IMF-DB zirvesi: Türkiye küresel egemenlik sistemine dahil oluyor Tolga Tören sayfa >> 32

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "IMF-DB zirvesi: Türkiye küresel egemenlik sistemine dahil oluyor Tolga Tören sayfa >> 32"

Transkript

1 E&O3_2:Layout :39 Page 1 IMF-DB zirvesi: Türkiye küresel egemenlik sistemine dahil oluyor Tolga Tören sayfa >> 32 EKMEK&ÖZGÜRLÜK A Y L I K S İ Y A S İ D E R G İ u S A Y I 3 u K A S I M u 2 T L Biz başka âlem isteriz! AKP kendi tek parti devletine ilerlerken, yüzümüzü 1930 ların tek parti devletine dönemeyiz; bize başka bir toplum, devlet olmayan bir devlet gerek Yurtsever >>6 Ağaoğlu >>9 Kalyon >>10 Dalfidan >>12 Ertuğrul Kürkçü Bir süre için yatışıyor gibi görünse de rejimin krizi hep orada. Birbirini dışlayan dinamikler varolan siyasi kaba sığmıyor, yukarıda başka bir çağın toplumsal ve kültürel kabulleri ve güç dengelerine göre oluşturulmuş yapı aşağıda kopan kıyameti içinde tutamıyor. Türkiye kendisine yeni bir yol arıyor. Bu apaçık. 12 Eylül rejiminin cenderesinde açılan kimi gedikler, özgürlük ve refaha susamış kitlelere, emekçilere, Kürtlere, Alevilere, kadınlara yetmiyor; generallere, sermaye sahiplerine, polise, din baronlarınaysa fazla geliyor. Büyük çoğunluk özgürlük ve ekmek derdinde, yukarıdakiler güvenlik ve egemenlik Rejimin eski sahipleri, silahlı kuvvetlerin merkezi çekirdeğinde yuvalanmış Prusyalılar, bize ta en başa dönmeyi öneriyorlar. Alman Reich ının peşine takılıp batırdıkları Osmanlı Devleti nin küllerinden bir yeni devlet kurmaya giriştiklerinde de akıllarında Şansölye Bismarck ın mucivezi formülü vardı: Kan ve demir! Burjuvaziyi siyasi olarak mülksüzleştiren otoriter merkezi devlet iktidarının öncülüğünde bir Türk milleti kurmak, modernleşmek ve sanayileşmek. Osmanoğulları ndan sınırsız bir kan dökme kapasitesi devralınmıştı ama hiç demir yoktu! Sermaye açığı ancak dünya kapitalizmiyle bütünleşerek kapatılabilirdi Nereden gelirse gelsin sermayenin akış yolları >>2 güçlü bir ordu tarafın- Tekgöz/Uğur/Dede >> Aytan >>24 Soyer >>22 Erkekler 'erk'i teslim etmeli Mikrokredi yaygınlaştıkça neoliberalizm altında kadınlaşan yoksulluğun çaresi olamayacağı daha açıkça görülüyor. Baskın dille zorunlu eğitim yalnızca öteki toplumu değil, egemen toplumun sosyal ve tinsel dokusunu da bozuyor. Tümay >> 26 Aydoğan>> 46 Çınar >>42 Sönmez >>44

2 E&O3_2:Layout :39 Page 2 >> 2 EKMEK & ÖZGÜRLÜK Türkiye dan güvenceye alınmalı, bu orduya bir millet kurulmalıydı. 86 yıl boyunca ABD ve Avrupa dan akan sermaye nin bekçiliğini yaparak elde ettikleri militarist güçle Kürt ve komünist boğazlayanların, ebeliğini yaptıkları siyasi ucubenin dizginlerini elden kaçırdıkları için çektikleri acıya ortak mı olmalıyız? Cumhuriyet in parlak kurmaylar ının 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrası analiz lerine bakar mısınız: Esas mesele, ılımlı İslam veya demokratik İslam olarak nitelendirilen yeni devlet düzeni içinde cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı Türk Silahlı Kuvvetleri nin kendisine nasıl bir yer bulabileceği ve burada nasıl barınabileceğidir (...) Türkiye'deki güvenlik, siyaset, ekonomi ve sosyal hayatla ilgili gelişmelerde AB ve ABD'nin ö- nemli rol oynadığı şüphesizdir. Her ikisi ile de duygusallıktan uzak, gerçekçi ve birebir bir diyalog kurulmasına ihtiyaç bulunmaktadır (...) Özellikle de seçimlerden sonra AKP'nin gerçek yüzünün görülmeye başlaması ile AB çevrelerinde hükümete karşı oluşmaya başlayan tavır istismar edilmelidir. İki haftadır gazete ve televizyonlarda bir hükümet darbesinin kanıtları olarak tartışılan bu -ıslak imzalı - belgelerin hukuki anlamıyla savcılar uğraşadursun. Onların asıl değeri, son yirmi yıldır antiemperyalizm in kabesinde olduğuna inanmamız istenenlerin, egemenlik blokunun merkezinde durmaya devam edebilmek için AB ve ABD yle nikah tazeleme ye nasıl hazır olduklarını resmetmesinde. 10. Yıl Marşı eşliğinde kışkırttıkları, kalpaklar ve bandanalara bürünmüş histerik toplulukların hıçkırık ve avazları arasında sanki bu tarih hiç yaşanmamışçasına aynı yolu bir kere daha milletçe kat etmeye çağrılıyoruz: Devlete itaat edin, Kürtleri boğazlayın, Alevileri katledin, sosyalistleri kurşuna dizin!.. Ne için? TSK nin kendisine yeni düzende bir yer bulabilmesi ve barınabilmesi için miş! Devletin çekirdeğinin artık bir tımarhaneye dönmüş olduğunu anlamak için başka bir kanıta gerek var mı? Kadim hasımlarını köşeye sıkıştıran AKP iktidarı ise, Tayyip Erdoğan ın ağzından topluma, Cumhuriyet ten de öncesini gösteriyor hedef diye! Osmanlı nın sonunda bir burjuva Cumhuriyete varmış olması sanki kazaymış, Osmanlı Batılılaşmayabilirmiş gibi, dualar, tütsüler, temennalar, ayinler eşliğinde, din kardeşliği çağrıları arasında idealize edilmiş bir padişahlığa, hilafete ve Doğuculuğa geri dönüş bir siyasi keşif diye sunulmaya çalışılıyor. Aralarında iyice çığrından çıkmış olanları hatta Kürt Sorunu nu, Kürtler e sofuluk, Öcalan a paşalık vaat ederek çözmeyi ciddi ciddi ileri sürebiliyor. Savaşın ve fütuhatın bir üretici güç olabildiği dönemin şaşaası, uzun, ağır ve sancılı bir ölümle yok olup gitti. Fethedilen halklar Osmanlı nınkinden üstün bir savaş makinesini örgütleyecek toplumsal ve ekonomik düzene ulaştıkları andan başlayarak Osmanoğullarını doğdukları topraklara kovaladılar. Bu geçmişi Araplar ın, Kürtler in, Rumların, Sırpların, Ermeni ve Gürcüler in de özlediğine inanması için insanın ancak hamakatla sakatlanmış bir Osmanlıcı olması gerekir. Peki, Müslim ya da gayri müslim ahalinin sarayı ve ordusunu doyurmak için acımasızca çalıştırılıp, savaştırıldığı bu zulüm düzenini özlemek, Osmanoğullarının yerle yeksan olmasından 90 yıl sonra AKP nin ABD hesabına girişeceği fütuhatın tımarlı sipahileri olmayı Prusyalıların 10. Yıl Marşı na yeğ tutmak için bu halkın bir gerekçesi olabilir mi? Aynı ırmakta iki kere yıkanılamayacağı, medeniyet tarihi kadar eski bir bilgi iken size geçmişin altın çağ ıdan dem vuranların hiçbir gelecek ufku kalmadığından emin olabilirsiniz. Sosyalistler, kazanılacak koca bir dünya nın kazanılma çağı gelmişken sermaye ve din baronlarının daracık ufuklarının, milli ve dinsel hurafelerle örttükleri çiğ çıkarlarının militanlığına alçalamaz. Biz başka âlem isteriz! Başka bir toplum, başka bir dünya, kendimizin efendisi olduğumuz, devlet olmayan bir devlet! Okur Mektubu Kapanan dönem maçın ilk yarısıydı... Ekmek & Özgürlük hakkında fikirlerimi sizlerle paylaşıyor olmak benim için oldukça keyfili bir durum. Üniversite yıllarında örgütlü olarak mücadele edip beş yılın sonunda, Türkiye de sol siyasetin, mücadelesini kısır ve sonuç alınamayan yöntemlerle sürdürdüğünü düşündüğüm, emekçi sınıflara ulaşılamadığı tespitiyle örgütlü mücadeleden koptuğum bir dönemde tanıştım derginizle. Tespitimi, içinde mücadele ettiğim örgütümden hareketle yapıyordum fakat genel olarak solun gençleri etkileyecek kazanımlar elde ettiğini söyleyebilmem de oldukça zor. Böyle bir giriş yapmamın sebebi dergiyle ilgili düşünce ve eleştirilerimin hareket noktasının daha iyi anlaşılmasıdır. Derginizde benim için en önemli söz Sosyalist Yeniden Kuruluş olarak tarif ettiğiniz umut verici süreç hakkındadır. Kuşkusuz yeni yayımlanmaya başlayan tüm dergilerin, öncüllerini belirli ölçülerde takip etseler de bu öncülleri aşmak, yeni zamanın soru(n)larına yeni yanıtlar üretmek hedefleri vardır. Post-modern çağın büyüsüne kapılıp akıl tutulması yaşayan pek çok yeni dergininin, yeni siyasi hareket ve partinin sökün ettiği bir dönemde sosyalist yeniden kuruluşun benim açımdan önemli olması yeterince eski ve yeterince yeni olmasında yatıyor. Tarihin sonunun geldiğinin, sınıf mücadelesinin out olduğunun özenle yetiştirilmiş organik aydınlarımızca kafamıza kazınmaya çalışıldığı; bir yandan da hem toplumsal hem de bireysel olarak günümüz insanına hitap etmediğini düşündüğüm, değil gelecekte, günümüzde kendi mücadele aracında bile eşitlik ve özgürlük sağlayamayan Marksist örgütlerin kol gezdiği bir dönemde sosyalist yeniden kuruluş için çağrı metni yeterince eski ve yeterince yenidir. Ben de derginin özellikle bu süreçle ilgili bölümlerini umutla ve merakla takip ediyorum. Derginin diğer bölümleri de ilgi çekici. Ancak çağrı metninde de gelecek dönem için özellikle kadın sorunu ve ulusal sorunla ilgili tartışmaların yapılması, bu iki sorunla mücadelenin sınıf mücadelesi ve sosyalist hareket açısından yeniden tarif edilmesi gerektiğinin altının çizilmesine rağmen dergide yeterince akıl açıcı tartışmaların yürüdüğünü düşünmüyorum. Dergide bu sorunlara yer veriliyor ancak sosyalistlerin bu sorunlarla nasıl ilişkilenebileceği, nasıl bir tavır takınılması gerektiğiyle ilgili olarak derginin benzerleriyle arasında önemli bir fark göremediğimi belirtmeliyim. Yazarların belirli bölümlerde kimi konular hakkında sabit olarak yazıyor olması bence yapılması gerektiği öne sürülen tartışmaların yapılamaması (en azından okurlara yansımaması) sonucunu doğurabilir. Dergi yazarlarının rotasyonla, önceki ay başka bir yazarın yazmış olduğu konuya dair kendi düşüncelerini belirten yazılar yazması; okuyucun tartışmaları ve farklı önerileri izleyebilmesini sağlayacaktır. Sadece sol siyasetin değil, toplumların ve bireylerin de yaşadıkları umutsuzluk nedeniyle derin bir kriz içerisinde oldukları bu dönemde Ekmek & Özgürlük cesur sözler söylemekte ve umut verici hedeflere yönelmektedir. Sosyalizmin ölümünü ilan edenlere inat, kapanan dönemin sadece maçın ilk yarısı olduğunu gösterebilmek için böyle dergilerin kendilerini, hedeflerini sürekli geliştirmeleri ve çevresindekilere umut aşılamaları gerektiğini düşünüyorum. Gökhan Dönmez

3 E&O3_2:Layout :39 Page 3 Türkiye EKMEK & ÖZGÜRLÜK 3 İşsizlikle ortak mücadele İşten Atmak Yasaklansın, İşsize İş kampanyası İstanbul daki basın açıklaması ve imza standıyla başladı İstanbul Taksim de açılan imza standında yüzlerce kişi çağrıyı imzaladı Ekonomik krizin bedelininişçi sınıfına dayatılmasına karşı bir mücadele hattı oluşturmak amacıyla geçtiğimiz aylarda toplanan İşçi Forumu nun çağrısıyla çeşitli sendika, parti ve siyasi grupların bir araya gelerek oluşturduğu İşten Atmak Yasaklansın Platformu tarafından yürütülen imza kampanyası ülke çapında örgütleniyor. İşten Atmak Yasaklansın Platformu yayınladığı bildiri ile kampanya sürecini ve hedeflerini de açıkladı: Son bir yıl içinde dünyanın her yerinde olduğu gibi bizde de yüzbinlerce insan işten atıldı. İşten atılanlar arasında kadınlar ve sendikasız çalışanlar çoğunluğu oluşturmakla birlikte, bu kez yıllardır sendikalı olarak çalışan, yani nispeten daha fazla iş güvencesine sahip durumda olanlarımızın da önemli bir bölümünün işine patronlar tarafından son verildi. Krizin sorumlusu işçiler değil Krizin sorumlusu biz değiliz, ama faturasını biz ödüyoruz! (...) Bizden toplanan paralardan oluşturulan işsizlik fonu bile herkesin gözleri önünde hiç sıkılmadan hükümetin talebi ve Cumhurbaşkanı'nın onayıyla patronlara devredildi. (...) İşsizlik ve işsizlik tehdidine karşı harekete geçen biz emekçi örgütleri ve onların yandaşları oluşturmuş olduğumuz İşten Atmak Yasaklansın Platformu şu andan itibaren Türkiye çapında İşten Atmak Yasaklansın! Herkese İş! şiarıyla bir imza kampanyasını başlattı. Bundan sonra da bu yolda mücadele edecek her işçi örgütünün katılımına açık olan bu platformun hedefi 2009 sonuna kadar yukarıdaki talep doğrultusunda bir yasanın çıkartılması için mücadele etmek ve böyle bir yasanın imzalarını mümkün olduğunca kitlesel bir katılımla Ankara ya ulaştırmak olacak. Komiteye katılan sendikalar aşağıdaki metni bütün üyelerine imzalatmayı taahhüt ediyorlar. Komite işçi sendikalarının yanı sıra her il, ilçe, belde, mahalle ve köyde İşten Atmak Yasaklansın Komiteleri ni oluşturmayı ve bu komitelerin ülke çapında biraraya getirilmesini sağlamayı hedefliyor. Sendikalı-sendikasız bütün işçileri, bütün kamu çalışanlarını, bütün banka ve sigorta şirketi çalışanlarını, bütün kadınları, emeklileri, işsizleri, gençleri ve yoksul köylülerle çiftçileri bu kampanyaya destek vermeye ve bölgelerinde kampanyanın komitelerini oluşturmaya davet ediyor. Artık susmayacağız!... Kriz bahanesiyle milyonlarca kişinin işten atıldığı, her 5 kişiden birinin işsiz olduğu, halen çalışanların da atılma tehdidi altında bulunduğu bir ülkede yaşıyoruz. Biz aşağıda imzası bulunanlar işten atmaların yasaklanması için TBMM'nin en kısa zamanda bir yasa çıkarmasını ve işsizlere yeni iş olanaklarının yaratılmasını istiyor, bu konuda her türlü mücadeleyi destekleyeceğimizi beyan ediyoruz. Aleviler 8 Kasım da hakları için sokakta Bütün Türkiye den Aleviler AKP nin taleplerine yanıt vermemesini İstanbul da protesto edecek Aleviler Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı talebiyle 8 Kasım, Pazar günü İstanbul Kadıköy Meydanı nda toplanacak, geçtiğimiz yıl Ankara, Sıhhiye de gerçekleştirilen mitingde ileri sürdükleri taleplerini yineleyecekler Geçtiğimiz ay cemevlerinin ibadethane statüsüne alınması için meclise sunulan kanun teklifinin AKP li milletvekillerinin oylarıyla gündeme bile alınmadan reddedilmesi Alevilerin sorunun bir sistem sorunu olduğu yolundaki tespitlerini doğruluyor. Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu yöneticileri Cemevlerinin ibadet merkezi olarak kabul edilmesi talebinini sistematik olarak reddinin AKP nin ve rejimin tek inanç, tek mezhep e dayalı devletdin ilişkisi yaklaşımıyla ilgili olduğu kanısınde ve çıkışlarını Türkiye nin demokratikleşmesi sürecinin de önemli bir dinamiği olarak değerlendiriyorlar. Diğer talepler arasında okullarda Sünni merkezli zorunlu din dersi uygulamasına, ders kitaplarında, sözlüklerde, yazılı ve görsel basında ayrımcılık odaklı yaklaşımların yasal düzenlemelerle ortadan kaldırılması, Sivas Katliamı nda öldürülenlerin anısına Madımak Oteli nin müze yapılması da var. Alevi ve Bektaşi Dernekleri Federasyonu, 8 Kasım da Ankara dan da daha kalabalık bir kitle ile yüz binlerin Haydarpaşa dan ve Üsküdar dan başlayarak Kadıköy Meydanı nı doldurması nı umuyor. Aralarındaki farklılıkları bir yana bırakarak Türkiye den Avrupa ya, Avusturalya dan Amerika ya bütün Alevi örgütlerinin bu mitingi desteklemesini bekliyor. Sosyal demokrat, sol, sosyalist partiler, sendikalar ve sivil toplum güçlerinin de Alevi taleplerine karşı alacakları tavrın onların iddialarında tutarlılıklarının bir ölçüsü olarak görüyorlar, haklı olarak.

