1
2
ECE TEMELKURAN İYİLİK GÜZELLİK 3
2017, Can Sanat Yayınları A.Ş. Tüm hakları saklıdır. Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz. 1. basım: Ekim 2017, İstanbul Bu kitabın 1. baskısı 20 000 adet yapılmıştır. Editör: Sırma Köksal Düzelti: Burçak Başpınar, Ebru Aydın Mizanpaj: Atahan Sıralar Ka pak ta sarımı: Utku Lomlu / Lom Creative (www.lom.com.tr) Ka pak baskı: Azra Matbaası Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi D Blok 3. Kat No: 3-2 Topkapı-Zeytinburnu, İstanbul Sertifika No: 27857 İç baskı ve cilt: Yıldız Matbaa Mücellit Maltepe Mah. Gümüşsuyu Cad. Dalgıç İş Merkezi No: 3 Kat: 2 Topkapı-Zeytinburnu Sertifika No: 33837 ISBN 978-975-07-3585-1 CAN SANAT YAYINLARI YA PIM VE DA ĞI TIM TİCA RET VE SA NAYİ A.Ş. Hay ri ye Cad de si No: 2, 34430 Ga la ta sa ray, İstan bul Te le fon: (0212) 252 56 75 / 252 59 88 / 252 59 89 Faks: (0212) 252 72 33 canyayinlari.com/9789750735851 ya yi ne vi@can ya yin la ri.com Sertifika No: 31730 4
ECE TEMELKURAN İYİLİK GÜZELLİK DENEME 5
Ece Temelkuran ın Can Yayınları ndaki diğer kitapları: Devir, 2015 Ağrı nın Derinliği, 2016 Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita, 2016 Bütün Kadınların Kafası Karışıktır, 2016 Dışarıdan / Kıyıdan Konuşmalar, 2016 Düğümlere Üfleyen Kadınlar, 2016 İçeriden / Kıyıdan Konuşmalar, 2016 İkinci Yarısı, 2016 Kayda Geçsin, 2016 Kıyı Kitabı, 2016 Muz Sesleri, 2016 Ne Anlatayım Ben Sana!, 2016 6
ECE TEMELKURAN, İzmirli ve 1973 doğumlu. 1993 ten başlayarak 20 yıl muhabirlik ve köşe yazarlığı yaptı. Bütün Kadınların Kafası Karışıktır (1996), Oğlum Kızım Devletim-Evlerden Sokaklara Tutuklu Anneleri (1998), İç Kitabı (2002), Kıyı Kitabı (2002), İçeriden / Kıyıdan Konuşmalar (2004), Dışarıdan / Kıyıdan Konuşmalar (2004), Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita (2006), Ne Anlatayım Ben Sana! (2006), Ağrı nın Derinliği (2008), Muz Sesleri (2010), İkinci Yarısı (2011), Kayda Geçsin (2012), Düğümlere Üfleyen Kadınlar (2013), Devir (2015) adlı kitapları yazdı. 2010 da İngilte re de Deep Mountain ( Ağrı nın Derinliği), 2011 de ABD de Book of the Edge (Kıyı Kitabı) adlı kitapları yayımlandı. Muz Sesleri, beş dilde yayımlandı. Düğümlere Üfleyen Kadınlar ise Almanya, Çin ve Fransa dan sonra İngilte re nin de aralarında bulunduğu 13 ülkede yayımlandı. The Guardian, The New York Times, Franktfurter Allgemeine Zei tung, New Statesman, New Left Review, Le Monde Diplomatique, Berliner Zeitung gibi gazete ve dergilerde makaleler yazdı. 2007 de Saint Anthony s College ın akademik davetlisi olarak bir yıl Oxford da bulundu. Uluslararası Af Örgütü ve Prens Claus Vakfı nın davetlisi olarak Amsterdam da 2013 yılı için Özgürlük Konuşması nı yaptı. Türkiye yi anlattığı Çılgın ve Hüzünlü kitabı Almanca ve İngilizce olarak yayımlandı, çeşitli dillerde yayımlanmayı bekliyor. Beyrut, Tunus, Paris te yaşadı. Şimdi zamanını İstanbul ve Zagreb arasında geçiriyor. 7
8
İçindekiler Güzel Birkaç Söz... 11 Gürültüde Yazmak... 17 Gürültüde Okumak... 20 Gürültüde Gülmek... 23 Gürültüde İnanmak... 26 Yola Devam Edin... 29 Başıma Gelen Güzel Şeyler... 32 Biz de Eskiden Olunca... 35 Kayıt Dışı Gülümseme... 37 Denge... 39 Benim Kısa Filmlerim... 41 Özbekler Böyle!... 44 Bitmiş İlişkiler Müzesi... 47 İnsanlığın Büyük X i... 50 Ülke Nedir...... 54 Türkiye yi Anlatmak... 57 Ne Kestin Koç, Ne Yedin Hiç!... 59 Vazgeçilmez Hikâye... 61 Sermaye Dostu İsyan... 65 Başka Ülke... 69 9
