Soner Yalçın ve. SAMİZDAT: Zorbalığa direnme inadı. Aydınlık. Jack London: Çılgın bir hayatın çılgın yolcusu. Erendiz Atasü ve Dullara Yas Yakışır

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Soner Yalçın ve. SAMİZDAT: Zorbalığa direnme inadı. Aydınlık. Jack London: Çılgın bir hayatın çılgın yolcusu. Erendiz Atasü ve Dullara Yas Yakışır"

Transkript

1 Aydınlık. KITA PAydınlık BU SAYIDA 24 KİTAP TANITILIYOR Toplam: Nisan 2012 Cuma / Yıl: 1 / Sayı: 7 Gazetesi nin ücretsiz ekidir Jack London: Çılgın bir hayatın çılgın yolcusu Erendiz Atasü ve Dullara Yas Yakışır Soner Yalçın ve Çocuk gözyaşının ağırlığı nedir? SAMİZDAT: Zorbalığa direnme inadı Bölgeler, tekkeler, mezarlar, gelenekler, rivayetler Söz sarı-kırmızılı taraftarın

2

3 İÇİNDEKİLER Haftanın Portresi: Anatole France s. 4 Pierre Hadot ve Yaşam için felsefe s. 4 İlk 1 Mayıs şiiri ve Yaşar Nezihe Hanım s. 6 Çocuklar için s. 8 Bektaşilik incelemeleri / F. W. Hasluck s. 10 Mecit Ünal / Gülden Terazi s. 11 M. Salih Kurt / Geleceğe atılan kahkahalar s. 12 UBİK: Talimatlara uygun olarak kullanıldığında güvenlidir* s. 13 Seyyit Nezir / Arakablo s. 14 Türkçülük ve Sosyalizmin Antropolojinin söyleyecekleri var s. 5 Jöntürklerdeki ortak kökleri s KAPAK / SAMİZDAT ve Soner Yalçın ın yıllar sonra verdiği ilk röportaj Aydınlık Kitap ta s Yeni çıkanlar s. 24 Aslan Yürekliler / Galatasaray tribün tarihi s. 25 Erendiz Atasü ve Dullara yas yakışır s. 27 Çılgın bir hayatın, çılgın yolcusu s. 28 Sahaf ve Anadolu dan Kitabevi s. 29 Alıntı test ve Bulmaca s. 30 Aydınlık KİTAP 13 N SAN 2012 CUMA 3 Silivri den İzmir e kitaplar SUNU Yedinci sayımızın kapak dosyası, bir anlamda Silivri de hazırlandı. Gazeteci-yazar Soner Yalçın ın kısa süre önce Kırmızı Kedi Yayınları ndan çıkan Samizdat adlı kitabını, eski çalışma-yeni cezaevi arkadaşları Hikmet Çiçek, Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu nun değerlendirmeleriyle sunuyoruz. Mehmet Halit Gökalp de kitabın geniş bir tanıtımı kaleme aldı. Çok uzun yıllardır yazılı ve görsel basında herhangi bir röportajına rastlanmayan, kamuoyunun önüne hep kitaplarıyla çıkmayı ilke edinip kişiliğini geride tutan Soner Yalçın da suskunluğunu Aydınlık Kitap için bozdu. Türkiye ne yazık ki eskiden beri değerlerini demirparmaklıklar ardında tutan bir ülke nin Türkiye sinde de bir kitap dergisinin kapak dosyası, yazarı cezaevinde olan bir kitaba ayrılıyorsa ve dosyaya katkıda bulunan diğer üç yazı da aynı cezaevinde bulunuyorsa, birileri çok yakında bu utancın ağırlığını taşıyamaz hale gelecek demektir. Amerikalı ilerici yazar Lillian Hellman, 1950 lerin McCarthy komisyonlarının damga vurduğu utanç günlerini Şarlatanlar Dönemi adlı kitabında anlatmıştı. Soner Yalçın ın Samizdat ı da bir yönüyle Türkiye de yaşamakta olduğumuz Şarlatanlar Dönemi ne bir giriş niteliğinde. Devamının de geleceği şimdiden belli. **** Nisan tarihleri arasında 17. kez düzenlenecek olan Tüyap- İzmir Kitap Fuarı, 350 yayınevi ve kuruluşun katılımıyla başta İzmir olmak üzere Egeli okurlara renkli bir kitap bayramı yaşatacak. Dokuz gün boyunca, panellerden şiir dinletilerine, imza günlerinden dans ve çocuklara yönelik gösterilere kadar toplam 120 etkinliğin düzenleneceği fuar, geçen sayımızın Haftanın Portresi bölümünde andığımız ölümsüz yazar Sabahattin Ali yi de ilginç bir sergiyle bir kez daha gündeme getiriyor. Bir Fotoğraf Camı başlıklı sergi, 41 yıllık kısa yaşamında çok sayıda eser ortaya koyan, Türkiye nin değişik şehirlerinde öğretmenlik yapan Sabahattin Ali ye, yaşamındaki en büyük tutkulardan biri olan fotoğraf sanatı aracılığıyla yaklaşacak. Kısa ama dopdolu bir yaşam öyküsünün fotoğraflarla anlatılacağı sergi, Sabahattin Ali nin çocukluk ve gençlik yıllarını, Almanya dönemini, öğretmenlik, askerlik, evlilik, babalık süreçlerini, en net biçimiyle gözler önüne serecek. 17. İzmir Kitap Fuarı nın bu yılki onur konuğunun da 1947 İzmir-Karşıyaka doğumlu gazeteci-yazar Yaşar Aksoy olduğunu belirtelim. Aksoy, İzmir ve Ege kültürüne yönelik özgün araştırmalarıyla tanınıyor. Levent Kırca 3) ÖneriYorum 1) Şili de Gizlice Miguel Littin in Serüveni, Gabriel Garcia Marquez Hepimizi yakından ilgilendiren bir hikaye. Okurken yaşanan olaylarla kendi ülkemizde yaşananlar arasındaki paralellik şaşırtıcı... 2) Padişahların Öteki Yüzü, Alinaz Kurt Tarihimizi televizyon dizilerinden öğrenme furyasına inat gerçek bir araştırma kitabı... Hapiste Yatacak Olana Öğütler, Tuncay Özkan Bir gecede okuduğum kitaplardan biridir. Bu devirde herkesin öğrenmesi gereken bilgilerle dolu, hapishane hayatını ayrıntılarıyla anlatan değerli kitap. Ayrıca pratik yemek tarifleri içerir. 4) Takunyalı Führer, Ergün Poyraz Ergün Poyraz ın neden cezaevinde yattığını daha iyi anlamamızı sağlayan kitap. Başbakanla ilgili ilginç bilgiler içeriyor. Atatürk ün Uşağının Gizli Defteri, Cemal Granda 5) Atatürk ü daha yakından tanıyacağınız çok keyifli bir kitap... Aydınlık. KITA P Aydınlık Gazetesi nin ücretsiz ekidir Editör: Pınar Akkoç Yazıişleri: Damla Yazıcı Reklam Müdürü: Saynur Okuroğlu Sayfa Sekreteri: Egemen Yamandağ Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. adına sahibi: Mehmet Sabuncu Genel Yayın Yönetmeni: Serhan Bolluk Sorumlu Müdür: Mehmet Bozkurt Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Baskı: Toros Yay. Mat. Tur. Org. San. Tic. Ltd. Şti. Yalçın Koreş Cad. No: 12/A Bodrum Kat Bağcılar / İstanbul Tel:

4 4 13 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP HAFTANIN PORTRES Anatole France ( Nisan 1924) Kiliselerdeki tasvirlerle ilgili olarak sarf ettiği, Onlar genellikle sokak fahişelerinin portreleridir. Ressamlar, hangisiyle yatıp kalkmışsa, Meryem Ana diye onun resmini yapmıştır kiliseye sözü olay yaratmıştı PIERRE HADOT VE YA AM Ç N FELSEFE Spagetti üstüne felsefe çayı Başlarda duruluğuyla dikkat çeken fikirlerin, şimdiye yaklaştıkça düğümlenmesi Hadot nun canını sıkıyor. Ve o bu düğümleri koparıp yerlerine yaşama dokunan, sadece kitap satırlarını değil, tüm hayatı aydınlatmaya çalışan bağlar diziyor Türkiye'de özellikle başyapıtı kabul edilen Tanrılar Susamışlardı adlı romanıyla tanınan ve klasik geleneğin en saygın temsilcilerinden kabul edilen Fransız yazar Anatole France, edebiyatın her türünde ürün vermiş, 1921'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştır. Eserleri, 1920'de Katolik Kilisesi'nin yasaklılar listesine girmiştir. Ünlü Dreyfus Olayı sırasında Emile Zola'nın en yakın destekçisi ve hazırladığı bildirgeyi ilk imzalayanlardan olan France, politika, din, tarih, sanat, edebiyat ve felsefe alanlarında Voltaire ve Diderot'nun hümanist aydınlanma geleneğini sürdürmüştür. ABD'deki Sacco-Vanzetti davası nedeniyle yazdığı açık mektup Amerikan gazetelerinde yayımlanan Anatole France, yaşamının son yıllarında Fransız Komünist Partisi'ne üye olmuştu. Kiliselerdeki tasvirlerle ilgili olarak sarf ettiği, Onlar genellikle sokak fahişelerinin portreleridir. Ressamlar, hangisiyle yatıp kalkmışsa, Meryem Ana diye onun resmini yapmıştır kiliseye sözleriyle olay yaratan yazarın, tarihsel bilgi gerektirmesine rağmen heyecanla okunan, akıcı ve akılda kalan romanları günümüzde de etkileyiciliğini sürdürmektedir. 1912'de kaleme aldığı, Fransız Devrimi'nin terör dönemini enfes ayrıntılarla anlattığı Tanrılar Susamışlardı da giyotinin aristokrasiye karşı acımasızca işlediği günler ve Devrimin susamış tanrıları büyük başarıyla betimlenir. Aynı zamanda da tutkulu bir ruhla ölçülü bir ruh arasındaki aşk öyküsü gelişmektedir. Victor Hugo'nun 1793 üyle birlikte Fransız Devrimi'ni ve Jakobenizmi anlatan en iyi roman olan, okuru devrimcileşmeye iten Tanrılar Susamışlardı da Yurttaş Gamelin, bir çocuğa şöyle der: Yarın büyüyüp koca bir erkek olunca, mutluluğunu, temizliğini bana borçlu olacaksın ve adımı duyduğun zaman da lanetler okuyacaksın. MURAT HATUNOĞLU İyi yapmışsın, mühendisliği bırakıp felsefeye başlayarak. Mühendisler çok şey oluyorlar, ee, şey, düz. Yani anlamıyorlar pek bir şeyden. Sakın yanlış anlama, sen artık bir felsefe öğrencisisin. Yani benim eski sevgilim mühendislik öğrencisiydi dediğini duydum bir üniversite öğrencisinin. Afalladım. Mühendisleri aslında gerek olmadığı hâlde- savunmak üzere, ama mühendislerin farklı alanlara yönelenleri işlerinde çok iyidir derken diyalogun sonlanmasıyla kafamdaki başarı hikâyelerine daldım. Sonra bir popüler bilim dergisinde okuduğum bir makaleyi anımsadım. Yaratıcı düşünmeye bir formül bulmak çok zor fakat bilim insanları bu konuda kanıta dayalı birkaç ipucu elde etti. Şimdiye kadar kalıplar dışında düşünme yeteneği söz konusu olduğunda en çok sağ beyin üzerinde durulurken kanıtlar sağ ve sol yarımkürelerin işbirliği içinde çalışmasının en iyi sonucu doğurabileceğini gösteriyor. Bilim insanları sol yarımkürenin sabit kurallarının sağ yarımkürenin beyin fırtınası üzerinde mantıksal bir kontrol yürüttüğünü söylüyor. Böylece hem yaratıcılık ürünü hem de pratik fikirler oluşuyor * diyordu makale ve beynini daha dengeli kullanabilen insanların yaratıcılıklarının fazla olacağından dem vuruyordu. Sahiden de öyle değil midir? Mesela lisedeki en başarılı arkadaş büyük ihtimalle sporda da iyidir. Üniversitenin en iyisi muhtemelen sıkı bir sanatseverdir, hobilidir, hobisini isterse işe çevirebilecek kadar da iyi becerir. Bu insanları gözledikçe, çalıştığı alana farklı disiplinlerden geçerek gelen insanları özgünlük ve başarıda hep önde görürüm. İsmi anıldığında akla hemen Tutunamayanlar ı gelen Oğuz Atay inşaat mühendisidir mesela ya da Mehmet Âkif okulunu birincilikle bitirmiş bir baytar. Konuyu biraz daha uzatmak istersek, bir de 1.92 lik Sócrates Brasileiro Sampaio de Souza Vieira de Oliveira var; Brezilya Milli Takımı nın eski kaptanı, hekim ve felsefe doktoralı bir devrimci, daha ne olsun! dedirtici. Bunları düşünürken, incelemem gereken bir kitap olduğunu anımsadım ve çantama uzandım. Pierre Hadot nun Yaşam İçin Felsefe adlı kitabını aldım ve ısınma turuna kitabın künyesini ve arka kapağı okuyarak- başladım. Kapaktaki fotoğrafta bulunan yığının felsefe çayı** olduğuna, daha doğrusu felsefe çayı diye bir çay olduğunaşaşırdıktan sonra yazarın özgeçmişine geldim. Pierre Hadot, filozof, filolog ve antik felsefe tarihi uzmanı yılında Paris te doğdu. Çocukluğu Reims de son derece dindar Katolik bir ailenin içinde geçti. Felsefe ve teoloji eğitimi aldıktan sonra 1942 yılında papazlık görevine getirildi yılında papazlığı bırakarak kiliseyle bağlantılarını kesti yılında Paris te lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladı satırını görünce, isabet, dedim kendime, yine farklı disiplin yaratıcılığını göreceğim galiba. Ve kitaba başladım bir çırpıda. Jeannie Carlier ve Arnold I. Davidson ile yapılan konuşmalardan oluşuyor kitap ve bize Hadot nun hayatını anlattığı bölümle başlıyor. Çocukluğu kilisenin gariplikleri, dinmez baskılar ve baskıdan bağımsızlarla aynı yoldan geçiyor ve bunlar onu yolun kenarına, kaçamak da olsa- düşünmeye itiyor. Felsefi düşünceler anlatıda birer huzme gibi akıyor ve çocukluğundan Antik Çağ filozoflarına, oradan da modern filozoflara uzanıyor. Başlarda duruluğuyla dikkat çeken fikirlerin, şimdiye yaklaştıkça düğümlenmesi Hadot nun canını sıkıyor. Ve o bu düğümleri koparıp yerlerine yaşama dokunan, sadece kitap satırlarını değil, tüm hayatı aydınlatmaya çalışan bağlar diziyor. Bu sayede de sadece felsefecilere değil, fikrini ışıtmak isteyen herkese sıcacık bir tabak spagetti gibi geliyor kitap. Işık huzmelerinden yapılmış, lezzetli ve doyurucu bir tabak spagetti. * podcast/episode.cfm?id=boost-your-creativity-with-eye-move d=boost-your-creativity-with-eye-move ** Felsefe çayının içindekiler: Fındık yaprağı, kuşburnu, elma, mabet ağacı yaprağı, ebegümeci çiçeği, gül yaprağı, nergis çiçeği, lavanta çiçeği, ayçiçeği. (Yaşam İçin Felsefe, Pierre Hadot, Pinhan Yayıncılık, Çev. Kağan Kahveci, 256 s.)