4 E&O3_2:Layout :39 Page 4 4 EKMEK & ÖZGÜRLÜK Türkiye KESK: Nerden Nereye Öznur Ağırbaşlı >>Sayfa Kasım: Kamu emekçilerine bir gün iş bırakma çağrısı KESK ve Kamu-Sen toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı talebiyle bir gün iş bırakma çağrısında bulundu. Hükümet yanlısı Memur-Sen çağrıya katılmadı KESK ve Kamu-Sen genel başkanları, 12 Ekim deankara da Mülkiyeliler Birliği'nde düzenledikleir basın toplantısında kamu emekçilerinin 25 Kasım'da bir günlük uyarı grevine gideceklerini açıkladı. Grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı KESK Genel Başkanı Sami Evren, uyarı grevi öncesi sürece dikkat çekti. Toplu görüşme masasında eşit şartlarda olmadıklarını belirtti. Memurların uluslararası sözleşmelerden doğan grevli, toplu sözleşmeli sendika hakkının AKP hükümeti tarafından görmezden gelindiğini kaydetti. KESK Genel Başkanı, 25 Kasım 2009 günü üretimden gelen güçlerini kullanacaklarını bir günlük uyarı grevi ile işyerleri önüne çıkacaklarını ifade etti. Evren, Başbakanın IMF toplantısında dışarıdaki sese kulak vermeliyiz sözlerini hatırlattı. Hükümetin sözlerinde ne kadar samimi olduğunu görmenin vakti gelmiştir. Eğer emekçileri görmezden gelirlerse biz üretimden gelen gücümüzü kullanarak eylemlerimize devam etmekte kararlıyız dedi. Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız ise, 8 yıldır uzlaşı için çaba sarfettiklerini, başka çare kalmadığı için uyarı grevi kararı aldıklarını söyledi. İki konfederasyonun aldığı ortak kararın tüm ülkenin grevi olduğunu söyledi. 600 bin değil, 2 milyon 640 bin çalışanın, esnafın, ailelerin ve tüm toplumun eylemidir. Taleplerimiz ve isteklerimiz kabul edilene kadar ortak eylemlerimizi sonuna kadar kullanacağız dedi. Memur-Sen çağrıya katılmıyor. KSİ: Grevle oyun oynanmaz Katılımcı Sendikal İnisiyatif KESK in iş bırakma kararını tabana danışmadan aldığını, şovenist histerinin yaygınlaştığı bir dönemde Kamu-Sen le işbirliğinin politik sakıncalı olduğunu söylüyor Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyon nun (KESK) ve örgütlü işçi hareketinini sınıf mücadelesi ekseninde yeniden kuruluşu için çaba gösteren kamu emekçilerinin platformu Katılımcı Sendikal İnisiyatif (KSİ), KESK in Kamu-Sen le birlikte girişme kararı aldığı bir günlük iş bırakma kararını eleştiren bir açıklama yayınladı. İşçi sendikalarının yüzlerce yıllık deneyimiyle sabittir ki, grev silahıyla olur olmaz yere ve keyfi biçimde oynanmaz. Başarı koşulları doğru tartılmamışsa bu silah ters tepebilir diyen KSİ, içinden geçtiğimiz konjonktür dolayısıyla Kamu-Sen le yapılan işbirliğinin de bu konfederasyon yönetiminin şoven milliyetçi eğilimleri dolayısıyla ırkçı söylemlere meşruiyet kazandıracağına da dikkat çekiyor. KSİ, KESK yönetimine şu soruları soruyor: n Yıllardır yapageldiğimiz klasik İş bırakma larla grevi aynı anlama gelecek şekilde kullanmaktan vazgeçmeliyiz. Grevde ya yenilgi ya da şu veya bu ölçüde zafer vardır. Grev öncesi duruma basit bir dönüş olamaz. Durumu tartıp bu ikilemi göze aldınız mı? n Toplu görüşme dönemi boyunca TİS Yoksa grev var ı bir propaganda sloganı olarak kullanırken elde ettiğiniz hangi veriler grev silahını fiilen de kullanabileceğiniz konusunda sizi ikna etti ve bunları örgütünüzle paylaştınız mı? n Alışageldiğimiz klasik iş bırakmalarını (bunların bile başarıya ulaşmasının ne gibi koşulları gerektirdiği gerçeğinden bağımsız olarak) grev olarak takdim etmenin KESK üyelerinin bilincini bulandırmak anlamına geldiğinin farkında mısınız? n En gerici işçi sendikalarının bile greve çıkarken bir oylama yaptığını ve oylama %51 gibi bir sonuçla grev lehine çıkmıyorsa, bu silahı kullanmadığından haberdar mısınız? Bu mekanizmayı (yani sendikal çoğunlukla işyeri çoğunluğu arasındaki farkı ve bağdaştırmaları hesaba katarak) kamu emekçileri koşullarında nasıl kullanacaksınız bir fikriniz var mı? n İşçi sendikalarının deneyimleri konjonktür (sınıfsal güç dengeleri, ilgili işkolunun stratejik önem derecesi, iktisadi çevrimin hangi aşamasında bulunduğumuz olgusu, grevdeki işyerinin stokları, yararlanabileceği yedek iş-gücü havuzu ve başka avantajları gibi etkenlerin) doğru değerlendirilememesi nedeniyle başarısızlıkla biten sayısız GREV örnekleri ile doludur. Başarısız grevlerin işçi hareketine dönük vahim sonuçlarının farkında mısınız? n Bu soruların toplamında varılacak yer şudur: Onu gerçekten kullanmak istiyorsanız grev silahıyla olur olmaz yere, hele hele hükümetin yapabileceği olası bir yasal değişikliğe bel bağlayarak oynanamaz. Asgari koşul olarak örgütünüz size GREVE ÇIKALIM iradesi beyan etti mi? İç disiplini sarsmadan eleştireceğiz KSİ açıklamasını bu koşulları asgari ölçüde karşılamayan her GREV çağrısını peşinen eleştireceğiz, işçi hareketini sonuçları itibarıyla geriye sürükleyecek her idare-i maslahatçı tutumu mahkum edeceğiz, KES- K in gelişimiyle ilgili sorunları yönetsel çekişmelerin girdabında eriten her anlayışla, örgüt içi disiplini sarsmadan, kıyasıya bir mücadele vereceğiz, diyerek bitiriyor.

5 E&O3_2:Layout :39 Page 5 Türkiye EKMEK & ÖZGÜRLÜK 5 Doğan-Erdoğan kapışması: Amiral battı! Güler Zere göz göre göre öldürülüyor Kanser hastası devrimci tutuklu Güler Zere nin durumu ağırlaşırken, avukatı Oya Aslan, "Zere'nin raporunu görüşmeyi geciktiren Adli Tıp Kurumu ile Adalet Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı ve Elbistan Savcılığı'nın yaşanacak olası bir kötü sonucun doğrudan sorumluları olacağını söyledi. Zere'nin durumu Aslan'ın, Güler Zere'nin sağlık durumuyla ilgili olarak bianet e verdiği bilgilere göre 12 Ekim'de acilen ameliyat edilen Zere'nin boynunun sağ tarafı alındı. Doktorlar Zere'ye ameliyat nedeniyle boynunda beliren şişlik ve morlukların geçmesinin ardından kemoterapi tedavisi uygulanacağını söylediler. Ancak, yapılan kan değeri ölçümlerinin ardından Zere'nin bu tedaviyi kaldıramayacağını, bu nedenle kemoterapi yapılmayacağını yakınlarına bildirdiler. Güler Zere'nin ağzında da yaralar oluşmaya başladı. Bu nedenle katı besinler alamıyor; doktorları çeşitli sıvılarla beslenebileceğini düşünüyorlar. Zere'yi yoğunlaştırılmış vitaminle beslemeye başladılar. Ancak, Zere vitamini alır almaz kusmaya başladı. Doktorları bu kez de serumla beslenmesine karar verdiler. Aslan, "Zere'nin bu süreçte bağırsaklarında problemler yaşadığını ve yoğun bir ishal geçirdiğini, kemoterapi için gerekli olan kan değerlerinin yükselmesi için vücudunun toparlanma ihtimalinin düştüğünü" söylüyor. "Şu an sağlık durumu izleniyor. Eğer kendini toparlar ve vücudu biraz güçlenirse terapiye başlanacak. Ancak doktorlar kanserin vücudunun neresine, ne şekilde sıçrayacağını kestiremiyorlar." Bawer Çakır Doğan grubunun çökertilmesiyle açılacak boşluğa hükümetin yükselttiği muhafazakar/tüccar girişimler dolacak Erhan Üstündağ Hükümet, ince ince ördüğü oyunda Aydın Doğan'ı köşeye sıkıştırmış görünüyor. Bugün Paris'te koşu yapmak zorunda kalan Cem Uzan'ın aksine, ekonomik gücünü medyayla büyütmekte açgözlü ve aceleci davranmayan Doğan, yolun sonuna geldiğini gördüğünde saldırganlaştıysa da, AKP'nin politik tahakkümü karşısında ilerleyemedi. Ekonomik gücünden daha fazla politik ve kültürel etkisi nedeniyle yıllardır hem Doğan'ın hem de Türkiye'de medyanın "amiral gemisi" olan Hürriyet ve arkasına dizilen onlarca gazete, dergi, televizyon, dağıtım ve iletim kanalı, yerinden ediliyor. Şubatta Doğan Yayın Holding'e 826 milyon Eylül de 3,7 milyar TL ceza geldi. Sermayesinin neredeyse beş katına tekabül eden bu cezaların önüne geçmek için yargıya giden Doğan, elindeki medya gücünün kullanarak konuyu bir "ifade özgürlüğü" meselesi haline getirmeye çalışıyor. Daha önce en hafif deyimiyle görmezden geldiği, RSF, FIJ, Alman Yeşilleri gibi Türkiye'den ve uluslararası hak kuruluşlarının, politik örgütlerin hükümete yönelik tepkilerini sayfalarına taşımaktan şimdi geri durmuyor. Öte yandan, AKP'nin kendi taraftarlarını palazlandırması karşısında henüz topyekun bir kalkışmaya ihtiyaç duymayan TÜSİAD, bu süreçte tüm gücüyle Doğan'ın arkasına geçmekten imtina etti ve birkaç açıklamayla yetindi. Doğan-Erdoğan Doğan'la Erdoğan'ın karşı karşıya gelmesi, AKP'nin güçlenerek çıktığı 2007 seçimlerinin ardından kamu kaynaklarını kullanarak ekonomik tahkim ve tanzim politikalarına güç vermesiyle başladı. İki belirleyici olay, İstanbul, Harbiye'deki Hilton oteli arazisini talan etmesine izin çıkmaması ve POAŞ'ı aldıktan sonra petrol karteli olmaya yönelen Doğan'ın Ceyhan'da rafineri izni alamamasıydı. Hükümet, Doğan yerine rafineriyi Çalık'a vermiş; yine kamu kredisiyle medyaya girerek Sabah ve ATV'yi alan Çalık da Doğan'a karşı hükümetin arkasına dizilmişti. Aydın Doğan geri adım atmadı ve "laik muhalefet"in önüne geçerek hükümete yüklendi. "İki mahalle" tartışmalarını derinleştirdikten sonra Almanya Deniz Feneri davasını sahiplenerek doğrudan Erdoğan'la kapıştı. Fakat önüne geçtiği "CHP-yargı-cumhuriyetçiler" muhalefetinin niteliksizliği, daha da önemlisi Ergenekon davasıyla kontrpiyede kalması, Doğan'ı taca çıkartmış görünüyor. Hükümet kendinden emin Art arda gelen tepkiler üzerine hükümetin tavrıysa kayıtsız bir memnuniyet oldu. Hükümet yetkilileri her şeyin usulüne uygun yapıldığını, Doğan'a özel bir muamele yapılmadığını söylese de bu açıklamalar inandırıcılıktan uzak çünkü yargı süreci Doğan'ın lehine sonuçlansa dahi bu süreçten ciddi zarar almış olarak çıkacak. Maliye Bakanının bir röportajda yargı bağımsızlığını vurgulamak için itiraf ettiği "Zaten çoğu davayı kaybediyoruz" sözü4 durumu açıklıyor. Halka açık olan holdingin hisse senetleri değer kaybederken, Erdoğan'ın bir gangstere benzettiği5 Doğan, teminat bulmak için medyadaki varlığından fazlasını ipotek altına almak zorunda kaldı. Her halükarda, köşeye sıkışan Doğan'ın hükümeti karşısına alacak marjı bitmiş gözüküyor. Son olarak şirket hisselerini satışa çıkarması da buna dalalet. Doğan, toparlanmak için de olsa, medyadan geri çekiliyor. Bize ne? Emek düşmanlığını, asker seviciliğini, milliyetçiliğini, cinsiyetçiliğini yok saymadan Doğan'ın sıkışmasının ifade özgürlüğüyle ilgili olumsuz bir yanı olduğu söylenebilir. Medya sermayesinin neredeyse yarısını elinde tutan holdingin gerilemesi, geniş halk kitlelerine yer açılmasına değil, bu alanın hükümetin üzerinde yükseldiği ve yükselttiği muhafazakar/tüccar girişimlerle dolmasına yol açacak. Bu durum, 2012 seçimleri öncesinde kendisine dikensiz bir gül bahçesi hazırlamaya kararlı görünen ve en başından beri, okuduğuyla konuştuğu arasındaki farkın da gösterdiği üzere- adeta bir halkla ilişkiler kampanyası şeklinde örgütlenen Erdoğan'ın kültürel/politik hegemonyasını ilerletebilmesi için vazgeçilmez öneme sahip. Onu rahatsız edebilecek tek şey, artan oranda kendi iletişim kanallarını açmaya başlayan farklı toplumsal kesimlerin gevşek de olsa bir araya gelmesi olabilir. Bunun olanakları da her zaman olduğundan daha çok.

6 E&O3_2:Layout :39 Page 6 6 EKMEK & ÖZGÜRLÜK Dünya IMF-DB zirvesi Tolga Tören >> Sayfa 32 Kapitalizmin zırhları inceliyor G-8, G-20 ve IMF-DB zirvelerinin gösterdiği gibi dünya kapitalist sistemi yeniden geriliyor Haluk Yurtsever Kapitalizmin küresel iktidar odağı G-8 den G-20 ye kayıyor. Bu değişiklikte belirleyici etken Çin dir. Dünya kapitalizminin bugünkü krizden Çin in aktif desteği olmadan, Çin e dayanmadan çıkma, yeni bir uluslararası mali sistem inşa etme gücü ve şansı yoktur. Asya Kalkınma Bankası na göre 2009 da yüzde 7 büyümesi beklenen Çin yüzde 8,2 büyüyecek. G-20 nin önündeki sorun öyle hemen ve kolayca çözülecek yalınlıkta değil. Bir kez, kriz, bütün önlemlere, krizin faturası olarak hesaplanan 3.4 trilyon doları bulan harcamalara rağmen dinmiyor; derinleşiyor. İkincisi, kapitalizmin yaşanmakta olan krizi, aynı zamanda bir para sistemi krizidir. Hegemonyanın en önemli ekonomik aracı, göstergesi paradır. Borçlanmadan ayakta duramayan ABD nin doları daha uzun süre dünya parası olarak dayatması olanaksız. Güncelin çelişkisi bu noktada uç veriyor: Yalnız ekonomik değil, ideolojik ve siyasal olarak da gerileyen, ama askeri üstünlüğünü koruyan ABD için hegemonyasını onarmak, başka biçimlerde olsun sürdürmek bir varlık yokluk sorunu haline gelmiştir. Dönemi kaotik ve gerilimli yapan en önemli etken budur. ABD tümden kaybetmektense kimi konumlarını korumak, kötü sonu geciktirmek için G- 20 nin yeni küresel iktidar koalisyonu odağına, IMF nin de, G- 20 ye bağlı bir tür dünya merkez bankasına dönüşmesine yeşil ışık yaktı. Yaktı, ama bu kez de, Fransa ve Almanya bu yeni yönelimin, IMF yönetim koltuklarının yeniden paylaşımıyla kuvveden fiile çıkmasına ayak dirediler. BRİC ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) ise bilindiği gibi uzun süredir dünya para sisteminin değişmesini istiyorlar. Büyük güçler, bloklar, çeşitli sermaye grupları arasındaki rekabet ve çatışma, ticaret savaşları çeşitli biçimlerde sürüyor. Kendisi küçük simgesel anlamı büyük bir örnek: Birkaç hafta önce ABD, Çin imalatı oto lastiği ithalatına yüzde 35 vergi koydu! Bu çarpıcı örnek bir yana, 2008 sonbaharından bu yana ABD nin kapitalizmin kutsal piyasa kuralları gereğince batması gereken işletme ve bankaları kurtarmak, için trilyonlar harcaması (piyasalara 3 trilyon dolar doğrudan, 17 trilyon dolar kadar da dolaylı dolar pompaladığı hesaplanıyor) verili konjonktürde kapitalist serbest piyasa ilkesinin bir kenara itildiğinin açık kanıtıdır. Japonya, Almanya, Yunanistan seçimleri, ABD de Obama ya gösterilen direnç ve parlatma kampanyalarının eş zamanlılığı vb. her biri kendi özgünlükleri içinde büyük buhranın siyasal belirtileri olarak özünde aynı mesajı veriyorlar: Hiçbir şey eskisi gibi gitmiyor; değişiklik, reform gerekiyor!. Japonya da 54 yıllık ABD yanlısı iktidar partisinin düşmesi, yerine piyasayı sınırlandıracağını, sos-yal güvenlik sistemini güçlendireceğini, ABD ile daha mesafeli, Çin ve öteki Asya ülkeleriyle daha yakın ilişkiler kuracağını söyleyen bir partinin gelmesi; Almanya da sosyal demokrat partinin çözülüşü; borcu 290 milyar Euro, aylık kamu açığı 3 milyar Euro olan Yunanistan da büyük oy farkıyla iktidara gelen PASOK un ekonomik sorunu çözmek için dışarıdan uzman getireceğini açıklaması vb. bu ülkelerin hiç birinde eskisi gibi devam edilemeyeceğinin şimdiden dışa vuran siyasal belirtileridir. Türkiye nin ortasında yer aldığı, Ortadoğu ve Kafkasya dünya çapında enerji ve hegemonya savaşlarının kızıştığı alandır. Bu coğrafyada konumlarını güçlendirerek, AB, Çin ve Rusya karşısında üstünlüğünü korumak isteyen ABD Irak ve Afganistan da başarılı olamadı. Ancak bu, tersine bir etkiyle ABD nin bu coğrafyaya daha da yoğunlaşmasına yol açıyor. Son derece çelişkili bir süreç yaşanıyor: Hegemonyası çözülmekte, bölgede güç ve prestij kaybetmekte olan ABD, aynı zamanda bölgede yeni strateji ve planlar kuran, inisiyatif geliştiren en önemli büyük güç olarak öne çıkıyor. Türkiye nin son dış politika ve Kürt açılımları, ABD nin Ortadoğu ve Kafkaslardaki yeni açılımları na paraleldir. Ne var ki, bu coğrafyada da süreçler son derece çelişkili. Ermenistan konusunda yaşandığı gibi, ABD nin Ermenistan daki Rusya etkisini kırma siyaseti, Azerbaycan ı Rusya ya itiyor, Türkiye den uzaklaştırıyor. AB karşısında Türkiye nin eli zayıflıyor. Öte yandan bütün bu gelişmeler, yine karşıt yöndeki bir etkiyle Türkiye nin bölgenin güçlü odağı olarak öne fırlamasına alan açıyor. İsrail ile Türkiye arasındaki gerginlik ve sürtüşmelerin kaynağında Erdoğan ın mücahitliği değil, ABD nin Ortadoğu ve İsrail siyasetindeki değişiklikler var. Bu değişiklikler doğrultusunda İsrail i terbiye etme görevi Türkiye ye düşmüş görünüyor. İsrail, yalnız ABD de değil, Türkiye içinde de güçlüdür. Türkiye İsrail ilişkilerinin bozulmasının şimdiden bilemeyeceğimiz çeşitli yan etkileri olacaktır. Türkiye-İran ilişkileri ince bir çizgide seyrediyor. ABD nin

