MURAT CİVELEK 2014
|
|
|
- Erol Çakmak
- 9 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 MURAT CİVELEK
2 1. ÜNİTE - ANTROPOLOJİ NEDİR? 1.1. ANTROPOLOJİNİN TANIMI Antropoloji en kısa tanımıyla insan çeşitliliğinin bilimidir. İnsanı kültürel, toplumsal ve biyolojik çeşitliliği içinde anlamaya; insanların başlangıcından beri çeşitli koşullara nasıl uyarlandığını, bu uyarlanma biçimlerinin nasıl gelişip değiştiğini, çeşitli küresel olayların bu uyarlanmaları nasıl değiştirdiğini görmeye ve göstermeye çalışır. Bu nedenle yerküreyi bir bütün olarak ele alır ve insanlığı bütünlüğü içinde görmeye çalışır. Bu yönüyle antropoloji hem bütüncü hem de farklılıkları vurgulayıcı bir doğaya sahiptir ANTROPOLOJİNİN İLKELERİ 1) Bütüncülük: Antropoloji bütün insani olguları bütünlüğü içinde görmeye çalışır. Diğer insan ve biyolojik bilimler daha çok insanın bir yönü üzerinde yoğunlaşırken antropoloji bir bütünlük içinde kapsayıcı bir insanlık tarihi kurmaya uğraşır. Bütün bu olguların birbiriyle ilişkilerini anlamaya çalışarak bütüncü bir kültür kuramına yönelmeyi amaçlar. Bütüncü kültür kuramı: Bir topluluğu bütün biyolojik, toplumsal ve kültürel yönleriyle bir bütün olarak anlamaya ve buradan yola çıkarak, kültürlerin farklılıkları kadar bütün kültürleri içine alacak evrensel bir kültür bilgisine ulaşmaya çalışan kuramsal yönelimdir. 2) Evrensellik: Antropoloji insanın evrenselliğini savunur. Buna göre bütün toplumlar ve kültürler tümüyle ve eşit biçimde insanidir. Buna göre hiç bir insan grubu maymuna daha yakın sayılamaz ya da hiçbir halk geri bir kültüre sahip değildir. Yani Antropolog için hiçbir insan topluluğu çok küçük, çok büyük, çok gelişmiş, çok geri, çok eski değildir. Bütün toplumlar, insan çeşitliliğinin farklı yönlerini ve görünümlerini sunarlar. Bu bakımdan tüm toplumlar insanlık mirasının değerli örnekleridir. 3) Uyarlanma: İnsan tıpkı diğer hayvanlar gibi içinde bulundukları çevrenin baskısı altındadır. İklim, yağış miktarı, toprak gibi fiziksel çevre etkenleri, yaşadıkları yere özgü bitki ve hayvan varlığı gibi yaşamsal çevre etkenleri, insanın kendi yarattıkları köprü, cami gibi mekânsal (kültürel-yapay) çevre etkenleri onların yaşam biçimlerini belirler. Dolayısıyla belirli bir yaşam biçiminin oluşmasında bu çevresel etkenlerin baskısı birincil derecede rol oynar. Belirli bir insan topluluğunun devamlılığı ve istikrarı, bu çevresel etkenlere uyarlanabilme yeteneğine bağlıdır. 1. ÜNİTE ANTROPOLOJİ NEDİR? Bu açıdan başarılı olanlar, yani çevresel etkenlere başarıyla uyarlanabilenler kararlı, sürekli ve güvenli bir yaşam biçimi oluştururlar. Bu yüzden insan topluluklarının özgül kültürleri, büyük ölçüde bu uyarlanmanın sonucu olarak görülür. 4) Bütünleşme: Belirli bir kültürün öğelerinin birbiriyle bütünleşmesi, o kültürün ayakta kalmasında, istikrarında ve sürekliliğinde belirleyici bir rol oynar. Din, akrabalık, iktisadi yaşam, siyasal örgütlenme gibi öğelerin birbirlerini destekleyici bir bütün oluşturması, kültürlere bu açıdan yarar sağlar. Ancak bu bütünlük varsayımı görece küçük ölçekli topluluklar (köy, aşiret, cemaat) için geçerli bir varsayımdır. Toplumun ölçeği büyüdükçe ve toplum karmaşıklaştıkça çatışmalı ögeler artar, toplumun katmanları arasında çıkar ayrılıkları ortaya çıkar, bu katmanlar toplumu kendi istekleri doğrultusunda dönüştürmeye çalışırlar. Dolayısıyla büyük ölçekli toplumlarda (şehir, cemiyet) antropolog için o toplumu bütünlüğü içinde görmek zorlaşır. 5) Kültürel Görecilik: Antropolog toplumların kültürel bakımdan farklı olduğunu bilir. Antropologun inceleyeceği topluluk, yaşam biçimi bakımından antropologun yaşadığı toplumdan farklı olduğu kadar, farklı bir değerler dünyasına da sahip olacaktır. Dolayısıyla antropolog, sağlıklı bir araştırma yapabilmek için, inceleyeceği topluma kendi değer sisteminin içinden bakmaktan kaçınmak durumundadır. Yani Antropologun araştırmaya ve incelemeye başlamadan önce yapması gereken ilk iş etnikmerkezcilikten kurtulmak olmalıdır. Kültürel görecilik, başkalarının inanç ve davranışlarını onların kendi gelenek ve deneyimleri içinde değerlendirmek ve yorumlamaktır. Doğal olarak bir toplum için doğru olan bir başkası için de doğru olmak zorunda değildir. O nedenle antropolog kendi doğrularını bir kenara bırakarak araştırma yapması gerekmektedir. Etnikmerkezcilik (etnosantrizm): Kişinin ve toplumun kendi toplumunu ve onun değerlerinin merkeze alarak ve yücelterek dünyayı ve başka insan ve toplumları anlamlandırması, onlara değer biçmesidir. 6) Karşılaştırmacılık: Antropoloji tek bir toplumu ya da kültürü ele almakla yetinmez, genel bir kültür kuramına yönelir. Bu nedenle belirli olgular bakımından farklı toplum ve kültürleri karşılaştırmaya çalışır. 1
3 1. ÜNİTE ANTROPOLOJİ NEDİR? 1.3. ANTROPOLOJİNİN DALLARI 1) Sosyal-Kültürel Antropoloji: İnsanın, biyolojik varlığının dışında yarattığı toplumsal-kültürel alanı, bütün çeşitliliği ve benzerlikleri içinde kavramaya ve anlamaya yönelmiş olan antropoloji dalıdır. Toplumsallaşma, kültürel süreçler, aile-akrabalık sistemleri, gelenek-görenek ve alışkanlıklar, çevreye uyarlanma biçimleri, inanç sistemleri, beslenme ve sağlık uygulamaları ana konularıdır. Bu alanın temel malzemesi ise, etnografya çalışmalarıdır. Etnografya: Alanda gözleme dayalı olarak belirli bir topluluğun bütün kültürel yönlerinin kaydedilmesidir. Ayrıca Sosyal-kültürel antropoloji günümüzde uygulamalı antropoloji alanları (tıbbi antropoloji, kent antropolojisi, kalkınma antropolojisi gibi) ile gündelik sorunlara da çözümler aramaktadır. 2) Biyolojik Antropoloji: İnsanın biyolojik çeşitliliğini, canlılar dünyası içindeki yerini ve evrimini, eski insan topluluklarının karşılaştıkları sağlık sorunlarını ve onların demografik özelliklerini inceleyen geniş bir alandır. Aşağıdakilerden hangisi, biyolojik antropolojinin çalışma alanlarından biri değildir? A) İnsanı biyolojik bir organizma olarak ele alır, bu doğrultuda insanoğlunun değişimini ve çevresiyle olan etkileşimini inceler. B) İnsanın geçmişten günümüze geçirdiği gelişimi inceler. C) Geçmiş kültürlerden kalma nesneleri, kalıntıları ve yerleşim bölgelerini inceleyerek insan kültürleri hakkında bilgi toplamaya çalışır. D) İnsan gruplarındaki çeşitliliği ve nedenlerini anlamaya çalışır. E) İnsan doğasını anlamaya çalışır. Paleoantropoloji (İnsan Paleontolojisi): İnsan atalarının ve ilk insan türlerinin fosil kalıntılarını inceleyerek insan evriminin genel bir manzarasını ortaya koymaya çalışır. Biyoarkeoloji: Eski insan topluluklarının iskelet kalıntılarına bakarak onların yaşadıkları sağlık sorunlarını, demografik özelliklerini, ölüm nedenlerini, ömür beklentilerini, büyüme ve gelişme durumlarını ve fiziksel değişmelerini ele alır. Adli Antropoloji: Cinayete, kazaya kurban gidenlerin ya da doğal felâketler sonucu hayatlarını kaybedenlerin iskelet kalıntıları üzerinden kimliklerinin ve ölüm biçimlerinin belirlenmesini ve kanıtların mahkemelerde kullanılmasını sağlayan bir alandır. Popülâsyon Genetiği: İnsan toplulukları arasındaki kalıtımsal ilişkileri, fark ve benzerlikleri inceler. 3) Arkeoloji: Eski insan topluluklarının bıraktıkları ve bugüne kadar ulaşan, genellikle toprak altından çıkarılan maddi kültür varlıklarının saptanmasını, bunların incelenmesiyle geçmiş kültürlere, yaşam ve geçim biçimlerine ilişkin bilgilerin elde edilmesini amaçlayan geniş bir çalışma alanıdır. Dünyada arkeoloji yaklaşımı iki ana çizgiyi izler. İlki olan antropolojik arkeoloji, maddi buluntular kültürlerinin o maddi kalıntılar üzerinden özgün zamanlarındaki hallerini ve değişimini izlemeyi öngörür. Diğer çizgi daha çok eski toplumların yarattıkları yüksek kültür ürünlerine odaklanarak bir tür sanat tarihi gibi çalışır. Yüksek kültür: Toplumun yöneten, eğitimli ve varlıklı kesimlerince üretilen, çoğunlukla sanatsal ve tüketilen değer taşıyan ve bu nedenle popüler olanın karşıtı olarak algılanan, genellikle yazılı kültürdür. 4) Dil Antropolojisi: Toplumsal dilbilim günlük yaşamdaki iletişim ortamında, farklı toplumsal katmanlarda ve kültürel eşiklerde dilin kullanım biçimlerini inceler. Dil aynı zamanda bir kültürün dünya görüşünü yansıtır. Dil antropolojisi bu bağlamda dil-kültür ilişkisini ele alır. Biyolojik Antropolojinin belirli alt dalları vardır: Primatoloji: İnsanların canlılar dünyasındaki en yakın akrabaları olan iri maymunların, maymunların ve diğer primatların toplumsal yaşamını ve biyolojisini inceler. Fiziksel antropoloji: Yaşayan insan topluluklarının biyolojik çeşitliliğini, büyüme ve gelişme sorunlarını inceleyen antropoloji dalıdır ANTROPOLOJİNİN TARİHİ Genellikle Akdeniz ve Karadeniz dünyasındaki kültürel çeşitliliği tarihinde anlatan Herodotos, antropolojinin babası sayılmıştır. Marco Polo'yu ve Evliya Çelebi'yi de ilk antropologlar olarak sayabiliriz. Ancak bilimsel antropoloji, 19. yüzyılda bugünün modern sosyal bilimler şekillenirken, Batı dışında kalan toplum ve kültürlerin inceleme alanı olarak diğerlerinden ayrışarak ortaya çıkmıştır.
4 1. ÜNİTE ANTROPOLOJİ NEDİR? Kuzey Amerika ve Britanya'da yetişen ilk antropologlar, özellikle Amerika'nın modern öncesi kabile toplumları ile Afrika'da ve Avustralya- Okyanusya adalarının küçük-ölçekli toplulukları üzerinde çalışarak ilk etnografyaları yaptılar. İlk antropoloji, oryantalizm (oryantalizm: Batılı gözüyle doğuya bakmaktır) ile birlikte sömürgeciliğin bilimi olarak etiketlenmiştir. Gerçekten de özellikle Britanya yönetimi altındaki ülkelerde antropologlar, sömürge yönetimleri tarafından bu toplumların nasıl daha iyi yönetilebileceğine ilişkin eşsiz bilgiler sunmuşlardır. Bu iki ülke antropolojisi, kuramsal bakış açılarının farklılaşması yüzünden Amerikan ve İngiliz Antropolojisi diye iki farklı antropoloji geleneği halinde gelişmiştir. Amerikan antropolojisi, özellikle Franz Boa sın etkisiyle, kültür kavramını esas alan bir antropoloji olarak gelişti. İngiliz antropolojisi ise özellikle Radcliffe-Brow ın etkisi altında her topluluğun karşılıklı etkileşim içinde bulunan farklı toplumsal kurumlardan oluşan bir toplumsal yapıya sahip olduğunu düşünen ve yapısal-işlevci adı verilen bir çizgide gelişti. Avrupa da ise farklı bir gelenek olan etnoloji geleneği gelişmiştir. Etnoloji geleneği, eski toplumların olduğu kadar çağdaş toplumların da gündelik hayatını ve kültürünü karşılaştırmalı olarak incelemeye yönelik bir yaklaşımdır. Avrupa da antropoloji denilince, daha çok fiziksel ya da biyolojik antropoloji anlaşılmıştır. Amerikan bakış açısının kültürel antropoloji veya İngiliz bakış açısının sosyal antropoloji olarak adlandırdığı antropoloji Avrupa da etnoloji adıyla kök salmıştır. Amerikan antropolojisinin hâlâ daha kültüralist ve bu yüzden biyolojik antropoloji ile arkeolojiyi de içeren bütüncü kültürel inşa yaklaşımını koruduğu, İngiliz antropolojisinin sosyolojiye yakınlığını sürdürdüğü ve bugün kültürel çalışmalar adı verilen akıma doğru evrildiği; Avrupa antropolojisinin ise yapısalcı ve Marksçı modellere daha yakın olduğu görülmektedir. Bu açıdan Amerikan ve İngiliz antropolojileri bugün postmodernist ve postyapısalcı etkilere daha açıktır. Postmodernizm ve Post yapısalcılık: Büyük anlatılara, özgücülüğe, nesnelciliğe, katı nedenselliğe, evrenselciliğe ve Aydınlanma dönemiyle birlikte merkeze oturan insanlık ideallerine karşı, yereli, göreli olanı, tikeli ve çoksesliliği savunan, küçük anlatıları, başka deyimle herkesin kendince doğru olan hikâyesini esas alan ve bu yolla tek bir hakikat yerine hakikatlerin çoğulluğu ilkesini getiren yeni -modernizm sonrası- dünya tasarımıdır. 3 Antropoloji çalışmaları insanın önceleri bugünkü haliyle değil, farklı formlarda var olduğunu ve bu formları izleyen bir evrim süreci yoluyla bugünkü halini aldığını ortaya koydu. Böylelikle özellikle büyük dinlerin, insanı merkeze koydukları insanmerkezci dünya görüşü de (homosantrizm) sarsıldı. Homosantrizm: İnsanı bütün canlılar ve cansızlar dünyası içinde merkezi bir değer olarak alan, her şey insan için ilkesidir. İnsanmerkezci dünya görüşünü ve dünya algısını dönüştüren en önemli etki, paleontoloji olmuştur. Paleontoloji, çeşitli dönemlerde yaşamış canlı kalıntılarının incelenmesi yoluyla canlılara ait evrimleşmenin evrelerini göstermeye çalışan araştırma alanıdır. Canlıların evrimine ilişkin gözlemlere dayanan ilk bilimsel açıklama 1859 yılında Charles Darwin tarafından yapıldı. Darwin 1859 yılında yayımladığı Türlerin Kökeni başlıklı kitabında gözlemlerine dayanarak bir biyolojik evrim kuramı ortaya koydu. Bu kurama göre evrim geçirmemiş, yani ilk başlangıcından bugüne kadar değişmeden gelmiş bir canlı yoktu. İnsana ilişkin bu kuramsal biyolojik evrim görüşü, zamanla ortaya çıkan insan fosil kayıtlan aracılığıyla somut olarak izlenebilen bir bilgiye dönüştü. Özellikle 20. yüzyılın başlarında Afrika daki çalışmalarla yoğunlaşan bu bilgi birikimi biyolojik antropolojinin temeli oldu TÜRKİYEDE ANTROPOLOJİ VE ÖNEMLİ TÜRK ANTROPOLOGLAR Antropoloji biliminin ülkemizde gelişimini başlatan ve ihtisas alanları doğrudan Antropoloji olan üç önemli kişinin adı geçmektedir: Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu ( ), Ord. Prof. Dr. Muzaffer Şenyürek ( ) ve Prof. Dr. Nermin Erdentuğ ( ). 1) ŞEVKET AZİZ KANSU ( ) Kansu yaptığı çalışma ve araştırmalarla ülkemizde antropolojinin temelini atmış ve Türkiye de antropoloji biliminin kurucusu olarak sayılmıştır te Atatürk ün talimatıyla Türk Antropoloji Enstitüsü (Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi) kurularak başkanlığına Ord. Prof. Şevket Aziz Kansu getirildi yılları arasında Paris te Tıp ve Antropoloji ihtisası yapmıştır. Türkiye ye döndüğü 1929 yılında Antropoloji Doçenti olmuştur yılında profesör olmuştur yılında Ordinaryüs profesörlüğüne yükseltilmiştir yılında kurulan Ankara Üniversitesinin ilk rektörü seçilmiştir yılları arasında Türk Tarih Kurumu Başkanlığında bulunmuştur.
5 1. ÜNİTE ANTROPOLOJİ NEDİR? 2) MUZAFFER ŞENYÜREK Şenyürek, yaptığı araştırmaları, bilimsel yayınları ve çalışmalarıyla 1952 yılında Antropoloji Bölümünde Paleoantropoloji Kürsüsü nün (Anabilim Dalı) kurulmasına öncülük etmiştir yılında profesör 1958 yılında ise ordinaryüs profesör unvanlarını almıştır. 3) NERMİN ERTENTUĞ Erdentuğ, Etnoloji ve Sosyal antropoloji bilim insanlarının ülkemizde ilk temsilcisi olduğu gibi bu konuda birçok eserler vermiş ve yeni bilim insanlarının yetiştirilmesinde büyük katkılar sağlamıştır. Türk üniversitelerinde ilk sosyal antropoloji dersini açmış, yılları arasında Elazığ ın Hal ve Sün köyleri incelemelerinde katılarak gözlem tekniğinin Türkiyede ki ilk örneklerinden birini vermiştir. 4) FİKRET OZANSOY Anadoluda ki ilk insansı kalıntıları, 1957 yılında Ankara nın Kızılcahamam ilçesindeki Sinaptepe de bulmuştur. 10 milyon yıl öncesine ait ve Ankara maymunu olarak da bilinen bu kalıntılara Ankarapithecus meteai adı verilmiştir. Ankarapithecus meteai, Ankarapithecus cinsinden soyu tükenmiş bir primattır ANTROPOLOJİNİN YÖNTEMİ VE ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ Antropoloji alanında iki büyük yöntemsel eğilim geçerlidir. Biyolojik antropoloji disiplini temelde doğa tarihi yöntemiyle ya da pozitivist yöntemle çalışmaktadır. Sosyal-kültürel antropoloji ise, iki bilimsel eğilimin etkisi altında kalmıştır. İlki yapısalcı ve yapısalişlevselci eğilimdir. Bu eğilim bütün kültürleri, daha doğrusu insan görüngüsünü kuşatacak genel vargılara ulaşmaya çalışır. Diğeri ise yorumlamacılık eğilimidir. Yorumlamacılık; her türden yazılı ve sözlü metnin, tarihsel olayların, doğadaki süreçlerin ve bütün yaşam deneyimlerinin en iyi nasıl anlaşılabileceğine dair anlamacı girişim; olan ve olmuş her şeyin izleyenin gözünden, onun yorumuyla görülebilmesini amaçlayan yöntemsel arayıştır. Yorumlamacı (Hermenuitik) antropologlar yapısalcıişlevselci eğilim gibi genel-geçer önermelere varmak yerine, her kültürün kendi özel hikâyesini yazmaya giriştiler. Katılarak gözlem tekniğinde esas, topluluğun içine girilerek dünyaya onların gözleriyle bakabilme, doğal ve toplumsal dünyayı onların kültürel penceresinden anlamlandırmaya çalışma yetisini kazanmaktır. Topluluğun gözünden dünyayı ve çevreyi anlamlandırma girişimine emik yaklaşım, ancak bütün çalışmanın sonucunda bu öznel konumun dışına çıkarak genel antropoloji bilgisiyle o topluluğa bakabilme becerisine ise etik yaklaşım diyoruz. Ancak özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünyanın küçülmesi ve araştırılan Batı-dışı toplumların bilinçlenmesi, bu yöntem ve tekniğin uygulanmasında antropologlara çeşitli güçlükler çıkarmaya başlamıştır. Alan araştırmasının yanına kültür tarihi yöntemini de kattılar. Bu yöntem uyarınca gözledikleri topluluğun o günkü halini alana kadar geçirdiği değişimi ve bu değişimin içsel ve dışsal etkenlerini de dikkate almaya başladılar. Zamanla, alan araştırmasındaki antropologun konumu da sorgulanır hale geldi. Zira araştırmacı da insandı ve araştırmaya kendi kültürel deneyiminin yükleriyle başlıyordu. Dolayısıyla objektif olması da mümkün değildi. Böylelikle araştırmacı, antropolojinin yöntemine katılarak gözlem tekniğinin yanı sıra bir de katılanın gözlemi eklendi. Bu yeni yaklaşıma yeni (hikâyeci) etnografya denir. Yeni (hikâyeci) etnografya; araştırmacının alan araştırması yaparken gözlemi kendisine yöneltmesi ve alanda gözlenenlerin bakış açısından kendi hikâyesini ve deneyimini yansıtma girişimidir. Antropologlar soru kâğıtlarına pek itibar etmez. Bunun yerine, derinlemesine görüşmeyi ve topluluğun uzun süreli gözlemini yeğlerler. Antropologlar ilkesel olarak kültür aşırı çalışırlar. Kültür aşırı çalışma; araştırmacının kendi kültürü dışına çıkarak başka kültürlere çalışmasıdır. Bu yöntemsel ayrılıkların yanı sıra, bütün sosyalkültürel antropologlar genellikle alan araştırması yaparlar ve alanda katılarak gözlem tekniğini kullanırlar. 4
6 2. ÜNİTE KÜLTÜR 2. ÜNİTE KÜLTÜR 2.1. KÜLTÜRÜN TANIMI Kültür, insanın doğa dışında yarattığı ve ona eklediği maddi ve manevi her şeydir. Kültür, insanoğlunun hayatta kalmak için bulduğu bir uyarlanma aracıdır. Kültür; bir toplumun üyesi olarak, insanoğlunun öğrendiği (edindiği) bilgi, sanat, gelenek-görenek ve benzeri yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan karmaşık bir bütündür. a) Maddi kültür: İnsanın maddi anlamda ürettiği her şeydir. Mesela; kitap, otomobil, yol, cami vb. b) Manevi kültür: İnsanın maddi olmayan ürettiği diğer her şeydir. Mesela; örf, gelenek, eğitim, din vb KÜLTÜRÜN ÖZELLİKLERİ 1) Kültür hem evrenseldir hem de özeldir. Kültür bütün insanlığa ait belirleyici, ortak bir olgudur. İnsanın üyesi olduğu toplumun kültürü, bir başkasından farklı olabilir. 2) Kültür kapsayıcıdır. İnsan yaratımı olan hiçbir şey kültürün dışında değildir. 3) Kültür toplumsaldır. Kültür unsurlarıyla birlikte insan eseridir. Kültür toplumsal olarak kazanılır, yaşanır ve aktarılır. 4) Kültür bir soyutlamadır. Kültürü hayatın içinde somut olarak işaret edemeyiz. Onu belirli davranışlar, tutumlar, değer yargıları aracılığıyla hisseder ve anlarız. 5) Kültür tarihsel ve süreklilik içinde bir olgudur, dinamiktir, değişmeye tâbidir. Kültürel öğeler nesilden nesile aktarılır ve böylece kültür bir süreklilik gösterir. Ancak bu süreklilik içerisinde çeşitli değişimler de geçirir. 6) Kültür öğrenilir. Yani kültür, insanın doğuştan getirdiği, kalıtsal bir olgu değildir 7) Kültür ihtiyaçları giderici ve doyum sağlamaya yönelik bir yapıdır. Kültürün birincil işlevi yeme-içme, barınma, giyinme gibi ihtiyaçların doyurulmasıdır. 8) Kültür birleştirici ve bütünleştiricidir. Kültür toplumsal çatışmaları azaltıp bütünleştirmeyi sağlamaya yöneliktir. Kültürel adetler, insanlar arasındaki dayanışmayı destekler. 9) Kültürün hem maddi hem de manevi yönü vardır, ancak bu iki yön birbirinden ayrı şeyler değildir ve aralarında karşılıklı bir etkileşim vardır. 10) Kültür bir simgeler sistemidir. Bu simgeler kültürden kültüre, zamandan zamana değişebilir. 11) Kültür doğal ve toplumsal dünya ile aramızdaki çevirmendir. Kültür doğal ve toplumsal dünyayı algılamamıza ve anlamlandırmamıza yarayan çerçeveleri sunar. 12) Kültür doğaya el koyar. Kültür yoluyla doğayı insanileştiririz, onun üzerinde kurallar koyar, onu sınıflandırır ve dönüştürürüz. 5 13) Kültür aynı zamanda bir idealler sistemidir. Kültür taşıdığı kurallar, normlar ve değerler aracılığıyla bize ne yapmamız, nasıl davranmamız gerektiğini söyler. 14) Kültür bir uyarlanma tarzıdır. Kültür, kendi zihninin ve el becerisinin ürünü olan yaratıları kullanarak çevreye uyarlanmasıdır. 15) Kültür hem uyarlayıcı hem de uyum bozucudur. Kısa insan hayatı bakımından elverişli ve verimli görünen bir uyarlanma tarzı, uzun vadede tersine çalışabilir ve insan hayatının sürekliliğine zarar verebilir KÜLTÜREL SÜREÇLER Kültürleme: Bireyin doğumdan ölüme kadar toplumun istek ve beklentilerine uyacak şekilde etkilenmesi ve değiştirilmesidir. Kültürleme, kültürel değerlerin bireye kazandırılması sürecidir. Kültürleşme: Farklı kültürlerin karşılıklı etkileşimi ile gerçekleşen serbest kültür alış-verişidir. Kültürleşme süreci sonunda her iki toplum da yavaş ya da hızlı değişir. Kültürlenme: İki farklı kültürün karşılaşmaları ve etkileşimde bulunmaları sonucu kendi kültürlerinde olmayan yeni bir kültürel bileşime ulaşmalarıdır. Bireyin farklı bir kültür gördükten sonra onu kendi kültürüyle sentezleyerek ortaya yeni, orijinal bir ürünün ortaya çıkmasıdır. Mesela; son yıllarda ülkemizde hızla gelişip yayılan ve ulusal boyutlara ulaşan arabesk, gecekondulaşma olguları da birer kültürlenmedir. Kültürel yayılma: Bir kültürde ortaya çıkan maddimanevi kültür unsurlarının başka kültürlere yayılmasıdır. Mesela; Televizyonun, Amerikan futbolunun yayılması gibi. Kültür emperyalizmi: Bir ülkenin (ekonomik ve askeri alanda güçlü olan ülkeler) ekonomik ve siyasi çıkarlarını gerçekleştirmek için başka ülkelere uyguladığı yayılmacı kültür politikasıdır. Kültürel asimilasyon (özümleme): Bir kültürün bir başka kültürü, çeşitli nedenlerle etki veya egemenliği altına alması, giderek kendine benzetmesi ve bu sürecin sonucunda da kendi içinde eritmesidir. Zorla kültürleme: Egemen kültürün, doğuracağı tepkileri dikkate almaksızın, diğer kültürleri zorla kendine benzetmeye ve bu yolla yok olmalarını sağlamaya itmesidir. Eğer kültürel asimilasyon, kültür emperyalizminin gizli ya da açık olarak izlediği zora dayalı politikaları ile gerçekleştirilmeye çalışılırsa buna zorla kültürleme adı verilir.