5 Aydınlık KİTAP 13 N SAN 2012 CUMA 5 Antropolojinin söyleyecekleri var İlham kaynağını uzun zaman hor görülmüş, son derece mütevazı toplumlar içinde arayan antropoloji, insani olan hiçbir şeyin insana yabancı olamayacağını beyan eder. CENK ÖZDAĞ İnsanlık tarihine konu olan ilerlemenin yahut evrimin merkezlerin bir evrimi olduğunu ileri sürmek yanlış sayılmayacaktır: Önce Dünya merkezli evren tasavvuru, ardından Güneş merkezli evren tasavvuru, ya da bunlara koşut olarak önce doğa merkezli düşünce (büyü mit din) sonraysa kültür merkezli düşünce. MERKEZLER N EVR M İnsan araştırma nesnesine bulunduğu yerden bakar ve bulunduğu yerin tüm özelliklerini, en başta da benliğini ona atfeder. İşte bu alışkanlığa karşı bir başkaldırı öyküsü sunuyor Lévi-Strauss, Tokyo da 1986 yılında verdiği üç konferansın dökümünden ve elden geçirilmesinden oluşan kitabı Modern Dünya nın Sorunları Karşısında Antropoloji de. Onun ifadeleriyle yineleyecek olursak Doğar doğmaz, aile çevresi ve toplumsal ortam; değer yargıları, motivasyonlar, ilgi alanları ve ayrıca uygarlığımızın geçmişi ve geleceği hakkında bize telkin edilmiş fikirlerden oluşan karmaşık bir referans sistemini zihnimize işler. Hayatımız boyunca gerçek anlamda bu referans sistemiyle hareket ederiz. Ait olduğumuz sistemin başka kültürlerin, başka toplumların sistemlerini anlamamıza imkan tanımadığı durumlarda da kendi sistemimizin o sistemler üzerinde uyguladığı tahriflerle kavrarız onları. Bu alıntı bir anlamda Lévi-Strauss un kitap boyunca söylediklerinin özeti niteliğindedir. Kitapta meraklıları için alıntıda sözü edilen tahrifler e birçok örnek vermesinin yanı sıra farklı kültürlerin sahip olduğu düşünsel kalıpların farklılığına ilişkin oldukça başarılı argümanlar sunuyor. KÜLTÜR KÜLTÜR DED KLER... Batı nın totaliter düşüncelere yönelik getirdiği post-modern ve liberal ideolojik yaklaşımı bir kenara bırakan Lévi-Strauss, bunların yerini yine benzer eleştirileri de içeren fakat ilerlemeyi reddetmeyen, dahası savunan, kültürel çoğulculuğun yerine kültürüstücü bir tavır takınıyor. Farklılıkları Antropolojinin bir tutkusu da bütünlüktür. Toplumsal ya amda öyle bir sistem tasavvur eder ki bütün yönleriyle birbirlerine organik bir ba la ba l d r. unu kolayl kla kabul eder: Belli bir fenomene ili kin bilgiyi art rmak için, hukukçunun, iktisatç n n, demograf n, siyaset bilimcinin yapt gibi, bütünü parçalara ay rmak artt r. Ama antropolo un ara t rd ey, birliğe karşı konutlamak yerine birlik zemini olarak ortaya koyarken düşüncesini farklı toplumlardan ve farklı zamanlardaki deneyimlerden örneklerle destekliyor. İş bölümünün sanayileşme öncesi örneklerinin izini Maya toplumunda Kuzey Avrupa nın kadim halklarının toplumsal pratiklerinde sürüyor. Bu örneklerin anlaşılması açısından kültür ve toplum kavramlarını bambaşka bir ilişki içerisinde yeniden tanımlıyor: Kültür, belli bir uygarlıktaki insanların dünyayla kurduğu ilişkilerin toplamından oluşur; toplumsa bu insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerden. Bu alıntıdan da görüleceği gibi kültürü insanın, doğayı aşmasının bir sonucu olarak, nesnesi olan Dünya yla ilişkisi içerisinde ve normlardan soyut olarak ele alıyor, dahası bu soyutluğun nedenini de çok yerinde bir biçimde normların kültür temelinde gelişmesine dayandırıyor. Bütün bu süreç içerisinde tanımlamaları ve örnek seçimleri, Marcuse nin Tek Boyutlu İnsan adlı eserinde tasvir ettiği sanayi devrimi sonrası modern toplum a karşı yöneltiyor. Kapitalizmin bireyleri atomize ettiği gerçeğini yukarıdaki tanımlamalarla ilişkilendirerek ortaya koyuyor: Kültür düzen yaratır: Toprağı ekip biçer, evler yapar, nesneler imal ederiz. Buna karşılık, toplumlarımız fazlasıyla entropi üretir. Güçlerini dağıtır ve toplumsal çatışmalar, siyasi mücadeleler ve bireylerde yarattığı ruhsal gerilimlerle kendi kendilerini tüketirler. Başta temel aldığı değerler durmamacasına yozlaşır. Hatta diyebiliriz ki yaşadığımız toplumlar çatılarını gitgide kaybeder, neredeyse darmadağın olur ve kendilerini oluşturan bireyleri birbirlerinin yerine geçebilen kimliksiz atomlara indirger. Lévi- ortak biçimdir Lévi-Strauss Strauss atomize olmuş bireyler yığını olan modern kapitalist toplumdaki oyçokluğuyla davranışa karşı ilkel eşitlikçi topluluğun oybirliğiyle davrandığının örneklerini sıralarken yine bu bakış açısıyla hareket ediyor. Benzer bir tutuma karşı (Kapitalist toplumda yaşayan bir araştırmacının, rekabeti insanın özüne dair şaşmaz bir yön olarak ele alan peşin tutumuna) Lévi-Strauss un verdiği bir örneği anmadan geçmeyelim: Yeni Gine nin iç kısımlarında yaşayan halklar misyonerlerin futbol oynadığını görüp, bu oyunu büyük bir hevesle benimsemişlerdi. Ama iki takımdan birinin galibiyeti yerine iki takımın da galibiyet ve mağlubiyet sayısı eşit oluncaya kadar maç yapmaya devam ediyorlardı. Oyun bizdeki gibi, bir taraf galip gelince değil, iki tarafın da mağlup olmadığı kesinleşince sona eriyordu. İlkeller kendilerine yabancı olan bir oyunun, futbolun, eğlence ve oyun şeklinde özetlenebilecek amaçlarına uygarlar dan daha az yabancılaşmışlar. Lévi-Strauss un verdiği bu örnek rekabetin bir insan doğası belirlenimi olmaktan çok kültürün, dahası belirli bir kültürün insana yüklediği bir belirlenim olduğunu göstermektedir. OPT MUM FARKLILIK VE TOPLUMLARIN KEND LER NE ÖZGÜLÜ Ü Toplumların ve toplumu oluşturan grupların birbirlerine karşı optimum bir farklılık taşıdığını ve bu farklılığın kültürel evrim için zorunlu olduğunu ortaya koyuyor Lévi-Strauss. Oybirliğiyle hareket etmeye çalışan, eşitliği yüce bir değer olarak benimseyen ilkel ler önlerine çıkan birçok engelden bu tutumlarıyla kurtulmuşlardı. Yine aynı şekilde geçmişten gelen tüm işbölümü örneklerinde, siyasi çatışmaların sonucu olarak gerçekleşen devrimlerde ve büyük atılımlarda, farklı unsurların yeni bir kimlikte tüm biraraya gelişlerinde farklılığın birleştirici doğası örneklenmiş oluyor. Bu doğanın örneklerle ispatlanması, tümevarımsal ispatın yetersizlikleri nedeniyle, olanaksız gözükse de, yaklaşımlarımızı kurmada ve yeni kuramlar oluşturmada etkili olan örnekler sayesinde doğruluğu kabul edilebilir görünüyor. Farklılıkların getirdiği ve dayattığı yeni kuramsal yaklaşımlar sonucu oluşan modellerin genelliği üzerine yürütülecek tartışmaların belki de en önemli sonucu kuramlarının genelliği aksine modellerin belirli örnekleri açıklamayla sınırlandırılabilecek bir tekilliğe sahip oluşudur. Bu açıdan bakıldığında toplumların kendilerine özgü olduğuna ilişkin felsefi görüşler bir adım öne çıkıyor. Söz gelimi bir toplumda oluşmuş hukukun bir başka toplum için kabulü şeklinde tanımlanabilecek resepsiyon antropolojinin yaklaşımına göre başarısızlığa mahkum görünüyor. Önceleri Almanya nın yasalaşma pratiği sırasında Carl Von Savigny tarafından yapılan karşıçıkış (Tarihçi Hukuk Okulu nun kuramcısı olan Carl Von Savigny, Fransa dan alınacak hukuk modeline karşı çıkarak her toplumun kendi tarihinin içinden çıkacak kendine özgü hukuku keşfedip, yasalaşma edimine kodifikasyon - girişilmesi gerektiğini savunmuştur) şimdi antropolojinin verileriyle desteklenir görünmektedir. ANAL T K YAKLA IMA KAR I BÜTÜNCÜL YAKLA IM Lévi-Strauss eserinde antropolojinin bütüncüllüğünü öne çıkararak disiplinleri gereği gerçekliği parçalara ayıran hukukçunun, iktisatçının, demografın ve diğerlerinin elinde kalan tek yanlı ve yalıtık bilgiler yığınının (malumatın) daha üst bir kuramsal çerçevede, iddia edildiğinin aksine kültürlerin tekilliğine ilişkin özelliklerde kaybolarak değil, kültürlerin farklılıkları sayesinde keşfedilebilecek genel karakterleri kavrayarak birleştirilmesini savunuyor. Bu yazıya konu olan eserinin yanı sıra yine Metis tarafından yayımlanmış olan Irk, Tarih ve Kültür (1994) adlı eseri de meraklılarına ve araştırmacılarına ileriye dönük önemli katkılar yapacak başucu kitaplarıdır. (Modern Dünya nın sorunları karşısında Antropoloji, Clauda Lévi-Strauss, Metis Yayınları, Çev. A. Terzi 104 s.)

6 6 13 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP İlk 1 Mayıs şiiri ve Yaşar Nezihe Hanım Onun hayata tutunduğu ve boy verdiği dönemde yazı, bilgi ve sanat seçkinlerin ayrıcalığındadır. Bunların tümü sarayla bir şekilde bağlantılı olan kişilerdir. Osmanlı aristokrasisinin değişik düzeylerdeki mensuplarıdır. Yaşar Nezihe nin böylesi bir ayrıcalığı bireysel çabası ile ele geçirmesi ve kendi sınıfının hizmetine sunması bir model tutum olarak da kültürel tarihimizde çok önemlidir CAFER YILDIRIM Şaşırtıcılık yaratmak, ilgi çekmek ve kitle toplamak adına inandırıcılıktan ne kadar uzak kurguların Yeşilçam sinemasında film haline getirildiğini biliyoruz. Yeşilçam ehlileri bazı gerçek hayatların izini sürmeyi deneselerdi şaşırtıcılık temelli ilgiyi arzu ettiklerinden fazlasıyla toplayabilirlerdi. Artısı, yaptıkları filmler bizde gerçeklik duygusu uyandırır, en dramatik filmler bile komedi algısıyla izlenme talihsizliğini yaşamazdı. Yaşar Nezihe Hanım ın hayatı sözünü ettiğim böyle hayatlardandır. Öyle ki onun hayatında Cumhuriyet öncesi kadınımızın geleneksel ve toplumsal algılanışından tutun da, yoksulluk ve cahillikle de taçlanan bütün acılarını bulmak mümkündür. Yaşar Nezihe Hanım, Türk kadınının adeta kristalize olmuş bir suretidir. KAYIPLARIN Ç NDE DO MAK O bizim edebiyatımızda toplumcu gerçekçi anlayışla ilk şiirleri yazan şair olmasının yanında ilk 1 Mayıs şiirini de yazan şairimizdir. Silivrikapı nın Hünkâr İmamı Sokağı nda derme çatma bir evde başlayan çocukluktan bu aşamaya gelmesi tabii ki kolay olmamıştır Ocağı nın 17 sinde doğmuştur. Yirmi beş yaşındaki annesini kaybettiğinde altı yaşındadır. Yaşar Nezihe nin hayatındaki ilk kayıp değildir bu. O kayıpların içine doğmuş bir çocuktur. Kendisinden önce dünyaya gelmiş olan dört ablası da veremin pençesinden kurtulamamıştır. Adı bu yüzden Yaşar konmuştur. Kantar İdaresi nde çalışan babası cahildir ve üstelik alkoliktir. Okula babasından saklı gitmiştir. Hoca hanıma öksüz olduğunu, okumak istediğini söyler. Ne var ki babası Bâbı Âliye kâtip mi olacaksın? diye okuldan alır, iyi bir dayakla birlikte evden de atar. Bir yıl bir komşusunun himayesinde okula devam etme imkânı bulur. Görüp göreceği öğretim bu olur, bundan sonrasını kendi iradesi ve çabasıyla gerçekleştirir. Kendini aruzla şiir yazabilecek kadar geliştirir. 15 YA INDA B R KIZ Ahmet Rasim in çok beğendiği ilk şiiri 1895 yılında, Leyla Feride imzasıyla Malumat gazetesinde yayımlandığında henüz on beş yaşındadır aynı zamanda Servet-i Fünûn dergisinin Tevfik Fikret in yönetimine geçtiği tarihtir. Halit Ziya, Mehmet Rauf, Cenap Şahabettin, Hüseyin Cahit gibi Fransız kültürüyle yetişmiş ve tümü Fransızca bilen yazar ve şairlerin yeni bir edebiyat hareketi başlattıkları bir dönemde Hünkâr İmamı Sokağı nın her anlamda yıkıntıları arasından on beş yaşında bir kızın sesini gazetelere ulaştırabilmiş olması aslında gerçek bir mucizeden başka bir şey değildir. Bu kızın daha sonraki yıllarda toplumcu gerçekçi şiirlerin ilk örneklerini vermesi, ilk 1 Mayıs şiirini yazması eşyanın tabiatına uygun düşse de sanatın gerçekliğine aykırıdır. Onun hayata tutunduğu ve boy verdiği dönemde yazı, bilgi ve sanat seçkinlerin ayrıcalığındadır. Bunların tümü sarayla bir şekilde bağlantılı olan kişilerdir. Osmanlı aristokrasisinin değişik düzeylerdeki mensuplarıdır. Yaşar Nezihe nin böylesi bir ayrıcalığı bireysel çabası ile ele geçirmesi ve kendi sınıfının hizmetine sunması bir model tutum olarak da kültürel tarihimizde çok önemlidir. BERL N DEK ANTOLOJ DE Şairemiz 1901 de Terakki gazetesinin yazarları arasına girer. Kadınlara Mahsus Gazete de sürekli yazılar yazar. Sabah, Menekşe, Kadın Yolu, Kadınlar Dünyası ve Aydınlık gibi dergilerde şiirleri yayımlanır. Amele Derneği ne, Müdafaa-yı Hukuk-ı Nisvân Cemiyeti ne (Kadın Haklarını Savunma Derneği) üye olduğunu da biliyoruz. Asım Bezirci, Nâzım Hikmet in kendisine çok yakınlık ve saygı gösterdiğini, her karşılaşmalarında abla diye elini öptüğünü, aktarıyor yılında Şefik Hüsnü nün onu öven bir yazı yazdığı da söyleniyor. Bizim edebiyat tarihçilerimizin ondan haberdar olması ise Alman Profesör Martin Hartmann ın Berlin de yayımladığı antoloji sonrasında olmuştur yılında Dichter Der Neuen Türkei adıyla yayımlanan bu antolojide Hartmann, Yaşar Nezihe Hanım a iki sayfa ayırmıştır. Bu bölük pörçük bilgiler Ey işçi bugün hür yaşamak hakkı seninken Patronlar o hakkı senin almışlar elinden Sa yınla edersin de tufeyli leri zengin Kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin Râhat yaşıyor, işçi onun ermine münkâd Lâkin seni fakr etmede günden güne berbâd Zenginlere pay verme, yazıktır emeğinden Azm et de esaret bağı kopsun bileğinden Sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün Bir parça da evlatlarının çehresi gülsün Ey işçi mayıs birde, bu birleşme gününde Bîşüphe bugün kalmadı bir mani önünde Baştan başa işte koca dünya hareketsiz BİR MAYIS İÇİN ŞİİR dışında onun yazı hayatında ve siyasal alanda kimlerle karşılaştığı, toplumsal bilincini nasıl edindiği, hangi aşamalardan geçtiği bütünlüklü olarak araştırılıp ortaya konmuş değildir. Yaşar Nezihe, ilk şiirlerini yazıp bu şiirlerde kendi acıklı halini terennüm ederken içine doğduğu sosyal hayatın sınırları içindedir ve bu hayatın kuşatmasına karşı duracak güçte değildir henüz. İlk evliğini kendinden yirmi yedi yaş büyük Atıf Zahir le yapmıştır. Kocasını babası seçmiştir. Daha önceki üç evliliğinden de çocuğu olmayan bu adam Yaşar Nezihe den de kendisine çocuk veremediği gerekçesiyle ayrılır. İkinci eşi Mehmet Fevzi Bey den üç çocuğu olur, eşinin terk edip gitmesi sonucu büyük geçim sıkıntıları çeker. İki oğlu gıdasızlıktan ölür, altı yıl süren o evlilikten küçük oğlu Vedat ona bir armağan olarak kalır. Yaşar Nezihe Hanım ın üçüncü evliliği daha bir şaşırtıcı ve o oranda da üzücüdür. Bu seferki evliliğini aydın bir zatla gerçekleştirir. Fakat en kısa süren evliliği de bu olmuştur. Evlendiği kişi hikâye yazarı ve gazeteci Yusuf Niyazi Bey dir. Evlilik sonrası onun memleketi Cide de yaşamaya karar verirler. Giderler de. Yaşar Nezihe Hanım bir de neyle karşılaşsın, gazeteci yazarın iki eşi daha vardır. Bu duruma katlanmaz ve İstanbul a dönerek mahkemeye başvurur. Yusuf Niyazi nin direnmesine rağmen boşanır da. Elli günlük evlilik böylece sonuçlanır. Yaşar Nezihe Hanım bir daha evlenmemiş, kalan ömrünü oğlu Vedat la birlikte geçirmiştir. Soyadı kanunundan sonra Bükülmez soyadını almıştır Kasımı nda doksan yaşında vefat eden Yaşar Hanım ın son yıllarında görme duyusu da kaybolmuştur. Yıllarca bu birlikte devam eyleyiniz siz Patron da fakir işçilerin kadrini bilsin Ta zi ile, hürmetle sana başlar eğilsin Dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi Bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi Herkes yaya kaldı, ne tren var ne tramvay Sen bunları hep kendin için şan-ü şeref say Bir gün bırakınca işi halk şaşkına döndü Ses kalmadı, her velvele bir mum gibi söndü Seyende saadetlere mazhar beşeriyet Sen olmasan etmezdi teali medeniyet Boynundan esaret bağını parçala, kes, at Kuvvetedir hak, hakkını haksızlara anlat Ölçü: Mef û lü/ me fâ î lü/ me fâ î lü/ fe û lün M L TAN B R D L Çocukluğunda dere kenarlarında papatya ve ebegümeci toplayıp aktarlara satarak para kazanan şairemiz bütün hayatı boyunca da dikiş dikip kasnak işleyerek, okuma yazma bilmeyenlerin mektuplarını yazarak hayatını kazanmıştır. Bütün bu süreçler içinde o yeteri kadar okumasa da yazmaktan asla kopmamış, belki de yazı alanını kendine sığınak edinmiştir. İlk şiirlerini topladığı 1915 te yayımlanan ilk eserinin adı Bir Deste Menekşe, 1924 te yayımlanan ikinci eserinin adı ise Feryatlarım dır. Bu iki eserde de yaşadığı hayatın acıları bireysel bir perspektiften yansıtılmıştır. Onun toplumcu içerikli şiirleri dergi ve gazete sayfalarında kalmıştır. Türkiye de ilk 1 Mayıs 1921 yılında işgal altındaki İstanbul da kutlanmıştır te ise Aydınlık dergisi 1 Mayısı Yaşar Nezihe Hanım ın Bir Mayıs İçin Şiir adlı şiiriyle karşılamıştır. Bu ilk 1 Mayıs şiirimiz aruz ölçüsüyle, bentler halinde ve mesnevi uyak düzenindedir. Militan bir dili vardır ve duygusallıktan uzak gerçekçi bir söyleme sahiptir. Öyle anlaşılıyor ki Yaşar Nezihe Hanım, 1911 de çıkmaya başlayan Genç Kalemler dergisinin öncülüğünde yaygınlaşan dilde sadeleşme hareketinden etkilese de Milli Edebiyat ın hece ölçüsünü yücelten tarzından uzak durmayı yeğlemiştir. Cumhuriyet in kazandırdıklarının peyderpey ve sinsice elinden alındığı, Yaşar Nezihe Hanım ın insani çabası ve sosyalist bilinciyle ardında bıraktığı karanlık atmosfere Türk kadınının her gün biraz daha itildiği bugünlerde onu hürmet ve şükranla ne kadar ansak azdır. Ayrıca bu anmaların sözde kalmaması için ciddi ve gerçek araştırmacılarımızın Yaşar Nezihe Hanım ın tozlu raflarda bekleyen ürünlerine bir an önce eğilmeleri gerekmektedir. Toplumcu gerçekçi edebiyatın ilk ürünlerini arşiv mahzenlerinden toplamak kadar eski yazı nın unutulmuş dünyasından kurtarıp gün ışığına çıkarmanın da bir o kadar zor olduğunu biliyoruz ama bu imkânsız olmasa gerek.

