2
ALESSANDRO BARICCO ŞAFAKTA ÜÇ KEZ 3
Tre volte all alba, Alessandro Baricco 2012, Alessandro Baricco 2014, Can Sanat Yayınları Ltd. Şti. Bu eserin Türkçe yayın hakları The Wylie Agency (UK) Ltd. aracılığıyla alınmıştır. Tüm hakları saklıdır. Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz. 1. basım: Mart 2014, İstanbul Bu kitabın 1. baskısı 1 000 adet yapılmıştır. Yayına hazırlayan: Tanay Burcu Ural Kopan Ka pak ta sarımı: Utku Lomlu / Lom Tasarım (www.lom.com.tr) Kapak resmi: Shutterstock; Flickr Ka pak baskı: Azra Matbaası Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi D Blok 3. Kat No: 3-2 Topkapı-Zeytinburnu, İstanbul Sertifika No: 27857 İç baskı ve cilt: Ayhan Matbaası Mahmutbey Mah. Devekaldırımı Cad. Gelincik Sokak No: 6 Kat: 3 Güven İş Merkezi, Bağcılar, İstanbul Sertifika No: 22749 ISBN 978-975-07-1971-4 CAN SANAT YAYINLARI YA PIM VE DA ĞI TIM TİCA RET VE SA NAYİ LTD. ŞTİ. Hay ri ye Cad de si No: 2, 34430 Ga la ta sa ray, İstan bul Te le fon: (0212) 252 56 75 / 252 59 88 / 252 59 89 Faks: (0212) 252 72 33 w w w. c a n y a y i n l a r i. c o m y a y i n e v i @ c a n y a y i n l a r i. c o m Sertifika No: 10758 4
ALESSANDRO BARICCO ŞAFAKTA ÜÇ KEZ ROMAN İtalyanca aslından çeviren Şemsa Gezgin 5
Alessandro Baricco nun Can Yayınları ndaki diğer kitapları: İpek, 1997 Kent, 2001 Öfke Şatoları, 2001 Homeros, İlyada, 2006 Bin Dokuz Yüz, 2007 Yarım Kalmış Bir Hayal, 2007 Okyanus Deniz, 2009 Emmaus, 2011 Mr. Gwyn, 2013 6
ALESSANDRO BARICCO, 1958 de İtalya nın Torino kentinde doğ du. Yazarlık uğraşına, La Repubblica gazetesinde müzik eleştirmeni olarak başladı. Daha sonra La Stampa gazetesinde kültür sanat servisinde çalıştı. Denemeler ve kısa öyküler yazdı. RAI televizyonuna sanat programları hazırladı. Torino da an latım tekniklerinin öğretildiği bir okul kurdu. İlk romanı Ö fk e Ş a t o l a r ıfransa da Médicis Ödülü ne değer görüldü. İkinci romanı Okyanus Deniz le İtalya da Viareggio Ödülü nü aldı. İpek onu yaygın bir okur kitlesiyle buluşturdu, kitap otuza yakın dile çevrildi. Daha sonra Kent, Ya rım Kalmış Bir Hayal, Emmaus, Mr. Gwyn ve Şafakta Üç Kez adlı yapıtları yayımlandı. ŞEMSA GEZGİN, İstanbul da doğdu. İÜ Edebiyat Fakültesi İtalyan Dili ve Edebiyatı mezunu. 1984-1991 yılları arasında aynı bölümde araştırma görevlisi olarak, sonra Roma Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölü mü nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2008 de Italo Calvino nun Sen Alo Demeden Önce adlı yapıtının çevirisiyle Dünya Kitap dergisinin Yılın Çeviri Kitabı Ödülü nü aldı. Yapıtlarını dilimize kazandırdığı başlıca İtalyan yazarlar arasında Umberto Eco, Alessandro Baricco, Maurizio Maggiani sayılabilir. Ayrıca Orhan Pamuk un, Oğuz Atay ın ve Nedim Gür sel in bazı yapıtlarını İtalyancaya çevirdi. 7
8