Hologram Çağı... 73 Mahcubiyetsizlik Tarihi... 76 Hoşnutsuzluğumuzun Kışıdır Artık...... 78 Siz Uyanmış Güç ü İyi Bilirsiniz... 81 İyiliğin Berbatlığı Üzerine Tezler: Sen Ne Kadar İyi sin?... 85 Kötülük Yargılanmaz... 89 Radikal Kötülük Şenliği... 92 Türkiye de Çocuklar ve Seçimler... 95 Tardigrada... 99 Haz Hak Edilir mi?... 103 Siyaset, Sadece Futbol Değildir... 106 Siyaset, Sadece Magazin Değildir... 110 Çirkin Çirkin Gülmesek... 113 Oraya Gitmek: Utanç ve Sayısız Katmanı... 115 20 Yıllık İsmail Meselesi... 119 Tarih Soruları Buradan Çıkacak... 122 Barış-Sonrası Türkiye de Tekillik... 125 İşte Böyle Yıkadı Şehrim Kanını... 132 Hoşnutluğumuzun Yazından Tarihe Kalan... 137 Sen de Utanıyor musun, Söylesene... 142 Şahsi Bir Mesele: Ne Yaptı Sana Bu Devlet?... 146 Herkesin Kuantumu Kendine... 150 Az Ünlülük... 153 Büyükler İçin Boyama Kitabı ve Yol Açacağı Dehşet... 156 10
Güzel Birkaç Söz Ben, şekerim, ilginç olanı tercih ederim. Barones Beatrice von Rezzori, Toskana Vadisi nde yıllardır yazarları davet ettiği, orijinal sanat eserleriyle dolu evinde bir gece meyve tabakları ve şamdanlarla süslü büyük masanın öbür ucundan bana bakarak böyle dedi. Yazar evinin diğer misafiri Bulgaristanlı yazar Dimitar Kenarov ile iyilik ve kötülük üzerine konuşuyorduk, insanın iyiliği ve kötülüğü üzerine. Baronese dönüp soracaktım, Beatrice, ya sizce, hangisi... Sorumu tamamlamama izin bile vermedi ve yüzündeki doksan yaşına kafa tutan hınzır gülümsemesiyle söyleyiverdi: Ben, şekerim, ilginç olanı tercih ederim. * * * Birkaç yıldır, ülkede yaşayan herkesin değerler dünyası büyük bir saldırıya uğradı. Gözlerimizin önünde bütün temel değerler; kötülük ile iyilik, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin neredeyse yer değiştirdi. Gücün en üst katlarından başlayarak aşağıya, sokaklara doğru, kötü, çirkin, yanlış ve haksızlık önce kural haline getirildi sonra yüzsüzce yüceltildi. Bu, bugün Türkiye de yaşayan herkes için bu saldırıyı yapan güç sahipleri de dahil olmak üzere herkes için en büyük sorun. Öte yandan, gündelik olaylar bombardımanı öyle yoğun ki toplu mun ru huna işleyen bu derin ve tehlikeli dönüşümü görmemiz, bu bozulmayı adlı adınca söylememiz o kadar kolay olmuyor. Ama hepimiz biliyoruz: Biz artık kötülüğün geniş bir kitle tarafından 11
kutsandığı bir ülkenin, bir dilin insanlarıyız. Şansımız yaver giderse bir gün hep birlikte bundan utanacağız. Toplumun iradesine aykırı olarak süren bir kabadayılar düzeninde yaşıyoruz. Biz, epeydir bu çıldırtıcı kabadayılık düzenine dayanıyoruz. Ne güçlü bir kumaşımız var ki hâlâ toplumun büyük bir bölümü daha iyi bir düzene, hakkaniyete ve iyi niyete inanıyor, böyle de yaşıyor. Bu garip, kahredici ve çürütücü ahlaki bozulmaya bu kadar uzun süre maruz kalıp direnmemizin iyi bir yanı daha var: Deneyimliyiz! Yakın zamana kadar bütün bir halk olarak tek kobayı bizmişiz gibi hissettiğimiz ülke çapındaki bu çıldırtıcı değerler sarsıntısı deneyi artık dünyanın başka yerlerinde de yaşanıyor. Amerika da, Avrupa ülkelerinde insanlar