Yrd. Doç. Dr. Orhan YILMAZ 1962 doğumlu. 1984 yılında Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü nü bitirdi. 1997 yılında University of Aberdeen de yüksek lisans, 2007 yılında Ankara Üniversitesi nde doktora çalışmasını tamamladı. Halen öğretim üyesi olarak Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi nde görevine devam etmektedir. Yayımlanmış Kitapları 1. Kangal Köpeği (2003, 2004, 2005, 2008) 2. Her Yönüyle Tokat Zile Küçüközlü Köyü (2004) 3. Zile İsyanı (2005, 2014) 4. Şair Esi Köylü Ürfet Pehlivan (2005) 5. Turkish Kangal (Karabash) Shepherd Dog (2007) 6. Zileli Halil Yalçınkaya (2008) 7. Le Chien Karabash (2008) 8. Sıraçlar (Beydili Alevi Türkmenleri) (2009) 9. Sünni Gözüyle Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşilik (2009) 10. Kellekesen Efo (2009) 11. Sezar ile Farnake nin Zile Savaşı (2010) 12. Çakır (Bir Hain! Çerkez Ethem Analizi) (2010) 13. Türkisscher Kangal (Karabasch) Hirtenhund (2010) 14. Kangal (Karabash) Cane Da Pastore Turco (2011) 15. Tek Tırnaklı Terminolojisi (2011) 16. 100 Soruda Köpek Yetiştiriciliği (2011) 17. Domesticated Donkey (2012) 18. Güvercin Yetiştiriciliği (2012) 19. Atçılık (Irk, Don, Nişane ve Yürüyüş Çeşitleri) (2012) 20. Güvercin Terimleri Sözlüğü (2012) 20. Güvercin Terimleri Sözlüğü (2012) 21. Zileliyiz Dediler (2013) 22. Kafesteki Çocuk (2013) 1
Zile isyanı Yrd. Doç. Dr. Orhan YILMAZ zileliorhan@gmail.com ANAHTAR SÖZCÜKLER - Key Words Zile, Kurtuluş Savaşı, isyan, Zile, Independence War, uprising Bu kitabın yayın hakkı Dr. Orhan YILMAZ a aittir. İzinsiz kopye edilemez ve kullanılmaz. Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir. 2. Baskı: 2014 ISBN: 978-9944-5040-9-6 Kapak fotoğrafı: Binbaşı Osman Bey, Yarbay Cemil Cahit Bey, Binbaşı Hilmi Bey, (Çerkez)Ethem Bey (Soldan sağa) Baskı: Konak Kırtasiye, Ankara 2
ZİLE İSYANI Yrd. Doç. Dr. Orhan YILMAZ 3
4 Zile Ayaklanması sırasında şehit edilen tüm asker ve sivil vatandaşlarımıza, isyanı bastıran Pışavo Ethem Bey, Yarbay Therket Cemil Cahit Bey, Binbaşı Vuneroka Osman Bey, Binbaşı Hilmi Bey ve Binbaşı Pire Mehmet Beylerin aziz ruhlarına
İÇİNDEKİLER İçindekiler...5 Önsöz...9 Giriş... 11 2. Baskıya Giriş... 14 Bölüm 1 ZİLE Tarihten Günümüze Zile...15 Zile Adının Kökeni...17 Zile nin Tarihteki İsimleri... 18 Millî Mücadele Dönemi nde Tokat... 18 Millî Mücadele Dönemi nde Zile... 19 Günümüzde Zile... 20 Zile de Tarihi Eserler... 24 Zileli Ünlü Kişiler... 26 Bölüm 2 KURTULUŞ SAVAŞI NDA ANADOLU Genel Durum... 29 Siyasi Kurumlar... 29 Millet... 32 Tarım... 35 Bölüm 3 KURTULUŞ SAVAŞI Mustafa Kemal Paşa nın kişiliği... 37 Mustafa Kemal Paşa, Dine ve Dindarlara Düşman mıydı?... 41 İzmir in İşgalinin Askeri, Politik ve Psikolojik Önemi... 43 İzmir in İşgali... 44 150 likler İçinde Bir Hain... 44 I. Büyük Millet Meclisi... 46 5
İstiklâl Mahkemeleri... 47 Kurtuluş Savaşı nda Çıkan İsyanların Nedenleri... 49 Bölüm 4 YOZGAT ÇAPANOĞLU AYAKLANMASI Çapanoğulları... 53 Yozgat Çapanoğlu İsyanı nın Çıkış Sebepleri... 54 Çapanoğlu İsyanı Kıvılcımlarının Parlaması... 58 Postacı Nazım Harekete Geçiyor... 60 Kılıç Ali Bey in Korkaklığı... 61 Birinci Yozgat İsyanı Patlıyor... 62 Kılıç Ali Bey in 2. Korkaklığı... 63 Çapanoğulları nın Sancağı Çekiliyor, Fetvalar Okunuyor... 63 Ethem Bey Göreve Çağrılıyor... 64 Ethem Bey den İsmet İnönü ye Ağır Eleştiriler... 66 Ethem Bey, Alevî Dedesi Galip Dede yi Affediyor... 68 Mustafa Kemal Paşa, Ethem Bey i Telgrafla Kutluyor... 68 İkinci Yozgat İsyanı... 69 Bölüm 5 AYNACIOĞULLARI VE KATİL İLYAS ÇETELERİ Aynacıoğulları... 73 Aynacıoğullarının Sıkışınca Alttan Almaları... 75 Aynacıoğulları Millî Mücadele yi Tehdit Ediyor... 78 Yine Her Zamanki Sıkışınca Aman Dilemek Oyunu... 79 Günah Çıkarma Çabaları... 80 Katil İlyas Çetesi... 81 Yunanlılar la İşbirliği... 82 Boğazlıyan ve Yozgat İcraatları... 83 Bölüm 6 CEMİL CAHİT (TOYDEMİR) BEY İN ANILARI Maraş tan Ayrılıp, Amasya ya varıyorum... 85 Çağrıldığım Samsun da, Şatafatlı Bir Şekilde Karşılanıyorum... 85 6
Tekrar Amasya ya Dönüyorum ve Milletvekili Seçimlerini Yapıyorum... 88 Kaman da Ayaklanma Başlayınca Tedbir Alınsaydı, Zile İsyanı Olmazdı... 90 Yıldızeli Bölgesi ne Gönderdiğimiz Tabur, Artova da Pusuya Düşürülüyor... 91 Asiler, Zile yi Kendilerine İsyan Merkezi Yapmak İstiyorlar... 91 Mustafa Kemal Paşa, Zile Olayı nın Ne Olursa Olsun Çözülmesini İstiyor... 92 Mustafa Kemal Paşa Uyarıyor: O Bölgede Çok Dikkali Ol!... 94 Tokat a varıyorum ki, Müftü Yobazın Teki... 94 Asileri, Padişaha Heyet Gönderelim Diye Oyalıyorum... 95 Postacı Nazım ve Hempâları, Pusulaya Kanıyorlar... 96 Asiler Zile-Turhal Yolu ndaki Boğaza Pusu Kuruyorlar... 98 Asileri, Bağlarpınarı Köyü Karşısındaki Arazide Bozguna Uğrattık... 99 Zile de, Binbaşı Hilmi Bey ve Askerleri, Asilere Esir Düşüyorlar... 99 Postacı Nazım, Yarbay Cemil Cahit Bey in Kendisini Oyaladığını Anlıyor... 102 Postacı Nazım ın Maskesi Düşüyor: Halife Orduları Kumandanı... 102 Temiz Yürekli Çerkezler i Aldatmak İsteyen Çapanoğulları na İnanmayın... 106 Göstermelik Top Ateşine Başlıyorum, Hemen Teslim Bayrakları Çekiliyor... 107 Tedbir Almama Rağmen, Postacı Nazım ve Çapanoğlu Halit Kaçıyor... 108 Zile İsyanı nın Gayet Planlı Bir İsyan Olduğunu Anlıyorum... 109 Refet Paşa; 150 Kişinin Hepsini, Sorgusuz Sualsiz Asalım Diyor... 110 22 Kişiyi İbret-i Alem İçin Asılıyor, 128 Kişiyi Affediliyor... 111 Bölüm 7 ZİLE İSYANI Yozgat Dışında İlk Ayaklanma Yıldızeli nde Başlıyor... 113 Millete Yapılan Yalan Propagandalar... 114 Mustafa Kemal Paşa nın Bektaşî Şeyhi nden Yardım Talebi... 116 İsyan Zile ye Sıçrıyor... 116 Yarbay Cemil Cahit (Toydemir) Bey Görevlendiriliyor... 118 Kazım Ahçıoğlu Anlatıyor: Zile Kalesi nde Kuşatıldık... 120 Zile, Yarbay Cemil Cahit Bey Tarafından Kuşatılıyor... 122 Mustafa Kemal Paşa: Zile yi Topa Tutun... 123 Yarbay Cemil Cahit Bey: Şehirde 24.000 Nüfus Var... 123 Zile İsyancılardan Temizleniyor, 22 Kişi İdam Ediliyor... 126 Yozgat ve Zile İsyanları Esnasında, Anadolu da Diğer Önemli Olaylar... 127 7
Bölüm 8 ZİLE İSYANI NDA GÖRGÜ ŞAHİTLERİNİN ANLATTIKLARI Sivas lı Rıfat Oğlu Halis Anlatıyor... 129 Kazım Ahçıoğlu Anlatıyor... 130 Sadık Oktar Anlatıyor... 133 Hasan Oktar Anlatıyor... 134 Bölüm 9 ZİLE İSYANI NIN BASTIRILMASINDA, AMASYALILAR IN YARDIMLARI Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi Kimdir?... 135 Yarbay Cemil Cahit Bey, Amasyalılar ın Yardımını Anlatıyor... 136 İsyanın Bastırılmasına Katılan Amasyalılar a Madalya Veriliyor... 137 Bölüm 10 SONSÖZ Zile de Bir İsyan Çıkarılması, Stratejik Olarak Niçin Önemlidir?... 139 Zile İsyanı, Rastlantı veya Ani Bir Öfke Sonucu Çıkmamıştır... 140 Zile İsyanı nı, Zileliler Çıkarmamıştır... 141 Zile Ele Geçirilince, Zileliler den İsyancılara Çok Sayıda Katılan Olmamıştır... 141 Zile li Devletine Sadık, Kadirşinas ve Kötü Gün Dostudur... 143 Kaynaklar... 145 İndex... 149 8
ÖNSÖZ Yurdunu savunamayan kişi daha başlangıçta çocuklarının geleceğini köleliğe hazırlıyor, sahip olduğu her özgürlüklerini yabancı egemenliklerin insafına terk etmeyi kabulleniyordur. Böyle bir durumda yaşamaya yaşamak denir mi? Denir ise o kişi yaşamaktan vazgeçmelidir. Yurdu savunmak illâ asker gücüyle, yâni ordu ile yapılmaz; bu, en son çâredir. Yurdu savunmak ona sahiplenmek ile başlar, yüceltmek ile devâm eder. Sahiplenmek ve yüceltmek önce, asker olmayanların insan olabilme şartıdır. Asker nasıl olsa bu görev için yemin etmiş olan görevlidir. 1071 yılından sonraki yurdumuz, millî sınırlarımız içindeki topraklarını bu inancın insanlarıyla var edebilmiş, yaşadığımız günlere getirmiş, bizlere emânet etmiştir. Savunmaz isek topraklarımızı kaybetmekle kalmayız, topyekûn mahvoluruz. Sahip olmak ve yüceltmek doğduğumuz yerden ve çevresinden başlar, bütün yurdu kapsar; adım adım genişler ve ancak o zaman gökkubbesiyle birlikte toprak alelâdelikten kurtularak vatanlaşır. Bu yüzden, önce doğduğumuz yerin, çevrenin sonra o bölgenin daha sonra bütün yurdun geleneklerini, göreneklerini; efsânelerini, masallarını; deyişlerini, manilerini türkülerini.. kısacası bizi biz yapan ve sahip kılan varını yoğunu bilmeli, öğrenmeliyiz. Bilmediğimizi araştırmak görevimiz olmalı. Görüyorum ki Zileden de bu tür araştırmacılar çıkıyor, eskiden de var idi; şimdikileri alkışlamalı, eskileri rahmetle anmalıyız. Zileli araştırmacıların başında Bekir Altındalı tanıdım. Bu kitabın yazarı Orhan Yılmazı bana o tanıttı. Bıkmak bilmez gayretleri beni sevindiriyor; başarılı oluşu güvendiriyor. Aslında bir ziraat mühendisi olan Orhan Yılmazın ise Kangal Köpeği nin tarihçesini, tanıtımı ve yetiştirilmesini anlatan önemli bir kitabı var; denildiğine göre türünde de tek örnek, ben de yararlandım. Orhan Yılmaz şimdi Zile İsyanını araştıran bu kitabıyla karşımıza çıkıyor. Benden kitaba önsöz yazmamı istedi. Bu güne kadar kendi kitaplarımın dışında hiçbir kitaba önsöz yazmış değilim, çünkı önsöz sâdece yazarın hakkıdır. Bu sefer kabul edişim Yazarının Zileli olması, bir de, Zileye yakıştırılan isyanın tanığı sayılabilir olmam yüzündendir. Bu önsöze bir tanık ifâdesi diye de bakabilirsiniz. İsyanı yaşamadım, görmedim de. Fakat yaşayanları, görenleri tanıdım. Onlarla saatlerce konuştuğum oldu. Yine onları saatlerce dinledim. Hepsi aynı sözü söyledi bana. 9
Zileliler isyan etmediler, Zilelileri isyan ettirdiler. İsyancılar Yozgaddan geldi, getirildi. Çapanoğullarıyla Aynacıların zorlaması, kandırması, tahrîk etmesi ve korkutmaları Zileyi ateşe saldı, kana boğdu, adına leke sürdü. Dinlediğim insanların en güvendiricisi rahmetli Babam idi, Abdurrahman Sepetçioğlu.. yalansız bir Müslüman, çok şuurlu bir Türk idi. Babam bana hiç yalan söylemedi. İyi bir Müslüman, şuurlu bir Türk olmamı istedi, böyle yetiştirdi; Ona lâyık olmaya çalıştım hep. Dinlediğim öteki tanıkların da yalan söylemediklerine inanıyorum. Yozgad isyanından Zileye sarkanlar, Çapanoğulları ve Aynacılar takımı el ele, kimi zorlayarak kimi korkutarak isyanı alevlendirince Cemil Câhid Toydemir kumandasındaki Millî Güçler Bayırköyüne karargâh kurup toplarını yerleştiriyor. Ötekiler ise Karayün Belenine yerleşiyor. Karşılıklı top atışları arasında Zile yanıyor, Zileliler kahroluyor. Babam; İki ateş arasında bizler, Zileliler, işimize gücümüze giderdik. Gülleler sağımıza solumuza düşerdi bâzan. Ya tütün çapasında ya bağ bahçe işindeydi herkes. der idi. İsyan böyle mi olur? O günlerden kalan bir deyim vardır, Zilede söylenegelir, sanırım Türkçeye öylece karıştı: Çok karıştırma altından Çapanoğlu çıkar! Bir deyiş daha var. Bâzı bölgelerimizde: Çobanoğlunun abdest suyu gibi deseler de aslı: Çapanoğlunun abdest suyu gibi dir. Zileliler, beğenmedikleri, ılık ve kötü demlenmiş çaylar için hep bu deyimi kullanırlardı. Demek ki Çapanoğlu onca varlığına rağmen ağzının tadını bilmez bir görgüsüz, bir hayli de cimri bir kişi imiş. Belki de abdest suyuna bile dikkat etmeyecek kadar çapaçul kişiliğiyle ünlenmiş..olabilir. Herhalde elinizdeki kitap sizlere gerçeği yansıtacaktır. Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU 10
GİRİŞ En az 4 bin yıllık geçmişi olan, Zile. Romalı komutan Sezar ın, Pontus Kralını yendiği ve meşhur Veni, Vidi, Vici, yani Geldim, Gördüm, Yendim sözünü söylediği Zile. Başka hiçbir yerde üretilemeyen, açık krem renkli pekmezi ile Zile. İşlek ana yol üzerinde olmadığı için, hak ettiği saygıyı ve ünü görmeyen, ama bir Çorum veya Tavşanlı Leblebisinden daha kaliteli leblebisi olan Zile. Bayanların vazgeçilmezi olan Bat yemeği ile Zile. Yüzlerce yıllık Zile Panayırı, At Yarışları ve Yağlı Güreşleri ile Zile. Ama aynı zamanda, Yozgat Çapanoğlu Ayaklanması ile birlikte anılan Zile. Acaba topraklarından çıktığım ve mensubu olmakla her zaman öğündüğüm Zile, böyle bir isyana karışmış olabilir miydi? Her zaman bu soru zihnimi meşgul ettiği halde, derinlemesine tarihi belgeleri inceleyip, bu konuyu inceleme imkanı bulamamıştım. 2004 yılı içerisinde, Çerkez Ethem ile ilgili bir kitap çalışmasına başlamıştım. Bu kitabın bölümlerinden birisi, Çerkez Ethem in Yozgat Çapanoğlu İsyanını bastırması ile ilgili olacaktı. Yozgat Çapanoğlu İsyanı ile ilgili yazılı eserleri incelerken, Zilelinin, top yekûn olarak isyana katılıp, katılmadığını görme şansım oldu. Öyle ki; Zile ye ve Zilelilere isyan konusunda haksız olarak yapıştırıldığına inandığım bu suçluluk yaftası, beni Çerkez Ethem ile ilgili kitabı yazmayı yarım bırakmaya ve acilen elinizdeki bu kitabı yazmaya yöneltti. Sepetçioğlu Hoca mız, iki sayfa önceki önsözünde, Bu güne kadar kendi kitaplarımın dışında hiçbir kitaba önsöz yazmış değilim diyor. Hoca mızın bu prensibini bozdurduğum için, çok üzülüyorum. Fakat Bu sefer kabul edişim, Yazarının Zileli olması, bir de Zileye yakıştırılan isyanın tanığı sayılabilir olmam yüzündendir mazereti ile de, teselli buluyorum. Ama öte yandan, mesleğinde bir üstad, benim gibi bir çömezin kitabına önsöz yazdığı ve Zile İsyanı konusundaki görüşlerimi desteklediği için, seviniyorum. Ben bir tarihçi değilim. Tarih çalışma sahası, benim mesleğime çok uzak bir saha. Bu çalışmayı ortaya koyarken, tam bir bilimsel tarih metodolojisi uyguladığımı da iddia etmiyorum. Bu yüzden; eseri yazarken, taammüden olmayan yanlışlıkların, bu eksikliğim göz önüne alınarak affedilmesini, sizlerden istirhâm ediyorum. Fakat Az çok mürekkep yalamış ve birazcık eli 11
kalem tutan bir kişi olarak, Zile İsyanı nın geçtiği bütün kaynaklara ulaşmaya ve bunları çarpıtmadan sizlere aktarmaya çaba gösterdim. Belgenin konuştuğu yerde, bilgi susar. denir. Yazılmış her belge doğru mudur? Veya her söylenene, şüphe ile mi bakmak gerekir? Bu, üzerinde tartışılması gereken bir konu. Babasından, dedesinden rivayet yoluyla, Zile İsyanı ile ilgili bilgi sahibi olan, bir çok kişiyi dinledim, not aldım. Ama bu kişilerin söylediklerine, elinizde tuttuğunuz bu kitapta yer vermedim. Çünkü İlk ağızdan bilgiler değillerdi. Sadece, Süreyya Hami Şehidoğlu nun 1970 li yıllarda bizzat görüştüğü ve kitabında yer verdiği üç görgü şahidi ile, Yarbay Cemil Cahit Bey in anılarını, ilk ağızdan oldukları için, eserime aldım. Teşbihde hata olmazsa; yazarları, yağlı güreş pehlivanlarına benzetiyorum. Baş ta güreşen pehlivan vardır. O kadar usta ve iyi güreşçidir ki, ünü Türkiye sınırlarını aşmıştır. Fakat bir de, Tozkoparan kategorisinde güreşen çocuklar vardır. Bunları da, sadece mahallesi veya köyündeki çocuklar tanır. Belki tanımaz bile... Eğer bir haddini bilmezlik sayılmazsa, benim gönlümden geçen bir dilek var. Zile İsyanı ile ilgili bir eseri, Allah riyakârlıktan korusun, Türkiye nin yaşayan en büyük tarihî romancısı olan, Üstâd Mustafa Necati Sepetçioğlu nun yazmasıdır. Sepetçioğlu Üstadımız, Olayı yaşayan kimselerle saatlerce konuştum, saatlerce onları dinledim diyor. Ben, hem bu sebepten, hem de meslekî ehliyetinden dolayı, Zile İsyanı konusunda bir eseri yazması konusunda gönlümden geçeni, yukarıda ifşâ ettim. İnşallah, elinizdeki bu kitap ile gösterdiğim yetersizlik, Üstâd Hoca mızın, Zile İsyanı ile ilgili doyurucu bir eser yazmasına vesile olur. Benim elimden gelen bu! Bir tozkoparan, ancak bu kadar güreş atabilir. Sepetçioğlu Hoca gibi bir Üstadın, Zilelinin isyan etmediğine dair kitaptaki tezimi destekler bir görüş beyan etmesi ve bunu önsözde belirtmesi, benim o kitapta yazdıklarımdan çok daha değerlidir. Bir gün birisi, Bakırköy Akıl Hastanesi Başhekimi Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Bey le konuşurken, lafın bir yerinde; - Sen delisin demiş, Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Bey e. O da gayet sakince; - Bak dostum, senin bana deli demen, bir anlam ifade etmez. Ama bu hastanenin başhekimi olarak, eğer ben sana deli dersem, bu çok anlam ifade 12
eder ve deli gömleğini giydirip, şu karşıdaki koğuşa girersin. Bir daha da zor çıkarsın buradan demiş. Bir konuyu belirtmem gerekir; herhangi bir kaynaktan yaptığım alıntıları, hemen ilgili paragraf sonunda, parantez içinde belirttim. Fakat, burada farklı bir yol izledim. Kaynak belirtirken, Amerikan Sistemi ne uygun olarak, aynı parantez içinde, kitabın cilt ve sayfa numarasını da vermeyi ihmal etmedim. Bunu yaparken, bir eserde belirtilen kaynakları kontrol eden titiz okuyuculara bir kolaylık sağlamayı hedefledim. Evet... Kurtuluş Savaşı Yıllarında, Zile de bir isyan olmuştur... Ama gerçekten bu isyanı çıkaranlar Zileli midir? Zileli, isyan mı çıkartmıştır, yoksa isyan çıkartmaya zorlanmış mıdır? Zile halkı, top yekûn bu isyana katılmış mıdır? Bu soruların cevabını, elinizdeki bu kitabı bitirdiğinizde bulacağınızı tahmin ediyorum. Zileli nin isyan çıkartıp, çıkartmadığının; bu isyanda herhangi etkili bir rol oynayıp, oynamadığının takdirini, siz okuyuculara ve gelecek nesillere havale ediyorum. 18-02-2005 Orhan YILMAZ 13
2. BASKIYA GİRİŞ Yoğun bir emek sarfederek ortaya çıkardığımız Zile İsyanı kitabı Zile Belediyesi tarafından basıldıktan kısa süre sonra tükendi. Deyim yerinde ise sahaflara düştü. Kitabın yazarı olarak şahsımdan kitap isteyen çok oldu. Kitabın tükendiğini belirttiğimde ise, kitabın yeni baskısının yapılması için çok sayıda talep aldım. Ancak başına gelen bilir, kitap basımı işi zahmetli ve pahalı bir işlemdir. Birtakım nedenlerden dolayı Zile İsyanı kitabının 2. baskısını bu zamana kadar gerçekleştiremedik. Nasip bugüne imiş. 2. baskıda önemli bir değişiklik yok. Sadece Zile nin Yetiştirdiği Kıymetler bölümünde güncelleme yaptım. Ayrıca eserin en sonundaki Sonsöz bölümünde, tablodaki şehirlerin o zamanki nüfusları ile karşılaştırma yapabilmek için, günümüzdeki nüfuslarını ekledim. Eserin okuyuculara faydalı olacağı inencı ile... Yrd. Doç. Dr. Orhan YILMAZ 21.02.2014, Çanakkale 14
Bölüm 1. ZİLE 1 Tarihten Günümüze Zile İlk Çağlar Tarihi ve yapılan arkeolojik araştırmalar göstermektedir ki, Zile şehri Tunç ve Demir Çağları ndan beri yerleşime açıktır. Ninova Kraliçesi Semiramis Tarafından Kuruluyor Zile hakkında Ninova ve Asurlular döneminin sonu ile ilgili ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Amasyalı ünlü coğrafyacı-tarihçi Strabon a göre Zile, günümüzde Irak sınırları içinde bulunan ve Asur Krallığı nın başkenti, Ninova Kraliçesi Semiramis tarafından kurulmuştur. Semiramis, güzel bir cariye iken, Belh şehrinin kuşatılması sırasında gösterdiği dirayet ve yiğitliği sonucunda, Asur Hükümdarı Ninus un takdirini kazanmış ve onunla evlenmiştir. M.Ö. 1916 yıllarında kocası Ninus u zehirleyerek, Asurların yönetimini ele geçirmiştir. Yani Zile yaklaşık 4.000 yıllık bir tarihi geçmişe sahiptir. Eti ve Hititler Dönemi Maşathöyük te bulunan yazıtların incelenmesi sonucunda elde edilen bilgilere dayanılarak yazılan Anadolu isimli eserde, Eti Medeniyetinin bugünkü Zile ye kadar yayıldığından bahsedilmektedir. Bu durumda Zile, Maşathöyük kazılarında bulunan tabletlerden elde edilen bilgilere göre; Orta Anadolu da başlayıp kuzeydoğuda Yeşilırmak Havzası boyunca sıralanmış Hitit yerleşim merkezlerinden biri olan Anzilla olduğu düşünülmektedir. Frig ve Kimmer Dönemleri Hititler Dönemi nde önemli birer yerleşim yeri olan Tapigga (Maşathöyük) ve Anziliya (Zile Höyüğü), M.Ö. 15. yüzyıldan sonra, Hititlerin en büyük düşmanlarından Kaşkalar ın birçok saldırısına uğradı. M.Ö. 8. yüzyılda Friglerin yönetimine giren yöre, M.Ö. 7. yüzyılda Kimmerler tarafından yağmalandı. 1 Bu bölümdeki bilgiler Tokat Yıllığı 1998, Zile Tanıtım 1994 kitapları ile www.gop.edu.tr ve www.members.lycos.co.uk/zilem internet sitelerinden alınmıştır 15
Persler Dönemi M.Ö. 548 tarihinde Anadolu, dolayısıyla ilçemiz Pers hakimiyeti altına girmiştir. Persler Yeşilırmak Havzası na çok önem verip, tarihi Kral Yolu nu buradan geçirmişlerdir. I. Darius zamanında, Anadolu nun en büyük eyaleti olan Kapadokya ikiye bölünmüş ve Zile, kuzeydeki Pontus Kapadokyası içinde yer almıştır. Persler, Zile de kendi tanrıları olan Anaitis (Anahita), Anos ve Anadates e ait bir ateş tapınağı inşa etmişlerdir. Makedon ve Pontus Dönemleri M.Ö. 4. yüzyılda da Makedonlar ın denetimine girdi. M.Ö. 3. yüzyılda Pontus Krallığı na bağlandı ve M.Ö. 66 da Romalılar ın eline geçti. Roma Dönemi II. Pharnake, M.Ö. 47 de Sezar ın karısının adı verilen Zela Şehri nde (bugün Zile) yapılan ve kısa süren bir savaşta, Julius Sezar tarafından yenilgiye uğratıldı. Bu zaferin anısına, Sezar meşhur Veni, Vidi, Vici - Geldim, Gördüm, Yendim sözünü söylemiştir. Sezar bu sözü, Zile Kalesi içerisindeki bir dikili taşa kazdırmıştır. Zaman içinde bu dikili taşın, kaleden alınarak, götürüldüğü iddia edilmektedir. Günümüzde, Zile Kalesi içinde bulunan dikili taştaki sözler, tam okunamamaktadır. Bu yüzden, Zile Kalesi ndeki taşın, sözü edilen taş olup, olmadığı tam olarak bilinmemektedir. Yakın zamana kadar kalede olduğu söylenen bu taşın, şimdi nerede olduğu bilinmemektedir. 11. yüzyıl başlarında, Bizans İmparatorluğu nun, Armeniakon Theması nın sınırları içerisinde yer alan yöremize, aynı yüzyılın ikinci yarısında Türkmenler gelmeye başlamıştır. Bizans ile Sasaniler arasında zaman zaman el değiştiren yöre 1071 yılına kadar Bizanslılar ın elinde kalmıştır. Danişment ve Selçuklular Dönemleri Bu tarihte Melik Ahmet Danişment Gazi tarafından Bizanslılardan alınmıştır. Danışmentlilerin izlerini görmek hâlâ mümkündür. 1174 yılında Anadolu Selçuklularından II. Kılıçarslan, Danışment Devleti ne son vererek, Zile nin Selçuklular a geçmesini sağlamıştır. Danişmendliler in ve Anadolu Selçukluları nın 16
egemenliği altında kalan yöre, 13. yüzyıl ortalarında Baba İshak Ayaklanması ndan etkilenmiştir. İlhanlı, Eratna, Kadı Burhaneddin ve Akkoyunlu Dönemleri İlhanlılar ın denetimi altındayken Moğol Komutanları tarafından yağmalanmıştır. Zile, bilahare Eretna Beyliği, Kadı Burhaneddin Devleti ve Akkoyunlular tarafından yönetildikten sonra, Osmanlılar ın eline geçmiştir. Osmanlı Dönemi 1397 tarihinde Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı yönetimine geçmiştir. Ankara Savaşı nı 1402 de kazanan Aksak Timur un elinde kısa süreli kalan ilçe, 1413 te tekrar Osmanlılar a geçmiştir. Zile, Celali Ayaklanmaları ndan büyük ölçüde etkilendi. 19. yüzyıl sonlarında, Sivas Vilâyeti nin, Tokat Sancağı na bağlı, bir kaza olarak yönetilmiştir. Zile Adının Kökeni Çeşitli kaynaklara göre, Zile ye tarihte 20 den fazla değişik isim verilmiştir. Zile kalesinin Roma kumandanı Sulla tarafından yaptırılmış olması veya burada Amanos mabedinin bulunması ve muhterem anlamına gelen Silla denmesinden dolayı, Zile nin ismi zamanla Zela-Zile şeklini almış olabilir. Tarihçi Charles Texier e göre, Strabon eserinde Zela dan bahseder. Hüseyin Hüsamettin Efendi nin Amasya Tarihi nde, bu yerleşim yerinin Togait Hükümdarı Harkar Han tarafından önemli bir yer haline getirildiği, muhterem anlamına gelen Sılay adının verildiği zamanla Zela-Zile şekline dönüştüğü yazılıdır. Ali Danişment tarihinde, Mirkatel Cihad, Zile den Kırkıriye diye bahsetmektedir. Evliya Çelebinin Seyahatnamesi ne göre, burada halı ve kilim dokumacılığının ileri gitmesinden dolayı, şehrin bu adı aldığı belirtilmektedir. Kısaca; Zile isminin nereden geldiği hakkında kesin bir hüküm vermek mümkün değildir. Ancak, Amasyalı Strabon un Tarihçi ve Coğrafyacı olması ve Zelitis - Zela ismini eserinde kullanması, bu kelimenin çok eskiden beri kullanıldığı izlenimini vermektedir. Ayrıca, Zile nin 29 km güneydoğusundaki Maşat Höyük de bulunan belgelerin 17
incelenmesi sonucunda, Ord. Prof. Şevket Aziz Kansu ve aynı buluntulara dayanarak Şemsettin Günaltay, Anadolu isimli eserinde, Eti Medeniyeti nin bugünkü Zile ye kadar yayıldığından bahsetmektedirler. Bu durumda Zile, Maşat Höyük kazılarında bulunan tabletlerden elde edilen bilgilere göre; Orta Anadolu da başlayıp, kuzey doğuda Yeşilırmak havzası boyunca sıralanmış, Hitit yerleşim merkezlerinden biri olan Anzilla olmalıdır. Zile nin Tarihteki İsimleri Çeşitli kaynaklarda Zile ye; Anzılla, Anzilia, Anziliya, Gazala, Gırgıriye, Karkariye, Kırkariye, Kırkıriye, Sılay, Silay, Sile, Sileh, Zala, Zela, Zeleh, Zelos, Zeyli, Zileh, Zilê, Zilè, Zilleh ve Zilon adı verildiği belirtilmektedir (Mistepe 2004). Ayrıca Zelid, Zelidis, Zelitid, Zelitis, Zelitica ve Zeltis isimleri değişik dönemlerde Zile Bölgesi ne verilmiştir. Millî Mücadele Dönemi nde Tokat Milli Mücadele Dönemi nde Tokat, Sivas Vilayeti ne bağlı bir sancak idi. Sancağın merkez kazası dışında, Erbaa (Herek), Reşadiye (Eskefser), Niksar ve Zile olmak üzere 4 kazası vardı. Günümüzde ilçe olan Turhal ve Artova, merkez kazaya bağlı birer nahiye idi. 1914 yılında köyleriyle beraber 110.000 olan Tokat ın merkez ilçe nüfusu, Milli Mücadele Dönemi nde de 100.000 in altına düşmemişti. Her zaman önemli bir kültür ve cazibe merkezi olan Tokat a, Avrupalı gezginler Küçük Paris adını takmışlardı. İngilizler, Mondros Mütarekesi ertesinde, Samsun üzerinde bölgeye birkaç müfreze asker yolladılarsa da, sadece gözlem yaptılar. Bölgeyi sürekli denetim altında tutan III. Kolordu ya bağlı birliklerle çatışmaya girmekten kaçındılar. Bağımsız bir Rum Pontus Devleti kurmak isteyen Rumların ilgi alanında olan Tokat, Anadolu da ilk direniş örgütlerinin kurulduğu yerlerden biridir. Şubat 1919 da Tokat ta bir Müdafaayı Hukuk Cemiyeti kurulmuştu bile. Mayıs 1919 da, Yunanlılar ın İzmir e asker çıkarmasından sonra, Redd-i İlhak Cemiyeti de kuruldu. Milli Mücadele Dönemi nde, Tokat tan I. Dönem Büyük Millet Meclisi ne, Hamamcızade Rıfat Arkan Bey, İzzet Genç Bey, Mustafa Vasfi Süsoy Bey, Mütevellizade Hamdi Bey ve Nazım Resmor Bey olmak üzere 5 adet milletvekili gönderilmişti. II. Dönem Büyük Millet Meclisi nde ise Mustafa Vasfi Süsoy Bey, Emin Bayarı Bey ve 18
Hacı Kamil Efendi olmak üzere 3 adet milletvekili vardı (Büyüm 1984: X/7089-7090) ve (Adıgüzel 2004:10-12) 2. Millî Mücadele Döneminde Zile O dönemler Zile, çevresine göre oldukça kalabalık bir nüfusa sahip, canlı bir ticaret merkeziydi. Zile nin 1920 li yıllardaki şehir merkezi nüfusu, 5. Kafkas Tümeni Komutanı Yarbay 3 Cemil Cahit (Toydemir) Beyin, Mustafa Kemal e çektiği telgrafa göre 24 bin kişi idi 4. O devrin şartlarına göre 24 bin nüfus, büyük bir nüfustur. Diğer bazı şehirlerin nüfusları ile karşılaştırıldığında, bu daha iyi anlaşılacaktır. 1920 li yıllarda 27.000 olan Ankara nın nüfusu, başkent olduktan sonra dahi, 1932-33 yıllarında ancak 70.000 civarında idi (Sherril 1973: 29). Zile nin Kurtuluş Savaşı na sağladığı eşsiz destek, verdiği şehitlere bakıldığında, daha da iyi anlaşılmaktadır. Türk Milleti nin kahraman evlatlarını barındıran Zile nin, Kurtuluş Savaşı na verdiği can-ı gönülden destekle birleşince, ortaya şu rakamlar 2 Kitabın sonunda verilen Kaynaklar listesine dayanarak, Amerikan sisteminin kullanıldığı kaynak gösterme şekline göre, yazarın soyadı ve eserin yayınlandığı yılı belirten tarihten sonra verilen romen rakamı, kitabın kaçıncı cilt olduğunu, ondan sonra gelen latin rakamı, ilgili kısmın kaynağın hangi sayfasından/sayfalarından alındığını gösterir (O.Y.). 3 Bazı kaynaklarda, Cemil Cahit Bey başta olmak üzere, Yarbay rütbesinde olan bir çok kişinin, günümüz Türkçesi nde Kaymakam olarak belirtildiğini görüyoruz. Zannımca bunun sebebi, yarbayın Osmanlıca daki karşılığının Kaimmakam olmasından kaynaklanmaktadır. Osmanlıca daki Kaimmakam, günümüze Kaymakam olarak nakledilmekte ve böylece yanlış bir şekilde, ilçe merkezi yöneticisi olan Kaymakam yerine kullanılmaktadır. Böylece; mesela Kaymakam Cemil Cahit Bey denince, bir ilçenin yöneticisi olan kaymakam anlaşılmaktadır. (O.Y.). 4 5. Tümen Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey, Mustafa Kemal e çektiği telgrafta Zile nin şimdiki kuvvetlerle istirdadı (geri alınması) pek güçtür. Obüs toplarını celbediyorum (geri çekiyorum). Şehirde 24 bin nüfus vardır. Binalar ahşaptır, şehrin masum ahalisi çok kayıp verecek, bunun millet nezdinde tesiri kötü olacaktır. Büyük Millet Meclisinin ne gibi karar alacağının duyurulmasını şeklinde ifade etmiştir (Erçıkan 1974: VI/164). 19
çıkmaktadır. Sadece Tokat ili baz alındığında bile, Artova dan 5, Niksar dan 34, Reşadiye den 90, Erbaa dan 148 ve Tokat tan 218 şehide karşılık, Zile den 4 yıllık Kurtuluş Savaşı süresince 275 Mehmetçik şehit düşmüştür (Selek 1987: I/117). Günümüzde Zile Fiziki Durum Tokat İli ne bağlı 11 ilçeden birisidir. Yüzölçümü 1.511 km2.dir. Tokat ın batısında, Zile Ovası nda kurulmuştur. Denizden yüksekliği 710 m.dir. Coğrafi Konum Zile, Orta Karadeniz Bölgesi nin güney iç kesimindedir. Zile İlçesi, coğrafi konumu itibariyle 40 derece 05 dakika ile 40 derece 25 dakika kuzey enlemleri ve 35 derece 25 dakika ile 36 derece 05 dakika doğu boylamları arasında yer almaktadır. Sınırları Zile ilçesinin doğusunda Turhal, güneyinde Artova ve Yozgat İli ne bağlı Kadışehri, batısında Yozgat iline bağlı Çekerek ve Amasya ya bağlı Göynücek İlçeleri ile kuzeyinde Amasya merkez ilçe bulunmaktadır. Ulaşım Zile, Tokat İli ne, Turhal dan geçen 67 km.lik asfalt yolla bağlanır. Ayrıca, daha kısa olan, 62 km.lik başka bir yol da, Pazar İlçesi üzerinden Tokat a bağlanır. Samsun- Sivas demiryolu, şehir merkezine 5 km uzaklıktaki İstasyon Mahallesi nden geçer. İlçe köylerinin genelde yerleşim konusunda bir problemi mevcut olmayıp, yaz, kış köylere ulaşım tümüyle sağlanmaktadır. Yerleşim Zile, tarihi kalenin etrafında bir halka gibi yayılmıştır. Bütün surları sağlam ve şehir ortasında durumuyla Zile Kalesi nin Türkiye de başka bir örneği yoktur. İdari Durum Evrenköy (Kızılcin), Güzelbeyli (Silis), Yalınyazı (Maşat) ve Yıldıztepe (Yeni Müslüman) olmak üzere, 4 beldesi, 114 köyü ve 5 mezrası vardır. 20
Nüfus İlçe geneli nüfusu 2012 sayımına göre şehir merkezi 34.442, kır nüfusu 27.323 olmak üzere toplam 61.765 dir. Yeryüzü Şekilleri Güneyden, doğu-batı istikametinde uzanan ve en yüksek tepesi 1907 metre olan Deveci Dağları, kuzeyden yine doğu-batı istikametinde uzanan yüksek tepelerle çevrili olan Zile bir ovanın orta yerinde yükselen Höyüğün çevresinde kurulmuştur. Anadolu nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir Güvercin Çalı, Hüseyin Gazi Tepesi ve Sivri Çal bu ovada belli başlı engebelerdir. İlçe sınırları içerisinden geçen Çekerek Irmağı önemli bir su kaynağı olmakla beraber yararlanılamamaktadır. Çalışmaları sürdürülen Süreyya Bey Barajı tamamlandığında, ilçe topraklarının büyük bir kesiminin sulanabilmesi mümkün olacaktır. İklim Zile nin, coğrafi bölge taksimatında Orta Karadeniz Bölgesinin güneyinde bulunması ve İç Anadolu Bölgesinin kuzeyine komşu olması nedeniyle, her iki bölgenin de iklim özelliklerini taşır. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar özellikle kar yağışlı ve soğuk geçer. Yağmurlar ise daha ziyade ilkbahar sonlarına kaymış olmakla birlikte sonbaharın ilk aylarında görülür. Bu nedenle Zile de genel olarak Karadeniz-İç Anadolu arası geçiş tipi iklim hakimdir. Meskenler Zile ilçe merkezinde evler, yakın zamana kadar kerpiç-ağaç karışımı ahşap bir stilde yapılmakta idi. Bugün bu evlerin büyük çoğunluğu koruma altına alınarak sit alanı haline getirilmiştir. Ancak son yıllarda yurdumuzun her yerinde görüldüğü gibi, şehrimizde de ahşap mimarî stildeki evlerin yanında, betonarme ve çok katlı apartmanların yapımı da her geçen gün artarak devam etmektedir. Sosyal Yapı İlçede geçmişte çok yaygın olan geleneksel aile tipi, son yıllarda çekirdek aile tipine dönüşmeye başlamıştır. Ancak bazı köylerde ataerkil aile yapısı halen devam 21
etmektedir. Örf ve adetlerine oldukça bağlı olan ilçe halkının, akraba ilişkileri ve sosyal yaşamlarındaki yardımlaşma gelenekleri halen sürmektedir. Bu birleşme ve dayanışmayı bilhassa düğünlerde, seçimlerde ve ölümlerde görmek mümkündür. Zile halkı gelenek ve göreneklerine, örf ve adetlerine sıkı sıkıya bağlı, kapalı bir kenttir. Günümüze kadar bu yapının devam ettirilmesinde rol oynayan en önemli faktörlerden birisi de, Zile nin göç alan değil, göç veren bir kent konumunda olmasıdır. Zile den dışarıya göç olayı yaşanmaktadır. Bugün Türkiye nin neresine gidilirse gidilsin, bir Zileli ile karşılaşmak mümkündür. Turhal ilçesinin yaklaşık yarısı Zileli dir. En fazla göç Turhal a olmaktadır. Örf ve Adetler İlçe ve köylerinde genelde tek evlilik söz konusu olup, yaygın olan görücü usulü evlilik ve düğün yapma âdeti halen devam etmektedir. Kız istemeden gelin almaya kadar geçen sürede yöresel özellikler gösteren birçok âdetler, günümüzde her alanda görülen gelişmelere ve değişmelere rağmen önemini ve özelliklerini hala korumaktadır. Yakın zamana kadar alınan başlık parası genelde kaldırılmıştır. Giyim, Kuşam Günlük kıyafet olarak giyilmeye devam edilen yöresel özellikler taşıyan giysiler, bazı köylerde otantik yapısı içinde yaşamaya devam etmektedir. Muftak Kültürü İlçe ve köylerinde undan yapılan toyga çorbası, düğ çorbası, helle çorbası, erişte, makarna ile şifa niyetiyle baharda toplanarak yenen ebegömeci, kaba pancar ve madımak en çok bilinen yöresel yemeklerdir. Ayrıca bat, duru pekmez, kuşburnu reçeli, çökelekli, çerkez pastası, hingel, cılbır, kuskus, kara bakla dolması ve haşıl yöreye özgü diğer yemek türleridir. Ziyaret ve Adak Yerleri İlçemizde halkın adak kurbanı kesip zaman zaman ziyaret ettiği çok sayıda ziyaretgâh bulunmaktadır. Bunlar arasında en çok tanınan ve ziyaret edilenler; Çeltek Baba, Şeyh Ahmet, Ömer Dede, Arap Dede, Huykesen, Ayna Dede, Pervane Baba, 22
