dirhemin her çekisinden de üç dirhem kesr-i kâl olmak üzere 56 dirhem düşülmüştür. Bu oran düşüldükten sonra kalan 1.826,5 dirhemin her bin dirheminde bir dirhem bedel-i berât da düşülünce 1.825 dirhem kalmıştır. Dirhemi 22 akçeden hesap edilen 1.825 dirhem gümüş ise 40.150 akçe tutarındaydı (BOA, C.DRB 3051).

258 için rastlanan bu durumun gümüş için uygulandığına dair bir örnek tespit edilememiştir. Tablo 8: Bozkır Madeni Üretimlerinden Yapılan Kesintiler Kurşun Saf Sim Mahlut Sim Altın Hums X Rub X Fete X X İfraz X X Tefâvüt 561 Nezâret X X Vezzâniye X X X 562 Kitâbet X X X Kantariyye X X Bedel-i berat X Bedel-i melâ ık X Osmanlı Devleti, işlettiği bütün madenlerden aynı vergiyi almadığı gibi aynı fiyata da satın almamıştır. Keban ve Ergani madenleri üretimlerinden fete ve ücret-i ifraz; Espiye madeni üretiminden fete, ücret-i ifraz ve rub-ı miri; Gümüşhane madeni üretiminden ise ücret-i ifraz ve rub-ı miri gibi gümüş imalatından kesintiler yapılmıştır. Çakırgölü ve Kafirdağı madenlerinde ise fete ve nezaret kesintisi gümüş üretimine uygulanmıştır. Madenlerde üretilen altın ve gümüşün belirtilen oranları ücretsiz, geri kalan kısmı ise belirlenen fiyatlar üzerinden satın alınırdı (Bölükbaşı, 2010: 73-74). Bu satın alma işleminde altın ve gümüşün fiyatlarının madenlere göre değişiklik göstermesi madende üretim yapabilmek için gerekli odun ve kömürün teminine yapılan masraflara, yapılan üretimin durumuna ve madenlerden alınan vergilerin miktarına göre değişebilirdi. Keban madenindeki gümüş üretiminden sadece ücret-i ifraz ve fete alındığından bu madendeki fiyat düşükken; ücret-i ifraz, 561 Kurşun madeninin vergilendirilmesi başlığında değinildiği için bu terimler tekrar açıklanmamıştır. Ancak değinilmeyen kantariyye isimli kesinti, kantarcı resmini ifade ederken; kantar vezin aleti, 44 okkalık vezin anlamına gelmektedir (Ahmet Vefik Paşa, 2000: 687). Kantariyye, tartı yapılan yerlerde kantarlarla tartılan eşyadan alınan vergi, kantar resmi anlamına gelmektedir (Ayverdi, 2006: 1574). 562 Kitabet, vezzaniye ve kantariyye adı verilen kesintiler gümüş ve altın üreten fırınların her birinden yapılan kesintilerdir. Yani fırın başına yapılan kesintiyi gösterdiğinden dolayı her iki madene de işaretlenmiştir.

259 fete ve %25 vergi alınan Espiye ile ücret-i ifraz ve %25 vergi alınan Gümüşhane de fiyatlar daha yüksekti. Keban madeninde gümüşün yüz dirhemi 1.560, Ergani de 1.620, Espiye de 2.080 ve Gümüşhane de 2.040 akçeydi (Bölükbaşı, 2010: 74). Bozkır madeninde 563 ise üretilen gümüşten fete, ücret-i ifraz ile fırınlardan alınan çeşitli kesintiler vardı. Bu kesintiler düşüldükten sonra gümüşün yüz dirhemi 1.680 akçe idi (BOA, MEDAD 8: 639-2). Belirtilen bu fiyatın madencilerden satın alma fiyatı olduğunu unutmamak gerekir. Bozkır madenindeki fiyatın Espiye ve Gümüşhane madenlerindeki fiyattan düşük olmasının nedeni üretimden rubʻ-ı miri adı verilen dörtte bir (% 25) kesintinin Bozkır madeninde yapılmamasıdır. Keban madeninde gümüşün yüz dirhemi 1.560 akçe iken Bozkır madeninde aynı oranda gümüşün 1.680 akçe olması ise Bozkır madeninde yapılan kesintilerin daha fazla olmasından kaynaklanmaktadır (Tablo 8). Bozkır madeninden gönderilen kurşun, gümüş ve altından yapılan kesintilerin anlamlarına değinmek gerekmektedir. Bu anlamda gümüşten alınan resm-i fete, ocak başına üç dirhem olarak alınmıştır. Bozkır madeninde üretilen gümüşten fete-i muʻtâde, mahlut simden ise kesr-i kâli düşüldükten sonra fete-i muʻtâde alınmıştır. Bozkır madenin açıldığı tarihten kapatıldığı tarihe kadar her ocaktan üç dirhem gümüş fete olarak düşülmüştür (BOA, DRB.d 987; BOA, DRB.d 1012). Ücret-i ifrâz ise ifraz bedeli olarak yapılan kesintiyi göstermekteydi. Ücret-i ifraz madendeki üretimin %10 u olarak belirlenmiştir. Gümüşün her çekisinden 55 er akçe resm-i miri ifrâzciyân devlet için alındığı gibi mahlut sim içerisindeki altın miktarı çıkarıldıktan sonra kalan gümüşün 10 dirhemde bir dirhemi de bedel-i ifraz (BOA, MEDAD 8: 639-2; 645-3) olarak alınmıştır. Rubʻ-ı miri, devlet için üretilen altının dörtte birinin (% 25) bedelsiz olarak alınmasını ifade etmekteydi (BOA, MEDAD 8: 639-2; 645-3). Hums-ı miri ise, üretilen kurşunun %20 sinin (beşte biri) bedelsiz 563 Bozkır madeninden önceki yıllara ait uygulamalara ise şu örnek verilebilir. 1588-1589 tarihli maden kanununa göre, boş bir maden kuyusu eminler ya da gayr-i maden reayası tarafından kazılırsa ve cevher çıkarsa, masrafları devlet tarafından karşılanır. 1.000 dirhem gümüşten 76 dirhemi öşr-i miri olup vs. harç (vergi, masraf) tutulup miri öşrüyle 395 dirhem (250 dirhem rub darphane, öşr-i miri 67 dirhem, bir dirhem öşr-i hibe ve 76 dirhemi ücret-i ihracat ve 1 dirhem hisse-i sarraf) ve kalan 605 dirhem rençberan hissesidir. Bu hesap üzere 10 dirhemde 4 dirhem öşür alınmış, lakin kendi malıyla kuyu kazdıran ve rençberan ücretlerini kendi malından veren kişiden bunun alınması o kişiye zarar vereceği de belirtilmiştir (BOA, MAD.d 22148: 5). Pravişta madenlerinde çıkan 100 dirhem gümüşten iki akçe sarrafiye alınıp rençberan hissesi verildikten sonra kalan miktar devletindir, denilmiştir (BOA, MAD.d 22148: 6).

260 olarak devlete verilmesini ifade eden bir kesintiydi 564 (BOA, MEDAD 8: 610-2; 621-1). 1.2.1.3. Altın Üretimi Altın; sarı, parlak renkte, kolayca işlenebilecek yumuşaklıkta bir madendir 565. Yeryüzünde değerini büyük ölçüde düşürecek şekilde bol miktarda mevcut değildir. Su ve havadan etkilenip paslanmayışı aranır madde olmasının bir başka sebebidir. Para olarak kullanılışı servet, itibar ve iktidarla özdeşleşmesini sağlamıştır. Bu husus, Kur'an'da zikredildiği âyetlerin mazmununda da vardır. Eşya, külçe veya para olarak aynı değeri taşır 566. Altın iktisadî kalkınmada, medeniyetlerin yükselmesi veya yıkılmasında bazı tarihçiler tarafından başlıca âmil olarak açıklanmıştır (Sahillioğlu, 1989: 532). Altın yerine zeheb kelimesi kullanıldığı gibi belgelerde daha çok zer ifadesi kullanılmıştır. Zeheb (altın madeni) yıldızlar arasında güneşe benzetilmiştir. Kükürdün en halisi ile civanın en safının mükemmel bir şekilde birleşmesinden doğmuştur. Bundan dolayı ateşte erirse de yanmaz ve ne kadar toprakta kalsa da paslanmaz. Altın yumuşak ve parlak olup, kırmızıya çalar sarı bir rengi vardır. Tadı ve kokusu hoştur. Oldukça da ağırdır. Altın, civanın mıknatısı olup, onda batar ve rengini kaybeder. Altın erir, dövülebilir çok ince yaprak şekline, tel ve toz haline getirilebilir; ayrıca altın tozu yazı için kullanılabilir. Altın, sikke ve süs eşyası yapmak için kullanılırken, bakır ve gümüş ile karıştırılır (Ruska, 1997b: 491). Bozkır 564 Müslümanların ellerinde bulunan altın ve gümüşten vermesi gerekli zekat ise şu şekildedir. Gümüşten zekât alınacağı hususu Kitap, Sünnet ve icmâ ile sabittir. Altın ve gümüşü, zekâtını vermeyerek biriktirip yığanların azaba çarptırılacağı âyet ve hadislerde belirtilmiştir. Diğer madenlerden ancak ticaret malı oldukları zaman zekât alındığı halde altınla gümüş bu maksatla kullanılmasalar da zekâta tâbidir. Altınla gümüşün nisablarını tayin için kıymetlerine değil ağırlıklarına bakılır. Gümüşten zekât verilmesi için onun nisab miktarı olan 200 dirhem ağırlığa ulaşması şarttır. Ağırlık birimi olarak bir dirhemin metrik sistemde kaç grama tekabül ettiği konusunda uzmanlar arasında tam bir görüş birliği bulunmamakla birlikte, bir dirhemin meselâ 3,207 gram olduğundan hareket edilirse yaklaşık 640 gram gümüş zekât nisabı sayılır ve bunun 1/40 nisbetinde zekâtının verilmesi gerekir. Kadınların süs eşyası olarak kullandıkları gümüş ve altına zekât gerekip gerekmeyeceği hususu tartışmalıdır. Hanefîler'e, Sevri ve Evzâî'ye göre takılardan zekât vermek gerekir. Mâliki. Şafiî ve Hanbelîler'e göre ise gerekmez (Eskicioğlu, 1996: 272). 565 Tabiatta dağ altını ve kum altını olarak bulunur. Dağ altını varak halinde veya saçılmış olarak kayalar içinde bulunur. Altının beraberinde ne kadar gümüş varsa rengi o kadar soluk ve açık sarı olur (Halil Edhem, 1307: 74). 566 Altın alaşımlarındaki altın miktarı ya kırat ile ya da binde olarak ifade edilir. Saf altın 24 kırat, 1.000/1.000 iken, 18 kıratlık alaşımında 750/1.000 altın ve 12 kıratlık da 500/1.000 altın bulunur (Türk Ansiklopedisi, 1966: 209).

261 madeninde zer ve altın tabirleri kullanılmakla birlikte sarıot tabiri de altın yerine kullanılan terimler arasındadır. Bozkır madeninde üretilen mahlût gümüş içinde altın da çıkmaktadır. Bozkır madeninden gönderilen gümüş; birincisi sîm-i sâf, ikincisi ise sîm-i mahlût olmak üzere iki türlüydü. Bahsi geçen altın, sim-i mahlut içerisinde çıkan bir madendi ki Bozkır madeninden gönderilen gümüş darphanede çeşnî 567 işlemine tabi tutulunca (BOA, C.DRB 355;BOA, C.DRB 89) altın ve gümüş ortaya çıkardı. Bozkır madeninden darphaneye karışık halde gönderilen gümüş hesabı görülürken çekisinde/100 dirhemde, bir dirhem noksan-ı kesr 568 (ayrıştırılması esnasındaki eksiklik) düşülür. Bu miktar düşüldükten sonra kalan gümüş içinde dirhem, kırat ve buğday gibi altın ölçüleri kullanılarak ne kadar altın ortaya çıktığı yazılır. Ortaya çıkan altının her 10 dirheminde 1,5 kırat altın bedel-i melâ ık adıyla düşülerek kalan altının miskali 569 573 akçeden işlem görürdü 570 (BOA, C.DRB 355; BOA, C.DRB 89; BOA, C.DRB 295). Gümüşhane fiyatı üzere hesap olunmak üzere, Bozkır madeninde 1781 yılında gümüşün her çekisinde 1,5 dirhem beş kırat (BOA, AE.SABH I 12047), 1790 da ise her çekide 2,5 dirhem, üç kırat ve üç buğday altın zuhur etmiştir 571 (BOA, HAT 197/9907). 23 Ekim 1786 tarihinde ise, Bozkır madeninden dört gümüş numunesi gönderilmiş ve bunların çeşnî tutulmuştur. Buna göre gümüş numunelerinden 181 567 Çeşnî: Kimyahane ve ayar tayin edici şube demektir (Musa Kazım, 1329: 551). Darphanede bulunan tizab atölyesinde gümüşün içinde bulunan az miktardaki altın ayrıştırılır, kalhane denilen izabe atölyesinde ise alaşımdaki bakır ayrıştırılırdı (Sahillioğlu, 1993: 504). Darphaneye gönderilen altın ve kurşunun ifraz ve kali için lazım olan çam kömürü Kocaili sancağına bağlı Yuvacık ve Bahçecik köylerinden temin edilmiştir (BOA, MEDAD 1: 3-1). 568 Bir başka ifadeyle mahlût sim içindeki altın ayrıştırılırken her çekide bir dirhem noksan düşülmesine noksân-ı kesr denilirdi (BOA, C.DRB 2668). 569 Misgâl: Altın fiyatının belirlenmesinde kullanılan bu ağırlık ölçüsü, 1,5 dirhemin bir misgâl kabul edildiği ölçüydü (BOA, C.DRB 2668). 570 Ocak 1795 tarihinde Bozkır madeninden darphaneye gelen ve hesabı görülen 2.855 dirhem sim-i mahlutun her çekisinde bir dirhem noksan-ı kesr olmak üzere 28,5 dirhemi düşülünce kalan 2.826,5 dirheminin her çekisinde 37 kırat üç buğday olmak üzere toplam 66,5 dirhem 3 kırat altın ortaya çıkmıştır. Bu altın miktarından bedel-i melâ ık adıyla yarım dirhem 1,5 kırat altın düşülünce 66 dirhem 1,5 kırat kalan altın 44 miskalden, miskali 573 akçeden 25.247 akçe, kuruş olarak ise 210 kuruş 47 akçe olarak hesap edilmiştir (BOA, C.DRB 2406). 571 1775 yılında Keban madeninde mahlut simin her çekisinde üç dirhem dört kırat altın (BOA, AE.SABH I 19531), 1796-1797 yılında Gümüşhane madeninden gönderilen 12.225 dirhem sim-i mahlutun her çekisinde bir dirhem dört kırat altın ortaya çıkmıştır (BOA, C.DRB 2668). 1779 yılında Bereketli madeninde ise, 261 dirhem gümüşte 2,5 kırat, 224 dirhemde yine 2.5 kırat altın zuhur etmiştir (BOA, C.DRB 3058).

262 dirhemde 12,5 dirhem; 176 dirhemde 10 dirhem; 222 dirhemde 10 dirhem ve 300 dirhemde 10 dirhem altın ortaya çıkmıştır. Bu altın oranı Gümüşhane ile Keban ve Ergani madenlerinden dahi çıkmamıştır (BOA, HAT 2/55.A). 12,5 dirhem altın Sarıot 572 isimli yerden elde edilmiştir. Burada gümüş ve kurşun az olduğundan madenciler masraflarına yetmediğini ifade ederek gümüş ve altın fiyatına zam yapılmasını istemişler. Bu gerçekleşmezse yarısı sarıot tabir olunan cevherden ve yarısı kurşunlu cevherden imâl etmeyi talep etmişlerdir. Maden emininin arzı üzerine verilen cevaba göre, zam yapılması diğer madenleri de etkileyeceğinden bunun uygun olmadığı belirtilmiş ancak sarıot ve kurşunlu cevherlerin yarı yarıya imali şeklinde bir düzenleme yapılmıştır (BOA, HAT 2/55.A). 4 Mart 1801 tarihinde, Bozkır madeni ustabaşı olan Penayut; kömür, kütük, cevher nakli ve çakılcı amelesi gibi konuları kendi üzerine alarak mağaraları maden fenninden anlamayanlara verdiğinden Sarıot Mağarası da gereği gibi işletilememiştir (BOA, C.DRB 560). 27 Mayıs 1781 tarihinde 2.940 dirhem gümüşün çekisinden üç dirhem üç kırat altın ortaya çıkarken 27 kırat müfrez 573 altın da ortaya çıkmıştır (BOA, C.DRB 2343). 12 Mart 1782 de 2.940 dirhem simi mahluttan 32 dirhem altın elde edilmiş ve değeri 64 kuruş olarak hesap edilmiştir. Yine 375 dirhem mahlut simde beş dirhem altın elde edilmiş ve 10 kuruş olarak hesap edilmiştir (BOA, C.DRB 3090). Yani altının dirhemi iki kuruştan işlem görmüştür. Nisan 1783 yılında 3.660 dirhem mahlut simin çeşnîsinde çekide 1,5 dirhem dört kırat altın zuhur etmiştir. 63 dirhem olan altından 10 dirheminde 1,5 kırat düşülünce 62 dirhem 7 kırat kalmıştır (BOA, C.DRB 295). 31 Mayıs 1784 de, hesabı görülen 2.855 dirhem mahlut simden noksanı kesr olarak her çekide bir dirhem düşülünce kalan 2.826,5 dirhemde, 66,5 dirhem 3 kırat altın ortaya çıkmıştır. Mahlut simin her çekisinde 37 kırat 3 buğday altın ortaya çıkmıştır (BOA, C.DRB 2406). 27 Aralık 1783 tarihinde 1.700 dirhem simi mahlutun her çekisinde 30 kırat olmak üzere, toplam 32 dirhem altın çıkmıştır (BOA, C.DRB 2507). 23 Temmuz 1788 de ise 1.915 dirhemin her çekisinde 27,5 kırat altın ortaya çıkmıştır (BOA, C.DRB 3051). 572 Sarıot cevheri diye kastedilen altındır. 150 fırınlık cevher çıkarılmıştır (BOA, HAT 2/55.A). Bozkır da hâlâ bu isimle anılan bir yer vardır. Altın cevheri için sarı lûra tabiri de kullanılmıştır (BOA, C.DRB 238). 573 Müfrez, toptan ayrılıp bir tarafa konan (Şemsettin Sami, 1317: 1348), ifraz edilmiş, ayrılmış (Naci, 1995: 814) anlamına gelmektedir.

263 5 Ekim 1789 da Bozkır madeninden gelen numunelerden birinde 100 dirhemde sekiz dirhem beş kırat üç buğday, diğerinde 13,5 dirhem beş kırat bir buğday altın çıktığı darphanede yapılan çeşnî işleminde ortaya çıkmıştır. Bu dönemde 350 dirhem altının faizinin 10.000 kuruş olduğu bunun çeşnî me âden-i sâ irede zuhûr itmediğinden iʻtibâra şâyân bir ma den olduğu da belirtilmiştir (BOA, C.DRB 238 574 ). 1792 yılına mahsuben 30 Kasım 1792 tarihinde teslim edilen gümüşün başmuhasebede görülen hesabında, 2.520 dirhem simi mahlutun çekisinde 6,5 dirhem 6,5 kırat altın çıkmıştır. 2.520 dirhemin her çekide bir dirhemi noksan olduğundan 2.495 dirhem sim kalmıştır. Toplam 172,5 dirhem altının çıktığı ve bedel-i melâ ık 575 olarak her 10 dirhemde 1,5 kırat düşülmesi hesabı gereği 1,5 dirhemi eksiltilince 171 dirhem altın kalmıştır (BOA, C.DRB 898). 1793 yılında 5.655 dirhem simi mahlutun her çekisinde beş dirhem dört kırat bir buğday altın ortaya çıkarken (BOA, C.DRB 3026) 21 Temmuz 1794 taihinde Bozkır madeninden gönderilen 5.330 dirhem simi mahlutun her çekisinde 2,5 dirhem 6 kırat altın ortaya çıkmış ve toplam altın üretimi 151,5 dirhem olmuştur (BOA, C.DRB 1946). 1794 yılında darphaneye gönderilen 12 kıyye 42 dirhem simden 183 dirhem zer numunesi alınmıştır (BOA, DRBTHR 6/29). 1796 yılında ise beş kıyye altın asitaneye gitmiştir (BOA, D.DRB.THR 9/20). 3 Ocak 1800 de 693 dirhem simi mahlutun her çekisinde iki dirhem üç buğday altın zuhur etmiş. 13,5 dirhem sekiz kırat olan altının 10 dirheminde 1,5 kıratı bedel-i melâ ık olarak düşülünce 13,5 dirhem altı kırat kalmış ve değeri 5.252 akçe olarak hesaplanmıştır (BOA, C.DRB 355). 1800 yılına mahsuben gönderilen 445 dirhem simi mahlutun çekisinde iki dirhem üç kırat altın çıkarken, bu miktarın her çekisinden bir dirhem noksan-ı kesr düşülünce 441 dirhem simi mahlut kalmış. Karışık haldeki madenden ortaya çıkan 9,5 dirhem üç kırat altından 1,5 kırat bedel-i melâ ık düşülünce kalan 9,5 dirhem 1,5 kırat altının değeri 3.666 akçe tutmuştur (BOA, C.DRB 89). Bu mahlut gümüşten, elde edilen altın oranı olan 9,5 dirhem ile kesr-i kal ve bedel-i berat da düşülünce kalan sim 22 akçeden işlem görmüştür. 574 Bu belge içinde bulunan bir arzın okunuşu için bkz. Konyalı, 1938d: 1179-1181. 575 Bedel-i melâ ık, altın ayrıştırıldıktan sonra her 10 dirhem altından 1,5 kırat altının düşülmesine denirdi (BOA, C.DRB 2668). O halde 32,07 gram altından bedel-i melâ ık adıyla 0,3 gram altın düşülmüştür. Ancak eczacılıkta daha çok macun gibi şeylerde kullanılan bir ölçü olan mil akanın iki miskal kadar olduğu ve 9,62 grama karşılık geldiği de belirtilmiştir (Ünal, 2011: 475).

264 28 Eylül 1787 madenciler, fırınların çoğunda altın ve gümüş imâl etmesi gerekirken kurşun imâl ettiği ve böyle olursa tedib olunacakları konusunda uyarılmıştır. Ayrıca altın ve gümüşün eski fiyatı üzere darphaneye verilmesi, bir dirheminin dışarıya satılmaması ve telef edilmemesi gibi konulara dikkat edilmesi aksi halde gerekli cezaların uygulanacağı da madencilere hatırlatılmış (BOA, C.DRB 2748), ertesi yıl da aynı emir tekrar edilmiştir (BOA, MEDAD 9: 171-1). 1 Kasım 1787 de madencilerin kurşunlu cevher imalini altına tercih etmeleri ve altını fazla imâl etmemeleri yeniden gündeme gelmiştir. Sarıot cevheri kemâl-i hilelerine mebni i mâle sâlih değildir diyerek ma den-i mezbûrun hîn-i vaktden mukaddem adem-i i tibâr ile terk eyledikleri mütevâtir olmaktan nâşî (BOA, C.DRB 2739) denilerek madencilerin altın cevherini işlememe gerekçeleri dile getirilmiştir. Bunun üzerine üçte ikisi sarıot ve üçte biri kurşunlu cevher ile mahlut imâl olunmak üzere bir düzenleme yapılmış ve bu şekilde imâl etmeyene fırın verilmemesi emredilmiştir 576 (BOA, MEDAD 9: 175-2; BOA, C.DRB 2739). Bozkır madeninde üretilen altın ve gümüş devlet için önem arz etmekteydi. Bozkır madeni üretimi olan gümüş ve altının, 1786-1787 de yaklaşık olarak yıllık 5.500 kuruş faizi olmuştur (BOA, D.BŞM.DRB 17/9). Yine Bozkır madeninde üretilen cevherlerin 1787-1793 yılları arasında yaklaşık olarak 30 keseden ziyade faizinin olacağı ifade edilmiştir (BOA, HAT 204/10649). Madenin açılışından ilk kapanışına kadar geçen süreçte 30.000 kuruşluk altın ve gümüş üretilmiştir 577 (BOA, HAT 183/8405). Masraflar çıktıktan sonra altın ve gümüş üretiminden dolayı madenin yaptığı kârı ifade eden bu örnekler, Bozkır madeninin altın ve gümüş üretimiyle hazineye yaptığı katkıyı da göstermektedir. 4 Kasım 1789 tarihinde darphane nazırı, Bozkır madeninden gelen numunelere göre madendeki altın, gümüş 576 Aynı emir 11 Şubat 1789 tarihinde de gönderilmiştir (BOA, D.DRB.THR 3/17). 577 1794 yılında gönderilen gümüş bahası iki kese iken, gümüş ve altın bahası yedi kese faizi ise 2 kese (BOA, D.DRB.HAT 1/42), 1795 yılında Bozkır madeninden gönderilen zer ve sim bahası dört kese faizi ise bir kese (BOA, D.DRB.HAT 1/25), 1796 yılında bahası 10,5 kese ve faizi üç kese (BOA, D.DRB.HAT 1/38) ve aynı yıl gönderilen altın ve gümüş bahası 6,5 kese faizi iki kese (BOA, D.DRB.HAT 2/44), 1797 yılındaki zer sim bahası 3,5 kese ve faizi bir kese (BOA, D.DRB.HAT 2/49), 1799 yılında teslim edilen altın ve gümüşün bahası dört kese, faizi ise bir kese (BOA, D.DRB.HAT 3/49) olmuştur. Bir kesenin 500 kuruş olduğu düşünüldüğü zaman ve darphanede kaydedilen altının fiyatı düşünüldüğünde Bozkır madeninin üretimi ve kârı hakkında bu verilerden de bilgi sahibi olmak mümkündür.

265 ve kurşun üretiminin yıllık 30-35.000 kuruş faizinin olacağı şeklinde bir değerlendirme yapmıştır (BOA, C.DRB 238). Bozkır madeninden gönderilen madenlerin hesaplanması ile ilgili yapılan kayıtlar, darphaneye teslim edilen maden miktarı, madenlerden yapılan kesintiyi ve maden eminleri hesabına yazılan değerleri göstermesi açısından önemlidir. 5 Ağustos 1792 de, 18 külçe olmak üzere 7.280 dirhem simi mahlutun her çekisinde yedi dirhem iki buğday altın zuhur etmiştir. Bu üretim içerisinden toplam 506,5 dirhem altın ortaya çıkmış ve her 10 dirhemde bedel-i melâ ık olarak 1,5 kırat altın düşülmüştür (BOA, C.DRB 312). 7.280 dirhemin her çekide noksan-ı kesri bir dirhem olduğundan 72 dirhemi çıkarılınca 7.208 dirhem kalmış. Bu oranda da 506,5 dirhem beş kırat altın ortaya çıkmıştır. Bu miktar altından 4,5 dirhem dört kırat bedeli melâ ık adıyla her 10 dirhemde 1,5 kırat altın düşülünce 502 dirhem bir kırat altın kalmış. 502 dirhem bir kırat altının miskali 573 akçeden 334,5 miskal olarak 191.767 akçe/1.598 kuruş yedi akçe olarak hesap edilmiştir (BOA, C.DRB 312). Baştaki miktar olan 7.280 dirhem mahlut simden 506,5 dirhem altın düşülünce 6.773,5 dirhem kalmış. Bunun her çekisinden de üç dirhem kesr-i kal düşülünce kalan 6.570,5 dirhem simden de her bin dirhemde bir dirhem bedel-i berat olarak 6,5 dirhem düşülünce 6.564 dirhem gümüşün dirhemi, 22 akçeden 144.408 akçe olarak hesabı görülmüştür (BOA, C.DRB 312). Bozkır madeni üretimi mahlut simin 100 dirheminden elde edilen altın oranları darphane kayıtlarında verilmiştir. Fakat madenlerin zenginliğini cevherin yüzde miktarından ziyade, rezervinin ne kadar olduğu belirlemektedir. Gönderilen cevher içerisinde altın oranı yüksek olsa bile aynı miktarda altın gönderecek rezervinin olup olmaması madenin zenginliğini göstermektedir. Bu anlamda Bozkır madeninden gönderilen altın miktarlarına bakıldığı zaman, standart bir şekilde 100 dirhemde şu kadar altın çıkar denilmektedir. Fakat Bozkır madeninde altın üretiminin çok uzun süreli olmadığı ve gönderilen altın miktarının da fazla olmadığı aşağıdaki tablodan da anlaşılmaktadır (Tablo 9). Bozkır madeni üretimi mahlut sim içerisinden yaklaşık olarak 6,44 kilogram altın elde edilmiştir. Bu veriler dikkate alındığı zaman bölgede yapılan madencilik çalışmalarında birinci sırada kurşun, ikinci sırada gümüş üretimi yapıldığı anlaşılmaktadır. Bozkır madenini, üretimde kurşun ve gümüşün ağırlığı ile

266 her iki madenin ayrıştırıldıktan sonra elde edilmesi nedenleriyle simli kurşun madeni olarak adlandırmak gerekmektedir. Tablo 9: Bozkır Madeninde Üretilen Altın Miktarı 578 Üretim Yılı Üretim Miktarı Altın Gram 1777 25 dirhem 80,175 1779 120 dirhem 37 kırat 579 392,2548 1780 37 dirhem 118,659 1781 63 dirhem 202,041 1782 98,5 dirhem 3 kırat 316,4907 1786 42,5 dirhem 136,2975 1788 32,5 dirhem 1,5 kırat 104,5281 1791 25 dirhem 80,175 1792 679 dirhem 5 kırat 2178,555 1793 294,5 dirhem 10 kırat 946,4655 1794 401 dirhem 6 kırat 1287,2094 1797 151 dirhem 6 kırat 485,4594 1798 9,5 dirhem 3 kırat 31,0677 1799 14 dirhem 44,898 1800 9,5 dirhem 3 kırat 31,0677 Toplam 2006 dirhem 10,5 kırat 6435,34 Derviş Mehmed Emin Paşa, Usûl-ı Kimya adlı eserinde altın ile ilgili şu bilgileri vermiştir. Darphaneye gelen altın, madenlerden saf olarak elde edilmediğinden içinde bir miktar gümüş, bakır ve demir gibi madenler bulunurdu. Bu sebeple saflaştırılması gereken altın, potada kurşunla karıştırılarak eritilir sonra bu erimiş alaşımın üzerinden hava akımı geçirilirdi. Altının okside olmamasına karşılık kurşun oksijenle çok kolay birleşen bir maden olduğundan potadaki alaşıma hava 578 Bu tablo şu belgelerden çıkarılmıştır: BOA, AE.SABH I 12047, BOA, C.DRB 89, 295, 312, 355, 898, 1946, 2343, 2406, 2506, 2507, 2668, 3051, 3026, 3090, BOA, HAT 2/55.A, 197/9907; BOA, D.BŞM.d 4702:5; BOA, D.DRB.THR 6/29. Bozkır madeninin açık olduğu dönemlerde dünyadaki altın üretimi için bkz. Türk Ansiklopedisi, 1966: 210. 579 Bu oran içerisinde gönderilen 1.712 dirhem mahlut simin her çekisinden bir dirhem noksanı kesr olmak üzere 171 dirhem düşülünce kalan 1.541 dirhemin her çekisinden elde edilen 1,5 dirhem 5 kırat altın, toplamda 27,5 dirhem 6 kırat olmuştur. Bu miktar altının her 10 dirheminde 1,5 kırat bedel-i melâ ık düşülünce kalan 27,5 dirhem 2 kırat altın, 18 miskal bir kırata karşılık gelmiş ve toplam 86,5 kuruş üç akçe tutmuştur (BOA, AE.SABH I 12047).

267 verilince, kurşun derhal okside olur, altının içinde bulunan diğer madenler de okside olan kurşunun oksitleriyle birleşerek cüruf teşkil ederdi. Köpük gibi yüzeye çıkan cüruf devamlı olarak alınır, sonunda potanın dibinde saf altını kalırdı. Eğer alaşımın içinde bir miktar gümüş bulunursa potanın dibinde altın ve gümüş kalırdı. Bu alaşımı ayırmak için ise tuz ve kükürt kullanılırdı. Gümüşün saflaştırılmasında da aynı usûl kullanılmaktaydı (Naklen: Taşkömür, 1990: 97-98). 1.2.1.3.1. Altının Birim Fiyatı Bozkır madeni açıldığı tarihten itibaren darphaneye altın 580 teslim edilmesine rağmen üretimin tam olarak bilinememesinden dolayı, başlangıçta altının fiyatı ile ilgili bir düzenleme yapılmamış olmalıdır. Böyle bir düzenleme olmamasına rağmen 9 Şubat 1777-27 Mayıs 1778 tarihleri arasında Bozkır madeni üretimi 25 dirhem altın darphaneye teslim edilirken altının 9.550 akçe bir başka ifadeyle 79,5 kuruş 10 akçe tutan meblağı hasılat olarak defterlere kaydedilmiştir (BOA, D.BŞM.d 4702: 2). Bu verilerden hareketle altının dirheminin 382 akçeden hesap edildiği ortaya çıkmaktadır. Bu fiyat miskal olarak hesap edilirse darphanede bu miktar altının 573 akçeden hesap edildiği görülecektir 581. Bozkır madeninde üretilen altının satın alma fiyatı ile ilgili ilk düzenleme 18 Mayıs 1780 tarihinde yapılmıştır. Buna göre, Bozkır madeninde üretilen mahlut simin fiyatı Gümüşhane madeninde uygulanan fiyat olacak ve mahlût sîm içerisinden ortaya çıkarılan altının dörtte biri devlet için ayrıldıktan sonra kalan altının her miskâli dört yüz seksener akçeye satın alınacaktı (BOA, MEDAD 8: 639-2). Bozkır madeninde yürürlüğe giren bu düzenleme daha sonraki yıllarda da uygulanmıştır. 31 Ekim 1787 tarihinde de Bozkır madeni ürünü altının miskali 480 akçeydi (BOA, MEDAD 9: 174-1). Fakat 10 Ağustos 1781 tarihinde Bozkır madeninden gönderilen 27,5 dirhem 6 kırat altının bedeli düşüldükten sonra kalan 27,5 dirhem 2 kırat altın, 18 miskal bir dirheme tekabül etmiş ve miskali 573 akçeden 86,5 kuruş 3 akçe 580 Bozkır madeni üretimi mahlut simden elde edilen altın miktarının yıllara göre dağılımı için bkz. Grafik 11; Tablo 9. 581 Bir miskalin 1,5 dirhem olduğu düşünülürse, 25 dirhem altın yaklaşık olarak 16,67 miskale tekabül etmektedir. Bu oranda 573 akçe ile çarpılırsa bahsedilen değeri bulunacaktır.

268 tutmuştur 582 (BOA, AE.SABH I 12047). Darphanede yapılan bu hesaplama ile altının madencilerden alındığı fiyat arasında farklılığı göstermesi açısından 480 ve 573 akçe ayrımına dikkat etmek gerekir. Fakat darphanede bütün madenlerden gönderilen altın ile ilgili yapılan hesaplamalarda altının miskali 573 akçe olarak kabul edilmiştir. 29 Temmuz 1775 tarihinde Keban madeninden teslim edilen altının miskali darphanede 573 akçe olarak hesap edilmiştir (BOA, AE.SABH I 19531). Halbuki 1780 yılında Keban madeninde maden emini altının bir miskaline 345 akçe ücret verirken, aynı tarihte Ergani de 470 akçe ücret belirlenmiştir. Ancak Keban madeninde rub-ı miri %25 alınmamışken bu vergi Ergani de alınmıştır. 1772 yılında Espiye madeninde altının bir miskaline maden emini 480 akçe ve Gümüşhane de ise 375 akçe verilirken her iki madenden de rub-ı miri alınmıştır (Bölükbaşı, 2010: 75). Tüm maden ocaklarında yapılan rub-ı miri adı verilen bu kesinti Keban madeninde yapılmadığından, Keban madeninde altına verilen fiyatın daha düşük olduğunu söylemek mümkünse de altının fiyatını belirleyen tek faktörün bu kesinti olduğu söylenemez. Nitekim Gümüşhane madeninde altın üretiminden rub-ı miri alınmasına rağmen verilen fiyat Keban madenindeki fiyata yakındı. O halde altın üretimi için yapılan masrafların da bu fiyatlarda etkili olduğu söylenebilir. Grafik 11: Bozkır Madeninde Altın Üretimi Üretim Gram 2500 2000 1792 1500 1000 500 1794 1793 1797 1779 1782 1786 1788 1799 1777 1781 1791 1798 1800 1780 0 1775 1780 1785 1790 1795 1800 1805 Yıllar 582 Bozkır madenindeki altın üretimi ile ilgili darphanede yapılan hesaplamalarda altının bir miskalinin fiyatı 573 akçe olarak hesap edilmiştir.

269 Bozkır madeninden gönderilen karışık haldeki gümüşün içerisinden darphanede ayrıştırılarak ortaya çıkarılan altının miskali bir başka ifadeyle 1,5 dirhemi 573 akçeden hesap edilmiştir. Bu hesaba göre altının bir gramı yaklaşık olarak 119,12 akçeye karşılık gelmekteydi. 1.2.1.3.2. Altında Vergi Oranı Osmanlı döneminde, altın üretiminden rubʻ-ı mîrî adı verilen % 25 lik bir başka deyişle üretimin dörtte biri miktarında bir kesinti yapılmaktaydı. 18 Mayıs 1780 tarihinde verilen emirde bu durum şu şekilde ifade edilmiştir. i mâl ve idâresine irâde-i aliyye-i mülûkânem ta alluk eyleyen Bozkır ve tevâbi i ma denlerinin zabt ve rabt ve i mâl ve idâresi işbu binyüz doksan dört senesi ol martında uhdene kayd ve fiyât-ı kat ve tanzîm olunmak muktezî olmakdan nâşî Gümüşhane ma denlerinde hâsıl olan zer ve sîm fırûnlarının beher adedinden kitâbet ve vezzâniye ve kantâriyye avâ idâtı ve resm-i mîr-i ifrâzciyân mîriçün ahz olundukdan sonra mahlût sîm derûnunda zuhûr iden altunun rub ı mîriçün ahz ve bâkî sîmden dehi bedel-i ifrâz ve resm-i fete ahz olunageldiği ve Gümüşhane ma denleri tevâbi inden müttefiki l-fiyât olan ma denlerden gelen sîm-i sâfın dehi kezâlik resm-i fetesi aşağı varıldıkdan sonra küsûr kalan beher çekisinin fiyât-ı maktû a olduğuna binâ en Bozkır ma denleri hâsılâtının dahi mahlût sîmi Gümüşhane ye ve sâf-i sîm-i müttefiki l-fiyât olan me âden-i mezkûreye tatbîk olunub hîn-i hesâbda hesâbın bu vechile rûyet olunmak içün emr-i şerîf i tâsını nâzır-ı mümâ ileyh tahrîr ve istid â itmeğin hazîne-i âmiremde mahfûz başmuhâsebe defterleri tetebbu ittirildikde ber-vech-i muharrer Gümüşhane ma denlerinde hâsıl olan zer ve sîm fırûnlarının beher adedinden otuzar akçe kitâbet ve otuzar akçe vezzâniye ve onar akçe kantâriye ki cem an yetmişer akçe avâ idât ve sîmin beher çekisinden elli beşer akçe resm-i mîri-i ifrâzciyân cânib-i mîriçün ahz olundukdan sonra mahlût sîm derûnunda zuhûr iden altunun dehi rub ı mîriçün ahz ve bâkî kalan altunun beher miskâli dört yüz seksener akçeye ve mahlût-ı mezkûrun altunu ba del ihrâç bâkî sîmden on dirhemde bir dirhem bedel-i ifrâz ve beher ocakdan üçer dirhem resm-i fetesi aşağı varıldıkdan sonra çeki ta bîr olunur beher yüz dirhemi bin altı yüz seksener akçeye ve ma den-i mezbûr tevâbi inden müttefiki l-fiyât olan ma denlerden gelen sîm-i sâfın dehi kezâlik resm-i fetesi aşağı varıldıkdan sonra küsûrî fiyât-ı mezkûr üzere maktû a idüğü ba del-ihrâç mûcebince emr-i şerîf tahrîr olunmak fermânım olmağın hassaten işbu emr-i celili l- kadrim ısdâr (BOA, MEDAD 8: 639-2). 31 Ekim 1787 tarihinde, madenin yeniden açılması üzerine, aynı düzenlemenin geçerli olduğuna dair bir emir daha gönderilmiştir (BOA, MEDAD 9: 174-1). Bu tarihten sonra böyle bir emir tespit

270 edilemediğinden bu emrin geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte, Bozkır madeni üretimi mahlut sim içerisinden çıkarılan altın miktarlarını gösteren tablo incelendiği zaman, belirli bir tarihten sonra altın gönderildiği ile ilgili kayıt yoktur 583 (Tablo 9). Bozkır madeninde yapılan altın üretiminden alınan rubiyenin yanında, Gümüşhane fırınlarında üretilen altın ve gümüş fırınlarının her birinden 30 akçe kitâbet 584, 30 akçe vezzâniye 585 ve 10 akçe kantariyye 586 olmak üzere toplam her fırından 70 akçe avâidat devlet için alınırdı (BOA, C.DRB 2969; BOA, C.DRB 3015; BOA, MEDAD 8: 639-2). 18 Mayıs 1780 tarihinde bu oranlar, Bozkır madeninde de uygulanmaya başlayacaktı (BOA, MEDAD 8: 639-2). Bozkır madeninden gönderilen mahlut sim içerisindeki miktarı belirlenen altın, mahlut simden çıkarılarak sim hesabı görülürdü. Mahlut sim içinde ortaya çıkan altının rub ı/dörtte biri devlet için alınır, geri kalan kısmın her miskali 480 akçeye satın alınırdı 587 (BOA, C.DRB 2969; BOA, C.DRB 3015). Bütün madenlerde geçerli bir uygulama olmadığı görülen bu fiyatı belirleyen unsurlardan birisi madenlerden alınan vergilerdi 588. 3 Ocak 1800 tarihinde 693 dirhem simi mahlutun her çekisinde, bir dirhemden 6,5 dirhem noksan-ı kesr düşüldükten sonra kalan 686,5 dirhemin her çekisinde iki dirhem üç buğday altın zuhur etmiştir. Toplam 13,5 dirhem sekiz kırat olan altının her 10 dirheminden 1,5 kıratı bedel-i melâ ık olarak düşülünce 13,5 dirhem altı kırat kalmış ve 9 miskal 4 kırat hesabıyla miskali 573 akçeden işlem görmüş ve 5.252 akçe bahası olmuştur (BOA, C.DRB 355). Her 10 dirhem altından 1,5 kırat olarak düşülen bedel-i melâ ık 589 adı verilen kesinti darphanede yapılan bütün 583 Bozkır madenin taahhüt üzere üretim yaptığı dönemde gönderilen mahlut sim, saf sim içerisinde değerlendirilmiş ve altından bahsedilmemiştir (BOA, DRB.d 1023: 38). Fakat gönderilen gümüşlerde mahlut ve saf sim ayrımı yapıldığına göre içerisinde altın olmalıdır. 584 Kâtip, yazıcı ücreti. 585 Tartıcı ücreti. 586 Tartma ücreti. 587 100 dirhem altının dörtte biri olan 25 dirhem devlet için ayrılır, kalan 75 dirhem ise 50 miskâl olmak üzere 480 akçeden işlem görürdü (BOA, C.DRB 2969). 588 Keban madeninde altının miskali, altından devlet için alınan rubıyyenin alınmamasından dolayı, diğer madenlere göre daha düşüktü (Bölükbaşı, 2010: 74). 589 Mil aka kelimesinin çoğuludur (Naci, 1995: 830). Mil aka ise hattatların kullandıkları küçük kaşığın adıdır. Laal yahut sürh (kırmız boya) gibi sulu maddelerle rıh ın hokka ve kâğıda aktarılmasında kullanılırdı. Kaşık diyenler de vardır (Pakalın, 1993: 534). Mil aka kelimesinin

271 hesaplamalarda düşüldükten sonra altının bahası hesap edilmiştir (BOA, C.DRB 2406). Dolayısıyla Bozkır madeninde üretilen altının rub ı bedelsiz olarak devlet için ayrıldığına göre Bozkır madenindeki altın üretimi tabloda belirtilen miktarın dörtte biri oranında artacaktır. Mahlut sim içerisindeki altının ayrıştırılması esnasında her 100 dirhemde bir dirhem noksân-ı kesr düşülmekle birlikte ortaya çıkan altının 10 dirhemde 1,5 kıratı bedel-i melâ ık adıyla düşülmüştür. Bununla birlikte altın ve gümüş fırınlarından alınan kesintiler de bu miktarlara eklendiği zaman, Bozkır madeni üretimi altından yapılan bütün kesintiler 590 tam anlamıyla ortaya çıkmaktadır (Tablo 8). 1.2.1.4. Diğer Madenler 1.2.1.4.1. Bileği Taşı Bozkır madeninde kurşun, gümüş ve altın madenleri dışında bileği taşı, güherçile ve barut üretimi de yapılmıştır. Kesici aletleri bilemek için kullanılan bir taş olan bileği taşı, tabiatta bulunan kum taşı ve zımpara taşı gibi sert taşlardan yapılabilirdi (Türk Ansiklopedisi, 1968: 381). Bozkır madeni köylerinden Avdan ın dağ 591 ve meralarında bileği taşı çıkarılmış ancak bileği taşı nedeniyle köyler anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Madene bağlı Pınarcık köyü ahalisi, fuzuli bileği taşı ihracıyla Avdan köyünün mera ve emlağına zarar verdiği iddiasıyla, olayı Bozkır mahkemesine taşımıştır. Olayla Pınarcık köyünün ilgisinin olmadığını (BOA, C.DRB anlamını kaşık olarak veren (Naci, 1995: 832; Şemsettin Sami, 1317: 1402) araştırmacılar yanında, tahta kaşık ve hattatların kullandığı küçük kaşık olarak adlandıranlar da vardır (Devellioğlu, 1999: 648). 590 Bozkır madeninden önce madenlerde uygulanan kesintilerle ilgili olarak şu bilgiler verilebilir. XIV. asırda Rumeli de halk tarafından işletilen madenler vardı. Devlet payına düşen ve madenin verimine göre yüzdesi değişen kısmı, iltizam konusu olurdu. Genellikle bu madenin öşrü, cevherin de öşrüydü. Ama maden verimli ise, bu nispet sekizde birine, yedide birine hatta yarısına kadar çıkıyordu. Verim azalıp, masraflar arttıkça yüzde düşürülüyordu. Burada madenin istihsal seviyesi hakkında kesin rakamlar vermek zordur. Zira maden iltizama verildiğinde madencilikle ilgisi olmayan müteaddit mukataalarla birlikte muamele görürdü. Bunların her birinin değeri de ayrı ayrı belirtilmiş olmayabilirdi. Belirtilmiş olduğu zamanlarda ise, bu, üretilen maden değil, sadece üç yıllığına teklif edilen ve akçe ile ifade olunan bir meblağdan ibaret oluyordu. Gümüşün dirhemine kaç akçe hesap edildiği bilindiği için, bundan mültezimin üretilecek maden miktarı tahmini bulunur ve yüzdesi bilindiği takdirde yaklaşık olarak maden ocağının yıllık üretimi anlaşılabilirdi. Bazen maden ocaklarının iltizam bedelleri, hem para olarak bir meblağ hem de belli ağırlıkta maden olarak kararlaştırılıyordu. Üreticiler devlet payı ayrıldıktan sonra, ellerinde kalan kendi paylarını devlete satmak yahut para darbettirmek üzere darphaneye götürmek zorunda idiler (Sahillioğlu, 1997: 491). 591 Yüzeyi eğik şekilde olan Avdan Dağı, Akkise köyünden başlar, Belkuyu çiftliğinde son bulur (Dr. Nazmi, 1922: 116).

272 1853) maden emini Ömer Ağa nın arz etmesi üzerine verilen emir gereği Pınarcık köyü ahalisinin müdahale etmemesi emredilmiştir (BOA, C.DRB 1303). 1.2.1.4.2. Güherçile ve Barut İmali Güherçile, barut imaline yarayan bir maddedir, bazı mıntıkalarda yağmurdan sonra ve rutubetli yerlerde toprakların yüzünde meydana gelen kalyum nitratdan ibarettir 592 (Önen, 1963: 22). Bozkırlıların ham güherçile ocaklarından güherçile toplamakta mahir olduklarını dile getiren İ. Hakkı Koman, Bozkır da ham güherçile az ise de bu işte ehil olan köylüleri Konya vilayetinin haricinde bile güherçile ocakları açmak için davet ettiklerini, Bozkırlıların yılda 40-50 bin kilo ham güherçile toplayarak Konya daki güherçile fabrikasına sattıklarını ve bu şekilde geçimlerini sağladıklarını dile getirmiştir (Koman, 1940: 1613). Bozkır kazasına bağlı Siristat köyünde bulunan güherçileci taifesinin birkaç senedir baruthane oluşturup barut imâl ettiği 593 ve ürettiği barutu Avrupalılara ve kaçakçılık yapan kişilere sattıkları tespit edilmiş ve bu nedenle güherçileciler vermeleri gereken güherçileyi de vermemişlerdir. Mübayaacının kazaya gelerek kaç dink ve kârhane varsa onları ortadan kaldırarak bu işleri yapanları cezalandırması istenirken Bozkır madeni emini ve kaza kadısının mübayaacıya engel olmaması ve ona yardım etmeleri, 7 Temmuz 1779 tarihinde emredilmiştir 594 (BOA, MAD.d 3282: 38-1). Konya da bulunan güherçile tabh ve imâl eden kârhaneciler Bozkır tarafına 15-20 kantar güherçile satmışlar ve Bozkır da bir dink 595 yaptırmışlar. Barut imali için kurulan bu dinkin ortadan kaldırılması için Karaman valisi ve maden eminine emirler gönderilmiş. Buna ek olarak güherçilenin devlete satılması gerektiği de, 11 Haziran 592 Güherçile tanımı için ayrıca bkz. Türk Ansiklopedisi, 1970: 133. 593 Ateşli silahlarda mermiyi fırlatmak için kullanılan yanıcı ve itici bir madde olan barut; güherçile, kükürt ve odun kömürünün belirli oranlarda karıştırılmasıyla elde edilirdi (Türk Ansiklopedisi, 1967: 301). Bu konuda bkz. Birol Çetin, Osmanlı İmparatorluğu nda Barut Sanayi 1700-1900, Ankara 2001; Zafer Gölen, Osmanlı Devleti nde Baruthâne-i Âmire (XVIII. Yüzyıl), Ankara 2006; İnce, 2005. 594 Belgede şöyle denilmiştir Siristat nâm karyede sâkin güherçileci tâ ifesi birkaç seneden berü hilâf-ı emr-i âlişânım baruthaneler ihdâs ve külliyetli barut i mâliyle efrenci vesâ ir muhtekir tâ ifesine füruht eylediklerinden Konya havâlisinde olan kârhâne eshâbı dahi tam hâm tab ıyyet ve hâsıl eyledikleri güherçilelerini mahal-i mezkûre gönderüb füruht eylemeğe i tibâr eyledikleri (BOA, MAD.d 3282: 38-1). 595 Güherçile, kükürt ve odun kömürü dinkhanelerde su ile çeşitli tokmaklarla dövülerek barut haline getirilirdi (Önen, 1963: 22). O halde güherçilenin işlenerek barut haline getirilmesi için diğer maddelerle karıştırıldığı araca dink denirdi.

273 1825 de hatırlatılmıştır (BOA, C.AS 22358). 16 Mayıs 1836 tarihinde 596 Siristat köyünden 60 yaşındaki Mehmet bin Abdullah ın güherçile esnafı olarak kayıt edilmesi (BOA, NFS.d 3316: 6) Bozkır kazasında güherçile işleriyle uğraşan kişilerin olduğunu göstermektedir. Güherçile, madenlerden gönderilen altın ve gümüşün birbirinde ayrılması için kullanılan maddelerden biridir ki bu durum belgelerde şöyle ifade edilmiştir: darbhâne-i âmirede ma denlerden gelen zer ile mahlût sîmin ifrâzıçün tizzâbın cüz i a zamı olan güherçile (BOA, C.DRB 1830). 1.2.2. Madenlerin Kullanımı Osmanlı tarihinde ihracı yasak olan maddeler memnû metâ olarak adlandırılmıştır. madenden hâsıl olan gümüş ve altın Darbhane-i Amireye mahsus olub gayrı mahale satılmadığı ve kimse anınla ticaret edemediği gibi bakır ve temur ve kurşun madenleri dahi Cebehane, Tophane ve Tersane ye mahsus olub lüzumundan ziyadesi Devlet-i Aliyye dilediği gibi tasarruf eylemesi (Naklen: İnce, 2005: 82-83) şeklinde devlete ait olduğu ifade edilen altın, gümüş ve kurşun madenlerinin alım satımı ile ilgili yasaklar belirtilmiştir 597. 20 Nisan 1797 tarihinde ise, madende üretilen kurşunun mahallinde ya da darphanede miriden fazla lîfi ile harice satılması yasak olup ancak aynen dersaadete nakli mütemenna suretini kesb ittiğinde mahallinde satılması için izin verilmesi talep edilmiştir (BOA, C.DRB 476). 30 Haziran 1777 tarihinde, Bozkır madeninde madencilerin elinde bulunan 2.370 kıyye kurşunun her kantarı 8 er kuruş iken madenciler bunun 10 kuruş olmasını istemişlerdir. Bu istek incelenmiş ve fırınlardan çıkarılan kurşunun beşte birinin devlete ait olduğu belirtildikten sonra madencilerin elinde kalan kurşunun dışarıya satılmaması ve bir kuruş zam ile her kantarının 9 kuruş fiyat ile satın alınması nizâmı derece-i der-i tidâlet olduğu belirtilmiştir. Ayrıca maden eminine madencilerin elindeki kurşunun tamamını satın alması emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 610-2). Altın ve gümüşün harice satılmasının yasak olmasının temel nedeni ülke içerisindeki 596 Bozkır kazası Siristat köyünde 4 Ekim 1838 yılında da güherçileci olarak zikredilen kişiler vardır (BOA, KK.d 6421). 597 Bu madenlerle ilgili yasaklar için bkz. Anhegger-İnalcık, 2000: 3-16. 11 Haziran 1793 tarihinde Ergani madeni ve diğer madenlerden elde edilen nühasın madencilere ait kısmı devlet tarafından satın alına gelirken, madencilerin bunu tüccarlara satmaları nedeniyle uyarılmaları üzerine madenciler, tüccarlardan üç beş senelik bakır parasını peşin aldıklarından onlara sattıklarını belirtmişlerdir (BOA, MAD.d 23093: 8-1).

274 altın ve gümüş miktarının azalmasını engellemekti. Zira imâl edilen paralarda kullanılan altın ve gümüş ülke ekonomisini de yakından ilgilendiriyordu. Kurşun ise savaş malzemelerinin en önemlilerinden olduğundan, devlet hem kendi ihtiyacını karşılamak hem de düşmanın eline geçmesini engellemek amacıyla yasaklamış olmalıdır. 1.2.2.1. Kurşunun Kullanıldığı Yerler Askeri, ekonomik ve toplumsal alanlarda kullanılan madenler, tarihin her döneminde önemini korumuştur. Bozkır madeninde de bu amaçlarla kullanılmak üzere kurşun, gümüş ve altın üretimi yapılmıştır. Üretilen kurşun, askeri amaçlar için kullanıldığı gibi, sosyal hayatın birer parçası olan cami, imaret ve saray gibi yapılarda; altın ve gümüş 598 ise para basımı ile süslemede kullanılmıştır. 1.2.2.1.1. Askeri Amaçlı Tedârik Kurşun askeri açıdan büyük bir öneme sahipti. Mehamm-ı seferiyyenin ehemmî vâridât-ı harbiyyenin akdem ve elzemi olan kurşun (BOA, C.DRB 2063) ifadesi savaşlarda, ilk olması gereken ve harbin en lüzumlu malzemesinin kurşun 599 olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte darphane ve cebehanenin kurşun ihtiyacı vücûd-ı elzem levâzım-ı devlet-i aliyyeden iken şeklinde dile getirilmiştir (BOA, C.DRB 2416). Osmanlılar savaş alanına epeyce kurşun götürürlerdi. Bu maden tüfek ve tabanca kurşunu olarak kullanılırdı (Parry, 1973: 40). 26 Nisan 1833 tarihinde Bozkır madeninden orduya, dörder-beşer dirhemlik fişek imali için 1.669 kıyye kurşun gönderilmiştir (BOA, C.AS 14535). Bozkır madeninde üretilen kurşunlar genelde darphaneye gönderilir ve oradan gerekli yerlere dağıtımı yapılırdı. Ancak acil durumlarda kurşunun ihtiyacı olan kuruma da doğrudan gönderilmesi emredilebilirdi. Cebehanenin kurşuna ihtiyacı olduğundan iskelede bulunan kurşunların hemen gönderilmesi 1789-1790 yılında emredilmiş (BOA, MEDAD 9: 183-2) ve normal şartlarda darphaneye gönderilen 598 Gümüşün fıkıh açısından değerlendirilmesi için bkz. Eskicioğlu, 1996: 271-272. 599 1579 yılında Canca madeni eminine gönderilen hükümde, doğu seferine görevlendirilen orduya yarısı dört ve yarısı beş dirhem olan 300.000 tüfek mermisi gönderilmesi istenmiştir (Kırzıoğlu, 1991: 74).

275 kurşunlar cebehane mahalline kayıt edilmiştir (BOA, C.DRB 1035). 1782 yılında da cebehanenin kurşun ihtiyacından dolayı Alanya İskelesi ndeki kurşunların doğrudan cebehaneye gönderilmesi istenmiştir (BOA, C.DRB 907; BOA, MEDAD 8: 665-2). 22 Eylül 1787 de darphaneden cebehaneye kurşunun kıyyesi 13 er paradan verilmiştir. Kurşunların parayla verilmesinin nedeni, darphanenin sürekli açık vermesinin önüne geçmekti (BOA, MEDAD 8: 783-1; 783-2). Cebehane dışında tersanenin ihtiyaçları da darphaneden karşılanmıştır. 28 Ocak 1784 te tersane için darphaneden 3.000 kıyye kurşunun kurşuncubaşı tarafından verilmesi emredilmiştir (BOA, AE.SABH I 23497). Bunlardan başka kale tamiri esnasında bazı kalelerin örtülerinin tamiri için de kurşun kullanılmıştır (BOA, MEDAD 8: 650-1). Yine kalelerin muhafazası için de kurşun önemli bir malzemeydi. Payas kalesinin korunması 600 ile görevli Ahmet Bey, Bozkır madeninden 15 kantar kurşun talebi için maden eminine emir yazılmasını istemiş, bunun üzerine maden eminine bu doğrultuda 5 Kasım 1807 de emir yazılmıştır 601 (BOA, C.AS 34303). 22 Eylül 1787 tarihinde seferi hümayun takımı için cebehanede olması gereken 3.681 kantar kurşunun darphaneden verilmesi emrinde, bahasının darphane zuhuratı iradatından alınarak irad-ı hümayuna kaydolunması istenmiştir. Fakat bu durumda darphanenin sürekli açık vermesine neden olacağından tam maliyetinin hesaplanması istenince kurşunun kıyyesi 13 paradan olmak üzere toplam 52.038 kuruş 12 para olarak hesaplanmıştır. Buna karşılık bazı ölen kişilerin malları ile Mora halkının taahhüt ettiği para darphaneye kayıt olunacaktı (BOA, MEDAD 8: 783-2). Savaşlarda ya da kalelerin savunmasında kullanılan kurşun askeri binaların inşasında da kullanılmaktaydı. Rami Çiftliği civarında inşa olunmakta olan süvari kışlasının odaları, pencereleri, son taşları ve diğer yerler için 6.000 kıyye kurşun gerekliydi (BOA, HH.d 23504: 1). Yine tophanede inşa olunan sebil, Üsküdar da ve Davutpaşa da inşa olunan kışla için de kurşun gerekliydi (BOA, HH.d 23504: 7). 1826-1827 yılında gerekli kurşunlar Bozkır, Bereketli ve Balya madenlerinde tedârik 600 İstanköy Ceziresinde bulunan Narince Kalesi nin istediği 35 kantar kurşunun iskelede teslim alındığı ve bahasının darphaneden verileceği 21 Nisan 1822 de bildirilmiştir (BOA, C.AS 10086). 601 Kalelere kurşun sevkiyatı sonraki yıllarda da devam etmiştir (BOA, MHM.d 265: 222-223). Madenlerden kalelere gönderilen kurşunun kalelerin savunulması ya da savaşlara hazırlık yapılması açısından önemli bir malzeme olduğu unutulmamalıdır.