7 E&O3_2:Layout :39 Page 7 Dünya EKMEK & ÖZGÜRLÜK 7 Uruguay da solun ekşi zaferi Halk, iktidardaki Geniş Cephe nin adayı, Tupamaros lideri Pepe Mujica yı başkan olarak tercih etti, ama darbe dönemi işkencecilerinin yargılanmasına onay verrmedi Nuh Köklü İran a yönelik içinden çözme (destabilizasyon) atağını sürdürmesi ve masadaki seçeneklerden biri olan silahlı müdahalenin gündeme gelmesi durumunda Türkiye nin manevra alanı hızla ve dramatik biçimde daralacaktır. Nihayet, PKK yı tasfiye ederek Kürt sorununu çözme açılımı Ekmek ve Özgürlük ün bu sayısındaki çeşitli yazılarda işlendiği gibi yeni sorun ve gerilimlere gebedir. Bütün bunlar, görmek isteyenlere dünya kapitalist düzeninin zırhlarının inceldiğini, Türkiye sermayesinin emperyal açılımlarının, Dimyat a pirince giderken evdeki bulgurdan olma olasılığına da açık olduğunu gösteriyor. Reformlara başvurduğu an, bir sistemin en zayıf zamanıdır.hegemonya savaşları sistemin zırhlarını inceltiyor, yeni çelişki ve sürtünmeler yaratıyor. Emperyalist zincir geriliyor. Halkaların zayıflaması ve kopması bugün her zamankinden daha çok zincirin tamamındaki gerilim ve sürtünmelerin sonucu olacak gibi görünüyor. Kapitalizm artık yeryüzündeki milyonlarca insana artık hiçbir bugün ve gelecek vaat etmiyor. Yaklaşmakta olan uğultuya kulak vermenin, son kavga için karınca çalışkanlığıyla yığı- 74 yaşındaki Jose Pepe Mujica başkanlık yolunu açan seçimde oy kullanıyor 25 Ekim'deki seçimler, Frente Amplio (Geniş Cephe) hükümetinin ne yapacağının sınanacağı, bir nevi güvenoyu alıp alınmadığının sınanması olduğu kadar, daha önce iki kez reddedilen diktatörlük yıllarında suç işleyen görevlilerin yargılanıp yargılanmayacağına karar verilmesi ve hükümetin sosyal politikaların onaylanıp onaylanmadığının görülmesi açısından önemliydi. Sola tedirgin güvenoyu Frente Amplio beklendiği üzere ülkenin geleneksel iki sağ partisinden daha fazla oy aldı ve Partido Nacional'la birlikte 29 Kasım'daki ikinci tura kaldı. Dahası eski gerilla lideri Mujica'nın başkan, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'yla sıkı ilişkileri olduğunu sık sık dile getiren Danilo Astori'nin de başkan yardımcısı olacağı, Uruguay'ın "makul" neo-liberali Lacalle'yeyse sosyal programları eleştirmek dışında bir şey kalmayacağı kesin gibi. Seçim ilk turda kazanılmamış olsa da Frente Amplio ikinci defa hükümet olacak ve ülkeye askeri darbeler dışında nöbetleşe yöneten iki sağ parti kendilerine yeni bir yol bulmak zorunda. Bu sonuç güvenoyu ama pek de "güven" içermeyen bir oy. Birincisi, Vazquez hükümeti sırasında ülkenin büyüme hızı yüzde 7'den yüzde 10.9'a çıkmış ama aynı dönemde başkent Monteviedo'da yoksulluk sınırı altında yaşayanların oranı yüzde 26.5 olmuştu. Frente Amplio, 2002'deki krizin etkilerini ortadan kaldırmak için sosyal politikalar uygulayacağını belirtmiş hatta Danilo Astori, "Ortodoks makro-ekonomik politikalardan bahsedince ilk övgüyü Dünya Bankası'ndan almıştı. Ücret artışlarının sınırlı kalması yanında yabancı yatırımcılara tanınan olanakların genişletilmesi ve başta pirinç ve et olmak üzere ihracatın özendirilmesini hükümet, "zenginliğin arttırılarak paylaştırılması" olarak açıklamıştı. Yoksulluk hala Uruguay'ın temel sorunu ve seçimler halkın bu sorunu sorumluların değil solun halledebileceğine inandığını gösterdi. Darbeciler yargılanmayacak İkinci nokta diktatörlük döneminde suç işleyenlerin yargılanmasının önünün açılması meselesi. Daha önce iki defa reddedilen anayasal reform bir kez daha reddedildi. Yüzde elli oy alınamadı.mujica başkanlığındaki yeni hükümet, suçluların yargılanması için yeni kampanyalar yapmak durumunda. Mujica seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra, "sonuçtan utanç duyduğunu ama yaşı 20 olanların geçmişi unutmayı tercih etmelerinin daha utanç verici" olduğunu söyledi. Bugün Uruguay'da seçimde oy kullanacak yaştaki gençlerin yüzde 25'i işsiz ve eğitimsiz. Finansal krizinin açığa çıktığı 2003'te altı yaşından küçük çocukların yüzde 67'si beslenme sorunuyla karşı karşıyayken bu oran 2006'da yüzde 49'a çekilmiş olsa da hala bir sorun. Dahası suçluların yargılanması hala bir anayasal reform konusu ve solun henüz suçluların yargılanmasını toplumsal bir talep haline getirememesi yorumcuların da belirttiği gibi "solun ekşi zaferi". (bianet)

8 E&O3_2:Layout :39 Page 8 8 EKMEK & ÖZGÜRLÜK Dünya Bir Kafkasya güç denklemi: Ermenistan-Azerbaycan-Türkiye Ermenistan la imzalanan protokollerle bölgede yeni bir etkinlik mücadelesinin başlama koşulları serbestleştirildi Engin Erkiner Azerbaycan ı üzen Ermenistan-Türkiye futbol maçı barış isteyenleri sevindirdi Ortadoğu da değişiklik olduğunda Kafkasya da da olur. Bir tanıma göre Kafkasya, geniş Ortadoğu kapsamındadır. ABD nin Irak tan çekilme planını açıklamasının ardından bölgede Kürtlerin yeni hamisi ve Arap ülkelerinin yeni dostu ancak Türkiye olabilirdi ve bu değişim Ortadoğu ile sınırlı kalmadı. Rusya Federasyonu nun (RF) geçtiğimiz yıl Gürcistan a girmesi üzerine, ABD nin bu bölgede yeni bir hamle yapması bekleniyordu. Amaç, Moskova nın bölgedeki etkinliğini geriletmekti. Bölgenin kritik ülkesi Ermenistan dı ve Türkiye bir başka açılım ını bu ülkeye yönelik olarak yaptı. Neden Ermenistan? Ermenistan, 1993 ten beri Rusya nın denetiminde olan bir ülke Rusya ülkede büyük askeri üslerin yanı sıra, Erivan la anlaşması gereğince Ermenistan sınırlarını korumayı da üstlenmiş durumda. Ülke bütçesinde RF yardımları büyük yer tutuyor. Ermenistan stratejik bir ülke. Azerbaycan gibi zengin doğal kaynakları yok ama Kafkasya ve Orta Asya dan Batı ülkelerine petrol ve doğal gaz taşıyacak boru hatları için en uygun geçiş ülkesi. Hatların yol uzatılarak Gürcistan üzerinden geçirilmesi daha masraflı Ermenistan ın Rusya dan görece bağımsızlaştırılması konusundaki girişimler 1990 lı yılların başlarına kadar gidiyor. Bu ülkeyi ziyaret eden ilk Türk büyüğü Türkeş ti. Ziyaretin resmi gerekçesi, iki ülke arasında kardeşlik sağlamak tı. Şimdi imzalanan protokollerin amacı da görünürde bundan farklı değil Atılan imzalarla Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin bir ölçüde normalleşmesinin yolu açıldı. Ermenistan, Türkiye ile olan sınırını tanıdı. Türkiye de, soykırımın araştırılması için tarih komisyonu kurulması önerisini benimsedi. Gerçekte bu madde iki ülkeyi de rahatlatmak için konuldu. Soykırım konusunda yıllardan beri araştırma yapılıyor, çok sayıda belge ve bunların yer aldığı kitaplar yayınlandı. Birçok ülke 20. yüzyılın bu ilk soykırımını kabul etti. Kurulacak tarih komisyonunun bunları yok sayması mümkün değil. Emperyalist ülkelerin soykırım konusu üzerine bu kadar düşmelerinin asıl nedeni Türkiye değil, Ermenistan. Bu ülkenin Batı ya açılması ancak Türkiye üzerinden olabilir. ABD deki güçlü Ermeni lobisi de ülkenin Moskova etkisinden uzaklaşmasını istiyor. Ne ki, Ermeni tarihinin kilit sorunu olan soykırım ı atlayarak Türkiye ile yakınlaşılabilmesi mümkün değil. Bundan sonraki muhtemel gelişmeler şöyle belirtilebilir: Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın açılmasıyla iki ülke arasındaki ticaret artacak, Batı ülkeleri sermayesinin ülkeye yoğun girişinin zemini oluşacak Bu durumda, Rusya yanlıları ya da çıkarları bu ülkeye bağlı olanlarla Batı yanlıları arasında gittikçe keskinleşen mücadelenin gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Türkiye Azerbaycan ı kayıp mı etti Ermenistan ile bu yakınlaşmanın karşılığında Türkiye nin tek millet iki devlet söylemi çerçevesinde bütünleştiği kabul edilen Azerbaycan Türkiye burjuvazisi açısından kayıp mı edildi? Hem böyle, hem değil Tek millet iki devlet bir propaganda sloganı. Azerbaycan hiçbir zaman Moskova ya sırtını dönerek Türkiye ile bütünleşmeye yönelmedi. Bu ülkenin RF ile yaptığı önemli petrol ve doğal gaz anlaşmaları var. Azerbaycan, Bakü-Ceyhan petrol boru hattına RF ile yaptığı ihracat anlaşması nedeniyle- yeterli petrol veremiyor ve hattın düşük kapasiteyle çalışmasına neden oluyor. Benzer bir durum Nabucco doğal gaz boru hattında da ortaya çıkacaktır. Ermenistan ın işgal altında tuttuğu Dağlık Karabağ dan çekilmesi ancak Moskova nın baskısıyla mümkündür. Bunu Azerbaycan da biliyor, ama bölgede kimse Rusya ya karşı tavır alamadığı için, Türkiye den Ermenistan a baskı yapmasını istiyor. Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşmadan en zararlı çıkan ülke Azerbaycan dır. Yıllardan beri izlenen RF-Türkiye ve İran arasındaki denge politikasının kaçınılmaz olarak bazı zararları da olacaktır. Bu ülkenin, denge politikasını bozmadan, Moskova ya yakınlaşacağı söylenebilir. Buradan büyük beklentilere yönelmemek gerekir. Unutulmamalı, Türkiye nin Azerbaycan daki güçlü ideolojik etkisinin yanı sıra, bu ülkenin ordusu da Türk subaylar tarafından eğitilmiştir. Ordu eğitiminin askeri eğitimden ibaret olmadığı da bilinir. Türkiye nin konumuna gelince 1995 te İsrail ile yapılan ve ordunun modernleştirilmesini hedefleyen anlaşma ile Türkiye askeri bölgesel bir güç oldu. Şimdi ise, ülkeden geçen ve geçmesi planlanan boru hatları vasıtasıyla ekonomik bölgesel güç olmaya da çalışıyor. Çokuluslu tekellerin ülke pazarının kapasitesini fazlasıyla açan üretim birimlerini Türkiye de kurmaları da böyle bir beklentiye dayanıyordu: Ortadoğu ve Kafkasya pazarına daha yoğun girebilmek Bunun ilk adımı politik yumuşamadır. Yoksa birbirlerinin sınırını bile tanımayan ülkeler arasında hangi ticaret söz konusu olabilir?ermenistan la imzalanan protokollerle bölgede yeni bir etkinlik mücadelesinin başlama koşulları serbestleştirildi.

9 E&O3_2:Layout :39 Page 9 Politika EKMEK & ÖZGÜRLÜK 9 Topu auta atanlar Anayasa sorununu, meşruiyeti kendinden menkul bir parlamentonun içine hapsederek kitlelerin inisiyatifi dışına süren her girişimin karşısında olmak gerekir Tektaş Ağaoğlu Bize bir anayasa lazım, o da bu gece lazım diye duygulananlar var. Yeni olsun da ne olursa olsun da demiyorlar. İlla demokratik ve özgürlükçü olacakmış! Sivil olacakmış! Vesayetçi olmayacakmış! Bu ülkede ve bu zamanda istedikleri gibi bir anayasaya elin elinden kavuşmaya heveslendiklerine göre, öyle bir anayasanın kendisi olmasa da umudu ve hülyasıyla yetinmeye hazır oldukları anlaşılıyor. Demokratik, özgürlükçü, sivil bir anayasayı kazanarak, bunun için gereken kavgayı vererek elde etmeyi gözleri yemiyor, akılları almıyor. Ufuk Uras, bize böyle bir anayasa lazım dedi, onun da bugünkü mevcut Meclis'ten çıkmasını beklediğini söyledi. Çıkmazsa ne yapacak? Ondan hiç söz etmiyor. Herhalde bekleyecek... Yapamazlar, yapmazlar Bugünkü Meclis, AKP'liler, CHP'liler ve MHP'lilerden oluşuyor. (DTP aykırı bir istisna...) Hepsi yüzde on barajlı seçimle gelmiş oturmuşlar Meclis'e. Bir kısmı hiç onlara verilmeyen oylarla ''halkın temsilcisi'' olmuşlar! Bu yapısıyla bu Meclis öyle bir anayasa yapamaz, yeterli temsil meşruiyeti yok; üstelik yapmaz da: işine gelmez, zoruna gider diyenler Ufuk Uras'ın dediğine göre topu taca atıyorlarmış! Asıl Ufuk Uras ve onun gibiler topu taca da değil, doğrudan auta atıyorlar. Karikatür: Sait Munzur 12 Eylülcülerin - sivili ile, askeri ile- topluma dayattıkları ve o gündenberi, son 25 yıldır, ülkenin tepesinde sözde "seçilmiş" sivil siyasilerin tepe tepe kullandıkları Allahlık seçim ve partiler yasaları ve Meclis İç Tüzük hükümleri ile donatılmış hükümetlerin içinde kol gezdiği böyle bir Meclis'ten bu ülkenin çalışan insanlarına, şehir ve köy emekçilerine, boğaz tokluğuna günde 12 saat her türlü güvenceden yoksun çalışabilmeyi nimet bilecek hale düşürülmüş kadın erkek milyonlarca insanına; Böyük Türkiye, Yeni Bölge Gücü, Yeni Osmanlı benzeri pestenkerani (saçma, uydurma) hezeyanlarla bugünden gelecekleri rehin alınarak küresel sermayenin hizmet kölelerine çevrilmek istenen gençlere; şehir varoşlarında ve köy meydanlarında gözlerinin içine zehirli gaz sıkılmadan, olmadı, sırtlarından kurşunlanmadan ve devletin ağır ceza mahkemelerinde kaşarlanmış suçlu muamelesine tabi tutulmadan başa çıkılamayacak bir "tehlike" sayılan bacak kadar çocuklarıyla, bütün onların hayrına, demokratik, özgürlükçü, vesayetten a- rınmış bir anayasa çıkacağını, çıkabileceğini düşünmenin ne olduğunu siz de bir düşünün. Böyle bir şeyin mümkün olamayacağını düşünüp söyleyen herkesin de bu ülke ve ülkenin insanları için özgürlükçü, demokratik, vesayetten arınmış, sivil bir anayasa istemeyen insanlar olduklarını söylemenin ne demeğe geldiğini de buna ekleyin! Toplumsal mutabakat emri vakisi Tam istedikleri gibi olmasa da, olduğu kadar, o da bir şeydir, daha iyisi can sağlığı diyenler, diyecekler hakkında ne düşüneceğiniz ise yine size kalsın. Şu da var : Ülkeyi doğru dürüst, özgürlükçü, demokrat, sivil bir anlayış ve yaklaşımla yönetmeye can atan insanlar mı var başımızda da mevcut yasal ve anayasal mevzuat onların ellerini kollarını bağlıyor? Çoğunluğuyla azınlığıyla, iktidarıyla muhalefetiyle, Akepe'siyle, CHP'si ve MHP'siyle - ya da her birinin ilerde şöyle ya da böyle ortaya çıkabilecek başka versiyonlarıyla- aynı siyaset erbabını temsil ettikleri çıkardan ve üzeri kabuk bağlamış alışkanlıklarından, ideolojik saplantılarından ve de yetmiş milyonluk ülkede geniş halk kitlelerinin en ufak bir rüknünü dahi her durumda ve her fırsatta kendilerinin tekelci çıkar tezgahı olarak sahiplendikleri bu ülkenin can düşmanı saymalarının önüne, bize acilen öyle bir anayasa lazım, kimin elinden olursa olsun hemen şimdi lazım denilerek mi çıkılacak? Böylesi, tam da onların işine gelecek, giderek çeşitlenen sınıf tahakkümü nizamının bir toplumsal mutabakat emri vakisi olmayacaksa ne olacaktır? Sivil, özgürlükçü, vesayetten arınmış, demokratik bir anayasa ancak bütün bu sıfatların hakkını vermeye niyeti elverir, gücü yeter yeni bir iradenin ürünü olabilir. Biz bu ülkede, bu cumhuriyette sivil sıfatlı iradenin de, vesayetçi denilen iradenin de ne olduğunu, ne işe yaradığını çok iyi biliriz. Yeni anayasa konusunda ülke çalışanlarının dünya görüşü ile olduğu kadar, acil hayati çıkarlarıyla da işçi sınıfı merkezli demokrasi güçlerinin iradesini dışlayan, anayasa sorununu, meşruiyeti kendinden menkul bir parlamentonun içine hapsederek kitlelerin inisiyatifi dışına süren her türlü anlayışın ve girişimin karşısında olmak gerekir.