7

8 Aydınlık KİTAP ÇOCUKLAR İÇİN Çocuk gözyaşının ağırlığı nedir? İREM HALİÇ yılları arasında yaşayan, Hans Christian Andersen ödüllü usta İtalyan yazar Gianni Rodari nin çocuklar için yazdığı masal derlemelerinden biri olan Bir Telefonluk Masallar bildiğiniz masallar gibi değil. Cüceler yerine yarım yastığı kaplayan çocuklar, cadılar yerine kötü krallar var ama yaratıcılıkta çocuklarla aynı dili konuşan, üstelik bolca da çikolata ve dondurması olan masallar bunlar. Haftanın altı günü tüm İtalya yı dolaşarak ilaç pazarlaması yapan Bianchi, her akşam kızını arayıp masal anlatırmış. Bu masallar öyle etkileyiciymiş ki santralde çalışanlar bile heyecanla Bianchi yi dinlermiş. Masalların uzunlukları da Bianchi nin ne kadar telefon faturasını göze alabildiğine bağlı olarak değişirmiş. İşte bu masalların hepsi bu kitapta toplanmış, birbirinden güzel tam altmış dokuz masal. Masal dinleme devri geçti diye düşünüyorsanız bu düşüncenizi erteleyin. Çünkü karşılaşmanız gereken cümleler bu masalların içinde sizi bekliyor: Bir çocuğun gözyaşının ağırlığı nedir? Değişir, şımarık bir çocuğunki rüzgardan hafif, aç bir çocuğunki dünyadan ağır. Gianni Rodari nin Can Yayınları ndan çıkan diğer kitapları: Masal İçinde Masal, Masallar ve Kurgu Masallar, Gökyüzünden Gelen Pasta, Marko ile Mirko nun Serüvenleri, Televizyona Düşen Çocuk Gip ve Soğan Oğlan. Hem siz hem çocuklarınız basmakalıp hikayelerden sıkıldıysanız, yaratıcı ve özgün şeyler okumak istiyorsanız, bu kitaplar sizin için yazılmış. Son olarak bu bildiriyi tüm yetişkinlerin kuralları nasıl ezberliyorlarsa öyle ezberlemeleri gerektiğini söylemek istiyorum: Bu dünyaya gelen her çocuk dünyanın dört bir yanının sahibidir, tek kuruş ödemesine gerek yoktur. Sadece kollarını sıvamalı, elini uzatmalı ve almalıdır, dünya onun olacaktır. Çocuklarınıza eğlenceli dinlemeler diliyoruz. (Gianni Rodari Çev: Eren Cendey Resimleyen: Bruno Munari Can Çocuk, 2012, s. 208, (7 yaş üstü)) Aydede Her Yerde Sincap Şiirler Hacer K lc o lu, Resimleyen: Reha Bar, Gün Kitapl, s.124, (8-12 ya, öyküler) Kitapta yer alan 16 öykünün ortak özelliği, Aydede. Kitap, Yolumuzu ışığıyla aydınlatan Aydede nin eşliğinde, okurlarını değişik coğrafyalarda; ülkeler, kentler ve kültürler arasında etkileyici bir yolculuğa çıkarıyor. Yaşantılar ne denli farklılaşsa da sonuçta aynı Dünya nın canlıları olduğumuzu hatırlatırken, esprili üslubuyla güldürüyor, farklı yaşamların dertlerine dikkat çekip düşündürüyor. Peru dan İspanya ya, Vietnam dan Finlandiya ya, Bosna dan Mısır a, Türkiye den Çin e uzanan öykülerde okurun karşısına Atatürk, Barış Manço, Anne Frank gibi sevilen karakterler de çıkıveriyor. Yalvaç Ural, Resimleyen: Betül Say n, Yap Kredi Yay nlar, s.64, (6-9 ya ) Anneciğim zencilerin terleri siyah mı akar beyaz pamukları toplarken Sincap Yalvaç Ural ın yazdığı şiirleri içeriyor. Betül Sayın ın resimlediği kitap doğa, toplumsal hayat, aile, dostluk üzerine, çocuğu çevreleyen her şeyi sorgulayan; çocuğun dil, bilgi, duygu, anlam dünyasına pencereler açan şiirleri bir araya getiriyor.

9

10 Aydınlık KİTAP Bektaşilik İncelemeleri Anadolu ve Rumeli den renkli bir resim NURİYE BİLİCİ Baş döndürücü bir hızla, sürekli değişen ülke gündeminin geçtiğimiz günlerde en fazla tartışılan konusu Adıyaman da Alevilere ait evlerin kapılarının bilinmeyen kişi ya da kişilerce işaretlenmesiydi. Aynı günlerde, çalışmalarını sürdüren TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu da yeni anayasada din, dil ve ırk eksenli nefret suçlarının önlenmesi konusunu tartışıyordu. Alevi-Bektaşi Dernekleri Federasyonu, Adıyaman olayını örnek göstererek bir takım taleplerde bulundu; Devlet din alanından elini çeksin, zorunlu din dersleri kaldırılsın, cemevleri inanç merkezi kabul edilsin, dergahlar müze statüsünden çıksın ve aşure günü resmi tatil ilan edilsin gibi. Yüzlerce yıllık tarihine rağmen, bırakın yasayı ne olduğuna dair bir konsensusun bile olmadığı Bektaşilik kavramı, sıcak gündemin de etkisiyle üzerinde bir kere daha düşünülmeyi hak ediyor. Hal böyleyken,1924 yılında İngiliz tarihçi F. W. Hasluck un Anadolu da inanç üzerine yaptığı araştırmalar sonucu kaleme aldığı makalelerinden derlenen ve 1928 yılında eski harflerle basılan, uzun yıllar önce baskısı tükenen Bektaşilik İncelemeleri adlı önemli çalışma, Prof. Dr. Mehmet Kanar tarafından Latin harflerine tercüme edilerek Say Yayınları tarafından yayımlandı. İlk baskıya bir önsöz yazan Mehmet Fuad Köprülü ye göre Hasluck un makaleleri eski Hıristiyan kaynaklarına vakıf olması bakımından çok önemliydi. Zira ne ülkemizde ne de Avrupa da Anadolu nun etnik tarihine dair geniş kapsamlı bir araştırma yapılmamıştı. Anadolu ya Türklerin yerleşmesinden beri dini akımları ve Türklerin dini etnografyasını araştırmak amacıyla kurulan Türkiyat Enstitüsü nün bu amacına uygun bulunarak yayınlanan Bektaşilik İncelemeleri bugün de önemini koruyor ve araştırmacılar için önemli bir kaynak teşkil ediyor. Kitabın sonuna eklenen notlar ve kaynaklar ise neredeyse bibliyografya zenginliğinde. Kitabın ilk bölümü Bektaşilerin coğrafi dağılımına ayrılmış. Anadolu, Irak, Mısır, İstanbul, Rumeli, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Yunanistan, Arnavutluk ve Avusturya-Macaristan da bulunan Bektaşi tekkelerinin sayıları ve önemli tekkeler belirtildikten sonra, coğrafi dağılım ayrıca bir harita üzerinde de gösteriliyor. En önemlisi sayılan ve tarikatın merkezi konumundaki Hacı Bektaş tekkesinin tarihi, yapısı ve işleyişi ayrıntılı bir şeklide ele alınıyor. Örneğin, II. Mahmut döneminde Hacı Bektaş ı Sünni ve Nakşibendi olarak kimliklendiren anlayışın sonucu olarak tekkenin yanında bir cami yapıldığını, vaktiyle 362 Bektaşi köyünün gelirleriyle geçinirken, yine aynı dönemde köy sayısının 24 e indirildiğini öğreniyoruz. Bektaşiliğin, Şii ve Sünni Müslümanlığın Anadolu daki gelişimi, birbirleriyle olan etkileşimlerinin anlatıldığı bölümde, ilginç varsayımlar ileri sürülüyor. Örneğin Hacı Bektaş Veli nin ismini taşıyan bu tarikatla hiçbir alakası olmadığı, asıl kurucusunun Fazlullah adında İranlı bir mutasavvıf olduğu belirtildikten sonra Fazlullah ın yolundan gidenlerin öğretilerini yerleştirmek amacıyla Hacı Bektaş ın tarikatına sızdıkları, zaman içinde yeniçerilerle bağlantı kurarak büyük bir siyasi önem kazandıkları, bu durumun ancak II. Mahmud tarafından tarafından yapılan darbeyle sona erdiği belirtiliyor. Görüşlerini Esad Efendi nin yazmış olduğu tarihi çalışmaya dayandıran Hasluck, daha sonraki bölümde ise Bektaşiliğin Hıristiyanlıkla münasebetlerini ele alıyor. Bektaşilerin Anadolu da özellikle cahil ve eğitimsiz Hıristiyanlar arasında propaganda yaptıkları, bunun için evliyaları kullandıkları, kendi inançlarının Hıristiyanlığa çok da uzak olmadığı yolunda bir takım rivayetler uydurarak onları yanlarına çektikleri örneklerle anlatılıyor. Bu düşüncelerine kanıt olarak Anadolu daki bazı grupların Ali nin İsa da, on iki imamın on iki havaride, Hasan ile Hüseyin inde Petros ile Pavlos da temsil edildiğine inandıkları belirtiliyor. Sultanların kılıç kuşanması başlıklı bölüm, belki de başka kaynaklarda rastlanamayacak ilginç bilgiler içeriyor. Sultanların tahta çıkışını simgeleyen kılıç kuşanma töreninin tarihi geçmişi, başka kültürlerle ilişkisi incelendikten sonra, bu önemli görevi üstlenen dini guruplara değiniliyor. Bektaşilik İncelemeleri, Anadolu daki mezarlıklardan türbelere, önemli şahsiyetlerden tartışmalı rivayetlere varıncaya kadar ana hatlarıyla Bektaşiliği ele alıyor ve iddialı varsayımlarıyla pek çok tartışmaya kapı aralıyor lü yılların Anadolu sunun sosyal hayatına dair gözlem yapma şansı da kitabın artılarından. (Bektaşilik İncelemeleri, F. W. Hasluck, Say Yayınları, Çev. Ragıp Hulusi, 224 s.

11 GÜLDEN TERAZİ Aydınlık KİTAP 13 N SAN 2012 CUMA 11 MEC T ÜNAL B R SEHL MÜMTEN Eğil Dağlar ve dünle bugünün farkı Yahya Kemal Daha önce başka bir nedenle değindiğim Eğil Dağlar, son zamanlarda dönüp dönüp okuduğum bir kitap. Kitapta, Eski Şiirin Rüzgârıyla da, Aziz İstanbul ve Kendi Gök Kubbemiz de olmayan başka bir Yahya Kemal var... Benim Yahya Kemal im büyük ölçüde işte bu Eğil Dağlar da Ağaçlar vaktinden önce çiçeklendi bu yıl. Yüksek çam ağaçlarının, sıra sıra zeytinlerin arasında gelinlik kızlar gibi dolaşan badem ağaçlarının çiçekleri, sabah yelinin saçlarında savruldukça toprağın koynunda beslenen kuş otları, kuzukulakları, eşek helvaları, şevket-i bostanlar canlandı, karıncalar yuvalarından çıktı, köstebekler başlarını topraktan kaldırıp baktı. Havada, suda, yerde bir telaşpür telaş. Doğa, yüzünü yeniden dönüyor hayata... GÜL BADE ÇMEN N VAKT Bülbüller ötüşüyor seher vaktidir Gül bade içelim bahar vaktidir diyor türkü. Mehteran Bölüğü nün repertuvarına tapulanmış bu Rumeli ezgisini fütuhatçı bir kahramanlık türküsü kalıbına sokan şey, ritim olsa gerek. İki ileri bir geri diye nitelenen aslında iki adım attıktan sonra durup sağa, iki adım attıktan sonra durup sola selam verildiği için iki ileri bir geri imiş gibi görünen- mehter yürüyüşünün yarattığı bu ritim, ezgiye belli bir söyleyiş kolaylığı kazandırırken, sözlerini de kendine uydurmuş, büyük ölçüde de yeniden oluşturmuş olmalıdır. Yine de şahlanıyor kolbaşının kıratı türküsü gibi bölüğe tapulu eserlerin birçoğu için de söylenebilir bu. En bariz örneği, Estergon Kal ası türküsüdür bana kalırsa. Türkünün ritmini değiştirin, ezgi biraz yayılsın sözler de, türkünün kendisi de bir aşk ve ayrılık türküsü olmanın rahatlığıyla asıl güzelliğine kavuşacaktır: Estergon Kal ası su başı durak Kemirir gönlümü bir sinsi firak Gönül yar peşinde yâr ondan ırak Akma Tuna akma ben bir dertliyim Yâr peşinde ben bir kara bahtlıyım. İkinci, üçüncü dörtlükleri de benzer anlam ve sözlerle gelişen ve Rumeli türkülerinin en esaslılarından bir tanesi olan Estergon Kal ası, sanki zorla mehterleştirilmiş gibidir. Türkünün ezgisi de sezdirir bize bunu. Mehter türkülerinin makam, usûl ve ölçüleri ile bu türkülerin bir çoğunun kaynak kişisinin Kemal Altınkaya olmasının mehterleşme de ne ölçüde etkisi vardır bilinmez ama, benzer yapıdaki başka Rumeli kökenli türkülerde bu yoktur. Birçoğu yeniçerilik zamanlarından kalan ya da bu havaya sokulan mehter türkülerinin nağmelerinin arasında hışırtısı ve getirdiği türlü çiçek kokularını duyduğumuz bad-ı saba, muzaffer Osmanlı ordularının sefere çıktığı bahar aylarından kalmış olmalı. Tuna nehri akmam diyor, Havada bulut yok, Sivastopol önünde yatan gemiler gibi türkülerdeki bad-ı hazan ise aynı orduların üç yüz yıl sonra yaralı, aç, bî ilaç, yorgun ve yenilmiş döndüğü sonbahar aylarının kan, çürümüş et, çürümüş kemik kokularını getirmektedir. E L DA LAR E L ÜSTÜNDEN A AM Bunlardan, sözlerine ilk kez Yahya Kemal in işgal ve mütareke günlerinde yazdığı bir yazıda rastlanan, bu yazıların toplandığı kitaba da ad olan Eğil dağlar türküsü, türkülerin kendi anlamlarından başka anlamlar kazanabileceğine verilebilecek örneklerden biridir. Yahya Kemal in; Ah bu türkü! Yirmi dört sene evvel hangi şehirden, hangi köyden, hangi kulübeden birdenbire aksetti? Türkleri daima şen olan İzmir den mi? Daima kahramanca olan Aydın dan mı? Yoksa daima bağrı yanık olan Edirne den mi? Nereden? Güftesini üslubu gibi bestesinin zevkinden de nereden çıktığı belli değil; her türkünün iklimi şivesinden az çok belli olur, bunun bilakis menşei Rumeli midir? Anadolu mu anlaşılamıyor, o kadar millî! dediği, 1897 Yunan Harbi nde Gazi Edhem Paşa nın Atina ya yürüyüşü sırasında yakılmış olan türkü, Dar ül Elhan ın 1929 daki derleme gezisinde Çankırı dan derlenen türküler arasında yer almıştır. Yörede Ta lim Türküsü ve Yunan Türküsü olarak anılan Eğil Dağlar, ilk kez 2002 de, aynı adın verildiği Çankırı türküleri albümünde seslendirilmiş. Yahya Kemal, ilk çıktığında vatanın bütün sokaklarında, Tesalya ya doğru redif taşıyan Anadolu ve Rumeli trenlerinde yalnız bu türkü nün duyulduğunu söylemektedir: Eğil dağlar eğil üstünden aşam Yeni tâlim çıkmış varam alışam! O harbin redifleri bu türküyü geçtikleri bütün şehirlere bıraktılar, İstanbul, Selanik, İzmir, Beyrut, Halep, Üsküp, Manastır kafeşantanları sabahlara kadar tekrar ettiler. Erzurum dan Yanya ya kadar, Alasonya dan Dökeme Tepeleri ne kadar her tarafta bu türkü aksediyordu. (Eğil Dağlar, sf. 144, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1981) B R SEHL MÜMTEN Türkünün o yıllarda yaygın olarak bilinip söylendiğini Süleyman Nazif in Faik Reşat a yazdığı bir mektuptan da anlıyoruz: Geçen Yunan Muharebesi esnasında Anadolu nun Eğil dağlar eğil üstünden aşam! mısraıyla başlayan bir türküsü bütün memleketin gönül tellerinden bir cereyan geçirmiştir. Bir kur a veya redif askerlerinin köyünden kıtasına giderken torbası omzunda geçtiği şimendifersiz, yolsuz, köprüsüz, geçit vermez dağlar karşısında keder ve boyun eğmişliğini fakat pek kahramanca bir surette ortaya koyan bu saf mısra, erkân-ı harp muhtıralarından daha veciz ve manidardır. Al yeşil bayrağı gelin mi sandın! ilk söyleyen köylü bu sehli mümteni, belki söylenmesi çok güç mısraına ne kadar duygular, manzaralar ve tablolar dercetmiş... Bizim gibi şiiri aruz ve belagat kitaplarından öğrenmiş olan bin kişi bir araya gelse şu iki mısraı tanzir ve taklit edemez. (Ahmet Talat Onay, Türk Halk Şiirlerinin Şekil Ve Nev i, Akçağ Yay., sf. 171). Türkünün dizelerindeki sehli mümteniyi Yahya Kemal de görmüş: Bu türkü yeni Türk şiirinin ilk ve maatteessüf son güzel eseridir; çünkü ondan beri bu kadar şevkli, atılışlı, canlı mısralar söylenemedi. Üst tabakanın edebiyatı ya bir nazire gevelemesi, yahut da sıkıntı veren bir sinir iniltisi hâlinde iken alt tabakanın insanları köylüler: Eğil dağlar! Eğil! tarzında ne kadar atılışlı bir hayâlle kıyâm ediyorlardı, yeni talim çıktığını haber almış koşuyorlardı, yeni ve muntazam bir millet olmağa ne kadar şâyân-ı dikkat bir heves gösteriyorlardı. (Age.sf 144). Aldılar yarimi elimden cihan uyansın/buna taştan yürek ister can nasıl dayansın? kavuştaklı türkünün geri kalan sözleri de kavuştaktaki gibi ilk dizelerle bambaşka bir havada: Atılan topları davul mu sandın Al yeşil bayrağı gelin mi sandın Yunan a gideni gelir mi sandın Gümüş cezvelerim kaynar ocakta Yunan çöllerinde kaldım sıcakta Altı aylık yavrum kodum kucakta. GAZ OSMAN PA A VE DÜNLE BUGÜN FARKI Yahya Kemal, Sultan Abdülhamid yönetiminin bu türküyü anlayacak durumda olmadığından bizim içün bir intibah ve hayat devri nin başlayamadığını söyler. Gazi Osman Paşa gibi en başarılı generallerini kendisine darbe yapabileceği korkusuyla Yıldız Sarayı na kapatan Abdülhamid in, paşaya bir kez saraydan çıkma izni verdiğini yazar. Adına, mehteran repertuvarının en nadide parçalarından biri olan Tuna nehri akmam diyor türküsü yakılan Plevne Kahramanı, 1897 yılının o bahar aylarında Dömeke ye kadar koşan ancak Yunan ordusunun arkasından yetişemeyen Gazi Ethem Paşa nın kazandığı zafer üzerine, orduların toplanma yeri Selanik e gider. Kendisini görmek için şehre koşan Rumeli halkını selamlamaya çıkan Gazi Osman Paşa ya yaverinin uzattığı telgraf ta Yenişehir in kurtarıldığı haber verilmektedir. Gözleri yaşaran Paşa halkı selamlarken bu müjdeyi de verir: Bütün milletin kalbi o an orada lisanla tarif edilmez bir an yaşadı, göz yaşlarıyla karışık bir ses ve alkış fırtınası yükseldiği kadar yükseldikten, devam edebildiği kadar ettikten sonra Teselya nın türküsü birdenbire alev gibi patladı: Eğil dağlar eğil üstünden aşam Gazi Osman paşa o gün, o saat Rumeli yi dünya gözüyle bir daha gördü ve akşama girmeden İstanbul dan şedid bir telgrafla çağrıldı, hususi trenle derhal döndü, yıldız sarayına kapandı. Hayatının sonuna kadar çıkamadı. (Agy., sf 145). BA KA B R YAHYA KEMAL Yahya Kemal, türkünün, yazının yazıldığı günlerle olan bağını, 1921 in 1897 den farkını vurgulayarak kurar. Kıral Konstantin, Papulas ve arkadaşlarının da benzer bir hezimeti yaşayacaklarına emin ve Anadolu ya ilk ayak bastıkları İzmir den denize döküleceklerini hissetmiş gibidir: O zaman böyle bir heyecandan doğan Eğil dağlar şimdi bir daha Anadolu dağlarından işitiliyor: bu türküyü Kıral Konstantin de hatırlar, Papulas da, arkadaşları da, lâkin bu defa söyleyen ordular değil, önünden kaçamayacakları bir çığdır. (Sf. 145). Bugünün 1921 le ayrıldığı nokta ise, küçük ama çok önemli bir farkla büyük ölçüde Gazi Osman Paşa nın encamında saklı. O da şu; Gazi Osman Paşa bu zamanda yaşasa Silivri de olurdu.

