V Q I YH DQD\DVDO UHIRUPFXOXN

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "V Q I YH DQD\DVDO UHIRUPFXOXN"

Transkript

1 Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi, gerçekte yeni anayasayı, TİSK, TÜSİAD ve MÜSİAD ın istediği tam neoliberal "ekonomik anayasa"yı öngörmektedir. Bizim "Kölece İstihdam Strateji Belgesi" adını verdiğimiz bu belge, doğrudan doğruya yeni anayasa ve yapım sürecinin bir bileşenidir. Son yıllarda sermayenin bir üst birikim düzeyine geçişi için ortaya konan sayısız karlılığı yükseltme stratejisi belgesi, süregiden neoliberal dönüşüm programları ve neoliberal demokrasiyle dehşetli bir bütün oluşturmaktadır sosyalist mokrasisi Özgürlük! Kürt ve Türk işçilerin, kent ve kır yoksullarının, emekçi kadınların Ona kuşaklar boyu susamışlığını tarif etmeye sayfalar yetmez! Acılarımızın, kayıplarımızın dinmek bilmez kini kadar kendi kendimizi yöneteceğimiz geleceğimiz de vardır bu susuzlukta. Fakat bu büyülü sözcüğü, sınıf dışı, anayasal reformcu programlara kurban etmeme sorumluluğu, işçi sınıfının omuzlarında duruyor. İşçi Meclisi, öncü işçileri burjuva demokratik anayasaya karşı mücadeleye, kendi toplantılarını, forumlarını, meclislerini oluşturmaya çağırırken bu sınıfsal sorumlulukla hareket etmektedir. Anayasa konusunda işçi sınıfı kendi sınıf çıkarlarına göre tutum almalı, kendi politikası, öz örgütlülükleri, mücadele sloganları ve talepleri ile özneleşmeli! Eğitim alanında son çarpışmaya doğru Kadrolu öğretmenlerin varlık koşullarını tüketen burjuvazi açısından kopartıcı bir saldırının arifesindeyiz. Teşkilat bu yüzden yeniden yapılandırılıyor, saflar karşı tarafta sıklaştırılıyor. Eğitim işçileri saflarının ise en hafif bir ifadeyle "dağınık" olduğunu söylemek zorundayız. Burjuvazinin kapitalist aklı başında, peki ya işçilerin kolektif aklı ve mücadelesi? 10 Liman işçilerinin Mersin de devam eden direnişine destek olmak amacıyla, başta KESK bileşenleri olmak üzere DİSK ve TÜRK-İŞ e bağlı bazı sendikalar, çeşitli siyasi parti ve kurumların desteğiyle organize edilen dayanışma gecesi 28 Eylül günü Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Kongre Salonu nda gerçekleştirildi. 4 Burjuvazi-proletarya çelişkisinin her konu ve sorunda temel olduğu, özgürlüğün ancak ücretli kölelik prangasını kırarak, her bir sorunu işçi devrimini büyütme hedefiyle ele alarak, burjuva diktatörlüğünü yıkıp sosyalist işçi demokrasisini kurarak kazanılabileceği bir toplumda, kitleleri "burjuva demokrasisinin azı-çoğu" tartışmasına yedeklemek işçi sınıfının, Kürt halkının, kadınların yalnız geleceğine değil, bugününe karşı da işlenebilecek en büyük suçtur. İşte bu yüzden İşçi Meclisi, bütün topluma faşist 12 Eylül rejiminden, tekçi, mutlakçı hâkimiyet biçiminden, ulusal, cinsel, vd. baskılardan kurtuluşun biricik yolu olarak sunulan yeni anayasa görüşlerini "Bu anayasada işçiler, bu anayasada işçi sınıfı yok!" diye karşılıyor 8-9

2 2 Selam olsun alnının terine sahip çıkıp; emek yolunda güç harcayana, kardeşlik yolunda el verene! Selam olsun eylemdeki dostlarını yalnız bırakmayıp; destek olan tüm işçi kardeşlerime! Bendeniz Mersin Limanında haksızlığa uğrayıp işinden olan ve A kapısında direnen işçilerden biriyim. Bizler sendikaya üye olduğumuz için; işveren (patron), sendikanın tüm çağrılarına kulak tıkayıp grev kararına 7 gün kala, yaptığı işten kar etmediğini söyleyerek işi bıraktığını bildirdi. Hal böyle olunca bir üst işveren, liman giriş kartlarımızı iptal edip işyerine girişimizi engelledi. Alt ve üst taşeronların bu danışıklı dövüşleri karşısında bize kalan sadece içerde ve dışarıda haklılığımızı anlatacak bir ortam yaratmaktı. Bu ortamın, kapının önünde kurduğumuz eylem çadırı ile gerçekleşeceğinin de farkında değildik açıkçası. İlk zamanlar, hep beraber olmak ve haksızlığın karşısında beraberce durmak adına bir araya geliyorduk. Haksızlığın karşısında duracaktık ama nasıl olacağını da pek bilmiyorduk aslında. Daha sonra bu sürecin benzerini önceden yaşamış ve işçilik bilinci geliştirmiş olan arkadaşlarımızın öncülüğünde bir komite seçtik. Komiteyle birlikte günlük yapılan işlerin paylaşımına kadar varan bir dizi görevlendirme yaptık. Uğradığımız haksızlığı Mersin kamuoyuna doğru bir şekilde aktardıkça, sendika yanımızda olmamasına rağmen, bize olan maddi ve manevi desteğin bir sel gibi arttığını gördük. Bir süre sonra ekonomik anlamda belli bir gelire ihtiyacımız oldu. Ve sendika bu süre zarfında bize hiç bir katkıda bulunmadı. Biz kararlıydık, bu durumu aşacaktık ve öyle de yaptık. Bir dayanışma gecesi düzenledik. Bu dayanışma gecesine işçi dostu arkadaşlar, sendikalar, sivil toplum örgütleri ve birçok kurum destek oldu. Dayanışma gecesinden gelen geliri arkadaşlarımıza ihtiyaçlarını gidermek amacıyla bölüştürdük. Sevgili işçi kardeşlerim! Bu uğurda çaba harcarken, bazen morallerimiz en alt seviyeye düştü. Birbirimizle hararetle tartıştığımız anlar oldu. Ama tartışmalarımız asla birbirimize hakarete dönüşmedi. Doğru olan bu ekmek kavgamızda her zaman aynı doğrultuda hareket etmeyi bildik. İşçi bilincinde gerçekleşen bu olayda dini, dili, ırkı ne olursa olsun, ekmek kavgasında hepimiz "işçiyiz, güçlüyüz" sloganı kendiliğinden söylenmiş oluyor. Bizim 72 günlük süremiz işte böyle işçi kardeşlerim. Bundan sonraki yolumuzun daha dikenli olduğunun hepimiz farkındayız. Bu yola bizimle başlayana da, sonradan yolu bizimle kesişene, yine bizimle yürüyecek olana da selam olsun! Sevgilerimle Mersin limanından bir işçi Merhaba arkadaşlar. Ben beş yıldızlı büyük bir otelde çalışan taşeron temizlik işçisiyim. Malum taşeronluk sistemi tamamen içimize kadar girdi. Asgari ücret altında bu otelde (C. Oteli diyelim adına) kölece çalışan taşeron işçisi olarak C. otelde gözlemlediğim olayları burada yazmak istedim. C. otelde oda fiyatları en düşük 500 tl den başlıyor ve bu fiyatlar kat kat artıyor. Manzaralı bir odada kalmak 800 tl, kral dairesinde kalmak 2000 euro, orada çalışan taşeron temizlik işçisinin maaşı yol dâhil 900 tl dir. Bu fiyatları gördüğümüz zaman bir işçinin yaşam koşulları da ortaya çıkıyor. Büyük para babalarının, sermayenin uşaklarının kaldığı bu otelde çalışan işçilerin yarım saat yemek molası ve 15 dakika çay molası vardır ve mesai 8 saattir. Mola dışında tuvalet, su gibi ihtiyaçlarını karşılaman yasak. Çünkü sen kölesin, sahibinden izin almadan ihtiyaçlarını karşılayamazsın. Mesai saatleri boyunca sürekli temizlik yapmak zorundasın. 17 katlı otelin 6 katını sabaha kadar temizlemek zorundasın. Sürekli başlarında duran şefler sürekli "bitmedi mi bu kat, bitmedi mi buranın temizliği" gibi laflar ederler. Tekstilde çalışan bir işçiyim. Yaklaşık 5 ay önce yaşadığım bir deneyimimi sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum. Atölyede işçi arkadaşlarımla beraber 6 gün sabah 8.30'da iş başı yapıp akşam 19.00'da paydos ediyorduk. Biz ezilen işçiler haftanın bu 6 günü evimize erken gidemiyor ve üstüne de gece yarısına kadar çalışıyorduk. Ayrıca hiçbirimizin sigortası da yoktu. Asgari ücret olarak gösterilen maaşlarımızda da, birçoğumuz asgari ücret bile almıyordu. Maaşları TL arasında alıyorduk. İşyerinde bu durum karşısında, buna dur demek için diğer işçi arkadaşlarla konuşuyor ve bu duruma karşı birlikte hareket etmeye ikna etmeye çalışıyordum. 2 hafta cumartesi günleri çalışmadık. 3. hafta ise yine örgütlü duruşumuzu devam ettirmek için konuşuyorduk. İşyerinde patronun yeğeni de bizimle beraber çalışan bir işçiydi, kendisi bizim aramıza girip konuşulanları Ayrıca sermayenin uşak bakanlarının kaldığı dönemlerde otelin temizliği için daha ayrıntılı ve daha fazla çalışmak zorunda kalıyorsun. Mesai bitimi 07.00'de olduğu halde bu dönemlerde a kadar çalıştırıyorlar. İnsanca bir muamelenin olmadığı özellikle taşeronsan ikinci sınıf vatandaş gibi davranılıyor C. otelde. C deki otel fiyatlarını gördükçe, yaşam tarzlarını gördükçe aklımdan su ifade geçiyor: C. süründürür kapitalizm öldürür! Ayrıca otelin bir de kongre merkezleri var. Burası TÜSİAD gibi, G 20 gibi uluslararası kongrelerin olduğu, biz işçilere ağır yüklerin bindiği toplantıların yapıldığı bir kongre merkezidir. Ayrıca otelin kadrolu işçisiyle taşeron işçiler arasında da ayrımcılık var. Özellikle otel çalışanları taşeron işçilerle muhabbet etmezler, yemekhanede ayrı otururlar, çay molalarında farklı yerlerde otururlar ve işçiler arasında birlikte mücadele yoktur. Bu hususlar sonucunda da otelde kölece çalışma şartlarına uymak zorundasın. Ayrıca otelde kaldığım sürece gözlemleyeceğim olayları vakit buldukça burada sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. patron olan dayısına söylemiş. Bunun üzerine de patron cuma akşam vermesi gereken maaşlarımızı vermedi ve bizi cumartesi işyerine gitmek zorunda bıraktı. Maaş almak zorunda olduğumuz için cumartesi işe gitmeme tavrımız sekteye uğradı. Birlikte davranma, tavır alma, örgütlü duruşumuzun zayıflığından bu şekilde geri adım attık. Birlikte hareket etme çabamızın ispiyonlanmasıyla olmuştu bu. Bu da aramızdaki kendisi de işçi olan arkadaşın dayısına bizi ispiyonlaması ile olmuştu. Patronumuz da önceden tedbir aldığı için başarısız olmuştuk. Benim buradan çıkardığım ders ise şu oldu, örgütlenmede belli bir olgunlaşma sağlamadan çok açık vermemek gerekliliğiydi. Bizim düştüğümüz bu yanlışa sizler de düşmeyin diye bu deneyimi siz işçi arkadaşlarımla paylaşıyorum. İstanbul dan bir tekstil işçisi İşçi Meclisi - Yerel Süreli Siyasi Dergi - Sayı:14- Fiyat: 1 TL Pina Basım Yayım San. ve Tic. Ltd. Şti. adına sahibi Hüseyin Kezik Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ali Filizler Adres: Bereketzade Mah. Büyükhendek Cad. Portakal Sok. No: 2/11 Beyoğlu/İstanbul Tel: Hesap No: İş Bankası Koca Mustafapaşa Şubesi Baskı: Özdemir Matbaası Adres: Davutpaşa Cad. Güven Sanayii Sitesi C Blok No:242 Topkapı/İstanbul Tel:

3 3 Bir önceki sayımızda "yaz bitti, yeni bir yıl başlıyor" demiş; sınıf mücadelesinin genel görünümünü aktardıktan sonra, siyaset sahnesindeki esas boşluğun işçi sınıfının kendi sınıfsal çıkarları ve toplumun geleceği için, henüz kendi talepleriyle bir gündem oluşturamaması olduğunu ifade etmiştik. Geçen bir ay içerisinde iki gelişme öne çıktı: Bunlardan birincisi, Kürt ulusal hareketiyle çeşitli sol çevrelerin "barış ve anayasal reform" talepsel ekseninde bir araya gelerek yürüttüğü "çatı partisi" ya da "kongre partisi" adı verilen girişim. Diğeri de DİSK, KESK, TTB ve TMMOB nin bir araya gelerek çağrıcısı olduğu 8 Ekim tarihinde Ankara da yapılacak olan "İnsanca yaşam için eşit-özgür demokratik bir Türkiye" başlıklı miting. Bu miting neden örgütleniyor? Tekel sürecinden bu yana ayrı duran sendika konfederasyonları ve odalarını bir miting için bir araya getiren sürecin temelinde, son dönemde Türkiye deki hızlı kapitalist ilerleme süreci kapsamında ülke burjuvazisi ve devletinin attığı adımlar yatıyor. Burjuvaların atmak istediği adımların en büyüğü ve işçi sınıfına cepheden yönelmiş olanı hiç kuşkusuz kıdem tazminatlarının gaspı. Küresel kapitalist krizin yeniden kapıya dayandığı bu günlerde burjuvalar için bir anti-kriz önlemi olarak işten çıkarmaları kolaylaştıracak bu saldırı, ancak militan ve kitlesel, hayatı durduracak bir sınıf direnişi ile püskürtülebilir. Az sayıda işçi üyeye sahip olan DİSK için kıdem tazminatının gaspı saldırısının önem taşıması gerekir. Ancak DİSK in bu saldırının kapsamına uygun bir genişlikte, direniş cephesini büyüten bir yaklaşımla hazırlık yaptığını söylemek mümkün değil. En basitinden, şu mitingin ortak örgütlenmesinde yer alan TMMOB üyesi mühendislerin ezici çoğunluğu için de gündem olan kıdem tazminatı saldırısı, TMMOB için asli gündem değil. 8 Ekim deki mitinge konfederasyon ve odaların yöneticileri sınıfsalsendikal açıdan farklı ve parçalı gündemlerle gidiyorlar. Örneğin TMMOB için esas itici güç, hükümetin son dönemde etkin bir kapitalist yürütme gücü olarak adet haline getirdiği kanun hükmünde kararnameler (KHK lar) yoluyla odaların şu ana kadar süregelmiş olan pozisyonlarını sarsabilecek olması. Önümüzdeki dönemde hükümetin bir KHK ile pat diye örneğin odaların kimi gelir kaynaklarını kesmesi, yönetimlerine müdahale etmesi, yasa ile kurulmuş olan oda yapılarını sarsması işten değil. Bir meslek örgütü olarak TMMOB açısından sorun, eski düzeyde varlığını sürdüremez hale getirmeye zorlayıcı bir nitelik taşıyor. KESK için ise, bilindiği üzere ana gündem şu an hükümetle görüşmeler aşamasında olan yeni toplusözleşme sürecinde grev hakkının bulunup bulunmayacak olması. Grev hakkı başta gelmek üzere, hakem kurulunun yapısı, yetkili sendikalar bağlantısıyla toplu sözleşmelerin uygulanma biçimleri gibi müzakere edilen bir dizi önemli ayrıntı var. KESK yönetimini değiştirdi. Bir dizi tüzüksel değişikliğe de gitti. Ancak yönetici bileşenler açısından birkaç tas değişse de, hamam aynı. TTB için ise, sağlıktaki kapitalist dönüşümün son evresine geldiğimiz bugün 400 bin sağlık emekçisinin ve bunların içerisindeki doktorların kapitalist gelişme ile birlikte boyunlarındaki ücretli kölelik zincirlerinin daha da sıkılanması söz konusu. Yürürlüğe giren son KHK ile birlikte, doktorların neredeyse Osmanlı döneminden bu yana hüküm süren üniversite hastanelerinde kamusalucuz muayene, özel muayenehanesinde de ücretli sağlık ikiliği ortadan kaldırılıyor. Hekimlerin proleterleşme süreci dayatılan "ya o, ya bu" ile hızlandırılıyor. Taslağı hazırlanan kamu hastaneleri birliği yasa tasarısıyla tüm kamusal sağlık sisteminde performans denetimi ve sektörün topyekûn özelleştirilmesine geçiş yapılıyor. Farklı kesimlerin ortak sorunu kapitalizm! Dört örgütü bir miting için bir araya gelmeye ittiren sorunlar, ülkedeki kapitalist dönüşümün bir sonucu ve ancak kapitalizmi bir bütün olarak hedefe çakan bir mücadele perspektifiyle püskürtülebilecek nitelikte sorunlar. Oysa miting "İnsanca yaşam için eşit-özgür demokratik bir Türkiye" gibi muğlâk bir sol liberal sloganla örülüyor. Bu tesadüf değil. Siyasal alanda atılan birlik adım ve arayışlarıyla uyumlu bir slogan bu. 15 Ekim de toplanacak çatı partisi ya da birlik kongresi öncesinde, Ortak soruna karşı birleşmenin temeli sosyalist bir devrim hedefi mi olacak, yoksa burjuva liberal bir anayasa solculuğu mu? Tarihsel açıdan büyüyen nicel ve nitel gücüyle, yükselişe geçme potansiyelini taşıyan Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfının önündeki, bilincindeki, eylemindeki ayak bağlarını temizlemesi için vakit geldi ve geçiyor Geçen bir ay içerisinde iki gelişme öne çıktı: Bunlardan birincisi, Kürt ulusal hareketiyle çeşitli sol çevrelerin "barış ve anayasal reform" talepsel ekseninde bir araya gelerek yürüttüğü "çatı partisi" ya da "kongre partisi" adı verilen girişim. Diğeri de DİSK, KESK, TTB ve TMMOB nin bir araya gelerek çağrıcısı olduğu 8 Ekim tarihinde Ankara da yapılacak olan "İnsanca yaşam için eşitözgür demokratik bir Türkiye" başlıklı miting 8 Ekim de düzenlenecek olan bu eylem, çeşitli sol liberal grupların sınıf-sendika ayağında güç toplama hedefiyle uyumlu görülüyor. "Kongre partisinin" talepsel taslağında her şeyin olduğu söylenebilir, ancak bu birlikte işçi sınıfının mücadele taleplerinin olduğu söylenemez. Anayasal reform temelinde bir araya gelen Kürt hareketi ile liberal sosyalist çevrelerin ufku kapitalizmi düzeltmekle sınırlı. Oysa yeni bir anayasayla düzeltilmiş bir kapitalizm hayaline en açık yanıt, bizzat sınıfsal-sendikal alandaki dönüşüm yasalarıyla şimdiden veriliyor. Bu mitingin düzenlenmesini zorunlu kılan saldırılar, işçilerin daha etkin sömürüldüğü, sistemle bütünleşmiş bir politik varoluş dışında direniş yollarının kapatıldığı, daha etkin bir devlet mekanizmasıyla burjuva toplumsal hâkimiyetin sıkılaştırıldığı yeni bir düzeninin varlığını ilan ediyor: Burjuva demokrasisi! Burjuvaların hâkimiyetindeki bu demokrasinin cilasını kazımaksızın, "demokratik bir Türkiye" istemek, politikada sınıfsızlığın savunusu anlamına geliyor ve etrafa fena halde burjuva liberalizm kokusu yayıyor. Ortak soruna karşı birleşmenin temeli sosyalist bir devrim hedefi mi olacak, yoksa burjuva liberal bir anayasa solculuğu mu? Tarihsel açıdan büyüyen nicel ve nitel gücüyle, yükselişe geçme potansiyelini taşıyan Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfının önündeki, bilincindeki, eylemindeki ayak bağlarını temizlemesi için vakit geldi ve geçiyor. Önümüzdeki dönemde yaşanacak gelişmeler bir kez daha işçi sınıfının kolektif mücadele gücüne duyulan büyüyen ihtiyacın altını çiziyor.