7 2. ÜNİTE KÜLTÜR Kültürel şok: Bir kültürden başka bir kültüre geçen bireylerin yeni kültüre ayak uyduramaması sonucu o bireylerin yaşadığı sıkıntı durumu, bunalım halidir. Kendi kültür dünyasından çıkarak tanımadığı, dilini bilmediği, dilini bilse bile simgelerini çözemediği, değerlerinden ve kurallarından haberli olmadığı bir kültürün içine giren bireyin yaşadığı sıkıntı ve bunalım durumudur. Mesela; Türkiye den Almanya ya giden ilk işçi ailelerinin içine düştüğü durum. Kültürel gecikme: Kültürel unsurlarının (maddi ve manevi) değişme hızının aynı olmamasından doğan ve bazı unsurları hızla ilerlerken bazılarının geri kalmasından doğan dengesizliktir. Genelde maddi unsurlar hızlı değişirken, manevi unsurlar daha yavaş değişir ve kültürel gecikme gerçekleşir. Özellikle bir buluş ya da üretilen bir teknolojik araç o ülkeye hızlı ve ani bir şekilde girdiği zaman toplumda hızlı değişmelere neden olmaktadır. İşte bu hızlı değişimin sonucunda kültürel gecikme durumu ortaya çıkmaktadır. Kültürel bütünleşme: Toplumu meydana getiren farklı maddi ve manevi unsurların uyumlu ve dinamik bir bütün oluşturacak şekilde birbirini tamamlamasıdır. Belirli bir coğrafyadaki egemen kültürün diğer kültürleri ya da yerel çeşitliliği baskı altına almasına karşın, çokkültürcülük politikalarıyla bu kültürlerle uzlaşma arayışına girmesi sonucunda, diğer kültürlerin kendilerini korumakla birlikte, büyük kültürle uyumlu hale gelmeyi ve onun şemsiyesi altında birer alt-kültür olarak tanımlanmayı benimsemeleri sürecidir. Çok kültürcülük; bir ülkede kültürel çeşitliliğin iyi ve arzu edilir olduğu fikri ve bu çeşitliliğin kültürel ve siyasi temsile yansımasıdır. Kültürel çözülme: Kültürün maddi ve manevi unsurlarının birbirine uyum sağlayamaması halinde veya değişme hızlarının dengesizlik oluşturması durumunda yaşanan durumdur. Yani kültürel bütünleşmenin gerçekleşmemesi sonucu oluşan bir durumdur. Kültürel merkeziyetçilik (etnosantrizm): Kişinin kendi kültürünü, temel alarak, diğer kültürleri kendi kültürü açısından değerlendirmesidir. Aşırı merkeziyetçi görüş karşılıklı anlayışı ve hoşgörüyü kabul etmez. Mesela; ırkçılık. Kültürel değişme: Yaşama tarzı olan kültürün, zaman içinde toplumdaki farklılaşmasıdır. 6
8 3. ÜNİTE ANTROPOLOJİ KURAMLARI 3. ÜNİTE - ANTROPOLOJİ KURAMLARI 3.1. EVRİMCİ VE TARİHSELCİ KURAMLAR 1) 19. Yüzyıl Evrimciliği: Antropolojinin ilk kuramsal modelidir. Bütün toplum ve kültürleri bir gelişme çizgisi içinde görmeye çalışan modeldir. Antropolojik evrimcilik, insanlığın ve onun kültürünün ilkel (ya da vahşi) olandan uygar olana doğru giden tek hatlı bir evrim sürecinden geçtiğini ileri sürer. En önemli temsilcileri; Edward Tyler ve Lewis Henry Morgan dır. 2) Difüzyonizm (Yayılmacılık): Evrimciliğe karşı difüzyonizm (yayılmacılık) ortaya çıkmıştır. Difüzyonizm e göre, kültürün gelişim ve değişiminde en önemli etken, başka kültürlerden gelen maddi ve manevi ögelerdir. Difüzyonizm, özellikle teknolojik yeniliklerin her kültürde kendi başına gerçekleşemeyeceğini söyleyerek, kültür içinde özgün buluşların ortaya çıkmasının nadir ama başka kültürlerden almanın genel kural olduğunu savunur. Difüzyonizm, müzeciliğin en gelişkin olduğu ülke olması nedeniyle ilk olarak Almanya da gelişti. Alman difüzyonistleri, insanlık tarihinde birkaç çekirdek bölge (Mısır, Mezopotamya) olduğunu ve kültürel ögelerin oralardan çevreye yayıldığını savunurlar. En önemli temsilcisi; Franz Boas tır. 3) Tarihsel Özgücülük (Amerikan Tarih Okulu): Kurucusu Amerikalı antropolog Franz Boas tır. Her kültürün kendine özgü ve ayrı bir tarihi olduğu görüşü bu yaklaşımın esasıdır. Böylelikle antropoloji içinde nomotetik bilim anlayışı yerine idyografik bilim anlayışına yaklaşan ilk kişi Boas olmuştur. Boas a göre, kültürel gelenekleri ve yaşam tarzlarını açıklamak için üç temel etkeni incelemek gerekir. Bunlar çevresel koşullar, psikolojik etkenler ve tarihsel bağıntılardır. Boas, bunlar içinde en büyük ağırlığı tarihsel bağıntılara tanımıştır. Çünkü Boas a göre toplumlar ve kültürler, kendi özgül tarihlerinin ürünüdür. Dolayısıyla kültürü anlamak ancak o toplumun tarihinin incelenmesiyle mümkündür. Bu açıdan Boas kültürel göreciliğin kurucularından biridir. Kültürel göreci yaklaşıma göre eğer her kültür kendi tarihinin ürünüyse, tek çizgide ilkelden gelişmişe doğru uzanan tekil bir insanlık tarihinden bahsetmek olanaklı değildir. Nomotetik yaklaşım: Genel bir ilkeye ya da yasaya yönelik bilgi üretimidir. İdyografik yaklaşım: İnsani gerçekliğin çeşitli yönlerini her birinin kendi özel tarihsel gelişimi ve konumu açısından değerlendirerek, her biri için benzersiz, birbirine kıyas edilemeyecek ve ortak bir ilkeye varılamayacak bir bilgi alanı açma yaklaşımıdır İŞLEVSELCİ VE YAPISALCI KURAMLAR 1) İngiliz İşlevselciliği: İşlevcilik, kültürel ögelerin kültür bütünü içinde nasıl işlev gördüğünü ve bu bütünle nasıl uyum sağladığını temel meselesi sayar. Kurucusu Bronislaw Malinowski dir. Malinowski ye göre bütün insanların, yeme, içme, barınma, giyinme, türün devamını sağlamak gibi bazı ortak temel ihtiyaçları vardır. Diğer ihtiyaçlar bu temelin üzerinde yükselir, yani temel ihtiyaçların karşılanması ikincil ihtiyaçları ortaya çıkarır. Malinowski, kültürel işlevlerin hem temel ve hem de ikincil ihtiyaçları karşıladığını söyler ve bu ihtiyaçları gidermeye yönelik olmayan bir kültür de var olamaz. 2) Yapısal-İşlevselcilik: Kurucusu A. Radcliffe- Brown, Durkheim'in görüşlerinden etkilenerek toplumu bir organizmaya benzetmiştir. Buna göre toplum bu varlığını kuran ve devamını sağlayıcı biçimde, denge halinde çalışan bir bütündür. Malinowski in kültür kuramında birey esastır ve kültürün bireyi nasıl desteklediği öne çıkar. Yapısalişlevselcilikte ise konu, bunun tersine, toplumsal yapının farklı ögelerinin toplumsal düzen ve dengeyi nasıl ayakta tutacak biçimde çalıştığı olmuştur. İkisi arasında fark; Malinowski bireyin temel ihtiyaçları üzerinde dururken, Radcliffe-Brown toplumsal yapının işler biçimde sürdürülmesine dikkati çeker. 3) Yapısalcılık: Kurucusu Claude Lévi-Strauss dur. Yapısalcılık, toplumsal olgu ve ögelerin ancak toplumsal yapı denilen ve sadece bir model kullanılarak erişilebilecek gizli bir boyutun varlığı üzerinden anlaşılabileceğini savunur. Bu gizli boyutta dilde saklıdır. Zira dil, insan aklını düzenleyen mekanizmaların dışa vurumudur ve kültür bu mekanizmaların dışsal yansımasıdır. Bu dünya zihnin temel mekanizmaları tarafından zihinde inşa edilmekte ve dille dışa vurulmaktadır. Yapısalcılık bu temel mekanizmaların ilkelerini bulmaya çalışır PSİKOLOJİK VE BİYOLOJİK KURAMLAR 1) Kültür Kişilik Kuramı: Kurucusu R. Benedict, hem kültürlerde ve hem de bireyin ruh hallerinde karşılık bulan ortak tema ve başa çıkma yollarının var olduğunu öne sürer. Kültürler, benimsenen bu başa çıkma yolları üzerinden tanımlanabilir. Kültürün iç tutarlılığı, ancak bireyin sorunlarla başa çıkma kapasitesini yükselttiği ölçüde sürdürülebilir. Sorunlu kültür ögeleri zamanla ya değişerek ya da başka bir biçime dönüşerek bu iç tutarlılığın yeniden oluşmasına hizmet edecek biçimde var olabilir. Benedict bireylerin ruhsal yapılarını belirleyen iki tip kültür ayırt etmiştir. Birincisi uzlaşmacı, psikolojik ve duygusal aşırılıklardan kaçınan Apollon tipi kültür, ikincisi ise coşkulu ve romantik, şiddete ve tehlikeye eğilimli Dionisyak tip kültürdür.
9 3. ÜNİTE ANTROPOLOJİ KURAMLARI 2) Sosyobiyoloji Kuram: Toplumsal olgu ve olayların biyolojik ve genetik nedenlere dayalı olduğunu savunur. Bu yaklaşım, toplumsal bakış açılarıyla ele alınması gereken insani çeşitliliğe ilişkin durumları, biyolojik olgulara bağlanan bir nedenselliğe indirgemesiyle eleştirilmektedir. Ayrıca pek çok karakterin kültürel süreçler yoluyla sonradan kazanılmış durumlar olmayıp genlerde saklı olduğunu iddia ederek genetik indirgemecilik yapar ÇATIŞMACI VE UYARLANMACI KURAMLAR 1) Yeni Evrimcilik: İlk temsilcisi Leslie White dır. İlk evrimciler gibi o da belirli kültürlerin kendi özgül evrimleriyle değil, kültürün genel evrimleşme eğilimiyle ilgilenmiştir. Teknolojik ilerlemeyi belirleyici kabul ederek, ilerlemiş sayılan toplumlarla ilkel sayılan toplumlar arasındaki gelişme farkını açıklarken, kullandıkları enerji miktarını esas almıştır. Leslie White a göre kültür, insanların yeni enerji kaynaklarından yararlanmayı öğrenmeleri süreci içinde ilerlemektedir. 2) Kültürel Ekolojik Yaklaşım: Başlıca temsilcisi Julian Steward dır. Çevrenin kültürel evrim ve oluşumlar üzerindeki etkisini vurgular. Çok hatlı bir evrim modelini savunur. Çok hatlı evrim, insanlığın gelişimini basitten karmaşığa doğru tek ve zorunlu bir çizgi üzerinde değil, çevresel ve toplumsal koşullara bağlı olarak her coğrafyada ve zamanda farklı farklı gelişme yollarının ve tarzlarının bulunduğu bir çeşitlilik içinde gören bir eğilimdir. 3) Yeni İşlevselcilik: Temsilcisi Max Gluckman dır. Dayanışma ve toplumsal sistemin sürekliliğini sağlayan kurumlar yanında düşmanlıklar, aileler arası yabancılaşma, otoriteye yönelen tehditler gibi süreçler de toplumsal hayatın olağan yönleridir. Gluckman a göre çatışmaya rağmen toplumsal dayanışma korunabilmektedir. Toplumsal kurumlardan birinde ortaya çıkan, hatta süreklilik kazanan bir çatışma, bir başka kurumun gerektirdiği uzlaşmayla dengelenir. Hatta çatışma toplumsal sistemi besler ve güçlendirir. 4) Marksçı Antropoloji: Temsilcileri Stanley Diamond, Claude Meillasoux ve Maurice Gaudelier'dir. Marksçı antropolojiye göre, toplumların çoğunda kaynak ve iktidarın belli ellerde toplanması ve kaynak dağılımının eşitsiz oluşu, bir yandan iktidar mücadelesine yol açtığı gibi, öte yandan kültürel değişmenin temel dinamiği de olmaktadır. Marksçı antropologlar dikkatlerini kültürün içindeki üretim ve dağıtım araçlarının nasıl şekillendiğine ve nasıl değişim geçirdiğine vermişlerdir. 8 5) Kültürel Maddecilik: Temsilcisi Marvin Harris tir. Bu yaklaşım, büyük ölçüde insanın geçmiş kültürlerinin kanıtı olarak ortaya çıkarılan maddi ürünlere dayalı bir yorum biçimi olan arkeolojinin temel dayanağıdır. Antropolojide, kültürel özelliklerin, kodların, norm ve değerlerin, başta çevresel etkenler olmak üzere, insan toplumlarının maddi koşullarına bağlı olarak biçimlendiğini savunur ÖZGÜCÜ KURAMLAR 1) Etnobilim (Bilişsel Antropoloji): Yapısalcılığın yeni yorumudur. Temel yöntemi, Etnografik verileri dikkatle inceleyerek kültürlerin yapısal ilkelerini ortaya çıkarmaktır. Bu yaklaşımın temel yönelimi, insanların dünyayı nasıl kavradığını anlama çabasıdır. Bir kültürün mensupları, çevreyi kendi dil kategorileri aracılığıyla algılayıp yapılandırmakta; karar verme mekanizmalarını bu bilişsel çerçeveden çıkan kural ya da ilkelerle yönlendirmektedir. Bilişsel antropologlar işte kültürün bu yönünü araştırırlar. 2) Simgeci/Yorumcu Antropoloji Yaklaşımı: Temsilcisi Clifford Geertz dir. Bu yaklaşım kültürü, o kültürün mensuplarınca ortak olarak paylaşılan simge ve anlamlardan ibaret bir sistem olarak görür. Bilişsel antropologlar dikkatlerini kişilerin kendi kültürleri üzerine söylediklerine verirken, simgeci veya yorumcu antropologlar ayinler, mitoslar ya da akrabalık gibi kurum ve yorumlama biçimlerinin toplumsal hayat içinde nasıl kullanıldıklarına bakılması gerektiğini savunmaktadır. Kültürü bütünsel bir oluşum olarak değil, genelde çelişik duygu, inanç ve kurallar topluluğu olarak görür. 3) Feminist Antropoloji: Temsilcisi Margaret Mead dır. 20. yy. ın sonlarına doğru postmodernist akımların gelişmesine paralel olarak, sömürü ve tahakküm ilişkilerinin hayatın her alanında mevcut bulunduğuna ilişkin görüşler ortaya çıktı. Bunlardan biri sömürü ve tahakkümü kadın-erkek ilişkilerindeki eşitsizlik içinde arayan ve bunun kültürel tezahürlerini araştıran feminist kuramdır. Feminist kuramlara göre kültürel fark esas olmakla birlikte bu sömürü ve tahakküm ilişkisi, neredeyse bütün kültürlerde mevcuttu. Buradan hareketle kuram, eşitsizliğin kültürel tezahürlerinin toplumsal cinsiyet rollerinin kültürel inşasında araştırılması biçiminde gelişti ve bütün kültürlerde mevcut çok yaygın bir erilmerkezciliğin varlığını keşfetti. Antropolojideki toplumsal cinsiyet çalışmaları, artık hem kadın hem de erkek araştırmalarına girişmiş ve böylelikle feminist antropoloji giderek bir toplumsal cinsiyet antropolojisine dönüşmüştür. Erilmerkezcilik: Toplumun ve toplumsal zihniyetin örgütlenmesinde erkeği ve onun toplumsal rollerini merkeze alarak davranma ve tutum geliştirme eğilimidir.
10 4. ÜNİTE İNSANIN EVRİMİ 4. ÜNİTE İNSANIN EVRİMİ 4.1. PRİMATLARIN EVRİMİ VE HOMİNİDLER Primat: Yaşayan ve soyu tükenmiş olan maymunların, kuyruksuz büyük maymunların ve insanı kapsayan, memelilerin birtakımıdır. Hominoid: Primatlar takımı içerisinde bir üst ailedir. Orangutan, goril, şempanze gibi büyük maymunlar ve insan bu ailenin üyeleridir. Hominid (Hominin): İnsan ailesini temsil etmektedir. Yaşayan ve nesli tükenmiş insan ve insansıları içermektedir. Primatlar yeryüzünde Paleosen (65-53 milyon yıl önce) olarak adlandırılan Senozoyik çağın ilk evresinde ortaya çıkmışlardır. İki ayaklı ilk hominidlerin ortaya çıkmaya başladığı dönem Miyosen dir. Miyosen dönem memelileri, çoğu günümüzde de yaşayan modern görünümlü türlerden oluşmaktadır. Miyosen dönem (25-5 milyon yıl önce) hominoidleri, orangutan, goril, şempanze ve insana doğru giden evrimsel hatta yer almışlardır. Moleküler verilere göre hominid ve şempanze evrimsel hatları, günümüzden önce 5-8 milyon yıl arasında ayrılmıştır. İnsanın atasal ilişkisinin bulunduğu şempanze, kuyruksuz büyük maymunlardan (goril ve orangutan) Miyosen dönemin sonları ile Pliyosen dönemin başlarında ayrılmıştır. Hominidler, kuyruksuz büyük maymunlarınkinden daha iri beyinli, onlardan daha az çıkıntı yapan yüz iskeletine, küçülmüş köpekdişlerine sahip iki ayak üzerinde dik yürüyen primatlardır. İlk hominidlere ilişkin kalıntılar dik yürümenin kökenin 6-7 milyon yıl öncesine kadar uzandığını göstermektedir lerden sonra hız kazanan araştırmalarla sayıları yüzleri aşan, iki cins (Australopithecus ve Paranthropus) ve 8 tür ile temsil edilen insansılarla karşı karşıya olduğumuz anlaşılmıştır. Australopiteklerin (Australopithecus) bütün türleri hiç kuşkuya yer bırakmayacak nitelikte dik yürümektedirler. Dik yürüme insan evrimi açısından son derece önemlidir. Australopitek ve Paranthropusların dik yürümelerine, dolayısıyla ellerinin serbest kalmasına karşın, alet yaptıklarına (ürettiklerine) ilişkin kanıtlar yoktur. Australopiteklerin alet üretmedilerse bile taş, kemik vs. gibi nesneleri şeklini değiştirmeden, ama bir alet gibi kullanmış oldukları tahmin edilmektedir. Daha iri dişli kaba yapılı Paranthropus cinsi evrimsel açıdan körelmiştir. O halde insana giden evrim hattında yer alan türler Australopitekler dir İLK İNSANLAR Evrimsel anlamda insan sayılmak ya da Homo cinsine dâhil edilmek için, başta alet üretimi ve kullanımı olmak üzere, dik yürüme, iri bir beyin, konuşabilme yetisi gibi özelliklerin bütününe sahip olmak gerekmektedir. Bu özellikler tam olarak ancak bizde, yani Homo sapienslerde bulunmakla birlikte, bunların gelişimi Homo cinsini oluşturan Homo habilis, H. rudolfensis, H. ergaster, H.erectus, H. neanderhlaensis, H. antecesor, H. heidelbergensis ve nihayet H. Sapiens gibi türlerde, 2,5 milyon yıllık bir evrimsel süreçte gerçekleşmiştir. a) Homo habilis ve Homo rudolfensis: Homo habilis becerikli, yetenekli insan manasına gelir. İlk insan olarak değerlendirilen Homo habilis günümüzden önce yaklaşık 2,4 1,6 milyon yılları arasında Afrika da yaşayan, yok olmuş bir türdür. Son zamanlarda Afrika da ele geçen fosiller Homo habilis ve Homo rudolfensis olmak üzere iki farklı tür altında değerlendirilmektedir. İri beyinli ve dişli olanlar Homo rudolfensis, daha küçük beyine sahip, küçük diş ve yüz yapısı olanlar ise Homo habilis olarak adlandırılmaktadır. Homo habilisler, Oldowan kültürü (yontuk çakıl kültürü) olarak adlandırılan alet teknolojisini geliştirmişlerdir. Homo habilisler günlük ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla taşların bir ya da birkaç bölgesini kırarak kaba taş baltalar üretmişlerdir. b) Homo ergaster ve Homo erectuslar: Afrika dan ele geçen ve 1,8 ilâ 1,6 milyon yıl öncesine tarihlendirilen insan fosilleri Homo ergaster (Yunanca işçi/çalışan anlamında) adında ayrı bir gruba dâhil edilmişlerdir. Afrika da Turkana Gölü yakınında ele geçen bir fosil çocuk iskeleti bu grubu temsil etmektedir. Homo erectuslar, fosil kalıntılarına Afrika dışındaki kıtalarda da rastladığımız ilk türdür. Homo erectuslar Alt Paleolitik olarak adlandırılan eski taş çağı kültürünün üreticileridir. En yaygın alet tipini aşölyen adı verilen aletler oluşturmaktadır. Zamanımızdan yaklaşık 1,5 milyon yıl önceye ait bu aletler, üçgen ya da badem biçimli taş baltalardan oluşmaktadır. Homo erectusların ürettikleri aletleri avlanmada kullandıkları, hatta avın grup halinde örgütlenerek yapıldığı saptanmıştı. Belki de Homo erectuslarla ilgili en önemli kültürel gelişim, ateşin kullanımıdır. Eldeki veriler Homo erectusların ateşi üretmeseler bile en azından bir milyon yıldan bu yana ateşi kontrol altına alarak onu ısınma, beslenme ve korunma amacıyla kullandıklarını göstermektedir.