10 E&O3_2:Layout :39 Page EKMEK & ÖZGÜRLÜK Politika ÖSH: Bu ne hızlı başkalaşım! Ufuk Uras ve ekibi, yeni ortaklarıyla buluşurken, inanmadığı ve gereksiz bir yük telakki ettiği her şeyi bagajdan atıyor. Özgürlükçü Sol un yeni yöneliminin kaynakları arasında Marx a raslayamasak da ( soldan) Karl Polanyi, Jurgen Habermas ve J. Maynard Keynes ın izlerini görebiliyoruz Kenan Kalyon Geçen sayımızda başlattığımız Özgürlükçü Sol Hareket (ÖSH) eleştirisini bu sayıda da devam ettireceğiz. Ama bu kez sadece Toplumsal Adalet ve Demokratikleşme İçin Demokrat, Eşitlikçi ve Özgürlükçü Bir Siyasal Hareket... başlıklı metni esas alarak. Zira elimizdeki en yeni tarihli metin bu. Ayrıca, belirli işlemlerden ve süzgeçlerden geçerek yayınlandığı için, ona bir kolektif belge muamelesi yapabiliriz. Verilen bilgiye göre, ilk taslak, görevlendirilen yazım komisyonu ile aralarında Ufuk Uras, Ahmet Asena, Atilla Aytemur, Zübeyde Kılıç, Mithat Sancar, Ahmet İnsel, Erol Katırcıoğlu, Sezai Temelli, Aydın Engin, Çağatay Anadol ve Sinan Tutal ın da bulunduğu 26 kişilik temas grubu arasında gidip gelmiş. Yayınlanan haliyle temas grubunun mührünü yemiş. Adına da bundan sonraki yerel ve genel faaliyetlerde kullanılacak çerçeve metin -yani içleme ve dışlama işlevi görecek metin- denmiş. Meraklısı, ÖSH nin henüz ÖDP içi bir platformken çıkardığı Bir Tarihsel Buluşmaya Çağrı başlıklı metin ile ikincisini karşılaştırabilir. Geçen sayıda değindiğimiz ilki de bir hayli sorunluydu. Ama bizim durduğumuz yenden bakıldığında, bu ikincisi daha beter ve insana bu ne hızlı başkalaşım! dedirten bir kaymaya işaret ediyor. Makbul e karşı makul Malum, her yeni siyasi iddia ve çıkış bir varlık gerekçesine yaslanmak durumunda. ÖSH nin metni de mutat olduğu üzere ilkin böyle yapıyor. Kendi varlık gerekçesini, iktidarı ve muhalefetiyle toplumun beklentilerine cevap vermeyen egemen siyasetin verili durumundan türetiyor. Başlıca ortak payda veya sabitlerini milliyetçilik, muhafazakarlık, piyasa ideolojisi ve demokrasiyi temsili demokrasiye indirgeme olarak sıraladığı bu makbul siyaset alanının karşısına kendisini yerleştiriyor. Ezilenlerin bugüne kadar süregelen tarihsel mücadelelerinden, kurtuluş özlemlerinden ve özgürleşme arayışlarından, kapitalizmin giderek boyutlanan tarihsel krizinden ve temel çelişkilerinden yola çıkmayan bu kadar konjonktürel bir varlık gerekçesi, bu kadar derinlikten yoksun sözüm ona bir karşıtlaştırma başlı başına bir sorun ve tabii ki bu bilmezlikten kaynaklanmadığına göre, aynı zamanda bir tercih. Bu tercih nedeniyle, kendimizi sönük, kuru, ruhsuz, tutuk, sözüm ona didaktik, her hangi bir parıltısı, vurucu ve çarpıcı eleştirisi olmayan, sivrilik ten kaçınan, ayrıştırıcı ve ısırıcı bir dilden yoksun, kokmaz bulaşmaz, iddiaya göre bir vicdan hareketi adayının elinden çıktığı halde kuvvetli bir vicdani çığlık veya hümanist protesto olarak da görülemeyecek, makul mü makul bir metinle baş başa buluyoruz. İşin biçimsel veçhesini, nihayetinde bir üslup ve edebi takdim sorunu addedilebilecek türden bir kusuru haddinden fazla abarttığımız sanılmasın. Tam tersine, üslup ve mimari zayıflığı, aslında içerikteki yavanlık, yüzeysellik, ketumluk ve çekinikliğin bir tezahürü ve bu yüzden, makullük ÖSH metninin neredeyse her satırına siniyor. İşte, metinden rasgele seçilmiş birkaç örnek: Bu egemen ve makbul siyaset anlayışı karşısında vicdanlı ve adil bir siyasete, bir siyasal tarza ihtiyaç var. Çünkü adaletli ve vicdanlı bir Türkiye'nin, aynı zamanda iyi yönetilen, istikrarlı, güvenli ve demokratik bir Türkiye olacağına inanıyoruz. İhtiyacı duyulan hareket, aniden ve el çabukluğuyla Türkiye ye de rengini veriyor ve ülke bir çırpıda egemen siyasetin de diline pelesenk olan şu istikrar a kavuşuveriyor. Yani, yol yordam farklı da olsa, tasada ortaklığa devam. Ne karşıtlık ama... O nedenle, askeri veya bürokratik vesayet yöntemlerini bütünüyle reddeden; demokratik siyaset alanında oluşan iradeyi meşru kabul eden, yapıcı ve yön gösterici muhalefeti benimseyen özgürlükçü ve demokrat bir siyasal hareket için, toplumsal sorunların çözümünde temel yöntem katılım ve tartışmadır. Tam neresinden tutayım de-

11 E&O3_2:Layout :39 Page 11 EKMEK & ÖZGÜRLÜK 11 necek bir paragraf. Ama burada makullüğün bir başka dışavurumuna, yapıcı ve yön gösterici muhalefet e dikkat çekmek istiyoruz sadece. Kime karşı yapıcı ve kime yön gösterici? Bu, aslında, belirli bir konumlanıştan beslenen çok tanıdık bir yanılsama. Kafa emeğinin sınıfsal bağlanımı zayıf, yeterince proleterleşmemiş, aklına alıcı bulmak isteyen ve sorunlarının çözüm yerinin akıl divanı olduğunu sanan kesimlerinin sıkça kapıldığı bir yanılsama. Yeter ki o divan kurulsun ve tartışma suhuletle başlasın bir kez... Yerel ve sivil yurttaş inisiyatiflerini geliştirmeyi hedef alan, sendikaların ve meslek birliklerinin, demokratik derneklerin siyasal ve toplumsal sorunların çözümüne katkı sunmalarını sağlamak, katılım adaleti anlayışının temel yaklaşımıdır. Şu uyduruk katılım adaleti - nin terazisinin nasıl çalıştığını ve temsili demokrasinin ne kadar genişletildiğini de öğrenmiş oluyoruz böylece. Emekçiler payına başkalarının -kim bilir, belki de görünüşteki bütün tevazuya rağmen akıl ve irfan sahiplerinin- tanımladığı sorunların çözümüne katkı sunmak düşüyor sadece. Ama ÖDP den tevarüs eden ÖSH mensuplarına sormak gerekiyor: O güzelim üretenler yönetsin! şiarına, yani ilk programın alt başlıklarından birine ne oldu? Şu anki makule yatmışlığınız karşısında fazla mı sivri veya zamansız kaçıyor? Çoğaltılması mümkün bu örnekler kesinlikle birer sürçü lisan veya gaf değil. Ufuk Uras ve ekibi, yeni ortaklarıyla buluşurken, inanmadığı ve gereksiz bir yük gibi telakki ettiği her şeyi bagajdan atıyor. Ama bizden söylemesi: Makbul siyaset in karşısında makulde karar kılarak bir sol merkez zinhar yaratılamaz. İşte hendek, işte deve; göreceğiz. Birer tutam Habermas, Polanyi ve Keynes bulamacı Bu duruma ancak ironi denir herhalde... Kapitalizmin içinde bulunduğumuz büyük bahran ı dolayısıyla bütün dünyada Marx a bir dönüşün söz konusu olduğu -ki bunun en taze, beklenilmez ve uç örneği Vatikan dır- bir dönemde, ÖSH in metninde Marx yok. Fonda yok, önde yok, lafızda yok ve aslında mealen de yok. Marx tan kaçış var. Metinde sınıf mücadelesi teriminin yalın veya çeşitli mecazi kullanımlarına rastlamak, ne yazık ki mümkün değil. Sınıf sözcüğü ise, yalnızca iki yerde, o da bir vicdan hareketi adayının, müstakbel adıyla büsbütün tutarsızlığa düşmek istemiyorsa, mutlaka bir nazar atmak zorunda olduğu sınıfsal eşitsizlikler bağlamında geçiyor. Buna karşılık, metnin kurgusu ve mantığı içinde katılım, tartışma, müzakere ve şeffaflık sözcükleri kilit bir önem kazanıyor. Makbul siyaset alanı, demokrasiyi toplumsal katılımı, tartışmayı ve müzakereyi içermeyen basit bir temsili demokrasi olarak algıladığı için eleştiriliyor. Katılım ve tartışma toplumsal sorunların çözümü nün temel yöntemi ilan ediliyor. Sanki antik çağın agorasındayız. İnsan, bari tartışmada kanıtlama, ispat ve mutabakata varma yordamlarını da yazsaydınız demekten kendini alamıyor. Demokrasi ile sınıf mücadelesinin yaygınlığı ve düzeyi, sınıfsal güç dengeleri ve sokağın ağırlığı arasındaki bağlardan ne hikmetse hiç söz edilmiyor. Sanırsınız ki, Jurgen Habermas ın bir takım tilmizleri, onun eleştirel eylem kura-mı nı siyasete nasıl tahvil ederiz diye meşverette bulunmuşlar. Ve neticede, bir Habermas aşısının demokrasimizin belli başlı bütün kusurlarını gidereceğine kani olarak bu metni çıkarmışlar. Marx yoksa, boşluğunu dolduran birileri olacak elbette. Karl Polanyi bunlardan ikincisi. Alıcı gözle okunduğunda görülecektir ki, ÖSH in metni bir ilişki olarak bizatihi sermaye ile değil, piyasa ideolojisiyle; daha doğrusu, bu ideolojinin neo-liberalizm dönemindeki azgınlaşmış biçimiyle uğraşıyor ve piyasayı çeşitli biçimlerde sınırlamayı hedefliyor. Ekonominin insani ve toplumsal hedeflere tabi kılınmasının yolunun buradan geçtiğine inanıyor. Bunun Marx ın değil, piyasayı kendi eleştirisinin hedef tahtasına yerleştiren Polanyi nin görüşü olduğunu peşinen belirtelim. Zira Marx a göre, ekonomi bir tarafta toplum bir tarafta durmaz, ilerleyen sermaye birikimi tüm toplumu kendi çevrimine tabi kılar. Ekonominin insani ve toplumsal gereksinimlere göre yönlendirilmesinin yolu da esas itibarıyla piyasanın sınırlanmasından geçmez. Kapitalizm, pekala çeşitli türden aksak piyasa larla hatta kısmi bir planlama ile birlikte olabilir ve tarih boyunca olmuştur da. Bunun için sorunun kalbine inilmesi, ekonominin kar dürtülü olmaktan çıkarılması; yani sömürüye ve sermaye ilişkisine son verilmesi gerekir. Öte yandan, ÖSH in metni, bırakın bir köktenciliği ve karşıtlığı temsil etmeyi, kriz sonrasında oluşan ve hakim sınıfları da etkisi altına alan iklime baktığımızda, aslında, zamanın ruhuna uygun olarak konuşuyor. Marx yoksa, bir tutam Keynes e de yer var demektir. ÖSH in metni dolaşım, talep ve gelir bölüşümü alanında, yani Keynes in kapitalizmin çelişkilerini hafifletmek için esas aldığı sahada geziniyor. Hatırlatalım, Marksist literatürde burada dönen mücadelenin adı toplam artık değerin yeniden bölüşümü dür. Bunun gün geçtikçe daha da önemli bir mücadele alanı haline geldiğine şüphe yok. Sorun bu değil; sorun, kapitalizmin arızalarının esas itibarıyla dolaşım alanındaki aksaklıklardan kaynaklandığı sanısıdır. Bu sanı ÖSH in metnine de damgasını vuruyor. Bu yüzden, metin kapitalizmin şimdiki bunalımını teğet geçiyor; dönüp üretim alanına bakmaktan adeta içgüdüsel olarak uzak duruyor, liberal ve devletçi seçenekleri nin dışında bir başka kapitalizm arayışına giriyor. Bu şartlar altında, bizim yapabileceğimiz, ÖSH e henüz yol yakınken Marx a dönün tavsiyesinde bulunmaktan ibarettir. Eureka: Uygun söylemi buldum!.. Eleştiriye bizim durduğumuz yerden bakıldığında diyerek başladık. Bu metni yazanların ve onaylayanların farklı bir muhakeme tarzına sahip olduğunu tabii ki biliyor ve bu tarzı tanıyoruz. Çoktandır bir akım haline gelmiş olan, dili gerçeklikten ve gösterenleri gösterilenlerden koparan, bu anlamda dille oynayan bu tarzın adına, söylem merkezcilik diyebiliriz. Bu akımın dilbilimden postmodernizme ve oradan da post-marksizme uzanan bir yayılım alanı var. Bunun siyasetteki tezahürü, siyasetin nesnellikten, maddi çıkarlardan, büyük anlatılardan ve bir takım merkezi çelişkiler etrafında dönmekten kurtarılmasıdır. Bunlardan söz ettiğinizde, pekala özcülük le suçlanabilirsiniz, Bu tarza göre, büyük bir siyasi oluşum yaratmak istiyorsanız önce buna tekabül eden söylemi kurmalısınız. Kılı kırk yararak kuracağınız söylem geniş, esnek, akışkan, oynak, farklı koşullara uyarlanabilir ve hepsinden önemlisi de bir takım serbest gösterenler e yer veren bir söylem olmalı. Kendi gösterilenler çokluğuna sonradan kavuşacak olan bu serbest gösterenler den beklenen işlev, bir veya az sayıda gösterilene yapışıp kalmamalarıdır. Onlar sayısız gösterilenin mükerrer uğrak yerleri olmalıdırlar. ÖSH in metninin bu muhakeme tarzınca biçimlendirildiğini rahatlıkla ileri sürebiliriz. Öyle anlaşılıyor ki, ÖSH aradığı kilit serbest gösteren i bulmuştur: Vicdan... Vicdan, hem kelebek gibi dolaşarak hem de bir mıknatıs etkisiyle habire gösterilen devşirebilir. Tabiri caizse, hedef kitle de buna uygun olarak tanımlanmalı: Mağdurlar... Mağdurlar büyük bir toplam oluştururlar ve mağduriyetin bin bir türü var. Görüldüğü gibi, büyük bir siyasi oluşum yaratma işi, dil oyunları dahilinde ve tabii ki kurgusal olarak çözülmüş gö- >>

12 E&O3_2:Layout :39 Page 12 >> 12 EKMEK & ÖZGÜRLÜK rünüyor... Burası, aynı zamanda post-marksizmin sahası. Ama post- Marksizme o kadar da haksızlık etmeyelim. Onun da kendisine göre bir kalibresi var. ÖSH in çerçeve metni bu kalibreyi de tutturamıyor, çünkü radikal değil. Makulün sabitleri Makbul siyaset alanının sabitleri olur da makulünki olmaz mı? Var tabii. En azından iki tanesi açıkça belirtiliyor: O nedenle, demokratik ve özgürlükçü bir hareket, sandıktan çıkmaya önem verirken, demokrasiyi sandıkla sınırlamayan, her konuda ve her seviyede katılımı ve bunu mümkün kılan şeffaflığı da temel bir ilke olarak kabul eder. Özgür ve demokratik seçimler sonucu oluşan siyasal iradenin, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve gerçek bir kuvvetler ayrılığına saygılı kaldığı sürece, meşruiyetini ve yönetme yetkisini tartışmaz. Gene, neresinden tutayım denecek bir paragraf var karşımızda. Anlaşılan, metni kaleme alanlar ve onaylayanlar, her şeyden önce, meşruiyet sorununun birden çok düzeyi olduğunu unutuvermişler: Tarihsel meşruiyet, toplumsal meşruiyet ve belli normatif kurallar dahilindeki meşruiyet gibi. Zihinlerini sonuncusunun kapsamında telakki edilebilecek bir parlamenter meşruiyetle sınırlamışlar. Her türlü vesayetçiliği reddetmek adına bir başka uca savrulmakta bir beis görmemişler. Diyelim ki, tarihsel meşruiyet konusu artık sizin ilgi alanınızda değil. Ama toplumsal meşruiyeti önemsediğinize göre, parlamenter meşruiyete her zaman ilkinin bire bir yansıması ve barometresi olarak mı bakacaksınız? Örneğin, sınıf mücadelesinin nabzının başka türlü attığı ve kitle eğilimlerinin açıkça başkalaştığı muhtemel bir konjonktürde nereden kerteriz alacaksınız? Parlamenter çerçevenin kendi içinde kalsak bile, örneğin, bugünün Türkiye sinde yüzde 10 barajı ciddi bir meşruiyet sorunu doğurmuyor mu? Birçok burjuva hükümet, seçimlerdeki vaatlerinin tersini yaparak, kendini fiilen gayri meşru duruma düşürmüyor mu? Kuvvetler ayrılığını, özellikle de yasama/yürütme ayrılığını, yani bugün bütün kapitalist dünyada yürütmenin başına buyrukluğuyla sonuçlanan bir ayrılığı aynen veri kabul etmek de nereden çıktı? Sizin başka türden bir halk egemenliği perspektifiniz yok mu? Çerçeve metnin ikinci sabiti de gene evlere şenlik: Özgürlükçü ve demokrat sol, Avrupa Birliği nin iktisadi ve sosyal açıdan liberal ve teknokratların yönetimindeki elitist karakterini unutmadan, müzakere sürecinin ülkedeki demokratikleşme ihtiyacına destek olduğu gerçeğini öne çıkararak, Türkiye nin AB içinde diğer üyelerle eşit olarak yer almasını savunur. Bir sürü kem kümden, sıkça karşımıza çıkan bir havet kabızlığından sonra özgürleşerek kendilerini böyle sabitleyenlere iki soru sormakla yetineceğiz: İddialarınıza göre neo-liberalizme ve piyasacılığa karşı olduğunuz halde, iktisadi ve sosyal açıdan liberal bir AB ye girmeyi bu kadar koşulsuzca savunmak bir tutarsızlık değil mi? ÖDP nin İkinci Konferansına, Ekmek ve Gül Platformu tarafından sunulan ve sizin de onay verdiğiniz Avrupa nın Kapitalist Birleşmesine Karşı başlıklı karar tasarısının neresi yanlış veya o günden bugüne ne değişti? Yazıyı geçen seferki gibi bağlayalım: Bu hızlı başkalaşıma hayırlı olsun demeyeceğiz. Politika Türkiye ye Bar Grubu nun uzat kim neden tutu Şimdi oligarşinin tasfye açılımına karşı K halklarının özgürlük açılımını pratikleş Barış Grubu nun Silopi den verdiği selamı almayanlar arasında kadim faşistler kadar Muhsin Dalfidan T. C., Kürt halkının otuz yıllık mücadelesi sonucu yönelim değiştirmek zorunda kalarak Kürt açılımı sürecini başlatmıştır. Bu yönelim değişikliği bir yönüyle, Kürt sorununun varlığını devletin tüm kurumları ve siyasi yapılarıyla kabul etmek zorunda kaldığını işaret etmektedir. Ancak, devlet Kürt sorununu kabul ederken PKK sorunu başka Kürt sorunu başka demenin ötesine geçememektedir. Kürt sorununun demokratik barışçı siyasi çözümü öncelikle savaş da muhatap kimse barış da da muhatap odur gerçekliğine göre davranmaktan geçer. Devlet ise, çözüm için muhataplığı değil tasfiyeyi tercih etmektedir. Buna rağmen, Kürt Özgürlük Hareketi, 19 Ekim günü 34 kişilik Barış Grubu nun Habur dan giriş yapmalarıyla barış elini uzatmıştır. Tutuklama olmamasından, devletin bu eli barış eli olarak kabul ettiği sonucunu çıkarmak için erkendir. Devletin açılım politikasının tasfiye hedefi ve bu hedefin çözüm doğrultusunda değişime zorlanmasının imkanlarının ne olup olmadığı süreçteki gelişmeleri biraz daha yakından bakmakla görülecektir. Tasfiye açılımı Kürt açılımı ile başlayıp, önce demokratik açılım ve en sonu da milli birlik projesi ne dönüşen ve özünde Kürt Özgürlük Hareketi ni tasfiye etme politikası olan devlet politikası, yargısı, istihbarat teşkilatı, ordusu, ve yasama organıyla tam bir ittifak üzerinden yürütülmektedir. Yargıtay Siirt te askeri araca taş atan çocukların üzerine kurşun sıkarak bir çocuğu öldüren