Not Yazdığım son romanım Mr. Gwyn in bir yerinde Akash Narayan adında Hint asıllı bir İngiliz in yazdığı Şafakta Üç Kez başlıklı küçük bir kitaptan söz ediliyor. Gerçekte düş ürünü bir kitap söz konusu ama anlattığı düşsel hikâyelerle, sanılabileceğinin tersine, hiç de önemsiz bir kitap değil. Gerçekte, hem Mr. Gwyn e hafif ve belirsiz bir sequel 1 kazandırmak hem de aklımdan geçen bir düşünceyi, sırf hoşuma gittiği için, gerçekleştirmek amacıyla Mr. Gwyn i yazdığım sırada o küçük kitabı da yazmak istedim. Böylece, Mr. Gwyn i bitirince Şafakta Üç Kez i yazmaya başladım ve çok büyük bir zevk duyarak yaptım bunu. Şimdi, Şafakta Üç Kez kitapçılarda yerini aldı ve her okurun, Mr. Gwyn i eline almamış olanların bile okuyabileceği bir kitap olduğunu söylemenin belki de yeridir çünkü bu kitapta bağımsız ve tamamlanmış bir öykü söz konusudur. Yine de ilk bölümünde Mr. Gwyn in vaat ettiği şeyi yerine getiriyor, yani Jasper Gwyn in ilginç öyküsüne ve özel yeteneğine artı bir bakış sağlıyor. ALESSANDRO BARICCO Ocak 2012 1. (İng.) Daha önceki bir öyküdeki, filmdeki vb. olaylar zincirini sürdüren veya oradaki kişilerin varlığını sürdürdüğü bir öykü, film, vb. (Y.N.) 9
10
Caterina de Medici ye ve Camden Town lı ustaya 11
12
Bu sayfalar gerçekte asla olamayacak ama olası bir öykü anlatmaktadır. İki kişinin hikâyesi var bu kitapta, üç kez karşılaşıyorlar ama her karşılaşmaları tek, ilk ve son. Bunu günlük yaşamda asla olmayacak bir Zaman içinde yaşamalarına borçlular. Bu zamanı hikâyeler ha zırlıyor, ara sıra, bu da kahramanların ayrıcalıklarından biri. 13
14
Bir 15
16
Güzelliği biraz buğulu o otel vardı orada. Büyük bir olasılıkla geçmiş yıllarda, vaat ettiği bazı lüks ve incelikleri sunmayı başarmıştı. Örneğin, güzel bir ahşap döner kapıya sahipti, bu da her zaman hayal kurmaya sürükleyebilecek bir özellikti. Gecenin o tuhaf saatinde, görünüşte düşünceye dalmış bir kadın taksiden iner inmez işte o kapıdan içeri girdi. Üzerinde sadece göğüs kısmı açık, sarı bir dekolte vardı, omzunda ince bir eşarp bile yoktu: Bu da ona, başına bir şey gelmiş insanlara özgü bir hava veriyordu. Hareketlerinde bir zariflik vardı; rol yapma zorunluluğu sona ermiş, daha içten bir şeylere kavuştuğu için rahatlayarak kulise yeni girmiş bir aktrise de benziyordu. Hafifçe yorgun olduğunu belli eden adımlarla ilerliyor ve küçük çantasını sanki bırakacakmış gibi tutuyordu. Artık çok genç değildi ama bu onu çekici yapıyordu, tıpkı güzelliğinden asla kuşku duymayan kadınlara bazen olduğu gibi. Dışarıda şafak öncesi karanlık vardı, ne gece ne de sabahtı. Temiz, yumuşak, ayrıntıları şık otel lobisinde hareketsizlik hüküm sürüyordu: Sıcak renklerle donatılmıştı, sessizdi, güzel düzenlenmişti, yansılarla aydınlanmıştı, duvarları yüksek, tavanı açık renkti, masalarda kitaplar, koltuklarda kabarık yastıklar vardı, tablolar özenle çer 17