12 12 13 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP BABİL BALIĞI Geleceğe atılan kahkahalar M. SALİH KURT Mizah, gülüp geçmen gerektiği halde gülmediğin şeyleri alaya almaktır. Langston Hughes Hayatta yol alabilmek, zorlukları aşmak ve en önemlisi hayatta kalabilmek için ihtiyaç duyduğumuz dürtülerden biri de mizahtır. Mizahın dokunamadığı, onunla harmanlanmamış tek bir insani kavram yoktur. Bu nedenle, her ne kadar yunus balıkları yirmi dört saat sırıtarak dolaşsa da rahatlıkla söyleyebiliriz ki mizah, insanların icat ettiğine ikna olabileceğimiz tek şeydir. Mizahın bu nüfuzundan elbette bilim-kurgu ve fantastik kurgu edebiyatı da nasibini alır. Mizahi bilim kurguyu, elbette pek çok araştırmacının da güncel şekilde kullandığı üzere modern mizah olarak adlandırmak da mümkündür. Ancak modern mizah daha suni, kaygan bir tanımdır ve gerek mizahi bilim-kurguyu gerek fantastik mizahı anlatırken, içlerindeki hiciv ve ironi unsurunu ön plana çıkarmada yetersiz kalır. Her iki melezleme veya başka deyişle form kullanımının etkin şekilde gözlenen özelliği, günümüz dünyasına, dogmalara, medeniyete, yer yer tarihe ve insan ruhuna yönelik eleştirilerini zekice yazılmış şakaların altına saklamalarıdır. Neil Gaiman ın Douglas Adams için yaptığı tespit aslında bütün -gerek bilim kurgu, gerek fantastik kurgu ilemizah melezlemeleri için geçerlidir; Size gülmeyen ama sizi de şakanın bir parçası yapan bir yazarın yanınızda olduğunu bilirsiniz. Türün en iyi örneklerine gelirsek - kişisel kütüphanemden yola çıkarak ve henüz keşfedemediğim isimlere saygılarla elbette: Mark Twain in 1889 tarihli A Connecticut Yankee in King Arthur s Court eseri, fantastik kurguyu mizahla yoğurarak yıllardır hayatıma ışık tutan ve kitapları Türkçeye arzu ettiğimden daha yavaş tercüme edilen Terry Pratchett ve Disk Dünya serisini (seri İthaki yayınları tarafından dilimize kazandırılıyor), Harry Harrison ın Paslanmaz Çelik Sıçan larını (Metis Yayınları), Robert Silverberg in derlediği ve büyük bilim kurgu isimlerinin yazdığı mizah öykülerine yer verdiği Infinite Jests derlemesini, yine aynı şekilde George H. Scithers ın öykülerden derlediği Spaceport Bar serisi, Isaac Asimov un Laughing Space derlemesi, Robert Bloch un Lefty Feep öykülerini sayabiliriz. Elbette bunların hepsinin üstüne, melezlemeyi en başarılı şekilde ortaya koyan, köşeye verdiğim adı atfettiğim ve bütün insanlığa Otostopçu nun Galaksi Rehberi ni (serinin tamamı Kabalcı Yayınları tarafından dilimize hem seri halinde hem de toplama bir cilt olarak kazandırıldı) hediye eden Douglas Noel Adams ı, bir başka deyişle DNA yı yerleştirmeliyiz. Arthur Dent in evi, yeni bir yolun yapımı için yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Belediye çalışanlarıyla aralarındaki tartışma sürerken dev bir uzaylı gemi filosu, galaksiler arası yeni bir uzay yolunun inşası için dünyayı yok etmek üzere yaklaşmaktadır. Yıkımdan önce kibarca anons etmeyi de ihmal etmezler. Çılgınca, her şeyi ters yüz eden, bilim kurgudan nefret edenlerin kütüphanesinde bile rastlayacağınız, bittiğinde, bir süre sonra tekrar okumak isteyeceğiniz Otostopçunun Galaksi Rehberi macerası bu şekilde başlar. Kitapların daha sonra televizyon dizileri, çizgi romanları, bilgisayar oyunları ve nihayetinde sinemaya varan uyarlamaları söz konusu olsa da hiçbir şey kitaplarının yerini tutamamıştır. Yazar, 49 yaşında hayatını kaybettiği 2001 yılından bu yana, hayranları tarafından özlenmektedir. Adams ın mizahında en etkin olarak göreceğimiz faktör, mizahını hep ezberin tersine kullanarak öyküsünü ve fikirlerini anlatabilmesidir. Kitapları bilimsel gerçekleri dahi okuyucuyu sıkacak faktörler olarak sunmaktan kaçınır. Adams için bilim eğlencelidir ve ancak bu şekilde anlatılabilir. Aynı zamanda, türleri tükenmeyle karşı karşıya olan canlılar için hem belgeselini çektiği hem de kaleme aldığı Last Chance To See (Görmek İçin Son Şans) gibi eserlerinden de takip edilebileceği üzere ciddi bir çevre aktivistidir. Yazardan alıntı yapalım; Örneğin, dünya gezegeninde, insanlar her zaman, yunus balıklarından zeki olduklarını varsaydılar, çünkü çok şey başarmışlardı tekerlek, New York, savaşlar ve bunun gibi. Bu arada yunusların yaptığı tek şey ise su içinde debelenmek ve iyi vakit geçirmekti. Öte yandan, yunuslar da insanlardan hep daha zeki olduklarını düşündüler tam da aynı nedenlerden ötürü. Douglas Adams kendisini radikal atesit olarak tanımlar. Radikal kelimesini eklemesinin nedeninin, kendisine ateizm ile agnostisizmi mi kastettiğinin sorulmamasını umması olduğunu söyler. Evrim biyologu Richard Dawkins Tanrı Yanılsaması isimli kitabında Adams ın etkisinden sıkça bahseder. Hatta kitabı Adams tan şu alıntıyla ona ithaf eder: Altında perilerin yaşadığına inanmaya mecbur olmadan da bir bahçenin güzel olduğunu anlamak için, görmek yeterli değil midir? Adams ın bütün güzellik anlayışı ve sorgulayıcı kişiliği mizahına da yansır. Çoğu eleştirmenin kolaya kaçarak İngiliz durum komedisi şeklinde açıkladığı şakalarının altında bütün birikimlerinin izlerine rastlamak mümkündür. Douglas Adams ın bilim kurguya kazandırdığı bu mizah anlayışının fantastik kurguda tam karşılığı ise yine bir başka İngiliz yazar Terry Pratchett tır. Mizahi unsurlarındaki benzerlikler dışında her iki yazarın sosyal yaşamında da benzerlikler görünür. Pratchett da tutkulu bir çevre aktivistidir, gazetecilikten gelmedir, Alzheimer hastalığına karşı bilgilendirici belgeseller çekmektedir vb. Bu köşede Douglas Adams ve bilim kurguda mizah hakkında yazmayı düşünürken, Kabalcı yayınlarından Neil Gaiman ın kaleminden Paniğe Kapılma nın tercümesinin yayınlandığı haberi gelince artık bu yazı kaçınılmaz hale gelmişti. Yazıldığı dilde çıkar çıkmaz okuduğum kitabın, Otostopçu çevirilerini takdir ettiğim yayın evinden, hem de seriyi tamamlayıcı şekilde bir tasarımla çıkması okur olarak beni mutlu ettiği gibi kütüphanesinin düzenine önem veren herkesi de memnun edecektir. Otostopçunun Galaksi Rehberi ni okuyan her okuyucuda hep aynı hastalık belirtileri gözlemlenir: 1- Keşke daha fazla olsa, devam etse, neden bitti, neden, neden ve neden söylevleri ki genellikle Adams ın yarattığı depresif robot Marvin gibi davranılır. 2- Bu hınzır zekânın, yazma ve yaratma sürecine duyulan merak. 3- İlk iki madde hiç olmamış gibi unutulup normal hayatına devam etme süreci. Semptomları bu şekilde sıralanan ve bizim Uydurmasyon dilinde DNA özlemi olarak adlandırdığımız bu hastalığın tedavisi, ancak ve ancak Neil Gaiman ın yazdığı Paniğe Kapılma! kitabı ile mümkün. Yazarın yaratım sürecinde, tıpkı yazarın kendisi gibi ciddi, komik ve şaşkın şekilde yol alırken Douglas Adams ın daha önce hiçbir yerde okumadığımız yazıları, Otostopçu nun ilk radyo oyunu metinleri, havlu ve daha birçok kavramın kökenine de ulaşmış oluyoruz. Daha önce Richard Hollis ve Kim Newman a yar olmayan bir Otostopçu kitabını da bu şekilde ancak Neil Gaiman yazabilirdi. Sıradan bir biyografi eserinin çok ötesinde, ancak Adams ın sıkı bir hayranı tarafından yaratılmış olabilecek derece özenli ve bir kez daha bizleri Douglas Adams la baş başa bırakacak incelikle karşımıza çıkıyor. Temel olarak, hayatın anlamını açıklayan bir kitap ve yazarı hakkındaki bir inceleme de daha azını hak etmezdi doğrusu. Acil uyarı: Bir önceki cümle mizah unsuru içermemektedir. Yazar gerçekten hayatın anlamını Otostopçunun Galaksi Rehberi serisinde açıklamaktadır. Hemen buraya kısaca yazarsam bütün sürprizi kaçacaktır. Bu nedenle neymiş peki bakalım? diyerek bu satırlarda aranmaması rica olunur. Kırk ikinci, bu sefer yavaş uyarı: Bir önceki uyarıda da mizah unsuru yoktur.

13 Aydınlık KİTAP 13 N SAN 2012 CUMA 13 UBİK: Talimatlara uygun olarak kullanıldığında güvenlidir* Kendini bir Philip K. Dick romanı kahramanı olarak tanımlayan PKD nin hayatı gerçekten de kendi kurgularına benzer. 16 Aralık 1928 tarihinde Chicago da doğan yazar, ikiz kız kardeşinin doğumdan kısa bir süre sonra anne sütüne karşı alerjik olması sebebiyle ölmesi nedeniyle hayatı boyunca annesinden nefret eder ve kardeşinin özlemini içinde MELİS YALÇIN Ubik de nedir? Bu konuda tek ipucumuz İngilizce de aynı anda her yerde bulunma anlamına gelen ubiquity kelimesinden türetilmiş olduğudur. Bir de kitabın her bölümünün başında okuduğumuz Ubik reklamları var; kimi zaman bir deodorantı denememizi, kimi zaman da Ubik Yapı ve Kredi deki kadını ziyaret etmemizi salık veren reklamlar. Saçlarım öylesine kuru ki, bir türlü şekle girmiyor. Böyle bir durumda kız ne yapmalıdır? Basitçe söylememiz gerekirse Ubik saç kremi kullanın. Sadece beş gün içinde, saçınızın daha parlak ve hacimli olduğunu göreceksiniz. Ubik saç kremi talimatlara göre kullanıldığında tamamen güvenlidir. İlk bakışta hikâyeden kopuk gibi görünen bu reklamlarla, yazarın, Philip K. Dick in, okura bir mesaj vermeye çalıştığı açıkça anlaşılıyor, ancak kitabı okumak bile bu mesajı anlamaya yetmiyor. Sanırım bu reklamlardan ne anlayacağı okura bırakılmış, bize de Okuyun da görün o zaman. demekten başka şans kalmıyor. Ben Ubik im. Evrenden önce ben vardım. Güneşleri ben yarattım. Dünyaları ben yarattım. Yaşamları ve yaşanacak yerleri ben yarattım; Onları buraya getirdim ve onları oraya koydum. Benim istediğim gibi davranırlar, ben ne dersem onu yaparlar. Ben sözüm ve adım asla söylenmedi, kimse bilmez benim adımı. Bana Ubik diyorlar, ama adım bu değil. Ben varım. Her zaman var olacağım. Eğer ölü bir insanın içinden dışarı baksaydın yine de görebilirdin, ama göz kaslarını çalıştıramadığın için odaklayamazdın. Başını veya göz kürelerini çeviremezdin. Bütün yapabileceğin, görüş alanından bir şey geçene kadar beklemek olurdu. Donup kalırdın. Devamlı beklerdin. Berbat bir sahne olurdu diyecek kadar gerçekçi bir yazar olan Philip K. Dick, bilim-kurguyu yaşadığı dünyayı ve çağı eleştirebilmek için kullandığından, Asimov ve Arthur C. Clarke gibi isimlerin temsil ettiği bilim-teknoloji hayranı hardcore bilim-kurgudan ayrılır. Okuyucusunu etkilemek için taşır Bu bilim-kurgunun vazgeçilmezleri olan uzay gemilerine, çılgın buluşlara gerek duymaz. Onun için her zaman önemli olan insan etkenidir, derin felsefi tartışmaları, varoluşu, gerçekliği, iktidarı sorgulamayı tercih eder. HIRPALAYICI B R YA AM Kendini bir Philip K. Dick romanı kahramanı olarak tanımlayan PKD nin hayatı gerçekten de kendi kurgularına benzer. 16 Aralık 1928 tarihinde Chicago da doğan yazar, ikiz kız kardeşinin doğumdan kısa bir süre sonra anne sütüne karşı alerjik olması sebebiyle ölmesi üzerine hayatı boyunca annesinden nefret eder ve kardeşinin özlemini içinde taşır. Ebeveynlerinin boşanması ve açık alan korkusu okul yaşamının zor geçmesine neden olur. Çocukluğunda takip ettiği bilimkurgu dergilerinde Van Vogt ve Heinlein ın yapıtlarıyla tanışıp onlardan etkilenir. Gençliğinde uzun süre radyo ve müzik ortamlarında çalışır; 1950 den itibaren roman ve öyküler yazmaya başlar. Başarısız evlilikleri ve iş hayatında yaşadığı olumsuzluklar nedeniyle oldukça hırpalanır, çok az ücret ödeyen yayınevleri ile çalışır, ilk avans dışında, kitapları ne kadar satarsa satsın, hiç para alamaz. Üretkenliği, dehasının yanında, bu devamlı para ihtiyacı içinde olma durumu ile de açıklanabilir. Bir ara, 1962 de, tek başına bir kulübeye taşınır ve burada kaldığı iki-üç yıla on bir roman sığdırır. Philip K. Dick in ciddi bir lsd bağımlısı olduğu söylenegelmiştir. Hatta yazar bir ara gerçeklikten o kadar kopmuştur ki, yaşamının bir kısmını 1. yüzyıl Roma sında, diğer kısmını da 20. yüzyıl California sında geçirdiğini iddia etmiştir. Yaşamının son dönemlerinde akli melekelerini iyice kaybetmiş, hatta FBI a ünlü Polonyalı bilim-kurgu yazarı Stanislaw Lem in gerçek bir insan olmayıp, Amerikan bilim-kurgusu edebiyatına zarar vermek amacıyla oluşturulmuş bir komünist örgütün kod adı olduğunu belirten bir ihbar mektubu yollamıştır. Mektubun orijinal metni, suçlanan yazarın oğlu tarafından idare edilen resmi web sitesinde mevcuttur. Buna rağmen Lem, batı bilimkurgusunda eserleri sığ olmayan tek yazarın Philip K. Dick olduğunu üzerine basa basa söylemiştir. GERÇEK VE GERÇEKL K NED R? Amerikalı bilimkurgu yazarı Philip K. Dick in 1969 da yazdığı Ubik, Ece Gamze Atıcı tarafından dilimize kazandırıldı ve 6:45 Yayınları tarafından basıldı. Siberpunk akımının gizli yaratıcılarından olan roman nda da yazar n ya am, ölüm ve gerçeklik gibi kavramlar irdelerken alt metinde vah i kapitalist düzeni ve bu düzenden gocunmayan bireyleri ele tirmesine Philip K. Dick, neredeyse tüm romanlarında gerçeğin ve gerçekliğin ne olduğunu sorgular. Bu romanında da yazarın yaşam, ölüm ve gerçeklik gibi kavramları irdelerken alt metinde vahşi kapitalist düzeni ve bu düzenden gocunmayan bireyleri eleştirmesine tanıklık ediyoruz. Okurun telepatlar, önbiliciler, durdurucular, bir anlamda modern kâhinlerle ve hiç bir zaman ispatlanamayacak felsefi sorularla dolu esrarengiz bir kurguyla karşılaşacağını söyleyebiliriz. Hikâye sayfalar çevrildikçe çözülen, aynı zamanda da karmaşıklaşan bir yapıya sahip, okur tam her şeyi çözdüğünü düşünürken son iki sayfada ters köşe oluyor. Kısacası, rahat bir uyku çekmek istiyorsanız, uyumadan önce bu kitabı okumamanızı tavsiye edebiliriz. *Kitaptan alıntı yapılmıştır. tan kl k ediyoruz (UBİK, Philip K. Dick, Altıkardeş Yayınları, Çev. Ece Gamze Atıcı 252 s.)