4 4 MIP patronunun yaptırmamak için tehdit dolu mesajlar gönderdiği Liman İşçileri Dayanışma Gecesi 28 Eylül günü gerçekleştirildi. Aylardır süren direnişlerinde maddi sorunlar nedeniyle elektriği suyu kesilen, kredi kartı ya da kredi borcu nedeniyle evine icralar gelen, çocuğunu okula gönderemeyen işçilerin direnişine hem maddi destek olmak hemde içeride ve dışarıdaki kamuoyunun dikkatini çekmek hedefiyle yola çıkılan dayanışma gecesi direnişi anlatan slâyt gösterisi ile başladı. Ardından işçi sınıfı mücadelesinde aramızdan ayrılanlar için saygı duruşu yapıldı. Ardından gecenin örgütlenmesinde de emeği geçen Mersin BES Şube Başkanı Yusuf Kaya söz aldı. Kaya nın "Her işçinin hakları vardır. İşte bu hakkı kullanan Liman işçisi: Hakkımız sermayeye kurban edilemez. Biz geleceğimizi sermayenin kar hırsına bırakmayacağız diyor. Kazanmanın yolu ve patronların korktuğu tek şey bizim birleşmemizdir" dediği konuşması alkışlarla karşılandı. Konuşmaların arasında şiirlerin okunduğu gecede, 35 işçi adına konuştuğunu söyleyen direnişçi işçilerden Murat Kahraman; "Sözümü fazla uzatmayacağım. Az önce bir telefon aldım. Bu geceyi yapmayacaksınız diyorlar. Bu noktadan sonra sadece şunu söyleyebilirim. İnadına inadına direniş. Sendikalı olmak bir haktır bunu herkes bilsin. Ve ortada bir suç varsa biz değil bizi sokağa atanlar bu suçu işliyor. Beni sadece Murat olarak görmeyin. Ben işçiyim, Biz tek değiliz, milyonlarcayız." şeklindeki konuşması salonda alkış ve "Direne direne kazanacağız" sloganları ile karşılandı. Kürsüde söz alan yazar Şiar İspanoğlu "Liman işçisi kazanacak deniyor ama liman işçisi zaten kazandı. Dünyayı kurtaracak olan güç işçi sınıfıdır. Çevre, gençlik, kadın mücadelesini sonuca vardıracak olan güç işçi sınıfıdır. Ne mutlu ki liman işçisi burada tekel işçisinin kurduğu okulu kurmuş. Bizim görevimiz onların yanında olmaktır" dedi. Daha sonra söz alan Tekel işçisi Süleyman Şahin aylarca süren Ankara direnişinden örnekler verdiği konuşmasında "Doğrusunu söylemek gerekirse direnişimizde sendika bizi sürüklemedi, biz sendikayı peşimizden sürükledik. Tekel işçisi Kürdüyle, Türküyle, Lazıyla Türkiye işçi sınıfı adına tarih yazdı." dedi. En son bir direnişçi işçinin eşi söz aldı. Direnişin ev yaşamını nasıl etkilediğini anlattığı konuşmasını "Okulların açılmasına rağmen bir kalem defter alamadık. Biz iş istiyoruz, ekmek istiyoruz" diyerek bitirdi. Konuşma alkışlarla karşılandı. Konuşmaların ardından direnişçi işçilerin yazıp, yönettiği ve oynadığı tiyatro gösterisi yapıldı. Gösteride şeytan kılığındaki kapitalizm, "Birleşen İşçiler Yenilmez" yazmaya çalışan işçileri bir kelime bile yazamadan teker teker öldürüyordu. Bir öncü işçinin karşı çıkması ve diğer işçileri uyandırması ile birlik olan işçilerin şeytanı öldürülebileceğinin anlatıldığı tiyatro gösterisi salondakiler tarafından ayakta alkışlandı. Türküler eşliğinde gelen halaylar gelecek güzel günleri anlatırcasına coşku ve umut doluydu. Dayanışma gecesinin en sonunda sahneye çıkan direnişçi işçiler tüm katılımcılara teşekkür ettikten sonra, liman direnişi için derlenen türküyü hep birlikte söylediler. Ardından "Direne direne kazanacağız", "İşçilerin birliği sermayeyi yenecek" sloganları atılarak etkinlik sonlandırıldı. Gecede, İşçi Meclisi okurlarının "Direnişin 70. gününde Türkiye işçi sınıfına yol gösteren mücadelenizi, bu mücadeleyi başlatan ve büyüten tüm işçi arkadaşlarımızı selamlıyoruz. Mücadeleniz mücadelemizdir." denilen mesaji salonda alkışlarla karşılandı. Burjuva hükümet, elektriğe konutlarda yüzde 10 zamdan sonra, doğalgaza da yüzde 14.5 zam yaptı. Hükümet daha önce zamma yeltenmiş, gelen tepkiler üzerine zamlar ertelenmişti. Erdoğan seçim sürecinde bolca, "şu kadar eve doğalgaz getirdik, benim kadınım artık elinde kovayla bodrum katlarında iki büklüm uğraşmıyor, basıyorsunuz kombiye bütün ev sıcacık" edebiyatı yapmıştı. Doğalgazın ateş pahası haline geldiğinden, doğalgazlı evlerde işçi ve emekçilerin kombi düğmesine basarken ellerinin titrediğinden, sobalı evlerde olduğu gibi bir odada kaloriferi çalıştırıp oturmak zorunda kaldığından, ya da günde ancak bir iki saat yakabildiğinden hiç bahsetmemişti. Ota-ileri kapitalizme hızlı geçiş süreciyle modern yaşam araçlarının ücra ilçelere, köylere kadar girmesi, işçi ve emekçilerde yaşam standarlarında yükseliş, uygarlaşma ve refah hissi ve beklentisi yarattı. Gecekondulardan TOKİ konutlarına, sobadan kombiye, saatlerce yollarda sürünmekten metro ve metrobüse, iç hatlarda uçağa binebilmeye, yüksek hızlı trenlere, tek kanallı siyah beyaz tvden uydulu plazma tvlere, ancak sınırlı bir kesimin sahip olabildiği sabit ev telefonlarından herkesin elindeki cep telefonlarına, kişisel bilgisayarlara, her ilde açılan üniversitelere, modern hastane ve polikliniklere vb geçiş, kitlelerin de gözünü kamaştırdı, bunları kendi eseriymiş gibi gösteren AKP hükümetini desteklemesinde ve devam eden beklentilerinde önemli rol oynadı. Ne var ki bu geçiş, uluslararasılaşmış tekelci kapitalist üretim ve meta egemenlik ilişkilerinin yaygınlaşıp derinleşmesi temelindedir. Hiçbir boşluk bırakmamacasına yaygınlaşıp derinleşen ücretli kölelik, ancak satın alarak tüketilebilecek metalara kölelik, kapitalist özel mülkiyete kölelik temelindedir. Emeğin artan toplumsal üretkenliği temelinde gelişen kapitalizm kitlelerin toplumsal-bireysel ihtiyaç ve beklentilerini durmaksızın artırıp bunlar için daha fazla ve daha kölece çalışmaya sürerken, bir yandan da en temel ve yaşamsal ihtiyaçlarını bile tekelci piyasa ilişkilerine bağlayıp karşılanmasını artan ölçüde engellemektedir. Ağırlaşan çalışma koşullarına, düşen ücretlere, fatura, kontur, tüketici kredisi borçları ve en temel altyapı ihtiyaçlarından yapılan artan kısıntı ve yoksunluk eklenmektedir. Modern yaşam araçları, toplumsallaşmış emek üretkenliği temelinde ne kadar yaygınlaşırsa kapitalizmde o kadar "paran kadar" modern yaşamdır, ne kadar bollaşırsa işçi ve emekçiler için o kadar daha azdır, yaşam ne kadar kolaylaşmışsa işçi ve emekçiler için o kadar daha zordur. Ve kapitalizmin dehşet denklemi şudur: Emekgücünden başka satacak şeyleri olmayanların emekgüçleri ne kadar ucuzlarsa, kapitalistlere sattıkları emekgücü karşılığında ancak satın alabilerek karşılayabilecekleri yaşamsal ihtiyaçları o kadar daha pahalıdır! Zamlar, artık basitçe "hayat pahalılığı" değil kapitalizmde işçi ve emekçilere "hayat yok" demektir. Daha az ısınma, daha az aydınlanma için daha çok çalışma demektir. Daha fazla kölece çalışma, kölece yaşam demektir. ABD de mali oligarşinin merkezinin bulunduğu Wall Street 2 bin gösterici tarafından iş, sağlık, sosyal haklar ve göçmen hakları gibi istemlerle işgal edildi. "Yüzde 1'e karşı yüzde 99" sloganıyla banka ve borsa plazalarına girmek isteyen göstericilerle polis arasında arbedeler çıktı. Polisin Wall Street in girişini kapatması ve yüzlerce göstericiyi gözaltına alması üzerine eylemler Wall Street yakınındaki parkta sürüyor. New York tan sonra diğer büyük şehir merkezlerine de yayılarak gösterilerde Boston da 3 bin kişi Bank of America binasını işgal etti, Los Angeles ta banka plazaları önünde eylemler yapıldı. İnternette açtıkları "Wall Street i işgal" sitesinden örgütlenen genç işsiz, işçi, öğrenci, göçmen, kent yoksullarının ağırlıkta olduğu gösterilerin, "büyük banka ve tekellere değil, iş, sağlık, eğitim, sosyal yardım için bütçe" istemleriyle kış ayları boyunca da büyüyerek süreceğini belirtiliyor. ABD de bazı sendikalar da gösterileri destekleyeceğini açıkladı.

5 Liman-İş sendikasının 17.Olağan Genel Kurulu Ankara da yapıldı Eylül tarihlerinde devam etmesi planlanan genel kurulda ilk gün sonunda her şey netleşti. 2. gün sadece prosedürler işletildi. Genel Kurul un ilk günü Liman-İş Genel Başkanı Muzaffer Akpunar ın açılış konuşması ile başladı. Yaklaşık 1 saat süren konuşmasında dünya ekonomik krizinden, özelleştirme politikalarına kadar bir çok şey söyleyen Akpunar, özelleştirme ile birçok limanda güçsüz kaldıkları vurgusunu öne çıkardı. Özelleştirme sonucunda birçok üyenin emekli olduğunu veya başka yerlere gönderildiğini bu durumun Liman-İş e çok zarar verdiğini ısrarla belirtti. Konuşmasının bütününde hâkim olan, her şeyin kendisi dışında gerçekleştiği söylemi bir süre sonra salondaki delegelerin tepkisini çekmeye başladı. Delegelerin "Siz bu süreçte ne yaptınız? Bize olayları değil, icraatlarınızı anlatın" şeklindeki itirazları ise bildik sendika ağası tarzıyla bazen azarla bazen de nasihatle susturmaya çalışsa da çok başarılı olamadı. Esnek çalışmadan, özelleştirmeye birçok konuda mızmızlanma tarzının ötesinde bir şey söyleyemeyen Akpunar ın, icraat olarak "yetkililerle konuşmak" ya da "Türk-iş konfederasyon olarak bir şeyler yapmalıydı" gibi cümleler gevelemesi salondaki gerilimi daha da artırdı. 65 gün önce işten atılan işçilerin "Bizim için ne yaptınız?" şeklindeki sorularını ise "Sözümü kesme, gelirsin burada konuşursun" gibi cevaplarla engellemeye çalıştı. Konuşmasının sonuna doğru salonun yarısından fazlası boşalırken durumu kurtarma çabasındaki Akpunar "Benim adım Muzaffer. Ben eğilmem bükülmem, neysem oyum, geldiğim gibi gitmesini de bilirim" diyerek başına gelecekleri açıklamak zorunda kaldı. Başkanın konuşmasından sonra Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu sözü aldı. Liman-iş başkanına yapılan müdahalelerin, kendisine 2 yıl önceki 1 Mayıs ı hatırlattığı her halinden belli olan Kumlu, konuşmasını da aynı korku sınırları içinde yapmak zorunda kaldı. "Biz hancı değil yolcuyuz, seçimde her şey olabilir ama sendikamızı yıpratmayalım" içeriğinin dışına çıkamayan Kumlu, konuşmasının ardından, alışılagelmişin dışına çıkılarak Divan Başkanlığına aday gösterildi ve seçildi. Mersin in direniş havası salonda idi Divan oluşumunun ardından konuşmalara geçildi ve ilk konuşmayı da Mersin de işten atılan ve delege olarak Genel Kurula gelen bir işçi yaptı. "Başkanın konuşmasını dinledim, şu anda aranızda işi olmayan, işten atılan bir işçi olarak konuşuyorum, 2 aydır çadırda kalan ve dün yağan yağmuru yiyen bir işçiyim. Biz sendikalı olmak için 6 ay Başkanın peşinde koştuk. Bize sürekli bekleyin dedi. Madem limanlar özelleştirildi, limanlarda örgütlenin. İşçiler sizin peşinizde koşmasın, siz gidin işçilerin peşinde koşun" şeklinde başladığı konuşmasına, işten atıldığı ilk andan itibaren sendika tarafından yalnız bırakıldığını, sendika yönetiminin eylem yapılmasını istemediğini söyleyerek "Bize deniz kenarına git, üstünü çıkart, ama yüzme diyorlar. Soruyorum size: Direnişteki bir işçi eylem yapmayacak, basın açıklaması yapmayacak, slogan atmayacak da ne yapacak? Buradan söylüyorum: Değil 65 gün, 650 gün bile sürse işimize dönene kadar bu direniş devam edecek" diyerek bitirdiği konuşması coşku ile karşılandı ve kendinden sonraki birçok işçi de konuşmasını Mersin limanındaki direniş ekseninde devam ettirdi. Yeni yönetim belli oluyor Bir önceki yönetimde Mali Sekreter olan Önder Avcı nın, bir süredir mevcut yönetimin içinde olmasına rağmen, Başkanı hedefe çakarak yaptığı seçim çalışmasının delegeler üzerindeki etkisi ilk andan itibaren hissediliyordu. Başta özelleştirme kıskacındaki İzmir ve İskenderun limanındaki işçiler olmak üzere, özelleştirilmiş olmasına rağmen Akansel ve NÇ Denizcilik işçilerinin direnişleriyle yaklaşık 3 yıldır direniş okulu olan Mersin limanındaki işçilerin mücadele isteklerine yönelik vaatlerle aylardır limanları gezen Avcı nın, Genel Kurul başladığı andan itibaren amacına ulaştığı anlaşılıyordu. Mevcut yönetimden umudunu kesen delegelerin İstanbul dışındaki büyük çoğunluğu konuşmalarında Avcı ya açık desteklerini açıkladılar. Yeni yönetimin ilk icraatları Konuşmaların ardından önergelerin oylanmasına geçildi. İlk önerge, işçilerin aylık 6 saatlik ücretinin karşılığı olan sendika aidatının 7,5 saate çıkarılması idi. İlk başta kimin tarafından verildiği anlaşılmayan önerge, ilk oylamada başa baş gelecek şekilde oylandı. Fakat sonra önergenin yeni yönetim tarafından verildiği açıklanınca açık ara kabul edildi. Eski yönetimin "hayır" itirazına tepki olarak "evet" oyu verildiği çok net olan oylamada, işçiler yeni bir "tiyatroya" davet edildiğinden habersiz, Kumlu nun da Divandaki başarısının etkisiyle neye oy verdiğini de çok fazla sorgulayamadan "kabul edenler- indirin- etmeyenler- kabul edilmiştir" işkencesine maruz kaldılar. "Bitse de gitsek" atmosferine dönüşen Genel Kurul da, katılımcılar sendika aidat ücretinin artırılması dışında, dört olan Genel Merkez Yönetimi sayısının mali gerekçelerle 3 e indirilmesini, yöneticilerin yurt içi ve yurt dışı harcırahlarının artırılmasından sendika genel merkez yöneticilerine yılda 4 ikramiye verilmesine kadar bir dizi tüzük değişikliğini onayladılar. Bir taraftan bu önergeler oylanırken tabandaki işçiler tarafından geldiği anlaşılan "Genel Kurula gelen delegelerin harcırahları direnişteki işçilere gitsin" önergesi, başta Kumlu olmak üzere yeni Liman-iş Başkanı Avcı tarafından engellendi ve önerge oylanmadan işçilere iade edildi. Kapanış konuşmaları Yönetime aday olmayacağını açıklayan Muzaffer Akpunar a Türk-iş Başkanının "Allah bütün sendikacılara böyle görevi bırakma nasip etsin" şeklindeki çıkışı ile bu tiyatronun sonunun geldiği anlaşıldı. Bu arada, işçilerin bir Genel Başkanı konuşturmamasının ne anlama geldiğini çok iyi bilen Kumlu nun yanına Genel Başkan olduğu kesinleşen Önder Avcı da katılarak "Mersin den konuşan işçi arkadaşlar Muzaffer Başkana haksızlık yaptılar" diyebildi. Bunun üzerine tekrar kürsüye gelen Muzaffer Akpunar konuşmasında ısrarla "bugün bana yarın sana" vurgusu yaptı. Belki Muzaffer Akpunar dan kurtulmuş olmaktan, belki de saygıdan Akpunar ın konuşmasını ayakta alkışlayan bir kısım işçiye gereken son ders ise Türk-İş Başkanı Kumlu tarafından verildi. "Kim başkanının konuşmasını kesti, kalksın ayağa" diyerek başladığı konuşmasında, Akpunar ın genel kurulun başındaki konuşması sırasında yaşadığı korkuyu da itiraf etmek zorunda kaldı. "Genel Başkanınıza karşı protestolar yaptığınızda, basın danışmanım yanıma gelerek, bu işçiler sizi de protesto edebilir, isterseniz konuşmayın diye uyardı. Eğer basın önünde beni de protesto etseydiniz, akşam haberlerine flaş haber olurduk" diyebilmiş ve bütün yüzsüzlüğü ile "Bize gösterdiğiniz anlayıştan dolayı teşekkür ederiz" diyerek konuşmasını ve 17. Genel Kurul tiyatrosunu bitirmiştir. 5 Türk-İş genel merkezine muhalif sendikaların oluşturduğu Sendikal Güç Birliği Platformu Taksim de 400 kişinin katıldığı bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Tümtis, Deri-İş, Belediye-İş, Hava-İş, Kristal-İş, Petrol-İş, Tek Gıda- İş, Tez Koop-İş, Basın-İş ve TGS nin oluşturduğu sendikal muhalefet platformunun eyleminde kıdem tazminatları gaspına karşı tepkiler öne çıktı. Galatasaray da "Kıdem tazminatı kazanılmış haktır, dokundurtmayız" pankartıyla toplanan işçiler, Taksim e yürüyüşte, yine sık sık "Kıdeme uzanan eller kırılır", "Susma haykır kıdem haktır", "Tazminat hakkımız gasp edilemez", "Suskun Türk-İş istemiyoruz", "AKP halka hesap verecek" sloganları attılar. "Tazminata dokunma", "İşçi kıyımına son", "İnsanca Ücret insanca yaşam" dövizleri taşıdılar. Direnişteki Kampana Deri işçileri de dövizleriyle eylemde ve Desa Deri mağazasının önünden geçerken en coşkulu protesto edenler arasında yer aldılar. Taksim de Platform adına bir konuşma yapan Hava-İş başkanı Atilay Ayçin, AKP hükümetini eleştirdi ve tasarıda yapılan düzenlemelerin bir kandırmaca olduğunu, özünde bir şeyin değişmediğini, hangi biçim altında olursa olsun kıdem tazminatlarının fona devredilmesine karşı olduklarını belirtti. Türk- İş genel merkezini de eleştiren Ayçin, Türk-İş in bakanlık koridorlarında tasarıya rötuşlar yaparak günü kurtaramayacağını, kıdem gaspına karşı genel grev açıklamasının arkasında durması gerektiğini söyledi. Temennilerin ağırlıkta olduğu açıklama, kıdem tazminatı saldırısını püskürtmek için hem yürüyüşün rutin düzenlenme yeri (Taksim), hem işçi bileşiminin zayıflığı ile gereken mücadeleci dinamizmi taşımaktan uzaktı. 22 Eylül perşembe günü Mersinli kadın işçiler eylemdeydi. Mersin Toptancı Hal Kompleksi nde paketleme ve ambalaj işinde çalışan kadınlar, 40 lira olan günlük ücretlerinin 50 liraya çıkarılması için iş bırakma eylemi yaptı. Hal Kompleksi nin sevkiyatçılar bölümünde gündelikçi işçi olarak çalışan ve çoğu kadın yaklaşık 100 kişi, Meyve ve Sebze Toptancı Tüccarları Dayanışma Derneği önünde bir araya geldi. İşçiler, günlük 40 lira olan ücretlerinin 50 liraya çıkarılmasını istedi. İşçilerin eylemi nedeniyle polis ekipleri de bölgede güvenlik önlemi aldı. Dernek binası önünde toplanan işçiler, 3 seneden beri günlük 40 lira aldıklarını, bu ücretin yetersiz kaldığını söyledi. Eylem, işçi temsilcileri ile dernek yöneticileri arasında yapılan görüşmenin ardından sona ererken, konunun 15 Ekim de dernek yöneticilerinin yapacağı toplantıda ele alınacağı ifade edilince eylem olaysız sona erdi.