çevelenmişti, köşede bir piyano duruyordu, fontu asla tesadüfen seçilmemiş birkaç gerekli yazı göze çarpıyordu, bir sarkaçlı saat, bir basınçölçer, bir mermer büst, pencerelerde perdeler, yerde halılar vardı hafif bir parfüm kokusu duyuluyordu. Gece bekçisi yakındaki küçük bir odada, ceketini eski bir sandalyenin arkalığına bırakıp ustası olduğu çok hafif bir uykuya dalmış olduğu için kadının otele girdiğini kimse görmeyecekti ama lobinin bir köşesinde, bir koltukta bir adam oturuyordu gecenin o saatinde olmayacak bir şeydi bu kadını gördü, bunun üzerine durup dururken sol bacağını sağ bacağının üzerine attı, az önce sağ bacağı sol bacağının üzerindeydi. Birbirlerini gördüler. Havada yağmur sıkıntısı vardı ama yağmadı, dedi ka dın. Evet, bir türlü yağamadı, dedi adam. Birini mi bekliyorsunuz? Ben mi? Hayır. Nasıl da yorgunum. İzninizle bir saniye oturabilir miyim? Buyurun. Gördüğüm kadarıyla içecek hiçbir şey yok. Yediden önce kahvaltı verdiklerini sanmıyorum. Alkollü içki, diyordum. Ha, anladım. Bilmiyorum. Bu saatte sanmam. Saat kaç? Dördü on iki geçiyor. Gerçekten mi? Evet. Bu gece geçmek bilmiyor. Sanki üç yıl önce başlamış gibi. Siz ne yapıyorsunuz burada? Gitmek üzereydim. İşe gitmem gerekiyor. Bu saatte mi? Evet. Nasıl yapabiliyorsunuz? 18
Hiç, hoşuma gidiyor. Hoşunuza gidiyor. Evet. İnanılmaz. Öyle mi düşünüyorsunuz? Bu akşam, bu gece, neyse o işte, karşılaştığım ilginç bir havası olan ilk insansınız. Öbür insanların nasıl olduklarını düşünemiyorum bile. Korkunç. Bir partide miydiniz? Kendimi iyi hissettiğimden emin değilim. Görevliyi çağırayım mı? Hayır, lütfen. Uzansanız belki daha iyi olur. Ayakkabılarımı çıkarırsam rahatsız olur musunuz? Rica ederim, ne demek... Bana bir şeyler söyleyin, aklınıza ne gelirse. Kafam dağılırsa geçer. Bilmem, ne söyleyeyim ki... İşinizden söz edin. Pek ilginç bir konu değil... Deneyin. Terazi satıyorum. Devam edin. Bir yığın şey tartarız ama önemli olan onları doğru tartmaktır, benim de her türde terazi üreten bir fabrikam var. On bir lisansım var ve... Gidip görevliyi çağırayım. Hayır, lütfen, o adam benden nefret ediyor. Kalkmayın. Kalkmazsam kusacağım. Kalkın o zaman. Yani, demek istiyorum ki... Terazi satarak para kazanılıyor mu? Bence sizin... Terazi satarak para kazanılıyor mu? 19
Fazla kazanılmıyor. Devam edin, beni düşünmeyin. Benim gerçekten gitmem gerekiyor. Sizden rica ediyorum, biraz daha konuşun. Sonra gidersiniz. Birkaç yıl öncesine kadar yeterince kazanılıyordu. Şimdi bilmiyorum, bir yerde bir yanlış yaptım herhalde, artık hiçbir şey satamaz oldum. Suçun satış elemanlarında olduğunu düşündüm, böylece kendim başladım dolaşıp satmaya ama ürünlerimin artık istenmediğini gördüm, belki modası geçti, bilmiyorum, belki fiyatları yüksek, genelde çok pahalıdırlar; çünkü tamamen el yapımı hepsi, bir şeyi tartmak söz konusu olduğunda mutlak doğruluğu elde etmek ne demektir, bilemezsiniz. Ne tartıyorlar? Elma mı, insan mı, eşya mı? Her şey. Kuyumcu tartılarından tutun da konteyner tartılarına kadar her şeyi yapıyoruz. Gerçekten mi? İşte onun için gitmem gerekiyor, bugün önemli bir sözleşme yapacağım, gerçekten geç gidemem, eğer bu iş yolunda gitmezse benim şirket gidecek... Ulan! Kahretsin. Tuvalete götüreyim sizi. Bir dakika, bir dakika. Of! Olmaz ama!.. Kahretsin. Gidip biraz su alayım. Özür dilerim, gerçekten, özür dilerim. Gidip biraz su alayım. Hayır, burada kalın, lütfen. Alın, bununla silin. Çok utanıyorum. Kaygılanmayın, ben çoluk çocuk sahibi biriyim. Ne ilgisi var ki? 20