11 4. ÜNİTE İNSANIN EVRİMİ c) Neandertal İnsanı (Homo neanderthalensis): İlk örnekleri 1848 yılında İspanya da Cebelitarık ta, daha sonra 1856 yılında Almanya nın Neander vadisinde bulunan fosiller, Almanya daki buluntu yerinden hareketle Neandertal insanı olarak isimlendirilmiştir. Neandertaller günümüzden önce 200 bin yıl - 30 bin yılları arasında yaşamışlardır. Güçlü bedensel özelliklere sahip olan Neandertaller in beyni çok büyüktür. Orta Paleolitik dönem boyunca yaşadıkları saptanan Neandertal insanları taş, kemik, boynuz, diş ve ağaç gibi hammaddeleri kullanarak birçok alet üretmişlerdir. Musterien kültürü olarak da bilinen yonga aletlerle tanınırlar. Kadın ve erkek arasında iş bölümünün var olduğu belirlenen Neandertaller in besinlerinin çoğu etten oluşmaktadır. Neandertaller, balık ve midye gibi denizel ve tatlı su hayvanlarını diyetlerine dâhil eden ilk türdür. Neandertaller ölülerini de gömmüşlerdir ve öte dünya inancına da sahip oldukları ölüleri gömme şeklinden tespit edilmiştir. DNA analizleri, Neandertal insanının günümüz insanından tamamen farklı bir genetik yapı sergilediğini, bu insanlardan günümüz insanına genetik aktarımın olmadığını ortaya koymuştur. Bu analizler, Neandertal insanların 690 bin-550 bin yıl önce günümüz insanına doğru ilerleyen evrim çizgisinden tamamen ayrılmış farklı bir tür olduğunu göstermiştir. Buzul çağına özgü soğuk iklime uyum sağlayan Neandertaller, buzulların kuzeye çekilmesiyle birlikte yaklaşık 40 bin yıl önce kuzeye doğru hareket eden Homo sapienslerle aynı yaşam alanlarını paylaşmaya başlamışlardır. 4) Homo Sapiens: Günümüzde yürütülen tartışmalar temelde iki ana başlık altında toplanabilir. Bunlardan ilki günümüz insanlarının DNA ları üzerinde yürütülen çalışmalara dayanmaktadır. Son zamanlarda yaşayan insan topluluklarının DNA yapıları üzerinde yürütülen genetik araştırmalar günümüz modern insanlarının kökeninin ortak bir atadan geldiğine işaret etmektedir. Günümüz insanlarının bin yıl öncesinde Afrikalı bir ortak atadan türediğini göstermektedir. Milford Wolpoff, Alan Thorne ve WU Xinzhi gibi araştırmacıların fosillerin morfolojik özelliklerine dayalı karşılaştırmalı çalışmalarına göre, modern insan gruplarının bulundukları bölgelerde, birbirlerinden bağımsız olarak evrim geçirmişlerdir. Çok merkezli evrim olarak bilinen bu hipotezde Homo erectus ve Homo sapiensler arasındaki morfolojik benzerliğin bu insanların bölgesel evriminin ürünü olabileceği, birbirini izleyen fosil gruplarının yerel evrimleşmesinin sonucu olduğu kabul edilmektedir. Homo sapiensler Üst Paleolitikte Dilgilerin yoğunlaştığı kültürler oluşturmuşlardır. Dilgilerin yanı sıra kenar kazıyıcılar, uçlar, kargı, mızrak, olta, zıpkın, defneyaprağı biçiminde aletler, deliciler gibi çok sayıda alet üretmişlerdir. Olta, zıpkınlar, ok ve yay da bu dönemde ilk kez ortaya çıkmıştır. Hayvanların derilerinden ise giysiler üretmişlerdir. Mağaraların karanlık köşelerini aydınlatmak için taş ve kemikten kandiller üretmişler, yakmak için hayvansal yağlar kullanmışlardır. Barınaklar yapmışlar, oldukça karmaşık silahlar geliştirmişlerdir. Bunlar arasında mızraklar, kargılar, hayvan tuzakları ilk akla gelenlerdir. Homo sapienslerin konaklayabilmek amacıyla duvarlar ördükleri, yaşam alanlarının üzerlerini hayvan kemikleri, çalılar, deri gibi malzemelerle kapattıkları, dolayısıyla ilk konutları ürettiklerini görmekteyiz. Dinsel ve büyüsel nedenlerle yapıldıkları bilinen birçok mağara duvar resimleri vardır. Ayrıca ilk Venüs heykelcikleri bu dönemde yapılmıştır. Modern Homo sapiensler gelişmiş morfolojik, davranışsal ve kültürel özellikleriyle yeryüzünün birçok bölgesine yayılmışlardır. Yaklaşık 40 bin yıl önce Güneydoğu Asya ile Avustralya arasında yer alan adalardan da yararlanarak, sallar aracılığıyla Avustralya kıtasını iskân eden Homo sapiensler, bin yıl önce buzullar nedeniyle deniz seviyesinin düşmesi ve Bering Boğazı nın buzlarla kapanmasından yaralanarak Amerika kıtasında da iskân etmeye başlamışlardır. Chris Stringer ve arkadaşları tarafından savunulan tek merkezli evrim hipotezi ve buna bağlantılı Afrika da oluş hipotezi Homo sapiens in Afrika da küçük ve izole bir grupta evrimleştiğini, daha sonra hem kıtada hem de Asya ve Avrupa gibi dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan diğer türlerin (gelişmiş Homo erectuslar, neandertaller, antecessorlar ve heidelbergensisler gibi) yerini aldığını varsaymaktadır. 10
12 5. ÜNİTE AVCILIK TOPLAYICILIK VE TARIM 5. ÜNİTE AVCILIK TOPLAYICILIK VE TARIM İnsanlık, yaklaşık olarak 2-2,5 milyon yıl boyunca, avcı-toplayıcı bir geçim ve yaşam tarzı sürdü. Bu 2 milyon yıllık dönemde insana özgü temel biyolojik özelliklerle birlikte, temel toplumsal ve psikolojik özellikler de oluştu. Avcı-toplayıcı yaşam tarzı, herhangi bir üretim etkinliğine değil, doğada verili olarak bulunan bitki ve hayvan varlığının istismarına dayanıyor ve buna uygun bir insan örgütlenmesi de göçerlik ve geçici yerleşimlerde süren bir yaşam tarzıydı. Beslenmede temel öğe etti, fakat buzul çağı nedeniyle hayvan varlığı kıttı. Ancak günümüzden 10 bin yıl önce bu uzun süren buzul çağlarından çıkıldı ve büyük bir küresel ısınma yaşandı. Böylece doğa dönüşüme uğradı, bitki ve hayvan varlığı çoğaldı. Artan bitkisel varlık içinde daha sonra tarıma alınacak olan pek çok türün (tahıl, pirinç, baklagiller, mısır) yabani örnekleri ağırlık kazandı. Bu yabani türlerin toplayıcılığına yönelen insanlar zamanla bu türlerin yaşam alanları etrafında daha kalıcı yerleşmeler kurmaya başladılar ve bu süreçte bu bitkilerin ve ardından çevredeki küçük ve büyük baş hayvanların evcilleştirilmesi gerçekleşti. Böylelikle üretimciliğe geçildi, yani tarımsal hayat başladı. Tarımsal hayat Neolitik devirde gerçekleşti. Gordon Childe buna Neolitik Devrim adını verdi. Neolitik devrimle dünyanın büyük bölümünde tarım ve hayvancılık geçim ve yaşam tarzı haline geldi. 18. yüzyılda sonuçlarını veren bilimsel devrimin ardından, insanlık bir büyük sıçrama daha yaptı. İnsanlığın yaşadığı bu ikinci büyük devrim, Sanayi Devrimi nin bir sonucuydu. Sanayi devrimiyle geleneksel tarım biçimleri ortadan kalktı, avcı toplayıcılık neredeyse ortadan kalktı. Onun yerini makineli tarım, geleneksel üretim birimi olan köy ve onların beslediği küçük kentlerin yerini ise sanayinin yoğunlaştığı metropoller aldı AVCI TOPLAYICILIK Bitki ve hayvan evcilleştirmesinin ortaya çıktığı Neolitik döneme, yani günümüzden yaklaşık 10,000 yıl öncesine kadar bütün insanlar avcı-toplayıcı idiler. Bu hem bir geçim hem de bir yaşam tarzıydı. 16. yüzyıldan itibaren, dünyanın Avrupalılar tarafından kolonileştirilmeye başlanmasına kadar, tarıma geçilmesine karşın dünyanın pek çok yerinde avcı-toplayıcı etkinlik sürmekteydi. 16. yüzyılda başlayan ve giderek etkisini artıran kolonileştirme hareketi bu yörelerin pek çoğunda avcı-toplayıcılığı ortadan kaldırdı Ekoloji, Teknoloji, Nüfus Avcı-toplayıcılar ekolojik (çevresel) koşullara üst düzeyde bağımlıdırlar. Burada hayati kavram biyolojik taşıma kapasitesi kavramıdır. Biyolojik taşıma kapasitesi kavramı, belirli bir yaşam alanında, o çevrenin ekolojik koşullarının sunduğu olanaklarla, herhangi bir güçlük çekmeden yaşayabilecek en yüksek miktardaki canlı sayısını ifade eder. Biyolojik taşıma kapasitesine bağlı olarak Paleolitik çağlarda avcı-toplayıcı hayat süren insanların ulaşabileceği en yüksek nüfus 30 milyon olabilirdi. Ancak gerçek sayı bu da değildir. Çünkü arkeologlar Neolitik dönemin başında avcı-toplayıcılığa uygun alanların ancak 6/1 nin insanlarca iskân edildiğini hesaplamışlardır. Demek ki Paleolitik dönemlerin en yüksek insan nüfusu ancak 5 milyondur. Paleolitik çağlarda ömür beklentisi de çok düşüktü. Bir bireyin ulaşabileceği en yüksek yaş 40 civarındaydı. Bunun yanı sıra doğum hızıyla ölüm hızı birbirine çok yakındı. Doğurganlığın yüksek olması gibi, ölüm oranı da yüksektir. Bu da bir nüfus dengesi yaratır. Bu yüzden nüfus artış hızı çok (bin yılda ancak % 2 kadar) yavaş gerçekleşmiştir. Avcı-toplayıcılarda teknolojik gelişme yavaş olmuştur. Paleolitiğin başında iki yüzeyli ya da konik basit taş el baltalarıyla yapılan avcılık, Orta Paleolitik te yonga ve dilgilerden oluşan daha geniş bir alet çantasına kavuşmuştur. Üst Paleolitik te ise mızrak uçları ile ok ve yaylarla, hatta zıpkınlarla desteklenmiş; toplayıcılık ise çıplak elle toplama biçimiyle başlayıp toplama etkinliğinde kullanılan kapların, yabani bitkilerin toplanmasında kullanılan basit orakların yapımına kadar gelişmişti Ekonomi, Örgütlenme ve Siyaset Avcı-toplayıcıların temel örgütlenme biçimine takım adı verilir. Bu topluluklar genellikle nüfusu arasında değişen küçük takımlar halinde yaşamayı tercih ederler. Bu takımlar, yararlandıkları besin ve su kaynaklarının mevsimsel değişmelerine bağlı olarak hareket ederler; bu yüzden göçerler. Avcı-toplayıcılar kurdukları ilişkiler ve ihtiyaçlarının minimalizmi yüzünden genellikle barışçıdırlar. Toplulukların küçük olması ve hareketliliği, bu hareketliliğin de belirli kurallara bağlı olması, kaynaklar üzerindeki rekabet ya da çatışmayı olabildiğince azaltmıştır. Minimalizm: İhtiyaçları en az sayıda girdi ve kaynak kullanarak giderme eğilimidir. Rekabet ve çatışma durumlarında takım liderleri karar vermekte, fakat bu karar vericilik bir otorite temin aracı değil, aksine bir yükümlülüktür. Bu nedenle bu topluluklar eşitlikçi sayılırlar.
13 5. ÜNİTE AVCILIK TOPLAYICILIK VE TARIM Eşitlikçiliği besleyen bir başka önemli öge, bu topluluklarda bir uzmanlaşmanın ve iş bölümünün bulunmayışıdır. İş bölümü genellikle cinsiyete dayalı iş bölümü düzeyinde kalmaktadır. Dolayısıyla bu eşitlikçi yapıda herhangi bir tabakalaşma bulmak da mümkün değildir. Genellikle tüketebilecekleri kadar avlar ve toplarlar. Yiyecek biriktirme pek görülmez. O yüzden hareketlidirler. Avcı-toplayıcılarda artı-ürün yaratımı yoktur Beslenme ve Sağlık Avcı-toplayıcılar genellikle sağlıklı topluluklardır. Hareketlilikleri, küçük nüfusları ve avcılığa bağlı olarak yüksek protein tüketimleri, onları salgın hastalıklar karşısında dirençli hale getirmiştir. Topluluklar genellikle birbirlerinden yalıtık halde yaşadıkları için salgınlar ve birbirlerine hastalık bulaştırmaları yok denecek kadar azdır TARIM VE HAYVANCI UYARLANMA Dünya yaklaşık olarak 10 bin yıl önceki Holosen dönemde büyük bir küresel ısınma yaşayarak Son Buzul Çağı ndan çıktı. Bu büyük iklimsel dönüşüm sonucunda dünyanın belirli yerlerinde avcı-toplayıcı yaşam tarzı terk edilerek tarıma, yani besin üreticiliğine geçildi. İklimbilimciler bu büyük değişmeye büyük iklim geçişi demektedir. Son Buzul Çağı nın değişken iklimi, özellikle Ortadoğu da, yerleşik hayata ve tarımcılığa geçişle simgelenen Epipaleolitik dönemin yaşam koşullarını da ortaya çıkarmıştır. Ortadoğu daki Epipaleolitik kültürler yerleşik köy hayatına geçişin ilk adımıdır. Epipaleolitik insanları henüz tarıma alınmamış olsa da, bir taraftan avcılık yaparken bir taraftan da bazı bitkilerin toplayıcılığı ile geçiniyorlardı. Ve bu durum ilk yerleşik hayat biçiminin ortaya çıkmasına neden oldu. Artık sürekli yerleştikleri küçük köylerde, kısa süre içinde yabani olarak tükettikleri türleri evcilleştirmeyi başardılar ve ilk besin üreticiliği, yani tarım ortaya çıktı. Gordon Childe bu değişime Neolitik Devrim adını vermiştir. Holosen: Günümüzden 10 bin yıl önce başlayıp hâlâ devam eden jeolojik dönemdir. Epipaleolitik dönem: Günümüzden bin yıl öncesinde Ortadoğu bölgesinde ortaya çıkan kültürel gelişmeleri yansıtan dönemdir. Asıl önemli gelişme Holosen (tam ısınma) döneminde tarımın gelişmesidir. Bu geçiş günümüzden yaklaşık olarak 10 bin yıl önce gerçekleşti. Holosen dönemde iklimsel açıdan en önemli gelişmeler günümüzden 9 bin yıl önce başlayıp 5 bin yıl öncesine kadar devam eden İklimsel Optimum evresinde yaşanmıştır. 12 Filistin den başlayarak Suriye yi kat eden ve Türkiye sınırları içinde Güneydoğu Toroslara değen, oradan Kuzey Irak a geçen ve Zagros Dağları nın batı eteklerine yayılan bir Neolitikleşme ve tarıma geçiş alanından söz etmekteyiz. Bu alanın bir hilâl görünümünde olması ve tarıma geçişin bu hilâlin üzerindeki Neolitik köylerde gerçekleşmesi nedeniyle, bu bölgeye Verimli Hilâl adı verilmiştir. Bu bölge ilk evcilleştirme bölgelerinden biridir. İlk evcilleştirilen hayvanın köpek olduğu bilinmektedir. Neolitik dönemde besin kaynağı olarak evcilleştirilen ilk hayvan türleri domuz, koyun ve keçidir. Onları sığır türleri izlemiştir. Buna bağlı olarak, hayvancılığa dayanan göçebe ve yarı-göçebe yaşam biçiminin yaygınlaştığı gözlemlenir. Öte yandan tarımcı yerleşmelerde büyük baş hayvancılık da ortaya çıkmıştır. Örneğin İç Anadolu nun gelişmiş tarım yerleşmeleri arasında önde gelen Çatalhöyük te sığırın evcilleştirildiği görülmektedir. Özetle Neolitik Devrim le besin üreticiliğine geçişle birlikte temelde bitki üreticiliği yapan tarımcı köy toplumları ile evcilleştirilen hayvanların besiciliği ile geçinen göçebe ve yarı-göçebe çoban toplumlar ortaya çıkmıştır. 18. yüzyılda başlayan Sanayi Devrimi ne kadar insanlık bu temel geçim ve yaşam tarzlarının çeşitli biçimlerine bağlı olarak yaşamışlardır Nüfus ve Tarımın Yayılması Tarıma geçişle birlikte nüfus iyice artmıştır. Yerleşik yaşam tarzıyla birlikte, aynı zamanda salgın hastalıklar, kalp ve eklem rahatsızlıkları yayılmış, kişiler ve gruplar arasındaki çatışma riski de artmıştır. Bu riskler doğum yüzdelerindeki artışla birlikte ölüm oranlarındaki artışı da beraberinde getirmiştir. Neolitik Devrim i izleyen 9 bin yıl içinde, dünya nüfusu yaklaşık olarak 100 kat arttı ve 17. yüzyılın ortalarına gelindiğinde ortalama olarak 500 milyon kişiye ulaştı. Bu artışı sağlayan en önemli etken, yaşam güvenliğini sağlayan üretimci hayattır. Ortalama ömür avcı-toplayıcılıkta 25 yıl kadarken, tarımla birlikte ancak 30 a çıkabilmiştir. Bunun nedeni tarımcı hayatın insan hayatının kalitesine büyük bir etki yapamamış olması ve ölüm nedenleri arasına kıtlık, çocuk ölümleri ve doğum sırasındaki kadın ölümlerinde artış, salgın hastalıklar, toprağın tuzlanarak verimsizleşmesi ve savaşlar gibi yeni etkenlerin katılmasıdır. Çağın en önemli risklerinden birisi kıtlık ve ona bağlı açlık tehdididir. Bu yüzden tarım döneminde nüfus beklenen kuramsal artışına hiçbir zaman ulaşamadı.
14 5. ÜNİTE AVCILIK TOPLAYICILIK VE TARIM Temel Tarım ve Toplumsal Örgütlenme a) Göçebe-Hayvancılık (Pastoralistler) Göçebe-hayvancı geçim ve yaşam tarzı (pastoralizm), hayvan evcilleştirmesi temelli bir uyarlanmadır. Bu geçim tarzında insanların temel üretim ve besin kaynağı olan hayvan sürüleriyle birlikte her zaman taze olan otlak ve çayırlara hareketi, yani transhümans, esastır. Göçebe-çobanlığın özgün biçimi, hiçbir biçimde yerleşik bir birime bağlı olmadan tümüyle otlak ve çayırlar arasında gezinerek yapılan konar-göçer hayata dayanır. Bu tür yaşam biçimi geniş alanlara (Avrasya bozkırları ve Mezopotamya gibi düzlükleri geniş alanlara) ihtiyaç duyar. İkinci bir biçim belli bir yaylak ile belli bir kışlak arasında doğrusal hareket sürdüren kısa mesafeli mevsimlik göçebelik biçimidir. Bunun örneklerine Toroslarda, Karadeniz dağlarında, Kafkaslarda rastlarız. Ayrıca tarımcılıkla hayvancılığı bir arada yürüten agro-pastoralistler vardır. Bunlar kışları daimi köy yerleşmelerinde yaşarlar ve baharın sonundan itibaren yükseklerdeki yaylalarına çıkarak hayvancılığı sürdürürler. Doğu Karadeniz de görülen yaylacılık bu türdendir. b) Kaba Tarım Biçimleri Nüfusu fazla yoğun olmayan bölgelerde, geniş alanlara yayılmış olarak yapılan düşük verimli tarım biçimlerine toplu olarak kaba tarım denilmektedir. Yerleşiklik basit köy yerleşimleri biçimindedir. Kaba tarım; bahçecilik ve geçimlik olmak üzere 2 türlüdür. 1) Bahçecilik (Çapa tarımı): Avcı-toplayıcılıktan tarıma geçildiğinde ilk başvurulan tarım yöntemidir. Kaba tarım biçimleri içinde en az emek harcanan ve buna karşılık en az enerji elde edilen biçimdir. Bu yüzden artık değer yaratımı yok denecek kadar azdır. Tabakalaşma ve toplumsal farklılaşma görülmez. Tarlalar kalıcı bir mülkiyetin konusu değildir, hatta çoğu zaman belirli bir tarla bile yoktur. Bu tarlalar değişik sürelerle nadasa da terk edilirler. Bahçeciler, genellikle kabile örgütlenmesi içinde basit ve düşük nüfuslu köy yerleşmeleri halinde yaşarlar. 2) Geçimlik tarla tarımı: Geçimlik tarla tarımında küçük ve düzensiz tarlalar söz konusudur. Ekilen üründen elde edilen verim, yine o ekim işini yapan bir hanenin ihtiyaçlarını giderecek kadardır. Yani artık değer üretimi söz konusu değildir. Tabakalaşma yoktur ya da çok gevşektir. Bu tarım biçiminde insan gücü kritik bir unsurdur. Yüksek bir emek gücüne ihtiyaç vardır. Bu da geniş aileyi doğurmuştur. Geçimlik tarla tarım yapanlar köylülük kategorisinde sayılır. Bu kategoride hane temel iktisadi ve toplumsal birimdir. Köylülük terimi bir iktisadi etkinlikten fazlasını anlatır. Bu tarz aynı zamanda bir yaşam biçimi ve toplumsal örgütlenmedir. 13 c) Yoğun Tarım Biçimleri Sadece geçimlik üretim yapmakla yetinmeyip artık değer de yaratan bir üretim etkinliğine geçmiş ve bu etkinlik etrafında örgütlenmiş tarım biçimine yoğun tarım denir. Tarım burada artık değer yaratmaktan ya da para kazanmaktan fazlasını anlatır. Neolitik dönemden çıkıp Kalkolitik döneme (MÖ ) ve Tunç Çağı na (MÖ ) girildiğinde, özellikle Mezopotamya da kuru tarım yerine sulamalı tarıma geçilmesiyle birlikte, tarımdan artı-ürün yaratımı başlamıştı. Bu artı-ürün yaratımı, kısa sürede öyle boyutlara vardı ki, Gordon Childe ın ikinci büyük devrim olarak tanımladığı Kentleşme Devrimi ortaya çıktı. Toplumsal yaşam içinde başka uzmanlar, başka faaliyet alanları ve yeni mekânsal ve siyasal örgütlenme biçimleri, kent ve devlet, ortaya çıkmıştı Enerji ve Çevre Tarım biçimlerinin tamamının hedefi, belirli bir toprak biriminden insanların yararına kullanılabilecek istikrarlı ve güvenilir bir enerji elde etmektir. Bahçeciler yoğun tarım yapan çiftçilere göre dönüm başına çok daha az ürün alır ve enerji (kalori) elde ederler. Ama birim başına elde ettikleri verim çok düşüktür. Amaçları yalnızca bir aileyi besleyecek kadar üretim yapmaktır. Kaba tarım yapanlar, üretim ve yaşam için görece daha az enerjiye ihtiyaç duyduklarından fiziksel ve doğal çevrelerini de o ölçüde az değiştirirler. Üstelik yaşadıkları ekosistem onlara geniş bir biyolojik çeşitlilik sunar. Yoğun tarımcılar ise aksine tek veya birkaç ürüne bağımlıdırlar ve çevrelerini bu ürün türüne uygun biçimde hatırı sayılır derecede değişikliğe uğratırlar. Göçebe-hayvancıların temel enerji kaynağı otlak ve çayırlardır. Otlak ve çayırlardan hayvansal ürünlere dönüşen enerji, bitki tarımcılığına göre çok daha düşük bir verim sağladığı gibi, çok daha fazla emek gerektirir Toplumsal Örgütlenme ve Siyaset Yerleşikleşme ve nüfus artışıyla birlikte daha karmaşık bir toplumsal örgütlenme ortaya çıkmıştır. Tarım zaten yüksek nüfusu ve bu nüfusun işbirliğini zorunlu kılmaktadır. Bütün bu örgütlenmeyi sağlayacak, karar verecek merci ve kişilerin belirlenmesi, bu kişi ve mercilerin bu işlevleri yerine getirmesi, (evlenme ilişkileri, çocuk bakımı gibi) toplum içi ilişkileri düzenleyecek kuralların koyulması ve gözetilmesi de bu toplulukların temel ihtiyaçları arasındadır. Bütün bu işlevler siyaset kurumunu doğurur. Avcı-toplayıcılarda, bu tür sorunlar nadiren ortaya çıkar.