6 6 Tanıl Bora, Aksu Bora, Necmi Erdoğan ve İlknur Üstün ün kaleme aldığı "Boşuna mı Okuduk? Türkiye de Beyaz Yakalı İşsizliği" adlı kitapla ilgili söyleşi 1 Ekim günü İstanbul MMO da yapıldı. Plaza Eylem Platformu ve Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği tarafından düzenlenen söyleşiye 100'e yakın beyaz yakalı işçi katıldı. Katılımcılar arasında kadın işçiler azımsanmayacak bir oran oluşturdu. Diğer yazarların mazeretlerinden dolayı söyleşiye tek başına katılan Tanıl Bora, söze kitabın temel tezi olan beyaz yaka prekarizasyonu (Fransızcadan: yoksulluk, marjinalleştirme, dışlama, güvencesizleşme) ile başladı. Konunun kapitalizmin gelişimi ile bağlantılı olarak ele alınması gerektiğini fakat bu kez kendisinin sorunun sosyopsikolojik yönü ve sınıf algı ve kültürü üzerinde duracağını belirtti. Çehov un Bir Taşralının Öyküsü ndeki beyaz yakalı bir karaktere atıfta bulunan Bora, prekarizasyonun 19. yüzyılda da var olduğunu ancak bugün çok daha derin boyutlar kazandığını söyledi. Prekarizasyonu, yapmak için donanım, vasıf ve uzmanlık gerektiren işlerin bayağılaşması, ameleleşmesi ile birlikte yaşanan güvencesizleşme, kalıcı iş sözleşmesinin yerini sürekli olarak geçici işlerin alması olarak açıkladı. Böylelikle insanın tamamen esnek ve modüler, kendi vasıflarını iş durum ve tanımlarına uyduracak şekilde esnekleşmeye uğramış hale geldiğini, kişilik dâhil bütünlük kaybına uğradığını, "kullan at" istihdamın yaygınlaştığını ve buna bağlı olarak değersizleşme, diplomanın değer kaybının oluştuğunu söyledi. Bora, beyaz yakalılar arasında CV şişirme çılgınlığında da ifadesini bulan derin rekabete, işsiz kalındığı koşullarda da suçluluk ve yetersizlik duygusunun yaşandığına vurgu yaptı. Özdeğer ve onur yitimine, buna karşılık sınıf hareketinin tarihinde ücretleri iyileştirme ve sosyal hakların yanı sıra insan onuru mücadelesinin verildiğine ve bunun etkin bir dinamik olduğuna işaret etti. 1960'larda Türk-İş tarafından tekstil fabrikalarında işçilerin iş çıkışı üstlerinin aranmasına karşı yürütülen "İşçi arkadaş, üstünü aratma!" kampanyasını da bu bağlamda örnek verdi. Tanıl Bora, yaptıkları araştırmada beyaz yakalılar arasında diplomalılıktan ileri gelen başka ve üstün bir değer beklentisinin olduğunu, bunun ise işsizliğin etkilerini ağırlaştırdığını, değer görme talebinin politize edilmesi gerektiğini söyledi. Ancak beyaz yakalılar arasında işçi sınıfı bilincinin kendiliğinden oluşmadığını, tahsilli küçük burjuvanın kendisini işçi olarak görmediğini vurguladı. Beyaz yakalıların işsizliği kendisini sorumlu tutarak, yanlış tercih yapmasına, yanlış üniversite seçimine hayıflanarak ve CV şişirerek aşmaya çalıştığını söyledi. Ancak beyaz yakalılar arasında yaygın olan bir diğer "işsizliği yaşama" biçiminin ise sinizm olduğuna işaret etti. Buna göre beyaz yakalılar durumlarını gayet iyi analiz ederek bunu bir mukadderata dönüştürüyor ve kendilerini "Biz bilmekle lanetlenmişiz" düşüncesiyle nesneleştiriyor, bir katlanma biçimine dönüştürüyorlar. Tanıl Bora 2000'lerin başlarında yayınlanan Yoksulluk Halleri ndeki tepkilerle beyaz yakalı tepkilerini karşılaştırdı. Alt sınıfların duygularını açıkça ifade ettiğini, rahatlıkla duygusallaşabildiğini, buna karşılık beyaz yakalıların çok "cool" olduklarını anlattı. "Örneğin nasıl işsiz kaldıklarını anlatırken ben diyemiyorlar. Beni işten attılar değil İşten atma gündeme geldi diyorlar.. Konuşmayı açmak, demeç formatının dışına çıkmalarını sağlamak çok zor oldu. Bu bir duygusal prekarizasyon -duygulanım bozukluğu." Tanıl Bora nın konuşmasından sonra söyleşiye geçildi. Boğaziçi Üniversitesi ne 1984 yılında girdiğini söyleyen bir mühendis "Eskiden mühendislikle birlikte manager lık vardı. Manager lık montaj hattına dair değildi. İnsanlarla ilgili karar verme, örneğin işten çıkarma vb. yetkisiydi. Manager olan bence sınıfsal bir kesim değil" diyerek bütün mühendislerin aynı torbaya doldurulmaması gerektiğine işaret etti. Ardından "Şimdi bu tür bir sınıf atlama imkânı var mı" diye sordu. Yanıt olarak alt sınıflardan gelen beyaz yakalılar için diplomanın tek sınıf atlama ümidi olduğu, ancak işsiz kaldıklarında sınıf atlayamamaya daha kolay razı oldukları, orta sınıftan gelenlerin çok yönlü aile desteği aldıkları belirtildi. "Bunlar hakkı yenmiş, mağdur ve mağrur bir kesim olarak hissediyorlar." Bankada çalışan bir mühendis, iş arkadaşının işten çıkarılma öyküsünü anlattı. İş arkadaşına yeni bir kuşak geliyor, sen eski kuşaksın dendiğini, 32 yaşındaki arkadaşının da "Gerçekten de öyle " diye düşündüğünü anlattığı trajikomik deneyime, benzer deneyimler de eklendi. Tanıl Bora, araştırma sırasında kuyruğu en dik tutmaya çalışanların bankacılar olduğunu, bankacıların "işsiz şube müdürü" havasında durduklarını, gerçek isimlerini vermek istemeyen tek kesimin bankacılardan çıktığını anlattı. Söyleşiye katılan beyaz yakalı işçiler, işin bilgisi ve hâkimiyeti ile uğradıkları etik yitimi üzerinde de durdular. Patron kafasıyla düşünmeye başladıklarını, bunun davranış biçimlerine uyum sağladıklarını söylediler. Kadın katılımcılar beyaz yakalı kadın işsiz olmanın farkını sordular. Tanıl Bora bu soruya erkeklerde erkeklik krizinin işsizlikle birlikte çok daha şiddetli yaşandığına işaret ederek yanıt verdi. Sendikalara güvensizlik de dile geldi, farklı mücadele örgütlülüklerinin birbirini dışlamadan kullanılabilmesi gerekliliği de Sosyal-İş ve Bank- Sen gibi alanda faaliyet gösteren farklı sendikaların görüş alanlarında olduğunu da ifade ettiler. 3 saat süren söyleşi civarında sona erdi. DİSK/Genel-İş Sendikası Konut İşçileri İstanbul Şubesi ne üye işçiler, 29 Eylül de Esenyurt ta yaptıkları yürüyüş ile kıdem tazminatının fona devriyle ilgili gündeme getirilen değişiklik planını protesto etti. Şube Başkanı Nebile Irmak Çetin in yaptığı açıklamada, kıdem tazminatında yapılması düşünülen yeni düzenlemenin patronları mutlu edeceği vurgulandı: "AKP hükümeti uygulamalarıyla Narin leri daha da güldürmeye devam ediyor. İş Kanunu nu kökten değiştirerek, mezarda emeklilikten tutun da, esnek, kuralsız, güvencesiz çalışma biçimlerinin yasal hale getirilmesine kadar birçok uygulama AKP döneminde yaygınlaştı. Şimdi de kıdem tazminatlarına göz dikildi." Şube Başkanı Çetin, konut işçileriyle ilgili olarak da şunları söyledi: "Konut işçilerinin yüzde 30'u sigortasız ve asgari ücret altında çalıştırılıyor. Konut işçilerinin İş Kanunu ndan yararlanması ve kıdem tazminatıyla tanışmaları çok eski değil. Birçok konut işçisinin henüz ne olduğunu bilmediği bir hak, verilmeden alınmaya çalışıyor. Konut işçileri sosyalleşmenin eşiği olan apartmanların bodrum katlarında ve güneş görmeyen yer altı sığınaklarında ailece ayrımcılığa uğrayıp sosyal bir yaşam sürdürüyor. İşverenleri olan apartman sakini yediden yetmişe, erişkinden çocuğa hepsine efendim diyor ve onlardan talimat alıyor. Emeklerinin karşılığı, yaşadıkları yer olan mahzenlerle hep eşdeğer oldu. Konut işçisi, her an emir eri gibi çalıştı; gecesi gündüze, gündüzü geceye dönüştü. Çalışma biçimleri ve saatleri yasada belirlenen sürenin çok üstünde olmaya devam ediyor." 15 Aralık 2007 tarihinde DİSK e bağlı olarak kurulan öğrenci gençlik sendikası Genç-Sen e İstanbul Valiliği tarafından 2008 Mayıs ayında kapatma talebiyle açılan dava geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. İstanbul 3 Asliye Hukuk Mahkemesi nde görülen davada Genç-Sen in kapatılması kararı verildi. Ankara YKM önünde toplanan Genç-Sen üyeleri Adalet Bakanlığı önüne giderek bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Genç-Sen üyeleri çeşitli ajitasyon konuşmaları ve sloganlarla bugün ve bundan sonra gerçekleştirecekleri eylemlerle verilen bu karara tepkilerini göstermeye devam edeceklerini duyurdular. Yasal açıdan sendikanın önünde henüz temyiz süreci bulunuyor, ayrıca gençler sendika faaliyetlerine her koşulda devam edeceklerini belirttiler. Eyleme Emekli-Sen de destek verdi. Emekli-Sen Genel Sekreteri Hüseyin Demirton da bir açıklamada bulundu. Açıklamaların ardından eylem sonlandırıldı. Eylemde "Sendika Haktır Kapatılamaz","Üniversiteler Bizimdir Bizimle Özgürleşecek", "Eşit Parasız Bilimsel Anadilde Eğitim", "Genç-Sen Susma Sendika Haktır" sloganları atıldı.

7 Sömüren-sömürülen, ezen-ezilen sınıflar hep var mıydı, hep olacak mı? Başbakan Erdoğan Makedonya da hafızalardan silinmeyecek bir vecize daha yumurtladı. "Emperyalist güçler arzularından hiçbir zaman vazgeçmiyorlar, vazgeçmeyecekler. Yani ezen ve ezilenler muhakkak olacak. İlk insanla başladı, sonuna kadar devam edecek. Mesele, bunun farkında olmak suretiyle bunu minimize edebilmektir, bu mücadeleyi verebilmektir." Erdoğan, ezen ve ezilenlerin ve hatta emperyalizmin hep var olduğunu, ilk insanla başladığı, bundan sonra da hep var olacağını, son insana kadar da süreceğini, tek kelimeyle değiştirilemeyecek ezeli ve ebedi bir şey olduğunu söylemiş oluyor! Bundan ne sonuç çıkarmalıyız? Erdoğan ın inandığı dinsel mitolojiye göre ilk insanlar Adem ve Havva dır. O zaman Adem emperyalisttir. Adem in, şeytana kanarak elmayı kopartan Havva yı, sonraki erkeklerin de kadınları ezmesi tanrı kelamıdır. Ancak tabii bu ezmenin neoliberal demokrasi filanla biraz hafifletilmesinde yarar vardır. Erdoğan ın tüm söylediği şundan ibarettir: İnsanlar arasındaki ezen-ezilen, dolayısıyla sömüren-sömürülen ilişkisi, ve hatta emperyalizm, tanrı kelamı bir kaderdir, ezeli ve ebedidir, değiştirilemez. İşçilerin ve emekçilerin sömürülme ve ezilmeden hiçbir kurtuluşu yoktur. Bunu akıllarından bile geçirmemeli, ezeli ve ebedi bir kader olarak benimsemelidirler. Ancak ezilmeleri ve sömürülmeleri, belki bir nebze düzeltilebilir ve azaltılabilir. Erdoğan, tıpkı Ortadoğu ve Kuzey Afrika daki nutuklarında olduğu gibi, Balkanlardaki nutuklarında da bölge işçi ve emekçilerine, emperyalist kapitalizmin alt bölge merkezi ve yumuşak bölge gücü olarak Türkiye burjuvazisinin nufuz alanı ile kodlanmış, "düzeltilmiş kapitalizm ve emperyalizm" hayali pazarlıyor. Ezen ve ezilenler hep yoktu. İlk insanlar, sayısız arkeolojik ve antropolojik çalışmanın bilimsel olarak ortaya koyduğu gibi, sınıfların olmadığı eşitlikçi komünal topluluklar biçiminde yaşıyorlardı. Bu topluluklarda ne ezenler ve ezilenler, ne sömürenler ve sömürülenler vardı. Avcılık ve derleyecilik ile geçinen bu eşitlikçi komünal topluluklarda özel mülkiyet yoktu. Geçim de, yönetim de ortaktı. Ezen-ezilen ilişkisi, emperyalizmden de önce sınıflı toplumlarla tanımlıdır. Emperyalizm ise yalnız işgal, zorbalık, haydutluk ile değil, kapitalizmin en üst ve tekelci aşamasıdır. Emperyalist kapitalizm ise sınıfların, sömürünün, eziyetin, yıkımların en üst fakat sınıfların, sömürünün, her türlü ezme-ezilme ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmaya götürüleceği sosyalizmin de olanaklı ve kaçınılmaz kılan son aşamasıdır. İşçi sınıfını, emekçileri, insanlığı her geçen gün yeni felaketlere sürükleyen emperyalist kapitalizm düzeltilemez. Ancak yoğunlaştırdığı uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ve mücadelesi temelinde yıkılabilir. Ezen-ezilen ilişkisi ve emperyalist kapitalizm hep olmayacaktır. Ezen ve ezilenlerin, sömüren ve sömürülenlerin, sınıfların, yıkımların olmadığı bir toplumun yolu, sosyalist devrimlerle açılacaktır. Türkiye gibi ülkelerin bölge merkezi ve "yumuşak bölge gücü" olarak yeniden organize edilmesi ile küresel tekelci kapitalizmin bölgedeki egemenliği ve yıkıcılığı azalmamakta, tam tersine azamileşmektedir. Erdoğan ın "ezenezilen ilişkisinin Türkiye sayesinde minimalize edileceği" demogojisiyle pazarladığı, fakat emperyalizmi ebedi ilan ederek de aslında itiraf ettiği budur. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi sağlık emekçileri, Tam Gün Çalışma Uygulamasını protesto etti. SES çağrısıyla bir araya gelen sağlık emekçileri, hastane bahçesinde açıklama yaptı. Eylemde, "Güvenceli iş, performans sistemi kaldırılsın, tedavide katkı ve katılım payları kaldırılsın, temel ücretlerimiz arttırılsın" pankartı açıldı. SES İş Yeri Temsilcisi Aydın Eroğlu nun okuduğu açıklamada, Tam Gün Yasası ile Sağlık Bakanlığının hekimleri özel hastanelerde çalışmaya ittiği vurgulandı: "Kamu ve üniversite hastaneleri çökertilerek, hastaların özel hastaneler gitmesinin zemini yaratılıyor, bu sayede özel hastanelerin müşterisinin Sağlık Bakanlığı eliyle arttırılıyor. Sağlık Bakanlığı, hastaneleri özelleştirmeyi, sağlık emekçilerini sözleşmeli personel haline getirmeyi amaçlayan düzenlemeyi hazırladığı kanun hükmünde kararname Taslağı ile yasallaştırmayı hedefliyor". 7. Alarm Özne olmak ya da Mevcut sistemin meydana getirdiği toplumsal yapı; her türlü kurum, kuruluş, organizasyon ilişkiler ağı ile bizlere, belirlenen, kendi kararlarını alamayan, ikincil, bağımlı insanlar topluluğu muamelesi yapmaktadır. Geçmişe dogru bir yolculuk yapacak olursak, doğumumuzdan tutun da ölümümüze kadar, yaşamın her alanına içselleştirilmiş olan konumumuz bir raslantı olmayıp, kapitalist üretim ilişki biçiminin sonucudur. Özel mülkiyetin, ailenin, devletin meydana getirdigi ilişkiler iki karşıt kutup üzerinden yükselmektedir. Bunlardan birincisi işçiler, üretimde yer tutanlar, bütün üretimi gerçekleştirip yaşamın devamlılığını sağlayanlar. Diğeri ise üretim araçlarına sahip olan zenginler, patronlar, oturdukları yerden para kazanan asalaklardır. Onlar yaşamlarını bizim üzerimizden idame ettirirler. Yaşadığımız düzende zenginlerin çıkarları hükmetmektedir. Çünkü etrafımızdaki her şey insan da dahil alınıp satılan mal haline gelmiştir. Artık her şeyin bir değeri vardır, emeğimizin de bir değeri vardır, aramızdaki her türlü ilişkinin de bir değeri vardır. Kapitalist üretim ilişkilerinin insanı nasıl nesneleştirdiğini bir karakter üzerinden anlatmaya çalışacağım. Mustafa, 40 yaşlarında bir emekçi çocuğudur. Elektrik mühendisliği bölümünü bitirmiş, ancak işsizlikten kaynaklı küçük bir elektrikçi dükkanında çalışarak yaşamını sürdürmektedir. Soğuk bir kış günü Mustafa nın çalışmakta olduğu dükkana bir müşteri gelir ve muhabbete koyulurlar, konu konuyu açar. Uzun uzadıya konuşmaya dalarlar, tabii dışarısı buz gibi ayaz, bir yandan da sıcak çaylarını yudumlarlar. Keyifli süren sohbetleri Mustafa yı derinlere götürür ve anlatmaya başlar. Şöyle bir bakıyorum hayata ne de çabuk geçmiş uzun yıllar. Çocukluğuma bakıyorum, ailem sürekli yanımda olan ailem, çocukluğumda beni yetiştiren, toplumun kültürünü bana aşılayan, benden sürekli bir şeyler bekleyen, benim adıma düşünen benim adıma konuşan, benim adıma hayaller kuran, kendilerinin gerçekleştiremediği şeyleri bana dayatan, sen ne yapmak istersinden ziyade toplumda popüler olan kariyer sahibi her şeyi önüne koyarlar. Senin düşüncelerinin ve yeteneklerinin bir anlamı yoktur bu hayatta, emeğini satarak yaşadığın bir düzende her şey parayla alınıp satılır. Aile öyle bakar hayata, seni de ona uygun yetiştirmeye çalışır. Kapitalizmde her şey metadır. 7 Mustafa çok para edeyim diye kendini yetiştirir, vasıflı bir işçi olur. Yıllarca okula gittim, üniversite sınavına kadar devlet okullarında eğitim gördüm -tabii gördüğüm eğitim de tartışılır. Lisede dersaneye gittim, çünkü devlet kendi okullarında bizlere gerekli bilgi ve donanımı vermiyor, bizleri dersanalere mahküm ediyordu. İlk seferinde sınavı kazanamadım, çevrem çok tantana yaptı, aileyi bilirsiniz işte. İkinci girişimde istediğim bölüm olmamasına ragmen tercih yapmak zorunda kaldım. Okulumu bitirdim, elektirik mühendisi oldum. İstemediğim bir mesleği yaşamımın büyük bir parçasında yaptım. Ancak mesele okulu bitirmekle de bitmiyor, bu sefer de işsiz kaldım. Onca yıl eğitim gör devlet sana iş vermesin, üstüne bir de eğitim amaçlı verdikleri kredileri tekrar almaları yok mu. Şimdi de buradayım işte, günün büyük çoğunlugunu çalışarak geçiriyorum onun dışında yaptığım bir şey yok. Robot gibi yaşam anlayacağın, sosyal bir şeyim yok. Patrona gelince o yaşamından memnun ben çalışıyorum o da güzelce el koyup yiyiyor. Bana sıcak davranıyor ne de olsa ben olmadan o kocaman bir hiç. Bazen düşünüyorum var olan her şeyi biz işçiler üretiyoruz, çevremizde gördügümüz hemen her şey (ev, araba, bilgisayar, oyuncak, ekmek, otobüs, masa, telefon) biz bunları üretirken aynı zamanda karşıt bir sınıf olan özel mülkiyetçileri, zenginleri, patronları da üretiyoruz. Aynı zamanda kendi ağır, monoton çalışma koşullarımızı, özne olamamayı, kendi kararlarımızı alamadığımız, zamanda ve mekanda sınırlar çizen, insanı metalaştıran sermaye birikimini üretiyoruz. Yaşamak için emek gücünü satmak zorunda olan ve bütün üretimi gerçekleştiren işçi sınıfı. Eğer isterlerse bu oluşan düzeni, var olan mülkiyeti toplumsallaştırarak tersine çevirebilirler. Bugün yapamadığımız ve ertelediğimiz hayaller ve özlemler yeni bir yaşamda kendini var edebilir. Bu işin öznesi kapitalizme tam karşıt uzlaşmaz bir sınıf olan ve her geçen gün büyüyen, büyüdüğü oranda toplumsallaşan, toplumsallaştığı oranda gençleşen, sermaye birikiminin ulusal sınırları aşmasıyla ulusal sınırları da yıkarak iç içe geçen küreselleşen, işçi sınıfıdır. Kapitalizme tam karşıt olmayan her mücadele biçimi çıkışı haklı olmasına karşın (ulusal kurtuluş, feminizm, çevreci, halkçı vs ) kapitalizmi düzeltmekten, onu idealleştirmekten başka bir şeye hizmet etmeyecektir. Saat de epey ilerlemiş. Artık dükkanı kapatsak iyi olacak, işin doğrusu bugün çok keyifliydi, başka bir zaman yine beklerim görüşmek dileğiyle