276 edilirken, Bozkır madeninden gönderilen 4.398 kıyye ve 1.291 kıyye kurşun bu binalar için kullanılmıştır 602 (BOA, HH.d 23504: 7). 1.2.2.1.2. Topluma Yönelik Tedârik Ortaçağ da 603 İslam ülkelerinde kurşun, yapılardaki taşları tutturmakta, camilerin kubbelerini örtmekte, boru ve oluk yapmakta kullanılmıştır (Bakır,1997: 537; Tez, 1991: 182). Ayrıca aynı dönemde kurşun soy metalleri soy olmayanlardan ayırmada katkı maddesi olarak da kullanılmıştır 604 (Tez, 2000: 27). Osmanlı dönemindeki inşaatlarda tonoz ve kubbelerin örtü kaplaması olarak levha halinde; dökme olarak kenet, zıvana ve kirişbaşı yuvalarında, şebeke çubuklarının sövelere girdiği yerlerde, pencere kanatları veya dolap kapaklarının oturtulacağı zemine açılan oyuklardaki ahen-i ökçelerin etrafında; revzenlerde; beyaz boya yapımında veya boru şeklinde (yağmur borularında, sıhhi tesisat elemanı olarak) kullanılmıştır (Sönmez, 1997: 63). Günümüzde ise kurşunun ana kullanım alanı akü imalatı olup, yer altı haberleşme kablolarının kurşunla izolasyonu, diğer önemli tüketim alanıdır. Korozyonu önleyen kurşun oksit boyalar, kabloların kaplanmasında, kurşun tetraetil ve tetrametil formlarında benzin içinde oktan ayarlayıcı bileşikler olarak, radyasyonu az geçiren metal olması nedeniyle x-ışınlarından korunmada, renkli televizyon tüplerinin yapımında ve mühimmat imalinde önemli kullanım alanları bulmuştur 605. Borular, tel ve conta imali gibi işlerde de kullanılmaktadır (Türk Ansiklopedisi, 1975: 371). Osmanlı döneminde kurşunun kullanıldığı yerlerden birisi mabetlerdi. 2 Ağustos 1779 de, Kayseri kazası köylerinden Araplar köyünde bulunan el-hac Süleyman Camii harap olduğundan dolayı tamiri için 30.000 kıyye kurşunun Bozkır madeninden gönderilmesi, bu kadar kurşun yoksa mevcut mürdesenkten imâl edilerek ilgili yere gönderilmesi, madenin bölgeye yakın olması nedeniyle talep 602 Bozkır madeninden gönderilen kurşunlar cebehane, tersane, baruthane, kağıthane gibi kurumlara da verilmiştir (BOA, DRB.d 986). 603 Ortaçağ İslam dünyasında madenler hakkında bilgi veren eserlerin tanıtımı için bkz. Tez, 1991: 132-135. 604 İlkçağ da soy olmayan metallerden altın kupelasyon yoluyla ayrılıyordu. Saf olmayan altın, kurşunla birlikte gözenekli bir toprak kap içinde hava akımı eşliğinde eritiliyordu. Kurşun oksit ve öteki metal oksitlerden ibaret cüruf, kısmen hava akımı ile kabarcıklar halinde ayrılıyor, kısmen de kabın gözenekli çeperinde soğuruluyordu. Geriye saf altın, ya da gümüş içerikli cevher kullanılmışsa geriye bir altın-gümüş alaşımı kalıyordu (Tez, 1989: 25). 605 http://ekutup.dpt.gov.tr/ 2001: 1.

277 edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 627-2). Yine Kayseri civarındaki Arabsun köyündeki caminin kubbesine örtülecek kurşun 606 yetmeyeceğinden Bereketli madeninden gönderilmesi isteği üzerine, 1780 yılında 20.000 kıyye kurşun verilmiştir (BOA, C.NF 2573). Köy isimleri farklı olarak telaffuz edilmiş olsa da ismi geçen köyler aynı yerleşim yeri olmalıdır. Konya sancağında Pirluganda kazası Hadim köyünde bulunan Şehdi Osman Efendi nin bina eylediği kütüphanenin ahşap olan sakfı/damı harabe olduğundan kitaplar telef olmuştur. Bu nedenle kütüphanenin tavanının kurşun örtüsüyle tamir ettirilmesi için kaza kadısının ilamı ve Hadim müftüsünün mektubu üzerine 12 Mayıs 1782 tarihinde Bozkır madeni eminine kütüphanenin tamiri için emir verilmiştir (BOA, C.MF 5724; BOA, MEDAD 8: 683-2). 26 Ocak 1785 de, kütüphanenin tamiri için bir kurşuncu ustasının tedâriki, harcırahı, odun, kömür ve kurşunun zenberli ocağında eritilmesi ve ücret-i ferşiyyesi (döşemecilikte kullanılan malzeme) ile mahaldeki masrafları için 450 kuruşa kurşuncubaşı ile mukavele olunmuştur. Yani sayılan masraflar için kurşuncuya 450 kuruş verilecekti (BOA, C.MF 6969). Mevlana Türbesi ne gönderilen kurşuncu ustasına 40 kuruş harcırah verildiğinden kütüphaneye gelecek kurşuncu için bu ücret emsal gösterilmiştir (BOA, C.MF 6969). Yine Larende de medfûn Mevlana nın Türbesi zamanla harap olup tamire ihtiyacı olduğundan fiyat-ı miri üzere 3.000 kıyye kurşunun değeri bina emini tarafından ödenmek üzere Bozkır madeninden tedâriki 25 Mayıs 1782 tarihinde emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 649-d 607 ). Madenin kapatıldığı 1786 yılında görülen hesapta, Mevlana Türbesi ne 10.000 kıyye ve Hadim Kütüphanesi ne 3.000 kıyye kurşun verildiği kayıtlıdır (BOA, C.DRB 810; BOA, MEDAD 8: 691-2). Bu 10.000 608 kıyye kurşun Mevlana Türbesi, 606 Kurşun-i tahta; kubbe, tonoz gibi yapı elemanlarının örtülmesinde kullanılan, kaplama levhası halindeki kurşundur. Bu madenin levha haline getirilmesi için içine 10-15 gram kalay katılarak eritilmiş olan kurşun tekne biçiminde büyük bir masa olan ve üzerine (yapışmaması için) kurşun toprağı serpilen tezgaha dökülür. Kalınlığının homojenleşmesi amacıyla silgi denilen bir tahtayla mastarlanır ve düzgün bir plaka haline getirilir. Soğuduktan sonra kancalara takılıp tezgahtan kaldırılır, zemine konur. Plakayı tartı için kantara götürmek üzere rulo biçiminde sarılırdı. Erimiş kurşunun içine kalay katılması kararmasını önlemek içindi (Sönmez, 1997: 64). 607 Burada kullanılan d harfi atıfta bulunulan belgenin derkenarda olduğunu, yanında yazılmış olan rakam ise kaçıncı derkenar olduğunu göstermektedir. İlgili sayfanın derkenarında bir belge varsa herhangi bir rakam kullanılmamıştır. 608 Bu konuda şu belgelere de bkz. BOA, C.EV 1140; BOA, C.EV 1142; BOA, C.EV 10899.

278 mescit, sema hane ve Sultan Selim Camii tamiri için kullanılmıştır. Bu kurşunlar yetmediği için 12.500 609 kıyye kurşun daha talep edilmiş. Fakat Bozkır madenindeki kurşunların tamamı iskeleye gönderildiğinden ve sadece madencilerin elindeki kurşun kaldığından maden eminine gönderilen 8 Temmuz 1790 tarihli emirde, kıyyesi sekizer paradan madencilerin elindeki kurşunun satın alınarak türbeye gönderilmesi istenmiştir (KŞS 101: 161-2; BOA, MEDAD 9: 184-1; BOA, C.EV 25829). 17 Temmuz 1797 de, Mevlana Türbesi kubbe örtüsünün tamiri için 5.000 kıyye kurşuna ihtiyaç olduğundan Bozkır madeninden kurşunun bina eminine teslimi talep edilince durumun darphane nazırından sorulması üzerine maden emini vasıtasıyla kurşunun bina eminine teslim edilmesi, bu miktar kurşunun maden emininin hesabı üzerinde bırakılması ve eminin kurşunun tesliminde senet alması yönünde bir emir verilmiştir (BOA, MEDAD 9: 222-1). 6 Aralık 1835 tarihinde ise, 9.726 kıyye kurşun Bereketli madeninden Mevlana Türbesi, hanigah ve Sultan Selim Camii tamiri için gönderilmiştir (BOA, HAT 556/27471). 6 Kasım 1847 tarihinde yine yakın olmasından dolayı cami için gerekli kurşun Bereketli madeninden istenmiştir (BOA, C.EV 7936; BOA, C.EV 29770). 1835 tarihli emir, Bozkır madeninin açık olduğu dönemde kurşunun Bereketli madeninden istenmesi nedeniyle Bozkır madeninin önemini kaybetmeye başladığına işaret etmektedir. Bozkır ve çevresindeki ibadethaneler dışında da Bozkır madeni üretimi kurşunun kullanıldığı yerler vardı. 1826-1827 yılında Ebu l-feth Mehmed Han Camii şerifi ve bu caminin minaresi için verilen kurşunlar da Bozkır, Balya ve Bereketli madenlerinden gelmiştir (BOA, HH.d 23504: 7). Bozkır madeninden darphaneye gönderilen kurşunlar da çeşitli tamiratlar da kullanılmıştır. 25 Haziran 1810 tarihinde, yeni sarayda yapılacak tamirat için Bozkır madeni hasılatından darphanede bulunan kurşundan kıyyesi 23 paradan 3.795 kuruş değerinde 150 kantar yani 6.600 kıyye kurşun verilmesi istenmiştir (BOA, C.SM 63/3196). Yine Bozkır madeninden Hicaz maslahatı için, 24 Mayıs 1815 tarihinde, Alanya İskelesinden Beyrut İskelesine ve oradan kara yoluyla Şam a 10.000 kıyye kurşun gönderilmiştir (BOA, 609 Gönderilen bu miktar kurşunun nakliye masrafı 300 kuruş tutmuş, tamiratın toplam masrafı ise 5.500 kuruş olmuştur (BOA, C.EV 16185).

279 C.AS 25803). Bozkır madeninden maslahat-ı Hicaziye yani Mekke ve Medine de kullanılmak üzere 10.000 kıyye kurşun verilmiştir (BOA, C.DRB 2482). 1.2.2.2. Altın ve Gümüşün Kullanıldığı Yerler Bozkır madeninde üretilen saf gümüş ile karışık haldeki gümüş madenleri darphaneye gönderilirdi. İstanbul da bulunan darphanede ayrıştırılan mahlût sîm içinden bir miktar altın 610 da çıkardı 611. Elde edilen altın ve gümüş devletin nakit ihtiyacını karşılamak için kullanılmaktaydı. Yani bu madenler ecnâs-ı nukûd-ı kat için ifrâzciyâna teslim edilirdi 612 (BOA, D.BŞM.DRB 16/49; BOA, D.BŞM.DRB 15/72). Zira madenlerden gelen altın ve gümüşün mübayaa faizinden para ita olunması muʻtâd idi (BOA, C.DRB 11; BOA, C.DRB 99). Madenlerden teslim edilen altın ve gümüşün fiyatları baş muhasebeden hesap olunur (BOA, C.DRB 355; BOA, C.DRB 89; BOA, C.DRB 295) ve verilen sermaye akçesinden bu miktar düşülürdü 613 (BOA, D.DRB.THR 3/19). Maden ocaklarından gelen altın ve gümüşle para darp etmek, darphane 614 için piyasadan temin edilen kıymetli madene göre çok daha kârlıydı. Nitekim maden ocaklarından elde edilen altın ve gümüşün fiyatının sabit tutulabilmesi, para basımı esnasında darphaneye önemli bir kâr sağlardı. Darphane, para sürümünü büyük oranda piyasadan temin ettiği eski ve yabancı paralara borçlu olmasına rağmen, darp 610 XVIII. yüzyılda canlanan Anadolu madenciliği döneminde sadece simli kurşundan çıkarılan (Bozkır daki gibi) gümüşten 61 miskal (281 gr.) altın elde edilmiştir. Gümüşhane'nin yanı sıra zamanla açılan ve tek emin tarafından idare edilen maden ocaklarından bazılarında gümüşle karışık olarak altın da çıkarılmıştır. 1748'de Gümüşhane, Espiye, Karaerik, Karı, Kızılkaya, Lahanas ve İsrail madenlerinde toplam 10.163 dirhem (yaklaşık 22.5 kg.) altın elde edilmiştir (Sahillioğlu, 1989: 535). 611 Darphanede bulunan atölyelerden tizâb atölyesinde gümüşün içinde bulunan az miktardaki altın ayrıştırılır, kalhâne denilen izâbe atölyesinde ise alaşımdaki bakır ayrıştırılırdı (Sahillioğlu, 1993: 504). 612 Para kesilmesi için gelen altın ve gümüşlerin ifrazcılara teslim edildiğine dair birçok belge vardır. Bu belgeler için bkz. BOA, C.DRB 4, 89, 295, 1946, 3026, 312, 355, 898, 3051, 1778, 2408, 964, 2406, 2506, 2507, 3090, 2343; BOA, HAT 197/9907, BOA, HAT 2/55.A; BOA, AE.SABH I 12047. 613 Madenlerden gönderilen mahlut cevherin içindeki bakır miktarına göre içine bir miktar yumuşak kurşun katılarak odun ve kömür ateşi ile geniş ve derinliği az bir kal ocağında bu cevheri temizledikten sonra saf olmayan maddeleri kuvvetli bir körüğün rüzgarı ile oksijenle değiştirip yaktıktan sonra analiz edilir. Bu sırada kurşunun yakılması sonucu mürdesenk olmasıyla kal ocağının bir kenarından açılan yoldan akar veya kal ocağı sünger gibi delikli olduğundan dolayı kurşunu emer. Kal işlemi bittikten sonra ocakta saf altın veya gümüş ya da her ikisi karışık halde kalırdı (Süleyman Sûdi, 1982: 198-199 ). Bu işlemden sonra ise tasfiye işlemine geçilirdi. 614 Bazı madenlerde darphane var ise para kesilme işlemi de madende yapılırdı. 8 Eylül 1553 tarihinde Balya madeninde üretilen gümüşler kadı tarafından bildirilince, akçenin Balıkesir de darphanede kestirilmesi emri verilmiştir (BOA, MAD.d 233: 10).

280 faizinin önemli bir kısmı madenlerden gelen altın ve gümüş sayesinde elde edilirdi. Nitekim piyasadan temin edilen altın ve gümüşle para darp edilmesinde kâr oranı %5 ler seviyesine kadar düşerken, maden ocaklarından elde edilen altın ve gümüşle para basılması durumunda kâr %50 lere yaklaşabiliyordu (Bölükbaşı, 2010: 77). Osmanlılar altını, para basma dışında kuyumculuk, yaldızlama işleri, sırmakeşlik, bakır veya gümüş teli altın suyuna batırma işi ve bu tellerle yapılan dokumacılık 615 alanlarında da kullanmıştır (Sahillioğlu, 1989: 533). Bazı ferman ve beratların kenarlarının tezhibi için de altının kullanıldığı bilinmektedir 616. Mehmed Emin Edib Efendi Edib Tarihi adlı eserinde, 1789 yılında insanların devlet için önemli olan altın ve gümüşü kuyumculara 617 götürmesi ve bu madenlerin kap kacak üzerinde süslemede kullanmasıyla çeşitli şeyler icat edildiğini fakat halkın israf ettiğini, zira kuyumcu ustalarının yaptığı sanatsal/süslü nesneler nedeniyle bir dirhem gümüşün kıymetinin 10 paradan 80 paraya çıktığını söylemiş. Bu durumun alım satım işlerinin ihtilaline ve yokluğa neden olduğundan kuyumcu taifesinin altın ve gümüşten kap kacak yapmaması ve ellerinde bulunanları darphaneye teslim etmeleri gerektiğini belirtmiştir (Naklen: Çınar, 1999: 93). İstanbul, Bursa ve Selanik dışındaki simkeşhaneler de kapatılmasına rağmen zaman zaman simkeşhanelerin faaliyete geçmelerine göz yumuluyor idiyse de çoğunlukla faaliyetleri kısıtlanıyordu. XVIII. yüzyılda sayıları sınırlı tutulduğu gibi, 615 Bu konuda ayrıca bkz. Himmet Taşkömür, Osmanlı İmparatorluğunda Simkeşlik ve Tel Çekme (XV-XIX y.y.), İÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1990. Altın, para, külçe veya eşya halinde de olsa değeri pek fark etmediği için, para piyasasından maden piyasasına veya maden piyasasından para piyasasına kolayca aktarılabilirdi. Darphaneler altın para bastıkları vakit gerekli altın satın alınır ve para basımı sürdürülürdü. Esnaf da ihtiyaç duyduğu zaman tedavüldeki altın parayı sızırıp (ergitip) kendi işlerinde kullanırdı. Maden sıkıntısı veya para ayarlama durumunda bu işler daha sık olurdu. Devlet idarecileri madeni, para olarak tutma politikasını güttüklerinden, darphaneye rakip olan bu faaliyet dallarını denetlemeye çalışırlardı. Bunu bazen yasaklar, bazen de sınırlamalar koyarak ya meslekte çalışacak esnaf sayısını azaltır ya da işleyecekleri maden miktarını bizzat tespit ederdi. Nitekim Fatih, Venedik'le savaş halinde bulunduğu sırada (1463-1478) İstanbul, Edirne ve Üsküp darphanelerinde Venedik ve Ceneviz altınlarıyla Memlûk eşrefî altınlarını darp ettirdiğinde bu çeşit kısıtlayıcı bir politika takip etmişti. Kanunî de 1552'de Halep, Antep ve Birecik'te altınlı kumaş dokunmasını yasaklamıştı. Yasak sonrası abâ-yi zerbâft kumaş on beş altına satılmaya başladı. Ardından Şam ve İstanbul'da altın işlemeli ağır serâser, şahbenek ve hurdabenek altın işlemeli kumaşların dokunması yasaklandı. Sayıları 268'i bulan İstanbul serâser imalâthanelerinin sayısı 100'e indirildi (Sahillioğlu, 1989: 533). 616 Altın, kendi başına kullanılmasının yanı sıra ahşapta, mermerde kaplama altın yaprak, madende tombak, kağıtta süsleme olarak kullanılmıştır (Kuşoğlu, 2006: 23). 617 Devlet tarafından kuyumculara verilen gümüş miktarı ve uygulanan sistem için bkz. Akdağ, 1995: 247.

281 simkeş esnafının Gümüşhane ve Espiye madenlerinden günde bir okkadan gümüş tahsisatları iki yüz altmış altı gün hesabıyla darphanece sağlanıyordu. Simkeş ustaları, senenin geri kalan günlerinde gümüş istihkaklarını kendileri temin etmeye çalışıyorlardı. Buna göre simkeşhane yılda 366 okka (yaklaşık yarım ton) gümüş tel çekiyor ayrıca bunlar altın suyuna batırılıyordu (Sahillioğlu, 1989: 533). Gelibolulu Âli ye göre yaldız (tılâ) işinde bir Mısır hazinesi kadar altın harcanıyordu. Eğer bir mübalağa yoksa buradaki ifadeden anlaşıldığına göre kap kaçak, kapı, tava, koşum ve benzeri şeylerin yaldızında tüketilen altın bir buçuk tonu geçiyordu. XVII. yüzyılda da iktisadî bozukluk sebebiyle zaman zaman altının eşya, sırma ve simlemede kullanılmasına karşı çıkılmıştır. Nitekim bir telhis mecmuasındaki kayıtta, Benim vezirim! Bana sırma ve kılabdan ve altun varak ve yaldızlı lüle lâzım değildir, cümlemize israf haramdır, yirmi gün sonra yoklanıp bunların yapıldığını görürsem vallahi seni katlederim deniyordu (Sahillioğlu, 1989: 533). Fakihler, Hz. Peygamber'in altın ve gümüş kaptan yiyip içmeyi, ipek giymeyi ve ipek sergi üzerinde oturmayı yasaklayan hadisinden ve aynı paraleldeki diğer hadislerden hareketle gümüş kaplardan yeme içmenin, diğer bir ifadeyle gümüşten yapılmış tabak, kaşık, bıçak gibi ev eşyasının kullanımının kadın erkek ayırımı yapılmaksızın haram olduğu görüşündedir. Yine fakihlerin çoğunluğu kap kaçak, bardak gibi gümüş eşyanın evde bulundurulmasını da caiz görmezken bazı âlimler, diğer gümüş süs eşyası gibi bunları da bulundurmakta mahzur görmemişlerdir. Ayrıca mushaf, kılıç, bıçak vb. eşyanın gümüşle süslenmesi caiz görülmüş, gümüş kakma veya gümüş suyuna batırılmış kapların kullanılmasının caiz olup olmadığı konusunda ise farklı görüşler ileri sürülmüştür. Genel olarak Hanefiler bunu caiz sayarken diğerleri gümüşün az miktarda veya ihtiyaç sebebiyle kullanılması halinde caiz olacağı yönünde görüş belirtmişlerdir. Öyle anlaşılıyor ki altın gibi gümüşün de kullanımına bazı sınırlamalar getirilmesi iktisadî hayata kaynak ve canlılık sağlamak, insanları lüks ve ihtişamdan uzak tutmak, sosyal sınıflar arasındaki dengeyi ve huzuru korumak gibi çeşitli mülâhazaların ürünüdür (Eskicioğlu, 1996: 272).

282 1.3. Maden Mekanları ve Kullanılan Üretim Araç-Gereçleri 1.3.1. Mağara, Mahzen ve Fırınlar 1.3.1.1. Bozkır Madenindeki Mağaralar Bozkır madeninde üretilen cevherlerin çıkarıldığı yerler mağara olarak adlandırılmış. Bu mağaralardan çıkarılan cevherler, fırınların olduğu Siristat köyüne madene bağlı kaza ahalisi tarafından nakledilmiştir (BOA, MEDAD 8: 607-2). Bu anlamda madenin açılışından itibaren çeşitli mağaralardan cevher çıkarılmıştır. 9 Ekim 1776 tarihinde Bozkır ve Belviran kazalarında 11 mağara işletilmekteyken Belviran kazası Gederet köyünde üç, Şeyh köyünde üç ve Bağlariçi adlı mahalde bir olmak üzere yedi cevher mağarası daha bulunmuştur. Dolayısıyla bu tarihte, Bozkır madeninde 18 adet gümüş mağarası açılmıştır. Bu mağaralarda bulunan 90 fırınlık cevher ile fırınların olduğu mahalle yani Siristat a nakledilen 20 fırınlık cevher olmak üzere madende toplam 110 fırınlık cevher vardı (BOA, C.DRB 2375; BOA MEDAD 1: 752-1). Bozkır madeninde, 11 Mart 1787 tarihinde ise, Kızılgeriş, Kurşuntaşı, Küçüksu, Gökdere ile yeniden açılan Deveboynu ve gümüş ile altının karışık olarak bulunduğu Sarıot 618 isimli yerlerde mağaralar vardı (BOA, C.DRB 2831; BOA, MEDAD 8: 697-1,698-3; Belge 5; Harita 2). Bozkır madeninin kapalı olduğu bu dönemde, ismi geçen maden mağaralarının teftiş edilerek madenin açılmasına izin verilmesi madenciler tarafından talep edilmiş ancak bu istek kabul edilmemiştir (BOA, MEDAD 8: 698-3). Bazı belgelerde ismi geçen yerler belirtildikten sonra mağara terimi kullanılmayıp doğrudan maden kelimesiyle ifade edilen Küçüksu madeni ya da Sarıot madeni gibi de kullanılmıştır 619 (BOA, MEDAD 8: 697-1, 698-2, 698-3). 1787 yılına ait bir başka belgede ise Zengibar 620, Kızılgeriş, Kurşuntaşı, 618 Altından dolayı Sarıot Mağarası, diğer mağaralara göre enfa ve a la idi (BOA, C.DRB 571). 619 1800 yılında cevher çıkarılan yerlerin isimleri sayıldıktan sonra yedi aded me âden-i kesîri nnemânın denildikten sonra ismi geçen cevher mağaraları ifadesi kullanılmıştır (BOA, C.DRB 571). Bu örnekte gösteriyor ki maden olarak bahsedilen yerler mağaraların bulunduğu mahallerdir. Fakat karışıklığa neden olmamak için bu araştırmada, Bozkır da çıkarılan bütün mağaraları da içine alacak şekilde Bozkır madeni ifadesi kullanılırken, cevherlerin çıkarıldığı yerler için ise mağara teriminin kullanılması tercih edilmiştir. 620 Zengibar ma deni dimekle meşhur ve bin fırın ile imâl olunur ma den olduğundan cevherleri bînihaye olarak madenciler tarafından tarif edilmiştir (BOA, C.DRB 2975; BOA, MEDAD 8: 698-2).

283 Küçüksu ve Sarıot madenlerinden bahsedilmiştir (BOA, C.DRB 2975). 1789 yılında ise, Seydişehir kazası civarında Kürebeli ve Kızıldere isimli mahallerde cevher olduğu iddia edildiğinden, maden eminine maden olduğu düşünülen yerlere gidip inceleme yapması emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 181-1). Ağustos 1795 tarihinde, eşkıyalık yapan bazı kişilerin cevher çıkarılan Kızılgeriş, Sarıot ve Küçük Tepe adlı mahallere yerleşmelerinden ve bunun tehlikesinden bahsedilirken birkaç mağaranın ismi zikredilmiştir (BOA, MKM.MHM.d 2: 75). 29 Ekim 1800 tarihinde ise, Çamurluk, Katranburnu, Küçüksu, Tepearası, Kızılgeriş, Kazıktutmaz ve Sarıot adlı yedi adet cevher mağarası işletilmiştir (BOA, C.DRB 571). 12 Şubat 1810 yılında Bozkır kazasında imâl olunan mağaralardan başka iki mağara daha ortaya çıktığından dolayı 621 bazı kazalar madene bağlanmıştır (BOA, C.DRB 37). Bu anlamda mağara ve cevher miktarındaki artış madene bağlı kaza sayısını etkileyen en önemli nedenlerden biriydi. 9 Mart 1827 tarihinde, Bozkır madenindeki mağaraların eski olması nedeniyle çıkan cevher nemasız ve kuvvetsiz olduğundan maden ve havalisinde cevher ihtimali bulunan yerlerin araştırılması ve bu araştırmaya yöre halkının karışmaması emredilmiştir. Maden haricine tecavüz olunmaması ve şahısların tarla, bağ ve bahçesine karışılmaması şartıyla cevher arama izni verilmiştir (BOA, DRB.d 1044). Bozkır madeni etrafında zaman zaman maden emini tarafından görevlendirilen kişiler tarafından yeni mağaralar aranmıştır 622 (BOA, MEDAD 9: 173-1). Bunun temel nedenlerinden biri mevcut mağaralardaki cevherlerin nemasız olmasıydı (BOA, DRB.d 1044). 18 Şubat 1820 yılında Beyşehir kazası Çâmlar köyü ile İbradı kazası Delâyamân köyü yakınlarında maden mağaraları olduğu haber verilince Bozkır madeni emini buralara madenciler tayin ederek, numunelerinin gönderilmesini istemiştir (BOA, DRB.d 1044). 621 Kazıkdere de ve Elmaağacı yaylasında iki mağaradan, 13 Temmuz 1809 tarihinde, gönderilen iki kıta simi mahlutunda 290 dirhem gümüş çıkmıştır (BOA, DRB.d 987). 622 4 Kasım 1787 tarihinde, Bozkır madeni emini olan Hasan a maden civarında maden olduğu düşünülen yerlere varılarak buraların muayene edilmesi ve mağaralar kazılması ile birlikte maden eminine işe yarayan birkaç adamını mağara kazmak için görevlendirmesi ve bunların yanına yeterli miktarda madenci vererek maden olduğu düşünülen yerlere göndermesi emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 173-1).

284 Kızılgeriş, yerden 2.000 m yükseklikteki bir işletme sahası olup yüzlerce eski galerilerle kuşatılmıştır. Bir kireçtaşı çöküntüsünde, taştan yapılan ve üç bloktan oluşan bir yapı yükselir. Buradan alınan tahta bir kirişin yaşlandırılması yapılmış ve 1745 yılına ait olduğu belirlenmiştir. Buradan alınan galen örneğinin analizinde Pb:38.586, Sn:0.004 değerli elementler ise belirlenemeyecek kadar az (örneğin Au<0.002) olarak tespit edilmiştir. Zn örneği ise %25-30 Zn %0.1 Pb, % 0.1-0.3 Cd içerir. 200.000 ton görünür ve muhtemel rezerv yer almaktadır (Koçak, 2007: 536-538; Tablo 12, 13). Osmanlı döneminde işletilen bu maden bölgesi bir çalışmada, Kızılkiriş mevkii olarak isimlendirilerek Hadim kazasına bağlı Dedemli köyünün garbi cenubisinde vaki Kızılkiriş dağındadır, denilmiştir (Genelkurmay Başkanlığı, 1937: 77). Bir başka çalışmada ise Kızılkiriş dağında yüzde beş gümüşlü kurşun madeni olduğu belirtilmiştir (Altan, 1940: 91). Merkez kazaya sekiz saat mesafede bulunan Kızılkiriş Dağı nda simli kurşun madeni olup %5 oranında gümüş mevcuttur 623 (Dr. Nazmî, 1922: 118). 1837 yılında Bozkır a gelen Hamilton, 10 saat güney yönündeki dağlardan elde edilen kurşundan bahsetmektedir ki (Hamilton, 1842: 339) bu bilgi aynı mağaraların işletildiği izlenimini vermektedir. Bu mağara, Hamilton un verdiği malumata göre de maden kapatılana kadar işletilmiş olmalıdır. Küçüksu yatağı ise 1980 lere kadar özel sektör (Çin-Kur) tarafından işletilmiştir. Yataktan alınan örneklerde gerçekleştirilen kimyasal analizlerde %25-30 Zn, %3 Pb, %0.1-0.3 Cd belirlenmiştir. 48.000 ton muhtemel rezervin belirlendiği cevherleşme kırık hatlarıyla ilişkili olup karstik/erime boşluklarda ve kuzey-batı yönlü kırık hatlarında damar şeklindedir. Yelmez Pb yatağında gümüşlü galende (simli kurşun) ibaret olup ayrıca Ag %1 içermektedir (Koçak, 2007: 538-539; Tablo 12). Sarıot ismi altın cevheri yerine de kullanılmakla birlikte (BOA, MEDAD 9: 171-1) altın ve gümüş cevherinin çıkarıldığı maden ocaklarından birinin adı da Sarıot idi (BOA, MEDAD 8: 697-1). Bozkır da yapılan araştırmalar esnasında bu ismin hâlâ kullanıldığı ve Sarot Yaylası olarak zikredildiği görülmüştür. Kuzu Kulağı 623 Kızılkiriş Timurlu Dağları, Hocaköy Yaylası ndan başlayarak Dedemli köyünde son bulur (Dr. Nazmi, 1922: 117). Dr. Nazmi nin eserinin Bozkır la ilgili kısmı için bkz. Ahmet Atalay, Dr. Nazmi ye Göre Bozkır İlçesi nin Sıhhî ve İctimaî Coğrafyası, Bozkır ın Dünü ve Bugünü Sempozyumu 2006, Konya 2007, s.183-204.

285 Dağı nın güney-doğu arasında küçük küçük birçok alanlar varsa da bunların en genişi, en alçağı ve en meşhuru Sarıot (Sarı Ot) tur. Burası havza şeklinde olup etrafı çayırlıktır (Saraçoğlu, 1968: 316). Sarıot yaylası, Çarşamba Çayı nın kaynağını oluşturan suların toplandığı büyük bir düzlük, yazları da verimli bir ovadır. Çeşitli kaynaklardan çıkan sular, bu yaylanın düz olan kısımlarında toplanır. Düdenler vasıtasıyla kaybolan sular, yaylanın hemen yakınından Aygır Gediği denen yerden çıkar ve çayın ana kaynağını oluşturur (Yılmaz, 1990: 34-35). Sarıot Mağarası nın cevheri kutlu, altını bereketli idi (BOA, DRB.d 969). Zengibar madeni olarak adlandırılan yer muhtemelen Zengibar Kalesi olarak bahsedilen yerdedir. Zengibar kalesi Ulupınar köyü yakınlarındadır 624. Tepearası nın Tepearası köyü civarında olmasından dolayı bu şekilde isimlendirilmesi muhtemeldir. Gederet köyünde üç mağara olduğundan bahsedilmektedir. Ancak bu mağaraların isimleri verilmediğinden dolayı tam olarak tespit edilmesi mümkün olmamıştır. Gederet köyünün bugünkü adı Dereiçi dir. Üç mağaranın olduğu Şeyh köyü 1522 yılı verilerine göre Belviran a bağlı gösterilen (DAGM, 1996: 141) yer olmalıdır. Bugün Karaman a bağlı bir köydür. Yapılan bir çalışmaya göre; Bozkır ın Söğüt ve Gederet köyleri çevresiyle, Ermenek in Dumlugöze, Koçaşlı, Göktepe ve Civler köyleri çevresinde kurşun yatakları vardı 625 (Yurt Ansiklopedisi, 1983: 5106). Kurşuntaşı, Çamurluk, Katranburnu, Kazıktutmaz, Gökdere, Bağlariçi ve Deveboynu 626 gibi mevkiler tam olarak tespit edilememiştir. Kazaların madenin germiyyet üzere imali nedeniyle madene bağlanmayı talep etmesi üzerine maden emini, germiyyet üzere imalin çok amele gerektirdiğinden uygulanamayacağını dile getirmiştir (BOA, C.DRB 37). Germiyyet; hararet, sıcaklık, ateşli çalışma (Devellioğlu, 1999: 287) anlamlarına gelmektedir. Burada kastedilen mağaralardan çıkarılan cevherin Siristat a naklinden sonra buradaki fırınlarda belirli bir miktar sıcaklıkta kurşunun ayrıştırılması esnasında her mağaradan çıkan cevherin 624 Zengibar Dağı, Ulupınar köyünden başlayarak Mürüvvetli köyü civarında son bulan huni biçiminde bir dağdır (Dr. Nazmi, 1922: 116). 625 Aynı çalışmaya göre çevredeki diğer madenler ve yerleri şunlardı: Bozkır-Ağras, Kayaağzı, Kızılkaya köyleriyle Karaman Habiller köyü çevresinde barit yatakları; Konya nın Sızma ve Ladik yörelerinde civa yatakları; Hadim in Hocalar, Fakılar, Holuslar, Gerez ve Gezlevi yörelerinde demir yatakları vardı (Yurt Ansiklopedisi, 1983: 5106). 626 Söbüçimen de Deve Korusu adı verilen bir yer vardır (Saraçoğlu, 1968: 319).

286 madene bağlı bir kaza ahalisinin sorumlu olması olmalıdır. Nitekim yeni mağaralar bulunduğundan bahsedildikten Bozkır kazasının bir fırından fazla işletemeyeceğini belirterek germiyyet üzere imale değinilerek madene yeni kazaların bağlanması talep edilmiştir (BOA, C.DRB 37). Tabii ki bu kazalar madene bağlanırsa bir fırının ihtiyacı olan cevher, kömür, kütük ve ameleyi de karşılayacaktı. Bozkır madeninde cevher çıkarılan mağaraların cevher kazma, çıkarma ve kazaya nakletme ve mağaralarda çalışan madencilerin ücretleri gibi çeşitli masrafları da olmuştur. Bu masraflar maden kapatılmadan kaza ahalisinden tahsil edilmiştir. Nitekim 1837 yılında senede bir defa mağara masrafı olarak 20.000 kuruş Bozkır kazasından ve 1.571 kuruş cevher bedeli Bozkır kazasına bağlı köylerden alınmıştır (BOA, C.DRB 1712). 1.3.1.2. Mahzenler Bozkır madeninde cevherlerin ve işlenmiş kurşunların konulduğu binalara mahzen denilmekteydi (BOA, D.DRB.THR 6/37). Bozkır madeninde kurşunların konulduğu bir mahzen vardı 627 (BOA, C.DRB 3252; BOA, MEDAD 9: 181-d). Fırın mahzeni adı da verilen (BOA, MEDAD 8: 633-1) bu mahzene üretilen kurşunlar konurdu (BOA, MEDAD 8: 670-1). Kurşunlar mahzenlere konulduktan sonra onu korumakla görevli kişiler de vardı. Nitekim mahzende korumaya alınan kurşunların başına bir hadise gelirse ilgililerden iki katıyla tazmin edilirdi (BOA, MEDAD 8: 691-2). Madenlerden çıkarılan cevherler emin marifetiyle mahzenlere konulur ve kapıları mühürlenirdi. Cevher çıkan mağaraların kapıları da kimse çalmasın diye kapatılarak korumaya alınır, mahzenlerin kapısı bir işaretle belirtilir ve ne kadar gümüş çıktığı deftere kaydedilirdi 628. 627 6 Kasım 1792 de, Bozkır madeninde imâl edilen kurşundan satın alınarak ve damgalanarak mahzenlere konulan kurşun 478 külçe 12.601 kıyye iken, piristatlar ile kalcıbaşı rahatsız olduğundan 10.000 kıyye miktarı kurşun kal olacak mürdesengin ise ustaların iyileşmesi halinde kal olunarak mahzene konulacağı belirtilmiştir (BOA, D.DRB.THR 6/29). 628 Bu durum belgelerde şu şekilde geçmiştir: Gümüşhane ma denlerinde kadîmü l-eyyâmdan mağaralardan ihrâc olunan cevher müfettiş ve emin ma rifetleri ile birkaç yerde mahzenlere konulub kapuların müfettiş ve emin mührleyüb ve cevher çıkan mağarayı dahi kapuları kimesne sirka itmesin diye muhkem sedd olunub tamam-ı mahzenler mimlû oldukdan sonra müfettiş ve emin üzerlerine varub çaşni tutub her sepetden kaç dirhem gümüş hâsıl olduğı sicill olunub badehu mahzenlerde olan cevher kaçar kese kaç sepede düşerse defter ve hüccet olub (Pamuk, 2006: 177).

287 Bozkır madeni açıldığı tarihten itibaren ortaya çıkan mürdesenk de mahzenlere konulmuştur (BOA, MEDAD 1: 752-1). Bozkır madeninde bir mürdesenk mahzeni ile birlikte büyük bir kömür mahzeni ve bunların dışında üç mahzen daha vardı (BOA, MEDAD 8: 607-1). 31 Aralık 1777 de, Edase ve Beş köylerinde de oda ve mahzenler yapılmıştır. Bu odalar ve mahzenlerin içinde levazımat, mürdesenk, emvâl ve zâhire vardı (BOA, MEDAD 8: 607-1). Üretilen ürünleri korumak amacıyla kullanılan mahzenler, aynı zamanda üretim için gerekli malzemelerin de muhafaza edildiği binalardı. Bozkır madeninin açılışı ile birlikte yapıldığı tespit edilen mahzenler, çok kısa bir süre sonra tamirat geçirmiştir. Nitekim 21 Ocak 1780 tarihinde fırın ve kömür mahzenlerinin tamiri için 2.837 kuruş masraf edileceği tahmin edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 633-1). Bozkır ve çevresinde günümüze ulaşan herhangi bir mahzen tespit edilememiştir. Bozkır madeninde üretilerek mahzenlere konulan kurşunlar Karaman eyaleti kazaları ile Alanya ve İçil sancağı kazası ahalileri tarafından Alanya İskelesi ne taşınırdı (BOA, MEDAD 8: 670-1). 20 Ocak 1786 tarihinde madenin kapatılması nedeniyle madende mevcut 153.400 kıyye kurşunun gönderilmesi mümkün olmadığından bir emir gönderilerek kurşunların mahzenlere konularak korunması ve bu kurşunların iyi muhafaza edilememesi halinde sorumlulardan iki katının tahsil edilmesi (BOA, MEDAD 8: 691-2) görevlilere hatırlatılmıştır. Bozkır dan Alanya ya gönderilen kurşunların korunması amacıyla Alanya da da bir mahzen vardı (BOA, MEDAD 8: 648 d). Kurşun, Bozkır madeninden geldikten sonra vezn olunarak miktarı belirlenerek kurşunun hıfzına memur olan kişiye 629 teslim edilirdi. Bundan sonra Alanya ahalisi cümle ittifakıyla kurşunu mahzene koyardı (BOA, C.DRB 267). Alanya İskelesi ne kurşunların taşınması için bir gemi gönderildiği zaman kurşunlar yine vezn olunarak gemilere yüklenirdi (BOA, MEDAD 9: 197-1). iskeleye gelen kurşunun vezn ve miktarına, ahz, kabz ve der mahzen idüb badehi sefine isticar ve Deraliyye me sevk ve isalinde noksan zuhur itmemesine özen gösterilmesi ve dikkat edilmesi için dizdarın görevli olduğuna dair emir, 16 Mayıs 1798 de, gönderilmiştir. Alanya mutasarrıfı ise dizdara nezaret etmek ve yardım etmekle görevlendirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 222-1). 629 Haziran 1793 tarihinde bu görevi Tosun Yazıcı adlı bir zimmi yapmıştır (BOA, C.DRB 267).

288 Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne ve oradan da İstanbul a gönderilen kurşunlar ise Yalıköşkü sahilinde Sepetçiler Kasrı tahtında bulunan mahzenlere 630 konulurdu (BOA, MEDAD 8: 782-2). 29 Kasım 1804 tarihinde, bu mahzende bulunan kurşun ve bakırın darphaneye nakli için 400 arka hamalı tutulmuş ve günlük 15 çürük akçe ücret verilmiştir (BOA, C.DRB 2544). Alanya İskelesi nden gelen kurşunların Yalıköşkü ndeki mahzenlere nakledilmesi için gerekli olan dokuz kıta mâ ûne 631 talebi, 14 Şubat 1790 da olumlu karşılanmıştır (BOA, C.ML 232). 1.3.1.3. Fırınlar Bozkır madeni mağaralarından çıkarılan cevherlerin belirli bir miktarda konulduğu ve beş gün beş gece yakılarak (BOA, MEDAD 8: 653-1) kurşunla gümüşün ayrıştırıldığı yapılara fırın denirdi 632. Satın alınacak kurşunun fırın itibarıyla madencilerden satın alınması ve bu durumun kâtip tarafından deftere kaydedilmesi gerektiğinden fırın sayısının bilinmesi önemliydi (BOA, MEDAD 1: 752-1, 755-2). Bunun yanında fırın başına alınacak çeşitli ücretler ya da kesintiler de vardı. Gümüşhane madenindeki fırınların her birinden 30 ar akçe kitâbet, 30 ar akçe vezzâniye ve 10 ar akçe kantariyye olmak üzere 70 er akçe avâidât alınırken, her ocakta üçer dirhem resm-i fete adı verilen gümüş vergisi de fırın sayılarına göre ayarlanmıştır (BOA, MEDAD 9: 174-1). Bu anlamda madenlerde ne kadar fırın işletildiğinin bilinmesi önemliydi. Bununla birlikte madenlerde çalışacak usta ya da madenci sayısını etkileyen en önemli nedenlerden birisi de fırın sayısıydı. Madendeki fırın sayısındaki artış ya da azalma piristat sayılarını etkilemekteydi. Çünkü her fırına iki piristat ustası 633 düşmekteydi (BOA, DRB.d 1037). Bozkır madeni açıldığı zaman Genç Ali ye bir fırın 634 imâl etmesi ve malzemelerin tedârik edilmesi emri gönderilmiş ve maden emini de iki fırın bina 630 İki bab mahzen vardı (BOA, D.BŞM.DRB 17/9). 631 Mâ ûne, yük taşıyan büyük kayık anlamındadır (Devellioğlu, 1999: 587). Mavna olarak da telaffuz edilmektedir. 632 Bozkır da fırınlar Çarşamba Çayı nın kenarında, günümüzde cuma pazarı olarak kullanılan yerin batısındaydı. Fırınlarla ilgili bilgi için cevherin işlenmesi başlığına bkz. 633 Balya madenine ait 1842 yılı masraf defterinde fırın başına iki piristat düşmüştür (BOA, DRB.d 1037). Yine Korum madeninde gece ve gündüz imâl olunmak üzere olan 12 fırın için 24 adet piristat gerekliydi (BOA, C.DRB 83). 634 Bozkır madeni ez kadim Zengibar madeni olarak bilinirdi (BOA, C.DRB 2831; BOA, C.DRB 2975). Bu bilgi Bozkır madeni açıldığı zaman ilk işletilen mağaralardan birinin Zengibar Mağarası olduğunu da ortaya koymaktadır.

289 etmiştir (BOA, MEDAD 1: 750-1). Dolayısıyla 1777 yılından itibaren iki fırın imâl edilmeye başlanmıştır (BOA, MEDAD 8: 611-2). 15 Kasım 1778 tarihinde bu iki fırına beş fırın daha eklenerek sayı yediye çıkarılmış ancak iki fırının kömür ihtiyacını karşılayan Bozkır ve Belviran kazaları bu yedi fırının kömür ihtiyacını karşılayamayacağından Seydişehir kazası da madene bağlanmıştır (BOA, MEDAD 8: 621-2; BOA, D.BŞM.DRB 15/19). 15 Ağustos 1781 de ise dört fırın imâl edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 653-1). 1 Kasım 1787 de ise Bozkır madeninde 15 fırın işletileceği, madenciler ve kaza ahalilerinin üç fırından fazla fırın işletilmemesi sevdasında olduğu ancak 15 fırının işletileceği madenciler ve ahaliye bildirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 175-3; BOA, C.DRB 2084; Konyalı, 1938c: 1173). Fırın sayısının bir diğer önemi de üretim yapılan fırın sayısındaki artış maden emanetine bağlanan kaza sayısını da artırmıştır (III. Bölüm). Bozkır madeninde, 1806 yılında, 16 fırında 80.000 kıyye cevher imâl olunmuş ve 1.600 küfe kömür kullanılmıştır (BOA, D.DRB.THR 37/34). Bereketli madeninde, 18 Ekim 1779 da, bir fırına konulan cevher 7.200 kıyye, zuhur iden gümüş 261 dirhem, kurşun 1.400 kıyye ve zuhur iden altın çeki denilen her 100 dirhemde 2,5 kırat olup masrafı 75 kuruştu. Yine bir başka fırında 7.200 kıyye cevherden 1.400 kıyye kurşun, 224 dirhem gümüş ve çeki tabir olunan her 100 dirhem gümüşten 2,5 kırat altın çıkmış ve masrafı yine 75 kuruş olmuştur 635 (BOA, C.DRB 3058). Bozkır madeninde ise bir fırının 118,5 kuruş olan masrafı, 15 Ağustos 1781 tarihinde, devlet tarafından fazla bulunmuş ve bu masrafın 94,5 kuruş 15 para olması gerektiği belirtilmiştir 636 (BOA, MEDAD 8: 653-1). Bozkır madeni kapatıldığında madencilerin sermaye akçesinden 23.503,5 kuruş borcu olduğundan bahsedilerek, bu borcu ödemek için paraları olmadığına değinilerek bir miktar cevherleri olduğu ve bunun imâl edilmesi halinde 30 kese miktarı bir hasılatı ortaya çıkacağından cevherin imâl edilmesine izin verilmesi 635 1845 yılında Bereketli madeninde çıkarılan cevher, fırına 1.200 batman olmak üzere 450 kuruş ücretle nakledilmiştir. Ancak 350 kuruş masrafla 1.500 batman cevher nakli için 200 eşek satın alınırsa daha faydalı olacağı dile getirilmiştir. Bu fırının 1.500 batman cevhere ihtiyacı vardı (BOA, MAD.d 7696: 6). 636 1796-1797 yılında Keban madeninde bir fırının masrafı; 75 kuruş kömür bedeli, 40 kuruş kalhane kütüğü bedeli, 30 kuruş ırgad-ı fırın, 15 kuruş ırgad-ı kal, 12 kuruş piristat-ı fırın, 115 kuruş cevher bedeli, 26 kuruş cevher ufaltma(öğütme) ve nakliye bedeli ve 20 kuruş sair masraflar olmak üzere toplam 333 kuruş idi (Tızlak, 1997a: 106-107).

290 madenciler tarafından talep edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 693-1). Bir mübaşir gönderilerek bu durum araştırılmış ve şu bilgiler verilmiştir. 18 Haziran 1786 tarihinde Bozkır madeninde 60 fırınlık cevher olduğu, her fırından 500 kıyye kurşun ve 150 dirhem gümüş ortaya çıkacağı, her fırının 40 kuruş masrafla dört ayda ortaya çıkacağı ifade edildikten sonra diğer masraflarının ise 5.000 kuruş olacağı belirtilmiştir. Ancak kömür ve kütük tedâriki nedeniyle ahaliye eziyet edileceğinden Bozkır, Belviran ve Seydişehir kazaları ahalisinin bu cevherin imâl olunmaması karşılığında 5.000 er kuruşu iki senede iki taksitle ödemeyi taahhüt etmeleri üzerine, bu talep kabul edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 693-2). Halkın madene bağlanmakla çeşitli ayrıcalıklar elde etmesine ve geçimlerini sağlayacak bir iş alanına sahip olmalarına rağmen halkın madenin yeniden açılmasına karşı çıkması, maden için gerekli kömür ve kütük gibi bazı ihtiyaçlar karşılanırken halka yapılan eziyetler nedeniyle olmalıdır. Bozkır madenindeki fırınlar, beş gece ve beş gündüz olmak üzere 10 nöbet itibarıyla işletilmiştir. Fırınlar yakıldıktan sonra ortaya çıkan masraflar aynı madende bile farklı olabilmekteydi. Zira fırınlara konan cevherlerin erime durumuna göre bazen 10.000 kıyye bazen de 6.000 kıyye kömür harcanmıştır. Benzer şekilde kal kütüğünde de durum bu şekilde olduğundan masraflar farklı olabilmekteydi (BOA, MEDAD 8: 653-1). 1842 yılında eski ve yeni usullerin karşılaştırıldığı bir denemede bir fırında eski usulle yedi gün altı gecede imâl olunan cevher-i mahlut 4.620 kıyye ve harcanan kömür 8.220 kıyye idi (BOA, DRB.d 980). Ortalama bir fırında kullanılan kömürün cevherin iki katı olduğunu söylemek mümkün ise de bu genel bir kural değildir 637. 1.3.2. Madenlerde Kullanılan Aletler Bozkır madeninin ilk emini olan Genç Ali iki adet cevher fırını, bir ekmekçi fırını, bir kömür mahzeni, bir mürdesenk mahzeni ve diğer üç mahzen ile 13 madenci odası inşa ettirmiştir. Yine Edase köyü ile Beş köyünde odalar ve mahzenler bina ettirmiştir 638. Madencilerin kaldıkları ya da üretilen cevher veya madenlerin 637 Bkz. III. Bölüm. 638 9 Mayıs 1777 tarihinde, tamamıyla harap olan bu binalar ile madencilerin firarları nedeniyle kapıları mühürlenen odaların kapıları kırılmıştır. Bozkır şeyhi Abdülkadir in tahrikiyle yapılan yağma

291 konulduğu bu binalar aynı zamanda maden aletleri ile madencilerin eşyalarının bulunduğu binalar idi. Bunların yanında çeşitli ihtiyaç maddeleri ile zahire de buralarda muhafaza edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 607-1). 15 Kasım 1778 tarihinde eminlere mahsus konak bina edilmiş, yedi adet fırın, kömür mahzenleri, madenci odaları, ekmekçi fırını ve dükkanlar bina olunmuştur (BOA, D.BŞM.DRB 15/76). Bu binaların yapımı için emine 7.500 kuruş verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 692-2). 21 Ocak 1780 tarihinde, fırın ve kömür mahzenleri tamiri için 2.837 kuruş ve maden yakınlarındaki 18 madenci odasına 400 kuruş ve yine madencilerin ihtiyaçlarını karşılamak için açılan altı dükkana 550 kuruş masraf edilmiştir. Eminin konağıyla birlikte bu binalara toplam 8.290 kuruş harcanmıştır (BOA, MEDAD 8: 633-1). 1786 yılında madenin kapatılması üzerine emine ait olan ev ile fırın ve madenci odaları müzayede edilmiş ancak kimse talip olmamıştır (BOA, MEDAD 8: 690-3, 693-2). Bütün bu belirtilen binaların yanında madende üretim için gerekli çeşitli araçgereçler de vardı. Bozkır madeninin ilk açılışında tutulan madene ait masraf defterinde bahâ-i kâv sâle ve tîmûr ve elvâh ve ücret-i kürekciyân rây-ı i mâl-gerde kürek bâdeme-i ma den-i mezbûr hil at defter-kadı 551,5 kuruş (BOA, D.BŞM.d 4702: 3) kaydı görülmektedir. Bu kayda göre kürek imali konusunda görüşünün alındığı belirtilen kürekçilere ücret ödenmiştir. Bozkır madenin 1777 yılı masrafları arasında gösterilen çekiç gibi araç gereçlere yapılan masraflar için harcanan meblağlar yine aynı deftere yazılmıştır 639. Bozkır madeninde bahsedilen bu araç gereçler dışında bir şey tespit edilememiştir. Bu nedenle diğer madenlerde kullanıldığı tespit edilen araç-gereçlerin Bozkır madeninde de kullanıldığı fikrinden hareket edilerek madenlerde kullanılan araç gereçlerle ilgili olarak şu aletler sayılabilir (Tablo 10). hareketleri neticesinde ortaya çıkan bu durum, sorumlular tarafından tazmin edilecekti (BOA, MEDAD 8: 607-1). 639 Berât-ı bahâ-i vâryûs ve çekiç ve gayruhü bâdeme-i ma den hil at defter kadı-i müma ileyh 100 kuruş (BOA, D.BŞM.d 4702: 3) şeklinde kaydedilen çekiç, bir tarafı kakmağa mahsus tokmak ve diğer tarafı çivi çekmeye mahsus olarak çatal alet olup; dülger çekici, yorgancı çekici, taşçı çekici ve cenk çekici gibi örnekleri vardı (Şemsettin Sami, 1317: 514). Vâryûs kelimesi vârtûr şeklinde de okunmasına karşılık kuyucu anlamına geldiğinden bu kelimenin varyos ile benzerliğinden dolayı bu şekilde okunmuştur. Varyos, ağır taşçı tokmağı, 30-40 okkalık büyük demir çekiç (Şemsettin Sami, 1317: 1483) anlamlarına gelmektedir.

292 Tablo 10: Karaton Madeni Kuyularında 640 Kullanılan Aletler 641 Aletler Kuyular Hüdavirdi Çenal Sabari Allahvirdi Toğancı Bekubba Molavirdi Maline-i Atikada Kuz 48 40 10 10 6 30 10 50 Eşlek 14 10 3 1 2 7 2 10 Kazma 2 1 1 Balta 3 1 1 3 1 Çapa 10 1 1 2 1 3 4 Keser 1 Çakân 1 1 Köhne urgan 3 1 1 1 1 Köhne tulum 10 5 1 1 2 1 Cevher dökecek çekiç 1 6 Gelva-Gülvâ 2 2 1 1 1 640 Sadece Hüdavirdi de kuyu kelimesi kullanılmış diğerlerinde ise Çenal madeni gibi maden ifadesi kullanılmış olmasına rağmen karışıklık olmaması için diğerleri de kuyu olarak zikredilmiştir. 641 Bu tablo, BOA, KK.d 5184: 18 den çıkarılmıştır. 1708 yılında Sidrekapsi madeninde yeni nazıra devredilen malzeme listesinde ise; çarh, dolap, kangel, koğoz, çapa, külünk, alpayen, cetsele baltası, kasaç, çekiç, dülger baltası, çengâl, küski ve tokmak vardı (Altunbay, 2010: 45-46). 15 Şa bân 1116/13 Aralık 1704 tarihinde Karaton madeni çarhı ve kuyularında bulunan malzemeler ise şunlardı; dört duvar üzerine sakfı sâc tahtında olmak üzere bir katlı çarh mea ocak; ve derununda bir cevze gûn olmak üzere körük; ve iki aded oluğlu bir adet çam olmak üzere ve eleme tabir olunur elek mea dolab; demir çapa 3, demir balta 4, keser 2, demir külünk 4, demir sağir çekiç 5, demir gelberi 2, demir olmak üzere kepçe 1, demir meşâ kebir 1 sağir 1, demir küskü, sağir olmak üzere demir şiş 2, demir çatal 3, kebir olmak üzere demir çekiç 1, beş kıyye demirden körük ayağı için kayûr 1, tulumlu üzerine barmak altına konur demir 2 tahta 5, küçük ağaç tekne, mûtbâb torba 20, bargir 3, merkeb mea semer 10, dermahzen büyük kendir urganı 5, ıhlamur halil urgan 1, 115 kıyye çeker büyük kantar 1; hâlâ Hüdavirdi tabir olunur güher kuyusunda mevcut bulunan eşya; müte mel büyük kendir urgan 1, çapa 3, kazma 1, kebir çekiç 2, ğuz 14, tulum cild kâv 2 köhne 3, balta 1, keser 1; hâlâ Eşle ve tabir olunur güher kuyusunda ve lağmında mevcut eşyalardır çapa 1, kazma 1, kebir külünk 1, balta 1, keser 1, büyük çekiç 2, ğuz tabir olunur küçük çekiç 16, tulum cild-i kâvberay-ı lazime-i tathir kuyuha-i güher köhne 2 defa mevcud celid deri nısf, İstanbul kağıdı deste 1 vazife kağıdı deste 3, kalem 6, bir kıyye olmak üzere kamkama ile hezd mürekkeb (BOA, KK.d 5184: 7). Karaton madeninde nazır değişikliği esnasında madende bulunan eşyalar ve üretilen cevherler tespit edilerek yeni nazıra teslim edilmiş ve bu işlemi Karaton Kadısı yapmıştır. Madene yapılan bütün masraf kalemleri yazılarak her masrafa ne kadar ödendiği belirtildikten sonra toplam masraf verilmiş ve şehrin kadısı onaylamıştır (BOA, KK.d 5184: 8).

293 Tabloda bahsedilen aletlerin bazılarının tam karşılığı belirlenememesine rağmen bu araç-gereçlerle ilgili şu bilgileri vermek mümkündür. Kuz diye bahsedilen alet hakkında aynı defterde, ğuz tabir olunur küçük çekiç (BOA, KK.d 5184: 7) şeklinde bir tarif yapılmıştır ki kuz, küçük çekiç anlamına gelmektedir. Kazma, toprağı kazmaya mahsus aletlerin en sadesi ve en eskisi olup sap geçecek deliği olan düz, keskin ve demirden ibarettir. Ancak diğer taraftan külünk gibi sivri, çapa gibi çatal veya balta gibi başka istikamette yassı olduğuna göre birçok çeşide taksim olunur (Şemsettin Sami, 1317: 1026). Külüng ise, sivri ve uzun demirli taşçı kazması olarak zikredilirken (Şemsettin Sami, 1317: 1213) halk arasında külünge kazma da denmekteydi (Pakalın, 1993: 340). Buradan hareketle külüngün kazmanın bir çeşidi olduğunu söylemek mümkündür. Bozkır madeninde de madencilerin kullandığı tespit edilen aletlerdendi (BOA, D.DRB.THR 2/19). Bir başka tanımlamaya göre ise külüng; binaları yıkmak, kayaları parçalamak, sert taşları kırmak, yumuşak taşları sayalamak ve lağım deliği açmak için kullanılan uzun, kalın ve ucu sivrice çelik çubuk; küskü anlamının yanında bir kabzaya takılıp taşçı kazması olarak da kullanılabilir (Sönmez, 1997: 65). Balta; ağaç kesmek, yarmak ve yontmak için kullanılan madenî aletin adıdır (Pakalın, 1993: 152). Bozkır madeninde doğrudan balta kullanımı ile ilgili bir belge olmamasına rağmen, madene bağlanan kazalar ahalisine madenin kömür ihtiyacı için, daha önce değinildiği üzere, balta tayin edildiğine göre bu alet de kullanılmıştır (BOA, MEDAD 8: 607-2). Burada balta tayin edilirken sadece ağaç kesmek kastedilmemiştir. Her balta(cı), kestiği ağaçları yakarak 100 kıyye kömür imâl ederek bu miktarı 60 akçeye fırınların olduğu yere de taşımakla da görevliydi (BOA, MEDAD 8: 619-1). Keser, dülger ve marangoz aleti ki kısa bir sapa geçirilmiş bir tarafı keskin ve diğer tarafı çekiç gibi bir çelikten ibaretti (Şemsettin Sami, 1317: 1165). Çapa ise, kazma ile bel arası aletti (Ahmet Vefik Paşa, 2000: 87). Bir ucu yassı ve küreyecek alet olan küreğin ateş küreği, ağaç, demir, rençper küreği, ekmekçi küreği (Ahmet Vefik Paşa, 2000: 260) gibi çeşitleri vardı. Çakan kelimesi çeken anlamında kullanılmıştır (Ahmet Vefik Paşa, 2000: 84). Urgân; kalın ip, ince halat anlamına gelmektedir (Şemsettin Sami, 1317: 197). Madenlerde kömürlerin naklinde, kömürler hayvanlara yüklenirken kullanılmıştır

294 (BOA, D.MMK.d 23125: 4). Tulum, hayvanın bütün çıkarılmış derisinden ibaret kap ki; pekmez, bal, yağ, sirke veya su gibi mây ât yahut peynir vs. koyulmasına mahsus olurdu (Şemsettin Sami, 1317: 909). Madenlerde kullanılan tulum ise cevheri taşımak için kullanılmıştır (Akgündüz, 1990a: 160). Aynı zamanda kuyulara dolan sular da bu tulumlar vasıtasıyla çıkarılmıştır (Spaho, 1913: 142). Tulumba, suyu bir taraftan çekip diğer taraftan vermeye mahsus ve tahliye-i hava kaidesiyle işleyen makine olmakla birlikte tulumbanın kuyu, yangın tulumbası ve su çıkarmağa mahsus madeni tulumba anlamına gelen Frenk tulumbası (Şemsettin Sami, 1317: 909) gibi çeşitleri vardı. Maden ocaklarına dolan suların boşaltılmasında kullanılmıştır. Kuyulara ait malzemeler arasında zikredilen kağıt ise (KK.d 5184: 7) kuyulardan çıkan cevherin kaydedilmesinde kullanılmıştır. Aslı tobra olan torba, kıldan olmayan küçük çuval, büyük kise, arpa, şeker, un torbası (Şemsettin Sami, 1317: 895) anlamlarına gelmektedir. Torba, maden mağaralarında kazılan cevherlerin taşınması için kullanılırdı. Bu araç gereçler değerlendirildiğinde, çekiç ve benzeri araçlarla kütlesinden koparılan cevherler, torba ya da tulumlar vasıtasıyla mağara ağızlarına çıkarılmış, burada biriktirilen cevher hayvanlara yüklenerek fırınların olduğu mahalle gönderilmiştir denilebilir. Balya ve Ünye madenlerinde cevher çıkarılması esnasında yapılan masraflar ise şunlardı: Kazma, demir, çelik, revgan-i zeyt, tulumba, demirli araba, ücret-i nakliye-i demir, yevmiye, ekmek, çakılcı amelesi, revgan-i zeyt, kürek, kalbur, kepçe, gerdel 642, cera. Aynı madende fırınlar için çam kömürü, meşe kömürü, kütük, hatab ve kurşun kal etmek için kürek gerekliydi (BOA, DRB.d 1037). Haziran 1703 tarihinde, Karaton madenindeki çarh-ı cedidde bulunan aletler ile diğer malzemeler ise şunlardı: Bir demir küski, bir demir çatal, üç demir gelberi, üç demir şiş, iki çakan, üç kurşun kepçesi, dokuz cevher dökecek çekiç, bir kazma, bir ifraz baltası, iki ifraz şişi, iki eşlek, bir çapa, bir balta, bir keser, iki tulum lûlesi, iki büyük ağaç tekne, üç küçük ağaç tekne, semeriyle dokuz merkep, 13 cevher torbası. Çarh-ı atikteki aletler ise: Bir demir küski, bir demir çatal, iki gelberi, bir kurşun kepçesi, bir çakan, bir ifraz şişi, bir ifraz baltası, bir çapa, bir demir cevher küreği, bir 642 Gerdel: Kovanın bol, boysuz çeşidi (Ahmet Vefik Paşa, 2000: 156) idi.

