Sayı:3 Ocak 2009 Yaşama Hakkı Nerede? T K TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ TIP ÖĞRENCİLERİ KOLU
FAKÜLTE DOKU muza Sahip Çıkalım Erdem Erkoyun Akdeniz TÖK görevlendirildiği; hiçbir tanımı olmayan konumu da aslında bu durumun basit bir yansıması! Hatta durum o kadar vahim ki; tıp fakülteleri devletten yeterli ödenek alamayan üniversitelerin, bütçesine kaynak sunan kurumlar haline gelmiş. Dolayısıyla birçok üniversitede daha alt yapısı, binası, eğitim olanakları oluşturulmadan tıp fakülteleri açılıyor! Kitle iletişim araçları tekeli ve iktidar arasındaki yıldız savaşı sürerken, yirmi üç yıl sonra bir şeyi fark ettim. Bu medyanın haberlerine fazla kaptırmışım kendimi hep. Özellikle de hafta sonu eklerine. Malum popüler kültür unsuru gazetelerin hafta sonu ekleri nelerden bahseder? Hep gülen insanlar, başarıya ulaşmışlar, hayatın şarabından içip en yüce tadı almışlar Hep onlara inandım ben, onların yaşadığına. Daha da vahimi bir gün onlardan biri olabileceğimi düşündüm. Tıp eğitimi tüm tezatlıklarıyla, sağlıkta yürütülen kısır politikaların çıkmaz sokaklarına sürülüyor. Belki birçoğumuz bunların bizi ilgilendirmediğini düşünebilir; ancak unutmayalım ki gelecekte bizlerin yer alacağı ve şekillendireceği çevrenin unsurları bunlar! Sağlığın 'ne kadar ekmek, o kadar köfte' (sağlık bakanının sözleri) anlayışına terk edildiği koşullarda bizlerin nerede yer alacağı; kimlerin hekimleri olacağı ayrımına varmak çok önemli. Hep ertelendi bu düş. Hiç onlar kadar gülmedim daha ben, hiç onlar kadar başarılı olamadım. Artık bir şeyi düşünmeye başladım; onlar da hiç olmadı zaten. Baştan sona yalandı o röportajlar. Röportaj yapılan kişinin edimlerini allayıp pullayıp önüm(üz)e sürdüler. En güzel şarkıyı o grup yapmıştı, tüm dünya bu projeyi konuşuyordu, o kitap çok satacaktı. Hiçbiri yüzde yüz gerçek değildi. En acısı Rolex saati, Porsche Cayman aracı, Sony Vaio dizüstü bilgisayarıyla bir bir spor kulübü yöneticisiyle günlük hayatta kullandıkları kıyaslanan bir plastik cerrahtı. Neyse ki o plastik cerrahın yerinde olmaya hiç heves etmedim, ama bir yerlerde evden işe, işten eve koşturmaca yaşayan beyaz gömleklilere, gönülden bağlı oldukları şirketlerinin var olduğuna inandım. Oysa hafta sonu eklerinin beyaz gömleklileri o röportajlarda gülerken iliklerine kadar sömürülen insanlar aynı zamanda. Gülen gözlerinin ardında kanayan bir şeyler olmalı, orda olmak için ödün verdiklerinden bir damla, orda olmak için çiğnedikleri insanlardan bir damla daha. Bu satırları okuyan hekim adayları, yüzde biriniz o plastik cerrah yerine bir gün orada kendine güvenen gülümseyişiniz ve sahip olduğunuz lükslerle haber olabilirsiniz belki. Kalanlardan bir ricam var, biz bize birbirimizi anlatalım, düş kırıklıklarımızı anlatalım, hayallerimizi, elde edemediklerimizi O gazetelere inanmayalım, dergimize, dokumuza sahip çıkalım. Doku Sayı:3 Ocak 2009 9
Bir Şiir Özlem Altuntaş, Çapa TÖK, Şubat 2005, İstanbul Kalabalıktı(k) Ama yoktular oysa Kara doğurmakta içindeki beyazı terli bir kadın gibi -yim Bana bakıyorsun Üşüyor muyum ne? Sırtımda ceketin Anlıyorum ki üşüyorum hala Bir şiir Sonu hatırlanmayan Saklı Biliyoruz gizini Biliyorsun bendekini Biliyorum sendekini Bakışıyoruz Buz gibi bir Ocak 1'i mi, 11'i mi, 21'i mi? Ne fark eder? Sene 200. Kalabalıktı(k) Ama yoktular oysa Bir nefes uzağımdasın Bir nefes uzağında(yım) Başım önümde Dinlemekte Gün dönüyor En güzel mevsim: Akşamüstü iniyor yüzüne Bir bakış uzağımdasın Bir bakış uzağında(yım) Mayıs galiba Serin Bir çocuk uzanıyor elma şekerine uzanıyorum elma şekerine Dizim dizine değiyor Ürperti Dizin dizime değiyor?????????? Aylardan ne? Bilmiyorum Bilmiyorsun Kimse yok Oysa kalabalık(ız) Bir dokunuş uzağımda(sın) Bir dokunuş uzağında(yım) Ayrı nefesler Ayrı bakışlar Ayrı dokunuşlar Anlatıyorsun Acıyor Yüzüm parça par -makların incecik Uzuyor, uzuyor Sonsuza Sonsuza kadar mıdır böyle uzak? Bir şiir Sonu hatırlanmayan Bir şiir Aslında olmayan Buz gibi Gece güne ağarmakta Temmuz aylardan 24