8 8 Meclisin açılmasıyla birlikte anayasa hareketliliği daha da hız kazanıyor. Partiler arası görüşmelerin ardından uzlaşma komisyonu oluşturuluyor. Parlamento dışındaki anayasa platformları somut anayasa önerilerini tartıştırıyor. Başka ülkelerin anayasaları inceleniyor. Her kesimin, her bireyin anayasa yapım sürecine katılacağı, bunun kanallarının açılacağı müjdeleniyor. "Demokratik özerklik" ilanından bu yana çatışmalar şiddetlenirken dalga dalga gelen tutuklamalarla Kürt halkı sindirilmeye çalışılıyor. Hemen her ilde "kongre hareketi" çalışmaları yürütülüyor. Üstelik bunlar daha açılış hamleleri! Ekim de burjuvaların meclisi 1 açıldı. BDP lilerin de meclise girme kararı almasıyla, 1 Ekim günü eksiksiz bir açılış gerçekleşti. ğil, önceki biçimlere de başvurarak gerçekleştirdiği baskı ve saldırılar da, "herkes için demokrasi" özlem ve yanılsamasını büyütüyor! Meclisin açılmasıyla birlikte anayasa hareketliliği daha da hız kazanıyor. Partiler arası görüşmelerin ardından uzlaşma komisyonu oluşturuluyor. Parlamento dışındaki anayasa platformları somut anayasa önerilerini tartıştırıyor. Başka ülkelerin anayasaları inceleniyor. Her kesimin, her bireyin anayasa yapım sürecine katılacağı, bunun kanallarının açılacağı müjdeleniyor. "Demokratik özerklik" ilanından bu yana çatışmalar şiddetlenirken dalga dalga gelen tutuklamalarla Kürt halkı sindirilmeye çalışılıyor. Hemen her ilde "kongre hareketi" çalışmaları yürütülüyor. Üstelik bunlar daha açılış hamleleri! Ancak işçi sınıfının geniş kesimleri, anayasa tartışmalarının şimdilik büyük oranda dışında: Bunda bir etmen "insanca yaşayacak, sınıfça düşünecek zaman"dan yoksunluk. Fakat tek sebep bu değil! İşçi sınıfının geniş bölükleri açısından, işyeri ve sektör bazında yer yer mücadele talepleri olarak yüzeye vuran ihtiyaçları ile anayasa gündemi arasındaki bağ henüz berraklaşmış değil. Esnek ve güvencesiz çalışma, uzun mesailer, kıdem tazminatının kaldırılması, düşük ücretler, aşağılanma-mobbing, sendikalaşma çalışmalarının işten çıkarma ile sonuçlanması gibi sorunlar, anayasa konusunda sınıf siyaseti zemininde etkinleşme ile birleşemiyor. Böylelikle zaten işçileri sınıf olarak tasfiye etmeye koşulu burjuva anayasa anlayışı kolaylıkla hükmünü yürütüyor. Fakat "Bizim davamız ekmek davası, anayasa bizi ilgilendirmez" tutumu, ne biz işçilerin çıkarlarını ifade ediyor, ne de sınıf dışı politikalara karşı koruyabiliyor. Bu edilgenlik kırılmalı! Devlet yapısının, ekonomik, siyasal, toplumsal, ideolojik, kültürel ilişkilerin tekelci burjuvazinin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesinin asli bir unsuru olan anayasa konusunda işçi sınıfı kendi sınıf çıkarlarına göre tutum almalı, kendi politikası, öz örgütlülükleri, mücadele sloganları ve talepleri ile özneleşmeli! Ortak payda Faşist 12 Eylül anayasasının kalıntılarından burjuva demokratik anayasaya geçişin somut biçimlenişine ilişkin başta Kürt sorunu, kadın sorunu vd. olmak üzere bir dizi konuda farklı yaklaşımlar bulunuyor. Fakat öne sürülen hiçbir anayasa görüşünde Kürt ve Türk işçilerin, kent ve kır yoksullarının çıkarları, özlem ve ihtiyaçları temsil edilmiyor. Bu mümkün de değil zaten: Çünkü bütün anayasa önerilerinin ortak paydasını, burjuva demokrasisi oluşturuyor. Odağında burjuva demokrasisinin neoliberal "yerel özerklik" ve Kürt sorununda bireysel haklar zemininde mi yoksa "demokratik özerklik" formüllü, ulusal reformist bir çözüm olarak mı şekilleneceğinin durduğu anayasa formülleri tartışılıyor. İşçi ve emekçilerin karşısına biri daha dar, biri daha geniş ve esnek, dolayısıyla kitleleri sistem içi kapsama gücü daha fazla olan iki burjuva demokrasisi tarifi ile çıkılıyor. Yedekleneceğiniz seçenekler bunlar deniyor! Burjuvazi, tarih boyunca olduğu gibi bu kez de kendi sınıf çıkarlarını toplumun genel çıkarları olarak göstermeye soyunuyor. On yıllar boyunca faşist diktatörlük ve geri kapitalist toplumsal-kültürel ilişkiler altında ezilmiş, yok sayılmış ezilen ulus ve milliyetlere, ezilen cinse, ezilen mezheplere mensup işçi ve emekçilerin gözünü almaya girişiyor. Bölge gücü konumunu perçinlemek ve sermayenin her koşuldaki güdüsüyle daha yukarılara tırmanabilmek için, çoktandır sığmadığı faşist, tek biçimli siyasal, hukuksal, idari kalıbının yerine koymayı hedeflediği ne varsa, toplumun bastırılmış tüm talep ve dinamiklerini de soğurarak gerçekleştirmeye duruyor. Anayasa ve onun temel eksenleri üzerinde şekillenen görüşlere, bu görüşlerin öncü işçi ve emekçiler, Kürt halkı üzerindeki etkisine bakılırsa, bunda başarılı da oluyor! Yalnız burjuva demokratik hamleleri de- Burjuvazi, tarih boyunca olduğu gibi bu kez de kendi sınıf çıkarlarını toplumun genel çıkarları olarak göstermeye soyunuyor. On yıllar boyunca faşist diktatörlük ve geri kapitalist toplumsal-kültürel ilişkiler altında ezilmiş, yok sayılmış ezilen ulus ve milliyetlere, ezilen cinse, ezilen mezheplere mensup işçi ve emekçilerin gözünü almaya girişiyor Burjuvazi-proletarya çelişkisinin her konu ve sorunda temel olduğu, özgürlüğün ancak ücretli kölelik prangasını kırarak, her bir sorunu işçi devrimini büyütme hedefiyle ele alarak, burjuva diktatörlüğünü yıkıp sosyalist işçi demokrasisini kurarak kazanılabileceği bir toplumda, kitleleri "burjuva demokrasisinin azı-çoğu" tartışmasına yedeklemek işçi sınıfının, Kürt halkının, kadınların yalnız geleceğine değil, bugününe karşı da işlenebilecek en büyük suçtur. İşte bu yüzden İşçi Meclisi, bütün topluma faşist 12 Eylül rejiminden, tekçi, mutlakçı hâkimiyet biçiminden, ulusal, cinsel, vd. baskılardan kurtuluşun biricik yolu olarak sunulan yeni anayasa görüşlerini "Bu anayasada işçiler, bu anayasada işçi sınıfı yok!" diye karşılıyor "Kongre hareketi" ve yanılsamalar Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu nun yeni bileşenlerle genişlemesiyle oluşan "kongre hareketi", bir süredir "halk toplantıları" düzenliyor. Bu toplantılara, sadece reformist partilerin üyeleri değil aynı zamanda KESK başta olmak üzere sendika şube yönetici ve üyeleri ve partisiz bireyler de katılıyor Ekim de kongrenin ilan edilmesi hedefleniyor. Kongre hareketinin program taslağı da açıklandı. Kongre hareketi, kendisini "özgürlük ve demokrasi" mücadelesinin odağı olarak tanımlıyor. Ezilen ulus ve milliyetlerin, ezilen cins ve mezheplerin özlem ve çıkarlarını ifade ettiğini, işçi ve emekçilerin neoliberalizme karşı sınıfsal taleplerini savunduğunu iddia ediyor. Kürt ulusal hareketinin kitlesel gücü ve tarihsel birikimleri ile işçi sınıfının taleplerini birleştireceğini, parlamento içinden ve dışından gelişecek bir hareketin üzerinde yükseleceğini öne sürüyor. Fakat kongre hareketinin ne bileşimi ne de programı ve ufku bu tanıma uyuyor. Hareket, ulusal ve sosyal reformizmin bir bileşimi durumunda. Ulusal reformizm Kürt sorununun sistem içi burjuva çözümüne doğru kırılmış olan BDP de ifadesini bulurken, 12 Eylül referandumunda "yetmez ama evet" tutumu alan liberalleri de kapsayan sosyal reformizm ise Türkiye devrimci hareketinde 20 yıl öncesine dayanan ve bugüne

9 9 dek kartopu gibi büyüyen tasfiyeciliğin bugünkü biçimlenişini temsil ediyor. Tehlike şurada ki, 12 Haziran seçimlerinde de görüldüğü gibi, o, kendisinden çok burjuva demokrasisine ilişkin yanılsamalardan kaynaklanan çekim etkisiyle devrimci hareketin uğradığı reformist kırılmayı daha da büyütmeye aday olarak şekilleniyor. Kongre hareketinin program ve ufku da ulusal ve sosyal reformist bileşiminin aynası durumunda Tekçi bir ulus tanımının terk edilmesi, neoliberalizmin yerinden yönetim (yerel özerklik) ilkesinin ezilen ulusun kabulüne dayalı ulusal reformist bir kalıba dökülerek ve ucu açık bir "demokratik özerklik" formülüyle uygulanması, Kürtçenin bölgesel resmi dil olarak kabulü vd. programın omurgasını oluşturuyor. Burjuva parlamentarizmi ile birlikte sivil toplum örgüsü öne çıkarılıyor. Taslak, ezilen ulus ve milliyetler sorununun yanında ezilen cins ve mezhepler konusunda da TÜSİAD ın anayasa konsepti ile elle tutulur bir geçişlilik içeriyor -TÜSİAD ın anayasa yaklaşımı da küresel kapitalizmin neoliberal yerel özerklik çizgisini aynı zamanda Kürt sorununda kolektif hakları da kapsayacak tarzda formüle etmesiyle, AKP vd. partilerinkiyle farklılıklar taşıyor. Ulusal hareketle emek hareketinin, sosyalist hareketin buluşması olarak gösterilmeye çalışılan, kitlelerin kendi kendilerini yönetme özlem ve ihtiyaçlarına seslenen kongre, gerçekte gerek Kürt halkı gerekse de öncü işçi ve emekçilerin toplumsal-sınıfsal özgürlük dinamikleri için itfaiyeci rolünden başka bir anlama gelmiyor. Bu anayasada da işçiler, işçi sınıfı yok! Her ulusun iki ulus olduğu gerçeği yok! Yok, çünkü faşist, tekçi ulus tanımına karşı öne çıkarılan "demokratik ulus" hedefi, burjuvaziye karşı mücadelenin üstünü örtüyor. Kapitalist ilişkilerin hâkimiyetiyle Kürt işçi ve emekçileri için artık çok daha yakıcılaşan kendi burjuvalarına karşı mücadele zorunluluğu, ulusal-bölgesel burjuva parlamento, bölgesel anadil, kapitalizmi daha geniş bir zemine yayma ve ulusal kalkınma odaklı kooperatif sistemi gibi hedeflerle sislere bulanıyor. Kürt işçi ve emekçilerin sırtına ulusal kalkınmayı omuzlama, bir diğer deyişle kendi kapitalistlerini (ve bir bütün olarak tekelci kapitalizmi) semirtme yükü yıkılıyor! Dahası, burada ulusal sorunun burjuva demokrasisi sınırları içerisinde az çok gelişkin bir çözümü bile yok. Türkiye nin dört bir yanına yayılmış 20 milyonluk Kürt halkı için istediği her yerde değil sadece bölgesel düzeyde anadil istemi bunun bir ifadesi Dünyada artık bir elin parmaklarını geçmeyen bir ulusal baskı örneğini yaşayan Kürt halkının özgürlük ideali, militan ve kitlesel mücadele birikimleri silahın reformist kullanımıyla birlikte liberal anarşist ütopyaların artık ete kemiğe bürünmesinin örtüsü olarak kullanılıyor. Hedefini Kürt ulusal hareketiyle sosyalist hareketin buluşması olarak tanımlayan kongre hareketi, işçi sınıfı açısından ise çok daha derin bir tasfiyeciliği ifade ediyor. Hükümete karşı mücadele ufku ile sınırlılık, bildik reformist-sendikal söylem, genel olarak ise işçi sınıfının "ezilenler"in bir bileşeni olarak ele alınarak devrimci rolünün ve fiili önderliğinin tasfiye edilmesi! İnanç grupları, kadınlar, LGBT, Aleviler vd.nden oluşan ve hareketin "genişleme" listesinde yer alan "ezilenler" kategorisinin unsurlarından biri sadece! Kongre hareketinin işçi emekçi kitle hareketi ile "buluşması", işte tam da bu ideolojik-sınıfsal tasfiyeciliğiyle, sosyal reformizm üzerinden gerçekleşiyor. İşçi hareketine yönelik tipik reformcu, sosyal piyasacı mesajlarıyla kongre hareketi, ulusalcı güdüleriyle hareketin dışında kalanları bile "kapsıyor"! Ortada bir işçi devrimi hedefi değil burjuva demokrasisine daha geniş bir zemin kazandırmakla sınırlı bir ufuk olunca "emeğin" payına da ancak rutin sendikalist-reformist bir mücadele anlayışı ile oyalanmak düşüyor Kongre hareketinin "emek talepleri" işçi sınıfının ağzına çalınmış, öncekilerden farksız, tatsız bir bal oluyor! Kongre hareketi, milyonların talepleri ve ihtiyaçları zemininde ortaya çıktığını iddia ediyor. Ancak Kürt halkı gibi işçi sınıfı hareketinin de karşısına ezilenci, sosyal liberal, ulusal reformist, sınıf dışı bir programla çıkıyor. Tekrar edelim: Bu anayasal reformcu programda da işçiler, işçi sınıfı yok! Bu programda Kürt halkının ulusal tam hak eşitliği, ayrılıp kendi devletini kurmayı da içeren kendi kaderini tayin hakkı da yok! Bu programda paslı prangalarını çözeduran kadınların aile kurumundan, işbölümünden, ücretli kölelikten kurtuluşu yok! Tabloda eksik olan TÜSİAD ın, AKP nin, kongre hareketi nezdinde ulusal ve sosyal reformizmin kendi yerlerini aldıkları bu tabloda eksik olan işçi sınıfıdır. Ancak işçi sınıfının topa girmesi burjuva demokratik anayasa savunucularının öne sürdüğü gibi bireyler ve alt düzeyde dar sendikal taleplerle olamaz. Kendi rolünü oynayabilmek için işçi sınıfı darıyla genişiyle burjuva Başbakan, diğer burjuva partilere anayasa için "uzlaşma komisyonu" çağrısında bulunurken "bu işi 2012'nin ilk 6 ayında bitirelim" dedi. Burjuva medya, bu açıklamayı, sevinç nidalı "9 ayda anayasa" manşetleriyle duyurdu. Yeni anayasa için en az 1-2 yıllık bir süre öngörülüyordu. Ortalığın sayısız neoliberal anayasa platformu, raporu çalışmasından geçilmemesine karşın henüz burjuva örgüt ve partilerin bile ortada doğru dürüst bir anayasa taslağı veya tasarısı yokken, bu cevvaliyet neden? Bu durum iki şeyi akla getiriyor. Birincisi, yeni anayasa burjuvazi açısından özsel neoliberal ilke ve boyutları itirabıyla aslında hazırdır. Kendi içlerinde tartışmaya açılacak ya da kamuoyunda tartıştırılacak olan da yalnızca ikincil ve tali konular olacaktır. demokratik anayasa anlayışının karşısına burjuvazinin mezara gömülüp ücretli köleliğin, meta ilişkilerinin ve işbölümünün yok edileceği, üretenlerin yöneteceği, uluslar arasındaki eşitsizliğin giderilmekle kalmadığı, kaynaşmanın sağlandığı sosyalist konseyler demokrasisini koymak zorundadır. Biz anayasasında sömürünün suç olduğu yazılan sosyalist işçi demokrasisi için mücadele ediyoruz demelidir! Azami 6 saat çalışacağımız, buna karşılık artan ve niteliklenen toplumsal-kültürel ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz bir toplum için! Zamana, mekânlara, çalışmaya tutsak olmayacağımız bir toplum için! Bunu "sivil toplum" şalına sarılarak, işçi devrimi hedefinden soyunarak değil burjuva devlet aygıtını yıkmak için örgütlenerek, tekelci kapitalizme karşı mücadele ederek, öz örgütlülüklerini, öncü kurullarını, işçi meclislerini kurmaya yönelerek yapmak zorundadır. Anayasa karşısında alınacak tutum, burjuvazinin işçi sınıfına yönelik aktüel saldırılarına, işçi sınıfının apaçık aleyhine olan yasalara ve anayasa maddelerine karşı mücadele ile birleştirilerek siyasal özdeneyimimiz ve özneleşmemiz için mutlaka atılması gereken bir adımdır. "Özgürlük": Kürt ve Türk işçilerin, kent ve kır yoksullarının, emekçi kadınların ona kuşaklar boyu susamışlığını tarif etmeye sayfalar yetmez! Acılarımızın, kayıplarımızın dinmek bilmez kini kadar kendi kendimizi yöneteceğimiz geleceğimiz de vardır bu susuzlukta. Fakat bu büyülü sözcüğü, sınıf dışı, anayasal reformcu programlara kurban etmeme sorumluluğu, işçi sınıfının omuzlarında duruyor. İşçi Meclisi, öncü işçileri burjuva demokratik anayasaya karşı mücadeleye, kendi toplantılarını, forumlarını, meclislerini oluşturmaya çağırırken bu sınıfsal sorumlulukla hareket etmektedir. İkincisi ve daha önemlisi, anayasayı krizden kaçırma çabasıdır. 2012'nin dünyada ve Türkiye de kriz yılı olacağı konusunda artık hemen herkes hem fikir. Küresel krizin 2012'de ikinci bir dip yapacağı, Türkiye ekonomisinin de önümüzdeki yılın ortalarından itibaren ikinci bir çöküntü ya da durgunluğa girebileceği yönünde artan sayıda öngörü var. Türkiye nin ekonomik büyüme öngörüsü 2012 için yüzde 2.5'a düşürüldü ki, bu zaten Türkiye ekonomisinin ortalama büyüme hızı açısından durgunluk demek. Yüzde 6-7 büyüme hızında bile işsizliğin azalmadığı, ücretlerin düşürülmeye devam ettiği bir ülkede, işsizlik ve sefalet birikiminin hızlanması demek. Ve tabii hükümete, yeni anayasanın da özünü ve ruhunu oluşturacak neoliberal sefalet birikimi ve köleciliğe kitlesel tepkilerin artması demek

10 10 Yeni Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, bakanlık sorumluluğu ile en üst düzeyden yöneticisi olduğu eğitim alanına hızlı bir giriş sergiledi. Kamuoyunun son dönemde "intihalci" bakan olarak tanıdığı Ömer Dinçer, geçmişinde Refah Partisi döneminde kişisel olarak eğitimin dini temelde düzenlenmesinin savunucularından biri olarak kalıcı kitap referanslarına sahip olan ve AKP hükümetinin eğitim alanında vazgeçmediği ve eleştirilere karşı savunageldiği isimlerden biri. Eğitimin "Davutoğlu"su olarak Ömer Dinçer in bugünkü bakanlık rol ve görevinin ve bu temeldeki icraatının ise, dar bir "İslamcılığın" çok ötesinde bir hedef derinliğine sahip olduğunu söyleyebiliriz. Geçtiğimiz günlerde Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çıkartılarak, söz konusu KHK ile neoliberal temelde yeniden örgütlenen ulusal eğitim sistemini küresel hedefler doğrultusunda etkileyecek bir dizi yeni karar alındı. İcracı bakanlık Kararname, böylesi temel değişikliklerin ayak bağı ve zaman kaybı oluşturacak parlamentodan çıkarılması sürecinin üzerinden atlanmasından da görülebilecek üzere, eğitim alanında bakanlığın icra gücünü yükseltecek ve bürokrasiyi tırpanlayan bir içerik taşıyor. Bu açıdan kanunun KHK ile çıkarılmasında görülen acelecilik, bu yöntem, kararnamenin içeriği ve hedefleri ile bir uyumluluk taşıyor. KHK da yürürlüğe sokulan bir dizi madde, eğitimi yönetenler arasındaki ve toplamda eğitimin kapitalist yönetimindeki ilişkinin hantallıktan çıkarılmasına dönük bir içerik taşıyor. "Bakanın (sadece) Başbakan a karşı sorumlu olması", müsteşarın çalışmalarını "Bakanın emir ve yönlendirmesi doğrultusunda yürüteceği", müsteşar yardımcılarının sayısının düşürülmesi, hizmet birimlerinin iptali ve yeniden düzenlenmesi gibi maddelerle esasen gücün müsteşarların (bürokrasinin) değil, bakanların (hükümet) elinde olduğuna dair bir vurgu ve alt çizme yapılmış oluyor. Bürokrasiye dönük bu tip sıkılamalarla ayrıca yeni atanacak bakan yardımcılarına da bir yer ve hareket alanı açılmış oluyor. Bir bütün olarak eğitimin yönetiminde icraat alanına daha yakın bir konumlanma ve buna uygun düzenlemeler hayata geçiriliyor. Amaç artık açık! İcracı temelde yapılandırılan milli eğitimin amacı da yeniden saptanıyor. KHK yla değiştiriliveren milli eğitimin amacı yeni düzenlemede açıkça belirtilmiş: "Küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan" bir eğitim sistemi yaratmak. "Küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistem" ile kastedilen bilindiği üzere bugünün kapitalizmi. Türkiye burjuvazisi bugünün kapitalist gerekleri doğrultusunda eğitimi yeniden yapılandırıyor. Elbette bu temelde ayak bağı oluşturan kimi eski "milli"likler bordadan atılıyor. Örneğin, Türkiye deki kapitalist birikimin daha geri olduğu özgül bir dönemin ürünü olan "Atatürk ilke ve inkılâpları" vurgusu bu yeni amaç tanımında korunmuyor. Bu ifadenin çıkarılması bir unutkanlık değil. Sanıldığı gibi sadece AKP nin "Atatürk düşmanlığı" falan da değil. Burada söz konusu olan, orta ileri gelişmişlikte bir kapitalist ülke olarak küresel kapitalist sistemle bütünleşmesinin geçiş sorumluluğunu, son on yıldır hükümet eden AKP nin İslamcı referanslara sahip sağ liberal önderliğine teslim etmiş olan burjuvazinin genel eğilimi ile uyumlu bir değişiklik. "Küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği" bu. Dolayısıyla bunun amaç maddesinde açıkça belirtilmesi, bu yasanın herhangi bir yasa olmadığını, bu yasanın yeni duruma uyum yasası olarak MEB de burjuvazinin (küresel) isterleri doğrultusunda konumlanmaya geçişte bir temel halka olduğunu gösteriyor. İnsan kaynakları yönetimine geçiş Bu amaçla uyumlu olarak yasayla Personel Genel Müdürlüğü nün adı İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü olarak değiştiriliyor. Yöneticilerin dışarıdan sözleşme ile atanmasının önü açılıyor. Teşkilat personeli "memur" olarak değil, tanım gereği istihdam edilen işçiler olarak bir muameleye tabi tutuluyorlar ve yasayla sistemlilik ve tanım kazanmış bu yönelim bundan sonrasında daha da hızlanacak. Keza 652 sayılı bu KHK ile yöneticilerin yetki ve sorumlulukları da yeniden düzenleniyor. Buna göre, yöneticiler bundan sonra görevlerini yalnızca mevzuata, plan, program ve emirlere göre değil, aynı zamanda performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak yürütecekler, bu açıkça kurallaştırılıyor. "Performans ölçütleri ve hizmet kalite standartları"nın uygulanması, kamusal alanda istihdam edilen işçilerden elde edilen artı değerin ölçümü ve çoğaltılması açısından kritik bir düzenlemedir. Bilindiği üzere son on yıl içerisinde giderek artan biçimde kamu işçilerine bu temelde bir kapitalist yönetim dayatılmakta ve bu uygulamalar kurallaştırılarak yerleşik hale getirilmektedir. Yeni KHK sadece işçilerin değil, Durum bugün eğitimdeki kapitalist dönüşümünün nihai olarak sağlanmasındaki öldürücü saldırı aşamasına geldi. Son ve büyük çarpışma yaklaşıyor. Kadrolu öğretmenlerin varlık koşullarını tüketen burjuvazi açısından kopartıcı bir saldırının arifesindeyiz. Teşkilat bu yüzden yeniden yapılandırılıyor, saflar karşı tarafta sıklaştırılıyor. Eğitim işçileri saflarının ise en hafif bir ifadeyle "dağınık" olduğunu söylemek zorundayız. Burjuvazinin kapitalist aklı başında, peki ya işçilerin kolektif aklı ve mücadelesi? teşkilatta (şirkette) istihdam edilen yönetici konumdaki memurların da bu ölçütlerden kaçamayacağını hatırlatıyor. Bunun yazının girişinde belirttiğimiz etkin ve icracı yönetim anlayışı ile uyumlu bir diğer düzenleme olduğu görülüyor. İçeriğini kısaca özetlemeye çalıştığımız KHK da ayrıca "kız öğrencilerin, özürlülerin ve toplumun özel ilgi bekleyen diğer kesimlerinin eğitime katılımının yaygınlaştırılması" gibi burjuva demokratik düzenlemeler, öğretmenlerin özür grubundan yer değiştirme işlemlerinin yalnızca yaz tatilinde yapılabilecek olması gibi keyfiyetler, 8 yıllık görev süresini dolduran müdür yardımcıları ile müdür başyardımcılarına da zorunlu yer değiştirme (rotasyon) uygulaması gibi değişikliklerin de söz konusu olduğu görülüyor. Stratejik bir adım Söz konusu kararname basında pek kısmen yer buldu. Dinçer in "öğretmen artık üç ay tatil yapmayacak" biçimindeki hem doğru olmayan (öğretmenler, onların içerisinde de sadece sayıları giderek azalan kadrolu olanları, aslında iki ay tatil yapabiliyorlar ve bu süre içerisinde ek ders ücretleri olmaksızın geçinmeye çalışıyorlar), hem de bundan sonrasında emeğin korunmasının önemli bir mücadele gündemi olması gereken çıkışları arasında kayboldu. Eğitim-Sen in "biz neden paydaş olarak bu kararnamenin hazırlanmasında yer almıyoruz" yönlü zayıf ve yetersizliğinin yanı sıra yanlış muhalefeti haricinde, KHK burjuva milliyetçi kimi çevrelerin konuyu reaksiyoner temelde ele alması dışında yeterince işlenmedi. Neden şimdi? Oysa kararname ile MEB teşkilatının küresel kapitalist entegrasyonu yönünde burjuvazinin çıkarları doğrultusunda stratejik bir adım atılmaktadır. Hiyerarşinin baştan kurulması, bürokrasinin kısmen zayıflatılması, bakanlığın icracı yetkilerinin arttırılması söz konusudur. Bakanlık teşkilatı sıkılamaktadır. Nihai bir savaş öncesi taraflar kendi saflarını sıklaştırırlar. MEB de bu yapılıyor. Teşkilatın icracı temelde yeniden yapılandırılması, icraatın eğitim işçileri ve emekçi çocukları üzerinde yapılacağının habercisidir. Türkiye de eğitimin sermayeleşmesi son 30 yıla yayılmış biçimde dışardan kuşatma girişimleri ve kısmi saldırılar ile birlikte sürdü. Bir yandan dev bir paralel eğitim piyasası ve sektörü yaratılarak, dershane ve özel okullar-üniversiteler yoluyla son kalan ücretsiz-kamusal eğitim kırıntıları çevrelenirken (kuşatma), öte yandan teşkilata bağlı kamusal eğitim çok çeşitli yollarla içeriden paralılaştırıldı, özelleştirildi; kaleyi içerden fetih olanaklarını çoğaltan güçten düşürme saldırıları hayata geçirildi. Durum bugün eğitimdeki kapitalist dönüşümünün nihai olarak sağlanmasındaki öldürücü saldırı aşamasına geldi. Son ve büyük çarpışma yaklaşıyor. Kadrolu öğretmenlerin varlık koşullarını tüketen burjuvazi açısından kopartıcı bir saldırının arifesindeyiz. Teşkilat bu yüzden yeniden yapılandırılıyor, saflar karşı tarafta sıklaştırılıyor. Eğitim işçileri saflarının ise en hafif bir ifadeyle "dağınık" olduğunu söylemek zorundayız. Burjuvazinin kapitalist aklı başında, peki ya işçilerin kolektif aklı ve mücadelesi?