Abdal Musa, Karaşeyh Baba, Şıheylik Baba, Şeyhi Sal Sal Yatırı dır. Kültür ve Sanat İlçede 850 kişilik bir sinema salonu mevcut olup, tiyatro ve konserler burada icra edilmektedir. 4000 e yakın günlük gazete ve dergi satışı yapılan ilçede 3 tane mahallî gazete (Özhaber, Zile Postası, Gündem) çıkarılmakta, ilçe ve çevresine yayın yapan 1 tane yerel televizyon kanalı (Zile TV) ve 2 tane radyo kanalı (Asena Önder FM, Umut FM) bulunmaktadır. Ekonomik Durum ve Mahalli Yiyecekler Kırsal kesimdeki halk genelde tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Vatandaşlar arasında az da olsa ticaret ve sanayi alanında uğraşanlar da bulunmaktadır. Yakın zamana kadar halk arasında bağ kaynatma olarak tâbir edilen hemen hemen her aile tarafından kış hazırlığı içinde yapılması gelenek haline gelen duru pekmez (esmer ve sıvı olur) ve çalma pekmez, köme (cevizli sucuk) bugün eskisi kadar yapılmamaktadır. Ancak Zile Pekmezi adıyla ticari amaçlı sanayi üretimine başlanılmıştır. En az pekmezi kadar meşhur olan ve yöreye has ananevi usullerle yapılan Zile leblebisinin yapılması da iki usta dışında terkedilmiştir. Bugün yapılan leblebiler hazır olarak Tavşanlı, Çorum ve Eskişehir den gelmektedir. Panayır Zile nin ekonomik ve kültür hayatında çok önemli yeri vardır. İlk defa ne zaman kurulmaya başladığı belli değildir. Her sene kışa girmeden önce, güzün son aylarında, genellikle Ekim Ayı nda kurulur. Bu aylar, çiftçinin ürününü satıp, parasını aldığı ve evlilik, sünnet düğünü, kış hazırlığı gibi faaliyetler için harcama yaptığı bir zamandır. Panayır, aynı zamanda, at yarışları ve güreş gibi milli sporlarımızın yapıldığı bir spor etkinliğidir. Panayır, bilhassa çocuklara hitap eden bir eğlence merkezidir de. Tarım Sulanabilir arazinin az olması, sanayi yatırımının olmayışı nedeniyle bilhassa köylerden büyük kentlere yerleşmek üzere göçenlere ve mevsimlik işçi olarak 23
gidenlere rastlanmaktadır. Yüzölçümü itibarıyla 151.200 hektar alana sahip olan ilçemizde tarım modern yöntemlerle yapılmaktadır. Nüfusun % 60 ı tarımla uğraşmaktadır. % 80 i kıraç olan tarım arazisinin bir bölümü Boztepe, Belpınarı ve Koçaş Göletleri nden sulanmaktadır. Şehrin ekonomik hayatında önemli yer tutan tarım ürünlerinin başlıcaları; buğday, arpa, nohut, mercimek, fiğ, fasulye, patates, soğan ve sanayi ürünlerinden şeker pancarı ile ayçiçeğidir. Kalite bakımından Türkiye standartlarını yakalamış olan haşhaş bitkisi üretimi TMO Genel Müdürlüğü nün iznine bağlı olarak kısmen yapılmaktadır. Orman ve Yaban Hayatı İlçede ve köylerde ormandan yakacak olarak faydalanılmasının yanı sıra, yakın zamana kadar evlerin yapımında orman ürünlerinin kullanılması ve bilinçsiz kesim ormanların yok olmasına neden olmuştur. Akabinde bilinçsiz avlanma nedeniyle de yörede bol olan av hayvanlarına da az rastlanılmaktadır. Orman ve av hayvanları katliamı konusunda, yeni nesiller daha bilinçlidir. Sanayi İlçede son zamanlarda, özellikle 1996 yılından sonra sanayi alanında kayda değer gelişmeler yaşanmaya başlamıştır. İlçede un ve yem sanayii, tekstil ve sentetik sanayii, elektrik dinamoları, muhtelif sanayi makineleri, cam ve toprak sanayii, tarım âlet ve makineleri, her türlü plâstikten mamul ayakkabı, mobilyacılık, muhtelif gıda ve temizlik maddeleri alanlarında 55 küçük ve orta ölçekli işletmede üretim yapılmaktadır. Zile de Tarihî Eserler Zile Kalesi Zile ye girerken ilk göze çarpan, Zile Kalesi nin surları ve saat kulesidir. Zile Ovası na hakim olan bir höyük üzerine oturtulmuştur ve ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Strabon a göre Ninova Kraliçesi Semiramis tarafından, doğusundaki kayalık bölgeden yararlanılarak, doldurulmak suretiyle yapıldığı söylenmektedir. Kentin en yüksek ve en eski akropolüdür. Kale içerisinde yeraltı 24
yolları, geçitler ve askeri amaçlı yapılar inşa edilmiştir. 1875 yılında Zile ye gelen Ziya Paşa, kalenin içine askerlik şubesi ve okul yaptırmıştır. Giriş kapısı üzerindeki kuleyi de, saat kulesine dönüştürmüştür. Ancak kuledeki saat bugün yerinde yoktur. Tokat il merkezindeki, Behzat kulesinde halen kullanılmaktadır. Kale içinde çevreye dağılmış Roma ve Bizans dönemlerine ait sütunlar ve kitabeler bulunmaktadır. Kalenin doğu yönünde kayaların oyulması ile yapılmış bir amfi tiyatro vardır. Ulu Camii Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 1267 yılında yaptırılmıştır. Caminin üç kapısı vardır. Ana giriş kapısında Anadolu Selçuklularının çok güzel geleneksel motifleri görülmektedir. Osmanlılar zamanında tamir görmüştür. Zile Evleri Düz bir alanda düzenli bir planlama ile kale höyüğünün çevresinde yayılan kentteki evlerin hemen hemen hepsi Tokat yöresi mimari özelliklerini göstermektedir. Birkaç kez büyük yangın geçiren Zile de eski dönemlere ait saraylardan ayakta olan yoktur. Osmanlı Eserleri İlçemizde Osmanlı dan günümüze ulaşan, Hoca İshak Camii, Boyacı Hasan Ağa Camii, Elbaş Camii, Çifte Hamam ve Yeni Hamam gibi eserler bulunmaktadır. Maşat Höyük Önemli bir Hitit merkezi olan Maşat, Zile nin 25 km. güneyindedir. Hitit İmparatorluğu na bağlı bir beyliğe ait yerleşme bölgesinin merkezidir. Tepede büyük bir saray ve eteğindeki kentten oluşmaktadır. Kent M.Ö. 1.500 lü yıllarda imparatorluğun ve döneminin en parlak günlerini yaşamıştır. Savaş ve yangınlar nedeniyle beş kez yıkılmış ve yeniden yapılmıştır. Höyük harabelerinde bu temelleri üst üste görmek mümkündür. M.Ö. 1.200 yıllarında Frig istilası ile el değiştiren kent, 500 yıl Frig Uygarlığı nı ve Demir Çağı nı yaşamıştır. M.Ö. 3. yüzyılda önemini yitiren Maşat, 1973 yılında Türk bilim adamları Ord. Prof. Şevket Aziz Kansu ve Prof. Dr. Tahsin Özgüç tarafından gün 25
ışığına çıkarılmıştır. Bulunan bu eşyaların bazıları süzgeç, çaydanlık, küçük maltız, içki bardağı hayvan şeklinde içki kabı, çift kulplu testidir. 4.000 yıllık uzun geçmişinde, değişik çağ ve uygarlık belgelerini içinde saklayarak, bu güne kadar getiren höyük; mimarisi, seramikleri, metal aletleri, tabletleri ve daha birçok buluntuları ile Hitit ve Frig uygarlıklarına ışık tutmaktadır. Zileli Ünlü Kişiler 5 Nihat AKYUNAK 1922 yılında Zile de doğmuştur. İlk ve orta tahsilini Zile de tamamladıktan sonra lise ve yüksek öğrenimi İstanbul da sürdürmüştür. 1947 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü nü bitirdi. 33 yıl memuriyet, yöneticilik, hocalık, yazarlık yaptı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar ve Türkiye Ressamlar Cemiyeti kurucu üyelerindendir. Devlet Sergileri başta olmak üzere kişisel, yurtiçi karma, yurtdışı ulusal ve uluslararası resim sergilerine katılmıştır. Kardeşi merhume Melahat Demirkol şaire, diğer kardeşi merhum Âşıkoğlu Necati Akyunak da hem ressam hem de şairdir. 1986 yılında İzmir de vefat etmiştir. Ahmet ERBİL 1955 yılında Reşadiye Köyü nde doğmuştur. İlkokulu köyde okuyarak, Pamukpınar İlköğretmen Okulu na, oradan da Yüksek Öğretmen Okulu na devam etmiştir. Öğrenimini devam ettirmek üzere A.B.D. ye gitmiştir. Halen NASA ya bağlı Yıldız Savaşları Projesi nde bilim adamı olarak çalışmaktadır. Türkiye de en genç yaşta profesör unvanını alanlardan birisidir. Arif (Hoca) KILIÇ 1899 yılında Zile de doğmuştur. 14 yaşında ayağından sakatlanan ve uzun süre yatakta yatmak zorunda kalan Arif Kılıç yattığı süre içinde zamanının tamamını kitap okuyarak geçirmiştir. 1926 yılında Amasya İmam Hatip Lisesi ni birincilikle bitirdikten sonra, aynı yıl Zile Kütüphanesi ne memur olarak atanmıştır. Kütüphanede çok kitap okuyarak kendini yetiştirmiş ve mevcut kütüphanenin kitap yönünden zenginleştirilmesi için çalışmalar yapmıştır. Zile tarihi ile ilgili araştırmalar 5 Soyadına göre, alfabetik sıra ile dizilmiştir. 26
yapmıştır. 1933 ten 1943 yılına kadar imamlık yapan, 1943 yılında tekrar kütüphane memurluğuna dönen, 1953 yılında müftü olan ve Zile de uzun yıllar müftülük yapan Arif Kılıç, 1972 yılında emekli olmuş, aynı yıl içinde vefat etmiştir. Cahit KOÇÇOBAN 1945 yılında Zile de doğan Cahit Koççoban, ilk ve ortaokulu Zile de, liseyi Tokat ta okumuştur. İstanbul Tatbikî Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (Bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi) Yapı Endüstrisi ve Tasarımı mezunu olan Koççoban, resim, heykel çalışmaları, iç mimarî ve çevre düzenlemeleri ile tanınır. Selçuk Müzesi organizasyon girişimi çalışmaları, Nasrettin Hoca duvar rölyefleri ve 80 civarında Atatürk büst ve heykel çalışmaları arasındadır. Kültür Bakanlığı, İzmir Eski Eserler Röleve ve Anıtlar Müdürlüğü nde görevini sürdürmektedir. Cahit KÜLEBİ 9 Ocak 1916 yılında, Tokat Zile ye bağlı Çeltek Köyü nde doğdu. Sivas Lisesi ni ve İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu nun Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü nü bitirdi. İlk şiirlerini 1938 de yayımladı. Adamın Biri (1946), Rüzgar (1949), Atatürk Kurtuluş Savaşı nda (1952), Yeşeren Otlar (1954), Süt (1965) kitaplarını yayımladı. Daha sonra şiirlerini Şiirler (1969), Sıkıntı ve Umut (1977), Yangın (1980) adlı kitaplarda topladı. Yeşeren Otlar kitabıyla, 1955 yılı Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü nü aldı. Atatürk Kurtuluş Savaşı nda eserini, Nevit KODALLI, Atatürk Oratoryosu olarak besteledi. Şair, Hikaye adlı şiirinde Zile yi ve Kurtuluş Savaşı yıllarında çete ve eşkıyaların yaptıklarını anlatmıştır. 20 Haziran 1997 de, 81 yaşında iken Ankara da vefat etmiştir (Erdin 2003: 12), (Meydan Larousse 1992: XII/130). Tuğrul MUMCU 1945 yılında Zile de doğdu. İlkokulu İstiklal İlkokulu nda, Ortaokulu Zile Kalesi nde okudu. Lise 1 ve 2. sınıfı Sivas ta, 3. sınıfı ise Ankara da okudu. Bu arada, okul yıllarında müzikle amatörce uğraştı. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ne devam ederken, 1966 yılında, Ankara Radyosu nun açtığı sınavı kazandı. 38 yıl Ankara Radyosu nda hizmet verdikten sonra, 2004 yılında emekli oldu. Evli, bir kız ve bir erkek çocuk babasıdır. 27
Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU 1932 yılında Zile de, Sepetçioğlu Sokağı nda doğmuştur. Günümüzde Yaşayan En Büyük Tarihi Roman Yazarı, Yaşayan En Büyük Tasavvuf Romanı Yazarı ve Türk Dilini En İyi Kullanan Yazar sayılmaktadır. 70 in üzerinde eser vermiştir. İlk ve orta tahsilini çeşitli vilâyetlerde tamamlayan Sepetçioğlu, İstanbul Üniversitesi Türkoloji ve Sanat Tarihi Bölümü nü bitirmiştir. Hikâye, roman, destan ve tiyatro türlerinde birçok eseri olan Sepetçioğlu Millî Eğitim Bakanlığı nın açtığı piyes yarışmasında derece almıştır. Büyük Otmarlar eseri, Avrupa Üniversiteler Arası Tiyatro Festivali nde en iyi eser seçilmiştir. Eserlerinden bazıları şunlardır. Mehmet in Beklediği, Sevgisizler, Yaratılış ve Türeyiş, Dede Korkut, Çağlayanlı Vadi, Anahtar, Kapı, Kilit, Konak, Çatı, Menevşeler Ölmemeli, Ahmet Yesevi, Dünkü ve Bugünkü Türkiye Dizisi, Türk çocuklarına tarih sevgisi aşılamak açısından eşsiz bir tarihi roman dizisidir (Sepetçioğlu 2002). Hasan SEVİNÇ 1936 yılında Zile nin Yıldıztepe Kasabası nda doğmuştur. Güreşe ilk defa 1957 senesinde Turhal Şeker Fabrikası Güreş takımında 52 kg sıklette güreşerek başlamıştır. 1958 yılında Türkiye Şeker Fabrikaları arasında tertiplenen turnuvaya katılmış ve Alpullu Şeker Fabrikasında 52 kg sıklette şampiyon olmuştur. 1959 yılında Konya da yapılan müsabakalarda ünlü güreşçileri yenip, 57 Kg. da Türkiye birincisi olan Hasan Sevinç, Dünya Şampiyonu Mehmet Kartal ı, Balkan Şampiyonu Bayram Uysal ı yenerek, isim yapmıştır. 1961 yılında Adana da tertiplenen güreş müsabakalarında Türkiye Şampiyonu oldu. 1964 senesinde Milli Mayoyu giyip Romanya nın Köstence şehrinde tertiplenen Balkan Şampiyonasına katılmış ve bu turnuvada Balkan Şampiyonu olarak yurdumuza altın madalya getirmiştir. 1965 de Bulgaristan ın Yanbol şehrinde düzenlenen Balkan Şampiyonasına katılmış ve Balkan Şampiyonu olmuştur. 1966 yılında Ankara da tertiplenen Avrupa Şampiyonası na katılarak Avrupa 3. Olmuştur. 1966 da Amerika nın Toledo şehrinde Dünya 2. olmuştur. 28
Böl ü m 2. KU RT U L U Ş S AVA Ş I NDA A NA D O L U Genel Durum 20. yüzyılın başlarında, Osmanlı İmparatorluğu yine de dünyanın sayılı ülkelerinden biri idi. Gotha Almanağı na göre 4,1 milyon km2, Grande Encyclopedie ye göre 6,3 milyon km2 yüzölçüme sahip Osmanlı ülkesinde, Gotha Almanağı na göre 40,2 milyon, Grande Encyclopedie ye göre 38,6 milyon müslüman ve müslüman olmayan halk yaşıyordu (Baykara 1985: 7). I. Dünya Savaşı öncesinde toprak miktarı 1,7 milyon km2, nüfus ise 22 milyona düşmüş bulunuyordu. Kurtuluş Savaşı bittiğinde ise, toprak miktarı 0,7 milyon km2 ve nüfus 12 milyon kişiye düşmüştü (Selek 1987: I/64). Yani 4 yıl içinde 1 milyon km2 toprak ile 10 milyon kişi nüfus kaybedilmiştir. 30 Ekim 1918 de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması, çok ağır şartlar ihtiva ediyordu. Bu antlaşmayla, Osmanlı Devleti kayıtsız şartsız düşmanlara teslim olmuştur. Güneyde Ermenilerin desteklediği Fransızlar, doğuda yine Ermeniler, Karadeniz kıyılarında Pontuscu Rumlar, Trakya ve Ege de Yunanlılar, İstanbul ve Marmara Bölgesi nde İngilizler, Akdeniz Bölgesi nde İtalyanlar işgalci durumundaydılar. Siyasi kurumlar Yakın tarihimizde sahneye çıkan en önemli 3 siyasi kurumun 3 ü de ortaya hürriyet ve özgürlük getirmek için çıkmışlardır. Bunlar; İttihat ve Terakki, Jön Türkler ve Demokrat Parti dir. Ortaya çıkışı Kurtuluş Savaşı Dönemi ne rastlayan İttihat ve Terakki nin zararı korkunç olmuştur. İttihatçıların İhaneti İttihat ve Terakki mensuplarının yaptığı ve Osmanlı nın çöküşünü hızlandıran en önemli âmillerden birisi, Hürriyet uğruna orduya Müslüman olmayan Hristiyan ve Yahudi kimselerin asker olarak alınmasıdır (Hakkı 1972: 93). Azınlık mensupları; Osmanlı nın güçlü olduğu devirlerde korkup sinmiş, fakat zayıfladığı devirlerde açıkça hainliklerini göstermiştir. Bu azınlıkların en büyük hayali, Osmanlı nın mağlubiyetini görmek idi. Buna rağmen bunları 29
orduya alarak, bunlardan savaşta bize fayda geleceğini ummak için, ancak İttihatçılar gibi zeka özürlü olmak gerekirdi. Daha sonra kurtuluşu kaçmakta bulan İttihatçıların arkasından Refik Halit Karay, Efendiler nereye isimli makalesinde şu satırları yazmıştır: Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir acı kahve içmeden: Efendiler nereye? Tahtakuruları nereye? Tok kurtlar nereye? Koca fareler nereye? Ziyankâr evlatlar nereye? Eli sopalı, beli palalı, gözü kanlı paşalar; damdan dama nereye? Muhalif mi? Al aşağı. Muharrir mi? Vur başına. Türk mü? Sür ölüme. Rum mu? İste parasını. Ermeni mi? Kes kafasını. Arap mı? Çek ipe. Kadın mı? Gönder eve. Haydut mu? Buyurun köşeye. Külhanbeyi mi? Gelsin yanıma. Yahudi mi? Sor fikrini. Kalan kimseye at sopayı, paraları koy cebine: İşte sizin programınız. Şimdi böyle sinsi sansar gibi, tavandan tavana nereye? Kırk katır mı? Kırk satır mı?.. diye soramadık. (Selek 1987: I/88-89) Ordu Ordunun genel durumunu aşağıda gördükten sonra, Kurtuluş Savaşı nı nasıl kazandığımızı anlamak gerçekten zorlaşıyor. İşgal Kuvvetlerinin Mevcudu Büyük Millet Meclisi nin Ankara da açıldığı günlerde, Anadolu işgal askerleri ile kaynıyordu. Türkiye topraklarında 38.000 İngiliz, 59.000 Fransız, 30
17.900 İtalyan askeri ve 90.000 kişilik bir Yunan Ordusu bulunuyordu. Bunun yanında, Güney-Doğu Anadolu Bölgesi nde Fransız işgalini destekleyen 10.000 Ermeni komitacı ile, Karadeniz Bölgesi nde faaliyet gösteren 20-30 bin arasındaki Pontuslu Rum da hesaba dahil edilmek zorundaydı (Görgülü 1985: 48). Genel Durum Ordumuz, 9 kolorduya bağlı, 20 tümenden ibaretti. Mevcut 9 kolordu içinde, doğu istilasını yapan, İran ve Kafkas Azerbaycanı nı dolaşan askerlerden oluşan, 4 tümenli 15. kolordu en iyi durumdaydı ve mevcudu 17.680 idi. Diğer kolorduların mevcutları çok az idi. 1 Mondros Mütarekesi ne göre; ordu terhis edilmiş, cihazlar, silah, cephane ve ulaştırma araçları hakkında, Müttefik Kuvvetler tarafından verilen emirlere uyulmuştu. Verilen bu emirlere göre, her tümende 2.000 tüfek ve 8 top bırakılacak ve geri kalanı depolara yığılacaktı. Geri kalan bu fazla silahların mekanizmaları ve kamaları sökülüp, ayrı yerde depolanıyordu (Selek 1987: I/108, 110, 111). Asker Sayısı Ağustos 1914 başında, I. Dünya Savaşı yüzünden seferberlik ilan edildiği zaman 640.000 olan ordu mevcudumuz, Mondros Mütarekesi nin imzalanmasıyla terhis edilmişti. İşgal kuvvetlerinin 200.000 i geçen mevcuduna karşılık, bizim ordumuzun mevcudu 1919 Mayıs ında 50.000 i 1 Alaşehir Kaymakamı Bezmi Nusret Bey in hatıralarından; Albay Bekir Sami Bey, 25 Mayıs 1919 da Alaşehir e gelmiş ve doğruca Askerlik Şubesi ne gitmişti. Derhal ben de Askerlik Şubesi ne gittim. Koca binada adeta yapayalnızdı. Odanın birinde Binbaşı Muhtar Bey ve dışarıda da 8-10 asker vardı. Kendisiyle görüştüm. Aslen Çerkez olan bu şahsın simasından ve tavırlarından, haşin, sinirli ve atılgan bir karakterde olduğu anlaşılıyordu. Pencereden dışarıya baktım, atının sırtında eyeri duruyordu. Koca kolordu, sadece 1 kişiden, Albay Bekir Sami Bey den ibaretti. O sırada kimsenin asker olmaya niyeti yoktu. Cihan Harbi felaketi, herkesin gözünü yıldırmıştı. Herkes o zaman ki beyleri ve subayları, Enver Paşa nın kalıntıları saymakta idi. Vatanın kurtulmasını, ancak Kuvayı Milliye ye bağlı görüyordu (Selek 1987: I/75-76). 31
geçmiyordu. 1922 yaz aylarında, Büyük Taarruz dan hemen önce iaşe mevcudu 580.000 e çıkmıştı. Fakat bunun 380.000 i Batı Cephesi nde idi ve bunun da ancak 110.000 i savaşa girmişti (Selek 1987: I/108). Rütbeli Komutan Azlığı Savaşlarda şehit düşen 13 ere karşılık, bir subay şehit oluyordu. Hatta Sakarya Meydan Savaşı nda şehit düşen 8 ere karşılık, bir subay şehit olmuştur (Selek 1987: 115). Bu yüzden, günümüz rütbe sistemine göre bir tümgeneralin emrinde olması gereken bir tümeni, 5. Kafkas Tümeni Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey misalinde olduğu gibi, bir yarbayın yönettiği dahi oluyordu. Teçhizat Durumu Ordu tam manası ile perişan idi. Misal olması bakımından seçkin bir süvari birliği olan 3. Süvari Alayı nın komutanı, alayını şöyle tarif ediyor: Koskoca alayın subay kadrosu, 13 muvazzaf ve yedek teğmenden ibaret. Alayın toplam mevcudu 292 kişi. Alayın atlarının eyer takımları tamamen Anadolu yapısı. Yani ipten dizgin, kazan ve üzengi. Alayın ağırlığı yok, karavanalar süvarilerin eğer takımlarına asılı. Alayda dokuz çeşit tüfek var. Fişeklik olmadığı için, cephane ceplerde taşınıyor. Ve bu süvari alayında, süvarilerin temel silahı olan tek bir kılıç yok (Şehidoğlu 1983: 16). Çocuklar Ordusu O günün şartlarında, hem asker azlığından, hem bir moral takviyesi olması gayesiyle, Erzurum da bir Çocuklar Ordusu dahi kurulmuştur. Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa tarafından 1 Mayıs 1920 tarihinde kurulan bu ordu, 17 adet Çocuk Alayı ndan meydana gelmekteydi. Erzurum çocuklarında büyük şevk ve arzu uyandıran bu ordunun 1. Avcı Gürbüz Alayı, sadece şehit çocuklarından meydana geliyordu ve komutanlığını da Kazım Karabekir Paşa üstlenmişti (Karabekir 1969: 644). Millet I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı ile İmparatorluk topraklarından, gerek savaşlarda insan kaybı, gerek toprak kaybı ile 10 milyon insan yitirmiştik. 32
Etnik Yapı İstanbul Hükümeti nin, 4 büyük devletin temsilcilerine 1919 Şubat ında verdiği muhtıraya göre, Anadolu vilayetlerinin etnik yapısı; % 85 Müslüman % 9 Rum % 5 Ermeni %0,8 Yahudi, ecnebi ve muhteliftir (Selek 1987: I/64). Anadolu 1.000 yıldan beri Türk olmasına rağmen, Türk olmayan unsurlar, Türk ün geniş hoşgörü ve toleransı sayesinde Anadolu da rahat ve huzur içinde yaşadılar. Meselâ Ege nin sadece birkaç ilçesinde Rum yoktu. İzmir, Manisa, Aydın, Akhisar, Menemen, Kırkağaç, Seferihisar ve Bandırma gibi bir çok yerde, nüfusun yarıdan fazlasını Rumlar teşkil ediyordu. 2 Sosyal Yapı Kurtuluş Savaşı sırasında Türk toplumu 4 sosyal guruptan meydana geliyordu: 1-Ağalar ve eşraf 2-Şeyhler ve din adamları 3-Aydınlar 4-Büyük çoğunluğu köylü olmak üzere, şehirlerde esnaf ve zanaatkârlardan meydana gelen halk tabakası. Kurtuluş Savaşı esnasında, bu her tabakadan Kurtuluş Savaşı na katılanlar, karşı duranlar ve tarafsız kalanlar olmuştur. Moral Durumu Uzun savaş yılları, yokluk, fakirlik, yorgunluk yanında; verem, trahom, sıtma ve frengi gibi bazı hastalıklar halkın moral seviyesini bayağı düşürmüştü. Meselâ Keşan dan 60. Tümen Kumandan Vekili Yarbay Cemil (Uybaydın) Beyin, Kolordu Komutanlığına gönderdiği rapor; Yerli Müslümanlar 2 Kuşadası nda 11.000 Türk e karşılık 9.000 Rum, Söke de 21.000 Türk e karşılık, 16.000 Rum vardı. Urla, Ayvalık ve Erdek deki 23.000 Türk e karşılık, 60.000 Rum bulunmaktaydı. Kurtuluş Savaşı nda, sadece Ayvalık ın bir köyünden 400 mevcutlu bir Rum Çetesi çıkmıştı (Selek 1987: I/64) 33
teşkilatsız, duygusuz, kaygısız ve silahsızdır. Bu teçhizatla ihtiyaçlarını takdir etmedikleri gibi, buna lüzum da görmüyorlar. Hatta ellerindeki silahları Rumlara satanların pek çok olduğunu esefle öğrenmekteyim... şeklindedir (Bıyıklıoğlu 1955: I/202). Bekir Sami (Kunduk) Paşa nın 3 anlattığına göre;... 23 Mayıs 1919 günü, gün batarken trenle Bandırma dan Balıkesir e geldik. Yollarda, bütün istasyonlara Yunan bayrakları çekilmiş olduğunu gördük.... Paşa devam ediyor;... 24 Mayıs 1919 sabahı Akhisar ın manzarası şöyleydi: Bütün caddelere Yunan bayrakları asılmış, herkes Yunanlıların gelmesini bekliyor. Bir çok yerli Türk, yerli Rumların yanına sokulmuş, dalkavukluk ediyor ve bu sayede, Yunan Ordusu şehre girince hayatını, malını, mülkünü emniyete sokacağını sanıyor. Bütün terzi dükkanları, geniş Yunan bayrakları dikmekle meşgul... (Apak 1990: 19) Albay Bekir Sami (Günsav) Bey; Eşme ye girmeden önce, bir sürü çocuk ellerinde bayraklarla bizi karşıladılar. Önce sevindik. Demek ki Eşme bozulmamış diye düşündük. Daha sonra dikkat ettiğimizde, Türk çocuklarının 3 Bekir Sami Kunduk Paşa (1865-1933): Çerkez asıllı olup, Oset boyundandır. Kuzey Kafkasya nın Osetya Bölgesi nde doğmuştur. Ailesi aynı yıl Anadolu ya göç etmiştir. Babası Rus Ordusu nda generalliğe kadar yükselmiş, Türkiye de de generallik yapmış olan Musa Kunduk Paşa dır. Paris te Siyasal Bilgiler Fakültesi ni bitirdikten sonra, Anadolu da çeşitli yerlerde, katiplik, mutasarrıflık, valilik gibi görevlerde bulundu. Millî Mücadele ye ilk katılan kişilerden olup, Sivas Kongresi nden itibaren Millî Mücadele içindedir. İlk Ankara Hükümeti nde Dışişleri Bakanı olmuştur. TBMM de iki dönem Tokat Milletvekilliği yaptı. Terakkiperver Cumhuriyetçi Parti nin kurucuları arasında olduğu için, İzmir Suikastı Davası nda, bu partinin tüm üye kurucuları ile yargılandı ve beraat etti. Bu olay kendisini çok üzdüğü için, 1927 yılında, Turhal Bahçebaşı Köyü yakınlarındaki Horuk Çiftliği ne, inzivaya çekildi. Burada 1933 yılında öldü (Ünal 2000: 72-74). Bir kızı vardır. Kızı Mine Tamara (Kunduk) Sunar, halen Londra da heykeltraşlık yapmaktadır. İngiltere de, Kraliçe II. Elizabet ile kahvaltı edecek kadar seçkin bir sanatçıdır. Bekir Sami Paşa nın damadı Ömer Sunar, İş Bankası eski Genel Müdürlüğü ve 10. Dönem milletvekilliği yapmış olup, 12 Eylül öncesi solcu teröristlerce öldürülmüştür. 34
ellerindeki bayraklar, Yunan bayrağıydı. Yunanlılar geliyor zannıyla karşılamaya gönderilmişlerdi. Mal ve canlarını kurtarmak isteyen büyükler, saf ve günahsız Türk çocuklarını alet etmişlerdi. Çok acıydı. 4 (Ünal 2002: 72). Herkes öyle tedirgindi ki, tabir caizse Buluttan nem kapıyordu. Büyük Millet Meclisi nin açılışından birkaç gün sonra, Etlik sırtları yanlarında bir toz bulutu yükselmişti. Bunun Kızılcahamam yakınlarına kadar gelmiş olan isyancıların, Ankara ya doğru yürüyüşünden meydana gelmiş bir toz bulutu olduğunu sanan Ankaralılar ve bu arada Mustafa Kemal Paşa, çok heyecanlanmıştı. Ancak bunun, bir sığır sürüsünün çıkardığı toz bulutu olduğu anlaşıldıktan sonra, herkes rahatlamıştı (Tekçe 1968:3). Tarım Bitkisel Üretim Osmanlı İmparatorluğu istatistiklerine göz attığımızda, Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu daki tarım işletmelerinin büyüklüğünün, genellikle 30-40 dekar arasında değiştiğini görmekteyiz. Bu rakam, Karadeniz Bölgesi nde 15-20 dekara düşmektedir. Münferit olarak Bitlis, Muş ve Bingöl illerindeki arazi büyüklüğü 80 dekar civarındadır. Tahıllardan buğday ve arpanın ağırlıklı olarak ekildiğini, bunların yanı sıra mısır, çavdar, yulaf, burçak, darı ve çeltik ekiminin yapıldığını da görmekteyiz. Baklagil bitkilerinden nohut, börülce, mercimek ve fasulye yetiştirilmektedir. Yumru köklü bitkilerden soğan, patates, sarmısak ve şeker pancarı ekimi yapılmaktadır. Sanayi bitkisi olarak tütün, pamuk ve afyon ekimi yapılmakta, az miktarda da keten ve kendir ekilmektedir. Hayvansal Üretim I. Dünya Savaşı Anadolu daki evcil hayvan varlığını büyük ölçüde azaltmıştır (Tablo 1). Bu tabloda görüldüğü gibi, büyükbaş hayvan varlığı, 4 4 Halbuki o tarihlerde Eşme de fırıncı, kasap ve manifaturacı olmak üzere sadece 4 Rum aile vardır (Ünal 2002: 73). 35
yıllık I. Dünya Harbi esnasında hemen hemen, yarı yarıya azalmıştır. Tablo 1. Birinci Dünya Savaşı ndan önce ve sonra Anadolu daki çiftlik hayvanı varlığı (Çavdar, 1971: 17-18). Hayvanın Cinsi Savaş Başı (Baş) Savaş Sonu (Baş) Kayıp Oranı (%) Sığır ve Manda 6.938.306 4.118.000 41 At 1.050.000 630.000 40 Katır 144.600 85.000 41 Eşek 1.373.000 825.000 40 Koyun 18.721.550 11.200.000 40 Kıl ve Tiftik Keçi 16.463.180 2.065.000 87 Deve 314.000 95.000 70 Diğer 30.000 18.000 40 Sanayi Avrupa devletleri ile karşılaştırıldığında, Osmanlı İmparatorluğu çok geri bir sanayiye sahipti. Batı Avrupa da meydana gelen ve Avrupa yı ileri devletler seviyesine çıkaran Sanayi Devrimi, Osmanlı İmparatorluğu nda kendine yer bulamamıştı. Ancak 1850 lerden sonradır ki, Sanayi Devrimi, Osmanlı İmparatorluğu nda da kendine yer bulmaya başladı. Tablo 1. Birinci Dünya Savaşı ndan önce ve sonra, Anadolu daki çiftlik hayvanı varlığı (Çavdar 1971: 29). Görüldü ki, geleneksel ve el emeğine dayanan küçük sanayi ürünleri, Avrupa da üretilen ucuz ve sağlam mallarla rekabet edemiyor. Sanayimizin durumuna bir misal vermek gerekirse, Kurtuluş Savaşı yıllarında İzmit Çuha Fabrikası ndan başka, askere elbise yapacak fabrika yoktu (Cebesoy 1953: 413). Küçük sanayi ürünleri genellikle Müslüman Türkler in elinde olduğu halde, büyük sanayi tesisleri, genellikle gayri müslimlere aitti. 36
Bölüm 3. KURTULUŞ SAVAŞI Kurtuluş Savaşı, ilgili kitaplarda en ince ayrıntısına kadar anlatıldığı için, burada sadece Kurtuluş Savaşı nda önem arz eden bazı başlıklar, anekdot halinde verilecektir. Mustafa Kemal Paşa nın Kişiliği Mustafa Kemal in kişilik özelliklerinin bilinmesi, Kurtuluş Savaşı gibi zor bir savaşın, Mustafa Kemal önderliğinde nasıl kazanıldığı hakkında önemli ipuçları verecektir. Türk Milleti Aşkı Mustafa Kemal, vatanına ve milletine yüce duygularla bağlıydı. Fakat vatanı ve milleti için yaptıklarını, asla yeterli görmeyen bir ruh yüceliğine de sahipti. İnsanların başta gelen görevi, milletine hizmet etmektir düsturuna inanırdı. Şimdiki Atatürk Orman Çiftliği ni, ölmeden önce hazineye bağışladığında, TBMM kendisine bir teşekkür bildirisi yayınladı. Mustafa Kemal ise buna karşılık verdiği cevapta; Söz konusu olan hediyenin, yüksek Türk Milleti ne benim asıl vermeyi düşündüğüm hediye karşısında hiçbir kıymeti yoktur. Ben, gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere, Türk milletine canımı vereceğim demiştir. 1 1 Aynı şekilde, Mustafa Kemal in üstüne titrediği milleti de, vatan için canını vermekte bir beis görmüyordu. Mustafa Kemal in Sakarya Savaşı nın henüz başladığı günlerde, Ankara ile Çankırı şehirleri arasında bulunan Kızılkaya Köyü nde yaşadığı bir olay, ibretliktir. Mustafa Kemal i köye girince, etrafını 16 adet çocuk çevirir ve onlarla sohbete başlar. Bir süre sonra öğrenir ki, 16 çocuğun hepsinin babası şehit düşmüş, anneleri ise ya tarlada çalışıyor, ya da orduya yiyecek ve cephane taşıyorlar. O arada, köy tarafından, değneğine dayanarak, ihtiyar 70 lik bir nine gelir. Nine; Nereden geliyorsunuz, evladım? diye sorar. Mustafa Kemal; Ankara dan diye cevaplar. Nine; Aman, ordudan ne haber? der. Ordumuz çelik gibi, anne! Yakında inşallah düşmanı kahredeceğiz. diye cevap 37
Mustafa Kemal in milletine duyduğu güven boşa değildir ve karşılıklıdır. Böyle olduğunu gösteren bir misal şöyledir; Herhangi bir çağrı yapıldığı zaman, bu çağrıya ne kadar süratle uyulacağını test etmek amacıyla, bir köyde deneme yapılır. 300 adet kağnı bulunan köyde, Bütün kağnıların, Kurtuluş Savaşı na katılanlara silah, mühimmat ve erzak sevk edilmesi amacıyla toplanması şeklindeki bir çağrıya, 24 saat içinde 250 adet kağnı ile cevap verilmiştir. Kağnısına koşmak için öküz bulamayan, inek koşmuştu. Erkeklerin bir çoğu ya askerde, ya da savaşlarda şehit olduğundan, kağnıların birçoğunun başında, kadın, çocuk ve yaşlılar vardı. Sırtında, kundakta bebeği ile gelen kadınlar olduğu gibi, ufak çocuğunu komşuya bırakarak gelenler de vardı. Bu kadınlara, Yapılacak işin zahmetli olduğu, evlerine dönmeleri söylendiği zaman, şiddetle itiraz etmişler ve Erkeklerimiz asker veya şehittir. Emrinize uyup, biz geldik. Böyle bir günde, bu kadarcık bir iş, bize düşmesin mi? diyerek, kağnıların başından ayrılmamışlardır (Müderrisoğlu 1973: 187). Maharetli, Sakin ve Programlı İdareciliği Mustafa Kemal sevk ve idare alanında usta bir dahi idi. Önemli meseleler karşısında önce düşünür, inceler, araştırır ve tartışırdı. Sonra kesin kararını verirdi. Verdiği kararın uygulanma zamanını ise sabırla beklerdi. Hiçbir zaman fevri karar vermezdi. Plansız, programsız hiçbir işe kalkışmazdı. verir Mustafa Kemal. Nine; Şükürler olsun! Şükürler olsun! Aman, burada bir takım şeyler söylediler. Allah bizi kahretti diye düşünüyorduk. Kalbime sular serptiniz. Allah razı olsun. diye sevinir nine. Mustafa Kemal; Evladın var mı, anne? diye sorar. İhtiyar kadın, derin bir oh çekerek; Dört oğlum vardı. İkisi Çanakkale de şehit oldu, birisi İnönü nde. Dördüncüsü de ordudadır. Yolunu bekliyorum. der. Mustafa Kemal; İnşallah Gazi olur, gelir, mesud olursunuz. der. Nine tarihe geçecek, şu ibretlik cevabı verir; Ben oğlumu düşünmüyorum, evladım. Ben bu yetimleri (eliyle çocukları gösterek), bu yurdu düşünüyorum. Allah bunları gavur ayaklarına çiğnetmesin! (Ağaoğlu 1981: 185-186) 38
Disiplin Anlayışı Çok disiplinli idi. Kendi başına buyruk, sürekli firar veren, dağınık bir ordudan; düzenli, disiplinli bir ordu çıkarmayı ve Kurtuluş Savaşı nı kazandırmayı, disiplinli çalışması sayesinde başarmıştır. 2 Öngörüsü ve Sezgi Kabiliyeti Olayların gidişatı hakkındaki öngörü ve sezgileri, ileride şaşılacak derecede doğru çıkmıştır. Meselâ 1923 yılında Hatay için söylediği; Kırk asırlık Türk yurdu, yabancı elinde kalamaz. Günü gelecek, siz de kurtulacaksınız sözleri, Mustafa Kemal vefat etmeden gerçekleşmiştir. Doğru Sözlülüğü Doğruyu söylemekten asla çekinmezdi. Hem düşünce, hem aksiyon adamıydı. Bu özelliği, çok geniş ve derin kültüre sahip olmasından kaynaklanıyordu. 3 Meseleleri Basite İndirgeyerek ve Teker Teker Çözmesi Çok karışık meseleleri basite indirger ve basit çözümler üreterek çözerdi. Birden fazla mesele ile karşılaşırsa, bunları öncelik sırasına göre teker teker ele alır ve sırasıyla çözerdi. Bu yüzden Karışık iş yoktur, her iş basittir derdi. 2 İngiliz subayları, Afyon civarındaki Yunan mevzilerini gezmektedirler. Yunan siperlerinin önüne, Yunanlılar ın çektiği tel örgüleri beğenen İngiliz subayları, bunu haber yaptırırlar. Birkaç gün sonra gazeteler, İngiliz subayının; Bu tel örgülerini, Türkler Allah ın askeri ni getirseler yine geçemezler dediğini yazmaktadır (Cengiz 1989: 24-25). Fakat kahraman Mehmetçik, Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz dir. İleri! emrini müteakip, o tel örgülerini hallaç pamuğu gibi atmıştır. 3 1930 lu yıllarda, Avrupa da demokratik sayılabilecek sadece yedi ülke vardı. Onların içinde yer alan Fransa, sınır komşuları Almanya ve İtalya dan etkilenmiş olarak, hızla faşizme doğru kaymaktaydı. Yeni Türkiye Cumhuriyeti nin aydınları da, faşizmden etkilenmekteydi. O zamanki CHP Genel Sekreteri Recep Peker, İtalya gezisinin hemen sonrasında, Atatürk ün partisi CHP yi de faşist modele göre yeniden yapılandırmak için bir parti programı hazırlamıştı. İnceleyen herkesin beğendiği bu Faşist CHP Parti Programı, onaylanmak için Mustafa Kemal in önüne geldiğinde, tepkisi şöyle olacaktır; İsmet Paşa bu saçmalıkları herhalde okumadan imzalamış olacak! (Kışlalı 1994: 39) 39