14 14 13 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP ARAKABLO SEYY T NEZ R Yeniden lirik şiire yönelmenin zamanıdır Ahmet Telli ye göre: İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar, bir gençlik olgusundan söz etmek zor... Ama bu yaklaşım, Tevfik Fikret in Promete şiiriyle seslenerek 1908 Devrimi ne ve çağdaşlığa yönelttiği kuşağa haksızlık olmuyor mu? Son derece önemli ve çarpıcı şiir tartışmalarına değinmeden geçemediğim için dergilerde geçen ayki zaman tünelinde (Mart 2012) şiir yolculuğumuz sürüyor: Karagöz de (S: 18), şiir üstüne birbirinden ilginç yazılar var. Kanonsuzlar üst başlığı altında Osman Özbahçe ve Serkan Işın, Türk şiirinin modernizmle gelen sorunlarını ele alıyorlar. Özbahçe nin ilginç olduğu kadar kafa karışıklığı ve tutarsızlıklar da yansıtan Kopuş ve Devam Fikri: Resmî İdeolojinin Eleştirisi yazısı, başlı başına ele alınmayı gerektiriyor. Serkan Işın, Yalçın Armağan ın İmkânsız Özerklik: Türk Şiirinde Moderrnizm ( İletişim Y., 2011) kitabından yola çıkarak yazdığı eleştiride Tanzimat tan günümüze şiir estetiği konusunda çok önemli olguları vurgulayarak yazıyı şöyle bitiriyor: Batı şiirine çalışan ve bunu bildiği için ödüllendirilen ama kendi açmazlarına bir türlü cevap bulamayan, Batı-dışı modernleşmelerden bîhaber tuhaf bir mahlûk bizde şair. Yazar, bu vargıyı bir de soruyla pekiştiriyor: Dilden kurtulmayı önerebilen ve bunu başarmak için adım atan bir tek şair tanıyor muyuz? O zaman Işın a 1970 lerin başında Yeni a da İkinci Yeni şiirinin dili üstüne Ferit Öngören in yazdıklarında bu sorunun yanıtının yer aldığını anımsatıyoruz... Karagöz, Türkiye Yazarlar Birliği nin Modern Şiir Toplantıları nda Musab Kırca nın Turgut Uyar, Murat Üstübal ın Ece Ayhan, Bülent Keçeli nin Metin Eloğlu, Hayriye Ünal ın Cahit Zarifoğlu, Yavuz Altınışık ın İsmet Özel üstüne sundukları incelemeleri yayımlamakla çok iyi bir iş yapmış... İdris Ekinci nin Şiirde Yenilik yazısı, Hayriye Ünal ın çok ses getirmesi umulan Eşikteki Özgürlük: Çoksesli Şiir (Hece Y., 2011) kitabı üstüne Evren Kuçlu nun değerlendirmesi, Hilmi Çakaoğlu nun Rus Avantgardı tanıtımı, Hakan Şarkdemir in Frye dan Eleştirinin Anatomisi çevirisi hep şairleri etkin şiir tartışmalarına çeken yazılar... A R N KAPANMA SIKINTISI Perde Gazeli bölümündeki Ölü Hürlük sunusunda vurgulanan hep aynı şeyler ve kimseler e kapanma sıkıntısını aşmaya yönelik içten çaba, eleştirilerde olduğu kadar ürünlerde de gözleniyor: Özbahçe, bu sıkıntıyı, Israrlı bir tekrarım ben onların dilinde / Dua kalıbı sürekli tekrarlanan cümle dizesinde verirken, Ekinci, şiirinin ilk dizesinde meramını yüzümüze vuruyor: beni yoran biraz da herkesin kendine kapanması... Özgür Ballı nın, yaralarım benden önce de vardı // bandista alıntısıyla girilen şiiri de, bu kapanma duygusuyla başlıyor: otuzüçlük bir tespihim ellerinde hayatın... Derya Vural, aynı durumu, sıfır noktasında konuşalım sonuç her zaman garanti ; Keçeli, bende vakit beş bende vakit beş bende vakit ; Yavuz Emre Altuntaş, kıvılcımı belki semayı kapatacak dizesiyle anlatıyor. Rafet Arslan, kapanmayı, ölüm ışık, ölüm sonsuz huzur / ölüm kutsal gizli bahçe / aç kocaman kanatlarını / ve al içine bu evladını! dizelerinde, Kuran daki bu dünya hüsrandır yargısına göndererek imgesel düzeyde anlatıyor. Dergideki en etkili şiiri veren Altınışık, bu hüsranı, Ve ikimizi de aynı tenhada ayartan bir kaltak olarak / Gömleğimizi arkadan yırtacak dünya dizelerinde, bu kez, Özel şiirinde kapanmış bir söylemle dışa vuruyor. Beni tüzüklerle güzelim beni soğuk dudaklarıyla devletin / Resmî söylemiyle öptüler. Beni ipten döndürdüler ölmedim dizeleri ise, Özel le açılan parantezin Ece Ayhan la kapanması olarak da okunabilir. Bu tür söylemler, yaşama da kapalı oldukları için, hiç hesapta olmayan dil yanlışlarına sürükleyen tuzakları gizleyebiliyor. Örneğin beni ipten alırlar, döndürmezler; çünkü ipten ben dönerim. İpten alınan ya da ipten dönen adam, ölmemiştir; bu nedenle, bir de ölmedim demesi komik kaçmıyor mu?... Karagöz, laboratuvar dergilerimizden biri... AUSCHWITZ TEN SONRA R Kitap-lık ta (S: 158) Hüseyin Ferhad, Edebiyatın Gizli Dikişleri başlıklı yazısında, Lacan- Zizek çizgisinde bir söylemle ilginç konulara değiniyor, yanı sıra söküklere el atıyor incecik iğnesiyle; sonra elindeki iğne birden çuvaldıza dönüyor: Ezcümle, okur incitilmiştir. Bizzat şairler tarafından, yakın çevresi, yol arkadaşları tarafından incitilmiştir. Orhan Kâhyaoğlu, Mehmet Müfit i şairin çeyrek yüzyıl sonra gelen yeni şiir kitabı dolayısıyla incelediği yazısında, bütünlüklü bir yaklaşımın ürünü olarak şu sonuca varıyor: İşçilikten uzaklaşılınca, şiir de çoğu kez sizden uzaklaşmayı seçebiliyor. Müfit e daha sıkı, daha rafine ve eskisi gibi tamamen kendinin olan bir şiiri özlemeye devam ettiğimizi söyleyebiliriz. Dergide, Ali Asker Barut un Sezai Karakoç a adanmış iki şiirini Zafer Şenocak ın adsız metni izliyor. Serhat Uyurkulak ın ağzımda dalgın dolaştırdığım hasta sarı bir tırnak dizesiyle başlayan yazdıklarını okumaya cebinizde bir tırnak makası iriliğinde psikolog taşıyorsanız buyurun!... Arif Erguvan, kesilen duyguların yerinden yenisi çıkmıyor ; Cem Kurtuluş, kiminde duvara marmelat karılı kolları babamların ; Mehmet Sait Aydın, büyüdüğünü bir ölümün, ölüm büyümezse ne büyür ki dizelerini, Adorno nun, Auschwitz ten sonra şiir yazılmaz savını kanıtlama amacıyla yazmışlar belli ki... M L TAN B R SANAT Ç N KOLLARI SIVAMAK Simurg, daha ilk sayısında. Toplumu tüm kesimleriyle müritleştirmek üzere, Yeni Ortaçağ ın taşlarını döşeyen, karşıdevrimci bir sanat ve kültür programına karşı, bugünün ve geleceğin tüm sanatçılarını direnişe çağırıyor. İdil Işık Turgut, Melih Okyay, Ece Kırbaş, İrfan Atav ın eleştirel yazılarında, yer yer didaktik bir söylemle, militan bir sanat anlayışı ortaya konuyor. Nadir Temeloğlu, Postmodernizm ve Edebiyat yazısında, tüketim kültürüne biat yerine sorgulayıp direnen, yaratıcı bir edebiyat tutumunun yaklaşım ilkelerini belirleme amacında. Sanatçılar Girişimi nin Reddediyoruz başlıklı bildirisine de yer veren dergiden yeni sayılarında kışkırtıcı ürünler umuyoruz. YOKSULLARIN R N YAZAN YOK MU? Sincan İstasyonu nda Yazının kumaşı kâğıt diyor editör, kapak yazısında. Muzaffer İlhan Erdost, Cemalettin Aykın ın ölümü üstüne anılarını yazmış. Ahmet Ada, Minör şair, majör şair yazısında, majör şairler, izleksel genişliği, yaşantı ve bilinç içeriklerinin bileşimiyle sağlamışlardır diyerek, günümüz şairlerinin bu bileşimden ve tazelikten yoksun olduklarını belirtiyor. Çok Yaşa şiir! bölümünde Altay Ömer Erdoğan, Hüseyin Peker, Hasan Efe, Halil İbrahim Özbay, Fergun Özelli, Seçil Özcan 2011 yılında şiir i tartışıyor. Özbay, yıllık tartışmalarının bitirilmesini istiyor; Efe, dergilerde niteliğin giderek yükseldiğini saptıyor; Özcan, kimsenin birbirini okumayışına değiniyor; Erdoğan, Hepimiz İkinci Yeni yiz! sözünü yineliyor... Nedret Gürcan, Âşık Veysel in 1956 da Dinar a konser için gelişini anlatırken, sahne arkasına kurdukları çilingir sofrasından bugüne izler taşıyor... Tuncer Uçarol, Şiirde usta çırak ilişkisi araştırmasının ilk bölümünü veriyor... Seyhan Kurt, kendi kitabı Seyyah ı anlatırken, ayna yerine suya bakmanın taşıdığı anlamı şiirde bulduğunu söylüyor... Geçen hafta Refik Durbaş tan ayın en güzel şiiri olarak birlikte okuduğumuz Makine nin yanı sıra, Ahmet Telli, Gülseli İnal, Ramazan Teknikel, İlkiz Kucur, Mine Ömer in şiirleri öne çıkıyor dergide. Abdülkadir Budak ın Sincan İstasyonu şiirinin son dörtlüğünü birlikte okuyalım: Eve ekmek götürürken derse girmek gibiydi / Gelen tren düdüğüydü teneffüs zilim / Yoksulların şiirini yazan kalmadı / Kendimi yazmışsam özür dilerim! R V CDAN B R ÇA RIDIR Şiirsaati nde okuru fotoğraf ve mektubuyla kapaktan karşılıyor Ahmet Telli: İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar, bir gençlik olgusundan söz etmek zor gözüküyor. Ama bu yaklaşım; Tevfik Fikret in Promete şiiriyle seslenerek 1908 Devrimi ne ve çağdaşlığa yönelttiği kuşağa haksızlık olmuyor mu?... Haydar Ergülen,...mektup yoluyla da olsa edebi bir tahakküm kurmak istemem diyerek, yazdığı için, mektup değildir başlığını kullanmış... İsmail Mert Başat, yazısında, Yabancılaşmanın şiirdeki izleri nelerdir? sorusunu tartışıyor... Tuğrul Ediz, Betül Tarıman, Tozan Alkan, Gülümser Çankaya, Ogün Kaymak ın şiirlerinin yer aldığı dergide Hüseyin Peker, Yalnızlık başlamıştır çoğu şairde. Çünkü devrini tamamladı çoğu savını getiriyor... Haluk Cengiz se, Yeniden lirik şiire yönelme zamanı gelmiştir diyor yazısında... Asuman Susam, şiirin vicdani bir çağrı olduğunu anımsatarak, şiire yeni okur kazanmak için gerekli kopuş yeteneği ve girişim gücünün önemine değiniyor... (ARAKABLO da değinilmesini istediğiniz yayınları (Cağaloğlu, Ankara Cd., Pamir Han, 22/14, Sirkeci-İST.) adresine gönderebilirsiniz. Bu arada, Nisan günleri arasında, TÜYAP İzmir Kitap Fuarı nda, Sis Çanı-Broy Yayınevi standında şiirseverlerle her gün söyleşi olanağımızın bulunduğunu anımsatmak isterim.)

15

16 Aydınlık KİTAP Türkçülük ve sosyalizmin Jöntürklerdeki ortak kökleri Son yıllarda, Türkçülük/milliyetçilikle devrimcilik arasına emperyalizm ve gericilik tarafından örülen duvarlar hızla yıkılıyor. Aynı zamanda, Atatürkçü devrimci milliyetçilikle ırkçı milliyetçilik arasında karşıtlık da netleşiyor MEHMET ULUSOY Bugün Türkiye de vatanseverlik ve ulusalcılık/milliyetçilik, yani ulusal bağımsızlığı ve ulusun birliğini savunmak, sosyalist olmanın temel bir koşulu haline geldi. Bazı sosyalistler bu saptamamızı tuhaf karşılamakta, anlayamamakta. Bazıları da, kendilerinden çok emin, ulusalcı (millici) olmayı, ulusal devleti savunmayı, sosyalizmi terk etmek, şovenizme, ırkçılığa sapmak olarak değerlendirmekteler. Ne var ki, böyle düşünenler, Türk Devrimi nin, Türkiye sosyalist hareketinin köklerine, doğuş koşullarına biraz dikkatlice baksalar, gerçeğin hiç de öyle, düşündükleri gibi olmadığını göreceklerdir. Hele 1970 lerden günümüze, son kırk yılın gerek sol, gerekse sağdaki fikri kaynaklarına ve söylemlerine baktığımızda, sosyalizmin de milliyetçiliğin de ulusal ve tarihsel köklerinden kopartıldığını, kendi ulusal, özgün içeriklerinin çarpıtılıp saptırıldığını rahatlıkla görebiliyoruz. Son yıllarda, Türkçülük/milliyetçilikle devrimcilik arasına emperyalizm ve gericilik tarafından örülen duvarlar hızla yıkılıyor. Aynı zamanda, Atatürkçü devrimci milliyetçilikle ırkçı milliyetçilik arasında karşıtlık da netleşiyor. Böylece, halkçı Türkçülüğün doğuşundaki devrimcilik aydınlandıkça, sosyalizm ile Türkçülük, sosyalizm ile İttihatçılık ve Kemalizm arasındaki ortak devrimci temel de giderek berraklaşmakta. SO UK SAVA DÖNEM TÜRKÇÜLÜK-HALKÇILIK BÖLÜNMES Bugüne kadar Türkçülük ile sosyalizm/devrimcilik arasındaki ilişkiyi parça parça, bölük pörçük, ipucu düzeyinde veren çalışmalar yapıldı. Ancak bunlar, Türk okurunun ve aydınının kafasındaki soruları yanıtlayacak, kuşkuları giderecek düzeyde kapsamlı ve doyurucu çalışmalar değildi. Dahası, bu çalışmalara, milliyetçilik ile halkçılık ve devrimcilik arasındaki Kemalist Devrimle kurulan bütünsel bağın tamamen birbirinden kopartıldığı 1945 lerden sonraki Soğuk Savaş kamplaşması damgasını vurdu. Yakın dönem Osmanlı tarihi, ya ırkçı/gerici milliyetçiliğe bir tarihsel geçmiş aramak için, ya da milliyetçilikten ve ulusal devrimden kopartılmış bir sosyalizm tarihi yazma amacına yönelik incelendi. Bu alanda, beklenen niteliklere sahip ve gündemdeki bir çok soruya doyurucu yanıtlar verebilecek içerikte bir çalışma var artık elimizde. Dr. Arda Odabaşı nın Kaynak Yayınları ndan Ekim 2011 de çıkan Osmanlı da Sosyalizm, Türkçülük ve İttihatçılık Rasim Haşmet Bey adlı kitabından söz ediyoruz lerden 1920 lere yaklaşık 20 yıllık İkinci Meşrutiyet dönemi diyebileceğimiz bir tarih dilimini inceleyen Odabaşı nın 360 sayfalık kitabının önemi üzerine söylenecek çok şey var. Ama genel bir çerçeve çizmek için ilk başta şunları vurgulayabiliriz: Bugüne kadar özellikle sosyalizm ve Türkçülük konusunda yapılan çalışmaların günümüz perspektifinden hem bir toplu değerlendirmesi, hem de onlarda yer almayan çok daha geniş ve titiz bir kaynak taramasıyla gerçeği çok daha bütünsel kavrayan, yansıtan ve büyük ölçüde onları aşan bir çalışma olmasıdır. Özetle Odabaşı, ancak bilim insanına özgü bir tutku, zahmet ve sabırla, sanki iğneyle kuyu kazarcasına ayrıntılarda gizlenen gerçeğin peşine düşmüş. Konu ile ilgili en birikimlimizin bile kafalarımızdaki bilgi kopukluklarını bazen çok fazla ayrıntıya düşme pahasına- gidermeye odaklanmış ve bunu başarmış. SELAN K: M LL YETÇ L K, HALKÇILIK VE SOSYAL ZM N HARMANLANIP BÜTÜNLE T MEKAN Ve Selanik!.. Bugün Türkiye nin dışında kalmış bir kent Atatürk ün, Şefik Hüsnü nün, dahası Türk Devriminin ve sosyalizmin bütün önemli önder ve düşünürünün, sanatçısının, 1912 Balkan Savaşı yenilgisi ve elveda Rumeli yılları öncesi yetiştiği,

