LEPANTO VE ULUÇ ALİ PAŞA Uluç Ali Paşa, gemideki askerlerin önemli kısmına izin verilmiş olduğunu ileri sürüp de düşman ile çatışmanın bahara bırakılmasına eğer mutlaka savaşmak gerekiyorsa kıyıyı bırakıp açık denizde savaşmayı önerince, Derya Kaptanı kızdı: - Her gemiden beşer onar adam eksik olmakla ne olur. Sizde İslam çabası ve padişahın namusunu koruma hizmeti yok mudur? Diye ters bir karşılık da bulundu. Bu sözlerle karşılaşan Uluç Ali Paşa birden sarsıldı, yüzü morardı, gözleri kısıldı. Yayından fırlayan ok gibi ayağa kalktı; fırtınalı bir hal aldı. Efeli bir eda ile bir an Serdar Pertev Paşa ya ve arkadan Derya Kaptanı Müezzinoğlu Ali Paşa ya baktıktan sonra reislerine dönerek gürledi: - Haniya Hayrettin Paşa ve Turgutça ile savaş görenler ne için söylemezler. Serdar Pertev Paşa nın baştardasında toplanmış olan harp meclisine soğuk bir hava çökmüştü. Çıt çıkmıyordu. Reisler hayret ve hayranlıkta Uluç Ali Paşa ya bakıyorlardı. O, yiğit edasını ve çalımlı tavrını bozmadan aynı hırsla konuşuyordu. - Nice savaşlarda görmediniz mi ki, gözlerini karadan ayırmayan sipahi tayfası top tüfek yaylımı ile karşılaştıkları zaman yatağanlarını reislerin boğazlarına dayayıp gemiyi kıyıya sevk etmek isterler, bunu başaramazlarsa kendilerini birbirlerinin üstüne denize atarlar, arkadaşlarına örnek olurlar. Uluç Ali Paşa, hala hırsını yenememişti. Derin bir nefes aldıktan sonra serdar ile derya kaptanına hitap etti: - kapudane, patrona, riyale gemilerindeki büyük fenerleri, bayrak ve flandraları indirmeye neden izin verilmez? Bunları yerinde bırakırsak düşmanımız doğruca kumandan gemilerinin üzerine atılacaktır. Düşmanı şaşırtmak için forsları aşağı almak şarttır.
Çocukluğumdan beri durup dinlenmeden ömrünü deniz savaşlarında geçirmiş ve Akdeniz de fırtınalar yaratıp büyük ün sahibi olmuş Uluç Ali Paşa, bütün ikna gücünü kullandı. Büyük deniz savaşlarından örnekler ortaya koydu; fakat neye yarar ki serdar ile derya kaptanı bilgi ve tecrübeye önem göstermiyorlardı. Devrin padişahı II. Selim Erderundan yetişmiş Pertev Paşa yı donanmanın başına serdar ve Yeniçeri Ağası Ali Paşa yı Derya Kaptanı yapmakla bahriyeyi arkadan hançerlemişti. Böylece devrin padişahı ile sadrazamı dahil, bu dört şahıs Lepanto felaketini hazırlamış oluyorlardı. Deniz savaşında bibehre olan Serdar Pertev Paşa kumandan gemilerindeki işaretleri indirmeyi korkaklık sayıyor; şimdiye kadar suyu bardakta, gemiyi duvarda görmüş olan yeniçeri ağası derya kaptanı da garip bir mantıkla; - Sahili tutarak cenk etmek, açık denizde çatışmaktan daha uygundur. Diye keramet savurarak, Osmanlı donanmasının kıyıları bırakıp denize açılmasını kesinlikle kabul vermiyordu. 6 Ekim 1571 tarihinde Kefelonya nın Pilaros limanından hareket eden; Papa, Venedik, İspanya gibi çeşitli donanmalarından oluşan müttefik donanması sahili takip ederek, ağır yolla Lepanto yönüne doğru seyre başlamıştı. Bu çeşitli gemilerden oluşan donanma 100 taşıma gemisi, 6 mavna 209 kadırga, 70 firkateynden oluşan muazzam bir armada idi. Bu armadanın başında V. Şarl ın yasal olmayan oğlu Don Juan bulunuyordu. Haçlı donanmasının meydana getirilmesinde hiçbir fedakarlıktan çekinilmemişti. Gemilerin hemen hemen hepsi son yeniliklerle donanmış yepyeni teknelerdi. Özellikle Venedik mavnaları, değil Haçlı filosunun, devrin en güçlü gemileriydi. Başta ve kışta beşer, bordalarında onar tane olmak üzere otuzar top taşıyan mavnalar, beşer kişinin çektiği otuzar çift kürekten başka yelken ile de seyrediyorlardı. Her