Çocuklar sık sık kusar. En azından benimkiler. Ha, özür dilerim. Onun için rahatsız olmadım. Ama şimdi odanıza çıksanız iyi olacak. Bu pisliği burada bırakamam. Ben görevliyi çağırırım, siz odanıza çıkın. Odanız var, değil mi? Evet. O zaman gidin. Ben gerisiyle ilgilenirim. Numarasını anımsadığımdan emin değilim. Görevli söyler. GÖREVLİYİ GÖRMEK İSTEMİYORUM, o adam benden nefret ediyor, söyledim ya size. Sizin bir odanız yok mu? Benim mi? Evet. Daha yeni ayrıldım. Beni oraya götürün, yalvarırım. Daha yeni ayrıldım dedim ya size. Ne demek yani? Yaktınız mı ki? Olduğu yerde duruyordur, öyle değil mi? Evet, ama... Bu son ricam, beni yukarı çıkarın, sonra bir daha sizi rahatsız etmeyeceğim. Anahtarı almam gerekiyor. Bu o kadar zor bir iş mi sizce? Tabii ki değil. O zaman alın, lütfen. Eğer kesinlikle... Demek istiyorum ki... Çok naziksiniz. Peki, tamam, gelin. Ayakkabılarım. Evet, ayakkabılarınız. Kaçıncı katta? 21
İkinci. Asansöre binelim. Bu pisliği burada öylece bırakmak istemezdim... Boş verin. Şimdi kendimi daha iyi hissediyorum, biliyor musunuz? İyi. Ama dinlenmeniz gerekiyor. Gelin... Bir şey unutmadım, değil mi? Gelin. Asansördeki bu koku da nedir? Müge ve sandal ağacı kokusu. Nereden biliyorsunuz? Hobimdir. Kokular. Gerçekten mi? Evet. Terazi satıyorsunuz, akşam yemeğinden sonra da parfümlerle mi oynuyorsunuz? Aşağı yukarı. Yoksa parfüm mü yapıyorsunuz? Denedim. Kolay iş değil. Başkalarının yaptığı parfümleri inceliyorum. Siz yapmalısınız onları. İşte geldik. Tuhaf birisiniz. Olabilir. Bu taraftan. Anahtarı aldınız, değil mi? Evet. Özür dilerim. Herkesin kafasının benim gibi dağınık olduğunu düşünüyorum. Önemli değil. Ama terazi yapan birinin kafasının dağınık olması zor, değil mi? Olanaksız, diyelim. Doğru. Buyurun, girin. 22
Hey, ne muhteşem bir oda bu! Doğruyu söylemek gerekirse odaların hepsi aynıdır. Bundan nasıl emin olabiliyorsunuz? Bu otele on altı yıldır geliyorum. Banyo o tarafta. Anahtarı buraya bırakıyorum, her şeyi ben açıklarım görevliye. Şimdi gerçekten gitmem gerek. Gidiyor musunuz? Evet, gidiyorum. Sizin burada bir odanız kesinlikle yok, değil mi? Efendim? Girdiniz ve Muhteşem bir oda, dediniz ama gerçekte burada bir odanız olsaydı sizinkiyle aynı olduğunu bilirdiniz. Odaların hepsi aynıdır. Ne o, polisiye romana da mı merakınız var? Hayır. Ayrıntılara dikkat ederim. Terazi üretiyorum. Siz bu otele girdiniz ama bu otelde kesinlikle bir odanız yok. Gitmiyor muydunuz siz? Evet, gidiyorum tabii. Ama yalnızca emin olmak istediğim... Geceleri