17 Aydınlık KİTAP mayalandığı, bize özgü özelliklerini ve bileşimlerini kazandığı coğrafya. Atatürk ün sosyalizmle ilişkisini de açıklayan toplumsal, siyasi, tarihi bir zemin Bu, bizim aydınlanma/çağdaşlaşma ve devrimler tarihimiz açısından çok önemli bir gerçeğimiz. Odabaşı nın, kitabında, bütün bu sürecin ortak özelliklerini, zaaflarını ve üstünlüklerini kendinde somutlaştıran bir şahsiyeti, tipik Selanikli sosyalist ve Türkçü/İttihatçı Rasim Haşmet Bey i, kitabının merkezine koyması da, incelemenin başarısını sağlayan, ona daha bir somutluk, canlılık kazandıran önemli bir faktör. İsterseniz sorularla kitapta şöyle bir gezinti yapalım. Selanik Sosyalist İşçi Federasyonu ile Rasim Haşmet Bey in sorumluluğunda çıkan Federasyon ın Türkçe yayın organı Amele Gazetesi ni destekleyen İttihatçıların ortak temeli neydi? İttihatçıların larda Selanik te çıkan yayın organlarında savundukları devlet sosyalizmi nin kaynağı nedir, daha sonra bunun pratiğe, siyasete yansımaları nasıl oldu? Halkçı- Türkçü akımın öncüleri ve Selanik te çıkan Yeni Hayat çı Genç Kalemler in yazarları, Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Aka Gündüz, Ali Canip, Rasim Haşmet, Mustafa Nermi, neden aynı zamanda sosyalisttiler; nasıl bir sosyalizmi savunuyorlardı? Sosyalist Türkçüler, 1912 Balkan yenilgisi ve İtalya nın Libya yı işgalinden sonra neden İkinci Enternasyonal e karşı tavır aldılar? Türkçü/halkçı sosyalizmin gelişmesinde, Fransız (Jean Jaures) sosyalizminin ve Rus halkçılığının (Narodnizmin) etkisi nedir, hangisi daha baskındır? Sorular çoğaltılabilir. Hepsine de kitapta doyurucu yanıtlar var. TT HATÇILARIN HALKÇI M LL YETÇ L K Ç ZG DE EMPERYAL ZME VE II. ENTERNASYONAL E TAVRI II. Meşrutiyet Meclislerine İttihatçıların da desteğiyle seçilen II. Enternasyonal e bağlı Bulgar, Rum, Ermeni sosyalistleri ve İştirakçi Hilmi çevresi ile İttihatçılar arasındaki bağları koparan temel görüş ayrılığı emperyalizme karşı tavırda kendini gösteriyor. Bilindiği gibi, II. Enternasyonal partileri Birinci Dünya Savaşı nda kendi emperyalist devletlerinin savaş siyasetlerini, Osmanlının paylaşılmasını ve Anadolu nun İngiliz/Yunan kuvvetlerince işgalini desteklemişlerdir. İttihatçılar ise, bütün hatalarına karşın emperyalist paylaşıma karşı vatan savunması yaptılar. II. Enternasyonalle İttihatçılar arasındaki Selanik te mayalanan birliğin kırılma noktası, 1912 de İtalyanların Trablusgarb ı işgali ve Batılı devletlerin kışkırttığı Balkan Savaşı yenilgisidir. II. Enternasyonal, bu olaylarda emperyalizmin yanında yer aldı. Meclisi Mebusan daki II. Enternasyonal e bağlı bu mebusların Osmanlı Devletinin Kapitülasyon gibi hayati sorunları için önerebilecekleri pek bir şey yoktur. ( ) Sosyalist mebuslar ülkede yabancı yatırımların artmasının en yararlı yol olacağını öne sürmüşlerdir. Mesela SİF (Sosyalist İşçi Federasyonu) önderlerinden Vlahov, yabancı sermayeyi teşvik etmek ve daha çoğunu imparatorluğa çekmek için bir açık kapı siyasetini savunurken, İttihatçılar kapının Kapitülasyonlar sayesinde zaten ardına kadar açık olduğunu kendi amaçlarından birinin de mali özerklik ve siyasal egemenliği yeniden kazanmak için kapıyı kapamak olduğunu vurgulamışlardır (s.321). TÜRK YE DEVR M N N ÖZGÜNLÜ ÜNÜN FRELER DÖNEM TARTI MALARINDA Osmanlı solunun İştirakçi Hilmi nin temsil ettiği kolu ise, (Şefik Hüsnü nün, İngiliz ve Fransız emperyalizminin adamları dediği) Hürriyet ve İtilaf fayına yerleştiği ve hiçbir zaman emperyalizm-vatan savunması gibi bir derdi olmadığı için tükenecek, 1918 den sonra enternasyonalimi İngiliz kuvvetlerinden para almaya vardıracaktır (s.321). Görüldüğü gibi, 20. yüzyılda da günümüzde de Tanzimatçı-Batıcı sosyalistliğin ve Türkiye ye özgü devrimciliğin/sosyalistliğin şifreleri, kökleri, hala dönemindeki fikri-siyasi oluşumlarda, tartışmalarda ve emperyalizme karşı tavrın belirlediği saflaşmalarda gizlidir. Arda Odabaşı nın bu başarılı çalışması, bağımsız, başı dik, onurlu bir ulusun sosyalisti olarak devrim yapmayı ve dünyayı değiştirmeyi dert edinenler için tartışmasız bir başucu kitabıdır. (Mehmet Ulusoy, Osmanlı da Sosyalizm, Türkçülük ve İttihatçılık, Arda Odabaşı, Kaynak Yayınları, 360 s.)

18 18 13 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KAPAK SONER YALÇIN IN YILLAR SONRA VERD LK RÖPORTAJ AYDINLIK K TAP TA Satın alınamayınca, hedef oldum Hep zorluklar, zor dönemler bana kitap yazdırdı. Binbaşı Ersever i öldürüp, anlattıklarını yazmamam için nüfus cüzdanını bana göndererek ölümle tehdit ettiler. Kaçtım, saklandım ve yazdım. Aynı süreci; daha Susurluk kazası olmadan, Behçet Cantürk ün Anıları kitabımda da yaşadım. Korka korka, saklanarak Susurluk Çetesi nin cinayetini/ cinayetlerini yazdım. Yılların gazetecisi, arşivlik televizyon programlarına, 100 binlerce satan kitaplara imza atan, Türkiye nin en çok izlenen haber-yorum sitesi Odatv nin kurucusu Soner Yalçın, medyaya çıkmaması ve röportaj vermemesiyle tanınır. Yalçın, bu prensibinden Aydınlık Kitap için vazgeçti ve sorularımızı yanıtladı. Öncelikle kendisine teşekkür ediyoruz. Kitabın adı neden Samizdat? Samizdat bir terim; gizlice yazılan, basılan, dağıtılan; kaçak yayınları tanımlıyor. Kökeni aslında 17. yüzyıl Fransa sına kadar gidiyor. Ama Samizdat etimolojik olarak Rusçadır. Kitabı yazmaya başladığımda adı; Sicil No: Terör idi; cezaevinde verilen kimliğimde suç bölümü karşısında bu yazıyordu. Sonra, cezaevinde kitabın yazılış süresi ve dışarıya çıkarılmasında yaşanan güçlükler; ayrıca yayınevine yapılan baskı sonucu yeni yayınevine geçmek zorunda kalmam, kitabın adının değişmesine sebep oldu. Sanıyorum, Samizdat adı bu dönemi anlatması bakımından da iyi oldu; basılmamış kitabı bile toplamadı mı bu despotlar... Düşünüyorum da; hep zorluklar, zor dönemler bana kitap yazdırdı. Binbaşı Ersever i öldürüp, anlattıklarını yazmamam için nüfus cüzdanını bana göndererek ölümle tehdit ettiler. Kaçtım, saklandım ve yazdım. Aynı süreci; daha Susurluk kazası olmadan, Behçet Cantürk ün Anıları kitabımda da yaşadım. Korka korka, saklanarak Susurluk Çetesi nin cinayetini/ cinayetlerini yazdım. Bunları niye söylüyorum; eğer gazeteci iseniz ve sürekli olağanüstü bir hal içindeki bir ülkede yaşıyorsanız bunlar kaçınılmazdır. Tüm gazetecilerin önüne bu tür haberler geliyor ve gazeteciler bir ikilemle karşılaşıyor; bilginizi, Afrika atasözüdür; Aslanlar kendi tarihçilerine kavu uncaya kadar tarihler avc lar övecektir. Ben aslanlar n tarihçisi - gazetecisi olmaya çal yorum birikiminizi, zekanızı kim için kullanacaksınız; yazacak mısınız, gözününüzü kapatıp kurulu düzene mi uyacaksınız? Soruya yanıtı, kişiliğiniz veriyor. Bu sebeple artık ülkemizde doğruyu bulmak - yazmak; zeka ve bilgi meselesinden çok, kişilik ve ahlak sorunudur. Sonuçta mesleğinizi ya yaparsınız ya da kaleminizi kırıp yapmazsınız. Mış gibi yapmak, yaşamak benim karakterime uygun değil. Şuna inandım, hakikat için geçerli olan mutluluk için de geçerlidir: Kişi ona sahip olmaz, onun içinde olur. Eğer siz gerçeğe aşkla bağlı iseniz başka bir hayat yaşayamazsınız; Adorno nun sözünü tersine çevirirsem; doğru hayat yanlış yaşanamaz! Soyut iyiliğin hiçbir anlamı yoktur; insanlar şeytani bir hilekarlıkla zindanlara sokuluyor; ve siz buna gözünüzü kapatırsanız, sesinizi çıkarmazsanız iyi olamazsanız, iyi kalamazsınız. Gandi nin sözüdür; kin, utanç ya da korkunun olduğu yerde Allah ortaya çıkmazmış! İşte böyle zor anlarda iyi insan ortaya çıkmalıdır. Gandi nin, Nehru nun iyiliği kendilerini ortaya koymalarıdır; bugün sonsuzluğa ulaşmalarının, hâlâ yaşıyor olmalarının sebebi budur. Niye Samizdat ı yazdığıma umarım yanıt verebilmişmişimdir. Ben iyi gazetecelikte ısrar ediyorum; çünkü iyilik eylemle ortaya çıkar... Gazetecilik mesleğinin kimilerince alabildiğine alçaltıldığı bir dönemde, safınız çok net belli yani... Afrika atasözüdür; Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar tarihler avcıları övecektir. Ben aslanların tarihçisi - gazetecisi olmaya çalışıyorum. Gazetecinin tarafı, olgunun tarafıdır. Gazeteci gerçeğe bağlıdır.

19 KAPAK Aydınlık KİTAP 13 N SAN 2012 CUMA 19 Lenin in dediği gibi, en büyük devrimci, olgudur. İş gerçeğe dayanırsa babamı bile tanımam, yazarım. Habere hiç kişisel yaklaşmam; ne yazık ki medyaya göre, insanların suçlu - suçsuz olmaları; tanıdık olup olmamalarından geçiyor. Kavramlarla düşünmeyen gelişmemiş bir toplum olmamızın sonucudur bu. Merkez medyada, Hürriyet gazetesinde yazarlık, CNN Türk te program yapan, kitapları 100 binlerce satan bir gazeteciydiniz; tutuklanacağınız aklınıza gelmiş miydi? Samizdat ın ilk cümlesi, Kırmızı Pazartesi dir. Marquez in ünlü romanının adı... Romanda herkes kahramanın öldürüleceğini bilir ama hiç kimse bir şey yapmaz. Sorunun yanıtını Samizdat ta ayrıntılarıyla anlattım. Cemaat ayağımın altına kırmızı halı serdi, neler vaat ettiler. Ama ben bukalemun çağına uyum sağlamak istemedim. Yaramaz çocuklukta ısrar ettim. Sevdiklerim, sana mı kaldı; tek başına ne yapabilirsin ki; yazma artık - odatv yi kapat dediler. Evet, bunları yapmak beni kurtarırdı; peki ya sonra? Sonra yaşamımı nasıl sürdürecektim; bu kaçış insana daha büyük yük getirir, taşımak zordur; ya alkolik olursunuz ya da kanser! Halbuki mücadele gençleştirir, hayatı güzelleştirir. Sonuçta parayla - şöhretle satın alamayınca, hedefe konuldum. Biliyorsunuz önce yandaş medya sizi hedef haline getiriyor; sonra operasyon başlıyor; ayrıntılarını Samizdat ta yazdım. Kitabınızda anlı şanlı köşeyazarlarına sert eleştiriler yöneltiyorsunuz... İnsan yaptığı şeydir. 25 yıllık gazeteciyim. Çeyrek asırlık tecrübemde gördüm ki; geri döndürülemez olanla uzlaşılmaz. Bunu şu nedenle söylüyorum; sandım ki bazı ismi büyükler süreci analiz edemiyorlar, yanlış bilgilere sahipler, doğruyu gösterirsem anlarlar! Benim kafamda, anlayışımda; gerçek gazeteci yanlışlığı gördüğünde bunu yalnızca doğruyu istemek için yazar, söyler; başka bir niyeti olmaz. Benimki çocukluk hastalığı! Diğer yanda Cengiz Çandar ı, Oral Çalışlar ı vb. gazeteci olarak görmüyorum. Gerçek gazeteci kimsenin hizmetine girmez, düşünsel bağımsızlığını korur, satın alınamamanın yüceliğini taşır. Bunlar öyle mi; iradelerini zorba bir gücün emrine vermişler. Kendi yalanlarını dinleye dinleye artık uyuşturucu bağımlısı gibi olmuşlar; hiçbir gerçeği ayırt edemiyorlar. Samizdat ta nasıl satın alındıklarını ayrıntılarıyla yazdım; kuşkusuz sadece ikisini değil... Nazlı Ilıcak ve onun paltosundan çıkan sığ kızlar da var; dayanışma içindeler. Bayağılık zayıf insanların dayanağı değil midir; nasıl buldular birbirlerini!... Evet, hepsini yazdım; tarihe not düştüm. Ortalıkta pek görünmeyen, televizyonlara çıkmayan birisiniz. Sizi yalnızca çalışmalarınızla, kitaplarınızla tanırdık. Samizdat ta ise özel hayatınızı da derinliğiyle dile getirmişsiniz... Bunun bir nedeni olmalı. Ergenekon süreci öyle bir noktaya geldi ki, yabancılaşma başladı. Gazetelerde, televizyonlarda iddianameler üzerinde (nedense beş yıl oldu hâlâ iddianame üzerinden konuşuluyor, kimse savunmayı dile getirmiyor) duruluyor. İyi de zindanda Cemaat aya m n alt na k rm z hal serdi, neler vaat ettiler. Ama ben bukalemun ça na uyum sa lamak istemedim. Yaramaz çocuklukta srar ettim yatan; insan. O insan tek başına değil, tüm sevdikleriyle yani hayatıyla mahpusluk yaşıyor. Kimse bunun farkında değil. Tıpkı ABD nin Irak ı bombalamasının canlı yayınlanması gibi. O bombaların kimlerin kafasına yağdığının farkında değildi televizyon seyircisi. Zindandaki insanın bu süreci nasıl yaşadığını yazdım. Gazeteci olduğum için, Silivri de karşılaştığım tutukluları da kendi penceremden anlattım; onlara da nasıl tezgah kurulduğunu belgeleriyle yazdım. Sorularımın peşinden koşarken, neler düşündüğümü, neler hissettiğimi, neler yaşadığımı da derinliğiyle anlattım. Keşke edebiyatçı olsaydım diye içimden çok geçirdim. Tutukluların ruh dünyalarını kaleme almak isterdim ama benimkisi sadece gazetecilik çalışması oldu. Gerçi biraz edebiyata da kaymışım galiba!.. Silivri cezaevinde sizi en çok etkileyen ne oldu? Doğu Ağabey in elleri... Cezaevi rutubetinden, romatizmadan eğilmişti. Yetmiş yaşında; ömrünü daha güzel bir hayata adamış bir düşün adamını, siyasal bir lideri her olağanüstü dönemde zindana atmaya kimse utanmıyor. Bu ceberrut devlet 13 yıl Doğu Perinçek i hapiste tuttu ve hâlâ da utanmadan buna devam ediyor. Türkiye de bırakın şucusunu - bucusunu insan olan herkes buna isyan etmelidir. Oysa, Doğu Perinçek in adını ağızlarına almıyor, köşelerinde yazmıyorlar. Aynı şey Yalçın Küçük için de geçerli; Batı da olsa el üstünde tutulacak sıradışı zekaya sahip bir aydına, kuramcıya yaptığımıza bakın; o da kaç yıl cezaevinde yattı. Bakınız düşünce öğretildiği gibi utanma da öğretilir; biz insanlarımıza utanmayı öğretmemişiz ne yazıkki. Prof. Hilmioğlu, Prof. Haberal hangisini söyleyeyim; acı çekiyorum. Bizim ülkemizde düşünen insanın korunağı yok maalesef. Cezaevinde yeni bir çalışmanız var mı şu an? Aman aman tehlikeli bir soru bu! Silivri Cezaevi nde kitap yazanların başına neler getirildiğini biliyorsunuz. Ülkemizde hâlâ yazıdan korkuluyor. Düşünce hayatın düşmanı, kötülüğün simgesi olarak görülüyor. Elle yazmaktan sağ orta parmağımda acı veren iki nasır oluştu; onların iyileşmesini bekliyorum; bu sıralar bol bol okuyorum. Son olarak neler söylemek istersiniz... Samizdat sessizliğe ve unutuşa mahkum edilmeye çalışılıyor, aynı yazarına yapıldığı gibi. Ve fakat bu sefalet medyada; alçalmayarak Samizdat hakkında yazı yazan meslektaşlarıma sizin aracılığınızla teşekkür ederim. Umarım moral bozucu bir röportaj olmamıştır. Kimse unutmasın, umutsuz ölen kişi ömrünü boşuna yaşamıştır... Herkese selam, Samizdat a sahip çıkınız... Bu ceberrut devlet 13 y l Do u Perinçek i hapiste tuttu ve hâlâ da utanmadan buna devam ediyor. Türkiye de b rak n ucusunu - bucusunu insan olan herkes buna isyan etmelidir. Oysa, Do u Perinçek in ad n a zlar na alm yor, kö elerinde yazm yorlar. Ayn ey Yalç n Küçük için de geçerli Silivri de kar la t m tutuklular da kendi penceremden anlatt m; onlara da nas l tezgah kuruldu unu belgeleriyle yazd m.