13 E&O3_2:Layout :39 Page 13 EKMEK & ÖZGÜRLÜK 15 rış attığı eli tuyor? şı Kürt ve Türk leştirme zamanı kadar kendilerine komünist diyenler de var uzman çavuşu beraat ettirdiği 22 Eylül 2009 tarihli kararının gerekçesini Bölgenin özellikleri ne dayandırıyor. Ordu, 29 Eylül 2009 tarihinde Diyarbakır ın Lice ilçesi Şenlik köyü yakınında 12 yaşındaki Ceylan Önkol un havan mermisiyle ölümünü araştırmak yerine, olayı TSK yı yıpratma çalışması olarak açıklıyor. TBMM yi, hükümete sınır ötesi operasyon yapma yetkisi veren başbakanlık teskeresini AKP, CHP ve MHP nin oylarıyla kabul ediyor. 20 Ekim MGK toplantısında ise sınır ötesi operasyon yetkisi tekrar hatırlatılıyor. Bütün bunların anlamı, Kürt sorununun Kürtsüz çözümünde ısrardır. Kürt özgürlük hareketini tasfiye etme politikasında nafile bir ısrardır. Bu arada, emperyalistler de boş durmuyor. Ne hikmetse, ABD malumun ilanı olarak devlet politikasının uluslararası boyutunun da olduğunu hatırlattı. ABD hatırlatmayı, 14 Ekim günü PKK nin lider kadrosunda yer alan Murat Karayılan, Ali Rıza Altun ve Zübeyir Aydar ın Özel Olarak Belirlenmiş Uyuşturucu Kaçakçısı olarak ilan edildiği ve ABD deki mal varlıklarının dondurulduğu açıklaması ile yapıtı. Eş zamanlı olarak, AB nin Kürt derneklerini takibe aldığı haberleri gazete sayfalarında yer aldı. Bu denli yalanı ardı ardına pompalayan uluslararası emperyalist güçlerin ve T. C nin oyunu kuralıyla oynadığı görülüyor. Bütün bu gelişmelerin Barış Grubu nun geleceğinin bilindiği süreçte ve gelişinden sonra yaşanması yeni olanın ne kadar yeni olduğunu göstermektedir. Gerçek, Barış grubu nun elinin tutulmasında değil, ne için tutulduğunda aranmalıdır. Devlet politikasının yürütücüsü AKP nin Kürt açılımı, açılımdan çok tıkamaya dönük operasyonlar, tutuklamalar, çocuklara kurşun sıkanların aklanması süreci olarak ilerledi. Buna rağmen, DTP nin genel başkanı Ahmet Türk ün gelişmeler gösteriyor ki, devlet bir adım atsın PKK on adım atar sözleri gerçek oldu. Kürt Özgürlük hareketi, Maxmur ve Kandil den Barış gruplarının gelişiyle barış için adım attı. Kürt sorununun demokratik barışçı siyasi çözümünden yana olduğunu pratik tutumuyla gösterdi. Sıra devlettedir. AKP gelen barış grubunun tutuklanmadan serbest bırakılmasıyla devletin adım attığı anlamına gelen açıklamalar yapmaktadır. Elbette Barış grubunun tutuklanmaması iyidir. Ancak bu her şey değildir. Çünkü, bugün tutuklanmamış olmaları yarın tutuklanmayacaklarının yada sınır dışı edilmeyeceklerinin göstergesi değildir. Daha önemlisi, bunun her şey olmadığı, devletin Kürt sorunundaki politika değişikliğinin niteliğiyle ilgilidir. Değişikliğin içeriği imha politikasının geçersiz olduğunun görülmesi sonucu tasfiye politikasıyla Kürt sorunundan kurtulmaktan ibarettir. Devletin politika değişikliğinin nedeni, demokrasi ve özgürlük için değil, günümüz koşullarında ABD nin hegemonyasının zayıfladığı durumda, bölgesel çıkarlar, dünya ölçeğindeki ilişkiler ve yeni güç dengeleri gereğidir. Politika değişikliğinin gereği olarak, Barış grubunun barış elini tuttuğunu göstermeye çalışmaktadır. Devletin bu tavrının barış için mi, tasfiyenin önündeki engelleri kaldırmak için mi olduğunu süreç gösterecektir. Daha ilk gününde Erdoğan dağdakilerin tümünün teslim olması çağrısını yapmıştır. Bu çağrıya Cemil Bayık Barış gruplarına olumlu yaklaşmak PKK nin dağdan inmesine yol açmaz.. Kürt iradesi kabul edilmedikçe dağdan iniş olmaz. açıklamasıyla karşılık vermiştir. Bu karşılıklı açıklamalar da gösteriyor ki, kısmi olanakları da, riskleri de içeren zorlu bir sürece girilmiştir. Nitekim, devletin 28 Ekim de Avrupa dan gelecek barış grubunun girişine izin vermeyeceğini açıklaması üzerine geliş iptal edilmiştir. Barış grubunun taleplerini gerçekleştirmek, demokrasi mücadelesini yükseltmekten geçiyor Halkların örgütlü birliği Kürt sorununda barışçı demokratik siyasi çözümün yolu da, ulusal sorunun nihai çözümü ve sınıfsal kurtuluş da Kürt ve Türk halklarının örgütlü birliğinden geçmektedir. Bilinmelidir ki, burjuva demokratik devrim süreçlerini yaşayarak, demokrasi mücadelesi üzerinden iktidara gelen kapitalist ülkelerde burjuvazi özünde burjuva demokratik bir sorun olan ulusal sorunu barışçı temelde çözme iradesini gösterebilmiştir. Bu durumun teorik olarak Kürt sorununun çözümü içinde geçerli olduğu kabul edilebilir, ama teorik olanın pratik olarak gerçekleşme şansı zordur. Ama imkansız değildir. İmkanı gerçeğe çevirmek sosyalistler başta olmak üzere demokrasi güçlerinin Kürt özgürlük hareketiyle kalıcı bir mücadele birliğini örmesiyle olacaktır. Öncelikle Barış grubunun taleplerinin ortak talepler olarak sahiplenilmesi üzerinden mücadelenin yükseltilmesiyle başlanmalıdır. Sosyalist hareketin anlamlı bir kesimi, hala Kürt Özgürlük Hareketi ne karşı eleştiri kisvesi altında sosyal şoven tutumunu sürdürmekte ısrarlıdır. Kürt özgürlük mücadelesine uzak durmanın kabul edilebilir hiçbir politik gerekçesinin olmadığı görülmelidir. Kürt sorununun barışçı demokratik siyasi çözümünün zorluğunun devlet politikasından kaynaklanan boyutu anlaşılabilirdir. Ancak Kürt özgürlük hareketiyle sosyalist hareketin öncülüğünde kalıcı bir demokrasi cephesinin oluşturulamaması anlaşılabilir değildir. Kürt sorunu sahanın dışından yapılan eleştirilerle değil, mücadele ortaklığıyla çözüme kavuşacaktır. Barış grubunun, demokratikleşme ve barışçı siyasi çözüm çabalarının devlet tarafında karşılık bulması Kürt özgürlük hareketinin elinin tüm demokrasi ve sosyalist güçler tarafından sıkı sıkıya tutulmasından geçecektir. Bunun için, zorunlu kaldığından dolayı Kürt açılımı politikasıyla imha yerine tasfiye üzerinden çözümü öngören oligarşiye karşı, devrimci demokrasi temelinde oligarşinin iktidarını son verecek ortak mücadele ve örgütlülüğü geliştirmek zorunluluktur. Demokrasi için Birlik Hareketi (DBH) bunun imkanlarından biridir. Bileşimin göreli güçsüzlüğünü iradenin ve perspektifin sağlamlılığının gücü aşabilecektir. Bu imkanı gerçeğe dönüştürecek olanlarda heba edecek olanlarda başta sosyalistler olmak üzere demokrasi güçleridir. Bu süreci heba etme lüksü yok. Süreci heba etmenin hesabı başta Kürt ve Türk emekçi halkları olmak üzere, ezilen halklara, ezilen cinse ve sömürülen işçi sınıfına karşı verilemeyecektir. Şimdi, oligarşinin Kürt açılımı yaldızı ardına gizlenmeye çalışılan tasfiye açılımına karşı, Kürt ve Türk halklarının özgürlük açılımını pratikleştirme zamanıdır.

14 E&O3_2:Layout :39 Page EKMEK & ÖZGÜRLÜK Politika 6-7 Ekim, İstanbul... Mücadelemizin meşruiyetini ancak emekçilerin, ezilenlerin zihninde ve eyleminde yeniden kurarak ön açıcı olabileceğiz Can Atalay IMF ve Dünya Bankası nın İstanbul zirvesi içeride konuşulanlardan daha çok dışarıda olanlar vesilesiyle konuşuldu. Başbakan, içeride dışarıdaki protestolara kulak verin diye caka satsa da eylemlerin sınırı geçmesi ile ağızların köpürmesi, eylemlerin kınanması ve göstericilere karşı kullanılan şiddetin olumlanması bir oldu. 6 Ekim sabahı Taksim meydanı tümü ile protesto gösterilerine açıktı. Taksim meydanının toplumsal gösteriler için ne denli tehlikeli bir alan olduğunu yıllardır anlatıp duran İstanbul Valiliği sürdüre geldiği psikolojik harekat gereği meşruiyet sınırı nı değiştirmişti. Taksim meydanında eylem yapılmasına izin vardı ancak Harbiye yönüne doğru tek bir adım dahi atılmasına izin verilmeyecekti. Harbiye yönündeki polis barikatının KESK Genel Başkanı nın okuduğu basın açıklaması henüz bitmişken, kortejin yüklenmesini dahi beklemeden onlarca gaz bombası eşliğinde saldırması ise polisin belirlediği meşruiyet sınırlarına uymamanın karşılığı idi. 6 Ekim sabahı Taksim de başlayan polis terörü iki gün boyunca Cihangir, Tarlabaşı, Gümüşsuyu, Tepebaşı, Okmeydanı, Tophane ve Pangaltı da sürdü 6 ve 7 Ekim de İstanbul da yaşananlardan çıkarılabilecek derslerin şu iki başlıkta özetlenebileceği kanısındayım. Birincisi, 6 ve 7 Ekim eylemleri solda tayin edici, somut bir olaya ilişkin aldığı tutum ile kendi dışındaki sol açısından da koordinat güncellemesini zorunlu kılan bir odağın yokluğunu yeniden ortaya koydu. EMEP, TKP ve ÖDP ittifakının alana çok geç gelmesi ve tanım yerinde ise bir kenarda hiçbir insiyatif almaması yukarıda belirttiğimiz durumun en tipik göstergesiydi. Bahsettiğimiz üç partinin ima ettiği niceliğin sadece kendi pankartının arkasına değil eylemin tümüne renk çalmaya çabalaması gibi bir beklentinin ne denli boş olduğu 6 Ekim de Taksim de de açıkça görüldü. Halkevleri ya da Özgürlükçü Sol Hareket de kitle örgütleri içindeki etkileri aracı ile eylemin bütünün sorumluluğuna aday olmadılar. İstanbul dan bakıldığında solun büyücek öbekleri olarak görülenlerin böylesi bir yaklaşımı benimsemeleri sonucunda zaten öz güçleri açısından pek de parlak durumda olmayan sendikalar ve kitle örgütleri de basın açıklamasını kısa tutmak, alanı kısa sürede terk etmeye çalışmak gibi yöntemlerle kendi kitlelerinin görebileceği zararı en azda tutma çabası ile kendilerini sınırladılar. Siyaseten aday olunmayan bir sorumluluğun sendikal düzeyde hakkının verilmesi boş bir beklenti olurdu kuşkusuz Sosyalist siyasetin böylesi bir boşluğu daha ne kadar kabul edebileceği ise önümüzdeki en önemli sorulardan biridir. İkincisi, meşruiyetini düzen partisinin meşrebine göre tanımlamayı reddeden direngen ve küçümsenemeyecek bir güç kendisini sokakta ifade etmiştir. Televizyonlarda gösterildiğinin aksine polisin tarif ettiği meşruiyet sınırlarına sığmayı reddeden bu gençler fast food dükkanları ve bankalar dışında nerede ise hiç bir vitrine ilişmemişlerdir. Diğer bir söyleyişle, eylemler kendi iç disipline uygun olarak başlamış ve bitmiştir. Niyetimiz, solun yaşadığı toplumsal tecrit nedeni ile maniple edilmesi tehlikesi her zaman bulunan bu tür eylemleri kutsamak değil. Mücadelemizin kendi meşruiyetini ancak emekçilerin, ezilenlerin zihninde ve eyleminde yeniden kurarak ön açıcı olabileceğini işaret ediyoruz. Polis barikatları arasına sıkıştırılmayı kabul edilerek gerçekleştirilen efendi eylemlerin bir eşitlik ve özgürlük maneviyatı nın yeniden inşası konusunda pek de işe yaramadığını görüyor; İstanbul sokaklarında yankılanan seslerin tam bu nedenle devrimci bir siyasete hamle edenlerin gündeminin en önemli maddesi olması gerektiğini söylüyoruz. Emek Kriz ve s Kriz koşullarında istenen fedak Nazır Kapusuz Kapitalizm sosyal haklara her zaman taarruz içindedir. Kendi istihdam politikaları çerçevesindeki bu ilgi, istihdamdan, hak alanına kaydığında şiddetlenir. Emeğin verimliliği ve yeniden üretimi çerçevesinde sağlanan olanaklar ve/veya genişlemeler, emek tarafından bir hak mücadelesi haline geldiği zaman, kendi kurgusunun dışına çıkılması kapitalizmin kendi iç işleyişinin tehdidi haline gelir. Kriz dönemlerinde ise bu taarruz en sert biçimlere bürünür. Azalan karları gidermek lazımdır. Son dönemlerde neoliberal söylemin her yere egemen olması ve bulaşıklıktan solun ve sendikaların da etkilenmesi, bu taarruzu kolaylaştırmış ve hatta meşrulaştırmıştır. Konuyu çok uzatmadan örneklere girersek, 1994 krizi ile başlayan ve 2001 krizi ile devam eden süreçte, sendikaların aldığı tutumlar bu anlayışı desteklemiştir. Bu dönemlerde kendilerinin de fedakârlık yapacağını söyleyerek sıfır zamlara onay veren sendikal anlayış, aslında emeğin birikim sağlayan taraf olduğunu ve bu birikimlerinden feda ederek sistemin devamını sağlayan kesim olduğunu toplum bilincinde egemen kılmıştır. Ekonomik olarak feda etmek başlı başına zengin davranışıdır. Demek ki, sendikalı işçilerin hala feda edebilecekleri hakları bulunmaktaydı. Bu neoliberal söylemin kendi diline içkin tuzaklara düşen sol ve sendikalar zamanla hak mücadelesi yapamaz hale gelmiş ve bu hak taleplerinde kendi özel çıkarlarını kollayan çıkar grupları kategorisi-

15 E&O3_2:Layout :39 Page 15 EKMEK & ÖZGÜRLÜK 17 sosyal haklar edakârlıklar, sermayenin kalıcı kazanımlarına dönüşüyor ne kadar inmişlerdir. Bu da, sendikalılığın fazlasıyla işveren aleyhine bir durum olduğu, sendikalı işçilerin genel toplum çıkarlarından daha fazla talepkar oldukları ve sisteme zarar verdikleri algısına da yol açmıştır. Fedakârlık ve sendikal dayanışma 1994 krizi sonrası yavaşlayan ve durağanlaşan sendikal mücadele ve sendikalı sayısı, 2001 krizinden sonra hızla gerilemiştir. Sendikal mücadelenin kendisi toplum nezdinde destek bulamamaya başlamış, kriz zamanlarında fedakârlık yapacak kadar gücü olanların mücadelesi bir oyun bozanlık olarak görülmeye başlanmıştır. Sosyal Haklar Derneği (SHD) nin derlediği ve incelediği 101 sendikal mücadeleden sadece dördünün sorunsuz bir şekilde başarıya ulaşabilmesi bunun göstergesidir. Toplumsal algıda işçi sınıfının bir çıkar grubu haline dönüşmesi sınıf dayanışmasına da öldürücü bir etki yapmış ve her mücadele alanı sadece kendi işyerlerinden destek bulur hale gelmiştir. Çulhaoğlu nun deyimiyle işçi sınıfı kendi hakları için mücadelesinde işçi sınıfı, başka işçilerin hak mücadelesinde vatandaş gibi davranmıştır. Yani sınıf dayanışması kavramı sadece sloganlarımızda yaşayan bir durum haline gelmiştir. Sendikalar fedakârlık yaparsa elbette işçi sınıfı da yapabilirdi. Çalışma şartlarının ağırlaşması aslında kriz dönemlerinde beklenebilecek bir taarruzdur. Ancak işin tuhaf olanı kriz dönemleri geçtiğinde bu çalışma şartlarının yeni bir denge olarak asılı kalmasıdır. Örneklersek 2001 krizinden sonra Türkiye de çalışma saatleri günde ortalama 1,2 saat uzamış ve böylece de kalmıştır. Yine fazla mesai ve benzeri en doğal işleyiş süreçleri kriz sürecinde fedakârlık olarak sermayeye bahşedilmiş ama krizden sonra geri bahşedilmemiştir. Yine TÜİK verilerine göre 2001 krizinden sonra sigortasız çalışan işçilerin sayısı hızlı bir artış göstermiş (özellikle kadınlarda son 8 yılda yüzde 250 lik bir artış) ancak bu çalışma biçimi kamunun kendisine bile ağırlıkla sirayet eden bir çalışma şekli olarak kalıcılaşmıştır. İşin ilginç yanı bazı alanlarda deniz de bitmiştir. Örneğin kamunun tasarruf amaçlı taşeronlaşma uygulaması neredeyse sonuna gelmiştir. Bir kamu hastanesinde 10 yıl önce taşeron işçi sayısı yüzde 10 civarındayken şu Genellikle düşünülenin aksine, ekonomik krizler kadın istihdamını azaltmıyor. Öncelikle iş aradığını belirten kadınların oranında belirgin bir artış var. Kriz öncesi işgücü oranı kadınlarda yüzde 20 iken haziran 2009 da bu oran yüzde 22.4 e çıkmış, istihdam oranı da yüzde 1 artmış durumda. Erkeklerde ise istihdam oranı kriz öncesi yüzde 62.6 iken yüzde 59.6 oranına düşmüş. İstihdam edilen erkek sayısı net 600 bin düşerken, kadın sayısı 140 bin artmış. Bunun değişik nedenleri var. Birincisi, daha önce istihdama katılmayan kadın, erkeğin işsiz kalmasıyla iş arayışına giriyor. İkincisi, daha düşük ücretli ve sigortasız işlere kadınlar yanıt veriyor. Bunun böyle olduğunu kayıt dışı çalışan sayılarında bulabiliyoruz. Herhangi bir sigorta ku- anda oranlar yüzde 70 ler seviyesindedir. Sağlık Bakanlığı nın 170 bin personelinden 120 bini taşeron işçisidir. Sırada belki de (ki yasa tasarısı olarak ara ara gündeme gelmektedir) taşeron doktorlar, operatörler ve hatta taşeron hastane yönetimleri bulunmaktadır. Sıfır zam mın ötesi Elbette bu hak ihlallerinin örneklerini çoğaltabiliriz. Ancak krizin çözümü için yapılan fedakârlıklar yeni bir denge olarak karşımıza çıkmaktadır. Ve bu krizde de yeni yeni uygulamaların yaygınlaşarak devam edeceğini göreceğiz. Son Erdemir örneğinde görüldüğü gibi, sıfır zam bile artık yetmiyor, ücretler yüzde 35 gibi yüksek bir oranda indiriliyor. Sendikaların fedakârlığı artık sermayenin kazanılmış bir hakkıdır. Bunun sonucu da, yüksek oranlı ücret indirimleri daha önce küçük işyerlerinde biraz da zoraki olarak uygulanan bir yöntemken, birçok alanda ve rumuna kayıtlı olmayan erkek sayısında kriz öncesine göre neredeyse değişiklik olmazken kadın sayısı net 125 bin artmış durumda. Yani yukarı paragrafta işgücüne katılan 140 bin kadının 125 bini sigortasız işlere girmiş durumda. Yukarıda belirttiğimiz oranları 2001 krizi verileri de desteklemekte krizi öncesi kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 17 lerdeyken 1-2 yıl içerisinde yüzde 22 lere ulaşmıştı. Bu durumu kadınlar için olumlu okumak da mümkün. Geleneksel nedenlerle kadının çalıştırılmaması kriz dönemlerinde bir kırılma yaşıyor ancak bu durum kalıcılaşamıyor. Örneğin yüzde 22 lere ulaşan bu oran büyüme oranlarının getirdiği genişlemeye paralel bırakın gelişmeyi sabit bile kalamıyor ve oranlar yeniden yüzde 18- kurumsal işyerlerinde yaygınlaşarak sürmektedir. (SHD nin hak ihlalleri raporunda her ay 4-5 büyük işyerinden bu tür haberler kayıtlara girmektedir) En önemlisi kriz döneminin verdiği fedakârlık ruh halinde çıkacak olan yeni sendikalar yasası işçi sınıfının birçok sosyal haklarını tırpanlayacaktır. Mezarda emeklilik yasasının çıktığı günleri unutmamak gerekir. Yönetmen Luis Bunuel, Burjuvazinin Gizli Çekiciliği filminde uzun uzun burjuvazilarin bir türlü bitmeyen yemek sahnelerine yer verir. Türk burjuvazisini çekseydi acaba nasıl çekerdi sorusuna bir sahne ile katkı yapmak isterim: Sürekli yemek yiyen ve tabakları sürekli değişen burjuvalardan biri yemekten kafasını kaldırıp nefes nefese şöyle der: bunlar bize yetmeyecek galiba, hizmetçiler için ayrılan yemekler nerede? Kriz ve kadın emeği 19 ları görebiliyor. Yani krizin ağır etkisi geçtikten sonra kadın yeniden eve dönüyor. Ki bu kadın istihdamının kayıtdışı sektörlere kaydığını da unutmamak gerekiyor. Yani ailede baba/eş in sigortalı olması yeterli kadın ikincil bir gelir getiren bir işgücü haline geliyor krizinden sonra sosyal bilimler kongrelerinde nereye dönseniz bir yoksulluk ve yaşama stratejileri bildirisine çarpıyordunuz. Yani kriz kadının iş gücünün niteliksiz alana kaymasının dışında evde de ev kadını veya çalışan kadın olarak mücadele ettiği bir yaşam biçimi haline geliyor. Daha ucuzu bulmak için daha uzak pazarlara gidiliyor, bazı hazır alınan gıdaların yeniden evlerde üretimi artıyor vb. Birçok etkenle kadının ev içi emeği daha fazla artıyor.