11 11 milyon kamu emekçisinin 2,5 ekonomik, özlük, mesleki, sosyal, siyasal hakları ile ilgili hazırlanacaktır. Kucaklayarak boğma! kararların alınacağı 2012 yılına ait Toplu İş Sözleşmesi(TİS) süreci 1 Kasım da başlayacak olsa bile tartışmaları 2010 referandumundan beri sürüyor. AKP referandumda kamu emekçilerine "toplu sözleşme hakkı" vaat etmiş ve bunun karşılığında Yapılması öngörülen değişiklerin içeriğine bakıldığında sendikal örgütlülük yasaklanmasa da, grev, TİS gibi tarihi kazanımlar işlevsiz kılınarak sendikal örgütlülük "kucaklanarak boğulmak" istenmektedir. "evet" oyu istemişti. Referandum sonrasında ise, bu konudaki hazırlıksızlık nedeniyle önce "Toplu görüşme süreci devam etsin" denilmiş, sonrasında ise ortaya çıkabilecek tepkiden çekinildiği için de "TİS prosedürüne ait düzenlemeleri hızla yapıp toplu sözleşme görüşmelerine başlayalım" denilerek 1 Kasım tarihi verilmişti. Söz konusu prosedür ise; 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Kamu emekçileri tarafından bu hali bile parçalanamayan 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu nun daha geri düzlemden yapılandırılması son hamle olmayacak elbette. Sırada 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu nda da benzer değişikliklerin gündeme getirilmesinin beklediği düşünüldüğünde, işçi sınıfı Grev hakkı, toplu iş sözleşmesinin kapsamı ve ne biçimde yapılacağı, hakem Sendikaları Kanunu nda yapılması amaçlanan değişikliklerdir. toplam bir saldırı dalgası ile karşı kurulunun kararının bağlayıcılığı ve bileşimi, sendikal örgütlenme önündeki Hükümet bu değişiklikleri bir an karşıya. Bu saldırının fişeği Torba engeller gibi temel konular, tarışma ve pazarlıkların temel gündemlerini önce yapmayı ve 1 Ekim de açılacak Yasa ve son KHK ile de ateşlenmiş oluşturuyor. Hükümet tarafından konfederasyonlara gönderilen taslakta grev Meclis te yasalaştırmayı hedefliyor. durumda. yer almazken, toplu sözleşmenin kapsamı mali ve sosyal haklarla sınırlanıyor Bu kapsamda; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik in başkanlığında, KESK, Memur-Sen ve Türkiye Kamu-Sen in katıldığı Üçlü Danışma Kurulu toplantılarında ise henüz sonuç alınabilmiş değil. Taslakta grev yok! Grev hakkı, toplu iş sözleşmesinin kapsamı ve ne biçimde yapılacağı, hakem kurulunun kararının bağlayıcılığı ve bileşimi, sendikal örgütlenme önündeki engeller gibi temel konular, tarışma ve pazarlıkların temel gündemlerini oluşturuyor. Hükümet Tam bu süreçte yapılması planlanan 8 Ekim Ankara mitingi ise bu tıkanıklığı aşma çabası barındırsa da, burjuvazinin örgütlü ve sınıfsal saldırısını işçi sınıfının penceresinden karşılamak gibi bir amacın çok uzağında durmaktadır. Referandum süreci sonrası daha fazla dillendirilmeye başlanan ve içinde işçi sınıfının sınıfsal özlem ve ihtiyaçları dışında her şeyi barındırabilecek yeni anayasa ile burjuvazi, kendisi için en kalıcı sistem olan burjuva demokrasisi yolunda bir adım daha ilerlemiş olacak. 12 Eylül darbesi tam da burjuvazinin istediği şeritte dolaşmak olduğunun açıklanması ise biz sosyalist kamu işçilerinin en hayati gündemi olmalıdır. Çoğu 1990'ların başından kalma politikalarla hareket eden KESK i kamu işçilerinin bütününü karşılayacak bir emek örgütü olmaktan uzaklaştıran kodları teker teker açığa çıkarılmalı, tabanda sınıfın bütününe yönelik politikalar yapan, var olan ve çok yakında gelecek olan saldırılara karşı masa başı mücadelenin yerini sınıfın gücünün aldığı, işyerlerinden sokağa doğru akan yeni bir mücadele hattı örülmelidir. Grev hakkı grev yaparak kazanılır. Bu değişmedi ve her zamankinden daha fazla güncel. Yarım günlük, bir günlük görev savma niyetine, yapmış olmak için bir grev yapmak değil; kamu işçilerinin sınıfsal mücadele gücünü açığa çıkaran ve büyüten bir fiili, militan, kitlesel grevi tabandan örmeliyiz. tarafından konfederasyonlara ve yasaları altında 31 yıldır yaşa- gönderilen taslakta grev yer almazken, toplu sözleşmenin kapsamı ve ihtiyacını karşılama söyleminin yan bir sınıfın demokratik özlem mali ve sosyal haklarla sınırlanıyor. AKP nin "yumuşak gücü" olan imkânı kazandıracağı ve işçi sınıfını burjuvaziye yeni manevralar yapma Yeni Kamu Görevlileri Sendikaları tartışılacak. Geriye kalan özlük Yasası nı oluşturmak üzere, üç konfederasyon ve hükümet arasındaki lar toplu sözleşme sürecine dahil haklar, demokratik ve siyasi hak- Memur-Sen in yetkili konfederasyon kendine yedeklemek için yüklü bir olması nedeniyle konfederasyon düzeyinde tek bir toplu sözleşme yapıl- Referandum sürecindeki kof bir malzeme yaratacağı ise aşikârdır. görüşmeler Ağustos başından beri edilmek istenilmiyor. Uyuşmazlık sürdürülüyor. Toplantılarda, düğüm noktalarını, grev hakkı, sendi- Kurulu nun kararının bağlayıcı konusunda oluşturulacak Hakem ması ve "dayanışma aidatı" konularındaki ısrarı, danışma kurulunun yıllardır sandığa bile gitmeyen bir- demokrasi propagandası ile bile kaya üyelik kapsamı, işyeri temsilciliği, toplu sözleşmenin kapsamı edilir şeyler değil. Grev talebimiz olması da bizim açımızdan kabul toplantılarını kilitleyen konulardan çok sol söylemli partinin, kurum ve ikisi. Hakem Kurulu nun son karar kuruluşun açıktan "Evet" diyerek sistemin bu yeni yapısını oylaması bize oluşturuyor. Hükümetin dayattığı yasal olarak engellenmek isteniyor, merci olması ve kararlarının yargıya taslak, daha en baştan grev hakkını yok sayıyor. Yetkili olmayan zenleme olacak deniliyor. Ciddi şu an yasada yok ileride yasal dü- taşınamaması ile kurulun bileşiminin nasıl planlanacağı ise diğer bir göstermektedir. Sınıfsal/sendikal gelecekte ne ile karşılaşabileceğimizi konfederasyona toplu sözleşmede bir uyuşmazlık var. Uyuşmazlık önemli tartışma konusu. Savunma, amaç ve hedefleri ile siyasal yapının temsil hakkını tanımıyor. Toplu konularında anlaşma sağlanmazsa Adalet ve İçişleri Bakanlığı nda çalışan kamu emekçilerinin sendikal gidemeyen, gelişen ve değişen süreci düzeltilmesi perspektifinin uzağına sözleşmeden yararlanma kapsamını belirsiz bırakıyor; Memur-Sen, kalmayacak. 15 Eylül de tüm ülke- görüşme yapmanın da bir anlamı örgütlülük haklarının engellenmesi tanımlamaktan uzak ve geleneksel sözleşmeden tüm kamu emekçilerinin yararlanmasını, yetkili konfe- kamuoyuyla paylaştığımız eylemlede alanlara çıkarak, taleplerimizi de görüşme gündemleri arasında yer sendika formatında emin adımlarla alıyor. ilerleyen bir KESK in bu süreci ilerden karşılama gibi bir amacı yok. derasyona diğer konfederasyonların "dayanışma aidatı" ödemesine dedir. Bakanlığın taraflara sundurimiz hükümete bir uyarı niteliğin- Hükümet kendine yedeklediği sendikalardan aldığı güç ve KESK in laştırılarak kullanılan taleplerle, işçi "Demokrasi, özgürlük" gibi sınıfsız- bağlamayı dayatıyor! ğu yasa taslağında 2012 yılı toplu sözleşme sürecinin 1 Kasım dan etkin bir rol oyna(ya)maması, ama sınıfının gündemini burjuvazinin Taslak, uyuşmazlık halinde, nihai itibaren başlayacağı belirtilmektedir. Toplu sözleşme sürecinde de daha çok da 2,5 milyon kamu işçisinin genel dağınıklığını fırsat bilerek çoktandır tarihsel bir hata olmak- istediği sınırlara hapsetmesi ise kararın Kamu Görevlileri Hakem Kurulu tarafından verilmesini getiriyorte alınmaz ve süreç uyuşmazlıkla uyarılarımız ve taleplerimiz dikka- daha geri düzlemde bir sendika tan çıkarak işçi sınıfı mücadelesine yasasını hayata geçirmeye çalışıyor. karşıt öğeler içeren bir hal almış sonuçlanırsa, organlarımızın karar Buradaki asıl amaç ise belli; yasalaştırılması hedeflenen yeni sendika "bir senden bir benden" pazarlığına durumdadır. Yapılması gerekenin KESK Genel Başkanı Lami Özgen, yaptığı açıklamayla gelişme- ayı içinde grevi hedeflediğimiz ve önerilerini dikkate alarak kasım yasası ile bir taraftan referandumda girmeden cepheden karşı durmak leri değerlendirdi: "Tek düzeyde bilinmelidir. Kazanılmış haklarımızın gasp edilmesine ve gele- verilen sözler tutulmuş olacak, diğer olduğu ortadayken, "biraz özgürlük, toplu sözleşme dayatılıyor. Toplu taraftan esas amaç olan sendikal biraz demokrasi ve mümkünse biraz sözleşme sürecinde çalışanların ceğimizle oynanmasına müsaade alanın yeniden dizaynı ile yeni saldırılar için daha uygun bir zemin bir bulamaçla yola da sınıfsal eşitlik" gibi ezberlenmiş sadece ekonomik ve sosyal hakları etmedik, etmeyeceğiz." çıkılmasının

12 12 Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi, gerçekte yeni anayasayı, TİSK, TÜSİAD ve MÜSİAD ın istediği tam neoliberal "ekonomik anayasa"yı öngörmektedir. Bizim "Kölece İstihdam Strateji Belgesi" adını verdiğimiz bu belge, doğrudan doğruya yeni anayasa ve yapım sürecinin bir bileşenidir. Kölece Çalıştırma Stratejisi, 1- Kıdem tazminatı hakkının "sosyal fona" devredilerek eritilmesini ve kaldırılmasını, 2- Bölgesel (ve hatta sektörel) daha düşük asgari ücret uygulamasını, 3- "Geçici işçi büroları" adı altında özel işçi simsarlığı tekellerini, 4- Patronlar arasında ya da aynı patronun farklı şirketleri arasında "ödünç işçilik" sistemini, 5- Patronların düzenli mesai ile çalıştırdıkları işçileri istedikleri zaman kısmi zamanlı veya diğer esnek çalıştırma biçimlerine geçirebilmesini, 6-Geçici iş sözleşmelerinin işçiler kadroya alınmadan üst üste yapılabilmesini, 7- Taşeron, geçici ve benzeri güvencesiz çalışma biçimlerinin her alanda sınırsızca yaygınlaştırılabilmesini, 8- Kısmi zamanlı çalışma, çağrı usulü çalışma, uzaktan (tele) çalışma, evden çalışmayı, 9- Meslek lisesi ve üniversite öğrencilerinin "stajyer çalışma" kapsamını son derece genişletmeyi, 10- Meslek liselerinin özel sermayeye açılmasını,11- Kadınların, çocukların, engellilerin çalışma koşullarının tam serbestleştirilmesini ve çalışırken sahip oldukları özgül koruma ve hakların kaldırılmasını öngörüyor. Bu saldırılar, işçi sınıfının tarihsel mücadele kazanımı olan ve yasayla tanınmış kolektif hak ve güvencelerinin son kalıntılarını da imha ediyor. Bu düzenlemelerle, 1- İşçilere biçimsel ve göstermelik de olsa anayasal olarak tanınmış "kolektif hak" ilkesi ve dolayısıyla işçilerin anayasal temelde "toplumun kurucu ve üretken bir bileşeni" olarak tanımlanması kaldırılmaktadır. İşçi sınıfı, sınıf olmak bir yana, sermayeye karşı sosyal taraf olmaktan, sosyal varlık olmaktan, hatta üretken sayılmaktan çıkarılmaktadır. Çıplak işgücüne alçaltılmaktadır. 2- "Bireysel iş hukuku" ve "bireysel sözleşme özgürlüğü", neoliberal demokrasinin işyerindeki emeksermaye ilişkisinin ötesinde, tüm toplumsal ilişkileri esastan yeniden düzenleme ilkesidir. İşçilerin sınıfsal, toplumsal varlığı, kolektif emek, üretkenlik ve hakları yoktur! Patronların çalıştırdığı işçilere karşı hiçbir kamusal yükümlülüğü yoktur! Yalnızca işçi sınıfını bireylere çözen bireysel "sözleşme özgürlüğü" vardır. "Sözleşme özgürlüğü", patronun tek tek işçilerle yaptığı ya da yapacağı sözleşmelere, üçüncü kimselerin (işçilerin toplu direnişle veya bunun sonucunda devletin) müdahale edemeyeceği, patronun işçilerin talep ettiği düzenlemeleri yapmaya zorlanamayacağı, işçilere karşı bireysel sözleşme dışında herhangi bir kamusal sorumlulukla yükümlü tutamayacağı, yanısıra patronun sözleşmeyi istediği zaman tek taraflı olarak feshetme özgürlüğü anlamına gelir. 3- İşgücünün meta karakteri son derece genişletilmekte ve derinleştirilmektedir. İşçinin kendi işgücü ve onu kiraladığı patron tarafından kullanımı üzerindeki hak iddia etme ve irade gösterme olanağı ortadan kaldırılmaktadır. Patronların işçinin işgücü üzerindeki mülkiyet ve istedikleri gibi tasarruf etme hakları adeta sınırsızlaştırılmaktadır. Patronların tek taraflı olarak istediği koşullarda, istediği zaman, istediği kadar, istediği gibi çalıştırıp atabileceği, alıp satabileceği herhangi bir piyasa malı, herhangi üretim nesnesi düzeyine alçaltılmaktadır. Neoliberal demokrasi, kapitalistin işçi üzerindeki azami diktatörlüğüdür. 4- İşgücü; a- İşsizliğin doğrudan çalışmaya içerili olarak tanımlanmasıyla (çalışma ile işsizlik arasındaki sınır ve ayrımı hukuken kaldırmasıyla), b- Patronun işçiyi sömürüyor olmasını bir "lütuf", işçiyi ise patrona "yük" olarak tanımlamasıyla, c- Ücretin işçinin hakedişi olmaktan çıkarılıp işverene "maliyet" olarak yeniden tanımlanmasıyla, d- Ücreti mesai zamanı değil çalışılan çıplak saat karşılığı olarak yeniden tanımlamasıyla, e- Ücreti toplumsal yan ödemeler, hak ve yardımlardan, patronun çalıştırdığı işçilere kamusal yükümlülüklerinden tamamen soyarak, salt kişisel ücret olarak yeniden tanımlamasıyla, f- "Performansa göre ücret", "İşyerinin karlılığına göre ücret", "Küresel rekabete göre ücret" vb uygulamalarıyla, g- İş kazaları ve meslek hastalıkları karşısında patronun cezai sorumluluk taşımamasını düzenleyerek, kökten ve yıkıcı biçimde değersizleştirilmektedir. 5- İşçiyi çıplak işgücüne, işgücünü herhangi bir metaya indirgediği gibi, meta-işgüçleri arasındaki piyasa rekabetini sınırlayan her türlü hak ve örgütlülüğü de tasfiye edilmektedir. İşçiler arasındaki dibe doğru rekabeti kızıştırarak, işçi bilinci de sendikal bilinçten bile çözülmüş, bireyci meta-bilinç sınırlarında tutulmak istenmektedir. 6- Sınıf mücadelesinin en temel iki cephesi olan zaman ve mekan üzerindeki inisiyatif ve kontrol sorununda, burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki (hem işte hem iş dışındaki) zamansal ve mekansal egemenliğini azamileştirmektedir. Kölece Çalıştırma Stratejisinin özünü ve ruhunu, olağanüstü genişleyen ve toplumun çoğunluğunu oluşturan işçi kitlelerinin sınıfsal olarak tamamen dışlanması, bireyler olarak ise burjuvazinin azami kontrol ve egemenliğine tabi kılınması oluşturmaktadır. Bu, işçileri sınıf olarak dışlayan, bireysel, grupsal olarak ise sisteme içeren neoliberal demokrasi ve yönetişim mekanizmalarının da temelini oluşturur ve neoliberal üretim ilişkileriyle bütünlüğünü kurar Çalışma ve işçi sınıfı,zamanda ve mekanda belirsizleştirilip parçalanmakta, bireylere doğru çözülmekte ve her düzeyde dibe doğru rekabete sürülmekte, çalışma tamamen kuralsızlaştırılmaktadır. Patronların işçiler üzerindeki hiçbir yasa, kural, norm ile sınırlanmamış diktatörlüğü, sınırsız kar ve kan güdüsü tek yasa haline getirilmektedir. 7- Strateji, aynı zamanda, -kriz koşullarında- dev çaplı yeni bir esnek proleterleştirme dalgası üzerine kuruludur. Kapitalist üretim ilişkilerinin dışında kalan iki kat ezilenler; kadınlar, kürtler, çocuklar, öğrenciler, engelliler, azınlıklar, göçmenleri en dip ve güvencesiz koşullarda kapitalist sömürü çarkları içine çekmek, temel bir hedeftir. Neoliberal burjuva demokrasisi ve anayasası, kürtleri, kadınları, çocukları, öğrencileri, engellileri en dip sömürü çarkları içine yığınsal olarak çekmenin, işçi sınıfını bu temelde parçalayıp katmanlaştırmanın, dibe doğru rekabete bastırmanın bir gereği ve aracıdır. 8- Strateji, çalışan ve işsiz, kadrolu ve taşeron, kayıtlı ve kayıt-dışı çalışan işçiler arasındaki sınırları geriye doğru siliyor. "Taşeron işçilerin oluşturulacak kıdem tazminatı fonuna dahil olabilmesi" adı altında taşeron işçileri kadrolu işçilerin hak ve güvencelerinin yok edilmesinin aracı haline getiriyor. "Kayıtdışı çalıştırmaya son verilmesi" adı altında, formal çalışmayı da enformal, kuralsız çalışma koşullarına doğru çözüyor tarihli İş Yasası, "işçiyi işverene karşı koruma ve yardım ilkesi"ni kaldırmış, yerine "işvereni ve işyerini (sermayeyi) koruma ilkesi" getirmişti. Kölece Çalıştırma Stratejisi ise, "istihdam"ın koşulu olarak işçiye "sermaye birikim ve karlılığını azami büyütme ilkesi"ni dayatmaktadır. Azami emek üretkenliği, mutlak ve nisbi olarak azami artıdeğer sömürüsü! Bunu son dönemdeki (kamu yönetimi temel kanun tasarısı dahil) bir çok yasa ve yönetmeliğin gerekçesinde yer alan, yeni anayasanın da ruhuna taşınacak "küresel rekabet gücüne sahip ekonomi sistemi", "insan kaynakları yönetimi", "etkinlik", "performans", "rekabet", "kalite", "verimlilik" belirlemelerinden açıkça görmek mümkündür. Kölece Çalıştırma Stratejisi, yeni anayasanın, işçileri ve tüm toplumsal yaşamı küresel tekelci kapitalist değer, artıdeğer ve azami kar yasalarının sınırsız ve yıkıcı işleyişine kayıtsız koşulsuz köleleştirme ilkesini belirgenleştirmektedir. Kölece Çalıştırma Stratejisinin özünü ve ruhunu, olağanüstü genişleyen ve toplumun çoğunluğunu oluşturan işçi kitlelerinin sınıfsal olarak tamamen dışlanması, bireyler olarak ise burjuvazinin azami kontrol ve egemenliğine tabi kılınması oluşturmaktadır. Bu, işçileri sınıf olarak dışlayan, bireysel, grupsal olarak ise sisteme içeren neoliberal demokrasi ve yönetişim mekanizmalarının da temelini oluşturur ve neoliberal üretim ilişkileriyle bütünlüğünü kurar. Hiçbir sendikal, sosyal, siyasal hak ve güvencesi olmayan işçileri, bireyler ve gruplar olarak alt kimlikler, cemaatler, "sivil toplum" kurum ve platformları, sosyal fonlara hapseder.