kendilerine ve birbirlerine aniden kendilerini içinde buldukları bu yeni kabadayılar dünyasında ne yapmak gerektiğini soruyorlar. Bizimki gibi liderlerle yeni karşılaşan toplumlar tıpkı bizim gibi merak ediyor: Çocuklarımızı neye göre yetiştireceğiz? Tıpkı bizim yaptığımız gibi şimdi onlar da düşünüyorlar; yalan söylemeyi mi öğretmeliler, güçlü olanın haksız olsa da kazanacağını mı, çalmayı mı, karşındaki insanı her zaman düşmanın olarak görmeyi mi, cahilliğin iyi bir şey olduğunu mu? Sonuç olarak tıpkı bizim gibi onlar da ürküyorlar. Acaba kabadayılardan oluşan yeni bir nesil mi geliyor? İnsan, yerkürenin her yerinde var olmak için kötü olmak, kötülüğe duyarsız olmak mecburiyetiyle karşı karşıya bırakıldı. Tıpkı yıllardır bizim karşı karşıya bırakıldığımız gibi. Bizim onlara söyleyecek çok şeyimiz var. * * * İnsanlık tarihi, iyi olmayı ve karşındakinin de iyi niyetli olduğunu varsaymayı daha yazı bile icat edilmemişken kendine kural olarak seçti. Dünyamız, yapıp ettiğimiz her şey bu ön kabul üzerinde duruyor. Yeni tanıştığımız insanın bizi öldürmeyeceğini varsaydığımız için merhaba diyoruz, bize karşılığında bir mal verileceğini varsaydığımız için parayı uzatıyoruz, beraber bina inşa ettiğimiz insanların bir anda bizi binadan aşağıya atmayacağını varsaydığımız, bunu kural olarak kabul ettiğimiz için tuğlaları dizmeye devam ediyoruz. Dünya ve bütün insan ilişkileri, bu kırılgan ön kabul üzerinde duruyor. 12
Hukuk, kötülüğün istisnai olduğunu kabul ettiğimiz için var; bu genel kuralın dışına çıkanları cezalandırmak için. İnsanlığın bugüne kadarki bütün deneyiminden süzülüp gelen ve insanların özel ilişkilerini düzenleyen medeni kanunların ilk maddesinde bu yüzden öyle yazılıyor: İyi niyet esastır. İnsanlık deneyimi buna inanmayı seçmiş; kötü niyetin bir sapma olduğuna. Bunca hunharca kötülük görmüş insanlık tarihi yine de demiş ki, İnsan iyi niyetlidir ve beraber yaşamak için bunu kural olarak kabul etmekten başka çaremiz yok. Dünya bugün, tarihte birkaç kere olduğu gibi yeniden bu temel bilginin sınandığı günlerden geçiyor. Pek yakında tıpkı bizim gibi Batı dillerinde yaşayan insanlar da tanık olacakları sarsıcı kötülük temsillerinden sonra kendilerine yeniden şunu soracaklar, İnsan iyi midir? Kötü müdür? Bu, yeniden, kalabalıkların konuştuğu bir şüphe olacak, Yoksa insanlar kötü müdür? Bu, yıkıcı, acı verici bir şüphe. Sadece insanın içine ortak hayatla ilgili korku saldığı için değil, bu soruyu soran da insan olduğu için. Korku ve şüphe karşılıklı ilişkileri ve bireyi böyle çürütücü bir döngü ile yıkar ve sonunda kötülüğü ilk kez kimin başlattığı unutuluncaya kadar insanlık bu çukurda yuvarlanır durur. Daha kötüsü ise şu: Yoksa insan kötü müdür? şüphesi insanı iyi ve kötü arasında kısır bir ikiliğin içine sıkıştırır. İkilikten düşünce çıkmaz, hayal çıkmaz, hikâye çıkmaz. Hikâye, ikiliğin ötesinde başlar. Tıpkı iyi niyet kuralı gibi hikâye de insanoğlunun kurduğu uygarlığın temel taşlarından biri. Son çalışmalar Homo Sapiens in, yani bizim, Neandertal lara baskın çıkıp dünyada hâlâ varlığımızı sürdürmemizin nedeninin hikâye anlatabilme becerisi olduğunu söylüyor. Hikâye anlatabilen Homo Sapiens, sadece gördüğünü söyleyebilen Neandertal lardan farklı olarak çok sayıda benzerini bir hayal etrafında örgütleyebildiği için bugün pek beğenmesek de, bir düzen kurdu. Şimdi baronese geri dönelim. Her ne kadar o gece verdiği cevabı biraz kibirli bulmuş olsam da sonra düşündüğümde haklıydı. Bunu kastettiğinden emin değilim ama evet, hikâye anlatmak için iyiliğin ve kötülüğün ötesinde bir şey gerekiyor, bir hikâye kurabilmek için ilginç olan da gerekiyor. Ben ve benim gibi hikâye anlatıcılarının da meşgul olması gereken bu 13