295 kûz, bir keser, bir demir maşa, cevher hal idecek iki demir gelberi, 48 yeni urgan, bir büyük kantar (BOA, KK.d 5184: 18) idi. Fırınlarda kullanılan malzemelerin açıklaması ise şöyleydi: Küski, taş kırmağa ve duvar delmeğe ve bu gibi işlere yarayan bir ucu sivri ağır demir sopa, taşçı, demirci küskisi gibi anlamları yanında ocakta odunları dayamağa mahsus kısa ayaklı demir çubuklara denirdi (Şemsettin Sami, 1317: 1204). Köpük almaya ve yemek karıştırmaya mahsus bakır veya tahtadan delikli veya deliksiz büyük ve uzun saplı kaşığı ifade eden kepçe, dökmecilerin erimiş madeni kazandan alıp kalıba dökmeye mahsus büyük demir kaşıklarına denirdi (Şemsettin Sami, 1317: 1143-1145). Şiş, dönen bir şeyin merkezinden geçip iki ucundan çıkan kazık iken (Şemsettin Sami, 1317: 793) maşa, ateş tutmaya veya ateşten bir şey çıkarmaya mahsus demir veya pirinçten çatal aletti (Şemsettin Sami, 1317: 1257). Kürek, yerde bulunan toprak, kum ve gübre, kül gibi şeyleri kürümeye yani kazıyarak sürmeye mahsus demirden veya tahtadan yassı ve uzun saplı bir alet ki sapıyla ileriye itilerek kullanılırdı. Ateşten kor ve kül çıkarmaya mahsus sapıyla beraber yekpare küçük demir alet olan küreğin maşa kürek ve ateş küreği gibi çeşitleri vardı (Şemsettin Sami, 1317: 1194). Tekne, yekpare ağaçtan veya tahtadan muhtelif şekildeki kaptı (Şemsettin Sami, 1317: 431). Fırın gelberisi, lağım gelberisi gibi örnekleri olan (Ahmet Vefik Paşa, 2000: 154) gelberi, bir şeyi çekmeğe mahsus muhtelif şekildeki aletti (Şemsettin Sami, 1317: 1175). Keski ise, dal kesmeğe mahsus ufak balta; saç ve demir kesmeye mahsus düz ve yassı kalem anlamlarına gelmekteydi 643 (Şemsettin Sami, 1317: 1166). Kuyular dışında yüzeyde bulunan maden tesislerinde, çıkarılan cevher önce çevredeki derelerde temin edilen tatlı su yardımıyla taş, toprak gibi maddelerden temizlenerek eritilmek için çarhlara getirilirdi. Bu çarhlar, su gücüyle çalışan körüklerin ocağı faaliyete geçirmesiyle çalışırlardı. Tarımda kullanılan çarhlardan ayırt edilmesi için onlara Frenk Çarhı denmekteydi (Altunbay, 2010: 33). Ateş, soba körüğü, demirci körüğü gibi çeşitleri olan körûk, ateşi havalandırmaya mahsus tulumba usulünde deri, meşin ve tahtadan alete denirdi (Şemsettin Sami, 1317: 643 1837 yılında Gümüşhacıköy madeninde senid, gözer, kalbur, demir, urgan ücretleri ile fırın tamiratı masrafları yazılmıştır (BOA, HH.d 13823: 2).

296 1198). Samakov madenindeki körük hakkında bilgi veren Evliya Çelebi, ateşi Nemrud yakan körüğü on adamın çekmeyeceğini ve su değirmeninin körüğü çekerek ateşi yaktığını belirtmiştir (Ahmet Refik, 1931: IX). Bozkır madeni açıldıktan sonra, 31 Mayıs 1776 tarihinde, maden için gerekli fırınlar için lazım olan körük ve diğer malzemeler İstanbul dan talep edilmiştir (BOA, D.BŞM.DRB 14/88). Odun kömürü ve körük, metalurji tekniğini olanaklı kılan ve XVIII. yüzyılın sonuna kadar değişmeden kalan araçlardı (Tez, 1989: 15). Ocağa ne kadar hava basılırsa sıcaklık da o denli yükseliyordu. Batı da düşey yönde çalışan körükler kullanılırken, Çinlilerin körük sistemi yataydı. Su çarkı ya da hayvan gücüyle çalışan bu sistemle ocağa daha büyük hacimlerde hava basılabiliyordu. Sistem çift etkiliydi, hem basarken hem de emerken ocağa hava basıyordu (Tez, 1989: 23; Tez, 2000: 26). 1850 yılında Trabzon eyaletindeki fırınlara konulacak körüklerin su kuvveti ile çalıştırılması için Polini gibi madencilik ilminden anlayan kişilerin mühendis olarak getirilmesinin önemi üzerinde durulmuştur (Saydam, 1991: 269). Çarhın tasfiye yeri diye açıklandığını ancak çah yani ölçülü kuyu olabileceğini belirten Akgündüz (Akgündüz, 1990a: 556) aynı çalışmanın bir başka yerinde çarhın (çah), ölçülü ve nizamlı maden kuyularını ifade ettiğini (Akgündüz, 1990a: 501) yine aynı çalışmada çarhı, gümüşün işlenerek akçe haline getirildiği imalathane (Akgündüz, 1990a: 520) olarak kullanmıştır. Oysa çarh imalathane, çah ise kuyu yerine kullanılan bir tabirdi. 1619 yılında, İnegöl de bulunan gümüş madeninde dört adet çarh ve dolapları, hamamesinin sakfı ile eskiden gümüş konulan ve maden erbabının oturduğu kâlenin tamire ihtiyacı olduğundan bunun keşfi için bir heyet gönderilmiş ve buranın tamiri için gerekli 80.000 akçenin Bursa Mukataası Kalemi nden verilmesi emredilmiştir (BOA, MAD.d 9826: 2; BOA, İE.MDN 45). Balya ve Ünye madeni fırın körüklerinde 40 fırında 2.583 nefer amele, kal körüğünde ise 156 amele görev alırken her kal körüğünde dört amele görevliydi (BOA, DRB.d 1037). Ayrıca her fırında bir çarkçı görevlendirilmiştir. Çarh, biri su çarhı diğeri bargirle çekilen kuru dolaptı. Kuru dolap amelesi geldikten sonra cevher çekilirdi. Cevher yandıktan sonra teknelere doldurulurdu. Fırının uslubu ise, taştan bir duvar olup duvarın dibinde bir delik korlardı ki körüklerin lüleleri oraya konurdu ve duvara yamaşık fırın ederlerdi. Önünden

297 birbirinden iki karış yüksek iki deliği olur, üstten cevher akarken alttaki delikten kurşun akardı (Akgündüz, 1990a: 163). Dolap kuyulardaki toprağın dışarı çıkarılmasında kullanılmıştır (Akgündüz, 1990b: 480). Ocaklarda kuyu, lağım ve baca inşasında kullanılmak için gerekli malzemelerden biri de demirdi. Demir aynı zamanda yine ocaklarda çalışan işçiler tarafından kullanılan aletlerin imali için de gerekliydi (Altunbay, 2010, 54; BOA, HH.d 13823: 2). Kuyularda kullanılan eşya ve aletlerin tamiri için demir (Akgündüz, 1990b: 361) ile yine aletleri tamir için çelik (Çağatay, 1944: 269) kullanılmıştır. Belgelerde torbalık olarak geçen sığır veya kâv/öküz derisi genellikle kuyu, lağım ve baca inşalarında kazılan toprak, taş ve çamurun dışarıya çıkarılması esnasında kullanılıyordu. Ayrıca inşa sonrasında yine toprak ve taşla karışık cevherin içerisine doldurulup yüzeye çıkartılmasına da yarıyordu (Altunbay, 2010: 57). Sığır derisi, lağım ve kuyulardan toprak ve cevher çıkarmak için kullanıldığı gibi su çıkarmak için de kullanılırdı (Çağatay, 1944: 269). Mağaralardaki taş, toprak, çamur ve cevherin taşınmasında kullanılan malzemelerden biri de teknelerdi 644. Urgan, mağaralardaki cevherlerin ya da malzemelerin mağara içine ya da dışına çıkarma işinde de kullanılabilirdi. Urganları katranlamak için de katran kullanılmıştır (Çağatay, 1944: 269-270, 281-282). Bunların yanında cevherlerin taşınması için kullanılan hayvanların devlete ait olması durumunda beslenmesi için saman ve arpa ile nal ücretleri gerekli iken (BOA, D.MMK.d 23125: 5) şahıslara ait olması durumunda ise kira bedeli ödenmekteydi (BOA, MEDAD 8: 606-2).. Madencilere ait olan bütün araç-gereçler maden emini tarafından temin edilirdi (BOA, D.DRB.HAT 2/27). Bütün bu sayılan aletlerin ya da binaların korunmasından maden emininden başlamak üzere bütün madenciler sorumluydu. 1536 tarihli maden kanununa göre, madencilerin demir aletlerini ya da başka eşyalarını çalan kişiye 25 ferfere alınması ya da siyaset olunması cezaları verilmiştir (Spaho, 1913: 158). Bu tarihte bir ferfere 12 akçe olduğundan verilen para cezası 300 akçedir. Madencilerin aletlerinin korunması ve üretimin devam etmesi için böyle bir ceza uygulanmıştır. 644 Bu konuda bkz. Çağatay, 1944: 269, 281; Akgündüz, 1990b: 484; Altunbay, 2010: 57.

298 2. Nakil 2.1. Cevherlerin Mağaralardan Bozkır a Nakli Bozkır madenindeki mağaralar değinildiği üzere Bozkır kazasının çevresinde bulunmaktaydı (Harita 2). Bu mağaralardan çıkarılan cevher mağara önlerinde biriktirilerek madene bağlı kaza ahalisinin hayvanları ile madenin yönetildiği ve aynı zamanda fırınların bulunduğu yer olan Siristat a getirilirdi. Dolayısıyla mağaralardan Siristat a getirilen cevher buradaki fırınlarda ayrıştırılırdı. Mağaralardaki cevherlerin hangi güzergahtan Siristat a getirildiğini bir örnekle açıklamak gerekirse, Bozkır madeni mağaralarından Kızılgeriş te çıkarılan cevher hayvanlara yüklenerek Dedemli köyü üzerinden Üçpınar a (Hocaköy) ve oradan da Siristat a ulaştırılırdı 645 (Harita 1; 4; 5). Mağaralardan çıkarılan cevherlerin mukırgâh-ı ma dene nakledilmesi madene bağlı kazaların görevlerindendi (BOA, D.DRB.THR 37/34). Maden ilk açıldığında cevher, madene bağlı 646 Bozkır ve Belviran kazaları ahalisinin zor durumda olmasından dolayı bazen Türkmen taifelerinden yüksek fiyatla kiralanan hayvanlar ile bazen de madencilerin 647 kendi hizmetçileri ve hayvanları ile taşınmıştır (BOA, C.DRB 2375). Bozkır madeni mağaralarından çıkan cevherler, develerle Bozkır a getirilir ve ilgililere cevher nakil ücreti 648 ödenirdi (BOA, MEDAD 8: 606-2). 645 Ulupınar köyü yakınlarında olduğu tahmin edilen Zengibar madeni ile Tepearası köyleri yakınlarındaki aynı isimli mağaralardan izlenen güzergah için bkz. Harita 1; 2; 4; 5. 646 Bereketli madeninin Bozkır madenine bağlı olduğu, 29 Şa bân 1208/1 Nisan 1794 tarihinde, Melemenci aşireti her sene ücretiyle 1.000 yük cevher ve 500 deve yükü odun nakletmek şartlarıyla Bereketli madenine bağlanmıştır (BOA, MEDAD 9: 206-1). 647 Bozkır madeni madencilerinden Emir Ali, Nikola ve Havsak adlı kişiler İstanbul a giderek madenin imaline dair eksik yönler ile ilgili bir dilekçe vermişlerdir. Bunun üzerine darphaneye sorulan bu iddiaların doğru olmadığı, bu kişilerin eşici olduğu ve İstanbul da oturmalarının madendeki işlerin bozulmasına sebep olacağından dolayı madene iadeleri takrir edilince, çavuş marifetiyle bu kişiler maden eminine teslim edilmiştir (BOA, AHK.KR.d 16: 175-3). 648 Akdem levâzımâtından olan menzil, sâ î ve amele-i sâire ve kömür ve cevher nakliyesi ma rifetin ve ma rifet-i şer le ve cümle ma rifetleriyle tertîb ve amele yevmiyesi ücreti ve nakliye-i cevher ve kömür bahâsı fiyâtları kat -i birle denilerek maden emininin ilamının hazine-i amire defterlerine kayıt olunduğu belirtilerek külliyetli cevher ihraç edilmesi Bozkır madeni emini Süleyman a, 31 Aralık 1777 de emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 606-2). Metinden de anlaşılacağı üzere ödenecek fiyatlarda maden emini ile cevheri taşıyacak olan kişiler arasında kat -i birle ifadesi bir pazarlık yapıldığını ve bunun sonucunda bir fiyat üzerinde anlaşıldığını göstermektedir. Cevherin nakil fiyatını belirleyen etkenler her madende aynı olmadığından farklı fiyatlar ortaya çıkmıştır. 1845 yılında Bulgardağı madenine üç saat mesafedeki mağaradan Şecaaddin kazası ahalisi 350 kuruş

299 Bozkır madenine bağlı kazalar, cevher nakli konusunda görevliydi (BOA, MEDAD 1: 754-3). Kırili kazası 200.000 kıyye cevher nakletmek üzere madene bağlanmıştır (KŞS 65: 95-1). Bozkır madeni mağaralarından çıkarılan cevherlerin Siristat a naklinde bu işle görevli olanlara ücret ödenirdi. Madene bağlı Bozkır kazası, cevherlerin çıkarıldığı mağaralardan maden fırınlarının bina olunduğu mahallere her 100 kıyye cevheri 60 şar akçeye naklederdi 649 (BOA, MEDAD 8: 607-2, 619-1, 658-2). Madene bağlı kazalar hissesine düşen cevheri taşıdığı gibi bunun yerine cevher nakil ücreti 650 de ödeyebilirdi (BOA, MEDAD 9: 184-2). Bozkır madeninin açılışından itibaren uygulanan bu sistem, madenin kapatıldığı tarihlere kadar uygulanmıştır. 1837 yılında Bozkır kazası köylerinden 1.571 kuruş cevher bedeli tahsil edilmiştir (BOA, C.DRB 1712). Madene bağlı kazalar bazen mağaralardan Siristat a nakledilecek cevheri nakletme işinde yetersiz kalabilmekteydi. Bozkır ve çevresindeki kazalarda bulunan develer cevher nakli için gerekli ihtiyacı karşılayamadığında Alanya sancağından da deve kiralama yoluna başvurulurdu (BOA, C.DRB 2093). Cevher nakli konusunda develerin ihtiyacı karşılamaması durumunda alınan bu önlemle birlikte madene bağlı yerlerin cevher nakline muhalefet etmelerine de önlem alınmıştır. Bozkır madenine bağlı kazalar cevher taşıma işine muhalefet ederlerse ya da karışıklık çıkarırlarsa vermeyi taahhüt ettikleri nezr kendilerinden tahsil edilirdi (BOA, MEDAD 9: 180-2). Bozkır madeninde cevher çıkarılan mağaraların güvenliklerinin sağlanması, üretim kadar önemli bir süreçti. Osmanlı döneminde işletilen madenlerde çeşitli görevlilerin madenlerin güvenliklerini sağladığı bilinmektedir. Karaton madeni ile madene gelip gidenler ve cevher mahallinin korunması için 37 sekban tayin edilmiştir (BOA, KK.d 5184: 32). Bozkır madeninde ise, tüfekçiler madenin ücretle 1.200 batman cevher naklederken aynı tarihte Bereketli madenine 1.200 batman cevher 450 kuruş ücretle nakledilmiştir (BOA, MAD.d 7696: 6). 649 29 Haziran 1841 tarihinde, Bereketli madeni mağaralarından çıkan cevherlerden 1.500 batman itibarıyla her bir fırınlık cevheri; Çamardı, Yahyalı ve Anduğu kazaları ahalileri 100 kuruş ücretle fırınlara taşımakla görevliydi. Cevher naklinde fiyatları etkileyen en önemli unsurlar, yolların durumu ve mağaraların fırınların olduğu yere uzaklığıydı. 13 Temmuz 1841 de Bereketli madenine bağlı Bulgardağı madenindeki cevher mağaraları gümüş üretilen fırınlara yedi-sekiz saat mesafede olduğundan ve cevher taşınacak yolların çetin ve tehlikeli olmasından dolayı cevher taşınamamıştır. Bu nedenle üç saat mesafedeki yayla yolu diye bilinen yol 30.000 kıyye kurşun satılarak yapılırsa iki kat cevher nakledileceği bildirilmiştir (BOA, DRB.d 1031). 650 Seydişehir ve Kırili kazalarından 14 Şubat 1790 tarihinde ikinci taksit olarak kömür bedeliyesi ve cevher nakliyesi bedeli alınmıştır (BOA, MEDAD 9: 184-2).

300 güvenliğini sağlamıştır. Buna rağmen madenin ve mağaraların bulunduğu yerlerin eşkıyaların tehdidinde olduğuna dair örnekler vardır. 7-16 Aralık 1801 de Bozkır çevresinde ortaya çıkan bir eşkıyalık hadisesinde, eşkıya yaylağının birkaç köye ve cevher mağaralarına iki saat mesafede olduğundan yaz mevsimine kalınırsa, bunun fesadı artıracağından ve cevher mağaralarına amele varamayacağından cezasının verilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur (BOA, MKM.MHM.d 4: 31). Madenlerde üretilen cevherlerin taşınması için çeşitli yolların denendiği ve devlet için en kârlı olan uygulamanın tercih edilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. 8 Ağustos 1845 tarihinde Bereketli madeni müdürü madenden çıkarılan cevherin nakli için hayvan satın alınmasını istemiştir. Her fırın için gerekli 1.200 batman 651 cevhere 450 kuruş nakliye ücreti verildiği ve 350 kuruş masrafla 1.500 batman cevher nakli için 200 merkep satın alındığı takdirde yıllık 30.000 kuruş miktarında masrafın azalacağı maden müdürü tarafından ifade edilmiştir. Fakat altı merkep için bir sürücü lazım olduğundan ve 350 kuruş içerisinde bunun gibi masrafların olup olmadığı ve merkeplerin üç dört ay çalışacağından geri kalan dönemde ahaliye taksim edilmesi nedeniyle onlara eziyet edileceği şeklinde cevap verilmiştir. Fakat maden müdürü 200 hayvanın takımlarıyla birlikte 300 kuruştan 60.000 kuruş ve 10 ayda hayvanların yiyeceği 28.500 kuruş ile lazım olan sürücülerin taamiye ve bir senelik mahiyeleri 8.280 kuruş olmak üzere toplam 96.780 kuruş masraf olacağını dile getirmiştir. Bunun yanında hayvanların madende çalışmadıkları dönemde madene altı saat mesafede olan Kamışlı isimli mahalde otlatılacağı ve böylelikle fukaraya zulüm edilmeyeceğini de eklemiştir. Verilen bu malumat üzerine hayvanların satın alınması ve sürücülerine ücretlerinin ödenmesi emri verilmiştir 652 (BOA, MAD.d 7696: 6). 651 Bir batman 1580 dirhem; bir dirhem ise 3,207 gram idi. (Hinz, 1990: 44). XIX. yüzyıl Osmanlı ağırlık ölçüleri içerisinde bir batman 6 kıyyeye eşitti (Günergun, 1998: 47). Halil İnalcık ise standart batmanı 7.200 dirhem ve 23.094 kg olarak ifade etmiştir (İnalcık, 2003: 248). Batman hakkında bkz. R. Rahmeti Arat, Batman, İA, II, Eskişehir 1997, s.342-344. Cengiz Kallek, Batman, DİA, V, 1992, s.199-200. 652 Bozkır madeni mağaralarından çıkarılan 200 fırınlık cevher kış nedeniyle taşınamamıştır. Bu cevher baharda taşınacaktı. Zira kış nedeniyle kömür naklinde de sıkıntı yaşanmıştır. Bu sorunlar yanında Bozkır madenindeki madencilerin de maden ilminden anlamadığı maden emini Halil tarafından 30 Nisan 1779 tarihinde dile getirilmiştir (BOA, C.DRB 1058).

301 2.2. Kurşunun Nakledilmesi Bozkır madeni mağaralarından çıkarılan cevher, fırınların olduğu Siristat a getirilir, kurşun ile gümüş burada ayrıştırıldıktan sonra kurşun kara yolu ile iskeleye nakledilirdi. Bozkır madeninin açılışından itibaren karadan kurşun nakli hususunda iki güzergah kullanılmıştır. Birincisi Bozkır madeninden Toros Dağlarını aşarak Alanya İskelesi ne nakli, ikincisi ise Bozkır madeninden kurşunun İzmit İskelesi ne götürülmesiydi. Maden açıldıktan kısa bir süre sonra yapılan üretim sonucu ortaya çıkan kurşunun önce Alanya İskelesi ne nakledilmesi ve oradan gemilerle İstanbul a gönderilmesi için emir talep edilmiştir. Böyle bir emrin istenmesinin nedeni, nakliye ve nevl ücretlerinin muhasebesi esnasında verilecek olan bu emrin kullanılacak olmasıydı (BOA, MEDAD 1: 755-2). Devlet kurşunun doğrudan karadan götürülmesiyle ilgili araştırmalar da yapmıştır. Nitekim 23 Temmuz 1779 tarihinde, Bozkır madeninde ve Alanya İskelesi nde mevcut kurşunun İstanbul a taşınması için gemi olmadığından bahseden maden emini geminin merkezden bulunmasını istemiş ancak nevl ücretinden dolayı karadan taşınması için hayvan bulunup bulunulamayacağı ve kantarının 653 kaç kuruşa götürüleceği emine sorulmuştur 654 (BOA, MEDAD 8: 628-1; BOA, C.DRB 2197; BOA, C.DRB 2199). Böyle bir araştırmaya iten temel sebep, nevl ücretinin fazla tutmasıydı. Hayvanlarla kurşunun taşınmasının araştırılması maden emini Halil e emredilmesi (BOA, C.DRB 2199) devletin daha uygun olması halinde doğrudan kurşunu karadan İstanbul a nakletmek istediğini göstermektedir. Ancak madenin açık olduğu dönemlerde kurşun, bahsedilen iki iskeleye nakledilerek oradan gemiler ya da kayıklar vasıtasıyla İstanbul a taşınmıştır. 2.2.1. Kurşunun Alanya İskelesine Nakli Bozkır madeninden çıkarılan kurşun genelde Alanya İskelesi ne karadan nakledilirdi. Madene bağlı kazalar ile kurşunu taşımakla görevli kazalar üzerlerine düşen kurşun hissesini taşırlardı (BOA, MEDAD 8: 648-2). Kurşun taşıma işini fiilen 653 Anadolu da 1 kantar, her biri 176 dirhem olan 100 lodraya eşitti ve ağırlığı 56,443 kiloydu (Hinz, 1990: 33). 654 Aynı tarihte karadan kurşunun taşınması için hayvan bulunup bulunamayacağı yanında kurşunun kantarının üçer kuruşa taşınıp taşınamayacağı da sorulmuştur (BOA, C.DRB 2197).

302 yapmayan kazalar ise nakliye ücreti ile mübaşiriyye ücretini gönderilen mübaşire teslim etmek suretiyle bu görevlerini yerine getirirlerdi (BOA, MEDAD 9: 217-3). Kaza ahalileri kurşun taşıma görevini develeriyle (KŞS 64: 114-2) ya da diğer hayvanlarıyla yapardı. Kurşun naklinde hayvanlarla birlikte arabaların da kullanıldığına dair örnekler vardır. 24 Ocak 1777 tarihinde kurşun, Bozkır madenine yakın olan Alanya İskelesi ne arabalar ile nakledilmiştir (BOA, MEDAD 1: 751-1, 755-2; KŞS 100:219-2). Bu şekilde iskeleye nakledilen kurşunun hangi kaza tarafından ne kadar taşındığını gösteren bir defter tutulurdu 655. İskeleye kurşunları nakletmekle görevli olup bu görevi yerine getirmeyen kaza ahalileri bu defterden tespit edilirdi (BOA, D.DRB.THR 100/4). Kurşunun Bozkır dan nakledildiği Bozkır naibi tarafından ilam edilir ve eminin eline nakledildiğine dair bir kayıt verilirdi (BOA, MEDAD 9: 195-2). Kaza ahalisi hisselerine düşen kurşunu Alanya İskelesi ne ulaştırdığı anda ücretlerini alırdı (BOA, MEDAD 9: 181-d). Üretimin her aşamasında olduğu gibi kurşun, nakil işlemlerinin her aşamasında da tartılırdı. Kurşun, Bozkır dan Alanya İskelesi ne ulaştığı zaman ma rifet-i şer ve maden emininin adamı tarafından herkesin huzurunda mîri kantâr ile tartılırdı. Kurşunun miktarı tespit edildiğinde, maden emininin adamına mühür temessük verilirdi (BOA, C.DRB 2421). Bozkır madeni ile Alanya İskelesi arasındaki uzaklık üç merhale idi (BOA, C.DRB 2955). Bazı sözlüklerde bir günlük yol 656 olarak (Şemsettin Sami 1317: 1322; Devellioğlu, 1999: 621) tarif edilen merhalenin XIX. yüzyılın ilk yarısındaki 655 1781 yılına mahsuben 43.228 kıyye kurşun iskeleye Karaman eyaletine bağlı, Nefs-i şehr-i Konya 705, Nefs-i Türbe-i Celaliye 1.500, Ereğli kasabası 2.094, Habân derbendi 2.000, Sadrûd derbendi 2.300, Kaladirûn 154, Argıthanı 2.500, Kadınhanı 4.000, Şücaeddin 190, Kayseri 1.687, Esbkeşan derbendi 800, Divle kasabası 500, Nevşehir kazası 692, Aksaray kazası 800, Develi Karahisar kasabası 190, Toğyân 711, Keskin kazası 800, Ladik kasabası derbendi 1.500, İnsuyu derbendi 200, İncesu kasabası 611, Akşehir kazası 2.000, Niğde kazası 2.070, Kırşehir kazası 520, Suğur derbendi 2.500 kıyye olmak üzere toplam 31.024 kıyye kurşun iskeleye taşınmıştı. Yine aynı yıl maden emini Mustafa Ağa tarafından; Kılbasan Türkmeni 2.010, Aladağ kazası 784, Pirluganda kazası 345, Larende kazası 3.211, medine-i Beyşehir 953, Kırili ve Kaşaklı kazası 804, Göçikebir kazası 251 ve ustabaşı Mihail tarafından 3.846 kıyye olmak üzere toplam 12.204 kıyye iskeleye taşınmıştı. Bu tarihte madenden iskeleye toplam 43.228 kıyye kurşunun taşındığı defterde kayıtlıdır (BOA, C.DRB 2411). 19 Mart 1784 tarihinde Bozkır madeni mahzenine konan 79.676 kıyye kurşunun taşınmasında görevli yerler için bkz. BOA, C.DRB 2508; BOA, MEDAD 8: 675-2. Bu tarihte İçil sancağında kurşun taşımakla görevli olan kazalara ve tevzi edilen develeri göndermeyen kaza ve cemaatler için bkz. BOA, MEDAD 8: 676-1. 656 Bir yolcunun orta bir yürüyüşle bir günde gidebileceği mesafe yerine kullanılan bir tabir olan merhale, ortalama olarak sekiz saat olarak kabul edilmektedir (Pakalın, 1993: 481).

303 kaynaklarda tam ölçüsünü bulmak için zira cinsinden değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu hesaplamadan hareketle bir merhale 60.000 zira olarak 4.548.000 cm uzunluğuna karşılık gelmektedir. Buradan bir merhalenin 45,48 km olduğu düşünülürse üç merhale 136,44 km olmaktadır. Bu hesaplamadan hareketle Bozkır madeni ile Alanya İskelesi nin üç günlük mesafede ve 136 km olduğunu söylemek mümkündür 657. Bir başka ifadeyle Bozkır ile Alanya arası orta bir yürüyüşle 24 saatti. Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne götürülen kurşun için ödenen ücret ile kurşunun hangi güzergah üzerinden iskeleye götürüldüğü de önemli bir konudur. Yaklaşık olarak 136 km olarak hesap edilen kurşunun götürüldüğü mesafede, 3 Temmuz 1812 tarihinde, Bozkır madenindeki kurşunun 100 kıyyesi 7,5 kuruş karşılığında Alanya İskelesi ne taşınmıştır 658 (BOA, D.DRB.THR 100/4). Bozkır madeninde üretilen kurşunun Alanya İskelesi ne nakli esnasında hangi güzergahların izlendiğini tespit edebilmek için Alanya ile Bozkır ı birbirine bağlayan yolları zikretmek gerekmektedir. Bu anlamda Toros Dağları nda yaylalarda bulunan Yörüklerden elde edilen bilgiye göre çizilen yol güzergâhının ilki şöyledir. Bozkır- Çat köyü-söğüt Alanı-Çat Yaylası-Sarot Yaylası-Değirmen Öreni 659 -Han Yıkığı 660 - Böğrüdelik-Merdiven Gediği-Alaybeyler-Karaboynuzlar-Kızıl Oluk-Kuruca-Pınar Başı Gündoğmuş-Hacı Obası-Dere Ağzı ve Alanya (Yılmaz, 2005: 53). Sarot merkez olmak üzere diğer yollar ise şöyleydi: 657 Buna göre bir merhale iki berid, bir berid dört fersah, bir fersah üç mil ve bir mil 2.500 zira oranları verilmiştir. Bu tarihlerde zira ve arşın birçok kez eş anlamlı olarak kullanılmakla birlikte her ikisinin de 75,8 cm uzunluğunda olduğu kaydedilmiştir (Günergun, 1998: 46). Bir saat ve bir fersahı aynı kabul eden İnalcık bir fersahı 5,685 km kabul etmiştir (İnalcık, 1991b: 44). Buradan hareketle de 24x5,685= 136,44 km mesafesi çıkarılmaktadır ve çalışmada bu ölçü kabul edilmiştir. Ancak Hinz ise bir beridi yaklaşık olarak 24 km olarak hesaplamıştır (Hinz, 1990: 67). Bu hesaba göre ise bir merhale 48 km olduğuna göre Bozkır ile iskele arası uzaklık 144 km olmaktadır. 658 Benzer şekilde 10 Ekim 1811 tarihinde 8.310 kıyye kurşun Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne 100 kıyye kurşun 7,5 kuruşa taşınmıştır. Taşıma maliyeti ise 623 kuruş 30 akçe olarak hesap edilmiştir (BOA, DRB.d 987). 659 Sarot yaylasını 2 km geçtikten sonra Değirmen Yıkığı gelir. Burası Sarot yaylasında toplanan suların çıktığı ana kaynaktır. Burada zamanında bir değirmen olduğundan bu isimle anıldığı ve değirmene su götürmek için açılan kanal izlerinden bahsedilmiştir (Yılmaz, 1990: 36). 660 Değirmen yıkığını bir km geçtikten sonra Han Yıkığı gelmektedir. Antik yol üzerinde bulunan Han Yıkığı ndan sonra Susam Beli ne doğru yol devam etmektedir (Yılmaz, 1990: 36).

304 1. Sarot Yaylası 661 - Böğrüdelik- Çenger- Göktepe- Akseki- Alanya. 2. Sarot Yaylası- Böğrüdelik- Merdiven Gediği- Susam Beli- Kuruca- Gündoğmuş- Alanya 662 (Harita 2). 3. Sarot Yaylası- Dipsiz Göl- Dibektaşı 663 - Alaca Beli 664 - Kızılkuyu- Dongrul- Zomana- Akseki- Alanya (Yılmaz, 2005: 53-54). Bozkır madeni mahzenlerinde bulunan kurşun, Alanya İskelesi ne nakli esnasında İmdâdî tarikinde Seyâm Beli tabir olunan dağ bel-i hasime-i kebire olup kış olduğundan bir ay sonra açılabileceğinden o zaman taşınabilecekti (BOA, D.DRB.THR 8/41). 1795 yılında Seyam Beli olarak ifade edilen bel, Susam Beli olmalıdır 665. Zira belgede burada şiddetli kış olduğundan bahsedilmekte ve kurşunun daha sonra taşınacağına değinilmektedir. Susam Beli üstündeki Kervan Kıran Alanı nda eylül ayında, açık bir havada, bir kervan konaklamış fakat ani bir tipi hepsini öldürmüştür. Tarım ve ot yönünden zayıf olan bu tip yerlere yılda üç-dört ay hayvan otlatmak için gidilir. Zira bu bölgelerde kar yeri en az beş ay örter (Saraçoğlu, 1968: 312). Sonbahar sonlarına doğru bölgede ilk kapanan yer Susam Beli, ondan sonra ise Alaca Bel dir (Saraçoğlu, 1968: 314). Antalya Ovası nda yaz sonlarında susam toplanırken buraya kar yağdığından bu isim verilmiş, burada belin tipisi çok şiddetli olduğundan soğuktan ve tipiden ölen iki binden fazla kişinin mezarı ile eski bir han vardı (Saraçoğlu, 1968: 325). Yine Sarot Yaylası ile Böğrüdelik arasında Han Yıkığı bulunduğundan bahsedilmektedir ki maden taşımacılığının, Sarot Yaylası- Böğrüdelik- Merdiven Gediği- Susam Beli- Kuruca- Gündoğmuş- Alanya istikametinde yapıldığı bu örneklerden anlaşılmaktadır. 661 Kuzu Kulağı Dağı nın güney-doğu arasında küçük küçük birçok alanlar varsa da bunların en genişi, en alçağı ve en meşhuru Sarıot (Sarı Ot) tur. Burası havza şeklinde olup etrafı çayırlıktır (Saraçoğlu, 1968: 316). 662 Bu yol Hasan Bahar tarafından da verilmiştir (Bahar, 1991: 48). 663 Yıldızlı Dağ ın doğu dibinde bulunan Dibektaşı, çok çöküntülü, arızalı bir yerde birtakım mermer üzerine kabartmaları, kilise yıkıklarını, bina yıkıklarını, eski Yunanca bir yazıyı ihtiva eden bir harabe görülür. Yılın yarısı buralar karla örtülüdür (Saraçoğlu, 1968: 316). 664 Şerif Dağı nın bitiminde ve Yıldızlı Dağ ile arasında bulunan ve 1.850 rakımlarında olan Alaca Bel, Akseki yi Bozkır a bağlar. Akseki den çıkan yol, sırasıyla Emir Hasan Beli ile Kayacık Beli ni geçerek Doğrul a ve oradan da Alaca Bel e çıkarak yüksek yaylaları geçerek Bozkır a ulaşır (Saraçoğlu, 1968: 314). Doğrul un yakınlarında Emir Hasan Hanı ile Lodar Hanı ve Püreli Dağ ile Tınas arasında Kabuklu Han adında eski hanlar vardır (Saraçoğlu, 1968: 314). 665 Sarot yaylasından geçerek, Susam Beli geçidi üzerinden Pamfilya sahiline ulaşan yolun İsaura ve Side limanı arasındaki en kısa yol olduğu dile getirilmiştir (Özsait, 1985: 92).

305 Gül Dağı ile Çamlı Tepe arasında ve biraz güneyde, Merdiven Yaylası nda uzun bir çukurluk halinde Han Boğazı, Göktepe nin güneyinde Bey Çukuru, Yenice Pazar ın olduğu yerlerde irili ufaklı birçok çukurluklar vardır. Han Boğazı nın batısında bir mescidi de ihtiva eden birçok koyaklı Cami Deresi, daha güneyde Karadağ ın batısında kenarları hadsiz hesapsız inleri ihtiva eden Mercek Alanı, batıda Yenice Pazar, Söbüçimen Yaylası nda buna benzer çukurlar vardır (Saraçoğlu, 1968: 317). Yabani gülü çok olduğundan bu ismi alan Gül Dağı, bunun doğusunda Çamlı Tepe ve devamında Göl Beleni, yaylanın tam ortasında Karadağ, kuzey-batıda Susam Beli ne uzanan daha muntazam şekilli Çürük Dağ, yükseklikleri 2.500 m. etrafından değişen dağlar ve tepelerdir (Saraçoğlu, 1968: 318). Teke sancağı ile Konya vilayetini birleştirmek suretiyle iki tarafa da faydasının olacağı belirtilen Alanya-Bozkır yolunun genel yol kapsamına alınarak inşa edilmesi yönündeki talep, 1 Nisan 1920 de reddedilmiştir. Alanya- Bozkır arasının, yapılacak olan 7.000 km lik genel yol yapım projesinin 120 km uzağında kaldığı ve yaklaşık olarak 1.200.000 liraya mal olacağı hesap edilerek böyle bir cevap verildiği anlaşılmaktadır (BOA, DH.UMVM 72/52; BOA, DH.UMVM 163/23). Bunun yanında 7.000 km olan genel yol yapımında senede 700 km yol yapımı hesap edilirken toplam 8.740.000 lira harcanacağı ifade edilmiştir (BOA, DH.UMVM 72/52). Yola harcanan masraflar karşılaştırılınca Bozkır Alanya arasında yapılacak yolun 96 km olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında Alanya tarafından 20 km lik yolun tamamlanması da (BOA, DH.UMVM 72/52) eklenirse Alanya Bozkır arası yol 116 km olmaktadır. Bozkır tarafında yapılı yollar olduğu da tahmin edilirse yukarıda yapılan hesaplamalara yakın bir uzaklık ortaya çıkmaktadır. Bozkır madeninde üretilen kurşunların iskeleye nakli konusunda çeşitli anlaşmazlıklar ya da olumsuzluklar da ortaya çıkmıştır. 9 Ekim 1811 de, Alanya sancağındaki kazalar 33.632 kıyye kurşunu götürecekken, kurşun taşımanın sadece Senerli aşiretine yüklenmesi nedeniyle bu durumun aşirete zulüm olacağı hatırlatılarak diğer kazalara da taşıma görevinin verilmesi emredilmiştir (BOA, C.DRB 2063). Bozkır kadısı, 18 Temmuz 1810 tarihinde, kurşunun Alanya İskelesi ne nakli için emin fiyat-ı mîrîsinin iki katını verse de naklin mümkün

306 olmadığı belirterek bu konuda bir emir verilmesini talep etmiştir (BOA, D.DRB.THR 65/54). Bozkır madeni mahzenlerinde bulunan kurşunun Alanya İskelesi ne nakli esnasında İmdâdî tarikinde Seyâm Beli tabir olunan dağ ve bel-i hasime-i kebire olup şimdi kış 666 olduğundan ve bundan bir ay sonra açılabileceğinden o zaman deve tedârikiyle taşınabileceği, 21 Eylül 1795 tarihli belgeden anlaşılmaktadır (BOA, D.DRB.THR 8/41). 18-27 Nisan 1779 tarihine kadar şiddet-i şetâ nedeniyle bi zzarûr meks olunmuşdu havalar itidale meyl ve tariklerin küşadı melhuz olduğuna binaen ferman gereği denilerek mutemet adamların Konya ve Alanya taraflarına gönderilmesi maden eminine emredilmiştir 667 (BOA, C.DRB 3252). kâsım duhûlünden sonra iskele ile ma den beynini şiddet-i şetâ istilâ ve tarîkleri sedd-i er ve nakli bir vecihle mümkün olmamağla (BOA, C.DRB 3137) denilerek kurşun naklinin bir sonraki seneye kalmasının nedeni açıklanmıştır. Bu bilgilerden hareketle Bozkır ve Alanya İskelesi arasındaki nakliyatın nisan ve kasım ayları arasında altı aylık bir zaman zarfında yapıldığı söylenebilir 668. Zira Bozkır madeninden iskeleye taşınan kurşun, kasım ayında şiddetli kış olduğundan dolayı taşınamamıştır (BOA, C.DRB 3137; BOA, C.DRB 2239). Bu eyyâm-ı şetâda bir vecihle kurşun nakli mümkün ve mansûr olmayub rûz-ı hızıra değin tarîkde vâki beller küşâd olmayacağını bi l-cümle haber virdiler (BOA, C.DRB 1058) denilerek kurşunun şiddetli kış nedeniyle taşınamadığı ifade edilmiştir. 4 Haziran 1781 tarihinde, Bozkır madeninde mevcut 150.000 kıyye kurşundan İçil ve Alanya sancakları kazaları 45.000 er ve Karaman eyaleti kazaları 60.000 666 Bozkır da karla örtülü gün sayısını gösteren bir grafikte birinci ayda 8.3, ikinci ayda 7.4, üçüncü ayda 2.5, dördüncü ayda 0.9, onbirinci ayda 1.8 ve onikinci ayda 4.9 oranları verilmiştir (Doğan, 1997: 148; Akkuş-Bozyiğit, 2000: 80). Yağışların ekim, kasım, aralık, ocak, şubat ve mart aylarında yoğun olması ve Bozkır a düşen yağışın % 47 civarında bir miktarının kış mevsiminde düşmesi (Doğan, 1997: 136) madenin nakledilmesindeki güçlükleri göz önüne sermektedir. Bahsedilen araştırmanın sadece Suğla havzasını kapsayan Bozkır a bağlı yerleri kapsadığı da düşünülürse Toros dağlarının verilerinin bundan daha yüksek olacağı da unutulmamalıdır. 667 Bozkır madeni emininin kurşunu taşımakla görevli yerlerin vali ve mutasarrıflarına bir kıt a evâmir-i mü ekide-i aliyyenin bir kadem akdem ısdâr edilmesi takriri üzerine ilgililere bir ferman gönderilmiştir (BOA, C.DRB 3252). 668 Mayıs, haziran, temmuz, ağustos, eylül ve ekim aylarında kurşun, Bozkır dan Alanya İskelesi ne nakledilmiştir. Mayıs ayında cevher mağaralarının bulunduğu yerlerin görünüm için bkz. Fotoğraf 11.

307 kıyye 669 kurşunu iskeleye taşımakla görevliydi (BOA, MEDAD 8: 651-1). 12 Aralık 1781 de, İçil sancağı hissesine düşen 45.000 kıyye kurşunun iskeleye taşınması için ashab-ı şütürândan deve kiralanması için deve sahiplerine tevzi olununca Mamuriye kazasına isabet iden 100 deve, ayanı Abdülhalim, Gülnar kazası Yörüklerinden 78 re s ve Zeyne kazası cemaatinden 15 re s deve ile 16.462 kıyye kurşun iskeleye nakledilmiştir (BOA, MEDAD 8: 654-1). Livada vaki Sarıkavak kazası ayanı Abdülkadir den 120, Mud kazası ayanı Ahmet Bey den 20 ve Sendi kazası ayanları Memiş ve Mehmet ten 30 re s deve istenmiş, ancak bu şahıslar görevlerini yerine getirmeyerek develeri vermemişlerdir (BOA, MEDAD 8: 654-1). Yine 22 Ocak 1783 de Bozkır madenindeki kurşunun 60.000 er kıyyesi Alanya ve İçil sancağı kazalarına ve 40.000 kıyyesi Karaman eyaletine, 3.000 kıyyesi Esbkeşan kazalarına ve 28.000 kıyyesi 10 derbent ahalisi hissesine düşmüştür (BOA, MEDAD 8: 668-1). Madene bağlı olsun, olmasın her kaza üzerine düşen kurşunu nakletmek için gerekli deve görevini yerine getirmeliydi (BOA, MEDAD 8: 648-2). Bozkır madeninden nakledilecek kurşun ile ilgili yapılan uygulama şu şekildeydi: Sadrazam çukadarı kurşunun nakli ile ilgili emri Bozkır madenine götürüp okur ve mübaşir, yerel yöneticilerle birlikte kurşunun nakli için tevziini yapardı. 1783 yılına ait bazı kazaların üzerine düşen deveyi eksik gönderdiğinden hedeflenen kurşun taşınamamış bu nedenle 1784 yılı tevziine bu eksik hisseler de eklenmiştir. Kurşunu taşıyan ile taşımayanı ayırt etmek için kurşunu nakleden kişilere emin tarafından eda tezkeresi verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 676-1). Bunun yanında kurşun taşıma görevini yerine getiren ahaliye fazladan kurşun taşıma görevi de yüklenebilmekteydi. Larende kazası Kılbasan köyü 670 derbendi, 26 Mart 1784 te, üzerine düşen 2.000 kıyye kurşunu nakletmişken, 1784 senesine mahsuben 500 kıyye 669 Bu miktarın 28.000 kıyyesi 10 derbent ve 32.000 kıyyesi ise hazeriyye siyakı üzere eyaletin sancak ve kazalarına taksim olunmuştur (BOA, AE.SABH I 15510; BOA, MEDAD 8: 654-1). 670 Konya sancağı Larende kazasında Kılbasân köyü ahalileri memur oldukları derbent hizmeti karşılığında imdad-ı hazeriyye ve seferiyyeden başka avarız-ı divaniyye ve tekalif-i örfiyye ve şakkadan muaf ve müsellemler iken kaza ahalileri, tahammüllerinden başka hilaf-ı emri ali her salyane tevziinde malumu l-miktar hisse tekalif ve 95 senesinde zahire baha namıyla bin kuruş tarh ve tevzi eylediklerinden gayri iki senedir Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne kurşun nakl eylediklerinden perakende ve teleflerine bais olmağla kaza-i mezburun zulm ve teaddilerinin def edilmesi istenmiştir. Üzerlerine tevzi olunan kurşunu taşımaları ve ücretinin maden emini tarafından verileceği hatırlatılmış yazılı olan dışında tekalif ve kurşun nakli talep edilmemesi 3 Şubat 1783 te emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 667-2).

308 kurşunun zam edilmesi nedeniyle yapılan şikayetler üzerine bunun talep edilmemesi yönünde emir verilmiştir (KŞS 64: 23-2). Bazı sancak ve kazalar ise kurşunun iskeleye taşınmasından muaf olduklarını iddia edince, bunlara itibar edilmemesi yönünde de emirler verilmiştir. Zira kurşunun nakli tekâlif makulesinden olmayub sabıkı üzere ücreti mu tadesi ma den emini yedinden an nakd verilmiştir. Tabii ki buna rağmen bu tür iddialarda bulunanların mahkemede hesap verecekleri de hatırlatılmıştır (BOA, MEDAD 8: 675-2). Yine kurşunu taşımakla görevli ahalinin kurşunu taşıma konusuna muhalefet etmesi halinde tutuklanması ile ilgili emirler de vardı (BOA, MEDAD 8: 688-2). Bozkır madeni kapatıldığı zaman madende 153.400 kıyye kurşun bulunmaktaydı. 1786-1787 yılında, nakliye ücreti eski maden emini tarafından verilmek üzere iskeleye nakline memur kaza ahalileri tevzi defterine göre üzerine düşen hisseyi götürecekti. Develeriyle kurşunu taşıyan kaza ahalileri halas kağıdı alırdı (BOA, AE.SABH I 20507; KŞS 65: 138-2, 146-1). Bazı kaza ahalileri kurşunu taşımış, bazıları da nakliye ücretlerini ödemiştir 671 (BOA, AE.SABH I 18534; BOA, C.DRB 3041). Kapatılan Bozkır madenindeki 153.400 kıyye kurşunun iskeleye taşınması esnasında Karaman eyaletindeki kazalara yapılan tevziye göre kazaların durumu şu şekildeydi: Saidili ve Ladik kazası üzerine düşen kurşunu iskeleye götürürken, Argıthanı derbendi üzerine düşen 2.500 kıyye kurşun yerine ücret-i nakliyesini vermiştir. Benzer şekilde Akşehir kazası 894,5 kıyye kurşunu taşımak yerine 89 kuruş 18 para, Seydişehir kazası 672 904 kıyye kurşun taşıma görevi yerine 90 kuruş 16 para, İshaklı kazası 610,5 kıyye kurşunu götürmek yerine 61 kuruş ve Doğanhisar kazası ise 204 kıyye kurşunu taşımak yerine 20 kuruş 16 para ücret-i nakliye ödemişlerdir. Kaşaklı kazası da nakliye ücretini ödemiştir. Beyşehir 904 kıyye 673, Bozkır 650 kıyye 30 dirhem, Kırili 650 kıyye 30 dirhem ve Konya kazası 671 Argıthanı derbendi, Kadınhanı derbendi ahalileri, Seydişehir, İshaklı ve Doğanhisar ı kaza ahalileri bu ücreti ödemiş ve ödediklerine dair tezkere almışlardır (BOA, C.DRB 1229; BOA, MEDAD 8: 697- d). 672 Seydişehir kazası aynı zamanda 45 kuruş 80 akçe hizmet-i mübaşiriyye vermiştir (BOA, C.DRB 3041). 673 Bir belgede ise Beyşehir 1.084,5 kıyye, Kırili 432 kıyye taşımayı taahhüt ederken, Kadınhanı ahalisi ise 4.000 kıyye kurşunun nakliye ücretini eski maden emini Ali ye verdiğini söylemiştir (BOA, C.İKT 2133).

309 3.744 kıyye kurşun taşıyacaktı. Aladağ, Göçükebir, Belviran ve Pirluganda ahalisi ise kurşunu taşıyacağını taahhüt etmiştir (BOA, C.DRB 3041). Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne nakledilen kurşun orada mahzenlere konularak güvenlik altına alınır ve bir gemi görevlendirilene kadar orada görevlilerce muhafaza edilirdi. esnâ-yı râhde nakl olunmak üzere olan ve iskele-i mezbûrda mevcûd ve müddehhir olan kurşunun korunması ve mahzene konulması ve güvenliğinin sağlanması konusunda Alanya kadısı, dizdarı ve mirmiranı sorumluydu (BOA, MEDAD 8: 648-d). Alanya İskelesi ne naklolunan kurşunun Alanya kalesi dizdarına ya da diğer görevlileri teslimi ve mahzene konulduğuna dair Alanya kadısından ilam alınırdı (BOA, C.DRB 1058). 2.2.2. Kurşunun İzmit İskelesine Nakli Bozkır madenindeki kurşunların Temmuz 1823 tarihinden itibaren Rum Vakası 674 nedeniyle karadan İzmit İskelesine ve oradan da deniz yolu ile gemilerle İstanbul a nakledilmesiyle ilgili bir emir verilmiştir 675. Böyle bir karar verilmesinin nedeni kurşunun taşınacağı yolun güvenli olmamasıydı 676 (BOA, MEDAD 3: 280-2). 1833-1834 yılında ise kurşunu İzmit İskelesi ne taşımakla görevli Alanya ahalisinin 677 isteği üzerine kurşunun yeniden Alanya İskelesi ne taşınmasına karar verilmiştir (BOA, DRB.d 976). Alanya ahalisi, İzmit İskelesi nin uzak olması ve hayvanlarının 678 telef olması ile kira hususlarına tahammül edememelerinden dolayı böyle bir istekte bulunmuştur (BOA, DRB.d 160; BOA, DRB.d 976). 674 Rum İsyanı nın başlaması ve Yunanistan ın bağımsızlığını kazanması ile sonuçlanan bu olaylarla ilgili geniş bilgi için bkz. Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, V, IV. Baskı, Ankara 1983, s.107-122; Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1789-1914), Ankara 1999, s.165-187; Virginia H. Aksan, Kuşatılmış Bir İmparatorluk Osmanlı Harpleri 1700-1870, (Çev. Gül Çağalı Güven), İstanbul 2010, s.303-317. 675 18 Aralık 1821 tarihli belgede, kurşunun Alanya İskelesi nden İstanbul a gelirken Hatîr Derya Mutâlaasına mebni kurşunun karadan İzmit İskelesi ne götürüldüğü anlatılmıştır (BOA, DRB.d 159). Yani denizdeki tehlikeden dolayı bu yola başvurulmuştur. 676 Rum vak ası hengâmında emniyye-i tarîk olmaması cihetiyle denilmiştir (BOA, MEDAD 3: 280-2; Belge 1). Zira kurşun karadan önce Bozkır dan Alanya İskelesi ne ve oradan da gemilerle İstanbul a nakledilmiştir. Dolayısıyla güvenli olmadığı belirtilen yer Alanya dan İstanbul a gönderilen gemilerin geçeceği deniz yoluydu. Bu nedenle Yunan İsyanı nedeniyle kurşun, karadan İstanbul a taşınmıştır. 677 1244/1828 yılında İzmit İskelesi ne taşınan kurşun ise, İçil Yörüklerine ait develerle taşınmıştır (BOA, DRB.d 157). 678 Hayvanların yanında hayvanlar tarafından çekilen arabalar da kullanılmıştır. 19 Aralık 1851 de Ergani madenindeki bakır, arabalarla Tokat a taşınmıştır (BOA, MAD.d 7945: 90-2).

310 İzmit İskelesi ne gönderilen kurşun ise deniz yoluyla İstanbul a gönderilmiştir (BOA, MEDAD 3: 280-2). Benzer şekilde 1839 yılında Bereketli madeni 679 üretimi kurşun, İzmit İskelesi ne ve oradan da kayıklarla İstanbul a gönderilmiştir (BOA, D.DRB.THR 679/30). Bozkır madeninden Üsküdar a ulaştırılan kurşunun gönderildiği yolu tam tespit etmek maksadıyla Anadolu nun sağ kol güzergahına değinmek gerekmektedir. Bu kol, Üsküdar dan başlayarak, Gebze (Gekbuze)- Dil İskelesi veya İzmit üzerinden, İznik- Yenişehir- Bozöyük- Eskişehir- Seyitgazi 680 - Hüsrev Paşa Hanı- Akşehir- Ilgın- Konya- Karapınar- Ereğli- Adana ve Antakya ya ulaşırdı 681 (Halaçoğlu, 1991: 127; Çetin, 2009: 65). Redif Askeri Tâlimatnamesi ne göre ise Bozkır madeni ile Üsküdar arası 121 saattir. Bozkır-Seydişehir arası 6, Seydişehir-Beyşehir arası 6 ve Beyşehir Kırili arası 6 ve Kırili-Akşehir arası 12 saattir. Akşehir ile Üsküdar arası ise 91 saattir 682 (Redif Askeri Tâlimatnamesi Sûreti, 813/4). Bir saat ya da fersah-ı kadimi aynı şekilde değerlendiren İnalcık, bir fersahı 5.685 metre olarak vermiştir (İnalcık, 1991b: 44). Buradan bir fersahın 5,685 km olduğu kanaatine varılarak Bozkır Üsküdar arasının 121 saat olan mesafesi yaklaşık olarak 688 km olarak hesap edilebilir 683. Bozkır madeninde üretilen kurşunlar Bozkır dan başlayarak Seydişehir- Beyşehir- Kırili- Akşehir- Hüsrev Paşa Hanı- Seyitgazi- Eskişehir- Bozöyük- Yenişehir- İznik- Geyve üzerinden İzmit e ulaştırılırdı. Anadolu nun sağ kolu olarak ifade edilen güzergahtan İznik üzerinden İzmit e ve Akşehir üzerinden Beyşehir e doğru tali yollar kullanılarak kurşunlar taşınmıştır (Harita 3). Bozkır madeninden 679 1800 yılında Bereketli madeninden İzmit İskelesi ne naklolunan kurşunun sefine ile kantarı beş para nevl bedeliyle gönderilmiştir. Kantariyye ve hammâliyye bedelleri ise iskelede verilmiştir (BOA, C.DRB 2786). 680 1414 yılında Çelebi Mehmet döneminde, Karamanlılar üzerine yapılan bir seferde Seyyidgazi yolundan hareket edilerek Akşehir, Beyşehir, Seydişehir, Oklukhisarı ve Saidili alınarak Konya Kalesi nin kuşatılması (Hoca Sadettin, 1992: 83), bahsedilen yolun kullanıldığını göstermektedir. 681 Hüsrev Paşa Hanı ndan Çay- Akşehir- Argıthanı- Ilgın- Konya- İsmil- Karapınar- Ereğli- Ulukışla- Adana- Ramazanoğlu Yaylağı ve Antakya ya ulaşmaktaydı. 682 Halaçoğlu ise bu güzergahı şu şekilde ifade etmiştir. Parantez içindeki birinci rakam ilk menzile, ikincisi ise İstanbul a olan uzaklığı ifade etmektedir. Beyşehir-Kırili (6-109), Seydişehir (6-115), Bozkır maden (6-121), Hadim ile Pirluganda (12-133), Nevahi-i İçil (12-145), Ermenek (8-153), Mut (8-161), Anamur (13-174) (Halaçoğlu, 2002: 65). 683 Bir fersah üç mil, bir mil 2.500 zira ve zira 75,8 cm uzunluğunda olduğuna göre (Günergun, 1998: 46) bir fersah 7.500x75,8= 5,685 km olmaktadır. Fersahı yaklaşık altı km kabul edenler de vardır (Hinz, 1990: 76)

311 kurşun dışında yapılan nakiller de bu güzergah üzerinden yapılmıştır. 24 Haziran-3 Temmuz 1800 tarihinde, eski Bozkır madeni emini ve Bozkır Şeyhi Abdülhalim in akrabalarından yakalanan kişiler çavuşla birlikte ölen maden emininin borçlarını ödemek şartıyla Bozkır a götürülürken Han menzilhanesinden çıktıktan sonra Barçınlu kazasındaki İnönü adlı mahalde firar etmişlerdir (BOA, KLB.d 29: 62-3). Han menzilhanesi olarak bahsedilen yer Hüsrev Paşa Hanı menzilhanesi olmalıdır 684. Bozkır madeninden karadan İzmit İskelesi ne (Harita 3) nakledilen kurşunu taşıyan kişilere kantar hesabı üzere ücret ödenmiştir. Bozkır madeninden İzmit İskelesi ne nakledilen kurşunun her kantar-ı halebi 180 kıyyesi 20 kuruş olarak hesap edilmiştir. 5 Ağustos 1828 tarihinde Bozkır madeninden gönderilen 9.933 kıyye kurşundan 534 kıyye noksan ortaya çıkınca kalan 9.399 kıyye kurşunun nakliye ücreti 1.043,5 kuruş 48 akçe tutmuştur (BOA, DRB.d 973). Bir başka ifadeyle dokuz kıyye kurşun bir kuruşa nakledilirken her kantar-ı halebi 20 kuruş ücretle nakledilmiştir (BOA, DRB.d 1044) ki buradan kantar-ı Halebi nin 180 kıyye olduğu da anlaşılmaktadır. Bir okka 1,2828 kg (Hinz, 1990: 30) ise bir kantar-ı Halebi 230,904 kg olmaktadır 685. Bir diğer husus ise bir devenin ortalama taşıyabileceği yükün 180 kıyye bir başka deyişle 230 kg olmasından dolayı da bu ağırlık ölçüsü kullanılmış olmalıdır. 2.2.3. Kurşun Nakliyle İlgili Diğer Konular 2.2.3.1. Kurşunun Taşınması Esnasındaki Noksanlıklar Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne gelen kurşun beglik kantâr ile ölçülüp, iskelede bulunan mahzene konurdu (BOA, D.DRB.THR 2/32). Bozkır madeni emini, gümrük emini, kadı ve mutasarrıf gemilere kurşunu vezn-i kantar ederek yükler ve kaptandan yüklenen kurşunun miktarını belirten bir senet alırlardı (BOA, AE.SABH I: 5368). Benzer şekilde İzmit İskelesi ne gönderilen kurşunlar da hem miktarını öğrenmek hem de nakil ücretini ödemek için Halebi kantar ile tartılırdı (BOA, DRB.d 1044). 684 Hüsrev Paşa Hanı menzilhanesinden sonra XVII. yüzyılda faaliyette olan fakat daha sonra kapatılan Barçınlı kazasının Bayat köyü menzilhanesi gelmekteydi (Çetin, 2009: 75). 685 Fakat Hinz, Halep kintarını ortalama 228 kg olarak kabul etmiştir (Hinz, 1990: 32).

312 Bozkır madeninden iskeleye gönderilen 41.000 kıyye kurşununun vezninde 743 kıyye kurşun noksan olduğundan Alanya kadısı ile dizdardan eksik miktarı göndermeleri istenmiştir (BOA, MEDAD 8: 546-3). Kurşunun muhafazasıyla kale dizdarının görevli olduğunu ve bu miktarın ondan alınması gerektiğini Alanya kadısının ilam etmesi üzerine hazine-i amire defterlerine bakılmıştır. Buna göre, noksan kurşunun her kıyyesinin 73 akçeden toplam 452 kuruş değerinin dizdardan tahsil edilmesi ve bu konuda dizdarın muhalefet etmesi durumunda ise dizdarlık görevinden uzaklaştırılması; Alanya mutasarrıfı, Alanya kadısı ve Bozkır madeni eminine, 29 Nisan 1795 te emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 546-4). Kurşun, gemiye yüklenerek kaptan ile darphaneye gönderilmiş ve orada tartılınca 743 kıyye noksan çıkınca 452 kuruşluk bu meblağın dizdardan alınması istenmiştir. Ancak dizdar, kurşunu taşıyan kaptan ve yanında bulunan çavuşdan aldığı mühür senedini gösterince onlara tamamen teslim ettiği anlaşıldığından, bu kez kaptan ve çavuştan şüphelenilmiştir. Ancak darphane nazırı iskeledeki taş kantarın miri kantara mutabık olmadığını 12 Şubat 1796 da belirtmesi (BOA, MEDAD 8: 547-2) İstanbul ile Alanya arasındaki farklığının nedenini ortaya koymuştur. Yine aynı nedenle farklı miktarların ortaya çıktığına dair örnekler vardır. Alanya İskelesi nden, 1 Mart 1786 da, 28.794 kıyye kurşunun gemi ile gönderildiği Alanya naibi tarafından bildirilmiştir. Ancak gönderilen kurşun Yalıköşkü adlı mahzene miri kantar ile vezn olunarak konulması esnasında yapılan tartma işlemi sonucunda kurşunun 28.145 kıyye olduğu anlaşılmıştır (BOA, MEDAD 8: 691-3). Devlet, kurşunun eksik çıkması halinde eksik miktarın sorumlulardan alınacağı yönünde uyarılar da yapmıştır. 25 Mart 1789 da iskelede bulunan kurşunun bir kıyyesi dahi kaybolursa ödetileceği gümrük emini ve mutasarrıfa bildirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 180-1). 11 Ağustos 1822 de Bozkır madeninden 4.590 kıyye kurşunun iskeleye götürüldüğü belirtilmesine rağmen, Alanya daki mahzenlerde 4.285 kıyye kurşun olduğu ve 305 kıyye kurşunun noksan olduğu tespit edilince, iskelede kurşunun korunması ve teslim alınmasından sorumlu kişilerden bu miktarın alınması emredilmiştir 686 (BOA, DRB.d 159). 686 Benzer şekilde 8 Haziran 1794 de Bereketli madeninden Tarsus İskelesi ne gelen ve zayi olan kurşun Tarsus ahalisine ödettirilmiştir (BOA, C.DH 791).