13 13 Türkiye Futbol Federasyonu nun (TFF) seyircisiz oynama cezası verilen maçların kadınlara ve 12 yaş ve altı çocuklara ücretsiz olarak açılması kararı ilk olarak Fenerbahçe-Manisaspor maçında uygulandı. 46 bin kadın ve çocuğun izlediği maç, dünyada bir ilk olmasıyla Türkiye nin yanı sıra dünya spor basınında da yer buldu. Kadın ve çocukların maça gidişi, maçı giyim, tezahürat biçimleri dâhil nasıl izledikleri, basının yanı sıra sosyal paylaşım ağlarında azımsanmayacak bir gündem oluşturdu. Erkek taraftarların yaptığı yorumlarda "Şükriye Saracoğlu stadı", "kadınlar matinesi", "vuvuzela" gibi erkek egemenliğinin dilinden ifadeler öne çıktı. "Maç sırasında dizi izleyen kadın", "çocuk bezi değiştiren kadın" görüntüleri bu yorumlarla bezenirken, aynı zamanda kadınların genellikle yabancısı oldukları futbol dünyasına girişleri ve bunun kadınlar üzerindeki etkileri, erkeklerin küfrettiği ve sonrasında döner bıçaklarının konuştuğu maçlardan farkı da işlendi. Bu nasıl "ceza"? Çoğunluğunu orta sınıf kadınların izlediği, öncesinde Fenerium mağazalarından kıyafet ve aksesuar alışverişi yaptıkları maç, en başta "Bu nasıl ceza?" sorusunu uyandırıyor! "Cezalı" takım, taraftarlarının alışılageldik "ana avrat" küfürlü tezahüratının "coşturuculuğundan" "mahrum" kalıyor kalmasına; fakat şifreli kanal ve reklâm gelirlerine dokunulmadığı gibi, maç biletlerinin TFF tarafından karşılanmasıyla da hiçbir gelir kaybına uğramıyor. Metris havalandırmasında volta atan birkaç şikecinin vurduğu lağım suyu ortamına sözde çarpı çeken "temiz futbol" bayrağı dalgalanadursun, yarım milyar dolarlık bütçesiyle futbolun sermaye ilişkileri ve gelirleri TFF nezdinde kapitalizm tarafından çoktan güvence altına alınmış durumda! Tribünlere edep kazandırmak! Maça ilişkin Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından öne çıkarılan, kadınların tribünlere edep kazandırmadaki rolü oldu. Kadın taraftarlar, TFF tarafından kutlandılar. TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, maç öncesinde "İlk yeniliğimiz, ülke futbolunu güzelleştirmek ve futbol dünyamıza renk katmak üzere kadınlarımıza sorumluluk vermek olacak. Kadınlarımızı ve 16 yaş altındaki çocuklarımızı statlarımıza davet ediyoruz. Kısa sürede tamamlayacağımız düzenlemeyle, kadın ve çocuklarımızı statlara ücretsiz alacak, oluşacak ekonomik yükü de Türkiye Futbol Federasyonu olarak karşılayıp kulüplerimizin gelir hanesine yazacağız. Böylelikle kadınlarımız ve çocuklarımız, tuttukları takıma destek verip renk katarken aynı zamanda gelirlerinin artmasına da katkıda bulunuyor olacaklar" dedi. TFF Başkan Vekili Göksel Gümüşdağ da maçtan sonra "İyi bir örnek oldu, doğru bir örnek oldu. Stadyumlarda özlem duyduğumuz bir görüntüydü. Dünyada bir rekor gibi görebiliriz. Bu kadar kadının bir arada maç seyrettiğini sanmıyorum" değerlendirmesini yaptı. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi tarafından "Kadına Yönelik Şiddet Raporu", Türkiye genelinde son 7 yılda 4 bin 190 kadının öldürüldüğünü ortaya koydu. Rapora göre, 2011'in ilk 8 ayı içinde de 143 kadın öldürüldü. 76 kadın cana kast edilen saldırıya maruz kaldı. Katil zanlılarının yüzde 25'inin 18 yaşından küçük olduğu vurgulanan rapora göre yaş arası zanlıların oranı yüzde 24, yaş arası oranı yüzde 27, yaş arası yüzde 18, üstü yaş grubu oranı ise yüzde 6 oldu. 2011'in ilk 8 ayı içinde Türkiye de yaşanan kadına yönelik şiddet olaylarında her 100 kadından 16'sı cinsel şiddete uğradı. Fiziksel ve cinsel şiddet yaşamış kadınların yüzde 88'i, korku, ayıplanma, olayın duyulması endişesi, namus, dedikodu gibi gerekçeler nedeniyle, ne yakın çevresine ne derneklere ne de devlet kuruluşlarından birine başvurdu. Raporda, ülkedeki siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunların derinleşmesi, şiddetin meşrulaştırılması gibi nedenlerin cinayetlerin artmasına yol açtığı vurgusu ön plana çıkarken, kadına şiddetin artarak devam etmesinde egemen ataerkil yapının ve toplumun kurumlarında şiddeti olağan gören cinsiyetçi kültürün yeniden üretiminin büyük rol oynadığı vurgulandı. Futbolu toplumu afyonlamaktan çıkarıp tıpkı doğuşundaki gibi bir oyuna dönüştürecek; zeka ve fizik kondisyonun, strateji ve taktiğin, kolektivite ile bireysel yetilerin, sahadaki ile kulübedekinin gerçek bir bileşimi haline getirecek olan da, "istenmeyen görüntüler"e son verecek olan da, onun sermaye egemenliğinden çıkmasıdır. Kadınlara atfedilen rolün yerine getirilmesi şiddet oranını düşürmesine düşürür fakat futbolun sermaye karakterine ve ilişkisine son veremez Futbol maçları örneğinde yapılan, kapitalizmin genel eğilimi uyarınca kadınların sosyal yaşamın uzun yıllar dışında bulundukları bir boyutuna giderek daha geniş ölçekte dâhil edilmeleridir. Sermayenin çoklu birikim sürecinin bir unsuru olan futbol sermayedarları, kadınların varlığıyla tribünlerin daha temiz olacağını söyleyerek futbol maçlarına gelmelerini bir süredir teşvik ediyorlardı. Bunun da bir kanalı olarak kulüp kongrelerinde kadın üye sayısı artmaya başladı -örneğin FB nin 10 bin küsur kongre üyesinin beşte biri burjuva kadınlardan oluşurken, futbol kulüplerinin yönetim kurulundaki tek kadın üye olan Yasemin Merçil de FB de. Kadın futbol takımlarının sayısı da arttı. Böylelikle hafta sonlarında ev işine yüklenen, alışverişe çıkan, bu sırada maçlara odaklanan eşiyle "sevimli krizler" yaşayan, futboldan anlamayan kadın tipi, orta sınıf temelli olarak değişmeye durdu. Forma ve aksesuarlarıyla "kız kıza" televizyon başına geçen, tezahürat yapan kadınlar reklâmlarda yer bulurken, kadınlar futbol maçlarına daha fazla gitmeye başladılar. Burada elbette ki biricik motif, kadınlara da bilet, forma ve aksesuar satılması, şifreli kanallardaki maç izleme oranlarının yükseltilmesi değildi. Bunun da içerisinde yer aldığı tarzda, kapitalist üretim ilişkilerinin bugünkü ortaileri gelişme düzeyinde, kapitalizmin toplumsal egemenlik ve kapsayıcılığının, kadınlar üzerindeki etkisinin derinleştirilmesi ve bunun hiç de kabaca değil, politikanın cinsiyetlendirilmesiyle yapılmasıydı. Kadınlarla çocukların tribünlere davet edilebilmesi için futbolda şiddetin düzeyi bir nebze düşürülmeli, tersinden ise kadınların varlığı bunu sağlayacak tarzda öne çıkarılmalıydı. Kadınları cinsel tacize uğrayacakları, galiz küfürlerle bezenmiş, döner bıçaklarının konuştuğu bir ortama davet etmenin bir anlamı yoktu! Kadınlar, burjuva sivil toplum örgüsünün en kitlesel paydalarından biri olan tribünlerde yerlerini almaya binlerce yıldır kendilerini biçimlendiren özelliklerine atıfta bulunularak çağrıldılar. Görünen o ki, 1 dakikalık bir küfür "seansı" dışında tribünlere edep kazandırma "sorumluluklarını" yerine getirmekle kalmadılar, aynı zamanda bu aktiviteden hoşnut kaldılar; muhtemelen futbol dünyasına girişlerinin aile yaşamlarında da etkide bulunacağını düşündüler! Futbolu toplumu afyonlamaktan çıkarıp tıpkı doğuşundaki gibi bir oyuna dönüştürecek; zeka ve fizik kondisyonun, strateji ve taktiğin, kolektivite ile bireysel yetilerin, sahadaki ile kulübedekinin gerçek bir bileşimi haline getirecek olan da, "istenmeyen görüntüler"e son verecek olan da, onun sermaye egemenliğinden çıkmasıdır. Kadınlara atfedilen rolün yerine getirilmesi şiddet oranını düşürmesine düşürür fakat futbolun sermaye karakterine ve ilişkisine son veremez. Dahası, bu karakterin ve ilişkinin meşruiyetini kadınları da kapsamış olarak artırır ve niteliklendirir -FB maçında Aziz Yıldırım maskesi takan kadınlar da bunun ifadesidir. Futbolun küfür ve şiddetten tamamen temizlenmesi, onun şike, şiddet, star sistemi, fanatizm ve milliyetçilikle bezeli bir sermaye birikim alanı olmaktan çıkmasıyla mümkündür.

14 14 Burası benim köşem kardeşim, işçi gazetesi falan anlamam, fikrimi buradan da yayar, hepinizi buradan da ezerim. Var mı bir diyeceğiniz! Benim adım kapitalizm; dünyayı mı dolaşmak istiyorsunuz? O zaman çenenizi kapatın ve seyahat kanallarını izleyin, yarın işe gitmeniz lazım. Benim adım kapitalizm; emekliliğinize ancak çok yaşlı ve bir devrime katılamayacak kadar da yorgun olduğunuz zaman izin veririm. Benim adım kapitalizm; ömrünüz boyunca toplam 96,000 iş saati bana çalışıyorsunuz, o yüzden kendinize bir iyilik yapın ve ikide bir "mesai saati bitti mi?" diye saatinize bakmaktan vazgeçin. Benim adım kapitalizm; siz işçiler insan değilsiniz! Benim adım kapitalizm; benim gözümde ekonomiye yaptığınız 96,000 saatlik katkı dışında hiçbir şeysiniz siz. Benim adım kapitalizm; her birinizin bu kadar yıl hayatta kalmanızın tek nedeni, benim sizi sıkıp sizden olabilecek en fazla işgücünü alma amacım, başka şey değil. Benim adım kapitalizm; vatanınızı gerçekten seviyorsanız, hemen bir alışveriş merkezine gidip mutlu/mesut biçimde enerjik bir alışveriş harcaması gerçekleştirmeniz lazım. Bana kapitalizm derler; burası alma-verme, satma-satın alma toplumu. Benim adım kapitalizm; doğru olan insanlığın yıkılması ve yerini alışveriş alışkanlıklarına bırakması. Benim adım kapitalizm; paranız yoksa da, kredi kartıyla bana borçlanın, sorun değil. Benim adım kapitalizm; kredi kartı borcunu geri ödeyemiyorsanız ne yapalım, faiz bindiririz, ayrıca başka tefeciler de var Benim adım kapitalizm; faizler ödenemeyecek hale mi geldi, bulursunuz siz bir yolunu, mafyacılık, uyuşturucu ticareti, fuhuş, kumar, hırsızlık ölmedi ya Benim adım kapitalizm; bu sistemde yasal hırsızlık hakkı benim bankalarımdadır. Benim adım kapitalizm; siz de çalabilirsiniz elbette serbest, ama yakalanmanız yasak, sonuçta ceza yasası diye bir şey var. Benim adım kapitalizm; ne kadar cezaevi inşa edersem, suçlu sayısı o kadar artar: Arz ve talep! Benim adım kapitalizm ve evet! Her bir birey çok özeldir, biriciktir, tektir, önemlidir! Siz de öyle, hepimiz insanız, kardeşiz sonuçta vs. vs. vs. Eee, hadi yeter bu kadar, işe dönün, çalışmaya başlayın bakayım. Bu fotoğraflar, birbirine yakın zamanda, farklı mekanlarda çekilmiş, erken yaşlarda çalışmak zorunda olan 2 çocuğa ait. Yaşadıkları mekanlar farklı olsa da, sorunların sebebine bakıldığında bütün farklılıklar ortadan kalkıveriyor. İlk fotoğraf, köyleri yakılan, zaten topraksız olan, zorunlu göç sebebi ile önce Diyarbakır a oradan da Ankara ya göç eden bir grup Kürt ailenin çalıştığı aynı zamanda da yaşadığı bir mekandan. Hayatlarını, kentin çöplerini toplayıp ayrıştırarak devam ettirmeye çalışıyorlar. Ancak gelişen kapitalizm, çöpleri de metaya dönüştürerek bir rant kapısı haline getirdiğinden, burda da huzuru yakalayamadılar. Hatta bir de üstüne üstlük çöp hırsızlığı ile suçlandılar. Fotoğraftaki küçük arkadaşımın elindekilerden korkmayın, onlar çöpten bulduğu oyuncaklar sadece... İkinci fotoğraf ise mevsimlik tarım işçilerinin geçici olarak kaldıkları bir çadırkentten Yalnız bu sefer Fidan ın elindekilerin oyuncak olduğunu söyleyemeyeceğim, çeşmeden çadırlarına su taşımada kullandığı ibrikleri taşıyor. Onlar da aynı malum sebeplerle, yılın yaklaşık 7-8 ayı tarım işçiliği yaparak hayatta kalma mücadelesi veriyorlar. Son zamanlarda gündemde fazlası ile yer alan, yapılması planlanan anayasa değişiklikleri ve sunulan sonsuz demokrasi, bu çocukların İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, aylık değerlendirme açıkladı. "İnsanca çalışmak istiyoruz!", "Kaza, kader değil iş cinayeti!", "Tuzla/ Davutpaşa/ OSTİM bir daha asla!" sloganlarının öne çıktığı basın açıklamasına DİSK, Limter-İş, Deri-İş, Enerji-Sen, Sine Sen. BTS ve Birleşik Metal- İş sendikalarından uzmanlar ve yöneticiler, İstanbul Tabip Odası, Kimya, Elektrik ve Makine Mühendisleri odalarından üyeler ile akademisyenler katıldılar. İSİGM nin açıklamasında şunlara yer verildi. "Eylül ayında Türkiye de yapılan Dünya İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kongresinde konuşan Başbakan Erdoğan, insan hayatının çok değerli olduğunu ve iktidarın anlayışının da emeğinin sömürüsüne, ayrımcılığa maruz kalmalarına, parasız eğitim alabilmelerine, sağlıksız çalışma ortamlarında maruz kaldıkları sağlık sorunlarının parasız çözümüne vs. imkan sağlayacak iyileştirmeleri de kapsar mı diye sorsam, yanıt ne olurdu acaba! Tabii yanıt verenlerin tarafları ve sınıfsal konumlarına göre değişik cevaplar da gelecektir herhalde. bütün insanların eşit olması felsefesine dayandığını söylerken işçi sağlığını temel aldıklarını ifade etti. Ne yazık ki bu sözler samimi değildir ve yaşananları yansıtmamaktadır. Çünkü çalışma yaşamında adaletsizliği derinleştiren üretimin güvencesizlik temelinde örgütlenmesi uygulamalarının bizzat düzenleyicisi Türkiye deki siyasi iktidarlardır." "Güvencesizliği gözler önüne seren en basit görüntü yaşanan iş cinayetleri, yaralanmaları ve meslek hastalıklarıdır. Sadece Eylül ayında basından derlediğimiz verilere göre kadın, erkek ve çocuk en az 59 işçi can ını kaybetti, 619 işçi yaralandı. Meslek hastalıklarında yaşanan vahametin tespiti ise çok daha zordur." Büyük bir iştahla yönünü Kürt illerine çeviren, orada çocuk, kadın ayrımı gözetmeyen burjuvazi, bu iyileştirmelerle, öncelikle Kürt sorununu çözmeyi ve sonsuz emek sömürüsene devam etmeyi önüne hedef koymuş görünüyor. Çadır kentlere çadır okullar yapılması da bunun bir kanıtı aslında, hem çalışın hem de işte size okul Fakat ne hikmetse çadırlar hala boş! İşçiler cephesi ise oldukça kalabalık ve çeşitlilik gösteriyor aslında. Kent yoksulundan tarım işçisine, mavi yakalısından beyaz yakalısına ve fakat her ne hikmetse bir türlü iki yakası da bir araya gelmeyenine kadar Bu sözde "iyileştirmelerin" aslında bir kandırmaca olduğunun farkındalığı ise aşikar. Kendilerine avaz avaz, "paran kadar oku, paran kadar beslen, paran kadar hastalan" çığlıkları artık kulakları fazlası ile tırmalamaya başladı. Demokratikleşme sürecine her ne kadar dahil edildiğimiz söylense de göz ve kulaklarımızın sonsuz açık olacağı, ortak taleplerimizi beraber haykıracağımız güzel günlerde eğlenen, oyun oynayan çocukların fotoğraflarını çekeceğimiz güzel günler olsun dileklerimizle... Üretiyorum Ankara Fotoğraf Atölyesi "Düzenlemeler insan odaklı değil kar odaklı olduğu sürece iş cinayetlerinin önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Bu ay Tuzla Patlaması, OSTİM ve Davutpaşa patlamalarını bizlere hatırlattı. Fakat konunun uzmanı olan temsilcilerden oluşturduğumuz Tuzla İnceleme Heyeti ile patlama alanına gittiğimizde engellendik. Şeffaflıktan kaçılmasının ardındaki sebepler nelerdir? Davutpaşa da, OSTİM de, Tuzla da hayatlarını kaybetmiş olan arkadaşlarımız için ve daha birçok yerde esnek, güvencesiz ve sağlıksız çalıştırılan bizler, tüm örgütlülüğümüzle yaşanan cinayetlerin takipçisi olacağımızı bildiriyor ve toplumun tüm kesimlerini ölümlere dur demeye çağırıyoruz."