Kendine güveni, Kibarlığı ve Sebatkârlığı Kendine güveni tamdı. Görevine bağlılığı, planlı çalışma alışkanlığı, çabuk ve doğru muhakeme gücü, diğer özellikleriydi. Kendisini sevdirerek, kendisine inandırarak insanları etkiliyordu. Kibar davranışlı, dürüst, anlayışlı ve emir veriş tarzıyla örnek bir idareciydi. Bir karar verince dönmez, sonuna kadar uygulardı. Sinirlerine hakimdi, kolay kolay sinirlenmezdi. 4 Bütünleştiriciliği Birleştirici bir dehaya sahipti. Kurtuluş Savaşı nda birleştirici ve bütünleştirici bir tavır izlemiş ve herkesi kucaklayarak, o zor günlerden başarı ile sıyrılmayı bilmiştir. Zor Durumlarda Pratik Çözümleri Çok nazikti, hiç kimseyi lüzumsuz yere kırmazdı. Bir kimseyi, istemeden düştüğü zor bir durumdan, hemen anında bulduğu pratik bir çözümle kurtarırdı. 5 4 Halide Edip, Mustafa Kemal in öfkelendiği bir anı şöyle anlatıyor; İngiliz Gazeteleri nde, bir İngiliz Devlet adamının bir demeci çıkmıştı; Türk, kuvvete boyun eğer şeklinde. Gazeteyi aldım, Mustafa Kemal e götürdüm ve o cümleyi tercüme ettim. Mustafa Kemal Paşa nın o derecede öfkelendiğini daha önce hiç görmemiştim. Öfkeden adeta sesi kısıldı. Bizim de onlar seviyesinde olduğumuzu bir gün anlayacaklarını ve bize baş eğeceklerini, en son insanına kadar onların uygarlıklarını başlarında parçalamak için can vereceğimizi söyledi. (Avcıoğlu 1974: 14) 5 Bir gün İstanbul da bir eğlence yerine gider. Herkesin gözü ondadır ve bir şeyler söylemesini beklemektedirler. Bu bekleyişe son vermek için, bir gence yönelerek, ne iş yaptığını sorar. Ressam olduğunu öğrenince, sanatla ilgili zevkli bir tartışma başlatır. Herkes eğlenceyi bırakmış, pür dikkat konuşmaları dinlemektedir. Bu arada bir köşede ailesi ile oturan yaşlıca bir efendinin elinden bir bardak kurtulur ve o sessizlik içinde, kulakları irkilten bir şangırtı ile yerde parçalanır. Herkes kınayıcı gözlerini, böyle bir sakarlık yapan bu yaşlı efendiye dikerek cezalandırmaya başlarken, ikinci bir şangırtı kopar. Herkes, kendi bardağını da yere bıraktıktan sonra, eli henüz havada bekleyen Mustafa Kemal in gülen yüzünü ve hoşgörü taşıyan gözlerini görür. Halk, bu ince davranıştaki inceliği, uzun uzun alkışlayarak onaylar (Ağakay 1990: 9-10). 40
Kutsal Değerlere Evrensel Saygısı Milletinin kutsal değerlerine saygılı olduğu kadar, başka milletlerinkine de saygılıydı. Türk Askeri nin İzmir e girdiği gün, önüne serilen Yunan Bayrağı nı yerden kaldırttı. Bayrak bir milletin bağımsızlık alâmetidir; düşmanın da olsa saygı göstermek gerekir diyerek, o bayrağı çiğnememiştir (Şenünver 2004: 52-58). Mustafa Kemal Paşa, din ve din adamlarına düşman mıydı? En sonda söyleneceği, en başta söylemek gerekirse, Mustafa Kemal din ve din adamlarına değil, dinin siyasete alet edilmesine, yobazlığa ve fanatikliğe karşıydı. Bir Fransız gazeteciyle yaptığı röportajda, kendisine sorulan, İnkilapların dine karşı nasıl bir tutum içerisinde olduğu sorusuna cevabı: Siyasetimizi, dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz. olmuştur. Bu konuda nakledilebilecek sayısız misal vardır. Cumhuriyetin ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi: Ata nın huzuruna girdiğimde beni ayakta karşılardı. Utanır, ezilir, büzülür; Paşam beni mahcup ediyorsunuz dediğim zaman, Din adamlarına saygı göstermek, Müslümanlığın icaplarındandır buyururlardı. Atatürk, şahsi çıkarları için, kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi (Yahya, 2002: 65). Hafız Zeki Çağlarman: Mustafa Kemal Paşa, hayatının her döneminde Kuran okutulmasına son derece önem vermiştir. Atatürk ün kız kardeşi Makbule Hanım la uzun yıllar komşuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk kız kardeşine: Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içerisinde para verirdi (Yahya, 2002: 75). Manevi kızı Ülkü Şüküllüoğlu: Annemi Zübeyde Hanım büyütmüştür. Onun anneme anlattığı bir anıyı aktarayım; Atatürk, 24 Ağustos ta Kocatepe ye çıktığı zaman, orada şöyle dua ediyor: Allah ım, senin bana verdiğin fikir ve zekayla ben bütün planlarımı gerçekleştirdim. Bundan sonrası artık senin mukadderatın (Yahya, 2002: 91). O, Allah ına inanan bir insandı. Paşa, Ramazan da Dolmabahçe de veya Çankaya da olduğunda anneme, Vasfiye, oruç tutuyor musun? 41
42 diye sorar, annem Tutuyorum dediğinde de çok memnun kalırmış. Bana hastalandığımda dua ettirirdi, kendisi de ederdi. Çok iyi hatırlıyorum; paratifo geçiriyordum, çok üzülmüş ve beni kurtarması için Allah a dua etmişti. Annesi Zübeyde Hanım da çok dindarmış. Anneme daha yedi yaşındayken Kuran dersleri aldırmaya başlamış. Kız kardeşi Makbule Hanım ın da namazını devamlı kıldığını biliyorum (Yahya, 2002: 91-93). Safiye Ayla: Annesi Zübeyde hanım da, ablası Makbule hanım da çok dindar insanlardı, namaz kılarlardı. Atatürk, tam dindar, Müslüman bir aile ortamında yetişti. Atatürk de dindar bir insandı. Çok beğendiği Hafız Yaşar vardır. O Kuran okurken, gözlerinden yaşlar boşanırdı. Hatta bütün hocaları toplayıp, ayetleri okuyup izah ederek incelemeler yapardı. Bana Allah ın sana verdiği bu lütfu unutma ve bununla şımarma, mütevazi ol, daima Allah a şükret derdi. Kendisine Paşam sen şunu yaptın, sen bunu yaptın diyenlere de, Bana Allah yardım etti, ben talihli bir insanım derdi. (Yahya, 2002: 93-94). Vasfi Rıza Zobu: Peygamber (sav) e çok hürmet ederdi. Peygamber (sav) in çok sağlıklı bir muhakemeye vakıf olduğuna kaniydi. Bir gece Hz. Peygamber (sav) in askeri dehasından bahsediyordu. Onun dine, fikre karşı saygılı bir kişiliği vardı. Kuran a çok hürmeti vardı. Yanında üç hafız vardı; Hafız Yaşar, Hafız Hüseyin ve Hafız Mehmet. Ben o hafızları onun yanında, Çankaya da tanıdım. Saygıyla dinlerdi. Onun karşı olduğu, yobazlardı. (Yahya, 2002: 94). Cemal Kutay: Dünyada Atatürk kadar İslam Dini ni mana ve mefhumuyla kavramış ve onu aslına iade etmek için büyük kavga yapmış bir insan yoktur. Mustafa Kemal, 1300 sene sonra, Hz. Muhammed (sav) in ruhunu şad edecek esasları getirmiştir. Mustafa Kemal e dinsiz diyenler, Allah tan utansınlar. Bugün secdeyi Rahman a alın koyabiliyorlarsa, bu onun sayesindedir. Bugün en geçerli olan meallerden ikisi, Ömer Rıza Doğrul ve Ahmet Hamdi Akseki mealleridir. İkisini de Mustafa Kemal yaptırmıştır. Hz. Muhammed (sav) in ismini kullananları affetmezdi. O büyük adama layık olamazsak, ne olacak? derdi. Bir gün Ertuğrul Yatı nda, Ressam İbrahim Çallı, Ata nın yanındadır. Şu
renkleri tuale almak mümkün müdür? der. Çallı; Tabii, Gazi Hazretleri diye cevap verir. Demek ki siz bu renkleri alabiliyorsunuz diye tekrarlar Gazi. Çallı; Deneyelim ve görelim der. Ayrılacağı zaman Atatürk, Cevat Abbas a şunları söyler: Söyleyin bu adama, bir daha gelmesin. Ne zaman ki haddini bilir, Allah la boy ölçüşmeye kalkışmaz. Sıraya girer kul olarak, bunu da ispat eden bir eserle gelir, ben o zaman onun affedilmesine şahitlik ederim (Yahya, 2002: 94-96). Süreyya Koral (Kılıç Ali nin ilk eşi): Laikti. Laiklik, dinsizlik değildir. O inançlıydı. Namazını bilmiyorum, ama ilk meclis zamanı kıldığını duymuştum. Kuran ın Türkçe ye çevrilmesi, dinin anlaşılmasına vesile olan büyük bir hizmettir. O, dinin politika aracı olarak kullanılmasına ve istismarına karşıydı. Ve buna hiçbir zaman izin vermedi (Yahya, 2002: 96). Manevi Kızı Sabiha Gökçen: Bir sabah, Ata nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meşguldu. Bir süre ayakta bekledim. Birden derin bir iç geçirdi ve Allah dedi. (O bunu sık sık tekrarlardı.) Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum, bu tesirle olacak, bir hayli şaşırdım. Onun ağzında Allah kelimesini duymak beni şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı. Ata nın yüzüne şaşkın bir şekilde bakmış olacağım ki; Sen dindar mısın? diye sordu. Ben de ailemden aldığım din terbiyesiyle, Evet, dindarım dedim ve bu cevabımı nasıl karşılayacağını anlamak için, ürkek ürkek yüzüne baktım. Cevabım hoşuna gitmişti. Çok iyi Allah büyük bir kuvvettir. O na daima inanmak lazımdır. dedi ve bu konuda uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki, Atatürk hakkında söylenenlerin aslı yoktur ve Ata bütün söyleyenlerin hilafına dindar bir insandır (Yahya, 2002: 96-97). İzmir in İşgalinin Askeri, Politik ve Psikolojik Önemi Yunanlılar, Mondros Mütarekesi nin 7. maddesine dayanarak, İzmir i işgal etmeye karar vermişlerdi. İşgalin asıl sebebi, Türkiye nin paylaşılmasına ait planın uygulanmaya konmasıdır. Fakat İzmir in işgali çok önemlidir ve Kurtuluş Savaşı nda önemli bir dönemeçtir. Sonuçları itibariyle, Mustafa Kemal ve arkadaşları için hayırlara 43
vesile olmuş, şerden hayır çıkmıştır. Çünkü; 1- İşgal sırasında Osmanlı hükümeti, ordusu ve halk büyük bir gaflet ve acziyet göstermiştir. 2- İşgal sonrasında yaşanan hadiseler, Yunanlıların, hak iddia ettikleri Ege Toprakları nı ilhaka hazır ve layık olmadıklarını göstermiştir. 3- İşgalin niteliği ve meydana geliş şekli, Türklerin gözünü açmış ve tehlikenin büyüklüğünü ortaya koymuştur. 4- İzmir in işgali, Kurtuluş Savaşı nın başlamasına ve hızlanmasına sebep olmuştur. 5- İzmir in işgali aynı zamanda, Kurtuluş Savaşı nın gerçek cephesini ve savaşılacak asıl düşmanın kimliğini vermiştir (Selek 1987: I/230-235). İzmir in İşgali 15 Mayıs 1919 daki asıl İzmir işgalinden önce, Türklerin nasıl tepki göstereceklerini anlamak için, küçük çaplı bir çıkarma gösterisi planlandı. 12 Nisan 1919 günü, Yunan zırhlısı Averof, İzmir limanına gelerek, yerli Rumların taşkın gösterileri arasında karaya bir müfreze asker çıkardı. Askerler Kordonboyu nda dolaşmaya başladılar. 17. Kolordu Kumandan Vekili Albay Süleyman Fethi Bey in, silahla karşılık vereceğine dair uyarısı üzerine, askerler tekrar Averof Zırhlısı na bindirilmiştir. 150 likler İçinde Bir Hain Kurtuluş Savaşı esnasında, Kuvayı Milliye ve Ankara Hükümetine yazı, söz ve silahlı eylemle karşı çıkan, Kurtuluş Savaşı esnasında düşman devletlerle ve işgal altındaki İstanbul Hükümeti ile işbirliği yapan veya işbirliği yaptığı iddia edilen kişilerden, önce 600 kişilik bir liste meydana getirildi. Daha sonra bu liste 300 kişiye, nihayetinde de 150 kişiye indirildi. 1 Haziran 1924 günü Bakanlar Kurulu tarafından imzalanan 544 Sayılı Kararname ile, 150 likler listesi imzalandı. Kararnameye göre, bu 150 kişinin yurt dışına çıkarılması gerekiyordu. Zaten kararname imzalanmadan önce, bu kişilerin büyük ekseriyeti yurt dışına çıkmış idi. Lozan Konferansı nda kararlaştırıldığı üzere, 150 kişi ilan edilen af kapsamı dışındaydı. Bunların yurt dışına sürgün edilmesi 44
gerekiyordu. (Karaca 2004: 10, 29, 57), (Karaer 1998: 88-92). Kaderin acı cilvesine bakınız ki, 150 likler listesini hazırlayan ve bu listeyi Büyük Millet Meclisi nde savunma görevini üstlenen, İçişleri Bakanı Ahmet Ferit (Tek) Bey de az kalsın 150 lik oluyordu. Ahmet Ferit Bey, daha önce Damat Ferit Hükümeti nde Bayındırlık Bakanı iken, Mustafa Kemal aleyhinde olduğu ve sınırdışı edilen bazı zengin Ermeniler in yeniden yurda gelmelerine aracı olduğu suçlamalarıyla, 150 likler listesi imzalanmadan 10 gün önce istifa etmek zorunda kalmıştır (Karaca 2004: 10, 29, 57). Ayrıca yine kaderin acı cilvesine bakınız ki, Yozgat Çapanoğlu İsyanı nı çıkaran Çapanoğulları listeye girmezken, Çapanoğulları İsyanı nı bastıran ve memleketi büyük bir badireden kurtaran Çerkez Ethem listeye dahil olmuştur. 29 Haziran 1938 de, Atatürk ölmeden 4,5 ay önce çıkarılan 3527 Sayılı Kanun ile, bu kişiler affedildi ve tekrar yurda dönmelerine izin verildi. Hayatta olanlardan, Çerkez Ethem hariç, diğerlerinin hepsi yurda geri döndü. Çerkez Ethem, Suç işlemedim ki, affedileyim ve affı kabul edeyim. İsteğim, Türkiye de, adil bir mahkeme tarafından yargılanmak, eğer suçlu bulunursam, en ağır cezaya razı olmaktır. gerekçesiyle affı kabul etmemiş ve dönmemiştir (O.Y.). Burada Kolordu Kumandan Vekili Albay Süleyman Fethi Bey, yapması gereken görevini ifâ etmiştir. Fakat bu olaydan 33 gün sonra, asıl İzmir işgali sahneye konduğu zaman, 17. Kolordu Kumandanı Ali Nadir Paşa, yapması gereken askerlik vazifesini yapmamış, üstelik hainlik yapmıştır. Yunan Askerleri nin 15 Mayıs 1919 günü İzmir e çıkacağı, İzmir Valisi ne bir nota ile bir gün önce bildirilmişti. Bunu haber alan Ali Nadir Paşa, o gece bütün subayları evlerinden çağırarak, kışlaya toplattırdı. Ertesi günü bütün subaylar, kışla penceresinden o feci işgal sahnesini izlediler (Selek 1987: I/230). Yunan Bayrağını Öpen Ali Nadir Paşa Ali Nadir Paşa sadece bununla kalmamış, iddiaya göre Yunan bayrağını da öpmüştür. Dahiliye Vekili(7) Ahmet Ferit Bey, 16 Nisan 1924 günü Meclis kürsüsünden 150 likler listesini okurken, Kuvayı İnzibatiye 45
kumandanlarından Ali Nadir Paşa. İzmir i bırakan. deyince, Bursa Milletvekili Dr. Fikret Bey yerinden bağırıp, Yunan bayrağını öpen, Yunan bayrağını!... diyerek ilave eder (Karaca 2004: 38). I. Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının başardıkları en önemli işlerden birisi, 23 Nisan 1920 de bir meclis toplamış olmalarıdır. Hem de İstanbul Hükümeti ni meydana getiren Meclisi Mebusan ın 11 Nisan da kapatılmasının ardından tam 12 gün sonra, yurdun her yerinde seçimler de yaparak kurulan bir meclistir. 3 Mayıs 1920 de de ilk hükümet kuruldu. I. Meclis Diktatör müydü? Bir çoklarına göre, I. Meclis devri, tam bir Meclis Diktatörlüğü devri idi. Belki de I. Meclis in gösterdiği olağanüstü başarının sırrı budur. I. Meclis in gerek devlet, gerek millet üzerinde veremeyeceği bir karar, çıkaramayacağı bir kanun yoktu. Fakat bu kesin ve sınırsız diktatörlük, gerçekten millî tarihimizin ölümsüz bir şerefi olarak kalmış ve yetkilerini kötüye kullanmayarak, kendi kendini kontrol etmiştir (Ağaoğlu 1981: 15). I. Meclisteki Guruplar Meclis tutanakları göstermektedir ki, I. Meclis de üç ana grup vardır. Bunlar; Tesanütçüler (Birlikçiler), Komünistler ve Milliyetçilerdi. Tesanütçüler, Ankara da Tesanüt Kahvehanesi nde toplandıkları için bu ismi alıyorlardı. Bunların ana fikri, I. Mecliste meslekî temsil esasını uygulamaktı. Fakat bunda başarılı olamadılar. I. Meclis; Tesanütçüleri memlekette sınıf kavgası çıkarmakla suçlamıştır. Komünistler, yayınladıkları program ile, Kurtuluş Savaşı nın amacını, burjuvazi ve kapitalizme karşı bir ayaklanma olarak gösteriyor ve yeni kurallarla, yeni bir sistem öneriyordu. 3. grup olan Milliyetçiler de, kendi aralarında tekrar 3 gruba ayrılıyorlardı; Liberaller, Muhafazakârlar ve Islahatçılardır. İlk grup, Sol grup olarak da 46
adlandırılıyor ve liberallerden, devlet sosyalizmine taraftar olanlara kadar, değişik fikir şemsiyesi altında olanları bünyesinde toplamıştı. Muhafazakârlar ve Islahatçılar ise, Sağ grup olarak adlandırılıyordu. Muhafazakârlar ve Islahatçılar arasındaki temel fark ise; Muhafazakârlar, İmparatorluğun teşkilat, kurumlar ve dini mahiyetini muhafaza etmek istiyor, Islahatçılar ise bu teşekkül ve kurumların günün şartlarına göre yenilenmesini savunuyordu. Ankara da Öten Kurbağalar!... Anadolu da tam bir can pazarı yaşanıyor ve Mehmetçik tarih yazıyorken, Ankara ya gelen ve gazetesine telgrafla bir haber geçen bir İngiliz yazar, Millî Mücadele yi şöyle tasvir etmektedir; Ankara, dağlar arasında bir bataklıktır. Bu bataklığın içinde, bir yığın kurbağa başlarını havaya kaldırmış, durmadan ötüp durmakta ve dünyaya meydan okumaktadır. 6 (Ağaoğlu 1981: 13). İngiliz gazetecinin, Bir yığın kurbağa diye alay ettiği Mustafa Kemal ve silah arkadaşları, 1 yıl sonra Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz dir. İleri! emrini müteakip, Yunan ı İzmir de denize dökecektir. İstiklâl Mahkemeleri Kurtuluş Savaşı esnasında, Kurt dumanlı havayı sever ikliminde yapılan, ordudan firar, 7 casusluk, eşkiyalık gibi suçlar fazlalaşınca, 29 Nisan 1920 de Hıyanet-i Vataniye Kanunu, 11 Eylül 1920 tarihinde de Cephe Firarileri Hakkında Kanun u mecliste kabul edildi. 6 Gazetecilerin geçtikleri haberlere ait ve yurt dışına giden bütün telgraf ve mektuplar, o günün şartlarında Basın Yayın Umum Müdürlüğü nün sansüründen geçmektedir. Bu yüzden; yukarıdaki Kurbağalı telgraf, Ankara, Anadolu nun ortasında çorak, bakımsız ve kerpiç evli küçük bir şehirdir. Bu şehirde bir avuç kahraman, medeni Avrupa nın zulüm ve istibdadına karşı isyan ederek, millî istiklâllerini korumaya çalışmaktadırlar. şeklinde değiştirilerek gönderilmiştir (Ağaoğlu 1981: 13-14) 7 Kurmay Başkanı Kavaklı Fevzi Paşa, ordunun giyim-kuşam harcamaları için Meclisten ödenek isteyince; bazı miletvekilleri; Bir ay evvel ödenek vermiştik. Ne oldu? diye sorarlar. Fevzi Paşa; Efendiler, biz orduyu değil, milleti giydiriyoruz. Elbiseyi alan 3 gün sonra ordudan kaçıyor der. 47
48 Dişçi Ahmet İhsan Olayı Samet Ağaoğlu na göre, Hıyanet-i Vataniye Kanunu ile İstiklâl Mahkemeleri Kanunları kabul edilmeseydi, Kurtuluş Savaşı kazanılamazdı. Fakat ne acıdır ki, Cephe Firarileri Hakkında Kanun ile kurulan İstiklâl Mahkemeleri nin verdiği ilk idam kararı ile asılan Dişçi Ahmet İhsan ın suçlu olup olmadığı bile şüphelidir. Dişçi Ahmet İhsan, 10 Ağustos 1920 tarihinde, Antalya açıklarında demirleyen bir gemiden Anadolu ya ayak basmıştır. Hal ve hareketleri, o günün olağanüstü şartları içinde dikkat çekmiş, gözaltına alınmış, tutuklanarak Ankara ya sevk edilmiştir. 15 gün kimse ile görüştürülmeden ve sorgusu yapılmadan tutulan Dişçi Ahmet İhsan, İçişleri Bakanı Adnan Adıvar a mektupla müracaat ederek, durumunun incelenmesini ve serbest bırakılmasını talep etmiştir. Kendisini, Millî Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur un tanıdığını ve lehine şahitlik yapacağından emin olduğunu beyan etmiştir. İçişleri Bakanı Adnan Adıvar, o sırada Sinop ta bulunan Dr. Rıza Nur dan bilgi ister. Dr. Rıza Nur çektiği cevabî telgrafta, Diş tabibi Ahmet İhsan Efendi, İngiliz Casusudur der. Bu telgraf üzerine İstiklâl Mahkemesine sevk edilir ve dava açılır. Telgraftaki bu bir cümle Dişçi Ahmet İhsan ın idamına sebep olur. Dr. Rıza Nur un istinabe (Başka bir yerde bulunan şahidin, oranın mahkemesince ifadesinin alınması) yoluyla alınan ifadesinde; 1. Dünya Savaşı nda Mısır da olduğunu, Dişçi İhsan ı oradan tanıdığını, bazı arkadaşları ile birlikte, orada bulunan Türkleri İngilizlere ihbar ederek casusluk yaptığını, parasına tamah ederek yaşlı bir kadınla evlenerek casusluğu bıraktığının söylendiğini, hakikaten bıraktı mı, bırakmadı mı; şimdi casus mudur, değil midir; bilmediğini söylemiştir. Sanık Dişçi İhsan ise, Dr. Rıza Nur un ifadesine itiraz etmiş; Casusluk iddiasının, boşadığı karısı tarafından uydurulduğunu, Hürriyet ve İtilaf Partisi mensubu olduğundan dolayı, Babıâli Baskını sonunda yakalanacağından korktuğu için, Mısır a kaçtığını, politikaya aklının ermediğini söylemiştir. İfadeleri kabul edilmeyen ve Mısır dan yurdumuza İngilizler nam ve hesabına casusluk etmek ve fesat çıkarmak gayesiyle geldiği kanaatine
varıldığından, Hıyanet-i Vataniye Kanunu gereğince, 14 Ekim 1920 sabahı, Ankara Karaoğlan Çarşısı nda idam edilmiştir. İdam sehpası altında son sözleri sorulduğunda bile; Pek haksız olarak idam ediliyorum. Neyleyim ki kaderim buymuş demiştir. Dişçi Ahmet İhsan ın, geçmişindeki karanlık hayatının şüphesiyle mi, yoksa gerçekten casus olduğu için mi idam edildiği anlaşılamamıştır (Müftüoğlu 1977: 235-237). Dişçi Ahmet İhsan ın idamın peşinden, seri şekilde idamlar gelmiştir (Müftüoğlu 1977: 235-237). Mahkemeye hasbelkader düşen hemen herkese idam hükmü verilmiş, idamlar infaz edilmiş, kararları bile infazdan sonra yazılmıştır. İstiklâl Mahkemeleri nde İdam Edilenler, Kurtuluş Savaşı nda Ölenlerden Fazla Kanun mecliste görüşülürken sert tartışmalar olmuştur. Kastamonu Mebusu Abdülkadir Kemal Bey gibi, Osmanlı Devleti nin tarihinde gayet mühim bir devir vardır. O devirde iş görenler, binlerce insanı hiçbir meclisin iznini almaksızın öldürerek memleketi kurtarmışlardır. O devir, Köprülüler devridir. Korkup çekinmeye lüzum yoktur. İcap ederse bu memleketi kurtarmak için, 500.000 kişiyi idam etmeli ve bundan asla çekinmemelidir!... çok radikal fikirlerle kanunu savunanlar olmuştur (Ağaoğlu 1981: 136-137). O kadar çok kişi idam edilmiştir ki, İstiklâl Mahkemeleri kararı ile idam edilenlerin sayısı, 4 yıllık Kurtuluş Savaşı esnasında er ve subay olarak şehit olan toplam 10.885 kişiden daha fazladır (Çavdar 1971: 195-196). Kurtuluş Savaşı nda Çıkan İsyanların Nedenleri Osmanlı İmparatorluğu nun çöküş devresinde bulunması, âdeta, Kurt kocayınca, köpeklerin maskarası olur. atasözü etkisini meydana getirmiştir. Günümüzdeki haberleşme imkanlarının olmadığı o devirlerde, geniş toplum kesimleri, yurdun diğer yerlerinde olan olaylardan haberdâr olamıyordu. Milletin bilhassa, İstanbul un uzağında, kırsal kesimde yaşayan bölümü, şahsi, aşağılık ve alçak çıkarlar uğruna kandırılıyordu. Ama nihayetinde bu isyanlar, müspet, iyi ve ileri düşünce ve hareketlere karşıydı. Bu yüzden bunu yapanlara Vatana ihanet ten daha hafif bir yakıştırma 49
50 yapılamaz. İlginç bir nokta vardır ki; Mustafa Kemal Paşa nın Samsun a ayak bastığı 19-Mayıs-1919 dan, I. Meclis in açıldığı 23-Nisan-1920 ye kadar hiçbir isyan teşebbüsü olmamıştır (Kehale 1997). Halbuki bu aradaki 11 aylık süre içinde, Mustafa Kemal Paşa nın, Anadolu bir Milli Mücadele Hareketi faaliyeti içinde olduğunu, hem İstanbul Hükümeti, hem işgalci güçler biliyordu. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi nde, yurdun çeşitli yerlerinde 40 dan fazla isyan olmasına rağmen, bunların kâhir ekseriyeti 1920-1923 yılları arasında olmuştur. Padişah Vahdettin in aczinden yararlanan İstanbul, ama özellikle İngiliz Kuklası Damat Ferit Hükümetleri, İngilizler le elele vererek, Ankara da I. Meclis ve Ankara Hükümeti kurulduktan sonra tüm düşmanlıklarını göstermişlerdir. Diğer belli başlı sebepler şunlardır; 1- Padişah Sultan Vahdettin, el altından Kurtuluş Savaşı nı destekliyordu. Ama İngiliz işgalinde olan İstanbul da görevli ve bir İngiliz Kuklası durumundaki Damat Ferit Paşa Hükümeti, Mustafa Kemal ve arkadaşları aleyhindeydi. Sürekli olarak, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yanlış yolda olduklarına dair fetva, bildiri, duyuru ve şayialar yayıyorlardı. 2- İngilizler başta olmak üzere, diğer işgalci devletler, Osmanlı İmparatorluğu içinde etkili bir casusluk ve haber alma şebekesi tesis etmişlerdi. Bu işler için büyük paralar harcamışlar ve netice de almışlardır. Bütün bu harcamaların hedefi, Mustafa Kemal ve arkadaşları idi. 3- Osmanlı İmparatorluğu içinde asırlarca huzur içinde yaşayan tebaayı, Rum, Ermeni, Yahudi kozunu oynayarak din yoluyla; Arap, Kürt, Çerkez diyerek etnisite yoluyla ve Şii, Alevi, Bektaşi, Kızılbaş diyerek mezhep yoluyla isyanlara teşvik ediyorlardı (Büyüm 1984: X/7089). Bilhassa Çerkezler ve Aleviler e özerklik verileceği vaadine kanan Çerkezler in büyük bir kısmı, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına karşı idi. Bu durum bilhassa üç büyük isyan olan Ahmet Anzavur, Bolu-Düzce ve Yozgat isyanlarında açıkça görülmüştür. Bununla ilgili belgeler, ileriki sayfalarda verilecektir. 8 8 Kaderin acı cilvesine bakınız ki, Anadolu İsyanları nda Çerkezler çok faal bir rol
4- Sürekli olarak Müslüman Türk ahalinin din duyguları istismar ediliyor ve Din elden gidiyor. Bunlar İslam Halifesi ne karşı geliyorlar. Halife nerdeyse, saltanat ve hilafet ordadır. Padişah ve dolayısıyla Halife ye karşı çıkanların katli vaciptir gibi propagandalar yapılıyordu. 5- Osmanlı İmparatorluğu nda görevli bir çok görevlinin idarede meydana getirdiği muktedirsizlik, basiretsizlik, aymazlık ve vurdumduymazlık; isyanların çıkmasını körüklüyordu. 6- Osmanlı İmparatorluğu içinde belli başlı siyasi güç odaklarından biri olan, İttihat ve Terakki Cemiyeti nin muhalifi, ama İngilizler in dostu olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası taraftarları, bütün yurt sathında menfi propaganda yaparak, isyanları teşvik ediyorlardı. 7- Osmanlı İmparatorluğu, Mondros Mütarekesi ni müteakip, terhis edilen ordusu ile askeri yönden çok güçsüz kalmıştı. Bu yüzden; İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya gibi güçlü devletlere ve onların yardakçısı Yunanlılar a top yekun birden karşı koyulamayacağını yayarak, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına karşı yapılan isyanları körüklüyorlardı. 8- Osmanlı İmparatorluğu nun güçlü olduğu devirlerde azınlıklara verilen haklar, azınlıkları güçlendirmiş; buna mukabil, özellikle I. Dünya Savaşı nı müteakip imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı İmparatorluğu çok zayıflamıştı. Bu etken de isyanları artırmıştır. oynamalarına rağmen, bu isyanları bastıran komutan da, yine bir Çerkez olan Ethem Bey dir. Mesela Yozgat Çapanoğlu İsyanı na iştirak eden, Tokat, Çorum ve Yozgat illerindeki bir çok Çerkez Köyü bulunmaktadır. Fakat Ethem Bey in buraya gelmesinden sonra, isyana iştirak eden Çerkez Köyleri ndeki büyükler ile Ethem Bey görüşmüştür. Ethem Bey in sadece konuşması ile, bir çok Çerkez Köyü halkı, hiç kan dökülmeden köylerine geri dönmüşlerdir. Uzun yıllar görev yaptığım Yozgat ve Tokat İlleri nde bulunan bir çok Çerkez Köyü nde, buna benzer iddialara şahit oldum (O.Y.) 51
52
Bölüm 4. YOZGAT ÇAPANOĞLU AYA KL A NMA S I Çapanoğulları Yozgat Çapanoğlu Ayaklanması ile Zile Ayaklanması, birbirlerinden ayrılmaz bir bütünün parçasıdırlar. Çünkü her iki ayaklanmada da Çapanoğulları, Aynacıoğulları ve Postacı Nazım gibi değişmez aktörler vardır. Osmanlı da Çapanoğulları Yozgat ve çevresinde şöhret ve nüfuz kazanan, eşraftan bir ailedir. Bir Türkmen oymağından geldiği sanılmaktadır. Bölgeye yerleşme tarihi, kesin olarak bilinmemektedir. Eldeki bilgilere göre, 17. yüzyılda yaşayan Ömer Ağa ile, ailenin adı duyulmaya başlar. Aile; Çağanoğlu yanında, zaman zaman Çapar veya Cabbar olarak da anılmıştır. Çapar Koca Ömer Ağa nın oğlu olan Ahmet Paşa, 1728 de nüfuzlu bir toprak ağası olarak adını duyurdu. Ahmet Paşa, önce Bozok 1 Mutasarrıflığı, 2 daha sonra sarayda Kapıcıbaşılık yaptı (Meydan Larousse 1992: IV/354-355), (Taş 1987: 8). Zulme Osmanlı Zamanından Başlıyorlar Fakat Ahmet Paşa, uygunsuz davranışları ve mahiyeti altında bulunan yerlerde halkı soyması ve zulüm etmesi sonucu, 1765 de öldürüldü. Bunun üzerine, oğlu Mustafa Bey, Bozok Sancak Beyliği ni ele geçirdi. Daha sonra, Mustafa Bey in kardeşi Süleyman Bey zamanında, Çapanoğulları nın nüfuzu 1 Bozok: Yozgat 2 Mutasarrıflık: Osmanlı İmparatorluğu zamanında idari taksimat, büyükten küçüğe doğru Vilayet (İl), Mutasarrıflık, Kazâ (İlçe), Nâhiye ve Karye (Köy) olarak sınıflandırılmıştı. Bu günkü idari taksimatta olmamakla birlikte, Mutasarrıflık, Osmanlı zamanında İl yani Vilayet ile İlçe yani Kazâ arasında bir idari taksimat idi ve başında bulunan idareciye de Mutasarrıf denirdi (O.Y.). 53
daha da arttı. Süleyman Bey, sarayla ilişkileri geliştirdi ve bazı devlet görevlerinde bulundu. Ayrıca Nizam-ı Cedit in kurulması sırasında yararlığı oldu. Sefere çağrıldığı halde gelmeyenlerin tasfiye ve cezalandırılmasında görevlendirildi ve başarı gösterdi. IV. Murat ın tahta çıkması ile yıldızı parlayan ve Sadaret Kaymakamlığı na yükselen Tayyar Paşa ile araları yoktu. Bu devrede huzurları kaçtı ise de, II. Mahmut un, Alemdar Mustafa Paşa nın yardımıyla, IV. Murat ın yerine tahta geçmesiyle, tekrar güçlendi (Meydan Larousse 1992: IV/354-355). Çapanoğulları 19. Yüzyılda Pasifize Ediliyor Orta Anadolu da büyük etki kazanması ve bazen kendi başına buyruk hareketlerde bulunması, Çapanoğlu İsyanı nın sinyallerini, âdeta ta o zamanlardan veriyordu. Bu kabil hareketlerle Çapanoğulları, Bab-ı Ali yi endişelendiriyordu. Süleyman Beyin 1813 de eceliyle ölmesi üzerine, Âyanlık oğullarına verilmedi, hatta Yozgat ta kalmaları dahi sakıncalı görülerek, İstanbul a getirtildiler ve bir nevi kızağa ve gözetime alındılar. Bozok Mutasarrıflığı ilga edildi ve Çapanoğulları nın elinden tümüyle alındı. Süleyman Beyin oğlu Mustafa Bey, Yozgat dışında bazı vilayetlerde valilik görevlerinde bulundu (Meydan Larousse 1992: IV/354-355). Çapanoğlu isyanının elebaşıları olan Edip, Celal ve Halit Beyler, Çapar Koca Ömer Ağa nın 6. göbekten torunları olan, Hacı Osman Nuri Bey in oğullarıdırlar. Diğer oğul Salih Bey ise, Yozgat-Alaca arasında, Arapseyf Nahiyesi nde çiftçilik ile uğraşmaktaydı ve isyana katılmamıştır. (Taş 1987: 39). Süleyman Bey in, Yozgat ta şimdiki Büyük Camii nin kuzeyinde büyük bir sarayı vardı (Meydan Larousse 1992: IV/354-355). Yozgat Çapanoğlu İsyanı nın Çıkış Sebepleri İsyanın belli başlı sebepleri şunlardır; 1- Çapanoğlu Celal ve Edip Beyler, daha önce İttihat ve Terakki Partisi men-suplarıyla, bazı ihtilaflara düşmüşlerdi. 3 Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 3 Mesela Edip Bey, Meşrutiyet in ilanını müteakip, milletvekili olmuştu. İdadi (lise) 54
önderlik ettiği Kurtuluş Savaşı nı da bir İttihat ve Terakki Partisi hareketi olarak görüyorlardı. Bu durumun meydana getirdiği antipati ile Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı na cephe aldılar (Meydan Larousse 1992: IV/354-355), (Taş 1987: 39). 2-17. ve 18. yüzyıllar içinde, Anadolu daki sülaleler içinde çok güçlü bir mevkide olan Çapanoğulları nın nüfuzu, 20. yüzyılda oldukça azaldı. Eski güçle-rine tekrar kavuşma arzuları, kendilerini böyle bir muhalefete itmiştir (Taş 1987: 40). 3- Çapanoğlu Celal ve Edip Beyler, İngilizlerin İstanbul a gelip, işgal etmesini, Padişahın daveti üzerine olduğuna inanıyorlardı. Ayrıca, İstanbul Hükümeti tarafından yapılan Yunanlılar, padişah tarafından Anadolu ya gönderilmiştir. Kuvva-yı Milliye nin elebaşılarını yakaladıktan sonra, tekrar geri çekileceklerdir. şeklindeki şayia da, diğerini destekler mahiyette idi (Taş 1987: 41). 4- İstanbul daki Damat Ferit Hükümeti tarafından, Şeyhülislam Dürrizade Seyyid Abdullah Efendi ye baskı yapılarak, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının katlinin vacip olduklarına dair fetva çıkartılmıştı. 4 Fetvada, Halife nin ordusuna mezunu olan Edip Bey, Osmancık ve İskilip te kaymakamlık yapmıştı. Fakat İttihat ve Terakki Partisi nin politikalarını beğenmediği için, her fırsatta onları eleştiriyordu. Buna karşılıksız kalmayan İttihat ve Terakki Partisi yöneticileri, idari makamları gençleştirme bahanesiyle, Edip Beyi hem milletvekilliğinden ihraç ettiler, hem de kaymakamlık görevinden aldılar. Celal Bey de idadi mezunu idi. O da Tokat ve Afyon da kaymakamlık yapmıştı ve ağabeyi gibi İttihat ve Terakki Partisi nin politikalarını her fırsatta eleştiriyordu. İttihat ve Terakki Partisi yöneticileri, Celal Beyi de kaymakamlık görevinden aldılar. Yozgat ın en ileri gelen bir ailesinin mensupları olarak, böyle bir muameleye maruz kalmalarına çok içerlediler ve her iki kardeş de İttihat ve Terakki Partisi ne düşman oldular. Bu duygular ile Hürriyet ve İtilaf Partisi ne girdiler ve Edip Bey bu partinin il başkanlığını üstlendi. 4 Şeyhülislam Dürrizade Seyyid Abdullah Efendi nin fetvası şöyleydi; Ülkede fitne yaratmaya çalıştıkları meydana çıkan ve gerçeklik kazanan söz konusu yöneticiler ve onlara yardım edenler asi olup, dağılmaları hakkında yayımlanan padişah buyruğundan sonra da inat ve fesatlarında ısrar ederlerse, 55