15 5. ÜNİTE AVCILIK TOPLAYICILIK VE TARIM Tarımcılar büyük ölçüde evlilik ve akrabalık ilişkileri temelinde örgütlenirler. Temel birim kendi kendine yeterli birer üretim biri olan hanedir. Hane aile demektir. Haneler tümüyle bağımsız değillerdir ve buna bağlı olarak kendilerinden daha büyük bir cemaatle bütünleşirler. Bu bütünleşme evlilik ve akrabalık bağları, daha ileri düzeyde ise dinsel ve siyasal kurumlar aracılığıyla sağlanır. Göçebe-hayvancılarda da hane (ya da çadır) temel iktisadi ve toplumsal birimdir. Bağımsız bir sürü sahibi olan her hane, yaylalar söz konusu olduğunda başka tür bir mülkiyet ilişkisi içine girerler. Burada ortak mülkiyet söz konusudur. Siyasal birim olarak karşımıza kabileler, aşiretler ve beylikler çıkar. Tarımcılar, avcı-toplayıcılara göre çok daha iyi tanımlanmış ve sınırları daha açık biçimde çizilmiş otorite ve iktidar ilişkileri örerler. Geçimlik tarım yapan toplulukların klanlar ve kabileler halinde ya da kabilelerin bütünleşmesiyle ortaya çıkan beylikler biçiminde örgütlendiğini görmekteyiz. Kabile, tarımcılar için temel bir örgütlenme tarzıdır. Kabilelerde kandaşlık esastır ve tanımlanmış bir toprak parçası üzerinde yaşayan birbiriyle akraba bir büyük soydan ya da bir kaç soyun birleşmesinden oluşurlar. Konik klan modeline göre örgütlenen ve soy ilişkilerini bu modele göre düzenleyen kabile toplumları, avcı-toplayıcılara özgü takım tipi örgütlenmeden daha karmaşık bir örgütlenme biçimidir. Konik klan modeli: Baba yanlı soy çizgisini izleyen ve en büyük oğul önceliği ilkesini esas alan soy ilişkileri sistemidir. Göçebe-çobanlar çok daha iyi örgütlenmiş siyasal birimlere sahiptir. Bu birimler içinde en dikkat çekici olanı aşirettir. Aşiret örgütlenmesi sadece göçebehayvancı topluluklarda değil, yerleşik tarımcılarda da görülür. Aşiret, aynı dili konuşan, aynı kültürü paylaşan, siyasal bir birlik biçimidir. Aşiret tipi örgütlenmede, kabilenin temeli olan kandaşlığın önemsizleştiği görülür. Aşiret örgütlenmesinde aşiretin alt birimleri arasındaki kandaşlık ilişkisi genellikle evlilikler yoluyla kurulur ve bu geçici bir durumdur. Kabile örgütlenmesinin esasını konik klan modeli oluştururken, aşiret modelinde egemen akrabalık ilişkisi dallanan soy sistemidir. Dallanan soy sistemine göre örgütlenen birimler arasında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Aşirette şeflik, kabiledeki şefliğe göre daha düşük bir otoriteyi kullanır. Bu otorite genellikle emredici bir nitelikte değil, koordine edici ve düzenleyici bir niteliktedir. 14 Çoğu durumda şeflikler (beylikler) bir aşiret konfederasyonudur. Bunlar beylik, şeyhlik ya da emirlik (emaret) adıyla anılırlar. İlk beylikler, Tunç çağında (MÖ. 3000) ortaya çıktı. Beylikler pek çok toplumsal grubu içinde barındıran ve çeşitlilik arz eden bu toplumsal grupların birbirleriyle karşılıklı bağımlılık ve çıkar ilişkisi çerçevesinde örgütlendiği siyasal yapılardır. Beylikler, aşiret örgütlenmesiyle devlet örgütlenmesi arasındaki bir ara formu ya da bir geçiş formunu ifade eder. Beyliklerin en temel özelliği, kalıcı bir siyasal düzenleme olmasıdır. Bu siyasi düzenlemede yönetici kesim, aristokratlardır. Bu aristokratik yapıyı güçlendiren bir içevlilik eğilimi söz konusudur. İçevlilik (endogami): Bireylerin kendi akrabaları, soyu ya da kabilesi içinden evlenme eğilimidir Beslenme ve Sağlık Bitki tarımcılığı ya da hayvancılık yapan ya da karma olarak her ikisini de sürdüren topluluklar, avcıtoplayıcılara göre çok daha güvenli ve istikrarlı beslenme rejimlerine sahiptir. Tarımla birlikte insanların tek yönlü beslenme eğilimi de artmıştır. Neolitik Devrim den sonra Avrasya toplumlarında tahıl ağırlıklı, Uzakdoğu toplumlarında pirinç ağırlıklı ve Orta ve Güney Amerika toplumlarında mısır ağırlıklı bir beslenme biçiminin yaygınlaştığı görülmektedir. Üretimciliğe geçişle birlikte insanlık pek çok bulaşıcı ve salgın hastalığa da maruz kalmıştır. Bugün bildiğimiz insan hastalıklarının kökeni, yerleşik hayata geçiş ve bitki ve hayvan evcilleştirmesidir. Yerleşik tarımcı yaşama geçişle birlikte tahılların (karbonhidratların) ve nişasta-şeker içeren başka tarımsal ürünlerin yoğun biçimde tüketilmeye başlamasıyla, ağız ve diş hastalıkları, özellikle diş çürüğü (uygarlık hastalığı) yoğunlaşır. Tarıma geçişle birlikte ortaya çıkan belki de en dramatik hastalık sıtma olmuştur. Hayvan evcilleştirmesinin ardından ekonomik değer kazanan pek çok memeli hayvanla haşır neşir hale gelen insanlar, çiçek hastalığı, grip, verem, sıtma, veba, uyku hastalığı, kızamık ve kolera gibi, hayvan hastalıklarının evrimleşmiş biçimleriyle de karşı karşıya geldiler. Bu hastalıklar avcı-toplayıcıların tanımadığı hastalıklardı. II. Dünya Savaşı na kadar, ölümlerin çoğunun savaş yaralarından değil, savaşta taşınan hastalıklardan kaynaklandığını göstermektedir. Bugün tıbbı meşgul eden hastalıklardan pek çoğunun evcil hayvan kökenli olduğu bilinmektedir.
16 6. ÜNİTE KENT, DEVLET VE ENDÜSTRİ 6. ÜNİTE KENT, DEVLET VE ENDÜSTRİ Endüstri Devrimi, tarım döneminin koşullarını kökten değiştirmiş, köylülerin ve toprak üzerindeki artık ürüne el koyarak zenginleşen yönetici ve aristokratların yerini geniş kentli sınıflar, işçiler, burjuvalar ve hizmet çalışanları almıştır. İnsan ve hayvan emeğinin yoğun kullanımıyla yapılan üretim, artık makinelerin ve farklı enerji kaynaklarının kullanımıyla kitlesel halde yapılmaya başlanmış, el becerisi ve emeğinin yerini, karmaşıklaşan araç ve gereçleri (makineleri) kullanma kabiliyeti ve seri üretim becerileri almıştır KENTLEŞME VE TARIMDIŞI TABAKALAŞMA Tarihte ilk kentler, MÖ. 4. binin sonunda (Tunç Çağı nda) Mezopotamya da ortaya çıktı. Kentler, tarım dışı nüfusun yaşadığı ve tarımda ortaya çıkan ürün fazlasının pazarlanıp mübadele edildiği merkezler olarak doğdular. Kentler, uzmanlaşmış emeği, ticaret ilişkilerini, biriken servetle birlikte çevresiyle girdiği eşitsiz ilişkiyi, yazılı kültürü, yani yüksek kültürü temsil eder hale geldiler. Bu yüksek kültür kendi tavrını, gelenek ve alışkanlıklarını geliştirdi. Zamanla bu tavır, gelenek ve alışkanlıklar bütün toplumun ulaşması gereken değerler ve idealler haline geldi. Böylelikle medeniyet kavramıyla kent arasında sıkı bir ilişki kuruldu. Redfield ise büyük gelenek-küçük gelenek kavramlarını oluşturarak, kentli seçkinlerin yazılı geleneklerini büyük gelenek ile köylülerin yazıya ve kesin kurallara dökülmemiş olan geleneklerini ise küçük gelenek ile adlandırarak aralarındaki karşıtlığı bu kavramlarla vurgulamıştır. Büyük gelenek, yöneticilerin temsil ettiği resmi ve Ortodoks dünya görüşünü, küçük gelenek daha gevşek ve daha bağdaşmacı gelenekleri yansıtır. Bir anlamda kentin bütün kozmopolitizmi bu yazılı kültürün çatısı altında birleşir. Ortodoks dünya görüşü: Egemen ve yazılı kurallara dayanan, toplumun yönetici seçkinlerinin benimsediği dünya görüşüdür DEVLETİN GELİŞİMİ İlk Devletler Kentlerle birlikte pek çok kurum ve yenilik gelişti. Bunların başında örgütlü din, askerlik kurumu ve yazı gelir. Bu kurumlar ve yenilikler karşımıza ilk devleti çıkarır. İlk devletler, genellikle doğal-coğrafi sınırlarla belirlenmiş bir toprak parçasına hükmeden bağımsız siyasal yapılar olarak doğdular. Tarımsal üretim alanının merkezinde, bu alanın ihtiyaçlarını karşılayan bir kent doğmuştu ve kent ilk devletin ön koşuluydu. Kent aynı zamanda merkezi bir ekonominin varlığına işaret ediyordu. Zira orası aynı zamanda merkezi bir pazar yeriydi, ticaret orada yapılıyordu. Nüfus artışı ilk kentlerin oluşumunu tetikleyen diğer bir unsurdu. Artan nüfusun tamamı denetlenemez hale gelmişti ve bu durum çatışmaları da körüklemişti. Bu çatışmaların varlığından da düzen ihtiyacı ortaya çıktı. Artı ürün fazlasıyla oluşan zenginlik, başka toplulukların yağma ve baskınları için önemli bir çekim alanı yaratmış ve bu zenginliğin korunması ve sürekliliğinin sağlanması da düzen ihtiyacını besleyen bir başka etkendi. Böylece koruyucular, o ürünün güvenliğini sağlayan profesyonel askerler olarak ortaya çıktılar. İlk devletlerin işlevleri: 1) Üretim araçlarının ve üreticilerin korunması ve gelişmesi için gerekli koşulların sağlanması, 2) Üretim ilişkilerinin korunması ve gelişmesinin sağlanması, 3) Devlet aygıtının güçlü tutulması ve devletin toplumun sürekli bir biçimde üstünde yer almasının sağlanması. Devletin bu işlevleri yerine getirmek için dört temel kurum oluşturmuştur: 1) Belirli bir toprak üzerinde hükümranlık ve ideolojik hâkimiyet 2) Hukuk 3) Güvenlik ve zor aygıtları (ordu, polis, milis vb.) 4) Maliye (üretimden artığı çekme mekanizmaları) Kozmopolitizm: Farklı kültürlerin, dünya görüşlerinin ve geleneklerin bir arada bulunduğu ve birbiriyle karışma eğiliminde olduğu toplumsalkültürel ortamdır: Ulusal ya da yerli olmama hali Bu iki gelenek arasında sürekli bir alış-veriş ve buna bağlı olarak sürekli bir kültürleşme vardır. Büyük gelenek, zaman içinde küçük geleneğin öğelerini devşirip incelterek kente uyarlayabilmekte, büyük gelenek de köylüler tarafından yeniden yorumlanmak suretiyle kırsal koşullara uydurularak benimsenebilmektedir. Farklılık ve çeşitlilik ile kentler özdeş hale gelmiştir. 15 Birincil kurum, devletin egemenliğini oluşturan taşraya atadığı memurlar veya aristokratlar ile ideolojik aygıtın taşradaki temsilcilerinden (din adamlarından) oluşur. Üretim araçlarının, üreticilerin ve üretim ilişkilerinin korunmasına yönelik düzenleyici kurum, hukuktur. Zor aygıtlar, hukukun uygulanmasını sağlar. Bu anlamda devletin ayırt edici yönü, zor kullanma yetkisinin hukuka bağlı olmasından kaynaklı meşru oluşudur. İlk devletlerde toplumsal düzeni sağlayan hukuk yazılı hale gelmiştir. Sözel hukukta örfi hukuk olarak adlandırılmıştır.
17 6. ÜNİTE KENT, DEVLET VE ENDÜSTRİ Örfi hukuk iktidarı sınırlayan ve hâkim olduğu saha üzerindeki haklarını belirleyen bir çerçeve çizer, iktidarın nasıl paylaşılacağına dair kurallar koyar. Yazılı hukuka ilişkin ilk Anayasa Eski Babil kralı Hammurabi ye ait kodekstir. MÖ. 18. yüzyıla ait bu kodekste evrensel ceza hukuku ilkelerinin (kanun önünde eşitlik, suçsuz ceza ilkesi) ilk izlerini buluruz. Devletle birlikte, mekânsal farklılaşmayı ve bayındırlık işlerini görmeye başlarız. Özellikle kent merkezlerinde yer alan, görkemli dinsel yapılar (Ziggurat tapınakları ve piramitler), su kanalları, kanalizasyon sistemleri, kent içi ve kent dışı yolların yapımı bu bayındırlık işlerine örnektir Tarım Döneminde Devletler İlk devlet, bir kent devleti olarak ortaya çıkmıştır. Bu kent devletleri kapitalizm öncesi (prekapitalist) devlet biçimleri olan tarım devletleridir. Tarım devletleri, ilk devlet biçiminin özelliklerini sergileyen kentdevletlerinden birinin giderek güçlenmesine bağlı olarak diğerlerini egemenliği altına almasıyla ve topraksal devletin doğmasıyla ortaya çıkar. Bu devletlerin temel özelliği, onların artık belli bir toprak üzerindeki egemenlikleri ile tanımlanmasıdır. Mesela; Asur, Babil, Hitit, Urartu devletleri. Tarım devlet, tarımsal artıktan beslenen, ciddi büyüklükte profesyonel ordulara sahip olan ve sürekli olarak yeni alanlara yayılma potansiyeli taşıyan bir devlettir. Bu devletlerin bir diğer özelliği nüfusun belirli bir etnik ve dilsel gruptan değil, o topraklar üzerinde yaşayan çeşitli halklardan oluşuyor olmasıdır. Ancak yöneticiler ve yönetimin başındaki hanedan genellikle belirli bir etnik gruptandır. Topraksal devletle birlikte, toprak üzerindeki büyük mülkiyetin de doğduğu görülür. Bu devletlerin yöneticileri yeni ele geçirilen toprakları bu seferlere katılan savaş beylerine verirlerdi. Böylelikle bu beylerin daha sonraki savaşlara katılımı ve bunun için asker besleyecek kaynağı toprak üzerinden elde etmeleri de sağlanmış oluyordu. Tarım devletlerinde tabakalaşmanın ve sınıfsal ayrışmanın kaynağı buydu. Böylelikle Avrupa da şef, İslâm dünyasında ikta ve Osmanlılarda tımar adını alan dirlik topraklarının bu beylere devredilmesi yoluyla savaş beylerinin toprak beylerine (lordlara, emirlere, beylere ve sipahilere) dönüştüğü görülür. Böylelikle toprağa bağlı servet birikimi, zenginlik ve statüden kaynaklanan yeni bir tabakalaşma ortaya çıkmış oldu. Topraksal devletler, yeni ham madde kaynaklarını ele geçirmek ve kendilerini zenginleştirecek yeni tarım alanlarına hükmetmek amacıyla, yayılma eğilimi taşırlar. Tarihte gördüğümüz ilk büyük yayılmacı devletler Asurlar, Hititler, Mısırlılar, Persler ve Büyük İskender in Makedonyası dır. 16 Bu yayılmanın doğal bir sonucu olan büyük servet birikimiyle birlikte imparatorluklar ortaya çıkmıştır. İmparatorluklar, kendi doğal coğrafi alanları dışındaki topraklara yayılma gücü olan ve oraları elinde tutabilen siyasal ve askeri güçtür. Tarım dönemi devletlerinin bir başka önemli özelliği, hükmettiği topraklar üzerindeki insanlarla modern devletler gibi devlet-yurttaş ilişkisi kurmamış olmasıdır. Tarım devletleri, özellikle imparatorluklar, halkını istendik bir yurttaş haline getirmek gibi bir sorun sahibi değildirler. Bu yüzden buna yönelik eğitim ve kamu kurumları yoktur. Yurttaşın kültürlemesi genellikle cemaatlere ve geleneksel ilişkilere terk edilmiştir. Devletin halkından tek beklentisi, egemenliğine kesin bir biçimde itaat edilmesi ve öngörülmüş vergi ve harçları ödemesidir ENDÜSTRİ TOPLUMU VE YENİ YAŞAM BİÇİMİ Neolitik Devrim le başlayan Tarım Çağı, 18. yüzyılda ortaya çıkan Endüstri Devrimi ile sona erdi ve topluma, yaşam ve geçim biçimlerine yön veren yeni bir çağ, Endüstri Çağı başladı. Bu devrim, 18. yüzyılda başlayan ve kitlesel üretim yapan fabrikaların esas üretim birimi haline geldiği, temel üretim faaliyetinin bu nedenle tarımdan endüstriye kaydığı dönemi başlatan bilimsel-teknolojik devrim olarak tanımlanır. Bu devrimin iktisadi sonuçları, üretim ve tüketim biçimini dönüştürdüğü gibi, çalışan sınıfın ağırlığını köylüden işçiye kaydırmış, temel yerleşim ve üretim mekânını köy ve tarla olmaktan çıkararak, kent ve fabrikaya dönüştürmüş ve geleneksel tarım imparatorluklarının yıkılma sürecine girmesiyle, yerine ulus-devletlerin kurulmasına yol açmıştır. Böylelikle Endüstri Devrimi, Neolitik Çağ da başlayan Tarım Devrimi nden sonra, insanlık tarihinde büyük dönüşümlere yol açan ikinci büyük devrim olarak kabul edilir. Endüstri Devrimi tarım toplumları dönemini kapatarak sanayi toplumları dönemini ve kapitalist üretim biçiminin egemenliğini başlatmıştır Toplumsal Tabakalaşma ve Siyaset Endüstri devrimiyle tabakalaşma ve sınıflar büyük bir dönüşüme uğramıştır. Toprak üzerindeki mülkiyete ve topraktan üretilen zenginliğe dayanan aristokrasi (toprak soyluluğu), Sanayi Devrimi yle birlikte tasfiye olmuştur. Aristokrasi, ayrıcalıklarını Endüstri Devrimi yle oluşan yükselen yeni sınıfın (kentli sermaye sınıfının) gücü karşısında yitirmiş ve bugün sadece bazı yerlerde yaşayan sembolik bir varoluş biçimine indirgenmiştir.