15 24 Eylül Cumartesi günü Adana Merkez Park Amfi Tiyatrosunda düzenlenen ödül töreni ile Adana 18. Altın Koza Film Festivali sona erdi. Festival de, "Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi" En İyi Film ödülünü alırken, En iyi yönetmen ödülü, "Eylül" filmiyle Cemil Ağacıkoğlu nun oldu. Yılmaz Güney ödülü ve "Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) en iyi film ödülü" ise Özcan Alper in yönettiği "Gelecek Uzun Sürer" filminin oldu. "Adana izleyici jürisi" ödülü ise Ruhi Karadağ ın yönettiği "Simurg" filmine verildi. Altın Koza Film Festivali çerçevesinde Simurg için sadece bir salon, o da en küçük olan salon verildi. Yılmaz Erdoğan ın da rol aldığı Nuri Bilge Ceylan ın "Bir Zamanlar Anadolu da" filmi için ise gala gününde 4 salon birden ayrılmıştı. Adana izleyicisinin gönlü Simurg da kaldı Film ekibi, altı oyuncudan üçü ile birlikte ödül almak için sahneye çıktığında, iki bin kişilik salonda ayakta uzun süre ayakta alkışlandı ve 2000 yıllarında süresiz açlık grevi ve ölüm orucu direnişine katılanların hayatını konu eden Simurg filmi, Adana izleyicileri tarafından büyük ilgi gördü. 21 Eylül Çarşamba günü galası yapılan filmin gösterildiği salon dolunca, izleyicilerin bir kısmı filmi yerde oturarak izledi. Filmin gala konuşması önce direnişçi Delil İldan ın annesi tarafından Kürtçe yapıldı. 23 Eylül Cuma günü tekrar gösteriminde de salon yine doluydu. Film kamera çekiminde ve akışında eksikler olmasına rağmen emek boyutu ile takdire değerdi. 30 saniyelik bir kamera görüntüsüne ulaşmak yedi yıla dayanıyor. Filmde süresiz açlık grevi ve ölüm orucu direnişçilerinin cezaevindeki kamera görüntüleri, 2000 "Hayata Dönüş" operasyonunda şimdiye kadar su yüzüne çıkmamış görüntülerin bulunması noktasında verilen emeği ortaya koyuyor. Filmde yakın geçmişimizde cezaevlerinde yaşanan eylemler dizisi ele alınırken, olayların içine gerçek zamanda ve gerçek kişilerle birlikte giriliyor. Geçiş ve bugün arasında bağ kuran film ayrıca, süresiz açlık grevi ve ölüm oruçları sürecinde yapılan mücadelenin sebep sonuçlarına tanıklık etme fırsatı buluyor. Yönetmen Ruhi Karadağ, cezaevlerinde insan hakları sorununu ele aldığı Simurg da, geride bıraktığımız sürecin karanlıkta bırakılan yanlarını gözler önüne seriyor. Simurg un hazırlıklarına 2000 yılı Kasım ayında ölüm orucu devam ederken başlanmış. Film oyuncularının ilk görüntüleri 2000 yılında çekiliyor yılına gelindiğinde yönetmen aynı oyuncuların 10 yıl sonraki görüntülerini çekiyor. Tabii bu on yılda filmin altı oyuncusunun üçü Türkiye de kalırken üçü yurtdışına çıkıyor. Filmin bir kısmı bu yüzden Fransa, İsviçre ve Almanya da çekiliyor. Film ekibiyle söyleşi Ulucanlar direnişi 12 yılında Ankara da yapılan meşaleli yürüyüş ile selamlandı. Sakarya Caddesi nde "Kanla yazılan tarih silinmez" yazılı pankartın arkasında toplanan kitle, sloganlarla Yüksel Caddesi ne doğru yürüyüşe geçti. 24 Eylül Cumartesi günü İnsan Hakları Derneği Adana Şubesinde film ekibiyle bir söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşiye 96 süresiz açlık grevi ve ölüm orucunda yer alanlar ve dışarıda tabutluklara girmeme noktasında mücadele etmiş aileler de katılım sağladılar. Kısa bir açılış konuşmasının ardından yönetmen Ruhi Karadağ ile filmi izleyenler ve filme gelemeyenlerin söyleşisi devam etti. Söyleşide bazı yerlerde eleştiriler getirilirken, filmin beğenildiği dile getirildi. Söyleşiye katılan direnişçilerden Lütfiye Aydın ın yanı sıra, 96 süresiz açlık grevi boyunca dışarıda mücadele veren biri olarak Rabia Çamlı da filmdeki kimi eksikleri anlatımlarıyla tamamladılar. Yaklaşık bir buçuk saat süren söyleşi Wernicke-Korsakofflular ve eski mahpuslarla dayanışma girişimcilerinden Özlem Yıldırım tarafından "Sosyal Merkez nasıl kurulmalı" çalıştay sunumu ile devam etti. İlgiyle karşılanan söyleşi yapılan ikramlarla sona erdi. Yüksel Caddesi ne gelindiğinde saygı duruşunun ardından basın açıklamasına geçildi. Açıklamada Ulucanlar katliamının amacına vurgu yapıldı. Ulucanlar direnişinin devrimci irade açısından da örnek alınması gereken bir direniş olduğu söylendi. Açıklama "Ulucanlar direnişi yolumuza ışık, direnişte şehit düşen 10 devrimci ise kavgamıza harç olmaktadır!" denilerek bitirildi. Daha sonra direnişi yaşayan Fatime Akalın söz alarak devletin katliamcı yüzünü teşhir etti ve er ya da geç hesabın sorulacağını, nasıl hesap sorulduğunun tarihte birçok örneğinin olduğunu belirtti Eylül günü İnönü parkında Ulucanlar katliamında şehit düşen on devrimci tutsağın resimleri ve "Buca, Diyarbakır, Ulucanlar Zindan katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız" yazılı pankartla bir araya gelen devrimci kurumlar eyleme saygı duruşuyla başladı. Ardında "Devrim şehitleri ölümsüzdür","bedel ödedik bedel ödeteceğiz", "Katil devlet hesap verecek", "Devrimci irade teslim alınamaz" sloganları atıldı. Eylem de okunan basın metninde şu ifadelere yer verildi. "Bir taraftan "demokratik anayasa" palavralarının yazılı ve görsel medyanın manşetlerini kapladığı şu günlerde düzenin gerçek aynası olan hapishaneler gerçeğine zindan katliamları vesilesiyle bir kez daha bakmak gerekmektedir. Bu ülke hapishanelerinin duvarları arkasında yaşanan zulmün ve vahşetin boyutunu anlamak için Eylül ayında işlenenn katliamlara bakmak yeterlidir. 26 Eylül Ulucanlar katliamı 1999 da Ankara Ulucanlar Cezaevi ne kanlıbir operasyon sonucu yaşanan saldırıda Habip Gül, Ümit Altıntaş, Abuzer Çat, Mahir Emsalsiz, Zafer Kırbıyık, İsmet Kavaklıoğlu, Önder Gençaslan, Halil Türker, Aziz Dönmez ve Ahmet Savran katledilirken yüzlerce devrimci de ağır biçimde yaralandı. 24 Eylül Diyarbakır katliamı 1996 yılında 10 yurtsever tutsak Diyarbakır Hapishanesinde katledildi. Katliamda Mehmet Aslan, Cemal Çam, M.Sabri Gümüş, Ahmet Çelik, Hakkı Tekin, Rıdvan Bulut, Erkan Perişan, Nihat Çakmak, Edip Dönekçi ve Kadir Demir öldürüldü. 21 Eylül Buca katliamı 1995 yılında Buca Cezaevinde gerçekleştirdiği operasyon sonucu Yusuf Bağ, Turan Kılıç ve Uğur Sarıaslan katledildi, 40 kişi ağır yaralandı. Her daim siyasi iktidar, içerde işçi ve emekçilere, dışarıda ise emperyalist efendilerine yönelik mesajlarını çoğu zaman devrimcilere yönelik devlet terörü ve katliamlarla vermeye çalışmıştır. 95 teki Buca, 96 daki Diyarbakır katliamlarından Ulucanlar a ve 19 Aralık a uzanan katliamlar buna temel oluştur." Eylem "Hücreleri parçala tutsaklara sahip çık", "Yaşasın Ulucanlar direnişimiz", "Devrimci tutsaklar onurumuzdur" sloganlarıyla eylem sonlandı. Eylemi İHD, BDSP, DHF, Devrimci Prletarya, EÖC, ESP, Çağrı birlikte gerçekleştirdi. Eylemde sık sık "Katil devlet hesap verecek!", "Yaşasın Ulucanlar direnişimiz!", "Kanla yazılan tarih silinmez!", "Kahrolsun faşizm, yaşasın mücadelemiz!", "Anaların öfkesi katilleri boğacak!" Yaşasın devrimci dayanışma sloganları atıldı. Devrimci Proletarya, BDSP, DHF, Partizan, Odak ve Halk Cephesi nin örgütlediği eyleme Kaldıraç da destek verdi.

16 Şili de, parasız eğitim talebiyle 5 aydır kitlesel eylemler yapan öğrenciler, hükümet ile görüşmeye otururken, Başkent Santiago da yüzbin öğrenci de eylemdeydi. Öğrencileri derslere girmeleri yönünde ikna edemeyen Şili Eğitim Bakanı Felıpe Bulnes ile bir araya gelen öğrenci lideri Camıla Vallejo, tarafların birbirine çok kızgın olmasına rağmen toplantının sakin bir havada geçtiğini söyledi. Vallejo, parasız eğitim yolunda bir adım atılabileceğine dair ümitleri olduğunu belirtti. Şili deki öğrenci hareketinin liderlerinden Camila Vallejo, hükümetten öncelikli taleplerinin 2012 bütçesinin detaylarının, özellikle de eğitime ayrılan kaynağın açıklanması olduğunu belirtti. 5 Ekim Çarşamba günü yeniden görüşülme kararı verildi. Öğrenci eylemleri sonucunda devlet başkanı Sebastian Pinera reform sözü vermiş, eğitim bütçesinin artırılacağını vaat etmiş ve öğrenci liderleriyle görüşmeyi önermişti. Öğrenci hareketi ise devlet başkanının söz verdiği reformların yeterli olmayacağını, 1973 ile 1990 arasında yaşanan askeri yönetim sırasında kurulmuş eğitim sistemini düzeltemeyeceğini savunuyor. İçeride görüşmeler sürerken dışarıda öğrenciler yine eylemdeydi. Santiago Üniversitesi önünde toplanan 100 bine yakın öğrenci yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe polisin gaz bombası ve basınçlı su ile saldırması sonucunda çatışma çıktı. Hareketin yeni eşiği Şili de 3 aydır yükselerek süren öğrenci, işçi, yoksul köylü ve yerlilerin eylemlerinde talepler iş güvenliği, iş güvencesi, özelleştirmelerin durdurulması, parasız eğitim, sağlık, ulaşım, eğitim ve sağlığa daha fazla bütçe ayrılması, terörle mücadele yasasının kaldırılması, genel affa kadar yaygınlaştığı gibi, eğitim, sağlık politika ve reformlarında halk referandumuyla yeni bir anayasa istemine doğru uzanmaya başladı. Şili de arasındaki faşist Pinochet rejimi gitmesine ve bir dizi geri düzeyde burjuva demokratik yeniden düzenleme ve yargılama yapılmasına karşın, tüm yetkileri başkanlık sisteminde toplayan ve neoliberal özelleştirme ve düzenlemeleri güvence altına alan Pinochet anayasasının sürmesine karşı da tepkiler artıyor. Neoliberal politakaların -henüz Pinochet döneminde- en erken başladığı ve en vahşi uygulandığı Şili deki birikimli yıkıcılığına ve Pinochet anayasasına karşı tepkiler büyürken ve Pinera ve hükümetini sarsarken, hareketin yeni "barış, diyalog" tuzaklarını ve sosyal liberal cephe barikatını aşıp aşamayacağını zaman gösterecek. Öğrenci gençlik hareketinin liderlerinden Camila Vallejo: "Yaklaşık üç aydır sağcı basından tutun, diğer bütün medya yayın organlarını ülkede oldukça etkili olan çıkar gruplarını ve orduyu kullanarak hareketimizin meşruluğunu görmezlikten gelmeye ve engellemeye çalıştılar. Öğrencilerin parasız eğitim hakkını savunmak için sokaklara çıktığında onları şiddet kullanarak bastırmaya çalışması bizlere Piñera hükümetinin Şili nin en büyük sorunlarından biri olan eğitim sorunu çözüm getirmekteki kapasitesizliğini kanıtlamaktadır. Benim gibi bir çok öğrencinin emeğiyle başlatılmış bu hareketten sadece benim şahsım üzerinde yoğunlaşıp beni ikonlaştırmaya başlatıp hareketi sığlaştırmaya çalışanlara sadece şunu hatırlatmak istiyorum şu ana kadar bu hareketle başardığımız, başaracağımız her şeyin arkasında binlerce öğrencinin emeği var. Bu hareket hepimizin hareketidir. Öğrenci Konfederasyonu olarak bazı şeyleri başardığımızın kanıtını da halktan bize gelen yoğun destekte görebiliriz." Yunanistan da, toplu ulaşım sektörü çalışanlarının 28 Eylül de başlayan grevi ulaşımı kesintiye uğrattı. Tüm toplu taşıma araçlarında 48 saatlik grev süresince tramvay, banliyö trenleri, metro çalışanları ve belediye otobüsleri kontak kapatırken, 29 Eylül de taksicilerin de greve katılmasıyla başkent Atina da ulaşım durdu. Başkent Atina da birçok yerde düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle kent merkezinde bazı yollar uzun süre trafiğe kapanırken, sadece özel araçlarla sağlanan ulaşım kaosa dönüştü. Atina da, taksicilerin ve diğer toplu ulaşım çalışanlarının Sintagma meydanında ve Ulaştırma Bakanlığı önündeki gösterilerinde polisle göstericiler arasında zaman zaman gergin anlar yaşanırken, gösteriler nedeniyle yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı gözlendi. Mücadeleci İşçi Sendikaları Cephesi PAME de akşam saatlerinde Atina ve Selanik te protesto gösterileri düzenledi. Bakanlıklar işgal edildi Yunanistan da, Hükümetin kemer sıkma politikalarını protesto eden göstericiler, İçişleri, Adalet, Maliye, Sağlık ve Tarım Kalkınma bakanlıklarını işgal etti. Başkent Atina da gerçekleştirilen protesto eylemine çok sayında memur ve işçi katıldı. Ülkedeki gelişmeleri ve uygulamaları izlemek üzere IMF ve Avrupa Komisyonu ndan temsilcilerin oluşturduğu Troyka, Atina ya geldi. İşçi Sendikaları Konfederasyonu (GSEE) ve Kamu Çalışanları Konfederasyonu (ADEDY) ise Troyka nın başkente gelişini bakanlıklar önünde yapacakları eylemlerle protesto edeceklerini duyurmuşlardı. Maliye Bakanlığı nın önünde buluşan eylemciler, bakan Venizelos ile görüşmek için gelen Troyka heyetini binaya sokmadı. "Kurtarma paketinizi alın ve defolun" şeklinde sloganlar atan göstericiler, Maliye Bakanı Evangelos Venizelos un troyka heyetiyle buluşmasını engellemek istiyor: "Kurtarma paketi lağvedilsin. Troyka Yunanistan ı terketsin. Hem kamu hem de özel sektör çalışanlarını fakirliğe mahkum eden bu tasarruf tedbirlerini destekleyenleri burada istemiyoruz." Hava trafik kontrolörlerinin grevi 5 Ekim de Hava trafik kontrolörlerinin ise, 5 Ekim de 24 saatlik grev kararı aldığı bildirildi.hava trafik kontrolörlerinin grevi nedeniyle 5 Ekim de devlet başkanlarının uçakları ile ilk yardım ve insani yardım uçakları dahil olmak üzere, Yunanistan havaalanlarından hiçbir uçağın havalanmayacağını, havaalanlarına hiçbir uçağın iniş yapamayacağını duyurdu. Bolivya da, Amazon ormanlarından geçecek otoyol projesine karşı yerli halkın protestoları ve polisin eylemlere saldırısına karşı çıkılan bir günlük genel grev, projeyi askıya aldırdı. Amazon ormanlarından geçerek Bolivya yı Şili ve Peru ya bağlayacak 300 kmlik otoyol projesine karşı onbinlerce göstericinin protesto yürüyüşleri Ağustos başından beri sürüyordu. 25 Eylül günü, Başkent La Paz a yürüyüşe geçenlere karşı Yucumo Bölgesi de barikat kuran polis, eylemcilere saldırmış, yüzlercesini gözaltına almıştı. Saldırı sonrasında, Bolivya İşçi Sendikası (COB) bir günlük genel greve çıktı, onbinlerce kişi protesto gösterileri yaptı. İşçi ve emekçilerin üretimi durdurarak kitlesel gösteriler yapması sonucunda, Savunma Bakanı Cecillia Chacon ve İçişleri Bakanı Sacha Lorenti istifa etti; Devlet Başkanı Moralez ise, halktan özür dileyerek, projenin askıya alındığını açıkladı.

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ!

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs; tüm yurtta olduğu gibi İstanbul da da coşkuyla kutlandı.1978 1 Mayıs ın ardından ilk kez izin verilen

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146 TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI EMO Kocaeli Şubesi 146 İKK Sekreterliği Makina Mühendisleri Odası tarafından yürütülmektedir. Şubemiz, üniversite, resmi kurum, sendika, oda ve derneklerle sürdürülebilir

Detaylı

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI BASIN ÇALIġMALARI BASIN AÇIKLAMALARIMIZ 5 Mayıs 2010 Özelleştirme Karşıtı Platform İstanbul Bileşenleri nin Taksim BEDAŞ önünde gerçekleştiği basın açıklaması yoğun bir katılımla yapıldı. Şubemiz üye ve

Detaylı

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Doç. Dr. Ýlker BELEK Akdeniz Üniversitesi Týp Fakültesi Halk Saðlýðý Anabilim Dalý Öðretim Üyesi SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Burjuva Sýnýf Saldýrýsýnýn Tepe Noktasý Yukarýda tanýmlanan saðlýk sistemi yapýsý

Detaylı

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Saðlýk emekçilerinin 2 gün süren grevleri baþladý. Ülke genelindeki hastanelerin nereyse tamamýnda hastanede

Detaylı

EMEK ARAŞTIRMA RAPORU-2

EMEK ARAŞTIRMA RAPORU-2 EMEK ARAŞTIRMA RAPORU-2 KAMU İSTİHDAM RAPORU (Aralık, 2015) Ø KAMU SEKTÖRÜNDE İSTİHDAM EDİLEN İŞÇİ SAYISI YÜZDE 3,4! GERİLEDİ. KADROLU İŞÇİ SAYISI İSE YÜZDE 4,6 DÜŞTÜ! Ø BELEDİYELERDE KADROLU İŞÇİ SAYISI

Detaylı

SPoD İnsan Hakları Örgütlerinin Kasım Ayı Buluşmasına Katıldı. SPoD Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu nun Basın Açıklamasındaydı

SPoD İnsan Hakları Örgütlerinin Kasım Ayı Buluşmasına Katıldı. SPoD Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu nun Basın Açıklamasındaydı SPoD İnsan Hakları Örgütlerinin Kasım Ayı Buluşmasına Katıldı İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Af Örgütü ve Hakikat Adalet Hafıza Derneği'nin her ay düzenledikleri

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

Destek Personeli Eğitimleri

Destek Personeli Eğitimleri 2.Dönem eczane çalışanlarının Destek Personeli Eğitimleri 28 Aralık 2009 tarihinde başladı 9 Valimiz Sayın Zübeyir KEMELEK 15 Aralık 2009 tarihinde Yönetim Kurulumuzu ziyaret etti.. İstanbul Ecza Koop'la

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti. SPoD CHP Beyoğlu Belediyesi Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç ile görüştü

Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti. SPoD CHP Beyoğlu Belediyesi Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç ile görüştü Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti SPoD un ve Uzman Psikiyatrist Dr. Seven Kaptan ın gönüllü işbirliğiyle düzenlenen Trans Terapi Toplantısı nın yedincisi 4 Eylül Çarşamba

Detaylı

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili MART 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin CHP İl Kongresine katılarak bir konuşma

Detaylı

SUNUŞ. Birleşik Metal İşçileri Sendikası Genel Yönetim Kurulu

SUNUŞ. Birleşik Metal İşçileri Sendikası Genel Yönetim Kurulu SUNUŞ İşyeri sendika temsilcileri, işyerinde çalışan işçilerin mevzuattan, toplu iş sözleşmelerinden doğan her türlü hak ve çıkarlarını korumakla görevli olan, sendikasının örgütlenmesi ve güçlenmesi için

Detaylı

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA KENT KONSEYİ MEVZUATI YASA 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU (TC Resmi Gazete Tarih: 13 Temmuz 2005, Sayı 25874) Kent Konseyi MADDE 76 Kent Konseyi

Detaylı

21.DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU

21.DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU 21.DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU 225 ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ 13 Ocak 2012 KESK Genel Merkezi başta olmak üzere bir çok ilde KESK e bağlı sendikalar, demokratik kurumlar, belediyeler ve siyasi

Detaylı

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER tmmob 2002/2004 Cumhuriyet / 7 Haziran 2002 Radikal / 7 Haziran 2002 218 Evrensel / 15 Temmuz 2002 37. dönem çalışma raporu 219 tmmob 2002/2004 Cumhuriyet

Detaylı

DİŞ HEKİMLERİ İSYAN BAYRAĞINI ÇEKTİ http://www.zamanindahaber.com/saglik/dis-hekimleri-isyan-bayragini-cekti-h50455.html 23.12.

DİŞ HEKİMLERİ İSYAN BAYRAĞINI ÇEKTİ http://www.zamanindahaber.com/saglik/dis-hekimleri-isyan-bayragini-cekti-h50455.html 23.12. DİŞ HEKİMLERİ İSYAN BAYRAĞINI ÇEKTİ http://www.zamanindahaber.com/saglik/dis-hekimleri-isyan-bayragini-cekti-h50455.html 23.12.2014 Dişhekimleri, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'ndan randevu bekliyor

Detaylı

Mevsimlik İşçiliğe Hayır Dedik

Mevsimlik İşçiliğe Hayır Dedik 12006 Mevsimlik İşçiliğe Hayır Dedik 2006 yılından beri Bütün öğretmenler kadrolu olmalıdır diyerek mücadelemizi, sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesi yönünde yoğunlaştırdık. 2 22008 Bakan Hüseyin

Detaylı

Mevzuat Değişikliklerinin Meslek Alanımıza ve Odamıza Yansıması

Mevzuat Değişikliklerinin Meslek Alanımıza ve Odamıza Yansıması İçindekiler 44. Dönem Genel Kurul Gündemi... 11 43. Dönem Organları... 12 43. Dönem Şube Yönetim Kurulları... 16 44. Dönem Şube Yönetim Kurulları... 18 İnşaat Mühendisleri Odası Temsilcilikleri... 20 18

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

Öğrencilerimizden Haber... Öğrencilerimizden Haber. Genel Merkezde Çay Partisi

Öğrencilerimizden Haber... Öğrencilerimizden Haber. Genel Merkezde Çay Partisi Öğrencilerimizden Haber... Öğrencilerimizden Haber Genel Merkezde Çay Partisi GGıda Mühendisleri Odası nın Ankara üniversiteleri temsilcilikleri arasında yaptıkları çay partisi Mart ayında gerçekleşti.