katılarak âsileri öldürenlerin gâzi, bu yolda âsilerce öldü-rülenlerin ise şehit sayılacakları ileri sürülmüştü. Ayrıca Mustafa Kemal ve arkadaşlarını 1 Nolu Askeri Mahkeme de yargılatarak, gıyaplarında idama mahkum ettirmişti. 5 Anadolu ya gelen bu tip haberler, halkı Mustafa Kemal ve arkadaşları aleyhine kışkırtı-yordu (Meydan Larousse 1992: IV/354-355), (Taş 1987: 42). 5- Çapanoğulları, İstanbul da saray ile sıkı ticari ilişkilere sahipti ve sarayın et ihtiyacını karşılıyorlardı. Bu yüzden saraya karşı bir gönül bağlılıkları vardı. Mustafa Kemal, Çapanoğulları na haber gönderip, Kurtuluş Savaşı na katılmalarını istediğinde; Biz kimin nesi olduğunu ve ne gayeye hizmet ettiğini bilmediğimiz Mustafa Kemal e mi yardım edeceğiz. şeklinde mukabelede bulunmuşlardır. Yozgat tan gelen bu tarz olumsuz sinyaller üzerine, diğer bazı yerlerde olduğu gibi, Yozgat Mutasarrıfı Necip Bey de görevden alınır. Yerine onların kötülüklerinden ülkeyi temizlemek ve halkı onların zararlarından korumak vâcip olup, katl olunmaları şeriata uygun ve farz olur mu? Elcevap: Olur!... (Turan 2000: 25). 5 Başkanlığını Nemrut lakaplı, Süleymaniyeli Kürt Mustafa nın yaptığı, 1 Nolu Askeri Mahkeme de, Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami, Fevzi Çakmak Paşalar, İsmet İnönü, Kara Vasıf, Halide Edip ve Adnan Adıvar gibi, Kurtuluş Savaşı nın en ileri gelenleri, gıyaplarında idama mahkum edilmişlerdi. Sultan Vahdettin, verilen idam kararlarını... yakalandıklarında mahkeme edilmek üzere, gıyaben idamlarına... şerhini düşerek onaylamıştı. Halide Edip, hepsi de idama mahkum edilen bir gurup arasında geçen bir konuşmayı şöyle aktarır; Mustafa Kemal Paşa, Adnan a dönerek konuştu; Bizi mahkum edenlerin hiçbir siyasi kıymeti yok. İdama mahkum olmak hoşuma gitmedi. Sen ne düşünüyorsun? Benim de hoşuma gitmedi. diye cevapladı Adnan Adıvar. Mustafa Kemal; Bu karar şöhretimizi artıracaktır. dedi. Bunun üzerine Albay İsmet Bey; Bilakis. Onların memlekette siyasi kuvveti vardır. İstanbul ve İzmir gibi vilayetlerde bize karşı muhabbet artsa da, henüz kararlarını vermemiş olan halk arasında fena tesir yapar. Bilhassa isyan çıkan yerlerde... Padişah ın ve İngilizler in teveccühünü kazanmak isteyenler, hücuma geçeceklerdir. Biz, İstanbul gazetelerinin bugünlerde Anadolu ya girmelerine mani olmalıyız dedi (Turan 2000: 26). 56
muhasebeci Arif Hikmet Bey getirilir. Buna içerleyen Necip Bey; Allah tan, padişahtan ve onların kanunlarından başka hiçbir şey tanımadığını etrafa söylemektedir (Meydan Larousse 1992: IV/354-355), (Taş 1987: 40). 6- Düzce İsyanı na katılan çok sayıdaki Çerkez asıllı vatandaşımız, İstanbul Hükümeti nin yaptığı; Kuvayı Milliyeciler, Çerkez ve Abazaları öldürecekler. Kadın ve kızlarını cariye gibi kullanacaklar şeklindeki asılsız propagandaya inanmıştı (Tansel 1973: 116). Ayrıca, sarayda bulunan Çerkez kadınlar ile, padişah ve şehzadelerle tesis edilen evlilikler sebebiyle, Çerkezler in sarayla sıkı akrabalık ilişkileri mevcuttu. Bu gibi sebeplerden dolayı, Düzce İsyanı nda olduğu gibi, Yozgat Çapanoğlu İsyanı nda da çok sayıda Yozgat ve Tokat Çerkezi nin rol aldığı bilinmektedir. 6 Bunların bir çoğu, Çerkez Ethem geldikten sonra, ikna yoluyla silahlarını bıraktılar. Fakat ilk baştan, Düzce de yapılan propaganda gibi bir propagandaya kapılmış olmaları, kuvvetle muhtemeldir. 7- Yozgat ve Tokat ta önemli sayıda bulunan Alevîler de de bir bölünme vardı. Alevîler in bir kısmı, Halife ve Osmanlı soyuna bağlılığın bir sonucu olarak, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına karşı olduğu halde, bazıları da Kuvayı Milliye taraftarı idi. Çünkü o tarihlerde Alevîler e muhtariyet verilmesi söylentileri ayyuka çıkmıştı. Bu söylentilerin etkisinde kalan bazı Alevîler de isyancılara katılmıştı (Erçıkan 1974: II/90). 6 22-Haziran-1920 de isyancılar, Boğazlıyan a çekilmiş olan Kılıç Ali Bey ve 60 askerine saldırdılar. Kılıç Ali Bey, Boğazlıyan Kaymakamı Bekir Sami (Baran) Bey ve Jandarma Bölük Komutanı Yüzbaşı Hakkı canlarını zor kurtardılar. Bu olaydan hemen sonra, Kaymakamı Bekir Sami Bey şu raporu verdi: İsyanın sebebi memleket ileri gelenleriyle, bir kaç Çerkez Köyü dışında bütün Çer-kezler in isyancıların tarafını tutmuş olmasıdır. Elebaşılar tarafından Çerkezler ve Alevilere özerklik vaadelimesi de, asiler üzerinde etki yapmıştır. Elebaşıların halk üzerinde şiddetli davranması, gerektiğinde ölümle korkutması ve öldürmesi, asilerin kuvvetini artırmıştır. Yine asilerin girdikleri yerde tutukluları bırakmaları, mahkeme evrakını yok etmeleri, talan ve yağmada bulunmaları, bu gibi serseri ve güçsüzlere âdeta bir barınak olması bakımından, asilerin kadrosu bu gibilerle dolmuştur (Erçıkan 1974: VI/148). 57
8- Çöküş döneminde olan Osmanlı İmparatorluğu nun devlet idaresindeki hata, aksaklık ve basiretsizlikler, I. Dünya Harbi nin, toplum üzerinde açtığı derin yaralar, vatandaşların en ufak bir memnuniyetsizlikte isyan gibi yollara başvurmasına yol açıyordu. Çapanoğlu İsyanı Kıvılcımlarının Parlaması Hürriyet ve İtilaf Partisi Yozgat Başkanı Çapanoğlu Edip ve kardeşi Celal Beyler, sürekli olarak, İngilizler in İstanbul a padişahın isteği ile geldiklerini ve Yunanlıların Ege yi işgalinin geçici bir durum olduğunu savunuyorlardı. Ankara da bir toplantı yapan Heyet-i Temsiliye, yönetimi daha esaslı ve sağlam temeller üzerine oturtmak için, 19 Mart 1920 tarihinde, her tarafa telgraflar göndererek, bu iş için temsilci seçilip gönderilmesini istemişlerdir (Taş 1987: 43). Heyet-i Temsiliye Seçimlerinde İhtilaf Başlıyor Heyet-i Temsiliye için Yozgat tan gönderilecek olan temsilcinin seçilmesi münasebetiyle, Yozgat Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Başkanı Başçavuşzade Ahmet Efendi, üye Müftü Mehmet Hulusi Efendi, 7 Çapanoğlu Celal ve Edip beyler ve diğer üye-ler ile eşraftan ileri gelen kişiler, belediye binasında toplanmışlardı. Bu toplantıda, Çapanoğlu Celal ve Edip beyler, Böyle bir meclis ve seçim, kanuna aykırıdır. Bu huruc-ı alessultandır şeklinde konuşarak temsilci seçimine engel olmak istemiştir. Mustafa Kemal i destekleyen Yozgat Müftüsü Mehmet Hulusi Efendi de, 7 Müftü Mehmet Hulusi Akyol Efendi (1885-1961): Yozgat doğumlu olup, Kafkasya dan 1864 yılında göç eden, Çerkez Mehmet Bey in oğludur. Medrese eğitimi görmüş ve müftülük yapmıştır. Kurtuluş Savaşı nda, Kuvayı Milliye ve Mustafa Kemal taraftarı idi. Çapanoğulları nın sebep olduğu isyanlara karşı mücadele etti. Türkiye Büyük Millet Meclisi nde Birinci Dönem Yozgat Milletvekili olarak bulundu. Şeyhülislam Dürrizade Seyyid Abdullah Efendi nin fetvasına karşı fetva hazırlayan komisyon içinde çalıştı. 14 Mart 1921 de milletvekilliğinden istifa edip, eski mesleğine döndü. Diyanet İşleri Danışma Kurulu üyesi iken, 1961 yılında vefat etti. Gazeteci-Yazar Taha Akyol un akrabasıdır (Ünal 2000: 142-143). 58
Padişahımız İngilizlerin elinde esirdir. Damat Ferit Paşa nın yaptıklarından haberi yoktur şeklinde cevap verir. Bunun üzerine Çapanoğulları, kendilerine karşı çıkan Mehmet Hulusi Efendi ye kızarak, toplantıyı terk etmişlerdir. Bu toplantıyı müteakiben, otuz imza ile Ankara Valiliği ne bir telgraf göndererek, Ankara da bir meclis toplanmasının, padişahın isteklerine ve kanunlara aykırı olduğunu bildirmişlerdir (Taş 1987: 43-44). Ankara Valisi Yahya Galip in Hatalı Davranışı Bu telgrafdan sonra, Ankara Valisi Yahya Galip Bey, gerekli tedbirleri almadığı için, olaylar büyümüştür. Bilahare Çerkez Ethem tarafından, Yozgat Çapanoğlu İsyanı bastırıldıktan sonra, ucu Mustafa Kemal i sanık sandalyesine oturtmaya götürebilecek kadar olan olaylar meydana gelmiştir. Ankara Valisi Yahya Galip in, bu olaydaki ihmali budur. Yozgat Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti, Çapanoğlu Celal ve Edip Beyler in itirazlarını dikkate almadan, temsilcileri seçmişlerdir. Bu temsilciler; Feyyaz Bey, Süleyman Sırrı Bey, Ahmet Bey, Rıza Bey, Bekir Bey, Müftü Mehmet Hulusi Bey ve Meclis-i Mebus dan ayrılıp Anadolu ya geçen İsmail Fazıl Paşa dır (Taş 1987: 43-44). İsyan İçin Yapılan İlk Toplantılar 14 Mayıs 1920 de Yozgat ta yapılan at yarışlarına gelen, Çekereğ in Kuzgun Köyü (8) nden Hacı Bekir, Zile nin Solucanlı Köyü nden 8 Musa, 8 Kaynaklarda Zile nin Solucanlı Köyü olarak bahsedilen köy, günümüzde Yozgat, Aydıncık a bağlı Sulucaalan Köyü olup, sürekli göç nedeniyle 1990 lı yıllarda, köy halkının tamamen kendi isteği ile boşalmış ve muhtarlık mühürü Aydıncık Kaymakamlığı na teslim edilmiştir. Köyde şu anda ayakta bina olarak, sadece camii bulunmaktadır. Diğer üç köyden, Çekerek in Kuzgun ve Çayırözü Köyleri ile Sorgun un Osmaniye Köyleri halen aynı isimle anılmaktadırlar. Bu dört köyden Kuzgun Köyü Kürt, diğer üçü Çerkez Köyü dür. Bunu belirtmemdeki maksat, herhangi bir ayrımcılık değil, zaman geldiğinde bu tip etnik veya başka misallerde göreceğimiz gibi mezhep ayrımlarının, bu gibi isyan olaylarında ne kadar maksatlı ve kolaylıkla kullanıldığına bir örnek vermek içindir (O.Y.). 59
Sorgun un Osmaniye Köyü(8) nden Meçece İdris ile 6 arkadaşı, Çapanoğlu Edip in evinde ilk gizli toplantılarını yaptılar. Herkes kendi bölgesine taraftar bulmak için dağıldı (Meydan Larousse 1992: XX/377). Çekerek in Çayırözü Köyü nden Hacı Ömer, 9 Çapanoğulları nın damadı idi. I. Büyük Millet Meclisi Mebusu Emir Paşa, 10 Hacı Ömer in misafiri idi. Hacı Ömer in evinde, Yozgat Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey ve Çapanoğlu Celal in de bulunduğu bir toplantıda tartışma çıktı. Çapanoğlu Celal, Sivas Kongresi dolayısıyla çıkan tartışma dolayısıyla, Emir Paşa ve Arif Hikmet Beye ağır hakaretler etti (Erçıkan 1974: VI/141), (Meydan Larousse 1992: IV/376). Postacı Nazım 11 Harekete Geçiyor Yıldızeli taraflarında Postacı Nazım ve arkadaşları tarafından isyan hareketleri başlamıştı. Yozgat ta da bazı kıpırtılar olması üzerine, İsmet Paşa, Kazım Karabekir e bir telgraf göndererek, isyanın bastırılması için süvari birliği istemiş ise de, Doğudaki Ermeni meselesi yüzünden bu birlik gönderilememiştir. Kılıç Ali Bey Yozgat a Geliyor Duruma müdahale etmek için, bu sefer de Antep çevresinde bulunan Kılıç Ali Bey, 80 kadar adamıyla beraber, 1 Haziran 1920 de Yozgat a gönderilmiştir (Korkmaz 2002: 306). Müftü Mehmet Hulusi Efendi, Yozgat a gelen Kılıç Ali 9 Çapanoğlu ayaklanmasından sonra tutuklanmış ve cezaevinde eceliyle vefat etmiştir. Alim ve abid bir zat idi. Yozgat ta Çapanoğlu Camii Haziresi nde gömülüdür. 10 Kayseri Uzunyayla lı Emir Marşan Paşa. 11 Postacı Hüseyin Nazım, aslen Erzurumlu olup, bir nahiyenin eski müdürüdür. Yıldızeli-Sivas arasında posta nakliyesi işini yapmaktaydı. Hüseyin Nazım, bu görevi yaptığı sırada açık vermiş ve hakkında dava açılmıştır. Bu davadan suçlu bulunup, ceza verileceğini bildiği için, kurtulmak maksadıyla dağa çıkmıştır. Daha sonra, çeşitli isyan olaylarına karışan Postacı Nazım, 1920 yılı sonlarına doğru Samsun köylerinde yakalanmış, Amasya daki sıkıyönetim harp divanı tarafından idama mahkum edilmiş ve asılmıştır. 60
Bey e, Çapanoğulları nın tutumlarını anlatır. Bunun üzerine Kılıç Ali Bey de bir tedbir olması için, kendisine anlatılanları Ankara ya bildirdiği gibi, Celal ve Edip Beyler in evlerinin önüne de bekçi dikerek, onları göz hapsinde bulundurmaya başlamıştır (Taş 1987: 47-48). Ankara Valisi Yahya Galip Bey in 2. Hatası Ancak Ankara Valisi Yahya Galip emir vererek, Çapanoğulları nın kapısındaki bu nöbetçileri kaldırtmıştır. Yahya Galip, Sultan Abdülhamit devrinde siyasi bir meseleden dolayı Tokat a sürülmüştü. O zaman Tokat Mutasarrıfı olan Çapanoğlu Celal Bey, Yahya Galip i çok koruyup, kollamıştı. Şimdi roller değiştiğinden, Yahya Galip bir nevi minnet borcunu ödüyordu (Erçıkan 1974: VI/148). Bilahare, Çerkez Ethem in Ankara Valisi Yahya Galip i suçlayıp, Divanı Harpte yargılamak istemesinde, bu yanlış davranışlarının etkisi vardı. Kılıç Ali Bey in Korkaklığı Çapanoğlu Celal ve Edip Beylerin diğer kardeşleri olan ve Yozgat ta olup bitenleri duyan Halit Bey, oturduğu Arapseyf Nahiyesi nden, Yozgat a geleceğini haber vermiştir. Halit Bey in Yozgat a gelmesiyle işlerin büyüyeceğinden endişe duyan Kılıç Ali Bey, korkakça davranarak, müfrezelerini almış ve Boğazlıyan a çekilmiştir (Taş 1987: 48). Devreye Mustafa Kemal Paşa Giriyor Mustafa Kemal Paşa, Çapanoğulları nın tutumlarından tatsız bir netice çıkmaması için, Yozgat Mebusları ile bir toplantı yapmıştır. Yozgat Mebusları nın arabuluculuk yapmasını ve memleketin içinde bulunduğu zor durumu anlatarak, Çapanoğulları nı bu yanlış tutumlarından vazgeçirmelerini istemiştir. Bunun üze-rine Süleyman Sırrı ve Rıza Beyler Yozgat a gelmişlerdir. Yozgat mebusları, durumu Çapanoğulları na anlatmışlar ise de, ikna edememişlerdir (Taş 1987: 48). Çapanoğulları na Tutuklama Emri ve Çapanoğulları nın Firarı Bu tavır üzerine, olaya karışan Çapanoğulları nın tevkif edilerek Ankara ya 61
gönderilmesi istenmiştir. Genel Kurmay Başkanı Albay İsmet Bey, Sivas taki 3. Kolordu Kumandanı Albay Selahattin Bey e, 7 Haziran 1920 tarihinde bir emir yollayarak, bu tevkif emrinin yerine getirilmesini ister. Albay Selahattin Bey de, bu görevin yerine getirilmesi için, Yozgat Mutasarrıf Vekili Arif Hikmet Bey e bu emri havale etti. Fakat Arif Hikmet Bey, bu haberi Çapanoğulları na haber verdi. Bunun üzerine, Çapanoğulları 8-Haziran-1920 ta-rihinde ailelerini yanlarına alarak, Yozgat ı terk etti. Peşlerinden Jandarma ile ta-kibe çıkıldı ise de, bir sonuç alınamadı (Taş 1987: 48). Birinci Yozgat İsyanı Patlıyor Çapanoğulları nın Yozgat tan ayrılmasından sonra, il genelinde Sıkıyönetim ilan edilerek, Sıkıyönetim Komutanlığına da Kılıç Ali Bey getirildi. Yozgat ın dışında bulunan Çapanoğulları, artık isyan etmeye karar vererek, etrafına adam toplamaya başladılar. Tokat ve Zile dolaylarında faaliyette bulunan Postacı Nazım ile irtibat kurup, ondan yardım almayı ümit etmeye başladılar (Taş 1987: 49). İsyan Başlıyor 13 Haziran 1921 de, Çapanoğulları ilk olarak Köhneli Nahiyesi ni 12 basarak, buraya hakim oldular. Ertesi gün 14 Haziranda da, 3-4 saatlik bir çarpışmadan sonra Yozgat ı ele geçirdiler (Korkmaz 2002: 307). Çapanoğlu Celal Beyin, Kılıç Ali Beye gönderdiği; Halife Ordusunun maksadı, Mustafa Kemal ve 7 arkadaşını yakalamaktır. Kırşehir li Mebus Rıza Bey le temas ve muharebe halindeyiz. Kırşehir üzerinden Ankara ya yürüyeceğiz şeklindeki mektup, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının moralini bozdu. İsyanın Elebaşıları Yozgat a giren kişilerin elebaşıları arasında, Çapanoğlu Celal ve Edip Beyler ile Halit, Hakkı, Salih, Şekip, Mahmut, İhsan ve Muhlis gibi kişiler 12 Günümüzde Sorgun İlçesi 62
bulunmaktaydı ki zaten olayı organize eden kişiler de bunlardı. Mustafa Kemal, Çapanoğulları nın isyan hareketini TBMM de şöyle izah etmişti; Çapanoğulları ndan Celal, Edip Beyler, Aynacıoğulları ve Deli Ömer gibi birtakım eşkıyayı başlarına toplayarak, 13 Haziran da Sorgun, 14 Haziran da Yozgat ı istila ederek, büyük bir mıntıkaya hakim oldular (Korkmaz 2002: 307). Kılıç Ali Bey in 2. Korkaklığı Kılıç Ali Bey, bir önlem olarak silahlı müfrezesini Akdağmadeni ne götürdü. Fakat bu olay halk arasında ters tepti ve Kılıç Ali Bey in kendilerinden şüphe duyduğu intibasını verdi. Bunun üzerine, asiler halkın bu durumundan yararlanarak, 23-24 Haziran da Boğazlıyan a saldırdılar (Taş 1987: 49). Böylece, bunu haber alan Kılıç Ali Bey, ikinci korkakça hareketini yaparak, Akdağmadeni nden çekildi. Bu hareketinde, Çapanoğlu Celal Beyin, Kılıç Ali Beye gönderdiği mektubun da etkisi vardı. Çapanoğulları nın Sancağı Çekiliyor, Fetvalar Okunuyor Bu olay isyancılara cesaret verdi ve çevreden kendilerine yeni katılmalar olmasını sağladı. Daha sonra Yozgat a gelerek, taraftarlarıyla beraber Yozgat ta Büyük Cami ye gittiler. Burada, daha önce Çapanoğulları nın çeşitli savaşlarda kullandıkları ve halen Yozgat Müzesi nde olan sancağı alarak, hükümet meydanına getirdiler. Bu esnada esnaf ve halk evlerine kapanmış, merakla olayı pencerelerden seyrediyorlardı. Hükümet meydanında Şeyhül-islam Dürrizade Seyyid Abdullah Efendi nin fetvasını okudular ve halkın Çapanoğulları na katılmasını istediler. Fakat ahaliden hiç kimse bu çağrılara uymadı (Taş 1987: 48-49). Alaca İsyancıların Eline Geçiyor, Alevi-Sünni Çatışması Körükleniyor İsyancılardan bir gurup, 16 Haziran günü Alaca yı ele geçirdi. Alaca nın ele geçmesinden sonra, isyanın bir Alevi ayaklanmasına dönüşeceği, Alevilerin Sünnileri imha edecekleri söylentileri, isyan bölgesi ve çevresindeki köy ve 63
kasabalarda yaşayan Sünni halk arasında büyük bir korku ve endişeye yol açtı. Bunun ardından, Nasıl ittihatçılar Ermenileri sürdüyse, Kuvayı Milliyeciler de Aleviler i katledecek söylentileri çıktı. Bu tip asılsız şayialar, Aleviler in elinden silahların toplanması gibi düşüncelerin tartışılmasına yol açtı (Tansel 1973: 121). Refet Paşa Çerkeş ten Geliyor Bölgede tansiyonun yükselmesi üzerine, Çerkeş te bulunan Refet (Bele) Paşa nın, hemen Çankırı ya hareket etmesi emrolundu. Trabzon Mebusu Rıza Bey, Büyük Millet Meclisi Başkanı na gönderdiği telgrafta, isyanın tek müsebbi-binin, gerekli tedbirleri zamanında almayan Ankara Valisi Yahya Galip olduğunu belirtiyordu (Atay 1999: III/31). İsyan Tüm Yozgat ve Tokat a Yayılıyor İleriki günlerde isyan daha da genişleyerek, kuzeydoğuda Alaca, kuzeyde Zile ve Tokat, doğuda Çamlıbel ve güneyde Boğazlıyan a kadar yayılmış ve Ankara yı oldukça tedirgin etmiştir. İsyanın bu denli büyümesinin başlıca sebebi, mahalli güçlerin yetersiz kalması, Kuvayı Milliye nin ise, başlıca Ege de Yunanlılarla çarpışıyor olmasıdır (Taş 1987: 50). Ethem Bey Göreve Çağrılıyor Mustafa Kemal, Yozgat Çapanoğlu İsyanı nın, Millî Mücadele yi tehdit eder ve yenilgiye uğratacak duruma geldiğini gördü. Son çare olarak, daha önce Anzavur ve Bolu-Düzce İsyanları nın bastırılmasındaki başarılarını göz önüne alarak, 19 Haziran 1920 de Genelkurmay Başkanlığı kanalıyla, Ethem Bey i isyanın bastırılmasıyla görevlendirir (Korkmaz 2002: 307). Ethem Bey e, Yozgat İsyanı nın Bastırılması İçin, Genel Kurmay Başkanı İsmet Beyden gelen telgraf 19 Haziran 1920 tarihli telgrafın tam metni aşağıdaki gibidir: 1- Yozgat, Zile mıntıkasındaki son isyan vaziyeti şöyledir: a- Akdağmadeni, Yozgat, Alaca mevkileri isyancıların elindedir. 64
Yenihan, 13 Tokat, Mecitözü, Çorum, Sungurlu, Keskin, Mecidiye mevkiileri bizim elimizdedir. b- Fevzi Bey namında birinin kumandasında bulunan asiler, 14 Haziran da Sivas-Şarkışla arasındaki Kayadibi Nahiyesi ni basmışlardır. Bu Fevzi Bey, Yenihan hadisesinin başladığı tarihte, asilerle müşterekti. Sonra Direği Nahiyesi nde ve İçi Nahiyesi nde hükümet erkanını iğfal ederek, güya lehimize asayiş temini maksadıyle, 45 atlı toplamış, ondan sonra nahiye müdürünü, 2 jandarmayı ve 1 polisi de beraber alarak, Kayadibi Nahiyesi ni basmışlardır. c- Yozgat ın düşmesinden sonra, asiler Mecidiye istikametine sarktılar. Mecidiye ye bir saat mesafeye kadar yaklaştılar. Fakat Mecidiye ye giremediler. Mecidiye ahalisi, başta kaymakam olduğu halde, asilere mukavemete hazırlanmıştılar. d- Tokat civarında Gülbahar Köyü nde, Tokat a taarruz etmek üzere toplanan 200 mütecaviz asi, Zile den gönderilen takip müfrezemiz tarafından muhasara edi-lerek, reisleri ele geçirildi ve askerlerden evvelce aldıkları silahlar kısmen geri alındı. e- Çorum un Ortaköy Nahiyesi nde toplanan asiler üzerine, Zile den gönderilen Topçu Binbaşısı Mehmet Bey kumandasındaki süvari müfrezesi, Çayköy ve İpek Köyleri nde 17 Haziran da asilerle müsademeden sonra, Cevizliğ e çekil-meye mecbur olmuşlardır. Çorum dan Alaca ya bir miktar asker ve jandarma gönderilmesine teşebbüs olunmuştur. f- Yozgat ın asiler tarafından işgal şekli ile, işgalden sonra cereyan eden hallere, tertipçi ve teşvikçiler hakkında Yozgat Mebusları tarafından Kayseri den yazılan telgraf sureti ile en son alınan raporlar ekli olarak gönderilmiştir. 2- İsyan mıntıkasında ve doğrudan doğruya Erkan-ı Harbiye-i Umumiye nin emrinde bulunan kuvvetler şunlardır: a- Kengırı da (Çankırı), 200 piyade, 6 makinalı tüfek, 50 süvariden mürekkep 59. Alay Kumandanı Vasfi Bey in emri altında bir müfrezemiz vardır. Miralay Refet Bey, 18 Haziran da 200 atlı ile Çerkeş ten Kengırı istikametine 13 Günümüzde Yıldızeli İlçesi 65
hareket edeceğini bildirmiştir. b- Zile de 5. Fırka Kumandanı Cemil Cahit Bey emrindeki ekip müfrezeler ve kıtalarımız vardır. Bunlardan bir süvari müfrezesi Ortaköy şimalinde Cevizlik tedir. Mütebakisi kısmen Zile ve kısmen Tokat civarındadır. c- Boğazlıyan da 60 atlıdan mürekkep Kılınç Ali Müfrezesi vardır. Saray ve Yenihan taraflarında da Millî müfrezelerimiz bulunmaktadır. 3- Tedip Kıtaları mız 20 Haziran 1920 sabahı Ankara dan hareketle, Yahşihan-Sekili umumi istikametinden, Yozgat a gitmeleri vazifesi icaplarındandır. 4- Kuvay-ı Tedibiye Umum Kumandanlığı nın vazifesi, isyan mıntıkalarında toplanmış olan asi kuvvetleri dağıtıp, umumi asayişi temin ve iade, fesat teşkilatını esasından imha ile asilerin tahrikçi ve teşvikçilerini cezalandırmaktır. 5- Müfrezeler için Ankara dan verilen 2 günlük erzak ve yem ihtiyat olarak taşınacak, Yahşihan mevkiinde Kılıçlar ve Keskin de müfrezelerin iadesi için lazım olacak erzak ve hayvanlar için yem depo edilmektedir. 6- Harekat hakkında icap ettikçe Erkan-ı Harbiye-i Umumiye irtibatın muhafazası için telgraf hatlarının kesik bulunduğu yerlerde, en yakın telgraf merkezlerine haber gönderilmek ve telgraf merkezlerinin dışında seyyar makineden istifade olunmak lazım geldiğinin icap edenlere emir ve ihtarı ve her gün birer rapor verilmesi müsterhamdır. Büyük Millet Meclisi Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi İsmet (Çerkes 1962: 62-64), (Erçıkan 1974: VI/151-153). Ethem Bey den İsmet İnönü ye Ağır Eleştiriler Yunanlılara karşı, Alaşehir-Salihli Cephesi ndeki kritik durumu göstererek, gelmekte isteksiz davranan Ethem Bey, ısrar üzerine durumu görüşmek üzere, aynı gün Ankara ya gelir. Ziraat Mektebi nde, Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak Paşalar ın katılımıyla bir toplantı düzenlenir. Bu toplantıda, Mustafa Kemal önce hiç konuşmaz, fakat İsmet İnönü ile Fevzi Çakmak Paşalar, Ethem Bey i ikna etmek için uzun süre dil dökerler. 66
Ethem Bey, Kuvayı Seyyare 14 olarak başarılı olduklarını, ama kendilerinin Kurtuluş Savaşı başlayalıberi niçin bir düzenli ordu kuramadıklarını ve böyle bir isyanı bile önleyemediklerini o zaman ki Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü ye çok açık ve sert bir dille belirtir (Çerkes 1962: 59).. Ethem Bey İsyanı Önlemeye Yozgat tan Başlıyor Yozgat a gidince, kendisinin yokluğunda, Umum Kuvayı Seyyare Komutanlığının, o anda odada bulunanlardan biri tarafından üstlenilmesini ister. O zamana kadar konuşmayan Mustafa Kemal söze başlayarak, Fevzi Çakmak Paşa nın Batı Cephesi Komutanlığını deruhte edeceğini belirtir. Ertesi günü 20 Haziran da, Ethem Bey ve askerleri Yozgat a hareket ederler. Ethem Bey, 23 Haziran sabahı Yozgat ı ele geçirdi. Harp Divanı kuruldu ve 12 kişi idam edildi. Divanı Başkanı, Ethem Bey in ağabeyi Tevfik Bey di (Atay 1999: 31). Çapanoğlu Edip ve Celal Beyler, isyancı toplamakta olduklarından, şehir dışındadırlar ve ele geçmezler. Yapılan çarpışmalar esnasında, Ermeniler de isyancılar safındadır ve uzun süre direnirler. Ancak evlerinin yakılması sonucu, teslim olurlar (Taş 1987: 51-52). Alaca İsyancılardan Kurtarılıyor Yozgat ın ele geçmesinden sonra, Yozgat tan kaçan isyancılar, Çapanoğlu Edip ve Celal Beyler etrafında, Alaca da tekrar toplanırlar. Yozgat ta 200 kişilik bir kuvvet bırakan Ethem Bey, 24 Haziran akşamı Alaca ya gelir ve burayı da 25 Haziran sabahı teslim alır (Erçıkan 1974: VI/153-154), (Taş 1987: 52). Arapseyf Boğazı nda Kurulan Pusu Bunun üzerine Çapanoğlu Edip ve Celal Beyler komutasındaki isyancılar, Yozgat Alaca yolu üzerindeki Arapseyf Boğazı nda pusu kurarlar ve Yozgat ta Ethem Bey in bıraktığı 200 kişilik kuvvet üzerine, ufak bir taarruzda bulunurlar. Amaçları, Yozgat taki 200 kişilik kuvvete yardıma gidecek Ethem Bey Kuvvetleri ni, 14 Seyyar Kuvvetler. 67
Arapseyf Boğazı nda pusuya düşürmektir (Çerkes 1962: 68), (Taş 1987: 52). Arapseyf Boğazı Çatışması nda İsyancılara 3. Darbe Ethem Bey, sürekli devriye gezen keşif kolları sayesinde, pusuyu haber alır. İsyancıların hepsinin toplanmasına imkan vermek için, kasıtlı olarak 2 gün Alaca da bekler. Nihayet 27 Haziran günü, harekete geçer. Bir kısım birliklerini, yem olarak boğaza sürerken, esas vurucu kuvvetleri, güneydoğudan arkadan dolanarak, iki ateş arasında kalan isyancıları perişan eder. Çatışma sonunda, bir top ile, dört adet makineli tüfek ele geçmiştir. Çapanoğlu Edip Bey yaralanır. Fakat Edip ve Celal Beyler in ikisi de savaş meydanından kaçmayı başarırlar. Çapanoğlu Celal Bey, yanına aldığı 3-4 çerkez süvarisi ile, Uzunyayla ya gider ve Çerkez Beylerine sığınır. Celal Bey, Çerkez Beyleri vasıtasıyla, Ethem Bey den af diler. Ethem Bey bunu kabul eder ve Ankara ya bildirir (Çerkes 1962: 69). Ethem Bey, Alevî Dedesi Galip Dede yi Affediyor Ethem Bey, Alaca daki isyanla, Alevi Dedesi Galip Dede nin ilgisinin bulunduğunu öğrenir. Galip Dede, Ethem Bey tarafından cezalandırılacağı endişesi içindedir. Fakat Ethem Bey herhangi bir işlem yapmaz. Bundan çok etkilenen Galip Dede, oğlu Gazi Bey in komutasında 400 kişilik, tam teçhizatlı bir müfreze hazırlar ve Ethem Bey in emrine verir 15 (Çerkes 1962: 69), (Şener 1990: 52). Mustafa Kemal Paşa, Ethem Bey i Telgrafla Kutluyor Ethem Bey, zaferini Ankara ya haber verdiğinde, bir bayram havası eser. Büyük Millet Meclisi nde, Ethem Bey e alkışlarla sevgi gösterilir. Mustafa Kemal;... 28 Haziran 1920 de, Arapseyf Boğazı nda meydana gelen galibiyet başarınızdan dolayı, şahsınızın ve arkadaşlarınızın kahramanlıklarını en samimi duygularla tebrik eyleriz. Bozguna uğrayarak dağılan başıboş isyancıların takibi 15 Gazi Bey komutasındaki ve Alaca Alayı adı verilen bu kuvvetin başına, Ethem Bey tarafından, kendi komutanlarından Yüzbaşı Ethem getirildi. Bilâhare bu alay, Ege de Yunanlılara karşı verilen savaşta yararlıklar göstermiştir. 68
için Çorum da Refet Bey e, Zile de Cemil Cahit Bey e buradan emir verildiği bildirilir, efendim. Büyük Millet Meclisi Başkanı, Mustafa Kemal. şeklinde son bulan telgrafı, Ethem Bey e çeker (Çerkes 1962: 71), (Onar 1995: 161). İkinci Yozgat İsyanı Postacı Nazım Yine Sahnede 1. Yozgat İsyanı sonunda pişman olup, aman dileyen isyancılardan kurulan 500 kişilk Akdağmadeni Alayı, Ege Cephesi ne gönderilmek istendi. Bu alaydan bazıları, isyan ederek, cepheye gitmek istemedi. 5-6 Eylül gecesi, bunlardan 49 kişi, alaydan firar ederek, kaçtılar. Bunların elebaşıları Postacı Nazım, Deli Hacı, Hasan ve Küçük Ağa isimli isyancılardı (Korkmaz 2002: 426). Bir kaç gün içinde, Postacı Nazım 300, Küçük Ağa da 200 kişilik bir isyancı gurubunu etraflarına topladılar. Yozgat Mutasarrıfı Yarbay Şerif Bey, 8 Eylül günü Genelkurmay Karargahı na gönderdiği telgrafta, Yozgat ta 38 mevcutlu Erzurum Müfrezesi nden başka güvenilecek bir kuvvet kalmadığını... bildiriyordu (Erçıkan 1974: VI/158-159). Çengelhan Saldırısı Asiler 8 Eylül günü, Amasya Tokat yolu arasında bulunan Çengelhan a, 120 kişilik bir isyancı kuvveti ile saldırdılar. Korkularından Amasya ve Tokat a kaçmakta olan halkın ve tüccarların eşya, para, at ve koşumlarını zorla aldılar. Direnenleri öldürdüler (Erçıkan 1974: VI/159). Ortaköy Saldırısı 9 Eylül günü, Zile ye bağlı Ortaköy Bucağı na 16 saldırdılar. Buraya Yozgat ve Boğazlıyan dan yardıma gelen 169 atlıdan oluşan müfrezenin 30 kişilik öncü grubu, Çekereğ e bağlı İsaklı ve Acecihüyük Köyleri arasında baskına uğradı ve tutsak edildi. Arkadan gelen asıl kuvvetler de dağıldı. 70 kadarı isyancılara katıldı, bir kısmı da Zile ye kaçtı (Erçıkan 1974: VI/159). 16 Günümüzde Çorum un Ortaköy İlçesi 69
Nogaykızıközü Çarpışması Kırşehir Millî Müfrezesi nden kaçan bazı isyancılar, Kırşehir in Nogaykızıközü Köyü ne geldiler. Buraya gelen jandarma müfrezesini iki ateş arasına alarak, zayiat verdirdiler (Erçıkan 1974: VI/159-160). Ayvalıközü Çarpışması Aynacıoğulları, Küçük Ağa ve Deli Hacı çeteleri ile Saraykent yakınlarındaki Ayvalıközü Köyü yakınlarında karşılaşıldı. Çıkan çatışmada asiler 2 ölü, bir çok yaralı, Kuvayı Seyyare ciler 1 şehit, bir yaralı zayiat verdiler (Erçıkan 1974: VI/160). Koyunculu Çarpışması Kuvayı Seyyare ciler, Ayvalıközü Köyü yakınlarındaki çatışmadan kaçan isyancılara, Çekerek Koyunculu Köyü yakınlarında tekrar rastladı. Çıkan çatışmada asiler 17 ölü, bir çok yaralı, Kuvayı Seyyare ciler 2 şehit, bir yaralı zayiat verdiler. Asiler dağıldı. Kaçan asilere karşı, Sorgun, Saraykent, Kadışehri ve Akdağmadeni nin Bahşayış Köyü civarına müfrezeler gönderildi ve asiler birer, ikişer yakalandılar. Zile ye gelen bir Kuvayı Seyyare Müfrezesi de, tutuklu elebaşılardan Karakahyaoğlu Deli Ömer ile Çavdaroğlu Topal Hafız ı 13 Ekim de Zile de astı (Erçıkan 1974: VI/160-161). Akdağmadeni Saldırısı Asiler tekrar toplandılar ve Akdağmadeni ni bastılar. Asiler Yozgat miletvekilleri Bahri ve Rıza Beyler in evlerini yakıp, Jandarma deposundaki silah ve cephane ile, Düyunu Umumiye kasasını yağma ettiler. Bilahare Zile bölgesine gelen Kuvayı Seyyareciler, Kasım, Aralık aylarını, son kalan direnişçileri de zararsız hale getirmek için harcadı (Erçıkan 1974: VI/161). Böylece 2. Yozgat İsyanı söndürülmüş oldu. Yozgat İsyanı Esnasında Meydana Gelen Diğer Olaylar 14-Haziran 1920 de, Zile den hareket eden 3. Kolordu Tenkil Müfrezesi, 70
Zile den hareket ederek, Demirtaş Çiftliği, Tokat, Sulusaray, Bedirkale, Çeltik, Kızılsu, Bulamur, Şeyhhalil ve Eğlencik üzeirnden bir tarama yaparak, 23-Haziran da Yıldızeli ne döndü. 18-Haziran-1920 de, Çİftlik Bucak Müdürü Hüseyin Hüsnü Bey, Cafer Bey ile birlikte Çamlıbel yakınlarındaki Bedirkale Köyü ne giderek, Aynacıoğlu Rüştü, Muhtar Hancı Halil, Jandarma Karamahmutoğlu ve Bekir oğlu Süleyman ın evlerini, eşyaları ile yakıp, bütün aile fertlerini ve hayvanlarını Çiftlik Bucak merkezine getirdiler. 19-HAziran-1920 de, Tokat-Turhal arasında ve Tokat a 15 km mesafedeki Gülpınar Köyü nde toplanan 200 kadar asinin yola getirilmesi için sevkedilen süvari alayı asileri kuşatarak, elebaşlarıyla birlikte doksandan fazla asiyi tutukladı. Yine aynı gün, Çorum Ortaköy de bulunan 5. Kafkas Tümeni Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey, Karahacip Köyü nde bulunan 60 kadar eşkiyaya saldırıp, köyü ele geçirdi. Aynı günlerde Alaca işgal altında idi ve Çorum dan gönderilen yardımcı kuvvet ise, Hatap Geçidi ni savunmakla meşguldu. 19 ve 20-Haziran günlerinde, Erivderesi Köyü nde tarama yapıldı. Köyde yalnız bir iki yaşlı kalmıştı ve bütün erkek ve kadınlar daha önceden dağa kaçmışlardı. Aynı günlerde Sulusaray yakınlarındaki Çıkrık, Alpuderesi ve Büğet Köyleri nde, teslim olmayan isyancı elebaşıların evleri yakıldı, davar sürülerine el konuldu. 20-Haziran1920 de, 3. Kolordu Komutanı Albay Selahattin, Yıldızeli ne geldi. Burada Yıldızeli Müfrezesi nin başına geçerek, temizleme harekatına katıldı. Sulusaray, Bulamur, Kiremitli, Demircilik, Direkli yönlerini tarayarak, 29/30-Haziran gecesi Yıldızeli ne döndü. 20/21-Haziran-1920 gecesi asiler, Karahacip deki Yarbay Cemil Cahit Bey in müfrezesine baskın yaptı. Bu baskın neticesinde, müfreze dağıldı ve bir dağ topu ile iki makineli tüfek asilere bırakıldı. Yarbay Cemil Cahit Bey, yanında kalan 100 kişi ile birlikte, Ortaköy ün 15 km kuzeyindeki Kışlacık Köyü nün batı sırtlarında savunmaya geçti. 71
72 21-Haziran-1920 günü, Boğazlıyan da bulunan Kılıç Ali Bey, kendi müfrezesinin emir-komutasını Jandarma Binbaşı Ziya Bey e bırakarak, Ankara ya dönmek için, Genelkurmay Başkanlığı ndan izin istedi ama bu isteği reddedildi. 22/23-Haziran günlerinde, Yarbay Cemil Cahit Bey Ortaköy e gelmişti. Müfrezesi sadece 70 muvazzaf er ve 3 makineli tüfekten ibaret kalmıştı. 22-Haziran-1920 gününde, Direkli Nahiyesi nin Menteşe Köyü civarında başgösteren ayaklanmaları bastırmak için Sivas dan yola çıkan Jandarma Komutan Yardımcısı Basri nin emrindeki askerlere, Damlacık Köylüler tarafından, arkalarından ateş açıldı. Müfreze geri çekilmek zorunda kaldı. 25-Haziran-1920 de, Sivas dan Yıldızeli ne gönderilen, içinde bir doktor, bir veteriner ve bir makineli tüfek bulunan otomobil, Yıldızeli yakınlarında durduruldu. İnzibat subayı Teğmen Ali Galip, makineli tüfek eri ve bir hana sığınan doktor Daniş Bey şehit edildiler. Veteriner Alaattin ile şoför esir alındılar. 26/27-Haziran-1920 günleri, asiler Yıldızeli ne bir baskın yapmak istedilerse de, müfreze ve sivillerin elele vermesi sonucu, geri püskürtüldüler. Çorum dan gelmekte olan müfreze, Alaca da asilerle yaptığı çarpışmada dağıldı. Jandarma Takım Komutanı Yüzbaşı Nedim Bey ile Merkez Bölük Komutanı Ahmet Lütfü Bey şehit oldu. 3-Temmuz-1920 de Amasya ya bağlı Ezinepazar Bucağı nda toplanan 200 kişilik vatandaş topluluğu, Kuvayı Milliye ye asker vermeyeceklerini, şeriatçılara katılacaklarını söyleyerek, ayaklandılar. Bu olayı bastırmak için, 30 süvari, 30 piyade, 4 makineli tüfek ve 1 toptan ibaret bir kuvvet Turhal üzerinde gitmek üzere, Zile den hareket etti. 11-Temmuz-1920 de, Yozgat taki çarpışmalardan kurtularak, Aziziye ye geçen bir kısım asi topluluğu, Erzurum Milli Müfrezesi tarafından Şarkışla nın 15 km kuzeybatısındaki Küçüktopaç Köyü yakınlarından, Arıklı Köyü ne kadar sürüldü. Bir taş binaya çekilen asiler imha edilecekken, Kayalıponar Köyü nden 80 kadar isyancının yardıma gelmesi üzere, müfrezenin akşam Şarkışla ya çekilmesi üzerine kurtuldular.