313 İki fırkateyne yüklenen kurşun miktarı, Alanya mahkemesi kayıtlarına göre 49.220 kıyye iken, bu gemiler darphaneye 47.678 kıyye kurşun teslim etmiştir. Noksan olan 1.542 kıyye kurşunun gönderilmesi iskeledeki görevlilere, 26 Ekim 1792 de emredilmiştir (BOA, C.DRB 880). İskelede bulunan kurşundan noksan çıkması durumunda bu eksik, ilgililere ya da kaza ahalisine ödettirilmiştir 687 (BOA, C.DRB 568). Zira kurşunlar hem teslim alınırken hem de gemiye yüklenirken vezn ettirilmekteydi. Devlet bu şekilde kurşunun Bozkır madeninden çıkışından İstanbul daki Yalıköşkü adlı mahzenlere konulmasına kadar her el değiştirmesinde kurşunu ölçtürerek bir denetim mekanizması oluşturmuştur. Bunun yanında, 24 Şubat 1796 tarihinde Bozkır ve Bereketli madenlerine ait kurşunlar taşınırken kaza sonucu bir külçe kurşun denize düşürülmüştür (BOA, MEDAD 9: 212-2). Bu şekilde başka bir örnek tespit edilememesine rağmen, kurşunun denize düşürülmesi de kurşun miktarının eksik çıkmasının nedenlerindendi. 2.2.3.2. Deve Tedâriki Bozkır madeninde üretilen kurşunların Alanya İskelesi ne taşınması için kullanılan hayvanlar deve, at, eşek ve katırdı. Fakat taşımacılıkta öncelikle tercih edilen hayvan deveydi. Deve, diğer hayvanlara göre uzun mesafeli yolculuklara dayanıklı olması ve diğer hayvanlara göre daha fazla yük taşıyabilmesi gibi nedenlerle daha çok tercih edilirdi (Şahin, 2006: 202). Bir devenin uzun mesafede yük taşıma kapasitesi 300 kg civarında idi. Kısa mesafeli taşımalarda bu yük daha fazla olabilirdi. Ayrıca deve uzun yola, soğuk ve sıcağa, açlık ve susuzluğa oldukça dayanıklıydı (Şahin, 2006: 202). Deve kadar olmasa da diğer hayvanlar da kullanılırdı. Fakat deve harici hayvanlarla kurşunu taşımanın belirleyicisi devenin tedârik edilememesiydi 688. Develer de cinslerine göre farklı yük taşıma kapasitesine sahipti. Asya devesi bir hecinden 689 daha fazla yük taşırken Anadolu da da değişik yük taşıma kapasitesi olan melez develer vardı. Fakat genel olarak bir atın bir eşeğin iki misli, bir devenin 687 Kurşunun telef olmaması, bu konuda fukaraya eziyet edilmemesi için muhafazası ve eksiğinin aynen vilayet defterlerine yazılması gerektiği üzerinde durulmuştur (BOA, C.DRB 568). 688 7 Mayıs 1782 tarihinde, İçil sancağı kazalarına hisselerine düşen kurşunu develeri ile develeri yoksa at ve eşekleriyle taşımaları emredilmiştir (BOA, C.DRB 3057). 689 Belgelerde mehârî deve olarak geçmiştir (BOA, C.DRB 3057).

314 ise bir atın iki misli yük taşıdığı kabul edilmiştir (İnalcık, 1991a: 16). Deve yükü ile katır yükünün birbirine oranı 2/3 idi. Katır yükü 162 kg olarak belirlendiğine göre deve yükü 243 kg olarak hesaplanır. XIX. yüzyılda bir devenin ortalama 180 Türk okkası yaklaşık olarak 230 kg taşıdığı görülmektedir. Bunlara rağmen bölgenin coğrafi şartları ya da taşınan yük, bir himlin ölçüsünü değiştirmektedir. Yaklaşık olarak bir himl 250 kg olarak ortaya çıkmaktadır (Hinz, 1990: 16). Yük hayvanlarının çektiği ağırlıklar konusundaki ağırlıklara değinen İnalcık, taşınan yükün çeşidine göre bir devenin taşıdığı yük ağırlığının 200-314 kg arasında değiştiği görüşündedir (İnalcık, 1991a: 15). Her iki görüşte dikkate alınarak ortalama olarak bir devenin taşıdığı yükün 250 kg olduğu kabul edilmelidir. Ancak taşınan malzemenin cinsi, taşınacak güzergahın durumu ile hayvanın cinsinin bu ortalamayı etkileyebileceği de unutulmamalıdır 690. Bozkır madeninde üretilen kurşunlar, 15 Kasım 1778 tarihinde, Konya civarındaki Türkmenler ile Alanya daki Yörüklerin katırları (esterân) ve develeri (şütürân) ile Alanya İskelesi ne taşınacaktı (BOA, MEDAD 8: 622-1). Yine benzer şekilde kira ile tutulan yük hayvanı olan mekkârî develerin Karaman eyaleti kazalarına taksim olunması ve ücretlerinin maden emini tarafından verilmesi yönünde emirler verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 652-d). 2 Haziran 1779 tarihinde ise buradaki bulunan hayvanlar yeterli olmayacağından Karaman eyaleti valisi ve İçil sancağı mutasarrıfına ücretleri sermaye akçesinden ödenmek şartıyla deve kiralanacağı ile ilgili emir gönderilmiştir 691 (BOA, MEDAD 8: 627-1). Kurşunun iskeleye nakli ile ilgili emir mübaşir tarafından götürülerek yerel yöneticilerle kurşunun nakli için kazalara tevzi yapılırdı (BOA, MEDAD 8: 676-1). Deve tedâriki ile ilgili emir, kaza mahkemelerinde mübaşir tarafından okunur ve taksim marifet-i şer ve cümle marifetiyle yapılırdı (BOA, MEDAD 8: 675-2). Karaman eyaleti hissesine düşen kurşun Konya mahkemesinde sancaklara taksim 690 Bir atın taşıdığı yük 153, 157 ve 164 kg; bir katırın taşıdığı yük 190 ve 157 kg; bir eşeğin taşıdığı yük ise 76, 114 ve 135 kg olarak verilmiştir (İnalcık, 1991a: 15). Normal hayvan yükünün ağırlığının 162,144 kg olduğu da ifade edilmiştir (Hinz, 1990: 44) 691 Bozkır madeni üretimi kurşunun taşınması için Yörügân ve Türkmanân taifeleri görevlendirilmiştir. Ancak Yörügân taifesinin elindeki esterân ve şütürân kifayet etmediğinden Karaman eyaletinde bulunan yerlerdeki Yörügân taifesi ile tüccarlardan şütürân isticarı emredilmiş, ve ücretlerinin sermaye akçesinden tamamen ödenmesi istenmiştir. Bunun için Karaman valisine ve İçil mutasarrıfına emir gönderilmiştir (BOA, MEDAD 8: 627-1).

315 edildikten sonra bir pusula ortaya çıkardı (BOA, AE.SABH I 18534). Bu şekilde hisselerine düşen kurşunu ilgili kaza ahalileri götürmekle yükümlüydü. Kurşunu götüren kişilerin eline eda tezkeresi verilir ve bir anlaşmazlık olduğu zaman bu tezkere gösterilirdi (BOA, MEDAD 8: 697-d). Eda eylediklerini gösteren belge halas kağıdı olarak da geçmektedir (BOA, AE.SABH I 20507). Madenin ilk açılışında kurşun iskeleye Konya civarındaki Türkmenlerin hayvanlarıyla ve Alanya taraflarındaki Yörüklerin hayvanlarıyla taşınmıştır (BOA, C.DRB 3249; BOA, MEDAD 8: 622-1). 16 Mayıs 1779 tarihinde, Türkmenler ve Yörükler, deve ve katırlarıyla 100 kıyye kurşunu 50 paraya nakletmiştir (BOA, C.DRB 3252). Fakat zamanla buralardan tedârik edilen katır ve develerin kurşunu taşımaya yetmemesi üzerine tüccardan ve Karaman eyaletindeki Yörüklerden de deve kiralanmış ve ücretleri sermaye akçesinden ödenmiştir (BOA, MEDAD 8: 627-1). 1780 yılından itibaren ise kurşunu Alanya İskelesi ne taşımakla görevli yerler Karaman eyaleti 692, İçil ve Alanya sancaklarıydı (BOA, MEDAD 8: 640-3). Kazalardan tedârik edilen develer ayanların bilgisi dahilinde ve mübaşirle maden bölgesine gönderilirdi (BOA, MEDAD 8: 670-1). 28 Ağustos 1781 tarihinde 150.000 kıyye kurşunun taşınmasında 45.000 er kıyye kurşunu Alanya ve İçil 693 sancakları ahalisi 694 ve kalan 60.000 kıyye kurşunu Karaman eyaleti ahalisi taşıyacaktı. Karaman eyaletinde ise kurşunun 28.000 kıyyesi 10 derbente ve kalan 32.000 kıyye kurşun ise kazaların hazeriyye hisselerine göre tevzi edilmiştir (BOA, C.DRB 3033). Bu tevziye göre Karaman eyaleti üzerine düşen hisse % 40 iken Alanya sancağı hissesine % 30 ve İçil sancağı hissesine % 30 hisse düşmüştür. Bozkır madeninde üretilen kurşunların taşınmasında görevli olan kazalar, deve tedârik etme yerine ücret de ödeyebilmekteydi. 1779 yılında Seydişehir kazası hissesine 27 deve düşerken kaza ahalisi, her deve için 100 kuruş ve levazime-i saire 692 1797 yılında Karaman eyaleti; Konya, Niğde, Kayseri, Kırşehir, Beyşehir, Akşehir ve Aksaray sancaklarından oluşuyordu (BOA, MAD.d 9586). 693 Sancakta yapılan tevziye göre Mamuriye kazası 100, Gülnar kazası 78 ve Zine kazası 15 deve ile 16.462 kıyye kurşunu iskeleye taşımıştır. Fakat Sarıkavak kazası 120, Sinanlu Cemaati 40, Mud kazası 20 ve Selendi kazası 30 olmak üzere toplam 210 devenin gönderilmediği belirtilerek göndermeyen kişilerin isimlerinin bildirilmesi istenmiştir (BOA, MEDAD 8: 654-d). Aynı zamanda bu develerin vali tarafından alınarak görevli mübaşire teslimi emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 661-1). 694 Alanya ve İçil ahalisi toplam 92.000 kıyye kurşunu iskeleye taşımıştır (BOA, MEDAD 8: 653-2).

316 için 300 kuruş olmak üzere toplam 3.000 kuruş ödemiştir (BOA, AHK.KR.d 16: 59-3). 1789-1790 yılında ise Konya sancağı hissesine düşen deve 695 için 50 şer kuruştan mirilerinin alınması emredilmiştir (BOA, MAD.d 17913: 17). Deve tedârikinde en önemli sorun, kazalara tevzi edilen develerin karşılanmaması ve madene gönderilmemesiydi. Fakat kurşun nakli önemli olduğundan deve tedârikine muhalefet edenlerin tedibi emredilirdi 696 (BOA, MEDAD 8: 640-2). Tevzi defterlerinde belirlendiği gibi bazı kaza ahalilerinin kurşunu iskeleye taşımadığı yıllar da olurdu 697. Böyle durumlarda ertesi yıl taşınacak hisseye bu eksik kalan miktarlar da eklenirdi. Bir diğer sorun ise kazaların hisselerine düşen kurşunu bir başka kazaya taşıtmak istemeleriydi. İçil sancağının nakledeceği 45.000 kıyye kurşunun 11 kazaya 698 paylaştırılması üzerine Gülnar ve Mamuriye kazaları üzerine düşen kurşunu taşımak için gittiklerinde şekavetle uğraşan Abdülkadir in kendi hissesine düşen kurşunu da bu kazalara yüklemeye çalıştığı şikayetleri üzerine, bu kişinin önce uyarılması eğer aynı hareketlere devam ederse tedibi, 7 Mayıs 1782 tarihinde emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 662-1). 695 Ordu için de deve talep edildiği zaman Beyşehir sancağı hissesine düşen miktardan Bozkır madeni kazasına 22,5 hisse düşmüştür. 1809 yılında her biri 150 şer kuruştan 3.375 kuruşun maden emini tarafından tahsili emredilmiştir (BOA, D.DRB.THR 60/4). 696 Gülnar ve Mamuriye kazalarının üçer bin develeri varken kurşunu taşıma görevlerini yerine getirmedikleri ve bu durumun diğer kazalara da sıçradığı belirtilerek göndermeyen kişilerin önce uyarılması ancak aynı hareketi tekrar ederlerse daha ağır şekilde cezalandırılacaklarının kendilerine anlatılması yönünde bir emir verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 640-2). 697 Karaman eyaleti 80.000 kıyye götürmesi gerekirken 14.269 kıyye, Alanya sancağı 45.000 kıyyeden 35.520 kıyye ve İçil sancağı ise iskeleye taşıyacağı 45.000 kıyye kurşundan 19.011 kıyye kurşunu iskeleye götürmüştür (BOA, C.DRB 2820). 698 Gülnar ve Mamuriye kazaları arzlarında; Ermenek, Nevahu, Sinanlu, Mud, Sarıkavak, Karataş, Selevkeli, Zeyne, Gülnar, Mamuriye ve Selendî kazaları ahalisi develeri ile develeri yoksa bargir ve merkepleriyle ile kurşunu taşımaya memur İçil sancağı kazaları iken, Sarıkavak ve Mud kazaları ayanlarının kendi hisseleri olan dörder bin kıyye kurşunu kendi üzerlerine yüklediğini ve nakliye ücreti de alamadıklarını belirterek bir emir istemişlerdir. 7 Mayıs 1782 tarihinde kazaların bu arzı üzerine verilen emirde, Bozkır madeninde bulunan 45.000 kıyye kurşun bu 11 kazaya tevzi edilmiş ve her kaza hissesi olan 4.000 kıyye kurşunu develeriyle, develeri yoksa bargir ve merkepleri ile taşımaları ile bu ayanların benzer şekilde davranmaları halinde cezalandırılacakları belirtilmiştir (BOA, C.DRB 3057). Ermenek, Nevahu, Sinanlu, Mud (Mut), Sarıkavak (Kürkçü), Karataş, Selevkeli (Silifke olmalı), Zeyne, Gülnar (Anaypazarı), Mamuriye (Anamur) ve Selendî (Gazipaşa) bu kazalar için bkz. Sezen, 2006. Cumhuriyetin ilk yıllarında İçel vilayetinin adı Mersin idi. 1933 yılında merkez Mersin olmak üzere adı İçel oldu. Aynı tarihe kadar ayrı bir vilayet ve merkezi Silifke olan İçil de lağvedilerek Silifke, Anamur, Gülnar ve Mut kazaları İçel iline bağlandı. 2005 te ilin adı yine Mersin oldu (Sezen, 2006: 245). İçil: Merkezi Ermenek ve sonra Silifke olan bir sancak teşkilatıdır. Bugünkü İçel ile karıştırılmamalıdır (Sezen, 2006: 350).

317 Bir başka sorun ise kurşunun nakli meselesinin bazı konular için araç olarak kullanılmasıydı. Şöyle ki, Mamuriye kazası ayanı Abdülmuin Bey 699 hissesine düşen develeri madene göndermiş ve hissesine düşen kurşunu iskeleye gönderdiğine dair maden emininden halas tezkeresi almıştır. Ancak Nevahi kazası ayanı Ali, İçil mütesellimi olmak istediğinden diğer kazaların hissesine düşen develerin ahalisine, şu kadar para verirseniz ne güzel, vermezseniz develeri vermedi diye İstanbul a bildiririm diyerek para almıştır. Madene gönderilen develeri ise yollarda gasp ettirip emelini gerçekleştirmiş ve mütesellim de kabahatini gizlemek için Abdülmuin deve virmedi diye merkeze bildirmiştir. Ayanın bu bilgi üzerine Magosa ya kalebent olunduğu ile ilgili emir olduğu ancak yanlış bilgi verildiği anlaşıldığından bu emirden vazgeçilerek mütesellim tembih edilmiştir (BOA, MEDAD 8: 681-3; BOA, AE.SABH I 4289). Bu tür sorunların çözülmesi için kazalar hisselerine düşen develeri göndermediği zaman her sancağa bir çukadar tayini ya da İstanbul dan bir mübaşir tayin edilmesi önerilmiştir (BOA, C.DRB 2820). Kurşunun taşınması için gerekli develerinin olmadığını ya da maden emanetine uzak olduğunu belirtip kurşun taşıma işinden affedilme isteğinde bulunan yerlerin bu istekleri devlet tarafından dikkate alınmamıştır. Madene 15 ve iskeleye üç merhale uzaklıkta olan Kayseri kazasının çoğunluğu amele ve tüccar olan kaza ahalisi, deve tedâriki için Arabistan a gitmiş ancak ellerindeki develeri dahi yağma edilmiş bu nedenle kurşun naklinden aflarını istemişler ancak develeri göndermeleri 20 Aralık 1783 tarihinde kendilerine hatırlatılmıştır (BOA, MEDAD 8: 673-1). Kurşunu taşımak için gerekli develer, maʻrifet-i şerʻle tahrîr olunan tevzîʻ defteri gereği tedârik edilerek ayanlarının bilgisi dahilinde madene gönderilirdi (KŞS 64: 134-2). 1785 e mahsuben Karaman eyaleti 72.000 kıyye, İçil sancağı 54.000 kıyye ve Alanya sancağı 54.000 kıyye kurşunu develeriyle iskeleye nakletmekle görevliydi (KŞS 64: 114-1). Kurşun nakli, vergi çeşitlerinden biri olmadığından ve ücreti maden emini tarafından peşin olarak verildiğinden muafiyet iddiasında olanlara itibar edilmemeliydi (BOA, C.DRB 2508; BOA, C.DRB 2955). Bu tarihte 699 İçil sancağı mütesellimi Ali arzında, Bozkır madeni kurşunlarının iskeleye nakli için istenilen develerin Anamur kazası hissesini Mamuriye ayanı Abdülmuin Bey in verdirmediğini ve daha önce Magosa Kalesi ne kalebent olunması ile ilgili emrin bir daha böyle bir hareket olursa bu emrin uygulanacağı yönünde olduğunu ve bu cezanın uygulanmasını talep edince, dizdara bu konuda bilgi verilerek cezası onaylanmıştır (BOA, MEDAD 8: 679-d).

318 de Karaman eyaletine % 40, Alanya ve İçil sancaklarına ise % 30 ar hisse düşmüştür. Burada bahsedilen durum kurşunun Alanya İskelesi ne taşındığı dönemler için geçerliydi. Bozkır madeni üretimi kurşunun İzmit İskelesi ne taşındığı dönemlerde kurşunu taşımakla görevli yer Alanya sancağı idi (BOA, MEDAD 3: 280-2). Sadece Alanya sancağının sorumlu olması taşınacak kurşun ile alakalı olmalıdır, zira bu tarihlerde Bozkır madeninden her yıl 12.500 ile 20.000 kıyye arasında kurşun İstanbul a gönderilmekteydi (Bkz. Tablo 6). Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü üzere daha önceki yıllarda Alanya sancağı hissesine düşen oran İzmit İskelesi ne nakledilen oranlardan daha fazlaydı. Bu nedenlerle sadece Alanya sancağı sorumlu olmuştur. Ancak kurşunun götürüleceği mesafenin arttığı da gözden kaçırılmamalıdır. 2.2.3.3. Taşıma Yükümlülüğüne İtiraz Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne kurşunun götürülmesi için yapılan paylaştırma sonucu her kaza ve köy üzerine düşen miktar kurşunu iskeleye götürürdü. Fakat bazen bu paylaştırmalara itiraz ederek muafiyet iddiasında olan yerler de olurdu. Muafiyet iddiasında bulunan kaza ahalisi bir arzla durumu merkeze bildirdikten sonra gerekli araştırmalar yapılır ve gerçekten bir muafiyeti varsa kurşun taşıma görevinden muaf olduklarına dair bir emir gönderilirdi 700 (BOA, MEDAD 8: 667-2). Muafiyet iddiaları reddedildiği gibi bazen de kabul edilirdi. Bu iddiaların kabul edilmesi tamamıyla yapılan iş nedeniyle verilen muafiyet belgesinin ortaya çıkması ile mümkün olmaktaydı. Karaman Ereğlisi kazasına bağlı Çavuşlu derbendi ahalisi, mahalli eşkıya zümresinden muhafaza karşılığında vergiden muaf olduklarını ancak kendilerinden kurşun nakliye ücretinin talep edildiğini belirtince, muhafazada kıyam üzere yani sürekli hazır bekledikleri gerekçesiyle bedel talep edilmemesi emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 669-3). Yine Kırşehir sancağı Kokur kazası ahalisi, çaşnigir köprü derbent muhafazı olarak bölgeyi yol kesicilere karşı koruma görevine 700 Derbent hizmeti ile görevli olan bir köy ahalisinin kurşun taşıma görevinden muaf olduğu iddiası örnek olarak verilebilir. Larende kazası Kılbasan köyü ahalisi memur oldukları derbent hizmeti karşılığında imdad-ı hazeriyye ve seferiyyeden başka avarız-ı divaniyye, tekalif-i örfiyye ve şakkadan muaf olduklarını ancak iki senedir kurşun naklettiklerini bildirmelerine rağmen üzerlerine düşen kurşunu ücreti karşılığı taşımaları, 3 Şubat 1783 de emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 667-2). Ancak yapılan tevzide Kılbasan köyü üzerine 2.000 kıyye kurşun düşmüş ancak 1157 yılında muafiyetleri olduğunu ahali belirtince bu miktarın başka kazalara tevzi edilmesi emredilmiştir (KŞS 65: 90-1).

319 karşılık muaf olduklarını ancak üzerlerine kurşun naklinin tevzi edildiğini dile getirince 1782 de muaf olduklarına dair emir olduğu hatırlatılmıştır (KŞS 64: 67-2). Eskil de denilen Eski İl kazası Sultaniye kasabası Suberde köyünde oturan Bozulus Türkmeni Aşireti 40-50 kişiden ibaret olup her sene malı miriyyelerini merhum Sultan Selim evkafına verdikleri odun ve diğer vergilerden başka tekaliften muaf iken Bozkır madeninden 2.500 kıyye kurşun tevzi olunduğu yönündeki şikayetler üzerine, bu aşiret ahalisi vakfa bağlı olduğundan 2 Temmuz 1797 de taşıyabilecekleri kadar tevzi yapılması bildirilmiş 701 ancak vakfa bağlı olmalarına hürmeten affedilmişlerdir (KŞS 67: 182-1; BOA, MEDAD 9: 214-d). 29 Ağustos 1797 tarihinde Aksaray sancağında Eyüb-ili ve yine aynı sancaktaki Bolad Dağı ve Çukur Derbendi; Niğde 702 ve Konya da bazı derbentler ile Anduğu; İçil sancağında Karataş ve Ermenek; Pirluganda, Aladağ, Eski İl, Turgut, Kiriş, Bayburd 703 gibi kazalar muafiyet iddiasında bulunmuş, Kayseri kazası ise mübaşiriyye verdiğini söylemiş ancak her kazanın üzerine düşen kurşunu taşıyacağı belirtilerek af talepleri reddedilmiştir (BOA, MEDAD 9: 218-1; BOA, C.DRB 2429; BOA, C.DRB 2466). Bu iddiaların dikkate alınmaması ve tevzi defterlerindeki hisselerin taşınmasının üzerinde durulması, devletin kurşunun taşınmasına verdiği önemi göstermektedir. Bozkır madeninden iskeleye kurşun nakli ile Karaman eyaleti, İçil sancağı ve Alanya sancağı görevliydi. Bu yerlerdeki kaza ve aşiretlerin muafiyet iddiasına itibar edilmemesi ve develerin mübaşirle madene gönderilmesi emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 221-2, 217-2). Kurşunun taşınması vergi değildi zira ücreti maden emini tarafından peşin olarak verilmekteydi. Bu yüzden muafiyet iddialarının dikkate alınmaması ve kazaların üzerine düşen hisseyi taşımaları gerekirdi (BOA, C.DRB 2508). İskeleye nakledilecek kurşun için gerekli deve talebi karşısında kazaların 701 Sadrazam mukataası olan Larende Kılbasan Köyü, serbest olan Çavuş köyü, Hatice Sultan Damat Osman ın mâdeyesi olan Hotamışlı aşireti ile Sultan Selim evkafından olan Karapınar kazası ahalileri muafiyet iddiasıyla aflarını talep etmişlerdir. 24 Şubat 1797 tarihinde, madendeki kurşunun üçte birinin satılmasıyla nakliye ücreti karşılanacağından dolayı herkesin üzerine düşen kurşunu iskeleye taşıması istenilmiştir (BOA, MEDAD 9: 214-2). 702 Arabsun nam-ı diğer Gülşehri, Nevşehir ve Ürgüp, Anduğu, Bor gibi yerlerin af talebi reddedilmiştir (BOA, C.DRB 2429). 703 Esbkeşan mukataasına bağlı Eskiil, Bayburd, Turgut ve Kiriş kazaları 2 Ocak 1781 tarihinde kurşun taşıma görevi konusunda muafiyet iddiasında bulunmuş ancak bu iddialara itibar edilmemesi gerektiği belirtilmiştir (BOA, MEDAD 8: 641-2).

320 madene bağlı olmalarından dolayı muaf oldukları düşüncesine itibar edilmemeliydi (BOA, C.DRB 1115). Yani madene bağlı kazalar dahi Karaman eyaleti hissesinden kendi üzerlerine düşen kurşun miktarını taşımakla yükümlüydü. Alanya kazası, kurşun geldikçe nazıriyye, hammaliye, kantariyye ve mahzen icaresi ile beylik kalyonu geldiği zaman ortaya çıkan 600-700 kuruş masrafı karşıladıklarını belirterek deve tedârikinden aflarını istemişler ancak 20 Nisan 1797 tarihli hükümde, kurşunun lüzumundan dolayı affın mümkün olmadığı belirtilmiştir (BOA, C.DRB 476; BOA, MEDAD 9: 216-1). Kurşun taşıma işlemine muhalefet eden ya da kurşunu nakilden kaçınanların haklarından mahkemelerin geleceği 704 de ilgili görevlilere hatırlatılmıştır (BOA, MEDAD 8: 675-2). Fakat kurşun için taksim edilen deveyi göndermeyen ayanlar olduğu zaman vali vasıtasıyla develer alınıp, kurşun taşıtılmıştır (BOA, MEDAD 8: 654-d). 2.2.3.4. Mübaşirlere Ödenen Ücret: Mübaşiriyye Mübaşiriyye, devlet tarafından bir işi yapmaya memur edilenlerin masraflarına karşılık gittikleri yerlerdeki halktan tahsil edilen para hakkında kullanılan bir tabirdi 705 (Pakalın, 1993: 592). Bozkır madeninde üretilen kurşun da bir mübaşir vasıtasıyla Alanya İskelesi ne götürülürdü. Kurşunun teslimi esnasında maden emininin bir adamı da kurşunun vezninde bulunur ve bu görevliye yapılan işlem sonucu kurşunun miktarı yazılı bir mühür temessükü verilirdi (BOA, MEDAD 8: 665-1). Kaza ahalileri hissesine düşen kurşunu Alanya ya götürüp teslim ettiği anda mübaşirden temessük alırdı (BOA, MEDAD 8: 627-2). Mübaşirin görevinin en zor kısmı kaza ahalilerinin hisselerine düşen kurşunu taşımak için kullanılacak hayvanları vermemeleriydi (BOA, MEDAD 8: 641-1). Fakat mübaşir zor durumda kaldığı anda validen yardım almış ya da bu tür olumsuzluk çıkaranları merkeze bildirmiştir (BOA, MEDAD 8: 654-d1). Mübaşirin kurşun naklindeki görevlerinden 704 1783-1784 yılında üzerine düşen kurşun hissesini taşımayan Kayseri ve Kırşehir ahalisinin üzerine düşen kurşunu götürmeleri, bu konudaki beyanlarının kabul edilmemesi aksi halde mahkemede bu işlerin görüleceği ifade edilerek ahali uyarılmıştır (BOA, C.DRB 2508). 705 Tanzimat tan önce mübaşir olarak görevlendirilen memurlara devlet tarafından yol parası ile çeşitli masrafların karşılığı verilmez, mübaşirlerin bu masrafları gittikleri yerlerin tevzi defterlerine eklenerek halktan tahsil edilirdi. Tanzimat tan sonra gönderilen memurlara harcırah ve yevmiye verilmeye başlandığından halktan bu adla para alınması kaldırılmıştır (Pakalın, 1993: 592).

321 biri de kurşunun kazalara tevzi edilmesini yerel yöneticiler ile birlikte yapmasıydı (BOA, MEDAD 8: 676-1). İstanbul dan görevlendirilen 706 (BOA, MEDAD 8: 677-1) mübaşir, kurşunun taşınmasına da nezaret etmekteydi. Mübaşir kurşunun taşınması esnasında çıkan aksaklıkları merkeze bildirip, sorunun çözümü için emir talep ederdi (BOA, MEDAD 8: 692-1). Mübaşir olarak görevlendirilen kişilerin bir diğer görevi de kazalardan tedârik edilen develerin madene ulaşmasını sağlamaktı (BOA, MEDAD 9: 215-2). Kurşunun nakliyle görevli mübaşirin hastalık gibi nedenlerle görevini yapamaması kurşunun taşınmasını geciktirmiştir (BOA, D.BŞM.DRB 15/52). Yukarıda sayılan görevleri yapması karşılığında mübaşire ödenen mübaşiriyye ücreti, tevzi defterlerine masraf olarak yazılarak ilgili kazalardan tahsil edilirdi. 22 Temmuz 1797 de, kurşunu taşımakla görevli kazalardan üzerlerine düşen kurşunun her kıyyesine ikişer para mübaşiriyye alınarak maden eminine teslim edilmiştir (BOA, MEDAD 9: 217-1). Mübaşirlere ödenen bu ücretlerin yanında madene sermaye götüren ya da madenden İstanbul a gümüş nakleden görevlilere de mübaşiriyye ücreti ödenmekteydi. 1820-1821 yılında Bozkır madeninden hizmet-i mübaşiriyye olarak 7.500 kuruş ödenirken (BOA, D.BŞM.MHF.d 8824) 1838 yılı masrafları arasında hizmet-i mübaşiriyye de vardı 707 (BOA, DRB.d 1027). 2.2.3.5. Kurşunun Gemilerle Nakledilmesi ve Nevl 2.2.3.5.1. Kurşunun Gemilerle Nakledilmesi Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne gönderilen kurşunlar devlete ait kalyonlarla İstanbul a gönderilirdi (BOA, MEDAD 8: 638 d1). Bunun yanında Alanya İskelesi nde bulunan kurşun sefine isticâr edilerek yani gemi kiralanarak 706 Bozkır madeni emini Seyyid Ali Efendi, Karaman eyaleti kazalarının kurşun nakli için deve göndermeleri gerekirken bir deve dahi gelmediğini ve kendisinin deve kiralayarak kurşunun bir miktarını taşıdığını ancak kurşunun madende kaldığını, kendi tarafından adam tayin edilmesine rağmen bir faydasının olmadığını, kurşunun nakli konusunda sıkıntı yaşandığını belirterek bu iş için bir mübaşir görevlendirilmesini istemiştir (BOA, C.DRB. 916). Örnekte görüldüğü üzere maden eminleri taşıma işlemi için mübaşir görevlendirilmesinin bazı sıkıntıları çözeceğini düşünmüştür. Devlet bu sorunun çözümü için, 23 Şubat 1801 tarihinde Selim Ağa adlı kişiyi mübaşir olarak görevlendirmiş ve mevcut kurşunun iskeleye gönderilmesini istemiştir (BOA, C.DRB 919). 707 Avaid-i ketebe-i darbhane ve hizmet-i mübaşiriyye olarak 18.350 kuruş Bozkır madeninden verilmiştir (BOA, DRB.d 1027).

322 da İstanbul a taşınırdı (BOA, D.DRB.THR 34/9). Kurşunun taşıma işlemi maden emininin ilamı ve darphane nazırının tahriratı üzerine kaptanı deryadan durumun sorulması ve sefine ayarlanması ile gerçekleşirdi 708 (BOA, MEDAD 8: 688-1). Sefineyi ayarlayan diğer bir görevli ise gümrük eminiydi (BOA, MEDAD 9: 183-2). Sefine geldiği anda kurşun tartılarak gemiye yüklenir (BOA, MEDAD 8: 685-2). Kaç külçe ve kaç kıyye kurşunun hangi kaptanın gemisine yüklendiği yazılarak merkez bilgilendirilirdi (BOA, C.DRB 1837). Alanya mutasarrıfı, kadısı, gümrük emini, dizdar ve zabitanı kurşunun yüklenmesinden ve miktarının bildirilmesinden sorumlu olan mübaşirden senet alarak mahalline kayıt ettirirlerdi (BOA, MEDAD 8: 681-2). Bu işlem ileride ortaya çıkacak anlaşmazlıkların önüne geçmek için kurşunun taşınmasının her aşamasında yapılan genel bir uygulamaydı. Alanya İskelesi ndeki kurşunlar, devlete ait gemilerle taşınırken devlete ait gemi bulunamadığında başka milletlere ait gemilerle de götürülmüştür (BOA, C.DRB 2045). 21 Ocak 1790 tarihinde, Fransız gemisine kurşunun yüklenmesi ve mutemet bir adamla birlikte İstanbul a gönderilmesine dair bir emir verilmiştir (BOA, MEDAD 9: 184-1). 24 Mayıs 1782 de kurşunun iskelede korunması görevini de yapan dizdar ile diğer görevlilere kurşunun miri kantar ile tartılması, Dâmân kaptanın kalyonuna yüklenerek kaptandan temessük alınması ve mahkeme tarafından kaptana hüccet verilmesi emredilmiştir (BOA, C.AS 38432). Bazen ayarlanan gemilerin şiddetli kış nedeniyle iskeledeki kurşunu alamadan döndükleri olurdu (BOA, D.DRB.THR 50/18). 1809 yılında, iskelede bulunan mahzendeki 1.102 külçe 1.142 kantar-ı rumi kurşunun nakli için gönderilen sefine iki defa iskeleye yaklaşmasına rağmen kışın şiddetli olmasından dolayı geri dönmek zorunda kalmıştır (BOA, D.DRB.THR 50/18). Bu nedenle iskelede bulunan kurşunun kıştan evvel mevsim-i deryâ mürûrundan mukaddem der aliyyeye nakledilmesi gerekirdi (BOA, C.DRB 955). 708 Kaptan-ı derya gemilerin başka yerlerde görevlendirildiğini ve kurşunu doğrudan İstanbul a götürecek bir geminin ayarlanmasının daha iyi olacağını ifade etmiştir (BOA, AE.SABH I 5368). Kurşun taşıma işlemi esnasında başka görev alan geminin taşıdığı yük kayıklarla İstanbul a taşınmıştır (BOA, D.BŞM.d 5792: 2). Alanyalı Mustafa nın gemisine kurşunlar yüklenmiş ve Sakız Adası na kurşunlar bırakılmıştır. Mısır tarafına görevlendirilen geminin adaya bıraktığı kurşunların İstanbul a gönderileceği, 25 Ocak 1789 da bildirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 180-d). Toplam 3.184 külçe olan kurşundan 31 kayıkla 3.112 külçe olmak üzere 88.287,5 kıyye teslim edilmiştir (BOA, D.BŞM.d 5792: 2).

323 Alanya İskelesi ne Bozkır madeninden 50.000 kıyye kurşun nakledildiğinden ve 20-30 gün içerisinde 150.000 kıyye kurşun da iskeleye ulaşacağından geçen sene kurşunu taşıyan ve bu sene de taşıması istenilen Rodos sancağı mutasarrıfına ve Alanya gümrük eminine, 24 Haziran 1797 de bildirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 216-2). 27 Eylül 1797 tarihli hükümde ise aynı bilgiler tekrar edilmiştir (BOA, C.DRB 435). Her iki emir karşılaştırıldığında kurşunu nakletme işleminin kolaylıkla yapılamadığı ve devlet tarafından öngörülen zaman içerisinde kurşunun iskeleye taşınamadığı ortaya çıkmaktadır. 2.2.3.5.2. Gemilere Ödenen Ücret (Nevl) Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne nakledilen kurşunlar, deniz yolu kullanılarak, kiralanan gemilerle İstanbul a gönderilirdi. Kurşunu taşıyacak olan gemilere, nevl adı verilen gemi kirası ya da taşıma ücreti olarak adlandırılan bir ücret ödenirdi. Nevl gemi kirası, yük nakli ücreti anlamlarına gelirken (Ahmet Vefik, 2000: 773); gemi kirası, gemi veya vapura eşya ve yolcular için verilen ücrete Yunancada navlon denirdi. Arapçada aynı anlamıyla Yunancadan alınarak nevl şeklinde kullanılmıştır (Şemsettin Sami, 1317: 1452-1453). Kurşunu nakletmek üzere kiralanacak gemi için geminin reisiyle pazarlık yapılması ve ücretinin yazılarak reisine bir senet verilmesi gerekirdi 709 (BOA, MEDAD 8: 547-1). 1 Temmuz 1798 tarihinde, Aynozlu Yani sefinesine konmak üzere 1.000 kantar kurşunun önceki senelere mukayesesi sonucu beher kantarı otuz ikişer pâra hesâbıyla maktûan sekiz yüz kuruş nevl ile isticâr ve kat -ı bazâr ve nısfı hîn-i avdetinde virilmek üzere nısfı ahari nakden dört yüz kuruşun itası ifadesine göre taşıma için 400 kuruş darphaneden peşin olarak verilirken kalan meblağ ise kurşunun darphaneye tesliminde verilecekti (BOA, C.DRB 1724). Kurşunun kantarına 32 para 710 gemi kirası ödenirken gemi kirası olarak ödenen meblağın üçte biri görevin yerine getirilmesi şartıyla ve üçte ikisi peşin olarak verilmek üzere 709 Alanya kadısı ve Alanya gümrük eminine gönderilen 6 Mayıs 1795 tarihli hükümde, nevli İstanbul da ödenmek üzere kat -ı bazâr olunarak yüklenen kurşunun ve geminin kat olunan nevlinin miktarının belirtilmesiyle reisine senet verilmesi emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 547-1). 710 18 Temmuz 1804 tarihinde ise Alanya İskelesi nden yüklenecek 1.500 kantar kurşun 1.500 kuruşa Eşkinozlu Nikola tarafından taşınacaktı. Bu belgenin kenarında kurşunun kantarının önceden 32 paraya taşındığı da yazılmıştır (BOA, C.SM 1017). Buradan anlaşılacağı üzere artık kurşunun kantarı bir kuruşa başka bir deyişle 40 paraya taşınmaya başlamıştır.

324 mukavele ve kat -ı bazâr edildiği ile ilgili örnekler de vardır. 24 Nisan 1800 de Sakızlı Mike reisin gemisine kurşunun yüklenmesi ve 600 kuruşun 200 kuruşu kurşunun tesliminde ve sülsanı olan 400 kuruş peşin olarak verilmiştir (BOA, DRB.d 969; BOA, C.DRB 1837). Ancak ücretin peşin ya da kurşunun tesliminde verilen miktarları her zaman aynı değildi. Nevl bedelinin yarısı (BOA, C.DRB 1724) ya da de üçte biri 711 (BOA, C.AS 6937) peşin olarak da ödenebilmiştir. 25 Ocak 1798 de, Fransız kaptanlarından Verton Sülünü gemisine kurşunun kantarı 32 şer paradan yüklenmesi konusunda yapılan mukaveleye göre, nevl bedelinin yarısı olan 1.250 kuruş peşin olarak ve kalanı ise İstanbul a gelince verilecekti (BOA, MEDAD 9: 219-d2). İstanbul a gelince verilmesinin temel nedeni gemide ne kadar kurşun çıkarsa ücretin o şekilde verilmek istenmesiydi 712. Bir başka deyişle devletin kendini güvence altına almak istemesiydi. Bu tarihten önce kurşunun taşınması için nevl verildiğine dair bir örnek olmadığından bu tarihe kadar miri sefineyle taşınmış ancak miri sefineyle nakil mümkün olmadığından bu yola başvurulmuştur (BOA, C.DRB 2045). Nitekim devlet gemi kirası ödememek için kurşunun karadan taşınması yolunu da araştırmış 713 fakat karadan taşıma daha masraflı olduğu için önce Alanya İskelesi ne oradan da gemilerle İstanbul a taşınması konusunda karar kılmıştır. 2.2.3.6. Alanya ve İstanbul daki Mahzenler (Depolar) Bozkır madeninde kurşunların konulduğu bir mahzen varken 714 (BOA, C.DRB 3252; BOA, MEDAD 9: 181-d) aynı şekilde kurşunun korunması amacıyla Alanya da da bir mahzen vardı (BOA, MEDAD 8: 648 d). Kurşun Bozkır madeninden geldikten sonra tartılarak ve miktarı yazılarak kurşunun korunmasına 711 1800 yılında, kantarı 32 para nevl üzere 80.000 kıyye 1.800 kantar kurşunun taşıma ücretinin üçte biri olan 480 kuruş darphaneden kaptana peşin olarak, kalan üçte ikisi olan 960 kuruş ise İstanbul a ulaşınca verilecekti (BOA, C.AS 6937). 712 Alanya İskelesi nden gemilere yüklenen kurşun kadı ve gümrük emini tarafından tartılarak gemiye yüklenmiş ve bu konuda merkeze bilgi verilmiştir (BOA, MEDAD 9: 219-2). Fransız kaptanın gemisine 3.180 kantar kurşun yüklenerek kantarı 32 paradan 2.545 kuruş tutan nevlin yarısı olan 1.250 kuruş peşin olarak verilecekti (BOA, C.DRB 2045). 713 22 Ağustos 1779 tarihinde, Bozkır madeni üretimi kurşunlar Alanya İskelesi nde iken İstanbul a taşınması için Alanya da bir gemi olmadığı ve merkezden bir geminin bulunması maden emini tarafından dile getirilince gemi kirası ödeneceğinden dolayı kurşunun karadan taşınması için yapılacak masrafların araştırılması istenmiştir (BOA, MEDAD 8, 628-1). 714 Bozkır madenindeki ustalardan satın alınarak mahzenlere konan kurşun defterlere şöyle kaydedilmiştir: Bozkır madeninde üretilen kurşun satın alınarak tamgalanmış olarak der mahzen olan kurşun 478 külçe 12.601 kıyye idi (BOA, D.DRB.THR 6/29).

325 memur olan kişiye 715 teslim edilirdi. Bundan sonra Alanya ahalisinin cümle ittifakıyla kurşun der mahzen olunurdu (BOA, C.DRB 267). Alanya İskelesi nden İstanbul a gönderilen kurşunlar ise Yalıköşkü sahilinde Sepetçiler Kasrı tahtında bulunan mahzenlere 716 konurdu (BOA, MEDAD 8: 782-2). Bu mahzenlerde madenlerin yüklenmesi gibi işlerde çalıştırılan görevliler de vardı. 29 Kasım 1804 tarihinde, bu mahzende bulunan kurşun ve bakırın darphaneye nakli için 400 arka hamalı tutulmuş ve bunlara günlük 15 çürük akçe ücret verilmiştir (BOA, C.DRB 2544). Alanya İskelesi nden gelen kurşunların Yalıköşkü ndeki mahzenlere nakledilmesi için 9 kıta mâ ûne 717 talebi, 14 Şubat 1790 tarihinde olumlu karşılanmıştır (BOA, C.ML 232). 2.2.3.7. Nakliye Ücreti Kaza ahalileri hisselerine isabet eden kurşunu develerine yükleyerek Alanya İskelesi ne götürdükleri zaman mübaşirden halas kağıdı alırdı. Fakat bu görevleri yapmalarına rağmen ahaliden nakliye ücretinin de alındığı yönünde şikayetler de olurdu. Yapılan araştırma sonucunda bu bilginin doğru olması durumunda ilgililere alınan bu ücretin geri ödenmesi emredilirdi (BOA, MEDAD 8: 699-2). Kurşunu Bozkır dan Alanya İskelesi ne Karaman eyaleti, İçil sancağı ve Alanya sancağı kazaları ahalisi taşımakla görevliydi. Her kaza kendi hissesine düşen kurşunu taşımak zorundaydı. Kurşunu taşıma görevi yerine bazı kazalar nakliye bedeli ödemişlerdi. Fakat nakliye bedeli ödenmesine rağmen kurşunun taşınması daha önemli olduğundan alınan bu ücretlerin geri ödenmesi ve ahaliden üzerine düşen kurşunu iskeleye götürmelerinin istendiğine dair örnekler de vardı (BOA, MEDAD 8: 696-d). Kurşun taşıma yerine bedel ödeyen kazalarda ise uygulama şöyleydi: Kurşunun nakli için gerekli deve tedâriki emri gelince, bu emir görevli memur tarafından kaza mahkemelerinde okunur. Bundan sonra deve tedârik eden ya da bedelini ödeyen kazaların kadıları durumu ilamlarıyla tahrir ederdi (BOA, C.DRB 2416). Kazalardan alınan nakliye ücreti ile maden emini tarafından çeşitli mahallerden hayvanlar tedârik 715 Haziran 1793 tarihinde bu görevi Tosun Yazıcı adlı bir zimmi yapmıştır (BOA, C.DRB 267). 716 İki bab mahzen vardı (BOA, D.BŞM.DRB 17/9). 717 Mâ ûne, mavna da denilen yük taşıyan kayık anlamında kullanılmıştır.

326 edilirdi (BOA, MEDAD 9: 214-2). Bu anlamda alınan nakliye ücreti yine kurşun taşımada kullanılırdı. 25 Ocak 1783 de iskeleye götürülecek kurşundan Konya kazası hissesine 20.000 kıyye kurşunun nakliye ücreti, Konya ayanı tarafından alınmıştır. Fakat ayanın bu parayı eski Karaman valisine verdiğini söylemesi üzerine davanın mahallinde görülmesi ve bu ücretin ayandan alınması emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 667-1). Nakliye bedeli ilgili kazalardan mübaşir vasıtasıyla toplanarak Karaman valisine teslim edilir ve hangi kazadan ne miktar alındığı deftere kaydedilirdi 718 (KŞS 67: 5-1). 26 Ekim 1787 tarihli hükme göre, Bozkır madenindeki kurşunun üçte biri madenciler tarafından mahallinde satılacak ve kurşunun kalan üçte ikisi darphaneye teslim edilecekti. Kurşunun nakliye ücreti ise maden emini vasıtasıyla madenciler tarafından verilerek nakledilecek, kazalardan bir akçe talep edilmeyecekti. Darphaneye gönderilen kurşunun her kıyyesi nakliye ücreti ile birlikte 8,5 para olmakla birlikte nakliye ücreti, satılacak kurşundan madenciler tarafından karşılanacağından her kıyyesinde 1,5 para düşülmesiyle darphaneye yedişer paraya verilecekti 719 (BOA, MEDAD 9: 171-1; BOA, C.DRB 967). Bozkır madeninde üretilen kurşunun üçte ikisini madenciler mahallinde satarak, kurşunun iskeleye nakli için gerekli olan nakliye ücretinin karşılandığı ve bu nedenle halktan nakliye bedelinin alınmaması 22 Şubat 1790 tarihinde emredilmiştir (BOA, MEDAD 9: 185- d1). Bozkır madeni ilk açıldığında madende üretilen kurşunun üçte ikisi mahallinde madenciler tarafından satılarak elde edilen parayla kalan kurşunu Alanya İskelesi ne nakletmek üzere nizam verilmiş ve 1789 ile 1793 yıllarında da bu emir tekrarlanmıştır. Fakat 1796-1797 yılında kurşunun yarısının satılarak nakliye 718 Aksaray sancağı 131, Kırşehir sancağı 165, Akşehir sancağı 271, Kayseri sancağı 50, Kadınhanı ve Ladik derbentleri 550, Argıthanı 2.500 kıyye kurşunu taşıma karşılığı 125; Gaferiyat kazası 54,5 ve İnsuyu kazası 24 kuruş ücreti Karaman valisine teslim etmiştir. Toplam 1.270,5 kuruştan 850 kuruş Beyşehir livası ve Belviran kazasının hazeriyyeleri malından 850 kuruş göndermesi gerekirken karşılığında gönderilen üç at geri Bozkır madeni eminine iade edilerek bu oran düşülmüş ve 520,5 kuruş teslim alınmıştır (KŞS 67: 5-1). 719 Aynı emir 7 Ekim 1789 tarihinde yeniden gönderilmiştir. Kurşunun üçte birinin madenciler tarafından mahallinde satılmasına gerekçe olarak kurşunun Alanya İskelesi ne nakledilmesi için Karaman eyaleti kazalarına yılda 70-80 kese akçe tevzi edilerek nakliye ücreti alındığı bu durumun halka zulüm olduğu ifade edilmiştir (BOA, C.DRB 238).

327 ücretinin verilmesi emri terk edildiğinden kazaların muafiyet iddialarına itibar edilmemesi emredilmiştir (KŞS 67: 179-1). 25 Eylül 1789 da, Bozkır madeninden iskeleye götürülen kurşunun kıyyesine - iskeleye nakledilen 86.166 kıyye kurşunun nakliye ücreti 4.308 kuruş tutmuş- iki para nakliye ücreti verilmiştir. Nakliye ücreti devlet tarafından verileceği gibi madende bulunan kurşunun satılmasıyla da nakliye ücretinin ödeneceğine dair izin ve ruhsat maden eminine verilmiştir (BOA, MEDAD 9: 183-1). 22 Mart 1780 yılında (BOA, MEDAD 8: 634-1, 634-2) ve 1782 yılında (BOA, C.DRB 3090; BOA, C.DRB 3252) kurşunun iskeleye 100 kıyyesi 50 paraya nakledilmiştir. Yani bir kıyye kurşun 0,5 paraya bir başka deyişle 1,5 akçeye Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne taşınmıştır. 2 Ocak 1806 tarihinde ise iskeleye götürülen kurşunun kıyyesi yedi akçeye 720 taşınmıştır (BOA, DRB.d 987). 1811 yılında 100 kıyye kurşun altı kuruş ile nakledilirken 1,5 kuruş zam ile 7,5 kuruşa götürülmüş ve her kıyyesi üçer paraya gelmiştir (BOA, DRB.d 970; BOA, D.DRB.THR 100: 4 lef 3). 30 Aralık 1814 tarihinde, Bozkır madeninden Şam a gönderilen 10.000 kıyye kurşunun Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne 750 kuruş, Alanya İskelesi nden Beyrut İskelesi ne 716,5 kuruş ve Beyrut İskelesi nden karadan Şam a 800 kuruş olmak üzere toplam 2.266,5 kuruş tutan nakliye ücretinin Alanya gümrük emini tarafından verileceği belirtilmiştir (BOA, C.AS 25803). Bu tarihte de Bozkır dan Alanya ya kurşunun kıyyesi üç paraya götürülmüştür. Madenin kapatıldığı 1785 yılında madende mevcut kurşunun iskeleye taşınması ile görevli olan kazalardan nakliye ücretini ödeyen kazalar, kurşunun kıyyesine 4 para ödemiştir (BOA, C.DRB 3041; BOA, AE.SABH I 18534). 1796-1797 yılında ise kurşunun kıyyesine beş para nakliye ve iki para mübaşiriyye ücreti alınmıştır 721 (BOA, MEDAD 9: 217-1). Benzer şekilde, 15 Ocak 1797 tarihinde, Niğde ve Kayseri gibi kazaların uzak olmasından dolayı kurşunu götürmelerindeki 720 Madenden iskeleye taşınan 81.932 kıyye kurşun için 4.779 kuruş nakliye ücreti verilmiştir (BOA, DRB.d 987). 721 Kadınhanı derbendi hissesi olan 4.000 kıyye kurşun ile Ladik derbendi hissesi 499,5 kıyye kurşunun nakliye ve mübaşiriyye ücretleri teslim alınmıştır. Akşehir, İshaklı ve Doğanhisar kazalarının da bu ücretleri gönderdiği, Aksaray ve Koçhisar 229,5 kuruş, Argıthanı ile Doğanhisar ın 218,5 kuruş verdiği ve Ereğli kasabası ahalisi yarısını görevliye teslim ederken, diğer yarısı için maden eminine borç senedi/temessük verdiği; Aladağ, Pirluganda, Belviran ve Kılbasan derbentlerinin ise bu ücretleri ödediği görülmektedir (BOA, MEDAD 9: 217-1).

328 zorluk nedeniyle kurşunun her kıyyesine beşer para nakliye ve ikişer para hizmet-i mübaşiriyye ücreti tahsil olunması emredilmiştir (KŞS 67: 179-1). Kurşunun nakleden kaza ahalilerine 1814 yılında kıyyesine üç para ücret ödenirken, 1811 yılında kurşunu nakletmek yerine ücretini ödeyen kazalardan aynı oranda kurşun için yedi para ücret alınması, kurşun taşıma görevinin kazaların yükümlülüğü olduğunu göstermektedir. Her ne kadar devlet tarafından kurşun taşıma görevi vergi olarak değerlendirilmese de bugünkü anlamda bir angarya olduğunu söylemek mümkündür. Zira devlet, kurşunu taşıyan kaza ahalilerine verilen ücretlere bakarak, sadece taşıma masraflarını vermiştir. Bozkır madeninde üretilen kurşunun Alanya İskelesi yerine İzmit İskelesi ne taşınmaya başladığı dönemlerde ise, kurşunun nakli doğrudan karadan yapıldığından kıyye yerine kantar üzerinden taşıma ücreti hesap edilmiştir. 1822-1823 yılında İzmit İskelesi ne nakli için kurşunun her kantarına 50 kuruş nakliye ücreti isteyen Alanya ahalisinin isteği kabul edilmemiş ve kantarının 20 kuruşa taşınması ve taşıma ücretinin maden emini tarafından peşin olarak ödenmesine karar verilmiştir (BOA, DRB.d 159). 1827-1828 yılında da kurşunun kantarı İzmit İskelesi ne 20 kuruşa Alanya sancağı ahalisi tarafından taşınmıştır (BOA, DRB.d 1044). Bozkır madeninden İzmit İskelesi ne nakil işlemiyle benzerlik olması nedeniyle Bereketli madeniyle ilgili şu örnek verilirse durum aydınlatılacaktır. Bereketli madeninde İzmit İskelesi ne kurşun gönderilirken kurşunu götüren devecilerin eline devecilerin isimleri ile develerine ne kadar kurşun yüklendiğine dair bir mühür tezkere verilir, kurşun iskeleye vardığı anda vezn edilerek teslim alınır ve devecilere yeniden mühür tezkere verilerek teslim edilen kurşunun miktarı deftere yazılırdı. İskeleye getirilen kurşunlar ise sefineye yüklenerek İstanbul a nakledilirdi (BOA, MEDAD 9: 430-2). Bozkır madeninde üretilen kurşunun taşınmasında yeni bir değişikliğe 12 Mayıs 1834 tarihinde gidilmiştir. Buna göre 1823 yılından itibaren Bozkır madeni üretimi kurşunu İzmit İskelesi ne Alanya sancağı ahalisi deve tedârik ederek taşırken yine aynı sancak tarafından Alanya İskelesi ne nakledilmesine karar verilmiştir (BOA, MEDAD 3: 280-2).

329 2.3. Altın ve Gümüşün Nakli Bozkır madeninde üretilen gümüş ve mahlût sîm olarak adlandırılan altınla karışık gümüşün bir kısmı vergi olarak ücretsiz, kalan kısmı ise devlet tarafından satın alınarak darphaneye gönderilirdi. Bozkır madeninden gönderilen bu madenlere hazine denilmekteydi (BOA, MEDAD 8: 674-2). Bozkır madeninden gönderilen bu hazineler kara yolu ile darphaneye nakledilmekteydi. Bu nakil işlemi hazinenin torbalara doldurularak tartılması ve hayvanlara yüklenmesiyle belirli bir yol güzergahı takip edilerek darphaneye teslimi ile gerçekleşirdi. Altın ve gümüşler torbalara doldurulur ve bu torbalar hazine-bend edilirdi 722. Yani ağızları bağlanırdı. Yaklaşık 40.385 kg ağırlığında olan bu torbalar (Tızlak, 1997a: 164), işlenmiş madenler ya da işlenmemiş cevherler olarak mühürlenir 723, maden emininin görevlendirdiği bir memur tarafından yola çıkarıldığında bu madenleri taşıyan görevliye hazinenin miktarını belirten bir pusula verilirdi (Özkaya, 2008: 312). Nitekim Bozkır madeni emini Halil, 11 Mayıs 1778 tarihinde gönderilen gümüşlerin teslim edildiğine dair sened istemiştir. Bozkır madeninde mevcut olan sim bir himl 724 hazinebend olunub çukadarları Mustafa Ağa ya terfikan emekdâr ve mutemedimiz Abdullah Efendi ile Darbhâne-i Âmireye ba s ve tesyîr olunub kaide üzere mikdâr-ı derâhimi ve kıt âtı beyanıyla bir kıt a mühür icmâl mevzû â irsâl olunduğu ma lûm ılm-i âlilerî buyruldukda ba de l-vezn teslimini müş ar senedâtın tarafıma i tâsı (BOA, C.DRB 1058) denilerek ne miktar gümüş gönderildiğinin mühürlü olarak gönderildiğini belirterek tesliminde de kendisine miktarını gösteren bir belge verilmesini maden emini talep etmiştir. Bozkır madeninde üretilen gümüşler ya da gümüşle karışık haldeki altınlar üretildiği anda 722 Bozkır madeninde imâl ve hazine-bend olan simin darphaneye teslim (BOA, DRB.THR 36/25) edilmesi emrinde de aynı anlamda kullanılmıştır. 723 Gümüşhane madeninde ise, altın ve gümüş cevherleri cesîm izabehanelerden çıktıktan sonra ceviz sandıkları içine konularak maden emini ve ustabaşı tarafından temhîr edildikten sonra hazine-i amireye gönderilirdi (Abdürrahim Şerif 1341: 402). Yani ceviz sandıkları maden emini ve ustabaşı tarafından mühürlendikten sonra cevherler gönderilirdi. Kimin elinde mühürsüz gümüş bulunursa alınacağı maden kanunnamelerinde geçmektedir (Akgündüz, 1990a: 558; Anhegger-İnalcık: 2000: 8). 724 Halil İnalcık bir himl maden cevherini 4 kabal=77 okka ve 140 dirhem bugünkü anlamda 99,576 kg (İnalcık, 1991a: 21; İnalcık, 2003; 254) olarak vermiştir. Bir hiçe, üç himle eşitti (Spaho, 1913: 143). Osmanlı nizamnameleri kabalı bir hayvan yükü cevher ve hiçeyi iki bargir çektügi cevher yükü olarak tayin etmekteydi (İnalcık, 1991a: 16). Dolayısıyla bir himl dört kabal olduğuna göre bir hiçe 12 kabal olmalıydı ki İnalcık küçük hiçenin 12 kabala eşit olduğunu tespit etmiştir (İnalcık, 1991a: 21).