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli/Akdeniz Mahallesinde 2015 Genel Seçimlerine

Detaylı

MESLEK VE UZMANLIK ALANLARIMIZLA İLGİLİ ULUSAL ÖLÇEKLİ KONGRE, KURULTAY, SEMPOZYUM VE ÇALIŞTAYLAR

MESLEK VE UZMANLIK ALANLARIMIZLA İLGİLİ ULUSAL ÖLÇEKLİ KONGRE, KURULTAY, SEMPOZYUM VE ÇALIŞTAYLAR MESLEK VE UZMANLIK ALANLARIMIZLA İLGİLİ ULUSAL ÖLÇEKLİ KONGRE, KURULTAY, SEMPOZYUM VE ÇALIŞTAYLAR 19 20 TMMOB Makina Mühendisleri Odası, her çalışma döneminde olduğu gibi bu dönemde de örgütsel birikimiyle,

Detaylı

ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI

ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI Türkiye İstatistik Kurumu ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan Türkiye Özürlüler Araştırması sonuçlarına göre, ülkemizde yaklaşık 8,4 milyon

Detaylı

EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ

EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ 162 Şubemiz, Odamızın ana yönetmeliği uyarınca ülke ve toplum çıkarları doğrultusunda, yurdumuzun

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

22. Çalışma Dönemi II. Danışma Kurulu Toplantısı Gerçekleştirildi

22. Çalışma Dönemi II. Danışma Kurulu Toplantısı Gerçekleştirildi Ocak - Şubat 2013 22. Çalışma Dönemi II. Danışma Kurulu Toplantısı Gerçekleştirildi Açılış konuşmasının devamında Şube Yönetim Kurulu Sekreterimiz Alişan Çalcalı tarafından Şube etkinlikleri ve çalışmalarına

Detaylı

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz, Türkiye nin Siyasi Gündemine paralel konuların ele alınarak halkın görüşlerini tespit etmek ve bu görüşlerin NEDENİ ni saptamak adına

Detaylı

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM (NKP) ETKİNLİKLERİ

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM (NKP) ETKİNLİKLERİ NÜKLEER KARŞITI PLATFORM (NKP) ETKİNLİKLERİ 29 Mart 2012-Mersin in Gülnar İlçesi ne nükleer santral yapmak isteyen Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş. nin Akkuyu da yapılan Halkı Katılımı toplantısına Nükleer

Detaylı

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Evde, Okulda, Sokakta, Kışlada, Gözaltında Şiddete Son 18-19 Mart 2006, Diyarbakır ŞİDDETE KARŞI KADIN BULUŞMASI 2 EVDE, OKULDA, SOKAKTA, KIŞLADA, GÖZALTINDA ŞİDDETE SON

Detaylı

E-BÜLTEN. twiitter.com/edremitticaret

E-BÜLTEN. twiitter.com/edremitticaret ETO YENİ BAŞKANI COŞKUN SALON U, İDA EĞİTİM YARDIMLAŞMA DERNEĞİ VE AKBANK A.Ş. EDREMİT ŞUBE MÜDÜRÜ TEBRİK ZİYARETİNDE BULUNDULAR. İda Eğitim Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı;Zehra

Detaylı

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım.

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. Sayın Birlik Başkanım, Odamızın Değerli Yöneticileri, Sevgili Öğrenci Arkadaşlarım; Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. İstanbul dan, İzmir den, Sivas

Detaylı

Kayıt Dışı İstihdamla İlgili Proje Ödülleri Sahiplerine Verildi

Kayıt Dışı İstihdamla İlgili Proje Ödülleri Sahiplerine Verildi Kayıt Dışı İstihdamla İlgili Proje Ödülleri Sahiplerine Verildi SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI YADİGAR GÖKALP İLHAN: -KAYIT DIŞI İSTİHDAMLA İLGİLİ HER BİREYİN VE TOPLUMUN BİR TAKIM ÇALIŞMALARDA BULUNMASI

Detaylı

Polis Taksim Meydanı'na girdi

Polis Taksim Meydanı'na girdi On5yirmi5.com Polis Taksim Meydanı'na girdi Gezi Parkı eylemlerinin 15. gününde polis, Taksim Meydanı na girdi. AKM ve Cumhuriyet Anıtı ndaki afişler söküldü, barikatlar da kaldırıldı. Yayın Tarihi : 11

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01. Günlük Haber Bülteni 27.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 26.01.2015

Detaylı

Bodrum da Çukurova Kültür ve Dayanışma Derneği kuruldu

Bodrum da Çukurova Kültür ve Dayanışma Derneği kuruldu Bodrum da Çukurova Kültür ve Dayanışma Derneği kuruldu Bodrum Yarımadasında yaşayan Çukurovalılar tarafından Bodrum Çukurova Kültür ve Dayanışma Derneği kuruldu. Bodrum da yaşayan turizmci Birol Yoleri

Detaylı

Emekliler Gelecek Stratejileri Konferansı

Emekliler Gelecek Stratejileri Konferansı Emekliler Gelecek Stratejileri Konferansı SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI FATİH ACAR: -EMEKLİLERİMİZİN, EMEKLİLİK HAKLARINI EN İYİ ŞEKİLDE KULLANABİLMELERİ DEVLETİN ÖNDE GELEN GÖREVLERİ ARASINDADIR -EMEKLİLERİMİZ

Detaylı

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ Cumhuriyet Halk Partisi 25.Dönem Kahramanmaraş Milletvekili Adayı Efsane Başkan Kamil Dalkara memleketi Pazarcık ta Gövde gösteri yaptı. CHP Kahramanmaraş Milletvekili

Detaylı

NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ?

NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ? NASIL BİR TÜRK-İŞ İSTİYORUZ?

Detaylı

basında odamız Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007

basında odamız Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 Eylül 2007 b a s ı n d a o d a m ı z Kaynak Teknolojileri VI. Ulusal Kongresi hazırlıkları, Makina Magazin Dergisinde Kaynak sektöründe yükseliş trendi sürüyor başlıklı haberin içinde yer aldı. Oda Enerji Çalışma

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Günlük Haber Bülteni 13.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sabah.com.tr Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI 16 ŞUBAT 2011 CVK OTEL- İSTANBUL Tarihi günler yaşıyoruz. 10 Şubat-15 Şubat tarihleri arasında

Detaylı

İşyeri Temsilcileri Rehberi

İşyeri Temsilcileri Rehberi İşyeri Temsilcileri Rehberi Bir sendika için en önemli kadrolardan birisi işyeri temsilcisidir. İşyeri düzeyinde ise işyeri temsilcisi sendika örgütlenmenin olmazsa olmazıdır. Bir işyerinde işyeri temsilcisinin

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Örgütü ve Belediye Başkan

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

Bakanımız, Çocuk Bakım Kuruluşları Öz Değerlendirme Toplantısında

Bakanımız, Çocuk Bakım Kuruluşları Öz Değerlendirme Toplantısında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Yayın Organı Mart 2014 Yıl: 1 Sayı: 10 Bakanımız, Çocuk Bakım Kuruluşları Öz Değerlendirme Toplantısında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Çocuk Hizmetleri

Detaylı

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi KATILIMCI DEMOKRASİDE YEREL YÖNETİM-STK İŞBİRLİĞİ 1. TOPLANTI

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi KATILIMCI DEMOKRASİDE YEREL YÖNETİM-STK İŞBİRLİĞİ 1. TOPLANTI Sivil Toplum Geliştirme Merkezi KATILIMCI DEMOKRASİDE YEREL YÖNETİM-STK İŞBİRLİĞİ 1. TOPLANTI 25-26 Kasım 2005, İstanbul Sivil Toplumun Geliştirilmesi İçin Örgütlenme Özgürlüğünün Güçlendirilmesi Projesi,

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 Ekrem DEMİRTAŞ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Her gün gelen şehit haberlerine YETER İki yıldır bitmeyen seçim maratonuna YETER Siyasetçilerin

Detaylı

Şahsım ve Öz Taşıma İş Sendikası adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Şahsım ve Öz Taşıma İş Sendikası adına sizleri saygıyla selamlıyorum. Mustafa TORUNTAY Genel Başkan 13 Eylül 2015 Ankara /Latanya Otel Öz Taşıma İş Sendikası 2. OLAĞAN GENEL KURUL Sayın TBMM İdare Amiri ve Değerli Eski Genel Başkanım, Sayın Milletvekillerim, Sayın Büyükşehir

Detaylı

6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı

6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı 6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) ve Uluslararası Sosyal Güvenlik Teşkilatı(ISSA) işbirliği ile Stratejik İnsan Kaynakları Politikaları ve İyi Yönetişim

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :1-4. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :10. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :11. Syf Sayfası :13. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar modern hizmet binası için gün sayıyor Karabağlar

Detaylı

12. Araştırmacılar Zirvesi nin açılış konuşmasını yapmak için beni davet etmenizden, bana bu fırsatı vermenizden dolayı sizlere teşekkür ederim.

12. Araştırmacılar Zirvesi nin açılış konuşmasını yapmak için beni davet etmenizden, bana bu fırsatı vermenizden dolayı sizlere teşekkür ederim. 1 GÜLER SABANCI KONUŞMA METNİ 12. ARAŞTIRMACILAR ZİRVESİ 12. Araştırmacılar Zirvesi nin açılış konuşmasını yapmak için beni davet etmenizden, bana bu fırsatı vermenizden dolayı sizlere teşekkür ederim.

Detaylı

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinde Emeğin Örgütlenmesi

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinde Emeğin Örgütlenmesi İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinde Emeğin Örgütlenmesi Ertuğrul Bilir Makina Mühendisi İş Güvenliği Uzmanı (C) İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği - Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ÖDENEN BEDELLER İş kazası

Detaylı

MECLİS KARAR ÖZET TUTANAĞI Ü Y E L E R T.C. KARAPINAR BELEDİYE BAŞKANLIĞI KARAR TARİHİ : 09/05/2014 KARAR NUMARASI : 13

MECLİS KARAR ÖZET TUTANAĞI Ü Y E L E R T.C. KARAPINAR BELEDİYE BAŞKANLIĞI KARAR TARİHİ : 09/05/2014 KARAR NUMARASI : 13 KARAR NUMARASI : 13 AYDOĞDU, Belediye Meclisi 5393 Sayılı Belediye Kanunun 20. maddesi uyarınca 2014 yılı Mayıs ayı toplantısı için Belediye Hizmet binası, Başkanlık odasında toplandı. Toplantı başında

Detaylı

Bu çalışmada Devrimci İşçi Sendikaları

Bu çalışmada Devrimci İşçi Sendikaları TEZ ÖZETLERİ HAZIRLAYANLAR: ASLI KAYHAN MERVE MENEKŞE ÖZER TÜRKİYE'DE SENDİKA SİYASET İLİŞKİSİ: DİSK ÖRNEĞİ (1967-1975) YAZAR: SÜREYYA ALGÜL DANIŞMAN: Prof. Dr. DENİZ VARDAR Marmara Üniversitesi Sosyal

Detaylı

''Yanlış anlaşılıyorum''

''Yanlış anlaşılıyorum'' ''Yanlış anlaşılıyorum'' Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, BDP li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için fezleke hazırlanmasıyla ilgili soruya ''Benim sözlerimden farklı anlam çıkarılıyor.

Detaylı

Kayıt Dışı İstihdam Çalıştayı Ankara da Yapıldı

Kayıt Dışı İstihdam Çalıştayı Ankara da Yapıldı Kayıt Dışı İstihdam Çalıştayı Ankara da Yapıldı Sosyal Güvenlik Kurumu, kamu kurum ve kuruluşları, işçi-işveren-esnaf ve sanatkâr üst birlikleri ile akademisyenlerin bir araya geldiği Etkin Rehberlik ve

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ Yazar : Erdem Denk Yayınevi : Siyasal Kitabevi Baskı : 1. Baskı Kategori : Uluslararası İlişkiler Kapak Tasarımı : Gamze Uçak Kapak

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :5. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :3. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :İnternet Sitesi SON DAKİKA GAZETESİ Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar Belediyesi Farkındalık Yaratacak

Detaylı

Aileye köle sermayeye kul olmayacağız

Aileye köle sermayeye kul olmayacağız AİLENİN VE DİNAMİK NÜFUSUN KORUNMASI PROGRAMINA KADINLARIN İTİRAZI VAR Aileye köle sermayeye kul olmayacağız KADIN EMEĞİ PLATFORMU 2 3 Biz kimiz? Bizler, kadınların çalışma yaşamındaki sorunları karşısında

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :1-7. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :6. Syf Son Dakika KARABAĞLAR BELEDİYE BAŞKANI MUHİTTİN SELVİTOPU: Karabağlar Belediye Başkanı Muhittin Selvitopu, belediye tarafından

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

ÇALIŞAN MEMNUNİYETİ ANKETİ

ÇALIŞAN MEMNUNİYETİ ANKETİ ÇALIŞAN MEMNUNİYETİ ANKETİ Türk Sağlık-Sen tarafından Sağlık kurum ve kuruluşlarında yüz yüze yöntemiyle düzenlenen Çalışan Memnuniyet Anketi ne toplam 4.940 kişi katılmıştır. Katılımcıların yüzde 54,1

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

En Yüksek Prim Ödeyen 10 İşverene Ödül Verildi

En Yüksek Prim Ödeyen 10 İşverene Ödül Verildi En Yüksek Prim Ödeyen 10 İşverene Ödül Verildi SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI FATİH ACAR: -2008 YILINDA YAŞANAN OLUMSUZLUKLARA ARTIK RASTLAMIYORUZ -PLAKET VERDİĞİMİZ İŞVERENLER DÜZENLİ PRİMLERİNİ ÖDEYEN,

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

Sizleri şahsım ve TOBB adına saygıyla selamlıyorum. Biliyorsunuz başkasına gönderilen selam kişinin üzerine emanettir.

Sizleri şahsım ve TOBB adına saygıyla selamlıyorum. Biliyorsunuz başkasına gönderilen selam kişinin üzerine emanettir. Sayın Sizleri şahsım ve TOBB adına saygıyla selamlıyorum. Biliyorsunuz başkasına gönderilen selam kişinin üzerine emanettir. Başkanımız Rifat Hisarcıklıoğlu TUSAF yönetimi başta olmak üzere, kongremizin

Detaylı

6331 SAYILI YASA ÇERÇEVESİNDE ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİLERİ

6331 SAYILI YASA ÇERÇEVESİNDE ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİLERİ 6331 SAYILI YASA ÇERÇEVESİNDE ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİLERİ Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi B sınıfı İş Güvenliği Uzmanı ( Elektrik Öğretmeni) Tel: 0545 633 21 95 e-mail: huseyin.okelek@teias.gov.tr

Detaylı

01.02.2014 AKSARAY TİCARET VE SANAYİ ODASI

01.02.2014 AKSARAY TİCARET VE SANAYİ ODASI 01.02.2014 AKSARAY TİCARET VE SANAYİ ODASI ALIŞVERİŞ GÜNLERİ YAKINDA BAŞLIYOR SAYFA 1 EĞİTİM İÇİN AKSARAY'A GELDİLER SAYFA 2 ATSO SENDİKA ZİYARETLERİ SAYFA 3 ATSO'DAN ALMANYA'YA ÇIKARMA SAYFA 4 KOÇAŞ AYKAŞ'I

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Başbakan Yıldırım Kütahya Tavşanlı da halka hitap etti

Başbakan Yıldırım Kütahya Tavşanlı da halka hitap etti Başbakan Yıldırım Kütahya Tavşanlı da halka hitap etti Haziran 15, 2016-1:10:00 Başbakan Binali Yıldırım, "14 yılı beraber geçirdik ama bu 14 yılı boşuna geçirmedik. 14 yıl boyunca birçok sorunun üstesinden

Detaylı

Dr. Mustafa KURUCA Isparta da Sosyal Güvenlik Reformunun Yansımaları ve Sosyal Güvenlikte Teşvik Uygulamaları konulu konferans verdi

Dr. Mustafa KURUCA Isparta da Sosyal Güvenlik Reformunun Yansımaları ve Sosyal Güvenlikte Teşvik Uygulamaları konulu konferans verdi Dr. Mustafa KURUCA Isparta da Sosyal Güvenlik Reformunun Yansımaları ve Sosyal Güvenlikte Teşvik Uygulamaları konulu konferans verdi Isparta Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünce düzenlenen Sosyal Güvenlik Reformunun

Detaylı

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. İSTANBUL TAYAD lı Aileler Bayram Kahvaltısında Bir Araya Geldiler Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. Kahvaltıdan önce yapılan

Detaylı

İşsiz Kapıcılara AB Parasıyla Boya Badana Kursu Verilecek 26 Ocak 2005 Büyükşehirlerde doğalgazın yaygınlaşmasıyla apartmanların ısınma sorununun ortadan kalkması sonucu işinden olan kapıcı sayısı hızla

Detaylı

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Kocadon ve CHP ye Demir, CHP ye katılan vatandaşlara rozet taktı CHP li Başkan Kocadon: Barışa en yakın parti CHP dir CHP li Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, CHP

Detaylı

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ BAŞKANLIĞINA

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ BAŞKANLIĞINA TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ BAŞKANLIĞINA Sağlık Bakanlığı Sertifikalı Eğitim Yönetmeliği taslağı tarafımızca incelenmiş olup, aşağıda taslağın hukuka aykırı ve eksik olduğunu düşündüğümüz yönlerine

Detaylı

AKADEMİK ZAMMI ADIMDA ALDIK

AKADEMİK ZAMMI ADIMDA ALDIK AKADEMİK ZAMMI ADIMDA ALDIK BİR SORUNU DAHA ÇÖZÜME KAVUŞTURDUK Üniversitelerde idari ve akademik personeli bir bütün olarak görüyoruz. 666 Sayılı KHK ile idari personelin ek ödeme oranlarında artış gerçekleştirilirken,

Detaylı

MAVİ YAKALILARIN ÇALIŞMAYA YÖNELİK TUTUMLARI

MAVİ YAKALILARIN ÇALIŞMAYA YÖNELİK TUTUMLARI MAVİ YAKALILARIN ÇALIŞMAYA YÖNELİK TUTUMLARI ÇALIŞMA PSİKOLOJİSİ VERİ BANKASI ÖRNEĞİ www.calismapsikolojisi.net Yrd. Doç. Dr. Burcu KÜMBÜL GÜLER Kocaeli Üniversitesi Gündem İnsan Kaynakları ve Çalışma

Detaylı

EKİM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

EKİM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili EKİM 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Aydıncık İlçesi nde meydana gelen dolu yağışı

Detaylı

KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE

KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE Türkiye Đşçi Sendikaları Konfederasyonu KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE Ankara Amaç Türkiye de kayıt dışı istihdam önemli bir sorun olarak gündemdedir. Ülkede son verilere göre istihdam edilenlerin yüzde

Detaylı

2008 yılında gönüllü çabalarla kurulan Uluslararası Şeffaflık Derneği ülkenin demokratik, sosyal ve ekonomik yönden gelişimi için toplumun tüm

2008 yılında gönüllü çabalarla kurulan Uluslararası Şeffaflık Derneği ülkenin demokratik, sosyal ve ekonomik yönden gelişimi için toplumun tüm 2008 yılında gönüllü çabalarla kurulan Uluslararası Şeffaflık Derneği ülkenin demokratik, sosyal ve ekonomik yönden gelişimi için toplumun tüm kesimlerinde şeffaflık, dürüstlük ve hesap verebilirlik ilkelerini

Detaylı

İŞ GÜVENCEMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ!

İŞ GÜVENCEMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ! İŞ GÜVENCEMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ! 1 KAMUNUN DÖNÜŞÜMÜ Kamunun ve kamu hizmetlerinin önceden belirlenmiş ekonomik, toplumsal, siyasal hedefler doğrultusunda; amaç ve işlevleri bakımından yeniden

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI KEMAL KILIÇDAROĞLU NUN KONUK KONUŞMACI OLDUĞU TOPLANTI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI 1 ARALIK 2014 İZMİR Cumhuriyet Halk Partisi nin çok değerli Genel Başkanı ve çalışma arkadaşları,

Detaylı

Türk-İş/Basın-İş e üye ol!

Türk-İş/Basın-İş e üye ol! Alınterimizin karşılığını ne zaman alacağız? Amirlerin baskı ve tehditleri bitmeyecek mi? Emeklilik, yıpranma ve sağlık haklarımızı kullanmak için ne yapmalı, nereye gitmeliyiz? Fazla mesai, hafta tatili,

Detaylı

SGK 4. Olağan Genel Kurulu ÇSG Bakanı Süleyman Soylu nun Başkanlığında Gerçekleştirildi

SGK 4. Olağan Genel Kurulu ÇSG Bakanı Süleyman Soylu nun Başkanlığında Gerçekleştirildi SGK 4. Olağan Genel Kurulu ÇSG Bakanı Süleyman Soylu nun Başkanlığında Gerçekleştirildi Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) 4. Olağan Genel Kurulu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı(ÇSGB) Süleyman Soylu nun ev

Detaylı

TOPLUMSAL RAPORLAR CEZALANDIRILIYORUZ (22.08.2010) Türkiye nin cezalı kentleri

TOPLUMSAL RAPORLAR CEZALANDIRILIYORUZ (22.08.2010) Türkiye nin cezalı kentleri TOPLUMSAL RAPORLAR CEZALANDIRILIYORUZ (22.08.2010) Türkiye nin cezalı kentleri Devlet, 2006 ve 2009 yılları arasında vergi, yargı, idari ve diğer para cezası olarak 59.8 milyar liralık cezasının yüzde

Detaylı

SİVİL TOPLUM VE SU. Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği. skantarli@ttkder.org.tr

SİVİL TOPLUM VE SU. Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği. skantarli@ttkder.org.tr SİVİL TOPLUM VE SU Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği skantarli@ttkder.org.tr SİVİL TOPLUM Prof.Dr.Fuat KEYMAN a göre 21.yüzyıla damgasını vuracak en önemli kavramlardan biri "Dostluk, arkadaşlık

Detaylı