birinde gemicilerden başka zırhlı elbise ve arkabüs ile teçhiz edilmiş 500 savaşçı vardı. Haçlı filonun diğer gemileri de Venedik mavnalarından daha az güçte değillerdi. Altıyı yediye bağlayan ekim gecesi Lepanto dan hareket eden Osmanlı donanmasına gelince; 103 kadırga ve 96 kaliteden oluşan bu armada, devrin yeniliklerinden yoksun eski teknelerdi. Filo, personel bakımından da zayıftı. Sipahilerle yeniçerilerin bir kısmına derya kaptanı ile serdar tarafından izin verilmiş, bir kısmı da kaçmışlardı. Böyle bir durumda bulunan Osmanlı donanması borda hattına yayılmış durumda 7 Ekim sabahı Lepanto ağzında Haçlı filo ile karşılaştı. Sağ taraftaki filoda İskenderiye beyi Şolok Mehmet, merkezdeki filoda serdar ile derya kaptanı, sol taraftaki filoda ise Cezayir Beylerbeyi Uluç Ali Paşa bulunuyordu. Deniz savaşının inceliklerinden haberi olmayan Yeniçeri Ağası Derya Kaptanı, donanmayı düşman filosunun toplarına tam göğüs vermiş bir şekilde sevk ediyordu. Bu durumu gören Uluç Ali Paşa, teknesinin yelkenlerini doldurdu, kürekçilerine hız verdi, rüzgarla yarış edercesine derya kaptanının baştardasına yetişti ve sokularak; düşmana bu şekilde hücum edildiği taktirde, düşman filonun top ateşinin bütün varlığıyla Türk donanmasının üzerinde toplanacağını söyledi ve böyle kötü bir duruma düşürülmemesi için düşmanı yandan ve geriden çevirmesini derya kaptanına önerdi. Müezzinoğlu Uluç Ali Paşa ya:
- Ben padişahın donanmasına kaçıyor, dedirtmem. Gibi anlamsız ve mantıksız bir cevap verdi. Yeniçeri ağalarını bir türlü terk etmek istemeyen derya kaptanının. Osmanlı donanmasını yok olmaya götürdüğü anlaşılıyordu. Nihayet her iki filo arasında top düellosu başladı. Türk gemilerinde toplar yetersiz ve uzaklıkta çok olduğundan atılan mermiler düşmana bir zarar vermiyordu. Haçlı filo ise, Türk gemilerine tam isabetler sağlıyordu. Bu durum karşısında derya kaptanı rampaj savaşına karar vererek yersiz ve faydasız bir cesaretle ileriye atıldı. Sağ taraf ve merkez filolarımıza ait gemiler de derya kaptanını taklit ettiler. Biraz sonra birbirlerine kenetlenen gemilerde kanlı bir boğuşma başladı. Şolok Mehmet heybetli bir Venedikli kadırgasına bindirdi. Fakat Hıristiyan tekneleri, direkteki kumandan forsunu görerek Şolok Mehmet in kadırgasını sardılar. Personel diğer kadırgalarla boğuşurlarken, Şolok Mehmet tek başına Venedik kadırgasının bütün personelini kılıçtan geçirdi; orada canlı kimse bırakmadı. Sonuçta kendisi de 10 yerinden yara alarak şehit oldu. Bir yabancı yazarın dediği gibi; Hıristiyanları koruyan zırhlı ve miğferlere karşılık Türk askerlerinin başlarındaki sarıklarından başka siperleri yoktu. Bu bakımdan daha Türkler ilk anda zayıf duruma düşmüşlerdi. Derya Kaptanı Müezzinoğlu Ali Paşa da, Haçlı filosunun Amiral gemisine çatmıştı. Müezzinoğlu deniz cengindeki bilgisizliğine karşılık göğüs göğüse dövüşmekte benzeri yoktu. On şövalyeden oluşan bir muhafız kordonunun himayesine sığınmış olan Haçlı filosunun Amirali Don Juan, bu beraberindekilerle önüne katmış, geminin baş tarafına doğru adım adım kovalıyor sanki cesaretin örneği gibi dövüşüyordu. Don Juan bu olayı ancak, derya kaptanının bir kurşun isabeti alıp yere yuvarlanmasıyla atlatabildi. V. Şarl ın yasal olmayan çocuğu, bu fırsattan yararlanmak için insanlıktan çıkarak etrafındakilere vahşice bir emir verdi. Cesaretlerinden soyularak zırha bürünmüş olan şövalyeler atıldılar, henüz şehit olmamış bulunan derya kaptanının başını kestiler ve direğin tepesine çektiler.