ilginç aslında. Ne ki içinden geçmekte olduğumuz zaman bizi durmadan iyilik ve kötülük üzerine düşünmeye zorluyor, buna mecbur bırakıyor. Böyle yaparak sadece bizim kişisel yaratma becerimiz ve gücümüzden çalmıyor aynı zamanda bugünkü dünyanın kurulmasına yarayan, yarınki dünyayı kuracak olan yaratıcı enerjiyi de yiyip bitiriyor. İçinden geçtiğimiz kötülük şenliğinin yaptığı bir şey daha var: söz seli. * * * Lahey de Rus romancı Mikail Şişkin ile söyleşimizi yöneten Hollandalı filozof Bas Heijne oturumu açmadan önce arkamızdaki dev ekranda Rusya nın ve Türkiye nin efendilerinin (!) videosu göründü. El sıkışıp konuşup bir şeyler imzalıyorlardı. Heijne bizi konuşmaya davet ettiğinde iki yazar olarak artık hangi hikâyeyi anlatabilirdik? Dev ekranda görünen muktedirlerimizin silik gölgesi olmaktan, iyilik ve kötülük üzerine konuşmaktan başka bir seçenek bırakılmayan bu platformda edebiyattan bahsetmek biraz ayıp olmaz mıydı! Onca kötülük varken ilginç olandan, edebiyattan bahsetmek ahlaken bir suç değil miydi? Salondakilere dönüp söylemek zorunda kaldım, Biz, bundan fazlasıyız. Bizim ülkelerimiz bu gördüğünüz iki adamdan daha fazlası. İkimizin ülkesi de bu iki adamdan daha ilginç. Yine ve bir kez daha onlardan bahsetmek zorunda kalarak onların edebiyata ait bu alanı da işgal etmelerine sebep ol muyor muyuz? Şu anda Rusya dediğimde aklınıza ilk gelen ne? Evet o adamın ismi. Tıpkı Türkiye dendiğinde bizim ülkemizde yaşamayanların aklına tek bir isim geldiği gibi. Oysa yirmi yıl önce Rusya dendiğinde büyük olasılıkla Dostoyevski diye karşılık verirdiniz. Tıpkı siz, Türkiye dendiğinde Nâzım Hikmet cevabını alabileceğiniz gibi. İyilik ve kötülükle sınırlı düşünmek, insanın hayal kurmak, hikâye anlatmak, düşünmek yetilerini ve bu yetilerinden kaynaklanan en üstün yaratma becerisini böyle ablukaya alıp boğuyor. Politik olmayan hiçbir şey yoktur. Politikadan nefret ederim, demek de son derece politik bir tutumdur. Ama gündelik politikanın ve onun en çirkin suretlerinin, hayal etmenin, düşünmenin alanını böylesine işgal etmeleri sözün sel altında kal- 14
masıdır. Bu, hayal etme yetisinin çıplak kötülüğün sonsuz cüreti tarafından ele geçirilmesidir. Bu, insanlık için güzellik yaratmaya çalışanların yaşadıkları zamana kuşbakışı bakıp gördüklerini insanlarla paylaşarak içinde yaşanan zamanı dönüştürme yetilerinin kötülüğün utanmazlığı tarafından işgal edilme sidir. Muz Sesleri romanının Hollandalı editörü Marijke Bartels bir Musevi. Bir gece Amsterdam da bana toplama kampında birbirlerine âşık olan dedesi ve anneannesinin hikâyesini anlattı. Dedesi toplama kampında âşık olduğu genç kadının gözüne girmek için çaresizce düşünüyor. Sonunda nereden buluyorsa bir lahana buluyor. Küçücük lahanayı bir sopaya geçiriyor