18 6. ÜNİTE KENT, DEVLET VE ENDÜSTRİ Endüstri toplumunda bürokrasi de değişmiştir. Eski ayrıcalıklı bürokrasi yerini sosyolog Max Weber in akılcı bürokrasi dediği yeni bir biçime terk etti. Bu dönüşüm, 17. ve 18. yüzyıllarda ortaya çıkan iki büyük siyasal devrimle gerçekleşti. Bunlardan ilki 1640 İngiliz Devrimi, ikincisi ise 1789 Fransız Devrimi dir. Her iki devrim de, kentlerde üretim ve ticaret ile geçinen ve büyük bir servet birikimine ulaşan yeni bir sınıfın, burjuvazinin, siyasal sistem içinde rol edinmesini, özgürce ticaret ve üretim yapılabilecek bir ortamın yaratılabileceği anayasal bir rejimin kurulmasını sağladı Modern Devlet Biçimleri ve Ulus-Devlet Endüstri Devrimi yle yeni bir devlet biçimi olan modern devletler doğmuştur. Modern devlet biçiminin en yaygın hali ulus-devlet tir. Ulusdevletler, daha önceki devlet biçimlerinin aksine bir yurttaş yaratma projesine de sahipti. Yurttaş yaratmanın yegâne yolu kültürel süreçlere müdahale etmekten geçmekteydi. Böylelikle ulus-devletler modern kurumlar aracılığıyla yeni bir kültür, ulusal kültür, yaratmaya giriştiler. Ulusal kültür, laik kurumlar aracılığıyla toplumsallaşan ve devletin belirlediği bir müfredatın uygulandığı standart, zorunlu ve yaygın eğitim kurumları aracılığıyla kültürlenen yurttaşların kültürüydü. Ulus-devletler, kendilerini ortak bir kültürü bulunan ulus öznesiyle tanımlamış ve meşruluğunun temelini bu ulusa dayandırmıştır. Yönetme meşruluğunun esası, yurttaşlık ilişkisine ve yurttaşın tanımlanma biçimine (kültürel kimliğe) dayanmaktadır Etnisite, Milliyetçilik ve Irkçılık Ulus-devletlerini yaratan genellikle milliyetçilik hareketleri olmuştur. Milliyetçilik, ulus olarak tanımlanan bir toplumsal öznenin kendi devletine kavuşması hareketi olarak kabul edilebilir. Milliyetçiliğin esas olarak üç amaca yönelmiş bir hareket olduğu görülecektir: 1) Ulusal ekonomiyi yaratmak, 2) Özerk bir ulusal yasama/yürütme organı oluşturmak ve ayırıcı bütün bağ ve ilişkileri bu organın denetimi altında toplamak 3) Ulusal bir kültür (ortak değerler sistemi) ve buna bağlı bir kimlik tanımlaması yaratmak. Gellner, milliyetçiliğin temeline endüstrileşme olgusunu koymaktadır. Endüstriyel dünyada yöneten ile yönetilen arasındaki toplumsal ve kültürel farklılıklar neredeyse uçup gitmiş ve yüksek kültür tek kültür ya da herkesin kültürü olmuştu. Böylece tarım toplumunda her türlü insan etkinliğinin ihtiyacını karşılayan aile, kabile ya da köy, endüstri toplumunda yerini daha geniş toplumsal kurumlara (okula ve devlete) bırakmıştır. 17 Ulus tipi toplumsal örgütlenmenin görece yeni bir olgu oluşu, onu etnik birlikten ve bilinçten ayırır. Etniklik büyük ölçüde ulustan eski bir toplumsal örgütlenme biçimidir. Belirli dinsel, dilsel, coğrafi ve/veya kültürel özellikler bakımından hem kendisini diğerlerinden ayrı gören hem de diğerleri tarafından başka sayılan, kendine özgü kültürleme sürecine sahip, içerden evlenmek suretiyle grubun sürekliliğini sağlayan kültürel ve siyasal oluşuma etnik grup denir. Etnik grup, bir halk olma (bizlik) duygusunun belli bir birey grubunca paylaşılması sonucunda oluşur. Etnik bilinç modern toplumda da ortaya çıkmaktadır. Modern toplumlarda ve belirli bir milliyetçiliğin baskısı altında kalan yalnız kalabalıklar içinde yabancılaşmayı yaşayan kişiler, aidiyet ve dayanışma ihtiyacını daha yoğun biçimde duyarak böylesi bir etnik bilince sarılabilirler. Modern endüstri toplumu içinde gelişen bir başka ayrımcı eğilim ırkçılık olmuştur. Irkçılık, insanların biyolojik özelliklerinin onların kültürel ve toplumsal niteliklerini belirlediğini ileri sürer. Irkçılığın temelinde insanların eşit olmadığı fikri yatar ve bu eşitsizliğin temeli biyolojik özelliklere bağlanır. Irkçılık, Avrupalıların Amerika, Afrika, Avustralya ve Uzak Asya yı sömürgeleştirmesine paralel olarak gelişmiştir. Irkçılık böylece yeni sömürge rejimlerinin gerekçesi olarak gelişti. Bu ideolojiye göre buralarda koloni rejimleri kurmak, geri ırklara medeniyet götürmekti. Zira onların biyolojik donanımı böyle bir medeniyet kurmak için yetersizdi. Kuzey Amerika da 1863 te köleliğin kaldırılmasından sonra da ırkçılık ortadan kalkmadı. Zenci-Beyaz ayrımı biçiminde 1960 ların sonuna kadar kamusal alanda ırkçı ayrımcılık sürdü. Avrupa da da ırkçılık antisemitizm (Yahudi düşmanlığı) biçiminde tezahür etti ve II. Dünya Savaşı sırasında Almanya nın ırkçı rejimi milyonlarca Yahudi yi ve onlar gibi geri saydığı Çingeneleri ölüme gönderdi Enerji, Teknoloji ve Nüfus Endüstri toplumunun en önemli özelliği, kitlesel üretim için yüksek kalori sağlayan fosil yakıtlara ve elektrik enerjisine dayanmasıdır. Fosil yakıtların ve elektriğin kullanılmasıyla, verimlilik artmıştır ve üretimde patlama olmuştur. Bu süreçte hayvan ve insan gücü bir enerji kaynağı olmaktan çıkmış, bunun yerini fosil yakıtlar veya elektrik enerjisi kullanan makineler almış ve yeni bir teknoloji doğmuştur. Bilimsel devrimin ve yeni bilimsel buluşların desteklediği bu yeni teknoloji, yüksek bir bilgi düzeyi ve standartlaşmış bir iş gücü talep etmektedir. Bu nedenle devletler bu yeni düzenin ihtiyaç duyduğu niteliklerin kazandırılacağı bir insan yetiştirme meselesini, temel meseleleri arasına koymak zorunda kalmıştır.
19 6. ÜNİTE KENT, DEVLET VE ENDÜSTRİ Teknoloji önce buhar gücüne dayanıyordu. Buhar gücünü elde etmek için kömür temel bir enerji kaynağıydı. Buna bağlı olarak 19. yüzyılda ekonomiler kömür elde etmeye yoğunlaştı. Buhar gücü başlangıçta tekstil alanının öncü sektör olmasını sağladı. Ardından bir enerji kaynağı olarak petrol ve onun kullanıldığı yanmalı motorlar devreye girdi. Bu süreçte otomotiv sektörü ile elektrik sektörü egemen sektörler haline geldi. II. Dünya Savaşı ndan sonra uzay, havacılık ve iletişim sektörleri ile nükleer enerji kaynakları gelişti ve öncülüğü ele geçirdi. Bu hızlı teknolojik gelişme yeni bir insan tipini gerektiriyordu. O yüzden insanlar çok küçük yaşlardan itibaren devletin örgütlediği örgün kurumlar tarafından eğitim sürecine sokuldular. Artık geleneksel yapıların kültürleme işlevini bizatihi devlet ve okul, hatta okulöncesi kurumlar görmeye başladı. Endüstri çağında nüfus da çok hızla arttı. Görece daha iyi yaşam koşulları, bilimsel gelişmeler sayesinde bazı salgın hastalıkların ortadan kaldırılması gibi nedenlerle, bebek ölümleri azaldı ve nüfus artışı daha önce görülmemiş bir biçimde arttı. Endüstri Devrimi nin başlangıcında, 1800 lerde dünya nüfusu 910 milyon kadardı de 1 milyar 600 milyona, 2000 de 6 milyara ulaştı Yeni Kent ve Kent Yoksulları Endüstrileşmenin merkezi kentler oldu. Buna bağlı olarak eski kentler, büyük bir dönüşüme uğradı. Öncelikle kentlerin nüfus yapısı değişti. Endüstrinin ihtiyaç duyduğu insan gücü, kırlardan kentlere aktı. Kırsal alanda endüstriyel tarımın başlaması kır nüfusunu büyük ölçüde topraksızlaştırdı. Üretken nüfus ihtiyacı duyan kentlerin görece çekiciliği ve kırsal alanın topraksızlaşmaya bağlı iticiliği, geleneksel kentlerin hızla büyümesine, varoşların ve gecekondulaşmanın ortaya çıkmasına yol açtı. Erken endüstrileşen ülkelerde kentler, gecekonduların doğmasına engel olacak biçimde işçi yurtları şeklinde gelişen düzenli yeni mahallelerin kurulmasıyla gelişirken, geç endüstrileşen ülkelerdeki kentler, çarpık büyüdüler. Çarpık büyümenin en önemli göstergesi plansız kentleşme ve gecekondulaşmadır. Buralarda görece erken kente gelenler işçileşirken, iş gücü ihtiyacının doymasından sonra gelenler işsiz ya da geçici işlerde çalışan kent yoksullarını meydana getirdiler Yoğun Endüstriyel Tarım Tarımdaki büyük nüfus kaybı ve makinenin tarlaya girmesi, tarım alanında da büyük bir dönüşüme yol açtı. Tarımda ortaya çıkan bu değişim şu şekilde özetlenebilir: 1) İnsan ya da hayvan gücünün yerini makine kullanımı aldı. 2) Besinler yerine yoğun endüstriyel bitki üretimine geçildi. 3) Gübre, tohum, mazot gibi piyasadan temin edilen kaynak kullanımında yoğunlaşma ortaya çıktı. 4) Nüfus artışı yaşandı ve kırdan kentlere göç ile kentlerin nüfus yoğunluğu iyice arttı. 5) Tarımda da uzmanlaşma ortaya çıktı. Tarımda makineleşmeye bağlı olarak bir dizi meslek erbabı ortaya çıktı. 6) Üretimde kaynakların çoğalması ve bunların üretimdeki önemlerinin artması tarımda ticari ilişki ağının genişlemesine yol açtı. 7) Tarımcılar giderek dünya ekonomisinin dalgalanmalarına, fiyat artış ve düşüşlerine daha fazla duyarlı hale geldiler. Bütün bu gelişmelere karşın, insan ve hayvan gücü endüstriyel tarımdan hâlâ tam olarak dışlanmış değildir. Bazı bölgelerde üretimin belli evrelerinde insan veya hayvan gücünden yararlanılmakta ve makineler belirli bir evrede devreye sokulmaktadır. Örneğin pamuk ve pancar toplayıcılığı gibi yoğun emek gerektiren üretimlerde insan emeğinin yeri hâlâ devam etmektedir. Tarımda makineleşmenin genelde olumsuz sonuçlara yol açtığı söylenebilir. Geleneksel olarak tarımla uğraşan geniş bir kesim işsiz kalmış ve kentlere ya da başka çekim merkezlerine (Türklerin Avrupa ya işçi olarak göçü) göç etmişlerdir İKTİSADİ EŞİTSİZLİK, AZ GELİŞMİŞLİK VE ÜÇÜNCÜ DÜNYA Batı Avrupa ve Kuzey Amerika toplumları Endüstri Devrimi ni yaparak yeni bir çağa atladıkları halde, dünyanın geri kalanı bu dönüşümü gerçekleştiremeyerek tarım toplumu olarak kaldı. Bu durum iktisadi bir eşitsizliği doğurmuştur. Bu eşitsizlik, dünyada yeni bir iktisadi ve siyasal hiyerarşi meydana getirdi. Bu hiyerarşinin bir tarafında zengin Batı yer alırken, diğer tarafında yoksul Üçüncü Dünya yer aldı. Üçüncü Dünya, II. Dünya Savaşı ndan önce büyük ölçüde Batı nın sömürgeleri olan ve savaş sonrasında bağımsızlıklarını kazanıp ulus-devletler haline gelen Asya, Afrika ve 19.yy da bağımsızlıklarını kazanan Güney Amerika ülkeleridir. Bunun dışında Doğu Avrupa ülkeleriyle Sovyetler Birliği nin, Çin, Kore ve Küba nın bulunduğu bir İkinci Dünya (Sosyalist Blok) mevcuttu. Dünyadaki temel siyasal ve iktisadi çelişki zengin Batı ile Üçüncü Dünya arasındaki çelişki olarak tanımlanmıştır. Bu çelişki çeşitli kavramlarla anlatılmaya çalışılmıştır. 18
20 6. ÜNİTE KENT, DEVLET VE ENDÜSTRİ Dünyada kapitalist piyasa ekonomisinin yayılmasıyla birlikte, Endüstri Devrimi ni yapmış ülkelerle diğerleri arasında açık bir iktisadî düzey farkı ortaya çıkmıştır. Yoksulluk, göç gibi toplumsal durum ve hareketleri besleyen bu fark, kalkınma iktisatçıları tarafından az gelişmişlik kavramıyla açıklanırken, öte yandan kültürel gecikme, kültürel açıdan kötü uyarlanma gibi sonuçlar doğurmuştur Küreselleşme Sosyalist Blok un çöküşünden sonra dünya kapitalist ekonomisi, sermayenin dünyanın bütün kesimlerine yayılmasını sağlayacak biçimde yeniden örgütlendi. Bu sürece sermayenin küreselleşmesi denir. Küreselleşmeye paralel olarak kültür alanında da büyük bir değişim ortaya çıktı: 1) Yerel kültür ortadan kalktı. Belirli bir kültürün sınırından söz etmek olanaksız hale geldi. 2) Güvensiz yeni ekonomik koşullar yeni bir kaos hali yarattı. Bu kaos kökten dinci, aşırı milliyetçi hareketlerin güçlenmesine yol açtı. 3) Küreselleşme ile pek çok kültürel şey geçici ve anlık hale geldi. 4) Bu çerçevede kimlik arayışı öne çıktı. İnsanlar artık bir anda etnik, dinsel, cinsel, sınıfsal ve ulusal pek çok kimlikle yaşamaktadır Tüketim Kültürü, Popüler Kültür ve Moda Endüstrileşmenin ilk döneminde üretim çok önemliydi ve insanlar kimliklerini üretimci niteliklerinden almaktaydı. Bu nedenle sınıfsal kimlikler ön plandaydı. Ancak endüstri toplumunun ikinci çağında, yani küreselleşme döneminde tüketim önem kazandı. İnsanların ne tükettikleri ve nerede tükettikleri kimliklerinin önemli bir parçası haline geldi. Bugün kültürel hayat plazalar içinde toplanmış büyük mağazaların, yeme içme mekânlarının ve eğlence yerlerinin etrafında dönmektedir. Belirli bir merkezde örgütlenmiş ve zincirleme mağazalar yoluyla dünyanın her yerine yayılmış ürünlerin tüketimi bir değer ölçüsü haline gelmiştir. Endüstri toplumunda yerel ve değişme eğilimi düşük kültürel örüntüler, yerini çok hızla değişen kültürel örüntülerle yer değiştirmeye başladı. Bu hızlı değişme ortamında bir kültür ihtiyacı ortaya çıktı ve içinde sinemanın, müziğin, sporun, medyanın ve çeşitli tüketim eğilimlerinin üretiminin yer aldığı bir kültür endüstrisi doğdu. Kitlelerin tüketimine açık bu kültüre popüler kültür denilmektedir. Popüler kültür, halkın standart tüketiciler kitlesi halini aldığı, üretilip kendisine sunulan ürünleri denetleme ve belirleme olanağının bulunmadığı, içinde yaratıcı ve geliştirici olarak yer almadığı, ticarî ve endüstriyel kurumlar tarafından üretilen ve dağıtılan kültürdür. Popüler kültür, tüketim toplumundan ayrı düşünülemez. 19 Popüler kültürün yarattığı en önemli kurumlardan birisi modadır. Moda dediğimiz giyim-kuşam tarzı, her yıl değişen ve belirli merkezlerce üretilen tarzlardır. Modanın yanı sıra eğilimler (trend ler) de ortaya çıktı. Bu eğilimler genellikle medya tarafından tanıtılıp yayılıyor ve geniş kitlelere mal olan bu tanıtımlar geçici tüketim eğilimlerinin belirli dönemlerde geçerli kılıyor. Marka tüketimi de bu trend ler çerçevesinde gelişiyor Beslenme ve Sağlık Endüstri devrimiyle beslenmenin de doğal biçiminden koptuğu ve sentetik ürünlere dayanmaya başladığı görülür. Özellikle günümüz iş yaşamının koşulları nedeniyle yeme-içme tarzı değişmiş, ayaküstü atıştırma (fast-food) düzenli yemek yemenin yerini almıştır. Ayaküstü atıştırılan yiyecekler ise genellikle enerji bakımından zengin ama diğer besleyici öğeler bakımından fakir yiyeceklerdir. Bu durum, özellikle çalışan sınıflarda şişmanlık (obezite), kalp ve damar hastalıkları, kanser gibi endüstri çağının hastalıklarının yayılmasına yol açmıştır. Yoğun endüstrileşme ve tüketim nedeniyle ekolojik dengeler bozulmuş, AIDS, SARS, kuş gribi gibi yeni salgınlar insanlara musallat olmaya başlamış, bu hastalıklar ölüm nedenleri arasında önemli yer edinmeye başlamıştır ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK, ÇOK KÜLTÜRCÜLÜK Çokkültürlülük ve Çokkültürcülük Endüstri toplumunun yarattığı yoğun göç ve bu karmaşık nüfusun kentlerde toplanması, pek çok farklı kültürün ve kültürel eğilimin yan yana yaşamasına yol açtı. Endüstri toplumunun yarattığı sosyal devletin zayıflaması, beraberinde başka dayanışma biçimlerini ortaya çıkardı. Bunlar arasında etnik ve dinsel gruplar, cemaatler ve hemşehrilik ilişkileri ön plana çıkmıştır. İşlevleri kimi zaman sendika ya da siyasal parti gibi daha geniş birliklerin işlevleriyle örtüşebilmektedir. Bu yeni toplumsal örüntüye çokkültürlülük denir. Endüstri toplumunu yönetenler, bu gelişmelerin yol açacağı çatışmaları en aza indirebilmek için çok kültürlü yapıları kabul etmiştir. Böylelikle endüstri toplumunun ilk dönemine özgü ulus kurgusu, yerini çeşitli kültürlere mensup insanların oluşturduğu yeni bir toplum kurgusuna bıraktı. Bu süreçte bu kimliklerin yok edilmeye çalışılması yerine korunması ve topluma bu yolla entegre edilmesi benimsendi. Bu yeni siyasete ise çokkültürcülük denmiştir.
21 6. ÜNİTE KENT, DEVLET VE ENDÜSTRİ 6.6. ANTROPOLOJİDE YENİ YÖNELİMLER Kültürel Çalışmalar Okulu Çokkültürlü yapıların kabul edilmesi, özellikle endüstrileşmiş Batı ülkelerinde kent sosyolojisini kentleri oluşturan karmaşık nüfusun kültürel niteliklerini ve bu yeni ortamdaki kültürel değişmesini araştırmaya yöneltti. Ayrıca endüstri toplumunda egemen hale gelen kitle kültürü ve kültür endüstrisi (sinema, kitle iletişim araçları, edebiyat biçimleri vs.) araştırılacak diğer konu oldu. Bu çerçevede sosyoloji ile antropolojinin kesişme noktasında kültürel çalışmalar adını alan yeni bir çalışma sahası doğdu. Kültürel çalışmalar okulu, büyük ölçüde kentli toplumun odağında gelişen popüler kültürün, iletişim biçimlerinin, tüketim tarzlarının, modanın, kitle iletişim araçlarının, boş zamanların, yeni edebiyatın, kimliğin ve kimlik ideolojilerinin incelendiği geniş bir alan olarak tanımlanır Endüstriyel Antropoloji (Ergonomi) Endüstri toplumunun ihtiyaçları, fiziksel antropolojinin de bu yönde yeni teknik ve yöntemler geliştirmesine yol açmıştır. Endüstriyel antropoloji, fiziksel antropoloji ile antropometrinin en yeni uygulama alanıdır. Antropometri: İnsan bedeninin ve iskeletinin boyut, biçim ve bileşim yönünden ölçülmesidir. İnsanların kullanımına sunulan makinelerin, araçların, mobilya ve giysilerin tasarlanmasında antropometriden faydalanılarak belli standartlar oluşturulmuştur. Örneğin okullarda kullanılan mobilyalar, askerler için hazırlanan üniformalar, otomobillerin iç donanımı, uçaklarda kokpitlerin tasarımı gibi konularda endüstri antropolojisinin veri ve tekniklerinden yararlanılmaktadır Uygulamalı Antropoloji Artık antropologlar yalnızca çeşitli kültürleri incelemek, mevcut sorunları saptamak ve bunların nedenlerini araştırmakla yetinmemekte; toplumsal ve kültürel sorunların çözümünde yapıcı bir rol oynamaya da çalışmaktadırlar. İşte bu çabalar sonucunda uygulamalı antropoloji doğmuştur. Bugün insanlar ve toplumlar, dünya ekonomik sisteminden ve küreselleşmeden kaynaklanan yeni durumlara uyum ve uyarlanma sorunları yaşamaktadır. Gelişmeler çok hızlı ve çok etkilidir. Teknoloji bir yandan doğal afetlerle başa çıkma kapasitesini arttırsa da, öte yandan ekolojiye geri dönüşsüz zararlar verebilmektedir. Bu türden bir gelişme, eski hayatlarını sürdürmeye çalışan pek çok yerli halkın yeni hastalıklar ve yer yer soykırımlar yüzünden ölümünü, birçok hayvan ve bitki türünün yok olmasını, çevre kirlenmesini, ormansızlaşmayı, nükleer tehditleri, kimi yerlerde mülksüzleşmeyi ve topraksızlaşmayı getirmiştir. Dolayısıyla kalkınma ile insan varlığı arasında bir çatışma doğmaktadır. Uygulamalı antropoloji bu uyumsuzluğun giderilmesine yönelik sistemli çabaları kapsar. Kalkınma projelerinin ve endüstri yatırımlarının insana ve çevreye verdiği zararı en aza indirmeye olanak verecek toplum ve kültür araştırmasını yürüten antropologlar, böylelikle kültürel ve ekolojik zenginliğin iktisadî gelişmeye feda edilmemesine çalışırlar. Bugün kalkınma projelerinin pek çoğu, oluşturacağı toplumsal ve çevresel etkiyi de ölçme gereği duymaktadır. Artık bu araştırma sürecine yoğun biçimde antropologlar da katılmakta ve bu sayede uygulamalı antropolojiye ilişkin geniş bir birikim oluşmaktadır. 20
22 7. ÜNİTE EVLİLİK VE AKRABALIK 7. ÜNİTE EVLİLİK VE AKRABALIK 7.1. Evlilik ve Aile Evlilik ve Evlilik Yoluyla Oluşan Toplumsal Ağlar ile Mübadele İlişkileri Evliliğin kurumsallaşmasına dayanak teşkil eden asıl etken, insan yavrusunun uzun süreli bağımlılığıdır. İnsan yavrusunun bu bağımlılığı onun uzun süreli bakımını ve korunmasını zorunlu kılmıştır. Bakıma ihtiyaç duyulan dönem insan için primat türleri içinde en uzun süreyi (6 yıl) kapsar. Evliliğin ikinci önemli işlevi cinsel rekabet sorununu gidermesidir. Diğer türlerin aksine insan erkeğinin ve dişisinin cinsel faaliyete sürekli açık olması, topluluk içinde yıkıcı ve topluluğu çözücü bir rekabete yol açabilir. Dolayısıyla evlilik yoluyla, kimin kimle cinsel ilişki kurma izninin olduğu tanınmış olduğundan, bu rekabetin önüne geçilir. Evliliğin üçüncü işlevi iktisadidir. Evlilik yoluyla kurulan birlik, cinsel iş bölümünü ve cinslerin birbirinin emeğinin ürününden yararlanmasını düzenler. Böylelikle evlilik yoluyla iktisadi bir birim olan hane ortaya çıkmış olur. Küçük-ölçekli toplumlarda, evlilik aynı zamanda bir toplumsal statü sağlar. Buna karşılık modern kentli toplumlarda toplumsal rolü kazandıran şey, evlilik kurumu değil kişilerin uzmanlaşma ve tabakalaşma yoluyla toplumda işgal ettikleri mevkilerdir. Kadın ile erkeğin evlilik bağı, bu iki bireyin ötesinde daha geniş bir akrabalık ve arkadaşlık çevresi yaratır. Bu yeni toplumsal ağlar yoluyla çift, yeni iktisadi olanaklara, yeni dayanışma ilişkilerine ve siyasal bağlantılara açılabilir. Bu yolla iş bulmak, yeni statüler edinmek, yeni barınma olanakları sağlamak ya da borç para bulmak kolaylaşabilir. Evlilik aynı zamanda bir mübadele ilişkisinin de kurulmasını sağlar. Evlenen taraflar evlilik yoluyla karşılıklı hak ve ayrıcalıklar yaratan bir kaynak ve kişi mübadelesine girerler. Çeyiz, drahoma, nişanlılık armağanları, başlık parası bu mübadele ilişkisinin iktisadi araçlarıdır. Ayrıca berder ve karşılıklı yeğen evlilikleri gibi takasa dayalı evlilik biçimleri de bu mübadeleyi sağlar. Evlilik aynı zamanda iktisadi bir birliktir ve evlenen kişilerin evlenme karşılığında kendi grubuna veya içine girdiği gruba kazandırdığı iktisadi bir değer vardır. Bu değerin mübadele edildiği çeşitli uygulamalar vardır. Bunların başında başlık uygulaması gelir. Bir başka uygulama çeyiz veya drahoma biçiminde tecelli eder. Çeyiz, kadının aile grubundaki miras payını önceden almasıdır. Drahoma: Başlık parasının tersi olan bu uygulamada kadının ailesi erkek tarafına bir tür düğün hediyesi olarak para veya mülk verir İç ve Dış Evlilik a) İçevlilik (endogami): Kişinin kendi grubu (kast, boy, klan, akraba) içinden evlenmesidir. İçevlilik, grup içinden evlilik olduğu için grubu dışarıya kapalı tutar ve mülk, servet, kaynak ve soy dağılımını önler. b) Dışevlilik (egzogami): Kişinin kendi grubu dışından evlenmesidir. Evlenenler arasında akrabalık bağı yoktur. Dışevlilik, grupları evlilik yoluyla akraba yapan evlilik biçimidir Tekli ve Çoklu Evlilik a) Tekeşlilik (monogami): Tek bir erkeğin veya kadının sadece tek bir kadınla veya erkekle evlenmesine izin veren sisteme tekeşlilik (monogami) adı verilir. Bu sistemde ikinci bir eşle evlenmek ancak eşin ölümü veya boşanma halinde mümkündür. Boşanmanın hukuken ve kültürel olarak mümkün olduğu toplumlarda kişinin boşanıp yeniden evlenmesi biçiminde tezahür eden evlilik biçimine dizi tekeşlilik adı verilmektedir. b) Çokeşlilik (poligami): Kadının veya erkeğin aynı zaman dilimi içerisinde birden çok eşle evlenmesi durumuna çokeşlilik denir. Çokkarılılık (polijini) ve çokkocalılık (poliandri) olmak üzere 2 türlüdür. Çokkarılılık (polijini) aynı anda birden fazla kadınla evli olma durumudur. Çokkocalılık (poliandri) aynı anda birden fazla erkekle evli olma durumudur Yerleşme ve Evlilik Biçimleri a) Neolokal (yeniyerli): Evlenen çiftin yeni bir ev açmasına yani ailelerinden bağımsız bir çevreye yerleşmesine Neolokal evlilik denir. Modern toplumlarda daha çok görülür. b) Patrilokal (babayerli): Kadının kocanın ailesinin yanına yerleşmesine patrilokal evlilik denir. Erkekegemen (ataerkil) toplumlarda daha çok görülür. c) Matrilokal (anayerli, içgüveysilik): Kocanın kadının ailesinin yanına yerleşmesine Matrilokal evlilik denir. Anasoylu toplumların büyük bölümünde görülür. d) Dayıyerli: Evlenen çift karının dayısının yanına ya da yakınındaki bir yere taşınır. Anasoylu toplumlarda görülür. e) Ambilokal: Evlenen çiftlerin, erkeğin ya da kadının ebeveyninin yanında yerleşme konusunda özgürce seçim yaptığı evliliktir. f) Bilokal (çiftyerlilik): Erkeğin ve kadının ebeveynini yanında sırayla ikamet edilir. Hem kadının hem de erkeğin ailesinin yanında evliliği sürdürmedir. Eşlere yeni bir çadır kurulmaz.