Bölüm 5. AYNACIOĞULLARI ve KATİL İLYAS ÇETELERİ Yozgat, Tokat yöresi, Yunan işgal bölgesinden çok uzaktı. Fakat, gerek İtilaf Devletleri nin bulundurduğu müfreze veya denetim kurullarının varlığı, gerek Rum ve Ermeni çetelerinin yer yer etkinlikleri sebebiyle, geleceğin karanlık görünmesi, bölge halkının dirliğini haklı olarak kaçırmıştı. Sivas Kongresinde alınan kararların uygulanması sonucu, özellikle Batı ve Orta Anadolu da idari teşkilat kademelerinin, İstanbul Hükümeti ile olan bağlantılarını keserek, parça parça Heyeti Temsiliye ye katılmaları, İstanbul Hükümetini çok güç duruma düşürmüştü. Bu durumdan kurtulmak çarelerini arayan İstanbul Hükümeti, cahil halkı ayaklandırma ve Kuvayı Milliyeye karşı gelme çabalarına başvurmuştu. Bu gerici hareketler milli kuvvetleri çok yormuş ve bazıları ancak büyük fedakârlık sonunda bastırılabilmişti. Bunların biri de Zile İsyanı oldu. Zile İsyanı na geçmeden önce, bu isyanda çok önemli rolleri olan Aynacıoğulları 1 hakkında bazı bilgiler vermek gerekmektedir (Erçıkan 1974: VI/167), (Eroğlu 1981: 119), (Korkmaz 2002: 306), (Meydan Larousse 1992:XX/490-491), Şehidoğlu, S. H., (1983: 24). Aynacıoğulları Ayaklanmaların sebepleri genel olarak sayılırken; Damat Ferit Hükümeti nin Mustafa Kemal ve arkadaşları için yaptığı menfi propagandalar ve haklarında verilen gıyaben idam cezaları, devlet idaresindeki hata ve aksaklıklar, uzun süren I. Dünya Harbinin açtığı yaralar gibi bazı sebepler 1 Memuriyetim dolayısıyla 1989-1992 yılları arasında bulunduğum Yozgat Çekerek İlçesi nde, Aynacıoğulları nın bazı akrabaları ile tanışma ve onları tanıma fırsatı buldum. Tanıdığım Aynacıoğulları nın hepsi, devlete, kanunlara, Atatürk e son derece saygılı ve efendi insanlar idi. Kurtuluş Savaşı yıllarındaki akrabaları hakkında konuşmak, bilgi almak istediğim zaman, Onları hatırlamak ve eskiyi karıştırmak istemediklerini öne sürerek, bilgi vermekten kaçındılar. Anlaşılan tarihteki kötü imajları ile olan bağlantıyı koparmak istiyorlardı (O.Y.). 73
belirtilmişti. Aynacıoğulları olayları, bu bakımdan güzel bir örnek olabilir. Bunların yaptıkları o kadar birbirine girmiş ve bulaşık olaylardır ki, bu konu işlenirken, işbirlikleri dolayısıyla Katil İlyas, Kavlak Ali, Dişi Kenetli (Kilitli), Molla Çakır Hasan çeteleri hakkında da bilgi verilecektir (Erçıkan 1974: VI/167). Aynacıoğulları kimdir? Aynacıoğullarının başları; Rüştü, Hasan, Mehmet ve Çerkez Musa idi. Aynacı Rüştü, Ali; Aynacı Hasan ise Haydar adlarını da kullanmışlardı. Çiftlik Bucağı nın Arap Köyü nden amca çocukları İsmail, Pazar ın Çarıksız Köyünden Molla Mehmet, Kirkoroz Köyü nden Çarkooğlu Mustafa akrabaları olup, bunlarla işbirliği yapmakta idiler. Bunlardan başka Pazar ın Güldiken Köyü nden Kürt Molla Mehmet, Yorga Köyü nden Kürt Hacı Çavuş, Kalimere Köyü nden Çerkez Çakır Hüseyin, Manastır Köyü imam ve muhtarları belli başlı yardımcıları idi. Gerek akrabaları ve gerekse işbirliği yaptıkları kimseler, hükümete taraftar gibi görünmekte, özellikle hükümet mensuplarını inandırmış bulunmakta idiler (Erçıkan 1974: VI/167). Nüfuz Bölgeleri Aynacıoğullarının etkin oldukları bölge genellikle; Yozgat, Amasya, Çorum, Delice, Kırşehir, Maden, Alaca, Karamağara, Mecitözü, Haymana, Çiçekdağı, Sungurlu, Sorgun, Yıldızeli, Akdağmadeni, Çamlıbel, Tokat ve Artova yı kapsayan geniş bir yurt parçası idi (Erçıkan 1974: VI/168). Aynacıoğulları, Yıldızeli ve Zile olaylarını yapanlardan idi. Bunlar ve bunlarla işbirliği yapan Katil İlyas, Molla Çakır Hasan Çetesi, Kavlakoğlu Çetesi ve ben-zeri eşkıyalar uzun süre ele geçirilememişlerdi (Erçıkan 1974: VI/168). Çalışma Yöntemleri Hepsini, kasabalarının ileri gelenlerinden bazı hain kimseler yönetiyorlardı. Bunlar, hükümet memurlarından ve askerlerden topladıkları bilgileri, hemen eşkıyaya ulaştırıyorlar ve hatta askeri harekâtı bile günü gününe bildiriyorlardı. Nüfuz sahibi olan bu iki yüzlü kimselerden veya 74
eşkıyalardan biri yakalandığında, onları kurtarmak için derhal harekete geçiyorlar; ilgili yerlere müracaat ediyorlar, ricada bulunuyorlardı. Sayıları zaman zaman 400-600 atlıya kadar çıkan bu eşkiyalar, bazan toplu bazan gruplar halinde, şehirlere, kasabalara, köylere, hükümet binalarına, karakollara baskınlar yapmışlardır. Her fırsatta hükümet kuvvetlerinin müfrezelerini geriden vurmuşlar, soymuşlar; silahlarını ve mühimmatını, hayvanlarını, pa-ralarını, yiyeceklerini almışlardı (Erçıkan 1974: VI/168). Soygun ve çapulları, insan öldürmeleri ve kaçırmaları ile bölgelerindeki halkı bıktırmışlar ve yıldırmışlardı. O kadarla da kalmayarak, Türk Ordusu nu arkadan vurmak, suçsuz halkı soymak, Ermeniler, Rumlar ve diğer başka karışıklık taraftarı gruplarla işbirliği yapmak gibi diğer bazı ağır suçları da işlemişlerdi. Bu sebeple, hükümete karşı güveni sarsılan bu geniş bölge halkı, İstiklâl Harbi ndeki mücadeleye yardımları baltalıyordu (Erçıkan 1974: VI/168). Başka Çetelerin İsmini Kullanmaları Kendi yaptıkları bir çok melanet yetmiyormuş gibi, Aynacıoğulları yaptıkları birçok soygun ve eşkiyalıkları, başkalarının üzerine atmayı da becermişlerdi. Mesela, 13 Aralık 1920 de, Turhal ile Zile arasında, Hamidiye Köyü yakınındaki Hamidiye Boğazı nı kesmişler, yolcuları soymuşlardı. Bunun üzerine, yola çıkan 18 kişilik müfrezeyi, Rum eşkıyaları ile birlik olarak, aynı bölgede pusuya düşürmüşlerdi. Müfrezeyi soymuşlar, silah ve mühimmatını aldıktan sonra, Turhal ın Çivril Bucağı yönünde kaçmışlar, bu suçu başka eşkıyaların üstüne atmışlardı. Yine o zaman sancak olan, Aksaray ın doğusundaki Alayhanı Bucağı nı, Çakır Hasan çetesi ile birlik olarak yağma etmişler, Çakır Hasan çetesi yaptı demişlerdi. Halbuki, hepsinin kışkırtıcısı, fenalıkların başı hep onlardı (Erçıkan 1974: VI/168). Aynacıoğullarının Sıkışınca Alttan Almaları Hükümet ve ulusun baş ağrısı bu eşkıya sürüsü, hükümeti kuvvetli gördükleri zaman aman dilemişler, teslim olacaklarından bahsetmişler, 75
hükümeti oyalayarak zaman kazanmışlar, teslim olmamışlardır. Hükümeti biraz zayıf bulduklarında ise şımarmışlar, mayalarında mevcut hıyaneti yapmaktan çekinmemişlerdir (Erçıkan 1974: VI/168). Nitekim, 25 Nisan 1921 de sıkıştırıldıklarında, hükümete sığınma arzusunu göstermişler, hükümet de buna inanmış görünmüş, isteklerini kabul etmiş, kendilerine tebligatta da bulunmuştu. Sığınmaları beklenirken, türlü türlü özürler ileri sürerek uygulamayı ertelemişler, hükümeti atlatmışlardı (Erçıkan 1974: VI/169). Çapanoğulları İle İşbirliği Aynacıoğulları nın Yozgat Ayaklanması nda da Çapanoğulları ile birlik oldukları ve hükümeti arkadan vurmaya çalıştıkları görüldü. Hacı Ömer, Hacı Bekir ve Meçece İdris gibi sabıkalılarla bir araya gelen Aynacıoğulları, 500-600 kişilik bir atlı kuvvet halinde, bu ayaklanmaya katılmışlardı. Ellerinde yeşil renkte, beyaz yuvarlak aylı bayraklar olduğu halde, bir kaç koldan Yozgat a girmişlerdir. Hükümet konağını, jandarma dairesini, telgrafhaneyi işgal etmişler, cezaevlerinin kapılarını kırarak, tutukluları ve mahkumları salıvermişlerdi. Şehirdeki depolarda mevcut silah ve mühimmat adamları tarafından yağma edilmişti. Milli emellere taraftar memleket evlatlarını yakalamışlar, cezaevine ve tutukevlerine sokmuşlar, eşyalarını, mallarını da talan etmişlerdi (Erçıkan 1974: VI/169). Postacı Nazım İle İşbirliği Karşılarında direnen bir kuvvet kalmadığını gören ve iyice azıtan Aynacıoğulları, uygun buldukları bu ortamdan yararlanarak güçlerini daha da artırmak için, Postacı Nazım ve Kara Mustafa çeteleri ile birlikte Kadışehri ve Zile nin Kızılca 2 Bucakları nı bastılar. Zorla adam ve silah topladılar; ondan sonra da Zile nin Kasın 3 köyüne saldırdılar, yağma ettiler. Özellikleri itibariyle ciddi çatışmalardan kaçınan, vurup yağma ettikten 2 Günümüzde Tokat ın Artova İlçesi 3 Günümüzde Zile nin Alıçözü Köyü 76
sonra izlerini kaybettiren, mertlikten nasipsiz bu hain kalabalığı, Millî Kuvvetler in Yozgat ı kurtarmaya gelişlerinden hemen biraz önce sıvıştılar. Yozgat olayından sonra; Aynacıoğulları nın Delihacı Bölgesi nde, Erzurumlu Postacı Hüseyin Nazım Çetesi nin Zile taraflarında, Çerkez Musa Çetesi nin de Erbaa civarında yuvalandıkları görülmektedir (Erçıkan 1974: VI/169), (Korkmaz 2002: 426). Çapanoğulları na Yardım ve Yataklık Eden Köyler Sakarya muharebelerine kadar dağlarda eşkıyalığa devam eden Aynacıoğullarının etkinlik alanı, bu tarihten sonra genellikle Kızılırmak ın kuzey bölgesi olmuştur. Aynacıoğulları na en çok Çekerek 4 ilçe merkezi ile Çekerek İlçesi nin Kayalar, İsaklı, Çayırözü, Başpınar, Kurtağılı, Koyunculu, Özüveren ile Zile nin Kasın, Boldacı Tekkesi, Kozdere, Kızılca Köyleri yardım ve yataklık etmiştir. Bu köylerden, eşkıya arasına katılan kimseler bulunduğu ve Çekerek in Kendirlik Bucağı nda 5 Badili Aşireti nden bazı kimselerin de onlara katıldığı kesinlikle meydana çıkmıştı (Erçıkan 1974: VI/170). Çapanoğulları nın Kulu ve Haymana İcraatları Aynacıoğulları, 8-9 Ekim 1921 gecesi, Molla Çakır Hasan Çetesi nden başka, Katil İlyas Çetesi ile de birleşerek, 200 kişilik bir kuvvetle, Konya Kulu nun, Yazıçayırı ve Mandıra Bucakları nı bastılar ve soydular. Kendilerine direnmeğe çalışan Haymana İlçesi nin Altılar bucağı halkı ile de bir müddet çarpıştıktan sonra zorla girdiler. 15 kadar hayvanlarını ve silahlarını aldılar ve yağma ettikten sonra, Kulu istikametinde savuştular (Erçıkan 1974: VI/172). 17 Ekim 1921 günü gecesi, 20 atlı ile bir karakolu basarak, camlarını kırdılar ve karakola ait resmi evrakı yaktılar. Mevcut 5 jandarma erinin kollarını bağlayarak, silahlarını aldılar. Bu suretle tecavüzlerini orduya ve hükümete meydan okumaya kadar vardırdılar (Erçıkan 1974: VI/173). 4 O zamanki adı Hacıköy 5 Günümüzde Çekerek in Fuadiye Köyü 77
Aynacıoğulları Millî Mücadele yi Tehdit Ediyor Eşkıya nüfuzunun oralarda bir müddet de olsa artması ve devamı, Kürt ve Rumlar ın bu eşkıyaya katılması, zavallı Türk Köylüsü nün iyiden iyiye ezilmesine sebep olmakta idi. Anadolu halkı bir süreden beri katlandığı bu soygunlara ses çıkaramıyor, fakat gün geçtikçe de takatten düşüyordu. İyiden iyiye cesaretlenen hainlerin, ihmale ve tepelenmelerinde gecikmeye tahammülü olmayan bir tehlike haline geldikleri görülüyordu. Durum basit bir eşkıyalık hareketinden çıkmış, hayati bir hal almıştı. Yönü yukarıda da belirtildiği gibi siyasi idi. Bu eşkıyanın uslandırılması etkili bir şekilde yapılmadığı takdirde, Kuvayı Milliye Kuvvetleri nin menzil yolları da emin olamazdı. Çünkü eşkıyanın faaliyetlerinin bu alanda devamı, Kuvayı Milliye Kuvvetleri nin menzil bölgesini tehdit etmesi, gittikçe önem kazanmakta idi. Ankara Hükümeti Asker Sevkıyatı Yapıyor Ankara Hükümeti, en büyük tehlikenin burada belirdiğine inanmış, Merkez Ordusu birliklerini pekiştirmeye başlamıştı. Merkez Ordusu bölgesindeki haydutların ve çetelerin izlenmesi ve tepelenmelerinin şiddetlendirilmesi ile beraber, elebaşıların ortadan kaldırılması da Kuvayı Milliye Kuvvetleri nce karar altına alındı. Bastırma için görevlendirilen kuvvetler: Mürettep Süvari Tümeni, 12. Tümen in 1 taburu, Yozgat Kuvveyi Takibiye Komutanlığı, 27. Süvari Tugayı, 55. Süvari Alayı, Ankara daki 61. Jandarma Süvari Alayı, Konya Havalisi Müzaheret Kıtaları, Kayseri, Yozgat, Tokat, Çorum, Kırşehir, Sivas, Amasya, Lâdik Bölge Komutanlıkları, Sinop Mevki Komutanlığı, Çorum Menzil Müfettişliği, Sivas Menzil Müfettişliği, 78
Amasya Müzaheret Bölüğü, Boyabat Müzaheret Takımı dır (Erçıkan 1974: VI/173-174). Netice Alınmaya Başlanıyor Görüldüğü gibi, neredeyse bir ordu bu iş için görevlendirilmiştir. Bu kuvvetlerin yola getirme ve tepeleme işlerinde kullanılması Merkez Ordusu Komutanlığı tarafından planlandı ve harekata başlandı. Her taraftan sarılmış olan eşkıyanın çemberi gittikçe daralmaya başladı. Bir taraftan düşmanla uğraşılırken, bir taraftan da eşkıyanın temizlenmesine devam edilmekte idi. Hükümet kuvvetlerinin fazlalığını, hareketin ciddiyetini ve kesin sonuca gidildiğini gören eşkıya, ürkmeye başladı ve ümidi kırıldı. O kadar ki, kurtulabilmek için, Yunanlılara katılmaya karar verdikleri, yakalanan haydutların ifadelerinden tespit edildi. Nitekim, izleme bütün şiddeti ile ve ciddiyeti ile başarıya doğru gittikçe, tutunamayacaklarını anlayan eşkıyalar, kısım kısım teslim olmaya başladılar. Haydutların yavaş yavaş ayıklanmaları ve teslim olmaları karşısın da, kalanları da korku bürüdü. Yine Her Zamanki Sıkışınca Aman Dilemek Oyunu İşte Aynacıoğullarının her sefer yaptıkları gibi, bu sefer de aman dilemeye gi-riştikleri görüldü. 9 Kasım 1921 günü yardakçıları ile Çiçekdağı yöresinden geçerken, Tokat tan gelmekte olan Reşadiye Şube Başkanı Hilmi nin önüne çıkarak, Her nasılsa İlyas ın aldatmalarına kapıldıklarını, hata ettiklerini, onu ortadan kaldırmak vaadiyle affedilmelerini, hayatları bağışlanmak merkeze de alınmamak şartıyla sığınmak isteğinde olduklarını bildirip ve bu isteklerinin orduya bildirilmesini. rica ettiler (Erçıkan 1974: VI/174). Aynacıoğulları ve yardakçılarının zaman zaman tekrarladıkları aman dilemeleri bu kez de içtenlikten uzak, kendilerini çeviren hükümet kuvvetlerinden kurtulmak amacına dayandığı, sonraki tutumlarından anlaşıldı. Ankara Hükümeti Son Şansı Veriyor Başkomutanlık şartlarını bildirdi. Bütün avenesi ile, at ve silahlarıyla, 79
Yunanlılar aleyhinde Batı Cephesi nde görev almaları şartıyla, aman dilemelerinin kabul edileceği hakkındaki emir çeteye bildirildi. Buna rağmen başka bir bahane buldular; atları, silahları ve bütün avenesiyle köylerine gitme isteğini belirterek, teslim olmaya yanaşmadılar. Bunlardan Kavlak Ali, adamlarıyla teslim olup, 10 gün süre ile köyüne izinli gitmeyi yeterli görmüş iken, sözünden cayarak eşkıyalığa devam etti. Eşkıyanın bu tutumu ümitlerini yitirmediklerini ve eski karanlık emellerini gerçekleştirmeğe fırsat aradıklarını göstermekte idi. Bunun üzerine Başkomutanlık, Aynacıoğullarını hükümetin emirlerine itaat ettirinceye kadar, takip ve tepelenmelerine devam edilme kararı aldı. Merkez Ordusuna da bu hususta kesin emir verildi (Erçıkan 1974: VI/174-175). Son Çırpınışları Sıkı bir şekilde izlenmeleri sonunda, artık kurtuluş kapılarının kapandığını gören Aynacıoğulları ve beraberindekiler, teslim olmaya iyice yanaştılar. Zaten Aynacıoğulları 18, Katil İlyas çetesi de 6 atlıya kadar inmişlerdi. Aynacıoğullarından Mehmet, Zile İsyanı nın bastırılması sırasında, 12 Haziran 1920 de ölmüştü. Aynacıoğlu Hüseyin ise, başka bir çarpışmada ölmüş bulunuyordu. Rüştü de 31 Ekim 1921 tarihinde tutuklanmış olup Tokat cezaevinde bulunuyordu. Aynacıoğlu Hasan ise, teslim olacağına dair müracaatını Başkomutan Mustafa Kemale de, doğrudan doğruya yazdığı mektupla bildirmişti. Mustafa Kemal, bunların yakalanmaları için zaman harcanacağını, geçecek zamanın az da olsa çok kıymetli olduğunu ve kuvvetlerin daha fazla bunlara bağlanmasının her gün için bir kayıp olacağını düşünüyordu. Bu yüzden, pek fazla üzerinde durulmayarak ve ürkütülmeden teslim olmalarının sağlanmasını, 24 Ekim 1921 de emretti (Erçıkan 1974: VI/175). Günah Çıkarma Çabaları Aynacıoğulları, Haymana bölgesinde bulundukları sırada Yunanlılarla temas kurmak üzere iken, Yunanlıların Türklere yaptıkları bir çok mezalime de tanık olmuşlardı. Son defa teslim olmaya karar verdikleri günlerde, geçtikleri 80
her yerde ve her vesile ile, Haymana bölgesinde bulundukları sırada, düşmanın Türklere yapmış olduğu işkence ve soygunları anlatıyorlardı. Bundan çok iç acısı duyduklarını, şimdiye kadar hep yanlış yolda yürüdüklerini, buna sebep olarak ta Halife tarafından aldatıldıklarını söylemekte idiler. Artık kendilerinin uyandıklarını, Mustafa Kemal in Ordusu ndan başka bu memleketi kurtaracak kuvvet olmadığını, uğradıkları köylerde ve kasabalarda, her vesile ile pek etkili bir şekilde anlatmakta idiler. Bu son durum ve tutumları ile, kesin olarak teslim olacakları, doğruluk yoluna, vatan hizmetine yöneldikleri anlaşılıyordu. Nitekim, teslim olma isteklerinin, kayıtsız ve şartsız olarak hükümetçe kabul edildiği, teslim olduktan sonra kullanmalarının planlanacağı ve Batı Cephesi Komutanlığı emrinde görev alacakları bildirildi. Bu haber eşkıya tarafından pek büyük bir sevinçle karşılandı (Erçıkan 1974: VI/175). Aynacıoğulları Meselesinin Sonu Aynacıoğlu Hasan, bu durumda bile, sağa sola kaçtı, izini belli etmedi; aflarına dair bildiriyi almayı, hiç olmazsa bu suretle bir süre daha savsakladı. Bu tutumu önceden beri biline geldiğinden, Merkez Ordusu Komutanlığı 9 Kasım 1921 de verdiği emirle, saklandıkları Sungurlu ve Alaca ilçeleri bölgesinde kıstırılarak, teslime mecbur edilmeleri emrini verdi. 20 Kasım 1921 tarihini takip eden günlerde iyice ümidini yitiren Aynacıoğlu Hasan ve beraberindekiler, hükümet bildirisini aldılar ve teslim oldular. Bu su-retle, Aynacıoğulları konusu kapandı ve hükümet kuvvetinin büyük bir kısmı da Yunan kuvvetlerine karşı kullanılmak üzere serbest kaldı (Erçıkan 1974: VI/176). Katil İlyas Çetesi Katil İlyas Çetesi ve Hempâları Bu tarihlerde bu bölgenin en belli başlı ve amansız eşkıyası, Katil İlyas Çetesi idi. Çiçekdağı nın kuzeyi, Mecidiye İlçesi nin batısındaki Sıtma bucağı ve civarı, İlyas Çetesi nin yatağı idi. Mecidiye İlçesi nde Çerkez Yahya, İlyas ın adamı idi. 81
Katil İlyas ve Dişikilitli gibi eşkıyaları el altından idare edenler; Kızılırmak boyunda Rebid Bey ile yeğeni Hasan, Avanoğlu Köyü nden Hacı Baba ve Dağıstan Bey, Bâlâ dolaylarında da Hacıbeyzade Mehmet Bey ile eski kaymakamlardan Esat Bey idi. Bunlar, dikkat çekmeden zararlı propagandalar yapmakta ve eşkıyaya silah, cephane tedarik etmekte idiler. Özellikle Esat Bey denilen hainin bir taraftan Yunanlılar, diğer taraftan eşkıya ile işbirliği yaptığı emin kaynaklardan öğrenilmişti (Erçıkan 1974: VI/170). Faaliyet Alanları Halk üzerinde, hükümet kuvvetlerinden daha etkili olmaları sebebiyle, eşkıyalar geniş bir bölgede hüküm sürüyorlardı. Yıldızeli, Zile, Deveci dağı, Artova ve Ulusulu İstasyonu, Akdağmadeni, Mecitözü, Alaca, Sungurlu, Boğazlıyan, İskilip, Keskin, Bâlâ ve Tosya ilçeleri bölgeleri hakimiyet alanları idi. Buraları, gerek Katil İlyas Çetesi nin, gerekse Aynacıoğulları, Kavlak Ali, Deli Ömer gibi çetelerin yatağı olmuş, bölge halkının hemen hemen tümü, bunların kerhen yardımcıları durumuna gelmişti (Erçıkan 1974: VI/170). Yunanlılar la İşbirliği Başlangıçta sessiz ve hareketsiz bulunan Katil İlyas, özellikle Eskişehir in Yunanlılar tarafından işgalinden sonra etkinliğini artırmıştı. Yunanlılardan aldığı emirler çerçevesinde hareketini düzenlemekte idi. Yunanlılarla ilişkisi o kadar ileri gitmişti ki, Yunan kuvvetleri Anadolu içerilerine doğru ilerlemede başarı sağladıkları takdirde, bunlar da Yozgat ı basıp işgal edecekler, cezaevini boşaltarak tutukluları silahlandıracaklar, Türk Ordusu nu geriden vuracaklardı. Yunanlıların başarısızlığa uğrayıp çekilmesi halinde, Çiçekdağı yöresinden Konya bölgesine geçecekler, cepheden zayıf buldukları kısmı yaracaklar, Yunanlılar a katılacaklardı. Olayların gelişmesinden ve akışından, bunların hareketlerinin adi eşkıyalık çerçevesinden çıktığı anlaşıldı. Bunların Milli Hükümet aleyhinde haince amaçlar taşıdıkları, perde arkası tertipçiler tarafından idare edildikleri, etkinliklerinin siyasi eşkıyalık halini aldığı, gün ışığına çıkmıştı (Erçıkan 1974: VI/170-171). 82
Çapanoğulları İle İşbirliği Bu kez de Aynacıoğulları, gerek soygunlarda, gerekse milli kuvvetleri arkadan vurmada Katil İlyas ın beraberinde ve işbirliğinde görülmektedirler. Zaman zaman Katil İlyas çetesi ile düşman durumuna düşmüş iseler de, şahsiyetsiz ve ancak başkalarının koltuğunda melanetlerini, vurgunlarını yürütebildiklerinden, tekrar onlarla birleşme yolunu bulmuşlardı. Mesela, bu tarihlerde de Katil İlyas çetesi ile araları açıktı. Fakat, Katil İlyas ın hayli kuvvetle Devecidağı na yaklaştığını görünce, hemen onlarla birlermişler, hükümet aleyhine cephe almışlardı (Erçıkan 1974: VI/170). Bununla beraber, Ankara Hükümetini oyalamayı ve aldatma oyunlarını tekrarlamayı da ihmal etmemişlerdi. Nitekim son kez, 2 Temmuz 1921 de teslim olacaklarına dair önerilerini tekrar etmişlerdi. Hatta bu nedenle kendilerine Tokat ili bölgesinde eşkıyalık yapmakta olan kimselerin temizlenmesi görevi de verilmişti. Bunu yerine getirdikleri takdirde, öldürülmemeleri ve ceza görmemeleri suretiyle teslim olmalarının kabul edileceği de bildirilmişti. Bunun üzerine Aynacıoğulları, hükümetin güvenini kazanmak amacıyla meşhur eşkıyalardan Molla Veli yi ortadan kaldırmışlar, ilk icraatlarını bu şekilde göstermişlerdi. Boğazlıyan ve Yozgat İcraatları 23 Eylül 1921 de, 30 u Rum, kalanı Çerkez ve Kürt olmak üzere 150 kişilik Katil İlyas çetesi, Boğazlıyan dan Yozgat İstiklâl Mahkemesine 13 Laz, 5 Rus u götüren müfrezenin üzerine saldırarak, muhafızların silah, cephane ve atlarını almışlar, suçluları da salıvermişlerdi. Lazlara silah verilerek, kendilerine katılmaları temin edilmişti. Bundan başka Yozgat tan Kayseri ye sevkedilmekte olan, 1900 doğumlu erleri de serbest bırakmışlar, muhafızlardan 2 kişiyi ve bastıkları köyden de bazı kimseleri öldürmüşlerdi. Bu yörenin güvenliğinden sorumlu hükümet kuvvetleri bunları izlemekte idi. Yozgat Süvari Alayı ndan Teğmen Hidayet komutasındaki 28 kişilik piyade müfrezesi, Topaklı şose muhafızı Teğmen Ali Rıza komutasındaki 6 kişiden ibaret süvari müfrezesi, Himmetdede şose muhafızı Teğmen Halit 83
komutasındaki 8 kişiden ibaret süvari müfrezesi, hep birlikte bir komuta altında bunları takiple memurdu. Aynacıoğulları nın Kuvayı Milliye ciler taraftarı olduklarını zannettikleri için, onlara karşı tedbir almaya gerek görmemişlerdi. Hatta Aynacıoğullarına, Katil İlyas Çetesini tepelemeye geldiklerini, beraber hareket etmeleri haberi göndermişlerdi (Erçıkan 1974: VI/171-172). Koyunculu ve Sarıkaya Köyü Galibiyeti Yukarıda da belirtildiği gibi, çoktan beri Katil İlyas Çetesi ile işbirliği yapmış olan Aynacıoğulları, bu habere cevap vermediler. Hatta hükümet kuvvetlerinin gafil yakalanmasına, kalleşçe arkadan vurulmasına yardım ettiler. Üstelik Katil İlyas Çetesi ile birlikte saldırdılar. Çekerek Koyunculu Köyü ndeki acı olayın da başlıca etkeni oldular. Bu köye yaptıkları baskında, Teğmen Ali Galip ve 6 eri, uykularında bastılar ve alçakça şehit ettiler. 23 Eylül 1921 günü, hükümet kuvvetleriyle olan ilk karşılaşmada eşkıya püskürtüldü. Aynacıoğulları nın da bunlara katılmasıyla püskürtülen bu eşkıyanın mevcudu, 250-300 kişiye yükseldi. Bundan güç alan Katil İlyas Çetesi, 24 Eylül 1921 günü, Çekerek in Koyunculu ve Sarıkaya Köyleri nde hükümet kuvvetlerine tekrar saldırdı. Akşama doğru yapılan bu saldırıları da püskürtüldü. Geceden yararlanarak kendilerine çeki düzen veren eşkıyalar, 25 Eylül 1921 günü, sabahleyin baskın şeklinde, tüfek, makineli tüfek ve bombalarla Kuvayı Milliye Kuvvetleri ne bir daha saldırdılar. Çok şiddetli olan bu saldırıları ile, Kuvayı Milliye Kuvvetleri ne 25 şehit ve 15-20 yaralı verdirerek, yendiler. Kazandıkları bu başarıları ile iyice azıtan bu eşkıya sürüleri, subayların, erlerin silahlarını aldılar. Tutukladıklarını, don, gömlek soyarak ve halkın önünde hakaret ederek, sokaklarda gezdirdiler. Subay, er, sivil birçok kimseyi yaraladılar ve öldürdüler. Eşkıyanın bu son başarısı ile bölgede üstünlük sağlaması, civar halk üzerinde etkilerini daha da artırdı, Kuvayı Milliye Kuvvetleri ne güvenlerini iyice sarstı. Akdağmadeni İlçesi nin kuzey bölgelerinde mevcut birçok Kürt ve Rum köyleri de bundan faydalanarak işi azıttılar (Erçıkan 1974: VI/172). 84
Bölüm 6. CEMİL CAHİT (TOYDEMİR) BEY İN ANILARI 1 Maraş tan Ayrılıp, Amasya ya varıyorum Maraş tan ayrılıp, Amasya ya doğru yola çıktım. Fakat Sivas tan kuzeye çıkınca, özellikle Yenihan (Yıldızeli) ve ondan sonraki bölgelerde, ruhuma ve benliğime, tanıdık ve içten olan yüzlerde ve bakışlarda bir yabancılık ve ürkütücü bir soğukluk hissettim. Halk bize, İstilacı bir ordunun subay ve komutanları gibi bakıyorlardı. Çevrede sıkıcı ve ağır bir hava vardı. Sanki havanın zerreleri, benzin kokusu ile dolmuş gibiydi ve bana öyle geliyordu ki, bunlar tutuşturulmak için hazırlanmış ve yalnız bir kıvılcım bekleniyordu. Ruhumu sıkan bu kaygılarla sıkıntılı olarak ve kendi kendime telkinler yaparak, Herhalde bu görüşlerim, karamsarlıktan doğan, sadece bir kuruntudur diyordum. Ancak ben yaşamımda hiç de karamsar ve kuruntulu bir kişilikte değildim. Kendi kendime; Amasya ya varınca, belki de çevreden bir şeyler öğrenirim diyordum. Fakat, hayır. Amasya da da bir şeyler sezilmiyordu. Çevre beyaz bir badana ile badanalanmış mermer bir duvar kadar somurtkan ve anlamsız duruyordu. Çağrıldığım Samsun da, Şatafatlı Bir Şekilde Karşılanıyorum Amasya ya gelişimden bir kaç gün sonra, Samsun da bulunan kolordu komutanı Albay Selahattin den bir telgraf aldım. Derhal Samsun a hareketimi bildiriyordu. Hemen hareket ettim ve 5-Mayıs-1920 de Samsun a vardım. 1 Bu bölüm, tamamen Abdullah Kehale nin Milli Mücadele de İç İsyanlar ve Cemil Cahit in (Toydemir) Anıları kitabından, lüzumlu bölümler kısaltılarak alınmıştır. Zile yi isyandan kurtaran ve uzun bir müddet Zile çevresinde isyancılarla mücadele eden bir komutanın ilk ağızdan anılarının önemli olduğunu düşündüm. Zile ve Zileli nin isyan işine nasıl bulaştığını ve bu safhaya nasıl geldiğini anlamak, bu anılardan sonra daha kolay olacaktır. Müteakip bölümde verilecek olan Zile İsyanı ile, isyan olayının kademe kademe nasıl ortaya çıktığı daha kolay anlaşılacaktır (O.Y.). 85
Şehrin giriş yerinde, başta 15. Tümen Komutan Vekili olarak, garnizonun tüm subay kurulu, müzik bandosu ve bir bölük asker tarafından karşılandım. Bu gösterişli karşılamanın anlamını anlayamadım ve hayrete düştüm. Bir kez, ben o tümenin komutanı değildim ve Samsun Garnizonu nda da rütbe ve saygınlığı benden üstün olan kolordu komutanı vardı. Dolayısıyla, bu karşılama biçimi, askeri kural ve yöntemlere uygun değildi. Kıtalar ve subaylar kurulunu selamladıktan sonra, şehre girdik. Şatafatlı Karşılama, Beni Tümen Komutanlığına Atamak İçinmiş Tümen Karargâhı na geldiğimizde, ikinci bir karşılama kurulu ile karşılaştım. Karargâh kurmayları ve şube müdürleri karargâh kapısına dizilmiş, beni selamlıyorlardı. Bu esnada, kolordu komutanı da aşağılara kadar inerek, merdiven başında beni karşıladı ve koluma girerek, övgü ve neşe dolu bir konuşma ile yukarıya çıkardı. Tümen komutanlığı makam odasında, doğruca beni götürüp komutanlık iskemlesine oturttu ve baklayı ağzından çıkarttı. Benim, 15. Tümen Komutanlığına atanmam uygun görülmüş, onun için Samsun a çağrılmış ve bu yüzden yeni tümen komutanı sanı ile törenle karşılanıyormuşum. Kolordu komutanının bulduğu bu katışımın bir nedeni, bir içyüzü olacaktı. Biraz daha üstele-yince, bunu da söylediler. Atamanın Altında Yatan Sebep, Mareşal Zeki Paşa yı Etkilemekmiş Önceki 4. Ordu Mareşali Zeki Paşa, Samsun a geliyormuş. Bu gelişin milli hareket yararına olmadığı anlaşılıyor. Oysaki, benim kişisel olarak onunla yakınlığım varmış. Bu yüzden Samsun a çıktığında, durumu hangi biçim ve nitelikte olursa olsun, milli hareket yararına sağlamak bakımından, benim gibi kuvvetli bir kişiliğin Samsun da bulunmasını çok yararlı gördüğü için, benim 15. Tümen Komutanlığı na atanmamı uygun görmüş. Bu biçimin, ne kendim, ne de milli hareket adına hiçbir şekilde yararlı olamayacağını anladığım için, çok düşünmeye gerek yoktu. Karadeniz in temiz maviliği-nde gönül rahatlığı ve huzur esintileri alan Samsun un 50-60 86
km güneyinde engin bir bölgede, derin bir kazan kaynıyordu. Ben bu kötülük kazanının sinsi sinsi kabararak, taşmak üzere bulunduğunu, büyük kaygı ile sezmiş bulunuyordum. Bu Oyunu Kabul Etmiyorum Bende güç ve kuvvet görülüyorsa, bu niteliklerimle daha fazla asıl tümenim çevresinde bana gereksinim kesindi. Mareşal Zeki Paşa nın gelişi, milli harekete karşı yalnız bir oyalama taktiği niteliğinde olabilirdi. Ben Harbiye Okulu nda henüz öğrenci iken, Mareşal Zeki Paşa yine mareşaldi ve benim ona karşı hemen hiç bir etkim gerçekten yoktu. Tek bir kişi olarak gelmekte olan Zeki Paşa, eğer düşüncenin aksine ve sadece Saray ve İstanbul Hükümeti nin üstelemesi üzerine geliyor idiyse, bunun hiçbir zararı olamazdı. Düşünsel olarak, yenilmiş olarak görünerek İstanbul a dönmemin ve Anadolu ya katılmamın, onun da işine gelmesi gerekirdi. Milli hareket karşıtı düşünce ve yargısında inatçı bir kişilik sahibi olan Zeki Paşa nın en kuvvetli mantıklar karşısında dahi, düşüncesini değiştirmesi olanak-sızdı. Canın altında yuvalanıp, yaşayan ruhları ancak canın çıkmasından sonra yuvalarını terk ederler. Bu psikolojik özdeyişin gücü ile orantılıdır. İnsanlar yaşlandıkça, çürük dahi olsa, düşüncelerinde diretirler. Bu nedenle, beni Samsun Sahillerine bağlamak, değerim ne olursa olsun, beni harcamak demekti. Tüm bu düşüncelerimi, tümen bölgemden geçerken gördüğüm görünüm ve sezinlediğim kaygıyı kolordu komutanına anlattım. - İyi ama, 15. Fırka nın komutanı yok diyorlardı. Bu yanıt gösteriyordu ki; düşüncelerim, kolordu komutanı üzerinde de gereken etkiyi yapmış, o da görüşüme katılmış bulunuyordu. Sorun, 15. Tümen e bir komutan bulmada kalmıştı ve komutan Zeki Paşa ile konuşup, anlaşabilirdi. Tümen Komutanlığı na, Şefik Avni Bey i Tavsiye Ediyorum Kurmay Albaylar ından Şefik Avni Bey, tutsaklıktan İstanbul a gelmiş, ülkenin korkunç görüntüsü karşısında üzüntü duyarak, emekliliğini istemiş ve emekli olarak memleketi Samsun a gelip, yerleşmişti. Düşünsel ve bedensel 87
olarak henüz dinç olan bu kişi, ülkenin bu acı anlarında niçin kendi mesleği alanında çalışmamalı idi. Bu düşüncemi kendisine ve o anda Samsun da bulunan Kuvvay-ı Milliye Başkanları ndan, önceki Canik (Kütahya) milletvekili Osman Bey e anlattım. Şefik Avni Bey, ilkönce kararsızdı. Ben moralini, ülkeye olan güven ve inancını desteklemeye çalışırken, Gerektiğinde ben fırkam ile buraya iner, seni desteklerim dedim. Sonunda çalışmaya karar verdi. Durumu Osman Bey le beraber, kolordu komutanı Selahattin Bey e anlattık. O da uygun gördü ve durumu Büyük Şef e bildirdiler. Atatürk, önce kuvvetli ve anlamlı bazı nedenler dolayısıyla kabul etmek istememiş iseler de, Mademki siz bu güçlüğe katlanıyor ve güveniyorsunuz, öyle olsun yönündeki buyruklarıyla, Şefik Avni Bey in 15. Tümen Komutanlığını onaylamışlardı. Tekrar Amasya ya Dönüyorum ve Milletvekili Seçimlerini Yapıyorum Samsun da bu işlerin belirlenmesi için, konuşma ve iletişimle bir kaç gün geçmişti. Sonunda, kolordu komutanı ve Osman Bey de beraber olarak, 9-Mayıs günü Samsun dan ayrıldık. Yolda otomobil kırıldığından, rastladığımız bir yük arabasına binerek, ancak 11-Mayıs akşamı Amasya ya vardım. Bu sıralarda, mutasarrıflık ta vekâleten yükümlülüğümdeydi. Bir yandan da, Ankara Millet Meclisi için seçim çalışmaları ile uğraşıyordum. Oysaki, ben Maraş ta iken, daha bir ay önce, orada seçimleri bitirmiş ve milletvekillerini yola çıkarmıştım. Bir ay sonra, buraya gelmiş olduğum halde, burada henüz bir şey yapılmamış olduğunu şaşırarak gördüm. Binbir güçlükle seçimleri tamamladım ve milletvekillerini Ankara ya gönderdim. Kaymakam ile Kadı Elele Verirse, Herşeyi Yapabilirlerdi. O zamanki çevre ve şartlara göre, herhangi bir kaza kaymakamı ile kadı efendi elele verir ve padişah kavramına dayanarak halka seslenirlerse, sezilen durumu kavramak için, bir an düşünmek yeterlidir. Samsun dan Amasya ya gelişimizin üçüncü günü, Postacı Nazım ve Kara Mustafa adlarındaki adamların başlarına topladıkları kalabalık bir topluluk ile, Tokat ın Çamlıbel 88
Dağları nın güneyinde bulunan Kaman Köyü nde milli hareket oluşumlara karşı, silahlı olarak isyan ettikleri haberi geldi. Amasya Garnizonu nun Durumu Perişan Haldeydiı Bu isyanlara karşı kuvvet yollama ve kullanılış biçimini anlatmadan önce, askeri durum ve gücümüzü açıklamak isterim. Tümenin 9. Piyade Alayı, alay karargâhı ve taburu ile Maraş Bölgesi ndeydi. Tümenin 10. ve 13. Alayları nı oluşturan altı piyade taburu da şu bölgelerde bulunuyordu: 10. Alay ın, 1. Taburu Havza da, 2. Taburu Amasya da, 3. Taburu Merzifon da; 13. Alay ın 1. Taburu Erbaa da, 2. Taburu Amasya da, 3. Taburu Tokat ta idi. Ben Maraş a gitmeden önce, sürekli olarak çok sayıda hazır asker bulundurmaya özen gösterdiğim taburların gücü, Maraş tan geldiğimde ne yazıkki %50 oranında ve hatta daha fazla azalmıştı. Pontuscular Potansiyel Bir Tehlikeydi Bilindiği gibi, sivil elbiseli bir çok Yunan subayları Pontus Bölgesi ne gidiyorlardı. Buralarda yoğun bir şekilde, Rum Köyleri ni silahlandırma ve örgütlemeye çalışmakta oldukları büyük makamlarca öğrenilmiş ve bu durum önemle tümene de bildirilmişti. Kaman Bölgesi nde isyan başlayınca, Pontuscular ın da derhal eyleme geçmeleri olasıydı. İsyancılara karşı yapılacak eylemde en önemli nokta, onların düşüncesiz ve saygısız davranışlarını arttıracak en küçük bir panikten sakınmaktı. Bir dağ başında, bir manganın asilere yenilgisi, geniş bir alan içinde yankılar yaparak, asileri şımartırdı. Bu da, henüz kararsız durumda olan bilinçsiz halk kitlelerini, asilerden yana geçirtebilirdi. Bu yüzden, asilere indirilecek darbenin çok şiddetli ve yıldırıcı olması gerekliydi. Kolordu Komutanı Albay Selahattin ile Çalışmak Çok Zordu Şu noktayı da söylemek zorundayım, o günlerde çalışmalarımda özgür 89
değildim. Samsun dan beraber geldiğimiz kolordu komutanı Albay Selahattin Bey, kendisine özgü aceleci kararlar ve kararsızlıklar ile durumu tümüyle içinden çıkılmaz hale sokuyor, üçbuçuk asi başıbozuğun eylemlerini, dayanıklılık ve soğukkanlılık ile tartışmaya ve önlem almaya imkan bırakmıyordu. Asiler, bölgedeki saf fakat karakter yönünden çetin olan köyleri de elde edebilirlerdi. Böylece kalabalık bir kitle halinde, bizim için sürekli şüpheli durumda olan Tokat üzerine yürüyerek, halkı kendilerine katabilir ve mutasarrıflık merkezini ele geçirebilirlerdi. Buna ilaveten, bir de Pontus Rumları da kıpırdarsa, Pontusçular ın kıpırtısı Samsun da bulunan İngilizleri de eyleme geçirirse, durum tamamen içinden çıkılmaz bir durum alırdı. Hemen Gerekli Tedbirleri Alıyorum Bu yüzden; alacağımız önlemler 3 yönlü olmalıydı: 1-Asilerin kuzeye doğru yürümelerine ve ayaklanma eylemlerini güvenilir bir bölge olmayan Kazova alanına yaymalarına engel olmak için, üzerlerine kuvvet göndererek, asileri yerinde bastırıp, tepelemek. 2-Kazova ve ayaklanma bölgesine yakın diğer yerlerdeki halkın, uyarma, öğüt verme ve kısmen korkutma ile asilere katılmasını önlemek. 3-Diğer büyük merkezler gibi, özellikle Tokat ı baskı altında tutarak, halkı ve askeri uyarmak ve aydınlatmaktı. Kaman da Ayaklanma Başlayınca Tedbir Alınsaydı, Zile İsyanı Olmazdı Gerçekte, 1. önlem kararlılık ve şiddetle uygulansa, her şey çözülecekti. Örneğin, Amasya dan bir tabur Zile-Sulusaray üzerinden, Kaman bölgesine birlikte yürürse, asiler kolaylıkla tepelenir ve kaçardı. Ayaklanmaya önayak olanların köyleri yakılsaydı, sonradan oldukça nem kazanmış Zile olayı değil, yerinde bastırılmış bir Kaman Köyü Asileri olarak kalırdı. Fakat, 14/17-Mayıs tarihlerindeki uzun tartışmalardan sonra, kolordu komutanı, asilere karşı Amasya dan bir taburun, Zile-Sulusaray yönünde hareketini emretti. Bu tabur, Sulusaray dan öteye asilerin üzerine yürümeyecek, 90