16 E&O3_2:Layout :39 Page EKMEK & ÖZGÜRLÜK Emek İki direnişin dersleri Gürsaş ve Sinter direnişleri ve yarattıkları etkiler, hem umut anlamında hem de umutsuzluk üreten başarısız örnekler olması bakımından önemli Ahmet Tekgöz İşçiler kavgadan ve örgütlü duruş sergilemekten kaçmıyorlar. Yeni bir sınıf kültürünün yapı taşlarını kendi aralarında yeşertebiliyorlar. Bu yazı, çalıştığım bölge ve işkolundaki iki önemli işçi direnişi ve bu direnişlerden çıkarılması gereken dersler ve olanaklar üzerine. Birincisi, Sinter metal direnişi. İstanbul, Ümraniye Yukarı Dudullu Organize Sanayi Bölgesinde bulunan, yaklaşık 500 işçinin çalıştığı Sinter Metal fabrikasında 400 civarında işçi 21 Aralık 2008 sabahı fabrikayı işgal etiller. İlk başladığı gün bu direniş neredeyse bütün haber bültenlerinde ilk haber olarak yer aldı. Yakın döneme kadar sınıfın çürümüşlüğünden dem vurup duran kimi sol çevreler birden bire bu direnişle birlikte çıkardıkları yayınlarda yeniden yüzlerini sınıfa döner gibi oldular. Bunlar önemliydi. Ama benim amacım, Sinter direnişinin başladığı gün bizzat sendika bürokratları eliyle nasıl bitirildiğini göstermek. Sinter, sendikacılar ve sınıf devrimcileri Sözde sınıf sendikacılığı yaptığını iddia eden önemli sendikacılar direniş başladığı gün fabrikaya geldiler ve ilk icraatları işçilerin fabrikayı işgal etmesine öncülük eden devrimcileri fabrikada çalışmıyorlar diye dışarıya çıkarmak oldu. Sonrasında ise her fırsatta özellikle işçi sınıfı çalışmasının sendika bürokratlarına bırakılmayacak kadar önemli olduğunu işçilere anlatmaya devam edenlere karşı düşmanca tutum alarak ya da aldırarak işçilerle sınıf devrimcisi arkadaşlarımızı birbirlerinden uzaklaştırmaya çalıştılar. Direnişin başlamasında önemli payı olan bu arkadaşlara karşı sendikacıların çeşitli engelleme girişimleri sonuç vermeyince bu sefer yöntemlerini değiştirdiler. Her gün fabrika önüne başka bölgelerden işçi taşıdılar. Dayanışma fikri doğruydu ama direnişin soğumaya, çözülmeye yüz tuttuğu koşullarda yaraya merhem olamazdı. Direniş yerine haftada bir ya da iki gün gelen, ateşi sönmüş umutsuzca bekleşen az sayıdaki işçilerin birbirlerine güveni ve direnişin başarısına inançları, umutları zayıfladı. İşçi umut almadığı başarıya ulaşacağına inanmadığı direnişi neden devam ettirsin ki? Birçok Sinter Metal işçisi ya direnişi bıraktı ya da sendikalı olmaktan vazgeçti. Az sayıda işçiyle direniş devam ediyor. Zayıflayan, kendi kabuğuna çekilen, başka iş yerlerinden işçilerle buluşmayı önüne hedef olarak koyamayan Sinter direnişi ne yazık ki yenilmiş durumdadır. Bu sonuçta sendika bürokratlarının payı büyüktür. Sinter direnişini ilk başladığı zamanlarda işçilerin başka iş yerlerindeki işçilere giderek direnişlerini anlatma isteği yine bu bürokratlar tarafından engellenmişti. Gürsaş direnişi İkincisi biraz daha küçük bir işletme olan Gürsaş direnişi. Bu direniş de Sinter Metal direnişi gibi 5 Şubat 2009 da fabrikanın işgaliyle başladı. Bu direnişin önemli farkı, buradaki arkadaşların sendika bürokratlarından bağımsız tutum alabilmeleriydi. Mücadelelerini, komşu fabrika Sinter Metal işçileriyle birlikte yürütmeye çalıştılar. Ortak direniş komitesi kuruldu. Başka fabrikalardaki işçilere hem Gürsaş hem de Sinter direnişini anlatmak, mücadeleyi başka bir düzeyde bölgede çalışan işçilerin ortak mücadelesi haline getirmek için çaba da harcandı. Sendika bürokratlarının buna tepkisi böyle şeyleri bizden habersiz yapmayın, yaparsanız yalnız kalırsınız biçiminde oldu. Sendikacıların istediği bir durum değildi bu. O yüzden her fırsatta sendika şube başkanının türlü ayak oyunlarıyla başa çıkmaya çabaladılar. Sendika önlüklerinden direniş çadırına kadar sendikanın vermesi gereken hemen hemen her türlü destek ve malzemeyi sendikacılarla kavga ederek almaya çalıştılar. Sinter Metal direnişinin her geçen gün güç kaybetmesi Gürsaş fabrikasında, dışarıda direnişi sürdüren işçilerle halen çalışan işçilerin birliği ve ortak hareketi sağlanamadı. Bu direniş de fiilen bitirilmiş oldu. Neden başarılamadı? Bu iki direniş ve yarattığı etki hem umut anlamında hem de umutsuzluk üreten başarısız örnekler olması bakımından önemlidir. Bu işçilerden birşey olmaz kendisi için sınıf olmayı bile beceremiyorlar diyerek işin kolaycılığına kaçanlara, sınıf çürümüştür geçmişinde yarattığı sınıf kültüründen uzaklaşmıştır diyenlere şu bir defa daha hatırlatılmış oldu: Kendi haline bırakılmamış çeşitli dolayımlarla müdahale edilen ve sınıf siyasetiyle politikleştirilmiş işçiler kavga vermek gerektiğinde kavgadan ve örgütlü duruş sergilemekten kaçmıyorlar. Yeni bir sınıf kültürünün yapı taşlarını kendi aralarında yeşertebiliyorlar. Böyle örnekler çoğaldıkça ve işçi sınıfı kendisi için gerçek anlamda yakıcı meselelerde ortak tutum almayı becerebildiği, becerebildiğimiz ölçüde yeniden tarih sahnesine kurucu bir sınıf olarak çıkabilecektir. Bunun olabilmesi için ne yapmak gerekeceğiyle ilgili görüşlerimi bir kaç madde halinde sıralamaya çalışacağım: n Sınıf çalışmasında ısrar ve inat eden, sınıftan kaçmak yerine onun verili durumunu değiştirmek için çaba içinde olanlarla bulunduğumuz her alanda elbirliği, güç birliği yapmalıyız. n Var olan sendikaların şu andaki durumlarına eleştirel bakan, bunlarla hesaplaşmaya

17 E&O3_2:Layout :39 Page 17 EKMEK & ÖZGÜRLÜK 17 çalışan aynı zamanda işçilerin sendikalı olabilecekleri bir mücadele hattı oluşturmak için mücadele etmeliyiz. n Yukarıda söylediğime paralel olarak sendika bürokrasisiyle uğraşmak yerine onu deşifre ederken işçilerin yönetici becerilerini geliştirmeye yönelik faaliyetler sürdürmeliyiz. n Salt işçici bir söylemden uzak durup toplumsal proletarya kavramını pratikte ve teoride öne çıkartacak bir dil ortaklığı yaratma çabası içinde olmalıyız. n Yasal mevzuatlara sıkıştırılmış sendikalı olma çabalarının yerine meşruluğunu haklılığından ve gücünden alan sendikalaşma çabaları içerisinde olmalıyız. n İşçi sınıfının kurtuluşunun sadece ekonomik mücadeleyle İzmir de iki belediyenin bölünmesi bahanesiyle Karşıyaka belediyesinin KENT A.Ş. şantiyesini tasfiye edip buradaki hizmetleri taşeronlaştırılarak işten atılan 276 işçi 16 eylülde İzmir den hareketle tam 650 km yürüyerek her yerleşim yerinde sloganlarla,açıklamalarla haklı taleplerini dile getirerek 17 ekimde taleplerini Ankara ya taşıdılar. Günlerdir Abdi İpekçi parkında kamp kurup CHP genel başkanı Deniz Baykal la görüşmeyi ve ve Karşıyaka nın CHP li belediye başkanına söz geçirmesini istiyorlar. Ancak CHP Genel başkanı ne kameralı ne de kamerasız hiçbir şekilde işçilerle görüşmeyi kabul etmiyor. İzmir de olduğu gibi genel merkezde de bütün CHP yöneticileri işçilerle görüşüp onlara hak verdiler Sonunda Kemal Kılıçdaroğlu dahi işçilerin taleplerini haklı bularak haklısınız ama alacağınız yok demiş (!) Sosyal belediyecilik teraneleriyle seçim kazanan ve seçimlerde en çok Genel-İş e bağlı işçileri seçim propagandalarında çalıştıran CHP belediyeleri diğer burjuva partilerinden daha hızlı özelleştirmeci ve taşeronlaştırmacı kesildi. Kamusal hizmetlerde fahiş zamlarla da emekçi halkın kamu hizmetlerinden eşit ve kaliteli faydalanmalarının önüne geçtiler. İşçilik maliyetleri yüksek denilerek 300 işçinin yaptığı işi 550 taşeron işçisine yaptırarak sendikalı işçileri işten attılar Amaç belediye hizmetlerini de sermaye için sömürü alanı haline getirmek aynı zamanda örgütlü işçi hareketini ortadan kaldırmak. Kent A.Ş. işçisinin direnişi sendikal mücadele ve kamusal hizmetlerin özelleştirilmesine karşı önemli bir kavga. Bu kavgayı kazanmalıyız. Kriz bahanesiyle bir kez daha azalan kar oranlarını yükseltmek ve ne kadar varsa örgütlü işçi mücadelesini ortadan kaldırmaya dönük bu sermaye saldırısı püskürtmek değil bununla birlikte yönünü iktidara yönelten ve onu alma iradesinin kurucu faaliyette ön planda tutan siyasal mücadele ile olanaklı olduğunu öne çıkartan pratik çalışma tarzı geliştirmeli, ekonomik alan -siyasal alan ayrımını ortadan kaldırmak önceliğiyle hareket etmeliyiz. n Sendikaların kapsayamadığı ve bence çok da kapsamak Kent AŞ direnişi Ankara da Sosyalistlere düşen görev CHP yi ve genel başkanını baskı altına almak iki yüzlü halkçı sosyal belediyecilik yalanlarını teşhir etmek Cavit Uğur Kent AŞ işçileriyle dayanışmada Çalış-Der den emekçiler de etkin oldu istemedikleri küçük atelye, merdiven altı atelyelerde kayıt dışı çalışan sendikasız işçileri, bunlarla birlikte giderek büyüyen işsizleri örgütlenmenin yaşamsal önemde olduğunu bilincimizde ve kurucu faliyetimizde vazgeçmeyeceğimiz temel öncelikler yapmamız gerekiyor. Gelecek onu sınıfla birlikte kurmaya çalışanlarındır! bütün emek güçlerinin ve sosyalist hareketin ortak sorumluluğu. Bu işçi kardeşlerimiz tam 180 gün polis ve jandarma saldırılarına karşı işyerlerinin önünde çadırlar kurarak eşleri ve çocuklarıyla gün güneş, yağmur çamur demeden haklı taleplerini elde ekmek için mücadelelerini sürdürüyorlar.. Ankara daki direnişleri sırasında Abdi İpekçi Parkı nda Barış Grupları nın gelişlerine karşı gösteri yapan Hrant ın katili Alperen faşistlerinin saldırısına maruz kaldılar. Üç işçi kardeşimiz hafif yaralandı. Polislerin önceden alan yaratarak gerçekleştirildiği bu saldırı Kürt ve Türk emekçilerin ortak kaderlerinin de bir yansısıydı. İşçiler eylemlerinin başladığı ilk günden itibaren örgütlü bir şekilde taleplerini bütün İzmir halkı ve kamuoyu ile paylaşarak diğer emekçi örgütlerinin de desteğini almaya çalıştılar ama hak ettikleri ilgiyi yakalamakta güçlük çektiler. Hatta 30 gün boyunca 650 km yürüdükleri halde büyük medya da hatta küçük medya da da haberleştirilmeye değer görülmediler. Ne iyi ki, Ankaralı emekçiler İzmir den daha güçlü bir sahiplenmeyle işçileri yalnız bırakmadılar. Ancak, eylemin bu şekilde geniş bir zamana yayılması işçiler üzerinde bir yorgunluk hissi yaratma tehlikesi dışında 25 Ekim de olduğu gibi faşistlerin ve polisin saldırılarına açık kalma riskini de artırıyor. Sorunun çözümü açısından Genel-İş sendikasının önündeki hedef Deniz Baykal la görüşerek İzmir de ki belediyeler içerisinde bu 276 işçinin çeşitli yerlerde kadrolu ve sendikalı olarak işlerine dönmelerini sağlayarak çözülmesi, olarak özetlenebilir. Son derece haklı ve doğru bir yöntem olmakla beraber eksiktir. Sorunun bu noktada düğümlenmesinde sendikanın CHP ile kuruduğu problemli ilişki de önemli bir neden oluşturuyor. Çünkü CHP ve onun belediyelerinin de kamusal hizmetlerin sermaye alanına açılmasına herhangi bir itirazları olmadığı gibi özünde bu neo-liberal politikaları da savunuyorlar. Bu gerçeği ihmal ederek sonuç almanın zorluklarını göz ardı edemeyiz Geldiği nokta itibariyle emek güçlerine ve sosyalistlere düşen görev CHP yi ve genel başkanını baskı altına almaktır. Onların iki yüzlü halkçı sosyal belediyecilik yalanlarını teşhir ederek işçilerin haklı taleplerinin kabulü için daha büyük ortak etkinlikler düzenlemek işçilerin mücadelesini başarıya ulaştırmanın en etkin yolu.

18 E&O3_2:Layout :39 Page EKMEK & ÖZGÜRLÜK Emek Bursa'da kriz ağır ama işçi direnişi sürüyor Örgütlenen ve haklarını arayan işçiler kısmi de olsa başarı kazanıyor; geri çekilenlerse emeklerinin ürününü patronlarına bağışlamakla kalıyor Rahim Dede (*) Büyük ölçekli fabrikaların yanı sıra çok sayıda küçük tekstil atölyesinin ve büyüklere girdi sağlayan taşeron firmanın bulunduğu Bursa'da kriz ağır geçiyor. Kapitalizmin krizi işçilere soluk aldırmıyor. Siyasal bilinçten henüz yoksun emekçiler kurtuluşu tek başına ararken örgütlü davranabilenler kısmen başarılı oluyorlar. İşçi Hakları Derneği'ne başvuranlar arasında işyeri kapatılanların yanında bir işi olduğu halde ücretini alamayanlar, ücretsiz izinler nedeniyle zor duruma düşenler de var. İşsiz ve mağdur çekirdek ailelerin geniş aile ocağına, köyünde yeri yurdu olanların köylerine döndüğünü görüyoruz. Geçici çözümlerin çözüm olmadığını bilmelerine rağmen başka alternatifleri olmadığından yapıyorlar bunu. Büyük fabrikalarda hak mücadelesi Cavit Çağlar'ın krizi gerekçe göstererek -aslında yurtdışına yöneldiği için- kapattığı Sifaş ve Nergis Tekstil işçilerinin sırf tazminatlarını almak için çalmadıkları kapı kalmadı. İşçi Hakları Derneği'ne de geldiler. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) ile Çağlar arasındaki anlaşmazlık nedeniyle işçiler muhatap bulmakta zorlandılar ve uzunca bir süre mağdur edildiler. Alacaklarını, işverene ait diğer işletmelerden ve patronun özel mülkünden tahsil etmeye kalktıklarında yasal engellerle karşılaştılar. Sonunda alacaklarını kısmen tahsil edebildiler ve Bursa da İşçi Hakları derneğinini de aralarında olduğu kitle örgütleri işten çıkarmalara karşı mücadelede mücadeleden çekildiler. Bursa'daki en büyük fabrikalardan Tofaş ve Renault'da çalışan işçiler de krizden nasibini aldı. Tofaş fabrikasından iki bine yakın işçi çıkarılmasına rağmen yalnızca iki kişinin işe iade davası açarak kötü niyet tazminatı aldığını biliyoruz. Oyak Renault fabrikasından da yüz elli işçi çıkarıldı. Derneğe gelen bir kısım Renault işçisine tazminatlarını almış olmalarına rağmen işe iade davasını kazanabileceklerini söyledik. Kâr eden bir fabrikanın kriz gerekçesiyle eleman çıkaramayacağını; dava açtıkları takdirde kazanabileceklerini anlattık. Türk Metal sendikasının aksi yöndeki tavsiyelerine ve işveren tarafının, "tazminatlarınızı aldınız, dava açmayın" basıncına rağmen 47 işçi, derneğimizin yönlendirmesiyle dava açtı. İş Mahkemesinden çıkan karar Bursa 5'inci İş Mahkemesi, "23 işçinin çıkarılmasında hakkaniyete, yasalara uygun davranılmadığı"na karar verdi. Kararda, "işyerinin önceki yıla göre kârlılığını sürdürdüğü, şirketin mal varlığında önemli bir değişiklik olmadığı, ilk giren son çıkar ilkesine uyulmadığı, işçilerin iş akitlerinin feshinden sonra fabrikada işlerin yoğunlaştığı, feshin son çare olması ilkesine uyulmadığı, çıkarılma nedeninin ekonomik krizden kaynaklanmadığı" gibi nedenler sıralanıyordu. Mahkeme, yasal süre içerisinde işe başlatılmadıkları takdirde işverenin ödemesi gereken tazminat miktarlarını da belirlemişti. Oyak Renault kararı temyiz etti ancak Yargıtay'dan onaylanmasını bekliyoruz. Diğer mahkemedeki 24 işçinin davasının da aynı şekilde işçilerin lehine sonuçlanacağını umuyoruz. Yargıtay'da bu şekilde kesinleştikten sonra karar birçok işyerinde emsal olacak. Derneğimiz aleyhindeki konuşmalar ve Türk Metal'in etkisinde kalarak dava açmayan Renault işçileri, davanın kazanıldığını duyunca İşçi Hakları Derneği'ne gelerek dava açmak istediklerini söylediler. Bu davanın sonucundan kendilerinin de yararlanıp yararlanamayacaklarını sordular. "Birincisi, işe iade dava açma süresi bir aydır. Bu süreyi kaçırdınız. İkincisi, sendikacılığı meslek haline getirmiş, adeta işveren örgütü gibi çalışan Türk Metal sendikasından yediğiniz kazığı unutarak bu çevrenin sözlerini dinlemenin cezasını çekiyorsunuz. Dava açmayan işçiler kıdem duru-