23 7. ÜNİTE EVLİLİK VE AKRABALIK Eş Seçme Biçimleri Eş seçme seçeneklerinin kültür tarafından belirli mecralarla sınırlandığı evliliklere tercihli evlilik denilir. Aileler, gruplar ve aşiretler içinde ve arasında bağlayıcı nitelik taşıyan ve evlenecek çiftlere ilişkin tercihlerin, izinlerin ve yasakların belirli kurallar doğrultusunda önceden belirlendiği bu evlilik ilişkisinde aile reisleri, en saygın kişi veya aşiret reisi karar verici konumdadırlar. Bu tür evliliklerde bireysel kararların ve tercihlerin önemi yoktur. Eş seçme biçimlerinde belirleyici ilk süreç, iç ve dışevlilik süreçleridir. Özellikle içevlilik, eş seçme tercihlerini oldukça sınırlar. İçevlilik uygulamalarında en sık karşılaşılan biçimler, paralel ve çapraz kuzen evlilikleridir. Bu evlilik biçimleri birer akraba evliliğidir. Amca ve teyze çocukları gibi aynı cinsten kardeşlerin çocukları arasındaki evlilik paralel kuzen evliliği, hala ve dayı çocukları gibi ayrı cinsten kardeşlerin çocukları arasındaki evliliğe ise çapraz kuzen evliliğidir. Bir başka tercihli evlilik türü, evlenecek iki erkeğin birbirlerinin kız kardeşleriyle evlenmesi biçiminde işleyen berdel (berder, dizi kardeşler evliliği) dir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu da yaygın olan bu evlilik daha çok başlık parası vermekten kaçınmak için, yoksul ailelerin başvurduğu bir evlilik yoludur. Dışevlilik, bazı toplumlarda eş arayan erkeklerin bir tür maceracı gibi hareket etmesine neden olur. Bu tür durumlarda yakın köylerdeki eş adaylarının çoğu yakın akraba olduğu için evlilik mümkün değildir. Yakın çevredeki seçeneklerin sınırlı oluşuyla baş edebilmenin bir başka yolu da eşi kaçırmaktır. Ancak bu tehlikeli bir yoldur, bu nedenle çok tercih edilmez Yeniden Evlenme Örüntüleri Modern toplumlarda eşin ölümü ya da boşanma durumda, kişinin yeniden evlenmesi büyük ölçüde kendi tercihlerine bağlıdır. Fakat küçük ölçekli toplumlarda bu seçim kurumsallaşmıştır. Bunlardan biri Levirat, diğer ise Sororat evliliktir. Levirat evlilikte, erkek eş öldüğünde, karısı kocasının erkek kardeşlerinden biriyle evlenir. Böylelikle ilk evlilikten olan çocuklar için baba soyunu sürdürmek mümkün olacaktır. Sororat ise leviratın tersidir. Yani karısı ölen erkeğin, onun kız kardeşlerinden biriyle (baldızla) evlenmesidir. Bu da ataerkillikle ilişkili bir uygulamadır. Sorarat Türkiye de görülebilmektedir. Türkiye de de görülen bir başka yeniden evlenme örüntüsü taygeldi evliliğidir. Taygeldi, çocuklu dul bir erkekle çocuklu dul bir kadının kendilerinin ve çocuklarının evlenmesidir. Önce çocuklar birbirleri ile evlendirilir daha sonra dul yetişkinler evlenir. Pek çok Afrika toplumunda ise hayalet evliliğine rastlanır. Özellikle Nuer lerde ölen bir adamın kardeşi, kardeşi adına dul yengesiyle evlenir, bu evlilikten doğan çocuklar ise ölü kocanın sayılır. Bazı toplum ve kültürler yeniden evlenmeyi onaylamaz. Bunun en uç örneği dul kalan kadının, kocasına öteki dünyada da hizmet etmesi için intihar etmesi veya öldürülmesi uygulamasıdır Aile ve Hane Ebeveyn (anne-baba) ve çocuklardan oluşan en küçük akraba-temelli toplumsal birime aile denilir. Eğer anne-baba ve evlenmemiş çocuklarsa bu aile buna çekirdek aile denir. Sanayileşmesini tamamlamış toplumlarda ve modern toplumlarda yaygın olarak görülür. Anne-baba ve evlenmemiş çocuklara, o aileden bir akraba (dayı, hala, teyze, amca gibi) veya evlenen çocuklar katılırsa geniş aile adını alır. Yani birden fazla kuşağın bir arada oturduğu ya da daha fazla ailenin bir arada yaşadığı aile modelidir. Ailenin en önemli işlevi üremenin temini ve türün devamıdır. Ancak, aile aynı zamanda bir dayanışma ve ekonomi birimidir. Aile, iktisadi ve demografik bir birimdir. Bu haliyle aile hane adını alır. Endüstri öncesi toplumlarında üretim, dağıtım ve mülkiyet ilişkileri çoğunlukla aile içinde gerçekleşir. İktisadi işlevlerinden arınan endüstri toplumunun aile yapısı, artık daha çok çocuğun kültürleme yoluyla toplumsallaştırılması esasına göre örgütlenmektedir. O nedenle, endüstri toplumlarında geniş aile modelleri çoğunlukla ortadan kalkmış ve kapitalist üretim ve tüketim ilişkilerine uygun olan ebeveyn ile az sayıda çocuktan ibaret çekirdek aile biçimi yaygınlaşmıştır AKRABALIK VE SOY Akrabalık, soy ve evlilik yoluyla kültürel olarak kabul edilmiş toplumsal ilişkiler sistemidir. Akrabalık insan toplulukları için iki temel işlevi yerine getirir. Birinci temel işlevi, statü ve mülkiyetin bir kuşaktan diğerine aktarılmasıdır. Akrabalığın ikinci temel işlevi, toplumsal grupları oluşturması, insanlar arasında dayanışmanın sağlanması ve grubun sürekliliğinin sağlamasıdır Akrabalık Kategorileri Birbirinden ayrı olan ama karşılıklı ilişkisi bulunan iki akrabalık türü söz konusudur: Bunlardan biri kandaşlıktır. Kandaşlık biyolojik temelli bir soy akrabalığıdır; hısımlık ise evlilik yoluyla edinilmiş akrabalıktır. Antropologlara göre 6 tür akrabalık sistemi vardır. 22
24 7. ÜNİTE EVLİLİK VE AKRABALIK 1) Hawai Sistemi: En az sayıda terimi kapsayan en yalın akrabalık sistemidir. Aynı kuşakta yer alan ve aynı cinsiyetten olan bütün akrabalar aynı adla anılırlar. Bütün kadın kuzenler kız kardeş, bütün erkek kuzenler ise erkek kardeş olarak anılır. Anne-babanın kuşağında yer alan bütün akrabalar için de, sadece cinsiyetlerine göre ayrışacak şekilde aynı terim kullanılır. 2) Eskimo sistemi: Bu akrabalık sisteminde kuzenler, erkek ve kız kardeşlerden ayırt edilerek isimlendirilmekle birlikte, bütün kuzenler aynı akrabalık kategorisi içinde yer alır. Ebeveynlerin kız ve erkek kardeşleri ebeveynlerden ayrı bir kategoriyi teşkil ederler, ancak cinsiyetlerine göre ayrı adlarla anılırlar. Teyze-hala, amca-dayı arasında ayrım yoktur. 3) Sudan Sistemi: Sudan sistemi, bütün sistemler arasında en fazla ayrım içeren sistemdir. Burada bütün kuzenlere farklı bir ad verilmektedir. Bu sistemde amca, hala, dayı ya da teyze çocuklarının her biri, kız ya da erkek oluşlarına göre ayrı bir adla anılır. Babayanlı soya göre örgütlenmiş ve karmaşık bir iş bölümüne, belirgin bir toplumsal tabakalaşmaya sahip toplumlarda görülür. 4) Omaha Sistemi: Daha çok Omaha Kızılderili kabilesinde görülen bu sistem Babayanlı soyla ilişkilidir. Bu sistemde aynı kuşaktan birkaç akraba için aynı terim kullanılır: örneğin baba ile amca, anne ile teyze aynı adla anılır. Benzer biçimde erkek kardeşlerle paralel erkek kuzenler, kız kardeşlerle paralel kız kuzenler de aynı adla anılır. Ancak anayanlı ilişkiler söz konusu olduğunda, kuşak farkı pek gözetilmeden, anne, teyze ve dayının kızı ile dayı ve dayının oğlu aynı adı almaktadır. 5) Crow Sistemi: Omaha sistemindeki anayanlı örüntüye benzediği söylenebilir. Babanın anasoyundaki akrabaları (baba, amca, halaoğlu ile hala ve halakızı) cinsiyetlerine göre aynı adla anılırken ana yanındaki akrabalar arasında kuşak farkları gözetilir. Buna uygun olarak, kişinin annesi ve teyzesi aynı adla, kız kardeşi ve paralel kız kuzenleri aynı adla, erkek kardeşiyle paralel erkek kuzenleri aynı adla anılırlar Akrabalık Temelli Gruplar ve Soy Akrabalık temel bir toplumsal ilişki formudur ve küçük-ölçekli toplumlarda genellikle grupların oluştuğu en önemli ya da tek araçtır. Akrabalık grupları, yardımlaşma, saldırma ya da savunma, törensel birlikler oluşturma, siyasal bir grup, lobi grubu ya da idareci bir klik olma türünden işlevler ve amaçlar yüklenebilir, bu amaç ve işlevler etrafında örgütlenebilir. Bunların yanı sıra akrabalık temelli bir grubu, ekonomik bir birim olarak da görebiliriz. Küçük ölçekli toplumlarda akrabalık toplulukları genellikle ortak mülk sahibi birimlerdir. Toplumlar karmaşıklaştıkça ortak mülkiyet alanı aile birimine kadar daralır, daha sonra modern toplumlarda bireysel mülkiyete dönüşür. Akrabalık temelli gruplar büyük ölçüde soy esasına göre örgütlenir. Soy kavramı, kişiyi atalarına bağlayan, toplumsal ve kültürel olarak tanınmış bağdır. Soy, ortak bir erkek ya da kadın ataya dayalı akraba grubudur. Soyun toplumsal ilişkilerde rolü ve belirleyiciliği bazı kültürlerde çok güçlüdür. Özellikle atalara tapmaya dayanan dinsel yaşamları olan toplumlar, zenginlik ve siyasal iktidarın dağılımında soy ilişkilerine birincil bir rol tanırlar. Birçok küçük ölçekli toplumda toprak soy mensuplarının ortak mülkiyeti altındadır. Belirlenmiş soy ilkelerine göre belirli biçimlerde izlenen soy çizgileri, kişilerin toplumsal konum, kamusal katılım gibi birçok ilişkisine belirli sınırlar getirir. Tek hatlı soy, en kısıtlayıcı olandır. Burada sadece erkeğin ya da sadece kadının soy çizgisi izlenir. Erkek soy çizgisine babayanlı, kadın soy çizgisine ise anayanlı soyadı verilir. Bazı kültürlerde soy her iki yandan da izlenir: bunlara çift hatlı soy denmektedir. Bazı toplumlarda ise her iki soy çizgisi de kabul edilmekte, hangisini seçeceği, kişinin isteğine bırakılmaktadır. Başka bazılarında ise kadınlar anayanlı soyu, erkekler ise babayanlı soyu izler; buna da paralel soy çizgisi denmektedir. 6) Iroquis Sistemi: Kişinin anne-babasının kuşağını ele alış tarzı bakımından Crow ve Omaha sistemlerine benzer. Bu sistemde kişinin babası ile amcası aynı adla, anası ile teyzesi aynı adla anılmaktadır. Ancak çapraz kuzenlerin ele alınış biçimi farklıdır. Bu sistemde çapraz erkek kuzenler (amcaoğlu ile dayının oğlu) ile çapraz kız kuzenler (halanın kızı ile dayının kızı) ayrı birer kategori altında toplanmıştır. 23
25 8. ÜNİTE DİN VE KUTSAL 8. ÜNİTE - DİN VE KUTSAL İnsanların varoluşunu anlamlandırma sorunu, temel bir sorundur. Doğaüstü bir gücün yaratıcılığına ve bizlerin varoluşu dâhil her şeyi bilinçli bir biçimde inşa ettiğine inanç, bu tatmin edici yanıtlara ulaşmamıza aracılık eden en önemli yollardan biridir. Biz bu aracın dünyevi kurumlar ve mekanizmalar aracılığıyla düzenlenmiş, ilkelere bağlanmış biçimine kısaca din diyoruz. Dinin temelinde inanç yatmaktadır. Düzenlenmiş, kurallara bağlanmış inançlar (iman) ile doğaüstü ile bağ kurma yolları (ayin ve ibadet) dinin iki önemli ayağıdır. Antropologlar herhangi bir dini inancın doğruluğu veya yanlışlığıyla ilgilenmez, onları ilgilendiren, belirli bir inanç biçiminin ortaya çıkış ve varoluş nedenlerini inceleme; onların diğer dinsel inançlarla, toplumsal alanla, tarihsel ve ekolojik etkenlerle ilişkisini ve nasıl değişime uğradığını anlamaktır. Kutsallık kavramı ise dini aşar. Din, kutsallık alanının önemli bir bölümünü işgal etse de insanların din dışı birtakım simgelere, yerlere kutsallık atfetmesi mümkündür. Günümüzde, insanlar zaman zaman dinsel kutsalların yerini alacak yeni kutsallar yaratmışlardır. Milli marş, bayrak, sancak, devletin kurucularının ve ulusun önderlerinin mezarları vb. yeni bir kutsallık alanının ortaya çıktığı söylenebilir. Ayrıca dünyanın ve evrenin yaratılışına ilişkin kozmolojiler, mitolojiler ve dünyanın ve evrenin nasıl yok olacağına dair kıyamet senaryoları olan eskatalojiler de kutsal alanında yer alır DİNİ İNANCIN KURUMSALLAŞMASI İnsanlar çeşitli nedenlerle inanma ihtiyacı duyarlar. Ancak bu ihtiyacın giderilmesi din adını verdiğimiz sistemleşmiş kurumlar aracılığıyla sağlanır. Din, doğrudan doğruya doğaüstüne işaret eder. Doğaüstü kavramı, gözlemlenebilir dünyanın ve duyularımızla algıladığımız çevrenin ötesini anlatır. Doğaüstü alanda zaman yoktur, burası mutlak kudretin ve sonsuz mutluluğun alanıdır. Doğal dünya ise zamanlıdır, insan doğal dünyada sorunlu bir kaderi yaşar. Doğal dünya, dinler tarafından doğaüstündeki sonsuz mutluluk alanına ulaşmak için bir sınav yeri olarak kurgulanır. İnsanlar, doğaüstü olarak kurgulanan kutsalın bir parçası olmak için, bu dünyadaki yapıp etmelerini (amellerini) olabildiğince dinin emirlerine uydurmaya çalışırlar ve bu yolla öldükten sonra kutsalın parçası olmayı hak etmeye çalışırlar. Ancak hayali olarak canlandırılan kutsalın, bir şekilde dünyevi alanda temsil edilmesi gerekir. Bu temsil, dünyada olup biten doğa olaylarının ya da canlıların başına gelenlerin doğaüstü güçlere atfen yorumlanması biçiminde gerçekleşir. Bu temsil bazen belirli eylemlerle de gerçekleştirilir. Biz bu eylemlere ayin deriz. 24 Dini yaşanır kılan ve insanların tek tek dünyevi ortamdan kutsal alana geçmesini sağlayan törenlerle (ayin) din insana ulaşır. Ayinler, belirli zaman ve mekânlarda tekrar edilen, büyük ölçüde kalıplaşmış, bir programa göre tekrarlanan davranışlardır. Dolayısıyla din, kutsal simgelerin inanç ve eylemler yoluyla anlamlandırılmasında, yorumlanmasında ve bunların ayinsel kullanımında gerçekliğini kazanır ve toplumsal bir kurum haline gelir. Dinin bir boyutu inanç ise diğer boyutu bu inancı ifade etmek ve bu inanç etrafında bir dayanışma ve kimlik yaratmak amacıyla düzenlenen ritüel boyutudur. Ritüel boyutu, kutsallığı simgeleştiren ayinler ve çeşitli ibadet biçimlerini içeren kurumsallaşmış davranış örüntüleridir. Bu örüntüler bir eylemin yerine getirilmesi ya da bazı eylemlerden kaçınmak biçiminde gerçekleşir. İslam daki cuma namazı, Ramazan orucu; Hristiyanlıktaki büyük perhiz bu boyutun görünür örnekleridir. Bütün bu ayinsel davranışlarda hedef; bireylerin belirli simgeleri, hareketleri ya da kaçınma biçimlerini kullanarak kutsalla bağlantıya geçmesidir DİN VE UYARLANMA Toplumların yaşadıkları çevreye uyum sağlama biçimleri ve bu biçimlerin yerleştirdiği dünya görüşü, son tahlilde, onların inanç sistemlerini de etkilemektedir. Anthony Wallace kültürlerin yaşam ve geçim biçimleriyle uyarlanma tarzları bakımından dört temel din kategorisinin varlığından söz eder: 1) Şamanistik inançlar sistemi: Şaman uygulamaları genellikle bütün mesaisini dinsel alana vakfetmemiş din uzmanlarına dayanır ve göçebe-çoban ya da avcı-toplayıcı toplumlarla ilintilidir. 2) Komünal inanç sistemi: Komünal inanç sistemleri, şamanistik uygulamaların kurumsal hale dönüşmesiyle ortaya çıkarlar. Avcıtoplayıcılarda ve küçük ölçekli tarımcı toplumlarda bu tür inanç sistemlerine rastlanır. 3) Olymposçu inanç sistemi: Örgütlü dinin ilk biçimidir. Komünal inanç sistemlerinin gerektirdiği birlikte ibadet ritüellerini yöneten profesyonel bir ruhban sınıfı devreye girer. Bu ruhban sınıfı hiyerarşik ve bürokratik biçimde örgütlenmiştir. Beylik tipi örgütlenmelerde ve devletli tarım yapılarında bu tür dinler görülür. 4) Tektanrıcı sistemi: Bütün doğaüstü varlık alanı mutlak kudret sahibi tek bir tanrının denetiminde ve birliğinde görülür. Tarımcı toplumlarda ve endüstriyel toplumlarda tektanrıcı dinler görülür.
26 8. ÜNİTE DİN VE KUTSAL 8.3. TEMEL İNANÇ SİSTEMLERİ Animizm, Animatizm ve Animalizm: Animizm ruha tapınma demektir. Animizm insanlarda ve diğer canlılarda var olduğu düşünülen ruhların fiziksel çevrede bulunan her türlü nesnede de bulunduğuna inanılmasıdır. Animatizm ise bunun bir adım öncesidir ve insanların bütün doğayı canlı olarak algılaması biçiminde tanımlanabilir. Bu, doğaüstü güçlerin varlığına dair inanç için ilk basamaktır. İlk insanların açıklayamadığı ya da şaşkınlığa düştüğü olay ve nesneler karşısında doğaüstü güçlerin varlığına ve her nesnenin canlı olduğuna inanması Animatizm dir. Animalizm, insanların hayvanlarla kurduğu özel mistik bir ilişkinin adıdır. Özellikle avcı kültürlerde avcıyla avı arasında büyüsel ve mistik bir ilişki kurulur. Animalizm, bu ilişki çerçevesinde ortaya çıkan bir dizi işlemlerin toplamıdır. Bunlar arasında hayvanın insana benzetilmesi, avcının öldürdüğü hayvandan özür dilemesi, kemikleriyle fala bakılması gibi işlemler yer alır. Kızılderililerde sıklıkla görülür Şamanizm: Şamanizm, animistik temelde ortaya çıkmış karmaşık dinsel, büyüsel ve tıbbi uygulamalar bütünüdür. Şamanizm in merkezinde şaman adı verilen mistik bir kişi yer alır. Şaman hem geleceği bilen hem hekim (doktor) hem de büyücüdür. Doğaüstü ile ilişki kurma yeteneği ve yetkisi vardır. Şaman, transa geçerek yardımcı ruhlar aracılığıyla ruhlar dünyasıyla ilişki kurar. Şamanizm in avcı-toplayıcı ve göçebe-çoban toplulukların yaşamının temelinde yer alan av ve hayvan dünyasından kök alan bir kaynağının olduğu söylenebilir. Bu nedenle bilinen bütün göçebe-çoban topluluklarda şaman uygulamalarına rastlanır. Şamanizm i diğer inanç sistemlerinden ayıran en önemli yön, onun kurumsal ve örgütlü bir yapısının olmamasıdır. Şamanizm bireysel mistik bir etkinliktir. Tamamen kişisel yeteneğe ve büyüsel uygulamalara dayanır. Bu yüzden bir din olarak kabul edilmez; bir inanç sistemi olarak kabul edilir Teizm: Teizm, ilahi şeylere veya Tanrı ya inanmak demektir. Teizm, Tanrı nın varlığını ve onun evrenin yaratıcısı ve koruyucusu olduğunu savunan anlayıştır. a) Çoktanrıcılık (politeizm): Birden çok tanrının varlığına inanılan inançtır. Mesela; Afrika da, Aztek, Maya, İnka kültürlerinde, eski Roma da görülmüştür. b) Tektanrıcılık (monoteizm): Evreni ve onun içindeki bütün canlı ve cansız varlıkları yaratan, insanlarla zaman zaman kendi elçileri yoluyla ilişki kuran tek bir yüce Tanrı ya imana dayanan inançtır. Mesela; Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam Doğu Mistisizmi ve Yeniden Doğuş İnancı: Doğu mistisizmi; yaşarken azla yetinme, çile çekme, başka canlılara zarar vermeme gibi erdemleri gözetmeyi, bu erdemlerle yaşanan bütünlüklü bir hayatın ödülünün ise yeniden insan olarak hayata gelmek olduğunu öne süren inanç sistemidir. Bunlar mistik ve ahlakçı sistemlerdir. Budizm: Esasen kast sisteminin katı tabakalaşmasına bir tepki olarak doğan ve hayatın temelinin acı olduğunu söyleyen Budizm de hedef, insanın Nirvana ya (acıdan mutlak kurtuluşa) ulaşmasıdır. Budizm Doğu Asya daki en yaygın inanç sistemidir. Hinduizm: Mutlak kudret sahibi tek tanrı ve ibadet fikri reddedilmiştir. Bunun yerine bir tanrılar birliği (panteon) söz konusudur. Hinduizm, bir tür boyun eğme (tevekkül) ve kabullenme (darma) vaaz eder. Herkes içine doğduğu toplumsal tabakadan (kasttan) kaynaklanan statüyü kabul edip bunun gereklerini yerine getirmelidir. Ruh göçü inancı da Hinduizm içinde temel bir yer tutar. Biri öldüğü zaman onun ruhu başkasının bedenine girer. Böylece ortaya süreklilik arz eden bir doğum, yaşam, ölüm ve yeniden doğum döngüsü çıkar. Doğu Asya da yaygın olan doğru yaşamaya ilişkin birer dünya görüşü olarak kabul edilebilecek Konfüçyüsçülük ve Taoculuk öğretileri vardır. Bunlar inanç ve ibadetten ziyade ahlak öğretilerine dayanır. Konfüçyüsçülük de erdem, yüce gönüllülük ve sevgi gibi temel temalar vardır. Bu temalar, bir bütün olarak insanın doğasında mümkündür. Kişi içine döndüğü (içgörü), dolayısıyla dünyevi zevk ve hazlardan uzaklaştığı ölçüde doğasının bu temel özelliklerini bulabilecektir. Taoculukta ise mistik ve metafizik yönler daha büyük ağırlık taşır. Burada insanın içgörü yoluyla kendine dönmesinin yerini, kendisini yetiştirmesi alır. Bu yetişme sırasında insan kendisini bilecek, böylelikle evreni de bilebilecek ve onunla bütünleşecektir. Bunun yolu meditasyondur. Weber e göre, Konfüçyüsçülük, entelektüellerin ve üst sınıfların öğretisi iken Taoculuk Çin köylüsünün dinidir. Doğu mistisizmi, tek tanrılı dinleri de etkilemiş ve onların içindeki tasavvuf eğilimlerini beslemiştir. Dinlerin kitabi biçimde tebliğ edilmiş, sınırları belirlenmiş yorumuna ortodoksi, bu yorumun dışına çıkarak kişisel deneyimlere yer açan ve ahlaki ve mistik arayışlara girişen uygulamalara da heterodoksi adı verilir.