Deveci Dağları güneyindeki bölgede kalarak, asileri bekleyecek, asilerin Deveci Dağı nı aşarak, Kazova Bölgesi ne inmesini önleyecekti. Yıldızeli Bölgesi ne Gönderdiğimiz Tabur, Artova da Pusuya Düşürülüyor Bu amaçla, 17-Mayıs-1920 sabahı Amasya dan ayrılan 10. Alayın, 2. Taburu, 18-Mayıs akşamı Sulusaray a vardı. Bu arada, Kaman da ayaklanan asilerin durumu hakkında bilgimiz yoktu. Çünkü, bucak merkezlerindeki jandarmalar, üçer-beşer erden oluşuyordu. Bunların bile, herhangi bir olay anında yerlerinden ayrılmaları söz konusu değildi. Bu yüzden, asilerden, ipe sapa gelmez, köylü ağzı ile yayılmış söylentiler alıyorduk. Sulusaray ı hem ova ortasında olduğu için, hem de Kazova ya giden yolu tam kapayamayacağı için, güvenli bulmadık. Bu yüzden taburu, 21-Mayıs sabahı Kızılca (Artova) ya kaydırdık. Tabur, Kızılca nın 5-6 km kadar güneyindeki Kunduz Boğazı bölgesinden, aymaz ve düzensiz bir şekilde giderken, birdenbire asilerin baskınına uğrayarak, dağıldı. Bir subay ve bir çok er şehit olduğu gibi, bir kısım erler de asiler tarafından esir alındı. Bunların silah, cephane, elbise ve diğer donanımları alındıktan sonra, serbest bırakıldılar. Meğerse Asiler, Birgün Önce de, Çamlıbel Karakolu nu Basmışlar Sonradan öğrendiğime göre, asiler 20/21-Mayıs gecesi Çamlıbel Jandarma Karakolu nu basarak, buradaki jandarmaları tutuklamışlar. Ondan sonra kuzeye doğru 2 ilerleyerek, Kunduz Boğazı na gelmişler. Kunduz Boğazı baskınında dağılan taburun geriye kalan erleri, doğruca Amasya ya gelerek, tümen merkezinde bize katıldılar. Asiler Zile yi Kendilerine İsyan Merkezi Yapmak İstiyorlar Kunduz Boğazı Baskını, önceden kestirdiğim gibi, bölgede kötü yankılar uyandırmaktan geri kalmadı. Zile bölgesinde de bazı başkaldırıcı homurtular 2... batıya doğru.. olması gerekir. Çünkü Kunduz Boğazı bölgesi, Çamlıbel in batısındadır (O.Y.). 91
sezinlenmeye başlandı. Asilerin, Tokat tan ziyade, daha çok Zile dolaylarına yönelmekte bulundukları sezinleniyordu. Büyük ihtimalle, asiler Zile yi kendile-rine merkez yapmak istiyorlardı. Zile şehri nin ortasında, eski devirlerden kalma bir kalenin varlığıyla, Zile halkının o zamanki eğilim ve ruh hali, asiler için çekici olabilirdi. İsyanın Zile bölgesinde yoğunlaşması, Zile isyan etmiştir veya Zile, asiler eline geçmiştir diye, milli, hareket karşıtı propagandaya taban oluşturması bakımından, aslında sakıncalıydı. Fakat diğer yönden, sınırlı bir alana toplanmış olan bozgun ve başkaldırmada uzman kişilerin, toptan ve daha kolay bir şekilde imha edilmesi yönüyle işimize gelebilirdi. Mustafa Kemal Paşa, Zile Olayı nın Ne Olursa Olsun Çözülmesini İstiyor Asilerin, Kunduz Boğazı nda taburumuzu dağıttığı haberi, Amasya da bize ancak 22-Mayıs gecesi ulaştı. 23-24 günleri, yine kolordu komutanı ile izlenecek davranış biçimi hakkında tartışmalardan sonra, 25-Mayıs sabahı, 13. Alayın 2. Taburu nun Zile ye hareketini buyurdular. O sabah tabur ayrıldıktan sonra, telgraf makinesi başında Mustafa Kemal Paşa ile yapılan konuşmada, kendilerine durumu ve emir, komuta bakımından içinde bulunduğum zor şartları bildirdim. Mustafa Kemal Paşa, Zile harekâtını bağımsız olarak yönetmemi, raporlarımı Genelkurmay Başkanı İsmet Bey e vermemi ve derhal Zile olayının temizlenmesi gerekliliğini buyurdular. Aynı emrin, kolordu komutanı Albay Selahattin e verilip, verilmediğini bilemiyorum. Fakat, kendisi bu hareketin sonlarına kadar Tokat ta oturmak zorunda kaldılar. Ben de son emir ve komuta biçimi hakkında, kendilerine bir şey sezdirmemeye ve kendilerini incitmemiye çalışarak, durumu idare ettim. Amasya Eşrafı ndan Milis Gücü Meydana Getirmeye Başlıyorum Büyük Önder ile konuşarak, ordu komutanlığı yanında, Amasya Mutasarrıflığı görevinin de üzerimde olduğunu, bu görevden affımı istedim. 92
Amasya daki taburların ikisine de komuta etmek zorunda kalacağımı hesaplayarak, Amasya şehri ve yakın bölgelerden bir miktar milis kuvvetleri toplamaya ve örgütlemeye çalışıyordum. 27-Mayıs akşamına kadar, çoğu o yerin tanınmış kişilerinden olmak üzere, 40-50 civarında bir milis kuvvetini toplamayı başardım. Bu kişilerden, aslında önemli bir savaşçılık görevi beklemiyordum. Bu işte gözettiğim husus şuydu: Bilindiği gibi, tümen bölgesi halkı, ruhsal durum bakımından, Padişahlık ve Anadolu nun milli hareketi kavramları arasında sallanıp duruyor, heyecan ve kaynamaya hazır bir görüntü sergiliyordu. Saray ve yobazların propagandası, yoğun zehirlerle dolu bir iksir halinde her yanı sarmıştı. Bu yönüyle, çok duyarlı ve önlemli davranmak zorundaydık. Tokat, Erbaa, Havza ve Merzifon da bölgeyi yoğun baskı altında tutmak için, birer tabur askerimiz vardı. Fakat Amasya daki her iki taburu asiler üzerine yönlendirmiş olduğumuz için, Amasya da gerektiğinde baskı yapacak bir kuvvetimiz kalmamıştı. Şu halde, Amasya nın tanınmış ve ileri gelenlerinden bir kısım halk, milli kuvvet olarak elimizde bulunursa, milli hareketi simgeleyeceklerinden, zihin olarak şaşkın durumda olanlara iyi örnek olacaktı. Bir-iki kişi dışında, topladığımız bu milis kuvveti canla, başla çalıştı. Ezinepazarı Bölgesi nin Baskı Altına Alınması Zaruriydi Kunduz Boğazı Baskını nda dağılan ve erleri tek tek Amasya ya gelmiş olan piyade taburunun bu bireyleri, yeniden örgütlenmişdi. Bunlar, 13. Alay ın da bir kısım makineli tüfekleriyle birlikte, 27-Mayıs sabahı, Turhal a hareket ettirildi. Amaç, bunlar Turhal da toplanacak, 13. Alay ın 2. Taburu da Zile ye gelecek, ben de Amasya nın Ezinepazarı bölgesinden ve Tokat tan topladığım ve toplayacağım kuvvetlerle birlikte, asilerin üzerine yürümek, sarmak ve temizlemekti. Zile ye gelecek olan taburun görevi, isyana eğilimli olan Zile yi baskı altında tutmak, Zileliler in asilere katılmalarına ve asilerin sokulmalarına engel olmaktı. 93
28-Mayıs sabahı, mahiyetimdeki Amasya milis kuvvetleri olduğu halde, Amasya dan hareketle, aynı günün akşamı Ezine Bucak Merkezi ne geldim. Ezine vadisinin kuzeyinde ve 1567 m. yükseklikteki Engülüs Dağları nın 3 güneyindeki zorlu kıvrımların arasında bir çok köyler vardı. Bu köylerin halkı tutucu, zorlu ve atak insanlardı. Mustafa Kemal Paşa Uyarıyor: O Bölgede Çok Dikkali Ol! Genellikle Zile, Turhal ve Amasya arasında kalan bu bölgeye arkamızı vererek, asilerle çarpışmak zorundaydık. Biz daha güneyde, Zilede asilerle uğraşırken, bu köylerin halkının başkaldırarak, bizi arkadan vurmaları, ya da Amasya yı isgal etmeleri muhtemeldi. Böyle bir durumun doğuracağı sonuç da, çok kötü olurdu. Bu kaygı dolayısıyla, Ezine bucak merkezini bir-iki gün için merkez tutarak, bu günleri düşündüm. Bu köylere giderek, kimi kez gözdağı ile, kimi kez gururlarını okşayarak ve kimi kez de köylerinden üçer-beşer kişiyi milis kuvveti altında yanımda götürerek, bunları hizaya getirdim. Bu günlerden birinde, Büyük Şef, beni telgraf başına çağırarak, durum hakkında bilgi istedi. Aldığım bu tedbirleri bildirmem üzerine, bana; - Bunlara güvenerek, sakın yalnız başına atılganlık yapma! Önlemleri elinden bırakma! Mahmut Bey in (20. Kolordu Komutan Vekili) Düzce bölgesinde şehit edildiğini gözünün önünde tut! şeklinde uyarıda bulundu. Büyük Şef in bu sevecen ve koruyucu uyarıları, benim için tüm harekâtta, yüreklilik ve önlemliliği birbirine katan, yüce bir ilke oldu. Tokat a Varıyorum ki, Müftü Yobazın Teki 31-Mayıs sabahı Ezine den ayrılarak, Turhal üzerinden 2-Haziran akşamı Tokat a vardım. Turhal dan ayrılırken, beraberimdeki Amasya Milli 3 O bölgede, Engülüs isimli bir dağ yok veya geçen zaman içinde ismi değişmiş olabilir. 1561 rakımlı Kocababa Dağı ndan bahsediyor olsa gerek. Dediği köyler ise, Ezinepazarı ile Kocababa Dağı arasında kalan ve Sakarat Dağı nın güneyindeki köyler olsa gerektir (O.Y.). 94
Kuvvetleri nden bir kısmını, halkı aydınlatmak için Zile ye gönderdim. Diğerlerini yanıma alarak, Tokat a götürdüm. Tokat; Samsun-Sivas yolu üzerinde önemli bir garnizon, kesinlikle elde bulundurulması gereken bir köşe noktasıydı. Tokat müftüsü, inatçı biriydi. Amasya dan gelirken, Amasya müftüsünü de birlikte getirmiştim. Tokat müftüsüne gözdağı vermek için, bir aralık tutuklamıştım da. Tokat mutasarrıfını yanıma alarak, halkı bize katılması, hiç olmazsa düşmanca davranmaması için iknaya çalıştım. Asileri, Padişaha Heyet Gönderelim Diye Oyalıyorum 25-Mayıs sabahı, Amasya dan yollanan piyade taburu, bu sırada Zile de bulunuyordu. Asiler, Tokat ya da Amasya ya yönelmemiş oldukları için, şimdi Zile deki taburumuzla ya çarpışıyor, ya da çarpışmak üzere bulunuyorlardı. Ben, Tokat tan Zile üzerine varıncaya kadar, bu taburu asilere ezdirmeden, kendimize zaman kazandırmak gerekiyordu. Bu amaçla, kolordu komutanı ve Tokat mutasarrıfı ile de görüşerek, bir örneği aynen aşağıda yazılı pusulayı yazıp, gönderdik. Onları bu şekilde oyalayarak, yakalamak veya aralarına ayrılık düşürerek, dağılmalarına neden olabilirsem ne iyi; yok, bu yazıları önemsemeyip, düşmanlığı sürdürürlerse, indireceğim kanlı yola getirme tokatlarına, bütün çevrenin gözünde yaraşır olacaklardı. Müslümanlar arasında kan dökülmesine, hükümetin sevecenliği ve esirgemesi uygun değildir. Bütün millet, Padişah için çalışmakta ve yüce Halifelik onurunu kurtarmak uğruna çalışmaktadır. Eğer bu ayaklanma, padişahımız efendimiz katına bir heyet göndermek amacını taşıyorsa, derhal aranızdan seçilecek kişiler, İstanbul a gönderilecektir. İstediğiniz kişileri hemen seçiniz. 5-Haziran-1920 3. Kolordu Komutanı Tokat Mutasarrıfı Resmî Mühür Selahattin Arif Cemil Cahit Yukarıdaki pusulayı, Tokat ın Halkaçayırı Köyü nden Halil ve Çızözü 95
(Cizözü) Köyü nden 4 Hamid adındaki iki kişi ile gönderdik. Bu kişiler, isyan bölgesindeki köyler halkından olup, aşağıda ayrıca yazılacağı gibi, bölgenin sözü geçer kişileri aracılığı ile çağrı ve yaptığım açıklama ile bizden yana çok yararlı görevler yerine getirmişlerdi. Postacı Nazım ve Hempâları, Pusulaya Kanıyorlar Bu iki kişi, 6-Haziran-1920 sabahı Tokat tan ayrılarak, 7-Haziran akşamı, asilerin bulunduğu bölgeye varmışlardı. Ancak, onlar Zile ye vardıklarında, Zile deki taburla, asiler arasında şiddetli çarpışmalar olduğundan, savaş alanına sokulup, kağıdı verememişler. Ancak ertesi gün, Zile sakinleştikten sonra Zile ye girerek, pusulayı Postacı Nazım a verebilmişlerdir. Halil ve Hamid in birlikte imzaları ile, bu iş hakkında bana gönderilmiş olan mektubu, aynen aşağıda aktarıyorum: Fırka Komutanı Cemil Cahit Beyefendi ye Maruzatımdır Kolordu kumandanlığından ve tarafınızdan verilen emir gereğince, Pazar günü Tokat tan hareket ederek elimize verilen belgeleri sahiplerine ulaştırmak üzere, Bahçebaşı na akşam üzere geldik. Geceyi orada geçirdik. Ertesi günü, belgeleri vereceğimiz kişilerin Zile ye gittikleri anlaşılarak, Zile ye gittik. Ancak, Zile de çarpışma olduğundan, Zile ye girmek ve belgeleri imkanı olmadı. Ta ki savaş bitip, Zile tümüyle asilerin eline geçtikten sonra, ancak girebildik. Postacı Nazım belgeleri okuduktan sonra, istenilen ortaya çıktığından,memnun olduklarını söylediler ve kabul ettiler. Ancak, olan olmuş, bundan böyle olmaması için, taleplerinin uygulanmasını istediklerini, tümü birden sözle bildirmişlerdir. Bu hususu size bildiririm. Bununla birlikte, Nazım Efendi nin yazmış olduğu mektubu da, ilişikte sunuyorum. Aldığımız cevap budur. Tokat a gidip, Emir Paşa ile görüştükten sonra, köyümüze gideceğiz. Sizinle buluşmak için, çok arattık, ancak bulmak mümkün değildi. Suçumuzun bağışlanmasını dileriz. Elimizden 4 Her iki köy de, Yıldızeli İlçesi ne bağlı olup, Kaman Köyü her ikisinin ortasında bulunmaktadır (O.Y.). 96
gelen Çerkezleri 5 ve söz geçirebildiğimiz kişileri ayırabildik. Yine de güzellikle olayın önünün alınmasını olanaksız görmüyoruz. Artık bu konular, sizlerin görüşüne kalmış bir olaydır. Bâkî arzı saygılarımızı sunarız, efendim. 9-Haziran-1920 Çızözü Köyü nden Halkaçayır Köyü nden Hamid Halil Dipnot: Tostan Bey özellikle Zile ye gitti. Hem başkanları uyarmak ve hem de Zile de bir kötülüğe meydan bırakmamak amacındadır. Bu konuda, böylece bilgi sunarız. Şemsettin Bey in ailesi hakkında kaygılanmasınlar. Sağlık ve esenlikte olduklarını, kendim gördüm. Hamid Tostan Bey in Bize Yaptığı Yardımlar Yukarıdaki esaslar içinde yönetilen çalışmamız, 5-Mayıs-1920 akşamına kadar sürdü. 6-Mayıs sabahı, maiyetimdeki kuvvetlerle, 6 Zile yönüne yürüdüm ve 6-Mayıs akşamı, Kırımgiri Köyü ne gelerek, orada geceledim. Tokat taki çalışma günlerinde, ayaklanma bölgesi olan Kaman ve çevre bölgesi halkı üzerine, sözü ve etkisi ile egemen olan ve Tokat ta yaşayan bir kaç Çerkez ümarisi 7 ile tanıştım. Bölge üzerindeki etki ve saygınlığımı desteklemek yoluyla, milli harekette görev almış bu iyi insanlar aracılığıyla, yukarıda adı geçen Halkaçayır dan Halil, Çızözü Köyü nden Hamid ile Sulusaray dan Tostan Bey i çağırttım Mustafa Kemal Paşa nın yüce gayesini bu iyi yürekli insanlara anlattığım zaman, hemen bizden yana olmak hususunda duraksamadılar. Aslında, 5 Cizözü ve Halkaçayır Köyleri nin her ikisi de Çerkez Köyü olup, Çerkezler in Abaza koluna mensupturlar. Halkaçayır Köyü nde bir miktar Kumuk da bulunmaktadır (O.Y.). 6 Bu kuvvetler, 30 atlıdan oluşan bir süvari bölüğü ile Turhal a göndermiş olduğum 10. Alay, 2. Taburu nun erleri(80 er) ile 13. Alay, 2. Taburu nun, Makineli Tüfek Bölüğü(4 Tüfek) nden ibaretti. 7 Kehale nin eserinde geçen bu ümarisi kelimesinin, ümerası olması muhtemeldir. Çerkez Emirleri, Çerkez Büyükleri veya Çerkez Subayları anlamlaına gelir (O.Y.). 97
bunlardan eylemsel alanda bir şey istemiyorduk. Yukarıda da bahsettiğim gibi, Halil ve Hamid Beyler i, Postacı Nazım a haber götürmesi için, Zile ye; Tostan Bey i de, çevresini milli mücadele konusunda ikna etmesi için, köyüne gönderdik. Tostan Bey, gözü pek, mert yaradılışlı ve yetmişlik bir ihtiyardı. Çevresini bilen; yararlı, mantıklı söz ve düşünceleri anlamak ve yapmak yeteneğinde; ak sakallı, fakat çok dinç bir kişiydi. Köyüne gittiğinde, asilerin büyük bir kalabalık ve öfke içinde, Zile yönüne gitmiş olduklarını öğrenmiştir. Hemen atına atlayarak, arkaları sıra hareket etmiş ve bunların bir çok taşkınlıklarını, bilinçsiz saldırılarını önlemeyi başarmış ve Zile ye gireceğim anda, bana katılmıştı. Yetmiş yaşında olmasına rağmen, gece gündüz asiler ile aramızda yorulmuştur. Ben bu ihtiyarı, kolordu komutanı ve mutasarrıfa da götürüp, tanıştırdım. Görüşmeler esnasında, onun, elini göğsüne bastırarak, kendine özgü söyleyiş özelliği ve davranışlarla, Ben söz verdim Cemil Cahit Bey e. Ben de onun sözüne güvenirim ve dediğini yapacağım ve hükümetim için görev yapacağım diyen bu saf ihtiyar, dediği sözü gerçekten da yaptı. Asiler Zile-Turhal Yolu ndaki Boğaza Pusu Kuruyorlar 6-Mayıs akşamına kadar edindiğim ve arkasından da belgelediğim bilgilere göre, Zile bölgesinde asilerin durumu şöyleydi: Asiler, büyük bölümleriyle Zile de çarpışıyorlar. Bir bölüm asi de, Zile den Turhal a giden ve genellikle sarp ve derin bir boğazdan geçen yolu ve Tokat tan Zile ye gelen Yağlıpınar, Çapultepe, Kadıçal çevrelerinden geçen tüm yolları kapayacak ve savunacak şekilde düzenlenmiştir. Turhal-Zile arasındaki boğaza, çok önem veriyorlar. Benim buradan geçeceğimi ve Kunduz Boğazı nda piyade taburunu dağıttıkları gibi, beni de pusuya düşürebilecekleri inancında oldukları anlaşılıyor. Buralara gelmeden önce, asiler Kaman dan sonra, Artıkova üzerinden, Kızılca bucağı güneyindeki Kunduz Boğazı yakınlarına gelmişlerdir. Buralarda, Sulusaray dan Kızılca ya gitmekte olan piyade taburunu baskına uğratıp, dağıttıktan sonra, Yeşilırmak güneyinden, Zile ye yönelmişlerdir. 98
Asiler bu yollardan geçerlerken, bir kısım köylerden kendilerine bazı yandaşları katılmıştır. Ayrıca bir çok köylerin erkeklerini zorla kendilerine katarak, götürmüşler ve bu köylerden bir çok at ve yiyecekleri zor kullanarak, almışlardır. Turhal a geliyorum Asiler, boş sandıkları Zile ye yaklaştıklarında, Zile nin bir taburla işgal edilmiş olduğunu görünce, yukarıda yazılı bölgede kalarak, bir yandan Zile yi düşür-meye, diğer yandan Turhal ve Tokat üzerinden Zile ye başka kuvvetlerin gelmesine engel olmaya çalışıyorlar. Yukarıdaki bilgilerden, beni en çok ilgilendiren nokta, asilerin mevzileniş şekliydi. Harita da incelenecek olursa, başı bozukça da olsa, bu mevzileniş de bir düzen vardı. 7-Haziran sabahı, erkenden Kırımgiri den ayrılarak, öğle zamanı Turhal a geldim. Turhal da, asiler hakkındaki bilgilerimi daha da çok belgeledim. Asileri, Bağlarpınarı Köyü karşısındaki arazide bozguna uğrattık. Turhal da birkaç saatlik bir dinlenme ile yetinerek, yeniden yola çıktım. Gece karanlığı basarken, Aşarkaya-Sadullah Yaylası üzerlerinden, Ardıçtepe yakınlarına geldim. Bu tepede, kaputuma bürünüp, bir kayaya yaslandım ve sabahı beklemeye başladım. 8-Haziran sabahı, daha tan ağarırken davrandık. Şafakla beraber, Yağlıpınar sırtlarındaki asilere baskın şeklinde saldırıyla, asileri püskürttük. Turhal Boğazı nı tutan asiler de arkalarının alınmış olduğunu öğrenince, 1243 ün güneyindeki tepelere çekildiler ve buradan bize karşı cephe aldılar. Zile de, Binbaşı Hilmi Bey ve askerleri, asilere esir düşüyorlar Diğer asiler de, batıya çekilmekle birlikte, sol yanları bunlarla ilişkide olmak üzere, Köçlüçarkı-Emirveren 8 -Katmankaya ve güney uzantı hattını 8 Emirören olacak (O.Y.). 99
tuttular. Ben de bunlarla, Eydeköyü 9 kuzeyindeki tepe yönünde saldırdım. Makineli tüfek ateşi ile, asiler oldukça yıpranarak, kaçıştılar. Ben de saldırıyı sürdürerek, Köçlü 10 kuzeyindeki tepeleri aldım. Bundan sonra da sırtlar üzerinden ilerleyerek, 8-Haziran akşamı, Kıranyüklü bölgesine geldim. Asiler de Zile ye çekildi. Fakat ne yazık ki, bugün Zile yi savunan ve bir gün önce kaleye sığınmak zorunda kalan taburumuz da, bir kaç gündür yapmakta olduğu çarpışmalarda, cephane ve yiyeceği tükenmiş olduğundan, asilere teslim olmak zorunda kalmış. Asiler subayları tutsak olarak hapsetmiş. Zile nin hükümet yönetimi ve yetkisini ele almış, erlerin ellerinden silah ve donanımlarını alarak, salıvermiş olduklarını üzülerek öğrendim. Zile halkı, genellikle asilere katılmıştı. 11 Jandarmaların da bir kısmı birlik olmuştu. Zile Müftüsü Hamdi Efendi, asiler tarafından Zile ye kaymakam olarak atanmıştı. Hüseyin Çavuş adındaki bir Jandarma da, Zile Jandarma Komutanı olmuştu. Bu durum, 9-Haziran sabahı için Zile ye saldırı kararımı iki gün ertelememe neden oldu. Çünkü Zile Kalesi ni savunan ve benim dışardan yapacağım saldırıyla birleşecek olan tabur artık yok olmuştu. Emrimdeki saldırıcı kuvvet olarak ancak bir takım kuvvetindeki süvari bölüğü ile atlı ve yaya 150 kişilik Kuvvay-ı Milliye ve tek tek askerler kalmıştı. Amasya dan Obüs Topu Getirtiyorum Kuvvay-ı Milliye nin bir çoğu, bu sabah yapmış olduğum Yağlıpınarı yakınlarındaki baskın ve çarpışmada, aslında dağılmıştı. Bunlarla Zile ye saldırı ve burasını geri almak imkansızdı. En ufak bir tepki, tüm yöreyi karşımıza 9 Edeköy olacak (O.Y.). 10 Kireçli olacak (O.Y.). 11 Bunun, ne tür bir katılma olduğu açık değil. Eğer silahlı olarak katılmışlarsa, Cemil Cahit Bey in elindeki yaklaşık 200 askerle, binlerce insana karşı bir galibiyet kazanması, söz konusu olamaz. Yok eğer, katılan Zileliler silahsız ise, bunların korkudan ve kerhen mi katıldıkları, yoksa can-ı gönülden mi katıldıkları belli değildir (O.Y.). 100
alabilirdi. Bunun için, başka kuvvet ve özellikle Amasya dan bir obüs topu getirtmeye ve bunlar gelinceye kadar, Zile yi kuşatmakla yetinme ve bekleme durumunda kalmaya karar verdim. Aslında, gece de olmuştu. Onun için, 8-9 gecesini, Zile kuzeyindeki Kıran Dağları nda 12 geçirdim. 9 sabahı, emrindeki milli kuvvetlerle Zile yi gözetleyecek düzeni aldırdıktan sonra, 10 km kadar kuzeyde ve şose kenarındaki Bacul Köyü ne gittim. Asiler Zile yöresindeki tüm telgraf ve telefon hatlarını kesip, yıkmışlardı. Amasya ile Amasya üzerinden diğer merkezlerle bağlantı kurabilmek için, Bacılı Köyü ne 13 kadar gitmek zorunda kaldım. Zile- Bacılı arasındaki hatlar tümüyle zarar görmüş, ancak Bacılı dan sonrası sağlam kalmıştı. Mustafa Kemal Paşa: Zile yi ne olursa olsun, alın Üstünkörü sürekli yanımda bulundurduğum telgraf makinesi ve haberleşme memuru ile, Ankara yı ve Amasya yı buldurttum. Büyük Şefime raporumu, karar ve yaptıklarımı bildirdim. Ayrıca Amasya ya, derhal bir obüs topunun, Amasya-Zile yoluyla, Bacul yönünde yola çıkarılmasını emrettim. Zile kuzeyindeki Kıran sırtlarından çarpışmayı sağlamak ve sürdürebilmek için, telgraf hattını elden geçirttim. Bacul dan oraya kadar hattı kısmen gizli yerlerden, kısmen de hendek kazdırarak, hatta toprak altından geçirmek yoluyla, sonraki günler için çarpışmayı sağladım. Aşağıda, Mustafa Kemal Paşa nın, bu konuda bana gönderdiği tegrafı veriyorum: Ankara 5. Fırka Komutanı Cemil Cahit Beyefendi ye 9-Haziran-1920 Zile nin, ne yapıp yapıp, silah kuvvetiyle geri alınması gerekir. Suçsuz halkın zarar görmemeleri için, kasabadan ayrılmaları ve birliğin bağışlanmasına sığınmaları için haber gönderiniz. Uymamaları durumunda, top ile kasabanın 12 Bayır Köy civarı (O.Y.). 13 Bacul olacak (O.Y.). 101
tümüyle yıkılacağını duyurunuz. Zile de ne olursa olsun, kesin sonuç alma zorunluluğu vardır. Çalışmalarınızın sonucunu bekliyorum. Kuvvetinizin niceliği ve topların ne zaman geleceği hakkında bilgi verilmesini rica ederim. Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Postacı Nazım, Yarbay Cemil Cahit Bey in Kendisini Oyaladığını Anlıyor 8-Haziran günü, Zile Kalesi ni susturan asilerin başkanı Postacı Nazım, bana da artık kendileriyle uğraşmayıp, Amasya ya çekilmem için uyaran bir not yolluyor. Bu not da, Tokat taki kolordu komutanı, mutasarrıf ve benim, birlikte imzalarımızla gönderdiğimiz yazıya değinerek, Ordu komutanı geride çarpışma yapıyor ve bir yandan da asker yolluyor diyor. Bu tarihsel belgenin bir örneği de aşağıdadır: Fırka kumandanı Cemil Cahit Bey e Zile kalesi sustu. Boş yere kan dökmeye meydan vermeyiniz, çekiliniz. Amasya ya gidiniz. Zile Kalesi ni alan erlerimiz, sizi de kuşkusuz perişan eder. Ordu kumandanı bizimle çarpışma yapıyor ve bir yandan da asker yolluyor. Artık bundan sonrasından siz sorumlusunuz. 8-Haziran-1920 Postacı Nazım Postacı Nazım ın Maskesi Düşüyor: Halife Orduları Kumandanı Yukarılarda belirtilen ortak imzalı yazımızı ileri sürerek, Nazım 9/10 gecesi yeniden ve ikinci bir mektup gönderiyor. Bunda, Zile Kalesi ni ele geçirmenin verdiği gurur ve güven ile, artık gaye ve kimliğini açıklamakta sakınca görmeyerek, Halife Ordusu Kumandanı 14 ünvanını kullanıyor. Bu çok dikkate değer bir noktaydı. Bu, isyanın rastlantı, ani bir öfke ve 14 Bu ifade çok önemlidir. Böylece isyanı çıkartanların arkasında, İstanbul Hükümeti ve İngilizler in olduğu açıkça belli oluyor. (O.Y.). 102
geçici sağanak olmadığını, Rahip Frew ile Sait Molla nın kafa birliği ile İstanbul merkezini kurduklarını gösterir. Bunların Anadolu da geniş bir şebeke halinde düzenledikleri bir örgütün varlığını, Postacı Nazım ın da, bu Vatana hainlik şebekesinde resmi eylemsel görev almış olduğunu gösteriyordu. Kurtulu Savaşı tarihinde önemi büyük olan bu belge aşağıdaki gibidir: Fırka Kumandanı Cemil Cahit Bey e Beyefendi Hazretleri, Tüm milletin, padişahımız çevresinde toplanması hakkındaki isteklerimizin onaylandığını ve bu konunun gerçekleştirilmesi için tarafımızdan Padişah a bir kurul yollanmasını uygun bulduğunuza dair, 3. Ordu Komutanının resmi yazısına rağmen, Yenihan yönünden Devecidağı yönüne, Tokat tan komutunuzla bu kuvvetin üzerimize gelmekte olduğunu belirliyoruz. Şimdiye kadar yaptığımız deneyimler, sizin için pek acı olduğu halde, yine İslam Milleti ni kırdırmakta direniyorsunuz. Bugüne dek, o tarafta bulunan kuvvetlerinizi, geldikleri yere geri göndermeniz durumun da, bundan böyle hiçbir şekilde silah bırakma ve barış yanına yanaşmayacağımızı, son ümitlerinizi kırıncaya kadar savaşı sürdüreceğimizi kesinlikle bildirir, cevabınızı beklerim efendim. 9/10-Haziran-1920 Halife Ordusu Komutanı Hüseyin Nazım Obüs Topu Gelmeden Bize Saldırsalardı, Asiler Bizi Yenerdi 9-Haziran sabahı, telgraf haberleşmesi için Bacul a gideceğim sıralarda, içimi sıkan en büyük kaygı şuydu: Asiler, Amasya dan biz top getirtinceye kadar yerlerinde kalmaz da, başarılarını ve etki alanlarını destek ve genişletmek için, bana karşı harekâta 103
geçerlerse, milis kuvvetlerimiz zor karşısında çabuk dağılmakta olduklarından, durum zor bir evreye girebilirdi. Asiler, birini Kunduz Boğazı nda, diğerini de Zile de olmak üzere, iki piyade taburunu yenip, dağıttıktan sonra, artık Zile de oturmayarak, şuraya buraya ve özellikle bana saldırılar yaparak, kendilerine bir Egemen güç bölgesi yapmak istemeleri mümkündü. Zile Eşrafı nın İmzaladığı Üçüncü Bir Mektup Geliyor Kaygı duyduğum bu ihtimali, bir-iki gün için daha frenleyip, ortadan kaldırmak gereksinmesiyle kıvranırken ve Turhal dan Tokat a giderken halkı uyarmak ve aydınlatmak üzere Zile ye gönderdiğim kişilerin bir bölümünün ortak imzasıyla, 9/10 gecesi, kuşkusuz Postacı Nazım ın da baskısı altında yazılıp, bana gönderilen dilekçe niteliğinde bir mektup aldım. Bu yazılarda da tekrarlanıp ileri sürülen nokta, Padişah katında seçilmiş bir kurul gönderilmesi durumuydu. Üçüncü defa olarak, Zile den Nazım ın bana gönderdiği veya gönderttiği bu yazıdan anlaşılıyordu ki, Tokat tan ilk yolladığımız pusula, asileri bir hayli oyalamış ve sonuç almamızı kolaylaştırmış idi. Ola ki, Postacı Nazım, asiler tarafından seçilme ve İstanbul a, Yüce Padişah ın ayak tozuna, yüz sürmek üzere gönderilecek kurulun başında gitmesini pek istiyordu. 13 kişinin imzasını taşıyan bu tarihsel belge aşağıdadır: Fırka Komutanı Cemil Cahit Bey e Arzı acizanemizdir. Zile ye geldik, genel kaynamayı gördük. Kale teslim oldu. Kamuoyu ve bütün köylüler tümüyle kongrenin karşısındadır. Bunun önüne geçmenin imkanı olmadığını izleyen olaylardan anlıyoruz. Sorun genişliyor. Her yana yayılmak eğilimi gösteriyor. Müslümanlar arasında boş yere kan dökülmesini, kuşkusuz yüce kişiliğiniz de uygun bulmazsınız. Padişah efendimizin katına her iki taraftan seçilmiş bir kurul gönderilmesine ve sonuç anlaşılıncaya kadar, silah bırakılmasına karar verildiğini, kolordu komutanı beyefendi ve 104
yüce kişiliğiniz ile Tokat Mutasarrıfı bey tarafından imzalanan güvencenin içeriğinden anladık. Müslümanlar arasında kan dökülmesinin önü alınmak ve iş daha çok genişlememesi için bir silah bırakışma kararının gereğinin uygulanması ile askerin Amasya ya çekilmesini ve İstanbul a yollanmasına karar verilen kurulun acele olarak gönderilmesini sağlayınız. Gidecek kurulun kimlerden oluşacağını ve hangi tarihte, ne zaman hareket edeceğini, buradan delegeler isteyerek, tarafınızdan belirlenecek uygun bir yerde lütfen ve hızlı bir şekilde kararlaştırmalarını ve kurulun dönüşü ile Padişah ın düşüncesi anlaşılıncaya kadar kan dökülmesinin önüne geçmelerini, vatan ve millet esenliği adına rica ederiz. Hangi yerde delegelerle görüşmek isyeniyorsa, lütfen yazınız. Uygun görürseniz, seçilecek delegeler kararlaştırılan yerde görüşsünler. Kurul, bir an önce seçilerek, İstanbul a gönderilsin ve sorun iyi bir şekilde son bulsun. Bu ricamızın yerine getirilmesini, çoğunluğun esenliği için rica ederiz efendim hazretleri. 9-Haziran-1920 Mumcuzade Veysibeyzade Şirvanî İsmail Hakkı Sıtkı Efendi Mehmet Efendi Hoca Kamil Hoca Mümeyyizzade Çerkezzade Efendi Oğlu Sabri Efendi Alizade Mehmet Hasan Lütfî Çapçızade Kalaşzade Amasyalı Hoca Mehmet Ruhi Efendi Bahattin Efendi Topçuzade Kahvecizade Zile Kaymakamı Ali Rıza Mehmet Mehmet Vehbi Yukarıdaki onüçlerin mektubunda, Zile ye giren asilerin, Yeryüzü Halifesi nam ve hesabına kötülük ettikleri, doğal olarak yazılı değildir. 105
Temiz Yürekli Çerkezler i Aldatmak İsteyen Çapanoğulları na İnanmayın Yine asilerin Zile deki yaptıkları ile ilgili bir belge aşağıdadır: Çorum da Çerkez Şeyhi, Ömer Lütfü Efendi Hazretlerine Çapanoğlu Halit ve kendine kötülüklerinde eşlik edenler, şeriat perdesi altında Zile ye saldırarak, bir çok evleri yağma, suçsuzları şehit ettikten sonra, asker ve Kuvvay-ı Milliye tarafından bozguna uğratılarak, kovuldular. Eniştemiz Ömer Bey şehit ve evimiz yağma edilmiştir. Bazı temiz yürekli Çerkezleri şeriatla aldatmak isteyen Halit ve benzerlerinin gayesi, atanı yıkıma sürüklemek, ülkede isyan çıkarmaktan başka bir şey olmadığı kesinlikle anlaşılmış olduğu hakkında, tüm yakın dostları uyarmaya, yardımınız İslamiyet adına rica edilir. Yarın oraya hareket edeceğim. Biraderiniz Hacı Osman Yukarıdaki anlatım ve yazılar, Halifelik ve Müslümanlık perdesi arkasından oynanmak istenen ve bir çok suçsuz vatandaşın mal ve canının ziyan olmasına neden olan facianın iç yüzünü yeter derecede anlatmakta olduğu için, buna şimdilik birşey eklemeye gerek görmüyorum. Zile Çevresindeki Tüm Önlemleri Alıyorum 10-Haziran-1920 sabahı Bacul dan yeniden Zile kuzeyindeki tepelere gelerek, gereken saldırı düzenini aldıktan ve getirttiğim topu da Zile Kalesi ne ateş edecek şekilde, Bayırköy sırtlarında yerleştirdikten sonra, bir Saldırı ve ateş işaretini vermekten başka yapacak bir şey kalmamıştı. Alınan düzenlemeler arasında, Erzurum dan Ankara ya gitmek üzere geçi-yorken emrime verilen ve sayısı 70 atlı kadar bulunan Erzurum Kuvvay-ı Milliye Müfrezesi vardı. Bunu asilerin kaçmalarına imkan vermemek amacıyla, Zile nin güney ve güneybatısındaki sırtlarda görevlendirmiştim. 106
Teslim Olmaları İçin Zile ye Son Bir Haber Gönderiyorum Bütün bunlar yapıldıktan sonra, yapılacak çok önemli bir nokta kalmıştı ki, o da Büyük Önder denbir gün önce aldığım talimatın gereğini harfi harfine yapmaktı. Büyük Şef Suçsuz halkın zarar görmemeleri için, kasabadan ayrılmaları ve birliğin bağışlanmasına sığınmaları için haber gönderiniz diye, suçsuz ve günahsız halka karşı olan derin sevgi ve siyanet duygularıyla yol göstermişlerdi. Ben de aynı esaslar çerçevesinde bir bildirge yazarak, Zile ye gönderdim ve teslim olmalarını önerdim. Bütün bu hazırlık niteliğindeki işler, ancak öğleden sonra sona erdi. Bulunduğumuz Bayırköy sırtları ise şehre arazi üzerinde oldukça uzaktı. Bu nedenle, bugün Zile den bir cevap beklenemezdi. Zile den Bana Heyet Geliyor, Fakat Boş İnatlarından Vazgeçmiyorlar 11-Haziran öğleye doğru, bir heyetin Zile den çıkarak, bize doğru geldiğini gördüm. Kimi kez duraklayan, kimi kez ilerleyen bu kurulun, epeyce yol aldıktan sonra, her nedense yüzgeri ederek Zile ye döndüğünü gördüm. Korku, kaygı ve kararsızlık, asilerin yürek gücünü kemiriyor, ne yapacaklarını şaşırmış bir durumda oldukları anlaşılıyordu. Bu önerime karşılık, asiler Hayır deseler, top ateşi altında leşleri yerlere serilecek, Teslim oluyoruz deseler, cezalarının ne kadar ağır olacağını biliyorlardı. Göstermelik Top Ateşiyle Hemen Teslim Bayrakları Çekiliyor Saat 16.00 sıralarında, diğer bir kurul daha geldi. Asiler kafa tutuyorlar, hainliğe devam etmek istiyorlardı. Bunun üzerine, Zile ye önce çevresindeki boş arazi üzerine, gözdağı verecek şekilde ve şiddetli bir ateş yaptırdım. Daha sonra bir kaç mermiyi, şehir içindeki meydancıklara attırdım. Korkunç mermi sesleri ve göklere yükselen simsiyah dumanlarıyla, etrafı dolduran top ateşi, az zamanda etkisini göstermeye başladı. 15-20 dakika sonra, şehrin her tarafında beyaz bayraklar görülmeye başlandı. Zile çarpışmalarında, kıtalardan ve milli kuvvetlerden şehit olanlar ve yaralananlar çoktu. Bunlardan aklımda kalanlar Yüzbaşı Osman, Amasya Milli Kuvvetleri nden Kofzade 107
Mehmet Efendi şehit olmuş, 5. Tümen Topçu Alayı ndan, Batarya Komutanı Bekir Bey yaralanmıştı. Tedbir Almama Rağmen, Postacı Nazım ve Çapanoğlu Halit Kaçıyor Asilerin gece kaçmaları ihtimaline nazaran, gerekli tedbirleri aldım ve top başında Bayırköy sırtlarında geceledim. 12-Haziran sabahı Zile ye girdim. Fakat ne yazıkki, aldığım bütün tedbirlere rağmen, asilerin elebaşıları olan Postacı Nazım, Çapanoğlu Halit, İhsan ve Kara Mustafa ve yardakçıları kaçabilmişlerdi. Asilerden kaçmayan ve kaçamayanların çoğu Zileli ydi ve bunlar Zile deki evlerinde saklanmışlardı. Polis ve jandarmalardan, araştırma müfrezeleri oluşturarak, saklanmış olanları yakalamakla ve silah toplamakla görevlendirdim. Şüpheli 150 Kişiyi Gözaltına Alıyorum Elebaşıları kaçmış olmakla beraber, başta hain müftü Hamdi Efendi olmak üzere, 150 kadar asi yakalanmış ve toplanmıştı. Böyle karışıklıklarda, suçlu ve suçsuzu birbirinden ayırmaya idarî yetkiler yeterli olamazdı. Ayrıca bu işlerle uğraşacak zamanımız yoktu. Bunun için, hemen Amasya dan tümenin hukuk işlerine bakan danışmanı getirttim ve bir askeri mahkeme oluşturdum. Bu mahkeme, mahalli hukuk kurumları ile işbirliği yapacak ve asilerin durumlarını belirleyecekti. Asilerin tekrar bize saldırma ihtimalini düşünerek, bazı tedbirler aldım. Asilerin saklanma ihtimali olan köylere ve araziye müfrezeler gönderdim. Bir saldırıda, tekrar kaleye kapanma ihtimaline binaen, kalenin beden duvarından biraz daha aşağıda olan çeşmeye kadar, savunmalı ve derince bir bağlantı yolu kazdırdım. Asilerin gelebilecekleri yönler üzerinde, ileri karakol düzeni aldırttım ve bir tabur askeri Zile nin kuzeyinde, Yüklü(16) bölgesine götürerek, o tepeleri tahkim ettim. Asilerin görüp, bulamayacağı bir telefon hattını şehre çektirdim. Çopur Yusuf, Yünlü Köyü ndeki Askerlere Baskın Yapıyor, Ama Ölüyor Üç beş asiye karşı, bu kadar kapsamlı ve esaslı önlemler alınmasına gerek 108
olup, olmadığını yarın ki kuşaklar sorabilir. Bu kaçınılmaz soruya, şu aşağıdaki olayla cevap vereyim: Zile ye girdiğimizin üçüncü gecesi, Yüklü 15 bölgesinden, sabaha karşı korkunç piyade ve makineli tüfek ateşi sesleri gelmeye başladı. Arkasından telefonla, asilerin buradaki tabura baskın yaptıkları bildirildi. Sonradan yapılan incelemelerde ve sabah olunca kendim de giderek, yaptığım incelemelerde, asilerin o gece, Çapanoğlu Halit in komutasında ve Şaki Çopur Yusuf un da katılımıyla, yaklaşık 500-600 kişiyle bu baskını yapmışlardı. Baskın anında, Çopur Yusuf un kendisi, bir ağır makineli tüfek bölgesine saldırmış. Bu tüfeğin namlusunu eliyle tutup, çekerken, nişancı erinin ateş etmesi sonucu, başına arka arkaya gelen mermilerle vurularak, oraya yığılmış ve kalmış olduğunu gördüm. Bu baskın ve gece çarpışması sonucu, asilerden bir çok ölü, askerden de yaralı vardı. Zile İsyanı nın Gayet Planlı Bir İsyan Olduğunu Anlıyorum Zile den kaçan asilerin, Ortaköy ile Göynüceğ in kuzeyindeki sıradağlar olan Karadağ Sıradağları nın güneybatısında, Karaçal ve Bayıryığın Bölgesi nde ve bu bölgenin kuzeyinde Karaacep ve Ortaköy bölgelerinde olduğunu öğrendim. Çapanoğulları ndan Celal ve Edip in emirleriyle Zile ye doğru yürümekte olan asi müfrezeler de, Zile de tarafımızdan püskürtülünce, Alaca ya yönelmişlerdi. Çeşitli kaynaklardan toplanan bilgilere göre, Postacı Nazım ın, Aynacıoğulları nın ve Çapanoğulları nın elebaşılık yaptıkları bu isyan oldukça planlı olarak düzenlenmişti. Bütün asiler, her yönden Zile ye doğru yürüyecekler ve burada toplanacaklar ve Zile bölgesine egemen olacaklar. Ondan sonra sıra ile Çorum ve Yozgat zor kullanılarak ele geçirilecek ve ondan sonra Kırşehir alınarak, Ankara üzerine yürüyeceklerdi. İşte Postacı Nazım ın Kaman Bölgesi nde kaldırdığı kazan, bu planın başlangıç evresini oluşturuyordu. Fakat Zile nin tarafımızdan geri alınmış olması ve burasının yeniden ele geçirilmesi için düzenlenen gece baskın ve 15 Yünlü olacak (O.Y.). 109