otel lobilerini sevdiğim için girdim buraya. Bu otelin lobisi çok güzel, fark ettiniz mi? Ne azı ne de fazlası var. Buraya daha önceleri de gelmiştim, işte onun için görevli benden nefret ediyor. Peki, ya bana rastlamasaydınız? Hemen tuvalete gitmem gerekiyor, bir diş fırçasıyla diş macununuz var mı? Benim için gerçekten geç oldu... Biliyorum, ödünç olarak bir diş fırçası istiyorum sadece, çok zor bir şey mi? DİŞ FIRÇASI MI? Sakin olun, bugüne kadar kimse sizden ödünç olarak bir diş fırçası istemedi mi? Kusar kusmaz isteyen biri olmadı. 23
Ha, o. Evet, o. Verecek misiniz, vermeyecek misiniz? Sonra sizde kalsın, diş macunu da. Alın. Lütfen odayı fazla dağıtmayın, isterseniz biraz uyuyun, sonra her şeyi düzenli bırakın. Benim bu otele geri dönmem gerekiyor. Hoşça kalın. Ne güzel, cevizli bir diş macunu. Cevizli değil. Üzerinde Ceviz yazıyor. Adı o. Neli olduğu aşağıda, küçük harflerle yazılı. Bak sen şu işe. Peki, ya siz orada, aşağıda ne yapıyordunuz? Efendim? Orada, aşağıda, gecenin dördünde koltukta tek başınıza oturmuş ne yapıyordunuz? O kadar aceleniz varsa, neden oturmuş bekliyordunuz? Acelem yoktu, şimdi acelem var. Tamam ama oradaydınız, ne düşünüyordunuz? Siz anlatırken dişlerimi fırçalamamda bir mahsur var mı? Hiçbir şey anlatacağımı sanmıyorum. Neden? Sizi tanımıyorum bile. He... onun için. Evet, onun için. Sanki bu banyoya daha önce kimse adım atmamış gibi. Ne o, havluları kullandıktan sonra kusursuzca katlayıp yerine mi koyuyorsunuz siz yoksa? Üstelik bir otelde. Bakın, bu işi yapan bir personel vardır. Ben, hayır... Yatağı da mı düzeltiyorsunuz? Sanırım bunlar sadece beni ilgilendirir. Tamam, tamam. Diş macununu beğendim. Neli, ahududulu mu? 24
Frenk üzümlü, çok az anason da var. Mmm... Beğendim. Anasonsuz da var ama tadı bu kadar güzel değil. Anasonsuz olmaz, evet. Ben katlamadım onları, yani havluları. Sadece kullanmadım. Hiçbir şey yapmadım. Uyku tutmadı. Bütün gece şu sandalyede, loş ışıkta oturdum. Sonra saat dörtte aşağı indim. Şimdi gerçekten gitmem gerek. Sizinle tanıştığıma memnun oldum. Saat ondan önce odadan ayrılın lütfen. Hoşça kalın. Ne yapıyorsunuz canım? Hey! Buraya gelin! Size söylüyorum, böyle davranmak hiç... Bağırmayın, herkesi uyandıracaksınız. O zaman buraya gelin. Koridorda olay çıkarmayalım, lütfen. Tamam, o zaman asansörde çıkaralım. Çıplak ayaksınız, ağzınızdan diş macunu köpüğü akıyor ve aşağıda sizi bu halde görmekten memnun olmayacak bir görevli var. Ona bakarsanız sizin de ayakkabılarınız kusmuk dolu. Olamaz! Gelin, temizleyeyim. Hayır, olamaz, olamaz! Bağırmayın, uyandıracaksınız herkesi. Şu işe bak sen... Hadi, uslu durun, ben kapatırım. Çıkarın ayakkabılarınızı. Böyle değil! En azından bağlarını çözmem gerek! Ben çözerim, oturun şuraya. Bütün gece oturmuşsunuz zaten bu sandalyede, bir dakika fazla, bir dakika az oturmuşsunuz, ne fark eder ki... Çok şakacısınız. Anneciğim, ne iğrenç. Bırakın, lütfen. 25
26
27