27 8. ÜNİTE DİN VE KUTSAL Bağdaştırmacılık (Senkretizm): Dinler ve inançlar arasında yaşanan kültürlenmeye bağdaştırmacılık denir. Dinler ve inançlar arasında ortaya çıkan temaslar sonucunda, dinler ve inançlar birbirlerinden kimi inanç ve ibadet öğelerini alarak kendi inanç sistemleri içinde özümserler. Tanrılar, dinsel uygulamalar ve yorumlar ödünç alınabilir. Başka inançlara ait simgeler ithal edilerek bu simgelere yeni ya da yerli anlamlar yüklenebilir. Ya da yabancı bir inanç ögesi, yerli bir simgeyle yerel dinin bir ögesi haline gelebilir. Kimi zaman inançlar arasında kültürleşme süreçleri de yaşanır ve aynı inanç öğesi iki ayrı din tarafından paylaşılabilir. Örneğin Hacı Bektaş Veli Kapadokya da bir İslam velisi ve Bektaşiliğin merkezî figürü olarak tanımlanırken, yine aynı yörede yaşayan Ortodoks Rumlar tarafından Aziz Haralambos adıyla bir Hristiyan azizi olarak tanınıyordu. Aslında bütün inançlar uygulamada ilk tebliğ edildikleri hallere göre değişime uğramışlardır. Bağdaştırmacılık, bu değişimin en sık karşılaşılan hallerindendir TABULAR, KÜLTLER VE DİNSEL SİMGELER Tabular: İnanç sistemlerinin yanaşılmasını, dokunulmasını, yenilmesini, hatta kimi zaman adlarının anılmasını yasakladığı canlı ve cansız varlıklardır. Örneğin domuz yeme yasağı, birinci derecede akraba sayılan kişilerle cinsel ilişki yasağı (ensest tabusu) bilinen örneklerdendir Kültler: Kültler, kutsal olarak tanımlanmış varlıklar etrafında oluşmuş inanç ve tapınma biçimleridir. Bu varlıklara saygı duyulur, tapınılır, zaman zaman kurbanlar sunulur ve onlar için ayinler düzenlenir. Kuzey Avrasya da ayı, geyik, tavşan gibi kültlere, Hindistan da inek kültüne rastlamaktayız Dinsel Simgeler: Dinsel simgeler, soyut dinsel öğelerin somut biçimde algılanmasına hizmet eden nesne, davranış ve tutumlardan oluşur. Bunlar Hristiyanların haçı gibi nesnel olabilir. Haç, İsa Peygamber in insanlık adına acı çekmesini ve kendisini feda etmesini simgeler. Belli ayinsel davranışlar da simgesel anlamlar taşır. Örneğin Şiilerin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin in Kerbela da öldürülmesinin acısını nasıl derinden hissettiklerini yansıtan Muharrem ayinindeki davranışlar böyle bir simgesellik taşır. Bu ayindeki simgesellik, kişilerin kendilerini zincirlerle döverek duydukları yas ve acının şiddetini göstermeye çalışmalarıyla tecelli eder. Kimi dinlerde belirli sözcükler ya da belirli tutumlar da simgesel anlamlar taşır. Sözgelimi bir Müslüman ın ezan okunduğu sırada saygılı bir tutum takınması onun dindarlığına işaret eden tutumsal bir simgedir. Besin Simgeciliği: Din ve inançlar, insanların neyi yiyip neyi yemeyeceğine ilişkin çerçeveler kurmuşlardır. Pek çok inanç sisteminde belirli hayvan ya da bitkilere simgesel bir anlam yüklenir; bu anlamlar besinlerin kutsal bağlamlara yerleştirilmesine ya da ondan kesinlikle kaçınmayı gerektiren tabulara işaret ederler. Örneğin İslam da domuz tabusu, Hinduizmde inek tabusu vardır. Totemler: Pek çok inanç sisteminde hayvanlarla insani hayat birbiriyle çok yakın biçimde ilintilendirilmiştir. Özellikle kabile toplumlarında her kabilenin belirli bir hayvan türüyle özdeşleşmesi söz konusudur. Özdeşleşilen bu hayvan, o kabilenin totemi olur. Bu özdeşim, o hayvan türüyle atasal bir soy ilişkisine inanılmasından ileri gelir. Bu inanışa dayanan evren kavrayışına totemcilik adı verilmiştir. Sanat Simgeciliği: Dinsel simgecilik sanatta da yansımasını bulur. Dünya algı ve kavrayışının büyük ölçüde dine dayandığı toplumlarda, sanatsal ifade biçimlerinin dinselliği yaygındır. Pek çok küçük ölçekli toplumda sanatçı; genellikle mitosları, kutsal varlıkları ve dinsel ilkeleri yansıtan eserler üretir. Bu üretim dinsel ayinlerde kullanıldığı ve dinsel mekânları süslediği gibi evlerin dekoru içinde de önemli bir yere sahiptir MİTOS Mitos: Mitoslar, dinsel nitelikli efsanelerdir. Her mitos kutsal bir öyküye gönderme yapar. Herhangi bir mitosu paylaşan toplumlar bu mitosu kendilerine gönderilmiş bir hakikat olarak kabul eder ve onun gerçekliğinden kuşku duymaz Mitoloji: Mitosların oluşturduğu tutarlı bütünlük, pek çok öykünün birbirini tamamlayıcı biçimde örgütlenmesi mitolojiyi oluşturur. Mitolojiler, her toplumsal varlığın dünyadaki varoluşunun doğaüstü bir başvuru çerçevesinde meşrulaştırılmasıdır. Böylelikle karşımıza Sümer, eski Yunan ve Roma mitolojisi gibi mitolojiler çıkar. Mitolojiler, aynı zamanda birer dünya görüşüdür. Özellikle toplumların yaratılış kurgusunu yansıtır ve bu yaratılış süreci içinde o toplumun biricikliğini ya da seçilmişliğini vurgular. Bu vurgu, o toplumun kimliğinin en önemli parçasını oluşturur. Yaratılış mitolojileri yanında, çeşitli kültlere ilişkin mitolojiler ve kıyamet ya da yok oluş mitolojileri de vardır. Bunların tamamı, bir toplumun dünya görüşünü temellendirir. 26
ÜNİTE:1 Antropoloji Nedir? ÜNİTE:2 Kültür Kavramı ÜNİTE:3 Kültüre Yaklaşımlar: Temel Antropoloji Kuramları ÜNİTE:4 İnsanın Canlılar Dünyasındaki Yeri ve Biyolojik Çeşitliliği ÜNİTE:5 İnsanın Evrim ÜNİTE:6
ANTROPOLOJİ KISA ÖZET KOLAYAOF
DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. ANTROPOLOJİ KISA ÖZET KOLAYAOF 2 Kolayaof.com
DAVRANIŞ BİLİMLERİNİN TEMEL KAVRAMLARI
1 DAVRANIŞ BİLİMLERİNİN TEMEL KAVRAMLARI Örgütte faaliyette bulunan insan davranışlarının anlaşılması ve hatta önceden tahmin edilebilmesi her zaman üzerinde durulan bir konu olmuştur. Davranış bilimlerinin
İktisat Tarihi II. 1. Hafta
İktisat Tarihi II 1. Hafta İktisat tarihinin görevi ekonomilerin performanslarında ve yapılarında zaman içinde meydana gelen değişiklikleri açıklamaktır. Tarih Öncesi Çağların Bölümlenmesi Taş Çağı Bakır
TÜFEK, MİKROP VE ÇELİK
TÜFEK, MİKROP VE ÇELİK * Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, Çeviri: Ülker İnce, Tübitak Yayınları, Ankara 2006, 17. Baskı, 662 sayfa. ISBN 975.403.271.8 Geleneksel gelişme teorisi özellikle İkinci
KONU 3: PALEOLİTİK ÇAĞ (Eski Taş Çağı)
KONU 3: PALEOLİTİK ÇAĞ (Eski Taş Çağı) Dünya gezegeni 4.5 milyar yılı aşkın bir süredir varlığını sürdürüyor ve yaşam da bu sürenin büyük bir bölümünde onun yüzeyinde değişik biçimlerde gelişiyor. Fosil
ÜNİTE:1. Sosyolojiye Giriş ve Yöntemi ÜNİTE:2. Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi ve Kuramsal Yaklaşımlar ÜNİTE:3. Kültür ve Kültürel Değişme ÜNİTE:4
ÜNİTE:1 Sosyolojiye Giriş ve Yöntemi ÜNİTE:2 Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi ve Kuramsal Yaklaşımlar ÜNİTE:3 Kültür ve Kültürel Değişme ÜNİTE:4 Aile ve Toplumsal Gruplar ÜNİTE:5 1 Küreselleşme ve Ekonomi
1. Sosyolojiye Giriş, Gelişim Süreci ve Kuramsal Yaklaşımlar. 2. Kültür, Toplumsal Değişme ve Tabakalaşma. 3. Aile. 4. Ekonomi, Teknoloji ve Çevre
1. Sosyolojiye Giriş, Gelişim Süreci ve Kuramsal Yaklaşımlar 2. Kültür, Toplumsal Değişme ve Tabakalaşma 3. Aile 4. Ekonomi, Teknoloji ve Çevre 5. Psikolojiye Giriş 1 6. Duyum ve Algı 7. Güdüler ve Duygular
EVRİM VE FOSİL KANITLAR 12
EVRİM VE FOSİL KANITLAR 12 http://readingevolution.com/images/hominid_brain_cavity_size.jpg Prof.Dr. Atike NAZİK Hominoidler Hominoidler superfamilya Hominoidea 3 Familyayı içerir: Büyük maymunlar/ great
Sosyoloji. Konular ve Sorunlar
Sosyoloji Konular ve Sorunlar Ontoloji (Varlık) Felsefe Aksiyoloji (Değer) Epistemoloji (Bilgi) 2 Felsefe Aksiyoloji (Değer) Etik Estetik Hukuk Felsefesi 3 Bilim (Olgular) Deney Gözlem Felsefe Düşünme
Sosyal Bilgiler ÖABT Akademi 2016
Antropoloji nin Dalları Antropoloji Nedir? İnsan, biyolojik ve kültürel olarak çeşitlenerek ve coğrafi-ekolojik koşulların dayattığı değişimleri geçirerek dünyanın bütün bölgelerine yayılmış bir türdür.
ÜNİTE:1. Toplumsal Yapıyı Açıklayan Kavram ve Kuramlar ÜNİTE:2. Türkiye de Kültür ve Kültürel Değişim ÜNİTE:3
ÜNİTE:1 Toplumsal Yapıyı Açıklayan Kavram ve Kuramlar ÜNİTE:2 Türkiye de Kültür ve Kültürel Değişim ÜNİTE:3 Türkiye de Aile Kurumu ve Nüşusla İlgili Sorunlar ÜNİTE:4 Türkiye de Eğitim Kurumu ve Sorunları
Aklımızı Değişen İklime mi Borçluyuz? Nüzhet Dalfes İTÜ
Aklımızı Değişen İklime mi Borçluyuz? Nüzhet Dalfes İTÜ Ani iklim değişiklikleri insanın aklını başına mı getirdi? Akıl Zekâ=intelligence William H. Calvin Nörofizyolog Washington Üniversitesi,Tıp Fakültesi
DAVRANIŞ BİLİMLERİNE GİRİŞ
DAVRANIŞ BİLİMLERİNE GİRİŞ DAVRANIŞIN TANIMI Davranış Kavramı, öncelikle insan veya hayvanın tek tek veya toplu olarak gösterdiği faaliyetler olarak tanımlanabilir. En genel anlamda davranış, insanların
Üçüncü baskıya ön söz Çeviri editörünün ön sözü Teşekkür. 1 Giriş 1
XI İçindekiler Üçüncü baskıya ön söz Çeviri editörünün ön sözü Teşekkür Sayfa vii viii x 1 Giriş 1 Tanımlar: Kültürlerarası psikoloji nedir? 3 Tartışmalı konular 5 Konu 1: İçsel olarak ya da dışsal olarak
ÜNİTE:1 Psikolojinin Tanımı ve Kapsamı. ÜNİTE:2 Psikolojide Araştırma Yöntemleri. ÜNİTE:3 Sinir Sisteminin Yapısı ve İşlevleri
ÜNİTE:1 Psikolojinin Tanımı ve Kapsamı ÜNİTE:2 Psikolojide Araştırma Yöntemleri ÜNİTE:3 Sinir Sisteminin Yapısı ve İşlevleri ÜNİTE:4 Bilişsel Psikoloji 1 ÜNİTE:5 Çocuklukta Sosyal Gelişim ÜNİTE:6 Sosyal
ÖZEL EGEBERK ANAOKULU Sorgulama Programı. Kendimizi ifade etme yollarımız
Disiplinlerüstü Temalar Kim Olduğumuz Bulunduğumuz mekan ve zaman Kendimizi ifade etme Kendimizi Gezegeni paylaşmak Bireyin kendi doğasını sorgulaması, inançlar ve değerler, kişisel, fiziksel, zihinsel,
1.Ünite: SOSYOLOJİYE GİRİŞ A) Sosyolojinin Özellikleri ve Diğer Bilimlerle İlişkisi
SOSYOLOJİ (TOPLUM BİLİMİ) 1.Ünite: SOSYOLOJİYE GİRİŞ A) Sosyolojinin Özellikleri ve Diğer Bilimlerle İlişkisi Sosyoloji (Toplum Bilimi) Toplumsal grupları, örgütlenmeleri, kurumları, kurumlar arası ilişkileri,
EĞİTİM ÖĞRETİM YILI SORGULAMA PROGRAMI
3-4 Aile bireyleri birbirlerine yardımcı olurlar. Anahtar kavramlar: şekil, işlev, roller, haklar, Aileyi aile yapan unsurlar Aileler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar Aile üyelerinin farklı rolleri
Eğitim Tarihi. Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi
Eğitim Tarihi Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi Türk ve Batı Eğitiminin Tarihi Temelleri a-antik Doğu Medeniyetlerinde Eğitim (Mısır, Çin, Hint) b-antik Batıda Eğitim (Yunan, Roma)
İÇİNDEKİLER. Önsöz... v İçindekiler... ix Tablolar Listesi... xv Şekiller Listesi... xv BİRİNCİ BÖLÜM SOSYOLOJİ VE TURİZM SOSYOLOJİSİ
İÇİNDEKİLER Önsöz... v İçindekiler... ix Tablolar Listesi... xv Şekiller Listesi... xv BİRİNCİ BÖLÜM SOSYOLOJİ VE TURİZM SOSYOLOJİSİ SOSYOLOJİNİN TANIMI VE KONUSU... 1 SOSYOLOJİNİN GENEL AMAÇLARI... 3
Öğretmenlik Meslek Etiği. Sunu-2
Öğretmenlik Meslek Etiği Sunu-2 Tanım: Etik Etik; İnsanların kurduğu bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları, doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal açıdan
Antropoloji ANTROPOLOJİ
Antropoloji ANTROPOLOJİ Sosyal (toplumsal) Bilim dallarından bir tanesi de antropolojidir. Sosyal bilimlerin en genci olan ve geniş anlamıyla insan bilimi olarak tanımlanan antropoloji portfolio'suz hümanizma'nın
SOSYAL BİLGİLER DERSİ (4.5.6.7 SINIFLAR) ÖĞRETİM PROGRAMI ÖMER MURAT PAMUK REHBER ÖĞRETMEN REHBER ÖĞRETMEN
SOSYAL BİLGİLER DERSİ (4.5.6.7 SINIFLAR) ÖĞRETİM PROGRAMI 1 DERS AKIŞI 1.ÜNİTE: SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETİM PROGRAMININ GENEL YAPISI, ARADİSİPLİN, TEMATİK YAKLAŞIM 2. ÜNİTE: ÖĞRENME ALANLARI 3. ÜNİTE: BECERİLER
DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜZERİNE YRD.DOÇ.DR. ÖZGÜR GÜLDÜ
DAVRANIŞ BİLİMLERİ ve İLETİŞİM DAVRANIŞ BİLİMLERİ ÜZERİNE YRD.DOÇ.DR. ÖZGÜR GÜLDÜ Davranış Bilimleri üzerine Davranış Bilimleri insan davranışını, davranışa etki eden toplumsal, psikolojik, grupsal ve
KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü Bölüm/Program Dersi DERS TANIM BİLGİLERİ.
KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü Bölüm/Program Dersi DERS TANIM BİLİLERİ Dersin Adı SOSYAL VE KÜLTÜREL ANTROPOLOJİ Dersin Kodu Teori Uygulama Laboratuvar AKTS
SOSYOLOJİ DERSİ 2.ÜNİTE TOPLUMSAL YAPI
SOSYOLOJİ DERSİ 2.ÜNİTE TOPLUMSAL YAPI YAPI TOPLUM KURUMLAR TOPLUMSAL GRUPLAR BİREYLER İLİŞKİLER TOPLUMSAL YAPI VE UNSURLARI T E M E L KÖY K A METROPOL TOPLUMSAL YAPI KENTLEŞME V R A KENT M L A MİLLET
Dersin Adı Kodu Yarıyılı T + U Kredisi AKTS Bilim Tarihi ve Felsefesi GKS Ön Koşul Dersler
Dersin Adı Kodu Yarıyılı T + U Kredisi AKTS Bilim Tarihi ve Felsefesi GKS003 2+0 2 3 Ön Koşul Dersler Dersin Dili Türkçe Dersin Türü Seçmeli Dersin Koordinatörleri Dersi Veren Dersin Yardımcıları Dersin
BATI MÜZİĞİ TARİHİ 1. ÜNİTE İLK ÇAĞ DÖNEMİ MÜZİĞİ
BATI MÜZİĞİ TARİHİ 1. ÜNİTE İLK ÇAĞ DÖNEMİ MÜZİĞİ İÇERİK Müzikoloji nedir? Müzik tarihinin Müzikoloji içindeki yeri Müzik tarihinin temel kavramları Etimoloji (Müzik kelimesinin kökeni) Kültürel evrim
Dersin Adı D. Kodu Yarıyılı T + U Kredisi AKTS Bilim Tarihi ve Felsefesi GKS003 IV Ön Koşul Dersler
Dersin Adı D. Kodu Yarıyılı T + U Kredisi AKTS Bilim Tarihi ve Felsefesi GKS003 IV 2+0 2 3 Ön Koşul Dersler Yok Dersin Dili Türkçe Dersin Türü Seçmeli Dersin Koordinatörleri Dersi Veren Dersin Yardımcıları
Bununla birlikte, ismini veren buluntu iyi bir zamana rast geldi. Sadece üç
Türkçe 1 Vadi 1.1 Neander Vadisi bir zamanlar sakin ve dar bir kaya çukuru idi. Ancak 19. Yüz Düssel nehrine, zengin bitki örtüsüne ve Vadi Vadinin ilk bölümleri ancak 1.2 Günümüzde, N Ancak bu fosiller
Üretimde iş bölümünün ortaya çıkması, üretilen ürün miktarının artmasına neden olmuştur.
Fabrika Sistemi Üretimde işbölümünün ortaya çıkması sonucunda, üretim parçalara ayrılmış, üretim sürecinin farklı aşamalarında farklı zanaatkarların (işçilerin) yer almaları, üretimde aletlerin yerine
KONU 2: HAMMADDE KAVRAMI, HAMMADDE ÇEŞİTLERİ, HAMMADDE TEMİNİ VE STRATEJİLERİ
KONU 2: HAMMADDE KAVRAMI, HAMMADDE ÇEŞİTLERİ, HAMMADDE TEMİNİ VE STRATEJİLERİ İnsan, dünya üzerinde göründüğü andan itibaren, çeşitli gereksinmelerini karşılamakta yardımcı olacak olan alet ve silahlarını
SOSYAL PSİKOLOJİ II KISA ÖZET KOLAYAOF
DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. SOSYAL PSİKOLOJİ II KISA ÖZET KOLAYAOF
TÜRKİYE NİN TOPLUMSAL YAPISI
TÜRKİYE NİN TOPLUMSAL YAPISI KISA ÖZET KOLAYAOF 2 Kolayaof.com 0 362 2338723 Sayfa 2 1. Ünite Toplumsal Yapıyı Açıklayan Kavram ve Kuramlar TOPLUMSAL YAPI KAVRAMI Toplum, insanları etkileyen gerçek ilişkiler
İÇİNDEKİLER. ÖNSÖZ... iii GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM SOSYOLOJİYE GİRİŞ
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... iii GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM SOSYOLOJİYE GİRİŞ 1. Sosyoloji Nedir... 3 2. Sosyolojinin Tanımı ve Konusu... 6 3. Sosyolojinin Temel Kavramları... 9 4. Sosyolojinin Alt Dalları... 14
F A N E R O Z O Y İ K
(EONS) ZAMANLAR (ERAS) F A N E R O Z O Y İ K PALEOZOYİK MESOZOYİK SENOZOYİK 542 my 251 my 65.5 my 0 www.fusunalkaya.net KUVATERNER NEOJEN PALEOJEN HOLOSEN PLEYİSTOSEN PLİYOSEN MİYOSEN OLİGOSEN EOSEN PALEOSEN
İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu
İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu Prof. Dr. Bülent Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü E-posta : [email protected]
Temel Kavramlar Bilgi :
Temel Kavramlar Bilim, bilgi, bilmek, öğrenmek sadece insana özgü kavramlardır. Bilgi : 1- Bilgi, bilim sürecinin sonunda elde edilen bir üründür. Kişilerin öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile çaba
TOPLUMSAL KURUMLAR VE AİLE ÇIKMIŞ SINAV SORULARI MURAT YILMAZ EGE ANADOLU LİSESİ
TOPLUMSAL KURUMLAR VE AİLE ÇIKMIŞ SINAV SORULARI MURAT YILMAZ EGE ANADOLU LİSESİ 1-) Türkiye de cumhuriyetin ilanından hemen sonra eğitimde, dinde, yönetimde, hukukta, ekonomide, sanatta, aile yapısında
10/22/2015. Kültürün Tanımı. Kültürel Ürünler, Kurallar ve Davranışları. Kültürün Tanımı
Ders 4 KÜLTÜR Yrd. Doç. Dr. SERAP TORUN Kültürün tanımının çok fazla olması ve bilim insanlarının belli bir tanım üzerinde anlaşamamaları kültür sözcüğünün çok anlamlı olmasından kaynaklanmaktadır. Antropolojide
DERS VI-VII Nüfus Artışı Küresel Isınma
DERS VI-VII Nüfus Artışı Küresel Isınma Demografi (nüfus bilimi), sınırları belli olan bir coğrafyanın nüfus yapısını, özelliklerini ve değişimlerini incelemektedir. Doğum, ölümün yanı sıra göç gibi dinamikleri
İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER
İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER Fowler ın kuramını oluşturma sürecinde, 300 kişinin yaşam hikayelerini dinlerken iki şey dikkatini çekmiştir: 1. İlk çocukluğun gücü. 2. İman ile kişisel
TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI DOKTORA PROGRAMI DERSLER VE KUR TANIMLARI
TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI DOKTORA PROGRAMI DERSLER VE KUR TANIMLARI GÜZ DÖNEMİ DERSLERİ Kodu Dersin Adı Statüsü T P K AKTS TAE 700 Özel Konular Z 5 0 0 30 TAE 701 Kültür Kuramları ve Türkiyat Araştırmaları
EĞİTİM VE ÖĞRETİM SÜRECİ İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR
EĞİTİM VE ÖĞRETİM SÜRECİ İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR Temel Kavramlar İnsan: Biyo-kültürel ve sosyal bir varlıktır. 1. Biyolojik boyut: İnsanın insan olabilmesi için temel bir neden olarak görülür. Diğer
EĞİTİMİN SOSYAL TEMELLERİ TEMEL KAVRAMLAR. Doç. Dr. Adnan BOYACI
EĞİTİMİN SOSYAL TEMELLERİ TEMEL KAVRAMLAR 2017 Doç. Dr. Adnan BOYACI Neden Eğitimin Sosyal Temelleri Eklektik bir alan olarak Eğitim Yönetimi Büyük sosyal bilimler teorisi Eğitim yönetiminin beslendiği
EVRİM VE FOSİL KANITLAR 4. Prof.Dr. Atike NAZİK Ç.Ü. Jeoloji Mühendisliği
EVRİM VE FOSİL KANITLAR 4 Prof.Dr. Atike NAZİK Ç.Ü. Jeoloji Mühendisliği EVRİM/DEĞİŞİM/GELİŞİM Bir prosestir. Yeryüzünde, yaşamın ilk formundan bugüne kadarki büyük değişimi karakterize eder. Genlerdeki
EVRİM VE FOSİL KANITLAR 4. Prof.Dr. Atike NAZİK Ç.Ü. Jeoloji Mühendisliği
EVRİM VE FOSİL KANITLAR 4 Prof.Dr. Atike NAZİK Ç.Ü. Jeoloji Mühendisliği EVRİM/DEĞİŞİM/GELİŞİM Bir prosestir. Yeryüzünde, yaşamın ilk formundan bugüne kadarki büyük değişimi karakterize eder. Genlerdeki
2018 / 2019 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSLARI 11. SINIF COĞRAFYA DERSİ YILLIK PLAN ÖRNEĞİ
2018 / 2019 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSLARI 11. SINIF COĞRAFYA DERSİ YILLIK PLAN ÖRNEĞİ Ay EKİM Hafta Ders Saati Biyoçeşitlilik Biyoçeşitlilik Konu Adı Kazanımlar Test No Test Adı
Ana fikir: Oyun ile duygularımızı ve düşüncelerimizi farklı şekilde ifade edebiliriz.