20 20 13 N SAN 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KAPAK Soner Yalçın gazeteciliği ve Samizdat Koğuş arkadaşım Soner Yalçın HİKMET ÇİÇEK Keyfi yerinde olduğu zamanlar biz muhabirlere takılmayı severdi, Hasan Yalçın. O anlarda Hasan Yalçın değil de sanki Selim Uslu oluverirdi! Akira Kurosawa nın Yedi Samuray ını bilirsiniz. Hani yoksul köyü korumak için birer birer toplanan samuraylar. İşte ben de sizleri öyle birer birer topladım derdi. İşte bu diye beni gösterir, Kahve işletiyordu, orada buldum, gazeteci yaptım. Sonra da Soner e dönerek Bunu Çorum dan buldum, getirdim derdi. Sonra Selami ye (İnce) döner Nereden bulduğunu anlatır sonra Güner i (Tokgöz)... Aslında biri birini bulduysa, Soner Yalçın, Hasan Yalçın ı bulmuştur e Doğru dergisinin Necatibey Caddesi ndeki Ankara bürosuna gelip Ben de bu dergide çalışmak istiyorum diyerek! Derginin Ankara temsilcisi Hasan Yalçın ın sade döşenmiş odasındaki en görkemli eşya, masasının yanındaki devasa iki maroken siyah koltuktur. Büro açılırken kimbilir hangi yurttaş bağışlamıştır. El konacak yerleri erimiş, astarı görülmüştür. Hasan Yalçın, Şu koltuğu görüyor musunuz? Soner, benimle ilk görüşmeye geldiğinde çok heyecanlıydı, koltuğu tırnaklarıyla bu hale Soner getirdi! diye takılırdı! Doğrusunu söylemek gerekirse, bizlere gazetecilikten önce Türkçeyi öğreten ustamız, hocamız, ağabeyimiz Hasan Yalçın oldu. Masalarımızın arkasındaki panoda ki lerin, de lerin, da ların ne zaman ayrı, ne zaman bitişik yazılacağını gösteren notlar asılıdır. Daktilolarımızın yanında da TDK nın yazım kılavuzları olacaktır. Hasan Yalçın ın talimatı böyledir. GERÇEK A KI Nereden nereye? Soner Yalçın ın gazeteciliğinden ve Silivri de yazdığı ilk kitabı Samizdat tan söz edecektik, 25 yıl geriye döndük! Fakat Soner in gazeteciliğinin sırrı da işte o 25 yıl öncesindedir e Doğru dergisinin bir sloganı, ilkeleri vardı ve bugün için de geçerlidir: Haberde sınırın ötesi. Bu sınırı hem Türk devleti, hem de büyük ağabey ABD çizmektedir. Bu hattın içinde kalmak koşuluyla eğer gazetecilik denirse yaptığınız işte özgürsünüz. Fakat gazetecilik tam da bu sınırın ötesinde başlar. Soner Yalçın da böyledir, bu sınırı aşacak bilince, iradeye yani gerçeği arama aşkına sahiptir. Ve Soner de bu aşk, 25 yıl boyunca hiç sönmemiştir. Samizdat, Soner Yalçın ın ve arkadaşlarının akıldışı bir tertiple nasıl tutuklandıklarını, Soner in cezaevi koridorlarında karşılaştığı Ergenekon, Balyoz vs. sanıklarının öykülerini anlatıyor. Fakat Samizdat bununla sınırlı değil bir hesaplaşma, hesap sorma kitabıdır. YALANIN SALTANATI Kimlerden mi? Bugün Türkiye medyasının yüzde 90 ı yandaşıyla, merkeziyle mütareke basını dır. Habercilik alanında esas olarak yalanın saltanatı egemendir. Şu yaşanan tertipler gösterdi ki, yandaş medyada artık en güçlü servis yalan servisi dir. İşte Samizdat gazetelerde, TV lerde sıkça gördüğümüz bu yalancıları teşhir ediyor. Tayyarlar, Baransular, Mercanlar, Alçılar, Altanlar vb... Yalanın saltanatı kurulunca vicdan da kalmadı. Samizdat bu vicdansızlarla hesaplaşmanın kitabıdır. Soner Yalçın için ise gazetecilik haber demektir. Canlı, çarpıcı, kaliteli haberi esas alarak tarafını belli eder. Pembe haberciliğe hiçbir zaman itibar etmedi. Kamu yararına, halkın çıkarlarına bağlı kaldı ve gazeteciliğin halkı aydınlatma mesleği olduğunu hiç unutmadı ve mesleğini yaparken de tutuklandı. Muhalif bir gazeteci olmanın bedelini ödedi. Samizdat bu serüvenin öyküsüdür. Samizdat ın bir de çıkış öyküsü var, kitaptan öğreniyoruz. Soner, gözaltına alındığı 14 Şubat 2011 den 14 Mart 2011 e kadar bir aylık süreci yazmayı, kendisine ve Oda Tv ye yönelik kara propagandaya bu kitapla yanıt vermeyi düşünmüş. Kitabı, daha önceki tüm kitaplarını çıkaran Doğan Kitap a göndermiş. Kitap çok beğenilmiş, ancak kitabı 12 Haziran seçimleri sonrasında çıkaralım demişler, sonra hele şu iddianame çıksın daha sonra da hele şu ilk duruşma yapılsın... Türkiye de kitapları en çok satan gazetecinin kitabını, Doğan Kitap basmaktan korkuyordu. 11 yıldır bünyesinde çalıştığı üç yıldır da yazarlığını yaptığı Doğan Grubu korkuya boyun eğmişti! Kitap şöyle bitiyor: Biz kazanacağız. Bu baskıcı, kabus günler bir gün sona erecek, gerçekler mutlaka gün yüzüne çıkacak. Yeter ki kendimize, mesleğimize, hayata yabancılaşmayın, alçalmayın. İnsan kalmakta inat ediniz, kazanan hep insan olmuştur çünkü... Son sözü gene Soner e bırakayım. Henüz kitap çıkmamıştı. Avukat görüş yerinde karşılaşmıştık. Biliyor musun? dedi, Hasan Yalçın ın öğrencileri arasında hiç dönek çıkmadı! (Samizdat, Soner Yalçın, Kırmızı Kedi Yayınevi, 550 s.) Nasıl dayanmışız onca yalana, üzerimizde tepinmelerine, manevi işkencelere. Nasıl bitmeyen bir kinmiş ne kadar insanlıktan uzak ne kadar vahşilermiş BARIŞ PEHLİVAN Linç edilmişiz. Sürekli bunu düşündüm Samizdat ı okurken. İnsan üzerinden aylar geçtikten sonra tekrar o günlere dönünce, yaşadıklarından ürperiyor. Nasıl dayanmışız onca yalana, üzerimizde tepinmelerine, manevi işkencelere. Nasıl bitmeyen bir kinmiş ne Soner Yalç n ve Bar Pehlivan Silivri hücresinde. kadar insanlıktan uzak ne kadar vahşilermiş. Aylarca her gün haberlerde, programlarda, köşelerde biz vardık ve öyle bir bizden bahsediyorlardı ki, insan kendisinden korkuyordu. Her gün manşetlerle, canlı yayınlarla izliyorduk adam asmaca oyunlarına kurban edilişimizi. Ve en çok da Soner Yalçın... En çok da onu gömmek istediler bu dört duvar arasına. Fırsat bu fırsattı, ellerindeki her çamuru attılar. İstediler ki sussun; istediler ki artık yazmasın, istediler ki uslansın. Soner Yalçın la bir yıl boyunca koğuş arkadaşlığı yaptım. Cezaevinin en onur verici yanıydı. Çırağıydım çünkü, onun yanında öğrenmiştim gazeteciliği ve şimdi ustamla birlikte gazeteciliğimizin bedelini ödüyorduk. Yakından tanıyanlar bilir; Soner Yalçın tam bir kitap aşığıydı. Hücresinde, avluda, hatta tuvalette bile ayrı ayrı okuduğu kitaplar vardı. Zweig, Marquez ve Zola onunla birlikte F-2 koğuşunu geziyorlardı. Benim de hiç boş durmamı istemedi. Öğleden sonra hücreme çekildiğimde avludan seslenirdi: -Oğlum okuyor musun, uyuyor musun? -(Uykulu bir sesle) Okuyorum! Bilirdi ki; cezaevinin en bulaşıcı ve tehlikeli hastalığı uyumaktı. O yüzden beni sürekli spor yapmaya davet eder, ben de hele bir yaz gelsin, başlayacağım spora diye bahaneler uydururdum. İnanmadığını biliyorum. Soner Yalçın bugüne kadar kendisinden bahsedilmesini hiç istemedi. Ünün sanal ve doymak bilmez açlığına kendini kaptırmaktan hep uzak durdu. İstedi ki; sadece yazdıklarıyla var olsun hatta yüzü bile bilinmesin. Ama işte gözü dönmüş bir kasırga yarattı ona bunu. Zalimce bir linç kampanyası boyunca ben koğuşta öfkeden dört dönerken, o sakindi. En azından içindekilerini bana yansıtmıyordu. Hep tarihin akışına güveniyordu, aydınlanmanın kazanacağına inanıyordu. Her yeriyle vasat ve komik olan iddianameye karşı savunma da yapmayacaktı. Zül geliyordu. Benim de içinde bulunduğum bir avuç insanın zorlamasıyla tarihe not düşmek için iddianameyi paramparça etti. Biliyordu bunun özgürlüğün anahtarı olmadığını ve haklı çıktı. Hâlâ tutuklu. Hâlâ tutukluyuz. Dedim ya; Soner Yalçın ı buraya atanlar onun susması için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Ama hesap edemedikleri bir şey vardı. O zaten hep böyle zamanlarda gazetecilik yapmıştı. Binbaşı Ersever in İtirafları nı ya da Behçet Cantürk ün Anıları nı okuyanlar ne demek istediğimi bilirler. İşte Samizdat da aynı zor dönemlerin, 25 yıllık gazetecilik birikiminin, bugünün değil yarının kitabı. Bundan seneler sonra bugünleri anlamak isteyenlerin başucu eseri olacağını biliyorum. Okuyunca göreceksiniz ki; bunlar size anlatılmamış, kandırılmışsınız. Şimdi başka bir koğuşta masamda Samizdat la yazdım bu satırları. Silivri de yağmur yağıyor. Hele bir yaz gelsin, başlayacağım spora! Silivri 1 No lu L Tipi Cezaevi/F-11 Koğuşu

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfinle kurul Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (17 Aralık 2012 25 Ocak 2013) Sayın Velimiz, 17 Aralık 2012 25 Ocak 2013 tarihleri arasındaki temamıza ait bilgiler bu

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (17 Aralık 2012 25 Ocak 2013) Sayın Velimiz, 17 Aralık 2012 25 Ocak 2013 tarihleri arasındaki temamıza ait bilgiler bu 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (17 Aralık 2012 25 Ocak 2013) Sayın Velimiz, 17 Aralık 2012 25 Ocak 2013 tarihleri arasındaki temamıza ait bilgiler bu bültende yer almaktadır. Böylece temalara bağlı düzenlediğimiz

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni Sayı:1 Nisan 2015 1 KİTAP VE KÜTÜPHANENİN ÖNEMİ 3 2014-2015 KÜTÜPHANE ORYANTASYONUMUZ 5 KÜTÜPHANEMİZ 8 OKUMA ŞENLİĞİMİZ 10 BRITANNICA ONLINE 12 SEVİM AK

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 16 Aralık 2013-24 Ocak 2014 tarihleri arasında

Detaylı

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sayın Kaymakamım, Sayın Milli Eğitim Müdürüm, Sayın Belediye Başkanım, Okul Aile Birliğimizin değerli yöneticileri, Saygıdeğer Velilerimiz, Sevgili öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz, Saygıdeğer Bağışçılarımız,

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Mustafa Köz Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Resimleyen: Yasemin Ezberci Yayın Koordinatörü:

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler

7.2 Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler 1. Adı Soyadı : HALE TORUN 2. Doğum Tarihi : 07.07.1972 3. Ünvanı : Öğretim Görevlisi 4. Öğrenim Durumu : Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Tarih Marmara Üniversitesi 1994 Y.Lisans Radyo Televizyon ve

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2 Sayın Veli, Bu mektubumuzda, 2015-2016 Eğitim - Öğretim yılı MEV Koleji Özel Güzelbahçe İlkokulu,3. Sınıflar sınıf öğretmenleri zümresi

Detaylı

DESTANLAR VE MASALLAR. Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE. Masal. KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon

DESTANLAR VE MASALLAR. Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE. Masal. KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon DESTANLAR VE MASALLAR Masal Muhsine Helimoğlu Yavuz HILE İLE DILE KÜRT MASALLARI Resimleyen: Claude Leon Yayın Yönetmeni: Samiye

Detaylı

AVRASYA ÜNİVERSİTESİ

AVRASYA ÜNİVERSİTESİ Ders Tanıtım Formu Dersin Adı Öğretim Dili Türk Dili II Türkçe Dersin Verildiği Düzey Ön Lisans (x ) Lisans ( ) Yüksek Lisans( ) Doktora( ) Eğitim Öğretim Sistemi Örgün Öğretim ( X) Uzaktan Öğretim( )

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958)

YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958) YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958) Yahya Kemal Beyatlı 2 Aralık 1884 tarihinde bugün Makedonya sınırları içerisinde bulunan Üsküp te dünyaya geldi. Asıl adı Ahmet Agâh tır. Şehsuvar Paşa torunlarından olduğu

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ Her yönüyle edip (edebiyatçý) ve öðretmen Ýbrahim Zeki Burdurlu nun ölümsüz bir yapýtý elinizi öpüyor. Burdurlu bu çalýþmasýnda, cennet Anadolu nun deðiþik yörelerinden

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar.

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar. MESLEĞE VEDA From: Güney Dinç Sent: Wednesday, April 16, 2014 1:56 PM To: Subject: [ÇEHAV] Mesleğe Veda Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum.

Detaylı

Elveda Rumeli Merhaba Rumeli. İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa.

Elveda Rumeli Merhaba Rumeli. İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa. Elveda Rumeli Merhaba Rumeli İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa. Hamdi Fırat BÜYÜK* Balkan Savaşları nın 100. yılı anısına Kitap Yayınevi tarafından yayınlanan Elveda Rumeli Merhaba

Detaylı

www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort +90 444 1 352 /elaresort

www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort +90 444 1 352 /elaresort +90 444 1 352 www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort /elaresort Zarafet ve kaliteyle zenginleşen kusursuz bir dünya... L U X U R I S M Luxurism, sadece bir kelime değil; mükemmelliğin heyecan

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

Küçük Yaşar ın Öyküsü. Alucura Çayevi

Küçük Yaşar ın Öyküsü. Alucura Çayevi Küçük Yaşar ın Öyküsü Alucura Çayevi Yalvaç Ural (1945, Konya) Kitaplarının sayısı 100 ü aşan yazarın yurtiçinde ve yurtdışında pek çok ödülü bulunmaktadır. Kitapları Almanca, İngilizce, Sırpça, Hırvatça,

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (28 EKİM -13 ARALIK 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz ikinci temamıza ait bilgiler,

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 2014-2015 Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor)

ÖZGEÇMİŞ. 2014-2015 Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor) ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Secaattin Tural 2. Doğum Tarihi : 15.07.1966 3. Unvanı : Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu : Doktora 5. Çalıştığı Kurum : Kırklareli Üniversitesi Derece Alan Üniversite Lisans Türk Dili

Detaylı

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA...