çarpışmalarının sonuç vermemiş olmasından dolayı, asiler dağınık gruplar halinde kalmışlardı. İsyancıların Pontuscu Rumlar la Birleşmesinden Korkuyorum 16-Haziran akşamına kadar alabildiğim bilgilere göre, genellikle Zile, Çorum, Yozgat üçgeni içinde kaynaşıp duruyorlardı. Buralarda asilerin durumu, kovanlarına çöp sokularak, dışarı uğratılmış arılara benziyordu. Bunların kovanları da, elimizde bulunan Zile idi. Yine dikkatimizi çeken noktalardan biri de, asilerin genellikle Pontuscular ın bulunduğu bölgeye, kuzeydoğuya doğru ilerleme gayretleri idi. Gerçekten de, Pontuscular da kıpırdanırsa, bunlar kolayca elele verebilerlerdi. Her iki bölge arasında kalacak olan bir tek Havza daki taburun bu işe engel olabilmesi çok kuşkulu idi. Refet Paşa; 150 Kişinin Hepsini, Sorgusuz Sualsiz Asalım Diyor 17-Haziran sabahı, Zile den ayrıldım ve Ortaköy istikametine doğru yola çıktım. Ortaköy civarında bazı çarpışmalarda bulundum ve 14 gün sonra Zile ye geri döndüm. Zile de yakalanarak, adli kurumlara teslim edilen 150 kişinin ilk soruşturması, bu süre içinde yapılmış ve bunların içinden gerçekte suçlu olanlar bir kerteye kadar belirlenmişti. İş, bunların cezalandırılmasına gelmişti. Burada, Refet Bey ile aramızda bir tartışma kapısı açılmıştı. Refet Bey; - Bunları niye sorgulamaya gerek görüyorsun? Niçin tümünü idam etmedin? diye eleştiriyordu. Oysa ki, ben aynı düşüncede değildim. Biz, bu 150 vatandaşı, şunun bunun ele vermesi ile yakalamış, cezaevine tıkmıştık. Azılı ve elebaşı olanların çoğu kaçabilmiş ve halen ele geçmemişlerdi. Böyle gelişigüzel idamların iki büyük sakıncası vardı: 1-Ceza verilen kişi suçsuz ise, vatan bir Türk yavrusunu yitirmekle kalmayacak, bir aile ocağı söndürülmüş olacak ve kişinin soyu sonsuza kadar milli harekete ve inkılâplarımıza lanetler yağdıran bir hoşnutsuzluklar topluluğunun mayası olacaklardı. 2-Büyük Önder; Büyük Millet Meclisi ni kurmuş ve bu tarihlerde Vatana 110
İhanet Kanunu çıkarılmış bulunuyordu. Bu kanunda, herkesin cezasının, sorgulama ile verileceği açıkça yazılıydı. 22 Kişi İbret-i Alem İçin Asılıyor, 128 Kişiyi Affediliyor Sonuçta, tutuklu olan 150 kişi içinden, 22 sinin gerçekten vatana ihanet ile suçlu olduğu, kanıtlar ve vicdani kanılarla meydana çıkarılmış olduğundan, bunların cezalarını verdim. Bu ceza gündüz vakti ve açıkça uygulandı. Fakat, suçlarının kertesi az ve kuşkulu bulunan diğerlerinin de ders alması için, tüm halk içinde, 150 kişiyi sıraya dizdirdim. Bu dizilişte, gerçek suçlu 22 kişiyi, en en başa sıralattım. Bu 22 kişi asıldıktan sonra, ortaya çıkarak, sıra bekleyen diğer kişilere, tüm halkın yüzüne karşı, kısaca şunları söyledim: - Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin başkanlık ettiği Büyük Millet Meclisi Hükümeti nin ve aziz milletimizin gayesi, memleketi kurtarmak, yaşam ve bağımsızlığımızı korumaktır. Yoksa sizler gibi haydutların kanı ile elini kirletmek değildir. Mustafa Kemal Paşa ve O nun büyük milleti namına hepinizi bağışlıyorum. Gidin, ellerinize silah alın ve yine kötülük yapın, sizleri yine yakalar ve böylece cezanızı veririm. Bu sözlerim o kadar ağır bir ceza yerine geçti ki, o zamana dek renkleri solmuş olmasına rağmen, ayakta dimdik duran bu insanlar, bu sözlerimin ardından, tümü bitkin bir halde yerlere yığılıp kaldılar. Kimi bayılmış, kimi konuşmaya gücü yetmeyerek, sessiz ağlıyordu. Bu görüntüye şahit olan binlerce insan, hemen tüm Zile halkı, büyük bir duygulanma ve heyecan içinde, Büyük Önder e dua ederek, bağışlanmanın ağır yükü halde yerlere yıkılan vatandaşların yardımlarına koştular, yerlerden kucaklayıp kaldırdılar. Heyecanlı ve sevinçli hıçkırıklarla kollarına girerek, evlerine götürdüler. O günden sonra, Zile bölgesinde en ufak bir haydutluk görülmedi. Bağışlananlarla, bunların akraba ve yakınları ve bütün Zileliler, asilere karşı büyük bir kin ve güçle karşı koydular. Postacı Nazım Rumlar la İşbirliği Yapıyor Ayaklanmadan sonra, Postacı Nazım ın Vezirköprü bölgesinde 111
olduğunu öğrendik. Ne tesadüftür, tam o sıralarda, Bafra-Vezirköprü arası ile, Gümüşhacıköy bölgelerinde, Pontuscu Rumların kıpırdandıklarını duyduk. Gümüşhacıköy kaymakamı, kaymakamlık şifre müdürü, kaza müdürü, reji başkatibinin hepsi Rum ve komitacıydı. Bunu bir iki ay önce yazı ile üst makamlara bildirmiş ve Rum memurların bu bölgeden hemen kaldırılmasını istemiştim. Bu misal bile, Pontuscuların bölgede ne kadar geniş imkanlara sahip olduklarını gösteriyordu. Postacı Nazım a Yolun Sonu Görünüyor Vezirköprü bölgesine geçtim ve burada sürekli problem olan Rumlar ile Çerkezler e bir gözdağı vermem gerekiyordu. Asker kaçaklarının toplanmasına engel olduklarını gerekçe göstererek, Ersandık Rum Köyü ile, Alanbaşı Çerkez Köyü nü yaktım. 16 Bir müddet sonra bölge tümüyle sindirildi. Bu korkunç etki altında, kimse tarafından saklanamayan Postacı Nazım ve 3 arkadaşı, bir Rum köyünde yakalandı. 16 Kendisi de bir Çerkez olan Cemil Cahit Bey, yüksek bir askeri disiplin ve ahlâka sahip bir komutan olarak bir Çerkez köyünü yakmaktan çekinmez(o.y.). 112
Bölüm 7. ZİLE İSYANI Yozgat Dışında İlk Ayaklanma Yıldızeli nde Yozgat ın dışında ki ilk ayaklanma, Yenihan da ortaya çıkmıştır. Erzurumlu Postacı Hüseyin Nazım ve Çerkez Kara Mustafa adında iki kişi Yenihan İsyanı nı başlatanların elebaşısı durumundadır. Postacı Nazım, hakkında açılan davadan suçlu çıkacağını bildiği için, verilecek olan cezadan kurtulmak için, Yıldızeli civarındaki Kaman Köyü ne kaçmıştır. Kimliğini bu köyde saklamış ve etrafına adam toplamıştır (Korkmaz 2002: 306). Bu köyde eski Müdafaa-yi Hukuk mensuplarından Kara Mustafa ve Katil Salih ile birlikte, Yıldızeli Akdağmadeni arasındaki köylerde dolaşarak, Mustafa Kemal ve arkadaşları aleyhinde, İstanbul Hükümeti lehinde propaganda yapmıştır (Erçıkan 1974: VI/142). Sivas Kongresi kararlarına uyularak yapılan işlerin kanunsuz olduğunu, bu kararları vermiş olanlara karşı koyacak Halife Ordusu nun Samsun a, hatta daha yakına gelmiş olduğunu, kendisi ile toplananların bu Halife Ordusu nun öncüleri olduğunu propaganda etmiştir. Böylece ilk huzursuzluk teşkilatını bu bölgede kurmuştur. Bu tarihlerde Yıldızeli İlçesi Kiremitli Köyü Çerkezlerinin, nahiye müdürü ile olan anlaşmazlığından yararlanmıştır. Düzce-Bolu İsyanı ndan kaçıp gelen Çerkezleri de etrafına toplayarak, padişahın emir ve fermanlarını halka dağıtmış, Kuvayı Milliye yi desteklememelerini halka telkin etmeye başlamıştır. Ayrıca Nisan 1920 de, Çapanoğulları ile ilişkiye geçmiştir ve birçok yerleşim yerinde yağma ve talan yapmışlardır. Kurdukları çeteye Halife Ordusu (Taş 1987: 45), kendisine de Gönüllü Halife Ordusu Kumandanı adını takmıştır (Tansel 1973: 116). İlk İsyan Kaman Köyü nde Başlatıyor İsyancı Postacı Nazım ve adamları, 14 Mayıs 1920 gününde, Yıldızeli nin Direkli Bucağı nda ilk toplantılarını yaptılar. Yıldızeli Kaymakamı nın 113
beceriksizliği yüzünden Kaman Köyü nde, daha sonraki günlerde de Kavak Köyü nde, 700-800 kişilik bir kuvvetle ilk silahlı toplantılarını yaparak, Ankara Hükümeti ne karşı isyan ettiklerini resmen ilan ettiler. Postacı Nazım, yayımladığı bildiride, Padişah ve Kuvayı Milliyeciler arasında bir çarpışma ve savaşa mahal vermemek ve barış yolu ile meseleyi çözmek istediklerini; kendilerine taarruz edildiği takdirde, Halife Ordusuna katılacaklarını ve vergilerin toplanmasına engel olacaklarını Sivas Valiliği ne bildirdiler (Erçıkan 1974: VI/142). Yıldızeli Kaymakamı nın Beceriksizliği Yıldızeli Kaymakamı nın basiretsizliği ve yetersizliği sebebiyle, bu toplantılara zamanında müdahale edilmediği için, olay büyüyerek etrafa yayılmaya başlamıştır. Bu olaylar karşısında hiçbir tedbir alamayan Yıldızeli Kaymakamı görevinden alınarak, yerine Jandarma Kumandanı İhsan, vekaleten kaymakam olarak atandı (Erçıkan 1974: VI/143). O tarihlerde, ne Sivas ta, ne de Tokat ta, böyle bir isyanı bastıracak kuvvet yoktu. Yıldızeli ndeki olayların gittikçe alevlenmesi üzerine, Sivas tan bir Kolordu Süvari Bölüğü gönderilmiştir. Yıldızeli halkı, Sivas tan gelen bu askerlere sevgi gösterilerinde bulunmuş, kasabanın ileri gelenleri Kuvayı Milliye lehinde hareketlerini belgelercesine ve orduya olan sevgilerini ispatlarcasına, kaymakamı makamında ziyaret etmişlerdir. Halkın bu iyi niyeti yanında asiler boş durmuyor, halkı mütemadiyen kendi emelleri doğrultusunda, asılsız sözlerle zehirliyorlardı. Millete Yapılan Yalan Propagandalar İsyancıların halka söyledikleri kışkırtıcı sözler arasında, Sivas Kongresi kararıyla Koyun Vergisi nin 45 Kuruşa, Yol Vergisi nin 200 Kuruşa yükseldiği, tekrar seferberlik ilan edileceği, harp sorumluluğunun kurulacağı, halkın bu suretle, malına, canına el konacağı gibi asılsız haberler vardır (Erçıkan 1974: VI/142), (Görgülü 1985: 139), (Şehidoğlu 1983: 28-30). Ayrıca Kuvayı Milliyeci lerin yaptıkları işlerin hiçbirisinden padişahın 114
rızası ve haberinin bulunmadığı, bunları önlemek için Halife Ordusu nun Samsun a çıktığı ve pek yakında buralara geleceği, bundan dolayı bu ordunun öncüsü olarak Yıldızeli nden Sivas üzerine yürünmesi gerektiğini ve daha buna benzer bir çok hezeyanı söylemektedirler. Böylece halkın hassas olduğu, taviz veremeyeceği veya bıkıp usandığı hususlarda, onları kışkırtıp kandırmanın yollarını aramışlardır (Erçıkan 1974: VI/142). Asker Sevkiyatı ve Asilerin Çamlıbel Galibiyeti Yıldızeli Kaymakam Vekili, Jandarma Kumandanı İhsan, durumun gün geçtikçe kötüye gittiğini görür ve Sivas taki 3. Kolordu Komutanlığı nı uyarır. Bunun üze-rine, 3. Kolordu Komutanı Albay Hüseyin Selahattin, Jandarma Binbaşısı Kemal komutasında bir Piyade Taburu ile, Tokat ta bulunan 3. Taburu, Yıldızeli ne sevk eder. Buna ilaveten, 10. Alay ın 2. Taburunu da Zile ye gönderir. Fakat ne yazık ki, Tokat tan Yıldızeli ne gelmekte olan 3. Taburun 20 kişilik posta kuvveti, Çamlıbel civarında asiler tarafından bozguna uğratılır (Erçıkan 1974: VI/143), (Korkmaz 2002: 306). Bu galibiyet, asilerin küstahlık ve cesaretlerinin artmasına sebep olur. Albay İsmet Devreye Giriyor Artık hadiseler oldukça büyümüş, bölgenin tamamını sarmıştır. Bu yüzden, isyanların önlenebilmesi için hayli güçlük çekilmektedir. Ayaklanmalar üzerine, bölgeye gönderilen düzenli birlikler başarılı olamayınca, Sivas Müdafaay-ı Hukuk Üyesi Halis Bey, 27-28 Mayıs 1920 de Yıldızeli nden Heyet-i Temsiliye ye bir telgraf gönderir. Bu telgrafta; Her tarafta idare makamları atıl ve ruhsuzdur. Acele, irfanlı ve fedakar kimseler idare başına geçirilmediği takdirde, durum pek tehlikeli bir şekil alacaktır. denmiştir. Aynı günlerde Genelkurmay Başkanı Albay İsmet Bey, Ankara dan gönderdiği emirde; Kaymakam ile birlikte, bölgesel bir kuvvet teşkiline başlanmasını ve bu kuvvetin silahlarının Kayseri Asker Dairesi Başkanlığı ndan istenmesi 115
için, Akdağmadeni Askerlik Şubesi Başkanlığı na talimat verilmiştir diyerek, bu bölgenin huzurunun sağlanması için, yine o bölgedeki kuvvetlerden istifade edilmesini istemiştir (Erçıkan 1974: VI/144). Çünkü bu yıllarda, Batı Anadolu da Yunan ilerleyişiyle uğraşıldığından, askeri gücün iç bölgelerde kullanılması istenmemekteydi. Mustafa Kemal in, Bektaşî Şeyhi nden Yardım Talebi Durumun vahametini gören ve çare arayan Mustafa Kemal Paşa da, Yıldızeli ve Zile bölgelerinde bulunan yoğun alevi nüfusundan dolayı, bazı kişileri uyarmak ve olumlu fikirler aşılamak istemiştir. Bu amaçla, bu bölgede saygınlığı bulunan ve buraların manevi lideri durumunda bulunan, Bektaşi Şeyhi Çelebi Efendi nin harekete geçirilmesini istemiş ve Mucur Askerlik Şubesi Başkanı na talimat gönderilmiştir. TBMM Üyesi de olan Bektaşi Şeyhi Çelebi Efendi, hasta olduğunu söyleyerek, böyle bir yardıma katılmayacağını söylemiş ve tarafsız kalmıştır (Erçıkan 1974: VI/144). Ankara çevresinde ki kuvvetlerin Düzce ye gönderilmesi, Sivas taki 3. Kolordunun, Pontusçuları takip etmesi, diğer Taburların da, şehirlerin iç emniyetini koruyacak durumda olduğu için, Zile, Sivas ve Tokat gibi büyük şehirler tehlikeye düşmüştür. İsyan Zile ye Sıçrıyor İsyancıların affı için, 3. Kolordu Komutanı Albay Selahattin Bey ve Tokat Mutasarrıflığı nın ısrarlı önerileri üzerine, 2 Haziran 1920 de bir karar çıkmıştı. Bu af kararını duyan bazı Çerkez ileri gelenleri ayaklanmayı bırakmalarına rağmen, bazı asi elebaşıları küstahlıklarını daha da artırmaya başlamışlardı(erçıkan 1974: VI/162). Binbaşı Hilmi Bey Zile ye Geliyor 1920 Mayıs sonlarında, Postacı Nazım ın elebaşılığını yaptığı Yıldızeli, Sulusaray olaylarından cesaret alan Zile de avukat Ali, vazifesinden çıkarılmış eski bucak müdürü Naci, eski mal müdürünün oğlu İhsan, 30 kadar atlı asi toplayarak, Zile etrafında tehdit edici bir şekilde dolaşmaya başladılar. Bu olay 116
haber alınınca, bir piyade taburu, iki dağ topu, 130 er kuvvetindeki Çorum Müfrezesi, Süvari Binbaşı Hilmi komutasında, 3 haziran 1920 de Zile ye gönderildi (Erçıkan 1974: VI/162). Binbaşı Hilmi Bey Zile Kalesine Çekiliyor Zile ye henüz gelmiş ve yorgun bir durumda olan, elinde zayıf bir kuvveti bulunan Binbaşı Hilmi Müfrezesi, kısa bir sokak çarpışmasından sonra, Zile Kalesi ne çekilmeyi ve orada savunma yapmayı uygun buldu. İsyancılar Müdafaayı Hukuk Cemiyeti mensuplarının evlerini yağma ettiler (Meydan Larousse 1992: XX/490-491). Nitekim Postacı Nazım ve arkadaşları, Padişah ile görüşmek üzere aralarından üç kişiyi seçerek İstanbul a göndereceklerini, Milli Hükümete bildirdiler ve örgütlenmelerine daha da hız verdiler. Nihayet 5/6-Haziran-1920 de, 150 kadar atlı ve 200 kadar piyadeden ibaret kuvvetle, bir kısım kasaba halkının da ayaklanmaya katılmasıyla, Zile yi kuşattılar ve 6/7-Haziran-1920 de ilçeye girdiler (Erçıkan 1974: VI/162-163), (Korkmaz 2002: 306), (Şehidoğlu 1983: 28). Yarbay Cemil Cahit (Toydemir ) Bey Yarbay Cemil Cahit Toydemir 1883 de İstanbul da doğdu. Çerkezlerin Vubıh Kolu ndan, Therhet sülalesinden, Mehmet Cahit Bey in oğludur. 1902 de Harp Okulu ndan mezun olduktan sonra, Beyrut ta Hicaz Şimendifer Hattı nda, hizmet etti. 1909-1914 arasında Yüzbaşı rütbesiyle Trablusgarp ve Balkan Harbine katıldı. 1915 de Binbaşı oldu ve 1. Dünya Savaşları nda 53. Alay Komutanı olarak katıldı. 1916-1918 arasında 33. Tümen Komutan Vekilliği yaptı. Sivas 3. Numune Tabur Komutanı olarak bir çok cephede savaştı. Yusuf İzzet Paşa nın kolordusunda, Ağustos 1918 de Yarbay olarak önce 1. Kafkas Tümeni Komutanı oldu. Bu sırada Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ni kurmak için çarpıştı. Ateşkesten sonra Rauf (Orbay) Bey in de yardımlarıyla, Mayıs 1919 da merkezi Amasya da olan 5. Kafkas Tümeni Komutanlığı na atandı. Karadeniz sahil şeridindeki Pontusçularla ve Zile İsyanı nı çıkaran asilerle mücadele etti. Amasya Görüşmeleri ni yapan Salih Karzeg Paşa, Mustafa Kemal Paşa, Rauf 117
Orbay ve Bekir Sami (Kunduk) Paşa ların görüşmelerinde ev sahipliği yaptı. 12 Eylül 1921 de Büyük Millet Meclisi nin kararıyla Albay oldu. 21 Ocak 1922 de 10. Tümen Kumandanı oldu. Büyük Taarruza katılarak, Batı Cephesi nde çarpıştı. Kurtuluş Savaşı ndan sonra sırasıyla Trakya Jandarma Komutanlığı yaptı. 1926-1932 yılları arasında 11. Tümen Komutanlığı yaparken, 1927 de Tümgeneralliğe yükseldi. 1932-1933 yıllarında Millî Savunma Bakanlığı Kara Müsteşarlığı yaptı. 1933 de 5. Kolordu Komutanı ve Korgeneral oldu. 2. Dünya Savaşı nda Jandarma Genel Komutanlığı, 1942 de Orgeneralliğe yükselmiş olarak Askeri Yargıtay Başkanlığı ve 1. Ordu Komutanlığı yaptı. 1946 da Orgeneral rütbesiyle emekli oldu. Aynı yıl İstanbul milletvekili seçildi. Recep Peker kabinesinde 1950 ye kadar Millî Savunma Bakanlığı yaptı. 15 Temmuz 1956 da İstanbul da vefat etti. Ankara Devlet Mezarlığı nda gömülüdür 1 (Ünal 2000: 44), (Kutay 1973: 285). Yarbay Cemil Cahit (Toydemir ) Bey Görevlendiriliyor Ayaklanmanın kuvvetlenmesini ve genişlemesini önlemek için 6 Haziran 1920 de 3. Kolordu Komutanı Albay Selahattin Bey şu emri verdi: Zile deki bazı ileri gelenlerin servetini yağma etmek hevesiyle, kasabadan bazı ara bozucuların daveti üzerine, asiler Zile ye girmişlerdir. 5. Tümen Tokat taki kuvveti ile derhal Zile ye hareket edecektir. Yıldızeli Müfrezesi de, Belcik üzerinden yürüyerek Sulusaray a gidecektir. Verilen bu emir üzerine, Yarbay Cemil Cahit Bey komutasındaki 5. Tümen den, 2 piyade taburu, 1 süvari bölüğü ve 1 dağ topu olmak üzere, 1 Yarbay Cemil Cahit Bey in gömüldüğü yer olarak, Cemal Kutay ın, Kurtuluşun ve cumhuriyetin manevi mimarları eseri olmak üzere, bazı eserlerde İstanbul Edirnekapı Şehitliği nde gömülüdür. yazmaktadır. Bunun sebebi, 1988 yılında, Ankara da Devlet Mezarlığı açıldıktan sonra, dağınık yerlerdeki 61 adet İstiklâl Savaşı na bizzat katılmış komutanın naaşlarının, Ankara da toplanmış olmasındandır. Kutay ın eseri 1973 yılında yayınlandığı için, İstanbul Edirnekapı Şehitliği nde gömülüdür., Muhittin Ünal ın eseri 2000 yılında yayınlandığı için, Ankara Devlet Mezarlığı nda gömülüdür yazılıdır. 118
hepsi 200 kişilik bir kuvvet yola çıktı. 6 Haziran 1920 de Tokat tan hareketle, 7 Haziran 1920 akşamı Zile nin 12 km kadar doğusundaki, Zile-Turhal yolu üzerinde bulunan Bağlarpınarı Köyü ne geldiler (Erçıkan 1974: VI/163), (Şehidoğlu 1983: 28-30). Ede Köy Çarpışması Asilerin 350 kişi olarak tahmin edilen, piyade ve süvari kuvveti vardı. Bunlar Zile-Turhal yolunun kuzeyindeki, Ede Köy sırtlarında mevzilenmişlerdi. 5. Tümen Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey, vaktin geç olması dolayısıyla, müfrezeyi herhangi bir tehlikeye atmak istemedi. Bağlarpınarı Köyü nün doğu sırtlarında emniyet düzeni alarak, geceyi orada geçirdi. Ancak, gelişlerinden Zile Kalesi nde bulunan Binbaşı Hilmi Bey komutasındaki kuvvetleri haberdar etmek amacıyla, asiler üzerine birkaç top mermisi attırdı (Erçıkan 1974: VI/163). Ertesi günü şafakla beraber, Yarbay Cemil Cahit Bey, kuvvetlerini hiç beklenmeyen Kızılüzüm tarafındaki kuzey yönünden hareket ettirerek, asilerin sol kanat ve yanına taarruz etti. Asiler, ummadıkları bu taarruz karşısında çekilmek zorunda kaldılar. Bayır Köy de Mevzilenme Yarbay Cemil Cahit Bey, stratejik önemi büyük olan ve Zile ye hakim bulunan, Bayır Köy ün bulunduğu kuzey sırtlarını işgal etmek istedi. Fakat bu sırada, Bayır Köy den 20 kadar asi karşılarına çıktı ve Silahlı olarak sizi Zile ye sokmayız diyerek, müfrezenin yürüyüşünü önlemeye çalıştı. Bunun üzerine 5. Tümen müfrezesi, yürüyüş kolundan açılarak bunlara taarruz etti. Bayır Köy ü de işgal ederek, Zile ye hakim olan kuzeydeki sırtlara doğru yürüyüşe devam etti. Ancak karanlık bastığından, hareket o gün için durduruldu. Bu çarpışmada, asilerden 5 kişi öldürülmüştü (Erçıkan 1974: VI/163). Binbaşı Hilmi Bey ve Askerlerinin Esir Edilmesi 8-9 Haziran 1920 gecesini Bayır Köy ve civarındaki sırtlarda geçiren 5. Tümen Müfrezesi, ertesi günü Zile ye taarruza karar vermişti. Fakat o gece 119
Zile den alınan ve doğrulanan bilgiye göre, Zile kalesindeki kuvvetler asilere bir gün önce teslim olmuştu (Erçıkan 1974: VI/163). Kaza Müftüsü Hamdi Bey asilere katıldı (Şehidoğlu 1983: 28-30). Kazım Ahçıoğlu Anlatıyor: Zile Kalesi nde Kuşatıldık Postacı Nazım ın yürüyüşüne karşı, Askerlik Şubesi Başkanı Yüzbaşı Nuri Bey in 100 kadar askeriyle, Zile Kuvayı Milliye Kuvvetleri Çekerek Yolu üzerinde mevzilendik. Postacı Nazım ın gücü üstündü, çekile çekile kaleye girdik. Kaleyi koruyabilir bir duruma getirebilme çabasına giriştik. Ertesi gün, Postacı Nazım Kuvvetleri kaleyi kuşattı. 5 gün yarı aç çarpıştık. Hilafetçilerin tüfek, makineli tüfekleri varlığımızı yarıya indirmişti. Bir ara kaleyi delme çabaları oldu. Bu ara Yıldızeli Kuvayı Milliyesi nden Seyfettin Bey in 40-50 kişi kuvvetle yardımımıza geldiği haberi, yüreklerimize su serpti. Fakat düşman çok ve silah yönünden kuvvetliydi. Dışardan dehlizi açma teşebbüslerini duyuyorduk (Şehidoğlu 1983: 28-29). İsyancılarla Görüşmeler Başlıyor Dermanımızın kesildiğini sandığımız anda; Siz padişahın serbest iradesiyle hareket etmediğini söylüyorsunuz. Biz de aksi düşüncede olduğumuza göre, seçeceğimiz bir kurulla, konuyu tartışıp, yerinden araştırılmasının yollarına baş vuralım. dediler. Binbaşı Osman Bey, 2 Yüzbaşı Nuri Bey ve ben aşağı inerek, konuşmaya başladık (Şehidoğlu 1983: 29). 2 Binbaşı Osman Vuneroka Bey: Turhal a bağlı Asarcık Köyü ndendir. Aslen Çerkez olup, Abzeg boyunun, Vuneroka Sülalesi ndendir. Ömrü savaş meydanlarında geçmiş ve bu uğurda can vermiştir. Birinci Dünya Savaşı yıllarından başlamak üzere, cepheden cepheye koştu. Bağdat, Kars-Sarıkamış, cephelerinde görev yaptıktan sonra, 5. Kafkas Tümeni ile beraber, Amasya ya geldi. Burada Zile ve çevresindeki isyanın bastırılmasında çok çaba sarfetti. Daha sonra Havza civarına geçerek, orada ayaklanmış olan Pontus Rumları ile mücadele etti. Kars-Sarıkamış civarında görev yaptığı yıllarda, ciddi şekilde hastalanmıştı. Bu hastalığın etkisiyle, cumhuriyet kurulduktan sonra vefat etti (Gelini Ayten Onarok un şifahi beyanı. O.Y.). 120
Kazım Ahçıoğlu Nerdeyse Öldürülüyor Postacı Nazım ve arkadaşlarının kindar, acımasız suratları vardı. Sert ve ağır konuşuyor, şeyhülislamın fetvasından söz ediyor, bizlerin Padişaha baş kaldırmış kişiler olduğumuzu vurguluyordu. Ben; Ben düşman gemilerini İstanbul da gördüm. Halifenin sarayına doğru demirlemiş, toplarını çevirmiş. Deyince, yanında duran Tostan Bey tabancasını çekerek, birden bana doğrulttu. Müftü Efendi ani bir hareketle koluna yapıştı, beni mutlak bir ölümden kurtardı. Ve; Bir müslümana kafir diyen, kafirdir. di-yerek, Tostan Bey in havada tutan elini sıkıca tutuyordu. Konuşmalar uzun sürdü, sonunda üçer kişilik bir kurul seçilerek, İstanbul a gidip, durumu bildirinceye dek, bir ateşkes üzerinde anlaştık. Böyle oyunları evvelce de denemişti isyancılar. İki taraf silahlarını depoya koyup, iki heyetçe mühürlenecek ve İstanbul dan gelenler beklenecek. denildi. İmzalar atıldı (Şehidoğlu 1983: 29). Görüşmelerin Tuzak Olduğu Anlaşılıyor Ama bizler kuşkulu ve ümitsizdik, durumları güven vermiyordu. İçimizi burkan, kaledeki gencecik insanların öldürülmesiydi. Yerimizden kalkar kalkmaz, Postacı Nazım gürledi; Soyunun... Velhasıl bir don, bir gömlek, adamların tükürükleri altında, eski hükümet konağındaki reis odasına soktular bizi. Bir süre sonra, Nazım yanımıza geldi, bir kolu yaralıydı, muvazzaf subaylara oldukça nazik, bizlere küfürle söyleniyordu, hakaretin bini bir para idi (Şehidoğlu 1983: 29-30). Tövbe istiğfar edin, helallaşın Bir ara, Amasya Kuvayı Milliyesi ne mensup Kahvecioğlu adında birini, boğazına ip takarak, sürükleyerek öldürdüklerini gördüm. Bizleri de Buğday Pazarı ndaki hapishaneye naklettiler. Şehirdeki Amasya Kuvayı Milliyesi nden olanlarla birlikte 23 kişiydik. 121
Umutsuzluk, acı ve perişanlık içinde günleri sayamaz olmuştuk. Bir sabah karşımızda darağaçları kurulmaya başlandı. Bütün ümitlerimiz sönmüş, dudaklarımızdaki duadan başka bir şey duyulmuyordu, çevremizde. Ve kapı açıldı önce, Hacı Müezzür göründü; Tövbe istiğfar edin, helallaşın dedi (Şehidoğlu 1983: 30). Cuma günü adam asmak dinimizce yasaktır, bir gün daha bekleyelim Cephelerde 6 yara aldığım, Çanakkale nin o akıl almaz ateşi, süngüsü karşısında irkilmediğim halde, kendi ulusumun, kendi dinimin şu gözü dönmüş, hangi amaca hizmet ettiklerini bilmeyen kişilerince uğradığım zulme yandım. Ve böyle acı bir gün daha yaşadığımı hatırlayamadım. Saatler... Saatler... Sabaha asılacağız. Ortalık ağardı, yine saatler geçti... İkindiyi aştık. Meğer Müftü Hamdi Efendi, asılmamıza engel olmak için çok çabalamış, kandıramamış Nazım ı. Sadece ; Cuma günü adam asmak dinimizce yasaktır, bir gün daha bekleyelim demiş (Şehidoğlu 1983: 30). Zile, Yarbay Cemil Cahit Bey Tarafından Kuşatılıyor Ertesi sabah ezan okunmamıştı ki, bir gümbürtü koptu. Diz üstünde dua ediyorduk. Biraz sonra kapı açıldı ve ayaklarımıza kelepçe vuranlar, müjdecimiz oldular. Bu sefer de onlar sararmaya başladı. Yarbay Cemil Cahit Bey in toplarıymış patlayan. Ve Mustafa Kemal in nefesini duyuyorduk artık (Şehidoğlu 1983: 30). Değişen bu durum karşısında Yarbay Cemil Cahit Bey, elinde bulunan az kuvveti ile Zile ye taarruz uygun bulmadı. Ertesi günü, Amasya - Zile yolunu kapatmaya karar verdi. Amasya dan bir kısım yardım kuvvetini almak ümidi ile, Zile nin kuzeyindeki, Zile Göynücek yolu üzerindeki Bacul Köyü nün güney sırtlarına çekildi ve savunma düzeni aldı (Erçıkan 1974: VI/163-164), (Menç 1992: 211). Amasyalılar dan Yardım Talebi 5. Tümene bağlı, Havza daki tabura emir vererek, bütün erlerini bir subay komutasında, hemen arabalara bindi-rerek acele yanına göndermelerini 122
emretti. Ayrıca Mecitözü, Merzifon ve Amasya da bulunan bir miktar askeri de Zile ye göndermeleri için, Müdafaayı Hukuk Cemiyetinden ricada bulundu. Turhal da Kuvayı Milliye Kuvvetlerinden bir miktar ayırarak, yan ve geri emniyetini sağladı (Erçıkan 1974: VI/164), (Menç 1992: 211). Zile yi işgal eden asiler, Müdafaayı Hukuk mensuplarından çoğunun evlerini yağma ettiler. Kaza Müftüsü Hamdi Efendi yi, kaymakam yaptılar. Zile kalesinin düşmesiyle, asilerin eline dört makineli tüfek ve bir büyük dağ topu geçmişti (Erçıkan 1974: VI/164). Mustafa Kemal Paşa: Zile yi Topa Tutun Bacul köyüne çekilen Yarbay Cemil Cahit Bey e, 9-Haziran-1920 de Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa dan bir telgraf geldi. Telgrafta; Zile nin kesinlikle silah kuvveti ile geri alınması gereklidir. Günahsız halkın zarar görmesine meydan vermemek üzere, ilçeyi terk etmeleri ve müfrezeye sığınmaları için haber gönderiniz. Sığınmadıkları takdirde kasabanın topla yıkılacağını söyleyiniz. emrini verdi (Erçıkan 1974: VI/164), (Görgülü 1985: 142). Yarbay Cemil Cahit Bey: Şehirde 24.000 Nüfus Var Yarbay Cemil Cahit Bey bu emre aynı gün şu cevabı verdi; Zile nin, şimdiki kuvvetlerimizle geri alınması pek güçtür. Yanıma obüs topu getirtiyorum. Ancak, şehirde 24.000 nüfus vardır. Binaların da ahşap olması yüzünden, şehrin suçsuz halkı çok kayıp verecek ve bunun millet gözündeki etkisi kötü olacaktır. Bu konuda Büyük Millet Meclisi nce ne gibi bir karar alınacağının emir buyrulmasını beklerim. Bu telgraftan sonra, 10-Haziran-1920 de çektiği diğer bir telgrafta da; Bacul daki mevcudum 50 süvari, 150 piyadedir. Topun bu gece gelmesini bekliyorum. Yarın akşama kadar 100 piyade daha Amasya dan gelecektir. diyordu (Erçıkan 1974: VI/164). Erzurum ve Yıldızeli Müfrezesi nin Zile ye İlerlemesi Yarbay Ziya komutasında, 1 piyade taburu, 3. Kolordu Süvari Bölüğü, 123
2 dağ topu Yarbay Cemil Cahit Bey in emrine verildi. Ayrıca 40 atlı Erzurum Göçmenleri Milli Müfrezesi, 38 atlı Erzurum Cafer Bey Müfrezesi, 80 atlı Sivas Milli Müfrezesi nden kurulu Yıldızeli Müfrezesi, Zile hareketine katılmak üzere, 7-Haziran-1920 de Yarbay Cemil Cahit Bey in emrine verildi. Bu müfreze aynı gün sabah saat 4.30 da Kavrak ve Kavak Köyleri nden hareketle, Belcik üzerinden Beyazit e gelerek 7/8-Haziran-1920 gecesini bu köyde geçirdi (Erçıkan 1974: VI/164-165). İsyancılardan Halka: Hükümet Kuvvetleri Sizi Topa Tutacak, Kaçın İsyancıların, yayınladıkları bildirgelerle ve ağızdan ağıza yaydıkları söylentilerle, hükümet kuvvetlerinin köyleri yakıp yıkacakları propagandası yapılmıştı. Bölgedeki halk bu kışkırtmalara inanarak müfreze yaklaşırken dağlara kaçmışlardı. Hatta Şeyhalil Köyü halkı dağlara çekilirken, uzaktan müfrezeye ateş bile açmıştı (Erçıkan 1974: VI/165). Asiler bu gibi propagandalarla halkı durmaksızın zehirliyorlardı. 8-Haziran-1920 günü sabahı Yıldızeli Müfrezesi, Beyazit köyünden hareketle Sulusaray Köyü nü 3 kuşatarak ihtiyar heyetini çağırdı. Esasen halk, köyü daha önceden boşaltmıştı. Köyde 15 ihtiyar kalmıştı. Müfreze Komutanı, asilerin daha önce taburdan almış oldukları eşyalar ile Çamlıbel de esir ettikleri iki subayı, ihtiyar heyetinden geri istedi. İhtiyar heyeti karşı koymadan komutanın isteklerini yerine getirdi. Yağmur şiddetle yağıyor, harekâtı güçleştiriyordu (Erçıkan 1974: VI/165). Deveci Dağı Çarpışması Müfreze, o geceyi Sulusaray da geçirdi. Ertesi gün 9-Haziran-1920, sabah saat 4.30 da Sulusaray dan Devecidağı yolu ile Zile ye hareket etti. Deveci Dağı nın otlaklarında, 100 kişilik bir asi grubunun taarruzuna uğradı. 4 saat kadar devam eden çarpışma neticesinde, asiler adeta etrafa dağılarak kaçtılar. 6 silah, 7 esir, 5 hayvan elde edildi. Birkaç asi de öldürüldü. Kötü hava şartlarından ve çarpışma yüzünden vakit kaybedildiğinden, o gün Zile ye 3 Günümüzde Tokat ın Sulusaray İlçesi 124
varılamadı. Müfreze geceyi Zile ye bağlı Çeltek Köyü nün 4 batı sırtlarında mevzilenerek geçirdi (Erçıkan 1974: VI/165). Yarbay Ziya Müfrezesi Zile ye Varıyor 10 Haziran 1920 de Yarbay Ziya Müfrezesi, Zile önüne geldi ve Zile ye girmeden kuzeye yönelerek, Hasanağa, Korucuk, Kırlar, Bağlarpınarı Köyleri hattını tuttu. Asiler de bu hattın batısında bulunuyorlardı. Karşılıklı ateş muharebesinden sonra, akşama doğru 5. Tümen Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey ile bağlantı kuruldu ve ertesi günü birlikte yapılacak taarruz emri alındı. Zile İki Taraftan Kuşatılıyor 10 Haziran 1920 günü, 5. Tümen Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey, o gün kendisine katılmış olan bir miktar asker ile obüs topunu da beraber alarak, Zile nin kuzey sırtlarına kadar yanaştı. Aynı tarihte, Yıldızeli Müfrezesi de Zile nin güneydoğusunda bazı tepeleri işgal etti. İki taraflı ateşlerle, özellikle topçu ateşiyle, asiler Zile nin içine sığınmak zorunda bırakıldı. Yarbay Cemil Cahit Bey tarafından, teslim olmaları için, isyancılara ertesi günü saat 12.00 ye kadar süre verildi. Asiler Yıldızeli Müfrezesi ne Saldırıyor Ertesi günü erkenden başlayan çarpışma, saat 15.00 sıralarında şiddetini artırdı. Asiler, Yıldızeli Müfrezesi nin sol kanadına taarruz ettilerse de, buradaki süvari bölüğü ile Aziz Bey komutasındaki Erzurum Göçmenleri Müfrezesi nin tesirli ateşleriyle püskürtüldüler. Özellikle topçuların etkili ateşleri sonucunda, piyade ve süva-riler taarruza geçtiler. Bu taarruz neticesinde asiler fazla dayanamayıp, bütün cephede kaçışmaya başladılar. Bu çarpışmada asiler 14 ölü zayiat verdiler. Ayrıca 31 esir, 1 makineli tüfek, 15 beygir, 2 katır teslim alındı (Erçıkan 1974: VI/165-166). İsyancılara verilen süre doluyor 11 Haziran 1920 öğle sıralarında, Zile deki isyancılara verilen süre bitmiş 4 Ünlü şairlerimizden Cahit Külebi nin köyü. Bakınız 1. Bölümde Cahit Külebi başlığı. 125
ve kendilerinden de bir cevap alınamamıştı. 5. Tümen Komutanı Yarbay Cemil Cahit Bey, şehri bombardımana başladı. Asker de bu arada Zile ye yaklaştı. Bunun üze-rine, isyancılar tarafından, ilçenin her tarafından teslim bayrakları çekildi ise de, akşam karanlığı etrafa çökmeğe başlamıştı. Bu bakımdan gece karanlığında Zile ye girmek, askeri bakımdan uygun görülmedi. Şehrin etrafında emniyet düzeni alınarak, gece Zile nin dışında geçirildi. Asilerin kaçmalarını önlemek için de tertipler alındı (Erçıkan 1974: VI/166). 12 Haziran 1920 günü, askerler Zile ye girdi. Asilerin 150 kadar ölü ve yaralı verdiği anlaşıldı. 30 kadar asi de, silahlarıyla birlikte Zile içinde yakalandı (Görgülü 1985: 142). Ayrıca 2 dağ topu ve 4 makineli tüfek ganimet alındı (Erçıkan 1974: VI/166). Zile İsyancılardan Temizleniyor, 22 Kişi İdam Ediliyor Başlangıçta, Zile Kalesi nin savunmasında, Çorum Müfrezesinden bir yüzbaşı, iki er, taarruz harekatında ise, Amasya Milli Kuvvetlerinden 5 er şehit olmuş ve iki topçu subayı da yaralanmıştı. Kasabayı bombardımanda 17 ev yıkılmıştı; asilere mensup birçok yaralı da ilçenin içindeki evlerde idi (Erçıkan 1974: VI/166). Bu suretle Zile İsyanı nın birinci kısmı sona ermişti. Bu çatışma sonunda, ayaklanmaya yardım edenlerden 50 kişi yakalanarak askeri mahkemeye verildi. Elebaşılardan Uvan Ali, 21-Haziran-1920 de, Zile civarında saklandığı bir değirmende öldürüldü. Diğer elebaşılardan Şeyh Abdüsselam ve Aynacıoğullarından Mehmet, ölüler arasında bulundu. 1-Temmuz-1920 de, askeri mahkeme kararı ile Zile de asi elebaşılarından ve kışkırtıcılardan 22 kişi idam edildi (Erçıkan 1974: VI/166). Zile de idam edilenlerden bazıları şunlardır: 1- Avukat Ali Bey, 2- Erkeğin Mehmet Çavuş, 3- Müftü Hamdi Efendi, 4- Müsevit (Müftü Muavini) Tekkeşinzade Mehmet Efendi, 5- Bardak Hafız, 126
6- Binbaşıoğlu Mehmet Efendi, 7- Mal Müdürü Mumcuların Sabri Efendi, 8- Jandarma Hakkı (Türker 1999:15). Zile nin Etrafındaki Diğer Olaylar 4 Haziran 1920 günü, 5. Tümen ile bağlantı kurmak için, küçük bir kuvvetle yola çıkarılan Turhal Bucak Müdürü, Turhal ın 5 km güneyindeki Kızkaya Köyü civarında, Turhallı asilerden 60 kadarının taarruzuna uğradı. Bucak Müdürü, 3 arkadaşı ile birlikte bu taarruzdan sıyrılmayı başararak, tümenle buluştu. Fakat çekilemeyenler, çarpışmak zorunda kaldı. Neticede, asilerden ve milli kuvvetlerden birer kişi öldü. 5 kişi de Turhal a dönebildi. Fakat bu olaydan sonra, Turhal halkının Milli Müfreze ye düşmanca davranışları karşısında, müfreze komutanı, 14 arkadaşı ile birlikte Kalaycı Mevkii ne çekildi. 10-Haziran-1920 de, Tokat, Zile ve Yıldızeli nde sıkıyönetim ilan edildi. Tokat ta 1884-1893 doğumlu erler silah altına çağrıldı. 11-Haziran-1920 de, Tokat tan ileri gelenlerle birlikte, 55 atlı ve 75 er, Yarbay Cemil Cahit Bey e yardımcı olarak gönderildi. 12-Haziran-1920 de, 13. Alayın 1. Taburu 27 mevcutla ve 56. Alayın 3. Taburu da 30 mevcutla 5. Tümene katıldı. Amasya dan bir obüs topu ile Merzifon dan 20 kişilik bir Milli Kuvvet yola çıkarıldı. 12-Haziran-1920 günü Zile nin işgalinden kaçan asilerden Çapanoğlu Halit, aynı gün adamlarıyla Arapseyf Jandarma Karakolu nu bastı ve 1 jandarma erini şehit, 6 sını da esir etti (Erçıkan 1974: VI/166-167). Yozgat ve Zile İsyanları Esnasında, Anadolu da Diğer Önemli Olaylar Bölgemizde meydana gelen isyanlar, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını uzun müddet oyalamış ve çok sıkıntıya sokmuştur. İsyanların başlayıp bittiği, Mayıs ve Haziran 1920 süresince Yunan Taarruzu tüm şiddetiyle devam ediyordu. Bunun yanı sıra diğer bazı önemli olaylar şunlardır (Jaeschke 1970 : 102-110): 3-Mayıs-1920: Azerbaycan Gence nin Ruslar tarafından işgali 10-Mayıs-1920: Anzavur Ahmet in Adapazarı nı işgali. 127
128 11-Mayıs-1920: Nemrut Mustafa Paşa nın, Mustafa Kemal i 1 Nolu Askeri Mahkeme de idama mahkum etmesi. 14-Mayıs-1920: Kemah İsyanı. 15-Mayıs-1920: Karışıklıklar dolayısıyla, Konya Sancağı nda sıkıyönetim ilan edilmesi. 20-Mayıs-1920: Anzavur Ahmet in, Çerkez Ethem tarafından Geyve de perişan edilmesi. 23-Mayıs-1920: Çerkez Ethem in, Kuvayı İnzibatiye yi Sapanca da yenmesi. 24-Mayıs-1920: Mustafa Kemal hakkındaki idam kararının, Padişah tarafından yakalandıklarında mahkeme edilmek üzere, gıyaben idamlarına şerhiyle tasdik edilmesi. 25-Mayıs-1920: Çerkez Ethem tarafından Düzce nin isyancılardan kurtarılması. 24-Mayıs-1920: Fevzi Çakmak Paşa hakkındaki idam kararının, Padişah tarafından yakalandıklarında mahkeme edilmek üzere, gıyaben idamlarına şerhiyle tasdik edilmesi. 4-Haziran-1920: Çerkez Ethem in Bolu İsyanı nı bastırması. 6-Haziran-1920: Nemrut Mustafa Paşa nın, İsmet Bey ve arkadaşlarını 1 Nolu Askeri Mahkeme de idama mahkum etmesi. 11-Haziran-1920: Albay Bekir Sami Bey hakkındaki idam kararlarının, Padişah tarafından yakalandıklarında mahkeme edilmek üzere, gıyaben idamlarına şerhiyle tasdik edilmesi. 15-Haziran-1920: Albay İsmet Bey hakkındaki idam kararlarının, Padişah tarafından yakalandıklarında mahkeme edilmek üzere, gıyaben idamlarına şerhiyle tasdik edilmesi. 21-Haziran-1920: Çivril İsyanı. 22-Haziran-1920: Yunan Komutanı Paraskevopulos kumandanlığında Yunan ilerlemesi ve Akhisar ın işgali. 24 Haziran 1920: Oltu civarında Ermeni taarruzu. 25 Haziran 1920: Mudanya da İngilizlerin karaya çıkması. 26 Haziran 1920: Batı Cephesi nde yeni bir Yunan taarruzu. 27 Haziran 1920: Yunan Harp Tebliği: Türk Köylüsü, Kuvayı Milliye nin gaddarlığından kurtulduğuna memnundur. (Jaeschke 1970 : 102-110).