330 gönderilmez, biriktirilmek suretiyle senede birkaç defa olmak üzere İstanbul a gönderilirdi. 12 Mart 1782 tarihinde, dört defa ve bir de geçmiş seneden kalan sim hazinesi için 600 kuruş harcırah verilmiştir (BOA, C.DRB 3090). Bu durum belgelerde şöyle ifade edilmiştir; hâsıl olan zer ve simin bir dirhemin ketm olunmayarak hazinebend ile peyderpey darbhâne-i âmireme irsâle (BOA, MEDAD 9: 223-1). Bozkır madeninden Üsküdar a ulaştırılan gümüş, kurşunun İzmit İskelesi ne gönderildiği yoldan gönderilmiş olmalıdır. Bozkır madeni ile Üsküdar arasının 121 saat olduğuna yukarıda değinilmiştir. Dolayısıyla Bozkır madeni üretimi olan mahlut sim ve saf sim Bozkır madeninden başlayarak Seydişehir- Beyşehir- Kırili- Akşehir- Hüsrev Paşa Hanı- Seyitgazi- Eskişehir- Bozöyük- Yenişehir- İznik- Geyve üzerinden İzmit e ya da Dil İskelesi ne, Gebze ye oradan da Üsküdar a ulaştırılmış olmalıdır (Harita 3; Redif Askeri Tâlimatnamesi Sûreti, 813/4). Anadolu da bulunan yollar içerisinde bulunan sağ kol güzergahı Üsküdar dan başlamak üzere Gebze- Dil İskelesi veya İzmit üzerinden devam etmekteydi (Harita 3). Ancak altın ve gümüşler atlarla taşındığına göre karadan İzmit üzerinden Gebze yoluyla Üsküdar a ulaştırılmış olmalıdır 725. Bu sağ kolun ana yolundan ayrılarak Beyşehir ve Seydişehir üzerinden Bozkır madeni emanetine ulaşan tali yolda da menziller vardı. 27 Eylül 1802 tarihinde, Seydişehir ve Kırili kazaları menzilleri için vilayet tarafından bir kiracıbaşı tayini, ulaklara zorluk çıkarılmaması ve menzillerde 12 at bulundurulması Alanya mutasarrıfı, asker başbuğu ve Bozkır madeni emini olan Abdurrahman a emredilmiştir (BOA, C.NF 1604). 16 Mayıs 1836 tarihinde Bozkır kazasından Siristat muhtarı sanisi olan Hacı Mehmet, menzilci olarak kayıtlıdır (BOA, NFS.d 3316: 2). Madenlerden gelen sim hazinesi hakkında Üsküdar a gelinceye dek yol üzerlerinde her kangınızın taht-ı kazâsına dâhil olur ise mümen ve mahfûz-ı birle kondurub ve müstevfî adamlar ta yîni ile gîcelerde ve gündüzlerde bekledüb ve esnâyı râhda yanına mikdâr-ı kifâye tüfeng-endâz ve müsellem ve yarâr ve secî adam 725 18 Ağustos 1803 tarihinde, gönderildiği yer olarak maden canibinden diye bahsedilen bir hazinenin naklinde bu yol kullanılmıştır. Maden tarafından İstanbul a gelen hazineye, İzmit menzilhanesinden çıktıktan sonra Gebze ye giderken Taşkiri ve İzmit arasında eşkıya saldırmış ve hazinenin çalındığı görevli tatar tarafından bildirilmiştir. Askeriyle birlikte mahalle gelen İzmit mütesellimi hazine konan torbaları bulmuştur (BOA, C.ZB 1326)

331 koşub gereği gibi mahalli hıfz ve hırâset iderek emîn ve sâlim kazâdan kazâya ulaşdırub ve üzerlerine ta yîn olunan adamlar hazîne-i mezkûre üzerinde müteferrik olmayub mashûben bi l-yevm vardıkları kazânın kadısından i lâm-ı şer iyye ahz ve ol-vecihle avdet eylemek üzere tenbih ve te kîd olunmak fermânım olmağın şöyleki hazîne-i mezkûrenin hıfz ve hırâseti husûsunda bir dolu tekâsül ve ta assubunuz sebebiyle denilerek hangi kazanın hududunda hazineye bir zarar gelirse öne sürülecek bahanelere itimat edilmeyip mallarından iki katı ile tazmin edileceği de bildirilmiştir (BOA, MEDAD 8: 569-2). Maden hazinesinin geçtiği yolun güvenliği, yol üzerindeki vali, kadı ve naiblerin sorumluğundaydı. Bu görevlilerin temel görevi hazine gelmeden gerekli tedbirleri almaktı. Bu tedbirler hazinenin korunması için gerekli, yukarıda özellikleri belirtilen adamları ayarlamak ve hazinenin konulacağı yerleri hazırlamak olmalıdır. Hazine bu görevlilerin kazalarına girdiği zaman ise madenin korunması için adamlar görevlendirilir ve kendisine hazineyi teslim eden bir önceki kaza ahalisine teslim alan kazanın kadısı teslim ettiklerine dair bir ilam verirdi. Bunun nedeni her kazanın bir sonraki kazaya teslim ettiği hazine miktarını tespit etmek olmalıdır, herhalde ortaya çıkan bir anlaşmazlık neticesinde bu belge kullanılmış olmalıdır zira bu belgelerin saklanması ilgili kazalardan istenmiştir. Hazinenin başına bir iş gelmemesi için görevliler gece-gündüz ve yollarda götürülürken bu hazineyi korurdu. Hazineyi korumakla görevli kişiler hazineyi belgede ifade edildiği haliyle mashûben yani birlikte korurdu. Hazinenin başına bir iş gelmesi halinde ilgili görevlilerden ve hangi kazada bir sorun olmuşsa o kaza halkından iki katıyla hazinenin bedeli alınırdı 726. 6 Ağustos 1790 yılları arasında Bozkır madeninde üretilen 33 kıyye altın ve gümüş darphaneye gönderileceği zaman eşkıyalar tarafından Kırili kazasında yağma edilmiştir. Maden emini ve yanındakilerden alınan para, sermaye akçesi ve maden bedellerinin kaza ahalisinden ve bu olaya karışanların toplanması, 8 Ekim 1790 tarihinde emredilmiştir (BOA, C.DH 12225). 13 Ocak 1784 tarihinde, maden hazinesinin geçtiği yolun güvenliği, yol üzerindeki vali, kadı ve naiblerin sorumluğundaydı. Burada hazine olarak bahsedilen madene gönderilen sermayeydi. Ancak her iki hazinede aynı güzergah üzerinden 726 Bu konuda bkz. BOA, MEDAD 8: 569-2; 623-2; 570-1.

332 gönderildiğinden aynı şartlar geçerli olmalıdır. Bu nedenle sermaye ya da sim hazinesinin geçeceği bölgedeki görevliler hazine kendi kazalarına ulaşmadan önce tedbir alırlar ve hazine kendi bölgelerine girdiği zaman ise, madeni taşıyan kafilenin refakatine müsellem, şeci, yarâr, bahâdır, tüfeng-endâz görevliler 727 verir ve kafilenin konakladığı yerlerde gerekli güvenlik tedbirlerini alırlardı. Bu hazine güvenli bir şekilde bir sonraki mahalle sevk edildiğinde varılan kazanın kadı ya da naibinde ilam ve sermayenin naklinde sorumlu mübaşirden mühürlü sened alınırdı. Hazinenin başına bir iş gelirse, ortaya çıkan zarar iki katıyla görevlilerden tazmin ettirilirdi 728 (BOA, MEDAD 8: 623-2). Madene gönderilen sermaye konusundaki bu emrin hemen altında ma den-i merkûmeden gelecek zer ve sîm hazînesinin dahi Üsküdar a gelince muhafaza ve muhâresesiçün siyâk-ı meşrûh üzere başka emr-i şerif (BOA, MEDAD 8: 623-2) bilgisinin bulunması aynı şartların geçerli olduğunu göstermektedir 729. Madenden çıkarılan altın ve gümüşler bir görevli ile gönderilirdi (BOA, DRB.THR 6/34). Bu hazinelerle yola çıkarılan tatar ya da mübaşirlerin kazadan kazaya güvenli bir şekilde ulaşması, gerekli menzil atlarının görevlilere verilmesi, bu görevlilerin boş yere tutuklanmaması ve bunlardan çeşitli bahanelerle ücret alınmaması gerekirdi (BOA, C.ML 219). 25 Kasım 1741 tarihinde, Keban ve Ergani madenlerinden gönderilen sim hazinesi Turhal kasabasına geldiğinde, hazine kasaba halkının belirlediği yere indirilmiş ve ahaliden yanına yeniçeriler tayin olunmuştur. Fakat Turhal naibi tarafından bu hazinenin çalındığı bildirilince, durumu yerinde araştırmak üzere bir mübaşir tayin edilmiştir. Simin bulunamaması durumunda bu miktarın kasaba halkından tahsil edilmesi ve her dirhemine 25 akçe olmak üzere 4.441,5 kuruş 20 akçe toplanması emredilmiştir 730 (BOA, C.DRB 1162). 727 Bu kişiler doğru, cesur, faydalı, yiğit ve tüfek kullanabilen kişiler olmalıydı. 728 Gönderilen her sermaye akçesinde bu emirler tekrar edilmiştir. Bu konuda bkz. BOA, MEDAD 8: 569-1; 623-2; 628-2; 631-2; 633-2; 651-2; 651-3. 729 Bozkır madeninden gönderilen altın ve gümüşlerin Üsküdar a gelene kadar korunmasına dair verilen emirler için bkz. BOA, C.DRB 1092; BOA, MEDAD 8: 570-1. 730 Madenlere gönderilen sermaye veya madenlerden darphaneye gönderilen altın ve gümüşün naklinde karşılaşılan en büyük sorunlardan biri güvenlik altına alınması konusunda birçok emirler yayınlanan yollarda meydana gelen eşkıyalık hareketleriydi. 23 Temmuz 1790 tarihinde, Keban ve Ergani madenleri tarafında bulunan darphane nazırının çukadarı Deraliyye ye menzil ile gelirken Tosya ya 1,5 saat mesafedeki Çiftlik isimli mahalde önlerine beş kişi çıkıp mallarını yağmalamıştır.

333 Maden hazinesi yola çıktıktan sonra yolculuğun her aşamasında İstanbul bilgilendirilir, darphaneye ulaştığında ise durum maden eminine bildirilirdi. Semer ve menzil ücretleri, tatar ve çukadar harcırahları ve diğer nakliye masrafları maden eminince karşılanır, bunlar maden emininin hesabına masraf kaydedilirdi (Bölükbaşı, 2010: 75-76). Bu masrafların yanında harcırah hazine ağasına verilen, konakçıya verilen semer, urgan ve torba masrafı (BOA, D.MMK.d 23125: 4; BOA, HH.d 18253: 2, BOA, HH.d 13823: 2 ) da vardı. İstanbul a ulaştıktan sonra bu madenler, çeşnî işlemine tabi tutulurdu. Bu işlem darphanenin kimyahane ve ayar tayin etme dairesi olan çeşnî dairesinde gerçekleşirdi (Musa Kazım, 1329: 551). Bozkır madeninden gelen zer ve sim defterdar (BOA, C.DRB 2343; BOA, AE.SABH I 13074, 13355) ve darphane nazırının da (BOA, C.DRB 2406) hazır bulunduğu bir heyet huzurunda önce vezn edilir, sonra çeşnî tutulurdu (BOA, D.BŞM.DRB 16/49). Burada Bozkır madeninden gelen sim-i saf ile sim-i mahlut vezn olunarak, sim-i mahlutun çeşnîsi tutulurdu. Bu işlemlerde gümüşün miktarı ve sim-i mahlut içinde ne kadar altın olduğu ortaya çıkarılırdı (BOA, C.DRB 2406). Bu işlemden sonra bir senet hazırlanır, durum padişaha iletildikten sonra belirtilen fiyat üzerinden hesabı yapılarak maden eminine gelir kayıt olunurdu. Darphanedeki fiyat, madenlerdeki satın alma fiyatından daha yüksekti. Bunda başlıca etken eminlerin nakliye gibi konularda bu hazineler için yaptığı masrafların karşılanması düşüncesi vardı (Tızlak 1997a: 164). Sim vezn olunup çeşnî tutulduktan sonra ecnâs-ı nukûd-ı kat olunmak için ifrâzcıyâna teslim edilirdi 731 (BOA, HAT 180/8191; BOA, C.DRB 2408). Burada vezn işlemi gelen cevherin tartılarak miktarının belirlenmesini, çeşnî ise gelen cevherlerin kalitesi ile altın ve gümüş oranlarının belirlenmesini ifade etmektedir. Ancak yapılan araştırma sonucu Hacı Hamza menzilcisinin de eşkıya ile birlikte hareket ettiği tespit edilmiştir (BOA, C.ZB 775). 731 Cümle müvâcehesinde vezn olunan sim yalnız dört bin iki yüz altmış beş dirhem gelüb olmikdâr sîm-i sâfî darbhâne-i âmirede ecnâs-ı nukûd-ı kat olunmak üzere ifrâzciyâna teslim olunduğu belirtilerek başmuhasebeden hesabının görülmesi darphane nazırı tarafından arz edilince verilen emir gereği başmuhasebeden hesabı görülürdü. 7 Ocak 1786 tarihinde gönderilen 4.265 dirhem gümüşün dirhemi 21 akçeden toplam 89.565 akçe bir başka deyişle 746 kuruş 45 akçe tutan değeri başmuhasebeden hesap edilmiştir (BOA, C.DRB 1778).

334 2.4. Sermaye Osmanlı devletinde madenlerin üretim yapabilmesi ve yapılan üretimin devlet tarafından satın alınabilmesi için madenlerde sermayeye ihtiyaç duyulmaktaydı. Bozkır madeni eminlerine madenin açılışından 732 itibaren madende üretilen kurşun, altın ve gümüşün satın alınmasında kullanılmak üzere sermaye verilmiştir (BOA, MEDAD 8: 611-2). Zira germiyyet üzere yapılan üretim darphaneden gönderilen sermayeye muhtaç olduğundan (BOA, DRB.THR 9/15) bu nedenle darphane mevcudundan sermaye gönderilirdi (BOA, C.DRB 3136). Sermaye yola çıktığı zaman durum maden eminine bildirilirdi (BOA, C.DRB 1092). Sermaye hatt-ı hümayunla Bozkır madeni eminine ba temessük/borç senedi ile verilirdi 733 (BOA, D.DRB.HAT 4/32). Maden eminine darphaneden verilen sermaye temessük edilir ve bu temessük darphanede muhafaza edilirdi. Kâ ide-i ma den üzere halef selef eminler hesaplaşırken yeni emine bu sermayenin de teslimi gerektiğinden bu temessük kaydı da hatırlatılırdı. 1808 yılında maden emini olan vezir İbrahim Paşa ya madene sermaye olmak için 20.000 kuruş verilmişken 1809 senesinde atanan Ömer e bu sermayenin teslim edilmesi emredilmiştir (BOA, C.DRB 542). Sermaye akçesi 734 olarak adlandırılan bu sermayeden Bozkır madeni emini olanlar tarafından gönderilen altın ve gümüşün değeri düşülürdü (BOA, MEDAD 9: 188-1). Maden eminlerinin gönderdiği altın ve gümüşün değeri kendisine verilen sermaye bedelini geçince temessük kendisine iade olunurdu (Bölükbaşı, 2010: 72). Gönderilen madenlerin değeri ve nakliye masrafının verilen sermayeden fazla olması durumunda fazla olan miktarın bedeli emine gönderilirdi (BOA, D.DRB.HAT 8/23). Maden emini ise, kendisine teslim edilen sermayeyi, madenin üretim yapabilmesi için madencilere dağıtırdı (BOA, MEDAD 9: 188-1; BOA, AE.SABH I 4193). Maden emini bu sermayeyi madende bulunan ustabaşı, usta ve piristatlara verir ve onlar eliyle sermaye diğer madencilere dağıtılırdı (BOA, D.DRB.THR 9/20). Maden 732 Bozkır madeninde ilk maden emini Genç Ali ye 10 ve sonraki emin Süleyman Ağa ya 50 kese sermaye akçesi gönderilmiştir (BOA, MEDAD 8: 611-2). 733 Bozkır madeni emini de sermaye akçesini madencilere genellikle temessükle verirdi ve bu durum bâ-temessük olarak ifade edilirdi. Ancak maden emininin bilâ-temessük olarak temessük almadan da sermaye akçesini madencilere verdiği ile ilgili örnekler de vardı. 30 Nisan 1779 tarihinde ambara konan zahire, madencilerin borçları ve madendeki kurşunun tahminen 55 kese akçe olduğu dile getirilmiştir (BOA, C.DRB 1058). 734 Sermaye akçesi yanında gönderilen sermayeye hazine de denilirdi (BOA, MEDAD 8: 651-2).

335 eminleri sermaye kendilerine hangi şartlarla verilmişse madencilere de o şartlarla verirdi. Zira maden eminlerinin değişiminde, alacaklı oldukları madencilerin borçları devir teslimde gündeme gelmekteydi. Madenin kapatıldığı 1785 yılında maden emininin hesabı görülünce 50.633 kuruş sermaye, 4.000 kuruş kömür bedeli olmak üzere 54.633 kuruş kayıtlıdır, iki senelik emanetinde gönderdiği altın ve gümüşün 6.698 kuruşluk değeri düşülünce zimmeti 47.935 kuruş olmuştur. Ancak Mevlana Türbesi için 10.000 ve Hadim Kütüphanesi için verilen 3.000 kıyye kurşunun bedelleri de eklenince bu zimmet 69.528,5 kuruşa çıkmıştır. Taraf-ı şeriden verilen defterde kayıtlı bu borç darphaneye 735 ödenmediği sürece eminin hesabı kapanmayacaktı (BOA, C.DRB 810). Bu borç içerisinde Bozkır naibi Seyyid Mehmet tarafından tutulan defterde, toplam 23.455 kuruş borcu olan 26 kişinin gerek cevher nakli gerekse maden işlerinde kullandıkları paralardan dolayı olan borçları derûn-ı defterde mestûr olan yâftelu ustaların birbirlerine kefîl oldukları kayd-ı şedd denilmiştir (BOA, C.DRB 810, lef 4). Madenlere sermaye olarak verilen miktardan darphaneye gelen gümüş ve kurşunlar düşülür ve sermaye aylık defterine masraf olarak kaydedilirdi (BOA, D.DRB.THR 8/54). Emin değişimi esnasında hesaplar görülürken sermaye akçesine karşılık gelen gümüş 736 ve kurşun 737 hesap edilerek eski maden emininin borcundan düşülürdü (BOA, MEDAD 8: 689-2, 782-1). Üretilen gümüş ve altının sermayeyi karşılayamaması durumunda bu para eminin muhallefâtından tahsil edilmeye çalışılırdı 738 (BOA, C.ML 3525; BOA, C.DH 3592). Bu da yeterli olmazsa bu sermayenin varsa kefil olanlardan tedârik edilmesi gündeme gelirdi (BOA, C.ML 3690). 735 1781 yılında gönderilen sermaye ile ilgili şu ifade kullanılmıştır: Darbhane-i Âmire mevcûdundan hazine-bend olan merkûm ma den emini Mustafa ya teslim olunmak üzere (BOA, MEDAD 8: 651-3). 736 Bozkır madeni açılmadan diğer madenlerde bu sistem uygulanmıştır. 1741 yılında gümüş satın almak üzere sermaye gönderilmiştir (BOA, DRB.d 968: 43-1). 737 Kurşunun maden eminlerine verilen sermaye karşılığında devlet tarafından alındığı şu şekilde ifade edilmiştir: Darbhâne-i âmireden ma den ümenâsına mühûren temessük ile nakden virilen asl-i sermâye-i kadîm akçesinden olub sermâye-i mezkûr mukâbili zer ve sîm gibi gelüb (BOA, MEDAD 8: 782-2). 738 Sermaye akçesinden 36.539,5 kuruş Kadı Paşa nın zimmetinde kalmıştır (BOA, C.DH 3592).

336 Darphaneden verilen sermaye ile kazalardan alınan kömür bedeliyesi maden eminlerine zimmet olarak kayıt edilirdi. Madende üretilen altın, gümüş ve kurşun bahaları ile kurşun nakli için harcanan ücretler sermayeden düşülerek eminlerin hesabı ortaya çıkarılırdı. Maden edevatı, fırın ve madencilerin masrafları da bu sermayeden karşılanırdı (BOA, D.DRB.HAT 2/27). Bunlara ek olarak kazaların kanuna aykırı iş yapmaları durumunda nezr adı altında ödemeyi taahhüt ettikleri paralar da Bozkır madeni sermayesine kayıt olunurdu (BOA, MEDAD 9: 179-1). Bunlar dışında maden eminlerinin hesaplaşmalarında ortaya çıkan zimmet (BOA, MEDAD 8: 616-1) ile darphanenin madene bağlı kazalardan alacağı meblağ 739 da madene gelir olarak kaydedilirdi (BOA, MEDAD 9: 172-1). 1827 yılında belirli miktarda kurşun ve gümüş gönderme karşılığında emine verilen sermaye akçesine bir sarraf kefil olmuştur. Yine gönderilecek kurşun ve gümüş miktarının verilen sermayeden düşülmesi istenmiştir (BOA, DRB.d 1006). Maden eminine sermaye olmak üzere 23 Aralık 1827 tarihinde 7.500 kuruş verilmiş ve bu miktarın madenden gönderilecek gümüş ve kurşunun fiyat-ı mîrîlerine mahsup olacağı belirtilmiş ve Bozkır madeni emini el-hâc Ali Ağa nın sarrafına mühürlü senet verilmiştir (BOA, DRB.d 974: 3). Bozkır madenine gönderilen sermaye nakden ya da havaleten verilirdi 740. Buna göre 10 ay 27 günde 11 Mart 1783 tarihine kadar darphaneden üç seferde nakden 10.500 kuruş verilmiştir. Eski emin Ali Ağa nın ahali zimmetlerindeki 6.866 kuruş bakayası, madenci zimmetlerindeki 4.971 kuruş bakayası ve bu eminin muhallefâtından 436,5 kuruş makbumuz denilerek sermayeye dahil edilmiştir. Bununla birlikte Armudcuzade Hüseyin Ağa nın Asarlık zeametinden 620 kuruş, Bozkır kazası niyabetini aylığı seksener kuruştan 14 aylık 1.120 kuruş, Seydişehir kazası kömür bedeli 5.333 kuruş 40 akçe gibi havaleten makbuz olarak ve Aladağ ahalisinden 1.350 kuruş ba-temessük makbuz denilerek sermayeye kaydedilmiştir. Bu tarihte toplam sermaye olarak görünen miktar 39.636,5 kuruş 40 akçeydi (BOA, C.DRB 3090). 1818 yılında ise maden emini Ahmet Ağa ya 37.921 kuruş sermaye 739 Gümüşhane madenlerinde bakır satın almak için bazı kazaların vergilerinin toplanması görevi de emine verilmiştir (BOA, C.DRB 1828). 740 Darphaneden madenlere sermaye gönderilirken poliçe çekmek, nakden para göndermek veya o bölgedeki gelir kaynaklarından bazılarını madene tahsis etmek şeklinde üç usul kullanılmıştır (Bölükbaşı, 2010: 72).

337 ile İbrahim Paşa zimmetinde kalan 17.185,5 kuruş da sermaye olarak kaydedilmiştir (BOA, D.DRB.HAT 13/7). 11 Kasım 1785 tarihinde, yedi yıllık hesapta maden eminlerinin zimmetinde 87.756,5 kuruş sermaye olduğu görülmüştür. Bu miktarın 44.625 kuruşu maden emini Ali Ağa zimmetinde, 43.101,5 kuruş ise Fazlı Ağa zimmetindeydi. Bu borçlara karşılık Alanya İskelesi nde mevcut olan kurşunun darphaneye teslimi ile borç kapanacaktı. Geliri giderini karşılayan madenin yıllık 17.500 kuruş faizi vardı 741 (BOA, MEDAD 8: 681-1; BOA, MAD.d 7873: 109). Yıllık 39.628 kuruş hasılatı olan madenin balta hesabınca kömür bedeliyesi olan 10.750 kuruş ve sermaye olarak verilen 22.128 kuruş olmak üzere toplam 32.878 kuruş gelirinin hasılattan düşülmesiyle yıllık madenin 6.750 kuruş geliri göründüğü, bu gelirin 17.500 ve 20.000 kuruş olabileceği ancak darphaneye gelirinin az olduğu belirtilen madenden dolayı reayaya yapılan zulmün engellenemediğinden bahsedilmiştir (BOA, MEDAD 8: 681-1; KŞS 64: 115-1). Bozkır madenine ait sermaye ile birlikte madene ait diğer eşyaların çalınması halinde, hırsızlık olayı hangi kazada meydana gelirse o kaza halkından tahsil edilirdi. 4 Mayıs 1791 de, Bozkır madeni emini Mehmet, madene ait kömür bedeliyesi ile bazı bakayayı tahsil etmek için Kırili kazasına gittiğinde (BOA, MEDAD 9: 190-1) kazadan bazı kişilerin tahrikiyle eşkıya, maden eminine saldırıp madene ait sermaye ile bazı emval ve eşyayı yağma etmiştir (BOA, MEDAD 9: 189-3). Sonra bu paralar ilgili kişiler ile kaza ahalisinden tahsil edilmiştir (BOA, MEDAD 9: 192-1). 2.4.1. Sermayenin Nakli Genelde yeni bir eminin ataması ya da emin tarafından sermaye talebi üzerine gönderilen sermaye yola çıkarıldığı zaman kazaların kadı ve naiblerine bu sermayenin salimen ulaşması için gerekli tedbirleri almaları emredilirdi (BOA, MEDAD 8: 569-1, 623-1). Her görevli kendi kazası boyunca adamları vasıtasıyla bu sermayeyi korurdu (BOA, MEDAD 8: 664-d). Madenlerdeki üretimin devam etmesi, 741 9 Haziran 1785 tarihinde de madenin geliri yaklaşık olarak altın ve gümüşün kârı 5.500, mübayaa kârı 1.500, kurşun kârı 1.500 ve kömür bedeliyesi 4.000 kuruştu. Geçen seneye kıyasla geliri masrafını karşıladıktan sonra yıllık 17.500 kuruş kârı ortaya çıkmıştır (BOA, D.BŞM.DRB 16/47).

338 madenin ve madencilerin çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması 742 bu sermayeye bağlı olduğu için devlet, sık sık hazinenin geçeceği yerleşim yerlerinin görevlilerini uyarmıştır. Bozkır madeni için gönderilen sermaye hangi kaza sınırları içine girerse yarar ve bahadır adamlar tayini ve yeniçerilerle kazadan çıkarılması ve konak yerine kadar muhafaza edilmesi Üsküdar dan Bozkır madenine varıncaya kadar yol üzerindeki naib, voyvoda, mütesellim, ayan, iş erleri ve yeniçeri serdarlarına emredilirdi (BOA, C.DRB 3050). Bu görevlilerin kazalarından hazinenin güvenli bir şekilde geçmesi üzerine mahallin kadısı ya da naibinden i lâm ve sermayeyi götüren mübaşirden de mühür sened alması gerekirdi (BOA, C.DRB 1029). Maden hazinesinin geçtiği yolun güvenliği, yol üzerindeki vali, kadı ve naiblerin sorumluğundaydı. Bu görevliler hazine kendi bölgelerine ulaşmadan önce tedbir alırlar ve hazine bölgelerine girdiği zaman ise, madeni taşıyan kafilenin refakatine müsellem, şecîʻ, yarâr, bahâdır, tüfeng-endâz görevliler 743 verir ve kafilenin konakladığı yerlerde gerekli güvenlik tedbirlerini alırlardı. Güvenli bir şekilde sevk edildiğinde varılan kazanın kadı ya da naibinden ilam ve sermayenin naklinden sorumlu mübaşirden mühürlü sened alınırdı. Hazinenin başına bir iş gelirse, ortaya çıkan zarar iki katıyla görevlilerden tazmin ettirilirdi 744 (BOA, MEDAD 8: 674-1). Bozkır madenine gönderilen sermaye ile ilgili bir belge tam olarak verilirse konu daha iyi anlaşılacaktır. Zira bütün belgelerde sermayenin korunması ve bir sonraki kazaya nakledilmesi konusunda aynı bilgiler tekrar edilmiştir. İ mâline irâde-i aliyye-i mülûkânem ta alluk eyleyen Bozkır ve tevâbi ma denlerinin i mâl ve idâresiçün bu def a darbhâne-i âmirem mevcûdundan sermâye gönderilmesini muktezî olduğuna binâ en iktizâsına göre darbhâne-i âmirem mevcûdundan hazine- 742 Mağara hafrı ve cevher nakli ve furun harkı masrafları madenciler tarafından verilmekle madencilerin hasıl edecekleri zer ve sim bahalarına mahsuben her bir madencilere iktizasına göre ale l-hesap birer miktar akçe verilmek ve sair edevatı madeni görmek için maden eminleri yedinde vâfir sermaye bulunmak ve bâze senelerde nemalı cevherler zuhurunda madencileri tahris ile kesret üzere fırınlar harkı için iktizasına göre ziyade sermaye bulunmakta menâfii azîme zuhuru bedîhîdir (Çağatay, 1942a: 64). 743 Bu görevlilerde aranan özellikler sırasıyla doğru, cesur, faydalı, yiğit ve tüfek kullanabilen kişiler olmalarıydı. 744 Bozkır a gönderilen sermayenin güvenli bir şekilde madene ulaşması konusunda yol üzerinde bulunan ehl-i örf taifesine sürekli emirler gönderilmiştir. Bu konuda bkz. BOA, MEDAD 8: 569-1; 623-2; 628-2; 631-2; 633-2; 651-2; 651-3; 674-1; BOA, C.DRB 3136.

339 bend ve ma den-i merkûm emini Halil dâme mecdühüye teslîm olunmak üzere (boş) zîde kahruhü yediyle ol-cânibe irsâl olunmuş olmağla siz ki vülât ve hükkâm ve kuzât ve nüvvâb vesâ irlerisiz zikr olunan hazîne her kangınızın havza-i hükûmetine ve taht-ı kazâsına dâhil olur ise müsellem ve yarâr ve secî ve bahâdır ve tüfeng-endâz adamlar ta yîn ve kazâlardan ihrâc ve konak yerine dek kemâl-i muhâfaza ve muhârese îtdirderek emnen ve sâlimen mahalline tesyîr ve selâmet-i birle dâhil olunduğunu müş ar vardıkları kazânın kuzât ve nüvvâbından i lâm-ı şer iyye ahz ve hazîne nakline me mûr mübâşirî yedinden dahî mühür sened ahz ve hıfz eylemeniz fermânım olmağın hassaten işbu emr-i celîlü l-kadrim ısdâr ve (boş) ile irsâl olunmuşdur îmdî vusûlünde zikr olunan hazînenin emnen ve sâlimen vüsûlü matlûb-ı pâdişâhânem olduğuna binâ en her kangınızın taht-ı kazâsına dâhil ve vâsıl olur ise müsellem ve yarâr ve secî ve bahâdır ve harb ve darbe kâdir tüfeng-endâzlar ta yîn ve hazîne-i merkûmu kemâl-i mertebe muhâfaza ve muhârese îtdirderek konak yerine ulaşdırub emnen ve sâlimen vusûlünü müş ar kuzât ve nüvvâbından i lâm ve mübâşirî yedinden dahî mühûr sened ahz ve yedlerinizde hıfz itdirmeğe müsâra at ve eğer mu aned olunub hazîne-i merkûmeye zarar ve gezend irişdirmek ihtimâl olur ise iki kâtı mallarınızdan tazmîn olunduğundan gayrî müstehak-ı atâb olacağınızı mukarrer bilüb ana göre amel ve hareket eylemeniz içün Üsküdar dan Bozkır ma denine vârıncaya değin yol üzerlerinde vâki vülât ve hükkâm ve kuzât ve nüvvâb ve mütesellim ve a yân-ı vilâyet iş erlerine hitâben emr-i şerîf virildi. Ma den-i merkûmeden gelecek zer ve sîm hazînesinin dahî Üsküdar a gelince muhâfaza ve muhâresesiçün siyâk-ı meşrûh üzere başka emr-i şerîf. 9 Cemâziye levvel 1193 (BOA, MEDAD 8: 628-2; BOA, C.DRB 1092). Madenlere götürülen sermaye darphaneden görevlendirilen mübaşirler ile ya da maden eminlerinin kendi adamları vasıtasıyla taşınırdı. Sermayenin naklinde görev alan bu görevlilere ücret ödenirdi. 11 Ocak 1774 te, Gümüşhane ve Espiye madenlerine sermaye götüren mübaşire 100 kuruş harcırah verilmiştir (BOA, C.DRB 1828). Sermaye götüren mübaşire maden eminleri tarafından bu şekilde harcırah verilmesi nedeniyle maden eminleri daha çok kendi adamlarını kullanmayı tercih etmişlerdir. Çünkü madenlere sermaye akçesi ve diğer işler için senede yüzü aşkın

340 mübaşir madene geldiğinden bunların harcırahları büyük meblağlar tutmaktaydı 745 (Bölükbaşı, 2010: 72). 2.4.2. Maden Eminlerinin Muhallefâtı İle Sermaye İlişkisi Bozkır madeni eminlerinin görev değişiminde hesaplaşmaları genel kuraldı. Bu anlamda maden sermayesi, altın, gümüş, kurşun, maden edevatı ve zimmet gibi konularda maden emininin devlete borcu olması durumunda eski maden emininin muhallefâtı, yeni emine teslim edilirdi. Bu durum hazine-i amire defterlerine gelir kayıt edilirdi (BOA, MEDAD 8: 646-1). Eğer eski emin borçlu çıkarsa o zaman eşyaları darphaneye getirilir ve burada satışa çıkarılırdı. Satılan eşyalar 746 maden emininin borcundan düşülür ve darphane tarafından deftere 747 yazılarak baş muhasebeye kayıt olması için ferman talep edilirdi (BOA, MEDAD 8: 643-2). Borçlu olan eminin mallarının yanında alacaklı 748 olduğu kişilerden de bu paraların darphane tarafından verilen sermaye olduğundan ilgili kişilerden tahsili maden eminine bildirilirdi (BOA, C.DRB 2374). Bu parayı ödemeyenler kalebent olunur ve mallarından bu borçlar tahsil edilirdi (BOA, MEDAD 8: 652-1). 745 Darphaneden madenlere gönderilen sermayelerden vergi alınması yasaktı (Tızlak, 1997a: 170). 746 Keban madeninde el konulan muhallefâtın görevli mübaşire teslim edildiği ve hayvanların bölgede satılarak ücretinin gönderilmesi, 3 Aralık 1814 te istenmiştir (BOA, MAD.d 9728: 167-1). 21 Mart 1810 tarihinde, Bozkır madeni emini iken ölen Ömer Ağa nın muhallefâtının ma rifet-i şer ile satılıp değerinin gönderilmesi istenmiştir (BOA, C.DRB 1031). Bereketli madeninde de borcu olan eminin mallarına el konulmuştur. Benzer şekilde bir mübaşir görevlendirilerek tahsil edilmesi ve gönderilmesi temin edilmeye çalışılmıştır (BOA, MAD.d 9755: 200-1). Dolayısıyla bütün madenlerde eski maden eminlerinin borçlu olması durumunda eminin mallarına el koyma uygulanan bir metottu. 747 Müsadere sürecinde ilk düzenlenen defter, malları müsadere olunan kişinin evi, sarayı vs. yerlerde, bizzat mübaşirin gözüyle görerek kaydettiği ve mahallin imkanları çerçevesinde bulunan bilir kişi vasıtasıyla da tarif edilen unsurlardan oluşan muhallefât defteridir. Bizzat mübaşirin malları tek tek görerek kaydettiği bu ilk defter, ilgili muhallefât konusunda yapılacak bütün işlerde ana müracaat kaynağı oluşturmaktadır. Bu defter merkeze gönderilip, orada incelendikten sonra muhallefât konusunda yapılması gereken işlemler mübaşire bildirilir. Mesela defterde bazı mallar üzerine kırmızı kalemle işaret konularak merkeze gönderilmesi istenilirdi. Mahallinde satılacak olan mallar ile merkeze gönderilecek olanları ayrı ayrı kaydetmesi için defter, yeniden mübaşire gönderilirdi. Mahallinde satılan malların kayıtlı olduğu defter, satıştan elde edilen meblağ ile İstanbul a gönderilirdi (Telci, 2007: 162). Ma zûlat defteri adı da verilen bu defterin arz edilmesi ile ilgili bkz. BOA, C.DRB 3123. 748 Ölen maden emininin alacaklı olduğu kişilerin tespiti ve bu alacakların tahsili de defterlere kaydedilmiştir. Kadı Abdurrahman Paşa nın darphaneye maden sermayesinden 36.539,5 kuruş borcu olduğundan, Karaman eyaletindeki muhallefât ve zimematı ile Sille sakinlerinden Sakal Kazıtanoğlu Elya adlı zimmideki ortaklık sermayesinden dolayı 50.000 kuruşluk alacağından tahsili için paşanın muhallefâtından sorumlu nazır olarak görevlendirilen Şemsettin Bey e 18 Mart 1810 de emir verilmiştir (BOA, C.DH 3592). Kadı Paşa nın eşyalarını satın alan kişilerin isimlerinin bildirilmesi de istenmiştir (BOA, A.AMD 51/8). Bu borcun 8.801 kuruşu Bozkır madencileri zimmetinde kalmıştır (BOA, DRB.d 987).

341 1777 yılı Mart ayından itibaren bir yıllık dönemde darphaneden Bozkır madenine 26.755 kuruş sermaye verilmiştir. Ayrıca maden emini Genç Ali ye 5.000 kuruş ile 1.367 kuruş baha-i zahire ve üstad-ı bakaya 6.367 kuruş olmak üzere toplam 33.122 kuruş sermaye verilmiştir (BOA, D.BŞM.d 4702: 2). Dolayısıyla atanan bütün maden eminlerine sermaye verilmekteydi. Maden eminlerinin ölümü ya da görevi bırakması sonucunda görülen hesapta borçlu çıkmaları durumunda bu borç alacaklarından karşılanırdı. Bozkır madeni emini iken ölen Halil in mallarından ve diğer alacaklarından darphaneye olan borcu tahsil edilmiş, buna rağmen 5.044 kuruş 749 borcu kalmış. Bu borcu ödeyecek bir eşyası da kalmamıştır. Bunun üzerine damadı olan Mehmet Fazlullah bu borcu da ödemek şartıyla Bozkır madeni emini olarak, 19 Şubat 1782 de atanmıştır (BOA, C.DRB 2421). Ölen maden emininin borcu 750 mallarından karşılandığı gibi akrabalarından da talep edilebilirdi (BOA, KLB.d 29: 62-3; BOA, C.ML 17748). Bu konuya muhalefet eden kişiler sürgün cezasına çarptırılır (BOA, KLB.d 29: 122-4) ya da varsa diğer gelirlerinden 751 bu alacak karşılanırdı (BOA, C.DRB 1457). Bozkır madeni eminlerinin borçlarına 749 Dergah-ı âli kapucubaşılarından müteveffâ Bozkır madeni emini Halil Ağa nın Darbhane-i Âmire ile olan ahz ve i tâsından bâkî zimmeti min Gurre-i Ramazan sene 1194 Kuruş Akçe Gerek nakden ve gerek mevâd-ı sâ ireden bâ-temessükât 80.290,5 Vefâtında mevcûd olan sim baha 3493 35 Gerek âsitânede ve gerek madende mevcûd kurşun bahası 41909 Ücret-i nakliye-i kurşun 01603,5 Tahsîl olunacak zimemi 12074 Hâlâ ma den emini Mustafa Ağa nın kabûlü olan zimem 06894 Der zimmet-i ma denciyân 04971 Maden emini mûmâ-ileyhin eşyâ bahâsından kabûlü 00636,5 71571 35 Müteveffânın darbhânede bil-cümle fürûht olunan eşyâ bahâsı 03664,5 50 75246 25 Kuruş Akçe 80290,5 75246 25 müteveffâ-yı mûmâ-ileyhin mevcûdu 05044 35 bâkî zimmetî. (BOA, MEDAD 8: 643-2). Darphaneye kalan borcu 5.044 kuruş olmasına rağmen ödeyecek malı kalmamıştır. Damadı Mehmet Fazlullah bu borcu ödemek şartıyla Bozkır madeni emini olarak atanmıştır (BOA, C.DRB 2421). 750 16 Haziran 1812 tarihinde, Bozkır madeni emini Mehmet Sait Ağa nın eşi Nefise Hanım arzında, kocasının mallarının sayılarak tespit edildikten sonra satıldığını ve üç yetiminin olduğunu belirterek affedilmelerini talep etmiştir. Fakat az bir kısmı affedilerek borç tahsil edilmiştir (BOA, C.ML 4670). 751 Bozkır madeni emini olan Çelikpaşazade İbrahim Paşa ya verilen sermaye üzerinde kaldığından, üzerinde bulunan Suğla Mukataası nın yıllık 1.135 kuruş gelirinden (BOA, C.DRB 1457) kendisine ait olan 562,5 kuruş, darphaneye olan borcuna karşılık alınmıştır (BOA, C.DRB 1330).

342 karşılık alacaklarının ya da muhallefâtının satış bedelleri madene sermaye olarak kaydedilmiş ve bu miktarlar havaleten makbuzat olarak adlandırılmıştır (BOA, C.DRB 3090). Maden eminlerinin muhallefâtına el konulması esnasında devletin önemle üzerinde durduğu konulardan biri, devletin ve bazı kişilerin maden emininden alacaklı olması durumunda, öncelikli olarak devletin alacağı tahsil edilirdi. Daha sonra maden emini eli ile toplanıp avarız tahsildarına teslim edilmesi gerekli para tahsildara ödendikten sonra diğer şahıslara olan borçlar ödenmiştir. Borçlar ödendikten sonra kalan miktar ise hazine-i amireye gönderilirdi (BOA, MEDAD 8: 643-1). Muhallefât içerisinden bazı mallar, İstanbul a gönderilerek 752 orada açık artırma ile satılabilir. Bunlar da ayrıca deftere kaydedilirdi. Muhallefât üzerindeki iddialar nedeniyle taliplerine bir belge (temessük) ile verilenler için de defter düzenlenirdi (Telci, 2007: 162). Muhallefâtın defterlere kaydedilerek zapt edilmesi esnasında, zapt edilen bütün malların yer aldığı muhallefât defteri ile mahallinde satılanların füruht defteri, İstanbul da biri biriyle kontrol edilmekteydi. Eğer zapt edilen mallardan çeşitli sebeplerle başka yerlere teslim edilenler bulunuyorsa, teslim edildikleri yerlerden alınan senetlerinin de İstanbul a gönderilmesi gerekmekteydi. Dolayısıyla füruht defteri 753 ve muhtelif yerlere teslim edilen malların senetlerinin toplamı, mübaşirin bizzat, malları teker teker görerek kaydettiği defter ile ayniyet göstermeliydi. Bu 752 Bu konuda bkz. BOA, MEDAD 8: 642-1. 753 Maden eminlerinin satılan eşyalarının adı, fiyatı ve kim tarafından satın alındığı da füruht defterine yazılmıştır. 2 Şa bân 1248/25 Aralık 1832 tarihli deftere göre, Bozkır madeni eminlerinden Abdullah Efendi nin muhallefâtından satılan eşyaları; Elmas küpe çift 1, 1000 kuruş Mir Kâtibi Efendi; Elmas iğne re s üç bât, iki karnkal=5, 2500 kuruş bu dehi; Güherba imame res 5, 419 kuruş Sinani gümüşçü Osman Ağa; Kahve makremesi 2, fûta 1, boğça 2, 130 kuruş bu dehi; Gözlü beyazlı Meriç şâl bâ-rahbe 3, 3.750 kuruş Miri Kâtibi Efendi; Sarılı gözlü meziç donluk şâl re s 1 1000 kuruş bu dehi; Güzçâr şâl re s,1 425 kuruş Kuyumcu Giturak; Haleb Savâlisi tarb 6, 500 kuruş Hacı Bekir Ağa Yörigani; Haleb Savâlisi tarb 4, 1 katnî=5, 701 kuruş Miri Kâtibi Efendi; Mushaf-ı şerif cild 1, 700 kuruş Miri Kâtibi Efendi; Heğbe ve çekmece re s 2, 81 kuruş Veli Ağa tabi nazır-ı ceride; Hoca Tarihi cild 1, 210 kuruş Selim Beg akdi maliye. Maden emininin toplam 8.416 kuruş değerinde muhallefâtı vardı (BOA, D.BŞM.MHF.d 13520: 4; Belge 8). İsimleri yazılı kişiler bu eşyaları satın alanlardır.

343 senetler olmadığı takdirde müsadere edilen muhallefâtta bir eksik ortaya çıkmaktaydı (Telci, 2007: 163). Borçlu olan maden eminlerinin muhallefâtının tahriri ve zabtı için bir mübaşir görevlendirilirdi (BOA, C.ML 17748). Bununla beraber mahallin kadısı ve maden eminine de durum bildirilerek mübaşir ile birlikte çalışması istenirdi (BOA, MAD.d 9756: 10-1). Burada mübaşirin görevi, gizli herhangi bir unsur bırakmadan ortaya çıkarmak bütün malları ve alacakları tespit etmek ile yine aynı hassasiyetle bunların tahririni yapmaktı. Mübaşirin görevi tahrir işleminin bitmesi ile sona ermezdi. Görev ilgili kişinin muhallefâtı ile ilgili bütün süreç tamamlanıncaya kadar devam ederdi. Dolayısıyla, deftere kaydedilen mallardan mahallinde satılacak olanların satılarak, bunların da defterlerinin hazırlanması, bedelleri ile İstanbul a gönderilmesi, hazineye gönderilecek eşyalar ile İstanbul da satılacak eşyaların bütün bu işlemlerine mübaşir nezaret etmekteydi 754. Mübaşirin görevi, mesâlih-i mühimmenin itmâmı yani müsadere konusunda aldığı görevi sonuna kadar, müsadere ile ilgili bütün işlemler bitinceye kadar götürmekti (Telci, 2007: 152). 3. Bozkır Madeni İşletmesindeki Sorunlar 3.1. Genel Sorunlar XVI. yüzyılda Osmanlı devleti Batılılarla 755 aynı teknikleri kullanmasına rağmen, maden kuyuları 115-155 metre derinliğindeydi. Bu, Orta Avrupa daki maden ocaklarının ortalama derinliğinin yarısı kadardı. Bununla beraber çarkla dönen kovalarla ve el pompalarıyla su boşaltma metotları, drenaj için toprak sathında yer altı sularına paralel olarak açılan hava deliklerine bağlı mekanik olarak çalışan çarklar ile havalandırma sistemi gibi benzerlikler de vardı (Murphey, 1992: 14). Madenlerdeki en önemli sorunlardan biri zaman içerisinde madenlerde meydana 754 Ölen maden emininin eşyaları yanında emine verilen sermaye, üretilen altın, gümüş ve kurşun, madendeki aletler ile borçların tamamının yazıldığı defter hazine-i amire defterlerine kayıt olunması için gönderilirdi (BOA, MEDAD 8: 646-1). Genellikle mahallinde satılması istenen eşyalar, değeri fazla olmayan ve nakliye masraflarını artıran eşya ve hayvanlardı. Özellikle hayvanların mahallinde satılması ile İstanbul da satılması arasında çok büyük bir fiyat farkı olmayacağından ve hayvanların İstanbul a götürülürken yapılacak masraflarından dolayı mahallinde satılması tercih edilirdi (BOA, MAD.d 9728: 167-1). Dolayısıyla bir malın İstanbul a getirilmesini belirleyen unsur, malın değerinin nakliye masrafı yapılmasına değecek kıymette olup olmamasıydı. Örnekte de görüldüğü üzere Bozkır madeni emininin fazla nakliye tutmayan ama kıymetli eşyaları İstanbul a gönderilmiştir. 755 Avrupa da madencilik denince ilk akla gelenlerden olan Agricola ve De re Metallica adlı eseri hakkında bilgi için bkz. Tez, 2000: 119-120.

344 gelen üretim düşüşleriydi. Madenlerdeki üretimlerin düşüşünün temel sebebi ise mağaralar ilk açıldığında cevhere kolaylıkla ulaşılırken zaman içerisinde cevherin daha derinlerde ortaya çıkmaya başlamasıydı. Zira derinliğin artması cevherin çıkarılmasını zorlaştırdığı gibi maliyeti de arttırmaktaydı (Murphey, 1992: 15). Madenlerin elde edildiği alanlar; ocaklar, yabancı paralar, kullanılmış eşyalar ve yerli paralar idi. Madenin temizlenmesi ve kullanıma hazırlanmasında kal yöntemi ile suya vurma yöntemi uygulanıyordu (Sahillioğlu, 1992: 22). Madenler devrin ileri usulleriyle işletilmediği için eritilmede ve tasfiyede gümüşün yüzde 32 si ve kurşunun yüzde 12 si kaybedilmekteydi 756 (Karal, 1988: 249). İşletme usulünün kötü olması ve idaresinin düzgün olmayışı nedeniyle istihsal edebileceklerinin ancak üçte birini verebilmekteydi (Ubicini, 1998: 277). Anadolu cevher yönüyle çok zengin olmasına rağmen bilgisizlikten dolayı madenler çok büyük masraflarla işletilmekteydi (Issawi, 1980: 284). Ocak 1837 de Osmanlı madenlerini gezen ve bu madenlerle ilgili raporunu devlete sunan Polini adlı mühendis raporunda Osmanlı madenciliğinin sorunlarını şu şekilde dile getirmiştir: 90 gram/9 loth gümüş ve 3.840 gram/12 pound bakır cevheri boşa atılmaktadır. Avusturya İmparatorluğu nda 20 gram/2 loth gümüş ve 960 gram/3 pound bakır cevheri kârlı bir şekilde eritilmektedir. Anadolu daki madenler pratik cevher çıkarımı dikkate alınmadan işletilmektedir. Avrupa da yüzyıllardır kullanılan makineler bu problemleri çözmek için kullanılmalıdır. Ne şaft ne de tüneller var, sadece çamurdan labirentler ki bunların içinden bir insanın tam dolu tekerlekli bir arabayla çalışması imkânsızdır. Cevher çıkarmaya yarayan araçların kullanılması da çok zordur. Kazılan cevher küçük çuvallarda çocukların büyük gayretleriyle taşınmaktadır. Madenlerdeki su klasik madencilik metotlarının uygulanmasını sınırlamakta, bu sorunun çözümü bile düşünülmemektedir. Her ne kadar madencilik metotları zayıf olsa da işletme metotları daha da kötüdür. Büyük çabayla çıkartılan ve işlenen cevherde büyük kayıplar ortaya çıkmakta, Avrupa daki eritme ocakları 20-30 feet yüksekliğinde olmasına rağmen Anadolu dakiler iki ayak yüksekliğindedir. Ocakları üflemek için 756 XX. yüzyıl başlarında Gümüşhacıköy madeninde, mağaralardan sevk olunan cevherlerin işlendiği izabehanede dört fırın ile kalhanede biri simli kurşun tasfiyesine diğeri kara kurşun üretimine ait iki ocak vardı. Fırınlara konulan cevherden %11,5-28,5 oranında simli kurşun hasıl olup, bu simli kurşundan da % 0,21-0,31 oranında saf gümüş, %62,5-85 oranında mürdesenk elde edilirdi (Hamid Sa dî, 1340: 227).

345 körükler kullanılmakta hatta ocağa tam bir şekilde parlatmaya gerekli olacak, değirmen şeklindeki bir su tesisatı sayesinde körükler çalıştırılmaktaydı. Tam anlamıyla çalışan ocaklar ve su gücünün cevher işlemede kullanımı burada bilinmiyor. Bir uzman işletme şartlarını görse ve üretilen metalin miktarını duysa çok şaşırır. Tabii ki bu büyük bir maliyetle elde edilmekte ve üretimde büyük kayıplar gerçekleşmekteydi. Üçüncü olarak metal cevheri kullanıma uygun olmayan işletim sebebiyle kaybolmaktadır. Şu kesindir ki acil reform gereklidir. Avusturya daki gibi işletilse masraflar düşecektir. Eğer ben Türk madenlerini yenilemek için görevlendirilirsem, kendimi var olan madenler için sınırlandırır, toplam üretimin en iyi metotlarla üretimini sağlayacak yeni metotlar getirirdim. Ocaklarda problem çok kolay değil, birçok yeni donanımın inşası gerekiyor, bunlardan gelecek fayda kaçınılmaz olacak. Tabi bu yeni donanım az enerjiyle, az kayıpla üretimi arttıracak. Bu amaca yönelik 12 gümüş, dokuz bakır ve üç kurşun ocağı kurulması gerekiyor. Anadolu da inşa materyalleri neredeyse hiçbir şey tutmadığından bin kadar fakir insan düşük ücretle çalışınca bu yapılar Avrupa dakinden daha az maliyetle olacaktır. Belirli bir sermaye ile aynı büyüklükteki üretimi elde etmek için demir içerikli işletim makineleri satın alınmalıdır. Bu makineler Anadolu da üretilmediği için ithal edilmelidir. Bütün bu reformları yapınca gümüş üretimi %40 artacak, kurşun ve bakır üretimi ise ikiye katlanacaktır. Osmanlı ülkesindeki yönetim şartları da madencilik önündeki önemli engellerden birisidir. Eyaletlerin yöneticileri, madenden gelen gelirleri ülkenin diğer harcamalarına aktarmaktadır. Böylece hazineye her yıl daha az metal gönderilmekte, eyaletlerin yöneticileri, yönetim haklarını korkusuzca ellerinde tutmakta, maden bölgesinin gelişimi için hiçbir hassasiyet göstermemekte, merkezden gelen paranın çoğunu ve metal üretiminin büyük bir kısmını kendileri için ayırmaktadır. Fırsat çok cezbedici olduğundan bu reform, birçok itiraza sebep olacaktır. Fakat bu reformlar geleceğe dönük olacağından dolayı ben görevlileri uyaracağım. Her reform, harcamaları ve diğer fedakarlıkları gerektirir, bu yüzden benim önerilerimin hayata geçirilmesi için finansal kolaylıklar sağlanmalıdır. Bu finansal kaynakları belirlemek benim işim değil, ancak benden bir yol önermem rica edildi ki o yolla devlet hazinesi

346 çok fazla para sağlamak zorunda kalmayacak. Maden bölgesinin gelirleri o bölge için harcanmalı, onlar başka yerlerin durumunun düzeltilmesi için hazineye gönderilmemelidir. Bu yolla şu an ki harcamalar karşılanabilir ve gelişmeler için finans sağlanabilir, aynı zamanda valinin hazineden para istemesine de ihtiyaç duymaz. Anadolu daki madenciliğin gelişmesine olumsuz etki yapan bir diğer durum ise, cevherin ticari kullanım sistemidir. Buradaki madenler çoğunlukla özel bir kişinin mülkü ve o kişi madenin bütün giderlerini karşılar sonra işleme ocaklarına gönderir, işlenir. Çıkartılan gümüşün %29 u çalışanlara verilirken Avusturya da ise çalışanlara %10 verilmekteydi (Issawi, 1980: 284-286). Yakıt tedârikinde rastlanan güçlükten, amele ücretlerinin artmasından ve maden mevzuatında görülen tedbirsizliklerden dolayı madencilikte gerileme olmuştur (Karal, 1988: 249). XIX. yüzyılın başlarında üretim düzeyleri, sermaye birikimi ve teknolojik değişme açısından Osmanlı ekonomisinin durumunu en iyi yansıtacak kavram, durgunluktur (Pamuk, 2005: 11-12). Teknolojide geri gitmenin mümkün olmadığı düşünülürse, yenilikleri takip edememe anlamında bir durgunluk yaşandığını söylemek daha doğru olacaktır. Madencilik alanındaki teknolojik gelişmelere bakıldığında XVI. yüzyılın sonuna kadar Osmanlılar ile Batı Avrupa arasında önemli farklılıklar olmadığı söylenebilir. Ancak XVII. yüzyıldan itibaren Avrupalıların teknoloji alanında gösterdiği ilerlemeye Osmanlılar ayak uyduramadılar, yeni üretim tekniklerini giderek artan bir gecikmeyle izlemek durumunda kaldılar. Osmanlılar ile Avrupa arasındaki mesafe, Sanayi Devrimi nden sonra, XIX. yüzyılda daha da büyüdü (Pamuk, 2007: 74). Kolay üretilen damarların tükenmesindeki tabii sebepler bir yana daha derinlerdeki madenin kazılmasında daha yüksek üretim maliyeti ile karşı karşıya kalınması, işin sürdürülmesinin yararlı olup olmayacağını belirleyen bir faktördü. Osmanlı madenciliğindeki üretim düşüşleri yanında suni olarak tatbik edilen ambargolar ve merkantilist politikaların Osmanlı için gerekli madenlerin tedârikini güçleştirdiği söylenebilir (Murphey, 1992: 15). Maden ocakları hâlâ ağaç kömürü ile işletilmekteydi. Kuvvetli hararet veren kömür de meşe ağacından yakılmakta idi. Mevcut ormanlar tükendiğinden uzak yerden ağaç getirilmesi, yol yokluğu, eşkıya olayları bunun teminini zorlaştırmıştır.

347 Hâlbuki Avrupa da 757 maden kömüründen 758 istifade edilmeye başlanmıştır (Karal, 1988: 244). Nitekim Bozkır madeninde kömür ve kütük beş altı saat uzaktaki yerlerden getirildiğinden fırın masrafları artmıştır. Madenin açılmasından kısa bir süre sonra, 15 Ağustos 1781 tarihinde Bozkır madenindeki fırınların masraflı olduğundan bahsedilmiştir (BOA, MEDAD 8: 653-1). Toplumun o ana kadar maden kömürünü günlük yaşantısında kullanmaması ve yüksek enerji sağlayan bir maddeyi kullanabilecek düzeyde sanayiye sahip olmaması veya Osmanlı Devleti nde sanayiyi geliştiren ve makine kuvvetine dayandıran türden faaliyetlerin yapılmaması gibi sebeplerle maden kömüründen istifade edilmediği düşünülebilir (Tızlak, 1999a: 123). Maden eminlerinin maden için gerekli odun, kütük ve kömürü zamanında tedârik etmemeleri yanında, madencilik faaliyetleriyle yeterince ilgilenmemeleri ya da madencilerin yaptığı işleri yeterince denetlememeleri de üretimin düşüşünde etkili olmuştur. Madenlerdeki üretimin düşüşünde, maden eminlerine merkezden verilecek olan sermayenin zamanında verilmemesi de etkiliydi. Sermaye alamayan maden emini madencilere sermaye veremediğinden dolayı madenciler perişan olmuştur. Bunun sonucunda madenciler de üretime yeterince önem verememiştir (Tızlak, 1997a: 142-143). Maden eminlerinin kusurları nedeniyle altın ve gümüş darlığı meydana gelmekteydi. Maden eminleri madene bağlı ahaliden odun ve kömür bedellerini aldıktan sonra kendi menfaatleri için uğraşmaya başlamışlar ve madende cevher kalmadı, çıkarılan altın ve gümüş madenin masrafına yetmedi gibi bahaneler öne sürmüşler. Birkaç fırın işleterek az miktarda altın ve gümüş göndermişlerdir. Darphanede altın ve gümüş kıtlığından dolayı bir kısım ayar ve vezninde indirim yapmıştır. Fakat fayda gibi görünen bu durum gerçekte zararlı olmuştur (Tatarcık 757 1831 yılında İngiltere ahalisinden olan ve maharetinden bahsedilen Mâtyûş, İran üzerinden gelirken Erzurum, Gümüşhane ve Trabzon taraflarına uğrayarak darphaneye gelmiş, Gümüşhane deki mağaraları gören bu şahıs, bunların bereketini anlamış. Madenci olup olmadığının anlaşılması için birkaç parça taş verilen bu kişi, kendisine verilen cevherleri bildiğinden maden hakkında malumatı olduğuna karar verilmiş ve yanına tercüman ve darphaneden bir memur verilerek masraflarının karşılanacağı belirtilmiştir (BOA, D.DRB.İ 1/47). 758 XVIII. yüzyılda İngiltere de odun kömüründen maden kömürüne geçiş evresi tamamlanmıştır (Tez, 2000: 251). Osmanlı Devleti nde maden kömürünün kullanımı için bkz. Quataert, 2009; Ercüment Balcı, Türkiye Madenleri: Maden Mühendisi Eduare Coulant a Göre Menâbi-i Ma deniyemiz TAD, S. 145, Ağustos 2003, s.93-112. XIX. yüzyılın sonlarına doğru üretilen kömürün %80-90 ı ihraç edilirken, iç endüstriyel aktivitelerde yakıt olarak kullanılmamıştır (Murphey, 1986: 982).

348 Abdullah Efendi, 1332a: 279). Bu olumsuzluklara karşı çözüm önerileri de getiren Tatarcık Abdullah Efendi, maden eminlerinin araştırılması sonucu hıyanet ve kötülük görülmedikçe azledilmemesi gerektiği üzerinde durmuştur (Tatarcık Abdullah Efendi, 1332b: 345). Bunların yanında maden üretimine önem verilerek altın, gümüş ve kurşun çıkarılmasına yardımcı olmak ve emaneti ehline vermek gibi çözümler de öne sürmüştür. Yapılan değerlendirmede, fukaraya zulüm edilmeden madenlerin idare edilmesine; Keban, Ergani ve Gümüşhane madenleri emini olanların maden üretimine yardım etmeyip paşalar ve voyvodalar gibi maden reayasından faydalanma yoluna gitmelerinin sakıncalı olduğuna değinilmiştir. Birçok devletin arazisinde bulunmayan madenlerin Osmanlı topraklarında bulunduğuna ancak devletin buna rağbet etmediğine de değinen Tatarcık Abdullah Efendi, eğer devlet kendi toprağında olan altın ve gümüşü çıkarırsa bütün devletlere galip gelinebileceği rivayetini aktararak fukaraya zulüm oluyor diye Bereketli ve Bozkır madenleri niçin kapansın, hem fukaraya zulüm olmasın hem de madenler işlesin, demiştir (Tatarcık Abdullah Efendi 1332c: 79-80). Madenlerdeki sorunlardan 759 biri de yabancı madencilerin de dikkati çektiği üzere madencilerin, madenleri gerekli şekilde imâl edememeleriydi (BOA, D.DRB.İ 1/47). 1838 yılında me âden-i hümâyûnu şâhâne hakkında icrâsı lâzım gelen nizâmâta dair bir lâyiha (BOA, D.DRB.THR 679/1) yayınlanmıştır. 1838 yılında madenlerdeki sorunları ve çözüm yollarını göstermesi açısından önemli olan bu layihada şu tespitler yapılmıştır: Maden eminlerinin layıkıyla memuriyetlerine dikkat etmemeleri, maden amelelerinin maden usulüne ve madene aşina olmamaları nedeniyle madenlerin bazılarının hasılatlarının azaldığı, bazılarının hasılatının bittiği ifade edilerek Avrupa daki durumun incelenmesi gerektiği, Bir maden meclisi kurulması, nizamat-ı müstahsene tahtına idhal iderek idare ve ruyet olunduğundan hasılatları artmakta olduğu ve bütün madenlerin maliye hazine-i celilesi tarafından idare ve ruyet olunmakta ise de bundan böyle zîr-i 759 Osmanlı madenciliğini etkileyen nedenler için ayrıca bkz. Skender Rızaj, Osmanlı Tarihinde Rumeli Madenleri ve Darbhanelerine Dair Mutalaalar (XV-XVII YY). I. Miletler Arası Türkoloji Kongresi (İstanbul, 15-20 X. 1973), İstanbul 1979, s.244-253.