19 E&O3_2:Layout :39 Page 19 Emek EKMEK & ÖZGÜRLÜK 19 muna göre, on bin ila on sekiz bin lira arasında değişen tazminatı işverene bağışlamış oluyorlar. Bunun sorumlusu size bu telkini verenlerle siz kendiniz oluyorsunuz", dedik. Dava açan işçiler sorunlarını Bursa kamuoyuna duyurmak için 1 Mayıs'a, "işten atılmalara son" mitingine katıldılar; televizyonlara, medyaya çıktılar. Hak verilmez alınır, mücadele eden kazanır gerçeğini ispatlamış oldular. Otomotiv yan sanayisinde "sıfır zamma hayır" Krizi fırsata çevirmek isteyen Asemat ve Asil Çelik işverenleri, krizi bahane ederek sıfır zamda ısrarcı oldular. Böylece, hem kâr ettikleri halde zamsız toplu sözleşme yapmış olacak hem de Birleşik Metal sıfır zamma imza attı yaygarasıyla kendi has sendikaları Türk Metal'i işyerine sokmaya çalışacaklardı. Birleşik Metal ve işçiler bu oyuna gelmeyerek greve gittiler. Bu yazı yazıldıktan sonra Asil Çelik'te grev bitirildi ve toplu sözleşme imzalandı. Yedi ay süren bir eylemin zorluklarını hatırda tutarak grevin sonuçlarını daha sonra tartışacağımızı umuyorum. 12 Eylül'ün yasaları öteki haklar gibi grev hakkını da kuşa çevirdiği için, Asemat'ta bir taraftan yasal grev yapılıyor; diğer taraftan greve katılmayan veya daha önce işten çıkarılan işçiler üretime devam ediyordu. Grev kırıcılığı yapan işçiler bir gün, aynı durum kendi başlarına geldiğinde, ne kadar kötü bir iş yaptıklarını anlayacaklar ama iş işten geçmiş olacak. İşçi sınıfı, haklarının mücadeleyle kazanılıp korunacağını öğrenmediği; bu sistemin kapitalist sistem olduğunu kavrayıp kendi düzeni için savaşmadığı sürece ezilmeye devam edecek. Bunun yolu da kendi sınıf örgütlerine girip çalışmaktan ve sahiplenmekten geçiyor. İnsanlığın kurtuluşu ve kendi geleceği işçi sınıfının yürüteceği mücadeleye bağlı. * Bursa işçi Hakları Derneği Başkanı Turşu fabrikasında on iki saat Orada gördüklerimi, çalışan kadınları düşünmeden edemiyorum hala; onbeş-onaltı yaşlarında yorgun bedenleri, yorgunluktan çökmüş yüzleri Ben, arkadaşlarım ve bütün bu insanlar neyin bedelini ödüyoruz? Zeliha Engin Kadın olmak zor iş. Evine, çocuklarına bir lokma ekmek götürebilmek için 12 saat çalışarak asgari ücret gibi komik bir rakama mahkum olmak zor iş. İnsanlık dışı bir sömürü altında, tuvalete bile izinle gittiğiniz, iş arkadaşınızla konuşmanızın dahi yasak olduğu bir çalışma ortamında gündelikçi, aylıkçı kadın olmak da zor iş. İş yerinde patron tarafından, evde kocası tarafından sömürülen, benliğini bulamamış kadın olmak, bunların hepsine birden katlanmak çok zor. Dokuz yıldır bir mali müşavirlik ofisinde muhasebecilik yapıyordum. Malum, kriz yüzünden işyerinde işler bozulunca bana çıkış verildi, yani kriz beni teğet geçmedi ve işten çıkarıldım. Geçtiğimiz Haziran ayından beri işsizdim ve özel sektörde işçi olarak çalışan eşimin maaşı da geçimimize yetmiyordu. Bir yandan kredi taksitleri, üniversiteye yeni başlayan kızımın yurt-harç masrafları, diğer yandan lisedeki iki çocuğumun okul masrafları nedeniyle acilen iş bulmam lazımdı. Komşum olan iki kadın arkadaşım bir turşu fabrikasına iş başvurusu yapmışlardı,bana da önerdiler. Daha önce yaptığım işle hiçbir alakası olmayan bir işti ama çaresizlikten gidip ben de başvurdum. İş şartları kötüydü, asgari ücret,12 saatlik çalışma, yol parası yok ve 12 saatin 10 saati normal çalışma, 2 saati zorunlu fazla mesai. Üç arkadaş konuştuk, onlar da benim gibi çalışmak zorunda oldukları için birlikte denemeye karar verdik. Bizi gece vardiyasına verdiler, akşam yediden sabah yediye kadar çalışacaktık. Ertesi gün fabrikaya gittik. Bizimle birlikte işe başlayan kadınlar arasında, bazıları günlük yevmiyeye çalışan birçok lise öğrencisi de vardı. İşe başlama saati geldiğinde üzerimizi değiştirmek için soyunma odasına girdik. Orada gördüklerim karşısında şok oldum. Küçücük bir odada sadece ustabaşı kadınların yararlanabildiği birkaç dolap vardı, yerler su içindeydi ve içeride nefes almak çok zordu. Giyinip odadan çıktık. Ustabaşı bize yapacağımız işi gösterdi. İşimiz turşuluk biberleri ayıklamaktı, kolay gözüküyordu. Hepimize üzerine oturacağımız birer biber sandığı verdiler ve fabrikanın bahçesinde biberleri ayıklamaya başladık. İlk başta kolaydı ama zaman geçtikçe hep aynı pozisyonda oturmaktan bacaklarımız tutulmaya başlamıştı. Doğal olarak arada bir lavaboya gitmemiz gerekiyordu. Lavaboya gitmeye yeltendiğimizde işçilerden biri, gitmek için ustabaşından izin almamız gerektiğini söyledi. Sonra kadınlar anlatmaya başladı; tuvalete giderken izin istiyormuşuz, çalışma esnasında birbirimizle konuşmak yasakmış ve on iki saatlik çalışma süresince sadece yarım saat yemek molasından başka mola verilmiyormuş. Bu şekilde saatlerce çalıştık. Sabaha doğru artık ellerimiz tutmuyordu, biberleri yumruklarımızla vurarak ayıklıyorduk. Paydos zamanı geldiğinde bitmeyecek sandığım saatler sonunda bitmişti. Benim içinse bir daha başlamamak üzere bitmişti, pes etmiştim, arkadaşlarım da öyle, hatta bir arkadaşım dayanamayıp ağlamaya başlamıştı. Evet, ben bir daha orada çalışmayacaktım fakat orada gördüklerimi, çalışan kadınları düşünmeden edemiyorum hala; onbeş-onaltı yaşlarında yorgun bedenleri, yorgunluktan çökmüş yüzleri Ben, arkadaşlarım ve bütün bu insanlar neyin bedelini ödüyoruz? 21. yüzyıl için bilgi, teknoloji çağı diyorlar. Ama nedense bu teknoloji çağında bizler insanlık dışı bir sömürüye maruz bırakılıyoruz. Yok, krizdi, yok işsizlikti, zengin yine zengin, olan yine yoksul emekçi halka oluyor; bu bilgi çağı denilen çağda daha fazla yoksulluk çekiyoruz. Sömürdükleri yetmiyormuş gibi şimdi de krizin bedelini bizlere ödetmeye çalışıyorlar. Böyle bir sömürüye maruz kalan biz kadınlar ise kendimiz için, gelecekteki çocuklarımız, kadınlarımız için sömürülmeden yaşadığımız eşit ve adil bir yaşam istiyorsak mücadele etmeliyiz.

20 E&O3_2:Layout :39 Page EKMEK & ÖZGÜRLÜK Emek KESK: Nereden nereye? KESK in bir tıkanma yaşadığı gözle görülen bir gerçek, bunda dışsal etkenlerin rolü olsa da örgüt sorunları çözmeye içeriden başlamalı Öznur Ağırbaşlı Uzun bir geçmişi olan örgütlerde olumsuz bir gelişme yaşandığında, "nereden nereye" diyerek hayretimizi dile getiriyoruz. Ne yazık ki bu deyimi fazla uzun bir tarihi olmayan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) için de kullanmak durumundayız. Kamu emekçileri sendikalarının kurulmaya başlamasından 19, KESK in kurulmasından ise sadece 14 yıl sonra, başladığımız yer ile bugünkü durum arasındaki geniş bir açı oluştu. Bu duruma nasıl gelindiğini anlamak için geçmişe uzanmak gerekiyor li yıllar işçi hareketi için birkaç olumsuz gelişmeyi birden getirdi. Bir yandan kapitalizmin krizine bağlı olarak dayatılan yapısal değişikliklere ayak uyduramayan geleneksel sendikacılık güç yitirirken, diğer yandan reel sosyalist bloktaki çözülmeler sosyalizmin krizine dönüştü ve işçi hareketi burjuvazinin ideolojik saldırılarını göğüsleyemez hale geldi. Bütün bunların üzerine 12 Eylül ün ağır baskıları eklenince olumsuz tablo iyice ağırlaştı bahar eylemlerinin boğucu havayı biraz dağıttığına tanık olduk; ne var ki bu durum da uzun sürmedi. KESK'in kuruluşu Sosyalistlerin başını çektiği kamu emekçilerinin, birleşik işçi hareketi talebiyle yeniden ortaya çıkışı işte böyle bir ortamda yaşandı. Bu çıkış, burjuvazinin dayattığı memur kimliğiyle mavi yakalı-beyaz yakalı ayrımının reddine dayalıydı ve sendikal hareketi yeniden yapılandırma umudunu diriltti. Ancak ortak örgütlenme talebi işçi sendikaları yöneticilerinin bürokratik kaygıları nedeniyle karşılık bulmayınca, 1995 te KESK in kuruluşu bir zorunluluk oldu. Buna rağmen kamu emekçileri, devletin sahte sendika yasa tasarısına karşı ortak çalışanlar yasası talebini yükseltmeyi sürdürdüler. Kurulduğu ilk andan beri devlet açısından problem oluşturan KESK, tüm baskıları, kapatma girişimlerini, sürgün, ceza ve soruşturmaları boşa çıkaracak fiili ve meşru bir mücadele hattında ilerledi. Bir yandan kendini devlete kabul ettirme mücadelesi verirken, diğer yandan alan sorunlarıyla ilgileniyor, bunun yanı sıra demokrasi mücadelesinin gereklerini yerine getiriyordu. Hem sendika içindeki kesimlerin görüş ve önerilerini, hem de üyelerin taleplerini dikkate alan bir yerden politikalarını oluşturdu. Katılımcılık, alan ve alanın dışındaki sorunlara duyarlılık, emekçiler ve toplum nezdinde KESK in meşruluğunu güçlendirdi. 28 Şubat ve KESK'in etkisizleşmesi Burjuvazi, dünyanın her yerinde kendine muhalif örgütlenmeleri kontrol altına alabilecek her yönteme başvurur, toplumsal muhalefetin güçsüzlüğü oranında da bunda başarılı olur. Bu anlamda 28 Şubat süreci KESK için bir milat sayılabilir. Aslında sürecin başında diğer konfederasyon ve meslek odalarının dışında bir tavır almış, muhalif duruşunu koruyarak ne darbe, ne şeriat sloganı ile 28 Şubat saflaşmasında kendine üçüncü bir yol açmıştı. Ancak KESK, bundan böyle her durumda bir üçüncü yol arayışına girdi ve böylelikle kendini koruyarak büyütme refleksini geliştirdi. Bu durum tam da 28 Şubat rüzgârının KESK i sürüklediği yeri göstermektedir. Hiç kuşkusuz KESK in etkisizleşmesinde toplumsal muhalefetin parçalı yapısının da payı olmuştur. 28 Şubat süreciyle birlikte KESK, ücret sendikacılığına zemin hazırlayan tepki eylemleriyle yetinmiş, demokrasi mücadelesinden uzaklaşan her sendika gibi, "kendini korumak" adına, popülist ve ekonomik taleplerle politika yapmaya başlamıştır. İşçi sendikala-

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

KARARSIZ AK PARTĠ SEÇMENĠ PARTĠSĠNE DÖNÜYOR

KARARSIZ AK PARTĠ SEÇMENĠ PARTĠSĠNE DÖNÜYOR Türkiye 7 Haziran 2015'te yapılacak milletvekili genel seçimlerine hazırlanırken araştırma şirketleri de seçmenlerin nabzını tutmaya devam ediyor. Genel seçim öncesi Politic's Araştırma Şirketi'nce yapılan

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

(DEÜ Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Anayasa Hukuku Anabilim Dalı)

(DEÜ Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Anayasa Hukuku Anabilim Dalı) GAU AKADEMİK PERSONEL AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ FORMU Prof.Dr. Meltem DİKMEN CANİKLİOĞLU Kastamonu 01/08/1962 Profesör 07/12/2010 (DEÜ Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Anayasa Hukuku Anabilim Dalı) İzmir Ekonomi

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74 i Bu sayıda; Ağustos Ayı Dış Ticaret Verileri, 2013 2. Çeyrek dış borç verileri değerlendirilmiştir. i 1 İhracatta Olağanüstü Yavaşlama

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ

ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ ÇERÇEVE SUNU Gülçiçek ÖZKORKMAZ Başkanlık Baş Danışmanı Mukim Özel Temsilciler Direktörü ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI ve TÜRKİYE ÜZERİNE

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

YILDIZ TEKNİKTE YENİ ANAYASA PANELİ

YILDIZ TEKNİKTE YENİ ANAYASA PANELİ YILDIZ TEKNİKTE YENİ ANAYASA PANELİ Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü, 24 Kasım 2011 Perşembe günü Üniversitemiz Merkez Kampüsü Hünkar Salonu nda, hem Üniversitemizin

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Devrimci Marksizm Yayın Kurulu Uzun vadede bu felâket konusunda suçun nasýl daðýtýlacaðý çok þeyi belirleyecektir. Ýþte bu, önemli bir entelektüel

Detaylı

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013 Başkent Pekin Yönetim Şekli Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 Nüfus 1,35 milyar GSYH 8,2 trilyon $ Kişi Başına Milli Gelir 9.300 $ Resmi

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler...

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... 3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... Seçime Doğru Giderken Kamuoyu: 3 Kasım 2002 seçimlerine bir haftadan az süre kalmışken, seçimin sonucu açısından bir çok spekülasyon bulunmaktadır.

Detaylı

MISIR IN SİYASAL HARİTASI

MISIR IN SİYASAL HARİTASI MISIR IN SİYASAL HARİTASI GÖKHAN BOZBAŞ Kırklareli Üniversitesi Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi MISIR IN SİYASAL HARİTASI HAZIRLAYAN GÖKHAN BOZBAŞ Kapak Fotoğrafı http://www.cbsnews.com/

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti

Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti Kafkasya ve Türkiye Zor Arazide Komfluluk Siyaseti Leyla Tavflano lu Çok sıklıkla Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan a gittiğim için olsa gerek beni bu oturuma konuşmacı koydular. Oraların koşullarını

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI Sayın Katılımcılar, değerli basın mensupları Avrupa Konseyi

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ INSTITUTE FOR STRATEGIC STUDIES S A E STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ KASIM, 2003 11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ 11 EYLÜL SALDIRISI SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ FİZİKİ SONUÇ % 100 YIKIM

Detaylı

ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN*

ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN* 1.Giriþ ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN* Toplu olarak kullanýlmasýndan dolayý kolektif sosyal haklar arasýnda yer alan sendika hakký 1 ; bir devlete sosyal niteliðini veren

Detaylı

Ayşegül DEDE / Etüd Araştırma Servisi / Uzman 2009 YILI TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ GENEL DEĞERLENDİRME

Ayşegül DEDE / Etüd Araştırma Servisi / Uzman 2009 YILI TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ GENEL DEĞERLENDİRME Ayşegül DEDE / Etüd Araştırma Servisi / Uzman 2009 YILI TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ GENEL DEĞERLENDİRME 2009 yılı, Türkiye-AB ilişkileri için son derece önemli bir dönüm noktasıdır. 2008 yılı AB açısından verimli

Detaylı

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE DE SOL GELENEĞİNİ VE SİYASİ LİDERLİĞİ TARTIŞTI

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE DE SOL GELENEĞİNİ VE SİYASİ LİDERLİĞİ TARTIŞTI İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA TÜRKİYE DE SOL GELENEĞİNİ VE SİYASİ LİDERLİĞİ TARTIŞTI Türkiye nin gündemine damgasına vuran önemli toplumsal ve politik konularının tartışıldığı İstanbul

Detaylı

Türkiye ve Avrupa Birliği

Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği İlişkisi Avrupa Birliği 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması'yla Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında doğdu. Türkiye 1959 yılında bu topluluğun

Detaylı

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TürkİYE KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 1976 Yılında kurulmuş ülke genelinde 50.500 üyesi

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

2 Ekim 2013, Rönesans Otel

2 Ekim 2013, Rönesans Otel 1 MÜSİAD Brüksel Temsilciliği Açı çılışı ışı 2 Ekim 2013, Rönesans Otel T.C. AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış,.... T. C. ve Belçika Krallığının Saygıdeğer Temsilcileri, 1 2 STK ların Çok Kıymetli

Detaylı

TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu

TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu Ekonomi Koordinasyon Kurulu Toplantısı, İstanbul 12 Eylül 2008 Çalışma Grubu Amacı Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele M Çalışma Grubu nun amacı; Türkiye

Detaylı

ATATÜRK ORMAN ALANLARI DEĞİRLENDİRME FİKİR PROJESİ

ATATÜRK ORMAN ALANLARI DEĞİRLENDİRME FİKİR PROJESİ ZŞ3040 ATATÜRK ORMAN ALANLARI DEĞİRLENDİRME FİKİR PROJESİ BÜTÜN KAÇAK YAPILARA BİR ÇÖZÜM! AOÇ alanları değerlendirmesi projesi denilince herkes gibi bizimde ilk aklımıza hukuk dışı yollarla yapılmış olan

Detaylı

Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015

Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Medya ve İletişim Merkezi İstanbul Enstitüsü İstanbul Enstitüsü

Detaylı

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Doç. Dr. Ýlker BELEK Akdeniz Üniversitesi Týp Fakültesi Halk Saðlýðý Anabilim Dalý Öðretim Üyesi SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Burjuva Sýnýf Saldýrýsýnýn Tepe Noktasý Yukarýda tanýmlanan saðlýk sistemi yapýsý

Detaylı

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 - CENTER FOR MIDDLE EASTERN STRATEGIC STUDIES KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 HAZİRAN 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur

Detaylı

Sayın Büyükelçiler, Değerli Kongre üyeleri, Çok değerli dostum Sayın Zügayir ve Brosh, Kıymetli basın mensupları,

Sayın Büyükelçiler, Değerli Kongre üyeleri, Çok değerli dostum Sayın Zügayir ve Brosh, Kıymetli basın mensupları, Sayın Büyükelçiler, Değerli Kongre üyeleri, Çok değerli dostum Sayın Zügayir ve Brosh, Kıymetli basın mensupları, Ankara Forumunun beşinci toplantısını yaptığımız için çok mutluyum. Toplantıya ev sahipliği

Detaylı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı DÜNYA - SİYASET 2012 yılının Şubat ayında Tunus ta yapılan Suriye nin Dostları Konferansı nın ikincisi Nisan 2012 de İstanbul da yapıldı. Konferansta Esad rejimi üstündeki uluslararası baskının artırılması,

Detaylı

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ Yazar : Erdem Denk Yayınevi : Siyasal Kitabevi Baskı : 1. Baskı Kategori : Uluslararası İlişkiler Kapak Tasarımı : Gamze Uçak Kapak

Detaylı

Değerli misafirler, Kıymetli iş insanları... Basınımızın değerli temsilcileri... Hanımefendiler... Beyefendiler...