Bölüm 8. ZİLE İSYANI NDA GÖRGÜ ŞAHİTLERİNİN ANLATTIKLARI O günlerin atmosferini birinci ağızdan yansıtması bakımından, olayları yaşayanların ifadeleri yararlı olacaktır. İlk görgü şahidi, Yarbay Cemil Cahit Bey tarafından dinlenmiş ve kendi hatıralarına aldığı, Sivas lı Rıfat Oğlu Halis in anılarıdır. Bu anılar, Abdullah Kehale nin Milli Mücadele de İç İsyanlar ve Cemil Cahit in (Toydemir) Anıları kitabından alınmıştır. Diğer şahitlerin anlattıklarını, Süreyya Hami Şehidoğlu nakletmektedir. 1970 li yıllarda Zile de kaymakamlık yapmış Süreyya Hami Şehidoğlu, Zile İsyanı ile ilgili olarak münferiden yazılmış ilk ve tek kitabın yazarıdır. Olayla ilgili hatıralarını anlatan Kazım Ahçıoğlu, Sadık Oktar ve Hasan Oktar ile ilgili pasajlar, Milli Mücadele de Zile İsyanı isimli kitaptan alınmıştır. Bu hatıralar, bizzat bu şahısların, Şehidoğlu tarafından dinlenmesiyle yazılmış, birinci elden hatıralardır. Sivas lı Rıfat Oğlu Halis Anlatıyor Önce Zile li jandarma erleri; Tezkere isteriz diye isyan ettiler. Jandarma bölük kumandanı İdris Bey öğüt vererek yatışırmak istediyse de, mümkün değil, kandıramadı. Anlaşılan onları kışkırtan vardı. Neyse, Tokat a yazdı, tezkerelerini getirdi, verdiler. Ondan sonra ayaklanma hem dışarıdan hem de Zile nin içinden belirdi. O zaman ben Alanyurt Karakolunda idim. Her gün, Asiler Zile yi basacak deniyordu. O sıralarda, Sulusaray dan Lostan Bey geldi. Bana gizlice, Hiç korkmayın, bunların tümü haindir, ben onları gebertirim. Siz moralinizi bozmayın diye öğütler verdi. Önce Çapanoğulları gelecek dendi. Jandarma kumandanı İdris Bey izlemeye gitti. Bundan başka, Zileli jandarmalardan Kedici denilen Hüseyin Çavuş, birliği ile asilere katıldı. Sonradan tüm jandarmalar kaçtı. Biz Halife Ordusu yuz diyorlardı. Beni de kandırmaya çalıştılar, kanmadım, silahla çatıştım. Sonunda beni bu hale koydular. 129
Asiler önce Zile yi çevirdiler. Piyade taburlarımız birinci günü çok zorlu çarpışmalar yaptı. Ramazandı da. Piyade taburu komutanı Zile li Hilmi Bey 1 çok kahramanca çarpıştı, ama ne yapsın ki, kale içeriden ele geçirilmişti. Asilerin saldırışının ertesi günü, asiler yine şafakla birlikte saldırdılar. Piyade taburlarımız iyi savaştılar ama, sonunda kaleye çekilmek zorunda kaldılar. Benim jandarma takım subayım Rize li Haşim idi. Bu anda bana Hızır Camii noktasını devretti. Fakat asker kaleye çekilince, asiler şehre girdiler. Aslında, şehrin halkı tümüyle onlardan yana idi. Asiler Zile ye girince, baş belirsiz, oba meydansız kaldı. Beni, Kedici Hüseyin Çavuş tutsak aldı, hükümete götürdü. Zile Müftüsü Hamdi Efendi, kaymakam olarak atanmış, Hüseyin Çavuş da, jandarma kumandanı olmuştu. Beni müftünün yanına götürdü. Müftü benim için fetva verdi, Öldürülmesi dince yararlıdır dedi. Beni asmaya götürmeden önce, falakaya koydular. Bir tüfek kayışı ile falaka yapmışlardı. Bu falakada dövdüler, dövdüler, dövdüler. Sopa atmaktan elleri yorulunca, Hüseyin Çavuş ayaklarıyla, başımın üstüne çıkarak, çiğnemeye başladı. Başım, beş yerinden yaralanarak, kanlar akmaya başladı. Sonra beni asmaya götürdüler. Belediye dairesinin önünde, sehpa kurulmuştu. Tam o anda, Postacı Nazım beni gördü ve tanıdı. Kendisi posta yükleniciliği işini yaparken, benim ona iyiliklerim olmuştu. Beni ellerinden aldı, idamdan bağışladı. Sivaslı bir polisin evinde yatarak, iyileştirildim. Fakat, gözlerim kör oldu. Asiler, subayları cezaevine koyarak, çok aşağıladılar. Askerin silah ve eşyasını alarak, salıverdiler. Kuvay-ı Milliyeci diye dövülen ve aşağılananlar çoktu. Hiç bir suçu olmayan halktan, malları yağmaya uğrayanlar da pek çoktu. Kazım Ahçıoğlu Anlatıyor Kazım Ahçıoğlu, Kurtuluş Savaşı gazilerindendir. 1. Dünya Savaşı na 1 Binbaşı Hilmi Bey, aslen baba tarafından Trabzon lu olup, Üçüncüoğulları Sülalesi ndendir. Hilmi Bey in annesi Zileli dir. Sivaslı Halil Rıfat, belki bu yüzden Zileli tabirini kullanmış olabilir (O.Y.). 130
yedek subay olarak katılmıştır. Çanakkale Savaşları da bulunmuş ve Güney Cephesi nde yaralanarak, Musul Hastanesi nde tedavi görmüştür. İyileştikten sonra, Zile İsyanı nın bastırılmasında bulunmuş ve oradan Kurtuluş Savaşı na katılmıştır (Şehidoğlu 1983: 23). Savaştan sonra Zile ye yerleşen Ahçıoğlu, 1944-1946 yıllarında Zile Belediye Başkanlığı da yapmıştır. Mondros Ateşkesi nden sonra, askerlikten terhis edilerek, doğum yerim olan Zile ye gitmek için, Samsun Vapuruna bilet alacaktım. Köprüde Şükrü (Kanatlı) Beyle karşılaştık. Ve aşağıdaki muhallebiciye indik. Saraya yaver olduğunu duymuştum, kutladım. Üzüntülü bir hali vardı. Ben sarayda Mustafa Kemal in kulağıyım dedi. Memleketin içinde bulunduğu durum üzerine konuştuk. Umudunu Millîciler e bağlamıştı. Aynı duyguları taşıyarak, kucaklaştık, ayrıldık. Mustafa Kemal Paşa nın daha önce geldiği Samsun a çıktım. İngilizler vardı (Şehidoğlu 1983: 23). Zile nin Atmosferi Tek tük tanıdığım, içleri buruk, geleceğin ne doğuracağını düşünmek bile istemeyen bir ruh ezikliği içindeki yaşayışlarına tanık oldum. Zile de de aynı havayı bulacağımdan emindim. Erzurum Kongresi nin toplanması, Sivas Kongresi, alınan erkekçe kararların günü gününe bize ulaşması, biz millicileri biraz daha kuvvetlendiriyor, cesaretimizi artırıyordu. Ve Büyük Millet Meclisi nin açılışı, içlerimizi güçle dolduran ulu bir olay oluyordu. İlçemizde İttihatçılar genellikle Kuvayı Milliye yi, Kemalistleri tutuyor, Müdafayı Hukuk çatısı altında toplanıyordu. Diğer taraftan Hürriyet ve İtilaf Partisi mensupları, çıkarlarını taassubun karanlığında sürdürmek isteyenler, halkın zayıf yönünü, dinî duygularını bin türlü yalan sözlerle sömürüyordu. Günler karanlık, İstanbul Hükümeti nin, Millicileri hain ilan eden yayımları, içimizdeki itilafçıların aynı doğrultudaki çabaları, isyancıların kaba kuvvet gösterilerinin gün gün kulaklarımızı doldurması ilçemizde ağız 131
tadı bırakmamıştı. Halk ikiye bölünmüş, herkes karşısındakinden kuşku duyar bir yaşantı içindeydi. Yunanlılar yurdun göbeğine doğru yakıp yıkıp ilerlemekteydiler (Şehidoğlu 1983: 23-25). Kaymakam Necati Bey in Toplantıları Çevremiz Çapanoğulları, Aynacıoğulları, Postacı Nazım gibilerin at koşturduğu bir alan olmuştu. İşte bu korkulu, gerçek anlamda devlet otoritesinden yoksun, Yunanlılar ın çağın son tekniği ile içimize girdiği zamanlar, gözümüzü, kulağımızı Ankara ya dikmiş, gelen her haber üzerine toplantılar yapıyor, kararlar alıyorduk. Kaymakam Necati Bey in başkanlığında yaptığımız ilk toplantıda, İtilaf Devletleri cumhurbaşkanları ve meclis başkanlarına, Müdafaayı Hukuk un haklı davasını dile getiren telgraflar çektik (Şehidoğlu 1983: 24-25). Toplantılara Katılan Zileliler Kazanasmaz Hacı Ali Efendi nin evindeki toplantılara, çoğunlukla şunlar katılıyordu: Dava vekili Kara Ziya, Sıtkı Eken, sıhhiye memuru Salih, Kalelizade Ömer Lütfi, Şeyhzade Tahir, Başefendizade Kamil, Hacızadeefendi Rahmi, hakim Rüştü Bey, Alacalızade Muharrem Efendi, mal müdürü Galip Bey, Cemilzade Hamdi, Belediye Başkanı Göynücekli Hacı Osman, Müftüzade Bahri, Hacı Eken, Kıpioğlu ve Gürcülerin Hilmi (Şehidoğlu 1983: 25). Düşman Dereboğazı na 2 gelmedikçe, müdafaa farz olmaz Bir gün kaymakamımız Necati Bey tarafından çağrıldık. Yukarıda adı geçen Müdafaayı Hukuk mensupları ile İtilafçılardan Müftü Hamdi Efendi, tahsilat müfettişi İhsan, Şahvalioğlu, Ömer Cevheri, Hacıbaloğlu Hasan Efendi yi hatırlıyorum. Kaymakam Bey güzel bir konuşma ile toplantıyı açtı. Ülkenin içinde 2 Zile nin kuzeyinde ve 3 km uzaklıkta, Zile-Terziköy-Amasya yolu üzerinde bulunan, stratejik öneme sahip bir geçit. 132
bulunduğu durumu, dokunaklı bir anlatımla belirtti. Ve İngilizler yakındadır, yarın öbürgün buraya gelebilirler, aramızdaki ayrılığı bırakıp, vatanı korumak için birleşelim dedi. Ayağa kalkan Müftü efendi; Düşman Dereboğazı na gelmedikçe müdafaa farz olmaz deyince, ortalık karıştı. Tartışmalar şiddetli bir hal aldı, bizler tabancalı idik... Kaymakam Bey oturumu güçlükle dağıttı (Şehidoğlu 1983: 25-26). Sadık Oktar Anlatıyor Türk Ulusu nu Esaret Altına Almak İsteyenlerin Soyunda, Sopunda Muhakkak Yabancı Kanı Vardır Toplandığımız günlerden biriydi. Hürriyet ve İtililaf Partisi Başkanı Ali Bey kürsüye gelerek; - Arkadaşlar, mütareke gereğince, İstanbul büyük devletler tarafından işgal edilmiştir. Padişah tutsak durumdadır. Artık Osmanlı Devleti diye bir şey kalmamıştır. Bizim için kurtuluş yolu ancak ve ancak büyük devletlerden birisinin himayesine sığınmaktır. İngiliz, Amerikan, Fransız; bu devletlerden hangisinin mandası altına girmek istiyorsak, hemen karar verelim ve kararınızı bu devletlere bildirelim dedi. Oturuma biraz geç gelip, topallıya topallıya arka sıralardan birine ilişmiş olan Osman Bey söz istedi. Sağ ayağını Doğu Cephesi nde yitirmiş olan bu malül yüzbaşı, Türk Milleti nin bağımsız yaşantısından ve karakterinden uzun süre bahsettikten sonra; Türk Ulusu nu esaret altına almak isteyenlerin soyunda, sopunda muhakkak yabancı kanı vardır diyerek kürsüden indi. Hepimiz, başlarımız önümüzde ağır ağır dağıldık (Şehidoğlu 1983: 26-27). Sancağı Şerifi çektiğimizde, teslim mi olacağız, yoksa çarpışacak mıyız? Tellallar halkı belediye binasına çağırıyordu, toplandık. Kaymakam Bey, İngilizlerin Samsun da bulunduğunu, akşama sabaha Amasya ya, belki de Zile ye gelebileceklerini, bu duruma karşı koyabilmek için, aramızdaki ayrılığı 133
bırakıp, gerekli önlemleri alalım dedi. Müftü Efendi şöyle karşıladı bu sözü; Halifemiz Sultan Vahdettin den İngilizler in Samsun a çıktığına dair bir bilgi verilmemiştir. Eğer Amasya ya gelirlerse, biz de buradan Sancağı Şerifi çekerek, Altıağaç mevkiinde karşılarız. diye cevapladı. Muzafferiyeti dua ile elde edeceğinize dair bir tefva müsaade eder misiniz? Bunun üzerine dava vekili Kara Ziya ayağa kalktı ve şu soruyu yöneltti: Sancağı Şerifi çekerek karşı çıktığımızda, teslim mi olacağız, yoksa çarpışacak mıyız? dedi. Müftü Efendi; Elbette çarpışacağız dedi. Kara Ziya; Öyle ise muzafferiyeti dua ile elde edeceğinize dair bir fetva müsaade eder misiniz? demesi üzerine salon karıştı, yine üzgün ayrıldık. (Şehidoğlu 1983: 27) Hasan Oktar Anlatıyor Bir Cuma günü Camii Kebir de 3 Müftü Efendi dinin esaslarından, namaz, oruç vb. konuşuyordu. Birkaç kişi ilerleyerek kürsüye bir kağıt bıraktılar. Ne olduğunu bilmiyorduk. Birden Müftü Efendi; Beni sıkıştırmayın, onlar, yani şeriatçılar din ve şeriat için çalışıyorlar, onlara kurşun atanlar kafirdir. Öldürenler katildir. dedi. Onlar Yunanlılar değil, Şehzade Cemalettin Efendi nin askerleridir. Kaymakam Bey ayağa kalkarak, şöyle bağırdı; Size bir telgraf okuyacağım, bu telgraf bir müjde telgrafıdır. deyince, Müftü Efendi; Camiide dünya kelamı konuşmak yasaktır. sözü üzerine ortalık karıştı. Kimi Okunsun, kimi Okunmasın diye bağırıp, çağırıyordu... Araya girenlerin çabası ile camiinin önündeki taş sütunun üzerine çıkan bir efendi tarafından telgraf okundu. Bunda Yunanlıların, İnegöl İlçesi nin Kazancı Bayırı nda, Türk Birlikleri nce püskürtüldüğü bildiriliyordu. Ne yazık ki halkın arasından bazıları şöyle bağırıyordu; Onlar Yunanlılar değil, Şehzade Cemalettin Efendi nin askerleridir. Sizler yalan söylüyorsunuz, kahrolsun bolşevikler. (Şehidoğlu 1983: 27-28) 3 Günümüzdeki Ulu Camii 134
Bölüm 9. ZİLE İSYANI NIN BASTIRILMASINDA, AMASYALILAR IN YARDIMLARI Zile İsyanı nın bastırılmasında Amasyalılar ve Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi nin emeği çoktur. Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi Kimdir? Kurtuluş Savaşı nın manevi mimarlarındandır. Hem müftülük, hem de Amasya Müdafayı Hukuk Cemiyeti Başkanlığı yapmıştır. Amasyalılar ı Milli Mücadele de bir araya topladığı gibi, her zaman Mustafa Kemal Paşa nın yanında olmuştur. Müftülüğün yanında, Amasya Meclis-i Umum Vilayet âzâlığı ve Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisliği ni de yürütmüştür. Yakalandığı Zatürree Hastalığı nı atlatamayarak, Kasım 1921 de vefat etmiştir (Menç 1992: 26). Yarbay Cemil Cahit Bey, Amasya Müdafayı Hukuk Cemiyeti Başkanı Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi ye büyük saygı duyardı. Bu saygısını hatıralarında; O günlerde Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi kumandan, ben onun Erkan-ı Harbi idim. şeklinde ifade etmektedir. Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi, yaşının kaldıramayacağı bu çetin vazifeler esnasında hastalanmış, sağlığını ihmal etmiştir. İngiliz Gizli Servisi nin ajanı Binbaşı Noil, raporlarında Hacı Hafız Tevfik Efendi den ; İnceleme komisyonlarımızın kasabalarına girmesini istemeyen ve gerekirse halkı silahlandırıp, üzerimize saldırtacağı haberini gönderip, temsilcimizi kabul etmeyen sarıklılardan birisi şeklinde şikayetle bahsetmiştir (Kutay 1973: 286). Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti nden Yardım Talebi Yarbay Cemil Cahit Bey, Amasya, Merzifon ve Mecitözü nde bulunan 135
Kuvayı Milliye Kuvvetleri nin Zile ye gönderilmesini emretti. Ayrıca Amasya Müdafayı Hukuk Cemiyeti Başkanı ndan da yardım istendi. Amasya Müdafayı Hukuk Cemiyeti Başkanı Hacı Hafız Tevfik Efendi, evvela aile yakınlarından başlayarak, hemen gönüllülerden bir Milis Kuvvetleri meydana getirdi. Milis Kuvveti haricinde, isyancıların nasihat yoluyla yola getirilmeleri amacıyla, bir Nasihat Heyeti hazırlandı. Bu heyetin başında da Müftü Hacı Tevfik Efendi yer aldı (Kutay 1973: 285). Yarbay Cemil Cahit Bey, Amasyalılar ın Yardımını Anlatıyor Amasya gönüllü milis kuvvetlerinin Zile ye gelişini Yarbay Cemil Cahit Bey şöyle anlatmaktadır;... isyan her an genişliyor, tehlikeli bir hal alıyordu. Bu sırada Amasya dan, Müdafayı Hukuk Cemiyeti Başkanı Hacı Hafız Tevfik Efendi den bir telgraf aldım. Geleceğini bildiriyordu. Geldi. Amasya daki tabirle Esnan dışı dediğimiz, yani yaşları ya çok genç, ya da geçkin olanlardan kurduğu milis kuvvetlerinin başında olarak isyanı bastırmaya geleceğini anlattı. Nasıl bahtiyar oldum, anlatabilmem mümkün değildir. Gerçekten de çok kısa zaman sonra Müftü Efendi, kendisi at üzerinde, kıyafeti, ile ve ardında çoğu çift hayvanlarını binek yapmış süvariler, çevrelerinde ellerine ecdat yâdigarı ne bulabilmişlerse silah, hatta bunları bulamayanlar da kazmalarla geldiler. Maddi bakımdan olduğu kadar, manen de kuvvetlenmiştik. Ayaklananların başlarında olanlar isimleri ve hüviyetleriyle tanınıyordu. Müftü Efendi dedi ki; Kumandan Bey... Bunlar iğfal edilmiş biçarelerdir. Çoğu ne yaptığının farkında değildir. Hepsi milletimizin evlatları, din kardeşlerimizdir. Ben onlarla konuşacağım. Sizce mahsur var mı? Hayatından endişe ettiğim cevabını verdim. Fakat o, emin vasıtalar bularak, asilerin başındakilere haber gönderdi. Bazıları menfi cevap verdiler, fakat temaslarını sürdürdükleri de oldu. Bunlar kısa zaman içinde çoğaldılar, affedilmek vaadi ile safımıza katıldılar. Asilerde panik başlamıştı. Münadiler 136
Müftü Efendi nin fetvasını yüksek sesle okudu. Bunun üzerine muhtelif istikametlerden umumi bir taarruza geçtik. Hacı Tevfik Efendi at üzerinde ve yanımda idi. Yer yer beyaz bayraklar gözüktü. Teslim olanları tevkif ettik. Müftü Efendi bunlara ayrı ayrı nasihat etti. Büyük kısmı yalanlar ve tezvirlerle aldatılmışlar idi. Aralarından daha sonra var güçleriyle saflarımıza katılanlar oldu. Büyüme, yayılma ve menfi tesirleri tehlikeli olabilecek Zile İsyanı nı, emsaline pek rastlanmayan böylesine tedbirle bastırmayı başardık (Menç 1992: 211-212). İsyanın Bastırılmasına Katılan Amasyalılar a Madalya Veriliyor Ayaklanmanın bastırılmasında sonra, ayaklanmanın başlangıcında, asiler tarafından hapsedilen Amasya ileri gelenleri de kurtarıldı. Bu isyanı bastırmaya katılan Amasya Milis Kuvvetleri mensuplarına daha sonra, kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası verilmiştir. Zile İsyanı nın bastırılmasına katılıp, madalya alan Amasyalılar dan tespit edilebilenlerin isimleri şunlardır: Lütfi Türker, Şükrü Kutsal, Mazhar Topçu, Kadızade Fuat, Mahmut Şirin, Adil Kurt, Mehmet Temizel, İsmail Hakkı Mumcu, Besim Arpacıoğlu, Halil Ilıcak, Osman Topçu, Hilmi Topçu, Ahmet Çavuşoğlu, Davulcuzade Ahmet Çörekçi, Sıtkı Atkin ve Ziya Bey (Menç 1992: 213). 137
138
Bölüm 10. SONSÖZ Zile de Bir İsyan Çıkarılması, Stratejik Olarak Niçin Önemlidir? Zile, asırlardan beri önemli ve büyük bir yerleşim yeridir. Ticarette, İç Anadolu nun önemli bir merkezidir. Zile Eski İpek Yolu üzerinde bir yerleşim yeridir. Zile, Eski Deve Yolu denen, Samsun-Kayseri Yolu üzerindedir. O devirlerde Zile, Anadolu nun anahtarıdır. Sadece Zile ile diğer bazı şehirlerin, 1910 lu yıllardaki nüfusunu gösteren aşağıdaki tabloya göz atmak bile, bu önemi vurgulamak için yeterlidir. Aradan geçen yaklaşık 100 sene sonra isyan mağduru Zile nin nüfusu yaklaşık 1,5 misli artarken, diğer şehirlerin nüfusu 15 (Sivas) ile 187 (Ankara) misli artış göstermiştir. Yani Zile geri kalmıştır. Tablo 2. Birinci Dünya Savaşı ndan önce, Anadolu daki bazı şehir merkezlerinin nüfusları (Çavdar, 1971: 17-18). Şehir Nüfus Nüfut (2013) Misli Artış (1910 lar) Kayseri 49.000 1.295.355 26 Konya 44.000 2.079.225 47 Sivas 43.000 623.824 15 Erzurum 38.000 766.729 20 Trabzon 35.000 758.237 22 Ankara 27.000 5.045.083 187 Zile 24.000 34.442 1,4 Kütahya 22.000 572.059 26 Samsun 20.000 1.261.810 63 Eskişehir 19.000 799.724 42 Türkiye 13.648.270 (1927) 75.627.384 (2012 5,5 139
İsyan esnasında, Zile nin önemini vurgulayan Cemil Cahit Bey in yorumu çok isabetlidir. 16-Haziran akşamına kadar alabildiğim bilgilere göre, asiler genellikle Zile, Çorum, Yozgat üçgeni içinde kaynaşıp duruyorlardı. Buralarda asilerin durumu, kovanlarına çöp sokularak, dışarı uğratılmış arılara benziyordu. Bunların kovanları da, elimizde bulunan Zile idi. (Kehale 1997: 104). Ayrıca, Zile Pontus Rumlar ının etkin olduğu bölgelere sınır bir yerdir. Cemil Cahit Bey in şu ifadeleri çok dikkat çekicidir: Yine dikkatimizi çeken noktalardan biri de, asilerin genellikle Pontuscular ın bulunduğu bölgeye, kuzeydoğuya doğru ilerleme gayretleri idi. Gerçekten de, Pontuscular da kıpırdanırsa, bunlar kolayca elele verebilirlerdi. Her iki bölge arasında kalacak olan bir tek Havza daki taburun bu işe engel olabilmesi çok kuşkulu idi. Ayrıca Zile Kalesi de önemli bir cazibe sebebidir. Cemil Cahit Bey bu konuya işaret etmektedir. Asilerin, Tokat tan ziyade, daha çok Zile dolaylarına yönelmekte bulundukları sezinleniyordu. Büyük ihtimalle, asiler Zile yi kendilerine merkez yapmak istiyorlardı. Zile şehri nin ortasında, eski devirlerden kalma bir kalenin varlığıyla, Zile halkının o zamanki eğilim ve ruh hali, asiler için çekici olabilirdi. Zile İsyanı, Rastlantı veya Ani Bir Öfke Sonucu Çıkmamıştır Cemil Cahit Bey in çeşitli kaynaklardan topladığı bilgilere göre, Postacı Nazım ın, Aynacıoğulları nın ve Çapanoğulları nın elebaşılık yaptıkları bu isyan oldukça planlı olarak düzenlenmişti. Bütün asiler, her yönden Zile ye doğru yürüyecekler ve burada toplanacaklar ve Zile bölgesine egemen olacaklar. Ondan sonra sıra ile Çorum ve Yozgat zor kullanılarak ele geçirilecek ve ondan sonra Kırşehir alınarak, Ankara üzerine yürüyeceklerdi (Kehale 1997: 103-104). Postacı Nazım ın 9/10-Haziran gecesi, Yarbay Cemil Cahit Bey e gönderdiği mektupta kullandığı ifadeler bunu açıkça göstermektedir. Zile Kalesi ni ele geçirmenin verdiği gurur ve güven ile, artık gaye ve kimliğini açıklamakta sakınca görmeyerek, bu mektupta Halife Ordusu Kumandanı Hüseyin Nazım ünvanını kullanmıştır (Kehale 1997: 94-95). Bu çok önemli bir noktadır. Bu ifade, isyanın kendiliğinden veya ani bir öfke ve geçici bir sağanak sebebiyle olmadığını, İstanbul Hükümeti ve İngiliz parmağının olduğunu açıkça ispat etmektedir. 140
Zile İsyanı nı, Zileliler Çıkarmamıştır Bu husus çok önemlidir ve kitabın bir çok yerinde işlenmiştir. İsyanı çıkaran ve bilfiil isyana katılan baş elebaşılardan Postacı Nazım, Aynacıoğlu Hasan, Aynacıoğlu Mehmet, Aynacıoğlu Rüştü ve Çapanoğlu Halit in hiçbiri Zile li değildir. Bunların yanında, 2. derecede elebaşılar olan Katil İlyas, Kara Mustafa ve diğer elebaşılar da Zile li değildir (Erçıkan 1974: II/167, 169, 170). Bunlardan Postacı Nazım Erzurumlu, Çapanoğlu Halit Yozgatlı, Aynacıoğlu Hasan, Aynacıoğlu Mehmet ve Aynacıoğlu Rüştü Yozgat Çekerekli dir. Katil İlyas Yerköylü, Çerkez Kara Mustafa ise Yıldızelili dir (Erçıkan 1974: II/167, 169, 170), (Korkmaz 2002: 306-307, 426), (Taş 1987: 39, 44, 49), (Şehidoğlu 1983: 19). Tablo 2 de görülen diğer bütün şehirler, cumhuriyet kurulduktan sonra vilayet olmuş ve misli misli büyümüşlerdir. Bunlar içinde Zile, âdeta yazılı olmayan bir şekilde cezalandırılmıştır. Üstelik Zileliler in sebep olmadığı, Zile de çıkan bir isyan yüzünden. Hukukta temel bir kural vardır. Bir suçu azmettirene, o suçu işleyenden daha çok ceza verilir Mesela; birisi, diğer bir kişiyi, 3. bir kişiyi öldürtmek için azmettirse, öldüren kişiye Taammüden adam öldürmekten 24 yıl ceza verildiği halde, azmettiren kişiye, Adam öldürmeye azmettirmekten idam cezası, yeni Türk Ceza Kanunu na göre, müebbet hapis verilir. Zile İsyanı nda da, isyanı çıkaran ve Zile dışından gelen kişiler bazı cezalar almışlardır. Ama, bu isyan yüzünden tüm Zileliler, âdeta cezalandırılmıştır. İsyanın baş aktörü Çapanoğlu Celal, ceza bile almamıştır. Arapseyf Boğazı Savaşı ndan sonra sığındığı Uzunyayla Çerkezleri tarafından korunmuştur. Hatırı sayılır Çerkez büyüklerinin araya girmesi yüzünden, Çerkez Ethem, Çapanoğlu Celal in peşini bırakmıştır (Çerkez 1962: 69). Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, 150 Kişinin Yurt Dışına Çıkartılmasına Dair Kanun çıkartılır. Bu kanun ile, Yozgat İsyanı nı bastıran Çerkez Ethem yurt dışına çıkması gereken 150 kişi arasında olduğu halde, isyanı çıkartan Çapanoğlu Celal hiç bir ceza almaz (Karaca 2004: 113-120). Zile Ele Geçirilince, Zilelilerden İsyancılara Çok Sayıda Katılan Olmamıştır Yazılı belgelerde Zile İsyanı olarak geçmesinin sebebi, isyanı Zilelilerin çıkartmış olmasından dolayı değil, isyanın Zile de geçmiş olmasındandır. 141
142 İsyan başlayınca, olayı benimsemeyen Zile halkı, Zile yi terk etmiştir. Terk etmiştir, çünkü kendini savunacak silahı yoktur. O günlerde, Zile de 24 bin nüfus bulunmaktadır (Erçıkan 1974: VI/164). Eğer bu 24 bin nüfus isyancılarla birlikte olsa idi, Yarbay Cemil Cahit Bey, elindeki ikiyüz askerle, bu mevcudu yenemezdi. Bu da gösteriyor ki, Zileli isyana katılmamıştır. 9 Haziran 1920 de, Yarbay Cemil Cahit Bey isyancılara; Teslim olun, aksi takdirde Zile yi topa tutucağız ültimatomu üzerine, geride kalan Zile halkı da şehri terk etmiştir. İsyancılar bu paniği önleyememişlerdir (Büyüm 1984: X/7089). Ama, Çapanoğulları nın Yozgat merkezli çıkardıkları isyana, Yozgat şehir merkezi ile, çevre köylerden yoğun bir katılım olmuştur. Çerkez Ethem Ankara dan, 70 subay ve 2.100 piyade ve atlı ile Yozgat a hareket etmişti (Erçıkan 1974: VI/151). Yozgat ta bir miktar kuvvet kendine katıldıysa da, Çerkez Ethem im emrinde en az 3.000 kişilik bir kuvvet vardı. Çerkez Ethem, 23-Haziran günü Yozgat ı bu en az 3.000 askerle, zorlukla ele geçirebilmiştir. Şehirdeki Ermeniler dahi, isyancılar safındaydı ve bunların ancak evleri yakılarak, susturulmaları sağlanmıştı (Taş 1987: 51-52). Bilahare, 27-Haziran günü Arapseyf Boğazı nda tekrar, âdeta bir meydan muharebesi olmuştur. Çok çetin bir savaştan sonra, Çerkez Ethem galip gelmiştir. Yani Yozgat taki isyanda, yöre halkının yoğun bir katılımı vardı. Ama Zile gibi büyük bir yerde, Zileli, isyanı desteklemediği için, bir kaç top atışından sonra, Cemil Cahit Bey 200 askerle, 24 bin nüfuslu Zile yi ele geçirebilmiştir. Zileliler in isyana katıldıkları ile ilgili kayıtlara geçen tek cümle, Türk İstiklâl Harbi kitabının, İstiklâl Harbinde Ayaklanmalar (1919-1921) isimli VI. cildi, 162. sayfadaki şu ibaredir: 1920 Mayıs sonlarında, Postacı Nazım ın elebaşılığını yaptığı Yıldızeli, Sulusaray olaylarından cesaret alan Zile de, avukat Ali, vazifesinden çıkarılmış eski bucak müdürü Naci, eski mal müdürünün oğlu İhsan, 30 kadar atlı asi toplayarak, Zile etrafında tehdit edici bir şekilde dolaşmaya başladılar (Erçıkan 1974: VI/162). Hepsi bu!... Bir avukat, eski bir bucak müdürü ve bir mal müdürünün oğlu, 30 kişiyle, Zile nin etrafında tehdit edici bir şekilde dolaşmayla, isyan çıkartıp, 24 bin nüfuslu bir şehiri zapt edebilir mi?
Zile li devletine, milletine, kanunlarına saygılı; yardımsever, kadirşinas, zor ve kötü gün dostudur Bunu bir Zile li olarak ben söyleseydim, bu bir tarafgirlik ve duygusallık olurdu. Uzun yıllar kaymakamlık gibi önemli bir görevi deruhte etmiş, ciddi bir devlet adamı ve araştırmacı-yazar, merhum Süreyya Hami Şehidoğlu nu dinleyelim;... 4 yıl Kaymakam olarak görev yaptığım bu ilçe halkını tanıdım. Özellikle Kıbrıs Barış Harekatı nda Zile deydim. Belediye Başkanı nın odasında, Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı na açtığımız bağış kampanyasında gözlerim yaşardı, içlendim. Zengini, yoksulu; Alevîsi, Sünnîsi; kimsesiz, yaşlı dul kadınların mendillerinde, hamalların avuçlarında uzattıkları bozuk paralarla sıraya girdiklerini gördüm. En yoksul köyler, en ummadığımız yardımları yaptı. Köylerden merkeze getirilecek er adayları için, özel araba sahipleri, taksi, jeep, kamyon ve binek otolarını verdiler. Er adaylarının toplanma bölgelerine gönderilmeleri için, otobüs işletmeleri, otobüslerini verdiler. Kan bağışı için; genç, ihtiyar, çoluk, çocuk uzun kuyruklar yapmıştı. Taze kan şişelerini taşıyan araç, 4 defa Samsun a gidip döndü (Şehidoğlu 1983: 36-37). Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü (2004) kayıtlarına göre, nüfusuna oranla, Türkiye de en az trafik cezası kesilen il Tokat tır. Yine Adalet Bakanlığı, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü (2004) Kayıtları na göre, Tokat nüfus kütüğüne kayıtlı olanlar içinden, oran olarak Türkiye de cezaevlerinde en az sayıda tutuklu ve hükümlü bulunan kişiler Tokatlı dır. Yani Tokatlı kanunlara, nizamlara saygılıdır. Tokat ın bir ilçesi olarak, Zileliler de aynı hususiyetleri taşımaktadırlar. Bu özellik onların genlerinde mevcuttur. Zile nin Kurtuluş Savaşı nda verdiği şehit sayısı bellidir. Tokat İli nde Kurtuluş Savaşı nda, Artova dan 5, Niksar dan 34, Reşadiye den 90, Erbaa dan 148 ve Tokat tan 218 şehide karşılık, Zile den 4 yıllık Kurtuluş Savaşı süresince 275 Mehmetçik şehit düşmüştür (Selek 1987: I/117). Diğer 4 ilçenin, yani Artova, Niksar, Reşadiye ve Erbaa nın verdiği şehit toplamı kadar, sadece Zile şehit vermiştir. O zamanlar, Turhal ve Almus, Tokat merkez ilçeye bağlı idi. 143
144 Zile, Tokat merkez ilçeden daha fazla şehit vermiştir (Selek 1987: I/117). Bu şunu gösterir; Zileli yiğittir, merttir, cesurdur, doğrudur. Zileli, Gazi Osman Paşa nın torunlarıdır. Zileli baştan beri, Milli Mücadele yi desteklemiştir. Zileliler in hiçbirisi isyana katılmamış demiyoruz. Ama çok az sayıda Zileli, isyancılar arasında bulunmuştur. Sırf bunu mesnet tutarak, Zileli ye İsyancı damgasını vurmak, ne insafa sığar, ne de vicdana. İsyanı çıkaranlar bellidir. Zileli ye, İsyan çıkardı ve İsyana katıldı demek, Zileli ye yapılacak en büyük hakaret ve zulümdür. Bu konunun takdirini, siz hakbilir okuyuculara bırakıyoruz. Orhan YILMAZ Ankara, Şubat 2005
KAYNAKLAR Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü Kayıtları, (2004). Ankara. Adıgüzel, S., (2004). Gülü Bardağ İçinde. THK Basımevi İşletmeciliği. Ankara. Adıvar, H. E., (1998). Türk ün ateşle imtihanı. Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. İstanbul. Ağaoğlu, S., (1981). Kuvayı Millîye ruhu. T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları. No: 18. Başbakanlık Basımevi. Ankara. Ağakay, M. A. (1990). Atatürk ten 20 anı. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları. No: 344. ISBN: 975-16-0232-7. Türk Tarih Kurumu Basımevi. Ankara. Akşin, S., (1997). Ana çizgileriyle Türkiye nin yakın tarihi. Cilt: I. Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. İstanbul. Apak, R., (1990). İstiklâl Savaşı nda Garp Cephesi nasıl kuruldu. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları. No: 16. Türk Tarih Kurumu Basımevi. Ankara. Atay, F. R., (1999). Çankaya. Cilt III. Çağdaş Matbaacılık ve Yayıncılık Ltd. Şti. İstanbul. Avcıoğlu, D., (1974). Millî Kurtuluş Tarihi. Sayfa: 14. İstanbul MAtbaası. Ankara. Baykara, T., (1985). Milli Mücadele (1918-1923). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. No: 623. Ongun Kardeşler Matbaası. Ankara. Bekir, İ., (2000). Altın Destan Mustafa Kemal Atatürk. Cilt: II. Çağdaş Matbaacılık ve Yayıncılık Ltd. Şti. İstanbul. Bıyıklıoğlu, T., (1955). Trakya da Millî Mücadele. Türk Tarih Kurumu Yayınları. Cilt: I. No: 25. Ankara. Büyüm, N., (1984). Yurt ansiklopedisi. Cilt 10, Sayfa 7089. Anadolu Yayıncılık A.Ş. İstanbul. Cebesoy, A. F., (2001). Bilinmeyen hatıralar-kuvay-ı Milliyeden Cumhuriyet Devrimlerine. Temel Yayınları. No: 122. ISBN: 975-410-056-X. İstanbul. Cebesoy, A. F., (1953). Milli mücadele hatıraları. Vatan Neşriyatı. İstanbul. Cengiz, M. A., (1989). İstiklâlimize kan veren Malatyalılar Pala Çavuş. Yenimalatya Gazetesi Ofset Tesisleri. Malatya. 145
Çavdar, T., (1971). Milli Mücadele başlarken sayılarla...vaziyet ve Manzara-î Umumiye-Düzce-Bolu isyanları. Baha Matbaası. İstanbul. Çerkez, E., (1962). Çerkez Ethem in ele geçen hatıraları. S: 62-63. Dünya Yayınları. İstanbul. Denizli, H., (1996). Sivas Kongresi Delegeleri ve Heyet-i Temsiliye Üyeleri. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. No: 1655. T.C. Kültür Bakanlığı Millî Kütüphane Basımevi. Ankara. Erçıkan, A., (1974). Türk İstiklâl Harbi. İstiklâl Harbinde Ayaklanmalar (1919-1921). Cilt II. Sayfa 97 ve Cilt VI. Sayfa: 162-176. T.C. Genel Kurmay Harp Tarihi Başkanlığı Resmi Yayınları Seri No: 1. Genelkurmay Basımevi. Ankara. Erdeha, K., (1975). Milli Mücadele de valiler ve vilayetler. Yükselen Matbaacılık. İstanbul. Erdin, M. A. (2003). Zileliler Yardımlaşma Derneği, Haber-Kültür-Sanat-İletişim Bülteni. Ankara. Eroğlu, H., (1981). Türk Devrim Tarihi. Sanem Matbaası. Ankara. Görgülü, İ., (1985). Ana hatlarıyla Türk İstiklâl Harbi. Zafer Matbaası. İstanbul. Güngör, S., (1955). Atatürk e kafa tutanlar. Cilt: II. S: 44-45. Hadise Matbaası. İstanbul. Hakkı, H., (1972). Bozgun. Tercüman 1001 Temel Eser. No: 6. Kervan Kitapçılık Tesisleri. İstanbul. Jaeschke, G., (1970). Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi-Mondros tan Mudanya ya Kadar (30 Ekim 1918-11 Ekim 1922). Türk Tarih Kurumu Yayını. No: 12. Türk Tarih Kurumu Basımevi. Ankara. Karabekir, K., (1969). İstiklâl harbimiz. Türkiye Yayınevi. İstanbul. Karaca, E., (2004). 150 likler. Altın Kitaplar Yayınevi. İstanbul. Karaer, N. (1998). Tam bir muhalif Refik Halit Karay. Temel Yayınları. No: 99. ISBN: 975-410-040-3. İstanbul. Karakuş, E., (2003). Sekizinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri. XIX ve XX. Yüzyıllarda Türkiye ve Kafkasya. Cilt II. Genelkurmay Basımevi. Ankara. Kehale, A., (1997). Milli Mücadele de İç İsyanlar ve Cemil Cahit in (Toydemir) Anıları. Çağdaş Yaşamı Destekeleme Derneği Yayınları. No: 12. İstanbul. Kılıç, A., (1955). Kılıç Ali hatıralarını anlatıyor. Sel Yayınları. İstanbul. 146
Kışlalı, A.T., (1994). Atatürk e saldırmanın dayanılmaz hafifliği. Özkan Matbaacılık Ltd. Şti. Ankara. Korkmaz, Z., (2002). Kemal Atatürk Nutuk. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayını. ISBN 975-16-0401-X. Ankara. Kutay, C., (1955). Çerkez Ethem hadisesi. Türkiye Ticaret Matbaası. Ankara. Kutay, C., (1973). Kurtuluşun ve cumhuriyetin manevi mimarları. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. Alkan Matbaası. Ankara. Menç, H., (1992). Milli Mücadele yıllarında Amasya- Portreler, Belgeler. Yeşilırmak Kitabevi. Amasya. Meydan Larousse, (1992). Cilt: 4, Sayfa: 354-355. Cilt: 12, Sayfa: 130. Cilt 20, Sayfa: 490. Sabah Yayınları. İstanbul. Mistepe, M. U., (2004). Medeniyetler Beşiği Anadolu da Zile mizin Tarihi ve Kültürel Yönü. http://www.members.lycos.co.uk/zilem İnternet Sitesi. Müderrisoğlu, A., (1990). Kurtuluş Savaşı nın Mali Kaynakları.Türk Tarih Kurumu Basımevi. İstanbul. Müftüoğlu, M., (1977). Yalan Söyleyen Tarih Utansın. Cilt : 4. Çile Yayınevi. İstanbul. Onar, M., (1995). Atatürk ün Kurtuluş Savaşı yazışmaları. Cilt II. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. No: 1739. G. Ü. Teknik Eğitim Fakültesi Matbaası. Ankara. Orbay, R., (2003). Siyasî hatıralar. Örgün Yayınevi. ISBN: 975-7651-21-4. İstanbul. Özalp, K., (1998). Millî Mücadele, 1919-1922. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayınları. Dizi XVI, No: 133. Türk Tarih Kurumu Basımevi. Ankara. Selek, S., (1987). Anadolu İhtilâli. Cilt: I. Zafer Matbaası. İstanbul. Sepetçioğlu, M. N. (2002). Yesili Hoca Ahmed. Cilt: I-II. Yeni Avrasya Yayınları. Ankara. Sherril, C. H. (1973). Gazi Mustafa Kemal. Tercüman 1001 Temel Eser. No: 23. Kervan Kitapçılık Tesisleri. İstanbul. Şehidoğlu, S. H., (1983). Milli Mücadele de Zile Ayaklanması. Kırali Ofset. Ankara. Şenünver, G. Ve ark., (2004). Türkiye Cumhuriyeti İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük. ISBN: 975-11-2022-5. Millî Eğitim Basımevi. İstanbul. Tansel, S., (1973). Mondros tan Mudanya ya kadar. Cilt III. Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Cumhuriyet in 50. Yıldönümü Yayınları : 6/3. Başbakanlık Basımevi. Ankara. 147
Taş, N. F., (1987). Milli Mücadele döneminde Yozgat. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. No: 2507. Türk Tarih Kurumu Basımevi. Ankara. Tekçe, İ. H., (1968). Milliyet Gazetesi nin 11 Kasım 1968 tarihli nüshası. Tokat Gazi Osman Paşa üniversitesi www.gop.edu.tr internet sitesi. (2004) Toynbee, A. J., (1999). Türkiye (Bir devletin yeniden doğuşu). Cilt I. Çağdaş Matbaacılık ve Yayıncılık Ltd. Şti. İstanbul. Turan, Ş., (2000). İsmet İnönü - Yaşamı, dönemi ve kişiliği. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. No: 780. Gaye Matbaacılık San. Ve Tic. A.Ş. Ankara. Türker, K., (1999). Zile İSyanı ve Miralay Hilmi Bey. Tokat Kültür ve Araştırma Dergisi. Yıl: 1, Sayı: 3. Tokat. Ünal, M., (2000). Kurtuluş Savaşında Çerkeslerin rolü. ISBN: 975-97166-0-7. TAKAV Matbaası. Ankara. Ünal, M., (2002). Miralay Bekir Sami Günsav ın Kurtuluş Savaşı Anıları. ISBN: 975-406-510-1. Umut Matbaacılık. İstanbul. Yahya, H., (2002). Samimi bir dindar Atatürk. Seçil Ofset. Ankara. Yılmaz, O., (2004). Tüm yönleriyle Tokat Zile Küçüközlü Köyü. Pano Ofset Ltd. Şti. Ankara. Trak, İ. ve Zengin, M., (1994) Zile Tanıtım 1994. Kale Ofset Matbaacılık. Ankara 148
İNDEKS Abaza 58 Abdullah Kehale 129 Ahmet Erbil 26 Ahmet Ferit Bey 46 Ahmet İhsan, Dişçi 48 Akdağmadeni 70 Akkoyunlu 17 Alaca 64 Alanbaş 112 Ali Bey, Avukat 126 Ali Galip 84 Ali Nadir Paşa 44 Amasya 85, 102, 120 Arapseyf 54, 68 Arif Kılıç 27 Artova 20 Aşarkaya 99 Aynacıoğlları 10, 53, 73, 134 Ayvalıkozü 74 Bacul 101, 122 Bağlarpınarı Köyü 99 Bardak Hafız 126 Bat 11 Bayırköy 130 Bekir Sami Günsav 35 Bekir Sami Kunduk Paşa 35 Bektaşi Şeyhi 116 Binbaşıoğlu Mehmet 127 Birinci Dünya Savaşı 31, 37 Birinci Millet Meclisi 46 Bozok 53 Cahit Koççoban 27 Cahit Külebi 27 Celal Bey 54, 68 Cemil Cahit Toydemir 10, 19, 32, 72, 85 Cizözü 97 Çamlıbel Karakolu 91, 115 Çapanoğulları 10, 11, 53, 74, 141 Çapçızade Mehmet 105 Çengelhan 68 Çerkeş 64 Çerkez 58 Çerkez Ethem 10, 60, 65, 67, 128, 141 Çerkezzade Hasan Lütfi 105 Çocuklar Ordusu 32 Çopur Yusuf 108 Çorum 65 Damat Ferit Paşa 49 Dereboğazı 133 Deve Yolu 139 Deveci Dağı 102 Dürrizade Seyyid Abdullah Efendi 50 Edeköy 118 Edip Bey 49, 68 Engülüs Dağları 94 Eretna 17 Erkeğin Mehmet Çavuş 126 Ersandık Köyü 112 Erzurum Müfrezesi 123 Eti 15 Evliya Çelebi 17 Evrenköy 21 Ezine Pazarı 94 Frig 16 Galip Dede 68 Gazi Bey 68 Gülpınar Köyü 71 Güzelbeyli 21 Halife Ordusu 102 Halkaçayır Köyü 97 Hamidiye 75 Hasan Sevinç 28 Hilmi Bey 116 Hitit 15 Hoca Bahattin Efendi 105 Hoca Kamil Efendi 105 Hoca Sabri Efendi 105 İlhanlı 17 İpek Yolu 139 İran 31 İsmet Paşa 65, 115 İttihat ve Terakki 29, 52 İzmir 43, 44 Kadı Burhaneddin 17 Kalaşzade Amasyalı Ruhi Efendi 105 Kaman 90, 113 Kara Mustafa 77, 113 Katil İlyas 73, 81 Kavlak Ali 80 Kazım Ahçıoğlu 130 Kazım Karabekir Paşa 32 Kılıç Ali Bey 61, 63 149
Kızılca 77 Kimmer 15 Koyunculu 71, 84 Kulu 78 Kunduz Boğazı 98 Kurtuluş Savaşı 29, 37 Lostan Bey 97 Makedon 16 Maşat Höyük 25 Mazhar Osman 13 Mehmet Hulusi Efendi 59 Mehmet Vehbi Efendi 105 Mondros Mütarekesi 31, 43 Mumcuların Sabri Efendi 128 Mumcuzade İsmail Hakkı 105 Mustafa Kemal Paşa 37, 41 Mustafa Necati Sepetçioğlu 9, 28 Müftü Hacı Tevfik Efendi 135 Müftü Hamdi Efendi 127, 134 Mümeyyizzade Alizade Mehmet 105 Nihat Akyunak 26 Ninova 15 Ninus 15 Nogaykızıközü 70 Obüs Topu 101 Orhan Yılmaz 1, 9 Ordu 30 Ortaköy 65, 70 Osman Vuneroka Bey 120 Osmanlı 17 Ömer Lütfü Efendi 106 Pazar 21 Pontus Rumları 139 Postacı Nazım 60, 76, 96 Refet Paşa 69 Refet Paşa 64, 110 Rıfat Börekçi 41 Rıza Nur 48 Roma 16 Sabiha Gökçen 43 Sadullah Yaylası 99 Safiye Ayla 42 Samsun 49 Selahattin Bey 89 Semiramis 15, 24 Sezar 11, 16 Strabon 15, 17, 24 Sulusaray 72 Süleyman Fethi Bey 44 Süreyya Hami Şehidoğlu 11 Şirvani Mehmet Efendi 105 Tapigga 25 Tokat 23 Tokat Müftüsü 94 Tuğrul Mumcu 27 Turhal 98 Ulu Camii 24 Ülkü Şüküllüoğlu 42 Vasfi Rıza Zobu 42 Veysibeyzade Sıtkı Efendi 105 Yahya Galip Bey 61 Yalınyazı 21 Yenihan 102 Yıldızeli Kaymakamı 113 Yıldızeli Müfrezesi 123 Yıldıztepe 21 Yozgat İsyanı 62, 69 Yozgat 9 Yunanlılar 82 Yünlü 109 Zeki Çağlarman 41 Zeki Paşa 86 Zile 9, 15 Zile İsyanı 113 Zile Kalesi 24 Zile Pekmezi 22 150