2018-2019 Eğitim- Öğretim Yılı Özel Ümraniye Gökkuşağı İlkokulu Sorgulama Programı Kim Olduğumuz Bireyin kendi doğasını sorgulaması, inançlar ve değerler, kişisel, fiziksel, zihinsel, sosyal ve ruhsal
ANTROPOLOG TANIM A- GÖREVLER
TANIM Antropolog, evrenin ve dünyanın oluşumu, yaşamın başlangıcı ve gelişimi, insanın biyolojik evrimi, ırkların doğuşu, insan topluluklarının fiziki yapı, kültür ve davranış özelliklerini ve diğer topluluklarla
HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1
HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 Erken Dönem Halkbilimi Kuram ve Yöntemleri DR. SÜHEYLA SARITAŞ 2 KONULAR Mitolojik Teori Mitlerin Meteorolojik Gelişimi Teorisi Güneş Mitolojist Okul ve Güneş
BİLİM İLE BİLİMSEL YÖNTEM İLİŞKİSİ
BİLİM İLE BİLİMSEL YÖNTEM İLİŞKİSİ Bilim Bilim, genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve sistemli bilgi açıklamasıdır. Bilimin Amacı: Doğayı ve doğa olaylarını anlamak, Daha iyi yaşama
DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS
DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS Genel Kamu Hukuku I Law 151 1 2+0 2 2 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Türkçe Dersin Seviyesi Dersin Türü Dersin Koordinatörü Dersi Verenler Lisans Zorunlu
FRANSA DA ORTAÖĞRETİM İKİNCİ SINIF DERS KİTAPLARINDA EVRİM
FRANSA DA ORTAÖĞRETİM İKİNCİ SINIF DERS KİTAPLARINDA EVRİM Burcu GÜNGÖR, Sami ÖZGÜR Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim OFMA Biyoloji Eğitimi A.B.D Özet Ders kitapları, hem öğretmenlerin hem öğrencilerin
EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 11. SINIF SOSYOLOJİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ
KASIM EKİM 07-08 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI. SINIF SOSYOLOJİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ Ay Hafta Ders Saati Konu Adı Kazanımlar Test No Test Adı ÜNİTE: SOSYOLOJİYE GİRİŞ A. Sosyoloji
YAZILI SINAV SORU ÖRNEKLERİ FELSEFE
YAZILI SINAV SORU ÖRNEKLERİ FELSEFE SORU 1: Tüm uzmanların aynı görüşte olmaları hepsinin birden yanılmaları anlamına da gelebilir. Bu görüşe bilim tarihinden bir örnek veriniz ve bilgi kuramı açısından
ORTA ASYA TÜRK TARİHİ-I 1.Ders. Dr. İsmail BAYTAK. Orta Asya Tarihine Giriş
ORTA ASYA TÜRK TARİHİ-I 1.Ders Dr. İsmail BAYTAK Orta Asya Tarihine Giriş Türk Adının Anlamı: Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışı Türk adından ilk olarak Çin Yıllıklarında bahsedilmektedir. Çin kaynaklarında
28.04.2014 SİSTEM. Sosyal Sistem Olarak Sınıf. Okulun Sosyal Sistem Özellikleri. Yrd. Doç. Dr. Çetin ERDOĞAN [email protected].
SİSTEM SOSYAL BİR SİSTEM OLARAK SINIF Sınıfta Kültür ve İklim Yrd. Doç. Dr. Çetin ERDOĞAN [email protected] Sistem: Aralarında anlamlı ilişkiler bulunan, bir amaç doğrultusunda bir araya getirilen
Yaşam Boyu Sosyalleşme
Yaşam Boyu Sosyalleşme Lütfi Sunar Sosyolojiye Giriş / 5. Ders Kültür, Toplum ve Çocuk Sosyalleşmesi Sosyalleşme Nedir? Çocuklar başkalarıyla temasla giderek kendilerinin farkına varırlar ve insanlar hakkında
Sanayi Devriminin Toplumsal Etkileri
Sanayi Devriminin Toplumsal Etkileri Bilgi toplumunda aktif nüfus içinde tarım ve sanayinin payı azalmakta, hizmetler sektörünün payı artmakta ve bilgili, nitelikli insana gereksinim duyulmaktadır. 16.12.2015
İÇİNDEKİLER. ÖNSÖZ... iii İÇİNDEKİLER... v. 1. Bölüm... 1 SOSYAL BİLİMLER VE SOSYAL BİLGİLER... 1
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... iii İÇİNDEKİLER... v 1. Bölüm... 1 SOSYAL BİLİMLER VE SOSYAL BİLGİLER... 1 Giriş... 1 Sosyal Bilimler ve Sosyal Bilgiler... 3 Sosyal Bilgiler ve İlişkili Disiplinler... 7 Sosyal Bilgiler
T.C. İSTANBUL RUMELİ ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK HİZMETLERİ MESLEK YÜKSEKOKULU AMELİYATHANE HİZMETLERİ PROGRAMI 2. SINIF 1. DÖNEM DERS İZLENCESİ
T.C. İSTANBUL RUMELİ ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK HİZMETLERİ MESLEK YÜKSEKOKULU AMELİYATHANE HİZMETLERİ PROGRAMI 2. SINIF 1. DÖNEM DERS İZLENCESİ Kodu: KİT201 Adı: Kişilerarası İletişim Teorik + Uygulama: 2+0 AKTS:
Biyoloji = Canlı Bilimi. Biyoloji iki ana bölümden oluşur:
BİYOLOJİNİN ALT BİLİM DALLARI Biyoloji; Latincede canlı anlamına gelen bio ve bilim anlamına gelen logos kelimesinden oluşur. 1 Biyoloji = Canlı Bilimi Biyoloji tüm canlıların yapı, davranış ve fonksiyonlarını
tarih ve 495 sayılı Eğitim Komisyonu Kararı Eki
14.11.2013 tarih ve 495 sayılı Eğitim Komisyonu Kararı Eki Tablo 1 Sosyal BilimlerEnstitüsü İletişim Bilimleri Doktora Programı * 1. YARIYIL 2. YARIYIL İLT 771 SİNEMA ARAŞTIRMALARI SEMİNERİ 2 2 3 10 1
Eğitim Sosyolojisi. YAZAR Prof. Dr. Hikmet Yıldırım CELKAN
Eğitim Sosyolojisi YAZAR Prof. Dr. Hikmet Yıldırım CELKAN ISBN: 978-605-2132-61-6 Kapak Bülent POLAT Mizanpaj Burhan MADEN Redaksiyon Muhammet ÖZCAN Baskı ve Cilt: Tarcan Matbaacılık Zübeyde Hanım Mahallesi,
Dünyanın İşleyişi. Ana Fikir. Oyun aracılığıyla duygu ve düşüncelerimizi ifade eder, yeni anlayışlar ediniriz.
fırsatlara erişmek, barış ve Aile ilişkileri kimliğimizin oluşmasına katkıda bulunur. Binaların içindeki ve çevresindeki alanlar ve tesisler, insanlarin bu binaları nasıl kullanacağını belirler. Oyun aracılığıyla
İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ
İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ T.C. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi [email protected] 2.DERS İnsan Kaynakları Yönetiminin günümüz organizasyonları için önemi 21. YÜZYILDA REKABETİN DİNAMİKLERİ KÜRESELLEŞME
KENTSEL PLANLAMANIN TEMEL NİTELİKLERİ
KENTSEL PLANLAMANIN TEMEL NİTELİKLERİ Kentsel planlama toplum yararını esas alan güvenli ve sürdürülebilir yaşam çevresi oluşturmaya yönelik bir kamu hizmetidir. Kent planlama, mekan oluşumunun nedenlerini,
HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1
HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 Bağlam Merkezli Halkbilimi Kuram ve Yöntemleri DR. SÜHEYLA SARITAŞ 2 KONULAR Bağlam Merkezli Halkbilimi Kuram ve Yöntemleri: İşlevsel Halkbilimi Kuramı Malinowski
ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ ARAŞTIRMA PROJELERİ YARIŞMASI ŞENKAYA İLÇE MERKEZİNİN MEKAN OLARAK DEĞİŞTİRİLMESİ PROJESİ ONUR PARLAK TUĞÇE YAĞIZ
ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ ARAŞTIRMA PROJELERİ YARIŞMASI ŞENKAYA İLÇE MERKEZİNİN MEKAN OLARAK DEĞİŞTİRİLMESİ PROJESİ ONUR PARLAK TUĞÇE YAĞIZ Erzurum, 2015 Proje adı Şenkaya ilçe merkezinin mekan olarak değiştirilmesi
bilgilerle feminizm hakkında kesin yargılara varıp, yanlış fikirler üretmişlerdir. Feminizm ya da
YANLIŞ ALGILANAN FİKİR HAREKETİ: FEMİNİZM Feminizm kelimesi, insanlarda farklı algıların oluşmasına sebep olmuştur. Kelimenin anlamını tam olarak bilmeyen, merak edip araştırmayan günümüzün insanları,
Sosyal Bilimler Enstitüsü. Beden Eğitimi ve Spor (Ph.D) 1. Yarı Yıl
Sosyal Bilimler Enstitüsü Beden Eğitimi ve Spor (Ph.D) 1. Yarı Yıl BES601 Spor Bilimlerinde Araştırma Yöntemleri K:(3,0)3 ECTS:10 Spor alanında bilimsel araştırmaların dayanması gereken temelleri, araştırmaların
ÜNİTE:1. Sosyal Psikoloji Nedir? ÜNİTE:2. Sosyal Algı: İzlenim Oluşturma ÜNİTE:3. Sosyal Biliş ÜNİTE:4. Sosyal Etki ve Sosyal Güç ÜNİTE:5
ÜNİTE:1 Sosyal Psikoloji Nedir? ÜNİTE:2 Sosyal Algı: İzlenim Oluşturma ÜNİTE:3 Sosyal Biliş ÜNİTE:4 Sosyal Etki ve Sosyal Güç ÜNİTE:5 1 Tutum ve Tutum Değişimi ÜNİTE:6 Kişilerarası Çekicilik ve Yakın İlişkiler
Günümüzdeki ilke ve kuralları belirlenmiş evlilik temeline dayanan aile kurumu yaklaşık 4000 yıllık bir geçmişe sahiptir. (Özgüven, 2009, s.25).
Günümüzdeki ilke ve kuralları belirlenmiş evlilik temeline dayanan aile kurumu yaklaşık 4000 yıllık bir geçmişe sahiptir. (Özgüven, 2009, s.25). Tarihsel süreç içinde aile kavramının tanımı, yapısı, türleri
İktisat Tarihi II. I. Hafta
İktisat Tarihi II I. Hafta Tarih Öncesi Çağların Bölümlenmesi Taş Çağı Bakır Çağı Tunç veya Bronz Çağı Tarihsel gelişim türün sürdürülmesi ve çoğalmasına katkıda bulunma ölçütüne göre de yargılanabilir.
2018 / 2019 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSLARI 12. SINIF COĞRAFYA DERSİ YILLIK PLAN ÖRNEĞİ
2018 / 2019 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSLARI 12. SINIF COĞRAFYA DERSİ YILLIK PLAN ÖRNEĞİ Ay Hafta Ders Saati Konu Adı Kazanımlar Test No Test Adı Ekstrem Doğa Olayları 12.1.1. Doğa
Tarımsal Ekoloji. Tarım Sistemlerinde Ekonomik Anlayış. 1. Giriş. Tanımlar İçerik. Perspektif. Doç.Dr. Kürşat Demiryürek
Tarımsal Ekoloji Tarım Sistemlerinde Ekonomik Anlayış 1. Giriş Tanımlar İçerik Perspektif Doç.Dr. Kürşat Demiryürek 1 Tarımsal Ekoloji - Tanımlar Gliessman 2000: Sürdürülebilir tarım sistemlerinin yönetimi
NÜFUSUN GELİŞİMİ, DAĞILIŞI VE NİTELİKLERİ
NÜFUSUN GELİŞİMİ, DAĞILIŞI VE NİTELİKLERİ 1 NÜFUSUN GELİŞİMİ, DAĞILIŞI VE NİTELİKLERİ 2 NÜFUS VE NÜFUS SAYIMLARI NÜFUS SAYIMLARI NEDEN YAPILIR? DÜNYA NÜFUSUNUN TARİHSEL ARTIŞI VE DEĞİŞİMİ DÜNYA NÜFUSU
1 SOSYOLOJİNİN DÜNYADA VE TÜRKİYE DE GELİŞİMİ
ÖNSÖZ İÇİNDEKİLER III Bölüm 1 SOSYOLOJİNİN DÜNYADA VE TÜRKİYE DE GELİŞİMİ 15 1.1. Sosyolojinin Tanımı 16 1.2. Sosyolojinin Alanı, Konusu, Amacı ve Sınırları 17 1.3. Sosyolojinin Alt Disiplinleri 18 1.4.
EĞİTİMİN TOPLUMSAL(SOSYAL) TEMELLERİ. 5. Bölüm Eğitim Bilimine Giriş GÜLENAZ SELÇUK- CİHAN ÇAKMAK-GÜRSEL AKYEL
EĞİTİMİN TOPLUMSAL(SOSYAL) TEMELLERİ 5. Bölüm Eğitim Bilimine Giriş GÜLENAZ SELÇUK- CİHAN ÇAKMAK-GÜRSEL AKYEL EĞİTİMİN TOPLUMSAL TEMELLERİ Giriş Toplumsal Sosyalleşme ve Toplum Toplumsal Temel Olarak Eğitim
DERS ÖĞRETİM PLANI TÜRKÇE. 1 Dersin Adı: Kurumlar Sosyolojisi. 2 Dersin Kodu: SSY 2001. 3 Dersin Türü: Zorunlu. 4 Dersin Seviyesi: Lisans
DERS ÖĞRETİM PLANI TÜRKÇE 1 Dersin Adı: Kurumlar Sosyolojisi 2 Dersin Kodu: SSY 2001 3 Dersin Türü: Zorunlu 4 Dersin Seviyesi: Lisans 5 Dersin Verildiği Yıl: 2 6 Dersin Verildiği Yarıyıl: Güz/III.Yarıyıl
AVRASYA ÜNİVERSİTESİ
Ders Tanıtım Formu Dersin Adı Öğretim Dili Sosyal Psikoloji-II Türkçe Dersin Verildiği Düzey Ön Lisans () Lisans (X) Yüksek Lisans ( ) Doktora ( ) Eğitim Öğretim Sistemi Örgün Öğretim (X) Uzaktan Öğretim(
YÖNETİM Sistem Yaklaşımı
YÖNETİM Sistem Yaklaşımı Prof.Dr.A.Barış BARAZ 1 Modern Yönetim Yaklaşımı Yönetim biliminin geçirdiği aşamalar: v İlk dönem (bilimsel yönetim öncesi dönem). v Klasik Yönetim dönemi (bilimsel yönetim, yönetim
Resim 9. Homo sapiens kafatası karşılaştırması.
Konu 4: Üst Paleolitik ve Epipaleolitik Dönem Günümüzden yaklaşık 40 bin ilâ 12 bin yıl önceki dönemdir. Bu dönemde Homo sapiensler yaşamıştır. Üst Paleolitik dönemde Aurignacian, Gravettian, Solutrean
Bireyler ve Toplumlar Öykü ve Öğretim
Bireyler ve Toplumlar Öykü ve Öğretim tanım Öyküleme, yeni icat edilmiş bir uygulama olamamasına rağmen geçmişi yüzyıllar öncesine ulaşan bir öğretim tekniği olmadığı da belirtilmelidir. 20.Yüzyılın ikinci
YGS COĞRAFYA HIZLI ÖĞRETİM İÇİNDEKİLER EDİTÖR ISBN / TARİH. Sertifika No: KAPAK TASARIMI SAYFA TASARIMI BASKI VE CİLT İLETİŞİM. Doğa ve İnsan...
YGS COĞRAFYA HIZLI ÖĞRETİM EDİTÖR Turgut MEŞE Bütün hakları Editör Yayınevine aittir. Yayıncının izni olmaksızın kitabın tümünün veya bir kısmının elektronik, mekanik ya da fotokopi yoluyla basımı, çoğaltılması
Uygarlığın Doğuşu ve İlk Çağ Uygarlıkları Video Flash Anlatımı 2.ÜNİTE: UYGARLIĞIN DOĞUŞU VE İLK UYGARLI
Uygarlığın Doğuşu ve İlk Çağ Uygarlıkları Video Flash Anlatımı 2.ÜNİTE: UYGARLIĞIN DOĞUŞU VE İLK UYGARLI 1.KONU: TARİHÎ ÇAĞLARA GİRİŞ 2.KONU: İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI 1.K0NU TARİHİ ÇAĞLARA GİRİŞ İnsan, düşünebilme
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ III
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ III BÖLÜM 1 SOSYAL PSİKOLOJİNİN KONUSU VE GELİŞİMİ 1.1.Sosyal Psikolojinin Konusu ve Alanı 1.2.Sosyal Psikolojinin Bilim Olarak Ortaya Çıkışı 1.3.Sosyal Psikolojinin Gelişimi BÖLÜM 2
Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları
Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları PA 101 Kamu Yönetimine Giriş (3,0,0,3,5) Kamu yönetimine ilişkin kavramsal altyapı, yönetim alanında geliştirilmiş teori ve uygulamaların analiz edilmesi, yönetim biliminin
4 -Ortak normlar paylasan ve ortak amaçlar doğrultusunda birbirleriyle iletişim içinde büyüyen bireyler topluluğu? Cevap: Grup
1- Çalışma ilişkilerinin ve endüstriyel demokrasinin başlangıcı kabul edilen tarih? Cevap: 1879 Fransız ihtilalı 2- Amerika da başlayan işçi işveren ilişkilerinde devletin müdahalesi zorunlu kılan ve kısa
İYİ VE KÖTÜ NÜN KÖKENLERİ
İYİ VE KÖTÜ NÜN KÖKENLERİ Hayatın asıl etik anlamı, bizim iyi ve kötü sözcükleriyle tanımlayarak yol almaya çalıştığımız soyutluklardadır. Bu derece soyut ve kökenleri sıra dışı olan kavramlarla uğraşmak
OMURGALI GÖÇLERİ VE ANADOLU. Prof. Dr. Ayla SEVİM EROL
OMURGALI GÖÇLERİ VE ANADOLU Prof. Dr. Ayla SEVİM EROL OMURGALI GÖÇLERİ Miyosen dönemde fosil memelilerin evrimsel ilişkileri, coğrafik dağılımları, göç olayları ve in situ evrimleri oldukça tartışmalıdır.
Bu yüzden de Akdeniz coğrafyasına günümüz dünya medeniyetinin doğduğu yer de denebilir.
Sevgili Meslektaşlarım, Kıymetli Katılımcılar, Bayanlar ve Baylar, Akdeniz bölgesi coğrafyası tarih boyunca insanlığın sosyal, ekonomik ve kültürel gelişimine en çok katkı sağlayan coğrafyalardan biri
G İ R İ Ş. SBÖ115 SOS. PSİ. - Prof.Dr. H. HARLAK
G İ R İ Ş 1 İnsanın duygu düşünce ve davranışları başka insanlardan nasıl etkilenir, onları nasıl etkiler? İnsanlar birbirlerini nasıl algılar? İnsanlar birbirlerine karşı niçin dostluk veya düşmanlık
KÜRESEL PAZARLAMA Pzl-402u
KÜRESEL PAZARLAMA Pzl-402u KISA ÖZET www.kolayaof.com DİKKAT Burada ilk 4 sayfa gösterilmektedir. Özetin tamamı için sipariş veriniz www.kolayaof.com 2 İÇİNDEKİLER Ünite 1: Küresel Pazarlama: Temel Kavramlar
KÜRESEL TİCARETİN ÜÇ ELEMANI: HAMMADDE, ÜRETİM, PAZAR
KÜRESEL TİCARETİN ÜÇ ELEMANI: HAMMADDE, ÜRETİM, PAZAR Hammadde, Üretim ve Pazar ın Küresel Ticaretteki Yeri Kâr amacıyla mal ve hizmetlerin alım ve satım işlemlerinin tamamına ticaret adı verilmektedir.
TEMEL ZOOTEKNİ KISA ÖZET KOLAY AÖF
DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. TEMEL ZOOTEKNİ KISA ÖZET KOLAY AÖF Kolayaöf.com
DAVRANIŞ BİLİMLERİ TIPSAL PSİKOLOJİYE GİRİŞ. Doç. Dr. Lü)ullah Beşiroğlu
DAVRANIŞ BİLİMLERİ TIPSAL PSİKOLOJİYE GİRİŞ Doç. Dr. Lü)ullah Beşiroğlu DAVRANIŞ (Behavior): Organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak gözlenebilen tüm etkinlikleridir. Duygular, tutumlar, zihinsel süreçler
GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ
GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ I.SINIF I.YARIYIL FL 101 FELSEFEYE GİRİŞ I Etik, varlık, insan, sanat, bilgi ve değer gibi felsefenin başlıca alanlarının incelenmesi