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... http://www.dw.de/müslüman-kadın-futbolcular-berlinde-buluş... GÜNDEM / ALMANYA ALMANYA Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu 'Discover Football'

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ ÖĞRENİM DURUMU Lisans: 1976-1980 Doç. Dr. Rıza BAĞCI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ/TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ Yüksek Lisans: 1984-1987 EGE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL

Detaylı

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir. Şiirlerin

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN (28 Ekim 2013-13 Aralık 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz

Detaylı

İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5)

İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5) Eylem 1.2 Gençlik Girişimleri Projesi İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5) DALGALAN SEN DE ŞAFAKLAR GİBİ EY ŞANLI HİLÂL OLSUN ARTIK DÖKÜLEN KANLARIMIN HEPSİ

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ 6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ OKUMA KÜLTÜRÜ (5 EYLÜL - 21 EKİM) - Konuşmacının sözünü kesmeden sabır ve saygıyla dinler. - Başkalarını rahatsız etmeden dinler/izler. - Dinleme/izleme yöntem ve tekniklerini

Detaylı

Arnavutça (DİL-2) Boşnakça (DİL-2)

Arnavutça (DİL-2) Boşnakça (DİL-2) Arnavutça () Programın amacı, Arnavut dili, kültürü, tarihi ve edebiyatını tanıyan bu alanda çalışma yapacak nitelikte bireyler yetiştirmektir Metinlerinden yola çıkarak Arnavut dilinde metin okur ve yazar,

Detaylı

geliştirmemize yardımcı olur.

geliştirmemize yardımcı olur. 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; PYP disiplinler üstü temaları ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Konu: Turizmin gelişmesinde doğal güzellikler ve tarihi eserler mi yoksa tesisler mi daha etkilidir.

Konu: Turizmin gelişmesinde doğal güzellikler ve tarihi eserler mi yoksa tesisler mi daha etkilidir. Konu: Turizmin gelişmesinde doğal güzellikler ve tarihi eserler mi yoksa tesisler mi daha etkilidir. A Grubu: Turizmin gelişmesinde doğal güzelliklerin daha etkili olduğunu savunuyor. Birinci Konuşmacı:

Detaylı

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba;

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba; Mercanlar Sınıfından Merhaba; 20 Mart Vızıltı Bu hafta konumuz ormanlar idi. Orman nedir? Ormanların önemi ve faydaları nelerdir? Ormanları koruma konusunda üzerimize düşen görevler nelerdir? gibi sorular

Detaylı

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER Fowler ın kuramını oluşturma sürecinde, 300 kişinin yaşam hikayelerini dinlerken iki şey dikkatini çekmiştir: 1. İlk çocukluğun gücü. 2. İman ile kişisel

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır Öğrencinin ilgi alanları, becerileri ve yetenekleri düşünüldüğü zaman kendi öğrenme yöntemlerine göre akademik ve/veya kültürel alanda başarılı olabilir.

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

DESTANLAR VE MASALLAR. Samed Behrengi KÜÇÜK KARA BALIK. Masal. Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez

DESTANLAR VE MASALLAR. Samed Behrengi KÜÇÜK KARA BALIK. Masal. Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez Samed Behrengi KÜÇÜK KARA BALIK Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez DESTANLAR VE MASALLAR Masal samed Behrengi Küçük Kara Balık Çeviren: Haşim Hüsrevşahi resimleyen: Mehmet Sönmez Yayın

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl ÖZGEÇMİŞ 1.İsim : Turgut 2.Soyadı: Yüksel 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi 4.Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İşletme Anadolu Üniversitesi 1998 Yüksek Lisans Doktora 5.Akademik Unvanlar Arts

Detaylı

ŞEKİL KAVRAMI TEMA ÇALIŞMALARIMIZ KAVRAMLAR RENK KAVRAMI SAYI KAVRAMI SES KAVRAMI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI

ŞEKİL KAVRAMI TEMA ÇALIŞMALARIMIZ KAVRAMLAR RENK KAVRAMI SAYI KAVRAMI SES KAVRAMI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI 1 31 MART TEMA ÇALIŞMALARIMIZ Merakla ve sabırsızlıkla ilkbaharı bekliyoruz..gelir umuduyla.. Bu ay temamız İlkbahar.. Kışı gördük, iliklerimize kadar yaşadık aylardır..

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

Her milletin dili kimliğidir eğer dilinizi yozlaştırırsanız kimliğiniz erozyona uğrar.

Her milletin dili kimliğidir eğer dilinizi yozlaştırırsanız kimliğiniz erozyona uğrar. Her milletin dili kimliğidir eğer dilinizi yozlaştırırsanız kimliğiniz erozyona uğrar. Bu bakışla yola çıkarsak biz dilimizi ne kadar koruyoruz bir bakalım Yıl: 1965 "Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle

Detaylı

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012)

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012) 4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012) Sayın Velimiz, 22 Ekim 2012-14 Aralık 2012 tarihleri arasındaki ikinci temamıza ait bilgiler bu bültende yer almaktadır. Böylece temalara bağlı düzenlediğimiz

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu Prof. Dr. Bülent Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü E-posta : byilmaz@hacettepe.edu.tr

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (09 Eylül 2013 25 Ekim 2013 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (09 Eylül 2013 25 Ekim 2013 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (09 Eylül 2013 25 Ekim 2013 ) Sayın Velimiz, Sizlerle daha önce paylaştığımız gibi okulumuzda PYP çalışmaları yürütülmektedir. Bu kapsamda; PYP disiplinler üstü temaları ile

Detaylı

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır.

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır. TÜRKİYE'DEKİ GÖÇLER VE GÖÇMENLER Göç güçtür.hem güç ve zor bir iştir hem de güç katan bir iştir. Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri

Detaylı

135 yýlý geride býrakan köklü bir mizah dergisi geleneðine sahibiz, ama mizah dergilerimiz

135 yýlý geride býrakan köklü bir mizah dergisi geleneðine sahibiz, ama mizah dergilerimiz Cihan Demirci Damdaki Mizahçý Mizah Dergilerimizde Yazýnýn Serüveni 135 yýlý geride býrakan köklü bir mizah dergisi geleneðine sahibiz, ama mizah dergilerimiz epeyce bir süredir dergilerinde mizah öyküsü

Detaylı

TED AİLESİ, ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI VE PLAKET TÖRENİ İÇİN DÜZENLENEN YEMEKTE BİR ARAYA GELDİ

TED AİLESİ, ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI VE PLAKET TÖRENİ İÇİN DÜZENLENEN YEMEKTE BİR ARAYA GELDİ TED AİLESİ, ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI VE PLAKET TÖRENİ İÇİN DÜZENLENEN YEMEKTE BİR ARAYA GELDİ Geleceğe ışık tutan, Başöğretmen Atatürk ün emanetine sahip çıkıp, eserinin üzerine imza atan, bilgiyi öğretmekten

Detaylı

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 4 YAŞ GÖKKUŞAĞI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI. Tekerlemeler: Kartal ve tırtıl tekerlemelerini öğreniyorum.

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 4 YAŞ GÖKKUŞAĞI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI. Tekerlemeler: Kartal ve tırtıl tekerlemelerini öğreniyorum. FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 4 YAŞ GÖKKUŞAĞI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI DİL BECERİLERİM VE BEN Hikâye / Öykü / Masal Tekerlemeler: Kartal ve tırtıl tekerlemelerini öğreniyorum. Bilmeceler:

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

TARİHSEL BİR VARLIK OLARAK İNSAN İNSAN HAKLARI

TARİHSEL BİR VARLIK OLARAK İNSAN İNSAN HAKLARI T.C. MALTEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İNSAN HAKLARI ANABİLİM DALI TARİHSEL BİR VARLIK OLARAK İNSAN VE İNSAN HAKLARI Mehmet Ali UZUN Prof. Dr. Betül ÇOTUKSÖKEN İstanbul, Aralık 2011 GİRİŞ

Detaylı

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 )

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Türk Hava Yolları nın TK 1793 sefer sayılı uçuşu ile saat 08:15 de Atatürk Havalimanı ndan hareket ediyor ve yerel saatle 10:45 de Stockholm

Türk Hava Yolları nın TK 1793 sefer sayılı uçuşu ile saat 08:15 de Atatürk Havalimanı ndan hareket ediyor ve yerel saatle 10:45 de Stockholm Mappa Tour Türk Hava Yolları nın TK 1793 sefer sayılı uçuşu ile saat 08:15 de Atatürk Havalimanı ndan hareket ediyor ve yerel saatle 10:45 de Stockholm havalimanına varıyoruz. Bizi bekleyen özel aracımız

Detaylı

KANATLI KELİMELER UÇUŞAN HİKAYELER

KANATLI KELİMELER UÇUŞAN HİKAYELER KANATLI KELİMELER UÇUŞAN HİKAYELER Burçin BAŞLILAR Sınıf Öğretmeni burcinbaslilar@terakki.org.tr SUNUM İÇERİĞİ Yaratıcılık Nedir? Neden Yaratıcı Yazma? Yaratıcılığı Engelleyen Faktörler Yaratıcı Yazmaya

Detaylı

DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015

DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015 DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015 NİSAN AYINDA NELER ÖĞRENDİK? Çiçekleri tanıdık. Çiçekleri gözlemledik. Çiçek türlerini isimlendirdik. Çiçeklerin birer canlı olduğunu öğrendik. Farklı çiçeklerin

Detaylı

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi 03.11.2012. Salkım Söğüt Saç

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi 03.11.2012. Salkım Söğüt Saç Beşiktaş Gazetesi Günlük web Gazetesi 03.11.2012 Salkım Söğüt Saç Beşiktaş Belediyesi'nde belgesel film gösterimleri tüm hızıyla devam ediyor. Levent Kültür Merkezi'nde sinema gösterimleri için de Salkım

Detaylı

GAZETECİ YAZAR BÜLENT AKKURT BODRUM DA DEFNEDİLDİ

GAZETECİ YAZAR BÜLENT AKKURT BODRUM DA DEFNEDİLDİ GAZETECİ YAZAR BÜLENT AKKURT BODRUM DA DEFNEDİLDİ Önceki gün vefat eden gazeteci yazar Bülent Akkurt Bodrum da dostları, yakınlarının kollarında son yolculuğuna defnedildi. Bülent Akkurt un yazıları bir

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 1995-2008 2008-2014 Profesör Tarih/Yakınçağ Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. 2014

ÖZGEÇMİŞ. 1995-2008 2008-2014 Profesör Tarih/Yakınçağ Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. 2014 ÖZGEÇMİŞ 1.Adı Soyadı : MUZAFFER TEPEKAYA 2.Doğum Tarihi : 20.10.1962 3.Unvanı : Prof. Dr. / Tarih Bölümü 4. e-mail : muzaffer.tepekaya@cbu.edu.tr Öğrenim Hayatı: Derece Alan Üniversite Lisans Tarih Selçuk

Detaylı

KADINLAR ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri

KADINLAR ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri KADINLAR ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri 14 Haziran 2005, Salı A company of Pazarlama yönetimini geliştirmek için ilerleyebileceğimiz alanlar Hedef kitleyi geleneksel

Detaylı

KAZANIMLAR OKUMA KONUŞMA YAZMA DİL BİLGİSİ

KAZANIMLAR OKUMA KONUŞMA YAZMA DİL BİLGİSİ EYLÜL 1-2 (16-27-EYLÜL 2013) DOĞA VE EVREN İSTİKAL MARŞI-İKİNDİLER Türkçe Dersine Yönelik Tutum Ölçeği İLKÖĞRETİM SI 1. Okuma kurallarını uygulama:1.5 Okuma yöntem ve tekniklerini kullanır.2. Okuduğu metni

Detaylı

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK HEYECANLI KİTAPLAR Serüven Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri Kapak

Detaylı

KİM OLDUĞUMUZ TEMASI BİLGİ OKURYAZARLIĞI KAZANIMLARI 1.SINIF

KİM OLDUĞUMUZ TEMASI BİLGİ OKURYAZARLIĞI KAZANIMLARI 1.SINIF KİM OLDUĞUMUZ TEMASI BİLGİ OKURYAZARLIĞI KAZANIMLARI 1.SINIF 1. Bir hikaye veya masalda geçen karakterleri öğrenir. 2.Tahminde bulunur. 3.Dinleme alışkanlığı kazanır. 4.Dinlediği hikaye/masalın özelliklerini

Detaylı

Öykü Bir Çiftçi İki Memuru Nasıl Besledi? saltıkov şçedrin (aslı idil kaynar) Şiir Fotoğraf rıdvan salih

Öykü Bir Çiftçi İki Memuru Nasıl Besledi? saltıkov şçedrin (aslı idil kaynar) Şiir Fotoğraf rıdvan salih 3 8 9 12 16 Haberler Şiir Heykellerle Hasbihal mert öztürk Öykü Bir Çiftçi İki Memuru Nasıl Besledi? saltıkov şçedrin (aslı idil kaynar) İnceleme Son Oyun Üzerine fırat demir Dsoya Akbil i Biten Prenslerimiz

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

KONTES ADA LOVELACE: İLK KADIN BİLGİSAYARCI

KONTES ADA LOVELACE: İLK KADIN BİLGİSAYARCI KONTES ADA LOVELACE: İLK KADIN BİLGİSAYARCI Kontes Ada Lovelace, İngiliz şair Lord Byron un kızıdır. Mekanik bilgisayar fikrinin öncüsü C. Babbage ile birlikte programlama fikrinin temelini attı. Kontes

Detaylı

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

11.12.2015 Cuma İzmir Basın Gündemi. Edebiyattan sinemaya, sinemadan sosyolojiye Türkiye de sosyal bilimler

11.12.2015 Cuma İzmir Basın Gündemi. Edebiyattan sinemaya, sinemadan sosyolojiye Türkiye de sosyal bilimler 11.12.2015 Cuma İzmir Basın Gündemi Edebiyattan sinemaya, sinemadan sosyolojiye Türkiye de sosyal bilimler İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, Akademik Düşünce Konferansları

Detaylı

İlkokuma Yazma Öğretimi

İlkokuma Yazma Öğretimi İlkokuma Yazma Öğretimi Günümüzün ve geleceğin öğrencilerinin yetiştirilmesinde, ilk okuma-yazma öğretiminin amacı; sadece okuma ve yazma gibi becerilerin kazandırılması değil, aynı zamanda düşünme, anlama,

Detaylı

FORUM EGE GÜNESI ANAOKULU 3-4 YAS GRUBU AYLIK PROGRAMI

FORUM EGE GÜNESI ANAOKULU 3-4 YAS GRUBU AYLIK PROGRAMI FORUM EGE GÜNESI ANAOKULU 3-4 YAS GRUBU AYLIK PROGRAMI DIL BECERILERIM VE BEN Hikaye / Öykü / Masal Tekerlemeler: Skinner tekniği ile okulum,tik tak,her sabah,çocuklar adli tekerlemelerini öğreniyorum.

Detaylı

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com GÜNLÜK (GÜNCE) 1 GÜNLÜK Öğretmeye bağlı, gerçekçi anlatım türlerinden biri olan günlükler, bir kişinin önemli ve kayda değer bulduğu olayları, gözlem, izlenim duygu düşünce ve hayallerini günü gününe tarih

Detaylı

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871

İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 İBRAHİM ŞİNASİ 1826-1871 Hayatı ve Edebi Kişiliği İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826 da İstanbulda doğdu. 13 Eylül 1871 de aynı kentte öldü. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829 da Osmanlı Rus savaşı

Detaylı

KIRMIZI KANATLI KARTAL

KIRMIZI KANATLI KARTAL Resimleyen: Vaqar Aqaei Refik Durbaş KIRMIZI KANATLI KARTAL ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Şiir 1. basım Refik Durbaş KIRMIZI KANATLI KARTAL Resimleyen: Vaqar Aqaei www.cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN Sosyal Ajan Marka Uzmanı GİZEM Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ Kokusunda Davet var ÖZKAN Y eni yepyeni bir dergiyle karşınızdayız. Sosyal medyada tanımanız gereken, takip etmeniz gereken kişileri mercek altına

Detaylı

4. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 )

4. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) 4. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI Şubat Ayı E-Bülteni 1 İÇİNDEKİLER 1. Doğum günü Olan Yıldızlarımız 2. Mihver Dersler 3. Branş Dersler 4. Kulüpler 2 DOĞUM GÜNÜ OLAN YILDIZLARIMIZ

Detaylı

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu

YAZ DEMEDEN ÖNCE. Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni. gulseminkucba@terakki.org.tr. Terakki Vakfı Okulları 2. Yazma Becerileri Sempozyumu YAZ DEMEDEN ÖNCE Gülsemin ERGÜN KUCBA Türkçe Öğretmeni gulseminkucba@terakki.org.tr AMACIMIZ Okuma ve yazma eylemlerini temellendirmek, Yaratımla ilgili her aşamada yaratıcılığın bireyin gözlem ve birikimlerine

Detaylı

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum.

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum. Sayın Kaymakam, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Milli Eğitim Müdürü, Darüşşafaka Cemiyeti nin Sayın Başkanı ve Yöneticileri, Saygıdeğer Öğretmenlerimiz, Darüşşafaka daki temel öğrenimlerini başarıyla tamamlayıp,

Detaylı

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014 BİLİMKURGU: BAŞKA BİR VAROLUŞ MÜMKÜN Bilimkurgu bir bakışa göre Samosata lı Lukianos tan (M.S. 2. Yüzyıl) bu yana, başka bir bakışa göre ise 1926 yılında yayımcı Hugo Gernsbeack in scientifiction kelimesini

Detaylı

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI YENİLEŞME DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU KAZANIMLAR.Osmanlı Devleti ni güçlü kılan sosyal, siyasi düzenin bozulma nedenlerini.batı düşüncesine,

Detaylı