349 haktan zuhur iden mecmu eşyayı mütenevvianın Avrupa usulüne tatbikan imâl, idare ve hasılat ve mesarifatları ma aden-i şahane misüllü hazine-i celile-i mezkûreye rabt ve tahsis ile hüsn-i nizama girildiği, Bundan önce Avusturya dan maden ilminden anlayan bir maden mühendisi ile madenci ustaları getirildiği ve bu kişilerin madenleri sırasıyla gezeceği, konuyla ilgili tercümelerin yapıldığı ve madenle ilgili bir nizamın getirileceği, Bütün madenler Mart 1840 tarihinden itibaren maliye hazinesi tarafından idare olunmakta ise de yeni bulunacak eşyanın da aynı hazine tarafından idare edilmesi, Darphanede maden meclisi namıyla bir meclis tertip edilerek madenlerle ilgili bütün arz, inha ve istidalar ile atamaların nezaretten darphane nazırına ve oradan da bu meclise havale edilmesi ve bütün kararların bu mecliste alınması, Madencilikten anlamayanların bu mecliste görev almamaları, Madenle ilgili görüşülen bir konuda meclis reisi yoksa karar verilmemesi, acil olması halinde karar alınarak daha sonra reise bu konuda bilgi verilerek onayının alınması, Madenle ilgili bir tartışma neticesinde karar verilemeyen konularda maliye ve darphane nazırlarının toplantıya çağrılması, Hangi madenlerin senede ne kadar masrafı, varidatı var ise mecliste görüşülmesi, Müdürlerin atama ve azillerinin mecliste görüşülerek müzakerenin bir suretinin nezarete mazbatayla gönderilmesi, Müdürlerden başarılı olanlara verilecek ikramiye gibi konuların mecliste görüşülmesi ve bu konuda iltimas olunmaması. Bu layihanın madenlerde uygulanması için padişahtan ferman talep edilmiştir 760 (BOA, D.DRB.THR 679/1). Bütün madenler Polini adlı mühendis tarafından teftiş edilmiş 761, yeni nizamnamenin uygulanması ve darphaneden müdürlerine mühür verilmesi ve bu 760 Bu layiha tarafımızdan çalışılacaktır.

350 sayede madenlerin iyi işleyeceği ifade edilmiştir. Bozok sancağında bulunan Akdağ madeni uzun zamandır Ankara ferikinin elindeyken, darphaneden atanan bir müdürle yönetilmesine karar verilmiştir. Mart 1839 dan itibaren uygulanan usûl-i cedîde ve nizâm-ı müstahsene adı verilen sistemde madene bağlı kaza ve köylerin eski serbestiyetlerinin de icra olunması emredilmiştir. Mart 1839 dan itibaren madenlerin masraf ve gelirlerinin darphaneye ait olduğu hatırlatılarak tayin edilen maden müdürlerine mühürlü talimatnamede şu hususlar dile getirilmiştir: Bozok sancağında bulunan Akdağ maden-i hümayunu uzun zamandır Ankara feriki olanlara emaneten verilmişken cevherdar olan bu madenin müdür tayiniyle idare olunması, Bu madene bağlı kazaların madene bağlanma şartları ve serbestiyetlerinin icra olunması, Akdağ madeninde madenciler için temin edilen buğday, arpa ve erzak maden emini tarafından satın alınırdı. Ancak maden eminleri satın aldığı bu ihtiyaç maddelerini değerinden fazla fiyatla o zaman ki ifadeyle gâlî bahâ ile maden ustalarının hesaplarına yazdığından madenciler zor durumda kalmakla birlikte zarar etmişler ve ortaya çıkan açıkları kapamak için borçlanmışlardı. Bu maddelerin satın alma fiyatı ile nakliye masrafının eklenmesiyle madencilerin hesabına yazılması ve bunun dışında madencilerden bir akçe talep edilmemesi, Maden eminleri arasındaki devir teslimde darphaneden bir kâtip gönderilerek bütün hesapların ayrı ayrı görülmesi, Fırın masrafı için alınanlar ile maden emini bulunanlara verilen esb baha, hediye baha ve başka adlarla verilenlerin hepsinin kaydedilmesi, Bağlı kazalardan müretteb olan iane-i cihadiye akçesinin miktarı ve tevziinin yazılması, Mukataat, iltizamat, timarat ve cizyenin Mart 1839 tarihinden itibaren müdür tarafından toplanarak hazineye gönderilmesi, 761 Polini raporunda kurşun, gümüş ve kömür madenlerinin yanı sıra maden eritme ocaklarını ziyaret etmiş ve bu gezi yedi aydan fazla sürmüştür. Osmanlı Devleti 1837 yılında dokuz gümüş, üç kurşun ve dört bakır işletme ocağına sahipti. Bu tarihteki kurşun madenleri Fatsa, Bereketli ve Bozkır olarak zikredilmiştir (Issawi, 1980: 283-284).

351 Madene bağlı kazaların muhtar, tahsildar vs. nasb ve tebdillerinde hilat baha vs. adıyla ve maden eminlerinin ilk atamalarında kudûmiyye ve ikramiye adlarıyla fukaradan akçe toplandığının işitildiği ve bunların alınmaması, Müdüre dolgun maaş tahsis olunması, Bu nizâm-ı müstahseneye aykırı hareket edenlerin derhal te diblerine bakılması ya da merkeze bildirilmesi (BOA, D.DRB.THR 679/16: 1-2). Polini ise çözüm olarak Akdağ madeninde 700 er kuruştan maden kazıp cevher çıkaracak iki maden ustası, cevher imali için ocak yapacak 700 kuruş ücretle bir mimar, aynı ücretle bir kürek yapıcı ile cevheri kal itmek için 650 kuruş aylık ile çalışacak iki kalcı talep etmiştir. Gümüşgan madeninde ise maden çıkaracak bir madenci, ocak inşa edecek bir mimar ile iki kalcı ustasının aynı aylıklarla alınmasını rapor etmiştir (BOA, DRB.d 165). Bir başka nokta ise darphaneye gelen kurşunun kıyyesi 60 ar paraya tophane, tersane ve tüfenkhane vs. verilmesine rağmen madenin çıkarılması ve taşınması gibi bütün masrafların darphaneden karşılandığından 1838 yılında kurşunun kıyyesi 90 para olmuştur (BOA, DRB.d 165). III. Selim döneminde madenlerin genel durumu Şanizade tarafından şöyle anlatılmıştır: Madenlerin işletilmesinde kurallara uyulsa bile odun, kömür ve madenin diğer malzemelerini tedârik edecek olan halkın bunun zararlarından korunması gerekir. Halkın, çaresizliklerinden dolayı memleketin tahrip olunacağı gibi kısa zamanda dedikodu ve şikayetlere başlaması maden işlerini güçleştirecektir. Amerika daki gibi her mahalde maden çıksa bile, bunun faydalarını ülkede tutmak zordur. Zira bu zamanın ahalisi üşengeç ve ihmalcidir. Ahali ticaret, ziraat ve sanat dallarını terk ederek çerçilik yapmaya başlamışlardır. Birbirlerinden kazandıklarıyla yabancı memleketlerden gelen yiyecek ve eşyayı satın almaya başlamışlardır. Yabancılar ise istediği eşyayı bulamadığından dolayı altın ve gümüş alarak 762 sadece nevl-i sefineyi ödeyerek bu madenleri ülkelerine götürmüşlerdir (Şânî-zâde, 2008: 909-910), bu nedenle madencilik zenginliğe sebep olmayacaktır. 762 1588-1589 tarihli bir hükme göre kafirlere verilmesi yasak olan emtia şunlardı: Buğday, barut, silah, at, pamuk, pamuk ipliği, kurşun, balmumu, sahtiyan, donyağı, gön, meşin, koyun derisi, zift (Sahillioğlu, 1978: 24).

352 Gümüşün bol ve ucuz olduğu dönemlerde, madenlerin çalışması ekonomik olmaktan çıkınca, madenciler piyasadan guruş satın alıp eriterek, mükellef oldukları maden veya kömür ile kütük taşıma külfeti karşılığı vermeyi daha elverişli buluyordu (Sahillioğlu, 1978: 14). Bu nedenle birçok maden kapanmıştır. Keçecizâde İzzet Molla, II. Mahmut a sunduğu Islâh-ı Nizâm-ı Devlete Dâir Risâle adlı eserinde, devlet tarafından yapılan maden işletmeciliğinin maliyetinin yüksek olması nedeniyle devletin maden işletmeciliğini özel teşebbüse kumpanya suretiyle ihale edip, belirlediği bir fiyata çıkarılan madenleri devletin satın almasının daha uygun olacağını dile getirmiştir. Zira o, madenlere halkın yaptığı hizmetler, devletin yaptığı masraflar ve maden eminlerinin masrafları hesap olunduğu anda gümüşün dirheminin 60 parayı geçeceğini belirtmiştir. Ona göre, madeni işletmeye talip olan kişi madene gerekli olan odun, kömür ve malzemeleri kendisi istediği yerden temin etmeliydi (Naklen: Doğan, 2000: 44-45). Defterdar Mehmed Şerif Efendi III. Selim e sunduğu lâyihasında maden işleriyle ilgili sorunları ve çözüm yollarını şöyle ifade etmiştir: ma âdinin i mâline ikdâm ve ihtimâm olunub altın ve gümüş ve bakır ve kurşun ihrâcına sa y ve emânet ehline tefvîz olunmak lâzimeden olub bunun dahi erbâbı aranub bulunub fukaraya zarar olmamak şartıyla ma denlerin i mâli ne vechile müyesser olursa öylece amel olunmaludur mesmû um olduğuna göre Ergani ve Keban ve Gümüşhane ma denleri ümenâsı ma den hafrine sa y itmeyüb paşalar ve voyvodalar misüllü re ayâyı ma âdinden intifâ idüb idâre-i umûr iderler imiş bunun def i ve ma denlerin i mâli ne şekil tedbîr ile olursa hemân himmet buyurulmaludur ve ba zıları arâzi-i Devlet-i Aliyye de olan ma âdin bir devletin arazisinde bulunmaz amma Devlet-i Aliyye rağbet ü himmet itmiyor eğer Devlet-i Aliyye kendu toprağında olan altun ve gümüşü çıkarub hazîne cem etse cemî devletlere gâlib olur dirler hâl böyle olduğu takdirde ma âdine niçün himmet olunmasın ve fukâraya zulm oluyor deyu Bereketlu ve Bozkır ma denleri niçün kapansın hem fukâraya zulm olmasun hem ma denler işlesin; himmete bir şey hâ il olamaz kolayı bulunmaz şey olmaz dirim. (Naklen: Çağman, 2010; 15; Kaynar, 1985: 13). Madenin kapanma sebepleri 1936 yılında şöyle sıralanmıştır. Bozkır madeni diğer madenler gibi dahili iğtişaşlar, uzun süren harpler, fakru zaruret ve

353 nihayet madenlerin işletilmesi için iktiza eden odun ve kömürün azalması yüzünden muattal bir hale gelmiştir. Denize oldukça yakın bulunmaları ve o tarihlerdeki fennî vasıtaların azlığı mütalaa olunur ise ehemmiyetleri anlaşılır. Her halde bu havalide ciddi bir etüd yapılmak lüzumu meydandadır (BCA, 19138: 30.10./175.211.3). Bu tespitlere rağmen Bozkır madeninin açıldığı ile ilgili bir kayıt tespit edilememiştir 763. Polini raporunda, Konya nın 12 saat güneyinde ve Toros yakınlarındaki Bozkır madeninde 100 zentners üretim yapıldığını belirtmiştir (Issawi, 1980: 284). Yani Bozkır madeninde 5.000 kg kurşun üretimi yapılmıştır 764. Hamilton a göre ise, Bozkır madeninde senelik 800-900 okkadan fazla üretim yapılamıyor ve sadece kışın çalışılıyor. Mangal kömürü oldukça pahalıydı, madenden fazla kâr elde edilemiyordu ve gösterilen örneklerde maden cevherinin oldukça zayıf olduğu görülmekteydi. Buna rağmen madenden az miktarda gümüş de elde edilmekteydi (Hamilton, 1842: 339). Madencilikte karşılaşılan sorunları ifade eden bir başka çalışmada ise tarih belirtilmemiştir. Tanzimat ilanından sonra yazıldığına dair bilgiler olmakla birlikte bir rapor olarak nitelenebilecek bu belgede, Gümüşhacıköy madeninde iki sene kâtiplik yapan Ethem Bey in madenle ilgili görüşleri şöyledir: Her fırına 60 küfe kömür ile 30 küfe cevher giderken, bir seferde taşıyalım diye mağaraların önlerinde cevherler biriktirilmiş ve bunlar telef olmuştur. Bunun yanında küfesi sekiz kuruşa taşınan cevherlerin taşınmasındaki nakliye ücretine de tecavüz edilmiştir. Kışın servet sahibi kişiler kütüklerin yükünü 30-40 paraya alırken vakti geldiğinde 60 paraya satmıştır. Madende bulunan çakılcı ve külünkçü gibi 250 kişinin olduğu ve bunların içine Rum milletinden olan kişilerin gelerek madenci kaydedildiği, maden sandığından zahirelerini de alan bu kişilerin duvarcılık, ziraat ve kalaycılık gibi işlerle meşgul olduğu ve bu kadar amelenin fazla olduğu belirtilerek yoklama yapılarak madencilerin yakasına bir alamet konması gerektiği de ifade edilmiştir (BOA, HH.d 17512). 763 Bu konuda, 1940-1941 yılında Türkiye de mevcut madenlerin yerleri ve rezervleri hakkında bilgi veren şu esere bkz. İktisat Vekâleti Maadin Umum Müdürlüğü, Madenlerimiz 1940-1941, Ankara 1943. 764 Issawi, bir zentner 100 kg olduğunu belirtirken, çalışmasında 50 kg olarak ele almıştır (Issawi, 1980: 286).

354 Maden emini atamalarında dile getirilmesine rağmen atanan maden eminlerinin kâr-güzâr yani becerikli olmaması da madenlerdeki üretimi düşüren etkenlerdendi. Becerikli olmayan maden eminleri tespit edildiği zaman görevden uzaklaştırılırdı. Ancak şikayet ya da bir araştırma olmadığı dönemlerde bir maden emininin görevden uzaklaştırılması için bir yıllık dönemin sonundaki üretimi göz önüne alındığından o yıl maden için zayıf bir yıl olabilirdi. Bu nedenle maden emini olarak maden ilminden anlayanların atanmasına ve madenden anlayan kişilerin madenci olmasına özen gösterilmesine rağmen yine de sorunlar çıkmıştır. Yine madencilerin de maden ilminden anlayan kişiler olması gerekliydi. Zira maden ilminden anlamayan kişiler çok telef vermekteydi. Bozkır madeninde; şiddetli kış dolayısıyla üretimin zaman zaman aksaması, maden taşınacak yolların elverişsiz olması 765, taşıt tedârikinde karşılaşılan güçlükler, maden mağaralarının tahrip edilmesi, madenin çeşitli aşamalarında çalışacak amelelerin bilgisizliği ve Bozkır maden ocaklarının verimsizliği de üretimin azalmasına sebep olmuştur. 3.2. Madenciliğin Ortaya Çıkardığı Sorunlar 3.2.1. Bozkır Yöresinde Ormanların Yok Oluşu XVII. yüzyılda yaklaşık 30 ton odundan sekiz ton odun kömürü elde edilirken bu miktar yılda yaklaşık beş hektarlık alanda kayın ormanı yetiştirilmesine karşılık geliyordu (Tez, 1989: 27). Bu anlamda Bozkır madeninin ortaya çıkardığı en önemli sorunlardan biri ormanlık alanların yok edilmesiydi. Zira madenin odun ve kömür ihtiyacının karşılandığı yerlere bakıldığı zaman madene bağlı yerler olduğu görülmektedir. Bu anlamda belgelerde maden için sağlanacak ormanların uzaklaşmasından bahsedilmektedir ki (BOA, MEDAD 8: 653-1) bu madenin ormanlara verdiği zararı göstermesi açısından önemlidir. Bozkır da madenin açılmasıyla birlikte ortaya çıkan ve Bozkır madeni emaneti olarak adlandırılan idari yapı, eski ve yeni idareciler arasındaki çatışmalara neden 765 Teknolojinin nakliye ve yükleme gibi alanlarda kullanılmasıyla XX. yüzyılda mineral arzında ciddi bir yükselmeye yol açmıştır. Ereğli kömür madenlerinde demir yolu bağlantısının ve limandaki gemilere hızlı bir şekilde yükleme için vinçlerin kullanılması gibi faktörler Fransız firması Societe Heraclee nin 1896 da kurulmasından birkaç yıl sonra üretimin arttırılmasında önemli rol oynarlar. Maden sayısında ciddi bir artış olmamasına rağmen bu yüzyılın başındaki artışın nedeni makineleşmedir (Murphey, 1986: 982-983).

355 olmuş ve bu durumdan en fazla etkilenen madencilik sektörü ile kaza halkı olmuştur. Zira Bozkır madeninin ilk kapatılması ile yeniden açılmasının nedenlerinin ahaliye yapılan zulümler olduğu hatırlanırsa madenin halka etkileri daha iyi anlaşılabilir (BOA, MEDAD 1: 754-1). Bunların yanında madenin çeşitli ihtiyaçları madene bağlı kazaların halkı tarafından karşılanmaktaydı. Maden, ihtiyaçlar karşılanırken halktan fazla talepte bulunulması gibi olumsuzluklara da neden olmaktaydı. 1806 yılında maden emininin Bozkır ahalisine madene gerekli hizmetleri yapmalarına rağmen 11 ayda 30.000 kuruş salyaneyi iki defada tevzi edip aldığı, ramazâniyye adıyla 500 kıyye sade yağı ve süzme bal ile 250 den fazla kuzu, tavuk ve yumurta tevzi ve tahsil ettiği yönünde şikayetleriyle Bozkır madeni ahalisinin padişahtan yardım talep ettiği görülmektedir (BOA, D.DRB.THR 37/34). Fakat bu sorun sadece madenlere has bir özellik değildi. Madenin açık olmadığı dönemlerde de bu tür haksızlıklar yapılmıştır. Maden emaneti dahilindeki ahalinin izinsiz olarak madeni terk edememesi gibi durumlar da halkın madenlerin açılmamasını istemesine neden olmuştur (Bkz. I. Bölüm). Tabiî ki madenin açılmaması yönündeki bu istekler de, Bozkır şeyhi olarak anılan kişilerin, maden eminleri nedeniyle bölgedeki etkilerinin azalacağından dolayı halkı kışkırtması da etkili olmuştur. Artan odun kömürü gereksinimi sonucu ormanlar hızla azalıyordu. Maden ocakları yakınındaki çay, dere ve ırmaklara işletme artıklarının atılması sonucu sular zehirleniyordu (Tez, 1989: 51). Bozkır madeni mağaralarında üretilen cevherlerin işlenmek üzere Bozkır kazasına getirilerek kaza içerisinden geçen Çarşamba Çayı yanında işlenmesi nedeniyle maden doğal dengeyi de bozmuş olmalıdır. Şöyle ki cevherler işlendikten sonra kalan cürufların suya karışmasıyla ya da diğer atıkların suya atılmasıyla sular kirletilmiştir. Bozkır madeninden çıkarılan kurşunların insan sağlığına etkisini de madenciliğin ortaya çıkardığı tehlikeler arasında saymak mümkündür. Bütün bu olumsuzların yanında madenlerde çalışan madencilerin çok cüzi paralara çalışmaları da bu sorunlar arasında sayılabilir. Madenlerdeki bu duruma devletin tekelci yaklaşımı, kâr marjını yüksek tutma isteği ve çıkarılan madenlerin askeri ve ekonomik anlamda devlet için önemli olması gibi nedenler, madencilerin kendi geçimlerini zor karşılayan şartlarda madenlerde çalışmalarına sebep olmuştur.

356 Madenciliğin ortaya çıkardığı sorunlardan birisi de madenlerde meydana gelen kazalardı. Bu kazalar madencinin yaralanmasına hatta ölmesine neden olabilirdi. Madenlerde bulunan mağaralarda göçükleri engellemek için tahkimat yapılmasına rağmen yine de göçüklerin olduğuna dair örnekler vardır (BOA, DRB.d 1040). Maden mağaralarının bulunduğu yerler, dağlarda ya da dağlara yakın yerlerde olmasından dolayı hem ulaşım anlamında hem de çalışma şartları anlamında bazı zorlukları beraberinde getirmekteydi. Bulgardağı madenindeki gözlemlerini aktaran Ahmet Şerif in verdiği şu örnek, madenlerde çalışma şartlarının zorluğunu göstermesi açısından önemlidir: düşen büyük bir çığ altında kalıp, derhal ölen, üç madenciden birinin, bulunamayan cesedi, epeyce bir süre sonra, ben orada iken, karların altından meydana çıktı (Ahmet Şerif, 1999: 231). 3.3.2. Bozkır Madeninde Eşkıyalık Hareketleri Bozkır da madenciliğin ortaya çıkardığı sorunlardan biri de eşkıyalık hareketleriydi. Bu tür hareketler altın ve gümüş gibi değerli madenlerin üretimi nedeniyle ortaya çıktığı gibi madenlerin idari statüsündeki değişiklik de bu tür hareketleri tetiklemekteydi. Ancak eşkıyalık hareketlerini sadece bu nedenlerle açıklamak yeterli değildir. Zira Bozkır madeni açılmadan önce de Bozkır kazasında eşkıyalık hareketleri olmuştur 766. 29 Nisan 1773 tarihinde Alanya kazası mutasarrıfı, Bozkır kazasından Abdülmümin oğlu Muhammed ve Abdülmuttalip oğlu diğer Muhammed adlı eşkıyaların yanlarına 60 dan fazla eşkıya toplayarak Alanya ya zarar verdiğinden bu durumun ortadan kaldırılması için izin istemiştir. Bahsi geçen kişiler 10-15 senedir eşkıyalık yapıp, Bozkır kazasında pazar yeri olan Ahırlı köyünü, pazar esnasında basıp tüccar ve ahalinin mallarını da gasp etmişlerdi. Birçok kişiyi öldüren bu eşkıyalar, Bozkır naibinin de kaçmasına neden olmuştur (BOA, C.ZB 1505). Madenin açılışından itibaren Bozkır şeyhi olarak adlandırılan kişiler, bölgede çıkan eşkıyalık hareketleri ile doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılı idi. Bozkır şeyhi olanlar, madenin açılmasına karşı olduklarından 767 bu tür hareketlere 766 XVII. yüzyılda Konya ve çevresindeki eşkıyalık hareketleri için bkz. Soyucak, 1997. 767 Bozkır şeyhi olan Abdülhalim in madenin açılmasına kendi zulmüne engel olacağından dolayı karşı olduğu Bozkır halkı tarafından da dile getirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 171-1). Bu şeyhin daha sonra maden emini olduğu da unutulmamalıdır (BOA, MEDAD 9: 213-1).

357 başvurmuş olmalıdır. Gerek maden eminlerinin sözleri gerekse merkezi yönetimin çeşitli konularda şeyhi muhatap alması, Bozkır şeyhinin bölgede etkin bir güç olduğunu göstermektedir. Bozkır madeninde üretime başlandığında, Bozkır şeyhi Seyyid Abdülkadir Efendi ydi. Bu kişi aynı zamanda 30-40 yıldır Bozkır kazası ayanıydı (BOA, C.ADL 5051). Bozkır şeyhi 768 olan kişi, çeşitli görevlerin yapılmasında da devlet tarafından görevlendirilmiştir. Asker tedârik edilmesi konusunda da görev alan Bozkır şeyhi, 20 Mayıs 1774 tarihinde 180 asker göndermiştir (BOA, C.AS 51300). Bunun yanında şeyh askeri gücünü bazen hisleri doğrultusunda da kullanmıştır. 25 Ocak 1799 da, Bozkır şeyhi Abdülhalim Efendi nin, Kırili ayanı İsmail e düşmanlığından dolayı 7.000 piyade ve 3-4.000 süvari ile 30 yük cephaneyle Kırili kazasının üzerine yürümesi nedeniyle, kazadan 500 kişi Hamid sancağına kaçmıştır. Şeyh, Kırili ayanı ve kadısının zincire vurdurarak Bozkır a getirmiştir (BOA, C.DH 1301). Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere Bozkır şeyhi maden açılmadan önce ve sonra yörede sözü geçen bir kişiydi. Bozkır şeyhi, birçok olayda doğrudan ya da dolaylı olarak uygun olmayan hareketlerde bulunmuştur. 1773 yılında Belviran kadısı olan Osman ın davalar hakkında karar vermesini engellediği gibi bir kese akçeden fazla alacak hakkını da vermemiştir. Bu durumun araştırılması için merkezden bir kişi görevlendirilmiştir 769 (BOA, AHK.KR.d 14: 90-1). Bütün bunların yanında eşkıyalık hareketlerine karışan Bozkır şeyhlerinin, eşkıya ile mücadele ettikleri de görülmektedir. Eşkıyaların birbirleriyle mücadele ettikleri ve birbirlerini ortadan kaldırmaya çalıştıklarında; Bozkır şeyhi, kanuna aykırı olan bu durumun ortadan kaldırılması için emir talep etmiştir (BOA, AHK.KR.d 14: 105-1). 768 Bozkır şeyhi olarak adlandırılan kişiler, Bozkır ve çevresindeki kurumlarda çeşitli görevleri de yerine getirmişlerdir. Günlük üç akçe ile Siristat köyünde bulunan musallada hatip olan Kadıoğlu Seyyid Abdullah vefat edince, yerine 1788 yılında Şeyh Abdülkerim atanmıştır. Ekim 1789 tarihinde ise, Şeyh Abdülkerim in ölümü üzerine yerine oğlu Seyyid Şeyh Muhyiddin atanmıştır (VGMA, HD, 537: 58b). Abdülkerim ve oğlu Muhyiddin aynı zamanda Hocaköy de bulunan Hacı Mehmet Efendi Camii nin de imamıdır (VGMA, HD, 537: 58a). 1831 yılında yapılan nüfus sayımında Sinandı köyünden a yân-ı kaza olarak 41 yaşındaki Seyyid Abdülkerim veled-i Seyyid kaydedilmiştir (BOA, NFS.d 3310: 193). 769 Benzer bir uygulama kapusuz levendat eşkıyasından olan Sabâma oğlu Mustafa adlı maktulün avenelerinin başlarına topladığı kişilerle, Bozkır kazası köylerindeki ahalinin bazısını öldürüp mallarını almaları üzerine yapılan şikayetler üzerine durumun araştırılması için merkezden bir görevlinin gönderildiği, Haziran 1777 de belirtilmiştir (BOA, AHK.KR.d 14: 99-3).

358 Eşkıyalık hareketleri, madenin çalışmasını aksatmış ya da tamamen terk edilmesine neden olmuştur. Nitekim Bozkır şeyhi Şeyh Abdülkadir in kethüdası Abdullah ile bölükbaşılarının, maden işleriyle meşgul olan maden emini Genç Ali ile madenciler üzerine hücum etmesi nedeniyle maden emini kaçmıştır. Bu olayda madencilerin eşyaları yağma edilmiş ve maden beş altı ay çalışamamış, diğerlerine ibret olması için bu kişilerin cezalandırılmaları talep edilmiştir. Madenin kapanmasına sebep olacak bu tür hareketlerin affedilmesinin mümkün olmadığı ancak şeyhin bir defaya mahsus uyarılması ve yine aynı hareketlere devam ederse sürgün cezasının hatta daha ağır bir cezanın verilmesi maden emini ile Karaman valisine 31 Aralık 1777 de bildirilmiştir (BOA, MEDAD 8: 606-1, 606-3). Bozkır şeyhinin tahrikiyle madene ait olan bütün bina, levazımat, zahire ve eşyaların yağma edildiği yapılan incelemede anlaşılmıştır 770. Bozkır şeyhi Abdülkadir ve kardeşi Abdülkerim madene ait binaları yeniden inşa etmeyi ve yağma edilen eşyaları da geri ödemeyi taahhüt etmiştir. Şeyhten 550 kıyye demir ile eşyalara karşılık 1.000 kuruştan fazla para, zahire ve kilim mahkeme tarafından teslim alınmıştır. Bu tahsilat dışında kalanlar ile maden eminine gönderilen sermayenin de yine bu kişilerden tahsili emredilmiştir (BOA, MEDAD 8: 607-1). Uzun süre şeyh ve ayan olarak, Bozkır kazasında istediği gibi davranan Bozkır şeyhi Abdülkadir, Bozkır madeninin açılması üzerine gelen maden emini ve mübaşir nedeniyle ahaliye aldığı malları geri vermiş ancak adaya sürgün edilmesinden vazgeçilince aynı durum yeniden ortaya çıkmıştır (BOA, C.ADL 5051). Aynı tarihte, Bozkır da oturan şeyh, Bozkır ın etrafında bulunan yöneticilere de karışmıştır. Etrafına topladığı 200 den fazla kişi ile fukaraya zulüm eden ve ilimle meşgul olması gereken şeyh, toplanacak 133 kuruşluk taksit akçesini 1.500 kuruş olarak tevzi ederek tahsil etmeye çalışmıştır (BOA, MEDAD 8: 606-1). Ayrıca şeyh bunlarla da 770 Bu yağma hadisesi şöyle ifade edilmiştir: Selefin Genç Alinin binâ ve inşâ eylediği iki aded cevher fırunu ile bir aded etmekci fırunları ve bir bâb kebîr kömür ve bir bâb mürdesenk ve diğer üç bâb muhâzîn külliyen münhedim ve ma denciyân tâ ifesinin dahi hîn-i firârlarında onüç bâb otalar temhîr olunmuşken ba zıları münhedim ve ba zılarının kapuları şikest ve edavât-ı maden ve ma denciyânın eşyâları ve emîn-i sâbıkın yine Edase karyesinde ve Beş karyesinde binâ eylediği otalar ve mahzenler ve derûnlarında olan levâzımât ve mürdesenk ve zehâyir ve emvâl ve eşyâ bilcümle yağmâ ve gâret olunduğu ma rifet-i şer le muayene ve Bozkır şeyhinin tahrîkiyle olduğu zâhir oldukda (BOA, MEDAD 8: 607-1).

359 yetinmeyerek halkı kışkırtmış ve maden emini ile de mücadele etmiştir 771. Halka madene bağlanmakla harap olursunuz diyen şeyh, maden eminine kimsenin uğramamasını tembih etmiştir. Maden emininin madenden kaçmasına neden olan ve madencilerin eşyalarını yağma eden şeyhin başka bir yere sürgün olunmadığı sürece bu kötülüklerin bitmeyeceği ve madenin işletilemeyeceği maden emini tarafından bildirilmiştir (BOA, MEDAD 8: 606-1). Madenin kapanmasına neden olanların cezalandırılacağı ancak bu defa bu kişilerin tembih edilmesi, eğer bu etkili olmazsa ve bu tür hareketlerden vazgeçilmezse gerekli cezanın uygulanacağının şeyhe anlatılması emri verilmiştir. Bu tür hareketlerin tekrar etmesi halinde sürgün cezası verilmekteydi. Ancak aynı hareketler ortaya çıkması durumunda, bununla da yetinilmeyip diğer cezaların da verilebileceği hatırlatılmıştır (BOA, MEDAD 8: 606-1). Bu şekilde bir yola başvurulmasının nedeni ise, Bozkır şeyhi Abdülkadir ve oğullarının Kıbrıs a sürgün edilmesi ile ilgili emir verilmesine rağmen madenin imâl ve idaresinin, şeyh ve oğullarının yardımına muhtaç olduğu maden emini Halil Ağa tarafından bildirince, Eylül 1777 de verilen sürgün emri terk edilmiştir (BOA, C.DRB 1298). Bozkır şeyhi Abdülkadir ve oğullarının Kıbrıs adasına sürgünü için emir verilmiş olmasına rağmen bu kişiler kaçmıştır. Kaza ahalisi bu kişiler idam edilmezse meselenin çözülmeyeceğini ve eğer şeyhi yakalarlarsa teslim edeceklerini ve maden eminine yardım edeceklerini aksi halde 50.000 kuruş nezri, 10 Şubat 1778 tarihinde taahhüt etmişlerdir (BOA, C.DH 2909). 19 Şubat 1778 de Bozkır kazasına bağlı köylerin temsilcileri, Karaman valisinin huzurunda yapılan mecliste, maden emini Süleyman ın madenle ilgili işleri yaparken bir kusurunun olmadığını ve kendilerinden bir akçe talep etmediğini fakat Bozkır şeyhi Abdülkadir ve avenelerinin rahat durmadığını dile getirmişlerdir (BOA, MEDAD 8: 614-1, 615-1). Bozkır ahalisi, şeyhin merkeze ya da Karaman valisine maden eminini şikayet ettiğini, bazen de adamlarıyla maden eminine saldırdığını söylemişlerdir (BOA, 771 Bozkır şeyhinin madene bakışı ise şöyleydi: ma dene merbûtiyet ile harâb olursuz deyü emîn-i ma den tarafına kimesne uğramamak üzere tenbîh ve te kîd ve bundan ma adâ sâbık ma den emîni Genç Ali nin edevât ve eşyâsını yağmâ ve talân ve bunun emsâli nice şer ve fesâdı zâhir ve aşikâr olmakdan nâşi diyâr-ı ahara nefy ve iclâ olunmadıkca infâz-ı fitne ve ma den-i mezbûr ta dîlinden hali olmayacağı ihbâr olunmağla (BOA, MEDAD 8: 606-1).

360 C.DRB 2605). Fakat dikkati çeken noktalardan biri, şeyhin ve adamlarının özellikle madene hizmet eden kişilere saldırarak o kişileri korkutmaya çalışmasıdır (BOA, AE.SABH I 11519; BOA, AE.SABH I 11527). Bozkır şeyhinin adamları bölükbaşılarından Sopranlı Osman, İt Uyutmaz Ahmet, Vehhaboğlu Ahmet, Kanlı Ali, Eğri Veli ve Sarıoğlu Mehmet, Küçük Baki, Mahmut ve Kaşıkçı adlı eşkıyalar, Siristat köyünden (BOA, AHK.KR.d 15: 89-1; BOA, AE.SABH I 11527) ve Sopran köyünden (BOA, AE.SABH I 11519) bazı kişilerin para, buğday, arpa, koyun, ev eşyası, arı, öküz, at, kılıç, tüfek gibi eşyalarını almışlardı. Bu eşyalar sizler emr-i ali idüb madene hizmet ettiniz denilerek alınmıştır. Bu kişilerin bulundukları mahalden alınarak ahkâk-ı hakk olunması emredilmiştir (BOA, AE.SABH I 11519; BOA, AE.SABH I 11527). Yine aynı kişiler madene hizmet etmesi nedeniyle bir kişiyi de öldürmüştür (BOA, AHK.KR.d 15: 88-4). Bozkır madeni emini Süleyman dan reayanın hoşnut olmasına ve eminin kimseden haksız yere bir şey almamasına rağmen şikayetler olduğu ancak bu şikayetlerin madenin tatilini isteyen kişiler tarafından yapıldığı anlaşılmıştır (BOA, MEDAD 8: 615-1). 7 Şubat 1778 de, bu olaylar üzerine Karaman valisi askeriyle birlikte Bozkır a gelmiştir. Bununla birlikte Hadim müftüsü de halka bu hareketlerin fitne olduğu konusunda nasihat etmek amacıyla Bozkır kazasındaydı. Ancak şeyhin oğlu ve bölükbaşıları yine madene hizmet eden 11 kişiyi öldürmüş ve kaza köylerine istedikleri kadar salyane tevzi eylemişlerdir. Hadim müftüsü nasihat ettikten sonra, dururlar mı durmazlar mı? İtimad olunmaz diye kazadaki durumu vezire bildirmiştir (BOA, C.DRB 2890). Bozkır madeninde görevli madenciler de çeşitli olaylara karışmışlardır. 19-28 Mart 1779 da Bozkır kazasından Ahmet, babası Seyyid Ali nin maden hademelerinden Ömer, Süleyman, Sinan ve Mahmut adlı kişiler tarafından öldürüldüğünü ve eşyalarının alındığını ifade ederek, başka bir iş için kazada olan mübaşir ve vali ile maden emini tarafından davanın mahallinde görülmesini, bu gerçekleşmezse İstanbul da davanın görülmesini talep etmiştir (BOA, AHK.KR.d 16: 136-3). Bu olayın şahitleri olmasına rağmen, bu kişilerin katiller tutuklanıp İstanbul a götürülürse şahitlik edeceklerini söylemeleri üzerine bu yönde bir emir verilmiştir (BOA, AHK.KR.d 16: 174-2).

361 Bozkır kazasından bazı kişiler ile iki madenci, ticaret için Karaman a giderken Aladağ da ayanlık iddiasında olan Abdülahad ve oğulları tarafından öldürülünce ailelerinin şikayeti üzerine, 27 Ekim-5 Kasım 1793 de Bozkır madeni eminine 772 sorumluları yakalayıp hapse atması ve davanın mahallinde görülmesi emredilmiştir (BOA, AHK.KR.d 21: 79-3). Eşkıyalarla ilgili kaza ahalisi ile maden eminin durumu arz etmesi üzerine darphane emininin takriri gereği sürgün konusunda karar verilirdi. Bozkır madenine bağlı Seydişehir kazası Çalmanda ve Akça köyleri ahalisi, köylerini basıp, eşyalarını yağma eden ve bir kişiyi öldüren kişileri şikayet edince, suçluların çavuş nezaretinde Magosa ya sürgün edilmeleri konusunda, 1789 yılında emir verilmiştir (BOA, KLB.d 23: 22-2). 22-31 Temmuz 1801 de, Seydişehir de ayanlık iddiasında bulunan Çopur Kadı ve Hacı İsa, ahaliyi tahrik ettiğinden çavuş mübaşeretiyle Magosa kalesine kalebent edilmesi emri Bozkır madeni eminine emredilmiş (BOA, C.DRB 2423), affedilmeleri için kaza naibi şefaatçi olmuş ancak İrad-ı Cedid defterdarının inhası olmadan affedilemeyeceği belirtilmiştir (BOA, KLB.d 29: 164-2). Böyle bir inhanın istenmesinin nedeni, bu dönemde kazanın Üsküdar Ocağı na bağlı olmasıydı. Yine madene bağlı Seydişehir kazasından Sarı Numan adlı kişinin ayanlık iddiasında olduğu ve kaza ihtiyarlarından Seyyid Ahmed in kızı Emine yi katledip mallarını aldığı ve kazadan talep edilen yeniçerilerin tanzimi ve techizine muhalefet ettiği şikayeti üzerine, Magosa kalesine kalebent olunması için emir verilmiştir. Fakat durumun göründüğü gibi olmadığı Bozkır madeni emini ve kaza ahalisi tarafından arz edilmiştir. Bozkır şeyhinin oğlu Abdülhalim zulmüne revaç vermek için İstanbul daki kapı kethüdası Mustafa Efendi, Şeyh Ahmed i tahrik ederek Numan ın kalebent olunması için emir çıkartmış. diyen maden emininin kaimesi ve Seydişehir kadısının ilamı üzerine, 4 Ocak 1788 de Numan affedilmiştir (BOA, C.DRB 1995). 772 Bozkır dışındaki eşkıyaların yakalanması için de Bozkır madeni eminine emir verilebilirdi. 25 Mayıs-3 Haziran 1790 tarihinde, İçil sancağı Sarıkavak kazasında Koca Abdülkadir yanına topladığı adamlarla kazayı basıp eşyalarını almış, 1766 dan beri böyle devam ettiği belirtilerek Konya mütesellimi, Bozkır madeni emini ve Bozkır şeyhine hangi yolla olursa olsun bunların yakalanıp cezalarının verilmesi emredilmiştir (BOA, MKM.MHM.d 1: 6). Yine Alanya sancağından gelen bazı kişiler mukırgah-ı maden olan Bozkır kazası mahkemesinde oğlunun katilleriyle mürafaa olmak istemiştir (BOA, C.ADL 1152).

362 Madene bağlı kazaların halkına yapılan zulümlerin önlenmesi amacı, madenin açılışında ve kapanışında önemli rol oynamıştır. Fakat kaza ahalisi ile Bozkır şeyhi, madenin açılması konusunda farklı düşünmüşlerdir. Buna göre, Bozkır madeninin tekrar açılmasını isteyen ahali, zulmün daha fazla arttığını ve birçok kişinin kazayı terk ettiğini belirtmiştir. Ancak Bozkır da oturan Şeyh Abdülhalim in, daha fazla mal kazanma sevdasıyla yaptığı zulümler sona ereceği için madenin yeniden açılmasını istemediği 23 Ekim 1787 tarihli belgeden anlaşılmaktadır (BOA, C.DRB 967). Bozkır madeni eminine gönderilen hükümde, eşkıyalık yapan, insanları öldüren, zahire ve eşyaları gasp eden Siristat köyünden sekban Abdülbaki, Sarı Ahmet 773 ve Kadıoğlu Abdullah isimli eşkıyaların yanına topladığı 300 adamla eşkıyalık yaptığı belirtilince, maden emini marifetiyle cezaları tertip ve ser maktularının gönderilmesi emredilmiştir. Maden emininin yanına gelip gittikleri emin tarafından bildirilen bu adamların yakalanması ve idam edilerek başlarının gönderilmesi için Karaman valisine 400 adamıyla kendisi ya da kethüdası ile tüfekçibaşılarından birinin bu işi yapması yönünde emir verilmiştir 774 (BOA, MHM.d 178: 227; BOA, MHM.d 178: 228). Bozkır kazasında bulunan Şeyhin oğullarının 775 Kıbrıs ta bulunan Lefkoşe ye sürgün edilmeleri ve kazaya bağlı Sinandı mahallesinde bir karışıklık çıkması halinde ahalinin 20.000 kuruş ödemeyi taahhüt etmesi ile ilgili karar 2 Haziran 1781 de çıkmıştır (BOA, MEDAD 8: 650-d). 1 Şubat 1784 tarihinde ise, Bozkır 773 Sarı Ahmet adlı eşkıyanın avenesinden olan Kadıoğlu Abdullah, oğulları ve kethüdası ile Larende kazası ayanı Abdülkadir in yanına kaçmış ve iki bölükbaşısını Bozkır kazasına göndererek muharebe etmek istemiş, bunun üzerine Karaman valisinin yanına tüfekçibaşı tayin olunarak bunların üzerine gönderilmiş ve muharebede Kadıoğlu ve aveneleri öldürülmüştür (BOA, AHK.KR.d 20: 4-2). Keban ve Ergani madenlerinde firariyi koruyanların 73.000 kuruş vermesi gerekirdi. Bu kurala uymayan görevliden bu para tahsil edilmiş ve 4 Ağustos 1783 te kalebent cezasına çarptırılmıştır (BOA, C.ML 4027). Bozkır kazası ayanı iken kötü halinden dolayı azledilen ve vali tarafından cezası verilen Sarı Ahmet in adamlarından Akkiseli Topal Mehmet adlı eşkıya köyüne dönerse köy ahalisi bunu teslim edeceğini ve buna aykırı hareket ederlerse 25.000 kuruş nezr ödemeyi taahhüt etmişlerdir. Ancak gönderilen emirde bu tür bir hareket ortaya çıkarsa bu miktarın iki katının tahsiliyle yetinilmeyip, kendilerine de gerekli cezaların verileceği konusunda ahali, 3 Ocak 1786 da uyarılmıştır (BOA, MEDAD 8: 690-1). 774 İçil ve Adana taraflarına kaçan bu eşkıyanın yakalanması için mutasarrıf ve valiye verilen emir için bkz. BOA, MHM.d 178: 244. 775 Şeyhin oğulları Kara Halim, Numan ve Necip, kardeşi Abdülkerim, damadı Deli Mehmet (BOA, AE.SABH I 11527; BOA, C.ADL 5051) ve kethüdası Abdullah tı (BOA, C.DRB 2605).

363 şeyhi Abdülkadir, oğulları ve kardeşinin Kıbrıs adasına sürgün edilmesiyle ilgili verilen karar, köylerinde kendi işleriyle uğraşmak şartıyla affedildikleri şeklinde bir şartlı tahliye haline getirilmiştir. Ancak bu kişilerin maden için lazım olan kömür ve kütük tedârikine engel oldukları 776 Bozkır ve Belviran kazaları kadıları tarafından dile getirilmiştir (BOA, C.ADL 5051). Alınan bütün önlemlere rağmen şeyhin akrabaları madendeki görevlileri hedef almaya devam etmiştir. Hoca köyünden derebey demekle meşhur Şeyh Abdülhalim, madenden memur olarak Fart a giden Molla İbrahim adlı kişiyi, 9-18 Eylül 1783 te öldürmüştür (BOA, AHK.KR.d 18: 17-2). Molla İbrahim in oğlu Abdülkerim davanın mahallinde görülmesini istemiş ancak Seyyid Abdülbaki, Abdülkerim in madende bulunan evini basarak bütün eşyası ve yiyecekleri ile Apasaray ve diğer köylerde bulunan arpa ve buğdaylarına da el koymuştur (BOA, AHK.KR.d 18: 18M-2). Çat köyü hatibi ile Siristat köyü nakibinin tahrikiyle maden emini ile ahali arasında oluşan anlaşmazlık sonucu, maden emini madeni terk etmiştir. Bunun üzerine gönderilen 22 Nisan 1778 tarihli emirde maden emininin madene dönerek işlerini yapması ve madenin imâl ve idaresine karşı olanların te kîd ve gûşmâllerinin merkeze bildirilmesi maden emininden istenmiştir (BOA, MEDAD 8: 615-2). Bu hatib ve nakib ahaliyi kışkıtmaya devam etmiş ve Bozkır madeni emini Süleyman ı şikayet etmişlerdi. Bu tür hareketleri olan hatip ve nakibin Bozkır kazasına girmesi yasaklanmıştır (BOA, C.DRB 3211). Bozkır madenine bağlı Kırili kazasında ayanlık iddiasında olan Hacı İsmail adlı eşkıyanın cezasının verilmesi için Ilgın, Doğanhisar şehir kethüdalarının görevlendirildiği ve şakiyi kuşattıkları esnada bu kişi kaza naibi ile birlikte beş kişiyi öldürüp kaçtığından Bozkır madeni eminine bu suçluların yakalanması için, 1-9 Eylül 1790 tarihinde emir verilmiştir (BOA, MKM.MHM.d 1: 25). Bozkır madeni emini olan el-hâc Hasan hakkında madene bağlı kazaların farklı arz ve mahzarlarda bulunmaları üzerine maden bölgesine gönderilen görevli, bu durumu herkesin huzurunda görüşmeye açmıştır. Madene bağlı Bozkır, Belviran ve Göçü kazaları ahalisi maden eminin iyi halinden bahsederken adem-i tecrîme ve kanûn-ı kadîm 776 11 Mart 1742 tarihinde, Keban madeninde kömür nakli ve hafrında çalışanları eşkıyaya karşı korumak için 150 piyade ve 50 levent gönderilmiş, bunların aylık ve ihtiyaçları Palu kazasından tedârik edilmiştir (BOA, DRB.d 968: 64-1).

364 olan dem öşrü dahi almayub cümle fukarâ râzı ve hoşnuddur demişlerdir. Fakat Kırili kazasında ayanlık iddiasında olan Hacı İsmail 777 adlı kişinin zulmüne ahali engel olamadığından başka İnce Mehmet adlı eşkıya ve adamlarına kurşun ile adam öldürttüğünden dolayı eminin bu eşkıyayı talep etmesine rağmen ayanlık iddiasında olanların buna engel olduğu ve bu kişilerin bir mahalle sürgün edilmesi kaza ahalileri tarafından, 4 Şubat 1790 da dile getirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 182-d). 4 Mayıs 1791 de Bozkır madeni emini Mehmet, maden işleri 778 için Kırili kazasına gittiğinde kazadan bazı kişilerin tahrik ettiği eşkıya, baskın yaparak madene ait sermaye ile bazı emval ve eşyayı yağma etmiştir. Bu olaylar nedeniyle Kırili kazasının darphaneye 48 kese 779 akçeyi iki taksitle ödemeyi taahhüt etmesi üzerine, ilk taksitin tahsili için kazaya mübaşir gönderilmiştir (BOA, MEDAD 9: 189-3). Kaza ahalisi ilk taksiti Mart 1791 de, ikinci taksiti ise bu tarihten beş ay sonra ödeyecekti (BOA, MEDAD 9: 191-1). Bu baskın esnasında, 21 Eylül 1789 dan 6 Ağustos 1790 a kadar üretilen 33 kıyye altın ve gümüş de darphaneye gönderileceği zaman bu kişilerce yağma edilmişti. Bunlarla birlikte kazalardan tahsil olunan 26.000 kuruş ile 30.000 kuruştan fazla emval ve eşyası ile kâtip ve hizmetçilerinin 9.000 kuruşu da yağma edilmiştir. 8 Ekim 1790 tarihinde, bunların da tahsili emredilmiştir (BOA, C.DH 12225). Bu olaylara sebep olan kişiler ise 9.001 kuruş ödemeyi taahhüt etmiştir (BOA, MEDAD 9: 192-1). 17-26 Ağustos 1795 tarihinde, eşkıyalık yaptığı için cezalandırılmaları gereken göçebe taifesinden bazı kişiler Bozkır madeninde cevher çıkarılan Kızılgeriş, Sarıot ve Küçük Tepe adlı mahallerde hayme nişin olmaları üzerine, gerekirse Alanya ya kurşun nakletmek beyanı üzerine affedilmişlerdir 780 (BOA, MKM.MHM.d 2: 75). Bu kişilerin bu bölgelere ağaçları kesmek üzere yerleştiği söylenebilir. 777 Kardeşiyle bile ayanlık çekişmesine giren hatta muharebe eden İsmail in kardeşi Halil ile eşi bu muharebede ölmüştür (BOA, MEDAD 9: 187-d). 778 Maden emini Mehmet, madene ait kömür bedeliyesi ile bazı bakayayı tahsil etmek için Kırili kazasına gitmiştir. Maden emininin yanında 140 keseden fazla nakit parası da vardı. Bu paranın bir kısmını Ilgın ve Doğanhisar kazaları ile Hacı Kara Cemaati ödeyecekti (BOA, MEDAD 9: 190-1). 779 Kazanın taahhüt ettiği 24.000 kuruşun tahsil edildiği 27 Mart 1794 te bildirilmiştir (BOA, MEDAD 9: 192-d). 780 7-15 Ocak 1801 tarihli belgeye göre, çeşitli defalar affedilen bu kişiler eşkıyalığa devam etmiş ve Alanya sancağına zarar vermiştir (BOA, MKM.MHM.d 3: 153). Mayıs 1812 de kendi halinde olmadığı için ortadan kaldırılması/izalesi emri verilen Seydişehir kazası ayanı Hüseyin in kanuna

365 Suçlu olan bazı kişilerin cezaları belli olduktan sonra maden emininin talebi üzerine affedilmesi de söz konusuydu. 18-27 Mayıs 1797 de Seydişehir kazasından Gevreklioğlu Mustafa nın cezasının uygulanması emri verilmişken maden emini Abdülhalim 781, bu kişinin çocuklarının zor durumda kalacağını ve kimseye karışmaması şartıyla affını isteyince, bu talep kabul edilmiştir (BOA, MKM.MHM.d 3: 6; BOA, MKM.MHM.d 2: 8). Mağdurların suçlularla mahkemede duruşma talebi sadrazam huzurunda yapılacaksa bütün taraflar mübaşir tarafından götürülürdü (BOA, MKM.MHM.d 3: 5). Başka yerlere firar eden suçluların kendi işleriyle uğraşmak şartıyla Bozkır a dönmelerine izin verilerek ceza emri terk edilirdi (BOA, MKM.MHM.d 4: 139). Bu tür suçlarda iddia edilenlerin her zaman doğru olmadığı da görülmektedir. Bazen düşmanlık ile başka kişiler üzerine suç atıldığı ancak yapılan araştırmalar sonucunda bunun doğru olmadığını ortaya koyan örnekler de vardır (BOA, MKM.MHM.d 1: 140; BOA, MKM.MHM.d 1: 144). 8-17 Aralık 1800 de Bozkır madeni eminine gönderilen hükümde, Aladağ ayanı Mustafa nın fukaraya zulüm ettiği ve ahaliyi katlettiği ve emvallerini aldığından ser maktuunun gönderilmesi emredilmiştir (BOA, MKM.MHM.d 3: 143). 24 Haziran-3 Temmuz 1800 de, ölen Bozkır şeyhi Abdülhalim in oğlu Abdullah ile yeğeni, damatları Ahmet ve Mehmet, emir gereği mahpus mahallerine ulaştırılmak için divan-ı hümayun çavuşlarından Mehmet Çavuş ile Han menzilhanesinden çıkıp giderlerken Barçınlu kazası toprağında İnönü denilen mahalde müteveffanın hizmetçilerinden 40-50 kişi çıkıp bu kişileri alıp kaçmışlardır. Müteveffânın varisleri 30.000 kuruş ödemeyi kabul etmesine rağmen borçları 32.000 kuruştu. Ödemeleri için muharrem ayına kadar süre verilmesine rağmen borcu affettirmeye çalışmışlardır. Bunların Bozkır madenini ele geçirmek ve halkı kendilerine bağlamak gibi düşünceleri olabileceği de dile getirilmiştir. Bir mübaşir vasıtasıyla muhallefâtın alınarak satılması, darphaneye olan borcun alınarak kalanın aykırı hareketlerde bulunmayacağını söylemesi üzerine, bu kişilerin affedildiği Beyşehir mutasarrıfı ve Bozkır madeni emini Ali ye bildirilmiştir (BOA, MKM.MHM.d 6: 26). 781 Bozkır madeni emini olan Abdülhalim aynı zamanda Bozkır şeyhiydi (BOA, C.DH 10339; BOA, AHK.KR.d 23: 55-2).

366 hazineye alınması ve bu kişilerin Konya Kalesi ne kalebent olunması Karaman valisine emredilmiştir (BOA, C.DH 10339). Eski maden emini Abdülhalim in damadı olan Muhyiddin in ahaliyi tahrik ederek ben maden emini olacağım beni talep ediniz sözleri üzerine, bu kişinin Rodos a sürgün edilmezse ahalinin ve madenin huzurunun olmayacağını maden emini Seyyid Ali arzında dile getirince, 23 Şubat 1801 de bu yönde bir karar verilmiştir (BOA, C.ZB 2274). Fakat Muhyiddin in başına topladığı 100 den fazla adamla eşkıyalık yaparak madenin nizamına aykırı hareketleri içerisinde olduğu, Magosa Kalesi ne kalebent olunması yönünde bir karar olduğu 3-11 Temmuz 1801 tarihinde hatırlatılmıştır (BOA, MKM.MHM.d 3: 177). Muhyiddin in kalebent olunması için verilen emrin uygulanması mümkün olmamış ancak Bozkır ve Bereketli madenleri emini Seyyid Ali tarafından bu kişinin cezası verilmiştir (BOA, MKM.MHM.d 4: 12). Fakat öldürülen Muhyiddin in kardeşi Altıparmak Halim adlı eşkıya, müteveffâ Bozkır şeyhinin bölükbaşılardan Nakiboğlu Abdurrahman, Mehmet, diğer Mehmet, Ali Alemdar ile birlikte 1.000 kişi ile madeni basıp maden emininin konağını kuşatmıştır. Maden eminini, kardeşini, hizmetçilerini ve diğer kişileri katlederek eşyalarını da yağmalamışlardır 782. Bu olaylar esnasında saray tabir olunan konağı da yakmışlardır. Bozkır a yakın olmasından dolayı sorumluların cezasının verilmesi görevi Alanya mutasarrıfı ile Bozkır madeni emini ve Manavgat ayanına verilmiştir (BOA, MKM.MHM.d 4: 12). 1-10 Ağustos 1801 de Alanya mutasarrıfının, Mısır tarafına giden orduya katılması yönündeki emre, Bozkır daki 782 Süleyman Fikri, maden emini Ali nin ahali tarafından değil de yeniçeriler tarafından öldürüldüğünü söylemiştir (Süleyman Fikri, 1338: 75). Bir belgede ise, kapıcıbaşı Ali Ağa nın idamına mütecasir olan Altıparmak ve avene ve tebası olarak bahsedilmiştir (BOA, C.DRB 469). Karaman valisinin öldürülen maden emini yerine bu işi yürütecek İsmail Ağa ya verdiği vekalet buyruldusunda olay şöyle anlatılmıştır: Bozkır kazası şeyhi olub bundan akdemçe maktulen fevt olan es-seyyid Mehmed Muhyiddin Efendi nam müteveffanın karındaşı olub bais-i arz-ı ubudiyyet es-seyyid Abdülhalim nam kimesnenin başına ahali-i kaza-i Bozkır kazası müctemi olub infak ve ittihad-ı birle işbu mahı Rebii levvelinin 6. gecesi günü maden emini olan dergahı ali kapucubaşılarından Ali Ağa'yı ba-savb müma ileyh ve karındaşı kethüdası el-hac Osman Efendi ile birkaç nefer etbailerini katl-i nufus mütecaser olmuşlar badehi tarafı bendeganemde olan nizamü'l-hallerinde der aliyyeden bir maden emini zuhuruna kadar umuru maden-i hümayun ve umur-ı mehnete kaffe-i tadil olunmak ref ve def-i erazil ve eşhaz kılınmak içün bazı memuriyetle maden-i hümayunda olan darbhane nazırı efendinin çukadarlarından İsmail Ağa'ya vekalet buyruldusu itası niyazını iltimas eylediklerine binaen ve binaen aliyyede cümle fukaranın iltimasları lazimesince ve ancak zabt ve rabt ve memleket ve def ve ref erazil ve namın İbadallah muktezasınca tarafı bendelerinden çukadarı merkum yedine bir kıta vekalet buyruldusu ibas ve ita olunmuş olduğunu havi ilmuhaber. Bende-i Alaeddin Vali-i Karaman (BOA, C.DRB 393).

367 görevini hatırlatması üzerine bu görevden affedilmesi (BOA, MKM.MHM.d 4: 14) maden bölgesindeki güvenliğin sağlanmasına verilen önemi göstermesi açısından önemlidir. Faruk Sümer bu olayı şöyle değerlendirmiştir: Bozkır halkı, Bozkır madeni hümayun emini Alanyalı Ali Efendi ye karşı ayaklanarak kendisini öldürmüşler, emval ve eşyasını yağmaladıktan başka bir cariyesine de tecavüzde bulunmuşlardır. Eminin yeğeni Kayseri Naibi Abdurrahman, amcasının başına gelenleri duyunca öç almak için devletten izin almış. 2.000 askerle Bozkır a gelmiş ve çok adam öldürerek amcasının intikamını almıştır (Sümer, 1995c: 14-15). Şüphesiz maden emini Ali Efendi nice hareketlerde, nice haksızlıklar da bulundu ki Bozkırlılarda daha fazla katlanamayıp böyle hareket etmek zorunda kalmışlardır (Sümer, 1995c: 17). Faruk Sümer, bir hukuk adamının hukuki yollara başvurması gerektiğini ifade etmiştir ki, herhalde bu yolun Kadı Abdurrahman la birlikte Bozkır halkına da söylenmesi daha anlamlı olurdu. Bozkır ve Bereketli madenleri emanetine Osmanzade Mir Abdurrahman 783 hem bu katillerin yakalanması, hem de madenlerin işletilmesi için atanmıştır. Bunların yanında Abdurrahman Paşa nın diğer görevi ise Üsküdar Ocağı na bağlanan Seydişehir ve Kırili kazalarından asker tedârikiydi (BOA, MKM.MHM.d 4: 13). Bozkır madeni emini olarak atanan Abdurrahman, öldürülen maden emini Seyyid Ali nin biraderzadesiydi (BOA, MKM.MHM.d 4: 14). Yani Seyyid Ali, Abdurrahman ın amcasıydı. Fakat maden emini olarak atanmasının temel nedeni, fesadı ortadan kaldırmaktı (BOA, DRB.d 969). Altıparmak adlı eşkıyayı yakalamakla görevli kişiler onu yakalayamamıştır. Bu kişinin eski Karaman valisi Alaeddin Paşa nın yanında olduğu işitilince, valiye onun cezalandırılıp ser maktuunun gönderilmesi ve firar ettirmek gibi bir yola başvurmaması hatırlatılmıştır (BOA, MKM.MHM.d 4: 17). Altıparmak adlı 783 Kadı Abdurrahman Paşa hakkında bkz. İ. Hakkı Uzunçarşılı, Nizam-ı Cedid Ricalinden Kadı Abdurrahman Paşa I, Belleten XXXV/138, Ankara 1971, s.245-302; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Nizam-ı Cedid Ricalinden Kadı Abdurrahman Paşa II, Belleten XXXV/139, Ankara 1971, s.409-451; Muzaffer Erdoğan, Kadı Abdurrahman Paşa Hayatı ve İcraatı, Konya Dergisi, S. 67-68, Konya 1944, s.27-32; İ. Hakkı Konyalı, Alanya (Alâiyye), İstanbul 1946; Süleyman Can Nalbantoğlu, Kadı Abdurrahman Paşa nın Siyasi Hayatı, AÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2008. Konu tarafımızdan çalışılmaktadır.