Serdar Pertev Paşa ya gelince; Haçlı gemileri serdarın forsunu görerek bu gemiye de çullandılar ve batırmışlardı. Serdar Pertev Paşa da, enkaz arasında denizde çabalayıp duruyordu; bir kanca ile kendisini zorda olsa kurtardılar. Boğuşma çok kanlı devam ediyordu, fakat Osmanlı filosu perişan durumdaydı. Peki, tek düşman üzerinde bir donanma etkisi yaratan korkunç şöhret, denizlerin kıralı Uluç Ali Paşa bu sıralarda nerede idi ne yapıyordu? Uluç Ali Paşa, 38 kadırgası, 23 kalitesi ile hattın sol başında Jan Andrea Dorya idaresindeki 53 kadırganın karşısında bulunuyordu. Bu deniz kurdu, bir çıkmaza sürüklenen derya kaptanının hareketine uymadı. Filosunu güneye çevirip açık denize doğru dümen kırdı. Karşısında bulunan Jan Andrea Dorya, Uluç Ali Paşa nın Haçlı filosunu arkadan çevirmeye niyetlendiğini sanarak o da filosunu güneye çevirdi. Uluç Ali Paşa ya uyarak seyre başladı. Şimdi her iki filo, birbirleriyle yarış ediyorlarmış gibi olanca hızıyla ana filodan uzaklaşıyordu. Bu şekilde bir zaman seyrettikten sonra Uluç Ali Paşa filonun hızını yavaş yavaş azalttı. Jan Andrea Dorya, bu manevraya kanarak, Türk gemilerindeki kürekçilerin yorulduklarını sandı ve kendisi yol kesmedi. Böylece karşısındaki filoyu ana kuvvetten bir hayli uzaklaştırdıktan sonra, Uluç Ali Paşa ani olarak filosuna dönüş yaptırıp Haçlıların ana filosu üzerine yol verdi. Uluç Ali Paşa nın oyununa gelerek uzaklara sarkmış olan Jan Andrea Dorya, ayıldı ise de artık iş işten geçmiş, ana filoya iltihak imkansızlaşmıştı. Uluç Ali Paşa bir fırtına gibi. Haçlıların merkez filosuna yandan çattı. Buradaki Papa, Venedik ve Malta şövalyelerinin kadırgalarını sıradan geçirerek bunları yedeğine aldı. Uluç Ali Paşa bir intikam kılıcı gibi işliyor, usta ve şaşırtıcı manevralarla filosunu idare ederek Haçlı filoyu yandan eziyordu. Fakat Osmanlı donanmasının sağ taraf ve merkez filoları, daha başlangıçta kötü bir şekilde idare edilmeleri yüzünden bir türlü faik duruma geçemiyordu. Nihayet bu iki filomuz tamamen eriyip bitti, bir kısmı da karaya düştü. Böylece serbest kalan Haçlılar, Uluç Ali Paşa nın 61 parça gemisi, 285 parça gemi tarafından sarıldı. Buna rağmen Uluç Ali Paşa, düşmana ölüm darbesini indirmekten geri durmuyordu. Haçlılar, Uluç Ali Paşa nın eninde sonunda yok olacağını sanarak kıs kıs gülüyorlardı. Öyle ya, 285 parça geminin arasından 61 parça geminin kurtulmasına imkan var mıydı? Şu halde Uluç Ali Paşa kapana mı düştü? Görünüşte buna şüphe yoktu. Haçlı filosunun amirali Don Juan Osmanlı donanmasının bu on parçasını da temizlemek üzere filosuna son emirlerini veriyordu. Fakat o ne; ne oldu ki Haçlı filo birden çil yavrusu gibi dağılmaya başladı. Uluç Ali Paşa nın şaşırtıcı bir manevrası idi bu... Uluç Ali Paşa bir işaretle filosunu etrafına topladı. Yedekteki esir gemileri koyuverdi; rüzgarı kollayarak pupadan yelkenleri şişirdi. Kürekçilere hız verdi; filosunu yelpaze gibi açıp, top arkabüz ve ok yağdırarak Haçlı filonun bir kanadına yüklendi. Haçlı donanma neye uğradığını şaşırmıştı. Uluç Ali Paşa, etrafını sarmış olan 285 parça düşman gemisi arasından 61 parça gemisi ile düşmanın bağrından iki tarafa tırtıllı bir hançer gibi çıktı Uluç Ali Paşa nın yolu üzerine düşmek şanssızlığına uğrayan Haçlı gemiler Uluç un ölüm darbesinden kurtulamadılar. Uluç Ali Paşa denizde nasıl savaş edileceğini Haçlılara göstererek ve çelik yumruğunu indirerek ölüm çemberini yardı. Cezayir filosunu rahatlattı ve Haçlılar filosunun peşine düşemediler.
Haçlı filo, Osmanlı donanmasını yenmişti. Ancak Lepanto galibi, Haçlılar değil Uluç Ali Paşa dır. II. Selim; Lepanto da bir kılıç gibi işleyen Uluç Ali Paşa ya (kılınç) takma adını vererek yerinde bir hatır severlik göstermiş ve derya kaptanlığını vermek suretiyle de önce bahriyeye yapmış olduğu kötülüğü yok etmeğe çalışmıştı. 1 1 Tevfik İnci tarafından hazırlanan Deniz Tarihimizin Şeref Sayfaları adlı kitaptan alınmıştır.