Değerli misafirler, Kıymetli iş insanları... Basınımızın değerli temsilcileri... Hanımefendiler... Beyefendiler... TÜRKONFED BAŞKANI TARKAN KADOOĞLU TKYD KURUMSAL YÖNETİM ZİRVESİ KONUŞMA METNİ 14 Ocak 2016 Değerli misafirler, Kıymetli iş insanları... Basınımızın değerli temsilcileri... Hanımefendiler... Beyefendiler...

Detaylı

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ VE STRATEJİK İLETİŞİM PLANLAMASI

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ VE STRATEJİK İLETİŞİM PLANLAMASI SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ VE STRATEJİK İLETİŞİM PLANLAMASI Stratejik İletişim Planlaması -1 İletişim temelinde, plan ve strateji vardır. Strateji bilgi üretimine dayanır. Strateji, içinde bulunduğumuz noktadan

Detaylı

İŞ GÜVENCEMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ!

İŞ GÜVENCEMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ! İŞ GÜVENCEMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ! 1 KAMUNUN DÖNÜŞÜMÜ Kamunun ve kamu hizmetlerinin önceden belirlenmiş ekonomik, toplumsal, siyasal hedefler doğrultusunda; amaç ve işlevleri bakımından yeniden

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

10 Ağustos. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Yazılı Medya Araştırması. 18 Ağustos 2014. 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi Yazılı Medya Araştırması

10 Ağustos. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Yazılı Medya Araştırması. 18 Ağustos 2014. 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi Yazılı Medya Araştırması 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Yazılı Medya Araştırması 18 Ağustos 2014 İÇİNDEKİLER 1. SUNUŞ... 3 2. ADAYLAR HAKKINDA ÇIKAN HABERLER NASIL SUNULDU?... 3-4 2.1 HABERLERİN ADAYLARA GÖRE DAĞILIMI...

Detaylı

3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği Konutu, Ankara Saat: 16:00. Çevre ve Orman Bakanlığı nın Saygıdeğer Müsteşar Yardımcısı,

3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği Konutu, Ankara Saat: 16:00. Çevre ve Orman Bakanlığı nın Saygıdeğer Müsteşar Yardımcısı, Türkiye nin İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı nın Geliştirilmesi Projesi nin Açılış Toplantısında Ulrika Richardson-Golinski a.i. Tarafından Yapılan Açılış Konuşması 3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

İş Yeri Hakları Politikası

İş Yeri Hakları Politikası İş Yeri Hakları Politikası İş Yeri Hakları Politikası Çalışanlarımızla olan ilişkilerimize değer veririz. İşimizin başarısı, küresel işletmemizdeki her bir çalışana bağlıdır. İş yerinde insan haklarının

Detaylı

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin toplam nüfusunun sadece

Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin toplam nüfusunun sadece SİLİVRİ 2014 DÜNYA VE AVRUPA KENTİ Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte rekabetçi bir sanayi ekonomisi haline gelmiştir. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin

Detaylı

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi 21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi Doğu Akdeniz de Son Gelişmeler ve Kıbrıs, İKÇÜ de Ele Alındı İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çelebi Avrupa Birliği Merkezi nin

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

A N A L İ Z. 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi. Furkan BEŞEL

A N A L İ Z. 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi. Furkan BEŞEL A N A L İ Z 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi Furkan BEŞEL Ekim 2015 7 HAZİRAN DAN 1 KASIM A 7 Haziran 2015 te yapılan 25. Dönem milletvekili genel seçiminde 53.741.838 kayıtlı

Detaylı

BRIC ÜLKELERİ VE TÜRKİYE FEYZULLAH ALTAY

BRIC ÜLKELERİ VE TÜRKİYE FEYZULLAH ALTAY BRIC (Brasil, Russia, India, China) ve TÜRKİYE (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) 2010-2012 döneminde, BRIC ülkeleri içinde en yüksek kişi başına gelir düzeyi Rusya'da. Türkiye'ninki Rusya dışında kalanlardan

Detaylı

DAX Haftalık Temel/Teknik Görünüm

DAX Haftalık Temel/Teknik Görünüm 15 Aralık 2014 DAX Haftalık Temel/Teknik Görünüm OPEC in piyasaların yön bulmasındaki etkisi hala sürüyor. Geçtiğimiz hafta OPEC ABD de arzın artması ve küresel tüketim beklentilerin azalmasını beklediklerini

Detaylı

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz, Türkiye nin Siyasi Gündemine paralel konuların ele alınarak halkın görüşlerini tespit etmek ve bu görüşlerin NEDENİ ni saptamak adına

Detaylı

IFLA İnternet Bildirgesi

IFLA İnternet Bildirgesi IFLA İnternet Bildirgesi Bilgiye engelsiz erişim özgürlük, eşitlik, küresel anlayış ve barış için temeldir. Bu nedenle, Kütüphane Dernekleri Uluslararası Federasyonu (IFLA) belirtir ki: Düşünce özgürlüğü,

Detaylı

1.- GÜMRÜK BİRLİĞİ: 1968 (Ticari engellerin kaldırılması + OGT) 2.- AET den AB ye GEÇİŞ :1992 (Kişilerin + Sermayenin + Hizmetlerin Serbest Dolaşımı.

1.- GÜMRÜK BİRLİĞİ: 1968 (Ticari engellerin kaldırılması + OGT) 2.- AET den AB ye GEÇİŞ :1992 (Kişilerin + Sermayenin + Hizmetlerin Serbest Dolaşımı. TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ HAFTA 2 Roma Antlaşması Avrupa Ekonomik Topluluğu AET nin kurulması I. AŞAMA AET de Gümrük Birliğine ulaşma İngiltere, Danimarka, İrlanda nın AET ye İspanya ve Portekiz in AET ye

Detaylı

GÜNLÜK BÜLTEN 20 Temmuz 2015

GÜNLÜK BÜLTEN 20 Temmuz 2015 GÜNLÜK BÜLTEN 20 Temmuz 2015 ÖNEMLİ GELİŞMELER Ekonomi basınında bugün *Dev fonların yeni gözdesi "nakit" oldu... Çin'deki gelişmeler endişeleri artırdı. Portföylerde nakit oranı 2008'den bu yana en yüksek

Detaylı

KANUNSUZ TALÝMATLARI YERÝNE GETÝRMEK ZORUNDA DEÐÝLSÝNÝZ. Çünkü Anayasa ve yasalar bizden yana: 2 Nisan 2007 Onlarca film ve dizi, 3 yýllýðýna kiraya verildi. TRT ye 40 milyon dolar gelir getirmesi gerekirken,

Detaylı

6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı

6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı 6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) ve Uluslararası Sosyal Güvenlik Teşkilatı(ISSA) işbirliği ile Stratejik İnsan Kaynakları Politikaları ve İyi Yönetişim

Detaylı

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANLATIM SORULARI 1- Bir siyasal düzende anayasanın işlevleri neler olabilir? Kısaca yazınız. (10 p) -------------------------------------------

Detaylı

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 T.C. BAŞBAKANLIK AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ Siyasi İşler Başkanlığı 20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 - Reform İzleme Grubu nun (RİG) 20. Toplantısı, Devlet Bakanı ve Başmüzakerecimiz

Detaylı

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER...v GİRİŞ... 1 Birinci Bölüm Antik Demokrasi I. ANTİK DEMOKRASİNİN

Detaylı

KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ

KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ 16 Prof. Dr. Atilla ERALP KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ Prof. Dr. Atilla ERALP ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Kopenhag Zirvesiyle ilgili bir düşüncemi sizinle paylaşarak başlamak

Detaylı

MEMURUN HAYATI BORÇ ÖDEMEKLE GEÇİYOR! Yazar Editör Pazartesi, 20 Ocak 2014 07:48

MEMURUN HAYATI BORÇ ÖDEMEKLE GEÇİYOR! Yazar Editör Pazartesi, 20 Ocak 2014 07:48 Pazartesi 20 Ocak 2014 07:48 Türkiye Kamu-Sen Ar-Ge Merkezi nin yaptığı araştırma kamu görevlilerinin meslek haya tlarını borç ödeyerek geçirdiklerini ortaya koydu Yüzde 97 si borçlu olan memurların 60

Detaylı

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin CHP İl Kongresine katılarak bir konuşma

Detaylı

2013 ABD Hükümeti Bütçe Krizi

2013 ABD Hükümeti Bütçe Krizi 2013 ABD Hükümeti Bütçe Krizi 1 Ekim 2013 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi, Obamacare olarak bilinen sağlık reformunun bir yıl ertelenmesini içeren tasarıyı kabul etti. Tasarının meclisten geçmesinin

Detaylı

15 Ekim 2014 Genel Merkez

15 Ekim 2014 Genel Merkez ÇİN Yatırım Fırsatları Paneli 15 Ekim 2014 Genel Merkez İş Dünyamızın Saygıdeğer Mensupları, Değerli MÜSİAD üyeleri, Değerli Basın Mensupları, Toplantımıza katılımından dolayı teşekkür ediyor, Sizleri

Detaylı

AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR

AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR Marpoll Kamuoyu Araştırma Şirketi, kamuoyunu yani halkın kanaatlerini karar alıcıların ve uygulayıcıların meşruiyetini sürdüren önemli bir faktör olarak görmektedir.

Detaylı

City Security Group STADYUM GÜVENLİĞİ ARAŞTIRMASI

City Security Group STADYUM GÜVENLİĞİ ARAŞTIRMASI City Security Group STADYUM GÜVENLİĞİ ARAŞTIRMASI Ağustos 2013 Araştırma Künyesi PROJE ADI ARAŞTIRMA EVRENİ AMAÇ SAHA ÇALIŞMASI ÖRNEKLEM SAYISI CSG STADYUM GÜVENLİĞİ ARAŞTIRMASI İstanbul da Yaşayan 18

Detaylı

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? Dünyada mal ve hizmet hareketlerinin uluslararası dolaşımına ve üretimin uluslararasılaşmasına imkan veren düzenlemeler (Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası

Detaylı

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 Adı Soyadı : No: Sınıf: 11/ SĠYASET Siyaset; ülke yönetimini ilgilendiren olayların bütünüdür.

Detaylı

Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti. SPoD CHP Beyoğlu Belediyesi Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç ile görüştü

Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti. SPoD CHP Beyoğlu Belediyesi Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç ile görüştü Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti SPoD un ve Uzman Psikiyatrist Dr. Seven Kaptan ın gönüllü işbirliğiyle düzenlenen Trans Terapi Toplantısı nın yedincisi 4 Eylül Çarşamba

Detaylı

BU YIL ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI!

BU YIL ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI! BU YIL ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI! Birleşmiş Milletler Genel Kurulu; kooperatiflerin sosyo-ekonomik kalkınmaya, özellikle yoksulluğun azaltılmasına, istihdam yaratılmasına ve sosyal bütünleşmeye olan

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE YAŞANAN GELİŞMELER VE 2011 YILI EKONOMİK BEKLENTİLERİ. Dr.Süleyman Yaşar. 17 Nisan 2011

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE YAŞANAN GELİŞMELER VE 2011 YILI EKONOMİK BEKLENTİLERİ. Dr.Süleyman Yaşar. 17 Nisan 2011 TÜRKİYE EKONOMİSİNDE YAŞANAN GELİŞMELER VE 2011 YILI EKONOMİK BEKLENTİLERİ Dr.Süleyman Yaşar 17 Nisan 2011 AMERİKAN MALİ KRİZİNİN Düşük faiz politikası (2002-5) NEDENLERİ Risklerin önemsenmemesi Hesap

Detaylı

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU 4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU Yeni Dönem Türkiye - AB Perspektifi Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Fırsatlar ve Riskler ( 21-22 Kasım 2013, İstanbul ) SONUÇ DEKLARASYONU ( GEÇİCİ ) 1-4. Türkiye

Detaylı

Türkiye nin geleceğini 25 milyonluk kitle belirleyecek

Türkiye nin geleceğini 25 milyonluk kitle belirleyecek Tarih: 19.01.2013 Sayı: 2014/01 İSMMMO dan Türkiye nin Yaratıcı Geleceği / Y Kuşağı Raporu Türkiye nin geleceğini 25 milyonluk kitle belirleyecek İSMMMO nun Türkiye nin Yaratıcı Geleceği / Y Kuşağı adlı

Detaylı

01.02.2014 AKSARAY TİCARET VE SANAYİ ODASI

01.02.2014 AKSARAY TİCARET VE SANAYİ ODASI 01.02.2014 AKSARAY TİCARET VE SANAYİ ODASI ALIŞVERİŞ GÜNLERİ YAKINDA BAŞLIYOR SAYFA 1 EĞİTİM İÇİN AKSARAY'A GELDİLER SAYFA 2 ATSO SENDİKA ZİYARETLERİ SAYFA 3 ATSO'DAN ALMANYA'YA ÇIKARMA SAYFA 4 KOÇAŞ AYKAŞ'I

Detaylı

GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI

GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI (2015) GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI İRAN ANLAŞMASININ TÜRKİYE ÜZERİNE POTANSİYEL ETKİLERİ İRAN ANLAŞMASININ TÜRKİYE ÜZERİNE POTANSİYEL ETKİLERİ İran ın nükleer programı üzerine dünya güçleri diye

Detaylı

10SORUDA AİLE SİGORTASI

10SORUDA AİLE SİGORTASI 10 SORUDA AİLE SİGORTASI T.C. ANAYASASI MADDE 60: Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. 1. AİLE SİGORTASI Nedir? Aile Sigortası,

Detaylı

YOL, YAPI, ALTYAPI, BAYINDIRLIK VE TAPU KADASTRO KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI

YOL, YAPI, ALTYAPI, BAYINDIRLIK VE TAPU KADASTRO KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI YAPI-YOL SEN YOL, YAPI, ALTYAPI, BAYINDIRLIK VE TAPU KADASTRO KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI ZİYA GÖKALP CADDESİ NO:36/20 06420 YENİŞEHİR/ANKARA. TEL - FAX : 433 46 06-434 39 84-431 73 05 web sayfası: http:/www.yapiyolsen.org

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

Yılın Filo Yöneticisi ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Genel Müdürlüğümüzün oldu.

Yılın Filo Yöneticisi ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Genel Müdürlüğümüzün oldu. Yılın Filo Yöneticisi ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Genel Müdürlüğümüzün oldu. Capital ve Ekonomist Dergileri ile LeasePlan Türkiye Genel Müdürlüğü tarafından bu yıl ikincisi gerçekleştirilen Yılın Filo

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU CHP NİN HİÇ DEĞİŞMEYEN 2 ÖZELLİĞİ İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI YIL: 2012 SAYI : 161 5-12 KASIM 2012. 3 te.

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU CHP NİN HİÇ DEĞİŞMEYEN 2 ÖZELLİĞİ İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI YIL: 2012 SAYI : 161 5-12 KASIM 2012. 3 te. AZİZ BABUŞCU AK PARTİ İL BAŞKANI CHP NİN HİÇ DEĞİŞMEYEN 2 ÖZELLİĞİ 4 te AK YIL: 2012 SAYI : 161 5-12 KASIM 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T

Detaylı

Sosyal Güvenlik Haftası Çeşitli Etkinlik ve Ziyaretlerle Kutlandı

Sosyal Güvenlik Haftası Çeşitli Etkinlik ve Ziyaretlerle Kutlandı Sosyal Güvenlik Haftası Çeşitli Etkinlik ve Ziyaretlerle Kutlandı Sosyal Güvenlik Haftası 11-15 Mayıs tarihleri arasında çeşitli etkinlik ve ziyaretlerle kutlandı. Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) Başkanı Yadigar

Detaylı

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015 Türkiye Cezasızlık Araştırması Mart 2015 İçerik Araştırma Planı Amaç Yöntem Görüşmecilerin Dağılımı Araştırma Sonuçları Basın ve ifade özgürlüğünü koruyan yasalar Türkiye medyasında sansür / oto-sansür

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI KEMAL KILIÇDAROĞLU NUN KONUK KONUŞMACI OLDUĞU TOPLANTI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI 1 ARALIK 2014 İZMİR Cumhuriyet Halk Partisi nin çok değerli Genel Başkanı ve çalışma arkadaşları,

Detaylı

GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014

GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014 GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014 ÖNEMLİ GELİŞMELER ABD de işsizlik başvuruları ve imalat sektörü PMI beklentilerin üzerinde gelirken, ikinci el konut satışlarında 4 aylık aradan sonra ilk kez artış yaşandı

Detaylı

SAYIN BASIN MENSUPLARI;

SAYIN BASIN MENSUPLARI; SAYIN BASIN MENSUPLARI; BUGÜN TÜM TÜRKİYE DE, BAŞTA ULUSLARARASI SENDİKALAR KONFEDERASYONU İLE TTB OLMAK ÜZERE FİLİSTİN KATLİAMININ DURDURULMASI İÇİN ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENMEKTEDİR. İsrail ordusunun

Detaylı

45. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Konulu Seminer de TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu nun açılış konuşması

45. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Konulu Seminer de TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu nun açılış konuşması 45. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Konulu Seminer de TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu nun açılış konuşması İktisadi Kalkınma Vakfı nın Sayın Başkanı, Sayın Büyükelçiler, Kıymetli basın mensupları Hanımefendiler

Detaylı

WORLD FOOD DAY 2010 UNITED AGAINST HUNGER

WORLD FOOD DAY 2010 UNITED AGAINST HUNGER DUNYA GIDA GUNU ACLIGA KARSI BIRLESELIM Dr Aysegul AKIN FAO Turkiye Temsilci Yardimcisi 15 Ekim 2010 Istanbul Bu yılki kutlamanın teması, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde dünyadaki açlıkla mücadele

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ 12 Eylül Darbesi 1973 seçimlerinden 1980 yılına kadar gerçekleşen seçimlerde tek başına bir iktidar çıkmadığından bu dönem hükümet istikrarsızlığı ile geçen bir dönem olmuştur.

Detaylı