368 eşkıyanın yanında bulunan kişilerin ise Hadim müftüsünün yanında olduğu 784 iddia edilmiştir. Böyle bir durum varsa bu kişilerin maden tarafına gönderilmesi istenmiştir (BOA, MKM.MHM.d 4: 18). Eski Karaman valisinin yanında olduğu söylenen Altıparmak adlı eşkıyanın 500-600 kişi topladığı, Karaviran köyünde Deli Hasan adlı kişinin de bu köyden topladığı adamlarla maden emini Osmanzade Abdurrahman üzerine gideceği duyumları konusunda maden emini uyarılmıştır (BOA, MKM.MHM.d 4: 18). Maden emini Abdurrahman, Beyşehir ve Seydişehir kazalarından toplayacağı adamlarla eşkıya üzerine gitmeyi düşünürken, eski Karaman valisinin 100 adamıyla eşkıyaya yardım etmek için gönderdiği tüfekçibaşısı ile Bozkır ahalisinden 500-600 kişi ve Deli Hasan ın topladığı grup birleşmiştir. Maden emini Başkaraviran da iken eşkıyanın saldırısı üzerine 24 saat süren bir muharebe olmuş. Muharebe sonucunda başarılı olamayan eşkıyadan 60 ı öldürülmüş, 100 ü ise esir edilmiştir. Ancak Altıparmak, Konya tarafına diğerleri ise Hadim müftüsünün yanına kaçmıştır. Kırili kazasından bazı kişiler ise ahaliyi tahrik ettiklerinden dolayı Bozcaada ve Sinop kalelerine, Eylül 1801 de kalebent olunmuştur (BOA, MKM.MHM.d 4: 18). 7-16 Aralık 1801 tarihinde, bu isyanda Altıparmak a yardım eden Senerlioğlu Ali adlı eşkıyanın cezasının verilmesi için Alanya mutasarrıfı ile maden emini görevli iken bu kişinin amcası alaybeyi Feyzullah bu eşkıyanın affedilmesi için uğraşmış ve serbest kalması karşılığında para teklif etmiştir. Ancak bu eşkıya Bozkır köylerinden adam topladığı gibi diğer köylere de adam toplamak için mektup göndermiştir. Bu eşkıyanın yaylağının birkaç köye ve cevher mağaralarına iki saat mesafede olduğundan yaz mevsimine kalınırsa, bunun fesadı artıracağından ve cevher mağaralarına amele varamayacağından cezasının verilmesi ve Feyzullah ın da Magosa ya sürgün edilmesi yönünde maden eminine emir verilmiştir. 24 Mayıs-2 Haziran 1802 de eşkıyanın ölü ya da diri yakalanması yönünde bir emir verilirken Bozkır kazası ve köyleri de 50.000 kuruş nezre bağlanmıştır (BOA, MKM.MHM.d 4: 31). 2 Mayıs 1802 tarihinde Bozkır madenini basıp maden eminini öldüren Altıparmak ın Mamuriye ve Tarsus tarafına kaçtığı belirlenmiştir. Bu olay devlet tarafından bir isyan olarak değerlendirilmiştir (BOA, MKM.MHM.d 4: 27). 400 784 İçil mütesellimi, suçluların müftünün yanında olduğu yönündeki iddiaların doğru olmadığını, bu eşkıyaların yakalanması halinde cezalarının verileceğini bildirmiştir (BOA, HAT 81/3377.B).

369 sekban ile takip edilen Altıparmak, Ali Alemdar, Çopur Ali, Molla Paşa ve diğerleri yakalanarak kesik başları İstanbul a gönderilmiştir (BOA, HAT 81/3377.A; BOA, HAT 81/3377.E; BOA, C.DRB 469 785 ). Bu kişilerin eşya ve mallarının bunları yakalayanlara taksim edilmesi emredilmiştir (BOA, MKM.MHM.d 4: 21; BOA, HAT 81/3377.A). 18 Nisan 1804 de, Bozkır madeni emini Abdurrahman Paşa Karaman Beylerbeyi olduğunda Konya ahalisi mukavemet gösterince, paşanın Konya ya girmesine kolaylık gösterilmesi için çelebi efendiye ve müftüye emirler gönderilmiştir (BOA, HAT 39/1950). Fakat Konya halkı Abdurrahman Paşa ya iyi bir tavır takınmamıştır. Kadı paşa Kayseri naibliğinden önce Konya naibi iken şehrin önde gelenlerinin düşmanlığını kazanmıştır. Abdurrahman Paşa nın Konya valiliği bu kişiler tarafından işitilince Konya ve çevresinden valiyi Konya ya sokmamak için birkaç bin kişi toplanarak isyan başlatılmıştır. Paşanın şehre zorla girme gücü olmasına rağmen kan dökülmemesi için Çayırbağı na çadırlarını kurdurmuştur. Cesur adamlarından 200 kişiyi seçen paşa bir gece şehrin kale kapısından içeri girmiş ve yeniçerilerden 200 kişiyi idam ettirmiştir. Bunun yanında Konya dışında bir hükümet konağı yaptırmıştır (Konyalı, 1946: 430). Karaman valisi olan Kadı Paşa nın 13 yaşındaki oğlu Abdullah Bey e 786 de mirmiran rütbesi ile maden emaneti ile Alanya ve Beyşehir sancakları tevcih olunmuştur (Süleyman Fikri, 1338: 75). Bozkır kazası firarilerinden Deli Yunus adlı eşkıya, Bozkır ve çevresinde maden ahalisine zulüm eden ve yakalanacağı anda İçil e firar eden bir kişiydi. Maden emini Abdurrahman Paşa Rumeli tarafına görevli olarak gidince, Deli Yunus, paşanın oğlu ve maden emini vekili Abdullah Bey in üç adamını darp ederek helak etmiştir. Ayrıca eski maden emininin öldürülmesi olayında bulunan Altıparmak ın kardeşi İbrahim le anlaşarak 70-80 eşkıya ile Kazıkdere köyüne yerleşmişlerdir. Üzerlerine varılınca İçil tarafına kaçan bu kişiler cezalandırılmadan maden muattal kalacağından 22 Ağustos 1804 de yakalandıkları yerde idam edilmeleri emredilmiştir (BOA, C.DRB 60; Konyalı, 1938b: 1088). 785 Bu belge için bkz. Konyalı, 1938a: 979-981. 786 Abdullah a 24 Ekim 1801 tarihinde dergah-ı mualla kapıcıbaşılığı verilmiştir (BOA, C.DRB 1240).

370 1805 yılında Bozkır kazasında Seyyid Abdurrahman bin Numan adlı eşkıyanın kaza ahalisini yanına çekmek için uğraştığı yönünde şikâyetler yapılmıştır. Kaza ahalisi, üzerimize farz olan maden işlerine hizmet ederken bu eşkıyanın kömür, kütük ve cevher naklinde Bu işleri yapmayın! diyerek madencilerin birkaçını dövdüğünü, birkaç kişiyi öldürdüğünü ve mallarını aldığını hatta eminin menziline saldırdığını söylemişlerdir. Fakat ayaklanan bu kişinin telef olmasıyla, yanındakilerin dağıldığı haber verilmiştir (BOA, D.DRB.THR 34/45). 1813 yılında, Bozkır madeni Karaman valisi Ali Paşa ya verilmiş fakat onun azledilmesi üzerine Mehmet Efendi adlı kişi ayan olmak düşüncesiyle kazaya gidip bazı kişileri öldürmüştür. Bunun üzerine bu kişiyi ahaliyle birlikte kazadan çıkaran İbrahim Efendi, Bozkır madeni emini vekili tayin edilmiştir. Ancak darphaneden bir maden emini tayini gerekli olduğundan İshak Ağa, maden emini olarak atanmıştır. Maden emini Bozkır a ulaşınca ahalinin istediği kişiyi ayan olarak atayacaktı. Fakat herkes kendi adamının ayan olmasını istemekteydi (BOA, C.DH 9743). 12 Şubat 1814 tarihinde Bozkır madeni kazasında ayan olan Altıparmak ın kardeşi olan İbrahim, ahaliyi dövüp zincire vurmuş ve bazılarını öldürmüştür. Kaza ahalisine 150.000 kuruş tevzi ve tahsil eylediğinden ahalinin istediği birinin ayan olmasına karar verilmiştir (BOA, MHM.d 235: 53; BOA, C.DH 9743). 21 Ağustos 1816 da Bozkır madeni emini olan Edirneli İshak Ağa nın kaza ahalisinden bazı kişilerle birlikte hareket ederek kendi kafasına göre salyane tevzi ettiği, kaza hakiminin de bunların tarafında olduğu ve diledikleri gibi arz ettiklerini söyleyen bazı maden ustaları ve kaza ahalisi, yeni bir maden emini atanmasını istemiştir. Bu şikayetlerin yerinde incelenmesi için Karaman valisine yazılacağı belirtilmiş ancak Şeyh İbrahim in Kıbrıs a ve Şeyh Mehmet in de Limni ye sürgün edilme emirlerinin tekrar gönderildiğine de dikkat çekilmiştir (BOA, C.DRB 1581). Bozkır kazasında Şeyh Seyyid İbrahim Efendi, şeyh sülalesinden olup Ocak 1815 yılında Bozkır ayanı olup Kıbrıs adasına sürgün edilmiş, 2,5 sene kalmış ihtiyar olduğundan kendi işiyle uğraşmak şartıyla affedilmesini Bozkır naibi ilamında ve Bozkır madeni emini

371 arzında bildirince darphane nazırının görüşünün 787 1817 de affedilmiştir (BOA, C.ZB 1640). alınması üzerine, 5 Ağustos Bozkır madenine bağlı Belviran kazasında Çavuşzade denilen Mustafa ile amcasının oğlu Mustafa, Kadı Paşa zamanından beri kaza ayanı olan Aladağlı Mustafa Ağa nın oğlu Dede Ağa nın çiftliklerini ve eşyalarını aldığını ve bunun yaptığı zulümler bitmediğinden Karkın a gittiklerini söylemişler. Bunlarla birlikte Çavuşzade nin annesinin Dede Ağa nın karısı tarafından bıçakla öldürüldüğünü iddia ederek Konya da duruşma yapılmasını talep etmişlerdir. Maden bölgesinde duruşmanın yapılmasına Biz canımızı zor kurtardık. emniyetimiz yoktur diyerek davanın Konya da yapılmasını ve mutlaka Dede Ağa nın gelmesini, 19 Haziran 1816 da istemişlerdir (BOA, C.ZB 1897; C.ADL 2454). 2 Ağustos 1817 tarihinde bu dava ile ilgili görevlendirilen mübaşirin Dede Abdullah ın gönderdiği adamları hapsetmesi üzerine davacı olan Mustafa nın da hapsedileceği söylentisi ile mübaşirin taamiyesinin her iki taraftan alınacağı söylentisi üzerine iddia sahipleri kaçmıştır. Bu arada Abdullah da 500 adamıyla mahkemeye gelmiştir (BOA, C.ADL 4230). 18 Ocak 1823 te Bozkır kazası Çat köyünden para imaliyle meşgul olan Molla oğlu Hasan hapse atılmış ve iki parça sikke demirleri mühürlenerek darphaneye gönderilmiştir. Para basan bu kişinin İstanbul a gönderileceği zaman kaçtığı maden emini tarafından arz edilmiştir (BOA, DRB.d 159). 2 Ekim 1828 tarihinde, Bozkır kazasına bağlı Ahırlı köyü muhtarlarından 788 Kara Memiş, Kara Mustafa, Kalyoncu, Deli Osman, Dere muhtarı Hacı Salih, Boztam köyü muhtarı Ali Alemdar ihtilal-i memleket hareketlerinden dolayı kale-i Sultaniye ye sürgünleri için divan-ı hümayun çavuşlarından Mahmut, Bozkır mahkemesine ulaşmış. Dere ve Boztam muhtarları kaçmış olmasına rağmen diğerleri mübaşire teslim edilmiştir. Mübaşir bu kişilerle birlikte Kırili sınırında Kalebeli denen dağa gelince hastalanmış ve bu sebeple ölmüş, tutuklular ise kaçmıştır (BOA, C.DH 4414). 7 Ekim 1828 tarihinde Kara Mustafa nın yakalandığı ve Kale-i 787 Başka yerlere sürgün edilen Bozkır kazası ahalisinin tekrar kazaya dönmeleri, Bozkır madeni emininin durumu arz etmesi, darphane nazırının bunu onaylaması üzerine emir verilmesi ile olmuştur (BOA, HAT 503/24722). Sürgün edilenlerin darphane nazırının onayı olmadan affedilmeleri de söz konusu değildi (BOA, C.ZB 121). 788 Ancak İstanbul dışında muhtarlık teşkilatının kurulmasının 1833-1836 yılları arasına rastladığı ifade edilmiştir (Çadırcı, 1997: 38).

372 Sultaniye ye gönderilerek orada ikamet ettirileceği ve fermansız affedilmesinden uzak durulması ifade edilmiştir (Kavaklı, 2005: 237). Eşkıyalık hareketleri, maden için yöreden toplanan sermaye akçesinin de zamanında toplanmasına engel olmuştur (BOA, A.DVN.MHM 54/9). Bu tür eşkıyalık hareketlerini ortadan kaldıracağını iddia eden kişiler eyaletlere vali olarak atanabilmiştir (BOA, A.DVN.MHM 54/4). 4 Ağustos 1826 da Bozkır madenine bağlı Bozkır ve Belviran kazalarının eşkıyadan temizlenmesi için kendisine verilmesini isteyen Karaman valisi Ali Paşa nın bu isteği kabul edilmiştir (BOA, HAT 295/17552). 3.3.3. Eşkıyalığa Karşı Alınan Önlemler ve Nezr Eşkıyalık hareketlerine karşı alınan önlemleri iki başlık halinde toplamak mümkündür. Birincisi olaylara karışanlara verilen nefy, kalebent ve idam gibi cezalardır. İkincisi ise olayların meydana geldiği yerlerde yaşayan halka karşı yapılan yaptırımlardır. Sürgün etme anlamına gelen nefy cezası, genelde devlet düzenine karşı işlenen suçlara verilmiştir. Bu suçlar arasında, fesatlık, ihtilale sebep olmak, rüşvet, halkı tahrik etmek gibi sebepler sayılabilir. Konu açısından bakıldığı zaman özellikle madencilik çalışmalarının aksamasına neden olan eşkıyalık hareketlerine sürgün cezasının verildiği görülmektedir. Nefy cezalarının affedilme sebeplerine bakıldığı zaman en ilginç olanı, yukarıda değinildiği üzere, şeyh ve oğullarının sürgün cezalarının madenin onların yardımına muhtaç olduğunun maden emini tarafından bildirilmesi üzerine sürgün emrinin terk edilmesidir (BOA, C.DRB 1298). Burada şartlı tahliye şeklinde tanımlanabilecek bu olayla ilgili bir diğer örnek ise köylerinde kendi işleriyle uğraşmak şartıyla cezanın affedilmesidir. Kendi işiyle uğraşmak şartıyla affedilen bazı kişilerin cezasının affedilmesinde ihtiyar olmaları da etkili olmuştur (BOA, C.ZB 1640). Kal a-bendlik cezasına çarptırılan suçlular, cezalarını gönderildikleri kalelerde çekerlerdi. Yukarıdaki örneklerden anlaşılacağı üzere kalebentlik cezası; ayanlık iddiasında bulunarak ahaliyi tahrik edenlere, devlet düzenine karşı gelenlere, eşkıyalık yaparak madenin nizamına aykırı davrananlara, madenin çalışmasını

373 engelleyenlere verilmiştir (BOA, C.DRB 2423; BOA, C.DH 10339; BOA, MKM.MHM.d 3: 177). Eşkıyalık yapanların halkı öldürmesi, mallarını alması ve devletin gönderdiği kuvvetle savaşması durumunda ise idam cezası verilmiştir (BOA, MHM.d 178: 227). Maden eminini öldüren ve madenin çalışmasını engelleyen kişiler de aynı cezaya çarptırılmıştır (BOA, C.DRB 60). Bu üç ceza değerlendirildiği zaman suçlulara, işlenen suçun niteliğine ve etkisine göre cezalar verildiği söylenebilir. Zira eşkıyalık olaylarına her üç cezanın da verildiği görülmektedir ki bu, olayın büyüklüğü ve etkisi ile alakalıdır. Madencilik açısından cezalara bakıldığında ise maden eminini öldüren kişiler ağır cezalara çarptırılmıştır (BOA, HAT 81/3377.A). Bozkır madeni emanetinde meydana gelen eşkıyalık hareketlerine karışan ya da çeşitli karışıklılar çıkaran kişilere idam ve sürgün cezalarının verildiği yukarıdaki örneklerde görülmektedir. Kazada meydana gelen karışıkları bu şekilde önlemeye çalışan devlet, bununla birlikte kaza ahalisini de bu tür hareketlere karşı sorumlu tutarak çeşitli önlemler de almaktaydı. Eşkıyalık hareketlerine karşı alınan önlemlerden biri de kelime anlamı adak olan nezrdi. Fakat kelimenin buradaki anlamı herhangi bir kaza ya da köy ahalisinin kanuna aykırı harekette bulunmayacaklarını, böyle hareketler içerisinde olurlarsa kendi mallarından karşılamak üzere belirli bir miktar parayı hazineye vermeyi taahhüt etmelerini ifade etmektedir. Nitekim eşkıyalık yapan kişileri yakalandığı anda maden eminine teslim etmeyi, madene bağlı kaza ve köylerde böyle bir durum ortaya çıkarsa karışıklık çıkan yerlerin ahalisi, miktarı daha önceden belirtilen parayı vermeyi taahhüt etmekteydi (BOA, MEDAD 9: 179-1). Böyle bir karışıklık çıkması nedeniyle taahhüt edilen para toplandığında madene sermaye kayıt olunurdu (BOA, MEDAD 9: 179-2). Madene bağlı kaza ve köylerde bu tür eşkıyalık hareketlerinin yanında, madene yapılması gereken hizmetlerin yapılmaması da ahali tarafından taahhüt edilen nezrin tahsiline sebep olmaktaydı (BOA, MEDAD 9: 180-2). 27 Ekim 1788 tarihinde, Seydişehir kazasında Yavrı Hasan oğulları Mehmet ve Abdurrahman ile Akçalar köyü imamı Hüseyin, belde muhtarı Numan Ağa yı öldürüp eşyalarını almışlar.

374 Seydişehir kazası ve Çalmanda köyü ahalisi katiller 789 ele geçirilirse maden eminine, eşyalarını da sahiplerine iade edeceğiz, böyle hareketlerin bundan sonra olması durumunda Bozkır madeni sermayesine 7.500 kuruş nezr vermeyi taahhüt ederiz demişlerdir (BOA, MEDAD 9: 179-1). Aynı olayla ilgili olarak Seydişehir kazasına bağlı 17 köy ahalisi de 15.000 kuruş nezri taahhüt ederken (BOA, MEDAD 9: 179-3), Akçalar köyü ise 5.000 kuruş nezr ödemeyi taahhüt etmiştir (BOA, MEDAD 9: 179-2). 1 Şubat 1778 de madenin açılışında şeyhin başını çektiği bir grupla maden emini arasında anlaşmazlıklar olmuştur. Bu kişiler bazen maden eminini valiye veya merkeze şikayet etmiş, bazen de doğrudan maden emini üzerine saldırmıştır. Bozkır kazası ahalisi madene karşı bundan sonra bu tür hareketlerinin olmayacağını, olursa hazineye 50.000 kuruş nezr-i diyet vermeyi taahhüt etmişlerdir. Ahalinin bu tür hareketler yapması halinde belirtilen bu paranın toplanması emredilmiştir (BOA, C.DRB 2605; BOA, C.DRB 2890; BOA, C.DH 2909). Bu durum belgelerde şu şekilde ifade edilmiştir: ma dende i mâl ve nizâmı sağlarken nizâm-ı ma deni ibtâle ictisâr idenler tertîb-i cezâ olacaklarını ifhâm ve ifâde olunmak (BOA, C.DRB 2605). 789 Katil bulunamazsa, köy ahalisi sorumlu tutulur ve kişi hangi köyün toprağında öldürülürse diyet o köy ahalisinden alınırdı (BOA, AHK.KR.d 14: 118-1).

Tablo 11: Bozkır Madeninde Yapılan Üretimin Aşamaları 375

376 Tablo 12: 2003 ve 2004 yılları verilerine göre Bozkır ve Çevresinde Bulunan Çeşitli Madenlere Ait Bilgiler 790 Madenin cinsi İlçe Köy-mevki Tenör ve kalite Rezervler Diğer bilgiler Asbest Bozkır Kildere Köyü %10-15 lif Gör+Muh 4.300 t. 1.5 mm den 15 cm ye kadar damarları mevcuttur Asbest Bozkır Dutlu Köyü 791 Lif boyları kısa Asbestli zonun kalınlığı 7 m, uzunluğu 100 m.dir Barit Bozkır Karagüney Hacettepe BaSO 4 :%93 Zuhur İşletilip terk edilmiş Barit Bozkır Söğüt Köyü Gülburun Ba SO 4 :%92-98 Ekonomik değildir Tepe Barit Hadim Aşağıesenler Ekonomik değildir Kalker CaCO Bozkır Kızılçakır 3 :%99,5 Jeolojik İşletilebilir (toz kireç) (Ort.) 150.000.000 t. Al 2 O 3 :%40.3 Alüminyum Çatmakaya SiO Seydişehir 2 :%6.7 (Boksit) (Arvana) Fe 2 O 3 :%17.4 Etibank üzerinde beklemede Demir 792 Demir Bozkır Hadim Çatköy Kovanlık Yaylası Aladağ Aşağıesenler Fe:%2-17 SiO 2 :%10-28 Al 2 O 3 :%2-52 Fe: %50 Görünür 433.357 t. Mümkün 2.208.306 t. Karstik boşluk dolgusu şeklinde cevherleşmedir. Cevherleşme düzensiz mercekler şeklindedir.hematitin yanı sıra az miktarda galen bulunur. Eğitse Fe:%54-55 Demir Hadim Karstik boşluk dolgusu şeklindeki cevherleşmedir. Çataloluk P:%0.25 Kurşun Hadim Aladağ Zn:%18-25 Rezerv Cevherleşme gümüşle galenden ibarettir. 790 Konya Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, Konya 2004 Yılı İl Çevre Durum Raporu, Konya 2005, 61-66, 2003 yılı için aynı eserin 166-171. sayfalarına bakınız. 791 Görünür ve muhtemel rezerv 4.464 tondur (Koçak, 2007: 541). 792 Korualan, Kurudere ve Gerez deki demir oranları için bkz. (Koçak, 2007: 540).

Madenin cinsi İlçe Köy-mevki Tenör ve kalite Rezervler Diğer bilgiler Yelmez Pb:%2 Cd:%1 vermemektedir Kurşun-Çinko Zn:%38.2 Hadim küçüksu Pb:%3 Bozkır Kızılgeniş Cd:%0.13 Muhtemel 48.000 t. Kurşun-Çinko Hadim Aladağ Hadim bölgesinde karbonat, sekonder yataklar Zn, Pb üzerindedir. Ofiyolit melanj içinde ekonomik olmayan kurşunlu barit damarları şeklindedir 377 Manganez Bozkır Yelbeyi köyü Kömür Bozkır Karabayır Kömür Yalıhüyük Suğla Gölü Mn:%44-51 Fe:%33 Gör+Muh 1.200 t. Ofiyolitli serinin plajiklerine uyumlu bantlar şeklindedir. Kömür için açılmış olduğu söylenen ocakta herhangi bir kömür mostrası yoktur. Yalıhüyük ün 500 m. kuzey doğusunda Suğla Gölü tabanındaki genç çökeller içinde 30 m kalınlığında çok killi bir linyit damarı vardır. t. Ton, Gör. Görünür, Muh. Muhtemel Tablo 13: Bozkır da Oksitli Cevherlerin Durumu 793 TENÖR % REZERV(x1000 ton) Zn Pb Görünür Muhtemel Mümkün Toplam 25,0 1,0 5 5 5 15 793 Herhangi bir mevki ismi belirtilmemiştir. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Madencilik Özel İhtisas Komisyonu Raporu Metal Madenler Alt Komisyonu Kurşun-Çinko-Kadmiyum Çalışma Grubu Raporu, Ankara 2001: 65,136. Eserin e-kitap hali için bkz. http//ekutup.dpt.gov.tr/

378

379 SONUÇ XVI. yüzyıl boyunca Bozkır da Kazıkdere köyünde köylüler tarafından bir demir madeni işletildiği görülmekle birlikte, madenin işletilmesi dolayısıyla verilen öşre bakılarak çok büyük bir maden işletmesi olmadığını söylemek mümkündür. Bundan dolayı Bozkır da gerçek anlamda madencilik faaliyetleri 1776 yılında başlamıştır. 1785 yılında maden dolayısıyla ahaliye yapılan zulüm nedeniyle maden kapatılarak bölgede yaşayan ahali eski haline döndürülmüş, madenin ilk dönemi bu sebeple sona ererken aynı gerekçeyle 1787 yılında maden yeniden açılmıştır. Ahaliye yapılan zulümler dolayısıyla madenin açılıp kapatıldığı belirtilirse de, ahaliye yapılan zulümlerin sebebine bakmak gerekmektedir. Bu sebep irdelendiği zaman kazanın ileri gelen kişileri ile maden emini arasında kazaya hâkim olma ve istediğini yaptırma düşüncesinin yattığı görülmektedir. Yani kaza halkından istediği miktarda vergiyi tahsil etme gibi ekonomik çıkarlar ile diğer faydalar bu çekişmede rol oynamıştır. Bütün bu olumsuzluklara rağmen maden 1839 yılına kadar işletilmiştir. Bu tarihte mağaralarındaki cevherin azalmasından dolayı yapılan masrafların gereksiz olduğu düşüncesiyle Bozkır madeni kapatılmıştır. Bozkır madeninde 1776 ile 1839 yılları arasında 61 yıl üretim yapılmıştır. Bozkır da, madenin açılmasıyla birlikte sosyal ve ekonomik olarak bir canlılık yaşanmıştır. Madende çalışmak üzere birçok madencinin Bozkır a gelip yerleşmesi, madenciler için Bozkır da evler ve dükkânlar yapılması sosyal ve ekonomik hayatı doğrudan etkilemiştir. Bununla birlikte bu faaliyetler neticesinde Siristat kasabası Bozkır kazasının her açıdan merkezi olma konumunu sağlamlaştırmıştır. Bozkır madeninde cevher çıkarma faaliyeti başladığı ilk günden itibaren madenin kömür, kütük tedâriki ile cevher nakli ve çakılcı amelesi gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması için Bozkır kazası civarındaki kazalar, cevherin durumuna göre bir başka deyişle fırın sayısının artıp eksilmesine göre maden emanetine bağlanmış ya da bu yönetimden çıkarılmıştır. Bozkır madeninin açık olduğu dönemlerde Bozkır ve Belviran kazaları sürekli olarak madene bağlıdır. Konya sancağına bağlı Belviran kazası ile Beyşehir sancağına bağlı Bozkır kazası, Bozkır madeni emaneti yönetimi adı altında birleştirilmiştir. Maden dolayısıyla bir yönetim altında ilk birleşmenin gerçekleştiği bu iki farklı sancağa bağlı iki kaza, daha sonra

380 Bozkır kazası olarak birleştirilmiştir. Coğrafi yakınlık ile de ilişkilendirilebilecek bu birleşme, kaza statüsünde olmasa da yönetim anlamında, madenin açık olduğu 1776-1839 yılları arasında denenmiştir. Bahsi geçen bu iki kaza dışında Beyşehir, Seydişehir, Göçü, Yenişar ve Kırili kazalarıyla kısa süreliğine de olsa Aladağ kazasının bazı köyleri madene bağlanmıştır. Bu kazaların madene bağlanma sebebi, cevher miktarına paralel olarak artan fırın sayısıdır. Bozkır madeni emânetine bağlanma konusunda bazı kazaların istekli olmasına karşılık bazı kazaların ise madene bağlanmak istemedikleri görülmektedir. Madene bağlanma konusunda istekli davranmalarının temel sebebi, kazalarında bulunan yöneticilerin yaptığı zulümlerden kurtulma düşüncesidir. Bununla birlikte madene bağlanma sayesinde elde edilen bazı muafiyetler de bu sebepler arasında sayılabilir. Özellikle Beyşehir sancağı kazaları için geçerli olan bu sebepler Alanya, Manavgat, İbradı ve Pirluganda kazaları ahalisi tarafından kabul görmemiştir. Zira ahali, kazalarının ekonomik olarak kötü durumda olmasını ileri sürerek madene bağlanmak istememiştir. Maden için yapılacak işlerin ağırlığı ve madenciliğin zorlukları da düşünüldüğü zaman bu durum daha net anlaşılmaktadır. Kazaların maden emanetine bağlanması ile yerine getirmeleri gereken birtakım yükümlülükleri ortaya çıkmakta ve kaza ahalisinin çeşitli işlerinden sorumlu olan idarecileri de değişmektedir. Bozkır madeni emanetine bağlı kazalardan Bozkır kazası 150 balta, Belviran kazası ise 65 balta ile görevlendirilmiştir. Bu iki kazadan sonra madene bağlanan Seydişehir kazası hissesine 80 balta hesap edilmiş ise de kazanın dağlarında ağaç olmaması nedeniyle bu miktar yılda üç ya da dört taksitle ödemek şartıyla nakde çevrilerek, ahalisinin 4.000 kuruş ödemesine karar verilmiştir. Verilen bu bedel ise madene sermaye olarak kaydedilmiştir. Diğer kazalarda madene belirli bir miktar kömür vermek ve mağaralardan çıkan belirli miktardaki cevheri taşımak ya da madene bir miktar bu işlerin karşılığında bedel vermek şartlarıyla madene bağlanmıştır. Burada dikkati çeken nokta madene bütün bağlanmalarda madenin bir işi kazaya yükümlülük olarak yazılmış ve defterlere kaydedilmiştir. Hisselerine yazılmış olan bu görevler ya da meblağlar konusunda çıkan anlaşmazlıklarda bu defterlere müracaat edilerek, sorunlar çözülmeye çalışılmıştır.

381 Bozkır madenine atanan maden eminleri, madene bağlı kaza ahalisini ve madencileri serbestiyet üzere idare etmiştir. Fakat maden emini ile madencilerin ve bunlarla ahali arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde ya da engellenmesinde dengeleyici unsur kadılardır. Mahallinde halledilemeyen daha büyük sorunların çözümü için merkezden mübaşir adı verilen görevliler tayin edilmiştir. Bir tür hakemlik görevi üstlenen mübaşirler, yöneten ve yönetilenler arasında kanunlara uyulmasını tesis etmekle görevlidir. Bütün bunlar madende bulunan görevlilerin birbirlerine karşı, kanunda belirtilen kaidelere uygun hareket etmelerini sağlamak için bir denge unsuru oluşturulduğunu göstermektedir. Bozkır madeninde üretimin her aşamasında işlerin gerektiği gibi yapılması için bir organizasyon kurulmuştur. Devlet bu organizasyonu madenin iyi çalışması için yapmıştır. Her alanda mevcut olan bu organizasyonun temel amacı madenin üretimini verimli kılmaktır. Bu anlamda Bozkır madeninde maden emaneti adı verilen idari yapının başında madeni idare eden ayrıca idârî, askerî, iktisâdî ve sosyal görevleri de olan maden emini bulunmaktadır. Madende üretimin yapılabilmesi için çeşitli alanlarda görevlendirilen teknik personel, güvenlik personeli ve maden emininin de içinde yer aldığı idari personel, üretimin güvenli ve düzenli bir şekilde yapılabilmesi için organize edilmiştir. Bozkır madeninde üretimin her aşamasında üçlü bir mekanizma kurulmuştur. Buna göre maden emini idaresindeki maden emanetinde yapılacak işler maden emini, kâtip ve kadı nın kontrolü altındaydı. Bu mekanizmada ortaya çıkacak bir sorun diğerleri tarafından merkeze bildirilirdi. Bozkır madeninde üretimin her aşamasında bu kontrol sisteminin uygulandığı ve madendeki görevlilerin bu şekilde birbirine bağlandığı görülmektedir. Maden, Alanya İskelesi ne nakledilirken teslimi esnasında maden emininin bir adamının bulunması, yine iskeleden İstanbul a gönderilirken ilgili görevlilerin bulunması ve her birine gerekli işlemlerle ilgili bir belgenin verilmesi Osmanlı madencilik sistemindeki otokontrolün önemini göstermektedir. Örneğin nakil esnasında miktarı belirtilen kurşun ile darphaneye teslim edilen arasında farklılık ortaya çıktığında bu durum görevlilerden sorulmuş ve ihmal varsa ilgili kişiye tazmin ettirilmiştir. Dolayısıyla cevherlerin mağaralardan çıkarılmasından darphaneye teslim edilmesine kadar geçen sürecin her aşamasında

382 benzer uygulamaları görmek mümkündür. Bozkır madeninden Alanya İskelesi ne gönderilen kurşun, İstanbul a gönderildiğinde mevcut kayıtlar tutmadığı zaman ilgililerden bu eksiklik tahsil edilmiştir. Alanya İskelesi nde de Alanya kadısı, dizdar ve gümrük emini gibi görevlilerin kurşun muhafazası ile naklinde sorumlu olmaları yukarıdaki otokontrol işlemini teyit etmektedir. Yine Bozkır dan iskeleye gönderilen kurşun miktarı ile ilgili maden emini tarafına bir belge verilmesi ile kurşunun İstanbul a nakli esnasında gemi kaptanına bir belge verilmesi ve bir nüshasının da iskeledeki görevliler de kalması da buna örnek olarak gösterilebilir. Osmanlı devleti, maden ocaklarında üretilen ürünlerden belirli bir oranda devlet adına aynî olarak vergi almıştır. Bu oran Bozkır madeninde üretilen kurşun için beşte bir iken altında dörtte bir olarak uygulanmıştır. Fakat Osmanlı devleti, bütün madenlerde aynı vergiyi uygulamamıştır. Madenin cinsine, zamana ve çeşitli durumlara göre bu oranlar madenlerde farklılıklar arz etmiştir. Bunun yanında darphaneye teslim edilen altın, gümüş ve kurşunun değerinin hesaplanmasında da farklı fiyatlar uygulanmıştır. Vergi kesintisi yapılan madenle vergiye tabi olmayan madenden üretilen gümüşler aynı fiyata alınmamıştır. Bu anlamda bir dengesizlik olmadığı aşağı yukarı aynı fiyata geldiği görülmektedir. Üretilen madenlerin fiyatlandırılmasında tek istisnai durum yapılan masrafların madenlere göre değerlendirilmesinden dolayı ortaya çıkan farklılıklardır. Kömür veya kütük ihtiyacının karşılanmasında madenlere göre fiyat farklılıkları olduğundan bu durum darphanenin satın alma fiyatlarına yansıtılmıştır. Madenlerle ilgili dikkat çeken noktalardan biri de yeni açılan madenlerin işlerliğinin arttırılması ve madencilikle ilgili yapıların yapılması gibi nedenlerle ilk açıldığı tarihlerde halkın bu vergilerden istisna tutulmasıdır. Madenin üretim durumu görüldükten sonra bir düzenleme yapılması da buna neden olmuştur. Bozkır madeninde üretilen madenlerin devlet tarafından satın alınması, madenlerde uygulanan devletçi anlayışı ortaya koymaktadır. Bozkır madeni emaneti olarak adlandırılan idari birimin başındaki görevli maden eminidir. Bu idari birimin yönetim merkezi ise Siristat tır. İdari anlamda ön plana çıkan bu kasabada madencilerin çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması için ev ve dükkanlar ile maden emini için bir konak yapılmıştır. Siristat ta maden eminine ait

383 konağın bulunması ve maden emininin burada oturması bu kasabanın merkezi yapısını ortaya koymaktadır. Bozkır madeninde işletilen fırınlar burada bulunmaktaydı. Bu anlamda idari bir merkez olan Siristat, fırınların burada olması dolayısıyla ekonomik, çeşitli etnik kökenlere ve dinlere sahip insanların bir arada bulunması nedeniyle de sosyal bir merkez olarak ortaya çıkmıştır. Bozkır madeninde fırınların olduğu yer, bugün pazar yeri olarak kullanılan Çarşamba Çayı yanındaki yerde idi. Fırınların hemen yakınında musalla ve maden eminlerine ait konak vardı. Maden açıldıktan sonra mevcut caminin cemaati almaması nedeniyle Siristat ta bir cami daha yapılmakla birlikte kasabanın dört yerine maden emini tarafından çeşmeler de yaptırılmıştır. Madenin açılmasıyla birçok imar faaliyetinin olduğu Siristat, sosyal açıdan da Müslümanlar ile Hristiyanların birlikte yaşadığı bir yerleşim yeri haline gelmiştir. Çalışmaya başlarken Bozkır maden-i hümayun emaneti adı verilen idari yapının ne anlama geldiği, hangi sınırları kapladığı ve yürürlükteki idari yapıdan ne gibi farklılığının olduğu gibi problemlerin tespiti amaçlanmıştır. Yapılan araştırmalar neticesinde madene bağlanan kazaların yönetimi için kullanılan Bozkır maden-i hümayun emanetinin yürürlükteki idari yapıdan farklı olduğu tespit edilmiştir. Madene bağlı kaza ahalilerine çeşitli muafiyetler verilerek maden idaresine bağlandığı ve madene ait çeşitli işlerin bunlar tarafından yapıldığı ortaya çıkarılmıştır. Bu emaneti yönetecek olan emin, serbestiyet ve ber vech-i istiklal üzere hareket etmekteydi. Bu yetkilere sahip olan maden emini doğrudan darphane tarafından atanmaktaydı ve yerel yetkililerin bu atamada herhangi bir etkisi yoktu. Bu atamanın da bir sonucu olarak maden eminleri yerel yöneticilere karşı değil darphaneye karşı sorumluydu. Bu anlamda Bozkır madeni emaneti adı verilen idari yapı, özerk bir şekilde oluşturulmuş ve bu nedenle hiçbir idareci, maden eminine ve maden bölgesine kendilerine herhangi bir emir verilmedikçe karışamamıştır. Bozkır madeni mağaralarından çıkarılan cevherler, hayvanlar vasıtasıyla fırınların olduğu Siristat kasabasına getirilir. Fırınlarda pişirilen ve eritilen madenlerin ayrıştırılması sonucu kurşun, saf sim ve mahlut sim gibi madenler elde edilirdi. Kurşunun beşte biri bedelsiz olarak devlete verilirken geri kalan kurşun maden emini tarafından kendisine verilen sermaye akçesiyle madencilerden satın

384 alınırdı. Satın alınan kurşun kış aylarından önce Karaman eyaleti ile İçil ve Alanya sancakları kazaları ahalilerine taksim edilerek Bozkır dan Alanya İskelesi ne ve oradan da gemilerle İstanbul a nakledilirdi. Bozkır madeni üretimi kurşunların taşındığı ikinci güzergah ise İzmit İskelesi ydi. Rum Meselesi nedeniyle gemilerin kurşunu taşımada kullandığı deniz yolu güvenli olmadığından kurşun, karadan İzmit İskelesi ne ve oradan da kayıklarla İstanbul a taşınmıştır. Bozkır madeni üretimi sonucu elde edilen gümüş, saf ya da altınla karışık haldeki gümüş olan mahlut sim olmak üzere iki türlüydü. Saf sim Bozkır madeninde elde edilirken, Bozkır madeni üretimi mahlut sim darphanede ayrıştırılmaktaydı. Darphanede ayrıştırılan mahlut simden ise gümüş ile birlikte bir miktar altın elde edilmekteydi. Karışık ve saf haldeki gümüşler, kara yoluyla Bozkır dan İstanbul a görevliler tarafından götürülürdü. Gönderilen madenler maden eminine verilen sermaye akçesinden düşülerek darphanede hesap görülürdü. Bozkır madeninin finansmanı, sermaye akçesi adı verilen ödenekle devlet tarafından karşılanırdı. Bozkır madeni, bölgede bulunan cevherler hakkında merkezin bilgilendirilmesi üzerine gönderilen heyetin incelemesi sonucu devlet için kâr getirebilecek bir işletme olabileceği değerlendirmesi üzerine üretime başlamış, bir süre işletilen maden açıldıktan kısa bir süre sonra kısmen cevher durumu daha da önemlisi maden dolayısıyla halka yapılan zulümlerden dolayı kapatılmıştır. Ancak bu önlem çözüm olmadığından ve halka daha fazla zulüm yapılmaya başlandığından bu sorunun ortadan kaldırma gerekçesiyle yeniden açılmıştır. Ancak madenin yeniden açılmasını sadece bu sebeple açıklamak yeterli değildir. Zira madenin açılmasını etkileyen en önemli neden yeni cevher yataklarının bulunması ve işletmenin devlete önemli bir katkı yapacağı inancı olmalıdır. Bozkır madeninde mağaraların kazılmasında, fırınların yakılmasında ya da elde edilen ürünlerin naklinde çeşitli sorunlarla karşılaşılmıştır. Madende üretimin devam edebilmesi için gerekli kömür ve kütük tedâriki, madene ait çeşitli işlerde kullanılan malzemelerin temininde karşılaşılan güçlükler, madenlerde uygulanan teknolojinin geriliği ve maden mağaralarında cevherlerin azalması gibi sorunların yanında eşkıyalık hareketleri de madenlerdeki önemli problemlerdendi. Bozkır madeni emanetinde ortaya çıkan eşkıyalık hareketlerinin, madenin açılmasıyla birlikte idari

385 yapının değişmesi üzerine geri plana düşen kişilerin eski konumlarına gelmek istemeleriyle ortaya çıktığı söylenebilir. Eşkıyalık hareketleri madenin çalışmasını aksatırken, devlet tarafından bu idari yapının başına atanan maden emininin görevini bırakarak kaçması ya da eminin öldürülmesi gibi sonuçları ortaya çıkarmıştır. Devlet bir taraftan askeri anlamda bu olumsuzlukların önüne geçmeye çalışırken diğer taraftan da bölge halkını nezre bağlayarak bu tür eşkıyalık hareketlerinin halk arasında yayılmasını başka bir deyişle taraftar bulmasını engellemeye çalışmıştır. Fakat alınan bütün önlemlere rağmen tamamen ortadan kaldırılamayan olumsuzluklar, madenin açılışından kapanışına kadar aralıklarla devam etmiştir. Osmanlı Devleti nde madencilik faaliyetleri metin içerisinde anlatılan şartlarda sürdürülmüştür. Ancak Tanzimat ın ilanıyla birlikte madencilik faaliyetlerinde de değişimler başlamıştır. Tanzimat a kadar geleneksel usullerle işletilen maden işletmelerinde, bu tarihten itibaren yeniliklerin takip edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu çalışma, Tanzimat a kadar işletilen Bozkır madeninde eski usul üretim yapıldığı göz önüne alınırsa, Tanzimat tan sonra Osmanlı madenciliği ile ilgili araşatırmalara karşılaştırma imkanı sunmaktadır. Bu çalışmada Bozkır madeni örneğinden hareket edilse de diğer madenlere de yeri geldikçe değinilmiştir. Son yıllarda Osmanlı döneminde madencilik faaliyetleri ile ilgili yapılan çalışmalara rağmen bu alanda her şeyin aydınlatıldığı söylenemez. Bu alanda bir adımda tarafımızdan atılarak madencilik alanındaki sorunların çözümüne katkıda bulunmaya çalıştık. Fakat madencilik alanındaki sorunların tam anlamıyla bu çalışmada çözüldüğünü söylemekte iyimserlik olur.

386

387 BİBLİYOGRAFYA 1. Arşiv Kaynakları 1.1. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) 1.1.1 Belge Tasnifleri 1.1.1.1. Ali Emiri Tasnifi (AE) 1.1.1.1.1. AE.SABH I (Abdülhamid I): 3980, 4193, 4289, 5368, 6638, 11519, 11527, 12047, 13074, 13355, 15109, 15510, 18534, 19531, 20507. 1.1.1.1.2. AE.SMST II (Mustafa II): 4/327, 12/1173. 1.1.1.1.3. AE.SSLM III (Selim III): 18985, 22665. 1.1.1.2. Muallim Cevdet Tasnifi (C.) 1.1.1.2.1. Cevdet Adliye (C.ADL): 1152, 2180, 2454, 4230, 4572, 5051. 1.1.1.2.2. Cevdet Askeriye (C.AS): 1517, 6937, 8012, 9229, 10086, 14535, 15701, 16336, 21864, 22358, 22824, 23579, 23891, 25803, 33129, 34303, 38021, 38432, 42326, 51300. 1.1.1.2.3. Cevdet Bahriye (C.BH): 1591. 1.1.1.2.4. Cevdet Dahiliye (C.DH): 791, 1301, 2669, 2909, 3592, 4414, 8182, 9743, 9939, 10339, 12225, 14654, 15332, 16283. 1.1.1.2.5. Cevdet Darbhane (C.DRB): 4, 11, 32, 37, 47, 60, 83, 89, 99, 118, 125, 152, 205, 206, 233, 238, 252, 264, 267, 295, 312, 355, 378, 393, 417, 435, 469, 475, 476, 493, 542, 560, 568, 571, 711, 730, 782, 810, 864, 866, 880, 898, 907, 916, 919, 950, 955, 964, 967, 1029, 1031, 1035, 1058, 1092, 1115, 1162, 1218, 1240, 1260, 1276, 1298, 1303, 1330, 1454, 1457, 1497, 1581, 1618, 1634, 1672, 1686, 1710, 1712, 1724, 1769, 1775, 1778, 1789, 1828, 1830, 1837, 1842, 1853, 1862, 1865, 1872, 1915, 1943, 1946, 1995, 2009, 2042, 2044, 2045, 2047, 2063, 2082, 2093, 2141, 2148, 2162, 2197, 2199, 2239, 2339, 2343, 2374, 2375, 2406, 2408, 2411, 2416, 2421, 2423, 2429, 2466, 2482, 2506, 2507, 2508, 2544, 2605, 2630, 2636, 2668, 2691, 2726, 2739, 2748, 2782, 2786, 2809, 2820, 2831, 2866, 2890, 2948, 2955, 2956, 2969, 2973, 2975, 3015, 3026, 3033, 3041, 3050, 3051, 3057, 3058, 3083, 3090, 3123, 3136, 3137, 3144, 3152, 3211, 3249, 3252, 9890.

388 1.1.1.2.6. Cevdet Evkaf (C.EV): 6174, 7936, 8805, 16185, 23538, 25829, 29770. 1.1.1.2.7. Cevdet İktisat (C.İKT): 1072, 2133, 2189. 1.1.1.2.8. Cevdet Maarif (C.MF): 5724, 6969. 1.1.1.2.9. Cevdet Maliye (C.ML): 185, 219, 232, 528, 1053, 2517, 2724, 3397, 3525, 3690, 4027, 4272, 4670, 5858, 7520, 10512, 17819, 17748, 18157, 22569, 23783, 24210, 28382. 1.1.1.2.10. Cevdet Nafia (C.NF): 800, 1604, 2240, 2573. 1.1.1.2.11. Cevdet Saray (C.SM): 3196, 1017. 1.1.1.2.12. Cevdet Timar (C.TZ): 4853, 5701. 1.1.1.2.13. Cevdet Zabtiye (C.ZB): 121, 775, 1326, 1505, 1640, 1897, 2274, 4251. 1.1.1.3. Dahiliye Nezareti, Umûr-ı Mahalliye-i Vilâyât Müdüriyeti Belgeleri (DH.UMVM) 72/52; 163/23. 1.1.1.4. Hatt-ı Hümayûn Tasnifi (HAT) 2/55.A, 8/280, 39/1950, 81/3377.A.B.E, 152/6423.A, 180/8191, 182/8312, 183/8405, 197/9907, 197/9967, 204/10649, 295/17552, 351/19834.B, 473/23144, 503/24722, 556/27471, 566/2774, 568/27849, 616/30306, 617/30409, 626/30943, 666/32434, 670/32730, 682/33214, 765/36091.K, 1253/48422, 1321/51571, 1393/55717, 1414/57740. 1.1.1.5. İbnül Emin Tasnifi (İE) 1.1.1.5.1. İbnülemin Askeriye (İE.AS): 876, 1864, 3067, 3463. 1.1.1.5.2. İbnülemin Meadin (İE.MDN): 45, 66, 78. 1.1.1.6. İrade Dahiliye Belgeleri (İ.DH) 6/262. 1.1.1.7. Sadaret Mektubi Kalemi Belgeleri 1.1.1.7.1. Sadaret Mektubi Kalemi Belgeleri (A.MKT): 178/22.

389 1.1.1.7.2. Sadaret Mektubi Kalemi Deavi Belgeleri (A.MKT.DV): 161/31, 191/23. 1.1.1.7.3. Sadaret Mektubi Kalemi Umum Vilayat Belgeleri (A.MKT.UM): 420/39, 499/93. 1.1.2. Defter Tasnifleri 1.1.2.1. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Defterleri (A.DVNS.) 1.1.2.1.1. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Atik Şikayet Defterleri (ŞKT.d): 194, 195, 196, 205. 1.1.2.1.2. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Hadariye Defterleri (HADR.d): 7, 9. 1.1.2.1.3. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Kalebend Defterleri (KLB.d): 23, 26, 28, 29. 1.1.2.1.4. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Karaman Ahkam Defterleri (AHK.KR.d): 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 24, 26, 27, 28, 29, 30, 32, 34, 35,36. 1.1.2.1.5. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Defterleri (MHM.d): 173, 174, 178, 183, 184, 192, 196, 198, 206, 207, 209, 211, 214, 215, 217, 220, 227, 235, 236, 251, 252, 253, 265. 1.1.2.1.6. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme-i Mektume Defterleri (MKM.MHM.d): 1, 2, 3, 4, 6. 1.1.2.2. Bab-ı Defteri Başmuhasebe Kalemi Defterleri (D.BŞM.d): 4702, 5792. 1.1.2.3. Bab-ı Defteri Başmuhasebe Muhallefât Defterleri (D.BŞM.MHF.d): 8824, 13209, 13520. 1.1.2.4. Darphane-i Amire Defterleri (DRB.d): No. 47, 156, 157, 158, 159, 160, 163, 165, 968, 969, 970, 973, 974, 976, 977, 980, 986, 987, 989, 992, 993, 996, 1002, 1003, 1005, 1006, 1010, 1012, 1013, 1015, 1017, 1020, 1021, 1023, 1027, 1030, 1031, 1037, 1039, 1040, 1041, 1043, 1044, 1048. 1.1.2.5. Hazine-i Hassa Defterleri (HH.d): 917, 13823, 17512, 18253, 23504. 1.1.2.6. Kamil Kepeci Tasnifi Defterleri (KK.d): 2592, 5184, 6421.

390 1.1.2.7. Maliye Varidat Muhasebesi Cizye Defterleri (ML.VRD.CMH.d.): 166. 1.1.2.8. Maden Mukâtaası Kalemi ve Bağlı Birimlerine Ait Defterler (D.MMK.d): 23125. 1.1.2.9. Maliyeden Müdevver Defterler (MAD.d): 73, 233, 2775, 3016, 3282, 3743, 5610, 7696, 7873, 7940, 7945, 8355, 8522, 8572, 8574, 8575, 8577, 9586, 9637, 9728, 9740, 9755, 9756, 9826, 10086, 17913, 18963, 22148, 23093. 1.1.2.10. Milli Emlakten Devralınan Defterler (MEDAD): 1, 3, 8, 9. 1.1.2.11. Nüfus Defterleri (NFS.d): 3278, 3310, 3316, 3317, 3318, 3319, 3320, 3341, 3342. 1.1.2.12. Tapu Tahrir Defterleri (TT.d): 40, 399, 1085. 1.1.3. Dosya Tasnifleri 1.1.3.1. Âmedî Kalemi Belgeleri (A.AMD): 51. 1.1.3.2. Bab-ı Defteri Başmuhasebe Darphane-i Amire Eminliği (D.BŞM.DRB): 14, 15, 16, 17. 1.1.3.3. Darphane Evrakı Dosya Usulü Envanteri (D.DRB) 1.1.3.3.1. Darphane Evrakı Hatt-ı Hümayun (D.DRB.HAT): 1, 2, 3, 4, 8, 10, 13, 14, 15, 16, 18, 21, 27. 1.1.3.3.2. Darphane Evrakı İradeler (D.DRB.İ): 1. 1.1.3.3.3. Darphane Evrakı Muhasebe Kalemi (D.DRB.MH): 1067. 1.1.3.3.4. Darphane Evrakı Tahrirat Kalemi (D.DRB.THR): 2, 3, 6, 8, 9, 30, 34, 36, 37, 50, 60, 65, 100, 675, 679, 682. 1.1.3.4. Maden Mukâtaası Kalemi ve Bağlı Birimlerine Ait Belgeler (D.MMK): 368. 1.1.3.5. Mühimme Kalemi Belgeleri (A.DVN.MHM): 54 1.1.4. Haritalar (HRT.h) 1117. 1.2. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA) Dosya No: 19138 Fon Kodu: 30.10. Yer No: 175.211.3.

391 1.3. Konya Şer iye Sicilleri (KŞS) 7, 48, 57, 64, 65, 66, 67, 73, 74, 83, 100, 101, 102. 1.4. Konya Vilâyeti Sâlnâmeleri (KVS) KVS def a 1, sene 1285. KVS def a 8, sene 1292. KVS def a 18, sene 1302. KVS def a 24, sene 1309. KVS def a 28, sene 1317. KVS def a 29, sene 1322 (Mali). 1.5. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi 1.5.1. Vakfiyeler 581/1: 232, sıra: 231. 1336 Tarihli Vakfiye Sûreti. 579: 21, sıra 14. 1795 Tarihli Vakfiye Sûreti. 591: 113. 1400 Tarihli Vakfiye Sûreti. 2178: 76. 1371 Tarihli Vakfiye Sûreti. 2178: 77. 1364 Tarihli Vakfiye Sûreti. 2178: 211. 1468 Tarihli Vakfiye Sûreti. 2178: 79. 1371 Tarihli Vakfiye Sûreti. 1336 Tarihli Vakfiye Kaydı (Bozkır da şahıs elinde). 1.5.2. Hurufat Defterleri (HD) 537, 540, 1074, 1078, 1079/2, 1083, 1118, 1133, 1137, 1141. 1.6. Süleymaniye Kütüphanesi Redif Askeri Tâlimatnâmesi Sûreti, Türkçe Yazmalar, Hüsrev Paşa Kısmı, 813/4.

392 2. Kitaplar ve Tezler Abdurrahman Vefik (1328). Tekâlif Kavâidi, Dersaadet. Abû l Farac, Gregory (1945). Abû l Farac Tarihi, I, (Çev. Ömer Rıza Doğrul), Ankara. Agricola, Georgius (1912). De Re Metallica, Translated from first Latin edition of 1556: Herbert Clark Hoover-Lou Henry Hoover, London. Ahmed Cevdet (1292). Tarih-i Cevdet, II, ikinci defa. Ahmed Lûtfî Efendi (1999). Vak anüvîs Ahmed Lûtfî Efendi Tarihi, IV, (Aktaran: Yücel Demirel), İstanbul. Ahmed Rıfad (1299). Lu gât-i Târihiyye ve Coğrâfiyye, II, İstanbul. Ahmed Vâsıf Efendi (1978). Mehâsinü l-âsâr ve Hakāikü l-ahbâr, (Haz. Mücteba İlgürel), İstanbul. Ahmet Eflâki (1954). Âriflerin Menkıbeleri II, (Çev. Tahsin Yazıcı), Ankara. Ahmet Refik (1931). Osmanlı Devrinde Türkiye Madenleri (967-1200), İstanbul. Ahmet Şerif (1999). Anadolu da Tanîn, I, (Haz. Mehmet Çetin Börekçi), Ankara. Ahmet Vefik Paşa (2000). Lehce-i Osmânî, (Haz. Recep Toparlı), Ankara. Akdağ, Mustafa (1995). Türkiye nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi, II, İstanbul. Akgündüz, Ahmet (1990a). Osmanlı Kanunnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri, I, İstanbul. Akgündüz, Ahmet (1990b). Osmanlı Kanunnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri, II, İstanbul. Akgündüz, Ahmet (1993). Osmanlı Kanunnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri, VI, İstanbul. Akkuş, Akif-Bozyiğit, Recep (2000). Çarşamba Çayı Havzası nın Fiziki Coğrafyası, Konya: Selçuk Üniversitesi Araştırma Fonu Projesi. Aksan, Virginia H. (2010). Kuşatılmış Bir İmparatorluk Osmanlı Harpleri 1700-1870, (Çev. Gül Çağalı Güven), İstanbul.

393 Akşit, Oktay (1970). Roma İmparatorluk Tarihi, İstanbul. Aktan, Hamza (1986). İslâmda Madenlerin Hukuki Statüsü, Erzurum. Albayrak, Sadık. Son Devir Osmanlı Uleması, III, İstanbul. Altan, Midhat (1940). Konyanın İktısadî Bünyesine Bir Bakış, İstanbul. Altunbay, Mustafa (1998). 15-18. Yüzyıllar Arasında Osmanlı Devleti nde Madenler ve Madencilik, Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Trabzon. Altunbay, Mustafa (2010). Osmanlı Döneminde Bir Maden İşletmesinin Tarihi Süreci: Sidrekapsi, İÜSBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul. Anhegger, Robert (1943). Beitraege zur Geschichte des Bergbaus im Osmanischen Reich I Europaeische Türkei, I, İstanbul. Anhegger, Robert (1944). Beitraege zur Geschichte des Bergbaus im Osmanischen Reich I Europaeische Türkei, II, İstanbul. Anhegger, Robert-İnalcık, Halil (2000). Kānūnnāme-i Sultānî Ber Mūceb-i Örf-i Osmānî II. Mehmd ve II. Bayezid Devirlerine Ait Yasaknāme ve Kānūnnāmeler, Ankara. Anonim, Selçukname (1952). Anadolu Selçukluları Devleti Tarihi III, (Tercüme eden ve notlar ekleyen: Feridun Nâfiz Uzluk), Ankara. Aşıkpaşazade (1970). Aşıkpaşaoğlu Tarihi, (Atsız), Ankara. Ayverdi, İlhan (2006). Misalli Büyük Türkçe Sözlük, I, II, III, İstanbul. Aziz b. Erdeşir-i Esterâbâdî (1990). Bezm u Rezm (Eğlence ve Savaş), (Çev. Mürsel Öztürk), Ankara. Bahar, Hasan (1991). İsauria Bölgesi Tarihi, SÜSBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, Konya. Bahar, Hasan, Güngör Karauğuz, Özdemir Koçak (1996a). Eskiçağ Konya Araştırmaları 1 (Phrygıa Paroreus Bölgesi: Anıtlar, Yerleşmeler ve Küçük Buluntular), Konya. Bahar, Hasan (1999). Demir Çağında Konya ve Çevresi, Konya.

394 Bahar Hasan-Özdemir Koçak (2004). Eskiçağ Konya Araştırmaları 2 (Neolitik Çağ dan Roma Dönemi Sonuna Kadar), Konya. Balcı, Ercüment (1994). Osmanlı Maden Rejiminde Nizamnâmeler Dönemi ve İmtiyazlar, İÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul. Balcı, Ercüment (2001). 19. Yüzyılda Osmanlı Devleti nde Maden İşletmeleri (Bulgardağı Maden İşletmesi Örneği) 1825-1908, İÜSBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul. Barkan, Ömer Lütfi (1943). XV ve XVIinci Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda Ziraî Ekonominin Hukukî ve Malî Esasları, Kanunlar, I, İstanbul. Baykara, Tuncer (1988). Anadolu nun Tarihî Coğrafyasına Giriş I Anadolu nun İdarî Taksimatı, Ankara. Baykara, Tuncer (1997). I. Gıyaseddin Keyhüsrev (1164-1211) Gazi-Şehit, Ankara. Baykara, Tuncer (1998). Türkiye Selçukluları Devrinde Konya, (Cumhuriyetin 75. Yılı Armağanı), Konya. Baytimur, Suha Oğuz (2005). 25 Numaralı Kal abend Defteri (1/61-a.Sayfa) (H. 1205 / M. 1790 1791), Fırat Üniversitesi SBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Elazığ. Beldiceanu, Nicorâ (1964). Les Actes Des Premiers Sultans Conserves Dans Les Manuscrits Turcs De La Bibliotheque Nationale a Paris II Reglements Miniers 1390-1512, Paris. Bilge, Arif (1946). Tarih Boyunca Toprak, Konya. Bilmen, Ömer Nasuhi (1967). Hukukı İslâmiyye ve Istılahatı Fıkhıyye Kamusu, IV, İstanbul. Birkan, Seçil (2005). İslamiyet Öncesi Orta Asya Türk Maden Sanatının Gelişimi (M.Ö. IV-M.S. X. Yüzyıllar), AÜSBE, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara. Bölükbaşı, Ömerül Faruk (2010). XVIII. Yüzyılın İkinci Yarısında Darbhâne-i Âmire, MÜTAE Yayınlanmamış Doktora tezi, İstanbul.

395 Cahen, Claude (1979). Osmanlılardan Önce Anadoluda Türkler, (Çev. Yıldız Moran), İstanbul. Cin, Halil-Akgündüz, Ahmet (1995). Türk Hukuk Tarihi, I, Konya. Cin, Halil-Akgündüz, Ahmet (1989). Türk Hukuk Tarihi, II, Konya. Çadırcı, Musa (1997). Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri nin Sosyal ve Ekonomik Yapısı, Ankara. Çağatay, Neşet (1942a). Osmanlı İmparatorluğunda Maden İşletme Tarzları Hakkında Tetkik Tecrübesi, DTCF Tarih Enstitüsü Kısmı (Ortazaman Tarihi). Çağman, Ergin (2010). III. Selim e Sunulan Islahat Lâyihaları, İstanbul. Çakır, Baki (2003). Osmanlı Mukataa Sistemi (XVI-XVIII. Yüzyıl), İstanbul. Çetin, Cemal (2009). Anadolu da Faaliyet Gösteren Menzilhaneler (1690-1750), SÜSBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, Konya. Çetinkaya, Tülay (2006). 1135/1722 Tarihli Sicil Defterine Göre Trabzon un Sosyal Tarihi, İÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul. Çınar, Ali Osman (1999). Mehmed Emin Edîb Efendi nin Hayatı ve Târîh i, MÜSBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul. Çiftçioğlu, İsmail (2001). Vakfiyelere ve Tahrir Defterlerine Göre Karamanlı Eğitim-Öğretim Müesseseleri, Süleyman Demirel Üniversitesi SBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, Isparta. Çoşkun, Fahri (1996). 888/1483 Tarihli Karaman Eyaleti Vakıf Tahrir Defteri, İÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul. DAGM (1996). 387 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Karaman ve Rûm Defteri (937/1530) I, Ankara. Demirkent, Işın (1996). Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, Ankara. Devellioğlu, Ferit (1999). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ankara. Doğan, Lütfi (2000). Keçecizâde İzzet Molla nın Islâh-ı Nizâm-ı Devlete Dâir Risâle Adlı Eserinin Transkripsiyonu ve Edisyon Kritiği, İÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

396 Doğan, Uğur (1997). Suğla Ovası ve Çevresinin Fiziki Coğrafyası, AÜSBE Yayınlanmamış Doktora tezi, Ankara. Doğanay, Osman (2009). Isauria Bölgesi Kaya Mezarları ve Ölü Gömme Gelenekleri, Konya. Dr. Nazmî (H.1338-M.1922), Türkiye nin Sıhhı-î İctima- i Coğrafyası, Konya Vilâyeti, Cüz 8, Ankara. Ebu z-ziya (1306). Lugat-i Ebu z-ziya, I. Eldem, Vedat (1994). Harp ve Mütareke Yıllarında Osmanlı İmparatorluğu nun Ekonomisi, Ankara. Erdoğru, M. Akif (2004a). Beyşehir Sancağının 1584 Tarihli Nüfus Sayımı (Beyşehir, Seydişehir, Bozkır), İzmir. Erdoğru, M. Akif (2006). Osmanlı Yönetiminde Beyşehir Sancağı (1522-1584), İstanbul. Erginsoy, Ülker (1978). İslam Maden Sanatının Gelişmesi, İstanbul. Genelkurmay Başkanlığı (Coğrafya Encümeni), (1937). Orta Anadolu ve Göller Havzası Coğrafyası Tabiî, Ziraî, Beşerî, Baytarî, 6, Ankara. Gimpel, Jean (1996). Ortaçağda Endüstri Devrimi, (Çev. Nazım Özüaydın), Ankara. Güçer, Lütfi (1964). XVI-XVII. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda Hububat Meselesi ve Hububattan Alınan Vergiler, İstanbul. Halaçoğlu, Yusuf (2002). Osmanlılarda Ulaşım ve Haberleşme (Menziller), Ankara. Halaçoğlu, Yusuf (2009). Anadolu da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650), II, III, V, Ankara. Halil Edhem (1307). İlm-i Me âdin ve Tabakâtü l-arz, İstanbul. Hamilton, William J. (1842). Researches Asia Minor, Pontus and Armenia with Some Account of Their Antiquıties and Geology, II, London. Hezârfen Hüseyin Efendi (1998). Telhîsü l-beyân Fî Kavânîn-i Âl-i Osmân, (Haz. Sevim İlgürel), Ankara.