ve genç kadına bir çiçekmiş gibi sunuyor. Böylece âşık oluyorlar ve ülkelerinin içinden geçtiği kötülük şenliği bittikten sonra evleniyorlar. Bu hikâye, tıpkı bizimki gibi kötülüğün kural olduğu zamanlarda yaşandığı için beni, bizimle ilgili düşündürdü. Bu ve bunun gibi hikâyeler sayesinde bugün artık insanın ortadan kaldırılamaz bir güzellik yaratma inadı olduğuna inanıyorum. İnsanın içinde yaşadığı zamanı değiştirmek için umuda bile ihtiyacı yok; çünkü, kötülüğün hükümdar olduğu en umutsuz zamanlarda bile insanın ortadan kaldırılamayan bir güzellik yaratma dürtüsü var. İnsanın ilginç olanı yaratma becerisi var. Kuşların kanatları, kurtların dişleri, bukalemunların renk değiştirme becerisi var ve bizim hayal gücümüz; bu, bizim boş zamanlarda yaptığımız bir hoşluk değil. Hayal kurmak insanoğlunun tarihinin ilk gününden itibaren hayatta kalmak için geliştirdiği bir beceri. Toplama kampında bir lahanayı çiçek yapmak ve karşılığında o lahanayı bir çiçek olarak görebilmek insan türünün yaptığı bunca ahmaklığa rağmen sürebilmesinin esas sebebi. İyiliğin olduğuna inanmak ve lahanayı bir aşk süsüne çevirebilecek hayal etme becerisini korumak. * * * İnsanoğlu korktuğunda zamanı üç şekilde yaşama ya da diyelim ki içinde yaşadığı zamandan üç şekilde kaçma eğiliminde. Geçmişe özlem duyarak, dişlerini sıkıp geleceği bekleyerek ya da sanki böyle zamanlarda yapılabilirmiş gibi ânın içinde kalarak, ne geçmişi ne geleceği düşünmeden. İçinden geçtiğimiz ve artık Batı daki başka halklarla birlikte yaşamaya başladı- 15
ğımız bu çıldırtıcı zamanı yaşamanın dördüncü bir yolu daha var. Her ne kadar çeşitli politik görüşler dinî inançlar ya da popüler felsefe akımları bu üç şekilden birinin diğerine göre daha doğru, daha faydalı veya daha işe yarar olduğunu savunsa da insanoğlu tarihinin birleştiği tek yol aslında dördüncüsü. Bu da içinden geçtiğimiz zamanı kendimizden daha büyük bir zaman duygusuyla ve insanın kendinden de büyük bir güzellik yaratma dürtüsü olduğundan emin olarak, düşünerek, hayal ederek, yazıp söyleyip paylaşarak anlamak, anlamlandırmak ve nihayet dünyayı dönüştürmek için bir araya gelmek. * * * Son üç yıldır böyle kavramlar üzerine düşünüyorum; iyilik, güzellik ve kötülük. Ama bu kitabın adını koyarken kötülüğü silip attım. Çünkü insan uzay-zamanda anlattığı hikâye ile anılacak. Benim anlattığım hikâyenin iyilik ve güzellikle ilgili olmasını istedim. Çünkü dünyanın bütün şehir merkezlerinde parmaklarını kaldırıp bir yeri gösteren atlı ya da atsız kahraman adam heykellerinin çoğu, ne nedenle olursa olsun, öldürmüş adamların heykelleridir. Bizim zamana kendimizden bırakacağımız kayda da kötülükle sızmasınlar istedim. Çünkü benim insanlık tarihinden öğrendiğim bu: Güzelliğe inanan insanlar eninde sonunda sadece onları hatırlamak ister; savaşa rağmen Mostar Köprüsü nü yapanları, bayağılığa rağmen zarafet gösterenleri, tek başına kalsa da doğruyu söyleyenleri, çirkinlik krallığını kursa da Üç Kuruşluk Opera yı yazanları. Ben ve öyle sanıyorum ki siz de, biz yani, onların takipçisiyiz. Ne derlerse desinler. Ve çıldırtıcı kötülük şenliğine rağmen, Nasılsın? dendiğinde hepimiz öyle cevap vermeyi yeniden hatırlayalım istedim: Ne olsun! İyilik güzellik. 16
17
18