397 Hinz, Walther (1990). İslam da Ölçü Sistemleri, (Çev. Acar Sevim), İstanbul. Hoca Sadettin Efendi (1992). Tacü t-tevarih, II, Ankara. Honigmann, Ernst (1970). Bizans Devletinin Doğu Sınırı, (Tercüme Eden: Fikret Işıltan), İstanbul. Hüseyin Kazım Kadri (1928). Türk Lûgati, II, İstanbul. Hüseyniklioğlu, Ayşegül (2008). Karaman Beylerbeyliği nde Konar-Göçer Nüfus (1500-1522), FÜSBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, Elazığ. Ioannes Kinnamos un Historia sı (2001), (Haz. Işın Demirkent), Ankara. Issawi, Charles (1980). The Economic History Of Turkey 1800-1914, London. İbni Bibi (1941). Anadolu Selçukî Devleti Tarihi, (Çev. M. Nuri Gençosman), Ankara. İbn Kemal (Kemal Paşa-Oğlu Şemsüddin Ahmed İbn-i Kemal), (1991). Tevârih-i Âl-i Osman, II, (Haz. Şerafettin Turan), Ankara. İbn Kemal (1997). Tevârih-i Âl-i Osman, VIII. (Haz. Ahmet Uğur), Ankara. İbn Kemal (Kemal Paşazâde), (2000). Tevârih-i Âl-i Osman, IV, (Haz. Koji Imazawa), Ankara. İnalcık, Halil (2003). Osmanlı İmparatorluğu Klâsik Çağ (1300-1600), (Çev. Ruşen Sezer), İstanbul. İnalcık, Halil (2009). Devlet-i Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar I Klasik Dönem (1302-1606) Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişim, İstanbul. İnce, Yunus (2005). Karaman Eyaletinde Güherçile Üretimi ve Nizamı (18. ve 19. Yüzyıllar), SÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya. İyi, Yusuf (1999). Niğde Sancağı 1259 (M.1843) Senesi Cizye Defteri, NÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Niğde. Kafesoğlu, İbrahim (1998). Türk Millî Kültürü, İstanbul. Karal, Enver Ziya (1988). Osmanlı Tarihi, VI, Ankara. Karal, Enver Ziya (1997). Osmanlı İmparatorluğunda İlk Nüfus Sayımı 1831, Ankara.

398 Karamursal, Ziya (1989). Osmanlı Malî Tarihi Hakkında Tetkikler, Ankara. Karpuz, Haşim (2009). Türk Kültür Varlıkları Envanteri Konya 42, II, Ankara. Kâtip Çelebi (H.1145). Cihannüma, Demirbaş No: 4111, İstanbul. Kavaklı, Sibel (2005). 929/A Numaralı Nefy Defterinin (1826/1833) Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi, GÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Tokat. Kaynar, Reşat (1985). Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat, Ankara. Kerîmüddin Mahmud-i Aksarayî (2000). Müsâmeretü l-ahbâr, (Çev. Mürsel Öztürk), Ankara. Keskin, Özkan (2005). Orman ve Ma âdin Nezâretinin Kuruluşu ve Faaliyetleri, İÜSBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul. Khoniates, Niketas (1995). Historıa (Ionnes ve Manuel Komnenos Devirleri), (Çev.: Fikret Işıltan), Ankara. Konyalı, İbrahim Hakkı (1946). Alanya (Alâiyye), İstanbul. Konyalı, İbrahim Hakkı (1991). Âbideleri ve Kitabeleriyle Beyşehir Târihi, Erzurum. Konyalı, İbrahim Hakkı (1997). Âbideleri ve Kitabeleri İle Konya Tarihi, Ankara. Kunt, İ. Metin (1978). Sancaktan Eyalete 1550-1650 Arasında Osmanlı Ümerası ve İl İdaresi, İstanbul. Kuşoğlu, Mehmet Zeki (2006). Resimli Ansiklopedik Kuyumculuk ve Maden Terimleri Sözlüğü, İstanbul. Naima (1281). Târîh-i Na imâ, III, İstanbul. Mehmed Neşri (1987a). Kitâb-ı Cihan-nümâ, I, (Yay. Faik Reşit Unat- Mehmed A. Köymen), Ankara. Mehmed Neşri (1987b). Kitâb-ı Cihan-nümâ, II, (Yay. Faik Reşit Unat- Mehmed A. Köymen), Ankara.

399 Mellaart, James (2003). Çatalhöyük Anadolu da Bir Neolitik Kent, (Çev. Gökçe Bike Yazıcıoğlu), İstanbul. Muallim Naci (1995). Lûgat-ı Nâcî, İstanbul. Muşmal, Hüseyin (2005). XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Beyşehir ve Çevresinin Sosyal ve Ekonomik Yapısı (1790-1864), SÜSBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, Konya. Müneccimbaşı Ahmed Dede, Sahaif-ül-Ahbar fî Vekayi- ül a sâr (Müneccimbaşı Tarihi), I-II, (Çev. İsmail Erünsal), Tercüman 1001 Temel Eser Serisi. Orhonlu, Cengiz (1990). Osmanlı İmparatorluğunda Derbend Teşkilatı, İstanbul. Oruç Beğ Tarihi, (Giriş, Metin, Kronoloji, Dizin, Tıpkıbasım) (2008), (Haz. Necdet Öztürk), İstanbul. Ostrogorsky, Georg (1999). Bizans Devleti Tarihi, (Çev.Fikret Işıltan), Ankara. Önder, Mehmet (1962). Mevlâna Şehri Konya (Tarihi Kılavuz), Konya. Önder, Mehmet (1986). Seydişehir Tarihi, Seydişehir Belediyesi Yayınları. Öz, Mehmet (2005). Kanun-ı Kadîmin Peşinde Osmanlı da Çözülme ve Gelenekçi Yorumcuları (XVI. Yüzyıldan XVIII. Yüzyıl Başlarına), İstanbul. Özkaya, Yücel (1994). Osmanlı İmparatorluğu nda Âyânlık, Ankara. Özkaya, Yücel (2008). 18. Yüzyılda Osmanlı Toplumu, İstanbul. Özsait, Mehmet (1985). Hellenistik ve Roma Devrinde Pisidya Tarihi, İstanbul. Pakalın, Mehmet Zeki (1993). Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, I, II, III, İstanbul. Pamuk, Şevket (2005). Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme 1820-1923, İstanbul. Pitcher, Donald Edgar (1999). Osmanlı İmparatorluğu nun Tarihsel Coğrafyası, (Çev. Bahar Tırnakçı), İstanbul.

400 Quataert, Donald (2009). Osmanlı İmparatorluğu nda Madenciler ve Devlet Zonguldak Kömür Havzası, 1822-1920, (Çev. Nilay Özok Gündoğan-Azat Zana Gündoğan), İstanbul. Ramsay W. M. (1960). Anadolu nun Tarihi Coğrafyası, (Çev. Mihri Pektaş), İstanbul. Redhouse, James W. (1880). Redhouse s Turkish Dictionary, in Two Parts, English and Turkish, and Turkish and English, London. Redhouse, James W. (1890). A Turkish and English Lexion Shewing in English The Significations of The Turkish Terms, İstanbul. Sahillioğlu, Halil (1958). Kuruluştan XVII. Asrın Sonlarına Kadar _Osmanlı Para Tarihi_ Üzerinde Bir Deneme, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul. Sahillioğlu, Halil (1965). Bir Asırlık Osmanlı Para Tarihi, Yayınlanmamış Doçentlik Tezi, İstanbul. Sakaoğlu, Necdet (1985). Tanzimat tan Cumhuriyet e Tarih Sözlüğü, İstanbul. Saraçoğlu, Hüseyin (1968). Akdeniz Bölgesi, III, İstanbul. Sertoğlu, Midhat (1986). Osmanlı Tarih Lûgati, İstanbul. Sevim, Ali (1988). Anadolu nun Fethi Selçuklular Dönemi (Başlangıçtan 1086 ya Kadar), Ankara. Sezen, Tahir (2006). Osmanlı Yer Adları (Alfabetik Sırayla), Ankara. Solak-zâde Mehmed Hemdemî Çelebi (1989). Solak-zâde Tarihi, I, (Haz. Vahid Çabuk), Ankara. Soyucak, Ali Rıza (1997). Konya ve Çevresinde Eşkıyalık Hareketleri (1640-1675), SÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya. Sönmez, Neslihan (1997). Osmanlı Dönemi Yapı ve Malzeme Terimleri Sözlüğü, İstanbul. Sterrett, J.R. Sitlington (1888). The Wolfe Expedition to Asia Minor, American School of Classical Studies at Athens III, 1884-1885.

401 Strabon (2000), Antik Anadolu Coğrafyası (Geographika:XII-XIII-XIV), (Çev.Adnan Pekman), İstanbul. Su, Kâmil (1939). Balıkesir Madenleri, İstanbul. Süleyman Fikri (1338). Antalya Livası Tarihi, İstanbul. Süleyman Sûdi (1982). Usûl-i Meskûkât-ı Osmaniyye ve Ecnebiye, (Yay. İbrahim Artuk-Cevriye Artuk), İstanbul. Süleyman Sûdî (1996). Osmanlı Vergi Düzeni (Defter-i Muktesid), (Haz. Mehmet Ali Ünal), Isparta. Sümer, Faruk (1972). Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri- Boy Teşkilatı- Destanları, Ankara. Şafakcı, Hamit (2005). 1644-1645 Tarihlerinde Konya nın Sosyal ve Ekonomik Durumu (7 Numaralı Konya Şer iye Siciline Göre), SÜSBE Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya. Şânî-zâde Mehmed Atâ ullah Efendi (2008). Şânî-zâde Târîhi, I, II, (Haz. Ziya Yılmazer), İstanbul. Şemsettin Sâmi (1317), Kâmûs-i Türkî, II, İstanbul. Şemsettin Sâmi (1996). Kâmûsu l-a lâm, II, Tıpkıbasım, Ankara. Şikâri (1946). Karaman Oğulları Tarihi, (Haz. M.Mesud Koman), Konya. Şikârî (2005). Karamannâme, (Haz. Metin Sözen-Necdet Sakaoğlu), İstanbul. Temizsoy, İlhan- Uysal, M. Vehbi- Mertek, Kazım (1985), 1984 Karaman Müzesi Yıllığı, 2, Konya. Tabakoğlu, Ahmet (1985). Gerileme Dönemine Girerken Osmanlı Maliyesi, İstanbul. Tez, Zeki (1989). Madencilik ve Metalurji Tarihi, İstanbul. Tez, Zeki (1991). Ortaçağ İslam Dünyasında Bilim ve Teknik, Diyarbakır. Tez, Zeki (2000). Bilimde ve Sanayide Kimya Tarihi, Ankara. Tez, Zeki (2005). Tekniğin Evrimi, Ankara.

402 Tızlak, Fahrettin (1997a). Osmanlı Döneminde Keban-Ergani Yöresinde Madencilik (1775-1850), Ankara. Tönük, Vecihi (1945). Türkiye de İdare Teşkilatı, Ankara. Turan, Osman (1971). Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul. Turan, Osman (1999). Selçuklular Târihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, İstanbul. Turan, Osman (1993). Selçuklular ve İslâmiyet, İstanbul. Ubicini, H.A. (1998). Osmanlı da Modernleşme Sancısı, (Çev. Cemal Aydın), İstanbul. Umar, Bilge (1999). İlkçağda Türkiye Halkı, İstanbul. Umar, Bilge (2008). Pamphylia İsauria Lykaonia Bir tarihsel Coğrafya Araştırması ve Gezi Rehberi, İstanbul. Uzluk, F. Nafiz (1958). Fatih Devrinde Karaman Eyâleti Vakıfları Fihristi, Ankara. Uzun, Efkan (2008). XVII. Yüzyıl Anadolu İsyanlarının Şehirlere Yayılması; Sosyal ve Ekonomik Hayata Etkisi (1630-1655), AÜSBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1982). Osmanlı Tarihi, I, Ankara. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1983). Osmanlı Tarihi, III/I, Ankara. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1984). Osmanlı Devleti Teşkilâtına Medhal, Ankara. Uzunçarşılı İsmail (1988). Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, Ankara. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1998). Osmanlı Tarihi, II, Ankara. Ünal, Mehmet Ali (2011). Osmanlı Tarih Sözlüğü, İstanbul. Vasiliev, A.A. (1943). Bizans İmparatorluğu Tarihi, I, (Çev. Arif Müfid Mansal), Ankara. Yeniçeri, Celal (1980). İslâm İktisadının Esasları, İstanbul.

403 Yılmaz, Mustafa (1990). Bozkır ve Çevresinin Tarihi Coğrafyası, SÜSBE YayınlanmamışYüksek Lisans Tezi, Konya. Yılmaz, Mustafa (2005). Bozkır Çevresinin (Hadim-Ahırlı-Yalıhüyük) Antik Tarihi ve Eserleri İsauria, Konya. Yinanç, Mükrimin Halil (1944). Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, İstanbul. Yorulmaz, Şerife (1994). Aydın Vilayeti nde Madenler (1850-1908), Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, İzmir. Yücel, Yaşar -Ali Sevim (1990). Türkiye Tarihi II Osmanlı Dönemi (1300-1560), Ankara. Yüksel, Hasan (1997). Osmanlı Döneminde Keban-Ergani Madenleri 1776-1794 Tarihli Maden Emini Defteri, Sivas. Zuhaylî, Vehbe (1994). İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, VII, İstanbul. http://ekutup.dpt.gov.tr/madencil/metalmad/oik639.pdf; Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Madencilik Özel İhtisas Komisyonu Raporu Metal Madenler Alt Komisyonu Kurşun-Çinko-Kadmiyum Çalışma Grubu Raporu, Ankara: DPT 2001. 3. Ansiklopedi Maddeleri ve Makaleler Abdürrahim Şerif (1341). Tarihte Gümüşhane Madenleri, Anadolu Mecmuası, S. 12, İstanbul, s.399-403. Ahmed Hamdi (1922). Bulgardağı Madeni, Türkiye İktisat Mecmuası, S. 5, s.129-131. Akdağ, Mustafa (1975). Osmanlı Tarihinde Âyanlık Düzeni Devri 1730-1839, AÜDTCF Tarih Araştırmaları Dergisi, VIII-XII, S. 14-23, Ankara, s. 51-61. Aköz, Alaaddin (2000), Tarihçe: Türk Devri, Karaman Tarih Kültür Sanat, Karaman, s.53-89. Aköz, Alaaddin (2005). Karamanoğlu II. İbrahim Beyin Osmanlı Sultanı II. Murad a Vermiş Olduğu Ahidnâme, SÜTAED, S. 18, Konya, s.159-178.

404 Aköz, Alaaddin (2007), XVI. Yüzyılın Başlarında Bozkır Nahiyesinde Yerleşme, Nüfus ve Üretim, Bozkır ın Dünü ve Bugünü Sempozyumu 2006, Konya, s.67-86. Aktan, Hamza (1995). Emanet, DİA, XI, İstanbul, s.83-84. Aktan, Hamza (2003). Maden, DİA, XXVII, Ankara, s.306-310. 973. Al-Hassan A.Y. -D.r. Hill (1986). Mining Technology, El 2, V, Leıden, s.967- Altunbay, Mustafa (2002). 1780 de Merkeze Gönderilen Bir Belgeye Göre Gümüşhane Yöresi Madenlerinin Durumu ve Madencilerin Devletten Beklentileri, Trabzon ve Çevresi Uluslararası Tarih-Dil-Edebiyat Sempozyumu Bildirileri 2001, I, Trabzon, s.279-288. Altunbay, Mustafa (2007). XVIII. Yüzyıl Boyunca Gümüşhane Madenlerinden Diğer Maden Ocaklarına İstihdam Amaçlı Teknik Eleman Nakli, Karadeniz Tarihi Sempozyumu 2005, I, Trabzon, s.285-293. Ashtor, E. (1986). Ma dın, El 2, V, Leıden, s.963-967. Aslan, Ali (1989). Osmanlı İmparatorluğu Maden Teşkilatında Serbestiyet Sistemi (II), BTTD, S. 47, İstanbul, s.64-66. Atasoy, Sümer (1981). Bizans ve Osmanlı Devrinde Madenler, Sanat Tarihi Yıllığı, XI, İstanbul, s.31-36. Bahar, Hasan (1995). Konya Çevresi Tarih Araştırmaları 1: Hititler den Romalılar a Kadar İsauria Bölgesi, SÜFEFED, S. 9-10, Konya, s.219-246. Bahar, Hasan (1996b). Isauria Bölgesi nin Antik Çağdaki Yerleşim Merkezleri, Anadolu Araştırmaları, (XIV), Prof. Dr. Afif Erzen e Armağan, Ayrı Basım, İstanbul, s.51-91. Bahar Hasan (2002). Konya-Karaman Yüzey Araştırması 2001, 20. Araştırma Toplantısı Sonuçları, II, Ankara, s.171-180. Bahar, Hasan (2006). Bozkır Çevresinin Erken Çağları, SÜFEFED, S. 15, Konya, s.97-120.

405 Bahar, Hasan (2007), Erken Dönemlerde Bozkır ve Çevresinin Tarihi, Bozkır ın Dünü ve Bugünü Sempozyumu 2006, Konya, s.2-18. Bakır, Abdülhalik (1997). Ortaçağ İslam Dünyasında Madenler ve Maden Sanayi, Belleten, LXI, S. 232, Ankara, s.519-595. Bakır, Abdülhalik (2005). Osmanlı Öncesi Dönemde Ortadoğu da Madencilik ve Sanayi Sektöründe Çalışan İşçilerin Sosyal ve Ekonomik Durumlarına Dair Bir Değerlendirme, XIV. Türk Tarih Kongresi 2002, I, Ankara, s.401-416. Barkan, Ömer Lütfi (1942). Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler I İstilâ Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri, Zaviyeler, VD, II, Ankara, s.279-366. Barkan, Ömer Lütfi (1997). Avârız, İA, II, Eskişehir, s.13-19. Becker, C.H. (1197). Cizye, İA, III, Eskişehir, s.199-201. Bittel, Kurt (1953). Bazı Anadolu ve Mezopotamya Kaya Tasvirleri Üzerine Düşünceler, Belleten, XVII, S. 67, s.307-313. Bozkır Gündem Gazetesi (22 Haziran 2009). İlçemizde Mangal Kömürü İmalatı, S. 19, s.5. Cahen, Claude (1988). Türklerin Anadolu ya İlk Girişi (XI. Yüzyılın İkinci Yarısı), Belleten S.201 den ayrı basım, (Çev. Yaşar Yücel-Bahaeddin Yediyıldız), Ankara, s.1375-1431 Cezar, Yavuz (1985). Tanzimat a Doğru Osmanlı Maliyesi, TCTA, IV, İstanbul, s.924-933. Çadırcı, Musa (2007).Tanzimat ın İlanı Sırasında Türkiye de Yönetim (1826-1839), Tanzimat Sürecinde Türkiye Ülke Yönetimi, (Derleyen: Tülay Ercoşkun), Ankara, s.97-132. Çağatay, Neşet (1942b). Osmanlı İmparatorluğunda Maden Hukuk ve İktisadiyatı Hakkında Vesikalar, Tarih Vesikaları, II, S. 10, s.275-283. Çağatay, Neşet (1943). Osmanlı İmparatorluğunda Maden İşletme Hukuku, AÜDTCF Dergisi, II, S. 1, Ankara, s.117-126.

406 Çağatay, Neşet (1944). Sidre Kapsa Madenleri Hakkında İki Vesika, Yıllık Araştırmalar Dergisi, I, İstanbul, s.265-289. Çağatay, Neşet (1947). Osmanlı İmparatorluğunda Reayadan Alınan Vergi ve Resimler, AÜDTCF Dergisi, V, S. 5, Ankara, s.483-511. Çakar, Enver (2002). Kanuni Sultan Süleyman Kanun-nâmesine Göre 1522 Yılında Osmanlı İmparatorluğu nun İdarî Taksimatı, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, XII, S. 1, Elazığ: s.261-282. Darkot, Besim (1997a ). Konya, İA, VI, Eskişehir, s.841-853. Darkot, Besim (1997b ). İçel, İA, V/2, Eskişehir, s.928-931. Doğan, Sabri (2007). Bozkır da Türk-İslam Devri Yapıları, Bozkır ın Dünü ve Bugünü Sempozyumu 2006, Konya, s.370-391. Duran, Tülay (2001). Osmanlı İmparatorluğu nda İmtiyazlar Simli Kurşun Madeni İmtiyazları (III). BTTD, S. 50, s.78-80. Erdoğan, Muzaffer (Mart 1949). Tanzimat Devrinde Konya Valileri Hacı Ali Paşa 1790-1841, Anıt, S. 2, s.15-16. Erdoğan, Muzaffer (Nisan 1949). Tanzimat Devrinde Konya Valileri Hacı Ali Paşa 1790-1841, Anıt, S. 3, s.13-15. Erdoğru, Mehmet Akif (1988). Beyşehir Sancağı İcmal Defteri, Belgeler, XIII S. 17, Ankara, s.117-181. Erdoğru, Mehmet Akif (1992a). Karaman Vilâyetinin İdari Taksimatı, OA, (The Journal of Otoman Studies) XII, İstanbul, s.425-430. Erdoğru, Mehmet Akif (1992b). Beyşehir, DİA, VI, İstanbul, s.84-85. Erdoğru, Mehmet Akif (1994). Karaman Vilâyeti Zâviyeleri, TİD, IX, İzmir, s.89-158. Erdoğru, Mehmet Akif (2003a). Murad Çelebi Defteri: 1483 Yılında Karaman Vilâyetinde Vakıflar, TİD, XVIII, S. 1, s.119-160. Erdoğru, Mehmet Akif (2003b). Murad Çelebi Defteri: 1483 Yılında Karaman Vilâyetinde Vakıflar-II-, TİD, XVIII, S. 2, s.99-140.

407 Erdoğru, Mehmet Akif (2004b). Konya Civarında 1530 Yılında Göçebeler, Konya Kitabı VII, Yeni İpek Yolu, Konya, s.3-12. Erkal, Mehmet (1993). Cizye, DİA, VIII, İstanbul, s.42-45. Eskicioğlu, Osman (1996). Gümüş, DİA, XIV, İstanbul, s.271-272. Genç, Mehmet (2000). İltizam, DİA, XXII, İstanbul, s.154-158. Genç, Mehmet (2005a). 19. Yüzyılda Osmanlı İktisadî Dünya Görüşünün Klâsik Prensiplerindeki Değişmeler, Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi, İstanbul, s.87-96. Genç, Mehmet (2005b). Osmanlı Maliyesinde Malikâne Sistemi, Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi, İstanbul, s.99-152. Güçer, Lütfi (1951). XVI. Yüzyıl Sonlarında Osmanlı İmparatorluğu Dahilinde Hububat Ticaretinin Tâbi Olduğu Kayıtlar, İÜİFM, XIII, S. 1-4, İstanbul, s.79-98. Günergun, Feza (1998). Osmanlı Ölçü ve Tartılarının Eski Fransız ve Metre Sistemlerindeki Eşdeğerleri: İlk Karşılaştırmalar ve Çevirme Cetvelleri, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, (Haz. Feza Günergun), İstanbul, s.23-68. Halaçoğlu, Yusuf (1991). Ulaşım ve Yol Sistemi, DİA, III, İstanbul, s.127-128. Halil Edhem (1329). Karaman Oğulları Hakkında Vesâik-i Mahkûka, TOEM, S. 11, İstanbul, s.699-711. Halil Edhem (1330). Karaman Oğulları Hakkında Vesâik-i Mahkûka, TOEM, S. 13, İstanbul, s.821-836. Hamid Sa dî (1340). Anadolu Madenleri, Anadolu Mecmuası, S. 6, İstanbul, s.223-228. Hopwood, Keith (1994). Who were the Isaurians?, XI. Türk Tarih Kongresi 1990, I, Ankara, s.375-386. İnalcık, Halil (1991a). Osmanlı İpek Ticareti, Madencilik ve Ziraatinde Yük (Himl), (Tercüme eden: Eşref Bengi Özbilen), TDA, S. 75, İstanbul, s.9-29. İnalcık, Halil (1991b). Osmanlı Metrolojisine Giriş, (Çev. Eşref Bengi Özbilen), TDA, S. 73, İstanbul, s.21-49.

408 İnalcık, Halil (1993). Osmanlılar da Cizye, DİA, VIII, İstanbul, s.45-48. İnalcık, Halil (1996). Osmanlılar da Raiyyet Rüsûmu, Osmanlı İmparatorluğu Toplum ve Ekonomi, İstanbul, s.31-65. İnan, Abdülkadir (1966). Türklerde Demircilik Sanatı, Türk Kültürü, S. 42, s.38-40. İzbırak, Reşat (1944). Türkiyede Madencilik, AÜDTCF Dergisi, III, S. 1, s.213-226. Kayaoğlu, İ. Gündağ (1985). Maden İşçiliğinin Dünü, Bugünü ve Yarını, Türkiye de Sanatın Bugünü ve Yarını, Ankara, s.439-444. Kaptan, Ergün (1990). Türkiye Madencilik Tarihine Ait Buluntular, MTA Dergisi, S. 111, s.175-186. Kırzıoğlu, Fahrettin (1991). Osmanlı Tapu-Tahrir ve Mühimme Defterlerinde Gümüşhane Bölgesi Türk Boy / Oymak Hatıraları ve Madenler Üzerine Hükümler den Örnekler, Geçmişte ve Günümüzde Gümüşhane Sempozyumu (1990), Ankara, s.69-77. Koçak, Kerim (2007). Bozkır Yöresindeki Ekonomik Oluşumlar, Bozkır ın Dünü ve Bugünü Sempozyumu 2006, Konya, s.535-542. Koman, İ.Hakkı (1940). Aslı Bozkırlı Bir Barut Mütehassısı: Mümtaz İstihkâm Miralayı Mehmed Ali Bey, Konya Dergisi, S. 31, Konya, s.1611-1616. Konyalı, İbrahim Hakkı (1938a). Konya-Bozkır Madenleri, Konya Dergisi, S. 16-17, s.978-981. Konyalı, İbrahim Hakkı (1938b). Konya-Bozkır Madenleri, Konya Dergisi, S. 18-19, s.1087-1089. Konyalı, İbrahim Hakkı (1938c). Bozkır Madenlerinin Zenginliğini Gösteren Yeni Bir Vesika, Konya Dergisi, S. 20-21, s.1172-1174. Konyalı, İbrahim Hakkı (1938d). Bozkır Altın Madeni Bulgar Dağından Daha Zengindir, Konya Dergisi, S. 20-21, s.1179-1181.

409 Konyalı, İbrahim Hakkı (1938e). Üçüncü Selim Zamanında Bozkır ve Bereketlu Madenleri Bir İdarede Birleştirildi, Konya Dergisi, S. 22-23, s.1233-1235. Kubalı, Hüseyin Nail (1944). Eski Mevzuatımız ve Maden Mülkiyeti, Ebül ula Mardin e Armağan, İstanbul, s.795-825. Kütükoğlu, Mübahat S. (1982). Sultan II. Mahmud Devri Yedek Ordusu Redîfi Asâkir-i Mansûre, İÜTED, S. 12, İstanbul, s.127-158. Kütükoğlu, Mübahat S. (1999). Osmanlı İktisadi Yapısı, Osmanlı Devleti Tarihi II, (Ed. Ekmeleddin İhsanoğlu), İstanbul, s.513-650. Murphey, Rhoads (1986). Ma din: Mineral Exploitation in The Ottoman Empire, El 2, V, Leiden, s.973-985. Murphey, Rhoads (1992). Osmanlıların Batı Teknolojisini Benimsemedeki Tutumları: Efrenci Teknisyenlerin Sivil ve Askeri Uygulamalardaki Rolü, Osmanlılar ve Batı Teknolojisi Yeni Araştırmalar Yeni Görüşler, İstanbul, s.7-19. Musa Kazım (1329). Darphanenin Ahval-i Dahiliyesi, TOEM, S. 9, İstanbul, s.551-557. Nedkoff, Boris Christoff (1944). Osmanlı İmparatorluğunda Cizye, Belleten, VIII, S. 32, (Çev. Şinasi Altundağ), Ankara, s.599-652. Oral, M. Zeki (1957). İzorya ve Pisidyada Bir Seyahat -I-, Anıt, S. 20-21, Konya, s.28-32. Oral, M. Zeki (1958a). İzorya ve Pisidyada Bir Seyahat -II-, Anıt, S. 22-23, Konya, s.24-27. Oral, M. Zeki (1958b). Fatih Sultan Mehmed in Gevale Kalesi İle Karaman İllerini Fethi ve Hāmidî nin Terci-i Bendi, VD, S. 4, Ankara, s.81-91. Önen, Ragıp (1963). Osmanlılar Devrinde Bor da Barut Fabrikaları, Türk Etnografya Dergisi, S. 5, Ankara, s.21-23. Özcan, Abdülkadir (2007). Redif, DİA, XXXIV, İstanbul, s.524-526. Pamuk, Bilgehan (2006). XVII. Asırda Gümüşhane (Canca) Maden Mukataasına Dair Bazı Bilgiler, AÜTAED, S. 30, Erzurum, s.167-184.

410 Pamuk, Şevket (2007). Osmanlılarda Gümüş Madenleri ve Darphaneler, Osmanlı Ekonomisi ve Kurumları, İstanbul, s.65-75. Parry, V.J. (1973). Osmanlı İmparatorluğunda Kullanılan Harb Malzemesinin Kaynakları, Tarih Enstitüsü Dergisi, S. 3. (Çev. Salih Özbaran), İstanbul, s.35-46. Quataert, Donald (1985). 19. yy da Osmanlı Devleti nde Madencilik, (Çev. Ahmet Günlük), TCTA, IV, İstanbul, s.914-916. Ruska, J. (1997a). Fıdda, İA, IV, Eskişehir, s.601. Ruska, J. (1997b). Zeheb, İA, XIII, Eskişehir, s.491. Sahillioğlu, Halil (1962). Bir Mültezim Zimem Defterine Göre XV. Yüzyıl Sonunda Darphane Mukataaları, İÜİFM, 23, S. 1-2, İstanbul, s.145-218. Sahillioğlu, Halil (1978). Osmanlı Para Tarihinde Dünya Para ve Maden Hareketinin Yeri (1300-1750), Orta Doğu Teknik Üniversitesi Gelişme Dergisi Türkiye İktisat Tarihi Üzerine Araştırmalar Özel Sayısı, Ankara, s.1-38. Sahillioğlu, Halil (1989). Altın, DİA, II, İstanbul, s.532-536. Sahillioğlu, Halil (1992). Mihaniki Darb Usulünün Kabulu, Osmanlılar ve Batı Teknolojisi Yeni Araştırmalar Yeni Görüşler, İstanbul, s.21-36. Sahillioğlu, Halil (1993). Darphâne, DİA, VIII, İstanbul, s.501-505. Sahillioğlu, Halil (1995). Emin, DİA, XI, İstanbul, s.111-112. Sahillioğlu, Halil (1997). Osmanlılarda Altın İstihsali, İA, XIII, Eskişehir, s.491-493. Saydam, Abdullah (1991). Osmanlı Madenciliği ve XIX. Yüzyılın Ortalarında Trabzon daki Maden Ocakları, Ondokuzmayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, S. 6, Samsun, s.255-270. Sever, Hüseyin (1999). Asur ticaret Kolonileri Çağı nda (M.Ö. 1970-1750) Anadolu Dışına Çıkışı Yasaklanan Bazı Madenler, XII. Türk Tarih Kongresi 1994, I, Ankara, s.85-94. Sevinç, Necdet (1980). Anadolu Türk Devletlerinde Ticarî-İktisadî Faaliyetler ve Osmanlı Sanayii, TDAD, II, S. 9. İstanbul, s.77-129.

411 194. Spaho, Fehim (1913). Turski Rudarski Zakoni, Glasnik, XXV, Sarajevo, s.133- Sümer, Faruk (1989). Selçuklular Devrinde Türkiye de Madenler, Türklük Araştırmaları Dergisi, S. 4, İstanbul, s.159-164. Sümer, Faruk (1995a). Bozkır Tarihi Hakkında Bilgiler, TDTD, S. 102, s.9-12. 23. Sümer, Faruk (1995b). Bozkır Tarihi Hakkında Bilgiler II, TDTD, S.103, s.21- Sümer, Faruk (1995c). Bozkır Tarihi Hakkında Bilgiler III, TDTD, S. 104, s.14-17. Şafakcı, Hamit (2011). Sosyo-Ekonomik Yönleriyle Bozkır Kazasında Gayrimüslimler, SÜTAED, S. 29, Konya, s.393-419. Şahin, İlhan (2006). 1638 Bağdat Seferinde Zahire Nakline Memur Edilen Yeniil ve Halep Türkmenleri, Osmanlı Döneminde Konar-Göçerler İncelemeler- Araştırmalar, İstanbul, s.201-213. Tabakoğlu, Ahmet (2000). İmdâdiyye, DİA, XXII, İstanbul, s.221-222. Tashih Heyeti (1997). Zirâ, İA, XIII, Eskişehir, s.575. Tatarcık Abdullah Efendi (1332a). Sultân Selim-i Sâlis Devrinde Nizâm-ı Devlet Hakkında Mütâlaʻât, TOEM, S. 41, s.257-284. Tatarcık Abdullah Efendi (1332b). Sultân Selim-i Sâlis Devrinde Nizâm-ı Devlet Hakkında Mütâlaʻât, TOEM, S. 42, s.321-346. Tatarcık Abdullah Efendi (1332c). Sultân Selim Hân-ı Sâlis Devrinde Nizâm-ı Devlet Hakkında Mütâlaʻât, TOEM, S. 38, s.74-88. Tekindağ, Şehabettin (1963). Son Osmanlı-Karaman Münasebetleri Hakkında Araştırmalar, İÜEFTD, XIII, S. 17-18, İstanbul, s.43-76. Tekindağ, Şehabettin (1997). Karamanlılar, İA, VI, Eskişehir, s.316-330. Telci, Cahit (2007). Osmanlı Devletinde 18. Yüzyılda Muhallefat ve Müsâdere Süreci, TİD, XXII, S. 2, İzmir, s.145-166

412 Tızlak, Fahrettin (1993). XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Anadolu Madenleri, Prof. Dr. Bayram Kodaman a Armağan, (Yayıma Haz. Mehmet Ali Ünal), Samsun, s.291-305. Tızlak, Fahrettin (1995). Osmanlı Maden İşletmeciliğinden Kanunnâmeden Nizamnâmeye Geçiş ve 1861 Tarihli Maden Nizamnâmesi, TDA, S. 98, İstanbul, s.75-91. Tızlak, Fahrettin (1997b). XIX. Yüzyıl Ortalarında Osmanlı Maden Yatakları, Belleten, LX, S. 229, Ankara, s.703-718. Tızlak, Fahrettin (1999a). Ereğli Kömür Madeni Nizamnâmesi, Belgeler, XIX, S. 23, Ankara, s.123-146. Tızlak, Fahrettin (1999b). Ma adin-i Hümayun Emanetinin Osmanlı İdarî Düzenindeki Yeri (1775-1867), XII. Türk Tarih Kongresi 1994, III, Ankara, 925-939. Tızlak, Fahrettin (2002). Osmanlılardan Önce Türklerde Madencilik, Türkler, VII, Ankara, s.407-414. Turan, Osman (1997a). Süleyman-Şah I, İA, XI, Eskişehir, s.201-219. Turan, Osman (1997b). Keykâvus I, İA, VI, Eskişehir, s.631-642. Turan, Osman (1997c). Keykubâd I, İA, VI, Eskişehir, s.646-661. Turan, Osman (1997d). Kılıç Arslan I, İA, VI, Eskişehir, s.681-688. Tuş, Muhittin (2007), Bozkır: Osmanlılar Dönemi, Bozkır ın Dünü ve Bugünü Sempozyumu 2006, Konya, s.59-66. Türk Ansiklopedisi (1956). Bozkır, VIII, Ankara, s.7-8. Türk Ansiklopedisi (1966). Altın, II, İstanbul, s.209-210. Türk Ansiklopedisi (1967). Barut, V, İstanbul, s.301-302. Türk Ansiklopedisi (1968). Bileği Taşı, VI, İstanbul, s.381-382. Türk Ansiklopedisi (1970). Gümüş, XVIII, Ankara, s.160-162. Türk Ansiklopedisi (1972). İsauria, XX, Ankara, s.227. Türk Ansiklopedisi (1975). Kurşun, XXII, Ankara, s.371.

413 Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1995). Karamanoğulları Devri Vesikalarından İbrahim Beyin Karaman İmareti Vakfiyesi, Belleten, I, S. 1, II. Baskı, Ankara, s.56-144. Ürekli, Bayram (2000). 17. Yüzyılda Osmanlı Taşra Teşkilatında Görevliler: Konya Örneği, Uluslar Arası Kuruluşunun 700. Yıl Dönümünde Bütün Yönleriyle Osmanlı Devleti Kongresi, (Yay. Haz.: Bayram Ürekli-Alâaddin Aköz-Ruhi Özcan), Konya, s.707-718. Ürekli, Bayram-Doğan Yörük (2002a). Kıvâmî ye Göre Fatih in I. ve II. Karaman Seferi, Yeni İpek Yolu Konya Kitabı V, (Edit.Yusuf Küçükdağ), Konya, s.207-218. Ürekli, Bayram-Doğan Yörük (2002b). Karaman Eyaletine Ait Bir Kanunname Sureti, SÜSBED, S. 8, Konya, s.339-371. Varlık, M. Bülent (1985). Osmanlı İmparatorluğu nda Madenlerde Çalışma Koşulları, TCTA, IV, İstanbul, s.917-922. Yakar, Jak (1976). Batı Anadolu daki Hitit Yayılımı, Anatolian Studies, S. 26, s.117-128. Yaman, T. Mümtaz (1938). Şer î Mahkeme Sicilleri, Ülkü Halkevleri Dergisi, XII, S. 67, Ankara, s.153-164. Yaman, Talat Mümtaz (1941). Küre Bakır Madenine Dair Vesikalar, Tarih Vesikaları, I, S. 4, Ankara, s.266-282. Yetkin, Şerare (1976). Anadolu Selçuklu Devrinden Bir Madenî Eser, Sanat Tarihi Yıllığı IV 1974-1975, İstanbul, s.207-214. Yıldız, Hakkı Dursun (1982). Bizans Tarihi, Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi 3, 433-511. Yurt Ansiklopedisi (1983). Konya, VII, İstanbul, s.5097-5277. Zambaur, E.V. (1997a). Dirhem, İA, III, Eskişehir, s.594-595. Zambaur, E.V. (1997b), Kırat, İA, VI,, Eskişehir, s.734-735.

414 EKLER Belge 1: Kurşunun Hangi İskeleye Nakledileceğine Dair Hüküm (MEDAD 3: 280-2) Bozkır madeni hümâyûnundan hâsıl olan kurşunu öteden berü Alaiye sancağından kirâsıyla şütürân tedârik olunarak ma den-i mezbûrdan Alaiye iskelesine ve ondan sefîne ile dersa âdete nakl olunagelmişken Rûm vak ası hengâmında emniyye-i tarîk olmaması cihetiyle ma deni mezbûr hâsılatı olan kurşun ma den-i mezbûrden İznikmid iskelesine nakline dâ ir ol-vakt irâde olunan emr-i şerîfe imtisâlen livâ-i mezbûr ahâlisi şimdiye değin ol-vecihle icrâ itmekde ise de ma den-i mezbûr salifü z-zikr İznikmid iskelesine be îd olduğundan esna-yı râhde hayvanları telef olduğundan ma adâ kira hususuna bir dürlü tâb evr-i tahammül olamadıkları ve el-hâlite hazihi eminiyle tarîk derkâr idüğün beyânıyla livâ-i mezbûr ahâlisinin hallerine merhameten ma den-i mezbûr hâsılatı olan kurşun kemâfi levvel Alaiye iskelesine nakl olunmak bâbında emr-i şerîf ısdârı hususuna müsa ade-i aliyye erzân idilmesini Alaiye sancağı mütesellimi Yusuf Ağa bir kıt a arîzasında tahrâr ve inhâ eylediği ecilden kuyud-ı lâzimesine bi l-mürâca at iktizâsına mütehayyizân ricâl-i devlet-i aliyyeden hâlâ darbhâne-i âmire nâzırı sa âdetlü atufetlü efendî hazretlerinden lediye listifhâm maden-i mezbûrde hâsıl kurşun ötedenberü Alaiye iskelesine nakl ile der aliyyeye celb olunagelmişken hasbe l-vakt İznikmid iskelesine naklî suhûlet maslahatı mûceb olacağına bina en kantar çelebisi yiğirmişer kuruşdan iktizâ iden ücret-i nakliyesi ma den-i mezbûr emini tarafından an nakd virilmek üzere ma den-i mezbûrde mevcûd olan kurşunun himline muktezî olan şütürân mâru z-zikr Alaiye sancağından tertîb ve ihrâç ve serî an ma den-i mezbûre sevk ve ihrâç olunarak mevcûd olan kurşun tahmîl ve bir mahalde meks ve tevkîf olunmayub toğru İznikmid iskelesine nakl ve tavsîl olunmak babında livâ-i mezbûr mütesellimine ve ma den-i mezbûr eminine hitâben ikiyüz otuz sekiz senesi evâhiri Zî lka desinde emr-i şerîf verilmiş idüğü ve mârr ül-beyân Bozkır madeni hümâyûnunda ber vech-i maktû senevî Darbhâne-i âmireye ber mûcebi taahhüt yiğirmi bin vukıyye kurşunun bil-edasına tertîb olunduğu kuyûdda nümâyân olmağla bu sûretde mâl derkenâra ve târîh-i mezkûre nazaran ma den-i mezbûrda senevî müretteb olan ol-miktâr vukıyye kurşunun Alaiye iskelesine nakli ile andan bahren dersa âdete nakli ol-vakt mahzûrdan sâlim olamayacağından berren İznikmid iskelesine nakli ile andan bahren nakli zımnında bir minvâl muharrer emr-i şerîf virilmiş ise de el-hâlite hazihi sâye-i şevketvâye-i hazariye mülükânede hamden sema hamden eminiyle tarîk-i deryâ derkâr olmak mülâsebesiyle şimdi berren İznikmid iskelesine nakli te kid olan livâ-i mezbûr ahâlisi ve fukârasına bâr-sefîl

415 olarak bâdî-i hasâr olacağından rahmen lil-fukarâ ma den-i mezbûr hâsılâtı olan kurşun sâbıkı vechiyle ahâli-i merkûme şütürânıyla ma den-i mezbûrden Alaiye iskelesine nakl ile andan münâsib sefayine tahmîlen dersa âdete irsâl ve tavsîl olunmak bâbında livâ-i mezbûr mütesellimine hitâben başka ve mukaddemlerde virilegeldiği vechiyle icâb iden ücret-i nakliye ve nevl-i sefâyin ma den emini dergâh-ı mu allâ kapucıbâşılarından İzzet Beye hitâben başka evâmir-i şerîf ısdârı ve darbhâne-i âmireye ilmühaberi i tâsıyla tesviyesi münevvez emr-i sâmî idüğü mühüren i lâm itmekle mûcebince tanzîmi husûsuna irâde-i aliyye ta alluk iderek ol-bâbda icâb iden evâmiri ısdâr olunduğunu mübeyyen işbu ilmühaber vürûd itmekle aynıyla kayd olundu. 3 Muharrem 1250.

416 Belge 2: Madencilerin Serbestiyetlerine Dair Emir (KŞS 100/190-1) Ma denci re âyâlarının serbestiyet emirleri Mefâhirü l-kuzât ve l-hükkâm me âdeni l-fezâ il ve l-kelâm Bozkır ve Belviran ve ve kadıları ve naibleri zîde fazluhum tevki -i refi -i hümâyûn vâsıl olıcak ma lûm ola ki me âden-i mîriyyemden Konya sancağında Bozkır ve tevâbi î ma denlerinin ber vech-i emânet i mâl ve idâresine irâde-i aliyye-i pâdişâhânem ta alluk itmekden nâşi ma den-i mezbûr emâneti dergâh-ı mu allâm kapucubaşılarından el-hâc Süleyman dâme mecdühüye ihâle ve tefvîz olunmağla ma den-i mezbûrda olan ma denci re âyalarının umûr ve hususları ancak emini ma rifetiyle ru yet ve serbestiyet üzere ümenâsı ma rifetiyle zabt ve rabt ve ma dende istihdâm olduklarıçün me âden-i sâ irede vâki ma denci re âyâları misüllü min külli l-vücuh serbest olub iktizâ iden da vâları ancak Bozkır mahkemesinde ma rifet-i şer ve ma den emini ma rifetiyle görülüb vüzerâ ve mirmirân ve mirlivâ ve mütesellim ve sâ ir ehli örf tâ ifesi taraflarından ihzâr teklifi ve sâ ir bahâne ile bir harca dahl ve ta arruz olunmayub mefrûzı l-kalem ve maktû ı l-kadem serbestiyet üzere emîn-i mûmâ ileyh ma rifetiyle zabt ve rabt olunmak fermânım olmağın hassaten işbu emr-i celîlü l-kadrim ısdâr ve ( ) ile irsâl olunmuşdur imdî vusûlünde siz ki kuzât ve nüvvâb mûmâ ileyhimsiz ma den-i mezbûr ma dencileri serbest olub umûr husûsları ve me âden-i sâ irede olduğu misüllü de âvî ve nizâ ları Bozkır mahkemesinde emînî ma rifetiyle ru yet olunub vüzerâ ve mirmirân ve mirlivâ ve a yân-ı vilâyet ve sâ ir ehl-i örf tâ ifesi taraflarından ihzâr teklifi ve sâ ir bahâne ile cevr ve te addî ve rencîde olunmayub serbestiyetlerine ale l-istimrâr ri âyet ve hilâfından begâyet mehâriz ve mecânib eylemeniz bâbında fermân-ı âlîşânım sâdır olmuşdur buyurdum ki hükm-i şerîfimle ( ) vardıkda bu bâbda vech-i meşrûh üzere şerefyâfte-i sudûr olan işbu emr-i şerîf-i celîlü ş-şân vâcibi l-etbâ ı ve lâzımü l-imtisân mazmûn-ı münîfi birle âmil olub hilâfından begâyet ihtirâz ve ictiyâb/ihtiyâb eyleyesiz şöyle bilesiz alâmet-i şerîfe i timâd kılasız tahrîren fî l-yevmi t-tâsi aşer Zî lka de lisene tis ıyn ve mi e ve elf. Kostantiniyye el-mahrûse.

417 Belge 3: Bozkır Madeni Emini Mehmet Fazlullah Efendi ye Ait Vakfiye 794 Mâ fihi mine'l-vakfi'l-akar ve'n-nukud ve't-tescil vakaa indî alâ'n-namati'l-celil fe hakemtü bi sıhhatihi ve luzumihi fi hususihi ve umumihi ve ene'l-fakiru ileyhi Hafidzâde Mehmed Emin el-müvellâ hilafehü bi mahkeme-i Mahmud Paşa bi-dârı'l-hilâfeti'l-illiyyeti'sseniyyeti'l-mahmiyyeti ğufire lehuma. Vakf-ı çeşmehâ aded 4 Mevlâna Mehmed Fazlullah Efendi ibn-i el-hac Ahmed Ağa emin-i maden-i Bozkır der sabık der karye-i Sıristad tabii kaza-yı Bozkır. El-hamdu li'llâhi rabbi'l-alemin ve's-selâtü ve's-selâmu alâ seyyidina ve nebiyyina ve şefiina ve mevlâna Muhammed ve alâ âlihi ve ashabihi ve itretihi ecmain. Emma ba du, işbu kitab-ı sıhhat nisabın tahrir ve inşasına bais ve badi oldurki, Mahmiye-i İstanbul'da Sofiler Mahallesi sükkânından sabıkan Vilâyet-i Anadolu'da Bozkır madeni hümayun emini olan sahibu'l-hayrat ve'l-hasenât saâdetlü Mehmed Fazlullah Efendi ibn el-hac Ahmed Ağa meclis-i şer'i şerif-i enverde ve mahfel-i din-i münif-i ezherde zikr-i âti vakfına liecli't-tescil mütevelli nasp eylediği Halil Çelebi ibn Ali mahzarında ikrar-ı sahih-i şer-i ve itirâf-ı sarih-i mer'i edüp atyeb-i mal ve ahsen-i menalimden ad ve ifraz eylediğim yüz elli dokuz kuruş ile zikr olunan Bozkır kazasına tabi' Sırıstad karyesinde vaki aşağı değirmende mülk-i müşteram olan üç vukıyye tabir olunur hisse-i şayia-i ma'lumemi hasbeten lillâhi'l-meliki's-samed vakf-i sahih ve habs-ı sarih ile vakf ve habs ve şöyle şart eyledimki, meblâğ-i mezburu rehn-i kavi ve kefil-i meli yahud ikisinden biri ve yed-i mütevelli ile onu on bir buçuk hesabı üzere istirbah ve istiğlal olunub hâsıl olan nemasından kazâ-ı mezbure tabi Siristad karyesinde li-vechillâhi Teâlâ müceddeden inşa ve icra eylediğim dört aded mâ-i leziz çeşmeleriyle kayınpederim olub sabıkan Bozkır madeni emini dergah-ı âli kapıcıbaşılarından merhum ve mağfurunleh saadetlü Halil Ağa'nın merkadının iktiza eden tamir ve termimine harç ve sarf oluna ve vakf-ı mezkuruma evvelen Pınar karyesi ahalisinden Kadızâde Abdullah Efendi yevmi iki akçe vazife ile mütevelli ola ve meblâğ-ı mezbur nemasından fazla kalır ise beher sene kaza-ı merkum Kadı Efendi ve ahali-yi kaza muvacehelerinde ruyet-i muhasebe edüb hakim efendi harc-ı muhasebesinede iki kuruş ve mütevelli vazifesi yevmi iki akçe verildikten sonra rıbh-ı mezkûrun fazlası asıl mal-ı vakfa zam ve mümza ve mahtum-ı defter müfredâtı ile mütevelli yedine teslim oluna ve zikr olunan Siristad karyesinde kâin ashabından iştira ve mülk-i müşteram olan arsa üzerine müceddeden bina ve hasbeten lillâhi Teâla vakf eylediğim musallada karye-i mezbure de Zeyne'l-Abidin Camii şerifinde imam ve hatip olan kimesne imam ve hatip olup değirmen-i mezkurun üç vukıyye gallenin iki vukıyyesine mutasarrıf ola ve cami-i mezbûrda bâ-berat 794 VGMA 579: 21-14

418 müezzin olan kimesne dahi musallada müezzin olub değirmen-i mezkûrun bir vukıyye gallesine mutasarrıf ola ve vakf-ı mezkuruma karye-i mezbure ahalisinden müsinn ve ihtiyar kimesneler hasbi nezaret eyliyeler ve vakf-ı mezkûrumun tebdil ve tağyiri taklil ve teksiri merreten bade uhra yedimde ola deyu tayin-i şurût ve tebyin-i kuyud birle meblâğ-ı mezbür ile semi tarih-i kitabtan iki sene mukaddem mütevelli-yi merkume teslim oldahi tesellüm ve kabz ve emsali gibi tasarruf eyledi dedikte gibbe't-tasdiki'ş-şer'i vâkıf-ı mumâ ileyh semt-i vifaktan canib-i şikaka âzim olup vakf-ı nukud ve âna muteferri' olan şurut ve kuyud inde'leimmeti's-selâseti'l-kibar aleyhim rahmeti rabbine'l-gaffar sahih olmadığından maada vakf-ı akar imam-ı azam ve hümam-ı akdem Ebu Hanife el-kufi mezhebi şeriflerinde sahih lakin gayr-ı lâzım olmağla vakfeyn-i merkumeynden rucu' ve meblâğ-ı mezbur ile değirmen-i mezkur hissemi mülküme istirdat eyledim dedikte mütevelli-yi merkum dahi cevab-ı bâ savaba tasaddi edüb egerçi vakf-ı nukud ve âna müteferri' olan şurut ve kuyud inde'leimmeti's-selâseti'l-kibar aleyhim rahmetü rabbine'l-gaffar sahih olmayıp lakin imam-ı Zufer aleyhi rahmeti'l-ekberden imam Muhammed bin Abdullah el-ensâri rivâyeti üzere vakf-ı nukud ve âna şurut ve kuyud ve caiz ve'l-yevm amel ve fetva imam-ı müşarunileyh hazretlerinin kavli şerifleri üzere olduğundan maada vakf-ı akar imam Ebu Yusuf Hazretleri vâkıf menfaat-ı vakfı nefsine şart eylediği surette mucerred vekaftü dimekle ve imam Muhammed Hazretleri indinde teslim-i ile'l-mütevelli bulunmakla vakıf sahih ve imameyn-i müşarun ileyhima hazretlerinin re'y-i münirlerinde sıhhat luzumundan gayri mufarık olmağın onların kavl-i şerifleri üzere red ve teslimden imtina' ile kema huve'l-mestur fi'l-kutubi'lfıkhıyye müterâfian ve her biri faslu hasma taliban olduklarında hakim-i muvakkii sadr-i kitab tuba lehü ve hüsnü meâb Efendi Hazretleri dahi eimme-i muşarun ileyhimin kavl-i şerifleri üzere vakfeyn-i merkumeynin sıhhat ve luzumuna hükm-i sahih-i şer'i eyleyüp min ba'd vakf-ı merkum sahih ve lâzım olup nakz ve nakizi adimu'l-ihtimal oldu. Cera zalike ve hurrire fi'l-yevmi'l-âşir min Zi'l-ka'deti'ş-şerifeti sene tisʻa ve mieteyn ve elf. (10 Zilkaʻde 1209) Şuhudu'l-hal -Fahru'l-meşâyıh Faziletlü eş-şeyh es-seyyid Abdulkadir Efendi, karındaşı eş-şeyh es-seyyid Abdülkerim Efendi, eş-şeyh es-seyyid Mehmed Efendi, Şeyh es-seyyid el-hac Abdülhalim Efendi, eş-şeyh es-seyyid Numan Efendi, es-seyyid el-hac Melik Mehmed, es- Seyyid İbrahim Efendi Karacahisar da, es-seyyid el-hac Hüseyin Efendi, es-seyyid Abdülbaki Çelebi, es-seyyid Abdullah Efendi Siristad, es-seyyid Mustafa Efendi Karacaardıç, es-seyyid Abdulmümin Efendi karye-i mezkurden, es-seyyid Naim Efendi,

419 Seyyid Mahmud Çelebi, Kuloğlu Mehmed, diğer es-seyyid Abdulbaki Çelebi, Kassab Mehmed, Kayıkçı es-seyyid Mehmed, Uzun Mehmed, Muhzır Emin Çelebi, Muhzır Osman Çelebi Ve gayruhüm. Ashab-ı hayrattan sahib-i arzuhal sabıkan Bozkır maden-i hümayun emini Fazlullah Efendi'nin yedinde olup mukaddemen kaza-ı merkuma tabi Ali Efendi'nin imza ve hatmını havi bir kıt'a nukud ve akar vakfiyesine nazar olundukta vakfiye-i mezkûrenin hatt-ı imlasında hat ve mazmunu ihticaca salih olmayıb müceddeden işbu bir kıta vakfiye tahrir ve vakıf-ı muma ileyhe hatır olduğu halde asahh-ı ekval-ı eimme-i Hanefiyye üzere vakf-ı mezkûrun sıhhat ve luzumuna olunmakla vakfiye-i mezkûreyi sebt ve kayt olunmasını vâkıfı mumâ ileyh es-seyyid Mehmed Fazlullah Efendi istid'a eylediği sadır olan ferman-ı âlilerine imtisâlen Mahmud Paşa Mahkemesi Naibi Mehmed Edib Efendi ilâm etmekle ilâm-ı mücibince Anadolu Muhasebesine kayd ve yedinde ibka olunmak deyü fi 22 Zilhicce 1212 tarihinde sadır olan ferman-ı âli mucibince kayd olunub vakfiye-i merkume yedinde ibka olundu.

420 Belge 4: Şeyh Musa Zaviyesine Ait Vakfiye 795 795 Vakfiyenin fotokopisi rahmetli Ahmet Gedik ten alınmıştır. VGMA (581/1): 232, sıra: 231 (1336 Tarihli Vakfiye Sûreti) bu belgenin bir diğer suretidir.

Belge 5: Bozkır Madenindeki Mağaralara Dair Belge (BOA, MEDAD 8: 697-1) 421

Belge 6: Bozkır Madeninin Açılışına Dair Belge (BOA, MHM.d 173: 277-1) 422

Belge 7: Bozkır Madeninin Kapanışına Dair Belge (BOA, MHM.d 253: 213-3) 423

424 Belge 8: Maden Emini el-hâc Abdullah ın Muhallefâtını Gösteren Belge (BOA, D.BŞM.MHF.d 13520: 4)

425 Belge 9: Bozkır Madeninden Teslim Edilen Gümüşe Dair Hesap Örneği (BOA, DRB.d 989)

426 Harita 1: Madenle ilgili Bozkır Kazası Köyleri 796 796 1, 2, 5 ve 6 numaralı haritalar www.maps.google.com adresinden alınarak düzenlenmiştir.

Harita 2: Bozkır Çevresi ve Maden Mağaraları 427

428 Harita 3: Kurşunun İzmit e Nakli 797 797 Cemal Çetin den alınan harita, madenler ve sermayenin nakil güzergahı açısından yeniden düzenlenmiştir. Cemal Çetin e katkısından dolayı teşekkür ederim.

Harita 4: Bozkır Kazası Haritası (BOA, HRT.h 1117: 29 Z 1341/12 Ağustos 1923) 429

Harita 5: 1840 Yılında Bozkır Kazası ve Köyleri 430

Harita 6: Belviran Kazasının Madenle İlgili Yükümlülükleri 431

432 Fotoğraf 1: Zengibar Kale Kalıntısı (2010) Fotoğraf 2: Bozkır Tarihi Köprüsü (Çarşamba Köprüsü)

433 Fotoğraf 3: Mehmed Fazlullah Efendi Çeşmesi (2008) Fotoğraf 4: Bozkır Madenindeki Kızılgeriş Mağarası (2008)

434 Fotoğraf 5: Zengibar Kale Harabeleri (2005) Fotoğraf 6: Bozkır a Ait Eski Bir Fotoğraf (Ali Çelik)

435 Fotoğraf 7: Bozkır Madenindeki Cevherlerden Bir Görünüm (2008) Fotoğraf 8: Bozkır Madenindeki Kızılgeriş Adlı Mağaranın Girişi (2008)

436 Fotoğraf 9: Kızılgeriş Mağaralarının Genel Görünümü (2008) Fotoğraf 10: Mağaraların Kütüklerle Tahkim Edilmesi (2008)

Fotoğraf 11: Mayıs Ayında Mağaraların Bulunduğu Dağların Durumu (2009) 437 Fotoğraf 12: Bozkır ın Genel Görünümü (Ali Çelik)

Fotoğraf 13: Bozkır ın Görünümü (www.maps.google.com) 438

Fotoğraf 14: Çarşamba Çayı, Çarşamba Köprüsü ve Merkez Cami (Ali Çelik) 439

440 Ek- 1: Özgeçmiş T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü Özgeçmiş Adı Soyadı: Hamit ŞAFAKCI Doğum Yeri: Konya Doğum Tarihi: 01/01/1979 Medeni Durumu: Evli Öğrenim Durumu Derece Okulun Adı Program Yer Yıl İlköğretim Kavak Köyü İlkokulu Konya 1990 Ortaöğretim Alibeyhüyüğü İmam-Hatip Lisesi Konya 1993 Lise Alibeyhüyüğü İmam-Hatip Lisesi Konya 1996 Lisans S.Ü. Fen-Edebiyat Tarih Bölümü Konya 2001 Fakültesi Yüksek Lisans S.Ü. Sosyal Bilimler Tarih Bölümü Konya 2005 Enstitüsü Yeniçağ Bilim Dalı Becerileri: İlgi Alanları: İş Deneyimi: Aldığı Ödüller: Hakkımda bilgi almak için önerebileceğim şahıslar: Futbol. 10 yıllık öğretmen Teşekkür (MEB), takdir belgesi (Bozkır Kaymakamlığı). Prof. Dr. Bayram ÜREKLİ Prof. Dr. Alaaddin AKÖZ Prof. Dr. Muhittin TUŞ Tel: 05337318322 E-Posta: hamit4242@hotmail.com Adres Mehmet Akif Mahallesi, Pirireis Sokak, Kavaklı Sitesi 12/1 Selçuklu/KONYA